basename|language|speaker|characters|phones Old-Testament-1-Chronicles-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohat'ın oğulları: Onun oğlu Amminadav, onun oğlu Korah, onun oğlu Assir,|kohatʔin oɡullari onun oɡlu amminadavʔ onun oɡlu korahʔ onun oɡlu assirʔ Old-Testament-Genesis-039-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisi eve gelinceye dek giysisini yanında tuttu.|efendisi eve ɡelint͡ʃeje dek ɡijsisini janinda tuttu. New-Testament-Hebrews-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Altın bir buhur sunağı ve her yanı altınla kaplı Antlaşma Sandığı oradaydı. Sandığın içinde altından yapılmış bir man testisi, Aron’un tomurcuklanmış asası ve antlaşma levhaları vardı.|altin bir buhur sunaɡi ve her jani altinla kapli antlasma sandiɡi oradajdi. sandiɡin it͡ʃinde altindan japilmis bir man testisiʔ aron’un tomurt͡ʃuklanmis asasi ve antlasma levhalari vardi. New-Testament-2-Corinthians-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle her zaman güven duyarız. Bedende barındığımız sürece Efendi’den uzak olduğumuzu biliyoruz.|bu nedenle her zaman ɡuven dujariz. bedende barindiɡimiz suret͡ʃe efendi’den uzak olduɡumuzu bilijoruz. Old-Testament-Psalms-037-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama doğruların kurtuluşu Yahve'dendir. O, sıkıntı zamanlarında onların kalesidir.|ama doɡrularin kurtulusu jahveʔdendir. oʔ sikinti zamanlarinda onlarin kalesidir. Old-Testament-Judges-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halkın, İsrael'in bütün oymaklarının ileri gelenleri, kılıç çeken dört yüz bin yaya, Tanrı halkının toplantısında kendilerini sundular.|butun halkinʔ israelʔin butun ojmaklarinin ileri ɡelenleriʔ kilit͡ʃ t͡ʃeken dort juz bin jajaʔ tanri halkinin toplantisinda kendilerini sundular. Old-Testament-1-Samuel-025-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın kalkıp yüzüstü yere eğildi ve şöyle dedi: \"\"İşte, hizmetkârın, efendimin hizmetkârlarının ayaklarını yıkamak için bir hizmetkârdır.\"\"\"|\"kadin kalkip juzustu jere eɡildi ve sojle dedi \"\"isteʔ hizmetkarinʔ efendimin hizmetkarlarinin ajaklarini jikamak it͡ʃin bir hizmetkardir.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mersin ağaçlarının arasında duran Yahve'nin meleğine, \"\"Yeryüzünde dolaştık, işte bütün yeryüzü rahat ve esenlik içinde\"\" dediler.\"|\"mersin aɡat͡ʃlarinin arasinda duran jahveʔnin meleɡineʔ \"\"jerjuzunde dolastikʔ iste butun jerjuzu rahat ve esenlik it͡ʃinde\"\" dediler.\" New-Testament-Acts-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus tam ağzını açmak üzereyken Gallio Yahudiler’e şöyle dedi: “Ey Yahudiler, davanız gerçekten haksızlık ya da ciddi bir suçla ilgili olsaydı, size katlanmam gerekirdi.|pavlus tam aɡzini at͡ʃmak uzerejken ɡallio jahudiler’e sojle dedi “ej jahudilerʔ davaniz ɡert͡ʃekten haksizlik ja da t͡ʃiddi bir sut͡ʃla ilɡili olsajdiʔ size katlanmam ɡerekirdi. Old-Testament-1-Kings-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Yaşayan çocuğu birinci kadına verin, ama onu kesinlikle öldürmeyin. Çünkü annesi odur.” diye yanıt verdi.|kralʔ “jasajan t͡ʃot͡ʃuɡu birint͡ʃi kadina verinʔ ama onu kesinlikle oldurmejin. t͡ʃunku annesi odur.” dije janit verdi. New-Testament-2-Corinthians-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Umduğumuzdan fazlasıyla, kendilerini önce Efendi’ye, sonra da Tanrı’nın isteğiyle bize sundular.|umduɡumuzdan fazlasijlaʔ kendilerini ont͡ʃe efendi’jeʔ sonra da tanri’nin isteɡijle bize sundular. Old-Testament-Joshua-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Gilad diyarına Ruven'in çocuklarına, Gad'ın çocuklarına ve Manaşşe oymağının yarısına kâhin Eleazar oğlu Pinehas'ı gönderdiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡilad dijarina ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ve manasse ojmaɡinin jarisina kahin eleazar oɡlu pinehasʔi ɡonderdiler. Old-Testament-Ezekiel-020-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada yollarınızı ve kendinizi kirlettiğiniz bütün işlerinizi hatırlayacaksınız. O zaman yapmış olduğunuz bütün kötülükler yüzünden kendi gözünüzde kendinizden tiksineceksiniz.|orada jollarinizi ve kendinizi kirlettiɡiniz butun islerinizi hatirlajat͡ʃaksiniz. o zaman japmis olduɡunuz butun kotulukler juzunden kendi ɡozunuzde kendinizden tiksinet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Chronicles-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve büyüktür ve övgüye çok layıktır. Bütün ilâhlardan çok da O'ndan korkulmalıdır.|t͡ʃunku jahve bujuktur ve ovɡuje t͡ʃok lajiktir. butun ilahlardan t͡ʃok da oʔndan korkulmalidir. Old-Testament-Jeremiah-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Davanı savunacak kimse yok ki, sana sargı vurulsun. Şifa verecek ilaçların yok.|davani savunat͡ʃak kimse jok kiʔ sana sarɡi vurulsun. sifa veret͡ʃek ilat͡ʃlarin jok. New-Testament-2-Thessalonians-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Pavlus, bu selamı kendi elimle yazıyorum. Bu işaret her mektubumda bulunur. Ben böyle yazarım.|ben pavlusʔ bu selami kendi elimle jazijorum. bu isaret her mektubumda bulunur. ben bojle jazarim. New-Testament-Luke-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|İblisler adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Sürü uçurumdan aşağı koşup denize atlayıp boğuldu.|iblisler adamdan t͡ʃikip domuzlarin it͡ʃine ɡirdiler. suru ut͡ʃurumdan asaɡi kosup denize atlajip boɡuldu. Old-Testament-Habakkuk-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yayını açtın. Ant oklarını çağırdın. Selah. Yeryüzünü ırmaklarla yardın.|jajini at͡ʃtin. ant oklarini t͡ʃaɡirdin. selah. jerjuzunu irmaklarla jardin. Old-Testament-Amos-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kötülükten nefret edin, ve iyiliği sevin ve mahkemelerde adaleti pekiştirin. Belki Ordular Tanrısı Yahve, Yosef'in kalıntısına lütfeder.\"\"\"|\"kotulukten nefret edinʔ ve ijiliɡi sevin ve mahkemelerde adaleti pekistirin. belki ordular tanrisi jahveʔ josefʔin kalintisina lutfeder.\"\"\" New-Testament-Mark-015-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus Yeşua’nın çoktan ölmüş olmasına şaşırdı. Yüzbaşıyı çağırıp, “Yeşua öleli çok oldu mu?” diye sordu.|pilatus jesua’nin t͡ʃoktan olmus olmasina sasirdi. juzbasiji t͡ʃaɡiripʔ “jesua oleli t͡ʃok oldu mu?” dije sordu. Old-Testament-Exodus-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi lütfen günahımı bir kez daha bağışla ve bu ölümü benden uzaklaştırması için de Tanrın Yahve'ye dua et.\"\"\"|\"simdi lutfen ɡunahimi bir kez daha baɡisla ve bu olumu benden uzaklastirmasi it͡ʃin de tanrin jahveʔje dua et.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan'dan Beer-Şeva'ya kadar bütün İsrael, Samuel'in Yahve'nin peygamberi olarak atandığını biliyordu.|danʔdan beer-sevaʔja kadar butun israelʔ samuelʔin jahveʔnin pejɡamberi olarak atandiɡini bilijordu. Old-Testament-1-Kings-018-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam sunusu vaktinde, Peygamber Eliya yaklaşıp şöyle dedi: “Ey Avraham’ın, İshak’ın ve İsrael’in Tanrısı Yahve, bugün bilinsin ki, sen İsrael’de Tanrı’sın, ben de senin hizmetkârınım ve bütün bu şeyleri senin sözünle yaptım.|aksam sunusu vaktindeʔ pejɡamber elija jaklasip sojle dedi “ej avraham’inʔ ishak’in ve israel’in tanrisi jahveʔ buɡun bilinsin kiʔ sen israel’de tanri’sinʔ ben de senin hizmetkarinim ve butun bu sejleri senin sozunle japtim. Old-Testament-1-Kings-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam'ın işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey, onlar Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil midir?|rehovamʔin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sejʔ onlar jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil midir? Old-Testament-Nehemiah-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sonra, Benyamin ve Haşşuv, evlerinin karşısındaki kısmı onardı. Onlardan sonra, Ananya oğlu Maaseya oğlu Azarya, kendi evinin yanındaki kısmı onardı.|onlardan sonraʔ benjamin ve hassuvʔ evlerinin karsisindaki kismi onardi. onlardan sonraʔ ananja oɡlu maaseja oɡlu azarjaʔ kendi evinin janindaki kismi onardi. New-Testament-Acts-013-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı O’nu ölümden asla çürümemek üzere dirilttiğini şöylece demiştir, ‘Size David’in kutsal ve emin bereketlerini vereceğim.’|“tanri o’nu olumden asla t͡ʃurumemek uzere dirilttiɡini sojlet͡ʃe demistirʔ ‘size david’in kutsal ve emin bereketlerini veret͡ʃeɡim.’ Old-Testament-Isaiah-032-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü saray terk edilecek. Kalabalık kent ıssız kalacak. Tepe ve gözetleme kulesi sonsuza dek inler, yaban eşekleri için bir eğlence, sürüler için otlak olacak,|t͡ʃunku saraj terk edilet͡ʃek. kalabalik kent issiz kalat͡ʃak. tepe ve ɡozetleme kulesi sonsuza dek inlerʔ jaban esekleri it͡ʃin bir eɡlent͡ʃeʔ suruler it͡ʃin otlak olat͡ʃakʔ Old-Testament-Genesis-039-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün Yosef’e söylese de, yanında yatmak ya da onunla birlikte olma isteğini dinlemedi.|her ɡun josef’e sojlese deʔ janinda jatmak ja da onunla birlikte olma isteɡini dinlemedi. Old-Testament-Job-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya, 'Bizden uzak dur, çünkü yollarını bilmek istemiyoruz' derler.|tanriʔjaʔ ʔbizden uzak durʔ t͡ʃunku jollarini bilmek istemijoruzʔ derler. New-Testament-1-Corinthians-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse ne diyorum? Putlara sunulan şey ya da put bir şey midir?|ojlejse ne dijorum? putlara sunulan sej ja da put bir sej midir? Old-Testament-Genesis-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, “Bahçede sesini duydum ve korktum, çünkü çıplaktım” dedi. “Bu nedenle saklandım.”|adamʔ “baht͡ʃede sesini dujdum ve korktumʔ t͡ʃunku t͡ʃiplaktim” dedi. “bu nedenle saklandim.” Old-Testament-Numbers-004-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ailelerine göre onlardan sayılanlar iki bin yedi yüz elli kişiydi.|ailelerine ɡore onlardan sajilanlar iki bin jedi juz elli kisijdi. New-Testament-2-Corinthians-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Cennete alınıp götürüldü. Orada sözle anlatılamaz, insanın söylemesi yasak olan şeyler duydu.|t͡ʃennete alinip ɡoturuldu. orada sozle anlatilamazʔ insanin sojlemesi jasak olan sejler dujdu. Old-Testament-2-Samuel-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevron'da David'e oğullar doğdu. İlk oğlu Yizreelli Ahinoam'dan Amnon'du;|hevronʔda davidʔe oɡullar doɡdu. ilk oɡlu jizreelli ahinoamʔdan amnonʔdu; Old-Testament-Exodus-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bir yabancıya haksızlık etmeyeceksin ve onu ezmeyeceksin; çünkü siz Mısır diyarında yabancıydınız.\"\"\"|\"\"\"bir jabant͡ʃija haksizlik etmejet͡ʃeksin ve onu ezmejet͡ʃeksin; t͡ʃunku siz misir dijarinda jabant͡ʃijdiniz.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Zikri oğlu Yoel onların gözetmeniydi; Hassenua oğlu Yahuda ise kentin üzerinde ikinciydi.|zikri oɡlu joel onlarin ɡozetmenijdi; hassenua oɡlu jahuda ise kentin uzerinde ikint͡ʃijdi. Old-Testament-1-Kings-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öbür kadın, “Hayır! Ama yaşayan benim oğlum, ölen senin oğlun.” dedi. Birincisi, “Hayır! Ama ölen senin oğlun, yaşayan da benim oğlum.” dedi. Kralın önünde böyle tartışıyorlardı.|obur kadinʔ “hajir! ama jasajan benim oɡlumʔ olen senin oɡlun.” dedi. birint͡ʃisiʔ “hajir! ama olen senin oɡlunʔ jasajan da benim oɡlum.” dedi. kralin onunde bojle tartisijorlardi. New-Testament-Acts-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Listra’da ayakları sakat bir adam yerde oturuyordu. Ana karnından beri kötürüm olan bu adam hiç yürümemişti.|listra’da ajaklari sakat bir adam jerde oturujordu. ana karnindan beri koturum olan bu adam hit͡ʃ jurumemisti. Old-Testament-Numbers-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onun yanında konaklayan Şimon oymağı olacak. Şimon'un çocuklarının beyi Surişadday oğlu Şelumiel olacak.\"|\"\"\"onun janinda konaklajan simon ojmaɡi olat͡ʃak. simonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin beji surisaddaj oɡlu selumiel olat͡ʃak.\" New-Testament-1-Corinthians-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz bu dünyanın ruhunu değil, Tanrı’dan gelen Ruh’u aldık. Öyle ki, Tanrı tarafından bize karşılıksızca verilenleri bilebilelim.|ama biz bu dunjanin ruhunu deɡilʔ tanri’dan ɡelen ruh’u aldik. ojle kiʔ tanri tarafindan bize karsiliksizt͡ʃa verilenleri bilebilelim. New-Testament-Acts-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Paranın bir kısmını kendine sakladı. Karısı da bunun farkındaydı, sonra paranın belli bir kısmını getirip elçilerin ayakları önüne bıraktı.|paranin bir kismini kendine sakladi. karisi da bunun farkindajdiʔ sonra paranin belli bir kismini ɡetirip elt͡ʃilerin ajaklari onune birakti. New-Testament-Mark-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç adam onlara, “Şaşırmayın. Çarmıha gerilmiş olan Nasıralı Yeşua’yı arıyorsunuz. O dirildi! O burada değil. İşte O’nu yatırdıkları yer!|ɡent͡ʃ adam onlaraʔ “sasirmajin. t͡ʃarmiha ɡerilmis olan nasirali jesua’ji arijorsunuz. o dirildi! o burada deɡil. iste o’nu jatirdiklari jer! New-Testament-2-Corinthians-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yaptığınız bu verme hizmeti, yalnızca kutsalların eksiklerini gidermekle kalmıyor, aynı zamanda Tanrı’ya sunulan bol şükürlerle de çoğalıyor.|t͡ʃunku japtiɡiniz bu verme hizmetiʔ jalnizt͡ʃa kutsallarin eksiklerini ɡidermekle kalmijorʔ ajni zamanda tanri’ja sunulan bol sukurlerle de t͡ʃoɡalijor. Old-Testament-Genesis-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun krallığının başlangıcı Şinar diyarında Babil, Erek, Akkad ve Kalne idi.|onun kralliɡinin baslanɡit͡ʃi sinar dijarinda babilʔ erekʔ akkad ve kalne idi. Old-Testament-1-Chronicles-006-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Amasay oğlu Mahat oğlu Elkana oğlu Suf oğlu,|amasaj oɡlu mahat oɡlu elkana oɡlu suf oɡluʔ Old-Testament-Hosea-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Asmalarını ve incir ağaçlarını harap edeceğim, onlar hakkında, 'Bunlar oynaşlarımın bana verdiği ücrettir' diyordu, ve onları ormana çevireceğim, ve kırın hayvanları onları yiyecek.|asmalarini ve int͡ʃir aɡat͡ʃlarini harap edet͡ʃeɡimʔ onlar hakkindaʔ ʔbunlar ojnaslarimin bana verdiɡi ut͡ʃrettirʔ dijorduʔ ve onlari ormana t͡ʃeviret͡ʃeɡimʔ ve kirin hajvanlari onlari jijet͡ʃek. Old-Testament-Exodus-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan daha önce yaptıkları kerpiçlerin sayısını isteyeceksiniz. Ondan hiçbir şey eksiltmeyeceksiniz; çünkü onlar tembeldirler. Bu nedenle, 'Hadi gidip Tanrımız'a kurban keselim' diyerek bağırıyorlar.|onlardan daha ont͡ʃe japtiklari kerpit͡ʃlerin sajisini istejet͡ʃeksiniz. ondan hit͡ʃbir sej eksiltmejet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku onlar tembeldirler. bu nedenleʔ ʔhadi ɡidip tanrimizʔa kurban keselimʔ dijerek baɡirijorlar. Old-Testament-2-Kings-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kadın gelip Tanrı adamına haber verdi. Adam, “Git, yağı sat ve borcunu öde; sen ve oğulların da geri kalanıyla geçinin” dedi.|sonra kadin ɡelip tanri adamina haber verdi. adamʔ “ɡitʔ jaɡi sat ve bort͡ʃunu ode; sen ve oɡullarin da ɡeri kalanijla ɡet͡ʃinin” dedi. New-Testament-Luke-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Kutsal Yasa uzmanlarına ve Ferisiler’e, “Şabat'da iyileştirmek Yasa’ya uygun mudur?” diye konuştu.|jesua kutsal jasa uzmanlarina ve ferisiler’eʔ “sabatʔda ijilestirmek jasa’ja ujɡun mudur?” dije konustu. Old-Testament-2-Samuel-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, 'Lütfen yanımda dur da beni öldür, çünkü ızdırap içindeyim ve can çekişiyorum' dedi.|banaʔ ʔlutfen janimda dur da beni oldurʔ t͡ʃunku izdirap it͡ʃindejim ve t͡ʃan t͡ʃekisijorumʔ dedi. Old-Testament-Isaiah-047-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğütlerinin çokluğundan yoruldun. Şimdi astrologlar, yıldızlara bakanlar, aylık kehanetçiler ayağa kalkıp başına gelecek şeylerden seni kurtarsınlar.|oɡutlerinin t͡ʃokluɡundan joruldun. simdi astroloɡlarʔ jildizlara bakanlarʔ ajlik kehanett͡ʃiler ajaɡa kalkip basina ɡelet͡ʃek sejlerden seni kurtarsinlar. Old-Testament-Judges-009-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek bütün gün kente karşı savaştı; ve kenti aldı ve içindeki insanları öldürdü. Kenti yerle bir etti ve üzerine tuz saçtı.|avimelek butun ɡun kente karsi savasti; ve kenti aldi ve it͡ʃindeki insanlari oldurdu. kenti jerle bir etti ve uzerine tuz sat͡ʃti. Old-Testament-Genesis-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şekem kızın babasına ve kardeşlerine, “Gözünüzde iyilik bulmama izin verin” dedi, “Ne isterseniz veririm.|sekem kizin babasina ve kardeslerineʔ “ɡozunuzde ijilik bulmama izin verin” dediʔ “ne isterseniz veririm. New-Testament-Matthew-018-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer her biriniz kardeşinizi suçları için yürekten bağışlamazsanız, göksel Babam da size öyle yapacaktır.”|eɡer her biriniz kardesinizi sut͡ʃlari it͡ʃin jurekten baɡislamazsanizʔ ɡoksel babam da size ojle japat͡ʃaktir.” Old-Testament-Habakkuk-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, üstelik şarap aldatıcıdır: Yurdunda durmayan, arzusunu Şeol gibi genişleten kibirli adam; o ölüm gibidir ve doymaz, ancak bütün ulusları kendi yanına toplar ve bütün halkları kendi yanına yığar.|evetʔ ustelik sarap aldatit͡ʃidir jurdunda durmajanʔ arzusunu seol ɡibi ɡenisleten kibirli adam; o olum ɡibidir ve dojmazʔ ant͡ʃak butun uluslari kendi janina toplar ve butun halklari kendi janina jiɡar. New-Testament-1-Corinthians-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben ektim, Apollos suladı. Ama Tanrı büyüttü.|ben ektimʔ apollos suladi. ama tanri bujuttu. Old-Testament-Amos-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekoa çobanları arasında bulunan Amos'un sözleri, Yahuda Kralı Uzziya'nın günlerinde ve İsrael Kralı Yoaş oğlu Yarovam'ın günlerinde, depremden iki yıl önce İsrael hakkında gördü.|tekoa t͡ʃobanlari arasinda bulunan amosʔun sozleriʔ jahuda krali uzzijaʔnin ɡunlerinde ve israel krali joas oɡlu jarovamʔin ɡunlerindeʔ depremden iki jil ont͡ʃe israel hakkinda ɡordu. New-Testament-2-Timothy-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözleri kangren gibi yayılacak. Himeneos ve Filitos onlardandır.|sozleri kanɡren ɡibi jajilat͡ʃak. himeneos ve filitos onlardandir. Old-Testament-Deuteronomy-028-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kadınla nişanlanacaksın ve onunla başka bir adam yatacak. Ev yapacaksın ve içinde oturmayacaksın. Bağ dikeceksin, meyvesinden faydalanamayacaksın.|bir kadinla nisanlanat͡ʃaksin ve onunla baska bir adam jatat͡ʃak. ev japat͡ʃaksin ve it͡ʃinde oturmajat͡ʃaksin. baɡ diket͡ʃeksinʔ mejvesinden fajdalanamajat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-035-002|und|SPEAKER_00_Turkish|'Altı gün iş işlenecek, ama yedinci gün sizin için kutsal bir gün, Yahve'ye Şabat, dinlenme günü olacak; onun içinde iş işleyen her kişi öldürülecektir.|ʔalti ɡun is islenet͡ʃekʔ ama jedint͡ʃi ɡun sizin it͡ʃin kutsal bir ɡunʔ jahveʔje sabatʔ dinlenme ɡunu olat͡ʃak; onun it͡ʃinde is islejen her kisi oldurulet͡ʃektir. Old-Testament-Judges-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ehud yanına geldi; ve o, serin üst odada tek başına oturuyordu. Ehud, \"\"Tanrı'dan sana bir haberim var\"\" dedi. Oturduğu yerden kalktı.\"|\"ehud janina ɡeldi; ve oʔ serin ust odada tek basina oturujordu. ehudʔ \"\"tanriʔdan sana bir haberim var\"\" dedi. oturduɡu jerden kalkti.\" New-Testament-Luke-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|aramızdan bazı kadınlar bizi şaşkına çevirdiler. Sabah erkenden mezara varmışlar.|aramizdan bazi kadinlar bizi saskina t͡ʃevirdiler. sabah erkenden mezara varmislar. Old-Testament-Jeremiah-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Hırsız bulunduğunda nasıl utanırsa, İsrael evi de kendileri, kralları, beyleri, kâhinleri ve peygamberleri öyle utanıyorlar.|hirsiz bulunduɡunda nasil utanirsaʔ israel evi de kendileriʔ krallariʔ bejleriʔ kahinleri ve pejɡamberleri ojle utanijorlar. Old-Testament-Ecclesiastes-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı her şeyi zamanında güzel yaptı. Onların yüreklerine de sonsuzluğu koydu, ancak insan Tanrı'nın başlangıçtan sona dek yaptığı işi bulup çıkaramaz.|tanri her seji zamaninda ɡuzel japti. onlarin jureklerine de sonsuzluɡu kojduʔ ant͡ʃak insan tanriʔnin baslanɡit͡ʃtan sona dek japtiɡi isi bulup t͡ʃikaramaz. Old-Testament-Micah-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine bize acıyacak. Suçlarımızı ayaklar altına alacak. Onların bütün günahlarını denizin derinliklerine atacaksın.|jine bize at͡ʃijat͡ʃak. sut͡ʃlarimizi ajaklar altina alat͡ʃak. onlarin butun ɡunahlarini denizin derinliklerine atat͡ʃaksin. Old-Testament-Proverbs-030-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"yoksa doyup da seni inkâr eder, 'Yahve kimdir?' derim, ya da yoksul olup hırsızlık yapar, Tanrı'mın adını lekelerim.\"\"\"|\"joksa dojup da seni inkar ederʔ ʔjahve kimdir?ʔ derimʔ ja da joksul olup hirsizlik japarʔ tanriʔmin adini lekelerim.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de ulusların gözünde adım lekelenmesin diye, elimi geri çektim ve kendi adım uğruna çalıştım, bu ulusların gözü önünde onları çıkarmıştım.|jine de uluslarin ɡozunde adim lekelenmesin dijeʔ elimi ɡeri t͡ʃektim ve kendi adim uɡruna t͡ʃalistimʔ bu uluslarin ɡozu onunde onlari t͡ʃikarmistim. New-Testament-Luke-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanoğlu’na karşı bir söz söyleyen herkes bağışlanacak, ama Kutsal Ruh’a küfredenler bağışlanmayacaktır.|insanoɡlu’na karsi bir soz sojlejen herkes baɡislanat͡ʃakʔ ama kutsal ruh’a kufredenler baɡislanmajat͡ʃaktir. New-Testament-2-Peter-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa melekler bile, güçte ve kudrette daha üstün olmalarına rağmen Efendi’nin önünde onlara karşı kötüleyici bir şekilde yargılamazlar.|ojsa melekler bileʔ ɡut͡ʃte ve kudrette daha ustun olmalarina raɡmen efendi’nin onunde onlara karsi kotulejit͡ʃi bir sekilde jarɡilamazlar. Old-Testament-Job-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer karla yıkansam, ellerimi kül suyuyla temizlesem de,|eɡer karla jikansamʔ ellerimi kul sujujla temizlesem deʔ Old-Testament-2-Samuel-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan korktuğu için Avner'e başka bir söz etmedi.|ondan korktuɡu it͡ʃin avnerʔe baska bir soz etmedi. Old-Testament-Ezekiel-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni işlemeli giysilerle giydirdim ve ayağına deri çarıklar giydirdim. Seni ince ketenle giydirdim, ipekle örttüm.|seni islemeli ɡijsilerle ɡijdirdim ve ajaɡina deri t͡ʃariklar ɡijdirdim. seni int͡ʃe ketenle ɡijdirdimʔ ipekle orttum. Old-Testament-1-Samuel-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden onu Yahve'ye verdim. Yaşadığı sürece Yahve'ye armağan edilmiştir.\"\" O orada Yahve'ye tapındı.\"|\"bu juzden onu jahveʔje verdim. jasadiɡi suret͡ʃe jahveʔje armaɡan edilmistir.\"\" o orada jahveʔje tapindi.\" Old-Testament-Daniel-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Şadrak, Meşak ve Abednego krala şöyle karşılık verdiler: “Ey Nebukadnetsar, bu konuda sana yanıt vermemize gerek yok.|sadrakʔ mesak ve abedneɡo krala sojle karsilik verdiler “ej nebukadnetsarʔ bu konuda sana janit vermemize ɡerek jok. Old-Testament-Jeremiah-049-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Develeri ganimet, sürüleri yağma olacak. Sakallarının köşeleri kesilmiş olanları her yana dağıtacağım, felaketlerini her yandan getireceğim.\"\" diyor Yahve.\"|\"develeri ɡanimetʔ suruleri jaɡma olat͡ʃak. sakallarinin koseleri kesilmis olanlari her jana daɡitat͡ʃaɡimʔ felaketlerini her jandan ɡetiret͡ʃeɡim.\"\" dijor jahve.\" New-Testament-Romans-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden? Çünkü imanla değil, işlerle olurmuş gibi aradılar. Tökezleme taşında tökezlediler.|neden? t͡ʃunku imanla deɡilʔ islerle olurmus ɡibi aradilar. tokezleme tasinda tokezlediler. Old-Testament-Psalms-145-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar müthiş işlerinin gücünden söz edecekler. Senin büyüklüğünü ilan edeceğim.|insanlar muthis islerinin ɡut͡ʃunden soz edet͡ʃekler. senin bujukluɡunu ilan edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü 'Ölümle antlaşma yaptık, Şeol ile de anlaştık' dediniz. 'Taşkın bela geçerken, bize gelmeyecek; çünkü yalanı kendimize sığınak yaptık ve kendimizi yalanın altına gizledik.'”|“t͡ʃunku ʔolumle antlasma japtikʔ seol ile de anlastikʔ dediniz. ʔtaskin bela ɡet͡ʃerkenʔ bize ɡelmejet͡ʃek; t͡ʃunku jalani kendimize siɡinak japtik ve kendimizi jalanin altina ɡizledik.ʔ” Old-Testament-Job-036-009|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman onlara işlerini ve suçlarını, gururla davranmış olduklarını gösterir.|o zaman onlara islerini ve sut͡ʃlariniʔ ɡururla davranmis olduklarini ɡosterir. New-Testament-John-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsana ilişkin kimsenin O’na tanıklık etmesine ihtiyacı yoktu. Çünkü insanda ne olduğunu O kendisi biliyordu.|insana iliskin kimsenin o’na taniklik etmesine ihtijat͡ʃi joktu. t͡ʃunku insanda ne olduɡunu o kendisi bilijordu. Old-Testament-Job-031-032|und|SPEAKER_00_Turkish|(Yabancı sokakta konaklamazdı, oysa kapımı yolcuya açardım);|(jabant͡ʃi sokakta konaklamazdiʔ ojsa kapimi jolt͡ʃuja at͡ʃardim); Old-Testament-Proverbs-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü bunlar günlerine uzunluk, ömrüne yıllar ve esenlik katacak.|t͡ʃunku bunlar ɡunlerine uzunlukʔ omrune jillar ve esenlik katat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-039-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben görkemimi uluslar arasına koyacağım. O zaman bütün uluslar verdiğim cezayı ve üzerlerine koyduğum elimi görecekler.|“ben ɡorkemimi uluslar arasina kojat͡ʃaɡim. o zaman butun uluslar verdiɡim t͡ʃezaji ve uzerlerine kojduɡum elimi ɡoret͡ʃekler. Old-Testament-2-Chronicles-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıllıca davrandı ve oğullarından bazılarını Yahuda ve Benyamin'in bütün diyarındaki her surlu kente dağıttı. Onlara bol bol yiyecek verdi; ve onlar için birçok karılar aradı.|akillit͡ʃa davrandi ve oɡullarindan bazilarini jahuda ve benjaminʔin butun dijarindaki her surlu kente daɡitti. onlara bol bol jijet͡ʃek verdi; ve onlar it͡ʃin birt͡ʃok karilar aradi. Old-Testament-2-Samuel-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral ve adamları, ülkede yaşayan Yevuslular'a karşı Yeruşalem'e gittiler. Onlar David'le konuşup şöyle dediler: \"\"Körler ve topallar seni buradan uzak tutacak.\"\" \"\"David buraya giremez\"\" diye düşünüyorlardı.\"|\"kral ve adamlariʔ ulkede jasajan jevuslularʔa karsi jerusalemʔe ɡittiler. onlar davidʔle konusup sojle dediler \"\"korler ve topallar seni buradan uzak tutat͡ʃak.\"\" \"\"david buraja ɡiremez\"\" dije dusunujorlardi.\" New-Testament-Romans-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih Yeşua’daki yaşam Ruhu’nun yasası beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı.|t͡ʃunku mesih jesua’daki jasam ruhu’nun jasasi beni ɡunahin ve olumun jasasindan ozɡur kildi. New-Testament-Luke-003-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yişay oğlu, Ovet oğlu, Boaz oğlu, Salmon oğlu, Nahşon oğlu,|jisaj oɡluʔ ovet oɡluʔ boaz oɡluʔ salmon oɡluʔ nahson oɡluʔ New-Testament-1-Timothy-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kim kendine ait olanların, özellikle de ev halkının geçimini sağlamazsa, imanı inkâr etmiş olur ve imansızdan beter olur.|ama kim kendine ait olanlarinʔ ozellikle de ev halkinin ɡet͡ʃimini saɡlamazsaʔ imani inkar etmis olur ve imansizdan beter olur. New-Testament-Acts-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Özgürlükçüler Havrası diye anılan havradan bazıları ve Kirene’den, İskenderiye’den, Kilikya’dan ve Asya İli’nden bazı kişiler, Stefanos’la çekişiyorlardı.|ama ozɡurlukt͡ʃuler havrasi dije anilan havradan bazilari ve kirene’denʔ iskenderije’denʔ kilikja’dan ve asja ili’nden bazi kisilerʔ stefanos’la t͡ʃekisijorlardi. Old-Testament-Numbers-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bütün değnekleri Yahve'nin önünden bütün İsrael'in çocuklarına çıkardı. Baktılar ve her biri kendi değneğini aldı.|mose butun deɡnekleri jahveʔnin onunden butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina t͡ʃikardi. baktilar ve her biri kendi deɡneɡini aldi. Old-Testament-Isaiah-029-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Her şeyi alt üst ediyorsunuz! Çömlekçi balçıkla bir düşünülür mü ki, yapılan kendini yapan hakkında \"\"Beni o yapmadı\"\" desin; kendine biçim verilen, onu biçimlendiren hakkında \"\"Onun anlayışı yoktur\"\" desin?\"|\"her seji alt ust edijorsunuz! t͡ʃomlekt͡ʃi balt͡ʃikla bir dusunulur mu kiʔ japilan kendini japan hakkinda \"\"beni o japmadi\"\" desin; kendine bit͡ʃim verilenʔ onu bit͡ʃimlendiren hakkinda \"\"onun anlajisi joktur\"\" desin?\" Old-Testament-Numbers-032-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyt-Nimra'yı ve Beyt-Haran'ı kurdular; bunlar surlu kentler ve koyun ağıllarıydı.|bejt-nimraʔji ve bejt-haranʔi kurdular; bunlar surlu kentler ve kojun aɡillarijdi. Old-Testament-Exodus-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael ordugâhının önünden giden Tanrı'nın meleği yer değiştirip arkalarına gitti. Bulut sütunu da önlerinden yer değiştirip arkalarında durdu.|israel orduɡahinin onunden ɡiden tanriʔnin meleɡi jer deɡistirip arkalarina ɡitti. bulut sutunu da onlerinden jer deɡistirip arkalarinda durdu. Old-Testament-1-Samuel-017-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Değneğini eline aldı ve dereden kendine beş tane düzgün taş seçip yanında bulunan çoban torbasının kesesine koydu. Sapanı elindeydi ve Filistli'ye yaklaştı.|deɡneɡini eline aldi ve dereden kendine bes tane duzɡun tas set͡ʃip janinda bulunan t͡ʃoban torbasinin kesesine kojdu. sapani elindejdi ve filistliʔje jaklasti. Old-Testament-2-Kings-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi bilin ki, Yahve'nin Ahav'ın eviyle ilgili söylediği sözünden hiçbiri yere düşmeyecektir. Çünkü Yahve, hizmetkârı Eliya aracılığıyla söylediği şeyi yaptı.\"\"\"|\"simdi bilin kiʔ jahveʔnin ahavʔin evijle ilɡili sojlediɡi sozunden hit͡ʃbiri jere dusmejet͡ʃektir. t͡ʃunku jahveʔ hizmetkari elija arat͡ʃiliɡijla sojlediɡi seji japti.\"\"\" Old-Testament-Exodus-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Aradan çok sayıda günler gelip geçti, Mısır Kralı öldü. İsrael'in çocukları esaretten dolayı ah çektiler, feryat ettiler ve feryatları esaret nedeniyle Tanrı'ya ulaştı.|aradan t͡ʃok sajida ɡunler ɡelip ɡet͡ʃtiʔ misir krali oldu. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari esaretten dolaji ah t͡ʃektilerʔ ferjat ettiler ve ferjatlari esaret nedenijle tanriʔja ulasti. Old-Testament-Amos-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Nasıl bir adam aslandan kaçarken, ayıyla karşılaşır; ya da eve girip elini duvara dayar da yılan onu sokar.|nasil bir adam aslandan kat͡ʃarkenʔ ajijla karsilasir; ja da eve ɡirip elini duvara dajar da jilan onu sokar. Old-Testament-Deuteronomy-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Yarden'in ötesinde, güneşin battığı yolun arkasında, Gilgal yakınındaki Arava'da, Moreh Meşeliği yanında oturan Kenanlılar'ın ülkesinde değiller mi?|onlar jardenʔin otesindeʔ ɡunesin battiɡi jolun arkasindaʔ ɡilɡal jakinindaki aravaʔdaʔ moreh meseliɡi janinda oturan kenanlilarʔin ulkesinde deɡiller mi? New-Testament-Ephesians-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in bizi nasıl sevip bizim için kendisini hoş kokulu bir sunu ve kurban olarak Tanrı’ya teslim ettiyse, siz de öylece sevgide yürüyün.|mesih’in bizi nasil sevip bizim it͡ʃin kendisini hos kokulu bir sunu ve kurban olarak tanri’ja teslim ettijseʔ siz de ojlet͡ʃe sevɡide jurujun. Old-Testament-Deuteronomy-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir adam, nişanlı olmayan el değmemiş bir kız bulursa, onu tutup onunla yatarsa ve onlar bulunursa,|eɡer bir adamʔ nisanli olmajan el deɡmemis bir kiz bulursaʔ onu tutup onunla jatarsa ve onlar bulunursaʔ Old-Testament-1-Chronicles-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gedorlu Yeroham'ın oğulları Yoelah ve Zevadya.|ɡedorlu jerohamʔin oɡullari joelah ve zevadja. New-Testament-Romans-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle sen, ey yargılayan insan, kim olursan ol, özrün yok. Çünkü başkasını yargıladığın şeyde kendini mahkûm ediyorsun. Ey yargıda bulunan sen, aynı şeyleri yapıyorsun.|bu nedenle senʔ ej jarɡilajan insanʔ kim olursan olʔ ozrun jok. t͡ʃunku baskasini jarɡiladiɡin sejde kendini mahkum edijorsun. ej jarɡida bulunan senʔ ajni sejleri japijorsun. Old-Testament-Job-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|On kezdir beni azarladınız. Bana saldırmaktan utanmıyorsunuz.|on kezdir beni azarladiniz. bana saldirmaktan utanmijorsunuz. Old-Testament-2-Chronicles-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam, David oğlu Yerimot'un kızı olup Yişay oğlu Eliav'ın kızı Avihayil'in kızı olan Mahalat'ı kendisine karı olarak aldı.|rehovamʔ david oɡlu jerimotʔun kizi olup jisaj oɡlu eliavʔin kizi avihajilʔin kizi olan mahalatʔi kendisine kari olarak aldi. Old-Testament-Genesis-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkelerinde ve uluslarında dillerine göre boylarına göre Ham'ın oğulları bunlardır.|ulkelerinde ve uluslarinda dillerine ɡore bojlarina ɡore hamʔin oɡullari bunlardir. New-Testament-1-Corinthians-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenin daha az değerli olduğunu düşündüğümüz parçalarına daha çok değer veririz. Bu sayede gösterişsiz parçalar daha gösterişli hale gelir.|bedenin daha az deɡerli olduɡunu dusunduɡumuz part͡ʃalarina daha t͡ʃok deɡer veririz. bu sajede ɡosterissiz part͡ʃalar daha ɡosterisli hale ɡelir. Old-Testament-Numbers-001-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin oymağından sayılanlar otuz beş bin dört yüz kişiydi.|benjamin ojmaɡindan sajilanlar otuz bes bin dort juz kisijdi. Old-Testament-Exodus-028-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Urim'i ve Tummim'i hüküm göğüslüğüne koyacaksın; Aron Yahve'nin huzuruna girdiğinde bunlar onun yüreği üzerinde olacaklar. Aron, İsrael'in çocuklarının hükmünü Yahve'nin önünde sürekli yüreği üzerinde taşıyacak.\"\"\"|\"urimʔi ve tummimʔi hukum ɡoɡusluɡune kojat͡ʃaksin; aron jahveʔnin huzuruna ɡirdiɡinde bunlar onun jureɡi uzerinde olat͡ʃaklar. aronʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin hukmunu jahveʔnin onunde surekli jureɡi uzerinde tasijat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi, \"\"O gün, emin yere tutturulan çivi yerinden çıkacak\"\" diyor. \"\"Kesilecek ve düşecek. Onun üzerindeki yük kesilip atılacak, çünkü bunu Yahve söyledi.”\"|\"ordular jahvesiʔ \"\"o ɡunʔ emin jere tutturulan t͡ʃivi jerinden t͡ʃikat͡ʃak\"\" dijor. \"\"kesilet͡ʃek ve duset͡ʃek. onun uzerindeki juk kesilip atilat͡ʃakʔ t͡ʃunku bunu jahve sojledi.”\" Old-Testament-Proverbs-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Meyvem altından, evet, saf altından, ürünüm seçme gümüşten daha iyidir.|mejvem altindanʔ evetʔ saf altindanʔ urunum set͡ʃme ɡumusten daha ijidir. New-Testament-John-005-035|und|SPEAKER_00_Turkish|O, yanan ve parlayan bir kandildi ve sizler bir süre onun ışığında sevinmek istediniz.|oʔ janan ve parlajan bir kandildi ve sizler bir sure onun isiɡinda sevinmek istediniz. Old-Testament-Exodus-039-013|und|SPEAKER_00_Turkish|dördüncü sırada gökzümrüt, oniks, ve yeşim vardı; yuvalarında altın çerçeveler içine kakılmıştı.|dordunt͡ʃu sirada ɡokzumrutʔ oniksʔ ve jesim vardi; juvalarinda altin t͡ʃert͡ʃeveler it͡ʃine kakilmisti. New-Testament-Mark-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle size diyorum ki, duayla dilediğiniz her şeyi almış olduğunuza inanın. Onlara sahip olacaksınız.|bu nedenle size dijorum kiʔ duajla dilediɡiniz her seji almis olduɡunuza inanin. onlara sahip olat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Job-033-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Canımı çukura girmekten O kurtardı. Yaşamım ışığı görecek.'\"\"\"|\"t͡ʃanimi t͡ʃukura ɡirmekten o kurtardi. jasamim isiɡi ɡoret͡ʃek.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-011-046|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sizin de vay halinize, ey Yasa uzmanları! Çünkü insanlara taşınması zor yükler yüklüyorsunuz, kendiniz bu yükleri taşımak için parmağınızı bile kaldırmıyorsunuz.|“sizin de vaj halinizeʔ ej jasa uzmanlari! t͡ʃunku insanlara tasinmasi zor jukler juklujorsunuzʔ kendiniz bu jukleri tasimak it͡ʃin parmaɡinizi bile kaldirmijorsunuz. Old-Testament-Ezekiel-022-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden öfkemi üzerlerine döktüm. Gazabımın ateşiyle onları tükettim. Kendi yollarını başlarına getirdim.” diyor Efendi Yahve.|bu juzden ofkemi uzerlerine doktum. ɡazabimin atesijle onlari tukettim. kendi jollarini baslarina ɡetirdim.” dijor efendi jahve. Old-Testament-2-Chronicles-036-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sidkiya hüküm sürmeye başladığında yirmi bir yaşındaydı ve Yeruşalem'de on bir yıl hüküm sürdü.|sidkija hukum surmeje basladiɡinda jirmi bir jasindajdi ve jerusalemʔde on bir jil hukum surdu. Old-Testament-Exodus-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şimdi bütün hayvanlarının ve kırdaki tüm hayvanlarının barınağa alınmasını buyur. Kırda bulunan ve eve getirilmeyen her insan ve hayvanın üzerine dolu yağacak ve onlar ölecekler.'”|bu nedenle simdi butun hajvanlarinin ve kirdaki tum hajvanlarinin barinaɡa alinmasini bujur. kirda bulunan ve eve ɡetirilmejen her insan ve hajvanin uzerine dolu jaɡat͡ʃak ve onlar olet͡ʃekler.ʔ” Old-Testament-2-Kings-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa ona bir haberci gönderip, “Git, Yarden’de yedi kez yıkan, etin sana geri dönecek ve temiz olacaksın” dedi.|elisa ona bir habert͡ʃi ɡonderipʔ “ɡitʔ jarden’de jedi kez jikanʔ etin sana ɡeri donet͡ʃek ve temiz olat͡ʃaksin” dedi. New-Testament-John-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni seven kişi, buyruklarım kendisinde olup onları tutandır. Beni seven, Babam tarafından sevilecektir. Ben de onu seveceğim ve kendimi ona göstereceğim.”|beni seven kisiʔ bujruklarim kendisinde olup onlari tutandir. beni sevenʔ babam tarafindan sevilet͡ʃektir. ben de onu sevet͡ʃeɡim ve kendimi ona ɡosteret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Numbers-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşon'un oğullarının ailelerine göre adları şunlardır: Livni ve Şimi.|ɡersonʔun oɡullarinin ailelerine ɡore adlari sunlardir livni ve simi. Old-Testament-Jonah-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve balığa konuştu ve balık Yona'yı kuru toprağa kustu.|o zaman jahve baliɡa konustu ve balik jonaʔji kuru topraɡa kustu. Old-Testament-Isaiah-044-026|und|SPEAKER_00_Turkish|hizmetkârının sözünü doğrulayan, ulakların öğütlerini yerine getiren; Yeruşalem için, 'Onda oturulacak', Yahuda kentleri için de, 'Onlar bina olacaklar, onun yıkık yerlerini ayağa kaldıracağım' diyen;|hizmetkarinin sozunu doɡrulajanʔ ulaklarin oɡutlerini jerine ɡetiren; jerusalem it͡ʃinʔ ʔonda oturulat͡ʃakʔʔ jahuda kentleri it͡ʃin deʔ ʔonlar bina olat͡ʃaklarʔ onun jikik jerlerini ajaɡa kaldirat͡ʃaɡimʔ dijen; Old-Testament-Genesis-035-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov ailesine ve yanındakilerin hepsine şöyle dedi: “Aranızdaki yabancı ilâhları atın, kendinizi arındırın, giysilerinizi değiştirin.|jakov ailesine ve janindakilerin hepsine sojle dedi “aranizdaki jabant͡ʃi ilahlari atinʔ kendinizi arindirinʔ ɡijsilerinizi deɡistirin. Old-Testament-1-Chronicles-026-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaşlarda kazanılan ganimetlerden bazılarını Yahve'nin evini onarmak için adadılar.|savaslarda kazanilan ɡanimetlerden bazilarini jahveʔnin evini onarmak it͡ʃin adadilar. Old-Testament-Isaiah-038-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve beni kurtaracak. Bu nedenle yaşamımızın bütün günlerinde, Yahve'nin evinde, ezgilerimi yaylı çalgılarla söyleyeceğiz.|jahve beni kurtarat͡ʃak. bu nedenle jasamimizin butun ɡunlerindeʔ jahveʔnin evindeʔ ezɡilerimi jajli t͡ʃalɡilarla sojlejet͡ʃeɡiz. Old-Testament-Proverbs-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar kötülük ekmeği yerler, zorbalık şarabından içerler.|t͡ʃunku onlar kotuluk ekmeɡi jerlerʔ zorbalik sarabindan it͡ʃerler. New-Testament-1-John-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tanıklık eden üçtür.|t͡ʃunku taniklik eden ut͡ʃtur. New-Testament-2-Corinthians-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz her şeyde, imanda, konuşmada, bilgide, her türlü çabada ve bize olan sevginizde bolluk içinde olduğunuz gibi, bu lütufta da bolluk içinde olun.|ama siz her sejdeʔ imandaʔ konusmadaʔ bilɡideʔ her turlu t͡ʃabada ve bize olan sevɡinizde bolluk it͡ʃinde olduɡunuz ɡibiʔ bu lutufta da bolluk it͡ʃinde olun. Old-Testament-Isaiah-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün bu kıyı ülkesi sakinleri şöyle diyecekler: 'İşte, Aşur Kralı'ndan kurtulmak üzere yardım için kaçtığımız yer, umudumuz buydu. Peki biz nasıl kaçacağız?'”|o ɡun bu kiji ulkesi sakinleri sojle dijet͡ʃekler ʔisteʔ asur kraliʔndan kurtulmak uzere jardim it͡ʃin kat͡ʃtiɡimiz jerʔ umudumuz bujdu. peki biz nasil kat͡ʃat͡ʃaɡiz?ʔ” Old-Testament-Proverbs-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanın düştüğünde sevinme. O yıkılınca yüreğin memnun olmasın,|dusmanin dustuɡunde sevinme. o jikilint͡ʃa jureɡin memnun olmasinʔ Old-Testament-2-Chronicles-033-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü babası Hizkiya'nın yıktığı yüksek yerleri yeniden yaptı; Baallar için sunaklar kurdu, Aşerler yaptı ve gökyüzünün bütün ordusuna tapındı ve onlara hizmet etti.|t͡ʃunku babasi hizkijaʔnin jiktiɡi juksek jerleri jeniden japti; baallar it͡ʃin sunaklar kurduʔ aserler japti ve ɡokjuzunun butun ordusuna tapindi ve onlara hizmet etti. Old-Testament-Jeremiah-050-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“O günlerde ve o zamanda,” diyor Yahve, “İsrael'in çocukları ve Yahuda'nın çocukları birlikte gelecekler; ağlayarak yollarına devam edecekler, ve Tanrıları Yahve'yi arayacaklar.|“o ɡunlerde ve o zamandaʔ” dijor jahveʔ “israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ve jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari birlikte ɡelet͡ʃekler; aɡlajarak jollarina devam edet͡ʃeklerʔ ve tanrilari jahveʔji arajat͡ʃaklar. Old-Testament-Ezekiel-033-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu gerçekleştiğinde, işte, gerçekleşiyor, o zaman aralarında bir peygamber olduğunu bilecekler.”|“bu ɡert͡ʃeklestiɡindeʔ isteʔ ɡert͡ʃeklesijorʔ o zaman aralarinda bir pejɡamber olduɡunu bilet͡ʃekler.” New-Testament-Romans-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yine korku için kölelik ruhunu almadınız, ama evlatlık ruhunu aldınız. Bu ruh aracılığıyla, “Abba! Baba!” diye haykırıyoruz.|t͡ʃunku jine korku it͡ʃin kolelik ruhunu almadinizʔ ama evlatlik ruhunu aldiniz. bu ruh arat͡ʃiliɡijlaʔ “abba! baba!” dije hajkirijoruz. Old-Testament-Numbers-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|her iki beye bir araba ve her birine bir öküz olmak üzere, Yahve'nin önüne sunularını altı kapalı araba ve on iki öküz getirdiler. Bunları konutun önünde takdim ettiler.|her iki beje bir araba ve her birine bir okuz olmak uzereʔ jahveʔnin onune sunularini alti kapali araba ve on iki okuz ɡetirdiler. bunlari konutun onunde takdim ettiler. New-Testament-Acts-008-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Sudan çıkınca, Efendi’nin Ruhu Filipus’u alıp götürdü. Hadım onu bir daha görmedi ve yoluna sevinçle devam etti.|sudan t͡ʃikint͡ʃaʔ efendi’nin ruhu filipus’u alip ɡoturdu. hadim onu bir daha ɡormedi ve joluna sevint͡ʃle devam etti. Old-Testament-Judges-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşon, evin üzerinde durduğu ortadaki iki sütunu tuttu; biri sağ eliyle, öbürü sol eliyle onlara yaslandı.|simsonʔ evin uzerinde durduɡu ortadaki iki sutunu tuttu; biri saɡ elijleʔ oburu sol elijle onlara jaslandi. Old-Testament-Job-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Boşluğa güvenip kendini aldatmasın, çünkü boşluk onun ödülü olacak.|bosluɡa ɡuvenip kendini aldatmasinʔ t͡ʃunku bosluk onun odulu olat͡ʃak. New-Testament-Acts-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Efendi’nin sözü büyüyor ve giderek kudretleniyordu.|bojlet͡ʃe efendi’nin sozu bujujor ve ɡiderek kudretlenijordu. Old-Testament-Psalms-107-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü özlemle dolu canı doyurur. Aç canı iyilikle doldurur.|t͡ʃunku ozlemle dolu t͡ʃani dojurur. at͡ʃ t͡ʃani ijilikle doldurur. Old-Testament-2-Samuel-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o tarlanın ortasında durup onu savundu ve Filistliler'i öldürdü; ve Yahve büyük bir zafer sağladı.|ama o tarlanin ortasinda durup onu savundu ve filistlilerʔi oldurdu; ve jahve bujuk bir zafer saɡladi. Old-Testament-Zechariah-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ordular Yahvesi şöyle diyor: ‘Eğer benim yollarımda yürürsen ve öğrettiklerimi yerine getirirsen, o zaman da evime sen hükmedeceksin ve avlularımı da sen koruyacaksın ve bu duranların arasında sana içeri girme serbestliği vereceğim.|“ordular jahvesi sojle dijor ‘eɡer benim jollarimda jurursen ve oɡrettiklerimi jerine ɡetirirsenʔ o zaman da evime sen hukmedet͡ʃeksin ve avlularimi da sen korujat͡ʃaksin ve bu duranlarin arasinda sana it͡ʃeri ɡirme serbestliɡi veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-105-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Önlerinden bir adam gönderdi. Yosef köle olmak üzere satıldı.|onlerinden bir adam ɡonderdi. josef kole olmak uzere satildi. Old-Testament-Isaiah-045-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim için, 'Doğruluk ve güç yalnızca Yahve'de vardır' diyecekler.” İnsanlar O'na gelecekler. O'na karşı hiddetlenenlerin hepsi hayal kırıklığına uğrayacak.|benim it͡ʃinʔ ʔdoɡruluk ve ɡut͡ʃ jalnizt͡ʃa jahveʔde vardirʔ dijet͡ʃekler.” insanlar oʔna ɡelet͡ʃekler. oʔna karsi hiddetlenenlerin hepsi hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-031-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov dağda kurban kesti ve yakınlarını yemeye çağırdı. Yemeği yiyip geceyi dağda geçirdiler.|jakov daɡda kurban kesti ve jakinlarini jemeje t͡ʃaɡirdi. jemeɡi jijip ɡet͡ʃeji daɡda ɡet͡ʃirdiler. New-Testament-Revelation-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde oturan ve dünya kurulduğundan beri öldürülmüş Kuzu’nun yaşam kitabına adı yazılmamış olan herkes ona tapınacak.|jerjuzunde oturan ve dunja kurulduɡundan beri oldurulmus kuzu’nun jasam kitabina adi jazilmamis olan herkes ona tapinat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancı birine kefil olan kişi bunun acısını çeker, teminat vermeyi reddeden kişi güvendedir.|jabant͡ʃi birine kefil olan kisi bunun at͡ʃisini t͡ʃekerʔ teminat vermeji reddeden kisi ɡuvendedir. Old-Testament-Jeremiah-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Git, Hananya'ya söyleyip de, 'Yahve şöyle diyor, \"\"Sen odun boyunduruğu kırdın, ama onun yerine demir boyunduruk yaptın.\"\"\"|\"\"\"ɡitʔ hananjaʔja sojlejip deʔ ʔjahve sojle dijorʔ \"\"sen odun bojunduruɡu kirdinʔ ama onun jerine demir bojunduruk japtin.\"\"\" Old-Testament-Daniel-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim yere kapanıp tapmazsa, hemen o saat yanan kızgın fırının içine atılacaktır.”|kim jere kapanip tapmazsaʔ hemen o saat janan kizɡin firinin it͡ʃine atilat͡ʃaktir.” Old-Testament-1-Chronicles-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral David içeri girip Yahve'nin önünde oturdu ve şöyle dedi, “Ben kimim, Ey Yahve Tanrı, evim nedir ki, beni buraya kadar getirdin?|o zaman kral david it͡ʃeri ɡirip jahveʔnin onunde oturdu ve sojle dediʔ “ben kimimʔ ej jahve tanriʔ evim nedir kiʔ beni buraja kadar ɡetirdin? Old-Testament-1-Kings-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev için sabit kafesli pencereler yaptı.|ev it͡ʃin sabit kafesli pent͡ʃereler japti. Old-Testament-Joel-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençliğinin kocası için çul giymiş el değmemiş bir kız gibi yas tut!|ɡent͡ʃliɡinin kot͡ʃasi it͡ʃin t͡ʃul ɡijmis el deɡmemis bir kiz ɡibi jas tut! Old-Testament-Deuteronomy-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman babasıyla annesi onu tutacaklar ve onu kentlerinin ihtiyarlarına ve bulunduğu yerin kapısına çıkaracaklar.|o zaman babasijla annesi onu tutat͡ʃaklar ve onu kentlerinin ihtijarlarina ve bulunduɡu jerin kapisina t͡ʃikarat͡ʃaklar. Old-Testament-Leviticus-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Size daima bir kural olacak: Yedinci ayda, ayın onuncu gününde, canlarınızı sıkıntıya sokacaksınız, ister yerli olsun, ister yabancı olarak aranızda yaşayan bir garip olsun, hiçbir iş yapmayacaksınız.\"|\"\"\"size daima bir kural olat͡ʃak jedint͡ʃi ajdaʔ ajin onunt͡ʃu ɡunundeʔ t͡ʃanlarinizi sikintija sokat͡ʃaksinizʔ ister jerli olsunʔ ister jabant͡ʃi olarak aranizda jasajan bir ɡarip olsunʔ hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-Proverbs-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişilere imrenme, ne de onlarla birlikte olmayı dile.|kotu kisilere imrenmeʔ ne de onlarla birlikte olmaji dile. Old-Testament-1-Chronicles-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin, ilk oğlu Bela'nın, ikinci oğlu Aşvel'in, üçüncü oğlu Aharah'ın,|benjaminʔ ilk oɡlu belaʔninʔ ikint͡ʃi oɡlu asvelʔinʔ ut͡ʃunt͡ʃu oɡlu aharahʔinʔ Old-Testament-Amos-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Ammon'un çocuklarının üç, hatta dört suçundan ötürü cezasını geri çevirmeyeceğim, çünkü kendi sınırlarını genişletmek için Gilad’ın gebe kadınlarının karınlarını yardılar.|jahve sojle dijor “ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin ut͡ʃʔ hatta dort sut͡ʃundan oturu t͡ʃezasini ɡeri t͡ʃevirmejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku kendi sinirlarini ɡenisletmek it͡ʃin ɡilad’in ɡebe kadinlarinin karinlarini jardilar. Old-Testament-Psalms-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden uzakta duruyorsun, ey Yahve? Sıkıntı zamanlarında neden kendini saklıyorsun?|neden uzakta durujorsunʔ ej jahve? sikinti zamanlarinda neden kendini saklijorsun? Old-Testament-Exodus-037-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu saf altınla kapladı ve çevresine altın pervaz yaptı.|onu saf altinla kapladi ve t͡ʃevresine altin pervaz japti. Old-Testament-Jeremiah-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Samariya peygamberlerinde delilik gördüm. Baal adına peygamberlik ettiler, ve halkım İsrael'i saptırdılar.|“samarija pejɡamberlerinde delilik ɡordum. baal adina pejɡamberlik ettilerʔ ve halkim israelʔi saptirdilar. Old-Testament-Job-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Evleri korkudan yana, güvenlik içindedir, Tanrı'nın sopası da üzerlerinde değildir.|evleri korkudan janaʔ ɡuvenlik it͡ʃindedirʔ tanriʔnin sopasi da uzerlerinde deɡildir. Old-Testament-Genesis-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeret, Hanok'un babası olduktan sonra sekiz yüz yıl daha yaşadı ve başka oğulları ve kızları oldu.|jeretʔ hanokʔun babasi olduktan sonra sekiz juz jil daha jasadi ve baska oɡullari ve kizlari oldu. Old-Testament-Psalms-069-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtar beni ey Tanrı, çünkü sular boynuma kadar geldi!|kurtar beni ej tanriʔ t͡ʃunku sular bojnuma kadar ɡeldi! Old-Testament-Genesis-047-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır diyarı senin önündedir. Babanı ve kardeşlerini ülkenin en iyi yerinde oturt. Goşen diyarında otursunlar. Eğer onlar arasında becerikli adamlar tanıyorsan, onları davarlarıma bakmakla görevlendir.”|misir dijari senin onundedir. babani ve kardeslerini ulkenin en iji jerinde oturt. ɡosen dijarinda otursunlar. eɡer onlar arasinda bet͡ʃerikli adamlar tanijorsanʔ onlari davarlarima bakmakla ɡorevlendir.” Old-Testament-Hosea-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efraim kolayca aldatılan bir güvercin gibidir, anlayışsızdır. Mısır'ı çağırıyorlar. Aşur'a gidiyorlar.|“efraim kolajt͡ʃa aldatilan bir ɡuvert͡ʃin ɡibidirʔ anlajissizdir. misirʔi t͡ʃaɡirijorlar. asurʔa ɡidijorlar. New-Testament-Galatians-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih’e vaftiz edilenlerinizin hepsi Mesih’i giyindi.|t͡ʃunku mesih’e vaftiz edilenlerinizin hepsi mesih’i ɡijindi. Old-Testament-Deuteronomy-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sana verdiği bereket uyarınca, herkes gücü yettiğince verecek.|tanrin jahveʔnin sana verdiɡi bereket ujarint͡ʃaʔ herkes ɡut͡ʃu jettiɡint͡ʃe veret͡ʃek. New-Testament-Ephesians-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Hırsızlık yapan artık çalmasın. Bunun yerine, ihtiyacı olana verecek bir şeyi olsun diye, elleriyle iyi bir şeyler üreterek çalışsın.|hirsizlik japan artik t͡ʃalmasin. bunun jerineʔ ihtijat͡ʃi olana veret͡ʃek bir seji olsun dijeʔ ellerijle iji bir sejler ureterek t͡ʃalissin. New-Testament-Luke-011-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisi Yeşua’nın yemekten önce ellerini yıkamadığını görünce şaştı.|ferisi jesua’nin jemekten ont͡ʃe ellerini jikamadiɡini ɡorunt͡ʃe sasti. New-Testament-Romans-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse imanla Yasa’yı geçersiz mi kılıyoruz? Kesinlikle hayır, Yasa’yı sabit kılıyoruz.|ojlejse imanla jasa’ji ɡet͡ʃersiz mi kilijoruz? kesinlikle hajirʔ jasa’ji sabit kilijoruz. Old-Testament-Psalms-068-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, halkının önüne çıktığında, çölde yürüdüğünde... Selah.|ej tanriʔ halkinin onune t͡ʃiktiɡindaʔ t͡ʃolde juruduɡunde... selah. Old-Testament-Proverbs-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Değerli kadın kocasının tacıdır, ama utandıran kadın onun kemiklerindeki çürük gibidir.|deɡerli kadin kot͡ʃasinin tat͡ʃidirʔ ama utandiran kadin onun kemiklerindeki t͡ʃuruk ɡibidir. Old-Testament-1-Chronicles-008-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz, Yehoaddah'ın babası oldu. Yehoaddah, Alemet'in, Azmavet'in ve Zimri'nin babası oldu. Zimri, Motsa'nın babası oldu.|ahazʔ jehoaddahʔin babasi oldu. jehoaddahʔ alemetʔinʔ azmavetʔin ve zimriʔnin babasi oldu. zimriʔ motsaʔnin babasi oldu. Old-Testament-Isaiah-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onu pelikan ve kirpi mülk edinecektir. Baykuş ve karga orada oturacak. Onun üzerine şaşkınlık ipi ve boşluk çekülü gerecek.|ama onu pelikan ve kirpi mulk edinet͡ʃektir. bajkus ve karɡa orada oturat͡ʃak. onun uzerine saskinlik ipi ve bosluk t͡ʃekulu ɡeret͡ʃek. Old-Testament-Genesis-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sam, Arpakşad'ın babası olduktan sonra beş yüz yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|samʔ arpaksadʔin babasi olduktan sonra bes juz jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Jeremiah-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, ben birçok balıkçı göndereceğim,” diyor Yahve, “ve onları tutacaklar. Sonra birçok avcı göndereceğim, ve her dağdan, her tepeden, kaya kovuklarından onları avlayacaklar.|“isteʔ ben birt͡ʃok balikt͡ʃi ɡonderet͡ʃeɡimʔ” dijor jahveʔ “ve onlari tutat͡ʃaklar. sonra birt͡ʃok avt͡ʃi ɡonderet͡ʃeɡimʔ ve her daɡdanʔ her tepedenʔ kaja kovuklarindan onlari avlajat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-115-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize değil, ey Yahve, bize değil. Ama sevgi dolu iyiliğin ve gerçeğin uğruna, kendi adına yücelik ver.|bize deɡilʔ ej jahveʔ bize deɡil. ama sevɡi dolu ijiliɡin ve ɡert͡ʃeɡin uɡrunaʔ kendi adina jut͡ʃelik ver. Old-Testament-Genesis-044-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhya, “Peki, şimdi, sözlerinize göre olsun” dedi. “Kimin yanında bulunursa, o benim kölem olur. Siz de suçsuz olursunuz.”|kahjaʔ “pekiʔ simdiʔ sozlerinize ɡore olsun” dedi. “kimin janinda bulunursaʔ o benim kolem olur. siz de sut͡ʃsuz olursunuz.” Old-Testament-Isaiah-062-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve sağ eliyle ve güçlü koluyla ant içti: \"\"Artık tahılını kesinlikle düşmanlarına yiyecek olarak vermeyeceğim, yabancılar da emek verdiğin yeni şarabını içmeyecekler.\"|\"jahve saɡ elijle ve ɡut͡ʃlu kolujla ant it͡ʃti \"\"artik tahilini kesinlikle dusmanlarina jijet͡ʃek olarak vermejet͡ʃeɡimʔ jabant͡ʃilar da emek verdiɡin jeni sarabini it͡ʃmejet͡ʃekler.\" New-Testament-Luke-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua onlara, “Söyleyin” dedi. “Size bir şey soracağım, Yasa’ya göre Şabat'ta iyilik yapmak mı, yoksa kötülük yapmak mı doğrudur? Hayat kurtarmak mı yoksa öldürmek mi?”|sonra jesua onlaraʔ “sojlejin” dedi. “size bir sej sorat͡ʃaɡimʔ jasa’ja ɡore sabatʔta ijilik japmak miʔ joksa kotuluk japmak mi doɡrudur? hajat kurtarmak mi joksa oldurmek mi?” Old-Testament-1-Samuel-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|David sabah erkenden kalktı ve koyunları bir bekçiye bıraktı ve erzakları Yişay'ın kendisine buyurduğu gibi alıp gitti. Savaşa çıkan ordu savaş için bağırırken arabaların olduğu yere geldi.|david sabah erkenden kalkti ve kojunlari bir bekt͡ʃije birakti ve erzaklari jisajʔin kendisine bujurduɡu ɡibi alip ɡitti. savasa t͡ʃikan ordu savas it͡ʃin baɡirirken arabalarin olduɡu jere ɡeldi. New-Testament-2-John-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yazacak çok şeyim var, bunları kâğıt ve mürekkeple yazmak istemiyorum. Sevincimiz tamamlansın diye yanınıza gelmeyi ve sizinle yüz yüze konuşmayı umut ediyorum.|size jazat͡ʃak t͡ʃok sejim varʔ bunlari kaɡit ve murekkeple jazmak istemijorum. sevint͡ʃimiz tamamlansin dije janiniza ɡelmeji ve sizinle juz juze konusmaji umut edijorum. Old-Testament-2-Samuel-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü savaş bütün ülkenin üzerine yayıldı ve orman o gün kılıcın yiyip bitirdiğinden daha fazla insanı yiyip bitirdi.|t͡ʃunku savas butun ulkenin uzerine jajildi ve orman o ɡun kilit͡ʃin jijip bitirdiɡinden daha fazla insani jijip bitirdi. Old-Testament-Jeremiah-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çömlekçinin yaptığı kil kap çömlekçinin elinde bozulunca, çömlekçi hoşuna giden ondan yeniden başka bir kap yaptı.|t͡ʃomlekt͡ʃinin japtiɡi kil kap t͡ʃomlekt͡ʃinin elinde bozulunt͡ʃaʔ t͡ʃomlekt͡ʃi hosuna ɡiden ondan jeniden baska bir kap japti. New-Testament-Acts-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin büyük ve görkemli günü gelmeden önce Güneş karanlığa, ay da kana dönecek.|efendi’nin bujuk ve ɡorkemli ɡunu ɡelmeden ont͡ʃe ɡunes karanliɡaʔ aj da kana donet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Lacivert bir bez alıp ışık veren şamdanı, kandillerini, makaslarını, tablalarını ve onun hizmetinde kullanılan tüm yağ kaplarını örtecekler.\"|\"\"\"lat͡ʃivert bir bez alip isik veren samdaniʔ kandilleriniʔ makaslariniʔ tablalarini ve onun hizmetinde kullanilan tum jaɡ kaplarini ortet͡ʃekler.\" Old-Testament-2-Chronicles-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon Tanrı'nın evindeki bütün kapları yaptı: Altın sunak, üzerlerinde sergi ekmeği bulunan masalar,|solomon tanriʔnin evindeki butun kaplari japti altin sunakʔ uzerlerinde serɡi ekmeɡi bulunan masalarʔ Old-Testament-Judges-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ona, \"\"Kesinlikle ben seninle olacağım ve sen Midyanlılar'ı bir adammış gibi vuracaksın\"\" dedi.\"|\"jahve onaʔ \"\"kesinlikle ben seninle olat͡ʃaɡim ve sen midjanlilarʔi bir adammis ɡibi vurat͡ʃaksin\"\" dedi.\" New-Testament-John-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe, tek başına yalnız kalır. Ama ölürse, bol ürün verir.|size doɡrusunu sojlejejimʔ buɡdaj tanesi topraɡa dusup olmedikt͡ʃeʔ tek basina jalniz kalir. ama olurseʔ bol urun verir. New-Testament-Romans-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü istediğim iyi şeyi yapmıyor, ama istemediğim kötü şeyi yapıyorum.|t͡ʃunku istediɡim iji seji japmijorʔ ama istemediɡim kotu seji japijorum. Old-Testament-Ezekiel-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının cesetlerini putlarının önüne koyacağım. Kemiklerinizi sunaklarınızın etrafına saçacağım.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin t͡ʃesetlerini putlarinin onune kojat͡ʃaɡim. kemiklerinizi sunaklarinizin etrafina sat͡ʃat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Kings-006-038|und|SPEAKER_00_Turkish|On birinci yılda, sekizinci ay olan Bul ayında, ev bütün kısımlarıyla ve bütün tanımlamalarına göre bitirildi. Böylece onu yapmak yedi yılını aldı.|on birint͡ʃi jildaʔ sekizint͡ʃi aj olan bul ajindaʔ ev butun kisimlarijla ve butun tanimlamalarina ɡore bitirildi. bojlet͡ʃe onu japmak jedi jilini aldi. Old-Testament-Deuteronomy-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşinin öküzünün ya da koyununun yoldan saptığını görüp de onlardan yüzünü gizlemeyeceksin. Onları mutlaka kardeşine geri getireceksin.|kardesinin okuzunun ja da kojununun joldan saptiɡini ɡorup de onlardan juzunu ɡizlemejet͡ʃeksin. onlari mutlaka kardesine ɡeri ɡetiret͡ʃeksin. New-Testament-1-Corinthians-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama toplanmanız yarardan çok zarara neden olduğu için şu buyruğu verirken sizi övemem.|ama toplanmaniz jarardan t͡ʃok zarara neden olduɡu it͡ʃin su bujruɡu verirken sizi ovemem. Old-Testament-1-Kings-022-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat İsrael Kralı'yla barış yaptı.|jehosafat israel kraliʔjla baris japti. Old-Testament-Numbers-034-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon'un çocukları oymağından Ammihud oğlu Şemuel.|simonʔun t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan ammihud oɡlu semuel. Old-Testament-Job-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana yaşam ve sevgi dolu iyilik verdin. Senin ziyaretin ruhumu korudu.|bana jasam ve sevɡi dolu ijilik verdin. senin zijaretin ruhumu korudu. Old-Testament-Judges-009-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Gaal, Şekemliler'in önünden çıkıp Avimelek'le savaştı.|ɡaalʔ sekemlilerʔin onunden t͡ʃikip avimelekʔle savasti. New-Testament-Acts-015-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus ve Barnabas ise Antakya’da kaldılar, birçoklarıyla birlikte Efendi’nin sözünü öğretip duyurdular.|pavlus ve barnabas ise antakja’da kaldilarʔ birt͡ʃoklarijla birlikte efendi’nin sozunu oɡretip dujurdular. Old-Testament-Numbers-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün Zevulunoğulları'nın beyi Helon oğlu Eliav sunusunu sundu:|ut͡ʃunt͡ʃu ɡun zevulunoɡullariʔnin beji helon oɡlu eliav sunusunu sundu Old-Testament-2-Kings-018-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusların ilâhlarından hiçbiri ülkesini Aşur Kralı'nın elinden kurtardı mı?|uluslarin ilahlarindan hit͡ʃbiri ulkesini asur kraliʔnin elinden kurtardi mi? New-Testament-Luke-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bugün size, David’in kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Efendi olan Mesih’tir .|“buɡun sizeʔ david’in kentinde bir kurtarit͡ʃi doɡdu. buʔ efendi olan mesih’tir . Old-Testament-Habakkuk-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların hepsini oltayla yakalıyor, ağıyla tutuyor ve onları ağında topluyor. Bu yüzden sevinip coşuyor.|onlarin hepsini oltajla jakalijorʔ aɡijla tutujor ve onlari aɡinda toplujor. bu juzden sevinip t͡ʃosujor. Old-Testament-Psalms-060-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı kutsal yerinden şöyle konuştu: “Zafer kazanacağım. Şekem'i böleceğim, Sukkot Vadisi’ni ölçeceğim.|tanri kutsal jerinden sojle konustu “zafer kazanat͡ʃaɡim. sekemʔi bolet͡ʃeɡimʔ sukkot vadisi’ni olt͡ʃet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Samuel-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin meshettiğine elimi uzatmaktan Yahve beni menetsin; ama şimdi lütfen başındaki mızrağı ve su matarasını al da gidelim.”|jahveʔnin meshettiɡine elimi uzatmaktan jahve beni menetsin; ama simdi lutfen basindaki mizraɡi ve su matarasini al da ɡidelim.” New-Testament-Revelation-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sana karşı bir şeyim var: İlk sevgini terk ettin.|ama sana karsi bir sejim var ilk sevɡini terk ettin. Old-Testament-Numbers-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Mattana'dan Nahaliel'e; ve Nahaliel'den Bamot'a;|mattanaʔdan nahalielʔe; ve nahalielʔden bamotʔa; Old-Testament-1-Chronicles-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerahmeel'in başka bir karısı daha vardı; adı Atara'ydı. Onam'ın annesiydi.|jerahmeelʔin baska bir karisi daha vardi; adi ataraʔjdi. onamʔin annesijdi. Old-Testament-Psalms-038-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü suçumu itiraf ederim. Günahımdan ötürü üzgünüm.|t͡ʃunku sut͡ʃumu itiraf ederim. ɡunahimdan oturu uzɡunum. New-Testament-Luke-019-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua her gün tapınakta öğretiyordu. Başkâhinler, yazıcılar ve halkın ileri gelenleri ise O’nu yok etmenin yolunu arıyordu.|jesua her ɡun tapinakta oɡretijordu. baskahinlerʔ jazit͡ʃilar ve halkin ileri ɡelenleri ise o’nu jok etmenin jolunu arijordu. New-Testament-1-Corinthians-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek bir olduğu gibi, çok olan bizler de tek bedeniz, çünkü hepimiz bir ekmekten pay alıyoruz.|ekmek bir olduɡu ɡibiʔ t͡ʃok olan bizler de tek bedenizʔ t͡ʃunku hepimiz bir ekmekten paj alijoruz. Old-Testament-Isaiah-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Alçağın yolları kötüdür. Yoksul doğru konuşsa bile, alçakgönüllüleri yalan sözlerle yok etmek için kötü düzenler tasarlar.|alt͡ʃaɡin jollari kotudur. joksul doɡru konussa bileʔ alt͡ʃakɡonulluleri jalan sozlerle jok etmek it͡ʃin kotu duzenler tasarlar. Old-Testament-1-Kings-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'de Ela oğlu Şimei;|benjaminʔde ela oɡlu simei; Old-Testament-Psalms-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sonsuza dek Kraldır! Uluslar O'nun diyarından yok olacak.|jahve sonsuza dek kraldir! uluslar oʔnun dijarindan jok olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Saf kişi her şeye inanır, ama tedbirli kişi kendi yollarını dikkatle düşünür.|saf kisi her seje inanirʔ ama tedbirli kisi kendi jollarini dikkatle dusunur. Old-Testament-Ezekiel-033-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, İsrael ülkesinin harap yerlerinde oturanlar, ‘Avraham tek kişiydi, ülkeyi miras aldı; bizse kalabalığız. Ülke bize miras olarak verildi’ diye söylüyorlar.|“ej insanoɡluʔ israel ulkesinin harap jerlerinde oturanlarʔ ‘avraham tek kisijdiʔ ulkeji miras aldi; bizse kalabaliɡiz. ulke bize miras olarak verildi’ dije sojlujorlar. Old-Testament-Job-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırındaki ışık karanlık olacak. Üzerindeki kandili sönecektir.|t͡ʃadirindaki isik karanlik olat͡ʃak. uzerindeki kandili sonet͡ʃektir. Old-Testament-Ezekiel-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin kanınla içinde yüzdüğün ülkeyi dağlara kadar sulayacağım. Su yolları seninle dolacak.|senin kaninla it͡ʃinde juzduɡun ulkeji daɡlara kadar sulajat͡ʃaɡim. su jollari seninle dolat͡ʃak. New-Testament-Acts-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden onlara boyun eğme, çünkü kırktan fazla adam onu bekliyor, onu öldürünceye kadar ne yiyip ne de içmeyeceklerine dair lanetle kendilerini bağladılar. Şimdi hazırlar, senden bir söz bekliyorlar.”|bu juzden onlara bojun eɡmeʔ t͡ʃunku kirktan fazla adam onu beklijorʔ onu oldurunt͡ʃeje kadar ne jijip ne de it͡ʃmejet͡ʃeklerine dair lanetle kendilerini baɡladilar. simdi hazirlarʔ senden bir soz beklijorlar.” Old-Testament-1-Samuel-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan, ‘Senden uzak olsun! Çünkü babamın senin üzerine gelsin diye kötülük kararlaştırdığını bilseydim, bunu sana söylemez miydim?’ dedi.|jonatanʔ ‘senden uzak olsun! t͡ʃunku babamin senin uzerine ɡelsin dije kotuluk kararlastirdiɡini bilsejdimʔ bunu sana sojlemez mijdim?’ dedi. Old-Testament-1-Chronicles-002-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiryat Yearim'in aileleri: İtriler, Putiler, Şumatlılar ve Mişralılar; bunlardan da Soralılar ve Eştaollular geldi.|kirjat jearimʔin aileleri itrilerʔ putilerʔ sumatlilar ve misralilar; bunlardan da soralilar ve estaollular ɡeldi. Old-Testament-2-Kings-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav'ın evinin yolunda yürüdü ve Ahav'ın evinin yaptığı gibi, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı; çünkü kendisi Ahav evinin damadıydı.|ahavʔin evinin jolunda jurudu ve ahavʔin evinin japtiɡi ɡibiʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti; t͡ʃunku kendisi ahav evinin damadijdi. Old-Testament-Genesis-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü Tanrı biliyor ki, ondan yediğiniz gün gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”|“t͡ʃunku tanri bilijor kiʔ ondan jediɡiniz ɡun ɡozleriniz at͡ʃilat͡ʃakʔ ijiji ve kotuju bilerek tanri ɡibi olat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Job-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukları yoksulların lütfunu arayacak. Onun elleri kendi servetini geri verecek.|t͡ʃot͡ʃuklari joksullarin lutfunu arajat͡ʃak. onun elleri kendi servetini ɡeri veret͡ʃek. Old-Testament-Exodus-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ona, \"\"Elindeki nedir?\"\" dedi. O, \"\"Bir değnek\"\" dedi.\"|\"jahve onaʔ \"\"elindeki nedir?\"\" dedi. oʔ \"\"bir deɡnek\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-038-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O günlerde Hizkiya hastaydı ve ölmek üzereydi. Amots'un oğlu Peygamber Yeşaya onun yanına gelip şöyle dedi: \"\"Yahve, 'Evini düzene koy, çünkü öleceksin, yaşamayacaksın' diyor.\"\"\"|\"o ɡunlerde hizkija hastajdi ve olmek uzerejdi. amotsʔun oɡlu pejɡamber jesaja onun janina ɡelip sojle dedi \"\"jahveʔ ʔevini duzene kojʔ t͡ʃunku olet͡ʃeksinʔ jasamajat͡ʃaksinʔ dijor.\"\"\" New-Testament-Ephesians-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Duyarlılıklarını yitirip açgözlülükle her türlü pisliği yapmak üzere kendilerini sefahate verdiler.|dujarliliklarini jitirip at͡ʃɡozlulukle her turlu pisliɡi japmak uzere kendilerini sefahate verdiler. New-Testament-Matthew-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, bir bakire gebe kalacak, ve bir oğul doğuracak. Adını İmmanuel koyacaklar,” bu da, “Tanrı bizimledir” diye tercüme edilir.|“isteʔ bir bakire ɡebe kalat͡ʃakʔ ve bir oɡul doɡurat͡ʃak. adini immanuel kojat͡ʃaklarʔ” bu daʔ “tanri bizimledir” dije tert͡ʃume edilir. Old-Testament-Ecclesiastes-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesinin rahminden çıktığı gibi, geldiği gibi çıplak olarak dönecek ve onu elinde götürsün diye, emeğinin karşılığında hiçbir şey almayacak.|annesinin rahminden t͡ʃiktiɡi ɡibiʔ ɡeldiɡi ɡibi t͡ʃiplak olarak donet͡ʃek ve onu elinde ɡotursun dijeʔ emeɡinin karsiliɡinda hit͡ʃbir sej almajat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Su katılarak yenilen her türlü yiyecek kirli olacaktır. Bu tür kaplarda içilen her türlü içecek kirli olacaktır.|su katilarak jenilen her turlu jijet͡ʃek kirli olat͡ʃaktir. bu tur kaplarda it͡ʃilen her turlu it͡ʃet͡ʃek kirli olat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni doğuran annenle birlikte, doğmadığınız başka bir ülkeye atacağım; ve orada öleceksiniz.|seni doɡuran annenle birlikteʔ doɡmadiɡiniz baska bir ulkeje atat͡ʃaɡim; ve orada olet͡ʃeksiniz. New-Testament-Acts-005-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer Tanrı’dansa, onu yıkamazsınız, hatta kendinizi Tanrı’ya karşı savaşıyor bulabilirsiniz!”|ama eɡer tanri’dansaʔ onu jikamazsinizʔ hatta kendinizi tanri’ja karsi savasijor bulabilirsiniz!” Old-Testament-Psalms-121-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte İsrael'i koruyan ne uyur, ne de uyuklar.|iste israelʔi korujan ne ujurʔ ne de ujuklar. Old-Testament-Isaiah-036-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ülkelerin ilâhları arasında kendi ülkelerini elimden kurtaran kimler ki, Yeruşalem'i Yahve elimden kurtarsın?'”|bu ulkelerin ilahlari arasinda kendi ulkelerini elimden kurtaran kimler kiʔ jerusalemʔi jahve elimden kurtarsin?ʔ” Old-Testament-Proverbs-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruların düşünceleri adildir, ama kötülerin öğüdü aldatıcıdır.|doɡrularin dusunt͡ʃeleri adildirʔ ama kotulerin oɡudu aldatit͡ʃidir. Old-Testament-Genesis-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı boşluğu yarattı ve boşluğun altındaki suları, boşluğun üstündeki sulardan ayırdı; ve öyle oldu.|tanri bosluɡu jaratti ve bosluɡun altindaki sulariʔ bosluɡun ustundeki sulardan ajirdi; ve ojle oldu. Old-Testament-Job-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hazinenizi toprağa, Ofir'in altını dere taşlarının arasına koyun.|hazinenizi topraɡaʔ ofirʔin altini dere taslarinin arasina kojun. Old-Testament-Jeremiah-034-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı Nebukadnetsar, bütün ordusuyla, hakimiyeti altında bulunan yeryüzündeki bütün krallıklarla ve bütün halklar Yeruşalem'e ve onun bütün kentlerine karşı savaşırken, Yahve'den Yeremya'ya gelen söz şöyleydi:|babil krali nebukadnetsarʔ butun ordusujlaʔ hakimijeti altinda bulunan jerjuzundeki butun kralliklarla ve butun halklar jerusalemʔe ve onun butun kentlerine karsi savasirkenʔ jahveʔden jeremjaʔja ɡelen soz sojlejdi Old-Testament-Genesis-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Avraham’a, “Sen ve senden sonra gelen soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalacaksınız.|tanri avraham’aʔ “sen ve senden sonra ɡelen sojun kusaklar boju antlasmama baɡli kalat͡ʃaksiniz. New-Testament-1-Thessalonians-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hem Efendi Yeşua’yı hem de kendi peygamberlerini öldüren, bizi kovan Yahudiler’dir. Tanrı’yı hoşnut etmiyorlar ve bütün insanlara karşıtdırlar.|hem efendi jesua’ji hem de kendi pejɡamberlerini oldurenʔ bizi kovan jahudiler’dir. tanri’ji hosnut etmijorlar ve butun insanlara karsitdirlar. Old-Testament-Jonah-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yona, Yahve'nin önünden Tarşiş'e kaçmak için kalktı. Yafa'ya indi ve Tarşiş'e giden bir gemi buldu; ücretini ödedi ve Yahve'nin önünden uzağa, Tarşiş'e onlarla birlikte gitmek için gemiye bindi.|ama jonaʔ jahveʔnin onunden tarsisʔe kat͡ʃmak it͡ʃin kalkti. jafaʔja indi ve tarsisʔe ɡiden bir ɡemi buldu; ut͡ʃretini odedi ve jahveʔnin onunden uzaɡaʔ tarsisʔe onlarla birlikte ɡitmek it͡ʃin ɡemije bindi. Old-Testament-Jeremiah-031-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onları söküp atmak, yıkmak, devirmek, yok etmek ve sıkıntıya sokmak için nasıl gözetlediysem, bina etmek ve dikmek için de öyle gözetleyeceğim\"\" diyor Yahve.\"|\"\"\"onlari sokup atmakʔ jikmakʔ devirmekʔ jok etmek ve sikintija sokmak it͡ʃin nasil ɡozetledijsemʔ bina etmek ve dikmek it͡ʃin de ojle ɡozetlejet͡ʃeɡim\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-2-Samuel-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde Ahitofel'in verdiği öğüt, Tanrı tapınağının iç bölmesinde bir adamın sorması gibiydi. Ahitofel'in bütün öğütleri hem David'e hem de Avşalom'a böyleydi.|o ɡunlerde ahitofelʔin verdiɡi oɡutʔ tanri tapinaɡinin it͡ʃ bolmesinde bir adamin sormasi ɡibijdi. ahitofelʔin butun oɡutleri hem davidʔe hem de avsalomʔa bojlejdi. Old-Testament-Exodus-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı'nı gördüler. Ayaklarının altında safir taşını andıran bir döşeme vardı; sanki gökyüzünün berraklığı gibiydi.|israelʔin tanrisiʔni ɡorduler. ajaklarinin altinda safir tasini andiran bir doseme vardi; sanki ɡokjuzunun berrakliɡi ɡibijdi. New-Testament-1-Corinthians-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın Krallığı sözde değil, güçtedir.|t͡ʃunku tanri’nin kralliɡi sozde deɡilʔ ɡut͡ʃtedir. Old-Testament-Ezekiel-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Koyunlarım bütün dağlarda, her yüksek tepede dolaştı. Evet, koyunlarım yeryüzünün her yerine dağıldılar. Soran da arayan da kimse yok.\"\"\"\"'\"|\"kojunlarim butun daɡlardaʔ her juksek tepede dolasti. evetʔ kojunlarim jerjuzunun her jerine daɡildilar. soran da arajan da kimse jok.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-1-Kings-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç kız çok güzeldi, krala baktı ve ona hizmet etti; ama kral onu yakından bilmedi.|ɡent͡ʃ kiz t͡ʃok ɡuzeldiʔ krala bakti ve ona hizmet etti; ama kral onu jakindan bilmedi. Old-Testament-Ezekiel-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin için ağıt yakıp sana diyecekler, “Nasıl yok oldun, denizcilerin oturduğu, denizde güçlü olan ünlü kent, o ve onun sakinleri, orada yaşayan herkesin üzerine dehşet saçmıştınız!”|senin it͡ʃin aɡit jakip sana dijet͡ʃeklerʔ “nasil jok oldunʔ denizt͡ʃilerin oturduɡuʔ denizde ɡut͡ʃlu olan unlu kentʔ o ve onun sakinleriʔ orada jasajan herkesin uzerine dehset sat͡ʃmistiniz!” New-Testament-1-Corinthians-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı toplulukta ilk olarak elçileri, ikinci olarak peygamberleri, üçüncü olarak öğretmenleri, sonra mucize yapanları, şifa armağanı olanları, yardım edenleri, yönetenleri ve çeşitli dillerle konuşanları koydu.|tanri toplulukta ilk olarak elt͡ʃileriʔ ikint͡ʃi olarak pejɡamberleriʔ ut͡ʃunt͡ʃu olarak oɡretmenleriʔ sonra mut͡ʃize japanlariʔ sifa armaɡani olanlariʔ jardim edenleriʔ jonetenleri ve t͡ʃesitli dillerle konusanlari kojdu. Old-Testament-Psalms-070-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, beni kurtarmak için acele et. Yardımıma koş, ey Yahve.|ej tanriʔ beni kurtarmak it͡ʃin at͡ʃele et. jardimima kosʔ ej jahve. Old-Testament-Proverbs-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğretmenlerimin sesini dinlemedim, ne de beni eğitenlere kulağımı çevirdim.|oɡretmenlerimin sesini dinlemedimʔ ne de beni eɡitenlere kulaɡimi t͡ʃevirdim. Old-Testament-Psalms-038-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzında yanıt olmayan, duymayan biri gibiyim.|aɡzinda janit olmajanʔ dujmajan biri ɡibijim. New-Testament-Matthew-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayalık yerlere ekilen ise, sözü duyan ve hemen sevinçle kabul edendir,|kajalik jerlere ekilen iseʔ sozu dujan ve hemen sevint͡ʃle kabul edendirʔ Old-Testament-Deuteronomy-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|ama nefret edilenin oğlu olan ilk doğanı, sahip olduğu her şeyin iki katı olarak ona verecek; çünkü o, gücünün başlangıcıdır. İlk doğanın hakkı onundur.|ama nefret edilenin oɡlu olan ilk doɡaniʔ sahip olduɡu her sejin iki kati olarak ona veret͡ʃek; t͡ʃunku oʔ ɡut͡ʃunun baslanɡit͡ʃidir. ilk doɡanin hakki onundur. Old-Testament-Esther-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Mordekay kralın kapısına döndü, ama Haman yas tutarak ve başı örtülü olarak aceleyle evine gitti.|mordekaj kralin kapisina donduʔ ama haman jas tutarak ve basi ortulu olarak at͡ʃelejle evine ɡitti. New-Testament-Matthew-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bu şeyler doğum sancılarının başlangıcıdır.”|butun bu sejler doɡum sant͡ʃilarinin baslanɡit͡ʃidir.” Old-Testament-2-Kings-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adam, \"\"Git, nerede olduğunu gör, ben de adam gönderip onu getireyim\"\" dedi. Ona, \"\"İşte Dotan'da\"\" denildi.\"|\"adamʔ \"\"ɡitʔ nerede olduɡunu ɡorʔ ben de adam ɡonderip onu ɡetirejim\"\" dedi. onaʔ \"\"iste dotanʔda\"\" denildi.\" Old-Testament-Ezekiel-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çamurla sıvayanlara söyle, yıkılacak. Taşkın bir sağanak olacak; ve ey siz, iri dolu taneleri, yağacaksınız. Fırtınalı bir rüzgâr onu yaracak.|t͡ʃamurla sivajanlara sojleʔ jikilat͡ʃak. taskin bir saɡanak olat͡ʃak; ve ej sizʔ iri dolu taneleriʔ jaɡat͡ʃaksiniz. firtinali bir ruzɡar onu jarat͡ʃak. New-Testament-2-Corinthians-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Işık karanlıktan parlayacak” diyen Tanrı, Yeşua Mesih’in yüzünden kendi yüceliğinin bilgisinin ışığını vermek için yüreklerimizde parladı.|t͡ʃunkuʔ “isik karanliktan parlajat͡ʃak” dijen tanriʔ jesua mesih’in juzunden kendi jut͡ʃeliɡinin bilɡisinin isiɡini vermek it͡ʃin jureklerimizde parladi. New-Testament-Acts-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, hemen Sezariye’den bana gönderilmiş olan üç adam bulunduğumuz evin önünde durdular.|isteʔ hemen sezarije’den bana ɡonderilmis olan ut͡ʃ adam bulunduɡumuz evin onunde durdular. New-Testament-Luke-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisi ayağa kalkıp kendi kendine şöyle dua etti: ‘Tanrım, diğer insanlar- soyguncular, hak yiyenler, zina edenler- şu vergi görevlisi gibi olmadığım için sana şükrediyorum.|ferisi ajaɡa kalkip kendi kendine sojle dua etti ‘tanrimʔ diɡer insanlar- sojɡunt͡ʃularʔ hak jijenlerʔ zina edenler- su verɡi ɡorevlisi ɡibi olmadiɡim it͡ʃin sana sukredijorum. Old-Testament-1-Samuel-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkâr Saul’a yine, “İşte, elimde dörtte bir şekel gümüş var. Bunu Tanrı adamına vereceğim ve bize yolumuzu söyler.” dedi.|hizmetkar saul’a jineʔ “isteʔ elimde dortte bir sekel ɡumus var. bunu tanri adamina veret͡ʃeɡim ve bize jolumuzu sojler.” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Herhangi bir adak için fahişenin ücretini ya da erkek fahişenin ücretini Tanrın Yahve'nin evine getirmeyeceksin; çünkü bunların her ikisi de Tanrın Yahve'ye iğrençtir.|herhanɡi bir adak it͡ʃin fahisenin ut͡ʃretini ja da erkek fahisenin ut͡ʃretini tanrin jahveʔnin evine ɡetirmejet͡ʃeksin; t͡ʃunku bunlarin her ikisi de tanrin jahveʔje iɡrent͡ʃtir. Old-Testament-Judges-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Benyamin'in çocuklarından kentlerden kılıç çeken yirmi altı bin kişi sayıldı; buna ek olarak Giva sakinlerinden yedi yüz seçilmiş adam sayıldı.|o ɡun benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan kentlerden kilit͡ʃ t͡ʃeken jirmi alti bin kisi sajildi; buna ek olarak ɡiva sakinlerinden jedi juz set͡ʃilmis adam sajildi. New-Testament-1-Corinthians-014-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisinin bir peygamber ya da ruhça olgun birisi olduğunu düşünen varsa, size yazdıklarımın Efendi’nin buyruğu olduğunu bilsin.|kendisinin bir pejɡamber ja da ruht͡ʃa olɡun birisi olduɡunu dusunen varsaʔ size jazdiklarimin efendi’nin bujruɡu olduɡunu bilsin. New-Testament-Hebrews-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Avraham’a vaat ettiği zaman, daha üstün birinin üzerine ant içemediğinden, kendi üzerine ant içerek şöyle dedi:|tanri avraham’a vaat ettiɡi zamanʔ daha ustun birinin uzerine ant it͡ʃemediɡindenʔ kendi uzerine ant it͡ʃerek sojle dedi Old-Testament-Daniel-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey kral, Yüce Tanrı baban Nebukadnetsar'a krallığı, büyüklüğü, yüceliği ve heybeti verdi.|“ej kralʔ jut͡ʃe tanri baban nebukadnetsarʔa kralliɡiʔ bujukluɡuʔ jut͡ʃeliɡi ve hejbeti verdi. New-Testament-Colossians-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinizden biri ve Mesih’in bir hizmetkârı olan Epafras size selam eder. Tanrı’nın bütün isteğinde yetkin ve eksiksiz biçimde ayakta durabilesiniz diye dualarıyla sizin için her zaman mücadele ediyor.|it͡ʃinizden biri ve mesih’in bir hizmetkari olan epafras size selam eder. tanri’nin butun isteɡinde jetkin ve eksiksiz bit͡ʃimde ajakta durabilesiniz dije dualarijla sizin it͡ʃin her zaman mut͡ʃadele edijor. Old-Testament-Job-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Şuahlı Bildad şöyle karşılık verdi:|o zaman suahli bildad sojle karsilik verdi Old-Testament-Ezekiel-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama gözüm onları esirgedi, onları yok etmedim. Çölde onları tümüyle sona erdirmedim.|ama ɡozum onlari esirɡediʔ onlari jok etmedim. t͡ʃolde onlari tumujle sona erdirmedim. Old-Testament-Psalms-132-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer çocukların antlaşmamı, onlara öğreteceğim tanıklığımı tutarsa, onların çocukları da daima senin tahtında oturacaklar.”|eɡer t͡ʃot͡ʃuklarin antlasmamiʔ onlara oɡretet͡ʃeɡim tanikliɡimi tutarsaʔ onlarin t͡ʃot͡ʃuklari da daima senin tahtinda oturat͡ʃaklar.” Old-Testament-Ecclesiastes-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden hayattan nefret ettim. Çünkü güneş altında yapılan iş bana ağır geldi. Çünkü her şey boş ve rüzgârı kovalamaktır.|bu juzden hajattan nefret ettim. t͡ʃunku ɡunes altinda japilan is bana aɡir ɡeldi. t͡ʃunku her sej bos ve ruzɡari kovalamaktir. Old-Testament-2-Samuel-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler, David'i İsrael Kralı olarak meshettiklerini duyunca, bütün Filistliler David'i aramaya çıktılar, ama David bunu duyup kaleye indi.|filistlilerʔ davidʔi israel krali olarak meshettiklerini dujunt͡ʃaʔ butun filistliler davidʔi aramaja t͡ʃiktilarʔ ama david bunu dujup kaleje indi. Old-Testament-Ecclesiastes-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çalışanın emek çektiği işten ne kazancı var?|t͡ʃalisanin emek t͡ʃektiɡi isten ne kazant͡ʃi var? Old-Testament-1-Samuel-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer halk bugün bulmuş oldukları düşmanlarının ganimetinden serbestçe yemiş olsaydı, daha neler olurdu? Çünkü şimdi Filistliler arasında büyük bir kıyım olmadı.\"\"\"|\"\"\"eɡer halk buɡun bulmus olduklari dusmanlarinin ɡanimetinden serbestt͡ʃe jemis olsajdiʔ daha neler olurdu? t͡ʃunku simdi filistliler arasinda bujuk bir kijim olmadi.\"\"\" New-Testament-Ephesians-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kilise nasıl Mesih’e bağlıysa, kadınlar da her şeyde kocalarına tabi olsunlar.|kilise nasil mesih’e baɡlijsaʔ kadinlar da her sejde kot͡ʃalarina tabi olsunlar. New-Testament-Revelation-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh ve Gelin, “Gel!” diyorlar. İşiten, “Gel!” desin. Susayan gelsin. Dileyen, yaşam suyundan karşılıksız alsın.|ruh ve ɡelinʔ “ɡel!” dijorlar. isitenʔ “ɡel!” desin. susajan ɡelsin. dilejenʔ jasam sujundan karsiliksiz alsin. Old-Testament-2-Kings-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı onu dinledi. Aşur Kralı Damaskus'a çıkıp onu aldı, halkını Kir'e sürgüne gönderdi ve Resin'i öldürdü.|asur krali onu dinledi. asur krali damaskusʔa t͡ʃikip onu aldiʔ halkini kirʔe surɡune ɡonderdi ve resinʔi oldurdu. Old-Testament-Jeremiah-050-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, Babil'e karşı aldığı kararı, ve Keldaniler ülkesine karşı düşündüğü tasarıyı işitin: Elbette onları, sürünün küçüklerini sürükleyip götürecekler. Elbette onların yurdunu üzerlerine yıkacaklar.|bu juzdenʔ babilʔe karsi aldiɡi karariʔ ve keldaniler ulkesine karsi dusunduɡu tasariji isitin elbette onlariʔ surunun kut͡ʃuklerini suruklejip ɡoturet͡ʃekler. elbette onlarin jurdunu uzerlerine jikat͡ʃaklar. Old-Testament-Ezekiel-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüzümü o adama karşı çevireceğim ve onu belirti ve özdeyiş olarak şaşılacak bir şey yapacağım ve onu halkımın arasından kesip atacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.\"\"'\"\"\"|\"juzumu o adama karsi t͡ʃeviret͡ʃeɡim ve onu belirti ve ozdejis olarak sasilat͡ʃak bir sej japat͡ʃaɡim ve onu halkimin arasindan kesip atat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-032-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşurun şişmanladı ve tekmeledi. Sen şişmanladın. Sen kalınlaştın. Sen gösterişli oldun. Sonra kendisini yaratan Tanrı'yı terk etti, kurtuluşunun Kayası'nı reddetti.|ama jesurun sismanladi ve tekmeledi. sen sismanladin. sen kalinlastin. sen ɡosterisli oldun. sonra kendisini jaratan tanriʔji terk ettiʔ kurtulusunun kajasiʔni reddetti. Old-Testament-Nehemiah-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|evin işlerini yapan kardeşleri sekiz yüz yirmi iki; Malkiya oğlu, Paşhur oğlu, Zekariya oğlu, Amtsi oğlu, Pelalya oğlu, Yeroham oğlu Adaya,|evin islerini japan kardesleri sekiz juz jirmi iki; malkija oɡluʔ pashur oɡluʔ zekarija oɡluʔ amtsi oɡluʔ pelalja oɡluʔ jeroham oɡlu adajaʔ Old-Testament-Job-038-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Erkek gibi kuşağını beline vur, sana sorayım da, bana yanıt ver!\"\"\"|\"erkek ɡibi kusaɡini beline vurʔ sana sorajim daʔ bana janit ver!\"\"\" Old-Testament-Exodus-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun bu kez de yüreğini katılaştırdı ve halkın gitmesine izin vermedi.|firavun bu kez de jureɡini katilastirdi ve halkin ɡitmesine izin vermedi. Old-Testament-Job-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gerçekten bilirim ki, öyledir, ama insan Tanrı'ya karşı nasıl haklı olabilir?|“ɡert͡ʃekten bilirim kiʔ ojledirʔ ama insan tanriʔja karsi nasil hakli olabilir? Old-Testament-Daniel-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar hiçbir kusuru olmayan, ama yakışıklı, her türlü bilgelikte usta, bilgili, bilimde anlayışlı, kralın sarayında durabilecek yetenekte olan gençlerdi. Onlara Keldaniler'in öğretisini ve dilini öğretmesini söyledi.|bunlar hit͡ʃbir kusuru olmajanʔ ama jakisikliʔ her turlu bilɡelikte ustaʔ bilɡiliʔ bilimde anlajisliʔ kralin sarajinda durabilet͡ʃek jetenekte olan ɡent͡ʃlerdi. onlara keldanilerʔin oɡretisini ve dilini oɡretmesini sojledi. Old-Testament-Esther-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Mordekay gitti ve Ester'in kendisine buyurmuş olduğu her şeye göre yaptı.|bojlet͡ʃe mordekaj ɡitti ve esterʔin kendisine bujurmus olduɡu her seje ɡore japti. Old-Testament-Psalms-075-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin bütün boynuzlarını kıracağım, doğruların boynuzlarıysa yükseltilecektir.|kotulerin butun bojnuzlarini kirat͡ʃaɡimʔ doɡrularin bojnuzlarijsa jukseltilet͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-037-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstünü, yanlarını ve boynuzlarını saf altınla kapladı. Çevresine altın pervaz yaptı.|ustunuʔ janlarini ve bojnuzlarini saf altinla kapladi. t͡ʃevresine altin pervaz japti. New-Testament-Matthew-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bir talant alan gidip toprağı kazdı ve efendisinin parasını sakladı.”|ama bir talant alan ɡidip topraɡi kazdi ve efendisinin parasini sakladi.” Old-Testament-2-Chronicles-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Yahuda ve Benyamin'i ve Efraim'den, Manaşşe'den ve Şimon'dan onlarla birlikte yaşayanları topladı; çünkü Tanrısı Yahve'nin onunla birlikte olduğunu görünce İsrael'den taşkın bir şekilde ona geldiler.|butun jahuda ve benjaminʔi ve efraimʔdenʔ manasseʔden ve simonʔdan onlarla birlikte jasajanlari topladi; t͡ʃunku tanrisi jahveʔnin onunla birlikte olduɡunu ɡorunt͡ʃe israelʔden taskin bir sekilde ona ɡeldiler. New-Testament-3-John-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgili kardeşim, canın bolluk içinde olduğu gibi, her şeyde bolluk içinde ve sağlıklı olman için dua ediyorum.|sevɡili kardesimʔ t͡ʃanin bolluk it͡ʃinde olduɡu ɡibiʔ her sejde bolluk it͡ʃinde ve saɡlikli olman it͡ʃin dua edijorum. Old-Testament-Psalms-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana gelince, yüzünü doğrulukla göreceğim. Uyandığımda senin suretini görmeye doyacağım.|bana ɡelint͡ʃeʔ juzunu doɡrulukla ɡoret͡ʃeɡim. ujandiɡimda senin suretini ɡormeje dojat͡ʃaɡim. New-Testament-1-John-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz Tanrı’danız. Tanrı’yı tanıyan bizi dinler. Tanrı’dan olmayan bizi dinlemez. Gerçeğin ruhunu ve sapkınlık ruhunu bununla biliriz.|biz tanri’daniz. tanri’ji tanijan bizi dinler. tanri’dan olmajan bizi dinlemez. ɡert͡ʃeɡin ruhunu ve sapkinlik ruhunu bununla biliriz. Old-Testament-Isaiah-050-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ateş tutuşturanlar, etrafındaki meşalelerle kendini süsleyen sizler, hepiniz ateşinizin alevinde, ve tutuşturduğunuz meşalelerin arasında yürüyün. Bunu elimden alacaksınız: Acı içinde yatacaksınız.|isteʔ ates tutusturanlarʔ etrafindaki mesalelerle kendini suslejen sizlerʔ hepiniz atesinizin alevindeʔ ve tutusturduɡunuz mesalelerin arasinda jurujun. bunu elimden alat͡ʃaksiniz at͡ʃi it͡ʃinde jatat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Zechariah-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, ‘Efendim, bunlar ne?’ diye sordum.” Benimle konuşan melek, “Bunlar ne, sana göstereyim” dedi.|o zamanʔ ‘efendimʔ bunlar ne?’ dije sordum.” benimle konusan melekʔ “bunlar neʔ sana ɡosterejim” dedi. Old-Testament-Joshua-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu, \"\"Neden bizi sıkıntıya soktun?\"\" dedi. \"\"Yahve bugün seni sıkıntıya sokacak.” Bütün İsrael onu taşlarla taşladı, onları ateşle yaktı ve onları taşlarla taşladı.\"|\"jesuʔ \"\"neden bizi sikintija soktun?\"\" dedi. \"\"jahve buɡun seni sikintija sokat͡ʃak.” butun israel onu taslarla tasladiʔ onlari atesle jakti ve onlari taslarla tasladi.\" Old-Testament-Ezekiel-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Canlı yaratığın başının üstünde, başlarının üzerine yayılmış, bakılışı korkunç bir kristal gibi, boşluk benzeri bir şey vardı.|t͡ʃanli jaratiɡin basinin ustundeʔ baslarinin uzerine jajilmisʔ bakilisi korkunt͡ʃ bir kristal ɡibiʔ bosluk benzeri bir sej vardi. New-Testament-Matthew-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Pilatus O’na, “Sana karşı yapılan bunca tanıklığı duymuyor musun?” dedi.|o zaman pilatus o’naʔ “sana karsi japilan bunt͡ʃa tanikliɡi dujmujor musun?” dedi. Old-Testament-1-Kings-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği ikinci kez geldi ve ona dokundu ve dedi, \"\"Kalk ve ye, çünkü gideceğin yol senin için çok uzundur.\"\"\"|\"jahveʔnin meleɡi ikint͡ʃi kez ɡeldi ve ona dokundu ve dediʔ \"\"kalk ve jeʔ t͡ʃunku ɡidet͡ʃeɡin jol senin it͡ʃin t͡ʃok uzundur.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Amots oğlu Yeşaya, Hizkiya'ya haber gönderip dedi: \"\"İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor, Aşur Kralı Sanherib'e karşı bana dua ettin ve seni duydum.\"|\"sonra amots oɡlu jesajaʔ hizkijaʔja haber ɡonderip dedi \"\"israelʔin tanrisi jahve sojle dijorʔ asur krali sanheribʔe karsi bana dua ettin ve seni dujdum.\" Old-Testament-Hosea-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yüreklerini bir fırın gibi hazırladılar, pusuda beklerken. Öfkeleri bütün gece için için yanar. Sabahleyin alevli ateş gibi yanar.|t͡ʃunku jureklerini bir firin ɡibi hazirladilarʔ pusuda beklerken. ofkeleri butun ɡet͡ʃe it͡ʃin it͡ʃin janar. sabahlejin alevli ates ɡibi janar. Old-Testament-Genesis-037-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri, “Gerçekten bize kral mı olacaksın? Üzerimizde gerçekten hüküm mü süreceksin?” dediler. Düşleri ve sözleri yüzünden ondan daha çok nefret ettiler.|kardesleriʔ “ɡert͡ʃekten bize kral mi olat͡ʃaksin? uzerimizde ɡert͡ʃekten hukum mu suret͡ʃeksin?” dediler. dusleri ve sozleri juzunden ondan daha t͡ʃok nefret ettiler. Old-Testament-Zechariah-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün birçok ulus Yahve'ye bağlanacak, ve benim halkım olacaklar; ve ben senin içinde oturacağım, ve beni Ordular Yahvesi'nin sana gönderdiğini bileceksin.|o ɡun birt͡ʃok ulus jahveʔje baɡlanat͡ʃakʔ ve benim halkim olat͡ʃaklar; ve ben senin it͡ʃinde oturat͡ʃaɡimʔ ve beni ordular jahvesiʔnin sana ɡonderdiɡini bilet͡ʃeksin. Old-Testament-1-Samuel-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, 'Çok yaşa! Sana esenlik olsun! Evinde esenlik olsun! Sahip olduğun her şeye esenlik olsun!|onaʔ ʔt͡ʃok jasa! sana esenlik olsun! evinde esenlik olsun! sahip olduɡun her seje esenlik olsun! Old-Testament-Deuteronomy-030-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer yüreğin döner ve dinlemezsen, uzaklaşıp başka ilâhlara tapar ve onlara hizmet edersen,|ama eɡer jureɡin doner ve dinlemezsenʔ uzaklasip baska ilahlara tapar ve onlara hizmet edersenʔ Old-Testament-Deuteronomy-031-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Amorlular'ın kralları Sihon'u, Og'u ve ülkelerini yok ettiği zaman onlara yaptığını bunlara da yapacak.|jahveʔ amorlularʔin krallari sihonʔuʔ oɡʔu ve ulkelerini jok ettiɡi zaman onlara japtiɡini bunlara da japat͡ʃak. Old-Testament-Zechariah-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bütün yeryüzünün kralı olacak. O gün Yahve tek, adı tek olacak.|jahve butun jerjuzunun krali olat͡ʃak. o ɡun jahve tekʔ adi tek olat͡ʃak. Old-Testament-Job-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, araştırdık. Böyledir. Bunu işit de, kendi iyiliğin için bil.”|isteʔ arastirdik. bojledir. bunu isit deʔ kendi ijiliɡin it͡ʃin bil.” Old-Testament-Ezra-002-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Senaa'nın çocukları, üç bin altı yüz otuz.|senaaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ut͡ʃ bin alti juz otuz. Old-Testament-1-Kings-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir Keruv on arşın yüksekliğindeydi, öbür Keruv da öyleydi.|bir keruv on arsin juksekliɡindejdiʔ obur keruv da ojlejdi. New-Testament-1-John-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın Oğlu’na iman edenin tanıklığı kendisindedir. Tanrı’ya inanmayan, O’nu yalancı çıkarmış olur. Çünkü Tanrı’nın Oğlu hakkında ettiği tanıklığa inanmamıştır.|tanri’nin oɡlu’na iman edenin tanikliɡi kendisindedir. tanri’ja inanmajanʔ o’nu jalant͡ʃi t͡ʃikarmis olur. t͡ʃunku tanri’nin oɡlu hakkinda ettiɡi tanikliɡa inanmamistir. Old-Testament-Job-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerim geçti. Tasarılarım ve yüreğimin düşünceleri bozuldu.|ɡunlerim ɡet͡ʃti. tasarilarim ve jureɡimin dusunt͡ʃeleri bozuldu. Old-Testament-Proverbs-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Göz kırpan kedere neden olur, gevezelik eden budala düşer.|ɡoz kirpan kedere neden olurʔ ɡevezelik eden budala duser. New-Testament-Revelation-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük kitabı meleğin elinden alıp yedim. Ağzımda bal gibi tatlıydı. Ama onu yiyince midem apacı oldu.|kut͡ʃuk kitabi meleɡin elinden alip jedim. aɡzimda bal ɡibi tatlijdi. ama onu jijint͡ʃe midem apat͡ʃi oldu. Old-Testament-Leviticus-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kadınsa, o zaman biçtiği değer otuz şekel olacaktır.|eɡer kadinsaʔ o zaman bit͡ʃtiɡi deɡer otuz sekel olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-074-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşman ne zamana dek azarlayacak, ey Tanrı? Düşman sonsuza dek mi senin ismine sövecek?|dusman ne zamana dek azarlajat͡ʃakʔ ej tanri? dusman sonsuza dek mi senin ismine sovet͡ʃek? New-Testament-Ephesians-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın isteğiyle Mesih Yeşua’nın elçisi Pavlus, Efes’teki kutsallara, Mesih Yeşua’ya ait olan sadıklara:|tanri’nin isteɡijle mesih jesua’nin elt͡ʃisi pavlusʔ efes’teki kutsallaraʔ mesih jesua’ja ait olan sadiklara Old-Testament-2-Kings-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehu Yizreel'e geldiğinde, İzebel bunu duydu; gözlerini boyadı, başını süsledi ve pencereden dışarı baktı.|jehu jizreelʔe ɡeldiɡindeʔ izebel bunu dujdu; ɡozlerini bojadiʔ basini susledi ve pent͡ʃereden disari bakti. New-Testament-Acts-005-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi size diyorum ki, bu adamlardan ayrılın ve onları rahat bırakın. Çünkü eğer bu öğüt ya da bu iş insanlardansa, yıkılacaktır.|simdi size dijorum kiʔ bu adamlardan ajrilin ve onlari rahat birakin. t͡ʃunku eɡer bu oɡut ja da bu is insanlardansaʔ jikilat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde kuzey tarafının uzunluğu için de yüz arşın uzunluğunda perdeler, yirmi direk ve tunçtan yirmi tabanları olacak; sütunların çengelleri ve çemberleri gümüşten olacak.|ajni sekilde kuzej tarafinin uzunluɡu it͡ʃin de juz arsin uzunluɡunda perdelerʔ jirmi direk ve tunt͡ʃtan jirmi tabanlari olat͡ʃak; sutunlarin t͡ʃenɡelleri ve t͡ʃemberleri ɡumusten olat͡ʃak. New-Testament-1-Corinthians-014-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer bir kimse cahilse, bırakın cahil olsun.|ama eɡer bir kimse t͡ʃahilseʔ birakin t͡ʃahil olsun. Old-Testament-2-Kings-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içeri girip efendisinin önünde durdu. Elişa ona, “Nereden geldin, Gehazi?” dedi. O da, “Hizmetkârın hiçbir yere gitmedi” dedi.|ama it͡ʃeri ɡirip efendisinin onunde durdu. elisa onaʔ “nereden ɡeldinʔ ɡehazi?” dedi. o daʔ “hizmetkarin hit͡ʃbir jere ɡitmedi” dedi. Old-Testament-Judges-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O, \"\"Yaptığım ilâhları ve kâhini alıp gittiniz\"\" dedi. \"\"Başka neyim kaldı? Bana, 'Neyin var?' diye nasıl sorarsınız?”\"|\"oʔ \"\"japtiɡim ilahlari ve kahini alip ɡittiniz\"\" dedi. \"\"baska nejim kaldi? banaʔ ʔnejin var?ʔ dije nasil sorarsiniz?”\" New-Testament-Matthew-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle size derim ki: ‘Ne yiyip ne içeceğiz?’ diye yaşamınız için, ‘Ne giyeceğiz?’ diye bedeniniz için kaygılanmayın. Yaşam yemekten daha fazlası, beden de giyinmekten daha fazlası değil mi?|bu nedenle size derim ki ‘ne jijip ne it͡ʃet͡ʃeɡiz?’ dije jasaminiz it͡ʃinʔ ‘ne ɡijet͡ʃeɡiz?’ dije bedeniniz it͡ʃin kajɡilanmajin. jasam jemekten daha fazlasiʔ beden de ɡijinmekten daha fazlasi deɡil mi? Old-Testament-Psalms-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bak ve yanıt ver bana, ey Tanrım Yahve. Gözlerime ışık ver ki, ölüm uykusuna yatmayayım,|bak ve janit ver banaʔ ej tanrim jahve. ɡozlerime isik ver kiʔ olum ujkusuna jatmajajimʔ Old-Testament-2-Kings-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarovam atalarıyla, İsrael krallarıyla uyudu; ve oğlu Zekariya onun yerine kral oldu.|jarovam atalarijlaʔ israel krallarijla ujudu; ve oɡlu zekarija onun jerine kral oldu. Old-Testament-Job-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü adam bütün günleri boyunca acı içinde kıvranır, zalim için yığılmış olan yıllar sayılıdır.|kotu adam butun ɡunleri bojunt͡ʃa at͡ʃi it͡ʃinde kivranirʔ zalim it͡ʃin jiɡilmis olan jillar sajilidir. New-Testament-1-Corinthians-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı bedenin her üyesini dilediği gibi bedene yerleştirmiştir.|ama tanri bedenin her ujesini dilediɡi ɡibi bedene jerlestirmistir. New-Testament-Matthew-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Yahudiye’nin Beytlehem Kenti’nde” dediler. “Çünkü peygamber aracılığıyla bu yazılmıştır:|onaʔ “jahudije’nin bejtlehem kenti’nde” dediler. “t͡ʃunku pejɡamber arat͡ʃiliɡijla bu jazilmistir Old-Testament-1-Kings-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Asa'nın yirmi altıncı yılında, Baaşa oğlu Ela, Tirsa'da, İsrael üzerinde iki yıl süren hükmü başladı.|jahuda krali asaʔnin jirmi altint͡ʃi jilindaʔ baasa oɡlu elaʔ tirsaʔdaʔ israel uzerinde iki jil suren hukmu basladi. Old-Testament-1-Chronicles-004-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürüleri için otlak aramak üzere Gedor girişine, vadinin doğu tarafına gittiler.|suruleri it͡ʃin otlak aramak uzere ɡedor ɡirisineʔ vadinin doɡu tarafina ɡittiler. Old-Testament-Zechariah-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Gel, ey Siyon! Babil kızıyla birlikte oturan sen, kaçıp kurtul!'|‘ɡelʔ ej sijon! babil kizijla birlikte oturan senʔ kat͡ʃip kurtul!ʔ Old-Testament-Genesis-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham sabah erkenden kalktı, ekmekle bir su tulumu aldı ve Hagar’ın omzuna attı, çocuğu da verip onu gönderdi. Hagar gidip Beer-Şeva çölünde dolaştı.|avraham sabah erkenden kalktiʔ ekmekle bir su tulumu aldi ve haɡar’in omzuna attiʔ t͡ʃot͡ʃuɡu da verip onu ɡonderdi. haɡar ɡidip beer-seva t͡ʃolunde dolasti. Old-Testament-Job-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sana göstereyim, beni dinle; gördüğümü bildireyim\"|\"\"\"sana ɡosterejimʔ beni dinle; ɡorduɡumu bildirejim\" Old-Testament-Isaiah-049-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yitik çocukların kulaklarına şöyle diyecekler: 'Burası benim için çok dar. Bana yaşayacak bir yer ver.'|jitik t͡ʃot͡ʃuklarin kulaklarina sojle dijet͡ʃekler ʔburasi benim it͡ʃin t͡ʃok dar. bana jasajat͡ʃak bir jer ver.ʔ New-Testament-John-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk hakkında, çünkü ben Babam’a gidiyorum ve artık beni görmeyeceksiniz.|doɡruluk hakkindaʔ t͡ʃunku ben babam’a ɡidijorum ve artik beni ɡormejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Psalms-103-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hep suçlamaz; sonsuza dek öfkeli kalmaz.|hep sut͡ʃlamaz; sonsuza dek ofkeli kalmaz. New-Testament-Revelation-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin ana yolunun ortasında, ırmağın iki yanında her ay meyve veren yaşam ağacı vardı. Ağaç on iki çeşit meyve üretiyordu. Yaprakları ulusların şifası içindi.|kentin ana jolunun ortasindaʔ irmaɡin iki janinda her aj mejve veren jasam aɡat͡ʃi vardi. aɡat͡ʃ on iki t͡ʃesit mejve uretijordu. japraklari uluslarin sifasi it͡ʃindi. Old-Testament-Numbers-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyler sunağın meshedildiği gün onun adanması için sunular sundular. Beyler sunağın önünde sunularını sundular.|bejler sunaɡin meshedildiɡi ɡun onun adanmasi it͡ʃin sunular sundular. bejler sunaɡin onunde sunularini sundular. Old-Testament-Isaiah-055-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yollarınız da benim yollarım değil” diyor Yahve.|“t͡ʃunku benim dusunt͡ʃelerim sizin dusunt͡ʃeleriniz deɡilʔ sizin jollariniz da benim jollarim deɡil” dijor jahve. Old-Testament-Numbers-033-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mara'dan yola çıkıp Elim'e geldiler. Elim'de on iki su kaynağı ve yetmiş palmiye ağacı vardı ve orada konakladılar.|maraʔdan jola t͡ʃikip elimʔe ɡeldiler. elimʔde on iki su kajnaɡi ve jetmis palmije aɡat͡ʃi vardi ve orada konakladilar. Old-Testament-Isaiah-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Efendi bana şöyle dedi, \"\"Ücretli bir işçinin saydığı gibi, bir yıl içinde Kedar'ın tüm görkemi sona erecek;\"|\"t͡ʃunku efendi bana sojle dediʔ \"\"ut͡ʃretli bir ist͡ʃinin sajdiɡi ɡibiʔ bir jil it͡ʃinde kedarʔin tum ɡorkemi sona eret͡ʃek;\" Old-Testament-Job-029-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İçimde yüceliğim tazedir. Yayım elimde yenilenmiştir.\"\"\"|\"it͡ʃimde jut͡ʃeliɡim tazedir. jajim elimde jenilenmistir.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sende babalarının çıplaklığını açtılar. Kirli olan kadını, kirliliğinde iken sende onu alçalttılar.|sende babalarinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃtilar. kirli olan kadiniʔ kirliliɡinde iken sende onu alt͡ʃalttilar. New-Testament-Galatians-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Mesih’te aklanmak isterken biz kendimiz günahlı bulunduysak, Mesih günahın hizmetkârı mı olur? Kesinlikle hayır!|ama mesih’te aklanmak isterken biz kendimiz ɡunahli bulundujsakʔ mesih ɡunahin hizmetkari mi olur? kesinlikle hajir! Old-Testament-Genesis-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sam'ın soylarının öyküsü bunlardır: Tufandan iki yıl sonra Arpakşad'ın babası olduğunda Sam yüz yaşındaydı.|samʔin sojlarinin ojkusu bunlardir tufandan iki jil sonra arpaksadʔin babasi olduɡunda sam juz jasindajdi. Old-Testament-Isaiah-054-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dağlar yerinden kalkabilir, tepeler taşınabilir, ama sevgi dolu iyiliğim senden ayrılmayacak, esenlik antlaşmam ortadan kalkmayacak” diyor sana merhamet eden Yahve.|t͡ʃunku daɡlar jerinden kalkabilirʔ tepeler tasinabilirʔ ama sevɡi dolu ijiliɡim senden ajrilmajat͡ʃakʔ esenlik antlasmam ortadan kalkmajat͡ʃak” dijor sana merhamet eden jahve. Old-Testament-Psalms-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin kurtarışınla yüceliği büyüktür. Ona saygınlık ve yücelik giydirdin.|senin kurtarisinla jut͡ʃeliɡi bujuktur. ona sajɡinlik ve jut͡ʃelik ɡijdirdin. Old-Testament-Psalms-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana kendi yolunu öğret, ey Yahve. Düşmanlarımdan ötürü bana doğru yolda rehber ol.|bana kendi jolunu oɡretʔ ej jahve. dusmanlarimdan oturu bana doɡru jolda rehber ol. New-Testament-James-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama özgürlüğün kusursuz yasasına bakıp onda devam eden kişi, unutkan dinleyici değil, işi yerine getiren kişidir. Bu kişi yaptığıyla kutsanır.|ama ozɡurluɡun kusursuz jasasina bakip onda devam eden kisiʔ unutkan dinlejit͡ʃi deɡilʔ isi jerine ɡetiren kisidir. bu kisi japtiɡijla kutsanir. Old-Testament-2-Samuel-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin öfkesi yine İsrael'e karşı alevlendi ve David'i onlara karşı kışkırtarak, \"\"Git, İsrael ve Yahuda'yı say\"\" dedi.\"|\"jahveʔnin ofkesi jine israelʔe karsi alevlendi ve davidʔi onlara karsi kiskirtarakʔ \"\"ɡitʔ israel ve jahudaʔji saj\"\" dedi.\" Old-Testament-Micah-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sen, çıplaklık ve utanç içinde, Şafir'de oturan, geç git. Zaanan'da oturan çıkmıyor. Beyt Ezel'in ağıtı sizden korumasını alacak.|ej senʔ t͡ʃiplaklik ve utant͡ʃ it͡ʃindeʔ safirʔde oturanʔ ɡet͡ʃ ɡit. zaananʔda oturan t͡ʃikmijor. bejt ezelʔin aɡiti sizden korumasini alat͡ʃak. Old-Testament-Lamentations-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Günahlarımın boyunduruğu onun eliyle bağlandı. Birbirine kenetlendiler. Boynuma çıktılar. Gücümü tüketti. Karşı durmaya gücüm yetmeyenlerin ellerine Efendi beni teslim etti.\"\"\"|\"“ɡunahlarimin bojunduruɡu onun elijle baɡlandi. birbirine kenetlendiler. bojnuma t͡ʃiktilar. ɡut͡ʃumu tuketti. karsi durmaja ɡut͡ʃum jetmejenlerin ellerine efendi beni teslim etti.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Eğer Yahve'ye esenlik kurbanı olarak sunusu erkek ya da dişi davardan ise, onu kusursuz olarak sunacak.|“ʔeɡer jahveʔje esenlik kurbani olarak sunusu erkek ja da disi davardan iseʔ onu kusursuz olarak sunat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoşiya hükmetmeye başladığında sekiz yaşındaydı ve Yeruşalem'de otuz bir yıl krallık yaptı. Annesi Bozkatlı Adaya'nın kızı Yedida'ydı.|josija hukmetmeje basladiɡinda sekiz jasindajdi ve jerusalemʔde otuz bir jil krallik japti. annesi bozkatli adajaʔnin kizi jedidaʔjdi. Old-Testament-Leviticus-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|kabul edilesiniz diye, boğalardan, koyunlardan, ya da keçilerden kusursuz bir erkek sunacaksınız.|kabul edilesiniz dijeʔ boɡalardanʔ kojunlardanʔ ja da ket͡ʃilerden kusursuz bir erkek sunat͡ʃaksiniz. Old-Testament-2-Kings-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı Babil'den, Kuta'dan, Avva'dan, Hamat'tan ve Sefarvaim'den insanlar getirdi ve onları İsrael'in çocukları yerine Samariya kentlerine yerleştirdi; onlar da Samariya'yı mülk edindiler ve kentlerinde yaşadılar.|asur krali babilʔdenʔ kutaʔdanʔ avvaʔdanʔ hamatʔtan ve sefarvaimʔden insanlar ɡetirdi ve onlari israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jerine samarija kentlerine jerlestirdi; onlar da samarijaʔji mulk edindiler ve kentlerinde jasadilar. Old-Testament-Ezekiel-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Koçbaşlarını yerleştirmek, kıyımda ağzı açmak, yüksek sesle naralar atmak, kapılara karşı koçbaşlarını yerleştirmek, rampalar kurmak ve kaleler yapmak için sağ elinde Yeruşalem için kura vardı.|kot͡ʃbaslarini jerlestirmekʔ kijimda aɡzi at͡ʃmakʔ juksek sesle naralar atmakʔ kapilara karsi kot͡ʃbaslarini jerlestirmekʔ rampalar kurmak ve kaleler japmak it͡ʃin saɡ elinde jerusalem it͡ʃin kura vardi. Old-Testament-Job-041-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzünün kapılarını kim açabilir? Dişlerinin çevresinde dehşet vardır.|juzunun kapilarini kim at͡ʃabilir? dislerinin t͡ʃevresinde dehset vardir. Old-Testament-Proverbs-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşunun eline düştüğüne göre, oğlum, şimdi şunu yap ve kendini kurtar. Git, kendini alçalt. Komşuna yalvar yakar.|komsunun eline dustuɡune ɡoreʔ oɡlumʔ simdi sunu jap ve kendini kurtar. ɡitʔ kendini alt͡ʃalt. komsuna jalvar jakar. Old-Testament-2-Samuel-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Natan krala, \"\"Git, yüreğinde olan her şeyi yap, çünkü Yahve seninledir\"\" dedi.\"|\"natan kralaʔ \"\"ɡitʔ jureɡinde olan her seji japʔ t͡ʃunku jahve seninledir\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-007-067|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; Old-Testament-Genesis-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeşlerim, lütfen böyle bir kötülük yapmayın” dedi.|“kardeslerimʔ lutfen bojle bir kotuluk japmajin” dedi. Old-Testament-Job-036-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişinin canını korumaz, ama ezilenlere adalet sağlar.|kotu kisinin t͡ʃanini korumazʔ ama ezilenlere adalet saɡlar. New-Testament-Acts-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus Atina’da onları beklerken, kentin putlarla dolu olduğunu görünce ruhu öfkelendi.|pavlus atina’da onlari beklerkenʔ kentin putlarla dolu olduɡunu ɡorunt͡ʃe ruhu ofkelendi. Old-Testament-Job-035-003|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Sana ne yararı olacak? Günah işlemiş olsaydım, bundan daha fazla ne kazanırdım?’ diye soruyor musun?|‘sana ne jarari olat͡ʃak? ɡunah islemis olsajdimʔ bundan daha fazla ne kazanirdim?’ dije sorujor musun? Old-Testament-Genesis-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarah yüz yirmi yedi yıl yaşadı. Ömrü bu kadardı.|sarah juz jirmi jedi jil jasadi. omru bu kadardi. Old-Testament-Psalms-036-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğun Tanrı'nın dağları, yargıların büyük derinlik gibidir. Ey Yahve, insanı ve hayvanı koruyan sensin.|doɡruluɡun tanriʔnin daɡlariʔ jarɡilarin bujuk derinlik ɡibidir. ej jahveʔ insani ve hajvani korujan sensin. New-Testament-2-Peter-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleri zinayla doludur, günahtan vazgeçmezler. Kararsız canları ayartırlar. Yürekleri açgözlülükle eğitilmiş lanet çocuklarıdır.|ɡozleri zinajla doludurʔ ɡunahtan vazɡet͡ʃmezler. kararsiz t͡ʃanlari ajartirlar. jurekleri at͡ʃɡozlulukle eɡitilmis lanet t͡ʃot͡ʃuklaridir. Old-Testament-Proverbs-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembel, “Dışarıda aslan var! Sokaklarda öldürülürüm!” der.|tembelʔ “disarida aslan var! sokaklarda oldurulurum!” der. New-Testament-Romans-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Umut bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrı’nın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür.|umut bizi hajal kirikliɡina uɡratmaz. t͡ʃunku bize verilen kutsal ruh arat͡ʃiliɡijla tanri’nin sevɡisi jureklerimize dokulmustur. Old-Testament-Job-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|yine de suyun kokusuyla filizlenir, ve bir fidan gibi dallar verir.|jine de sujun kokusujla filizlenirʔ ve bir fidan ɡibi dallar verir. New-Testament-Matthew-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu duyunca onlara, “Sağlıklı olanların değil, hastaların hekime ihtiyacı var” dedi.|jesua bunu dujunt͡ʃa onlaraʔ “saɡlikli olanlarin deɡilʔ hastalarin hekime ihtijat͡ʃi var” dedi. New-Testament-1-Timothy-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözetmen yeni iman etmiş biri olmamalı. Yoksa gurura kapılıp İblis’le aynı yargıya uğrayabilir.|ɡozetmen jeni iman etmis biri olmamali. joksa ɡurura kapilip iblis’le ajni jarɡija uɡrajabilir. Old-Testament-Psalms-080-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan bir asma getirdin. Ulusları kovdun ve onu diktin.|misirʔdan bir asma ɡetirdin. uluslari kovdun ve onu diktin. New-Testament-2-Timothy-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri çekmemin nedeni de budur. Yine de utanmıyorum. Çünkü kime inandığımı biliyorum. O’na emanet ettiğimi o güne karşı koruyacak güçte olduğuna eminim.|bu sejleri t͡ʃekmemin nedeni de budur. jine de utanmijorum. t͡ʃunku kime inandiɡimi bilijorum. o’na emanet ettiɡimi o ɡune karsi korujat͡ʃak ɡut͡ʃte olduɡuna eminim. Old-Testament-1-Samuel-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Mızrağının sapı bir dokumacı sırığı gibiydi; ve mızrağının başı altı yüz şekel ağırlığında demirdi. Kalkan taşıyıcısı onun önünde yürüyordu.|mizraɡinin sapi bir dokumat͡ʃi siriɡi ɡibijdi; ve mizraɡinin basi alti juz sekel aɡirliɡinda demirdi. kalkan tasijit͡ʃisi onun onunde jurujordu. Old-Testament-Ezekiel-030-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısırlılar'ı ulusların arasına dağıtacağım, onları ülkelere saçacağım. O zaman, benim Yahve olduğumu bilecekler.'\"\"\"|\"misirlilarʔi uluslarin arasina daɡitat͡ʃaɡimʔ onlari ulkelere sat͡ʃat͡ʃaɡim. o zamanʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahel'in hizmetçisi Bilha yine hamile kaldı ve Yakov'a ikinci bir oğul doğurdu.|rahelʔin hizmett͡ʃisi bilha jine hamile kaldi ve jakovʔa ikint͡ʃi bir oɡul doɡurdu. Old-Testament-Proverbs-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Hastalıkta insanın ruhu ona destek olur, ama ezilmiş ruha kim dayanabilir?|hastalikta insanin ruhu ona destek olurʔ ama ezilmis ruha kim dajanabilir? Old-Testament-Job-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Konuşsam da, kederim dinmiyor. Sussam da, ne rahatlarım ki?|“konussam daʔ kederim dinmijor. sussam daʔ ne rahatlarim ki? New-Testament-Romans-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, ben de sizin hakkınızda eminim ki, iyilikle dolusunuz, her türlü bilgiyle dolusunuz, diğerlerine de öğüt verebilecek durumdasınız.|kardeslerimʔ ben de sizin hakkinizda eminim kiʔ ijilikle dolusunuzʔ her turlu bilɡijle dolusunuzʔ diɡerlerine de oɡut verebilet͡ʃek durumdasiniz. Old-Testament-Joshua-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün Moşe'nin beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. Dışarı çıkmak ve içeri girmek için o zamanki gücüm nasılsa, şimdi de savaş için gücüm öyledir.|buɡun moseʔnin beni ɡonderdiɡi ɡunku kadar ɡut͡ʃlujum. disari t͡ʃikmak ve it͡ʃeri ɡirmek it͡ʃin o zamanki ɡut͡ʃum nasilsaʔ simdi de savas it͡ʃin ɡut͡ʃum ojledir. New-Testament-Philippians-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hepinizi özledi ve hasta olduğunu duyduğunuz için çok üzüldü.|t͡ʃunku hepinizi ozledi ve hasta olduɡunu dujduɡunuz it͡ʃin t͡ʃok uzuldu. Old-Testament-Daniel-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, kralın buyruğu acil ve fırın çok sıcak olduğu için, ateşin alevi Şadrak, Meşak ve Abednego'yu tutan adamları öldürdü.|bu nedenleʔ kralin bujruɡu at͡ʃil ve firin t͡ʃok sit͡ʃak olduɡu it͡ʃinʔ atesin alevi sadrakʔ mesak ve abedneɡoʔju tutan adamlari oldurdu. New-Testament-Acts-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu halkın Tanrısı, atalarımızı seçti ve Mısır diyarında yabancı iken halkı yükseltti ve güçlü koluyla onları oradan çıkardı.|“bu halkin tanrisiʔ atalarimizi set͡ʃti ve misir dijarinda jabant͡ʃi iken halki jukseltti ve ɡut͡ʃlu kolujla onlari oradan t͡ʃikardi. Old-Testament-Joshua-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Givon, Rama, Beerot,|ɡivonʔ ramaʔ beerotʔ Old-Testament-Exodus-012-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir evde yenmeli. Etin hiçbirini evin dışına taşımayacaksınız. Kemiklerinden hiçbirini kırmayacaksınız.|bir evde jenmeli. etin hit͡ʃbirini evin disina tasimajat͡ʃaksiniz. kemiklerinden hit͡ʃbirini kirmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Job-037-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın soluğuyla buz verilir, ve suların genişliği dondurulur.|tanriʔnin soluɡujla buz verilirʔ ve sularin ɡenisliɡi dondurulur. New-Testament-Acts-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Filipus kalkıp gitti. İşte, Etiyopyalı bir adam, Etiyopya Kraliçesi Kandaki’nin veziri, bütün hazinesinden sorumlu olan bir hadım, Yeruşalem’e tapınmak için gelmişti.|filipus kalkip ɡitti. isteʔ etijopjali bir adamʔ etijopja kralit͡ʃesi kandaki’nin veziriʔ butun hazinesinden sorumlu olan bir hadimʔ jerusalem’e tapinmak it͡ʃin ɡelmisti. Old-Testament-Numbers-033-045|und|SPEAKER_00_Turkish|İyim'den yola çıkıp Divon Gad'da konakladılar.|ijimʔden jola t͡ʃikip divon ɡadʔda konakladilar. Old-Testament-Deuteronomy-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahılının, yeni şarabının, zeytin yağının ilk ürününü ve koyunlarının ilk yapağısını ona vereceksin.|tahilininʔ jeni sarabininʔ zejtin jaɡinin ilk urununu ve kojunlarinin ilk japaɡisini ona veret͡ʃeksin. New-Testament-Matthew-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine hizmetkâr yere kapanıp, önünde eğilerek, ‘Efendimiz, bana karşı sabırlı ol, borcumun hepsini ödeyeceğim!’ dedi.|bunun uzerine hizmetkar jere kapanipʔ onunde eɡilerekʔ ‘efendimizʔ bana karsi sabirli olʔ bort͡ʃumun hepsini odejet͡ʃeɡim!’ dedi. New-Testament-2-Corinthians-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bunu tasarlarken kararsızlık mı gösterdim? Ya da tasarladığım şeyleri, benliğe göre mi tasarlıyorum ki, bende “Evet, evet” ve “Hayır, hayır” olsun?|bu nedenle bunu tasarlarken kararsizlik mi ɡosterdim? ja da tasarladiɡim sejleriʔ benliɡe ɡore mi tasarlijorum kiʔ bende “evetʔ evet” ve “hajirʔ hajir” olsun? Old-Testament-1-Chronicles-006-060|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Benyamin oymağından, Giva otlaklarıyla, Allemet otlaklarıyla ve Anatot otlaklarıyla. Boylarına göre bütün kentleri on üç kentti.|ve benjamin ojmaɡindanʔ ɡiva otlaklarijlaʔ allemet otlaklarijla ve anatot otlaklarijla. bojlarina ɡore butun kentleri on ut͡ʃ kentti. Old-Testament-Numbers-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe onları Kenan ülkesini araştırmak üzere gönderip şöyle dedi: \"\"Güneyden bu tarafa gidin ve dağlık bölgeye çıkın.\"|\"mose onlari kenan ulkesini arastirmak uzere ɡonderip sojle dedi \"\"ɡunejden bu tarafa ɡidin ve daɡlik bolɡeje t͡ʃikin.\" New-Testament-John-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Kadın, niçin ağlıyorsun?” diye sordular. Onlara, “Çünkü Efendim’i alıp götürmüşler ve O’nu nereye koyduklarını bilmiyorum” dedi.|onaʔ “kadinʔ nit͡ʃin aɡlijorsun?” dije sordular. onlaraʔ “t͡ʃunku efendim’i alip ɡoturmusler ve o’nu nereje kojduklarini bilmijorum” dedi. New-Testament-1-John-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte sevgi budur. Biz Tanrı’yı sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu’nu kefaret kurbanı olarak gönderdi.|iste sevɡi budur. biz tanri’ji sevmis deɡildikʔ ama o bizi sevdi ve oɡlu’nu kefaret kurbani olarak ɡonderdi. Old-Testament-Job-037-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Oturulan dünyanın yüzü üzerinde onlara buyurduğu her şeyi yapsınlar diye, O'nun yol göstermesiyle döner, çevrilir.|oturulan dunjanin juzu uzerinde onlara bujurduɡu her seji japsinlar dijeʔ oʔnun jol ɡostermesijle donerʔ t͡ʃevrilir. Old-Testament-Job-035-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kötülüğün senin gibi bir adama zarar verebilir, ve doğruluğun bir insanoğluna yarar sağlayabilir.\"\"\"|\"kotuluɡun senin ɡibi bir adama zarar verebilirʔ ve doɡruluɡun bir insanoɡluna jarar saɡlajabilir.\"\"\" New-Testament-2-Thessalonians-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, sizin için her zaman Tanrı’ya şükretmeye borçluyuz. Bunu yapmamız da uygun olandır. Çünkü imanınız fazlasıyla büyüyor, her birinizin bir diğerine karşı olan sevgisi artıyor.|kardeslerʔ sizin it͡ʃin her zaman tanri’ja sukretmeje bort͡ʃlujuz. bunu japmamiz da ujɡun olandir. t͡ʃunku imaniniz fazlasijla bujujorʔ her birinizin bir diɡerine karsi olan sevɡisi artijor. Old-Testament-Numbers-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşkol Vadisi'ne geldiler ve oradan bir salkım üzüm ile birlikte bir dal kestiler ve onu iki adam sırıkta taşıdı. Biraz narlardan ve incirlerden de getirdiler.|eskol vadisiʔne ɡeldiler ve oradan bir salkim uzum ile birlikte bir dal kestiler ve onu iki adam sirikta tasidi. biraz narlardan ve int͡ʃirlerden de ɡetirdiler. New-Testament-2-Corinthians-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kabule değer kişi kendini tavsiye eden değil, Efendi’nin tavsiye ettiği kişidir.|t͡ʃunku kabule deɡer kisi kendini tavsije eden deɡilʔ efendi’nin tavsije ettiɡi kisidir. Old-Testament-1-Chronicles-006-069|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayalon ile otlaklarını ve Gat Rimmon ile otlaklarını;|ajalon ile otlaklarini ve ɡat rimmon ile otlaklarini; Old-Testament-1-Chronicles-012-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun'dan, orduyla çıkabilen, her türlü savaş aletiyle savaş düzeni alabilen: Buyruk verilebilir ve çift yürekli olmayan elli bin kişi.|zevulunʔdanʔ ordujla t͡ʃikabilenʔ her turlu savas aletijle savas duzeni alabilen bujruk verilebilir ve t͡ʃift jurekli olmajan elli bin kisi. Old-Testament-Jeremiah-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam Koniya hor görülen kırık bir kap mıdır? Hiç kimsenin beğenmediği bir kap mıdır? Neden kendisi ve soyu dışarı atıldı, ve bilmedikleri bir ülkeye atıldılar?|bu adam konija hor ɡorulen kirik bir kap midir? hit͡ʃ kimsenin beɡenmediɡi bir kap midir? neden kendisi ve soju disari atildiʔ ve bilmedikleri bir ulkeje atildilar? New-Testament-Acts-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun, tapınağın Güzel Kapısı’nda yoksulluk için dilenen adam olduğunu anladılar. Ona olanlar karşısında hayret ve şaşkınlıkla dolmuşlardı.|onunʔ tapinaɡin ɡuzel kapisi’nda joksulluk it͡ʃin dilenen adam olduɡunu anladilar. ona olanlar karsisinda hajret ve saskinlikla dolmuslardi. Old-Testament-Jeremiah-052-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kazanları, kürekleri, maşaları, leğenleri, kaşıkları ve hizmette kullanılan bütün tunç kapları da götürdüler.|kazanlariʔ kurekleriʔ masalariʔ leɡenleriʔ kasiklari ve hizmette kullanilan butun tunt͡ʃ kaplari da ɡoturduler. Old-Testament-Psalms-035-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalancı tanıklar ayağa kalkıyor. Bilmediğim şeyleri bana soruyorlar.|jalant͡ʃi taniklar ajaɡa kalkijor. bilmediɡim sejleri bana sorujorlar. Old-Testament-Ezekiel-039-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları halklardan geri getirdiğimde, düşmanlarının ülkelerinden topladığımda, birçok ulusun gözü önünde kutsallığım da görünecek.|onlari halklardan ɡeri ɡetirdiɡimdeʔ dusmanlarinin ulkelerinden topladiɡimdaʔ birt͡ʃok ulusun ɡozu onunde kutsalliɡim da ɡorunet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-039-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yosef'le birlikteydi ve o başarılı bir adamdı. Yosef Mısırlı efendisinin evinde kalıyordu.|jahve josefʔle birliktejdi ve o basarili bir adamdi. josef misirli efendisinin evinde kalijordu. Old-Testament-Leviticus-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çocuklarınızı elinizden alacak, hayvanlarınızı yok edecek ve sayınızı azaltacak yaban hayvanları aranıza göndereceğim. Yollarınız ıssızlaşacak.'\"\"\"|\"t͡ʃot͡ʃuklarinizi elinizden alat͡ʃakʔ hajvanlarinizi jok edet͡ʃek ve sajinizi azaltat͡ʃak jaban hajvanlari araniza ɡonderet͡ʃeɡim. jollariniz issizlasat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral bana, \"\"Hasta olmadığın halde neden yüzün kederli? Bu, yüreğin acısından başka bir şey değil.\"\" dedi. O zaman çok korktum.\"|\"kral banaʔ \"\"hasta olmadiɡin halde neden juzun kederli? buʔ jureɡin at͡ʃisindan baska bir sej deɡil.\"\" dedi. o zaman t͡ʃok korktum.\" Old-Testament-1-Chronicles-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncüsü Mişmanna, beşincisi Yeremya,|dordunt͡ʃusu mismannaʔ besint͡ʃisi jeremjaʔ Old-Testament-Genesis-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram'ın sürüsünün çobanlarıyla Lut'un sürüsünün çobanları arasında çekişme oldu. O dönemde bu topraklarda Kenanlılar ve Perizliler yaşıyordu.|avramʔin surusunun t͡ʃobanlarijla lutʔun surusunun t͡ʃobanlari arasinda t͡ʃekisme oldu. o donemde bu topraklarda kenanlilar ve perizliler jasijordu. New-Testament-Galatians-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öbür Yahudiler de onun ikiyüzlülüğüne ortak oldular. Barnabas bile onların ikiyüzlülüğüne kapıldı.|obur jahudiler de onun ikijuzluluɡune ortak oldular. barnabas bile onlarin ikijuzluluɡune kapildi. New-Testament-Hebrews-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zamandan beri düşmanlarının ayaklarının altına serilmesini bekliyor.|o zamandan beri dusmanlarinin ajaklarinin altina serilmesini beklijor. Old-Testament-2-Chronicles-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babamla baban arasında olduğu gibi, benimle senin aranda da bir antlaşma olsun. İşte, sana gümüş ve altın gönderdim. Git, İsrael Kralı Baaşa ile yaptığın antlaşmayı boz da benden ayrılsın.\"\"\"|\"\"\"babamla baban arasinda olduɡu ɡibiʔ benimle senin aranda da bir antlasma olsun. isteʔ sana ɡumus ve altin ɡonderdim. ɡitʔ israel krali baasa ile japtiɡin antlasmaji boz da benden ajrilsin.\"\"\" New-Testament-Matthew-012-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kendisiyle konuşana şu karşılığı verdi: “Kimdir annem, kimdir kardeşlerim?”|jesua kendisijle konusana su karsiliɡi verdi “kimdir annemʔ kimdir kardeslerim?” New-Testament-1-Peter-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar arasında iyi davranışlar sergileyin. Öyle ki, kötülük yapanlarmışsınız gibi size karşı konuşsalar da, iyi işlerinizi görüp ziyaret gününde Tanrı’yı yüceltsinler.|uluslar arasinda iji davranislar serɡilejin. ojle kiʔ kotuluk japanlarmissiniz ɡibi size karsi konussalar daʔ iji islerinizi ɡorup zijaret ɡununde tanri’ji jut͡ʃeltsinler. Old-Testament-Genesis-047-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak kâhinlerin toprağını satın almadı. Çünkü kâhinler Firavun'dan bir pay aldılar ve Firavun'un kendilerine verdiği paydan yediler. Bu yüzden toprak satmadılar.|ant͡ʃak kahinlerin topraɡini satin almadi. t͡ʃunku kahinler firavunʔdan bir paj aldilar ve firavunʔun kendilerine verdiɡi pajdan jediler. bu juzden toprak satmadilar. Old-Testament-Proverbs-024-032|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman gördüm, iyice düşündüm. Baktım ve ders aldım:|o zaman ɡordumʔ ijit͡ʃe dusundum. baktim ve ders aldim Old-Testament-Proverbs-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü yürekli hararetli insanın dudakları, toprak kap üstündeki gümüş cürufa benzer.|kotu jurekli hararetli insanin dudaklariʔ toprak kap ustundeki ɡumus t͡ʃurufa benzer. Old-Testament-Proverbs-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginin serveti onun güçlü kentidir. Fakirin yoksulluğu onun yıkımıdır.|zenɡinin serveti onun ɡut͡ʃlu kentidir. fakirin joksulluɡu onun jikimidir. Old-Testament-Exodus-034-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Toprağının ilk seçme ürününü Tanrın Yahve'nin evine getireceksin. \"\"Oğlağı anasının sütünde pişirmeyeceksin.\"\"\"|\"\"\"topraɡinin ilk set͡ʃme urununu tanrin jahveʔnin evine ɡetiret͡ʃeksin. \"\"oɡlaɡi anasinin sutunde pisirmejet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler, Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı yerine, evin iç odasına, En Kutsal Yere, Keruvlar'ın kanatlarının altına getirdiler.|kahinlerʔ jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni jerineʔ evin it͡ʃ odasinaʔ en kutsal jereʔ keruvlarʔin kanatlarinin altina ɡetirdiler. Old-Testament-Malachi-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda ihanet etti ve İsrael'de ve Yeruşalem'de iğrenç bir şey işlendi; çünkü Yahuda sevdiği Yahve'nin kutsallığını kirletti ve yabancı bir ilâhın kızıyla evlendi.|jahuda ihanet etti ve israelʔde ve jerusalemʔde iɡrent͡ʃ bir sej islendi; t͡ʃunku jahuda sevdiɡi jahveʔnin kutsalliɡini kirletti ve jabant͡ʃi bir ilahin kizijla evlendi. Old-Testament-Genesis-036-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Elifaz'ın oğulları: Teman, Omar, Sefo, Gatam ve Kenaz.|elifazʔin oɡullari temanʔ omarʔ sefoʔ ɡatam ve kenaz. Old-Testament-1-Kings-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, senden ayrılır ayrılmaz, Yahve'nin Ruhu seni bilmediğim bir yere götürecek; ve gelip Ahav'a bildirdiğim zaman o da seni bulamayınca beni öldürecek. Ben hizmetkârın gençliğimden beri Yahve'den korkar.|ojle olat͡ʃak kiʔ senden ajrilir ajrilmazʔ jahveʔnin ruhu seni bilmediɡim bir jere ɡoturet͡ʃek; ve ɡelip ahavʔa bildirdiɡim zaman o da seni bulamajint͡ʃa beni olduret͡ʃek. ben hizmetkarin ɡent͡ʃliɡimden beri jahveʔden korkar. Old-Testament-Job-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerin direkleri titrer, ve O azarlayınca şaşarlar.|ɡoklerin direkleri titrerʔ ve o azarlajint͡ʃa sasarlar. Old-Testament-Leviticus-007-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye Sina Çölü'nde sunularını sunmaları için İsrael'in çocuklarına buyurduğu günde, Yahve Sina Dağı'nda Moşe'ye bunu buyurdu.|jahveʔje sina t͡ʃoluʔnde sunularini sunmalari it͡ʃin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bujurduɡu ɡundeʔ jahve sina daɡiʔnda moseʔje bunu bujurdu. New-Testament-1-Corinthians-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece insanlar bizi Mesih’in hizmetkârları ve Tanrı sırlarının kâhyaları olarak görsünler.|bojlet͡ʃe insanlar bizi mesih’in hizmetkarlari ve tanri sirlarinin kahjalari olarak ɡorsunler. New-Testament-Revelation-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Senin işlerini, nerede oturduğunu biliyorum; Şeytan’ın tahtı oradadır. Adımı sımsıkı tutuyorsun. Şeytan’ın oturduğu yerde aranızda öldürülen sadık tanığım Antipas’ın günlerinde bile bana olan imanını inkâr etmedin.|“senin isleriniʔ nerede oturduɡunu bilijorum; sejtan’in tahti oradadir. adimi simsiki tutujorsun. sejtan’in oturduɡu jerde aranizda oldurulen sadik taniɡim antipas’in ɡunlerinde bile bana olan imanini inkar etmedin. Old-Testament-Deuteronomy-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Geçmişte Horlular de Seir'de yaşardı, ama Esav'ın çocukları onların yerini aldı. İsraelliler, Yahve'nin kendilerine verdiği mülkü olan ülkeye yaptığı gibi, onları önlerinde yok edip onların yerinde yaşadılar.)|ɡet͡ʃmiste horlular de seirʔde jasardiʔ ama esavʔin t͡ʃot͡ʃuklari onlarin jerini aldi. israellilerʔ jahveʔnin kendilerine verdiɡi mulku olan ulkeje japtiɡi ɡibiʔ onlari onlerinde jok edip onlarin jerinde jasadilar.) Old-Testament-Leviticus-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, onun kanı kutsal yerin iç kısmına getirilmedi. Buyurduğum gibi onu mutlaka kutsal yerde yemeliydiniz.”|isteʔ onun kani kutsal jerin it͡ʃ kismina ɡetirilmedi. bujurduɡum ɡibi onu mutlaka kutsal jerde jemelijdiniz.” Old-Testament-Exodus-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'ye şöyle dedi, \"\"Ey Efendim, ne önceden, ne de hizmetkârınla konuştuğundan beri güzel konuşan biri değilim. Çünkü ben konuşmada yavaşım ve yavaş dilliyim.\"\"\"|\"mose jahveʔje sojle dediʔ \"\"ej efendimʔ ne ont͡ʃedenʔ ne de hizmetkarinla konustuɡundan beri ɡuzel konusan biri deɡilim. t͡ʃunku ben konusmada javasim ve javas dillijim.\"\"\" Old-Testament-Exodus-029-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'la oğulları koç etini ve sepetteki ekmeği Buluşma Çadırı'nın kapısında yiyecekler.|aronʔla oɡullari kot͡ʃ etini ve sepetteki ekmeɡi bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda jijet͡ʃekler. Old-Testament-Job-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Neden Tanrı gibi siz de bana zulüm ediyorsunuz, ve etime doymuyorsunuz?\"\"\"|\"neden tanri ɡibi siz de bana zulum edijorsunuzʔ ve etime dojmujorsunuz?\"\"\" Old-Testament-Isaiah-037-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kazdım, su içtim, ayak tabanımla da Mısır'ın bütün ırmaklarını kurutacağım.'\"\"\"|\"kazdimʔ su it͡ʃtimʔ ajak tabanimla da misirʔin butun irmaklarini kurutat͡ʃaɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-103-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yaratılışımızı bilir. Toprak olduğumuzu hatırlar.|t͡ʃunku jaratilisimizi bilir. toprak olduɡumuzu hatirlar. Old-Testament-Genesis-032-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov yalnız kaldı ve gün ağarana dek orada bir adamla güreşti.|jakov jalniz kaldi ve ɡun aɡarana dek orada bir adamla ɡuresti. Old-Testament-Isaiah-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|her yüksek kule için, her sur için,|her juksek kule it͡ʃinʔ her sur it͡ʃinʔ Old-Testament-Jeremiah-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Acım neden sürekli, iyileşmek istemeyen yaram neden çaresiz? Gerçekten de bana aldatıcı bir dere, tükenen sular gibi mi olacaksın?|at͡ʃim neden surekliʔ ijilesmek istemejen jaram neden t͡ʃaresiz? ɡert͡ʃekten de bana aldatit͡ʃi bir dereʔ tukenen sular ɡibi mi olat͡ʃaksin? Old-Testament-Numbers-007-084|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunağın İsrael beyleri tarafından meshedildiği gün onun adama sunusu şunlardı: On iki gümüş tepsi, on iki gümüş tas, on iki altın kepçe;|sunaɡin israel bejleri tarafindan meshedildiɡi ɡun onun adama sunusu sunlardi on iki ɡumus tepsiʔ on iki ɡumus tasʔ on iki altin kept͡ʃe; Old-Testament-Psalms-089-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu seni alkışlamayı öğrenen halka. Senin varlığının ışığında yürürler, ey Yahve.|ne mutlu seni alkislamaji oɡrenen halka. senin varliɡinin isiɡinda jururlerʔ ej jahve. Old-Testament-Genesis-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ovadaki kentleri yok ettiğinde, Tanrı Avraham’ı hatırladı ve Lut'un yaşadığı kentleri yerle bir ettiği zaman, Lut'u yıkımın ortasından dışına gönderdi.|tanri ovadaki kentleri jok ettiɡindeʔ tanri avraham’i hatirladi ve lutʔun jasadiɡi kentleri jerle bir ettiɡi zamanʔ lutʔu jikimin ortasindan disina ɡonderdi. Old-Testament-Exodus-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye karşı öfkelendi ve şöyle dedi, \"\"Peki ya kardeşin Levili Aron? Onun iyi konuşabildiğini biliyorum. Hem de, işte, o seni karşılamak için dışarı çıkıyor. Seni gördüğünde yüreği sevinecek.\"|\"jahve moseʔje karsi ofkelendi ve sojle dediʔ \"\"peki ja kardesin levili aron? onun iji konusabildiɡini bilijorum. hem deʔ isteʔ o seni karsilamak it͡ʃin disari t͡ʃikijor. seni ɡorduɡunde jureɡi sevinet͡ʃek.\" New-Testament-Luke-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ‘İnsanlardan’ dersek, bütün halk bizi taşlayacak. Çünkü Yuhanna’nın peygamber olduğuna kanmışlardır.”|ama ‘insanlardan’ dersekʔ butun halk bizi taslajat͡ʃak. t͡ʃunku juhanna’nin pejɡamber olduɡuna kanmislardir.” Old-Testament-Leviticus-019-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer bir yabancı ülkenizde sizinle birlikte garip olarak yaşıyorsa, ona haksızlık etmeyeceksiniz.\"|\"\"\"ʔeɡer bir jabant͡ʃi ulkenizde sizinle birlikte ɡarip olarak jasijorsaʔ ona haksizlik etmejet͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-Leviticus-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yatağına dokunan her kişi giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır.|jataɡina dokunan her kisi ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-101-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her sabah ülkedeki bütün kötüleri yok edeceğim, Yahve’nin kentinden kötülüğün tüm işçilerini kesip atacağım.|her sabah ulkedeki butun kotuleri jok edet͡ʃeɡimʔ jahve’nin kentinden kotuluɡun tum ist͡ʃilerini kesip atat͡ʃaɡim. New-Testament-Hebrews-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer Yeşu onlara dinlenme vermiş olsaydı, Tanrı bundan sonra başka bir günden söz etmezdi.|t͡ʃunku eɡer jesu onlara dinlenme vermis olsajdiʔ tanri bundan sonra baska bir ɡunden soz etmezdi. Old-Testament-Job-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na karşı sert ense ile koşmaktadır; kalın yumrulu kalkanıyla,|oʔna karsi sert ense ile kosmaktadir; kalin jumrulu kalkanijlaʔ Old-Testament-Proverbs-030-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaya tavşanları zayıf bir halktır, ama yine de yuvalarını kayalara yaparlar.|kaja tavsanlari zajif bir halktirʔ ama jine de juvalarini kajalara japarlar. Old-Testament-Exodus-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Altını, maviyi, moru, kırmızıyı ve ince keteni kullanacaklar.\"\"\"|\"altiniʔ mavijiʔ moruʔ kirmiziji ve int͡ʃe keteni kullanat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Judges-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama adamlar onu dinlemediler; adam cariyesini tutup yanlarına çıkardı; ve onunla yattılar ve bütün gece sabaha kadar ona kötü davrandılar. Gün ağarmaya başlayınca onu salıverdiler.|ama adamlar onu dinlemediler; adam t͡ʃarijesini tutup janlarina t͡ʃikardi; ve onunla jattilar ve butun ɡet͡ʃe sabaha kadar ona kotu davrandilar. ɡun aɡarmaja baslajint͡ʃa onu saliverdiler. Old-Testament-Isaiah-062-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara “Kutsal Halk, Yahve'nin fidye ile Kurtardıkları” diyecekler. Sana, “Aranan, Terk Edilmemiş Kent” denecek.|onlara “kutsal halkʔ jahveʔnin fidje ile kurtardiklari” dijet͡ʃekler. sanaʔ “arananʔ terk edilmemis kent” denet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-036-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhumu içinize koyacağım ve kurallarımda yürüteceğim. İlkelerimi tutacak ve onları yapacaksınız.|ruhumu it͡ʃinize kojat͡ʃaɡim ve kurallarimda jurutet͡ʃeɡim. ilkelerimi tutat͡ʃak ve onlari japat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Psalms-073-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle gurur onların boynundaki zincir gibi, şiddet onları saran bir giysi gibidir.|bu nedenle ɡurur onlarin bojnundaki zint͡ʃir ɡibiʔ siddet onlari saran bir ɡijsi ɡibidir. Old-Testament-Jeremiah-030-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Şükran, neşelenenlerin sesiyle birlikte onlardan yükselecek. Onları çoğaltacağım, az olmayacaklar; onları yücelteceğim, küçük olmayacaklar.|sukranʔ neselenenlerin sesijle birlikte onlardan jukselet͡ʃek. onlari t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡimʔ az olmajat͡ʃaklar; onlari jut͡ʃeltet͡ʃeɡimʔ kut͡ʃuk olmajat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un hizmetkârları arasında Yahve'nin sözünden korkanlar, hizmetçilerini ve hayvanlarını evlerine kaçırdılar.|firavunʔun hizmetkarlari arasinda jahveʔnin sozunden korkanlarʔ hizmett͡ʃilerini ve hajvanlarini evlerine kat͡ʃirdilar. Old-Testament-Jeremiah-050-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Övünenlerin üzerine kılıç, ve onlar akılsız olacaklar. Yiğitlerin üzerine kılıç, Ve dehşete kapılacaklar.\"|\"\"\"ovunenlerin uzerine kilit͡ʃʔ ve onlar akilsiz olat͡ʃaklar. jiɡitlerin uzerine kilit͡ʃʔ ve dehsete kapilat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Jeremiah-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik bekledik, ama iyilik gelmedi; ve şifa zamanı, ve işte, dehşet!|esenlik bekledikʔ ama ijilik ɡelmedi; ve sifa zamaniʔ ve isteʔ dehset! Old-Testament-Job-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Mademki içinde sakinliği bilmedi, zevk aldığı şeylerden hiçbirini kurtarmayacaktır.|“mademki it͡ʃinde sakinliɡi bilmediʔ zevk aldiɡi sejlerden hit͡ʃbirini kurtarmajat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Samuel-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav, Tekoa'ya gönderip oradan bilge bir kadın getirtti ve ona, \"\"Lütfen yas tutan biri gibi davran, lütfen yas giysisi giyin, kendine yağ sürme, ama uzun zamandır ölü için yas tutan bir kadın gibi ol\"\" dedi.\"|\"joavʔ tekoaʔja ɡonderip oradan bilɡe bir kadin ɡetirtti ve onaʔ \"\"lutfen jas tutan biri ɡibi davranʔ lutfen jas ɡijsisi ɡijinʔ kendine jaɡ surmeʔ ama uzun zamandir olu it͡ʃin jas tutan bir kadin ɡibi ol\"\" dedi.\" Old-Testament-Haggai-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yahve'nin habercisi Hagay, Yahve'nin bildirisini halka söyleyip dedi: \"\"Ben sizinle beraberim, diyor Yahve.\"\"\"|\"o zaman jahveʔnin habert͡ʃisi haɡajʔ jahveʔnin bildirisini halka sojlejip dedi \"\"ben sizinle beraberimʔ dijor jahve.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin tapınağını yapacak. Görkemi o taşıyacak, tahtında oturup hüküm sürecek. Tahtında kâhin olacak. Esenlik öğüdü ikisi arasında olacak.|jahve’nin tapinaɡini japat͡ʃak. ɡorkemi o tasijat͡ʃakʔ tahtinda oturup hukum suret͡ʃek. tahtinda kahin olat͡ʃak. esenlik oɡudu ikisi arasinda olat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, Yahve'nin David’le birlikte olduğunu gördü ve anladı. Saul’un kızı Mikal de onu sevdi.|saulʔ jahveʔnin david’le birlikte olduɡunu ɡordu ve anladi. saul’un kizi mikal de onu sevdi. Old-Testament-2-Samuel-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar eve girdiklerinde o, yatak odasında yatağının üzerinde yatıyordu, onu vurup öldürdüler, başını kestiler, başını aldılar ve bütün gece Arava yolundan gittiler.|onlar eve ɡirdiklerinde oʔ jatak odasinda jataɡinin uzerinde jatijorduʔ onu vurup oldurdulerʔ basini kestilerʔ basini aldilar ve butun ɡet͡ʃe arava jolundan ɡittiler. Old-Testament-Isaiah-051-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin fidyeyle kurtardıkları geri dönecek, ezgi söyleyerek Siyon'a gelecekler. Başları üzerinde sonsuz sevinç olacak. Sevinç ve neşe bulacaklar. Keder ve inilti kaçıp gidecek.|jahveʔnin fidjejle kurtardiklari ɡeri donet͡ʃekʔ ezɡi sojlejerek sijonʔa ɡelet͡ʃekler. baslari uzerinde sonsuz sevint͡ʃ olat͡ʃak. sevint͡ʃ ve nese bulat͡ʃaklar. keder ve inilti kat͡ʃip ɡidet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-001-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezer'in oğulları: Bilhan, Zaavan ve Yaakan. Dişan'ın oğulları: Uts ve Aran.|ezerʔin oɡullari bilhanʔ zaavan ve jaakan. disanʔin oɡullari uts ve aran. New-Testament-John-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahudi yetkililer Yeşua’ya zulmettiler ve O’nu öldürmenin bir yolunu aradılar. Çünkü Şabat'da bu şeyleri yapıyordu.|bu nedenle jahudi jetkililer jesua’ja zulmettiler ve o’nu oldurmenin bir jolunu aradilar. t͡ʃunku sabatʔda bu sejleri japijordu. Old-Testament-Jeremiah-052-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşinci ayda, ayın onuncu günü, Babil Kralı Nebukadnetsar'ın on dokuzuncu yılında, Babil Kralı'nın önünde duran muhafız komutanı Nebuzaradan Yeruşalem'e girdi.|besint͡ʃi ajdaʔ ajin onunt͡ʃu ɡunuʔ babil krali nebukadnetsarʔin on dokuzunt͡ʃu jilindaʔ babil kraliʔnin onunde duran muhafiz komutani nebuzaradan jerusalemʔe ɡirdi. Old-Testament-Joshua-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, senin evinin kapısından sokağa çıkan herkesin kanı kendi başı üzerinde olacak ve biz suçsuz olacağız. Evde yanında kim varsa, eğer ona bir el dokunursa, onun kanı bizim başımız üzerinde olacaktır.|ojle olat͡ʃak kiʔ senin evinin kapisindan sokaɡa t͡ʃikan herkesin kani kendi basi uzerinde olat͡ʃak ve biz sut͡ʃsuz olat͡ʃaɡiz. evde janinda kim varsaʔ eɡer ona bir el dokunursaʔ onun kani bizim basimiz uzerinde olat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi durun da Yahve'nin size ve atalarınıza yaptığı bütün doğru işler konusunda sizinle Yahve'nin önünde davacı olayım.\"|\"\"\"simdi durun da jahveʔnin size ve atalariniza japtiɡi butun doɡru isler konusunda sizinle jahveʔnin onunde davat͡ʃi olajim.\" New-Testament-Galatians-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes kendi yükünü taşıyacaktır.|herkes kendi jukunu tasijat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim o aynı günde herhangi bir iş yaparsa, onu halkının arasından yok edeceğim.|kim o ajni ɡunde herhanɡi bir is japarsaʔ onu halkinin arasindan jok edet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Chronicles-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"dört bini kapı bekçisi ve dört bini de övgü sunmak için yaptığım aletlerle Yahve'yi övecek\"\" dedi.\"|\"dort bini kapi bekt͡ʃisi ve dort bini de ovɡu sunmak it͡ʃin japtiɡim aletlerle jahveʔji ovet͡ʃek\"\" dedi.\" New-Testament-John-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na ihanet eden Yahuda da o yeri biliyordu. Çünkü Yeşua sık sık orada öğrencileriyle buluşurdu.|o’na ihanet eden jahuda da o jeri bilijordu. t͡ʃunku jesua sik sik orada oɡrent͡ʃilerijle bulusurdu. Old-Testament-Exodus-012-040|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının Mısır'da yaşadığı süre dört yüz otuz yıldı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin misirʔda jasadiɡi sure dort juz otuz jildi. Old-Testament-Isaiah-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi bunu, her türlü görkemin gururunu lekelemek, yeryüzünün bütün saygınlarını aşağılamak için tasarladı.|ordular jahvesi bunuʔ her turlu ɡorkemin ɡururunu lekelemekʔ jerjuzunun butun sajɡinlarini asaɡilamak it͡ʃin tasarladi. New-Testament-2-Peter-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi ve Kurtarıcı Yeşua Mesih’i tanımakla dünyanın pisliğinden kurtulduktan sonra yeniden onun içine karışıp yenilirlerse, son halleri ilkinden beter olur.|efendi ve kurtarit͡ʃi jesua mesih’i tanimakla dunjanin pisliɡinden kurtulduktan sonra jeniden onun it͡ʃine karisip jenilirlerseʔ son halleri ilkinden beter olur. New-Testament-Mark-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu, “Selam, ey Yahudiler’in Kralı!” diyerek selamlamaya başladılar.|o’nuʔ “selamʔ ej jahudiler’in krali!” dijerek selamlamaja basladilar. Old-Testament-Job-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Dostlarım benimle alay ediyor. Gözlerim Tanrı'ya gözyaşı döküyor,|dostlarim benimle alaj edijor. ɡozlerim tanriʔja ɡozjasi dokujorʔ Old-Testament-Psalms-084-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım Yahve’nin avlularını, bayılırmış gibi özlüyor. Yüreğim ve bedenim yaşayan Tanrı’ya haykırıyor.|t͡ʃanim jahve’nin avlulariniʔ bajilirmis ɡibi ozlujor. jureɡim ve bedenim jasajan tanri’ja hajkirijor. Old-Testament-Isaiah-042-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ben Yahve, seni doğrulukla çağırdım. Elini tutacağım. Seni koruyacağım,\"|\"\"\"ben jahveʔ seni doɡrulukla t͡ʃaɡirdim. elini tutat͡ʃaɡim. seni korujat͡ʃaɡimʔ\" Old-Testament-1-Kings-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Krala, “İşte, Peygamber Natan!” dediler. Kralın önüne gelince, yüzüstü yere kapanarak kralın önünde eğildi.|kralaʔ “isteʔ pejɡamber natan!” dediler. kralin onune ɡelint͡ʃeʔ juzustu jere kapanarak kralin onunde eɡildi. Old-Testament-Psalms-098-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kurtarışını bildirdi. Doğruluğunu ulusların önünde açıkça gösterdi.|jahve kurtarisini bildirdi. doɡruluɡunu uluslarin onunde at͡ʃikt͡ʃa ɡosterdi. Old-Testament-Song-of-Songs-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gel, sevgilim! Kıra çıkalım. Köylerde geceleyelim.|ɡelʔ sevɡilim! kira t͡ʃikalim. kojlerde ɡet͡ʃelejelim. New-Testament-Acts-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar halka konuşurken, kâhinler, tapınak komutanı ve Sadukiler yanlarına geldiler.|onlar halka konusurkenʔ kahinlerʔ tapinak komutani ve sadukiler janlarina ɡeldiler. Old-Testament-Isaiah-041-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Davanızı ortaya koyun” diyor Yahve. “Güçlü delillerinizi ortaya çıkarın!” Yakov'un Kralı diyor.|davanizi ortaja kojun” dijor jahve. “ɡut͡ʃlu delillerinizi ortaja t͡ʃikarin!” jakovʔun krali dijor. Old-Testament-1-Samuel-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Samuel İsrael'in bütün oymaklarını yaklaştırdı ve Benyamin oymağı seçildi.|bojlet͡ʃe samuel israelʔin butun ojmaklarini jaklastirdi ve benjamin ojmaɡi set͡ʃildi. New-Testament-Acts-010-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı O’nu üçüncü gün diriltti ve açıkça gösterdi,|tanri o’nu ut͡ʃunt͡ʃu ɡun diriltti ve at͡ʃikt͡ʃa ɡosterdiʔ Old-Testament-Numbers-036-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef'in oğulları soylarından Manaşşe oğlu Makir oğlu, Gilad'ın oğulları soyundan atalar evleri beyleri yaklaştılar ve Moşe'nin önünde ve İsrael'in çocuklarının atalar evleri başları olan beylerin önünde konuştular.|josefʔin oɡullari sojlarindan manasse oɡlu makir oɡluʔ ɡiladʔin oɡullari sojundan atalar evleri bejleri jaklastilar ve moseʔnin onunde ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin atalar evleri baslari olan bejlerin onunde konustular. Old-Testament-Exodus-012-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael'in çocukları böyle yaptılar. Yahve Moşe ve Aron'a nasıl buyurduysa onlar da öyle yaptılar.|butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari bojle japtilar. jahve mose ve aronʔa nasil bujurdujsa onlar da ojle japtilar. Old-Testament-Deuteronomy-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dışarı çıkıp düşmanlarına karşı ordugâh kurduğunda, o zaman kendini her kötülükten sakınacaksın.|disari t͡ʃikip dusmanlarina karsi orduɡah kurduɡundaʔ o zaman kendini her kotulukten sakinat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-136-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'la ordusunu Kızıldeniz'de bozguna uğratana, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|firavunʔla ordusunu kizildenizʔde bozɡuna uɡratanaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-1-Corinthians-015-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey akılsız, kendi ektiğin şey ölmedikçe dirilmez.|ej akilsizʔ kendi ektiɡin sej olmedikt͡ʃe dirilmez. Old-Testament-1-Kings-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yıl herkes takdir olarak, gümüş kaplar, altın kaplar, giysiler, zırhlar, baharatlar, atlar ve katırlar getirirlerdi.|her jil herkes takdir olarakʔ ɡumus kaplarʔ altin kaplarʔ ɡijsilerʔ zirhlarʔ baharatlarʔ atlar ve katirlar ɡetirirlerdi. Old-Testament-Numbers-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Gad'ın çocuklarına ve Ruven'in çocuklarına şöyle dedi: \"\"Siz burada otururken kardeşleriniz savaşa mı gidecek?\"|\"mose ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ve ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle dedi \"\"siz burada otururken kardesleriniz savasa mi ɡidet͡ʃek?\" Old-Testament-Numbers-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven oymağından sayılanlar kırk altı bin beş yüz kişiydi.|ruven ojmaɡindan sajilanlar kirk alti bin bes juz kisijdi. New-Testament-Hebrews-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih, bedende olduğu günlerde kendisini ölümden kurtaracak güçte olan Tanrı’ya büyük feryat ve gözyaşlarıyla dualar ve dilekler sundu ve tanrısal korkusu nedeniyle işitildi.|mesihʔ bedende olduɡu ɡunlerde kendisini olumden kurtarat͡ʃak ɡut͡ʃte olan tanri’ja bujuk ferjat ve ɡozjaslarijla dualar ve dilekler sundu ve tanrisal korkusu nedenijle isitildi. Old-Testament-1-Samuel-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Rama'daki Nayot'tan kaçtı ve gelip Yonatan'a dedi: \"\"Ne yaptım? Suçum ne? Babanın önünde günahım ne ki canımı arıyor?\"\"\"|\"david ramaʔdaki najotʔtan kat͡ʃti ve ɡelip jonatanʔa dedi \"\"ne japtim? sut͡ʃum ne? babanin onunde ɡunahim ne ki t͡ʃanimi arijor?\"\"\" Old-Testament-Lamentations-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve tasarladığını yaptı. Eski günlerde buyurduğu sözünü yerine getirdi. Yıktı, acımadı. Düşmanı senin için sevindirdi. Düşmanlarının boynuzunu yükseltti.|jahve tasarladiɡini japti. eski ɡunlerde bujurduɡu sozunu jerine ɡetirdi. jiktiʔ at͡ʃimadi. dusmani senin it͡ʃin sevindirdi. dusmanlarinin bojnuzunu jukseltti. Old-Testament-Nahum-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaraların şifa bulmuyor, çünkü yaraların ölümcül. Senin haberini duyan herkes ellerini senin üzerine çırpıyor, çünkü senin sonsuz gaddarlığını kim hissetmedi ki?|jaralarin sifa bulmujorʔ t͡ʃunku jaralarin olumt͡ʃul. senin haberini dujan herkes ellerini senin uzerine t͡ʃirpijorʔ t͡ʃunku senin sonsuz ɡaddarliɡini kim hissetmedi ki? Old-Testament-Job-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Askerleri bir araya gelip bana karşı bir kuşatma rampası kuruyor, ve çadırımın etrafında ordugâh kuruyorlar.\"\"\"|\"askerleri bir araja ɡelip bana karsi bir kusatma rampasi kurujorʔ ve t͡ʃadirimin etrafinda orduɡah kurujorlar.\"\"\" New-Testament-Galatians-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sünnetlilerin kendileri bile Yasa’yı tutmuyorlar, ancak bedenlerinizle övünebilmek için sizi sünnet ettirmek istiyorlar.|sunnetlilerin kendileri bile jasa’ji tutmujorlarʔ ant͡ʃak bedenlerinizle ovunebilmek it͡ʃin sizi sunnet ettirmek istijorlar. Old-Testament-Hosea-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrım onları reddedecek, çünkü O'nu dinlemediler; ve uluslar arasında dolaşıp duracaklar.|tanrim onlari reddedet͡ʃekʔ t͡ʃunku oʔnu dinlemediler; ve uluslar arasinda dolasip durat͡ʃaklar. Old-Testament-Job-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, siz hepiniz kendiniz gördünüz; öyleyse neden tamamen boş adamlar oldunuz?\"\"\"|\"isteʔ siz hepiniz kendiniz ɡordunuz; ojlejse neden tamamen bos adamlar oldunuz?\"\"\" Old-Testament-1-Kings-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yüksek yerler kaldırılmadı. Yine de Asa'nın yüreği bütün günlerinde Yahve ile tamdı.|ant͡ʃak juksek jerler kaldirilmadi. jine de asaʔnin jureɡi butun ɡunlerinde jahve ile tamdi. Old-Testament-1-Chronicles-009-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, kuşaklar boyunca Levililer'in ata evlerinin başları, önderlerdi. Yeruşalem'de yaşarlardı.|bunlarʔ kusaklar bojunt͡ʃa levililerʔin ata evlerinin baslariʔ onderlerdi. jerusalemʔde jasarlardi. Old-Testament-Numbers-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önünde bilmeden günah işleyen can için kâhin kefaret edecek. Onun için kefaret edecek; o da bağışlanacaktır.|jahveʔnin onunde bilmeden ɡunah islejen t͡ʃan it͡ʃin kahin kefaret edet͡ʃek. onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃek; o da baɡislanat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Lut yanından ayrıldıktan sonra Yahve Avram'a şöyle dedi: “Şimdi gözlerini kaldır ve bulunduğun yerden kuzeye, güneye, doğuya ve batıya bak.|lut janindan ajrildiktan sonra jahve avramʔa sojle dedi “simdi ɡozlerini kaldir ve bulunduɡun jerden kuzejeʔ ɡunejeʔ doɡuja ve batija bak. New-Testament-1-Corinthians-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua’nın adıyla toplandığınızda, ruhum da sizinle birlikteyken,|efendimiz jesua’nin adijla toplandiɡinizdaʔ ruhum da sizinle birliktejkenʔ Old-Testament-Psalms-048-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Surlarına dikkatle bakın. Saraylarını düşünün ki, gelecek kuşağa anlatasınız.|surlarina dikkatle bakin. sarajlarini dusunun kiʔ ɡelet͡ʃek kusaɡa anlatasiniz. Old-Testament-Numbers-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|adamın üzerine kıskançlık ruhu gelir, karısı kirli olduğu halde karısını kıskanırsa; ya da eğer adamın üzerine kıskançlık ruhu gelir ve karısı kirli olmadığı halde karısını kıskanırsa;|adamin uzerine kiskant͡ʃlik ruhu ɡelirʔ karisi kirli olduɡu halde karisini kiskanirsa; ja da eɡer adamin uzerine kiskant͡ʃlik ruhu ɡelir ve karisi kirli olmadiɡi halde karisini kiskanirsa; Old-Testament-Numbers-033-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Makhelot'tan yola çıkıp Tahat'ta konakladılar.|makhelotʔtan jola t͡ʃikip tahatʔta konakladilar. Old-Testament-Judges-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe, Beyt Şean ve köylerinin sakinlerini, Taanak ve köylerinin sakinlerini, Dor ve köylerinin sakinlerini, İvleam ve köylerinin sakinlerini, Megiddo ve köylerinin sakinlerini kovmadı; ama Kenanlılar o ülkede oturmaya niyetliydi.|manasseʔ bejt sean ve kojlerinin sakinleriniʔ taanak ve kojlerinin sakinleriniʔ dor ve kojlerinin sakinleriniʔ ivleam ve kojlerinin sakinleriniʔ meɡiddo ve kojlerinin sakinlerini kovmadi; ama kenanlilar o ulkede oturmaja nijetlijdi. New-Testament-John-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekleşmeden önce bunu şimdi size söyledim. Öyle ki, bu gerçekleştiğinde iman edesiniz.|ɡert͡ʃeklesmeden ont͡ʃe bunu simdi size sojledim. ojle kiʔ bu ɡert͡ʃeklestiɡinde iman edesiniz. Old-Testament-Deuteronomy-032-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yüzümü onlardan gizleyeceğim\"\" dedi. \"\"Bakalım sonları ne olacak; çünkü onlar çok sapkın bir kuşaktır, kendilerinde sadakat bulunmayan çocuklardır.\"|\"\"\"juzumu onlardan ɡizlejet͡ʃeɡim\"\" dedi. \"\"bakalim sonlari ne olat͡ʃak; t͡ʃunku onlar t͡ʃok sapkin bir kusaktirʔ kendilerinde sadakat bulunmajan t͡ʃot͡ʃuklardir.\" New-Testament-Acts-027-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş taraftan demir atacaklarmış gibi yapıp filikayı denize indiren denizciler, gemiden kaçmaya çalıştı.|bas taraftan demir atat͡ʃaklarmis ɡibi japip filikaji denize indiren denizt͡ʃilerʔ ɡemiden kat͡ʃmaja t͡ʃalisti. Old-Testament-Genesis-034-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenin önderi Hivli Hamor'un oğlu Şekem onu gördü. Dina’yı alıp onunla yattı ve onu alçalttı.|ulkenin onderi hivli hamorʔun oɡlu sekem onu ɡordu. dina’ji alip onunla jatti ve onu alt͡ʃaltti. Old-Testament-2-Samuel-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom Amnon’a ne iyi ne de kötü konuştu; çünkü Avşalom, kız kardeşi Tamar’ı zorladığı için Amnon’dan nefret ediyordu.|avsalom amnon’a ne iji ne de kotu konustu; t͡ʃunku avsalomʔ kiz kardesi tamar’i zorladiɡi it͡ʃin amnon’dan nefret edijordu. New-Testament-Matthew-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kimse Krallık'la ilgili sözü duyup anlamadığında, kötü olan gelir ve onun yüreğine ekilmiş olanı kapar. Yol kenarına ekilmiş olan budur.|bir kimse krallikʔla ilɡili sozu dujup anlamadiɡindaʔ kotu olan ɡelir ve onun jureɡine ekilmis olani kapar. jol kenarina ekilmis olan budur. Old-Testament-2-Kings-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârları onu Megiddo'dan bir arabayla ölü olarak taşıyıp Yeruşalem'e getirdiler ve kendi mezarına gömdüler. Ülke halkı Yoşiya'nın oğlu Yehoahaz'ı alıp meshetti ve babasının yerine kral yaptı.|hizmetkarlari onu meɡiddoʔdan bir arabajla olu olarak tasijip jerusalemʔe ɡetirdiler ve kendi mezarina ɡomduler. ulke halki josijaʔnin oɡlu jehoahazʔi alip meshetti ve babasinin jerine kral japti. Old-Testament-Numbers-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları da böyle yaptı. Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu her şeye göre, kendi bayraklarına göre konakladılar ve böylece herkes aileleri ile atalarının evlerine göre yola çıktılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da bojle japti. jahveʔnin moseʔje bujurduɡu her seje ɡoreʔ kendi bajraklarina ɡore konakladilar ve bojlet͡ʃe herkes aileleri ile atalarinin evlerine ɡore jola t͡ʃiktilar. Old-Testament-Genesis-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün Avraham gözlerini kaldırıp uzaktan o yeri gördü.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡun avraham ɡozlerini kaldirip uzaktan o jeri ɡordu. New-Testament-Mark-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua yine ellerini onun gözlerinin üzerine koydu. Adam gözlerini açıp dikkatle baktı, gözleri iyileşmişti ve artık her şeyi açık seçik gördü.|o zaman jesua jine ellerini onun ɡozlerinin uzerine kojdu. adam ɡozlerini at͡ʃip dikkatle baktiʔ ɡozleri ijilesmisti ve artik her seji at͡ʃik set͡ʃik ɡordu. Old-Testament-2-Samuel-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yoav kalkıp Geşur'a gitti ve Avşalom'u Yeruşalem'e getirdi.|bunun uzerine joav kalkip ɡesurʔa ɡitti ve avsalomʔu jerusalemʔe ɡetirdi. New-Testament-2-Thessalonians-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse sizi hiçbir şekilde aldatmasın. Çünkü isyan başlamadan ve yıkım oğlu olan o günahkâr adam ortaya çıkmadan o gün gelmeyecektir.|hit͡ʃ kimse sizi hit͡ʃbir sekilde aldatmasin. t͡ʃunku isjan baslamadan ve jikim oɡlu olan o ɡunahkar adam ortaja t͡ʃikmadan o ɡun ɡelmejet͡ʃektir. Old-Testament-2-Kings-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz, Yahve'nin evinde ve kralın evinin hazinelerinde bulunan gümüşü ve altını alıp Aşur Kralı'na armağan olarak gönderdi.|ahazʔ jahveʔnin evinde ve kralin evinin hazinelerinde bulunan ɡumusu ve altini alip asur kraliʔna armaɡan olarak ɡonderdi. Old-Testament-Job-040-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuyruğunu sedir ağacı gibi oynatır. Butlarının sinirleri birbirine kenetlenmiştir.|kujruɡunu sedir aɡat͡ʃi ɡibi ojnatir. butlarinin sinirleri birbirine kenetlenmistir. Old-Testament-Job-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, haksız için felaket, kötülük işleyenler için bela değil midir?|buʔ haksiz it͡ʃin felaketʔ kotuluk islejenler it͡ʃin bela deɡil midir? Old-Testament-Psalms-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve doğrudur. Doğruluğu sever. Doğru kişi O’nun yüzünü görecek.|t͡ʃunku jahve doɡrudur. doɡruluɡu sever. doɡru kisi o’nun juzunu ɡoret͡ʃek. New-Testament-Acts-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Pavlus, “Ben Sezar’ın yargı kürsüsü önünde duruyorum ve burada yargılanmam gerekir” dedi. ‘‘Senin de çok iyi bildiğin gibi, Yahudiler’e karşı hiçbir suç işlemedim.|ama pavlusʔ “ben sezar’in jarɡi kursusu onunde durujorum ve burada jarɡilanmam ɡerekir” dedi. ‘‘senin de t͡ʃok iji bildiɡin ɡibiʔ jahudiler’e karsi hit͡ʃbir sut͡ʃ islemedim. New-Testament-Galatians-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi kardeşler, İshak gibi bizler de vaat çocuklarıyız.|simdi kardeslerʔ ishak ɡibi bizler de vaat t͡ʃot͡ʃuklarijiz. Old-Testament-Psalms-091-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne karanlıkta dolaşan salgın hastalıktan, ne de öğle vakti bitiren yıkımdan.|ne karanlikta dolasan salɡin hastaliktanʔ ne de oɡle vakti bitiren jikimdan. Old-Testament-Isaiah-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, hasatçının buğdayı topladığı ve koluyla tahıl biçtiği zamanki gibi olacak. Evet, Refaim Vadisi'nde tahıl toplayan biri gibi olacak.|buʔ hasatt͡ʃinin buɡdaji topladiɡi ve kolujla tahil bit͡ʃtiɡi zamanki ɡibi olat͡ʃak. evetʔ refaim vadisiʔnde tahil toplajan biri ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-034-003|und|SPEAKER_00_Turkish|güney sınırınız Zin Çölü'nden Edom kıyısı boyunca olacak ve güney sınırınız Tuz Denizi'nin ucundan doğuya doğru olacak.|ɡunej siniriniz zin t͡ʃoluʔnden edom kijisi bojunt͡ʃa olat͡ʃak ve ɡunej siniriniz tuz deniziʔnin ut͡ʃundan doɡuja doɡru olat͡ʃak. New-Testament-Matthew-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Kentte girip şu kişiye gidin ve ona şöyle deyin, ‘Öğretmen diyor ki, zamanım yaklaştı. Pesah'ı öğrencilerimle birlikte senin evinde tutacağım.’”|jesuaʔ “kentte ɡirip su kisije ɡidin ve ona sojle dejinʔ ‘oɡretmen dijor kiʔ zamanim jaklasti. pesahʔi oɡrent͡ʃilerimle birlikte senin evinde tutat͡ʃaɡim.’” Old-Testament-Psalms-074-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi onun bütün oyma işlerini balta ve çekiçlerle kırıyorlar.|simdi onun butun ojma islerini balta ve t͡ʃekit͡ʃlerle kirijorlar. New-Testament-John-011-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu kendiliğinden söylememişti. O yılın başkâhini olarak, Yeşua’nın ulus için,|bunu kendiliɡinden sojlememisti. o jilin baskahini olarakʔ jesua’nin ulus it͡ʃinʔ Old-Testament-Zechariah-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağla, ey selvi ağacı, çünkü sedir düştü, çünkü heybetli olanlar yok oldu. Yas tutun, Başan meşeleri, çünkü güçlü orman yıkıldı.|aɡlaʔ ej selvi aɡat͡ʃiʔ t͡ʃunku sedir dustuʔ t͡ʃunku hejbetli olanlar jok oldu. jas tutunʔ basan meseleriʔ t͡ʃunku ɡut͡ʃlu orman jikildi. New-Testament-John-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua Petrus’a, “Kılıcı kınına koy” dedi. “Baba’nın bana verdiği kâseden gerçekten içmeyeyim mi?”|o zaman jesua petrus’aʔ “kilit͡ʃi kinina koj” dedi. “baba’nin bana verdiɡi kaseden ɡert͡ʃekten it͡ʃmejejim mi?” New-Testament-Matthew-013-057|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun vasıtasıyla tökezlediler. Ama Yeşua onlara, “Bir peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde itibarsız değildir” dedi.|oʔnun vasitasijla tokezlediler. ama jesua onlaraʔ “bir pejɡamberʔ kendi memleketinden ve evinden baska jerde itibarsiz deɡildir” dedi. Old-Testament-Job-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İyov kendini kazımak için bir çömlek parçası aldı ve kül içinde oturdu.|ijov kendini kazimak it͡ʃin bir t͡ʃomlek part͡ʃasi aldi ve kul it͡ʃinde oturdu. Old-Testament-Leviticus-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kural uyarınca ikincisini yakmalık sunu olarak sunacak; kâhin işlediği günahtan dolayı onun için kefaret edecek ve o bağışlanacaktır.'\"\"\"|\"kural ujarint͡ʃa ikint͡ʃisini jakmalik sunu olarak sunat͡ʃak; kahin islediɡi ɡunahtan dolaji onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃek ve o baɡislanat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-049-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzımı keskin bir kılıç gibi yaptı. Beni elinin gölgesine sakladı. Beni cilalı bir ok yaptı. Kendi okluğunda beni sakladı.|aɡzimi keskin bir kilit͡ʃ ɡibi japti. beni elinin ɡolɡesine sakladi. beni t͡ʃilali bir ok japti. kendi okluɡunda beni sakladi. Old-Testament-2-Chronicles-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman gökten işit, davran ve kendi yolunu kendi başına getirip kötüyü cezalandırarak, doğruyu doğruluğuna göre verip onu haklı çıkararak hizmetkârlarına hükmet.\"\"\"|\"o zaman ɡokten isitʔ davran ve kendi jolunu kendi basina ɡetirip kotuju t͡ʃezalandirarakʔ doɡruju doɡruluɡuna ɡore verip onu hakli t͡ʃikararak hizmetkarlarina hukmet.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kardeş diye anılırken zina eden, açgözlü, putperest, sövücü, ayyaş ya da zorba olan biriyle arkadaşlık etmeyin diye size yazdım. Böyle biriyle yemek bile yemeyin.|ama kardes dije anilirken zina edenʔ at͡ʃɡozluʔ putperestʔ sovut͡ʃuʔ ajjas ja da zorba olan birijle arkadaslik etmejin dije size jazdim. bojle birijle jemek bile jemejin. New-Testament-Mark-014-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Biraz ilerledi ve yere kapandı. Eğer mümkünse bu saat kendisinden geçsin diye dua etti.|biraz ilerledi ve jere kapandi. eɡer mumkunse bu saat kendisinden ɡet͡ʃsin dije dua etti. New-Testament-1-Timothy-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları bunlardan saparak boş laflara daldılar.|bazilari bunlardan saparak bos laflara daldilar. New-Testament-Mark-014-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua sessiz kaldı ve hiç yanıt vermedi. Başkâhin yine O’na, “Yüce Olan’ın Oğlu Mesih sen misin?” diye sordu.|jesua sessiz kaldi ve hit͡ʃ janit vermedi. baskahin jine o’naʔ “jut͡ʃe olan’in oɡlu mesih sen misin?” dije sordu. New-Testament-James-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizden biri kendinin inançlı olduğunu sanıp dilini dizginlemezse, kendi yüreğini aldatır ve inancı da boştur.|sizden biri kendinin inant͡ʃli olduɡunu sanip dilini dizɡinlemezseʔ kendi jureɡini aldatir ve inant͡ʃi da bostur. Old-Testament-2-Kings-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya, “Zor bir şey istedin. Eğer senden alındığımda beni görürsen, sana öyle olacak; ama eğer görmezsen, öyle olmayacak.” dedi.|elijaʔ “zor bir sej istedin. eɡer senden alindiɡimda beni ɡorursenʔ sana ojle olat͡ʃak; ama eɡer ɡormezsenʔ ojle olmajat͡ʃak.” dedi. New-Testament-1-Corinthians-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşi yanarsa, zarar edecektir. Kendisi kurtulacak, ama ateşten geçmiş gibi olacaktır.|isi janarsaʔ zarar edet͡ʃektir. kendisi kurtulat͡ʃakʔ ama atesten ɡet͡ʃmis ɡibi olat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-014-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin ülkeyi araştırmak için gönderdiği adamlar geri döndüler ve ülke hakkında kötü haberler çıkararak tüm topluluğu ona karşı söylendiren adamlar,|moseʔnin ulkeji arastirmak it͡ʃin ɡonderdiɡi adamlar ɡeri donduler ve ulke hakkinda kotu haberler t͡ʃikararak tum topluluɡu ona karsi sojlendiren adamlarʔ Old-Testament-Psalms-049-007|und|SPEAKER_00_Turkish|onların hiçbiri kardeşini kurtaramaz, Tanrı’ya onun için fidye veremez.|onlarin hit͡ʃbiri kardesini kurtaramazʔ tanri’ja onun it͡ʃin fidje veremez. Old-Testament-Proverbs-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve farklılık gösteren ağırlıklardan nefret eder, dürüst olmayan terazi hoş değildir.|jahve farklilik ɡosteren aɡirliklardan nefret ederʔ durust olmajan terazi hos deɡildir. Old-Testament-Judges-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı Yahve Sihon'u ve bütün halkını İsrael'in eline teslim etti ve onlar da onları vurdu. Böylece İsrael, o ülkede oturan Amorlular'ın bütün diyarını mülk edindi.|israelʔin tanrisi jahve sihonʔu ve butun halkini israelʔin eline teslim etti ve onlar da onlari vurdu. bojlet͡ʃe israelʔ o ulkede oturan amorlularʔin butun dijarini mulk edindi. Old-Testament-Exodus-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Derinler onları örttü. Taş gibi derinliklere indiler.|derinler onlari orttu. tas ɡibi derinliklere indiler. Old-Testament-Lamentations-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Lezzetli yiyecekler yiyenler sokaklarda perişan oldular. Mor giysiler içinde büyütülenler gübre yığınlarını kucakladılar.|lezzetli jijet͡ʃekler jijenler sokaklarda perisan oldular. mor ɡijsiler it͡ʃinde bujutulenler ɡubre jiɡinlarini kut͡ʃakladilar. Old-Testament-1-Chronicles-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha önce doğu tarafındaki kral kapısında görev yapmışlardı. Levi'nin çocuklarının ordugâh kapı bekçileriydi bunlar.|daha ont͡ʃe doɡu tarafindaki kral kapisinda ɡorev japmislardi. leviʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin orduɡah kapi bekt͡ʃilerijdi bunlar. Old-Testament-Job-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Çıplak çıktım annemin rahminden, çıplak da döneceğim oraya” dedi. “Yahve verdi, Yahve aldı. Yahve'nin adı yücelsin.\"\"\"|\"“t͡ʃiplak t͡ʃiktim annemin rahmindenʔ t͡ʃiplak da donet͡ʃeɡim oraja” dedi. “jahve verdiʔ jahve aldi. jahveʔnin adi jut͡ʃelsin.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-020-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin Yonatan, David'le birlikte belirlenen saatte kıra çıktı ve yanında genç bir çocuk vardı.|sabahlejin jonatanʔ davidʔle birlikte belirlenen saatte kira t͡ʃikti ve janinda ɡent͡ʃ bir t͡ʃot͡ʃuk vardi. New-Testament-Matthew-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, sonuncular birinciler, birinciler de sonuncular olacak. Çünkü çağırılanlar çoktur, ama seçilenler azdır.”|bojlet͡ʃeʔ sonunt͡ʃular birint͡ʃilerʔ birint͡ʃiler de sonunt͡ʃular olat͡ʃak. t͡ʃunku t͡ʃaɡirilanlar t͡ʃokturʔ ama set͡ʃilenler azdir.” Old-Testament-Exodus-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin buyurduğu şey şudur: 'Her biriniz yiyeceğine göre ondan toplayın. Her biriniz çadırında olanların sayısına göre bir omer, bir baş alacak.'”|jahveʔnin bujurduɡu sej sudur ʔher biriniz jijet͡ʃeɡine ɡore ondan toplajin. her biriniz t͡ʃadirinda olanlarin sajisina ɡore bir omerʔ bir bas alat͡ʃak.ʔ” Old-Testament-Leviticus-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin buyurduklarını Buluşma Çadırı'nın önüne getirdiler. Bütün topluluk yaklaşıp Yahve'nin önünde durdu.|moseʔnin bujurduklarini bulusma t͡ʃadiriʔnin onune ɡetirdiler. butun topluluk jaklasip jahveʔnin onunde durdu. New-Testament-Matthew-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğerleri iyi toprağa düştü. Kimi yüz kat, kimi altmış kat kimi de otuz kat ürün verdi.|diɡerleri iji topraɡa dustu. kimi juz katʔ kimi altmis kat kimi de otuz kat urun verdi. Old-Testament-Psalms-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, haklı yakarışımı işit. Hileli dudaklardan çıkmayan duama kulak ver.|ej jahveʔ hakli jakarisimi isit. hileli dudaklardan t͡ʃikmajan duama kulak ver. Old-Testament-2-Samuel-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve dedi, \"\"Eğer Suriyeliler benden daha güçlü çıkarsa, sen bana yardım edeceksin; ama eğer Ammon'un çocukları senden daha güçlü çıkarsa, ben gelip sana yardım edeceğim.\"|\"ve dediʔ \"\"eɡer surijeliler benden daha ɡut͡ʃlu t͡ʃikarsaʔ sen bana jardim edet͡ʃeksin; ama eɡer ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari senden daha ɡut͡ʃlu t͡ʃikarsaʔ ben ɡelip sana jardim edet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Jeremiah-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adımla çağırılan bu ev, sizin gözünüzde haydutların ini mi oldu? İşte, ben kendim gördüm.\"\" diyor Yahve.\"|\"adimla t͡ʃaɡirilan bu evʔ sizin ɡozunuzde hajdutlarin ini mi oldu? isteʔ ben kendim ɡordum.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Numbers-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'la konuşup şöyle dedi:|jahve mose ve aronʔla konusup sojle dedi Old-Testament-Isaiah-042-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızda buna kulak verecek kim var? Gelecek zamanı kim dinleyecek ve duyacak?|aranizda buna kulak veret͡ʃek kim var? ɡelet͡ʃek zamani kim dinlejet͡ʃek ve dujat͡ʃak? Old-Testament-Psalms-064-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi Yahve'de sevinecek, O’na sığınacaktır. Yüreği doğru olanların hepsi O'nu övecekler!|doɡru kisi jahveʔde sevinet͡ʃekʔ o’na siɡinat͡ʃaktir. jureɡi doɡru olanlarin hepsi oʔnu ovet͡ʃekler! New-Testament-Matthew-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hızla mezardan ayrıldılar. Yeşua’nın öğrencilerine haberi duyurmak için koştular.|kadinlar korku ve bujuk sevint͡ʃ it͡ʃinde hizla mezardan ajrildilar. jesua’nin oɡrent͡ʃilerine haberi dujurmak it͡ʃin kostular. Old-Testament-Deuteronomy-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yünle ketenin birlikte dokunduğu giysiler giymeyeceksin.|junle ketenin birlikte dokunduɡu ɡijsiler ɡijmejet͡ʃeksin. Old-Testament-Jeremiah-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama topluluğumda durmuş olsalardı, o zaman sözlerimi halkıma duyururlardı, ve onları kötü yollarından, ve işlerinin kötülüğünden döndürürlerdi.\"\"\"|\"ama topluluɡumda durmus olsalardiʔ o zaman sozlerimi halkima dujururlardiʔ ve onlari kotu jollarindanʔ ve islerinin kotuluɡunden dondururlerdi.\"\"\" Old-Testament-Judges-009-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gaal halkı görünce Zevul'a, \"\"İşte, insanlar dağların başlarından iniyor\"\" dedi. Zevul ona, \"\"Dağların gölgelerini sanki insanmış gibi görüyorsun\"\" dedi.\"|\"ɡaal halki ɡorunt͡ʃe zevulʔaʔ \"\"isteʔ insanlar daɡlarin baslarindan inijor\"\" dedi. zevul onaʔ \"\"daɡlarin ɡolɡelerini sanki insanmis ɡibi ɡorujorsun\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O günlerde Yahuda evi İsrael eviyle birlikte yürüyecek ve kuzey ülkesinden atalarınıza miras olarak vermiş olduğum ülkeye birlikte gelecekler.\"\"\"|\"o ɡunlerde jahuda evi israel evijle birlikte jurujet͡ʃek ve kuzej ulkesinden atalariniza miras olarak vermis olduɡum ulkeje birlikte ɡelet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve şöyle diyor: “Kendi ruhlarının ardından giden ve hiçbir şey görmeyen akılsız peygamberlerin vay haline!|efendi jahve sojle dijor “kendi ruhlarinin ardindan ɡiden ve hit͡ʃbir sej ɡormejen akilsiz pejɡamberlerin vaj haline! New-Testament-Matthew-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradan ayrılıp onların havrasına girdi.|jesua oradan ajrilip onlarin havrasina ɡirdi. Old-Testament-Esther-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam, Babil Kralı Nebukadnetsar'ın sürmüş olduğu Yahuda Kralı Yekonya'yla birlikte Yeruşalem'den sürülmüş sürgünlerle birlikte götürülmüştü.|bu adamʔ babil krali nebukadnetsarʔin surmus olduɡu jahuda krali jekonjaʔjla birlikte jerusalemʔden surulmus surɡunlerle birlikte ɡoturulmustu. Old-Testament-Judges-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bakın, ve işte, eğer Şilo kızları dans etmek için çıkarlarsa, o zaman bağlardan çıkın ve her adam kendine eş olarak Şilo kızlarından yakalasın ve Benyamin ülkesine gidin.|ve bakinʔ ve isteʔ eɡer silo kizlari dans etmek it͡ʃin t͡ʃikarlarsaʔ o zaman baɡlardan t͡ʃikin ve her adam kendine es olarak silo kizlarindan jakalasin ve benjamin ulkesine ɡidin. Old-Testament-1-Kings-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu istek Yahve'nin hoşuna gitti, çünkü Solomon bu şeyi dilemişti.|bu istek jahveʔnin hosuna ɡittiʔ t͡ʃunku solomon bu seji dilemisti. Old-Testament-Obadiah-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öte tarafta dikildiğin gün, yabancıların onun malını alıp götürdüğü, yabancıların kapılarına girip Yeruşalem için kura çektiği gün, sen de onlardan biri oldun.|ote tarafta dikildiɡin ɡunʔ jabant͡ʃilarin onun malini alip ɡoturduɡuʔ jabant͡ʃilarin kapilarina ɡirip jerusalem it͡ʃin kura t͡ʃektiɡi ɡunʔ sen de onlardan biri oldun. Old-Testament-Numbers-016-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yer ağzını açtı ve onları, ev halklarını, Korah'ın bütün adamlarını ve mallarını yuttu.|jer aɡzini at͡ʃti ve onlariʔ ev halklariniʔ korahʔin butun adamlarini ve mallarini juttu. New-Testament-1-Corinthians-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı’yı seven kişi Tanrı tarafından bilinir.|ama tanri’ji seven kisi tanri tarafindan bilinir. Old-Testament-Jeremiah-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle diyeceksin, 'Bu, kendi Tanrıları Yahve'nin sözünü dinlemeyen, ders almayan ulustur. Gerçek yok oldu, ağızlarından kesildi.'|onlara sojle dijet͡ʃeksinʔ ʔbuʔ kendi tanrilari jahveʔnin sozunu dinlemejenʔ ders almajan ulustur. ɡert͡ʃek jok olduʔ aɡizlarindan kesildi.ʔ Old-Testament-Psalms-109-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukları başıboş gezen dilenciler olsun. Yıkık yerlerinden çıkıp aransınlar.|t͡ʃot͡ʃuklari basibos ɡezen dilent͡ʃiler olsun. jikik jerlerinden t͡ʃikip aransinlar. Old-Testament-Judges-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Giladlılar Efraimliler'e karşı Yarden'in geçitlerini aldılar. Efraimli bir kaçak, \"\"Geçeyim\"\" dediğinde, Giladlılar ona, \"\"Sen Efraimli misin?\"\" derlerdi. “Hayır” derse;\"|\"ɡiladlilar efraimlilerʔe karsi jardenʔin ɡet͡ʃitlerini aldilar. efraimli bir kat͡ʃakʔ \"\"ɡet͡ʃejim\"\" dediɡindeʔ ɡiladlilar onaʔ \"\"sen efraimli misin?\"\" derlerdi. “hajir” derse;\" Old-Testament-Genesis-043-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri onun önünde büyükten küçüğe doğru yaş sırasına göre oturdular. Birbirlerine bakıp şaşırdılar.|kardesleri onun onunde bujukten kut͡ʃuɡe doɡru jas sirasina ɡore oturdular. birbirlerine bakip sasirdilar. Old-Testament-Amos-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Moav’ın üç, hatta dört suçundan ötürü cezasını geri çevirmeyeceğim, çünkü Edom Kralı'nın kemiklerini kireç edinceye dek yaktı.|jahve sojle dijor “moav’in ut͡ʃʔ hatta dort sut͡ʃundan oturu t͡ʃezasini ɡeri t͡ʃevirmejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku edom kraliʔnin kemiklerini kiret͡ʃ edint͡ʃeje dek jakti. Old-Testament-Song-of-Songs-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben esmerim, ama güzelim, ey Yeruşalem kızları, kedar çadırları gibi, Solomon'un perdeleri gibi.|ben esmerimʔ ama ɡuzelimʔ ej jerusalem kizlariʔ kedar t͡ʃadirlari ɡibiʔ solomonʔun perdeleri ɡibi. Old-Testament-Exodus-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmakta bulunan balıklar ölecek, nehir kokacak. Mısırlılar ırmaktan su içmekten tiksinecekler.''|irmakta bulunan baliklar olet͡ʃekʔ nehir kokat͡ʃak. misirlilar irmaktan su it͡ʃmekten tiksinet͡ʃekler.ʔʔ New-Testament-1-Corinthians-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşimiz Apollos’a gelince, kardeşlerle birlikte size gelmesini ısrarla rica ettim. Şu anda gelmeye pek istekli değil. Ama fırsatı olunca gelecek.|kardesimiz apollos’a ɡelint͡ʃeʔ kardeslerle birlikte size ɡelmesini israrla rit͡ʃa ettim. su anda ɡelmeje pek istekli deɡil. ama firsati olunt͡ʃa ɡelet͡ʃek. New-Testament-James-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa siz yoksulu küçük düşürdünüz. Size zulmeden zenginler değil mi? Sizi mahkemelere sürükleyenler onlar değil mi?|ojsa siz joksulu kut͡ʃuk dusurdunuz. size zulmeden zenɡinler deɡil mi? sizi mahkemelere suruklejenler onlar deɡil mi? Old-Testament-1-Samuel-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Akiş'in hizmetkârları ona, \"\"Bu ülkenin kralı David değil mi? Dans ederek birbirlerine: Saul binlerini vurdu, David'de on binlerini diye onun hakkında ezgi söylemediler mi?\"\" dediler.\"|\"akisʔin hizmetkarlari onaʔ \"\"bu ulkenin krali david deɡil mi? dans ederek birbirlerine saul binlerini vurduʔ davidʔde on binlerini dije onun hakkinda ezɡi sojlemediler mi?\"\" dediler.\" Old-Testament-Jeremiah-051-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Sidkiya ile birlikte Babil'e gittiğinde, Mahseya oğlu Neriya oğlu Seraya'ya Peygamber Yeremya'nın buyurduğu söz. Seraya baş görevliydi.|jahuda krali sidkija ile birlikte babilʔe ɡittiɡindeʔ mahseja oɡlu nerija oɡlu serajaʔja pejɡamber jeremjaʔnin bujurduɡu soz. seraja bas ɡorevlijdi. New-Testament-1-Timothy-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa eskiden küfreden, zulmeden ve küstah birisiydim. Ama yine de bana merhamet edildi. Çünkü yaptıklarımı bilgisizlik ve imansızlıktan ötürü yapmıştım.|ojsa eskiden kufredenʔ zulmeden ve kustah birisijdim. ama jine de bana merhamet edildi. t͡ʃunku japtiklarimi bilɡisizlik ve imansizliktan oturu japmistim. New-Testament-Acts-020-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları söyledikten sonra diz çöküp onlarla birlikte dua etti.|bunlari sojledikten sonra diz t͡ʃokup onlarla birlikte dua etti. New-Testament-Romans-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi diyorum ki, kutsallara hizmet etmek için Yeruşalem’e gidiyorum.|ama simdi dijorum kiʔ kutsallara hizmet etmek it͡ʃin jerusalem’e ɡidijorum. Old-Testament-Leviticus-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin biçtiğin değere göre, suç sunusu olarak sürüden kusursuz bir koçu kâhine getirecek; kâhin bilmeden işlediği günah yüzünden onun için kefaret edecek ve o bağışlanacaktır.|senin bit͡ʃtiɡin deɡere ɡoreʔ sut͡ʃ sunusu olarak suruden kusursuz bir kot͡ʃu kahine ɡetiret͡ʃek; kahin bilmeden islediɡi ɡunah juzunden onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃek ve o baɡislanat͡ʃaktir. Old-Testament-Song-of-Songs-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilim benim için memelerimin arasında yatan bir mür kesesidir.|sevɡilim benim it͡ʃin memelerimin arasinda jatan bir mur kesesidir. Old-Testament-Jeremiah-052-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanlarda doksan altı nar vardı; ağ üzerinde her yanında bütün narlar yüz taneydi.|janlarda doksan alti nar vardi; aɡ uzerinde her janinda butun narlar juz tanejdi. Old-Testament-2-Chronicles-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya ve beyler gelip yığınları görünce Yahve'yi yücelttiler ve O'nun halkı İsrael'i kutsadılar.|hizkija ve bejler ɡelip jiɡinlari ɡorunt͡ʃe jahveʔji jut͡ʃelttiler ve oʔnun halki israelʔi kutsadilar. New-Testament-1-Corinthians-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı'nın gizemli bilgeliğinden, Tanrı'nın dünyalar öncesinde bizim yüceliğimiz için önceden belirlediği bilgelikten söz ediyoruz.|ama tanriʔnin ɡizemli bilɡeliɡindenʔ tanriʔnin dunjalar ont͡ʃesinde bizim jut͡ʃeliɡimiz it͡ʃin ont͡ʃeden belirlediɡi bilɡelikten soz edijoruz. Old-Testament-Psalms-053-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Korkunun olmadığı yerde çok korktular. Çünkü Tanrı sana karşı ordugâh kuranın kemiklerini dağıttı. Onları utandırdın, çünkü Tanrı onları reddetti.|korkunun olmadiɡi jerde t͡ʃok korktular. t͡ʃunku tanri sana karsi orduɡah kuranin kemiklerini daɡitti. onlari utandirdinʔ t͡ʃunku tanri onlari reddetti. Old-Testament-Psalms-112-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun soyu ülkede kudretli olacak. Doğruların kuşağı kutsanacak.|onun soju ulkede kudretli olat͡ʃak. doɡrularin kusaɡi kutsanat͡ʃak. New-Testament-Acts-013-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahudiler havradan çıktıktan sonra, öteki uluslardan olanlar aynı sözlerin kendilerine bir sonraki Şabat'da duyurulması için onlara yalvardılar.|bojlet͡ʃe jahudiler havradan t͡ʃiktiktan sonraʔ oteki uluslardan olanlar ajni sozlerin kendilerine bir sonraki sabatʔda dujurulmasi it͡ʃin onlara jalvardilar. Old-Testament-Amos-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Beytel kâhini Amatsya, İsrael Kralı Yarovam’a haber gönderip, “Amos İsrael evinin ortasında sana karşı düzen kurdu. Ülke onun bütün sözlerini taşıyamaz.” dedi.|o zaman bejtel kahini amatsjaʔ israel krali jarovam’a haber ɡonderipʔ “amos israel evinin ortasinda sana karsi duzen kurdu. ulke onun butun sozlerini tasijamaz.” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Yaveş Gilad, Filistliler'in Saul'a yaptıklarını duyunca,|butun javes ɡiladʔ filistlilerʔin saulʔa japtiklarini dujunt͡ʃaʔ New-Testament-Mark-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Diriliş olmadığını söyleyen bazı Sadukiler Yeşua’ya geldiler. O’na sorup dediler:|dirilis olmadiɡini sojlejen bazi sadukiler jesua’ja ɡeldiler. o’na sorup dediler Old-Testament-Psalms-106-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Horev'de bir buzağı yaptılar, dökme bir surete taptılar.|horevʔde bir buzaɡi japtilarʔ dokme bir surete taptilar. Old-Testament-Psalms-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları savaş arabalarına, bazıları atlara güvenir, ama biz Tanrımız Yahve’nin adına güveniriz.|bazilari savas arabalarinaʔ bazilari atlara ɡuvenirʔ ama biz tanrimiz jahve’nin adina ɡuveniriz. New-Testament-Mark-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, kendisinden bir gücün çıktığını hemen anladı. Kalabalığın içinde dönüp, “Giysilerime kim dokundu?” diye sordu.|jesuaʔ kendisinden bir ɡut͡ʃun t͡ʃiktiɡini hemen anladi. kalabaliɡin it͡ʃinde donupʔ “ɡijsilerime kim dokundu?” dije sordu. New-Testament-Luke-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, haksızlık mamonu ile kendinize dostlar edinin. Öyle ki, o yok olduğunda sizi ebedi meskenlere kabul etsinler.|size sunu sojlejejimʔ haksizlik mamonu ile kendinize dostlar edinin. ojle kiʔ o jok olduɡunda sizi ebedi meskenlere kabul etsinler. Old-Testament-Exodus-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve benim gücüm ve ezgimdir. O benim kurtuluşum oldu. O benim Tanrım'dır ve O'nu öveceğim, babamın Tanrısı ve ben O'nu yücelteceğim.|jahve benim ɡut͡ʃum ve ezɡimdir. o benim kurtulusum oldu. o benim tanrimʔdir ve oʔnu ovet͡ʃeɡimʔ babamin tanrisi ve ben oʔnu jut͡ʃeltet͡ʃeɡim. New-Testament-Romans-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yollarında yıkım ve sefalet var.|jollarinda jikim ve sefalet var. Old-Testament-Exodus-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları verimli oldular, bolca artıp çoğaldılar, fazlasıyla güçlendiler ve ülke onlarla doldu.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari verimli oldularʔ bolt͡ʃa artip t͡ʃoɡaldilarʔ fazlasijla ɡut͡ʃlendiler ve ulke onlarla doldu. Old-Testament-Numbers-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O gittiği için Tanrı'nın öfkesi alevlendi; ve Yahve'nin meleği ona karşı bir düşman olarak yolda dikildi. Eşeğine binmişti ve iki hizmetçisi de yanındaydı.|o ɡittiɡi it͡ʃin tanriʔnin ofkesi alevlendi; ve jahveʔnin meleɡi ona karsi bir dusman olarak jolda dikildi. eseɡine binmisti ve iki hizmett͡ʃisi de janindajdi. Old-Testament-Ezekiel-039-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte geliyor ve gerçekleşecek.\"\" diyor Efendi Yahve. “Bu, hakkında söylediğim gündür.\"\"\"\"'\"|\"iste ɡelijor ve ɡert͡ʃekleset͡ʃek.\"\" dijor efendi jahve. “buʔ hakkinda sojlediɡim ɡundur.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Chronicles-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Huram kazanları, kürekleri ve leğenleri yaptı. Böylece Huram, Tanrı'nın evinde Kral Solomon için yaptığı işi bitirdi:|huram kazanlariʔ kurekleri ve leɡenleri japti. bojlet͡ʃe huramʔ tanriʔnin evinde kral solomon it͡ʃin japtiɡi isi bitirdi Old-Testament-Genesis-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğum sırasına göre İşmaeloğulları’nın adları şunlardır: İlk oğlu Nevayot. Sonra Kedar, Adbeel, Mivsam,|doɡum sirasina ɡore ismaeloɡullari’nin adlari sunlardir ilk oɡlu nevajot. sonra kedarʔ adbeelʔ mivsamʔ New-Testament-Luke-017-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa’nın günlerinde olduğu gibi, İnsanoğlu’nun günlerinde de öyle olacak.|noa’nin ɡunlerinde olduɡu ɡibiʔ insanoɡlu’nun ɡunlerinde de ojle olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-035-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızgın kum havuza, susuz toprak su pınarlarına dönecek. Çakalların mesken tuttuğu yerde kamış, sazlıkla çayır olacak.|kizɡin kum havuzaʔ susuz toprak su pinarlarina donet͡ʃek. t͡ʃakallarin mesken tuttuɡu jerde kamisʔ sazlikla t͡ʃajir olat͡ʃak. New-Testament-Mark-014-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün tapınakta aranızda öğretiyordum ve beni tutuklamadınız. Ama bu, Kutsal Yazılar yerine gelsin diye oldu.”|her ɡun tapinakta aranizda oɡretijordum ve beni tutuklamadiniz. ama buʔ kutsal jazilar jerine ɡelsin dije oldu.” Old-Testament-Numbers-035-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Kim bir insanı öldürürse, katil tanıkların ifadesine göre öldürülecektir; ancak bir tanık, herhangi bir insanın ölmesine karşı tek başına tanıklık etmeyecektir.'\"\"\"|\"“ʔkim bir insani oldururseʔ katil taniklarin ifadesine ɡore oldurulet͡ʃektir; ant͡ʃak bir tanikʔ herhanɡi bir insanin olmesine karsi tek basina taniklik etmejet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz Tanrınız Yahve'nin çocuklarısınız. Ölü için kendinizi kesmeyeceksiniz ve gözlerinizin arasını tüysüz yapmayacaksınız.|siz tanriniz jahveʔnin t͡ʃot͡ʃuklarisiniz. olu it͡ʃin kendinizi kesmejet͡ʃeksiniz ve ɡozlerinizin arasini tujsuz japmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Ecclesiastes-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne çok kötü ol, ne de akılsız. Neden zamanından önce ölesin?|ne t͡ʃok kotu olʔ ne de akilsiz. neden zamanindan ont͡ʃe olesin? Old-Testament-1-Samuel-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın onun ayaklarına kapanıp şöyle dedi: \"\"Benim üzerime, efendim, suç benim üzerime olsun! Lütfen hizmetkârın kulaklarına konuşsun. Hizmetkârının sözlerini duy.\"|\"kadin onun ajaklarina kapanip sojle dedi \"\"benim uzerimeʔ efendimʔ sut͡ʃ benim uzerime olsun! lutfen hizmetkarin kulaklarina konussun. hizmetkarinin sozlerini duj.\" Old-Testament-Psalms-102-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hizmetkârların onun taşlarından zevk alırlar, onun tozuna acırlar.|t͡ʃunku hizmetkarlarin onun taslarindan zevk alirlarʔ onun tozuna at͡ʃirlar. Old-Testament-1-Chronicles-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, İsrael'in Tanrısı Yahve'nin kendisine buyurmuş olduğu gibi, ataları Aron'un kendilerine verdiği kurala göre, Yahve'nin evine girmeleri için onların hizmet sırasıydı.|buʔ israelʔin tanrisi jahveʔnin kendisine bujurmus olduɡu ɡibiʔ atalari aronʔun kendilerine verdiɡi kurala ɡoreʔ jahveʔnin evine ɡirmeleri it͡ʃin onlarin hizmet sirasijdi. New-Testament-Mark-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğerleri, toprağı az kayalık yere düştü. Toprak derin olmadığı için hemen filizlendi.|diɡerleriʔ topraɡi az kajalik jere dustu. toprak derin olmadiɡi it͡ʃin hemen filizlendi. New-Testament-Acts-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnızca kendilerine, putların murdarlığından, cinsel ahlaksızlıktan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve kandan uzak durmaları gerektiğini yazmalıyız.|jalnizt͡ʃa kendilerineʔ putlarin murdarliɡindanʔ t͡ʃinsel ahlaksizliktanʔ boɡularak oldurulen hajvanlarin etinden ve kandan uzak durmalari ɡerektiɡini jazmalijiz. Old-Testament-2-Samuel-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un evi ile David'in evi arasındaki savaş uzun oldu. David giderek güçlendi ama Saul'un evi giderek zayıfladı.|saulʔun evi ile davidʔin evi arasindaki savas uzun oldu. david ɡiderek ɡut͡ʃlendi ama saulʔun evi ɡiderek zajifladi. Old-Testament-Ezekiel-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Tanrısı'nın görkemi, üzerinde bulunduğu Keruv'dan evin eşiğine kadar yükseldi; ve belinde kâtip dividi olan keten giysili adamı çağırdı.|israel tanrisiʔnin ɡorkemiʔ uzerinde bulunduɡu keruvʔdan evin esiɡine kadar jukseldi; ve belinde katip dividi olan keten ɡijsili adami t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Exodus-028-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ortasında baş için bir delik olacak. Yırtılmaması için boşluğunun kenarında, bir zırh deliği gibi dokuma işi bir kenarlık bulunacak.|ortasinda bas it͡ʃin bir delik olat͡ʃak. jirtilmamasi it͡ʃin bosluɡunun kenarindaʔ bir zirh deliɡi ɡibi dokuma isi bir kenarlik bulunat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-034-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık uluslara av olmayacaklar, yeryüzünün hayvanları onları yemeyecek; güvenlik içinde oturacaklar ve kimse onları korkutmayacak.|artik uluslara av olmajat͡ʃaklarʔ jerjuzunun hajvanlari onlari jemejet͡ʃek; ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃaklar ve kimse onlari korkutmajat͡ʃak. New-Testament-Matthew-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral hesaplaşmaya başladığı zaman, kendisine on bin talant borcu olan biri getirildi.|kral hesaplasmaja basladiɡi zamanʔ kendisine on bin talant bort͡ʃu olan biri ɡetirildi. New-Testament-Romans-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinin her şeyi yemeye imanı vardır, ama zayıf olan yalnızca sebze yer.|birinin her seji jemeje imani vardirʔ ama zajif olan jalnizt͡ʃa sebze jer. Old-Testament-1-Samuel-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|En küçüğü David'di. Üç büyük Saul'un ardınca gitti.|en kut͡ʃuɡu davidʔdi. ut͡ʃ bujuk saulʔun ardint͡ʃa ɡitti. Old-Testament-Leviticus-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye ateşle yapılan sunuyu ise yedi gün sunacaksınız. Yedinci gün kutsal toplantıdır. Olağan işleri yapmayacaksınız.'”|jahveʔje atesle japilan sunuju ise jedi ɡun sunat͡ʃaksiniz. jedint͡ʃi ɡun kutsal toplantidir. olaɡan isleri japmajat͡ʃaksiniz.ʔ” Old-Testament-2-Chronicles-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon duasını bitirince, gökten ateş indi ve yakmalık sunuyu ve kurbanları yiyip bitirdi; ve Yahve'nin görkemi evi doldurdu.|solomon duasini bitirint͡ʃeʔ ɡokten ates indi ve jakmalik sunuju ve kurbanlari jijip bitirdi; ve jahveʔnin ɡorkemi evi doldurdu. Old-Testament-Esther-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral bunun yapılmasını buyurdu. Susa’da bir emir ilan edildi ve Haman’ın on oğlunu astılar.|kral bunun japilmasini bujurdu. susa’da bir emir ilan edildi ve haman’in on oɡlunu astilar. New-Testament-Ephesians-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu okuduğunuzda Mesih’in sırrını nasıl kavradığımı anlayabilirsiniz.|bunu okuduɡunuzda mesih’in sirrini nasil kavradiɡimi anlajabilirsiniz. New-Testament-Luke-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İblisler kendilerini dipsiz derinliklere gitmelerini buyurmasın diye Yeşua’ya yalvardılar.|iblisler kendilerini dipsiz derinliklere ɡitmelerini bujurmasin dije jesua’ja jalvardilar. Old-Testament-1-Kings-011-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un Yeruşalem'de bütün İsrael üzerinde hüküm sürdüğü zaman kırk yıldı.|solomonʔun jerusalemʔde butun israel uzerinde hukum surduɡu zaman kirk jildi. Old-Testament-Deuteronomy-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sonraki koca ondan nefret eder ve ona boşanma belgesi yazıp onu eline verir ve onu evinden gönderirse; ya da onu kendine eş olarak alan sonraki koca ölürse;|eɡer sonraki kot͡ʃa ondan nefret eder ve ona bosanma belɡesi jazip onu eline verir ve onu evinden ɡonderirse; ja da onu kendine es olarak alan sonraki kot͡ʃa olurse; Old-Testament-Job-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bana karşı acı şeyler yazıyorsun, bana miras olarak gençliğimin suçlarını veriyorsun.|t͡ʃunku bana karsi at͡ʃi sejler jazijorsunʔ bana miras olarak ɡent͡ʃliɡimin sut͡ʃlarini verijorsun. New-Testament-Hebrews-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kutsal kılan da kutsal kılınanlar da aynı özdendir. Bu nedenle, onlara kardeşler, diye çağırmaktan utanmıyor.|t͡ʃunku kutsal kilan da kutsal kilinanlar da ajni ozdendir. bu nedenleʔ onlara kardeslerʔ dije t͡ʃaɡirmaktan utanmijor. Old-Testament-Ezekiel-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden sendeki babalar oğullarını yiyecekler, oğullar da babalarını yiyecekler. Senin üzerinde yargılar yürüteceğim; ve senden geri kalanların tümünü her rüzgâra saçacağım.|bu juzden sendeki babalar oɡullarini jijet͡ʃeklerʔ oɡullar da babalarini jijet͡ʃekler. senin uzerinde jarɡilar jurutet͡ʃeɡim; ve senden ɡeri kalanlarin tumunu her ruzɡara sat͡ʃat͡ʃaɡim. Old-Testament-Joel-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay o güne! Çünkü Yahve'nin günü yakındır, Her Şeye Gücü Yeten'den bir yıkım gelecek.|vaj o ɡune! t͡ʃunku jahveʔnin ɡunu jakindirʔ her seje ɡut͡ʃu jetenʔden bir jikim ɡelet͡ʃek. New-Testament-Galatians-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih bizim uğrumuza lanet haline gelerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtardı. Yazılmış olduğu gibi, “Ağaç üzerine asılan herkes lanetlidir.”|mesih bizim uɡrumuza lanet haline ɡelerek bizi jasa’nin lanetinden kurtardi. jazilmis olduɡu ɡibiʔ “aɡat͡ʃ uzerine asilan herkes lanetlidir.” New-Testament-Acts-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Pisidya’dan geçip Pamfilya’ya geldiler.|pisidja’dan ɡet͡ʃip pamfilja’ja ɡeldiler. New-Testament-Mark-006-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua hemen öğrencilerine tekneye binip kendisinden önce karşı yakada bulunan Beytsayda’ya gönderdi. Kendisi de kalabalığı gönderecekti.|jesua hemen oɡrent͡ʃilerine tekneje binip kendisinden ont͡ʃe karsi jakada bulunan bejtsajda’ja ɡonderdi. kendisi de kalabaliɡi ɡonderet͡ʃekti. New-Testament-Luke-017-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“İnsanlar da bak, ‘Burada!’ ya da ‘Bak şurada!’ diyemezler. Çünkü Tanrı’nın Krallığı içinizdedir.”|“insanlar da bakʔ ‘burada!’ ja da ‘bak surada!’ dijemezler. t͡ʃunku tanri’nin kralliɡi it͡ʃinizdedir.” New-Testament-Matthew-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Avraham’dan David’a kadar toplam on dört kuşak, David’den Babil’e sürgüne kadar on dört kuşak, Babil’e sürgünden Mesih’e kadar on dört kuşaktır.|bojlet͡ʃe avraham’dan david’a kadar toplam on dort kusakʔ david’den babil’e surɡune kadar on dort kusakʔ babil’e surɡunden mesih’e kadar on dort kusaktir. Old-Testament-1-Kings-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidip cesedini yolda atılmış, eşeğin ve aslanın da cesedin yanında durduğunu gördü. Aslan cesedi yememiş ve eşeği parçalamamıştı.|ɡidip t͡ʃesedini jolda atilmisʔ eseɡin ve aslanin da t͡ʃesedin janinda durduɡunu ɡordu. aslan t͡ʃesedi jememis ve eseɡi part͡ʃalamamisti. Old-Testament-Exodus-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah Yahve'nin görkemini göreceksiniz. Çünkü Yahve kendisine karşı söylenmenizi işitiyor. Biz kimiz ki, bize karşı söyleniyorsunuz?”|sabah jahveʔnin ɡorkemini ɡoret͡ʃeksiniz. t͡ʃunku jahve kendisine karsi sojlenmenizi isitijor. biz kimiz kiʔ bize karsi sojlenijorsunuz?” New-Testament-1-Thessalonians-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü siz kendiniz de çok iyi biliyorsunuz ki, Efendi’nin günü geceleyin hırsız gibi gelecek.|t͡ʃunku siz kendiniz de t͡ʃok iji bilijorsunuz kiʔ efendi’nin ɡunu ɡet͡ʃelejin hirsiz ɡibi ɡelet͡ʃek. New-Testament-1-Peter-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İçlerinde bulunan Mesih’in Ruhu, Mesih’in çekeceği acıları ve bu acıları izleyecek olan yücelikleri önceden bildirirken, Ruh’un kime ya da ne tür bir zamana işaret ettiğini araştırdılar.|it͡ʃlerinde bulunan mesih’in ruhuʔ mesih’in t͡ʃeket͡ʃeɡi at͡ʃilari ve bu at͡ʃilari izlejet͡ʃek olan jut͡ʃelikleri ont͡ʃeden bildirirkenʔ ruh’un kime ja da ne tur bir zamana isaret ettiɡini arastirdilar. Old-Testament-Ezekiel-037-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra bana şöyle dedi, “Rüzgâra peygamberlik et, peygamberlik et, ey insanoğlu, ve rüzgâra söyle, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: Dört rüzgârdan gel, ey soluk ve bu öldürülmüşlerin üzerine üfle de yaşasınlar.\"\"\"\"'\"|\"sonra bana sojle dediʔ “ruzɡara pejɡamberlik etʔ pejɡamberlik etʔ ej insanoɡluʔ ve ruzɡara sojleʔ ‘efendi jahve sojle dijor dort ruzɡardan ɡelʔ ej soluk ve bu oldurulmuslerin uzerine ufle de jasasinlar.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Ephesians-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bir zamanlar uzak olan sizler, Mesih’in kanıyla şimdi Mesih Yeşua’da yakın kılındınız.|ama bir zamanlar uzak olan sizlerʔ mesih’in kanijla simdi mesih jesua’da jakin kilindiniz. Old-Testament-2-Samuel-022-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya gelince, O'nun yolu kusursuzdur. Yahve'nin sözü sınanmıştır. O kendisine sığınanların hepsine kalkandır.|tanriʔja ɡelint͡ʃeʔ oʔnun jolu kusursuzdur. jahveʔnin sozu sinanmistir. o kendisine siɡinanlarin hepsine kalkandir. Old-Testament-2-Chronicles-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama siz güçlü olun! Elleriniz gevşek olmasın, çünkü emeğiniz ödüllendirilecektir.\"\"\"|\"ama siz ɡut͡ʃlu olun! elleriniz ɡevsek olmasinʔ t͡ʃunku emeɡiniz odullendirilet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Judges-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İstediği altın küpelerin ağırlığı, hilâller, kolyeler, Midyan krallarının üzerindeki mor giysilerden başka ve develerinin boyunlarındaki zincirlerden başka bin yedi yüz şekel altındı.|istediɡi altin kupelerin aɡirliɡiʔ hilallerʔ koljelerʔ midjan krallarinin uzerindeki mor ɡijsilerden baska ve develerinin bojunlarindaki zint͡ʃirlerden baska bin jedi juz sekel altindi. Old-Testament-Jeremiah-038-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Etiyopyalı Ebedmelek Yeremya'ya, \"\"Şimdi bu paçavraları ve eski giysileri iplerin altında koltuk altlarına koy\"\" dedi. Yeremya öyle yaptı.\"|\"etijopjali ebedmelek jeremjaʔjaʔ \"\"simdi bu pat͡ʃavralari ve eski ɡijsileri iplerin altinda koltuk altlarina koj\"\" dedi. jeremja ojle japti.\" Old-Testament-Joshua-019-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Surlu kentler, Siddim, Ser, Hammat, Rakkat, Kinneret,|surlu kentlerʔ siddimʔ serʔ hammatʔ rakkatʔ kinneretʔ New-Testament-Luke-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onları çağırıp dedi, “Bırakın çocukları, bana gelsinler, onlara engel olmayın! Çünkü Tanrı’nın Krallığı böylelerinindir.|jesua onlari t͡ʃaɡirip dediʔ “birakin t͡ʃot͡ʃuklariʔ bana ɡelsinlerʔ onlara enɡel olmajin! t͡ʃunku tanri’nin kralliɡi bojlelerinindir. Old-Testament-Isaiah-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey gökler, dinleyin ve ey yer dinleyin; çünkü Yahve şunları söyledi: “Çocuklar besleyip büyüttüm, onlar da bana isyan ettiler.|ej ɡoklerʔ dinlejin ve ej jer dinlejin; t͡ʃunku jahve sunlari sojledi “t͡ʃot͡ʃuklar beslejip bujuttumʔ onlar da bana isjan ettiler. Old-Testament-Ecclesiastes-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzının seni günaha sürüklemesine izin verme. Habercinin önünde bu bir hataydı diyerek itiraz etme. Tanrı neden sözüne kızsın ve ellerinin işini mahvetsin?|aɡzinin seni ɡunaha suruklemesine izin verme. habert͡ʃinin onunde bu bir hatajdi dijerek itiraz etme. tanri neden sozune kizsin ve ellerinin isini mahvetsin? Old-Testament-Amos-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizden denize, ve kuzeyden doğuya kadar dolaşacaklar; Yahve'nin sözünü aramak için oradan oraya koşacaklar, ve bulamayacaklar.|denizden denizeʔ ve kuzejden doɡuja kadar dolasat͡ʃaklar; jahveʔnin sozunu aramak it͡ʃin oradan oraja kosat͡ʃaklarʔ ve bulamajat͡ʃaklar. Old-Testament-Habakkuk-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben yine Yahve'de sevineceğim. Kurtuluşumun Tanrısı'nda coşacağım!|ben jine jahveʔde sevinet͡ʃeɡim. kurtulusumun tanrisiʔnda t͡ʃosat͡ʃaɡim! Old-Testament-Job-031-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem gibi suçlarımı örttüysem, kötülüğümü yüreğimde sakladıysam,|adem ɡibi sut͡ʃlarimi orttujsemʔ kotuluɡumu jureɡimde sakladijsamʔ Old-Testament-Leviticus-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Harmanınız bağ bozumuna kadar, bağ bozumu da ekim zamanına kadar sürecek. Ekmeğinizi doyasıya yiyeceksiniz ve ülkenizde güvenlik içinde oturacaksınız.'\"\"\"|\"harmaniniz baɡ bozumuna kadarʔ baɡ bozumu da ekim zamanina kadar suret͡ʃek. ekmeɡinizi dojasija jijet͡ʃeksiniz ve ulkenizde ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Joshua-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'ın önündeki Şihor'dan kuzeyde Kenanlılar'ın sayılan Ekron sınırına kadar; Filistliler'in beş beyleri; Gazazlılar ve Aşdodlular, Aşkelonlular, Gatlılar ve Ekronlular; güneyde de Avlar,|misirʔin onundeki sihorʔdan kuzejde kenanlilarʔin sajilan ekron sinirina kadar; filistlilerʔin bes bejleri; ɡazazlilar ve asdodlularʔ askelonlularʔ ɡatlilar ve ekronlular; ɡunejde de avlarʔ Old-Testament-2-Chronicles-033-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na dua etti; O da duasını kabul etti, yakarışını duydu ve onu tekrar Yeruşalem'e, krallığına getirdi. O zaman Manaşşe, Yahve'nin Tanrı olduğunu bildi.|oʔna dua etti; o da duasini kabul ettiʔ jakarisini dujdu ve onu tekrar jerusalemʔeʔ kralliɡina ɡetirdi. o zaman manasseʔ jahveʔnin tanri olduɡunu bildi. Old-Testament-Psalms-060-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmana karşı bize yardım et, çünkü insanın yardımı boştur.|dusmana karsi bize jardim etʔ t͡ʃunku insanin jardimi bostur. Old-Testament-Numbers-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının kâhine sundukları tüm kutsal şeylerden her kaldırma sunusu onun olacak.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin kahine sunduklari tum kutsal sejlerden her kaldirma sunusu onun olat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi atalarınız gibi sert enseli olmayın; Yahve'ye teslim olun ve O'nun sonsuza dek kutsal kılmış olduğu kutsal yere girin ve Tanrınız Yahve'ye hizmet edin ki, O'nun kızgın öfkesi sizden dönsün.|simdi atalariniz ɡibi sert enseli olmajin; jahveʔje teslim olun ve oʔnun sonsuza dek kutsal kilmis olduɡu kutsal jere ɡirin ve tanriniz jahveʔje hizmet edin kiʔ oʔnun kizɡin ofkesi sizden donsun. Old-Testament-Judges-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenli Hever, Moşe'nin kayınbiraderi Hovav'ın çocuklarından, Kenliler'den kendini ayırmıştı ve çadırını Kedeş yakınındaki Zaanannim'deki meşe ağacına kadar kurmuştu.|kenli heverʔ moseʔnin kajinbiraderi hovavʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ kenlilerʔden kendini ajirmisti ve t͡ʃadirini kedes jakinindaki zaanannimʔdeki mese aɡat͡ʃina kadar kurmustu. Old-Testament-Joshua-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney tarafı Efraim'in, kuzey tarafı Manaşşe'nindi; sınırı denizdi. Kuzeyden Aşer'e, doğudan İssakar'a ulaşıyordu.|ɡunej tarafi efraimʔinʔ kuzej tarafi manasseʔnindi; siniri denizdi. kuzejden aserʔeʔ doɡudan issakarʔa ulasijordu. Old-Testament-Ezekiel-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu nedenle Efendi Yahve şöyle dedi: 'Çünkü boyu yükseldi, tepesini sık dalların arasına koydu, yüreği yüksekliğiyle yükseldi,\"|\"\"\"bu nedenle efendi jahve sojle dedi ʔt͡ʃunku boju jukseldiʔ tepesini sik dallarin arasina kojduʔ jureɡi juksekliɡijle jukseldiʔ\" Old-Testament-1-Samuel-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David kâhin Ahimelek'e, \"\"Kral bana bir şey yapmamı buyurdu ve bana, 'Seni gönderdiğim iş ve sana buyurduğum şey hakkında kimse bir şey bilmesin. Gençleri belli bir yere gönderdim.' dedi.\"|\"david kahin ahimelekʔeʔ \"\"kral bana bir sej japmami bujurdu ve banaʔ ʔseni ɡonderdiɡim is ve sana bujurduɡum sej hakkinda kimse bir sej bilmesin. ɡent͡ʃleri belli bir jere ɡonderdim.ʔ dedi.\" Old-Testament-Genesis-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram Kedorlaomer ve yanında bulunan kralları bozguna uğratıp dönerken, Sodom Kralı onu karşılamak için Şave vadisine (yani Kral Vadisi'ne) çıktı.|avram kedorlaomer ve janinda bulunan krallari bozɡuna uɡratip donerkenʔ sodom krali onu karsilamak it͡ʃin save vadisine (jani kral vadisiʔne) t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-032-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok keder gelir kötülerin başına, ama güveni Yahve olanı sevgi dolu iyilik kuşatacaktır.|t͡ʃok keder ɡelir kotulerin basinaʔ ama ɡuveni jahve olani sevɡi dolu ijilik kusatat͡ʃaktir. New-Testament-Acts-005-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu günlerden önce kendini önemli biri gibi gösteren Tevdas ayaklanmıştı. Dört yüz kadar adam da ona katılmıştı. Tevdas öldürüldü, sözünü dinleyenlerin hepsi de dağıldı, yok oldular.|t͡ʃunku bu ɡunlerden ont͡ʃe kendini onemli biri ɡibi ɡosteren tevdas ajaklanmisti. dort juz kadar adam da ona katilmisti. tevdas oldurulduʔ sozunu dinlejenlerin hepsi de daɡildiʔ jok oldular. New-Testament-Ephesians-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, hepimiz imanda ve Tanrı Oğlu bilgisinde birliğe, yetkinliğe, Mesih’in doluluğundaki olgunluk düzeyine erişelim.|ojle kiʔ hepimiz imanda ve tanri oɡlu bilɡisinde birliɡeʔ jetkinliɡeʔ mesih’in doluluɡundaki olɡunluk duzejine eriselim. New-Testament-1-Timothy-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Makedonya’ya giderken sana öğütlediğim gibi, Efes’te kal ve bazı kişileri farklı öğretiler öğretmemelerini,|makedonja’ja ɡiderken sana oɡutlediɡim ɡibiʔ efes’te kal ve bazi kisileri farkli oɡretiler oɡretmemeleriniʔ New-Testament-Acts-021-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, “Ben Kilikya’dan Tarsuslu bir Yahudi'yim. Hiç de önemsiz olmayan bir kentin vatandaşıyım. Rica ediyorum, halka konuşmama izin ver” dedi.|pavlusʔ “ben kilikja’dan tarsuslu bir jahudiʔjim. hit͡ʃ de onemsiz olmajan bir kentin vatandasijim. rit͡ʃa edijorumʔ halka konusmama izin ver” dedi. Old-Testament-Nehemiah-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların yanında, Harumaf oğlu Yedaya evinin karşısında onardı. Onun yanında, Haşavneya oğlu Hattuş onardı.|onlarin janindaʔ harumaf oɡlu jedaja evinin karsisinda onardi. onun janindaʔ hasavneja oɡlu hattus onardi. Old-Testament-Deuteronomy-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün temiz kuşlardan yiyebilirsiniz.|butun temiz kuslardan jijebilirsiniz. New-Testament-Luke-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı görünce bağırıp O’nun önünde yere kapandı. Yüksek sesle, “Yeşua, Yüce Tanrı’nın Oğlu, benim seninle ne işim olsun? Yalvarırım bana eziyet etme!” dedi.|jesua’ji ɡorunt͡ʃe baɡirip o’nun onunde jere kapandi. juksek sesleʔ “jesuaʔ jut͡ʃe tanri’nin oɡluʔ benim seninle ne isim olsun? jalvaririm bana ezijet etme!” dedi. New-Testament-2-Corinthians-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Katlandığınız sizi köle edenler, sizi yutanlar, sizi esir alanlar, üstünlük taslayanlar ya da yüzünüze tokat atanlardır.|katlandiɡiniz sizi kole edenlerʔ sizi jutanlarʔ sizi esir alanlarʔ ustunluk taslajanlar ja da juzunuze tokat atanlardir. Old-Testament-Exodus-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her perdenin uzunluğu otuz arşın, her perdenin eni dört arşın olacak; on bir perdenin bir ölçüsü olacak.|her perdenin uzunluɡu otuz arsinʔ her perdenin eni dort arsin olat͡ʃak; on bir perdenin bir olt͡ʃusu olat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David, yanında olan halkı saydı ve üzerlerine binbaşılar ve yüzbaşılar koydu.|davidʔ janinda olan halki sajdi ve uzerlerine binbasilar ve juzbasilar kojdu. Old-Testament-Ezra-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kâhinlerin başlarından on ikisini, Şerevya, Haşavya ve onlarla birlikte kardeşlerinden on kişiyi ayırdım.|o zaman kahinlerin baslarindan on ikisiniʔ serevjaʔ hasavja ve onlarla birlikte kardeslerinden on kisiji ajirdim. Old-Testament-1-Samuel-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Saul bütün İsrael'den üç bin seçme adamı alıp yaban keçilerinin kayalıkları üzerinde David'le adamlarını aramaya gitti.|bunun uzerine saul butun israelʔden ut͡ʃ bin set͡ʃme adami alip jaban ket͡ʃilerinin kajaliklari uzerinde davidʔle adamlarini aramaja ɡitti. New-Testament-Luke-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus ve onunla birlikte olanların üzerine uyku çökmüştü. İyice uyandıkları zaman Yeşua’nın görkemini ve yanında duran iki adamı gördüler.|petrus ve onunla birlikte olanlarin uzerine ujku t͡ʃokmustu. ijit͡ʃe ujandiklari zaman jesua’nin ɡorkemini ve janinda duran iki adami ɡorduler. Old-Testament-2-Chronicles-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü ayda yığınların temelini atmaya başladılar ve yedinci ayda bitirdiler.|ut͡ʃunt͡ʃu ajda jiɡinlarin temelini atmaja basladilar ve jedint͡ʃi ajda bitirdiler. New-Testament-Mark-015-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Galile’deyken O’nun ardından gitmişler ve kendisine hizmet etmişlerdi. Yeşua’yla birlikte Yeruşalem’e gelen daha birçok kadın vardı.|jesua ɡalile’dejken o’nun ardindan ɡitmisler ve kendisine hizmet etmislerdi. jesua’jla birlikte jerusalem’e ɡelen daha birt͡ʃok kadin vardi. Old-Testament-1-Samuel-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mispa'da toplandılar, su çekip Yahve'nin önünde döktüler, o gün oruç tuttular ve orada, \"\"Yahve'ye karşı günah işledik\"\" dediler. Samuel, İsrael'in çocuklarına Mispa'da hükmetti.\"|\"mispaʔda toplandilarʔ su t͡ʃekip jahveʔnin onunde doktulerʔ o ɡun orut͡ʃ tuttular ve oradaʔ \"\"jahveʔje karsi ɡunah isledik\"\" dediler. samuelʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina mispaʔda hukmetti.\" Old-Testament-Psalms-018-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın çekişmelerinden beni kurtardın. Beni ulusların başı yaptın. Tanımadığım bir halk bana hizmet edecek.|halkin t͡ʃekismelerinden beni kurtardin. beni uluslarin basi japtin. tanimadiɡim bir halk bana hizmet edet͡ʃek. Old-Testament-Job-037-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İster cezalandırmak için, ister kendi ülkesi için, ister iyilik dolu sevgisi için olsun, onun gelmesini sağlar.\"\"\"|\"ister t͡ʃezalandirmak it͡ʃinʔ ister kendi ulkesi it͡ʃinʔ ister ijilik dolu sevɡisi it͡ʃin olsunʔ onun ɡelmesini saɡlar.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dahası Ahitofel Avşalom'a, \"\"Şimdi on iki bin adam seçeyim, kalkayım ve bu gece David'in peşine düşeyim\"\" dedi.\"|\"dahasi ahitofel avsalomʔaʔ \"\"simdi on iki bin adam set͡ʃejimʔ kalkajim ve bu ɡet͡ʃe davidʔin pesine dusejim\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Samuel-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer biri düşmanını bulursa, onun zarar görmeden gitmesine izin verir mi? Bu nedenle bugün bana yaptıklarından dolayı Yahve seni iyilikle ödüllendirsin.|t͡ʃunku eɡer biri dusmanini bulursaʔ onun zarar ɡormeden ɡitmesine izin verir mi? bu nedenle buɡun bana japtiklarindan dolaji jahve seni ijilikle odullendirsin. Old-Testament-Exodus-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü avlunun batı tarafında eni elli arşın perde olacak; on direk, on taban olacak.|t͡ʃunku avlunun bati tarafinda eni elli arsin perde olat͡ʃak; on direkʔ on taban olat͡ʃak. New-Testament-Luke-024-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar, “Bizimle kal, çünkü neredeyse akşam oluyor, gün batmak üzere” diyerek O’nu zorladılar. Yeşua onlarla kalmak için içeri girdi.|ama onlarʔ “bizimle kalʔ t͡ʃunku neredejse aksam olujorʔ ɡun batmak uzere” dijerek o’nu zorladilar. jesua onlarla kalmak it͡ʃin it͡ʃeri ɡirdi. Old-Testament-Jeremiah-048-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Divon'a, Nevo'ya, Beyt Diblatayim'e,|divonʔaʔ nevoʔjaʔ bejt diblatajimʔeʔ New-Testament-Ephesians-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|iman eden bizler için O'nun kudretli gücünün işleyişine göre O'nun kudretinin aşırı büyüklüğünün ne olduğunu bilesiniz.|iman eden bizler it͡ʃin oʔnun kudretli ɡut͡ʃunun islejisine ɡore oʔnun kudretinin asiri bujukluɡunun ne olduɡunu bilesiniz. Old-Testament-Genesis-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı boşluğa “gökyüzü” adını verdi. Akşam oldu ve sabah oldu, ikinci gün.|tanri bosluɡa “ɡokjuzu” adini verdi. aksam oldu ve sabah olduʔ ikint͡ʃi ɡun. Old-Testament-1-Chronicles-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadadezer'in kentleri olan Tivhat ve Kun'dan David çok miktarda tunç aldı. Solomon bunlarla tunç denizi, direkleri ve tunç kapları yaptı.|hadadezerʔin kentleri olan tivhat ve kunʔdan david t͡ʃok miktarda tunt͡ʃ aldi. solomon bunlarla tunt͡ʃ deniziʔ direkleri ve tunt͡ʃ kaplari japti. Old-Testament-Ezekiel-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallıkların en düşüğü olacak. Artık ulusların üstüne yükselmeyecek. Artık uluslar üzerinde hakimiyet sürmesinler diye onları küçülteceğim.|kralliklarin en dusuɡu olat͡ʃak. artik uluslarin ustune jukselmejet͡ʃek. artik uluslar uzerinde hakimijet surmesinler dije onlari kut͡ʃultet͡ʃeɡim. Old-Testament-Numbers-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|'İşte, Mısır'dan çıkan halk yerin yüzünü kaplıyor. Şimdi gel de benim için onlara lanet oku. Belki onlara karşı savaşabilir ve onları kovabilirim.'”|ʔisteʔ misirʔdan t͡ʃikan halk jerin juzunu kaplijor. simdi ɡel de benim it͡ʃin onlara lanet oku. belki onlara karsi savasabilir ve onlari kovabilirim.ʔ” Old-Testament-Numbers-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kişniş tohumu gibi olan man, görünüşüyle de reçineye benziyordu.|kisnis tohumu ɡibi olan manʔ ɡorunusujle de ret͡ʃineje benzijordu. New-Testament-John-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “benim oɡretim benim deɡilʔ beni ɡonderenindir. Old-Testament-Leviticus-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Moşe Aron'a şöyle dedi: \"\"Yahve, 'Bana yaklaşanlara kendimi kutsal göstereceğim, bütün halkın önünde yüceleceğim' diyerek söylediği budur.\"\" Aron sessiz kaldı.\"|\"bunun uzerine mose aronʔa sojle dedi \"\"jahveʔ ʔbana jaklasanlara kendimi kutsal ɡosteret͡ʃeɡimʔ butun halkin onunde jut͡ʃelet͡ʃeɡimʔ dijerek sojlediɡi budur.\"\" aron sessiz kaldi.\" Old-Testament-1-Chronicles-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler Saul'un ve oğullarının ardından sertçe geldiler. Filistliler Saul'un oğulları Yonatan'ı, Avinadav'ı ve Malkişua'yı öldürdüler.|filistliler saulʔun ve oɡullarinin ardindan sertt͡ʃe ɡeldiler. filistliler saulʔun oɡullari jonatanʔiʔ avinadavʔi ve malkisuaʔji oldurduler. New-Testament-Mark-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam O’na, “Öğretmenim, bütün bunları gençliğimden beri tutuyorum” dedi.|adam o’naʔ “oɡretmenimʔ butun bunlari ɡent͡ʃliɡimden beri tutujorum” dedi. New-Testament-Matthew-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve sen, Kafernahum göğe mi yükseleceksin? Hades’e ineceksin. Sende yapılmış olan büyük işler Sodom’da yapılmış olsaydı, bugüne dek dururdu.|ve senʔ kafernahum ɡoɡe mi jukselet͡ʃeksin? hades’e inet͡ʃeksin. sende japilmis olan bujuk isler sodom’da japilmis olsajdiʔ buɡune dek dururdu. Old-Testament-Isaiah-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü çocuk kötüyü reddedip iyiyi seçmeyi bilmeden önce, kendilerinden nefret ettiğiniz iki kralın ülkesi terk edilecek.|t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuk kotuju reddedip ijiji set͡ʃmeji bilmeden ont͡ʃeʔ kendilerinden nefret ettiɡiniz iki kralin ulkesi terk edilet͡ʃek. Old-Testament-2-Kings-017-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin için yazdığı kuralları, ilkeleri, yasayı ve buyruğu yapmak üzere daima tutacaksınız. Başka ilâhlardan korkmayacaksınız.|sizin it͡ʃin jazdiɡi kurallariʔ ilkeleriʔ jasaji ve bujruɡu japmak uzere daima tutat͡ʃaksiniz. baska ilahlardan korkmajat͡ʃaksiniz. New-Testament-Acts-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Listra ve Konya’daki kardeşler onun hakkında iyi tanıklık ediyorlardı.|listra ve konja’daki kardesler onun hakkinda iji taniklik edijorlardi. Old-Testament-Numbers-001-052|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları, kendi bölüklerine göre, herkes kendi ordugâhına ve herkes kendi sancağının yanında çadırlarını kuracaklar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ kendi boluklerine ɡoreʔ herkes kendi orduɡahina ve herkes kendi sant͡ʃaɡinin janinda t͡ʃadirlarini kurat͡ʃaklar. Old-Testament-Zechariah-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahve’nin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Ezekiel-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Pers, Lud ve Put senin ordundaydı, senin savaş adamlarındı. Kalkanı ve miğferi senin içinde astılar. Senin güzelliğini gösterdiler.|“‘“persʔ lud ve put senin ordundajdiʔ senin savas adamlarindi. kalkani ve miɡferi senin it͡ʃinde astilar. senin ɡuzelliɡini ɡosterdiler. Old-Testament-Psalms-105-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, ülkelerinin ağaçlarını parçaladı.|baɡlariniʔ int͡ʃir aɡat͡ʃlarini vurduʔ ulkelerinin aɡat͡ʃlarini part͡ʃaladi. Old-Testament-2-Samuel-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Mikal'a şöyle dedi: \"\"İsrael üzerine beni hükümdar atamak için babanın ve onun bütün evinin yerine beni seçmiş olan Yahve'nin önünde yaptım. Bu nedenle Yahve'nin önünde bayram edeceğim.\"|\"david mikalʔa sojle dedi \"\"israel uzerine beni hukumdar atamak it͡ʃin babanin ve onun butun evinin jerine beni set͡ʃmis olan jahveʔnin onunde japtim. bu nedenle jahveʔnin onunde bajram edet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Ezekiel-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Söyle, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Zamanı gelsin diye, kendi içinde kan döken kent ve kendisini kirletmek için kendisine karşı putlar yapan kent!\"|\"sojleʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"zamani ɡelsin dijeʔ kendi it͡ʃinde kan doken kent ve kendisini kirletmek it͡ʃin kendisine karsi putlar japan kent!\" New-Testament-Matthew-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama buğday büyüyüp başak verdiğinde, deliceler de ortaya çıktı.|ama buɡdaj bujujup basak verdiɡindeʔ delit͡ʃeler de ortaja t͡ʃikti. Old-Testament-Joshua-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer Yahve'yi bırakır ve yabancı ilâhlara hizmet ederseniz, o zaman O, size iyilik yapmışken dönüp size kötülük yapacak ve sizi tüketecektir.\"\"\"|\"eɡer jahveʔji birakir ve jabant͡ʃi ilahlara hizmet edersenizʔ o zaman oʔ size ijilik japmisken donup size kotuluk japat͡ʃak ve sizi tuketet͡ʃektir.\"\"\" New-Testament-Luke-001-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O, Yakov’un evi üzerinde sonsuza dek hüküm sürecek, O'nun krallığının sonu olmayacak.”|oʔ jakov’un evi uzerinde sonsuza dek hukum suret͡ʃekʔ oʔnun kralliɡinin sonu olmajat͡ʃak.” Old-Testament-Psalms-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Önündeki parıltıdan dolu ve alevli korlarla, O’nun koyu bulutları geçti.|onundeki pariltidan dolu ve alevli korlarlaʔ o’nun koju bulutlari ɡet͡ʃti. New-Testament-Revelation-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ejderhanın ağzından, canavarın ağzından ve sahte peygamberin ağzından kurbağaya benzer üç kirli ruhun çıktığını gördüm.|eʒderhanin aɡzindanʔ t͡ʃanavarin aɡzindan ve sahte pejɡamberin aɡzindan kurbaɡaja benzer ut͡ʃ kirli ruhun t͡ʃiktiɡini ɡordum. Old-Testament-Job-036-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulaklarını öğütlere açar, ve kötülükten dönmelerini buyurur.|kulaklarini oɡutlere at͡ʃarʔ ve kotulukten donmelerini bujurur. New-Testament-Mark-015-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın Krallığı'nı bekleyen ve Yüksek Kurul’un saygın bir üyesi olan Aramatyalı Yosef geldi. Yosef cesaretle Pilatus’a gidip Yeşua’nın cesedini istedi.|tanri’nin kralliɡiʔni beklejen ve juksek kurul’un sajɡin bir ujesi olan aramatjali josef ɡeldi. josef t͡ʃesaretle pilatus’a ɡidip jesua’nin t͡ʃesedini istedi. Old-Testament-1-Kings-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası, “Neden böyle yaptın?” diyerek hiçbir zaman onu gücendirmemişti. Üstelik çok yakışıklı bir adamdı; ve Avşalom'dan sonra doğmuştu.|babasiʔ “neden bojle japtin?” dijerek hit͡ʃbir zaman onu ɡut͡ʃendirmemisti. ustelik t͡ʃok jakisikli bir adamdi; ve avsalomʔdan sonra doɡmustu. Old-Testament-1-Samuel-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ahimelek krala yanıt verip şöyle dedi: \"\"Bütün hizmetkârların arasında David kadar sadık olan var mı? Kral'ın damadı, muhafızlarının komutanı ve evinde saygı duyulan kişi kimdir?\"|\"ahimelek krala janit verip sojle dedi \"\"butun hizmetkarlarin arasinda david kadar sadik olan var mi? kralʔin damadiʔ muhafizlarinin komutani ve evinde sajɡi dujulan kisi kimdir?\" New-Testament-Matthew-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Sizden hangi biriniz bir koyunu Şabat Günü çukura düşerse onu tutup çıkarmaz?|jesua onlara sojle dedi “sizden hanɡi biriniz bir kojunu sabat ɡunu t͡ʃukura duserse onu tutup t͡ʃikarmaz? Old-Testament-Judges-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer, Akko sakinlerini, Sayda sakinlerini, Ahlav sakinlerini, Akziv sakinlerini, Helba sakinlerini, Afik sakinlerini ve Rehov sakinlerini kovmadı;|aserʔ akko sakinleriniʔ sajda sakinleriniʔ ahlav sakinleriniʔ akziv sakinleriniʔ helba sakinleriniʔ afik sakinlerini ve rehov sakinlerini kovmadi; Old-Testament-Job-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Birisi tam gücünde ölür, tümüyle rahat ve sakindir.|birisi tam ɡut͡ʃunde olurʔ tumujle rahat ve sakindir. New-Testament-Revelation-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Karnında çocuk taşıyor, doğum sancısıyla kıvranarak haykırıyordu.|karninda t͡ʃot͡ʃuk tasijorʔ doɡum sant͡ʃisijla kivranarak hajkirijordu. New-Testament-1-Corinthians-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü aranızda bölünmeler olması gerekiyor, öyle ki, beğenilenler ortaya çıksın!|t͡ʃunku aranizda bolunmeler olmasi ɡerekijorʔ ojle kiʔ beɡenilenler ortaja t͡ʃiksin! Old-Testament-Psalms-099-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve’yi yüceltin. Ayaklarının taburesinde tapının. O Kutsal’dır!|tanrimiz jahve’ji jut͡ʃeltin. ajaklarinin taburesinde tapinin. o kutsal’dir! Old-Testament-1-Chronicles-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama David, Tanrı'dan sormak için O'nun önüne gidemedi; çünkü Yahve'nin meleğinin kılıcı yüzünden korkuyordu.|ama davidʔ tanriʔdan sormak it͡ʃin oʔnun onune ɡidemedi; t͡ʃunku jahveʔnin meleɡinin kilit͡ʃi juzunden korkujordu. Old-Testament-1-Kings-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Siz ilâhınızın adını çağırın, ben de Yahve'nin adını çağıracağım. Ateşle yanıt veren Tanrı, Tanrı O'dur.\"\" Bütün halk, \"\"Söylediğin iyidir\"\" diye karşılık verdi.\"|\"siz ilahinizin adini t͡ʃaɡirinʔ ben de jahveʔnin adini t͡ʃaɡirat͡ʃaɡim. atesle janit veren tanriʔ tanri oʔdur.\"\" butun halkʔ \"\"sojlediɡin ijidir\"\" dije karsilik verdi.\" Old-Testament-1-Kings-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin tapınağının önündeki eyvan, evin eni boyunca yirmi arşın uzunluğundaydı. Evin önündeki genişliği on arşındı.|evin tapinaɡinin onundeki ejvanʔ evin eni bojunt͡ʃa jirmi arsin uzunluɡundajdi. evin onundeki ɡenisliɡi on arsindi. Old-Testament-Proverbs-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tok can petek balından tiksinir, aç cana her acı şey tatlı gelir.|tok t͡ʃan petek balindan tiksinirʔ at͡ʃ t͡ʃana her at͡ʃi sej tatli ɡelir. New-Testament-Luke-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle artık tövbeye layık meyveler verin! Kendi aranızda, ‘Biz Avraham’ın soyundanız’ demeye başlamayın. Size şunu söyleyeyim: Tanrı Avraham’a şu taşlardan çocuk yetiştirebilir!|bu nedenle artik tovbeje lajik mejveler verin! kendi aranizdaʔ ‘biz avraham’in sojundaniz’ demeje baslamajin. size sunu sojlejejim tanri avraham’a su taslardan t͡ʃot͡ʃuk jetistirebilir! New-Testament-Matthew-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yurtsever Simon ve Yeşua’ya ihanet eden Yahuda İskariot.|jurtsever simon ve jesua’ja ihanet eden jahuda iskariot. Old-Testament-2-Chronicles-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi, ey Yahve Tanrı, babam David'e verdiğin söz yerine gelsin; çünkü beni çoklukta yeryüzünün tozu gibi olan bir halkın üzerine kral yaptın.\"|\"\"\"simdiʔ ej jahve tanriʔ babam davidʔe verdiɡin soz jerine ɡelsin; t͡ʃunku beni t͡ʃoklukta jerjuzunun tozu ɡibi olan bir halkin uzerine kral japtin.\" Old-Testament-2-Chronicles-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin işlerinin geri kalanı, Tanrısı'na ettiği dua, İsrael'in Tanrısı Yahve adına kendisine konuşan görenlerin sözleri, işte, bunlar İsrael krallarının işleri arasında yazılıdır.|manasseʔnin islerinin ɡeri kalaniʔ tanrisiʔna ettiɡi duaʔ israelʔin tanrisi jahve adina kendisine konusan ɡorenlerin sozleriʔ isteʔ bunlar israel krallarinin isleri arasinda jazilidir. Old-Testament-Jeremiah-032-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Satın alma senedini, amcamın oğlu Hanamel'in ve satın alma senedini imzalayan tanıkların önünde, muhafız avlusunda oturan bütün Yahudiler'in önünde, Mahseya oğlu Neriya oğlu Baruk'a teslim ettim.\"\"\"|\"satin alma senediniʔ amt͡ʃamin oɡlu hanamelʔin ve satin alma senedini imzalajan taniklarin onundeʔ muhafiz avlusunda oturan butun jahudilerʔin onundeʔ mahseja oɡlu nerija oɡlu barukʔa teslim ettim.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoaş'ın işlerinin geri kalanı, yaptığı her şey ve Yahuda Kralı Amatsya ile savaştığı kudreti, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|joasʔin islerinin ɡeri kalaniʔ japtiɡi her sej ve jahuda krali amatsja ile savastiɡi kudretiʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Psalms-144-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, insan nedir ki, ona değer veresin? Ya da insanoğlu nedir ki, onu düşünesin?|ej jahveʔ insan nedir kiʔ ona deɡer veresin? ja da insanoɡlu nedir kiʔ onu dusunesin? Old-Testament-Jeremiah-042-007|und|SPEAKER_00_Turkish|On gün sonra, Yahve'nin sözü Yeremya'ya geldi.|on ɡun sonraʔ jahveʔnin sozu jeremjaʔja ɡeldi. New-Testament-1-Corinthians-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Başı örtülü olarak dua ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçük düşürür.|basi ortulu olarak dua ja da pejɡamberlik eden her erkekʔ basini kut͡ʃuk dusurur. Old-Testament-Ezekiel-032-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman sularını berraklaştıracağım, ve ırmaklarını yağ gibi akıtacağım.\"\" diyor Efendi Yahve.\"|\"o zaman sularini berraklastirat͡ʃaɡimʔ ve irmaklarini jaɡ ɡibi akitat͡ʃaɡim.\"\" dijor efendi jahve.\" New-Testament-Luke-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ne görmeye çıktınız? Yumuşak giysiler giymiş bir adam mı? İşte, zarif giysiler kuşanıp bolluk içinde yaşayanlar kral saraylarında olur.|o zaman ne ɡormeje t͡ʃiktiniz? jumusak ɡijsiler ɡijmis bir adam mi? isteʔ zarif ɡijsiler kusanip bolluk it͡ʃinde jasajanlar kral sarajlarinda olur. New-Testament-John-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada O’nu ve iki kişiyi daha çarmıha gerdiler. Biri bir yanda, öbürü diğer yanda, Yeşua ise ortadaydı.|orada o’nu ve iki kisiji daha t͡ʃarmiha ɡerdiler. biri bir jandaʔ oburu diɡer jandaʔ jesua ise ortadajdi. Old-Testament-Joshua-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onları İsrael'in önünde şaşkına çevirdi. Onları Givon'da büyük vuruşla öldürdü ve onları Beyt-Horon yokuşu yolunda kovaladı ve onları Azeka'ya ve Makkeda'ya kadar vurdu.|jahve onlari israelʔin onunde saskina t͡ʃevirdi. onlari ɡivonʔda bujuk vurusla oldurdu ve onlari bejt-horon jokusu jolunda kovaladi ve onlari azekaʔja ve makkedaʔja kadar vurdu. Old-Testament-Ezekiel-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi Yahve şöyle diyor: ‘Bir felaket! Benzersiz bir felaket! İşte geliyor.|“efendi jahve sojle dijor ‘bir felaket! benzersiz bir felaket! iste ɡelijor. New-Testament-Revelation-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ejderha kadına öfkelendi. Onun soyundan kalanlarla, Tanrı’nın buyruklarını tutup Yeşua’nın tanıklığını taşıyanlarla savaşmaya gitti.|eʒderha kadina ofkelendi. onun sojundan kalanlarlaʔ tanri’nin bujruklarini tutup jesua’nin tanikliɡini tasijanlarla savasmaja ɡitti. Old-Testament-Genesis-036-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Timna, Esav'ın oğlu Elifaz'ın hizmetçisiydi ve Elifaz Amalek'i doğurdu. Bunlar Esav'ın karısı Ada'nın soyundandır.|timnaʔ esavʔin oɡlu elifazʔin hizmett͡ʃisijdi ve elifaz amalekʔi doɡurdu. bunlar esavʔin karisi adaʔnin sojundandir. New-Testament-Revelation-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın çevresinde yirmi dört taht vardı. Bu tahtlarda başlarında altın taçlar bulunan, beyaz giysiler içinde yirmi dört ihtiyar oturuyordu.|tahtin t͡ʃevresinde jirmi dort taht vardi. bu tahtlarda baslarinda altin tat͡ʃlar bulunanʔ bejaz ɡijsiler it͡ʃinde jirmi dort ihtijar oturujordu. Old-Testament-Isaiah-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi, Siyon kızlarının pisliğini yıkayınca, Yeruşalem'in kanını içinden adalet ruhuyla ve yakma ruhuyla temizleyince,|efendiʔ sijon kizlarinin pisliɡini jikajint͡ʃaʔ jerusalemʔin kanini it͡ʃinden adalet ruhujla ve jakma ruhujla temizlejint͡ʃeʔ New-Testament-John-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Samariya’nın Sihar denilen kentine geldi. Burası Yakov’un kendi oğlu Yosef’e vermiş olduğu toprağın yakınındaydı.|bojlet͡ʃe samarija’nin sihar denilen kentine ɡeldi. burasi jakov’un kendi oɡlu josef’e vermis olduɡu topraɡin jakinindajdi. Old-Testament-Isaiah-061-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü ben, Yahve, adaleti severim. Soygundan ve haksızlıktan nefret ederim. Onlara gerçekte ödüllerini vereceğim ve onlarla sonsuz bir antlaşma yapacağım.|“t͡ʃunku benʔ jahveʔ adaleti severim. sojɡundan ve haksizliktan nefret ederim. onlara ɡert͡ʃekte odullerini veret͡ʃeɡim ve onlarla sonsuz bir antlasma japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Proverbs-031-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Birçok kadın soylu işler yapar, ama sen hepsinden üstünsün.\"\"\"|\"\"\"birt͡ʃok kadin sojlu isler japarʔ ama sen hepsinden ustunsun.\"\"\" New-Testament-Acts-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu amaç doğrultusunda, başkâhinlerden aldığım yetki ve görevle Damaskus’a giderken,|“bu amat͡ʃ doɡrultusundaʔ baskahinlerden aldiɡim jetki ve ɡorevle damaskus’a ɡiderkenʔ New-Testament-Luke-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikkatli olun! Kardeşin sana karşı günah işlerse, onu azarla. Eğer tövbe ederse onu bağışla.|dikkatli olun! kardesin sana karsi ɡunah islerseʔ onu azarla. eɡer tovbe ederse onu baɡisla. Old-Testament-Ezra-002-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Tel Melah'tan, Tel Harşa'dan, Keruv'dan, Addan'dan ve İmmer'den çıkanlar bunlardı; ama atalar evlerini ve soylarını, İsrael'den olup olmadıklarını gösteremeyenler şunlardır:|tel melahʔtanʔ tel harsaʔdanʔ keruvʔdanʔ addanʔdan ve immerʔden t͡ʃikanlar bunlardi; ama atalar evlerini ve sojlariniʔ israelʔden olup olmadiklarini ɡosteremejenler sunlardir Old-Testament-Psalms-085-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Döndür bizi, kurtuluşumuzun Tanrısı, bize olan öfkeni dindir.|dondur biziʔ kurtulusumuzun tanrisiʔ bize olan ofkeni dindir. Old-Testament-Exodus-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Firavun seni dinlemeyecek, o zaman elimi Mısır'ın üzerine koyacağım ve ordularımı, halkım İsrael'in çocuklarını, büyük hükümlerle Mısır diyarından çıkaracağım.|ama firavun seni dinlemejet͡ʃekʔ o zaman elimi misirʔin uzerine kojat͡ʃaɡim ve ordularimiʔ halkim israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariniʔ bujuk hukumlerle misir dijarindan t͡ʃikarat͡ʃaɡim. Old-Testament-Leviticus-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Akıntısı olan insanın yattığı her yatak kirli olacaktır; üzerine oturduğu her şey kirli olacak.|“ʔakintisi olan insanin jattiɡi her jatak kirli olat͡ʃaktir; uzerine oturduɡu her sej kirli olat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aşur bizi kurtaramaz. Atlar üzerine binmeyeceğiz; ve ellerimizin işine artık 'İlâhlarımız!' demeyeceğiz. Çünkü yetim sende merhamet bulur.\"\"\"|\"asur bizi kurtaramaz. atlar uzerine binmejet͡ʃeɡiz; ve ellerimizin isine artik ʔilahlarimiz!ʔ demejet͡ʃeɡiz. t͡ʃunku jetim sende merhamet bulur.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|sen çok merhametlerinle onları çölde terk etmedin. Onlara yol göstermek için gündüzün bulut sütunu; onlara ışık ve gitmeleri gereken yolu göstermek için geceleyin ateş sütünü üzerlerinden kalkmadı.|sen t͡ʃok merhametlerinle onlari t͡ʃolde terk etmedin. onlara jol ɡostermek it͡ʃin ɡunduzun bulut sutunu; onlara isik ve ɡitmeleri ɡereken jolu ɡostermek it͡ʃin ɡet͡ʃelejin ates sutunu uzerlerinden kalkmadi. Old-Testament-Exodus-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun şöyle dedi, \"\"Çölde Tanrınız Yahve'ye kurban kesmeniz için sizin gitmenize izin vereceğim, ama çok uzağa gitmeyeceksiniz. Benim için dua edin.\"\"\"|\"firavun sojle dediʔ \"\"t͡ʃolde tanriniz jahveʔje kurban kesmeniz it͡ʃin sizin ɡitmenize izin veret͡ʃeɡimʔ ama t͡ʃok uzaɡa ɡitmejet͡ʃeksiniz. benim it͡ʃin dua edin.\"\"\" Old-Testament-Numbers-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bölüklerine göre Efraim ordugâhının sancağı batı tarafında olacak. Efraim'in çocuklarının beyi Ammihud oğlu Elişama olacak.\"|\"\"\"boluklerine ɡore efraim orduɡahinin sant͡ʃaɡi bati tarafinda olat͡ʃak. efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin beji ammihud oɡlu elisama olat͡ʃak.\" New-Testament-1-John-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularım, kimse sizi saptırmasın. Doğru olanı yapan doğru kişidir, tıpkı O’nun doğru olduğu gibi.|javrularimʔ kimse sizi saptirmasin. doɡru olani japan doɡru kisidirʔ tipki o’nun doɡru olduɡu ɡibi. New-Testament-Luke-024-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in bu şeyleri çekmesi ve kendi yüceliğine girmesi gerekmiyor muydu?” dedi.|mesih’in bu sejleri t͡ʃekmesi ve kendi jut͡ʃeliɡine ɡirmesi ɡerekmijor mujdu?” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Mişma'nın oğulları: Onun oğlu Hammuel, onun oğlu Zakkur, onun oğlu Şimei.|mismaʔnin oɡullari onun oɡlu hammuelʔ onun oɡlu zakkurʔ onun oɡlu simei. Old-Testament-2-Chronicles-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerar çevresindeki bütün kentleri vurdular, çünkü Yahve'nin korkusu üzerlerine geldi. Bütün kentleri yağmaladılar, çünkü içlerinde çok ganimet vardı.|ɡerar t͡ʃevresindeki butun kentleri vurdularʔ t͡ʃunku jahveʔnin korkusu uzerlerine ɡeldi. butun kentleri jaɡmaladilarʔ t͡ʃunku it͡ʃlerinde t͡ʃok ɡanimet vardi. Old-Testament-Daniel-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle karşılık verdi: “Bakın, ben ateşin ortasında çözülmüş yürümekte olan dört adam görüyorum ve zarar görmemişler. Dördüncünün görünüşü bir ilâhlar oğluna benziyor.”|sojle karsilik verdi “bakinʔ ben atesin ortasinda t͡ʃozulmus jurumekte olan dort adam ɡorujorum ve zarar ɡormemisler. dordunt͡ʃunun ɡorunusu bir ilahlar oɡluna benzijor.” Old-Testament-Leviticus-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İç kısmını ve bacaklarını suyla yıkadı; Moşe koçun tamamını sunakta yaktı. Hoş koku olarak yakılan bir sunuydu. Bu, Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi, Yahve'ye ateşle yapılan bir sunuydu.|it͡ʃ kismini ve bat͡ʃaklarini sujla jikadi; mose kot͡ʃun tamamini sunakta jakti. hos koku olarak jakilan bir sunujdu. buʔ jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibiʔ jahveʔje atesle japilan bir sunujdu. Old-Testament-Proverbs-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kavgadan uzak durmak insan için onurdur, her ahmak kavga eder.|kavɡadan uzak durmak insan it͡ʃin onurdurʔ her ahmak kavɡa eder. Old-Testament-Song-of-Songs-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey gelinim, bal damlatır dudakların. Balla süt dilinin altındadır. Giysilerinin kokusu sanki Lübnan kokusu.|ej ɡelinimʔ bal damlatir dudaklarin. balla sut dilinin altindadir. ɡijsilerinin kokusu sanki lubnan kokusu. New-Testament-Luke-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Canıma da, ‘Ey canım yıllarca yetecek kadar bol malın var’ diyeceğim. ‘Rahatına bak, ye, iç ve tadını çıkar.’”|t͡ʃanima daʔ ‘ej t͡ʃanim jillart͡ʃa jetet͡ʃek kadar bol malin var’ dijet͡ʃeɡim. ‘rahatina bakʔ jeʔ it͡ʃ ve tadini t͡ʃikar.’” New-Testament-Acts-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar kendileriyle daha uzun süre kalmasını istedilerse de, bunu kabul etmedi.|onlar kendilerijle daha uzun sure kalmasini istedilerse deʔ bunu kabul etmedi. Old-Testament-1-Kings-022-035|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün savaş arttı. Kral, Suriyeliler'e karşı arabasında dayandı ve akşamleyin öldü. Yaradan akan kan, arabanın altına aktı.|o ɡun savas artti. kralʔ surijelilerʔe karsi arabasinda dajandi ve aksamlejin oldu. jaradan akan kanʔ arabanin altina akti. New-Testament-Hebrews-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanınıza tez zamanda dönebileyim diye özellikle dua etmenizi istiyorum.|janiniza tez zamanda donebilejim dije ozellikle dua etmenizi istijorum. New-Testament-James-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Dayanıklılık kendi mükemmel işini yapsın ki, hiçbir eksiği olmayan kusursuz ve tamamlanmış kişiler olasınız.|dajaniklilik kendi mukemmel isini japsin kiʔ hit͡ʃbir eksiɡi olmajan kusursuz ve tamamlanmis kisiler olasiniz. Old-Testament-Ezekiel-048-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Efraim sınırı yanında, doğu tarafından batı tarafına kadar, Ruven, bir pay.\"\"\"|\"“efraim siniri janindaʔ doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ ruvenʔ bir paj.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Haberciler ona geri döndüler ve onlara, \"\"Neden geri döndünüz?\"\" diye sordu.\"|\"habert͡ʃiler ona ɡeri donduler ve onlaraʔ \"\"neden ɡeri dondunuz?\"\" dije sordu.\" Old-Testament-1-Kings-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Seni topraktan yükselttim, halkım İsrael'in üzerine seni hükümdar yaptım, ve sen Yarovam'ın yolunda yürüdün, ve halkım İsrael'in günahlarıyla beni öfkelendirmek için onlara günah işlettirdin,|“seni topraktan jukselttimʔ halkim israelʔin uzerine seni hukumdar japtimʔ ve sen jarovamʔin jolunda jurudunʔ ve halkim israelʔin ɡunahlarijla beni ofkelendirmek it͡ʃin onlara ɡunah islettirdinʔ Old-Testament-2-Kings-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gözümde kötü olanı yaptılar ve atalarının Mısır'dan çıktığı günden bugüne dek beni öfkelendirdiler.'”|t͡ʃunku ɡozumde kotu olani japtilar ve atalarinin misirʔdan t͡ʃiktiɡi ɡunden buɡune dek beni ofkelendirdiler.ʔ” Old-Testament-1-Samuel-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi, kendinize yeni bir araba ve hiç boyunduruk takılmamış emzikli iki inek alın ve hazırlayın; inekleri arabaya koşun ve buzağılarını onlardan ayırıp eve getirin;|“simdiʔ kendinize jeni bir araba ve hit͡ʃ bojunduruk takilmamis emzikli iki inek alin ve hazirlajin; inekleri arabaja kosun ve buzaɡilarini onlardan ajirip eve ɡetirin; Old-Testament-Nehemiah-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzay oğlu Palal, duvarların döndüğü yerin karşısını, muhafız avlusunun yanındaki kralın yukarı evinden dışarıya doğru çıkan kuleyi onardı. Ondan sonra Paroş oğlu Pedaya onardı.|uzaj oɡlu palalʔ duvarlarin donduɡu jerin karsisiniʔ muhafiz avlusunun janindaki kralin jukari evinden disarija doɡru t͡ʃikan kuleji onardi. ondan sonra paros oɡlu pedaja onardi. Old-Testament-Ezekiel-039-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Halkım İsrael arasında kutsal adımı tanıtacağım. Kutsal adımın bir daha lekelenmesine izin vermeyeceğim. O zaman uluslar benim, İsrael'de Kutsal Olan, Yahve olduğumu bilecekler.\"|\"\"\"\"\"ʔhalkim israel arasinda kutsal adimi tanitat͡ʃaɡim. kutsal adimin bir daha lekelenmesine izin vermejet͡ʃeɡim. o zaman uluslar benimʔ israelʔde kutsal olanʔ jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\" New-Testament-John-019-042|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahudiler’in Hazırlık Günü’ydü. Mezar da yakın olması nedeniyle Yeşua’yı oraya yatırdılar.|o zaman jahudiler’in hazirlik ɡunu’jdu. mezar da jakin olmasi nedenijle jesua’ji oraja jatirdilar. Old-Testament-Ezekiel-036-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kurbanlık sürüsü nasılsa, Yeruşalem'in belli bayramlarındaki sürüsü nasılsa, harap kentler de insan sürüleriyle öyle dolacak. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"kurbanlik surusu nasilsaʔ jerusalemʔin belli bajramlarindaki surusu nasilsaʔ harap kentler de insan surulerijle ojle dolat͡ʃak. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"eğer tekrar ayağa kalkıp değneğiyle dolaşırsa, ona vuran aklanacak, yalnızca kaybettiği zamanın bedelini kendisi ödeyecek ve tamamen iyileşene dek iyileşmesini karşılayacaktır.\"\"\"|\"eɡer tekrar ajaɡa kalkip deɡneɡijle dolasirsaʔ ona vuran aklanat͡ʃakʔ jalnizt͡ʃa kajbettiɡi zamanin bedelini kendisi odejet͡ʃek ve tamamen ijilesene dek ijilesmesini karsilajat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-Acts-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Filipus koştu ve onun Peygamber Yeşaya’yı okuduğunu duydu. Ona, “Okuduklarını anlıyor musun?” diye sordu.|filipus kostu ve onun pejɡamber jesaja’ji okuduɡunu dujdu. onaʔ “okuduklarini anlijor musun?” dije sordu. Old-Testament-1-Chronicles-027-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahitofel'den sonra Benaya'nın oğlu Yehoyada ve Aviyatar vardı. Kralın ordusunun başkomutanı Yoav'dı.|ahitofelʔden sonra benajaʔnin oɡlu jehojada ve avijatar vardi. kralin ordusunun baskomutani joavʔdi. Old-Testament-1-Kings-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi, beni sağlamlaştıran, babam David'in tahtına oturtan ve bana söz verdiği gibi bir ev yapan Yahve'nin hakkı için, Adoniya bugün kesinlikle öldürülecektir.\"\"\"|\"simdiʔ beni saɡlamlastiranʔ babam davidʔin tahtina oturtan ve bana soz verdiɡi ɡibi bir ev japan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ adonija buɡun kesinlikle oldurulet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Numbers-035-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da insanı öldürebilecek elindeki ağaçtan bir silahla ona vurmuş ve o ölmüşse, o katildir. Katil kesinlikle öldürülecektir.|ja da insani oldurebilet͡ʃek elindeki aɡat͡ʃtan bir silahla ona vurmus ve o olmusseʔ o katildir. katil kesinlikle oldurulet͡ʃektir. Old-Testament-Joshua-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına de ki, 'Moşe aracılığıyla size söylemiş olduğum sığınak kentlerini belirleyin;\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de kiʔ ʔmose arat͡ʃiliɡijla size sojlemis olduɡum siɡinak kentlerini belirlejin;\" Old-Testament-Deuteronomy-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü size buyurduğum bütün bu buyrukları yapmak için, Tanrınız Yahve'yi sevmek, O'nun bütün yollarında yürümek ve O'na yapışmak için onu özenle tutarsanız,|t͡ʃunku size bujurduɡum butun bu bujruklari japmak it͡ʃinʔ tanriniz jahveʔji sevmekʔ oʔnun butun jollarinda jurumek ve oʔna japismak it͡ʃin onu ozenle tutarsanizʔ New-Testament-Romans-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama İsrael için şöyle diyor: “\"\"Bütün gün ellerimi itaatsiz ve aksi bir halka uzattım.\"\"\"|\"ama israel it͡ʃin sojle dijor “\"\"butun ɡun ellerimi itaatsiz ve aksi bir halka uzattim.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral Rehovam angarya işlerine bakan Adoram'ı gönderdi; ve bütün İsrael onu taşlayarak öldürdü. Kral Rehovam Yeruşalem'e kaçmak için kendi savaş arabasına binmek için acele etti.|o zaman kral rehovam anɡarja islerine bakan adoramʔi ɡonderdi; ve butun israel onu taslajarak oldurdu. kral rehovam jerusalemʔe kat͡ʃmak it͡ʃin kendi savas arabasina binmek it͡ʃin at͡ʃele etti. New-Testament-Luke-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus kalkıp mezara koştu. Eğilip içeri baktığında orada duran keten bezlerin yalnız durduğunu gördü, olan şeye şaşarak evine gitti.|ama petrus kalkip mezara kostu. eɡilip it͡ʃeri baktiɡinda orada duran keten bezlerin jalniz durduɡunu ɡorduʔ olan seje sasarak evine ɡitti. Old-Testament-Genesis-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı yerin toprağından Adem’e biçim verdi ve onun burnuna yaşam soluğunu üfledi; ve Adem yaşayan bir can oldu.|jahve tanri jerin topraɡindan adem’e bit͡ʃim verdi ve onun burnuna jasam soluɡunu ufledi; ve adem jasajan bir t͡ʃan oldu. New-Testament-Luke-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus, “Bak, biz her şeyimizi bırakıp senin ardından geldik” dedi.|petrusʔ “bakʔ biz her sejimizi birakip senin ardindan ɡeldik” dedi. Old-Testament-Exodus-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün erkenden kalktılar, yakmalık sunuları sındular ve esenlik sunularını getirdiler; insanlar yemek ve içmek için oturdular ve oynamak için kalktılar.|ertesi ɡun erkenden kalktilarʔ jakmalik sunulari sindular ve esenlik sunularini ɡetirdiler; insanlar jemek ve it͡ʃmek it͡ʃin oturdular ve ojnamak it͡ʃin kalktilar. Old-Testament-Deuteronomy-031-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu Yasa Kitabı'nı alın ve onu Tanrınız Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nın yanına, sana karşı tanık olsun diye koyun.|“bu jasa kitabiʔni alin ve onu tanriniz jahveʔnin antlasma sandiɡiʔnin janinaʔ sana karsi tanik olsun dije kojun. New-Testament-Matthew-024-051|und|SPEAKER_00_Turkish|onu parça parça edecek ve onun payını ikiyüzlülerle atayacaktır. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.”|onu part͡ʃa part͡ʃa edet͡ʃek ve onun pajini ikijuzlulerle atajat͡ʃaktir. orada aɡlajis ve dis ɡit͡ʃirtisi olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Numbers-007-077|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Okran oğlu Pagiel'in sunusuydu.|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ okran oɡlu paɡielʔin sunusujdu. Old-Testament-Psalms-053-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke İsrael'in kurtuluşu Siyon'dan gelseydi! Tanrı, halkını sürgünden geri getirince, Yakov sevinecek, İsrael coşacak.|keske israelʔin kurtulusu sijonʔdan ɡelsejdi! tanriʔ halkini surɡunden ɡeri ɡetirint͡ʃeʔ jakov sevinet͡ʃekʔ israel t͡ʃosat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin ona ant içirtip kadına şöyle diyecek: \"\"Eğer seninle bir erkek yatmamışsa ve kocanın yetkisi altında kirliliğe sapmadıysan, lanet getiren bu acılık suyundan kurtul.\"|\"kahin ona ant it͡ʃirtip kadina sojle dijet͡ʃek \"\"eɡer seninle bir erkek jatmamissa ve kot͡ʃanin jetkisi altinda kirliliɡe sapmadijsanʔ lanet ɡetiren bu at͡ʃilik sujundan kurtul.\" Old-Testament-2-Samuel-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın hizmetkârları krala, “İşte, hizmetkârların efendim kralın istediği her şeyi yapmaya hazır” dediler.|kralin hizmetkarlari kralaʔ “isteʔ hizmetkarlarin efendim kralin istediɡi her seji japmaja hazir” dediler. Old-Testament-Jeremiah-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-1-Chronicles-016-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Deniz ve onun doluluğu gürlesin! Kırlar ve içindekilerin hepsi sevinçle coşsun!|deniz ve onun doluluɡu ɡurlesin! kirlar ve it͡ʃindekilerin hepsi sevint͡ʃle t͡ʃossun! Old-Testament-Isaiah-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi Efendi şöyle diyor: \"\"Git, evin başındaki bu saymana, Şevna'ya git ve de ki:\"|\"ordular jahvesi efendi sojle dijor \"\"ɡitʔ evin basindaki bu sajmanaʔ sevnaʔja ɡit ve de ki\" Old-Testament-Genesis-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çiftleşme mevsiminde, gözlerimi kaldırdım ve rüyada gördüm. Baktım, çiftleşen tekeler çizgili, noktalı ve kırçıldı.|t͡ʃiftlesme mevsimindeʔ ɡozlerimi kaldirdim ve rujada ɡordum. baktimʔ t͡ʃiftlesen tekeler t͡ʃizɡiliʔ noktali ve kirt͡ʃildi. New-Testament-Mark-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü toprak kendiliğinden ürün verir. Önce filizi, sonra başağı, sonra başağı dolduran taneyi verir.|“t͡ʃunku toprak kendiliɡinden urun verir. ont͡ʃe filiziʔ sonra basaɡiʔ sonra basaɡi dolduran taneji verir. Old-Testament-Leviticus-019-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yargıda, uzunluk, ağırlık ya da miktar ölçülerinde haksızlık etmeyeceksiniz.\"|\"\"\"ʔjarɡidaʔ uzunlukʔ aɡirlik ja da miktar olt͡ʃulerinde haksizlik etmejet͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-Isaiah-055-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağınızı çevirin de bana gelin. Duyun ve canınız yaşayacak. Sizinle David'in emin merhametlerini, sonsuza dek sürecek bir antlaşma yapacağım.|kulaɡinizi t͡ʃevirin de bana ɡelin. dujun ve t͡ʃaniniz jasajat͡ʃak. sizinle davidʔin emin merhametleriniʔ sonsuza dek suret͡ʃek bir antlasma japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Ezekiel-044-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra beni, doğuya bakan kutsal yerin dış kapısı yolundan geri getirdi; ve kapı kapalıydı.|sonra beniʔ doɡuja bakan kutsal jerin dis kapisi jolundan ɡeri ɡetirdi; ve kapi kapalijdi. Old-Testament-Deuteronomy-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Horev'den Seir Dağı yoluyla Kadeş-Barnea'ya on bir günlük bir yoldur.|horevʔden seir daɡi jolujla kades-barneaʔja on bir ɡunluk bir joldur. New-Testament-Ephesians-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. Tıpkı Tanrı’nın sizi Mesih’te bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.|birbirinize karsi iji jurekliʔ sefkatli olun. tipki tanri’nin sizi mesih’te baɡisladiɡi ɡibiʔ siz de birbirinizi baɡislajin. Old-Testament-Numbers-007-056|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik altın bir kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik altin bir kept͡ʃe; Old-Testament-Jeremiah-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, yararsız yalan sözlere güveniyorsunuz.|isteʔ jararsiz jalan sozlere ɡuvenijorsunuz. Old-Testament-Isaiah-045-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendimle ant içtim. Söz ağzımdan doğrulukla çıktı ve geri alınmayacak; her diz önümde çökecek, her dil bana ant içecek.|kendimle ant it͡ʃtim. soz aɡzimdan doɡrulukla t͡ʃikti ve ɡeri alinmajat͡ʃak; her diz onumde t͡ʃoket͡ʃekʔ her dil bana ant it͡ʃet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına de ki: 'Sizden ya da soylarınızdan herhangi biri ölü yüzünden kirliyse, ya da uzak bir yolculuktaysa, yine de Yahve'ye Pesah tutacaktır.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de ki ʔsizden ja da sojlarinizdan herhanɡi biri olu juzunden kirlijseʔ ja da uzak bir jolt͡ʃuluktajsaʔ jine de jahveʔje pesah tutat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Exodus-039-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Altın yuvalar içine kakılmış, İsrael'in çocuklarının adlarına göre mühür oymasıyla oyulmuş, oniks taşlarını işlediler.|altin juvalar it͡ʃine kakilmisʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin adlarina ɡore muhur ojmasijla ojulmusʔ oniks taslarini islediler. Old-Testament-Psalms-128-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve’den korkan adam böyle kutsanır.|isteʔ jahve’den korkan adam bojle kutsanir. Old-Testament-2-Chronicles-031-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun altında, kâhin kentlerinde Eden, Miniamin, Yeşua, Şemaya, Amarya ve Şekanya vardı. Bunlar, büyük küçük kardeşlerine bölüklerine göre dağıtmak üzere emanet görevlerinde bulunuyorlardı.|onun altindaʔ kahin kentlerinde edenʔ miniaminʔ jesuaʔ semajaʔ amarja ve sekanja vardi. bunlarʔ bujuk kut͡ʃuk kardeslerine boluklerine ɡore daɡitmak uzere emanet ɡorevlerinde bulunujorlardi. Old-Testament-Numbers-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, kutsamak için buyruk aldım. O kutsadı, ben de geri çeviremem.|isteʔ kutsamak it͡ʃin bujruk aldim. o kutsadiʔ ben de ɡeri t͡ʃeviremem. Old-Testament-Nehemiah-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocukları da Geva'dan başlayarak Mikmaş'ta, Ayya'da, Beytel ve kasabalarında,|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari da ɡevaʔdan baslajarak mikmasʔtaʔ ajjaʔdaʔ bejtel ve kasabalarindaʔ Old-Testament-Proverbs-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok bal yemek iyi değildir, insanın kendi saygınlığını araması da onurlu değildir.|t͡ʃok bal jemek iji deɡildirʔ insanin kendi sajɡinliɡini aramasi da onurlu deɡildir. Old-Testament-Amos-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in el değmemiş kızı düştü; bir daha kalkamayacak; ülkesinde yıkılmış; onu kaldıracak kimse yok.”|“israelʔin el deɡmemis kizi dustu; bir daha kalkamajat͡ʃak; ulkesinde jikilmis; onu kaldirat͡ʃak kimse jok.” Old-Testament-Leviticus-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|kurallarımı reddederseniz ve canınız benim ilkelerimden nefret ederse, bütün buyruklarımı yapmaz ve antlaşmamı bozarsanız,|kurallarimi reddederseniz ve t͡ʃaniniz benim ilkelerimden nefret ederseʔ butun bujruklarimi japmaz ve antlasmami bozarsanizʔ New-Testament-Acts-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhin Hananya, yanında duranlara ağzına vurmalarını buyurdu.|baskahin hananjaʔ janinda duranlara aɡzina vurmalarini bujurdu. New-Testament-Romans-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Dedikoducu, Tanrı’dan nefret eden, küstah, kibirli, övüngen, kötülük üreten, anne baba sözü dinlemeyen,|dedikodut͡ʃuʔ tanri’dan nefret edenʔ kustahʔ kibirliʔ ovunɡenʔ kotuluk uretenʔ anne baba sozu dinlemejenʔ Old-Testament-Joel-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Petuel oğlu Yoel'e gelen Yahve'nin sözü.|petuel oɡlu joelʔe ɡelen jahveʔnin sozu. Old-Testament-Job-040-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kibirliye bakıp onu aşağıya indir. Kötüleri yerlerinde ez.|her kibirlije bakip onu asaɡija indir. kotuleri jerlerinde ez. Old-Testament-Ezekiel-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın bahçesindeki sedirler onu gizleyemezdi. Selvi ağaçları onun dalları gibi değildi. Çam ağaçları onun dalları gibi değildi; Tanrı'nın bahçesindeki hiçbir ağaç güzellikte onun gibi değildi.|tanriʔnin baht͡ʃesindeki sedirler onu ɡizlejemezdi. selvi aɡat͡ʃlari onun dallari ɡibi deɡildi. t͡ʃam aɡat͡ʃlari onun dallari ɡibi deɡildi; tanriʔnin baht͡ʃesindeki hit͡ʃbir aɡat͡ʃ ɡuzellikte onun ɡibi deɡildi. New-Testament-Hebrews-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın sözü diri ve etkilidir ve iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar deler, yüreğin düşüncelerini ve niyetlerini ayırt eder.|t͡ʃunku tanri’nin sozu diri ve etkilidir ve iki aɡizli kilit͡ʃtan daha keskindir. t͡ʃanla ruhuʔ ilikle eklemleri birbirinden ajirat͡ʃak kadar delerʔ jureɡin dusunt͡ʃelerini ve nijetlerini ajirt eder. Old-Testament-Leviticus-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yerine oğulları arasından gelecek olan meshedilmiş kâhin bunu sunacak. Sonsuza dek sürecek bir kural olarak Yahve'ye tümü yakılacaktır.|onun jerine oɡullari arasindan ɡelet͡ʃek olan meshedilmis kahin bunu sunat͡ʃak. sonsuza dek suret͡ʃek bir kural olarak jahveʔje tumu jakilat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentte de kutsanacaksın, kırda da kutsanacaksın.|kentte de kutsanat͡ʃaksinʔ kirda da kutsanat͡ʃaksin. Old-Testament-Ezekiel-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-1-Kings-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Depremden sonra bir ateş geçti; ama Yahve ateşte değildi. Ateşten sonra, sakin, ince bir ses vardı.|depremden sonra bir ates ɡet͡ʃti; ama jahve ateste deɡildi. atesten sonraʔ sakinʔ int͡ʃe bir ses vardi. New-Testament-2-Corinthians-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim güçsüz olur da ben güçsüz olmam. Kim tökezletilir de ben öfkeyle yanmam?|kim ɡut͡ʃsuz olur da ben ɡut͡ʃsuz olmam. kim tokezletilir de ben ofkejle janmam? New-Testament-Colossians-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı bütün doluluğunun O’nda bulunmasından hoşnut oldu.|t͡ʃunku tanri butun doluluɡunun o’nda bulunmasindan hosnut oldu. New-Testament-Acts-028-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus tam iki yıl kendi kiraladığı evde oturdu. Kendisine gelen herkesi kabul etti.|pavlus tam iki jil kendi kiraladiɡi evde oturdu. kendisine ɡelen herkesi kabul etti. Old-Testament-1-Samuel-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, \"\"Ey İsrael'in Tanrısı Yahve, benim uğruma kenti yok etmek için Saul'un Keila'ya gelmeye çalıştığını bu hizmetkârın kesin olarak duydu\"\" dedi.\"|\"davidʔ \"\"ej israelʔin tanrisi jahveʔ benim uɡruma kenti jok etmek it͡ʃin saulʔun keilaʔja ɡelmeje t͡ʃalistiɡini bu hizmetkarin kesin olarak dujdu\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balak, Balam'a, “Bana ne yaptın?” dedi. \"\"Seni düşmanlarıma lanet etmeye getirdim ve işte, onları, hepsini yalnızca kutsadın.”\"|\"balakʔ balamʔaʔ “bana ne japtin?” dedi. \"\"seni dusmanlarima lanet etmeje ɡetirdim ve isteʔ onlariʔ hepsini jalnizt͡ʃa kutsadin.”\" Old-Testament-Exodus-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Hiçbir dul kadını ya da yetimi istismar etmeyeceksiniz.\"|\"\"\"hit͡ʃbir dul kadini ja da jetimi istismar etmejet͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-2-Kings-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Nöbetçi Yizreel'deki kulede duruyordu. Yehu'nun bölüğünün geldiğini görünce, \"\"Bir bölük görüyorum\"\" dedi. Yoram, “Bir atlı gönder, onları karşılasın, ‘Barış için mi?’ desin” dedi.\"|\"nobett͡ʃi jizreelʔdeki kulede durujordu. jehuʔnun boluɡunun ɡeldiɡini ɡorunt͡ʃeʔ \"\"bir boluk ɡorujorum\"\" dedi. joramʔ “bir atli ɡonderʔ onlari karsilasinʔ ‘baris it͡ʃin mi?’ desin” dedi.\" New-Testament-1-Timothy-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben gelinceye dek okumaya, öğüt vermeye ve öğretmeye dikkat et.|ben ɡelint͡ʃeje dek okumajaʔ oɡut vermeje ve oɡretmeje dikkat et. New-Testament-Luke-001-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımıza, Avraham’a ve soyuna sonsuza dek söz verdiği gibi,|atalarimizaʔ avraham’a ve sojuna sonsuza dek soz verdiɡi ɡibiʔ New-Testament-Romans-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yasa'nın işinin yüreklerinde yazılı olduğunu gösterirler. Vicdanları buna tanıklık eder. Düşünceleriyse onları ya suçlar ya da affeder.|bojlet͡ʃe jasaʔnin isinin jureklerinde jazili olduɡunu ɡosterirler. vit͡ʃdanlari buna taniklik eder. dusunt͡ʃelerijse onlari ja sut͡ʃlar ja da affeder. Old-Testament-Isaiah-051-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri dikmek, yeryüzünün temellerini atmak, Siyon'a, 'Sen benim halkımsın' demek için sözlerimi ağzına koydum, seni elimin gölgesiyle örttüm.”|ɡokleri dikmekʔ jerjuzunun temellerini atmakʔ sijonʔaʔ ʔsen benim halkimsinʔ demek it͡ʃin sozlerimi aɡzina kojdumʔ seni elimin ɡolɡesijle orttum.” Old-Testament-Ecclesiastes-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmeğini sulara at; çünkü çok günler sonra onu bulacaksın.|ekmeɡini sulara at; t͡ʃunku t͡ʃok ɡunler sonra onu bulat͡ʃaksin. Old-Testament-Joel-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Harman yerleri buğdayla dolacak, tekneler de yeni şarap ve yağla taşacak.|harman jerleri buɡdajla dolat͡ʃakʔ tekneler de jeni sarap ve jaɡla tasat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-049-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama ondan sonra Ammon'un çocuklarının sürgününü geri döndüreceğim,\"\" diyor Yahve.\"|\"\"\"ama ondan sonra ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin surɡununu ɡeri donduret͡ʃeɡimʔ\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Exodus-012-049|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendi evinizde doğan ve aranızda garip olarak yaşayan yabancı için yasa aynı olacaktır.\"\"\"|\"kendi evinizde doɡan ve aranizda ɡarip olarak jasajan jabant͡ʃi it͡ʃin jasa ajni olat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-John-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus, “Ne yazdıysam yazdım” diye karşılık verdi.|pilatusʔ “ne jazdijsam jazdim” dije karsilik verdi. Old-Testament-Genesis-050-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun, “Git, babanı sana ant içirdiği gibi göm” dedi.|firavunʔ “ɡitʔ babani sana ant it͡ʃirdiɡi ɡibi ɡom” dedi. Old-Testament-Leviticus-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün kâhin onu inceleyecek. Eğer deriye yayılmışsa, kâhin onu kirli ilan edecek. Bu cüzzam vebasıdır.|jedint͡ʃi ɡun kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek. eɡer derije jajilmissaʔ kahin onu kirli ilan edet͡ʃek. bu t͡ʃuzzam vebasidir. Old-Testament-Ezra-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bunlar atalar evlerinin başlarıdır ve bu, Kral Artahşasta döneminde benimle Babil'den çıkanların soy kütüğüdür:|simdi bunlar atalar evlerinin baslaridir ve buʔ kral artahsasta doneminde benimle babilʔden t͡ʃikanlarin soj kutuɡudur Old-Testament-Ezekiel-035-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Çünkü sen sürekli düşmanlık ettin ve felaket zamanında, sonun kötülüğü zamanında, İsrael'in çocuklarını kılıcın eline verdin,|“‘“t͡ʃunku sen surekli dusmanlik ettin ve felaket zamanindaʔ sonun kotuluɡu zamanindaʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini kilit͡ʃin eline verdinʔ Old-Testament-Psalms-050-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir hırsız görünce ona uyuyor, zina edenlerle bir oluyorsun.”|bir hirsiz ɡorunt͡ʃe ona ujujorʔ zina edenlerle bir olujorsun.” New-Testament-Matthew-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, kalabalıkları gönderirken, öğrencileri hemen tekneye binip kendisinden önce karşı yakaya gitmeye zorladı.|jesuaʔ kalabaliklari ɡonderirkenʔ oɡrent͡ʃileri hemen tekneje binip kendisinden ont͡ʃe karsi jakaja ɡitmeje zorladi. Old-Testament-Psalms-047-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yüce Yahve muhteşemdir. O, tüm dünyanın üzerinde büyük Kral’dır.|t͡ʃunku jut͡ʃe jahve muhtesemdir. oʔ tum dunjanin uzerinde bujuk kral’dir. Old-Testament-Zechariah-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona ikinci kez, \"\"Altın gibi yağ kendiliğinden akıtan iki altın oluğun yanındaki bu iki zeytin dalı nedir?\"\" diye sordum.\"|\"ona ikint͡ʃi kezʔ \"\"altin ɡibi jaɡ kendiliɡinden akitan iki altin oluɡun janindaki bu iki zejtin dali nedir?\"\" dije sordum.\" New-Testament-Acts-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhin ve bütün kurul üyeleri buna tanıklık edebilir. Yahudi kardeşlere verilmek üzere onlardan almış olduğum mektuplarla, orada bulunanları cezalandırmak üzere bağlayıp Yeruşalem’e getirmek için Damaskus'a gidiyordum.|baskahin ve butun kurul ujeleri buna taniklik edebilir. jahudi kardeslere verilmek uzere onlardan almis olduɡum mektuplarlaʔ orada bulunanlari t͡ʃezalandirmak uzere baɡlajip jerusalem’e ɡetirmek it͡ʃin damaskusʔa ɡidijordum. Old-Testament-Numbers-036-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar şöyle dediler: \"\"Yahve efendime, bu toprakları kurayla İsrael'in çocuklarına miras olarak vermesini buyurdu. Efendime Yahve tarafından kardeşimiz Selofhad'ın mirasını kızlarına vermesi buyruldu.\"|\"onlar sojle dediler \"\"jahve efendimeʔ bu topraklari kurajla israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina miras olarak vermesini bujurdu. efendime jahve tarafindan kardesimiz selofhadʔin mirasini kizlarina vermesi bujruldu.\" New-Testament-John-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Küpleri suyla doldurun” dedi. Böylece küpleri ağzına kadar doldurdular.|jesua onlaraʔ “kupleri sujla doldurun” dedi. bojlet͡ʃe kupleri aɡzina kadar doldurdular. Old-Testament-Hosea-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Tanrın'a dön. İyiliği ve adaleti koru, ve sürekli Tanrın'ı bekle.|bu juzden tanrinʔa don. ijiliɡi ve adaleti koruʔ ve surekli tanrinʔi bekle. Old-Testament-Numbers-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Aron'la ve oğullarıyla konuş ve şöyle de: İsrael'in çocuklarını böyle kutsayacaksınız. Onlara diyeceksiniz:|“aronʔla ve oɡullarijla konus ve sojle de israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini bojle kutsajat͡ʃaksiniz. onlara dijet͡ʃeksiniz Old-Testament-Numbers-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Heşbon, eski Moav Kralı'na karşı savaşan ve Arnon'a kadar bütün ülkesini elinden alan Amorlular'ın Kralı Sihon'un kentiydi.|t͡ʃunku hesbonʔ eski moav kraliʔna karsi savasan ve arnonʔa kadar butun ulkesini elinden alan amorlularʔin krali sihonʔun kentijdi. New-Testament-Matthew-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Onikiler’den biri -adı Yahuda İskariyot olan- başkâhinlere gitti.|o zaman onikiler’den biri -adi jahuda iskarijot olan- baskahinlere ɡitti. Old-Testament-Song-of-Songs-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Boynun David'in silah evi için yapılmış kulesine benzer, üzerine bin kalkan asılmış, hepsi yiğit kalkanları.|bojnun davidʔin silah evi it͡ʃin japilmis kulesine benzerʔ uzerine bin kalkan asilmisʔ hepsi jiɡit kalkanlari. Old-Testament-Ecclesiastes-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârların atlar üzerinde, beylerin de yerde hizmetkârlar gibi yürüdüğünü gördüm.|hizmetkarlarin atlar uzerindeʔ bejlerin de jerde hizmetkarlar ɡibi juruduɡunu ɡordum. Old-Testament-Job-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kalabalık kentten insanlar inliyor. Yaralıların canı feryat ediyor, ancak Tanrı deliliğe aldırmıyor.\"\"\"|\"kalabalik kentten insanlar inlijor. jaralilarin t͡ʃani ferjat edijorʔ ant͡ʃak tanri deliliɡe aldirmijor.\"\"\" New-Testament-Acts-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu ikna edemeyince, “Efendi’nin isteği olsun” diyerek sustuk.|onu ikna edemejint͡ʃeʔ “efendi’nin isteɡi olsun” dijerek sustuk. Old-Testament-Judges-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O da ona, \"\"Eğer beni hiçbir iş yapılmamış yeni urganlarla bağlarlarsa, o zaman zayıf olurum ve başka bir adam gibi olurum\"\" dedi.\"|\"o da onaʔ \"\"eɡer beni hit͡ʃbir is japilmamis jeni urɡanlarla baɡlarlarsaʔ o zaman zajif olurum ve baska bir adam ɡibi olurum\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ziyafetlerde başköşeyi, havralardaki en iyi yerleri,|zijafetlerde baskosejiʔ havralardaki en iji jerleriʔ Old-Testament-2-Chronicles-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece Uzziya atalarıyla uyudu; ve onu atalarının yanına, krallara ait olan mezarlık tarlasına gömdüler; çünkü, \"\"O cüzzamlıdır\"\" dediler. Oğlu Yotam onun yerine kral oldu.\"|\"bojlet͡ʃe uzzija atalarijla ujudu; ve onu atalarinin janinaʔ krallara ait olan mezarlik tarlasina ɡomduler; t͡ʃunkuʔ \"\"o t͡ʃuzzamlidir\"\" dediler. oɡlu jotam onun jerine kral oldu.\" New-Testament-Luke-006-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Her ağaç kendi meyvesinden tanınır. Çünkü dikenli bitkilerden incir toplamazlar, çalıdan da üzüm toplamazlar.|her aɡat͡ʃ kendi mejvesinden taninir. t͡ʃunku dikenli bitkilerden int͡ʃir toplamazlarʔ t͡ʃalidan da uzum toplamazlar. New-Testament-John-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi bol ürün verir. Çünkü bensiz hiçbir şey yapamazsınız.|ben asmajimʔ siz t͡ʃubuklarsiniz. bende kalan ve benim kendisinde kaldiɡim kisi bol urun verir. t͡ʃunku bensiz hit͡ʃbir sej japamazsiniz. New-Testament-Matthew-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size şunu söyleyeyim, Eliya çoktan geldi ve onu tanımadılar, ona her istediklerini yaptılar. Aynı biçimde, İnsanoğlu da onlardan acı çekecektir.”|ama size sunu sojlejejimʔ elija t͡ʃoktan ɡeldi ve onu tanimadilarʔ ona her istediklerini japtilar. ajni bit͡ʃimdeʔ insanoɡlu da onlardan at͡ʃi t͡ʃeket͡ʃektir.” Old-Testament-Psalms-044-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi düşmanın önünde geri döndürüyorsun. Bizden nefret edenler kendileri için yağma topluyorlar.|bizi dusmanin onunde ɡeri dondurujorsun. bizden nefret edenler kendileri it͡ʃin jaɡma toplujorlar. Old-Testament-Job-039-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Doldurdukları ayları sayabilir misin? Ya da doğurdukları zamanı biliyor musun?|doldurduklari ajlari sajabilir misin? ja da doɡurduklari zamani bilijor musun? Old-Testament-Zechariah-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, Yahve'nin meleğinin önünde duran Başkâhin Yeşu'yu ve onun sağında düşmanı olmak için duran Şeytan'ı gösterdi.|banaʔ jahveʔnin meleɡinin onunde duran baskahin jesuʔju ve onun saɡinda dusmani olmak it͡ʃin duran sejtanʔi ɡosterdi. New-Testament-2-Peter-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz ve Kurtarıcımız Yeşua Mesih’in lütfunda ve O’nun bilgisinde gelişin. Şimdi ve sonsuza dek O’na yücelik olsun! Amin.|efendimiz ve kurtarit͡ʃimiz jesua mesih’in lutfunda ve o’nun bilɡisinde ɡelisin. simdi ve sonsuza dek o’na jut͡ʃelik olsun! amin. Old-Testament-Psalms-078-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkını da kılıca teslim etti, mirasına öfkelenmişti.|halkini da kilit͡ʃa teslim ettiʔ mirasina ofkelenmisti. Old-Testament-2-Samuel-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Givonlular ona, \"\"Bizimle Saul ve evi arasında gümüş ya da altın meselesi yok; İsrael'de hiç kimseyi öldürmek de bize düşmez\"\" dediler. David, \"\"Siz ne derseniz onu yapacağım\"\" dedi.\"|\"ɡivonlular onaʔ \"\"bizimle saul ve evi arasinda ɡumus ja da altin meselesi jok; israelʔde hit͡ʃ kimseji oldurmek de bize dusmez\"\" dediler. davidʔ \"\"siz ne derseniz onu japat͡ʃaɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır Kralı onlara şöyle dedi, \"\"Ey Moşe ve Aron, neden halkı işlerinden alıkoyuyorsunuz? Yüklerinize geri dönün!”\"|\"misir krali onlara sojle dediʔ \"\"ej mose ve aronʔ neden halki islerinden alikojujorsunuz? juklerinize ɡeri donun!”\" Old-Testament-Song-of-Songs-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bahçelerde sürüsünü otlatmak ve zambak toplamak için, sevgilim bahçesine, güzel kokulu çiçekliklerine indi.|baht͡ʃelerde surusunu otlatmak ve zambak toplamak it͡ʃinʔ sevɡilim baht͡ʃesineʔ ɡuzel kokulu t͡ʃit͡ʃekliklerine indi. Old-Testament-Exodus-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Önünüzden dehşetimi salacağım, karşılaşacağınız bütün halkları şaşkına çevireceğim, bütün düşmanlarınızın size sırtını çevirteceğim.|onunuzden dehsetimi salat͡ʃaɡimʔ karsilasat͡ʃaɡiniz butun halklari saskina t͡ʃeviret͡ʃeɡimʔ butun dusmanlarinizin size sirtini t͡ʃevirtet͡ʃeɡim. Old-Testament-Proverbs-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevki seven yoksul olur, şarap ve yağ seven zengin olmaz.|zevki seven joksul olurʔ sarap ve jaɡ seven zenɡin olmaz. Old-Testament-Isaiah-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle Efendi, Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Siyon'da oturan ey halkım, Mısır'ın yaptığı gibi sana değnekle vursa da, sopasını sana karşı kaldırsa da, Aşurlu'dan korkma.\"|\"bu nedenle efendiʔ ordular jahvesi sojle dijor \"\"sijonʔda oturan ej halkimʔ misirʔin japtiɡi ɡibi sana deɡnekle vursa daʔ sopasini sana karsi kaldirsa daʔ asurluʔdan korkma.\" Old-Testament-Numbers-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama onunla birlikte çıkan adamlar şöyle dediler: \"\"O halka karşı çıkmaya gücümüz yetmez; çünkü onlar bizden daha güçlüdürler.”\"|\"ama onunla birlikte t͡ʃikan adamlar sojle dediler \"\"o halka karsi t͡ʃikmaja ɡut͡ʃumuz jetmez; t͡ʃunku onlar bizden daha ɡut͡ʃludurler.”\" Old-Testament-Ezekiel-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: 'İşte seni nefret ettiğin kişilerin eline, canının soğuduğu kişilerin eline teslim edeceğim.\"|\"\"\"t͡ʃunku efendi jahve sojle dijor ʔiste seni nefret ettiɡin kisilerin elineʔ t͡ʃaninin soɡuduɡu kisilerin eline teslim edet͡ʃeɡim.\" New-Testament-Acts-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları elçilerin önünde durdurdular. Elçiler de dua ettikten sonra, ellerini onların üzerlerine koydular.|onlari elt͡ʃilerin onunde durdurdular. elt͡ʃiler de dua ettikten sonraʔ ellerini onlarin uzerlerine kojdular. Old-Testament-Isaiah-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'ın yükü. “İşte, Yahve hızlı bir buluta binmiş Mısır'a geliyor. Mısır'ın putları O'nun önünde titreyecekler; ve Mısır'ın yüreği içinden eriyecek.|misirʔin juku. “isteʔ jahve hizli bir buluta binmis misirʔa ɡelijor. misirʔin putlari oʔnun onunde titrejet͡ʃekler; ve misirʔin jureɡi it͡ʃinden erijet͡ʃek. Old-Testament-Job-038-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Denizin kaynaklarına girdin mi? Ya da derinliğin yataklarında yürüdün mü?|“denizin kajnaklarina ɡirdin mi? ja da derinliɡin jataklarinda jurudun mu? Old-Testament-Numbers-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına de ki: 'Bir erkek ya da kadın, Yahve'ye karşı gelerek, insanların işlediği günahlardan birisini işlediğinde ve o can suçlu olduğunda,\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de ki ʔbir erkek ja da kadinʔ jahveʔje karsi ɡelerekʔ insanlarin islediɡi ɡunahlardan birisini islediɡinde ve o t͡ʃan sut͡ʃlu olduɡundaʔ\" Old-Testament-Exodus-037-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün takımlarıyla birlikte onu bir talant saf altından yaptı.|butun takimlarijla birlikte onu bir talant saf altindan japti. New-Testament-Matthew-026-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencilerine geldi ve onları uyurken buldu. Petrus’a, “Benimle birlikte bir saat bile uyanık duramadınız mı?|oɡrent͡ʃilerine ɡeldi ve onlari ujurken buldu. petrus’aʔ “benimle birlikte bir saat bile ujanik duramadiniz mi? New-Testament-Mark-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon’un kaynanası ateş içinde yatıyordu. Ondan Yeşua’ya hemen söz ettiler.|simon’un kajnanasi ates it͡ʃinde jatijordu. ondan jesua’ja hemen soz ettiler. Old-Testament-1-Samuel-017-044|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Filistli David'e, \"\"Bana gel, etini gökteki kuşlara ve kırdaki hayvanlara vereceğim\"\" dedi.\"|\"filistli davidʔeʔ \"\"bana ɡelʔ etini ɡokteki kuslara ve kirdaki hajvanlara veret͡ʃeɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-026-040|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Eğer bana karşı işledikleri suçta kendi kötülüklerini ve atalarının kötülüklerini itiraf ederlerse; bana karşı yürüdükleri için,|“ʔeɡer bana karsi isledikleri sut͡ʃta kendi kotuluklerini ve atalarinin kotuluklerini itiraf ederlerse; bana karsi jurudukleri it͡ʃinʔ Old-Testament-Ezekiel-041-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun uzunluğunu yirmi arşın, tapınağın önündeki genişliğini yirmi arşın ölçtü. Bana, “Bu En kutsal Yer'dir” dedi.|onun uzunluɡunu jirmi arsinʔ tapinaɡin onundeki ɡenisliɡini jirmi arsin olt͡ʃtu. banaʔ “bu en kutsal jerʔdir” dedi. New-Testament-Luke-001-032|und|SPEAKER_00_Turkish|O büyük olacak ve kendisine En Yüce Olan’ın Oğlu denecek. Efendi Tanrı O’na atası David’in tahtını verecek.|o bujuk olat͡ʃak ve kendisine en jut͡ʃe olan’in oɡlu denet͡ʃek. efendi tanri o’na atasi david’in tahtini veret͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-061-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin lütuf yılını, Tanrımız'ın öç gününü ilan etmek, yas tutanların tümünü avutmak için,|jahveʔnin lutuf jiliniʔ tanrimizʔin ot͡ʃ ɡununu ilan etmekʔ jas tutanlarin tumunu avutmak it͡ʃinʔ New-Testament-John-011-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua’yı aradılar, tapınaktayken birbirlerine, “Ne dersiniz, bayrama hiç gelmeyecek mi?” diye konuşuyorlardı.|sonra jesua’ji aradilarʔ tapinaktajken birbirlerineʔ “ne dersinizʔ bajrama hit͡ʃ ɡelmejet͡ʃek mi?” dije konusujorlardi. New-Testament-Revelation-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların her birine uzun beyaz birer kaftan verildi. Kendileri gibi öldürülecek olan hizmet arkadaşlarının ve kardeşlerinin devirlerini tamamlayana dek bir süre daha dinlenmeleri gerektiği söylendi.|onlarin her birine uzun bejaz birer kaftan verildi. kendileri ɡibi oldurulet͡ʃek olan hizmet arkadaslarinin ve kardeslerinin devirlerini tamamlajana dek bir sure daha dinlenmeleri ɡerektiɡi sojlendi. New-Testament-Luke-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama her kim beni insanların önünde inkâr ederse, Tanrı’nın melekleri önünde inkâr edilecektir.|ama her kim beni insanlarin onunde inkar ederseʔ tanri’nin melekleri onunde inkar edilet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-044-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sensin bizi düşmanlarımızdan kurtaran, bizden nefret edenleri utandıran.|ama sensin bizi dusmanlarimizdan kurtaranʔ bizden nefret edenleri utandiran. New-Testament-Luke-007-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak bilgelik, bilgeliğin kendi çocukları tarafından doğrulanır.”|ant͡ʃak bilɡelikʔ bilɡeliɡin kendi t͡ʃot͡ʃuklari tarafindan doɡrulanir.” Old-Testament-Ezekiel-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|ve jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-2-Chronicles-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda Kralı Solomon oğlu Rehovam'a ve Yahuda ve Benyamin'deki bütün İsrael halkına şöyle dedi,|“jahuda krali solomon oɡlu rehovamʔa ve jahuda ve benjaminʔdeki butun israel halkina sojle dediʔ New-Testament-Mark-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler ekmek almayı unutmuşlardı. Teknede yanlarında yalnızca bir ekmek vardı.|oɡrent͡ʃiler ekmek almaji unutmuslardi. teknede janlarinda jalnizt͡ʃa bir ekmek vardi. New-Testament-Ephesians-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimse övünmesin diye, işlerden değildir.|kimse ovunmesin dijeʔ islerden deɡildir. Old-Testament-Hosea-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Efraim’e yürümeyi ben öğrettim. Onları kollarıma aldım, ama onları iyileştirenin ben olduğumu bilmediler.|ant͡ʃak efraim’e jurumeji ben oɡrettim. onlari kollarima aldimʔ ama onlari ijilestirenin ben olduɡumu bilmediler. Old-Testament-1-Samuel-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üstündeki giysileri de çıkardı. Samuel'in önünde de peygamberlik etti ve bütün o gün ve bütün o gece çıplak yattı. Bu yüzden, \"\"Saul da peygamberler arasında mı?\"\" derler.\"|\"ustundeki ɡijsileri de t͡ʃikardi. samuelʔin onunde de pejɡamberlik etti ve butun o ɡun ve butun o ɡet͡ʃe t͡ʃiplak jatti. bu juzdenʔ \"\"saul da pejɡamberler arasinda mi?\"\" derler.\" Old-Testament-Psalms-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Adını kardeşlerime duyuracağım. Topluluğun ortasında seni öveceğim.|adini kardeslerime dujurat͡ʃaɡim. topluluɡun ortasinda seni ovet͡ʃeɡim. New-Testament-1-Timothy-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu etkinlik kralları ve üst yöneticileri de kapsasın. Öyle ki, tam tanrısallıkla sakin, huzurlu ve saygın bir yaşam sürdürebilelim.|bu etkinlik krallari ve ust jonetit͡ʃileri de kapsasin. ojle kiʔ tam tanrisallikla sakinʔ huzurlu ve sajɡin bir jasam surdurebilelim. Old-Testament-Judges-020-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyaminliler'den on sekiz bin kişi düştü; bunların hepsi cesur yiğitlerdi.|benjaminlilerʔden on sekiz bin kisi dustu; bunlarin hepsi t͡ʃesur jiɡitlerdi. Old-Testament-Ezekiel-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ya da o diyara salgın hastalık gönderip, oradan insanı da ve hayvanı da kesip atmak için kanla üzerine gazabımı dökersem,|“ja da o dijara salɡin hastalik ɡonderipʔ oradan insani da ve hajvani da kesip atmak it͡ʃin kanla uzerine ɡazabimi dokersemʔ Old-Testament-Jeremiah-052-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin öfkesi yüzünden, onları önünden atana dek Yeruşalem ve Yahuda'da böyle oldu. Sidkiya Babil Kralı'na karşı isyan etti.|t͡ʃunku jahveʔnin ofkesi juzundenʔ onlari onunden atana dek jerusalem ve jahudaʔda bojle oldu. sidkija babil kraliʔna karsi isjan etti. Old-Testament-1-Samuel-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Neye benziyor?\"\" dedi. “Yaşlı bir adam geliyor. Üzerinde bir kaftan var.\"\" Saul onun Samuel olduğunu anladı ve yüzüstü yere kapanıp saygı gösterdi.\"|\"onaʔ \"\"neje benzijor?\"\" dedi. “jasli bir adam ɡelijor. uzerinde bir kaftan var.\"\" saul onun samuel olduɡunu anladi ve juzustu jere kapanip sajɡi ɡosterdi.\" Old-Testament-Job-036-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Tanrı kudretiyle yücedir. O'nun gibi öğretmen kimdir?|isteʔ tanri kudretijle jut͡ʃedir. oʔnun ɡibi oɡretmen kimdir? Old-Testament-1-Samuel-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel sabahleyin Saul'lu karşılamak için erkenden kalktı. Samuel'e, \"\"Saul Karmel'e geldi ve işte kendisi için bir anıt dikti, döndü, geçip Gilgal'a indi\"\" diye bildirildi.\"|\"samuel sabahlejin saulʔlu karsilamak it͡ʃin erkenden kalkti. samuelʔeʔ \"\"saul karmelʔe ɡeldi ve iste kendisi it͡ʃin bir anit diktiʔ donduʔ ɡet͡ʃip ɡilɡalʔa indi\"\" dije bildirildi.\" New-Testament-Acts-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylelikle halkı, ihtiyarları ve yazıcıları kışkırttılar, onun üzerine geldiler ve onu yakaladılar, sonra Kurul’un önüne getirdiler.|bojlelikle halkiʔ ihtijarlari ve jazit͡ʃilari kiskirttilarʔ onun uzerine ɡeldiler ve onu jakaladilarʔ sonra kurul’un onune ɡetirdiler. Old-Testament-Jeremiah-047-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Sur ve Sayda'dan kalan her yardımcıyı kesip atmak üzere bütün Filistliler'i yok etme günü geliyor; çünkü Yahve Filistliler'i, Kaftor adasının kalıntısını yok edecek.|t͡ʃunku sur ve sajdaʔdan kalan her jardimt͡ʃiji kesip atmak uzere butun filistlilerʔi jok etme ɡunu ɡelijor; t͡ʃunku jahve filistlilerʔiʔ kaftor adasinin kalintisini jok edet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bozuk tanık adaletle alay eder, kötülerin ağzı kötülük yutar.|bozuk tanik adaletle alaj ederʔ kotulerin aɡzi kotuluk jutar. Old-Testament-Judges-001-032|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak Aşerliler, memleketin sakinleri olan Kenanlılar arasında yaşıyorlardı; çünkü onları kovmadılar.|ant͡ʃak aserlilerʔ memleketin sakinleri olan kenanlilar arasinda jasijorlardi; t͡ʃunku onlari kovmadilar. New-Testament-John-013-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinize sevginiz olursa, bununla herkes benim öğrencilerim olduğunuzu bilecektir.”|birbirinize sevɡiniz olursaʔ bununla herkes benim oɡrent͡ʃilerim olduɡunuzu bilet͡ʃektir.” Old-Testament-2-Chronicles-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, Yeruşalem'de gümüşü ve altını taş kadar sıradan yaptı ve sedirleri ovadaki incir ağaçları kadar sıradan yaptı.|kralʔ jerusalemʔde ɡumusu ve altini tas kadar siradan japti ve sedirleri ovadaki int͡ʃir aɡat͡ʃlari kadar siradan japti. Old-Testament-Exodus-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Davasında yoksulu kayırmayacaksın.\"\"\"|\"davasinda joksulu kajirmajat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-034-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaban öküzleri ve güçlü boğalarla birlikte genç boğalar da onlarla birlikte inecek; ülkeleri kanla sarhoş olacak, toprağı da yağdan yağlanacak.|jaban okuzleri ve ɡut͡ʃlu boɡalarla birlikte ɡent͡ʃ boɡalar da onlarla birlikte inet͡ʃek; ulkeleri kanla sarhos olat͡ʃakʔ topraɡi da jaɡdan jaɡlanat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-018-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Feryat ettiler ama kurtaracak kimse yoktu, Yahve’yi bile çağırdılar ama O yanıt vermedi.|ferjat ettiler ama kurtarat͡ʃak kimse joktuʔ jahve’ji bile t͡ʃaɡirdilar ama o janit vermedi. Old-Testament-Psalms-076-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne yüce, ne muhteşemsin, av dağlarından daha yüce.|ne jut͡ʃeʔ ne muhtesemsinʔ av daɡlarindan daha jut͡ʃe. Old-Testament-Joshua-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İhtiyarlarımız ve ülke sakinlerimizin hepsi bizimle konuşup şöyle dediler: 'Yolculuk için elinize erzak alın ve onları karşılamaya gidin. Onlara deyin ki: “Biz sizin hizmetkârınız. Şimdi bizimle bir antlaşma yapın.''|ihtijarlarimiz ve ulke sakinlerimizin hepsi bizimle konusup sojle dediler ʔjolt͡ʃuluk it͡ʃin elinize erzak alin ve onlari karsilamaja ɡidin. onlara dejin ki “biz sizin hizmetkariniz. simdi bizimle bir antlasma japin.ʔʔ Old-Testament-Daniel-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama sana gerçeğin yazısında yazılmış olanı bildireceğim. Bunlara karşı benimle birlikte duran, hükümdarınız Mikael’den başka kimse yok.\"\"\"|\"ama sana ɡert͡ʃeɡin jazisinda jazilmis olani bildiret͡ʃeɡim. bunlara karsi benimle birlikte duranʔ hukumdariniz mikael’den baska kimse jok.\"\"\" Old-Testament-Job-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yeryüzünde insan zorla çalıştırılmıyor mu? Günleri ücretli bir işçinin günleri gibi değil midir?|“jerjuzunde insan zorla t͡ʃalistirilmijor mu? ɡunleri ut͡ʃretli bir ist͡ʃinin ɡunleri ɡibi deɡil midir? Old-Testament-Ezekiel-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu ganimet olarak yabancıların eline, yağma olarak da yeryüzünün kötülerinin eline vereceğim; ve onu kirletecekler.|onu ɡanimet olarak jabant͡ʃilarin elineʔ jaɡma olarak da jerjuzunun kotulerinin eline veret͡ʃeɡim; ve onu kirletet͡ʃekler. Old-Testament-Genesis-050-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’in kardeşleri babalarının öldüğünü görünce, “Belki Yosef bizden nefret edecek ve ona yaptığımız bütün kötülüklerin karşılığını bize ödetecek” dediler.|josef’in kardesleri babalarinin olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ “belki josef bizden nefret edet͡ʃek ve ona japtiɡimiz butun kotuluklerin karsiliɡini bize odetet͡ʃek” dediler. Old-Testament-Joshua-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanoah'tan Atarot'a, Naara'ya iniyordu ve Yeriha'ya ulaşıp Yarden'e çıkıyordu.|janoahʔtan atarotʔaʔ naaraʔja inijordu ve jerihaʔja ulasip jardenʔe t͡ʃikijordu. Old-Testament-2-Kings-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Giysiler görevlisine, \"\"Bütün Baal tapanları için giysiler çıkar!\"\" dedi. O da onlara giysiler çıkardı.\"|\"ɡijsiler ɡorevlisineʔ \"\"butun baal tapanlari it͡ʃin ɡijsiler t͡ʃikar!\"\" dedi. o da onlara ɡijsiler t͡ʃikardi.\" Old-Testament-Psalms-049-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı canımı Şeol'ün ölüler elinden kurtaracak. Çünkü beni kabul edecektir. Selah.|ama tanri t͡ʃanimi seolʔun oluler elinden kurtarat͡ʃak. t͡ʃunku beni kabul edet͡ʃektir. selah. Old-Testament-2-Chronicles-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikaya, “Öyleyse Yahve'nin sözünü dinle: Yahve'nin tahtında oturduğunu, bütün gök ordusunun da sağında ve solunda durduğunu gördüm.|mikajaʔ “ojlejse jahveʔnin sozunu dinle jahveʔnin tahtinda oturduɡunuʔ butun ɡok ordusunun da saɡinda ve solunda durduɡunu ɡordum. Old-Testament-Exodus-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer ev halkı bir kuzu için çok küçükse, o zaman o ve evinin yanındaki komşusu, canların sayısına göre bir tane alacaklar. Kuzu hesabını herkesin yiyebileceği kadarıyla yapacaksınız.|eɡer ev halki bir kuzu it͡ʃin t͡ʃok kut͡ʃukseʔ o zaman o ve evinin janindaki komsusuʔ t͡ʃanlarin sajisina ɡore bir tane alat͡ʃaklar. kuzu hesabini herkesin jijebilet͡ʃeɡi kadarijla japat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Lamentations-003-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O, isteyerek sıkıntı vermez, insanoğullarını kederlendirmez.|t͡ʃunku oʔ istejerek sikinti vermezʔ insanoɡullarini kederlendirmez. New-Testament-1-Thessalonians-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua’nın gelişinde, O’nun önünde umudumuz, sevincimiz, sevinç tacımız nedir? Siz değil misiniz?|efendimiz jesua’nin ɡelisindeʔ o’nun onunde umudumuzʔ sevint͡ʃimizʔ sevint͡ʃ tat͡ʃimiz nedir? siz deɡil misiniz? Old-Testament-Joshua-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yarden'i aşıp Yeriha'ya geldiniz. Yeriha halkı, Amorlular, Perizliler, Kenanlılar, Hititler, Girgaşiler, Hivliler ve Yevuslular size karşı savaştı; ve onları elinize teslim ettim.\"|\"\"\"ʔjardenʔi asip jerihaʔja ɡeldiniz. jeriha halkiʔ amorlularʔ perizlilerʔ kenanlilarʔ hititlerʔ ɡirɡasilerʔ hivliler ve jevuslular size karsi savasti; ve onlari elinize teslim ettim.\" New-Testament-Acts-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçiler bir araya geldiklerinde O'na, “Efendimiz, İsrael’e krallığı şimdi mi geri vereceksin?” diye sordular.|elt͡ʃiler bir araja ɡeldiklerinde oʔnaʔ “efendimizʔ israel’e kralliɡi simdi mi ɡeri veret͡ʃeksin?” dije sordular. Old-Testament-Genesis-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün malını, akrabası Lut'u, malını, kadınları ve diğer insanları geri getirdi.|butun maliniʔ akrabasi lutʔuʔ maliniʔ kadinlari ve diɡer insanlari ɡeri ɡetirdi. Old-Testament-Psalms-074-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, ey Tanrı! Kendi davanı savun. Akılsızın bütün gün seninle nasıl alay ettiğini hatırla.|kalkʔ ej tanri! kendi davani savun. akilsizin butun ɡun seninle nasil alaj ettiɡini hatirla. Old-Testament-Ezekiel-042-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü üç katlıydılar ve avluların direkleri gibi direkleri yoktu. Bu nedenle en üstteki, en alttakinden ve ortadakinden daha fazla geriye çekildi.|t͡ʃunku ut͡ʃ katlijdilar ve avlularin direkleri ɡibi direkleri joktu. bu nedenle en usttekiʔ en alttakinden ve ortadakinden daha fazla ɡerije t͡ʃekildi. New-Testament-1-Corinthians-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Biliyorsunuz ki, putperestken yönlendirilip dilsiz putlara götürülmüştünüz.|bilijorsunuz kiʔ putperestken jonlendirilip dilsiz putlara ɡoturulmustunuz. New-Testament-Luke-007-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua konuşmasını şöyle sürdürdü: “Öyleyse bu kuşağın insanlarını neye benzeteyim? Onlar neye benzerler?|jesua konusmasini sojle surdurdu “ojlejse bu kusaɡin insanlarini neje benzetejim? onlar neje benzerler? Old-Testament-1-Samuel-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Saul kalkıp Zif Çölü'nde David'i aramak üzere İsrael'den seçme üç bin adamıyla birlikte Zif Çölü'ne indi.|bunun uzerine saul kalkip zif t͡ʃoluʔnde davidʔi aramak uzere israelʔden set͡ʃme ut͡ʃ bin adamijla birlikte zif t͡ʃoluʔne indi. Old-Testament-Jeremiah-023-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden işte, sizi tümüyle unutacağım ve sizi, size ve atalarınıza verdiğim kentle birlikte önümden atacağım.|bu juzden isteʔ sizi tumujle unutat͡ʃaɡim ve siziʔ size ve atalariniza verdiɡim kentle birlikte onumden atat͡ʃaɡim. Old-Testament-Ezekiel-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: 'Mademki suçlarınızı açığa çıkararak, bütün işlerinizde günahlarınızı göstererek suçlarınızı hatırlattınız; hatırlandığınız için, ele geçirileceksiniz.'\"\"\"|\"“bu juzden efendi jahve sojle dijor ʔmademki sut͡ʃlarinizi at͡ʃiɡa t͡ʃikararakʔ butun islerinizde ɡunahlarinizi ɡostererek sut͡ʃlarinizi hatirlattiniz; hatirlandiɡiniz it͡ʃinʔ ele ɡet͡ʃirilet͡ʃeksiniz.ʔ\"\"\" New-Testament-Romans-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı ölümden diriltenin Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesih Yeşua’yı ölümden dirilten, içinizde bulunan Ruhu aracılığıyla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir.|jesua’ji olumden diriltenin ruhu it͡ʃinizde jasijorsaʔ mesih jesua’ji olumden diriltenʔ it͡ʃinizde bulunan ruhu arat͡ʃiliɡijla olumlu bedenlerinize de jasam veret͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa halkımın gitmesine izin vermezsen, işte, yarın ülkene çekirgeler getireceğim.|joksa halkimin ɡitmesine izin vermezsenʔ isteʔ jarin ulkene t͡ʃekirɡeler ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Deuteronomy-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin sepeti elinden alıp Tanrın Yahve'nin sunağının önüne koyacak.|kahin sepeti elinden alip tanrin jahveʔnin sunaɡinin onune kojat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkım bilgisizlik yüzünden mahvoldu. Mademki sen bilgiyi reddettin, bana kâhin olmayasın diye ben de seni reddedeceğim. Mademki sen Tanrı'nın Yasası'nı unuttun, ben de senin çocuklarını unutacağım.|halkim bilɡisizlik juzunden mahvoldu. mademki sen bilɡiji reddettinʔ bana kahin olmajasin dije ben de seni reddedet͡ʃeɡim. mademki sen tanriʔnin jasasiʔni unuttunʔ ben de senin t͡ʃot͡ʃuklarini unutat͡ʃaɡim. New-Testament-John-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra kendisi, annesi, kardeşleri ve öğrencileri Kafernahum’a gidip orada birkaç gün kaldılar.|bundan sonra kendisiʔ annesiʔ kardesleri ve oɡrent͡ʃileri kafernahum’a ɡidip orada birkat͡ʃ ɡun kaldilar. Old-Testament-Amos-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak’ın yüksek yerleri ıssız kalacak, İsrael’in kutsal yerleri harap olacak; ve ben Yarovam’ın evine karşı kılıçla çıkacağım.”|ishak’in juksek jerleri issiz kalat͡ʃakʔ israel’in kutsal jerleri harap olat͡ʃak; ve ben jarovam’in evine karsi kilit͡ʃla t͡ʃikat͡ʃaɡim.” New-Testament-John-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus onu görünce Yeşua’ya, “Efendimiz, bu adama ne olacak?” dedi.|petrus onu ɡorunt͡ʃe jesua’jaʔ “efendimizʔ bu adama ne olat͡ʃak?” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek yerlerde, tepelerde ve her yeşil ağacın altında kurban kesti ve buhur yaktı.|juksek jerlerdeʔ tepelerde ve her jesil aɡat͡ʃin altinda kurban kesti ve buhur jakti. Old-Testament-Psalms-098-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmaklar el çırpsın. Dağlar hep birlikte sevinçle haykırsın.|irmaklar el t͡ʃirpsin. daɡlar hep birlikte sevint͡ʃle hajkirsin. New-Testament-Mark-006-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da yüzer, ellişer kişilik gruplar halinde oturdular.|onlar da juzerʔ elliser kisilik ɡruplar halinde oturdular. Old-Testament-Job-034-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü gözleri adamın yolları üzerindedir. Onun bütün gidişlerini görür.\"|\"\"\"t͡ʃunku ɡozleri adamin jollari uzerindedir. onun butun ɡidislerini ɡorur.\" Old-Testament-1-Chronicles-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra David, oğlu Solomon'a tapınağın eyvanla evlerinin, hazinelerinin, üst odalarının, iç odalarının, merhamet yerinin planlarını verdi;|sonra davidʔ oɡlu solomonʔa tapinaɡin ejvanla evlerininʔ hazinelerininʔ ust odalarininʔ it͡ʃ odalarininʔ merhamet jerinin planlarini verdi; Old-Testament-Deuteronomy-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin seni alçaltmak, seni sınamak, O'nun buyruklarını tutacak mısın yoksa tutmayacak mısın diye yüreğinde olanı bilmek için bu kırk yıl boyunca çölde seni yürüttüğü bütün yolu hatırlayacaksın.|tanrin jahveʔnin seni alt͡ʃaltmakʔ seni sinamakʔ oʔnun bujruklarini tutat͡ʃak misin joksa tutmajat͡ʃak misin dije jureɡinde olani bilmek it͡ʃin bu kirk jil bojunt͡ʃa t͡ʃolde seni juruttuɡu butun jolu hatirlajat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Kings-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ofir'e geldiler ve oradan dört yüz yirmi talant altın alıp Kral Solomon'a getirdiler.|ofirʔe ɡeldiler ve oradan dort juz jirmi talant altin alip kral solomonʔa ɡetirdiler. Old-Testament-1-Chronicles-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|yedincisi, Yeşarela'ya, oğulları ve kardeşleri on iki;|jedint͡ʃisiʔ jesarelaʔjaʔ oɡullari ve kardesleri on iki; New-Testament-Romans-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi: “Ondan habersiz olanlar görecekler. Duymamış olanlar anlayacaklar.”|jazilmis olduɡu ɡibi “ondan habersiz olanlar ɡoret͡ʃekler. dujmamis olanlar anlajat͡ʃaklar.” New-Testament-Romans-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ölmüş olan kişi günahtan özgür kılınmıştır.|t͡ʃunku olmus olan kisi ɡunahtan ozɡur kilinmistir. Old-Testament-Ezekiel-043-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Günah sunusu boğasını da alacaksın ve kutsal yerin dışında, evin belirlenmiş olan yerinde yakılacak.\"\"'\"|\"ɡunah sunusu boɡasini da alat͡ʃaksin ve kutsal jerin disindaʔ evin belirlenmis olan jerinde jakilat͡ʃak.\"\"ʔ\" New-Testament-1-Peter-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İmanınızın sonucu olarak canlarınızın kurtuluşunu alıyorsunuz.|imaninizin sonut͡ʃu olarak t͡ʃanlarinizin kurtulusunu alijorsunuz. New-Testament-Matthew-022-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler toplu olarak bir araya gelmişken, Yeşua onlara şu soruyu sorup dedi:|ferisiler toplu olarak bir araja ɡelmiskenʔ jesua onlara su soruju sorup dedi Old-Testament-Psalms-132-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Siyon'u seçti. Kendine mesken olarak onu arzu etti.|t͡ʃunku jahve sijonʔu set͡ʃti. kendine mesken olarak onu arzu etti. Old-Testament-Numbers-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşek, Yahve'nin meleğinin elinde kılıcını çekmiş yolda durduğunu gördü; ve eşek yoldan sapıp tarlanın içine girdi. Balam onu yola döndürmek için eşeğe vurdu.|esekʔ jahveʔnin meleɡinin elinde kilit͡ʃini t͡ʃekmis jolda durduɡunu ɡordu; ve esek joldan sapip tarlanin it͡ʃine ɡirdi. balam onu jola dondurmek it͡ʃin eseɡe vurdu. Old-Testament-Isaiah-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Adil olanın yolu doğruluktur. Doğru olan sizler, doğrunun yolunu düzlersiniz.|adil olanin jolu doɡruluktur. doɡru olan sizlerʔ doɡrunun jolunu duzlersiniz. Old-Testament-1-Chronicles-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şuppim, Huppim, İr'in oğulları, Aher'in oğulları, Huşim.|suppimʔ huppimʔ irʔin oɡullariʔ aherʔin oɡullariʔ husim. Old-Testament-Jeremiah-042-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O size merhamet etsin de, sizi kendi ülkenize döndürsün diye, ben size merhamet edeceğim.'\"\" dedi.\"|\"o size merhamet etsin deʔ sizi kendi ulkenize dondursun dijeʔ ben size merhamet edet͡ʃeɡim.ʔ\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının diktiği eski sınır taşını yerinden oynatma.|atalarinin diktiɡi eski sinir tasini jerinden ojnatma. New-Testament-1-Corinthians-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamız Tanrı’dan ve Efendi Yeşua Mesih’ten lütuf ve esenlik olsun.|babamiz tanri’dan ve efendi jesua mesih’ten lutuf ve esenlik olsun. New-Testament-Revelation-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin surlarının on iki temeli vardı. Bunların üzerinde Kuzu’nun on iki elçisinin on iki adı yazılıydı.|kentin surlarinin on iki temeli vardi. bunlarin uzerinde kuzu’nun on iki elt͡ʃisinin on iki adi jazilijdi. Old-Testament-2-Samuel-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav yüzüstü yere kapandı, saygı gösterdi ve kralı kutsadı. Yoav, \"\"Efendim ey kral, bugün kralın hizmetkârının dileğini yerine getirmesiyle senin gözünde lütuf bulduğumu hizmetkârın biliyor\"\" dedi.\"|\"joav juzustu jere kapandiʔ sajɡi ɡosterdi ve krali kutsadi. joavʔ \"\"efendim ej kralʔ buɡun kralin hizmetkarinin dileɡini jerine ɡetirmesijle senin ɡozunde lutuf bulduɡumu hizmetkarin bilijor\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızda en büyük olan hizmetkârınız olacak.|aranizda en bujuk olan hizmetkariniz olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-034-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimse seninle çıkmayacak, dağın hiçbir yerinde kimse görülmeyecek. O dağın önünde sürüler ya da sığırlar otlamasın.”|kimse seninle t͡ʃikmajat͡ʃakʔ daɡin hit͡ʃbir jerinde kimse ɡorulmejet͡ʃek. o daɡin onunde suruler ja da siɡirlar otlamasin.” New-Testament-Hebrews-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklarınız için düz yollar yapın. Öyle ki, kötürüm kısım yerinden çıkmasın, tersine şifa bulsun.|ajaklariniz it͡ʃin duz jollar japin. ojle kiʔ koturum kisim jerinden t͡ʃikmasinʔ tersine sifa bulsun. Old-Testament-1-Samuel-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, Aviyatar'a, \"\"O gün, Edomlu Doeg oradaydı, Saul'a mutlaka söyleyeceğini biliyordum. Babanın evindeki bütün insanların ölümünden ben sorumluyum.\"|\"davidʔ avijatarʔaʔ \"\"o ɡunʔ edomlu doeɡ oradajdiʔ saulʔa mutlaka sojlejet͡ʃeɡini bilijordum. babanin evindeki butun insanlarin olumunden ben sorumlujum.\" Old-Testament-1-Kings-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Öteki Keruv'un uzunluğu on arşındı. Her iki Keruv da ölçüde ve biçimde birdi.|oteki keruvʔun uzunluɡu on arsindi. her iki keruv da olt͡ʃude ve bit͡ʃimde birdi. Old-Testament-Psalms-018-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için uluslar arasında sana şükredeceğim, ey Yahve, adını ilahilerle öveceğim.|bunun it͡ʃin uluslar arasinda sana sukredet͡ʃeɡimʔ ej jahveʔ adini ilahilerle ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-Ecclesiastes-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde iyilik yapan ve günah işlemeyen doğru adam yoktur.|jerjuzunde ijilik japan ve ɡunah islemejen doɡru adam joktur. Old-Testament-Jeremiah-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü İsrael'in Tanrısı Yahve bana şöyle diyor: \"\"Bu öfke şarabı kâsesini elimden al ve seni göndereceğim bütün uluslara içir.\"|\"t͡ʃunku israelʔin tanrisi jahve bana sojle dijor \"\"bu ofke sarabi kasesini elimden al ve seni ɡonderet͡ʃeɡim butun uluslara it͡ʃir.\" Old-Testament-Exodus-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben Mısırlılar'ın yüreklerini katılaştıracağım ve onlar da onların arkasından girecekler. Firavun'un, bütün ordularının, savaş arabalarının ve atlılarının önünde kendime yücelik kazandıracağım.|isteʔ ben misirlilarʔin jureklerini katilastirat͡ʃaɡim ve onlar da onlarin arkasindan ɡiret͡ʃekler. firavunʔunʔ butun ordularininʔ savas arabalarinin ve atlilarinin onunde kendime jut͡ʃelik kazandirat͡ʃaɡim. New-Testament-2-Corinthians-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bizler bu hazineye toprak kaplar içinde sahibiz. Öyle ki, gücün aşırı büyüklüğü bizden değil, Tanrı’dan olsun.|ama bizler bu hazineje toprak kaplar it͡ʃinde sahibiz. ojle kiʔ ɡut͡ʃun asiri bujukluɡu bizden deɡilʔ tanri’dan olsun. Old-Testament-Esther-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İllerin bütün beyleri, yerel valiler, valiler ve kralın işini yapanlar, Yahudiler'e yardım ettiler, çünkü Mordekay'ın korkusu üzerlerine çökmüştü.|illerin butun bejleriʔ jerel valilerʔ valiler ve kralin isini japanlarʔ jahudilerʔe jardim ettilerʔ t͡ʃunku mordekajʔin korkusu uzerlerine t͡ʃokmustu. Old-Testament-Genesis-030-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven buğday hasadı günlerinde gidip tarlada adamotu buldu ve annesi Lea'ya getirdi. Rahel, Lea'ya, “Lütfen bana oğlunun adamotundan biraz ver” dedi.|ruven buɡdaj hasadi ɡunlerinde ɡidip tarlada adamotu buldu ve annesi leaʔja ɡetirdi. rahelʔ leaʔjaʔ “lutfen bana oɡlunun adamotundan biraz ver” dedi. Old-Testament-Jeremiah-049-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırlarını ve sürülerini alacaklar, perdelerini, bütün kaplarını, ve develerini kendileri için götürecekler; ve onlara bağıracaklar, 'Her yanda dehşet!'|t͡ʃadirlarini ve surulerini alat͡ʃaklarʔ perdeleriniʔ butun kaplariniʔ ve develerini kendileri it͡ʃin ɡoturet͡ʃekler; ve onlara baɡirat͡ʃaklarʔ ʔher janda dehset!ʔ Old-Testament-Genesis-039-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o reddedip efendisinin karısına şöyle dedi: “Bak, ben evde olduğum için efendim evde ne olduğuyla ilgilenmez. Sahip olduğu her şeyi benim elime verdi.|ama o reddedip efendisinin karisina sojle dedi “bakʔ ben evde olduɡum it͡ʃin efendim evde ne olduɡujla ilɡilenmez. sahip olduɡu her seji benim elime verdi. Old-Testament-Proverbs-031-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev halkının işlerine iyi bakar, tembellik ekmeği yemez.|ev halkinin islerine iji bakarʔ tembellik ekmeɡi jemez. Old-Testament-Numbers-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu olarak bir genç boğa, bir koç ve bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu olarak bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃ ve bir jasinda bir erkek kuzu; Old-Testament-Isaiah-056-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun bekçileri kördür. Hepsi bilgisizdir. Onların hepsi dilsiz köpeklerdir. Havlayamazlar; rüya görüp uzanırlar, uyuklamayı severler.|onun bekt͡ʃileri kordur. hepsi bilɡisizdir. onlarin hepsi dilsiz kopeklerdir. havlajamazlar; ruja ɡorup uzanirlarʔ ujuklamaji severler. Old-Testament-Nahum-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada ateş seni yiyip bitirecek. Kılıç seni kesip atacak. Çekirge gibi yiyip bitirecek. Çekirgeler gibi çoğalın. Genç çekirge gibi çoğalın.|orada ates seni jijip bitiret͡ʃek. kilit͡ʃ seni kesip atat͡ʃak. t͡ʃekirɡe ɡibi jijip bitiret͡ʃek. t͡ʃekirɡeler ɡibi t͡ʃoɡalin. ɡent͡ʃ t͡ʃekirɡe ɡibi t͡ʃoɡalin. Old-Testament-Genesis-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Şelah otuz yaşındayken Ever'in babası oldu.|selah otuz jasindajken everʔin babasi oldu. New-Testament-John-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yoksullar her zaman sizinle birliktedir, ama ben her zaman sizinle birlikte değilim.”|t͡ʃunku joksullar her zaman sizinle birliktedirʔ ama ben her zaman sizinle birlikte deɡilim.” Old-Testament-1-Samuel-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer Yahve'nin Sandığı'nı ve içinde altın mücevherlerin bulunduğu, onunla birlikte olan kutuyu indirdiler ve büyük taşın üzerine koydular; ve Beyt Şemeşliler aynı gün Yahve'ye yakmalık sunular sundular ve kurbanlar kestiler.|levililer jahveʔnin sandiɡiʔni ve it͡ʃinde altin mut͡ʃevherlerin bulunduɡuʔ onunla birlikte olan kutuju indirdiler ve bujuk tasin uzerine kojdular; ve bejt semesliler ajni ɡun jahveʔje jakmalik sunular sundular ve kurbanlar kestiler. Old-Testament-2-Chronicles-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntı zamanında, bu aynı Kral Ahaz, Yahve'ye karşı daha da çok suç işledi.|sikinti zamanindaʔ bu ajni kral ahazʔ jahveʔje karsi daha da t͡ʃok sut͡ʃ isledi. New-Testament-Mark-010-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu. Kör adam O’na, “Rabbuni, yeniden göreyim” dedi.|jesua onaʔ “senin it͡ʃin ne japmami istijorsun?” dije sordu. kor adam o’naʔ “rabbuniʔ jeniden ɡorejim” dedi. New-Testament-John-006-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yeşua onlara, “Aranızda söylenmeyin.|bu nedenle jesua onlaraʔ “aranizda sojlenmejin. Old-Testament-Isaiah-038-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabaha dek sabırla bekledim. Aslan gibi bütün kemiklerimi kırıyor. Gündüzden geceye kadar sonumu getireceksin.|sabaha dek sabirla bekledim. aslan ɡibi butun kemiklerimi kirijor. ɡunduzden ɡet͡ʃeje kadar sonumu ɡetiret͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-032-017|und|SPEAKER_00_Turkish|ama biz, İsrael'in çocuklarını kendi yerlerine götürünceye kadar, onların önünden gitmek üzere silahlanmış olacağız. Küçüklerimiz bu ülke sakinleri yüzünden surlu kentlerde oturacaklar.|ama bizʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini kendi jerlerine ɡoturunt͡ʃeje kadarʔ onlarin onunden ɡitmek uzere silahlanmis olat͡ʃaɡiz. kut͡ʃuklerimiz bu ulke sakinleri juzunden surlu kentlerde oturat͡ʃaklar. New-Testament-John-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im” dedi. “Benim aracılığım olmadan kimse Baba’ya gelemez.|jesua onaʔ “jolʔ ɡert͡ʃek ve jasam ben’im” dedi. “benim arat͡ʃiliɡim olmadan kimse baba’ja ɡelemez. Old-Testament-Job-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ve işte, çölden büyük bir rüzgâr geldi, evin dört köşesine çarptı ve ev gençlerin üzerine yıkıldı, ve öldüler. Sana bildireyim diye, yalnız ben kaçıp kurtuldum.”\"|\"\"\"ve isteʔ t͡ʃolden bujuk bir ruzɡar ɡeldiʔ evin dort kosesine t͡ʃarpti ve ev ɡent͡ʃlerin uzerine jikildiʔ ve olduler. sana bildirejim dijeʔ jalniz ben kat͡ʃip kurtuldum.”\" Old-Testament-Psalms-104-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayvanlar için ot, insanın ekip biçmesi için bitkiler yetiştirirsin, öyle ki, topraktan yiyecek çıkarsınlar.|hajvanlar it͡ʃin otʔ insanin ekip bit͡ʃmesi it͡ʃin bitkiler jetistirirsinʔ ojle kiʔ topraktan jijet͡ʃek t͡ʃikarsinlar. Old-Testament-2-Chronicles-031-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya bütün Yahuda'da böyle yaptı; ve Tanrısı Yahve'nin önünde iyi, doğru ve sadık olanı yaptı.|hizkija butun jahudaʔda bojle japti; ve tanrisi jahveʔnin onunde ijiʔ doɡru ve sadik olani japti. Old-Testament-Isaiah-043-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana hatırlat. Gelin hep birlikte itiraz edelim. Davanı açıkla ki, haklı çıkasın.|bana hatirlat. ɡelin hep birlikte itiraz edelim. davani at͡ʃikla kiʔ hakli t͡ʃikasin. Old-Testament-Isaiah-043-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunular olarak bana koyunlarından birini getirmedin, kurbanlarınla da beni onurlandırmadın. Ben sana sunularla yük olmadım, günnükle de seni usandırmadım.|jakmalik sunular olarak bana kojunlarindan birini ɡetirmedinʔ kurbanlarinla da beni onurlandirmadin. ben sana sunularla juk olmadimʔ ɡunnukle de seni usandirmadim. New-Testament-1-Corinthians-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer imanlı olmayan birisi sizi yemeğe çağırır, siz de gitmek isterseniz, önünüze konulanları vicdan sorunu yapmadan yiyin.|eɡer imanli olmajan birisi sizi jemeɡe t͡ʃaɡirirʔ siz de ɡitmek istersenizʔ onunuze konulanlari vit͡ʃdan sorunu japmadan jijin. Old-Testament-Genesis-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu Adem’e getirdi.|jahve tanri adem’den aldiɡi kaburɡa kemiɡinden bir kadin japti ve onu adem’e ɡetirdi. New-Testament-Luke-005-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeni şarabı taze tulumlara koymak gerek. Böylece ikisi de korunabilir.|jeni sarabi taze tulumlara kojmak ɡerek. bojlet͡ʃe ikisi de korunabilir. Old-Testament-Leviticus-014-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisinde cüzzam vebası bulunan ve arınması için kurban sunmaya gücü yetmeyen kişi için yasa budur.|kendisinde t͡ʃuzzam vebasi bulunan ve arinmasi it͡ʃin kurban sunmaja ɡut͡ʃu jetmejen kisi it͡ʃin jasa budur. Old-Testament-Esther-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Kral Ahaşveroş, Agaglı Hamedata'nın oğlu Haman'ı yükseltti ve onu öne çıkarıp kürsüsünü kendisiyle birlikte olan bütün beylerin üstüne koydu.|bu sejlerden sonra kral ahasverosʔ aɡaɡli hamedataʔnin oɡlu hamanʔi jukseltti ve onu one t͡ʃikarip kursusunu kendisijle birlikte olan butun bejlerin ustune kojdu. Old-Testament-Deuteronomy-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayak tabanınızın bastığı her yer sizin olacak; sınırınız çölden ve Lübnan'dan, ırmaktan, Fırat Nehri'nden batı denizine kadar olacak.|ajak tabaninizin bastiɡi her jer sizin olat͡ʃak; siniriniz t͡ʃolden ve lubnanʔdanʔ irmaktanʔ firat nehriʔnden bati denizine kadar olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-053-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o, onun önünde körpe bir fidan gibi, kuru topraktan bir kök gibi büyüdü. Ne güzelliği ne de heybeti vardı. Ona baktığımızda onu arzulayalım diye hiçbir güzellik yoktu.|t͡ʃunku oʔ onun onunde korpe bir fidan ɡibiʔ kuru topraktan bir kok ɡibi bujudu. ne ɡuzelliɡi ne de hejbeti vardi. ona baktiɡimizda onu arzulajalim dije hit͡ʃbir ɡuzellik joktu. Old-Testament-Esther-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Haman'a, \"\"Onlara istediğini yapman için, gümüş de halk da sana verildi\"\" dedi.\"|\"kral hamanʔaʔ \"\"onlara istediɡini japman it͡ʃinʔ ɡumus de halk da sana verildi\"\" dedi.\" Old-Testament-Judges-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Ruhu güçlü bir şekilde onun üzerine geldi, bir oğlağı çıplak ellerle parçalar gibi onu parçaladı, ama yaptığını babasına ya da annesine bildirmedi.|jahveʔnin ruhu ɡut͡ʃlu bir sekilde onun uzerine ɡeldiʔ bir oɡlaɡi t͡ʃiplak ellerle part͡ʃalar ɡibi onu part͡ʃaladiʔ ama japtiɡini babasina ja da annesine bildirmedi. Old-Testament-Zechariah-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahuda evi ve İsrael evi, siz nasıl uluslar arasında lanet oldunuzsa, sizi öyle kurtaracağım ve bir bereket olacaksınız. Korkmayın. Elleriniz güçlü olsun.”|ej jahuda evi ve israel eviʔ siz nasil uluslar arasinda lanet oldunuzsaʔ sizi ojle kurtarat͡ʃaɡim ve bir bereket olat͡ʃaksiniz. korkmajin. elleriniz ɡut͡ʃlu olsun.” Old-Testament-Exodus-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Boğayı Yahve'nin önünde, Buluşma Çadırı'nın kapısında keseceksin.|boɡaji jahveʔnin onundeʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda keset͡ʃeksin. Old-Testament-Ezra-002-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler: Yeşua evinden Yedaya'nın çocukları, dokuz yüz yetmiş üç.|kahinler jesua evinden jedajaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ dokuz juz jetmis ut͡ʃ. Old-Testament-Isaiah-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların arasında kimse yorulmayacak, tökezlemeyecek; hiç kimse ne uyuyacak, ne de uyuklayacak, ne bellerinin kuşağı çözülecek, ne de çarıklarının kayışı kopacak,|onlarin arasinda kimse jorulmajat͡ʃakʔ tokezlemejet͡ʃek; hit͡ʃ kimse ne ujujat͡ʃakʔ ne de ujuklajat͡ʃakʔ ne bellerinin kusaɡi t͡ʃozulet͡ʃekʔ ne de t͡ʃariklarinin kajisi kopat͡ʃakʔ Old-Testament-Joshua-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, size gelmek üzere yola çıktığımız gün, evimizden sıcak olarak aldığımız erzak ekmeğimizdir; ama şimdi, işte, kurudu ve küflendi.|buʔ size ɡelmek uzere jola t͡ʃiktiɡimiz ɡunʔ evimizden sit͡ʃak olarak aldiɡimiz erzak ekmeɡimizdir; ama simdiʔ isteʔ kurudu ve kuflendi. Old-Testament-Leviticus-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kutsal Yer, Buluşma Çadırı ve sunağın kefaretini bitirince canlı keçiyi sunacak.\"|\"\"\"kutsal jerʔ bulusma t͡ʃadiri ve sunaɡin kefaretini bitirint͡ʃe t͡ʃanli ket͡ʃiji sunat͡ʃak.\" Old-Testament-Job-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıplak, giysisiz dolaşıyorlar. Açken demetleri taşıyorlar.|t͡ʃiplakʔ ɡijsisiz dolasijorlar. at͡ʃken demetleri tasijorlar. Old-Testament-Nehemiah-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın çocuklarından ve Benyamin'in çocuklarından bazıları Yeruşalem'de yaşıyordu. Yahuda'nın çocuklarından: Uzziya oğlu Ataya oğlu, Zekariya oğlu, Amarya oğlu, Şefatya oğlu, Mahalalel oğlu, Peresoğulları'ndan;|jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindan ve benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan bazilari jerusalemʔde jasijordu. jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindan uzzija oɡlu ataja oɡluʔ zekarija oɡluʔ amarja oɡluʔ sefatja oɡluʔ mahalalel oɡluʔ peresoɡullariʔndan; New-Testament-Acts-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman yapılanı gören vali, Efendi’nin öğretisine şaşarak iman etti.|o zaman japilani ɡoren valiʔ efendi’nin oɡretisine sasarak iman etti. Old-Testament-Deuteronomy-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve benimle konuşup şöyle dedi,|jahve benimle konusup sojle dediʔ Old-Testament-Job-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Emek verdiği şeyi geri verecek ve yutmayacak. Ele geçirdiği mallara göre sevinmeyecek.|emek verdiɡi seji ɡeri veret͡ʃek ve jutmajat͡ʃak. ele ɡet͡ʃirdiɡi mallara ɡore sevinmejet͡ʃek. New-Testament-2-Timothy-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtarıcımız Mesih Yeşua’nın görünmesiyle şimdi açıklandı. Kendisi ölümü ortadan kaldırmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde yoluyla ışığa çıkarmıştır.|kurtarit͡ʃimiz mesih jesua’nin ɡorunmesijle simdi at͡ʃiklandi. kendisi olumu ortadan kaldirmisʔ jasami ve olumsuzluɡu muʒde jolujla isiɡa t͡ʃikarmistir. Old-Testament-Genesis-042-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenin efendisi olan adam bize dedi ki, ‘Bununla sizin dürüst insanlar olup olmadığınızı bileceğim. Kardeşlerinizden birini yanımda bırakarak evlerinizdeki kıtlık için tahıl alın ve yolunuza gidin.|ulkenin efendisi olan adam bize dedi kiʔ ‘bununla sizin durust insanlar olup olmadiɡinizi bilet͡ʃeɡim. kardeslerinizden birini janimda birakarak evlerinizdeki kitlik it͡ʃin tahil alin ve jolunuza ɡidin. New-Testament-1-Timothy-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutlu Tanrı’nın bana emanet edilen yüce Müjdesi’ne göre böyledir.|kutlu tanri’nin bana emanet edilen jut͡ʃe muʒdesi’ne ɡore bojledir. New-Testament-Revelation-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın yüceliği onun üzerindeydi. Kentin ışıltısı en değerli taşın, kristal gibi parıldayan yeşim taşının ışıltısına benziyordu.|tanri’nin jut͡ʃeliɡi onun uzerindejdi. kentin isiltisi en deɡerli tasinʔ kristal ɡibi parildajan jesim tasinin isiltisina benzijordu. Old-Testament-Proverbs-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlangıçta çabuk kazanılan miras, sonunda bereketli olmaz.|baslanɡit͡ʃta t͡ʃabuk kazanilan mirasʔ sonunda bereketli olmaz. Old-Testament-Isaiah-049-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman yüreğinden şöyle diyeceksin, 'Ben çocuklarımı yitirdiğim, yalnız, sürgünde ve oradan oraya dolaştığım halde bunlara benim için kim gebe kaldı? Bunları kim büyüttü? İşte, yalnız kalmıştım. Bunlar neredeydi?'”|o zaman jureɡinden sojle dijet͡ʃeksinʔ ʔben t͡ʃot͡ʃuklarimi jitirdiɡimʔ jalnizʔ surɡunde ve oradan oraja dolastiɡim halde bunlara benim it͡ʃin kim ɡebe kaldi? bunlari kim bujuttu? isteʔ jalniz kalmistim. bunlar neredejdi?ʔ” New-Testament-Luke-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara karşılık verip dedi: “David’le yanındakiler acıkınca ne yaptığını hiç okumadınız mı?|jesua onlara karsilik verip dedi “david’le janindakiler at͡ʃikint͡ʃa ne japtiɡini hit͡ʃ okumadiniz mi? New-Testament-Mark-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ölülerin değil, yaşayanların Tanrısı’dır. Bu nedenle siz fena halde yanılıyorsunuz.”|tanri olulerin deɡilʔ jasajanlarin tanrisi’dir. bu nedenle siz fena halde janilijorsunuz.” New-Testament-John-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba Oğul’da yüceltilsin diye benim adımla her ne dilerseniz yapacağım.|baba oɡul’da jut͡ʃeltilsin dije benim adimla her ne dilerseniz japat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Kings-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babam David'in, Yahve düşmanlarını onun ayaklarının altına koyana dek, çevresinde her taraftaki savaşlar yüzünden Tanrısı Yahve'nin adına bir ev yapamadığını biliyorsun.\"|\"\"\"babam davidʔinʔ jahve dusmanlarini onun ajaklarinin altina kojana dekʔ t͡ʃevresinde her taraftaki savaslar juzunden tanrisi jahveʔnin adina bir ev japamadiɡini bilijorsun.\" Old-Testament-Deuteronomy-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve'yi Massa'da denediğiniz gibi denemeyeceksiniz.|tanriniz jahveʔji massaʔda denediɡiniz ɡibi denemejet͡ʃeksiniz. New-Testament-Romans-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama karşılıksız armağan, suç gibi değildir. Çünkü bir kişinin suçuyla birçokları öldüyse, Tanrı’nın lütfu, bir tek adamın, yani Yeşua Mesih’in lütfuyla verilen armağan birçoklarına daha da çoğaldı.|ama karsiliksiz armaɡanʔ sut͡ʃ ɡibi deɡildir. t͡ʃunku bir kisinin sut͡ʃujla birt͡ʃoklari oldujseʔ tanri’nin lutfuʔ bir tek adaminʔ jani jesua mesih’in lutfujla verilen armaɡan birt͡ʃoklarina daha da t͡ʃoɡaldi. Old-Testament-Proverbs-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yumuşak dil yaşam ağacıdır, ama dilin içindeki hile ruhu ezer.|jumusak dil jasam aɡat͡ʃidirʔ ama dilin it͡ʃindeki hile ruhu ezer. New-Testament-Luke-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın bu benzetmeyi kendilerine karşı söylediğini bilen başkâhinler ve yazıcılar tam o sırada O’nun üzerine ellerini koymak istediler ama halktan korktular.|jesua’nin bu benzetmeji kendilerine karsi sojlediɡini bilen baskahinler ve jazit͡ʃilar tam o sirada o’nun uzerine ellerini kojmak istediler ama halktan korktular. Old-Testament-Isaiah-037-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Senin için belirti şu olacak: Bu yıl kendiliğinden yetişeni, ikinci yıl da ondan yetişeni yiyeceksin; ve üçüncü yılda eker, biçer, bağlar diker ve meyvesini yersin.|“ʔsenin it͡ʃin belirti su olat͡ʃak bu jil kendiliɡinden jetiseniʔ ikint͡ʃi jil da ondan jetiseni jijet͡ʃeksin; ve ut͡ʃunt͡ʃu jilda ekerʔ bit͡ʃerʔ baɡlar diker ve mejvesini jersin. Old-Testament-Leviticus-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Adama günleriniz doluncaya dek yedi gün boyunca Buluşma Çadırı'nın kapısından çıkmayacaksınız; çünkü adanmanız yedi gün sürecektir.|adama ɡunleriniz dolunt͡ʃaja dek jedi ɡun bojunt͡ʃa bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisindan t͡ʃikmajat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku adanmaniz jedi ɡun suret͡ʃektir. Old-Testament-Daniel-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral onlara kralın lezzetli yemeklerinden ve içtiği şaraptan üç yıl boyunca beslenmeleri için günlük bir pay ayırdı; böylece sonunda kralın önünde duracaklardı.|kral onlara kralin lezzetli jemeklerinden ve it͡ʃtiɡi saraptan ut͡ʃ jil bojunt͡ʃa beslenmeleri it͡ʃin ɡunluk bir paj ajirdi; bojlet͡ʃe sonunda kralin onunde durat͡ʃaklardi. Old-Testament-Haggai-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, lütfen bugünden geriye doğru, Yahve'nin tapınağında taş üstüne taş konulmadan önce düşünün.|simdiʔ lutfen buɡunden ɡerije doɡruʔ jahveʔnin tapinaɡinda tas ustune tas konulmadan ont͡ʃe dusunun. New-Testament-John-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Tomas’a, “Parmağını buraya uzat ve ellerimi gör” dedi. “Elini uzat böğrüme koy. İnançsızlık etme, inan!”|sonra tomas’aʔ “parmaɡini buraja uzat ve ellerimi ɡor” dedi. “elini uzat boɡrume koj. inant͡ʃsizlik etmeʔ inan!” Old-Testament-2-Chronicles-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yehoşafat'la birlikteydi, çünkü atası David'in ilk yollarında yürüdü ve Baallar'ı aramadı,|jahve jehosafatʔla birliktejdiʔ t͡ʃunku atasi davidʔin ilk jollarinda jurudu ve baallarʔi aramadiʔ Old-Testament-Job-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Görkemimi üzerimden soydu, ve başımın tacını aldı.|ɡorkemimi uzerimden sojduʔ ve basimin tat͡ʃini aldi. Old-Testament-Jeremiah-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ne mutlu, Yahve'ye güvenen, ve güveni Yahve'de olan insana.|“ne mutluʔ jahveʔje ɡuvenenʔ ve ɡuveni jahveʔde olan insana. Old-Testament-2-Chronicles-032-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Hizkiya ve Amots oğlu Peygamber Yeşaya bunun için dua edip göğe feryat ettiler.|kral hizkija ve amots oɡlu pejɡamber jesaja bunun it͡ʃin dua edip ɡoɡe ferjat ettiler. New-Testament-Acts-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul ise kilise topluluğunu kırıp geçiriyordu. Evden eve giriyor, kadın erkek imanlıları sürükleyip zindana atıyordu.|saul ise kilise topluluɡunu kirip ɡet͡ʃirijordu. evden eve ɡirijorʔ kadin erkek imanlilari suruklejip zindana atijordu. New-Testament-John-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler O’na, “Bunları yaptığına göre bize nasıl bir belirti göstereceksin?” diye sordular.|bunun uzerine jahudiler o’naʔ “bunlari japtiɡina ɡore bize nasil bir belirti ɡosteret͡ʃeksin?” dije sordular. New-Testament-Mark-005-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın, kendisine ne olduğunun farkında olarak korkuyla titreyerek geldi. Yeşua’nın önünde yere kapandı ve O’na tüm gerçeği anlattı.|kadinʔ kendisine ne olduɡunun farkinda olarak korkujla titrejerek ɡeldi. jesua’nin onunde jere kapandi ve o’na tum ɡert͡ʃeɡi anlatti. Old-Testament-2-Kings-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, günler gelecek, evinde olan her şey ve atalarının bugüne kadar biriktirdiği her şey Babil’e taşınacak. Hiçbir şey kalmayacak.” diyor Yahve.|“isteʔ ɡunler ɡelet͡ʃekʔ evinde olan her sej ve atalarinin buɡune kadar biriktirdiɡi her sej babil’e tasinat͡ʃak. hit͡ʃbir sej kalmajat͡ʃak.” dijor jahve. Old-Testament-Jonah-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Ben İbrani'yim, denizi ve karayı yaratan göğün Tanrısı Yahve'den korkarım” dedi.|onlaraʔ “ben ibraniʔjimʔ denizi ve karaji jaratan ɡoɡun tanrisi jahveʔden korkarim” dedi. Old-Testament-Genesis-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Avram'ın karısı Saray yüzünden Firavun'la ev halkını büyük felaketlerle vurdu.|jahve avramʔin karisi saraj juzunden firavunʔla ev halkini bujuk felaketlerle vurdu. Old-Testament-Ezekiel-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Her biri dosdoğru ilerliyordu. Ruhun gitmek istediği yere gidiyorlardı. Giderken dönmüyorlardı.|her biri dosdoɡru ilerlijordu. ruhun ɡitmek istediɡi jere ɡidijorlardi. ɡiderken donmujorlardi. New-Testament-John-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu denizin karşı yakasında bulduklarında, “Rabbuni, buraya ne zaman geldin?” diye sordular.|o’nu denizin karsi jakasinda bulduklarindaʔ “rabbuniʔ buraja ne zaman ɡeldin?” dije sordular. Old-Testament-Isaiah-041-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Baktığımda, kimse yok, sorduğumda bir söz yanıt verebilecek aralarında bir öğütçü yok.|baktiɡimdaʔ kimse jokʔ sorduɡumda bir soz janit verebilet͡ʃek aralarinda bir oɡutt͡ʃu jok. Old-Testament-Isaiah-065-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Boşuna emek vermeyecekler, felaket için de doğurmayacaklar. Çünkü onlar, kendileriyle birlikte torunları da, Yahve'nin kutsanmışlarının soyudur.|bosuna emek vermejet͡ʃeklerʔ felaket it͡ʃin de doɡurmajat͡ʃaklar. t͡ʃunku onlarʔ kendilerijle birlikte torunlari daʔ jahveʔnin kutsanmislarinin sojudur. Old-Testament-Judges-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara, \"\"Beni izleyin, siz de aynısını yapın\"\" dedi. \"\"İşte, ordugâhın en dış kısmına geldiğimde, öyle olacak ki, benim yaptığımı siz de yapacaksınız.\"|\"onlaraʔ \"\"beni izlejinʔ siz de ajnisini japin\"\" dedi. \"\"isteʔ orduɡahin en dis kismina ɡeldiɡimdeʔ ojle olat͡ʃak kiʔ benim japtiɡimi siz de japat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-Proverbs-027-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzular senin giysin içindir, keçiler de tarlanın ücreti.|kuzular senin ɡijsin it͡ʃindirʔ ket͡ʃiler de tarlanin ut͡ʃreti. Old-Testament-Psalms-055-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam, sabah ve öğle vakti sıkıntı içinde feryat ederim. O sesimi duyar.|aksamʔ sabah ve oɡle vakti sikinti it͡ʃinde ferjat ederim. o sesimi dujar. Old-Testament-Job-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benimle çekişecek olan kimdir? Çünkü o zaman susar ve ruhumu teslim ederdim.\"\"\"|\"benimle t͡ʃekiset͡ʃek olan kimdir? t͡ʃunku o zaman susar ve ruhumu teslim ederdim.\"\"\" New-Testament-Acts-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Öyleyse neye vaftiz edildiniz?” dedi. “Yuhanna’nın vaftizine” dediler.|“ojlejse neje vaftiz edildiniz?” dedi. “juhanna’nin vaftizine” dediler. Old-Testament-Numbers-034-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi New-Testament-2-Peter-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ey sevgililer, bu şeyleri önceden bildiğinize göre, kötülerin sapıklığına kapılıp kararlılığınızdan düşmemeye dikkat edin.|bu nedenleʔ ej sevɡililerʔ bu sejleri ont͡ʃeden bildiɡinize ɡoreʔ kotulerin sapikliɡina kapilip kararliliɡinizdan dusmemeje dikkat edin. Old-Testament-Psalms-147-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözünü gönderir ve onları eritir. Rüzgârını estirir, sular akar.|sozunu ɡonderir ve onlari eritir. ruzɡarini estirirʔ sular akar. New-Testament-Matthew-027-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu soyup üzerine kırmızı bir kaftan geçirdiler.|o’nu sojup uzerine kirmizi bir kaftan ɡet͡ʃirdiler. Old-Testament-Leviticus-023-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve de: 'Bu yedinci ayın on beşinci günü Yahve için yedi günlük Çardak Bayramı'dır.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve de ʔbu jedint͡ʃi ajin on besint͡ʃi ɡunu jahve it͡ʃin jedi ɡunluk t͡ʃardak bajramiʔdir.\" Old-Testament-Song-of-Songs-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim kendi bağım önümdedir. Bini senin olsun, ey Solomon, iki yüzü de ürününe bakanların olsun.|benim kendi baɡim onumdedir. bini senin olsunʔ ej solomonʔ iki juzu de urunune bakanlarin olsun. Old-Testament-Esther-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral ona, \"\"Ne istiyordun, Kraliçe Ester? Dileğin nedir? Krallığın yarısına kadar sana verilecektir\"\" diye sordu.\"|\"kral onaʔ \"\"ne istijordunʔ kralit͡ʃe ester? dileɡin nedir? kralliɡin jarisina kadar sana verilet͡ʃektir\"\" dije sordu.\" Old-Testament-1-Chronicles-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapı bekçilerinin bölükleri şunlardı: Korahlılar'ın oğulları ve Merarililer'in oğulları.|kapi bekt͡ʃilerinin bolukleri sunlardi korahlilarʔin oɡullari ve merarililerʔin oɡullari. Old-Testament-Numbers-029-038|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız; bu, sürekli yakmalık sunuya, onun ekmek sunusuna ve onun dökmelik sunusuna ektir.|ɡunah sunusu olarak bir teke sunat͡ʃaksiniz; buʔ surekli jakmalik sunujaʔ onun ekmek sunusuna ve onun dokmelik sunusuna ektir. Old-Testament-Numbers-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi sözlerimi dinleyin\"\" dedi. \"\"Eğer aranızda bir peygamber varsa, ben Yahve, görümde ona kendimi tanıtacağım. Onunla rüyada konuşacağım.\"|\"\"\"simdi sozlerimi dinlejin\"\" dedi. \"\"eɡer aranizda bir pejɡamber varsaʔ ben jahveʔ ɡorumde ona kendimi tanitat͡ʃaɡim. onunla rujada konusat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Psalms-145-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün işlerin sana şükreder, ey Yahve. Kutsalların seni yüceltir.|butun islerin sana sukrederʔ ej jahve. kutsallarin seni jut͡ʃeltir. Old-Testament-1-Chronicles-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David bütün İsrael halkını, Mısır'ın Şihor Irmağı'ndan Hamat'ın girişine kadar, Tanrı'nın Sandığı'nı Kiryat Yearim'den getirmek üzere topladı.|bunun uzerine david butun israel halkiniʔ misirʔin sihor irmaɡiʔndan hamatʔin ɡirisine kadarʔ tanriʔnin sandiɡiʔni kirjat jearimʔden ɡetirmek uzere topladi. Old-Testament-Judges-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Midyan, İsrael çocuklarının önünde boyun eğdirildi; onlar artık başlarını kaldırmadılar. Gidyon'un günlerinde ülke kırk yıl rahat etti.|bojlet͡ʃe midjanʔ israel t͡ʃot͡ʃuklarinin onunde bojun eɡdirildi; onlar artik baslarini kaldirmadilar. ɡidjonʔun ɡunlerinde ulke kirk jil rahat etti. Old-Testament-Numbers-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaptıkları hizmete göre Gerşon'un oğullarına iki araba ve dört öküz verdi.|japtiklari hizmete ɡore ɡersonʔun oɡullarina iki araba ve dort okuz verdi. New-Testament-Mark-014-044|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na ihanet eden, “Ben kimi öpersem, O’dur. O’nu tutuklayın, güvenlik altına alın ve götürün” diye onlara bir işaret vermişti.|oʔna ihanet edenʔ “ben kimi opersemʔ o’dur. o’nu tutuklajinʔ ɡuvenlik altina alin ve ɡoturun” dije onlara bir isaret vermisti. New-Testament-John-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’in Pesah Bayramı yakındı.|jahudiler’in pesah bajrami jakindi. Old-Testament-Esther-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Porata'yı, Adalia'yı, Aridata'yı,|porataʔjiʔ adaliaʔjiʔ aridataʔjiʔ New-Testament-Matthew-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Göğün Krallığı, hizmetkârlarıyla hesaplaşmak isteyen bir krala benzer.|bu nedenle ɡoɡun kralliɡiʔ hizmetkarlarijla hesaplasmak istejen bir krala benzer. Old-Testament-Zephaniah-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onlara dehşet verecek, çünkü diyarın bütün ilâhlarını aç bırakacak. İnsanlar O'na tapınacaklar, herkes kendi yerinden, ulusların bütün kıyılarından.|jahve onlara dehset veret͡ʃekʔ t͡ʃunku dijarin butun ilahlarini at͡ʃ birakat͡ʃak. insanlar oʔna tapinat͡ʃaklarʔ herkes kendi jerindenʔ uluslarin butun kijilarindan. New-Testament-Matthew-021-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Başka bir benzetme dinleyin: Ev sahibi bir adam vardı, bağ dikti, çevresine çit çekti, içine üzüm sıkma çukuru kazdı, bir bekçi kulesi yaptı. Onu çiftçilere kiraya verip başka bir ülkeye gitti.|“baska bir benzetme dinlejin ev sahibi bir adam vardiʔ baɡ diktiʔ t͡ʃevresine t͡ʃit t͡ʃektiʔ it͡ʃine uzum sikma t͡ʃukuru kazdiʔ bir bekt͡ʃi kulesi japti. onu t͡ʃiftt͡ʃilere kiraja verip baska bir ulkeje ɡitti. New-Testament-James-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hepimiz birçok konuda tökezleriz. Sözde, tökezlemeyen kişi, yetkin bir insandır ve bütün bedenini dizginleyebilir.|t͡ʃunku hepimiz birt͡ʃok konuda tokezleriz. sozdeʔ tokezlemejen kisiʔ jetkin bir insandir ve butun bedenini dizɡinlejebilir. Old-Testament-Genesis-041-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ırmaktan besili ve güzel yedi sığır çıktı. Sazlıklar arasında otlanıyorlardı.|isteʔ irmaktan besili ve ɡuzel jedi siɡir t͡ʃikti. sazliklar arasinda otlanijorlardi. Old-Testament-Isaiah-033-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey uzakta olanlar, yaptıklarımı duyun; yakınlardaki sizler de kudretimi tanıyın.”|ej uzakta olanlarʔ japtiklarimi dujun; jakinlardaki sizler de kudretimi tanijin.” Old-Testament-Joshua-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|'Çünkü Yarden'in suları, Yahve'nin Antlaşma Sandığı önünde kesildi. Yarden'den o geçerken Yarden'in suları kesildi. Bu taşlar İsrael'in çocuklarına daima anılma için olacaklardır' diyeceksiniz.”|ʔt͡ʃunku jardenʔin sulariʔ jahveʔnin antlasma sandiɡi onunde kesildi. jardenʔden o ɡet͡ʃerken jardenʔin sulari kesildi. bu taslar israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina daima anilma it͡ʃin olat͡ʃaklardirʔ dijet͡ʃeksiniz.” New-Testament-Ephesians-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi Mesih’te göksel yerlerde her ruhsal kutsamayla kutsamış olan Efendimiz Yeşua Mesih’in Tanrısı ve Babası’na övgüler olsun!|bizi mesih’te ɡoksel jerlerde her ruhsal kutsamajla kutsamis olan efendimiz jesua mesih’in tanrisi ve babasi’na ovɡuler olsun! Old-Testament-2-Samuel-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David o gün Yahve'den korkup dedi, \"\"Yahve'nin Sandığı nasıl yanıma gelebilir?\"\"\"|\"david o ɡun jahveʔden korkup dediʔ \"\"jahveʔnin sandiɡi nasil janima ɡelebilir?\"\"\" Old-Testament-Malachi-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik, ‘İşte, ne yorucu!’ diyorsunuz ve ona burun kıvırıyorsunuz.” diyor Ordular Yahvesi; “ve zorla alınanı, topalı ve hastayı getirdiniz; böyle sunu getiriyorsunuz. Bunu elinizden kabul edeyim mi?” diyor Yahve.|ustelikʔ ‘isteʔ ne jorut͡ʃu!’ dijorsunuz ve ona burun kivirijorsunuz.” dijor ordular jahvesi; “ve zorla alinaniʔ topali ve hastaji ɡetirdiniz; bojle sunu ɡetirijorsunuz. bunu elinizden kabul edejim mi?” dijor jahve. New-Testament-Luke-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çeşitli yerlerde büyük depremler, kıtlıklar ve salgın hastalıklar olacak. Gökte korkunç şeyler, büyük belirtiler olacak.|t͡ʃesitli jerlerde bujuk depremlerʔ kitliklar ve salɡin hastaliklar olat͡ʃak. ɡokte korkunt͡ʃ sejlerʔ bujuk belirtiler olat͡ʃak. New-Testament-2-Timothy-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yannis ve Yambris nasıl Moşe’ye karşı çıktılarsa, onlar da gerçeğe karşı çıkıyorlar. Fikirleri bozuk, iman konusunda reddedilmiş kişilerdir.|jannis ve jambris nasil mose’je karsi t͡ʃiktilarsaʔ onlar da ɡert͡ʃeɡe karsi t͡ʃikijorlar. fikirleri bozukʔ iman konusunda reddedilmis kisilerdir. Old-Testament-1-Samuel-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu aşağı indirdiğinde, işte, Filistliler'in diyarından ve Yahuda diyarından almış oldukları büyük ganimet nedeniyle, onlar her yere yayılmışlardı; yiyor, içiyor ve dans ediyorlardı.|onu asaɡi indirdiɡindeʔ isteʔ filistlilerʔin dijarindan ve jahuda dijarindan almis olduklari bujuk ɡanimet nedenijleʔ onlar her jere jajilmislardi; jijorʔ it͡ʃijor ve dans edijorlardi. Old-Testament-1-Chronicles-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eluzay; Yerimot; Bealya; Şemarya; Haruplu Şefatya;|eluzaj; jerimot; bealja; semarja; haruplu sefatja; Old-Testament-1-Kings-007-037|und|SPEAKER_00_Turkish|On ayağı bu şekilde yaptı: Hepsinin dökümü, ölçüsü ve biçimi birdi.|on ajaɡi bu sekilde japti hepsinin dokumuʔ olt͡ʃusu ve bit͡ʃimi birdi. Old-Testament-2-Chronicles-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Solomon, Givon'daki Buluşma Çadırı'nın önündeki yüksek yerden Yeruşalem'e geldi ve İsrael üzerinde hüküm sürdü.|bojlet͡ʃe solomonʔ ɡivonʔdaki bulusma t͡ʃadiriʔnin onundeki juksek jerden jerusalemʔe ɡeldi ve israel uzerinde hukum surdu. New-Testament-Galatians-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama benimle birlikte olan Titus bile Grek olduğu halde sünnet olmaya zorlanmadı.|ama benimle birlikte olan titus bile ɡrek olduɡu halde sunnet olmaja zorlanmadi. Old-Testament-Joshua-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşu, kendisiyle birlikte bütün orduyla, cesur yiğitlerin tümüyle birlikte Gilgal'dan çıktı.|bunun uzerine jesuʔ kendisijle birlikte butun ordujlaʔ t͡ʃesur jiɡitlerin tumujle birlikte ɡilɡalʔdan t͡ʃikti. New-Testament-1-Peter-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh aracılığıyla gerçeğe itaat ederek içten kardeş sevgisinde canlarınızı temizlediğinize göre, yürekten birbirinizi hararetle sevin.|ruh arat͡ʃiliɡijla ɡert͡ʃeɡe itaat ederek it͡ʃten kardes sevɡisinde t͡ʃanlarinizi temizlediɡinize ɡoreʔ jurekten birbirinizi hararetle sevin. Old-Testament-Psalms-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Adın uğruna, ey Yahve, günahımı bağışla, çünkü günahım büyüktür.|adin uɡrunaʔ ej jahveʔ ɡunahimi baɡislaʔ t͡ʃunku ɡunahim bujuktur. New-Testament-Luke-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine size şunu söyleyeyim, bunun gibi Tanrı’nın melekleri önünde de tövbe eden bir günahkâr için sevinç olur.”|jine size sunu sojlejejimʔ bunun ɡibi tanri’nin melekleri onunde de tovbe eden bir ɡunahkar it͡ʃin sevint͡ʃ olur.” Old-Testament-Jeremiah-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman onlara şöyle diyeceksin, ‘Çünkü atalarınız beni bıraktı,’ diyor Yahve, ‘Başka ilâhların ardından yürüdüler, onlara hizmet ettiler, onlara tapındılar, beni bırakıp yasamı tutmadılar.|o zaman onlara sojle dijet͡ʃeksinʔ ‘t͡ʃunku atalariniz beni biraktiʔ’ dijor jahveʔ ‘baska ilahlarin ardindan jurudulerʔ onlara hizmet ettilerʔ onlara tapindilarʔ beni birakip jasami tutmadilar. Old-Testament-Psalms-068-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal yerlerinde muhteşemsin, ey Tanrı. İsrael'in Tanrısı halkına güç ve kudret verir. Övgüler olsun Tanrı’ya!|kutsal jerlerinde muhtesemsinʔ ej tanri. israelʔin tanrisi halkina ɡut͡ʃ ve kudret verir. ovɡuler olsun tanri’ja! New-Testament-John-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Ben O’yum” deyince, geriye gidip yere düştüler.|onlaraʔ “ben o’jum” dejint͡ʃeʔ ɡerije ɡidip jere dustuler. Old-Testament-1-Samuel-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Saul'un kızı Merav, David'e verilmesi gereken zamanda, Meholalı Adriel'e eş olarak verildi.|ama saulʔun kizi meravʔ davidʔe verilmesi ɡereken zamandaʔ meholali adrielʔe es olarak verildi. New-Testament-1-Corinthians-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Belli bir süre anlaşıp kendinizi oruç ve duaya vermek dışında başka bir nedenle birbirinizi mahrum etmeyin. Ama sonra yeniden bir araya gelin ki, kendinizi denetleyemediğiniz için Şeytan sizi ayartmasın.|belli bir sure anlasip kendinizi orut͡ʃ ve duaja vermek disinda baska bir nedenle birbirinizi mahrum etmejin. ama sonra jeniden bir araja ɡelin kiʔ kendinizi denetlejemediɡiniz it͡ʃin sejtan sizi ajartmasin. New-Testament-Ephesians-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşüncenizi ruhta yenileyin.|dusunt͡ʃenizi ruhta jenilejin. Old-Testament-Numbers-033-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Etam'dan yola çıkıp Baal Sefon'un önündeki Pihahirot'a döndüler ve Migdol'un önünde konakladılar.|etamʔdan jola t͡ʃikip baal sefonʔun onundeki pihahirotʔa donduler ve miɡdolʔun onunde konakladilar. Old-Testament-2-Chronicles-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz de Lübnan'dan sana ihtiyacın olduğu kadar odun keselim. Bunları sana deniz yoluyla sallarda Yafa'ya kadar sana getirelim. Sen de Yeruşalem'e kadar çıkarırsın.”|biz de lubnanʔdan sana ihtijat͡ʃin olduɡu kadar odun keselim. bunlari sana deniz jolujla sallarda jafaʔja kadar sana ɡetirelim. sen de jerusalemʔe kadar t͡ʃikarirsin.” Old-Testament-Nehemiah-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra Tekoalılar, dışarıya doğru çıkan büyük kulenin karşısında ve Ofel suruna kadar başka bir kısmı onardı.|ondan sonra tekoalilarʔ disarija doɡru t͡ʃikan bujuk kulenin karsisinda ve ofel suruna kadar baska bir kismi onardi. Old-Testament-Zechariah-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzaktakiler gelip Yahve'nin tapınağında işçilik edecekler; ve beni Ordular Yahvesi'nin size gönderdiğini bileceksiniz. Eğer Tanrınız Yahve'nin sözüne gayretle itaat ederseniz, bu gerçekleşecektir.|uzaktakiler ɡelip jahveʔnin tapinaɡinda ist͡ʃilik edet͡ʃekler; ve beni ordular jahvesiʔnin size ɡonderdiɡini bilet͡ʃeksiniz. eɡer tanriniz jahveʔnin sozune ɡajretle itaat edersenizʔ bu ɡert͡ʃekleset͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşayanlar diyarında Yahve’nin iyiliğini göreceğimden ben hâlâ eminim.|jasajanlar dijarinda jahve’nin ijiliɡini ɡoret͡ʃeɡimden ben hala eminim. Old-Testament-Psalms-038-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı almanın yolunu arayanlar da tuzak kuruyorlar. Zararımı arayanlar kötü söz söylüyorlar, gün boyu hileler düşünüyorlar.|t͡ʃanimi almanin jolunu arajanlar da tuzak kurujorlar. zararimi arajanlar kotu soz sojlujorlarʔ ɡun boju hileler dusunujorlar. New-Testament-Hebrews-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama O, sonsuza dek yaşadığı için kâhinliği değişmez.|ama oʔ sonsuza dek jasadiɡi it͡ʃin kahinliɡi deɡismez. Old-Testament-Leviticus-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer bir adam âdet gören bir kadınla yatar ve onun çıplaklığını açarsa, onun pınarını çıplak etmiştir, kadın da kendi kan pınarını çıplak etmiştir. İkisi de kendi halkının arasından atılacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔeɡer bir adam adet ɡoren bir kadinla jatar ve onun t͡ʃiplakliɡini at͡ʃarsaʔ onun pinarini t͡ʃiplak etmistirʔ kadin da kendi kan pinarini t͡ʃiplak etmistir. ikisi de kendi halkinin arasindan atilat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" New-Testament-Acts-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sözü duyanların birçoğu iman etti. İmanlı erkeklerin sayısı yaklaşık beş bin oldu.|ama sozu dujanlarin birt͡ʃoɡu iman etti. imanli erkeklerin sajisi jaklasik bes bin oldu. Old-Testament-Exodus-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün Mısır diyarı üzerinde ince bir toz haline gelecek, bütün Mısır diyarında insanlarda ve hayvanlarda irinli çıbanlar çıkacak.\"\"\"|\"butun misir dijari uzerinde int͡ʃe bir toz haline ɡelet͡ʃekʔ butun misir dijarinda insanlarda ve hajvanlarda irinli t͡ʃibanlar t͡ʃikat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ülkeye gelip yiyecek olarak her çeşit ağacı diktiğinizde, onların meyvelerini yasak sayacaksınız. Üç yıl boyunca size yasak olacak. Yenilmeyecektir.\"|\"\"\"ʔulkeje ɡelip jijet͡ʃek olarak her t͡ʃesit aɡat͡ʃi diktiɡinizdeʔ onlarin mejvelerini jasak sajat͡ʃaksiniz. ut͡ʃ jil bojunt͡ʃa size jasak olat͡ʃak. jenilmejet͡ʃektir.\" New-Testament-1-Peter-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan büyük sevinç duyuyorsunuz. Gerçi şimdi çeşitli denenmelerle kısa bir süre üzüntü çekmeniz gerekiyor.|bundan bujuk sevint͡ʃ dujujorsunuz. ɡert͡ʃi simdi t͡ʃesitli denenmelerle kisa bir sure uzuntu t͡ʃekmeniz ɡerekijor. Old-Testament-Nahum-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiğitlerin kalkanı kızıl edildi. Yiğit adamlar kırmızıya büründüler. Hazırlık gününde savaş arabaları çelikle parlıyor ve çam mızrakları savruluyor.|jiɡitlerin kalkani kizil edildi. jiɡit adamlar kirmizija burunduler. hazirlik ɡununde savas arabalari t͡ʃelikle parlijor ve t͡ʃam mizraklari savrulujor. Old-Testament-Deuteronomy-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kanatlı böcekler size kirlidir. Bunlar yenmeyecek.|butun kanatli bot͡ʃekler size kirlidir. bunlar jenmejet͡ʃek. Old-Testament-Exodus-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Tanrı'nın huzuruna çıkmak için halkı ordugâhtan çıkardı. Dağın eteğinde durdular.|mose tanriʔnin huzuruna t͡ʃikmak it͡ʃin halki orduɡahtan t͡ʃikardi. daɡin eteɡinde durdular. Old-Testament-2-Kings-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra eşeğe eyer vurdu ve hizmetçisine, “Sür ve yürü! Ben söylemedikçe yavaşlama.” dedi.|sonra eseɡe ejer vurdu ve hizmett͡ʃisineʔ “sur ve juru! ben sojlemedikt͡ʃe javaslama.” dedi. New-Testament-2-Timothy-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulaklarını gerçeğe tıkayıp masallara sapacaklar.|kulaklarini ɡert͡ʃeɡe tikajip masallara sapat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-068-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Topluluklarda Tanrı'yı, İsrael topluluğunda Efendi’yi övün!”|“topluluklarda tanriʔjiʔ israel topluluɡunda efendi’ji ovun!” Old-Testament-Proverbs-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İşinde usta birini görüyor musun? o krallara hizmet eder. Tanınmayan insanlara hizmet etmez.|isinde usta birini ɡorujor musun? o krallara hizmet eder. taninmajan insanlara hizmet etmez. Old-Testament-Psalms-053-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük edenlerin bilgisi yok mu? Halkımı ekmek yer gibi yiyor, Tanrı'yı çağırmıyorlar.|kotuluk edenlerin bilɡisi jok mu? halkimi ekmek jer ɡibi jijorʔ tanriʔji t͡ʃaɡirmijorlar. Old-Testament-Judges-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidin de seçmiş olduğunuz ilâhlara feryat edin. Sıkıntı zamanınızda onlar sizi kurtarsın!” dedi.|ɡidin de set͡ʃmis olduɡunuz ilahlara ferjat edin. sikinti zamaninizda onlar sizi kurtarsin!” dedi. New-Testament-Matthew-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus O’na, “Efendimiz, eğer sen isen, suların üzerinden yürüyerek sana gelmem için bana buyruk ver” diye yanıt verdi.|petrus o’naʔ “efendimizʔ eɡer sen isenʔ sularin uzerinden jurujerek sana ɡelmem it͡ʃin bana bujruk ver” dije janit verdi. Old-Testament-2-Samuel-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Edom'a garnizonlar yerleştirdi. Bütün Edom'a garnizonlar yerleştirdi ve bütün Edomlular David'in hizmetçileri oldular. Yahve, gittiği her yerde David'e zafer verdi.|edomʔa ɡarnizonlar jerlestirdi. butun edomʔa ɡarnizonlar jerlestirdi ve butun edomlular davidʔin hizmett͡ʃileri oldular. jahveʔ ɡittiɡi her jerde davidʔe zafer verdi. Old-Testament-Ezekiel-016-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Kocası yerine yabancıları alan, zina eden kadınsın!|“‘“kot͡ʃasi jerine jabant͡ʃilari alanʔ zina eden kadinsin! New-Testament-Matthew-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Yahudiye’de bulunanlar dağa kaçsın.|o zaman jahudije’de bulunanlar daɡa kat͡ʃsin. Old-Testament-Psalms-089-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, gökler harikalarını, sadakatini de kutsallar topluluğunda överler.|ej jahveʔ ɡokler harikalariniʔ sadakatini de kutsallar topluluɡunda overler. New-Testament-Acts-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, işte, Ruh tarafından bağlanmış olarak Yeruşalem'e gidiyorum. Orada başıma ne geleceğini bilmiyorum.|simdiʔ isteʔ ruh tarafindan baɡlanmis olarak jerusalemʔe ɡidijorum. orada basima ne ɡelet͡ʃeɡini bilmijorum. Old-Testament-Leviticus-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O, sunduğunuz gün ve ertesi gün yenilecek. Üçüncü güne kadar bir şey kalırsa ateşle yakılacak.|oʔ sunduɡunuz ɡun ve ertesi ɡun jenilet͡ʃek. ut͡ʃunt͡ʃu ɡune kadar bir sej kalirsa atesle jakilat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Yoav'a ve halkın beylerine, \"\"Gidin, İsrael'i Beerşeva'dan Dan'a kadar sayın; bana haber getirin de kaç kişi olduğunu bileyim\"\" dedi.\"|\"david joavʔa ve halkin bejlerineʔ \"\"ɡidinʔ israelʔi beersevaʔdan danʔa kadar sajin; bana haber ɡetirin de kat͡ʃ kisi olduɡunu bilejim\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni ve Levioğulları kardeşlerinin tümünü seninle birlikte kendisine yaklaştırmadı mı? Kâhinliği de mi arıyorsunuz?|seni ve levioɡullari kardeslerinin tumunu seninle birlikte kendisine jaklastirmadi mi? kahinliɡi de mi arijorsunuz? Old-Testament-1-Samuel-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra İsraelliler Baallar'ı ve Aştoretler'i kaldırıp yalnız Yahve'ye hizmet ettiler.|sonra israelliler baallarʔi ve astoretlerʔi kaldirip jalniz jahveʔje hizmet ettiler. Old-Testament-Psalms-033-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu Tanrısı Yahve olan ulusa, kendi mirası olarak seçtiği halka.|ne mutlu tanrisi jahve olan ulusaʔ kendi mirasi olarak set͡ʃtiɡi halka. Old-Testament-Job-038-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben onları sıkıntı zamanı için, kavga ve savaş günü için saklarım?|ben onlari sikinti zamani it͡ʃinʔ kavɡa ve savas ɡunu it͡ʃin saklarim? Old-Testament-Deuteronomy-032-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu yabancı ilâhlarla kıskandırdılar. İğrenç şeylerle O'nu öfkelendirdiler.|onu jabant͡ʃi ilahlarla kiskandirdilar. iɡrent͡ʃ sejlerle oʔnu ofkelendirdiler. Old-Testament-1-Chronicles-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Guni oğlu Avdiel oğlu Ahi ataları evlerinin başıydı.|ɡuni oɡlu avdiel oɡlu ahi atalari evlerinin basijdi. Old-Testament-Ruth-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşama kadar tarlada başak topladı; topladığını dövdü, bir efa kadar arpa oldu.|aksama kadar tarlada basak topladi; topladiɡini dovduʔ bir efa kadar arpa oldu. New-Testament-1-Corinthians-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse nasıl olmalı kardeşler? Bir araya geldiğinizde her birinizin bir mezmuru, bir öğretisi, bir vahyi, başka dilde bir sözü ya da bir çevirisi vardır. Her şey birbirinizi bina etmek için yapılsın.|ojlejse nasil olmali kardesler? bir araja ɡeldiɡinizde her birinizin bir mezmuruʔ bir oɡretisiʔ bir vahjiʔ baska dilde bir sozu ja da bir t͡ʃevirisi vardir. her sej birbirinizi bina etmek it͡ʃin japilsin. New-Testament-Philippians-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Timoteos gibi düşünen, sizi içtenlikle önemseyen başka kimsem yok.|timoteos ɡibi dusunenʔ sizi it͡ʃtenlikle onemsejen baska kimsem jok. Old-Testament-2-Kings-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlunu ateşten geçirdi, büyücülük yaptı, sihir kullandı ve ruhlara danışanlarla ve büyücülerle uğraştı. Yahve'nin gözünde çok kötülük yaptı, O'nu öfkelendirdi.|oɡlunu atesten ɡet͡ʃirdiʔ bujut͡ʃuluk japtiʔ sihir kullandi ve ruhlara danisanlarla ve bujut͡ʃulerle uɡrasti. jahveʔnin ɡozunde t͡ʃok kotuluk japtiʔ oʔnu ofkelendirdi. Old-Testament-Proverbs-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve doğruların canının aç kalmasına izin vermez, ama kötülerin dileğini iter.|jahve doɡrularin t͡ʃaninin at͡ʃ kalmasina izin vermezʔ ama kotulerin dileɡini iter. Old-Testament-Numbers-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kutsal yerde hizmet ettikleri bütün hizmet takımlarını alıp mavi bir beze saracaklar, üzerini fok derisinden bir örtüyle örtecekler ve sedye üzerine koyacaklar.\"\"\"|\"\"\"kutsal jerde hizmet ettikleri butun hizmet takimlarini alip mavi bir beze sarat͡ʃaklarʔ uzerini fok derisinden bir ortujle ortet͡ʃekler ve sedje uzerine kojat͡ʃaklar.\"\"\" New-Testament-Acts-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus’a eşlik edenler ise onu Atina’ya kadar götürdüler. Silas ile Timoteos'a hemen yanına gelmeleri yönünde bir buyruk aldıktan sonra ayrıldılar.|pavlus’a eslik edenler ise onu atina’ja kadar ɡoturduler. silas ile timoteosʔa hemen janina ɡelmeleri jonunde bir bujruk aldiktan sonra ajrildilar. Old-Testament-1-Kings-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un yapıcıları, Hiram'ın yapıcıları ve Geballılar bunları kestiler ve evi yapmak için keresteyi ve taşları hazırladılar.|solomonʔun japit͡ʃilariʔ hiramʔin japit͡ʃilari ve ɡeballilar bunlari kestiler ve evi japmak it͡ʃin keresteji ve taslari hazirladilar. New-Testament-Acts-026-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Agrippa Festus’a, “Bu adam Sezar’a başvurmamış olsaydı, serbest bırakılabilirdi” dedi.|aɡrippa festus’aʔ “bu adam sezar’a basvurmamis olsajdiʔ serbest birakilabilirdi” dedi. New-Testament-1-Corinthians-007-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu sizin yararınıza söylüyorum, sizi kapana kıstırmak için değil. Uygun biçimde, dağılmadan Efendi’ye dikkatinizi veresiniz diye.|bunu sizin jarariniza sojlujorumʔ sizi kapana kistirmak it͡ʃin deɡil. ujɡun bit͡ʃimdeʔ daɡilmadan efendi’je dikkatinizi veresiniz dije. Old-Testament-Isaiah-030-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve görkemli sesini duyuracak, öfkesinin kızgınlığıyla, yiyip bitiren ateşin aleviyle, patlamayla, fırtınayla, dolu taneleriyle kolunun inişini gösterecek.|jahve ɡorkemli sesini dujurat͡ʃakʔ ofkesinin kizɡinliɡijlaʔ jijip bitiren atesin alevijleʔ patlamajlaʔ firtinajlaʔ dolu tanelerijle kolunun inisini ɡosteret͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-025-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Toprak temelli olarak satılmayacak, çünkü toprak benimdir; çünkü siz yabancısınız ve benim yanımda konuklarsınız.|“ʔtoprak temelli olarak satilmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku toprak benimdir; t͡ʃunku siz jabant͡ʃisiniz ve benim janimda konuklarsiniz. Old-Testament-Jeremiah-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Nasıl, ‘Ben kirlenmedim, Baallar’ın peşinden gitmedim’ diyebiliyorsun? Vadideki yoluna bak da ne yaptığını bil. Sen yollarını kat eden hızlı bir hecin devesisin,|“nasilʔ ‘ben kirlenmedimʔ baallar’in pesinden ɡitmedim’ dijebilijorsun? vadideki joluna bak da ne japtiɡini bil. sen jollarini kat eden hizli bir het͡ʃin devesisinʔ New-Testament-Acts-010-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara Yeşua Mesih’in adıyla vaftiz olmalarını buyurdu. O zaman ondan birkaç gün kalmasını istediler.|onlara jesua mesih’in adijla vaftiz olmalarini bujurdu. o zaman ondan birkat͡ʃ ɡun kalmasini istediler. Old-Testament-Judges-009-057|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Tanrı Şekemliler'in bütün kötülüklerinin karşılığını onların başlarına ödedi; Yerubbaal oğlu Yotam'ın da laneti üzerlerine geldi.|ve tanri sekemlilerʔin butun kotuluklerinin karsiliɡini onlarin baslarina odedi; jerubbaal oɡlu jotamʔin da laneti uzerlerine ɡeldi. New-Testament-John-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim Baba’da, Baba’nın bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor.|benim baba’daʔ baba’nin bende olduɡuna inanmijor musun? size sojlediɡim sozleri kendiliɡimden sojlemijorumʔ ama bende jasajan baba kendi islerini japijor. New-Testament-Acts-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Simon, Tanrı’nın kendi adına bir halk çıkarmak üzere ulusları ilk defa nasıl ziyaret ettiğini anlattı.|‘‘simonʔ tanri’nin kendi adina bir halk t͡ʃikarmak uzere uluslari ilk defa nasil zijaret ettiɡini anlatti. Old-Testament-Exodus-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarına saman verilmiyor ve bize, 'Kerpiç yap!' diyorlar. Ama işte hizmetkârların dövülüyor; ama suç senin kendi halkındadır.”|hizmetkarlarina saman verilmijor ve bizeʔ ʔkerpit͡ʃ jap!ʔ dijorlar. ama iste hizmetkarlarin dovulujor; ama sut͡ʃ senin kendi halkindadir.” New-Testament-Titus-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu söz güvenilirdir. Tanrı’ya iman edenlerin, iyi işleri sürdürmede gayretli olmaları için bu konuları güvenle teyit etmeni istiyorum. Bunlar insan için iyi ve faydalıdır.|bu soz ɡuvenilirdir. tanri’ja iman edenlerinʔ iji isleri surdurmede ɡajretli olmalari it͡ʃin bu konulari ɡuvenle tejit etmeni istijorum. bunlar insan it͡ʃin iji ve fajdalidir. Old-Testament-Judges-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tanrı o gün Kenan Kralı Yavin'i İsrael'in çocuklarının önünde boyun eğdirdi.|bojlet͡ʃe tanri o ɡun kenan krali javinʔi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunde bojun eɡdirdi. Old-Testament-Judges-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimşon Yahve'ye seslenip şöyle dedi: \"\"Ey Efendim Yahve, lütfen beni hatırla, lütfen, yalnız bu seferlik beni güçlendir, ey Tanrı, iki gözümün öcünü Filistliler'den birden alayım.\"\"\"|\"simson jahveʔje seslenip sojle dedi \"\"ej efendim jahveʔ lutfen beni hatirlaʔ lutfenʔ jalniz bu seferlik beni ɡut͡ʃlendirʔ ej tanriʔ iki ɡozumun ot͡ʃunu filistlilerʔden birden alajim.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü evimin penceresinde, kafesimden dışarı baktım.|t͡ʃunku evimin pent͡ʃeresindeʔ kafesimden disari baktim. Old-Testament-Deuteronomy-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer bir adam komşusundan nefret eder ve onu pusuda beklerse, kalkıp onu öldürecek kadar vurur ve o ölürse, ve bu kentlerden birine kaçarsa;|ama eɡer bir adam komsusundan nefret eder ve onu pusuda beklerseʔ kalkip onu olduret͡ʃek kadar vurur ve o olurseʔ ve bu kentlerden birine kat͡ʃarsa; New-Testament-Luke-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, akşam yemeğinden sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse sizin için dökülen kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.|ajni sekildeʔ aksam jemeɡinden sonra kaseji alip sojle dedi “bu kase sizin it͡ʃin dokulen kanimla ɡert͡ʃeklesen jeni antlasmadir. Old-Testament-Joshua-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|kuzeyde, dağlık bölgede, Kinnerot'un güneyinde Arava'da, ovada ve batıda Dor tepelerinde bulunan krallara,|kuzejdeʔ daɡlik bolɡedeʔ kinnerotʔun ɡunejinde aravaʔdaʔ ovada ve batida dor tepelerinde bulunan krallaraʔ Old-Testament-Job-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Geçmeyeyim diye yoluma duvar çevirdi, yollarıma karanlık koydu.|ɡet͡ʃmejejim dije joluma duvar t͡ʃevirdiʔ jollarima karanlik kojdu. Old-Testament-Exodus-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'a de ki, 'Yahve diyor ki, İsrael benim ilk oğlum, ilk doğanımdır.|firavunʔa de kiʔ ʔjahve dijor kiʔ israel benim ilk oɡlumʔ ilk doɡanimdir. Old-Testament-Psalms-118-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye şükredin, çünkü O iyidir, sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|jahve’je sukredinʔ t͡ʃunku o ijidirʔ sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Deuteronomy-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu yanından salıverdiğinde bu sana zor gelmeyecek; çünkü altı yıl sana hizmet ettiğinden, değeri gündelik işçinin iki katıdır. Tanrın Yahve yaptığın her şeyde seni kutsayacaktır.|onu janindan saliverdiɡinde bu sana zor ɡelmejet͡ʃek; t͡ʃunku alti jil sana hizmet ettiɡindenʔ deɡeri ɡundelik ist͡ʃinin iki katidir. tanrin jahve japtiɡin her sejde seni kutsajat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-038-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Avluyu yaptı; güney tarafı için avlunun perdeleri güneye doğru yüz arşın boyunda özenle dokunmuş ince ketendendi;|avluju japti; ɡunej tarafi it͡ʃin avlunun perdeleri ɡuneje doɡru juz arsin bojunda ozenle dokunmus int͡ʃe ketendendi; Old-Testament-Jeremiah-044-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve şöyle diyor, ‘Bu size bir işaret olacak, sizi bu yerde cezalandıracağım. Böylece sözlerimin kesinlikle size karşı kötülük için duracağını bileceksiniz.’|“jahve sojle dijorʔ ‘bu size bir isaret olat͡ʃakʔ sizi bu jerde t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. bojlet͡ʃe sozlerimin kesinlikle size karsi kotuluk it͡ʃin durat͡ʃaɡini bilet͡ʃeksiniz.’ Old-Testament-1-Chronicles-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında çok sayıda işçi de var; taş ve kereste kesen işçiler ve her türlü işte becerikli her çeşit adam var;|janinda t͡ʃok sajida ist͡ʃi de var; tas ve kereste kesen ist͡ʃiler ve her turlu iste bet͡ʃerikli her t͡ʃesit adam var; Old-Testament-Nahum-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama taşkın selle onun yerini tümüyle yok edecek ve düşmanlarını karanlığa kovacaktır.|ama taskin selle onun jerini tumujle jok edet͡ʃek ve dusmanlarini karanliɡa kovat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Chronicles-006-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"böylece atalarımıza verdiğin ülkede yaşadıkları sürece senin yollarında yürümek için senden korksunlar.\"\"\"|\"bojlet͡ʃe atalarimiza verdiɡin ulkede jasadiklari suret͡ʃe senin jollarinda jurumek it͡ʃin senden korksunlar.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sapık ağızla yürüyen kişi, değersiz ve kötü birisidir,|sapik aɡizla jurujen kisiʔ deɡersiz ve kotu birisidirʔ Old-Testament-2-Samuel-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yukarıdan gönderip beni aldı, beni çok sulardan çıkardı.|jukaridan ɡonderip beni aldiʔ beni t͡ʃok sulardan t͡ʃikardi. Old-Testament-Genesis-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler ve yer, onların bütün uçsuz bucaksız dizilişi tamamlandı.|ɡokler ve jerʔ onlarin butun ut͡ʃsuz but͡ʃaksiz dizilisi tamamlandi. New-Testament-Matthew-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu anlayarak oradan çekildi. Büyük kalabalıklar O’nun ardından gitti, O da hepsini iyileştirdi.|jesua bunu anlajarak oradan t͡ʃekildi. bujuk kalabaliklar o’nun ardindan ɡittiʔ o da hepsini ijilestirdi. Old-Testament-1-Kings-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|çölde Baalat'ı, Tamar'ı,|t͡ʃolde baalatʔiʔ tamarʔiʔ New-Testament-Matthew-015-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar dışında dört bin erkekti.|jemek jijenlerin sajisiʔ kadin ve t͡ʃot͡ʃuklar disinda dort bin erkekti. Old-Testament-Jeremiah-030-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, Yakov’un çadırlarının sürgününü tersine çevireceğim, onun meskenlerine acıyacağım. Kent kendi tepesinde kurulacak, saray da kendi yerinde duracak.\"|\"jahve sojle dijor \"\"isteʔ jakov’un t͡ʃadirlarinin surɡununu tersine t͡ʃeviret͡ʃeɡimʔ onun meskenlerine at͡ʃijat͡ʃaɡim. kent kendi tepesinde kurulat͡ʃakʔ saraj da kendi jerinde durat͡ʃak.\" Old-Testament-Deuteronomy-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Tanrınız Yahve'ye karşı günah işlemiş olduğunuzu gördüm. Kendinize dökme bir buzağı yapmıştınız. Yahve'nin size buyurduğu yoldan çabucak sapmıştınız.|isteʔ tanriniz jahveʔje karsi ɡunah islemis olduɡunuzu ɡordum. kendinize dokme bir buzaɡi japmistiniz. jahveʔnin size bujurduɡu joldan t͡ʃabut͡ʃak sapmistiniz. New-Testament-John-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece komutanla buyruğundaki asker bölüğü ve Yahudi görevliler Yeşua’yı tutup bağladılar.|bojlet͡ʃe komutanla bujruɡundaki asker boluɡu ve jahudi ɡorevliler jesua’ji tutup baɡladilar. Old-Testament-Numbers-035-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Oturduğunuz ve benim oturduğum ülkeyi kirletmeyeceksiniz; çünkü ben, Yahve, İsrael'in çocukları arasında oturuyorum.'”|oturduɡunuz ve benim oturduɡum ulkeji kirletmejet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku benʔ jahveʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda oturujorum.ʔ” New-Testament-John-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon Petrus, “Didimos” denilen Tomas, Galile Kana’lı Natanel, Zebedi’nin oğulları ve diğer iki öğrencisi birlikteydiler.|simon petrusʔ “didimos” denilen tomasʔ ɡalile kana’li natanelʔ zebedi’nin oɡullari ve diɡer iki oɡrent͡ʃisi birliktejdiler. Old-Testament-1-Samuel-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşeğine binip dağın görünmez yanından inerken, işte, David'le adamları ona doğru indiler, o da onlarla karşılaştı.|eseɡine binip daɡin ɡorunmez janindan inerkenʔ isteʔ davidʔle adamlari ona doɡru indilerʔ o da onlarla karsilasti. Old-Testament-1-Samuel-020-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan silahlarını çocuğa verip, \"\"Git, onları kente götür\"\" dedi.\"|\"jonatan silahlarini t͡ʃot͡ʃuɡa veripʔ \"\"ɡitʔ onlari kente ɡotur\"\" dedi.\" New-Testament-Ephesians-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçiler ve peygamberlerin temeli üzerinde bina oldunuz. Mesih Yeşua’nın kendisi köşe taşıdır.|elt͡ʃiler ve pejɡamberlerin temeli uzerinde bina oldunuz. mesih jesua’nin kendisi kose tasidir. Old-Testament-Psalms-136-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünü suların üzerine yayana, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|jerjuzunu sularin uzerine jajanaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Genesis-049-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi bir dinlenme yeri, hoşuna giden bir memleket görürse, omzunu yüke eğer, Angaryada çalışan bir hizmetçi olur.”|iji bir dinlenme jeriʔ hosuna ɡiden bir memleket ɡorurseʔ omzunu juke eɡerʔ anɡarjada t͡ʃalisan bir hizmett͡ʃi olur.” Old-Testament-Genesis-044-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda ve kardeşleri Yosef’in evine geldiler, Yosef hâlâ oradaydı. Onun önünde yere kapandılar.|jahuda ve kardesleri josef’in evine ɡeldilerʔ josef hala oradajdi. onun onunde jere kapandilar. New-Testament-Revelation-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün melekler tahtın, ihtiyarların ve dört canlı yaratığın çevresinde duruyorlardı. Tahtın önünde yüzüstü yere kapandılar ve Tanrı’ya tapındılar.|butun melekler tahtinʔ ihtijarlarin ve dort t͡ʃanli jaratiɡin t͡ʃevresinde durujorlardi. tahtin onunde juzustu jere kapandilar ve tanri’ja tapindilar. Old-Testament-Genesis-035-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Canı ayrılırken (çünkü öldü), adını Benoni koydu. Ama babası ona Benyamin adını verdi.|t͡ʃani ajrilirken (t͡ʃunku oldu)ʔ adini benoni kojdu. ama babasi ona benjamin adini verdi. Old-Testament-Genesis-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, Paddan Aram'a, annenin babası Betuel'in evine git. Oradan annenin kardeşi Lavan'ın kızlarından bir eş al.|kalkʔ paddan aramʔaʔ annenin babasi betuelʔin evine ɡit. oradan annenin kardesi lavanʔin kizlarindan bir es al. Old-Testament-1-Chronicles-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na ezgiler söyleyin. O'na övgüler sunun. Bütün şaşılası işlerini anlatın.|oʔna ezɡiler sojlejin. oʔna ovɡuler sunun. butun sasilasi islerini anlatin. Old-Testament-Jeremiah-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle, Ordular Yahvesi peygamberler hakkında şöyle diyor: \"\"İşte, onları pelin otu ile besleyeceğim, ve onlara zehirli su içireceğim; çünkü tanrısızlık Yeruşalem peygamberlerinden bütün ülkeye yayıldı.\"\"\"|\"bu nedenleʔ ordular jahvesi pejɡamberler hakkinda sojle dijor \"\"isteʔ onlari pelin otu ile beslejet͡ʃeɡimʔ ve onlara zehirli su it͡ʃiret͡ʃeɡim; t͡ʃunku tanrisizlik jerusalem pejɡamberlerinden butun ulkeje jajildi.\"\"\" Old-Testament-Daniel-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Derin ve gizli şeyleri açığa O çıkarır. Karanlıkta ne olduğunu bilir Ve ışık O'nun yanında oturur.|derin ve ɡizli sejleri at͡ʃiɡa o t͡ʃikarir. karanlikta ne olduɡunu bilir ve isik oʔnun janinda oturur. Old-Testament-Deuteronomy-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Tanrın Yahve'ye dönüp, bugün sana buyurduğum her şeye göre, sen ve çocukların bütün yüreğinizle ve bütün canınızla O'nun sözünü dinlediğinde,|ve tanrin jahveʔje donupʔ buɡun sana bujurduɡum her seje ɡoreʔ sen ve t͡ʃot͡ʃuklarin butun jureɡinizle ve butun t͡ʃaninizla oʔnun sozunu dinlediɡindeʔ New-Testament-Hebrews-011-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Taşlandılar. Biçilerek parçalandılar. Denendiler. Kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi postu içinde dolaştılar. Yoksulluk çektiler, sıkıntı gördüler, düşmanca davranışlara maruz kaldılar.|taslandilar. bit͡ʃilerek part͡ʃalandilar. denendiler. kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirilip oldurulduler. kojun postuʔ ket͡ʃi postu it͡ʃinde dolastilar. joksulluk t͡ʃektilerʔ sikinti ɡordulerʔ dusmant͡ʃa davranislara maruz kaldilar. New-Testament-Ephesians-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ruh’un ürünü her iyilik, doğruluk ve gerçektedir.|t͡ʃunku ruh’un urunu her ijilikʔ doɡruluk ve ɡert͡ʃektedir. New-Testament-Acts-019-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun dostu olan bazı Asya İli yöneticileri ona haber gönderip tiyatroya gitmemesi için yalvardılar.|onun dostu olan bazi asja ili jonetit͡ʃileri ona haber ɡonderip tijatroja ɡitmemesi it͡ʃin jalvardilar. Old-Testament-Numbers-007-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; Old-Testament-Deuteronomy-028-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızda şefkatli ve çok duyarlı olan adamın gözü kardeşine karşı, sevdiği karısına karşı ve elinde kalan çocuklarından arta kalanlara karşı kötü olacaktır,|aranizda sefkatli ve t͡ʃok dujarli olan adamin ɡozu kardesine karsiʔ sevdiɡi karisina karsi ve elinde kalan t͡ʃot͡ʃuklarindan arta kalanlara karsi kotu olat͡ʃaktirʔ Old-Testament-Joshua-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, yeryüzünün bütün halkları Yahve'nin elinin güçlü olduğunu bilsin, siz de Tanrınız Yahve'den daima korkasınız.'”|ojle kiʔ jerjuzunun butun halklari jahveʔnin elinin ɡut͡ʃlu olduɡunu bilsinʔ siz de tanriniz jahveʔden daima korkasiniz.ʔ” Old-Testament-Numbers-026-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Hefer oğlu Zelofehad'ın oğlu yoktu, yalnızca kızları vardı; ve Selofhad'ın kızlarının adları Mahla, Nuh, Hogla, Milka ve Tirsa idi.|hefer oɡlu zelofehadʔin oɡlu joktuʔ jalnizt͡ʃa kizlari vardi; ve selofhadʔin kizlarinin adlari mahlaʔ nuhʔ hoɡlaʔ milka ve tirsa idi. New-Testament-Luke-001-079|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlıkta ve ölümün gölgesinde oturanların üzerine parlayacak, ayaklarımızı esenlik yoluna yöneltecek.”|karanlikta ve olumun ɡolɡesinde oturanlarin uzerine parlajat͡ʃakʔ ajaklarimizi esenlik joluna joneltet͡ʃek.” New-Testament-Mark-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nunla alay ettikten sonra mor giysiyi üzerinden çıkarıp kendi giysilerini giydirdiler. O’nu çarmıha germek üzere dışarı çıkardılar.|o’nunla alaj ettikten sonra mor ɡijsiji uzerinden t͡ʃikarip kendi ɡijsilerini ɡijdirdiler. o’nu t͡ʃarmiha ɡermek uzere disari t͡ʃikardilar. New-Testament-John-019-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua’nın yanına geldiklerinde O’nu çoktan ölmüş olduğunu görünce bacaklarını kırmadılar.|ama jesua’nin janina ɡeldiklerinde o’nu t͡ʃoktan olmus olduɡunu ɡorunt͡ʃe bat͡ʃaklarini kirmadilar. Old-Testament-Exodus-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Altından yuvalar,|altindan juvalarʔ Old-Testament-2-Samuel-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra David yerden kalktı, yıkanıp yağ süründü, giysilerini değiştirdi; ve Yahve'nin evine girip tapındı. Sonra kendi evine geldi ve istediğinde önüne ekmek koydular, o da yedi.|sonra david jerden kalktiʔ jikanip jaɡ surunduʔ ɡijsilerini deɡistirdi; ve jahveʔnin evine ɡirip tapindi. sonra kendi evine ɡeldi ve istediɡinde onune ekmek kojdularʔ o da jedi. Old-Testament-Deuteronomy-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle şeyler yapanlar, haksızlık yapan herkes Tanrın Yahve'ye iğrençtirler.|bojle sejler japanlarʔ haksizlik japan herkes tanrin jahveʔje iɡrent͡ʃtirler. Old-Testament-Exodus-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|'Mısırlılar'a ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıdığımı ve sizi kendime getirdiğimi gördünüz.|ʔmisirlilarʔa ne japtiɡimiʔ sizi nasil kartal kanatlari uzerinde tasidiɡimi ve sizi kendime ɡetirdiɡimi ɡordunuz. New-Testament-Acts-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı O’nu ölümden diriltti.|ama tanri o’nu olumden diriltti. Old-Testament-Exodus-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle bu kutsal kuralı her yıl mevsiminde tutacaksın.\"\"\"|\"bu nedenle bu kutsal kurali her jil mevsiminde tutat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Judges-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Mısır diyarından çıkaran atalarının Tanrısı Yahve'yi bıraktılar, çevrelerinde olan ulusların ilâhlarından olan başka ilâhların ardına düştüler ve onlara eğildiler; Yahve'yi öfkelendirdiler.|onlari misir dijarindan t͡ʃikaran atalarinin tanrisi jahveʔji biraktilarʔ t͡ʃevrelerinde olan uluslarin ilahlarindan olan baska ilahlarin ardina dustuler ve onlara eɡildiler; jahveʔji ofkelendirdiler. Old-Testament-2-Chronicles-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kral ve bütün halk Yahve'nin önünde kurbanlar sundular.|sonra kral ve butun halk jahveʔnin onunde kurbanlar sundular. Old-Testament-2-Chronicles-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|'Halkımı Mısır'dan çıkardığım günden beri, İsrael'in bütün oymaklarından adım orada olsun diye ev yapmak üzere hiçbir kent seçmedim. Halkım İsrael üzerine hükümdar olsun diye hiçbir adam da seçmedim.|ʔhalkimi misirʔdan t͡ʃikardiɡim ɡunden beriʔ israelʔin butun ojmaklarindan adim orada olsun dije ev japmak uzere hit͡ʃbir kent set͡ʃmedim. halkim israel uzerine hukumdar olsun dije hit͡ʃbir adam da set͡ʃmedim. Old-Testament-Leviticus-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|iki böbreği ve onların üzerinde belin yanında olan yağı ve böbreklerle birlikte karaciğerin zarını ayıracak.|iki bobreɡi ve onlarin uzerinde belin janinda olan jaɡi ve bobreklerle birlikte karat͡ʃiɡerin zarini ajirat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun yaklaşınca İsrael'in çocukları gözlerini kaldırdılar, işte, Mısırlılar onların peşinden yürüyorlardı ve çok korktular. İsrael'in çocukları Yahve'ye feryat ettiler.|firavun jaklasint͡ʃa israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡozlerini kaldirdilarʔ isteʔ misirlilar onlarin pesinden jurujorlardi ve t͡ʃok korktular. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔje ferjat ettiler. Old-Testament-Exodus-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Seçme altı yüz savaş arabasını ve Mısır'ın bütün savaş arabalarını, hepsinin komutanlarıyla birlikte aldı.|set͡ʃme alti juz savas arabasini ve misirʔin butun savas arabalariniʔ hepsinin komutanlarijla birlikte aldi. Old-Testament-Nehemiah-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, tapınak görevlilerinin ve tüccarların evinin kuyumcularından Malkiya, Hammifkad Kapısı'nın karşısına ve köşe çıkışına kadar olan kısmı onardı.|ondan sonraʔ tapinak ɡorevlilerinin ve tut͡ʃt͡ʃarlarin evinin kujumt͡ʃularindan malkijaʔ hammifkad kapisiʔnin karsisina ve kose t͡ʃikisina kadar olan kismi onardi. New-Testament-Romans-011-035|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kim O’na bir şey verdi ki, kendisine yine geri ödesin?”|“kim o’na bir sej verdi kiʔ kendisine jine ɡeri odesin?” Old-Testament-2-Chronicles-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, işte, Mısır diyarından çıktıklarında İsrael'in onları ele geçirmesine izin vermediğin, ama yanlarından sapıp yok etmedikleri Ammon'un çocukları, Moav ve Seir dağındakiler,|simdiʔ isteʔ misir dijarindan t͡ʃiktiklarinda israelʔin onlari ele ɡet͡ʃirmesine izin vermediɡinʔ ama janlarindan sapip jok etmedikleri ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ moav ve seir daɡindakilerʔ New-Testament-Mark-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua onlara, “Bu gece hepiniz benim yüzümden tökezleyip düşeceksiniz. Çünkü ‘Çobanı vuracağım ve koyunlar dağılacak’ diye yazılmıştır .|sonra jesua onlaraʔ “bu ɡet͡ʃe hepiniz benim juzumden tokezlejip duset͡ʃeksiniz. t͡ʃunku ‘t͡ʃobani vurat͡ʃaɡim ve kojunlar daɡilat͡ʃak’ dije jazilmistir . New-Testament-Matthew-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O günler kısaltılmasaydı, hiçbir beden kurtulamazdı. Ama seçilmişlerin hatırına o günler kısaltılacaktır.”|o ɡunler kisaltilmasajdiʔ hit͡ʃbir beden kurtulamazdi. ama set͡ʃilmislerin hatirina o ɡunler kisaltilat͡ʃaktir.” Old-Testament-1-Chronicles-012-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Danlılar'dan, savaş düzeni alabilen: Yirmi sekiz bin altı yüz kişi.|danlilarʔdanʔ savas duzeni alabilen jirmi sekiz bin alti juz kisi. New-Testament-John-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Aradan sekiz gün geçmişti. Yeşua’nın öğrencileri yine içerideydi ve Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kilitliyken Yeşua gelip ortada durdu. “Size esenlik olsun” dedi.|aradan sekiz ɡun ɡet͡ʃmisti. jesua’nin oɡrent͡ʃileri jine it͡ʃeridejdi ve tomas da onlarla birliktejdi. kapilar kilitlijken jesua ɡelip ortada durdu. “size esenlik olsun” dedi. Old-Testament-Psalms-145-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün seni öveceğim. Adını daima yücelteceğim.|her ɡun seni ovet͡ʃeɡim. adini daima jut͡ʃeltet͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Samuel-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral ve yanındaki bütün halk yorgun bir halde geldiler; o orada dinlendi.|kral ve janindaki butun halk jorɡun bir halde ɡeldiler; o orada dinlendi. Old-Testament-Judges-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael oymakları Benyamin oymağının her yerine adamlar gönderip şöyle dediler: \"\"Aranızda gerçekleşen bu kötülük nedir?\"|\"israel ojmaklari benjamin ojmaɡinin her jerine adamlar ɡonderip sojle dediler \"\"aranizda ɡert͡ʃeklesen bu kotuluk nedir?\" New-Testament-1-Corinthians-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın isteğiyle Yeşua Mesih’in elçisi olmaya çağrılan ben Pavlus ve kardeşimiz Sostenis,|tanri’nin isteɡijle jesua mesih’in elt͡ʃisi olmaja t͡ʃaɡrilan ben pavlus ve kardesimiz sostenisʔ Old-Testament-Genesis-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bak, ben yaşlandım” dedi. “Öleceğim günü bilmiyorum.|“bakʔ ben jaslandim” dedi. “olet͡ʃeɡim ɡunu bilmijorum. New-Testament-1-Corinthians-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa ölüler için vaftiz edilenler ne yapsınlar? Eğer ölüler hiç diriltilmiyorsa, neden ölüler için vaftiz ediliyorlar?|joksa oluler it͡ʃin vaftiz edilenler ne japsinlar? eɡer oluler hit͡ʃ diriltilmijorsaʔ neden oluler it͡ʃin vaftiz edilijorlar? New-Testament-Luke-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın ulakları gittikten sonra Yeşua kalabalığa Yuhanna’dan söz etmeye başladı. “Çöle ne görmeye çıktınız? Rüzgârla sallanan bir kamış mı?|juhanna’nin ulaklari ɡittikten sonra jesua kalabaliɡa juhanna’dan soz etmeje basladi. “t͡ʃole ne ɡormeje t͡ʃiktiniz? ruzɡarla sallanan bir kamis mi? Old-Testament-Jeremiah-050-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkım kaybolmuş koyunlar oldu. Çobanları onları saptırdı. Onları dağlarda salıverdiler. Dağdan tepeye gittiler. Kendi dinlenme yerlerini unuttular.|halkim kajbolmus kojunlar oldu. t͡ʃobanlari onlari saptirdi. onlari daɡlarda saliverdiler. daɡdan tepeje ɡittiler. kendi dinlenme jerlerini unuttular. Old-Testament-Proverbs-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzını tutan canını korur. Dudaklarını geniş açan mahvolur.|aɡzini tutan t͡ʃanini korur. dudaklarini ɡenis at͡ʃan mahvolur. New-Testament-Romans-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|kutsallık Ruhu'na göre ölülerden dirilişle güçle Tanrı'nın Oğlu ilan edilmiş olan Efendimiz Yeşua Mesih'le ilgili olarak,|kutsallik ruhuʔna ɡore olulerden dirilisle ɡut͡ʃle tanriʔnin oɡlu ilan edilmis olan efendimiz jesua mesihʔle ilɡili olarakʔ Old-Testament-Jeremiah-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Varlığım hakkı için,” diyor Yahve, “Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Koniya sağ elimdeki mühür yüzüğü bile olsaydı, seni oradan yine de çıkarırdım.|“varliɡim hakki it͡ʃinʔ” dijor jahveʔ “jahuda krali jehojakim oɡlu konija saɡ elimdeki muhur juzuɡu bile olsajdiʔ seni oradan jine de t͡ʃikarirdim. Old-Testament-Proverbs-028-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kişiyi azarlayan sonunda diliyle pohpohlayandan daha çok lütuf bulur.|bir kisiji azarlajan sonunda dilijle pohpohlajandan daha t͡ʃok lutuf bulur. Old-Testament-Judges-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevah ile Salmunna kaçtılar, o da onları kovaladı. Midyan'ın iki kralı Zevah ve Salmunna'yı tuttu ve bütün orduyu karıştırdı.|zevah ile salmunna kat͡ʃtilarʔ o da onlari kovaladi. midjanʔin iki krali zevah ve salmunnaʔji tuttu ve butun orduju karistirdi. New-Testament-2-Timothy-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde için bir suçlu gibi zincire vurulmaya kadar sıkıntı çekiyorum. Ama Tanrı’nın sözü zincire vurulmuş değildir.|muʒde it͡ʃin bir sut͡ʃlu ɡibi zint͡ʃire vurulmaja kadar sikinti t͡ʃekijorum. ama tanri’nin sozu zint͡ʃire vurulmus deɡildir. Old-Testament-2-Kings-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yüksek tepede ve her yeşil ağacın altında kendilerine dikili taşlar ve Aşera direkleri diktiler.|her juksek tepede ve her jesil aɡat͡ʃin altinda kendilerine dikili taslar ve asera direkleri diktiler. Old-Testament-Job-038-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer biliyorsan onun ölçülerini kim saptadı? Ya da ipi üzerine kim gerdi?|eɡer bilijorsan onun olt͡ʃulerini kim saptadi? ja da ipi uzerine kim ɡerdi? Old-Testament-Isaiah-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dimon suları kanla dolu; çünkü Dimon'a daha fazlasını, Moav'ın kaçanları üzerine, ülkenin artakalanı üzerine bir aslan getireceğim.|dimon sulari kanla dolu; t͡ʃunku dimonʔa daha fazlasiniʔ moavʔin kat͡ʃanlari uzerineʔ ulkenin artakalani uzerine bir aslan ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Numbers-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bundan sonra Levililer Buluşma Çadırı'ndaki hizmete girecekler. Onları temizleyip sallamalık sunu olarak sunacaksın.|“bundan sonra levililer bulusma t͡ʃadiriʔndaki hizmete ɡiret͡ʃekler. onlari temizlejip sallamalik sunu olarak sunat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Kings-001-035|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman siz de çıkın, o gelip tahtıma otursun; çünkü benim yerime kral olacak. Onu İsrael ve Yahuda’nın üzerine hükümdar olarak atadım.”|o zaman siz de t͡ʃikinʔ o ɡelip tahtima otursun; t͡ʃunku benim jerime kral olat͡ʃak. onu israel ve jahuda’nin uzerine hukumdar olarak atadim.” Old-Testament-1-Kings-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin İsrael'in çocuklarına, \"\"Siz onların arasına girmeyeceksiniz, onlar da sizin aranıza girmeyecekler, çünkü yüreğinizi kesin olarak kendi ilahlarına saptıracaklar\"\" dediği uluslardandı. Solomon bunlara sevgiyle bağlandı.\"|\"jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ \"\"siz onlarin arasina ɡirmejet͡ʃeksinizʔ onlar da sizin araniza ɡirmejet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku jureɡinizi kesin olarak kendi ilahlarina saptirat͡ʃaklar\"\" dediɡi uluslardandi. solomon bunlara sevɡijle baɡlandi.\" New-Testament-Revelation-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük, beyaz bir taht ve üzerinde oturanı gördüm. Yer ve gök önünden kaçıp gitti. Onlar için bir yer bulunmadı.|bujukʔ bejaz bir taht ve uzerinde oturani ɡordum. jer ve ɡok onunden kat͡ʃip ɡitti. onlar it͡ʃin bir jer bulunmadi. New-Testament-Acts-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemek yiyip güçlendi. Saul birkaç gün Damaskus’ta bulunan öğrencilerle birlikte kaldı.|jemek jijip ɡut͡ʃlendi. saul birkat͡ʃ ɡun damaskus’ta bulunan oɡrent͡ʃilerle birlikte kaldi. New-Testament-Luke-005-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse eski şarap tulumlarına yeni şarap koymaz. Yoksa yeni şarap tulumları patlatır, şarap da dökülür, tulumlar da mahvolur.|hit͡ʃ kimse eski sarap tulumlarina jeni sarap kojmaz. joksa jeni sarap tulumlari patlatirʔ sarap da dokulurʔ tulumlar da mahvolur. Old-Testament-Isaiah-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Putlar tamamen ortadan kalkacak.|putlar tamamen ortadan kalkat͡ʃak. Old-Testament-Job-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Elbette Yüce Olan'la konuşmak, Tanrı ile tartışmak isterdim.|“elbette jut͡ʃe olanʔla konusmakʔ tanri ile tartismak isterdim. Old-Testament-1-Samuel-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sabah ışığına dek onun bütün duvara çöğdürenlerden birini bırakırsam Tanrı David'in düşmanlarına öyle, hatta daha fazlasını yapsın.”|eɡer sabah isiɡina dek onun butun duvara t͡ʃoɡdurenlerden birini birakirsam tanri davidʔin dusmanlarina ojleʔ hatta daha fazlasini japsin.” Old-Testament-Jeremiah-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dinledim ve duydum, ama doğru olanı söylemediler. Kötülüğünden tövbe eden yok, kimse \"\"Ne yaptım?\"\" demiyor. Herkes savaşta hızla koşan bir at gibi yoluna dönüyor.\"|\"dinledim ve dujdumʔ ama doɡru olani sojlemediler. kotuluɡunden tovbe eden jokʔ kimse \"\"ne japtim?\"\" demijor. herkes savasta hizla kosan bir at ɡibi joluna donujor.\" Old-Testament-1-Chronicles-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gittiğin her yerde seninle oldum, önünden bütün düşmanlarını söküp attım. Yeryüzündeki büyüklerin adı gibi sana bir ad yapacağım.|ɡittiɡin her jerde seninle oldumʔ onunden butun dusmanlarini sokup attim. jerjuzundeki bujuklerin adi ɡibi sana bir ad japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Joel-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar arasında şunu ilan edin: “Savaşa hazırlanın! Yiğitleri harekete geçirin. Bütün savaşçılar yaklaşsın. Yukarı çıksınlar.|uluslar arasinda sunu ilan edin “savasa hazirlanin! jiɡitleri harekete ɡet͡ʃirin. butun savast͡ʃilar jaklassin. jukari t͡ʃiksinlar. New-Testament-Galatians-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi koşuyordunuz! Gerçeğe itaat etmekten sizi kim alıkoydu?|iji kosujordunuz! ɡert͡ʃeɡe itaat etmekten sizi kim alikojdu? Old-Testament-2-Samuel-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Amnon Tamar'a, \"\"Yemeği odaya getir de elinden yiyeyim\"\" dedi. Tamar yaptığı ekmekleri alıp odaya, kardeşi Amnon'a getirdi.\"|\"amnon tamarʔaʔ \"\"jemeɡi odaja ɡetir de elinden jijejim\"\" dedi. tamar japtiɡi ekmekleri alip odajaʔ kardesi amnonʔa ɡetirdi.\" Old-Testament-Psalms-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya gelince, O’nun yolu kusursuzdur. Yahve’nin sözü sınandı. O, kendisine sığınan herkese kalkandır.|tanriʔja ɡelint͡ʃeʔ o’nun jolu kusursuzdur. jahve’nin sozu sinandi. oʔ kendisine siɡinan herkese kalkandir. Old-Testament-Ezekiel-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar gidince, bunlar da gidiyordu. Onlar durduğunda, bunlar da duruyordu. Onlar yerden yükselince, tekerlekler de yanlarında yükseliyordu; çünkü canlı yaratığın ruhu tekerleklerdeydi.|onlar ɡidint͡ʃeʔ bunlar da ɡidijordu. onlar durduɡundaʔ bunlar da durujordu. onlar jerden jukselint͡ʃeʔ tekerlekler de janlarinda jukselijordu; t͡ʃunku t͡ʃanli jaratiɡin ruhu tekerleklerdejdi. New-Testament-Hebrews-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı eskiden peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollarla atalarımıza konuştu.|tanri eskiden pejɡamberler arat͡ʃiliɡijla birt͡ʃok kez t͡ʃesitli jollarla atalarimiza konustu. Old-Testament-Genesis-049-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Babanın kutsamaları, eski tepelerin sınırları üzerinden, atalarının kutsamalarından üstün geldi. Yosef’in başında olacak.” Önderlik kardeşlerinden ayrı olanın başı üzerinde olacak.|babanin kutsamalariʔ eski tepelerin sinirlari uzerindenʔ atalarinin kutsamalarindan ustun ɡeldi. josef’in basinda olat͡ʃak.” onderlik kardeslerinden ajri olanin basi uzerinde olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-030-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yirmi yaşında ve ondan yukarı olup sayılanlar tarafında geçen herkes, Yahve'ye sunu verecektir.|jirmi jasinda ve ondan jukari olup sajilanlar tarafinda ɡet͡ʃen herkesʔ jahveʔje sunu veret͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-046-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: “İşte, No'lu Amon'u, Firavun'u, Mısır'ı, onun ilâhlarını ve krallarını, Firavun'u ve ona güvenenleri cezalandıracağım.|israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor “isteʔ noʔlu amonʔuʔ firavunʔuʔ misirʔiʔ onun ilahlarini ve krallariniʔ firavunʔu ve ona ɡuvenenleri t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Judges-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael oymaklarından Mispa'ya, Yahve'ye çıkmayan kim var?\"\" dediler. İşte, Yaveş Gilad'dan ordugâha, toplantıya kimse gelmemişti.\"|\"\"\"israel ojmaklarindan mispaʔjaʔ jahveʔje t͡ʃikmajan kim var?\"\" dediler. isteʔ javes ɡiladʔdan orduɡahaʔ toplantija kimse ɡelmemisti.\" Old-Testament-Leviticus-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o aynı günde kendini inkar etmeyen kişi halkından atılacaktır.|t͡ʃunku o ajni ɡunde kendini inkar etmejen kisi halkindan atilat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-048-039|und|SPEAKER_00_Turkish|“Nasıl yıkıldı! Nasıl da ağlıyorlar! Moav utançtan nasıl da sırtını döndü! Böylece Moav çevresindekilerin hepsine alay konusu ve dehşet olacak.”|“nasil jikildi! nasil da aɡlijorlar! moav utant͡ʃtan nasil da sirtini dondu! bojlet͡ʃe moav t͡ʃevresindekilerin hepsine alaj konusu ve dehset olat͡ʃak.” Old-Testament-Proverbs-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Uykuyu sevme, yoksa yoksullaşırsın. Gözlerini aç, ekmeğe doyarsın.|ujkuju sevmeʔ joksa joksullasirsin. ɡozlerini at͡ʃʔ ekmeɡe dojarsin. Old-Testament-Isaiah-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gökyüzünün yıldızları ve onların yıldız kümeleri ışıklarını vermeyecek. Güneş doğunca kararacak, ay da ışığını ışıldatmayacak.|t͡ʃunku ɡokjuzunun jildizlari ve onlarin jildiz kumeleri isiklarini vermejet͡ʃek. ɡunes doɡunt͡ʃa kararat͡ʃakʔ aj da isiɡini isildatmajat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Nahor yirmi dokuz yaşındayken Terah'ın babası oldu.|nahor jirmi dokuz jasindajken terahʔin babasi oldu. New-Testament-Acts-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Pavlus adamları aldı ve ertesi gün kendini arındırdı ve onlarla birlikte tapınağa girip arınma günlerinin ne zaman tamamlanacağını, her biri adına ne zaman kurban sunulacağını bildirdi.|bojlet͡ʃe pavlus adamlari aldi ve ertesi ɡun kendini arindirdi ve onlarla birlikte tapinaɡa ɡirip arinma ɡunlerinin ne zaman tamamlanat͡ʃaɡiniʔ her biri adina ne zaman kurban sunulat͡ʃaɡini bildirdi. Old-Testament-2-Samuel-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelip Beyt Maaka'daki Abel'de onu kuşattılar ve kente karşı yığın yaptılar ve sura dayandı; ve Yoav'la birlikte olan bütün halk onu yıkmak için duvarı dövdüler.|ɡelip bejt maakaʔdaki abelʔde onu kusattilar ve kente karsi jiɡin japtilar ve sura dajandi; ve joavʔla birlikte olan butun halk onu jikmak it͡ʃin duvari dovduler. Old-Testament-Ecclesiastes-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Boşların boşu. Her şey boş!\"\" diyor Vaiz.\"|\"\"\"boslarin bosu. her sej bos!\"\" dijor vaiz.\" New-Testament-John-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onu nereye yatırdınız?” dedi. O’na, “Efendimiz, gel de gör” dediler.|“onu nereje jatirdiniz?” dedi. o’naʔ “efendimizʔ ɡel de ɡor” dediler. New-Testament-Mark-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yuhanna’nın vaftizi gökten mi, yoksa insandan mıydı? Bana yanıt verin.”|“juhanna’nin vaftizi ɡokten miʔ joksa insandan mijdi? bana janit verin.” New-Testament-Revelation-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İhtiyarlardan biri bana karşılık verip, “Beyaz kaftanlar kuşanmış olan bu kişiler kim, nereden geldiler?” dedi.|ihtijarlardan biri bana karsilik veripʔ “bejaz kaftanlar kusanmis olan bu kisiler kimʔ nereden ɡeldiler?” dedi. New-Testament-John-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Kadını rahat bırak. Bunu gömüleceğim gün için sakladı.|jesuaʔ “kadini rahat birak. bunu ɡomulet͡ʃeɡim ɡun it͡ʃin sakladi. New-Testament-Matthew-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah, ‘Bugün hava bozacak, çünkü gökyüzü kızıl ve endişe verici’ dersiniz. Ey ikiyüzlüler, gökyüzünün görünüşünü ayırt etmeyi biliyor da zamanın belirtilerini ayırt edemiyor musunuz?|sabahʔ ‘buɡun hava bozat͡ʃakʔ t͡ʃunku ɡokjuzu kizil ve endise verit͡ʃi’ dersiniz. ej ikijuzlulerʔ ɡokjuzunun ɡorunusunu ajirt etmeji bilijor da zamanin belirtilerini ajirt edemijor musunuz? Old-Testament-1-Samuel-015-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Samuel Rama’ya gitti; Saul da kendi evine, Saul'un Giva’sına çıktı.|sonra samuel rama’ja ɡitti; saul da kendi evineʔ saulʔun ɡiva’sina t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Asker çokluğuyla kurtulan kral yoktur. Ne de büyük gücüyle kurtulan bir yiğit vardır.|asker t͡ʃokluɡujla kurtulan kral joktur. ne de bujuk ɡut͡ʃujle kurtulan bir jiɡit vardir. Old-Testament-Proverbs-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Domuzun burnunda altın halka neyse, sağduyudan yoksun olan güzel kadın da öyledir.|domuzun burnunda altin halka nejseʔ saɡdujudan joksun olan ɡuzel kadin da ojledir. Old-Testament-Ezra-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|bin darik ağırlığında yirmi tas altın ve altın kadar değerli, parlak tunçtan iki kap tarttım.|bin darik aɡirliɡinda jirmi tas altin ve altin kadar deɡerliʔ parlak tunt͡ʃtan iki kap tarttim. Old-Testament-Genesis-047-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Hayatımızı kurtardın! Efendimizin gözünde lütuf bulalım, Firavun'a hizmetkârlar oluruz.” dediler.|onlarʔ “hajatimizi kurtardin! efendimizin ɡozunde lutuf bulalimʔ firavunʔa hizmetkarlar oluruz.” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-034-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe öldüğünde yüz yirmi yaşındaydı. Ne gözü zayıfladı, ne de gücü tükendi.|mose olduɡunde juz jirmi jasindajdi. ne ɡozu zajifladiʔ ne de ɡut͡ʃu tukendi. Old-Testament-Jeremiah-037-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Keldaniler yine gelip bu kente karşı savaşacak. Onu alıp yakacaklar.\"\"\"\"'\"|\"keldaniler jine ɡelip bu kente karsi savasat͡ʃak. onu alip jakat͡ʃaklar.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır Kralı'nın güçlü bir el aracılığıyla olsa bile gitmek için size izin vermeyeceğini biliyorum.|misir kraliʔnin ɡut͡ʃlu bir el arat͡ʃiliɡijla olsa bile ɡitmek it͡ʃin size izin vermejet͡ʃeɡini bilijorum. Old-Testament-1-Samuel-014-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Saul'a söyleyip dediler, \"\"İşte, halk kanlı et yemekle Yahve'ye karşı günah işliyor\"\". O, \"\"Hainlik ettiniz. Bugün üzerime büyük bir taş yuvarlayın.\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine saulʔa sojlejip dedilerʔ \"\"isteʔ halk kanli et jemekle jahveʔje karsi ɡunah islijor\"\". oʔ \"\"hainlik ettiniz. buɡun uzerime bujuk bir tas juvarlajin.\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-029-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsini Aron'un ve oğullarının ellerine koyacaksın ve onları sallama sunusu olarak Yahve'nin önünde sallayacaksın.|bunlarin hepsini aronʔun ve oɡullarinin ellerine kojat͡ʃaksin ve onlari sallama sunusu olarak jahveʔnin onunde sallajat͡ʃaksin. Old-Testament-Isaiah-043-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kır hayvanları, çakallar ve devekuşları beni sayacaklar; çünkü halkıma, seçtiklerime içirmesi için çölde su, bozkırda da ırmaklar veriyorum,|kir hajvanlariʔ t͡ʃakallar ve devekuslari beni sajat͡ʃaklar; t͡ʃunku halkimaʔ set͡ʃtiklerime it͡ʃirmesi it͡ʃin t͡ʃolde suʔ bozkirda da irmaklar verijorumʔ Old-Testament-Exodus-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yetro şöyle dedi: \"\"Seni Mısırlılar'ın ve Firavun'un elinden kurtaran Yahve'ye övgüler olsun. Halkı Mısırlılar'ın elinden kurtaran O'dur.\"|\"jetro sojle dedi \"\"seni misirlilarʔin ve firavunʔun elinden kurtaran jahveʔje ovɡuler olsun. halki misirlilarʔin elinden kurtaran oʔdur.\" New-Testament-Hebrews-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde çadırın ve bütün hizmet kaplarının üzerine kan serpti.|ajni sekilde t͡ʃadirin ve butun hizmet kaplarinin uzerine kan serpti. Old-Testament-Jeremiah-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu anlayacak kadar bilge olan kimdir? Yahve'nin ağzının bunu bildirmesi için konuştuğu kişi kimdir? Ülke neden mahvoldu ve çöl gibi yandı, öyle ki içinden kimse geçmiyor?|bunu anlajat͡ʃak kadar bilɡe olan kimdir? jahveʔnin aɡzinin bunu bildirmesi it͡ʃin konustuɡu kisi kimdir? ulke neden mahvoldu ve t͡ʃol ɡibi jandiʔ ojle ki it͡ʃinden kimse ɡet͡ʃmijor? New-Testament-Romans-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kendinizi günah karşısında ölü, ama Efendimiz Mesih Yeşua’da Tanrı karşısında diri sayın.|bojlet͡ʃe kendinizi ɡunah karsisinda oluʔ ama efendimiz mesih jesua’da tanri karsisinda diri sajin. Old-Testament-Judges-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine topluluğun ihtiyarları, \"\"Benyamin'in kadınları yok edildiğine göre, geride kalanlara nasıl eşler sağlayacağız?\"\" dediler.\"|\"bunun uzerine topluluɡun ihtijarlariʔ \"\"benjaminʔin kadinlari jok edildiɡine ɡoreʔ ɡeride kalanlara nasil esler saɡlajat͡ʃaɡiz?\"\" dediler.\" Old-Testament-Numbers-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|İştahlanan halkı oraya gömdüklerinden o yere Kivrot Hattaava adı verildi.|istahlanan halki oraja ɡomduklerinden o jere kivrot hattaava adi verildi. Old-Testament-Joshua-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Nun oğlu Yeşu, Şittim'den gizlice iki adamı casus olarak göndererek, \"\"Gidin, Yeriha da dahil bütün ülkeye bakın\"\" dedi. Gidip adı Rahav olan bir fahişenin evine geldiler ve orada uyudular.\"|\"nun oɡlu jesuʔ sittimʔden ɡizlit͡ʃe iki adami t͡ʃasus olarak ɡondererekʔ \"\"ɡidinʔ jeriha da dahil butun ulkeje bakin\"\" dedi. ɡidip adi rahav olan bir fahisenin evine ɡeldiler ve orada ujudular.\" Old-Testament-1-Samuel-014-044|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, \"\"Tanrı bunu ve daha fazlasını yapsın; çünkü kesinlikle öleceksin, Yonatan\"\" dedi.\"|\"saulʔ \"\"tanri bunu ve daha fazlasini japsin; t͡ʃunku kesinlikle olet͡ʃeksinʔ jonatan\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe halka şöyle dedi: “Korkmayın. Sakin durun ve bugün sizin için gerçekleştireceği Yahve'nin kurtarışını görün. Çünkü bugün gördüğünüz Mısırlılar'ı bir daha asla görmeyeceksiniz.|mose halka sojle dedi “korkmajin. sakin durun ve buɡun sizin it͡ʃin ɡert͡ʃeklestiret͡ʃeɡi jahveʔnin kurtarisini ɡorun. t͡ʃunku buɡun ɡorduɡunuz misirlilarʔi bir daha asla ɡormejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-2-Samuel-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael halkı orada David'in hizmetkârlarının önünde vuruldu ve o gün orada yirmi bin kişilik büyük bir kıyım oldu.|israel halki orada davidʔin hizmetkarlarinin onunde vuruldu ve o ɡun orada jirmi bin kisilik bujuk bir kijim oldu. New-Testament-2-Timothy-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanımda yalnız Luka var. Markos’u alıp yanında getir, çünkü hizmette bana yardımı dokunur.|janimda jalniz luka var. markos’u alip janinda ɡetirʔ t͡ʃunku hizmette bana jardimi dokunur. Old-Testament-Ezekiel-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bana şöyle dedi, “İşte sana insan dışkısı yerine sığır tezeği verdim, ekmeğini onun üzerinde hazırlayacaksın.”|o zaman bana sojle dediʔ “iste sana insan diskisi jerine siɡir tezeɡi verdimʔ ekmeɡini onun uzerinde hazirlajat͡ʃaksin.” Old-Testament-Zephaniah-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün, diyor Yahve, Balık Kapısı'ndan çığlık gürültüsü, ikinci mahalleden feryat, tepelerden büyük bir çatırtı olacak.|o ɡunʔ dijor jahveʔ balik kapisiʔndan t͡ʃiɡlik ɡurultusuʔ ikint͡ʃi mahalleden ferjatʔ tepelerden bujuk bir t͡ʃatirti olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinize danışın, sonucu da boşa çıkacaktır; Bir söz söyleyin, durmayacaktır, çünkü Tanrı bizimledir.”|birbirinize danisinʔ sonut͡ʃu da bosa t͡ʃikat͡ʃaktir; bir soz sojlejinʔ durmajat͡ʃaktirʔ t͡ʃunku tanri bizimledir.” Old-Testament-Nehemiah-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapılarda bekçilik eden kapı bekçileri, Akkuv, Talmon ve kardeşleri de yüz yetmiş iki kişiydi.|kapilarda bekt͡ʃilik eden kapi bekt͡ʃileriʔ akkuvʔ talmon ve kardesleri de juz jetmis iki kisijdi. Old-Testament-2-Chronicles-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'e karşı savaştı ve Gat surunu, Yavne surunu ve Aşdod surunu yıktı; Aşdod ülkesinde ve Filistliler arasında kentler kurdu.|filistlilerʔe karsi savasti ve ɡat surunuʔ javne surunu ve asdod surunu jikti; asdod ulkesinde ve filistliler arasinda kentler kurdu. Old-Testament-1-Samuel-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, senin ve babanın evinin kolunu keseceğim günler geliyor, öyle ki evinde yaşlı adam olmayacak.|isteʔ senin ve babanin evinin kolunu keset͡ʃeɡim ɡunler ɡelijorʔ ojle ki evinde jasli adam olmajat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, Yasa Kitabı'ndaki sözleri duyunca giysilerini yırttı.|kralʔ jasa kitabiʔndaki sozleri dujunt͡ʃa ɡijsilerini jirtti. Old-Testament-Psalms-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençlik günahlarımı ve gençlik isyanlarımı anma. Beni sevgi dolu iyiliğinle, iyiliğine göre hatırla, ey Yahve.|ɡent͡ʃlik ɡunahlarimi ve ɡent͡ʃlik isjanlarimi anma. beni sevɡi dolu ijiliɡinleʔ ijiliɡine ɡore hatirlaʔ ej jahve. Old-Testament-Deuteronomy-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|'Babasına ya da annesine saygısızlık edene lanet olsun.' Bütün halk, 'Amin' diyecek.|ʔbabasina ja da annesine sajɡisizlik edene lanet olsun.ʔ butun halkʔ ʔaminʔ dijet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, Ordular Yahve'si olan Efendi, Yeruşalem'den ve Yahuda'dan erzağı ve desteği, bütün ekmek erzağını, bütün su erzağını, kaldırıyor;|t͡ʃunku isteʔ ordular jahveʔsi olan efendiʔ jerusalemʔden ve jahudaʔdan erzaɡi ve desteɡiʔ butun ekmek erzaɡiniʔ butun su erzaɡiniʔ kaldirijor; New-Testament-Hebrews-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak, “Gün bugündür” denildikçe birbirinizi günden güne teşvik edin. Öyle ki, hiçbiriniz günahın aldatıcılığıyla katılaşmasın.|ant͡ʃakʔ “ɡun buɡundur” denildikt͡ʃe birbirinizi ɡunden ɡune tesvik edin. ojle kiʔ hit͡ʃbiriniz ɡunahin aldatit͡ʃiliɡijla katilasmasin. Old-Testament-Isaiah-062-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Surlarına bekçiler yerleştirdim, ey Yeruşalem. Gece gündüz susmayacaklar. Ey Yahve'yi çağıranlar, dinlenmeyin,|surlarina bekt͡ʃiler jerlestirdimʔ ej jerusalem. ɡet͡ʃe ɡunduz susmajat͡ʃaklar. ej jahveʔji t͡ʃaɡiranlarʔ dinlenmejinʔ Old-Testament-Psalms-118-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yah beni ciddi bir şekilde cezalandırdı, ama beni ölüme teslim etmedi.|jah beni t͡ʃiddi bir sekilde t͡ʃezalandirdiʔ ama beni olume teslim etmedi. Old-Testament-Jeremiah-040-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız komutanı Nebuzaradan'ın, Babil'e sürgün götürülen bütün Yeruşalem ve Yahuda sürgünleri arasında, zincire bağlı olan Yeremya'yı Rama'dan salıvermesinden sonra, Yahve'den Yeremya'ya gelen söz.|muhafiz komutani nebuzaradanʔinʔ babilʔe surɡun ɡoturulen butun jerusalem ve jahuda surɡunleri arasindaʔ zint͡ʃire baɡli olan jeremjaʔji ramaʔdan salivermesinden sonraʔ jahveʔden jeremjaʔja ɡelen soz. New-Testament-Matthew-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Filipus; Bartalmay; Tomas, vergi görevlisi Matta, Alfay oğlu Yakov ve Taday diye de anılan Lebbaeus,|filipus; bartalmaj; tomasʔ verɡi ɡorevlisi mattaʔ alfaj oɡlu jakov ve tadaj dije de anilan lebbaeusʔ Old-Testament-Nehemiah-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|At Kapısı'nın üstünde, kâhinler, herkes kendi evinin karşısını onardı.|at kapisiʔnin ustundeʔ kahinlerʔ herkes kendi evinin karsisini onardi. New-Testament-Luke-012-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü davacınızla yargıca giderken, yolda ondan gayretle kurtulmaya çalış. Yoksa seni yargıcın önüne sürükler, yargıç da memura teslim eder, memur da seni zindana atar.|t͡ʃunku davat͡ʃinizla jarɡit͡ʃa ɡiderkenʔ jolda ondan ɡajretle kurtulmaja t͡ʃalis. joksa seni jarɡit͡ʃin onune suruklerʔ jarɡit͡ʃ da memura teslim ederʔ memur da seni zindana atar. Old-Testament-Amos-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğü değil, iyiliği arayın ki, yaşayasınız. Ve böylece, söylediğiniz gibi, Ordular Tanrısı Yahve sizinle birlikte olacaktır.|kotuluɡu deɡilʔ ijiliɡi arajin kiʔ jasajasiniz. ve bojlet͡ʃeʔ sojlediɡiniz ɡibiʔ ordular tanrisi jahve sizinle birlikte olat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o gece Mısır diyarından geçeceğim ve Mısır diyarında insan olsun hayvan olsun bütün ilk doğanları vuracağım. Mısır'ın bütün ilâhlarını yargılayacağım. Ben Yahve'yim.|t͡ʃunku o ɡet͡ʃe misir dijarindan ɡet͡ʃet͡ʃeɡim ve misir dijarinda insan olsun hajvan olsun butun ilk doɡanlari vurat͡ʃaɡim. misirʔin butun ilahlarini jarɡilajat͡ʃaɡim. ben jahveʔjim. Old-Testament-2-Kings-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hazael onu karşılamaya gitti ve Damaskus'un her güzel şeylerinden kırk deve yükü armağan alarak yanına geldi ve önünde durup, \"\"Suriye Kralı oğlun Benhadad, 'Bu hastalıktan iyileşecek miyim?' diye beni sana gönderdi\"\" dedi.\"|\"hazael onu karsilamaja ɡitti ve damaskusʔun her ɡuzel sejlerinden kirk deve juku armaɡan alarak janina ɡeldi ve onunde durupʔ \"\"surije krali oɡlun benhadadʔ ʔbu hastaliktan ijileset͡ʃek mijim?ʔ dije beni sana ɡonderdi\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-042-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Dış avluya doğru odaların yanında, odaların önündeki, dışarıdaki duvarın uzunluğu elli arşındı.|dis avluja doɡru odalarin janindaʔ odalarin onundekiʔ disaridaki duvarin uzunluɡu elli arsindi. New-Testament-Revelation-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağ elimde gördüğün yedi yıldızla yedi altın kandilliğin sırrı şudur: Yedi yıldız yedi kilisenin melekleridir. Yedi kandillik ise yedi kilisedir.’’|saɡ elimde ɡorduɡun jedi jildizla jedi altin kandilliɡin sirri sudur jedi jildiz jedi kilisenin melekleridir. jedi kandillik ise jedi kilisedir.’’ New-Testament-2-Corinthians-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçsüz olarak çarmıha gerilmişti, ancak şimdi Tanrı’nın gücüyle yaşıyor. Çünkü biz de O’nda güçsüzüz, ama Tanrı’nın size yönelik gücü sayesinde O’nunla birlikte yaşayacağız.|ɡut͡ʃsuz olarak t͡ʃarmiha ɡerilmistiʔ ant͡ʃak simdi tanri’nin ɡut͡ʃujle jasijor. t͡ʃunku biz de o’nda ɡut͡ʃsuzuzʔ ama tanri’nin size jonelik ɡut͡ʃu sajesinde o’nunla birlikte jasajat͡ʃaɡiz. Old-Testament-1-Kings-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in ölüm günleri yaklaştı. Oğlu Solomon'a şöyle buyurup dedi:|davidʔin olum ɡunleri jaklasti. oɡlu solomonʔa sojle bujurup dedi Old-Testament-Exodus-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bir adam nişanlı olmayan el değmemiş bir kızı ayartıp onunla yatarsa, onun karısı olması için kesinlikle bir çeyiz ödeyecektir.\"|\"\"\"bir adam nisanli olmajan el deɡmemis bir kizi ajartip onunla jatarsaʔ onun karisi olmasi it͡ʃin kesinlikle bir t͡ʃejiz odejet͡ʃektir.\" New-Testament-2-Peter-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar sayesinde dünyada kötü arzuların neden olduğu yozlaşmadan kurtulmuş olarak tanrısal özyapıya ortak olasınız diye, bize çok büyük ve değerli vaatler verildi.|bunlar sajesinde dunjada kotu arzularin neden olduɡu jozlasmadan kurtulmus olarak tanrisal ozjapija ortak olasiniz dijeʔ bize t͡ʃok bujuk ve deɡerli vaatler verildi. Old-Testament-Numbers-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece siz de İsrael'in çocuklarından aldığınız ondalıklarınızın hepsinden Yahve'ye sallamalık sunu olarak sunacaksınız; ve ondan Yahve'nin sallamalık sunusunu kâhin Aron'a vereceksiniz.|bojlet͡ʃe siz de israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan aldiɡiniz ondaliklarinizin hepsinden jahveʔje sallamalik sunu olarak sunat͡ʃaksiniz; ve ondan jahveʔnin sallamalik sunusunu kahin aronʔa veret͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Kings-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama hizmetkârım David'in hatırı ve İsrael'in bütün oymaklarından seçmiş olduğum Yeruşalem kentinin hatırı için bir oymak onun olacak.|ama hizmetkarim davidʔin hatiri ve israelʔin butun ojmaklarindan set͡ʃmis olduɡum jerusalem kentinin hatiri it͡ʃin bir ojmak onun olat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, Efraim dağlık bölgesinde saklanan bütün İsraelliler de Filistliler'in kaçtığını duyunca, onlar da peşlerinden bastırıp savaştılar.|ajni sekildeʔ efraim daɡlik bolɡesinde saklanan butun israelliler de filistlilerʔin kat͡ʃtiɡini dujunt͡ʃaʔ onlar da peslerinden bastirip savastilar. Old-Testament-Numbers-007-080|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik bir altın kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik bir altin kept͡ʃe; New-Testament-2-Timothy-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi büyük bir evde yalnız altın ve gümüş kaplar bulunmaz; aynı zamanda tahta ve toprak kaplar da vardır. Bazıları onurlu, bazıları da bayağı iş içindir.|simdi bujuk bir evde jalniz altin ve ɡumus kaplar bulunmaz; ajni zamanda tahta ve toprak kaplar da vardir. bazilari onurluʔ bazilari da bajaɡi is it͡ʃindir. Old-Testament-Job-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini çakmak taşına koyar, ve dağları kökünden devirir.|elini t͡ʃakmak tasina kojarʔ ve daɡlari kokunden devirir. New-Testament-Acts-013-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi Şabat, neredeyse bütün kent Tanrı’nın sözünü dinlemek için toplanmıştı.|ertesi sabatʔ neredejse butun kent tanri’nin sozunu dinlemek it͡ʃin toplanmisti. Old-Testament-Judges-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Cariyemi alıp onu parçalara ayırdım ve onu İsrael'in mirası olan bütün memlekete gönderdim; çünkü İsrael'de namussuzluk ve delilik yaptılar.|t͡ʃarijemi alip onu part͡ʃalara ajirdim ve onu israelʔin mirasi olan butun memlekete ɡonderdim; t͡ʃunku israelʔde namussuzluk ve delilik japtilar. Old-Testament-Exodus-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah nöbetinde Yahve ateş ve bulut sütunundan Mısır ordusuna baktı ve Mısır ordusunu şaşkına çevirdi.|sabah nobetinde jahve ates ve bulut sutunundan misir ordusuna bakti ve misir ordusunu saskina t͡ʃevirdi. Old-Testament-Proverbs-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğullarım, babanızın uyarılarına kulak verin. Dikkat edin ve anlayışı bilin,|oɡullarimʔ babanizin ujarilarina kulak verin. dikkat edin ve anlajisi bilinʔ New-Testament-Luke-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, ‘Yüz batos yağ’ dedi. Kâhya ona, ‘Borç senedini al, hemen otur ve elli yaz’ dedi.|adamʔ ‘juz batos jaɡ’ dedi. kahja onaʔ ‘bort͡ʃ senedini alʔ hemen otur ve elli jaz’ dedi. Old-Testament-2-Kings-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Amatsya'nın işlerinin geri kalanı Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|amatsjaʔnin islerinin ɡeri kalani jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? New-Testament-Matthew-013-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Bütün bu şeyleri anladınız mı?” diye sordu. O’na, “Evet, Efendimiz” dediler.|jesua onlaraʔ “butun bu sejleri anladiniz mi?” dije sordu. o’naʔ “evetʔ efendimiz” dediler. New-Testament-John-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O gelince günah hakkında, doğruluk hakkında ve yargı hakkında dünyayı ikna edecek.|o ɡelint͡ʃe ɡunah hakkindaʔ doɡruluk hakkinda ve jarɡi hakkinda dunjaji ikna edet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Korah'a şöyle dedi: \"\"Sen ve bütün arkadaşların, sen, onlar ve Aron, yarın Yahve'nin önüne çıkın.\"|\"mose korahʔa sojle dedi \"\"sen ve butun arkadaslarinʔ senʔ onlar ve aronʔ jarin jahveʔnin onune t͡ʃikin.\" Old-Testament-Exodus-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile hizmetkârı Yeşu kalktılar ve Moşe Tanrı Dağı'na çıktı.|mose ile hizmetkari jesu kalktilar ve mose tanri daɡiʔna t͡ʃikti. Old-Testament-Ezekiel-039-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Memleket içinden geçecek görevli adamlar ayıracaklar. Memleket içinden geçenler, yerin yüzeyinde kalanları gömenlerle birlikte memleketi temizlemek için gidecekler. Yedi ayın sonunda araştıracaklar.|“‘“memleket it͡ʃinden ɡet͡ʃet͡ʃek ɡorevli adamlar ajirat͡ʃaklar. memleket it͡ʃinden ɡet͡ʃenlerʔ jerin juzejinde kalanlari ɡomenlerle birlikte memleketi temizlemek it͡ʃin ɡidet͡ʃekler. jedi ajin sonunda arastirat͡ʃaklar. New-Testament-Philippians-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız’a ve Babamız’a sonsuza dek yücelik olsun! Amin.|tanrimiz’a ve babamiz’a sonsuza dek jut͡ʃelik olsun! amin. Old-Testament-Exodus-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağlantı parçasındaki kenardan itibaren bir perdenin kenarına mavi ilmekler yapacaksın; aynısını ikinci bağlantı parçasındaki perdenin en dıştaki kenarına da yapacaksın.|baɡlanti part͡ʃasindaki kenardan itibaren bir perdenin kenarina mavi ilmekler japat͡ʃaksin; ajnisini ikint͡ʃi baɡlanti part͡ʃasindaki perdenin en distaki kenarina da japat͡ʃaksin. New-Testament-Matthew-006-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle yarın için kaygılanmayın, çünkü yarın kendisi için kaygı çekecektir. Her günün derdi kendine yeter.”|bu nedenle jarin it͡ʃin kajɡilanmajinʔ t͡ʃunku jarin kendisi it͡ʃin kajɡi t͡ʃeket͡ʃektir. her ɡunun derdi kendine jeter.” Old-Testament-1-Samuel-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi diyor ki, 'Amalek'in İsrael'e yaptıklarını, Mısır'dan çıktığında yolda ona nasıl karşı çıktığını hatırlıyorum.|ordular jahvesi dijor kiʔ ʔamalekʔin israelʔe japtiklariniʔ misirʔdan t͡ʃiktiɡinda jolda ona nasil karsi t͡ʃiktiɡini hatirlijorum. New-Testament-James-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Arzu duyuyorsunuz, elde edemeyince öldürüyor, göz dikiyorsunuz. Çatışıp kavga ediyorsunuz. Sahip değilsiniz, çünkü dilemiyorsunuz.|arzu dujujorsunuzʔ elde edemejint͡ʃe oldurujorʔ ɡoz dikijorsunuz. t͡ʃatisip kavɡa edijorsunuz. sahip deɡilsinizʔ t͡ʃunku dilemijorsunuz. Old-Testament-Lamentations-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Sizin için önemsiz mi bu, ey bütün sizler, yoldan geçenler? Bakın ve görün, benim başıma gelen, Yahve'nin kızgın öfkesi gününde beni sıkıntıya soktuğu sıkıntı gibi bir sıkıntı var mı?\"\"\"|\"“sizin it͡ʃin onemsiz mi buʔ ej butun sizlerʔ joldan ɡet͡ʃenler? bakin ve ɡorunʔ benim basima ɡelenʔ jahveʔnin kizɡin ofkesi ɡununde beni sikintija soktuɡu sikinti ɡibi bir sikinti var mi?\"\"\" Old-Testament-Psalms-116-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve saf insanı korur. Alçaltılmıştım ve O beni kurtardı.|jahve saf insani korur. alt͡ʃaltilmistim ve o beni kurtardi. New-Testament-Hebrews-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa, tapınanlar bir kez arındıktan sonra artık vicdanlarında günah bilinci olmayacağından, kurban sunmaya son vermezler miydi?|joksaʔ tapinanlar bir kez arindiktan sonra artik vit͡ʃdanlarinda ɡunah bilint͡ʃi olmajat͡ʃaɡindanʔ kurban sunmaja son vermezler mijdi? Old-Testament-Deuteronomy-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Süründen, harmanından ve üzüm cenderenden ona bol bol vereceksin. Tanrın Yahve'nin seni kutsadığı gibi, ona vereceksin.|surundenʔ harmanindan ve uzum t͡ʃenderenden ona bol bol veret͡ʃeksin. tanrin jahveʔnin seni kutsadiɡi ɡibiʔ ona veret͡ʃeksin. Old-Testament-Ezekiel-044-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal şeylerimden, en kutsal olan şeylerin birine yaklaşmak üzere, kâhinlik görevini yerine getirmek için bana yaklaşmayacaklar; ama utançlarını ve yaptıkları iğrençlikleri yüklenecekler.|kutsal sejlerimdenʔ en kutsal olan sejlerin birine jaklasmak uzereʔ kahinlik ɡorevini jerine ɡetirmek it͡ʃin bana jaklasmajat͡ʃaklar; ama utant͡ʃlarini ve japtiklari iɡrent͡ʃlikleri juklenet͡ʃekler. Old-Testament-Ecclesiastes-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıllının ağzından çıkan sözler hoştur; ama akılsızı yutan kendi dudaklarıdır.|akillinin aɡzindan t͡ʃikan sozler hostur; ama akilsizi jutan kendi dudaklaridir. Old-Testament-1-Kings-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sur Kralı Hiram, Solomon'a hizmetkârlarını gönderdi. Çünkü babasının yerine kendisini kral olarak meshettiklerini duymuştu. Hiram da David'i her zaman sevmişti.|sur krali hiramʔ solomonʔa hizmetkarlarini ɡonderdi. t͡ʃunku babasinin jerine kendisini kral olarak meshettiklerini dujmustu. hiram da davidʔi her zaman sevmisti. New-Testament-Mark-005-039|und|SPEAKER_00_Turkish|İçeri girince onlara, “Niçin gürültü yapıp ağlıyorsunuz? Çocuk ölmedi, uyuyor” dedi.|it͡ʃeri ɡirint͡ʃe onlaraʔ “nit͡ʃin ɡurultu japip aɡlijorsunuz? t͡ʃot͡ʃuk olmediʔ ujujor” dedi. Old-Testament-Numbers-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'i Aron'la oğullarına vereceksin. Onlar İsrael'in çocukları adına tamamen ona verilmiştir.|levililerʔi aronʔla oɡullarina veret͡ʃeksin. onlar israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari adina tamamen ona verilmistir. New-Testament-James-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Görüyorsun, onun imanı işleriyle birlikte işliyordu; eylemleriyle imanı tamam oldu.|ɡorujorsunʔ onun imani islerijle birlikte islijordu; ejlemlerijle imani tamam oldu. Old-Testament-Exodus-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarını Mısır'dan çıkarmak için Mısır Kralı Firavun'la konuşanlar bunlardı. Bunlar Moşe ve Aron'dur.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini misirʔdan t͡ʃikarmak it͡ʃin misir krali firavunʔla konusanlar bunlardi. bunlar mose ve aronʔdur. New-Testament-2-Corinthians-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, alçakgönüllüleri teselli eden Tanrı, Titus'un gelişiyle bizi teselli etti.|bununla birlikteʔ alt͡ʃakɡonulluleri teselli eden tanriʔ titusʔun ɡelisijle bizi teselli etti. Old-Testament-Judges-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, Amorlular'ın Kralı, Heşbon Kralı Sihon'a ulaklar gönderdi; İsrael ona, 'Lütfen senin diyarının içinden yerimize geçelim' dedi.|israelʔ amorlularʔin kraliʔ hesbon krali sihonʔa ulaklar ɡonderdi; israel onaʔ ʔlutfen senin dijarinin it͡ʃinden jerimize ɡet͡ʃelimʔ dedi. Old-Testament-Leviticus-014-045|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evi, taşlarını, kerestesini ve evin tüm harcını yıkacak. Onları şehrin dışına, kirli bir yere taşıyacak.\"\"\"|\"eviʔ taslariniʔ kerestesini ve evin tum hart͡ʃini jikat͡ʃak. onlari sehrin disinaʔ kirli bir jere tasijat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sandıkta, Yahve'nin Mısır'dan çıktıkları zaman İsrael'in çocuklarıyla antlaşma yaptığı sırada Moşe'nin Horev'de oraya koymuş olduğu iki levhadan başka bir şey yoktu.|sandiktaʔ jahveʔnin misirʔdan t͡ʃiktiklari zaman israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla antlasma japtiɡi sirada moseʔnin horevʔde oraja kojmus olduɡu iki levhadan baska bir sej joktu. Old-Testament-Numbers-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şimdi yerine koş! Seni büyük bir saygınlıkla yükseltmeyi düşünmüştüm; ama işte, Yahve seni saygınlıktan yoksun bıraktı.”|bu nedenle simdi jerine kos! seni bujuk bir sajɡinlikla jukseltmeji dusunmustum; ama isteʔ jahve seni sajɡinliktan joksun birakti.” New-Testament-Revelation-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek beni Ruh’ta çöle götürdü. Yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfürlü adlarla dolu, kırmızı bir canavarın üzerinde oturmuş bir kadın gördüm.|melek beni ruh’ta t͡ʃole ɡoturdu. jedi basliʔ on bojnuzluʔ uzeri kufurlu adlarla doluʔ kirmizi bir t͡ʃanavarin uzerinde oturmus bir kadin ɡordum. New-Testament-Luke-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne yiyeceğinizi, ne içeceğinizi aramayın, ne de kaygılanın.|ne jijet͡ʃeɡiniziʔ ne it͡ʃet͡ʃeɡinizi aramajinʔ ne de kajɡilanin. New-Testament-Romans-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, yönetime direnen, Tanrı’nın düzenine karşı direnmiş olur. Direnenler de yargılanır.|bu nedenleʔ jonetime direnenʔ tanri’nin duzenine karsi direnmis olur. direnenler de jarɡilanir. Old-Testament-1-Kings-018-038|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin ateşi düştü ve yakmalık sunuyu, odunu, taşları ve toprağı yakıp tüketti; hendekteki suyu yaladı.|o zaman jahveʔnin atesi dustu ve jakmalik sunujuʔ odunuʔ taslari ve topraɡi jakip tuketti; hendekteki suju jaladi. Old-Testament-Psalms-034-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin meleği kendisinden korkanların çevresinde, ordugâh kurar, onları kurtarır.|jahve’nin meleɡi kendisinden korkanlarin t͡ʃevresindeʔ orduɡah kurarʔ onlari kurtarir. Old-Testament-Isaiah-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın kibri eğdirilecek ve insanın küstahlığı alçaltılacaktır; o gün yalnızca Yahve yüceltilecek.|insanin kibri eɡdirilet͡ʃek ve insanin kustahliɡi alt͡ʃaltilat͡ʃaktir; o ɡun jalnizt͡ʃa jahve jut͡ʃeltilet͡ʃek. Old-Testament-Zephaniah-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin kurban günü, beyleri, kral oğullarını ve yabancı giysiler giymiş olanların hepsini cezalandıracağım.|jahveʔnin kurban ɡunuʔ bejleriʔ kral oɡullarini ve jabant͡ʃi ɡijsiler ɡijmis olanlarin hepsini t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. New-Testament-Galatians-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’e ait olanlar, tutku ve arzularıyla birlikte benliği çarmıha germişlerdir.|mesih’e ait olanlarʔ tutku ve arzularijla birlikte benliɡi t͡ʃarmiha ɡermislerdir. Old-Testament-1-Samuel-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel büyüdü ve Yahve onunla birlikteydi ve onun sözlerinden hiçbirinin yere düşmesine izin vermedi.|samuel bujudu ve jahve onunla birliktejdi ve onun sozlerinden hit͡ʃbirinin jere dusmesine izin vermedi. New-Testament-Philippians-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onun sınanmış sadakatini bilirsiniz. Babasına hizmet eden bir çocuk gibi, Müjde’nin yayılmasında benimle birlikte hizmet etti.|ama onun sinanmis sadakatini bilirsiniz. babasina hizmet eden bir t͡ʃot͡ʃuk ɡibiʔ muʒde’nin jajilmasinda benimle birlikte hizmet etti. Old-Testament-Ruth-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece ikisi de Beytlehem'e varana kadar gittiler. Beytlehem'e vardıklarında, bütün kent onlar hakkında heyecanlandı ve, \"\"Bu Naomi mi?\"\" diye sordular.\"|\"bojlet͡ʃe ikisi de bejtlehemʔe varana kadar ɡittiler. bejtlehemʔe vardiklarindaʔ butun kent onlar hakkinda hejet͡ʃanlandi veʔ \"\"bu naomi mi?\"\" dije sordular.\" Old-Testament-1-Samuel-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, \"\"Kızı ona vereceğim, böylece kız ona tuzak kuracak ve Filistliler'in eli ona karşı olacak\"\" diyordu. Bunun üzerine Saul, David'e ikinci kez, \"\"Bugün benim damadım olacaksın\"\" dedi.\"|\"saulʔ \"\"kizi ona veret͡ʃeɡimʔ bojlet͡ʃe kiz ona tuzak kurat͡ʃak ve filistlilerʔin eli ona karsi olat͡ʃak\"\" dijordu. bunun uzerine saulʔ davidʔe ikint͡ʃi kezʔ \"\"buɡun benim damadim olat͡ʃaksin\"\" dedi.\" New-Testament-2-Corinthians-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızdayken çekingen, sizden uzaktayken cesur kesilen ben Pavlus, Mesih’in alçakgönüllülüğü ve yumuşaklığı adına size rica ediyorum.|aranizdajken t͡ʃekinɡenʔ sizden uzaktajken t͡ʃesur kesilen ben pavlusʔ mesih’in alt͡ʃakɡonulluluɡu ve jumusakliɡi adina size rit͡ʃa edijorum. Old-Testament-1-Chronicles-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşincisi, Avital'den Şefatya; altıncısı, karısı Egla'dan İtream.|besint͡ʃisiʔ avitalʔden sefatja; altint͡ʃisiʔ karisi eɡlaʔdan itream. New-Testament-2-Corinthians-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Size hizmet edebilmek için ücret aldığım başka toplulukları soydum.|size hizmet edebilmek it͡ʃin ut͡ʃret aldiɡim baska topluluklari sojdum. Old-Testament-1-Chronicles-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David, Ornan'a yer için ağırlıkta altı yüz şekel altın verdi.|bunun uzerine davidʔ ornanʔa jer it͡ʃin aɡirlikta alti juz sekel altin verdi. Old-Testament-Psalms-077-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra şöyle düşündüm: “Yüceler Yücesi'nin sağ elinin yıllarını anacağım.”|sonra sojle dusundum “jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin saɡ elinin jillarini anat͡ʃaɡim.” New-Testament-Hebrews-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Artık bir kez daha” sözü, sarsılanların, yani yaratılmış olan şeylerin ortadan kaldırılacağını gösteriyor; öyle ki sarsılmayanlar geride kalsın.|“artik bir kez daha” sozuʔ sarsilanlarinʔ jani jaratilmis olan sejlerin ortadan kaldirilat͡ʃaɡini ɡosterijor; ojle ki sarsilmajanlar ɡeride kalsin. New-Testament-Mark-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus hatırlayıp, “Rabbuni, bak! Lanetlediğin incir ağacı kurumuş!” dedi.|petrus hatirlajipʔ “rabbuniʔ bak! lanetlediɡin int͡ʃir aɡat͡ʃi kurumus!” dedi. New-Testament-Romans-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten de Yahudi adını taşıyor, Kutsal Yasa’ya dayanıp Tanrı’yla övünüyorsun.|ɡert͡ʃekten de jahudi adini tasijorʔ kutsal jasa’ja dajanip tanri’jla ovunujorsun. Old-Testament-Numbers-016-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama ertesi gün İsrael'in çocukları topluluğunun tümü Moşe'ye ve Aron'a karşı söylenip, \"\"Yahve'nin halkını siz öldürdünüz!\"\" dediler.\"|\"ama ertesi ɡun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari topluluɡunun tumu moseʔje ve aronʔa karsi sojlenipʔ \"\"jahveʔnin halkini siz oldurdunuz!\"\" dediler.\" New-Testament-Acts-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O giderken onlar gözlerini gökyüzüne dikmiş bakıyorlardı. İşte, beyaz giysiler içinde iki adam yanlarında durup dediler,|o ɡiderken onlar ɡozlerini ɡokjuzune dikmis bakijorlardi. isteʔ bejaz ɡijsiler it͡ʃinde iki adam janlarinda durup dedilerʔ New-Testament-John-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar doyduktan sonra Yeşua öğrencilerine, “Artakalan parçaları toplayın, hiçbir şey kaybolmasın” dedi.|onlar dojduktan sonra jesua oɡrent͡ʃilerineʔ “artakalan part͡ʃalari toplajinʔ hit͡ʃbir sej kajbolmasin” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öküzle eşeği birlikte koşup çift sürmeyeceksin.|okuzle eseɡi birlikte kosup t͡ʃift surmejet͡ʃeksin. Old-Testament-Proverbs-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun ağzı bilgelik üretir, ama sapık dil kesilecektir.|doɡrunun aɡzi bilɡelik uretirʔ ama sapik dil kesilet͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve eskiden bana görünüp dedi, “Evet, seni sonsuz bir sevgiyle sevdim, bu yüzden seni sevgi dolu iyiliğimle kendime çektim.|jahve eskiden bana ɡorunup dediʔ “evetʔ seni sonsuz bir sevɡijle sevdimʔ bu juzden seni sevɡi dolu ijiliɡimle kendime t͡ʃektim. New-Testament-Romans-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dıştan Yahudi olan Yahudi değildir, aynı şekilde dıştan, bedensel sünnet de sünnet değildir.|t͡ʃunku distan jahudi olan jahudi deɡildirʔ ajni sekilde distanʔ bedensel sunnet de sunnet deɡildir. Old-Testament-Numbers-031-035|und|SPEAKER_00_Turkish|ve erkekle yatmamış, erkek bilmeyen kadınlardan toplam otuz iki bin kişi vardı.|ve erkekle jatmamisʔ erkek bilmejen kadinlardan toplam otuz iki bin kisi vardi. Old-Testament-Jeremiah-051-052|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu yüzden, işte, onun oyma suretlerini yargılayacağım günler geliyor” diyor Yahve; \"\"Ve onun bütün ülkesinde yaralılar inleyecek.\"|\"“bu juzdenʔ isteʔ onun ojma suretlerini jarɡilajat͡ʃaɡim ɡunler ɡelijor” dijor jahve; \"\"ve onun butun ulkesinde jaralilar inlejet͡ʃek.\" New-Testament-Matthew-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kör Ferisi, sen önce kâsenin ve tabağın içini temizle ki, dışı da temiz olsun.”.|ej kor ferisiʔ sen ont͡ʃe kasenin ve tabaɡin it͡ʃini temizle kiʔ disi da temiz olsun.”. Old-Testament-Psalms-115-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğü ve yeri yaratan Yahve sizi kutsasın.|ɡoɡu ve jeri jaratan jahve sizi kutsasin. Old-Testament-2-Samuel-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine ulak gitti, geldi ve Yoav'ın kendisiyle göndermiş olduğu her şeyi David'e gösterdi.|bunun uzerine ulak ɡittiʔ ɡeldi ve joavʔin kendisijle ɡondermis olduɡu her seji davidʔe ɡosterdi. New-Testament-Luke-007-037|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, o kentte günahkâr bir kadın vardı. Yeşua’nın Ferisi’nin evinde sofrada oturduğunu öğrenince kaymaktaşından bir kap içinde güzel kokulu bir yağ getirdi.|isteʔ o kentte ɡunahkar bir kadin vardi. jesua’nin ferisi’nin evinde sofrada oturduɡunu oɡrenint͡ʃe kajmaktasindan bir kap it͡ʃinde ɡuzel kokulu bir jaɡ ɡetirdi. Old-Testament-Numbers-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Ama ister yerli, ister yabancı olsun, herhangi bir şeyi bilinçli yapan can, Yahve'ye küfretmiştir. O can halkının arasından atılacaktır.|“ʔama ister jerliʔ ister jabant͡ʃi olsunʔ herhanɡi bir seji bilint͡ʃli japan t͡ʃanʔ jahveʔje kufretmistir. o t͡ʃan halkinin arasindan atilat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Zengin adam, ‘O zaman baba, senden Lazar’ı babamın evine göndermeni rica ediyorum.|“zenɡin adamʔ ‘o zaman babaʔ senden lazar’i babamin evine ɡondermeni rit͡ʃa edijorum. Old-Testament-Exodus-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer bu üç şeyi onun için yapmazsa, kadın hiçbir para ödemeden özgür gidebilir.\"\"\"|\"eɡer bu ut͡ʃ seji onun it͡ʃin japmazsaʔ kadin hit͡ʃbir para odemeden ozɡur ɡidebilir.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana dört usta gösterdi.|jahve bana dort usta ɡosterdi. Old-Testament-Jeremiah-037-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Sidkiya, Şelemya oğlu Yehukal'ı ve Maaseya oğlu Kâhin Sefanya'yı Peygamber Yeremya'ya gönderip, \"\"Şimdi Tanrımız Yahve'ye bizim için dua et\"\" dedi.\"|\"kral sidkijaʔ selemja oɡlu jehukalʔi ve maaseja oɡlu kahin sefanjaʔji pejɡamber jeremjaʔja ɡonderipʔ \"\"simdi tanrimiz jahveʔje bizim it͡ʃin dua et\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Kings-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Azarya'nın otuz dokuzuncu yılında, Gadi oğlu Menahem Samariya'da İsrael üzerindeki on yıllık hükmüne başladı.|jahuda krali azarjaʔnin otuz dokuzunt͡ʃu jilindaʔ ɡadi oɡlu menahem samarijaʔda israel uzerindeki on jillik hukmune basladi. New-Testament-Philippians-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, durumumun nasıl olacağını gördükten sonra, onu hemen size göndermeyi umuyorum.|bu nedenleʔ durumumun nasil olat͡ʃaɡini ɡordukten sonraʔ onu hemen size ɡondermeji umujorum. Old-Testament-Ezekiel-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana buyurulduğu gibi yaptım. Gündüzleri eşyamı, taşınma eşyası olarak çıkardım ve akşamları elimle duvarı deldim. Karanlıkta çıkardım ve onların gözü önünde omzumda taşıdım.|bana bujurulduɡu ɡibi japtim. ɡunduzleri esjamiʔ tasinma esjasi olarak t͡ʃikardim ve aksamlari elimle duvari deldim. karanlikta t͡ʃikardim ve onlarin ɡozu onunde omzumda tasidim. Old-Testament-Jeremiah-044-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Mademki buhur yaktınız, mademki Yahve'ye karşı günah işlediniz, Yahve'nin sözüne itaat etmediniz, yasasında, kurallarında ve tanıklıklarında yürümediniz; bu yüzden bugün olduğu gibi bu kötülük başınıza geldi.”|mademki buhur jaktinizʔ mademki jahveʔje karsi ɡunah isledinizʔ jahveʔnin sozune itaat etmedinizʔ jasasindaʔ kurallarinda ve tanikliklarinda jurumediniz; bu juzden buɡun olduɡu ɡibi bu kotuluk basiniza ɡeldi.” New-Testament-Acts-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğün açıldığını ve büyük bir örtüyü andıran bir kabın dört köşesinden yeryüzüne indirildiğini gördü.|ɡoɡun at͡ʃildiɡini ve bujuk bir ortuju andiran bir kabin dort kosesinden jerjuzune indirildiɡini ɡordu. Old-Testament-Psalms-083-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara Midyan’a, Kişon Irmağı’nda Sisera’ya ve Yavin’e yaptığının aynısını yap,|onlara midjan’aʔ kison irmaɡi’nda sisera’ja ve javin’e japtiɡinin ajnisini japʔ Old-Testament-Leviticus-023-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin Şabatları'na ek olarak, armağanlarınıza ek olarak, bütün adaklarınıza ek olarak, Yahve'ye gönülden verdiğiniz sunulara ek olarak, Yahve'ye verdiklerinizdir.'\"\"\"|\"jahveʔnin sabatlariʔna ek olarakʔ armaɡanlariniza ek olarakʔ butun adaklariniza ek olarakʔ jahveʔje ɡonulden verdiɡiniz sunulara ek olarakʔ jahveʔje verdiklerinizdir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Proverbs-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilik ve gerçeğin seni bırakmasına izin verme. Onları boynuna bağla. Yüreğinin levhasına yaz.|ijilik ve ɡert͡ʃeɡin seni birakmasina izin verme. onlari bojnuna baɡla. jureɡinin levhasina jaz. New-Testament-John-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Ferisiler’den bazıları, “Bu adam Tanrı’dan değil, çünkü Şabat'ı tutmuyor” dediler. Diğerleri, “Günahkâr bir adam nasıl böyle belirtiler yapabilir?” dediler. Bu nedenle aralarında ayrılık oldu.|bu nedenle ferisiler’den bazilariʔ “bu adam tanri’dan deɡilʔ t͡ʃunku sabatʔi tutmujor” dediler. diɡerleriʔ “ɡunahkar bir adam nasil bojle belirtiler japabilir?” dediler. bu nedenle aralarinda ajrilik oldu. New-Testament-Jude-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi ayıbını köpürten azgın deniz dalgaları, serseri yıldızlar gibidirler. Onlara sonsuz koyu karanlık ayrılmıştır.|kendi ajibini kopurten azɡin deniz dalɡalariʔ serseri jildizlar ɡibidirler. onlara sonsuz koju karanlik ajrilmistir. Old-Testament-Psalms-051-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahlarıma karşı yüzünü ört, bütün suçlarımı sil.|ɡunahlarima karsi juzunu ortʔ butun sut͡ʃlarimi sil. Old-Testament-Isaiah-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Susamış olana su getirdiler. Tema ülkesinin sakinleri kaçakları ekmekleriyle karşıladılar.|susamis olana su ɡetirdiler. tema ulkesinin sakinleri kat͡ʃaklari ekmeklerijle karsiladilar. Old-Testament-Job-037-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Her insanın elini mühürler, öyle ki, yarattığı bütün insanlar bunu bilsin.|her insanin elini muhurlerʔ ojle kiʔ jarattiɡi butun insanlar bunu bilsin. Old-Testament-Deuteronomy-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır diyarında köle olduğunu hatırlayacaksın. Bu yüzden sana bu şeyi yapmanı buyuruyorum.|misir dijarinda kole olduɡunu hatirlajat͡ʃaksin. bu juzden sana bu seji japmani bujurujorum. Old-Testament-Haggai-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallıkların tahtını devireceğim. Ulusların krallıklarının gücünü yok edeceğim. Savaş arabalarını ve binicilerini devireceğim. Atlar ve binicileri düşecek, herkes kardeşinin kılıcıyla düşecek.|kralliklarin tahtini deviret͡ʃeɡim. uluslarin kralliklarinin ɡut͡ʃunu jok edet͡ʃeɡim. savas arabalarini ve binit͡ʃilerini deviret͡ʃeɡim. atlar ve binit͡ʃileri duset͡ʃekʔ herkes kardesinin kilit͡ʃijla duset͡ʃek. Old-Testament-1-Kings-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Lübnan'a gönderdi, ayda on bin kişi bölük bölük; bir ay Lübnan'da, iki ay evde kaldılar; ve Adoniram angarya işlerine tabi tutulan adamların başındaydı.|onlari lubnanʔa ɡonderdiʔ ajda on bin kisi boluk boluk; bir aj lubnanʔdaʔ iki aj evde kaldilar; ve adoniram anɡarja islerine tabi tutulan adamlarin basindajdi. Old-Testament-Genesis-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram Kenan diyarında, Lut da ovadaki kentlerde oturdu ve çadırını Sodom'a kadar taşıdı.|avram kenan dijarindaʔ lut da ovadaki kentlerde oturdu ve t͡ʃadirini sodomʔa kadar tasidi. Old-Testament-Nehemiah-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer ise Yeşua, Binnuy, Kadmiel, Şerevya, Yahuda ve şükran ilahilerinin başında olan Mattanya, kendisi ve kardeşleriydi.|levililer ise jesuaʔ binnujʔ kadmielʔ serevjaʔ jahuda ve sukran ilahilerinin basinda olan mattanjaʔ kendisi ve kardeslerijdi. New-Testament-Matthew-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra iblise tutulmuş kör ve dilsiz birini O'na getirdiler. Yeşua onu iyileştirdi. Böylece kör ve dilsiz adam hem gördü hem de konuştu.|sonra iblise tutulmus kor ve dilsiz birini oʔna ɡetirdiler. jesua onu ijilestirdi. bojlet͡ʃe kor ve dilsiz adam hem ɡordu hem de konustu. Old-Testament-Exodus-039-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için birleştirilmiş omuz askıları yaptılar. İki ucundan birleştirilmişti.|onun it͡ʃin birlestirilmis omuz askilari japtilar. iki ut͡ʃundan birlestirilmisti. New-Testament-Revelation-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Yeşua, kiliseler için bu şeyleri tanıklık etmesi için meleğimi gönderdim. David’in kökü ve soyu Ben’im, Parlak Sabah Yıldızı Ben’im.”|ben jesuaʔ kiliseler it͡ʃin bu sejleri taniklik etmesi it͡ʃin meleɡimi ɡonderdim. david’in koku ve soju ben’imʔ parlak sabah jildizi ben’im.” Old-Testament-Ecclesiastes-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzüntü gülmekten iyidir; çünkü yüzün hüznüyle yürek iyi olur.|uzuntu ɡulmekten ijidir; t͡ʃunku juzun huznujle jurek iji olur. New-Testament-Revelation-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Saçları kadın saçı gibi, dişleri aslan dişleri gibiydi.|sat͡ʃlari kadin sat͡ʃi ɡibiʔ disleri aslan disleri ɡibijdi. Old-Testament-1-Kings-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman ona, \"\"Benimle birlikte eve gel ve ekmek ye\"\" dedi.\"|\"o zaman onaʔ \"\"benimle birlikte eve ɡel ve ekmek je\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-020-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua merhametle onların gözlerine dokundu. Gözleri hemen açıldı ve O’nun ardından gittiler.|jesua merhametle onlarin ɡozlerine dokundu. ɡozleri hemen at͡ʃildi ve o’nun ardindan ɡittiler. Old-Testament-2-Chronicles-031-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğu Kapısı'nın kapı bekçisi olan Levili İmna oğlu Kore, Yahve'nin sunularını ve en kutsal şeyleri dağıtmak için, Tanrı'nın gönüllü sunularının başındaydı.|doɡu kapisiʔnin kapi bekt͡ʃisi olan levili imna oɡlu koreʔ jahveʔnin sunularini ve en kutsal sejleri daɡitmak it͡ʃinʔ tanriʔnin ɡonullu sunularinin basindajdi. New-Testament-Acts-016-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama gündüz olunca yargıçlar görevlileri gönderip, “O adamları bırakın gitsinler” dediler.|ama ɡunduz olunt͡ʃa jarɡit͡ʃlar ɡorevlileri ɡonderipʔ “o adamlari birakin ɡitsinler” dediler. New-Testament-John-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onun ölümünden söz etmişti. Ama onlar uykuda dinlendiğinden söz ettiğini sandılar.|jesua onun olumunden soz etmisti. ama onlar ujkuda dinlendiɡinden soz ettiɡini sandilar. New-Testament-1-Corinthians-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çeşitli işler vardır, ama hepsinde her şeyi yapan aynı Tanrı’dır.|t͡ʃesitli isler vardirʔ ama hepsinde her seji japan ajni tanri’dir. Old-Testament-Psalms-089-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler senindir. Dünya ve onun doluluğuyla birlikte, yeryüzü de senindir. Onları sen kurdun.|ɡokler senindir. dunja ve onun doluluɡujla birlikteʔ jerjuzu de senindir. onlari sen kurdun. Old-Testament-Leviticus-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah sunusu olan boğayı getirdi; Aron'la oğulları ellerini günah sunusu olan boğanın başı üzerine koydular.|ɡunah sunusu olan boɡaji ɡetirdi; aronʔla oɡullari ellerini ɡunah sunusu olan boɡanin basi uzerine kojdular. Old-Testament-Psalms-105-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları altın ve gümüşle çıkardı. Oymaklarının içinde tek bir zayıf insan bile yoktu.|onlari altin ve ɡumusle t͡ʃikardi. ojmaklarinin it͡ʃinde tek bir zajif insan bile joktu. Old-Testament-Deuteronomy-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sizinle ateşin içinden konuştu; siz sözlerin sesini duydunuz, ama bir biçim görmediniz; sadece bir ses duydunuz.|jahve sizinle atesin it͡ʃinden konustu; siz sozlerin sesini dujdunuzʔ ama bir bit͡ʃim ɡormediniz; sadet͡ʃe bir ses dujdunuz. Old-Testament-1-Chronicles-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Merayot, Amarya'nın babası oldu. Amarya, Ahituv'un babası oldu.|merajotʔ amarjaʔnin babasi oldu. amarjaʔ ahituvʔun babasi oldu. Old-Testament-Ezekiel-023-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü çocuklarını putlarına boğazladıktan sonra, aynı gün tapınağımı kirletmek için içeri girdiler ve işte, evimin ortasında bunu yaptılar.\"\"\"|\"t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuklarini putlarina boɡazladiktan sonraʔ ajni ɡun tapinaɡimi kirletmek it͡ʃin it͡ʃeri ɡirdiler ve isteʔ evimin ortasinda bunu japtilar.\"\"\" Old-Testament-Numbers-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sınır Asmon'dan Mısır Irmağı'na doğru dönecek ve denizde sona erecektir.'\"\"\"|\"sinir asmonʔdan misir irmaɡiʔna doɡru donet͡ʃek ve denizde sona eret͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Hosea-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gelin! Yahve'ye dönelim; çünkü O parçaladı, ve bizi O iyileştirecek; O bizi yaraladı, ve yaralarımızı O saracak.|“ɡelin! jahveʔje donelim; t͡ʃunku o part͡ʃaladiʔ ve bizi o ijilestiret͡ʃek; o bizi jaraladiʔ ve jaralarimizi o sarat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, amcan Şallum oğlu Hanamel sana gelip, 'Anatot'taki tarlamı satın al; çünkü onu satın almak için fidye hakkı senindir' diyecek.\"\"\"|\"\"\"isteʔ amt͡ʃan sallum oɡlu hanamel sana ɡelipʔ ʔanatotʔtaki tarlami satin al; t͡ʃunku onu satin almak it͡ʃin fidje hakki senindirʔ dijet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-052-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığının dokuzuncu yılında, onuncu ayda, ayın onuncu gününde, Babil Kralı Nebukadnetsar, kendisi ve bütün ordusu Yeruşalem'in üzerine geldi ve ona karşı ordugâh kurdu; ve etrafına kaleler inşa ettiler.|kralliɡinin dokuzunt͡ʃu jilindaʔ onunt͡ʃu ajdaʔ ajin onunt͡ʃu ɡunundeʔ babil krali nebukadnetsarʔ kendisi ve butun ordusu jerusalemʔin uzerine ɡeldi ve ona karsi orduɡah kurdu; ve etrafina kaleler insa ettiler. New-Testament-1-John-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimin Tanrı’nın çocukları, kimin İblis’in çocukları olduğu bununla belli olur. Doğru olanı yapmayan ve kardeşini sevmeyen kişi Tanrı’dan değildir.|kimin tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklariʔ kimin iblis’in t͡ʃot͡ʃuklari olduɡu bununla belli olur. doɡru olani japmajan ve kardesini sevmejen kisi tanri’dan deɡildir. Old-Testament-Exodus-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çadır için kırmızı boyalı koç derilerinden bir örtü, üstüne de deniz ayısı derilerinden bir örtü yapacaksın.\"\"\"|\"t͡ʃadir it͡ʃin kirmizi bojali kot͡ʃ derilerinden bir ortuʔ ustune de deniz ajisi derilerinden bir ortu japat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzını dilsiz için, bütün kimsesizlerin davası için aç.|aɡzini dilsiz it͡ʃinʔ butun kimsesizlerin davasi it͡ʃin at͡ʃ. New-Testament-Acts-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Pavlus bizimle birlikte Yakov’un yanına girdi ve ihtiyarların hepsi de hazırdı.|ertesi ɡun pavlus bizimle birlikte jakov’un janina ɡirdi ve ihtijarlarin hepsi de hazirdi. Old-Testament-Deuteronomy-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptığında, sana ve senden sonra çocuklarına iyilik olsun diye onu yemeyeceksiniz.|jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japtiɡindaʔ sana ve senden sonra t͡ʃot͡ʃuklarina ijilik olsun dije onu jemejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Psalms-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin kötülüğü son bulsun, ama doğru olanı pekiştir, onların akıllarını ve yüreklerini araştıran adil Tanrı’dır.|kotulerin kotuluɡu son bulsunʔ ama doɡru olani pekistirʔ onlarin akillarini ve jureklerini arastiran adil tanri’dir. Old-Testament-Ezra-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevredeki ülkelerin halklarından korktukları halde, sunağı yeri üzerine koydular ve üzerinde Yahve'ye yakmalık sunular, sabah akşam yakmalık sunular sundular.|t͡ʃevredeki ulkelerin halklarindan korktuklari haldeʔ sunaɡi jeri uzerine kojdular ve uzerinde jahveʔje jakmalik sunularʔ sabah aksam jakmalik sunular sundular. New-Testament-Ephesians-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kilise O’nun bedeni, her şeyde her şeyi dolduranın doluluğudur.|kilise o’nun bedeniʔ her sejde her seji dolduranin doluluɡudur. Old-Testament-Numbers-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi Midyan'a karşı savaştılar. Her erkeği öldürdüler.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi midjanʔa karsi savastilar. her erkeɡi oldurduler. Old-Testament-Exodus-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yalnız geldiyse, tek başına çıkacaktır. Evli ise karısı da onunla birlikte çıkacaktır.|eɡer jalniz ɡeldijseʔ tek basina t͡ʃikat͡ʃaktir. evli ise karisi da onunla birlikte t͡ʃikat͡ʃaktir. Old-Testament-Joshua-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Halktan yaklaşık üç bin kişi oraya çıktı ve Ay Kenti'nin adamlarının önünden kaçtılar.|halktan jaklasik ut͡ʃ bin kisi oraja t͡ʃikti ve aj kentiʔnin adamlarinin onunden kat͡ʃtilar. Old-Testament-1-Chronicles-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Cesur yiğit bir genç olan Sadok ve atası evinden yirmi iki komutan.|t͡ʃesur jiɡit bir ɡent͡ʃ olan sadok ve atasi evinden jirmi iki komutan. Old-Testament-Leviticus-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin, anma sunusu olarak ekmek sunusundan alacak ve onu, ateşle yapılan, Yahve'ye hoş koku olarak sunak üzerinde yakacak.|kahinʔ anma sunusu olarak ekmek sunusundan alat͡ʃak ve onuʔ atesle japilanʔ jahveʔje hos koku olarak sunak uzerinde jakat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, kadının doğurduğu ilk doğan, ölen kardeşinin adına varis olacak ve onun adı İsrael'den silinmeyecektir.|ojle kiʔ kadinin doɡurduɡu ilk doɡanʔ olen kardesinin adina varis olat͡ʃak ve onun adi israelʔden silinmejet͡ʃektir. New-Testament-Ephesians-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama lütuf her birimize Mesih’in armağanının ölçüsüne göre verildi.|ama lutuf her birimize mesih’in armaɡaninin olt͡ʃusune ɡore verildi. Old-Testament-Isaiah-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon kızı bağdaki barınak gibi, kavun tarlasındaki kulübe gibi, kuşatılmış bir kent gibi bırakıldı.|sijon kizi baɡdaki barinak ɡibiʔ kavun tarlasindaki kulube ɡibiʔ kusatilmis bir kent ɡibi birakildi. Old-Testament-Jeremiah-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ölü yüzünden onları teselli etmek için yas tutarken ekmek kırmayacaklar. Babaları ya da analarına içsinler diye, insanlar onlara teselli kâsesi vermeyecekler.\"\"\"|\"olu juzunden onlari teselli etmek it͡ʃin jas tutarken ekmek kirmajat͡ʃaklar. babalari ja da analarina it͡ʃsinler dijeʔ insanlar onlara teselli kasesi vermejet͡ʃekler.\"\"\" New-Testament-1-Peter-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın kuruluşundan önce bilinen Mesih, bu son çağda sizin yararınıza göründü.|dunjanin kurulusundan ont͡ʃe bilinen mesihʔ bu son t͡ʃaɡda sizin jarariniza ɡorundu. Old-Testament-Job-030-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük güç tarafından giysimin biçimi bozuldu. Beni gömleğimin yakası gibi sarıyor.|bujuk ɡut͡ʃ tarafindan ɡijsimin bit͡ʃimi bozuldu. beni ɡomleɡimin jakasi ɡibi sarijor. New-Testament-Mark-014-070|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus yine inkâr etti. Kısa bir süre sonra orada duranlar Petrus’a, “Sen gerçekten onlardan birisisin. Galileli’sin çünkü konuşman gösteriyor” dediler.|petrus jine inkar etti. kisa bir sure sonra orada duranlar petrus’aʔ “sen ɡert͡ʃekten onlardan birisisin. ɡalileli’sin t͡ʃunku konusman ɡosterijor” dediler. New-Testament-Mark-012-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ötekilerin hepsi, zenginliklerinden artanı verdiler. Ama o, yoksulluğundan, geçinmek için elinde ne varsa, her şeyini verdi.”|t͡ʃunku otekilerin hepsiʔ zenɡinliklerinden artani verdiler. ama oʔ joksulluɡundanʔ ɡet͡ʃinmek it͡ʃin elinde ne varsaʔ her sejini verdi.” Old-Testament-1-Chronicles-027-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın hazinelerinin başında Adiel oğlu Azmavet vardı. Kırlardaki, kentlerdeki, köylerdeki ve kulelerdeki hazinelerin başında Uzziya oğlu Yonatan vardı.|kralin hazinelerinin basinda adiel oɡlu azmavet vardi. kirlardakiʔ kentlerdekiʔ kojlerdeki ve kulelerdeki hazinelerin basinda uzzija oɡlu jonatan vardi. New-Testament-Matthew-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O zamandan itibaren Yeşua şu çağrıda bulunmaya başladı: “Tövbe edin! Çünkü Göğün Krallığı yakındır.”|o zamandan itibaren jesua su t͡ʃaɡrida bulunmaja basladi “tovbe edin! t͡ʃunku ɡoɡun kralliɡi jakindir.” New-Testament-Revelation-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökte yüksek bir sesin şöyle dediğini duydum: “Tanrımız’ın kurtarışı, gücü, krallığı ve Mesihi’nin yetkisi şimdi yerine geldi. Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı, onları Tanrımız’ın önünde gece gündüz suçlayan aşağı atıldı.|ɡokte juksek bir sesin sojle dediɡini dujdum “tanrimiz’in kurtarisiʔ ɡut͡ʃuʔ kralliɡi ve mesihi’nin jetkisi simdi jerine ɡeldi. t͡ʃunku kardeslerimizin sut͡ʃlajit͡ʃisiʔ onlari tanrimiz’in onunde ɡet͡ʃe ɡunduz sut͡ʃlajan asaɡi atildi. Old-Testament-Isaiah-042-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye yücelik versinler, adalarda da O'nun övgüsünü bildirsinler.|jahveʔje jut͡ʃelik versinlerʔ adalarda da oʔnun ovɡusunu bildirsinler. Old-Testament-Psalms-068-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Her Şeye Gücü Yeten orada kralları dağıttığında, Salmon'a kar yağdı.|her seje ɡut͡ʃu jeten orada krallari daɡittiɡindaʔ salmonʔa kar jaɡdi. Old-Testament-Jeremiah-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ama ben, ‘Seni nasıl da çocukların arasına koymak ve sana hoş bir ülke, uluslar ordularının güzel mirasını vermek istiyorum!’ dedim ve, ‘Bana \"\"Babam\"\" diyeceksin ve benim ardımdan dönmeyeceksin’ dedim.\"\"\"|\"“ama benʔ ‘seni nasil da t͡ʃot͡ʃuklarin arasina kojmak ve sana hos bir ulkeʔ uluslar ordularinin ɡuzel mirasini vermek istijorum!’ dedim veʔ ‘bana \"\"babam\"\" dijet͡ʃeksin ve benim ardimdan donmejet͡ʃeksin’ dedim.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman benimle konuşan meleğe, “Bunlar nedir, efendim?” diye sordum.|o zaman benimle konusan meleɡeʔ “bunlar nedirʔ efendim?” dije sordum. Old-Testament-1-Samuel-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaptığın bu iyi bir şey değil. Yaşayan Yahve'nin hakkı için ölümü hak ettiniz, çünkü efendinize, Yahve'nin meshettiğine bekçilik etmediniz. Şimdi kralın mızrağının ve başındaki su matarasının nerede olduğunu görün.”|japtiɡin bu iji bir sej deɡil. jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃin olumu hak ettinizʔ t͡ʃunku efendinizeʔ jahveʔnin meshettiɡine bekt͡ʃilik etmediniz. simdi kralin mizraɡinin ve basindaki su matarasinin nerede olduɡunu ɡorun.” Old-Testament-Job-041-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzından alevli meşaleler çıkar. Ateş kıvılcımları sıçrar.|aɡzindan alevli mesaleler t͡ʃikar. ates kivilt͡ʃimlari sit͡ʃrar. New-Testament-Matthew-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dinlemezse, yanına bir ya da iki kişi daha al ki, her söz iki ya da üç tanık ağzıyla kanıtlansın.|ama dinlemezseʔ janina bir ja da iki kisi daha al kiʔ her soz iki ja da ut͡ʃ tanik aɡzijla kanitlansin. Old-Testament-Numbers-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'da kötülük görmedi. İsrael'de de sapkınlık görmedi. Tanrısı Yahve onunladır. Bir kralın haykırışı onların arasındadır.|jakovʔda kotuluk ɡormedi. israelʔde de sapkinlik ɡormedi. tanrisi jahve onunladir. bir kralin hajkirisi onlarin arasindadir. Old-Testament-Numbers-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan böyle İsrael'in çocukları, günah yüklenip ölmesinler diye Buluşma Çadırı'na yaklaşmayacaklar.|bundan bojle israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ɡunah juklenip olmesinler dije bulusma t͡ʃadiriʔna jaklasmajat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-063-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Dudaklarım seni över, çünkü senin sevgi dolu iyiliğin yaşamdan daha iyidir.|dudaklarim seni overʔ t͡ʃunku senin sevɡi dolu ijiliɡin jasamdan daha ijidir. New-Testament-Romans-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi, günahtan özgür kılınıp Tanrı’nın hizmetkârları olduğunuza göre, ürününüz kutsallaşma ve bunun sonucu olan sonsuz yaşamdır.|ama simdiʔ ɡunahtan ozɡur kilinip tanri’nin hizmetkarlari olduɡunuza ɡoreʔ urununuz kutsallasma ve bunun sonut͡ʃu olan sonsuz jasamdir. Old-Testament-Genesis-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mademki, hizmetkârının yanına geldiniz, bir parça ekmek getireyim de yüreğinizi güçlendirin. Ondan sonra yolunuza gidersiniz.” Onlar, “Pekala, dediğin gibi yap” dediler.|mademkiʔ hizmetkarinin janina ɡeldinizʔ bir part͡ʃa ekmek ɡetirejim de jureɡinizi ɡut͡ʃlendirin. ondan sonra jolunuza ɡidersiniz.” onlarʔ “pekalaʔ dediɡin ɡibi jap” dediler. Old-Testament-Judges-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi sen ve yanındaki halk geceleyin yola çıkın ve kırda pusuya yatın.|simdi sen ve janindaki halk ɡet͡ʃelejin jola t͡ʃikin ve kirda pusuja jatin. Old-Testament-Isaiah-030-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in Kutsalı Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Dönmekle ve rahat etmekle kurtulacaksınız. Gücünüz sessizlikte ve güvende olacaktır.” Reddettiniz,\"|\"israelʔin kutsali efendi jahve sojle dijor \"\"donmekle ve rahat etmekle kurtulat͡ʃaksiniz. ɡut͡ʃunuz sessizlikte ve ɡuvende olat͡ʃaktir.” reddettinizʔ\" Old-Testament-Deuteronomy-032-049|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yeriha karşısında, Moav ülkesinde olan bu Avarim dağına, Nebo Dağı'na çık; mülk olarak İsrael'in çocuklarına vermekte olduğum Kenan diyarını gör.|“jeriha karsisindaʔ moav ulkesinde olan bu avarim daɡinaʔ nebo daɡiʔna t͡ʃik; mulk olarak israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina vermekte olduɡum kenan dijarini ɡor. Old-Testament-1-Kings-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Nadav'ın işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey, İsrael krallarının Tarihleri Kitabı'nda yazılı değil midir?|nadavʔin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sejʔ israel krallarinin tarihleri kitabiʔnda jazili deɡil midir? Old-Testament-1-Kings-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikaya, “Eğer esenlikle dönersen, Yahve benim aracılığımla konuşmamış demektir” dedi. “Millet, hepiniz dinleyin!” dedi.|mikajaʔ “eɡer esenlikle donersenʔ jahve benim arat͡ʃiliɡimla konusmamis demektir” dedi. “milletʔ hepiniz dinlejin!” dedi. Old-Testament-Exodus-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe gelip halkın ihtiyarlarını çağırdı ve Yahve'nin kendisine buyurduğu tüm bu sözleri onların önüne koydu.|mose ɡelip halkin ihtijarlarini t͡ʃaɡirdi ve jahveʔnin kendisine bujurduɡu tum bu sozleri onlarin onune kojdu. New-Testament-Luke-001-070|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski zamanlardan beri kutsal peygamberlerin ağzından söylediği gibi,|eski zamanlardan beri kutsal pejɡamberlerin aɡzindan sojlediɡi ɡibiʔ Old-Testament-1-Kings-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun ardından döndü, öküzlerin boyunduruğunu çıkardı, onları kesti, etlerini öküzlerin takımıyla haşladı ve halka verdi; onlar da yediler. Sonra kalktı, Eliya'nın ardından gitti ve ona hizmet etti.|onun ardindan donduʔ okuzlerin bojunduruɡunu t͡ʃikardiʔ onlari kestiʔ etlerini okuzlerin takimijla hasladi ve halka verdi; onlar da jediler. sonra kalktiʔ elijaʔnin ardindan ɡitti ve ona hizmet etti. New-Testament-James-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızda bilge ve anlayışlı olan kimdir? İyi yaşayışını, bilgeliğin uysallığında yapılan iyi işlerle göstersin.|aranizda bilɡe ve anlajisli olan kimdir? iji jasajisiniʔ bilɡeliɡin ujsalliɡinda japilan iji islerle ɡostersin. Old-Testament-1-Chronicles-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz onun oğlu, Hizkiya onun oğlu, Manaşşe onun oğlu,|ahaz onun oɡluʔ hizkija onun oɡluʔ manasse onun oɡluʔ Old-Testament-2-Kings-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalya ülke üzerinde hüküm sürerken, altı yıl boyunca, onunla birlikte Yahve'nin evinde saklandı.|atalja ulke uzerinde hukum surerkenʔ alti jil bojunt͡ʃaʔ onunla birlikte jahveʔnin evinde saklandi. Old-Testament-Psalms-096-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezgi söyleyin Yahve’ye! Adını yüceltin! Kurtarışını günden güne duyurun!|ezɡi sojlejin jahve’je! adini jut͡ʃeltin! kurtarisini ɡunden ɡune dujurun! Old-Testament-Psalms-045-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğulların atalarının yerini alacak. Onları bütün dünyaya beyler yapacaksın.|oɡullarin atalarinin jerini alat͡ʃak. onlari butun dunjaja bejler japat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Samuel-017-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Saul'a dedi ki, \"\"Hizmetkârın babasının koyunlarını güderdi; ve aslan ya da ayı gelip sürüden bir kuzu kaptığında,\"|\"david saulʔa dedi kiʔ \"\"hizmetkarin babasinin kojunlarini ɡuderdi; ve aslan ja da aji ɡelip suruden bir kuzu kaptiɡindaʔ\" Old-Testament-Psalms-080-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ateşle yandı. Kesildi. Senin azarlamanla yok olup gidiyorlar.|atesle jandi. kesildi. senin azarlamanla jok olup ɡidijorlar. Old-Testament-1-Chronicles-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|David, “Oğlum Solomon genç ve toydur” dedi. “Yahve için yapılacak ev çok büyük, bütün ülkelerde ünlü ve görkemli olmalı. Bu nedenle onun için hazırlık yapacağım.” Böylece David ölümünden önce bolca hazırlık yaptı.|davidʔ “oɡlum solomon ɡent͡ʃ ve tojdur” dedi. “jahve it͡ʃin japilat͡ʃak ev t͡ʃok bujukʔ butun ulkelerde unlu ve ɡorkemli olmali. bu nedenle onun it͡ʃin hazirlik japat͡ʃaɡim.” bojlet͡ʃe david olumunden ont͡ʃe bolt͡ʃa hazirlik japti. Old-Testament-Exodus-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama aslında ben seni bunun için, adım tüm yeryüzünde duyurulsun diye, sana gücümü göstermek için ayakta tuttum.|ama aslinda ben seni bunun it͡ʃinʔ adim tum jerjuzunde dujurulsun dijeʔ sana ɡut͡ʃumu ɡostermek it͡ʃin ajakta tuttum. Old-Testament-2-Chronicles-030-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Hizkiya onlar için dua edip şöyle demişti: “Kutsal yerin arınmasına göre temiz olmasalar bile, atalarının Tanrısı olan Yahve Tanrı’yı aramaya yüreğini koyan herkesi, iyi Yahve bağışlasın.”|t͡ʃunku hizkija onlar it͡ʃin dua edip sojle demisti “kutsal jerin arinmasina ɡore temiz olmasalar bileʔ atalarinin tanrisi olan jahve tanri’ji aramaja jureɡini kojan herkesiʔ iji jahve baɡislasin.” Old-Testament-Job-031-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O, yollarımı görmüyor mu, ve bütün adımlarımı saymıyor mu?\"\"\"|\"oʔ jollarimi ɡormujor muʔ ve butun adimlarimi sajmijor mu?\"\"\" Old-Testament-1-Kings-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İç odanın içinde zeytin ağacından her biri on arşın yüksekliğinde iki Keruv yaptı.|it͡ʃ odanin it͡ʃinde zejtin aɡat͡ʃindan her biri on arsin juksekliɡinde iki keruv japti. Old-Testament-Job-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizim bilmeyip de senin bildiğin nedir? Bizde olmayıp da senin anladığın nedir?|bizim bilmejip de senin bildiɡin nedir? bizde olmajip da senin anladiɡin nedir? New-Testament-Luke-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Zakkay, Yeşua’nın nasıl biri olduğunu görmek istiyor, ama kısa boylu olduğu için kalabalıktan dolayı göremiyordu.|zakkajʔ jesua’nin nasil biri olduɡunu ɡormek istijorʔ ama kisa bojlu olduɡu it͡ʃin kalabaliktan dolaji ɡoremijordu. New-Testament-Mark-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kadın O’na, “Evet, Efendimiz” dedi. “Köpekler de masanın altında çocukların kırıntılarını yer.”|ama kadin o’naʔ “evetʔ efendimiz” dedi. “kopekler de masanin altinda t͡ʃot͡ʃuklarin kirintilarini jer.” Old-Testament-Numbers-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak gerçekte, varlığımın hakkı için, tüm dünya Yahve'nin görkemi ile dolacaktır,|ant͡ʃak ɡert͡ʃekteʔ varliɡimin hakki it͡ʃinʔ tum dunja jahveʔnin ɡorkemi ile dolat͡ʃaktirʔ Old-Testament-Psalms-099-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Siyon'da büyüktür. O, bütün halkların üstünde yücedir.|jahve sijonʔda bujuktur. oʔ butun halklarin ustunde jut͡ʃedir. Old-Testament-Deuteronomy-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer yüksek sesle bütün İsrael halkına şöyle diyecekler,|levililer juksek sesle butun israel halkina sojle dijet͡ʃeklerʔ New-Testament-Titus-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Temiz olanlar için her şey temizdir, ama kirli ve imansız olanlar için hiçbir şey temiz değildir. Çünkü onların hem düşünceleri hem de vicdanları kirlenmiştir.|temiz olanlar it͡ʃin her sej temizdirʔ ama kirli ve imansiz olanlar it͡ʃin hit͡ʃbir sej temiz deɡildir. t͡ʃunku onlarin hem dusunt͡ʃeleri hem de vit͡ʃdanlari kirlenmistir. Old-Testament-Jeremiah-038-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Babil Kralı'nın beylerine çıkmazsan, bu kent Keldaniler'in eline verilecek ve onu ateşe verecekler ve onların elinden kaçıp kurtulamayacaksın.'”|ama babil kraliʔnin bejlerine t͡ʃikmazsanʔ bu kent keldanilerʔin eline verilet͡ʃek ve onu atese veret͡ʃekler ve onlarin elinden kat͡ʃip kurtulamajat͡ʃaksin.ʔ” Old-Testament-Numbers-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|çevresindeki avlunun direkleri, bunların tabanları, kazıkları, ipleridir. Yüklerinin görev aletlerini adlarıyla onlara atayacaksınız.|t͡ʃevresindeki avlunun direkleriʔ bunlarin tabanlariʔ kaziklariʔ ipleridir. juklerinin ɡorev aletlerini adlarijla onlara atajat͡ʃaksiniz. New-Testament-Romans-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ne de Avraham soyundan olanların hepsi Avraham’ın çocuklarıdır. Ama, \"\"Senin soyun İshak'tan sayılacak.\"\" denilmiştir.\"|\"ne de avraham sojundan olanlarin hepsi avraham’in t͡ʃot͡ʃuklaridir. amaʔ \"\"senin sojun ishakʔtan sajilat͡ʃak.\"\" denilmistir.\" Old-Testament-Jeremiah-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Esenlikle öleceksin; ve ataların için, senden önceki eski krallar için tütsü yakıldığı gibi, senin içinde yakacaklar; ve senin için, \"\"Ah efendi!\"\" diye ağıt yakacaklar, çünkü sözü ben söyledim.' diyor Yahve.\"\"\"|\"esenlikle olet͡ʃeksin; ve atalarin it͡ʃinʔ senden ont͡ʃeki eski krallar it͡ʃin tutsu jakildiɡi ɡibiʔ senin it͡ʃinde jakat͡ʃaklar; ve senin it͡ʃinʔ \"\"ah efendi!\"\" dije aɡit jakat͡ʃaklarʔ t͡ʃunku sozu ben sojledim.ʔ dijor jahve.\"\"\" New-Testament-Luke-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onları görünce, “Gidin, kendinizi kâhinlere gösterin” dedi. Adamlar giderken temizlendiler.|jesua onlari ɡorunt͡ʃeʔ “ɡidinʔ kendinizi kahinlere ɡosterin” dedi. adamlar ɡiderken temizlendiler. Old-Testament-Judges-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler Yahve'ye yakardıklarında, Yahve onlar için bir kurtarıcı çıkardı: Benyaminli Gera'nın oğlu, solak bir adam olan Ehud. İsraelliler onun aracılığıyla Moav Kralı Eglon'a haraç gönderdiler.|israelliler jahveʔje jakardiklarindaʔ jahve onlar it͡ʃin bir kurtarit͡ʃi t͡ʃikardi benjaminli ɡeraʔnin oɡluʔ solak bir adam olan ehud. israelliler onun arat͡ʃiliɡijla moav krali eɡlonʔa harat͡ʃ ɡonderdiler. Old-Testament-Esther-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Ester, Kral Ahaşveroş'un krallığının yedinci yılında, Tevet ayı olan onuncu ayda, onun sarayına götürüldü.|bojlet͡ʃe esterʔ kral ahasverosʔun kralliɡinin jedint͡ʃi jilindaʔ tevet aji olan onunt͡ʃu ajdaʔ onun sarajina ɡoturuldu. New-Testament-Mark-009-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada onları yiyen kurtlar ölmez, ateş de hiç sönmez.|orada onlari jijen kurtlar olmezʔ ates de hit͡ʃ sonmez. New-Testament-Luke-006-037|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız. Suçlamayın ki, siz de suçlanmayasınız. Serbest bırakın ki, siz de serbest bırakılasınız.|“jarɡilamajin kiʔ siz de jarɡilanmajasiniz. sut͡ʃlamajin kiʔ siz de sut͡ʃlanmajasiniz. serbest birakin kiʔ siz de serbest birakilasiniz. Old-Testament-Psalms-107-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge olan bunlara dikkat etsin. Yahve’nin sevgi dolu iyiliklerini düşünsün.|bilɡe olan bunlara dikkat etsin. jahve’nin sevɡi dolu ijiliklerini dusunsun. New-Testament-Ephesians-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak. O zaman ikisi tek beden olacak.”|“bu nedenle adam annesini babasini birakip karisina baɡlanat͡ʃak. o zaman ikisi tek beden olat͡ʃak.” Old-Testament-Jeremiah-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunları sana kendi yolun ve yaptıkların getirdi. Bu senin kötülüğün, çünkü acıdır, çünkü yüreğine ulaşıyor.”|“bunlari sana kendi jolun ve japtiklarin ɡetirdi. bu senin kotuluɡunʔ t͡ʃunku at͡ʃidirʔ t͡ʃunku jureɡine ulasijor.” Old-Testament-Zephaniah-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun içinde sürüler yatacak, her çeşit hayvan. Pelikan da kirpi de başlıklarında barınacak. Sesleri pencerelerden yankılanacak. Eşiklerde ıssızlık olacak, çünkü sedir kirişlerini çıplak bıraktı.|onun it͡ʃinde suruler jatat͡ʃakʔ her t͡ʃesit hajvan. pelikan da kirpi de basliklarinda barinat͡ʃak. sesleri pent͡ʃerelerden jankilanat͡ʃak. esiklerde issizlik olat͡ʃakʔ t͡ʃunku sedir kirislerini t͡ʃiplak birakti. New-Testament-Luke-001-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam meleğe, “Ben bakire olduğum halde, bu nasıl olabilir?” dedi.|marijam meleɡeʔ “ben bakire olduɡum haldeʔ bu nasil olabilir?” dedi. Old-Testament-Job-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na dua edersin ve seni işitir. Kendi adaklarını ödersin.|oʔna dua edersin ve seni isitir. kendi adaklarini odersin. New-Testament-Luke-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua şöyle yanıt verdi: “Bir adam Yeruşalem’den Yeriha’ya iniyordu. Haydutların arasına düştü. Adamı soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler.|jesua sojle janit verdi “bir adam jerusalem’den jeriha’ja inijordu. hajdutlarin arasina dustu. adami sojup dovdulerʔ jari olu birakip ɡittiler. Old-Testament-Jeremiah-044-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: 'İşte, bütün Yahuda'yı kesip atmak üzere yüzümü size karşı kötülük için çevireceğim.\"|\"\"\"bu juzden israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor ʔisteʔ butun jahudaʔji kesip atmak uzere juzumu size karsi kotuluk it͡ʃin t͡ʃeviret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Deuteronomy-034-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Moav ovalarından Nebo Dağı'na, Yeriha'nın karşısındaki Pisga Tepesi'ne çıktı. Yahve ona Gilad'dan Dan'a kadar olan toprakların tamamını,|mose moav ovalarindan nebo daɡiʔnaʔ jerihaʔnin karsisindaki pisɡa tepesiʔne t͡ʃikti. jahve ona ɡiladʔdan danʔa kadar olan topraklarin tamaminiʔ New-Testament-Matthew-013-044|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yine Göğün Krallığı, tarlada saklı olan bir hazineye benzer. Onu bir adam bulup sakladı, sevinçle koşup gitti, sahip olduğu her şeyi satıp o tarlayı satın aldı.”|“jine ɡoɡun kralliɡiʔ tarlada sakli olan bir hazineje benzer. onu bir adam bulup sakladiʔ sevint͡ʃle kosup ɡittiʔ sahip olduɡu her seji satip o tarlaji satin aldi.” Old-Testament-1-Samuel-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsraelliler, Saul'un Filistli garnizonunu vurduğunu ve ayrıca İsrael'in Filistliler için iğrenç sayıldığını duydular. Halk Saul'un ardından Gilgal'de toplandı.|butun israellilerʔ saulʔun filistli ɡarnizonunu vurduɡunu ve ajrit͡ʃa israelʔin filistliler it͡ʃin iɡrent͡ʃ sajildiɡini dujdular. halk saulʔun ardindan ɡilɡalʔde toplandi. Old-Testament-Exodus-016-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir omer efanın onda biridir.|bir omer efanin onda biridir. Old-Testament-Jeremiah-037-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya Yeruşalem'den çıkıp Benyamin diyarına gitti ve orada, halkın arasında payını aldı.|jeremja jerusalemʔden t͡ʃikip benjamin dijarina ɡitti ve oradaʔ halkin arasinda pajini aldi. Old-Testament-Ezekiel-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|dağlarda yemek yememişse, İsrael evinin putlarına gözlerini kaldırmamışsa, komşusunun karısını kirletmemişse,|daɡlarda jemek jememisseʔ israel evinin putlarina ɡozlerini kaldirmamissaʔ komsusunun karisini kirletmemisseʔ Old-Testament-Proverbs-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gurur yıkımdan önce gelir, düşüşten önce de kibirli ruh.|ɡurur jikimdan ont͡ʃe ɡelirʔ dususten ont͡ʃe de kibirli ruh. Old-Testament-Genesis-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Rebeka büyük oğlu Esav'ın evde yanında bulunan güzel giysilerini alıp küçük oğlu Yakov'a giydirdi.|rebeka bujuk oɡlu esavʔin evde janinda bulunan ɡuzel ɡijsilerini alip kut͡ʃuk oɡlu jakovʔa ɡijdirdi. Old-Testament-Judges-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ehud sol elini uzattı ve sağ uyluğundan palayı alıp onun vücuduna sapladı.|ehud sol elini uzatti ve saɡ ujluɡundan palaji alip onun vut͡ʃuduna sapladi. Old-Testament-Ezekiel-030-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece Mısır'ı cezalandıracağım. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"bojlet͡ʃe misirʔi t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Proverbs-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin kötü işleri kendini tuzağa düşürür. Kendi günahının ipleri onu sımsıkı tutar.|kotulerin kotu isleri kendini tuzaɡa dusurur. kendi ɡunahinin ipleri onu simsiki tutar. Old-Testament-Genesis-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İçlerinde yaşam soluğu bulunan her canlıdan ikişer ikişer gemiye Noa'nın yanına geldiler.|it͡ʃlerinde jasam soluɡu bulunan her t͡ʃanlidan ikiser ikiser ɡemije noaʔnin janina ɡeldiler. Old-Testament-1-Samuel-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Efendimiz, şimdi önündeki hizmetkârlarına, iyi arp çalan bir adam bulmalarını buyur. O zaman Tanrı'dan kötü ruh üzerine geldiğinde, o eliyle çalacak ve sen iyi olacaksın.\"\"\"|\"\"\"efendimizʔ simdi onundeki hizmetkarlarinaʔ iji arp t͡ʃalan bir adam bulmalarini bujur. o zaman tanriʔdan kotu ruh uzerine ɡeldiɡindeʔ o elijle t͡ʃalat͡ʃak ve sen iji olat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman satışından bu yana geçen yılları hesaplasın ve arta kalan kısmı onu sattığı adama geri ödesin; ve mülküne dönecektir.|o zaman satisindan bu jana ɡet͡ʃen jillari hesaplasin ve arta kalan kismi onu sattiɡi adama ɡeri odesin; ve mulkune donet͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-049-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çepeçevre gözlerini kaldır da bak; bunların hepsi toplanıp da sana geliyor. Varlığım hakkı için.” diyor Yahve, “Gerçekten bunların hepsini bir süs gibi takınacaksın, bir gelin gibi onları giyeceksin.\"\"\"|\"t͡ʃepet͡ʃevre ɡozlerini kaldir da bak; bunlarin hepsi toplanip da sana ɡelijor. varliɡim hakki it͡ʃin.” dijor jahveʔ “ɡert͡ʃekten bunlarin hepsini bir sus ɡibi takinat͡ʃaksinʔ bir ɡelin ɡibi onlari ɡijet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Exodus-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, Yahuda oymağından Hur oğlu Uri oğlu Bezalel'i adıyla çağırdım.\"|\"\"\"isteʔ jahuda ojmaɡindan hur oɡlu uri oɡlu bezalelʔi adijla t͡ʃaɡirdim.\" Old-Testament-2-Chronicles-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben senin odun kesen hizmetkârlarına yirmi bin kor dövülmüş buğday, yirmi bin bat arpa, yirmi bin bat şarap ve yirmi bin bat zeytinyağı vereceğim.”|isteʔ ben senin odun kesen hizmetkarlarina jirmi bin kor dovulmus buɡdajʔ jirmi bin bat arpaʔ jirmi bin bat sarap ve jirmi bin bat zejtinjaɡi veret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Joshua-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş battığında Yeşu buyurdu ve onları ağaçların üzerinden indirip saklandıkları mağaraya attılar ve mağaranın ağzına büyük taşlar koydular, bu güne dek durmaktadır.|ɡunes battiɡinda jesu bujurdu ve onlari aɡat͡ʃlarin uzerinden indirip saklandiklari maɡaraja attilar ve maɡaranin aɡzina bujuk taslar kojdularʔ bu ɡune dek durmaktadir. Old-Testament-Genesis-031-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakınlarını da yanına alıp yedi gün boyunca onu takip etti. Gilad Dağı’nda ona yetişti.|jakinlarini da janina alip jedi ɡun bojunt͡ʃa onu takip etti. ɡilad daɡi’nda ona jetisti. Old-Testament-Exodus-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Değneğini kaldır, elini denizin üzerine uzat ve onu ayır. Sonra İsrael'in çocukları denizin ortasına kuru yerden girecekler.|deɡneɡini kaldirʔ elini denizin uzerine uzat ve onu ajir. sonra israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari denizin ortasina kuru jerden ɡiret͡ʃekler. Old-Testament-Joshua-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ulusun sünneti bittikten sonra iyileşinceye dek ordugâhta, yerlerinde kaldılar.|butun ulusun sunneti bittikten sonra ijilesint͡ʃeje dek orduɡahtaʔ jerlerinde kaldilar. Old-Testament-1-Kings-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ulaklar yine gelip şöyle dediler: \"\"Ben Hadad diyor ki, 'Sana gerçekten, \"\"Gümüşünü, altını, karılarını ve çocuklarını bana teslim edeceksin\"\" diye haber gönderdim;\"|\"ulaklar jine ɡelip sojle dediler \"\"ben hadad dijor kiʔ ʔsana ɡert͡ʃektenʔ \"\"ɡumusunuʔ altiniʔ karilarini ve t͡ʃot͡ʃuklarini bana teslim edet͡ʃeksin\"\" dije haber ɡonderdim;\" Old-Testament-Leviticus-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların leşini taşıyan kişi giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli olacaktır. Onlar sizin için kirlidir.|onlarin lesini tasijan kisi ɡijsilerini jikajat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. onlar sizin it͡ʃin kirlidir. New-Testament-Matthew-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını yitirirse, onu neyle tuzlayacaksınız? Artık dışarı atılıp insanların ayakları altında çiğnenmekten başka hiçbir işe yaramaz.|jerjuzunun tuzu sizsiniz. ama tuz tadini jitirirseʔ onu nejle tuzlajat͡ʃaksiniz? artik disari atilip insanlarin ajaklari altinda t͡ʃiɡnenmekten baska hit͡ʃbir ise jaramaz. New-Testament-Acts-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Birlikte karar kılıp, sevgili Barnabas ve Pavlus'la birlikte adamlar seçip size göndermeyi uygun gördük.|birlikte karar kilipʔ sevɡili barnabas ve pavlusʔla birlikte adamlar set͡ʃip size ɡondermeji ujɡun ɡorduk. Old-Testament-Psalms-106-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Meriva sularında da O'nu öfkelendirdiler; Moşe onlardan ötürü sıkıntıya düştü;|meriva sularinda da oʔnu ofkelendirdiler; mose onlardan oturu sikintija dustu; New-Testament-Philippians-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Timoteos’u yakında size gönderebileceğime dair Efendi Yeşua’da umudum var. Öyle ki, ben de nasıl olduğunuzu öğrenip sevineyim.|ama timoteos’u jakinda size ɡonderebilet͡ʃeɡime dair efendi jesua’da umudum var. ojle kiʔ ben de nasil olduɡunuzu oɡrenip sevinejim. Old-Testament-Hosea-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları insan ipleriyle, sevgi bağlarıyla çektim; ve onlara boyunlarındaki boyunduruğu kaldıran biri gibi oldum; ve eğilip onu besledim.\"\"\"|\"onlari insan iplerijleʔ sevɡi baɡlarijla t͡ʃektim; ve onlara bojunlarindaki bojunduruɡu kaldiran biri ɡibi oldum; ve eɡilip onu besledim.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra benimle konuşan meleğe, “Bu efa sepetini nereye taşıyorlar?” dedim.|sonra benimle konusan meleɡeʔ “bu efa sepetini nereje tasijorlar?” dedim. Old-Testament-2-Samuel-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın geri kalanını kardeşi Avişay’ın eline teslim etti ve onları Ammon'un çocuklarına karşı dizdi.|halkin ɡeri kalanini kardesi avisaj’in eline teslim etti ve onlari ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina karsi dizdi. New-Testament-2-Thessalonians-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’in yüceliğine kavuşmanız için, sizi bizim duyurduğumuz Müjde aracılığıyla çağırdı.|efendimiz jesua mesih’in jut͡ʃeliɡine kavusmaniz it͡ʃinʔ sizi bizim dujurduɡumuz muʒde arat͡ʃiliɡijla t͡ʃaɡirdi. New-Testament-Acts-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Misya sınırına geldiklerinde Bitinya’ya girmek istediler, ama Ruh onlara izin vermedi.|misja sinirina ɡeldiklerinde bitinja’ja ɡirmek istedilerʔ ama ruh onlara izin vermedi. Old-Testament-Exodus-038-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunağın bütün takımlarını, kovaları, kürekleri, çanakları, çatalları ve ateş kaplarını yaptı. Bütün kaplarını tunçtan yaptı.|sunaɡin butun takimlariniʔ kovalariʔ kurekleriʔ t͡ʃanaklariʔ t͡ʃatallari ve ates kaplarini japti. butun kaplarini tunt͡ʃtan japti. New-Testament-1-Thessalonians-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyde şükredin. Çünkü Tanrı’nın Mesih Yeşua’da sizin için olan isteği budur.|her sejde sukredin. t͡ʃunku tanri’nin mesih jesua’da sizin it͡ʃin olan isteɡi budur. Old-Testament-Exodus-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İki taşı, İsrael çocuklarının adlarına göre, mühür oyması gibi, taşa oymacı ustalığıyla oyacaksın. Onları altın yuvalar içine koyduracaksın.|iki tasiʔ israel t͡ʃot͡ʃuklarinin adlarina ɡoreʔ muhur ojmasi ɡibiʔ tasa ojmat͡ʃi ustaliɡijla ojat͡ʃaksin. onlari altin juvalar it͡ʃine kojdurat͡ʃaksin. Old-Testament-Job-034-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden onların işlerini bilir. Geceleyin onları devirir, böylece mahvolurlar.|bu juzden onlarin islerini bilir. ɡet͡ʃelejin onlari devirirʔ bojlet͡ʃe mahvolurlar. New-Testament-1-Corinthians-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa gösterişli parçalarımızın böyle bir ihtiyacı yoktur. Ama Tanrı bedeni öyle bir araya getirdi ki, aşağı olan parçaya daha çok değer verdi.|ojsa ɡosterisli part͡ʃalarimizin bojle bir ihtijat͡ʃi joktur. ama tanri bedeni ojle bir araja ɡetirdi kiʔ asaɡi olan part͡ʃaja daha t͡ʃok deɡer verdi. New-Testament-Luke-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanına gelip, “Efendimiz, efendimiz, ölüyoruz!” diyerek O’nu uyandırdılar. Yeşua kalkıp rüzgârı ve suyun hiddetini azarladı. Sular duruldu, ortalık sütliman oldu.|janina ɡelipʔ “efendimizʔ efendimizʔ olujoruz!” dijerek o’nu ujandirdilar. jesua kalkip ruzɡari ve sujun hiddetini azarladi. sular durulduʔ ortalik sutliman oldu. Old-Testament-Esther-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam giderdi ve ertesi gün cariyeleri tutan kralın haremağası Şaaşgaz'ın gözetimine ikinci kadınlar evine dönerdi. Kral ondan hoşlanmadıkça ve adıyla çağrılmadıkça bir daha kralın yanına girmezdi.|aksam ɡiderdi ve ertesi ɡun t͡ʃarijeleri tutan kralin haremaɡasi saasɡazʔin ɡozetimine ikint͡ʃi kadinlar evine donerdi. kral ondan hoslanmadikt͡ʃa ve adijla t͡ʃaɡrilmadikt͡ʃa bir daha kralin janina ɡirmezdi. Old-Testament-Ezekiel-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, senin yüzünü onların yüzlerine karşı sertleştirdim, senin alnını onların alınlarına karşı sertleştirdim.|isteʔ senin juzunu onlarin juzlerine karsi sertlestirdimʔ senin alnini onlarin alinlarina karsi sertlestirdim. Old-Testament-Genesis-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahalalel toplam sekiz yüz doksan beş yıl yaşadıktan sonra öldü.|mahalalel toplam sekiz juz doksan bes jil jasadiktan sonra oldu. Old-Testament-Isaiah-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|ben de tanıklık etsinler diye sadık tanıkları kendime alacağım: Kâhin Uriya ve Yeverekya oğlu Zekariya.”|ben de taniklik etsinler dije sadik taniklari kendime alat͡ʃaɡim kahin urija ve jeverekja oɡlu zekarija.” New-Testament-Romans-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, size yalvarıyorum, aldığınız öğretiye karşı çıkarak bölünmelere ve tökezlemelere neden olan kişilere dikkat edin, onlardan sakının.|kardeslerimʔ size jalvarijorumʔ aldiɡiniz oɡretije karsi t͡ʃikarak bolunmelere ve tokezlemelere neden olan kisilere dikkat edinʔ onlardan sakinin. Old-Testament-Lamentations-003-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara ellerinin işine göre karşılık vereceksin, ey Yahve.|onlara ellerinin isine ɡore karsilik veret͡ʃeksinʔ ej jahve. Old-Testament-Exodus-038-026|und|SPEAKER_00_Turkish|yirmi yaşında ve yukarı olan altı yüz üç bin beş yüz elli kişi için, sayılanlar tarafına geçen herkes için, nüfus başına bir beka, yani kutsal yerin şekeline göre yarım şekeldi.|jirmi jasinda ve jukari olan alti juz ut͡ʃ bin bes juz elli kisi it͡ʃinʔ sajilanlar tarafina ɡet͡ʃen herkes it͡ʃinʔ nufus basina bir bekaʔ jani kutsal jerin sekeline ɡore jarim sekeldi. New-Testament-Luke-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Mala oğlu, Menna oğlu, Mattata oğlu, Natan oğlu, David oğlu,|mala oɡluʔ menna oɡluʔ mattata oɡluʔ natan oɡluʔ david oɡluʔ Old-Testament-Isaiah-036-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi Yahve olmadan bu ülkeyi yok etmek için mi ona karşı çıktım? Yahve bana, \"\"Bu ülkeye karşı çık ve onu harap et\"\" dedi.'\"\"\"|\"simdi jahve olmadan bu ulkeji jok etmek it͡ʃin mi ona karsi t͡ʃiktim? jahve banaʔ \"\"bu ulkeje karsi t͡ʃik ve onu harap et\"\" dedi.ʔ\"\"\" Old-Testament-Proverbs-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgeliği bilmek de canın için öyledir. Eğer onu bulduysan, ödülü de vardır, umudun kesilmez.|bilɡeliɡi bilmek de t͡ʃanin it͡ʃin ojledir. eɡer onu buldujsanʔ odulu de vardirʔ umudun kesilmez. Old-Testament-2-Kings-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoram atalarıyla uyudu ve atalarının yanına David'in kentinde gömüldü; ve oğlu Ahazya onun yerine kral oldu.|joram atalarijla ujudu ve atalarinin janina davidʔin kentinde ɡomuldu; ve oɡlu ahazja onun jerine kral oldu. Old-Testament-Numbers-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Kendisinde Ruh bulunan Nun oğlu Yeşu'yu al ve elini onun üzerine koy.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"kendisinde ruh bulunan nun oɡlu jesuʔju al ve elini onun uzerine koj.\" New-Testament-1-Corinthians-014-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısı’dır, tıpkı kutsalların bütün topluluklarında olduğu gibi.|t͡ʃunku tanri karisiklik deɡilʔ esenlik tanrisi’dirʔ tipki kutsallarin butun topluluklarinda olduɡu ɡibi. Old-Testament-Psalms-065-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzaklarda oturanlar da senin harikalarından korkarlar. Sabahın şafağını ve akşamı sevinç ezgileriyle çağırırsın.|uzaklarda oturanlar da senin harikalarindan korkarlar. sabahin safaɡini ve aksami sevint͡ʃ ezɡilerijle t͡ʃaɡirirsin. Old-Testament-1-Chronicles-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın çocuklarından kalkan ve mızrak taşıyanlar, savaş için silahlanmış altı bin sekiz yüz kişi.|jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindan kalkan ve mizrak tasijanlarʔ savas it͡ʃin silahlanmis alti bin sekiz juz kisi. Old-Testament-Job-036-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kim O'na yolunu çizdi? Ya da kim O'na, 'Haksızlık yaptın' diyebilir?\"\"\"|\"kim oʔna jolunu t͡ʃizdi? ja da kim oʔnaʔ ʔhaksizlik japtinʔ dijebilir?\"\"\" New-Testament-John-006-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba’yı kimse görmüş demek değildir, Baba’yı yalnızca Tanrı’dan olan görmüştür.|baba’ji kimse ɡormus demek deɡildirʔ baba’ji jalnizt͡ʃa tanri’dan olan ɡormustur. Old-Testament-Genesis-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilha hamile kaldı ve Yakov'a bir oğul doğurdu.|bilha hamile kaldi ve jakovʔa bir oɡul doɡurdu. New-Testament-1-Corinthians-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa fahişeyle birleşenin, onunla tek beden olduğunu bilmiyor musunuz? Çünkü ‘‘İkisi tek beden olacak” deniyor.|joksa fahisejle birleseninʔ onunla tek beden olduɡunu bilmijor musunuz? t͡ʃunku ‘‘ikisi tek beden olat͡ʃak” denijor. Old-Testament-1-Chronicles-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Haşuva, Ohel, Berekya, Hasadya ve Yuşav Hesed, beş.|hasuvaʔ ohelʔ berekjaʔ hasadja ve jusav hesedʔ bes. Old-Testament-Psalms-105-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklarına pranga vurdular. Boynunu demir halkayla bağladılar.|ajaklarina pranɡa vurdular. bojnunu demir halkajla baɡladilar. New-Testament-Revelation-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu yakan ateşin dumanına bakarak, ‘Koca kent gibisi var mı?’ diye feryat ettiler.|onu jakan atesin dumanina bakarakʔ ‘kot͡ʃa kent ɡibisi var mi?’ dije ferjat ettiler. Old-Testament-Zechariah-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Benimle konuşan melek yine geldi ve beni uykusundan uyandırılan bir adam gibi uyandırdı.|benimle konusan melek jine ɡeldi ve beni ujkusundan ujandirilan bir adam ɡibi ujandirdi. Old-Testament-Numbers-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in çocukları üzerinde artık gazap olmasın diye, konutun görevini ve sunağın görevini siz yerine getireceksiniz.|“israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari uzerinde artik ɡazap olmasin dijeʔ konutun ɡorevini ve sunaɡin ɡorevini siz jerine ɡetiret͡ʃeksiniz. Old-Testament-Isaiah-063-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen bizim Babamız'sın, Avraham bizi tanımasa da, İsrael bizi kabul etmese de. Sen, ey Yahve, bizim Babamız'sın. Sonsuzluktan beri adın Kurtarıcımız'dır.|t͡ʃunku sen bizim babamizʔsinʔ avraham bizi tanimasa daʔ israel bizi kabul etmese de. senʔ ej jahveʔ bizim babamizʔsin. sonsuzluktan beri adin kurtarit͡ʃimizʔdir. Old-Testament-Deuteronomy-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşinin eşeğinin ya da öküzünün yolda düştüğünü görüp de yüzünü onlardan gizlemeyeceksin. Onları tekrar kaldırmasına mutlaka yardım edeceksin.|kardesinin eseɡinin ja da okuzunun jolda dustuɡunu ɡorup de juzunu onlardan ɡizlemejet͡ʃeksin. onlari tekrar kaldirmasina mutlaka jardim edet͡ʃeksin. Old-Testament-Joshua-019-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre Dan'ın çocukları oymağının mirası, budur; köyleriyle birlikte bu kentlerdi.|bojlarina ɡore danʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin mirasiʔ budur; kojlerijle birlikte bu kentlerdi. Old-Testament-Joel-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabanlarınızı kılıçlara, bağcı bıçaklarınızı mızraklara döndürün. Zayıf olan, 'Ben güçlüyüm' desin.|sabanlarinizi kilit͡ʃlaraʔ baɡt͡ʃi bit͡ʃaklarinizi mizraklara dondurun. zajif olanʔ ʔben ɡut͡ʃlujumʔ desin. Old-Testament-Numbers-010-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sandık durduğunda, \"\"Ey Yahve, onbinlerce, binlerce İsraelli'ye dön\"\" derdi.\"|\"sandik durduɡundaʔ \"\"ej jahveʔ onbinlert͡ʃeʔ binlert͡ʃe israelliʔje don\"\" derdi.\" New-Testament-2-Corinthians-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in Beliyal ile ne anlaşması olabilir? Ya da iman edenin iman etmeyenle ne payı olabilir?|mesih’in belijal ile ne anlasmasi olabilir? ja da iman edenin iman etmejenle ne paji olabilir? Old-Testament-2-Samuel-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yoav kralın yanına gelip şöyle dedi: \"\"Ne yaptın? İşte Avner yanına geldi. Onu neden gönderdin, o da çoktan gitti?\"|\"bunun uzerine joav kralin janina ɡelip sojle dedi \"\"ne japtin? iste avner janina ɡeldi. onu neden ɡonderdinʔ o da t͡ʃoktan ɡitti?\" Old-Testament-Exodus-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu, Amalek'le halkını kılıcın ağzıyla yendi.|jesuʔ amalekʔle halkini kilit͡ʃin aɡzijla jendi. Old-Testament-2-Samuel-013-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Avşalom kaçıp Geşur Kralı Ammihur oğlu Talmay’ın yanına gitti. David her gün oğlu için yas tuttu.|ama avsalom kat͡ʃip ɡesur krali ammihur oɡlu talmaj’in janina ɡitti. david her ɡun oɡlu it͡ʃin jas tuttu. New-Testament-Mark-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekrar “Onu çarmıha ger!” diye bağırdılar.|tekrar “onu t͡ʃarmiha ɡer!” dije baɡirdilar. Old-Testament-Jeremiah-023-034|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Yahve'den gelen haber’ diyen peygambere, kâhine ve halka gelince, ben o adamı ve onun ev halkını cezalandıracağım.|‘jahveʔden ɡelen haber’ dijen pejɡambereʔ kahine ve halka ɡelint͡ʃeʔ ben o adami ve onun ev halkini t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Chronicles-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|onun oğlu Elkana, onun oğlu Eviasaf, onun oğlu Assir,|onun oɡlu elkanaʔ onun oɡlu eviasafʔ onun oɡlu assirʔ Old-Testament-Proverbs-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Etini hazırladı. Şarabını karıştırdı. Sofrasını da kurdu.|etini hazirladi. sarabini karistirdi. sofrasini da kurdu. Old-Testament-Ruth-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Destelerden onun için biraz çıkarıp bırakın. Toplasın ve onu azarlamayın” dedi.\"|\"\"\"destelerden onun it͡ʃin biraz t͡ʃikarip birakin. toplasin ve onu azarlamajin” dedi.\" Old-Testament-Isaiah-063-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten aşağı bak ve kutsallığının ve görkeminin konutundan gör. Gayretin ve kudretli işlerin nerede? Yüreğinin hasreti ve şefkatin bana karşı kısıtlandı.|ɡokten asaɡi bak ve kutsalliɡinin ve ɡorkeminin konutundan ɡor. ɡajretin ve kudretli islerin nerede? jureɡinin hasreti ve sefkatin bana karsi kisitlandi. New-Testament-Acts-007-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Kutsal Ruh’la dolu olan Stefanos, gözlerini dikkatle göğe dikti. Tanrı’nın yüceliğini ve O’nun sağında duran Yeşua’yı gördü.|ama kutsal ruh’la dolu olan stefanosʔ ɡozlerini dikkatle ɡoɡe dikti. tanri’nin jut͡ʃeliɡini ve o’nun saɡinda duran jesua’ji ɡordu. Old-Testament-1-Kings-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye Kralı'nın hizmetkârları ona, “Onların ilâhı dağlar ilâhıdır; bu yüzden bizden daha güçlüydüler” dediler. “Ama ovada onlarla savaşalım, kesinlikle onlardan daha güçlü olacağız.|surije kraliʔnin hizmetkarlari onaʔ “onlarin ilahi daɡlar ilahidir; bu juzden bizden daha ɡut͡ʃlujduler” dediler. “ama ovada onlarla savasalimʔ kesinlikle onlardan daha ɡut͡ʃlu olat͡ʃaɡiz. Old-Testament-Psalms-044-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi yenilecek koyun gibi ettin, bizi ulusların arasına dağıttın.|bizi jenilet͡ʃek kojun ɡibi ettinʔ bizi uluslarin arasina daɡittin. Old-Testament-Jeremiah-049-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Edom şaşılacak bir şey olacak. Oradan geçen herkes şaşacak, ve bütün onun belalarına ıslık çalacak.|“edom sasilat͡ʃak bir sej olat͡ʃak. oradan ɡet͡ʃen herkes sasat͡ʃakʔ ve butun onun belalarina islik t͡ʃalat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye şükredin. Adını çağırın. Yaptıklarını halklar arasında bildirin.|jahveʔje sukredin. adini t͡ʃaɡirin. japtiklarini halklar arasinda bildirin. Old-Testament-Deuteronomy-001-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece size söyledim, ama dinlemediniz; ama siz Yahve'nin buyruğuna karşı isyan ettiniz, küstahlık ettiniz ve dağlık bölgeye çıktınız.|bojlet͡ʃe size sojledimʔ ama dinlemediniz; ama siz jahveʔnin bujruɡuna karsi isjan ettinizʔ kustahlik ettiniz ve daɡlik bolɡeje t͡ʃiktiniz. New-Testament-Philippians-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde siz de sevinçli olmalısınız ve benimle sevinmelisiniz.|ajni sekilde siz de sevint͡ʃli olmalisiniz ve benimle sevinmelisiniz. Old-Testament-Psalms-124-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeri göğü yaratan Yahve’nin adı yardımcımızdır.|jeri ɡoɡu jaratan jahve’nin adi jardimt͡ʃimizdir. Old-Testament-1-Kings-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin içi sedirdi, tomurcuklarla ve açılmış çiçeklerle oyulmuştu. Her yer sedirdi. Taş hiç görünmüyordu.|evin it͡ʃi sedirdiʔ tomurt͡ʃuklarla ve at͡ʃilmis t͡ʃit͡ʃeklerle ojulmustu. her jer sedirdi. tas hit͡ʃ ɡorunmujordu. New-Testament-Colossians-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinize katlanın, birinin öbüründen bir şikayeti varsa, Mesih’in sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi öyle bağışlayın.|birbirinize katlaninʔ birinin oburunden bir sikajeti varsaʔ mesih’in sizi baɡisladiɡi ɡibiʔ siz de birbirinizi ojle baɡislajin. Old-Testament-Jeremiah-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden karılarını başkalarına, Tarlalarını da onları mülk edinecek olanlara vereceğim. Çünkü en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes açgözlülüğe kapılmış; peygamberden kâhine kadar hepsi hileyle davranıyor.|bu juzden karilarini baskalarinaʔ tarlalarini da onlari mulk edinet͡ʃek olanlara veret͡ʃeɡim. t͡ʃunku en kut͡ʃuɡunden en bujuɡune kadar herkes at͡ʃɡozluluɡe kapilmis; pejɡamberden kahine kadar hepsi hilejle davranijor. Old-Testament-Psalms-105-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaptığı şaşılası işleri, harikalarını ve ağzının hükümlerini hatırlayın:|japtiɡi sasilasi isleriʔ harikalarini ve aɡzinin hukumlerini hatirlajin New-Testament-Acts-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, aşağıya in ve hiç çekinmeden onlarla birlikte git. Çünkü onları ben gönderdim” dedi.|kalkʔ asaɡija in ve hit͡ʃ t͡ʃekinmeden onlarla birlikte ɡit. t͡ʃunku onlari ben ɡonderdim” dedi. Old-Testament-Exodus-036-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun uzak tarafındaki köşeleri için iki çerçeve yaptı.|konutun uzak tarafindaki koseleri it͡ʃin iki t͡ʃert͡ʃeve japti. Old-Testament-1-Kings-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|pervazlar arasındaki levhalarda aslanlar, öküzler ve Keruvlar vardı; pervazların üzerinde yukarıda bir kaide vardı; aslanların ve öküzlerin altında asılı çelenkler işlenmişti.|pervazlar arasindaki levhalarda aslanlarʔ okuzler ve keruvlar vardi; pervazlarin uzerinde jukarida bir kaide vardi; aslanlarin ve okuzlerin altinda asili t͡ʃelenkler islenmisti. New-Testament-John-011-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşua yine içinden inleyerek mezara geldi. Mezar bir mağaraydı ve önünde bir taş duruyordu.|bunun uzerine jesua jine it͡ʃinden inlejerek mezara ɡeldi. mezar bir maɡarajdi ve onunde bir tas durujordu. New-Testament-2-Thessalonians-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü aranızda bazılarının isyan içinde yürüdüğünü, hiç çalışmadığını, başkalarının işine burunlarını soktuğunu duyuyoruz.|t͡ʃunku aranizda bazilarinin isjan it͡ʃinde juruduɡunuʔ hit͡ʃ t͡ʃalismadiɡiniʔ baskalarinin isine burunlarini soktuɡunu dujujoruz. New-Testament-John-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine öğrencileri geldi. Bir kadınla konuşmakta olmasına şaştılar. Yine de hiçbiri “Ne arıyordun?” ya da “Neden o kadınla konuşuyordun?” diye sormadı.|bunun uzerine oɡrent͡ʃileri ɡeldi. bir kadinla konusmakta olmasina sastilar. jine de hit͡ʃbiri “ne arijordun?” ja da “neden o kadinla konusujordun?” dije sormadi. Old-Testament-Leviticus-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İç kısmındaki bütün yağı, karaciğerin zarını, iki böbreği ve bunların yağlarını aldı; Moşe onu sunakta yaktı.|it͡ʃ kismindaki butun jaɡiʔ karat͡ʃiɡerin zariniʔ iki bobreɡi ve bunlarin jaɡlarini aldi; mose onu sunakta jakti. New-Testament-John-006-069|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin diri Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğuna iman ettik ve bunu biliyoruz” diye karşılık verdi.|senin diri tanri’nin oɡlu mesih olduɡuna iman ettik ve bunu bilijoruz” dije karsilik verdi. Old-Testament-Ezekiel-046-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeni Ay Günü'nde kusursuz bir genç boğa, altı kuzu ve bir koç olacak. Kusursuz olacaklar.|jeni aj ɡunuʔnde kusursuz bir ɡent͡ʃ boɡaʔ alti kuzu ve bir kot͡ʃ olat͡ʃak. kusursuz olat͡ʃaklar. Old-Testament-Isaiah-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tartan'ın Aşdod'a geldiği yıl, Aşur Kralı Sargon onu gönderip Aşdod'a karşı savaşıp ele geçirdiği zaman;|tartanʔin asdodʔa ɡeldiɡi jilʔ asur krali sarɡon onu ɡonderip asdodʔa karsi savasip ele ɡet͡ʃirdiɡi zaman; New-Testament-1-Corinthians-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hatta ses çıkaran cansız şeyler, ister kaval, ister arp olsun, sesleri ayırt etmeselerdi, kaval mı arp mı çalındığı nasıl bilinirdi?|hatta ses t͡ʃikaran t͡ʃansiz sejlerʔ ister kavalʔ ister arp olsunʔ sesleri ajirt etmeselerdiʔ kaval mi arp mi t͡ʃalindiɡi nasil bilinirdi? Old-Testament-Jonah-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Canım içimde bayıldığında, Yahve'yi hatırladım. Duam sana, kutsal tapınağına ulaştı.\"|\"\"\"t͡ʃanim it͡ʃimde bajildiɡindaʔ jahveʔji hatirladim. duam sanaʔ kutsal tapinaɡina ulasti.\" Old-Testament-Isaiah-052-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bütün ulusların gözü önünde kutsal kolunu apaçık gösterdi. Yeryüzünün bütün uçları Tanrımız'ın kurtarışını gördü.|jahve butun uluslarin ɡozu onunde kutsal kolunu apat͡ʃik ɡosterdi. jerjuzunun butun ut͡ʃlari tanrimizʔin kurtarisini ɡordu. Old-Testament-Ezekiel-048-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kentin çıkışları şunlardır: Kuzey tarafında ölçüye göre dört bin beş yüz kamış;|“kentin t͡ʃikislari sunlardir kuzej tarafinda olt͡ʃuje ɡore dort bin bes juz kamis; Old-Testament-Genesis-032-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam onu yenemediğini görünce, uyluğunun başına dokundu. Yakov güreşirken uyluğunun başı incindi.|adam onu jenemediɡini ɡorunt͡ʃeʔ ujluɡunun basina dokundu. jakov ɡuresirken ujluɡunun basi int͡ʃindi. Old-Testament-Lamentations-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon ellerini açtı. Onu teselli eden yok. Yahve, Yakov hakkında, çevresindekiler ona düşman olsunlar diye buyurdu. Yeruşalem onların arasında kirli bir şey oldu.|sijon ellerini at͡ʃti. onu teselli eden jok. jahveʔ jakov hakkindaʔ t͡ʃevresindekiler ona dusman olsunlar dije bujurdu. jerusalem onlarin arasinda kirli bir sej oldu. New-Testament-Titus-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârları, her konuda efendilerine tabi olmaya teşvik et. Efendilerini hoşnut etsinler, onlarla ters düşmesinler.|hizmetkarlariʔ her konuda efendilerine tabi olmaja tesvik et. efendilerini hosnut etsinlerʔ onlarla ters dusmesinler. Old-Testament-Daniel-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam aynı saatte, bir insan elinin parmakları göründü ve şamdanın yanında, kral sarayının duvarının sıvası üzerine yazdı. Kral yazan elin parçasını gördü.|tam ajni saatteʔ bir insan elinin parmaklari ɡorundu ve samdanin janindaʔ kral sarajinin duvarinin sivasi uzerine jazdi. kral jazan elin part͡ʃasini ɡordu. Old-Testament-Ezekiel-030-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey insanoğlu, Mısır Kralı Firavun'un kolunu kırdım. İşte, ilaç sürülsün, bağlamak için ona sargı sarılsın da kılıcı tutmak için güçlensin diye, onu sarmadılar.\"|\"\"\"ej insanoɡluʔ misir krali firavunʔun kolunu kirdim. isteʔ ilat͡ʃ surulsunʔ baɡlamak it͡ʃin ona sarɡi sarilsin da kilit͡ʃi tutmak it͡ʃin ɡut͡ʃlensin dijeʔ onu sarmadilar.\" Old-Testament-Deuteronomy-028-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sözünü dinlemediğiniz için gökteki yıldızlar gibi kalabalık olsanız da sayıca az bırakılacaksınız.|tanrin jahveʔnin sozunu dinlemediɡiniz it͡ʃin ɡokteki jildizlar ɡibi kalabalik olsaniz da sajit͡ʃa az birakilat͡ʃaksiniz. New-Testament-Ephesians-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O’nun aracılığıyla bir Ruh’ta iki kesim birlikte Baba’nın huzuruna girebiliriz.|t͡ʃunku o’nun arat͡ʃiliɡijla bir ruh’ta iki kesim birlikte baba’nin huzuruna ɡirebiliriz. Old-Testament-Exodus-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|özenle dokunmuş giysileri, kâhin Aron'un kutsal giysilerini, oğullarının kâhinlik makamında hizmet edecekleri giysilerini;|ozenle dokunmus ɡijsileriʔ kahin aronʔun kutsal ɡijsileriniʔ oɡullarinin kahinlik makaminda hizmet edet͡ʃekleri ɡijsilerini; New-Testament-John-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam onlara şu karşılığı verdi: “Beni iyileştiren, bana, ‘Yatağını topla ve yürü’ dedi.”|adam onlara su karsiliɡi verdi “beni ijilestirenʔ banaʔ ‘jataɡini topla ve juru’ dedi.” Old-Testament-Numbers-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İneceğim ve orada seninle konuşacağım. Senin üzerinde olan Ruh'tan alıp onların üzerine koyacağım; ve sen tek başına taşımayasın diye, halkın yükünü onlar seninle birlikte taşıyacaklar.\"\"\"|\"inet͡ʃeɡim ve orada seninle konusat͡ʃaɡim. senin uzerinde olan ruhʔtan alip onlarin uzerine kojat͡ʃaɡim; ve sen tek basina tasimajasin dijeʔ halkin jukunu onlar seninle birlikte tasijat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Psalms-111-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusu bilgeliğin başlangıcıdır. O’nun işini yapanların hepsi iyi bir anlayışa sahiptir. O’nun övgüsü sonsuza dek sürer!|jahve korkusu bilɡeliɡin baslanɡit͡ʃidir. o’nun isini japanlarin hepsi iji bir anlajisa sahiptir. o’nun ovɡusu sonsuza dek surer! New-Testament-Mark-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, öğrencileriyle birlikte Filipus Sezariyesi’nde bulunan köylere gitti. Yolda öğrencilerine, “İnsanlar benim kim olduğumu söylüyor?” diye sordu.|jesuaʔ oɡrent͡ʃilerijle birlikte filipus sezarijesi’nde bulunan kojlere ɡitti. jolda oɡrent͡ʃilerineʔ “insanlar benim kim olduɡumu sojlujor?” dije sordu. Old-Testament-Joshua-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Başan'da Manaşşe oymağının yarım oymağına miras vermişti; ama Yeşu, diğer yarısına Yarden'in ötesinde batıya doğru, kardeşlerinin arasında miras verdi. Üstelik Yeşu onları çadırlarına gönderdiğinde onları kutsadı;|moseʔ basanʔda manasse ojmaɡinin jarim ojmaɡina miras vermisti; ama jesuʔ diɡer jarisina jardenʔin otesinde batija doɡruʔ kardeslerinin arasinda miras verdi. ustelik jesu onlari t͡ʃadirlarina ɡonderdiɡinde onlari kutsadi; Old-Testament-Numbers-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Buluşma Çadırı'nın hizmetinde kullanılmak üzere bunları onlardan al; ve bunları her adama hizmetine göre Levililer'e vereceksin.”\"|\"\"\"bulusma t͡ʃadiriʔnin hizmetinde kullanilmak uzere bunlari onlardan al; ve bunlari her adama hizmetine ɡore levililerʔe veret͡ʃeksin.”\" Old-Testament-Psalms-147-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O, hayvanlara yiyecek sağlar, bağrışan kuzgun yavrularına.|oʔ hajvanlara jijet͡ʃek saɡlarʔ baɡrisan kuzɡun javrularina. Old-Testament-Exodus-035-018|und|SPEAKER_00_Turkish|konutun kazıklarını, avlunun kazıklarını ve onları iplerini;|konutun kaziklariniʔ avlunun kaziklarini ve onlari iplerini; Old-Testament-Ezekiel-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Büyük kanatlı, çok tüylü, başka bir büyük kartal daha vardı. İşte, bu asma köklerini ona doğru eğdi ve sulasın diye dallarını dikildiği yerden ona doğru uzattı.|“‘“bujuk kanatliʔ t͡ʃok tujluʔ baska bir bujuk kartal daha vardi. isteʔ bu asma koklerini ona doɡru eɡdi ve sulasin dije dallarini dikildiɡi jerden ona doɡru uzatti. Old-Testament-Ezra-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Öbür Elam'ın çocukları, bin iki yüz elli dört.|obur elamʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ bin iki juz elli dort. New-Testament-John-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Acaba bu Mesih olabilir mi?”|“ɡelinʔ japtiɡim her seji bana sojlejen adami ɡorun. at͡ʃaba bu mesih olabilir mi?” Old-Testament-1-Samuel-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Saul'u kral yaptığım için kederliyim; çünkü beni izlemekten vazgeçti ve buyruklarımı yerine getirmedi.\"\" Samuel çok öfkelendi ve bütün gece Yahve'ye yakardı.\"|\"\"\"saulʔu kral japtiɡim it͡ʃin kederlijim; t͡ʃunku beni izlemekten vazɡet͡ʃti ve bujruklarimi jerine ɡetirmedi.\"\" samuel t͡ʃok ofkelendi ve butun ɡet͡ʃe jahveʔje jakardi.\" Old-Testament-Judges-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimşon, \"\"Filistliler'le birlikte öleyim!\"\" dedi. Bütün gücüyle eğildi; ve ev beylerin ve içinde olan bütün halkın üzerine düştü. Böylece ölümünde öldürdüğü ölüler, hayatında öldürdüğünden daha fazlaydı.\"|\"simsonʔ \"\"filistlilerʔle birlikte olejim!\"\" dedi. butun ɡut͡ʃujle eɡildi; ve ev bejlerin ve it͡ʃinde olan butun halkin uzerine dustu. bojlet͡ʃe olumunde oldurduɡu olulerʔ hajatinda oldurduɡunden daha fazlajdi.\" Old-Testament-2-Chronicles-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü atalarımız sadakatsizlik ettiler, Tanrımız Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptılar, O'nu bıraktılar, Yahve'nin meskeninden yüzlerini çevirdiler, sırtlarını döndüler.|t͡ʃunku atalarimiz sadakatsizlik ettilerʔ tanrimiz jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtilarʔ oʔnu biraktilarʔ jahveʔnin meskeninden juzlerini t͡ʃevirdilerʔ sirtlarini donduler. New-Testament-Luke-020-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Dirilişte bu kadın hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onu aldı.”|diriliste bu kadin hanɡisinin karisi olat͡ʃak? t͡ʃunku jedisi de onu aldi.” Old-Testament-Jeremiah-049-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ağla, ey Heşbon, çünkü Ay yıkıldı! Feryat edin, ey Rabba kızları! Çul giyinin. Ağıt yakın ve çitler arasında ileri geri koşun; çünkü Malkam, kâhinleri ve beyleri sürgüne gidecek.|“aɡlaʔ ej hesbonʔ t͡ʃunku aj jikildi! ferjat edinʔ ej rabba kizlari! t͡ʃul ɡijinin. aɡit jakin ve t͡ʃitler arasinda ileri ɡeri kosun; t͡ʃunku malkamʔ kahinleri ve bejleri surɡune ɡidet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-033-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Boru sesini işitmiş ve uyarıyı dikkate almamıştır. Onun kanı kendi başı üzerinde olacaktır; oysa uyarıyı dikkate almış olsaydı, canını kurtarmış olurdu.|boru sesini isitmis ve ujariji dikkate almamistir. onun kani kendi basi uzerinde olat͡ʃaktir; ojsa ujariji dikkate almis olsajdiʔ t͡ʃanini kurtarmis olurdu. New-Testament-2-Peter-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte tam bundan ötürü her türlü gayreti göstererek imanınıza erdemi, erdeminize bilgiyi,|iste tam bundan oturu her turlu ɡajreti ɡostererek imaniniza erdemiʔ erdeminize bilɡijiʔ Old-Testament-Job-038-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın bulunmadığı diyara, insanın olmadığı çöle yağsın diye,|insanin bulunmadiɡi dijaraʔ insanin olmadiɡi t͡ʃole jaɡsin dijeʔ Old-Testament-2-Samuel-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk yılın sonunda Avşalom krala, “Lütfen gidip Hevron’da Yahve'ye adadığım adağı yerine getireyim” dedi.|kirk jilin sonunda avsalom kralaʔ “lutfen ɡidip hevron’da jahveʔje adadiɡim adaɡi jerine ɡetirejim” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'den Ahiya, Tanrı evinin hazinelerinin ve adanmış şeylerin hazinelerinin başındaydı.|levililerʔden ahijaʔ tanri evinin hazinelerinin ve adanmis sejlerin hazinelerinin basindajdi. Old-Testament-Isaiah-030-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o asi bir halk, yalancı çocuklar, Yahve'nin yasasını dinlemeyen çocuklardır;|t͡ʃunku o asi bir halkʔ jalant͡ʃi t͡ʃot͡ʃuklarʔ jahveʔnin jasasini dinlemejen t͡ʃot͡ʃuklardir; New-Testament-Luke-002-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua on iki yaşındayken, bayram geleneği uyarınca Yeruşalem’e çıktılar.|jesua on iki jasindajkenʔ bajram ɡeleneɡi ujarint͡ʃa jerusalem’e t͡ʃiktilar. Old-Testament-Jeremiah-049-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzüm toplayıcılar size gelse, biraz artakalan üzüm bırakmazlar mı? Hırsızlar gece gelse, yeteri kadar çalmazlar mı?|uzum toplajit͡ʃilar size ɡelseʔ biraz artakalan uzum birakmazlar mi? hirsizlar ɡet͡ʃe ɡelseʔ jeteri kadar t͡ʃalmazlar mi? Old-Testament-Deuteronomy-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve'nin bize buyurduğu gibi Horev'den yola çıktık ve Amorlular'ın dağlık bölgesine giden yolda gördüğünüz o büyük ve korkunç çölden geçtik; ve Kadeş Barnea'ya geldik.|tanrimiz jahveʔnin bize bujurduɡu ɡibi horevʔden jola t͡ʃiktik ve amorlularʔin daɡlik bolɡesine ɡiden jolda ɡorduɡunuz o bujuk ve korkunt͡ʃ t͡ʃolden ɡet͡ʃtik; ve kades barneaʔja ɡeldik. Old-Testament-Genesis-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Güvercin ayağını koyup dinlenebileceği bir yer bulamayınca gemiye, Noa’ya geri döndü. Çünkü yeryüzünün tümü sularla kaplıydı. Elini uzatıp onu tuttu ve kendi yanına gemiye aldı.|ɡuvert͡ʃin ajaɡini kojup dinlenebilet͡ʃeɡi bir jer bulamajint͡ʃa ɡemijeʔ noa’ja ɡeri dondu. t͡ʃunku jerjuzunun tumu sularla kaplijdi. elini uzatip onu tuttu ve kendi janina ɡemije aldi. New-Testament-Luke-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah denilen Mayasız Ekmek Bayramı yaklaşıyordu.|pesah denilen majasiz ekmek bajrami jaklasijordu. Old-Testament-Psalms-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sensin benim sığınağım. Beni sıkıntıdan korursun. Beni kurtuluş ezgileriyle kuşatırsın. Selah.|sensin benim siɡinaɡim. beni sikintidan korursun. beni kurtulus ezɡilerijle kusatirsin. selah. Old-Testament-Proverbs-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|onları Şeol gibi diri diri, çukura inenler gibi bütün olarak yutalım.|onlari seol ɡibi diri diriʔ t͡ʃukura inenler ɡibi butun olarak jutalim. Old-Testament-1-Samuel-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamın adı Naval'dı; karısının adı da Avigail'di. Bu kadın akıllıydı ve güzel bir yüzü vardı; ama adam huysuz ve işlerinde kötüydü. Kalev'in evindendi.|adamin adi navalʔdi; karisinin adi da aviɡailʔdi. bu kadin akillijdi ve ɡuzel bir juzu vardi; ama adam hujsuz ve islerinde kotujdu. kalevʔin evindendi. Old-Testament-Leviticus-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve'nin önündeki sunağa çıkıp onun için kefaret edecek, boğanın kanından ve keçinin kanından biraz alıp sunağın boynuzları üzerine çepeçevre sürecek.\"|\"\"\"jahveʔnin onundeki sunaɡa t͡ʃikip onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃekʔ boɡanin kanindan ve ket͡ʃinin kanindan biraz alip sunaɡin bojnuzlari uzerine t͡ʃepet͡ʃevre suret͡ʃek.\" New-Testament-Acts-008-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolda giderken su bulunan bir yere geldiler. Hadım, “İşte, burada su var” dedi. “Vaftiz olmama bir engel var mı?”|jolda ɡiderken su bulunan bir jere ɡeldiler. hadimʔ “isteʔ burada su var” dedi. “vaftiz olmama bir enɡel var mi?” Old-Testament-Joshua-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyt Levaot ve Şaruhen idi; köyleriyle birlikte on üç kent;|bejt levaot ve saruhen idi; kojlerijle birlikte on ut͡ʃ kent; Old-Testament-Exodus-034-013|und|SPEAKER_00_Turkish|ama onların sunaklarını yıkacaksın, dikili taşlarını parçalayacaksın ve onların Aşera putlarını keseceksin;|ama onlarin sunaklarini jikat͡ʃaksinʔ dikili taslarini part͡ʃalajat͡ʃaksin ve onlarin asera putlarini keset͡ʃeksin; New-Testament-Acts-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetkililer Yason ve diğerlerinden kefalet aldıktan sonra serbest bıraktılar.|jetkililer jason ve diɡerlerinden kefalet aldiktan sonra serbest biraktilar. Old-Testament-1-Samuel-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan'la silah taşıyıcısının yaptığı ilk kıyım, yarım dönüm kadar bir alanda, yaklaşık yirmi kişiydi.|jonatanʔla silah tasijit͡ʃisinin japtiɡi ilk kijimʔ jarim donum kadar bir alandaʔ jaklasik jirmi kisijdi. Old-Testament-Job-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama ağzımla sizi güçlendirirdim. Dudaklarımın tesellisi sizi rahatlatırdı.\"\"\"|\"ama aɡzimla sizi ɡut͡ʃlendirirdim. dudaklarimin tesellisi sizi rahatlatirdi.\"\"\" New-Testament-Acts-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|hepiniz ve bütün İsrael halkı şunu bilsin ki, bu adam çarmıha gerdiğiniz ve Tanrı’nın ölümden dirilttiği Nasıralı Yeşua Mesih’in adıyla, O'nda önünüzde sağlam duruyor.|hepiniz ve butun israel halki sunu bilsin kiʔ bu adam t͡ʃarmiha ɡerdiɡiniz ve tanri’nin olumden dirilttiɡi nasirali jesua mesih’in adijlaʔ oʔnda onunuzde saɡlam durujor. New-Testament-1-Corinthians-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yaşamla ilgili şeyleri bırakın, melekleri bile yargılayacağımızı bilmiyor musunuz?|bu jasamla ilɡili sejleri birakinʔ melekleri bile jarɡilajat͡ʃaɡimizi bilmijor musunuz? Old-Testament-Psalms-037-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kötüler yok olacaklar. Yahve’nin düşmanları kırların güzelliğine benzeyecek. Duman gibi dağılıp yok olacak.|ama kotuler jok olat͡ʃaklar. jahve’nin dusmanlari kirlarin ɡuzelliɡine benzejet͡ʃek. duman ɡibi daɡilip jok olat͡ʃak. New-Testament-Hebrews-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi imanlı olarak öldüler. Vaatlere kavuşamadan onları uzaktan görüp kucakladılar. Yeryüzünde yabancı ve misafir olduklarını açıkça dile getirdiler.|bunlarin hepsi imanli olarak olduler. vaatlere kavusamadan onlari uzaktan ɡorup kut͡ʃakladilar. jerjuzunde jabant͡ʃi ve misafir olduklarini at͡ʃikt͡ʃa dile ɡetirdiler. Old-Testament-Deuteronomy-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama bir peygamber kendisine söylemeyi buyurmadığım bir sözü küstahça söyler, ya da başka ilâhların adıyla söylerse, o aynı peygamber ölecektir.\"\"\"|\"ama bir pejɡamber kendisine sojlemeji bujurmadiɡim bir sozu kustaht͡ʃa sojlerʔ ja da baska ilahlarin adijla sojlerseʔ o ajni pejɡamber olet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruv'un bir kanadının uzunluğu beş arşın, öbür kanadının uzunluğu da beş arşındı. Bir kanadın ucundan öbürünün ucuna kadar on arşındı.|keruvʔun bir kanadinin uzunluɡu bes arsinʔ obur kanadinin uzunluɡu da bes arsindi. bir kanadin ut͡ʃundan oburunun ut͡ʃuna kadar on arsindi. Old-Testament-Exodus-028-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İki altın halka yapacaksın ve bunları efodun iki omuz askısının altına, ön kısmına, bağlantı parçasının yakınına, efodun ustaca dokunmuş şeridinin üstüne takacaksın.|iki altin halka japat͡ʃaksin ve bunlari efodun iki omuz askisinin altinaʔ on kisminaʔ baɡlanti part͡ʃasinin jakininaʔ efodun ustat͡ʃa dokunmus seridinin ustune takat͡ʃaksin. Old-Testament-Proverbs-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kavgacı bir kadınla aynı evi paylaşmaktansa, damın köşesinde oturmak daha iyidir.|kavɡat͡ʃi bir kadinla ajni evi pajlasmaktansaʔ damin kosesinde oturmak daha ijidir. Old-Testament-1-Samuel-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul’un oğlu Yonatan kalkıp ormana, David’in yanına gitti ve Tanrı’da onun elini güçlendirdi.|saul’un oɡlu jonatan kalkip ormanaʔ david’in janina ɡitti ve tanri’da onun elini ɡut͡ʃlendirdi. New-Testament-Matthew-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğerleri dikenler arasına düştü. Dikenler büyüdü ve onları boğdu.|diɡerleri dikenler arasina dustu. dikenler bujudu ve onlari boɡdu. Old-Testament-Jeremiah-051-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Senden köşe taşı, temel taşı almayacaklar; ama sonsuza dek ıssız kalacaksın.” diyor Yahve.|senden kose tasiʔ temel tasi almajat͡ʃaklar; ama sonsuza dek issiz kalat͡ʃaksin.” dijor jahve. Old-Testament-Numbers-032-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun yanına gelip şöyle dediler: \"\"Burada hayvanlarımız için ağıllar, çocuklarımız için kentler kuracağız;\"|\"onun janina ɡelip sojle dediler \"\"burada hajvanlarimiz it͡ʃin aɡillarʔ t͡ʃot͡ʃuklarimiz it͡ʃin kentler kurat͡ʃaɡiz;\" New-Testament-Acts-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Havranın yöneticisi Krispus, bütün ev halkıyla birlikte Efendi’ye iman etti. Sözü işiten başka birçok Korintliler de iman edip vaftiz oldular.|havranin jonetit͡ʃisi krispusʔ butun ev halkijla birlikte efendi’je iman etti. sozu isiten baska birt͡ʃok korintliler de iman edip vaftiz oldular. Old-Testament-1-Samuel-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın bir adamı Eli'ye gelip ona, “Yahve diyor ki, 'Firavun'un evine köle olarak Mısır'da oldukları sırada, kendimi babanın evine göstermedim mi?|tanriʔnin bir adami eliʔje ɡelip onaʔ “jahve dijor kiʔ ʔfiravunʔun evine kole olarak misirʔda olduklari siradaʔ kendimi babanin evine ɡostermedim mi? Old-Testament-Job-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulut nasıl dağılıp yok olursa, Şeol'e inen de bir daha çıkamaz.|bulut nasil daɡilip jok olursaʔ seolʔe inen de bir daha t͡ʃikamaz. New-Testament-1-Peter-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de Yeşua Mesih aracılığıyla Tanrı’yı hoşnut eden ruhsal kurbanlar sunmak ve kutsal kâhinler topluluğu olmak üzere, diri taşlar olarak ruhsal konut olmak için bina olunuyorsunuz.|siz de jesua mesih arat͡ʃiliɡijla tanri’ji hosnut eden ruhsal kurbanlar sunmak ve kutsal kahinler topluluɡu olmak uzereʔ diri taslar olarak ruhsal konut olmak it͡ʃin bina olunujorsunuz. Old-Testament-Jeremiah-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor, \"\"Babil Kralı Nebukadnessar'a hizmet etsinler diye bütün bu ulusların boynuna demir boyunduruk koydum; ve ona hizmet edecekler. Kır hayvanlarını da ona verdim.\"\"'\"\"\"|\"t͡ʃunku israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijorʔ \"\"babil krali nebukadnessarʔa hizmet etsinler dije butun bu uluslarin bojnuna demir bojunduruk kojdum; ve ona hizmet edet͡ʃekler. kir hajvanlarini da ona verdim.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Judges-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O da O'na, \"\"Ey Efendim, İsrael'i nasıl kurtaracağım?\"\" dedi. \"\"İşte, benim ailem Manaşşe'nin en yoksulu, ben de babamın evinde en küçüğüyüm.\"\"\"|\"o da oʔnaʔ \"\"ej efendimʔ israelʔi nasil kurtarat͡ʃaɡim?\"\" dedi. \"\"isteʔ benim ailem manasseʔnin en joksuluʔ ben de babamin evinde en kut͡ʃuɡujum.\"\"\" Old-Testament-Psalms-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye seslenirim, kutsal dağından bana yanıt verir. Selah.|jahve’je seslenirimʔ kutsal daɡindan bana janit verir. selah. New-Testament-Matthew-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yargılamayın ki, yargılanmayasınız.|“jarɡilamajin kiʔ jarɡilanmajasiniz. Old-Testament-Psalms-085-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkının suçunu bağışladın. Bütün günahlarını örttün. Selah.|halkinin sut͡ʃunu baɡisladin. butun ɡunahlarini orttun. selah. Old-Testament-Genesis-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı “Adem'in yalnız kalması iyi değil. Ona kendisine kıyas bir yardımcı yapacağım” dedi.|jahve tanri “ademʔin jalniz kalmasi iji deɡil. ona kendisine kijas bir jardimt͡ʃi japat͡ʃaɡim” dedi. Old-Testament-Leviticus-013-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün kâhin vebayı inceleyecek; işte, eğer kaşıntı yayılmamışsa, içinde sarı kıl yoksa ve kaşıntı deriden daha derin değilse,|jedint͡ʃi ɡun kahin vebaji int͡ʃelejet͡ʃek; isteʔ eɡer kasinti jajilmamissaʔ it͡ʃinde sari kil joksa ve kasinti deriden daha derin deɡilseʔ Old-Testament-Proverbs-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Suyun yüzü yansıttığı gibi, insanın yüreği de insanı yansıtır.|sujun juzu jansittiɡi ɡibiʔ insanin jureɡi de insani jansitir. Old-Testament-Ezekiel-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman beni Yahve'nin evinin kuzeye bakan kapısının girilecek yerine getirdi; ve kadınların orada oturup Tammuz için ağladıklarını gördüm.|o zaman beni jahveʔnin evinin kuzeje bakan kapisinin ɡirilet͡ʃek jerine ɡetirdi; ve kadinlarin orada oturup tammuz it͡ʃin aɡladiklarini ɡordum. New-Testament-Galatians-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakın, ben Pavlus size söylüyorum, eğer sünnet olursanız Mesih’in size hiçbir faydası olmaz.|bakinʔ ben pavlus size sojlujorumʔ eɡer sunnet olursaniz mesih’in size hit͡ʃbir fajdasi olmaz. Old-Testament-Deuteronomy-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreği sapmasın diye kendine eşler çoğaltmayacak. Kendisine fazla gümüş ve altın çoğaltmayacak.|jureɡi sapmasin dije kendine esler t͡ʃoɡaltmajat͡ʃak. kendisine fazla ɡumus ve altin t͡ʃoɡaltmajat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gündoğumuna doğru doğu tarafında konaklayanlar, bölüklerine göre Yahuda ordugâhının bayrağından olacaklar. Yahuda'nın çocuklarının beyi Amminadav oğlu Nahşon olacak.|“ɡundoɡumuna doɡru doɡu tarafinda konaklajanlarʔ boluklerine ɡore jahuda orduɡahinin bajraɡindan olat͡ʃaklar. jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin beji amminadav oɡlu nahson olat͡ʃak. New-Testament-Luke-023-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef Kurul’un kararını ve işini kabul etmemişti. Tanrı’nın Krallığı'nı bekleyen bir Yahudi olan Yosef Aramatya Kenti’ndendi.|josef kurul’un kararini ve isini kabul etmemisti. tanri’nin kralliɡiʔni beklejen bir jahudi olan josef aramatja kenti’ndendi. Old-Testament-Joshua-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Yeşu'ya, \"\"Bugün Mısır'ın utancını senden kaldırdım\"\" dedi. Bu nedenle bugüne kadar o yerin adına Gilgal denildi.\"|\"jahve jesuʔjaʔ \"\"buɡun misirʔin utant͡ʃini senden kaldirdim\"\" dedi. bu nedenle buɡune kadar o jerin adina ɡilɡal denildi.\" Old-Testament-Ezekiel-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Ruh beni kaldırdı ve beni Yahve'nin evinin doğuya bakan doğu kapısına getirdi. İşte, kapının girişinde yirmi beş adam vardı; ve onların arasında halkın beyleri Azzur oğlu Yaazanya ile Benaya oğlu Pelatya'yı gördüm.|ve ruh beni kaldirdi ve beni jahveʔnin evinin doɡuja bakan doɡu kapisina ɡetirdi. isteʔ kapinin ɡirisinde jirmi bes adam vardi; ve onlarin arasinda halkin bejleri azzur oɡlu jaazanja ile benaja oɡlu pelatjaʔji ɡordum. New-Testament-John-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın O'na, “Efendim, bu suyu bana ver ki, bir daha susamayayım, ne de buraya kadar su çekmeye geleyim” dedi.|kadin oʔnaʔ “efendimʔ bu suju bana ver kiʔ bir daha susamajajimʔ ne de buraja kadar su t͡ʃekmeje ɡelejim” dedi. Old-Testament-Genesis-037-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov babasının gelip geçtiği Kenan diyarında yaşadı.|jakov babasinin ɡelip ɡet͡ʃtiɡi kenan dijarinda jasadi. Old-Testament-Ezekiel-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Efendi Yahve şöyle diyor: 'Elini çırp, ayağını yere vur ve İsrael evinin bütün iğrenç kötülükleri yüzünden, \"\"Eyvah!\"\" de. Çünkü kılıçla, kıtlıkla ve salgın hastalıkla düşecekler.\"|\"“efendi jahve sojle dijor ʔelini t͡ʃirpʔ ajaɡini jere vur ve israel evinin butun iɡrent͡ʃ kotulukleri juzundenʔ \"\"ejvah!\"\" de. t͡ʃunku kilit͡ʃlaʔ kitlikla ve salɡin hastalikla duset͡ʃekler.\" New-Testament-Romans-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen kimsin ki, başkasının hizmetkârını yargılıyorsun? Kendi efendisi karşısında durur ya da düşer. Evet, durdurulacaktır, çünkü Tanrı'nın onu durdurmaya gücü vardır.|sen kimsin kiʔ baskasinin hizmetkarini jarɡilijorsun? kendi efendisi karsisinda durur ja da duser. evetʔ durdurulat͡ʃaktirʔ t͡ʃunku tanriʔnin onu durdurmaja ɡut͡ʃu vardir. New-Testament-Luke-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sizin için böyle olmasın. Aranızda büyük olan, en küçük gibi olsun. Yöneten de hizmet eden gibi olsun.|ama sizin it͡ʃin bojle olmasin. aranizda bujuk olanʔ en kut͡ʃuk ɡibi olsun. joneten de hizmet eden ɡibi olsun. Old-Testament-2-Kings-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinde ve kral evinin hazinelerinde bulunan bütün altını, gümüşü ve bütün kapları ve rehineleri de alıp Samariya'ya döndü.|jahveʔnin evinde ve kral evinin hazinelerinde bulunan butun altiniʔ ɡumusu ve butun kaplari ve rehineleri de alip samarijaʔja dondu. New-Testament-1-Timothy-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeye yaşam veren Tanrı’nın ve Pontius Pilatus önünde yüce bildiriyi tanıklık etmiş olan Mesih Yeşua’nın önünde sana buyuruyorum:|her seje jasam veren tanri’nin ve pontius pilatus onunde jut͡ʃe bildiriji taniklik etmis olan mesih jesua’nin onunde sana bujurujorum Old-Testament-Numbers-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üzerlerine kırmızı bir bez serip onu fok derisinden bir örtüyle örtecekler ve sırıklarını takacaklar.\"\"\"|\"uzerlerine kirmizi bir bez serip onu fok derisinden bir ortujle ortet͡ʃekler ve siriklarini takat͡ʃaklar.\"\"\" New-Testament-John-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben iyi çobanım. Benimkileri bilirim, benimkiler de beni bilir.|ben iji t͡ʃobanim. benimkileri bilirimʔ benimkiler de beni bilir. Old-Testament-Proverbs-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük eden biri kötü dudakları dinler, yalancı zararlı dile kulak verir.|kotuluk eden biri kotu dudaklari dinlerʔ jalant͡ʃi zararli dile kulak verir. Old-Testament-Psalms-080-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Ordular Tanrısı Yahve, bizi döndür, yüzün parlasın, biz de kurtuluruz.|ej ordular tanrisi jahveʔ bizi dondurʔ juzun parlasinʔ biz de kurtuluruz. Old-Testament-Ezekiel-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, ona de, ‘Sen temizlenmemiş, öfke gününde yağmur yağdırılmamış bir ülkesin.’|“ej insanoɡluʔ ona deʔ ‘sen temizlenmemisʔ ofke ɡununde jaɡmur jaɡdirilmamis bir ulkesin.’ Old-Testament-Psalms-055-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece gündüz kent surları üzerinde geziniyorlar. Kötülük ve gaddarlık kentin içindedir.|ɡet͡ʃe ɡunduz kent surlari uzerinde ɡezinijorlar. kotuluk ve ɡaddarlik kentin it͡ʃindedir. Old-Testament-Joel-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, onları sattığın yerden harekete geçireceğim, karşılığını kendi başınıza ödeyeceğim;|isteʔ onlari sattiɡin jerden harekete ɡet͡ʃiret͡ʃeɡimʔ karsiliɡini kendi basiniza odejet͡ʃeɡim; Old-Testament-Deuteronomy-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sürgünlerin göklerin en uzak bölgelerindeyse, Tanrın Yahve seni oradan toplayacak ve oradan geri getirecek.|eɡer surɡunlerin ɡoklerin en uzak bolɡelerindejseʔ tanrin jahve seni oradan toplajat͡ʃak ve oradan ɡeri ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-Psalms-040-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevecen merhametlerini benden esirgeme, ey Yahve. Sevgi dolu iyiliğin ve gerçeğin beni hep korusun.|sevet͡ʃen merhametlerini benden esirɡemeʔ ej jahve. sevɡi dolu ijiliɡin ve ɡert͡ʃeɡin beni hep korusun. Old-Testament-Psalms-078-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Arzularından vazgeçmediler. Yiyecekleri hâlâ ağızlarındayken|arzularindan vazɡet͡ʃmediler. jijet͡ʃekleri hala aɡizlarindajken New-Testament-Luke-003-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Enoş oğlu, Şit oğlu, Adem oğlu, Tanrı Oğlu’ydu.|enos oɡluʔ sit oɡluʔ adem oɡluʔ tanri oɡlu’jdu. Old-Testament-1-Samuel-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul Keila'ya inmek için David'i ve adamlarını kuşatmak için bütün halkı savaşa çağırdı.|saul keilaʔja inmek it͡ʃin davidʔi ve adamlarini kusatmak it͡ʃin butun halki savasa t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Jeremiah-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Dostlar birbirini aldatır, gerçeği söylemez. Dillerini yalan söylemeyi öğrettiler. Kötülük işleyerek kendilerini yoruyorlar.|dostlar birbirini aldatirʔ ɡert͡ʃeɡi sojlemez. dillerini jalan sojlemeji oɡrettiler. kotuluk islejerek kendilerini jorujorlar. Old-Testament-Jeremiah-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, ıssız kaldığında ne yapacaksın? Al giysiler giysen de, altın süslerle süslensen de, gözlerini sürmeyle büyütsen de, boşuna güzelleşiyorsun. Sevgililerin seni hor görüyor, hayatının peşindeler.|senʔ issiz kaldiɡinda ne japat͡ʃaksin? al ɡijsiler ɡijsen deʔ altin suslerle suslensen deʔ ɡozlerini surmejle bujutsen deʔ bosuna ɡuzellesijorsun. sevɡililerin seni hor ɡorujorʔ hajatinin pesindeler. Old-Testament-Isaiah-041-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilmemiz için bunu başlangıçtan kim bildirdi, öncesinden ki, 'O haklı' diyebilelim? Gerçekten bildiren kimse yok. Gerçekten gösteren kimse yok. Gerçekten senin sözlerini duyan kimse yok.|bilmemiz it͡ʃin bunu baslanɡit͡ʃtan kim bildirdiʔ ont͡ʃesinden kiʔ ʔo hakliʔ dijebilelim? ɡert͡ʃekten bildiren kimse jok. ɡert͡ʃekten ɡosteren kimse jok. ɡert͡ʃekten senin sozlerini dujan kimse jok. Old-Testament-Jeremiah-025-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer elinizdeki kâseyi alıp içmek istemezlerse, o zaman onlara diyeceksin, ‘Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Kesinlikle içeceksiniz.\"|\"eɡer elinizdeki kaseji alip it͡ʃmek istemezlerseʔ o zaman onlara dijet͡ʃeksinʔ ‘ordular jahvesi sojle dijor \"\"kesinlikle it͡ʃet͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-Psalms-094-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve insanın düşüncelerinin, boş olduğunu bilir.|jahve insanin dusunt͡ʃelerininʔ bos olduɡunu bilir. New-Testament-Luke-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ey Avraham baba, bana merhamet et!’ diye feryat etti. ‘Lazar’ı gönder de, parmağının ucunu suya batırıp dilimi serinletsin! Çünkü bu alevin içinde azap çekiyorum.’”|‘ej avraham babaʔ bana merhamet et!’ dije ferjat etti. ‘lazar’i ɡonder deʔ parmaɡinin ut͡ʃunu suja batirip dilimi serinletsin! t͡ʃunku bu alevin it͡ʃinde azap t͡ʃekijorum.’” New-Testament-John-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşamımı, yeniden geri almak üzere veririm. Bunun için Baba beni sever.|jasamimiʔ jeniden ɡeri almak uzere veririm. bunun it͡ʃin baba beni sever. Old-Testament-Deuteronomy-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrın Yahve, kendisini ve oğullarını daima Yahve'nin adına hizmet etmek üzere dursunlar diye bütün oymaklarından onu seçti.|t͡ʃunku tanrin jahveʔ kendisini ve oɡullarini daima jahveʔnin adina hizmet etmek uzere dursunlar dije butun ojmaklarindan onu set͡ʃti. Old-Testament-Daniel-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|TEKEL: Terazide tartıldın ve eksik bulundun.|tekel terazide tartildin ve eksik bulundun. Old-Testament-2-Chronicles-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O, 'Gideceğim ve bütün peygamberlerinin ağzında yalancı bir ruh olacağım' dedi. Ve dedi, 'Onu kandıracaksın ve galip de geleceksin. Git ve öyle yap.' dedi.|oʔ ʔɡidet͡ʃeɡim ve butun pejɡamberlerinin aɡzinda jalant͡ʃi bir ruh olat͡ʃaɡimʔ dedi. ve dediʔ ʔonu kandirat͡ʃaksin ve ɡalip de ɡelet͡ʃeksin. ɡit ve ojle jap.ʔ dedi. New-Testament-Revelation-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Birdenbire Ruh’taydım. İşte, gökte bir taht konulmuş ve taht üzerinde oturan biri vardı.|birdenbire ruh’tajdim. isteʔ ɡokte bir taht konulmus ve taht uzerinde oturan biri vardi. Old-Testament-Exodus-040-037|und|SPEAKER_00_Turkish|ama eğer bulut kalkmazsa, kalkacağı güne dek yola çıkmazlardı.|ama eɡer bulut kalkmazsaʔ kalkat͡ʃaɡi ɡune dek jola t͡ʃikmazlardi. Old-Testament-Isaiah-036-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı Rabşake'yi büyük bir orduyla Lakiş'ten Yeruşalem'e, Kral Hizkiya'nın yanına gönderdi. Çırpıcı tarlası ana yolunda, üst havuzun su kemerinin yanında durdu.|asur krali rabsakeʔji bujuk bir ordujla lakisʔten jerusalemʔeʔ kral hizkijaʔnin janina ɡonderdi. t͡ʃirpit͡ʃi tarlasi ana jolundaʔ ust havuzun su kemerinin janinda durdu. Old-Testament-Isaiah-066-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü yapacağım yeni gökler ve yeni yeryüzü önümde nasıl duracaksa” diyor Yahve, “Soyunuz ve adınız da öyle duracak.|“t͡ʃunku japat͡ʃaɡim jeni ɡokler ve jeni jerjuzu onumde nasil durat͡ʃaksa” dijor jahveʔ “sojunuz ve adiniz da ojle durat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Hiçbir yabancı kutsal şeyden yemeyecek; kâhinlerin yanında yaşayan bir yabancı, ya da ücretli bir hizmetçi kutsal şeyden yemeyecek.\"|\"\"\"ʔhit͡ʃbir jabant͡ʃi kutsal sejden jemejet͡ʃek; kahinlerin janinda jasajan bir jabant͡ʃiʔ ja da ut͡ʃretli bir hizmett͡ʃi kutsal sejden jemejet͡ʃek.\" Old-Testament-Psalms-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları korkut, ey Yahve. Uluslar, yalnızca insan olduklarını bilsinler. Selah.|onlari korkutʔ ej jahve. uluslarʔ jalnizt͡ʃa insan olduklarini bilsinler. selah. Old-Testament-Leviticus-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, sizden önce yapılan bu iğrenç törelerin hiçbirini yapmamanız ve bunlarla kendinizi kirletmemeniz için buyruklarımı tutacaksınız. Ben Tanrınz Yahve'yim.'”|bu nedenleʔ sizden ont͡ʃe japilan bu iɡrent͡ʃ torelerin hit͡ʃbirini japmamaniz ve bunlarla kendinizi kirletmemeniz it͡ʃin bujruklarimi tutat͡ʃaksiniz. ben tanrinz jahveʔjim.ʔ” Old-Testament-Jeremiah-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü peygamber de, kâhin de tanrısızdır. Evet, evimde onların kötülüğünü buldum.\"\" diyor Yahve.\"|\"t͡ʃunku pejɡamber deʔ kahin de tanrisizdir. evetʔ evimde onlarin kotuluɡunu buldum.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Hosea-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri anlamak için bilge olan kimdir? Anlayışlı olan kimdir ki, bunları bilebilsin? Çünkü Yahve'nin yolları doğrudur, ve doğrular onlarda yürür, ama başkaldıranlar onlarda tökezler.|bu sejleri anlamak it͡ʃin bilɡe olan kimdir? anlajisli olan kimdir kiʔ bunlari bilebilsin? t͡ʃunku jahveʔnin jollari doɡrudurʔ ve doɡrular onlarda jururʔ ama baskaldiranlar onlarda tokezler. Old-Testament-Genesis-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeret yüz altmış iki yaşındayken Hanok'un babası oldu.|jeret juz altmis iki jasindajken hanokʔun babasi oldu. New-Testament-Matthew-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “İnançsızlığınızdan ötürü” dedi. “Size doğrusunu söyleyeyim, hardal tanesi kadar imanınız olsa şu dağa, ‘Buradan şuraya taşın’ derseniz, taşınır; sizin için imkânsız hiçbir şey olmayacaktır.|onlaraʔ “inant͡ʃsizliɡinizdan oturu” dedi. “size doɡrusunu sojlejejimʔ hardal tanesi kadar imaniniz olsa su daɡaʔ ‘buradan suraja tasin’ dersenizʔ tasinir; sizin it͡ʃin imkansiz hit͡ʃbir sej olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-028-027|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Yahve'ye hoş koku, yakmalık sunu olarak: İki genç boğa, bir koç, bir yaşında yedi erkek kuzu;|ama jahveʔje hos kokuʔ jakmalik sunu olarak iki ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda jedi erkek kuzu; New-Testament-Luke-022-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Dışarı çıkıp acı acı ağladı.|disari t͡ʃikip at͡ʃi at͡ʃi aɡladi. Old-Testament-Numbers-014-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü orada Amalekliler ve Kenanlılar önünüzdedir; Yahve'nin ardınca gitmekten döndüğünüz için kılıçtan geçirileceksiniz; bu nedenle Yahve sizinle olmayacaktır.”|t͡ʃunku orada amalekliler ve kenanlilar onunuzdedir; jahveʔnin ardint͡ʃa ɡitmekten donduɡunuz it͡ʃin kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirilet͡ʃeksiniz; bu nedenle jahve sizinle olmajat͡ʃaktir.” New-Testament-John-012-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insanın övgüsünü, Tanrı’nın övgüsünden çok sevdiler.|t͡ʃunku insanin ovɡusunuʔ tanri’nin ovɡusunden t͡ʃok sevdiler. New-Testament-John-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bana verdiğin her şeyin senden olduğunu biliyorlar.|simdi bana verdiɡin her sejin senden olduɡunu bilijorlar. New-Testament-1-Corinthians-015-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrulukla uyanın ve günah işlemeyin. Çünkü bazılarının Tanrı bilgisi yok. Bunu utanasınız diye söylüyorum.|doɡrulukla ujanin ve ɡunah islemejin. t͡ʃunku bazilarinin tanri bilɡisi jok. bunu utanasiniz dije sojlujorum. New-Testament-1-Timothy-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için hem çalışıyoruz hem de kınanıyoruz. Çünkü umudumuzu bütün insanların, özellikle de iman edenlerin Kurtarıcısı olan diri Tanrı’ya bağladık.|bunun it͡ʃin hem t͡ʃalisijoruz hem de kinanijoruz. t͡ʃunku umudumuzu butun insanlarinʔ ozellikle de iman edenlerin kurtarit͡ʃisi olan diri tanri’ja baɡladik. Old-Testament-2-Kings-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoaş'ın oğlu Amatsya, İsrael Kralı Yehoahaz'ın oğlu Yehoaş'ın ölümünden sonra on beş yıl daha yaşadı.|jahuda krali joasʔin oɡlu amatsjaʔ israel krali jehoahazʔin oɡlu jehoasʔin olumunden sonra on bes jil daha jasadi. Old-Testament-Job-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden yüzünü gizliyorsun, beni düşmanın sayıyorsun?|neden juzunu ɡizlijorsunʔ beni dusmanin sajijorsun? Old-Testament-Exodus-029-040|und|SPEAKER_00_Turkish|bir kuzuyla birlikte dörtte bir hin sıkma yağla yoğrulmuş onda bir efa ince un ve dökülen sunu olarak dörtte bir hin şarap sunacaksın.|bir kuzujla birlikte dortte bir hin sikma jaɡla joɡrulmus onda bir efa int͡ʃe un ve dokulen sunu olarak dortte bir hin sarap sunat͡ʃaksin. New-Testament-Acts-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde öğrencilerin sayısı çoğalınca, Helenistler İbraniler'e karşı şikâyette bulundular; çünkü onların dul kadınları günlük hizmette ihmal ediliyordu.|o ɡunlerde oɡrent͡ʃilerin sajisi t͡ʃoɡalint͡ʃaʔ helenistler ibranilerʔe karsi sikajette bulundular; t͡ʃunku onlarin dul kadinlari ɡunluk hizmette ihmal edilijordu. Old-Testament-Joshua-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu halka buyrup dedi, \"\"Size bağırmanızı söyleyeceğim güne dek bağırmayacaksınız, sesinizi duyurmayacaksınız, ağzınızdan tek bir söz çıkmayacak. Sonra bağıracaksınız.”\"|\"jesu halka bujrup dediʔ \"\"size baɡirmanizi sojlejet͡ʃeɡim ɡune dek baɡirmajat͡ʃaksinizʔ sesinizi dujurmajat͡ʃaksinizʔ aɡzinizdan tek bir soz t͡ʃikmajat͡ʃak. sonra baɡirat͡ʃaksiniz.”\" New-Testament-John-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler ona, “Bizim bir yasamız var ve bu yasaya göre O’nun ölmesi gerekiyor. Çünkü kendini Tanrı’nın Oğlu yaptı” diye karşılık verdiler.|jahudiler onaʔ “bizim bir jasamiz var ve bu jasaja ɡore o’nun olmesi ɡerekijor. t͡ʃunku kendini tanri’nin oɡlu japti” dije karsilik verdiler. Old-Testament-Nehemiah-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yanında, kuyumcu Harhaya oğlu Uzziel onardı. Onun yanında, attarlardan biri olan Hananya onardı ve Yeruşalem'i geniş duvara kadar güçlendirdiler.|onun janindaʔ kujumt͡ʃu harhaja oɡlu uzziel onardi. onun janindaʔ attarlardan biri olan hananja onardi ve jerusalemʔi ɡenis duvara kadar ɡut͡ʃlendirdiler. Old-Testament-Psalms-038-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendim, bütün dileğim senin önündedir. İnlemelerim senden gizli değil.|ej efendimʔ butun dileɡim senin onundedir. inlemelerim senden ɡizli deɡil. Old-Testament-Psalms-109-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Başına kötü bir adam koy. Sağ yanında bir düşman dursun.|basina kotu bir adam koj. saɡ janinda bir dusman dursun. Old-Testament-Genesis-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Siddim vadisi zift çukurlarıyla doluydu ve Sodom ve Gomora kralları kaçtı ve bazıları orada düştü. Geri kalanları tepelere kaçtılar.|siddim vadisi zift t͡ʃukurlarijla dolujdu ve sodom ve ɡomora krallari kat͡ʃti ve bazilari orada dustu. ɡeri kalanlari tepelere kat͡ʃtilar. Old-Testament-1-Chronicles-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|David gittikçe büyüyordu; çünkü Ordular Yahvesi onunla birlikteydi.|david ɡittikt͡ʃe bujujordu; t͡ʃunku ordular jahvesi onunla birliktejdi. Old-Testament-Judges-009-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kadın Avimelek'in başına değirmenin üst taşını attı ve kafatasını kırdı.|bir kadin avimelekʔin basina deɡirmenin ust tasini atti ve kafatasini kirdi. Old-Testament-Zechariah-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey siz umut tutsakları, kaleye dönün! Tam bugün size iki katını geri vereceğimi ilan ediyorum.|ej siz umut tutsaklariʔ kaleje donun! tam buɡun size iki katini ɡeri veret͡ʃeɡimi ilan edijorum. Old-Testament-Jeremiah-036-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Neriya oğlu Baruk, Peygamber Yeremya'nın kendisine buyurduğu her şeye göre yaptı ve Yahve'nin evinde Yahve'nin sözlerini kitaptan okudu.|nerija oɡlu barukʔ pejɡamber jeremjaʔnin kendisine bujurduɡu her seje ɡore japti ve jahveʔnin evinde jahveʔnin sozlerini kitaptan okudu. New-Testament-Mark-015-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yüksek sesle bağırdı ve ruhunu teslim etti.|jesua juksek sesle baɡirdi ve ruhunu teslim etti. Old-Testament-Ezekiel-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularından birini büyüttü. Genç bir aslan oldu. Avını yakalamayı öğrendi. İnsanları yedi.|javrularindan birini bujuttu. ɡent͡ʃ bir aslan oldu. avini jakalamaji oɡrendi. insanlari jedi. New-Testament-Matthew-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O da kalkıp evine gitti.|o da kalkip evine ɡitti. New-Testament-Ephesians-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Her türlü kötülükle birlikte her acılık, kızgınlık, öfke, bağrışma ve iftira sizden uzak olsun.|her turlu kotulukle birlikte her at͡ʃilikʔ kizɡinlikʔ ofkeʔ baɡrisma ve iftira sizden uzak olsun. Old-Testament-Proverbs-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi dostluk konusunda dikkatlidir, ama kötülerin yolu onları saptırır.|doɡru kisi dostluk konusunda dikkatlidirʔ ama kotulerin jolu onlari saptirir. Old-Testament-2-Chronicles-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra tunçtan bir sunak yaptı, yirmi arşın uzunluğunda, yirmi arşın genişliğinde ve on arşın yüksekliğindeydi.|sonra tunt͡ʃtan bir sunak japtiʔ jirmi arsin uzunluɡundaʔ jirmi arsin ɡenisliɡinde ve on arsin juksekliɡindejdi. Old-Testament-Esther-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın buyruğunun ve fermanının geldiği her ilde, Yahudiler arasında büyük yas, oruç, ağlama ve ağıt vardı; birçoğu çul ve kül içinde yatıyordu.|kralin bujruɡunun ve fermaninin ɡeldiɡi her ildeʔ jahudiler arasinda bujuk jasʔ orut͡ʃʔ aɡlama ve aɡit vardi; birt͡ʃoɡu t͡ʃul ve kul it͡ʃinde jatijordu. Old-Testament-Proverbs-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyruklarımı tut ve yaşa! Öğretimi göz bebeğin gibi koru.|bujruklarimi tut ve jasa! oɡretimi ɡoz bebeɡin ɡibi koru. Old-Testament-Genesis-032-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Artık sana Yakov değil, İsrael denecek” dedi. “Çünkü Tanrı'yla ve insanlarla çekişip galip geldin.”|“artik sana jakov deɡilʔ israel denet͡ʃek” dedi. “t͡ʃunku tanriʔjla ve insanlarla t͡ʃekisip ɡalip ɡeldin.” New-Testament-1-Thessalonians-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için birbirinizi bu sözlerle teselli edin.|onun it͡ʃin birbirinizi bu sozlerle teselli edin. Old-Testament-Genesis-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Karada olup burunlarında yaşam ruhunun soluğunu taşıyanların hepsi öldü.|karada olup burunlarinda jasam ruhunun soluɡunu tasijanlarin hepsi oldu. Old-Testament-1-Chronicles-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü David'in son sözleriyle Levioğulları yirmi yaşında ve ondan yukarı olanlar sayıldı.|t͡ʃunku davidʔin son sozlerijle levioɡullari jirmi jasinda ve ondan jukari olanlar sajildi. Old-Testament-Jeremiah-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben onları kuzey ülkesinden getireceğim, ve onları dünyanın uçlarından, onlarla birlikte körü, topalı, gebe kadını ve doğuran kadını toplayacağım. Büyük bir topluluk olarak dönecekler.|isteʔ ben onlari kuzej ulkesinden ɡetiret͡ʃeɡimʔ ve onlari dunjanin ut͡ʃlarindanʔ onlarla birlikte koruʔ topaliʔ ɡebe kadini ve doɡuran kadini toplajat͡ʃaɡim. bujuk bir topluluk olarak donet͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-048-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Dan sınırı yanında, doğu tarafından batı tarafına kadar, Aşer, bir pay.\"\"\"|\"“dan siniri janindaʔ doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ aserʔ bir paj.\"\"\" New-Testament-Luke-001-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle seslenip dedi, “Sen kadınlar arasında kutsanmış olansın, rahminin ürünü de kutsanmıştır!|juksek sesle seslenip dediʔ “sen kadinlar arasinda kutsanmis olansinʔ rahminin urunu de kutsanmistir! New-Testament-Matthew-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua İblis’e şöyle dedi: “Yine, ‘Tanrın Efendi’yi denemeyeceksin’ diye yazılmıştır.”|jesua iblis’e sojle dedi “jineʔ ‘tanrin efendi’ji denemejet͡ʃeksin’ dije jazilmistir.” Old-Testament-Job-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç, 'Bana verin' ya da, 'Malınızdan bana bir armağan verin' dedim mi?|hit͡ʃʔ ʔbana verinʔ ja daʔ ʔmalinizdan bana bir armaɡan verinʔ dedim mi? New-Testament-Mark-006-055|und|SPEAKER_00_Turkish|koşarak bütün yöreyi dolaştılar. Yeşua’nın bulunduğu yeri duyup, hastaları döşekleriyle oraya götürmeye başladılar.|kosarak butun joreji dolastilar. jesua’nin bulunduɡu jeri dujupʔ hastalari doseklerijle oraja ɡoturmeje basladilar. Old-Testament-Ezekiel-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece fahişeliğini açtı ve çıplaklığını açtı. O zaman canım kız kardeşinden nasıl soğuduysa, ondan da öyle soğudu.|bojlet͡ʃe fahiseliɡini at͡ʃti ve t͡ʃiplakliɡini at͡ʃti. o zaman t͡ʃanim kiz kardesinden nasil soɡudujsaʔ ondan da ojle soɡudu. New-Testament-Acts-009-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus elini uzatıp onu ayağa kaldırdı. Kutsalları ve dul kadınları çağırdı ve onu diri olarak onlara teslim etti.|petrus elini uzatip onu ajaɡa kaldirdi. kutsallari ve dul kadinlari t͡ʃaɡirdi ve onu diri olarak onlara teslim etti. Old-Testament-Jeremiah-038-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bütün beyler Yeremya'ya gelip ona sordular; o da kralın buyurduğu bütün bu sözlere göre onlara anlattı. Böylece onunla konuşmayı bıraktılar, çünkü mesele anlaşılmamıştı.|o zaman butun bejler jeremjaʔja ɡelip ona sordular; o da kralin bujurduɡu butun bu sozlere ɡore onlara anlatti. bojlet͡ʃe onunla konusmaji biraktilarʔ t͡ʃunku mesele anlasilmamisti. Old-Testament-Proverbs-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Açık azarlama, gizli sevgiden daha iyidir.|at͡ʃik azarlamaʔ ɡizli sevɡiden daha ijidir. Old-Testament-Isaiah-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"dünyayı çöle çeviren, kentleri yerle bir eden, esirlerini evlerine salıvermeyen adam bu mu?\"\"\"|\"dunjaji t͡ʃole t͡ʃevirenʔ kentleri jerle bir edenʔ esirlerini evlerine salivermejen adam bu mu?\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-038-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün dağlarıma ona karşı kılıç diye sesleneceğim.\"\" diyor Efendi Yahve. \"\"Herkesin kılıcı kardeşine karşı olacak.\"|\"butun daɡlarima ona karsi kilit͡ʃ dije seslenet͡ʃeɡim.\"\" dijor efendi jahve. \"\"herkesin kilit͡ʃi kardesine karsi olat͡ʃak.\" Old-Testament-Deuteronomy-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|her türden karga,|her turden karɡaʔ New-Testament-Luke-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Söyle bize, bu şeyleri hangi yetkiyle yapıyorsun? Bu yetkiyi sana kim verdi?” diye sordular.|o’naʔ “sojle bizeʔ bu sejleri hanɡi jetkijle japijorsun? bu jetkiji sana kim verdi?” dije sordular. New-Testament-Acts-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçlamanın, kendi yasaları hakkında bazı sorunlarla ilgili olduğunu buldum ama ölüm ya da hapis cezasını gerektiren bir şeyle suçlanmamıştı.|sut͡ʃlamaninʔ kendi jasalari hakkinda bazi sorunlarla ilɡili olduɡunu buldum ama olum ja da hapis t͡ʃezasini ɡerektiren bir sejle sut͡ʃlanmamisti. Old-Testament-Exodus-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama yedinci yıl onu, halkınızın yoksulları yiyebilsin diye dinlenmeye ve nadasa bırakacaksın; onların bıraktıklarını da kır hayvanı yiyecek. Bağın ve zeytinliğin için de aynı şekilde yapacaksın.\"\"\"|\"ama jedint͡ʃi jil onuʔ halkinizin joksullari jijebilsin dije dinlenmeje ve nadasa birakat͡ʃaksin; onlarin biraktiklarini da kir hajvani jijet͡ʃek. baɡin ve zejtinliɡin it͡ʃin de ajni sekilde japat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-106-048|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı Yahve’ye, sonsuzluklar boyunca övgüler olsun! Bütün halk “Amin” desin. Yah’a övgüler olsun! 5. KİTAP|israelʔin tanrisi jahve’jeʔ sonsuzluklar bojunt͡ʃa ovɡuler olsun! butun halk “amin” desin. jah’a ovɡuler olsun! . kitap Old-Testament-Joshua-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Gilad, Geşurlular ile Maakalılar sınırı, ve Hermon Dağı'nın tamamı ve Saleka'ya kadar olan Başan'ın tümü;|ve ɡiladʔ ɡesurlular ile maakalilar siniriʔ ve hermon daɡiʔnin tamami ve salekaʔja kadar olan basanʔin tumu; New-Testament-Acts-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Biz Yahudiye’den seninle ilgili bir mektup almadık, ne de oradan gelen kardeşlerden biri seninle ilgili kötü bir haber getirip kötü bir şey söyledi.|onaʔ “biz jahudije’den seninle ilɡili bir mektup almadikʔ ne de oradan ɡelen kardeslerden biri seninle ilɡili kotu bir haber ɡetirip kotu bir sej sojledi. New-Testament-Galatians-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka türlü düşünmeyeceğiniz konusunda Efendi’de size güveniyorum. Ama sizi tedirgin eden, kim olursa olsun, cezasını çekecektir.|baska turlu dusunmejet͡ʃeɡiniz konusunda efendi’de size ɡuvenijorum. ama sizi tedirɡin edenʔ kim olursa olsunʔ t͡ʃezasini t͡ʃeket͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-037-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye güven ve iyilik et. Ülkede otur ve güvenli otlakların tadını çıkar.|jahve’je ɡuven ve ijilik et. ulkede otur ve ɡuvenli otlaklarin tadini t͡ʃikar. Old-Testament-Exodus-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer senden nefret edenin eşeğinin yükü altında çökmüş görürsen, onu yalnız bırakmayacaksın. Bu konuda ona mutlaka yardım edeceksin.\"\"\"|\"eɡer senden nefret edenin eseɡinin juku altinda t͡ʃokmus ɡorursenʔ onu jalniz birakmajat͡ʃaksin. bu konuda ona mutlaka jardim edet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-107-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Beylere hakaret yağdırır, yolsuz çorak bir yerde onları dolaştırır.|bejlere hakaret jaɡdirirʔ jolsuz t͡ʃorak bir jerde onlari dolastirir. New-Testament-Acts-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben, ‘Ey Efendim” dedim. “Sana iman edenleri hapsedip her havrada dövdüğümü kendileri biliyorlar.|benʔ ‘ej efendim” dedim. “sana iman edenleri hapsedip her havrada dovduɡumu kendileri bilijorlar. Old-Testament-Judges-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocukları kalkıp Beytel'e gittiler ve Tanrı'dan öğüt istediler. \"\"Benyamin'in çocuklarına karşı savaşmak için ilk kim bizim için çıkacak?\"\" diye sordular. Yahve, \"\"İlk Yahuda\"\" dedi.\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari kalkip bejtelʔe ɡittiler ve tanriʔdan oɡut istediler. \"\"benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarina karsi savasmak it͡ʃin ilk kim bizim it͡ʃin t͡ʃikat͡ʃak?\"\" dije sordular. jahveʔ \"\"ilk jahuda\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çoban olmadığı için dağıldılar. Kırın bütün hayvanlarına yem oldular ve dağıldılar.|t͡ʃoban olmadiɡi it͡ʃin daɡildilar. kirin butun hajvanlarina jem oldular ve daɡildilar. Old-Testament-Ezekiel-028-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü onun içine salgın hastalık, sokaklarına kan göndereceğim. Her yanından onun üzerindeki kılıçla Yaralılar içinde düşecek. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"'\"\"\"|\"t͡ʃunku onun it͡ʃine salɡin hastalikʔ sokaklarina kan ɡonderet͡ʃeɡim. her janindan onun uzerindeki kilit͡ʃla jaralilar it͡ʃinde duset͡ʃek. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Numbers-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe'nin seçmiş olduğu adamlardan biri olan hizmetkârı Nun oğlu Yeşu, \"\"Efendim Moşe, onlara yasak koy!\"\" diye yanıt verdi.\"|\"moseʔnin set͡ʃmis olduɡu adamlardan biri olan hizmetkari nun oɡlu jesuʔ \"\"efendim moseʔ onlara jasak koj!\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-Psalms-031-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi sevin, ey O’nun kutsalları! Yahve sadıkları korur, kibirli davrananlara tam karşılığını verir.|jahve’ji sevinʔ ej o’nun kutsallari! jahve sadiklari korurʔ kibirli davrananlara tam karsiliɡini verir. Old-Testament-Joshua-010-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu Kadeş'ten Barnea'dan Gaza'ya kadar, bütün Goşen ülkesini, Givon'a kadar onları vurdu.|jesu kadesʔten barneaʔdan ɡazaʔja kadarʔ butun ɡosen ulkesiniʔ ɡivonʔa kadar onlari vurdu. New-Testament-Luke-006-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın ve ödünç verin, hiçbir şey beklemeden; ödülünüz büyük olacak ve En Yüce Olan’ın çocukları olacaksınız; çünkü O nankörlere ve kötülere karşı şefkatlidir.|ama siz dusmanlarinizi sevinʔ ijilik japin ve odunt͡ʃ verinʔ hit͡ʃbir sej beklemeden; odulunuz bujuk olat͡ʃak ve en jut͡ʃe olan’in t͡ʃot͡ʃuklari olat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku o nankorlere ve kotulere karsi sefkatlidir. Old-Testament-Numbers-026-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi soyları şunlardır: Livnî soyu, Hevronî soyu, Mahliler soyu, Muşîler soyu ve Korahîler soyu. Kohat Amram'ın babası oldu.|levi sojlari sunlardir livni sojuʔ hevroni sojuʔ mahliler sojuʔ musiler soju ve korahiler soju. kohat amramʔin babasi oldu. Old-Testament-Nehemiah-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Geceleyin kalktım, birkaç adamla birlikteydim. Tanrı'nın Yeruşalem için yapacağım şey hakkında yüreğime koyduğunu kimseye söylemedim. Bindiğim hayvandan başka yanımda hayvan yoktu.|ɡet͡ʃelejin kalktimʔ birkat͡ʃ adamla birliktejdim. tanriʔnin jerusalem it͡ʃin japat͡ʃaɡim sej hakkinda jureɡime kojduɡunu kimseje sojlemedim. bindiɡim hajvandan baska janimda hajvan joktu. Old-Testament-Joshua-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara buyurup de, 'Bu yerden, Yarden'in ortasından, kâhinlerin ayaklarının sağlam durduğu yerden on iki taş alın, onları yanınızda götürün ve onları bu gece konaklayacağınız yere koyun.'”|onlara bujurup deʔ ʔbu jerdenʔ jardenʔin ortasindanʔ kahinlerin ajaklarinin saɡlam durduɡu jerden on iki tas alinʔ onlari janinizda ɡoturun ve onlari bu ɡet͡ʃe konaklajat͡ʃaɡiniz jere kojun.ʔ” Old-Testament-1-Chronicles-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Helah'ın oğulları Seret, Yitshar ve Etnan'dı.|helahʔin oɡullari seretʔ jitshar ve etnanʔdi. Old-Testament-2-Chronicles-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yehoşafat, İsrael Kralı'na, \"\"Lütfen önce Yahve'nin sözünü sor\"\" dedi.\"|\"jehosafatʔ israel kraliʔnaʔ \"\"lutfen ont͡ʃe jahveʔnin sozunu sor\"\" dedi.\" New-Testament-Philippians-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İkisi arasında sıkışıp kaldım. Ayrılmayı ve Mesih’le birlikte olmayı arzuluyorum; ki bu çok daha iyi.|ikisi arasinda sikisip kaldim. ajrilmaji ve mesih’le birlikte olmaji arzulujorum; ki bu t͡ʃok daha iji. New-Testament-Luke-002-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk büyüyor, ruhta güçleniyor, bilgelikle doluyordu. Tanrı’nın lütfu O’nun üzerindeydi.|t͡ʃot͡ʃuk bujujorʔ ruhta ɡut͡ʃlenijorʔ bilɡelikle dolujordu. tanri’nin lutfu o’nun uzerindejdi. Old-Testament-Habakkuk-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Atlarınla denizi çiğnedin, güçlü suları çalkaladın.|atlarinla denizi t͡ʃiɡnedinʔ ɡut͡ʃlu sulari t͡ʃalkaladin. Old-Testament-Ezekiel-020-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Job-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama O tek başına duruyor ve O'na kim karşı koyabilir? Canı ne isterse onu yapar.|ama o tek basina durujor ve oʔna kim karsi kojabilir? t͡ʃani ne isterse onu japar. Old-Testament-Job-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, hizmetkârlarına güvenmiyor. Meleklerini hatayla suçluyor.|isteʔ hizmetkarlarina ɡuvenmijor. meleklerini hatajla sut͡ʃlujor. Old-Testament-Hosea-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa onu çırılçıplak soyarım, doğduğu günde olduğu gibi yaparım, onu çöl ederim, ve onu kurak bir yere çeviririm, onu susuzluktan öldürürüm.|joksa onu t͡ʃirilt͡ʃiplak sojarimʔ doɡduɡu ɡunde olduɡu ɡibi japarimʔ onu t͡ʃol ederimʔ ve onu kurak bir jere t͡ʃeviririmʔ onu susuzluktan oldururum. Old-Testament-Job-039-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dağ keçilerinin doğurduğu zamanı biliyor musun? Geyik yavruladığında sen mi gözetliyorsun?|“daɡ ket͡ʃilerinin doɡurduɡu zamani bilijor musun? ɡejik javruladiɡinda sen mi ɡozetlijorsun? Old-Testament-Zechariah-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Ordular Yahvesi'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|o zaman ordular jahvesiʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Ezekiel-039-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Memleketi araştıranlar onun içinden geçecek; biri insan kemiği görünce, gömecek olanlar onu Haman Gog Vadisi'ne gömene dek yanında bir nişan koyacak.|memleketi arastiranlar onun it͡ʃinden ɡet͡ʃet͡ʃek; biri insan kemiɡi ɡorunt͡ʃeʔ ɡomet͡ʃek olanlar onu haman ɡoɡ vadisiʔne ɡomene dek janinda bir nisan kojat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hinnomoğlu Vadisi'nde buhur yaktı ve Yahve'nin İsrael'in çocuklarının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrençliklerine göre çocuklarını ateşte yaktı.|hinnomoɡlu vadisiʔnde buhur jakti ve jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden kovmus olduɡu uluslarin iɡrent͡ʃliklerine ɡore t͡ʃot͡ʃuklarini ateste jakti. Old-Testament-Jeremiah-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda’yı bütünüyle reddettin mi? Canın Siyon’dan tiksindi mi? Neden bizi vurdun, bize şifa yok? Esenliği bekledik, ama iyilik gelmedi; ve şifa zamanı bekledik, işte, dehşet!|jahuda’ji butunujle reddettin mi? t͡ʃanin sijon’dan tiksindi mi? neden bizi vurdunʔ bize sifa jok? esenliɡi bekledikʔ ama ijilik ɡelmedi; ve sifa zamani bekledikʔ isteʔ dehset! Old-Testament-1-Chronicles-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onuncu ay için onuncu komutan Zerahlılar'dan Netofalı Maharay'dı. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|onunt͡ʃu aj it͡ʃin onunt͡ʃu komutan zerahlilarʔdan netofali maharajʔdi. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. New-Testament-Ephesians-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih bedenin kurtarıcısı olarak imanlılar topluluğunun başı olduğu gibi, koca da kadının başıdır.|t͡ʃunku mesih bedenin kurtarit͡ʃisi olarak imanlilar topluluɡunun basi olduɡu ɡibiʔ kot͡ʃa da kadinin basidir. New-Testament-Luke-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Öbürü de içerden, ‘Beni rahatsız etme! Kapı şimdi kapalı, çocuklarım da yanımda yatıyor. Kalkıp sana bir şey veremem’ derdi?|oburu de it͡ʃerdenʔ ‘beni rahatsiz etme! kapi simdi kapaliʔ t͡ʃot͡ʃuklarim da janimda jatijor. kalkip sana bir sej veremem’ derdi? New-Testament-Colossians-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için biz de, bunu işittiğimiz günden beri sizler için dua etmekten, tam bir bilgelik ve ruhsal anlayışla Tanrı’nın isteğini bütünüyle bilmenizi sağlamasını dilemekten geri kalmadık.|bunun it͡ʃin biz deʔ bunu isittiɡimiz ɡunden beri sizler it͡ʃin dua etmektenʔ tam bir bilɡelik ve ruhsal anlajisla tanri’nin isteɡini butunujle bilmenizi saɡlamasini dilemekten ɡeri kalmadik. Old-Testament-Ezekiel-037-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Halkının çocukları sana, ‘Bunlarla ne demek istediğini bize göstermeyecek misin?’ diye söylediklerinde,|“halkinin t͡ʃot͡ʃuklari sanaʔ ‘bunlarla ne demek istediɡini bize ɡostermejet͡ʃek misin?’ dije sojlediklerindeʔ Old-Testament-2-Kings-025-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral tarafından kendisine devamlı bir ödenek; hayatının bütün günlerinde, her gün bir pay verildi.|kral tarafindan kendisine devamli bir odenek; hajatinin butun ɡunlerindeʔ her ɡun bir paj verildi. New-Testament-1-Thessalonians-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bildiğiniz gibi, bir babanın kendi çocuklarına yaptığı gibi, hepinizi teşvik ettik, teselli ettik ve öğüt verdik.|bildiɡiniz ɡibiʔ bir babanin kendi t͡ʃot͡ʃuklarina japtiɡi ɡibiʔ hepinizi tesvik ettikʔ teselli ettik ve oɡut verdik. New-Testament-Galatians-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Geçmiş zamanlarda Yahudi dinini nasıl yaşadığımı, Tanrı’nın topluluğuna aşırı zulmedip, kırıp geçirdiğimi duydunuz.|ɡet͡ʃmis zamanlarda jahudi dinini nasil jasadiɡimiʔ tanri’nin topluluɡuna asiri zulmedipʔ kirip ɡet͡ʃirdiɡimi dujdunuz. New-Testament-1-Thessalonians-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, Silvanus ve Timoteos, Baba Tanrı’da ve Efendi Yeşua Mesih’te olan Selanik kilisesine: Babamız Tanrı’dan ve Efendi Yeşua Mesih’ten sizlere lütuf ve esenlik olsun.|pavlusʔ silvanus ve timoteosʔ baba tanri’da ve efendi jesua mesih’te olan selanik kilisesine babamiz tanri’dan ve efendi jesua mesih’ten sizlere lutuf ve esenlik olsun. Old-Testament-Numbers-035-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ondan sonra kendinize sığınacak kentler olarak kentler atayacaksınız; kasıtsız birini öldüren kişi oraya kaçabilecektir.|ondan sonra kendinize siɡinat͡ʃak kentler olarak kentler atajat͡ʃaksiniz; kasitsiz birini olduren kisi oraja kat͡ʃabilet͡ʃektir. Old-Testament-1-Samuel-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, Giva'nın en uç bölgesinde, Migron'daki nar ağacının altında kaldı. Yanında olan halk yaklaşık altı yüz kişiydi,|saulʔ ɡivaʔnin en ut͡ʃ bolɡesindeʔ miɡronʔdaki nar aɡat͡ʃinin altinda kaldi. janinda olan halk jaklasik alti juz kisijdiʔ Old-Testament-Psalms-051-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bende temiz bir yürek yarat, ey Tanrım. İçimdeki doğru ruhu tazele.|bende temiz bir jurek jaratʔ ej tanrim. it͡ʃimdeki doɡru ruhu tazele. Old-Testament-1-Samuel-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuğu sütten kestikten sonra, üç boğa, bir efa un ve bir kap şarapla birlikte onu yanında çıkardı ve Şilo’daki Yahve'nin evine getirdi. Çocuk henüz küçüktü.|t͡ʃot͡ʃuɡu sutten kestikten sonraʔ ut͡ʃ boɡaʔ bir efa un ve bir kap sarapla birlikte onu janinda t͡ʃikardi ve silo’daki jahveʔnin evine ɡetirdi. t͡ʃot͡ʃuk henuz kut͡ʃuktu. Old-Testament-2-Kings-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Naaman atlarıyla ve arabalarıyla gelip Elişa'nın evinin kapısında durdu.|bojlet͡ʃe naaman atlarijla ve arabalarijla ɡelip elisaʔnin evinin kapisinda durdu. Old-Testament-2-Chronicles-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkede, Yahuda'nın bütün surlu kentlerine, kent kent hâkimler koydu,|ulkedeʔ jahudaʔnin butun surlu kentlerineʔ kent kent hakimler kojduʔ New-Testament-Mark-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Birden etraflarına baktıklarında, yanlarında yalnızca Yeşua’dan başka artık kimseyi göremediler.|birden etraflarina baktiklarindaʔ janlarinda jalnizt͡ʃa jesua’dan baska artik kimseji ɡoremediler. Old-Testament-Psalms-108-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav yıkanma leğenimdir. Edom'un üzerine çarığımı atacağım. Filist üzerine zaferle haykıracağım.”|moav jikanma leɡenimdir. edomʔun uzerine t͡ʃariɡimi atat͡ʃaɡim. filist uzerine zaferle hajkirat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Exodus-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|oniks taşları, efod ve göğüslük için kakılacak taşlar.|oniks taslariʔ efod ve ɡoɡusluk it͡ʃin kakilat͡ʃak taslar. Old-Testament-1-Samuel-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eli, Elkana'yı ve karısını kutsayıp, \"\"Yahve, Yahve'den istenmiş olan dileğin yerine sana bu kadından bir soy versin\"\" dedi. Sonra kendi evlerine gittiler.\"|\"eliʔ elkanaʔji ve karisini kutsajipʔ \"\"jahveʔ jahveʔden istenmis olan dileɡin jerine sana bu kadindan bir soj versin\"\" dedi. sonra kendi evlerine ɡittiler.\" New-Testament-Hebrews-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Açıkça dile getirdiğimiz umuda sımsıkı tutunalım. Çünkü vaat eden sadıktır.|at͡ʃikt͡ʃa dile ɡetirdiɡimiz umuda simsiki tutunalim. t͡ʃunku vaat eden sadiktir. Old-Testament-Proverbs-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Az tanınan ve bir hizmetçisi olan kişi, kendini onurlandıran ve ekmeği olmayandan daha iyidir.|az taninan ve bir hizmett͡ʃisi olan kisiʔ kendini onurlandiran ve ekmeɡi olmajandan daha ijidir. Old-Testament-Proverbs-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun evinde çok hazine vardır, ama kötülerin geliri sıkıntı getirir.|doɡrunun evinde t͡ʃok hazine vardirʔ ama kotulerin ɡeliri sikinti ɡetirir. Old-Testament-Job-031-019|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer giysisi olmadığı için mahvolanı, ya da örtüsü olmayan yoksulu gördüysem,|eɡer ɡijsisi olmadiɡi it͡ʃin mahvolaniʔ ja da ortusu olmajan joksulu ɡordujsemʔ Old-Testament-Psalms-102-020|und|SPEAKER_00_Turkish|tutsakların iniltilerini duymak, ölüme mahküm edilenleri serbest bırakmak için.|tutsaklarin iniltilerini dujmakʔ olume mahkum edilenleri serbest birakmak it͡ʃin. Old-Testament-Isaiah-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık boş sunu getirmeyin. Buhur bana iğrençtir. Yeni Aylar, Şabat'lar ve toplantı çağrıları: Kötülük toplanmalarına katlanamıyorum.|artik bos sunu ɡetirmejin. buhur bana iɡrent͡ʃtir. jeni ajlarʔ sabatʔlar ve toplanti t͡ʃaɡrilari kotuluk toplanmalarina katlanamijorum. New-Testament-Luke-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinlerle yazıcılar, Yeşua’yı öldürmenin bir yolunu arıyor ama halktan da korkuyorlardı.|baskahinlerle jazit͡ʃilarʔ jesua’ji oldurmenin bir jolunu arijor ama halktan da korkujorlardi. New-Testament-Luke-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahudiye’de olanlar dağlara kaçsın. Kentin içinde olanlar çıksın. Kırdakiler oraya girmesin.|o zaman jahudije’de olanlar daɡlara kat͡ʃsin. kentin it͡ʃinde olanlar t͡ʃiksin. kirdakiler oraja ɡirmesin. Old-Testament-Isaiah-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|haksız hükümler buyuranların ve ağır hükümler çıkaran yazıcıların vay haline!|haksiz hukumler bujuranlarin ve aɡir hukumler t͡ʃikaran jazit͡ʃilarin vaj haline! Old-Testament-1-Kings-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ahav, Yizreelli Navot'un kendisine söylediği, \"\"Atalarımın mirasını sana vermem\"\" sözü yüzünden asık suratlı ve öfkeli bir halde evine girdi. Yatağına uzandı, yüzünü döndürdü ve hiç ekmek yemedi.\"|\"ahavʔ jizreelli navotʔun kendisine sojlediɡiʔ \"\"atalarimin mirasini sana vermem\"\" sozu juzunden asik suratli ve ofkeli bir halde evine ɡirdi. jataɡina uzandiʔ juzunu dondurdu ve hit͡ʃ ekmek jemedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Merari'nin oğulları: Mahli ve Muşi. Bunlar, ataları evlerine göre Levililer'in boylarıdır.|merariʔnin oɡullari mahli ve musi. bunlarʔ atalari evlerine ɡore levililerʔin bojlaridir. Old-Testament-2-Chronicles-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adım daima orada bulunsun diye, şimdi bu evi seçip kutsal kıldım; gözlerim ve yüreğim sürekli orada olacaktır.\"\"\"|\"adim daima orada bulunsun dijeʔ simdi bu evi set͡ʃip kutsal kildim; ɡozlerim ve jureɡim surekli orada olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezilenleri kurtaracaksın, ama gözlerin onları alçaltmak için kibirlilerin üzerindedir.|ezilenleri kurtarat͡ʃaksinʔ ama ɡozlerin onlari alt͡ʃaltmak it͡ʃin kibirlilerin uzerindedir. Old-Testament-Numbers-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un öldüğünü gören bütün topluluk, bütün İsrael evi Aron için otuz gün ağladı.|aronʔun olduɡunu ɡoren butun toplulukʔ butun israel evi aron it͡ʃin otuz ɡun aɡladi. Old-Testament-Genesis-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kutsayacağım ve ondan sana bir oğul vereceğim. Evet, onu kutsayacağım ve o ulusların anası olacaktır. Halkların kralları ondan çıkacak.”|onu kutsajat͡ʃaɡim ve ondan sana bir oɡul veret͡ʃeɡim. evetʔ onu kutsajat͡ʃaɡim ve o uluslarin anasi olat͡ʃaktir. halklarin krallari ondan t͡ʃikat͡ʃak.” Old-Testament-Psalms-114-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Deniz bunu gördü ve kaçtı. Yarden tersine döndü.|deniz bunu ɡordu ve kat͡ʃti. jarden tersine dondu. Old-Testament-Joshua-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeriha Kralı'na şöyle söylendi: “İşte, İsrael'in çocuklarından adamlar bu gece ülkeyi araştırmak için buraya geldiler.”|jeriha kraliʔna sojle sojlendi “isteʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan adamlar bu ɡet͡ʃe ulkeji arastirmak it͡ʃin buraja ɡeldiler.” Old-Testament-1-Samuel-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Yahve size karşı tanıktır, meshedilmişi de bugün tanıktır ki, elimde bir şey bulmadınız” dedi. Onlar, “O tanıktır” dediler.|onlaraʔ “jahve size karsi taniktirʔ meshedilmisi de buɡun taniktir kiʔ elimde bir sej bulmadiniz” dedi. onlarʔ “o taniktir” dediler. Old-Testament-Ezekiel-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru adam doğruluğundan döner ve kötülük yaparsa, onda ölecektir.|doɡru adam doɡruluɡundan doner ve kotuluk japarsaʔ onda olet͡ʃektir. Old-Testament-Genesis-037-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda kardeşlerine şöyle dedi: “Kardeşimizi öldürüp kanını gizlersek bize ne faydası var?|jahuda kardeslerine sojle dedi “kardesimizi oldurup kanini ɡizlersek bize ne fajdasi var? Old-Testament-Isaiah-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Efendi bana, \"\"Git, gözcü dik\"\" dedi. Gördüğünü bildirsin.\"|\"t͡ʃunku efendi banaʔ \"\"ɡitʔ ɡozt͡ʃu dik\"\" dedi. ɡorduɡunu bildirsin.\" Old-Testament-1-Kings-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Eyvandaki direklerin tepesindeki başlıklar zambak işindendi, dört arşın.|ejvandaki direklerin tepesindeki basliklar zambak isindendiʔ dort arsin. Old-Testament-1-Samuel-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel bütün İsrael halkına, “İşte, bana söylediğiniz her şeyde sözünüzü dinledim ve üzerinize bir kral atadım.|samuel butun israel halkinaʔ “isteʔ bana sojlediɡiniz her sejde sozunuzu dinledim ve uzerinize bir kral atadim. Old-Testament-Joshua-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu onlara Yahve'nin söylediği gibi yaptı. Atlarını sakatladı ve savaş arabalarını ateşle yaktı.|jesu onlara jahveʔnin sojlediɡi ɡibi japti. atlarini sakatladi ve savas arabalarini atesle jakti. Old-Testament-Psalms-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkını kurtar, mirasını kutsa. Onların çobanı ol, ve onları daima taşı.|halkini kurtarʔ mirasini kutsa. onlarin t͡ʃobani olʔ ve onlari daima tasi. Old-Testament-Jeremiah-042-010|und|SPEAKER_00_Turkish|'Eğer bu ülkede yaşamaya devam ederseniz, sizi bina edeceğim, yıkmayacağım; sizi dikeceğim, sökmeyeceğim; çünkü üzerinize getirdiğim sıkıntıdan ötürü kederliyim.|ʔeɡer bu ulkede jasamaja devam edersenizʔ sizi bina edet͡ʃeɡimʔ jikmajat͡ʃaɡim; sizi diket͡ʃeɡimʔ sokmejet͡ʃeɡim; t͡ʃunku uzerinize ɡetirdiɡim sikintidan oturu kederlijim. Old-Testament-Habakkuk-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve ününü duydum. Ey Yahve, işlerinin karşısında hayrete düştüm. Yılların ortasında kendi işini yenile. Yılların ortasında bunu bildir. Gazap içinde merhameti hatırla.|ej jahve ununu dujdum. ej jahveʔ islerinin karsisinda hajrete dustum. jillarin ortasinda kendi isini jenile. jillarin ortasinda bunu bildir. ɡazap it͡ʃinde merhameti hatirla. Old-Testament-Job-036-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halklara bunlarla hükmeder. Bol yiyecek verir.|t͡ʃunku halklara bunlarla hukmeder. bol jijet͡ʃek verir. Old-Testament-2-Samuel-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün halkı sana geri getireceğim. Aradığın adam hepsinin geri dönmesi demektir. Bütün halk esenlikte olacak.\"\"\"|\"butun halki sana ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim. aradiɡin adam hepsinin ɡeri donmesi demektir. butun halk esenlikte olat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-John-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O beni yüceltecek, çünkü benim olandan alacak ve size bildirecek.|o beni jut͡ʃeltet͡ʃekʔ t͡ʃunku benim olandan alat͡ʃak ve size bildiret͡ʃek. New-Testament-Mark-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Bana neden iyi diyorsun?” dedi. “Tanrı’dan başka kimse iyi değildir.|jesua onaʔ “bana neden iji dijorsun?” dedi. “tanri’dan baska kimse iji deɡildir. Old-Testament-Amos-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü suçlarınızın ne kadar çok olduğunu, ve günahlarınızın ne kadar büyük olduğunu biliyorum; ey doğru kişiyi ezenler, rüşvet alanlar, ve mahkemelerde yoksulu kovan sizler.|t͡ʃunku sut͡ʃlarinizin ne kadar t͡ʃok olduɡunuʔ ve ɡunahlarinizin ne kadar bujuk olduɡunu bilijorum; ej doɡru kisiji ezenlerʔ rusvet alanlarʔ ve mahkemelerde joksulu kovan sizler. Old-Testament-2-Kings-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat, “Yahve'nin sözü onun yanındadır” dedi. Böylece İsrael Kralı, Yehoşafat ve Edom Kralı inip ona gittiler.|jehosafatʔ “jahveʔnin sozu onun janindadir” dedi. bojlet͡ʃe israel kraliʔ jehosafat ve edom krali inip ona ɡittiler. Old-Testament-Leviticus-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutlarınızın hiçbirinde kuş ya da hayvan kanı hiç yemeyeceksiniz.|konutlarinizin hit͡ʃbirinde kus ja da hajvan kani hit͡ʃ jemejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Samuel-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel, \"\"Bütün İsrael'i Mispa'ya toplayın, ve sizin için Yahve'ye dua edeceğim\"\" dedi.\"|\"samuelʔ \"\"butun israelʔi mispaʔja toplajinʔ ve sizin it͡ʃin jahveʔje dua edet͡ʃeɡim\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-022-035|und|SPEAKER_00_Turkish|İçlerinden biri, bir Yasa uzmanı, O’nu sınayarak şöyle bir soru sordu.|it͡ʃlerinden biriʔ bir jasa uzmaniʔ o’nu sinajarak sojle bir soru sordu. New-Testament-1-Peter-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğe kötülükle, hakarete hakaretle değil, tersine kutsamayla karşılık verin. Çünkü kutsanmayı miras almak için çağrıldınız.|kotuluɡe kotulukleʔ hakarete hakaretle deɡilʔ tersine kutsamajla karsilik verin. t͡ʃunku kutsanmaji miras almak it͡ʃin t͡ʃaɡrildiniz. Old-Testament-Ezekiel-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Birisi komşusunun karısıyla iğrençlik etti, bir başkası gelinini ahlaksızca kirletti. Bir başkası kız kardeşini, babasının kızını alçalttı.|birisi komsusunun karisijla iɡrent͡ʃlik ettiʔ bir baskasi ɡelinini ahlaksizt͡ʃa kirletti. bir baskasi kiz kardesiniʔ babasinin kizini alt͡ʃaltti. Old-Testament-Genesis-031-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan Yakov'a yetişti. Yakov çadırını dağa kurmuştu. Lavan da yakınlarıyla birlikte Gilad Dağı’nda çadır kurdu.|lavan jakovʔa jetisti. jakov t͡ʃadirini daɡa kurmustu. lavan da jakinlarijla birlikte ɡilad daɡi’nda t͡ʃadir kurdu. Old-Testament-Exodus-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun inatla bizi bırakmayı reddedince, Yahve Mısır'da hem insanın hem de hayvanların ilk doğanlarını öldürdü. Bu nedenle rahmi açan bütün erkekleri Yahve'ye kurban ediyorum, ancak oğullarımın ilk doğanlarının hepsi için fidye veriyorum.'|firavun inatla bizi birakmaji reddedint͡ʃeʔ jahve misirʔda hem insanin hem de hajvanlarin ilk doɡanlarini oldurdu. bu nedenle rahmi at͡ʃan butun erkekleri jahveʔje kurban edijorumʔ ant͡ʃak oɡullarimin ilk doɡanlarinin hepsi it͡ʃin fidje verijorum.ʔ New-Testament-James-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğun ürünü barış yapıcıları tarafından barış içinde ekilir.|doɡruluɡun urunu baris japit͡ʃilari tarafindan baris it͡ʃinde ekilir. Old-Testament-Psalms-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve’nin tanrısal olanı kendine ayırdığını bilin. Kendisine seslenince Yahve beni duyar.|ama jahve’nin tanrisal olani kendine ajirdiɡini bilin. kendisine seslenint͡ʃe jahve beni dujar. Old-Testament-1-Chronicles-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|ve sergi ekmeği masaları için, her masa için altın; ve gümüş masalar için gümüş tartısını;|ve serɡi ekmeɡi masalari it͡ʃinʔ her masa it͡ʃin altin; ve ɡumus masalar it͡ʃin ɡumus tartisini; New-Testament-Matthew-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sonra sizi sıkıntıya teslim edecekler, öldürecekler. Adımdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek.|“sonra sizi sikintija teslim edet͡ʃeklerʔ olduret͡ʃekler. adimdan oturu butun uluslar sizden nefret edet͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad'da merhem yok mu? Orada hekim yok mu? Öyleyse halkımın kızı neden iyileşmedi?|ɡiladʔda merhem jok mu? orada hekim jok mu? ojlejse halkimin kizi neden ijilesmedi? Old-Testament-Isaiah-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çapayla işlenen bütün tepelere, çalı ve diken korkusundan oraya gelmeyeceksin; ama öküzlerin gönderilmesi ve koyunların ayağı altında kalması için olacak.”|t͡ʃapajla islenen butun tepelereʔ t͡ʃali ve diken korkusundan oraja ɡelmejet͡ʃeksin; ama okuzlerin ɡonderilmesi ve kojunlarin ajaɡi altinda kalmasi it͡ʃin olat͡ʃak.” Old-Testament-2-Kings-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya'nın üzerinden düşen cübbesini aldı, sulara vurdu ve şöyle dedi, “Eliya’nın Tanrısı Yahve nerede?” O da sulara vurunca, sular ikiye ayrıldı ve Elişa karşıya geçti.|elijaʔnin uzerinden dusen t͡ʃubbesini aldiʔ sulara vurdu ve sojle dediʔ “elija’nin tanrisi jahve nerede?” o da sulara vurunt͡ʃaʔ sular ikije ajrildi ve elisa karsija ɡet͡ʃti. New-Testament-2-Corinthians-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü geçip giden yücelikle olduysa, kalıcı olan çok daha yücedir.|t͡ʃunku ɡet͡ʃip ɡiden jut͡ʃelikle oldujsaʔ kalit͡ʃi olan t͡ʃok daha jut͡ʃedir. Old-Testament-1-Samuel-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'un hizmetkârları bu sözleri David'in kulağına söylediler. David, \"\"Ben yoksul ve az tanınan bir adamken, kralın damadı olmak size hafif bir şey mi geliyor?\"\" dedi.\"|\"saulʔun hizmetkarlari bu sozleri davidʔin kulaɡina sojlediler. davidʔ \"\"ben joksul ve az taninan bir adamkenʔ kralin damadi olmak size hafif bir sej mi ɡelijor?\"\" dedi.\" New-Testament-1-Corinthians-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi kardeşler, size müjdelediğim, sizin de kabul ettiğiniz, üzerinde durduğunuz Müjde'yi duyuruyorum.|simdi kardeslerʔ size muʒdelediɡimʔ sizin de kabul ettiɡinizʔ uzerinde durduɡunuz muʒdeʔji dujurujorum. New-Testament-Revelation-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Kuzu’nun kanıyla ve ettikleri tanıklık sözüyle onu yendiler. Ölüme kadar yaşamlarını sevmediler.|onlar kuzu’nun kanijla ve ettikleri taniklik sozujle onu jendiler. olume kadar jasamlarini sevmediler. Old-Testament-1-Kings-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Firavun'un kızı David'in kentinden Solomon'un kendisi için yaptırdığı evine çıktı. Sonra Millo'yu yaptı.|ant͡ʃak firavunʔun kizi davidʔin kentinden solomonʔun kendisi it͡ʃin japtirdiɡi evine t͡ʃikti. sonra milloʔju japti. Old-Testament-Ruth-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemek vakti Boaz ona, “Gel, biraz ekmek ye, lokmanı sirkeye batır” dedi. O, orakçıların yanına oturdu, ona kavrulmuş başak uzattılar. O yedi, doydu ve birazını bıraktı.|jemek vakti boaz onaʔ “ɡelʔ biraz ekmek jeʔ lokmani sirkeje batir” dedi. oʔ orakt͡ʃilarin janina oturduʔ ona kavrulmus basak uzattilar. o jediʔ dojdu ve birazini birakti. Old-Testament-Isaiah-066-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, Yeni Ay'dan Yeni Ay'a, Şabat'tan Şabat'a bütün insanlık önümde tapınmak için gelecek” diyor Yahve.|ojle olat͡ʃak kiʔ jeni ajʔdan jeni ajʔaʔ sabatʔtan sabatʔa butun insanlik onumde tapinmak it͡ʃin ɡelet͡ʃek” dijor jahve. Old-Testament-1-Samuel-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç gün önce kaybolan eşeklerine gelince, onları düşünme, çünkü onlar bulundu. Bütün İsrael kimi istiyor? Senin ve babanın bütün evini değil mi?”|ut͡ʃ ɡun ont͡ʃe kajbolan eseklerine ɡelint͡ʃeʔ onlari dusunmeʔ t͡ʃunku onlar bulundu. butun israel kimi istijor? senin ve babanin butun evini deɡil mi?” Old-Testament-2-Samuel-013-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi efendim kral, kralın oğullarının hepsinin öldüğünü düşünerek yüreğine o şeyi koymasın; çünkü yalnız Amnon öldü.\"\" diye yanıt verdi.\"|\"simdi efendim kralʔ kralin oɡullarinin hepsinin olduɡunu dusunerek jureɡine o seji kojmasin; t͡ʃunku jalniz amnon oldu.\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-Genesis-032-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları, ayrı sürüler olarak hizmetçilerinin eline teslim etti. Hizmetçilerine, “Önümden gidin, sürüler arasına mesafe koyun” dedi.|onlariʔ ajri suruler olarak hizmett͡ʃilerinin eline teslim etti. hizmett͡ʃilerineʔ “onumden ɡidinʔ suruler arasina mesafe kojun” dedi. Old-Testament-Ezra-002-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Asnah'ın çocukları, Meunim'in çocukları, Nefisim'in çocukları,|asnahʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ meunimʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ nefisimʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-Proverbs-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu tutanlar için yaşam ağacıdır. Ne mutlu onu sıkı tutanlara.|onu tutanlar it͡ʃin jasam aɡat͡ʃidir. ne mutlu onu siki tutanlara. New-Testament-Matthew-012-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Ninova halkı yargı günü bu kuşakla birlikte ayağa kalkıp onu yargılayacaktır. Çünkü onlar Yona’nın bildirisiyle tövbe ettiler. İşte Yona'dan daha büyük olan buradadır.|ninova halki jarɡi ɡunu bu kusakla birlikte ajaɡa kalkip onu jarɡilajat͡ʃaktir. t͡ʃunku onlar jona’nin bildirisijle tovbe ettiler. iste jonaʔdan daha bujuk olan buradadir. Old-Testament-2-Samuel-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın, “Öyleyse neden Tanrı halkına karşı böyle bir şey tasarladın? Çünkü bu sözü söylemekle kral suçlu biri gibi oluyor, çünkü kral sürgününü eve geri getirmiyor.|kadinʔ “ojlejse neden tanri halkina karsi bojle bir sej tasarladin? t͡ʃunku bu sozu sojlemekle kral sut͡ʃlu biri ɡibi olujorʔ t͡ʃunku kral surɡununu eve ɡeri ɡetirmijor. Old-Testament-Proverbs-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızın dudakları kavgaya girer, ağzı da dayağı davet eder.|akilsizin dudaklari kavɡaja ɡirerʔ aɡzi da dajaɡi davet eder. Old-Testament-Deuteronomy-032-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, oğullarının ve kızlarının kışkırtmalarını gördü, tiksindi.|jahveʔ oɡullarinin ve kizlarinin kiskirtmalarini ɡorduʔ tiksindi. Old-Testament-1-Samuel-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler'in hepsi adamı görünce ondan kaçtılar ve dehşete kapıldılar.|israellilerʔin hepsi adami ɡorunt͡ʃe ondan kat͡ʃtilar ve dehsete kapildilar. Old-Testament-Proverbs-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Nefreti gizleyen insanın yalancı dudakları vardır. İftira atan budaladır.|nefreti ɡizlejen insanin jalant͡ʃi dudaklari vardir. iftira atan budaladir. Old-Testament-Genesis-033-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov gözlerini kaldırıp baktı ve işte Esav, yanında dört yüz adamla geliyordu. Çocukları Lea, Rahel ve iki hizmetkârına teslim etti.|jakov ɡozlerini kaldirip bakti ve iste esavʔ janinda dort juz adamla ɡelijordu. t͡ʃot͡ʃuklari leaʔ rahel ve iki hizmetkarina teslim etti. Old-Testament-Jeremiah-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunlardan bana güçlü bir rüzgâr gelecek. Şimdi ben de onlara karşı hükümlerimi söyleyeceğim.\"\"\"|\"bunlardan bana ɡut͡ʃlu bir ruzɡar ɡelet͡ʃek. simdi ben de onlara karsi hukumlerimi sojlejet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Devam edip konuşurlarken, işte, ateşten bir araba ve ateşten atlar onları ayırdı; ve Eliya bir kasırga ile cennete çıktı.|devam edip konusurlarkenʔ isteʔ atesten bir araba ve atesten atlar onlari ajirdi; ve elija bir kasirɡa ile t͡ʃennete t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-050-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey halkım, dinle de konuşayım. Ey İsrael, sana karşı tanıklık edeyim. Ben Tanrı'yım, senin Tanrın’ım.|“ej halkimʔ dinle de konusajim. ej israelʔ sana karsi taniklik edejim. ben tanriʔjimʔ senin tanrin’im. New-Testament-John-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben O’nu tanımıyordum, ama İsrael’in O’nu tanıması için suyla vaftiz ederek geldim.”|ben o’nu tanimijordumʔ ama israel’in o’nu tanimasi it͡ʃin sujla vaftiz ederek ɡeldim.” Old-Testament-1-Chronicles-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bunlar kura ile taraf tutmadan ayrıldılar; çünkü hem Eleazaroğulları'ndan, hem de İtamaroğulları'ndan kutsal yer için önderler ve Tanrı için önderler vardı;|bojlet͡ʃe bunlar kura ile taraf tutmadan ajrildilar; t͡ʃunku hem eleazaroɡullariʔndanʔ hem de itamaroɡullariʔndan kutsal jer it͡ʃin onderler ve tanri it͡ʃin onderler vardi; New-Testament-John-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ücretli adam kaçar, çünkü ücretlidir ve koyunları umursamaz.|ut͡ʃretli adam kat͡ʃarʔ t͡ʃunku ut͡ʃretlidir ve kojunlari umursamaz. New-Testament-Galatians-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa başka bir “müjde” yoktur. Yalnızca sizi tedirgin edip Mesih’in Müjdesi’ni çarpıtmak isteyenler vardır.|ojsa baska bir “muʒde” joktur. jalnizt͡ʃa sizi tedirɡin edip mesih’in muʒdesi’ni t͡ʃarpitmak istejenler vardir. Old-Testament-Proverbs-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözleri her yerdedir, iyiyi de kötüyü de gözetler.|jahveʔnin ɡozleri her jerdedirʔ ijiji de kotuju de ɡozetler. Old-Testament-Ezekiel-016-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye kızları ve bütün çevresinde olanların, seni her yandan hor gören Filist kızlarının aşağılandığı zamanda olduğu gibi.|surije kizlari ve butun t͡ʃevresinde olanlarinʔ seni her jandan hor ɡoren filist kizlarinin asaɡilandiɡi zamanda olduɡu ɡibi. New-Testament-Luke-012-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Korkma, ey küçük sürü! Çünkü Krallığı size vermek, Babanız'ın kendi iyi arzusuydu.|korkmaʔ ej kut͡ʃuk suru! t͡ʃunku kralliɡi size vermekʔ babanizʔin kendi iji arzusujdu. Old-Testament-Judges-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Ruhu onun üzerine geldi ve İsrael'e hükmetti; ve savaşa çıktı ve Yahve Mezopotamya Kralı Kuşan Rişatayim'i onun eline teslim etti. Eli Kuşan Rişatayim'e karşı galip geldi.|jahveʔnin ruhu onun uzerine ɡeldi ve israelʔe hukmetti; ve savasa t͡ʃikti ve jahve mezopotamja krali kusan risatajimʔi onun eline teslim etti. eli kusan risatajimʔe karsi ɡalip ɡeldi. Old-Testament-Ezra-002-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Hagav'ın çocukları, Şamlay'ın çocukları, Hanan'ın çocukları,|haɡavʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ samlajʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ hananʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-2-Kings-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve İsrael'in adını göğün altından sileceğini söylemedi; ama onları Yoaş oğlu Yarovam'ın eliyle kurtardı.|jahve israelʔin adini ɡoɡun altindan silet͡ʃeɡini sojlemedi; ama onlari joas oɡlu jarovamʔin elijle kurtardi. Old-Testament-Isaiah-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Acele etsin, işini çabuklaştırsın da biz görelim; İsrael'in Kutsalı'nın öğüdü yaklaşsın ve gelsin ki, onu görelim!\"\" diyenlerin.\"|\"\"\"at͡ʃele etsinʔ isini t͡ʃabuklastirsin da biz ɡorelim; israelʔin kutsaliʔnin oɡudu jaklassin ve ɡelsin kiʔ onu ɡorelim!\"\" dijenlerin.\" Old-Testament-Ecclesiastes-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adamın akılsızların şarkısını duymasından ziyade, bilgenin azarını işitmesi daha iyidir.|bir adamin akilsizlarin sarkisini dujmasindan zijadeʔ bilɡenin azarini isitmesi daha ijidir. Old-Testament-Jeremiah-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor, “Bilge adam bilgeliğiyle övünmesin. Güçlü adam gücüyle övünmesin. Zengin adam zenginliğiyle övünmesin.|jahve sojle dijorʔ “bilɡe adam bilɡeliɡijle ovunmesin. ɡut͡ʃlu adam ɡut͡ʃujle ovunmesin. zenɡin adam zenɡinliɡijle ovunmesin. Old-Testament-Amos-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü İsrael'in suçlarını kendi üzerlerinde ziyaret ettiğim gün, Beytel'in sunaklarını da ziyaret edeceğim; ve sunağın boynuzları kesilecek, ve yere düşecekler.|“t͡ʃunku israelʔin sut͡ʃlarini kendi uzerlerinde zijaret ettiɡim ɡunʔ bejtelʔin sunaklarini da zijaret edet͡ʃeɡim; ve sunaɡin bojnuzlari kesilet͡ʃekʔ ve jere duset͡ʃekler. Old-Testament-Leviticus-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenin Şabat'ı sizin için, kendin için, hizmetçin için, kadın hizmetçin için, ücretli hizmetçin için, garibin için, seninle birlikte yaşayan yabancı için yiyecek olacak.|ulkenin sabatʔi sizin it͡ʃinʔ kendin it͡ʃinʔ hizmett͡ʃin it͡ʃinʔ kadin hizmett͡ʃin it͡ʃinʔ ut͡ʃretli hizmett͡ʃin it͡ʃinʔ ɡaribin it͡ʃinʔ seninle birlikte jasajan jabant͡ʃi it͡ʃin jijet͡ʃek olat͡ʃak. New-Testament-1-Corinthians-007-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, el değmemiş kızını evlendiren iyi eder, evlendirmeyense daha iyi eder.|ojlejseʔ el deɡmemis kizini evlendiren iji ederʔ evlendirmejense daha iji eder. Old-Testament-Jeremiah-031-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"O günlerde artık, 'Babalar koruk yedi, çocukların dişleri kamaştı' demeyecekler.\"\"\"|\"\"\"o ɡunlerde artikʔ ʔbabalar koruk jediʔ t͡ʃot͡ʃuklarin disleri kamastiʔ demejet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Joshua-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü siz Mısır'dan çıktığınızda Yahve'nin Kızıldeniz'in suyunu önünüzde nasıl kuruttuğunu; Yarden'in ötesindeki Amorlular'ın iki kralına, Sihon'a ve Og'a yaptıklarınızı, onları tamamen yok ettiğinizi duyduk.|t͡ʃunku siz misirʔdan t͡ʃiktiɡinizda jahveʔnin kizildenizʔin sujunu onunuzde nasil kuruttuɡunu; jardenʔin otesindeki amorlularʔin iki kralinaʔ sihonʔa ve oɡʔa japtiklariniziʔ onlari tamamen jok ettiɡinizi dujduk. New-Testament-Hebrews-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın Oğlu’nu ayaklar altına alan, kendisini kutsal kılan antlaşma kanını bayağı sayan ve lütuf Ruhu’na hakaret eden bir insanın, ne kadar daha ağır bir cezaya layık görüleceğini sanırsınız?|tanri’nin oɡlu’nu ajaklar altina alanʔ kendisini kutsal kilan antlasma kanini bajaɡi sajan ve lutuf ruhu’na hakaret eden bir insaninʔ ne kadar daha aɡir bir t͡ʃezaja lajik ɡorulet͡ʃeɡini sanirsiniz? Old-Testament-Deuteronomy-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerinin gördüğü bu büyük ve heybetli şeyleri senin için yapan Tanrın'dır, O senin övgündür.|ɡozlerinin ɡorduɡu bu bujuk ve hejbetli sejleri senin it͡ʃin japan tanrinʔdirʔ o senin ovɡundur. Old-Testament-Numbers-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un adını Levi değneği üzerine yazacaksın. Atalarının evlerinin her beyi için bir değnek olacak.|aronʔun adini levi deɡneɡi uzerine jazat͡ʃaksin. atalarinin evlerinin her beji it͡ʃin bir deɡnek olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un gücüyle güçlenmek ve Mısır'ın gölgesine sığınmak için benim öğüdümü sormadan Mısır'a inmek için yola çıkanlar onlardır!|firavunʔun ɡut͡ʃujle ɡut͡ʃlenmek ve misirʔin ɡolɡesine siɡinmak it͡ʃin benim oɡudumu sormadan misirʔa inmek it͡ʃin jola t͡ʃikanlar onlardir! Old-Testament-Micah-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle dedim, “Ey Yakov önderleri, İsrael evinin yöneticileri, lütfen dinleyin: Adaleti bilmek size düşmez mi?|sojle dedimʔ “ej jakov onderleriʔ israel evinin jonetit͡ʃileriʔ lutfen dinlejin adaleti bilmek size dusmez mi? Old-Testament-Deuteronomy-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer bu şey doğruysa, genç kadında bekaret nişanları bulunmadıysa,|ama eɡer bu sej doɡrujsaʔ ɡent͡ʃ kadinda bekaret nisanlari bulunmadijsaʔ Old-Testament-Psalms-090-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin bizi sevgi dolu iyiliğinle doyur, öyle ki, tüm günlerimiz boyunca sevinip mutlu olalım.|sabahlejin bizi sevɡi dolu ijiliɡinle dojurʔ ojle kiʔ tum ɡunlerimiz bojunt͡ʃa sevinip mutlu olalim. Old-Testament-Jeremiah-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Neden oturup duruyoruz? Toplanın! Surlu kentlere girelim, orada sessiz olalım; çünkü Tanrımız Yahve bizi susturdu, ve bize zehirli su içirdi, çünkü Yahve'ye karşı günah işledik.\"|\"\"\"neden oturup durujoruz? toplanin! surlu kentlere ɡirelimʔ orada sessiz olalim; t͡ʃunku tanrimiz jahve bizi susturduʔ ve bize zehirli su it͡ʃirdiʔ t͡ʃunku jahveʔje karsi ɡunah isledik.\" New-Testament-Mark-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar bunu duyunca sevindiler. Yahuda’ya para verme vaadinde bulundular. O da Yeşua’yı ele vermek için fırsat aramaktaydı.|onlar bunu dujunt͡ʃa sevindiler. jahuda’ja para verme vaadinde bulundular. o da jesua’ji ele vermek it͡ʃin firsat aramaktajdi. Old-Testament-Genesis-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham yüzüstü yere kapandı, güldü ve yüreğinde şöyle dedi: “Yüz yaşına gelenin çocuğu olur mu? Doksan yaşındaki Sarah doğurur mu?”|avraham juzustu jere kapandiʔ ɡuldu ve jureɡinde sojle dedi “juz jasina ɡelenin t͡ʃot͡ʃuɡu olur mu? doksan jasindaki sarah doɡurur mu?” Old-Testament-Job-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Evimde oturanlar ve hizmetçi kızlarım beni yabancı sayıyor. Onların gözünde bir yabancı oldum.|evimde oturanlar ve hizmett͡ʃi kizlarim beni jabant͡ʃi sajijor. onlarin ɡozunde bir jabant͡ʃi oldum. Old-Testament-Psalms-044-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin sayende düşmanlarımızı devireceğiz. Bize karşı ayaklananları senin adınla ezeceğiz.|senin sajende dusmanlarimizi deviret͡ʃeɡiz. bize karsi ajaklananlari senin adinla ezet͡ʃeɡiz. Old-Testament-1-Samuel-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David oradan ayrılıp Adullam’ın Mağarası'na kaçtı. Kardeşleri ve babasının bütün evi bunu duyunca, oraya, onun yanına indiler.|david oradan ajrilip adullam’in maɡarasiʔna kat͡ʃti. kardesleri ve babasinin butun evi bunu dujunt͡ʃaʔ orajaʔ onun janina indiler. Old-Testament-Daniel-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Nebukadnetsar öfkeyle doldu ve yüzünün şekli Şadrak, Meşak ve Abednego'ya karşı değişti. Söyleyip fırının her zamankinden yedi kat daha fazla ısıtılmasını buyurdu.|bunun uzerine nebukadnetsar ofkejle doldu ve juzunun sekli sadrakʔ mesak ve abedneɡoʔja karsi deɡisti. sojlejip firinin her zamankinden jedi kat daha fazla isitilmasini bujurdu. Old-Testament-Genesis-021-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham Filist diyarında uzun süre yabancı olarak yaşadı.|avraham filist dijarinda uzun sure jabant͡ʃi olarak jasadi. Old-Testament-Leviticus-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben aranızda yürüyeceğim, sizin Tanrınız olacağım, siz de benim halkım olacaksınız.|ben aranizda jurujet͡ʃeɡimʔ sizin tanriniz olat͡ʃaɡimʔ siz de benim halkim olat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Proverbs-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bal buldun mu? Kendine yetecek kadar ye, yoksa çok yersen kusarsın.|bal buldun mu? kendine jetet͡ʃek kadar jeʔ joksa t͡ʃok jersen kusarsin. Old-Testament-Exodus-030-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi: “Kendine hoş baharatlar, sakız reçinesi, onika, kasnı: Saf günnük ile hoş baharatlar al. Her birinin ağırlığı eşit olacak.|jahve moseʔje sojle dedi “kendine hos baharatlarʔ sakiz ret͡ʃinesiʔ onikaʔ kasni saf ɡunnuk ile hos baharatlar al. her birinin aɡirliɡi esit olat͡ʃak. Old-Testament-Ezra-002-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Vali onlara, bir kâhin Urim ve Tummim ile hizmet etmek üzere çıkana dek en kutsal şeylerden yememeleri gerektiğini söyledi.|vali onlaraʔ bir kahin urim ve tummim ile hizmet etmek uzere t͡ʃikana dek en kutsal sejlerden jememeleri ɡerektiɡini sojledi. Old-Testament-Song-of-Songs-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilisine yaslanarak çölden çıkan bu kimdir? Sevgili, Elma ağacının altında seni uyandırdım. Orada annen sana gebe kaldı. Orada doğum sancıları çekti ve seni doğurdu.|sevɡilisine jaslanarak t͡ʃolden t͡ʃikan bu kimdir? sevɡiliʔ elma aɡat͡ʃinin altinda seni ujandirdim. orada annen sana ɡebe kaldi. orada doɡum sant͡ʃilari t͡ʃekti ve seni doɡurdu. Old-Testament-Proverbs-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları parmaklarına bağla. Onları yüreğinin levhasının üzerine yaz.|onlari parmaklarina baɡla. onlari jureɡinin levhasinin uzerine jaz. New-Testament-Acts-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şabat Günü, kent kapısından çıkıp ırmak kıyısına gittik. Orada bir dua yeri olacağını düşündük. Bir araya toplanmış kadınlarla oturduk ve konuştuk.|sabat ɡunuʔ kent kapisindan t͡ʃikip irmak kijisina ɡittik. orada bir dua jeri olat͡ʃaɡini dusunduk. bir araja toplanmis kadinlarla oturduk ve konustuk. New-Testament-Hebrews-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne babası, ne annesi, ne de soyağacı vardır. Günlerinin başlangıcı ve yaşamının sonu yoktur. Tanrı’nın Oğlu gibi sürekli olarak kâhin olarak kalır.|ne babasiʔ ne annesiʔ ne de sojaɡat͡ʃi vardir. ɡunlerinin baslanɡit͡ʃi ve jasaminin sonu joktur. tanri’nin oɡlu ɡibi surekli olarak kahin olarak kalir. New-Testament-Acts-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dimitrios adında bir gümüşçü vardı, kendisi gümüşten Artemis tapınakları yapıyordu. Bununla sanatçılara bol iş getiriyordu.|dimitrios adinda bir ɡumust͡ʃu vardiʔ kendisi ɡumusten artemis tapinaklari japijordu. bununla sanatt͡ʃilara bol is ɡetirijordu. Old-Testament-Psalms-049-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey bütün halklar, şunu işitin, ey bütün dünya sakinleri,|ej butun halklarʔ sunu isitinʔ ej butun dunja sakinleriʔ Old-Testament-2-Chronicles-029-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler temizlemek için Yahve'nin evinin iç kısmına girdiler ve Yahve'nin Tapınağı'nda buldukları bütün pisliği Yahve'nin evinin avlusuna çıkardılar. Levililer onu oradan alıp Kidron Vadisi'ne taşıdılar.|kahinler temizlemek it͡ʃin jahveʔnin evinin it͡ʃ kismina ɡirdiler ve jahveʔnin tapinaɡiʔnda bulduklari butun pisliɡi jahveʔnin evinin avlusuna t͡ʃikardilar. levililer onu oradan alip kidron vadisiʔne tasidilar. Old-Testament-Joshua-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef'in çocukları Manaşşe ve Efraim miraslarını aldılar.|josefʔin t͡ʃot͡ʃuklari manasse ve efraim miraslarini aldilar. New-Testament-Matthew-010-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Çarmıhını alıp ardım sıra gelmeyen bana layık değildir.|t͡ʃarmihini alip ardim sira ɡelmejen bana lajik deɡildir. Old-Testament-Ezekiel-038-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni geri çevireceğim, çenelerine çengeller takacağım ve seni ve bütün ordunu, atları ve atlılarını, hepsi tam zırh giyinmiş, büyük kalkanlı ve küçük kalkanlı, hepsi kılıç kullanan büyük bir topluluğu;|seni ɡeri t͡ʃeviret͡ʃeɡimʔ t͡ʃenelerine t͡ʃenɡeller takat͡ʃaɡim ve seni ve butun ordunuʔ atlari ve atlilariniʔ hepsi tam zirh ɡijinmisʔ bujuk kalkanli ve kut͡ʃuk kalkanliʔ hepsi kilit͡ʃ kullanan bujuk bir topluluɡu; Old-Testament-Exodus-040-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Masayı Buluşma Çadırı'na, konutun kuzey tarafına, perdenin dışına koydu.|masaji bulusma t͡ʃadiriʔnaʔ konutun kuzej tarafinaʔ perdenin disina kojdu. Old-Testament-1-Chronicles-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halkların bütün ilâhları putlardır, ancak gökleri yaratan Yahve'dir.|t͡ʃunku halklarin butun ilahlari putlardirʔ ant͡ʃak ɡokleri jaratan jahveʔdir. Old-Testament-Numbers-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bölüklerine göre Ruven ordugâhının bayrağı güney tarafında olacak. Ruven çocuklarının beyi Şedeur oğlu Elizur olacak.\"\"\"|\"“boluklerine ɡore ruven orduɡahinin bajraɡi ɡunej tarafinda olat͡ʃak. ruven t͡ʃot͡ʃuklarinin beji sedeur oɡlu elizur olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Genesis-019-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün büyük olan küçüğüne, “İşte, dün gece babamla yattım. Bu gece ona yine şarap içirelim. Babamızın soyunu koruyabilmek için içeri girip onunla sen de yat.” dedi.|ertesi ɡun bujuk olan kut͡ʃuɡuneʔ “isteʔ dun ɡet͡ʃe babamla jattim. bu ɡet͡ʃe ona jine sarap it͡ʃirelim. babamizin sojunu korujabilmek it͡ʃin it͡ʃeri ɡirip onunla sen de jat.” dedi. Old-Testament-Psalms-118-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve benden yanadır. Korkmam. İnsan bana ne yapabilir?|jahve benden janadir. korkmam. insan bana ne japabilir? Old-Testament-Jeremiah-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak, ey kadınlar, Yahve'nin sözünü dinleyin. Kulağınız O'nun ağzının sözünü kabul etsin. Kızlarınıza yas tutmayı öğretin. Herkes komşusuna ağıt öğretsin.|ant͡ʃakʔ ej kadinlarʔ jahveʔnin sozunu dinlejin. kulaɡiniz oʔnun aɡzinin sozunu kabul etsin. kizlariniza jas tutmaji oɡretin. herkes komsusuna aɡit oɡretsin. Old-Testament-Numbers-034-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan ülkesinde İsrael'in çocuklarına mirası bölmek için Yahve'nin buyurduğu kişiler bunlardır.|kenan ulkesinde israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina mirasi bolmek it͡ʃin jahveʔnin bujurduɡu kisiler bunlardir. Old-Testament-Genesis-047-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yosef Mısır’ın bütün toprağını Firavun için satın aldı. Çünkü Mısırlılar’ın her biri kendi tarlasını sattı. Çünkü kıtlık onları zorluyordu ve toprak Firavun’un oldu.|bojlet͡ʃe josef misir’in butun topraɡini firavun it͡ʃin satin aldi. t͡ʃunku misirlilar’in her biri kendi tarlasini satti. t͡ʃunku kitlik onlari zorlujordu ve toprak firavun’un oldu. Old-Testament-Proverbs-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruların dürüstlüğü onlara yol gösterir, ama hainlerin sapkınlığı onları yok eder.|doɡrularin durustluɡu onlara jol ɡosterirʔ ama hainlerin sapkinliɡi onlari jok eder. Old-Testament-Proverbs-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, eğer komşuna kefil oldunsa, eğer bir yabancıya ellerini rehin olarak verdinse,|oɡlumʔ eɡer komsuna kefil oldunsaʔ eɡer bir jabant͡ʃija ellerini rehin olarak verdinseʔ Old-Testament-1-Chronicles-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı ay için altıncı komutan Tekolu İkkeş'in oğlu İra'ydı. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|altint͡ʃi aj it͡ʃin altint͡ʃi komutan tekolu ikkesʔin oɡlu iraʔjdi. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. Old-Testament-Jonah-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yona, balığın karnından Tanrısı Yahve'ye dua etti.|o zaman jonaʔ baliɡin karnindan tanrisi jahveʔje dua etti. Old-Testament-Joshua-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yeşu kâhinlere, \"\"Yarden'den çıkın!\"\" diye buyurdu.\"|\"bunun uzerine jesu kahinlereʔ \"\"jardenʔden t͡ʃikin!\"\" dije bujurdu.\" Old-Testament-Psalms-105-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Meshettiklerime dokunmayın! Peygamberlerime zarar vermeyin!” dedi.|“meshettiklerime dokunmajin! pejɡamberlerime zarar vermejin!” dedi. New-Testament-Acts-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’ın, İshak’ın, Yakov’un Tanrısı, atalarımızın Tanrısı, Hizmetkârı Yeşua’yı yüceltti. Siz O’nu teslim ettiniz. Pilatus O’nu salıvermeye karar verdiğinde siz O’nu Pilatus’un önünde reddetmiştiniz.|avraham’inʔ ishak’inʔ jakov’un tanrisiʔ atalarimizin tanrisiʔ hizmetkari jesua’ji jut͡ʃeltti. siz o’nu teslim ettiniz. pilatus o’nu salivermeje karar verdiɡinde siz o’nu pilatus’un onunde reddetmistiniz. Old-Testament-1-Chronicles-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Elyoenay'ın oğulları: Hodavya, Elyaşiv, Pelaya, Akkub, Yohanan, Delaya ve Anani; yedi.|eljoenajʔin oɡullari hodavjaʔ eljasivʔ pelajaʔ akkubʔ johananʔ delaja ve anani; jedi. Old-Testament-2-Samuel-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve doğruluğuma göre beni ödüllendirdi, ellerimin temizliğine göre bana karşılık verdi.|jahve doɡruluɡuma ɡore beni odullendirdiʔ ellerimin temizliɡine ɡore bana karsilik verdi. New-Testament-Acts-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve işte, Efendi’nin bir meleği Petrus’un yanında durdu, hücrede ışık parladı. Melek Petrus’un böğrüne vurup, “Çabuk kalk!” diyerek onu uyandırdı. Petrus’un ellerindeki zincirler düştü.|ve isteʔ efendi’nin bir meleɡi petrus’un janinda durduʔ hut͡ʃrede isik parladi. melek petrus’un boɡrune vurupʔ “t͡ʃabuk kalk!” dijerek onu ujandirdi. petrus’un ellerindeki zint͡ʃirler dustu. Old-Testament-Job-036-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun gürültüsü Tanrı hakkında söylemekte, ve yaklaşmakta olan fırtınadan hayvanlara da söz etmektedir.\"\"\"|\"onun ɡurultusu tanri hakkinda sojlemekteʔ ve jaklasmakta olan firtinadan hajvanlara da soz etmektedir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-044-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Rezilliğim gün boyu gözümün önünde, utanç yüzümü kaplıyor,|rezilliɡim ɡun boju ɡozumun onundeʔ utant͡ʃ juzumu kaplijorʔ Old-Testament-Lamentations-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunlardan dolayı ağlıyorum. Gözüm, gözüm yaşlar akıtıyor, çünkü canımı ferahlatacak olan tesellici benden uzak. Çocuklarım harap oldu, çünkü düşman galip geldi.”|“bunlardan dolaji aɡlijorum. ɡozumʔ ɡozum jaslar akitijorʔ t͡ʃunku t͡ʃanimi ferahlatat͡ʃak olan tesellit͡ʃi benden uzak. t͡ʃot͡ʃuklarim harap olduʔ t͡ʃunku dusman ɡalip ɡeldi.” Old-Testament-Psalms-091-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni çağıracak, ben de ona yanıt vereceğim. Sıkıntıda onun yanında olacağım. Onu kurtaracak ve yücelteceğim.|beni t͡ʃaɡirat͡ʃakʔ ben de ona janit veret͡ʃeɡim. sikintida onun janinda olat͡ʃaɡim. onu kurtarat͡ʃak ve jut͡ʃeltet͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-106-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtar bizi, ey Tanrımız Yahve, kutsal adına şükretmek, övgünle zafer kazanmak için, bizi ulusların arasından topla!|kurtar biziʔ ej tanrimiz jahveʔ kutsal adina sukretmekʔ ovɡunle zafer kazanmak it͡ʃinʔ bizi uluslarin arasindan topla! Old-Testament-Deuteronomy-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ama mülk edinmek için geçmekte olduğun diyar, gökten gelen yağmurdan su içen, tepeler ve vadilerle dolu bir ülkedir;|ama mulk edinmek it͡ʃin ɡet͡ʃmekte olduɡun dijarʔ ɡokten ɡelen jaɡmurdan su it͡ʃenʔ tepeler ve vadilerle dolu bir ulkedir; Old-Testament-2-Chronicles-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ant üzerine bütün Yahuda sevindi, çünkü bütün yürekleriyle ant içmişlerdi ve bütün arzularıyla O'nu aradılar; O da onlar tarafından bulundu. O zaman Yahve onlara her yandan rahatlık verdi.|bu ant uzerine butun jahuda sevindiʔ t͡ʃunku butun jureklerijle ant it͡ʃmislerdi ve butun arzularijla oʔnu aradilar; o da onlar tarafindan bulundu. o zaman jahve onlara her jandan rahatlik verdi. New-Testament-Romans-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyen yemeyeni hor görmesin. Yemeyen, yiyeni yargılamasın. Çünkü Tanrı onu kabul etmiştir.|jijen jemejeni hor ɡormesin. jemejenʔ jijeni jarɡilamasin. t͡ʃunku tanri onu kabul etmistir. Old-Testament-Isaiah-038-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ayrıca Hizkiya, \"\"Yahve'nin evine çıkacağımı gösteren belirti nedir?\"\" demişti.\"|\"ajrit͡ʃa hizkijaʔ \"\"jahveʔnin evine t͡ʃikat͡ʃaɡimi ɡosteren belirti nedir?\"\" demisti.\" Old-Testament-Isaiah-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi gök gürültüsüyle, depremle, büyük gürültüyle, kasırgayla, fırtınayla, yiyip bitiren ateşin aleviyle onu ziyaret edecek.|ordular jahvesi ɡok ɡurultusujleʔ depremleʔ bujuk ɡurultujleʔ kasirɡajlaʔ firtinajlaʔ jijip bitiren atesin alevijle onu zijaret edet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşimizden ve Yahve’nin lanetlediği toprak yüzünden çektiğimiz zahmetten, bu bizi rahatlatacak” diyerek çocuğa Noa adını verdi.|“isimizden ve jahve’nin lanetlediɡi toprak juzunden t͡ʃektiɡimiz zahmettenʔ bu bizi rahatlatat͡ʃak” dijerek t͡ʃot͡ʃuɡa noa adini verdi. Old-Testament-Psalms-091-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni kanatlarıyla örter. O’nun kanatları altına sığınırsın. O’nun sadakati senin kalkanın ve siperindir.|seni kanatlarijla orter. o’nun kanatlari altina siɡinirsin. o’nun sadakati senin kalkanin ve siperindir. Old-Testament-Leviticus-014-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Vebayı inceleyecek; işte, eğer veba evin duvarlarında yeşilimsi ya da kırmızımsı lekeler halindeyse ve onlar duvardan daha derin görünüyorsa,|vebaji int͡ʃelejet͡ʃek; isteʔ eɡer veba evin duvarlarinda jesilimsi ja da kirmizimsi lekeler halindejse ve onlar duvardan daha derin ɡorunujorsaʔ Old-Testament-Psalms-102-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece uluslar Yahve’nin adından, yeryüzü krallarının tümü görkeminden korkacaklar.|bojlet͡ʃe uluslar jahve’nin adindanʔ jerjuzu krallarinin tumu ɡorkeminden korkat͡ʃaklar. Old-Testament-Daniel-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey atalarımın Tanrısı, bana bilgelik ve güç veren ve şimdi senden istediğimiz şeyi bana bildiren sana şükrederim ve seni överim; çünkü kralın meselesini bize bildirdin.\"\"\"|\"ej atalarimin tanrisiʔ bana bilɡelik ve ɡut͡ʃ veren ve simdi senden istediɡimiz seji bana bildiren sana sukrederim ve seni overim; t͡ʃunku kralin meselesini bize bildirdin.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklarını da gökteki yıldızlar gibi çoğalttın ve onları atalarına gidip mülk edinmelerini söylediğin ülkeye getirdin.|t͡ʃot͡ʃuklarini da ɡokteki jildizlar ɡibi t͡ʃoɡalttin ve onlari atalarina ɡidip mulk edinmelerini sojlediɡin ulkeje ɡetirdin. Old-Testament-Numbers-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yalnız Yahve'ye isyan etmeyin, ülke halkından da korkmayın; çünkü onlar bizim için ekmektir. Savunmaları onların üzerinden kaldırıldı ve Yahve bizimledir. Onlardan korkmayın.\"\"\"|\"jalniz jahveʔje isjan etmejinʔ ulke halkindan da korkmajin; t͡ʃunku onlar bizim it͡ʃin ekmektir. savunmalari onlarin uzerinden kaldirildi ve jahve bizimledir. onlardan korkmajin.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Irmak ötesindeki valilere gittim ve onlara kralın mektuplarını verdim. Kral ordu komutanlarını ve atlıları benimle birlikte göndermişti.|o zaman irmak otesindeki valilere ɡittim ve onlara kralin mektuplarini verdim. kral ordu komutanlarini ve atlilari benimle birlikte ɡondermisti. New-Testament-Acts-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler hemen o gece Pavlus’la Silas’ı Veriya'ya gönderdiler. Onlar oraya ulaşınca Yahudiler’in havrasına girdiler.|kardesler hemen o ɡet͡ʃe pavlus’la silas’i verijaʔja ɡonderdiler. onlar oraja ulasint͡ʃa jahudiler’in havrasina ɡirdiler. New-Testament-Acts-002-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün tapınakta birlik içinde kararlılıkla devam ettiler ve evde ekmek bölüp, sevinç ve yürekten bir içtenlikle yemek yiyorlardı.|her ɡun tapinakta birlik it͡ʃinde kararlilikla devam ettiler ve evde ekmek bolupʔ sevint͡ʃ ve jurekten bir it͡ʃtenlikle jemek jijorlardi. Old-Testament-Deuteronomy-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığının tahtına oturduğunda, Levili kâhinlerin önünde bulunan bu yasanın bir kopyasını kendisi için bir kitaba yazacak.|kralliɡinin tahtina oturduɡundaʔ levili kahinlerin onunde bulunan bu jasanin bir kopjasini kendisi it͡ʃin bir kitaba jazat͡ʃak. Old-Testament-Esther-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Haman krala, “Kralın onurlandırmak istediği kişi için,|haman kralaʔ “kralin onurlandirmak istediɡi kisi it͡ʃinʔ Old-Testament-Genesis-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar Lut'a, “Burada başka kimsen var mı? Damadın, oğulların, kızların ve kentte kimlerin varsa onları oradan çıkar.|adamlar lutʔaʔ “burada baska kimsen var mi? damadinʔ oɡullarinʔ kizlarin ve kentte kimlerin varsa onlari oradan t͡ʃikar. Old-Testament-Joshua-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi yedi parça olarak çizeceksin, çizimi buraya bana getireceksin; ben de burada, Tanrımız Yahve'nin önünde sizin için kura çekeceğim.|ulkeji jedi part͡ʃa olarak t͡ʃizet͡ʃeksinʔ t͡ʃizimi buraja bana ɡetiret͡ʃeksin; ben de buradaʔ tanrimiz jahveʔnin onunde sizin it͡ʃin kura t͡ʃeket͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-106-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Pinehas ayağa kalktı ve yargıyı gerçekleştirdi. Böylece veba durduruldu.|bunun uzerine pinehas ajaɡa kalkti ve jarɡiji ɡert͡ʃeklestirdi. bojlet͡ʃe veba durduruldu. Old-Testament-Exodus-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi halkın kulağına söyle, her adam kendi komşusundan, her kadın da kendi komşusundan gümüş, altın mücevherler istesin.''|simdi halkin kulaɡina sojleʔ her adam kendi komsusundanʔ her kadin da kendi komsusundan ɡumusʔ altin mut͡ʃevherler istesin.ʔʔ New-Testament-Matthew-024-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de bütün bu şeyleri gördüğünüzde, İnsanoğlu’nun yakın olduğunu, hatta kapıda olduğunu bilin.|siz de butun bu sejleri ɡorduɡunuzdeʔ insanoɡlu’nun jakin olduɡunuʔ hatta kapida olduɡunu bilin. Old-Testament-Psalms-148-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin adını övsünler, çünkü O buyurdu ve yaratıldılar.|jahve’nin adini ovsunlerʔ t͡ʃunku o bujurdu ve jaratildilar. New-Testament-1-Corinthians-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’in, Grekler’in ya da Tanrı topluluğunun tökezlemesine fırsat vermeyin.|jahudiler’inʔ ɡrekler’in ja da tanri topluluɡunun tokezlemesine firsat vermejin. Old-Testament-Nehemiah-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Meşezabel, Sadok, Yaddua,|mesezabelʔ sadokʔ jadduaʔ Old-Testament-Genesis-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eti, onun yaşamı olan, kanıyla birlikte yemeyeceksiniz.|ama etiʔ onun jasami olanʔ kanijla birlikte jemejet͡ʃeksiniz. New-Testament-Luke-006-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“İnsanların size nasıl yapmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle yapın.|“insanlarin size nasil japmasini istijorsanizʔ siz de onlara ojle japin. Old-Testament-Joshua-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk, onunla birlikte olan savaş adamları da çıkıp yaklaştılar, kentin önüne gelip Ay Kenti'nin kuzey tarafında konakladılar. Artık onunla Ay Kenti arasında bir vadi vardı.|butun halkʔ onunla birlikte olan savas adamlari da t͡ʃikip jaklastilarʔ kentin onune ɡelip aj kentiʔnin kuzej tarafinda konakladilar. artik onunla aj kenti arasinda bir vadi vardi. Old-Testament-2-Samuel-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Pak olana kendini pak olarak göstereceksin. Eğri olana kendini sert olarak göstereceksin.|pak olana kendini pak olarak ɡosteret͡ʃeksin. eɡri olana kendini sert olarak ɡosteret͡ʃeksin. Old-Testament-2-Kings-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Suriye Kralı Benhadad bütün ordusunu topladı ve çıkıp Samariya'yı kuşattı.|bundan sonra surije krali benhadad butun ordusunu topladi ve t͡ʃikip samarijaʔji kusatti. New-Testament-Acts-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İnançlı erkekler Stefanos’u gömdüler ve onun için büyük yas tuttular.|inant͡ʃli erkekler stefanos’u ɡomduler ve onun it͡ʃin bujuk jas tuttular. New-Testament-1-Corinthians-015-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu çürüyen beden çürümez olduğunda, bu ölümlü ölümsüzlüğü giyindiğinde, o zaman yazılmış olan gerçekleşecek: “Ölüm zaferle yutuldu.”|ama bu t͡ʃurujen beden t͡ʃurumez olduɡundaʔ bu olumlu olumsuzluɡu ɡijindiɡindeʔ o zaman jazilmis olan ɡert͡ʃekleset͡ʃek “olum zaferle jutuldu.” New-Testament-John-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’de Adama Bayramı'ydı .|jerusalem’de adama bajramiʔjdi . Old-Testament-Jeremiah-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı yıl, Yahuda Kralı Sidkiya'nın krallığının başlangıcında, dördüncü yılın beşinci ayında, Givonlu Azzur oğlu Peygamber Hananya, Yahve'nin evinde, kâhinlerin ve bütün halkın önünde bana şöyle dedi:|ajni jilʔ jahuda krali sidkijaʔnin kralliɡinin baslanɡit͡ʃindaʔ dordunt͡ʃu jilin besint͡ʃi ajindaʔ ɡivonlu azzur oɡlu pejɡamber hananjaʔ jahveʔnin evindeʔ kahinlerin ve butun halkin onunde bana sojle dedi Old-Testament-Deuteronomy-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Toplantı gününde Horev'de, \"\"Tanrım Yahve'nin sesini bir daha duymayayım, bu büyük ateşi bir daha görmeyeyim, ölmeyeyim\"\" diye Tanrın Yahve'den dilediğin her şey buna göreydi.\"|\"toplanti ɡununde horevʔdeʔ \"\"tanrim jahveʔnin sesini bir daha dujmajajimʔ bu bujuk atesi bir daha ɡormejejimʔ olmejejim\"\" dije tanrin jahveʔden dilediɡin her sej buna ɡorejdi.\" Old-Testament-Proverbs-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın armağanı ona yer açar, onu büyüklerin önüne getirir.|insanin armaɡani ona jer at͡ʃarʔ onu bujuklerin onune ɡetirir. Old-Testament-Ezekiel-041-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra evin duvarını altı arşın, evin her yanında, her yan odanın genişliğini dört arşın ölçtü.|sonra evin duvarini alti arsinʔ evin her janindaʔ her jan odanin ɡenisliɡini dort arsin olt͡ʃtu. New-Testament-Luke-021-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, bu şeylerin tümü yerine gelinceye dek bu kuşak geçmeyecektir.|size doɡrusunu sojlejejimʔ bu sejlerin tumu jerine ɡelint͡ʃeje dek bu kusak ɡet͡ʃmejet͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-052-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı onları vurdu ve Hamat ülkesindeki Rivla'da onları öldürdü. Böylece Yahuda kendi ülkesinden sürgün edildi.|babil krali onlari vurdu ve hamat ulkesindeki rivlaʔda onlari oldurdu. bojlet͡ʃe jahuda kendi ulkesinden surɡun edildi. Old-Testament-Deuteronomy-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlalarında hayvanların için ot vereceğim; sen de yiyip doyacaksın.|tarlalarinda hajvanlarin it͡ʃin ot veret͡ʃeɡim; sen de jijip dojat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Chronicles-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Altı basamağın bir yanında ve öbür yanında on iki aslan duruyordu. Başka hiçbir krallıkta buna benzer bir şey yapılmamıştı.|alti basamaɡin bir janinda ve obur janinda on iki aslan durujordu. baska hit͡ʃbir krallikta buna benzer bir sej japilmamisti. New-Testament-Acts-019-036|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Bunlar inkâr edilemeyeceği için, sessiz kalmalı ve düşüncesizce bir şey yapmamalısınız.|‘‘bunlar inkar edilemejet͡ʃeɡi it͡ʃinʔ sessiz kalmali ve dusunt͡ʃesizt͡ʃe bir sej japmamalisiniz. New-Testament-Luke-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o günler, yazılmış olan her şeyin yerine geleceği öç alma günleridir.|t͡ʃunku o ɡunlerʔ jazilmis olan her sejin jerine ɡelet͡ʃeɡi ot͡ʃ alma ɡunleridir. Old-Testament-Ecclesiastes-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öncekinin anısı yok, kendilerinden sonra gelecek olanlar arasında sonrakinin de anısı olmayacak.|ont͡ʃekinin anisi jokʔ kendilerinden sonra ɡelet͡ʃek olanlar arasinda sonrakinin de anisi olmajat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|ama onlara şunu buyurdum: 'Sözümü dinleyin, ben sizin Tanrınız olacağım, siz de benim halkım olacaksınız. Size buyurduğum bütün yolda yürüyün ki, sizin için iyilik olsun.'|ama onlara sunu bujurdum ʔsozumu dinlejinʔ ben sizin tanriniz olat͡ʃaɡimʔ siz de benim halkim olat͡ʃaksiniz. size bujurduɡum butun jolda jurujun kiʔ sizin it͡ʃin ijilik olsun.ʔ New-Testament-Luke-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk Zekariya’yı bekliyordu. Tapınakta gecikmesine şaşmışlardı.|halk zekarija’ji beklijordu. tapinakta ɡet͡ʃikmesine sasmislardi. Old-Testament-1-Kings-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahpenes'in kız kardeşi ona oğlu Genubat'ı doğurdu; Tahpenes onu Firavun'un evinde sütten kesti. Genubat, Firavun'un evinde, Firavun'un oğulları arasındaydı.|tahpenesʔin kiz kardesi ona oɡlu ɡenubatʔi doɡurdu; tahpenes onu firavunʔun evinde sutten kesti. ɡenubatʔ firavunʔun evindeʔ firavunʔun oɡullari arasindajdi. Old-Testament-Job-031-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Adımlarımın sayısını ona bildirirdim. Kendisine bir hükümdar gibi yaklaşırdım.|adimlarimin sajisini ona bildirirdim. kendisine bir hukumdar ɡibi jaklasirdim. Old-Testament-Isaiah-057-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yollarını gördüm ve onu iyileştireceğim. Ona öncülük edeceğim, ve ona ve yas tutanlarına avunmalarını geri vereceğim.|onun jollarini ɡordum ve onu ijilestiret͡ʃeɡim. ona ont͡ʃuluk edet͡ʃeɡimʔ ve ona ve jas tutanlarina avunmalarini ɡeri veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Job-038-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yağmurun babası var mıdır? Ya da çiğ damlalarının babası kimdir?|jaɡmurun babasi var midir? ja da t͡ʃiɡ damlalarinin babasi kimdir? New-Testament-1-Thessalonians-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonuç olarak, kardeşler, Tanrı’yı hoşnut etmek için nasıl yürümeniz gerektiğini bizden öğrendiniz. Bunda daha da artmanız için Efendi Yeşua adıyla size yalvarıyor, öğütlüyoruz.|sonut͡ʃ olarakʔ kardeslerʔ tanri’ji hosnut etmek it͡ʃin nasil jurumeniz ɡerektiɡini bizden oɡrendiniz. bunda daha da artmaniz it͡ʃin efendi jesua adijla size jalvarijorʔ oɡutlujoruz. Old-Testament-Genesis-037-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeşlerimi arıyorum” dedi. “Lütfen bana sürüyü nerede güttüklerini söyle.”|“kardeslerimi arijorum” dedi. “lutfen bana suruju nerede ɡuttuklerini sojle.” Old-Testament-Psalms-073-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü canım acı çekiyordu. Yüreğim buruktu.|t͡ʃunku t͡ʃanim at͡ʃi t͡ʃekijordu. jureɡim buruktu. Old-Testament-Jeremiah-038-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dışarı çıkmayı reddedersen, Yahve'nin bana gösterdiği söz şudur:|ama disari t͡ʃikmaji reddedersenʔ jahveʔnin bana ɡosterdiɡi soz sudur Old-Testament-Song-of-Songs-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer o bir duvarsa, üzerine gümüş bir kule yaparız. Eğer bir kapıysa, onu sedir tahtalarıyla kapatırız.|eɡer o bir duvarsaʔ uzerine ɡumus bir kule japariz. eɡer bir kapijsaʔ onu sedir tahtalarijla kapatiriz. Old-Testament-Deuteronomy-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|(İsrael'in çocukları Beerot Bene Yaakan'dan Moseray'a gittiler. Orada Aron öldü ve orada gömüldü; ve oğlu Eleazar onun yerine kâhinlik makamında hizmet etti.|(israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari beerot bene jaakanʔdan moserajʔa ɡittiler. orada aron oldu ve orada ɡomuldu; ve oɡlu eleazar onun jerine kahinlik makaminda hizmet etti. New-Testament-Acts-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu iş, Efes’te yaşayan bütün Yahudiler ve Grekler’ tarafından öğrenildi. Hepsinin üzerine korku geldi ve Efendi Yeşua’nın adı büyüdü.|bu isʔ efes’te jasajan butun jahudiler ve ɡrekler’ tarafindan oɡrenildi. hepsinin uzerine korku ɡeldi ve efendi jesua’nin adi bujudu. Old-Testament-Isaiah-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk nasılsa, kâhin de öyle olacak; hizmetçi nasılsa efendisi de öyle; kadın hizmetçi nasılsa, hanımı da öyle; alıcı nasılsa satıcı da öyle; alacaklı nasılsa borçlu da öyle; faiz alan nasılsa faiz veren de öyle.|halk nasilsaʔ kahin de ojle olat͡ʃak; hizmett͡ʃi nasilsa efendisi de ojle; kadin hizmett͡ʃi nasilsaʔ hanimi da ojle; alit͡ʃi nasilsa satit͡ʃi da ojle; alat͡ʃakli nasilsa bort͡ʃlu da ojle; faiz alan nasilsa faiz veren de ojle. New-Testament-Acts-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in acı çekmesi gerektiğini, ölümden dirilenlerin ilki olarak hem Yahudiler’e, hem de öteki uluslara ışığı ilan edeceğini bildirmişlerdi.”|mesih’in at͡ʃi t͡ʃekmesi ɡerektiɡiniʔ olumden dirilenlerin ilki olarak hem jahudiler’eʔ hem de oteki uluslara isiɡi ilan edet͡ʃeɡini bildirmislerdi.” Old-Testament-1-Chronicles-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohat'ın oğulları: Amram, Yisthar, Hevron ve Uzziel, dört kişi.|kohatʔin oɡullari amramʔ jistharʔ hevron ve uzzielʔ dort kisi. New-Testament-Matthew-010-040|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sizi kabul eden beni kabul eder. Beni kabul eden de beni göndereni kabul eder.|“sizi kabul eden beni kabul eder. beni kabul eden de beni ɡondereni kabul eder. Old-Testament-2-Chronicles-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama ben sana bir konut ve ev, daima oturacağın bir yer yaptım.”|“ama ben sana bir konut ve evʔ daima oturat͡ʃaɡin bir jer japtim.” New-Testament-1-John-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri size, sizi saptırmak isteyenlerle ilgili olarak yazdım.|bu sejleri sizeʔ sizi saptirmak istejenlerle ilɡili olarak jazdim. Old-Testament-Hosea-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Giderken ağımı üzerlerine sereceğim. Onları gökyüzünün kuşları gibi yere indireceğim. Onların topluluklarının duyduğu gibi kendilerini cezalandıracağım.|ɡiderken aɡimi uzerlerine seret͡ʃeɡim. onlari ɡokjuzunun kuslari ɡibi jere indiret͡ʃeɡim. onlarin topluluklarinin dujduɡu ɡibi kendilerini t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adam, o gün şöyle haykıracak: \"\"Ben şifacı olmayacağım; çünkü evimde ne ekmek ne de giyecek var. Beni halkın hükümdarı yapmayacaksınız.”\"|\"adamʔ o ɡun sojle hajkirat͡ʃak \"\"ben sifat͡ʃi olmajat͡ʃaɡim; t͡ʃunku evimde ne ekmek ne de ɡijet͡ʃek var. beni halkin hukumdari japmajat͡ʃaksiniz.”\" New-Testament-Luke-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman dağlara, ‘Üzerimize düşün’ ve tepelere, ‘Bizi örtün’ demeye başlayacaklar.|o zaman daɡlaraʔ ‘uzerimize dusun’ ve tepelereʔ ‘bizi ortun’ demeje baslajat͡ʃaklar. Old-Testament-Judges-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidyon içeri girip bir oğlak ve bir efalık mayasız pideler hazırladı. Eti bir sepete koydu, et suyunu da bir tencereye koyup meşe ağacının altına getirip O'na sundu.|ɡidjon it͡ʃeri ɡirip bir oɡlak ve bir efalik majasiz pideler hazirladi. eti bir sepete kojduʔ et sujunu da bir tent͡ʃereje kojup mese aɡat͡ʃinin altina ɡetirip oʔna sundu. New-Testament-Matthew-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara bakarak, “İnsanlar için bu olanaksızdır, ama Tanrı'yla her şey mümkündür” dedi.|jesua onlara bakarakʔ “insanlar it͡ʃin bu olanaksizdirʔ ama tanriʔjla her sej mumkundur” dedi. Old-Testament-Exodus-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Mısır diyarında benzeri olmamış, bir daha da olmayacak büyük bir feryat kopacak.|butun misir dijarinda benzeri olmamisʔ bir daha da olmajat͡ʃak bujuk bir ferjat kopat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-078-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'da gerçekleştirdiği belirtileri, Soan bölgesindeki şaşılası işleri,|misirʔda ɡert͡ʃeklestirdiɡi belirtileriʔ soan bolɡesindeki sasilasi isleriʔ New-Testament-1-Corinthians-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsadığımız kutsama kâsesiyle, Mesih’in kanına paydaş olmuyor muyuz? Böldüğümüz ekmekle Mesih’in bedenine paydaş olmuyor muyuz?|kutsadiɡimiz kutsama kasesijleʔ mesih’in kanina pajdas olmujor mujuz? bolduɡumuz ekmekle mesih’in bedenine pajdas olmujor mujuz? Old-Testament-Psalms-078-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden günlerini boşlukla, yıllarını dehşetle tüketti.|bu juzden ɡunlerini bosluklaʔ jillarini dehsetle tuketti. Old-Testament-Psalms-088-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, kurtuluşumun Tanrısı, gündüz ve gece senin önünde yakardım.|ej jahveʔ kurtulusumun tanrisiʔ ɡunduz ve ɡet͡ʃe senin onunde jakardim. Old-Testament-Ezekiel-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar öldürürken ben tek başıma kaldım, yüzüstü düşüp feryat ettim, “Ah, Efendi Yahve! Yeruşalem üzerine gazabını dökerken İsrael'in geri kalanının tümünü mü yok edeceksin?” dedim.|onlar oldururken ben tek basima kaldimʔ juzustu dusup ferjat ettimʔ “ahʔ efendi jahve! jerusalem uzerine ɡazabini dokerken israelʔin ɡeri kalaninin tumunu mu jok edet͡ʃeksin?” dedim. Old-Testament-Deuteronomy-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O denizin ötesinde değil ki, \"\"Kim bizim için denizi aşacak, onu bize getirecek ve onu bize duyuracak da onu yapalım?\"\" diyesin.\"|\"o denizin otesinde deɡil kiʔ \"\"kim bizim it͡ʃin denizi asat͡ʃakʔ onu bize ɡetiret͡ʃek ve onu bize dujurat͡ʃak da onu japalim?\"\" dijesin.\" Old-Testament-Jeremiah-033-021|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kendi tahtı üzerinde krallık edecek bir oğlu olmasın diye hizmetkârım David'le olan antlaşmam, hizmetkârlarım Levili kâhinlerle olan antlaşmam da bozulabilir.|o zaman kendi tahti uzerinde krallik edet͡ʃek bir oɡlu olmasin dije hizmetkarim davidʔle olan antlasmamʔ hizmetkarlarim levili kahinlerle olan antlasmam da bozulabilir. Old-Testament-Esther-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız o adamın hoşuna gitti ve ondan iyilik gördü. Hemen ona kozmetik ve yiyecek paylarını ve kralın evinden kendisine verilecek olan yedi seçme kızı verdi. Onu ve kızlarını kadınlar evinin en iyi yerine taşıdı.|kiz o adamin hosuna ɡitti ve ondan ijilik ɡordu. hemen ona kozmetik ve jijet͡ʃek pajlarini ve kralin evinden kendisine verilet͡ʃek olan jedi set͡ʃme kizi verdi. onu ve kizlarini kadinlar evinin en iji jerine tasidi. Old-Testament-Psalms-145-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kendisini çağıranların hepsine, kendisini içtenlikle çağıran herkese yakındır.|jahve kendisini t͡ʃaɡiranlarin hepsineʔ kendisini it͡ʃtenlikle t͡ʃaɡiran herkese jakindir. Old-Testament-1-Kings-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|David Sovalılar'ı öldürdüğünde, yanına adamlar topladı ve bir çetenin komutanı oldu. Damaskus'a gittiler ve orada yaşadılar ve Damaskus'da hüküm sürdüler.|david sovalilarʔi oldurduɡundeʔ janina adamlar topladi ve bir t͡ʃetenin komutani oldu. damaskusʔa ɡittiler ve orada jasadilar ve damaskusʔda hukum surduler. Old-Testament-Jeremiah-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Esenliği peygamberlik eden peygambere gelince, peygamberin sözü yerine gelince, o zaman Yahve'nin onu gerçekten göndermiş olduğu bilinecektir.\"\"\"|\"esenliɡi pejɡamberlik eden pejɡambere ɡelint͡ʃeʔ pejɡamberin sozu jerine ɡelint͡ʃeʔ o zaman jahveʔnin onu ɡert͡ʃekten ɡondermis olduɡu bilinet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Job-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerim az değil mi? Yeter! Beni tek başıma bırak ki, biraz olsun teselli bulabileyim,|ɡunlerim az deɡil mi? jeter! beni tek basima birak kiʔ biraz olsun teselli bulabilejimʔ Old-Testament-Exodus-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham'a, İshak'a ve Yakov'a vermeye söz verdiğim ülkeye sizi getireceğim ve onu miras olarak size vereceğim. Ben Yahve'yim.'”|avrahamʔaʔ ishakʔa ve jakovʔa vermeje soz verdiɡim ulkeje sizi ɡetiret͡ʃeɡim ve onu miras olarak size veret͡ʃeɡim. ben jahveʔjim.ʔ” New-Testament-John-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencilerinden biri, Simon Petrus’un kardeşi Andreas O’na şöyle dedi:|oɡrent͡ʃilerinden biriʔ simon petrus’un kardesi andreas o’na sojle dedi Old-Testament-Ezekiel-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Boğazlasın diye bilendi. Şimşek gibi çaksın diye cilalandı. Öyleyse sevinmeli miyiz? Oğlumun asası her ağacı kınıyor.|boɡazlasin dije bilendi. simsek ɡibi t͡ʃaksin dije t͡ʃilalandi. ojlejse sevinmeli mijiz? oɡlumun asasi her aɡat͡ʃi kinijor. Old-Testament-Judges-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O, \"\"Ben kesinlikle seninle geleceğim\"\" dedi. \"\"Ancak çıkacağın yolculuk senin onuruna olmayacak; çünkü Yahve Sisera'yı bir kadının eline satacak.” Devora kalktı ve Barak'la birlikte Kedeş'e gitti.\"|\"oʔ \"\"ben kesinlikle seninle ɡelet͡ʃeɡim\"\" dedi. \"\"ant͡ʃak t͡ʃikat͡ʃaɡin jolt͡ʃuluk senin onuruna olmajat͡ʃak; t͡ʃunku jahve siseraʔji bir kadinin eline satat͡ʃak.” devora kalkti ve barakʔla birlikte kedesʔe ɡitti.\" New-Testament-Matthew-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki direği düşünmezsin?|neden kardesinin ɡozundeki t͡ʃopu ɡorursun de kendi ɡozundeki direɡi dusunmezsin? Old-Testament-Psalms-049-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Özdeyişe kulak vereceğim. Bilmecemi arpla çözeceğim.|ozdejise kulak veret͡ʃeɡim. bilmet͡ʃemi arpla t͡ʃozet͡ʃeɡim. New-Testament-Luke-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece mutlu olursun. Çünkü onların senin iyiliğine karşılık verecek durumları yoktur. Doğru kişiler dirildiğinde sana karşılığı ödenecektir.”|bojlet͡ʃe mutlu olursun. t͡ʃunku onlarin senin ijiliɡine karsilik veret͡ʃek durumlari joktur. doɡru kisiler dirildiɡinde sana karsiliɡi odenet͡ʃektir.” Old-Testament-Genesis-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov uykusundan uyanıp, “Yahve gerçekten burada, ben fark edemedim” dedi.|jakov ujkusundan ujanipʔ “jahve ɡert͡ʃekten buradaʔ ben fark edemedim” dedi. Old-Testament-Exodus-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|kandil için yağ, mesh yağı ve hoş kokulu buhur için baharatlar,|kandil it͡ʃin jaɡʔ mesh jaɡi ve hos kokulu buhur it͡ʃin baharatlarʔ Old-Testament-Ezekiel-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüzümü de onlardan çevireceğim ve gizli yerimi kirletecekler. Hırsızlar içeri girecek ve onu kirletecekler.'\"\"\"|\"juzumu de onlardan t͡ʃeviret͡ʃeɡim ve ɡizli jerimi kirletet͡ʃekler. hirsizlar it͡ʃeri ɡiret͡ʃek ve onu kirletet͡ʃekler.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-063-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni yatağımda hatırladığımda, gece nöbetlerinde seni düşünürüm.|seni jataɡimda hatirladiɡimdaʔ ɡet͡ʃe nobetlerinde seni dusunurum. Old-Testament-Lamentations-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlerin senin için sahte, ve akılsızca görümler gördüler. Senin suçunu açığa çıkarıp sürgününü geri çevirmediler, ama senin için sahte vahiyler ve sürgün nedenlerini gördüler.|pejɡamberlerin senin it͡ʃin sahteʔ ve akilsizt͡ʃa ɡorumler ɡorduler. senin sut͡ʃunu at͡ʃiɡa t͡ʃikarip surɡununu ɡeri t͡ʃevirmedilerʔ ama senin it͡ʃin sahte vahijler ve surɡun nedenlerini ɡorduler. New-Testament-John-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Yahudiler’in Çardak Bayramı yakındı.|o sirada jahudiler’in t͡ʃardak bajrami jakindi. Old-Testament-Zechariah-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yeruşalem'e karşı gelen bütün ulusların yıkımını arayacağım.|o ɡun jerusalemʔe karsi ɡelen butun uluslarin jikimini arajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Exodus-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları bir şekilde istismar eder ve bana feryat ederlerse, feryatlarını mutlaka duyacağım;|onlari bir sekilde istismar eder ve bana ferjat ederlerseʔ ferjatlarini mutlaka dujat͡ʃaɡim; New-Testament-2-Corinthians-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü imanla yürüyoruz, gözle değil.|t͡ʃunku imanla jurujoruzʔ ɡozle deɡil. New-Testament-Ephesians-005-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte her biriniz karısını kendisi gibi sevsin. Kadın da kocasına saygı duysun.|bununla birlikte her biriniz karisini kendisi ɡibi sevsin. kadin da kot͡ʃasina sajɡi dujsun. New-Testament-Acts-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus gelince, Yeruşalem’den inen Yahudiler çevresinde durdular. Ona karşı kanıtlayamadıkları birçok ağır suçlamalarda bulundular.|pavlus ɡelint͡ʃeʔ jerusalem’den inen jahudiler t͡ʃevresinde durdular. ona karsi kanitlajamadiklari birt͡ʃok aɡir sut͡ʃlamalarda bulundular. New-Testament-2-Corinthians-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç kez sopayla dövüldüm. Bir kez taşlandım. Üç kez gemi kazası geçirdim. Bir gece bir gündüzü enginde geçirdim.|ut͡ʃ kez sopajla dovuldum. bir kez taslandim. ut͡ʃ kez ɡemi kazasi ɡet͡ʃirdim. bir ɡet͡ʃe bir ɡunduzu enɡinde ɡet͡ʃirdim. Old-Testament-Numbers-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael'in çocukları Moşe'ye ve Aron'a karşı söylendiler. Bütün topluluk onlara şöyle dedi: “Keşke Mısır diyarında ölseydik, ya da bu çölde ölseydik!|butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari moseʔje ve aronʔa karsi sojlendiler. butun topluluk onlara sojle dedi “keske misir dijarinda olsejdikʔ ja da bu t͡ʃolde olsejdik! Old-Testament-Psalms-137-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer seni unutursam, ey Yeruşalem, sağ elim becerisini unutsun.|eɡer seni unutursamʔ ej jerusalemʔ saɡ elim bet͡ʃerisini unutsun. Old-Testament-Leviticus-027-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Jübile Yılı'nda tarla, kendisinden satın alınan insana, toprağın mülkiyeti kendisine ait olan insana dönecektir.|ʒubile jiliʔnda tarlaʔ kendisinden satin alinan insanaʔ topraɡin mulkijeti kendisine ait olan insana donet͡ʃektir. New-Testament-2-Corinthians-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Size kutsallara hizmet konusunda yazmam gerçekten gereksizdir.|size kutsallara hizmet konusunda jazmam ɡert͡ʃekten ɡereksizdir. Old-Testament-1-Chronicles-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler, David'in bütün İsrael üzerine kral olarak meshedildiğini duyunca, Filistliler'in tümü David'i aramaya çıktılar. David de bunu duyunca onlara karşı çıktı.|filistlilerʔ davidʔin butun israel uzerine kral olarak meshedildiɡini dujunt͡ʃaʔ filistlilerʔin tumu davidʔi aramaja t͡ʃiktilar. david de bunu dujunt͡ʃa onlara karsi t͡ʃikti. New-Testament-Luke-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Hangi biriniz gece yarısı bir arkadaşına gidip, ‘Arkadaşım, bana üç somun ödünç ekmek ver.|onlara sojle dedi “hanɡi biriniz ɡet͡ʃe jarisi bir arkadasina ɡidipʔ ‘arkadasimʔ bana ut͡ʃ somun odunt͡ʃ ekmek ver. Old-Testament-Ezekiel-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruvlar'ın kanatlarının sesi dış avluya kadar duyuldu, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı'nın konuştuğu zamanki sesine benziyordu.|keruvlarʔin kanatlarinin sesi dis avluja kadar dujulduʔ her seje ɡut͡ʃu jeten tanriʔnin konustuɡu zamanki sesine benzijordu. Old-Testament-Genesis-026-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve'nin seninle olduğunu açıkça gördük” dediler.|“jahveʔnin seninle olduɡunu at͡ʃikt͡ʃa ɡorduk” dediler. Old-Testament-Genesis-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını- senin soyuna verdim.|amorʔ kenanʔ ɡirɡas ve jevus topraklarini- senin sojuna verdim. New-Testament-1-Corinthians-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için Efendi’de güvenilir olan sevgili oğlum Timoteos’u size gönderdim. Her toplulukta, her yerde Mesih’te öğrettiğim yolları o size hatırlatacaktır.|bunun it͡ʃin efendi’de ɡuvenilir olan sevɡili oɡlum timoteos’u size ɡonderdim. her topluluktaʔ her jerde mesih’te oɡrettiɡim jollari o size hatirlatat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes de askerleriyle birlikte O’nu aşağılayıp O'nunla alay etti. Hirodes O’na gösterişli bir giysi giydirip Pilatus’a geri gönderdi.|hirodes de askerlerijle birlikte o’nu asaɡilajip oʔnunla alaj etti. hirodes o’na ɡosterisli bir ɡijsi ɡijdirip pilatus’a ɡeri ɡonderdi. Old-Testament-Song-of-Songs-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleri akarsu kenarındaki güvercinler gibidir, sütle yıkanmış, mücevher gibi takılmış.|ɡozleri akarsu kenarindaki ɡuvert͡ʃinler ɡibidirʔ sutle jikanmisʔ mut͡ʃevher ɡibi takilmis. Old-Testament-Joel-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayvanlar nasıl inliyor! Sığır sürüleri şaşkın, çünkü otlakları yok. Koyun sürüleri de perişan oldu.|hajvanlar nasil inlijor! siɡir suruleri saskinʔ t͡ʃunku otlaklari jok. kojun suruleri de perisan oldu. New-Testament-Luke-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıcılar ve Ferisiler, öğrencilerine karşı, “Niçin vergi görevlileriyle ve günahkârlarla birlikte yiyip içiyorsunuz?” diye homurdandılar.|jazit͡ʃilar ve ferisilerʔ oɡrent͡ʃilerine karsiʔ “nit͡ʃin verɡi ɡorevlilerijle ve ɡunahkarlarla birlikte jijip it͡ʃijorsunuz?” dije homurdandilar. Old-Testament-Exodus-035-017|und|SPEAKER_00_Turkish|avlunun perdelerini, direklerini, tabanlarını ve avlu kapısının perdesini;|avlunun perdeleriniʔ direkleriniʔ tabanlarini ve avlu kapisinin perdesini; Old-Testament-Jeremiah-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Körükler kızgınlıkla üfler. Kurşun ateşte tükenir. Boşuna arıtıp dururlar, çünkü kötüler ayıklanmaz.|korukler kizɡinlikla ufler. kursun ateste tukenir. bosuna aritip dururlarʔ t͡ʃunku kotuler ajiklanmaz. Old-Testament-Joel-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, kırın hayvanları soluyarak sana sesleniyor, çünkü derelerin suyu kurudu, ateş de çölün otlaklarını yiyip bitirdi.|evetʔ kirin hajvanlari solujarak sana seslenijorʔ t͡ʃunku derelerin suju kuruduʔ ates de t͡ʃolun otlaklarini jijip bitirdi. Old-Testament-Numbers-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Değneği al, sen ve kardeşin Aron'la birlikte topluluğu toplayın ve onların gözleri önünde kayaya, suyunu vermesini söyleyin. Onlara kayadan su çıkaracaksın; böylece topluluğa ve hayvanlarına içecek vereceksin.”\"|\"\"\"deɡneɡi alʔ sen ve kardesin aronʔla birlikte topluluɡu toplajin ve onlarin ɡozleri onunde kajajaʔ sujunu vermesini sojlejin. onlara kajadan su t͡ʃikarat͡ʃaksin; bojlet͡ʃe topluluɡa ve hajvanlarina it͡ʃet͡ʃek veret͡ʃeksin.”\" Old-Testament-1-Kings-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adoniya, \"\"Lütfen Kral Solomon'a söyle (çünkü sana 'hayır' demeyecektir), Şunemli Abişag'ı bana eş olarak versin\"\" dedi.\"|\"adonijaʔ \"\"lutfen kral solomonʔa sojle (t͡ʃunku sana ʔhajirʔ demejet͡ʃektir)ʔ sunemli abisaɡʔi bana es olarak versin\"\" dedi.\" New-Testament-Mark-006-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekne ile sakin bir yere doğru tek başlarına gittiler.|tekne ile sakin bir jere doɡru tek baslarina ɡittiler. Old-Testament-Proverbs-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gel, sabaha kadar aşka doyalım. Aşkla kendimizi avutalım.|ɡelʔ sabaha kadar aska dojalim. askla kendimizi avutalim. New-Testament-Matthew-026-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona ihanet eden Yahuda, “Ben miyim, Rabbuni?” diye yanıt verdi. Ona, “Sen söyledin” dedi.|ona ihanet eden jahudaʔ “ben mijimʔ rabbuni?” dije janit verdi. onaʔ “sen sojledin” dedi. New-Testament-Mark-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “David’le yanındakiler aç ve muhtaç kaldıklarında, David’in ne yaptığını, hiç okumadınız mı?” dedi.|jesua onlaraʔ “david’le janindakiler at͡ʃ ve muhtat͡ʃ kaldiklarindaʔ david’in ne japtiɡiniʔ hit͡ʃ okumadiniz mi?” dedi. New-Testament-Luke-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara baktı ve şöyle dedi: “Öyleyse yazılmış olan bu nedir? ‘Yapıcıların reddettiği taş, köşenin baş taşı oldu.’|jesua onlara bakti ve sojle dedi “ojlejse jazilmis olan bu nedir? ‘japit͡ʃilarin reddettiɡi tasʔ kosenin bas tasi oldu.’ Old-Testament-Jeremiah-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Senden kim korkmaz, ey ulusların kralı? Çünkü bu sana aittir. Çünkü ulusların bütün bilgeleri ve bütün krallıkları arasında, senin gibisi yoktur.|senden kim korkmazʔ ej uluslarin krali? t͡ʃunku bu sana aittir. t͡ʃunku uluslarin butun bilɡeleri ve butun kralliklari arasindaʔ senin ɡibisi joktur. Old-Testament-Numbers-026-051|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarından sayılanlar bunlardır; altı yüz bin yedi yüz otuz.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan sajilanlar bunlardir; alti juz bin jedi juz otuz. Old-Testament-Deuteronomy-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşuna ödünç verdiğinde, onun rehinini almak için evine girmeyeceksin.|komsuna odunt͡ʃ verdiɡindeʔ onun rehinini almak it͡ʃin evine ɡirmejet͡ʃeksin. Old-Testament-2-Kings-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yehu, \"\"Baal için kutsal bir toplantı düzenleyin!\"\" dedi. Böylece ilan ettiler.\"|\"jehuʔ \"\"baal it͡ʃin kutsal bir toplanti duzenlejin!\"\" dedi. bojlet͡ʃe ilan ettiler.\" New-Testament-Luke-001-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı'nın söylediği hiçbir şey imkânsız değildir.”|t͡ʃunku tanriʔnin sojlediɡi hit͡ʃbir sej imkansiz deɡildir.” Old-Testament-Numbers-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ovot'tan ayrılıp gün doğumuna doğru Moav'ın önündeki çölde, İyeavarim'de konakladılar.|ovotʔtan ajrilip ɡun doɡumuna doɡru moavʔin onundeki t͡ʃoldeʔ ijeavarimʔde konakladilar. Old-Testament-Deuteronomy-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sözünü dinlersen, bütün bu bereketler üzerine gelecek ve seni ele geçireceklerdir.|tanrin jahveʔnin sozunu dinlersenʔ butun bu bereketler uzerine ɡelet͡ʃek ve seni ele ɡet͡ʃiret͡ʃeklerdir. Old-Testament-Jeremiah-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kalk, çömlekçinin evine in, orada sana sözlerimi işittireceğim.”|“kalkʔ t͡ʃomlekt͡ʃinin evine inʔ orada sana sozlerimi isittiret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Psalms-068-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sarp dağlar, neden kıskançlıkla bakıyorsunuz? Tanrı'nın hüküm sürmek için seçtiği dağa? Evet, Yahve sonsuza dek orada oturacak.|ej sarp daɡlarʔ neden kiskant͡ʃlikla bakijorsunuz? tanriʔnin hukum surmek it͡ʃin set͡ʃtiɡi daɡa? evetʔ jahve sonsuza dek orada oturat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-074-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, neden bizi sonsuza dek reddettin? Otlağının koyunlarına karşı öfken neden için için yanıyor?|ej tanriʔ neden bizi sonsuza dek reddettin? otlaɡinin kojunlarina karsi ofken neden it͡ʃin it͡ʃin janijor? Old-Testament-Deuteronomy-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|'Komşusunun sınırının yerini değiştirene lanet olsun.' Bütün halk, 'Amin' diyecek.|ʔkomsusunun sinirinin jerini deɡistirene lanet olsun.ʔ butun halkʔ ʔaminʔ dijet͡ʃek. New-Testament-Ephesians-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece artık yabancı ve misafir değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrı’nın ev halkısınız.|bojlet͡ʃe artik jabant͡ʃi ve misafir deɡilʔ kutsallarla birlikte jurttas ve tanri’nin ev halkisiniz. Old-Testament-Nehemiah-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrım, beni bu konuda hatırla, Tanrım'ın evi ve O'nun hizmetleri için yaptığım iyi işlerimi silme.|ej tanrimʔ beni bu konuda hatirlaʔ tanrimʔin evi ve oʔnun hizmetleri it͡ʃin japtiɡim iji islerimi silme. Old-Testament-Psalms-102-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yol boyunca gücümü zayıflattı. Günlerimi kısalttı.|jol bojunt͡ʃa ɡut͡ʃumu zajiflatti. ɡunlerimi kisaltti. Old-Testament-Deuteronomy-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İhtiyaçlarını gidermek için ordugâhın dışında da bir yerin olacak.|ihtijat͡ʃlarini ɡidermek it͡ʃin orduɡahin disinda da bir jerin olat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim diyecek putlarla ne işim var artık? Ben yanıt veriyorum ve ona bakacağım. Ben yeşil bir selvi gibiyim; senin meyven benden olur.”|efraim dijet͡ʃek putlarla ne isim var artik? ben janit verijorum ve ona bakat͡ʃaɡim. ben jesil bir selvi ɡibijim; senin mejven benden olur.” Old-Testament-Psalms-104-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kaftan gibi onu derinlikle kapladın. Sular dağların üzerinde durdu.|bir kaftan ɡibi onu derinlikle kapladin. sular daɡlarin uzerinde durdu. Old-Testament-Psalms-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye ezgiler söyleyeceğim, çünkü bana iyilik etti.|jahve’je ezɡiler sojlejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku bana ijilik etti. Old-Testament-Leviticus-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Başınızın yanlarındaki saçları kesmeyeceksiniz, sakalınızın kenarlarını düzeltmeyeceksiniz.'\"\"\"|\"“ʔbasinizin janlarindaki sat͡ʃlari kesmejet͡ʃeksinizʔ sakalinizin kenarlarini duzeltmejet͡ʃeksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Exodus-040-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşmayı alıp sandığın içine koydu, sırıkları sandığa taktı ve Merhamet Örtüsü'nü üst taraftan sandığın üstüne koydu.|antlasmaji alip sandiɡin it͡ʃine kojduʔ siriklari sandiɡa takti ve merhamet ortusuʔnu ust taraftan sandiɡin ustune kojdu. New-Testament-John-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Nikodim Yeşua’ya, “Bu şeyler nasıl olabilir?” diye karşılık verdi.|nikodim jesua’jaʔ “bu sejler nasil olabilir?” dije karsilik verdi. Old-Testament-2-Samuel-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi hemen gönderin, David'e söyleyin, 'Bu gece çölün geçitlerinde gecelemeyin, ama kesinlikle geçin, yoksa kral ve onunla birlikte olan bütün halk yutulur.'\"\"\"|\"\"\"simdi hemen ɡonderinʔ davidʔe sojlejinʔ ʔbu ɡet͡ʃe t͡ʃolun ɡet͡ʃitlerinde ɡet͡ʃelemejinʔ ama kesinlikle ɡet͡ʃinʔ joksa kral ve onunla birlikte olan butun halk jutulur.ʔ\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi iyiliğini değil, herkes komşusunun iyiliğini arasın.|kendi ijiliɡini deɡilʔ herkes komsusunun ijiliɡini arasin. New-Testament-Mark-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalıktan biri, “Öğretmenim, ben dilsiz ruhu olan oğlumu sana getirdim.|kalabaliktan biriʔ “oɡretmenimʔ ben dilsiz ruhu olan oɡlumu sana ɡetirdim. Old-Testament-Deuteronomy-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız yiyecek için olmadığını bildiğin ağaçları yok edip keseceksin. Seninle savaşan kent düşene dek ona karşı siper kuracaksın.|jalniz jijet͡ʃek it͡ʃin olmadiɡini bildiɡin aɡat͡ʃlari jok edip keset͡ʃeksin. seninle savasan kent dusene dek ona karsi siper kurat͡ʃaksin. Old-Testament-Song-of-Songs-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanakların peçenin ardındaki nar parçası gibi.|janaklarin pet͡ʃenin ardindaki nar part͡ʃasi ɡibi. New-Testament-Acts-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz, Persler, Medler, Elamlılar, Mezopotamya'da, Yahudiye’de, Kapadokya’da, Pontus’da, Asya İli’nde,|bizʔ perslerʔ medlerʔ elamlilarʔ mezopotamjaʔdaʔ jahudije’deʔ kapadokja’daʔ pontus’daʔ asja ili’ndeʔ Old-Testament-1-Chronicles-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, \"\"Tanrı'nın Sandığı'nı Levililer'den başkası taşımamalı. Çünkü Yahve, Tanrı'nın Sandığı'nı taşımak ve daima kendisine hizmet etmek için onları seçti.\"\" dedi.\"|\"davidʔ \"\"tanriʔnin sandiɡiʔni levililerʔden baskasi tasimamali. t͡ʃunku jahveʔ tanriʔnin sandiɡiʔni tasimak ve daima kendisine hizmet etmek it͡ʃin onlari set͡ʃti.\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi'nin geri kalan oğullarına gelince: Amram'ın oğullarından Şuvael; Şuvael'in oğullarından Yehdeya.|leviʔnin ɡeri kalan oɡullarina ɡelint͡ʃe amramʔin oɡullarindan suvael; suvaelʔin oɡullarindan jehdeja. Old-Testament-Numbers-003-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile Aron'un Yahve'nin buyruğu uyarınca ailelerine göre saydıkları Levililer'in tümü, bir aylık ve üstü olan tüm erkekler yirmi iki bin kişiydi.|mose ile aronʔun jahveʔnin bujruɡu ujarint͡ʃa ailelerine ɡore sajdiklari levililerʔin tumuʔ bir ajlik ve ustu olan tum erkekler jirmi iki bin kisijdi. Old-Testament-Psalms-068-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Başan Dağları heybetli dağlardır. Başan Dağları sarptır.|basan daɡlari hejbetli daɡlardir. basan daɡlari sarptir. Old-Testament-1-Chronicles-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehallelel’in oğulları: Zif, Zifa, Tirya ve Asarel.|jehallelel’in oɡullari zifʔ zifaʔ tirja ve asarel. Old-Testament-Numbers-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'ye şöyle dedi: \"\"O zaman Mısırlılar bunu duyacak; çünkü bu halkı kendi gücünle onların arasından çıkardın.\"|\"mose jahveʔje sojle dedi \"\"o zaman misirlilar bunu dujat͡ʃak; t͡ʃunku bu halki kendi ɡut͡ʃunle onlarin arasindan t͡ʃikardin.\" Old-Testament-Ezekiel-042-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra beni dış avluya, kuzeye doğru olan yola çıkardı. Ve beni ayrılmış olan yerin karşısında, kuzeye doğru olan binanın karşısındaki odaya getirdi.|sonra beni dis avlujaʔ kuzeje doɡru olan jola t͡ʃikardi. ve beni ajrilmis olan jerin karsisindaʔ kuzeje doɡru olan binanin karsisindaki odaja ɡetirdi. Old-Testament-Ezekiel-043-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Temiz kılma işini bitirince, kusursuz bir genç boğa ve sürüden kusursuz bir koç sunacaksın.|temiz kilma isini bitirint͡ʃeʔ kusursuz bir ɡent͡ʃ boɡa ve suruden kusursuz bir kot͡ʃ sunat͡ʃaksin. Old-Testament-Proverbs-031-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Güç ve saygınlık onun giysisidir. Geleceğe güler.|ɡut͡ʃ ve sajɡinlik onun ɡijsisidir. ɡelet͡ʃeɡe ɡuler. Old-Testament-Judges-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Lappidot'un karısı Peygamber Devora İsrael'e hükmediyordu.|o sirada lappidotʔun karisi pejɡamber devora israelʔe hukmedijordu. Old-Testament-Genesis-042-038|und|SPEAKER_00_Turkish|O, “Oğlum sizinle gitmeyecek. Çünkü kardeşi öldü ve geriye sadece o kaldı. Eğer gideceğiniz yolda ona bir zarar gelirse, benim ak saçlarımı kederle Şeol'e indireceksiniz.” dedi.|oʔ “oɡlum sizinle ɡitmejet͡ʃek. t͡ʃunku kardesi oldu ve ɡerije sadet͡ʃe o kaldi. eɡer ɡidet͡ʃeɡiniz jolda ona bir zarar ɡelirseʔ benim ak sat͡ʃlarimi kederle seolʔe indiret͡ʃeksiniz.” dedi. Old-Testament-Leviticus-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına buyur ki, kandil sürekli yansın diye ışık için sana ezilmiş saf zeytinyağı getirsinler.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bujur kiʔ kandil surekli jansin dije isik it͡ʃin sana ezilmis saf zejtinjaɡi ɡetirsinler.\" New-Testament-Revelation-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Dumanın içinden yeryüzüne çekirgeler geldi. Onlara yeryüzündeki akreplerin gücüne benzer bir güç verildi.|dumanin it͡ʃinden jerjuzune t͡ʃekirɡeler ɡeldi. onlara jerjuzundeki akreplerin ɡut͡ʃune benzer bir ɡut͡ʃ verildi. New-Testament-Matthew-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Burada yalnızca beş ekmekle iki balığımız var” dediler.|o’naʔ “burada jalnizt͡ʃa bes ekmekle iki baliɡimiz var” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şu şekilde yapılacak: Her alacaklı komşusuna ödünç verdiğini serbest bırakacak. Çünkü Yahve'nin serbestliği ilan edildiği için komşusundan ve kardeşinden ödeme talep etmeyecektir.|su sekilde japilat͡ʃak her alat͡ʃakli komsusuna odunt͡ʃ verdiɡini serbest birakat͡ʃak. t͡ʃunku jahveʔnin serbestliɡi ilan edildiɡi it͡ʃin komsusundan ve kardesinden odeme talep etmejet͡ʃektir. Old-Testament-Daniel-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Güç ve cesaretini büyük bir orduyla Güney Kralı'na karşı harekete geçirecek; ve Güney Kralı çok büyük ve güçlü bir orduyla savaşa kalkacak, ama ayakta duramayacak; çünkü ona karşı düzenler kuracaklar.|“ɡut͡ʃ ve t͡ʃesaretini bujuk bir ordujla ɡunej kraliʔna karsi harekete ɡet͡ʃiret͡ʃek; ve ɡunej krali t͡ʃok bujuk ve ɡut͡ʃlu bir ordujla savasa kalkat͡ʃakʔ ama ajakta duramajat͡ʃak; t͡ʃunku ona karsi duzenler kurat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak İsrael'in çocukları denizin ortasındaki kuru toprakta yürüdüler, sular sağlarında ve sollarında onlara duvar oldu.|ant͡ʃak israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari denizin ortasindaki kuru toprakta jurudulerʔ sular saɡlarinda ve sollarinda onlara duvar oldu. Old-Testament-Judges-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Palanın sapı da ucunun ardından girdi; ve yağ ucunun üzerine kapandı, çünkü palayı vücudundan çekmedi; pala da arkadan çıktı.|palanin sapi da ut͡ʃunun ardindan ɡirdi; ve jaɡ ut͡ʃunun uzerine kapandiʔ t͡ʃunku palaji vut͡ʃudundan t͡ʃekmedi; pala da arkadan t͡ʃikti. Old-Testament-2-Samuel-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Krala, “Bizi tüketen, İsrael'in sınırlarının hiçbirinde kalmayalım diye bize düzen kuran adamın,|kralaʔ “bizi tuketenʔ israelʔin sinirlarinin hit͡ʃbirinde kalmajalim dije bize duzen kuran adaminʔ Old-Testament-Numbers-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının arasında ilk doğanların yerine Levililer'i aldım.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin arasinda ilk doɡanlarin jerine levililerʔi aldim. New-Testament-Luke-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Bugün bu eve kurtuluş geldi. Çünkü o da Avraham’ın oğludur.|jesua onaʔ “buɡun bu eve kurtulus ɡeldi. t͡ʃunku o da avraham’in oɡludur. New-Testament-1-Corinthians-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de, Efendi’de ne kadın erkekten ne de erkek kadından bağımsızdır.|jine deʔ efendi’de ne kadin erkekten ne de erkek kadindan baɡimsizdir. Old-Testament-Leviticus-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Mayayla pişirilmeyecek. Ateşle yapılan sunularımdan onlara pay olarak bunu verdim. Günah sunusu ve suç sunusu gibi bu da çok kutsaldır.|majajla pisirilmejet͡ʃek. atesle japilan sunularimdan onlara paj olarak bunu verdim. ɡunah sunusu ve sut͡ʃ sunusu ɡibi bu da t͡ʃok kutsaldir. New-Testament-1-Timothy-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü iyi hizmet edenler, kendilerine iyi bir konum edinir, Mesih Yeşua’da olan imanda büyük cesaret kazanırlar.|t͡ʃunku iji hizmet edenlerʔ kendilerine iji bir konum edinirʔ mesih jesua’da olan imanda bujuk t͡ʃesaret kazanirlar. New-Testament-Mark-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi şaştılar ve kendi aralarında, “Bu nedir? Yeni bir öğreti mi? Kirli ruhlara bile yetkiyle buyruk veriyor, onlar da itaat ediyor!” dediler.|hepsi sastilar ve kendi aralarindaʔ “bu nedir? jeni bir oɡreti mi? kirli ruhlara bile jetkijle bujruk verijorʔ onlar da itaat edijor!” dediler. New-Testament-Mark-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şunu duyurup diyordu: “Benden sonra, benden daha güçlü olan geliyor. Eğilip O’nun çarıklarının bağını çözmeye ben layık değilim.|sunu dujurup dijordu “benden sonraʔ benden daha ɡut͡ʃlu olan ɡelijor. eɡilip o’nun t͡ʃariklarinin baɡini t͡ʃozmeje ben lajik deɡilim. Old-Testament-2-Samuel-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gad'ın sözüne göre David Yahve'nin buyurduğu gibi çıktı.|ɡadʔin sozune ɡore david jahveʔnin bujurduɡu ɡibi t͡ʃikti. New-Testament-Acts-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemen Efendi’nin bir meleği Hirodes’i vurdu. Çünkü Tanrı’ya yücelik vermemişti. Sonra kurtlar tarafından yendi ve öldü.|hemen efendi’nin bir meleɡi hirodes’i vurdu. t͡ʃunku tanri’ja jut͡ʃelik vermemisti. sonra kurtlar tarafindan jendi ve oldu. New-Testament-Hebrews-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov ölürken iman sayesinde Yosef’in oğullarının her birini kutsadı, değneğinin ucuna yaslanarak tapındı.|jakov olurken iman sajesinde josef’in oɡullarinin her birini kutsadiʔ deɡneɡinin ut͡ʃuna jaslanarak tapindi. Old-Testament-2-Samuel-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav'ın adamları Keretililer, Peletliler ve bütün yiğitlerle birlikte onun peşinden gittiler; ve Bikri oğlu Şeva'yı kovalamak için Yeruşalem'den çıktılar.|joavʔin adamlari keretililerʔ peletliler ve butun jiɡitlerle birlikte onun pesinden ɡittiler; ve bikri oɡlu sevaʔji kovalamak it͡ʃin jerusalemʔden t͡ʃiktilar. Old-Testament-Deuteronomy-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak kadınları, küçükleri, hayvanları ve kentteki her şeyi, bütün çapulunu kendin için yağmalayacaksın. Tanrın Yahve'nin sana verdiği düşmanlarının çapulundan yararlanabilirsin.|ant͡ʃak kadinlariʔ kut͡ʃukleriʔ hajvanlari ve kentteki her sejiʔ butun t͡ʃapulunu kendin it͡ʃin jaɡmalajat͡ʃaksin. tanrin jahveʔnin sana verdiɡi dusmanlarinin t͡ʃapulundan jararlanabilirsin. Old-Testament-Jeremiah-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kötü boyun geri kalanı, onları sürmüş olduğum bütün yerlerde kalanlar, yaşamdan çok ölümü seçecekler.” diyor Ordular Yahvesi.|bu kotu bojun ɡeri kalaniʔ onlari surmus olduɡum butun jerlerde kalanlarʔ jasamdan t͡ʃok olumu set͡ʃet͡ʃekler.” dijor ordular jahvesi. Old-Testament-1-Chronicles-011-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Natan'ın kardeşi Yoel, Hagri oğlu Mivhar,|natanʔin kardesi joelʔ haɡri oɡlu mivharʔ New-Testament-Romans-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bir kimse doğru insan için güç ölür. İyi insan için belki biri ölmeye cesaret edebilir.|t͡ʃunku bir kimse doɡru insan it͡ʃin ɡut͡ʃ olur. iji insan it͡ʃin belki biri olmeje t͡ʃesaret edebilir. Old-Testament-2-Samuel-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tamar başına kül saçtı ve üzerindeki çeşit çeşit renkli entarisini yırttı. Elini başına koydu ve yüksek sesle ağlaya ağlaya gitti.|tamar basina kul sat͡ʃti ve uzerindeki t͡ʃesit t͡ʃesit renkli entarisini jirtti. elini basina kojdu ve juksek sesle aɡlaja aɡlaja ɡitti. Old-Testament-2-Kings-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya onlara şöyle karşılık verdi, “Eğer ben Tanrı adamıysam, gökten ateş insin ve seni ve elli adamını yakıp yok etsin!” Sonra Tanrı’nın ateşi gökten indi ve onu ve elli adamını yakıp yok etti.|elija onlara sojle karsilik verdiʔ “eɡer ben tanri adamijsamʔ ɡokten ates insin ve seni ve elli adamini jakip jok etsin!” sonra tanri’nin atesi ɡokten indi ve onu ve elli adamini jakip jok etti. New-Testament-Acts-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’e geldiğimizde kardeşler bizi sevinçle kabul ettiler.|jerusalem’e ɡeldiɡimizde kardesler bizi sevint͡ʃle kabul ettiler. New-Testament-Hebrews-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhin bilgisiz ve yoldan sapanlara yumuşak davranabilir, çünkü kendisi de zayıflıkla kuşatılmıştır.|baskahin bilɡisiz ve joldan sapanlara jumusak davranabilirʔ t͡ʃunku kendisi de zajiflikla kusatilmistir. Old-Testament-Hosea-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey kâhinler, dinleyin! Ey İsrael evi, dinleyin ve kulak verin, ey kral evi! Çünkü yargı size karşıdır; çünkü Mitspa'da tuzak, Tavor'da serilmiş bir ağ oldunuz.|“ej kahinlerʔ dinlejin! ej israel eviʔ dinlejin ve kulak verinʔ ej kral evi! t͡ʃunku jarɡi size karsidir; t͡ʃunku mitspaʔda tuzakʔ tavorʔda serilmis bir aɡ oldunuz. New-Testament-Matthew-022-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ilk ve büyük buyruktur.|bu ilk ve bujuk bujruktur. Old-Testament-2-Kings-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın onlara şöyle dedi: “İsrael'in Tanrısı Yahve diyor ki, 'Sizi bana gönderen adama söyleyin,|kadin onlara sojle dedi “israelʔin tanrisi jahve dijor kiʔ ʔsizi bana ɡonderen adama sojlejinʔ Old-Testament-Psalms-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sesi suların üstündedir. Yücelik Tanrısı, Yahve birçok sular üstünde gürlüyor.|jahveʔnin sesi sularin ustundedir. jut͡ʃelik tanrisiʔ jahve birt͡ʃok sular ustunde ɡurlujor. Old-Testament-Proverbs-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın yüreği dereler gibi Yahve'nin elindedir. Onu dilediği yere çevirir.|kralin jureɡi dereler ɡibi jahveʔnin elindedir. onu dilediɡi jere t͡ʃevirir. Old-Testament-Numbers-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi'nin oğulları adlarıyla şunlardır: Gerşon, Kehat ve Merari.|leviʔnin oɡullari adlarijla sunlardir ɡersonʔ kehat ve merari. Old-Testament-Psalms-144-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öküzlerimiz bol yük çekecek. Saldırı ve sürgün, sokaklarımızda çığlık olmayacak.|okuzlerimiz bol juk t͡ʃeket͡ʃek. saldiri ve surɡunʔ sokaklarimizda t͡ʃiɡlik olmajat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-021-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun oymağından Merari'nin çocukları boylarına, Levililer'in geri kalanına, Yokneam'ı otlaklarıyla, Karta'yı otlaklarıyla,|zevulun ojmaɡindan merariʔnin t͡ʃot͡ʃuklari bojlarinaʔ levililerʔin ɡeri kalaninaʔ jokneamʔi otlaklarijlaʔ kartaʔji otlaklarijlaʔ Old-Testament-1-Kings-021-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ahav’ın önümde nasıl alçaldığını görüyor musun? Çünkü o, önümde kendisini alçalttı, ben de onun günlerinde kötülüğü getirmeyeceğim; ama oğlunun gününde onun evi üzerine kötülüğü getireceğim.”|“ahav’in onumde nasil alt͡ʃaldiɡini ɡorujor musun? t͡ʃunku oʔ onumde kendisini alt͡ʃalttiʔ ben de onun ɡunlerinde kotuluɡu ɡetirmejet͡ʃeɡim; ama oɡlunun ɡununde onun evi uzerine kotuluɡu ɡetiret͡ʃeɡim.” New-Testament-John-006-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine O’na, “Efendimiz, bu ekmeği bize her zaman ver” dediler.|bunun uzerine o’naʔ “efendimizʔ bu ekmeɡi bize her zaman ver” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yanında yoksul olmayacak çünkü Tanrın Yahve'nin mülk olarak sana miras olarak vermekte olduğu diyarda,|ant͡ʃak janinda joksul olmajat͡ʃak t͡ʃunku tanrin jahveʔnin mulk olarak sana miras olarak vermekte olduɡu dijardaʔ New-Testament-Matthew-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham oğlu, David oğlu Yeşua Mesih’in soyağacı kitabıdır.|avraham oɡluʔ david oɡlu jesua mesih’in sojaɡat͡ʃi kitabidir. Old-Testament-1-Kings-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra ev sahibi kadının oğlu hastalandı; hastalığı öyle şiddetliydi ki, kendisinde soluk kalmadı.|bu sejlerden sonra ev sahibi kadinin oɡlu hastalandi; hastaliɡi ojle siddetlijdi kiʔ kendisinde soluk kalmadi. Old-Testament-2-Samuel-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav Ammon'un çocuklarının Rabba'sına karşı savaştı ve kral kentini aldı.|joav ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin rabbaʔsina karsi savasti ve kral kentini aldi. New-Testament-Matthew-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Vali onlara, “İkisinden hangisini size salıvermemi istersiniz?” diye sordu. “Barabba!” dediler.|ama vali onlaraʔ “ikisinden hanɡisini size salivermemi istersiniz?” dije sordu. “barabba!” dediler. Old-Testament-Ruth-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Başak toplamak için kalktığında, Boaz genç adamlarına, “Başakların arasında bile toplasın, onu utandırmayın” diye buyurdu.|basak toplamak it͡ʃin kalktiɡindaʔ boaz ɡent͡ʃ adamlarinaʔ “basaklarin arasinda bile toplasinʔ onu utandirmajin” dije bujurdu. Old-Testament-Isaiah-065-007|und|SPEAKER_00_Turkish|kendi kötülüklerinizi ve atalarınızın kötülüklerini birlikte” diyor Yahve, “Onlar dağlar üzerinde buhur yakanlar, ve tepelerde bana küfür edenlerdir. Bu yüzden önce onların işlerini koynuna ölçeceğim.”|kendi kotuluklerinizi ve atalarinizin kotuluklerini birlikte” dijor jahveʔ “onlar daɡlar uzerinde buhur jakanlarʔ ve tepelerde bana kufur edenlerdir. bu juzden ont͡ʃe onlarin islerini kojnuna olt͡ʃet͡ʃeɡim.” Old-Testament-Ecclesiastes-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Vaiz, \"\"İşte, bunu buldum\"\" diyor, \"\"Birer birer, bir açıklama bulmak için\"|\"vaizʔ \"\"isteʔ bunu buldum\"\" dijorʔ \"\"birer birerʔ bir at͡ʃiklama bulmak it͡ʃin\" Old-Testament-Exodus-026-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çadırın kapısına mavi, mor, kırmızı ve özenle dokunmuş ince ketenden nakışçı işi bir perde yapacaksın.\"|\"\"\"t͡ʃadirin kapisina maviʔ morʔ kirmizi ve ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden nakist͡ʃi isi bir perde japat͡ʃaksin.\" Old-Testament-2-Kings-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Ela oğlu Hoşea’nın üçüncü yılında, Yahuda Kralı Ahaz oğlu Hizkiya hüküm sürmeye başladı.|israel krali ela oɡlu hosea’nin ut͡ʃunt͡ʃu jilindaʔ jahuda krali ahaz oɡlu hizkija hukum surmeje basladi. Old-Testament-Exodus-029-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün günah sunusu olan boğayı kefaret için sunacaksın. Sunak için kefaret ettiğinde onu temizleyeceksin. Onu kutsal kılmak için meshedeceksin.|her ɡun ɡunah sunusu olan boɡaji kefaret it͡ʃin sunat͡ʃaksin. sunak it͡ʃin kefaret ettiɡinde onu temizlejet͡ʃeksin. onu kutsal kilmak it͡ʃin meshedet͡ʃeksin. Old-Testament-Isaiah-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama suçlularla günahkarların yok edilişi birlikte olacak, Yahve'yi bırakanlar yok olacaklar.|ama sut͡ʃlularla ɡunahkarlarin jok edilisi birlikte olat͡ʃakʔ jahveʔji birakanlar jok olat͡ʃaklar. New-Testament-1-Corinthians-014-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şey uygun ve düzenli yapılsın.|her sej ujɡun ve duzenli japilsin. Old-Testament-Zechariah-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Darius'un ikinci yılında, sekizinci ayda, İddo oğlu Berekya oğlu Peygamber Zekariya'ya Yahve'nin şu sözü geldi:|dariusʔun ikint͡ʃi jilindaʔ sekizint͡ʃi ajdaʔ iddo oɡlu berekja oɡlu pejɡamber zekarijaʔja jahveʔnin su sozu ɡeldi New-Testament-Luke-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Şunu bilin ki, Tanrı’nın Krallığı size yaklaştı. Kentinizin ayaklarımıza yapışan tozunu bile size karşı silkiyoruz.’|‘sunu bilin kiʔ tanri’nin kralliɡi size jaklasti. kentinizin ajaklarimiza japisan tozunu bile size karsi silkijoruz.’ New-Testament-Acts-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizimle onlar arasında hiçbir ayrım yapmadı, yüreklerini imanla temizledi|bizimle onlar arasinda hit͡ʃbir ajrim japmadiʔ jureklerini imanla temizledi Old-Testament-Leviticus-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Her sunudan birini Yahve'ye kaldırma sunusu olarak sunacak. Esenlik sunularının kanını serpen kâhinin olacak.|her sunudan birini jahveʔje kaldirma sunusu olarak sunat͡ʃak. esenlik sunularinin kanini serpen kahinin olat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın çocuklarından on bin kişiyi canlı olarak götürdüler ve onları kayanın tepesine getirdiler ve kayanın başından aşağı attılar, öyle ki hepsi parçalandı.|jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindan on bin kisiji t͡ʃanli olarak ɡoturduler ve onlari kajanin tepesine ɡetirdiler ve kajanin basindan asaɡi attilarʔ ojle ki hepsi part͡ʃalandi. New-Testament-Hebrews-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ama toprak diken ve devedikeni taşıyorsa, reddedilir; sonu yakılmak üzere olan lanetlenmeye yakındır.|ama toprak diken ve devedikeni tasijorsaʔ reddedilir; sonu jakilmak uzere olan lanetlenmeje jakindir. New-Testament-John-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Kardeşin dirilecek” dedi.|jesua onaʔ “kardesin dirilet͡ʃek” dedi. New-Testament-Revelation-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlerin, kutsalların ve yeryüzünde öldürülenlerin hepsinin kanı onda bulundu.”|pejɡamberlerinʔ kutsallarin ve jerjuzunde oldurulenlerin hepsinin kani onda bulundu.” Old-Testament-Song-of-Songs-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben bir duvarım, memelerim de kuleler gibi, o zaman onun gözünde esenlik bulan biri gibi oldum.|ben bir duvarimʔ memelerim de kuleler ɡibiʔ o zaman onun ɡozunde esenlik bulan biri ɡibi oldum. Old-Testament-Isaiah-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, 'Dikkatli ol ve sakin ol' deyin. 'Korkma, dumanı tüten bu iki meşale kuyruğundan, Resin ile Suriye'nin ve Remalya oğlunun kızgın öfkesinden yüreğin bayılmasın.|onaʔ ʔdikkatli ol ve sakin olʔ dejin. ʔkorkmaʔ dumani tuten bu iki mesale kujruɡundanʔ resin ile surijeʔnin ve remalja oɡlunun kizɡin ofkesinden jureɡin bajilmasin. New-Testament-3-John-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, gerçeğin emektaşları olmak için böylelerini kabul etmeliyiz.|bu nedenleʔ ɡert͡ʃeɡin emektaslari olmak it͡ʃin bojlelerini kabul etmelijiz. Old-Testament-Song-of-Songs-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilime açtım; ama sevgilim ayrılıp gitmişti. O konuşurken ben kendimden geçmiştim. Onu aradım, ama bulamadım. Onu çağırdım, ama o yanıt vermedi.|sevɡilime at͡ʃtim; ama sevɡilim ajrilip ɡitmisti. o konusurken ben kendimden ɡet͡ʃmistim. onu aradimʔ ama bulamadim. onu t͡ʃaɡirdimʔ ama o janit vermedi. New-Testament-Acts-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sezariye’ye varınca, Yeruşalem’e çıkıp topluluğu ziyaret etti. Sonra da Antakya’ya indi.|sezarije’je varint͡ʃaʔ jerusalem’e t͡ʃikip topluluɡu zijaret etti. sonra da antakja’ja indi. Old-Testament-Nahum-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, dağların üzerinde müjde getirenin, esenlik ilan edenin ayakları! Bayramlarını tut, ey Yahuda! Adaklarını yerine getir, çünkü kötü olan artık senin içinden geçmeyecek. O tümüyle kesilip atıldı.|isteʔ daɡlarin uzerinde muʒde ɡetireninʔ esenlik ilan edenin ajaklari! bajramlarini tutʔ ej jahuda! adaklarini jerine ɡetirʔ t͡ʃunku kotu olan artik senin it͡ʃinden ɡet͡ʃmejet͡ʃek. o tumujle kesilip atildi. Old-Testament-Ezekiel-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yakındakiler de, senden uzak olanlar da seninle alay edecekler, ey adı kötüye çıkmış, kargaşa dolu kent.\"\"\"\"'\"|\"jakindakiler deʔ senden uzak olanlar da seninle alaj edet͡ʃeklerʔ ej adi kotuje t͡ʃikmisʔ karɡasa dolu kent.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-141-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, seni çağırdım. Bana tez gel! Seni çağırdığımda sesimi dinle.|ej jahveʔ seni t͡ʃaɡirdim. bana tez ɡel! seni t͡ʃaɡirdiɡimda sesimi dinle. New-Testament-1-Thessalonians-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dualarımızda sizleri anıyor, hepiniz için Tanrı’ya her zaman şükrediyoruz.|dualarimizda sizleri anijorʔ hepiniz it͡ʃin tanri’ja her zaman sukredijoruz. Old-Testament-Ecclesiastes-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu da ağır bir kötülüktür, her halde nasıl geldi ise, öyle gidecektir. Rüzgâr için çalışanın ne kazancı var?|bu da aɡir bir kotulukturʔ her halde nasil ɡeldi iseʔ ojle ɡidet͡ʃektir. ruzɡar it͡ʃin t͡ʃalisanin ne kazant͡ʃi var? New-Testament-Luke-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes’in kâhyası Kuza’nın karısı Yohanna, Suzanna ve daha birçok kadın Yeşua’yla birlikteydi, bunlar, mallarıyla onlara hizmet ediyorlardı.|hirodes’in kahjasi kuza’nin karisi johannaʔ suzanna ve daha birt͡ʃok kadin jesua’jla birliktejdiʔ bunlarʔ mallarijla onlara hizmet edijorlardi. Old-Testament-2-Samuel-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Otuzlar'ın başlarından üçü aşağı inip hasat zamanında David'in yanına, Adullam mağarasına geldiler; ve Filistliler'in birliği Refaim Vadisi'nde ordugâh kurmuştu.|otuzlarʔin baslarindan ut͡ʃu asaɡi inip hasat zamaninda davidʔin janinaʔ adullam maɡarasina ɡeldiler; ve filistlilerʔin birliɡi refaim vadisiʔnde orduɡah kurmustu. Old-Testament-Lamentations-003-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bizi öfkeyle örttün ve bizi kovaladın. Öldürdün. Acımadın.\"|\"\"\"bizi ofkejle orttun ve bizi kovaladin. oldurdun. at͡ʃimadin.\" Old-Testament-Jeremiah-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar boştur, aldatıcı bir iştir. Ziyaret edildikleri zaman yok olacaklar.|onlar bosturʔ aldatit͡ʃi bir istir. zijaret edildikleri zaman jok olat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin için de, sizinle yabancı olarak yaşayan garip için de, bir yasa ve bir ilke olacaktır.'”|sizin it͡ʃin deʔ sizinle jabant͡ʃi olarak jasajan ɡarip it͡ʃin deʔ bir jasa ve bir ilke olat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-2-Samuel-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, senden bana haber veren bir söz gelinceye dek çölün geçitlerinde kalacağım.”|isteʔ senden bana haber veren bir soz ɡelint͡ʃeje dek t͡ʃolun ɡet͡ʃitlerinde kalat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Genesis-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa çiftçiliğe başladı ve bir bağ dikti.|noa t͡ʃiftt͡ʃiliɡe basladi ve bir baɡ dikti. Old-Testament-Daniel-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kim yere kapanıp tapmazsa, yanan kızgın fırının içine atılacak diye buyruk çıkardın.|ve kim jere kapanip tapmazsaʔ janan kizɡin firinin it͡ʃine atilat͡ʃak dije bujruk t͡ʃikardin. Old-Testament-Numbers-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelli adamın peşinden çadıra girdi ve ikisini de, İsraelli adamın da, kadının da bedeninden mızrağı sapladı. Böylece İsrael'in çocukları arasındaki veba durduruldu.|israelli adamin pesinden t͡ʃadira ɡirdi ve ikisini deʔ israelli adamin daʔ kadinin da bedeninden mizraɡi sapladi. bojlet͡ʃe israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasindaki veba durduruldu. Old-Testament-Deuteronomy-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir insana karşı herhangi bir kötülükten ya da işlediği herhangi bir günahtan dolayı tek bir tanık kalkmayacak. İki tanığın ya da üç tanığın ağzıyla bir mesele tespit edilecektir.|bir insana karsi herhanɡi bir kotulukten ja da islediɡi herhanɡi bir ɡunahtan dolaji tek bir tanik kalkmajat͡ʃak. iki taniɡin ja da ut͡ʃ taniɡin aɡzijla bir mesele tespit edilet͡ʃektir. Old-Testament-1-Samuel-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, efendimiz, yaşayan Yahve'nin hakkı için ve senin canının hakkı için, Yahve seni kan suçundan ve kendi ellerinle öç almaktan alıkoyduğuna göre, şimdi düşmanların ve efendimin kötülüğünü arayanlar Naval gibi olsunlar.|bu nedenleʔ efendimizʔ jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃin ve senin t͡ʃaninin hakki it͡ʃinʔ jahve seni kan sut͡ʃundan ve kendi ellerinle ot͡ʃ almaktan alikojduɡuna ɡoreʔ simdi dusmanlarin ve efendimin kotuluɡunu arajanlar naval ɡibi olsunlar. Old-Testament-1-Samuel-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, “Bugün hiç kimse öldürülmeyecek; çünkü bugün Yahve İsrael'i kurtardı” dedi.|saulʔ “buɡun hit͡ʃ kimse oldurulmejet͡ʃek; t͡ʃunku buɡun jahve israelʔi kurtardi” dedi. Old-Testament-Genesis-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın meleği rüyada bana, ‘Yakov’ dedi. ‘Burdayım’ dedim.|tanriʔnin meleɡi rujada banaʔ ‘jakov’ dedi. ‘burdajim’ dedim. Old-Testament-Ezekiel-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|kurallarımda yürümüşse, doğru davranmak için ilkelerimi tutmuşsa, o kişi doğrudur, kesinlikle yaşayacaktır” diyor Efendi Yahve.|kurallarimda jurumusseʔ doɡru davranmak it͡ʃin ilkelerimi tutmussaʔ o kisi doɡrudurʔ kesinlikle jasajat͡ʃaktir” dijor efendi jahve. Old-Testament-2-Samuel-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiğitler nasıl da düştü, savaş silahları nasıl yok oldu!”|jiɡitler nasil da dustuʔ savas silahlari nasil jok oldu!” New-Testament-Colossians-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Görünmez Tanrı’nın sureti, tüm yaratılışın ilk doğanı O’dur.|ɡorunmez tanri’nin suretiʔ tum jaratilisin ilk doɡani o’dur. Old-Testament-Leviticus-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Herhangi bir kâhinin kızı, fahişelik ederek kendini lekelerse, babasını lekelemiş olur. Kız ateşle yakılacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔherhanɡi bir kahinin kiziʔ fahiselik ederek kendini lekelerseʔ babasini lekelemis olur. kiz atesle jakilat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Exodus-033-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'ye şöyle dedi: \"\"İşte, sen bana, 'Bu halkı çıkar' diyorsun ama benimle kimi göndereceğini bana söylemedin. Ama sen, 'Seni adınla tanıyorum, sen de benim gözümde lütuf buldun' dedin.\"|\"mose jahveʔje sojle dedi \"\"isteʔ sen banaʔ ʔbu halki t͡ʃikarʔ dijorsun ama benimle kimi ɡonderet͡ʃeɡini bana sojlemedin. ama senʔ ʔseni adinla tanijorumʔ sen de benim ɡozumde lutuf buldunʔ dedin.\" Old-Testament-Song-of-Songs-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Dişlerin yıkanmaktan yeni çıkmış koyun sürüsü gibi, her birinin ikizi var; aralarında yavrularını yitiren yoktur.|dislerin jikanmaktan jeni t͡ʃikmis kojun surusu ɡibiʔ her birinin ikizi var; aralarinda javrularini jitiren joktur. Old-Testament-Genesis-033-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırını kurduğu arsayı Şekem'in babası Hamor'un oğullarından yüz parça gümüşe satın aldı.|t͡ʃadirini kurduɡu arsaji sekemʔin babasi hamorʔun oɡullarindan juz part͡ʃa ɡumuse satin aldi. Old-Testament-1-Kings-022-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat, altın için Ofir'e gitmek üzere Tarşiş gemileri yaptı, ama gitmediler; çünkü gemiler Esion Gever'de parçalandılar.|jehosafatʔ altin it͡ʃin ofirʔe ɡitmek uzere tarsis ɡemileri japtiʔ ama ɡitmediler; t͡ʃunku ɡemiler esion ɡeverʔde part͡ʃalandilar. Old-Testament-Judges-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gidyon O'nun Yahve'nin meleği olduğunu gördü; Gidyon şöyle dedi: “Eyvah, Ey Efendi Yahve! Çünkü Yahve'nin meleğini yüz yüze gördüm!\"\"\"|\"ɡidjon oʔnun jahveʔnin meleɡi olduɡunu ɡordu; ɡidjon sojle dedi “ejvahʔ ej efendi jahve! t͡ʃunku jahveʔnin meleɡini juz juze ɡordum!\"\"\" New-Testament-John-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler kimin hakkında konuştuğunu merak edip birbirlerine baktılar.|oɡrent͡ʃiler kimin hakkinda konustuɡunu merak edip birbirlerine baktilar. Old-Testament-Genesis-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Aram'ın oğulları: Uz, Hul, Geter, Maş.|aramʔin oɡullari uzʔ hulʔ ɡeterʔ mas. Old-Testament-Deuteronomy-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onu Moav ülkesinde, Beyt-Peor'un karşısındaki vadide gömdü; ancak bugüne kadar mezarının nerede olduğunu kimse bilmez.|tanri onu moav ulkesindeʔ bejt-peorʔun karsisindaki vadide ɡomdu; ant͡ʃak buɡune kadar mezarinin nerede olduɡunu kimse bilmez. Old-Testament-Zechariah-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dahası şunu duyurup söyle, Ordular Yahvesi şöyle diyor: ‘Kentlerim yine bollukla taşacak ve Yahve Siyon’u yine avutacak ve Yeruşalem’i yine seçecek.’”|“dahasi sunu dujurup sojleʔ ordular jahvesi sojle dijor ‘kentlerim jine bollukla tasat͡ʃak ve jahve sijon’u jine avutat͡ʃak ve jerusalem’i jine set͡ʃet͡ʃek.’” Old-Testament-Numbers-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'nın işini yapmak üzere hizmete giren herkesi otuz yaşından elli yaşına kadar sayacaksın.|bulusma t͡ʃadiriʔnin isini japmak uzere hizmete ɡiren herkesi otuz jasindan elli jasina kadar sajat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Chronicles-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha büyük olan odayı selvi ağacından tavanla yaptı, onu ince altınla kapladı ve onu palmiye ağaçları ve zincirlerle süsledi.|daha bujuk olan odaji selvi aɡat͡ʃindan tavanla japtiʔ onu int͡ʃe altinla kapladi ve onu palmije aɡat͡ʃlari ve zint͡ʃirlerle susledi. New-Testament-Revelation-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten çok suların sesine, güçlü gök gürültüsüne benzeyen bir ses işittim. Duyduğum ses arp çalan arpçıların sesine benziyordu.|ɡokten t͡ʃok sularin sesineʔ ɡut͡ʃlu ɡok ɡurultusune benzejen bir ses isittim. dujduɡum ses arp t͡ʃalan arpt͡ʃilarin sesine benzijordu. Old-Testament-Zechariah-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o, ‘Ben peygamber değilim, toprak işçisiyim; çünkü gençliğimden beri hizmetçiyim’ diyecek.|ama oʔ ‘ben pejɡamber deɡilimʔ toprak ist͡ʃisijim; t͡ʃunku ɡent͡ʃliɡimden beri hizmett͡ʃijim’ dijet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-116-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İman ettim, bu nedenle şöyle dedim: “Çok acı çektim.”|iman ettimʔ bu nedenle sojle dedim “t͡ʃok at͡ʃi t͡ʃektim.” New-Testament-John-001-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Gelin ve görün” dedi. Gelip O’nun nerede kaldığını gördüler ve o gün O’nunla kaldılar. Yaklaşık onuncu vakitti.|onlaraʔ “ɡelin ve ɡorun” dedi. ɡelip o’nun nerede kaldiɡini ɡorduler ve o ɡun o’nunla kaldilar. jaklasik onunt͡ʃu vakitti. New-Testament-Luke-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“İkincisi, ‘Efendimiz, senin bir minan beş mina daha kazandı’ diyerek efendisinin önüne geldi.”|“ikint͡ʃisiʔ ‘efendimizʔ senin bir minan bes mina daha kazandi’ dijerek efendisinin onune ɡeldi.” Old-Testament-Jeremiah-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor, “İşte, bu zamanda ülkenin sakinlerini sapanla atacağım, ve onları sıkıntıya sokacağım, böylece hissedecekler.”|t͡ʃunku jahve sojle dijorʔ “isteʔ bu zamanda ulkenin sakinlerini sapanla atat͡ʃaɡimʔ ve onlari sikintija sokat͡ʃaɡimʔ bojlet͡ʃe hissedet͡ʃekler.” Old-Testament-Isaiah-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onun ortasına bir sapıklık ruhu karıştırdı; sarhoşun kusmuğunda sendelemesi gibi, Mısır'ı da bütün işlerinde saptırdılar.|jahve onun ortasina bir sapiklik ruhu karistirdi; sarhosun kusmuɡunda sendelemesi ɡibiʔ misirʔi da butun islerinde saptirdilar. Old-Testament-Exodus-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine kız kardeşi, Firavun'un kızına, \"\"Çocuğu emzirmesi için sana İbrani kadınlardan bir dadı çağırayım mı?\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine kiz kardesiʔ firavunʔun kizinaʔ \"\"t͡ʃot͡ʃuɡu emzirmesi it͡ʃin sana ibrani kadinlardan bir dadi t͡ʃaɡirajim mi?\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün kâhin onu inceleyecek. İşte, eğer kâhinin gözünde veba durmuş ve veba deriye yayılmamışsa, o zaman kâhin onu yedi gün daha kapayacaktır.|jedint͡ʃi ɡun kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek. isteʔ eɡer kahinin ɡozunde veba durmus ve veba derije jajilmamissaʔ o zaman kahin onu jedi ɡun daha kapajat͡ʃaktir. Old-Testament-Judges-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İlâhın Kemoş'un sana mülk olarak verdiğini sen mülk edinmeyecek misin? Böylece Tanrımız Yahve'nin önümüzden mülksüz ettiklerini, biz onları mülk edineceğiz.|ilahin kemosʔun sana mulk olarak verdiɡini sen mulk edinmejet͡ʃek misin? bojlet͡ʃe tanrimiz jahveʔnin onumuzden mulksuz ettikleriniʔ biz onlari mulk edinet͡ʃeɡiz. Old-Testament-1-Kings-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarovam'ın karısı kalkıp gitti ve Tirsa'ya geldi. Kadın evin eşiğine vardığında çocuk öldü.|jarovamʔin karisi kalkip ɡitti ve tirsaʔja ɡeldi. kadin evin esiɡine vardiɡinda t͡ʃot͡ʃuk oldu. Old-Testament-Nehemiah-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şealtiel oğlu Zerubbabel ve Yeşua ile birlikte çıkan kâhinler ve Levililer şunlardır: Seraya, Yeremya, Ezra,|sealtiel oɡlu zerubbabel ve jesua ile birlikte t͡ʃikan kahinler ve levililer sunlardir serajaʔ jeremjaʔ ezraʔ Old-Testament-Exodus-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yalnız Yahve'nin dışında başka bir ilâha kurban sunan kişi tümüyle yok edilecek.\"\"\"|\"\"\"jalniz jahveʔnin disinda baska bir ilaha kurban sunan kisi tumujle jok edilet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Esther-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Haman’ı Mordekay için hazırlattığı darağacına astılar. O zaman kralın öfkesi yatıştı.|bojlet͡ʃe haman’i mordekaj it͡ʃin hazirlattiɡi daraɡat͡ʃina astilar. o zaman kralin ofkesi jatisti. Old-Testament-Ezekiel-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kınına geri koy. Yaratıldığın yerde, doğduğun ülkede seni yargılayacağım.|onu kinina ɡeri koj. jaratildiɡin jerdeʔ doɡduɡun ulkede seni jarɡilajat͡ʃaɡim. New-Testament-Romans-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, kendi kendinize bilgiçlik taslamayasınız diye, şu sırdan habersiz kalmanızı istemem: Öteki ulusların doluluğu içeri girinceye dek İsrael de kısmen katılaşma oldu.|kardeslerʔ kendi kendinize bilɡit͡ʃlik taslamajasiniz dijeʔ su sirdan habersiz kalmanizi istemem oteki uluslarin doluluɡu it͡ʃeri ɡirint͡ʃeje dek israel de kismen katilasma oldu. Old-Testament-1-Kings-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|krallığı David’in evinden koparıp onu sana verdiğim halde; sen buyruklarımı tutmuş olan, yalnızca gözümde doğru olanı yapmak için bütün yüreğiyle benim ardımca yürüyen hizmetkârım David gibi olmadın,|kralliɡi david’in evinden koparip onu sana verdiɡim halde; sen bujruklarimi tutmus olanʔ jalnizt͡ʃa ɡozumde doɡru olani japmak it͡ʃin butun jureɡijle benim ardimt͡ʃa jurujen hizmetkarim david ɡibi olmadinʔ Old-Testament-2-Chronicles-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mikaya, \"\"İşte, saklanmak için iç odaya girdiğin o gün göreceksin\"\" dedi.\"|\"mikajaʔ \"\"isteʔ saklanmak it͡ʃin it͡ʃ odaja ɡirdiɡin o ɡun ɡoret͡ʃeksin\"\" dedi.\" New-Testament-Romans-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın Ruhu tarafından yöneltilenlerin hepsi, Tanrı’nın çocuklarıdır.|t͡ʃunku tanri’nin ruhu tarafindan joneltilenlerin hepsiʔ tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklaridir. Old-Testament-2-Samuel-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|David Tanrı’ya tapınılan zirveye vardığında, işte Arklı Huşay gömleği yırtılmış ve başı toprak içinde onu karşılamaya geldi.|david tanri’ja tapinilan zirveje vardiɡindaʔ iste arkli husaj ɡomleɡi jirtilmis ve basi toprak it͡ʃinde onu karsilamaja ɡeldi. Old-Testament-Jeremiah-051-054|und|SPEAKER_00_Turkish|“Babil'den bir feryat, ve Keldaniler ülkesinden büyük yıkım sesi geliyor!|“babilʔden bir ferjatʔ ve keldaniler ulkesinden bujuk jikim sesi ɡelijor! Old-Testament-Job-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman mutlaka yüzünü lekesiz olarak kaldıracaksın. Evet, sarsılmayacak ve korkmayacaksın.|o zaman mutlaka juzunu lekesiz olarak kaldirat͡ʃaksin. evetʔ sarsilmajat͡ʃak ve korkmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Isaiah-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençleri onlara bey olarak vereceğim, çocuklar da onları yönetecek.|ɡent͡ʃleri onlara bej olarak veret͡ʃeɡimʔ t͡ʃot͡ʃuklar da onlari jonetet͡ʃek. New-Testament-Hebrews-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı, sözünü ettiğimiz gelecek dünyayı meleklere tabi kılmadı.|t͡ʃunku tanriʔ sozunu ettiɡimiz ɡelet͡ʃek dunjaji meleklere tabi kilmadi. Old-Testament-Deuteronomy-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ülkenin ürünlerinden bir kısmını ellerine alıp bize getirdiler ve bize tekrar haber getirip, \"\"Burası Tanrımız Yahve'nin bize verdiği iyi bir ülkedir\"\" dediler.\"|\"ulkenin urunlerinden bir kismini ellerine alip bize ɡetirdiler ve bize tekrar haber ɡetiripʔ \"\"burasi tanrimiz jahveʔnin bize verdiɡi iji bir ulkedir\"\" dediler.\" Old-Testament-Isaiah-053-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesin olarak hastalıklarımızı o üstlendi, acılarımızı da o taşıdı; bizse onun cezalandırıldığını, Tanrı tarafından vurulup acı çektiğini düşündük.|kesin olarak hastaliklarimizi o ustlendiʔ at͡ʃilarimizi da o tasidi; bizse onun t͡ʃezalandirildiɡiniʔ tanri tarafindan vurulup at͡ʃi t͡ʃektiɡini dusunduk. New-Testament-1-Thessalonians-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Size öylesine bir sevgiyle bağlanmıştık ki, sizinle yalnız Tanrı’nın Müjdesi’ni değil, kendi canlarımızı da vermeye razıydık. Çünkü sizi çok sevdik!|size ojlesine bir sevɡijle baɡlanmistik kiʔ sizinle jalniz tanri’nin muʒdesi’ni deɡilʔ kendi t͡ʃanlarimizi da vermeje razijdik. t͡ʃunku sizi t͡ʃok sevdik! New-Testament-Romans-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, kendiniz için öç almayın; bunu Tanrı’nın gazabına bırakın. Çünkü şöyle yazılmıştır: “‘Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim’ diyor Efendi.”|ej sevɡililerʔ kendiniz it͡ʃin ot͡ʃ almajin; bunu tanri’nin ɡazabina birakin. t͡ʃunku sojle jazilmistir “‘ot͡ʃ benimdirʔ karsiliɡini ben veret͡ʃeɡim’ dijor efendi.” Old-Testament-Deuteronomy-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|kesinlikle Tanrın Yahve'nin üzerine kral olarak seçtiği kişiyi koyacaksın. Kardeşlerin arasından birini kral olarak koyacaksın. Kardeşin olmayan bir yabancıyı üzerine koyamazsın.|kesinlikle tanrin jahveʔnin uzerine kral olarak set͡ʃtiɡi kisiji kojat͡ʃaksin. kardeslerin arasindan birini kral olarak kojat͡ʃaksin. kardesin olmajan bir jabant͡ʃiji uzerine kojamazsin. Old-Testament-1-Kings-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kapılar ve söveler kirişlerle kare yapıldı; pencere üç sıra pencereye bakıyordu.|butun kapilar ve soveler kirislerle kare japildi; pent͡ʃere ut͡ʃ sira pent͡ʃereje bakijordu. Old-Testament-Ezekiel-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan bir şey yapmak için odun alınır mı? Üzerine bir kap asmak için ondan kazık çıkarılır mı?|ondan bir sej japmak it͡ʃin odun alinir mi? uzerine bir kap asmak it͡ʃin ondan kazik t͡ʃikarilir mi? Old-Testament-Psalms-139-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, senden nefret edenlerden nefret etmez miyim? Sana karşı ayaklananlara kederlenmez miyim?|ej jahveʔ senden nefret edenlerden nefret etmez mijim? sana karsi ajaklananlara kederlenmez mijim? Old-Testament-1-Samuel-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Samuel'e, \"\"Saul'u İsrael üzerinde kral olmaktan reddettiğim için ne zamana dek yas tutacaksın?\"\" dedi. \"\"Boynuzunu yağla doldur ve git. Seni Beytlehemli Yişay'a göndereceğim. Çünkü oğulları arasından kendime bir kral sağladım.\"\"\"|\"jahve samuelʔeʔ \"\"saulʔu israel uzerinde kral olmaktan reddettiɡim it͡ʃin ne zamana dek jas tutat͡ʃaksin?\"\" dedi. \"\"bojnuzunu jaɡla doldur ve ɡit. seni bejtlehemli jisajʔa ɡonderet͡ʃeɡim. t͡ʃunku oɡullari arasindan kendime bir kral saɡladim.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Belli bayramlarımızın kenti Siyon'a bak. Gözlerin, sakin bir yerleşim yeri, yerinden kaldırılmayacak bir çadır olan Yeruşalem'i görecek. Onun kazıkları asla sökülmeyecek, hiçbir ipi de kopmayacak.|belli bajramlarimizin kenti sijonʔa bak. ɡozlerinʔ sakin bir jerlesim jeriʔ jerinden kaldirilmajat͡ʃak bir t͡ʃadir olan jerusalemʔi ɡoret͡ʃek. onun kaziklari asla sokulmejet͡ʃekʔ hit͡ʃbir ipi de kopmajat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahiya kapıdan içeri girerken ayak seslerini duyunca, “Gel içeri, Yarovam’ın karısı! Neden başkasıymış gibi davranıyorsun? Sana ağır haberlerle gönderildim.|ahija kapidan it͡ʃeri ɡirerken ajak seslerini dujunt͡ʃaʔ “ɡel it͡ʃeriʔ jarovam’in karisi! neden baskasijmis ɡibi davranijorsun? sana aɡir haberlerle ɡonderildim. New-Testament-Colossians-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde, işitip Tanrı’nın lütfunu gerçekten bildiğiniz günden bu yana aranızda olduğu gibi, bütün dünyada da ürün vermekte ve yayılmaktadır.|muʒdeʔ isitip tanri’nin lutfunu ɡert͡ʃekten bildiɡiniz ɡunden bu jana aranizda olduɡu ɡibiʔ butun dunjada da urun vermekte ve jajilmaktadir. Old-Testament-Joshua-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzeye doğru uzanıyor, En Şemeş'ten çıkıp Adummim Dağı'nın karşısındaki Gelilot'a doğru çıkıyordu. Ruven oğlu Bohan'ın taşına iniyordu.|kuzeje doɡru uzanijorʔ en semesʔten t͡ʃikip adummim daɡiʔnin karsisindaki ɡelilotʔa doɡru t͡ʃikijordu. ruven oɡlu bohanʔin tasina inijordu. Old-Testament-Lamentations-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu aklıma getiriyorum, bu yüzden umudum var.|bunu aklima ɡetirijorumʔ bu juzden umudum var. Old-Testament-2-Kings-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Elişa ona, \"\"Senin için ne yapayım? Söyle bana, evde ne var?\"\" diye sordu. Kadın, \"\"Hizmetkârının evde bir kap yağdan başka bir şeyi yok\"\" dedi.\"|\"elisa onaʔ \"\"senin it͡ʃin ne japajim? sojle banaʔ evde ne var?\"\" dije sordu. kadinʔ \"\"hizmetkarinin evde bir kap jaɡdan baska bir seji jok\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-051-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç aslanlar gibi birlikte kükreyecekler. Aslan yavruları gibi homurdanacaklar.|ɡent͡ʃ aslanlar ɡibi birlikte kukrejet͡ʃekler. aslan javrulari ɡibi homurdanat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Chronicles-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Solomon bütün bu kapları bol miktarda yaptı; öyle ki, tunçun ağırlığı belirlenemedi.|bojlet͡ʃe solomon butun bu kaplari bol miktarda japti; ojle kiʔ tunt͡ʃun aɡirliɡi belirlenemedi. Old-Testament-Genesis-046-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Lea'nın Paddan-Aram'da kızı Dina’yla birlikte Yakov'a doğurduğu oğullarıdır. Oğullarının ve kızlarının toplam canları otuz üçtü.|bunlar leaʔnin paddan-aramʔda kizi dina’jla birlikte jakovʔa doɡurduɡu oɡullaridir. oɡullarinin ve kizlarinin toplam t͡ʃanlari otuz ut͡ʃtu. Old-Testament-2-Chronicles-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yürekleriyle ve bütün canlarıyla atalarının Tanrısı Yahve'yi aramak için antlaşmaya girdiler;|butun jureklerijle ve butun t͡ʃanlarijla atalarinin tanrisi jahveʔji aramak it͡ʃin antlasmaja ɡirdiler; New-Testament-Luke-013-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de bugün, yarın ve ertesi gün yoluma devam etmeliyim. Çünkü bir peygamberin Yeruşalem dışında ölmesi olamaz.”|jine de buɡunʔ jarin ve ertesi ɡun joluma devam etmelijim. t͡ʃunku bir pejɡamberin jerusalem disinda olmesi olamaz.” Old-Testament-1-Chronicles-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kendileri ve çocukları, Yahve'nin evinin kapılarını, çadır evini muhafız olarak bakıyorlardı.|bojlet͡ʃe kendileri ve t͡ʃot͡ʃuklariʔ jahveʔnin evinin kapilariniʔ t͡ʃadir evini muhafiz olarak bakijorlardi. New-Testament-Hebrews-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|İmanları sayesinde krallıkları ele geçirdiler, adaleti sağladılar, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağzını kapadılar.|imanlari sajesinde kralliklari ele ɡet͡ʃirdilerʔ adaleti saɡladilarʔ vaat edilenlere kavustularʔ aslanlarin aɡzini kapadilar. New-Testament-Luke-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus, istediklerinin yapılmasına karar verdi.|pilatusʔ istediklerinin japilmasina karar verdi. Old-Testament-Psalms-089-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sevgi dolu iyiliğimi ondan tümüyle geri almam. Sadakatimi boşa çıkarmam.|ama sevɡi dolu ijiliɡimi ondan tumujle ɡeri almam. sadakatimi bosa t͡ʃikarmam. New-Testament-Acts-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Havrada cesurca konuşmaya başladı. Söylediklerini duyan Priskilla ve Akvila, onu bir kenara çekip Tanrı’nın yolunu ona daha doğru bir şekilde açıkladılar.|havrada t͡ʃesurt͡ʃa konusmaja basladi. sojlediklerini dujan priskilla ve akvilaʔ onu bir kenara t͡ʃekip tanri’nin jolunu ona daha doɡru bir sekilde at͡ʃikladilar. New-Testament-Matthew-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Mayasız Ekmek Bayramı’nın ilk günü, öğrenciler Yeşua’ya gelip, “Pesah'ı yemen için nerede hazırlık yapmamızı istersin?” dediler.|majasiz ekmek bajrami’nin ilk ɡunuʔ oɡrent͡ʃiler jesua’ja ɡelipʔ “pesahʔi jemen it͡ʃin nerede hazirlik japmamizi istersin?” dediler. New-Testament-Romans-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bundan şu kuralı buluyorum: Ben iyilik yapmak isterken, kötülük halihazırdır.|o zaman bundan su kurali bulujorum ben ijilik japmak isterkenʔ kotuluk halihazirdir. Old-Testament-Ezekiel-047-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Denizden sınır, Damaskus sınırındaki Hazar Enon olacak; kuzeyde, kuzeye doğru Hamat sınırı olacak. Bu kuzey tarafıdır.\"\"\"|\"denizden sinirʔ damaskus sinirindaki hazar enon olat͡ʃak; kuzejdeʔ kuzeje doɡru hamat siniri olat͡ʃak. bu kuzej tarafidir.\"\"\" New-Testament-John-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara Baba’dan söz ettiğini anlamadılar.|onlara baba’dan soz ettiɡini anlamadilar. Old-Testament-2-Kings-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Nimşi’nin oğlu Yehoşafat’ın oğlu Yehu, Yoram’a karşı düzen kurdu. (Yoram, kendisi ve bütün İsrael, Suriye Kralı Hazael yüzünden Ramot Gilad'ı savunuyordu.|bojlet͡ʃe nimsi’nin oɡlu jehosafat’in oɡlu jehuʔ joram’a karsi duzen kurdu. (joramʔ kendisi ve butun israelʔ surije krali hazael juzunden ramot ɡiladʔi savunujordu. New-Testament-Philemon-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Belki de bir süre senden ayrı kalmasının nedeni onu kalıcı olarak geri alman içindi.|belki de bir sure senden ajri kalmasinin nedeni onu kalit͡ʃi olarak ɡeri alman it͡ʃindi. Old-Testament-Leviticus-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Cüzzamlının temiz kılınacağı gün yasası şu olacak: O, kâhine getirilecek,\"|\"\"\"t͡ʃuzzamlinin temiz kilinat͡ʃaɡi ɡun jasasi su olat͡ʃak oʔ kahine ɡetirilet͡ʃekʔ\" Old-Testament-Job-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden etimi dişlerimin arasına alayım, hayatımı avucumun içine koyayım?|neden etimi dislerimin arasina alajimʔ hajatimi avut͡ʃumun it͡ʃine kojajim? Old-Testament-Proverbs-026-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Konuşması hoş olduğunda ona inanma, çünkü yüreğinde yedi iğrenç şey vardır.|konusmasi hos olduɡunda ona inanmaʔ t͡ʃunku jureɡinde jedi iɡrent͡ʃ sej vardir. New-Testament-Luke-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu gören herkes söylenmeye başladı: “Gidip bir günahkâra konuk oldu!” dediler.|bunu ɡoren herkes sojlenmeje basladi “ɡidip bir ɡunahkara konuk oldu!” dediler. New-Testament-Mark-010-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sağımda ve solumda oturmanıza izin vermek benim elimde değildir, ancak kimler için hazırlanmışsa, onlar içindir.”|ama saɡimda ve solumda oturmaniza izin vermek benim elimde deɡildirʔ ant͡ʃak kimler it͡ʃin hazirlanmissaʔ onlar it͡ʃindir.” Old-Testament-Joshua-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Heşbon ve ovadaki bütün kentleri; Divon, Bamot Baal, Beyt Baal Meon,|hesbon ve ovadaki butun kentleri; divonʔ bamot baalʔ bejt baal meonʔ New-Testament-John-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da gerçekte kutsal kılınsınlar diye, kendimi onların uğruna adıyorum.|onlar da ɡert͡ʃekte kutsal kilinsinlar dijeʔ kendimi onlarin uɡruna adijorum. Old-Testament-Numbers-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara şunu de: 'Sizi götürmekte olduğum ülkeye girdiğinizde,|“israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara sunu de ʔsizi ɡoturmekte olduɡum ulkeje ɡirdiɡinizdeʔ Old-Testament-Isaiah-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahve sert, büyük ve güçlü kılıcıyla Levyatan'ı, kaçan yılanı ve Levyatan'ı, kıvrık yılanı cezalandıracak; ve denizdeki ejderhayı öldürecek.|o ɡun jahve sertʔ bujuk ve ɡut͡ʃlu kilit͡ʃijla levjatanʔiʔ kat͡ʃan jilani ve levjatanʔiʔ kivrik jilani t͡ʃezalandirat͡ʃak; ve denizdeki eʒderhaji olduret͡ʃek. Old-Testament-Zechariah-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi, bu halkın kalanı için eskiden olduğum gibi olmayacağım,” diyor Ordular Yahvesi.|ama simdiʔ bu halkin kalani it͡ʃin eskiden olduɡum ɡibi olmajat͡ʃaɡimʔ” dijor ordular jahvesi. Old-Testament-1-Kings-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, Solomon'a deniz kıyısındaki kum kadar bol bilgelik, anlayış ve yürek genişliği verdi.|tanriʔ solomonʔa deniz kijisindaki kum kadar bol bilɡelikʔ anlajis ve jurek ɡenisliɡi verdi. Old-Testament-2-Chronicles-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer ülkede kıtlık olursa, veba olursa, samyeli ya da küf, çekirge ya da tırtıl olursa; düşmanları onları kentlerinin diyarında kuşatırsa; hangi bela ve hangi hastalık olursa olsun,|“eɡer ulkede kitlik olursaʔ veba olursaʔ samjeli ja da kufʔ t͡ʃekirɡe ja da tirtil olursa; dusmanlari onlari kentlerinin dijarinda kusatirsa; hanɡi bela ve hanɡi hastalik olursa olsunʔ Old-Testament-Zechariah-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Yeruşalem'i çevredeki bütün halklar için sersemleten bir kâse yapacağım ve aynı şey Yeruşalem'e karşı kuşatmada Yahuda için de geçerli olacak.|“isteʔ jerusalemʔi t͡ʃevredeki butun halklar it͡ʃin sersemleten bir kase japat͡ʃaɡim ve ajni sej jerusalemʔe karsi kusatmada jahuda it͡ʃin de ɡet͡ʃerli olat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-038-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ebedmelek kralın evinden çıktı ve krala şöyle dedi:|ebedmelek kralin evinden t͡ʃikti ve krala sojle dedi New-Testament-Acts-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk, özdenetim ve gelecek yargı hakkında konuşunca, Feliks dehşete kapıldı. “Şimdilik gidebilirsin, uygun olduğumda seni yeniden çağırtırım” dedi.|doɡrulukʔ ozdenetim ve ɡelet͡ʃek jarɡi hakkinda konusunt͡ʃaʔ feliks dehsete kapildi. “simdilik ɡidebilirsinʔ ujɡun olduɡumda seni jeniden t͡ʃaɡirtirim” dedi. Old-Testament-Proverbs-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Alıcı, “İyi değil, iyi değil” der, ama kendi yoluna gidince övünür.|alit͡ʃiʔ “iji deɡilʔ iji deɡil” derʔ ama kendi joluna ɡidint͡ʃe ovunur. New-Testament-1-Timothy-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak gözetmen ayıplanacak bir yanı olmayan, tek karılı, ölçülü, sağduyulu, alçakgönüllü, misafirperver, öğretmede iyi biri olmalıdır.|ant͡ʃak ɡozetmen ajiplanat͡ʃak bir jani olmajanʔ tek kariliʔ olt͡ʃuluʔ saɡdujuluʔ alt͡ʃakɡonulluʔ misafirperverʔ oɡretmede iji biri olmalidir. New-Testament-Mark-015-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef keten bir bez satın aldı. Yeşua’nın cesedini çarmıhtan aşağı indirip keten beze sardı. Cesedi kayaya oyulmuş bir mezara yatırdı. Mezarın girişine bir taş yuvarladı.|josef keten bir bez satin aldi. jesua’nin t͡ʃesedini t͡ʃarmihtan asaɡi indirip keten beze sardi. t͡ʃesedi kajaja ojulmus bir mezara jatirdi. mezarin ɡirisine bir tas juvarladi. Old-Testament-Job-038-027|und|SPEAKER_00_Turkish|çorak ve ıssız yeri doyursun, taze ot yetiştirsin diye.|t͡ʃorak ve issiz jeri dojursunʔ taze ot jetistirsin dije. Old-Testament-Esther-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, Kraliçe Ester'in avluda durduğunu görünce, onun gözünde lütuf buldu. Kral, elindeki altın asayı Ester'e uzattı. Ester yaklaşıp asanın ucuna dokundu.|kralʔ kralit͡ʃe esterʔin avluda durduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ onun ɡozunde lutuf buldu. kralʔ elindeki altin asaji esterʔe uzatti. ester jaklasip asanin ut͡ʃuna dokundu. Old-Testament-Psalms-089-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kalkanımız Yahve’ye aittir, Kralımız İsrael'in Kutsalı'na.|t͡ʃunku kalkanimiz jahve’je aittirʔ kralimiz israelʔin kutsaliʔna. Old-Testament-Proverbs-028-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler yükselince insanlar saklanır, ama onlar yok olunca doğrular dallanıp budaklanır.|kotuler jukselint͡ʃe insanlar saklanirʔ ama onlar jok olunt͡ʃa doɡrular dallanip budaklanir. Old-Testament-2-Kings-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Bu yüzden işte, seni atalarına kavuşturacağım ve esenlikle mezarına götürüleceksin. Gözlerin bu yere getireceğim bütün kötülüğü görmeyecektir.'\"\"'\"\" Böylece bu haberi krala geri getirdiler.\"|\"ʔbu juzden isteʔ seni atalarina kavusturat͡ʃaɡim ve esenlikle mezarina ɡoturulet͡ʃeksin. ɡozlerin bu jere ɡetiret͡ʃeɡim butun kotuluɡu ɡormejet͡ʃektir.ʔ\"\"ʔ\"\" bojlet͡ʃe bu haberi krala ɡeri ɡetirdiler.\" Old-Testament-Lamentations-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi kovalayanlar ensemizde. Yorgunuz ve rahatımız yok.|bizi kovalajanlar ensemizde. jorɡunuz ve rahatimiz jok. Old-Testament-2-Kings-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın kalktı ve Tanrı adamının sözüne göre yaptı. Ev halkıyla birlikte gitti ve Filistliler ülkesinde yedi yıl yaşadı.|kadin kalkti ve tanri adaminin sozune ɡore japti. ev halkijla birlikte ɡitti ve filistliler ulkesinde jedi jil jasadi. Old-Testament-Psalms-057-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten gönderip beni kurtaracak, beni kovalayanı azarlayacak. Selah. Tanrı sevgi dolu iyiliğini ve gerçeğini gönderecektir.|ɡokten ɡonderip beni kurtarat͡ʃakʔ beni kovalajani azarlajat͡ʃak. selah. tanri sevɡi dolu ijiliɡini ve ɡert͡ʃeɡini ɡonderet͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Yenmeyecek kadar çok kötü olan incirler gibi,’ muhakkak diyor Yahve, ‘Yahuda Kralı Sidkiya'yı, onun beylerini, bu diyarda Yeruşalem'in kalanını ve Mısır ülkesinde oturanları da öyle teslim edeceğim.|“‘jenmejet͡ʃek kadar t͡ʃok kotu olan int͡ʃirler ɡibiʔ’ muhakkak dijor jahveʔ ‘jahuda krali sidkijaʔjiʔ onun bejleriniʔ bu dijarda jerusalemʔin kalanini ve misir ulkesinde oturanlari da ojle teslim edet͡ʃeɡim. New-Testament-Matthew-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hangisi daha kolay, ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, yürü’ demek mi?|hanɡisi daha kolajʔ ‘ɡunahlarin baɡislandi’ demek miʔ joksa ‘kalkʔ juru’ demek mi? Old-Testament-Zechariah-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve atalarınızdan çok hoşnutsuzdu.|“jahve atalarinizdan t͡ʃok hosnutsuzdu. Old-Testament-Genesis-040-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun iki görevlisine, baş sakiyle fırıncıbaşına öfkelendi.|firavun iki ɡorevlisineʔ bas sakijle firint͡ʃibasina ofkelendi. Old-Testament-1-Kings-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hagit'in oğlu Adoniya, “Ben kral olacağım” diyerek kendini yükseltti. Sonra kendisine arabalar, atlılar ve önünde koşacak elli adam hazırladı.|haɡitʔin oɡlu adonijaʔ “ben kral olat͡ʃaɡim” dijerek kendini jukseltti. sonra kendisine arabalarʔ atlilar ve onunde kosat͡ʃak elli adam hazirladi. Old-Testament-Judges-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerini ağızlarına götürüp dilleriyle içenlerin sayısı üç yüz kişiydi; ama halkın geri kalanlarının hepsi su içmek için dizleri üzerine çöktüler.|ellerini aɡizlarina ɡoturup dillerijle it͡ʃenlerin sajisi ut͡ʃ juz kisijdi; ama halkin ɡeri kalanlarinin hepsi su it͡ʃmek it͡ʃin dizleri uzerine t͡ʃoktuler. Old-Testament-Isaiah-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayağa kalkın, ey rahat kadınlar! Sesimi duyun! Ey kaygısız kızlar, sözüme kulak verin!|ajaɡa kalkinʔ ej rahat kadinlar! sesimi dujun! ej kajɡisiz kizlarʔ sozume kulak verin! New-Testament-Matthew-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Davacınla daha yoldayken hemen anlaş. Yoksa davacı seni yargıca teslim eder, yargıç da gardiyana teslim eder; ve zindana atılırsın.|davat͡ʃinla daha joldajken hemen anlas. joksa davat͡ʃi seni jarɡit͡ʃa teslim ederʔ jarɡit͡ʃ da ɡardijana teslim eder; ve zindana atilirsin. Old-Testament-Job-040-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“İtiraz eden adam Her Şeye Gücü Yeten'le çekişsin mi? Tanrı'ya itiraz eden yanıt versin.”|“itiraz eden adam her seje ɡut͡ʃu jetenʔle t͡ʃekissin mi? tanriʔja itiraz eden janit versin.” Old-Testament-2-Samuel-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim evim de Tanrı ile öyle değil mi? Yine de her şeyde düzenli ve emin benimle sonsuz bir antlaşma yaptı, çünkü bütün kurtuluşum ve bütün dileğim odur. O bunu büyütmeyecek mi?|benim evim de tanri ile ojle deɡil mi? jine de her sejde duzenli ve emin benimle sonsuz bir antlasma japtiʔ t͡ʃunku butun kurtulusum ve butun dileɡim odur. o bunu bujutmejet͡ʃek mi? Old-Testament-1-Kings-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi senden bir dilekte bulunuyorum. Beni reddetme.\"\" Batşeva, \"\"Söyle\"\" dedi.\"|\"simdi senden bir dilekte bulunujorum. beni reddetme.\"\" batsevaʔ \"\"sojle\"\" dedi.\" Old-Testament-Joshua-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Heşbon'da hüküm süren Amorlular'ın kralı Sihon'un Ammon'un çocuklarının sınırına kadar olan bütün kentleri;|ve hesbonʔda hukum suren amorlularʔin krali sihonʔun ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin sinirina kadar olan butun kentleri; Old-Testament-Nehemiah-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Meşullam, Aviya, Miyamin,|mesullamʔ avijaʔ mijaminʔ Old-Testament-Exodus-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer insanlar kavga eder ve biri diğerine taşla ya da yumrukla vurursa, o da ölmeyip yatağa mahkûm olursa;\"|\"\"\"eɡer insanlar kavɡa eder ve biri diɡerine tasla ja da jumrukla vurursaʔ o da olmejip jataɡa mahkum olursa;\" Old-Testament-Psalms-115-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sizler Yahve’den korkanlar, Yahve’ye güvenin! O’dur onların yardımcısı ve kalkanı.|ej sizler jahve’den korkanlarʔ jahve’je ɡuvenin! o’dur onlarin jardimt͡ʃisi ve kalkani. New-Testament-Luke-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrı’nın Krallığı uğruna evini, karısını, kardeşlerini, ana-babasını ya da çocuklarını bırakıp da|onlara sojle dedi “size doɡrusunu sojlejejimʔ tanri’nin kralliɡi uɡruna eviniʔ karisiniʔ kardesleriniʔ ana-babasini ja da t͡ʃot͡ʃuklarini birakip da Old-Testament-2-Kings-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Arkasına baktı, onları gördü ve Yahve'nin adıyla onları lanetledi. O zaman ormandan iki dişi ayı çıktı ve o gençlerden kırk ikisini parçaladı.|arkasina baktiʔ onlari ɡordu ve jahveʔnin adijla onlari lanetledi. o zaman ormandan iki disi aji t͡ʃikti ve o ɡent͡ʃlerden kirk ikisini part͡ʃaladi. New-Testament-Mark-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanı gelince bağın ürününden payına düşeni almak için çiftçilere bir hizmetkârını gönderdi.|zamani ɡelint͡ʃe baɡin urununden pajina duseni almak it͡ʃin t͡ʃiftt͡ʃilere bir hizmetkarini ɡonderdi. Old-Testament-1-Kings-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav, “Kimin aracılığıyla?” dedi. O şöyle dedi, “Yahve diyor ki, ‘İl beylerinin gençleriyle.’” Sonra, “Savaşı kim başlatacak?” dedi. O, “Sen” diye karşılık verdi.|ahavʔ “kimin arat͡ʃiliɡijla?” dedi. o sojle dediʔ “jahve dijor kiʔ ‘il bejlerinin ɡent͡ʃlerijle.’” sonraʔ “savasi kim baslatat͡ʃak?” dedi. oʔ “sen” dije karsilik verdi. Old-Testament-Ezekiel-016-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve seni onların eline vereceğim, ve kubbeli yerini yıkacaklar, ve yüksek yerlerini bozacaklar. Üzerindeki giysileri soyacak ve güzel mücevherlerini alacaklar. Seni çıplak ve açık bırakacaklar.|ve seni onlarin eline veret͡ʃeɡimʔ ve kubbeli jerini jikat͡ʃaklarʔ ve juksek jerlerini bozat͡ʃaklar. uzerindeki ɡijsileri sojat͡ʃak ve ɡuzel mut͡ʃevherlerini alat͡ʃaklar. seni t͡ʃiplak ve at͡ʃik birakat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-026-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Şufam'dan Şufamiler soyu; Hufam'dan Hufamiler soyu.|sufamʔdan sufamiler soju; hufamʔdan hufamiler soju. Old-Testament-Jeremiah-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dinlemediler, kulaklarını çevirmediler, kendi öğütlerine ve kötü yüreklerinin inatçılığına göre yürüdüler, ileri değil, geri gittiler.|ama dinlemedilerʔ kulaklarini t͡ʃevirmedilerʔ kendi oɡutlerine ve kotu jureklerinin inatt͡ʃiliɡina ɡore jurudulerʔ ileri deɡilʔ ɡeri ɡittiler. Old-Testament-Isaiah-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüye iyi, iyiye kötü diyenlerin; karanlığı ışık yerine, ışığı karanlık yerine koyanların; acıyı tatlı yerine, tatlıyı acı yerine koyanların vay haline!|kotuje ijiʔ ijije kotu dijenlerin; karanliɡi isik jerineʔ isiɡi karanlik jerine kojanlarin; at͡ʃiji tatli jerineʔ tatliji at͡ʃi jerine kojanlarin vaj haline! New-Testament-Matthew-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|İblis kovulduğunda dilsiz adam konuştu. Kalabalık hayret içindeydi, “İsrael’de böyle bir şey hiç görülmemiştir!” diyordu.|iblis kovulduɡunda dilsiz adam konustu. kalabalik hajret it͡ʃindejdiʔ “israel’de bojle bir sej hit͡ʃ ɡorulmemistir!” dijordu. Old-Testament-Numbers-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sippor oğlu Balak, İsrael'in Amorlular'a yaptıklarının tümünü gördü.|sippor oɡlu balakʔ israelʔin amorlularʔa japtiklarinin tumunu ɡordu. New-Testament-Acts-026-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ama o şöyle dedi, \"\"Ben deli değilim, en saygıdeğer Festus, ama gerçeği ve mantıklı sözleri cesaretle duyuruyorum.\"|\"“ama o sojle dediʔ \"\"ben deli deɡilimʔ en sajɡideɡer festusʔ ama ɡert͡ʃeɡi ve mantikli sozleri t͡ʃesaretle dujurujorum.\" Old-Testament-Psalms-042-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şunları hatırlıyor, canımı içime döküyorum; sevinç ve övgü sesiyle nasıl gider, Kutsal Günü kutlayan toplulukla birlikte, onları Tanrı'nın evine nasıl götürürdüm.|sunlari hatirlijorʔ t͡ʃanimi it͡ʃime dokujorum; sevint͡ʃ ve ovɡu sesijle nasil ɡiderʔ kutsal ɡunu kutlajan toplulukla birlikteʔ onlari tanriʔnin evine nasil ɡotururdum. New-Testament-Acts-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra ellerini üzerlerine koydular ve onlar da Kutsal Ruh’u aldılar.|sonra ellerini uzerlerine kojdular ve onlar da kutsal ruh’u aldilar. Old-Testament-Leviticus-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücünün övüncünü kıracağım, gökyüzünü demir gibi, toprağını tunç gibi yapacağım.|ɡut͡ʃunun ovunt͡ʃunu kirat͡ʃaɡimʔ ɡokjuzunu demir ɡibiʔ topraɡini tunt͡ʃ ɡibi japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Genesis-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov kızı Dina'yı kirletildiğini duyduğunda oğulları kırda hayvanlarının yanındaydı. Yakov onlar gelene kadar sustu.|jakov kizi dinaʔji kirletildiɡini dujduɡunda oɡullari kirda hajvanlarinin janindajdi. jakov onlar ɡelene kadar sustu. Old-Testament-Habakkuk-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü insan kanı ve ülkeye, her kente ve onlarda oturanlara yapılan zorbalık yüzünden, Lübnan'a yapılan zorbalık seni alt edecek, hayvanların telefi seni dehşete düşürecek.\"\"\"|\"t͡ʃunku insan kani ve ulkejeʔ her kente ve onlarda oturanlara japilan zorbalik juzundenʔ lubnanʔa japilan zorbalik seni alt edet͡ʃekʔ hajvanlarin telefi seni dehsete dusuret͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Yonatan'a dedi: \"\"İşte, yarın yeni ay ve kralla birlikte yemeğe oturmaktan geri kalmamalıyım; ama bırak gideyim, üçüncü günün akşamına kadar kırda saklanayım.\"|\"david jonatanʔa dedi \"\"isteʔ jarin jeni aj ve kralla birlikte jemeɡe oturmaktan ɡeri kalmamalijim; ama birak ɡidejimʔ ut͡ʃunt͡ʃu ɡunun aksamina kadar kirda saklanajim.\" Old-Testament-Joshua-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O, “Hayır; ama ben şimdi Yahve'nin ordusunun komutanı olarak geldim.\"\" Yeşu yüzüstü yere kapanıp tapındı ve ona, \"\"Efendim hizmetkârına ne söyler?\"\" diye sordu.\"|\"oʔ “hajir; ama ben simdi jahveʔnin ordusunun komutani olarak ɡeldim.\"\" jesu juzustu jere kapanip tapindi ve onaʔ \"\"efendim hizmetkarina ne sojler?\"\" dije sordu.\" Old-Testament-Ezekiel-034-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yağı yiyor, yün giyiyorsunuz. Besili hayvanları kesiyorsunuz, ama koyunları gütmüyorsunuz.|jaɡi jijorʔ jun ɡijijorsunuz. besili hajvanlari kesijorsunuzʔ ama kojunlari ɡutmujorsunuz. Old-Testament-1-Kings-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Bana, ‘Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafifletin’ diyen bu halka yanıt vermemiz için ne öğüt verirsiniz?” dedi.|onlaraʔ “banaʔ ‘babanin uzerimize kojduɡu bojunduruɡu hafifletin’ dijen bu halka janit vermemiz it͡ʃin ne oɡut verirsiniz?” dedi. Old-Testament-Exodus-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi onların önüne koyacağın hükümler şunlardır:\"\"\"|\"\"\"simdi onlarin onune kojat͡ʃaɡin hukumler sunlardir\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama bazı değersiz adamlar, \"\"Bu adam bizi nasıl kurtarabilir?\"\" dediler. Onu hor gördüler ve ona armağan vermediler. Ama o sustu.\"|\"ama bazi deɡersiz adamlarʔ \"\"bu adam bizi nasil kurtarabilir?\"\" dediler. onu hor ɡorduler ve ona armaɡan vermediler. ama o sustu.\" Old-Testament-Joshua-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve'nin bütün topluluğu şöyle diyor, 'Bugün Yahve'nin ardınca gitmekten dönerek, bugün Yahve'ye karşı isyan ederek kendinize bir sunak yapmakla İsrael'in Tanrısı'na karşı işlediğiniz bu suç nedir?|“jahveʔnin butun topluluɡu sojle dijorʔ ʔbuɡun jahveʔnin ardint͡ʃa ɡitmekten donerekʔ buɡun jahveʔje karsi isjan ederek kendinize bir sunak japmakla israelʔin tanrisiʔna karsi islediɡiniz bu sut͡ʃ nedir? Old-Testament-Psalms-137-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem gününde, “Yıkın! Onu temeline kadar yıkın!” diyen Edom'un çocuklarına karşı, hatırla, ey Yahve.|jerusalem ɡunundeʔ “jikin! onu temeline kadar jikin!” dijen edomʔun t͡ʃot͡ʃuklarina karsiʔ hatirlaʔ ej jahve. Old-Testament-Genesis-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün sonra yeryüzü sularla kaplandı.|jedi ɡun sonra jerjuzu sularla kaplandi. Old-Testament-Joshua-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yarden'den gün batımına doğru Büyük Deniz'e kadar söküp attığım bütün uluslarla birlikte geride kalan bu ulusları oymaklarınız için mülk olarak kurayla size böldüm.|isteʔ jardenʔden ɡun batimina doɡru bujuk denizʔe kadar sokup attiɡim butun uluslarla birlikte ɡeride kalan bu uluslari ojmaklariniz it͡ʃin mulk olarak kurajla size boldum. Old-Testament-1-Kings-022-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaş arabası komutanları Yehoşafat’ı görünce, “Kesinlikle İsrael Kralı odur!” dediler ve ona karşı savaşmak için yanına geldiler. Yehoşafat bağırdı.|savas arabasi komutanlari jehosafat’i ɡorunt͡ʃeʔ “kesinlikle israel krali odur!” dediler ve ona karsi savasmak it͡ʃin janina ɡeldiler. jehosafat baɡirdi. New-Testament-Revelation-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kitabın peygamberlik sözlerini duyan herkese tanıklık ediyorum. Eğer biri onlara bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılan belaları ona katacaktır.|bu kitabin pejɡamberlik sozlerini dujan herkese taniklik edijorum. eɡer biri onlara bir sej katarsaʔ tanri da bu kitapta jazilan belalari ona katat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Evlerinizde yedi gün boyunca maya bulunmayacak, çünkü kim mayalı olanı yerse, ister yabancı olsun ister ülkede doğmuş olsun, o can İsrael topluluğundan atılacaktır.|evlerinizde jedi ɡun bojunt͡ʃa maja bulunmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku kim majali olani jerseʔ ister jabant͡ʃi olsun ister ulkede doɡmus olsunʔ o t͡ʃan israel topluluɡundan atilat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Chronicles-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların hayvanlarını alıp götürdüler: Develerinden elli bin, koyunlarından iki yüz elli bin, eşeklerinden iki bin, adamlarından da yüz bin.|onlarin hajvanlarini alip ɡoturduler develerinden elli binʔ kojunlarindan iki juz elli binʔ eseklerinden iki binʔ adamlarindan da juz bin. Old-Testament-Zechariah-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman yanıt verip bana şöyle dedi: “Bu, Yahve'nin Zerubbabel’e söylediği sözdür: ‘Güçle, kuvvetle değil, ancak benim Ruhum'la’ diyor Ordular Yahvesi.|o zaman janit verip bana sojle dedi “buʔ jahveʔnin zerubbabel’e sojlediɡi sozdur ‘ɡut͡ʃleʔ kuvvetle deɡilʔ ant͡ʃak benim ruhumʔla’ dijor ordular jahvesi. Old-Testament-2-Samuel-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Otuzlar'dan daha saygındı, ama Üçler'e ulaşamadı. David onu muhafızlarının başına koydu.|otuzlarʔdan daha sajɡindiʔ ama ut͡ʃlerʔe ulasamadi. david onu muhafizlarinin basina kojdu. Old-Testament-Numbers-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Adları şunlardı: Ruven oymağından Zakkur oğlu Şammua.|adlari sunlardi ruven ojmaɡindan zakkur oɡlu sammua. New-Testament-2-Timothy-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın ve dirileri ve ölüleri yargılayacak olan Efendi Yeşua Mesih’in önünde, O’nun gelişi ve krallığı hakkı için sana buyuruyorum:|tanri’nin ve dirileri ve oluleri jarɡilajat͡ʃak olan efendi jesua mesih’in onundeʔ o’nun ɡelisi ve kralliɡi hakki it͡ʃin sana bujurujorum Old-Testament-Job-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yatağım beni rahatlatacak, döşeğim yakınmamı hafifletecek dediğimde,|jataɡim beni rahatlatat͡ʃakʔ doseɡim jakinmami hafifletet͡ʃek dediɡimdeʔ Old-Testament-Numbers-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece hep devam etti. Bulut onu örterdi, geceleyin de ateş görünümü.|bojlet͡ʃe hep devam etti. bulut onu orterdiʔ ɡet͡ʃelejin de ates ɡorunumu. Old-Testament-2-Chronicles-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi, İsrael'in Tanrısı ey Yahve, hizmetkârın David'e söylediğin söz doğru çıksın.\"\"\"|\"simdiʔ israelʔin tanrisi ej jahveʔ hizmetkarin davidʔe sojlediɡin soz doɡru t͡ʃiksin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-115-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz şimdiden sonsuza dek, Yah’ı öveceğiz, Yah’ı övün!|ama biz simdiden sonsuza dekʔ jah’i ovet͡ʃeɡizʔ jah’i ovun! Old-Testament-Psalms-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözbebeğin gibi koru beni. Beni kanatlarının gölgesinde sakla,|ɡozbebeɡin ɡibi koru beni. beni kanatlarinin ɡolɡesinde saklaʔ New-Testament-Matthew-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size şunu söyleyeyim, yargı gününde Sur ve Sayda sizden daha katlanılır olacaktır.|ama size sunu sojlejejimʔ jarɡi ɡununde sur ve sajda sizden daha katlanilir olat͡ʃaktir. Old-Testament-Job-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İnsan da öyle yatar ve kalkmaz. Gökler yok oluncaya dek uyanmazlar, ve uykularından uyandırılmazlar.\"\"\"|\"insan da ojle jatar ve kalkmaz. ɡokler jok olunt͡ʃaja dek ujanmazlarʔ ve ujkularindan ujandirilmazlar.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, Yonatan’a, \"\"Baban sana sert yanıt verirse bana kim söyleyecek?’ dedi.\"|\"davidʔ jonatan’aʔ \"\"baban sana sert janit verirse bana kim sojlejet͡ʃek?’ dedi.\" Old-Testament-Exodus-038-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sununun tuncu yetmiş talant ve iki bin dört yüz şekeldi.|sununun tunt͡ʃu jetmis talant ve iki bin dort juz sekeldi. Old-Testament-Job-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın gizli öğüdünü duydun mu? Bilgeliği kendine mi saklıyorsun?|tanriʔnin ɡizli oɡudunu dujdun mu? bilɡeliɡi kendine mi saklijorsun? Old-Testament-2-Kings-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle buyurdu: “Şunu yapın: Şabat'ta içeri girenlerin üçte biri kralın evinin bekçisi olacak.|onlara sojle bujurdu “sunu japin sabatʔta it͡ʃeri ɡirenlerin ut͡ʃte biri kralin evinin bekt͡ʃisi olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sığırlarından ve sürülerinden doğan bütün ilk doğan erkekleri Tanrın Yahve'ye adayacaksın. Sığırlarının ilk doğanı ile iş yapmayacaksın ve sürülerinin ilk doğanını kırkmayacaksınız.|siɡirlarindan ve surulerinden doɡan butun ilk doɡan erkekleri tanrin jahveʔje adajat͡ʃaksin. siɡirlarinin ilk doɡani ile is japmajat͡ʃaksin ve surulerinin ilk doɡanini kirkmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-1-Chronicles-006-067|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara sığınma kentleri verildi: Efraim dağlık bölgesindeki Şekem ile otlaklarını ve Gezer ile otlaklarını,|onlara siɡinma kentleri verildi efraim daɡlik bolɡesindeki sekem ile otlaklarini ve ɡezer ile otlaklariniʔ Old-Testament-2-Chronicles-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası Amatsya'nın yapmış olduğu her şeye göre, Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı.|babasi amatsjaʔnin japmis olduɡu her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti. Old-Testament-Exodus-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Hasatınızdan ve masaranızdan çıkanı sunmakta gecikmeyeceksiniz.\"\" “Oğullarının ilk doğanı bana vereceksin.\"\"\"|\"\"\"hasatinizdan ve masaranizdan t͡ʃikani sunmakta ɡet͡ʃikmejet͡ʃeksiniz.\"\" “oɡullarinin ilk doɡani bana veret͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelini Tamar ona Peres ve Zerah'ı doğurdu. Yahuda'nın bütün oğulları beştir.|ɡelini tamar ona peres ve zerahʔi doɡurdu. jahudaʔnin butun oɡullari bestir. Old-Testament-Psalms-132-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gerçekten evimin içine girmeyeceğim, yatağıma çıkmayacağım,|“ɡert͡ʃekten evimin it͡ʃine ɡirmejet͡ʃeɡimʔ jataɡima t͡ʃikmajat͡ʃaɡimʔ Old-Testament-1-Kings-001-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk onun ardından geldi ve halk zurnalar çaldı ve büyük bir sevinçle sevindi, öyle ki, yer onların sesiyle sarsıldı.|butun halk onun ardindan ɡeldi ve halk zurnalar t͡ʃaldi ve bujuk bir sevint͡ʃle sevindiʔ ojle kiʔ jer onlarin sesijle sarsildi. Old-Testament-Isaiah-063-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sevgi dolu iyiliklerini, övgülerini, Yahve'nin bize verdiği her şeye, İsrael evine olan büyük iyiliğine, merhametlerine ve sevgi dolu iyiliklerinin çokluğuna göre anlatacağım.|jahveʔnin sevɡi dolu ijilikleriniʔ ovɡuleriniʔ jahveʔnin bize verdiɡi her sejeʔ israel evine olan bujuk ijiliɡineʔ merhametlerine ve sevɡi dolu ijiliklerinin t͡ʃokluɡuna ɡore anlatat͡ʃaɡim. New-Testament-Romans-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse soruyorum, Tanrı halkını reddetti mi? Kesinlikle hayır! Çünkü ben de Benyamin oymağından Avraham’ın soyundan bir İsraelli’yim.|ojlejse sorujorumʔ tanri halkini reddetti mi? kesinlikle hajir! t͡ʃunku ben de benjamin ojmaɡindan avraham’in sojundan bir israelli’jim. New-Testament-1-John-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularım, siz Tanrı’dansınız ve onları yendiniz. Çünkü sizde olan, dünyada olandan daha büyüktür.|javrularimʔ siz tanri’dansiniz ve onlari jendiniz. t͡ʃunku sizde olanʔ dunjada olandan daha bujuktur. Old-Testament-Jeremiah-049-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, kâseden içmeye layık olmayanlar kesinlikle içecek; ve sen tamamen cezasız kalacak olan mısın? Cezasız kalmayacaksın, kesinlikle içeceksin.\"|\"t͡ʃunku jahve sojle dijor \"\"isteʔ kaseden it͡ʃmeje lajik olmajanlar kesinlikle it͡ʃet͡ʃek; ve sen tamamen t͡ʃezasiz kalat͡ʃak olan misin? t͡ʃezasiz kalmajat͡ʃaksinʔ kesinlikle it͡ʃet͡ʃeksin.\" Old-Testament-1-Chronicles-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|on birincisi Azarel'e, oğulları ve kardeşleri on iki;|on birint͡ʃisi azarelʔeʔ oɡullari ve kardesleri on iki; Old-Testament-Joshua-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, bu aranızda bir belirti olsun, gelecekte çocuklarınız, 'Bu taşların anlamı nedir?' diye sorduklarında onlara,|ojle kiʔ bu aranizda bir belirti olsunʔ ɡelet͡ʃekte t͡ʃot͡ʃuklarinizʔ ʔbu taslarin anlami nedir?ʔ dije sorduklarinda onlaraʔ New-Testament-Luke-008-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua adamın evine vardığında, Petrus, Yuhanna, Yakov ve çocuğun babası ve annesi dışında kimsenin kendisiyle birlikte içeri girmesine izin vermedi.|jesua adamin evine vardiɡindaʔ petrusʔ juhannaʔ jakov ve t͡ʃot͡ʃuɡun babasi ve annesi disinda kimsenin kendisijle birlikte it͡ʃeri ɡirmesine izin vermedi. Old-Testament-Psalms-104-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Karartırsın, gece olur, o zaman tüm orman hayvanları çıkar.|karartirsinʔ ɡet͡ʃe olurʔ o zaman tum orman hajvanlari t͡ʃikar. New-Testament-Luke-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler, “Vaftizci Yuhanna, ama bazıları Eliya, ötekiler de eski peygamberlerden biri dirilmiş, diyor” dediler.|oɡrent͡ʃilerʔ “vaftizt͡ʃi juhannaʔ ama bazilari elijaʔ otekiler de eski pejɡamberlerden biri dirilmisʔ dijor” dediler. Old-Testament-Exodus-029-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'nı ve sunağı kutsal kılacağım. Aron'u ve oğullarını da kâhinlik makamında bana hizmet etmeleri için kutsayacağım.|bulusma t͡ʃadiriʔni ve sunaɡi kutsal kilat͡ʃaɡim. aronʔu ve oɡullarini da kahinlik makaminda bana hizmet etmeleri it͡ʃin kutsajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-072-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde yaşayanlar önünde eğilsin. Düşmanları toz yalasın,|t͡ʃolde jasajanlar onunde eɡilsin. dusmanlari toz jalasinʔ New-Testament-John-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yeşua, onların gelip kendisini kral yapmak üzere zorla götüreceklerini bildiği için yalnız başına yine dağa çekildi.|bu nedenle jesuaʔ onlarin ɡelip kendisini kral japmak uzere zorla ɡoturet͡ʃeklerini bildiɡi it͡ʃin jalniz basina jine daɡa t͡ʃekildi. Old-Testament-Proverbs-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızlar günahların kefaretiyle alay ederler, ama doğruların arasında iyi niyet vardır.|akilsizlar ɡunahlarin kefaretijle alaj ederlerʔ ama doɡrularin arasinda iji nijet vardir. Old-Testament-Proverbs-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi kovalayan olmasa da kaçar, ama doğrular aslan gibi cesurdur.|kotu kisi kovalajan olmasa da kat͡ʃarʔ ama doɡrular aslan ɡibi t͡ʃesurdur. Old-Testament-1-Kings-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İzebel'in Yahve'nin peygamberlerini öldürdüğü zaman, yaptığım şey, Yahve'nin peygamberlerinden yüz kişiyi ellişer olarak birlikte bir mağaraya saklayıp onları ekmek ve suyla beslediğim, efendime bildirilmedi mi?|izebelʔin jahveʔnin pejɡamberlerini oldurduɡu zamanʔ japtiɡim sejʔ jahveʔnin pejɡamberlerinden juz kisiji elliser olarak birlikte bir maɡaraja saklajip onlari ekmek ve sujla beslediɡimʔ efendime bildirilmedi mi? Old-Testament-1-Chronicles-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O gece Tanrı'nın sözü Natan'a geldi ve şöyle dedi,|o ɡet͡ʃe tanriʔnin sozu natanʔa ɡeldi ve sojle dediʔ Old-Testament-Jeremiah-042-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Peygamber Yeremya onlara, \"\"Sizi duydum\"\" dedi, \"\"İşte, Tanrınız Yahve'ye sözlerinize göre dua edeceğim. Yahve size ne yanıt verirse size bildireceğim. Sizden bir şey saklamayacağım.\"\"\"|\"o zaman pejɡamber jeremja onlaraʔ \"\"sizi dujdum\"\" dediʔ \"\"isteʔ tanriniz jahveʔje sozlerinize ɡore dua edet͡ʃeɡim. jahve size ne janit verirse size bildiret͡ʃeɡim. sizden bir sej saklamajat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Psalms-122-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Hadi Yahve'nin evine gidelim!” dediklerinde sevindim.|banaʔ “hadi jahveʔnin evine ɡidelim!” dediklerinde sevindim. New-Testament-Acts-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus halkın arasına girmek istediyse de, öğrenciler ona izin vermedi.|pavlus halkin arasina ɡirmek istedijse deʔ oɡrent͡ʃiler ona izin vermedi. Old-Testament-Psalms-136-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük kralları vurana, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|bujuk krallari vuranaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Jeremiah-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Yahve, Yahuda Kralı'nın evi için şöyle diyor: \"\"Sen benim için Gilad'sın, Lübnan'ın başı. Ancak seni kesinlikle bir çöl, içinde kimsenin oturmadığı kentler yapacağım.\"|\"t͡ʃunku jahveʔ jahuda kraliʔnin evi it͡ʃin sojle dijor \"\"sen benim it͡ʃin ɡiladʔsinʔ lubnanʔin basi. ant͡ʃak seni kesinlikle bir t͡ʃolʔ it͡ʃinde kimsenin oturmadiɡi kentler japat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Ruth-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Boaz ona, \"\"Kocanın ölümünden beri kaynanana yaptıklarını, babanı, anneni ve doğduğun ülkeyi bırakıp daha önce tanımadığın bir halkın yanına geldiğini bana anlattılar\"\" diye karşılık verdi.\"|\"boaz onaʔ \"\"kot͡ʃanin olumunden beri kajnanana japtiklariniʔ babaniʔ anneni ve doɡduɡun ulkeji birakip daha ont͡ʃe tanimadiɡin bir halkin janina ɡeldiɡini bana anlattilar\"\" dije karsilik verdi.\" Old-Testament-Psalms-104-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhunu gönderirsin, yaratılırlar. Yerin yüzünü yenilersin.|ruhunu ɡonderirsinʔ jaratilirlar. jerin juzunu jenilersin. New-Testament-Luke-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana karşı günde yedi kez günah işler ve yedi kez gelip, ‘Tövbe ediyorum’ derse onu bağışlayacaksın.”|sana karsi ɡunde jedi kez ɡunah isler ve jedi kez ɡelipʔ ‘tovbe edijorum’ derse onu baɡislajat͡ʃaksin.” Old-Testament-1-Samuel-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'nun çocuklarının kralı Nahaş'ın size karşı geldiğini gördüğünüzde, Tanrınız Yahve sizin Kralınız'ken bana, 'Hayır, üzerimize bir kral hükmedecek' dediniz.|ammonʔnun t͡ʃot͡ʃuklarinin krali nahasʔin size karsi ɡeldiɡini ɡorduɡunuzdeʔ tanriniz jahve sizin kralinizʔken banaʔ ʔhajirʔ uzerimize bir kral hukmedet͡ʃekʔ dediniz. Old-Testament-Leviticus-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini günah sunusunun başına koyacak ve günah sunusunu yakmalık sunu yerinde kesecek.|elini ɡunah sunusunun basina kojat͡ʃak ve ɡunah sunusunu jakmalik sunu jerinde keset͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-044-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ekmeğimi, yağı ve kanı sunarken, kutsal yerimde bulunmak, onu, evimi, kirletmek üzere, yüreği sünnetsiz, bedeni sünnetsiz yabancıları içeri sokmakla, bütün iğrençliklerinize ek olarak, antlaşmamı da onlar bozdular.|ekmeɡimiʔ jaɡi ve kani sunarkenʔ kutsal jerimde bulunmakʔ onuʔ evimiʔ kirletmek uzereʔ jureɡi sunnetsizʔ bedeni sunnetsiz jabant͡ʃilari it͡ʃeri sokmaklaʔ butun iɡrent͡ʃliklerinize ek olarakʔ antlasmami da onlar bozdular. Old-Testament-Job-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan nedir ki, onu büyütesin, düşünceni onunla meşgul edesin,|insan nedir kiʔ onu bujutesinʔ dusunt͡ʃeni onunla mesɡul edesinʔ New-Testament-Romans-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Zina etmeyin” diyen sen, kendin zina eder misin? Putlardan iğrenirken, tapınakları soyar mısın?|“zina etmejin” dijen senʔ kendin zina eder misin? putlardan iɡrenirkenʔ tapinaklari sojar misin? Old-Testament-Job-028-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İnsana şöyle dedi, 'İşte, Efendi korkusu, bilgelik budur. Kötülükten uzaklaşmak anlayıştır.'\"\"\"|\"insana sojle dediʔ ʔisteʔ efendi korkusuʔ bilɡelik budur. kotulukten uzaklasmak anlajistir.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, \"\"Bütün bunlar,\"\" dedi, \"\"Bu örneğin bütün işleri, Yahve'nin elinden bana yazılı olarak anlatıldı.\"\"\"|\"davidʔ \"\"butun bunlarʔ\"\" dediʔ \"\"bu orneɡin butun isleriʔ jahveʔnin elinden bana jazili olarak anlatildi.\"\"\" Old-Testament-Genesis-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa Yahve’ye bir sunak yaptı, her temiz hayvandan, her temiz kuştan aldı ve sunakta yakmalık sunular sundu.|noa jahve’je bir sunak japtiʔ her temiz hajvandanʔ her temiz kustan aldi ve sunakta jakmalik sunular sundu. New-Testament-Matthew-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara benzetmelerle çok şeyler söyleyip dedi. “İşte, çiftçinin biri tohum ekmek için çıktı”|onlara benzetmelerle t͡ʃok sejler sojlejip dedi. “isteʔ t͡ʃiftt͡ʃinin biri tohum ekmek it͡ʃin t͡ʃikti” Old-Testament-Amos-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bahçelerinizde ve bağlarınızda sizi birçok kez samyeli ve küfle vurdum; ve sürü halinde çekirgeler incir ağaçlarınızı ve zeytin ağaçlarınızı yedi; yine de bana dönmediniz” diyor Yahve.|“baht͡ʃelerinizde ve baɡlarinizda sizi birt͡ʃok kez samjeli ve kufle vurdum; ve suru halinde t͡ʃekirɡeler int͡ʃir aɡat͡ʃlarinizi ve zejtin aɡat͡ʃlarinizi jedi; jine de bana donmediniz” dijor jahve. Old-Testament-Isaiah-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Yahve korkusu ruhu, onun üzerinde duracak.|jahveʔnin ruhuʔ bilɡelik ve anlajis ruhuʔ oɡut ve ɡut͡ʃ ruhuʔ bilɡi ve jahve korkusu ruhuʔ onun uzerinde durat͡ʃak. Old-Testament-Song-of-Songs-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Vadinin yeşil fidanlarını görmek, asma tomurcuklandı mı, narlar çiçek açtı mı diye görmek için, ceviz bahçesine indim.|vadinin jesil fidanlarini ɡormekʔ asma tomurt͡ʃuklandi miʔ narlar t͡ʃit͡ʃek at͡ʃti mi dije ɡormek it͡ʃinʔ t͡ʃeviz baht͡ʃesine indim. Old-Testament-Psalms-105-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Beylerini istediği gibi eğitsin, ihtiyarlarına bilgelik öğretsin diye.|bejlerini istediɡi ɡibi eɡitsinʔ ihtijarlarina bilɡelik oɡretsin dije. New-Testament-Revelation-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama korkak, imansız, günahkâr, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onların yeri, ateş ve kükürtle yanan göldür. Bu, ikinci ölümdür.”|ama korkakʔ imansizʔ ɡunahkarʔ iɡrent͡ʃʔ adam oldurenʔ fuhus japanʔ bujut͡ʃuʔ putperest ve butun jalant͡ʃilara ɡelint͡ʃeʔ onlarin jeriʔ ates ve kukurtle janan ɡoldur. buʔ ikint͡ʃi olumdur.” Old-Testament-Psalms-127-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte çocuklar Yahve’nin mirasıdır. Rahmin ürünü, onun ödülüdür.|iste t͡ʃot͡ʃuklar jahve’nin mirasidir. rahmin urunuʔ onun oduludur. New-Testament-Matthew-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes, kardeşi Filipus’un karısı Hirodiya’nın hatırına, Yuhanna’yı tutuklatmış, bağlatmış ve zindana atmıştı.|hirodesʔ kardesi filipus’un karisi hirodija’nin hatirinaʔ juhanna’ji tutuklatmisʔ baɡlatmis ve zindana atmisti. New-Testament-1-Thessalonians-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan ötürü, kardeşlerim, imanınız sayesinde bütün sıkıntı ve acılarımızın içinde sizinle teselli bulduk.|bundan oturuʔ kardeslerimʔ imaniniz sajesinde butun sikinti ve at͡ʃilarimizin it͡ʃinde sizinle teselli bulduk. New-Testament-Revelation-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedincisi tasını havaya boşalttı. Göğün tapınağından, tahttan, “Tamamlandı!” diyen yüksek bir ses geldi.|jedint͡ʃisi tasini havaja bosaltti. ɡoɡun tapinaɡindanʔ tahttanʔ “tamamlandi!” dijen juksek bir ses ɡeldi. New-Testament-2-Corinthians-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes gönülsüzce ya da zorunluymuş gibi değil, yüreğinde tasarladığı gibi versin. Çünkü Tanrı sevinçle vereni sever.|herkes ɡonulsuzt͡ʃe ja da zorunlujmus ɡibi deɡilʔ jureɡinde tasarladiɡi ɡibi versin. t͡ʃunku tanri sevint͡ʃle vereni sever. Old-Testament-Psalms-077-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece ilahimi hatırlıyorum. Kendi yüreğimi düşünüyorum; ruhum inceden inceye soruyor:|ɡet͡ʃe ilahimi hatirlijorum. kendi jureɡimi dusunujorum; ruhum int͡ʃeden int͡ʃeje sorujor Old-Testament-Leviticus-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kurallarımı ve ilkelerimi tutacaksınız; ne yerli, ne de aranızda garip olarak yaşayan yabancılar bu iğrençliklerin hiçbirini yapmayacak,|bu nedenle kurallarimi ve ilkelerimi tutat͡ʃaksiniz; ne jerliʔ ne de aranizda ɡarip olarak jasajan jabant͡ʃilar bu iɡrent͡ʃliklerin hit͡ʃbirini japmajat͡ʃakʔ New-Testament-John-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylediği, “Bana verdiklerinden hiçbirini kaybetmedim” sözü yerine gelsin diye böyle konuştu.|sojlediɡiʔ “bana verdiklerinden hit͡ʃbirini kajbetmedim” sozu jerine ɡelsin dije bojle konustu. New-Testament-Romans-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, uygun gördüler. Çünkü onlara borçludurlar. Madem uluslar onların ruhsal şeylerine ortak oldular, uluslar da maddesel şeylerle onlara hizmet etmeye borçludurlar.|evetʔ ujɡun ɡorduler. t͡ʃunku onlara bort͡ʃludurlar. madem uluslar onlarin ruhsal sejlerine ortak oldularʔ uluslar da maddesel sejlerle onlara hizmet etmeje bort͡ʃludurlar. Old-Testament-Jeremiah-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gördüm ki, o dönek İsrael’in zina etmiş olduğu için, onu boşayıp kendisine boşanma belgesi verdiğimde, hain kız kardeşi Yahuda hiç korkmadı, ama gidip o da fahişelik yaptı.|ɡordum kiʔ o donek israel’in zina etmis olduɡu it͡ʃinʔ onu bosajip kendisine bosanma belɡesi verdiɡimdeʔ hain kiz kardesi jahuda hit͡ʃ korkmadiʔ ama ɡidip o da fahiselik japti. Old-Testament-2-Kings-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yoaş'ın işlerinin geri kalanı ve yaptığı bütün işler, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|ve joasʔin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi butun islerʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-2-Samuel-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün Gad David'in yanına geldi ve ona, \"\"Çık, Yevuslu Aravna'nın harman yeri üzerinde Yahve'ye bir sunak yap\"\" dedi.\"|\"o ɡun ɡad davidʔin janina ɡeldi ve onaʔ \"\"t͡ʃikʔ jevuslu aravnaʔnin harman jeri uzerinde jahveʔje bir sunak jap\"\" dedi.\" New-Testament-1-Corinthians-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Çünkü onların ardından gelen ruhsal bir kayadan içtiler, o kaya Mesih’ti.|hepsi ajni ruhsal it͡ʃet͡ʃeɡi it͡ʃti. t͡ʃunku onlarin ardindan ɡelen ruhsal bir kajadan it͡ʃtilerʔ o kaja mesih’ti. Old-Testament-Jeremiah-032-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara tek yürek ve tek yol vereceğim, ta ki, hem kendi iyilikleri hem de kendilerinden sonraki çocuklarının iyiliği için daima benden korksunlar.|onlara tek jurek ve tek jol veret͡ʃeɡimʔ ta kiʔ hem kendi ijilikleri hem de kendilerinden sonraki t͡ʃot͡ʃuklarinin ijiliɡi it͡ʃin daima benden korksunlar. New-Testament-Revelation-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Var olan, var olmuş ve gelecek olan, Her Şeye Gücü Yeten Efendi Tanrı, ‘‘Alfa ve Omega Ben’im” diyor.|var olanʔ var olmus ve ɡelet͡ʃek olanʔ her seje ɡut͡ʃu jeten efendi tanriʔ ‘‘alfa ve omeɡa ben’im” dijor. Old-Testament-Psalms-141-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Duam buhur gibi, el kaldırışım akşam kurbanı gibi senin önünde dursun.|duam buhur ɡibiʔ el kaldirisim aksam kurbani ɡibi senin onunde dursun. New-Testament-1-Timothy-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Altmış yaşını geçmemiş hiç kimsenin adı dullar listesine yazılmasın, tek erkekle evlenmiş,|altmis jasini ɡet͡ʃmemis hit͡ʃ kimsenin adi dullar listesine jazilmasinʔ tek erkekle evlenmisʔ Old-Testament-Ezekiel-040-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürgünlüğümüzün yirmi beşinci yılında, yılın başında, ayın onuncu gününde, kentin vurulmasından sonraki on dördüncü yılda, aynı günde, Yahve'nin eli üzerimdeydi ve beni oraya götürdü.|surɡunluɡumuzun jirmi besint͡ʃi jilindaʔ jilin basindaʔ ajin onunt͡ʃu ɡunundeʔ kentin vurulmasindan sonraki on dordunt͡ʃu jildaʔ ajni ɡundeʔ jahveʔnin eli uzerimdejdi ve beni oraja ɡoturdu. Old-Testament-Psalms-046-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın ucuna kadar savaşları durdurur. Yayı kırar, mızrağı parçalar. Savaş arabalarını ateşte yakar.|dunjanin ut͡ʃuna kadar savaslari durdurur. jaji kirarʔ mizraɡi part͡ʃalar. savas arabalarini ateste jakar. Old-Testament-Hosea-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik büyük krala armağan olarak Aşur'a götürülecek. Efraim utanç duyacak, ve İsrael kendi öğüdünden utanacak.|ustelik bujuk krala armaɡan olarak asurʔa ɡoturulet͡ʃek. efraim utant͡ʃ dujat͡ʃakʔ ve israel kendi oɡudunden utanat͡ʃak. Old-Testament-Job-033-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben de Tanrı'ya senin gibiyim. Ben de balçıktan şekillendirildim.|isteʔ ben de tanriʔja senin ɡibijim. ben de balt͡ʃiktan sekillendirildim. Old-Testament-Isaiah-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusu çoğalttın. Sevincini artırdın. İnsanlar ganimet paylaştıklarında nasıl sevinirlerse, onlar da senin önünde, hasattaki sevince göre sevinirler.|ulusu t͡ʃoɡalttin. sevint͡ʃini artirdin. insanlar ɡanimet pajlastiklarinda nasil sevinirlerseʔ onlar da senin onundeʔ hasattaki sevint͡ʃe ɡore sevinirler. Old-Testament-Ezekiel-038-005|und|SPEAKER_00_Turkish|onlarla birlikte, hepsi kalkanlı ve miğferli Pers'i, Kuş'u ve Put'u,|onlarla birlikteʔ hepsi kalkanli ve miɡferli persʔiʔ kusʔu ve putʔuʔ New-Testament-Luke-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok azda sadık olan, çokta da sadık olur. Çok azda dürüst olmayan, çokta da dürüst olmaz.|t͡ʃok azda sadik olanʔ t͡ʃokta da sadik olur. t͡ʃok azda durust olmajanʔ t͡ʃokta da durust olmaz. Old-Testament-Ezekiel-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sur'un duvarlarını harap edecekler, kulelerini yıkacaklar. Üzerinden toprağını da kazıyacağım ve onu çıplak bir kaya yapacağım.|surʔun duvarlarini harap edet͡ʃeklerʔ kulelerini jikat͡ʃaklar. uzerinden topraɡini da kazijat͡ʃaɡim ve onu t͡ʃiplak bir kaja japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Ecclesiastes-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilik gününde sevinin, sıkıntı gününde düşünün; evet, Tanrı ikisini yan yana yaptı, öyle ki, insan kendisinden sonra olacak şeyi bulmasın.|ijilik ɡununde sevininʔ sikinti ɡununde dusunun; evetʔ tanri ikisini jan jana japtiʔ ojle kiʔ insan kendisinden sonra olat͡ʃak seji bulmasin. Old-Testament-Job-033-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, canı çukura, yaşamı da yok edicilere yaklaşır.\"\"\"|\"evetʔ t͡ʃani t͡ʃukuraʔ jasami da jok edit͡ʃilere jaklasir.\"\"\" New-Testament-Luke-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, çok peygamberler, krallar sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama görmediler. Sizin duyduklarınızı duymak istediler, ama duymadılar” dedi.|size sunu sojlejejimʔ t͡ʃok pejɡamberlerʔ krallar sizin ɡorduklerinizi ɡormek istedilerʔ ama ɡormediler. sizin dujduklarinizi dujmak istedilerʔ ama dujmadilar” dedi. New-Testament-1-Peter-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Size gelecek lütuftan söz etmiş olan peygamberler, bu kurtuluşu gayretle arayıp soruşturdular.|size ɡelet͡ʃek lutuftan soz etmis olan pejɡamberlerʔ bu kurtulusu ɡajretle arajip sorusturdular. Old-Testament-Deuteronomy-033-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan hakkında şöyle dedi, “Dan, Başan'dan sıçrayan bir aslan yavrusudur.”|dan hakkinda sojle dediʔ “danʔ basanʔdan sit͡ʃrajan bir aslan javrusudur.” Old-Testament-Deuteronomy-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağını hasat ettiğinde, onu kendi ardından devşirmeyeceksin. Yabancının, yetimin ve dul kadının olacaktır.|baɡini hasat ettiɡindeʔ onu kendi ardindan devsirmejet͡ʃeksin. jabant͡ʃininʔ jetimin ve dul kadinin olat͡ʃaktir. New-Testament-2-Corinthians-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Şeytan bize üstünlük sağlamasın; çünkü onun düzenlerinden habersiz değiliz.|ojle kiʔ sejtan bize ustunluk saɡlamasin; t͡ʃunku onun duzenlerinden habersiz deɡiliz. Old-Testament-Nehemiah-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'e gelince, Elyaşiv, Yoyada, Yohanan ve Yaddua günlerinde atalar evlerinin başları ve Darius Pers döneminde kâhinler kaydedildi.|levililerʔe ɡelint͡ʃeʔ eljasivʔ jojadaʔ johanan ve jaddua ɡunlerinde atalar evlerinin baslari ve darius pers doneminde kahinler kajdedildi. Old-Testament-1-Chronicles-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|On dokuzuncusu Petahya'ya, yirmincisi Yehezkel'e,|on dokuzunt͡ʃusu petahjaʔjaʔ jirmint͡ʃisi jehezkelʔeʔ New-Testament-Acts-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Komutan gelip ona, “Söyle bana, sen Romalı mısın?” diye sordu. ‘‘Evet” dedi.|komutan ɡelip onaʔ “sojle banaʔ sen romali misin?” dije sordu. ‘‘evet” dedi. Old-Testament-1-Samuel-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Böyle aşırı gururla konuşmaya devam etme. Ağzından kibir çıkmasın, çünkü Yahve bilgi Tanrısı'dır. Eylemler O'nun tarafından tartılır.\"\"\"|\"“bojle asiri ɡururla konusmaja devam etme. aɡzindan kibir t͡ʃikmasinʔ t͡ʃunku jahve bilɡi tanrisiʔdir. ejlemler oʔnun tarafindan tartilir.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|bu nedenle bu kötülük sizin için yıkılmaya hazır bir yarık gibi olacak, yüksek duvarda dışa doğru kabarmış, yıkılışı birden ve ansızın olur.|bu nedenle bu kotuluk sizin it͡ʃin jikilmaja hazir bir jarik ɡibi olat͡ʃakʔ juksek duvarda disa doɡru kabarmisʔ jikilisi birden ve ansizin olur. Old-Testament-Genesis-039-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun giysisini elinde bırakıp dışarı kaçtığını görünce,|onun ɡijsisini elinde birakip disari kat͡ʃtiɡini ɡorunt͡ʃeʔ Old-Testament-Isaiah-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kılıcım gökte doyasıya içti. İşte, hüküm için Edom'un ve lanet ettiğim halkın üzerine inecek.|t͡ʃunku kilit͡ʃim ɡokte dojasija it͡ʃti. isteʔ hukum it͡ʃin edomʔun ve lanet ettiɡim halkin uzerine inet͡ʃek. New-Testament-Matthew-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama insanlar uykudayken, düşmanı gelip buğdayın arasına delice tohumları ekip gitti.|ama insanlar ujkudajkenʔ dusmani ɡelip buɡdajin arasina delit͡ʃe tohumlari ekip ɡitti. Old-Testament-Jeremiah-032-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Satın alma senedini Neriya oğlu Baruk’a teslim ettikten sonra, Yahve'ye dua edip dedim:|satin alma senedini nerija oɡlu baruk’a teslim ettikten sonraʔ jahveʔje dua edip dedim Old-Testament-1-Samuel-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel'in sözü bütün İsrael'e ulaştı. İsrael Filistliler'e karşı savaşa çıktı ve Evenezer'in yanında ordugâh kurdu; Filistliler de Afek'te ordugâh kurdular.|samuelʔin sozu butun israelʔe ulasti. israel filistlilerʔe karsi savasa t͡ʃikti ve evenezerʔin janinda orduɡah kurdu; filistliler de afekʔte orduɡah kurdular. Old-Testament-Joshua-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi onları tümüyle yok etmek, İsrael'e karşı savaşa çıkmak için onların yüreklerini katılaştırmak, hiçbir lütuf görmeyerek onları yok etmek Yahve'dendi.|t͡ʃunku jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi onlari tumujle jok etmekʔ israelʔe karsi savasa t͡ʃikmak it͡ʃin onlarin jureklerini katilastirmakʔ hit͡ʃbir lutuf ɡormejerek onlari jok etmek jahveʔdendi. New-Testament-Mark-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua derin bir iç çekerek şöyle dedi: “Bu kuşak neden bir belirti istiyor? Size doğrusunu söyleyeyim, bu kuşağa hiçbir belirti verilmeyecektir.”|jesua derin bir it͡ʃ t͡ʃekerek sojle dedi “bu kusak neden bir belirti istijor? size doɡrusunu sojlejejimʔ bu kusaɡa hit͡ʃbir belirti verilmejet͡ʃektir.” Old-Testament-Song-of-Songs-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilime kapıyı açmak için kalktım. Ellerimden mür damladı, parmaklarımdan aktı, sürgü tokmakları üzerine.|sevɡilime kapiji at͡ʃmak it͡ʃin kalktim. ellerimden mur damladiʔ parmaklarimdan aktiʔ surɡu tokmaklari uzerine. Old-Testament-2-Kings-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yüksek yerler kaldırılmamıştı. Halk hâlâ kurban kesiyor ve yüksek yerlerde buhur yakıyordu.|ant͡ʃak juksek jerler kaldirilmamisti. halk hala kurban kesijor ve juksek jerlerde buhur jakijordu. Old-Testament-1-Samuel-020-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Yişay'ın oğlu yeryüzünde yaşadığı sürece sen de krallığın da sağlam olmayacak. Bu yüzden şimdi gönder de onu bana getir, çünkü kesinlikle ölecek!\"\"\"|\"t͡ʃunku jisajʔin oɡlu jerjuzunde jasadiɡi suret͡ʃe sen de kralliɡin da saɡlam olmajat͡ʃak. bu juzden simdi ɡonder de onu bana ɡetirʔ t͡ʃunku kesinlikle olet͡ʃek!\"\"\" New-Testament-Matthew-024-036|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama o günü ve saati, gökteki melekler bile bilmez, yalnız Babam’dan başka kimse bilmez.|“ama o ɡunu ve saatiʔ ɡokteki melekler bile bilmezʔ jalniz babam’dan baska kimse bilmez. Old-Testament-Amos-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden ezgilerinizin gürültüsünü uzaklaştırın! Arplarınızın müziğini dinlemeyeceğim.|benden ezɡilerinizin ɡurultusunu uzaklastirin! arplarinizin muziɡini dinlemejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Job-041-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Boynunda güç vardır. Dehşet onun önünde oynamaktadır.|bojnunda ɡut͡ʃ vardir. dehset onun onunde ojnamaktadir. Old-Testament-Genesis-040-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır Kralı’nın zindanda tutuklu olan sakisi ve fırıncısı, aynı gece düşlerinin yorumlarına göre birer düş gördüler.|misir krali’nin zindanda tutuklu olan sakisi ve firint͡ʃisiʔ ajni ɡet͡ʃe duslerinin jorumlarina ɡore birer dus ɡorduler. New-Testament-Mark-014-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Getsemani adlı bir yere geldiler. Öğrencilerine, “Ben dua ederken siz burada oturun” dedi.|ɡetsemani adli bir jere ɡeldiler. oɡrent͡ʃilerineʔ “ben dua ederken siz burada oturun” dedi. New-Testament-Luke-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kendisi ıssız yerlere çekilip dua ediyordu.|ama kendisi issiz jerlere t͡ʃekilip dua edijordu. Old-Testament-Proverbs-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Zorba adam komşusunu ayartır, onu iyi olmayan bir yola götürür.|zorba adam komsusunu ajartirʔ onu iji olmajan bir jola ɡoturur. Old-Testament-Jeremiah-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün bu ülke harabe ve şaşılacak yer olacak; ve bu uluslar Babil Kralı'na yetmiş yıl hizmet edecekler.\"\"\"|\"butun bu ulke harabe ve sasilat͡ʃak jer olat͡ʃak; ve bu uluslar babil kraliʔna jetmis jil hizmet edet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç bin özdeyiş söyledi, ezgilerinin sayısı bin beşdi.|ut͡ʃ bin ozdejis sojlediʔ ezɡilerinin sajisi bin besdi. New-Testament-Luke-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Efendim, sözüne göre, artık esenlik içinde hizmetkarını bırakıyorsun,|“ej efendimʔ sozune ɡoreʔ artik esenlik it͡ʃinde hizmetkarini birakijorsunʔ Old-Testament-Genesis-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar oradan kalkıp Sodom'a baktılar. Avraham onları yolcu etmek için onlarla birlikte gitti.|adamlar oradan kalkip sodomʔa baktilar. avraham onlari jolt͡ʃu etmek it͡ʃin onlarla birlikte ɡitti. New-Testament-Romans-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, günahın ölümlü bedenlerinizde hüküm sürmesine izin vermeyin; öyle ki, bedenin tutkularına itaat etmeyesiniz.|bu nedenleʔ ɡunahin olumlu bedenlerinizde hukum surmesine izin vermejin; ojle kiʔ bedenin tutkularina itaat etmejesiniz. Old-Testament-Ezekiel-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bilecekler ki, ben Yahve'yim. Onlara bu kötülüğü yapacağımı boşuna söylemedim.\"\"'\"\"\"|\"bilet͡ʃekler kiʔ ben jahveʔjim. onlara bu kotuluɡu japat͡ʃaɡimi bosuna sojlemedim.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Daniel-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra bu başkanlar ve yerel valiler kralın yanına toplandılar ve ona, \"\"Kral Darius, daima yaşa!\"\" dediler.\"|\"sonra bu baskanlar ve jerel valiler kralin janina toplandilar ve onaʔ \"\"kral dariusʔ daima jasa!\"\" dediler.\" Old-Testament-Exodus-039-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İki örme zincirin diğer iki ucunu iki yuva üzerine geçirip efodun ön tarafındaki omuz askılarına taktılar.|iki orme zint͡ʃirin diɡer iki ut͡ʃunu iki juva uzerine ɡet͡ʃirip efodun on tarafindaki omuz askilarina taktilar. Old-Testament-Job-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Neden sefalet içinde olana ışık, canı acı olana yaşam verilir?|“neden sefalet it͡ʃinde olana isikʔ t͡ʃani at͡ʃi olana jasam verilir? Old-Testament-Ezekiel-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar lacivert giyinen valiler ve beyler, hepsi çekici genç adamlar, atlılardı.|onlar lat͡ʃivert ɡijinen valiler ve bejlerʔ hepsi t͡ʃekit͡ʃi ɡent͡ʃ adamlarʔ atlilardi. New-Testament-Matthew-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Neden korkuyorsunuz, ey kıt imanlılar?” dedi. Sonra kalktı, rüzgârı ve denizi azarladı ve büyük bir sakinlik oldu.|onlaraʔ “neden korkujorsunuzʔ ej kit imanlilar?” dedi. sonra kalktiʔ ruzɡari ve denizi azarladi ve bujuk bir sakinlik oldu. New-Testament-Luke-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua köy kent dolaşarak Yeruşalem’e doğru yol alıyordu.|jesua koj kent dolasarak jerusalem’e doɡru jol alijordu. New-Testament-Jude-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazılarını da korkuyla ateşten çekip kurtarın. Bedenin lekelediği giysiden bile tiksinin.|bazilarini da korkujla atesten t͡ʃekip kurtarin. bedenin lekelediɡi ɡijsiden bile tiksinin. Old-Testament-Isaiah-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onda asla oturulmayacak, ne de içinde bir daha kuşaktan kuşağa yaşanacak. Arap orada çadır kurmayacak, ne de çobanlar sürülerini orada yatıracaklar.|onda asla oturulmajat͡ʃakʔ ne de it͡ʃinde bir daha kusaktan kusaɡa jasanat͡ʃak. arap orada t͡ʃadir kurmajat͡ʃakʔ ne de t͡ʃobanlar surulerini orada jatirat͡ʃaklar. Old-Testament-Ezekiel-041-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınağın kapılarına, onların üzerine, duvarlar üzerine yapılmış olduğu gibi, Keruvlar ve palmiye ağaçları yapılmıştı. Dışarıdaki eyvanın önünde tahtadan bir eşik vardı.|tapinaɡin kapilarinaʔ onlarin uzerineʔ duvarlar uzerine japilmis olduɡu ɡibiʔ keruvlar ve palmije aɡat͡ʃlari japilmisti. disaridaki ejvanin onunde tahtadan bir esik vardi. Old-Testament-Leviticus-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunuyu sundu ve onu kuralına göre sundu.|jakmalik sunuju sundu ve onu kuralina ɡore sundu. Old-Testament-Exodus-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnızca İsrael'in çocuklarının bulunduğu Goşen diyarında dolu yoktu.|jalnizt͡ʃa israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin bulunduɡu ɡosen dijarinda dolu joktu. Old-Testament-1-Kings-008-065|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Solomon, o sırada bütün İsrael de kendisiyle birlikte, Hamat'ın girişinden Mısır vadisine kadar büyük bir topluluk halinde, Tanrımız Yahve'nin önünde yedi gün, yedi gün daha, tam on dört gün bayram etti.|bojlet͡ʃe solomonʔ o sirada butun israel de kendisijle birlikteʔ hamatʔin ɡirisinden misir vadisine kadar bujuk bir topluluk halindeʔ tanrimiz jahveʔnin onunde jedi ɡunʔ jedi ɡun dahaʔ tam on dort ɡun bajram etti. Old-Testament-Isaiah-051-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey doğruluğu bilen sizler, yüreğinde yasam bulunan halk, beni dinleyin. İnsanların hakaretlerinden korkmayın, onların sövmelerinden yılmayın.|“ej doɡruluɡu bilen sizlerʔ jureɡinde jasam bulunan halkʔ beni dinlejin. insanlarin hakaretlerinden korkmajinʔ onlarin sovmelerinden jilmajin. New-Testament-Mark-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben size Eliya’nın geldiğini, hem de onun hakkında yazılmış olduğu gibi her istediklerini de ona yaptıklarını söylüyorum.”|ama ben size elija’nin ɡeldiɡiniʔ hem de onun hakkinda jazilmis olduɡu ɡibi her istediklerini de ona japtiklarini sojlujorum.” Old-Testament-Isaiah-037-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşaya onlara şöyle dedi: \"\"Efendinize deyin ki, 'Yahve şöyle diyor: Aşur Kralı'nın hizmetkârlarının bana küfrettiğini duyduğunuz o sözlerden korkmayın.\"|\"jesaja onlara sojle dedi \"\"efendinize dejin kiʔ ʔjahve sojle dijor asur kraliʔnin hizmetkarlarinin bana kufrettiɡini dujduɡunuz o sozlerden korkmajin.\" Old-Testament-Judges-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece geçip gittiler; ve Benyamin'e ait olan Giva yakınında güneş üzerlerine battı.|bojlet͡ʃe ɡet͡ʃip ɡittiler; ve benjaminʔe ait olan ɡiva jakininda ɡunes uzerlerine batti. Old-Testament-Psalms-079-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece biz, senin halkın ve otlağının koyunları, sana daima şükredeceğiz. Tüm nesiller boyunca seni daima öveceğiz.|bojlet͡ʃe bizʔ senin halkin ve otlaɡinin kojunlariʔ sana daima sukredet͡ʃeɡiz. tum nesiller bojunt͡ʃa seni daima ovet͡ʃeɡiz. Old-Testament-1-Samuel-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar, \"\"İsrael Tanrısı'nın Sandığı'nı gönderirseniz, onu boş göndermeyin; ama mutlaka ona bir suç sunusu geri verin. O zaman iyileşeceksiniz ve O'nun elinin sizden neden çekilmediği size bildirilecektir.\"\" dediler.\"|\"onlarʔ \"\"israel tanrisiʔnin sandiɡiʔni ɡonderirsenizʔ onu bos ɡondermejin; ama mutlaka ona bir sut͡ʃ sunusu ɡeri verin. o zaman ijileset͡ʃeksiniz ve oʔnun elinin sizden neden t͡ʃekilmediɡi size bildirilet͡ʃektir.\"\" dediler.\" New-Testament-Mark-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua onu elinden tutup kaldırdı; o da kalktı.|ama jesua onu elinden tutup kaldirdi; o da kalkti. Old-Testament-Joshua-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Arnon Vadisi'nin kıyısındaki Aroer'den ve vadinin ortasında olan kentle Divon'a kadar bütün Medeva Ovası;|arnon vadisiʔnin kijisindaki aroerʔden ve vadinin ortasinda olan kentle divonʔa kadar butun medeva ovasi; New-Testament-Luke-022-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Niçin uyuyorsunuz? Kalkıp dua edin ki, ayartı içine girmeyesiniz” dedi.|onlaraʔ “nit͡ʃin ujujorsunuz? kalkip dua edin kiʔ ajarti it͡ʃine ɡirmejesiniz” dedi. Old-Testament-Song-of-Songs-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hurma ağacına çıkayım, meyvesini tutayım.” dedim. Memelerin asma salkımları gibi olsun, soluğunun kokusu da elma gibi.|“hurma aɡat͡ʃina t͡ʃikajimʔ mejvesini tutajim.” dedim. memelerin asma salkimlari ɡibi olsunʔ soluɡunun kokusu da elma ɡibi. Old-Testament-Jeremiah-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Seni kendi kötülüğün terbiye edecek ve dönekliğin seni azarlayacak. Öyleyse bil ve gör ki, Tanrın Yahve'yi bırakman, ve benden korkun olmaması kötü ve acı bir şeydir.” Diyor Efendi, Ordular Yahvesi.|“seni kendi kotuluɡun terbije edet͡ʃek ve donekliɡin seni azarlajat͡ʃak. ojlejse bil ve ɡor kiʔ tanrin jahveʔji birakmanʔ ve benden korkun olmamasi kotu ve at͡ʃi bir sejdir.” dijor efendiʔ ordular jahvesi. Old-Testament-Numbers-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü Peor meselesinde hileleriyle sizi sıkıştırdılar; Peor meselesinde ve veba gününde öldürülen kız kardeşleri Midyan beyinin kızı Kozbi ile ilgili olayda sizi aldattılar.”|t͡ʃunku peor meselesinde hilelerijle sizi sikistirdilar; peor meselesinde ve veba ɡununde oldurulen kiz kardesleri midjan bejinin kizi kozbi ile ilɡili olajda sizi aldattilar.” Old-Testament-Genesis-025-028|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak Esav'ı severdi, çünkü onun av etini yerdi. Rebeka, Yakov’u severdi.|ishak esavʔi severdiʔ t͡ʃunku onun av etini jerdi. rebekaʔ jakov’u severdi. Old-Testament-Psalms-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve benim gücüm ve kalkanımdır. Yüreğim O’na güvendi ve yardım buldum. Bu nedenle yüreğim coşuyor. Ezgimle O’na şükredeceğim.|jahve benim ɡut͡ʃum ve kalkanimdir. jureɡim o’na ɡuvendi ve jardim buldum. bu nedenle jureɡim t͡ʃosujor. ezɡimle o’na sukredet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Chronicles-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin oğulları: Gerşom ve Eliezer.|moseʔnin oɡullari ɡersom ve eliezer. Old-Testament-1-Samuel-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Oraya tepeye varınca, işte, bir peygamber topluluğu onu karşıladı. Ve Tanrı'nın Ruhu onun üzerine güçlü bir şekilde geldi ve onların aralarında peygamberlik etti.|oraja tepeje varint͡ʃaʔ isteʔ bir pejɡamber topluluɡu onu karsiladi. ve tanriʔnin ruhu onun uzerine ɡut͡ʃlu bir sekilde ɡeldi ve onlarin aralarinda pejɡamberlik etti. Old-Testament-1-Samuel-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölmeyen adamlar urlarla vuruldular ve kentin feryadı göğe yükseldi.|olmejen adamlar urlarla vuruldular ve kentin ferjadi ɡoɡe jukseldi. Old-Testament-Genesis-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Efron, Het oğullarının arasında oturuyordu. Hititli Efron, Het oğullarının, kent kapısından giren herkesin duyacağı biçimde, Avraham’a şu karşılığı verdi:|efronʔ het oɡullarinin arasinda oturujordu. hititli efronʔ het oɡullarininʔ kent kapisindan ɡiren herkesin dujat͡ʃaɡi bit͡ʃimdeʔ avraham’a su karsiliɡi verdi Old-Testament-Job-042-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve İyov'un sonunu başlangıcından daha çok kutsadı. On dört bin koyunu, altı bin devesi, bin çift öküzü ve bin dişi eşeği oldu.|bojlet͡ʃe jahve ijovʔun sonunu baslanɡit͡ʃindan daha t͡ʃok kutsadi. on dort bin kojunuʔ alti bin devesiʔ bin t͡ʃift okuzu ve bin disi eseɡi oldu. Old-Testament-Leviticus-013-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer kâhinin gözünde kaşıntı geçmişse ve onda siyah kıl çıkmışsa, kaşıntı iyileşmiştir. O kişi temizdir. Kâhin onu temiz ilan edecektir.\"\"\"|\"ama eɡer kahinin ɡozunde kasinti ɡet͡ʃmisse ve onda sijah kil t͡ʃikmissaʔ kasinti ijilesmistir. o kisi temizdir. kahin onu temiz ilan edet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Amos-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kentte boru çalınır da halk korkmaz mı? Bir kentin başına kötülük gelir de Yahve onu yapmamış olur mu?|bir kentte boru t͡ʃalinir da halk korkmaz mi? bir kentin basina kotuluk ɡelir de jahve onu japmamis olur mu? New-Testament-Mark-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben sizi su içinde vaftiz ettim, ama O sizi Kutsal Ruh’la vaftiz edecektir.”|ben sizi su it͡ʃinde vaftiz ettimʔ ama o sizi kutsal ruh’la vaftiz edet͡ʃektir.” Old-Testament-Judges-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin öfkesi İsrael'e karşı alevlendi ve şöyle dedi: \"\"Çünkü bu ulus atalarına buyurduğum antlaşmamı bozdu ve sözümü dinlemedi,\"|\"jahveʔnin ofkesi israelʔe karsi alevlendi ve sojle dedi \"\"t͡ʃunku bu ulus atalarina bujurduɡum antlasmami bozdu ve sozumu dinlemediʔ\" Old-Testament-Psalms-107-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları da kutsar, böylece fazlasıyla çoğalırlar. Hayvanlarının eksilmesine izin vermez.|onlari da kutsarʔ bojlet͡ʃe fazlasijla t͡ʃoɡalirlar. hajvanlarinin eksilmesine izin vermez. Old-Testament-2-Kings-015-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yotam atalarıyla uyudu ve babası David'in kentinde atalarıyla birlikte gömüldü; oğlu Ahaz onun yerine kral oldu.|jotam atalarijla ujudu ve babasi davidʔin kentinde atalarijla birlikte ɡomuldu; oɡlu ahaz onun jerine kral oldu. Old-Testament-Exodus-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabaha kadar ondan hiçbir şey kalmayacak, ondan sabaha kadar artakalanı ateşle yakacaksın.|sabaha kadar ondan hit͡ʃbir sej kalmajat͡ʃakʔ ondan sabaha kadar artakalani atesle jakat͡ʃaksin. Old-Testament-Ezekiel-041-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni tapınağa getirdi ve söveleri ölçtü, bir tarafta altı arşın, öbür tarafta altı arşın genişliğindeydi; bu çadırın genişliğiydi.|beni tapinaɡa ɡetirdi ve soveleri olt͡ʃtuʔ bir tarafta alti arsinʔ obur tarafta alti arsin ɡenisliɡindejdi; bu t͡ʃadirin ɡenisliɡijdi. New-Testament-Hebrews-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, her şeyde kardeşleri gibi olması gerekiyordu. Öyle ki, halkın günahlarına kefaret etmek üzere Tanrı’ya ilişkin şeylerde merhametli ve sadık bir başkâhin olsun.|bu nedenleʔ her sejde kardesleri ɡibi olmasi ɡerekijordu. ojle kiʔ halkin ɡunahlarina kefaret etmek uzere tanri’ja iliskin sejlerde merhametli ve sadik bir baskahin olsun. Old-Testament-1-Kings-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Omri oğlu Ahav, kendisinden öncekilerin hepsinden daha çok, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|omri oɡlu ahavʔ kendisinden ont͡ʃekilerin hepsinden daha t͡ʃokʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. Old-Testament-Isaiah-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Ordular Yahvesi adalet içinde yüceltilir, Kutsal Olan Tanrı doğruluk içinde kutsal kılındı.|ama ordular jahvesi adalet it͡ʃinde jut͡ʃeltilirʔ kutsal olan tanri doɡruluk it͡ʃinde kutsal kilindi. Old-Testament-Zechariah-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ordular Yahvesi şöyle diyor: 'Saygınlık için beni sizi yağmalamış olan uluslara gönderdi; çünkü size dokunan O'nun gözbebeğine dokunmuş olur.|t͡ʃunku ordular jahvesi sojle dijor ʔsajɡinlik it͡ʃin beni sizi jaɡmalamis olan uluslara ɡonderdi; t͡ʃunku size dokunan oʔnun ɡozbebeɡine dokunmus olur. Old-Testament-1-Chronicles-002-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Attay, Natan'ın babası oldu ve Natan, Zavad'ın babası oldu.|attajʔ natanʔin babasi oldu ve natanʔ zavadʔin babasi oldu. Old-Testament-Leviticus-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Başka birinin karısıyla zina eden kişi, komşusunun karısıyla zina eden kişi, zina eden adam da, zina eden kadın da kesinlikle öldürülecektir.'\"\"\"|\"\"\"ʔbaska birinin karisijla zina eden kisiʔ komsusunun karisijla zina eden kisiʔ zina eden adam daʔ zina eden kadin da kesinlikle oldurulet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Babalarının evini yöneten onun oğlu Şemaya'nın da oğulları oldu; çünkü onlar cesur yiğitlerdi.|babalarinin evini joneten onun oɡlu semajaʔnin da oɡullari oldu; t͡ʃunku onlar t͡ʃesur jiɡitlerdi. Old-Testament-Numbers-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ve dökmelik sunu olarak Yahve'ye hoş kokulu bir hin üçte bir oranında şarap sunacaksın.|ve dokmelik sunu olarak jahveʔje hos kokulu bir hin ut͡ʃte bir oraninda sarap sunat͡ʃaksin. New-Testament-Luke-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona karşılık verip şöyle dedi, “‘İnsan yalnız ekmekle yaşamaz, ama Tanrı’nın her sözüyle yaşar’ diye yazılmıştır”|jesua ona karsilik verip sojle dediʔ “‘insan jalniz ekmekle jasamazʔ ama tanri’nin her sozujle jasar’ dije jazilmistir” Old-Testament-2-Samuel-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey kral, Aravna bunların hepsini krala veriyor.\"\" dedi. Aravna, krala, \"\"Tanrın Yahve seni kabul etsin\"\" dedi.\"|\"ej kralʔ aravna bunlarin hepsini krala verijor.\"\" dedi. aravnaʔ kralaʔ \"\"tanrin jahve seni kabul etsin\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-025-044|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Çevrenizdeki uluslardan sahip olduğunuz erkek ve kadın kölelerinize gelince, onlardan erkek ve kadın köleler satın alabilirsiniz.\"|\"\"\"ʔt͡ʃevrenizdeki uluslardan sahip olduɡunuz erkek ve kadin kolelerinize ɡelint͡ʃeʔ onlardan erkek ve kadin koleler satin alabilirsiniz.\" New-Testament-1-Thessalonians-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’yı tanımayan öteki uluslar gibi şehvet tutkusuyla değil,|tanri’ji tanimajan oteki uluslar ɡibi sehvet tutkusujla deɡilʔ Old-Testament-Leviticus-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhinin elindeki yağın geri kalanını temiz kılınacak insanın başına sürecek ve kâhin Yahve'nin önünde onun için kefaret edecek.\"\"\"|\"kahinin elindeki jaɡin ɡeri kalanini temiz kilinat͡ʃak insanin basina suret͡ʃek ve kahin jahveʔnin onunde onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'de kale, Damaskus'da ve Suriye'nin geri kalanında krallık kalmayacak. Onlar İsrael'in çocuklarının görkemi gibi olacaklar” diyor Ordular Yahvesi.|efraimʔde kaleʔ damaskusʔda ve surijeʔnin ɡeri kalaninda krallik kalmajat͡ʃak. onlar israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ɡorkemi ɡibi olat͡ʃaklar” dijor ordular jahvesi. Old-Testament-Job-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten dudaklarım haksızlık söylemeyecek, dilimden de yalan çıkmayacak.|ɡert͡ʃekten dudaklarim haksizlik sojlemejet͡ʃekʔ dilimden de jalan t͡ʃikmajat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ey sen, doğruları sınayan, yüreği ve düşünceyi gören Ordular Yahvesi, onlardan alacağın öcü göreyim, çünkü davamı sana açıkladım.|ama ej senʔ doɡrulari sinajanʔ jureɡi ve dusunt͡ʃeji ɡoren ordular jahvesiʔ onlardan alat͡ʃaɡin ot͡ʃu ɡorejimʔ t͡ʃunku davami sana at͡ʃikladim. Old-Testament-Genesis-047-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov, Firavun'a, “Yolculuk yıllarım yüz otuz yıldır” dedi. “Ömrümün yıllarının günleri az ve kötüydü. Atalarımın yolculuk günlerinde yaşadıkları yıllara ulaşamadı.”|jakovʔ firavunʔaʔ “jolt͡ʃuluk jillarim juz otuz jildir” dedi. “omrumun jillarinin ɡunleri az ve kotujdu. atalarimin jolt͡ʃuluk ɡunlerinde jasadiklari jillara ulasamadi.” New-Testament-1-John-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’dan olduğumuzu ve bütün dünyanın kötü olanın elinde olduğunu biliyoruz.|tanri’dan olduɡumuzu ve butun dunjanin kotu olanin elinde olduɡunu bilijoruz. Old-Testament-Psalms-086-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarattığın bütün uluslar gelip sana tapınacaklar, ey Efendim. Adını yüceltecekler.|jarattiɡin butun uluslar ɡelip sana tapinat͡ʃaklarʔ ej efendim. adini jut͡ʃeltet͡ʃekler. New-Testament-Revelation-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kitabı alınca, dört canlı yaratık ve yirmi dört ihtiyar, Kuzu’nun önünde yere kapandılar. Her birinin elinde birer arp kutsalların duaları olan buhur dolu altın taslar vardı.|kitabi alint͡ʃaʔ dort t͡ʃanli jaratik ve jirmi dort ihtijarʔ kuzu’nun onunde jere kapandilar. her birinin elinde birer arp kutsallarin dualari olan buhur dolu altin taslar vardi. Old-Testament-Joshua-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Yahve'nin o gün söylediği bu dağlık bölgeyi şimdi bana ver; çünkü o gün Anaklılar'ın ve büyük ve surlu kentlerin orada olduğunu duydun. Belki Yahve benimle olur ve Yahve'nin dediği gibi onları kovarım.”|bu nedenleʔ jahveʔnin o ɡun sojlediɡi bu daɡlik bolɡeji simdi bana ver; t͡ʃunku o ɡun anaklilarʔin ve bujuk ve surlu kentlerin orada olduɡunu dujdun. belki jahve benimle olur ve jahveʔnin dediɡi ɡibi onlari kovarim.” Old-Testament-Job-041-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana çok yalvarır mı, ya da sana tatlı sözler söyler mi?|sana t͡ʃok jalvarir miʔ ja da sana tatli sozler sojler mi? Old-Testament-Psalms-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, düşmanlarıma karşı doğruluğunla bana yol göster. Yolunu önümde düzle.|ej jahveʔ dusmanlarima karsi doɡruluɡunla bana jol ɡoster. jolunu onumde duzle. Old-Testament-1-Samuel-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gençlerine, \"\"Önümden gidin\"\" dedi. \"\"İşte, ben arkanızdan geliyorum.” Ama kocası Naval'a haber vermedi.\"|\"ɡent͡ʃlerineʔ \"\"onumden ɡidin\"\" dedi. \"\"isteʔ ben arkanizdan ɡelijorum.” ama kot͡ʃasi navalʔa haber vermedi.\" Old-Testament-Deuteronomy-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|senin kazmadığın kazılmış sarnıçları ve senin dikmediğin bağları ve zeytin ağaçlarını sana vermek üzere, atalarına, Avraham'a, İshak'a ve Yakov'a ant içtiği diyara seni getirecek ve yiyip doyacaksın,|senin kazmadiɡin kazilmis sarnit͡ʃlari ve senin dikmediɡin baɡlari ve zejtin aɡat͡ʃlarini sana vermek uzereʔ atalarinaʔ avrahamʔaʔ ishakʔa ve jakovʔa ant it͡ʃtiɡi dijara seni ɡetiret͡ʃek ve jijip dojat͡ʃaksinʔ Old-Testament-Hosea-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıç onların kentleri üzerine inecek, ve kapılarının sürgülerini yok edecek, ve onların tasarılarına son verecek.|kilit͡ʃ onlarin kentleri uzerine inet͡ʃekʔ ve kapilarinin surɡulerini jok edet͡ʃekʔ ve onlarin tasarilarina son veret͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-050-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Babil hakkında, Keldaniler ülkesi hakkında Yeremya Peygamber aracılığıyla söylediği söz.|jahveʔnin babil hakkindaʔ keldaniler ulkesi hakkinda jeremja pejɡamber arat͡ʃiliɡijla sojlediɡi soz. New-Testament-Matthew-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle yanıt verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, eğer imanınız olur da kuşku duymazsanız, yalnızca incir ağacına yapılanı yapmakla kalmaz, şu dağa, ‘Yerinden kalk, denize atıl’ derseniz, olacaktır.|jesua onlara sojle janit verdi “size doɡrusunu sojlejejimʔ eɡer imaniniz olur da kusku dujmazsanizʔ jalnizt͡ʃa int͡ʃir aɡat͡ʃina japilani japmakla kalmazʔ su daɡaʔ ‘jerinden kalkʔ denize atil’ dersenizʔ olat͡ʃaktir. New-Testament-2-Corinthians-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz haddimizi aşarak övünmeyeceğiz, ama Tanrı’nın bizim için belirlediği, size kadar ulaşan sınırlar içinde övüneceğiz.|ama biz haddimizi asarak ovunmejet͡ʃeɡizʔ ama tanri’nin bizim it͡ʃin belirlediɡiʔ size kadar ulasan sinirlar it͡ʃinde ovunet͡ʃeɡiz. Old-Testament-1-Chronicles-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Misrayim Ludlular'ın, Anamlılar'ın, Lehavlılar'ın, Naftuhlular'ın,|misrajim ludlularʔinʔ anamlilarʔinʔ lehavlilarʔinʔ naftuhlularʔinʔ Old-Testament-Numbers-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'a şöyle konuştu:|jahve mose ve aronʔa sojle konustu New-Testament-Mark-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Yeşaya siz ikiyüzlüler hakkında iyi peygamberlik etmiştir! Yazılmış olduğu gibi, ‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzaktır.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “jesaja siz ikijuzluler hakkinda iji pejɡamberlik etmistir! jazilmis olduɡu ɡibiʔ ‘bu halk dudaklarijla beni sajarʔ ama jurekleri benden uzaktir. Old-Testament-1-Chronicles-006-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Korah oğlu, Evyasaf oğlu, Assir oğlu, Tahat oğlu,|korah oɡluʔ evjasaf oɡluʔ assir oɡluʔ tahat oɡluʔ Old-Testament-Psalms-057-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüce Tanrı'ya, benim için isteklerimi yerine getiren Tanrı’ya sesleniyorum.|jut͡ʃe tanriʔjaʔ benim it͡ʃin isteklerimi jerine ɡetiren tanri’ja seslenijorum. Old-Testament-2-Kings-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve'nin evine getirilen paradan Yahve'nin evi için gümüş kaplar, maşalar, leğenler, borular, altın ya da gümüş kaplar yapılmadı.|ant͡ʃak jahveʔnin evine ɡetirilen paradan jahveʔnin evi it͡ʃin ɡumus kaplarʔ masalarʔ leɡenlerʔ borularʔ altin ja da ɡumus kaplar japilmadi. Old-Testament-Habakkuk-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Önünden veba geçti, ve ayaklarını salgın hastalık izledi.|onunden veba ɡet͡ʃtiʔ ve ajaklarini salɡin hastalik izledi. Old-Testament-Psalms-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey krallar, şimdi akıllı olun. Ey dünya hâkimleri, ders alın.|ej krallarʔ simdi akilli olun. ej dunja hakimleriʔ ders alin. Old-Testament-Numbers-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlardan her ata evi için bir tane olmak üzere, atalarının evlerine göre bütün beylerinden on iki değnek al. Her birinin adını değneğinin üzerine yaz.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlardan her ata evi it͡ʃin bir tane olmak uzereʔ atalarinin evlerine ɡore butun bejlerinden on iki deɡnek al. her birinin adini deɡneɡinin uzerine jaz.\" Old-Testament-1-Chronicles-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gadoğulları Başan ülkesinde Saleka'ya kadar onların yanında yaşadılar:|ɡadoɡullari basan ulkesinde salekaʔja kadar onlarin janinda jasadilar Old-Testament-2-Chronicles-034-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şafan kitabı krala götürdü ve krala da, \"\"Hizmetkârlarına emanet edilmiş olan her şeyi yapıyorlar\"\" diye haber getirdi.\"|\"safan kitabi krala ɡoturdu ve krala daʔ \"\"hizmetkarlarina emanet edilmis olan her seji japijorlar\"\" dije haber ɡetirdi.\" Old-Testament-1-Chronicles-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahituv, Sadok'un babası oldu. Sadok, Şallum'un babası oldu.|ahituvʔ sadokʔun babasi oldu. sadokʔ sallumʔun babasi oldu. Old-Testament-Micah-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve'nin düşüncelerini bilmiyorlar, O'nun tasarısını da anlamıyorlar. Çünkü onları harman yerine demetler gibi topladı.|ama jahveʔnin dusunt͡ʃelerini bilmijorlarʔ oʔnun tasarisini da anlamijorlar. t͡ʃunku onlari harman jerine demetler ɡibi topladi. Old-Testament-1-Kings-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gilad'ın göçmenlerinden biri olan Tişbeli Eliya, Ahav'a şöyle dedi: \"\"Önünde durduğum İsrael'in Tanrısı yaşayan Yahve'nin hakkı için, bu yıllarda ne çiy ne de yağmur olacak, ancak benim sözüm uyarınca olacak.\"\"\"|\"ɡiladʔin ɡot͡ʃmenlerinden biri olan tisbeli elijaʔ ahavʔa sojle dedi \"\"onunde durduɡum israelʔin tanrisi jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ bu jillarda ne t͡ʃij ne de jaɡmur olat͡ʃakʔ ant͡ʃak benim sozum ujarint͡ʃa olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ey Yeruşalem, sana kim acıyacak? Sana kim yas tutacak? Halini sormaya kim gelecek?|t͡ʃunku ej jerusalemʔ sana kim at͡ʃijat͡ʃak? sana kim jas tutat͡ʃak? halini sormaja kim ɡelet͡ʃek? Old-Testament-1-Samuel-030-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytel'de olanlara, Güney'de Ramot'ta olanlara, Yattir'de olanlara,|bejtelʔde olanlaraʔ ɡunejʔde ramotʔta olanlaraʔ jattirʔde olanlaraʔ Old-Testament-1-Samuel-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve kadar kutsal kimse yoktur, çünkü senden başka kimse yoktur, Tanrımız gibi kaya da yoktur.\"\"\"|\"jahve kadar kutsal kimse jokturʔ t͡ʃunku senden baska kimse jokturʔ tanrimiz ɡibi kaja da joktur.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Şabat'ın ertesi gününden, sallama sunusu demetini getirdiğiniz günden itibaren sayacaksınız: Yedi Şabat tamamlanacak.\"|\"\"\"ʔsabatʔin ertesi ɡunundenʔ sallama sunusu demetini ɡetirdiɡiniz ɡunden itibaren sajat͡ʃaksiniz jedi sabat tamamlanat͡ʃak.\" Old-Testament-1-Kings-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon gönderip Hiram'ı Sur'dan getirtti.|kral solomon ɡonderip hiramʔi surʔdan ɡetirtti. New-Testament-Revelation-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gördüğün on boynuz henüz hüküm sürmemiş on kraldır; ancak canavarla birlikte bir saatliğine hüküm sürmek için yetki alacaklar.|ɡorduɡun on bojnuz henuz hukum surmemis on kraldir; ant͡ʃak t͡ʃanavarla birlikte bir saatliɡine hukum surmek it͡ʃin jetki alat͡ʃaklar. Old-Testament-Leviticus-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da kızıl et tekrar ağarırsa, o zaman kâhine gelecektir.|ja da kizil et tekrar aɡarirsaʔ o zaman kahine ɡelet͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-031-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzını bilgelikle açar. Hoş öğüt onun dilindedir.|aɡzini bilɡelikle at͡ʃar. hos oɡut onun dilindedir. Old-Testament-Ezekiel-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İşlemiş olduğu hiçbir suç kendisine karşı anılmayacaktır. Yaptığı doğrulukta yaşayacaktır.|islemis olduɡu hit͡ʃbir sut͡ʃ kendisine karsi anilmajat͡ʃaktir. japtiɡi doɡrulukta jasajat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle çaldığınızda doğu tarafında konaklayan ordular yola çıkacak.|juksek sesle t͡ʃaldiɡinizda doɡu tarafinda konaklajan ordular jola t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-029-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“'İkinci gün on iki genç boğa, iki koç ve bir yaşında kusursuz on dört erkek kuzu sunacaksınız;|“ʔikint͡ʃi ɡun on iki ɡent͡ʃ boɡaʔ iki kot͡ʃ ve bir jasinda kusursuz on dort erkek kuzu sunat͡ʃaksiniz; Old-Testament-Jeremiah-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak suçunu itiraf et, Tanrın Yahve'ye karşı geldin, yollarını her yeşil ağacın altında yabancılara saçtın ve sözümü dinlemediniz.’ diyor Yahve.|ant͡ʃak sut͡ʃunu itiraf etʔ tanrin jahveʔje karsi ɡeldinʔ jollarini her jesil aɡat͡ʃin altinda jabant͡ʃilara sat͡ʃtin ve sozumu dinlemediniz.’ dijor jahve. New-Testament-Matthew-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, Yeşua büyük işlerinin çoğunu gerçekleştirmiş olduğu kentleri tövbe etmedikleri için azarlamaya başladı.|o zamanʔ jesua bujuk islerinin t͡ʃoɡunu ɡert͡ʃeklestirmis olduɡu kentleri tovbe etmedikleri it͡ʃin azarlamaja basladi. Old-Testament-1-Samuel-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın Yahve'nin önünde dua etmeye devam ederken, Eli onun ağzını gördü.|kadin jahveʔnin onunde dua etmeje devam ederkenʔ eli onun aɡzini ɡordu. Old-Testament-Nehemiah-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onlara, “İçinde bulunduğumuz kötü durumu görüyorsunuz, Yeruşalem harap durumda ve kapıları ateşle yakılmış. Gelin, Yeruşalem duvarlarını onaralım da utanç içinde kalmayalım.” dedim.|o zaman onlaraʔ “it͡ʃinde bulunduɡumuz kotu durumu ɡorujorsunuzʔ jerusalem harap durumda ve kapilari atesle jakilmis. ɡelinʔ jerusalem duvarlarini onaralim da utant͡ʃ it͡ʃinde kalmajalim.” dedim. Old-Testament-Psalms-037-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötülük edenler kesilip atılacak, ama Yahve’yi bekleyenler ülkeyi miras alacak.|t͡ʃunku kotuluk edenler kesilip atilat͡ʃakʔ ama jahve’ji beklejenler ulkeji miras alat͡ʃak. Old-Testament-Job-037-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben konuşmak istiyorum diye, O'na haber verilir mi? Ya da insan hiç yutulmak ister mi?|ben konusmak istijorum dijeʔ oʔna haber verilir mi? ja da insan hit͡ʃ jutulmak ister mi? Old-Testament-Proverbs-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi oğullarım, beni dinleyin. Ağzımın sözlerinden ayrılmayın.|simdi oɡullarimʔ beni dinlejin. aɡzimin sozlerinden ajrilmajin. New-Testament-2-Corinthians-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer gerçekten giyinmiş olursak, çıplak bulunmayız.|eɡer ɡert͡ʃekten ɡijinmis olursakʔ t͡ʃiplak bulunmajiz. Old-Testament-Ezekiel-044-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Temizlendikten sonra onun için yedi gün sayacaklar.|temizlendikten sonra onun it͡ʃin jedi ɡun sajat͡ʃaklar. Old-Testament-Leviticus-023-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Moşe İsrael'in çocuklarına Yahve'nin belirlenmiş bayramlarını bildirdi.|bojlet͡ʃe mose israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina jahveʔnin belirlenmis bajramlarini bildirdi. Old-Testament-Malachi-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve gümüşü arıtan ve temizleyen biri gibi oturacak, Levi oğullarını arındıracak ve onları altın ve gümüş gibi arıtacak; onlar da doğruluk içinde Yahve'ye sunular sunacaklar.|ve ɡumusu aritan ve temizlejen biri ɡibi oturat͡ʃakʔ levi oɡullarini arindirat͡ʃak ve onlari altin ve ɡumus ɡibi aritat͡ʃak; onlar da doɡruluk it͡ʃinde jahveʔje sunular sunat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Kings-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O da, “Onlara vurmayacaksın. Kılıcınla ve yayınla esir aldıklarını mı vuracaksın? Önlerine ekmek ve su koy ki yiyip içsinler, sonra da efendilerine gitsinler.” diye karşılık verdi.|o daʔ “onlara vurmajat͡ʃaksin. kilit͡ʃinla ve jajinla esir aldiklarini mi vurat͡ʃaksin? onlerine ekmek ve su koj ki jijip it͡ʃsinlerʔ sonra da efendilerine ɡitsinler.” dije karsilik verdi. Old-Testament-Leviticus-025-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kendisi ve çocukları senin yanından çıkıp kendi ailesinin ve atalarının mülküne dönecek.|sonra kendisi ve t͡ʃot͡ʃuklari senin janindan t͡ʃikip kendi ailesinin ve atalarinin mulkune donet͡ʃek. Old-Testament-Lamentations-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden yüreğimiz baygın. Bu şeylerden ötürü gözlerimiz karardı:|bu juzden jureɡimiz bajɡin. bu sejlerden oturu ɡozlerimiz karardi New-Testament-Mark-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam kendi yoluna gitti ve Dekapolis’te Yeşua’nın kendisi için nasıl büyük şeyler yaptığını duyurmaya başladı. Herkes hayret içinde kaldı.|adam kendi joluna ɡitti ve dekapolis’te jesua’nin kendisi it͡ʃin nasil bujuk sejler japtiɡini dujurmaja basladi. herkes hajret it͡ʃinde kaldi. New-Testament-Luke-009-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus bunları söylerken, bir bulut geldi ve onlara gölge saldı. Buluta girerken onlar korktular.|petrus bunlari sojlerkenʔ bir bulut ɡeldi ve onlara ɡolɡe saldi. buluta ɡirerken onlar korktular. Old-Testament-1-Chronicles-006-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Malkiya oğlu, Baaseya oğlu Mikael oğlu,|malkija oɡluʔ baaseja oɡlu mikael oɡluʔ New-Testament-Acts-007-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların tümünü yapan benim elim değil mi?’”|bunlarin tumunu japan benim elim deɡil mi?’” Old-Testament-Jeremiah-030-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün sevgililerin seni unuttu, seni aramıyorlar. Çünkü suçunun büyüklüğü yüzünden seni düşman yarasıyla, zalimin cezasıyla yaraladım, çünkü günahların çoğaldı.|butun sevɡililerin seni unuttuʔ seni aramijorlar. t͡ʃunku sut͡ʃunun bujukluɡu juzunden seni dusman jarasijlaʔ zalimin t͡ʃezasijla jaraladimʔ t͡ʃunku ɡunahlarin t͡ʃoɡaldi. Old-Testament-Judges-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüreğim kendilerini halkın arasında gönüllü olarak sunan İsrael önderlerinden yanadır. Yahve'yi yüceltin!\"\"\"|\"jureɡim kendilerini halkin arasinda ɡonullu olarak sunan israel onderlerinden janadir. jahveʔji jut͡ʃeltin!\"\"\" Old-Testament-Numbers-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Et henüz dişlerinin arasındayken, daha çiğnenmeden, Yahve'nin öfkesi halka karşı alevlendi ve Yahve halkı çok büyük bir belayla vurdu.|et henuz dislerinin arasindajkenʔ daha t͡ʃiɡnenmedenʔ jahveʔnin ofkesi halka karsi alevlendi ve jahve halki t͡ʃok bujuk bir belajla vurdu. Old-Testament-Zephaniah-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginlikleri yağmalanacak, evleri ıssız kalacak. Evet, evler yapacaklar, ama içlerinde oturmayacaklar. Bağlar dikecekler, ama şaraplarını içmeyecekler.|zenɡinlikleri jaɡmalanat͡ʃakʔ evleri issiz kalat͡ʃak. evetʔ evler japat͡ʃaklarʔ ama it͡ʃlerinde oturmajat͡ʃaklar. baɡlar diket͡ʃeklerʔ ama saraplarini it͡ʃmejet͡ʃekler. Old-Testament-Joshua-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha önce Hevron'un adı önce Kiryat Arba'ydı; o Anaklılar'ın arasında en büyük olan adamdı. Ondan sonra ülke savaştan dinlendi.|daha ont͡ʃe hevronʔun adi ont͡ʃe kirjat arbaʔjdi; o anaklilarʔin arasinda en bujuk olan adamdi. ondan sonra ulke savastan dinlendi. Old-Testament-2-Kings-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hükmetmeye başladığında on altı yaşındaydı ve Yeruşalem'de elli iki yıl krallık yaptı. Annesinin adı Yeruşalemli Yekolya'ydı.|hukmetmeje basladiɡinda on alti jasindajdi ve jerusalemʔde elli iki jil krallik japti. annesinin adi jerusalemli jekoljaʔjdi. Old-Testament-1-Samuel-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel halka, “Korkmayın” dedi, “Gerçekten bütün bu kötülüğü yaptınız; yine de Yahve'nin ardından gitmekten sapmayın, yalnız bütün yüreğinizle Yahve'ye hizmet edin.|samuel halkaʔ “korkmajin” dediʔ “ɡert͡ʃekten butun bu kotuluɡu japtiniz; jine de jahveʔnin ardindan ɡitmekten sapmajinʔ jalniz butun jureɡinizle jahveʔje hizmet edin. Old-Testament-Ezekiel-039-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Soframda atlara, savaş arabalarına, yiğitlere ve bütün savaşçılara doyacaksınız.\"\" diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"soframda atlaraʔ savas arabalarinaʔ jiɡitlere ve butun savast͡ʃilara dojat͡ʃaksiniz.\"\" dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" New-Testament-1-Corinthians-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece siz de mademki ruhsal armağanlara heveslisiniz, topluluğun bina edilmesi için dolu olmanın peşinden koşun.|bojlet͡ʃe siz de mademki ruhsal armaɡanlara heveslisinizʔ topluluɡun bina edilmesi it͡ʃin dolu olmanin pesinden kosun. New-Testament-1-Timothy-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi evini iyi yöneten, her bakımdan saygılı, söz dinleyen çocuklar yetiştiren biri olmalıdır.|kendi evini iji jonetenʔ her bakimdan sajɡiliʔ soz dinlejen t͡ʃot͡ʃuklar jetistiren biri olmalidir. Old-Testament-Judges-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Giladlı Yeftah cesur bir yiğitti. Bir fahişenin oğluydu. Yeftah'ın babası Gilad'dı.|ɡiladli jeftah t͡ʃesur bir jiɡitti. bir fahisenin oɡlujdu. jeftahʔin babasi ɡiladʔdi. Old-Testament-Ezekiel-035-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben, Yahve, İsrael dağlarına karşı, ‘Yıkıldılar. Yutalım diye bize verildi.’ diye söylediğin bütün hakaretleri duyduğumu bileceksin.|benʔ jahveʔ israel daɡlarina karsiʔ ‘jikildilar. jutalim dije bize verildi.’ dije sojlediɡin butun hakaretleri dujduɡumu bilet͡ʃeksin. New-Testament-Hebrews-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Ruh birinci çadır yerinde durdukça, Kutsal Yer’e giden yolun henüz görünmediğini işaret ediyor.|kutsal ruh birint͡ʃi t͡ʃadir jerinde durdukt͡ʃaʔ kutsal jer’e ɡiden jolun henuz ɡorunmediɡini isaret edijor. Old-Testament-Genesis-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram, karısı, sahip olduğu her şey ve Lut'la birlikte Mısır'dan güneye çıktı.|avramʔ karisiʔ sahip olduɡu her sej ve lutʔla birlikte misirʔdan ɡuneje t͡ʃikti. Old-Testament-1-Kings-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamların ne mutlu, sürekli önünde duran, bilgeliğini dinleyen bu hizmetkârların ne mutlu.|adamlarin ne mutluʔ surekli onunde duranʔ bilɡeliɡini dinlejen bu hizmetkarlarin ne mutlu. Old-Testament-Joel-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün dağlar tatlı şarap damlatacak, tepeler süt akıtacak, Yahuda'nın bütün derelerinde sular akacak; Yahve'nin evinden bir kaynak çıkacak, ve Şittim Vadisi'ni sulayacak.|o ɡun daɡlar tatli sarap damlatat͡ʃakʔ tepeler sut akitat͡ʃakʔ jahudaʔnin butun derelerinde sular akat͡ʃak; jahveʔnin evinden bir kajnak t͡ʃikat͡ʃakʔ ve sittim vadisiʔni sulajat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yokim ve Moav ve Yaşubilehem'de egemenlik kuran Kozeva adamları, Yoaş ve Saraf. Bu kayıtlar eskidir.|jokim ve moav ve jasubilehemʔde eɡemenlik kuran kozeva adamlariʔ joas ve saraf. bu kajitlar eskidir. Old-Testament-Jeremiah-049-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Övgü kenti, sevincimin kenti nasıl terk edilmez?|ovɡu kentiʔ sevint͡ʃimin kenti nasil terk edilmez? Old-Testament-Psalms-038-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tez yardım et bana, ey Efendim, kurtuluşum benim.|tez jardim et banaʔ ej efendimʔ kurtulusum benim. Old-Testament-Habakkuk-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Oduna, ‘Uyan!’ ya da dilsiz taşa, ‘Kalk!’ diyenin vay haline! O öğretebilir mi? İşte, altın ve gümüşle kaplanmıştır ve içinde hiç soluk yoktur.|odunaʔ ‘ujan!’ ja da dilsiz tasaʔ ‘kalk!’ dijenin vaj haline! o oɡretebilir mi? isteʔ altin ve ɡumusle kaplanmistir ve it͡ʃinde hit͡ʃ soluk joktur. Old-Testament-1-Kings-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Solomon içeriden evi saf altınla kapladı. İç oda önüne altın zincirler çekti ve onu altınla kapladı.|bojlet͡ʃe solomon it͡ʃeriden evi saf altinla kapladi. it͡ʃ oda onune altin zint͡ʃirler t͡ʃekti ve onu altinla kapladi. Old-Testament-Ezekiel-040-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın görümlerinde beni İsrael ülkesine götürdü ve güneyde bir kent yapısına benzeyen çok yüksek bir dağın üzerine koydu.|tanriʔnin ɡorumlerinde beni israel ulkesine ɡoturdu ve ɡunejde bir kent japisina benzejen t͡ʃok juksek bir daɡin uzerine kojdu. Old-Testament-2-Kings-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı, ama atası David gibi değildi. Babası Yoaş'ın yapmış olduğu her şeye göre yaptı.|jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japtiʔ ama atasi david ɡibi deɡildi. babasi joasʔin japmis olduɡu her seje ɡore japti. Old-Testament-Judges-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sonra soyluların ve halkın geri kalanları aşağı indi. Yahve güçlülere karşı benim için indi.|“sonra sojlularin ve halkin ɡeri kalanlari asaɡi indi. jahve ɡut͡ʃlulere karsi benim it͡ʃin indi. New-Testament-Galatians-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Ruh ile yaşıyorsak, Ruh ile yürüyelim.|eɡer ruh ile jasijorsakʔ ruh ile jurujelim. Old-Testament-Psalms-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin dağına kim çıkabilir? Kim O’nun kutsal yerinde durabilir?|jahve’nin daɡina kim t͡ʃikabilir? kim o’nun kutsal jerinde durabilir? Old-Testament-Nehemiah-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece duvar Elul’un yirmi beşinci günü, elli iki günde tamamlandı.|bojlet͡ʃe duvar elul’un jirmi besint͡ʃi ɡunuʔ elli iki ɡunde tamamlandi. Old-Testament-1-Samuel-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel şöyle dedi: \"\"Madem Yahve senden ayrılmış ve senin düşmanın olmuş, öyleyse neden bana soruyorsun?\"\"\"|\"samuel sojle dedi \"\"madem jahve senden ajrilmis ve senin dusmanin olmusʔ ojlejse neden bana sorujorsun?\"\"\" Old-Testament-Joshua-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların sınırları Yazer, Gilad'ın bütün kentleri ve Rabba yakınındaki Aroer'e kadar Ammon'un çocuklarının diyarının yarısı;|onlarin sinirlari jazerʔ ɡiladʔin butun kentleri ve rabba jakinindaki aroerʔe kadar ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin dijarinin jarisi; New-Testament-Revelation-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı olan yaşam ağacından ve kutsal kentten onun payını çıkaracaktır.|kim bu pejɡamberlik kitabinin sozlerinden bir sej t͡ʃikarirsaʔ tanri da bu kitapta jazili olan jasam aɡat͡ʃindan ve kutsal kentten onun pajini t͡ʃikarat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-034-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı'nın ordusu Yeruşalem'e ve geriye kalan bütün Yahuda kentlerine, Lakiş'e ve Azeka'ya karşı savaşıyordu; çünkü Yahuda kentlerinden surlu kentler olarak yalnızca bunlar kalmıştı.|babil kraliʔnin ordusu jerusalemʔe ve ɡerije kalan butun jahuda kentlerineʔ lakisʔe ve azekaʔja karsi savasijordu; t͡ʃunku jahuda kentlerinden surlu kentler olarak jalnizt͡ʃa bunlar kalmisti. Old-Testament-Exodus-029-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak boğanın etini, derisini ve gübresini ordugâhın dışında ateşle yakacaksın. Bu bir günah sunusudur.\"\"\"|\"ant͡ʃak boɡanin etiniʔ derisini ve ɡubresini orduɡahin disinda atesle jakat͡ʃaksin. bu bir ɡunah sunusudur.\"\"\" New-Testament-Acts-007-049|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Gök benim tahtımdır, yeryüzü ayaklarımın altında tabure. Bana nasıl bir ev yapacaksın?’ diyor Efendi. Ya da dinlenme yerim neresidir?|‘ɡok benim tahtimdirʔ jerjuzu ajaklarimin altinda tabure. bana nasil bir ev japat͡ʃaksin?’ dijor efendi. ja da dinlenme jerim neresidir? Old-Testament-1-Chronicles-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|dördüncü oğlu Noha'nın ve beşinci oğlu Rafa'nın babası oldu.|dordunt͡ʃu oɡlu nohaʔnin ve besint͡ʃi oɡlu rafaʔnin babasi oldu. Old-Testament-2-Kings-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Ahav'ın oğlu Yoram'ın on ikinci yılında, Yahuda Kralı Yehoram'ın oğlu Ahazya hükmetmeye başladı.|israel krali ahavʔin oɡlu joramʔin on ikint͡ʃi jilindaʔ jahuda krali jehoramʔin oɡlu ahazja hukmetmeje basladi. Old-Testament-Ezekiel-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen de, ey insanoğlu, bir tuğla al, önüne koy ve üzerine bir kent, Yeruşalem’i çiz.|“sen deʔ ej insanoɡluʔ bir tuɡla alʔ onune koj ve uzerine bir kentʔ jerusalem’i t͡ʃiz. Old-Testament-Numbers-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Her boğa, her koç, her erkek kuzu ya da oğlak için böyle yapılacaktır.|her boɡaʔ her kot͡ʃʔ her erkek kuzu ja da oɡlak it͡ʃin bojle japilat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun üzerinde Seraflar duruyordu. Her birinin altı kanadı vardı. İkisiyle yüzünü örtüyordu. İkisiyle ayaklarını örtüyordu. İkisiyle uçuyordu.|oʔnun uzerinde seraflar durujordu. her birinin alti kanadi vardi. ikisijle juzunu ortujordu. ikisijle ajaklarini ortujordu. ikisijle ut͡ʃujordu. New-Testament-John-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer ben Efendi ve Öğretmen’ken ayaklarınızı yıkadığıma göre, siz de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız.|eɡer ben efendi ve oɡretmen’ken ajaklarinizi jikadiɡima ɡoreʔ siz de birbirinizin ajaklarini jikamalisiniz. Old-Testament-Jeremiah-051-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya, Babil'e gelecek bütün kötülükleri, Babil hakkında yazılmış olan bütün bu sözleri bir kitaba yazdı.|jeremjaʔ babilʔe ɡelet͡ʃek butun kotulukleriʔ babil hakkinda jazilmis olan butun bu sozleri bir kitaba jazdi. New-Testament-John-010-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yok eğer yapıyorsam, bana iman etmeseniz bile, yapılan işlere inanın. Öyle ki Baba’nın bende, benim de Baba’da olduğumu bilip iman edesiniz.”|jok eɡer japijorsamʔ bana iman etmeseniz bileʔ japilan islere inanin. ojle ki baba’nin bendeʔ benim de baba’da olduɡumu bilip iman edesiniz.” Old-Testament-Numbers-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ve babası onun canını bağladığı adağı ve sözü duyar; ona hiçbir şey söylemezse, bütün adakları geçerli olacak ve canını bağladığı her söz yerinde duracaktır.|ve babasi onun t͡ʃanini baɡladiɡi adaɡi ve sozu dujar; ona hit͡ʃbir sej sojlemezseʔ butun adaklari ɡet͡ʃerli olat͡ʃak ve t͡ʃanini baɡladiɡi her soz jerinde durat͡ʃaktir. New-Testament-Mark-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar üzüntü içinde teker teker O’na, “Kesinlikle ben değil, değil mi?” Öteki de, \"\"Kesinlikle ben değil, değil mi?\"\" diyerek sormaya başladılar.\"|\"onlar uzuntu it͡ʃinde teker teker o’naʔ “kesinlikle ben deɡilʔ deɡil mi?” oteki deʔ \"\"kesinlikle ben deɡilʔ deɡil mi?\"\" dijerek sormaja basladilar.\" Old-Testament-Psalms-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sesi güçlüdür. Yahve’nin sesi heybetle doludur.|jahveʔnin sesi ɡut͡ʃludur. jahve’nin sesi hejbetle doludur. Old-Testament-Job-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukların O'na karşı günah işlediyse, onları itaatsizliklerinin eline teslim etti.|t͡ʃot͡ʃuklarin oʔna karsi ɡunah isledijseʔ onlari itaatsizliklerinin eline teslim etti. Old-Testament-2-Samuel-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|David Zeytin Dağı’nın yamacına çıkıyor ve ağlayarak gidiyordu; başı örtülüydü ve yalınayak yürüyordu. Onunla birlikte olan bütün halk da başını örtmüş ağlayarak çıkıyordu.|david zejtin daɡi’nin jamat͡ʃina t͡ʃikijor ve aɡlajarak ɡidijordu; basi ortulujdu ve jalinajak jurujordu. onunla birlikte olan butun halk da basini ortmus aɡlajarak t͡ʃikijordu. New-Testament-Matthew-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ihtiyarlarla birlikte öğütleştikten sonra sonra askerlere yüklü gümüş vererek şöyle dediler:|onlar ihtijarlarla birlikte oɡutlestikten sonra sonra askerlere juklu ɡumus vererek sojle dediler Old-Testament-Ezekiel-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun kirlendiğini gördüm. İkisi de aynı yola gittiler.\"\"\"|\"onun kirlendiɡini ɡordum. ikisi de ajni jola ɡittiler.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-004-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gehazi'yi çağırdı ve \"\"Şunemli'yi çağır!\"\" dedi. Böylece onu çağırdı. Kadın yanına girdiğinde, \"\"Oğlunu al\"\" dedi.\"|\"ɡehaziʔji t͡ʃaɡirdi ve \"\"sunemliʔji t͡ʃaɡir!\"\" dedi. bojlet͡ʃe onu t͡ʃaɡirdi. kadin janina ɡirdiɡindeʔ \"\"oɡlunu al\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Baaşa bunu duyunca Rama'nın yapımını durdurdu ve işinden vazgeçti.|baasa bunu dujunt͡ʃa ramaʔnin japimini durdurdu ve isinden vazɡet͡ʃti. Old-Testament-Jeremiah-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yuvasını sedir ağaçlarında yapan, ey Lübnan'da oturan sen, doğum yapan kadının ağrısı gibi, sana sancılar geldiğinde, ne kadar çok acınacak halde olacaksın!\"\"\"|\"juvasini sedir aɡat͡ʃlarinda japanʔ ej lubnanʔda oturan senʔ doɡum japan kadinin aɡrisi ɡibiʔ sana sant͡ʃilar ɡeldiɡindeʔ ne kadar t͡ʃok at͡ʃinat͡ʃak halde olat͡ʃaksin!\"\"\" Old-Testament-Job-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer 'Yakınmamı unutacağım, üzgün yüzümü değiştirip neşeleneceğim' desem,|eɡer ʔjakinmami unutat͡ʃaɡimʔ uzɡun juzumu deɡistirip neselenet͡ʃeɡimʔ desemʔ Old-Testament-Judges-009-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Avimelek Teves'e gitti, Teves'e karşı ordugâh kurdu ve kenti aldı.|bunun uzerine avimelek tevesʔe ɡittiʔ tevesʔe karsi orduɡah kurdu ve kenti aldi. Old-Testament-Isaiah-059-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepimiz ayılar gibi homurdanıyoruz, güvercinler gibi de hüzünle inliyoruz. Adalet arıyoruz, ama yok; kurtuluş arıyoruz, ama bizden uzak.|hepimiz ajilar ɡibi homurdanijoruzʔ ɡuvert͡ʃinler ɡibi de huzunle inlijoruz. adalet arijoruzʔ ama jok; kurtulus arijoruzʔ ama bizden uzak. Old-Testament-1-Chronicles-002-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Şallum, Yekamya'nın babası oldu ve Yekamya, Elişama'nın babası oldu.|sallumʔ jekamjaʔnin babasi oldu ve jekamjaʔ elisamaʔnin babasi oldu. New-Testament-Mark-013-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikkat edin, uyanık kalıp dua edin. Çünkü o zamanı bilemezsiniz.”|dikkat edinʔ ujanik kalip dua edin. t͡ʃunku o zamani bilemezsiniz.” Old-Testament-Jeremiah-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sana karşı, her biri silahlarıyla, yok ediciler hazırlayacağım, ve senin seçme sedirlerini kesecekler, ve onları ateşe atacaklar.\"\"\"|\"sana karsiʔ her biri silahlarijlaʔ jok edit͡ʃiler hazirlajat͡ʃaɡimʔ ve senin set͡ʃme sedirlerini keset͡ʃeklerʔ ve onlari atese atat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah çocuğumu emzirmek için kalktığımda, işte ölmüştü. Ama sabah ona baktığımda, doğurduğum kendi oğlum değildi.”|sabah t͡ʃot͡ʃuɡumu emzirmek it͡ʃin kalktiɡimdaʔ iste olmustu. ama sabah ona baktiɡimdaʔ doɡurduɡum kendi oɡlum deɡildi.” New-Testament-Ephesians-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse hiçbir zaman kendi bedeninden nefret etmez. Tam tersine, onu besler ve değer verir, tıpkı Efendi’nin topluluğu besleyip değer verdiği gibi.|hit͡ʃ kimse hit͡ʃbir zaman kendi bedeninden nefret etmez. tam tersineʔ onu besler ve deɡer verirʔ tipki efendi’nin topluluɡu beslejip deɡer verdiɡi ɡibi. New-Testament-Acts-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolda güçlükle ilerleyerek Laseya Kenti yakınlarındaki Güzel Limanlar adlı bir yere geldik.|jolda ɡut͡ʃlukle ilerlejerek laseja kenti jakinlarindaki ɡuzel limanlar adli bir jere ɡeldik. Old-Testament-Psalms-129-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayal kırıklığına uğrayıp geri dönsünler, Siyon'dan nefret edenlerin hepsi.|hajal kirikliɡina uɡrajip ɡeri donsunlerʔ sijonʔdan nefret edenlerin hepsi. Old-Testament-Ezekiel-020-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Asileri ve bana itaat etmeyenleri aranızdan ayıracağım. Onları yaşadıkları ülkeden çıkaracağım, ama İsrael ülkesine girmeyecekler. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.\"\"\"\"'\"|\"asileri ve bana itaat etmejenleri aranizdan ajirat͡ʃaɡim. onlari jasadiklari ulkeden t͡ʃikarat͡ʃaɡimʔ ama israel ulkesine ɡirmejet͡ʃekler. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Luke-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bir yerde duasını bitirince öğrencilerinden biri O’na, “Efendimiz, Yuhanna’nın öğrencilerine öğrettiği gibi sen de bize dua etmeyi öğret” dedi.|jesua bir jerde duasini bitirint͡ʃe oɡrent͡ʃilerinden biri o’naʔ “efendimizʔ juhanna’nin oɡrent͡ʃilerine oɡrettiɡi ɡibi sen de bize dua etmeji oɡret” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentte de, tarlada da lanetli olacaksın.|kentte deʔ tarlada da lanetli olat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Chronicles-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda kentlerinde çok işleri, Yeruşalem'de de savaşçıları, cesur yiğitleri vardı.|jahuda kentlerinde t͡ʃok isleriʔ jerusalemʔde de savast͡ʃilariʔ t͡ʃesur jiɡitleri vardi. Old-Testament-1-Chronicles-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendilerinde değerli taşlar bulunanlar, Gerşonlu Yehiel'in eliyle Yahve'nin evinin hazinesine verdiler.|kendilerinde deɡerli taslar bulunanlarʔ ɡersonlu jehielʔin elijle jahveʔnin evinin hazinesine verdiler. New-Testament-John-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kendisine soru sormak istediklerini anladı ve onlara, “‘Kısa bir süre sonra beni görmeyeceksiniz ve yine kısa bir süre sonra beni göreceksiniz’ dediğim bu sözümü mü tartışıyorsunuz?|jesua kendisine soru sormak istediklerini anladi ve onlaraʔ “‘kisa bir sure sonra beni ɡormejet͡ʃeksiniz ve jine kisa bir sure sonra beni ɡoret͡ʃeksiniz’ dediɡim bu sozumu mu tartisijorsunuz? New-Testament-Acts-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden yüreğim mutlu, dilim sevinçlidir. Üstelik bedenim de umut içinde oturacak;|bu juzden jureɡim mutluʔ dilim sevint͡ʃlidir. ustelik bedenim de umut it͡ʃinde oturat͡ʃak; New-Testament-1-Corinthians-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin bedenini fark etmeden uygunsuzca yiyip içen, kendine karşı yargı yer, yargı içer.|efendi’nin bedenini fark etmeden ujɡunsuzt͡ʃa jijip it͡ʃenʔ kendine karsi jarɡi jerʔ jarɡi it͡ʃer. Old-Testament-Psalms-043-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Işığını ve gerçeğini gönder. Bana yol göstersinler. Beni kutsal dağına, çadırına götürsünler.|isiɡini ve ɡert͡ʃeɡini ɡonder. bana jol ɡostersinler. beni kutsal daɡinaʔ t͡ʃadirina ɡotursunler. New-Testament-1-John-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyruklarını yerine getirirsek, O’nu tanıdığımızı bununla biliriz.|bujruklarini jerine ɡetirirsekʔ o’nu tanidiɡimizi bununla biliriz. Old-Testament-2-Chronicles-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama bize gelince, Yahve Tanrımız'dır ve biz O'nu bırakmadık. Bizde Yahve'ye hizmet eden kâhinlerimiz, Aronoğulları ve işlerinin başında Levililer var.|“ama bize ɡelint͡ʃeʔ jahve tanrimizʔdir ve biz oʔnu birakmadik. bizde jahveʔje hizmet eden kahinlerimizʔ aronoɡullari ve islerinin basinda levililer var. New-Testament-Luke-007-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisini davet eden Ferisi bunu görünce kendi kendine, “Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, onun bir günahkâr olduğunu bilirdi” dedi.|kendisini davet eden ferisi bunu ɡorunt͡ʃe kendi kendineʔ “bu adam pejɡamber olsajdiʔ kendisine dokunan bu kadinin kim ve ne tur bir kadin olduɡunuʔ onun bir ɡunahkar olduɡunu bilirdi” dedi. New-Testament-John-008-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Hangi biriniz beni günahla suçluyor? Eğer gerçeği söylüyorsam, neden bana iman etmiyorsunuz?|hanɡi biriniz beni ɡunahla sut͡ʃlujor? eɡer ɡert͡ʃeɡi sojlujorsamʔ neden bana iman etmijorsunuz? Old-Testament-Micah-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşuna güvenme. Güvenini bir dosta bağlama. Koynunda yatan kadından, ağzının sözlerine dikkat et!|komsuna ɡuvenme. ɡuvenini bir dosta baɡlama. kojnunda jatan kadindanʔ aɡzinin sozlerine dikkat et! Old-Testament-Haggai-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden gökler sizden çiyi, yer de ürününü alıkoyuyor.|bu juzden ɡokler sizden t͡ʃijiʔ jer de urununu alikojujor. New-Testament-Romans-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|sözüne umutla iman etti. Yüz yaşına yaklaşmış, ölü denebilecek bedenini ve Sarah’ın ölü rahmini düşünüp imanı zayıflamadı.|sozune umutla iman etti. juz jasina jaklasmisʔ olu denebilet͡ʃek bedenini ve sarah’in olu rahmini dusunup imani zajiflamadi. Old-Testament-Leviticus-014-055|und|SPEAKER_00_Turkish|giysi küfü için, ev için,|ɡijsi kufu it͡ʃinʔ ev it͡ʃinʔ New-Testament-1-Corinthians-015-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölümün dikeni günahtır ve günahın gücü Kutsal Yasa’dır.|olumun dikeni ɡunahtir ve ɡunahin ɡut͡ʃu kutsal jasa’dir. Old-Testament-Jeremiah-049-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü işte, uluslar arasında seni küçülttüm, insanlar arasında hor gördüm.|“t͡ʃunku isteʔ uluslar arasinda seni kut͡ʃulttumʔ insanlar arasinda hor ɡordum. Old-Testament-Exodus-037-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir yanından üç kol, diğer yanından üç kol olmak üzere şamdanın yanlarından altı kol çıkıyordu;|bir janindan ut͡ʃ kolʔ diɡer janindan ut͡ʃ kol olmak uzere samdanin janlarindan alti kol t͡ʃikijordu; New-Testament-Matthew-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sonra hizmetkârlarına, ‘Düğün ziyafeti hazır, ama davet edilenler buna layık değilmiş’ dedi.|“sonra hizmetkarlarinaʔ ‘duɡun zijafeti hazirʔ ama davet edilenler buna lajik deɡilmis’ dedi. New-Testament-Matthew-027-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde başkâhinler, yazıcılar, Ferisilerle ve ihtiyarlar da alay ederek şöyle dediler:|ajni sekilde baskahinlerʔ jazit͡ʃilarʔ ferisilerle ve ihtijarlar da alaj ederek sojle dediler Old-Testament-Job-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı adaleti mi saptırıyor? Yoksa Her Şeye Gücü Yeten doğruluğu mu saptırıyor?|tanri adaleti mi saptirijor? joksa her seje ɡut͡ʃu jeten doɡruluɡu mu saptirijor? Old-Testament-Numbers-033-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Dofka'dan yola çıkıp Aluş'ta konakladılar.|dofkaʔdan jola t͡ʃikip alusʔta konakladilar. New-Testament-2-Thessalonians-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Efendi’nin yüzünden ve yüce gücünden sonsuza dek mahvolma cezasını çekeceklerdir.|onlar efendi’nin juzunden ve jut͡ʃe ɡut͡ʃunden sonsuza dek mahvolma t͡ʃezasini t͡ʃeket͡ʃeklerdir. Old-Testament-Psalms-068-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı düşmanlarının başını, suçunda ısrar edenin kıllı kafasını ezer.|ama tanri dusmanlarinin basiniʔ sut͡ʃunda israr edenin killi kafasini ezer. Old-Testament-1-Chronicles-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bütün İsrael soy kütüklerine göre sayıldılar; ve işte, bunlar İsrael krallarının kitabında yazılıdır. Yahuda, itaatsizliği yüzünden Babil'e sürgün edildi.|bojlet͡ʃe butun israel soj kutuklerine ɡore sajildilar; ve isteʔ bunlar israel krallarinin kitabinda jazilidir. jahudaʔ itaatsizliɡi juzunden babilʔe surɡun edildi. Old-Testament-Proverbs-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayışı olmayan kişi el vuruşturur, komşusunun önünde kefil olur.|anlajisi olmajan kisi el vurustururʔ komsusunun onunde kefil olur. Old-Testament-Deuteronomy-028-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Öküzün gözlerinin önünde kesilecek ve ondan bir şey yemeyeceksin. Eşeğin gözünün önünden zorla alınacak ve sana geri verilmeyecek. Koyunların düşmanlarına verilecek ve seni kurtaracak kimsen olmayacak.|okuzun ɡozlerinin onunde kesilet͡ʃek ve ondan bir sej jemejet͡ʃeksin. eseɡin ɡozunun onunden zorla alinat͡ʃak ve sana ɡeri verilmejet͡ʃek. kojunlarin dusmanlarina verilet͡ʃek ve seni kurtarat͡ʃak kimsen olmajat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kâhin kaşıntı belasını inceler ve görünüşü deriden daha derin değilse ve içinde hiç siyah kıl yoksa, o zaman kâhin kaşıntıya yakalanan kişiyi yedi gün kapayacaktır.|eɡer kahin kasinti belasini int͡ʃeler ve ɡorunusu deriden daha derin deɡilse ve it͡ʃinde hit͡ʃ sijah kil joksaʔ o zaman kahin kasintija jakalanan kisiji jedi ɡun kapajat͡ʃaktir. Old-Testament-Malachi-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan Tanrı’yı soyar mı? Oysa siz beni soyuyorsunuz! ‘Seni nasıl soyduk?’ diyorsunuz. Ondalıklarda ve sunularda.|insan tanri’ji sojar mi? ojsa siz beni sojujorsunuz! ‘seni nasil sojduk?’ dijorsunuz. ondaliklarda ve sunularda. New-Testament-Luke-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’le annesi O’nun hakkında söylenen şeylere şaştılar.|josef’le annesi o’nun hakkinda sojlenen sejlere sastilar. Old-Testament-2-Kings-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Remalya oğlu Pekah'ın on yedinci yılında, Yahuda Kralı Yotam oğlu Ahaz hükmetmeye başladı.|remalja oɡlu pekahʔin on jedint͡ʃi jilindaʔ jahuda krali jotam oɡlu ahaz hukmetmeje basladi. Old-Testament-1-Kings-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ben Hadad ona haber gönderdi ve, \"\"Eğer Samariya'nın tozu beni izleyen bütün halka avuçlarını doldurmaya yeterse, ilâhlar bana aynısını, hatta daha fazlasını yapsın\"\" dedi.\"|\"ben hadad ona haber ɡonderdi veʔ \"\"eɡer samarijaʔnin tozu beni izlejen butun halka avut͡ʃlarini doldurmaja jeterseʔ ilahlar bana ajnisiniʔ hatta daha fazlasini japsin\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'\"\"İşte, o gün! İşte geliyor! Senin yıkımın geldi. Değnek çiçek açtı. Kibir tomurcuklandı.\"|\"ʔ\"\"isteʔ o ɡun! iste ɡelijor! senin jikimin ɡeldi. deɡnek t͡ʃit͡ʃek at͡ʃti. kibir tomurt͡ʃuklandi.\" Old-Testament-Job-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece canım boğulmayı, kemiklerimden daha çok ölümü seçiyor.|bojlet͡ʃe t͡ʃanim boɡulmajiʔ kemiklerimden daha t͡ʃok olumu set͡ʃijor. Old-Testament-Numbers-034-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O adamların adları şunlardır: Yahuda oymağından Yefunne oğlu Kalev.|o adamlarin adlari sunlardir jahuda ojmaɡindan jefunne oɡlu kalev. Old-Testament-Deuteronomy-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Komşunun karısına göz dikmeyeceksin. Komşunuzun evini, tarlasını, erkek hizmetçisini, kadın hizmetçisini, öküzünü, eşeğini ya da komşunun hiçbir şeyini arzulamayacaksın.”\"|\"\"\"komsunun karisina ɡoz dikmejet͡ʃeksin. komsunuzun eviniʔ tarlasiniʔ erkek hizmett͡ʃisiniʔ kadin hizmett͡ʃisiniʔ okuzunuʔ eseɡini ja da komsunun hit͡ʃbir sejini arzulamajat͡ʃaksin.”\" Old-Testament-Numbers-030-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer adakları, ya da canının bağladığı dudaklarının aceleci sözleri üzerindeyken kocaya varırsa,|“eɡer adaklariʔ ja da t͡ʃaninin baɡladiɡi dudaklarinin at͡ʃelet͡ʃi sozleri uzerindejken kot͡ʃaja varirsaʔ Old-Testament-Psalms-042-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözyaşlarım gece gündüz yemeğim oldu, bana sürekli “Tanrın nerede?” diye soruyorlar.|ɡozjaslarim ɡet͡ʃe ɡunduz jemeɡim olduʔ bana surekli “tanrin nerede?” dije sorujorlar. Old-Testament-Deuteronomy-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Görevliler halka konuşup şöyle diyecekler: \"\"Yeni bir ev yapıp da onu adamamış olan kim var? Bırakın gitsin ve evine dönsün, yoksa savaşta ölür ve onu başka bir adam adar.\"|\"ɡorevliler halka konusup sojle dijet͡ʃekler \"\"jeni bir ev japip da onu adamamis olan kim var? birakin ɡitsin ve evine donsunʔ joksa savasta olur ve onu baska bir adam adar.\" Old-Testament-Isaiah-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlıkta yürüyen halk büyük bir ışık gördü. Ölüm gölgesi diyarında yaşayanların üzerine ışık parladı.|karanlikta jurujen halk bujuk bir isik ɡordu. olum ɡolɡesi dijarinda jasajanlarin uzerine isik parladi. New-Testament-Matthew-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözün tökezlemene neden olursa, onu çıkar ve kendinden at. Senin için tek gözle yaşama girmek, iki gözle Gehenna ateşine atılmaktan daha iyidir.|ɡozun tokezlemene neden olursaʔ onu t͡ʃikar ve kendinden at. senin it͡ʃin tek ɡozle jasama ɡirmekʔ iki ɡozle ɡehenna atesine atilmaktan daha ijidir. Old-Testament-2-Chronicles-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ezgi söylemeye ve övgü sunmaya başlayınca, Yahve, Yahuda'ya karşı gelen Ammon'un çocuklarına, Moav ve Seir Dağı'nda olanlara pusu kurdu; ve vuruldular.|onlar ezɡi sojlemeje ve ovɡu sunmaja baslajint͡ʃaʔ jahveʔ jahudaʔja karsi ɡelen ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ moav ve seir daɡiʔnda olanlara pusu kurdu; ve vuruldular. Old-Testament-Numbers-007-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; Old-Testament-Deuteronomy-027-025|und|SPEAKER_00_Turkish|'Masum birini öldürmek için rüşvet alana lanet olsun.' Bütün halk, 'Amin' diyecek.|ʔmasum birini oldurmek it͡ʃin rusvet alana lanet olsun.ʔ butun halkʔ ʔaminʔ dijet͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yollarınızı ve işlerinizi tümüyle düzeltirseniz, bir adamla komşusu arasında adaleti tümüyle yerine getirirseniz,|t͡ʃunku jollarinizi ve islerinizi tumujle duzeltirsenizʔ bir adamla komsusu arasinda adaleti tumujle jerine ɡetirirsenizʔ Old-Testament-Psalms-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka ilâha armağan sunanların kederi çoğalacak. Onların kan sunularını ben sunmayacağım, ne de adlarını ağzıma alacağım.|baska ilaha armaɡan sunanlarin kederi t͡ʃoɡalat͡ʃak. onlarin kan sunularini ben sunmajat͡ʃaɡimʔ ne de adlarini aɡzima alat͡ʃaɡim. New-Testament-Hebrews-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için Yeşua, ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i, ölüm yoluyla hiçe indirmek için onlarla aynı insan yapısını aldı.|bu t͡ʃot͡ʃuklar etten ve kandan olduklari it͡ʃin jesuaʔ olum ɡut͡ʃune sahip olaniʔ jani iblis’iʔ olum jolujla hit͡ʃe indirmek it͡ʃin onlarla ajni insan japisini aldi. Old-Testament-Leviticus-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Boğanın derisini, bütün etini, başıyla, bacaklarıyla, iç kısmını, gübresiyle birlikte|boɡanin derisiniʔ butun etiniʔ basijlaʔ bat͡ʃaklarijlaʔ it͡ʃ kisminiʔ ɡubresijle birlikte New-Testament-1-Peter-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü geçmişte Tanrı’ya umut bağlamış kutsal kadınlar da kendi kocalarına tabi olup böyle süslenirlerdi.|t͡ʃunku ɡet͡ʃmiste tanri’ja umut baɡlamis kutsal kadinlar da kendi kot͡ʃalarina tabi olup bojle suslenirlerdi. Old-Testament-Psalms-078-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun yaptıklarını, onlara göstermiş olduğu şaşılası işlerini unuttular.|o’nun japtiklariniʔ onlara ɡostermis olduɡu sasilasi islerini unuttular. Old-Testament-Jeremiah-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İçecekler, ileri geri sallanacaklar ve aralarına göndereceğim kılıç yüzünden çıldıracaklar.\"\"\"|\"it͡ʃet͡ʃeklerʔ ileri ɡeri sallanat͡ʃaklar ve aralarina ɡonderet͡ʃeɡim kilit͡ʃ juzunden t͡ʃildirat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael'in çocukları, derinden başkaldırdığınız kişiye geri dönün.|ej israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ derinden baskaldirdiɡiniz kisije ɡeri donun. Old-Testament-Ezekiel-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|'Şimdi son senin üzerindedir; öfkemi üzerine göndereceğim, seni yollarına göre yargılayacağım. Bütün iğrençliklerini senin üzerine getireceğim.|ʔsimdi son senin uzerindedir; ofkemi uzerine ɡonderet͡ʃeɡimʔ seni jollarina ɡore jarɡilajat͡ʃaɡim. butun iɡrent͡ʃliklerini senin uzerine ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Daniel-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir hakimiyetle hüküm sürecek ve dilediğine göre yapacak yiğit bir kral çıkacak.|bujuk bir hakimijetle hukum suret͡ʃek ve dilediɡine ɡore japat͡ʃak jiɡit bir kral t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-038-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ve diğer tarafta da böyleydi; bu tarafta ve avlu kapısının yanında on beş arşınlık perdeler vardı; direkleri üç, tabanları da üçtü.|ve diɡer tarafta da bojlejdi; bu tarafta ve avlu kapisinin janinda on bes arsinlik perdeler vardi; direkleri ut͡ʃʔ tabanlari da ut͡ʃtu. Old-Testament-Ezekiel-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar durduklarında, bunlar da duruyorlardı. Yükseldiklerinde, bunlar da onlarla birlikte yükseliyordu. Çünkü canlı yaratığın ruhu onlardaydı.|onlar durduklarindaʔ bunlar da durujorlardi. jukseldiklerindeʔ bunlar da onlarla birlikte jukselijordu. t͡ʃunku t͡ʃanli jaratiɡin ruhu onlardajdi. Old-Testament-Job-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sızmasınlar diye akarsuları bağlar. Gizli olanı aydınlığa çıkarır.\"\"\"|\"sizmasinlar dije akarsulari baɡlar. ɡizli olani ajdinliɡa t͡ʃikarir.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Değneği esirgeyen, oğlundan nefret eder, ama onu seven terbiye etmeye dikkat eder.|deɡneɡi esirɡejenʔ oɡlundan nefret ederʔ ama onu seven terbije etmeje dikkat eder. New-Testament-Mark-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Ardımdan gelin, sizi insan tutan balıkçılar yapacağım” dedi.|jesua onlaraʔ “ardimdan ɡelinʔ sizi insan tutan balikt͡ʃilar japat͡ʃaɡim” dedi. Old-Testament-Jeremiah-037-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O, Benyamin Kapısı'nda iken, Şelemya oğlu Hananya oğlu İriyah adlı muhafız komutanı oradaydı. Peygamber Yeremya'yı tutup, \"\"Sen Keldaniler'e geçiyorsun!\"\" dedi.\"|\"oʔ benjamin kapisiʔnda ikenʔ selemja oɡlu hananja oɡlu irijah adli muhafiz komutani oradajdi. pejɡamber jeremjaʔji tutupʔ \"\"sen keldanilerʔe ɡet͡ʃijorsun!\"\" dedi.\" Old-Testament-Deuteronomy-033-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, halkları sever. Bütün kutsalları senin elindedir. Ayaklarının dibinde oturdular. Her biri sözlerini kabul eder.|evetʔ halklari sever. butun kutsallari senin elindedir. ajaklarinin dibinde oturdular. her biri sozlerini kabul eder. New-Testament-Luke-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Barabba kentte çıkan bir isyandan ve adam öldürmekten hapse atılmıştı.|barabba kentte t͡ʃikan bir isjandan ve adam oldurmekten hapse atilmisti. Old-Testament-Exodus-028-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İki altın halka yapacaksın ve bunları göğüslüğün iki ucuna, efodun iç tarafına doğru olan kenarına takacaksın.|iki altin halka japat͡ʃaksin ve bunlari ɡoɡusluɡun iki ut͡ʃunaʔ efodun it͡ʃ tarafina doɡru olan kenarina takat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Samuel-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahudalılar geldiler ve orada David'i Yahuda evi üzerine kral olarak meshettiler. David'e, \"\"Saul'u gömenler Yaveş Giladlılar'dı\"\" dediler.\"|\"jahudalilar ɡeldiler ve orada davidʔi jahuda evi uzerine kral olarak meshettiler. davidʔeʔ \"\"saulʔu ɡomenler javes ɡiladlilarʔdi\"\" dediler.\" Old-Testament-Deuteronomy-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi'nin oğulları kâhinler yaklaşacak; Tanrın Yahve, kendisine hizmet etmek ve Yahve'nin adıyla kutsamak için onları seçti; her tartışma ve her saldırı onların sözüne göre karara bağlanacaktır.|leviʔnin oɡullari kahinler jaklasat͡ʃak; tanrin jahveʔ kendisine hizmet etmek ve jahveʔnin adijla kutsamak it͡ʃin onlari set͡ʃti; her tartisma ve her saldiri onlarin sozune ɡore karara baɡlanat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O, bir oğul doğuracak ve adını Yeşua koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından kurtaracak olan O'dur.”|oʔ bir oɡul doɡurat͡ʃak ve adini jesua kojat͡ʃaksin. t͡ʃunku halkini ɡunahlarindan kurtarat͡ʃak olan oʔdur.” Old-Testament-Psalms-035-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrım, uyan, kalk ve savun beni! Ey Efendim, benim için gayrete gel!|ej tanrimʔ ujanʔ kalk ve savun beni! ej efendimʔ benim it͡ʃin ɡajrete ɡel! New-Testament-Mark-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah ve Mayasız Ekmek Bayramı’ndan iki gün önceydi. Başkâhinlerle yazıcılar Yeşua’yı hileyle nasıl tutuklayıp öldüreceklerini araştırıyorlardı.|pesah ve majasiz ekmek bajrami’ndan iki ɡun ont͡ʃejdi. baskahinlerle jazit͡ʃilar jesua’ji hilejle nasil tutuklajip olduret͡ʃeklerini arastirijorlardi. New-Testament-Revelation-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın, canlı yaratıkların ve ihtiyarların çevresinde çok sayıda melek gördüm, seslerini duydum. Bunların sayısı binlerce binler, on binlerce on binlerdi.|tahtinʔ t͡ʃanli jaratiklarin ve ihtijarlarin t͡ʃevresinde t͡ʃok sajida melek ɡordumʔ seslerini dujdum. bunlarin sajisi binlert͡ʃe binlerʔ on binlert͡ʃe on binlerdi. New-Testament-Luke-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|On hizmetkârını çağırıp onlara birer mina para verdi. ‘Ben geri gelene dek bu paraları işletin’ dedi.|on hizmetkarini t͡ʃaɡirip onlara birer mina para verdi. ‘ben ɡeri ɡelene dek bu paralari isletin’ dedi. New-Testament-Luke-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kıt imanlılar, bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrı, sizi ne kadar daha giydirecektir?|ej kit imanlilarʔ buɡun var olup jarin ot͡ʃaɡa atilat͡ʃak olan kir otunu bojle ɡijdiren tanriʔ sizi ne kadar daha ɡijdiret͡ʃektir? Old-Testament-Psalms-078-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve işitip öfkelendi. Yakov'a karşı ateş tutuştu, ve öfke İsrael'e karşı yükseldi,|bunun uzerine jahve isitip ofkelendi. jakovʔa karsi ates tutustuʔ ve ofke israelʔe karsi jukseldiʔ Old-Testament-1-Kings-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü Solomon'a geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu solomonʔa ɡeldi ve sojle dedi New-Testament-2-Timothy-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakırcı İskender bana çok kötülük etti. Efendi ona yaptıklarının karşılığını verecektir.|bakirt͡ʃi iskender bana t͡ʃok kotuluk etti. efendi ona japtiklarinin karsiliɡini veret͡ʃektir. Old-Testament-2-Chronicles-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan altı yüz gümüşe savaş arabası, yüz elli gümüşe at alıp getirirlerdi. Bunları Hitit krallarına ve Suriye krallarına da satıp gönderirlerdi.|misirʔdan alti juz ɡumuse savas arabasiʔ juz elli ɡumuse at alip ɡetirirlerdi. bunlari hitit krallarina ve surije krallarina da satip ɡonderirlerdi. Old-Testament-1-Samuel-017-045|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Filistli'ye, \"\"Sen bana kılıçla, mızrakla ve kargı ile geliyorsun; ama ben sana, meydan okuduğun İsrael ordularının Tanrısı, Ordular Yahvesi adıyla geliyorum\"\" dedi.\"|\"david filistliʔjeʔ \"\"sen bana kilit͡ʃlaʔ mizrakla ve karɡi ile ɡelijorsun; ama ben sanaʔ mejdan okuduɡun israel ordularinin tanrisiʔ ordular jahvesi adijla ɡelijorum\"\" dedi.\" New-Testament-Revelation-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra baktım ve gökte bir kapının açıldığını gördüm. Benimle konuşan, boruya benzeyen ilk ses, “Buraya çık, bundan sonra olması gerekenleri sana göstereceğim” dedi.|bundan sonra baktim ve ɡokte bir kapinin at͡ʃildiɡini ɡordum. benimle konusanʔ boruja benzejen ilk sesʔ “buraja t͡ʃikʔ bundan sonra olmasi ɡerekenleri sana ɡosteret͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Leviticus-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ölüler için bedeninizi yaralamayacaksınız, üzerinize dövme işareti yapmayacaksınız. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"\"\"ʔoluler it͡ʃin bedeninizi jaralamajat͡ʃaksinizʔ uzerinize dovme isareti japmajat͡ʃaksiniz. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-021-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ateşe yakıt olacaksın. Kanın memleketin ortasında olacak. Bir daha hatırlanmayacaksın; çünkü bunu ben, Yahve, söyledim.\"\"'\"\"\"|\"atese jakit olat͡ʃaksin. kanin memleketin ortasinda olat͡ʃak. bir daha hatirlanmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku bunu benʔ jahveʔ sojledim.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sur'a de, ‘Denizin girişinde oturan, çok adalara kadar halkların tüccarı olan ey sen, Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Ey Sur, ‘Ben güzellikte kusursuzum’ dedin.\"|\"surʔa deʔ ‘denizin ɡirisinde oturanʔ t͡ʃok adalara kadar halklarin tut͡ʃt͡ʃari olan ej senʔ efendi jahve sojle dijor \"\"ej surʔ ‘ben ɡuzellikte kusursuzum’ dedin.\" Old-Testament-Leviticus-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının kirliliğinden, isyanlarından, bütün günahlarından dolayı Kutsal Yer için kefaret edecek; kirliliklerinin ortasında kendileriyle birlikte duran Buluşma Çadırı için de aynısını yapacaktır.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin kirliliɡindenʔ isjanlarindanʔ butun ɡunahlarindan dolaji kutsal jer it͡ʃin kefaret edet͡ʃek; kirliliklerinin ortasinda kendilerijle birlikte duran bulusma t͡ʃadiri it͡ʃin de ajnisini japat͡ʃaktir. New-Testament-Hebrews-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, çağrılanların sonsuz miras vaadini alabilmeleri için Mesih yeni antlaşmanın aracısı oldu. İlk antlaşma altında işlenen suçlardan kurtarmak için bir ölüm meydana geldi.|bu nedenleʔ t͡ʃaɡrilanlarin sonsuz miras vaadini alabilmeleri it͡ʃin mesih jeni antlasmanin arat͡ʃisi oldu. ilk antlasma altinda islenen sut͡ʃlardan kurtarmak it͡ʃin bir olum mejdana ɡeldi. Old-Testament-Psalms-073-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ta ki, Tanrı’nın tapınağına girip, onların sonunu anlayana kadar.|ta kiʔ tanri’nin tapinaɡina ɡiripʔ onlarin sonunu anlajana kadar. New-Testament-Mark-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Nereye girerse, evin efendisine, ‘Öğretmen, öğrencilerimle birlikte Pesah'ı yiyeceğim misafir odası nerede? diye soruyor’ deyin.|nereje ɡirerseʔ evin efendisineʔ ‘oɡretmenʔ oɡrent͡ʃilerimle birlikte pesahʔi jijet͡ʃeɡim misafir odasi nerede? dije sorujor’ dejin. Old-Testament-Genesis-042-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Hayır, efendim” dediler, “Hizmetkârların yiyecek almaya geldiler.|onaʔ “hajirʔ efendim” dedilerʔ “hizmetkarlarin jijet͡ʃek almaja ɡeldiler. Old-Testament-Psalms-034-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım Yahve ile övünür. Alçakgönüllüler bunu duyup sevinsin.|t͡ʃanim jahve ile ovunur. alt͡ʃakɡonulluler bunu dujup sevinsin. Old-Testament-1-Chronicles-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakim, Zikri, Zavdi,|jakimʔ zikriʔ zavdiʔ Old-Testament-Jeremiah-030-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Tanrıları Yahve'ye, ve kendilerine çıkaracağım kralları David'e hizmet edecekler.|ama tanrilari jahveʔjeʔ ve kendilerine t͡ʃikarat͡ʃaɡim krallari davidʔe hizmet edet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-059-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtar beni kötülüğün işçilerinden. Kurtar beni kana susamış insanlardan.|kurtar beni kotuluɡun ist͡ʃilerinden. kurtar beni kana susamis insanlardan. Old-Testament-Leviticus-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle kurallarımı ve ilkelerimi tutacaksınız; eğer bir kişi bunları yaparsa, onlarla yaşayacaktır. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"bu nedenle kurallarimi ve ilkelerimi tutat͡ʃaksiniz; eɡer bir kisi bunlari japarsaʔ onlarla jasajat͡ʃaktir. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" New-Testament-Galatians-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakın, size kendi elimle ne denli büyük harflerle yazıyorum.|bakinʔ size kendi elimle ne denli bujuk harflerle jazijorum. Old-Testament-Joel-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiğitler gibi koşuyorlar. Savaşçılar gibi sura tırmanıyorlar. Her biri kendi safında yürüyor ve sırasından sapmıyor.|jiɡitler ɡibi kosujorlar. savast͡ʃilar ɡibi sura tirmanijorlar. her biri kendi safinda jurujor ve sirasindan sapmijor. Old-Testament-1-Chronicles-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra bütün İsrael Hevron'da David'in yanına toplanıp dediler: \"\"İşte, biz senin kemiğin ve senin etiniz.\"|\"sonra butun israel hevronʔda davidʔin janina toplanip dediler \"\"isteʔ biz senin kemiɡin ve senin etiniz.\" Old-Testament-Ruth-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Salmon, Boaz'ın babası oldu. Boaz, Oved'in babası oldu.|salmonʔ boazʔin babasi oldu. boazʔ ovedʔin babasi oldu. Old-Testament-Genesis-034-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnızca şu koşulla kabul ederiz. Bütün erkekleriniz sünnet edilip bizim gibi olursanız,|jalnizt͡ʃa su kosulla kabul ederiz. butun erkekleriniz sunnet edilip bizim ɡibi olursanizʔ Old-Testament-Deuteronomy-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk seferki gibi kırk gün kırk gece Yahve'nin önünde yere kapandım. Yahve'yi öfkelendirmek için gözünde kötü olanı yaparak işlediğiniz bütün günahtan dolayı ne ekmek yedim, ne de su içtim.|ilk seferki ɡibi kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe jahveʔnin onunde jere kapandim. jahveʔji ofkelendirmek it͡ʃin ɡozunde kotu olani japarak islediɡiniz butun ɡunahtan dolaji ne ekmek jedimʔ ne de su it͡ʃtim. Old-Testament-Genesis-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Haran, babası Terah daha sağken, doğduğu topraklarda, Keldaniler'in Ur şehrinde öldü.|haranʔ babasi terah daha saɡkenʔ doɡduɡu topraklardaʔ keldanilerʔin ur sehrinde oldu. Old-Testament-Exodus-040-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'la oğullarını Buluşma Çadırı'nın kapısına getirip onları suyla yıkayacaksın.\"|\"\"\"aronʔla oɡullarini bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisina ɡetirip onlari sujla jikajat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Jeremiah-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye ezgiler söyleyin! Yahve'yi övün, çünkü yoksulun canını kötülük edenlerin elinden kurtardı.|jahveʔje ezɡiler sojlejin! jahveʔji ovunʔ t͡ʃunku joksulun t͡ʃanini kotuluk edenlerin elinden kurtardi. Old-Testament-Genesis-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yılan kadına, “Gerçekten ölmezsiniz” dedi,|jilan kadinaʔ “ɡert͡ʃekten olmezsiniz” dediʔ Old-Testament-Jeremiah-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şöyle de, ‘Yahve'nin sözünü dinleyin, ey Yahuda kralları ve Yeruşalem sakinleri: İsrael’in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor, \"\"İşte, ben bu yerin üzerine öyle bir kötülük getireceğim ki, her işitenin kulağı çınlayacak.\"|\"sojle deʔ ‘jahveʔnin sozunu dinlejinʔ ej jahuda krallari ve jerusalem sakinleri israel’in tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijorʔ \"\"isteʔ ben bu jerin uzerine ojle bir kotuluk ɡetiret͡ʃeɡim kiʔ her isitenin kulaɡi t͡ʃinlajat͡ʃak.\" Old-Testament-Deuteronomy-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Taş levhaları, Yahve'nin sizinle yaptığı antlaşmanın levhalarını almak için dağa çıktığımda kırk gün kırk gece dağda kaldım. Ne ekmek yedim ne de su içtim.|tas levhalariʔ jahveʔnin sizinle japtiɡi antlasmanin levhalarini almak it͡ʃin daɡa t͡ʃiktiɡimda kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe daɡda kaldim. ne ekmek jedim ne de su it͡ʃtim. Old-Testament-1-Samuel-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsallarının ayaklarını koruyacak, ama kötüler karanlıkta susturulacaktır; çünkü hiç kimse güçle galip gelemeyecek.|kutsallarinin ajaklarini korujat͡ʃakʔ ama kotuler karanlikta susturulat͡ʃaktir; t͡ʃunku hit͡ʃ kimse ɡut͡ʃle ɡalip ɡelemejet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-011-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammonlu Selek, Seruya oğlu Yoav'ın silah taşıyıcısı Berotlu Naharai,|ammonlu selekʔ seruja oɡlu joavʔin silah tasijit͡ʃisi berotlu naharaiʔ Old-Testament-Daniel-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bana gelince, Med Darius’un birinci yılında, onu onaylamak ve güçlendirmek için ayağa kalktım.\"\"\"|\"“bana ɡelint͡ʃeʔ med darius’un birint͡ʃi jilindaʔ onu onajlamak ve ɡut͡ʃlendirmek it͡ʃin ajaɡa kalktim.\"\"\" Old-Testament-Judges-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni kurtarmadığınızı görünce canımı elime aldım, Ammon'un çocuklarına karşı üzerlerinden geçtim. Yahve onları elime teslim etti. O halde neden bugün bana karşı savaşmak için yanıma çıktınız?”|beni kurtarmadiɡinizi ɡorunt͡ʃe t͡ʃanimi elime aldimʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina karsi uzerlerinden ɡet͡ʃtim. jahve onlari elime teslim etti. o halde neden buɡun bana karsi savasmak it͡ʃin janima t͡ʃiktiniz?” New-Testament-John-001-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun söylediğini duyan iki öğrenci Yeşua’nın ardından gittiler.|onun sojlediɡini dujan iki oɡrent͡ʃi jesua’nin ardindan ɡittiler. Old-Testament-Ruth-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece yarısı adam ürktü ve döndü; ve işte, ayaklarının dibinde bir kadın yatıyordu.|ɡet͡ʃe jarisi adam urktu ve dondu; ve isteʔ ajaklarinin dibinde bir kadin jatijordu. New-Testament-Acts-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı meslekten oldukları için onlarla kalıp birlikte çalıştı. İşleri çadırcılıktı.|ajni meslekten olduklari it͡ʃin onlarla kalip birlikte t͡ʃalisti. isleri t͡ʃadirt͡ʃilikti. Old-Testament-Numbers-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yanına döndü ve işte, kendisi ve tüm Moav beyleri yakmalık sunusunun yanında duruyordu.|onun janina dondu ve isteʔ kendisi ve tum moav bejleri jakmalik sunusunun janinda durujordu. Old-Testament-2-Kings-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Amatsya, İsrael Kralı Yehu’nun oğlu Yehoahaz’ın oğlu Yehoaş’a haberciler gönderip, “Gel, yüz yüze görüşelim” dedi.|sonra amatsjaʔ israel krali jehu’nun oɡlu jehoahaz’in oɡlu jehoas’a habert͡ʃiler ɡonderipʔ “ɡelʔ juz juze ɡoruselim” dedi. New-Testament-2-Corinthians-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü size gelen, bizim duyurmadığımız başka bir Yeşua’yı duyuranlara, ya da aldığınız ruhtan başka bir ruha, ya da kabul ettiğinizden başka bir müjdeye gayet iyi katlanıyorsunuz.|t͡ʃunku size ɡelenʔ bizim dujurmadiɡimiz baska bir jesua’ji dujuranlaraʔ ja da aldiɡiniz ruhtan baska bir ruhaʔ ja da kabul ettiɡinizden baska bir muʒdeje ɡajet iji katlanijorsunuz. New-Testament-John-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Koyunlarım sesimi işitir, ben onları bilirim, onlar da ardımdan gelir.|kojunlarim sesimi isitirʔ ben onlari bilirimʔ onlar da ardimdan ɡelir. Old-Testament-Leviticus-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Medyumlara ve büyücülere yönelip onların ardından fahişelik yapan insana karşı da yüzümü çevireceğim ve onu halkının arasından atacağım.'\"\"\"|\"“ʔmedjumlara ve bujut͡ʃulere jonelip onlarin ardindan fahiselik japan insana karsi da juzumu t͡ʃeviret͡ʃeɡim ve onu halkinin arasindan atat͡ʃaɡim.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu oğlum ölmüştü, yaşama döndü. Kaybolmuştu, bulundu.’ Onlar eğlenmeye başladılar.”|bu oɡlum olmustuʔ jasama dondu. kajbolmustuʔ bulundu.’ onlar eɡlenmeje basladilar.” Old-Testament-Numbers-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, şamdan işçiliğiydi, dövmeci işi altındı. Tabanından çiçeklerine kadar dövmeci işiydi. Şamdanı Yahve'nin Moşe'ye gösterdiği örneğe göre yaptı.|buʔ samdan ist͡ʃiliɡijdiʔ dovmet͡ʃi isi altindi. tabanindan t͡ʃit͡ʃeklerine kadar dovmet͡ʃi isijdi. samdani jahveʔnin moseʔje ɡosterdiɡi orneɡe ɡore japti. Old-Testament-Exodus-040-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğullarını getirip üzerlerine gömlekler giydireceksin.|oɡullarini ɡetirip uzerlerine ɡomlekler ɡijdiret͡ʃeksin. New-Testament-Luke-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Dikkat edin, saptırılmayasınız!” dedi. “Çünkü birçokları, ‘Ben O’yum ’ ve ‘Zamanı geldi’ diyerek benim adımla gelecekler. Bu nedenle onların peşinden gitmeyin.|jesuaʔ “dikkat edinʔ saptirilmajasiniz!” dedi. “t͡ʃunku birt͡ʃoklariʔ ‘ben o’jum ’ ve ‘zamani ɡeldi’ dijerek benim adimla ɡelet͡ʃekler. bu nedenle onlarin pesinden ɡitmejin. Old-Testament-Psalms-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulların tasarısını engellersiniz, ama onun sığınağı Yahve’dir.|joksullarin tasarisini enɡellersinizʔ ama onun siɡinaɡi jahve’dir. New-Testament-1-Thessalonians-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kardeşler, siz, Yahudiye’de Mesih Yeşua’da olan Tanrı’nın kiliselerini örnek aldınız. Siz de onların Yahudiler’den çekmiş olduğu sıkıntıların aynısını kendi yurttaşlarınızdan çektiniz.|t͡ʃunku kardeslerʔ sizʔ jahudije’de mesih jesua’da olan tanri’nin kiliselerini ornek aldiniz. siz de onlarin jahudiler’den t͡ʃekmis olduɡu sikintilarin ajnisini kendi jurttaslarinizdan t͡ʃektiniz. Old-Testament-Ezekiel-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Rabba'yı develer için ahır, Ammon'un çocuklarını da sürüler için dinlenme yeri yapacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.\"\"\"|\"rabbaʔji develer it͡ʃin ahirʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarini da suruler it͡ʃin dinlenme jeri japat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı gerçekten yeryüzünde oturur mu? İşte, gök ve göklerin gökleri seni alamaz; benim bu yaptığım bu ev nedir ki!|ama tanri ɡert͡ʃekten jerjuzunde oturur mu? isteʔ ɡok ve ɡoklerin ɡokleri seni alamaz; benim bu japtiɡim bu ev nedir ki! Old-Testament-Jeremiah-052-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız komutanı Nebuzaradan onları aldı ve Rivla'ya Babil Kralı'nın yanına götürdü.|muhafiz komutani nebuzaradan onlari aldi ve rivlaʔja babil kraliʔnin janina ɡoturdu. Old-Testament-Job-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o, bütün canlıların gözünden saklanmıştır, ve gökyüzünün kuşlarından gizli tutulmuştur.|t͡ʃunku oʔ butun t͡ʃanlilarin ɡozunden saklanmistirʔ ve ɡokjuzunun kuslarindan ɡizli tutulmustur. Old-Testament-Obadiah-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yakov'un evi ateş, Yosef'in evi alev, Esav'ın evi de anız olacak. Onları yakacaklar ve onları yiyip bitirecekler. Esav'ın evinden kalan olmayacak.\"\" Gerçekten de Yahve söyledi.\"|\"jakovʔun evi atesʔ josefʔin evi alevʔ esavʔin evi de aniz olat͡ʃak. onlari jakat͡ʃaklar ve onlari jijip bitiret͡ʃekler. esavʔin evinden kalan olmajat͡ʃak.\"\" ɡert͡ʃekten de jahve sojledi.\" Old-Testament-Leviticus-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|işlediği günah kendisine bildirilirse, sunu olarak kusursuz bir erkek keçi getirecektir.|islediɡi ɡunah kendisine bildirilirseʔ sunu olarak kusursuz bir erkek ket͡ʃi ɡetiret͡ʃektir. New-Testament-John-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Baba kimseyi yargılamaz, ama bütün yargıyı Oğul’a vermiştir.|t͡ʃunku baba kimseji jarɡilamazʔ ama butun jarɡiji oɡul’a vermistir. New-Testament-Matthew-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk dilsizlerin konuştuğunu, çolakların iyileştiğini, topalların yürüdüğünü, körlerin gördüğünü görünce şaşırdı ve İsrael’in Tanrısı’nı yüceltti.|halk dilsizlerin konustuɡunuʔ t͡ʃolaklarin ijilestiɡiniʔ topallarin juruduɡunuʔ korlerin ɡorduɡunu ɡorunt͡ʃe sasirdi ve israel’in tanrisi’ni jut͡ʃeltti. Old-Testament-Numbers-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Topluluktan çağrılanlar, atalarının oymaklarının beyleri bunlardır; onlar İsrael binlerinin başlarıydı.|topluluktan t͡ʃaɡrilanlarʔ atalarinin ojmaklarinin bejleri bunlardir; onlar israel binlerinin baslarijdi. New-Testament-Revelation-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Cesetleri, ruhsal olarak Sodom ve Mısır olarak adlandırılan ve Efendileri’nin de çarmıha gerildiği büyük kentin caddesinde olacak.|t͡ʃesetleriʔ ruhsal olarak sodom ve misir olarak adlandirilan ve efendileri’nin de t͡ʃarmiha ɡerildiɡi bujuk kentin t͡ʃaddesinde olat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara böyle yaptı ve onları öldürmesinler diye İsrael'in çocuklarının elinden kurtardı.|onlara bojle japti ve onlari oldurmesinler dije israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin elinden kurtardi. New-Testament-Acts-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yeruşalem’e dönüp tapınakta dua ederken kendimden geçtim.|“jerusalem’e donup tapinakta dua ederken kendimden ɡet͡ʃtim. New-Testament-Mark-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları aç evlerine gönderirsem, yolda bayılırlar. Aralarında bazıları uzun yoldan geldiler.”|onlari at͡ʃ evlerine ɡonderirsemʔ jolda bajilirlar. aralarinda bazilari uzun joldan ɡeldiler.” Old-Testament-2-Samuel-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sur Kalesi'ne ve Hivliler'in ile Kenanlılar'ın bütün kentlerine geldiler; ve Yahuda'nın güneyinde, Beer Şeva'ya çıktılar.|sur kalesiʔne ve hivlilerʔin ile kenanlilarʔin butun kentlerine ɡeldiler; ve jahudaʔnin ɡunejindeʔ beer sevaʔja t͡ʃiktilar. Old-Testament-Deuteronomy-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşu'yu görevlendir, onu cesaretlendir ve güçlendir; çünkü bu halkın önüne geçecek ve göreceğin o ülkeyi miras olarak onlara aldıracak olan odur.”|ama jesuʔju ɡorevlendirʔ onu t͡ʃesaretlendir ve ɡut͡ʃlendir; t͡ʃunku bu halkin onune ɡet͡ʃet͡ʃek ve ɡoret͡ʃeɡin o ulkeji miras olarak onlara aldirat͡ʃak olan odur.” Old-Testament-Genesis-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin meleği gökten Avraham’a ikinci kez seslendi:|jahve’nin meleɡi ɡokten avraham’a ikint͡ʃi kez seslendi Old-Testament-Genesis-032-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İkincisine, üçüncüsüne, sürülerin hepsinin ardından gidenlere de buyruk verdi, “Esav'ı bulduğunuzda onunla böyle konuşacaksınız” dedi.|ikint͡ʃisineʔ ut͡ʃunt͡ʃusuneʔ surulerin hepsinin ardindan ɡidenlere de bujruk verdiʔ “esavʔi bulduɡunuzda onunla bojle konusat͡ʃaksiniz” dedi. Old-Testament-Psalms-140-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük konuşan yeryüzünde tutunamasın. Kötülük, zalimi yıkmak için onu avlasın.|kotuluk konusan jerjuzunde tutunamasin. kotulukʔ zalimi jikmak it͡ʃin onu avlasin. Old-Testament-Joshua-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Umma, Afek ve Rehov: Köyleriyle birlikte yirmi iki kenttir.|ummaʔ afek ve rehov kojlerijle birlikte jirmi iki kenttir. New-Testament-Hebrews-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yasa hiçbir şeyi yetkinliğe erdiremedi. Bunun yerine, aracılığıyla Tanrı’ya yaklaştığımız daha üstün bir umut getirildi.|t͡ʃunku jasa hit͡ʃbir seji jetkinliɡe erdiremedi. bunun jerineʔ arat͡ʃiliɡijla tanri’ja jaklastiɡimiz daha ustun bir umut ɡetirildi. Old-Testament-Judges-020-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Dönüp çöldeki Rimmon Kayası'na doğru kaçtılar. Ana yollarda onlardan beş bin kişiyi topladılar ve Gidom'a kadar sıkı bir şekilde peşlerine düştüler ve iki bin kişiyi vurdular.|donup t͡ʃoldeki rimmon kajasiʔna doɡru kat͡ʃtilar. ana jollarda onlardan bes bin kisiji topladilar ve ɡidomʔa kadar siki bir sekilde peslerine dustuler ve iki bin kisiji vurdular. New-Testament-John-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Marta O’na, “Son gün, dirilişte onun yeniden dirileceğini biliyorum” dedi.|marta o’naʔ “son ɡunʔ diriliste onun jeniden dirilet͡ʃeɡini bilijorum” dedi. New-Testament-Matthew-024-040|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman tarlada iki adam olacak: Biri alınacak, diğeri bırakılacak.|o zaman tarlada iki adam olat͡ʃak biri alinat͡ʃakʔ diɡeri birakilat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-041-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu söz Firavun'un ve bütün görevlilerinin gözünde iyiydi.|bu soz firavunʔun ve butun ɡorevlilerinin ɡozunde ijijdi. Old-Testament-Genesis-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram çadırını kaldırdı, gelip Hevron'daki Mamre meşeliği yanında yaşadı ve orada Yahve’ye bir sunak yaptı.|avram t͡ʃadirini kaldirdiʔ ɡelip hevronʔdaki mamre meseliɡi janinda jasadi ve orada jahve’je bir sunak japti. Old-Testament-Exodus-039-038|und|SPEAKER_00_Turkish|altın sunağı, mesh yağını, hoş kokulu buhuru, Çadır kapısının perdesini,|altin sunaɡiʔ mesh jaɡiniʔ hos kokulu buhuruʔ t͡ʃadir kapisinin perdesiniʔ New-Testament-John-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, O’na iman eden hiç kimse mahvolmasın, ancak sonsuz yaşama sahip olsun.|ojle kiʔ o’na iman eden hit͡ʃ kimse mahvolmasinʔ ant͡ʃak sonsuz jasama sahip olsun. Old-Testament-1-Kings-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Solomon, Eli'nin eviyle ilgili olarak Yahve'nin Şilo'da söylediği sözü yerine getirmek için, Aviyatar'ı Yahve'nin kâhinliğinden çıkardı.|bojlet͡ʃe solomonʔ eliʔnin evijle ilɡili olarak jahveʔnin siloʔda sojlediɡi sozu jerine ɡetirmek it͡ʃinʔ avijatarʔi jahveʔnin kahinliɡinden t͡ʃikardi. Old-Testament-2-Kings-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, İsrael'i günah işlettiren Yarovoam evinin günahlarından ayrılmadılar, ve onların içinde yürüdüler; ve Aşera da Samariya'da kaldı.)|bununla birlikteʔ israelʔi ɡunah islettiren jarovoam evinin ɡunahlarindan ajrilmadilarʔ ve onlarin it͡ʃinde juruduler; ve asera da samarijaʔda kaldi.) Old-Testament-Deuteronomy-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'yi çölde nasıl öfkelendirdiğini hatırla ve unutma. Mısır diyarından ayrıldığın günden bu yere gelinceye kadar Yahve'ye karşı isyankâr oldunuz.|tanrin jahveʔji t͡ʃolde nasil ofkelendirdiɡini hatirla ve unutma. misir dijarindan ajrildiɡin ɡunden bu jere ɡelint͡ʃeje kadar jahveʔje karsi isjankar oldunuz. New-Testament-John-011-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’in Pesah'ı yakındı. Taşradan birçok kişi kendilerini arındırmak üzere Pesah'dan önce Yeruşalem’e çıktılar.|jahudiler’in pesahʔi jakindi. tasradan birt͡ʃok kisi kendilerini arindirmak uzere pesahʔdan ont͡ʃe jerusalem’e t͡ʃiktilar. Old-Testament-Exodus-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Arabaların tekerleklerini çıkardı ve onları ağır bir şekilde sürdüler. Mısırlılar, \"\"İsrael'in önünden kaçalım, çünkü Yahve onlar için Mısırlılar'a karşı savaşıyor!\"\" dediler.\"|\"arabalarin tekerleklerini t͡ʃikardi ve onlari aɡir bir sekilde surduler. misirlilarʔ \"\"israelʔin onunden kat͡ʃalimʔ t͡ʃunku jahve onlar it͡ʃin misirlilarʔa karsi savasijor!\"\" dediler.\" Old-Testament-Numbers-029-037|und|SPEAKER_00_Turkish|bunların sayısına göre, usulüne göre, boğa için, koç için ve kuzular için onların ekmek sunusunu ve onların dökmelik sunularını;|bunlarin sajisina ɡoreʔ usulune ɡoreʔ boɡa it͡ʃinʔ kot͡ʃ it͡ʃin ve kuzular it͡ʃin onlarin ekmek sunusunu ve onlarin dokmelik sunularini; Old-Testament-Jeremiah-051-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ses verince göklerde sular kükrer, buharları yeryüzünün uçlarından yükseltir. Yağmur için şimşek yapar, hazinelerinden rüzgâr çıkarır.\"\"\"|\"ses verint͡ʃe ɡoklerde sular kukrerʔ buharlari jerjuzunun ut͡ʃlarindan jukseltir. jaɡmur it͡ʃin simsek japarʔ hazinelerinden ruzɡar t͡ʃikarir.\"\"\" Old-Testament-Exodus-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları bir sepete koy, boğa ve iki koçu birlikte getir.|onlari bir sepete kojʔ boɡa ve iki kot͡ʃu birlikte ɡetir. Old-Testament-Proverbs-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Servetini aşırı faizle artıran, onu yoksullara acıyan biri için toplar.|servetini asiri faizle artiranʔ onu joksullara at͡ʃijan biri it͡ʃin toplar. Old-Testament-2-Kings-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten, ey Yahve, Aşur kralları ulusları ve ülkelerini harap ettiler,|ɡert͡ʃektenʔ ej jahveʔ asur krallari uluslari ve ulkelerini harap ettilerʔ New-Testament-Hebrews-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Mesih’in bedeninin tek bir kez sunulmasıyla kutsal kılındık.|jesua mesih’in bedeninin tek bir kez sunulmasijla kutsal kilindik. Old-Testament-Ezekiel-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Zaman geldi! O gün yaklaşıyor. Alan sevinmesin, satan da yas tutmasın; çünkü gazap onun bütün kalabalığı üzerindedir.|zaman ɡeldi! o ɡun jaklasijor. alan sevinmesinʔ satan da jas tutmasin; t͡ʃunku ɡazap onun butun kalabaliɡi uzerindedir. Old-Testament-Jeremiah-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara karşı bütün kötülükleri hakkında hükümlerimi bildireceğim; çünkü beni bıraktılar, başka ilâhlara buhur yaktılar, ve kendi ellerinin işlerine tapındılar.\"\"\"|\"onlara karsi butun kotulukleri hakkinda hukumlerimi bildiret͡ʃeɡim; t͡ʃunku beni biraktilarʔ baska ilahlara buhur jaktilarʔ ve kendi ellerinin islerine tapindilar.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"böylelikle beni sevenlere servet veririm. Hazinelerini doldururum.\"\"\"|\"bojlelikle beni sevenlere servet veririm. hazinelerini doldururum.\"\"\" New-Testament-John-020-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bunlar, Yeşua’nın Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek O’nun adıyla yaşama sahip olasınız diye yazılmıştır.|ama bunlarʔ jesua’nin tanri’nin oɡlu mesih olduɡuna iman edesiniz ve iman ederek o’nun adijla jasama sahip olasiniz dije jazilmistir. Old-Testament-2-Chronicles-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçü kuzeye, üçü batıya, üçü güneye ve üçü de doğuya bakan on iki öküz üzerinde duruyordu. Deniz yukarıdan üzerlerine yerleştirilmişti ve onların bütün arka tarafları içe dönüktü.|ut͡ʃu kuzejeʔ ut͡ʃu batijaʔ ut͡ʃu ɡuneje ve ut͡ʃu de doɡuja bakan on iki okuz uzerinde durujordu. deniz jukaridan uzerlerine jerlestirilmisti ve onlarin butun arka taraflari it͡ʃe donuktu. Old-Testament-1-Chronicles-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncısı Attay, yedincisi Eliel,|altint͡ʃisi attajʔ jedint͡ʃisi elielʔ New-Testament-Acts-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Petrus ve Yuhanna’nın cesaretini görüp onların eğitimsiz ve cahil insanlar olduklarını anladıklarında, şaştılar. Yeşua’yla birlikte olduklarını fark ettiler.|simdi petrus ve juhanna’nin t͡ʃesaretini ɡorup onlarin eɡitimsiz ve t͡ʃahil insanlar olduklarini anladiklarindaʔ sastilar. jesua’jla birlikte olduklarini fark ettiler. Old-Testament-2-Kings-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoram'ın işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|joramʔin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sejʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Jeremiah-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Evimi terk ettim, mirasımı reddettim. Canımın sevdiğini düşmanlarının eline verdim.|“evimi terk ettimʔ mirasimi reddettim. t͡ʃanimin sevdiɡini dusmanlarinin eline verdim. New-Testament-2-Corinthians-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü büyük bir sıkıntı ve yüreğimin ızdırabı içinde, size gözyaşlarıyla yazdım; kederlenmeniz için değil, size olan sevgimin ne kadar bol olduğunu bilmeniz içindi.|t͡ʃunku bujuk bir sikinti ve jureɡimin izdirabi it͡ʃindeʔ size ɡozjaslarijla jazdim; kederlenmeniz it͡ʃin deɡilʔ size olan sevɡimin ne kadar bol olduɡunu bilmeniz it͡ʃindi. Old-Testament-Psalms-095-007|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü Tanrımız O’dur. Biz O’nun otlağının halkı, gözetimindeki koyunlarız. Keşke bugün O’nun sesini duysanız!|t͡ʃunku tanrimiz o’dur. biz o’nun otlaɡinin halkiʔ ɡozetimindeki kojunlariz. keske buɡun o’nun sesini dujsaniz! Old-Testament-Psalms-112-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrular için karanlıkta ışık doğar, lütufkâr, merhametli ve adildir onlar.|doɡrular it͡ʃin karanlikta isik doɡarʔ lutufkarʔ merhametli ve adildir onlar. Old-Testament-Numbers-026-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte ülke kurayla bölünecek. Ata oymaklarının adlarına göre miras alacaklar.|bununla birlikte ulke kurajla bolunet͡ʃek. ata ojmaklarinin adlarina ɡore miras alat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-029-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Dördüncü günde on boğa, iki koç, bir yaşında kusursuz on dört erkek kuzu;|“ʔdordunt͡ʃu ɡunde on boɡaʔ iki kot͡ʃʔ bir jasinda kusursuz on dort erkek kuzu; Old-Testament-Proverbs-030-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi gözlerinde temiz, pisliğinden yıkanmamış bir nesil.|kendi ɡozlerinde temizʔ pisliɡinden jikanmamis bir nesil. Old-Testament-Joshua-019-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre Naftali'nin çocukları oymağının mirası, köyleriyle birlikte kentleri buydu.|bojlarina ɡore naftaliʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin mirasiʔ kojlerijle birlikte kentleri bujdu. Old-Testament-Amos-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece iki ya da üç kent su içmek için bir kentte sendeledi, ve doymadılar; yine de bana dönmediniz.” diyor Yahve.|bojlet͡ʃe iki ja da ut͡ʃ kent su it͡ʃmek it͡ʃin bir kentte sendelediʔ ve dojmadilar; jine de bana donmediniz.” dijor jahve. Old-Testament-1-Samuel-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskilerin özdeyişinin dediği gibi: 'Kötülerden kötülük gelir' ama benim elim senin üzerinde olmayacak.|eskilerin ozdejisinin dediɡi ɡibi ʔkotulerden kotuluk ɡelirʔ ama benim elim senin uzerinde olmajat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün tanrısızlar, elle tutulamayacakları için, atılması gereken dikenler gibi olacaklar.|ama butun tanrisizlarʔ elle tutulamajat͡ʃaklari it͡ʃinʔ atilmasi ɡereken dikenler ɡibi olat͡ʃaklar. New-Testament-Mark-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Dikkat edin, Ferisiler’in mayasından ve Hirodes’in mayasından sakının” diyerek uyardı.|onlaraʔ “dikkat edinʔ ferisiler’in majasindan ve hirodes’in majasindan sakinin” dijerek ujardi. Old-Testament-Genesis-019-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük olan küçüğüne, “Babamız yaşlı” dedi, “Yeryüzünde, dünya geleneklerine göre yanımıza girecek kimse yok.|bujuk olan kut͡ʃuɡuneʔ “babamiz jasli” dediʔ “jerjuzundeʔ dunja ɡeleneklerine ɡore janimiza ɡiret͡ʃek kimse jok. Old-Testament-1-Chronicles-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David evinde yaşarken, David Peygamber Natan'a, \"\"Ben sedirden yapılmış bir evde oturuyorum, ama Yahve'nin Antlaşma Sandığı bir çadırda\"\" dedi.\"|\"david evinde jasarkenʔ david pejɡamber natanʔaʔ \"\"ben sedirden japilmis bir evde oturujorumʔ ama jahveʔnin antlasma sandiɡi bir t͡ʃadirda\"\" dedi.\" New-Testament-Romans-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahudi Grek ayrımı yoktur. Aynı Efendi hepsinin Efendisi’dir, kendisini çağıran herkese karşı zengindir.|t͡ʃunku jahudi ɡrek ajrimi joktur. ajni efendi hepsinin efendisi’dirʔ kendisini t͡ʃaɡiran herkese karsi zenɡindir. New-Testament-John-008-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine O’nu taşlamak için yerden taş aldılar. Yeşua kendini gizledi; ortalarından gelip geçerek tapınaktan çıktı.|bunun uzerine o’nu taslamak it͡ʃin jerden tas aldilar. jesua kendini ɡizledi; ortalarindan ɡelip ɡet͡ʃerek tapinaktan t͡ʃikti. Old-Testament-Deuteronomy-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse önünüzde duramayacak. Tanrınız Yahve, size söylediği gibi, bastığınız bütün diyara sizin korkunuzu ve dehşetinizi koyacak.|hit͡ʃ kimse onunuzde duramajat͡ʃak. tanriniz jahveʔ size sojlediɡi ɡibiʔ bastiɡiniz butun dijara sizin korkunuzu ve dehsetinizi kojat͡ʃak. New-Testament-John-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Marta’yı, kız kardeşini ve Lazar’ı severdi.|jesua marta’jiʔ kiz kardesini ve lazar’i severdi. Old-Testament-Leviticus-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kusuru olduğundan perdeye ve sunağa yaklaşmayacak; ta ki, kutsal yerlerimi kirletmesin; çünkü onları kutsal kılan Yahve benim.'”|bir kusuru olduɡundan perdeje ve sunaɡa jaklasmajat͡ʃak; ta kiʔ kutsal jerlerimi kirletmesin; t͡ʃunku onlari kutsal kilan jahve benim.ʔ” Old-Testament-Ezekiel-047-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam elinde iple doğuya doğru çıktığında, bin arşın ölçtü ve beni ayak bileklerine kadar gelen sulardan geçirdi.|adam elinde iple doɡuja doɡru t͡ʃiktiɡindaʔ bin arsin olt͡ʃtu ve beni ajak bileklerine kadar ɡelen sulardan ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-2-Chronicles-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öbür Keruv'un kanadı beş arşındı ve evin duvarına kadar uzanıyordu; ve öbür kanat beş arşındı, öbür Keruv'un kanadına birleşiyordu.|obur keruvʔun kanadi bes arsindi ve evin duvarina kadar uzanijordu; ve obur kanat bes arsindiʔ obur keruvʔun kanadina birlesijordu. Old-Testament-Job-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama şimdi benden genç olanlar benimle alay ediyorlar, onların babalarını sürümün köpekleriyle birlikte koymaya layık görmezdim.|“ama simdi benden ɡent͡ʃ olanlar benimle alaj edijorlarʔ onlarin babalarini surumun kopeklerijle birlikte kojmaja lajik ɡormezdim. New-Testament-Galatians-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama vakit dolunca Tanrı, Yasa altında olanları kurtarmak için Yasa altında kadından doğan Oğlu’nu gönderdi. Öyle ki, bizler evlatlık hakkını alalım.|ama vakit dolunt͡ʃa tanriʔ jasa altinda olanlari kurtarmak it͡ʃin jasa altinda kadindan doɡan oɡlu’nu ɡonderdi. ojle kiʔ bizler evlatlik hakkini alalim. Old-Testament-Proverbs-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Zengin insanın serveti onun güçlü kentidir, kendi hayalinde aşılmaz bir sur gibidir.|zenɡin insanin serveti onun ɡut͡ʃlu kentidirʔ kendi hajalinde asilmaz bir sur ɡibidir. Old-Testament-2-Kings-004-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıkıp çocuğun üzerine yattı, ağzını onun ağzının üzerine, gözlerini onun gözlerinin üzerine, ellerini onun ellerinin üzerine koydu. Kendisini onun üzerine uzattı; ve çocuğun bedeni ısındı.|t͡ʃikip t͡ʃot͡ʃuɡun uzerine jattiʔ aɡzini onun aɡzinin uzerineʔ ɡozlerini onun ɡozlerinin uzerineʔ ellerini onun ellerinin uzerine kojdu. kendisini onun uzerine uzatti; ve t͡ʃot͡ʃuɡun bedeni isindi. Old-Testament-2-Chronicles-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Yahve'nin Yeruşalem'de babası David'e göründüğü Moria Dağı'nda, Yevuslu Ornan'ın harman yerinde David'in hazırlamış olduğu yerde, Yahve'nin evini yapmaya başladı.|solomonʔ jahveʔnin jerusalemʔde babasi davidʔe ɡorunduɡu moria daɡiʔndaʔ jevuslu ornanʔin harman jerinde davidʔin hazirlamis olduɡu jerdeʔ jahveʔnin evini japmaja basladi. Old-Testament-Psalms-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları buzağı gibi, Lübnan’ı ve Siryon’u yaban öküzü yavrusu gibi sıçratır.|onlari buzaɡi ɡibiʔ lubnan’i ve sirjon’u jaban okuzu javrusu ɡibi sit͡ʃratir. Old-Testament-Jeremiah-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Yahve bana şöyle dedi, '\"\"Ben çocuğum' deme; çünkü seni kime gönderirsem gitmelisin ve sana buyurduğum her şeyi söylemelisin.\"|\"ama jahve bana sojle dediʔ ʔ\"\"ben t͡ʃot͡ʃuɡumʔ deme; t͡ʃunku seni kime ɡonderirsem ɡitmelisin ve sana bujurduɡum her seji sojlemelisin.\" Old-Testament-Jeremiah-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ülkenin ihtiyarlarından bazıları kalkıp bütün halk topluluğuna şöyle dediler:|o zaman ulkenin ihtijarlarindan bazilari kalkip butun halk topluluɡuna sojle dediler Old-Testament-Zephaniah-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların üzerine öyle bir sıkıntı getireceğim ki, körler gibi yürüyecekler, çünkü Yahve'ye karşı günah işlediler. Kanları toz gibi, etleri gübre gibi dökülecek.|insanlarin uzerine ojle bir sikinti ɡetiret͡ʃeɡim kiʔ korler ɡibi jurujet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku jahveʔje karsi ɡunah islediler. kanlari toz ɡibiʔ etleri ɡubre ɡibi dokulet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarap içip sarhoş oldu. Çadırının içinde çıplaktı.|sarap it͡ʃip sarhos oldu. t͡ʃadirinin it͡ʃinde t͡ʃiplakti. New-Testament-Matthew-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer sen Tanrı’nın Oğlu’ysan, kendini aşağı at” dedi, “Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Tanrı senin için meleklerine buyruk verecek.’ ‘Ayağın bir taşa çarpmasın diye Seni elleri üzerinde taşıyacaklar.’”|“eɡer sen tanri’nin oɡlu’jsanʔ kendini asaɡi at” dediʔ “t͡ʃunku sojle jazilmistir ‘tanri senin it͡ʃin meleklerine bujruk veret͡ʃek.’ ‘ajaɡin bir tasa t͡ʃarpmasin dije seni elleri uzerinde tasijat͡ʃaklar.’” Old-Testament-Numbers-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar oymağından sayılanlar elli dört bin dört yüz kişiydi.|issakar ojmaɡindan sajilanlar elli dort bin dort juz kisijdi. New-Testament-Acts-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bana da bu gücü verin, ellerimi kimin üzerine koyarsam Kutsal Ruh’u alsın” dedi.|“bana da bu ɡut͡ʃu verinʔ ellerimi kimin uzerine kojarsam kutsal ruh’u alsin” dedi. Old-Testament-Genesis-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün daha bekleyip güvercini gönderdi. Artık güvercin ona geri dönmedi.|jedi ɡun daha beklejip ɡuvert͡ʃini ɡonderdi. artik ɡuvert͡ʃin ona ɡeri donmedi. Old-Testament-Genesis-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gemiden çıkan Noa'nın oğulları: Sam, Ham ve Yafet idiler. Ham, Kenan'ın babasıdır.|ɡemiden t͡ʃikan noaʔnin oɡullari samʔ ham ve jafet idiler. hamʔ kenanʔin babasidir. New-Testament-Romans-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yasa’nın ruhsal olduğunu biliyoruz, ama ben bedenselim, günah altında satılmışım.|t͡ʃunku jasa’nin ruhsal olduɡunu bilijoruzʔ ama ben bedenselimʔ ɡunah altinda satilmisim. Old-Testament-Judges-011-038|und|SPEAKER_00_Turkish|“Git” dedi. Onu iki aylığına gönderdi; arkadaşlarıyla birlikte gitti ve dağlarda el değmemiş kızlığına ağladı.|“ɡit” dedi. onu iki ajliɡina ɡonderdi; arkadaslarijla birlikte ɡitti ve daɡlarda el deɡmemis kizliɡina aɡladi. New-Testament-Acts-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Silas’la Timoteos Makedonya’dan inince, Pavlus Ruh’un güçlü yönlendirişiyle Yeşua’nın Mesih olduğunu Yahudiler’e tanıklık etti.|silas’la timoteos makedonja’dan inint͡ʃeʔ pavlus ruh’un ɡut͡ʃlu jonlendirisijle jesua’nin mesih olduɡunu jahudiler’e taniklik etti. Old-Testament-Psalms-116-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinin avlularında, senin ortanda, ey Yeruşalem. Yah’ı övün!|jahveʔnin evinin avlularindaʔ senin ortandaʔ ej jerusalem. jah’i ovun! Old-Testament-Psalms-140-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, yüreklerinde kötülük tasarlar, sürekli savaş için toplanırlar.|onlarʔ jureklerinde kotuluk tasarlarʔ surekli savas it͡ʃin toplanirlar. New-Testament-Matthew-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Size derim ki, karısını fuhuş dışında bir nedenle boşayıp başkasıyla evlenen, zina etmiş olur. Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.”|size derim kiʔ karisini fuhus disinda bir nedenle bosajip baskasijla evlenenʔ zina etmis olur. bosanmis bir kadinla evlenen de zina etmis olur.” Old-Testament-Genesis-049-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleri şaraptan kızıl, dişleri sütten beyaz olacak.”|ɡozleri saraptan kizilʔ disleri sutten bejaz olat͡ʃak.” Old-Testament-1-Chronicles-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevadya, Meşullam, Hizki, Hever,|zevadjaʔ mesullamʔ hizkiʔ heverʔ Old-Testament-Genesis-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Lut'un karısı onun arkasından bakınca tuzdan bir sütun oldu.|ama lutʔun karisi onun arkasindan bakint͡ʃa tuzdan bir sutun oldu. Old-Testament-1-Kings-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un bütün ambar kentlerini, savaş arabaları için kentleri, atlılar için kentleri ve Solomon'un Yeruşalem'de, Lübnan'da ve saltanatı altındaki bütün ülkede kendi zevki için yapmayı istediği şeyleri yaptırdı.|solomonʔun butun ambar kentleriniʔ savas arabalari it͡ʃin kentleriʔ atlilar it͡ʃin kentleri ve solomonʔun jerusalemʔdeʔ lubnanʔda ve saltanati altindaki butun ulkede kendi zevki it͡ʃin japmaji istediɡi sejleri japtirdi. Old-Testament-Job-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Haklı olsam bile, yine de O'na yanıt vermezdim. Hâkimime yalvarırdım.|hakli olsam bileʔ jine de oʔna janit vermezdim. hakimime jalvarirdim. Old-Testament-1-Chronicles-029-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün büyük bir sevinçle Yahve'nin önünde yiyip içtiler. David oğlu Solomon'u ikinci kez kral yaptılar ve onu Yahve'nin önünde hükümdar, Sadok'u da kâhin olarak meshettiler.|o ɡun bujuk bir sevint͡ʃle jahveʔnin onunde jijip it͡ʃtiler. david oɡlu solomonʔu ikint͡ʃi kez kral japtilar ve onu jahveʔnin onunde hukumdarʔ sadokʔu da kahin olarak meshettiler. New-Testament-Romans-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’yı sevenler ve O’nun amacına göre çağrılmış olanlar için her şeyin birlikte iyilik için çalıştığını biliyoruz.|tanri’ji sevenler ve o’nun amat͡ʃina ɡore t͡ʃaɡrilmis olanlar it͡ʃin her sejin birlikte ijilik it͡ʃin t͡ʃalistiɡini bilijoruz. New-Testament-2-Timothy-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Asya İli’ndekilerin hepsinin beni terk edip gittiklerini biliyorsun; Figelos ve Hermogenis onlardandır.|asja ili’ndekilerin hepsinin beni terk edip ɡittiklerini bilijorsun; fiɡelos ve hermoɡenis onlardandir. Old-Testament-Job-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"kılıçtan korkun, Çünkü gazap kılıcın cezalarını getirir, ta ki, bir yargı olduğunu bilesiniz.\"\"\"|\"kilit͡ʃtan korkunʔ t͡ʃunku ɡazap kilit͡ʃin t͡ʃezalarini ɡetirirʔ ta kiʔ bir jarɡi olduɡunu bilesiniz.\"\"\" New-Testament-John-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz iman etmiyorsunuz. Çünkü size söylediğim gibi benim koyunlarımdan değilsiniz.|ama siz iman etmijorsunuz. t͡ʃunku size sojlediɡim ɡibi benim kojunlarimdan deɡilsiniz. Old-Testament-Numbers-026-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Amram'ın karısının adı Levi'nin Mısır'da doğan kızı Yokevet'ti. Amram'a Aron'u, Moşe'yi ve kız kardeşleri Miryam'ı doğurdu.|amramʔin karisinin adi leviʔnin misirʔda doɡan kizi jokevetʔti. amramʔa aronʔuʔ moseʔji ve kiz kardesleri mirjamʔi doɡurdu. Old-Testament-Leviticus-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Çocuklarınızdan hiçbirini Molek'e kurban olarak vermeyeceksin. Tanrınız'ın adına saygısızlık etmeyeceksin. Ben Yahve'yim.\"|\"\"\"ʔt͡ʃot͡ʃuklarinizdan hit͡ʃbirini molekʔe kurban olarak vermejet͡ʃeksin. tanrinizʔin adina sajɡisizlik etmejet͡ʃeksin. ben jahveʔjim.\" Old-Testament-Exodus-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun'un, savaş arabalarının ve atlılarının önünde yücelik kazandığımda, Mısırlılar benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"|\"firavunʔunʔ savas arabalarinin ve atlilarinin onunde jut͡ʃelik kazandiɡimdaʔ misirlilar benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Amos-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi Mısır diyarından çıkardım, ve Amorlular'ın diyarını mülk edinmeniz için çölde size kırk yıl yol gösterdim.|sizi misir dijarindan t͡ʃikardimʔ ve amorlularʔin dijarini mulk edinmeniz it͡ʃin t͡ʃolde size kirk jil jol ɡosterdim. Old-Testament-Proverbs-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyruğu tutan canını korur, ama kendi yollarını küçümseyen ölür.|bujruɡu tutan t͡ʃanini korurʔ ama kendi jollarini kut͡ʃumsejen olur. New-Testament-Acts-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Selanik'tekilerden daha asildi; sözü büyük bir istekle kabul ettiler, her gün Kutsal Yazılar'ı inceleyerek bunların doğru olup olmadığını anlamaya çalışıyorlardı.|bunlar selanikʔtekilerden daha asildi; sozu bujuk bir istekle kabul ettilerʔ her ɡun kutsal jazilarʔi int͡ʃelejerek bunlarin doɡru olup olmadiɡini anlamaja t͡ʃalisijorlardi. Old-Testament-2-Chronicles-033-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ülke halkı Kral Amon'a karşı düzen kuranların hepsini öldürdü. Ülke halkı da oğlu Yoşiya'yı onun yerine kral yaptı.|ama ulke halki kral amonʔa karsi duzen kuranlarin hepsini oldurdu. ulke halki da oɡlu josijaʔji onun jerine kral japti. Old-Testament-Proverbs-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıların yanında, kentin girişinde, giriş kapılarında yüksek sesle çağırıyor:|kapilarin janindaʔ kentin ɡirisindeʔ ɡiris kapilarinda juksek sesle t͡ʃaɡirijor Old-Testament-2-Chronicles-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Yehoşafat'a, “Sana, benim hakkımda iyi peygamberlik etmeyeceğini, ama kötü peygamberlik edeceğini söylemedim mi?” dedi.|israel krali jehosafatʔaʔ “sanaʔ benim hakkimda iji pejɡamberlik etmejet͡ʃeɡiniʔ ama kotu pejɡamberlik edet͡ʃeɡini sojlemedim mi?” dedi. Old-Testament-Genesis-031-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Size kötülük etmek elimdedir. Ama babanın Tanrısı dün gece bana görünüp, ‘Dikkat et!’ dedi, ‘Yakov’a ne iyi, ne de kötü bir şey söyleme.’|size kotuluk etmek elimdedir. ama babanin tanrisi dun ɡet͡ʃe bana ɡorunupʔ ‘dikkat et!’ dediʔ ‘jakov’a ne ijiʔ ne de kotu bir sej sojleme.’ New-Testament-John-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ağıldan olmayan başka koyunlarım var. Onları da getirmeliyim. Sesimi işitecekler, böylece tek çobanla tek sürü olacaklar.|bu aɡildan olmajan baska kojunlarim var. onlari da ɡetirmelijim. sesimi isitet͡ʃeklerʔ bojlet͡ʃe tek t͡ʃobanla tek suru olat͡ʃaklar. Old-Testament-Deuteronomy-029-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve öyle olmasın ki, bu lanetin sözlerini duyduğu zaman, yaşı kuruyla birlikte yok etmek için, \"\"Yüreğimin inatçılığında yürüsem de esenliğe kavuşacağım\"\" diyerek yüreğinde kendini kutsamasın.\"|\"ve ojle olmasin kiʔ bu lanetin sozlerini dujduɡu zamanʔ jasi kurujla birlikte jok etmek it͡ʃinʔ \"\"jureɡimin inatt͡ʃiliɡinda jurusem de esenliɡe kavusat͡ʃaɡim\"\" dijerek jureɡinde kendini kutsamasin.\" Old-Testament-Isaiah-033-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yücedir, çünkü O yüksekte oturur. O, Siyon'u adalet ve doğrulukla doldurdu.|jahve jut͡ʃedirʔ t͡ʃunku o juksekte oturur. oʔ sijonʔu adalet ve doɡrulukla doldurdu. Old-Testament-Job-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Toprağa gelince, ondan ekmek çıkar. Altı ateşle sıvanmış gibidir.|topraɡa ɡelint͡ʃeʔ ondan ekmek t͡ʃikar. alti atesle sivanmis ɡibidir. New-Testament-Galatians-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer biz ya da gökten bir melek, size bildirdiğimizden başka bir “müjde” bildirirse, lanet olsun ona!|ama eɡer biz ja da ɡokten bir melekʔ size bildirdiɡimizden baska bir “muʒde” bildirirseʔ lanet olsun ona! Old-Testament-2-Samuel-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden sen büyüksün, ey Yahve Tanrı. Çünkü kulaklarımızla duyduğumuzun tümüne göre, senin gibisi yoktur, senden başka Tanrı da yoktur.|bu juzden sen bujuksunʔ ej jahve tanri. t͡ʃunku kulaklarimizla dujduɡumuzun tumune ɡoreʔ senin ɡibisi jokturʔ senden baska tanri da joktur. New-Testament-1-Corinthians-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde yemekten sonra kâseyi de aldı, “Bu kâse benim kanımdaki yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için bunu yapın” dedi.|ajni sekilde jemekten sonra kaseji de aldiʔ “bu kase benim kanimdaki jeni antlasmadir. her it͡ʃtiɡinizde beni anmak it͡ʃin bunu japin” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-001-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Hadad öldü. Edom'un beyleri şunlardı: Bey Timna, Bey Aliah, Bey Yetet,|sonra hadad oldu. edomʔun bejleri sunlardi bej timnaʔ bej aliahʔ bej jetetʔ New-Testament-Revelation-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve bana, “‘Kuzu’nun düğün ziyafetine davet edilenlere ne mutlu!’ yaz” dedi. Bana, “Bunlar Tanrı’nın gerçek sözleridir.”|ve banaʔ “‘kuzu’nun duɡun zijafetine davet edilenlere ne mutlu!’ jaz” dedi. banaʔ “bunlar tanri’nin ɡert͡ʃek sozleridir.” Old-Testament-Deuteronomy-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetimin ve dulun hakkını verir, yabancıyı yiyecek ve giyecek vererek onu sever.|jetimin ve dulun hakkini verirʔ jabant͡ʃiji jijet͡ʃek ve ɡijet͡ʃek vererek onu sever. Old-Testament-Exodus-039-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi hizmet etmek için kaftan eteklerinin etrafına bir çıngırak ve bir nar, bir çıngırak ve bir nar şeklinde yaptılar.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi hizmet etmek it͡ʃin kaftan eteklerinin etrafina bir t͡ʃinɡirak ve bir narʔ bir t͡ʃinɡirak ve bir nar seklinde japtilar. Old-Testament-Numbers-029-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız; bu, sürekli yakmalık sunuya, onun ekmek sunusuna ve onun dökmelik sunusuna ektir.'\"\"\"|\"ɡunah sunusu olarak bir teke sunat͡ʃaksiniz; buʔ surekli jakmalik sunujaʔ onun ekmek sunusuna ve onun dokmelik sunusuna ektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-149-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael kendisini yapanla sevinsin. Siyon çocukları Kralları’yla coşsun.|israel kendisini japanla sevinsin. sijon t͡ʃot͡ʃuklari krallari’jla t͡ʃossun. Old-Testament-Psalms-073-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötülerin bolluk içinde olduğunu görünce, kibirlileri kıskandım.|t͡ʃunku kotulerin bolluk it͡ʃinde olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ kibirlileri kiskandim. New-Testament-Acts-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi Tanrı’nın Krallığı'nı duyurmak için aralarında dolaştığım sizlerden hiçbirinin yüzümü bir daha görmeyeceğini biliyorum.|“simdi tanri’nin kralliɡiʔni dujurmak it͡ʃin aralarinda dolastiɡim sizlerden hit͡ʃbirinin juzumu bir daha ɡormejet͡ʃeɡini bilijorum. Old-Testament-Jeremiah-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünü gördüm ve işte, ıssız ve boştu, ve gökler, onların da ışıkları yoktu.|jerjuzunu ɡordum ve isteʔ issiz ve bostuʔ ve ɡoklerʔ onlarin da isiklari joktu. New-Testament-Matthew-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nu bağladılar, götürüp Vali Pontius Pilatus’a teslim ettiler.|oʔnu baɡladilarʔ ɡoturup vali pontius pilatus’a teslim ettiler. New-Testament-Matthew-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler bunu görünce öğrencilerine, “Sizin öğretmeniniz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?” dediler.|ferisiler bunu ɡorunt͡ʃe oɡrent͡ʃilerineʔ “sizin oɡretmeniniz neden verɡi ɡorevlileri ve ɡunahkarlarla birlikte jemek jijor?” dediler. Old-Testament-Judges-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler yine Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptılar. Yahve, Moav Kralı Eglon'u İsraiel'e karşı güçlendirdi. Çünkü Yahve'nin gözünde kötü olanı yapmışlardı.|israelliler jine jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtilar. jahveʔ moav krali eɡlonʔu israielʔe karsi ɡut͡ʃlendirdi. t͡ʃunku jahveʔnin ɡozunde kotu olani japmislardi. Old-Testament-Psalms-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların yaptıklarına gelince, senin dudaklarının sözüyle, şiddet yollarından kendimi uzak tuttum.|insanlarin japtiklarina ɡelint͡ʃeʔ senin dudaklarinin sozujleʔ siddet jollarindan kendimi uzak tuttum. Old-Testament-Psalms-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O’dur onu denizlerin üzerinde kuran, taşkınlar üzerinde durduran.|t͡ʃunku o’dur onu denizlerin uzerinde kuranʔ taskinlar uzerinde durduran. New-Testament-Mark-014-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yanında duranlardan biri kılıcını çekti ve başkâhinin uşağının kulağını vurup kesti.|ama janinda duranlardan biri kilit͡ʃini t͡ʃekti ve baskahinin usaɡinin kulaɡini vurup kesti. Old-Testament-Job-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, haksızlık diye feryat ediyorum, ama duyulmuyorum. Yardım diye bağırıyorum, ama adalet yok.|“isteʔ haksizlik dije ferjat edijorumʔ ama dujulmujorum. jardim dije baɡirijorumʔ ama adalet jok. Old-Testament-Judges-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'e yirmi üç yıl hükmetti ve öldü ve Şamir'e gömüldü.|israelʔe jirmi ut͡ʃ jil hukmetti ve oldu ve samirʔe ɡomuldu. Old-Testament-Amos-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle akıllı kişi böyle zamanlarda sessiz kalır, çünkü zaman kötüdür.|bu nedenle akilli kisi bojle zamanlarda sessiz kalirʔ t͡ʃunku zaman kotudur. Old-Testament-Psalms-109-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben yoksul ve muhtacım. Yüreğim içimde yaralı.|t͡ʃunku ben joksul ve muhtat͡ʃim. jureɡim it͡ʃimde jarali. Old-Testament-Isaiah-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Efendi, Ordular Yahvesi İsrael'in Güçlüsü, şöyle diyor: “Ah, hasımlarımdan rahat bulacağım ve düşmanlarımdan öç alacağım.|bu nedenle efendiʔ ordular jahvesi israelʔin ɡut͡ʃlusuʔ sojle dijor “ahʔ hasimlarimdan rahat bulat͡ʃaɡim ve dusmanlarimdan ot͡ʃ alat͡ʃaɡim. Old-Testament-Genesis-027-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Rebeka, İshak'a şöyle dedi: “Het'in kızları yüzünden canımdan bezdim. Yakov da Het kızlarından, ülke kızlarından bir eş alırsa, ne diye yaşayayım?”|rebekaʔ ishakʔa sojle dedi “hetʔin kizlari juzunden t͡ʃanimdan bezdim. jakov da het kizlarindanʔ ulke kizlarindan bir es alirsaʔ ne dije jasajajim?” Old-Testament-Exodus-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, “Gençlerimizle, yaşlılarımızla gideceğiz” dedi. \"\"Oğullarımızla, kızlarımızla, davarlarımızla, sığırlarımızla gideceğiz. Çünkü Yahve için bayram yapacağız.”\"|\"moseʔ “ɡent͡ʃlerimizleʔ jaslilarimizla ɡidet͡ʃeɡiz” dedi. \"\"oɡullarimizlaʔ kizlarimizlaʔ davarlarimizlaʔ siɡirlarimizla ɡidet͡ʃeɡiz. t͡ʃunku jahve it͡ʃin bajram japat͡ʃaɡiz.”\" Old-Testament-1-Kings-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon babası David'in tahtına oturdu ve krallığı sağlamlaştı.|solomon babasi davidʔin tahtina oturdu ve kralliɡi saɡlamlasti. Old-Testament-Proverbs-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Terbiyeyi reddeden insana yoksulluk ve utanç gelir, ama düzeltilmeyi önemseyen onurlandırılır.|terbijeji reddeden insana joksulluk ve utant͡ʃ ɡelirʔ ama duzeltilmeji onemsejen onurlandirilir. Old-Testament-Nehemiah-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İleri gelenlere, yöneticilere ve halkın geri kalanına, “İş büyük ve geniş bir alana yayılmış durumda. Bizler duvar üzerinde ayrı, birbirimizden uzaktayız.” dedim.|ileri ɡelenlereʔ jonetit͡ʃilere ve halkin ɡeri kalaninaʔ “is bujuk ve ɡenis bir alana jajilmis durumda. bizler duvar uzerinde ajriʔ birbirimizden uzaktajiz.” dedim. New-Testament-1-Thessalonians-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz iman edenlere nasıl kutsal, doğru ve kusursuz davrandığımıza, sizler de Tanrı da tanıksınız.|siz iman edenlere nasil kutsalʔ doɡru ve kusursuz davrandiɡimizaʔ sizler de tanri da taniksiniz. Old-Testament-2-Chronicles-032-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı Sanherib şöyle diyor, “Kime güveniyorsunuz ki, Yeruşalem'de kuşatma altında kalıyorsunuz?|asur krali sanherib sojle dijorʔ “kime ɡuvenijorsunuz kiʔ jerusalemʔde kusatma altinda kalijorsunuz? Old-Testament-Nehemiah-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarımız, bunun bize bildirildiğini ve Tanrı'nın onların öğüdünü boşa çıkardığını duyunca, hepimiz duvara, her birimiz kendi işine döndük.|dusmanlarimizʔ bunun bize bildirildiɡini ve tanriʔnin onlarin oɡudunu bosa t͡ʃikardiɡini dujunt͡ʃaʔ hepimiz duvaraʔ her birimiz kendi isine donduk. New-Testament-Matthew-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, kadından doğanlar arasında Vaftizci Yuhanna’dan daha büyüğü çıkmamıştır. Ama yine de Göğün Krallığı'nın en küçük olanı ondan daha büyüktür.|size doɡrusunu sojlejejimʔ kadindan doɡanlar arasinda vaftizt͡ʃi juhanna’dan daha bujuɡu t͡ʃikmamistir. ama jine de ɡoɡun kralliɡiʔnin en kut͡ʃuk olani ondan daha bujuktur. Old-Testament-Genesis-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ve böylece benimle ve sizinle ve tüm canlı varlıklarla aramızda olan antlaşmamı hatırlayacağım ve tüm canlıları yok etmek için artık sular tufan olmayacaktır.|ve bojlet͡ʃe benimle ve sizinle ve tum t͡ʃanli varliklarla aramizda olan antlasmami hatirlajat͡ʃaɡim ve tum t͡ʃanlilari jok etmek it͡ʃin artik sular tufan olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Zechariah-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Baharda yağmur dileyin Yahve'den, fırtına bulutları yaratan, ve tarladaki bitkiler için herkese sağanak yağmurlar veren Yahve'dir.|baharda jaɡmur dilejin jahveʔdenʔ firtina bulutlari jaratanʔ ve tarladaki bitkiler it͡ʃin herkese saɡanak jaɡmurlar veren jahveʔdir. Old-Testament-2-Samuel-023-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Karmelli Hesro, Aravlı Paaray,|karmelli hesroʔ aravli paarajʔ Old-Testament-1-Chronicles-027-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlar Kral David'in mülkünün yöneticileriydi.|butun bunlar kral davidʔin mulkunun jonetit͡ʃilerijdi. Old-Testament-Jeremiah-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve, bu yerde doğan oğullar ve kızlar, onları doğuran anaları ve bu ülkede babaları olan babaları için şöyle diyor:|t͡ʃunku jahveʔ bu jerde doɡan oɡullar ve kizlarʔ onlari doɡuran analari ve bu ulkede babalari olan babalari it͡ʃin sojle dijor Old-Testament-Joshua-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|bugün Yahve'nin ardınca yürümekten dönmeniz gerekiyor? Bugün Yahve'ye karşı isyan ettiğiniz için, yarın O, bütün İsrael topluluğuna karşı öfkelenecek.|buɡun jahveʔnin ardint͡ʃa jurumekten donmeniz ɡerekijor? buɡun jahveʔje karsi isjan ettiɡiniz it͡ʃinʔ jarin oʔ butun israel topluluɡuna karsi ofkelenet͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor, 'Sana söylediğim bütün sözleri bir kitaba yaz.|“israelʔin tanrisi jahve sojle dijorʔ ʔsana sojlediɡim butun sozleri bir kitaba jaz. Old-Testament-2-Chronicles-030-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü toplulukta kendilerini kutsamayan çok kişi vardı; bu nedenle Levililer, temiz olmayan herkesin Pesah kurbanlarını kesmek, onları Yahve'ye adamak için görevliydiler.|t͡ʃunku toplulukta kendilerini kutsamajan t͡ʃok kisi vardi; bu nedenle levililerʔ temiz olmajan herkesin pesah kurbanlarini kesmekʔ onlari jahveʔje adamak it͡ʃin ɡorevlijdiler. Old-Testament-Psalms-107-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Fırtınayı yatıştırır, dalgalar sakinleşir.|firtinaji jatistirirʔ dalɡalar sakinlesir. New-Testament-Luke-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Size hayır diyorum, ama eğer tövbe etmezseniz hepiniz aynı şekilde yok olacaksınız.”|size hajir dijorumʔ ama eɡer tovbe etmezseniz hepiniz ajni sekilde jok olat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Psalms-107-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrular bunu görecek ve sevinecek. Bütün kötüler ağzını kapayacak.|doɡrular bunu ɡoret͡ʃek ve sevinet͡ʃek. butun kotuler aɡzini kapajat͡ʃak. New-Testament-Romans-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların evinde bulunan kiliseye de selamlarımı iletin. Asya İli’nde Mesih’e ilk ürün olan sevgili kardeşim Epenetus’a selam söyleyin.|onlarin evinde bulunan kiliseje de selamlarimi iletin. asja ili’nde mesih’e ilk urun olan sevɡili kardesim epenetus’a selam sojlejin. Old-Testament-1-Chronicles-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehieli’nin oğulları: Zetam ve kardeşi Yoel, Yahve'nin evinin hazinelerinin başındaydılar.|jehieli’nin oɡullari zetam ve kardesi joelʔ jahveʔnin evinin hazinelerinin basindajdilar. Old-Testament-Proverbs-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembelin yolu dikenli çit gibidir, ama doğruların yolu ana yoldur.|tembelin jolu dikenli t͡ʃit ɡibidirʔ ama doɡrularin jolu ana joldur. Old-Testament-1-Kings-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mikaya, “Öyleyse Yahve’nin sözünü dinle” dedi. \"\"Yahve’nin tahtında oturduğunu, bütün gök ordusunun da sağında ve solunda O'nun yanında durduğunu gördüm.\"|\"mikajaʔ “ojlejse jahve’nin sozunu dinle” dedi. \"\"jahve’nin tahtinda oturduɡunuʔ butun ɡok ordusunun da saɡinda ve solunda oʔnun janinda durduɡunu ɡordum.\" Old-Testament-Psalms-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben dürüstlüğümle yürüyeceğim. Beni kurtar ve bana merhamet et.|ama ben durustluɡumle jurujet͡ʃeɡim. beni kurtar ve bana merhamet et. Old-Testament-2-Kings-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Başkâhin Hilkiya'ya çık, Yahve'nin evine getirilen ve kapı bekçilerinin halktan topladığı parayı saysın.\"|\"\"\"baskahin hilkijaʔja t͡ʃikʔ jahveʔnin evine ɡetirilen ve kapi bekt͡ʃilerinin halktan topladiɡi paraji sajsin.\" Old-Testament-1-Samuel-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse neden Yahve'nin sözünü dinlemedin, ama ganimeti aldın ve Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptın?”|ojlejse neden jahveʔnin sozunu dinlemedinʔ ama ɡanimeti aldin ve jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtin?” New-Testament-John-004-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine öğrenciler birbirlerine, “Acaba biri O’na yiyecek mi getirdi?” dediler.|bunun uzerine oɡrent͡ʃiler birbirlerineʔ “at͡ʃaba biri o’na jijet͡ʃek mi ɡetirdi?” dediler. Old-Testament-Job-042-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildad ve Naamalı Sofar gidip Yahve'nin kendilerine buyurmuş olduğu şeyi yaptılar ve Yahve İyov'u kabul etti.|temanli elifazʔ suahli bildad ve naamali sofar ɡidip jahveʔnin kendilerine bujurmus olduɡu seji japtilar ve jahve ijovʔu kabul etti. Old-Testament-Jeremiah-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden seni yutanların hepsi yutulacak. Bütün düşmanların, hepsi sürgüne gidecek. Seni yağmalayanlar yağmalanacak. Seni avlayanların hepsini av yapacağım.|bu juzden seni jutanlarin hepsi jutulat͡ʃak. butun dusmanlarinʔ hepsi surɡune ɡidet͡ʃek. seni jaɡmalajanlar jaɡmalanat͡ʃak. seni avlajanlarin hepsini av japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Hosea-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyecekler ve doymayacaklar. Fahişelik edecekler ve çoğalmayacaklar; çünkü Yahve'yi dinlemeyi bıraktılar.|jijet͡ʃekler ve dojmajat͡ʃaklar. fahiselik edet͡ʃekler ve t͡ʃoɡalmajat͡ʃaklar; t͡ʃunku jahveʔji dinlemeji biraktilar. Old-Testament-Job-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Canım yaşamımdan bıktı. Yakınmama serbestçe yol vereceğim. Canımın acısıyla konuşacağım.|“t͡ʃanim jasamimdan bikti. jakinmama serbestt͡ʃe jol veret͡ʃeɡim. t͡ʃanimin at͡ʃisijla konusat͡ʃaɡim. Old-Testament-Leviticus-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer: \"\"İşte, ekmeyeceğiz ve ürünümüzü toplamayacağız; yedinci yıl ne yiyeceğiz?\"\" derseniz;\"|\"eɡer \"\"isteʔ ekmejet͡ʃeɡiz ve urunumuzu toplamajat͡ʃaɡiz; jedint͡ʃi jil ne jijet͡ʃeɡiz?\"\" derseniz;\" New-Testament-1-Corinthians-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyada birçok dil olabilir ve onlardan hiçbiri anlamsız değildir.|dunjada birt͡ʃok dil olabilir ve onlardan hit͡ʃbiri anlamsiz deɡildir. Old-Testament-Isaiah-050-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi Yahve bana yardım edecek. Bu nedenle şaşkın değilim. Bu yüzden yüzümü çakmaktaşı gibi ettim, hayal kırıklığına uğramayacağımı da biliyorum.|t͡ʃunku efendi jahve bana jardim edet͡ʃek. bu nedenle saskin deɡilim. bu juzden juzumu t͡ʃakmaktasi ɡibi ettimʔ hajal kirikliɡina uɡramajat͡ʃaɡimi da bilijorum. New-Testament-Philippians-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih'in işi uğruna ölüme yaklaştı ve bana hizmetinizde eksik olanı tamamlamak için hayatını tehlikeye attı.|t͡ʃunku mesihʔin isi uɡruna olume jaklasti ve bana hizmetinizde eksik olani tamamlamak it͡ʃin hajatini tehlikeje atti. Old-Testament-Nehemiah-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sallu, Amok, Hilkiya ve Yedaya. Bunlar Yeşua'nın günlerinde kâhinlerin ve kardeşlerinin başlarıydılar.|salluʔ amokʔ hilkija ve jedaja. bunlar jesuaʔnin ɡunlerinde kahinlerin ve kardeslerinin baslarijdilar. Old-Testament-Jeremiah-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael evi ve Yahuda evinin beni öfkelendirmek üzere Baal'a buhur sunmakla kendilerine ettikleri kötülük yüzünden, seni dikmiş olan Ordular Yahvesi sana karşı kötülük ilan etti.|t͡ʃunku israel evi ve jahuda evinin beni ofkelendirmek uzere baalʔa buhur sunmakla kendilerine ettikleri kotuluk juzundenʔ seni dikmis olan ordular jahvesi sana karsi kotuluk ilan etti. Old-Testament-Exodus-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Mısır'da Moşe ve Aron'la konuşup şöyle dedi,|jahve misirʔda mose ve aronʔla konusup sojle dediʔ Old-Testament-1-Chronicles-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yefunne’nin oğlu Kalev’in oğulları: İru, Ela ve Naam. Ela’nın oğlu: Kenaz.|jefunne’nin oɡlu kalev’in oɡullari iruʔ ela ve naam. ela’nin oɡlu kenaz. New-Testament-2-Corinthians-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|sizden Makedonya’ya geçmek, Makedonya’dan yine size geri gelerek tarafınızdan Yahudiye’ye yolcu edilip gönderilmek niyetindeyim.|sizden makedonja’ja ɡet͡ʃmekʔ makedonja’dan jine size ɡeri ɡelerek tarafinizdan jahudije’je jolt͡ʃu edilip ɡonderilmek nijetindejim. New-Testament-Acts-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da bu adamlar, ben Kurul’un önünde halihazırda dururken bende ne suç bulduklarını söylesinler.|ja da bu adamlarʔ ben kurul’un onunde halihazirda dururken bende ne sut͡ʃ bulduklarini sojlesinler. Old-Testament-Proverbs-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yatağıma mür, sarısabır ve tarçın serptim.|jataɡima murʔ sarisabir ve tart͡ʃin serptim. New-Testament-Luke-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencilerine dönüp, “Bana her şey Babam tarafından teslim edildi. Oğul’un kim olduğunu Baba’dan başka kimse bilemez. Baba’nın kim olduğunu da Oğul’dan ve Oğul’un O’nu açığa vurmak istediği kişilerden başkası bilemez” dedi.|oɡrent͡ʃilerine donupʔ “bana her sej babam tarafindan teslim edildi. oɡul’un kim olduɡunu baba’dan baska kimse bilemez. baba’nin kim olduɡunu da oɡul’dan ve oɡul’un o’nu at͡ʃiɡa vurmak istediɡi kisilerden baskasi bilemez” dedi. Old-Testament-1-Kings-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Asa'nın üçüncü yılında, Ahiya oğlu Baaşa, Tirssa'da İsrael üzerindeki yirmi dört yıllık hükmüne başladı.|jahuda krali asaʔnin ut͡ʃunt͡ʃu jilindaʔ ahija oɡlu baasaʔ tirssaʔda israel uzerindeki jirmi dort jillik hukmune basladi. New-Testament-Matthew-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, insanların size ne yapmalarını istiyorsanız, siz de onlara öyle yapın. Çünkü Kutsal Yasa budur, peygamberler de.”|bu nedenleʔ insanlarin size ne japmalarini istijorsanizʔ siz de onlara ojle japin. t͡ʃunku kutsal jasa budurʔ pejɡamberler de.” Old-Testament-Judges-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sisera'ya Avinoam oğlu Barak'ın Tavor Dağı'na çıktığını bildirdiler.|siseraʔja avinoam oɡlu barakʔin tavor daɡiʔna t͡ʃiktiɡini bildirdiler. New-Testament-Matthew-027-040|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey sen, tapınağı yıkan ve onu üç günde yapan, kurtar kendini! Tanrı’nın Oğlu’ysan çarmıhtan in!” diyorlardı.|“ej senʔ tapinaɡi jikan ve onu ut͡ʃ ɡunde japanʔ kurtar kendini! tanri’nin oɡlu’jsan t͡ʃarmihtan in!” dijorlardi. Old-Testament-2-Kings-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı. Nevat oğlu Yarovam'ın İsrael'e işlettirdiği günahlarından bütün günlerinde ayrılmadı.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. nevat oɡlu jarovamʔin israelʔe islettirdiɡi ɡunahlarindan butun ɡunlerinde ajrilmadi. Old-Testament-Psalms-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kutsal tapınağındadır. Yahve gökte tahtındadır. O’nun gözleri bakar. Gözleri insanoğullarını sınar.|jahve kutsal tapinaɡindadir. jahve ɡokte tahtindadir. o’nun ɡozleri bakar. ɡozleri insanoɡullarini sinar. Old-Testament-Genesis-032-018|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Bunlar, hizmetkârın Yakov'undur’ diyeceksin. ‘Efendim Esav'a gönderilmiş bir hediyedir. İşte, kendisi de arkamızda.’”|‘bunlarʔ hizmetkarin jakovʔundur’ dijet͡ʃeksin. ‘efendim esavʔa ɡonderilmis bir hedijedir. isteʔ kendisi de arkamizda.’” New-Testament-2-Thessalonians-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’yı tanımayanları ve Efendimiz Yeşua’nın Müjdesi’ne itaat etmeyenleri cezalandıracaktır.|tanri’ji tanimajanlari ve efendimiz jesua’nin muʒdesi’ne itaat etmejenleri t͡ʃezalandirat͡ʃaktir. New-Testament-John-010-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçokları O’na geldi. “Gerçi Yuhanna hiç belirti yapmadı. Ama Yuhanna’nın bu adam hakkında söylediği her şey doğru” diyorlardı.|birt͡ʃoklari o’na ɡeldi. “ɡert͡ʃi juhanna hit͡ʃ belirti japmadi. ama juhanna’nin bu adam hakkinda sojlediɡi her sej doɡru” dijorlardi. Old-Testament-Psalms-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, sevecen merhametlerini ve sevgi dolu iyiliğini hatırla, çünkü onlar eski zamanlardan beri aynıdır.|ej jahveʔ sevet͡ʃen merhametlerini ve sevɡi dolu ijiliɡini hatirlaʔ t͡ʃunku onlar eski zamanlardan beri ajnidir. Old-Testament-Proverbs-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevimli geyik, zarif bir ceylan gibi, onun memeleri seni daima doyursun. Hep onun sevgisiyle cezbedil.|sevimli ɡejikʔ zarif bir t͡ʃejlan ɡibiʔ onun memeleri seni daima dojursun. hep onun sevɡisijle t͡ʃezbedil. Old-Testament-Numbers-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'i Aron'la oğullarının önünde durduracaksın ve onları sallamalık sunu olarak Yahve'ye sunacaksın.|levililerʔi aronʔla oɡullarinin onunde durdurat͡ʃaksin ve onlari sallamalik sunu olarak jahveʔje sunat͡ʃaksin. Old-Testament-Numbers-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moav beyleri kalkıp Balak'a giderek, \"\"Balam bizimle gelmeyi reddediyor\"\" dediler.\"|\"moav bejleri kalkip balakʔa ɡiderekʔ \"\"balam bizimle ɡelmeji reddedijor\"\" dediler.\" Old-Testament-Numbers-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Topluluğa söyle ve, 'Korah, Datan ve Aviram'ın çadırının çevresinden uzaklaş' de.\"\"\"|\"\"\"topluluɡa sojle veʔ ʔkorahʔ datan ve aviramʔin t͡ʃadirinin t͡ʃevresinden uzaklasʔ de.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağımı onun üzerine atacağım, tuzağıma tutulacak. Onu Babil'e getireceğim ve orada bana karşı işlediği suçtan ötürü onunla yargıya gireceğim.|aɡimi onun uzerine atat͡ʃaɡimʔ tuzaɡima tutulat͡ʃak. onu babilʔe ɡetiret͡ʃeɡim ve orada bana karsi islediɡi sut͡ʃtan oturu onunla jarɡija ɡiret͡ʃeɡim. New-Testament-Revelation-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsalların dualarıyla buhurun dumanı meleğin elinden Tanrı’nın önünde yükseldi.|kutsallarin dualarijla buhurun dumani meleɡin elinden tanri’nin onunde jukseldi. Old-Testament-1-Samuel-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"O, onun için Yahve'ye danıştı, ona yiyecek verdi ve ona Filistli Golyat'ın kılıcını verdi.\"\"\"|\"\"\"oʔ onun it͡ʃin jahveʔje danistiʔ ona jijet͡ʃek verdi ve ona filistli ɡoljatʔin kilit͡ʃini verdi.\"\"\" Old-Testament-Psalms-035-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarım haksız yere bana karşı sevinmesinler; benden nedensiz yere nefret edenler, göz kırpmasınlar.|dusmanlarim haksiz jere bana karsi sevinmesinler; benden nedensiz jere nefret edenlerʔ ɡoz kirpmasinlar. Old-Testament-Jeremiah-040-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bana gelince, işte, yanımıza gelecek olan Keldaniler'in önünde durmak için ben Mispa'da oturacağım. Ama siz şarap, yaz meyveleri ve yağ toplayın, kaplarınıza koyun ve aldığınız kentlerde oturun.\"\"\"|\"\"\"bana ɡelint͡ʃeʔ isteʔ janimiza ɡelet͡ʃek olan keldanilerʔin onunde durmak it͡ʃin ben mispaʔda oturat͡ʃaɡim. ama siz sarapʔ jaz mejveleri ve jaɡ toplajinʔ kaplariniza kojun ve aldiɡiniz kentlerde oturun.\"\"\" Old-Testament-Exodus-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Firavun'un yanından kentten çıktı ve ellerini Yahve'ye açtı. Gök gürültüsü ve dolu kesildi ve yeryüzünde yağmur dindi.|mose firavunʔun janindan kentten t͡ʃikti ve ellerini jahveʔje at͡ʃti. ɡok ɡurultusu ve dolu kesildi ve jerjuzunde jaɡmur dindi. Old-Testament-2-Chronicles-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahazya hüküm sürmeye başladığında kırk iki yaşındaydı ve Yeruşalem'de bir yıl krallık yaptı. Annesinin adı Omri'nin kızı Atalya'ydı.|ahazja hukum surmeje basladiɡinda kirk iki jasindajdi ve jerusalemʔde bir jil krallik japti. annesinin adi omriʔnin kizi ataljaʔjdi. Old-Testament-Ezekiel-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, onları yargılayacak mısın? Onları yargılayacak mısın? Onlara atalarının iğrençliklerini bildir.|“ej insanoɡluʔ onlari jarɡilajat͡ʃak misin? onlari jarɡilajat͡ʃak misin? onlara atalarinin iɡrent͡ʃliklerini bildir. Old-Testament-Psalms-147-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Atın gücünden zevk almaz. İnsanın bacaklarından memnun olmaz.|atin ɡut͡ʃunden zevk almaz. insanin bat͡ʃaklarindan memnun olmaz. New-Testament-Matthew-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Öğrenci öğretmeninden, hizmetkâr da efendisinden üstün değildir.|“oɡrent͡ʃi oɡretmenindenʔ hizmetkar da efendisinden ustun deɡildir. Old-Testament-2-Samuel-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral onlara, \"\"Size en iyi geleni yapacağım\"\" dedi. Kral kapının yanında durdu ve bütün halk yüzlerle ve binlerle çıktı.\"|\"kral onlaraʔ \"\"size en iji ɡeleni japat͡ʃaɡim\"\" dedi. kral kapinin janinda durdu ve butun halk juzlerle ve binlerle t͡ʃikti.\" New-Testament-Acts-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam, akıllı bir adam olan Vali Sergius Pavlus’la birlikteydi. Barnabas’la Saul’u çağırtıp Tanrı’nın sözünü duymak istedi.|bu adamʔ akilli bir adam olan vali serɡius pavlus’la birliktejdi. barnabas’la saul’u t͡ʃaɡirtip tanri’nin sozunu dujmak istedi. Old-Testament-Numbers-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Levililer'i İsrael'in çocukları arasından alıp onları temizle.\"|\"\"\"levililerʔi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasindan alip onlari temizle.\" New-Testament-John-004-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Yoluna git, oğlun yaşıyor” dedi. Adam, Yeşua’nın kendisine söylediği söze inandı ve yoluna gitti.|jesua onaʔ “joluna ɡitʔ oɡlun jasijor” dedi. adamʔ jesua’nin kendisine sojlediɡi soze inandi ve joluna ɡitti. New-Testament-Luke-008-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua daha konuşurken, havra yöneticisinin evinden biri gelip ona, “Kızın öldü. Artık öğretmeni rahatsız etme” dedi.|jesua daha konusurkenʔ havra jonetit͡ʃisinin evinden biri ɡelip onaʔ “kizin oldu. artik oɡretmeni rahatsiz etme” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-004-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Meşovav, Yamlek, Amatsya'nın oğlu Yoşa,|mesovavʔ jamlekʔ amatsjaʔnin oɡlu josaʔ Old-Testament-Psalms-038-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben sağır biri gibi duymuyorum. Ağzını açmayan dilsiz gibiyim.|ama ben saɡir biri ɡibi dujmujorum. aɡzini at͡ʃmajan dilsiz ɡibijim. New-Testament-Luke-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir köye girdiğinde uzakta duran on cüzamlı O’nu karşıladı.|bir koje ɡirdiɡinde uzakta duran on t͡ʃuzamli o’nu karsiladi. Old-Testament-Genesis-034-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'un oğulları cesetleri soyup kız kardeşlerini kirlettikleri için kenti yağmaladılar.|jakovʔun oɡullari t͡ʃesetleri sojup kiz kardeslerini kirlettikleri it͡ʃin kenti jaɡmaladilar. New-Testament-John-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Kısa bir süre’ söylediği bu nedir? Ne dediğini anlamıyoruz” dediler.|‘kisa bir sure’ sojlediɡi bu nedir? ne dediɡini anlamijoruz” dediler. Old-Testament-Psalms-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüm gölgesindeki vadiden geçsem bile, kötülükten hiç korkmam, çünkü sen benimlesin. Senin asan, değneğin, onlar rahatlatır beni.|olum ɡolɡesindeki vadiden ɡet͡ʃsem bileʔ kotulukten hit͡ʃ korkmamʔ t͡ʃunku sen benimlesin. senin asanʔ deɡneɡinʔ onlar rahatlatir beni. Old-Testament-Jeremiah-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi, İsrael'in Tanrısı şöyle diyor, “Yollarınızı ve işlerinizi düzeltin, sizi bu yerde oturturum.|ordular jahvesiʔ israelʔin tanrisi sojle dijorʔ “jollarinizi ve islerinizi duzeltinʔ sizi bu jerde oturturum. New-Testament-Romans-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü sünnetlileri imanla, sünnetsizleri de imanla aklayacak olan Tanrı birdir.|t͡ʃunku sunnetlileri imanlaʔ sunnetsizleri de imanla aklajat͡ʃak olan tanri birdir. Old-Testament-Psalms-050-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya şükran kurbanı sun. Yüceler Yücesi’ne adaklarını öde.|tanriʔja sukran kurbani sun. jut͡ʃeler jut͡ʃesi’ne adaklarini ode. Old-Testament-2-Samuel-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü seninle askerlere karşı koşarım. Tanrım'la suru aşarım.|t͡ʃunku seninle askerlere karsi kosarim. tanrimʔla suru asarim. New-Testament-Ephesians-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsalların hizmet işinde, Mesih'in bedeninin bina edilmesinde yetkinleşmeleri için bunu yaptı.|kutsallarin hizmet isindeʔ mesihʔin bedeninin bina edilmesinde jetkinlesmeleri it͡ʃin bunu japti. Old-Testament-Psalms-094-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusları terbiye eden, cezalandırmaz mı? İnsana öğreten bilir.|uluslari terbije edenʔ t͡ʃezalandirmaz mi? insana oɡreten bilir. Old-Testament-Psalms-037-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’den de zevk al, O da sana yüreğinin dileklerini verecektir.|jahve’den de zevk alʔ o da sana jureɡinin dileklerini veret͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-036-032|und|SPEAKER_00_Turkish|konutun diğer tarafındaki çerçeveler için de beş kiriş, batıya bakan arka kısmı için de çadırın çerçeveleri için beş kiriş yaptı.|konutun diɡer tarafindaki t͡ʃert͡ʃeveler it͡ʃin de bes kirisʔ batija bakan arka kismi it͡ʃin de t͡ʃadirin t͡ʃert͡ʃeveleri it͡ʃin bes kiris japti. Old-Testament-Psalms-116-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağını bana döndürdüğü için, yaşadığım sürece O’nu çağıracağım.|kulaɡini bana dondurduɡu it͡ʃinʔ jasadiɡim suret͡ʃe o’nu t͡ʃaɡirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi bu yüzden yollarınızı ve işlerinizi düzeltin ve Tanrınız Yahve'nin sözüne itaat edin; o zaman Yahve size karşı söylediği kötülükten vazgeçecek.\"|\"\"\"simdi bu juzden jollarinizi ve islerinizi duzeltin ve tanriniz jahveʔnin sozune itaat edin; o zaman jahve size karsi sojlediɡi kotulukten vazɡet͡ʃet͡ʃek.\" New-Testament-1-Thessalonians-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz kardeşler, sizden kısa bir süreliğine gönülde değil, bedende ayrı düştük, büyük bir arzuyla yüzünüzü görmek için daha da çok çabaladık.|ama biz kardeslerʔ sizden kisa bir sureliɡine ɡonulde deɡilʔ bedende ajri dustukʔ bujuk bir arzujla juzunuzu ɡormek it͡ʃin daha da t͡ʃok t͡ʃabaladik. Old-Testament-Job-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Şeytan, Yahve'nin önünden çıktı ve İyov'u ayağının tabanından başına kadar acı veren yaralarla vurdu.|bojlet͡ʃe sejtanʔ jahveʔnin onunden t͡ʃikti ve ijovʔu ajaɡinin tabanindan basina kadar at͡ʃi veren jaralarla vurdu. New-Testament-Acts-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|seçmiş olduğu elçilere Kutsal Ruh aracılığıyla buyruk verdikten sonra göğe alındığı güne dek olan bütün şeyler hakkında yazmıştım.|set͡ʃmis olduɡu elt͡ʃilere kutsal ruh arat͡ʃiliɡijla bujruk verdikten sonra ɡoɡe alindiɡi ɡune dek olan butun sejler hakkinda jazmistim. Old-Testament-Ezekiel-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman denizin bütün beyleri tahtlarından inecek, kaftanlarını bir kenara koyup işlemeli giysilerini çıkaracaklar. Titremeye bürünecekler. Yerde oturacaklar, her an titreyecekler ve sana şaşacaklar.|o zaman denizin butun bejleri tahtlarindan inet͡ʃekʔ kaftanlarini bir kenara kojup islemeli ɡijsilerini t͡ʃikarat͡ʃaklar. titremeje burunet͡ʃekler. jerde oturat͡ʃaklarʔ her an titrejet͡ʃekler ve sana sasat͡ʃaklar. Old-Testament-Isaiah-064-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal kentlerin çöl oldu. Siyon çöl oldu, Yeruşalem ıssız.|kutsal kentlerin t͡ʃol oldu. sijon t͡ʃol olduʔ jerusalem issiz. New-Testament-Titus-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, genç kadınlara kocalarını, çocuklarını sevmeyi,|ojle kiʔ ɡent͡ʃ kadinlara kot͡ʃalariniʔ t͡ʃot͡ʃuklarini sevmejiʔ New-Testament-Luke-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaş ve kargaşa haberleri duyduğunuzda korkmayın. Çünkü önce bunların olması gerek, ama son hemen gelmeyecek.”|savas ve karɡasa haberleri dujduɡunuzda korkmajin. t͡ʃunku ont͡ʃe bunlarin olmasi ɡerekʔ ama son hemen ɡelmejet͡ʃek.” New-Testament-1-Corinthians-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yazılmış olduğu gibi, “Gözün görmediklerini, kulağın duymadıklarını, insan yüreğine girmemiş olan şeyleri Tanrı, kendisini sevenler için hazırladı.”|ama jazilmis olduɡu ɡibiʔ “ɡozun ɡormedikleriniʔ kulaɡin dujmadiklariniʔ insan jureɡine ɡirmemis olan sejleri tanriʔ kendisini sevenler it͡ʃin hazirladi.” Old-Testament-Isaiah-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kıyı sakinleri, denizin ötesinden geçen Saydalı tüccarların doldurduğu sizler, sakin olun.|ej kiji sakinleriʔ denizin otesinden ɡet͡ʃen sajdali tut͡ʃt͡ʃarlarin doldurduɡu sizlerʔ sakin olun. Old-Testament-Jeremiah-035-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Rekav oğlu Yonadav'ın oğulları atalarının kendilerine verdiği buyruğu yerine getirdiler, ama bu halk beni dinlemedi.\"\"'\"\"\"|\"rekav oɡlu jonadavʔin oɡullari atalarinin kendilerine verdiɡi bujruɡu jerine ɡetirdilerʔ ama bu halk beni dinlemedi.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Judges-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Konuşmasını bitirince çene kemiğini elinden attı; ve oraya Ramat Lehi adı verildi.|konusmasini bitirint͡ʃe t͡ʃene kemiɡini elinden atti; ve oraja ramat lehi adi verildi. New-Testament-John-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyken hasta olduğunu duyunca bulunduğu yerde iki gün daha kaldı.|ojlejken hasta olduɡunu dujunt͡ʃa bulunduɡu jerde iki ɡun daha kaldi. New-Testament-Acts-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü ruh, “Yeşua’yı tanıyorum, Pavlus’u da tanıyorum, ama siz kimsiniz?” diye karşılık verdi.|kotu ruhʔ “jesua’ji tanijorumʔ pavlus’u da tanijorumʔ ama siz kimsiniz?” dije karsilik verdi. New-Testament-Luke-001-074|und|SPEAKER_00_Turkish|düşmanlarımızın elinden kurtaracağına, ömrümüzün bütün günlerinde,|dusmanlarimizin elinden kurtarat͡ʃaɡinaʔ omrumuzun butun ɡunlerindeʔ New-Testament-Philippians-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksul durumda olmayı da bilirim, bolluk içinde olmayı da. İster tok ister aç, ister bolluk ister ihtiyaç içinde, her durumda, her şeyde yaşamanın sırrını öğrendim.|joksul durumda olmaji da bilirimʔ bolluk it͡ʃinde olmaji da. ister tok ister at͡ʃʔ ister bolluk ister ihtijat͡ʃ it͡ʃindeʔ her durumdaʔ her sejde jasamanin sirrini oɡrendim. New-Testament-Hebrews-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın evinden sorumlu büyük bir kâhinimiz var.|tanri’nin evinden sorumlu bujuk bir kahinimiz var. New-Testament-1-Timothy-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedeni eğitmenin biraz yararı vardır; ama şimdiki ve gelecek yaşamın vaadine sahip olan tanrısallığın her yönden yararı vardır.|bedeni eɡitmenin biraz jarari vardir; ama simdiki ve ɡelet͡ʃek jasamin vaadine sahip olan tanrisalliɡin her jonden jarari vardir. Old-Testament-Jeremiah-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslan sık ağaçlıktan çıktı, ulusların yok edicisi de yola çıktı. Ülkeni ıssızlaştırmak, kentlerini viran etmek, içinde oturan kimse kalmasın diye yerinden çıktı.|aslan sik aɡat͡ʃliktan t͡ʃiktiʔ uluslarin jok edit͡ʃisi de jola t͡ʃikti. ulkeni issizlastirmakʔ kentlerini viran etmekʔ it͡ʃinde oturan kimse kalmasin dije jerinden t͡ʃikti. New-Testament-1-Corinthians-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslında aranızda cinsel ahlaksızlık olduğu söyleniyor. Öyle ki, öteki uluslar arasında bile adı anılmayan cinsten bir cinsel ahlaksızlık! Biri babasının karısını almış.|aslinda aranizda t͡ʃinsel ahlaksizlik olduɡu sojlenijor. ojle kiʔ oteki uluslar arasinda bile adi anilmajan t͡ʃinsten bir t͡ʃinsel ahlaksizlik! biri babasinin karisini almis. New-Testament-Mark-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İkisi tek beden olacak. Öyle ki onlar artık iki değil, tek beden olsunlar.|ikisi tek beden olat͡ʃak. ojle ki onlar artik iki deɡilʔ tek beden olsunlar. Old-Testament-2-Chronicles-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizmetkârın babam David'e verdiğin sözü tuttun. Evet, ağzınla söyledin ve bugün olduğu gibi elinle yerine getirdin.\"\"\"|\"hizmetkarin babam davidʔe verdiɡin sozu tuttun. evetʔ aɡzinla sojledin ve buɡun olduɡu ɡibi elinle jerine ɡetirdin.\"\"\" New-Testament-1-John-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun buyruğu Oğlu Yeşua Mesih’in adına iman etmemiz ve buyurduğu gibi birbirimizi sevmemizdir.|o’nun bujruɡu oɡlu jesua mesih’in adina iman etmemiz ve bujurduɡu ɡibi birbirimizi sevmemizdir. Old-Testament-Deuteronomy-028-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve seni düşmanlarının önünde vurduracaktır. Onlara karşı bir yoldan çıkacaksın ve onların önünden yedi yoldan kaçacaksın. Dünyanın bütün krallıkları arasında ileri geri savrulacaksın.|jahve seni dusmanlarinin onunde vurdurat͡ʃaktir. onlara karsi bir joldan t͡ʃikat͡ʃaksin ve onlarin onunden jedi joldan kat͡ʃat͡ʃaksin. dunjanin butun kralliklari arasinda ileri ɡeri savrulat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Samuel-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsraelliler'in hepsi David’in peşinden ayrılıp Bikri oğlu Şeva’nın ardından gittiler; ama Yahudalılar Yarden’den Yeruşalem’e kadar krallarına katıldılar.|bojlet͡ʃe israellilerʔin hepsi david’in pesinden ajrilip bikri oɡlu seva’nin ardindan ɡittiler; ama jahudalilar jarden’den jerusalem’e kadar krallarina katildilar. Old-Testament-Judges-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Giva'daki adamları, kötü adamları teslim edin ki, onları öldürelim ve İsrael'den kötülüğü kaldıralım.'' Ancak Benyamin kardeşleri İsrael'in çocuklarının sesine kulak vermedi.|simdi ɡivaʔdaki adamlariʔ kotu adamlari teslim edin kiʔ onlari oldurelim ve israelʔden kotuluɡu kaldiralim.ʔʔ ant͡ʃak benjamin kardesleri israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin sesine kulak vermedi. Old-Testament-1-Chronicles-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruya oğlu Yoav ordu komutanıydı; Ahilud oğlu Yehoşafat tarihçiydi;|seruja oɡlu joav ordu komutanijdi; ahilud oɡlu jehosafat tariht͡ʃijdi; Old-Testament-Ezekiel-041-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yan odaların kapıları, kuzeye doğru bir kapı ve güneye doğru bir kapı olmak üzere, kalan açık alana doğruydu. Açık alanın genişliği çepeçevre beş arşındı.|jan odalarin kapilariʔ kuzeje doɡru bir kapi ve ɡuneje doɡru bir kapi olmak uzereʔ kalan at͡ʃik alana doɡrujdu. at͡ʃik alanin ɡenisliɡi t͡ʃepet͡ʃevre bes arsindi. Old-Testament-Malachi-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in Tanrısı Yahve diyor ki, \"\"Ben boşanmadan ve giysisini zorbalıkla örtenden nefret ederim!” Ordular Yahvesi şöyle diyor. “Bu yüzden ruhunuza dikkat edin ki, sadakatsiz olmayın.\"|\"israelʔin tanrisi jahve dijor kiʔ \"\"ben bosanmadan ve ɡijsisini zorbalikla ortenden nefret ederim!” ordular jahvesi sojle dijor. “bu juzden ruhunuza dikkat edin kiʔ sadakatsiz olmajin.\" New-Testament-Matthew-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlarını kaldırdıklarında geride yalnız Yeşua’nın dışında kimseyi görmediler.|baslarini kaldirdiklarinda ɡeride jalniz jesua’nin disinda kimseji ɡormediler. Old-Testament-Job-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı'ya karşı elini uzattı, ve Yüce Olan'a karşı gururla davrandı,|t͡ʃunku tanriʔja karsi elini uzattiʔ ve jut͡ʃe olanʔa karsi ɡururla davrandiʔ Old-Testament-1-Chronicles-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece David, İsrael'in ihtiyarları ve binlerin başları, sevinçle Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı Oved Edom'un evinden yukarı çıkarmak için gittiler.|bojlet͡ʃe davidʔ israelʔin ihtijarlari ve binlerin baslariʔ sevint͡ʃle jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni oved edomʔun evinden jukari t͡ʃikarmak it͡ʃin ɡittiler. New-Testament-Acts-002-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar elçilerin öğretisinde ve paydaşlıkta, ekmek bölmede ve duada kararlılıkla devam ettiler.|bunlar elt͡ʃilerin oɡretisinde ve pajdasliktaʔ ekmek bolmede ve duada kararlilikla devam ettiler. New-Testament-Matthew-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Kafernahum’a girdiği zaman, bir yüzbaşı O'nun yanına geldi,|jesua kafernahum’a ɡirdiɡi zamanʔ bir juzbasi oʔnun janina ɡeldiʔ New-Testament-Romans-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yasa'yı tutuyorsan, sünnetli olmak gerçekten yararlıdır; ama Yasa'yı çiğnersen, sünnetin sünnetsizliğe dönmüştür.|t͡ʃunku jasaʔji tutujorsanʔ sunnetli olmak ɡert͡ʃekten jararlidir; ama jasaʔji t͡ʃiɡnersenʔ sunnetin sunnetsizliɡe donmustur. New-Testament-Matthew-024-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunun için size, ‘İşte, Mesih çölde’ derlerse, çıkmayın; ya da ‘İşte, iç odalarda’ derlerse inanmayın.|“bunun it͡ʃin sizeʔ ‘isteʔ mesih t͡ʃolde’ derlerseʔ t͡ʃikmajin; ja da ‘isteʔ it͡ʃ odalarda’ derlerse inanmajin. Old-Testament-Leviticus-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de ki: 'Ben Tanrınız Yahve'yim.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ki ʔben tanriniz jahveʔjim.\" Old-Testament-Psalms-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben Kralımı kutsal dağım Siyon'a oturttum.”|“ben kralimi kutsal daɡim sijonʔa oturttum.” Old-Testament-Psalms-148-012|und|SPEAKER_00_Turkish|delikanlılar ve genç kızlar, yaşlılar ve çocuklar,|delikanlilar ve ɡent͡ʃ kizlarʔ jaslilar ve t͡ʃot͡ʃuklarʔ Old-Testament-Deuteronomy-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözünü dinlediğinde, Yahve öfkesinin kızgınlığından dönsün ve atalarına ant içtiği gibi, sana merhamet etsin, sana acısın ve seni çoğaltsın.|jahveʔnin sozunu dinlediɡindeʔ jahve ofkesinin kizɡinliɡindan donsun ve atalarina ant it͡ʃtiɡi ɡibiʔ sana merhamet etsinʔ sana at͡ʃisin ve seni t͡ʃoɡaltsin. Old-Testament-1-Kings-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Kral Solomon, Yahve'ye ant içerek şöyle dedi: \"\"Eğer Adoniya kendi hayatına karşı bu sözü söylemediyse Tanrı bana aynısını, daha da fazlasını yapsın.\"|\"o zaman kral solomonʔ jahveʔje ant it͡ʃerek sojle dedi \"\"eɡer adonija kendi hajatina karsi bu sozu sojlemedijse tanri bana ajnisiniʔ daha da fazlasini japsin.\" Old-Testament-Jeremiah-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen üzerlerine ansızın bir ordu getirince, evlerinden çığlık duyulsun; çünkü beni tutmak için çukur kazdılar, ve ayaklarım için gizli tuzaklar.|sen uzerlerine ansizin bir ordu ɡetirint͡ʃeʔ evlerinden t͡ʃiɡlik dujulsun; t͡ʃunku beni tutmak it͡ʃin t͡ʃukur kazdilarʔ ve ajaklarim it͡ʃin ɡizli tuzaklar. Old-Testament-Job-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Alacakaranlığın yıldızları kararsın. Işık arasın da olmasın, sabahın göz kapaklarını da görmesin.|alat͡ʃakaranliɡin jildizlari kararsin. isik arasin da olmasinʔ sabahin ɡoz kapaklarini da ɡormesin. Old-Testament-Ezekiel-036-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerinizde insanları, bütün İsrael evini, hepsini çoğaltacağım. Kentlerde oturulacak ve harap yerler yeniden bina edilecek.|uzerinizde insanlariʔ butun israel eviniʔ hepsini t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim. kentlerde oturulat͡ʃak ve harap jerler jeniden bina edilet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda diyarı Mısır'a dehşet salacak. Ordular Yahvesi'nin ona karşı belirlediği tasarılardan dolayı, kendisine bundan söz edilen herkes korkacaktır.|jahuda dijari misirʔa dehset salat͡ʃak. ordular jahvesiʔnin ona karsi belirlediɡi tasarilardan dolajiʔ kendisine bundan soz edilen herkes korkat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Kings-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Tanrı adamı Elişa'nın uşağı Gehazi, \"\"İşte efendim, getirdiği şeyi elinden almayarak bu Suriyeli Naaman'ı esirgedi\"\" dedi. \"\"Yaşayan Yahve'nin hakkı için, onun peşinden koşacağım ve ondan bir şey alacağım.\"\"\"|\"ama tanri adami elisaʔnin usaɡi ɡehaziʔ \"\"iste efendimʔ ɡetirdiɡi seji elinden almajarak bu surijeli naamanʔi esirɡedi\"\" dedi. \"\"jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ onun pesinden kosat͡ʃaɡim ve ondan bir sej alat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-036-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Uluslar arasında kirletilen, sizin de onların arasında kirlettiğiniz büyük adımı kutsallaştıracağım. O zaman uluslar, gözleri önünde kutsallığımı kanıtladığımda, benim Yahve olduğumu bilecekler.” diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"uluslar arasinda kirletilenʔ sizin de onlarin arasinda kirlettiɡiniz bujuk adimi kutsallastirat͡ʃaɡim. o zaman uluslarʔ ɡozleri onunde kutsalliɡimi kanitladiɡimdaʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.” dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" New-Testament-Acts-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu Yol’a ölümüne zulmeder, erkekleri de kadınları da bağlayıp zindanlara teslim ederdim.|bu jol’a olumune zulmederʔ erkekleri de kadinlari da baɡlajip zindanlara teslim ederdim. New-Testament-Matthew-018-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisi öfkelendi ve borcunu ödeyene dek onu işkencecilere teslim etti.|efendisi ofkelendi ve bort͡ʃunu odejene dek onu iskent͡ʃet͡ʃilere teslim etti. New-Testament-Acts-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Barnabas’la Pavlus bunu işitince, giysilerini yırtıp kalabalığın içine daldılar.|barnabas’la pavlus bunu isitint͡ʃeʔ ɡijsilerini jirtip kalabaliɡin it͡ʃine daldilar. Old-Testament-Psalms-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayışsız at ya da katır gibi olmayın. Onları tutmak için gem ve dizgin olmazsa, sana yaklaşamazlar.|anlajissiz at ja da katir ɡibi olmajin. onlari tutmak it͡ʃin ɡem ve dizɡin olmazsaʔ sana jaklasamazlar. Old-Testament-1-Chronicles-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|David İsrael'in bütün beylerine de oğlu Solomon'a yardım etmelerini buyurup dedi,|david israelʔin butun bejlerine de oɡlu solomonʔa jardim etmelerini bujurup dediʔ New-Testament-Acts-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu yapanlar arasında Skeva adlı bir Yahudi başkâhinin yedi oğlu da vardı.|bunu japanlar arasinda skeva adli bir jahudi baskahinin jedi oɡlu da vardi. New-Testament-1-Thessalonians-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten, bütün Makedonya’daki kardeşlere karşı aynısını yapıyorsunuz. Ama kardeşler, bunda daha da çok artmanızı size öğütlüyoruz.|ɡert͡ʃektenʔ butun makedonja’daki kardeslere karsi ajnisini japijorsunuz. ama kardeslerʔ bunda daha da t͡ʃok artmanizi size oɡutlujoruz. Old-Testament-Jeremiah-036-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Şimdi otur, onu duyabileceğimiz şekilde oku\"\" dediler. Böylece Baruk onların duyabileceği şekilde okudu.\"|\"onaʔ \"\"simdi oturʔ onu dujabilet͡ʃeɡimiz sekilde oku\"\" dediler. bojlet͡ʃe baruk onlarin dujabilet͡ʃeɡi sekilde okudu.\" Old-Testament-Lamentations-003-036|und|SPEAKER_00_Turkish|davasında insana haksızlık etmeyi, Efendi razı olmaz.|davasinda insana haksizlik etmejiʔ efendi razi olmaz. Old-Testament-1-Samuel-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul ve İsraelliler toplandılar ve Ela Vadisi'nde ordugâh kurdular. Filistliler'e karşı savaş düzeni aldılar.|saul ve israelliler toplandilar ve ela vadisiʔnde orduɡah kurdular. filistlilerʔe karsi savas duzeni aldilar. Old-Testament-Jeremiah-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şöyle dedim, “Ah, ey Efendi Yahve! İşte peygamberler onlara, ‘Kılıcı görmeyeceksiniz, kıtlık da çekmeyeceksiniz. Ama bu yerde size kesin esenlik vereceğim.’ diyor.”|o zaman sojle dedimʔ “ahʔ ej efendi jahve! iste pejɡamberler onlaraʔ ‘kilit͡ʃi ɡormejet͡ʃeksinizʔ kitlik da t͡ʃekmejet͡ʃeksiniz. ama bu jerde size kesin esenlik veret͡ʃeɡim.’ dijor.” Old-Testament-1-Chronicles-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların sayısı, Yahve'ye ezgi söylemekte eğitilmiş kardeşleriyle birlikte, becerikli olanların hepsi, iki yüz seksen sekizdi.|bunlarin sajisiʔ jahveʔje ezɡi sojlemekte eɡitilmis kardeslerijle birlikteʔ bet͡ʃerikli olanlarin hepsiʔ iki juz seksen sekizdi. Old-Testament-Genesis-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram Hagar’ın yanına girdi ve Hagar hamile kaldı. Hagar hamile kaldığını görünce kendi hanımını hor gördü.|avram haɡar’in janina ɡirdi ve haɡar hamile kaldi. haɡar hamile kaldiɡini ɡorunt͡ʃe kendi hanimini hor ɡordu. Old-Testament-Ezekiel-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayın beşinci günü, Kral Yehoyakin'in sürgünlüğünün beşinci yılında,|ajin besint͡ʃi ɡunuʔ kral jehojakinʔin surɡunluɡunun besint͡ʃi jilindaʔ Old-Testament-Psalms-079-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımızın suçlarını bize karşı tutma. Sevecen merhametlerin bizimle tez buluşsun, çünkü çok muhtacız.|atalarimizin sut͡ʃlarini bize karsi tutma. sevet͡ʃen merhametlerin bizimle tez bulussunʔ t͡ʃunku t͡ʃok muhtat͡ʃiz. Old-Testament-2-Samuel-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yoav ve onunla beraber olan halk Suriyeliler'e karşı savaş için yaklaştılar, onlar da onun önünden kaçtılar.|bojlet͡ʃe joav ve onunla beraber olan halk surijelilerʔe karsi savas it͡ʃin jaklastilarʔ onlar da onun onunden kat͡ʃtilar. Old-Testament-Joshua-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Levili boylarından Gerşon'un çocuklarına, Manaşşe oymağının yarısından adam öldüren için sığınak kent olan Başan'daki Golan'ı ve Be Eştera'yı otlaklarıyla verdiler: İki kent.|levili bojlarindan ɡersonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ manasse ojmaɡinin jarisindan adam olduren it͡ʃin siɡinak kent olan basanʔdaki ɡolanʔi ve be esteraʔji otlaklarijla verdiler iki kent. Old-Testament-Numbers-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, elinde Kutsal Yer'in takımları ve çağrı borularıyla, her oymaktan bin kişiyi kâhin Eleazar oğlu Pinehas'la savaşa gönderdi.|moseʔ elinde kutsal jerʔin takimlari ve t͡ʃaɡri borularijlaʔ her ojmaktan bin kisiji kahin eleazar oɡlu pinehasʔla savasa ɡonderdi. Old-Testament-Job-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi O'nunla tanış da esenliğe kavuş. Bununla sana iyilik gelir.|“simdi oʔnunla tanis da esenliɡe kavus. bununla sana ijilik ɡelir. Old-Testament-1-Samuel-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|David'le Avişay geceleyin halkın yanına geldiler ve işte, Saul arabaların bulunduğu yerde uyuyordu, mızrağı başında yere saplıydı; Avner ve halk onun çevresinde yatıyorlardı.|davidʔle avisaj ɡet͡ʃelejin halkin janina ɡeldiler ve isteʔ saul arabalarin bulunduɡu jerde ujujorduʔ mizraɡi basinda jere saplijdi; avner ve halk onun t͡ʃevresinde jatijorlardi. New-Testament-Matthew-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yişay Kral David’in babasıydı. David, Uriya’nın karısından doğan Solomon’un babasıydı.|jisaj kral david’in babasijdi. davidʔ urija’nin karisindan doɡan solomon’un babasijdi. Old-Testament-1-Chronicles-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncüsü Harim'e, dördüncüsü Seorim'e,|ut͡ʃunt͡ʃusu harimʔeʔ dordunt͡ʃusu seorimʔeʔ Old-Testament-2-Kings-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği Eliya'ya, \"\"Onunla aşağı in. Ondan korkma.\"\" dedi. O zaman kalktı ve onunla birlikte krala indi.\"|\"jahveʔnin meleɡi elijaʔjaʔ \"\"onunla asaɡi in. ondan korkma.\"\" dedi. o zaman kalkti ve onunla birlikte krala indi.\" New-Testament-John-006-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlerde, ‘Hepsi Tanrı tarafından eğitilicek’ diye yazılıdır. Bu nedenle, Baba’yı işiten ve O’ndan öğrenen herkes bana gelir.|pejɡamberlerdeʔ ‘hepsi tanri tarafindan eɡitilit͡ʃek’ dije jazilidir. bu nedenleʔ baba’ji isiten ve o’ndan oɡrenen herkes bana ɡelir. Old-Testament-Ecclesiastes-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insanın güneşin altında çektiği bütün emeğinden ve yüreğinin çabasından ne kazancı var?|t͡ʃunku insanin ɡunesin altinda t͡ʃektiɡi butun emeɡinden ve jureɡinin t͡ʃabasindan ne kazant͡ʃi var? Old-Testament-Job-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahattım, beni O parçaladı. Evet, boynumdan tuttu ve beni yıktı. Beni kendisine hedef olarak da dikti.|rahattimʔ beni o part͡ʃaladi. evetʔ bojnumdan tuttu ve beni jikti. beni kendisine hedef olarak da dikti. Old-Testament-Psalms-047-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ulusların üzerinden hüküm sürer. Tanrı kutsal tahtında oturur.|tanri uluslarin uzerinden hukum surer. tanri kutsal tahtinda oturur. New-Testament-Revelation-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra gökte büyük bir kalabalığın güçlü sesine benzer bir ses duydum. Şöyle diyorlardı: “Haleluya! Kurtarış, yücelik ve güç Tanrımız’ındır.|bundan sonra ɡokte bujuk bir kalabaliɡin ɡut͡ʃlu sesine benzer bir ses dujdum. sojle dijorlardi “haleluja! kurtarisʔ jut͡ʃelik ve ɡut͡ʃ tanrimiz’indir. New-Testament-Luke-020-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık bir daha ölemezler. Çünkü melekler gibidirler ve dirilişin çocukları olarak Tanrı’nın çocuklarıdırlar.|artik bir daha olemezler. t͡ʃunku melekler ɡibidirler ve dirilisin t͡ʃot͡ʃuklari olarak tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklaridirlar. Old-Testament-Exodus-038-014|und|SPEAKER_00_Turkish|bir tarafın perdeleri on beş arşındı; direkleri üç, tabanları üç;|bir tarafin perdeleri on bes arsindi; direkleri ut͡ʃʔ tabanlari ut͡ʃ; Old-Testament-Jonah-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman gemiciler korktular ve her adam kendi ilâhına feryat etti. Gemiyi hafifletmek için gemideki yükü denize attılar. Ama Yona geminin en iç kısmına inmişti, yatmış ve derin uykuya dalmıştı.|o zaman ɡemit͡ʃiler korktular ve her adam kendi ilahina ferjat etti. ɡemiji hafifletmek it͡ʃin ɡemideki juku denize attilar. ama jona ɡeminin en it͡ʃ kismina inmistiʔ jatmis ve derin ujkuja dalmisti. New-Testament-Luke-012-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana söylüyorum, borcunun son kuruşunu ödemeden oradan asla çıkamayacaksın.”|sana sojlujorumʔ bort͡ʃunun son kurusunu odemeden oradan asla t͡ʃikamajat͡ʃaksin.” Old-Testament-Deuteronomy-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, eğer Tanrın Yahve'yi unutur ve başka ilâhların ardınca yürürsen, onlara hizmet edip onlara taparsan, bugün size tanıklık ederim ki, kesinlikle yok olacaksınız.|ojle olat͡ʃak kiʔ eɡer tanrin jahveʔji unutur ve baska ilahlarin ardint͡ʃa jurursenʔ onlara hizmet edip onlara taparsanʔ buɡun size taniklik ederim kiʔ kesinlikle jok olat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Proverbs-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzımın bütün sözleri doğruluktadır. Onlarda çarpık ya da sapıklık bulunmaz.|aɡzimin butun sozleri doɡruluktadir. onlarda t͡ʃarpik ja da sapiklik bulunmaz. Old-Testament-Proverbs-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağgörü sana göz kulak olacak. Anlayış seni koruyacak,|saɡɡoru sana ɡoz kulak olat͡ʃak. anlajis seni korujat͡ʃakʔ New-Testament-Luke-023-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın bütün tanıdıkları ve O’nunla birlikte Galile’den gelmiş olan kadınlar uzakta durmuş, bu şeyleri izliyorlardı.|jesua’nin butun tanidiklari ve o’nunla birlikte ɡalile’den ɡelmis olan kadinlar uzakta durmusʔ bu sejleri izlijorlardi. Old-Testament-Deuteronomy-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Seir'de oturan kardeşlerimiz Esav'ın çocuklarının yanından, Arava yolundan Elat'tan ve Esion Gever'den geçtik. Dönüp Moav Çölü yolundan geçtik.|bojlet͡ʃe seirʔde oturan kardeslerimiz esavʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin janindanʔ arava jolundan elatʔtan ve esion ɡeverʔden ɡet͡ʃtik. donup moav t͡ʃolu jolundan ɡet͡ʃtik. New-Testament-Acts-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Romalı olan bizlerin benimseyip uygulayamayacağı bazı töreleri savunuyorlar” dediler.|romali olan bizlerin benimsejip ujɡulajamajat͡ʃaɡi bazi toreleri savunujorlar” dediler. Old-Testament-Ezekiel-016-048|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Varlığımın hakkı için,\"\" diyor Efendi Yahve, kız kardeşin Sodom, ne kendisi ne de kızları, senin ve kızlarının yaptığını yapmadı.\"\"\"\"'\"|\"varliɡimin hakki it͡ʃinʔ\"\" dijor efendi jahveʔ kiz kardesin sodomʔ ne kendisi ne de kizlariʔ senin ve kizlarinin japtiɡini japmadi.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Samuel-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav ona, “Bugün haber götürmemelisin, ama başka bir gün haber götürmelisin” dedi. \"\"Ama bugün haber götürmemelisin, çünkü kralın oğlu öldü.”\"|\"joav onaʔ “buɡun haber ɡoturmemelisinʔ ama baska bir ɡun haber ɡoturmelisin” dedi. \"\"ama buɡun haber ɡoturmemelisinʔ t͡ʃunku kralin oɡlu oldu.”\" New-Testament-John-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Ferisiler kendi aralarında, “Bakın, bir şey yapamıyorsunuz. İşte, dünya O’nun peşinden gitti” dediler.|bunun uzerine ferisiler kendi aralarindaʔ “bakinʔ bir sej japamijorsunuz. isteʔ dunja o’nun pesinden ɡitti” dediler. Old-Testament-Song-of-Songs-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Şaron gülüyüm, vadilerin zambağıyım.|ben saron ɡulujumʔ vadilerin zambaɡijim. Old-Testament-Daniel-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Daniel, bitkin düştüm ve günlerce hasta kaldım. Sonra kalktım ve kralın işini yaptım. Görüme şaştım, ama kimse anlamadı.|ben danielʔ bitkin dustum ve ɡunlert͡ʃe hasta kaldim. sonra kalktim ve kralin isini japtim. ɡorume sastimʔ ama kimse anlamadi. Old-Testament-Genesis-031-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov kaçacağını söylemeyerek Aramlı Lavan'ı kandırdı.|jakov kat͡ʃat͡ʃaɡini sojlemejerek aramli lavanʔi kandirdi. Old-Testament-Proverbs-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Oğlum! Rahmimin oğlu! Adaklarımın oğlu!\"|\"\"\"oɡlum! rahmimin oɡlu! adaklarimin oɡlu!\" Old-Testament-Numbers-007-053|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Ammihud oğlu Elişama'nın sunusuydu.|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ ammihud oɡlu elisamaʔnin sunusujdu. New-Testament-Philippians-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O her şeyi kendine tabi kılmaya yeten gücünün işiyle zavallı bedenlerimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir.|o her seji kendine tabi kilmaja jeten ɡut͡ʃunun isijle zavalli bedenlerimizi deɡistirip kendi jut͡ʃe bedenine benzer hale ɡetiret͡ʃektir. Old-Testament-1-Chronicles-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Refah onun oğluydu ve Reşef, onun oğlu Telah, onun oğlu Tahan,|refah onun oɡlujdu ve resefʔ onun oɡlu telahʔ onun oɡlu tahanʔ New-Testament-Matthew-015-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi yedi ve doydu. Artakalan parçalardan yedi sepet dolusu kaldırdılar.|hepsi jedi ve dojdu. artakalan part͡ʃalardan jedi sepet dolusu kaldirdilar. New-Testament-John-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin de şimdi kederiniz var. Ama sizi yeniden göreceğim ve yüreğiniz sevinecektir. Sevincinizi kimse sizden alamaz” dedi.|sizin de simdi kederiniz var. ama sizi jeniden ɡoret͡ʃeɡim ve jureɡiniz sevinet͡ʃektir. sevint͡ʃinizi kimse sizden alamaz” dedi. Old-Testament-Psalms-068-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, senin alaylarını Tanrım’ın, Kralım'ın kutsal yere doğru alaylarını gördüler.|ej tanriʔ senin alajlarini tanrim’inʔ kralimʔin kutsal jere doɡru alajlarini ɡorduler. Old-Testament-1-Chronicles-027-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruya oğlu Yoav sayım yapmaya başladı, ama bitirmedi. Bunun üzerine İsrael üzerine gazap geldi. Sayı Kral David'in Tarihler Kitabı'nda hesaba konulmadı.|seruja oɡlu joav sajim japmaja basladiʔ ama bitirmedi. bunun uzerine israel uzerine ɡazap ɡeldi. saji kral davidʔin tarihler kitabiʔnda hesaba konulmadi. Old-Testament-Genesis-032-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sığırlarım, eşeklerim, davarlarım, erkek ve kadın hizmetçilerim var. Gözünde lütuf bulabileyim diye efendime haber gönderdim.’”|siɡirlarimʔ eseklerimʔ davarlarimʔ erkek ve kadin hizmett͡ʃilerim var. ɡozunde lutuf bulabilejim dije efendime haber ɡonderdim.’” New-Testament-Acts-020-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben kimsenin gümüşüne, altınına, giysisine göz dikmedim.|ben kimsenin ɡumusuneʔ altininaʔ ɡijsisine ɡoz dikmedim. Old-Testament-Leviticus-013-044|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o kişi cüzzamlı biridir. O kişi kirlidir. Kâhin onu kesin olarak kirli ilan edecek. Onun vebası başındadır.\"\"\"|\"o kisi t͡ʃuzzamli biridir. o kisi kirlidir. kahin onu kesin olarak kirli ilan edet͡ʃek. onun vebasi basindadir.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-033-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru adam için, elbette yaşayacaktır, dediğim zaman, eğer kendi doğruluğuna güvenir ve kötülük yaparsa, yaptığı doğru işlerin hiç biri hatırlanmayacak; ama işlediği suç içinde ölecektir.|doɡru adam it͡ʃinʔ elbette jasajat͡ʃaktirʔ dediɡim zamanʔ eɡer kendi doɡruluɡuna ɡuvenir ve kotuluk japarsaʔ japtiɡi doɡru islerin hit͡ʃ biri hatirlanmajat͡ʃak; ama islediɡi sut͡ʃ it͡ʃinde olet͡ʃektir. Old-Testament-Nehemiah-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama eğer bana dönerseniz, buyruklarımı tutar ve onları yaparsanız, sürgünlerin göklerin en ucunda olsalar bile, onları oradan toplayacağım ve adım orada bulunsun diye seçtiğim yere onları getireceğim.'\"\"\"|\"ama eɡer bana donersenizʔ bujruklarimi tutar ve onlari japarsanizʔ surɡunlerin ɡoklerin en ut͡ʃunda olsalar bileʔ onlari oradan toplajat͡ʃaɡim ve adim orada bulunsun dije set͡ʃtiɡim jere onlari ɡetiret͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Yeruşalem’e doğru çıkarken, yolda on iki öğrencisini bir kenara çekip onlara şöyle dedi:|jesua jerusalem’e doɡru t͡ʃikarkenʔ jolda on iki oɡrent͡ʃisini bir kenara t͡ʃekip onlara sojle dedi New-Testament-Acts-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul ise daha çok güçlendi. Mesih budur diye kanıtlıyor, Şam’da yaşayan Yahudiler’i şaşkına çeviriyordu.|saul ise daha t͡ʃok ɡut͡ʃlendi. mesih budur dije kanitlijorʔ sam’da jasajan jahudiler’i saskina t͡ʃevirijordu. New-Testament-Mark-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, bu kuşak bütün bunlar olmadan geçmeyecektir.|size doɡrusunu sojlejejimʔ bu kusak butun bunlar olmadan ɡet͡ʃmejet͡ʃektir. New-Testament-2-Thessalonians-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam, Tanrı diye anılan ya da tapınılan her şeye karşı çıkacak, kendini hepsinden yüce sayacak, kendisini Tanrı olarak gösterip Tanrı’nın Tapınağı’nda oturacaktır.|bu adamʔ tanri dije anilan ja da tapinilan her seje karsi t͡ʃikat͡ʃakʔ kendini hepsinden jut͡ʃe sajat͡ʃakʔ kendisini tanri olarak ɡosterip tanri’nin tapinaɡi’nda oturat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrın Yahve onları önüne teslim edecek, yok oluncaya dek onları büyük bir şaşkınlıkla akıllarını karıştıracak.|ama tanrin jahve onlari onune teslim edet͡ʃekʔ jok olunt͡ʃaja dek onlari bujuk bir saskinlikla akillarini karistirat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-037-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve'nin meleği çıktı ve Aşur ordugâhında yüz seksen beş bin kişiyi vurdu. Erkekler sabah erkenden kalktıklarında, bunların hepsinin ceset olduğunu gördüler.|bunun uzerine jahveʔnin meleɡi t͡ʃikti ve asur orduɡahinda juz seksen bes bin kisiji vurdu. erkekler sabah erkenden kalktiklarindaʔ bunlarin hepsinin t͡ʃeset olduɡunu ɡorduler. Old-Testament-1-Kings-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlar değerli taşlardandı, ölçüye göre yontulmuş, içten ve dıştan temelden dama kadar testereyle kesilmişti, dıştan büyük avluya kadar da böyleydi.|butun bunlar deɡerli taslardandiʔ olt͡ʃuje ɡore jontulmusʔ it͡ʃten ve distan temelden dama kadar testerejle kesilmistiʔ distan bujuk avluja kadar da bojlejdi. Old-Testament-Numbers-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ruven ordugâhından sayılanların hepsi bölüklerine göre yüz elli bir bin dört yüz elli kişiydi. İkinci olarak onlar yola çıkacaklardır.\"\"\"|\"“ruven orduɡahindan sajilanlarin hepsi boluklerine ɡore juz elli bir bin dort juz elli kisijdi. ikint͡ʃi olarak onlar jola t͡ʃikat͡ʃaklardir.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe bütün İsrael'i çağırdı ve onlara şöyle dedi: \"\"Dinle Ey İsrael, bugün kulaklarınıza söylediğim kuralları ve ilkeleri öğrenin ve onlara uymaya dikkat edin.\"\"\"|\"mose butun israelʔi t͡ʃaɡirdi ve onlara sojle dedi \"\"dinle ej israelʔ buɡun kulaklariniza sojlediɡim kurallari ve ilkeleri oɡrenin ve onlara ujmaja dikkat edin.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|onun yanında Yehozavad ve onunla birlikte savaşa hazır yüz seksen bin kişi.|onun janinda jehozavad ve onunla birlikte savasa hazir juz seksen bin kisi. New-Testament-Acts-002-041|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onun sözünü sevinçle kabul edenler vaftiz edildi. O gün yaklaşık üç bin can daha katıldı.|o zaman onun sozunu sevint͡ʃle kabul edenler vaftiz edildi. o ɡun jaklasik ut͡ʃ bin t͡ʃan daha katildi. Old-Testament-2-Kings-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ahazya Samariya'daki üst odasındaki kafesten düşüp hastalandı. Bunun üzerine haberciler gönderip onlara, \"\"Gidin, Ekron ilâhı Baal Zevuv'a bu hastalıktan iyileşip iyileşmeyeceğimi sorun\"\" dedi.\"|\"ahazja samarijaʔdaki ust odasindaki kafesten dusup hastalandi. bunun uzerine habert͡ʃiler ɡonderip onlaraʔ \"\"ɡidinʔ ekron ilahi baal zevuvʔa bu hastaliktan ijilesip ijilesmejet͡ʃeɡimi sorun\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir kimse bilmeden günah işlerse, o zaman günah sunusu olarak bir yaşında bir dişi keçi sunacaktır.\"|\"\"\"ʔbir kimse bilmeden ɡunah islerseʔ o zaman ɡunah sunusu olarak bir jasinda bir disi ket͡ʃi sunat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Numbers-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu nedenle onlara şunu diyeceksin: 'En iyi kısmını çıkardığınızda, Levililer'e harman mahsulü gibi ve şarap cenderesinin mahsulü gibi sayılacaktır.\"|\"\"\"bu nedenle onlara sunu dijet͡ʃeksin ʔen iji kismini t͡ʃikardiɡinizdaʔ levililerʔe harman mahsulu ɡibi ve sarap t͡ʃenderesinin mahsulu ɡibi sajilat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Leviticus-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ne yağ ne de kan yememeniz, bütün konutlarınızda kuşaklarınız boyunca kalıcı bir kural olacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔne jaɡ ne de kan jememenizʔ butun konutlarinizda kusaklariniz bojunt͡ʃa kalit͡ʃi bir kural olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Kings-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye ile İsrael arasında üç yıl savaş olmadı.|surije ile israel arasinda ut͡ʃ jil savas olmadi. Old-Testament-Psalms-131-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael, Yahve’ye umut bağla, şimdiden sonsuza dek.|ej israelʔ jahve’je umut baɡlaʔ simdiden sonsuza dek. New-Testament-Revelation-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Geriye kalanlar, ata binmiş Olan’ın ağzından çıkan kılıçla öldürüldü. Böylece bütün kuşlar onların etiyle doydular.|ɡerije kalanlarʔ ata binmis olan’in aɡzindan t͡ʃikan kilit͡ʃla olduruldu. bojlet͡ʃe butun kuslar onlarin etijle dojdular. Old-Testament-1-Samuel-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü canını eline koyup Filistli'yi vurdu ve Yahve bütün İsrael için büyük bir zafer gerçekleştirdi. Bunu gördün ve sevindin. Öyleyse neden masum kana karşı günah işleyip nedensiz yere David'i öldüreceksin?\"\"\"|\"t͡ʃunku t͡ʃanini eline kojup filistliʔji vurdu ve jahve butun israel it͡ʃin bujuk bir zafer ɡert͡ʃeklestirdi. bunu ɡordun ve sevindin. ojlejse neden masum kana karsi ɡunah islejip nedensiz jere davidʔi olduret͡ʃeksin?\"\"\" Old-Testament-Isaiah-059-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğu zırh gibi üzerine, kurtuluş miğferini de başına giydi. Öç alma giysilerini kuşandı, gayreti de kaftan gibi sarındı.|doɡruluɡu zirh ɡibi uzerineʔ kurtulus miɡferini de basina ɡijdi. ot͡ʃ alma ɡijsilerini kusandiʔ ɡajreti de kaftan ɡibi sarindi. Old-Testament-Leviticus-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Kanı hâlâ içinde olan et yemeyeceksin. Büyü yapmayacaksınız ve büyücülükle uğraşmayacaksınız.'\"\"\"|\"“ʔkani hala it͡ʃinde olan et jemejet͡ʃeksin. buju japmajat͡ʃaksiniz ve bujut͡ʃulukle uɡrasmajat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-034-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve'nin evinde bulunan parayı boşalttılar ve onu işe bakanların ve işçilerin eline teslim ettiler.\"\"\"|\"\"\"jahveʔnin evinde bulunan paraji bosalttilar ve onu ise bakanlarin ve ist͡ʃilerin eline teslim ettiler.\"\"\" Old-Testament-Psalms-106-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara istediklerini verdi, ama canlarına zayıflık gönderdi.|onlara istediklerini verdiʔ ama t͡ʃanlarina zajiflik ɡonderdi. Old-Testament-Proverbs-029-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan korkusu tuzaktır, ama güvenini Yahve'ye bağlayan emniyette olur.|insan korkusu tuzaktirʔ ama ɡuvenini jahveʔje baɡlajan emnijette olur. Old-Testament-2-Chronicles-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael'deki kâhinler ve Levililer, onların bütün bölgelerinden onunla birlikte durdular.|butun israelʔdeki kahinler ve levililerʔ onlarin butun bolɡelerinden onunla birlikte durdular. Old-Testament-Jeremiah-037-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin sözü Peygamber Yeremya’ya geldi ve şöyle dedi:|o zaman jahveʔnin sozu pejɡamber jeremja’ja ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Genesis-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Verimli olun ve çoğalın. Yeryüzünde üreyin ve onda çoğalın.”|verimli olun ve t͡ʃoɡalin. jerjuzunde urejin ve onda t͡ʃoɡalin.” Old-Testament-Genesis-042-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsini üç gün boyunca gözaltında tuttu.|hepsini ut͡ʃ ɡun bojunt͡ʃa ɡozaltinda tuttu. Old-Testament-Zephaniah-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusları kesip attım. Surları ıssız. Sokaklarını harap ettim, kimse geçmiyor. Kentleri harap oldu, öyle ki insan yok, oturan yok.|uluslari kesip attim. surlari issiz. sokaklarini harap ettimʔ kimse ɡet͡ʃmijor. kentleri harap olduʔ ojle ki insan jokʔ oturan jok. Old-Testament-Numbers-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu kişiler ona, \"\"İnsan ölüsü yüzünden kirliyiz\"\" dediler. \"\"Yahve'nin sunusunu belirlenen zamanda İsrael'in çocuklarının arasında sunmamamız için neden geri tutuluyoruz?”\"|\"bu kisiler onaʔ \"\"insan olusu juzunden kirlijiz\"\" dediler. \"\"jahveʔnin sunusunu belirlenen zamanda israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin arasinda sunmamamiz it͡ʃin neden ɡeri tutulujoruz?”\" Old-Testament-1-Chronicles-011-040|und|SPEAKER_00_Turkish|İtritli İra, İtritli Garev,|itritli iraʔ itritli ɡarevʔ Old-Testament-Jeremiah-041-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İşmael'in Mispa'dan sürgün etmiş olduğu bütün halk geri dönüp Kareah oğlu Yohanan'ın yanına gittiler.|bojlet͡ʃe ismaelʔin mispaʔdan surɡun etmis olduɡu butun halk ɡeri donup kareah oɡlu johananʔin janina ɡittiler. Old-Testament-2-Kings-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav'ın evi gibi İsrael krallarının yolunda yürüdü, çünkü Ahav'ın kızıyla evlendi. Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|ahavʔin evi ɡibi israel krallarinin jolunda juruduʔ t͡ʃunku ahavʔin kizijla evlendi. jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. Old-Testament-Leviticus-007-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael'in çocuklarının esenlik sunularından sallama döşünü ve kaldırma budunu aldım ve onları İsrael'in çocuklarından payları olarak sonsuza dek Kâhin Aron'a ve oğullarına verdim.'”|t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin esenlik sunularindan sallama dosunu ve kaldirma budunu aldim ve onlari israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan pajlari olarak sonsuza dek kahin aronʔa ve oɡullarina verdim.ʔ” Old-Testament-2-Samuel-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Nöbetçi, \"\"Sanırım birincisinin koşusu Sadok oğlu Ahimaas'ın koşusuna benziyor\"\" dedi. Kral, \"\"İyi bir adamdır ve iyi haberlerle gelir\"\" dedi.\"|\"nobett͡ʃiʔ \"\"sanirim birint͡ʃisinin kosusu sadok oɡlu ahimaasʔin kosusuna benzijor\"\" dedi. kralʔ \"\"iji bir adamdir ve iji haberlerle ɡelir\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-001-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin kendisine söylemiş olduğu sözlerin gerçekleşeceğine iman eden kadına ne mutlu!”|efendi’nin kendisine sojlemis olduɡu sozlerin ɡert͡ʃekleset͡ʃeɡine iman eden kadina ne mutlu!” New-Testament-Acts-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama komşusuna haksızlık eden onu itip, ‘Seni kim başımıza yönetici ve yargıç yaptı?|ama komsusuna haksizlik eden onu itipʔ ‘seni kim basimiza jonetit͡ʃi ve jarɡit͡ʃ japti? New-Testament-Hebrews-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Mesih dünyaya gelirken şöyle diyor: “Kurban ve sunu istemedin, ama benim için bir beden hazırladın.|bu nedenle mesih dunjaja ɡelirken sojle dijor “kurban ve sunu istemedinʔ ama benim it͡ʃin bir beden hazirladin. New-Testament-1-Thessalonians-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtulmaları için öteki uluslardan olanlarla konuşmamızı yasaklıyorlar ve günahlarını durmadan çoğaltıyorlar. Ama artık gazap onların üzerine sonuna kadar geldi.|kurtulmalari it͡ʃin oteki uluslardan olanlarla konusmamizi jasaklijorlar ve ɡunahlarini durmadan t͡ʃoɡaltijorlar. ama artik ɡazap onlarin uzerine sonuna kadar ɡeldi. Old-Testament-Lamentations-003-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Zindanının dibinden adını çağırdım, ey Yahve.|zindaninin dibinden adini t͡ʃaɡirdimʔ ej jahve. New-Testament-Philemon-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer beni paydaşın sayıyorsan, kendisini beni kabul eder gibi kabul et.|eɡer beni pajdasin sajijorsanʔ kendisini beni kabul eder ɡibi kabul et. Old-Testament-Proverbs-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın ve topluluğun arasında tam bir yıkımın eşiğine geldim.”|halkin ve topluluɡun arasinda tam bir jikimin esiɡine ɡeldim.” Old-Testament-Leviticus-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Babanın çıplaklığını, annenin çıplaklığını açmayacaksın; o senin annendir. Onun çıplaklığını açmayacaksın.'\"\"\"|\"\"\"ʔbabanin t͡ʃiplakliɡiniʔ annenin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin; o senin annendir. onun t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden hizmetkârına iyilikle davran, çünkü hizmetkârını kendinle Yahve'nin antlaşması içine soktun; ama bende kötülük varsa, beni kendin öldür; çünkü beni babana neden götüresin?\"\"\"|\"bu juzden hizmetkarina ijilikle davranʔ t͡ʃunku hizmetkarini kendinle jahveʔnin antlasmasi it͡ʃine soktun; ama bende kotuluk varsaʔ beni kendin oldur; t͡ʃunku beni babana neden ɡoturesin?\"\"\" Old-Testament-Micah-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önüne nasıl çıkacağım, ve yüce Tanrı'nın önünde nasıl eğileceğim? O'nun önüne yakmalık sunularla mı, bir yıllık buzağılarla mı çıkayım?|jahveʔnin onune nasil t͡ʃikat͡ʃaɡimʔ ve jut͡ʃe tanriʔnin onunde nasil eɡilet͡ʃeɡim? oʔnun onune jakmalik sunularla miʔ bir jillik buzaɡilarla mi t͡ʃikajim? Old-Testament-Amos-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mayalı şükran kurbanı sunun, ve gönülden sunuları duyurun ve bunlarla övünün; çünkü bu sizi hoşnut eder, ey İsrael'in çocukları.” diyor Efendi Yahve.|majali sukran kurbani sununʔ ve ɡonulden sunulari dujurun ve bunlarla ovunun; t͡ʃunku bu sizi hosnut ederʔ ej israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari.” dijor efendi jahve. Old-Testament-1-Samuel-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Koşup onu oradan aldılar. Halkın arasında durduğunda, omuzlarından yukarısı bütün halktan daha uzundu.|kosup onu oradan aldilar. halkin arasinda durduɡundaʔ omuzlarindan jukarisi butun halktan daha uzundu. Old-Testament-1-Samuel-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların önünde tavrını değiştirdi, onların elinde kendisini deli gibi gösterdi, kapının kanatlarına tırmaladı, salyasını sakalına akıttı.|onlarin onunde tavrini deɡistirdiʔ onlarin elinde kendisini deli ɡibi ɡosterdiʔ kapinin kanatlarina tirmaladiʔ saljasini sakalina akitti. Old-Testament-Nehemiah-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer: Azanya oğlu Yeşua, Henadad oğlu Binnuy, Kadmiel;|levililer azanja oɡlu jesuaʔ henadad oɡlu binnujʔ kadmiel; Old-Testament-Psalms-096-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve büyüktür, fazlasıyla övülmeye layıktır! Bütün ilâhlardan çok O’ndan korkulmalıdır.|t͡ʃunku jahve bujukturʔ fazlasijla ovulmeje lajiktir! butun ilahlardan t͡ʃok o’ndan korkulmalidir. New-Testament-Matthew-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilerine şöyle dedi: “Bir kimse ardımdan gelmek isterse, kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin.|jesua oɡrent͡ʃilerine sojle dedi “bir kimse ardimdan ɡelmek isterseʔ kendini inkar etsinʔ t͡ʃarmihini juklenip beni izlesin. Old-Testament-Numbers-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onu Mısır'dan çıkarıyor. Onun yaban öküzü gibi gücü var. Düşmanları olan ulusları tüketecek, kemiklerini kıracak ve oklarıyla onları delecektir.|tanri onu misirʔdan t͡ʃikarijor. onun jaban okuzu ɡibi ɡut͡ʃu var. dusmanlari olan uluslari tuketet͡ʃekʔ kemiklerini kirat͡ʃak ve oklarijla onlari delet͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kentin sakinlerini, insanı da hayvanı da vuracağım. Büyük bir salgın hastalıktan ölecekler.|bu kentin sakinleriniʔ insani da hajvani da vurat͡ʃaɡim. bujuk bir salɡin hastaliktan olet͡ʃekler. Old-Testament-Genesis-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanınızda yaşamaları için her türden canlıdan ikişer ikişer gemiye getireceksiniz. Erkek ve dişi olacaklar.|janinizda jasamalari it͡ʃin her turden t͡ʃanlidan ikiser ikiser ɡemije ɡetiret͡ʃeksiniz. erkek ve disi olat͡ʃaklar. New-Testament-Acts-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Sen kimsin, ey Efendim?’ dedim.’’ “ ‘Ben senin zulmettiğin Yeşua’yım’ dedi.|“‘sen kimsinʔ ej efendim?’ dedim.’’ “ ‘ben senin zulmettiɡin jesua’jim’ dedi. Old-Testament-Nehemiah-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sanballat, Tobiya, Arap Geşem ve diğer düşmanlarımıza, duvarı bina etmiş olduğumu ve onda hiç gedik kalmadığını haber verdiklerinde (o zamana kadar kapıların kanatlarını henüz takmamıştım),|sanballatʔ tobijaʔ arap ɡesem ve diɡer dusmanlarimizaʔ duvari bina etmis olduɡumu ve onda hit͡ʃ ɡedik kalmadiɡini haber verdiklerinde (o zamana kadar kapilarin kanatlarini henuz takmamistim)ʔ Old-Testament-1-Chronicles-001-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Şoval'ın oğulları: Alian, Manahat, Eval, Şefi ve Onam. Siveon'un oğulları: Aya ve Ana.|sovalʔin oɡullari alianʔ manahatʔ evalʔ sefi ve onam. siveonʔun oɡullari aja ve ana. Old-Testament-1-Kings-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Asa'nın otuz sekizinci yılında, Omri oğlu Ahav İsrael üzerinde hükmetmeye başladı. Omri oğlu Ahav, Samariya'da yirmi iki yıl İsrael üzerinde hüküm sürdü.|jahuda krali asaʔnin otuz sekizint͡ʃi jilindaʔ omri oɡlu ahav israel uzerinde hukmetmeje basladi. omri oɡlu ahavʔ samarijaʔda jirmi iki jil israel uzerinde hukum surdu. Old-Testament-Proverbs-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlunu terbiye et, çünkü umut var, onun ölümüne gönüllü ortak olma.|oɡlunu terbije etʔ t͡ʃunku umut varʔ onun olumune ɡonullu ortak olma. Old-Testament-Ezekiel-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, ayağa kalk, seninle konuşacağım.”|bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ ajaɡa kalkʔ seninle konusat͡ʃaɡim.” New-Testament-John-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Kadın, niçin ağlıyorsun? Kimi arıyorsun?” dedi. O’nu bahçıvan sanıp, “Efendim, eğer O’nu sen alıp götürdüysen, nereye koyduğunu bana söyle de gidip O’nu alayım” dedi.|jesua onaʔ “kadinʔ nit͡ʃin aɡlijorsun? kimi arijorsun?” dedi. o’nu baht͡ʃivan sanipʔ “efendimʔ eɡer o’nu sen alip ɡoturdujsenʔ nereje kojduɡunu bana sojle de ɡidip o’nu alajim” dedi. Old-Testament-Ezekiel-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü ben Yahve'yim. Ben söyleyeceğim ve söyleyeceğim söz yerine getirilecek. Artık gecikmeyecek; çünkü ey asi ev, sözü sizin günlerinizde söyleyeceğim ve onu yerine getireceğim.\"\" diyor Efendi Yahve.'\"\"\"|\"t͡ʃunku ben jahveʔjim. ben sojlejet͡ʃeɡim ve sojlejet͡ʃeɡim soz jerine ɡetirilet͡ʃek. artik ɡet͡ʃikmejet͡ʃek; t͡ʃunku ej asi evʔ sozu sizin ɡunlerinizde sojlejet͡ʃeɡim ve onu jerine ɡetiret͡ʃeɡim.\"\" dijor efendi jahve.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ecclesiastes-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Olan şey, uzakta ve çok derin. Onu kim bulabilir?|olan sejʔ uzakta ve t͡ʃok derin. onu kim bulabilir? Old-Testament-Judges-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama annesiyle babası bunun Yahve'den olduğunu bilmiyordu; çünkü Filistliler'e karşı bir fırsat arıyordu. O sıralarda İsrael üzerinde Filistliler hüküm sürüyordu.|ama annesijle babasi bunun jahveʔden olduɡunu bilmijordu; t͡ʃunku filistlilerʔe karsi bir firsat arijordu. o siralarda israel uzerinde filistliler hukum surujordu. Old-Testament-Lamentations-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Mirasımız yabancılara, evlerimiz ellere verildi.|mirasimiz jabant͡ʃilaraʔ evlerimiz ellere verildi. Old-Testament-Numbers-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin meleği üzüm bağları arasındaki dar bir yolda durdu; bu tarafta bir duvar, o tarafta bir duvar vardı.|jahveʔnin meleɡi uzum baɡlari arasindaki dar bir jolda durdu; bu tarafta bir duvarʔ o tarafta bir duvar vardi. New-Testament-Matthew-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradan geçerken vergi toplama yerinde oturan Matta adında bir adam gördü. Ona “Ardımdan gel” dedi. O da kalkıp Yeşua’nın ardından gitti.|jesua oradan ɡet͡ʃerken verɡi toplama jerinde oturan matta adinda bir adam ɡordu. ona “ardimdan ɡel” dedi. o da kalkip jesua’nin ardindan ɡitti. Old-Testament-Leviticus-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ben, onların kölesi olmayasınız diye sizi Mısır diyarından çıkaran Tanrınız Yahve'yim. Boyunduruğunun demirlerini kırdım ve seni dik yürüttüm.'\"\"\"|\"benʔ onlarin kolesi olmajasiniz dije sizi misir dijarindan t͡ʃikaran tanriniz jahveʔjim. bojunduruɡunun demirlerini kirdim ve seni dik juruttum.ʔ\"\"\" Old-Testament-Lamentations-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi kendine döndür, ey Yahve, ve biz dönelim. Günlerimizi eskisi gibi yenile.|bizi kendine dondurʔ ej jahveʔ ve biz donelim. ɡunlerimizi eskisi ɡibi jenile. Old-Testament-1-Samuel-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece öyle oldu ki, savaş günü Saul ve Yonatan'la birlikte olanlardan hiçbirinin elinde kılıç ve mızrak bulunmuyordu; ancak Saul ve oğlu Yonatan'da bulunuyordu.|bojlet͡ʃe ojle oldu kiʔ savas ɡunu saul ve jonatanʔla birlikte olanlardan hit͡ʃbirinin elinde kilit͡ʃ ve mizrak bulunmujordu; ant͡ʃak saul ve oɡlu jonatanʔda bulunujordu. Old-Testament-Lamentations-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Sevgililerimi çağırdım, ama onlar beni aldattılar. Canlarını tazelemek için kendilerine yiyecek ararken, kâhinlerim ve ihtiyarlarım kentte ruhlarını teslim ettiler.\"\"\"|\"“sevɡililerimi t͡ʃaɡirdimʔ ama onlar beni aldattilar. t͡ʃanlarini tazelemek it͡ʃin kendilerine jijet͡ʃek ararkenʔ kahinlerim ve ihtijarlarim kentte ruhlarini teslim ettiler.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yaveşliler, “Yarın sana çıkacağız, sen de sana iyi gelen her şeyi bize yapacaksın” dediler.|bunun uzerine javeslilerʔ “jarin sana t͡ʃikat͡ʃaɡizʔ sen de sana iji ɡelen her seji bize japat͡ʃaksin” dediler. New-Testament-John-004-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Yeşua’nın Yahudiye’den Galile’ye gelişinde yaptığı ikinci belirtiydi.|buʔ jesua’nin jahudije’den ɡalile’je ɡelisinde japtiɡi ikint͡ʃi belirtijdi. Old-Testament-Psalms-146-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yah’ı övün! Ey canım, Yahve’yi öv.|jah’i ovun! ej t͡ʃanimʔ jahve’ji ov. Old-Testament-Psalms-082-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de insanlar gibi öleceksiniz, hükümdarlardan biri gibi düşeceksiniz.”|jine de insanlar ɡibi olet͡ʃeksinizʔ hukumdarlardan biri ɡibi duset͡ʃeksiniz.” Old-Testament-2-Kings-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Günlerine on beş yıl daha ekleyeceğim. Seni ve bu kenti Aşur Kralı'nın elinden kurtaracağım. Bu kenti kendim için ve kulum David'in hatırına savunacağım.\"\"'\"\"\"|\"ɡunlerine on bes jil daha eklejet͡ʃeɡim. seni ve bu kenti asur kraliʔnin elinden kurtarat͡ʃaɡim. bu kenti kendim it͡ʃin ve kulum davidʔin hatirina savunat͡ʃaɡim.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-120-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, canımı yalancı dudaklardan, aldatıcı dilden kurtar.|ej jahveʔ t͡ʃanimi jalant͡ʃi dudaklardanʔ aldatit͡ʃi dilden kurtar. Old-Testament-Lamentations-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürekleri Yahve'ye feryat etti. Ey Siyon kızının duvarı, gözyaşların gece gündüz ırmak gibi aksın. Rahatlama. Gözlerin dinlenmesin.|jurekleri jahveʔje ferjat etti. ej sijon kizinin duvariʔ ɡozjaslarin ɡet͡ʃe ɡunduz irmak ɡibi aksin. rahatlama. ɡozlerin dinlenmesin. Old-Testament-Ezekiel-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sayda'da ve Arvad'da oturanlar senin kürekçilerindi. Ey Sur, bilge adamların sendeydi. Onlar senin kılavuzlarındı.|sajdaʔda ve arvadʔda oturanlar senin kurekt͡ʃilerindi. ej surʔ bilɡe adamlarin sendejdi. onlar senin kilavuzlarindi. New-Testament-Matthew-024-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa’nın günlerinde nasıl idiyse, İnsanoğlu’nun gelişi de öyle olacaktır.|noa’nin ɡunlerinde nasil idijseʔ insanoɡlu’nun ɡelisi de ojle olat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Mısır diyarında Kenan dilini konuşan ve Ordular Yahvesi'ne ant içen beş kent olacak. Bunlardan birine “Yıkım Kenti” denilecek.|o ɡun misir dijarinda kenan dilini konusan ve ordular jahvesiʔne ant it͡ʃen bes kent olat͡ʃak. bunlardan birine “jikim kenti” denilet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-143-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için ruhum içimde bunalmış durumda. İçimde yüreğim kimsesiz.|bunun it͡ʃin ruhum it͡ʃimde bunalmis durumda. it͡ʃimde jureɡim kimsesiz. New-Testament-Mark-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Bu büyük binaları görüyor musun? Burada taş üstünde yıkılmadık tek taş kalmayacak.” dedi.|jesua onaʔ “bu bujuk binalari ɡorujor musun? burada tas ustunde jikilmadik tek tas kalmajat͡ʃak.” dedi. Old-Testament-Proverbs-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Taş ağırdır, kum yüktür, ama akılsızın kışkırtması ikisinden de ağırdır.|tas aɡirdirʔ kum jukturʔ ama akilsizin kiskirtmasi ikisinden de aɡirdir. New-Testament-John-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün denizin öbür kıyısında duran kalabalık, orada öğrencilerinin bindiği tekneden başka tekne olmadığını ve Yeşua’nın öğrencileriyle birlikte tekneye girmediğini gördü. Öğrenciler ise yalnız gitmişlerdi.|ertesi ɡun denizin obur kijisinda duran kalabalikʔ orada oɡrent͡ʃilerinin bindiɡi tekneden baska tekne olmadiɡini ve jesua’nin oɡrent͡ʃilerijle birlikte tekneje ɡirmediɡini ɡordu. oɡrent͡ʃiler ise jalniz ɡitmislerdi. Old-Testament-1-Samuel-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Samuel'e, \"\"Halkın sana söyledikleri her şeyi dinle, çünkü seni reddetmediler, ama üzerlerinde kral olarak beni reddettiler.\"|\"jahve samuelʔeʔ \"\"halkin sana sojledikleri her seji dinleʔ t͡ʃunku seni reddetmedilerʔ ama uzerlerinde kral olarak beni reddettiler.\" Old-Testament-Job-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tutuklular orada hep rahattır. Angaryacının sesini duymazlar.|tutuklular orada hep rahattir. anɡarjat͡ʃinin sesini dujmazlar. Old-Testament-Genesis-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham o yerin adını “Yahve Yire -Yahve Sağlar- koydu. Bugüne dek söylendiği gibi, “Yahve'nin dağında sağlanacak.”|avraham o jerin adini “jahve jire -jahve saɡlar- kojdu. buɡune dek sojlendiɡi ɡibiʔ “jahveʔnin daɡinda saɡlanat͡ʃak.” Old-Testament-Genesis-036-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Beor oğlu Bala Edom'da kral oldu. Kentinin adı Dinhava'ydı.|beor oɡlu bala edomʔda kral oldu. kentinin adi dinhavaʔjdi. Old-Testament-Job-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İyov şöyle yanıt verdi:|ijov sojle janit verdi Old-Testament-Exodus-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O gece ateşte kızartılmış eti mayasız ekmekle yiyecekler. Onu acı otlarla yiyecekler.|o ɡet͡ʃe ateste kizartilmis eti majasiz ekmekle jijet͡ʃekler. onu at͡ʃi otlarla jijet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarımın huzurunda, önüme sofra kurarsın. Başımı yağla meshedersin. Kâsem taşmakta.|dusmanlarimin huzurundaʔ onume sofra kurarsin. basimi jaɡla meshedersin. kasem tasmakta. New-Testament-Romans-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Roma’da bulunan, kutsal olmaya çağrılmış, Tanrı'nın bütün sevgililerine, Babamız Tanrı’dan ve Efendi Yeşua Mesih’ten size lütuf ve esenlik olsun.|roma’da bulunanʔ kutsal olmaja t͡ʃaɡrilmisʔ tanriʔnin butun sevɡililerineʔ babamiz tanri’dan ve efendi jesua mesih’ten size lutuf ve esenlik olsun. Old-Testament-Psalms-139-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana şükürler sunarım, çünkü saygın ve harika yapılmışım. Senin işlerin harikadır. Canım bunu çok iyi bilir.|sana sukurler sunarimʔ t͡ʃunku sajɡin ve harika japilmisim. senin islerin harikadir. t͡ʃanim bunu t͡ʃok iji bilir. Old-Testament-2-Kings-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Naaman, \"\"Hiç olmazsa, lütfen hizmetkârına iki katır yükü toprak verilsin\"\" dedi. \"\"Çünkü hizmetkârın bundan böyle başka ilâhlara ne yakmalık sunu ne de kurban sunacak, yalnızca Yahve'ye sunacak.\"|\"naamanʔ \"\"hit͡ʃ olmazsaʔ lutfen hizmetkarina iki katir juku toprak verilsin\"\" dedi. \"\"t͡ʃunku hizmetkarin bundan bojle baska ilahlara ne jakmalik sunu ne de kurban sunat͡ʃakʔ jalnizt͡ʃa jahveʔje sunat͡ʃak.\" New-Testament-Revelation-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Adı yaşam kitabında yazılı olmayanların hepsi ateş gölüne atıldı.|adi jasam kitabinda jazili olmajanlarin hepsi ates ɡolune atildi. Old-Testament-2-Chronicles-029-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci ayın birinci günü kutsamaya başladılar ve ayın sekizinci günü Yahve'nin eyvanına geldiler. Yahve'nin evini sekiz günde kutsadılar ve birinci ayın on altıncı günü bitirdiler.|birint͡ʃi ajin birint͡ʃi ɡunu kutsamaja basladilar ve ajin sekizint͡ʃi ɡunu jahveʔnin ejvanina ɡeldiler. jahveʔnin evini sekiz ɡunde kutsadilar ve birint͡ʃi ajin on altint͡ʃi ɡunu bitirdiler. New-Testament-Luke-021-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Öyleyse dikkat edin! Yoksa yüreğiniz sefahat, sarhoşluk ve bu yaşamın kaygılarıyla ağırlaşır ve o gün ansızın üzerinize gelir.|“ojlejse dikkat edin! joksa jureɡiniz sefahatʔ sarhosluk ve bu jasamin kajɡilarijla aɡirlasir ve o ɡun ansizin uzerinize ɡelir. New-Testament-Luke-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu size tanıklık olacaktır.|bu size taniklik olat͡ʃaktir. Old-Testament-Malachi-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine şunu yapıyorsunuz: Yahve'nin sunağını gözyaşlarıyla, ağlayışla ve inlemeyle örtüyorsunuz, çünkü O artık sunuya bakmıyor ve elinden hoşnutlukla kabul etmiyor.|jine sunu japijorsunuz jahveʔnin sunaɡini ɡozjaslarijlaʔ aɡlajisla ve inlemejle ortujorsunuzʔ t͡ʃunku o artik sunuja bakmijor ve elinden hosnutlukla kabul etmijor. New-Testament-Luke-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Yeriha’ya girip geçiyordu.|jesua jeriha’ja ɡirip ɡet͡ʃijordu. Old-Testament-2-Kings-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız birliği komutanı ateş kaplarını, leğenleri, altın olandan altını, gümüş olandan gümüşü aldı.|muhafiz birliɡi komutani ates kaplariniʔ leɡenleriʔ altin olandan altiniʔ ɡumus olandan ɡumusu aldi. New-Testament-Luke-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Görev günleri dolunca Zekariya evine geri döndü.|ɡorev ɡunleri dolunt͡ʃa zekarija evine ɡeri dondu. Old-Testament-Isaiah-058-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benim seçtiğim oruç bu mu? İnsanın canını alçaltma günü mü? Başını saz gibi eğmek, altına çul ve kül sermek mi? Buna mı oruç ve Yahve'ye uygun gün diyeceksin?\"\"\"|\"benim set͡ʃtiɡim orut͡ʃ bu mu? insanin t͡ʃanini alt͡ʃaltma ɡunu mu? basini saz ɡibi eɡmekʔ altina t͡ʃul ve kul sermek mi? buna mi orut͡ʃ ve jahveʔje ujɡun ɡun dijet͡ʃeksin?\"\"\" Old-Testament-Leviticus-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Beşinci yıl meyvesini yiyeceksiniz ki, size bol ürün versin. Ben Tanrınız Yahve'yim.'\"\"\"|\"besint͡ʃi jil mejvesini jijet͡ʃeksiniz kiʔ size bol urun versin. ben tanriniz jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmak'tan Filistliler ülkesine ve Mısır sınırına kadar bütün krallar üzerinde hüküm sürdü.|irmakʔtan filistliler ulkesine ve misir sinirina kadar butun krallar uzerinde hukum surdu. New-Testament-1-Corinthians-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer başkaları sizin üzerinizde bu hakka ortak iseler, biz daha da fazla değil miyiz? Bununla birlikte, biz bu hakkı kullanmadık. Mesih’in Müjdesi’ne hiçbir engel olmayalım diye, her şeye katlanıyoruz.|eɡer baskalari sizin uzerinizde bu hakka ortak iselerʔ biz daha da fazla deɡil mijiz? bununla birlikteʔ biz bu hakki kullanmadik. mesih’in muʒdesi’ne hit͡ʃbir enɡel olmajalim dijeʔ her seje katlanijoruz. Old-Testament-Genesis-037-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov onu tanıdı ve “Oğlumun giysisidir” dedi. “Vahşi bir hayvan onu yemiş. Yosef’i kesin parçalamış.”|jakov onu tanidi ve “oɡlumun ɡijsisidir” dedi. “vahsi bir hajvan onu jemis. josef’i kesin part͡ʃalamis.” New-Testament-Colossians-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü siz öldünüz ve yaşamınız Mesih’le birlikte Tanrı’da saklıdır.|t͡ʃunku siz oldunuz ve jasaminiz mesih’le birlikte tanri’da saklidir. New-Testament-Luke-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Ferisiler’den bazıları onlara, “Şabat Günü Yasa’ya uygun olmayanı neden yapıyorsunuz?” dediler.|ama ferisiler’den bazilari onlaraʔ “sabat ɡunu jasa’ja ujɡun olmajani neden japijorsunuz?” dediler. Old-Testament-2-Kings-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'i yargılayan hâkimlerin günlerinden, İsrael krallarının ve Yahuda krallarının bütün günlerinden beri böyle bir Pesah tutulmamıştı.|israelʔi jarɡilajan hakimlerin ɡunlerindenʔ israel krallarinin ve jahuda krallarinin butun ɡunlerinden beri bojle bir pesah tutulmamisti. Old-Testament-Amos-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yay çeken ayakta duramayacak. Ayağı hızlı olan kaçamayacak. At sırtında olan kendini kurtaramayacak.|jaj t͡ʃeken ajakta duramajat͡ʃak. ajaɡi hizli olan kat͡ʃamajat͡ʃak. at sirtinda olan kendini kurtaramajat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Meşelemya'nın oğlu Zekariya, Buluşma Çadırı'nın kapısının kapı bekçisiydi.|meselemjaʔnin oɡlu zekarijaʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinin kapi bekt͡ʃisijdi. Old-Testament-2-Samuel-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden Yahve'nin sözünü hor gördün de gözünde kötü olanı yaptın? Hititli Uriya'yı kılıçla vurdun, karısını kendine eş olarak aldın ve onu Ammon'un çocuklarının kılıcıyla katlettin.|neden jahveʔnin sozunu hor ɡordun de ɡozunde kotu olani japtin? hititli urijaʔji kilit͡ʃla vurdunʔ karisini kendine es olarak aldin ve onu ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin kilit͡ʃijla katlettin. Old-Testament-Ezekiel-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|çocuklarımı katledip, onları ateşten geçirerek onlara teslim ettin?|t͡ʃot͡ʃuklarimi katledipʔ onlari atesten ɡet͡ʃirerek onlara teslim ettin? Old-Testament-Job-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge olanlar büyükler değil, doğruyu anlayanlar da yaşlılar değil.|bilɡe olanlar bujukler deɡilʔ doɡruju anlajanlar da jaslilar deɡil. Old-Testament-Esther-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Kraliçe Vaşti, hadımlar aracılığıyla olan kralın buyruğuna uymayı reddetti. Bu yüzden kral çok öfkelendi ve öfkesi içinde alevlendi.|ama kralit͡ʃe vastiʔ hadimlar arat͡ʃiliɡijla olan kralin bujruɡuna ujmaji reddetti. bu juzden kral t͡ʃok ofkelendi ve ofkesi it͡ʃinde alevlendi. Old-Testament-1-Chronicles-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Avishur'un karısının adı Avihayil'di; kadın ona Ahvan ve Molid'i doğurdu.|avishurʔun karisinin adi avihajilʔdi; kadin ona ahvan ve molidʔi doɡurdu. Old-Testament-Isaiah-066-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesinin avuttuğu biri gibi, ben de sizi avutacağım. Yeruşalem'de avutulacaksınız.”|annesinin avuttuɡu biri ɡibiʔ ben de sizi avutat͡ʃaɡim. jerusalemʔde avutulat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Deuteronomy-032-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü elimi göğe kaldırıyorum, ebedi varlığımın hakkı için şunu ilan ediyorum:|t͡ʃunku elimi ɡoɡe kaldirijorumʔ ebedi varliɡimin hakki it͡ʃin sunu ilan edijorum Old-Testament-Zechariah-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve önce Yahuda çadırlarını kurtaracak ki, David'in evinin görkemi ve Yeruşalem sakinlerinin görkemi Yahuda'nın üstüne çıkmasın.|jahve ont͡ʃe jahuda t͡ʃadirlarini kurtarat͡ʃak kiʔ davidʔin evinin ɡorkemi ve jerusalem sakinlerinin ɡorkemi jahudaʔnin ustune t͡ʃikmasin. Old-Testament-Leviticus-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer bir kadın herhangi bir hayvana yaklaşıp onunla yatarsa, kadını da hayvanı da öldüreceksiniz. Kesinlikle öldürülecekler. Kanları onların üzerinde olacak.'\"\"\"|\"\"\"ʔeɡer bir kadin herhanɡi bir hajvana jaklasip onunla jatarsaʔ kadini da hajvani da olduret͡ʃeksiniz. kesinlikle oldurulet͡ʃekler. kanlari onlarin uzerinde olat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Proverbs-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah erkenden komşusunu yüksek sesle kutsayan kişi, bu onun tarafından lanet sayılır.|sabah erkenden komsusunu juksek sesle kutsajan kisiʔ bu onun tarafindan lanet sajilir. Old-Testament-Proverbs-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyarıyı küçümseyen bedelini öder, ama buyruğa uyan ödüllendirilir.|ujariji kut͡ʃumsejen bedelini oderʔ ama bujruɡa ujan odullendirilir. New-Testament-Matthew-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Eline dokunduğunda ateş onu terk etti. Böylece kadın kalkıp Yeşua’ya hizmet etti.|eline dokunduɡunda ates onu terk etti. bojlet͡ʃe kadin kalkip jesua’ja hizmet etti. Old-Testament-Genesis-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak, karısı kısır olduğu için Yahve’ye yakardı. Yahve yalvarışını kabul etti ve karısı Rebeka hamile kaldı.|ishakʔ karisi kisir olduɡu it͡ʃin jahve’je jakardi. jahve jalvarisini kabul etti ve karisi rebeka hamile kaldi. Old-Testament-Ezekiel-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: “Mademki ellerini çırptın, ayaklarını yere vurdun ve canının bütün hor görmesiyle İsrael ülkesine karşı sevindin.|t͡ʃunku efendi jahve sojle dijor “mademki ellerini t͡ʃirptinʔ ajaklarini jere vurdun ve t͡ʃaninin butun hor ɡormesijle israel ulkesine karsi sevindin. Old-Testament-Genesis-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerar'ın çobanları İshak'ın çobanlarıyla tartışıp, “Su bizimdir” dediler. Onunla çekiştikleri için kuyuya Esek adını verdi.|ɡerarʔin t͡ʃobanlari ishakʔin t͡ʃobanlarijla tartisipʔ “su bizimdir” dediler. onunla t͡ʃekistikleri it͡ʃin kujuja esek adini verdi. New-Testament-Mark-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalabalığa yere oturmalarını buyurdu. Ardından yedi ekmeği aldı. Şükrettikten sonra onları böldü ve dağıtmaları için öğrencilerine verdi. Onlar da halka dağıttılar.|jesua kalabaliɡa jere oturmalarini bujurdu. ardindan jedi ekmeɡi aldi. sukrettikten sonra onlari boldu ve daɡitmalari it͡ʃin oɡrent͡ʃilerine verdi. onlar da halka daɡittilar. Old-Testament-Genesis-036-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkede yaşayan Horlu Seir'in oğulları şunlardır: Lotan, Şoval, Sivon, Ana,|ulkede jasajan horlu seirʔin oɡullari sunlardir lotanʔ sovalʔ sivonʔ anaʔ Old-Testament-Ezekiel-032-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Güzellikte kimi geçiyorsun? Aşağı in ve sünnetsizlerle birlikte yat.|ɡuzellikte kimi ɡet͡ʃijorsun? asaɡi in ve sunnetsizlerle birlikte jat. Old-Testament-Jeremiah-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Mısır diyarından çıkardığım gün atalarınıza karşı ciddiyetle karşı çıktım, bugün bile erken davranıp, \"\"Sözümü dinleyin\"\" diyerek karşı çıktım.\"|\"t͡ʃunku misir dijarindan t͡ʃikardiɡim ɡun atalariniza karsi t͡ʃiddijetle karsi t͡ʃiktimʔ buɡun bile erken davranipʔ \"\"sozumu dinlejin\"\" dijerek karsi t͡ʃiktim.\" Old-Testament-Judges-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Lehi'ye geldiğinde, Filistliler onunla karşılaşınca bağırdılar. O zaman Yahve'nin Ruhu kuvvetle onun üzerine geldi ve kollarındaki urganlar ateşle yanmış keten gibi oldu; ve ellerinden bağları düştü.|lehiʔje ɡeldiɡindeʔ filistliler onunla karsilasint͡ʃa baɡirdilar. o zaman jahveʔnin ruhu kuvvetle onun uzerine ɡeldi ve kollarindaki urɡanlar atesle janmis keten ɡibi oldu; ve ellerinden baɡlari dustu. Old-Testament-Leviticus-011-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben Tanrınız Yahve'yim. Bu nedenle kendinizi kutsal kılın ve kutsal olun; çünkü ben kutsalım. Yeryüzünde sürünen hiçbir şeyle kendinizi kirletmeyeceksiniz.|t͡ʃunku ben tanriniz jahveʔjim. bu nedenle kendinizi kutsal kilin ve kutsal olun; t͡ʃunku ben kutsalim. jerjuzunde surunen hit͡ʃbir sejle kendinizi kirletmejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Chronicles-006-078|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesinde, Yeriha'da, Yarden'in doğusunda, Ruven oymağından, çölde Betser ile otlaklarını, Yahtsa ile otlaklarını,|jardenʔin otesindeʔ jerihaʔdaʔ jardenʔin doɡusundaʔ ruven ojmaɡindanʔ t͡ʃolde betser ile otlaklariniʔ jahtsa ile otlaklariniʔ Old-Testament-Psalms-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu meleklerden biraz aşağı kıldın, ve onu yücelik ve saygınlıkla taçlandırdın.|onu meleklerden biraz asaɡi kildinʔ ve onu jut͡ʃelik ve sajɡinlikla tat͡ʃlandirdin. Old-Testament-Psalms-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hilekâr adamlarla oturmadım, ikiyüzlülerin arasına da girmem.|hilekar adamlarla oturmadimʔ ikijuzlulerin arasina da ɡirmem. New-Testament-John-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün, Galile’nin Kana Kenti'nde bir düğün vardı. Yeşua’nın annesi de oradaydı.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡunʔ ɡalile’nin kana kentiʔnde bir duɡun vardi. jesua’nin annesi de oradajdi. Old-Testament-1-Samuel-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evimde buyurduğum kurbanımı ve sunumu neden tepiyorsun da halkım İsrael'in en iyi sunularıyla kendinizi şişmanlatmak için oğullarını benden üstün sayıyorsun?'\"\"\"|\"evimde bujurduɡum kurbanimi ve sunumu neden tepijorsun da halkim israelʔin en iji sunularijla kendinizi sismanlatmak it͡ʃin oɡullarini benden ustun sajijorsun?ʔ\"\"\" New-Testament-Mark-005-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua havra yöneticisinin evine geldi ve gürültüyü, ağlayanları, yüksek sesle feryat edenleri gördü.|jesua havra jonetit͡ʃisinin evine ɡeldi ve ɡurultujuʔ aɡlajanlariʔ juksek sesle ferjat edenleri ɡordu. Old-Testament-Exodus-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralarında oturmam için bana kutsal bir yer yapsınlar.|aralarinda oturmam it͡ʃin bana kutsal bir jer japsinlar. Old-Testament-Zechariah-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük sevinçle coş, ey Siyon kızı! Bağır, ey Yeruşalim kızı! İşte, Kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet, bir eşek yavrusu sıpaya binmiş sana geliyor.|bujuk sevint͡ʃle t͡ʃosʔ ej sijon kizi! baɡirʔ ej jerusalim kizi! isteʔ kralin! o adil kurtarit͡ʃi ve alt͡ʃakɡonulludur. eseɡeʔ evetʔ bir esek javrusu sipaja binmis sana ɡelijor. New-Testament-Luke-021-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o gün yeryüzünde oturan herkesin üzerine bir tuzak gibi gelecektir.|t͡ʃunku o ɡun jerjuzunde oturan herkesin uzerine bir tuzak ɡibi ɡelet͡ʃektir. Old-Testament-Leviticus-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Domuz, çünkü çatal tırnaklı ve yarık tırnaklıdır, ama geviş getirmediğinden, sizin için kirlidir.|domuzʔ t͡ʃunku t͡ʃatal tirnakli ve jarik tirnaklidirʔ ama ɡevis ɡetirmediɡindenʔ sizin it͡ʃin kirlidir. Old-Testament-1-Kings-022-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Güneş batmak üzereyken ordu arasında, \"\"Herkes kendi kentine, herkes kendi ülkesine!\"\" diye bir haykırış yükseldi.\"|\"ɡunes batmak uzerejken ordu arasindaʔ \"\"herkes kendi kentineʔ herkes kendi ulkesine!\"\" dije bir hajkiris jukseldi.\" Old-Testament-1-Samuel-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David ile yanındaki halk, ağlamak için kendilerinde hiç güç kalmayıncaya kadar seslerini yükseltip ağladılar.|bunun uzerine david ile janindaki halkʔ aɡlamak it͡ʃin kendilerinde hit͡ʃ ɡut͡ʃ kalmajint͡ʃaja kadar seslerini jukseltip aɡladilar. New-Testament-James-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakın, tarlalarınızı biçen işçilerin hileyle alıkoyduğunuz ücretleri haykırıyor. Orakçıların feryatları Ordular Efendisi’nin kulaklarına ulaştı.|bakinʔ tarlalarinizi bit͡ʃen ist͡ʃilerin hilejle alikojduɡunuz ut͡ʃretleri hajkirijor. orakt͡ʃilarin ferjatlari ordular efendisi’nin kulaklarina ulasti. Old-Testament-2-Chronicles-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halkla danıştıktan sonra, ordunun önünden çıkmak üzere Yahve'ye ezgi söyleyip kutsal düzende övgü sunacak olanları atadı ve şöyle diyeceklerdi, \"\"Yahve'ye şükredin, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.\"\"\"|\"halkla danistiktan sonraʔ ordunun onunden t͡ʃikmak uzere jahveʔje ezɡi sojlejip kutsal duzende ovɡu sunat͡ʃak olanlari atadi ve sojle dijet͡ʃeklerdiʔ \"\"jahveʔje sukredinʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer.\"\"\" New-Testament-Matthew-013-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece delicelerin ateşte yakıldığı gibi, bu çağın sonunda da öyle olacaktır.|bojlet͡ʃe delit͡ʃelerin ateste jakildiɡi ɡibiʔ bu t͡ʃaɡin sonunda da ojle olat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Elim bir yuva gibi halkların zenginliklerini buldu ve terk edilmiş yumurtaları toplayan biri gibi, ben de bütün yeryüzünü topladım. Kanadını hareket ettiren, ağzını açan, cıvıldayan kimse yoktu.”|elim bir juva ɡibi halklarin zenɡinliklerini buldu ve terk edilmis jumurtalari toplajan biri ɡibiʔ ben de butun jerjuzunu topladim. kanadini hareket ettirenʔ aɡzini at͡ʃanʔ t͡ʃivildajan kimse joktu.” Old-Testament-Deuteronomy-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün sana buyurmakta olduğum bu taşları Yarden'den geçtiğinde Eval Dağı'na dikecek ve onları kireçle kaplayacaksın.|buɡun sana bujurmakta olduɡum bu taslari jardenʔden ɡet͡ʃtiɡinde eval daɡiʔna diket͡ʃek ve onlari kiret͡ʃle kaplajat͡ʃaksin. Old-Testament-Job-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bırakın, ben de konuşayım. Ben konuştuktan sonra alay edin.|birakinʔ ben de konusajim. ben konustuktan sonra alaj edin. Old-Testament-Job-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dulları eli boş gönderdin, yetimlerin de kolları kırıldı.|dullari eli bos ɡonderdinʔ jetimlerin de kollari kirildi. Old-Testament-Jeremiah-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçlarımız bize karşı tanıklık etse de, sen ey Yahve, kendi adın uğruna çalış; çünkü isyanlarımız çoktur. Sana karşı günah işledik.|sut͡ʃlarimiz bize karsi taniklik etse deʔ sen ej jahveʔ kendi adin uɡruna t͡ʃalis; t͡ʃunku isjanlarimiz t͡ʃoktur. sana karsi ɡunah isledik. Old-Testament-Proverbs-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalancı tanık yok olur. Dinleyen kişi sonsuzluğa konuşur.|jalant͡ʃi tanik jok olur. dinlejen kisi sonsuzluɡa konusur. Old-Testament-Psalms-051-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni suçumdan büsbütün yıka. Beni günahımdan temizle.|beni sut͡ʃumdan busbutun jika. beni ɡunahimdan temizle. New-Testament-Matthew-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır.|ama sonuna kadar dajanan kurtulat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun akıntısından kirliliği şu olacak: İster bedeni akıntısını akıtıyor, ister bedeni akıntıyı durdurmuş olsun, bu onun kirliliğidir.'\"\"\"|\"onun akintisindan kirliliɡi su olat͡ʃak ister bedeni akintisini akitijorʔ ister bedeni akintiji durdurmus olsunʔ bu onun kirliliɡidir.ʔ\"\"\" New-Testament-1-Timothy-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini zevke veren dul kadın ise yaşarken ölmüştür.|kendini zevke veren dul kadin ise jasarken olmustur. New-Testament-Mark-005-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuğun elinden tutup, “Talita kumi!” dedi. Bunun tercümesi, “Kızım, sana söylüyorum, kalk!” demektir.|t͡ʃot͡ʃuɡun elinden tutupʔ “talita kumi!” dedi. bunun tert͡ʃumesiʔ “kizimʔ sana sojlujorumʔ kalk!” demektir. Old-Testament-Job-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü birkaç yıl geçince, geri dönüşü olmayan yola gireceğim.\"\"\"|\"t͡ʃunku birkat͡ʃ jil ɡet͡ʃint͡ʃeʔ ɡeri donusu olmajan jola ɡiret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O sırada sizinle konuşup şöyle dedim: \"\"Ben sizi tek başıma taşıyamam.\"|\"o sirada sizinle konusup sojle dedim \"\"ben sizi tek basima tasijamam.\" New-Testament-Luke-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi kadını görünce ona acıdı. Ona, “Ağlama” dedi.|efendi kadini ɡorunt͡ʃe ona at͡ʃidi. onaʔ “aɡlama” dedi. Old-Testament-Isaiah-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden gökleri titreteceğim, yeryüzü de Ordular Yahvesi'nin gazabından, kızgın öfkesi gününde yerinden oynayacak.|bu juzden ɡokleri titretet͡ʃeɡimʔ jerjuzu de ordular jahvesiʔnin ɡazabindanʔ kizɡin ofkesi ɡununde jerinden ojnajat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden sabah sisi gibi, erken eriyen çiy gibi, harman yerinden kasırga ile savrulan saman çöpü gibi, bacadan tüten duman gibi olacaklar.|bu juzden sabah sisi ɡibiʔ erken erijen t͡ʃij ɡibiʔ harman jerinden kasirɡa ile savrulan saman t͡ʃopu ɡibiʔ bat͡ʃadan tuten duman ɡibi olat͡ʃaklar. New-Testament-John-006-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Diri olan Baba’nın beni gönderdiği, benim de O’nun sayesinde yaşadığım gibi, beni yiyen de benim sayemde yaşayacaktır.|diri olan baba’nin beni ɡonderdiɡiʔ benim de o’nun sajesinde jasadiɡim ɡibiʔ beni jijen de benim sajemde jasajat͡ʃaktir. New-Testament-Acts-013-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler sevinçle ve Kutsal Ruh’la doluydular.|oɡrent͡ʃiler sevint͡ʃle ve kutsal ruh’la dolujdular. New-Testament-John-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Filipus O’na, “Her biri biraz alsın diye iki yüz dinarlık ekmek bile onlara yetmez” diye yanıt verdi.|filipus o’naʔ “her biri biraz alsin dije iki juz dinarlik ekmek bile onlara jetmez” dije janit verdi. Old-Testament-Esther-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Her genç kadın, on iki ay süren arınmadan sonra Kral Ahaşveroş'un yanına girmek için sırasını bekliyordu (çünkü arınma günleri altı ay mür yağıyla, altı ay güzel kokularla ve kadınları güzelleştirmek için yapılan hazırlıklarla böylece tamamlanıyordu).|her ɡent͡ʃ kadinʔ on iki aj suren arinmadan sonra kral ahasverosʔun janina ɡirmek it͡ʃin sirasini beklijordu (t͡ʃunku arinma ɡunleri alti aj mur jaɡijlaʔ alti aj ɡuzel kokularla ve kadinlari ɡuzellestirmek it͡ʃin japilan hazirliklarla bojlet͡ʃe tamamlanijordu). New-Testament-Ephesians-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İblis’e de yer vermeyin.|iblis’e de jer vermejin. Old-Testament-Leviticus-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un oğulları kanı ona sundular; ve parmağını kana batırıp sunağın boynuzları üzerine sürdü ve kanı sunağın dibine döktü;|aronʔun oɡullari kani ona sundular; ve parmaɡini kana batirip sunaɡin bojnuzlari uzerine surdu ve kani sunaɡin dibine doktu; Old-Testament-Judges-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Gidyon'a şöyle dedi: \"\"Seni dille içen üç yüz adamla kurtaracağım ve Midyanlılar'ı eline teslim edeceğim. Diğer herkes kendi yerine gitsin.”\"|\"jahve ɡidjonʔa sojle dedi \"\"seni dille it͡ʃen ut͡ʃ juz adamla kurtarat͡ʃaɡim ve midjanlilarʔi eline teslim edet͡ʃeɡim. diɡer herkes kendi jerine ɡitsin.”\" Old-Testament-Psalms-146-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O’dur göğü ve yeri, Denizi ve içindeki her şeyi yaratan, gerçeği sonsuza dek koruyan,|o’dur ɡoɡu ve jeriʔ denizi ve it͡ʃindeki her seji jaratanʔ ɡert͡ʃeɡi sonsuza dek korujanʔ New-Testament-Colossians-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey hizmetkârlar, her şeyde bedensel efendilerinizin sözünü dinleyin. Bunu, yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünmek için değil, tam bir yürekle, Tanrı korkusuyla yapın.|ej hizmetkarlarʔ her sejde bedensel efendilerinizin sozunu dinlejin. bunuʔ jalniz insanlari hosnut etmek istejenler ɡibi ɡoze hos ɡorunmek it͡ʃin deɡilʔ tam bir jurekleʔ tanri korkusujla japin. New-Testament-Luke-024-049|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben de Babam’ın vaadini size göndereceğim. Ama yücelerden güçle giyinene dek Yeruşalem Kenti'nde bekleyin.”|isteʔ ben de babam’in vaadini size ɡonderet͡ʃeɡim. ama jut͡ʃelerden ɡut͡ʃle ɡijinene dek jerusalem kentiʔnde beklejin.” Old-Testament-Exodus-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İçeri gir, Mısır Kralı Firavun'a İsrael çocuklarının ülkesinden gitmesine izin vermesini söyle.\"\"\"|\"\"\"it͡ʃeri ɡirʔ misir krali firavunʔa israel t͡ʃot͡ʃuklarinin ulkesinden ɡitmesine izin vermesini sojle.\"\"\" New-Testament-Matthew-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Gelip onu iyileştireceğim” dedi.|jesuaʔ “ɡelip onu ijilestiret͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Psalms-136-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'i aralarından çıkarana, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|israelʔi aralarindan t͡ʃikaranaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-1-Corinthians-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlik eden kişi ise bina etmek, teşvik ve teselli etmek için insanlara konuşur.|pejɡamberlik eden kisi ise bina etmekʔ tesvik ve teselli etmek it͡ʃin insanlara konusur. Old-Testament-Leviticus-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Fahişe ya da lekelenmiş kadınla evlenmeyecekler. Bir kâhin kocasından boşanmış bir kadınla evlenmeyecektir; çünkü o, Tanrısı'na kutsaldır.|“‘fahise ja da lekelenmis kadinla evlenmejet͡ʃekler. bir kahin kot͡ʃasindan bosanmis bir kadinla evlenmejet͡ʃektir; t͡ʃunku oʔ tanrisiʔna kutsaldir. Old-Testament-Deuteronomy-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Tanrınız Yahve'nin adını hor kullanmayacaksın; çünkü Yahve, adını hor kullananı suçsuz tutmayacaktır.\"\"\"|\"\"\"tanriniz jahveʔnin adini hor kullanmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku jahveʔ adini hor kullanani sut͡ʃsuz tutmajat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Numbers-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da kıskançlık ruhu erkeğin üzerine geldiğinde ve karısını kıskandığında kıskançlık yasası budur; o zaman kadını Yahve'nin önünde durduracak ve kâhin bu yasanın tamamını onun üzerinde uygulayacaktır.|ja da kiskant͡ʃlik ruhu erkeɡin uzerine ɡeldiɡinde ve karisini kiskandiɡinda kiskant͡ʃlik jasasi budur; o zaman kadini jahveʔnin onunde durdurat͡ʃak ve kahin bu jasanin tamamini onun uzerinde ujɡulajat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün yeryüzünü kapladılar, öyle ki, ülke karardı ve dolunun bıraktığı tüm otları ve ağaçlarda kalan tüm meyveleri yediler. Bütün Mısır diyarında kırın ağacında ve otunda hiçbir yeşillik kalmadı.|t͡ʃunku butun jerjuzunu kapladilarʔ ojle kiʔ ulke karardi ve dolunun biraktiɡi tum otlari ve aɡat͡ʃlarda kalan tum mejveleri jediler. butun misir dijarinda kirin aɡat͡ʃinda ve otunda hit͡ʃbir jesillik kalmadi. New-Testament-John-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Eğer kötü söyledimse, kötülüğüne tanıklık et!” dedi. “Ancak iyiyse, neden bana vuruyorsun?”|jesua onaʔ “eɡer kotu sojledimseʔ kotuluɡune taniklik et!” dedi. “ant͡ʃak ijijseʔ neden bana vurujorsun?” Old-Testament-1-Kings-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral David yaşlanmış ve yılları ilerlemişti. Üzerine giysilerle örttüler, ama ısınamıyordu.|kral david jaslanmis ve jillari ilerlemisti. uzerine ɡijsilerle orttulerʔ ama isinamijordu. Old-Testament-Isaiah-057-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O esenliğe giriyor. Doğrulukla yürüyenler, yataklarında dinleniyorlar.|o esenliɡe ɡirijor. doɡrulukla jurujenlerʔ jataklarinda dinlenijorlar. Old-Testament-Jeremiah-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, günler geliyor,” diyor Yahve, “David'e doğru bir Dal çıkaracağım; ve kral olarak hüküm sürecek, bilgece davranacak, ve ülkede adaleti ve doğruluğu yerine getirecek.|“isteʔ ɡunler ɡelijorʔ” dijor jahveʔ “davidʔe doɡru bir dal t͡ʃikarat͡ʃaɡim; ve kral olarak hukum suret͡ʃekʔ bilɡet͡ʃe davranat͡ʃakʔ ve ulkede adaleti ve doɡruluɡu jerine ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-1-Kings-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Direklerin tepelerinde zambak işi vardı. Böylece direklerin işi bitmiş oldu.|direklerin tepelerinde zambak isi vardi. bojlet͡ʃe direklerin isi bitmis oldu. Old-Testament-1-Kings-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babaları onlara, \"\"Hangi yoldan gitti?\"\" dedi. Oğulları Yahuda'dan gelen Tanrı adamının hangi yoldan gittiğini görmüşlerdi.\"|\"babalari onlaraʔ \"\"hanɡi joldan ɡitti?\"\" dedi. oɡullari jahudaʔdan ɡelen tanri adaminin hanɡi joldan ɡittiɡini ɡormuslerdi.\" Old-Testament-1-Chronicles-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenti Millo'dan başlayarak çevresine kadar çepeçevre bina etti; Yoav da kentin geri kalanını onardı.|kenti milloʔdan baslajarak t͡ʃevresine kadar t͡ʃepet͡ʃevre bina etti; joav da kentin ɡeri kalanini onardi. New-Testament-2-Timothy-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, Tanrı’ya ait olan her insan her iyi iş için donatılıp tam olsun.|ojle kiʔ tanri’ja ait olan her insan her iji is it͡ʃin donatilip tam olsun. New-Testament-Acts-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, İşte, Efendi’nin eli senin üzerinde. Bir zaman güneşi görmeyecek, kör olacaksın!” Hemen üzerine bir sis, karanlık çöktü. Onu elinden tutup yol gösterecek birini bulabilmek için dolanmaya başladı.|simdiʔ isteʔ efendi’nin eli senin uzerinde. bir zaman ɡunesi ɡormejet͡ʃekʔ kor olat͡ʃaksin!” hemen uzerine bir sisʔ karanlik t͡ʃoktu. onu elinden tutup jol ɡosteret͡ʃek birini bulabilmek it͡ʃin dolanmaja basladi. Old-Testament-2-Chronicles-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman: ‘İsrael'de senden hüküm sürecek adam eksik olmayacaktır’ diye baban David'le yaptığım antlaşma uyarınca krallığının tahtını pekiştireceğim.|o zaman ‘israelʔde senden hukum suret͡ʃek adam eksik olmajat͡ʃaktir’ dije baban davidʔle japtiɡim antlasma ujarint͡ʃa kralliɡinin tahtini pekistiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Ezekiel-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve çul kuşanacaklar ve dehşet onları kaplayacak. Bütün yüzlerde utanç ve bütün başlarda saçlar yolunmuş olacak.|ve t͡ʃul kusanat͡ʃaklar ve dehset onlari kaplajat͡ʃak. butun juzlerde utant͡ʃ ve butun baslarda sat͡ʃlar jolunmus olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama öyle olacak ki, eğer Tanrın Yahve'nin sözünü dinlemez ve bugün sana buyurmakta olduğum O'nun bütün buyruklarını ve kurallarını yapmak üzere tutmazsan, bütün bu lanetler üzerine gelecek ve seni ele geçirecek.|ama ojle olat͡ʃak kiʔ eɡer tanrin jahveʔnin sozunu dinlemez ve buɡun sana bujurmakta olduɡum oʔnun butun bujruklarini ve kurallarini japmak uzere tutmazsanʔ butun bu lanetler uzerine ɡelet͡ʃek ve seni ele ɡet͡ʃiret͡ʃek. Old-Testament-Joel-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalıklar, Karar Vadisi'nde kalabalıklar! Çünkü Karar Vadisi'nde Yahve'nin günü yakındır.|kalabaliklarʔ karar vadisiʔnde kalabaliklar! t͡ʃunku karar vadisiʔnde jahveʔnin ɡunu jakindir. New-Testament-Acts-013-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin sözü bütün bölgeye yayıldı.|efendi’nin sozu butun bolɡeje jajildi. Old-Testament-Leviticus-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ne zaman onda kızıl et görünürse kirli olacaktır.|ama ne zaman onda kizil et ɡorunurse kirli olat͡ʃaktir. Old-Testament-Daniel-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ve başında bulunan on boynuz ve çıkan diğer boynuzla ilgili gerçeği öğrenmek istedim. Bu boynuz önünde üç boynuz düşmüştü, gözleri ve kibirli konuşan bir ağzı vardı, görünüşü diğerlerinden daha iriydi.|ve basinda bulunan on bojnuz ve t͡ʃikan diɡer bojnuzla ilɡili ɡert͡ʃeɡi oɡrenmek istedim. bu bojnuz onunde ut͡ʃ bojnuz dusmustuʔ ɡozleri ve kibirli konusan bir aɡzi vardiʔ ɡorunusu diɡerlerinden daha irijdi. New-Testament-Acts-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Agrippa Pavlus’a, “Kendin için konuşabilirsin” dedi. Bunun üzerine Pavlus elini uzatarak savunmasını yaptı.|aɡrippa pavlus’aʔ “kendin it͡ʃin konusabilirsin” dedi. bunun uzerine pavlus elini uzatarak savunmasini japti. New-Testament-Mark-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin hemen başkâhinler, ileri gelenler, yazıcılar ve bütün kurul bir danışma toplantısı düzenledi. Yeşua’yı bağladılar, götürüp Pilatus’a teslim ettiler.|sabahlejin hemen baskahinlerʔ ileri ɡelenlerʔ jazit͡ʃilar ve butun kurul bir danisma toplantisi duzenledi. jesua’ji baɡladilarʔ ɡoturup pilatus’a teslim ettiler. New-Testament-Matthew-025-041|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman solundakilere şöyle diyecek: ‘Benim yanımdan Şeytan ve melekleri için hazırlanmış olan ebedi ateşe gidin ey lanetliler.|o zaman solundakilere sojle dijet͡ʃek ‘benim janimdan sejtan ve melekleri it͡ʃin hazirlanmis olan ebedi atese ɡidin ej lanetliler. New-Testament-Luke-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onu görünce çağırdı ve ona, “Kadın, hastalığından kurtuldun” dedi.|jesua onu ɡorunt͡ʃe t͡ʃaɡirdi ve onaʔ “kadinʔ hastaliɡindan kurtuldun” dedi. New-Testament-Mark-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer biri size, ‘Bunu neden yapıyorsunuz?’ diye sorarsa, ‘Efendi'nin ona ihtiyacı var, hemen onu buraya geri gönderecek’ deyin.”|eɡer biri sizeʔ ‘bunu neden japijorsunuz?’ dije sorarsaʔ ‘efendiʔnin ona ihtijat͡ʃi varʔ hemen onu buraja ɡeri ɡonderet͡ʃek’ dejin.” Old-Testament-Jeremiah-034-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes İbrani erkek ve kadın hizmetçisini özgür bıraksın, hiç kimse onları köle yapmasın, bir Yahudi kardeşini köleleştirmesin.|herkes ibrani erkek ve kadin hizmett͡ʃisini ozɡur biraksinʔ hit͡ʃ kimse onlari kole japmasinʔ bir jahudi kardesini kolelestirmesin. Old-Testament-Numbers-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron öyle yaptı. Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi, şamdanın önündeki alanı aydınlatmak için kandillerini yaktı.|aron ojle japti. jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibiʔ samdanin onundeki alani ajdinlatmak it͡ʃin kandillerini jakti. Old-Testament-Job-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginlikler yuttu, ve onları tekrar kusacak. Tanrı onları karnından dışarı atacak.|zenɡinlikler juttuʔ ve onlari tekrar kusat͡ʃak. tanri onlari karnindan disari atat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hoş sözler bal peteğidir, cana tatlı, kemiklere sağlıktır.|hos sozler bal peteɡidirʔ t͡ʃana tatliʔ kemiklere saɡliktir. Old-Testament-Ezekiel-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Giysilerinden bazılarını aldın, kendine çeşitli renklerde yüksek yerler yaptın ve onların üzerinde fahişelik yaptın. Böyle olmamalı ve olmayacak da.|ɡijsilerinden bazilarini aldinʔ kendine t͡ʃesitli renklerde juksek jerler japtin ve onlarin uzerinde fahiselik japtin. bojle olmamali ve olmajat͡ʃak da. Old-Testament-Ezekiel-045-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Miras için ülkeyi kura ile böldüğünüzde de, Yahve'ye bir sunu, ülkeden kutsal bir pay sunacaksınız. Uzunluğu yirmi beş bin kamış uzunluğunda, genişliği on bin kamış olacak. Çevresindeki onun bütün sınırları kutsal olacak.|“‘“miras it͡ʃin ulkeji kura ile bolduɡunuzde deʔ jahveʔje bir sunuʔ ulkeden kutsal bir paj sunat͡ʃaksiniz. uzunluɡu jirmi bes bin kamis uzunluɡundaʔ ɡenisliɡi on bin kamis olat͡ʃak. t͡ʃevresindeki onun butun sinirlari kutsal olat͡ʃak. New-Testament-Hebrews-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu son günlerde her şeye mirasçı atadığı ve aracılığıyla dünyaları yarattığı Oğlu’yla bize konuşmuştur.|bu son ɡunlerde her seje mirast͡ʃi atadiɡi ve arat͡ʃiliɡijla dunjalari jarattiɡi oɡlu’jla bize konusmustur. Old-Testament-1-Samuel-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|bir başka bölük Beyt Horon yoluna saptı, bir başka bölük de Sevoyim Vadisi'ne bakan sınır yoluna, çöle doğru saptı.|bir baska boluk bejt horon joluna saptiʔ bir baska boluk de sevojim vadisiʔne bakan sinir jolunaʔ t͡ʃole doɡru sapti. New-Testament-Matthew-026-069|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus dışarıda avluda oturuyordu ve bir hizmetçi kız ona gelip, “Sen de Galileli Yeşua’yla birlikteydin!” dedi.|petrus disarida avluda oturujordu ve bir hizmett͡ʃi kiz ona ɡelipʔ “sen de ɡalileli jesua’jla birliktejdin!” dedi. Old-Testament-Psalms-083-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar En-dor’da yok oldular. Toprak için gübre gibi oldular.|onlar en-dor’da jok oldular. toprak it͡ʃin ɡubre ɡibi oldular. New-Testament-John-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Size benim dedim. Madem beni arıyorsunuz, bırakın bunları gitsinler!”|jesuaʔ “size benim dedim. madem beni arijorsunuzʔ birakin bunlari ɡitsinler!” Old-Testament-Psalms-051-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinç ve coşkuyu duyur bana, öyle ki, kırdığın kemikler sevinsin.|sevint͡ʃ ve t͡ʃoskuju dujur banaʔ ojle kiʔ kirdiɡin kemikler sevinsin. Old-Testament-Job-041-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Burnuna ip takabilir misin, ya da çenesini kancayla delebilir misin?|burnuna ip takabilir misinʔ ja da t͡ʃenesini kant͡ʃajla delebilir misin? Old-Testament-Judges-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocukları çıkıp akşama kadar Yahve'nin önünde ağladılar; ve Yahve'ye sorup dediler: \"\"Kardeşimiz Benyamin'in çocuklarına karşı savaşmak için tekrar yaklaşalım mı?\"\" Yahve, \"\"Ona karşı çıkın\"\" dedi.\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari t͡ʃikip aksama kadar jahveʔnin onunde aɡladilar; ve jahveʔje sorup dediler \"\"kardesimiz benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarina karsi savasmak it͡ʃin tekrar jaklasalim mi?\"\" jahveʔ \"\"ona karsi t͡ʃikin\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-044-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim kâsemi, gümüş kâseyi, tahıl parasıyla birlikte en küçüğünün çuvalının ağzına koy.” Yosef’in söylediği söze göre yaptı.|benim kasemiʔ ɡumus kasejiʔ tahil parasijla birlikte en kut͡ʃuɡunun t͡ʃuvalinin aɡzina koj.” josef’in sojlediɡi soze ɡore japti. Old-Testament-Numbers-007-044|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik altın bir kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik altin bir kept͡ʃe; Old-Testament-Proverbs-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolunuzu o kadından uzaklaştırın. Evinin kapısına yaklaşmayın,|jolunuzu o kadindan uzaklastirin. evinin kapisina jaklasmajinʔ Old-Testament-2-Samuel-018-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Kuşlu’ya, “Genç Avşalom iyi mi?” dedi. Kuşlu, “Efendim kralın düşmanları ve sana kötülük yapmak için ayaklananların hepsi o genç adam gibi olsun” diye yanıt verdi.|kral kuslu’jaʔ “ɡent͡ʃ avsalom iji mi?” dedi. kusluʔ “efendim kralin dusmanlari ve sana kotuluk japmak it͡ʃin ajaklananlarin hepsi o ɡent͡ʃ adam ɡibi olsun” dije janit verdi. Old-Testament-Ezekiel-043-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh beni kaldırıp iç avluya getirdi; ve işte, Yahve'nin görkemi evi dolduruyordu.|ruh beni kaldirip it͡ʃ avluja ɡetirdi; ve isteʔ jahveʔnin ɡorkemi evi doldurujordu. Old-Testament-Amos-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael evi, sizin için ağıt olarak aldığım bu sözü dinleyin:|ej israel eviʔ sizin it͡ʃin aɡit olarak aldiɡim bu sozu dinlejin Old-Testament-Habakkuk-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ırmaklardan mı hoşnutsuzdu? Öfken ırmaklara karşı mı, yoksa gazabın denize karşı mı ki, atlarına, kurtuluş arabalarına bindin?|jahve irmaklardan mi hosnutsuzdu? ofken irmaklara karsi miʔ joksa ɡazabin denize karsi mi kiʔ atlarinaʔ kurtulus arabalarina bindin? Old-Testament-2-Kings-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu gömmeye gittiler, ama kafatasından, ayaklarından ve ellerinin avuçlarından başka bir şey bulamadılar.|onu ɡommeje ɡittilerʔ ama kafatasindanʔ ajaklarindan ve ellerinin avut͡ʃlarindan baska bir sej bulamadilar. Old-Testament-Leviticus-004-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini günah sunusunun başına koyacak ve onu yakmalık sununun kesildiği yerde günah sunusu olarak kesecek.|elini ɡunah sunusunun basina kojat͡ʃak ve onu jakmalik sununun kesildiɡi jerde ɡunah sunusu olarak keset͡ʃek. Old-Testament-1-Kings-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dereden içeceksin. Orada kargalara seni beslemeleri için buyruk verdim.\"\"\"|\"dereden it͡ʃet͡ʃeksin. orada karɡalara seni beslemeleri it͡ʃin bujruk verdim.\"\"\" Old-Testament-Job-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim aldatıcı bir dere gibi, geçip giden derelerin kanalı gibi davrandılar;|kardeslerim aldatit͡ʃi bir dere ɡibiʔ ɡet͡ʃip ɡiden derelerin kanali ɡibi davrandilar; Old-Testament-Job-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Gazabıyla beni parçaladı ve bana zulmetti. Üzerime dişlerini gıcırdattı. Hasmım gözlerini benim üzerime bilemektedir.|ɡazabijla beni part͡ʃaladi ve bana zulmetti. uzerime dislerini ɡit͡ʃirdatti. hasmim ɡozlerini benim uzerime bilemektedir. Old-Testament-Genesis-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendim, beni dinle. Seninle benim aramda dört yüz şekel gümüşlük bir toprak parçasının sözü mü olur? Ölünü göm.”|“efendimʔ beni dinle. seninle benim aramda dort juz sekel ɡumusluk bir toprak part͡ʃasinin sozu mu olur? olunu ɡom.” Old-Testament-2-Chronicles-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|herhangi bir adam tarafından ya da bütün halkın İsrael tarafından bir dua yada yakarış olursa, her biri kendi belasını ve kendi acısını bilip ellerini bu eve doğru açarsa,|herhanɡi bir adam tarafindan ja da butun halkin israel tarafindan bir dua jada jakaris olursaʔ her biri kendi belasini ve kendi at͡ʃisini bilip ellerini bu eve doɡru at͡ʃarsaʔ Old-Testament-Lamentations-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi çardağını, bahçe çardağıymış gibi söküp attı. Toplantı yerini yıktı. Yahve Siyon'da kutsal toplantıyı ve Şabat'ı unutturdu. Şiddetli öfkesiyle kralı ve kâhini hor gördü.|kendi t͡ʃardaɡiniʔ baht͡ʃe t͡ʃardaɡijmis ɡibi sokup atti. toplanti jerini jikti. jahve sijonʔda kutsal toplantiji ve sabatʔi unutturdu. siddetli ofkesijle krali ve kahini hor ɡordu. Old-Testament-Proverbs-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Alaycı bilgelik arar ve bulamaz, ama bilgi anlayışlı insana kolaylıkla gelir.|alajt͡ʃi bilɡelik arar ve bulamazʔ ama bilɡi anlajisli insana kolajlikla ɡelir. Old-Testament-Genesis-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan toplam dokuz yüz on yıl yaşadıktan sonra öldü.|kenan toplam dokuz juz on jil jasadiktan sonra oldu. Old-Testament-Isaiah-064-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinen ve doğru şeyler yapan kişiyi, senin yollarında seni hatırlayanları karşılarsın. İşte, öfkelendin, biz de günah işledik. Uzun zamandır günah içindeyiz. Kurtulacak mıyız biz?|sevinen ve doɡru sejler japan kisijiʔ senin jollarinda seni hatirlajanlari karsilarsin. isteʔ ofkelendinʔ biz de ɡunah isledik. uzun zamandir ɡunah it͡ʃindejiz. kurtulat͡ʃak mijiz biz? Old-Testament-Micah-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrısal adam yeryüzünden yok oldu, ve insanlar arasında doğru kimse kalmadı. Hepsi kan için pusuda bekliyor, her adam kardeşini ağ ile avlıyor.|tanrisal adam jerjuzunden jok olduʔ ve insanlar arasinda doɡru kimse kalmadi. hepsi kan it͡ʃin pusuda beklijorʔ her adam kardesini aɡ ile avlijor. Old-Testament-Genesis-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram'ın karısı Saray, Avram Kenan ülkesinde on yıl yaşadıktan sonra hizmetçisi Mısırlı Hagar'ı alıp kocası Avram'a karı olarak verdi.|avramʔin karisi sarajʔ avram kenan ulkesinde on jil jasadiktan sonra hizmett͡ʃisi misirli haɡarʔi alip kot͡ʃasi avramʔa kari olarak verdi. Old-Testament-Ezekiel-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin sınırların denizlerin yüreğindedir. Yapıcıların senin güzelliğini kusursuzlaştırdılar.|senin sinirlarin denizlerin jureɡindedir. japit͡ʃilarin senin ɡuzelliɡini kusursuzlastirdilar. Old-Testament-Genesis-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Geri çekil!” dediler. Sonra, “Bu adam yabancı olarak yaşamak için geldi ve kendini yargıç sayıyor. Şimdi seni onlardan beter ederiz!” Lut’u çok zorladılar ve kapıyı kırmak için yaklaştılar.|“ɡeri t͡ʃekil!” dediler. sonraʔ “bu adam jabant͡ʃi olarak jasamak it͡ʃin ɡeldi ve kendini jarɡit͡ʃ sajijor. simdi seni onlardan beter ederiz!” lut’u t͡ʃok zorladilar ve kapiji kirmak it͡ʃin jaklastilar. New-Testament-2-Corinthians-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Sık sık yolculuk ettim. Irmaklarda, haydutlar arasında, gerek halkımın gerekse öteki ulusların arasında tehlikelerle karşılaştım. Kentte, ıssız yerlerde, denizde, sahte kardeşler arasında tehlikeye düştüm.|sik sik jolt͡ʃuluk ettim. irmaklardaʔ hajdutlar arasindaʔ ɡerek halkimin ɡerekse oteki uluslarin arasinda tehlikelerle karsilastim. kentteʔ issiz jerlerdeʔ denizdeʔ sahte kardesler arasinda tehlikeje dustum. New-Testament-Jude-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Size, “Son zamanlarda kendi tanrısız tutkularının peşinden yürüyen alaycılar olacak” demişlerdi.|sizeʔ “son zamanlarda kendi tanrisiz tutkularinin pesinden jurujen alajt͡ʃilar olat͡ʃak” demislerdi. Old-Testament-Genesis-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahel Yakov'a çocuk doğuramadığını görünce kız kardeşini kıskandı. Yakov'a, “Bana çocuklar ver, yoksa öleceğim” dedi.|rahel jakovʔa t͡ʃot͡ʃuk doɡuramadiɡini ɡorunt͡ʃe kiz kardesini kiskandi. jakovʔaʔ “bana t͡ʃot͡ʃuklar verʔ joksa olet͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Numbers-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Gitmeyeceğim\"\" dedi. \"\"Yalnız kendi topraklarıma ve akrabalarımın yanına gideceğim.”\"|\"onaʔ \"\"ɡitmejet͡ʃeɡim\"\" dedi. \"\"jalniz kendi topraklarima ve akrabalarimin janina ɡidet͡ʃeɡim.”\" Old-Testament-Psalms-036-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yatağında kötülük tasarlar. Kendini iyi olmayan bir yola sokar. Kötülükten nefret etmez.|jataɡinda kotuluk tasarlar. kendini iji olmajan bir jola sokar. kotulukten nefret etmez. New-Testament-Luke-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Hangisi daha kolay, ‘Günahların sana bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk ve yürü’ demek mi?|hanɡisi daha kolajʔ ‘ɡunahlarin sana baɡislandi’ demek miʔ joksa ‘kalk ve juru’ demek mi? New-Testament-Hebrews-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse yurttaşına, ve hiç kimse kardeşine, Efendi’yi tanı diye öğretmeyecek. Çünkü küçüğünden büyüğüne hepsi beni tanıyacak.|hit͡ʃ kimse jurttasinaʔ ve hit͡ʃ kimse kardesineʔ efendi’ji tani dije oɡretmejet͡ʃek. t͡ʃunku kut͡ʃuɡunden bujuɡune hepsi beni tanijat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-039-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onu evinde ve sahip olduğu her şeyin üzerinde sorumlu atadığı andan itibaren Yosef'in hatırı için Mısırlı’nın evini kutsadı. Yahve, evde ve tarlada sahip olduğu her şeyi bereketledi.|jahve onu evinde ve sahip olduɡu her sejin uzerinde sorumlu atadiɡi andan itibaren josefʔin hatiri it͡ʃin misirli’nin evini kutsadi. jahveʔ evde ve tarlada sahip olduɡu her seji bereketledi. Old-Testament-1-Kings-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Hadat, Kral Asa’yı dinledi ve ordularının komutanlarını İsrael kentlerine gönderdi ve İyon’u, Dan’ı, Abel Beyt Maaka’yı ve bütün Kinnerot’u ve bütün Naftali ülkesini vurdu.|ben hadatʔ kral asa’ji dinledi ve ordularinin komutanlarini israel kentlerine ɡonderdi ve ijon’uʔ dan’iʔ abel bejt maaka’ji ve butun kinnerot’u ve butun naftali ulkesini vurdu. Old-Testament-1-Kings-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Alt kat beş arşın genişliğinde, orta kat altı arşın genişliğinde, üçüncü kat yedi arşın genişliğindeydi; çünkü evin duvarında, kirişler evin duvarlarına girmesin diye, dış tarafta her yönde çıkıntılar yaptı.|alt kat bes arsin ɡenisliɡindeʔ orta kat alti arsin ɡenisliɡindeʔ ut͡ʃunt͡ʃu kat jedi arsin ɡenisliɡindejdi; t͡ʃunku evin duvarindaʔ kirisler evin duvarlarina ɡirmesin dijeʔ dis tarafta her jonde t͡ʃikintilar japti. Old-Testament-Exodus-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'ye yaklaşan kâhinler de kendilerini kutsasınlar, yoksa Yahve onlara saldırır.\"\"\"|\"jahveʔje jaklasan kahinler de kendilerini kutsasinlarʔ joksa jahve onlara saldirir.\"\"\" New-Testament-Acts-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü David göklere yükselmedi ama şöyle diyor: Efendi, Efendim’e dedi ki,|t͡ʃunku david ɡoklere jukselmedi ama sojle dijor efendiʔ efendim’e dedi kiʔ New-Testament-Mark-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağdan inerlerken, İnsanoğlu ölümden dirilmeden önce bu gördüklerinizi kimseye söylemeyin diye, Yeşua onlara buyruk verdi.|daɡdan inerlerkenʔ insanoɡlu olumden dirilmeden ont͡ʃe bu ɡorduklerinizi kimseje sojlemejin dijeʔ jesua onlara bujruk verdi. Old-Testament-Hosea-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana öfkemde bir kral verdim, ve gazabımda onu aldım.|sana ofkemde bir kral verdimʔ ve ɡazabimda onu aldim. New-Testament-Ephesians-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, sevgili çocuklar olarak Tanrı’yı örnek alın.|ojlejseʔ sevɡili t͡ʃot͡ʃuklar olarak tanri’ji ornek alin. New-Testament-Matthew-014-035|und|SPEAKER_00_Turkish|O yerin halkı Yeşua’yı tanıyınca, çevredeki bütün o bölgeye haber gönderdiler. Hasta olanların hepsini O’na getirdiler.|o jerin halki jesua’ji tanijint͡ʃaʔ t͡ʃevredeki butun o bolɡeje haber ɡonderdiler. hasta olanlarin hepsini o’na ɡetirdiler. New-Testament-Luke-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada, gebe olan nişanlısı Mariyam’la birlikte kayıt olacaktı.|oradaʔ ɡebe olan nisanlisi marijam’la birlikte kajit olat͡ʃakti. New-Testament-2-Corinthians-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İtaatiniz tümüyle tamamlandığında, her itaatsizliği cezalandırmaya hazır olacaksınız.|itaatiniz tumujle tamamlandiɡindaʔ her itaatsizliɡi t͡ʃezalandirmaja hazir olat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Daniel-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ben, Daniel, baktım ve işte, iki adam, biri ırmağın bu kıyısında, diğeri ırmağın öbür kıyısında duruyordu.|o zaman benʔ danielʔ baktim ve isteʔ iki adamʔ biri irmaɡin bu kijisindaʔ diɡeri irmaɡin obur kijisinda durujordu. Old-Testament-Deuteronomy-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin kendin için yapacağın sunağının yanına kendine herhangi bir ağaçtan Aşera dikmeyeceksin.|tanrin jahveʔnin kendin it͡ʃin japat͡ʃaɡin sunaɡinin janina kendine herhanɡi bir aɡat͡ʃtan asera dikmejet͡ʃeksin. New-Testament-2-Timothy-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kadınlar her zaman öğrenen, asla gerçeğin bilgisine erişmeyen insanlardır.|bu kadinlar her zaman oɡrenenʔ asla ɡert͡ʃeɡin bilɡisine erismejen insanlardir. New-Testament-Romans-001-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle şeyler yapanların ölümü hak ettiğine dair Tanrı düzenini bilmelerine karşın, bunları yalnız yapmakla kalmaz, ama yapanları da onaylarlar.|bojle sejler japanlarin olumu hak ettiɡine dair tanri duzenini bilmelerine karsinʔ bunlari jalniz japmakla kalmazʔ ama japanlari da onajlarlar. New-Testament-1-Corinthians-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biri, “Ben Pavlus’u izliyorum”, diğeri “Apollos’u izliyorum” diyorsa, benlikte değil misiniz?|t͡ʃunku biriʔ “ben pavlus’u izlijorum”ʔ diɡeri “apollos’u izlijorum” dijorsaʔ benlikte deɡil misiniz? Old-Testament-Psalms-080-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Tanrısı Yahve, halkının duasına karşı daha ne kadar öfkeleneceksin?|ordular tanrisi jahveʔ halkinin duasina karsi daha ne kadar ofkelenet͡ʃeksin? Old-Testament-Isaiah-063-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama isyan ettiler, Kutsal Ruhu'nu da kederlendirdiler. Bu yüzden döndü ve onların düşmanı oldu, ve kendisi onlara karşı savaştı.|ama isjan ettilerʔ kutsal ruhuʔnu da kederlendirdiler. bu juzden dondu ve onlarin dusmani olduʔ ve kendisi onlara karsi savasti. Old-Testament-Psalms-055-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Tanrı, Onları yıkım çukuruna indireceksin. Kana susamış ve hilekâr adamlar günlerinin yarısını bile yaşayamayacaklar. Bense sana güvenirim.|ama senʔ ej tanriʔ onlari jikim t͡ʃukuruna indiret͡ʃeksin. kana susamis ve hilekar adamlar ɡunlerinin jarisini bile jasajamajat͡ʃaklar. bense sana ɡuvenirim. Old-Testament-Deuteronomy-032-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona yalnızca Yahve önderlik etti. Yanında yabancı bir ilâh yoktu.|ona jalnizt͡ʃa jahve onderlik etti. janinda jabant͡ʃi bir ilah joktu. Old-Testament-Ruth-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın, “Bana bu altı ölçek arpayı verdi; çünkü, ‘Kaynananın yanına boş gitme’ dedi” dedi.|kadinʔ “bana bu alti olt͡ʃek arpaji verdi; t͡ʃunkuʔ ‘kajnananin janina bos ɡitme’ dedi” dedi. Old-Testament-Daniel-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra yüzünü adalara çevirecek ve çoğunu alacak, ama bir hükümdar onun ettiği hakareti sona erdirecek. Dahası hakaretini de kendi üzerine döndürecek.|bundan sonra juzunu adalara t͡ʃeviret͡ʃek ve t͡ʃoɡunu alat͡ʃakʔ ama bir hukumdar onun ettiɡi hakareti sona erdiret͡ʃek. dahasi hakaretini de kendi uzerine donduret͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizin suları kesilecek, ırmak boşalıp kuruyacak.|denizin sulari kesilet͡ʃekʔ irmak bosalip kurujat͡ʃak. Old-Testament-Jonah-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve dedi: \"\"Sıkıntımın içinden Yahve'yi çağırdım. Bana yanıt verdi. Şeol'ün karnından haykırdım. Sen benim sesimi duydun.\"|\"ve dedi \"\"sikintimin it͡ʃinden jahveʔji t͡ʃaɡirdim. bana janit verdi. seolʔun karnindan hajkirdim. sen benim sesimi dujdun.\" Old-Testament-Song-of-Songs-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzın en iyi şarap gibi, sevgilim için kolayca akan, uyuyanların dudaklarından kayan.|aɡzin en iji sarap ɡibiʔ sevɡilim it͡ʃin kolajt͡ʃa akanʔ ujujanlarin dudaklarindan kajan. Old-Testament-Isaiah-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu halka yol gösterenler onları saptırıyorlar; onların yol gösterdiği insanlar da mahvoluyor.|t͡ʃunku bu halka jol ɡosterenler onlari saptirijorlar; onlarin jol ɡosterdiɡi insanlar da mahvolujor. Old-Testament-Psalms-150-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tefle, dansla O’nu övün! Yaylı çalgılar ve flütle O’nu övün!|tefleʔ dansla o’nu ovun! jajli t͡ʃalɡilar ve flutle o’nu ovun! Old-Testament-Proverbs-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|ağzının sözleriyle tuzağa düştün, ağzının sözleriyle yakalandın.|aɡzinin sozlerijle tuzaɡa dustunʔ aɡzinin sozlerijle jakalandin. Old-Testament-Job-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerini bolluk içinde geçirirler. Bir anda Şeol'e inerler.|ɡunlerini bolluk it͡ʃinde ɡet͡ʃirirler. bir anda seolʔe inerler. Old-Testament-Psalms-145-012|und|SPEAKER_00_Turkish|insanoğlu O’nun güçlü işlerini, krallığının yüce heybetini bilsin diye.|insanoɡlu o’nun ɡut͡ʃlu isleriniʔ kralliɡinin jut͡ʃe hejbetini bilsin dije. Old-Testament-Jeremiah-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“O zaman seninle birlikte giden adamların önünde kabı kıracaksın,|“o zaman seninle birlikte ɡiden adamlarin onunde kabi kirat͡ʃaksinʔ Old-Testament-Isaiah-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoklama gününde ve uzaklardan gelecek ıssızlıkta ne yapacaksınız? Yardım için kime kaçacaksınız? Servetinizi nereye bırakacaksınız?|joklama ɡununde ve uzaklardan ɡelet͡ʃek issizlikta ne japat͡ʃaksiniz? jardim it͡ʃin kime kat͡ʃat͡ʃaksiniz? servetinizi nereje birakat͡ʃaksiniz? New-Testament-Acts-015-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus ise Silas’ı seçti, kardeşler tarafından Tanrı’nın lütfuna teslim edilerek yola çıktı.|pavlus ise silas’i set͡ʃtiʔ kardesler tarafindan tanri’nin lutfuna teslim edilerek jola t͡ʃikti. New-Testament-John-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bayramda tapınmak için çıkanlar arasında bazı Grekler de vardı.|bajramda tapinmak it͡ʃin t͡ʃikanlar arasinda bazi ɡrekler de vardi. Old-Testament-Leviticus-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in çocuklarına de ki, 'Kim Yahve'ye kendi esenlik kurbanını sunarsa, Yahve'ye sunusunu esenlik sunuları kurbanından getirecek.|“israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de kiʔ ʔkim jahveʔje kendi esenlik kurbanini sunarsaʔ jahveʔje sunusunu esenlik sunulari kurbanindan ɡetiret͡ʃek. New-Testament-Hebrews-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesin olarak O, meleklere değil, Avraham’ın soyundan olanlara yardım ediyor.|kesin olarak oʔ meleklere deɡilʔ avraham’in sojundan olanlara jardim edijor. Old-Testament-Ruth-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Harman yerine indi ve kaynanasının kendisine söylediği her şeyi yaptı.|harman jerine indi ve kajnanasinin kendisine sojlediɡi her seji japti. Old-Testament-Ezekiel-042-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzey tarafını ölçtü, her tarafı ölçü kamışıyla beş yüz kamış.|kuzej tarafini olt͡ʃtuʔ her tarafi olt͡ʃu kamisijla bes juz kamis. New-Testament-Luke-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Babaların yüreklerini çocuklara, söz dinlemeyenleri doğruların bilgeliğine döndürmek, Efendi’ye hazırlanmış bir halk hazırlamak için Eliya’nın ruhu ve gücüyle Efendi’nin önünden gidecek” dedi.|babalarin jureklerini t͡ʃot͡ʃuklaraʔ soz dinlemejenleri doɡrularin bilɡeliɡine dondurmekʔ efendi’je hazirlanmis bir halk hazirlamak it͡ʃin elija’nin ruhu ve ɡut͡ʃujle efendi’nin onunden ɡidet͡ʃek” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman gökten, oturduğun yerden işit ve bağışla ve yüreğini bildiğin herkese bütün yollarına göre karşılık ver, (çünkü sen, yalnız sen, insan çocuklarının yüreğini bilirsin),|o zaman ɡoktenʔ oturduɡun jerden isit ve baɡisla ve jureɡini bildiɡin herkese butun jollarina ɡore karsilik verʔ (t͡ʃunku senʔ jalniz senʔ insan t͡ʃot͡ʃuklarinin jureɡini bilirsin)ʔ Old-Testament-2-Chronicles-006-042|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Yahve Tanrı, meshedilmişinin yüzünü geri çevirme. Hizmetkârın David'e olan sevgi dolu iyiliklerini hatırla.”|“ej jahve tanriʔ meshedilmisinin juzunu ɡeri t͡ʃevirme. hizmetkarin davidʔe olan sevɡi dolu ijiliklerini hatirla.” Old-Testament-Genesis-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O yere Beytel (Tanrı’nın Evi) adını verdi. Kentin adı ilk adı Luz'du.|o jere bejtel (tanri’nin evi) adini verdi. kentin adi ilk adi luzʔdu. Old-Testament-Psalms-105-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkını sevinçle, seçmiş olduklarını ezgiyle dışarı çıkardı.|halkini sevint͡ʃleʔ set͡ʃmis olduklarini ezɡijle disari t͡ʃikardi. Old-Testament-Jonah-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kalk, o büyük kent Ninova'ya git ve sana vereceğim sözü orada duyur.”|“kalkʔ o bujuk kent ninovaʔja ɡit ve sana veret͡ʃeɡim sozu orada dujur.” Old-Testament-Psalms-107-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölü su göletine, kurak yeri su pınarlarına çevirir.|t͡ʃolu su ɡoletineʔ kurak jeri su pinarlarina t͡ʃevirir. Old-Testament-1-Chronicles-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra oğlu Solomon'u çağırdı ve ona İsrael'in Tanrısı Yahve için bir ev yapmasını buyurdu.|sonra oɡlu solomonʔu t͡ʃaɡirdi ve ona israelʔin tanrisi jahve it͡ʃin bir ev japmasini bujurdu. Old-Testament-Habakkuk-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen öncesizlikten değil misin, ey Tanrım Yahve, Kutsalım? Biz ölmeyeceğiz. Ey Yahve, onları yargı için sen tayin ettin. Sen, ey Kaya, onu cezalandırmak için pekiştirdin.|sen ont͡ʃesizlikten deɡil misinʔ ej tanrim jahveʔ kutsalim? biz olmejet͡ʃeɡiz. ej jahveʔ onlari jarɡi it͡ʃin sen tajin ettin. senʔ ej kajaʔ onu t͡ʃezalandirmak it͡ʃin pekistirdin. Old-Testament-Ezekiel-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ve sen ey insanoğlu, Babil Kralı'nın kılıcı gelsin diye iki yol belirle. İkisi de aynı ülkeden çıkacak ve bir yere hedef koy. Kent yolunun başına hedef koy.|“ve sen ej insanoɡluʔ babil kraliʔnin kilit͡ʃi ɡelsin dije iki jol belirle. ikisi de ajni ulkeden t͡ʃikat͡ʃak ve bir jere hedef koj. kent jolunun basina hedef koj. Old-Testament-Habakkuk-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, krallarla alay ediyorlar ve beyler onlar için gülünç bir şeydir. Her kaleye gülüyorlar, çünkü topraktan rampa yapıyor ve onu alıyorlar.|evetʔ krallarla alaj edijorlar ve bejler onlar it͡ʃin ɡulunt͡ʃ bir sejdir. her kaleje ɡulujorlarʔ t͡ʃunku topraktan rampa japijor ve onu alijorlar. Old-Testament-Psalms-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerdekten çıkan güveye benzer güneş, yarışını koşan güçlü bir adam gibi sevinir.|ɡerdekten t͡ʃikan ɡuveje benzer ɡunesʔ jarisini kosan ɡut͡ʃlu bir adam ɡibi sevinir. Old-Testament-2-Samuel-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın gebe kaldı; ve gönderip David'e bildirdi ve \"\"Gebe kaldım\"\" dedi.\"|\"kadin ɡebe kaldi; ve ɡonderip davidʔe bildirdi ve \"\"ɡebe kaldim\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-022-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Derin bir acı içinde olduğundan daha hararetle dua etti. Teri yere düşen iri kan damlaları gibi toprağa düşüyordu.|derin bir at͡ʃi it͡ʃinde olduɡundan daha hararetle dua etti. teri jere dusen iri kan damlalari ɡibi topraɡa dusujordu. New-Testament-Luke-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua’yla ilgili haber daha çok çevreye yayıldı. O’nu dinlemek, hastalıklarından iyileştirilmek için büyük kalabalıklar toplanıyordu.|ama jesua’jla ilɡili haber daha t͡ʃok t͡ʃevreje jajildi. o’nu dinlemekʔ hastaliklarindan ijilestirilmek it͡ʃin bujuk kalabaliklar toplanijordu. Old-Testament-Genesis-038-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine bir erkek çocuk doğurdu, adını Şela koydu. Onu doğurduğu zaman, Yahuda Keziv'deydi.|jine bir erkek t͡ʃot͡ʃuk doɡurduʔ adini sela kojdu. onu doɡurduɡu zamanʔ jahuda kezivʔdejdi. Old-Testament-Genesis-038-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerindeki dulluk giysisini çıkardı. Peçesini örtüp sarındı ve Timna yolu üzerindeki Enaim Kapısı’nda oturdu. Çünkü Şela'nın büyüdüğünü ve kendisinin ona eş olarak verilmediğini gördü.|uzerindeki dulluk ɡijsisini t͡ʃikardi. pet͡ʃesini ortup sarindi ve timna jolu uzerindeki enaim kapisi’nda oturdu. t͡ʃunku selaʔnin bujuduɡunu ve kendisinin ona es olarak verilmediɡini ɡordu. Old-Testament-Deuteronomy-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır ordusuna, atlarına ve savaş arabalarına ne yaptığını; onlar sizi kovalarken Kızıldeniz'in sularını nasıl onların üzerine taştırdığını ve Yahve'nin onları bugüne kadar nasıl yok ettiğini;|misir ordusunaʔ atlarina ve savas arabalarina ne japtiɡini; onlar sizi kovalarken kizildenizʔin sularini nasil onlarin uzerine tastirdiɡini ve jahveʔnin onlari buɡune kadar nasil jok ettiɡini; Old-Testament-Deuteronomy-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, Tanrınız Yahve ülkeyi önünüze koydu. Çıkın, atalarınızın Tanrısı Yahve'nin size söylediği gibi mülk edinin. Korkmayın, yılmayın.\"\"\"|\"isteʔ tanriniz jahve ulkeji onunuze kojdu. t͡ʃikinʔ atalarinizin tanrisi jahveʔnin size sojlediɡi ɡibi mulk edinin. korkmajinʔ jilmajin.\"\"\" Old-Testament-Job-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk sözleri ne kadar da güçlüdür! Ama azarlamanız neyi azarlıyor?|doɡruluk sozleri ne kadar da ɡut͡ʃludur! ama azarlamaniz neji azarlijor? Old-Testament-Deuteronomy-028-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğulların ve kızların başka halka verilecek. Gözlerin gün boyu bakacak ve özlemle sönecekler. Elinden bir şey gelmeyecek.|oɡullarin ve kizlarin baska halka verilet͡ʃek. ɡozlerin ɡun boju bakat͡ʃak ve ozlemle sonet͡ʃekler. elinden bir sej ɡelmejet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-041-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef Mısır Firavunu'nun huzuruna çıktığında otuz yaşındaydı. Yosef Firavun'un huzurundan çıkıp bütün Mısır diyarını dolaştı.|josef misir firavunuʔnun huzuruna t͡ʃiktiɡinda otuz jasindajdi. josef firavunʔun huzurundan t͡ʃikip butun misir dijarini dolasti. Old-Testament-Proverbs-031-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kocası ülkenin ihtiyarları arasında otururken, kent kapısında saygı görür.|kot͡ʃasi ulkenin ihtijarlari arasinda otururkenʔ kent kapisinda sajɡi ɡorur. New-Testament-Acts-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus’la Yuhanna onlara şu karşılığı verdiler: “Sizi Tanrı’dan çok dinlemek Tanrı gözünde doğru mudur? Buna kendiniz karar verin.|ama petrus’la juhanna onlara su karsiliɡi verdiler “sizi tanri’dan t͡ʃok dinlemek tanri ɡozunde doɡru mudur? buna kendiniz karar verin. New-Testament-John-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu duyunca, “Bu hastalık ölüm için değil; Tanrı Oğlu bununla yücelsin diye, Tanrı'nın yüceliği içindir.” dedi.|jesua bunu dujunt͡ʃaʔ “bu hastalik olum it͡ʃin deɡil; tanri oɡlu bununla jut͡ʃelsin dijeʔ tanriʔnin jut͡ʃeliɡi it͡ʃindir.” dedi. New-Testament-Romans-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinenlerle sevinin. Ağlayanlarla ağlayın.|sevinenlerle sevinin. aɡlajanlarla aɡlajin. Old-Testament-2-Chronicles-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ve çiçekler, kandiller ve maşalar saf altındandı;|ve t͡ʃit͡ʃeklerʔ kandiller ve masalar saf altindandi; Old-Testament-2-Kings-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Kral Yehoram Samariya'dan çıktı ve bütün İsrael'i topladı.|o sirada kral jehoram samarijaʔdan t͡ʃikti ve butun israelʔi topladi. New-Testament-Mark-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğerleri iyi toprağa düştü. Büyüyüp çoğalarak ürün verdi. Kimisi otuz, kimisi altmış, kimisi de yüz kat ürün verdi.|diɡerleri iji topraɡa dustu. bujujup t͡ʃoɡalarak urun verdi. kimisi otuzʔ kimisi altmisʔ kimisi de juz kat urun verdi. Old-Testament-Ezekiel-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|o gün onlara, onları Mısır diyarından çıkarıp, süt ve bal akan, bütün diyarların yüceliği olan, kendileri için araştırdığım diyara götüreceğime ant içtim.|o ɡun onlaraʔ onlari misir dijarindan t͡ʃikaripʔ sut ve bal akanʔ butun dijarlarin jut͡ʃeliɡi olanʔ kendileri it͡ʃin arastirdiɡim dijara ɡoturet͡ʃeɡime ant it͡ʃtim. New-Testament-John-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Yeşua’nın ölümden dirildikten sonra öğrencilerine üçüncü kez görünüşüydü.|buʔ jesua’nin olumden dirildikten sonra oɡrent͡ʃilerine ut͡ʃunt͡ʃu kez ɡorunusujdu. Old-Testament-Psalms-075-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana şükrederiz ey Tanrı. Şükrederiz, çünkü adın yakındır. İnsanlar senin şaşılası işlerini anlatırlar.|sana sukrederiz ej tanri. sukrederizʔ t͡ʃunku adin jakindir. insanlar senin sasilasi islerini anlatirlar. Old-Testament-Isaiah-065-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, önümde yazılıdır: Susmayacağım, ama ödeyeceğim, evet, onların koynuna ödeyeceğim|“isteʔ onumde jazilidir susmajat͡ʃaɡimʔ ama odejet͡ʃeɡimʔ evetʔ onlarin kojnuna odejet͡ʃeɡim Old-Testament-2-Samuel-017-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom, Yoav'ın yerine ordunun başına Amasa'yı koydu. Amasa, İsraelli İtra adında bir adamın oğluydu ve o Yoav'ın annesi Seruya'nın kız kardeşi olan Nahaş'ın kızı Abigail'in yanına girdi.|avsalomʔ joavʔin jerine ordunun basina amasaʔji kojdu. amasaʔ israelli itra adinda bir adamin oɡlujdu ve o joavʔin annesi serujaʔnin kiz kardesi olan nahasʔin kizi abiɡailʔin janina ɡirdi. Old-Testament-Exodus-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Moşe İsrael'in bütün ihtiyarlarını çağırıp onlara şöyle dedi: \"\"Ailenize göre kendiniz için kuzular çekip alın ve Pesah kurbanını kesin.\"|\"bunun uzerine mose israelʔin butun ihtijarlarini t͡ʃaɡirip onlara sojle dedi \"\"ailenize ɡore kendiniz it͡ʃin kuzular t͡ʃekip alin ve pesah kurbanini kesin.\" Old-Testament-Genesis-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Avraham sözümü dinledi, uyarılarımı, buyruklarımı, kurallarımı, ilkelerimi yerine getirdi.”|t͡ʃunku avraham sozumu dinlediʔ ujarilarimiʔ bujruklarimiʔ kurallarimiʔ ilkelerimi jerine ɡetirdi.” Old-Testament-Exodus-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un oğlu Eleazar Putiel'in kızlarından birini kendine eş olarak aldı ve ona Phinehas'ı doğurdu. Ailelerine göre Levililer'in babalarının başları bunlardır.|aronʔun oɡlu eleazar putielʔin kizlarindan birini kendine es olarak aldi ve ona phinehasʔi doɡurdu. ailelerine ɡore levililerʔin babalarinin baslari bunlardir. Old-Testament-Deuteronomy-032-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke bilge olsalardı, bunu anlasalardı, sonlarını da düşünselerdi!|keske bilɡe olsalardiʔ bunu anlasalardiʔ sonlarini da dusunselerdi! Old-Testament-Leviticus-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlayı geri almazsa, ya da tarlayı başka birine satarsa, bir daha geri alınamaz;|tarlaji ɡeri almazsaʔ ja da tarlaji baska birine satarsaʔ bir daha ɡeri alinamaz; Old-Testament-2-Kings-006-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla konuşmasını sürdürürken, işte, haberci ona doğru indi. O zaman şöyle dedi, “İşte, bu kötülük Yahve’dendir. Yahve’yi daha fazla neden bekleyeyim?”|onlarla konusmasini surdururkenʔ isteʔ habert͡ʃi ona doɡru indi. o zaman sojle dediʔ “isteʔ bu kotuluk jahve’dendir. jahve’ji daha fazla neden beklejejim?” New-Testament-Mark-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onu öldürmek için birçok kez ateşe ve suya attı. Ama eğer bir şey yapabilirsen, halimize acı, bize yardım et!” dedi.|“onu oldurmek it͡ʃin birt͡ʃok kez atese ve suja atti. ama eɡer bir sej japabilirsenʔ halimize at͡ʃiʔ bize jardim et!” dedi. New-Testament-Acts-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Yeruşalem'de, göğün altındaki her ulustan inançlı Yahudiler oturuyordu.|o sirada jerusalemʔdeʔ ɡoɡun altindaki her ulustan inant͡ʃli jahudiler oturujordu. Old-Testament-Genesis-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yevuslular'ın, Amorlular'ın, Girgaşlılar'ın,|jevuslularʔinʔ amorlularʔinʔ ɡirɡaslilarʔinʔ Old-Testament-1-Samuel-017-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul David'e şöyle dedi, \"\"Bu Filistli ile dövüşmek için sen ona karşı gidemezsin; çünkü sen daha gençsin ve o gençliğinden beri bir savaşçıdır.\"\"\"|\"saul davidʔe sojle dediʔ \"\"bu filistli ile dovusmek it͡ʃin sen ona karsi ɡidemezsin; t͡ʃunku sen daha ɡent͡ʃsin ve o ɡent͡ʃliɡinden beri bir savast͡ʃidir.\"\"\" Old-Testament-Genesis-042-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yakov Yosef’in kardeşi Benyamin'i kardeşleriyle birlikte göndermedi. Çünkü, “Başına bir zarar gelebilir” dedi.|ama jakov josef’in kardesi benjaminʔi kardeslerijle birlikte ɡondermedi. t͡ʃunkuʔ “basina bir zarar ɡelebilir” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra döndük ve Yahve'nin bana söylediği gibi Kızıldeniz yolundan çöle doğru yola çıktık; Seir Dağı'nın çevresinde günlerce dolaştık.|sonra donduk ve jahveʔnin bana sojlediɡi ɡibi kizildeniz jolundan t͡ʃole doɡru jola t͡ʃiktik; seir daɡiʔnin t͡ʃevresinde ɡunlert͡ʃe dolastik. New-Testament-Luke-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, bu adam ötekinden daha aklanmış olarak evine indi. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.”|size sunu sojlejejimʔ bu adam otekinden daha aklanmis olarak evine indi. t͡ʃunku kendini jut͡ʃelten herkes alt͡ʃaltilat͡ʃakʔ kendini alt͡ʃaltan ise jut͡ʃeltilet͡ʃektir.” Old-Testament-Jeremiah-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün bunlara rağmen hain kız kardeşi Yahuda bütün yüreğiyle değil, yalnızca göstermelik olarak bana döndü.” diyor Yahve.|ama butun bunlara raɡmen hain kiz kardesi jahuda butun jureɡijle deɡilʔ jalnizt͡ʃa ɡostermelik olarak bana dondu.” dijor jahve. Old-Testament-2-Kings-004-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine onu önlerine koydu, yediler ve Yahve'nin sözüne göre birazı da arttı.|bunun uzerine onu onlerine kojduʔ jediler ve jahveʔnin sozune ɡore birazi da artti. Old-Testament-Numbers-034-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali'nin çocukları oymağından bey olarak, Ammihud oğlu Pedahel.”|naftaliʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan bej olarakʔ ammihud oɡlu pedahel.” Old-Testament-1-Samuel-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul o günden itibaren David'e dikkat eder oldu.|saul o ɡunden itibaren davidʔe dikkat eder oldu. Old-Testament-Ezekiel-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Diğerlerine, benim duyabileceğim bir şekilde, “Onun ardından kente girin ve vurun. Gözünüz esirgemesin, acımayın.\"\" dedi.\"|\"diɡerlerineʔ benim dujabilet͡ʃeɡim bir sekildeʔ “onun ardindan kente ɡirin ve vurun. ɡozunuz esirɡemesinʔ at͡ʃimajin.\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Kings-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Ravşake ayağa kalktı ve Yahudiler'in dilinde yüksek sesle bağırıp şöyle dedi: \"\"Büyük kralın, Aşur Kralı'nın sözünü dinleyin.\"|\"o zaman ravsake ajaɡa kalkti ve jahudilerʔin dilinde juksek sesle baɡirip sojle dedi \"\"bujuk kralinʔ asur kraliʔnin sozunu dinlejin.\" Old-Testament-Judges-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bütün İsraelliler o kente karşı toplanıp bir adammış gibi birleştiler.|bojlet͡ʃe butun israelliler o kente karsi toplanip bir adammis ɡibi birlestiler. New-Testament-Matthew-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes kendisinden her ne dilerse ant içip kıza söz verdi.|hirodes kendisinden her ne dilerse ant it͡ʃip kiza soz verdi. Old-Testament-Numbers-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri bile çalınırsa, o zaman beyler, İsrael binlerinin başları senin yanında toplanacak.|biri bile t͡ʃalinirsaʔ o zaman bejlerʔ israel binlerinin baslari senin janinda toplanat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-047-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı yüksek sesle, Yahve boru sesiyle yükseldi.|tanri juksek sesleʔ jahve boru sesijle jukseldi. New-Testament-James-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, eğer içinizden biri gerçekten sapar da biri onu geri döndürürse,|kardeslerimʔ eɡer it͡ʃinizden biri ɡert͡ʃekten sapar da biri onu ɡeri dondururseʔ Old-Testament-1-Kings-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon bütün sorularını yanıtladı. Kralın ona söyleyemediği, kendisinden gizlenmiş hiçbir şey yoktu.|solomon butun sorularini janitladi. kralin ona sojlejemediɡiʔ kendisinden ɡizlenmis hit͡ʃbir sej joktu. Old-Testament-Numbers-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocukları Moşe'ye şöyle dediler: \"\"İşte, yok oluyoruz! İşimiz bitti! Hepimizin işi bitti!\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari moseʔje sojle dediler \"\"isteʔ jok olujoruz! isimiz bitti! hepimizin isi bitti!\" Old-Testament-Exodus-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Buyruklarımı ve yasalarımı tutmayı ne zamana dek reddedeceksiniz?\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"bujruklarimi ve jasalarimi tutmaji ne zamana dek reddedet͡ʃeksiniz?\" Old-Testament-1-Samuel-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Saul hizmetkârlarına, \"\"Bana ruh çağıran bir kadın arayın da ona gidip sorayım\"\" dedi. Hizmetkârları ona, \"\"İşte, Endor'da ruh çağıran bir kadın var\"\" dediler.\"|\"bunun uzerine saul hizmetkarlarinaʔ \"\"bana ruh t͡ʃaɡiran bir kadin arajin da ona ɡidip sorajim\"\" dedi. hizmetkarlari onaʔ \"\"isteʔ endorʔda ruh t͡ʃaɡiran bir kadin var\"\" dediler.\" Old-Testament-2-Chronicles-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu David'in kentinde kendisi için kazmış olduğu mezarına gömdüler ve onu güzel kokularla ve attar işiyle hazırlanmış çeşitli baharatlarla dolu yatağa yatırdılar; ve onun için çok büyük bir ateş yaktılar.|onu davidʔin kentinde kendisi it͡ʃin kazmis olduɡu mezarina ɡomduler ve onu ɡuzel kokularla ve attar isijle hazirlanmis t͡ʃesitli baharatlarla dolu jataɡa jatirdilar; ve onun it͡ʃin t͡ʃok bujuk bir ates jaktilar. New-Testament-2-Peter-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz O’nun vaadine göre içinde doğruluğun barınacağı yeni gökleri ve yeni yeryüzünü bekliyoruz.|ama biz o’nun vaadine ɡore it͡ʃinde doɡruluɡun barinat͡ʃaɡi jeni ɡokleri ve jeni jerjuzunu beklijoruz. Old-Testament-Numbers-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"bu, yakmalık sunuyla birlikte yeni ay sunusuna, onun ekmek sunusuyla sürekli yakmalık sunuya ve usulüne göre hoş koku için dökmelik sunulara ek olarak, Yahve'ye ateşle yapılan bir sunudur.'\"\"\"|\"buʔ jakmalik sunujla birlikte jeni aj sunusunaʔ onun ekmek sunusujla surekli jakmalik sunuja ve usulune ɡore hos koku it͡ʃin dokmelik sunulara ek olarakʔ jahveʔje atesle japilan bir sunudur.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-034-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırın ağacı meyvesini verecek, yer ürününü verecek, ülkelerinde güvenlik içinde olacaklar. Onların boyunduruk bağlarını kırdığımda, onları köleleştirenlerin elinden kurtardığımda, benim Yahve olduğumu bilecekler.|kirin aɡat͡ʃi mejvesini veret͡ʃekʔ jer urununu veret͡ʃekʔ ulkelerinde ɡuvenlik it͡ʃinde olat͡ʃaklar. onlarin bojunduruk baɡlarini kirdiɡimdaʔ onlari kolelestirenlerin elinden kurtardiɡimdaʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler. New-Testament-Matthew-025-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü acıkmıştım bana yiyecek verdiniz. Susamıştım bana içecek verdiniz. Yabancıydım beni içeri aldınız.|t͡ʃunku at͡ʃikmistim bana jijet͡ʃek verdiniz. susamistim bana it͡ʃet͡ʃek verdiniz. jabant͡ʃijdim beni it͡ʃeri aldiniz. New-Testament-1-Corinthians-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|bir başkasına mucizeler yapma, birine peygamberlik, birine ruhları ayırt etme, birine çeşitli diller, bir diğerine de dillerin çevirisi verilir.|bir baskasina mut͡ʃizeler japmaʔ birine pejɡamberlikʔ birine ruhlari ajirt etmeʔ birine t͡ʃesitli dillerʔ bir diɡerine de dillerin t͡ʃevirisi verilir. Old-Testament-Numbers-031-033|und|SPEAKER_00_Turkish|yetmiş iki bin sığır,|jetmis iki bin siɡirʔ Old-Testament-Proverbs-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikenler ve tuzaklar kötülerin yolundadır, canını koruyan onlardan uzak durur.|dikenler ve tuzaklar kotulerin jolundadirʔ t͡ʃanini korujan onlardan uzak durur. New-Testament-Luke-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Mattat oğlu, Levi oğlu, Malki oğlu, Yannay oğlu, Yosef oğlu,|mattat oɡluʔ levi oɡluʔ malki oɡluʔ jannaj oɡluʔ josef oɡluʔ Old-Testament-2-Samuel-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak kral, David'le Saul'un oğlu Yonatan arasındaki, kendileri arasındaki Yahve'nin andı yüzünden, Saul'un oğlu Yonatan'ın oğlu Mefiboşet'i esirgedi.|ant͡ʃak kralʔ davidʔle saulʔun oɡlu jonatan arasindakiʔ kendileri arasindaki jahveʔnin andi juzundenʔ saulʔun oɡlu jonatanʔin oɡlu mefibosetʔi esirɡedi. Old-Testament-1-Kings-012-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek yerlerde evler yaptı ve Levioğulları'ndan olmayan bütün halk arasından kâhinler seçti.|juksek jerlerde evler japti ve levioɡullariʔndan olmajan butun halk arasindan kahinler set͡ʃti. New-Testament-Matthew-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle o tarlaya bugüne dek “Kan Tarlası” denilmiştir.|bu nedenle o tarlaja buɡune dek “kan tarlasi” denilmistir. Old-Testament-Numbers-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gerşonlu oğulları ailelerinin Buluşma Çadırı'ndaki hizmeti budur. Görevleri kâhin Aron oğlu İtamar'ın eli altında olacaktır.\"\"\"|\"ɡersonlu oɡullari ailelerinin bulusma t͡ʃadiriʔndaki hizmeti budur. ɡorevleri kahin aron oɡlu itamarʔin eli altinda olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Exodus-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Tanrı'ya sövmeyeceksin, halkının hükümdarına lanet etmeyeceksin.\"\"\"|\"\"\"tanriʔja sovmejet͡ʃeksinʔ halkinin hukumdarina lanet etmejet͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-Luke-022-038|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendimiz, işte, burada iki kılıç” dediler. O da onlara, “Yeter!” dedi.|“efendimizʔ isteʔ burada iki kilit͡ʃ” dediler. o da onlaraʔ “jeter!” dedi. Old-Testament-1-Samuel-020-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan babası Saul'a yanıt verip ona şöyle dedi: \"\"Neden öldürülsün? Ne yaptı?\"\"\"|\"jonatan babasi saulʔa janit verip ona sojle dedi \"\"neden oldurulsun? ne japti?\"\"\" Old-Testament-Psalms-145-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzım Yahve’yi över. Bütün canlılar O’nun kutsal adını, daima övsün.|aɡzim jahve’ji over. butun t͡ʃanlilar o’nun kutsal adiniʔ daima ovsun. Old-Testament-Deuteronomy-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski günleri hatırlayın. Birçok kuşakların yıllarını düşünün. Babana sor, o sana gösterecektir; büyüklerine sor, onlar sana söyleyecektir.|eski ɡunleri hatirlajin. birt͡ʃok kusaklarin jillarini dusunun. babana sorʔ o sana ɡosteret͡ʃektir; bujuklerine sorʔ onlar sana sojlejet͡ʃektir. New-Testament-John-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben artık dünyada değilim, ama bunlar dünyadadır. Ben sana geliyorum. Kutsal Baba, onları bana verdiğin adınla koru ki, bizim gibi bir olsunlar.|ben artik dunjada deɡilimʔ ama bunlar dunjadadir. ben sana ɡelijorum. kutsal babaʔ onlari bana verdiɡin adinla koru kiʔ bizim ɡibi bir olsunlar. Old-Testament-Job-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bana karşı bahane buluyor. Beni düşmanı sayıyor.|isteʔ bana karsi bahane bulujor. beni dusmani sajijor. New-Testament-Luke-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Şeytan da kendine karşı bölünmüşse, krallığı nasıl ayakta kalır? Çünkü siz diyorsunuz ki, ben iblisleri Baalzevul’un aracılığıyla kovuyorum.|eɡer sejtan da kendine karsi bolunmusseʔ kralliɡi nasil ajakta kalir? t͡ʃunku siz dijorsunuz kiʔ ben iblisleri baalzevul’un arat͡ʃiliɡijla kovujorum. New-Testament-Galatians-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlarda bir benzetme vardır. Bu iki kadın iki antlaşmadır. Biri Sina Dağı’ndan, köle çocuklar doğuran Hagar’dır.|bunlarda bir benzetme vardir. bu iki kadin iki antlasmadir. biri sina daɡi’ndanʔ kole t͡ʃot͡ʃuklar doɡuran haɡar’dir. New-Testament-Acts-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus gördüğü görümün ne anlama gelebileceğini şaşkınlık içinde düşünürken, İşte, Kornelius'un gönderdiği adamlar, Simon’un evini soruşturup kapının önünde durdular,|petrus ɡorduɡu ɡorumun ne anlama ɡelebilet͡ʃeɡini saskinlik it͡ʃinde dusunurkenʔ isteʔ korneliusʔun ɡonderdiɡi adamlarʔ simon’un evini sorusturup kapinin onunde durdularʔ Old-Testament-Deuteronomy-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|gidip başka ilâhlara, ya da güneşe, ya da aya, ya da göğün yıldızlarından herhangi birine hizmet etmişse ve onlara tapmışsa, ki bunu ben buyurmadım,|ɡidip baska ilahlaraʔ ja da ɡuneseʔ ja da ajaʔ ja da ɡoɡun jildizlarindan herhanɡi birine hizmet etmisse ve onlara tapmissaʔ ki bunu ben bujurmadimʔ Old-Testament-1-Chronicles-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Natan David'e, \"\"Yüreğinde olan her şeyi yap, çünkü Tanrı seninledir\"\" dedi.\"|\"natan davidʔeʔ \"\"jureɡinde olan her seji japʔ t͡ʃunku tanri seninledir\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, peygamberleri öldürenlerin çocukları olduğunuza kendiniz tanıklık ediyorsunuz.|bojlet͡ʃeʔ pejɡamberleri oldurenlerin t͡ʃot͡ʃuklari olduɡunuza kendiniz taniklik edijorsunuz. New-Testament-Mark-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus yine onlara, “Öyleyse Yahudiler’in Kralı dediğiniz kişiyi ne yapayım?” diye sordu.|pilatus jine onlaraʔ “ojlejse jahudiler’in krali dediɡiniz kisiji ne japajim?” dije sordu. New-Testament-Matthew-026-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün bunlar, peygamberlerin yazıları yerine gelsin diye oldu.” O zaman bütün öğrenciler Yeşua’yı bırakıp kaçtı.|ama butun bunlarʔ pejɡamberlerin jazilari jerine ɡelsin dije oldu.” o zaman butun oɡrent͡ʃiler jesua’ji birakip kat͡ʃti. Old-Testament-Exodus-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına da söyle: 'Şabat günlerimi mutlaka tutacaksınız; çünkü bu, benim sizi kutsayan Yahve olduğumu bilesiniz diye kuşaklar boyu sizinle benim aramda bir belirtidir.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina da sojle ʔsabat ɡunlerimi mutlaka tutat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku buʔ benim sizi kutsajan jahve olduɡumu bilesiniz dije kusaklar boju sizinle benim aramda bir belirtidir.\" Old-Testament-1-Chronicles-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|altıncısı Ammiel, yedincisi İssakar ve sekizincisi Peulletay; çünkü Tanrı onu kutsamıştı.|altint͡ʃisi ammielʔ jedint͡ʃisi issakar ve sekizint͡ʃisi peulletaj; t͡ʃunku tanri onu kutsamisti. Old-Testament-Psalms-098-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye yeni bir ezgi söyleyin, çünkü O şaşılası şeyler yaptı! Sağ eli ve kutsal kolu kendisi için kurtuluş sağladı.|jahve’je jeni bir ezɡi sojlejinʔ t͡ʃunku o sasilasi sejler japti! saɡ eli ve kutsal kolu kendisi it͡ʃin kurtulus saɡladi. New-Testament-1-Corinthians-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu dünyanın bilgeliği Tanrı’nın yanında akılsızlıktır. Çünkü şöyle yazılmıştır: “O bilgeleri kendi kurnazlıklarında yakaladı.”|t͡ʃunku bu dunjanin bilɡeliɡi tanri’nin janinda akilsizliktir. t͡ʃunku sojle jazilmistir “o bilɡeleri kendi kurnazliklarinda jakaladi.” Old-Testament-Job-042-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Dostları için dua ettiğinde, İyov'un bolluğunu Yahve geri döndürdü. Yahve, İyov'a önceden sahip olduğunun iki katını verdi.|dostlari it͡ʃin dua ettiɡindeʔ ijovʔun bolluɡunu jahve ɡeri dondurdu. jahveʔ ijovʔa ont͡ʃeden sahip olduɡunun iki katini verdi. Old-Testament-2-Samuel-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığı Saul'un evinden alıp Dan'dan Beer Şeva'ya kadar, İsrael üzerine ve Yahuda üzerine David'in tahtını kurmak üzere,|kralliɡi saulʔun evinden alip danʔdan beer sevaʔja kadarʔ israel uzerine ve jahuda uzerine davidʔin tahtini kurmak uzereʔ Old-Testament-Isaiah-037-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, Aşur kralları gerçekten de bütün ülkeleri ve onların diyarlarını harap etti,|ej jahveʔ asur krallari ɡert͡ʃekten de butun ulkeleri ve onlarin dijarlarini harap ettiʔ Old-Testament-Proverbs-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembellik derin bir uyku içine atar. Avare can açlık çeker.|tembellik derin bir ujku it͡ʃine atar. avare t͡ʃan at͡ʃlik t͡ʃeker. Old-Testament-1-Samuel-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Yonatan ona dedi: \"\"Yarın Yeni Ay ve yokluğun fark edilecek, çünkü yerin boş olacak.\"|\"sonra jonatan ona dedi \"\"jarin jeni aj ve jokluɡun fark edilet͡ʃekʔ t͡ʃunku jerin bos olat͡ʃak.\" Old-Testament-1-Kings-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü bana, ‘Orada ekmek yiyip su içmeyeceksin, geldiğin yoldan geri dönmeyeceksin’ diye Yahve'nin sözü ile söylendi.”\"|\"\"\"t͡ʃunku banaʔ ‘orada ekmek jijip su it͡ʃmejet͡ʃeksinʔ ɡeldiɡin joldan ɡeri donmejet͡ʃeksin’ dije jahveʔnin sozu ile sojlendi.”\" Old-Testament-1-Samuel-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yaveşli ihtiyarlar ona, \"\"Bize yedi gün ver, İsrael'in bütün sınırlarına haberciler gönderelim; eğer bizi kurtaracak kimse olmazsa, sana geleceğiz\"\" dediler.\"|\"javesli ihtijarlar onaʔ \"\"bize jedi ɡun verʔ israelʔin butun sinirlarina habert͡ʃiler ɡonderelim; eɡer bizi kurtarat͡ʃak kimse olmazsaʔ sana ɡelet͡ʃeɡiz\"\" dediler.\" Old-Testament-Numbers-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohatlılar'ın ailelerinin atalar evi beyi Uzziel oğlu Elizafan olacak.|kohatlilarʔin ailelerinin atalar evi beji uzziel oɡlu elizafan olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-032-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahımı sana itiraf ettim. Suçumu saklamadım. “Yahve'ye isyanlarımı itiraf edeceğim” dedim. Günahımın suçunu bağışladın. Selah.|ɡunahimi sana itiraf ettim. sut͡ʃumu saklamadim. “jahveʔje isjanlarimi itiraf edet͡ʃeɡim” dedim. ɡunahimin sut͡ʃunu baɡisladin. selah. Old-Testament-Exodus-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün oğluna, 'Mısır'dan çıktığımda Yahve'nin benim için yaptığı şey içindir' diyeceksin.|o ɡun oɡlunaʔ ʔmisirʔdan t͡ʃiktiɡimda jahveʔnin benim it͡ʃin japtiɡi sej it͡ʃindirʔ dijet͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözünü küçümsediği ve buyruğu çiğnediği için o can mutlaka atılacaktır. Kötülüğü kendi üzerinde olacaktır.'”|jahveʔnin sozunu kut͡ʃumsediɡi ve bujruɡu t͡ʃiɡnediɡi it͡ʃin o t͡ʃan mutlaka atilat͡ʃaktir. kotuluɡu kendi uzerinde olat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-Jeremiah-046-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama korkma, ey hizmetkârım Yakov. Yılma, ey İsrael. Çünkü işte, seni uzaktan, soyunu da sürgün edildikleri ülkeden ben kurtaracağım. Yakov dönecek, sakin ve rahat olacak. Onu kimse korkutmayacak.|“ama korkmaʔ ej hizmetkarim jakov. jilmaʔ ej israel. t͡ʃunku isteʔ seni uzaktanʔ sojunu da surɡun edildikleri ulkeden ben kurtarat͡ʃaɡim. jakov donet͡ʃekʔ sakin ve rahat olat͡ʃak. onu kimse korkutmajat͡ʃak. New-Testament-Luke-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Koşarak geldiler. Mariyam’ı Yosef’i ve yemlikte yatan bebeği buldular.|kosarak ɡeldiler. marijam’i josef’i ve jemlikte jatan bebeɡi buldular. Old-Testament-Job-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı yüreğimi ürküttü. Her Şeye Gücü Yeten beni dehşete düşürdü.|t͡ʃunku tanri jureɡimi urkuttu. her seje ɡut͡ʃu jeten beni dehsete dusurdu. Old-Testament-Deuteronomy-030-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bugün önünüze yaşam ve bolluğu, ölüm ve kötülüğü koydum.|isteʔ buɡun onunuze jasam ve bolluɡuʔ olum ve kotuluɡu kojdum. Old-Testament-Jeremiah-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim için dehşet olma. Kötü günde sığınağım sensin.|benim it͡ʃin dehset olma. kotu ɡunde siɡinaɡim sensin. New-Testament-Revelation-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben sevdiklerimin hepsini azarlar, yola getiririm. Bu nedenle gayretli ol ve tövbe et.|ben sevdiklerimin hepsini azarlarʔ jola ɡetiririm. bu nedenle ɡajretli ol ve tovbe et. Old-Testament-2-Samuel-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Amnon'un David'in kardeşi Şimeah'ın oğlu Yonadav adında bir arkadaşı vardı; Yonadav da çok akıllı bir adamdı.|ama amnonʔun davidʔin kardesi simeahʔin oɡlu jonadav adinda bir arkadasi vardi; jonadav da t͡ʃok akilli bir adamdi. Old-Testament-Isaiah-033-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin zamanlarında, bolluk, kurtuluş, bilgelik ve bilgi olacak. Yahve korkusu senin hazinendir.|senin zamanlarindaʔ bollukʔ kurtulusʔ bilɡelik ve bilɡi olat͡ʃak. jahve korkusu senin hazinendir. New-Testament-Acts-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık da Pavlus ve Silas’a karşı ayağa kalktı. Yargıçlar onların giysilerinin çıkartılıp değnekle dövülmelerini buyurdu.|kalabalik da pavlus ve silas’a karsi ajaɡa kalkti. jarɡit͡ʃlar onlarin ɡijsilerinin t͡ʃikartilip deɡnekle dovulmelerini bujurdu. Old-Testament-Leviticus-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye esenlik kurbanından ateşle yapılan bir sunu sunacak. İçini kaplayan yağı, iç kısımdaki yağın tamamını,|jahveʔje esenlik kurbanindan atesle japilan bir sunu sunat͡ʃak. it͡ʃini kaplajan jaɡiʔ it͡ʃ kisimdaki jaɡin tamaminiʔ New-Testament-John-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yeşua onlara, “İnsanoğlu’nu yukarı kaldırdığınız zaman, benim O olduğumu, kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ancak Babam’ın bana öğrettiği gibi bu şeyleri söylediğimi bileceksiniz.|bu nedenle jesua onlaraʔ “insanoɡlu’nu jukari kaldirdiɡiniz zamanʔ benim o olduɡumuʔ kendiliɡimden hit͡ʃbir sej japmadiɡimiʔ ant͡ʃak babam’in bana oɡrettiɡi ɡibi bu sejleri sojlediɡimi bilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Deuteronomy-033-028|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, tahıl ve yeni şarap ülkesinde, yalnızca Yakov'un pınarı güvenlikte oturuyor. Evet, O'nun gökleri çiy damlatıyor.|israelʔ tahil ve jeni sarap ulkesindeʔ jalnizt͡ʃa jakovʔun pinari ɡuvenlikte oturujor. evetʔ oʔnun ɡokleri t͡ʃij damlatijor. Old-Testament-Psalms-105-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkını çok artırdı, onları düşmanlarından daha güçlü yaptı.|halkini t͡ʃok artirdiʔ onlari dusmanlarindan daha ɡut͡ʃlu japti. Old-Testament-Leviticus-011-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun leşini yiyen, giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli olacaktır. Onun leşini taşıyan da giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli olacaktır.|onun lesini jijenʔ ɡijsilerini jikajat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. onun lesini tasijan da ɡijsilerini jikajat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman sunusunu sunan kişi, Yahve’ye ekmek sunusu olarak dörtte bir hin yağla yoğrulmuş onda bir efa ince un sunacaktır.|o zaman sunusunu sunan kisiʔ jahve’je ekmek sunusu olarak dortte bir hin jaɡla joɡrulmus onda bir efa int͡ʃe un sunat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Chronicles-029-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsanmış şeyler altı yüz sığır ve üç bin koyundu.|kutsanmis sejler alti juz siɡir ve ut͡ʃ bin kojundu. Old-Testament-Genesis-034-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Canı Yakov'un kızı Dina'ya bağlandı. Genç kızı sevdi ve ona nazik davrandı.|t͡ʃani jakovʔun kizi dinaʔja baɡlandi. ɡent͡ʃ kizi sevdi ve ona nazik davrandi. Old-Testament-1-Chronicles-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahimaats, Azarya'nın babası oldu. Azarya, Yohanan'ın babası oldu.|ahimaatsʔ azarjaʔnin babasi oldu. azarjaʔ johananʔin babasi oldu. Old-Testament-1-Samuel-030-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman David şöyle dedi: \"\"Kardeşlerim, bizi koruyan ve üzerimize gelen akıncıları elimize teslim eden Yahve'nin bize verdiği şeyle böyle yapmayın.\"|\"o zaman david sojle dedi \"\"kardeslerimʔ bizi korujan ve uzerimize ɡelen akint͡ʃilari elimize teslim eden jahveʔnin bize verdiɡi sejle bojle japmajin.\" Old-Testament-Leviticus-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önündeki mayasız ekmek sepetinden bir mayasız pide, bir yağlı ekmek ve bir yufka alıp yağın ve sağ budun üzerine koydu.|jahveʔnin onundeki majasiz ekmek sepetinden bir majasiz pideʔ bir jaɡli ekmek ve bir jufka alip jaɡin ve saɡ budun uzerine kojdu. New-Testament-John-004-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylu adam O’na, “Efendim, çocuğum ölmeden in” dedi.|sojlu adam o’naʔ “efendimʔ t͡ʃot͡ʃuɡum olmeden in” dedi. Old-Testament-Malachi-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepimizin bir babası yok mu? Bizi bir Tanrı yaratmadı mı? Neden her adam kardeşine ihanet ediyor, atalarımızın antlaşmasını bozuyoruz?|hepimizin bir babasi jok mu? bizi bir tanri jaratmadi mi? neden her adam kardesine ihanet edijorʔ atalarimizin antlasmasini bozujoruz? Old-Testament-Genesis-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O diyarın altını iyidir. Orada reçine ve oniks de vardır.|o dijarin altini ijidir. orada ret͡ʃine ve oniks de vardir. Old-Testament-Ezekiel-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşurlular'a, valilere ve beylere, çok ihtişamla giyinmiş komşularına, atlara binmiş atlılara, hepsi de çekici genç adamlara arzu duydu.|asurlularʔaʔ valilere ve bejlereʔ t͡ʃok ihtisamla ɡijinmis komsularinaʔ atlara binmis atlilaraʔ hepsi de t͡ʃekit͡ʃi ɡent͡ʃ adamlara arzu dujdu. New-Testament-John-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Söz beden olup aramızda yaşadı. Biz O’nun yüceliğini, Baba’nın, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğlu’un yüceliğini gördük.|soz beden olup aramizda jasadi. biz o’nun jut͡ʃeliɡiniʔ baba’ninʔ lutuf ve ɡert͡ʃekle dolu birit͡ʃik oɡlu’un jut͡ʃeliɡini ɡorduk. Old-Testament-Genesis-038-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda gelini Tamar'a, “Oğlum Şela büyüyünceye kadar babanın evinde dul kal” dedi. “Çünkü, kardeşleri gibi o da ölmesin” dedi. Tamar gidip babasının evinde yaşadı.|jahuda ɡelini tamarʔaʔ “oɡlum sela bujujunt͡ʃeje kadar babanin evinde dul kal” dedi. “t͡ʃunkuʔ kardesleri ɡibi o da olmesin” dedi. tamar ɡidip babasinin evinde jasadi. Old-Testament-1-Chronicles-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Kiş oğlu Saul'dan kaçmakta olan David'in yanına, Ziklag'a gelenlerdi. Onlar savaşta ona yardımcı olan yiğitler arasındaydılar.|bunlarʔ kis oɡlu saulʔdan kat͡ʃmakta olan davidʔin janinaʔ ziklaɡʔa ɡelenlerdi. onlar savasta ona jardimt͡ʃi olan jiɡitler arasindajdilar. New-Testament-Luke-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çobanlar, kendilerine söylendiği gibi, duydukları ve gördükleri her şey için Tanrı’yı yüceltip överek geri döndüler.|t͡ʃobanlarʔ kendilerine sojlendiɡi ɡibiʔ dujduklari ve ɡordukleri her sej it͡ʃin tanri’ji jut͡ʃeltip overek ɡeri donduler. Old-Testament-Exodus-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi kendime bir halk olarak alacağım. Sizin Tanrınız olacağım ve bileceksiniz ki, sizi Mısırlılar'ın yükleri altından çıkaran Tanrınız Yahve benim.|sizi kendime bir halk olarak alat͡ʃaɡim. sizin tanriniz olat͡ʃaɡim ve bilet͡ʃeksiniz kiʔ sizi misirlilarʔin jukleri altindan t͡ʃikaran tanriniz jahve benim. Old-Testament-2-Samuel-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul’un evinde Siva adında bir hizmetkârı vardı. Onu David’e çağırdılar. Kral ona, “Sen Siva mısın?” dedi. O da, “Ben senin hizmetkârınım” dedi.|saul’un evinde siva adinda bir hizmetkari vardi. onu david’e t͡ʃaɡirdilar. kral onaʔ “sen siva misin?” dedi. o daʔ “ben senin hizmetkarinim” dedi. Old-Testament-Proverbs-030-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kartalın havadaki yolu, yılanın kaya üzerindeki yolu, denizin ortasında geminin yolu ve bir erkeğin bir kızla olan yolu.\"\"\"|\"kartalin havadaki joluʔ jilanin kaja uzerindeki joluʔ denizin ortasinda ɡeminin jolu ve bir erkeɡin bir kizla olan jolu.\"\"\" New-Testament-Matthew-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes öldükten sonra, işte, Efendi’nin bir meleği, Mısır’da Yosef’e rüyada görünerek şöyle dedi:|hirodes oldukten sonraʔ isteʔ efendi’nin bir meleɡiʔ misir’da josef’e rujada ɡorunerek sojle dedi Old-Testament-2-Chronicles-029-025|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in, kralın Gören'i Gad'ın ve Peygamber Natan'ın buyruğu uyarınca Levililer'i zillerle, telli çalgılarla ve çenglerle Yahve'nin evine yerleştirdi; çünkü bu buyruk peygamberleri aracılığıyla Yahve tarafındandı.|davidʔinʔ kralin ɡorenʔi ɡadʔin ve pejɡamber natanʔin bujruɡu ujarint͡ʃa levililerʔi zillerleʔ telli t͡ʃalɡilarla ve t͡ʃenɡlerle jahveʔnin evine jerlestirdi; t͡ʃunku bu bujruk pejɡamberleri arat͡ʃiliɡijla jahve tarafindandi. Old-Testament-Exodus-036-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ortadaki kirişi çerçevelerin ortasından bir uçtan diğer uca geçecek şekilde yaptı.|ortadaki kirisi t͡ʃert͡ʃevelerin ortasindan bir ut͡ʃtan diɡer ut͡ʃa ɡet͡ʃet͡ʃek sekilde japti. New-Testament-Matthew-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benimle birlikte olmayan bana karşıdır, benimle birlikte toplamayan dağıtır.|“benimle birlikte olmajan bana karsidirʔ benimle birlikte toplamajan daɡitir. Old-Testament-Psalms-089-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne vakte kadar, ey Yahve? Kendini sonsuza dek mi gizleyeceksin? Ne vakte kadar, gazabın ateş gibi yanacak?|ne vakte kadarʔ ej jahve? kendini sonsuza dek mi ɡizlejet͡ʃeksin? ne vakte kadarʔ ɡazabin ates ɡibi janat͡ʃak? Old-Testament-Jeremiah-034-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor: ‘Mısır diyarından, onları kölelik evinden çıkardığım gün, atalarınızla antlaşma yaptım ve şöyle dedim:|“israelʔin tanrisi jahve sojle dijor ‘misir dijarindanʔ onlari kolelik evinden t͡ʃikardiɡim ɡunʔ atalarinizla antlasma japtim ve sojle dedim Old-Testament-Jeremiah-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Beni hor görenlere durmadan, 'Yahve, \"\"Size esenlik gelecek\"\" dedi' diyorlar; ve yüreğinin inatçılığında yürüyen herkese, 'Üzerinize kötülük gelmeyecek' diyorlar.\"|\"beni hor ɡorenlere durmadanʔ ʔjahveʔ \"\"size esenlik ɡelet͡ʃek\"\" dediʔ dijorlar; ve jureɡinin inatt͡ʃiliɡinda jurujen herkeseʔ ʔuzerinize kotuluk ɡelmejet͡ʃekʔ dijorlar.\" Old-Testament-Numbers-031-043|und|SPEAKER_00_Turkish|(şimdi topluluğun yarısı üç yüz otuz yedi bin beş yüz koyun,|(simdi topluluɡun jarisi ut͡ʃ juz otuz jedi bin bes juz kojunʔ Old-Testament-Job-037-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra hayvanlar gizlenir, ve inlerinde kalırlar.|sonra hajvanlar ɡizlenirʔ ve inlerinde kalirlar. New-Testament-Mark-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’ya, “Bilmiyoruz” diye yanıt verdiler. Yeşua onlara, “Öyleyse ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim” dedi.|jesua’jaʔ “bilmijoruz” dije janit verdiler. jesua onlaraʔ “ojlejse ben de size bunlari hanɡi jetkijle japtiɡimi sojlemejet͡ʃeɡim” dedi. New-Testament-1-Corinthians-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir kimse Efendimiz Yeşua Mesih’i sevmezse lanetli olsun. Efendimiz gel!|eɡer bir kimse efendimiz jesua mesih’i sevmezse lanetli olsun. efendimiz ɡel! Old-Testament-Job-041-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreği taş kadar serttir, evet, değirmen taşının alt taşı gibi sert.|jureɡi tas kadar serttirʔ evetʔ deɡirmen tasinin alt tasi ɡibi sert. Old-Testament-Genesis-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Metuşelah, Lamek'in babası olduktan sonra yedi yüz seksen iki yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|metuselahʔ lamekʔin babasi olduktan sonra jedi juz seksen iki jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Daniel-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ferman çıktı ve bilge adamlar öldürülecekti. Daniel'i ve arkadaşlarını öldürmek için aradılar.|bojlet͡ʃe ferman t͡ʃikti ve bilɡe adamlar oldurulet͡ʃekti. danielʔi ve arkadaslarini oldurmek it͡ʃin aradilar. Old-Testament-Exodus-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Seninle konuştuğumu halk duysun, hem de sana daima inansınlar diye, sana koyu bir bulut içinde geleceğim.\"\" Moşe halkın sözlerini Yahve'ye bildirdi.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"seninle konustuɡumu halk dujsunʔ hem de sana daima inansinlar dijeʔ sana koju bir bulut it͡ʃinde ɡelet͡ʃeɡim.\"\" mose halkin sozlerini jahveʔje bildirdi.\" New-Testament-Luke-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua teknelerden birisine bindi, o da Simon'undu. Ondan kıyıdan biraz açılmasını istedi. Oturup halka tekneden öğretti.|jesua teknelerden birisine bindiʔ o da simonʔundu. ondan kijidan biraz at͡ʃilmasini istedi. oturup halka tekneden oɡretti. Old-Testament-Isaiah-066-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Çünkü ben onların işlerini ve düşüncelerini biliyorum. Bütün ulusları ve dilleri toplayacağım zaman geliyor, gelecekler ve benim yüceliğimi görecekler.\"\"\"|\"“t͡ʃunku ben onlarin islerini ve dusunt͡ʃelerini bilijorum. butun uluslari ve dilleri toplajat͡ʃaɡim zaman ɡelijorʔ ɡelet͡ʃekler ve benim jut͡ʃeliɡimi ɡoret͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-033-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü adam kötülüğünden döner ve doğru ve adil olanı yaparsa, onun sayesinde yaşayacaktır.|kotu adam kotuluɡunden doner ve doɡru ve adil olani japarsaʔ onun sajesinde jasajat͡ʃaktir. Old-Testament-Proverbs-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfke acımasızdır, hiddet dayanılmazdır, ama kıskançlığın karşısında kim durabilir?|ofke at͡ʃimasizdirʔ hiddet dajanilmazdirʔ ama kiskant͡ʃliɡin karsisinda kim durabilir? New-Testament-Matthew-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra diğer el değmemiş kızlar da gelip, ‘Efendimiz, efendimiz, bize kapıyı aç’ dediler.|sonra diɡer el deɡmemis kizlar da ɡelipʔ ‘efendimizʔ efendimizʔ bize kapiji at͡ʃ’ dediler. New-Testament-Acts-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk onun yürüdüğünü ve Tanrı’yı övdüğünü gördü.|butun halk onun juruduɡunu ve tanri’ji ovduɡunu ɡordu. Old-Testament-2-Kings-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İçeri gir, kapıyı kendinle oğullarının üzerine kapat ve bütün kaplara yağ dök; dolu olanları bir kenara koy.\"\"\"|\"\"\"it͡ʃeri ɡirʔ kapiji kendinle oɡullarinin uzerine kapat ve butun kaplara jaɡ dok; dolu olanlari bir kenara koj.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral David'e, \"\"Tanrı'nın Sandığı nedeniyle Yahve, Ovet-Edom'un evini ve ona ait olan her şeyi kutsadı\"\" denildi. Böylece David gitti ve Tanrı'nın Sandığı'nı Ovet-Edom'un evinden David'in kentine sevinçle çıkardı.\"|\"kral davidʔeʔ \"\"tanriʔnin sandiɡi nedenijle jahveʔ ovet-edomʔun evini ve ona ait olan her seji kutsadi\"\" denildi. bojlet͡ʃe david ɡitti ve tanriʔnin sandiɡiʔni ovet-edomʔun evinden davidʔin kentine sevint͡ʃle t͡ʃikardi.\" Old-Testament-Job-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden itaatsizliğimi bağışlamıyor, suçumu ortadan kaldırmıyorsun? Çünkü şimdi toprak içinde yatacağım. Beni gayretle arayacaksın, ama ben olmayacağım.”|neden itaatsizliɡimi baɡislamijorʔ sut͡ʃumu ortadan kaldirmijorsun? t͡ʃunku simdi toprak it͡ʃinde jatat͡ʃaɡim. beni ɡajretle arajat͡ʃaksinʔ ama ben olmajat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Exodus-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ve Aron da öyle yaptılar. Yahve onlara nasıl buyurduysa öyle yaptılar.|mose ve aron da ojle japtilar. jahve onlara nasil bujurdujsa ojle japtilar. Old-Testament-Ezekiel-033-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer bekçi kılıcın geldiğini görüp de boruyu çalmazsa, halk uyarılmazsa ve kılıç gelip içlerinden birini alırsa, o kişi kendi suçu içinde alınır, ama onun kanını bekçinin elinden isteyeceğim.\"\"'\"|\"ama eɡer bekt͡ʃi kilit͡ʃin ɡeldiɡini ɡorup de boruju t͡ʃalmazsaʔ halk ujarilmazsa ve kilit͡ʃ ɡelip it͡ʃlerinden birini alirsaʔ o kisi kendi sut͡ʃu it͡ʃinde alinirʔ ama onun kanini bekt͡ʃinin elinden istejet͡ʃeɡim.\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Samuel-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|David giderek büyüdü; çünkü Ordular Tanrısı Yahve onunla birlikteydi.|david ɡiderek bujudu; t͡ʃunku ordular tanrisi jahve onunla birliktejdi. Old-Testament-Deuteronomy-029-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahve bu kitapta yazılı olan tüm lanetleri bu ülkenin üzerine getirmek için ona karşı öfkesi alevlendi.|bu nedenle jahve bu kitapta jazili olan tum lanetleri bu ulkenin uzerine ɡetirmek it͡ʃin ona karsi ofkesi alevlendi. Old-Testament-Ezra-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Pahatmoav'ın çocukları, Yeşua ve Yoav'ın çocuklarından, iki bin sekiz yüz on iki.|pahatmoavʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jesua ve joavʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ iki bin sekiz juz on iki. Old-Testament-Genesis-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Babanız beni aldattı, ücretimi on kez değiştirdi, ama Tanrı bana kötülük etmesine izin vermedi.|babaniz beni aldattiʔ ut͡ʃretimi on kez deɡistirdiʔ ama tanri bana kotuluk etmesine izin vermedi. Old-Testament-Numbers-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İzin ver ülkenden geçeyim. Tarlaya, bağa sapmayacağız. Kuyuların suyundan içmeyeceğiz. Sınırından geçinceye kadar kralın yolundan gideceğiz.”\"|\"\"\"izin ver ulkenden ɡet͡ʃejim. tarlajaʔ baɡa sapmajat͡ʃaɡiz. kujularin sujundan it͡ʃmejet͡ʃeɡiz. sinirindan ɡet͡ʃint͡ʃeje kadar kralin jolundan ɡidet͡ʃeɡiz.”\" New-Testament-Acts-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençler kalkıp onu kefenlediler ve dışarı taşıyıp gömdüler.|ɡent͡ʃler kalkip onu kefenlediler ve disari tasijip ɡomduler. Old-Testament-Jeremiah-046-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları hayatlarını arayanların eline, Babil Kralı Nebukadnetsar'ın eline ve hizmetkârlarının eline teslim edeceğim. Ondan sonra eski günlerde olduğu gibi orada oturulacak.\"\" diyor Yahve.\"|\"onlari hajatlarini arajanlarin elineʔ babil krali nebukadnetsarʔin eline ve hizmetkarlarinin eline teslim edet͡ʃeɡim. ondan sonra eski ɡunlerde olduɡu ɡibi orada oturulat͡ʃak.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Job-030-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğim sıkkın ve rahatı yok. Izdırap günleri üzerime geldi.|jureɡim sikkin ve rahati jok. izdirap ɡunleri uzerime ɡeldi. Old-Testament-Ezekiel-020-044|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey İsrael evi, kötü yollarınıza, ya da bozuk işlerinize göre değil, ancak kendi adım uğruna ben size böyle davrandığım zaman, benim Yahve olduğumu bileceksiniz.\"\" diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"ej israel eviʔ kotu jollarinizaʔ ja da bozuk islerinize ɡore deɡilʔ ant͡ʃak kendi adim uɡruna ben size bojle davrandiɡim zamanʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.\"\" dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Deuteronomy-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün önünüze koymakta olduğum bu yasa gibi doğru kuralları ve ilkeleri olan hangi büyük ulus var?|buɡun onunuze kojmakta olduɡum bu jasa ɡibi doɡru kurallari ve ilkeleri olan hanɡi bujuk ulus var? Old-Testament-Leviticus-025-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisini satın alan kişiyle, ona kendisini sattığı yıldan Jübile Yılı'na kadar hesap görecektir. Satışının bedeli yılların sayısına göre olacaktır; onun yanında ücretli bir hizmetçinin zamanı gibi olacaktır.|kendisini satin alan kisijleʔ ona kendisini sattiɡi jildan ʒubile jiliʔna kadar hesap ɡoret͡ʃektir. satisinin bedeli jillarin sajisina ɡore olat͡ʃaktir; onun janinda ut͡ʃretli bir hizmett͡ʃinin zamani ɡibi olat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Kings-022-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa oğlu Yehoşafat, İsrael Kralı Ahav'ın dördüncü yılında Yahuda üzerinde hüküm sürmeye başladı.|asa oɡlu jehosafatʔ israel krali ahavʔin dordunt͡ʃu jilinda jahuda uzerinde hukum surmeje basladi. Old-Testament-Daniel-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüce Olan'a karşı sözler söyleyecek ve Yüce Olan'ın kutsallarını yıpratacak. Zamanları ve yasayı değiştirmeyi tasarlayacak; bir vakte ve vakitlere ve yarım vakte dek onun eline verilecektir.'\"\"\"|\"jut͡ʃe olanʔa karsi sozler sojlejet͡ʃek ve jut͡ʃe olanʔin kutsallarini jipratat͡ʃak. zamanlari ve jasaji deɡistirmeji tasarlajat͡ʃak; bir vakte ve vakitlere ve jarim vakte dek onun eline verilet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Hosea-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Efraim'e güve, Yahuda evine ise çürüklük gibiyim.\"\"\"|\"bu juzden efraimʔe ɡuveʔ jahuda evine ise t͡ʃurukluk ɡibijim.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinin avluları, çevredeki bütün odalar, Tanrı evinin hazineleri ve adanmış şeylerin hazineleri için;|jahveʔnin evinin avlulariʔ t͡ʃevredeki butun odalarʔ tanri evinin hazineleri ve adanmis sejlerin hazineleri it͡ʃin; Old-Testament-Deuteronomy-004-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin İsrael'in çocuklarının önüne koyduğu yasa budur.|moseʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onune kojduɡu jasa budur. Old-Testament-Psalms-109-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisini örteceği giysi gibi olsun ona, hep kuşandığı bir kemer gibi olsun.|kendisini ortet͡ʃeɡi ɡijsi ɡibi olsun onaʔ hep kusandiɡi bir kemer ɡibi olsun. Old-Testament-Leviticus-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'İsrael'in çocuklarından ya da aralarında yabancı olarak yaşayan yabancılardan kim olursa olsun, yenilebilir bir hayvan ya da kuş avlarsa, onun kanını akıtacak ve onu toprakla örtecektir.\"|\"\"\"ʔisraelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan ja da aralarinda jabant͡ʃi olarak jasajan jabant͡ʃilardan kim olursa olsunʔ jenilebilir bir hajvan ja da kus avlarsaʔ onun kanini akitat͡ʃak ve onu toprakla ortet͡ʃektir.\" Old-Testament-Joel-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey ihtiyarlar, duyun bunu, memleketin bütün sakinleri dinleyin! Sizin günlerinizde ya da atalarınızın günlerinde hiç böylesi oldu mu?|ej ihtijarlarʔ dujun bunuʔ memleketin butun sakinleri dinlejin! sizin ɡunlerinizde ja da atalarinizin ɡunlerinde hit͡ʃ bojlesi oldu mu? New-Testament-1-Corinthians-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim Mesih’i örnek aldığım gibi, siz de beni örnek alın.|benim mesih’i ornek aldiɡim ɡibiʔ siz de beni ornek alin. Old-Testament-1-Samuel-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Samuel yağ boynuzunu aldı ve onu kardeşlerinin ortasında meshetti. O günden sonra Yahve'nin Ruhu David’in üzerine güçlü bir şekilde geldi. Samuel kalkıp Rama’ya gitti.|sonra samuel jaɡ bojnuzunu aldi ve onu kardeslerinin ortasinda meshetti. o ɡunden sonra jahveʔnin ruhu david’in uzerine ɡut͡ʃlu bir sekilde ɡeldi. samuel kalkip rama’ja ɡitti. New-Testament-Revelation-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Deniz, içindeki ölüleri teslim etti. Ölüm ve Hades de kendilerinde olan ölüleri teslim ettiler. Her biri yaptığı işe göre yargılandı.|denizʔ it͡ʃindeki oluleri teslim etti. olum ve hades de kendilerinde olan oluleri teslim ettiler. her biri japtiɡi ise ɡore jarɡilandi. New-Testament-1-Corinthians-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa doğru olmayanların, Tanrı Krallığı’nı miras almayacağını bilmiyor musunuz? Aldanmayın! Ne fuhuş yapanlar, ne putperestler, ne zina edenler, ne erkek fahişeler, ne eşcinseller,|joksa doɡru olmajanlarinʔ tanri kralliɡi’ni miras almajat͡ʃaɡini bilmijor musunuz? aldanmajin! ne fuhus japanlarʔ ne putperestlerʔ ne zina edenlerʔ ne erkek fahiselerʔ ne est͡ʃinsellerʔ Old-Testament-2-Samuel-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bu yüzden efendim krala bu sözü söylemeye geldim, çünkü halk beni korkuttu. Hizmetkârın dedi ki, ‘Şimdi kralla konuşacağım; kral belki de hizmetkârının dileğini yerine getirir.'|simdi bu juzden efendim krala bu sozu sojlemeje ɡeldimʔ t͡ʃunku halk beni korkuttu. hizmetkarin dedi kiʔ ‘simdi kralla konusat͡ʃaɡim; kral belki de hizmetkarinin dileɡini jerine ɡetirir.ʔ Old-Testament-Song-of-Songs-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni seninle birlikte al götür. Haydi koşalım. Kral beni odalarına götürdü. Dostlar Sende sevineceğiz ve coşacağız. Senin sevgini şaraptan daha çok öveceğiz! Sevgili Seni sevmekte haklılar.|beni seninle birlikte al ɡotur. hajdi kosalim. kral beni odalarina ɡoturdu. dostlar sende sevinet͡ʃeɡiz ve t͡ʃosat͡ʃaɡiz. senin sevɡini saraptan daha t͡ʃok ovet͡ʃeɡiz! sevɡili seni sevmekte haklilar. Old-Testament-Judges-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün topluluk, Rimmon Kayası'nda bulunan Benyamin'in çocuklarına adam gönderip onlarla konuştu ve onlara barış ilan etti.|butun toplulukʔ rimmon kajasiʔnda bulunan benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarina adam ɡonderip onlarla konustu ve onlara baris ilan etti. Old-Testament-1-Chronicles-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş Ahiezer'di, sonra Givalı Şemaah'ın oğulları Yoaş; Azmavet'in oğulları Yeziel ve Pelet; Beraka; Anatotlu Yehu;|bas ahiezerʔdiʔ sonra ɡivali semaahʔin oɡullari joas; azmavetʔin oɡullari jeziel ve pelet; beraka; anatotlu jehu; Old-Testament-2-Chronicles-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yere doğru dua ettiklerinde, hizmetkârının ve halkın İsrael'in yakarışlarını dinle. Evet, oturduğun yerden, gökten işit; işittiğin de bağışla.\"\"\"|\"bu jere doɡru dua ettiklerindeʔ hizmetkarinin ve halkin israelʔin jakarislarini dinle. evetʔ oturduɡun jerdenʔ ɡokten isit; isittiɡin de baɡisla.\"\"\" New-Testament-Luke-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın Hirodes’in yetki alanındaki bölgeden olduğunu öğrenince, O’nu o günlerde Yeruşalem’de bulunan Hirodes’e gönderdi.|jesua’nin hirodes’in jetki alanindaki bolɡeden olduɡunu oɡrenint͡ʃeʔ o’nu o ɡunlerde jerusalem’de bulunan hirodes’e ɡonderdi. Old-Testament-Ezekiel-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin alnını çakmak taşından daha sert elmas gibi yaptım. Asi bir ev olsalar da, onlardan korkma, bakışlarından yılma.”|senin alnini t͡ʃakmak tasindan daha sert elmas ɡibi japtim. asi bir ev olsalar daʔ onlardan korkmaʔ bakislarindan jilma.” New-Testament-John-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinler ve görevliler O’nu görünce, “Çarmıha ger! Çarmıha ger!” diye bağırdılar. Pilatus onlara, “O’nu kendiniz alıp çarmıha gerin” dedi. “Çünkü ben O’nu suçlamak için hiçbir dayanak bulmuyorum.”|baskahinler ve ɡorevliler o’nu ɡorunt͡ʃeʔ “t͡ʃarmiha ɡer! t͡ʃarmiha ɡer!” dije baɡirdilar. pilatus onlaraʔ “o’nu kendiniz alip t͡ʃarmiha ɡerin” dedi. “t͡ʃunku ben o’nu sut͡ʃlamak it͡ʃin hit͡ʃbir dajanak bulmujorum.” Old-Testament-Jeremiah-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benim adımla yalan peygamberlik eden peygamberlerin, ‘Bir düş gördüm! Bir düş gördüm!’ dediklerini duydum.|“benim adimla jalan pejɡamberlik eden pejɡamberlerinʔ ‘bir dus ɡordum! bir dus ɡordum!’ dediklerini dujdum. Old-Testament-Exodus-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un kendisi, bütün hizmetkârları ve bütün Mısırlılar geceleyin kalktılar; ve Mısır'da büyük bir feryat vardı, çünkü içinde ölü olmayan ev yoktu.|firavunʔun kendisiʔ butun hizmetkarlari ve butun misirlilar ɡet͡ʃelejin kalktilar; ve misirʔda bujuk bir ferjat vardiʔ t͡ʃunku it͡ʃinde olu olmajan ev joktu. Old-Testament-Judges-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşon Gaza'ya gitti, orada bir fahişe gördü ve yanına girdi.|simson ɡazaʔja ɡittiʔ orada bir fahise ɡordu ve janina ɡirdi. Old-Testament-Joshua-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, şimdi lütfen bana Yahve'nin aracılığıyla and için, çünkü size nezaketle davrandım, siz de babamın evine nezaketle davranacaksınız, bana da gerçek bir işaret verin;|bu nedenleʔ simdi lutfen bana jahveʔnin arat͡ʃiliɡijla and it͡ʃinʔ t͡ʃunku size nezaketle davrandimʔ siz de babamin evine nezaketle davranat͡ʃaksinizʔ bana da ɡert͡ʃek bir isaret verin; Old-Testament-Jeremiah-051-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Keldaniler ülkesinde öldürülüp sokaklarında delinecekler.|keldaniler ulkesinde oldurulup sokaklarinda delinet͡ʃekler. Old-Testament-Amos-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: “Bin kişi çıkan kentte yüz kişi kalacak, ve yüz kişi çıkanın, İsrael evine on kişisi kalacak.”|t͡ʃunku efendi jahve sojle dijor “bin kisi t͡ʃikan kentte juz kisi kalat͡ʃakʔ ve juz kisi t͡ʃikaninʔ israel evine on kisisi kalat͡ʃak.” Old-Testament-Ezekiel-033-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüye, ‘Ey kötü adam, kesinlikle öleceksin’ dediğimde, ve sen kötü adamı yolundan uyarmak için konuşmadığında, o kötü adam kendi suçunda ölecek, ama onun kanını senin elinden isteyeceğim.|kotujeʔ ‘ej kotu adamʔ kesinlikle olet͡ʃeksin’ dediɡimdeʔ ve sen kotu adami jolundan ujarmak it͡ʃin konusmadiɡindaʔ o kotu adam kendi sut͡ʃunda olet͡ʃekʔ ama onun kanini senin elinden istejet͡ʃeɡim. New-Testament-1-Corinthians-015-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğal bir beden olarak ekilir, ruhsal bir beden olarak diriltilir. Doğal beden olduğu gibi, ruhsal beden de vardır.|doɡal bir beden olarak ekilirʔ ruhsal bir beden olarak diriltilir. doɡal beden olduɡu ɡibiʔ ruhsal beden de vardir. Old-Testament-Exodus-033-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şunu da dedi: \"\"İşte, yanımda bir yer var ve sen kayanın üzerinde duracaksın.\"|\"jahve sunu da dedi \"\"isteʔ janimda bir jer var ve sen kajanin uzerinde durat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Genesis-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Toprak, birlikte yaşamalarına el vermedi; malları o kadar çoktu ki birlikte yaşayamadılar.|toprakʔ birlikte jasamalarina el vermedi; mallari o kadar t͡ʃoktu ki birlikte jasajamadilar. New-Testament-Acts-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada çok günler kaldılar. Festus, Pavlus’un davasını krala anlatıp, “Feliks’in tutuklu olarak bıraktığı bir adam var” dedi.|orada t͡ʃok ɡunler kaldilar. festusʔ pavlus’un davasini krala anlatipʔ “feliks’in tutuklu olarak biraktiɡi bir adam var” dedi. Old-Testament-Exodus-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael topluluğuna konuşup söyleyin, 'Bu ayın onuncu günü, her biri kendilerine bir kuzu, atalarının evlerine göre, ev halkına bir kuzu alacak.|butun israel topluluɡuna konusup sojlejinʔ ʔbu ajin onunt͡ʃu ɡunuʔ her biri kendilerine bir kuzuʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ ev halkina bir kuzu alat͡ʃak. Old-Testament-Zechariah-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Eğer bu, o günlerde bu halkın arta kalanının gözünde şaşılacak bir şey olursa, benim gözümde de şaşılacak bir şey olmalı mı?\"\" diyor Ordular Yahvesi.\"|\"ordular jahvesi sojle dijor \"\"eɡer buʔ o ɡunlerde bu halkin arta kalaninin ɡozunde sasilat͡ʃak bir sej olursaʔ benim ɡozumde de sasilat͡ʃak bir sej olmali mi?\"\" dijor ordular jahvesi.\" Old-Testament-Jeremiah-032-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onu kirletmek için, iğrençliklerini adımla çağırılan eve koydular.|ama onu kirletmek it͡ʃinʔ iɡrent͡ʃliklerini adimla t͡ʃaɡirilan eve kojdular. Old-Testament-Numbers-026-056|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mirasları çok olanla az olan arasında kuraya göre bölünecektir.\"\"\"|\"miraslari t͡ʃok olanla az olan arasinda kuraja ɡore bolunet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-018-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir adam yayını rastgele çekti ve İsrael Kralı'nı zırhının bitiştiği yerden vurdu. Bunun üzerine savaş arabasının sürücüsüne, \"\"Dön ve beni savaştan çıkar, çünkü ağır yaralandım\"\" dedi.\"|\"bir adam jajini rastɡele t͡ʃekti ve israel kraliʔni zirhinin bitistiɡi jerden vurdu. bunun uzerine savas arabasinin surut͡ʃusuneʔ \"\"don ve beni savastan t͡ʃikarʔ t͡ʃunku aɡir jaralandim\"\" dedi.\" New-Testament-Mark-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam kalktı, yatağını hemen topladı ve hepsinin önünde çıktı. Herkes şaşkınlık içindeydi. Tanrı’yı yücelterek, “Böylesini hiç görmemiştik” diyorlardı.|adam kalktiʔ jataɡini hemen topladi ve hepsinin onunde t͡ʃikti. herkes saskinlik it͡ʃindejdi. tanri’ji jut͡ʃelterekʔ “bojlesini hit͡ʃ ɡormemistik” dijorlardi. Old-Testament-Numbers-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe onların davasını Yahve'nin önüne götürdü.|mose onlarin davasini jahveʔnin onune ɡoturdu. Old-Testament-1-Chronicles-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre kardeşleri, kuşaklarının soyağacına göre sayıldığında: Baş Yeiel ve Zekariya,|bojlarina ɡore kardesleriʔ kusaklarinin sojaɡat͡ʃina ɡore sajildiɡinda bas jeiel ve zekarijaʔ Old-Testament-Jeremiah-046-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Varlığımın hakkı için\"\" diyor adı Ordular Yahvesi olan Kral, \"\"Kesinlikle dağlar arasında Tabor, ve deniz yanındaki Karmel gibi gelecektir.\"|\"\"\"varliɡimin hakki it͡ʃin\"\" dijor adi ordular jahvesi olan kralʔ \"\"kesinlikle daɡlar arasinda taborʔ ve deniz janindaki karmel ɡibi ɡelet͡ʃektir.\" Old-Testament-1-Chronicles-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Amramlılar'dan, Yitsharlılar'dan, Hebronlular'dan, Uzzielliler'den:|amramlilarʔdanʔ jitsharlilarʔdanʔ hebronlularʔdanʔ uzziellilerʔden Old-Testament-Leviticus-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Günah sunusu nasılsa, suç sunusu da öyledir; onlar için tek bir yasa var. Onlarla kefaret eden kâhin kimse onun olacak.|“ʔɡunah sunusu nasilsaʔ sut͡ʃ sunusu da ojledir; onlar it͡ʃin tek bir jasa var. onlarla kefaret eden kahin kimse onun olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babasına ya da annesine saldıran kesinlikle öldürülecektir.\"\"\"|\"\"\"babasina ja da annesine saldiran kesinlikle oldurulet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İç kısmını ve bacaklarını yıkadı ve bunları sunaktaki yakmalık sunu üzerinde yaktı.|it͡ʃ kismini ve bat͡ʃaklarini jikadi ve bunlari sunaktaki jakmalik sunu uzerinde jakti. New-Testament-John-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam bunu duyunca hemen kalkıp Yeşua’nın yanına gitti.|marijam bunu dujunt͡ʃa hemen kalkip jesua’nin janina ɡitti. Old-Testament-Isaiah-038-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Hizkiya yüzünü duvara çevirdi ve Yahve'ye şöyle dua etti,|bunun uzerine hizkija juzunu duvara t͡ʃevirdi ve jahveʔje sojle dua ettiʔ Old-Testament-Zephaniah-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünden her şeyi tümüyle silip süpüreceğim, diyor Yahve.|jerjuzunden her seji tumujle silip supuret͡ʃeɡimʔ dijor jahve. Old-Testament-2-Samuel-003-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk bunu önemsedi, kralın yaptığı her şey bütün halkı memnun ettiği gibi, bu da onları memnun etti.|butun halk bunu onemsediʔ kralin japtiɡi her sej butun halki memnun ettiɡi ɡibiʔ bu da onlari memnun etti. Old-Testament-1-Chronicles-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoşiya'nın oğulları: İlk oğlu Yohanan, ikincisi Yehoyakim, üçüncüsü Sidkiya ve dördüncüsü Şallum.|josijaʔnin oɡullari ilk oɡlu johananʔ ikint͡ʃisi jehojakimʔ ut͡ʃunt͡ʃusu sidkija ve dordunt͡ʃusu sallum. Old-Testament-Genesis-047-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O yıl sona erince, ikinci yıl da ona gelip dediler: “Paramızın nasıl tükendiğini efendimden gizlemeyeceğiz, sürüler de efendimindir. Efendimin önünde bedenlerimizden ve topraklarımızdan başka bir şeyimiz kalmadı.|o jil sona erint͡ʃeʔ ikint͡ʃi jil da ona ɡelip dediler “paramizin nasil tukendiɡini efendimden ɡizlemejet͡ʃeɡizʔ suruler de efendimindir. efendimin onunde bedenlerimizden ve topraklarimizdan baska bir sejimiz kalmadi. Old-Testament-Ezekiel-040-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Eyvanın uzunluğu yirmi arşın, genişliği ise on bir arşındı, ona basamakla çıkılıyordu. Sövelerin yanında, biri bu tarafta, biri o tarafta olmak üzere direkler vardı.|ejvanin uzunluɡu jirmi arsinʔ ɡenisliɡi ise on bir arsindiʔ ona basamakla t͡ʃikilijordu. sovelerin janindaʔ biri bu taraftaʔ biri o tarafta olmak uzere direkler vardi. Old-Testament-Psalms-065-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Saban yarıklarını bolca sular, sırtlarını düzeltirsin. Yağmurlar yumuşatır, onu mahsulle kutsarsın.|saban jariklarini bolt͡ʃa sularʔ sirtlarini duzeltirsin. jaɡmurlar jumusatirʔ onu mahsulle kutsarsin. New-Testament-Acts-026-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Agrippa, peygamberlere inanıyor musun? İnandığını biliyorum” dedi.|kral aɡrippaʔ pejɡamberlere inanijor musun? inandiɡini bilijorum” dedi. Old-Testament-Leviticus-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Aron'la oğullarına şöyle dedi: \"\"Eti Buluşma Çadırı'nın kapısında haşlayın, sonra onu ve adak sepetindeki ekmeği, 'Aron'la oğulları onu yiyecekler' diye buyurmuş olduğum gibi orada yiyin.\"|\"mose aronʔla oɡullarina sojle dedi \"\"eti bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda haslajinʔ sonra onu ve adak sepetindeki ekmeɡiʔ ʔaronʔla oɡullari onu jijet͡ʃeklerʔ dije bujurmus olduɡum ɡibi orada jijin.\" Old-Testament-Leviticus-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke kirletildi. Bu yüzden onun kötülüğünü cezalandırdım ve ülke kendi sakinlerini kustu.|ulke kirletildi. bu juzden onun kotuluɡunu t͡ʃezalandirdim ve ulke kendi sakinlerini kustu. Old-Testament-Job-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse bilgelik nereden gelir? Anlayışın yeri nerededir?|ojlejse bilɡelik nereden ɡelir? anlajisin jeri nerededir? Old-Testament-Genesis-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleri açıldı ve ikisi de çıplak olduklarını bildiler. İncir yapraklarını dikip kendilerine örtü yaptılar.|ɡozleri at͡ʃildi ve ikisi de t͡ʃiplak olduklarini bildiler. int͡ʃir japraklarini dikip kendilerine ortu japtilar. Old-Testament-Jeremiah-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden sizinle daha çekişeceğim,” diyor Yahve, “Ve çocuklarınızın çocuklarıyla çekişeceğim.|“bu juzden sizinle daha t͡ʃekiset͡ʃeɡimʔ” dijor jahveʔ “ve t͡ʃot͡ʃuklarinizin t͡ʃot͡ʃuklarijla t͡ʃekiset͡ʃeɡim. Old-Testament-Leviticus-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Önderlerden biri günah işleyip Tanrısı Yahve'nin yapılmamasını buyurduğu şeylerden herhangi birini bilmeden yapar ve suçlu olursa,\"|\"\"\"ʔonderlerden biri ɡunah islejip tanrisi jahveʔnin japilmamasini bujurduɡu sejlerden herhanɡi birini bilmeden japar ve sut͡ʃlu olursaʔ\" Old-Testament-Deuteronomy-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Mülksüz bırakacağınız bu uluslar, büyücüleri ve falcıları dinlerler; ama sana gelince, Tanrın Yahve seni böyle yapmaya bırakmadı.|mulksuz birakat͡ʃaɡiniz bu uluslarʔ bujut͡ʃuleri ve falt͡ʃilari dinlerler; ama sana ɡelint͡ʃeʔ tanrin jahve seni bojle japmaja birakmadi. Old-Testament-Ezekiel-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Onlarla birlikte Etiyopya, Put, Lud, bütün karışık halk, Kub ve onlarla müttefik olan ülke çocukları kılıçla düşecekler.\"\"\"\"'\"|\"\"\"\"\"ʔonlarla birlikte etijopjaʔ putʔ ludʔ butun karisik halkʔ kub ve onlarla muttefik olan ulke t͡ʃot͡ʃuklari kilit͡ʃla duset͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtuluş Yahve’nindir. Kutsaman halkının üzerinde olsun! Selah.|kurtulus jahve’nindir. kutsaman halkinin uzerinde olsun! selah. Old-Testament-Ezekiel-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Kılıç dışarıda, salgın hastalık ve kıtlık içeride. Kırda olan kılıçla ölecek. Kentte olan kıtlık ve salgın hastalık tarafından yutulacak.|“‘kilit͡ʃ disaridaʔ salɡin hastalik ve kitlik it͡ʃeride. kirda olan kilit͡ʃla olet͡ʃek. kentte olan kitlik ve salɡin hastalik tarafindan jutulat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama kendisine atlar ve çok sayıda adam versinler diye elçilerini Mısır'a göndererek ona isyan etti. Başarılı olacak mı? Bu şeyleri yapan kurtulur mu? Antlaşmayı bozup da kurtulacak mı?\"\"'\"|\"ama kendisine atlar ve t͡ʃok sajida adam versinler dije elt͡ʃilerini misirʔa ɡondererek ona isjan etti. basarili olat͡ʃak mi? bu sejleri japan kurtulur mu? antlasmaji bozup da kurtulat͡ʃak mi?\"\"ʔ\" Old-Testament-1-Kings-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu memurlar Kral Solomon'a ve Kral Solomon'un sofrasına gelen herkese, her biri kendi ayında yiyecek sağlıyordu. Hiçbir şeyi eksik bırakmıyorlardı.|bu memurlar kral solomonʔa ve kral solomonʔun sofrasina ɡelen herkeseʔ her biri kendi ajinda jijet͡ʃek saɡlijordu. hit͡ʃbir seji eksik birakmijorlardi. Old-Testament-Proverbs-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kibir yalnızca kavga doğurur, ama bilgelik öğüt alan insanlarladır.|kibir jalnizt͡ʃa kavɡa doɡururʔ ama bilɡelik oɡut alan insanlarladir. New-Testament-Mark-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama İnsanoğlu’nun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye” Felçliye dedi,|ama insanoɡlu’nun jerjuzunde ɡunahlari baɡislama jetkisine sahip olduɡunu bilesiniz dije” felt͡ʃlije dediʔ New-Testament-1-Thessalonians-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in Müjdesi’nde Tanrı hizmetkârı olan kardeşimiz Timoteos’u imanınızı güçlendirip sizi teselli etmesi için yanınıza gönderdik.|mesih’in muʒdesi’nde tanri hizmetkari olan kardesimiz timoteos’u imaninizi ɡut͡ʃlendirip sizi teselli etmesi it͡ʃin janiniza ɡonderdik. Old-Testament-2-Chronicles-006-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman gökten dualarını ve yakarışlarını işit ve onların davasını savun.\"\"\"|\"o zaman ɡokten dualarini ve jakarislarini isit ve onlarin davasini savun.\"\"\" New-Testament-1-John-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gördüğümüzü ve işittiğimizi, sizin de bizimle paydaşlığınız olsun diye size bildiriyoruz. Evet, bizim paydaşlığımız Baba ve Oğlu Yeşua Mesih’ledir.|ɡorduɡumuzu ve isittiɡimiziʔ sizin de bizimle pajdasliɡiniz olsun dije size bildirijoruz. evetʔ bizim pajdasliɡimiz baba ve oɡlu jesua mesih’ledir. Old-Testament-Deuteronomy-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halklardan çok sen kutsanacaksın. Erkek yada kadın olsun sizin aranızda, hayvanlarınız arasında kısır olmayacak.|butun halklardan t͡ʃok sen kutsanat͡ʃaksin. erkek jada kadin olsun sizin aranizdaʔ hajvanlariniz arasinda kisir olmajat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinde hizmet etmek için, kardeşleri gibi olan kapı bekçileri bölükleri bunlardan, baş adamlardı.|jahveʔnin evinde hizmet etmek it͡ʃinʔ kardesleri ɡibi olan kapi bekt͡ʃileri bolukleri bunlardanʔ bas adamlardi. New-Testament-Mark-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıldızlar gökten düşecek ve göklerdeki güçler sarsılacak.|jildizlar ɡokten duset͡ʃek ve ɡoklerdeki ɡut͡ʃler sarsilat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ve bütün İsrael, pusudakilerin kenti aldığını ve kentin dumanının yükseldiğini görünce geri dönüp Ay Kenti adamlarını öldürdüler.|jesu ve butun israelʔ pusudakilerin kenti aldiɡini ve kentin dumaninin jukseldiɡini ɡorunt͡ʃe ɡeri donup aj kenti adamlarini oldurduler. Old-Testament-Jeremiah-051-064|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman, 'Babil böyle batacak ve onun başına getireceğim kötülük yüzünden bir daha kalkamayacak; onlar yorgun düşecekler' diyeceksin.\"\" Yeremya'nın sözleri buraya kadardır.\"|\"o zamanʔ ʔbabil bojle batat͡ʃak ve onun basina ɡetiret͡ʃeɡim kotuluk juzunden bir daha kalkamajat͡ʃak; onlar jorɡun duset͡ʃeklerʔ dijet͡ʃeksin.\"\" jeremjaʔnin sozleri buraja kadardir.\" Old-Testament-Micah-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi neden yüksek sesle bağırıyorsun? Sende kral yok mu? Senin öğütçün yok mu oldu da, doğuran kadın gibi seni ağrılar tuttu?|simdi neden juksek sesle baɡirijorsun? sende kral jok mu? senin oɡutt͡ʃun jok mu oldu daʔ doɡuran kadin ɡibi seni aɡrilar tuttu? Old-Testament-Zechariah-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey bütün insanlar, Yahve'nin önünde sessiz olun, çünkü O kutsal meskeninden uyanıp kalktı!'|ej butun insanlarʔ jahveʔnin onunde sessiz olunʔ t͡ʃunku o kutsal meskeninden ujanip kalkti!ʔ Old-Testament-Zechariah-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onlara söyle, Ordular Yahvesi şöyle diyor: Ordular Yahvesi diyor ki, 'Bana dönün, ben de size dönerim,' diyor Ordular Yahvesi.|bu nedenle onlara sojleʔ ordular jahvesi sojle dijor ordular jahvesi dijor kiʔ ʔbana donunʔ ben de size donerimʔʔ dijor ordular jahvesi. Old-Testament-Psalms-115-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrımız göklerdedir. Ne isterse onu yapar.|ama tanrimiz ɡoklerdedir. ne isterse onu japar. Old-Testament-Isaiah-052-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Nöbetçilerin seslerini yükseltiyor. Birlikte ezgi söylüyorlar; çünkü Yahve Siyon'a döndüğünde onlar göz göze görecekler.|nobett͡ʃilerin seslerini jukseltijor. birlikte ezɡi sojlujorlar; t͡ʃunku jahve sijonʔa donduɡunde onlar ɡoz ɡoze ɡoret͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-036-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gittikleri uluslara vardıklarında, kutsal adımı kirlettiler. Çünkü onlar için, ‘Bunlar Yahve'nin halkıdır ve O'nun ülkesini terk ettiler’ dediler.|ɡittikleri uluslara vardiklarindaʔ kutsal adimi kirlettiler. t͡ʃunku onlar it͡ʃinʔ ‘bunlar jahveʔnin halkidir ve oʔnun ulkesini terk ettiler’ dediler. New-Testament-Acts-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyücülükle uğraşanlardan büyük bir çoğu kitaplarını toplayıp getirdiler ve herkesin gözü önünde yaktılar. Bunların değerini hesapladıklarında elli bin gümüş tuttuğunu gördüler.|bujut͡ʃulukle uɡrasanlardan bujuk bir t͡ʃoɡu kitaplarini toplajip ɡetirdiler ve herkesin ɡozu onunde jaktilar. bunlarin deɡerini hesapladiklarinda elli bin ɡumus tuttuɡunu ɡorduler. Old-Testament-Proverbs-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Arıtma potası gümüş içindir, fırın da altın için, ama yürekleri Yahve sınar.|aritma potasi ɡumus it͡ʃindirʔ firin da altin it͡ʃinʔ ama jurekleri jahve sinar. Old-Testament-Jeremiah-044-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar dinlemediler, kulak asmadılar. Başka ilâhlara buhur yakmayı bırakıp kötülüklerinden dönmediler.|ama onlar dinlemedilerʔ kulak asmadilar. baska ilahlara buhur jakmaji birakip kotuluklerinden donmediler. Old-Testament-2-Chronicles-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin İsrael'in düşmanlarına karşı savaştığını duyduklarında, ülkelerin bütün krallıkları üzerine Tanrı korkusu geldi.|jahveʔnin israelʔin dusmanlarina karsi savastiɡini dujduklarindaʔ ulkelerin butun kralliklari uzerine tanri korkusu ɡeldi. Old-Testament-Psalms-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerin bir ucundan çıkar, öbür ucuna dek döner. Sıcaklığından hiçbir şey saklanmaz.|ɡoklerin bir ut͡ʃundan t͡ʃikarʔ obur ut͡ʃuna dek doner. sit͡ʃakliɡindan hit͡ʃbir sej saklanmaz. Old-Testament-Leviticus-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Babanın kardeşinin çıplaklığını açmayacaksın. Onun karısına yaklaşmayacaksın. O senin yengendir.'\"\"\"|\"\"\"ʔbabanin kardesinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin. onun karisina jaklasmajat͡ʃaksin. o senin jenɡendir.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-027-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın danışmanı Ahitofel'di. Kralın dostu Arklı Huşay'dı.|kralin danismani ahitofelʔdi. kralin dostu arkli husajʔdi. New-Testament-1-Thessalonians-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi’nin sözü yalnız Makedonya ve Ahaya’dakilere sizden yayılmakla kalmadı, Tanrı’ya olan imanınız da her yere yayıldı. Artık bizim bir söz söylememize gerek kalmadı.|t͡ʃunku efendi’nin sozu jalniz makedonja ve ahaja’dakilere sizden jajilmakla kalmadiʔ tanri’ja olan imaniniz da her jere jajildi. artik bizim bir soz sojlememize ɡerek kalmadi. Old-Testament-2-Kings-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber Elişa peygamber oğullarından birini çağırdı ve ona, “Kuşağını beline bağla, eline şu yağ şişesini al ve Ramot Gilad’a git” dedi.|pejɡamber elisa pejɡamber oɡullarindan birini t͡ʃaɡirdi ve onaʔ “kusaɡini beline baɡlaʔ eline su jaɡ sisesini al ve ramot ɡilad’a ɡit” dedi. Old-Testament-1-Kings-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Buradan uzaklaş, doğuya dön ve Yarden'in önündeki Kerit Deresi'nin yanında saklan.\"|\"\"\"buradan uzaklasʔ doɡuja don ve jardenʔin onundeki kerit deresiʔnin janinda saklan.\" Old-Testament-Job-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler onun suçunu açığa vuracaktır. Yeryüzü ona karşı ayaklanacaktır.|ɡokler onun sut͡ʃunu at͡ʃiɡa vurat͡ʃaktir. jerjuzu ona karsi ajaklanat͡ʃaktir. Old-Testament-Esther-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın kapısında bulunan bütün kral hizmetkârları eğilir Haman'ın önünde yere kapanırlardı. Çünkü kral onun hakkında böyle buyurmuştu. Ama Mordekay eğilmedi ve yere kapanmadı.|kralin kapisinda bulunan butun kral hizmetkarlari eɡilir hamanʔin onunde jere kapanirlardi. t͡ʃunku kral onun hakkinda bojle bujurmustu. ama mordekaj eɡilmedi ve jere kapanmadi. New-Testament-Philippians-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|aynı düşüncede, sevgide, ruhta ve amaçta birleşip sevincimi tamamlayın.|ajni dusunt͡ʃedeʔ sevɡideʔ ruhta ve amat͡ʃta birlesip sevint͡ʃimi tamamlajin. Old-Testament-Judges-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun sıpaya binen otuz oğlu vardı. Gilad diyarında olup bugüne dek Havvot Yair denilen otuz kentleri vardı.|onun sipaja binen otuz oɡlu vardi. ɡilad dijarinda olup buɡune dek havvot jair denilen otuz kentleri vardi. Old-Testament-Genesis-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; ve gemi suların yüzeyinde yüzmeye başladı.|jerjuzunde sular jukseldiʔ t͡ʃoɡaldikt͡ʃa t͡ʃoɡaldi; ve ɡemi sularin juzejinde juzmeje basladi. Old-Testament-Exodus-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Yahve göğü, yeri, denizi ve içlerindeki her şeyi altı günde yarattı ve yedinci gün dinlendi; bu nedenle Yahve Şabat Günü'nü kutsadı ve onu kutsal kıldı.\"\"\"|\"t͡ʃunku jahve ɡoɡuʔ jeriʔ denizi ve it͡ʃlerindeki her seji alti ɡunde jaratti ve jedint͡ʃi ɡun dinlendi; bu nedenle jahve sabat ɡunuʔnu kutsadi ve onu kutsal kildi.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-004-036|und|SPEAKER_00_Turkish|O, size buyruk vermek için gökten size sesini duyurdu. Yeryüzünde size büyük ateşini gösterdi; ve siz O'nun sözlerini ateşin içinden duydunuz.|oʔ size bujruk vermek it͡ʃin ɡokten size sesini dujurdu. jerjuzunde size bujuk atesini ɡosterdi; ve siz oʔnun sozlerini atesin it͡ʃinden dujdunuz. Old-Testament-Psalms-094-023|und|SPEAKER_00_Turkish|kötülüklerini başlarına döndürdü, kendi kötülükleriyle onları kesip atacaktır. Tanrımız Yahve onları kesip atacaktır.|kotuluklerini baslarina dondurduʔ kendi kotuluklerijle onlari kesip atat͡ʃaktir. tanrimiz jahve onlari kesip atat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yeryüzü için belirlenen tasarı budur. Bu, bütün uluslara uzanan eldir.|butun jerjuzu it͡ʃin belirlenen tasari budur. buʔ butun uluslara uzanan eldir. Old-Testament-Genesis-036-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadat ölünce, onun yerine Masrekalı Samla kral oldu.|hadat olunt͡ʃeʔ onun jerine masrekali samla kral oldu. Old-Testament-Ezekiel-047-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Batı tarafı büyük deniz olacak, güney sınırından Hamat girişinin karşısına kadar. Bu batı tarafıdır.\"\"\"|\"“bati tarafi bujuk deniz olat͡ʃakʔ ɡunej sinirindan hamat ɡirisinin karsisina kadar. bu bati tarafidir.\"\"\" Old-Testament-Ruth-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Seslerini yükseltip yine ağladılar; sonra Orpa kaynanasını öptü, ama Rut onunla kaldı.|seslerini jukseltip jine aɡladilar; sonra orpa kajnanasini optuʔ ama rut onunla kaldi. Old-Testament-Genesis-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yafet'in oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yavan, Tubal, Meşek, Tiras.|jafetʔin oɡullari ɡomerʔ maɡoɡʔ medajʔ javanʔ tubalʔ mesekʔ tiras. Old-Testament-Isaiah-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Yahve bana şöyle dedi: \"\"Güneş ışığındaki berrak sıcaklık gibi, hasat sıcağındaki çiy bulutu gibi durgun olacağım ve konutumdan göreceğim.\"\"\"|\"t͡ʃunku jahve bana sojle dedi \"\"ɡunes isiɡindaki berrak sit͡ʃaklik ɡibiʔ hasat sit͡ʃaɡindaki t͡ʃij bulutu ɡibi durɡun olat͡ʃaɡim ve konutumdan ɡoret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Ruth-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İki geliniyle birlikte bulunduğu yerden çıktı. Yahuda ülkesine dönmek üzere yola koyuldular.|iki ɡelinijle birlikte bulunduɡu jerden t͡ʃikti. jahuda ulkesine donmek uzere jola kojuldular. Old-Testament-Genesis-049-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’ın mezar yeri olarak tarlasıyla birlikte Hititli Efron'dan satın almış olduğu Kenan diyarındaki, Mamre yakınlarında Makpela tarlasındaki mağaraya gömün.|avraham’in mezar jeri olarak tarlasijla birlikte hititli efronʔdan satin almis olduɡu kenan dijarindakiʔ mamre jakinlarinda makpela tarlasindaki maɡaraja ɡomun. Old-Testament-Esther-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın cömertliğine göre, onlara çeşit çeşit altın kaplarda içki verdiler; bol miktarda kraliyet şarabı da vardı.|kralin t͡ʃomertliɡine ɡoreʔ onlara t͡ʃesit t͡ʃesit altin kaplarda it͡ʃki verdiler; bol miktarda kralijet sarabi da vardi. New-Testament-Mark-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şabat geçtiğinde, Magdalalı Mariyam, Yakov’un annesi Mariyam ve Salome, gidip O'na sürmek üzere baharatlar satın aldılar.|sabat ɡet͡ʃtiɡindeʔ maɡdalali marijamʔ jakov’un annesi marijam ve salomeʔ ɡidip oʔna surmek uzere baharatlar satin aldilar. Old-Testament-2-Kings-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, \"\"Adımı Yeruşalem'e koyacağım\"\" demiş olduğu Yahve'nin evinde sunaklar yaptı.\"|\"jahveʔ \"\"adimi jerusalemʔe kojat͡ʃaɡim\"\" demis olduɡu jahveʔnin evinde sunaklar japti.\" Old-Testament-Job-036-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzaktan bilgi edineceğim, ve Yaratıcıma hak vereceğim.|uzaktan bilɡi edinet͡ʃeɡimʔ ve jaratit͡ʃima hak veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Exodus-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe'ye, \"\"Ben, kayınpederin Yetro, karın ve iki oğluyla birlikte sana geldim\"\" dedi.\"|\"moseʔjeʔ \"\"benʔ kajinpederin jetroʔ karin ve iki oɡlujla birlikte sana ɡeldim\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Ferisiler çıkıp gittiler. Yeşua’yı kendi sözüyle nasıl tuzağa düşürebilirler diye öğütleştiler.|sonra ferisiler t͡ʃikip ɡittiler. jesua’ji kendi sozujle nasil tuzaɡa dusurebilirler dije oɡutlestiler. New-Testament-Luke-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Yolda yürürken neden söz ediyordunuz ve neden üzgünsünüz?” dedi.|jesua onlaraʔ “jolda jururken neden soz edijordunuz ve neden uzɡunsunuz?” dedi. Old-Testament-Ezekiel-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi ıssız bırakacağım, çünkü sadakatsizlik ettiler.” diyor Efendi Yahve.|ulkeji issiz birakat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku sadakatsizlik ettiler.” dijor efendi jahve. Old-Testament-Genesis-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, cariyelerinin oğullarına ise hediyeler verdi. Henüz hayatta iken onları oğlu İshak'tan doğuya, doğu ülkesine gönderdi.|avrahamʔ t͡ʃarijelerinin oɡullarina ise hedijeler verdi. henuz hajatta iken onlari oɡlu ishakʔtan doɡujaʔ doɡu ulkesine ɡonderdi. Old-Testament-Isaiah-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşmayı bağla. Öğrencilerim arasında yasayı mühürle.|antlasmaji baɡla. oɡrent͡ʃilerim arasinda jasaji muhurle. Old-Testament-1-Kings-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi işte, Adoniya krallık ediyor; ama sen, efendim kral, bunu bilmiyorsun.|simdi isteʔ adonija krallik edijor; ama senʔ efendim kralʔ bunu bilmijorsun. Old-Testament-Joshua-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin hizmetkârı Moşe ülkeyi araştırmam için beni Kadeş Barnea'dan gönderdiğinde kırk yaşındaydım. Yüreğimde olduğu gibi ona yeniden haber getirdim.|jahveʔnin hizmetkari mose ulkeji arastirmam it͡ʃin beni kades barneaʔdan ɡonderdiɡinde kirk jasindajdim. jureɡimde olduɡu ɡibi ona jeniden haber ɡetirdim. Old-Testament-Judges-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve İsrael'in çocuklarına, “Sizi Mısırlılar'dan ve Amorlular'dan, Ammon'un çocuklarından ve Filistliler'den kurtarmadım mı?|jahve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ “sizi misirlilarʔdan ve amorlularʔdanʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarindan ve filistlilerʔden kurtarmadim mi? Old-Testament-Numbers-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci ayın on dördüncü günü akşam vakti Sina Çölü'nde Pesah'ı tuttular. Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu her şeye göre İsrael'in çocukları öyle yaptı.|birint͡ʃi ajin on dordunt͡ʃu ɡunu aksam vakti sina t͡ʃoluʔnde pesahʔi tuttular. jahveʔnin moseʔje bujurduɡu her seje ɡore israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojle japti. Old-Testament-Psalms-035-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kemiklerim şöyle diyecek: “Senin gibisi var mı, ey Yahve, yoksulu kendisine göre çok güçlü olanın elinden, yoksulu, muhtacı soyguncudan kurtaran?”|butun kemiklerim sojle dijet͡ʃek “senin ɡibisi var miʔ ej jahveʔ joksulu kendisine ɡore t͡ʃok ɡut͡ʃlu olanin elindenʔ joksuluʔ muhtat͡ʃi sojɡunt͡ʃudan kurtaran?” New-Testament-John-009-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Görmeyenler görsün, görenler kör olsun diye yargıçlık etmek üzere bu dünyaya geldim” dedi.|jesuaʔ “ɡormejenler ɡorsunʔ ɡorenler kor olsun dije jarɡit͡ʃlik etmek uzere bu dunjaja ɡeldim” dedi. Old-Testament-2-Kings-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama onlar çok korktular ve, \"\"İşte, iki kral onun önünde duramadı! Öyleyse biz nasıl duracağız?\"\" dediler.\"|\"ama onlar t͡ʃok korktular veʔ \"\"isteʔ iki kral onun onunde duramadi! ojlejse biz nasil durat͡ʃaɡiz?\"\" dediler.\" Old-Testament-Numbers-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Benyamin oymağı: Benyamin'in çocuklarının beyi Gideoni oğlu Avidan olacak.\"|\"\"\"benjamin ojmaɡi benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin beji ɡideoni oɡlu avidan olat͡ʃak.\" New-Testament-Acts-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Damaskus’ta yaşayan bütün Yahudiler tarafından iyi tanınan, Yasa’ya göre inançlı Hananya adında bir adam vardı.|damaskus’ta jasajan butun jahudiler tarafindan iji taninanʔ jasa’ja ɡore inant͡ʃli hananja adinda bir adam vardi. New-Testament-1-Corinthians-015-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak önce ruhsal olan değil, doğal olandır, sonra ruhsal olandır.|ant͡ʃak ont͡ʃe ruhsal olan deɡilʔ doɡal olandirʔ sonra ruhsal olandir. New-Testament-Hebrews-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Biliyorsunuz ki, daha sonra kutsamayı miras almak istediyse de reddedildi. Kutsanmak için gözyaşı döküp yalvardıysa da tövbe zemini bulamadı.|bilijorsunuz kiʔ daha sonra kutsamaji miras almak istedijse de reddedildi. kutsanmak it͡ʃin ɡozjasi dokup jalvardijsa da tovbe zemini bulamadi. Old-Testament-1-Chronicles-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kâhinler ve Levililer, İsrael'in Tanrısı Yahve'nin Sandığı'nı çıkarmak için kendilerini kutsadılar.|bojlet͡ʃe kahinler ve levililerʔ israelʔin tanrisi jahveʔnin sandiɡiʔni t͡ʃikarmak it͡ʃin kendilerini kutsadilar. New-Testament-John-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyler, Yuhanna’nın vaftiz ettiği Yarden'in ötesindeki Beytanya’da oldu.|bu sejlerʔ juhanna’nin vaftiz ettiɡi jardenʔin otesindeki bejtanja’da oldu. Old-Testament-Numbers-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sayılanlar, bir aylık ve üstü olan tüm erkeklerin sayısına göre yedi bin beş yüz kişiydi.|onlardan sajilanlarʔ bir ajlik ve ustu olan tum erkeklerin sajisina ɡore jedi bin bes juz kisijdi. Old-Testament-Isaiah-036-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hamat'ın ve Arpad'ın ilâhları nerede? Sefarvaim'in ilâhları nerede? Samiriye'yi benim elimden kurtardılar mı?|hamatʔin ve arpadʔin ilahlari nerede? sefarvaimʔin ilahlari nerede? samirijeʔji benim elimden kurtardilar mi? Old-Testament-Genesis-041-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi kıtlık kaplayacak, ardından gelen kıtlık nedeniyle ülkede bolluk bilinmeyecektir. Çünkü çok şiddetli olacaktır.|ulkeji kitlik kaplajat͡ʃakʔ ardindan ɡelen kitlik nedenijle ulkede bolluk bilinmejet͡ʃektir. t͡ʃunku t͡ʃok siddetli olat͡ʃaktir. New-Testament-Romans-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yücelik için önceden hazırlayıp merhamet kablarına görkeminin zenginliğini göstermek için bunu yaptıysa, ne diyelim?|jut͡ʃelik it͡ʃin ont͡ʃeden hazirlajip merhamet kablarina ɡorkeminin zenɡinliɡini ɡostermek it͡ʃin bunu japtijsaʔ ne dijelim? Old-Testament-Isaiah-056-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik, O'na hizmet etmek, Yahve'nin adını sevmek, O'nun hizmetkârları olmak için Yahve'ye bağlanan yabancıları, Şabat'ı kirletmemek için onu tutan ve antlaşmama sıkı sıkıya bağlı kalan herkesi,|ustelikʔ oʔna hizmet etmekʔ jahveʔnin adini sevmekʔ oʔnun hizmetkarlari olmak it͡ʃin jahveʔje baɡlanan jabant͡ʃilariʔ sabatʔi kirletmemek it͡ʃin onu tutan ve antlasmama siki sikija baɡli kalan herkesiʔ Old-Testament-Job-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Tanrı'yı gayretle aramak istiyorsan, yakarışını Her Şeye Gücü Yeten'e yap.|eɡer tanriʔji ɡajretle aramak istijorsanʔ jakarisini her seje ɡut͡ʃu jetenʔe jap. Old-Testament-Genesis-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'a yaklaştıklarında, karısı Saray'a, “İşte, senin görünüşü güzel bir kadın olduğunu biliyorum” dedi.|misirʔa jaklastiklarindaʔ karisi sarajʔaʔ “isteʔ senin ɡorunusu ɡuzel bir kadin olduɡunu bilijorum” dedi. New-Testament-Romans-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece ilerledi, gündüz yaklaştı. O halde karanlığın işlerini üzerimizden atalım ve ışığın silahlarını kuşanalım.|ɡet͡ʃe ilerlediʔ ɡunduz jaklasti. o halde karanliɡin islerini uzerimizden atalim ve isiɡin silahlarini kusanalim. Old-Testament-Exodus-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece halk yedinci gün dinlendi.|bojlet͡ʃe halk jedint͡ʃi ɡun dinlendi. New-Testament-Hebrews-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Şalem Kralı, bu Melkisedek yüce Tanrı’nın kâhiniydi. Kralları kıyıma uğratmaktan dönen Avraham’ı karşılamış ve onu kutsamıştı.|t͡ʃunku salem kraliʔ bu melkisedek jut͡ʃe tanri’nin kahinijdi. krallari kijima uɡratmaktan donen avraham’i karsilamis ve onu kutsamisti. Old-Testament-Job-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Uz ülkesinde İyov adında bir adam vardı. Bu adam kusursuz ve doğruydu, Tanrı'dan korkardı ve kötülükten kaçınırdı.|uz ulkesinde ijov adinda bir adam vardi. bu adam kusursuz ve doɡrujduʔ tanriʔdan korkardi ve kotulukten kat͡ʃinirdi. New-Testament-Acts-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar için kura çektiler. Kura Mattiyas’a düştü ve on bir elçiyle sayıldı.|onlar it͡ʃin kura t͡ʃektiler. kura mattijas’a dustu ve on bir elt͡ʃijle sajildi. Old-Testament-2-Samuel-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama David hizmetkârlarının birbiriyle fısıldaştıklarını görünce, David çocuğun öldüğünü anladı; David hizmetkârlarına, “Çocuk öldü mü?” dedi. Onlar, “Öldü” dediler.|ama david hizmetkarlarinin birbirijle fisildastiklarini ɡorunt͡ʃeʔ david t͡ʃot͡ʃuɡun olduɡunu anladi; david hizmetkarlarinaʔ “t͡ʃot͡ʃuk oldu mu?” dedi. onlarʔ “oldu” dediler. New-Testament-1-Peter-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O göğe çıkmıştır ve Tanrı’nın sağındadır. Melekler, yetkiler ve güçler O’na tabi kılınmıştır.|o ɡoɡe t͡ʃikmistir ve tanri’nin saɡindadir. meleklerʔ jetkiler ve ɡut͡ʃler o’na tabi kilinmistir. Old-Testament-Psalms-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, sana sesleniyorum, kayam benim, kulak tıkama sesime, bana karşı sessiz kalırsan, çukura inenler gibi olurum.|ej jahveʔ sana seslenijorumʔ kajam benimʔ kulak tikama sesimeʔ bana karsi sessiz kalirsanʔ t͡ʃukura inenler ɡibi olurum. Old-Testament-Exodus-030-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kutsal kılacaksın, onlar da çok kutsal olacaklar. Onlara dokunan her şey kutsal olacaktır.|onlari kutsal kilat͡ʃaksinʔ onlar da t͡ʃok kutsal olat͡ʃaklar. onlara dokunan her sej kutsal olat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-049-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: 'İşte, Elam'ın yayını, güçlülerinin başını kıracağım.\"|\"\"\"ordular jahvesi sojle dijor ʔisteʔ elamʔin jajiniʔ ɡut͡ʃlulerinin basini kirat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Deuteronomy-029-017|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onların iğrenç şeylerini ve aralarında bulunan ağaçtan, taştan, gümüşten ve altından yapılmış putları gördünüz);|ve onlarin iɡrent͡ʃ sejlerini ve aralarinda bulunan aɡat͡ʃtanʔ tastanʔ ɡumusten ve altindan japilmis putlari ɡordunuz); Old-Testament-Genesis-037-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerinin yanına dönerek, “Artık çocuk yok” dedi. “Ben, nereye gideyim?”|kardeslerinin janina donerekʔ “artik t͡ʃot͡ʃuk jok” dedi. “benʔ nereje ɡidejim?” Old-Testament-Psalms-094-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yah, ne mutlu terbiye ettiğin, yasanı öğrettiğin insana.|ej jahʔ ne mutlu terbije ettiɡinʔ jasani oɡrettiɡin insana. Old-Testament-Ezekiel-016-049|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“İşte, kız kardeşin Sodom'un suçu buydu: Kendisinde ve kızlarında gurur, ekmek çokluğu ve rahatlık bolluğu vardı. Yoksulun ve muhtacın elini de güçlendirmedi.|“‘“isteʔ kiz kardesin sodomʔun sut͡ʃu bujdu kendisinde ve kizlarinda ɡururʔ ekmek t͡ʃokluɡu ve rahatlik bolluɡu vardi. joksulun ve muhtat͡ʃin elini de ɡut͡ʃlendirmedi. Old-Testament-Psalms-033-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Her birinin yüreğine biçim veren, onların bütün işlerini tartan O’dur.|her birinin jureɡine bit͡ʃim verenʔ onlarin butun islerini tartan o’dur. Old-Testament-Leviticus-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer biri satın aldığı ve kendi mülkü olmayan bir tarlayı Yahve'ye adarsa,\"|\"\"\"ʔeɡer biri satin aldiɡi ve kendi mulku olmajan bir tarlaji jahveʔje adarsaʔ\" Old-Testament-Exodus-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyücüler de büyüleriyle aynı şeyi yaptılar ve Mısır diyarı üzerine kurbağaları getirdiler.|bujut͡ʃuler de bujulerijle ajni seji japtilar ve misir dijari uzerine kurbaɡalari ɡetirdiler. Old-Testament-Psalms-089-032|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman günahlarını değnekle, kötülüklerini sopayla cezalandıracağım.|o zaman ɡunahlarini deɡnekleʔ kotuluklerini sopajla t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-038-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Sidkiya, “İşte, o sizin elinizde; çünkü kral size karşı koyamaz” dedi.|kral sidkijaʔ “isteʔ o sizin elinizde; t͡ʃunku kral size karsi kojamaz” dedi. Old-Testament-1-Samuel-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah erkenden kalkıp Yahve'ye tapındılar, sonra dönüp Rama’daki evlerine geldiler. Elkana karısı Hanna’yı bildi; Yahve kadını hatırladı.|sabah erkenden kalkip jahveʔje tapindilarʔ sonra donup rama’daki evlerine ɡeldiler. elkana karisi hanna’ji bildi; jahve kadini hatirladi. Old-Testament-Ezekiel-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Üstelik bana doğurduğun oğullarını ve kızlarını da aldın, yensinler diye bunları onlara kurban ettin. Fahişeliğin az bir şey mi ki,\"|\"\"\"\"\"ʔustelik bana doɡurduɡun oɡullarini ve kizlarini da aldinʔ jensinler dije bunlari onlara kurban ettin. fahiseliɡin az bir sej mi kiʔ\" Old-Testament-1-Chronicles-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Hadadezer'in hizmetkârlarının üzerindeki altın kalkanları alıp Yeruşalem'e getirdi.|davidʔ hadadezerʔin hizmetkarlarinin uzerindeki altin kalkanlari alip jerusalemʔe ɡetirdi. Old-Testament-1-Kings-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Solomon'a söz verdiği gibi bilgelik verdi. Hiram ile Solomon arasında barış vardı ve ikisi birlikte bir antlaşma yaptılar.|jahveʔ solomonʔa soz verdiɡi ɡibi bilɡelik verdi. hiram ile solomon arasinda baris vardi ve ikisi birlikte bir antlasma japtilar. Old-Testament-2-Chronicles-029-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece boğaları kestiler ve kâhinler kanı alıp sunağın üzerine serptiler. Koçları kesip kanını sunağın üzerine serptiler. Kuzuları da kesip kanını sunağın üzerine serptiler.|bojlet͡ʃe boɡalari kestiler ve kahinler kani alip sunaɡin uzerine serptiler. kot͡ʃlari kesip kanini sunaɡin uzerine serptiler. kuzulari da kesip kanini sunaɡin uzerine serptiler. Old-Testament-Psalms-125-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötülüğün asası doğruların payında kalmayacak, öyle ki, doğrular ellerini kötülük yapmak için kullanmasınlar.|t͡ʃunku kotuluɡun asasi doɡrularin pajinda kalmajat͡ʃakʔ ojle kiʔ doɡrular ellerini kotuluk japmak it͡ʃin kullanmasinlar. Old-Testament-Ezekiel-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve şöyle de, ‘Ey İsrael dağları, Efendi Yahve'nin sözünü dinleyin! Efendi Yahve dağlara, tepelere, su yollarına ve vadilere şöyle diyor: “İşte, ben, evet ben üzerinize kılıç getireceğim ve yüksek yerlerinizi yok edeceğim.|ve sojle deʔ ‘ej israel daɡlariʔ efendi jahveʔnin sozunu dinlejin! efendi jahve daɡlaraʔ tepelereʔ su jollarina ve vadilere sojle dijor “isteʔ benʔ evet ben uzerinize kilit͡ʃ ɡetiret͡ʃeɡim ve juksek jerlerinizi jok edet͡ʃeɡim. New-Testament-Acts-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sezariye’den bazı öğrenciler de bizimle birlikte geldiler. Bizi, evinde konuk edileceğimiz eski öğrencilerden birine, Kıbrıslı Minason’a götürdüler.|sezarije’den bazi oɡrent͡ʃiler de bizimle birlikte ɡeldiler. biziʔ evinde konuk edilet͡ʃeɡimiz eski oɡrent͡ʃilerden birineʔ kibrisli minason’a ɡoturduler. Old-Testament-Proverbs-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan ağzının meyvesiyle iyiliğe doyar. Ellerinin işine göre insan ödüllendirilir.|insan aɡzinin mejvesijle ijiliɡe dojar. ellerinin isine ɡore insan odullendirilir. Old-Testament-Isaiah-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, diyarı ıssız bırakmak ve günahkarlarını ondan yok etmek için, Yahve'nin Günü acımasız, gazap ve kızgın öfkeyle geliyor.|isteʔ dijari issiz birakmak ve ɡunahkarlarini ondan jok etmek it͡ʃinʔ jahveʔnin ɡunu at͡ʃimasizʔ ɡazap ve kizɡin ofkejle ɡelijor. New-Testament-Luke-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi halimi gördü, insanlar arasındaki utancımı kaldırmak için bana böyle yaptı” dedi.|“efendi halimi ɡorduʔ insanlar arasindaki utant͡ʃimi kaldirmak it͡ʃin bana bojle japti” dedi. Old-Testament-Jeremiah-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney kentleri kapandı, ve onları açacak kimse yok. Bütün Yahuda sürüldü. Tamamen sürüldüler.|ɡunej kentleri kapandiʔ ve onlari at͡ʃat͡ʃak kimse jok. butun jahuda suruldu. tamamen surulduler. Old-Testament-Job-009-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Değneğini benden çeksin. O'nun dehşeti beni korkutmasın;|deɡneɡini benden t͡ʃeksin. oʔnun dehseti beni korkutmasin; Old-Testament-Ezra-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü onların kızlarını kendilerine ve oğullarına aldılar, öyle ki kutsal soy, ülkelerin halklarıyla karıştı. Evet, önderlerin ve beylerin eli bu suçta başı çekiyordu.”\"|\"\"\"t͡ʃunku onlarin kizlarini kendilerine ve oɡullarina aldilarʔ ojle ki kutsal sojʔ ulkelerin halklarijla karisti. evetʔ onderlerin ve bejlerin eli bu sut͡ʃta basi t͡ʃekijordu.”\" Old-Testament-Numbers-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve'nin buyurduğu yasanın kuralı budur. İsrael'in çocuklarına, sana lekesiz, hiçbir kusuru olmayan ve boyunduruk takılmamış kırmızı bir düve getirmelerini söyle.\"|\"\"\"jahveʔnin bujurduɡu jasanin kurali budur. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ sana lekesizʔ hit͡ʃbir kusuru olmajan ve bojunduruk takilmamis kirmizi bir duve ɡetirmelerini sojle.\" Old-Testament-1-Chronicles-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Merari oğullarının başı Asaya ve kardeşleri iki yüz yirmi kişi;|merari oɡullarinin basi asaja ve kardesleri iki juz jirmi kisi; Old-Testament-Exodus-039-041|und|SPEAKER_00_Turkish|kutsal yerin hizmeti için özenle dokunmuş giysileri, Kâhin Aron'un kutsal giysilerini ve kâhinlik makamında hizmet edecek oğullarının giysilerini Moşe'ye getirdiler.|kutsal jerin hizmeti it͡ʃin ozenle dokunmus ɡijsileriʔ kahin aronʔun kutsal ɡijsilerini ve kahinlik makaminda hizmet edet͡ʃek oɡullarinin ɡijsilerini moseʔje ɡetirdiler. Old-Testament-Proverbs-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüm ve yaşam dilin gücündedir, onu sevenler onun ürününü yiyecekler.|olum ve jasam dilin ɡut͡ʃundedirʔ onu sevenler onun urununu jijet͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, ey insanoğlu, kendi yüreklerinden peygamberlik eden halkının kızlarına karşı yüzünü çevir; onlara karşı peygamberlik et,|senʔ ej insanoɡluʔ kendi jureklerinden pejɡamberlik eden halkinin kizlarina karsi juzunu t͡ʃevir; onlara karsi pejɡamberlik etʔ New-Testament-Luke-019-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni de çocuklarını de yere çalacaklar. Sende taş üstünde taş bırakmayacaklar. Çünkü kendi ziyaret vaktini bilmedin.”|seni de t͡ʃot͡ʃuklarini de jere t͡ʃalat͡ʃaklar. sende tas ustunde tas birakmajat͡ʃaklar. t͡ʃunku kendi zijaret vaktini bilmedin.” Old-Testament-Isaiah-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Diyarını yok ettiğin için gömülmede onlarla birleşmeyeceksin. Kendi halkını öldürdün. Kötülük yapanların soyu sonsuza dek anılmayacaktır.|dijarini jok ettiɡin it͡ʃin ɡomulmede onlarla birlesmejet͡ʃeksin. kendi halkini oldurdun. kotuluk japanlarin soju sonsuza dek anilmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Kral Yehoyakim, Akbor oğlu Elnatan'ı ve onunla birlikte bazı adamları Mısır'a gönderdi.|bunun uzerine kral jehojakimʔ akbor oɡlu elnatanʔi ve onunla birlikte bazi adamlari misirʔa ɡonderdi. New-Testament-John-005-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama benim almış olduğum tanıklık insandan değil. Ancak bunları siz kurtulasınız diye söylüyorum.|ama benim almis olduɡum taniklik insandan deɡil. ant͡ʃak bunlari siz kurtulasiniz dije sojlujorum. Old-Testament-Job-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü aylarının sayısı kesilince, kendisinden sonra evi için ne kaygısı olur?\"\"\"|\"t͡ʃunku ajlarinin sajisi kesilint͡ʃeʔ kendisinden sonra evi it͡ʃin ne kajɡisi olur?\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bana her şey serbest,” ama her şey yararlı değildir. “Bana her şey serbest,” ama her şey bina edici değildir.|“bana her sej serbestʔ” ama her sej jararli deɡildir. “bana her sej serbestʔ” ama her sej bina edit͡ʃi deɡildir. Old-Testament-2-Samuel-017-029|und|SPEAKER_00_Turkish|bal, tereyağı, koyunlar ve inek peyniri getirdiler. Çünkü halk çölde aç, yorgun ve susuz dediler.|balʔ terejaɡiʔ kojunlar ve inek pejniri ɡetirdiler. t͡ʃunku halk t͡ʃolde at͡ʃʔ jorɡun ve susuz dediler. Old-Testament-2-Samuel-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Yoav'a, \"\"İşte, bu şeyi kabul ettim. Bunun için git ve genç Avşalom'u geri getir.\"\" dedi.\"|\"kral joavʔaʔ \"\"isteʔ bu seji kabul ettim. bunun it͡ʃin ɡit ve ɡent͡ʃ avsalomʔu ɡeri ɡetir.\"\" dedi.\" Old-Testament-Daniel-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kralın komutanı Aryok'a, \"\"Kraldan bu ferman neden bu kadar acil?\"\" diye karşılık verdi. Sonra Aryok durumu Daniel'e bildirdi.\"|\"kralin komutani arjokʔaʔ \"\"kraldan bu ferman neden bu kadar at͡ʃil?\"\" dije karsilik verdi. sonra arjok durumu danielʔe bildirdi.\" Old-Testament-Psalms-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük yapanlar topluluğundan nefret ederim, kötülerle birlikte oturmam.|kotuluk japanlar topluluɡundan nefret ederimʔ kotulerle birlikte oturmam. Old-Testament-Joshua-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda boylarını yakınına getirdi ve Zerahoğulları boyunu seçti. Zerahoğulları'nın ailelerini teker teker yaklaştırdı ve Zavdi seçildi.|jahuda bojlarini jakinina ɡetirdi ve zerahoɡullari bojunu set͡ʃti. zerahoɡullariʔnin ailelerini teker teker jaklastirdi ve zavdi set͡ʃildi. Old-Testament-Job-038-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Buz kimin rahminden çıktı? Gökyüzünün gri kırağısını kim doğurdu?|buz kimin rahminden t͡ʃikti? ɡokjuzunun ɡri kiraɡisini kim doɡurdu? Old-Testament-1-Kings-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve Yahuda'dan gelen Tanrı adamına haykırıp dedi: \"\"Yahve diyor ki, 'Mademki, Yahve'nin sözüne itaatsizlik ettin ve Tanrın Yahve'nin sana buyurduğu buyruğu tutmadın,\"|\"ve jahudaʔdan ɡelen tanri adamina hajkirip dedi \"\"jahve dijor kiʔ ʔmademkiʔ jahveʔnin sozune itaatsizlik ettin ve tanrin jahveʔnin sana bujurduɡu bujruɡu tutmadinʔ\" New-Testament-Matthew-020-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Efendimiz, gözlerimiz açılsın” dediler.|o’naʔ “efendimizʔ ɡozlerimiz at͡ʃilsin” dediler. New-Testament-John-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri O’na, “Bak, şimdi açıkça konuşuyorsun, hiç benzetmeler kullanmıyorsun” dediler.|oɡrent͡ʃileri o’naʔ “bakʔ simdi at͡ʃikt͡ʃa konusujorsunʔ hit͡ʃ benzetmeler kullanmijorsun” dediler. Old-Testament-Ezekiel-040-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kapının eyvanını ölçtü, sekiz arşındı; ve söveleri iki arşındı; ve kapının eyvanı eve doğruydu.|o zaman kapinin ejvanini olt͡ʃtuʔ sekiz arsindi; ve soveleri iki arsindi; ve kapinin ejvani eve doɡrujdu. Old-Testament-Genesis-032-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov kardeşi Esav'a, Seir ülkesine, Edom bölgesine, önünden ulaklar gönderdi.|jakov kardesi esavʔaʔ seir ulkesineʔ edom bolɡesineʔ onunden ulaklar ɡonderdi. Old-Testament-Jeremiah-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor, “Kılıçtan sağ kurtulan halk, İsrael, ben onu dinlendirmeye gittiğimde, çölde lütuf buldu.”|jahve sojle dijorʔ “kilit͡ʃtan saɡ kurtulan halkʔ israelʔ ben onu dinlendirmeje ɡittiɡimdeʔ t͡ʃolde lutuf buldu.” New-Testament-Hebrews-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|bu kadar büyük bir kurtuluşu umursamazsak nasıl kurtulabiliriz? O kurtuluş başlangıçta Efendi aracılığıyla söylendi, işitenler tarafından bize doğrulandı.|bu kadar bujuk bir kurtulusu umursamazsak nasil kurtulabiliriz? o kurtulus baslanɡit͡ʃta efendi arat͡ʃiliɡijla sojlendiʔ isitenler tarafindan bize doɡrulandi. Old-Testament-2-Chronicles-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bana bol miktarda kereste hazırlayacaklar; çünkü yapmak üzere olduğum ev büyük ve şaşılacak olacak.|ve bana bol miktarda kereste hazirlajat͡ʃaklar; t͡ʃunku japmak uzere olduɡum ev bujuk ve sasilat͡ʃak olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|böyle olacak, o ülkenin ekmeğinden yediğinizde, Yahve'ye sallamalık sunu sunacaksınız.|bojle olat͡ʃakʔ o ulkenin ekmeɡinden jediɡinizdeʔ jahveʔje sallamalik sunu sunat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Isaiah-030-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Toprağı ekeceğin tohumun için yağmuru verecek; ve toprağın ürünü ekmeğin zengin ve bol olacak. O gün hayvanların geniş otlaklarda otlayacak.|topraɡi eket͡ʃeɡin tohumun it͡ʃin jaɡmuru veret͡ʃek; ve topraɡin urunu ekmeɡin zenɡin ve bol olat͡ʃak. o ɡun hajvanlarin ɡenis otlaklarda otlajat͡ʃak. Old-Testament-Malachi-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi kibirlilere mutlu diyoruz; evet, kötülük işleyenler gelişiyor; evet, Tanrı'yı deniyorlar ve kaçıyorlar.' dediniz.|simdi kibirlilere mutlu dijoruz; evetʔ kotuluk islejenler ɡelisijor; evetʔ tanriʔji denijorlar ve kat͡ʃijorlar.ʔ dediniz. Old-Testament-Numbers-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"İsyan çocuklarına karşı bir işaret olarak saklanmak üzere Aron'un değneğini yine Levha'nın önüne koy; ta ki, bana karşı söylenmelerine bir son ver ki, ölmesinler.”\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"isjan t͡ʃot͡ʃuklarina karsi bir isaret olarak saklanmak uzere aronʔun deɡneɡini jine levhaʔnin onune koj; ta kiʔ bana karsi sojlenmelerine bir son ver kiʔ olmesinler.”\" Old-Testament-1-Kings-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Direkler salonunu yaptı. Uzunluğu elli arşın ve genişliği otuz arşındı, önlerinde bir eyvan, direkler ve önlerinde bir eşik vardı.|direkler salonunu japti. uzunluɡu elli arsin ve ɡenisliɡi otuz arsindiʔ onlerinde bir ejvanʔ direkler ve onlerinde bir esik vardi. Old-Testament-2-Kings-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehu kapıdan içeri girdiğinde, “Efendisini öldüren Zimri, barış için mi geldin?” dedi.|jehu kapidan it͡ʃeri ɡirdiɡindeʔ “efendisini olduren zimriʔ baris it͡ʃin mi ɡeldin?” dedi. New-Testament-Ephesians-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Efendimiz Yeşua Mesih’in Tanrısı ve Yüce Babası, kendisini tanımada size bilgelik ve vahiy ruhu versin.|ojle kiʔ efendimiz jesua mesih’in tanrisi ve jut͡ʃe babasiʔ kendisini tanimada size bilɡelik ve vahij ruhu versin. Old-Testament-1-Samuel-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer sana kötülük yapmak babamı hoşnut eder de bunu sana açmazsam ve seni esenlik içinde göndermezsem, Yahve Yonatan'a öyle, hatta daha da fazlasını yapsın. Yahve babamla olduğu gibi seninle de olsun.\"|\"\"\"eɡer sana kotuluk japmak babami hosnut eder de bunu sana at͡ʃmazsam ve seni esenlik it͡ʃinde ɡondermezsemʔ jahve jonatanʔa ojleʔ hatta daha da fazlasini japsin. jahve babamla olduɡu ɡibi seninle de olsun.\" New-Testament-Mark-014-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyanık kalıp dua edin ki, ayartıya düşmeyesiniz. Gerçi ruh isteklidir, ama beden zayıftır.”|ujanik kalip dua edin kiʔ ajartija dusmejesiniz. ɡert͡ʃi ruh isteklidirʔ ama beden zajiftir.” New-Testament-John-006-050|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ondan yiyenler ölmesin diye gökten inmiş olan yaşam ekmeği budur.|isteʔ ondan jijenler olmesin dije ɡokten inmis olan jasam ekmeɡi budur. New-Testament-2-Peter-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizim için peygamberlik sözü daha da kesinleşmiş oldu. Gün ağarıncaya ve sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde parlayan bir kandile benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz.|bizim it͡ʃin pejɡamberlik sozu daha da kesinlesmis oldu. ɡun aɡarint͡ʃaja ve sabah jildizi jureklerinizde doɡunt͡ʃaja dekʔ karanlik jerde parlajan bir kandile benzejen bu sozlere kulak verirsenizʔ iji edersiniz. Old-Testament-Exodus-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron yılda bir kez onun boynuzları üzerinde kefaret edecek; yılda bir kez günah kefareti sunusunun kanı ile kuşaklarınız boyunca kefaret edecektir. Yahve için çok kutsaldır.”|aron jilda bir kez onun bojnuzlari uzerinde kefaret edet͡ʃek; jilda bir kez ɡunah kefareti sunusunun kani ile kusaklariniz bojunt͡ʃa kefaret edet͡ʃektir. jahve it͡ʃin t͡ʃok kutsaldir.” Old-Testament-1-Samuel-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael ülkesinin hiçbir yerinde demirci bulunmazdı. Çünkü Filistliler, \"\"İbraniler kendilerine kılıç ya da mızrak yapmasınlar\"\" diyorlardı.\"|\"israel ulkesinin hit͡ʃbir jerinde demirt͡ʃi bulunmazdi. t͡ʃunku filistlilerʔ \"\"ibraniler kendilerine kilit͡ʃ ja da mizrak japmasinlar\"\" dijorlardi.\" Old-Testament-Judges-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Manoah Yahve'ye yalvarıp şöyle dedi: “Ey Efendim, lütfen gönderdiğin Tanrı adamı bize yine gelsin ve doğacak çocuğa ne yapmamız gerektiğini bize öğretsin.”|bunun uzerine manoah jahveʔje jalvarip sojle dedi “ej efendimʔ lutfen ɡonderdiɡin tanri adami bize jine ɡelsin ve doɡat͡ʃak t͡ʃot͡ʃuɡa ne japmamiz ɡerektiɡini bize oɡretsin.” New-Testament-Matthew-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle yanıt verdi: “Akşam olunca, ‘Gökyüzü kızıl olduğu için hava güzel olacak’ dersiniz.|jesua onlara sojle janit verdi “aksam olunt͡ʃaʔ ‘ɡokjuzu kizil olduɡu it͡ʃin hava ɡuzel olat͡ʃak’ dersiniz. Old-Testament-Proverbs-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir insanın yolları Yahve'yi hoşnut ettiğinde, düşmanlarını bile onunla barıştırır.|bir insanin jollari jahveʔji hosnut ettiɡindeʔ dusmanlarini bile onunla baristirir. New-Testament-Acts-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu tutuklattıktan sonra hapse attı. Pesah Bayramı’ndan sonra onu halkın önüne çıkarmak niyetindeydi. Onu gözetlemek üzere dörder kişilik dört takım askere teslim etti.|onu tutuklattiktan sonra hapse atti. pesah bajrami’ndan sonra onu halkin onune t͡ʃikarmak nijetindejdi. onu ɡozetlemek uzere dorder kisilik dort takim askere teslim etti. Old-Testament-Genesis-050-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’in bütün ev halkı, kardeşleri ve babasının ev halkı onunla birlikte çıktılar. Goşen diyarında yalnızca çocuklarını, sürülerini ve sığırlarını geride bıraktılar.|josef’in butun ev halkiʔ kardesleri ve babasinin ev halki onunla birlikte t͡ʃiktilar. ɡosen dijarinda jalnizt͡ʃa t͡ʃot͡ʃuklariniʔ surulerini ve siɡirlarini ɡeride biraktilar. Old-Testament-Psalms-038-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızlığım yüzünden, yaralarım iğrenç ve irinlidir.|akilsizliɡim juzundenʔ jaralarim iɡrent͡ʃ ve irinlidir. Old-Testament-Ezekiel-041-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıların her birinin iki kanadı, iki dönen kanadı vardı: Bir kapı için iki, öbür kapı için iki kanat.|kapilarin her birinin iki kanadiʔ iki donen kanadi vardi bir kapi it͡ʃin ikiʔ obur kapi it͡ʃin iki kanat. Old-Testament-Amos-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlüyü ansızın yıkar, ki kalenin üzerine yıkım gelir.|ɡut͡ʃluju ansizin jikarʔ ki kalenin uzerine jikim ɡelir. Old-Testament-Hosea-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri arasında verimli olsa bile, doğu rüzgârı gelecek, Yahve'nin soluğu çölden yükselecek; onun kaynağı kesilecek, ve pınarı kuruyacak. Hazine ambarını yağmalayacak.|kardesleri arasinda verimli olsa bileʔ doɡu ruzɡari ɡelet͡ʃekʔ jahveʔnin soluɡu t͡ʃolden jukselet͡ʃek; onun kajnaɡi kesilet͡ʃekʔ ve pinari kurujat͡ʃak. hazine ambarini jaɡmalajat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-040-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yahve bunu getirdi ve söylediği gibi yaptı. Çünkü Yahve'ye karşı günah işlediniz ve O'nun sözüne itaat etmediniz, bu yüzden bu şey başınıza geldi.|ve jahve bunu ɡetirdi ve sojlediɡi ɡibi japti. t͡ʃunku jahveʔje karsi ɡunah islediniz ve oʔnun sozune itaat etmedinizʔ bu juzden bu sej basiniza ɡeldi. Old-Testament-Nahum-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin üzerine iğrenç pislikler atacağım, seni aşağılık yapacağım ve seni seyirlik edeceğim.|senin uzerine iɡrent͡ʃ pislikler atat͡ʃaɡimʔ seni asaɡilik japat͡ʃaɡim ve seni sejirlik edet͡ʃeɡim. New-Testament-Luke-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Büyük oğlu tarladaydı. Eve yaklaştığında, müzik ve oyun sesleri duydu.|“bujuk oɡlu tarladajdi. eve jaklastiɡindaʔ muzik ve ojun sesleri dujdu. New-Testament-Romans-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onda, Tanrı'nın doğruluğu imandan imana açığa çıkmıştır. Yazılmış olduğu gibi, “Doğru kişi imanla yaşayacaktır.”|t͡ʃunku ondaʔ tanriʔnin doɡruluɡu imandan imana at͡ʃiɡa t͡ʃikmistir. jazilmis olduɡu ɡibiʔ “doɡru kisi imanla jasajat͡ʃaktir.” Old-Testament-Psalms-040-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzıma yeni bir ezgi, Tanrımız’a bir övgü ilahisi koydu. Birçokları bunu görüp korkacak, ve Yahve’ye güvenecekler.|aɡzima jeni bir ezɡiʔ tanrimiz’a bir ovɡu ilahisi kojdu. birt͡ʃoklari bunu ɡorup korkat͡ʃakʔ ve jahve’je ɡuvenet͡ʃekler. Old-Testament-Proverbs-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o kişi, göçüp giden ruhların orada olduğunu bilmez, kadının konukları Şeol'ün derinliklerindedir.|ama o kisiʔ ɡot͡ʃup ɡiden ruhlarin orada olduɡunu bilmezʔ kadinin konuklari seolʔun derinliklerindedir. Old-Testament-Ezekiel-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslanlar arasında yukarı aşağı dolaştı. Genç bir aslan oldu. Avını yakalamayı öğrendi. İnsanları yedi.|aslanlar arasinda jukari asaɡi dolasti. ɡent͡ʃ bir aslan oldu. avini jakalamaji oɡrendi. insanlari jedi. Old-Testament-1-Kings-022-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası Asa'nın bütün yollarında yürüdü. Ondan sapmadı, Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı. Ancak yüksek yerler kaldırılmamıştı. Halk hâlâ kurban kesip yüksek yerlerde buhur yakıyordu.|babasi asaʔnin butun jollarinda jurudu. ondan sapmadiʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti. ant͡ʃak juksek jerler kaldirilmamisti. halk hala kurban kesip juksek jerlerde buhur jakijordu. Old-Testament-1-Chronicles-011-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliel, Oved ve Metsobalı Yaasiel.|elielʔ oved ve metsobali jaasiel. New-Testament-Matthew-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalkıp öğrencileriyle birlikte onun ardından gitti.|jesua kalkip oɡrent͡ʃilerijle birlikte onun ardindan ɡitti. Old-Testament-Leviticus-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin onun için anılma olarak, ezilmiş tahılla yağının bir kısmını ve bütün günnüğüyle birlikte yakacak. Bu, Yahve'ye ateşle yapılan bir sunudur.'\"\"\"|\"kahin onun it͡ʃin anilma olarakʔ ezilmis tahilla jaɡinin bir kismini ve butun ɡunnuɡujle birlikte jakat͡ʃak. buʔ jahveʔje atesle japilan bir sunudur.ʔ\"\"\" New-Testament-James-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insanın öfkesi Tanrı’nın doğruluğunu üretmez.|t͡ʃunku insanin ofkesi tanri’nin doɡruluɡunu uretmez. Old-Testament-Genesis-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi oğlum, sana vereceğim buyruğu iyi dinle.|simdi oɡlumʔ sana veret͡ʃeɡim bujruɡu iji dinle. Old-Testament-Exodus-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun batıya bakan uzak tarafı için altı çerçeve yapacaksın.|konutun batija bakan uzak tarafi it͡ʃin alti t͡ʃert͡ʃeve japat͡ʃaksin. Old-Testament-Genesis-038-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra elinde kırmızı iplik olan kardeşi doğdu ve ona Zerah adı konuldu.|sonra elinde kirmizi iplik olan kardesi doɡdu ve ona zerah adi konuldu. Old-Testament-Exodus-012-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında garip olarak yaşayan bir yabancı Yahve'ye Pesah tutmak isterse, onun bütün erkekleri sünnet edilsinler, ondan sonra yaklaşıp onu tutsun. O ülkede doğmuş biri gibi olacak, ancak sünnetsiz hiç kimse ondan yemeyecektir.|janinda ɡarip olarak jasajan bir jabant͡ʃi jahveʔje pesah tutmak isterseʔ onun butun erkekleri sunnet edilsinlerʔ ondan sonra jaklasip onu tutsun. o ulkede doɡmus biri ɡibi olat͡ʃakʔ ant͡ʃak sunnetsiz hit͡ʃ kimse ondan jemejet͡ʃektir. Old-Testament-Leviticus-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Toprak ürününü verecek, siz de doyana kadar yiyeceksiniz ve orada güvenlik içinde oturacaksınız.|toprak urununu veret͡ʃekʔ siz de dojana kadar jijet͡ʃeksiniz ve orada ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Genesis-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Lut kendisine Yarden Ovası'nı seçti. Lut doğuya gitti ve birbirlerinden ayrıldılar.|bojlet͡ʃe lut kendisine jarden ovasiʔni set͡ʃti. lut doɡuja ɡitti ve birbirlerinden ajrildilar. Old-Testament-Deuteronomy-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yedi yılın sonunda borçları sileceksin.|her jedi jilin sonunda bort͡ʃlari silet͡ʃeksin. Old-Testament-Ruth-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskiden İsrael’de satın alma ve takas etme konusunda, her şeyi doğrulamak için uygulanan gelenek şuydu: Bir adam çarığını çıkarıp komşusuna verirdi; İsrael’de işlemleri resmileştirmenin yolu buydu.|eskiden israel’de satin alma ve takas etme konusundaʔ her seji doɡrulamak it͡ʃin ujɡulanan ɡelenek sujdu bir adam t͡ʃariɡini t͡ʃikarip komsusuna verirdi; israel’de islemleri resmilestirmenin jolu bujdu. Old-Testament-Leviticus-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi Old-Testament-Genesis-050-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef İsraelliler'den, “Tanrı mutlaka sizi ziyaret edecektir, kemiklerimi buradan çıkaracaksınız” diye ant içirdi.|josef israellilerʔdenʔ “tanri mutlaka sizi zijaret edet͡ʃektirʔ kemiklerimi buradan t͡ʃikarat͡ʃaksiniz” dije ant it͡ʃirdi. Old-Testament-Job-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Katil ışıkla birlikte kalkar. Yoksulu ve muhtacı öldürür. Geceleyin hırsız gibidir.|katil isikla birlikte kalkar. joksulu ve muhtat͡ʃi oldurur. ɡet͡ʃelejin hirsiz ɡibidir. New-Testament-1-Corinthians-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Müjde’yi başkalarına duyurduktan sonra kendim yetersiz sayılmayayım diye bedenime eziyet edip onu boyun eğdiriyorum.|ama muʒde’ji baskalarina dujurduktan sonra kendim jetersiz sajilmajajim dije bedenime ezijet edip onu bojun eɡdirijorum. Old-Testament-Judges-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan'ın çocukları yollarına gittiler; Mika onların kendisi için çok güçlü olduklarını görünce dönüp evine gitti.|danʔin t͡ʃot͡ʃuklari jollarina ɡittiler; mika onlarin kendisi it͡ʃin t͡ʃok ɡut͡ʃlu olduklarini ɡorunt͡ʃe donup evine ɡitti. Old-Testament-Job-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dostlarını yağma için ihbar edenin çocuklarının gözleri bile söner.\"\"\"|\"dostlarini jaɡma it͡ʃin ihbar edenin t͡ʃot͡ʃuklarinin ɡozleri bile soner.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen ve ev halkın, onu yıldan yıla Tanrın Yahve'nin önünde, Yahve'nin seçeceği yerde yiyeceksiniz.|sen ve ev halkinʔ onu jildan jila tanrin jahveʔnin onundeʔ jahveʔnin set͡ʃet͡ʃeɡi jerde jijet͡ʃeksiniz. New-Testament-Mark-014-067|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus’un ısındığını görünce ona bakıp, “Sen de Nasıralı Yeşua’yla birlikteydin!” dedi.|petrus’un isindiɡini ɡorunt͡ʃe ona bakipʔ “sen de nasirali jesua’jla birliktejdin!” dedi. New-Testament-1-Peter-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonuç olarak, hepiniz aynı düşüncede olun. Birbirinize karşı şefkatli, kardeşsever, yufka yürekli, nazik olun.|sonut͡ʃ olarakʔ hepiniz ajni dusunt͡ʃede olun. birbirinize karsi sefkatliʔ kardesseverʔ jufka jurekliʔ nazik olun. Old-Testament-Numbers-014-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar dağın tepesine çıkmakla hadlerini aştılar. Buna rağmen Yahve'nin Antlaşma Sandığı ve Moşe ordugâhtan ayrılmadı.|ama onlar daɡin tepesine t͡ʃikmakla hadlerini astilar. buna raɡmen jahveʔnin antlasma sandiɡi ve mose orduɡahtan ajrilmadi. Old-Testament-Job-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisine yedi oğul ve üç kız doğdu.|kendisine jedi oɡul ve ut͡ʃ kiz doɡdu. New-Testament-Acts-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün adayı geçerek Pafos’a kadar geldiler. Orada Yahudi olan Bar Yeşua adında birini buldular. Bu adam büyücü ve sahte bir peygamberdi.|butun adaji ɡet͡ʃerek pafos’a kadar ɡeldiler. orada jahudi olan bar jesua adinda birini buldular. bu adam bujut͡ʃu ve sahte bir pejɡamberdi. Old-Testament-Leviticus-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk ürünleri sunu olarak Yahve'ye sunacaksınız, ama sunakta hoş koku olarak yükselmeyecekler.|ilk urunleri sunu olarak jahveʔje sunat͡ʃaksinizʔ ama sunakta hos koku olarak jukselmejet͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Yahve'nin buyurduğu gibi yaptı. Bütün topluluğun gözü önünde Hor Dağı'na çıktılar.|mose jahveʔnin bujurduɡu ɡibi japti. butun topluluɡun ɡozu onunde hor daɡiʔna t͡ʃiktilar. New-Testament-1-Corinthians-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bana her şey serbest”, ama her şey yararlı değildir. “Bana her şey serbest”, ama ben hiçbir şeyin hakimiyeti altına girmeyeceğim.|“bana her sej serbest”ʔ ama her sej jararli deɡildir. “bana her sej serbest”ʔ ama ben hit͡ʃbir sejin hakimijeti altina ɡirmejet͡ʃeɡim. New-Testament-Ephesians-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şunu kesin olarak bilin ki, cinsel ahlaksızlık yapanın, kirli olanın, açgözlü (putperest) olan hiç kimsenin, Mesih’in ve Tanrı’nın Krallığı'nda mirası yoktur.|sunu kesin olarak bilin kiʔ t͡ʃinsel ahlaksizlik japaninʔ kirli olaninʔ at͡ʃɡozlu (putperest) olan hit͡ʃ kimseninʔ mesih’in ve tanri’nin kralliɡiʔnda mirasi joktur. Old-Testament-Ezekiel-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayakları düzdü. Ayaklarının tabanı dana ayağının tabanı gibiydi ve cilalanmış tunç gibi parlıyordu.|ajaklari duzdu. ajaklarinin tabani dana ajaɡinin tabani ɡibijdi ve t͡ʃilalanmis tunt͡ʃ ɡibi parlijordu. Old-Testament-Exodus-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babaları Reuel'in yanına vardıklarında o, \"\"Nasıl oldu da bugün bu kadar erken geldiniz?\"\" dedi.\"|\"babalari reuelʔin janina vardiklarinda oʔ \"\"nasil oldu da buɡun bu kadar erken ɡeldiniz?\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer kadın kocasının evinde adak adadıysa, ya da canını bir antla bağladıysa,\"|\"\"\"eɡer kadin kot͡ʃasinin evinde adak adadijsaʔ ja da t͡ʃanini bir antla baɡladijsaʔ\" New-Testament-Hebrews-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı’nın size buyurduğu antlaşmanın kanı budur” dedi.|“tanri’nin size bujurduɡu antlasmanin kani budur” dedi. Old-Testament-Jeremiah-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne zaman seninle çekişsem, sen haklısın, ey Yahve, yine de seninle davamı savunmak istiyorum. Kötülerin yolu neden başarılı oluyor? Neden çok hainlik edenlerin hepsi rahat?|ne zaman seninle t͡ʃekissemʔ sen haklisinʔ ej jahveʔ jine de seninle davami savunmak istijorum. kotulerin jolu neden basarili olujor? neden t͡ʃok hainlik edenlerin hepsi rahat? New-Testament-Luke-008-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua hepsini dışarı çıkardı. Kızın elinden tutup yüksek sesle, “Kızım, kalk!” diye seslendi.|jesua hepsini disari t͡ʃikardi. kizin elinden tutup juksek sesleʔ “kizimʔ kalk!” dije seslendi. Old-Testament-1-Chronicles-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yoav ve yanındaki halk, savaş için Suriyeliler'in önüne yaklaştılar; onlar da onun önünden kaçtılar.|bojlet͡ʃe joav ve janindaki halkʔ savas it͡ʃin surijelilerʔin onune jaklastilar; onlar da onun onunden kat͡ʃtilar. New-Testament-Mark-014-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi O’nu bırakıp kaçtı.|hepsi o’nu birakip kat͡ʃti. New-Testament-1-Corinthians-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes çağrıldığı halde kalsın.|herkes t͡ʃaɡrildiɡi halde kalsin. Old-Testament-1-Samuel-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi bu yüzden, ey kral, aşağı in. Canının bütün istediğine göre, aşağı in; bizim görevimiz onu kralın eline teslim etmek olacak.\"\"\"|\"\"\"simdi bu juzdenʔ ej kralʔ asaɡi in. t͡ʃaninin butun istediɡine ɡoreʔ asaɡi in; bizim ɡorevimiz onu kralin eline teslim etmek olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Hosea-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana dedi, “İsrael'in çocukları başka ilâhlara yöneldikleri ve kuru üzüm pidelerini sevdikleri halde, tıpkı Yahve'nin onları sevdiği gibi, sen de yine git, başkasının sevdiği ve zina eden bir kadını sev.”|jahve bana dediʔ “israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari baska ilahlara joneldikleri ve kuru uzum pidelerini sevdikleri haldeʔ tipki jahveʔnin onlari sevdiɡi ɡibiʔ sen de jine ɡitʔ baskasinin sevdiɡi ve zina eden bir kadini sev.” New-Testament-Acts-019-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama halk onun Yahudi olduğunu anlayınca, iki saat boyunca hep bir ağızdan, “Efesliler’in Artemis’i büyüktür!” diye bağırdılar.|ama halk onun jahudi olduɡunu anlajint͡ʃaʔ iki saat bojunt͡ʃa hep bir aɡizdanʔ “efesliler’in artemis’i bujuktur!” dije baɡirdilar. New-Testament-Acts-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle dedi: “Yahudiler, sanki onun hakkında daha ayrıntılı bilgi almak istiyormuş gibi, yarın Pavlus’u Kurul'a getirmeni istemek için anlaştılar.|sojle dedi “jahudilerʔ sanki onun hakkinda daha ajrintili bilɡi almak istijormus ɡibiʔ jarin pavlus’u kurulʔa ɡetirmeni istemek it͡ʃin anlastilar. Old-Testament-Ezekiel-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İçinde oturulan kentler harap olacak, ülke ıssız kalacak. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.\"\"'\"\"\"|\"it͡ʃinde oturulan kentler harap olat͡ʃakʔ ulke issiz kalat͡ʃak. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Joshua-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu sabah erkenden kalktı; ve kendisi ve bütün İsrael'in çocukları Şittim'den ayrılıp Yarden'e geldiler. Karşıya geçmeden önce orada konakladılar.|jesu sabah erkenden kalkti; ve kendisi ve butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari sittimʔden ajrilip jardenʔe ɡeldiler. karsija ɡet͡ʃmeden ont͡ʃe orada konakladilar. Old-Testament-Joshua-021-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve atalarına ant içtiği her şeye göre onlara her yandan rahat verdi. Düşmanlarının biri bile önlerinde duramadı. Yahve bütün düşmanlarını onların eline teslim etti.|jahve atalarina ant it͡ʃtiɡi her seje ɡore onlara her jandan rahat verdi. dusmanlarinin biri bile onlerinde duramadi. jahve butun dusmanlarini onlarin eline teslim etti. Old-Testament-Joshua-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe sınırı Aşer'den Şekem'in önündeki Mikmetat'a kadar uzanıyordu. Sınır sağ tarafa, En Tappuah sakinlerine doğru gidiyordu.|manasse siniri aserʔden sekemʔin onundeki mikmetatʔa kadar uzanijordu. sinir saɡ tarafaʔ en tappuah sakinlerine doɡru ɡidijordu. Old-Testament-1-Chronicles-029-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün beyler, yiğitler ve Kral David'in bütün oğulları Kral Solomon'a boyun eğdiler.|butun bejlerʔ jiɡitler ve kral davidʔin butun oɡullari kral solomonʔa bojun eɡdiler. New-Testament-2-Peter-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben ayrıldıktan sonra da bu şeyleri her zaman hatırlayabilmeniz için her türlü gayreti göstereceğim.|ben ajrildiktan sonra da bu sejleri her zaman hatirlajabilmeniz it͡ʃin her turlu ɡajreti ɡosteret͡ʃeɡim. Old-Testament-Ezekiel-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gözüm esirgemeyecek, acımayacağım. Kendi yollarına göre seni cezalandıracağım. İğrençliklerin senin içinde olacak. O zaman bileceksin ki, ben, Yahve vuruyorum.'\"\"\"|\"ɡozum esirɡemejet͡ʃekʔ at͡ʃimajat͡ʃaɡim. kendi jollarina ɡore seni t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. iɡrent͡ʃliklerin senin it͡ʃinde olat͡ʃak. o zaman bilet͡ʃeksin kiʔ benʔ jahve vurujorum.ʔ\"\"\" New-Testament-Mark-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o yüreğine değil, midesine gider, sonra da helaya atılır, bütün yiyecekler temiz yapılmaz mı?”|t͡ʃunku o jureɡine deɡilʔ midesine ɡiderʔ sonra da helaja atilirʔ butun jijet͡ʃekler temiz japilmaz mi?” Old-Testament-Psalms-113-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yah’ı övün! Ey Yahve’nin hizmetkârları övün, Yahve’nin adını övün.|jah’i ovun! ej jahve’nin hizmetkarlari ovunʔ jahve’nin adini ovun. Old-Testament-Genesis-034-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kızkardeşimize bir fahişeye olduğu gibi mi davranmalıydı?” dediler.|“kizkardesimize bir fahiseje olduɡu ɡibi mi davranmalijdi?” dediler. Old-Testament-Isaiah-044-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yakov ve ey İsrael, bu şeyleri hatırla; çünkü sen benim hizmetkârımsın. Ben sana biçim verdim. Sen benim hizmetkârımsın. İsrael, benim tarafımdan unutulmayacaksın.|ej jakov ve ej israelʔ bu sejleri hatirla; t͡ʃunku sen benim hizmetkarimsin. ben sana bit͡ʃim verdim. sen benim hizmetkarimsin. israelʔ benim tarafimdan unutulmajat͡ʃaksin. New-Testament-Luke-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın başına gelecek şeyleri bekleyen insanlar korkudan bayılacak. Çünkü göklerin güçleri sarsılacak.|dunjanin basina ɡelet͡ʃek sejleri beklejen insanlar korkudan bajilat͡ʃak. t͡ʃunku ɡoklerin ɡut͡ʃleri sarsilat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gerçekten bir kadın nasıl hainlik ederek kocasından ayrılırsa, siz de bana öyle hainlik ettiniz, ey İsrael evi” diyor Yahve.|“ɡert͡ʃekten bir kadin nasil hainlik ederek kot͡ʃasindan ajrilirsaʔ siz de bana ojle hainlik ettinizʔ ej israel evi” dijor jahve. Old-Testament-Psalms-090-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senin gözünde bin yıl geçmiş dün gibi, gece nöbeti gibidir.|t͡ʃunku senin ɡozunde bin jil ɡet͡ʃmis dun ɡibiʔ ɡet͡ʃe nobeti ɡibidir. Old-Testament-Genesis-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Adı Reuma olan cariyesi de Tebah, Gaham, Tahaş ve Maaka'yı doğurdu.|adi reuma olan t͡ʃarijesi de tebahʔ ɡahamʔ tahas ve maakaʔji doɡurdu. New-Testament-Luke-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yeşua şöyle dedi: “Soylu bir adam, krallık alıp dönmek için uzak bir ülkeye gitti.|bu nedenle jesua sojle dedi “sojlu bir adamʔ krallik alip donmek it͡ʃin uzak bir ulkeje ɡitti. New-Testament-Acts-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, üç kez yinelendi ve o şey hemen göğe alındı.|buʔ ut͡ʃ kez jinelendi ve o sej hemen ɡoɡe alindi. Old-Testament-Hosea-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben Efraim'e bir aslan, Yahuda evine de genç bir aslan gibi olacağım. Ben kendim parçalayıp gideceğim. Alıp götüreceğim, kurtaracak kimse olmayacak.|t͡ʃunku ben efraimʔe bir aslanʔ jahuda evine de ɡent͡ʃ bir aslan ɡibi olat͡ʃaɡim. ben kendim part͡ʃalajip ɡidet͡ʃeɡim. alip ɡoturet͡ʃeɡimʔ kurtarat͡ʃak kimse olmajat͡ʃak. Old-Testament-Ruth-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Boaz, “Tarlayı Naomi’nin elinden satın aldığın gün, ölenin karısı Moavlı Rut’u da satın almalısın ki, ölenin adı mirasında yükselsin” dedi.|o zaman boazʔ “tarlaji naomi’nin elinden satin aldiɡin ɡunʔ olenin karisi moavli rut’u da satin almalisin kiʔ olenin adi mirasinda jukselsin” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yol senin için çok uzunsa ve Tanrın Yahve'nin adını koymak için seçeceği yer senden çok uzak olduğundan onu taşıyamayacaksan, Tanrın Yahve seni kutsadığında,|eɡer jol senin it͡ʃin t͡ʃok uzunsa ve tanrin jahveʔnin adini kojmak it͡ʃin set͡ʃet͡ʃeɡi jer senden t͡ʃok uzak olduɡundan onu tasijamajat͡ʃaksanʔ tanrin jahve seni kutsadiɡindaʔ Old-Testament-1-Samuel-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama bize, 'Bize gelin!' derlerse, çıkacağız. Çünkü Yahve onları elimize teslim etmiştir. Bu bizim için belirti olacak.\"\"\"|\"ama bizeʔ ʔbize ɡelin!ʔ derlerseʔ t͡ʃikat͡ʃaɡiz. t͡ʃunku jahve onlari elimize teslim etmistir. bu bizim it͡ʃin belirti olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-029-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Dürüst olmayan kişi doğru kişiden nefret eder, kendi yollarında doğru olanlar kötülerden nefret eder.|durust olmajan kisi doɡru kisiden nefret ederʔ kendi jollarinda doɡru olanlar kotulerden nefret eder. Old-Testament-Leviticus-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Dört ayak üzerinde yürüyen uçan böceklerin hepsi sizin için iğrençtir.|“ʔdort ajak uzerinde jurujen ut͡ʃan bot͡ʃeklerin hepsi sizin it͡ʃin iɡrent͡ʃtir. Old-Testament-Leviticus-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bana karşı yürür ve beni dinlemezseniz, günahlarınıza göre başınıza yedi kat daha bela getireceğim.\"|\"\"\"ʔbana karsi jurur ve beni dinlemezsenizʔ ɡunahlariniza ɡore basiniza jedi kat daha bela ɡetiret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Ezekiel-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'\"\"Zincirler yapın, çünkü ülke kanlı suçlarla dolu ve kent zorbalıkla dolu.\"|\"ʔ\"\"zint͡ʃirler japinʔ t͡ʃunku ulke kanli sut͡ʃlarla dolu ve kent zorbalikla dolu.\" Old-Testament-Daniel-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu dört gence gelince, her türlü öğrenme ve bilgelikte Tanrı onlara bilgi ve beceri verdi. Daniel de her türlü görüm ve düşte anlayışa sahipti.|bu dort ɡent͡ʃe ɡelint͡ʃeʔ her turlu oɡrenme ve bilɡelikte tanri onlara bilɡi ve bet͡ʃeri verdi. daniel de her turlu ɡorum ve duste anlajisa sahipti. Old-Testament-2-Chronicles-035-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada orada bulunan İsrael'in çocukları, Pesah'ı ve yedi gün Mayasız Ekmek Bayramı'nı tuttular.|o sirada orada bulunan israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ pesahʔi ve jedi ɡun majasiz ekmek bajramiʔni tuttular. Old-Testament-Judges-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'in beş beyi, bütün Kenanlılar, Saydalılar ve Lübnan Dağı'nda, Baal Hermon Dağı'ndan Hamat girişine kadar yaşayan Hivliler.|filistlilerʔin bes bejiʔ butun kenanlilarʔ sajdalilar ve lubnan daɡiʔndaʔ baal hermon daɡiʔndan hamat ɡirisine kadar jasajan hivliler. Old-Testament-Isaiah-060-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni ezenlerin oğulları sana eğilerek gelecekler. Seni hor görenlerin hepsi ayak tabanlarına eğilecekler. Sana Yahve'nin Kenti, İsrael'in Kutsalı'nın Siyonu diyecekler.\"\"\"|\"seni ezenlerin oɡullari sana eɡilerek ɡelet͡ʃekler. seni hor ɡorenlerin hepsi ajak tabanlarina eɡilet͡ʃekler. sana jahveʔnin kentiʔ israelʔin kutsaliʔnin sijonu dijet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o bu ulusa kekeleyen dudaklarla ve başka bir dilde konuşacak,|ama o bu ulusa kekelejen dudaklarla ve baska bir dilde konusat͡ʃakʔ Old-Testament-Nehemiah-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyt Gilgal'dan, Geva ve Azmavet kırlarından da toplandılar; çünkü ezgiciler Yeruşalem çevresinde kendilerine köyler kurmuşlardı.|bejt ɡilɡalʔdanʔ ɡeva ve azmavet kirlarindan da toplandilar; t͡ʃunku ezɡit͡ʃiler jerusalem t͡ʃevresinde kendilerine kojler kurmuslardi. New-Testament-Matthew-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İkincisi, üçüncüsü, yedincisine kadar aynı şey oldu.|ikint͡ʃisiʔ ut͡ʃunt͡ʃusuʔ jedint͡ʃisine kadar ajni sej oldu. New-Testament-Ephesians-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bizler O’nun bedeninin üyeleriyiz, eti ve kemiğiyiz.|t͡ʃunku bizler o’nun bedeninin ujelerijizʔ eti ve kemiɡijiz. New-Testament-1-Thessalonians-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, emeğimizi ve çabamızı hatırlayın. Hiçbirinize yük olmamak için gece gündüz çalıştık, size Tanrı’nın Müjdesi’ni duyurduk.|kardeslerʔ emeɡimizi ve t͡ʃabamizi hatirlajin. hit͡ʃbirinize juk olmamak it͡ʃin ɡet͡ʃe ɡunduz t͡ʃalistikʔ size tanri’nin muʒdesi’ni dujurduk. Old-Testament-Proverbs-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bilgelikle kurdu yeryüzünü. Anlayışla gökleri yerleştirdi.|jahve bilɡelikle kurdu jerjuzunu. anlajisla ɡokleri jerlestirdi. Old-Testament-Job-039-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kartal senin buyruğunla mı yükseliyor da, yuvasını yükseklerde yapıyor?|kartal senin bujruɡunla mi jukselijor daʔ juvasini jukseklerde japijor? New-Testament-2-Corinthians-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh'un hizmeti çok daha yüce olmayacak mı?|ruhʔun hizmeti t͡ʃok daha jut͡ʃe olmajat͡ʃak mi? Old-Testament-Job-032-012|und|SPEAKER_00_Turkish|evet, size tüm dikkatimi verdim, ama aranızda İyov'u ikna eden ya da sözlerine yanıt veren kimse olmadı.|evetʔ size tum dikkatimi verdimʔ ama aranizda ijovʔu ikna eden ja da sozlerine janit veren kimse olmadi. New-Testament-John-011-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlardan bazıları Ferisiler’e gidip Yeşua’nın yaptıklarını onlara anlattı.|ama onlardan bazilari ferisiler’e ɡidip jesua’nin japtiklarini onlara anlatti. Old-Testament-1-Samuel-030-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevron'da olanlara ve David'le adamlarının kalmış olduğu yerlerin tümüne ondan gönderdi.|hevronʔda olanlara ve davidʔle adamlarinin kalmis olduɡu jerlerin tumune ondan ɡonderdi. New-Testament-Luke-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek içeri girdikten sonra ona, “Sevin, ey çok lütfedilmiş olan! Efendi seninledir. Kadınlar arasında ne mutlu sana!” dedi.|melek it͡ʃeri ɡirdikten sonra onaʔ “sevinʔ ej t͡ʃok lutfedilmis olan! efendi seninledir. kadinlar arasinda ne mutlu sana!” dedi. New-Testament-Matthew-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri yanına gelip O’nu uyandırarak, “Efendimiz kurtar bizi, ölüyoruz!” dediler.|oɡrent͡ʃileri janina ɡelip o’nu ujandirarakʔ “efendimiz kurtar biziʔ olujoruz!” dediler. New-Testament-Luke-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek onlara, “Korkmayın, çünkü işte, size tüm insanlığı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum” dedi.|melek onlaraʔ “korkmajinʔ t͡ʃunku isteʔ size tum insanliɡi t͡ʃok sevindiret͡ʃek bir haber muʒdelijorum” dedi. Old-Testament-Jeremiah-049-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Esav'ı ben soydum, gizli yerlerini açtım, artık saklanamayacak. Kardeşleri ve komşularıyla birlikte soyu da yok oldu; artık yok.|ama esavʔi ben sojdumʔ ɡizli jerlerini at͡ʃtimʔ artik saklanamajat͡ʃak. kardesleri ve komsularijla birlikte soju da jok oldu; artik jok. Old-Testament-1-Chronicles-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözüne göre, Saul'un krallığını David'e döndürmek için onun yanına, Hevron'a, gelen savaş için silahlanmış olanların başlarının sayıları şunlardır.|jahveʔnin sozune ɡoreʔ saulʔun kralliɡini davidʔe dondurmek it͡ʃin onun janinaʔ hevronʔaʔ ɡelen savas it͡ʃin silahlanmis olanlarin baslarinin sajilari sunlardir. New-Testament-Acts-002-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın dirilttiği bu Yeşua'nın hepimiz tanıklarıyız.|tanriʔnin dirilttiɡi bu jesuaʔnin hepimiz taniklarijiz. New-Testament-Colossians-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreklerinin teselli bulmasını ve sevgide birleşmelerini diliyorum. Öyle ki, anlayışın tam güvencesinin bütün zenginliklerini kazansınlar ve hem Baba’ya hem de Mesih’e ait olan Tanrı’nın sırrını,|jureklerinin teselli bulmasini ve sevɡide birlesmelerini dilijorum. ojle kiʔ anlajisin tam ɡuvent͡ʃesinin butun zenɡinliklerini kazansinlar ve hem baba’ja hem de mesih’e ait olan tanri’nin sirriniʔ New-Testament-1-Corinthians-015-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Efendimiz Yeşua Mesih aracılığıyla bize zafer veren Tanrı’ya şükürler olsun!|ama efendimiz jesua mesih arat͡ʃiliɡijla bize zafer veren tanri’ja sukurler olsun! Old-Testament-Numbers-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan ölüsü nedeniyle kirli sayılan, o gün Pesah'ı tutamayan bazı insanlar vardı ve o gün Moşe'yle Aron'un önüne geldiler.|insan olusu nedenijle kirli sajilanʔ o ɡun pesahʔi tutamajan bazi insanlar vardi ve o ɡun moseʔjle aronʔun onune ɡeldiler. Old-Testament-2-Chronicles-036-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrısı Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı. Yahve'nin ağzından söyleyen Peygamber Yeremya'nın önünde kendini alçaltmadı.|tanrisi jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. jahveʔnin aɡzindan sojlejen pejɡamber jeremjaʔnin onunde kendini alt͡ʃaltmadi. Old-Testament-Leviticus-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bir erkeğin ya da kadının başında ya da sakalında veba varsa,\"|\"\"\"bir erkeɡin ja da kadinin basinda ja da sakalinda veba varsaʔ\" Old-Testament-Psalms-106-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Putlarına hizmet ettiler, bu onlara tuzak oldu.|putlarina hizmet ettilerʔ bu onlara tuzak oldu. New-Testament-James-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Size karşı direnmeyen doğru kişiyi suçlu çıkarıp öldürdünüz.|size karsi direnmejen doɡru kisiji sut͡ʃlu t͡ʃikarip oldurdunuz. Old-Testament-1-Chronicles-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Karısı Hodeş'ten Yovav'ın, Sîvya'nın, Meşa'nın, Malkam'ın,|karisi hodesʔten jovavʔinʔ sivjaʔninʔ mesaʔninʔ malkamʔinʔ Old-Testament-Job-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ne zamana kadar söz avcılığı edeceksiniz? Düşünün de sonra konuşalım.|“ne zamana kadar soz avt͡ʃiliɡi edet͡ʃeksiniz? dusunun de sonra konusalim. New-Testament-Philemon-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O artık bir köle değil, köleden üstündür; özellikle benim için sevgili bir kardeştir. Hele senin için hem bedende hem de Efendi’de bir kardeştir.|o artik bir kole deɡilʔ koleden ustundur; ozellikle benim it͡ʃin sevɡili bir kardestir. hele senin it͡ʃin hem bedende hem de efendi’de bir kardestir. Old-Testament-Numbers-026-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak bunların arasında, Sina Çölü'nde İsrael'in çocuklarını saymış olan Moşe ve Kâhin Aron'un saydıklarından kimse yoktu.|ant͡ʃak bunlarin arasindaʔ sina t͡ʃoluʔnde israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini sajmis olan mose ve kahin aronʔun sajdiklarindan kimse joktu. New-Testament-John-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Öyleyse kimsin? Eliya mısın?” diye sordular o da, “Değilim” dedi. “Sen o peygamber misin?” “Hayır” diye karşılık verdi.|“ojlejse kimsin? elija misin?” dije sordular o daʔ “deɡilim” dedi. “sen o pejɡamber misin?” “hajir” dije karsilik verdi. Old-Testament-Jeremiah-050-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı onların haberini duydu, ve elleri güçsüzleşti. Onu sıkıntı, doğuran kadın gibi ağrılar tuttu.|babil krali onlarin haberini dujduʔ ve elleri ɡut͡ʃsuzlesti. onu sikintiʔ doɡuran kadin ɡibi aɡrilar tuttu. Old-Testament-Ezekiel-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Keldaniler ülkesinde, Kevar Irmağı kıyısında, Buzi oğlu Kâhin Hezekiel'e Yahve'nin sözü geldi. Yahve'nin eli orada onun üzerindeydi.|keldaniler ulkesindeʔ kevar irmaɡi kijisindaʔ buzi oɡlu kahin hezekielʔe jahveʔnin sozu ɡeldi. jahveʔnin eli orada onun uzerindejdi. Old-Testament-1-Samuel-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine, “Günah işledim” dedi, “Ama şimdi halkımın ihtiyarları ve İsrael’in önünde beni onurlandır ve benimle birlikte geri dön ki, senin Tanrın Yahve'ye tapınayım.”|bunun uzerineʔ “ɡunah isledim” dediʔ “ama simdi halkimin ihtijarlari ve israel’in onunde beni onurlandir ve benimle birlikte ɡeri don kiʔ senin tanrin jahveʔje tapinajim.” Old-Testament-Job-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben komşusu için gülünç biri gibi oldum, ben ki, Tanrı'yı çağırırdım, O da yanıt verirdi. Doğru ve kusursuz adam gülünç oldu.|ben komsusu it͡ʃin ɡulunt͡ʃ biri ɡibi oldumʔ ben kiʔ tanriʔji t͡ʃaɡirirdimʔ o da janit verirdi. doɡru ve kusursuz adam ɡulunt͡ʃ oldu. New-Testament-Hebrews-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dileğimiz, umudunuzun tam doluluğa ulaşması için her biriniz sonuna dek aynı gayreti göstersin.|dileɡimizʔ umudunuzun tam doluluɡa ulasmasi it͡ʃin her biriniz sonuna dek ajni ɡajreti ɡostersin. Old-Testament-Psalms-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı adil bir yargıçtır, evet, her gün öfkelenen bir Tanrı’dır.|tanri adil bir jarɡit͡ʃtirʔ evetʔ her ɡun ofkelenen bir tanri’dir. New-Testament-Mark-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O anda havralarında bulunan kirli ruhu olan bir adam, “Ey Nasıralı Yeşua, bizden ne istiyorsun?” diyerek bağırdı.|o anda havralarinda bulunan kirli ruhu olan bir adamʔ “ej nasirali jesuaʔ bizden ne istijorsun?” dijerek baɡirdi. Old-Testament-Haggai-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin şu sözü ikinci kez ayın yirmi dördüncü günü Hagay'a geldi:|jahveʔnin su sozu ikint͡ʃi kez ajin jirmi dordunt͡ʃu ɡunu haɡajʔa ɡeldi New-Testament-Colossians-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de Mesih’in sünnetinde, benliğin bedensel günahlarından sıyrılarak, elle yapılmayan bir sünnetle O’nda sünnet edildiniz.|siz de mesih’in sunnetindeʔ benliɡin bedensel ɡunahlarindan sijrilarakʔ elle japilmajan bir sunnetle o’nda sunnet edildiniz. Old-Testament-Genesis-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkelerinde uluslarına göre, dillerine göre, boylarına göre Sam'ın oğulları bunlardır.|ulkelerinde uluslarina ɡoreʔ dillerine ɡoreʔ bojlarina ɡore samʔin oɡullari bunlardir. Old-Testament-Psalms-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımız sana güvendi. Güvendiler ve sen de onları kurtardın.|atalarimiz sana ɡuvendi. ɡuvendiler ve sen de onlari kurtardin. Old-Testament-Hosea-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dönüyorlar, ama Yüce Olan'a değil. Kusurlu yay gibiler. Beyleri dillerinin hiddeti yüzünden kılıçla düşecek. Mısır diyarında onların alay konusu bu olacak.\"\"\"|\"donujorlarʔ ama jut͡ʃe olanʔa deɡil. kusurlu jaj ɡibiler. bejleri dillerinin hiddeti juzunden kilit͡ʃla duset͡ʃek. misir dijarinda onlarin alaj konusu bu olat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-1-Thessalonians-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam tersine, Tanrı tarafından Müjde’yi emanet almaya layık görülen kişiler olarak insanları değil, yüreklerimizi sınayan Tanrı’yı hoşnut edecek şekilde konuşuyoruz.|tam tersineʔ tanri tarafindan muʒde’ji emanet almaja lajik ɡorulen kisiler olarak insanlari deɡilʔ jureklerimizi sinajan tanri’ji hosnut edet͡ʃek sekilde konusujoruz. Old-Testament-Daniel-002-046|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral Nebukadnetsar yüzüstü yere kapandı, Daniel'e tapındı ve ona bir sunu ve güzel kokular sunmalarını buyurdu.|o zaman kral nebukadnetsar juzustu jere kapandiʔ danielʔe tapindi ve ona bir sunu ve ɡuzel kokular sunmalarini bujurdu. Old-Testament-Ezekiel-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlardan kaçıp kurtulanlar kurtulacak ve vadilerin güvercinleri gibi dağlarda olacaklar, herkes kendi kötülüğünde, hepsi inlemekte.|ama onlardan kat͡ʃip kurtulanlar kurtulat͡ʃak ve vadilerin ɡuvert͡ʃinleri ɡibi daɡlarda olat͡ʃaklarʔ herkes kendi kotuluɡundeʔ hepsi inlemekte. Old-Testament-Ezra-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara, \"\"Siz Yahve için kutsalsınız, kaplar da kutsaldır\"\" dedim. \"\"Gümüş ve altın, atalarınızın Tanrısı Yahve'ye gönülden sunulan armağanlardır.\"|\"onlaraʔ \"\"siz jahve it͡ʃin kutsalsinizʔ kaplar da kutsaldir\"\" dedim. \"\"ɡumus ve altinʔ atalarinizin tanrisi jahveʔje ɡonulden sunulan armaɡanlardir.\" Old-Testament-Exodus-038-031|und|SPEAKER_00_Turkish|avlunun çevresindeki tabanları, avlu kapısının tabanlarını, konutun tüm kazıklarını, avlunun çevresindeki tüm kazıkları yaptı.|avlunun t͡ʃevresindeki tabanlariʔ avlu kapisinin tabanlariniʔ konutun tum kaziklariniʔ avlunun t͡ʃevresindeki tum kaziklari japti. Old-Testament-Exodus-037-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yedi kandilini, maşalarını ve tablalarını saf altından yaptı.|onun jedi kandiliniʔ masalarini ve tablalarini saf altindan japti. Old-Testament-Isaiah-045-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri yaratan Yahve, yeryüzüne biçim veren ve onu yaratan, onu kuran ve onu ıssız bırakmak için yaratmayan, üzerinde oturulsun diye biçim veren Tanrı şöyle diyor: “Ben Yahve'yim. Başkası yok.|ɡokleri jaratan jahveʔ jerjuzune bit͡ʃim veren ve onu jaratanʔ onu kuran ve onu issiz birakmak it͡ʃin jaratmajanʔ uzerinde oturulsun dije bit͡ʃim veren tanri sojle dijor “ben jahveʔjim. baskasi jok. Old-Testament-Exodus-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve öfkem alevlenecek ve sizi kılıçla öldüreceğim; ve karılarınız dul, çocuklarınız yetim kalacaklar.\"\"\"|\"ve ofkem alevlenet͡ʃek ve sizi kilit͡ʃla olduret͡ʃeɡim; ve karilariniz dulʔ t͡ʃot͡ʃuklariniz jetim kalat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Psalms-073-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, kötüler bunlardır. Daima rahatlar ve zenginliklerini artırırlar.|isteʔ kotuler bunlardir. daima rahatlar ve zenɡinliklerini artirirlar. Old-Testament-Genesis-034-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Şimon'la Levi'ye şöyle dedi: “Ülkede yaşayan Kenanlılar'la Perizliler’i bana düşman ettiniz, başımı belaya soktunuz. Sayıca azım. Bana karşı birleşip beni vuracaklar ve ben ve ev halkım yok olacağız.”|jakov simonʔla leviʔje sojle dedi “ulkede jasajan kenanlilarʔla perizliler’i bana dusman ettinizʔ basimi belaja soktunuz. sajit͡ʃa azim. bana karsi birlesip beni vurat͡ʃaklar ve ben ve ev halkim jok olat͡ʃaɡiz.” Old-Testament-Jeremiah-036-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Baruk, Yeremya'nın sözlerini kitaptan, Yahve'nin evinde, Şafan oğlu Gemarya'nın odasında, üst avluda, Yahve'nin evinin Yeni Kapısı'nın girişinde, bütün halkın kulağına okudu.|o zaman barukʔ jeremjaʔnin sozlerini kitaptanʔ jahveʔnin evindeʔ safan oɡlu ɡemarjaʔnin odasindaʔ ust avludaʔ jahveʔnin evinin jeni kapisiʔnin ɡirisindeʔ butun halkin kulaɡina okudu. Old-Testament-2-Samuel-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Krala, \"\"Efendim bana suç yüklemesin, ya da efendim kralın Yeruşalem'den çıktığı gün hizmetkârının yaptığı sapıklığı hatırlamasın, kral bunu yüreğine koymasın\"\" dedi.\"|\"kralaʔ \"\"efendim bana sut͡ʃ juklemesinʔ ja da efendim kralin jerusalemʔden t͡ʃiktiɡi ɡun hizmetkarinin japtiɡi sapikliɡi hatirlamasinʔ kral bunu jureɡine kojmasin\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığının üçüncü yılında da, beylerini, Ben Hail, Ovadya, Zekariya, Netanel ve Mikaya'yı Yahuda kentlerine öğretsinler diye gönderdi.|kralliɡinin ut͡ʃunt͡ʃu jilinda daʔ bejleriniʔ ben hailʔ ovadjaʔ zekarijaʔ netanel ve mikajaʔji jahuda kentlerine oɡretsinler dije ɡonderdi. New-Testament-Colossians-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün işlerimi, Efendi’de emektaşım ve Efendi’nin sadık hizmetkârı olan kardeşim Tihikos size bildirecektir.|butun islerimiʔ efendi’de emektasim ve efendi’nin sadik hizmetkari olan kardesim tihikos size bildiret͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-072-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeni biçilmiş çayıra düşen yağmur gibi, toprağı sulayan bol yağmurlar gibi olsun.|jeni bit͡ʃilmis t͡ʃajira dusen jaɡmur ɡibiʔ topraɡi sulajan bol jaɡmurlar ɡibi olsun. New-Testament-John-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer dünyadan olsaydınız, dünya kendinin olanı severdi. Çünkü dünyadan değilsiniz, ancak ben sizi dünyadan seçtim. Bu nedenle dünya sizden nefret ediyor.|eɡer dunjadan olsajdinizʔ dunja kendinin olani severdi. t͡ʃunku dunjadan deɡilsinizʔ ant͡ʃak ben sizi dunjadan set͡ʃtim. bu nedenle dunja sizden nefret edijor. Old-Testament-1-Samuel-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı kime karşı çıktı? Kimi kovalıyor? Ölü bir köpeği mi? Bir pireyi mi?|israel krali kime karsi t͡ʃikti? kimi kovalijor? olu bir kopeɡi mi? bir pireji mi? Old-Testament-Exodus-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz gidin, bulduğunuz yerden saman alın; çünkü işinizden hiçbir şey eksiltilmeyecektir.'”|siz ɡidinʔ bulduɡunuz jerden saman alin; t͡ʃunku isinizden hit͡ʃbir sej eksiltilmejet͡ʃektir.ʔ” Old-Testament-2-Chronicles-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama ben gelip gözlerimle görünceye dek onların sözlerine inanmamıştım; işte, bilgeliğinin büyüklüğünün yarısı bile bana anlatılmamış. Sen benim duymuş olduğum ünün de ötesindesin!\"|\"\"\"ama ben ɡelip ɡozlerimle ɡorunt͡ʃeje dek onlarin sozlerine inanmamistim; isteʔ bilɡeliɡinin bujukluɡunun jarisi bile bana anlatilmamis. sen benim dujmus olduɡum unun de otesindesin!\" Old-Testament-Nehemiah-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|kızlarımızı ülkenin halklarına vermeyeceğiz ve onların kızlarını oğullarımıza almayacağız;|kizlarimizi ulkenin halklarina vermejet͡ʃeɡiz ve onlarin kizlarini oɡullarimiza almajat͡ʃaɡiz; New-Testament-Luke-009-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Ey imansız ve sapmış kuşak! Ne zamana dek sizinle olup size katlanacağım? Oğlunu buraya getir” dedi.|jesuaʔ “ej imansiz ve sapmis kusak! ne zamana dek sizinle olup size katlanat͡ʃaɡim? oɡlunu buraja ɡetir” dedi. New-Testament-Matthew-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam olunca, iblise tutulmuş birçok kişileri O’na getirdiler. Ruhları tek sözle kovdu ve hasta olanların hepsini iyileştirdi.|aksam olunt͡ʃaʔ iblise tutulmus birt͡ʃok kisileri o’na ɡetirdiler. ruhlari tek sozle kovdu ve hasta olanlarin hepsini ijilestirdi. Old-Testament-Deuteronomy-028-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve seni delilikle, körlükle, yürek şaşkınlığıyla vuracak.|jahve seni delilikleʔ korlukleʔ jurek saskinliɡijla vurat͡ʃak. Old-Testament-Ecclesiastes-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sessizce duyulan bilgelerin sözleri, akılsızlar arasında hükmedenin bağırışından daha iyidir.|sessizt͡ʃe dujulan bilɡelerin sozleriʔ akilsizlar arasinda hukmedenin baɡirisindan daha ijidir. New-Testament-Matthew-023-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, doğru kişi Habel’in kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz Berekya oğlu Zekariya’nın kanına kadar, yeryüzünde dökülen bütün doğruların kanı üzerinize gelsin.|ojle kiʔ doɡru kisi habel’in kanindanʔ tapinakla sunak arasinda oldurduɡunuz berekja oɡlu zekarija’nin kanina kadarʔ jerjuzunde dokulen butun doɡrularin kani uzerinize ɡelsin. Old-Testament-Isaiah-037-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda evinden kurtulanların geri kalanı yine aşağıya doğru kök salacak ve yukarıya doğru meyve verecek.|jahuda evinden kurtulanlarin ɡeri kalani jine asaɡija doɡru kok salat͡ʃak ve jukarija doɡru mejve veret͡ʃek. New-Testament-Galatians-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|öteki ulusların arasında müjdelemem için bende kendi Oğlu’nu açıkladı. Bunun için hemen ete ya da kana danışmadım.|oteki uluslarin arasinda muʒdelemem it͡ʃin bende kendi oɡlu’nu at͡ʃikladi. bunun it͡ʃin hemen ete ja da kana danismadim. New-Testament-Luke-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan tüm dünyayı kazanıp da kendi öz varlığını kaybeder ya da zarar ederse bunun kendisine ne faydası olur?|insan tum dunjaji kazanip da kendi oz varliɡini kajbeder ja da zarar ederse bunun kendisine ne fajdasi olur? New-Testament-John-020-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, öğrencilerinin önünde bu kitapta yazılı olmayan daha birçok belirtiler yaptı.|jesuaʔ oɡrent͡ʃilerinin onunde bu kitapta jazili olmajan daha birt͡ʃok belirtiler japti. New-Testament-1-Corinthians-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte bu yüzden aranızdan birçoğunuz zayıf ve hasta, uyuyanların da sayısı az değil.|iste bu juzden aranizdan birt͡ʃoɡunuz zajif ve hastaʔ ujujanlarin da sajisi az deɡil. Old-Testament-Numbers-007-079|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; Old-Testament-Ezekiel-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, ne yaptıklarını görüyor musun? Kutsal yerimden uzaklaşayım diye İsrael evi burada büyük iğrençlikler yapıyor. Ama sen yine başka büyük iğrençlikler göreceksin.”|bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ ne japtiklarini ɡorujor musun? kutsal jerimden uzaklasajim dije israel evi burada bujuk iɡrent͡ʃlikler japijor. ama sen jine baska bujuk iɡrent͡ʃlikler ɡoret͡ʃeksin.” Old-Testament-2-Samuel-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadadezer adam gönderip Irmak ötesindeki Suriyeliler'i çıkardı; ve başlarında Hadadezer'in ordusunun komutanı Şovak ile Helam'a geldiler.|hadadezer adam ɡonderip irmak otesindeki surijelilerʔi t͡ʃikardi; ve baslarinda hadadezerʔin ordusunun komutani sovak ile helamʔa ɡeldiler. Old-Testament-Psalms-035-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük toplantıda sana şükürler sunacağım. Kalabalığın ortasında seni öveceğim.|bujuk toplantida sana sukurler sunat͡ʃaɡim. kalabaliɡin ortasinda seni ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-Zephaniah-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkıma hakaret etmiş ve onların sınırına karşı kendilerini yüceltmiş olan Moav'ın aşağılamasını ve Ammon'un çocuklarının hakaretlerini duydum.|halkima hakaret etmis ve onlarin sinirina karsi kendilerini jut͡ʃeltmis olan moavʔin asaɡilamasini ve ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin hakaretlerini dujdum. Old-Testament-Exodus-032-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aron onlara, \"\"Karılarınızın, oğullarınızın, kızlarınızın kulaklarındaki altın yüzükleri çıkarıp bana getirin\"\" dedi.\"|\"aron onlaraʔ \"\"karilarinizinʔ oɡullarinizinʔ kizlarinizin kulaklarindaki altin juzukleri t͡ʃikarip bana ɡetirin\"\" dedi.\" Old-Testament-Nehemiah-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yöneticiler nereye gittiğimi ve ne yaptığımı bilmiyorlardı. Bunu henüz Yahudiler'e, kâhinlere, ileri gelenlere, yöneticilere ve işi yapan diğerlerine söylememiştim.|jonetit͡ʃiler nereje ɡittiɡimi ve ne japtiɡimi bilmijorlardi. bunu henuz jahudilerʔeʔ kahinlereʔ ileri ɡelenlereʔ jonetit͡ʃilere ve isi japan diɡerlerine sojlememistim. Old-Testament-Genesis-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, Avimelek'in adamları tarafından zorla ele geçirilen bir su kuyusundan ötürü Avimelek'e yakındı.|avrahamʔ avimelekʔin adamlari tarafindan zorla ele ɡet͡ʃirilen bir su kujusundan oturu avimelekʔe jakindi. Old-Testament-Psalms-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve doğruluğuma göre ödüllendirdi beni. Ellerimin temizliğine göre bana karşılık verdi.|jahve doɡruluɡuma ɡore odullendirdi beni. ellerimin temizliɡine ɡore bana karsilik verdi. New-Testament-1-Corinthians-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdilik aynada belli belirsiz görüyoruz, ama o zaman yüz yüze göreceğiz. Şimdilik kısmen biliyorum ama o zaman bilindiğim gibi tam bileceğim.|simdilik ajnada belli belirsiz ɡorujoruzʔ ama o zaman juz juze ɡoret͡ʃeɡiz. simdilik kismen bilijorum ama o zaman bilindiɡim ɡibi tam bilet͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sende sevinip coşacağım. Adına ilahiler söyleyeceğim, ey Yüceler Yücesi.|sende sevinip t͡ʃosat͡ʃaɡim. adina ilahiler sojlejet͡ʃeɡimʔ ej jut͡ʃeler jut͡ʃesi. New-Testament-1-Corinthians-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Evlilereyse şu buyruğu veriyorum, ben değil Efendi buyuruyor: Kadın kocasından ayrılmasın.|evlilerejse su bujruɡu verijorumʔ ben deɡil efendi bujurujor kadin kot͡ʃasindan ajrilmasin. Old-Testament-Jeremiah-033-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kent, yeryüzündeki bütün ulusların önünde benim için sevinç, övgü ve yücelik olacak. O uluslar, onlara yaptığım bütün iyilikleri işitecekler ve sağladığım bütün iyilikler ve esenlik için korkacaklar ve titreyecekler.'”|bu kentʔ jerjuzundeki butun uluslarin onunde benim it͡ʃin sevint͡ʃʔ ovɡu ve jut͡ʃelik olat͡ʃak. o uluslarʔ onlara japtiɡim butun ijilikleri isitet͡ʃekler ve saɡladiɡim butun ijilikler ve esenlik it͡ʃin korkat͡ʃaklar ve titrejet͡ʃekler.ʔ” Old-Testament-Leviticus-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bir kimse, Yahve'nin yapılmamasını buyurduğu şeylerden birini bilmeden yaparak günah işlerse, yine suçludur ve suçunu yüklenecektir.\"|\"\"\"bir kimseʔ jahveʔnin japilmamasini bujurduɡu sejlerden birini bilmeden japarak ɡunah islerseʔ jine sut͡ʃludur ve sut͡ʃunu juklenet͡ʃektir.\" Old-Testament-Exodus-029-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'un adaklık koçunun döşünü alacaksın ve onu Yahve'nin önünde sallama sunusu olarak sallayacaksın. Bu senin payın olacak.\"|\"\"\"aronʔun adaklik kot͡ʃunun dosunu alat͡ʃaksin ve onu jahveʔnin onunde sallama sunusu olarak sallajat͡ʃaksin. bu senin pajin olat͡ʃak.\" New-Testament-Hebrews-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten de birçok kâhin yetişmiştir. Çünkü ölüm onların sürekli kâhinlik etmelerine engel oluyordu.|ɡert͡ʃekten de birt͡ʃok kahin jetismistir. t͡ʃunku olum onlarin surekli kahinlik etmelerine enɡel olujordu. Old-Testament-Genesis-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Lemek iki kadın aldı. İlkinin adı Ada, ikincisinin adı Tsilla’ydı.|lemek iki kadin aldi. ilkinin adi adaʔ ikint͡ʃisinin adi tsilla’jdi. New-Testament-2-Corinthians-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kederliyiz, ama hep sevinçliyiz. Yoksuluz ama birçoklarını zengin ediyoruz. Hiçbir şeyimiz yokmuş gibi ama her şeye sahibiz.|kederlijizʔ ama hep sevint͡ʃlijiz. joksuluz ama birt͡ʃoklarini zenɡin edijoruz. hit͡ʃbir sejimiz jokmus ɡibi ama her seje sahibiz. Old-Testament-Micah-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Topalı bir kalıntı, ve uzaklara atılmış olanı güçlü bir ulus yapacağım; ve Yahve bundan böyle sonsuza dek Siyon Dağı'nda onların üzerinde hüküm sürecek.\"\"\"|\"topali bir kalintiʔ ve uzaklara atilmis olani ɡut͡ʃlu bir ulus japat͡ʃaɡim; ve jahve bundan bojle sonsuza dek sijon daɡiʔnda onlarin uzerinde hukum suret͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Yahve'nin evini ve kendi evini yirmi yılda yaptıktan sonra,|solomonʔ jahveʔnin evini ve kendi evini jirmi jilda japtiktan sonraʔ Old-Testament-Ecclesiastes-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötü işe karşı verilen ceza çabuk yerine gelmiyor, bu yüzden insanoğullarının yüreği kötülük yapmaya tamamen meyillidir.|t͡ʃunku kotu ise karsi verilen t͡ʃeza t͡ʃabuk jerine ɡelmijorʔ bu juzden insanoɡullarinin jureɡi kotuluk japmaja tamamen mejillidir. Old-Testament-Exodus-030-028|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu sunağını ve tüm takımlarını, kazanı ve ayağını meshetmek için onu kullanacaksın.|jakmalik sunu sunaɡini ve tum takimlariniʔ kazani ve ajaɡini meshetmek it͡ʃin onu kullanat͡ʃaksin. Old-Testament-Ezekiel-047-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Güney tarafı güneye doğru Tamar'dan Meribot Kadeş sularına kadar, dereye, büyük denize kadar olacak. Bu güney tarafı, güneye doğrudur.\"\"\"|\"“ɡunej tarafi ɡuneje doɡru tamarʔdan meribot kades sularina kadarʔ derejeʔ bujuk denize kadar olat͡ʃak. bu ɡunej tarafiʔ ɡuneje doɡrudur.\"\"\" New-Testament-Matthew-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kim kendini yükseltirse alçaltılacak ve her kim kendini alçaltırsa yükseltilecektir.”|her kim kendini jukseltirse alt͡ʃaltilat͡ʃak ve her kim kendini alt͡ʃaltirsa jukseltilet͡ʃektir.” Old-Testament-Daniel-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bunun üzerine şöyle dedi, ‘Dördüncü hayvan yeryüzünde dördüncü bir krallık olacak, bütün krallıklardan farklı olacak, bütün dünyayı yiyip bitirecek, çiğneyip parçalayacak.\"|\"\"\"bunun uzerine sojle dediʔ ‘dordunt͡ʃu hajvan jerjuzunde dordunt͡ʃu bir krallik olat͡ʃakʔ butun kralliklardan farkli olat͡ʃakʔ butun dunjaji jijip bitiret͡ʃekʔ t͡ʃiɡnejip part͡ʃalajat͡ʃak.\" Old-Testament-Nehemiah-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Harim oğlu Malkiya ve Pahatmoav oğlu Haşşuv başka bir kısmı ve fırınların kulesini onardılar.|harim oɡlu malkija ve pahatmoav oɡlu hassuv baska bir kismi ve firinlarin kulesini onardilar. Old-Testament-Isaiah-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi dinle, David evi\"\" dedi. \"\"İnsanların sabrını sınamak sana yetmezmiş gibi, Tanrım'ın sabrını da sınayacaksın?\"|\"\"\"simdi dinleʔ david evi\"\" dedi. \"\"insanlarin sabrini sinamak sana jetmezmis ɡibiʔ tanrimʔin sabrini da sinajat͡ʃaksin?\" New-Testament-Luke-010-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp dertleniyorsun.|jesua onaʔ “martaʔ martaʔ sen t͡ʃok sej it͡ʃin kajɡilanip dertlenijorsun. Old-Testament-Lamentations-003-039|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan, yaşayan insan, neden günahlarının cezası için yakınır?|insanʔ jasajan insanʔ neden ɡunahlarinin t͡ʃezasi it͡ʃin jakinir? Old-Testament-2-Samuel-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Sandığı David kentine girdiğinde, Saul'un kızı Mikal pencereden dışarı baktı ve Kral David'in Yahve'nin önünde sıçrayıp dans ettiğini gördü; ve onu yüreğinde küçümsedi.|jahveʔnin sandiɡi david kentine ɡirdiɡindeʔ saulʔun kizi mikal pent͡ʃereden disari bakti ve kral davidʔin jahveʔnin onunde sit͡ʃrajip dans ettiɡini ɡordu; ve onu jureɡinde kut͡ʃumsedi. Old-Testament-Isaiah-059-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Körler gibi duvarı el yordamıyla arıyoruz. Evet, gözleri olmayanlar gibi yokluyoruz. Öğle vakti alacakaranlıktaymış gibi tökezliyoruz. Güçlüler arasında ölüler gibiyiz.|korler ɡibi duvari el jordamijla arijoruz. evetʔ ɡozleri olmajanlar ɡibi joklujoruz. oɡle vakti alat͡ʃakaranliktajmis ɡibi tokezlijoruz. ɡut͡ʃluler arasinda oluler ɡibijiz. New-Testament-Matthew-026-047|und|SPEAKER_00_Turkish|O daha konuşurken, işte, Onikiler’den biri olan Yahuda gedi. Onunla birlikte başkâhinler, halkın ihtiyarları, kılıçlarla sopalarla büyük bir kalabalık da geldi.|o daha konusurkenʔ isteʔ onikiler’den biri olan jahuda ɡedi. onunla birlikte baskahinlerʔ halkin ihtijarlariʔ kilit͡ʃlarla sopalarla bujuk bir kalabalik da ɡeldi. Old-Testament-Psalms-107-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı'nın sözlerine isyan ettiler, Yüceler Yücesi'ni küçümsediler.|t͡ʃunku tanriʔnin sozlerine isjan ettilerʔ jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔni kut͡ʃumsediler. New-Testament-Luke-019-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da, “Efendi’nin ona ihtiyacı var” dediler.|onlar daʔ “efendi’nin ona ihtijat͡ʃi var” dediler. New-Testament-Acts-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O geldiğinde Tanrı’nın lütfunu görünce sevindi. Hepsini yürekten Efendi’ye yakın kalmaları için teşvik etti.|o ɡeldiɡinde tanri’nin lutfunu ɡorunt͡ʃe sevindi. hepsini jurekten efendi’je jakin kalmalari it͡ʃin tesvik etti. Old-Testament-Judges-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hep birlikte oturdular, yiyip içtiler. Bunun üzerine genç kadının babası adama şöyle dedi: \"\"Lütfen bütün geceyi burada geçirmekten memnun ol, yüreğin de neşelensin.\"\"\"|\"hep birlikte oturdularʔ jijip it͡ʃtiler. bunun uzerine ɡent͡ʃ kadinin babasi adama sojle dedi \"\"lutfen butun ɡet͡ʃeji burada ɡet͡ʃirmekten memnun olʔ jureɡin de neselensin.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ikincisi Karmelli Naval'ın karısı Avigail'den olan Kilav'dı; ve üçüncüsü, Geşur Kıralı Talmay'ın kızı Maaka'nın oğlu Avşalom'du;|ve ikint͡ʃisi karmelli navalʔin karisi aviɡailʔden olan kilavʔdi; ve ut͡ʃunt͡ʃusuʔ ɡesur kirali talmajʔin kizi maakaʔnin oɡlu avsalomʔdu; Old-Testament-Judges-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkılıncaya kadar beklediler; ve işte, o, üst odanın kapısını açmadı. Bunun üzerine anahtarı alıp açtılar ve bir baktılar ki, efendileri ölü bir şekilde yere düşmüştü.|sikilint͡ʃaja kadar beklediler; ve isteʔ oʔ ust odanin kapisini at͡ʃmadi. bunun uzerine anahtari alip at͡ʃtilar ve bir baktilar kiʔ efendileri olu bir sekilde jere dusmustu. New-Testament-Acts-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları söylenenlere inandı, bazıları ise inanmadı.|bazilari sojlenenlere inandiʔ bazilari ise inanmadi. Old-Testament-2-Samuel-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bütün ülkeyi dolaşınca, dokuz ay yirmi gün sonunda Yeruşalem'e vardılar.|bojlet͡ʃe butun ulkeji dolasint͡ʃaʔ dokuz aj jirmi ɡun sonunda jerusalemʔe vardilar. Old-Testament-Joshua-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi kâhin sandığın önünde koç boynuzundan yedi boru taşıyacak. Yedinci gün kentin çevresinde yedi kez dolanacaksınız ve kâhinler boruları çalacaklar.|jedi kahin sandiɡin onunde kot͡ʃ bojnuzundan jedi boru tasijat͡ʃak. jedint͡ʃi ɡun kentin t͡ʃevresinde jedi kez dolanat͡ʃaksiniz ve kahinler borulari t͡ʃalat͡ʃaklar. New-Testament-Acts-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinlere ve ihtiyarlara gelip, “Biz, ‘Pavlus’u öldürmeden bir şey yiyip içmeyeceğiz!’ diye kendimizi büyük bir lanetle bağladık” dediler.|baskahinlere ve ihtijarlara ɡelipʔ “bizʔ ‘pavlus’u oldurmeden bir sej jijip it͡ʃmejet͡ʃeɡiz!’ dije kendimizi bujuk bir lanetle baɡladik” dediler. New-Testament-Colossians-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Laodikya’daki kardeşlere, Nimfa’ya ve onun evindeki kiliseye selam söyleyin.|laodikja’daki kardeslereʔ nimfa’ja ve onun evindeki kiliseje selam sojlejin. Old-Testament-Isaiah-038-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşaya şöyle demişti: \"\"Bir parça incir topağı alıp lapa olarak çıban üzerine koysunlar, o iyileşecektir.\"\"\"|\"jesaja sojle demisti \"\"bir part͡ʃa int͡ʃir topaɡi alip lapa olarak t͡ʃiban uzerine kojsunlarʔ o ijileset͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bütün kurallarımı, bütün ilkelerimi tutacaksın ve onları yapacaksın; öyle ki, orada oturmak üzere sizi götürmekte olduğum ülke sizi dışa kusmasın.\"|\"\"\"ʔbutun kurallarimiʔ butun ilkelerimi tutat͡ʃaksin ve onlari japat͡ʃaksin; ojle kiʔ orada oturmak uzere sizi ɡoturmekte olduɡum ulke sizi disa kusmasin.\" New-Testament-Luke-022-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Gündüz olunca, başkâhinler, yazıcılar ve halkın ihtiyarları toplandılar. Yeşua’yı Kurul’un önüne götürüp,|ɡunduz olunt͡ʃaʔ baskahinlerʔ jazit͡ʃilar ve halkin ihtijarlari toplandilar. jesua’ji kurul’un onune ɡoturupʔ Old-Testament-Joel-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarla harap oldu. Toprak yas tutuyor, çünkü buğday yok oldu, yeni şarap kurudu, yağ cılızlaştı.|tarla harap oldu. toprak jas tutujorʔ t͡ʃunku buɡdaj jok olduʔ jeni sarap kuruduʔ jaɡ t͡ʃilizlasti. New-Testament-Colossians-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinizden biri olan, sadık ve sevgili kardeş Onisimos’u da onunla birlikte gönderiyorum. Burada olup biten her şeyden sizi haberdar edecekler.|it͡ʃinizden biri olanʔ sadik ve sevɡili kardes onisimos’u da onunla birlikte ɡonderijorum. burada olup biten her sejden sizi haberdar edet͡ʃekler. Old-Testament-Esther-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ester'in buyruğu Purim'in bu konularını onayladı ve kitapta yazıldı.|esterʔin bujruɡu purimʔin bu konularini onajladi ve kitapta jazildi. Old-Testament-Psalms-148-011|und|SPEAKER_00_Turkish|yeryüzünün kralları ve bütün halklar, beyler ve bütün dünya hakimleri,|jerjuzunun krallari ve butun halklarʔ bejler ve butun dunja hakimleriʔ Old-Testament-Genesis-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov onlara, “Kardeşler, nerelisiniz?” dedi. “Biz Harranlı’yız” dediler.|jakov onlaraʔ “kardeslerʔ nerelisiniz?” dedi. “biz harranli’jiz” dediler. Old-Testament-Jeremiah-030-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin kızgın öfkesi, yüreğinin tasarılarını yerine getirinceye, ve onu tamamlayıncaya dek geri dönmeyecek. Son günlerde bunu anlayacaksınız.”|jahveʔnin kizɡin ofkesiʔ jureɡinin tasarilarini jerine ɡetirint͡ʃejeʔ ve onu tamamlajint͡ʃaja dek ɡeri donmejet͡ʃek. son ɡunlerde bunu anlajat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Psalms-044-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulaklarımızla duyduk, ey Tanrı, atalarımız onların günlerinde, eski günlerde, yaptığın işi bize anlattı.|kulaklarimizla dujdukʔ ej tanriʔ atalarimiz onlarin ɡunlerindeʔ eski ɡunlerdeʔ japtiɡin isi bize anlatti. Old-Testament-Isaiah-063-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çukurda üzümü tek başıma çiğnedim. Halklardan kimse yanımda değildi. Evet, onları öfkemle çiğnedim, gazabımla da ezdim. Kanı giysilerime sıçradı, ve bütün giysilerimi kirlettim.\"|\"\"\"t͡ʃukurda uzumu tek basima t͡ʃiɡnedim. halklardan kimse janimda deɡildi. evetʔ onlari ofkemle t͡ʃiɡnedimʔ ɡazabimla da ezdim. kani ɡijsilerime sit͡ʃradiʔ ve butun ɡijsilerimi kirlettim.\" New-Testament-Acts-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendileriyle İbranice konuştuğunu duyduklarında daha da sessizleştiler.|kendilerijle ibranit͡ʃe konustuɡunu dujduklarinda daha da sessizlestiler. Old-Testament-Ecclesiastes-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|güneş, ışık, ay ve yıldızlar kararmadan ve yağmurdan sonra bulutlar geri dönmeden, gençliğinin günlerinde seni Yaratanı hatırla;|ɡunesʔ isikʔ aj ve jildizlar kararmadan ve jaɡmurdan sonra bulutlar ɡeri donmedenʔ ɡent͡ʃliɡinin ɡunlerinde seni jaratani hatirla; Old-Testament-2-Samuel-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Felaket günümde üzerime geldiler, ama Yahve bana destek oldu.|felaket ɡunumde uzerime ɡeldilerʔ ama jahve bana destek oldu. Old-Testament-Joshua-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Moşe'yle Aron'u gönderdim ve onların arasında yaptıklarıma göre Mısır'ı vurdum; sonra da sizi oradan çıkardım.\"|\"\"\"ʔmoseʔjle aronʔu ɡonderdim ve onlarin arasinda japtiklarima ɡore misirʔi vurdum; sonra da sizi oradan t͡ʃikardim.\" Old-Testament-Proverbs-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yanına para kesesini aldı. Eve dolunayda gelecek.\"\"\"|\"janina para kesesini aldi. eve dolunajda ɡelet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Joshua-021-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven oymağından Bezer'i otlaklarıyla, Yahaz'ı otlaklarıyla,|ruven ojmaɡindan bezerʔi otlaklarijlaʔ jahazʔi otlaklarijlaʔ Old-Testament-Leviticus-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer tarlayı adayan kişi gerçekten onu geri alacaksa, o zaman senin biçtiğin değerin beşte birini onun üzerine ekleyecek ve tarla onun olarak kalacaktır.|eɡer tarlaji adajan kisi ɡert͡ʃekten onu ɡeri alat͡ʃaksaʔ o zaman senin bit͡ʃtiɡin deɡerin beste birini onun uzerine eklejet͡ʃek ve tarla onun olarak kalat͡ʃaktir. New-Testament-Acts-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine birçoğu ve çok sayıda saygın Grek kadın ve erkek iman etti.|bunun uzerine birt͡ʃoɡu ve t͡ʃok sajida sajɡin ɡrek kadin ve erkek iman etti. Old-Testament-Ezekiel-045-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ölçüden yirmi beş bin uzunluk ve on bin genişlik ölçeceksiniz. İçinde çok kutsal olan kutsal yer olacak.|bu olt͡ʃuden jirmi bes bin uzunluk ve on bin ɡenislik olt͡ʃet͡ʃeksiniz. it͡ʃinde t͡ʃok kutsal olan kutsal jer olat͡ʃak. Old-Testament-Amos-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşdod saraylarında, ve Mısır diyarındaki saraylarda duyurun, ve deyin, “Samariya dağları üzerinde toplanın, ve onun içindeki kargaşayı, ve onların arasındaki baskıyı görün.”|asdod sarajlarindaʔ ve misir dijarindaki sarajlarda dujurunʔ ve dejinʔ “samarija daɡlari uzerinde toplaninʔ ve onun it͡ʃindeki karɡasajiʔ ve onlarin arasindaki baskiji ɡorun.” Old-Testament-Proverbs-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Avcının elinden ceylan gibi, kuş avcısının elinden kuş gibi kurtar kendini.|avt͡ʃinin elinden t͡ʃejlan ɡibiʔ kus avt͡ʃisinin elinden kus ɡibi kurtar kendini. Old-Testament-Isaiah-060-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kedar'ın bütün sürüleri sana toplanacak. Nevayot'un koçları sana hizmet edecek. Sunağımın üzerinde onlar sunular olarak kabul görecekler, görkemli evimi de süsleyeceğim.\"\"\"|\"kedarʔin butun suruleri sana toplanat͡ʃak. nevajotʔun kot͡ʃlari sana hizmet edet͡ʃek. sunaɡimin uzerinde onlar sunular olarak kabul ɡoret͡ʃeklerʔ ɡorkemli evimi de suslejet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Exodus-035-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe tarafından yapılmasını buyurduğu tüm işler için yürekleri kendilerini istekli kılan her erkek ve kadın, İsrael'in çocukları, Yahve'ye gönüllü sunu getirdiler.|jahveʔnin mose tarafindan japilmasini bujurduɡu tum isler it͡ʃin jurekleri kendilerini istekli kilan her erkek ve kadinʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jahveʔje ɡonullu sunu ɡetirdiler. Old-Testament-Ezekiel-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim yaptığımı siz de yapacaksınız. Dudaklarınızı örtmeyecek ve yas ekmeği yemeyeceksiniz.|benim japtiɡimi siz de japat͡ʃaksiniz. dudaklarinizi ortmejet͡ʃek ve jas ekmeɡi jemejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Numbers-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe İsrael hâkimlerine şöyle dedi: “Herkes Baal Peor'a bağlanan adamlarını öldürsün.”|mose israel hakimlerine sojle dedi “herkes baal peorʔa baɡlanan adamlarini oldursun.” Old-Testament-Psalms-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana yüreğine göre versin, ve bütün öğütlerini yerine getirsin.|sana jureɡine ɡore versinʔ ve butun oɡutlerini jerine ɡetirsin. Old-Testament-2-Kings-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahazya'nın işlerinin geri kalanı, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|ahazjaʔnin islerinin ɡeri kalaniʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Joshua-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşu, dağlık bölgeyi, bütün güneyi, bütün Goşen bölgesini, ovayı, Arava'yı, İsrael'in dağlık bölgesini ve aynı ovayı,|bojlet͡ʃe jesuʔ daɡlik bolɡejiʔ butun ɡunejiʔ butun ɡosen bolɡesiniʔ ovajiʔ aravaʔjiʔ israelʔin daɡlik bolɡesini ve ajni ovajiʔ Old-Testament-Daniel-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman yüzünü kendi ülkesinin kalelerine çevirecek; ama tökezleyecek ve düşecek ve bulunamayacak.\"\"\"|\"o zaman juzunu kendi ulkesinin kalelerine t͡ʃeviret͡ʃek; ama tokezlejet͡ʃek ve duset͡ʃek ve bulunamajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ordular Yahvesi tasarladı, bunu kim durdurabilir? Eli uzanmış durumda, onu kim geri döndürebilir?”|t͡ʃunku ordular jahvesi tasarladiʔ bunu kim durdurabilir? eli uzanmis durumdaʔ onu kim ɡeri dondurebilir?” New-Testament-John-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua’nın sevdiği öğrenci Petrus’a, “Bu Efendi’dir!” dedi. Simon Petrus O’nun Efendi olduğunu duyunca üstlüğünü sarınıp (çünkü çıplaktı) denize atladı.|o zaman jesua’nin sevdiɡi oɡrent͡ʃi petrus’aʔ “bu efendi’dir!” dedi. simon petrus o’nun efendi olduɡunu dujunt͡ʃa ustluɡunu sarinip (t͡ʃunku t͡ʃiplakti) denize atladi. Old-Testament-Esther-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü ben ve halkım yok edilmek, öldürülmek ve mahvedilmek üzere satıldık. Ama erkek ve kadın köle olarak satılmış olsaydık, düşman kralın kaybını telafi edemese bile, suskun kalırdım.\"\"\"|\"t͡ʃunku ben ve halkim jok edilmekʔ oldurulmek ve mahvedilmek uzere satildik. ama erkek ve kadin kole olarak satilmis olsajdikʔ dusman kralin kajbini telafi edemese bileʔ suskun kalirdim.\"\"\" New-Testament-Matthew-027-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef cesedi aldı, temiz bir keten beze sardı ve kayaya oydurmuş olduğu kendi yeni mezarına onu yatırdı.|josef t͡ʃesedi aldiʔ temiz bir keten beze sardi ve kajaja ojdurmus olduɡu kendi jeni mezarina onu jatirdi. New-Testament-John-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece öğrenciler yirmi beş ya da otuz stadia kadar kürek çektikten sonra, Yeşua’nın denizin üstünde yürüyerek tekneye yaklaştığını gördüler. Korkuya kapıldılar.|bojlet͡ʃe oɡrent͡ʃiler jirmi bes ja da otuz stadia kadar kurek t͡ʃektikten sonraʔ jesua’nin denizin ustunde jurujerek tekneje jaklastiɡini ɡorduler. korkuja kapildilar. New-Testament-Hebrews-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Terbiye edilmek uğruna sabretmelisiniz. Tanrı size çocukları gibi davranıyor. Hangi oğulu babası terbiye etmez?|terbije edilmek uɡruna sabretmelisiniz. tanri size t͡ʃot͡ʃuklari ɡibi davranijor. hanɡi oɡulu babasi terbije etmez? Old-Testament-1-Samuel-002-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendim için yüreğimde ve aklımda olanı yapacak sadık bir kâhin çıkaracağım. Ona sağlam bir ev yapacağım. Meshedilmişimin önünde sonsuza dek yürüyecek.|kendim it͡ʃin jureɡimde ve aklimda olani japat͡ʃak sadik bir kahin t͡ʃikarat͡ʃaɡim. ona saɡlam bir ev japat͡ʃaɡim. meshedilmisimin onunde sonsuza dek jurujet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yargı tahtında oturan kral, gözleriyle tüm kötülükleri dağıtır.|jarɡi tahtinda oturan kralʔ ɡozlerijle tum kotulukleri daɡitir. Old-Testament-Psalms-109-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Nefret dolu sözlerle çevremi sarıp, nedensiz yere bana karşı savaştılar.|nefret dolu sozlerle t͡ʃevremi saripʔ nedensiz jere bana karsi savastilar. Old-Testament-Leviticus-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kâhin elindeki yağdan bir kısmını temiz kılınacak insanın sağ kulak memesi üzerine, sağ elinin başparmağı üzerine ve sağ ayağının başparmağı üzerine ve suç sunusu kanının yeri üzerine sürecek.|sonra kahin elindeki jaɡdan bir kismini temiz kilinat͡ʃak insanin saɡ kulak memesi uzerineʔ saɡ elinin basparmaɡi uzerine ve saɡ ajaɡinin basparmaɡi uzerine ve sut͡ʃ sunusu kaninin jeri uzerine suret͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu nedenle Yahve, canını arayan Anatot halkı için şöyle diyor: ‘Yahve'nin adıyla peygamberlik etmeyeceksin, yoksa bizim elimizle ölürsün.’\"|\"\"\"bu nedenle jahveʔ t͡ʃanini arajan anatot halki it͡ʃin sojle dijor ‘jahveʔnin adijla pejɡamberlik etmejet͡ʃeksinʔ joksa bizim elimizle olursun.’\" Old-Testament-1-Kings-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Tanrı'nın sözü Tanrı adamı Şemaya'ya geldi ve şöyle dedi,|ant͡ʃak tanriʔnin sozu tanri adami semajaʔja ɡeldi ve sojle dediʔ Old-Testament-1-Samuel-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün David'le adamları Ziklag'a vardıklarında Amalekliler güneye ve Ziklag'a baskın düzenlemiş, Ziklag'ı da vurup ateşe vermişlerdi,|ut͡ʃunt͡ʃu ɡun davidʔle adamlari ziklaɡʔa vardiklarinda amalekliler ɡuneje ve ziklaɡʔa baskin duzenlemisʔ ziklaɡʔi da vurup atese vermislerdiʔ Old-Testament-Genesis-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şit toplam dokuz yüz on iki yıl yaşadıktan sonra öldü.|sit toplam dokuz juz on iki jil jasadiktan sonra oldu. Old-Testament-Genesis-035-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov onunla konuştuğu yere taştan bir sütun dikti. Üzerine dökmelik sunu ve üzerine zeytinyağı döktü.|jakov onunla konustuɡu jere tastan bir sutun dikti. uzerine dokmelik sunu ve uzerine zejtinjaɡi doktu. New-Testament-Matthew-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlar, peygamber aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu:|butun bunlarʔ pejɡamber arat͡ʃiliɡijla bildirilen su soz jerine ɡelsin dije oldu Old-Testament-1-Chronicles-008-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Atsel'in altı oğlu vardı. Adları şunlardır: Atsrikam, Bokeru, İşmael, Şearya, Ovadya ve Hanan. Bunların hepsi Atsel'in oğullarıydı.|atselʔin alti oɡlu vardi. adlari sunlardir atsrikamʔ bokeruʔ ismaelʔ searjaʔ ovadja ve hanan. bunlarin hepsi atselʔin oɡullarijdi. Old-Testament-Proverbs-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sana zararı dokunmamışsa, bir adamla sebepsiz yere çekişme.|eɡer sana zarari dokunmamissaʔ bir adamla sebepsiz jere t͡ʃekisme. Old-Testament-1-Chronicles-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dört tarafta, doğuya, batıya, kuzeye ve güneye doğru kapıcılar vardı.|dort taraftaʔ doɡujaʔ batijaʔ kuzeje ve ɡuneje doɡru kapit͡ʃilar vardi. New-Testament-Revelation-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı, tasarladığı şeyi yapmayı onların yüreğine koydu. Ta ki, Tanrı’nın sözleri yerine gelinceye dek krallıklarını canavara verme konusunda aynı fikirde olsunlar.|t͡ʃunku tanriʔ tasarladiɡi seji japmaji onlarin jureɡine kojdu. ta kiʔ tanri’nin sozleri jerine ɡelint͡ʃeje dek kralliklarini t͡ʃanavara verme konusunda ajni fikirde olsunlar. Old-Testament-1-Chronicles-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Seguv, Gilad ülkesinde yirmi üç kenti olan Yair'in babası oldu.|seɡuvʔ ɡilad ulkesinde jirmi ut͡ʃ kenti olan jairʔin babasi oldu. Old-Testament-Genesis-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Pelek otuz yaşındayken Reu'nun babası oldu.|pelek otuz jasindajken reuʔnun babasi oldu. Old-Testament-1-Chronicles-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şekanya'nın oğlu: Şemaya. Şemaya'nın oğulları: Hattuş, İgal, Barya, Nearya ve Şafat, altı.|sekanjaʔnin oɡlu semaja. semajaʔnin oɡullari hattusʔ iɡalʔ barjaʔ nearja ve safatʔ alti. Old-Testament-Numbers-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'nda yaptıkları tüm hizmete göre onların yükleri şunlardır: Bütün takımları ve bütün hizmetleriyle birlikte, konutun çerçeveleri, kirişleri, direkleri, tabanları,|bulusma t͡ʃadiriʔnda japtiklari tum hizmete ɡore onlarin jukleri sunlardir butun takimlari ve butun hizmetlerijle birlikteʔ konutun t͡ʃert͡ʃeveleriʔ kirisleriʔ direkleriʔ tabanlariʔ Old-Testament-1-Chronicles-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Avigail, Amasa'yı doğurdu; Amasa'nın babası ise İşmaelli Yeter'di.|aviɡailʔ amasaʔji doɡurdu; amasaʔnin babasi ise ismaelli jeterʔdi. Old-Testament-Joel-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben'im İsrael'in arasında olduğumu, Tanrınız Yahve olduğumu, ve başka kimsenin olmadığını bileceksiniz. Halkım bir daha asla hayal kırıklığına uğramayacak.|benʔim israelʔin arasinda olduɡumuʔ tanriniz jahve olduɡumuʔ ve baska kimsenin olmadiɡini bilet͡ʃeksiniz. halkim bir daha asla hajal kirikliɡina uɡramajat͡ʃak. New-Testament-Luke-001-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesi, “Hayır, adı Yuhanna olacak” dedi.|annesiʔ “hajirʔ adi juhanna olat͡ʃak” dedi. Old-Testament-Psalms-078-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Dönüp dönüp Tanrı'yı denediler, ve İsrael'in Kutsalı’nı kışkırttılar.|donup donup tanriʔji denedilerʔ ve israelʔin kutsali’ni kiskirttilar. Old-Testament-2-Chronicles-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizi evin sağına, doğu tarafına, güneye doğru yerleştirdi.|denizi evin saɡinaʔ doɡu tarafinaʔ ɡuneje doɡru jerlestirdi. Old-Testament-2-Chronicles-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Azarya ve kendisiyle birlikte, Yahve'nin seksen kâhini, yiğit adamlar, onun ardından girdiler.|kahin azarja ve kendisijle birlikteʔ jahveʔnin seksen kahiniʔ jiɡit adamlarʔ onun ardindan ɡirdiler. New-Testament-Ephesians-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlığın verimsiz işlerine ortak olmayın. Tersine onları açığa vurun.|karanliɡin verimsiz islerine ortak olmajin. tersine onlari at͡ʃiɡa vurun. Old-Testament-Deuteronomy-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de yukarı çıkmadınız ve Tanrınız Yahve'nin buyruğuna karşı isyan ettiniz.|jine de jukari t͡ʃikmadiniz ve tanriniz jahveʔnin bujruɡuna karsi isjan ettiniz. Old-Testament-Haggai-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tohum hâlâ ambarda mı? Evet, asma, incir ağacı, nar ağacı ve zeytin ağacı ürün vermedi. Bugünden sizi kutsayacağım.'\"\"\"|\"tohum hala ambarda mi? evetʔ asmaʔ int͡ʃir aɡat͡ʃiʔ nar aɡat͡ʃi ve zejtin aɡat͡ʃi urun vermedi. buɡunden sizi kutsajat͡ʃaɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gerçekten bir adam, babasının evinde kardeşini tutup şöyle diyecek: \"\"Giysilerin var, hükümdarımız sen ol ve bu yıkım senin elinin altında olsun.\"\"\"|\"ɡert͡ʃekten bir adamʔ babasinin evinde kardesini tutup sojle dijet͡ʃek \"\"ɡijsilerin varʔ hukumdarimiz sen ol ve bu jikim senin elinin altinda olsun.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Biri, \"\"Lütfen hizmetkârlarınla birlikte gitmek ister misin?\"\" dedi. Elişa, \"\"Giderim\"\" diye yanıt verdi.\"|\"biriʔ \"\"lutfen hizmetkarlarinla birlikte ɡitmek ister misin?\"\" dedi. elisaʔ \"\"ɡiderim\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-Job-033-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gerçekten de ben dinlerken sen dedin, senin sözlerini duydum,|“ɡert͡ʃekten de ben dinlerken sen dedinʔ senin sozlerini dujdumʔ Old-Testament-Isaiah-055-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulunabilirken Yahve'yi arayın. Yakındayken O'nu çağırın.|bulunabilirken jahveʔji arajin. jakindajken oʔnu t͡ʃaɡirin. Old-Testament-Psalms-094-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler için çukur kazılıncaya dek, sıkıntılı günlerde ona rahat verirsin.|kotuler it͡ʃin t͡ʃukur kazilint͡ʃaja dekʔ sikintili ɡunlerde ona rahat verirsin. Old-Testament-Psalms-122-003|und|SPEAKER_00_Turkish|bitişik kurulmuş bir kenttir Yeruşalem,|bitisik kurulmus bir kenttir jerusalemʔ Old-Testament-Judges-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Ruhu onu Sora ile Eştaol arasındaki Mahane Dan'da harekete geçirmeye başladı.|jahveʔnin ruhu onu sora ile estaol arasindaki mahane danʔda harekete ɡet͡ʃirmeje basladi. New-Testament-John-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua gidip ekmeği aldı, onlara verdi. Aynı şekilde balıkları da verdi.|sonra jesua ɡidip ekmeɡi aldiʔ onlara verdi. ajni sekilde baliklari da verdi. New-Testament-James-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. Ellerinizi temizleyin ey günahkârlar. Yüreklerinizi arındırın, ey çift fikirliler.|tanri’ja jaklasinʔ o da size jaklasat͡ʃaktir. ellerinizi temizlejin ej ɡunahkarlar. jureklerinizi arindirinʔ ej t͡ʃift fikirliler. Old-Testament-Proverbs-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bereket doğru insanın başı üzerindedir, ama kötülerin ağzını zorbalık kaplar.|bereket doɡru insanin basi uzerindedirʔ ama kotulerin aɡzini zorbalik kaplar. Old-Testament-Exodus-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlara ne kadar eziyet ettilerse, onlar o kadar çok çoğaldılar ve daha da yayıldılar.|ama onlara ne kadar ezijet ettilerseʔ onlar o kadar t͡ʃok t͡ʃoɡaldilar ve daha da jajildilar. Old-Testament-1-Chronicles-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in ve Yahuda'nın çocuklarından bazıları David'in yanına, kaleye geldiler.|benjaminʔin ve jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindan bazilari davidʔin janinaʔ kaleje ɡeldiler. New-Testament-1-Corinthians-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsalların dünyayı yargılayacağını bilmiyor musunuz? Eğer dünya sizin tarafınızdan yargılanıyorsa, en ufak davaları yargılamaya layık değil misiniz?|kutsallarin dunjaji jarɡilajat͡ʃaɡini bilmijor musunuz? eɡer dunja sizin tarafinizdan jarɡilanijorsaʔ en ufak davalari jarɡilamaja lajik deɡil misiniz? Old-Testament-Genesis-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzüne tufan geldiğinde Noa altı yüz yaşındaydı.|jerjuzune tufan ɡeldiɡinde noa alti juz jasindajdi. New-Testament-1-Corinthians-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü çarmıh sözü, ölmekte olanlar için akılsızlıktır, ama kurtulmakta olan bizler için Tanrı'nın gücüdür.|t͡ʃunku t͡ʃarmih sozuʔ olmekte olanlar it͡ʃin akilsizliktirʔ ama kurtulmakta olan bizler it͡ʃin tanriʔnin ɡut͡ʃudur. New-Testament-John-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu şeyleri size, tökezletilmeyesiniz diye söyledim.|“bu sejleri sizeʔ tokezletilmejesiniz dije sojledim. New-Testament-Matthew-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O sıralarda, Şabat Günü Yeşua ekin tarlalarından geçiyordu. Öğrencileri açtı ve başakları koparıp yemeye başladılar.|o siralardaʔ sabat ɡunu jesua ekin tarlalarindan ɡet͡ʃijordu. oɡrent͡ʃileri at͡ʃti ve basaklari koparip jemeje basladilar. New-Testament-Galatians-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama iyi bir amaç için gayretli olmak her zaman iyidir, üstelik yalnızca aranızdayken değil.|ama iji bir amat͡ʃ it͡ʃin ɡajretli olmak her zaman ijidirʔ ustelik jalnizt͡ʃa aranizdajken deɡil. New-Testament-Luke-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra gider ve kendisinden daha kötü yedi ruh daha alır. Hep birlikte içeri girip yerleşirler. O adamın son durumu ilkinden beter olur.”|sonra ɡider ve kendisinden daha kotu jedi ruh daha alir. hep birlikte it͡ʃeri ɡirip jerlesirler. o adamin son durumu ilkinden beter olur.” Old-Testament-Exodus-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve'ye hizmet edeceksiniz, O da ekmeğinizi ve suyunuzu bereketleyecek, ben de aranızdan hastalıkları kaldıracağım.|tanriniz jahveʔje hizmet edet͡ʃeksinizʔ o da ekmeɡinizi ve sujunuzu bereketlejet͡ʃekʔ ben de aranizdan hastaliklari kaldirat͡ʃaɡim. New-Testament-Matthew-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua düşüncelerini bilerek onlara şöyle dedi: “Kendi içinde bölünen her krallık çöle döner, yine kendi içinde bölünmüş her kent ya da ev ayakta kalamaz.|jesua dusunt͡ʃelerini bilerek onlara sojle dedi “kendi it͡ʃinde bolunen her krallik t͡ʃole donerʔ jine kendi it͡ʃinde bolunmus her kent ja da ev ajakta kalamaz. Old-Testament-Joel-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse sevinin, ey Siyon'un çocukları, ve Tanrınız Yahve'yle coşun; çünkü size ilk yağmuru tam ölçüsünde veriyor, ve öncesinde olduğu gibi yağmuru, ilk yağmuru ve son yağmuru sizin için yağdırıyor.|ojlejse sevininʔ ej sijonʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ ve tanriniz jahveʔjle t͡ʃosun; t͡ʃunku size ilk jaɡmuru tam olt͡ʃusunde verijorʔ ve ont͡ʃesinde olduɡu ɡibi jaɡmuruʔ ilk jaɡmuru ve son jaɡmuru sizin it͡ʃin jaɡdirijor. New-Testament-Luke-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse ne görmeye çıktınız? Bir peygamber mi? Evet, size şunu söyleyeyim, peygamberden daha fazlasıdır.|ojlejse ne ɡormeje t͡ʃiktiniz? bir pejɡamber mi? evetʔ size sunu sojlejejimʔ pejɡamberden daha fazlasidir. Old-Testament-2-Chronicles-033-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe Yahuda'yı ve Yeruşalem sakinlerini baştan çıkardı, öyle ki, Yahve'nin İsrael'in çocuklarının önünden yok ettiği uluslardan daha çok kötülük yaptılar.|manasse jahudaʔji ve jerusalem sakinlerini bastan t͡ʃikardiʔ ojle kiʔ jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden jok ettiɡi uluslardan daha t͡ʃok kotuluk japtilar. Old-Testament-Jeremiah-050-026|und|SPEAKER_00_Turkish|En uzak sınırdan ona karşı gelin. Ambarlarını açın. Onu kümeler halinde yığın. Onu tümüyle yok edin. Ondan hiçbir şey kalmasın.|en uzak sinirdan ona karsi ɡelin. ambarlarini at͡ʃin. onu kumeler halinde jiɡin. onu tumujle jok edin. ondan hit͡ʃbir sej kalmasin. Old-Testament-Exodus-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, Yahve'nin Mısırlılar'a yaptığı büyük işi gördü ve halk Yahve'den korktu. Yahve'ye ve hizmetkârı Moşe'ye inandılar.|israelʔ jahveʔnin misirlilarʔa japtiɡi bujuk isi ɡordu ve halk jahveʔden korktu. jahveʔje ve hizmetkari moseʔje inandilar. Old-Testament-Genesis-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona Zimran’ı, Yokşan’ı, Medan’ı, Midyan’ı, İşbak’ı ve Şuah'ı doğurdu.|ona zimran’iʔ joksan’iʔ medan’iʔ midjan’iʔ isbak’i ve suahʔi doɡurdu. Old-Testament-Malachi-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman döneceksiniz ve doğruyla kötüyü, Tanrı'ya hizmet edenle etmeyeni ayırt edeceksiniz.\"\"\"|\"o zaman donet͡ʃeksiniz ve doɡrujla kotujuʔ tanriʔja hizmet edenle etmejeni ajirt edet͡ʃeksiniz.\"\"\" Old-Testament-Daniel-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın onlara sorduğu her türlü bilgelik ve anlayış konusunda, onları ülkesindeki bütün sihirbazlardan ve büyücülerden on kat daha iyi buldu.|kralin onlara sorduɡu her turlu bilɡelik ve anlajis konusundaʔ onlari ulkesindeki butun sihirbazlardan ve bujut͡ʃulerden on kat daha iji buldu. Old-Testament-Psalms-127-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiğidin elindeki oklar gibi, gençlik çocukları da böyledir.|jiɡidin elindeki oklar ɡibiʔ ɡent͡ʃlik t͡ʃot͡ʃuklari da bojledir. Old-Testament-1-Chronicles-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız kardeşleri ise Seruya ve Avigail'di. Seruya'nın oğulları: Avişay, Yoav ve Asahel, üçtü.|kiz kardesleri ise seruja ve aviɡailʔdi. serujaʔnin oɡullari avisajʔ joav ve asahelʔ ut͡ʃtu. Old-Testament-Psalms-058-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıp giden su gibi yok olup gitsinler. Yaylarını gerdiklerinde oklarının ucu kırılsın.|akip ɡiden su ɡibi jok olup ɡitsinler. jajlarini ɡerdiklerinde oklarinin ut͡ʃu kirilsin. Old-Testament-Jeremiah-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kuyu suyunu nasıl çıkarırsa, o da kötülüğünü öyle çıkarıyor. Onda zorbalık ve yıkım duyuluyor. Hastalık ve yaralar sürekli önümde.|bir kuju sujunu nasil t͡ʃikarirsaʔ o da kotuluɡunu ojle t͡ʃikarijor. onda zorbalik ve jikim dujulujor. hastalik ve jaralar surekli onumde. Old-Testament-2-Samuel-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David gençlerden birini çağırıp, \"\"Yaklaş ve onu vur!\"\" dedi. Onu öyle bir vurdu ki, öldü.\"|\"david ɡent͡ʃlerden birini t͡ʃaɡiripʔ \"\"jaklas ve onu vur!\"\" dedi. onu ojle bir vurdu kiʔ oldu.\" New-Testament-Matthew-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaklaşık onbirinci vakitte çıktı ve boş duran başkalarını buldu. Onlara, ‘Neden bütün gün burada boş duruyorsunuz?’ dedi.”|jaklasik onbirint͡ʃi vakitte t͡ʃikti ve bos duran baskalarini buldu. onlaraʔ ‘neden butun ɡun burada bos durujorsunuz?’ dedi.” Old-Testament-Psalms-086-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana iyiliğinin bir işaretini göster, ta ki, benden nefret edenler bunu görüp utansınlar, çünkü sen, ey Yahve, bana yardım ettin ve beni teselli ettin.|bana ijiliɡinin bir isaretini ɡosterʔ ta kiʔ benden nefret edenler bunu ɡorup utansinlarʔ t͡ʃunku senʔ ej jahveʔ bana jardim ettin ve beni teselli ettin. New-Testament-1-Corinthians-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in tanıklığı sizde doğrulandığı gibi,|mesih’in tanikliɡi sizde doɡrulandiɡi ɡibiʔ Old-Testament-Deuteronomy-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|onu gönderen önceki kocası, kirlendikten sonra onu tekrar karısı olarak alamaz; çünkü bu Yahve için iğrenç bir şeydir. Tanrın Yahve'nin miras olarak sana vermekte olduğu ülkeyi günaha sokmayacaksın.|onu ɡonderen ont͡ʃeki kot͡ʃasiʔ kirlendikten sonra onu tekrar karisi olarak alamaz; t͡ʃunku bu jahve it͡ʃin iɡrent͡ʃ bir sejdir. tanrin jahveʔnin miras olarak sana vermekte olduɡu ulkeji ɡunaha sokmajat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Kings-004-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama dedi ki, \"\"Öyleyse un getirin.\"\" Ve tencereye attı; ve dedi, \"\"Halkın önüne koy da yesinler.\"\"\"|\"ama dedi kiʔ \"\"ojlejse un ɡetirin.\"\" ve tent͡ʃereje atti; ve dediʔ \"\"halkin onune koj da jesinler.\"\"\" Old-Testament-Psalms-031-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları huzurunun barınağında, insanların tuzaklarından gizlersin. Kavgacı dillerden bir çardakta onları saklarsın.|onlari huzurunun barinaɡindaʔ insanlarin tuzaklarindan ɡizlersin. kavɡat͡ʃi dillerden bir t͡ʃardakta onlari saklarsin. New-Testament-Ephesians-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtuluş miğferini ve Tanrı’nın sözü olan Ruh’un kılıcını alın.|kurtulus miɡferini ve tanri’nin sozu olan ruh’un kilit͡ʃini alin. Old-Testament-Habakkuk-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi kendisine karşı benzetme, alaycı özdeyiş olarak, 'Vay haline kendisine ait olmayanı çoğaltan, haraçla zenginleşen! Ne zamana dek?' demeyecekler mi?|bunlarin hepsi kendisine karsi benzetmeʔ alajt͡ʃi ozdejis olarakʔ ʔvaj haline kendisine ait olmajani t͡ʃoɡaltanʔ harat͡ʃla zenɡinlesen! ne zamana dek?ʔ demejet͡ʃekler mi? Old-Testament-1-Chronicles-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı bana, 'Adım için bir ev yapmayacaksın, çünkü sen savaş adamısın ve kan döktün' dedi.|ama tanri banaʔ ʔadim it͡ʃin bir ev japmajat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku sen savas adamisin ve kan doktunʔ dedi. New-Testament-1-Thessalonians-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi Yeşua aracılığıyla size hangi talimatları verdiğimizi biliyorsunuz.|t͡ʃunku efendi jesua arat͡ʃiliɡijla size hanɡi talimatlari verdiɡimizi bilijorsunuz. New-Testament-Hebrews-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten de Moşe, sonradan söylenecek olan şeylere tanıklık etmek üzere Tanrı’nın bütün evinde bir hizmetkâr olarak sadıktı.|ɡert͡ʃekten de moseʔ sonradan sojlenet͡ʃek olan sejlere taniklik etmek uzere tanri’nin butun evinde bir hizmetkar olarak sadikti. Old-Testament-2-Chronicles-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviya'nın diğer işleri, onun yolları ve sözleri Peygamber İddo'nun yorumunda yazılıdır.|avijaʔnin diɡer isleriʔ onun jollari ve sozleri pejɡamber iddoʔnun jorumunda jazilidir. Old-Testament-2-Kings-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Suriye Kralı İsrael'e karşı savaş halindeydi; hizmetkârlarıyla danışıp, \"\"Ordugâhım falan filân yerde olacak\"\" dedi.\"|\"surije krali israelʔe karsi savas halindejdi; hizmetkarlarijla danisipʔ \"\"orduɡahim falan filan jerde olat͡ʃak\"\" dedi.\" Old-Testament-Ecclesiastes-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kötüye iyilik olmayacak, gölge gibi olan günleri uzamayacak, çünkü Tanrı'dan korkmaz.|ama kotuje ijilik olmajat͡ʃakʔ ɡolɡe ɡibi olan ɡunleri uzamajat͡ʃakʔ t͡ʃunku tanriʔdan korkmaz. New-Testament-John-011-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları, “Körün gözlerini açan bu adam, Lazar’ın ölmesine de engel olamaz mıydı?” dediler.|bazilariʔ “korun ɡozlerini at͡ʃan bu adamʔ lazar’in olmesine de enɡel olamaz mijdi?” dediler. Old-Testament-Leviticus-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona gömleği giydirdi, beline kuşağı bağladı, ona kaftanı giydirdi, ona efodu giydirdi ve efodun ustaca dokunmuş şeridini üzerine bağlayıp efodu kendisine onunla bağladı.|ona ɡomleɡi ɡijdirdiʔ beline kusaɡi baɡladiʔ ona kaftani ɡijdirdiʔ ona efodu ɡijdirdi ve efodun ustat͡ʃa dokunmus seridini uzerine baɡlajip efodu kendisine onunla baɡladi. Old-Testament-Genesis-029-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan, “Gerçekten sen benim kemiğim ve etimsin” dedi. Yakov onun yanında bir ay kaldı.|lavanʔ “ɡert͡ʃekten sen benim kemiɡim ve etimsin” dedi. jakov onun janinda bir aj kaldi. Old-Testament-Isaiah-055-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden paranızı ekmek olmayana, emeğinizi doyurmayan şeye harcıyorsunuz? Beni özenle dinleyin de iyi olanı yiyesiniz, canınız da zenginlikte keyif alsın.|neden paranizi ekmek olmajanaʔ emeɡinizi dojurmajan seje hart͡ʃijorsunuz? beni ozenle dinlejin de iji olani jijesinizʔ t͡ʃaniniz da zenɡinlikte kejif alsin. Old-Testament-2-Chronicles-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviya ve halkı onları büyük bir kıyımla öldürdü, böylece İsrael'in beş yüz bin seçme adamı ölü olarak yere serildi.|avija ve halki onlari bujuk bir kijimla oldurduʔ bojlet͡ʃe israelʔin bes juz bin set͡ʃme adami olu olarak jere serildi. Old-Testament-2-Kings-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, içine bir ruh koyacağım, bir haberi duyup kendi ülkesine dönecek. Onu kendi ülkesinde kılıçla düşüreceğim.\"\"'\"\"\"|\"isteʔ it͡ʃine bir ruh kojat͡ʃaɡimʔ bir haberi dujup kendi ulkesine donet͡ʃek. onu kendi ulkesinde kilit͡ʃla dusuret͡ʃeɡim.\"\"ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-013-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi memleketine geldi ve onların havrasında öğretti. Halk şaşkınlık içinde kaldı. “Bu adam bu bilgeliği ve büyük işleri nereden elde etti?” dediler.|kendi memleketine ɡeldi ve onlarin havrasinda oɡretti. halk saskinlik it͡ʃinde kaldi. “bu adam bu bilɡeliɡi ve bujuk isleri nereden elde etti?” dediler. New-Testament-2-Timothy-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sendeki içten imanı hatırlıyorum. Önce büyükannen Lois’de ve annen Evniki’de hayat bulan imanın şimdi sende de bulunduğuna eminim.|sendeki it͡ʃten imani hatirlijorum. ont͡ʃe bujukannen lois’de ve annen evniki’de hajat bulan imanin simdi sende de bulunduɡuna eminim. New-Testament-Luke-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Zakkay aceleyle aşağı indi ve sevinçle Yeşua’yı evine kabul etti.|zakkaj at͡ʃelejle asaɡi indi ve sevint͡ʃle jesua’ji evine kabul etti. Old-Testament-Isaiah-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar oraya oklarla ve yaylarla gidecekler, çünkü bütün ülke çalılık ve dikenlik olacak.|insanlar oraja oklarla ve jajlarla ɡidet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku butun ulke t͡ʃalilik ve dikenlik olat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaylarla silahlanmışlardı ve hem sağ ellerini hem de sol ellerini kullanarak taş atabiliyor ve yaydan ok atabiliyorlardı. Bunlar Benyamin oymağından Saul'un akrabalarıydı.|jajlarla silahlanmislardi ve hem saɡ ellerini hem de sol ellerini kullanarak tas atabilijor ve jajdan ok atabilijorlardi. bunlar benjamin ojmaɡindan saulʔun akrabalarijdi. New-Testament-Mark-012-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıcı O’na, “İyi söyledin öğretmenim” dedi. “‘Tanrı tektir ve O’ndan başkası yoktur’ demekle doğruyu söyledin.|jazit͡ʃi o’naʔ “iji sojledin oɡretmenim” dedi. “‘tanri tektir ve o’ndan baskasi joktur’ demekle doɡruju sojledin. Old-Testament-1-Kings-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral David'in yanına gir ve ona de ki, 'Efendim kral, hizmetkârına ant içip, \"\"Kesinlikle oğlun Solomon benden sonra kral olacak ve tahtıma oturacak\"\" demedin mi? Öyleyse Adoniya neden krallık ediyor?'\"|\"kral davidʔin janina ɡir ve ona de kiʔ ʔefendim kralʔ hizmetkarina ant it͡ʃipʔ \"\"kesinlikle oɡlun solomon benden sonra kral olat͡ʃak ve tahtima oturat͡ʃak\"\" demedin mi? ojlejse adonija neden krallik edijor?ʔ\" New-Testament-Matthew-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|karanlıkta oturan halk büyük bir ışık gördü. Ölümün gölgelediği diyarda yaşayanlara Işık doğdu.”|karanlikta oturan halk bujuk bir isik ɡordu. olumun ɡolɡelediɡi dijarda jasajanlara isik doɡdu.” Old-Testament-1-Samuel-020-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul ona vurmak için mızrağını fırlattı. Yonatan, babasının David'i öldürmeye kararlı olduğunu bundan anladı.|saul ona vurmak it͡ʃin mizraɡini firlatti. jonatanʔ babasinin davidʔi oldurmeje kararli olduɡunu bundan anladi. New-Testament-Acts-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları çağırdılar, Yeşua’nın adıyla hiç konuşmamalarını ve öğretmemelerini buyurdular.|onlari t͡ʃaɡirdilarʔ jesua’nin adijla hit͡ʃ konusmamalarini ve oɡretmemelerini bujurdular. Old-Testament-Numbers-031-044|und|SPEAKER_00_Turkish|otuz altı bin sığır,|otuz alti bin siɡirʔ Old-Testament-Esther-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kral bütün beyleri ve hizmetkârları için büyük bir ziyafet, Ester'in ziyafetini verdi; illerde bayram ilan etti ve kralın cömertliğine göre armağanlar verdi.|o zaman kral butun bejleri ve hizmetkarlari it͡ʃin bujuk bir zijafetʔ esterʔin zijafetini verdi; illerde bajram ilan etti ve kralin t͡ʃomertliɡine ɡore armaɡanlar verdi. Old-Testament-Leviticus-023-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci gün heybetli ağaçların meyvelerini, palmiye ağaçlarının dallarını, sık ağaç dallarını ve dere söğütlerini alacaksınız; ve Tanrınız Yahve'nin önünde yedi gün sevineceksiniz.|birint͡ʃi ɡun hejbetli aɡat͡ʃlarin mejveleriniʔ palmije aɡat͡ʃlarinin dallariniʔ sik aɡat͡ʃ dallarini ve dere soɡutlerini alat͡ʃaksiniz; ve tanriniz jahveʔnin onunde jedi ɡun sevinet͡ʃeksiniz. New-Testament-Colossians-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey babalar, çocuklarınızı öfkelendirmeyin ki, cesaretleri kırılmasın.|ej babalarʔ t͡ʃot͡ʃuklarinizi ofkelendirmejin kiʔ t͡ʃesaretleri kirilmasin. Old-Testament-Joel-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların temizlemediğim kanlarını temizleyeceğim, çünkü Yahve Siyon'da oturuyor.”|onlarin temizlemediɡim kanlarini temizlejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku jahve sijonʔda oturujor.” Old-Testament-1-Kings-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Nevat oğlu Kral Yarovam'ın on sekizinci yılında Aviyam Yahuda üzerinde hüküm sürmeye başladı.|nevat oɡlu kral jarovamʔin on sekizint͡ʃi jilinda avijam jahuda uzerinde hukum surmeje basladi. New-Testament-Luke-024-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Şöyle yazılmıştır: Mesih’in acı çekmesi ve üçüncü gün ölümden dirilmesi gerekir.|onlara sojle dedi “sojle jazilmistir mesih’in at͡ʃi t͡ʃekmesi ve ut͡ʃunt͡ʃu ɡun olumden dirilmesi ɡerekir. New-Testament-John-004-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam Yeşua’nın Yahudiye’den Galile’ye geldiğini duyunca yanına gitti. Ölüm döşeğinde yatan oğlunu inip iyileştirmesi için O’na yalvardı.|adam jesua’nin jahudije’den ɡalile’je ɡeldiɡini dujunt͡ʃa janina ɡitti. olum doseɡinde jatan oɡlunu inip ijilestirmesi it͡ʃin o’na jalvardi. New-Testament-Mark-006-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları gönderdikten sonra dua etmek için dağa çıktı.|onlari ɡonderdikten sonra dua etmek it͡ʃin daɡa t͡ʃikti. New-Testament-Acts-007-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kent dışına atıp taşa tuttular. Tanıklar giysilerini Saul adındaki genç bir adamın ayaklarının dibine koydular.|onu kent disina atip tasa tuttular. taniklar ɡijsilerini saul adindaki ɡent͡ʃ bir adamin ajaklarinin dibine kojdular. Old-Testament-Daniel-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral onlara, \"\"Bir düş gördüm ve o düşü bilmek için ruhum sıkılıyor\"\" dedi.\"|\"kral onlaraʔ \"\"bir dus ɡordum ve o dusu bilmek it͡ʃin ruhum sikilijor\"\" dedi.\" Old-Testament-Nehemiah-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Yotsadak oğlu Yeşua oğlu Yoyakim'in, Vali Nehemya'nın ve Kâhin ve Yazıcı Ezra'nın günlerindeydi.|bunlarʔ jotsadak oɡlu jesua oɡlu jojakimʔinʔ vali nehemjaʔnin ve kahin ve jazit͡ʃi ezraʔnin ɡunlerindejdi. Old-Testament-2-Chronicles-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"bu nedenle sana bilgelik ve bilgi verildi. Ben sana öyle zenginlik, servet, onur vereceğim ki, senden önceki kralların hiçbiri benzerine sahip olmadı ve senden sonrakiler de benzerine sahip olmayacaktır.\"\"\"|\"bu nedenle sana bilɡelik ve bilɡi verildi. ben sana ojle zenɡinlikʔ servetʔ onur veret͡ʃeɡim kiʔ senden ont͡ʃeki krallarin hit͡ʃbiri benzerine sahip olmadi ve senden sonrakiler de benzerine sahip olmajat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama beni, bu hizmetkârını, kâhin Sadok’u, Yehoyada oğlu Benaya’yı ve hizmetkârın Solomon’u çağırmadı.|ama beniʔ bu hizmetkariniʔ kahin sadok’uʔ jehojada oɡlu benaja’ji ve hizmetkarin solomon’u t͡ʃaɡirmadi. Old-Testament-Deuteronomy-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Yahve sizi sevdiğinden ve atalarınıza ettiği andı tutmak istediğinden, Yahve güçlü eliyle sizi Mısır'dan çıkardı ve esaret evinden, Mısır Kralı Firavun'un elinden kurtardı.|ama jahve sizi sevdiɡinden ve atalariniza ettiɡi andi tutmak istediɡindenʔ jahve ɡut͡ʃlu elijle sizi misirʔdan t͡ʃikardi ve esaret evindenʔ misir krali firavunʔun elinden kurtardi. Old-Testament-1-Samuel-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi sabah erkenden kalktıklarında, işte, Dagon Yahve'nin Sandığı'nın önünde yüzüstü yere düşmüştü. Dagon’un başı ve iki ellerinin avuç içleri kesilmiş eşikteydi. Yalnızca Dagon’un gövdesi sağlamdı.|ertesi sabah erkenden kalktiklarindaʔ isteʔ daɡon jahveʔnin sandiɡiʔnin onunde juzustu jere dusmustu. daɡon’un basi ve iki ellerinin avut͡ʃ it͡ʃleri kesilmis esiktejdi. jalnizt͡ʃa daɡon’un ɡovdesi saɡlamdi. New-Testament-Romans-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de kardeşin yediğin bir şey yüzünden kederliyse, artık sevgide yürümüyorsun. Mesih’in uğruna öldüğü kardeşini yiyeceğinle mahvetme.|jine de kardesin jediɡin bir sej juzunden kederlijseʔ artik sevɡide jurumujorsun. mesih’in uɡruna olduɡu kardesini jijet͡ʃeɡinle mahvetme. New-Testament-Mark-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık nedeniyle O’na yaklaşamayınca, bulunduğu yerin çatısını açtılar. Çatıyı bozduktan sonra üstünde felçlinin yattığı yatağı indirdiler.|kalabalik nedenijle o’na jaklasamajint͡ʃaʔ bulunduɡu jerin t͡ʃatisini at͡ʃtilar. t͡ʃatiji bozduktan sonra ustunde felt͡ʃlinin jattiɡi jataɡi indirdiler. Old-Testament-2-Samuel-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Ey Seruya oğulları, benden size ne? Çünkü Yahve ona, ‘David’e lanet et’ dediği için o lanet ediyorsa, o zaman kim, ‘Neden böyle yaptın?’ diyecek?”|kralʔ “ej seruja oɡullariʔ benden size ne? t͡ʃunku jahve onaʔ ‘david’e lanet et’ dediɡi it͡ʃin o lanet edijorsaʔ o zaman kimʔ ‘neden bojle japtin?’ dijet͡ʃek?” New-Testament-Acts-019-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü buraya getirdiğiniz bu adamlar, ne tapınağı soymuşlar ne de tanrıçanıza küfretmişlerdir.|t͡ʃunku buraja ɡetirdiɡiniz bu adamlarʔ ne tapinaɡi sojmuslar ne de tanrit͡ʃaniza kufretmislerdir. Old-Testament-Jeremiah-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ülkede şaşkınlık verici ve korkunç bir şey oldu.|“ulkede saskinlik verit͡ʃi ve korkunt͡ʃ bir sej oldu. New-Testament-Revelation-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek bana, “Fahişenin oturduğu yerde gördüğün sular halklar, toplumlar, uluslar ve dillerdir” dedi.|melek banaʔ “fahisenin oturduɡu jerde ɡorduɡun sular halklarʔ toplumlarʔ uluslar ve dillerdir” dedi. Old-Testament-Ecclesiastes-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey genç adam, gençliğinde sevin, yüreğin de seni gençliğinin günlerinde neşelendirsin, yüreğinin yollarında ve gözlerinin gördüklerinde yürü; ama bil ki, bütün bunlar için Tanrı seni yargılayacaktır.|ej ɡent͡ʃ adamʔ ɡent͡ʃliɡinde sevinʔ jureɡin de seni ɡent͡ʃliɡinin ɡunlerinde neselendirsinʔ jureɡinin jollarinda ve ɡozlerinin ɡorduklerinde juru; ama bil kiʔ butun bunlar it͡ʃin tanri seni jarɡilajat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-118-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin kapısı işte budur; doğrular oraya girer.|jahve’nin kapisi iste budur; doɡrular oraja ɡirer. New-Testament-1-Peter-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin gibi seçilmiş olan Babil’deki kilise size selam eder. Oğlum Markos da sizi selamlıyor.|sizin ɡibi set͡ʃilmis olan babil’deki kilise size selam eder. oɡlum markos da sizi selamlijor. Old-Testament-Proverbs-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Laf taşıyan kişi sırları açığa vurur, bu nedenle dudaklarını geniş açanla arkadaşlık etme.|laf tasijan kisi sirlari at͡ʃiɡa vururʔ bu nedenle dudaklarini ɡenis at͡ʃanla arkadaslik etme. Old-Testament-Joshua-013-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Moşe Levi oymağına miras vermedi. Onlara söylediği gibi, onların mirası İsrael'in Tanrısı Yahve'dir.|ama mose levi ojmaɡina miras vermedi. onlara sojlediɡi ɡibiʔ onlarin mirasi israelʔin tanrisi jahveʔdir. New-Testament-Luke-023-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” dedi. Kura çekip O’nun giysilerini aralarında paylaştılar.|jesuaʔ “babaʔ onlari baɡislaʔ t͡ʃunku ne japtiklarini bilmijorlar” dedi. kura t͡ʃekip o’nun ɡijsilerini aralarinda pajlastilar. New-Testament-Luke-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya bunlardan hiçbirine gönderilmedi. Yalnız Sayda bölgesinin Sarefat Kenti’nde bulunan bir dul kadına gönderildi.|elija bunlardan hit͡ʃbirine ɡonderilmedi. jalniz sajda bolɡesinin sarefat kenti’nde bulunan bir dul kadina ɡonderildi. Old-Testament-Numbers-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"otuz yaştan başlayarak elli yaşına kadar Buluşma Çadırı'nda iş yapmak üzere hizmete girenlerin tümünü sayın.\"\"\"|\"otuz jastan baslajarak elli jasina kadar bulusma t͡ʃadiriʔnda is japmak uzere hizmete ɡirenlerin tumunu sajin.\"\"\" Old-Testament-Daniel-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Daniel, Babil'in bilge adamlarını öldürmek için çıkan kralın muhafız komutanı Aryok'a öğüt ve sağduyuyla yanıt verdi.|o zaman danielʔ babilʔin bilɡe adamlarini oldurmek it͡ʃin t͡ʃikan kralin muhafiz komutani arjokʔa oɡut ve saɡdujujla janit verdi. Old-Testament-Deuteronomy-028-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her şeyin bolluğu yüzünden Tanrın Yahve'ye sevinçle, memnuniyetle hizmet etmedin;|t͡ʃunku her sejin bolluɡu juzunden tanrin jahveʔje sevint͡ʃleʔ memnunijetle hizmet etmedin; Old-Testament-Leviticus-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman yağmurlarınızı size vaktinde vereceğim; toprak da ürününü verecek, kırın ağaçları da meyvesini verecekler.|o zaman jaɡmurlarinizi size vaktinde veret͡ʃeɡim; toprak da urununu veret͡ʃekʔ kirin aɡat͡ʃlari da mejvesini veret͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve babam David'e dedi, 'Mademki, adım için bir ev yapmak yüreğindeydi, bunu yüreğinde bulundurmakla iyi ettin.|ama jahve babam davidʔe dediʔ ʔmademkiʔ adim it͡ʃin bir ev japmak jureɡindejdiʔ bunu jureɡinde bulundurmakla iji ettin. Old-Testament-Psalms-089-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sadakatim ve sevgi dolu iyiliğim onunla birlikte olacak. Onun boynuzu benim adımla yükselecektir.|ama sadakatim ve sevɡi dolu ijiliɡim onunla birlikte olat͡ʃak. onun bojnuzu benim adimla jukselet͡ʃektir. New-Testament-1-Corinthians-014-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, ‘‘Evde kendi kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplulukta konuşması ayıptır.”|oɡrenmek istedikleri bir sej varsaʔ ‘‘evde kendi kot͡ʃalarina sorsunlar. t͡ʃunku kadinin toplulukta konusmasi ajiptir.” Old-Testament-Ezra-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci ay gelince, İsrael'in çocukları kentlerde iken, halk bir adammış gibi Yeruşalem'e toplandı.|jedint͡ʃi aj ɡelint͡ʃeʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari kentlerde ikenʔ halk bir adammis ɡibi jerusalemʔe toplandi. Old-Testament-Exodus-030-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim buna benzer bir derleme yaparsa ya da kim ondan bir yabancıya sürerse, halkının arasından atılacaktır.'”|kim buna benzer bir derleme japarsa ja da kim ondan bir jabant͡ʃija surerseʔ halkinin arasindan atilat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-Psalms-052-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben Tanrı'nın evindeki yeşil zeytin ağacı gibiyim. Sonsuza dek Tanrı'nın sevgi dolu iyiliğine güvenirim.|ama ben tanriʔnin evindeki jesil zejtin aɡat͡ʃi ɡibijim. sonsuza dek tanriʔnin sevɡi dolu ijiliɡine ɡuvenirim. Old-Testament-Genesis-034-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözleri Hamor'la Hamor'un oğlu Şekem'in hoşuna gitti.|sozleri hamorʔla hamorʔun oɡlu sekemʔin hosuna ɡitti. Old-Testament-Genesis-040-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yosef’in yorumladığı gibi fırıncıbaşıyı astı.|ama josef’in jorumladiɡi ɡibi firint͡ʃibasiji asti. New-Testament-James-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, her türlü pisliği ve taşkınlığı üzerinizden sıyırıp atarak, içinize ekilmiş, canlarınızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülükle kabul edin.|bu nedenleʔ her turlu pisliɡi ve taskinliɡi uzerinizden sijirip atarakʔ it͡ʃinize ekilmisʔ t͡ʃanlarinizi kurtarat͡ʃak ɡut͡ʃte olan sozu alt͡ʃakɡonullulukle kabul edin. Old-Testament-Jeremiah-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kâseyi Yahve'nin elinden aldım ve Yahve'nin beni gönderdiği bütün uluslara içirdim:|o zaman kaseji jahveʔnin elinden aldim ve jahveʔnin beni ɡonderdiɡi butun uluslara it͡ʃirdim Old-Testament-1-Chronicles-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapı bekçilerinin bölükleri: Korahlılar'dan, Asafoğulları'ndan Kore'nin oğlu Meşelemya.|kapi bekt͡ʃilerinin bolukleri korahlilarʔdanʔ asafoɡullariʔndan koreʔnin oɡlu meselemja. Old-Testament-Esther-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mektubun bir kopyası, emrin her ilde duyurulması için bütün halklara ilan oldu; ta ki, Yahudiler o gün düşmanlarından öçlerini almaya hazır olsunlar.|mektubun bir kopjasiʔ emrin her ilde dujurulmasi it͡ʃin butun halklara ilan oldu; ta kiʔ jahudiler o ɡun dusmanlarindan ot͡ʃlerini almaja hazir olsunlar. Old-Testament-Ezekiel-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir çoban, dağılmış koyunlarının arasında olduğu gün sürüsünü nasıl ararsa, ben de koyunlarımı öyle arayacağım. Bulutlu ve karanlık bir günde dağılmış oldukları her yerden onları kurtaracağım.|bir t͡ʃobanʔ daɡilmis kojunlarinin arasinda olduɡu ɡun surusunu nasil ararsaʔ ben de kojunlarimi ojle arajat͡ʃaɡim. bulutlu ve karanlik bir ɡunde daɡilmis olduklari her jerden onlari kurtarat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Kings-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır Kralı Firavun çıkıp Gezer'i almış, ateşe vermiş, kentte yaşayan Kenanlılar'ı öldürmüş ve onu kızına, Solomon'un karısına düğün hediyesi olarak vermişti.|misir krali firavun t͡ʃikip ɡezerʔi almisʔ atese vermisʔ kentte jasajan kenanlilarʔi oldurmus ve onu kizinaʔ solomonʔun karisina duɡun hedijesi olarak vermisti. Old-Testament-Job-030-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben iyilik ararken, kötülük geldi. Ben ışık beklerken, karanlık geldi.|ben ijilik ararkenʔ kotuluk ɡeldi. ben isik beklerkenʔ karanlik ɡeldi. New-Testament-Luke-009-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk Yeşua’ya yaklaşırken iblis onu yere çalıp şiddetle sarstı. Ama Yeşua kirli ruhu azarladı. Çocuğu iyileştirip babasına geri verdi.|t͡ʃot͡ʃuk jesua’ja jaklasirken iblis onu jere t͡ʃalip siddetle sarsti. ama jesua kirli ruhu azarladi. t͡ʃot͡ʃuɡu ijilestirip babasina ɡeri verdi. New-Testament-Revelation-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık sende arpçıların, ezgi söyleyenlerin, kaval ve boru çalanların sesi hiç duyulmayacak. Artık sende hiçbir el sanatının ustası bulunmayacak, artık sende değirmen sesi duyulmayacak.|artik sende arpt͡ʃilarinʔ ezɡi sojlejenlerinʔ kaval ve boru t͡ʃalanlarin sesi hit͡ʃ dujulmajat͡ʃak. artik sende hit͡ʃbir el sanatinin ustasi bulunmajat͡ʃakʔ artik sende deɡirmen sesi dujulmajat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk gök gürlemelerini, şimşekleri, boru sesini ve dağdan yükselen dumanı fark etti. İnsanlar bunu görünce titrediler ve uzakta durdular.|butun halk ɡok ɡurlemeleriniʔ simsekleriʔ boru sesini ve daɡdan jukselen dumani fark etti. insanlar bunu ɡorunt͡ʃe titrediler ve uzakta durdular. Old-Testament-Joshua-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocukları oymağının kurası boylarına göre düştü. Onların payının sınırı Yahuda'nın çocukları ile Yosef'in çocukları arasından çıkıyordu.|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin kurasi bojlarina ɡore dustu. onlarin pajinin siniri jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ile josefʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasindan t͡ʃikijordu. Old-Testament-Genesis-029-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan, “Küçüğü büyüğünden önce vermek bizim buralarda uygun değildir” dedi.|lavanʔ “kut͡ʃuɡu bujuɡunden ont͡ʃe vermek bizim buralarda ujɡun deɡildir” dedi. New-Testament-Galatians-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiye’de Mesih’e ait olan topluluklar beni şahsen tanımıyorlardı.|jahudije’de mesih’e ait olan topluluklar beni sahsen tanimijorlardi. Old-Testament-Psalms-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|övgülerinin tümünü gösterebileyim. Siyon kızının kapılarında kurtarışınla sevineceğim.|ovɡulerinin tumunu ɡosterebilejim. sijon kizinin kapilarinda kurtarisinla sevinet͡ʃeɡim. New-Testament-Matthew-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaşları ve savaş söylentilerini duyacaksınız. Sakın rahatsız olmayın! Çünkü tüm bunların olması gerek, ama henüz daha son değildir.|savaslari ve savas sojlentilerini dujat͡ʃaksiniz. sakin rahatsiz olmajin! t͡ʃunku tum bunlarin olmasi ɡerekʔ ama henuz daha son deɡildir. Old-Testament-Nehemiah-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yine de çok merhametlerinden ötürü onları tamamen bitirmedin ve bırakmadın; çünkü sen lütufkâr ve merhametli bir Tanrı'sın.|“jine de t͡ʃok merhametlerinden oturu onlari tamamen bitirmedin ve birakmadin; t͡ʃunku sen lutufkar ve merhametli bir tanriʔsin. Old-Testament-Jeremiah-052-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Keldaniler, Yahve'nin evindeki tunç direkleri, Yahve'nin evindeki ayaklıkları ve tunç denizi parçaladılar ve bütün tunçlarını Babil'e götürdüler.|keldanilerʔ jahveʔnin evindeki tunt͡ʃ direkleriʔ jahveʔnin evindeki ajakliklari ve tunt͡ʃ denizi part͡ʃaladilar ve butun tunt͡ʃlarini babilʔe ɡoturduler. Old-Testament-Numbers-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimoniler'in soyları bunlardır; yirmi iki bin iki yüz.|simonilerʔin sojlari bunlardir; jirmi iki bin iki juz. Old-Testament-Ruth-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, eltin kendi halkına ve kendi ilâhına döndü. Eltini izle” dedi.|“isteʔ eltin kendi halkina ve kendi ilahina dondu. eltini izle” dedi. New-Testament-Romans-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Size geldiğimde Mesih’in Müjdesi’nin bereketinin doluluğuyla geleceğimi biliyorum.|size ɡeldiɡimde mesih’in muʒdesi’nin bereketinin doluluɡujla ɡelet͡ʃeɡimi bilijorum. Old-Testament-Deuteronomy-031-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bu ezginin sözlerini bitirinceye dek bütün İsrael topluluğunun kulağına söyledi.|mose bu ezɡinin sozlerini bitirint͡ʃeje dek butun israel topluluɡunun kulaɡina sojledi. New-Testament-John-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Size Babam’dan birçok iyi işler gösterdim. Bu işlerden hangisi için beni taşlıyorsunuz?”|jesua onlara su karsiliɡi verdi “size babam’dan birt͡ʃok iji isler ɡosterdim. bu islerden hanɡisi it͡ʃin beni taslijorsunuz?” Old-Testament-Exodus-029-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'un kutsal giysileri kendisinden sonra onların meshedilmesi ve kutsanması için oğullarının olacaktır.\"|\"\"\"aronʔun kutsal ɡijsileri kendisinden sonra onlarin meshedilmesi ve kutsanmasi it͡ʃin oɡullarinin olat͡ʃaktir.\" New-Testament-John-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyledikten sonra yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı ve körün gözlerine sürdü.|bunu sojledikten sonra jere tukurduʔ tukurukle t͡ʃamur japti ve korun ɡozlerine surdu. Old-Testament-Ecclesiastes-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|gümüş kordon kopmadan, ya da altın tas kırılmadan, ya da testi pınarda parçalanmadan, ya da sarnıçta makara kırılmadan,|ɡumus kordon kopmadanʔ ja da altin tas kirilmadanʔ ja da testi pinarda part͡ʃalanmadanʔ ja da sarnit͡ʃta makara kirilmadanʔ Old-Testament-Exodus-032-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe dönüp elinde iki antlaşma levhasıyla dağdan indi; levhaların iki tarafı da yazılıydı. Onların bir tarafına ve öteki tarafına yazılmıştı.|mose donup elinde iki antlasma levhasijla daɡdan indi; levhalarin iki tarafi da jazilijdi. onlarin bir tarafina ve oteki tarafina jazilmisti. Old-Testament-Jeremiah-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüreklerinde, ‘Yağmuru, ilk ve sonuncusunu vaktinde veren, biçme haftalarını bizim için koruyan Tanrımız Yahve'den şimdi korkalım’ demiyorlar.\"\"\"|\"jureklerindeʔ ‘jaɡmuruʔ ilk ve sonunt͡ʃusunu vaktinde verenʔ bit͡ʃme haftalarini bizim it͡ʃin korujan tanrimiz jahveʔden simdi korkalim’ demijorlar.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-029-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Solomon'u bütün İsrael'in gözünde çok büyüttü, İsrael'de kendisinden önce hiçbir kralın üzerinde olmayan krallık yüceliğini ona verdi.|jahveʔ solomonʔu butun israelʔin ɡozunde t͡ʃok bujuttuʔ israelʔde kendisinden ont͡ʃe hit͡ʃbir kralin uzerinde olmajan krallik jut͡ʃeliɡini ona verdi. Old-Testament-Esther-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şu yazılı bulundu: Kralın kapı bekçilerinden iki hadımın, Bigtana ve Tereş'in, Kral Ahaşveroş'a el koymaya çalıştıklarını Mordekay bildirmişti.|su jazili bulundu kralin kapi bekt͡ʃilerinden iki hadiminʔ biɡtana ve teresʔinʔ kral ahasverosʔa el kojmaja t͡ʃalistiklarini mordekaj bildirmisti. Old-Testament-1-Chronicles-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşiklerde kapı bekçisi olarak seçilenlerin hepsi iki yüz on iki kişiydi. Bunlar, köylerinde soy kütüğüne göre yazılmıştı. David ve Gören Samuel, onları görevlerine atamışlardı.|esiklerde kapi bekt͡ʃisi olarak set͡ʃilenlerin hepsi iki juz on iki kisijdi. bunlarʔ kojlerinde soj kutuɡune ɡore jazilmisti. david ve ɡoren samuelʔ onlari ɡorevlerine atamislardi. New-Testament-2-Timothy-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|sevgisiz, affetmez, iftiracı, özünü denetlemeyen, azgın, iyilik sevmez olacaklar.|sevɡisizʔ affetmezʔ iftirat͡ʃiʔ ozunu denetlemejenʔ azɡinʔ ijilik sevmez olat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-089-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de onu ilk oğlum, dünya krallarının en yücesi olarak atayacağım.|ben de onu ilk oɡlumʔ dunja krallarinin en jut͡ʃesi olarak atajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Genesis-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram karısı Saray'ı, kardeşinin oğlu Lut'u, Haran’da kazanmış oldukları bütün malları ve edinmiş oldukları canları alıp Kenan ülkesine gittiler. Kenan ülkesine geldiler.|avram karisi sarajʔiʔ kardesinin oɡlu lutʔuʔ haran’da kazanmis olduklari butun mallari ve edinmis olduklari t͡ʃanlari alip kenan ulkesine ɡittiler. kenan ulkesine ɡeldiler. Old-Testament-Ezekiel-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“Bunu ben, Yahve, söyledim. Olacaktır ve onu yapacağım. Geri dönmeyeceğim. Esirgemeyeceğim. Tövbe etmeyeceğim. Yollarına ve yaptıklarına göre seni yargılayacaklar.” diyor Efendi Yahve.'\"\"\"|\"“‘“bunu benʔ jahveʔ sojledim. olat͡ʃaktir ve onu japat͡ʃaɡim. ɡeri donmejet͡ʃeɡim. esirɡemejet͡ʃeɡim. tovbe etmejet͡ʃeɡim. jollarina ve japtiklarina ɡore seni jarɡilajat͡ʃaklar.” dijor efendi jahve.ʔ\"\"\" Old-Testament-Lamentations-003-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve aşağı bakıp gökten görene kadar.|jahve asaɡi bakip ɡokten ɡorene kadar. Old-Testament-1-Chronicles-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şoval'ın oğlu Reaya, Yahat'ın babası oldu; Yahat da Ahumay ve Lahad'ın babası oldu. Bunlar Soralılar'ın boylarıdır.|sovalʔin oɡlu reajaʔ jahatʔin babasi oldu; jahat da ahumaj ve lahadʔin babasi oldu. bunlar soralilarʔin bojlaridir. Old-Testament-Psalms-073-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer “Ben böyle konuşayım” deseydim, işte, senin çocuklarının nesline ihanet etmiş olurdum.|eɡer “ben bojle konusajim” desejdimʔ isteʔ senin t͡ʃot͡ʃuklarinin nesline ihanet etmis olurdum. New-Testament-John-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu sözleri söyledikten sonra öğrencileriyle birlikte dışarı çıkıp Kidron Deresi’nin ötesine geçti. Orada bir bahçe vardı, kendisi ve öğrencileri bu bahçeye girdiler.|jesua bu sozleri sojledikten sonra oɡrent͡ʃilerijle birlikte disari t͡ʃikip kidron deresi’nin otesine ɡet͡ʃti. orada bir baht͡ʃe vardiʔ kendisi ve oɡrent͡ʃileri bu baht͡ʃeje ɡirdiler. Old-Testament-2-Samuel-022-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları tükettim ve vurdum, artık kalkamazlar. Evet, ayaklarımın altına düştüler.|onlari tukettim ve vurdumʔ artik kalkamazlar. evetʔ ajaklarimin altina dustuler. Old-Testament-1-Chronicles-004-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoel, Asiel oğlu Seraya oğlu Yoşivya oğlu Yehu,|joelʔ asiel oɡlu seraja oɡlu josivja oɡlu jehuʔ New-Testament-Revelation-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan sonra gökte tanıklık çadırı tapınağının açıldığını gördüm.|bunlardan sonra ɡokte taniklik t͡ʃadiri tapinaɡinin at͡ʃildiɡini ɡordum. Old-Testament-2-Samuel-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in bütün oymaklarında bütün halk çekişip şöyle diyorlardı: “Kral bizi düşmanlarımızın elinden kurtardı, o bizi Filistliler'in elinden kurtardı; şimdi de Avşalom'un yüzünden ülkeden kaçtı.|israelʔin butun ojmaklarinda butun halk t͡ʃekisip sojle dijorlardi “kral bizi dusmanlarimizin elinden kurtardiʔ o bizi filistlilerʔin elinden kurtardi; simdi de avsalomʔun juzunden ulkeden kat͡ʃti. Old-Testament-Leviticus-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-2-Kings-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yehu, Yahuda Kralı Ahazya'nın kardeşleriyle karşılaştı ve, \"\"Siz kimsiniz?\"\" diye sordu. Onlar, \"\"Biz Ahazya'nın kardeşleriyiz. Kralın ve kraliçenin çocuklarını karşılamaya iniyoruz.\"\" diye yanıtladılar.\"|\"jehuʔ jahuda krali ahazjaʔnin kardeslerijle karsilasti veʔ \"\"siz kimsiniz?\"\" dije sordu. onlarʔ \"\"biz ahazjaʔnin kardeslerijiz. kralin ve kralit͡ʃenin t͡ʃot͡ʃuklarini karsilamaja inijoruz.\"\" dije janitladilar.\" Old-Testament-Genesis-031-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Mispa diye de bilinir. Çünkü Lavan şöyle dedi: “Birbirimizi gözden kaybettiğimiz zaman Yahve seninle benim aramızda gözcü olsun.|mispa dije de bilinir. t͡ʃunku lavan sojle dedi “birbirimizi ɡozden kajbettiɡimiz zaman jahve seninle benim aramizda ɡozt͡ʃu olsun. Old-Testament-Isaiah-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlarınız kılıçla, güçlüleriniz de savaşta düşecek.|adamlariniz kilit͡ʃlaʔ ɡut͡ʃluleriniz de savasta duset͡ʃek. New-Testament-John-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ekmekleri aldı, şükrettikten sonra öğrencilerine dağıttı ve öğrenciler de halka dağıttı. Aynı şekilde balıklardan da istedikleri kadar verdi.|jesua ekmekleri aldiʔ sukrettikten sonra oɡrent͡ʃilerine daɡitti ve oɡrent͡ʃiler de halka daɡitti. ajni sekilde baliklardan da istedikleri kadar verdi. New-Testament-Matthew-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum. Bu nedenle yılanlar gibi akıllı, güvercinler gibi saf olun.|“isteʔ sizi kojunlar ɡibi kurtlarin arasina ɡonderijorum. bu nedenle jilanlar ɡibi akilliʔ ɡuvert͡ʃinler ɡibi saf olun. Old-Testament-Numbers-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Gad'ın oğulları: Sefon'dan Sefoniler soyu; Haggi'den Haggililer soyu; Şuni'den Şunililer soyu;|sojlarina ɡore ɡadʔin oɡullari sefonʔdan sefoniler soju; haɡɡiʔden haɡɡililer soju; suniʔden sunililer soju; Old-Testament-2-Kings-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Elişa, \"\"Önünde durduğum yaşayan Yahve'nin hakkı için, bir şey almayacağım\"\" dedi. Onu almaya zorladı; ama o reddetti.\"|\"ama elisaʔ \"\"onunde durduɡum jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ bir sej almajat͡ʃaɡim\"\" dedi. onu almaja zorladi; ama o reddetti.\" Old-Testament-Ezekiel-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara kurallarımı verdim ve ilkelerimi gösterdim; eğer biri bunları yaparsa, onlarda yaşar.|onlara kurallarimi verdim ve ilkelerimi ɡosterdim; eɡer biri bunlari japarsaʔ onlarda jasar. New-Testament-Romans-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de ölüm, Adem’den Moşe’ye kadar, Adem’inkine benzer bir itaatsizlik etmemiş olanların üzerinde de hüküm sürdü. Adem gelecek olan Kişi’nin örneğidir.|jine de olumʔ adem’den mose’je kadarʔ adem’inkine benzer bir itaatsizlik etmemis olanlarin uzerinde de hukum surdu. adem ɡelet͡ʃek olan kisi’nin orneɡidir. Old-Testament-Jeremiah-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|o zaman jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-1-Chronicles-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaareşiya, Eliya, Zikri ve Yeroham.|jaaresijaʔ elijaʔ zikri ve jeroham. Old-Testament-Psalms-089-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerde kim Yahve’yle kıyaslanabilir? Göksel varlıkların oğulları arasında Yahve’ye benzeyen kimdir?|ɡoklerde kim jahve’jle kijaslanabilir? ɡoksel varliklarin oɡullari arasinda jahve’je benzejen kimdir? New-Testament-Luke-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ürün verirse ne iyi, vermezse, onu kesersin.’”|‘urun verirse ne ijiʔ vermezseʔ onu kesersin.’” Old-Testament-Ezekiel-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların gözü önünde onu omzunda taşıyacaksın ve karanlıkta çıkacaksın. Yüzünü örteceksin ki, ülkeyi görmeyesin. Çünkü seni İsrael evine belirti olarak koydum.”|onlarin ɡozu onunde onu omzunda tasijat͡ʃaksin ve karanlikta t͡ʃikat͡ʃaksin. juzunu ortet͡ʃeksin kiʔ ulkeji ɡormejesin. t͡ʃunku seni israel evine belirti olarak kojdum.” Old-Testament-Leviticus-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Cüzzamdan temiz kılınacak insanın üzerine yedi kez serpecek, onu temiz ilan edecek ve canlı kuşu kıra salacaktır.\"\"\"|\"t͡ʃuzzamdan temiz kilinat͡ʃak insanin uzerine jedi kez serpet͡ʃekʔ onu temiz ilan edet͡ʃek ve t͡ʃanli kusu kira salat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk, karşılıklı birbirine, herkes komşusuna baskı yapacak. Çocuk yaşlı adama karşı, kötü adam da saygın adama karşı gururla davranacak.|halkʔ karsilikli birbirineʔ herkes komsusuna baski japat͡ʃak. t͡ʃot͡ʃuk jasli adama karsiʔ kotu adam da sajɡin adama karsi ɡururla davranat͡ʃak. Old-Testament-Daniel-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|On boynuza gelince, bu krallıktan on kral çıkacak. Onlardan sonra bir başkası çıkacak; öncekinden farklı olacak ve üç kralı devirecek.|on bojnuza ɡelint͡ʃeʔ bu kralliktan on kral t͡ʃikat͡ʃak. onlardan sonra bir baskasi t͡ʃikat͡ʃak; ont͡ʃekinden farkli olat͡ʃak ve ut͡ʃ krali deviret͡ʃek. New-Testament-Luke-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bir arkadaşım yoldan geldi ve önüne koyacak bir şeyim yok’.|t͡ʃunku bir arkadasim joldan ɡeldi ve onune kojat͡ʃak bir sejim jok’. Old-Testament-Psalms-107-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzüne yükselirler, yeniden derinlere inerler. Sıkıntıdan ötürü canları erir.|ɡokjuzune jukselirlerʔ jeniden derinlere inerler. sikintidan oturu t͡ʃanlari erir. Old-Testament-Judges-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoaş oğlu Yerubbaal gidip kendi evinde yaşadı.|joas oɡlu jerubbaal ɡidip kendi evinde jasadi. Old-Testament-Proverbs-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerine uyku, göz kapaklarına uyuklama verme.|ɡozlerine ujkuʔ ɡoz kapaklarina ujuklama verme. Old-Testament-Isaiah-062-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bir genç el değmemiş bir kızla nasıl evlenirse, oğulların da seninle öyle evlenecek. Damat gelini için nasıl sevinirse, Tanrın da senin için öyle sevinecek.|t͡ʃunku bir ɡent͡ʃ el deɡmemis bir kizla nasil evlenirseʔ oɡullarin da seninle ojle evlenet͡ʃek. damat ɡelini it͡ʃin nasil sevinirseʔ tanrin da senin it͡ʃin ojle sevinet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-071-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, kurtar beni, kötünün, haksızın, zalimin elinden.|ej tanriʔ kurtar beniʔ kotununʔ haksizinʔ zalimin elinden. Old-Testament-Jeremiah-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük adamlara gidip onlara söyleyeceğim, çünkü Yahve'nin yolunu ve Tanrıları'nın yasasını biliyorlar.” Ama bunlar hep birlikte boyunduruğu kırdılar, bağları da kopardılar.|bujuk adamlara ɡidip onlara sojlejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku jahveʔnin jolunu ve tanrilariʔnin jasasini bilijorlar.” ama bunlar hep birlikte bojunduruɡu kirdilarʔ baɡlari da kopardilar. Old-Testament-Deuteronomy-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de yaklaştınız ve dağın altında durdunuz. Dağ, karanlıkla, bulutla ve koyu karanlıkla birlikte gökyüzünün yüreğine kadar ateşle yandı.|siz de jaklastiniz ve daɡin altinda durdunuz. daɡʔ karanliklaʔ bulutla ve koju karanlikla birlikte ɡokjuzunun jureɡine kadar atesle jandi. Old-Testament-2-Chronicles-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Krala yüz yirmi talant altın, bol miktarda baharat ve değerli taşlar verdi. Daha önce Şeba Kraliçesi'nin Kral Solomon'a vermiş olduğu kadar baharat olmamıştı.|krala juz jirmi talant altinʔ bol miktarda baharat ve deɡerli taslar verdi. daha ont͡ʃe seba kralit͡ʃesiʔnin kral solomonʔa vermis olduɡu kadar baharat olmamisti. Old-Testament-Deuteronomy-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzından çıkanı tutup yapacaksın. Tanrın Yahve'ye gönülden sunu olarak adadığın ve ağzınla söz verdiğin her şeyi yapmalısın.|aɡzindan t͡ʃikani tutup japat͡ʃaksin. tanrin jahveʔje ɡonulden sunu olarak adadiɡin ve aɡzinla soz verdiɡin her seji japmalisin. Old-Testament-Leviticus-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aynı günde yenilecektir; hiçbirini sabaha kadar bırakmayacaksınız. Ben Yahve'yim.\"\"\"|\"ajni ɡunde jenilet͡ʃektir; hit͡ʃbirini sabaha kadar birakmajat͡ʃaksiniz. ben jahveʔjim.\"\"\" New-Testament-Revelation-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlara ve kayalara, “Üzerimize yıkılın” dediler, “Tahtta oturanın yüzünden ve Kuzu’nun gazabından bizi saklayın.|daɡlara ve kajalaraʔ “uzerimize jikilin” dedilerʔ “tahtta oturanin juzunden ve kuzu’nun ɡazabindan bizi saklajin. Old-Testament-Psalms-035-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mızrağı savur ve beni kovalayanları engelle. Canıma, “Senin kurtuluşun benim.” de.|mizraɡi savur ve beni kovalajanlari enɡelle. t͡ʃanimaʔ “senin kurtulusun benim.” de. Old-Testament-Deuteronomy-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dönüp dağlık bölgeye çıkıp Eşkol Vadisi'ne geldiler ve orayı araştırdılar.|donup daɡlik bolɡeje t͡ʃikip eskol vadisiʔne ɡeldiler ve oraji arastirdilar. Old-Testament-2-Kings-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kaplar dolunca oğluna, \"\"Bana başka bir kap getir\"\" dedi. Kadına, “Başka kap yok” dedi. O zaman yağın akması durdu.\"|\"kaplar dolunt͡ʃa oɡlunaʔ \"\"bana baska bir kap ɡetir\"\" dedi. kadinaʔ “baska kap jok” dedi. o zaman jaɡin akmasi durdu.\" New-Testament-Romans-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimse kötülüğe kötülükle karşılık vermesin. Herkesin gözünde iyi olanı gözetin.|kimse kotuluɡe kotulukle karsilik vermesin. herkesin ɡozunde iji olani ɡozetin. Old-Testament-1-Kings-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye Kralı Ben Hadad bütün ordusunu topladı; yanında atlar ve savaş arabalarıyla otuz iki kral vardı. Çıkıp Samariya'yı kuşattı ve ona karşı savaştı.|surije krali ben hadad butun ordusunu topladi; janinda atlar ve savas arabalarijla otuz iki kral vardi. t͡ʃikip samarijaʔji kusatti ve ona karsi savasti. New-Testament-Mark-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Damda olan evinden bir şey almak için inip içeri girmesin.|damda olan evinden bir sej almak it͡ʃin inip it͡ʃeri ɡirmesin. New-Testament-Matthew-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun korkusundan nöbetçiler sarsıldılar ve ölü gibi oldular.|onun korkusundan nobett͡ʃiler sarsildilar ve olu ɡibi oldular. Old-Testament-Genesis-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov yola çıktı ve Tanrı'nın melekleri onu karşıladı.|jakov jola t͡ʃikti ve tanriʔnin melekleri onu karsiladi. Old-Testament-Genesis-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram ve Nahor kendilerine karılar alarak evlendiler. Avram'ın karısının adı Saray'dı, Nahor'un karısının adı da Milka’ydı. Milka Yiska’nın babası olan Haran'ın kızıydı.|avram ve nahor kendilerine karilar alarak evlendiler. avramʔin karisinin adi sarajʔdiʔ nahorʔun karisinin adi da milka’jdi. milka jiska’nin babasi olan haranʔin kizijdi. Old-Testament-Numbers-014-037|und|SPEAKER_00_Turkish|ülkeyle ilgili kötü haberler getiren o adamlar Yahve'nin önünde vebadan öldüler.|ulkejle ilɡili kotu haberler ɡetiren o adamlar jahveʔnin onunde vebadan olduler. Old-Testament-Psalms-076-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Elbette insanın gazabı seni över. Gazabından sağ kurtulanlar dizginlendi.|elbette insanin ɡazabi seni over. ɡazabindan saɡ kurtulanlar dizɡinlendi. Old-Testament-1-Samuel-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel yaşlanınca oğullarını İsrael'in üzerine hâkim yaptı.|samuel jaslanint͡ʃa oɡullarini israelʔin uzerine hakim japti. Old-Testament-Ezra-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Uyanık olun ve siz onları kâhinlerle Levililer'in başları ve İsrael'in atalar evlerinin beyleri önünde, Yeruşalem'de, Yahve'nin evinin odalarında tartıncaya kadar koruyun.\"\"\"|\"ujanik olun ve siz onlari kahinlerle levililerʔin baslari ve israelʔin atalar evlerinin bejleri onundeʔ jerusalemʔdeʔ jahveʔnin evinin odalarinda tartint͡ʃaja kadar korujun.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bana şöyle dedi, “Bunu gördün mü, ey insanoğlu? Yine bunlardan daha büyük iğrençlikler göreceksin.”|o zaman bana sojle dediʔ “bunu ɡordun muʔ ej insanoɡlu? jine bunlardan daha bujuk iɡrent͡ʃlikler ɡoret͡ʃeksin.” New-Testament-Romans-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah bedeni ortadan kaldırılsın diye eski adamın Mesih’le birlikte çarmıha gerildiğini biliyoruz; öyle ki artık günaha kölelik etmeyelim.|ɡunah bedeni ortadan kaldirilsin dije eski adamin mesih’le birlikte t͡ʃarmiha ɡerildiɡini bilijoruz; ojle ki artik ɡunaha kolelik etmejelim. New-Testament-Matthew-025-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Şu yararsız köleyi, ağlayış ve diş gıcırtısının olduğu, dış karanlığa atın.’”|su jararsiz kolejiʔ aɡlajis ve dis ɡit͡ʃirtisinin olduɡuʔ dis karanliɡa atin.’” New-Testament-1-Thessalonians-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik kaynağı olan Tanrı sizi tümüyle kutsasın. Efendimiz Yeşua Mesih’in gelişinde bütün ruhunuz, canınız ve bedeniniz kusursuz bir şekilde korunsun.|esenlik kajnaɡi olan tanri sizi tumujle kutsasin. efendimiz jesua mesih’in ɡelisinde butun ruhunuzʔ t͡ʃaniniz ve bedeniniz kusursuz bir sekilde korunsun. Old-Testament-Exodus-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aron'la oğullarına kuşaklar takacaksın, onlara başlıklar bağlayacaksın. Kalıcı bir kuralla kâhinlik onların olacak. Aron'la oğullarını adayacaksın.\"\"\"|\"aronʔla oɡullarina kusaklar takat͡ʃaksinʔ onlara basliklar baɡlajat͡ʃaksin. kalit͡ʃi bir kuralla kahinlik onlarin olat͡ʃak. aronʔla oɡullarini adajat͡ʃaksin.\"\"\" New-Testament-Mark-009-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer gözün tökezlemene neden oluyorsa, onu çıkar at. Çünkü Tanrı’nın Krallığı'na tek gözle girmen, iki gözle Gehenna'ya atılmandan iyidir.|eɡer ɡozun tokezlemene neden olujorsaʔ onu t͡ʃikar at. t͡ʃunku tanri’nin kralliɡiʔna tek ɡozle ɡirmenʔ iki ɡozle ɡehennaʔja atilmandan ijidir. Old-Testament-Job-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Mercan ya da kristalin adı anılmaz. Evet, bilgeliğin bedeli yakutlardan üstündür.|mert͡ʃan ja da kristalin adi anilmaz. evetʔ bilɡeliɡin bedeli jakutlardan ustundur. New-Testament-1-Corinthians-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi elçi mi? Hepsi peygamber mi? Hepsi öğretmen mi? Hepsi mucize yapar mı?|hepsi elt͡ʃi mi? hepsi pejɡamber mi? hepsi oɡretmen mi? hepsi mut͡ʃize japar mi? New-Testament-Matthew-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın öğrencileri kendi yollarına giderken, Yeşua Yuhanna hakkında konuşmaya başladı. “Çöle ne görmek için gittiniz? Rüzgârla sallanan bir kamış mı?|juhanna’nin oɡrent͡ʃileri kendi jollarina ɡiderkenʔ jesua juhanna hakkinda konusmaja basladi. “t͡ʃole ne ɡormek it͡ʃin ɡittiniz? ruzɡarla sallanan bir kamis mi? Old-Testament-Exodus-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız Moşe Yahve'ye yaklaşacak, ama onlar yaklaşmayacak. Halk onunla birlikte çıkmayacak.”|jalniz mose jahveʔje jaklasat͡ʃakʔ ama onlar jaklasmajat͡ʃak. halk onunla birlikte t͡ʃikmajat͡ʃak.” Old-Testament-Joshua-021-041|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının mülkleri arasında Levililer'in bütün kentleri otlaklarıyla birlikte kırk sekiz kentti.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin mulkleri arasinda levililerʔin butun kentleri otlaklarijla birlikte kirk sekiz kentti. Old-Testament-Job-028-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onun yolunu anlayan, ve yerini bilen Tanrı'dır.\"|\"\"\"onun jolunu anlajanʔ ve jerini bilen tanriʔdir.\" Old-Testament-Numbers-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye feryat ettiğimizde sesimizi duydu, bir melek göndererek bizi Mısır'dan çıkardı. İşte, biz senin sınırının kenarındaki Kadeş kentindeyiz.|jahveʔje ferjat ettiɡimizde sesimizi dujduʔ bir melek ɡondererek bizi misirʔdan t͡ʃikardi. isteʔ biz senin sinirinin kenarindaki kades kentindejiz. Old-Testament-Judges-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Her nereye çıktılarsa, Yahve'nin eli kötülük için onlara karşıydı, Yahve'nin söylemiş olduğu gibi ve Yahve'nin onlara ant içmiş olduğu gibi; çok da sıkıntı çektiler.|her nereje t͡ʃiktilarsaʔ jahveʔnin eli kotuluk it͡ʃin onlara karsijdiʔ jahveʔnin sojlemis olduɡu ɡibi ve jahveʔnin onlara ant it͡ʃmis olduɡu ɡibi; t͡ʃok da sikinti t͡ʃektiler. Old-Testament-Psalms-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Feryadıma kulak ver, ey Kralım ve Tanrım; çünkü sana dua ediyorum.|ferjadima kulak verʔ ej kralim ve tanrim; t͡ʃunku sana dua edijorum. Old-Testament-Isaiah-051-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürgündeki tutsak hızla serbest bırakılacak. Ölmeyecek ve çukura inmeyecek. Ekmeği tükenmeyecek.|surɡundeki tutsak hizla serbest birakilat͡ʃak. olmejet͡ʃek ve t͡ʃukura inmejet͡ʃek. ekmeɡi tukenmejet͡ʃek. Old-Testament-Zechariah-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sürgündekilerden, Babil’den gelen Helday, Toviya ve Yedaya’dan al; ve aynı gün gel ve Sefanya oğlu Yoşiya’nın evine gir.|“surɡundekilerdenʔ babil’den ɡelen heldajʔ tovija ve jedaja’dan al; ve ajni ɡun ɡel ve sefanja oɡlu josija’nin evine ɡir. Old-Testament-Exodus-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekirgeler bütün Mısır topraklarına yayılıp Mısır'ın bütün sınırlarına kondu. Çok feciydiler. Onlardan önce onlar gibi çekirge olmamıştı, bir daha da olmayacaktır.|t͡ʃekirɡeler butun misir topraklarina jajilip misirʔin butun sinirlarina kondu. t͡ʃok fet͡ʃijdiler. onlardan ont͡ʃe onlar ɡibi t͡ʃekirɡe olmamistiʔ bir daha da olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Kings-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav'ın Samariya'da yetmiş oğlu vardı. Yehu mektuplar yazıp Samariya'ya, Yizreel yöneticilerine, ihtiyarlara ve Ahav'ın oğullarını büyütenlere gönderdi ve şöyle dedi:|ahavʔin samarijaʔda jetmis oɡlu vardi. jehu mektuplar jazip samarijaʔjaʔ jizreel jonetit͡ʃilerineʔ ihtijarlara ve ahavʔin oɡullarini bujutenlere ɡonderdi ve sojle dedi Old-Testament-1-Kings-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|işte, Baaşa'yı ve evini tümüyle süpürüp atacağım; ve senin evini Nevat oğlu Yarovam'ın evi gibi edeceğim.|isteʔ baasaʔji ve evini tumujle supurup atat͡ʃaɡim; ve senin evini nevat oɡlu jarovamʔin evi ɡibi edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Judges-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gidyon onlara şöyle dedi: \"\"Ben size hükmetmeyeceğim, oğlum da size hükmetmeyecek. Yahve size hükmedecek.”\"|\"ɡidjon onlara sojle dedi \"\"ben size hukmetmejet͡ʃeɡimʔ oɡlum da size hukmetmejet͡ʃek. jahve size hukmedet͡ʃek.”\" New-Testament-Luke-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İblis O’na, “Eğer Tanrı’nın Oğlu’ysan, şu taşa ekmek olsun diye buyur” dedi.|iblis o’naʔ “eɡer tanri’nin oɡlu’jsanʔ su tasa ekmek olsun dije bujur” dedi. New-Testament-Matthew-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız, annesinin kışkırtması üzerine, “Vaftizci Yuhanna’nın başını bir tepsi üzerinde bana ver” dedi.|kizʔ annesinin kiskirtmasi uzerineʔ “vaftizt͡ʃi juhanna’nin basini bir tepsi uzerinde bana ver” dedi. New-Testament-John-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Buna şaşmayın, çünkü mezarlarda olanların hepsinin O’nun sesini duyacakları saat geliyor.|buna sasmajinʔ t͡ʃunku mezarlarda olanlarin hepsinin o’nun sesini dujat͡ʃaklari saat ɡelijor. Old-Testament-1-Samuel-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Saul David'i kovalamaktan vazgeçip Filistliler'e karşı gitti. Bu nedenle oraya Sela Hammahlekot denildi.|bunun uzerine saul davidʔi kovalamaktan vazɡet͡ʃip filistlilerʔe karsi ɡitti. bu nedenle oraja sela hammahlekot denildi. New-Testament-1-John-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğul’u inkâr edende Baba yoktur. Oğul’u açıkça kabul edende Baba da vardır.|oɡul’u inkar edende baba joktur. oɡul’u at͡ʃikt͡ʃa kabul edende baba da vardir. Old-Testament-Proverbs-031-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha geceyken kalkar, ev halkına yiyecek, hizmetçi kızlarına paylarını verir.|daha ɡet͡ʃejken kalkarʔ ev halkina jijet͡ʃekʔ hizmett͡ʃi kizlarina pajlarini verir. New-Testament-Matthew-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Gecenin dördüncü nöbetinde, sabaha karşı Yeşua denizin üzerinden yürüyerek onlara doğru geldi.|ɡet͡ʃenin dordunt͡ʃu nobetindeʔ sabaha karsi jesua denizin uzerinden jurujerek onlara doɡru ɡeldi. Old-Testament-Proverbs-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız kadın gürültücüdür, düzensizdir ve bir şey bilmez.|akilsiz kadin ɡurultut͡ʃudurʔ duzensizdir ve bir sej bilmez. Old-Testament-Ezekiel-023-046|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: ‘Onlara karşı bir kalabalık çıkaracağım, onları oradan oraya atılıp soyulsunlar diye vereceğim.|“t͡ʃunku efendi jahve sojle dijor ‘onlara karsi bir kalabalik t͡ʃikarat͡ʃaɡimʔ onlari oradan oraja atilip sojulsunlar dije veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Judges-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O, \"\"Lütfen bana içmem için biraz su ver; çünkü susadım” dedi. Bir süt kabı açtı, ona içirdi ve üzerini örttü.\"|\"oʔ \"\"lutfen bana it͡ʃmem it͡ʃin biraz su ver; t͡ʃunku susadim” dedi. bir sut kabi at͡ʃtiʔ ona it͡ʃirdi ve uzerini orttu.\" Old-Testament-Numbers-010-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Dağı'ndan üç günlük yol aldılar. Yahve'nin Antlaşma Sandığı, onlara dinlenme yeri bulmak için üç günlük yol boyunca önlerinden gidiyordu.|jahveʔnin daɡiʔndan ut͡ʃ ɡunluk jol aldilar. jahveʔnin antlasma sandiɡiʔ onlara dinlenme jeri bulmak it͡ʃin ut͡ʃ ɡunluk jol bojunt͡ʃa onlerinden ɡidijordu. Old-Testament-Deuteronomy-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrın Yahve, sana verdiği söz uyarınca sınırını genişlettiğinde ve canın et yemek istediğinde, \"\"Et yemek istiyorum\"\" dersen, canının her arzusuna göre et yiyebilirsin.\"|\"tanrin jahveʔ sana verdiɡi soz ujarint͡ʃa sinirini ɡenislettiɡinde ve t͡ʃanin et jemek istediɡindeʔ \"\"et jemek istijorum\"\" dersenʔ t͡ʃaninin her arzusuna ɡore et jijebilirsin.\" Old-Testament-Job-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Neden rahimden çıkarken ölmedim? Annem beni doğururken ruhumu neden teslim etmedim?|“neden rahimden t͡ʃikarken olmedim? annem beni doɡururken ruhumu neden teslim etmedim? Old-Testament-Isaiah-063-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkemle halkları çiğnedim, gazabımla da onları sarhoş ettim. Kanlarını yeryüzüne döktüm.”|ofkemle halklari t͡ʃiɡnedimʔ ɡazabimla da onlari sarhos ettim. kanlarini jerjuzune doktum.” New-Testament-2-Peter-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazılarının gecikme saydığı gibi, Efendi vaadinde gecikmez; ama bize karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.|bazilarinin ɡet͡ʃikme sajdiɡi ɡibiʔ efendi vaadinde ɡet͡ʃikmez; ama bize karsi sabredijor. t͡ʃunku kimsenin mahvolmasini istemijorʔ herkesin tovbe etmesini istijor. Old-Testament-Job-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan onun değerini bilmez, ve yaşayanlar diyarında bulunmaz.|insan onun deɡerini bilmezʔ ve jasajanlar dijarinda bulunmaz. New-Testament-Revelation-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kent kare biçimindeydi, uzunluğu genişliğine eşittir. Melek kenti kamışla ölçtü, on iki bin on iki stadiaydı. Uzunluğu, genişliği ve yüksekliği birbirine eşitti.|kent kare bit͡ʃimindejdiʔ uzunluɡu ɡenisliɡine esittir. melek kenti kamisla olt͡ʃtuʔ on iki bin on iki stadiajdi. uzunluɡuʔ ɡenisliɡi ve juksekliɡi birbirine esitti. Old-Testament-Judges-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Gidyon'a şöyle dedi: \"\"İsrael, 'Beni kendi elim kurtardı' diyerek övünmesin diye, seninle birlikte olanların sayısı Midyanlılar'ı onların eline veremeyeceğim kadar çok.\"|\"jahve ɡidjonʔa sojle dedi \"\"israelʔ ʔbeni kendi elim kurtardiʔ dijerek ovunmesin dijeʔ seninle birlikte olanlarin sajisi midjanlilarʔi onlarin eline veremejet͡ʃeɡim kadar t͡ʃok.\" Old-Testament-Exodus-036-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları kutsal yerin hizmeti için getirdikleri tüm sunuları Moşe'den aldılar. Her sabah ona gönüllü sunuları getirmeye devam ettiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari kutsal jerin hizmeti it͡ʃin ɡetirdikleri tum sunulari moseʔden aldilar. her sabah ona ɡonullu sunulari ɡetirmeje devam ettiler. Old-Testament-Proverbs-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar yerine yerleştirilmeden, tepelerden önce ben doğdum,|daɡlar jerine jerlestirilmedenʔ tepelerden ont͡ʃe ben doɡdumʔ Old-Testament-Deuteronomy-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|yeryüzündeki herhangi bir hayvanın benzerliğinde, gökyüzünde uçan herhangi bir kanatlı kuşun benzerliğinde,|jerjuzundeki herhanɡi bir hajvanin benzerliɡindeʔ ɡokjuzunde ut͡ʃan herhanɡi bir kanatli kusun benzerliɡindeʔ Old-Testament-2-Chronicles-035-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlardan sonra, Yoşiya tapınağı hazırladığında, Mısır Kralı Neko, Fırat kıyısındaki Karkemiş'e karşı savaşmak için çıktı, Yoşiya da ona karşı çıktı.|butun bunlardan sonraʔ josija tapinaɡi hazirladiɡindaʔ misir krali nekoʔ firat kijisindaki karkemisʔe karsi savasmak it͡ʃin t͡ʃiktiʔ josija da ona karsi t͡ʃikti. Old-Testament-Ruth-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Moav ülkesinden dönmek için gelinleriyle birlikte kalktı. Çünkü Moav ülkesinde Yahve'nin halkına ekmek verip onları nasıl ziyaret ettiğini duymuştu.|sonra moav ulkesinden donmek it͡ʃin ɡelinlerijle birlikte kalkti. t͡ʃunku moav ulkesinde jahveʔnin halkina ekmek verip onlari nasil zijaret ettiɡini dujmustu. New-Testament-James-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin şimdi ey zenginler, başınıza gelecek sefaletlerden ötürü feryat edip ağlayın.|ɡelin simdi ej zenɡinlerʔ basiniza ɡelet͡ʃek sefaletlerden oturu ferjat edip aɡlajin. New-Testament-Matthew-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Yuhanna’nın öğrencileri Yeşua’ya gelip, “Biz ve Ferisiler sık sık oruç tutarken neden senin öğrencilerin oruç tutmuyor?” dediler.|o sirada juhanna’nin oɡrent͡ʃileri jesua’ja ɡelipʔ “biz ve ferisiler sik sik orut͡ʃ tutarken neden senin oɡrent͡ʃilerin orut͡ʃ tutmujor?” dediler. Old-Testament-Jeremiah-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'den Yeremya'ya gelen söz şöyleydi:|jahveʔden jeremjaʔja ɡelen soz sojlejdi New-Testament-John-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, benim yaptığım işleri bana iman eden de yapacaktır. Bunlardan daha büyüklerini de yapacaktır. Çünkü ben Babam’a gidiyorum.|size doɡrusunu sojlejejimʔ benim japtiɡim isleri bana iman eden de japat͡ʃaktir. bunlardan daha bujuklerini de japat͡ʃaktir. t͡ʃunku ben babam’a ɡidijorum. Old-Testament-Ezekiel-036-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları ulusların arasına dağıttım, ülkelere saçıldılar. Onları yollarına ve işlerine göre yargıladım.|onlari uluslarin arasina daɡittimʔ ulkelere sat͡ʃildilar. onlari jollarina ve islerine ɡore jarɡiladim. Old-Testament-Exodus-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Mısır diyarından çıktıktan sonraki üçüncü ayda, aynı gün Sina Çölü'ne geldiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari misir dijarindan t͡ʃiktiktan sonraki ut͡ʃunt͡ʃu ajdaʔ ajni ɡun sina t͡ʃoluʔne ɡeldiler. New-Testament-1-Peter-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Efendi Tanrı’yı yüreklerinizde kutsayın. İçinizdeki umudun nedenini soran herkese yanıt vermeye her zaman hazır olun.|ama efendi tanri’ji jureklerinizde kutsajin. it͡ʃinizdeki umudun nedenini soran herkese janit vermeje her zaman hazir olun. Old-Testament-Ecclesiastes-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey ülke, kralın soyluların oğlu olduğunda, beylerin de sarhoşluk için değil, güç için zamanında yemek yediğinde ne mutlu sana!|ej ulkeʔ kralin sojlularin oɡlu olduɡundaʔ bejlerin de sarhosluk it͡ʃin deɡilʔ ɡut͡ʃ it͡ʃin zamaninda jemek jediɡinde ne mutlu sana! Old-Testament-Ecclesiastes-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü çok bilgelikte çok keder var; bilgi artıran da acıyı artırır.|t͡ʃunku t͡ʃok bilɡelikte t͡ʃok keder var; bilɡi artiran da at͡ʃiji artirir. Old-Testament-Isaiah-033-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ana yolları ıssız. Gezen kimse kalmadı. Antlaşma bozuldu. Kentleri küçümsedi. İnsana saygı duymadı.|ana jollari issiz. ɡezen kimse kalmadi. antlasma bozuldu. kentleri kut͡ʃumsedi. insana sajɡi dujmadi. Old-Testament-Ezekiel-032-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gökyüzünün bütün parlak ışıklarını senin üzerinde karartacağım, ve senin ülkenin üzerine karanlık koyacağım.\"\" diyor Efendi Yahve.\"|\"ɡokjuzunun butun parlak isiklarini senin uzerinde karartat͡ʃaɡimʔ ve senin ulkenin uzerine karanlik kojat͡ʃaɡim.\"\" dijor efendi jahve.\" Old-Testament-Nahum-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar O'nun önünde sarsılır ve tepeler erir. Yeryüzü, evet, dünya ve içinde oturanların hepsi O'nun önünde titrer.|daɡlar oʔnun onunde sarsilir ve tepeler erir. jerjuzuʔ evetʔ dunja ve it͡ʃinde oturanlarin hepsi oʔnun onunde titrer. New-Testament-Luke-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalkıp babamın yanına gideceğim ve ona, ‘Baba, göğe karşı ve senin gözünde günah işledim.|kalkip babamin janina ɡidet͡ʃeɡim ve onaʔ ‘babaʔ ɡoɡe karsi ve senin ɡozunde ɡunah isledim. Old-Testament-Numbers-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi Old-Testament-Proverbs-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembel kendi gözünde, akıllıca yanıt veren yedi kişiden daha bilgedir.|tembel kendi ɡozundeʔ akillit͡ʃa janit veren jedi kisiden daha bilɡedir. Old-Testament-Numbers-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece ordugâhın üzerine çiy düştüğünde, üzerine man düşerdi.|ɡet͡ʃe orduɡahin uzerine t͡ʃij dustuɡundeʔ uzerine man duserdi. Old-Testament-1-Samuel-030-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Ziklag'a varınca, ganimetlerin bir kısmını Yahuda ihtiyarlarına, kendi dostlarına gönderip şöyle dedi: \"\"İşte, Yahve'nin düşmanlarının yağmasından size bir hediye.\"\"\"|\"david ziklaɡʔa varint͡ʃaʔ ɡanimetlerin bir kismini jahuda ihtijarlarinaʔ kendi dostlarina ɡonderip sojle dedi \"\"isteʔ jahveʔnin dusmanlarinin jaɡmasindan size bir hedije.\"\"\" New-Testament-Matthew-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları da dinlemeyi reddederse bunu topluluğa söyleyin. Topluluğu da dinlemeyi reddederse, o sana Tanrı tanımaz gibi ya da vergi görevlisi gibi olsun.|onlari da dinlemeji reddederse bunu topluluɡa sojlejin. topluluɡu da dinlemeji reddederseʔ o sana tanri tanimaz ɡibi ja da verɡi ɡorevlisi ɡibi olsun. Old-Testament-Numbers-015-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu,|jahve moseʔje sojle konustuʔ New-Testament-John-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua onlara açıkça, “Lazar öldü” dedi.|o zaman jesua onlara at͡ʃikt͡ʃaʔ “lazar oldu” dedi. Old-Testament-2-Kings-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa, “Yahve’nin sözünü dinleyin” dedi. “Yahve diyor ki, ‘Yarın bu zamanlarda bir sea ince un bir şekele, iki sea arpa bir şekele satılacak.’”|elisaʔ “jahve’nin sozunu dinlejin” dedi. “jahve dijor kiʔ ‘jarin bu zamanlarda bir sea int͡ʃe un bir sekeleʔ iki sea arpa bir sekele satilat͡ʃak.’” Old-Testament-Isaiah-038-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni ve bu kenti Aşur Kralı'nın elinden kurtaracağım ve bu kenti savunacağım.|seni ve bu kenti asur kraliʔnin elinden kurtarat͡ʃaɡim ve bu kenti savunat͡ʃaɡim. Old-Testament-Genesis-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşmael’in oğulları bunlardır; köylerine ve ordugâhlarına göre adları şunlardır: Uluslarına göre on iki beydiler.|ismael’in oɡullari bunlardir; kojlerine ve orduɡahlarina ɡore adlari sunlardir uluslarina ɡore on iki bejdiler. Old-Testament-Exodus-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer efendisi ona bir eş verir ve o kadın ona oğulları ya da kızları doğurursa, karısı ve çocukları efendisinin olacak ve kendisi tek başına çıkacaktır.|eɡer efendisi ona bir es verir ve o kadin ona oɡullari ja da kizlari doɡurursaʔ karisi ve t͡ʃot͡ʃuklari efendisinin olat͡ʃak ve kendisi tek basina t͡ʃikat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Daha sonra Moşe ile Aron gelip Firavun'a şöyle dediler, \"\"İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor, 'Halkımın gitmesine izin ver, çölde bana bayram etsinler.'\"\"\"|\"daha sonra mose ile aron ɡelip firavunʔa sojle dedilerʔ \"\"israelʔin tanrisi jahve sojle dijorʔ ʔhalkimin ɡitmesine izin verʔ t͡ʃolde bana bajram etsinler.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua, kendisinin Mesih olduğunu kimseye söylememelerini buyurdu.|sonra jesuaʔ kendisinin mesih olduɡunu kimseje sojlememelerini bujurdu. Old-Testament-Leviticus-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Suç sunusunun kuzusunu kesecek. Kâhin suç sunusunun kanının bir kısmını alıp temiz kılınacak insanın sağ kulak memesi üzerine, sağ elinin başparmağı üzerine ve sağ ayağının başparmağı üzerine sürecek.|sut͡ʃ sunusunun kuzusunu keset͡ʃek. kahin sut͡ʃ sunusunun kaninin bir kismini alip temiz kilinat͡ʃak insanin saɡ kulak memesi uzerineʔ saɡ elinin basparmaɡi uzerine ve saɡ ajaɡinin basparmaɡi uzerine suret͡ʃek. New-Testament-John-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben kapıyım. Eğer bir kişi benim aracılığımla girerse kurtulur. Girer, çıkar ve otlak bulur.|ben kapijim. eɡer bir kisi benim arat͡ʃiliɡimla ɡirerse kurtulur. ɡirerʔ t͡ʃikar ve otlak bulur. Old-Testament-2-Samuel-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David ona, \"\"Nereden geliyorsun?\"\" dedi. Adam ona, \"\"İsrael ordugâhından kaçtım\"\" dedi.\"|\"david onaʔ \"\"nereden ɡelijorsun?\"\" dedi. adam onaʔ \"\"israel orduɡahindan kat͡ʃtim\"\" dedi.\" Old-Testament-Deuteronomy-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sen bugün Moav sınırındaki Ar'ı geçeceksin.\"|\"\"\"sen buɡun moav sinirindaki arʔi ɡet͡ʃet͡ʃeksin.\" Old-Testament-Numbers-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun dökmelik sunusu her kuzu için bir hinin dörtte biri kadar olacaktır. Kutsal Yerde Yahve'ye dökmelik sunu olarak ağır içkiden dökeceksin.|onun dokmelik sunusu her kuzu it͡ʃin bir hinin dortte biri kadar olat͡ʃaktir. kutsal jerde jahveʔje dokmelik sunu olarak aɡir it͡ʃkiden doket͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-038-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaklaşık üç ay sonra Yahuda'ya, “Gelinin Tamar zina etti” diye haber geldi. “Üstelik bak, o zinadan hamile kalmış.” Yahuda, “Onu dışarı çıkarın yakılsın” dedi.|jaklasik ut͡ʃ aj sonra jahudaʔjaʔ “ɡelinin tamar zina etti” dije haber ɡeldi. “ustelik bakʔ o zinadan hamile kalmis.” jahudaʔ “onu disari t͡ʃikarin jakilsin” dedi. Old-Testament-Exodus-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer komşunun giysisini rehin olarak alırsan, onu güneş batmadan önce ona geri vereceksin.|eɡer komsunun ɡijsisini rehin olarak alirsanʔ onu ɡunes batmadan ont͡ʃe ona ɡeri veret͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'nın bütün takımlarını ve İsrael'in çocuklarının konut hizmetiyle ilgili yükümlülüklerini onlar karşılayacak.|bulusma t͡ʃadiriʔnin butun takimlarini ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin konut hizmetijle ilɡili jukumluluklerini onlar karsilajat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların dökmelik sunuları olarak boğa için yarım hin şarap, koç için hinin üçte biri ve kuzu için hinin dörtte biri kadar şarap olacak. Bu, yılın ayları boyunca her ayın yakmalık sunusudur.|onlarin dokmelik sunulari olarak boɡa it͡ʃin jarim hin sarapʔ kot͡ʃ it͡ʃin hinin ut͡ʃte biri ve kuzu it͡ʃin hinin dortte biri kadar sarap olat͡ʃak. buʔ jilin ajlari bojunt͡ʃa her ajin jakmalik sunusudur. Old-Testament-Proverbs-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasayı terk edenler kötüyü överler, ama yasayı tutanlar onlarla uğraşırlar.|jasaji terk edenler kotuju overlerʔ ama jasaji tutanlar onlarla uɡrasirlar. Old-Testament-Song-of-Songs-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü işte, kış geçti. Yağmurlar geçip gitti.\"|\"\"\"t͡ʃunku isteʔ kis ɡet͡ʃti. jaɡmurlar ɡet͡ʃip ɡitti.\" Old-Testament-Song-of-Songs-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Lübnan'dan benimle gel, ey gelinim, benimle Lübnan'dan. Amana Tepesi'nden, senir ve Hermon'un tepelerinden, aslanların inlerinden, parsların dağlarından bak.|lubnanʔdan benimle ɡelʔ ej ɡelinimʔ benimle lubnanʔdan. amana tepesiʔndenʔ senir ve hermonʔun tepelerindenʔ aslanlarin inlerindenʔ parslarin daɡlarindan bak. Old-Testament-Jeremiah-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden işte, onlara bildireceğim, bu kez onlara elimi ve gücümü bildireceğim. O zaman adımın Yahve olduğunu bilecekler.”|“bu juzden isteʔ onlara bildiret͡ʃeɡimʔ bu kez onlara elimi ve ɡut͡ʃumu bildiret͡ʃeɡim. o zaman adimin jahve olduɡunu bilet͡ʃekler.” Old-Testament-Ezekiel-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır'dan ayrıldığından beri fahişeliğini bırakmadı; çünkü gençliğinde onunla yattılar. El değmemişliğine el sürdüler ve fahişeliklerini üzerine boşalttılar.\"\"\"|\"misirʔdan ajrildiɡindan beri fahiseliɡini birakmadi; t͡ʃunku ɡent͡ʃliɡinde onunla jattilar. el deɡmemisliɡine el surduler ve fahiseliklerini uzerine bosalttilar.\"\"\" New-Testament-Romans-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in ölümden dirilmiş olduğunu ve bir daha ölmeyeceğini biliyoruz. Ölüm artık O’nun üzerinde hakimiyet süremez!|mesih’in olumden dirilmis olduɡunu ve bir daha olmejet͡ʃeɡini bilijoruz. olum artik o’nun uzerinde hakimijet suremez! Old-Testament-Job-029-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yağmuru bekler gibi beni beklerlerdi. Ağızları bahar yağmuru gibi içerdi.|jaɡmuru bekler ɡibi beni beklerlerdi. aɡizlari bahar jaɡmuru ɡibi it͡ʃerdi. Old-Testament-Genesis-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirlerine, “Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim” dediler. Taş yerine tuğla ve harç yerine zift kullandılar.|birbirlerineʔ “ɡelinʔ tuɡla japip ijit͡ʃe pisirelim” dediler. tas jerine tuɡla ve hart͡ʃ jerine zift kullandilar. Old-Testament-2-Chronicles-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat fazlasıyla çok büyüdü; Yahuda'da kaleler ve ambar kentleri yaptı.|jehosafat fazlasijla t͡ʃok bujudu; jahudaʔda kaleler ve ambar kentleri japti. Old-Testament-Jeremiah-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerim utançla tükensin diye, neden rahimden zahmet ve keder görmek için çıktım?|ɡunlerim utant͡ʃla tukensin dijeʔ neden rahimden zahmet ve keder ɡormek it͡ʃin t͡ʃiktim? Old-Testament-Numbers-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk Moşe'ye feryat etti; Moşe Yahve'ye dua etti ve ateş geçti.|halk moseʔje ferjat etti; mose jahveʔje dua etti ve ates ɡet͡ʃti. Old-Testament-Genesis-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak Yakov'u çağırdı, kutsadı ve ona, “Kenan kızlarından kendine eş almayacaksın.|ishak jakovʔu t͡ʃaɡirdiʔ kutsadi ve onaʔ “kenan kizlarindan kendine es almajat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-037-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onlara yardım eder ve onları kurtarır. Onları kötülerin elinden kurtarıp özgür kılar, çünkü O’na sığındılar.|jahve onlara jardim eder ve onlari kurtarir. onlari kotulerin elinden kurtarip ozɡur kilarʔ t͡ʃunku o’na siɡindilar. New-Testament-John-012-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ne tür ölümle öleceğini işaret ederek, bunu söyledi.|jesua ne tur olumle olet͡ʃeɡini isaret ederekʔ bunu sojledi. Old-Testament-Jeremiah-031-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinlerin canını yağla doyuracağım, ve halkım iyiliğimle doyacak.” diyor Yahve.|kahinlerin t͡ʃanini jaɡla dojurat͡ʃaɡimʔ ve halkim ijiliɡimle dojat͡ʃak.” dijor jahve. Old-Testament-Amos-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Amos, Amatsya'ya, \"\"Ben peygamber değildim, peygamber oğlu da değildim, sığır çobanı ve incir ağacı çiftçisiydim;\"|\"amosʔ amatsjaʔjaʔ \"\"ben pejɡamber deɡildimʔ pejɡamber oɡlu da deɡildimʔ siɡir t͡ʃobani ve int͡ʃir aɡat͡ʃi t͡ʃiftt͡ʃisijdim;\" Old-Testament-Leviticus-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'la, oğullarıyla ve tüm İsrael'in çocuklarıyla konuş ve onlara de: 'Yahve'nin buyruğu şudur:\"|\"\"\"aronʔlaʔ oɡullarijla ve tum israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla konus ve onlara de ʔjahveʔnin bujruɡu sudur\" Old-Testament-Leviticus-026-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Sizden arta kalanlara gelince, düşman topraklarında onların yüreklerine bir baygınlık göndereceğim. Sürüklenen bir yaprağın sesi onları uçuracak; ve kılıçtan kaçan biri gibi kaçacaklar. Kovalayan yokken düşecekler.\"|\"\"\"ʔsizden arta kalanlara ɡelint͡ʃeʔ dusman topraklarinda onlarin jureklerine bir bajɡinlik ɡonderet͡ʃeɡim. suruklenen bir japraɡin sesi onlari ut͡ʃurat͡ʃak; ve kilit͡ʃtan kat͡ʃan biri ɡibi kat͡ʃat͡ʃaklar. kovalajan jokken duset͡ʃekler.\" Old-Testament-Psalms-039-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte günlerimi bir karış kıldın. Ömrüm senin önünde bir hiç gibidir. Besbelli herkes bir soluktur.” Selah.|iste ɡunlerimi bir karis kildin. omrum senin onunde bir hit͡ʃ ɡibidir. besbelli herkes bir soluktur.” selah. Old-Testament-Deuteronomy-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|kırmızı çaylak, şahin, her türden çaylak,|kirmizi t͡ʃajlakʔ sahinʔ her turden t͡ʃajlakʔ Old-Testament-Isaiah-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, Yahve yeryüzünde yaşayanları kötülüklerinden dolayı cezalandırmak için yerinden çıkıyor. Yeryüzü de onun kanını açığa çıkaracak ve artık öldürülenlerini örtmeyecek.|t͡ʃunku isteʔ jahve jerjuzunde jasajanlari kotuluklerinden dolaji t͡ʃezalandirmak it͡ʃin jerinden t͡ʃikijor. jerjuzu de onun kanini at͡ʃiɡa t͡ʃikarat͡ʃak ve artik oldurulenlerini ortmejet͡ʃek. New-Testament-2-Corinthians-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz, birçokları gibi, Tanrı sözünü ticarete araç yapanlardan değiliz, tersine, Tanrı’dan olarak Tanrı’nın önünde Mesih’te içtenlikle konuşuyoruz.|t͡ʃunku bizʔ birt͡ʃoklari ɡibiʔ tanri sozunu tit͡ʃarete arat͡ʃ japanlardan deɡilizʔ tersineʔ tanri’dan olarak tanri’nin onunde mesih’te it͡ʃtenlikle konusujoruz. New-Testament-Romans-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, uykudan uyanma zamanınızın geldiğini bilerek, zamanın farkında olarak yapın. Çünkü şimdi kurtuluşumuz, ilk iman ettiğiniz zamandan daha yakındır.|bunuʔ ujkudan ujanma zamaninizin ɡeldiɡini bilerekʔ zamanin farkinda olarak japin. t͡ʃunku simdi kurtulusumuzʔ ilk iman ettiɡiniz zamandan daha jakindir. Old-Testament-Jeremiah-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü ona, Yahuda Kralı Amon oğlu Yoşiya'nın günlerinde, krallığının on üçüncü yılında geldi.|jahveʔnin sozu onaʔ jahuda krali amon oɡlu josijaʔnin ɡunlerindeʔ kralliɡinin on ut͡ʃunt͡ʃu jilinda ɡeldi. New-Testament-1-Corinthians-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları gibi söylenmeyin. Söylenenler yok edici tarafından öldürüldü.|bazilari ɡibi sojlenmejin. sojlenenler jok edit͡ʃi tarafindan olduruldu. Old-Testament-Job-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerim dokumacının mekiğinden daha hızlı, umutsuz bir şekilde tükeniyor.|ɡunlerim dokumat͡ʃinin mekiɡinden daha hizliʔ umutsuz bir sekilde tukenijor. Old-Testament-Ezekiel-040-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıya girilecek yerin genişliğini ölçtü, on arşın, kapının uzunluğu on üç arşındı,|kapija ɡirilet͡ʃek jerin ɡenisliɡini olt͡ʃtuʔ on arsinʔ kapinin uzunluɡu on ut͡ʃ arsindiʔ Old-Testament-Isaiah-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama acı çekmiş olana artık kasvet olmayacak. Eskiden Zevulun ülkesini ve Naftali ülkesini alçaltmıştı; ama son zamanda, deniz yolunda, Yarden'in ötesinde, ulusların Galilesi'ni görkemli kıldı.|ama at͡ʃi t͡ʃekmis olana artik kasvet olmajat͡ʃak. eskiden zevulun ulkesini ve naftali ulkesini alt͡ʃaltmisti; ama son zamandaʔ deniz jolundaʔ jardenʔin otesindeʔ uluslarin ɡalilesiʔni ɡorkemli kildi. Old-Testament-Deuteronomy-001-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Tutsak alınacaklarını ya da öldürüleceklerini söylediğiniz çocuklarınız, bugün iyiyi ve kötüyü bilmeyen çocuklarınız da oraya girecekler. Onu onlara vereceğim, onlar da onu mülk edinecekler.|tutsak alinat͡ʃaklarini ja da oldurulet͡ʃeklerini sojlediɡiniz t͡ʃot͡ʃuklarinizʔ buɡun ijiji ve kotuju bilmejen t͡ʃot͡ʃuklariniz da oraja ɡiret͡ʃekler. onu onlara veret͡ʃeɡimʔ onlar da onu mulk edinet͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları çok kutsal şeyler gibi yiyeceksiniz. Her erkek ondan yiyecek. Senin için kutsal olacaktır.\"\"\"|\"onlari t͡ʃok kutsal sejler ɡibi jijet͡ʃeksiniz. her erkek ondan jijet͡ʃek. senin it͡ʃin kutsal olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Exodus-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Sina Dağı'nın zirvesine indi. Yahve Moşe'yi dağın zirvesine çağırdı ve Moşe yukarı çıktı.|jahve sina daɡiʔnin zirvesine indi. jahve moseʔji daɡin zirvesine t͡ʃaɡirdi ve mose jukari t͡ʃikti. Old-Testament-Leviticus-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de şunları: Dört ayak üzerinde yürüyen, yerde sıçramak için uzun eklemli bacakları olan kanatlı böcekleri yiyebilirsiniz.|jine de sunlari dort ajak uzerinde jurujenʔ jerde sit͡ʃramak it͡ʃin uzun eklemli bat͡ʃaklari olan kanatli bot͡ʃekleri jijebilirsiniz. New-Testament-Luke-001-048|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü O, hizmetkârının sıradan olan durumunu gördü. Çünkü işte, bundan böyle bütün kuşaklar bana kutsanmış diyecekler.|t͡ʃunku oʔ hizmetkarinin siradan olan durumunu ɡordu. t͡ʃunku isteʔ bundan bojle butun kusaklar bana kutsanmis dijet͡ʃekler. Old-Testament-Nehemiah-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Zanoah'ta, Adullam ve köylerinde, Lakiş ve kırlarında, Azeka ve kasabalarında yaşıyorlardı. Böylece Beer Şeva'dan Hinnom Vadisi'ne kadar konakladılar.|zanoahʔtaʔ adullam ve kojlerindeʔ lakis ve kirlarindaʔ azeka ve kasabalarinda jasijorlardi. bojlet͡ʃe beer sevaʔdan hinnom vadisiʔne kadar konakladilar. Old-Testament-Genesis-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram'a, “Bu toprakları miras olarak sana vermek için Keldaniler'in Ur kentinden seni çıkaran Yahve benim” dedi.|avramʔaʔ “bu topraklari miras olarak sana vermek it͡ʃin keldanilerʔin ur kentinden seni t͡ʃikaran jahve benim” dedi. Old-Testament-Ezekiel-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, sana karşıyım, ey Sayda. Senin içinde yüceltileceğim. O zaman, onun içinde yargılarımı yerine getirdiğimde, ve onun içinde kutsal kılındığımda, benim Yahve olduğumu bilecekler.\"|\"ve deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"isteʔ sana karsijimʔ ej sajda. senin it͡ʃinde jut͡ʃeltilet͡ʃeɡim. o zamanʔ onun it͡ʃinde jarɡilarimi jerine ɡetirdiɡimdeʔ ve onun it͡ʃinde kutsal kilindiɡimdaʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\" Old-Testament-Proverbs-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle iyilerin yolunda yürü, doğruların yollarını koru.|bu nedenle ijilerin jolunda juruʔ doɡrularin jollarini koru. Old-Testament-Proverbs-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgeliği ve terbiyeyi bilmek, anlayış sözlerini fark etmek,|bilɡeliɡi ve terbijeji bilmekʔ anlajis sozlerini fark etmekʔ Old-Testament-Isaiah-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav'ın gururlu olduğunu, çok kabarmış olduğunu; kibrini, övüncünü ve gazabını duyduk. Onun övünmeleri bir hiçtir.|moavʔin ɡururlu olduɡunuʔ t͡ʃok kabarmis olduɡunu; kibriniʔ ovunt͡ʃunu ve ɡazabini dujduk. onun ovunmeleri bir hit͡ʃtir. Old-Testament-Exodus-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenizde kimse düşük yapmayacak, kısır bulunmayacak. Günlerinizin sayısını tamamına erdireceğim.|ulkenizde kimse dusuk japmajat͡ʃakʔ kisir bulunmajat͡ʃak. ɡunlerinizin sajisini tamamina erdiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Nehemiah-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadid'de, Sevoim'de, Neballat'ta,|hadidʔdeʔ sevoimʔdeʔ neballatʔtaʔ Old-Testament-Numbers-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer bana böyle davranırsan, eğer gözünde lütuf bulduysam, lütfen beni hemen öldür; ve sefaletimi görmeyeyim.\"\"\"|\"eɡer bana bojle davranirsanʔ eɡer ɡozunde lutuf buldujsamʔ lutfen beni hemen oldur; ve sefaletimi ɡormejejim.\"\"\" New-Testament-Acts-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Önce Damaskus ve Yeruşalem halkını, sonra bütün Yahudiye ülkesini ve öteki ulusları tövbe edip Tanrı’ya yönelmeye ve bu tövbeye yaraşır işler yapmaya çağırdım.|ont͡ʃe damaskus ve jerusalem halkiniʔ sonra butun jahudije ulkesini ve oteki uluslari tovbe edip tanri’ja jonelmeje ve bu tovbeje jarasir isler japmaja t͡ʃaɡirdim. Old-Testament-Psalms-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar topluluğu çevreni sarsın. Yücelerden onları yönet.|uluslar topluluɡu t͡ʃevreni sarsin. jut͡ʃelerden onlari jonet. Old-Testament-Ezekiel-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gün yakındır, Yahve'nin günü yakındır. Bulutlar günü, ulusların zamanı olacak.|t͡ʃunku ɡun jakindirʔ jahveʔnin ɡunu jakindir. bulutlar ɡunuʔ uluslarin zamani olat͡ʃak. New-Testament-1-Corinthians-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüleyenlere ricada bulunuyoruz. Şimdiye dek dünyanın süprüntüsü, herkes tarafından silinip atılan kir olduk.|kotulejenlere rit͡ʃada bulunujoruz. simdije dek dunjanin supruntusuʔ herkes tarafindan silinip atilan kir olduk. Old-Testament-Numbers-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile Aron topluluğun önünden Buluşma Çadırı'nın kapısına gidip yüzüstü yere kapandılar. Yahve'nin görkemi onlara göründü.|mose ile aron topluluɡun onunden bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisina ɡidip juzustu jere kapandilar. jahveʔnin ɡorkemi onlara ɡorundu. Old-Testament-Esther-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Memukan, kralın ve beylerinin önünde şöyle yanıt verdi: “Kraliçe Vaşti, yalnız krala karşı değil, aynı zamanda bütün beylere ve Kral Ahaşveroş'un bütün illerindeki bütün halka karşı da suç işledi.|memukanʔ kralin ve bejlerinin onunde sojle janit verdi “kralit͡ʃe vastiʔ jalniz krala karsi deɡilʔ ajni zamanda butun bejlere ve kral ahasverosʔun butun illerindeki butun halka karsi da sut͡ʃ isledi. New-Testament-John-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz bana ‘Öğretmen’ ve ‘Efendi’ diyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz, çünkü ben öyleyim.|siz bana ‘oɡretmen’ ve ‘efendi’ dijorsunuz. doɡru sojlujorsunuzʔ t͡ʃunku ben ojlejim. Old-Testament-Numbers-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Eleazar parmağıyla onun kanından biraz alacak ve kanını yedi kez Buluşma Çadırı'nın önüne doğru serpecek.|kahin eleazar parmaɡijla onun kanindan biraz alat͡ʃak ve kanini jedi kez bulusma t͡ʃadiriʔnin onune doɡru serpet͡ʃek. Old-Testament-2-Chronicles-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda, Yahve'den yardım istemek için toplandı. Yahuda'nın bütün kentlerinden Yahve'yi aramak için geldiler.|jahudaʔ jahveʔden jardim istemek it͡ʃin toplandi. jahudaʔnin butun kentlerinden jahveʔji aramak it͡ʃin ɡeldiler. Old-Testament-1-Kings-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Batşeva, \"\"Senden küçük bir ricam var; beni reddetme\"\" dedi. Kral ona, \"\"İste, annem, çünkü seni reddetmem\"\" dedi.\"|\"sonra batsevaʔ \"\"senden kut͡ʃuk bir rit͡ʃam var; beni reddetme\"\" dedi. kral onaʔ \"\"isteʔ annemʔ t͡ʃunku seni reddetmem\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-035-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bol bol çiçeklenecek, sevinçle ezgi söyleyerek coşacak. Lübnan'ın görkemi, Karmel ve Şaron'un üstünlüğü ona verilecek. Yahve'nin yüceliğini, Tanrımız'ın üstünlüğünü görecekler.|bol bol t͡ʃit͡ʃeklenet͡ʃekʔ sevint͡ʃle ezɡi sojlejerek t͡ʃosat͡ʃak. lubnanʔin ɡorkemiʔ karmel ve saronʔun ustunluɡu ona verilet͡ʃek. jahveʔnin jut͡ʃeliɡiniʔ tanrimizʔin ustunluɡunu ɡoret͡ʃekler. Old-Testament-Ecclesiastes-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin altında çektiğim bütün emeğimden nefret ettim. Çünkü onu benden sonra gelecek adama bırakmak zorundayım.|ɡunesin altinda t͡ʃektiɡim butun emeɡimden nefret ettim. t͡ʃunku onu benden sonra ɡelet͡ʃek adama birakmak zorundajim. Old-Testament-Isaiah-048-005|und|SPEAKER_00_Turkish|bu nedenle bunu sana eskiden beri bildirdim; olmadan önce sana gösterdim; öyle ki, 'Onları benim putum yaptı. Oyulmuş suretim ve dökme suretim onları buyurdu' demeyesin.|bu nedenle bunu sana eskiden beri bildirdim; olmadan ont͡ʃe sana ɡosterdim; ojle kiʔ ʔonlari benim putum japti. ojulmus suretim ve dokme suretim onlari bujurduʔ demejesin. Old-Testament-Proverbs-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelerin tacı onların zenginliğidir, ama akılsızların ahmaklığı onları ahmaklıkla taçlandırır.|bilɡelerin tat͡ʃi onlarin zenɡinliɡidirʔ ama akilsizlarin ahmakliɡi onlari ahmaklikla tat͡ʃlandirir. New-Testament-Luke-008-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhu geri dönünce kız hemen ayağa kalktı. Yeşua, ona yiyecek bir şeyler verilmesini buyurdu.|ruhu ɡeri donunt͡ʃe kiz hemen ajaɡa kalkti. jesuaʔ ona jijet͡ʃek bir sejler verilmesini bujurdu. Old-Testament-Joshua-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan oymağından Elteke'yi otlaklarıyla, Gibbeton'u otlaklarıyla,|dan ojmaɡindan eltekeʔji otlaklarijlaʔ ɡibbetonʔu otlaklarijlaʔ New-Testament-Luke-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama İnsanoğlu’nun yeryüzünde günahları bağışlamaya yetkisi olduğunu bilesiniz diye,” felçliye, “Sana söylüyorum, kalk, döşeğini toplayıp evine git!” dedi.|ama insanoɡlu’nun jerjuzunde ɡunahlari baɡislamaja jetkisi olduɡunu bilesiniz dijeʔ” felt͡ʃlijeʔ “sana sojlujorumʔ kalkʔ doseɡini toplajip evine ɡit!” dedi. Old-Testament-Proverbs-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Fahişe için derin bir çukur vardır, dik başlı kadın dar bir kuyudur.|fahise it͡ʃin derin bir t͡ʃukur vardirʔ dik basli kadin dar bir kujudur. Old-Testament-1-Kings-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael halkı onun için yas tutacak ve onu gömecek; çünkü yalnız Yarovam'dan olan o mezara girecek, çünkü onda İsrael'in Tanrısı Yahve'ye karşı, Yarovam'ın evinde iyi bir şey bulunuyor.|butun israel halki onun it͡ʃin jas tutat͡ʃak ve onu ɡomet͡ʃek; t͡ʃunku jalniz jarovamʔdan olan o mezara ɡiret͡ʃekʔ t͡ʃunku onda israelʔin tanrisi jahveʔje karsiʔ jarovamʔin evinde iji bir sej bulunujor. Old-Testament-Genesis-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onu dışarı çıkarıp, “Gökyüzüne bak” dedi, “Eğer yıldızları sayabilirsen say.” Avram'a, “Senin soyun da böyle olacaktır” dedi.|jahve onu disari t͡ʃikaripʔ “ɡokjuzune bak” dediʔ “eɡer jildizlari sajabilirsen saj.” avramʔaʔ “senin sojun da bojle olat͡ʃaktir” dedi. New-Testament-2-Corinthians-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih’in acıları bizde ne denli çoğalıyorsa, Mesih aracılığıyla tesellimiz de o denli çoğalıyor.|t͡ʃunku mesih’in at͡ʃilari bizde ne denli t͡ʃoɡalijorsaʔ mesih arat͡ʃiliɡijla tesellimiz de o denli t͡ʃoɡalijor. Old-Testament-Genesis-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|çöl kenarındaki El-Paran’a kadar uzanan dağlık Seir bölgesindeki Horiler’i bozguna uğrattılar.|t͡ʃol kenarindaki el-paran’a kadar uzanan daɡlik seir bolɡesindeki horiler’i bozɡuna uɡrattilar. Old-Testament-Psalms-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çaresiz onun gücünün altında Çöküp ezilir.|t͡ʃaresiz onun ɡut͡ʃunun altinda t͡ʃokup ezilir. Old-Testament-Jeremiah-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kâhinler ve peygamberler beylere ve bütün halka, \"\"Bu adam ölümü hak etti, çünkü kulaklarınızla duyduğunuz gibi bu kente karşı peygamberlik etti\"\" dediler.\"|\"o zaman kahinler ve pejɡamberler bejlere ve butun halkaʔ \"\"bu adam olumu hak ettiʔ t͡ʃunku kulaklarinizla dujduɡunuz ɡibi bu kente karsi pejɡamberlik etti\"\" dediler.\" Old-Testament-Numbers-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla bilmecelerle değil, ağızdan ağıza konuşacağım; ve Yahve'nin suretini görecek. O halde neden hizmetkârımın aleyhinde, Moşe aleyhinde konuşmaktan korkmadınız?”|onunla bilmet͡ʃelerle deɡilʔ aɡizdan aɡiza konusat͡ʃaɡim; ve jahveʔnin suretini ɡoret͡ʃek. o halde neden hizmetkarimin alejhindeʔ mose alejhinde konusmaktan korkmadiniz?” Old-Testament-Job-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendi ağzın seni mahkûm ediyor, ben değil. Evet, dudakların sana karşı tanıklık ediyor.\"\"\"|\"kendi aɡzin seni mahkum edijorʔ ben deɡil. evetʔ dudaklarin sana karsi taniklik edijor.\"\"\" Old-Testament-Ecclesiastes-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik, bilge kişiyi, kentte bulunan on yöneticiden daha güçlü kılar.|bilɡelikʔ bilɡe kisijiʔ kentte bulunan on jonetit͡ʃiden daha ɡut͡ʃlu kilar. Old-Testament-Job-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey öfkenle kendini parçalayan sen, yeryüzü senin için terk mi edilecek? Ya da kaya yerinden mi kaldırılacak?\"\"\"|\"ej ofkenle kendini part͡ʃalajan senʔ jerjuzu senin it͡ʃin terk mi edilet͡ʃek? ja da kaja jerinden mi kaldirilat͡ʃak?\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eken de sulayan da aynıdır. Her biri kendi emeğine göre ödülünü alacaktır.|eken de sulajan da ajnidir. her biri kendi emeɡine ɡore odulunu alat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Kocasına bağlı kadın yoldan sapıp kirlendiğinde,|“ʔkot͡ʃasina baɡli kadin joldan sapip kirlendiɡindeʔ New-Testament-Revelation-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu belalarla ölmeyen insanların geri kalanı, kendi ellerinin işlerinden dönüp tövbe etmediler. İblislere ve göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen altın, tunç, taş, tahta putlara tapmaktan vazgeçmediler.|bu belalarla olmejen insanlarin ɡeri kalaniʔ kendi ellerinin islerinden donup tovbe etmediler. iblislere ve ɡoremejenʔ isitemejenʔ jurujemejen altinʔ tunt͡ʃʔ tasʔ tahta putlara tapmaktan vazɡet͡ʃmediler. Old-Testament-Isaiah-033-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrulukla yürüyen suçsuz da konuşan, baskıyla elde edilen kazancı küçümseyen, ellerini silken, rüşvet almayı reddeden, kan dökmeyi duymamak için kulaklarını tıkayan, kötülüğü görmemek için gözlerini kapatan kişi,|doɡrulukla jurujen sut͡ʃsuz da konusanʔ baskijla elde edilen kazant͡ʃi kut͡ʃumsejenʔ ellerini silkenʔ rusvet almaji reddedenʔ kan dokmeji dujmamak it͡ʃin kulaklarini tikajanʔ kotuluɡu ɡormemek it͡ʃin ɡozlerini kapatan kisiʔ Old-Testament-Leviticus-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini onun başına koyacak ve onu Buluşma Çadırı'nın önünde kesecek; Aron'un oğulları onun kanını sunağın üzerine çepeçevre serpecekler.|elini onun basina kojat͡ʃak ve onu bulusma t͡ʃadiriʔnin onunde keset͡ʃek; aronʔun oɡullari onun kanini sunaɡin uzerine t͡ʃepet͡ʃevre serpet͡ʃekler. Old-Testament-Genesis-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuya göçerlerken Şinar diyarında bir ova bulup orada yaşadılar.|doɡuja ɡot͡ʃerlerken sinar dijarinda bir ova bulup orada jasadilar. New-Testament-Revelation-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek buhurdanı aldı, sunağın ateşiyle doldurup yeryüzüne attı. Bunu gök gürlemeleri, sesler, şimşekler ve bir deprem izledi.|melek buhurdani aldiʔ sunaɡin atesijle doldurup jerjuzune atti. bunu ɡok ɡurlemeleriʔ seslerʔ simsekler ve bir deprem izledi. New-Testament-John-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua şöyle yanıt verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh’tan doğmadıkça, Tanrı’nın Krallığı'na giremez.|jesua sojle janit verdi “sana doɡrusunu sojlejejimʔ bir kimse sudan ve ruh’tan doɡmadikt͡ʃaʔ tanri’nin kralliɡiʔna ɡiremez. Old-Testament-Joshua-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben ve yanımdaki bütün halk kente yaklaşacağız. İlk seferde olduğu gibi, bize karşı çıktıklarında, biz onların önünden kaçacağız.|ben ve janimdaki butun halk kente jaklasat͡ʃaɡiz. ilk seferde olduɡu ɡibiʔ bize karsi t͡ʃiktiklarindaʔ biz onlarin onunden kat͡ʃat͡ʃaɡiz. New-Testament-Acts-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O yörelerden geçip onları çok sözle cesaretlendirerek Yunanistan’a geldi.|o jorelerden ɡet͡ʃip onlari t͡ʃok sozle t͡ʃesaretlendirerek junanistan’a ɡeldi. Old-Testament-Jeremiah-025-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslan gibi inini terk etti; çünkü onların diyarı, zulmün şiddetinden ve öfkesinin kızgınlığından dolayı, şaşılacak bir duruma geldi.|aslan ɡibi inini terk etti; t͡ʃunku onlarin dijariʔ zulmun siddetinden ve ofkesinin kizɡinliɡindan dolajiʔ sasilat͡ʃak bir duruma ɡeldi. Old-Testament-Psalms-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bize kim iyilik gösterecek?” diyenler çoktur. Yüzünün ışığı üzerimizde parlasın, ey Yahve.|“bize kim ijilik ɡosteret͡ʃek?” dijenler t͡ʃoktur. juzunun isiɡi uzerimizde parlasinʔ ej jahve. Old-Testament-Isaiah-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yer kalmayıncaya kadar eve ev katanların, tarlaya tarla ekleyenlerin ve ülkenin ortasında kendini yalnız oturtan sizin vay haline!|jer kalmajint͡ʃaja kadar eve ev katanlarinʔ tarlaja tarla eklejenlerin ve ulkenin ortasinda kendini jalniz oturtan sizin vaj haline! Old-Testament-2-Kings-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa, “Önünde durduğum yaşayan Ordular Yahvesi'nin hakkı için, eğer Yahuda Kralı Yehoşafat’ın varlığına saygı duymasaydım, sana bakmazdım, seni de görmezdim.|elisaʔ “onunde durduɡum jasajan ordular jahvesiʔnin hakki it͡ʃinʔ eɡer jahuda krali jehosafat’in varliɡina sajɡi dujmasajdimʔ sana bakmazdimʔ seni de ɡormezdim. Old-Testament-Song-of-Songs-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bilmiyorsan, kadınların en güzeli, koyun izlerini takip et. Oğlaklarını çoban çadırlarının yanında otlat.|eɡer bilmijorsanʔ kadinlarin en ɡuzeliʔ kojun izlerini takip et. oɡlaklarini t͡ʃoban t͡ʃadirlarinin janinda otlat. Old-Testament-1-Kings-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Yarovam'ın yirminci yılında Asa Yahuda üzerinde hüküm sürmeye başladı.|israel krali jarovamʔin jirmint͡ʃi jilinda asa jahuda uzerinde hukum surmeje basladi. New-Testament-1-Timothy-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayıplanmamaları için bu şeylerde onları uyar.|ajiplanmamalari it͡ʃin bu sejlerde onlari ujar. Old-Testament-Job-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten alay edenler yanımdadır. Gözüm onların kışkırtmaları üzerinde hayat sürüyor.|ɡert͡ʃekten alaj edenler janimdadir. ɡozum onlarin kiskirtmalari uzerinde hajat surujor. Old-Testament-2-Samuel-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|David’e ve Kral David’in bütün hizmetkârlarına taş attı, bütün halk ve bütün güçlü adamlar da David'in sağında ve solundaydı.|david’e ve kral david’in butun hizmetkarlarina tas attiʔ butun halk ve butun ɡut͡ʃlu adamlar da davidʔin saɡinda ve solundajdi. Old-Testament-Ezekiel-047-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine bin ölçtü ve beni dizlere kadar gelen sulardan geçirdi. Yine bin ölçtü ve beni bele kadar gelen sulardan geçirdi.|jine bin olt͡ʃtu ve beni dizlere kadar ɡelen sulardan ɡet͡ʃirdi. jine bin olt͡ʃtu ve beni bele kadar ɡelen sulardan ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-Genesis-036-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bala ölünce, yerine Bosralı Zerah'ın oğlu Yovav kral oldu.|bala olunt͡ʃeʔ jerine bosrali zerahʔin oɡlu jovav kral oldu. Old-Testament-Genesis-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yer biçimsiz ve boştu. Derinliğin yüzeyinde karanlık vardı. Tanrı'nın Ruhu suların yüzeyinde dolaşıyordu.|jer bit͡ʃimsiz ve bostu. derinliɡin juzejinde karanlik vardi. tanriʔnin ruhu sularin juzejinde dolasijordu. New-Testament-Acts-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O ışığın görkeminden göremez olunca, yanımda olanların eliyle götürülüp Damaskus’a girdim.|o isiɡin ɡorkeminden ɡoremez olunt͡ʃaʔ janimda olanlarin elijle ɡoturulup damaskus’a ɡirdim. New-Testament-Luke-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır.”|her dilejen alirʔ arajan bulurʔ kapi t͡ʃalana at͡ʃilir.” Old-Testament-2-Kings-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yarovam'ın işlediği bütün günahlarda yürüdüler;|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jarovamʔin islediɡi butun ɡunahlarda juruduler; Old-Testament-Judges-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytlehem Yahuda'dan, Yahuda soyundan Levili bir genç vardı; ve orada yaşıyordu.|bejtlehem jahudaʔdanʔ jahuda sojundan levili bir ɡent͡ʃ vardi; ve orada jasijordu. Old-Testament-Jeremiah-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, bu halka bütün bu sözleri söylediğin zaman, sana, ‘Yahve neden bize karşı bütün bu büyük kötülüğü söyledi?’ ya da, ‘Suçumuz nedir?’ ya da, ‘Tanrımız Yahve'ye karşı işlediğimiz günah nedir?’ diye sorunca,|ojle olat͡ʃak kiʔ bu halka butun bu sozleri sojlediɡin zamanʔ sanaʔ ‘jahve neden bize karsi butun bu bujuk kotuluɡu sojledi?’ ja daʔ ‘sut͡ʃumuz nedir?’ ja daʔ ‘tanrimiz jahveʔje karsi islediɡimiz ɡunah nedir?’ dije sorunt͡ʃaʔ Old-Testament-Song-of-Songs-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilim elini sürgü deliğinden içeri uzattı. Kalbim onun için çarpıyordu.|sevɡilim elini surɡu deliɡinden it͡ʃeri uzatti. kalbim onun it͡ʃin t͡ʃarpijordu. Old-Testament-2-Samuel-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak o geri dönmeyi reddetti. Bunun üzerine Avner mızrağının arka ucuyla onun bedenine vurdu ve mızrak arkasından çıktı; oraya düştü ve aynı yerde öldü. Asahel'in düşüp öldüğü yere gelenlerin hepsi durdu.|ant͡ʃak o ɡeri donmeji reddetti. bunun uzerine avner mizraɡinin arka ut͡ʃujla onun bedenine vurdu ve mizrak arkasindan t͡ʃikti; oraja dustu ve ajni jerde oldu. asahelʔin dusup olduɡu jere ɡelenlerin hepsi durdu. Old-Testament-Numbers-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu topluluğun arasından ayrılın da onları bir anda tüketeyim!\"\"\"|\"\"\"bu topluluɡun arasindan ajrilin da onlari bir anda tuketejim!\"\"\" New-Testament-1-John-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam Sözü hakkında başlangıçtan beri var olanı, işittiğimizi, gözlerimizle gördüğümüzü, bakıp ellerimizle dokunduğumuzu,|jasam sozu hakkinda baslanɡit͡ʃtan beri var olaniʔ isittiɡimiziʔ ɡozlerimizle ɡorduɡumuzuʔ bakip ellerimizle dokunduɡumuzuʔ Old-Testament-1-Samuel-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, Saul’a, “Akılsızlık ettin. Tanrın Yahve'nin sana verdiği buyruğu tutmadın. Çünkü Yahve, senin krallığını sonsuza dek İsrael’de pekiştirmek istiyordu.|samuelʔ saul’aʔ “akilsizlik ettin. tanrin jahveʔnin sana verdiɡi bujruɡu tutmadin. t͡ʃunku jahveʔ senin kralliɡini sonsuza dek israel’de pekistirmek istijordu. Old-Testament-2-Kings-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa ona şöyle dedi, “Yay ve oklar al”; o da kendisi için yay ve oklar aldı.|elisa ona sojle dediʔ “jaj ve oklar al”; o da kendisi it͡ʃin jaj ve oklar aldi. Old-Testament-1-Chronicles-006-068|und|SPEAKER_00_Turkish|Yokmeam ile otlaklarını ve Beyt Horon ile otlaklarını,|jokmeam ile otlaklarini ve bejt horon ile otlaklariniʔ Old-Testament-Isaiah-046-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskinin geçmiş şeylerini hatırla; çünkü ben Tanrı'yım ve başkası yok. Ben Tanrı'yım ve benim gibisi yok.|eskinin ɡet͡ʃmis sejlerini hatirla; t͡ʃunku ben tanriʔjim ve baskasi jok. ben tanriʔjim ve benim ɡibisi jok. New-Testament-John-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine öğrenciler, “Efendimiz, uyuyorsa iyileşecektir” dediler.|bunun uzerine oɡrent͡ʃilerʔ “efendimizʔ ujujorsa ijileset͡ʃektir” dediler. New-Testament-Mark-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlerde yazılı olduğu gibi, “İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum; o senin önünde yolumu hazırlayacak.”|pejɡamberlerde jazili olduɡu ɡibiʔ “isteʔ habert͡ʃimi senin onunden ɡonderijorum; o senin onunde jolumu hazirlajat͡ʃak.” Old-Testament-Numbers-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi süt ve bal akan bir diyara da getirmedin, miras olarak tarlalar ve bağlar da vermedin. Bu adamların gözlerini mi çıkaracaksın? Çıkmayacağız.”|bizi sut ve bal akan bir dijara da ɡetirmedinʔ miras olarak tarlalar ve baɡlar da vermedin. bu adamlarin ɡozlerini mi t͡ʃikarat͡ʃaksin? t͡ʃikmajat͡ʃaɡiz.” Old-Testament-Genesis-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek, “İşte, ülkem senin önünde” dedi. “Nerede istersen orada kal.”|avimelekʔ “isteʔ ulkem senin onunde” dedi. “nerede istersen orada kal.” New-Testament-1-Corinthians-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Erkeğin uzun saçlı olmasının onu küçük düşürdüğünü doğanın kendisi bile size öğretmiyor mu?|erkeɡin uzun sat͡ʃli olmasinin onu kut͡ʃuk dusurduɡunu doɡanin kendisi bile size oɡretmijor mu? New-Testament-Mark-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Sana doğrusunu söyleyeyim, bugün, hatta bu gece, horoz iki kere ötmeden önce sen beni üç kez inkâr edeceksin” dedi.|jesua onaʔ “sana doɡrusunu sojlejejimʔ buɡunʔ hatta bu ɡet͡ʃeʔ horoz iki kere otmeden ont͡ʃe sen beni ut͡ʃ kez inkar edet͡ʃeksin” dedi. Old-Testament-Isaiah-049-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Siyon, “Yahve beni terk etti, Efendi de beni unuttu” dedi.|ama sijonʔ “jahve beni terk ettiʔ efendi de beni unuttu” dedi. Old-Testament-1-Kings-002-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, ordunun başına Yehoyada oğlu Benaya'yı, kral Aviyata'ın yerine de Kâhin Sadok'u koydu.|kralʔ ordunun basina jehojada oɡlu benajaʔjiʔ kral avijataʔin jerine de kahin sadokʔu kojdu. New-Testament-Mark-005-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Kızım, imanın seni iyileştirdi. Esenlik içinde git ve hastalığından şifa bul” dedi.|onaʔ “kizimʔ imanin seni ijilestirdi. esenlik it͡ʃinde ɡit ve hastaliɡindan sifa bul” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-029-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben kimim ve halkım nedir ki, böyle gönülden sunabilelim? Çünkü her şey senden gelir ve biz sana seninkilerden verdik.|ama ben kimim ve halkim nedir kiʔ bojle ɡonulden sunabilelim? t͡ʃunku her sej senden ɡelir ve biz sana seninkilerden verdik. Old-Testament-Daniel-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kral, Şadrak, Meşak ve Abednego’yu Babil eyaletinde yükseltti.|o zaman kralʔ sadrakʔ mesak ve abedneɡo’ju babil ejaletinde jukseltti. Old-Testament-Isaiah-056-005|und|SPEAKER_00_Turkish|evimde ve duvarlarımın içinde onlara oğullardan ve kızlardan daha iyi bir anıt ve bir ad vereceğim. Onlara, kesilip atılmayacak, sonsuz bir ad vereceğim.|evimde ve duvarlarimin it͡ʃinde onlara oɡullardan ve kizlardan daha iji bir anit ve bir ad veret͡ʃeɡim. onlaraʔ kesilip atilmajat͡ʃakʔ sonsuz bir ad veret͡ʃeɡim. New-Testament-Mark-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama orada oturan yazıcılardan bazıları yüreklerinde şöyle düşündüler:|ama orada oturan jazit͡ʃilardan bazilari jureklerinde sojle dusunduler Old-Testament-Genesis-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahve Avram'la bir antlaşma yaparak şöyle dedi: “Mısır Irmağı’ndan büyük ırmağa, Fırat Irmağı’na kadar bu toprakları|o ɡun jahve avramʔla bir antlasma japarak sojle dedi “misir irmaɡi’ndan bujuk irmaɡaʔ firat irmaɡi’na kadar bu topraklari Old-Testament-2-Samuel-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı dedi, İsrael'in Kayası bana konuştu, ‘İnsanların üzerinde adaletle hüküm süren, Tanrı korkusuyla hüküm süren,|israelʔin tanrisi dediʔ israelʔin kajasi bana konustuʔ ‘insanlarin uzerinde adaletle hukum surenʔ tanri korkusujla hukum surenʔ New-Testament-Matthew-027-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı vakitten dokuzuncu vakite kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.|altint͡ʃi vakitten dokuzunt͡ʃu vakite kadar butun ulkenin uzerine karanlik t͡ʃoktu. New-Testament-Revelation-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle, “Efendi’den korkun ve O’nu yüceltin!” dedi. “Çünkü O’nun yargılama saati geldi. Göğü, yeri, denizi ve suların pınarlarını yaratana tapının!”|juksek sesleʔ “efendi’den korkun ve o’nu jut͡ʃeltin!” dedi. “t͡ʃunku o’nun jarɡilama saati ɡeldi. ɡoɡuʔ jeriʔ denizi ve sularin pinarlarini jaratana tapinin!” Old-Testament-Ezekiel-033-004|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman boru sesini kim işitir de uyarıyı dikkate almazsa, kılıç gelip onu alırsa, onun kanı kendi başı üzerinde olacaktır.|o zaman boru sesini kim isitir de ujariji dikkate almazsaʔ kilit͡ʃ ɡelip onu alirsaʔ onun kani kendi basi uzerinde olat͡ʃaktir. New-Testament-John-012-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Peygamber Yeşaya’nın söylediği şu söz yerine gelsin diye oldu: “Efendimiz, verdiğimiz habere kim inandı? Efendi’nin kolu kime gösterildi?”|bunlar pejɡamber jesaja’nin sojlediɡi su soz jerine ɡelsin dije oldu “efendimizʔ verdiɡimiz habere kim inandi? efendi’nin kolu kime ɡosterildi?” Old-Testament-Judges-009-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkı alıp üç bölüğe ayırdı ve kırda pusuya yattı; ve baktı ve halkın kentten çıktığını gördü. Bunun üzerine onlara karşı kalkıp onları vurdu.|halki alip ut͡ʃ boluɡe ajirdi ve kirda pusuja jatti; ve bakti ve halkin kentten t͡ʃiktiɡini ɡordu. bunun uzerine onlara karsi kalkip onlari vurdu. Old-Testament-Leviticus-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yahve'ye sunacağınız hiçbir ekmek sunusu mayayla yapılmayacaktır; çünkü Yahve'ye ateşle yapılan sunu olarak ne maya ne de bal yakacaksın.\"|\"\"\"ʔjahveʔje sunat͡ʃaɡiniz hit͡ʃbir ekmek sunusu majajla japilmajat͡ʃaktir; t͡ʃunku jahveʔje atesle japilan sunu olarak ne maja ne de bal jakat͡ʃaksin.\" New-Testament-Luke-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da Şiloah’taki kulenin üzerlerine düştüğü ve öldürdüğü on sekiz insanın, Yeruşalem’de oturan öbür insanların tümünden daha kötü suçlu olduğunu mu sanıyorsunuz?|ja da siloah’taki kulenin uzerlerine dustuɡu ve oldurduɡu on sekiz insaninʔ jerusalem’de oturan obur insanlarin tumunden daha kotu sut͡ʃlu olduɡunu mu sanijorsunuz? Old-Testament-Nehemiah-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ziklag'da, Mekona ve kasabalarında,|ziklaɡʔdaʔ mekona ve kasabalarindaʔ Old-Testament-Exodus-036-038|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onun çengelleriyle birlikte beş direği yaptı. Başlıklarını ve çemberlerini altınla kapladı ve beş tabanı da tunçtandı.|ve onun t͡ʃenɡellerijle birlikte bes direɡi japti. basliklarini ve t͡ʃemberlerini altinla kapladi ve bes tabani da tunt͡ʃtandi. Old-Testament-Isaiah-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Bayit'e ve Divon'a, yüksek yerlere, ağlamaya çıktılar. Moav, Nebo ve Medeva için ağıt yakıyor. Kellik başının her yanında. Her sakal kesildi.|onlar bajitʔe ve divonʔaʔ juksek jerlereʔ aɡlamaja t͡ʃiktilar. moavʔ nebo ve medeva it͡ʃin aɡit jakijor. kellik basinin her janinda. her sakal kesildi. New-Testament-John-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna ertesi gün Yeşua’nın kendisine doğru geldiğini gördü ve şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!|juhanna ertesi ɡun jesua’nin kendisine doɡru ɡeldiɡini ɡordu ve sojle dedi “isteʔ dunjanin ɡunahini ortadan kaldiran tanri kuzusu! New-Testament-Acts-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, Kurul’a dikkatle bakarak, “Kardeşler, ben bugüne dek Tanrı’nın önünde tam iyi vicdanla yaşadım” dedi.|pavlusʔ kurul’a dikkatle bakarakʔ “kardeslerʔ ben buɡune dek tanri’nin onunde tam iji vit͡ʃdanla jasadim” dedi. Old-Testament-2-Kings-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve diyor ki, ‘Ne rüzgâr göreceksiniz, ne de yağmur. Yine de o vadi suyla dolacak ve hem siz, hem de sürüleriniz, diğer hayvanlarınız da içeceksiniz.|t͡ʃunku jahve dijor kiʔ ‘ne ruzɡar ɡoret͡ʃeksinizʔ ne de jaɡmur. jine de o vadi sujla dolat͡ʃak ve hem sizʔ hem de surulerinizʔ diɡer hajvanlariniz da it͡ʃet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Samuel-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi işte, kral önünüzde yürüyor. Ben yaşlı ve ak saçlıyım. İşte, oğullarım sizinle birlikte. Çocukluğumdan bu yana önünüzde yürüdüm.|simdi isteʔ kral onunuzde jurujor. ben jasli ve ak sat͡ʃlijim. isteʔ oɡullarim sizinle birlikte. t͡ʃot͡ʃukluɡumdan bu jana onunuzde jurudum. Old-Testament-Psalms-105-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sizler, hizmetkârı Avraham’ın soyu, Yakov’un çocukları, O’nun seçilmişleri.|ej sizlerʔ hizmetkari avraham’in sojuʔ jakov’un t͡ʃot͡ʃuklariʔ o’nun set͡ʃilmisleri. Old-Testament-Lamentations-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Görünüşleri kömürden daha kara oldu. Sokaklarda tanınmaz oldular. Derileri kemiklerine yapıştı. Kurudular. Odun gibi oldular.|ɡorunusleri komurden daha kara oldu. sokaklarda taninmaz oldular. derileri kemiklerine japisti. kurudular. odun ɡibi oldular. Old-Testament-Isaiah-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız ey Yahve, senin dışında başka efendiler de üzerimizde egemenlik sürdüler, ama biz yalnızca senin adını anacağız.|tanrimiz ej jahveʔ senin disinda baska efendiler de uzerimizde eɡemenlik surdulerʔ ama biz jalnizt͡ʃa senin adini anat͡ʃaɡiz. Old-Testament-Esther-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral yüzüğünü elinden çıkarıp Yahudiler'in düşmanı Agaglı Hammedata oğlu Haman'a verdi.|kral juzuɡunu elinden t͡ʃikarip jahudilerʔin dusmani aɡaɡli hammedata oɡlu hamanʔa verdi. Old-Testament-Joshua-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Lübnan'dan Misrefot-Maim'e kadar dağlık bölgede yaşayanların tümü, Saydalılar'ın da tümü. Onları İsrael'in çocuklarının önünden kovacağım. Size buyurduğum gibi onu miras olarak İsrael'e paylaştır.|lubnanʔdan misrefot-maimʔe kadar daɡlik bolɡede jasajanlarin tumuʔ sajdalilarʔin da tumu. onlari israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden kovat͡ʃaɡim. size bujurduɡum ɡibi onu miras olarak israelʔe pajlastir. Old-Testament-Jeremiah-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten dağlardan gelen yardım, dağlardaki kargaşa boştur. Gerçekten İsrael’in kurtuluşu Tanrımız Yahve’dedir.|ɡert͡ʃekten daɡlardan ɡelen jardimʔ daɡlardaki karɡasa bostur. ɡert͡ʃekten israel’in kurtulusu tanrimiz jahve’dedir. New-Testament-Luke-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyanların hepsi çobanların kendilerine söylediklerine şaştılar.|bunu dujanlarin hepsi t͡ʃobanlarin kendilerine sojlediklerine sastilar. New-Testament-Matthew-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra gözlerine dokunarak, “İmanınıza göre olsun” dedi.|sonra ɡozlerine dokunarakʔ “imaniniza ɡore olsun” dedi. New-Testament-John-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü öğrencileri yiyecek almak için kente gitmişti.|t͡ʃunku oɡrent͡ʃileri jijet͡ʃek almak it͡ʃin kente ɡitmisti. Old-Testament-1-Chronicles-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın Sandığı'nı içeri getirip David'in onun için kurmuş olduğu çadırın ortasına koydular. Tanrı'nın önünde yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundular.|tanriʔnin sandiɡiʔni it͡ʃeri ɡetirip davidʔin onun it͡ʃin kurmus olduɡu t͡ʃadirin ortasina kojdular. tanriʔnin onunde jakmalik sunular ve esenlik sunulari sundular. Old-Testament-Leviticus-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer yoksulsa ve gücü bu kadarına yetmezse, o zaman kendisi için kefaret etmek üzere sallamalık suç sunusu olarak bir erkek kuzu ve ekmek sunusu olarak yağla yoğrulmuş onda bir efa ince un ve bir log yağ alacak;|“eɡer joksulsa ve ɡut͡ʃu bu kadarina jetmezseʔ o zaman kendisi it͡ʃin kefaret etmek uzere sallamalik sut͡ʃ sunusu olarak bir erkek kuzu ve ekmek sunusu olarak jaɡla joɡrulmus onda bir efa int͡ʃe un ve bir loɡ jaɡ alat͡ʃak; Old-Testament-2-Kings-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarından biri, “Kentte kalan beş atı birkaç kişi alsın” diye karşılık verdi, “İşte, onlar kentte kalan bütün İsrael kalabalığı gibiler. İşte, onlar tükenen bütün İsrael halkı gibiler. Gönderelim de görelim.”|hizmetkarlarindan biriʔ “kentte kalan bes ati birkat͡ʃ kisi alsin” dije karsilik verdiʔ “isteʔ onlar kentte kalan butun israel kalabaliɡi ɡibiler. isteʔ onlar tukenen butun israel halki ɡibiler. ɡonderelim de ɡorelim.” New-Testament-Matthew-027-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikenlerden bir taç örüp başına koydular, sağ eline de bir kamış tutturdular. Önünde diz çöküp, “Selam, ey Yahudiler’in Kralı!” diyerek O’nunla alay ettiler.|dikenlerden bir tat͡ʃ orup basina kojdularʔ saɡ eline de bir kamis tutturdular. onunde diz t͡ʃokupʔ “selamʔ ej jahudiler’in krali!” dijerek o’nunla alaj ettiler. Old-Testament-Psalms-068-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Topluluğun orada yaşadı. Sen, ey Tanrı, iyiliğini yoksullar için hazırladın.|topluluɡun orada jasadi. senʔ ej tanriʔ ijiliɡini joksullar it͡ʃin hazirladin. New-Testament-Acts-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Troas’tan yelken açıp doğruca Semadirek’e, ertesi gün de Neapolis’e,|bu nedenle troas’tan jelken at͡ʃip doɡrut͡ʃa semadirek’eʔ ertesi ɡun de neapolis’eʔ Old-Testament-Genesis-032-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov onları görünce, “Bu Tanrı'nın ordusu” dedi. O yerin adını Mahanaim koydu.|jakov onlari ɡorunt͡ʃeʔ “bu tanriʔnin ordusu” dedi. o jerin adini mahanaim kojdu. Old-Testament-Isaiah-040-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilmediniz mi? Duymadınız mı? Başlangıçtan beri size söylenmedi mi? Dünyanın temellerinden anlamadınız mı?|bilmediniz mi? dujmadiniz mi? baslanɡit͡ʃtan beri size sojlenmedi mi? dunjanin temellerinden anlamadiniz mi? Old-Testament-2-Kings-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Yehoşafat, \"\"Burada Yahve'nin bir peygamberi yok mu? Onun aracılığıyla Yahve'ye soralım.\"\" dedi. İsrael Kralı'nın görevlilerinden biri, \"\"Eliya'nın ellerine su döken Şafat oğlu Elişa burada\"\" diye yanıtladı.\"|\"ama jehosafatʔ \"\"burada jahveʔnin bir pejɡamberi jok mu? onun arat͡ʃiliɡijla jahveʔje soralim.\"\" dedi. israel kraliʔnin ɡorevlilerinden biriʔ \"\"elijaʔnin ellerine su doken safat oɡlu elisa burada\"\" dije janitladi.\" Old-Testament-Nehemiah-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onlara karşılık verip şöyle dedim, “Göğün Tanrısı bizi başarılı kılacak. Bu nedenle, biz, O'nun hizmetkârları olarak kalkıp bina edeceğiz; ama sizin Yeruşalem'de ne bir payınız, ne hakkınız, ne de anılmanız var.”|o zaman onlara karsilik verip sojle dedimʔ “ɡoɡun tanrisi bizi basarili kilat͡ʃak. bu nedenleʔ bizʔ oʔnun hizmetkarlari olarak kalkip bina edet͡ʃeɡiz; ama sizin jerusalemʔde ne bir pajinizʔ ne hakkinizʔ ne de anilmaniz var.” Old-Testament-Genesis-044-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarına, ‘Küçük kardeşiniz sizinle birlikte gelmezse, bir daha yüzümü göremezsiniz’ demiştin.|hizmetkarlarinaʔ ‘kut͡ʃuk kardesiniz sizinle birlikte ɡelmezseʔ bir daha juzumu ɡoremezsiniz’ demistin. Old-Testament-Joshua-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onu da kralıyla birlikte İsrael'in eline teslim etti. Onu ve içindeki bütün canları kılıçtan geçirdi. İçinde kimseyi bırakmadı. Yeriha Kralı'na yaptığı gibi onun kralına da yaptı.|jahve onu da kralijla birlikte israelʔin eline teslim etti. onu ve it͡ʃindeki butun t͡ʃanlari kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdi. it͡ʃinde kimseji birakmadi. jeriha kraliʔna japtiɡi ɡibi onun kralina da japti. Old-Testament-2-Kings-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Aşur krallarının bütün ülkeleri tümüyle yok ederek onlara yaptıklarını duydun. Sen kurtulacak mısın?|isteʔ asur krallarinin butun ulkeleri tumujle jok ederek onlara japtiklarini dujdun. sen kurtulat͡ʃak misin? Old-Testament-Leviticus-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kâhin onlara, temiz kılınacak kişi için iki canlı, temiz kuş, sedir ağacı, kırmızı ve mercanköşkotu almalarını buyuracak.|o zaman kahin onlaraʔ temiz kilinat͡ʃak kisi it͡ʃin iki t͡ʃanliʔ temiz kusʔ sedir aɡat͡ʃiʔ kirmizi ve mert͡ʃankoskotu almalarini bujurat͡ʃak. Old-Testament-Zechariah-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün, diyor Yahve, her atı dehşetle, binicisini delilikle vuracağım. Yahuda evi üzerine gözlerimi açacağım ve halkların her atını körlükle vuracağım.|o ɡunʔ dijor jahveʔ her ati dehsetleʔ binit͡ʃisini delilikle vurat͡ʃaɡim. jahuda evi uzerine ɡozlerimi at͡ʃat͡ʃaɡim ve halklarin her atini korlukle vurat͡ʃaɡim. Old-Testament-Exodus-036-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe bir buyruk verdi ve bunu ordugâhın her yerinde ilan ederek şöyle dediler: \"\"Ne erkek ne de kadın kutsal yer için sunu olarak başka bir şey yapmasın.\"\" Böylece halkın getirmesi engellendi.\"|\"mose bir bujruk verdi ve bunu orduɡahin her jerinde ilan ederek sojle dediler \"\"ne erkek ne de kadin kutsal jer it͡ʃin sunu olarak baska bir sej japmasin.\"\" bojlet͡ʃe halkin ɡetirmesi enɡellendi.\" Old-Testament-Numbers-022-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balam Balak'a şöyle dedi: \"\"İşte, sana geldim. Artık bir şey söylemeye gücüm var mı? Tanrı’nın ağzıma koyduğu sözü söyleyeceğim.”\"|\"balam balakʔa sojle dedi \"\"isteʔ sana ɡeldim. artik bir sej sojlemeje ɡut͡ʃum var mi? tanri’nin aɡzima kojduɡu sozu sojlejet͡ʃeɡim.”\" Old-Testament-Jeremiah-044-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeremya bütün halka, erkeklere ve kadınlara, kendisine yanıt veren bütün halka şöyle dedi:|o zaman jeremja butun halkaʔ erkeklere ve kadinlaraʔ kendisine janit veren butun halka sojle dedi Old-Testament-2-Chronicles-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Amatsya'nın Yahve'nin ardından saptığı zamandan beri ona karşı Yeruşalem'de düzen kurdular. Lakiş'e kaçtı, ama onu Lakiş'e kadar takip ettiler ve orada öldürdüler.|amatsjaʔnin jahveʔnin ardindan saptiɡi zamandan beri ona karsi jerusalemʔde duzen kurdular. lakisʔe kat͡ʃtiʔ ama onu lakisʔe kadar takip ettiler ve orada oldurduler. New-Testament-Mark-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şu Kutsal Yazı’yı da okumadınız mı? ‘Yapıcıların reddettiği taş, köşenin baş taşı oldu.|su kutsal jazi’ji da okumadiniz mi? ‘japit͡ʃilarin reddettiɡi tasʔ kosenin bas tasi oldu. New-Testament-Matthew-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle siz onlar gibi olmayın. Çünkü Babanız nelere ihtiyacınız olduğunu siz daha O’ndan dilemeden önce bilir.|bu nedenle siz onlar ɡibi olmajin. t͡ʃunku babaniz nelere ihtijat͡ʃiniz olduɡunu siz daha o’ndan dilemeden ont͡ʃe bilir. New-Testament-1-Corinthians-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Evli olmayanlara ve dullara söylüyorum: Benim gibi kalmış olsalardı onlar için daha iyi olurdu.|evli olmajanlara ve dullara sojlujorum benim ɡibi kalmis olsalardi onlar it͡ʃin daha iji olurdu. Old-Testament-2-Samuel-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David gönderip kadın hakkında soruşturdu. Biri, \"\"Bu, Eliam'ın kızı, Hititli Uriya'nın karısı Batşeva değil mi?\"\" dedi.\"|\"david ɡonderip kadin hakkinda sorusturdu. biriʔ \"\"buʔ eliamʔin kiziʔ hititli urijaʔnin karisi batseva deɡil mi?\"\" dedi.\" New-Testament-Colossians-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir zamanlar onlarda yaşarken, siz de onların içinde yürüdünüz.|bir zamanlar onlarda jasarkenʔ siz de onlarin it͡ʃinde jurudunuz. New-Testament-Ephesians-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Lütuf, Efendimiz Yeşua Mesih’i bozulmaz sevgiyle sevenlerin hepsiyle birlikte olsun! Amin.|lutufʔ efendimiz jesua mesih’i bozulmaz sevɡijle sevenlerin hepsijle birlikte olsun! amin. Old-Testament-2-Samuel-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, Yoav'a ve yanında bulunan bütün halka, \"\"Giysilerinizi yırtın, çul giyinin ve Avner'in önünde yas tutun\"\" dedi. Kral David cenazenin ardında yürüdü.\"|\"davidʔ joavʔa ve janinda bulunan butun halkaʔ \"\"ɡijsilerinizi jirtinʔ t͡ʃul ɡijinin ve avnerʔin onunde jas tutun\"\" dedi. kral david t͡ʃenazenin ardinda jurudu.\" Old-Testament-2-Samuel-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Sadok oğlu Ahimaas yine Yoav’a, “Ama ne olursa olsun, lütfen ben de Kuşlu’nun peşinden koşayım” dedi. Yoav, “Mademki, haberin karşılığında ödül almayacaksın, neden koşmak istiyorsun, oğlum?” dedi.|o zaman sadok oɡlu ahimaas jine joav’aʔ “ama ne olursa olsunʔ lutfen ben de kuslu’nun pesinden kosajim” dedi. joavʔ “mademkiʔ haberin karsiliɡinda odul almajat͡ʃaksinʔ neden kosmak istijorsunʔ oɡlum?” dedi. New-Testament-1-Timothy-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah işleyenleri, herkesin önünde azarla. Öyle ki, öbürleri de korksun.|ɡunah islejenleriʔ herkesin onunde azarla. ojle kiʔ oburleri de korksun. Old-Testament-Judges-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad Yarden'in ötesinde yaşıyordu. Dan neden gemilerde kaldı? Asher denizin limanında kıpırdamadan oturuyor ve derelerinin kıyısında yaşıyordu.|ɡilad jardenʔin otesinde jasijordu. dan neden ɡemilerde kaldi? asher denizin limaninda kipirdamadan oturujor ve derelerinin kijisinda jasijordu. Old-Testament-Proverbs-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusu günleri uzatır, ama kötülerin günleri kısalır.|jahve korkusu ɡunleri uzatirʔ ama kotulerin ɡunleri kisalir. Old-Testament-Job-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Keşke sözlerim şimdi yazılmış olsaydı! Keşke bir kitaba kaydolmuş olsalardı!|“keske sozlerim simdi jazilmis olsajdi! keske bir kitaba kajdolmus olsalardi! Old-Testament-1-Kings-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Gittikten sonra, bir aslan yolda onunla karşılaştı ve onu öldürdü. Cesedi yola atıldı ve eşek onun yanında durdu. Aslan da cesedin yanında durdu.|ɡittikten sonraʔ bir aslan jolda onunla karsilasti ve onu oldurdu. t͡ʃesedi jola atildi ve esek onun janinda durdu. aslan da t͡ʃesedin janinda durdu. New-Testament-Acts-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul Yeruşalem’e varınca öğrencilerin arasına katılmaya çalıştı. Ama hepsi ondan korkuyor ve onun bir öğrenci olduğuna inanmıyordu.|saul jerusalem’e varint͡ʃa oɡrent͡ʃilerin arasina katilmaja t͡ʃalisti. ama hepsi ondan korkujor ve onun bir oɡrent͡ʃi olduɡuna inanmijordu. New-Testament-John-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemekten kalktı, giysisinin üstlüğünü bir kenara koydu, bir havlu alıp beline sardı.|jemekten kalktiʔ ɡijsisinin ustluɡunu bir kenara kojduʔ bir havlu alip beline sardi. Old-Testament-Ecclesiastes-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın bütün emeği ağzı içindir, yine de iştahı doymaz.|insanin butun emeɡi aɡzi it͡ʃindirʔ jine de istahi dojmaz. Old-Testament-Exodus-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız kardeşi ona ne olacağını görmek için uzakta duruyordu.|kiz kardesi ona ne olat͡ʃaɡini ɡormek it͡ʃin uzakta durujordu. New-Testament-Romans-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerde Mesih’e hizmet eden kişi, Tanrı tarafından kabul edilir, insanlar tarafından da onaylanır.|bu sejlerde mesih’e hizmet eden kisiʔ tanri tarafindan kabul edilirʔ insanlar tarafindan da onajlanir. Old-Testament-Jeremiah-050-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden çölün vahşi hayvanları Kurtlarla birlikte orada oturacak. Deve kuşları orada oturacak. Artık sonsuza dek orada oturulmayacak, ve kuşaktan kuşağa içinde yaşanmayacak.|bu juzden t͡ʃolun vahsi hajvanlari kurtlarla birlikte orada oturat͡ʃak. deve kuslari orada oturat͡ʃak. artik sonsuza dek orada oturulmajat͡ʃakʔ ve kusaktan kusaɡa it͡ʃinde jasanmajat͡ʃak. New-Testament-1-Timothy-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İçki düşkünü, açgözlü, zorba olmamalı; uysal, kavgadan ve para sevgisinden uzak olmalıdır.|it͡ʃki duskunuʔ at͡ʃɡozluʔ zorba olmamali; ujsalʔ kavɡadan ve para sevɡisinden uzak olmalidir. Old-Testament-Ezekiel-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sende kan dökmek için rüşvet aldılar. Faiz ve tefecilik yaptın, komşundan zorbalıkla haksız kazanç aldın ve beni unuttun.” diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"sende kan dokmek it͡ʃin rusvet aldilar. faiz ve tefet͡ʃilik japtinʔ komsundan zorbalikla haksiz kazant͡ʃ aldin ve beni unuttun.” dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" New-Testament-Romans-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yine de hepsi sevindirici haberi dinlemediler. Çünkü Yeşaya, “Efendi, haberimize kim inandı?” diyor.|ama jine de hepsi sevindirit͡ʃi haberi dinlemediler. t͡ʃunku jesajaʔ “efendiʔ haberimize kim inandi?” dijor. Old-Testament-Song-of-Songs-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Söyle bana, ey sen, canımın sevdiği, sürünü nerede otlatıyorsun, öğleyin onları nerede yatırıyorsun? Çünkü neden arkadaşlarının sürülerinin yanında Örtünen biri gibi olayım?|sojle banaʔ ej senʔ t͡ʃanimin sevdiɡiʔ surunu nerede otlatijorsunʔ oɡlejin onlari nerede jatirijorsun? t͡ʃunku neden arkadaslarinin surulerinin janinda ortunen biri ɡibi olajim? Old-Testament-Jeremiah-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “‘Issız, insansız ve hayvansız kalmış' dediğiniz bu yerde, içinde oturanı kalmayan, insansız ve hayvansız çöl olmuş olan Yahuda kentlerinde ve Yeruşalem sokaklarında,|jahve sojle dijor “‘issizʔ insansiz ve hajvansiz kalmisʔ dediɡiniz bu jerdeʔ it͡ʃinde oturani kalmajanʔ insansiz ve hajvansiz t͡ʃol olmus olan jahuda kentlerinde ve jerusalem sokaklarindaʔ Old-Testament-Exodus-036-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir çerçevenin uzunluğu on arşın, her bir çerçevenin eni bir buçuk arşındı.|bir t͡ʃert͡ʃevenin uzunluɡu on arsinʔ her bir t͡ʃert͡ʃevenin eni bir but͡ʃuk arsindi. New-Testament-Revelation-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.’”|kulaɡi olanʔ ruh’un kiliselere ne dediɡini isitsin.’” Old-Testament-Ecclesiastes-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Rüzgârın yolunu ve gebe kadının rahmindeki kemiklerin nasıl büyüdüğünü bilmediğin gibi, her şeyi yapan Tanrı'nın işini de bilmezsin.|ruzɡarin jolunu ve ɡebe kadinin rahmindeki kemiklerin nasil bujuduɡunu bilmediɡin ɡibiʔ her seji japan tanriʔnin isini de bilmezsin. New-Testament-John-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine koşup Simon Petrus’a ve Yeşua’nın sevdiği diğer öğrenciye geldi. Onlara, “Efendimiz’i mezardan almışlar ve nereye koyduklarını bilmiyoruz!” dedi.|bunun uzerine kosup simon petrus’a ve jesua’nin sevdiɡi diɡer oɡrent͡ʃije ɡeldi. onlaraʔ “efendimiz’i mezardan almislar ve nereje kojduklarini bilmijoruz!” dedi. Old-Testament-Job-041-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ok onu kaçıramaz. Sapan taşları ona saman çöpü gibidir.|ok onu kat͡ʃiramaz. sapan taslari ona saman t͡ʃopu ɡibidir. Old-Testament-Psalms-139-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolumu ve yatışımı araştırırsın, bütün yollarımı bilirsin.|jolumu ve jatisimi arastirirsinʔ butun jollarimi bilirsin. Old-Testament-Jeremiah-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün bu sözlere göre Yahuda Kralı Sidkiya'ya söyleyip dedim, \"\"Boyunlarınızı Babil Kralı'nın boyunduruğu altına sokun, ona ve halkına hizmet edin ve yaşayın.\"|\"butun bu sozlere ɡore jahuda krali sidkijaʔja sojlejip dedimʔ \"\"bojunlarinizi babil kraliʔnin bojunduruɡu altina sokunʔ ona ve halkina hizmet edin ve jasajin.\" New-Testament-3-John-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgili kardeşim, kötüyü değil, iyiyi örnek al. İyilik yapan Tanrı’dandır. Kötülük yapan, Tanrı’yı görmemiştir.|sevɡili kardesimʔ kotuju deɡilʔ ijiji ornek al. ijilik japan tanri’dandir. kotuluk japanʔ tanri’ji ɡormemistir. Old-Testament-Genesis-029-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Lea hamile kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu, adını Ruven (Bak erkek çocuk) koydu. Çünkü, “Madem Yahve çektiğim sıkıntıyı gördü. Şimdi kocam beni sevecek.” dedi.|lea hamile kaldi ve bir erkek t͡ʃot͡ʃuk doɡurduʔ adini ruven (bak erkek t͡ʃot͡ʃuk) kojdu. t͡ʃunkuʔ “madem jahve t͡ʃektiɡim sikintiji ɡordu. simdi kot͡ʃam beni sevet͡ʃek.” dedi. Old-Testament-Hosea-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kutlamalarını, bayramlarını, Yeni Aylar'ını, Şabatlar'ını, ve bütün kutsal toplantılarını sona erdireceğim.|butun kutlamalariniʔ bajramlariniʔ jeni ajlarʔiniʔ sabatlarʔiniʔ ve butun kutsal toplantilarini sona erdiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-114-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar koçlar gibi, küçük tepeler kuzular gibi sıçradı.|daɡlar kot͡ʃlar ɡibiʔ kut͡ʃuk tepeler kuzular ɡibi sit͡ʃradi. New-Testament-Luke-017-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler karşılık verip O’na, “Nerede, Efendimiz?” diye sordular. Yeşua, “Leş neredeyse, akbabalar da orada toplanacaklar” dedi.|oɡrent͡ʃiler karsilik verip o’naʔ “neredeʔ efendimiz?” dije sordular. jesuaʔ “les neredejseʔ akbabalar da orada toplanat͡ʃaklar” dedi. Old-Testament-Zephaniah-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve senin yargılarını kaldırdı. Düşmanını kovdu. İsrael'in Kralı, Yahve, senin içindedir. Artık kötülükten korkmayacaksın.|jahve senin jarɡilarini kaldirdi. dusmanini kovdu. israelʔin kraliʔ jahveʔ senin it͡ʃindedir. artik kotulukten korkmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bundan bir zarar gelirse, cana karşılık can,|ama bundan bir zarar ɡelirseʔ t͡ʃana karsilik t͡ʃanʔ Old-Testament-Nehemiah-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Daniel, Ginnet, Baruk,|danielʔ ɡinnetʔ barukʔ New-Testament-Matthew-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşua, “Siz de mi hâlâ anlamıyorsunuz?|bunun uzerine jesuaʔ “siz de mi hala anlamijorsunuz? Old-Testament-2-Kings-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Geldiğinde, ordu komutanları oturuyordu. Sonra, “Komutan, sana bir haberim var” dedi. Yehu, “Hangimize?” diye sordu. “Sana, ey komutan” dedi.|ɡeldiɡindeʔ ordu komutanlari oturujordu. sonraʔ “komutanʔ sana bir haberim var” dedi. jehuʔ “hanɡimize?” dije sordu. “sanaʔ ej komutan” dedi. New-Testament-Acts-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ansızın gökyüzünden, güçlü bir rüzgârın sesi gibi bir ses geldi ve oturdukları bütün evi doldurdu.|ansizin ɡokjuzundenʔ ɡut͡ʃlu bir ruzɡarin sesi ɡibi bir ses ɡeldi ve oturduklari butun evi doldurdu. Old-Testament-Ruth-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle yıkan, yağ sürün, giyin ve harman yerine in; ama adam yiyip içmeyi bitirinceye kadar kendini ona belli etme.|bu nedenle jikanʔ jaɡ surunʔ ɡijin ve harman jerine in; ama adam jijip it͡ʃmeji bitirint͡ʃeje kadar kendini ona belli etme. New-Testament-Mark-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam başını kaldırıp şöyle dedi: “İnsanlar görüyorum. Ama onları yürüyen ağaçlar gibi görüyorum.”|adam basini kaldirip sojle dedi “insanlar ɡorujorum. ama onlari jurujen aɡat͡ʃlar ɡibi ɡorujorum.” New-Testament-Luke-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü gözlerim kurtarışını gördü,|t͡ʃunku ɡozlerim kurtarisini ɡorduʔ Old-Testament-2-Chronicles-030-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahuda Kralı Hizkiya, topluluğa bağış olarak bin boğa ve yedi bin koyun verdi; beyler de topluluğa bin boğa ve on bin koyun verdiler; çok sayıda kâhin de kendilerini kutsadı.|t͡ʃunku jahuda krali hizkijaʔ topluluɡa baɡis olarak bin boɡa ve jedi bin kojun verdi; bejler de topluluɡa bin boɡa ve on bin kojun verdiler; t͡ʃok sajida kahin de kendilerini kutsadi. Old-Testament-2-Kings-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahazya hükmetmeye başladığında yirmi iki yaşındaydı; Yeruşalem'de de bir yıl hükmetti. Annesinin adı, İsrael Kralı Omri'nin kızı Atalya'ydı.|ahazja hukmetmeje basladiɡinda jirmi iki jasindajdi; jerusalemʔde de bir jil hukmetti. annesinin adiʔ israel krali omriʔnin kizi ataljaʔjdi. New-Testament-Luke-024-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirlerine, “Yol boyunca bizimle konuşurken ve Kutsal Yazılar’ı bize açarken yüreklerimiz yanmıyor muydu?” dediler.|birbirlerineʔ “jol bojunt͡ʃa bizimle konusurken ve kutsal jazilar’i bize at͡ʃarken jureklerimiz janmijor mujdu?” dediler. Old-Testament-Jeremiah-044-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınızın kötülüğünü, Yahuda krallarının kötülüğünü, karılarının kötülüğünü, kendi kötülüğünüzü ve karılarınızın Yahuda diyarında ve Yeruşalem sokaklarında yaptıkları kötülüğü unuttunuz mu?|atalarinizin kotuluɡunuʔ jahuda krallarinin kotuluɡunuʔ karilarinin kotuluɡunuʔ kendi kotuluɡunuzu ve karilarinizin jahuda dijarinda ve jerusalem sokaklarinda japtiklari kotuluɡu unuttunuz mu? Old-Testament-Lamentations-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım onları hâlâ hatırlıyor, ve içimde eğiliyor.|t͡ʃanim onlari hala hatirlijorʔ ve it͡ʃimde eɡilijor. Old-Testament-Proverbs-031-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallar için değildir, ey Lemuel, şarap içmek krallar için değildir, ne de beylere, 'Ağır içki nerede?' demek olmaz.|krallar it͡ʃin deɡildirʔ ej lemuelʔ sarap it͡ʃmek krallar it͡ʃin deɡildirʔ ne de bejlereʔ ʔaɡir it͡ʃki nerede?ʔ demek olmaz. New-Testament-Romans-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Mesih Yeşua’da olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur. Onlar benliğe göre değil, Ruh'a göre yürürler.|bu nedenleʔ mesih jesua’da olanlara artik hit͡ʃbir mahkumijet joktur. onlar benliɡe ɡore deɡilʔ ruhʔa ɡore jururler. Old-Testament-Psalms-048-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Nasıl duyduysak öyle gördük, Ordular Yahvesi'nin kentinde, Tanrımız’ın kentinde. Tanrı onu sonsuza dek pekiştirecektir. Selah.|nasil dujdujsak ojle ɡordukʔ ordular jahvesiʔnin kentindeʔ tanrimiz’in kentinde. tanri onu sonsuza dek pekistiret͡ʃektir. selah. Old-Testament-2-Samuel-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ölüm dalgaları beni kuşattı. Tanrısızlığın selleri beni korkuttu.|t͡ʃunku olum dalɡalari beni kusatti. tanrisizliɡin selleri beni korkuttu. Old-Testament-Isaiah-047-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen kendi kötülüğüne güvendin. ‘Beni kimse görmüyor’ dedin. Bilgeliğin ve bilgin seni saptırdı. Yüreğinden, 'Ben varım, benden başka kimse yok' dedin.|t͡ʃunku sen kendi kotuluɡune ɡuvendin. ‘beni kimse ɡormujor’ dedin. bilɡeliɡin ve bilɡin seni saptirdi. jureɡindenʔ ʔben varimʔ benden baska kimse jokʔ dedin. Old-Testament-Jeremiah-031-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Rama’da bir ses duyuluyor, ağıt ve acı ağlama, Rahel çocukları için ağlıyor. Çocukları için teselli edilmeyi reddediyor, çünkü onlar artık yok.”|jahve sojle dijor “rama’da bir ses dujulujorʔ aɡit ve at͡ʃi aɡlamaʔ rahel t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin aɡlijor. t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin teselli edilmeji reddedijorʔ t͡ʃunku onlar artik jok.” Old-Testament-Psalms-062-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gaddarlığa güvenmeyin. Soygunculukla övünmeyin. Zenginlik artarsa, ona gönül bağlamayın.|ɡaddarliɡa ɡuvenmejin. sojɡunt͡ʃulukla ovunmejin. zenɡinlik artarsaʔ ona ɡonul baɡlamajin. Old-Testament-Psalms-105-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sularını kana çevirdi, balıklarını öldürdü.|sularini kana t͡ʃevirdiʔ baliklarini oldurdu. Old-Testament-Jeremiah-031-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yorgun canı doyurdum, her kederli canı doldurdum.”|t͡ʃunku jorɡun t͡ʃani dojurdumʔ her kederli t͡ʃani doldurdum.” Old-Testament-Genesis-027-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşinin öfkesi yatışıp kızgınlığı geçinceye ve ona yaptığını unutuncaya dek bir süre onun yanında kal. Sonra birini gönderir, seni oradan aldırtırım. Neden bir günde ikinizden de yoksun kalayım?”|kardesinin ofkesi jatisip kizɡinliɡi ɡet͡ʃint͡ʃeje ve ona japtiɡini unutunt͡ʃaja dek bir sure onun janinda kal. sonra birini ɡonderirʔ seni oradan aldirtirim. neden bir ɡunde ikinizden de joksun kalajim?” New-Testament-Luke-001-068|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael’in Tanrısı Efendi’ye övgüler olsun, çünkü halkını ziyaret ederek fidyeyle kurtarmaya geldi.|“israel’in tanrisi efendi’je ovɡuler olsunʔ t͡ʃunku halkini zijaret ederek fidjejle kurtarmaja ɡeldi. Old-Testament-Ezekiel-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi günün sonunda, Yahve'nin sözü bana gelip şöyle dedi:|jedi ɡunun sonundaʔ jahveʔnin sozu bana ɡelip sojle dedi Old-Testament-Job-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü adam felaket gününe kadar saklıdır, gazap gününde onlara yol gösterilir.|kotu adam felaket ɡunune kadar saklidirʔ ɡazap ɡununde onlara jol ɡosterilir. Old-Testament-Ezekiel-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ey insanoğlu, İsrael ihtiyarlarına söyleyip onlara de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Bana danışmak için mi geldiniz? Varlığımın hakkı için.\"\" diyor Efendi Yahve, \"\"Kendimi size danıştırmayacağım.\"\"\"\"'\"|\"“ej insanoɡluʔ israel ihtijarlarina sojlejip onlara deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"bana danismak it͡ʃin mi ɡeldiniz? varliɡimin hakki it͡ʃin.\"\" dijor efendi jahveʔ \"\"kendimi size danistirmajat͡ʃaɡim.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-1-Corinthians-015-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin görkemi başka, ayın görkemi başka, yıldızların görkemi başkadır. Görkem açısından yıldız yıldızdan ayrıdır.|ɡunesin ɡorkemi baskaʔ ajin ɡorkemi baskaʔ jildizlarin ɡorkemi baskadir. ɡorkem at͡ʃisindan jildiz jildizdan ajridir. New-Testament-Revelation-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne yukarıda gökte, ne yerde, ne de yer altında hiç kimse kitabı açıp içine bakamadı.|ne jukarida ɡokteʔ ne jerdeʔ ne de jer altinda hit͡ʃ kimse kitabi at͡ʃip it͡ʃine bakamadi. New-Testament-2-Corinthians-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi, “Çok toplayanın fazlası, az toplayanın da eksiği yoktu.”|jazilmis olduɡu ɡibiʔ “t͡ʃok toplajanin fazlasiʔ az toplajanin da eksiɡi joktu.” Old-Testament-Leviticus-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle İsrael'in çocuklarına dedim: \"\"Aranızda hiç kimse kan yemesin, aranızda yabancı olarak yaşayan hiçbir yabancı da kan yemesin.\"\"\"|\"bu nedenle israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina dedim \"\"aranizda hit͡ʃ kimse kan jemesinʔ aranizda jabant͡ʃi olarak jasajan hit͡ʃbir jabant͡ʃi da kan jemesin.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-037-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi sana, 'Babil Kralı sana ya da bu ülkeye saldırmayacak' diye peygamberlik eden peygamberlerin nerede?\"|\"\"\"simdi sanaʔ ʔbabil krali sana ja da bu ulkeje saldirmajat͡ʃakʔ dije pejɡamberlik eden pejɡamberlerin nerede?\" Old-Testament-1-Kings-008-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci gün halkı gönderdi. Ve onlar kralı kutsayıp çadırlarına gittiler; çünkü Yahve'nin hizmetkârı David'e ve halkı İsrael'e gösterdiği bütün iyiliklerden ötürü yürekleri sevinçli ve neşeliydi.|sekizint͡ʃi ɡun halki ɡonderdi. ve onlar krali kutsajip t͡ʃadirlarina ɡittiler; t͡ʃunku jahveʔnin hizmetkari davidʔe ve halki israelʔe ɡosterdiɡi butun ijiliklerden oturu jurekleri sevint͡ʃli ve neselijdi. Old-Testament-Leviticus-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kâhinin kızı yabancı biriyle evliyse, kutsal şeylerin kaldırma sunularından yemeyecek.|bir kahinin kizi jabant͡ʃi birijle evlijseʔ kutsal sejlerin kaldirma sunularindan jemejet͡ʃek. New-Testament-Acts-027-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizin derinliğini ölçtüler ve yirmi kulaçtı. Kısa bir süre sonra tekrar ölçtüler ve on beş kulaçtı.|denizin derinliɡini olt͡ʃtuler ve jirmi kulat͡ʃti. kisa bir sure sonra tekrar olt͡ʃtuler ve on bes kulat͡ʃti. Old-Testament-Genesis-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin meleği gökten ona, “Avraham, Avraham!” diye seslendi. Avraham, “İşte buradayım” dedi.|jahve’nin meleɡi ɡokten onaʔ “avrahamʔ avraham!” dije seslendi. avrahamʔ “iste buradajim” dedi. Old-Testament-Proverbs-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|böylece onlar canına yaşam, boynun için zarafet olacak.|bojlet͡ʃe onlar t͡ʃanina jasamʔ bojnun it͡ʃin zarafet olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-028-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğüslük üzerine iki altın halka yapacaksın ve bu iki halkayı göğüslüğün iki ucuna takacaksın.|ɡoɡusluk uzerine iki altin halka japat͡ʃaksin ve bu iki halkaji ɡoɡusluɡun iki ut͡ʃuna takat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Chronicles-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzziya'nın işlerinin geri kalanını, ilk işlerini de son işlerini de, Amots'un oğlu Peygamber Yeşaya yazmıştır.|uzzijaʔnin islerinin ɡeri kalaniniʔ ilk islerini de son islerini deʔ amotsʔun oɡlu pejɡamber jesaja jazmistir. Old-Testament-Job-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Naamalı Sofar şöyle yanıt verdi:|o zaman naamali sofar sojle janit verdi Old-Testament-Judges-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'e doğmuş olan babaları Dan'ın adı ardınca kentin adını Dan koydular; ancak kentin eski adı Laiş'ti.|israelʔe doɡmus olan babalari danʔin adi ardint͡ʃa kentin adini dan kojdular; ant͡ʃak kentin eski adi laisʔti. New-Testament-John-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece orada O'na bir ziyafet verdiler. Marta hizmet ediyordu. Lazar da Yeşua’yla birlikte masada oturanlardan biriydi.|bojlet͡ʃe orada oʔna bir zijafet verdiler. marta hizmet edijordu. lazar da jesua’jla birlikte masada oturanlardan birijdi. Old-Testament-Genesis-046-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı gece görümlerinde İsrael'le konuşarak, “Yakov, Yakov!” dedi. O, “İşte buradayım” dedi.|tanri ɡet͡ʃe ɡorumlerinde israelʔle konusarakʔ “jakovʔ jakov!” dedi. oʔ “iste buradajim” dedi. New-Testament-Romans-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in sevgisinden bizi kim ayıracaktır? Sıkıntı mı, ıstırap mı, zulüm mü, açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, kılıç mı?|mesih’in sevɡisinden bizi kim ajirat͡ʃaktir? sikinti miʔ istirap miʔ zulum muʔ at͡ʃlik miʔ t͡ʃiplaklik miʔ tehlike miʔ kilit͡ʃ mi? Old-Testament-Hosea-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden işte, onun yoluna dikenlerle çit çekeceğim, ve yolunu bulamasın diye ona karşı bir duvar öreceğim.|bu juzden isteʔ onun joluna dikenlerle t͡ʃit t͡ʃeket͡ʃeɡimʔ ve jolunu bulamasin dije ona karsi bir duvar oret͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Kings-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Başkâhin Hilkiya, Kâtip Şafan'a, \"\"Yahve'nin evinde Yasa Kitabı'nı buldum\"\" dedi. Hilkiya kitabı Şafan'a verdi, o da okudu.\"|\"baskahin hilkijaʔ katip safanʔaʔ \"\"jahveʔnin evinde jasa kitabiʔni buldum\"\" dedi. hilkija kitabi safanʔa verdiʔ o da okudu.\" Old-Testament-Nehemiah-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Sanballat bizim duvarı yaptığımızı duyunca kızdı, çok öfkelendi ve Yahudiler'le alay etti.|ama sanballat bizim duvari japtiɡimizi dujunt͡ʃa kizdiʔ t͡ʃok ofkelendi ve jahudilerʔle alaj etti. New-Testament-Matthew-006-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz ilk olarak Tanrı’nın Krallığı'nı ve O’nun doğruluğunu arayın, o zaman bütün bu şeyler de size verilecektir.|siz ilk olarak tanri’nin kralliɡiʔni ve o’nun doɡruluɡunu arajinʔ o zaman butun bu sejler de size verilet͡ʃektir. Old-Testament-Job-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni süt gibi dökmedin mi, peynir gibi katılaştırmadın mı?|beni sut ɡibi dokmedin miʔ pejnir ɡibi katilastirmadin mi? New-Testament-Matthew-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük artacağı için, birçoklarının sevgisi soğuyacak.|kotuluk artat͡ʃaɡi it͡ʃinʔ birt͡ʃoklarinin sevɡisi soɡujat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu,|jahve moseʔje sojle konustuʔ Old-Testament-Exodus-034-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Rahimi açan her şey; inekten ve koyundan, bütün hayvanlarının ilk doğan erkeklerinin hepsi benimdir.|“rahimi at͡ʃan her sej; inekten ve kojundanʔ butun hajvanlarinin ilk doɡan erkeklerinin hepsi benimdir. New-Testament-Acts-017-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bazı kimseler ona katılıp iman ettiler. Bunların arasında kurul üyesi Dionisios, Damaris adında bir kadın ve onlarla birlikte başkaları da vardı.|ama bazi kimseler ona katilip iman ettiler. bunlarin arasinda kurul ujesi dionisiosʔ damaris adinda bir kadin ve onlarla birlikte baskalari da vardi. Old-Testament-Daniel-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Koçun batıya, kuzeye ve güneye doğru ittiğini gördüm. Hiçbir hayvan onun önünde duramıyordu. Onun elinden kurtarabilecek kimse yoktu, ama dilediğine göre yaptı ve kendini büyüttü.|kot͡ʃun batijaʔ kuzeje ve ɡuneje doɡru ittiɡini ɡordum. hit͡ʃbir hajvan onun onunde duramijordu. onun elinden kurtarabilet͡ʃek kimse joktuʔ ama dilediɡine ɡore japti ve kendini bujuttu. Old-Testament-Isaiah-040-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ot kurur, çiçek solar, çünkü üzerine Yahve'nin soluğu eser. Kuşkusuz insanlar ot gibidir.|ot kururʔ t͡ʃit͡ʃek solarʔ t͡ʃunku uzerine jahveʔnin soluɡu eser. kuskusuz insanlar ot ɡibidir. New-Testament-Romans-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, şimdiki zamanda da lütfun seçimine göre bir kalıntı vardır.|ajni sekildeʔ simdiki zamanda da lutfun set͡ʃimine ɡore bir kalinti vardir. Old-Testament-Isaiah-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o gün herkes günah olmak üzere kendi ellerinin senin için yaptığı gümüş putlarını ve altın putlarını atacak.|t͡ʃunku o ɡun herkes ɡunah olmak uzere kendi ellerinin senin it͡ʃin japtiɡi ɡumus putlarini ve altin putlarini atat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-116-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey canım, rahatına dön, çünkü Yahve sana cömertçe davrandı.|ej t͡ʃanimʔ rahatina donʔ t͡ʃunku jahve sana t͡ʃomertt͡ʃe davrandi. New-Testament-1-Corinthians-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu sizi utandırmak için söylüyorum. Aranızda, kardeşlerin arasında karar verebilecek durumda bilge bir kişi bile yok mu?|bunu sizi utandirmak it͡ʃin sojlujorum. aranizdaʔ kardeslerin arasinda karar verebilet͡ʃek durumda bilɡe bir kisi bile jok mu? Old-Testament-1-Chronicles-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'den bazılarını Yahve'nin Sandığı önünde hizmet etmek, İsrael'in Tanrısı Yahve'yi anmak, O'na şükretmek ve O'nu övmek için atadı:|levililerʔden bazilarini jahveʔnin sandiɡi onunde hizmet etmekʔ israelʔin tanrisi jahveʔji anmakʔ oʔna sukretmek ve oʔnu ovmek it͡ʃin atadi Old-Testament-1-Kings-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir adam komşusuna karşı günah işlerse ve yemin etsin diye ona ant yükletilirse ve gelip bu evdeki sunağın önünde yemin ederse,|“bir adam komsusuna karsi ɡunah islerse ve jemin etsin dije ona ant jukletilirse ve ɡelip bu evdeki sunaɡin onunde jemin ederseʔ Old-Testament-1-Samuel-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve seni yola gönderip, ‘Git, günahkâr Amalekliler’i tümüyle yok et ve tükeninceye dek onlarla savaş’ dedi.|jahve seni jola ɡonderipʔ ‘ɡitʔ ɡunahkar amalekliler’i tumujle jok et ve tukenint͡ʃeje dek onlarla savas’ dedi. New-Testament-Luke-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, nasıl dinlediğinize dikkat edin. Kimde varsa ona daha fazlası verilecek. Ama kimde yoksa, sahip olduğunu sandığı bile ondan alınacaktır.”|bu nedenleʔ nasil dinlediɡinize dikkat edin. kimde varsa ona daha fazlasi verilet͡ʃek. ama kimde joksaʔ sahip olduɡunu sandiɡi bile ondan alinat͡ʃaktir.” New-Testament-John-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’den büyük bir kalabalık Yeşua’nın orada olduğunu öğrendi ve yalnızca Yeşua için değil, ölümden dirilttiği Lazar’ı da görmek için geldiler.|jahudiler’den bujuk bir kalabalik jesua’nin orada olduɡunu oɡrendi ve jalnizt͡ʃa jesua it͡ʃin deɡilʔ olumden dirilttiɡi lazar’i da ɡormek it͡ʃin ɡeldiler. Old-Testament-Jeremiah-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halkım beni unuttu. Yalancı ilâhlara buhur yaktılar. Yapılmamış, sapa yollarda yürümek üzere, eski patikalarda, kendi yollarında tökezlettiler ki,|t͡ʃunku halkim beni unuttu. jalant͡ʃi ilahlara buhur jaktilar. japilmamisʔ sapa jollarda jurumek uzereʔ eski patikalardaʔ kendi jollarinda tokezlettiler kiʔ Old-Testament-Jeremiah-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi peşinde kendi yolunu ne de iyi hazırlıyorsun! Bu yüzden kötü kadınlara bile kendi yollarını öğrettin.|sevɡi pesinde kendi jolunu ne de iji hazirlijorsun! bu juzden kotu kadinlara bile kendi jollarini oɡrettin. Old-Testament-Isaiah-057-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kötülere esenlik yoktur” diyor Tanrım.|“kotulere esenlik joktur” dijor tanrim. New-Testament-Mark-003-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın isteğini kim yerine getirirse, erkek kardeşim, kız kardeşim ve annem odur” dedi.|t͡ʃunku tanri’nin isteɡini kim jerine ɡetirirseʔ erkek kardesimʔ kiz kardesim ve annem odur” dedi. New-Testament-John-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Git, kocanı çağır ve buraya gel” dedi.|jesua onaʔ “ɡitʔ kot͡ʃani t͡ʃaɡir ve buraja ɡel” dedi. Old-Testament-Psalms-106-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece işleriyle kirlendiler, kendi eylemlerinde fahişelik ettiler.|bojlet͡ʃe islerijle kirlendilerʔ kendi ejlemlerinde fahiselik ettiler. Old-Testament-Deuteronomy-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kapılarında yiyeceksin. Onu ceylan ve geyik gibi, kirli ve temiz olanlar aynı şekilde yiyecekler.|onu kapilarinda jijet͡ʃeksin. onu t͡ʃejlan ve ɡejik ɡibiʔ kirli ve temiz olanlar ajni sekilde jijet͡ʃekler. Old-Testament-Jeremiah-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, ey sen vadide, ovanın kayasında oturan, ben sana karşıyım.' diyor Yahve. '\"\"Bize karşı kim inebilir?\"\" Ya da, \"\"Evlerimize kim girebilir?\"\" diyen sizler.\"|\"isteʔ ej sen vadideʔ ovanin kajasinda oturanʔ ben sana karsijim.ʔ dijor jahve. ʔ\"\"bize karsi kim inebilir?\"\" ja daʔ \"\"evlerimize kim ɡirebilir?\"\" dijen sizler.\" Old-Testament-Psalms-106-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun işlerini hemen unuttular. O’nun öğüdünü beklemediler,|o’nun islerini hemen unuttular. o’nun oɡudunu beklemedilerʔ Old-Testament-Deuteronomy-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve aranızdan, kardeşlerinizden size benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyeceksin.|tanrin jahve aranizdanʔ kardeslerinizden size benim ɡibi bir pejɡamber t͡ʃikarat͡ʃak. onu dinlejet͡ʃeksin. Old-Testament-Psalms-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak onun zevki Yahve’nin Yasası'dır. gece gündüz onun üzerinde derin derin düşünür.|ant͡ʃak onun zevki jahve’nin jasasiʔdir. ɡet͡ʃe ɡunduz onun uzerinde derin derin dusunur. Old-Testament-Leviticus-026-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğullarınızın etini yiyeceksiniz, kızlarınızın etini yiyeceksiniz.|oɡullarinizin etini jijet͡ʃeksinizʔ kizlarinizin etini jijet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Proverbs-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü bilgece rehberlikle savaşını yürütürsün, zafer birçok danışmanla kazanılır.|t͡ʃunku bilɡet͡ʃe rehberlikle savasini jurutursunʔ zafer birt͡ʃok danismanla kazanilir. Old-Testament-Proverbs-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Alaca karanlıkta, günün akşamında, gece yarısı, karanlıkta.|alat͡ʃa karanliktaʔ ɡunun aksamindaʔ ɡet͡ʃe jarisiʔ karanlikta. New-Testament-Acts-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde, ne atalarımızın ne de bizim taşıyamadığımız bir boyunduruğu öğrencilerin boynuna geçirerek şimdi neden Tanrı’yı deniyorsunuz?|o haldeʔ ne atalarimizin ne de bizim tasijamadiɡimiz bir bojunduruɡu oɡrent͡ʃilerin bojnuna ɡet͡ʃirerek simdi neden tanri’ji denijorsunuz? New-Testament-Hebrews-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü melekler aracılığıyla söylenen söz sabit kılındıysa, her suç ve itaatsizlik hak ettiği karşılığı aldıysa,|t͡ʃunku melekler arat͡ʃiliɡijla sojlenen soz sabit kilindijsaʔ her sut͡ʃ ve itaatsizlik hak ettiɡi karsiliɡi aldijsaʔ Old-Testament-Ezekiel-046-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama mirasından hizmetkârlarından birine armağan verirse, özgürlük yılına kadar onun olacaktır; sonra beye geri dönecektir; ama mirasına gelince, oğullarının olacaktır.|ama mirasindan hizmetkarlarindan birine armaɡan verirseʔ ozɡurluk jilina kadar onun olat͡ʃaktir; sonra beje ɡeri donet͡ʃektir; ama mirasina ɡelint͡ʃeʔ oɡullarinin olat͡ʃaktir. New-Testament-Romans-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi eğer onların düşüşü dünyaya bolluk, kayıpları uluslara zenginlik getirdiyse, onların bütünlüğü çok daha büyük bir zenginlik getirecektir!|simdi eɡer onlarin dususu dunjaja bollukʔ kajiplari uluslara zenɡinlik ɡetirdijseʔ onlarin butunluɡu t͡ʃok daha bujuk bir zenɡinlik ɡetiret͡ʃektir! Old-Testament-Numbers-033-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Avrona'dan yola çıkıp Esyon Geber'de konakladılar.|avronaʔdan jola t͡ʃikip esjon ɡeberʔde konakladilar. Old-Testament-Isaiah-045-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Kutsalı ve Yaratıcısı Yahve şöyle diyor: “Oğullarımla ilgili olacak şeyleri bana sorun, ellerimin işini bana buyurun!|israelʔin kutsali ve jaratit͡ʃisi jahve sojle dijor “oɡullarimla ilɡili olat͡ʃak sejleri bana sorunʔ ellerimin isini bana bujurun! Old-Testament-Proverbs-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Malınla, bütün artışının ilk ürünüyle Yahve'yi onurlandır,|malinlaʔ butun artisinin ilk urunujle jahveʔji onurlandirʔ Old-Testament-2-Chronicles-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve dedi, “Babam David'e ağzıyla söyleyen ve elleriyle yerine getiren İsrael'in Tanrısı Yahve'ye yücelik olsun; O, demişti,|ve dediʔ “babam davidʔe aɡzijla sojlejen ve ellerijle jerine ɡetiren israelʔin tanrisi jahveʔje jut͡ʃelik olsun; oʔ demistiʔ Old-Testament-Isaiah-063-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları bozkırdaki bir at gibi, derinliklerden, tökezlemeden kim geçirdi?|onlari bozkirdaki bir at ɡibiʔ derinliklerdenʔ tokezlemeden kim ɡet͡ʃirdi? New-Testament-1-Corinthians-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’i kazanmak için Yahudiler’e Yahudi gibi oldum. Yasa altında olanlara, Yasa altında olanları kazanayım diye Yasa altındaymış gibi oldum.|jahudiler’i kazanmak it͡ʃin jahudiler’e jahudi ɡibi oldum. jasa altinda olanlaraʔ jasa altinda olanlari kazanajim dije jasa altindajmis ɡibi oldum. Old-Testament-Genesis-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın ve yerin üzerinde, gökyüzündeki boşlukta kuşlar uçsun” dedi.|tanriʔ “sular t͡ʃanli jaratiklarla dolup tassin ve jerin uzerindeʔ ɡokjuzundeki boslukta kuslar ut͡ʃsun” dedi. New-Testament-John-009-038|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendimiz, iman ediyorum!” dedi. Ve Yeşua’ya tapındı.|“efendimizʔ iman edijorum!” dedi. ve jesua’ja tapindi. New-Testament-Matthew-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında büyük bir kalabalık toplandığı için, Yeşua bir tekneye bindi ve oturdu. Kalabalığın tümü kıyıda duruyordu.|janinda bujuk bir kalabalik toplandiɡi it͡ʃinʔ jesua bir tekneje bindi ve oturdu. kalabaliɡin tumu kijida durujordu. Old-Testament-Numbers-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|ve günah sunusu olarak sizin için kefaret etmek üzere bir teke sunacaksınız.|ve ɡunah sunusu olarak sizin it͡ʃin kefaret etmek uzere bir teke sunat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Exodus-016-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael evi onun adını Man koydu. Kişniş tohumu gibi beyazdı. Tadı da ballı yufkaya benziyordu.|israel evi onun adini man kojdu. kisnis tohumu ɡibi bejazdi. tadi da balli jufkaja benzijordu. New-Testament-Philippians-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şundan eminim ki, sizde iyi bir işe başlamış olan Tanrı bunu Mesih Yeşua’nın gününe dek tamamlayacaktır.|sundan eminim kiʔ sizde iji bir ise baslamis olan tanri bunu mesih jesua’nin ɡunune dek tamamlajat͡ʃaktir. Old-Testament-Proverbs-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşusunun karısının yanına giren de öyledir. Ona dokunan hiç kimse cezasız kalmaz.|komsusunun karisinin janina ɡiren de ojledir. ona dokunan hit͡ʃ kimse t͡ʃezasiz kalmaz. Old-Testament-Daniel-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge olanlar gök kubbenin parlaklığı gibi parlayacaklar. Birçoğunu doğruluğa döndürenler sonsuza dek yıldızlar gibi, durmadan parlayacaklar.|bilɡe olanlar ɡok kubbenin parlakliɡi ɡibi parlajat͡ʃaklar. birt͡ʃoɡunu doɡruluɡa dondurenler sonsuza dek jildizlar ɡibiʔ durmadan parlajat͡ʃaklar. Old-Testament-Judges-011-040|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael kızları yılda dört gün Giladlı Yeftah'ın kızını anmak için yıldan yıla giderler.|israel kizlari jilda dort ɡun ɡiladli jeftahʔin kizini anmak it͡ʃin jildan jila ɡiderler. Old-Testament-Numbers-035-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ama eğer onu demir bir aletle vurmuş ve o ölmüşse, o katildir. Katil kesinlikle öldürülecektir.\"|\"\"\"ʔama eɡer onu demir bir aletle vurmus ve o olmusseʔ o katildir. katil kesinlikle oldurulet͡ʃektir.\" Old-Testament-2-Samuel-002-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Asahel'i alıp babasının Beytlehem'deki mezarına gömdüler. Yoav ve adamları bütün gece yol aldılar ve üzerlerine Hevron'da gün doğdu.|asahelʔi alip babasinin bejtlehemʔdeki mezarina ɡomduler. joav ve adamlari butun ɡet͡ʃe jol aldilar ve uzerlerine hevronʔda ɡun doɡdu. Old-Testament-Ezekiel-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları görür görmez onlara arzu duydu ve Keldaniler'e ulaklar gönderdi.|onlari ɡorur ɡormez onlara arzu dujdu ve keldanilerʔe ulaklar ɡonderdi. New-Testament-Matthew-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Azor Sadok’un babasıydı. Sadok Ahim’in babasıydı. Ahim Elihut’un babasıydı.|azor sadok’un babasijdi. sadok ahim’in babasijdi. ahim elihut’un babasijdi. Old-Testament-Genesis-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sodom halkı çok kötü ve Yahve’ye karşı günahkârdılar.|sodom halki t͡ʃok kotu ve jahve’je karsi ɡunahkardilar. Old-Testament-Judges-020-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsraelliler savaşta geri döndüler. Benyamin vurmaya başlayarak İsraelliler'den otuz kadar kişiyi öldürdü. Çünkü onlar, \"\"Onlar belli ki, ilk savaşta olduğu gibi önümüzde vuruldular\"\" dediler.\"|\"israelliler savasta ɡeri donduler. benjamin vurmaja baslajarak israellilerʔden otuz kadar kisiji oldurdu. t͡ʃunku onlarʔ \"\"onlar belli kiʔ ilk savasta olduɡu ɡibi onumuzde vuruldular\"\" dediler.\" New-Testament-John-019-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu görmüş olan adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Kendisi doğruyu söylediğini bilir, taki, siz de iman edesiniz.|bunu ɡormus olan adam taniklik etmistir ve tanikliɡi doɡrudur. kendisi doɡruju sojlediɡini bilirʔ takiʔ siz de iman edesiniz. Old-Testament-Joshua-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef'in çocukları Manaşşe ve Efraim olmak üzere iki oymaktı. Levililer'e, oturacakları kentler dışında, hayvanları ve malları için otlakları dışında topraktan hiç pay vermedi.|josefʔin t͡ʃot͡ʃuklari manasse ve efraim olmak uzere iki ojmakti. levililerʔeʔ oturat͡ʃaklari kentler disindaʔ hajvanlari ve mallari it͡ʃin otlaklari disinda topraktan hit͡ʃ paj vermedi. Old-Testament-Jeremiah-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Şimdi Yahuda halkına ve Yeruşalem sakinlerine söyleyip de, ‘Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, size kötülük tasarlıyorum, size karşı bir düzen kuruyorum. Şimdi herkes kötü yolundan dönsün, yollarınızı ve işlerinizi düzeltin.\"\"'\"|\"“simdi jahuda halkina ve jerusalem sakinlerine sojlejip deʔ ‘jahve sojle dijor \"\"isteʔ size kotuluk tasarlijorumʔ size karsi bir duzen kurujorum. simdi herkes kotu jolundan donsunʔ jollarinizi ve islerinizi duzeltin.\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun güney tarafı, güney yönü için yirmi çerçeve yapacaksın.|konutun ɡunej tarafiʔ ɡunej jonu it͡ʃin jirmi t͡ʃert͡ʃeve japat͡ʃaksin. New-Testament-John-020-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Tomas O’na, “Efendim ve Tanrım!” diye yanıt verdi.|tomas o’naʔ “efendim ve tanrim!” dije janit verdi. Old-Testament-Job-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, O beni öldürecek. Umudum yok. Yine de O'nun önünde yollarımı koruyacağım.|isteʔ o beni olduret͡ʃek. umudum jok. jine de oʔnun onunde jollarimi korujat͡ʃaɡim. Old-Testament-Proverbs-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kana susamışlar, dürüst kişiden nefret ederler, ve onlar doğrunun hayatının peşindedirler.|kana susamislarʔ durust kisiden nefret ederlerʔ ve onlar doɡrunun hajatinin pesindedirler. Old-Testament-Genesis-044-031|und|SPEAKER_00_Turkish|çocuğun artık olmadığını görünce ölür. Hizmetkârların, hizmetkârın babamın ak saçlarını kederle Şeol'e indirirler.|t͡ʃot͡ʃuɡun artik olmadiɡini ɡorunt͡ʃe olur. hizmetkarlarinʔ hizmetkarin babamin ak sat͡ʃlarini kederle seolʔe indirirler. Old-Testament-Isaiah-064-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hepimiz kirli olana benzedik, bütün doğruluğumuz da kirli bir giysi gibidir. Hepimiz yaprak gibi soluyoruz; suçlarımız da rüzgâr gibi, bizi alıp götürüyor.|t͡ʃunku hepimiz kirli olana benzedikʔ butun doɡruluɡumuz da kirli bir ɡijsi ɡibidir. hepimiz japrak ɡibi solujoruz; sut͡ʃlarimiz da ruzɡar ɡibiʔ bizi alip ɡoturujor. Old-Testament-2-Chronicles-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Elisafanoğulları'ndan Şimri ve Yeuel; Asafoğulları'ndan Zekariya ve Mattanya;|elisafanoɡullariʔndan simri ve jeuel; asafoɡullariʔndan zekarija ve mattanja; New-Testament-John-006-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni gönderen Babam’ın isteği şudur ki, bana verdiklerinden hiçbirini kaybetmeyeyim, son günde hepsini dirilteyim.|beni ɡonderen babam’in isteɡi sudur kiʔ bana verdiklerinden hit͡ʃbirini kajbetmejejimʔ son ɡunde hepsini diriltejim. Old-Testament-2-Samuel-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kendisine hizmet eden hizmekârını çağırdı ve, “Şimdi bu kadını yanımdan çıkar arkasından da kapıyı sürgüle” dedi.|sonra kendisine hizmet eden hizmekarini t͡ʃaɡirdi veʔ “simdi bu kadini janimdan t͡ʃikar arkasindan da kapiji surɡule” dedi. New-Testament-John-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşua’yı tutmak istediler, ama saati henüz gelmediği için kimse O’na el sürmedi.|bunun uzerine jesua’ji tutmak istedilerʔ ama saati henuz ɡelmediɡi it͡ʃin kimse o’na el surmedi. Old-Testament-Psalms-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin üzerine kızgın korlar yağdıracak; ateş, kükürt ve kavurucu rüzgâr onların kâsesine düşen pay olacak.|kotulerin uzerine kizɡin korlar jaɡdirat͡ʃak; atesʔ kukurt ve kavurut͡ʃu ruzɡar onlarin kasesine dusen paj olat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-043-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hoşaya oğlu Azarya, Kareah oğlu Yohanan ve bütün kibirli adamlar Yeremya'ya, \"\"Yalan söylüyorsun\"\" dediler, \"\"Tanrımız Yahve seni, 'Mısır'a gidip orada yaşamayacaksın' demek için göndermedi.\"|\"hosaja oɡlu azarjaʔ kareah oɡlu johanan ve butun kibirli adamlar jeremjaʔjaʔ \"\"jalan sojlujorsun\"\" dedilerʔ \"\"tanrimiz jahve seniʔ ʔmisirʔa ɡidip orada jasamajat͡ʃaksinʔ demek it͡ʃin ɡondermedi.\" Old-Testament-Leviticus-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer Yahve'ye ilk ürünlerden ekmek sunusu sunuyorsan, ilk ürünlerinin ekmek sunusu olarak ateşte kavrulmuş ve ezilmiş taze buğday başakları sunacaksın.\"|\"\"\"ʔeɡer jahveʔje ilk urunlerden ekmek sunusu sunujorsanʔ ilk urunlerinin ekmek sunusu olarak ateste kavrulmus ve ezilmis taze buɡdaj basaklari sunat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Psalms-089-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini de deniz üzerine, sağ elini ırmakların üzerine koyacağım.|elini de deniz uzerineʔ saɡ elini irmaklarin uzerine kojat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden uzak durma, çünkü sıkıntı yakın. Çünkü yardım edecek kimse yok.|benden uzak durmaʔ t͡ʃunku sikinti jakin. t͡ʃunku jardim edet͡ʃek kimse jok. Old-Testament-Genesis-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen atalarına esenlikle gideceksin. İyi bir yaşta gömüleceksin.|ama sen atalarina esenlikle ɡidet͡ʃeksin. iji bir jasta ɡomulet͡ʃeksin. Old-Testament-Exodus-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, \"\"Şimdi gidip bu büyük manzarayı, çalının neden tükenmediğini göreyim\"\" dedi.\"|\"moseʔ \"\"simdi ɡidip bu bujuk manzarajiʔ t͡ʃalinin neden tukenmediɡini ɡorejim\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi havraların, yöneticilerin ve yetkililerin önüne çıkardıklarında, nasıl ve ne yanıt vereceğiz ya da ne söyleyeceğiz diye kaygılanmayın.|sizi havralarinʔ jonetit͡ʃilerin ve jetkililerin onune t͡ʃikardiklarindaʔ nasil ve ne janit veret͡ʃeɡiz ja da ne sojlejet͡ʃeɡiz dije kajɡilanmajin. Old-Testament-Jeremiah-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve şöyle diyor, 'Onları tümüyle bitireceğim. Asmada üzüm olmayacak, incir ağacında incir olmayacak, yaprak da solacak. Onlara verdiğim şeyler onlardan kaybolup gidecek.'\"\"\"|\"\"\"jahve sojle dijorʔ ʔonlari tumujle bitiret͡ʃeɡim. asmada uzum olmajat͡ʃakʔ int͡ʃir aɡat͡ʃinda int͡ʃir olmajat͡ʃakʔ japrak da solat͡ʃak. onlara verdiɡim sejler onlardan kajbolup ɡidet͡ʃek.ʔ\"\"\" Old-Testament-Proverbs-017-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne doğruyu cezalandırmak, ne de görevlileri dürüstlükleri için dövmek iyi değildir.|ne doɡruju t͡ʃezalandirmakʔ ne de ɡorevlileri durustlukleri it͡ʃin dovmek iji deɡildir. New-Testament-John-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri size daha sizinle yaşarken söyledim.|bu sejleri size daha sizinle jasarken sojledim. Old-Testament-Numbers-033-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron Hor Dağı'nda öldüğünde yüz yirmi üç yaşındaydı.|aron hor daɡiʔnda olduɡunde juz jirmi ut͡ʃ jasindajdi. New-Testament-Hebrews-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sütle beslenen herkes doğruluk sözünde deneyimli değildir, çünkü bebektir.|t͡ʃunku sutle beslenen herkes doɡruluk sozunde denejimli deɡildirʔ t͡ʃunku bebektir. Old-Testament-Psalms-113-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kısır kadını sevinçli bir çocuklar annesi eder evinde oturtur. Yah’ı övün!|kisir kadini sevint͡ʃli bir t͡ʃot͡ʃuklar annesi eder evinde oturtur. jah’i ovun! Old-Testament-1-Kings-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, 'Ahav’ı kim kandıracak ki, Ramot Gilad’a çıkıp düşsün?' dedi. Biri bir şey söyledi, öbürü başka bir şey.|jahveʔ ʔahav’i kim kandirat͡ʃak kiʔ ramot ɡilad’a t͡ʃikip dussun?ʔ dedi. biri bir sej sojlediʔ oburu baska bir sej. Old-Testament-1-Chronicles-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz senin önünde yabancıyız ve bütün atalarımız gibi misafiriz. Yeryüzündeki günlerimiz bir gölge gibidir, geriye bir şey kalmaz.|t͡ʃunku biz senin onunde jabant͡ʃijiz ve butun atalarimiz ɡibi misafiriz. jerjuzundeki ɡunlerimiz bir ɡolɡe ɡibidirʔ ɡerije bir sej kalmaz. Old-Testament-Jeremiah-041-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Netanya oğlu İşmael, onları karşılamak için ağlaya ağlaya yürüyerek Mispa'dan çıktı. Onları karşılayınca, \"\"Ahikam oğlu Gedalya'ya gelin\"\" dedi.\"|\"netanja oɡlu ismaelʔ onlari karsilamak it͡ʃin aɡlaja aɡlaja jurujerek mispaʔdan t͡ʃikti. onlari karsilajint͡ʃaʔ \"\"ahikam oɡlu ɡedaljaʔja ɡelin\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Önüme görünmeye geldiğinizde, elinizden bunu kim istedi de, avlularımı çiğniyorsunuz?|onume ɡorunmeje ɡeldiɡinizdeʔ elinizden bunu kim istedi deʔ avlularimi t͡ʃiɡnijorsunuz? New-Testament-1-John-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanıklık da şudur: Tanrı bize sonsuz yaşamı verdi ve bu yaşam O’nun Oğlu’ndadır.|taniklik da sudur tanri bize sonsuz jasami verdi ve bu jasam o’nun oɡlu’ndadir. Old-Testament-Nahum-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi tüccarlarını gökteki yıldızlardan daha çok çoğalttın. Çekirge soyulur ve kaçıp gider.|kendi tut͡ʃt͡ʃarlarini ɡokteki jildizlardan daha t͡ʃok t͡ʃoɡalttin. t͡ʃekirɡe sojulur ve kat͡ʃip ɡider. New-Testament-Ephesians-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü iman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizden değil, Tanrı’nın armağanıdır.|t͡ʃunku iman jolujlaʔ lutufla kurtuldunuz. bu sizden deɡilʔ tanri’nin armaɡanidir. Old-Testament-Isaiah-037-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hamat'ın Kralı, Arpad'ın Kralı, Sefarvaim kentinin, Hena'nın ve İvva'nın kralı nerede?'”|hamatʔin kraliʔ arpadʔin kraliʔ sefarvaim kentininʔ henaʔnin ve ivvaʔnin krali nerede?ʔ” Old-Testament-Proverbs-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğün kefareti merhamet ve gerçektir. İnsan Yahve korkusuyla kötülükten ayrılır.|kotuluɡun kefareti merhamet ve ɡert͡ʃektir. insan jahve korkusujla kotulukten ajrilir. Old-Testament-Ezekiel-032-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü onun dehşetini yaşayanlar diyarına koydum. Firavun ve bütün kalabalığı, kılıçla öldürülmüş olanlarla birlikte sünnetsizlerin arasına, yatırılacak.” diyor Efendi Yahve.|“t͡ʃunku onun dehsetini jasajanlar dijarina kojdum. firavun ve butun kalabaliɡiʔ kilit͡ʃla oldurulmus olanlarla birlikte sunnetsizlerin arasinaʔ jatirilat͡ʃak.” dijor efendi jahve. New-Testament-1-John-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’dan doğan, günah işlemez. Çünkü Tanrı’nın tohumu onda kalır ve günah işleyemez. Çünkü Tanrı’dan doğmuştur.|tanri’dan doɡanʔ ɡunah islemez. t͡ʃunku tanri’nin tohumu onda kalir ve ɡunah islejemez. t͡ʃunku tanri’dan doɡmustur. Old-Testament-Proverbs-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çalışkanın tasarıları mutlaka kazanca götürür, acele eden herkes kesin olarak yoksulluğa koşar.|t͡ʃaliskanin tasarilari mutlaka kazant͡ʃa ɡotururʔ at͡ʃele eden herkes kesin olarak joksulluɡa kosar. New-Testament-John-004-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Galile’ye geldiğinde, bayramda Yeruşalem’de yaptığı her şeyi gören Galileliler O’nu kabul ettiler. Çünkü onlar da bayrama gitmişlerdi.|bojlet͡ʃe ɡalile’je ɡeldiɡindeʔ bajramda jerusalem’de japtiɡi her seji ɡoren ɡalileliler o’nu kabul ettiler. t͡ʃunku onlar da bajrama ɡitmislerdi. New-Testament-Matthew-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle tövbeye layık meyveler verin!|bu nedenle tovbeje lajik mejveler verin! New-Testament-Luke-004-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Galile’deki havralarda Müjde’yi duyuruyordu.|ɡalile’deki havralarda muʒde’ji dujurujordu. Old-Testament-Numbers-032-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Moşe, Kâhin Eleazar'a, Nun oğlu Yeşu'ya ve İsrael'in çocuklarının boylarının atalar evleri beylerine onlar hakkında buyruk verdi.|bunun uzerine moseʔ kahin eleazarʔaʔ nun oɡlu jesuʔja ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin bojlarinin atalar evleri bejlerine onlar hakkinda bujruk verdi. Old-Testament-Jeremiah-030-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden yaran için feryat ediyorsun? Ağrın tedavi edilemez. Suçunun büyüklüğü yüzünden bunları sana yaptım, çünkü günahların çoğaldı.|neden jaran it͡ʃin ferjat edijorsun? aɡrin tedavi edilemez. sut͡ʃunun bujukluɡu juzunden bunlari sana japtimʔ t͡ʃunku ɡunahlarin t͡ʃoɡaldi. New-Testament-Acts-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus ona, “Efendi'nin Ruhu'nu sınamak için nasıl oldu da anlaştınız? İşte, kocanı gömenlerin ayakları kapıda, seni dışarı taşıyacaklar” dedi.|petrus onaʔ “efendiʔnin ruhuʔnu sinamak it͡ʃin nasil oldu da anlastiniz? isteʔ kot͡ʃani ɡomenlerin ajaklari kapidaʔ seni disari tasijat͡ʃaklar” dedi. Old-Testament-Isaiah-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek için saban süren, sürekli saban sürer mi? Toprağı çevirip kesekleri parçalamaya devam eder mi?|ekmek it͡ʃin saban surenʔ surekli saban surer mi? topraɡi t͡ʃevirip kesekleri part͡ʃalamaja devam eder mi? New-Testament-Luke-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaya üzerindekiler, işitince sözü sevinçle kabul edenlerdir; ama kökleri yoktur. Bir süre inanırlar ve sınanma zamanında saparlar.|kaja uzerindekilerʔ isitint͡ʃe sozu sevint͡ʃle kabul edenlerdir; ama kokleri joktur. bir sure inanirlar ve sinanma zamaninda saparlar. New-Testament-Luke-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Askerler de, “Ya biz, biz ne yapalım?” diye sordular. Onlara, “Kimseyi sıkıştırıp soymayın, yalan yere kimseyi suçlamayın. Aldığınız maaşla yetinin” dedi.|askerler deʔ “ja bizʔ biz ne japalim?” dije sordular. onlaraʔ “kimseji sikistirip sojmajinʔ jalan jere kimseji sut͡ʃlamajin. aldiɡiniz maasla jetinin” dedi. Old-Testament-Job-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ya da, 'Beni düşmanın elinden kurtarın' dedim mi? Ya da, 'Zulmedenlerin elinden beni kurtarın' dedim mi?\"\"\"|\"ja daʔ ʔbeni dusmanin elinden kurtarinʔ dedim mi? ja daʔ ʔzulmedenlerin elinden beni kurtarinʔ dedim mi?\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kendine yukarıda gökte olanın, aşağıda yerde olanın ya da yerin altında sularda olanın hiçbir benzerini oyma put yapmayacaksın.|“kendine jukarida ɡokte olaninʔ asaɡida jerde olanin ja da jerin altinda sularda olanin hit͡ʃbir benzerini ojma put japmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-025-034|und|SPEAKER_00_Turkish|şamdanda badem çiçeğine benzer dört tas, onun tomurcukları ve çiçekleri olacaktır;|samdanda badem t͡ʃit͡ʃeɡine benzer dort tasʔ onun tomurt͡ʃuklari ve t͡ʃit͡ʃekleri olat͡ʃaktir; New-Testament-John-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Haftanın ilk günü erkenden, hava hâlâ karanlıkken Magdalalı Mariyam mezara gitti. Taşın mezardan kaldırılmış olduğunu gördü.|haftanin ilk ɡunu erkendenʔ hava hala karanlikken maɡdalali marijam mezara ɡitti. tasin mezardan kaldirilmis olduɡunu ɡordu. Old-Testament-Isaiah-037-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey Keruvlar arasında tahtta oturan Ordular Yahvesi, İsrael'in Tanrısı, yeryüzünün bütün krallıklarının Tanrısı sensin, yalnız sensin. Göğü ve yeri sen yarattın.\"|\"\"\"ej keruvlar arasinda tahtta oturan ordular jahvesiʔ israelʔin tanrisiʔ jerjuzunun butun kralliklarinin tanrisi sensinʔ jalniz sensin. ɡoɡu ve jeri sen jarattin.\" Old-Testament-Ezra-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bigvay'ın çocukları, iki bin elli altı.|biɡvajʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ iki bin elli alti. New-Testament-Acts-021-038|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Sen bir süre önce ayaklanma çıkarıp silahlı dört bin katili çöle götüren Mısırlı değil misin?”|‘‘sen bir sure ont͡ʃe ajaklanma t͡ʃikarip silahli dort bin katili t͡ʃole ɡoturen misirli deɡil misin?” Old-Testament-Job-040-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine Yahve İyov'a yanıt verdi:|jine jahve ijovʔa janit verdi New-Testament-Ephesians-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Böylece sana iyilik olsun ve yeryüzünde uzun yaşayasın.”|“bojlet͡ʃe sana ijilik olsun ve jerjuzunde uzun jasajasin.” New-Testament-Luke-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Eve döndüğünde, arkadaşlarını ve komşularını çağırıp onlara, ‘Benimle birlikte sevinin, çünkü kaybolan koyunumu buldum!’ der.|eve donduɡundeʔ arkadaslarini ve komsularini t͡ʃaɡirip onlaraʔ ‘benimle birlikte sevininʔ t͡ʃunku kajbolan kojunumu buldum!’ der. Old-Testament-Jeremiah-031-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonun için umut var.” diyor Yahve. “Çocukların kendi topraklarına geri dönecekler.\"\"\"|\"sonun it͡ʃin umut var.” dijor jahve. “t͡ʃot͡ʃuklarin kendi topraklarina ɡeri donet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Joshua-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve'nin hizmetkârı Moşe'nin size buyurduğu şu sözü hatırlayın: 'Tanrınız Yahve size rahat verecek ve size bu diyarı verecek.\"|\"\"\"jahveʔnin hizmetkari moseʔnin size bujurduɡu su sozu hatirlajin ʔtanriniz jahve size rahat veret͡ʃek ve size bu dijari veret͡ʃek.\" Old-Testament-Isaiah-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve işte, sığırları ve koyunları kesmek, et yemek ve şarap içmek sevinç ve mutluluktur: \"\"Yiyelim, içelim, çünkü yarın öleceğiz.\"\"\"|\"ve isteʔ siɡirlari ve kojunlari kesmekʔ et jemek ve sarap it͡ʃmek sevint͡ʃ ve mutluluktur \"\"jijelimʔ it͡ʃelimʔ t͡ʃunku jarin olet͡ʃeɡiz.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzlerinin görünüşü onlara karşı tanıklık ediyor. Günahlarını Sodom gibi sergiliyorlar. Bunu gizlemiyorlar. Yazıklar olsun onların canlarına! Çünkü kendi üzerlerine felaket getirdiler.|juzlerinin ɡorunusu onlara karsi taniklik edijor. ɡunahlarini sodom ɡibi serɡilijorlar. bunu ɡizlemijorlar. jaziklar olsun onlarin t͡ʃanlarina! t͡ʃunku kendi uzerlerine felaket ɡetirdiler. Old-Testament-Deuteronomy-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan korkmayacaksınız; Çünkü Tanrınız Yahve'nin kendisi sizin için savaşıyor.”|onlardan korkmajat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku tanriniz jahveʔnin kendisi sizin it͡ʃin savasijor.” Old-Testament-Psalms-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücünle yüksel, ey Yahve, ezgiler söyleyip kudretini övelim.|ɡut͡ʃunle jukselʔ ej jahveʔ ezɡiler sojlejip kudretini ovelim. Old-Testament-2-Kings-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Alacakaranlıkta kalkıp Suriyeliler'in ordugâhına gittiler. Suriyeliler'in ordugâhının en kenarına geldiler, işte, orada hiç kimse yoktu.|alat͡ʃakaranlikta kalkip surijelilerʔin orduɡahina ɡittiler. surijelilerʔin orduɡahinin en kenarina ɡeldilerʔ isteʔ orada hit͡ʃ kimse joktu. Old-Testament-Proverbs-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, babanın uyarısını dinle, annenin öğretisini bırakma.|oɡlumʔ babanin ujarisini dinleʔ annenin oɡretisini birakma. Old-Testament-Deuteronomy-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman onu kendi evine getireceksin. Kadın başını tıraş edecek ve tırnaklarını kesecek.|o zaman onu kendi evine ɡetiret͡ʃeksin. kadin basini tiras edet͡ʃek ve tirnaklarini keset͡ʃek. Old-Testament-1-Samuel-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David şöyle dedi: \"\"Yaşayan Yahve'nin hakkı için, Yahve onu vuracaktır; ya da günü gelip ölecektir; ya da savaşa gidip yok olacaktır.\"|\"david sojle dedi \"\"jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ jahve onu vurat͡ʃaktir; ja da ɡunu ɡelip olet͡ʃektir; ja da savasa ɡidip jok olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Numbers-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Temiz kişi mercanköşkotu alıp suya batıracak ve çadırın üzerine, bütün kapların üzerine, orada bulunanların üzerine, kemiğe, öldürülmüş insana, ölüye ya da mezara dokunanın üzerine serpecek.|temiz kisi mert͡ʃankoskotu alip suja batirat͡ʃak ve t͡ʃadirin uzerineʔ butun kaplarin uzerineʔ orada bulunanlarin uzerineʔ kemiɡeʔ oldurulmus insanaʔ oluje ja da mezara dokunanin uzerine serpet͡ʃek. Old-Testament-2-Kings-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Elişa onlarla birlikte gitti. Yarden'e vardıklarında odun kestiler.|bojlet͡ʃe elisa onlarla birlikte ɡitti. jardenʔe vardiklarinda odun kestiler. Old-Testament-Amos-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin günü ışık değil, karanlık olmayacak mı? Üstelik çok karanlık ve içinde hiç parıltı yok.|jahveʔnin ɡunu isik deɡilʔ karanlik olmajat͡ʃak mi? ustelik t͡ʃok karanlik ve it͡ʃinde hit͡ʃ parilti jok. New-Testament-John-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam. Duyduğum gibi yargılarım ve yargım doğrudur. Çünkü ben kendi isteğimi değil, beni gönderen Babam’ın isteğini ararım.|ben kendiliɡimden hit͡ʃbir sej japamam. dujduɡum ɡibi jarɡilarim ve jarɡim doɡrudur. t͡ʃunku ben kendi isteɡimi deɡilʔ beni ɡonderen babam’in isteɡini ararim. Old-Testament-Isaiah-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bebekleri de gözlerinin önünde parçalara ayrılacaklar. Evleri yağmalanacak ve eşlerine tecavüz edilecek.|bebekleri de ɡozlerinin onunde part͡ʃalara ajrilat͡ʃaklar. evleri jaɡmalanat͡ʃak ve eslerine tet͡ʃavuz edilet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-078-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de O’na karşı günah işlemeye devam ettiler. En Yüce Olan'a isyan ettiler.|jine de o’na karsi ɡunah islemeje devam ettiler. en jut͡ʃe olanʔa isjan ettiler. Old-Testament-Job-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın eli hakkında size öğreteceğim. Her Şeye Gücü Yeten'in yanında olanı gizlemeyeceğim.|tanriʔnin eli hakkinda size oɡretet͡ʃeɡim. her seje ɡut͡ʃu jetenʔin janinda olani ɡizlemejet͡ʃeɡim. New-Testament-Matthew-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim size ekmek hakkında konuşmadığımı nasıl olur da anlamıyorsunuz? Ancak Ferisiler’in ve Sadukiler’in mayasından sakının.”|benim size ekmek hakkinda konusmadiɡimi nasil olur da anlamijorsunuz? ant͡ʃak ferisiler’in ve sadukiler’in majasindan sakinin.” Old-Testament-Numbers-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Benzetmesini şöyle sürdürdü ve dedi: “Beor oğlu Balam diyor ki, gözleri açık olan adam şöyle diyor;|benzetmesini sojle surdurdu ve dedi “beor oɡlu balam dijor kiʔ ɡozleri at͡ʃik olan adam sojle dijor; New-Testament-Acts-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Yahudi olan birinin başka bir ulustan birine katılmasının ya da yanına gitmesinin yasamıza uygun olmadığını bilirsiniz. Ama Tanrı bana, hiç kimseye bayağı veya murdar dememem gerektiğini gösterdi.|onlara sojle dedi “jahudi olan birinin baska bir ulustan birine katilmasinin ja da janina ɡitmesinin jasamiza ujɡun olmadiɡini bilirsiniz. ama tanri banaʔ hit͡ʃ kimseje bajaɡi veja murdar dememem ɡerektiɡini ɡosterdi. Old-Testament-1-Chronicles-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|her sabah ve akşam da aynı şekilde, Yahve'ye şükretmek ve O'nu övmek için durmak;|her sabah ve aksam da ajni sekildeʔ jahveʔje sukretmek ve oʔnu ovmek it͡ʃin durmak; Old-Testament-2-Samuel-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kral kalktı, giysilerini yırttı ve yere yattı; hizmetkârlarının tümü elbiseleri yırtılmış yanında duruyordu.|bunun uzerine kral kalktiʔ ɡijsilerini jirtti ve jere jatti; hizmetkarlarinin tumu elbiseleri jirtilmis janinda durujordu. Old-Testament-Ecclesiastes-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahkâr yüz kere suç işlese ve uzun yaşasa bile, Tanrı'dan korkan, O'nun önünde saygılı olanlara daha iyi olacağını kesin olarak biliyorum.|ɡunahkar juz kere sut͡ʃ islese ve uzun jasasa bileʔ tanriʔdan korkanʔ oʔnun onunde sajɡili olanlara daha iji olat͡ʃaɡini kesin olarak bilijorum. New-Testament-Luke-011-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay halinize ey Ferisiler! Çünkü havralarda en iyi yerleri, çarşı meydanlarında da selamlanmayı seversiniz.|vaj halinize ej ferisiler! t͡ʃunku havralarda en iji jerleriʔ t͡ʃarsi mejdanlarinda da selamlanmaji seversiniz. New-Testament-Acts-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse şimdi ne yapmalı? Çünkü geldiğini duyunca kesin toplanacaklar.|ojlejse simdi ne japmali? t͡ʃunku ɡeldiɡini dujunt͡ʃa kesin toplanat͡ʃaklar. Old-Testament-Proverbs-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik anlayışlı adamın yüzünün önündedir, ama akılsızın gözleri dünyanın uçlarına doğru gezinir.|bilɡelik anlajisli adamin juzunun onundedirʔ ama akilsizin ɡozleri dunjanin ut͡ʃlarina doɡru ɡezinir. Old-Testament-2-Samuel-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Yahve'nin kendisine buyurduğu gibi yaptı ve Geva'dan Gezer'e kadar Filistliler'i vurdu.|davidʔ jahveʔnin kendisine bujurduɡu ɡibi japti ve ɡevaʔdan ɡezerʔe kadar filistlilerʔi vurdu. Old-Testament-2-Samuel-003-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Avner'i Hevron'da gömdüler; ve kral sesini yükseltip Avner'in mezarı başında ağladı; bütün halk da ağladı.|avnerʔi hevronʔda ɡomduler; ve kral sesini jukseltip avnerʔin mezari basinda aɡladi; butun halk da aɡladi. Old-Testament-Psalms-069-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senin uğruna aşağılanmaya katlandım. Utanç yüzümü kapladı.|t͡ʃunku senin uɡruna asaɡilanmaja katlandim. utant͡ʃ juzumu kapladi. Old-Testament-Zechariah-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Lütuf değneğimi aldım ve onu kırdım, ta ki bütün halklarla yaptığım antlaşmayı bozayım.|lutuf deɡneɡimi aldim ve onu kirdimʔ ta ki butun halklarla japtiɡim antlasmaji bozajim. Old-Testament-Proverbs-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruya hiç zarar gelmez, ama kötüler kötülükle dolar.|doɡruja hit͡ʃ zarar ɡelmezʔ ama kotuler kotulukle dolar. Old-Testament-Ezekiel-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzlerinin benzeyişi ise insan yüzüne benziyordu. Dördünün de sağ tarafında aslan yüzü, dördünün sol tarafında öküz yüzü vardı. Dördünün de kartal yüzü vardı.|juzlerinin benzejisi ise insan juzune benzijordu. dordunun de saɡ tarafinda aslan juzuʔ dordunun sol tarafinda okuz juzu vardi. dordunun de kartal juzu vardi. Old-Testament-Ezra-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kötü işlerimizden ve büyük suçumuz yüzünden başımıza gelen her şeyden sonra, sen ey Tanrımız, suçlarımızın hak ettiğinden daha az cezalandırdın ve bize böyle bir kalıntı verdin.|“kotu islerimizden ve bujuk sut͡ʃumuz juzunden basimiza ɡelen her sejden sonraʔ sen ej tanrimizʔ sut͡ʃlarimizin hak ettiɡinden daha az t͡ʃezalandirdin ve bize bojle bir kalinti verdin. New-Testament-Luke-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “İnsanlar için mümkün olmayan şeyler, Tanrı için mümkündür” dedi.|jesuaʔ “insanlar it͡ʃin mumkun olmajan sejlerʔ tanri it͡ʃin mumkundur” dedi. Old-Testament-Isaiah-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün kibirli ve küstah olanlar için, yukarı kaldırılmış her şey için, alçaltılacaktır da;|t͡ʃunku butun kibirli ve kustah olanlar it͡ʃinʔ jukari kaldirilmis her sej it͡ʃinʔ alt͡ʃaltilat͡ʃaktir da; Old-Testament-Psalms-068-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey yeryüzünün krallıkları, Tanrı'ya ezgi söyleyin! Efendi’ye ilahiler söyleyin—Selah—|ej jerjuzunun kralliklariʔ tanriʔja ezɡi sojlejin! efendi’je ilahiler sojlejin—selah— Old-Testament-Job-041-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Alt tarafları keskin çömlek parçaları gibidir, harman döveni gibi çamurda iz bırakır.|alt taraflari keskin t͡ʃomlek part͡ʃalari ɡibidirʔ harman doveni ɡibi t͡ʃamurda iz birakir. Old-Testament-Job-037-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, kalın bulutu nemle yükler. Kendi şimşek bulutunu etrafa yayar.|evetʔ kalin bulutu nemle jukler. kendi simsek bulutunu etrafa jajar. Old-Testament-Genesis-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruk'un babası olduktan sonra Reu iki yüz yedi yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|serukʔun babasi olduktan sonra reu iki juz jedi jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Job-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çalılıklardan tuzlu ot koparıyorlar. Onların yiyeceği süpürge ağacının kökleridir.|t͡ʃaliliklardan tuzlu ot koparijorlar. onlarin jijet͡ʃeɡi supurɡe aɡat͡ʃinin kokleridir. Old-Testament-2-Kings-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Suriye Kralı'nın yüreği bundan çok sıkıldı. Hizmetkârlarını çağırıp, \"\"İçimizden hangimizin İsrael Kralı için olduğunu bana göstermeyecek misiniz?\"\" dedi.\"|\"surije kraliʔnin jureɡi bundan t͡ʃok sikildi. hizmetkarlarini t͡ʃaɡiripʔ \"\"it͡ʃimizden hanɡimizin israel krali it͡ʃin olduɡunu bana ɡostermejet͡ʃek misiniz?\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kötüye, \"\"Sen doğrusun\"\" diyeni, halklar lanetler ve uluslar ondan tiksinir,\"|\"kotujeʔ \"\"sen doɡrusun\"\" dijeniʔ halklar lanetler ve uluslar ondan tiksinirʔ\" Old-Testament-Leviticus-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu Yahve'nin önünde sunacak ve kadın için kefaret edecek; o zaman kanının pınarından temizlenecek.'\"\" “‘Çocuk erkek olsun, kız olsun, doğuran kadın için yasa budur.\"|\"onu jahveʔnin onunde sunat͡ʃak ve kadin it͡ʃin kefaret edet͡ʃek; o zaman kaninin pinarindan temizlenet͡ʃek.ʔ\"\" “‘t͡ʃot͡ʃuk erkek olsunʔ kiz olsunʔ doɡuran kadin it͡ʃin jasa budur.\" New-Testament-Matthew-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz, oruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın,|ama sizʔ orut͡ʃ tuttuɡunuz zamanʔ basiniza jaɡ surup juzunuzu jikajinʔ New-Testament-Matthew-012-035|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi insan iyi hazinesinden iyi şeyler çıkarır, kötü insan da kötü hazinesinden kötü şeyler çıkarır.|iji insan iji hazinesinden iji sejler t͡ʃikarirʔ kotu insan da kotu hazinesinden kotu sejler t͡ʃikarir. New-Testament-Matthew-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Barabba adında herkes tarafından bilinen bir tutuklu vardı.|barabba adinda herkes tarafindan bilinen bir tutuklu vardi. New-Testament-Philippians-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Son olarak, kardeşlerim, Efendi’de sevinin! Size aynı şeyleri yazmak beni usandırmaz. Ama bu size güvencedir.|son olarakʔ kardeslerimʔ efendi’de sevinin! size ajni sejleri jazmak beni usandirmaz. ama bu size ɡuvent͡ʃedir. Old-Testament-1-Kings-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya, “Ben İsrael’i sıkıntıya sokmadım, ama sen ve babanın evi, Yahve'nin buyruklarını terk edip Baal’ları izlemekle siz sıkıntıya soktunuz” diye karşılık verdi.|elijaʔ “ben israel’i sikintija sokmadimʔ ama sen ve babanin eviʔ jahveʔnin bujruklarini terk edip baal’lari izlemekle siz sikintija soktunuz” dije karsilik verdi. Old-Testament-2-Chronicles-034-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hilkiya Kâtip Şafan'a, \"\"Yahve'nin evinde Yasa Kitabı'nı buldum\"\" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Hilkiya kitabı Şafan'a verdi.\"|\"hilkija katip safanʔaʔ \"\"jahveʔnin evinde jasa kitabiʔni buldum\"\" dije karsilik verdi. bunun uzerine hilkija kitabi safanʔa verdi.\" New-Testament-Romans-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onlara, ‘Siz halkım değilsiniz’ denilen yerde, orada onlara diri Tanrı’nın çocukları denecek.”|“onlaraʔ ‘siz halkim deɡilsiniz’ denilen jerdeʔ orada onlara diri tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklari denet͡ʃek.” Old-Testament-2-Samuel-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü günah işledim, hizmetkârın biliyor. Bu yüzden işte, bugün Yosef'in bütün evinden ilk olarak efendim kralı karşılamaya ben geldim.\"|\"\"\"t͡ʃunku ɡunah isledimʔ hizmetkarin bilijor. bu juzden isteʔ buɡun josefʔin butun evinden ilk olarak efendim krali karsilamaja ben ɡeldim.\" Old-Testament-Job-033-009|und|SPEAKER_00_Turkish|'İtaatsizlik yok, ben temizim. Suçsuzum, içimde kötülük yoktur.|ʔitaatsizlik jokʔ ben temizim. sut͡ʃsuzumʔ it͡ʃimde kotuluk joktur. Old-Testament-Leviticus-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-1-Chronicles-009-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Motsa, Binea'nın babası oldu. Onun oğlu Refaya, onun oğlu Eleasah ve onun oğlu Atsel.|motsaʔ bineaʔnin babasi oldu. onun oɡlu refajaʔ onun oɡlu eleasah ve onun oɡlu atsel. Old-Testament-2-Kings-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehu efendisinin hizmetkârlarının yanına çıktığında, biri ona, “Her şey yolunda mı? Bu deli sana neden geldi?” diye sorunca, Yehu onlara, “Adamı ve nasıl konuştuğunu bilirsiniz” dedi.|jehu efendisinin hizmetkarlarinin janina t͡ʃiktiɡindaʔ biri onaʔ “her sej jolunda mi? bu deli sana neden ɡeldi?” dije sorunt͡ʃaʔ jehu onlaraʔ “adami ve nasil konustuɡunu bilirsiniz” dedi. New-Testament-John-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle ona, “Gözlerin nasıl açıldı?” diye sordular.|bu nedenle onaʔ “ɡozlerin nasil at͡ʃildi?” dije sordular. New-Testament-Mark-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’e yaklaştıklarında Zeytin Dağı’nın yamacındaki Beytfaci’ye ve Beytanya’ya ulaştılar. Yeşua iki öğrencisini gönderip dedi,|jerusalem’e jaklastiklarinda zejtin daɡi’nin jamat͡ʃindaki bejtfat͡ʃi’je ve bejtanja’ja ulastilar. jesua iki oɡrent͡ʃisini ɡonderip dediʔ Old-Testament-Job-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Susun! Beni yalnız bırakın da konuşayım. Başıma ne gelirse gelsin.|“susun! beni jalniz birakin da konusajim. basima ne ɡelirse ɡelsin. New-Testament-Mark-015-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzbaşıdan durumu öğrendikten sonra cesedi Yosef’e verdi.|juzbasidan durumu oɡrendikten sonra t͡ʃesedi josef’e verdi. Old-Testament-Psalms-064-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi dilleri onları yıkıma uğratacak. Onları gören herkes başını sallayacak.|kendi dilleri onlari jikima uɡratat͡ʃak. onlari ɡoren herkes basini sallajat͡ʃak. Old-Testament-Ecclesiastes-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı onu yüreğinin sevinciyle meşgul ettiği için, yaşamının günlerini pek düşünmez.|t͡ʃunku tanri onu jureɡinin sevint͡ʃijle mesɡul ettiɡi it͡ʃinʔ jasaminin ɡunlerini pek dusunmez. Old-Testament-Judges-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sisera, öteki ulusların Haroşet'inden Kişon Irmağı'na kadar bütün savaş arabalarını, dokuz yüz demir savaş arabasını da ve kendisiyle birlikte olan bütün halkı bir araya topladı.|siseraʔ oteki uluslarin harosetʔinden kison irmaɡiʔna kadar butun savas arabalariniʔ dokuz juz demir savas arabasini da ve kendisijle birlikte olan butun halki bir araja topladi. Old-Testament-Numbers-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları, bütün topluluk birinci ayda Zin Çölü'ne geldiler. Halk Kadeş'te oturdu. Miryam orada öldü ve oraya gömüldü.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ butun topluluk birint͡ʃi ajda zin t͡ʃoluʔne ɡeldiler. halk kadesʔte oturdu. mirjam orada oldu ve oraja ɡomuldu. Old-Testament-1-Chronicles-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hetsron Kalev Efrata'da öldükten sonra, Hetsron'un karısı Aviya, ona Tekoa'nın babası Aşhur'u doğurdu.|hetsron kalev efrataʔda oldukten sonraʔ hetsronʔun karisi avijaʔ ona tekoaʔnin babasi ashurʔu doɡurdu. Old-Testament-Ezekiel-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik onları ulusların arasına dağıtacağım, ülkelere saçacağım diye, çölde onlara ant içtim.|ustelik onlari uluslarin arasina daɡitat͡ʃaɡimʔ ulkelere sat͡ʃat͡ʃaɡim dijeʔ t͡ʃolde onlara ant it͡ʃtim. Old-Testament-Hosea-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Efraim, senden nasıl vazgeçerim? Ey İsrael, seni nasıl teslim ederim? Seni nasıl Adma gibi yaparım? Seni nasıl Sevoim gibi yaparım? Yüreğim döndü, acımam kabardı.|“ej efraimʔ senden nasil vazɡet͡ʃerim? ej israelʔ seni nasil teslim ederim? seni nasil adma ɡibi japarim? seni nasil sevoim ɡibi japarim? jureɡim donduʔ at͡ʃimam kabardi. New-Testament-1-John-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Mesih’in beden alıp geldiğini açıkça kabul etmeyen her ruh Tanrı’dan değildir. Bu ruh, Mesih Karşıtı’nın ruhudur. Onun geleceğini duydunuz. O zaten şimdiden dünyadadır.|jesua mesih’in beden alip ɡeldiɡini at͡ʃikt͡ʃa kabul etmejen her ruh tanri’dan deɡildir. bu ruhʔ mesih karsiti’nin ruhudur. onun ɡelet͡ʃeɡini dujdunuz. o zaten simdiden dunjadadir. New-Testament-1-Corinthians-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İnanlılar topluluğu dışındakileri yargılamak bana mı düştü? Yargılanması gereken içinizdekiler değil mi?|inanlilar topluluɡu disindakileri jarɡilamak bana mi dustu? jarɡilanmasi ɡereken it͡ʃinizdekiler deɡil mi? Old-Testament-2-Chronicles-032-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası kendine kentler ve bol miktarda sürüler ve sığırlar sağladı; çünkü Tanrı ona bol miktarda mal vermişti.|dahasi kendine kentler ve bol miktarda suruler ve siɡirlar saɡladi; t͡ʃunku tanri ona bol miktarda mal vermisti. Old-Testament-1-Chronicles-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve halkım İsrael'in üzerine hâkimler buyurduğum günden beri olduğu gibi, kötülüğün çocukları onları bir daha harap etmeyecek. Bütün düşmanlarına boyun eğdireceğim. Yahve'nin sana bir ev yapacağını da sana bildiriyorum.|ve halkim israelʔin uzerine hakimler bujurduɡum ɡunden beri olduɡu ɡibiʔ kotuluɡun t͡ʃot͡ʃuklari onlari bir daha harap etmejet͡ʃek. butun dusmanlarina bojun eɡdiret͡ʃeɡim. jahveʔnin sana bir ev japat͡ʃaɡini da sana bildirijorum. New-Testament-Luke-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kralllığı alıp geri döndüğünde, parayı vermiş olduğu bu hizmetkârlarının yanına çağrılmasını buyurdu, parasıyla ne kazandıklarını bilmek istedi.|“krallliɡi alip ɡeri donduɡundeʔ paraji vermis olduɡu bu hizmetkarlarinin janina t͡ʃaɡrilmasini bujurduʔ parasijla ne kazandiklarini bilmek istedi. New-Testament-Galatians-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, size gerçeği söylemekle düşmanınız mı oldum?|ojlejseʔ size ɡert͡ʃeɡi sojlemekle dusmaniniz mi oldum? New-Testament-Acts-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, Efendimiz, onların savurduğu tehditlere bak! Sözünü tam bir cesaretle duyurabilmek için biz hizmetkârlarına güç ver.|simdiʔ efendimizʔ onlarin savurduɡu tehditlere bak! sozunu tam bir t͡ʃesaretle dujurabilmek it͡ʃin biz hizmetkarlarina ɡut͡ʃ ver. Old-Testament-Ezekiel-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece Hezekiel size bir belirti olacak; yaptığı her şeye göre siz de öyle yapacaksınız. Bu olduğunda, benim Efendi Yahve olduğumu bileceksiniz.\"\"\"\"\"\"\"|\"bojlet͡ʃe hezekiel size bir belirti olat͡ʃak; japtiɡi her seje ɡore siz de ojle japat͡ʃaksiniz. bu olduɡundaʔ benim efendi jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.\"\"\"\"\"\"\" Old-Testament-Numbers-031-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte bunlar, Balam'ın öğüdüyle İsrael'in çocuklarının Peor meselesinde Yahve'ye karşı suç işlemesine neden oldu ve böylece Yahve'nin topluluğu arasında veba oldu.|iste bunlarʔ balamʔin oɡudujle israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin peor meselesinde jahveʔje karsi sut͡ʃ islemesine neden oldu ve bojlet͡ʃe jahveʔnin topluluɡu arasinda veba oldu. Old-Testament-Song-of-Songs-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sol eli başımın altında olsun. Sağ eli beni kucaklasın.|sol eli basimin altinda olsun. saɡ eli beni kut͡ʃaklasin. Old-Testament-Genesis-049-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Naftali salıverilmiş bir geyiktir, güzel yavrular doğurur.”|“naftali saliverilmis bir ɡejiktirʔ ɡuzel javrular doɡurur.” New-Testament-1-Corinthians-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her şeyden önce, benim de aldığımı size ilettim: Mesih, Kutsal Yazılar'a göre günahlarımız için öldü,|t͡ʃunku her sejden ont͡ʃeʔ benim de aldiɡimi size ilettim mesihʔ kutsal jazilarʔa ɡore ɡunahlarimiz it͡ʃin olduʔ Old-Testament-Psalms-076-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'da Tanrı bilinir. İsrael'de adı büyüktür.|jahudaʔda tanri bilinir. israelʔde adi bujuktur. New-Testament-Romans-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yazılar'da peygamberleri aracılığıyla önceden vaat ettiği,|kutsal jazilarʔda pejɡamberleri arat͡ʃiliɡijla ont͡ʃeden vaat ettiɡiʔ Old-Testament-Psalms-071-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşlılığımda beni reddetme. Gücüm tükendiğinde beni bırakma.|jasliliɡimda beni reddetme. ɡut͡ʃum tukendiɡinde beni birakma. Old-Testament-Exodus-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu çölde Moşe'ye ve Aron'a karşı söylendiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu t͡ʃolde moseʔje ve aronʔa karsi sojlendiler. Old-Testament-2-Samuel-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Uriya, efendisinin bütün hizmetkârlarıyla birlikte kralın evinin kapısında uyudu ve evine inmedi.|ama urijaʔ efendisinin butun hizmetkarlarijla birlikte kralin evinin kapisinda ujudu ve evine inmedi. Old-Testament-Job-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da hiç ışığı görmemiş bebekler gibi, gizlilikte vaktinden önce doğmuş bir çocuk gibi olurdum.|ja da hit͡ʃ isiɡi ɡormemis bebekler ɡibiʔ ɡizlilikte vaktinden ont͡ʃe doɡmus bir t͡ʃot͡ʃuk ɡibi olurdum. Old-Testament-2-Chronicles-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav'ın evinin yollarında yürüdü, çünkü kötülük yaparken annesi onun öğütçüsüydü.|ahavʔin evinin jollarinda juruduʔ t͡ʃunku kotuluk japarken annesi onun oɡutt͡ʃusujdu. New-Testament-1-Corinthians-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Efendi dilerse yakında yanınıza geleceğim. O zaman bu böbürlenenlerin laflarını değil, ama güçlerinini bileceğim.|ama efendi dilerse jakinda janiniza ɡelet͡ʃeɡim. o zaman bu boburlenenlerin laflarini deɡilʔ ama ɡut͡ʃlerinini bilet͡ʃeɡim. New-Testament-Revelation-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bergama’daki kilisenin meleğine yaz: “İki ağızlı keskin kılıca sahip olan şunları söylüyor:|“berɡama’daki kilisenin meleɡine jaz “iki aɡizli keskin kilit͡ʃa sahip olan sunlari sojlujor Old-Testament-Jeremiah-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Ordular Yahvesi şöyle diyor, ‘İşte ben onları cezalandıracağım. Gençler kılıçla ölecek. Oğulları ve kızları kıtlıkla ölecekler.|bu nedenle ordular jahvesi sojle dijorʔ ‘iste ben onlari t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. ɡent͡ʃler kilit͡ʃla olet͡ʃek. oɡullari ve kizlari kitlikla olet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-034-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yüreği kırık olanlara yakındır, ruhu ezilmiş olanları kurtarır.|jahve jureɡi kirik olanlara jakindirʔ ruhu ezilmis olanlari kurtarir. Old-Testament-Joshua-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşu, Ruvenliler'i, Gadlılar'ı ve Manaşşe oymağının yarısını çağırdı.|bunun uzerine jesuʔ ruvenlilerʔiʔ ɡadlilarʔi ve manasse ojmaɡinin jarisini t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Jeremiah-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve şöyle diyor, 'Yahuda'nın gururunu ve Yeruşalem'in büyük gururunu böyle mahvedeceğim.\"|\"\"\"jahve sojle dijorʔ ʔjahudaʔnin ɡururunu ve jerusalemʔin bujuk ɡururunu bojle mahvedet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-2-Samuel-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Natan evine gitti. Yahve, Uriya’nın karısının David’e doğurduğu çocuğu vurdu ve çocuk çok hastaydı.|sonra natan evine ɡitti. jahveʔ urija’nin karisinin david’e doɡurduɡu t͡ʃot͡ʃuɡu vurdu ve t͡ʃot͡ʃuk t͡ʃok hastajdi. Old-Testament-Psalms-018-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden nefret edenleri yok edeyim diye, düşmanlarımın sırtını bana çevirttin.|benden nefret edenleri jok edejim dijeʔ dusmanlarimin sirtini bana t͡ʃevirttin. New-Testament-Romans-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Asinkritus, Flegon, Hermes, Patrovas, Hermas ve yanlarında bulunan kardeşlere selam söyleyin.|asinkritusʔ fleɡonʔ hermesʔ patrovasʔ hermas ve janlarinda bulunan kardeslere selam sojlejin. Old-Testament-2-Kings-023-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının yapmış olduğu her şeye göre, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|atalarinin japmis olduɡu her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. Old-Testament-Micah-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımın kadınlarını güzel evlerinden kovuyorsunuz; onların küçük çocuklarından sonsuza dek kutsamamı alıyorsunuz.|halkimin kadinlarini ɡuzel evlerinden kovujorsunuz; onlarin kut͡ʃuk t͡ʃot͡ʃuklarindan sonsuza dek kutsamami alijorsunuz. Old-Testament-1-Kings-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekerleklerin işi bir savaş arabası tekerleğinin işi gibiydi. Dingilleri, kasnakları, parmaklıkları ve göbekleri hepsi döküm metaldendi.|tekerleklerin isi bir savas arabasi tekerleɡinin isi ɡibijdi. dinɡilleriʔ kasnaklariʔ parmakliklari ve ɡobekleri hepsi dokum metaldendi. Old-Testament-Isaiah-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için Yahve, Resin'in düşmanlarını ona karşı yükseltecek, onun düşmanlarını da ayağa kaldıracak,|bunun it͡ʃin jahveʔ resinʔin dusmanlarini ona karsi jukseltet͡ʃekʔ onun dusmanlarini da ajaɡa kaldirat͡ʃakʔ Old-Testament-Jeremiah-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael evi ve Yahuda evi bana karşı çok hainlik etti.” diyor Yahve.|t͡ʃunku israel evi ve jahuda evi bana karsi t͡ʃok hainlik etti.” dijor jahve. Old-Testament-1-Samuel-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David ona, \"\"Sen kime aitsin?\"\" diye sordu. \"\"Nerelisin?\"\" Şöyle dedi, \"\"Ben bir Amalekli'nin hizmetçisi Mısırlı bir gencim; ve efendim üç gün önce hastalandığım için beni terk etti.\"|\"david onaʔ \"\"sen kime aitsin?\"\" dije sordu. \"\"nerelisin?\"\" sojle dediʔ \"\"ben bir amalekliʔnin hizmett͡ʃisi misirli bir ɡent͡ʃim; ve efendim ut͡ʃ ɡun ont͡ʃe hastalandiɡim it͡ʃin beni terk etti.\" Old-Testament-Numbers-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü topluluğun çekişmesi sırasında, Zin Çölü'nde, onların gözleri önünde beni sularda kutsal sayma sözüme karşı başkaldırdın.'' (Bunlar Zin Çölü'ndeki Kadeş'te Meriva sularıdır.)|t͡ʃunku topluluɡun t͡ʃekismesi sirasindaʔ zin t͡ʃoluʔndeʔ onlarin ɡozleri onunde beni sularda kutsal sajma sozume karsi baskaldirdin.ʔʔ (bunlar zin t͡ʃoluʔndeki kadesʔte meriva sularidir.) New-Testament-Acts-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh bana, hiç ayrım yapmadan onlarla birlikte gitmemi söyledi. Bu altı kardeş de bana eşlik ettiler ve birlikte adamın evine girdik.|ruh banaʔ hit͡ʃ ajrim japmadan onlarla birlikte ɡitmemi sojledi. bu alti kardes de bana eslik ettiler ve birlikte adamin evine ɡirdik. Old-Testament-Isaiah-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Peki bilge adamlarınız nerede? Şimdi sana söylesinler; ve Ordular Yahvesi'nin Mısır'la ilgili ne tasarladığını bilsinler.|peki bilɡe adamlariniz nerede? simdi sana sojlesinler; ve ordular jahvesiʔnin misirʔla ilɡili ne tasarladiɡini bilsinler. Old-Testament-Proverbs-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında güvenle oturan komşuna karşı kötülük tasarlama.|janinda ɡuvenle oturan komsuna karsi kotuluk tasarlama. Old-Testament-1-Chronicles-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük büyük, öğretmen öğrenci ayrımı yapılmaksızın, görevleri için kura çektiler.|kut͡ʃuk bujukʔ oɡretmen oɡrent͡ʃi ajrimi japilmaksizinʔ ɡorevleri it͡ʃin kura t͡ʃektiler. Old-Testament-Psalms-147-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye şükranla ilahi söyleyin. Arpla, Tanrımız’a ezgiler söyleyin,|jahve’je sukranla ilahi sojlejin. arplaʔ tanrimiz’a ezɡiler sojlejinʔ Old-Testament-Jeremiah-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Ama siz, size, \"\"Babil Kralı'na hizmet etmeyeceksiniz\"\" diye söyleyen peygamberlerinizi, falcılarınızı, düşlerinizi, medyumlarınızı ve büyücülerinizi dinlemeyin.\"|\"ʔama sizʔ sizeʔ \"\"babil kraliʔna hizmet etmejet͡ʃeksiniz\"\" dije sojlejen pejɡamberleriniziʔ falt͡ʃilariniziʔ dusleriniziʔ medjumlarinizi ve bujut͡ʃulerinizi dinlemejin.\" Old-Testament-1-Chronicles-001-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Bey Oholivama, Bey Ela, Bey Pinon,|bej oholivamaʔ bej elaʔ bej pinonʔ Old-Testament-2-Samuel-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu Gat'ta söylemeyin. Bunu Aşkelon sokaklarında yaymayın ki, Filistliler'in kızları sevinmesin, sünnetsizlerin kızları zafer kazanmasın.|bunu ɡatʔta sojlemejin. bunu askelon sokaklarinda jajmajin kiʔ filistlilerʔin kizlari sevinmesinʔ sunnetsizlerin kizlari zafer kazanmasin. Old-Testament-Daniel-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kral sabah çok erken kalktı ve aceleyle aslanların inine gitti.|o zaman kral sabah t͡ʃok erken kalkti ve at͡ʃelejle aslanlarin inine ɡitti. New-Testament-Matthew-027-065|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus onlara, “Sizin nöbetçiniz var, gidip mezarı yapabildiğiniz gibi güvenlik altına alın” dedi.|pilatus onlaraʔ “sizin nobett͡ʃiniz varʔ ɡidip mezari japabildiɡiniz ɡibi ɡuvenlik altina alin” dedi. Old-Testament-Joshua-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney bölgesi Kiryat Yearim'in en uzak kısmındaydı. Sınır batıya doğru çıkıyor ve Neftoah sularının pınarına kadar çıkıyordu.|ɡunej bolɡesi kirjat jearimʔin en uzak kismindajdi. sinir batija doɡru t͡ʃikijor ve neftoah sularinin pinarina kadar t͡ʃikijordu. Old-Testament-Isaiah-046-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunu hatırlayın da adam olduğunuzu gösterin. Bunu tekrar aklınızda tutun, ey siz suçlular.|“bunu hatirlajin da adam olduɡunuzu ɡosterin. bunu tekrar aklinizda tutunʔ ej siz sut͡ʃlular. New-Testament-John-008-052|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahudiler O’na, “Şimdi sende iblis olduğunu biliyoruz” dediler. “Avraham da öldü, peygamberler de öyle ve sen diyorsun ki, ‘Bir kişi sözümü tutarsa, ölümü asla tatmayacak’ .|o zaman jahudiler o’naʔ “simdi sende iblis olduɡunu bilijoruz” dediler. “avraham da olduʔ pejɡamberler de ojle ve sen dijorsun kiʔ ‘bir kisi sozumu tutarsaʔ olumu asla tatmajat͡ʃak’ . Old-Testament-Genesis-041-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş saki Firavun'a şöyle dedi: “Bugün suçlarımı hatırlıyorum.|bas saki firavunʔa sojle dedi “buɡun sut͡ʃlarimi hatirlijorum. Old-Testament-Psalms-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin kuralları doğrudur, yüreği sevindirir. Yahve’nin buyruğu paktır, gözleri aydınlatır.|jahve’nin kurallari doɡrudurʔ jureɡi sevindirir. jahve’nin bujruɡu paktirʔ ɡozleri ajdinlatir. Old-Testament-2-Chronicles-036-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıçtan kaçanları Babil'e götürdü ve Pers Krallığı'nın hakimiyetine kadar ona ve oğullarına hizmetçi oldular,|kilit͡ʃtan kat͡ʃanlari babilʔe ɡoturdu ve pers kralliɡiʔnin hakimijetine kadar ona ve oɡullarina hizmett͡ʃi oldularʔ Old-Testament-Psalms-098-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin önünde ezgi söylesinler, çünkü O geliyor, yeryüzüne hükmetmeye. Dünyayı doğrulukla, halklara adaletle hükmedecek.|jahve’nin onunde ezɡi sojlesinlerʔ t͡ʃunku o ɡelijorʔ jerjuzune hukmetmeje. dunjaji doɡruluklaʔ halklara adaletle hukmedet͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Hiçbiriniz çıplaklığını açmak için yakın akrabasına yaklaşmayacaktır; ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"“ʔhit͡ʃbiriniz t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmak it͡ʃin jakin akrabasina jaklasmajat͡ʃaktir; ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-046-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben seninle birlikte Mısır'a geleceğim. Seni kesin olarak tekrar çıkaracağım. Senin gözlerini Yosef’in eli kapatacak.”|ben seninle birlikte misirʔa ɡelet͡ʃeɡim. seni kesin olarak tekrar t͡ʃikarat͡ʃaɡim. senin ɡozlerini josef’in eli kapatat͡ʃak.” New-Testament-1-Corinthians-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yiyecek bizi Tanrı’ya methetmez. Yemezsek daha kötü olmayız, yersek de daha iyi olmaz.|ama jijet͡ʃek bizi tanri’ja methetmez. jemezsek daha kotu olmajizʔ jersek de daha iji olmaz. Old-Testament-Isaiah-058-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Aç olanla ekmeğini paylaşmak, sürgün edilmiş yoksulu evine getirmek, çıplak gördüğün zaman onu örtmek, kendi etinden kaçınmamak değil mi?|at͡ʃ olanla ekmeɡini pajlasmakʔ surɡun edilmis joksulu evine ɡetirmekʔ t͡ʃiplak ɡorduɡun zaman onu ortmekʔ kendi etinden kat͡ʃinmamak deɡil mi? Old-Testament-Ezekiel-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Joshua-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ve onunla birlikte bütün İsrael, Gilgal'daki ordugâha döndü.|jesu ve onunla birlikte butun israelʔ ɡilɡalʔdaki orduɡaha dondu. New-Testament-Acts-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz, tıpkı onlar gibi, Efendi Yeşua'nın lütfuyla kurtulduğumuza inanıyoruz.”|ama bizʔ tipki onlar ɡibiʔ efendi jesuaʔnin lutfujla kurtulduɡumuza inanijoruz.” New-Testament-Matthew-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah olunca, bütün başkâhinler ve halkın ihtiyarları Yeşua’yı öldürmek için O'na karşı öğütleştiler.|sabah olunt͡ʃaʔ butun baskahinler ve halkin ihtijarlari jesua’ji oldurmek it͡ʃin oʔna karsi oɡutlestiler. Old-Testament-Nehemiah-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'a, bütün hizmetkârlarına ve ülkesinin bütün halkına karşı belirtiler ve harikalar gösterdin. Çünkü onlara karşı kibirle davrandıklarını biliyordun ve bugün olduğu gibi kendine ün kazandırdın.|firavunʔaʔ butun hizmetkarlarina ve ulkesinin butun halkina karsi belirtiler ve harikalar ɡosterdin. t͡ʃunku onlara karsi kibirle davrandiklarini bilijordun ve buɡun olduɡu ɡibi kendine un kazandirdin. Old-Testament-Exodus-036-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe'ye şöyle dediler: \"\"Halk, Yahve'nin yapın diye buyurduğu iş için gereğinden çok daha fazlasını getirdi.\"\"\"|\"moseʔje sojle dediler \"\"halkʔ jahveʔnin japin dije bujurduɡu is it͡ʃin ɡereɡinden t͡ʃok daha fazlasini ɡetirdi.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için kardeşlerim, yemek için bir araya geldiğinizde birbirinizi bekleyin.|bunun it͡ʃin kardeslerimʔ jemek it͡ʃin bir araja ɡeldiɡinizde birbirinizi beklejin. Old-Testament-Genesis-036-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Huşam ölünce, Midyan'ı Moav kırlarında vuran Bedat oğlu Hadat kral oldu. Şehrinin adı Avit'ti.|husam olunt͡ʃeʔ midjanʔi moav kirlarinda vuran bedat oɡlu hadat kral oldu. sehrinin adi avitʔti. New-Testament-Matthew-012-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine yazıcılardan ve Ferisiler’den bazıları, “Öğretmen, senden bir belirti görmek isteriz” diye yanıt verdiler.|bunun uzerine jazit͡ʃilardan ve ferisiler’den bazilariʔ “oɡretmenʔ senden bir belirti ɡormek isteriz” dije janit verdiler. Old-Testament-Job-028-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onu gördü ve bildirdi. Evet, onu pekiştirdi ve ortaya çıkardı.|o zaman onu ɡordu ve bildirdi. evetʔ onu pekistirdi ve ortaja t͡ʃikardi. Old-Testament-Ezekiel-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O ve onunla birlikte olan halkını, ulusların korkunçları, ülkeyi yok etmek için getirilecek. Mısır'a karşı kılıçlarını çekecekler, ve ülkeyi öldürülenlerle dolduracaklar.|o ve onunla birlikte olan halkiniʔ uluslarin korkunt͡ʃlariʔ ulkeji jok etmek it͡ʃin ɡetirilet͡ʃek. misirʔa karsi kilit͡ʃlarini t͡ʃeket͡ʃeklerʔ ve ulkeji oldurulenlerle doldurat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohatlılar kutsal yeri taşıyarak yola çıktılar. Diğerleri onlar gelmeden önce konutu kurarlardı.|kohatlilar kutsal jeri tasijarak jola t͡ʃiktilar. diɡerleri onlar ɡelmeden ont͡ʃe konutu kurarlardi. Old-Testament-Genesis-029-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan'ın iki kızı vardı. Büyüğünün adı Lea, küçüğünün adı Rahel'di.|lavanʔin iki kizi vardi. bujuɡunun adi leaʔ kut͡ʃuɡunun adi rahelʔdi. Old-Testament-Psalms-100-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve iyidir. Sevgi dolu iyiliği sonsuzdur, sadakati tüm kuşaklar boyunca sürer.|t͡ʃunku jahve ijidir. sevɡi dolu ijiliɡi sonsuzdurʔ sadakati tum kusaklar bojunt͡ʃa surer. New-Testament-Mark-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü siz Tanrı’nın buyruğunu bir yana koyuyor, insanların töresini sıkıca tutuyorsunuz; kâselerin, kapların yıkanması ve bunun gibi daha birçok şey yapıyorsunuz.”|“t͡ʃunku siz tanri’nin bujruɡunu bir jana kojujorʔ insanlarin toresini sikit͡ʃa tutujorsunuz; kaselerinʔ kaplarin jikanmasi ve bunun ɡibi daha birt͡ʃok sej japijorsunuz.” Old-Testament-Numbers-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O, suyu ona içirdiğinde, eğer kadın kirlenmişse ve kocasına karşı bir suç işlemişse, lanete neden olan su onun içine girecek ve acılaşacak, vücudu şişecek ve kalçası düşecek; kadın da halkı arasında bir lanet olacaktır.|oʔ suju ona it͡ʃirdiɡindeʔ eɡer kadin kirlenmisse ve kot͡ʃasina karsi bir sut͡ʃ islemisseʔ lanete neden olan su onun it͡ʃine ɡiret͡ʃek ve at͡ʃilasat͡ʃakʔ vut͡ʃudu siset͡ʃek ve kalt͡ʃasi duset͡ʃek; kadin da halki arasinda bir lanet olat͡ʃaktir. Old-Testament-Joshua-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyt Arava, Semarayim, Beytel,|bejt aravaʔ semarajimʔ bejtelʔ Old-Testament-Numbers-004-043|und|SPEAKER_00_Turkish|otuz yaşından elli yaşına kadar, Buluşma Çadırı'nda çalışmak üzere hizmete giren herkes;|otuz jasindan elli jasina kadarʔ bulusma t͡ʃadiriʔnda t͡ʃalismak uzere hizmete ɡiren herkes; Old-Testament-Hosea-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ey Yahuda, halkımın durumunu düzelttiğim zaman, senin için de atanmış bir hasat var.\"\"\"|\"“ej jahudaʔ halkimin durumunu duzelttiɡim zamanʔ senin it͡ʃin de atanmis bir hasat var.\"\"\" Old-Testament-Judges-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan Kralı Yavin'i yok edene dek, İsrael çocuklarının eli, Kenan Kralı Yavin'e karşı giderek daha da güçlendi.|kenan krali javinʔi jok edene dekʔ israel t͡ʃot͡ʃuklarinin eliʔ kenan krali javinʔe karsi ɡiderek daha da ɡut͡ʃlendi. Old-Testament-Exodus-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi: “Bu halkı gördüm ve işte, onlar sert enseli bir halktır.|jahve moseʔje sojle dedi “bu halki ɡordum ve isteʔ onlar sert enseli bir halktir. Old-Testament-Psalms-122-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim ve dostlarım için, şimdi “Sende esenlik olsun” derim.|kardeslerim ve dostlarim it͡ʃinʔ simdi “sende esenlik olsun” derim. New-Testament-Titus-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları tam bir yetkiyle söyle, teşvik et ve azarla. Kimse seni küçümsemesin.|bunlari tam bir jetkijle sojleʔ tesvik et ve azarla. kimse seni kut͡ʃumsemesin. Old-Testament-Ezekiel-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael evinin ihtiyarlarından yetmiş kişi onların önünde duruyordu. Şafan oğlu Yaazanya onların ortasında duruyordu, her birinin buhurdanı elindeydi; ve buhur bulutunun kokusu yükseliyordu.|israel evinin ihtijarlarindan jetmis kisi onlarin onunde durujordu. safan oɡlu jaazanja onlarin ortasinda durujorduʔ her birinin buhurdani elindejdi; ve buhur bulutunun kokusu jukselijordu. New-Testament-Matthew-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yuhanna, birçok Ferisi’yle Saduki’nin vaftiz için geldiklerini görünce onlara şöyle dedi: “Ey engerekler soyu! Gelecek gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı?|ama juhannaʔ birt͡ʃok ferisi’jle saduki’nin vaftiz it͡ʃin ɡeldiklerini ɡorunt͡ʃe onlara sojle dedi “ej enɡerekler soju! ɡelet͡ʃek ɡazaptan kat͡ʃmaniz it͡ʃin sizi kim ujardi? Old-Testament-Job-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden beni dizler, emeyim diye memeler karşıladı?|neden beni dizlerʔ emejim dije memeler karsiladi? Old-Testament-Genesis-050-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef üçüncü kuşaktan Efraim'in çocuklarını gördü. Manaşşe oğlu Makir'in çocukları da Yosef'in dizleri üzerinde doğdu.|josef ut͡ʃunt͡ʃu kusaktan efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarini ɡordu. manasse oɡlu makirʔin t͡ʃot͡ʃuklari da josefʔin dizleri uzerinde doɡdu. Old-Testament-1-Chronicles-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Huri oğlu, Yaroah oğlu, Gilad oğlu, Mikael oğlu, Yeşişay oğlu, Yahdo oğlu, Buz oğlu Avihayil'in oğullarıydı.|bunlar huri oɡluʔ jaroah oɡluʔ ɡilad oɡluʔ mikael oɡluʔ jesisaj oɡluʔ jahdo oɡluʔ buz oɡlu avihajilʔin oɡullarijdi. New-Testament-2-Corinthians-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, yalvarıyorum, yanınıza geldiğim zaman, bizim bedene göre yürüdüğümüzü düşünen bazılarına karşı güvenle takınmak niyetinde olduğum tavrı aynı cesaretle size karşı takınmak zorunda bırakmayın beni.|evetʔ jalvarijorumʔ janiniza ɡeldiɡim zamanʔ bizim bedene ɡore juruduɡumuzu dusunen bazilarina karsi ɡuvenle takinmak nijetinde olduɡum tavri ajni t͡ʃesaretle size karsi takinmak zorunda birakmajin beni. Old-Testament-Daniel-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Medli Darius altmış iki yaşında iken krallığı aldı.|medli darius altmis iki jasinda iken kralliɡi aldi. Old-Testament-Proverbs-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Düzeltilmeyi seven bilgiyi sever, ama azarlanmaktan nefret eden ahmaktır.|duzeltilmeji seven bilɡiji severʔ ama azarlanmaktan nefret eden ahmaktir. New-Testament-John-001-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine ertesi gün Yuhanna iki öğrencisiyle birlikte ayakta duruyordu.|jine ertesi ɡun juhanna iki oɡrent͡ʃisijle birlikte ajakta durujordu. Old-Testament-Nehemiah-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, kardeşleri, Keila bölgesinin yarısının yöneticisi olan Henadad oğlu Bavvay onardı.|ondan sonraʔ kardesleriʔ keila bolɡesinin jarisinin jonetit͡ʃisi olan henadad oɡlu bavvaj onardi. Old-Testament-Job-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak evlerini iyilikle dolduran O'dur, ama kötülerin öğüdü benden uzak olsun.|ant͡ʃak evlerini ijilikle dolduran oʔdurʔ ama kotulerin oɡudu benden uzak olsun. Old-Testament-Numbers-029-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bunların sayısına göre, usulüne göre, boğalar, koçlar ve kuzular için onların ekmek sunusunu ve onların dökmelik sunularını;|ve bunlarin sajisina ɡoreʔ usulune ɡoreʔ boɡalarʔ kot͡ʃlar ve kuzular it͡ʃin onlarin ekmek sunusunu ve onlarin dokmelik sunularini; New-Testament-Mark-006-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam olunca tekne denizin ortasındaydı. Yeşua yalnız başına karadaydı.|aksam olunt͡ʃa tekne denizin ortasindajdi. jesua jalniz basina karadajdi. Old-Testament-Genesis-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ona düşünde şöyle dedi: “Evet, bunu temiz vicdanla yaptığını biliyorum ve ben de seni bana karşı günah işlemekten alıkoydum. Bu yüzden ona dokunmana izin vermedim.|tanri ona dusunde sojle dedi “evetʔ bunu temiz vit͡ʃdanla japtiɡini bilijorum ve ben de seni bana karsi ɡunah islemekten alikojdum. bu juzden ona dokunmana izin vermedim. Old-Testament-Ezekiel-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, İsrael evi benim için cüruf oldu. Hepsi ocakta tunç, kalay, demir ve kurşundur. Gümüş cürufudurlar.|“ej insanoɡluʔ israel evi benim it͡ʃin t͡ʃuruf oldu. hepsi ot͡ʃakta tunt͡ʃʔ kalajʔ demir ve kursundur. ɡumus t͡ʃurufudurlar. Old-Testament-Ezekiel-033-003|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer kılıcın ülke üzerine geldiğini görünce boru çalıp halkı uyarırsa,|eɡer kilit͡ʃin ulke uzerine ɡeldiɡini ɡorunt͡ʃe boru t͡ʃalip halki ujarirsaʔ New-Testament-Mark-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yola çıkarken biri koşup O’nun önünde diz çöktü ve “İyi Öğretmen, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” diye sordu.|jesua jola t͡ʃikarken biri kosup o’nun onunde diz t͡ʃoktu ve “iji oɡretmenʔ sonsuz jasami miras almak it͡ʃin ne japmalijim?” dije sordu. New-Testament-1-Corinthians-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi, “Övünen, Efendi’yle övünsün.”|jazilmis olduɡu ɡibiʔ “ovunenʔ efendi’jle ovunsun.” Old-Testament-1-Chronicles-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'in çocukları, Yahve'nin sözüne göre Moşe'nin buyurduğu gibi, Tanrı'nın Sandığı'nı sırıklarıyla omuzları üzerinde taşıdılar.|levililerʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jahveʔnin sozune ɡore moseʔnin bujurduɡu ɡibiʔ tanriʔnin sandiɡiʔni siriklarijla omuzlari uzerinde tasidilar. Old-Testament-Psalms-068-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin gücünü Tanrı buyurdu. Bizim için yaptıklarını güçlendir, ey Tanrı.|senin ɡut͡ʃunu tanri bujurdu. bizim it͡ʃin japtiklarini ɡut͡ʃlendirʔ ej tanri. Old-Testament-Deuteronomy-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|o peygamberin ya da o rüya görenin sözlerini dinlemeyeceksin; çünkü Tanrınız Yahve, Tanrınız Yahve'yi bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi bilmek için sizi sınıyor.|o pejɡamberin ja da o ruja ɡorenin sozlerini dinlemejet͡ʃeksin; t͡ʃunku tanriniz jahveʔ tanriniz jahveʔji butun jureɡinizleʔ butun t͡ʃaninizla sevip sevmediɡinizi bilmek it͡ʃin sizi sinijor. Old-Testament-1-Chronicles-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'le yine savaş çıktı; ve Yair oğlu Elhanan, Gatlı Golyat'ın kardeşi Lahmi'yi öldürdü. Mızrağının sapı dokumacı sırığı gibiydi.|filistlilerʔle jine savas t͡ʃikti; ve jair oɡlu elhananʔ ɡatli ɡoljatʔin kardesi lahmiʔji oldurdu. mizraɡinin sapi dokumat͡ʃi siriɡi ɡibijdi. New-Testament-Acts-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni halkından ve öteki ulusların elinden kurtaracağım.|seni halkindan ve oteki uluslarin elinden kurtarat͡ʃaɡim. Old-Testament-Judges-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gittiğinizde kuşkulanmayan bir halkın yanına varacaksınız. Ülke geniştir; çünkü Tanrı orayı, yeryüzünde hiçbir şeyin eksik olmadığı bir yeri elinize verdi.”|ɡittiɡinizde kuskulanmajan bir halkin janina varat͡ʃaksiniz. ulke ɡenistir; t͡ʃunku tanri orajiʔ jerjuzunde hit͡ʃbir sejin eksik olmadiɡi bir jeri elinize verdi.” Old-Testament-Jeremiah-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bütün peygamber hizmetkârlarını erken davranıp onları size gönderdi. Ama siz dinlemediniz ve duymak için kulak vermediniz.|jahve butun pejɡamber hizmetkarlarini erken davranip onlari size ɡonderdi. ama siz dinlemediniz ve dujmak it͡ʃin kulak vermediniz. Old-Testament-Genesis-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama adamlar ellerini uzatıp Lut'u eve, yanlarına getirdiler ve kapıyı kapattılar.|ama adamlar ellerini uzatip lutʔu eveʔ janlarina ɡetirdiler ve kapiji kapattilar. Old-Testament-Deuteronomy-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinle ey İsrael: Yahve bizim Tanrımız'dır. Yahve birdir.|dinle ej israel jahve bizim tanrimizʔdir. jahve birdir. New-Testament-Luke-018-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Gözlerin görsün. İmanın seni iyileştirdi” dedi.|jesua onaʔ “ɡozlerin ɡorsun. imanin seni ijilestirdi” dedi. Old-Testament-Psalms-136-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendilerin Efendisi’ne şükredin, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|efendilerin efendisi’ne sukredinʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Ezekiel-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendine demir bir saç al ve demir bir duvar olsun diye kendinle kent arasına onu yerleştir. Sonra yüzünü ona doğru çevir. Kuşatılacak ve sen onu saracaksın. Bu, İsrael evi için bir belirti olacak.\"\"\"|\"kendine demir bir sat͡ʃ al ve demir bir duvar olsun dije kendinle kent arasina onu jerlestir. sonra juzunu ona doɡru t͡ʃevir. kusatilat͡ʃak ve sen onu sarat͡ʃaksin. buʔ israel evi it͡ʃin bir belirti olat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Matthew-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Salmon, Rahav’dan doğan Boaz’ın babasıydı. Boaz, Rut’tan doğan Ovet’in babasıydı. Ovet Yişay’ın babasıydı.|salmonʔ rahav’dan doɡan boaz’in babasijdi. boazʔ rut’tan doɡan ovet’in babasijdi. ovet jisaj’in babasijdi. Old-Testament-Nehemiah-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü onların hepsi, \"\"Elleri işten zayıflasın ve iş yapılmasın\"\" diye, bizi korkutmak istiyorlardı. Ama şimdi ellerimi güçlendir.\"|\"t͡ʃunku onlarin hepsiʔ \"\"elleri isten zajiflasin ve is japilmasin\"\" dijeʔ bizi korkutmak istijorlardi. ama simdi ellerimi ɡut͡ʃlendir.\" Old-Testament-Judges-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'in günlerinde İsrael'e yirmi yıl hükmetti.|filistlilerʔin ɡunlerinde israelʔe jirmi jil hukmetti. Old-Testament-Jeremiah-048-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey sizler, Moav sakinleri, kentleri terk edin de kayada oturun. Uçurumun ağzında yuvasını yapan güvercin gibi olun.\"\"\"|\"ej sizlerʔ moav sakinleriʔ kentleri terk edin de kajada oturun. ut͡ʃurumun aɡzinda juvasini japan ɡuvert͡ʃin ɡibi olun.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Avşalom kendisi için bir araba ve atlar, önünde koşacak elli adam hazırladı.|bundan sonra avsalom kendisi it͡ʃin bir araba ve atlarʔ onunde kosat͡ʃak elli adam hazirladi. Old-Testament-Psalms-038-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dedim ki, “Benden ötürü sevinmesinler, ayağım kayınca böbürlenmesinler.”|t͡ʃunku dedim kiʔ “benden oturu sevinmesinlerʔ ajaɡim kajint͡ʃa boburlenmesinler.” Old-Testament-Isaiah-038-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Oturduğum yer bir çoban çadırı gibi benden alınıp göçürülüyor. Hayatımı bir dokumacı gibi dürdüm. Beni tezgahtan kesip ayıracak. Gündüzden geceye kadar sonumu getireceksin.|oturduɡum jer bir t͡ʃoban t͡ʃadiri ɡibi benden alinip ɡot͡ʃurulujor. hajatimi bir dokumat͡ʃi ɡibi durdum. beni tezɡahtan kesip ajirat͡ʃak. ɡunduzden ɡet͡ʃeje kadar sonumu ɡetiret͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan yetmiş yaşındayken Mahalalel'in babası oldu.|kenan jetmis jasindajken mahalalelʔin babasi oldu. Old-Testament-Jeremiah-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Memfis ve Tahpanhes çocukları da başının tacını kırdılar.|memfis ve tahpanhes t͡ʃot͡ʃuklari da basinin tat͡ʃini kirdilar. Old-Testament-1-Chronicles-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David oğlu Solomon'a şöyle dedi, \"\"Ben kendim, Tanrım Yahve'nin adına bir ev yapmak yüreğimde vardı.\"|\"david oɡlu solomonʔa sojle dediʔ \"\"ben kendimʔ tanrim jahveʔnin adina bir ev japmak jureɡimde vardi.\" New-Testament-John-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylere tanıklık eden ve bu şeyleri yazan öğrenci budur. Biz onun tanıklığının doğru olduğunu biliyoruz.|bu sejlere taniklik eden ve bu sejleri jazan oɡrent͡ʃi budur. biz onun tanikliɡinin doɡru olduɡunu bilijoruz. Old-Testament-Job-032-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden dedim ki, 'Beni dinleyin, ben de fikrimi göstereyim.'|bu juzden dedim kiʔ ʔbeni dinlejinʔ ben de fikrimi ɡosterejim.ʔ Old-Testament-Psalms-041-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Yahve, bana merhamet et, beni kaldır ki, onlara karşılığını vereyim.|ama senʔ ej jahveʔ bana merhamet etʔ beni kaldir kiʔ onlara karsiliɡini verejim. New-Testament-Acts-017-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Belirlenmiş zamanları ve oturacakları yerlerin sınırlarını belirleyerek yeryüzünün her yerinde otursunlar diye, insanların her ulusunu tek bir kandan yarattı.|belirlenmis zamanlari ve oturat͡ʃaklari jerlerin sinirlarini belirlejerek jerjuzunun her jerinde otursunlar dijeʔ insanlarin her ulusunu tek bir kandan jaratti. New-Testament-1-Corinthians-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Çünkü tıraş edilmiş kadın gibi bir ve aynı şeydir.|ama basi at͡ʃik dua ja da pejɡamberlik eden her kadinʔ basini kut͡ʃuk dusurur. t͡ʃunku tiras edilmis kadin ɡibi bir ve ajni sejdir. Old-Testament-Exodus-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un savaş arabalarını ve ordusunu denize attı. Seçme subayları Kızıldeniz'de battı.|firavunʔun savas arabalarini ve ordusunu denize atti. set͡ʃme subajlari kizildenizʔde batti. Old-Testament-Genesis-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şit, Enoş'un babası olduktan sonra sekiz yüz yedi yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|sitʔ enosʔun babasi olduktan sonra sekiz juz jedi jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. New-Testament-Matthew-005-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri gömleğinizi almak için size karşı dava açarsa, ceketinizi de verin.|biri ɡomleɡinizi almak it͡ʃin size karsi dava at͡ʃarsaʔ t͡ʃeketinizi de verin. Old-Testament-Micah-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün putları parça parça edilecek, onun bütün tapınak armağanları ateşte yakılacak, ve onun bütün suretlerini yok edeceğim; çünkü onları fahişe ücretiyle topladı, ve fahişe ücretine geri dönecekler.”|butun putlari part͡ʃa part͡ʃa edilet͡ʃekʔ onun butun tapinak armaɡanlari ateste jakilat͡ʃakʔ ve onun butun suretlerini jok edet͡ʃeɡim; t͡ʃunku onlari fahise ut͡ʃretijle topladiʔ ve fahise ut͡ʃretine ɡeri donet͡ʃekler.” New-Testament-Mark-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler bu sözü tuttular. “Ölümden dirilmenin” ne anlama geldiğini kendi aralarında tartışıp durdular.|oɡrent͡ʃiler bu sozu tuttular. “olumden dirilmenin” ne anlama ɡeldiɡini kendi aralarinda tartisip durdular. New-Testament-Hebrews-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İman sayesinde Avraham miras olarak alacağı yere gitmek üzere çağrıldığında, itaat etti. Nereye gittiğini bilmeden yola çıktı.|iman sajesinde avraham miras olarak alat͡ʃaɡi jere ɡitmek uzere t͡ʃaɡrildiɡindaʔ itaat etti. nereje ɡittiɡini bilmeden jola t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve iyi ve doğrudur, bu nedenle günahkârlara yolu gösterir.|jahve iji ve doɡrudurʔ bu nedenle ɡunahkarlara jolu ɡosterir. Old-Testament-Numbers-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe çok kızmıştı ve Yahve'ye şöyle dedi: \"\"Onların sunularına değer verme. Onlardan bir eşek bile almadım, hiçbirini de incitmedim.”\"|\"mose t͡ʃok kizmisti ve jahveʔje sojle dedi \"\"onlarin sunularina deɡer verme. onlardan bir esek bile almadimʔ hit͡ʃbirini de int͡ʃitmedim.”\" New-Testament-Hebrews-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle olsaydı, dünyanın kuruluşundan beri Mesih’in tekrar tekrar acı çekmesi gerekirdi. Ama şimdi, çağların sonunda, bir kez kurban olarak günahı ortadan kaldırmak için ortaya çıkmıştır.|bojle olsajdiʔ dunjanin kurulusundan beri mesih’in tekrar tekrar at͡ʃi t͡ʃekmesi ɡerekirdi. ama simdiʔ t͡ʃaɡlarin sonundaʔ bir kez kurban olarak ɡunahi ortadan kaldirmak it͡ʃin ortaja t͡ʃikmistir. New-Testament-Matthew-026-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalkın, gidelim. İşte, bana ihanet eden yaklaştı.”|kalkinʔ ɡidelim. isteʔ bana ihanet eden jaklasti.” Old-Testament-Deuteronomy-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kendi kentinin ihtiyarları gönderip onu oraya getirecekler ve ölmesi için onu kan öcü alanın eline teslim edecekler.|o zaman kendi kentinin ihtijarlari ɡonderip onu oraja ɡetiret͡ʃekler ve olmesi it͡ʃin onu kan ot͡ʃu alanin eline teslim edet͡ʃekler. Old-Testament-2-Samuel-013-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Konuşmasını bitirir bitirmez, işte, kralın oğulları geldiler, seslerini yükselterek ağladılar. Kral ve bütün hizmetkârıları da acı acı ağladılar.|konusmasini bitirir bitirmezʔ isteʔ kralin oɡullari ɡeldilerʔ seslerini jukselterek aɡladilar. kral ve butun hizmetkarilari da at͡ʃi at͡ʃi aɡladilar. Old-Testament-Jeremiah-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden bu halk için dua etmeyin, onlar için feryat ya da yakarış yükseltmeyin; çünkü sıkıntılarından dolayı bana feryat ettikleri zaman onları dinlemeyeceğim.\"|\"\"\"bu juzden bu halk it͡ʃin dua etmejinʔ onlar it͡ʃin ferjat ja da jakaris jukseltmejin; t͡ʃunku sikintilarindan dolaji bana ferjat ettikleri zaman onlari dinlemejet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-1-Samuel-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölümüne yakın, yanında duran kadınlar ona, “Korkma, çünkü bir oğul doğurdun” dediler. Ama o yanıt vermedi, aldırmadı da.|olumune jakinʔ janinda duran kadinlar onaʔ “korkmaʔ t͡ʃunku bir oɡul doɡurdun” dediler. ama o janit vermediʔ aldirmadi da. New-Testament-Romans-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, adaletini bu zamanda gözler önüne sermek, adil olduğunu ve Yeşua Mesih’e iman edenleri akladığını göstermek amacıyla yaptı.|bunuʔ adaletini bu zamanda ɡozler onune sermekʔ adil olduɡunu ve jesua mesih’e iman edenleri akladiɡini ɡostermek amat͡ʃijla japti. Old-Testament-Job-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|'Gerçekten bize karşı ayaklananlar kesilip atıldılar. Ateş onların kalıntılarını yakıp yok etti.' derler.|ʔɡert͡ʃekten bize karsi ajaklananlar kesilip atildilar. ates onlarin kalintilarini jakip jok etti.ʔ derler. New-Testament-Revelation-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için tövbe et! Yoksa yanınıza hızla gelir, ağzımdaki kılıçla onlara karşı savaşırım.|bunun it͡ʃin tovbe et! joksa janiniza hizla ɡelirʔ aɡzimdaki kilit͡ʃla onlara karsi savasirim. Old-Testament-Esther-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|El değmemiş kızlar ikinci kez toplandıklarında, Mordekay kralın kapısında oturuyordu.|el deɡmemis kizlar ikint͡ʃi kez toplandiklarindaʔ mordekaj kralin kapisinda oturujordu. New-Testament-1-Timothy-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ağırbaşlılıkla iman, sevgi ve kutsallık içinde devam ederse, dünyaya çocuk getirmekle kurtulacaktır.|ama aɡirbaslilikla imanʔ sevɡi ve kutsallik it͡ʃinde devam ederseʔ dunjaja t͡ʃot͡ʃuk ɡetirmekle kurtulat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ayın on beşinci günü bayram olacaktır. Yedi gün mayasız ekmek yenilecektir.|bu ajin on besint͡ʃi ɡunu bajram olat͡ʃaktir. jedi ɡun majasiz ekmek jenilet͡ʃektir. Old-Testament-2-Chronicles-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadından sonra, Avşalom'un torunu Maaka'yı aldı; Maaka ona Aviya'yı, Attay'ı, Ziza'yı ve Şelomit'i doğurdu.|kadindan sonraʔ avsalomʔun torunu maakaʔji aldi; maaka ona avijaʔjiʔ attajʔiʔ zizaʔji ve selomitʔi doɡurdu. New-Testament-Mark-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece aktardığınız törenizle Tanrı’nın sözünü hükümsüz kılmış oluyorsunuz. Bunun gibi çok şeyler yapıyorsunuz.”|bojlet͡ʃe aktardiɡiniz torenizle tanri’nin sozunu hukumsuz kilmis olujorsunuz. bunun ɡibi t͡ʃok sejler japijorsunuz.” Old-Testament-1-Chronicles-001-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham'ın cariyesi Ketura'nın oğulları: Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişvak ve Şuah'ı doğurdu. Yokşan'ın oğulları: Şeva ve Dedan.|avrahamʔin t͡ʃarijesi keturaʔnin oɡullari zimranʔ joksanʔ medanʔ midjanʔ jisvak ve suahʔi doɡurdu. joksanʔin oɡullari seva ve dedan. Old-Testament-1-Chronicles-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikael, İşpa, Yoha, Beria'nın oğulları,|mikaelʔ ispaʔ johaʔ beriaʔnin oɡullariʔ New-Testament-Matthew-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam yaklaşık üçüncü vakitte çıktı, çarşı meydanında boş duran başkalarını gördü.|adam jaklasik ut͡ʃunt͡ʃu vakitte t͡ʃiktiʔ t͡ʃarsi mejdaninda bos duran baskalarini ɡordu. Old-Testament-Jeremiah-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael köle mi? Köle olarak mı doğdu? Neden tutsak oldu?|israel kole mi? kole olarak mi doɡdu? neden tutsak oldu? Old-Testament-Ezekiel-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, işte, sınırlarındaki kentlerinden, ülkenin görkemi olan Beyt Yeşimot'tan, Baal Meon'dan ve Kiryatayim’den,|bu juzdenʔ isteʔ sinirlarindaki kentlerindenʔ ulkenin ɡorkemi olan bejt jesimotʔtanʔ baal meonʔdan ve kirjatajim’denʔ Old-Testament-Lamentations-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmekle doymak için ellerimizi Mısırlılar'a ve Aşurlular'a verdik.|ekmekle dojmak it͡ʃin ellerimizi misirlilarʔa ve asurlularʔa verdik. Old-Testament-Psalms-147-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz büyüktür, güçte muazzamdır. Anlayışı sonsuzdur.|efendimiz bujukturʔ ɡut͡ʃte muazzamdir. anlajisi sonsuzdur. New-Testament-Matthew-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua ona şöyle yanıt verdi: “Şimdi buna razı ol! Çünkü her doğruluğu bu şekilde yerine getirmek bizim için uygun olanıdır.” O zaman Yuhanna O'na razı oldu.|ama jesua ona sojle janit verdi “simdi buna razi ol! t͡ʃunku her doɡruluɡu bu sekilde jerine ɡetirmek bizim it͡ʃin ujɡun olanidir.” o zaman juhanna oʔna razi oldu. Old-Testament-Psalms-102-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğim ot gibi kurudu, soldu, ekmek yemeyi unuttum.|jureɡim ot ɡibi kuruduʔ solduʔ ekmek jemeji unuttum. Old-Testament-Psalms-104-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O’dur odalarının en üstünü sular üzerine kuran, bulutları kendine araba eden, rüzgârın kanatları üzerinde yürüyen.|o’dur odalarinin en ustunu sular uzerine kuranʔ bulutlari kendine araba edenʔ ruzɡarin kanatlari uzerinde jurujen. New-Testament-Mark-001-041|und|SPEAKER_00_Turkish|O da merhametle elini uzatıp adama dokundu, “İsterim. Temiz ol!” dedi.|o da merhametle elini uzatip adama dokunduʔ “isterim. temiz ol!” dedi. Old-Testament-Micah-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski günlerden beri atalarımıza ant içtiğin gibi, Yakov'a sadakat, Avraham'a da merhamet göstereceksin.|eski ɡunlerden beri atalarimiza ant it͡ʃtiɡin ɡibiʔ jakovʔa sadakatʔ avrahamʔa da merhamet ɡosteret͡ʃeksin. Old-Testament-Ezekiel-039-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiğitlerin etini yiyeceksiniz, yeryüzü beylerinin kanını, koçların, kuzuların, keçilerin, boğaların kanını içiceksiniz, hepsi Başan’ın semiz hayvanlarıdır.|jiɡitlerin etini jijet͡ʃeksinizʔ jerjuzu bejlerinin kaniniʔ kot͡ʃlarinʔ kuzularinʔ ket͡ʃilerinʔ boɡalarin kanini it͡ʃit͡ʃeksinizʔ hepsi basan’in semiz hajvanlaridir. Old-Testament-2-Kings-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoaş atalarıyla uyudu ve Samariya'da İsrael krallarıyla birlikte gömüldü. Yerovoam onun yerine kral oldu.|jehoas atalarijla ujudu ve samarijaʔda israel krallarijla birlikte ɡomuldu. jerovoam onun jerine kral oldu. New-Testament-Acts-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu adam bu kutsal yere ve Yasa’ya karşı konuşmaktan vazgeçmiyor” diyen yalancı tanıklar koydular.|“bu adam bu kutsal jere ve jasa’ja karsi konusmaktan vazɡet͡ʃmijor” dijen jalant͡ʃi taniklar kojdular. New-Testament-Mark-004-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Neden bu kadar çok korkuyorsunuz? Nasıl oluyor da hiç imanınız yok?” dedi.|onlaraʔ “neden bu kadar t͡ʃok korkujorsunuz? nasil olujor da hit͡ʃ imaniniz jok?” dedi. New-Testament-John-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sofrada oturanlardan hiç kimse Yeşua’nın ona bunu neden söylediğini anlamadı.|sofrada oturanlardan hit͡ʃ kimse jesua’nin ona bunu neden sojlediɡini anlamadi. Old-Testament-1-Kings-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya bunu duyunca, yüzünü cübbesiyle örttü, dışarı çıktı ve mağaranın girişinde durdu. İşte, bir ses ona geldi ve dedi, “Eliya, burada ne yapıyorsun?”|elija bunu dujunt͡ʃaʔ juzunu t͡ʃubbesijle orttuʔ disari t͡ʃikti ve maɡaranin ɡirisinde durdu. isteʔ bir ses ona ɡeldi ve dediʔ “elijaʔ burada ne japijorsun?” Old-Testament-1-Kings-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o, bütün insanlardan daha bilgeydi; Ezrahlı Etan'dan, Mahol'un oğulları Heman'dan, Kalkol'dan ve Darda'dan daha bilgeydi; ünü çevredeki bütün uluslardaydı.|t͡ʃunku oʔ butun insanlardan daha bilɡejdi; ezrahli etanʔdanʔ maholʔun oɡullari hemanʔdanʔ kalkolʔdan ve dardaʔdan daha bilɡejdi; unu t͡ʃevredeki butun uluslardajdi. Old-Testament-Numbers-035-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentler sizin için öç alandan sığınacağınız yer olacak; öyle ki, adam öldüren kişi yargılanmak üzere topluluğun önüne çıkana dek ölmesin.|kentler sizin it͡ʃin ot͡ʃ alandan siɡinat͡ʃaɡiniz jer olat͡ʃak; ojle kiʔ adam olduren kisi jarɡilanmak uzere topluluɡun onune t͡ʃikana dek olmesin. New-Testament-Luke-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Tanrı seni korumaları için meleklerine buyruk verecek.’|t͡ʃunku sojle jazilmistir ‘tanri seni korumalari it͡ʃin meleklerine bujruk veret͡ʃek.’ Old-Testament-Judges-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ben de Yeşu öldüğünde bıraktığı uluslardan hiçbirini artık önlerinden kovmayacağım,|ben de jesu olduɡunde biraktiɡi uluslardan hit͡ʃbirini artik onlerinden kovmajat͡ʃaɡimʔ New-Testament-Acts-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İman etmiş olanların birçoğu geliyor, yaptıkları kötülükleri itiraf edip bildiriyorlardı.|iman etmis olanlarin birt͡ʃoɡu ɡelijorʔ japtiklari kotulukleri itiraf edip bildirijorlardi. Old-Testament-Exodus-032-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve halkına yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti.|bojlet͡ʃe jahve halkina japat͡ʃaɡini sojlediɡi kotulukten vazɡet͡ʃti. Old-Testament-Psalms-048-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksekliği güzel, tüm dünyanın sevinci, kuzey taraflarındaki Siyon Dağı, Büyük Kral’ın kenti.|juksekliɡi ɡuzelʔ tum dunjanin sevint͡ʃiʔ kuzej taraflarindaki sijon daɡiʔ bujuk kral’in kenti. New-Testament-Philippians-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, hep birlikte beni örnek alın. Bizim örnek olduğumuz gibi, bu yolda yürüyenlere dikkat edelim.|kardeslerʔ hep birlikte beni ornek alin. bizim ornek olduɡumuz ɡibiʔ bu jolda jurujenlere dikkat edelim. Old-Testament-Joshua-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşu haberciler gönderdi ve onlar da çadıra koştular. İşte, onun altında gümüşle birlikte çadırında saklanmıştı.|bunun uzerine jesu habert͡ʃiler ɡonderdi ve onlar da t͡ʃadira kostular. isteʔ onun altinda ɡumusle birlikte t͡ʃadirinda saklanmisti. Old-Testament-Job-034-008|und|SPEAKER_00_Turkish|kötülerle birlikte yürüyen, İyov gibisi var mı?|kotulerle birlikte jurujenʔ ijov ɡibisi var mi? New-Testament-Revelation-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Acılarından ve yaralarından ötürü göğün Tanrısı’na küfrettiler. Kendi işlerinden hâlâ tövbe etmediler.|at͡ʃilarindan ve jaralarindan oturu ɡoɡun tanrisi’na kufrettiler. kendi islerinden hala tovbe etmediler. Old-Testament-Job-039-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yaban öküzü sana hizmet etmek ister mi? Yoksa senin yemliğinin yanında kalır mı?|“jaban okuzu sana hizmet etmek ister mi? joksa senin jemliɡinin janinda kalir mi? New-Testament-Acts-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk onlara büyük saygı duyduğu halde, geri kalan hiç kimse onlara katılmaya cesaret edemiyordu.|halk onlara bujuk sajɡi dujduɡu haldeʔ ɡeri kalan hit͡ʃ kimse onlara katilmaja t͡ʃesaret edemijordu. Old-Testament-Zephaniah-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|gün saman çöpü gibi geçip gitmeden, tayin edilen zamandan önce, Yahve'nin kızgın öfkesi üzerinize gelmeden önce, Yahve'nin öfkesi günü üzerinize gelmeden önce toplanın.|ɡun saman t͡ʃopu ɡibi ɡet͡ʃip ɡitmedenʔ tajin edilen zamandan ont͡ʃeʔ jahveʔnin kizɡin ofkesi uzerinize ɡelmeden ont͡ʃeʔ jahveʔnin ofkesi ɡunu uzerinize ɡelmeden ont͡ʃe toplanin. New-Testament-Hebrews-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Size çocuklarım diye seslenen şu öğüdü unuttunuz: “Oğlum, Efendi’nin terbiyesini hafife alma, O’nun tarafından azarlandığında gevşeme.|size t͡ʃot͡ʃuklarim dije seslenen su oɡudu unuttunuz “oɡlumʔ efendi’nin terbijesini hafife almaʔ o’nun tarafindan azarlandiɡinda ɡevseme. New-Testament-Luke-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, sonuncu olan bazıları birinci, birinci olan bazıları da sonuncu olacak.”|isteʔ sonunt͡ʃu olan bazilari birint͡ʃiʔ birint͡ʃi olan bazilari da sonunt͡ʃu olat͡ʃak.” Old-Testament-2-Samuel-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yorgun ve bitkin bir haldeyken üzerine gelip onu korkutacağım. Yanındaki bütün halk kaçacak. Yalnız kralı vuracağım.\"|\"\"\"jorɡun ve bitkin bir haldejken uzerine ɡelip onu korkutat͡ʃaɡim. janindaki butun halk kat͡ʃat͡ʃak. jalniz krali vurat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Exodus-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|'Dikkat edin, dağa çıkmayın, sınırına dokunmayın diyerek çevredeki insanlara sınır koyacaksın. Kim dağa dokunursa kesin olarak öldürülecektir.|ʔdikkat edinʔ daɡa t͡ʃikmajinʔ sinirina dokunmajin dijerek t͡ʃevredeki insanlara sinir kojat͡ʃaksin. kim daɡa dokunursa kesin olarak oldurulet͡ʃektir. Old-Testament-Judges-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonradan Sorek Vadisi'nde adı Delila olan bir kadına aşık oldu.|sonradan sorek vadisiʔnde adi delila olan bir kadina asik oldu. Old-Testament-2-Chronicles-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon yirmi iki bin sığır ve yüz yirmi bin koyun kurban etti. Böylece kral ve bütün halk Tanrı'nın evini adadılar.|kral solomon jirmi iki bin siɡir ve juz jirmi bin kojun kurban etti. bojlet͡ʃe kral ve butun halk tanriʔnin evini adadilar. Old-Testament-Genesis-042-034|und|SPEAKER_00_Turkish|En küçük kardeşinizi bana getirin. O zaman casus olmadığınızı, dürüst insanlar olduğunuzu bileceğim. Ben de kardeşinizi size teslim edeceğim ve siz de ülkede ticaret yaparsınız.”|en kut͡ʃuk kardesinizi bana ɡetirin. o zaman t͡ʃasus olmadiɡiniziʔ durust insanlar olduɡunuzu bilet͡ʃeɡim. ben de kardesinizi size teslim edet͡ʃeɡim ve siz de ulkede tit͡ʃaret japarsiniz.” Old-Testament-1-Kings-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarından olmayan Amorlular, Hititler, Perizliler, Hivliler ve Yevuslular'dan arta kalan bütün halka gelince,|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan olmajan amorlularʔ hititlerʔ perizlilerʔ hivliler ve jevuslularʔdan arta kalan butun halka ɡelint͡ʃeʔ Old-Testament-Jeremiah-048-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav yıkıldı. Yavrularının feryadı duyuldu.|moav jikildi. javrularinin ferjadi dujuldu. Old-Testament-Deuteronomy-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael kızlarından fahişe olmayacak, İsrael oğullarından da Sodomlu olmayacak.|israel kizlarindan fahise olmajat͡ʃakʔ israel oɡullarindan da sodomlu olmajat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü İsrael'in çocuklarının Yahve'ye sallamalık sunu olarak sundukları ondalığı miras olarak Levililer'e verdim. Bu nedenle onlara, 'İsrael'in çocukları arasında mirasları olmayacak' dedim.\"\"\"|\"t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jahveʔje sallamalik sunu olarak sunduklari ondaliɡi miras olarak levililerʔe verdim. bu nedenle onlaraʔ ʔisraelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda miraslari olmajat͡ʃakʔ dedim.\"\"\" Old-Testament-Judges-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kadın gün ağarırken geldi ve hava aydınlanıncaya kadar efendisinin bulunduğu adamın evinin kapısı önünde yere kapandı.|bunun uzerine kadin ɡun aɡarirken ɡeldi ve hava ajdinlanint͡ʃaja kadar efendisinin bulunduɡu adamin evinin kapisi onunde jere kapandi. New-Testament-1-Corinthians-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Her ne kadar göklerde ve yerde “ilah” denilen şeyler olsa da -birçok “ilah” ve birçok “efendi”-|her ne kadar ɡoklerde ve jerde “ilah” denilen sejler olsa da -birt͡ʃok “ilah” ve birt͡ʃok “efendi”- New-Testament-Acts-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama Tanrı’nın Avraham’a verdiği sözün zamanı yaklaştığında, halk Mısır’da büyüyüp çoğalmıştı.|“ama tanri’nin avraham’a verdiɡi sozun zamani jaklastiɡindaʔ halk misir’da bujujup t͡ʃoɡalmisti. Old-Testament-Joshua-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kefar Ammoni, Ofni ve Geva; köyleriyle birlikte on iki kent.|kefar ammoniʔ ofni ve ɡeva; kojlerijle birlikte on iki kent. Old-Testament-Ezekiel-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan yine alıp ateşin ortasına atacaksın ve onları ateşte yakacaksın. Ondan bütün İsrael evine ateş çıkacak.|bunlardan jine alip atesin ortasina atat͡ʃaksin ve onlari ateste jakat͡ʃaksin. ondan butun israel evine ates t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Judges-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeftah onlara şöyle dedi: “Ben ve halkım Ammon'un çocuklarıyla büyük bir çekişme içindeydik; sizi çağırdığımda da beni onların elinden kurtarmadınız.|jeftah onlara sojle dedi “ben ve halkim ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarijla bujuk bir t͡ʃekisme it͡ʃindejdik; sizi t͡ʃaɡirdiɡimda da beni onlarin elinden kurtarmadiniz. New-Testament-Luke-011-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu şeyleri onlara söyledikten sonra, yazıcılarla Ferisiler, O’na karşı öfkeyle dolmaya başladılar. Bir sürü şeyle ağzını aradılar.|jesua bu sejleri onlara sojledikten sonraʔ jazit͡ʃilarla ferisilerʔ o’na karsi ofkejle dolmaja basladilar. bir suru sejle aɡzini aradilar. New-Testament-Matthew-020-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Nitekim İnsanoğlu hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve yaşamını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.”|nitekim insanoɡlu hizmet edilmeje deɡilʔ hizmet etmeje ve jasamini birt͡ʃoklari it͡ʃin fidje olarak vermeje ɡeldi.” New-Testament-John-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinler Lazar’ı da öldürmek için bir düzen kurdular.|baskahinler lazar’i da oldurmek it͡ʃin bir duzen kurdular. Old-Testament-Jeremiah-046-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu neden gördüm? Şaşkına döndüler ve geri döndüler. Yiğitleri yere çalındı, aceleyle kaçtılar, ve geriye bakmadılar. Dehşet her yanda.” diyor Yahve.|bunu neden ɡordum? saskina donduler ve ɡeri donduler. jiɡitleri jere t͡ʃalindiʔ at͡ʃelejle kat͡ʃtilarʔ ve ɡerije bakmadilar. dehset her janda.” dijor jahve. New-Testament-Acts-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus, “Altınım ve gümüşüm yok, ama bende olanı sana veriyorum” dedi. “Nasıralı Yeşua Mesih’in adıyla, kalk ve yürü!”|ama petrusʔ “altinim ve ɡumusum jokʔ ama bende olani sana verijorum” dedi. “nasirali jesua mesih’in adijlaʔ kalk ve juru!” Old-Testament-Psalms-106-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları tutsak alanların onlara acımasını sağladı.|onlari tutsak alanlarin onlara at͡ʃimasini saɡladi. Old-Testament-2-Chronicles-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa, Tanrısı Yahve'nin gözünde iyi ve doğru olanı yaptı.|asaʔ tanrisi jahveʔnin ɡozunde iji ve doɡru olani japti. New-Testament-Revelation-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün fuhuş yapan ve onunla sefahat içinde yaşayan kralları, onun yanan dumanını görünce onun için ağlayıp feryat edecekler.|jerjuzunun fuhus japan ve onunla sefahat it͡ʃinde jasajan krallariʔ onun janan dumanini ɡorunt͡ʃe onun it͡ʃin aɡlajip ferjat edet͡ʃekler. Old-Testament-Isaiah-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, verecekleri sütün bolluğundan tereyağı yiyecek; çünkü ülkede kalan tereyağı ve balı herkes yiyecek.|ojle olat͡ʃak kiʔ veret͡ʃekleri sutun bolluɡundan terejaɡi jijet͡ʃek; t͡ʃunku ulkede kalan terejaɡi ve bali herkes jijet͡ʃek. Old-Testament-Exodus-034-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe onları çağırdı. Aron'la bütün topluluk önderleri onun yanına döndüler. Moşe onlarla konuştu.|mose onlari t͡ʃaɡirdi. aronʔla butun topluluk onderleri onun janina donduler. mose onlarla konustu. Old-Testament-2-Kings-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan Karmel Dağı'na gitti, oradan da Samariya'ya döndü.|oradan karmel daɡiʔna ɡittiʔ oradan da samarijaʔja dondu. Old-Testament-Psalms-091-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sevgisini bana bağladığı için onu kurtaracağım. Adımı bildiği için onu yücelteceğim.|“sevɡisini bana baɡladiɡi it͡ʃin onu kurtarat͡ʃaɡim. adimi bildiɡi it͡ʃin onu jut͡ʃeltet͡ʃeɡim. Old-Testament-Job-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlığın önünde, 'Işık yakındır' diyerek geceyi gündüz yerine koyuyorlar.|karanliɡin onundeʔ ʔisik jakindirʔ dijerek ɡet͡ʃeji ɡunduz jerine kojujorlar. Old-Testament-Judges-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ebed oğlu Gaal kardeşleriyle birlikte gelip Şekem'e gitti; ve Şekemliler ona güvendiler.|ebed oɡlu ɡaal kardeslerijle birlikte ɡelip sekemʔe ɡitti; ve sekemliler ona ɡuvendiler. Old-Testament-Nehemiah-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrım, bu halk için yaptığım bütün iyilikler için beni hatırla.|ej tanrimʔ bu halk it͡ʃin japtiɡim butun ijilikler it͡ʃin beni hatirla. Old-Testament-Lamentations-003-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımın kızının yıkımı yüzünden, gözüm su ırmaklarıyla akıyor.|halkimin kizinin jikimi juzundenʔ ɡozum su irmaklarijla akijor. New-Testament-Acts-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu hizmette ve elçilik görevinde, Yahuda’nın kendi yerine gitmek için, onun düştüğü yeri alsın.”|bu hizmette ve elt͡ʃilik ɡorevindeʔ jahuda’nin kendi jerine ɡitmek it͡ʃinʔ onun dustuɡu jeri alsin.” Old-Testament-Psalms-040-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni arayanların hepsi sende sevinip coşsunlar. Kurtarışını sevenler sürekli şöyle söylesin: “Yahve yücelsin!”|seni arajanlarin hepsi sende sevinip t͡ʃossunlar. kurtarisini sevenler surekli sojle sojlesin “jahve jut͡ʃelsin!” Old-Testament-Isaiah-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar insandır, Tanrı değil; atları da ruh değil, ettir. Yahve elini uzatınca, yardım eden de tökezleyecek, yardım edilen de düşecek, hepsi birlikte tükenecektir.|misirlilar insandirʔ tanri deɡil; atlari da ruh deɡilʔ ettir. jahve elini uzatint͡ʃaʔ jardim eden de tokezlejet͡ʃekʔ jardim edilen de duset͡ʃekʔ hepsi birlikte tukenet͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-032-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Levhalar Tanrı'nın işiydi ve levhaların üzerine kazınmış olan yazı da Tanrı'nın yazısıydı.|levhalar tanriʔnin isijdi ve levhalarin uzerine kazinmis olan jazi da tanriʔnin jazisijdi. Old-Testament-Exodus-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Yoksul halkınızın davalarında adaleti saptırmayacaksın.\"\"\"|\"“joksul halkinizin davalarinda adaleti saptirmajat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Görevliler halkla konuşmayı bitirince, onlar halkın başına ordu komutanlarını atayacaklar.|ɡorevliler halkla konusmaji bitirint͡ʃeʔ onlar halkin basina ordu komutanlarini atajat͡ʃaklar. Old-Testament-Joshua-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o onları dama çıkarmış ve dam üzerine dizdiği keten saplarının altına onları gizlemişti.|ama o onlari dama t͡ʃikarmis ve dam uzerine dizdiɡi keten saplarinin altina onlari ɡizlemisti. New-Testament-Matthew-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama şununla ilgili ne düşünüyorsunuz? Bir adamın iki oğlu vardı. Adam birincisine gidip, ‘Oğlum, git bugün bağımda çalış’ dedi.|“ama sununla ilɡili ne dusunujorsunuz? bir adamin iki oɡlu vardi. adam birint͡ʃisine ɡidipʔ ‘oɡlumʔ ɡit buɡun baɡimda t͡ʃalis’ dedi. Old-Testament-1-Samuel-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk oğlunun adı Yoel, ikincisinin adı Aviya'ydı. Onlar Beer Şeva'da hâkimdiler.|ilk oɡlunun adi joelʔ ikint͡ʃisinin adi avijaʔjdi. onlar beer sevaʔda hakimdiler. Old-Testament-Zechariah-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Efendi onu mülksüz bırakacak, ve denizde onun gücünü vuracak; ve o, ateşle yutulacaktır.|isteʔ efendi onu mulksuz birakat͡ʃakʔ ve denizde onun ɡut͡ʃunu vurat͡ʃak; ve oʔ atesle jutulat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin görkemi Keruv'un üzerinden yükselip evin eşiğinin üzerinde durdu; ve ev bulutla doldu ve avlu Yahve'nin görkeminin parıltısıyla doluydu.|jahveʔnin ɡorkemi keruvʔun uzerinden jukselip evin esiɡinin uzerinde durdu; ve ev bulutla doldu ve avlu jahveʔnin ɡorkeminin pariltisijla dolujdu. Old-Testament-Judges-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ona şöyle dedi: \"\"Esenlik olsun sana! Korkma. Ölmeyeceksin.”\"|\"jahve ona sojle dedi \"\"esenlik olsun sana! korkma. olmejet͡ʃeksin.”\" New-Testament-Matthew-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinler gümüş paraları alıp, “Kan bedeli olduğu için bunları tapınak hazinesine koymak yasaya uygun değildir” dediler.|baskahinler ɡumus paralari alipʔ “kan bedeli olduɡu it͡ʃin bunlari tapinak hazinesine kojmak jasaja ujɡun deɡildir” dediler. Old-Testament-Psalms-145-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisinden korkanların dileklerini yerine getirir. Onların feryadını işitir ve onları kurtarır.|kendisinden korkanlarin dileklerini jerine ɡetirir. onlarin ferjadini isitir ve onlari kurtarir. Old-Testament-Psalms-069-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Canıma yaklaş ve onu kurtar. Düşmanlarımdan ötürü beni fidyeyle kurtar.|t͡ʃanima jaklas ve onu kurtar. dusmanlarimdan oturu beni fidjejle kurtar. Old-Testament-Joshua-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ve onunla birlikte bütün İsrael Makkeda'dan Livna'ya geçti ve Livna'ya karşı savaştılar.|jesu ve onunla birlikte butun israel makkedaʔdan livnaʔja ɡet͡ʃti ve livnaʔja karsi savastilar. New-Testament-Acts-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın sözü yayılıyor, Yeruşalem’deki öğrencilerin sayısı çok artıyordu. Kâhinlerden büyük bir topluluk imana itaat etti.|tanri’nin sozu jajilijorʔ jerusalem’deki oɡrent͡ʃilerin sajisi t͡ʃok artijordu. kahinlerden bujuk bir topluluk imana itaat etti. New-Testament-John-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Karaya çıktıklarında, orada kömür ateşi, ateşin üzerinde duran balık ve ekmek gördüler.|karaja t͡ʃiktiklarindaʔ orada komur atesiʔ atesin uzerinde duran balik ve ekmek ɡorduler. Old-Testament-Psalms-108-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sevgi dolu iyiliğin göklerin üstünde büyüktür. Sadakatin gökyüzüne ulaşır.|t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡin ɡoklerin ustunde bujuktur. sadakatin ɡokjuzune ulasir. Old-Testament-1-Samuel-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve gelip durdu ve öteki seferlerde olduğu gibi, \"\"Samuel! Samuel!\"\" diye çağırdı. Samuel, \"\"Konuş, çünkü hizmetkârın dinliyor\"\" dedi.\"|\"jahve ɡelip durdu ve oteki seferlerde olduɡu ɡibiʔ \"\"samuel! samuel!\"\" dije t͡ʃaɡirdi. samuelʔ \"\"konusʔ t͡ʃunku hizmetkarin dinlijor\"\" dedi.\" Old-Testament-Job-038-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Karın ambarlarına girdin mi, ya da dolunun ambarlarını gördün mü?|karin ambarlarina ɡirdin miʔ ja da dolunun ambarlarini ɡordun mu? Old-Testament-Genesis-030-035|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün benekli ve çizgili tekeleri, noktalı ve benekli keçileri, beyaz keçilerin hepsini, bütün kara kuzuları ayırıp oğullarının eline verdi.|o ɡun benekli ve t͡ʃizɡili tekeleriʔ noktali ve benekli ket͡ʃileriʔ bejaz ket͡ʃilerin hepsiniʔ butun kara kuzulari ajirip oɡullarinin eline verdi. New-Testament-Luke-006-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sizi sevenleri severseniz, bu size ne kazandırır? Çünkü günahkârlar bile kendilerini sevenleri severler.|eɡer sizi sevenleri seversenizʔ bu size ne kazandirir? t͡ʃunku ɡunahkarlar bile kendilerini sevenleri severler. New-Testament-Acts-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzun süre aç kaldıklarından, Pavlus ortalarında ayağa kalkıp, “Efendiler, beni dinlemeniz gerekirdi. Girit’ten denize hiç açılmamalı ve bu zarar ziyanı yaşamamalıydık.|uzun sure at͡ʃ kaldiklarindanʔ pavlus ortalarinda ajaɡa kalkipʔ “efendilerʔ beni dinlemeniz ɡerekirdi. ɡirit’ten denize hit͡ʃ at͡ʃilmamali ve bu zarar zijani jasamamalijdik. Old-Testament-Isaiah-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının suçu yüzünden onun çocuklarını katletmeye hazırlanın da, kalkıp yeryüzünü ele geçirmesinler ve dünya yüzeyini kentlerle doldurmasınlar.|atalarinin sut͡ʃu juzunden onun t͡ʃot͡ʃuklarini katletmeje hazirlanin daʔ kalkip jerjuzunu ele ɡet͡ʃirmesinler ve dunja juzejini kentlerle doldurmasinlar. New-Testament-Acts-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Komutan, ‘‘Bunları bana açtığını kimseye söyleme’’ diyerek genci salıverdi.|komutanʔ ‘‘bunlari bana at͡ʃtiɡini kimseje sojleme’’ dijerek ɡent͡ʃi saliverdi. Old-Testament-1-Kings-011-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon atalarıyla birlikte uyudu ve babası David'in kentinde gömüldü; oğlu Rehovam onun yerinde hüküm sürdü.|solomon atalarijla birlikte ujudu ve babasi davidʔin kentinde ɡomuldu; oɡlu rehovam onun jerinde hukum surdu. Old-Testament-1-Chronicles-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|David Tanrı'nın kendisine buyurduğu gibi yaptı ve Filist ordusuna Givon'dan Gezer'e kadar saldırdılar.|david tanriʔnin kendisine bujurduɡu ɡibi japti ve filist ordusuna ɡivonʔdan ɡezerʔe kadar saldirdilar. Old-Testament-Proverbs-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Yahve korkusunu anlayacak, Tanrı bilgisini bulacaksın.|o zaman jahve korkusunu anlajat͡ʃakʔ tanri bilɡisini bulat͡ʃaksin. Old-Testament-Jeremiah-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bana gelince, işte, sizin elinizdeyim. Gözünüzde bana iyi ve doğru olanı yapın.|ama bana ɡelint͡ʃeʔ isteʔ sizin elinizdejim. ɡozunuzde bana iji ve doɡru olani japin. New-Testament-Matthew-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ne mutlu ruhta yoksul olanlara, çünkü Cennetin Krallığı onlarındır.|“ne mutlu ruhta joksul olanlaraʔ t͡ʃunku t͡ʃennetin kralliɡi onlarindir. Old-Testament-Job-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer şimdi böyle değilse, kim beni yalancı çıkarır, ve sözlerimi değersiz kılar?”|eɡer simdi bojle deɡilseʔ kim beni jalant͡ʃi t͡ʃikarirʔ ve sozlerimi deɡersiz kilar?” Old-Testament-Ezekiel-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Ama sen güzelliğine güvendin, ününden dolayı fahişelik yaptın, fahişeliğini yoldan geçen herkesin üzerine döktün. Onun oldu.|“‘“ama sen ɡuzelliɡine ɡuvendinʔ ununden dolaji fahiselik japtinʔ fahiseliɡini joldan ɡet͡ʃen herkesin uzerine doktun. onun oldu. Old-Testament-Numbers-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına buyur ve onlara de: 'Ateşle yapılan sunular yiyeceğimi, hoş koku olarak, zamanı geldiğinde bana sunmaya dikkat edin.'\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bujur ve onlara de ʔatesle japilan sunular jijet͡ʃeɡimiʔ hos koku olarakʔ zamani ɡeldiɡinde bana sunmaja dikkat edin.ʔ\" New-Testament-Luke-001-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Güçlü Olan, benim için büyük işler yaptı. O’nun adı kutsaldır.|t͡ʃunku ɡut͡ʃlu olanʔ benim it͡ʃin bujuk isler japti. o’nun adi kutsaldir. Old-Testament-Ezekiel-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir son geldi. Son geldi! Sana karşı uyanıyor. İşte geliyor.|bir son ɡeldi. son ɡeldi! sana karsi ujanijor. iste ɡelijor. Old-Testament-Daniel-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, Daniel'e hadımlar beyinin gözünde iyilik ve merhamet buldurdu.|tanriʔ danielʔe hadimlar bejinin ɡozunde ijilik ve merhamet buldurdu. Old-Testament-Psalms-078-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Önlerinden ulusları da kovdu, onlara miras olarak sırayla pay verdi, İsrael oymaklarını çadırlarında oturttu.|onlerinden uluslari da kovduʔ onlara miras olarak sirajla paj verdiʔ israel ojmaklarini t͡ʃadirlarinda oturttu. Old-Testament-Job-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine, Tanrı'nın oğulları kendilerini Yahve'nin önünde sunmak için geldikleri gün, Şeytan da onların arasında Yahve'nin önünde kendini sunmak için geldi.|jineʔ tanriʔnin oɡullari kendilerini jahveʔnin onunde sunmak it͡ʃin ɡeldikleri ɡunʔ sejtan da onlarin arasinda jahveʔnin onunde kendini sunmak it͡ʃin ɡeldi. Old-Testament-1-Kings-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları toplandı ve erzak verildi ve onlara karşı çıktılar. İsrael'in çocukları onların önünde iki küçük oğlak sürüsü gibi ordugâh kurdular, ama Suriyeliler ülkeyi doldurdular.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari toplandi ve erzak verildi ve onlara karsi t͡ʃiktilar. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari onlarin onunde iki kut͡ʃuk oɡlak surusu ɡibi orduɡah kurdularʔ ama surijeliler ulkeji doldurdular. New-Testament-Matthew-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, burada duranlar arasında, İnsanoğlu’nun kendi krallığı içinde geldiğini görmeden ölümü hiç tatmayacak olanlar var.”|size doɡrusunu sojlejejimʔ burada duranlar arasindaʔ insanoɡlu’nun kendi kralliɡi it͡ʃinde ɡeldiɡini ɡormeden olumu hit͡ʃ tatmajat͡ʃak olanlar var.” New-Testament-1-Corinthians-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer insansal amaçlar için Efes’te canavarlarla savaştımsa, bunun bana ne faydası olur? Eğer ölüler diriltilmiyorsa, “Yiyip içelim, nasıl olsa yarın öleceğiz.”|eɡer insansal amat͡ʃlar it͡ʃin efes’te t͡ʃanavarlarla savastimsaʔ bunun bana ne fajdasi olur? eɡer oluler diriltilmijorsaʔ “jijip it͡ʃelimʔ nasil olsa jarin olet͡ʃeɡiz.” Old-Testament-Amos-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımın bütün günahkârları, 'Kötülük bize yetişmez, bize rastlamaz' diyenler kılıçla ölecekler.|halkimin butun ɡunahkarlariʔ ʔkotuluk bize jetismezʔ bize rastlamazʔ dijenler kilit͡ʃla olet͡ʃekler. Old-Testament-Leviticus-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önünden çıkan ateş onları yuttu ve Yahve'nin önünde öldüler.|jahveʔnin onunden t͡ʃikan ates onlari juttu ve jahveʔnin onunde olduler. New-Testament-Luke-022-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan biri başkâhinin hizmetkârına vurduğu gibi sağ kulağını kesti.|onlardan biri baskahinin hizmetkarina vurduɡu ɡibi saɡ kulaɡini kesti. New-Testament-Luke-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlük ekmeğimizi bize günden güne ver.|ɡunluk ekmeɡimizi bize ɡunden ɡune ver. Old-Testament-Isaiah-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, elin yükseldi, ama görmüyorlar; ama onlar halk için olan gayretini görecekler ve düş kırıklığına uğrayacaklar. Evet, ateş düşmanlarını yiyip bitirecek.|ej jahveʔ elin jukseldiʔ ama ɡormujorlar; ama onlar halk it͡ʃin olan ɡajretini ɡoret͡ʃekler ve dus kirikliɡina uɡrajat͡ʃaklar. evetʔ ates dusmanlarini jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-Numbers-026-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Şutelah'ın oğulları şunlardır: Eran'dan Eraniler soyu.|sutelahʔin oɡullari sunlardir eranʔdan eraniler soju. Old-Testament-Numbers-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüzüstü yere kapanıp şöyle dediler: \"\"Tanrı, tüm insan ruhlarının Tanrısı, bir kişi günah işleyince bütün topluluğa mı kızacaksın?\"\"\"|\"juzustu jere kapanip sojle dediler \"\"tanriʔ tum insan ruhlarinin tanrisiʔ bir kisi ɡunah islejint͡ʃe butun topluluɡa mi kizat͡ʃaksin?\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Pisga'nın zirvesine çık, gözlerini batıya, kuzeye, güneye ve doğuya kaldır ve gözlerinle gör; çünkü bu Yarden'i geçmeyeceksin.|pisɡaʔnin zirvesine t͡ʃikʔ ɡozlerini batijaʔ kuzejeʔ ɡuneje ve doɡuja kaldir ve ɡozlerinle ɡor; t͡ʃunku bu jardenʔi ɡet͡ʃmejet͡ʃeksin. Old-Testament-1-Samuel-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kocası Elkana ona, \"\"Hanna, neden ağlıyorsun? Neden yemiyorsun? Neden yüreğin kederli? Ben sana on oğuldan daha iyi değil miyim?\"\" dedi.\"|\"kot͡ʃasi elkana onaʔ \"\"hannaʔ neden aɡlijorsun? neden jemijorsun? neden jureɡin kederli? ben sana on oɡuldan daha iji deɡil mijim?\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün, \"\"Yahve'ye şükredin!\"\" diyeceksiniz. O'nun adını çağırın! Yaptıklarını halklar arasında duyurun! O'nun adının yüce olduğunu ilan edin!\"|\"o ɡunʔ \"\"jahveʔje sukredin!\"\" dijet͡ʃeksiniz. oʔnun adini t͡ʃaɡirin! japtiklarini halklar arasinda dujurun! oʔnun adinin jut͡ʃe olduɡunu ilan edin!\" Old-Testament-Numbers-016-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron Moşe'nin yanına, Buluşma Çadırı'nın kapısına döndü ve salgın kesildi.|aron moseʔnin janinaʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisina dondu ve salɡin kesildi. New-Testament-2-Corinthians-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yük olmayışımdan başka diğer topluluklardan aşağı kaldığınız yan nedir? Bu haksızlığımı bağışlayın!|size juk olmajisimdan baska diɡer topluluklardan asaɡi kaldiɡiniz jan nedir? bu haksizliɡimi baɡislajin! Old-Testament-Exodus-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İlâhlar arasında senin gibi kim var, ey Yahve? Senin gibi kutsallıkta yüce, övgülerde heybetli, harikalar yapan kim var?|ilahlar arasinda senin ɡibi kim varʔ ej jahve? senin ɡibi kutsallikta jut͡ʃeʔ ovɡulerde hejbetliʔ harikalar japan kim var? Old-Testament-Zephaniah-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yas tutun, ey sizler, Makteş sakinleri, çünkü Kenan halkının hepsi mahvoldu! Gümüş yüklü olanların hepsi kesilip atıldı.|jas tutunʔ ej sizlerʔ maktes sakinleriʔ t͡ʃunku kenan halkinin hepsi mahvoldu! ɡumus juklu olanlarin hepsi kesilip atildi. New-Testament-Revelation-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kim onlara zarar vermek isterse, ağızlarından ateş fışkıracak ve düşmanlarını yiyip bitirecek. Onlara zarar vermek isteyen herkesin bu şekilde öldürülmesi gerekir.|eɡer kim onlara zarar vermek isterseʔ aɡizlarindan ates fiskirat͡ʃak ve dusmanlarini jijip bitiret͡ʃek. onlara zarar vermek istejen herkesin bu sekilde oldurulmesi ɡerekir. Old-Testament-Hosea-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar onun gölgesinde oturacak. Buğday gibi canlanacaklar, asma gibi çiçek açacaklar. Kokuları Lübnan şarabı gibi olacak.|insanlar onun ɡolɡesinde oturat͡ʃak. buɡdaj ɡibi t͡ʃanlanat͡ʃaklarʔ asma ɡibi t͡ʃit͡ʃek at͡ʃat͡ʃaklar. kokulari lubnan sarabi ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk büyüdüğünde, bir gün orakçıların yanına babasının yanına gitti.|t͡ʃot͡ʃuk bujuduɡundeʔ bir ɡun orakt͡ʃilarin janina babasinin janina ɡitti. Old-Testament-Psalms-065-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Sen duayı işiten, bütün insanlar Sana gelecek.|ej sen duaji isitenʔ butun insanlar sana ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunu, kurban, adak yerine getirme, ya da esenlik sunuları için Yahve'ye boğa hazırladığında,|jakmalik sunuʔ kurbanʔ adak jerine ɡetirmeʔ ja da esenlik sunulari it͡ʃin jahveʔje boɡa hazirladiɡindaʔ Old-Testament-Isaiah-066-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Gök benim tahtım, yeryüzü de ayaklarımın basamağıdır. Bana nasıl bir ev yapacaksınız? Nerede dinleneceğim?|jahve sojle dijor “ɡok benim tahtimʔ jerjuzu de ajaklarimin basamaɡidir. bana nasil bir ev japat͡ʃaksiniz? nerede dinlenet͡ʃeɡim? New-Testament-Luke-022-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlunun ortasında ateş yakıp birlikte oturduklarında, Petrus da onların arasında oturdu.|avlunun ortasinda ates jakip birlikte oturduklarindaʔ petrus da onlarin arasinda oturdu. New-Testament-John-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus yine dışarı çıkıp onlara, “İşte, kendisinde hiçbir suç bulmadığımı bilesiniz diye O’nu size getiriyorum” dedi.|pilatus jine disari t͡ʃikip onlaraʔ “isteʔ kendisinde hit͡ʃbir sut͡ʃ bulmadiɡimi bilesiniz dije o’nu size ɡetirijorum” dedi. New-Testament-Mark-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler gelip Yeşua’yla çekişmeye başladılar, O’nu sınamak amacıyla ondan gökten bir belirti istediler.|ferisiler ɡelip jesua’jla t͡ʃekismeje basladilarʔ o’nu sinamak amat͡ʃijla ondan ɡokten bir belirti istediler. Old-Testament-Numbers-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir adam Yahve'ye adak adadığında, ya da canını bir bağla bağlayacağına dair ant içtiğinde, sözünden dönmeyecektir. Ağzından çıkan her şeye göre yapacaktır.\"\"\"|\"bir adam jahveʔje adak adadiɡindaʔ ja da t͡ʃanini bir baɡla baɡlajat͡ʃaɡina dair ant it͡ʃtiɡindeʔ sozunden donmejet͡ʃektir. aɡzindan t͡ʃikan her seje ɡore japat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Exodus-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Konutun tüm hizmetinde kullanılan bütün aletleri, bütün kazıkları, avlunun kazıklarının tümü tunçtan olacak.\"\"\"|\"konutun tum hizmetinde kullanilan butun aletleriʔ butun kaziklariʔ avlunun kaziklarinin tumu tunt͡ʃtan olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Nasıl O çağırdığında onlar dinlemedilerse, onlar da çağıracak ve ben de onları dinlemeyeceğim,” dedi Ordular Yahvesi;|nasil o t͡ʃaɡirdiɡinda onlar dinlemedilerseʔ onlar da t͡ʃaɡirat͡ʃak ve ben de onlari dinlemejet͡ʃeɡimʔ” dedi ordular jahvesi; Old-Testament-Exodus-038-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Batı tarafında elli arşınlık perdeler, on direk ve on taban vardı; direklerin çengelleri ve çemberleri gümüştendi.|bati tarafinda elli arsinlik perdelerʔ on direk ve on taban vardi; direklerin t͡ʃenɡelleri ve t͡ʃemberleri ɡumustendi. Old-Testament-Joshua-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları bunu duyunca, İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu onlara karşı savaşmak üzere Şilo'da toplandı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari bunu dujunt͡ʃaʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu onlara karsi savasmak uzere siloʔda toplandi. New-Testament-John-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyruklarımı tutarsanız, sevgimde kalırsınız. Tıpkı benim de Baba’nın buyruklarını tutup O’nun sevgisinde kaldığım gibi.|bujruklarimi tutarsanizʔ sevɡimde kalirsiniz. tipki benim de baba’nin bujruklarini tutup o’nun sevɡisinde kaldiɡim ɡibi. New-Testament-Acts-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü kralları karşı koyuyor, Yönetenler, Efendi’ye ve Mesih’ine karşı birlikte düzen kuruyor.’”|jerjuzu krallari karsi kojujorʔ jonetenlerʔ efendi’je ve mesih’ine karsi birlikte duzen kurujor.’” Old-Testament-Psalms-044-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusları elinle kovdun, ama onları diktin. Halkları kırdın, ama onları yaydın.|uluslari elinle kovdunʔ ama onlari diktin. halklari kirdinʔ ama onlari jajdin. Old-Testament-Jeremiah-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunlardan dolayı onları cezalandırmam gerekmez mi?\"\" diyor Yahve. \"\"Böyle bir ulustan canım öç almamalı mı?\"|\"bunlardan dolaji onlari t͡ʃezalandirmam ɡerekmez mi?\"\" dijor jahve. \"\"bojle bir ulustan t͡ʃanim ot͡ʃ almamali mi?\" New-Testament-Revelation-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelene, Tanrım’ın cennetindeki yaşam ağacından yeme hakkını vereceğim.’’|kulaɡi olanʔ ruh’un kiliselere ne dediɡini isitsin. ɡalip ɡeleneʔ tanrim’in t͡ʃennetindeki jasam aɡat͡ʃindan jeme hakkini veret͡ʃeɡim.’’ Old-Testament-Leviticus-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün kâhin onu tekrar inceleyecek. İşte, eğer veba hafiflemişse ve veba deriye yayılmamışsa, o zaman kâhin onu temiz ilan edecektir. Bu bir kabuktur. Elbiselerini yıkayacak ve temiz olacaktır.|jedint͡ʃi ɡun kahin onu tekrar int͡ʃelejet͡ʃek. isteʔ eɡer veba hafiflemisse ve veba derije jajilmamissaʔ o zaman kahin onu temiz ilan edet͡ʃektir. bu bir kabuktur. elbiselerini jikajat͡ʃak ve temiz olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-108-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğim kararlıdır, ey Tanrı. Ezgi söyleyecek, canımla müzik yapacağım.|jureɡim kararlidirʔ ej tanri. ezɡi sojlejet͡ʃekʔ t͡ʃanimla muzik japat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Kings-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kapı görevlileri seslenip bunu içerideki kralın evine bildirdiler.|sonra kapi ɡorevlileri seslenip bunu it͡ʃerideki kralin evine bildirdiler. Old-Testament-Leviticus-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Bir adam, başka bir adamla nişanlı olan, ancak fidye ödenmemiş ya da özgürlüğüne kavuşturulmamış bir cariye kadınla yatarsa; cezalandırılacaklar. Öldürülmeyecekler, çünkü kadın özgür değildir.|“ʔbir adamʔ baska bir adamla nisanli olanʔ ant͡ʃak fidje odenmemis ja da ozɡurluɡune kavusturulmamis bir t͡ʃarije kadinla jatarsa; t͡ʃezalandirilat͡ʃaklar. oldurulmejet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku kadin ozɡur deɡildir. New-Testament-Revelation-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınaktan yedi meleğe, “Gidin, Tanrı’nın gazabının yedi tasını yeryüzüne dökün!” diyen yüksek bir ses işittim.|tapinaktan jedi meleɡeʔ “ɡidinʔ tanri’nin ɡazabinin jedi tasini jerjuzune dokun!” dijen juksek bir ses isittim. Old-Testament-1-Chronicles-012-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi savaş düzenini bilen savaşçılardı ve David'i bütün İsrael'in üzerine kral yapmak için Hevron'a tam bir yürekle geldiler; İsrael'in geri kalanı da David'i kral yapmak için tek yürekti.|bunlarin hepsi savas duzenini bilen savast͡ʃilardi ve davidʔi butun israelʔin uzerine kral japmak it͡ʃin hevronʔa tam bir jurekle ɡeldiler; israelʔin ɡeri kalani da davidʔi kral japmak it͡ʃin tek jurekti. Old-Testament-1-Kings-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Hiram’a ev halkının yiyeceği için yirmi bin kor buğday ve yirmi kor saf zeytin yağ verdi. Solomon bunları her yıl Hiram’a veriyordu.|solomonʔ hiram’a ev halkinin jijet͡ʃeɡi it͡ʃin jirmi bin kor buɡdaj ve jirmi kor saf zejtin jaɡ verdi. solomon bunlari her jil hiram’a verijordu. Old-Testament-1-Kings-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruvlar'ı altınla kapladı.|keruvlarʔi altinla kapladi. Old-Testament-Deuteronomy-029-026|und|SPEAKER_00_Turkish|bilmedikleri ve O'nun onlara vermediği başka ilâhlara gidip hizmet ettiler ve onlara tapındılar.|bilmedikleri ve oʔnun onlara vermediɡi baska ilahlara ɡidip hizmet ettiler ve onlara tapindilar. Old-Testament-Psalms-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün sunularını hatırlasın, yakmalık sunularını kabul etsin. Selah.|butun sunularini hatirlasinʔ jakmalik sunularini kabul etsin. selah. Old-Testament-Ezra-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Elam'ın çocukları, bin iki yüz elli dört.|elamʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ bin iki juz elli dort. Old-Testament-2-Chronicles-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin David'e, Solomon'a ve halkı İsrael'e gösterdiği iyilikten dolayı sevinçli ve mutlu bir yürekle yedinci ayın yirmi üçüncü günü, halkı çadırlarına gönderdi.|jahveʔnin davidʔeʔ solomonʔa ve halki israelʔe ɡosterdiɡi ijilikten dolaji sevint͡ʃli ve mutlu bir jurekle jedint͡ʃi ajin jirmi ut͡ʃunt͡ʃu ɡunuʔ halki t͡ʃadirlarina ɡonderdi. New-Testament-Acts-027-024|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Korkma Pavlus’ dedi. ‘Sezar’ın önünde durman gerekiyor. İşte, seninle birlikte yelken açanların hepsini Tanrı sana bağışladı.’|‘korkma pavlus’ dedi. ‘sezar’in onunde durman ɡerekijor. isteʔ seninle birlikte jelken at͡ʃanlarin hepsini tanri sana baɡisladi.’ New-Testament-1-Corinthians-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama belki yanınızda kalırım ve hatta kışı sizinle geçiririm. Öyle ki, sonra nereye gidersem, beni yolcu edip gönderirsiniz.|ama belki janinizda kalirim ve hatta kisi sizinle ɡet͡ʃiririm. ojle kiʔ sonra nereje ɡidersemʔ beni jolt͡ʃu edip ɡonderirsiniz. Old-Testament-Numbers-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bir halk dişi aslan gibi kalkıyor. Bir aslan gibi kendini yukarı kaldırıyor. Avının etini yemeden ve öldürülenlerin kanını içmeden yatmayacaktır.”|isteʔ bir halk disi aslan ɡibi kalkijor. bir aslan ɡibi kendini jukari kaldirijor. avinin etini jemeden ve oldurulenlerin kanini it͡ʃmeden jatmajat͡ʃaktir.” Old-Testament-Leviticus-014-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin, evde olanlar her şey kirlenmesin diye vebayı incelemek için içeri girmeden önce evi boşaltmalarını buyuracak. Daha sonra kâhin evi incelemek için içeri girecek.|kahinʔ evde olanlar her sej kirlenmesin dije vebaji int͡ʃelemek it͡ʃin it͡ʃeri ɡirmeden ont͡ʃe evi bosaltmalarini bujurat͡ʃak. daha sonra kahin evi int͡ʃelemek it͡ʃin it͡ʃeri ɡiret͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kibirli gözler, yalancı dil, suçsuz kanı döken eller,|kibirli ɡozlerʔ jalant͡ʃi dilʔ sut͡ʃsuz kani doken ellerʔ New-Testament-Luke-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O, domuzların yediği keçiboynuzlarıyla karnını doyurmak istiyordu, ama kimse ona bir şey vermedi.|oʔ domuzlarin jediɡi ket͡ʃibojnuzlarijla karnini dojurmak istijorduʔ ama kimse ona bir sej vermedi. Old-Testament-Ezekiel-028-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Orada güvenlik içinde oturacaklar. Evet, evler bina edecekler, bağlar dikecekler ve etraflarında onları küçümseyenlerin hepsini cezalandırdığımda güvenlik içinde oturacaklar. O zaman benim Tanrıları Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"orada ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃaklar. evetʔ evler bina edet͡ʃeklerʔ baɡlar diket͡ʃekler ve etraflarinda onlari kut͡ʃumsejenlerin hepsini t͡ʃezalandirdiɡimda ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃaklar. o zaman benim tanrilari jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Luke-023-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Hazırlık Günü’ydü ve Şabat yaklaşıyordu.|hazirlik ɡunu’jdu ve sabat jaklasijordu. New-Testament-Acts-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Sen çıldırmışsın!” dediler. Ama kız öyle diye ısrar edince, “Onun meleğidir” dediler.|onaʔ “sen t͡ʃildirmissin!” dediler. ama kiz ojle dije israr edint͡ʃeʔ “onun meleɡidir” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu bütün kapılarında oymaklarına göre hakimler ve görevliler atayacaksın; ve halkı doğru hükümle yargılayacaklar.|tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu butun kapilarinda ojmaklarina ɡore hakimler ve ɡorevliler atajat͡ʃaksin; ve halki doɡru hukumle jarɡilajat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-032-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Atrot-şofan'ı, Yazer'i, Yogveha'yı,|atrot-sofanʔiʔ jazerʔiʔ joɡvehaʔjiʔ Old-Testament-Proverbs-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Odun olmadığında ateş söner. Dedikodu olmadığında kavga biter.|odun olmadiɡinda ates soner. dedikodu olmadiɡinda kavɡa biter. Old-Testament-1-Chronicles-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|altının, gümüşün, tunçun ve demirin sayısı yoktur. Kalk da yap, Yahve seninle birlikte olsun.”|altininʔ ɡumusunʔ tunt͡ʃun ve demirin sajisi joktur. kalk da japʔ jahve seninle birlikte olsun.” Old-Testament-Psalms-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'den korkan adam kimdir? Yahve ona seçeceği yolu bildirecektir.|jahveʔden korkan adam kimdir? jahve ona set͡ʃet͡ʃeɡi jolu bildiret͡ʃektir. Old-Testament-2-Chronicles-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dövme altından üç yüz küçük kalkan yaptı. Bir kalkan için üç yüz şekel altın gitti. Kral bunları Lübnan Ormanı Evi'ne koydu.|dovme altindan ut͡ʃ juz kut͡ʃuk kalkan japti. bir kalkan it͡ʃin ut͡ʃ juz sekel altin ɡitti. kral bunlari lubnan ormani eviʔne kojdu. New-Testament-1-John-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yine O’nda ve sizde gerçek olan yeni bir buyruk yazıyorum. Çünkü karanlık geçiyor ve gerçek ışık çoktan parlıyor.|size jine o’nda ve sizde ɡert͡ʃek olan jeni bir bujruk jazijorum. t͡ʃunku karanlik ɡet͡ʃijor ve ɡert͡ʃek isik t͡ʃoktan parlijor. New-Testament-Revelation-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde insanlar ölümü arayacaklar, ama hiçbir şekilde bulamayacaklar. Ölmeyi arzulayacaklar, ama ölüm onlardan kaçacak.|o ɡunlerde insanlar olumu arajat͡ʃaklarʔ ama hit͡ʃbir sekilde bulamajat͡ʃaklar. olmeji arzulajat͡ʃaklarʔ ama olum onlardan kat͡ʃat͡ʃak. New-Testament-Revelation-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kandıran İblis, canavarla sahte peygamberin de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Sonsuza dek gece gündüz işkence çekecekler.|onlari kandiran iblisʔ t͡ʃanavarla sahte pejɡamberin de it͡ʃinde bulunduɡu ates ve kukurt ɡolune atildi. sonsuza dek ɡet͡ʃe ɡunduz iskent͡ʃe t͡ʃeket͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Onları ulusların arasına dağıttığımda, onları ülkelere saçtığımda, benim Yahve olduğumu bilecekler.\"|\"\"\"ʔonlari uluslarin arasina daɡittiɡimdaʔ onlari ulkelere sat͡ʃtiɡimdaʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\" New-Testament-Matthew-027-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam olunca, kendisi de Yeşua’nın öğrencisi olan Yosef adında, Aramatyalı zengin bir adam geldi.|aksam olunt͡ʃaʔ kendisi de jesua’nin oɡrent͡ʃisi olan josef adindaʔ aramatjali zenɡin bir adam ɡeldi. Old-Testament-Judges-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın gelince, adam kadına babasından bir tarla istetti. Eşeğinden indi ve Kalev ona, \"\"Ne istersin?\"\" diye sordu.\"|\"kadin ɡelint͡ʃeʔ adam kadina babasindan bir tarla istetti. eseɡinden indi ve kalev onaʔ \"\"ne istersin?\"\" dije sordu.\" Old-Testament-2-Samuel-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|David iki kapı arasında oturuyordu. Nöbetçi kapının damına, duvara çıktı, gözlerini kaldırıp baktı ve işte tek başına koşan bir adam gördü.|david iki kapi arasinda oturujordu. nobett͡ʃi kapinin daminaʔ duvara t͡ʃiktiʔ ɡozlerini kaldirip bakti ve iste tek basina kosan bir adam ɡordu. Old-Testament-Genesis-034-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin kapısından çıkan herkes Hamor'la oğlu Şekem'in sözünü dinledi. Kent kapısından çıkan her erkek sünnet edildi.|kentin kapisindan t͡ʃikan herkes hamorʔla oɡlu sekemʔin sozunu dinledi. kent kapisindan t͡ʃikan her erkek sunnet edildi. New-Testament-Acts-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer suçum varsa, ölüm cezasını gerektirecek bir şey yapmışsam, ölmekten çekinmem. Ama eğer beni suçladıkları şeylerden hiçbiri doğru değilse, kimse beni onlara teslim edemez. Sezar’a başvuruyorum!”|eɡer sut͡ʃum varsaʔ olum t͡ʃezasini ɡerektiret͡ʃek bir sej japmissamʔ olmekten t͡ʃekinmem. ama eɡer beni sut͡ʃladiklari sejlerden hit͡ʃbiri doɡru deɡilseʔ kimse beni onlara teslim edemez. sezar’a basvurujorum!” Old-Testament-Hosea-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan onun bağlarını vereceğim, Akor Vadisi'ni de umut kapısı olarak vereceğim. Gençlik günlerinde olduğu gibi, Mısır diyarından çıktığı günkü gibi karşılık verecek.|oradan onun baɡlarini veret͡ʃeɡimʔ akor vadisiʔni de umut kapisi olarak veret͡ʃeɡim. ɡent͡ʃlik ɡunlerinde olduɡu ɡibiʔ misir dijarindan t͡ʃiktiɡi ɡunku ɡibi karsilik veret͡ʃek. Old-Testament-Joshua-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohatlılar boyları için kura çıktı. Levililer'den olan kâhin Aron'un çocuklarına, Yahuda oymağından, Şimon oymağından ve Benyamin oymağından kurayla on üç kent düştü.|kohatlilar bojlari it͡ʃin kura t͡ʃikti. levililerʔden olan kahin aronʔun t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ jahuda ojmaɡindanʔ simon ojmaɡindan ve benjamin ojmaɡindan kurajla on ut͡ʃ kent dustu. Old-Testament-1-Chronicles-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Merari'nin oğulları: Mahli ve Muşi. Mahli'nin oğulları: Eleazar ve Kiş.|merariʔnin oɡullari mahli ve musi. mahliʔnin oɡullari eleazar ve kis. Old-Testament-Jeremiah-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yakov evi, İsrael evinin bütün boyları, Yahve'nin sözünü dinleyin!|ej jakov eviʔ israel evinin butun bojlariʔ jahveʔnin sozunu dinlejin! Old-Testament-Numbers-029-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Sekizinci gün kutsal toplanmanız olacaktır. Olağan hiçbir iş yapmayacaksınız;\"|\"\"\"ʔsekizint͡ʃi ɡun kutsal toplanmaniz olat͡ʃaktir. olaɡan hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz;\" Old-Testament-Psalms-051-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrım, sevgi dolu iyiliğin uyarınca merhamet et bana. Sevecen merhametinin bolluğuna göre sil isyanlarımı.|ej tanrimʔ sevɡi dolu ijiliɡin ujarint͡ʃa merhamet et bana. sevet͡ʃen merhametinin bolluɡuna ɡore sil isjanlarimi. New-Testament-Mark-004-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu gibi birçok benzetmelerle duyabilecekleri kadar sözü onlara söylerdi.|bu ɡibi birt͡ʃok benzetmelerle dujabilet͡ʃekleri kadar sozu onlara sojlerdi. Old-Testament-Ezekiel-033-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kılıcının üzerinde duruyorsun, iğrençlik yapıyorsun ve her biriniz komşusunun karısını kirletiyor. Öyleyse ülkeyi siz mi mülk edineceksiniz?\"\"\"\"'\"|\"kilit͡ʃinin uzerinde durujorsunʔ iɡrent͡ʃlik japijorsun ve her biriniz komsusunun karisini kirletijor. ojlejse ulkeji siz mi mulk edinet͡ʃeksiniz?\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-1-Chronicles-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Ammon'un çocuklarının kralı Nahaş öldü ve yerine oğlu kral oldu.|bundan sonra ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin krali nahas oldu ve jerine oɡlu kral oldu. New-Testament-1-Timothy-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın sözü ve dua aracılığıyla kutsal kılınmıştır.|t͡ʃunku tanri’nin sozu ve dua arat͡ʃiliɡijla kutsal kilinmistir. Old-Testament-1-Kings-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle, halkına hükmetmek için hizmetkârına anlayışlı bir yürek ver ki, iyiyle kötüyü ayırt edebileyim. Çünkü senin bu büyük halkına kim hükmedebilir?\"\"\"|\"bu nedenleʔ halkina hukmetmek it͡ʃin hizmetkarina anlajisli bir jurek ver kiʔ ijijle kotuju ajirt edebilejim. t͡ʃunku senin bu bujuk halkina kim hukmedebilir?\"\"\" New-Testament-Acts-007-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak En Yüce Olan, elle yapılmış tapınaklarda oturmaz. Peygamberin dediği gibi,|ant͡ʃak en jut͡ʃe olanʔ elle japilmis tapinaklarda oturmaz. pejɡamberin dediɡi ɡibiʔ Old-Testament-Job-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Elbette Tanrı kötülük yapmaz, Her Şeye Gücü Yeten de adaleti çarpıtmaz.|elbette tanri kotuluk japmazʔ her seje ɡut͡ʃu jeten de adaleti t͡ʃarpitmaz. Old-Testament-Deuteronomy-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları elinin üzerine bir işaret olarak bağlayacaksın ve gözlerinin arasında alın bağı olacaklar.|onlari elinin uzerine bir isaret olarak baɡlajat͡ʃaksin ve ɡozlerinin arasinda alin baɡi olat͡ʃaklar. Old-Testament-Genesis-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ülkede yaşa, ben seninle olacağım ve seni kutsayacağım. Çünkü bütün bu toprakları sana ve soyuna vereceğim, baban Avraham’a verdiğim sözü pekiştireceğim.|bu ulkede jasaʔ ben seninle olat͡ʃaɡim ve seni kutsajat͡ʃaɡim. t͡ʃunku butun bu topraklari sana ve sojuna veret͡ʃeɡimʔ baban avraham’a verdiɡim sozu pekistiret͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Chronicles-001-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Huşam öldü ve yerine Moav kırlarında Midyan'ı vuran Bedad oğlu Hadad kral oldu; kentinin adı Avit idi.|husam oldu ve jerine moav kirlarinda midjanʔi vuran bedad oɡlu hadad kral oldu; kentinin adi avit idi. Old-Testament-1-Samuel-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey Filistliler, güçlü olun ve erkek gibi davranın, öyle ki, İbraniler'in size hizmetçi olduğu gibi siz de onlara hizmetçi olmayın. Kendinizi erkek gibi güçlendirin ve savaşın!\"\"\"|\"ej filistlilerʔ ɡut͡ʃlu olun ve erkek ɡibi davraninʔ ojle kiʔ ibranilerʔin size hizmett͡ʃi olduɡu ɡibi siz de onlara hizmett͡ʃi olmajin. kendinizi erkek ɡibi ɡut͡ʃlendirin ve savasin!\"\"\" New-Testament-Matthew-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki direği çıkar ki, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görebilirsin.”|ej ikijuzlu! ont͡ʃe kendi ɡozundeki direɡi t͡ʃikar kiʔ o zaman kardesinin ɡozundeki t͡ʃopu t͡ʃikarmak it͡ʃin daha iji ɡorebilirsin.” Old-Testament-Zechariah-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Lübnan, aç kapılarını da, ateş sedirlerini yiyip bitirsin.|ej lubnanʔ at͡ʃ kapilarini daʔ ates sedirlerini jijip bitirsin. Old-Testament-2-Samuel-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahituv oğlu Sadok ve Aviyatar oğlu Ahimelek kâhinlerdi, Seraya yazıcıydı,|ahituv oɡlu sadok ve avijatar oɡlu ahimelek kahinlerdiʔ seraja jazit͡ʃijdiʔ New-Testament-John-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam yemeği sırasında, İblis, Simon oğlu Yahuda İskariot’un yüreğine Yeşua’yı ele vermeyi çoktan koymuştu.|aksam jemeɡi sirasindaʔ iblisʔ simon oɡlu jahuda iskariot’un jureɡine jesua’ji ele vermeji t͡ʃoktan kojmustu. New-Testament-Acts-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârın David’in ağzından bildirdin: ‘Uluslar neden hiddetlendi, halklar neden boş şey tasarlıyor?|hizmetkarin david’in aɡzindan bildirdin ‘uluslar neden hiddetlendiʔ halklar neden bos sej tasarlijor? Old-Testament-Psalms-031-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye övgüler olsun, çünkü güçlü bir kentte bana şaşılası sevgi dolu iyiliğini gösterdi.|jahve’je ovɡuler olsunʔ t͡ʃunku ɡut͡ʃlu bir kentte bana sasilasi sevɡi dolu ijiliɡini ɡosterdi. Old-Testament-1-Chronicles-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'yi ve O'nun gücünü arayın. Daima O'nun yüzünü arayın.|jahveʔji ve oʔnun ɡut͡ʃunu arajin. daima oʔnun juzunu arajin. Old-Testament-Proverbs-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Suyu kendi sarnıcından, akan suyu kendi kuyundan iç.|suju kendi sarnit͡ʃindanʔ akan suju kendi kujundan it͡ʃ. New-Testament-Matthew-027-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Dışarı çıktıklarında, Simon adında Kireneli bir adam buldular. Yeşua’nın çarmıhını taşısın diye yanlarında onu zorla götürdüler.|disari t͡ʃiktiklarindaʔ simon adinda kireneli bir adam buldular. jesua’nin t͡ʃarmihini tasisin dije janlarinda onu zorla ɡoturduler. Old-Testament-Leviticus-026-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Yahve'nin Moşe aracılığıyla Sina Dağı'nda kendisi ile İsrael'in çocukları arasında yaptığı kurallar, ilkeler ve yasalardır.|bunlarʔ jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla sina daɡiʔnda kendisi ile israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda japtiɡi kurallarʔ ilkeler ve jasalardir. New-Testament-Matthew-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Buna göre, dirilişte kadın bu yediden hangisinin karısı olacak? Çünkü kadın hepsinin oldu.”|buna ɡoreʔ diriliste kadin bu jediden hanɡisinin karisi olat͡ʃak? t͡ʃunku kadin hepsinin oldu.” Old-Testament-2-Kings-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar için büyük bir ziyafet hazırladı. Yiyip içtikten sonra onları gönderdi ve efendilerine gittiler. Böylece Suriye çeteleri İsrael ülkesine baskın yapmayı bıraktılar.|onlar it͡ʃin bujuk bir zijafet hazirladi. jijip it͡ʃtikten sonra onlari ɡonderdi ve efendilerine ɡittiler. bojlet͡ʃe surije t͡ʃeteleri israel ulkesine baskin japmaji biraktilar. New-Testament-Matthew-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, onlar, “Ey Tanrı’nın Oğlu Yeşua, bizden sana ne?” diye bağırdılar. “Buraya, vaktinden önce bize eziyet etmek için mi geldin?”|isteʔ onlarʔ “ej tanri’nin oɡlu jesuaʔ bizden sana ne?” dije baɡirdilar. “burajaʔ vaktinden ont͡ʃe bize ezijet etmek it͡ʃin mi ɡeldin?” Old-Testament-Job-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Geride yutmadığı hiçbir şey kalmadı, bu yüzden bolluğu uzun sürmeyecek.|ɡeride jutmadiɡi hit͡ʃbir sej kalmadiʔ bu juzden bolluɡu uzun surmejet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-106-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları ulusların eline verdi. Onlardan nefret edenler onlara hükmetti.|onlari uluslarin eline verdi. onlardan nefret edenler onlara hukmetti. Old-Testament-Ezekiel-016-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, kocasından ve çocuklarından nefret eden annenin kızısın; kocalarından ve çocuklarından nefret eden kız kardeşlerinin kardeşisin. Annen Hititli, baban ise Amorlu'ydu.|senʔ kot͡ʃasindan ve t͡ʃot͡ʃuklarindan nefret eden annenin kizisin; kot͡ʃalarindan ve t͡ʃot͡ʃuklarindan nefret eden kiz kardeslerinin kardesisin. annen hititliʔ baban ise amorluʔjdu. Old-Testament-2-Kings-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yehu, İsrael'e günah işlettiren Nevat oğlu Yarovam'ın günahlarından, Beytel'de ve Dan'da bulunan altın buzağılardan ayrılmadı.|ant͡ʃak jehuʔ israelʔe ɡunah islettiren nevat oɡlu jarovamʔin ɡunahlarindanʔ bejtelʔde ve danʔda bulunan altin buzaɡilardan ajrilmadi. New-Testament-Matthew-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak gece yarısı, ‘İşte! güvey geliyor! Onu karşılamaya çıkın!’ diyen bir bağrış oldu.|ant͡ʃak ɡet͡ʃe jarisiʔ ‘iste! ɡuvej ɡelijor! onu karsilamaja t͡ʃikin!’ dijen bir baɡris oldu. Old-Testament-Jeremiah-031-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu, onları Mısır diyarından çıkarmak için ellerinden tuttuğum gün atalarıyla yaptığım antlaşmaya benzemiyor. Gerçi ben onlara kocaydım, o antlaşmamı bozdular.\"\" diyor Yahve.\"|\"\"\"buʔ onlari misir dijarindan t͡ʃikarmak it͡ʃin ellerinden tuttuɡum ɡun atalarijla japtiɡim antlasmaja benzemijor. ɡert͡ʃi ben onlara kot͡ʃajdimʔ o antlasmami bozdular.\"\" dijor jahve.\" New-Testament-Acts-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onikiler, öğrencilerden oluşan kalabalığı yanlarına çağırıp, \"\"Tanrı sözünü bırakıp sofralarda hizmet etmemiz uygun olmaz\"\" dediler.\"|\"onikilerʔ oɡrent͡ʃilerden olusan kalabaliɡi janlarina t͡ʃaɡiripʔ \"\"tanri sozunu birakip sofralarda hizmet etmemiz ujɡun olmaz\"\" dediler.\" Old-Testament-Daniel-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzünü krallığının bütün gücüyle gelmeye hazırlayacak ve onunla birlikte adil koşullar olacak. Bunları yerine getirecek. Krallığı yıkmak için ona kadınların kızını verecek, ama kız durmayacak ve onun olmayacak.|juzunu kralliɡinin butun ɡut͡ʃujle ɡelmeje hazirlajat͡ʃak ve onunla birlikte adil kosullar olat͡ʃak. bunlari jerine ɡetiret͡ʃek. kralliɡi jikmak it͡ʃin ona kadinlarin kizini veret͡ʃekʔ ama kiz durmajat͡ʃak ve onun olmajat͡ʃak. New-Testament-Matthew-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendimiz, oğluma merhamet et!” dedi. “Çünkü sarası var ve çok acı çekiyor. Sık sık ateşe ve suya düşüyor.|“efendimizʔ oɡluma merhamet et!” dedi. “t͡ʃunku sarasi var ve t͡ʃok at͡ʃi t͡ʃekijor. sik sik atese ve suja dusujor. Old-Testament-Joshua-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama eğer geri dönerseniz ve bu ulusların geri kalanına, aranızda kalanlara sıkıca bağlanırsanız, onlarla evlilik yaparsanız ve onlara girerseniz, onlar da size;|“ama eɡer ɡeri donerseniz ve bu uluslarin ɡeri kalaninaʔ aranizda kalanlara sikit͡ʃa baɡlanirsanizʔ onlarla evlilik japarsaniz ve onlara ɡirersenizʔ onlar da size; Old-Testament-Leviticus-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Olağan işler yapmayacaksınız. Yahve'ye ateşle yapılan sunu sunacaksınız.'”|olaɡan isler japmajat͡ʃaksiniz. jahveʔje atesle japilan sunu sunat͡ʃaksiniz.ʔ” Old-Testament-Nehemiah-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Geceleyin dereye çıktım ve duvarı inceledim; sonra geri döndüm ve Vadi Kapısı'ndan girip geri döndüm.|ɡet͡ʃelejin dereje t͡ʃiktim ve duvari int͡ʃeledim; sonra ɡeri dondum ve vadi kapisiʔndan ɡirip ɡeri dondum. Old-Testament-Psalms-106-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkına gösterdiğin lütufla beni hatırla, ey Yahve. Kurtarışınla beni ziyaret et,|halkina ɡosterdiɡin lutufla beni hatirlaʔ ej jahve. kurtarisinla beni zijaret etʔ Old-Testament-Isaiah-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalbim çarpıntı içinde. Dehşet beni korkuttu. Arzu ettiğim alacakaranlık benim için titremeye döndü.|kalbim t͡ʃarpinti it͡ʃinde. dehset beni korkuttu. arzu ettiɡim alat͡ʃakaranlik benim it͡ʃin titremeje dondu. New-Testament-Luke-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni ücretli hizmetkârından biri gibi yap’ diyeceğim.”|artik oɡlun olarak anilmaja lajik deɡilim. beni ut͡ʃretli hizmetkarindan biri ɡibi jap’ dijet͡ʃeɡim.” New-Testament-Revelation-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının her oymağından mühürlenenlerin sayısını yüz kırk dört bin olarak duydum.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin her ojmaɡindan muhurlenenlerin sajisini juz kirk dort bin olarak dujdum. Old-Testament-Amos-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi Yahve kendi üzerine ant içti” diyor Ordular Tanrısı Yahve: “Yakov’un gururundan nefret ediyorum, ve kalelerinden tiksiniyorum. Bu yüzden kenti ve içindeki her şeyi teslim edeceğim.|“efendi jahve kendi uzerine ant it͡ʃti” dijor ordular tanrisi jahve “jakov’un ɡururundan nefret edijorumʔ ve kalelerinden tiksinijorum. bu juzden kenti ve it͡ʃindeki her seji teslim edet͡ʃeɡim. New-Testament-Romans-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı’nın bana verdiği lütufla, bazı kısımları yeniden hatırlatmak için size daha cesaretle yazdım.|ama tanri’nin bana verdiɡi lutuflaʔ bazi kisimlari jeniden hatirlatmak it͡ʃin size daha t͡ʃesaretle jazdim. New-Testament-Luke-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak çocukları yoktu. Çünkü Elizabet kısırdı ve ikisinin de yaşı oldukça ilerlemişti.|ant͡ʃak t͡ʃot͡ʃuklari joktu. t͡ʃunku elizabet kisirdi ve ikisinin de jasi oldukt͡ʃa ilerlemisti. Old-Testament-Proverbs-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembel elini tabağa sokar, onu ağzına geri getirmek bile istemez.|tembel elini tabaɡa sokarʔ onu aɡzina ɡeri ɡetirmek bile istemez. New-Testament-1-John-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularım, yalnızca sözle ve dille değil, eylemle ve gerçekle sevelim.|javrularimʔ jalnizt͡ʃa sozle ve dille deɡilʔ ejlemle ve ɡert͡ʃekle sevelim. Old-Testament-Jeremiah-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama ben kesime götürülen uysal bir kuzu gibiydim. Bana karşı düzen kurduklarını bilmiyordum, \"\"Ağacı meyvesiyle birlikte yok edelim, onu yaşayanlar diyarından kesip atalım ki, adı bir daha hatırlanmasın\"\" diyorlardı.\"|\"ama ben kesime ɡoturulen ujsal bir kuzu ɡibijdim. bana karsi duzen kurduklarini bilmijordumʔ \"\"aɡat͡ʃi mejvesijle birlikte jok edelimʔ onu jasajanlar dijarindan kesip atalim kiʔ adi bir daha hatirlanmasin\"\" dijorlardi.\" New-Testament-John-010-039|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu yine yakalamaya çalıştılar. Ama Yeşua onların elinden çıkıp gitti.|o’nu jine jakalamaja t͡ʃalistilar. ama jesua onlarin elinden t͡ʃikip ɡitti. Old-Testament-Jeremiah-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü ben bu kente iyilik için değil, kötülük için yüzümü çevirdim.\"\" diyor Yahve. \"\"Babil Kralı'nın eline verilecek ve onu ateşle yakacak.'\"\"\"\"\"|\"t͡ʃunku ben bu kente ijilik it͡ʃin deɡilʔ kotuluk it͡ʃin juzumu t͡ʃevirdim.\"\" dijor jahve. \"\"babil kraliʔnin eline verilet͡ʃek ve onu atesle jakat͡ʃak.ʔ\"\"\"\"\" Old-Testament-Exodus-037-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sandığı taşımak için sırıkları sandığın yanlarındaki halkalara yerleştirdi.|sandiɡi tasimak it͡ʃin siriklari sandiɡin janlarindaki halkalara jerlestirdi. Old-Testament-Deuteronomy-004-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan çıktıklarında Moşe'nin İsrael'in çocuklarına söylediği tanıklıklar, kurallar ve ilkeler bunlardır;|misirʔdan t͡ʃiktiklarinda moseʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojlediɡi tanikliklarʔ kurallar ve ilkeler bunlardir; Old-Testament-Psalms-057-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyan, ey görkemim! Uyan, ey ut ve arp! Şafağı ben uyandırayım.|ujanʔ ej ɡorkemim! ujanʔ ej ut ve arp! safaɡi ben ujandirajim. New-Testament-John-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğilip içeri baktığında keten bezlerin yerde serili olduğunu gördü ama içeri girmedi.|eɡilip it͡ʃeri baktiɡinda keten bezlerin jerde serili olduɡunu ɡordu ama it͡ʃeri ɡirmedi. New-Testament-Matthew-010-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kim beni insanların önünde inkâr ederse, ben de onu gökteki Babam’ın önünde inkâr edeceğim.”|ama kim beni insanlarin onunde inkar ederseʔ ben de onu ɡokteki babam’in onunde inkar edet͡ʃeɡim.” New-Testament-Matthew-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua on iki öğrencisini yanına çağırıp onlara kirli ruhlar üzerinde yetki verdi. Onlar kirli ruhları kovacak, her hastalığı, her illeti iyileştirecekti.|jesua on iki oɡrent͡ʃisini janina t͡ʃaɡirip onlara kirli ruhlar uzerinde jetki verdi. onlar kirli ruhlari kovat͡ʃakʔ her hastaliɡiʔ her illeti ijilestiret͡ʃekti. Old-Testament-2-Chronicles-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Birlikte büyüyen gençler ona şöyle dediler: “Sana, ‘Baban boyunduruğumuzu ağırlaştırdı, ama bizim için hafiflet’ diyen halka şöyle diyeceksin: ‘Benim küçük parmağım babamın belinden daha kalındır.|birlikte bujujen ɡent͡ʃler ona sojle dediler “sanaʔ ‘baban bojunduruɡumuzu aɡirlastirdiʔ ama bizim it͡ʃin hafiflet’ dijen halka sojle dijet͡ʃeksin ‘benim kut͡ʃuk parmaɡim babamin belinden daha kalindir. Old-Testament-Leviticus-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron Yahve'ye kura düşen tekeyi sunacak ve onu günah sunusu olarak sunacak.|aron jahveʔje kura dusen tekeji sunat͡ʃak ve onu ɡunah sunusu olarak sunat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir adama nişanlı, el değmemiş genç bir kız varsa, bir adam da onu kentte bulup onunla yatarsa,|eɡer bir adama nisanliʔ el deɡmemis ɡent͡ʃ bir kiz varsaʔ bir adam da onu kentte bulup onunla jatarsaʔ Old-Testament-Joshua-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu Şilo'da Yahve'nin önünde onlar için kura çekti. Orada Yeşu ülkeyi İsrael'in çocuklarına paylarına göre bölüştürdü.|jesu siloʔda jahveʔnin onunde onlar it͡ʃin kura t͡ʃekti. orada jesu ulkeji israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina pajlarina ɡore bolusturdu. Old-Testament-1-Samuel-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler İsrael'e karşı savaştı; ve İsraelliler Filistliler'in önünden kaçtılar ve Gilboa Dağı'nda öldürülüp düştüler.|filistliler israelʔe karsi savasti; ve israelliler filistlilerʔin onunden kat͡ʃtilar ve ɡilboa daɡiʔnda oldurulup dustuler. New-Testament-Colossians-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Haksızlık eden ettiği haksızlığın karşılığını yine alacaktır, hiçbir ayrım olmayacaktır.|haksizlik eden ettiɡi haksizliɡin karsiliɡini jine alat͡ʃaktirʔ hit͡ʃbir ajrim olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-106-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yer yarıldı ve Datan'ı yuttu, Aviram'ın yandaşlarını örttü.|jer jarildi ve datanʔi juttuʔ aviramʔin jandaslarini orttu. New-Testament-Matthew-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün bize günlük ekmeğimizi ver.|buɡun bize ɡunluk ekmeɡimizi ver. Old-Testament-Job-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayat öğle vaktinden daha berrak olacak. Karanlık olsa bile, sabah gibi olacak.|hajat oɡle vaktinden daha berrak olat͡ʃak. karanlik olsa bileʔ sabah ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-029-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğer kuzuyu akşam üstü sunacaksın ve hoş koku, Yahve'ye ateşle yakmalık sunu olarak ona, sabahın ekmek sunusu gibi, dökülen sunu gibi yapacaksın.|diɡer kuzuju aksam ustu sunat͡ʃaksin ve hos kokuʔ jahveʔje atesle jakmalik sunu olarak onaʔ sabahin ekmek sunusu ɡibiʔ dokulen sunu ɡibi japat͡ʃaksin. New-Testament-Acts-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama öğrenciler çevresinde toplanınca, Pavlus ayağa kalkıp kente girdi. Ertesi gün Barnabas’la birlikte Derbe’ye çıktı.|ama oɡrent͡ʃiler t͡ʃevresinde toplanint͡ʃaʔ pavlus ajaɡa kalkip kente ɡirdi. ertesi ɡun barnabas’la birlikte derbe’je t͡ʃikti. Old-Testament-Genesis-044-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendim hizmetkârlarına sorup demişti: ‘Babanız ya da erkek kardeşiniz var mı?’ diye.|efendim hizmetkarlarina sorup demisti ‘babaniz ja da erkek kardesiniz var mi?’ dije. New-Testament-Acts-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların da umduğu gibi, hem doğruların, hem doğru olmayanların ölümden dirileceğine dair Tanrı’ya umut bağladım.|onlarin da umduɡu ɡibiʔ hem doɡrularinʔ hem doɡru olmajanlarin olumden dirilet͡ʃeɡine dair tanri’ja umut baɡladim. Old-Testament-Joshua-021-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Heşbon'u otlaklarıyla, Yazer'i otlaklarıyla: Toplam dört kent.|hesbonʔu otlaklarijlaʔ jazerʔi otlaklarijla toplam dort kent. Old-Testament-Nahum-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay haline kanlı kent! Her yanı yalan ve soygunla dolu, ganimetin sonu yok.|vaj haline kanli kent! her jani jalan ve sojɡunla doluʔ ɡanimetin sonu jok. Old-Testament-Genesis-039-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Zindan müdürü onun elinde olan hiçbir şeye bakmazdı. Çünkü Yahve onunla birlikteydi ve yaptığı işte Yahve onu başarılı kıldı.|zindan muduru onun elinde olan hit͡ʃbir seje bakmazdi. t͡ʃunku jahve onunla birliktejdi ve japtiɡi iste jahve onu basarili kildi. Old-Testament-Daniel-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer düşü ve yorumunu gösterirseniz, benden armağanlar, ödüller ve büyük onur alacaksınız. Bu yüzden düşü ve yorumunu bana gösterin.\"\"\"|\"ama eɡer dusu ve jorumunu ɡosterirsenizʔ benden armaɡanlarʔ oduller ve bujuk onur alat͡ʃaksiniz. bu juzden dusu ve jorumunu bana ɡosterin.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncü ayın dokuzuncu gününde, kentte kıtlık öyle şiddetliydi ki, ülke halkı için ekmek yoktu.|dordunt͡ʃu ajin dokuzunt͡ʃu ɡunundeʔ kentte kitlik ojle siddetlijdi kiʔ ulke halki it͡ʃin ekmek joktu. Old-Testament-Genesis-031-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan, “Bu yığın bugün seninle benim aramızda tanıktır” dedi. Bu nedenle oraya Galed adı verildi.|lavanʔ “bu jiɡin buɡun seninle benim aramizda taniktir” dedi. bu nedenle oraja ɡaled adi verildi. Old-Testament-2-Chronicles-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa ve onunla birlikte olan halk onları Gerar'a kadar kovaladı. Etiyopyalılar'ın çoğu düştü, kendilerini kurtaramadılar; çünkü Yahve'nin ve ordusunun önünde yok oldular. Yahuda ordusu çok ganimet götürdü.|asa ve onunla birlikte olan halk onlari ɡerarʔa kadar kovaladi. etijopjalilarʔin t͡ʃoɡu dustuʔ kendilerini kurtaramadilar; t͡ʃunku jahveʔnin ve ordusunun onunde jok oldular. jahuda ordusu t͡ʃok ɡanimet ɡoturdu. Old-Testament-Psalms-126-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağlayarak ekilecek tohumu taşıyıp dışarı çıkan, elbette sevinçle demetleri taşıyarak geri gelecektir.|aɡlajarak ekilet͡ʃek tohumu tasijip disari t͡ʃikanʔ elbette sevint͡ʃle demetleri tasijarak ɡeri ɡelet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-138-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve beni endişelendiren şeyi tamam eder. Sevgi dolu iyiliğin sonsuza dek sürer, ey Yahve. Kendi ellerinin işlerini bırakma.|jahve beni endiselendiren seji tamam eder. sevɡi dolu ijiliɡin sonsuza dek surerʔ ej jahve. kendi ellerinin islerini birakma. Old-Testament-Judges-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Şimşon, babası ve annesiyle birlikte Timna'ya inip Timna'nın bağlarına geldi; ve işte, genç bir aslan ona kükredi.|bunun uzerine simsonʔ babasi ve annesijle birlikte timnaʔja inip timnaʔnin baɡlarina ɡeldi; ve isteʔ ɡent͡ʃ bir aslan ona kukredi. Old-Testament-Nehemiah-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Levililer bütün halkı yatıştırarak, “Susun, çünkü bugün kutsaldır. Kederlenmeyin.” dediler.|bunun uzerine levililer butun halki jatistirarakʔ “susunʔ t͡ʃunku buɡun kutsaldir. kederlenmejin.” dediler. Old-Testament-Ezekiel-041-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınağın ve Kutsal Yer'in iki kapısı vardı.|tapinaɡin ve kutsal jerʔin iki kapisi vardi. New-Testament-John-001-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Sana, ‘Seni incir ağacının altında gördüm’ dediğim için mi inanıyorsun? Bunlardan daha büyük şeyler göreceksin!” dedi.|jesua onaʔ “sanaʔ ‘seni int͡ʃir aɡat͡ʃinin altinda ɡordum’ dediɡim it͡ʃin mi inanijorsun? bunlardan daha bujuk sejler ɡoret͡ʃeksin!” dedi. New-Testament-Revelation-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlarında kral olarak dipsiz derinliklerin meleği vardı. İbranicedeki adı “Avaddon”, Grekçe adıysa “Apolyon” dur.|baslarinda kral olarak dipsiz derinliklerin meleɡi vardi. ibranit͡ʃedeki adi “avaddon”ʔ ɡrekt͡ʃe adijsa “apoljon” dur. Old-Testament-Leviticus-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Akıntısı olan birinin bedenine dokunan kişi giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔakintisi olan birinin bedenine dokunan kisi ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" New-Testament-Mark-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua şöyle dedi: “İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır.|jesua sojle dedi “insani kirletenʔ insanin it͡ʃinden t͡ʃikandir. Old-Testament-Isaiah-037-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya Yahve'ye şöyle dua etti:|hizkija jahveʔje sojle dua etti New-Testament-John-008-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler, “Sen henüz elli yaşında bile değilsin! Avraham’ı da mı gördün?” dediler.|bunun uzerine jahudilerʔ “sen henuz elli jasinda bile deɡilsin! avraham’i da mi ɡordun?” dediler. Old-Testament-Isaiah-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Suriye, Efraim ve Remalya oğlu, şöyle diyerek sana karşı kötülük tasarladılar,|t͡ʃunku surijeʔ efraim ve remalja oɡluʔ sojle dijerek sana karsi kotuluk tasarladilarʔ New-Testament-Luke-014-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne toprağa, ne de gübre yığınına uygundur. Dışarı atılır. İşitecek kulakları olan işitsin.”|ne topraɡaʔ ne de ɡubre jiɡinina ujɡundur. disari atilir. isitet͡ʃek kulaklari olan isitsin.” Old-Testament-2-Samuel-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aravna, David'e, \"\"Efendim kral alsın ve kendisine iyi gelene göre sunsun. İşte, yakmalık sunu için sığırlar, odun için de harman dövenleri ve öküz boyundurukları.\"|\"aravnaʔ davidʔeʔ \"\"efendim kral alsin ve kendisine iji ɡelene ɡore sunsun. isteʔ jakmalik sunu it͡ʃin siɡirlarʔ odun it͡ʃin de harman dovenleri ve okuz bojunduruklari.\" New-Testament-John-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya’dan geçmesi gerekiyordu.|samarija’dan ɡet͡ʃmesi ɡerekijordu. Old-Testament-1-Chronicles-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Otuzlar'ın yiğidi ve Otuzlar'ın başında olan Benaya budur. Onun bölüğünde oğlu Ammizavad vardı.|otuzlarʔin jiɡidi ve otuzlarʔin basinda olan benaja budur. onun boluɡunde oɡlu ammizavad vardi. Old-Testament-2-Samuel-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de onun yanında durup onu öldürdüm, çünkü düştükten sonra yaşayamayacağından emindim. Başındaki tacı ve kolundaki bileziği alıp onları buraya, efendime getirdim.”|ben de onun janinda durup onu oldurdumʔ t͡ʃunku dustukten sonra jasajamajat͡ʃaɡindan emindim. basindaki tat͡ʃi ve kolundaki bileziɡi alip onlari burajaʔ efendime ɡetirdim.” Old-Testament-2-Samuel-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O benim adıma bir konut yapacak, ben de onun krallığının tahtını sonsuza dek sürdüreceğim.|o benim adima bir konut japat͡ʃakʔ ben de onun kralliɡinin tahtini sonsuza dek surduret͡ʃeɡim. Old-Testament-Exodus-029-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sunakta sunacağınız budur: Devamlı olarak bir yaşında iki kuzu.\"|\"\"\"sunakta sunat͡ʃaɡiniz budur devamli olarak bir jasinda iki kuzu.\" New-Testament-Mark-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamın yanında tek biri, sevgili oğlu vardı. ‘Oğluma sayarlar’ deyip en son onu gönderdi.|adamin janinda tek biriʔ sevɡili oɡlu vardi. ‘oɡluma sajarlar’ dejip en son onu ɡonderdi. Old-Testament-Nehemiah-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoyakim'in günlerinde atalar evlerinin başları olan kâhinler vardı: Seraya'dan Meraya; Yeremya'dan Hananya;|jojakimʔin ɡunlerinde atalar evlerinin baslari olan kahinler vardi serajaʔdan meraja; jeremjaʔdan hananja; Old-Testament-Proverbs-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu bilgelik bulan adama, anlayış kazanan insana.|ne mutlu bilɡelik bulan adamaʔ anlajis kazanan insana. Old-Testament-Exodus-026-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Perdeyi kopçaların altına asacaksın ve Antlaşma Sandığı'nı perdenin içine, oraya getireceksin. Perde sizin için Kutsal Yeri En Kutsal Yer'den ayıracaktır.|perdeji kopt͡ʃalarin altina asat͡ʃaksin ve antlasma sandiɡiʔni perdenin it͡ʃineʔ oraja ɡetiret͡ʃeksin. perde sizin it͡ʃin kutsal jeri en kutsal jerʔden ajirat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sana sığınanların hepsi sevinsinler. Her zaman sevinç çığlıkları atsınlar, çünkü onları savunan sensin. Adını sevenler de sende sevinçle coşsunlar.|ama sana siɡinanlarin hepsi sevinsinler. her zaman sevint͡ʃ t͡ʃiɡliklari atsinlarʔ t͡ʃunku onlari savunan sensin. adini sevenler de sende sevint͡ʃle t͡ʃossunlar. Old-Testament-Exodus-036-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Akasya ağacından konutun bir tarafındaki çerçeveler için beş kiriş,|akasja aɡat͡ʃindan konutun bir tarafindaki t͡ʃert͡ʃeveler it͡ʃin bes kirisʔ Old-Testament-2-Samuel-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra kentten bilge bir kadın bağırdı: \"\"Dinleyin, dinleyin! Lütfen Yoav'a söyleyin, 'Yaklaşın da, onunla konuşayım.'\"\"\"|\"sonra kentten bilɡe bir kadin baɡirdi \"\"dinlejinʔ dinlejin! lutfen joavʔa sojlejinʔ ʔjaklasin daʔ onunla konusajim.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Kings-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kargalar ona sabahları ekmek ve et, akşamları ekmek ve et getiriyorlardı; o da dereden içiyordu.|karɡalar ona sabahlari ekmek ve etʔ aksamlari ekmek ve et ɡetirijorlardi; o da dereden it͡ʃijordu. New-Testament-Romans-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yaratılış, boşunalığa tabi kılındı. Bu yaratılışın kendi isteğiyle değil, onu boşunalığa tabi kıldırandan dolayı oldu.|t͡ʃunku jaratilisʔ bosunaliɡa tabi kilindi. bu jaratilisin kendi isteɡijle deɡilʔ onu bosunaliɡa tabi kildirandan dolaji oldu. Old-Testament-Obadiah-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü siz kutsal dağımın üzerinde nasıl içtinizse, bütün uluslar da durmadan öyle içecek. Evet, içip yutacaklar ve sanki hiç olmamış gibi olacaklar.|t͡ʃunku siz kutsal daɡimin uzerinde nasil it͡ʃtinizseʔ butun uluslar da durmadan ojle it͡ʃet͡ʃek. evetʔ it͡ʃip jutat͡ʃaklar ve sanki hit͡ʃ olmamis ɡibi olat͡ʃaklar. Old-Testament-Jeremiah-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun haberini duyduk. Ellerimizin gücü kalmadı. Doğum ağrısı çeken bir kadının sancıları gibi, sıkıntı bizi yakaladı.|onun haberini dujduk. ellerimizin ɡut͡ʃu kalmadi. doɡum aɡrisi t͡ʃeken bir kadinin sant͡ʃilari ɡibiʔ sikinti bizi jakaladi. New-Testament-Luke-006-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer geri almayı umduğunuz kişilere ödünç verirseniz, bu size ne kazandırır? Günahkârlar bile geri almayı umarak günahkârlara ödünç verirler.|eɡer ɡeri almaji umduɡunuz kisilere odunt͡ʃ verirsenizʔ bu size ne kazandirir? ɡunahkarlar bile ɡeri almaji umarak ɡunahkarlara odunt͡ʃ verirler. New-Testament-1-Corinthians-015-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi: “İlk insan Adem yaşayan bir can oldu.” Son Adem yaşam veren ruh oldu.|jazilmis olduɡu ɡibi “ilk insan adem jasajan bir t͡ʃan oldu.” son adem jasam veren ruh oldu. Old-Testament-2-Samuel-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadadezer'in hizmetkârı olan bütün krallar İsrael'in önünde yenildiklerini görünce İsrael'le barış yaptılar ve onlara hizmet ettiler. Böylece Suriyeliler Ammon'un çocuklarına yardım etmekten korktular.|hadadezerʔin hizmetkari olan butun krallar israelʔin onunde jenildiklerini ɡorunt͡ʃe israelʔle baris japtilar ve onlara hizmet ettiler. bojlet͡ʃe surijeliler ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina jardim etmekten korktular. New-Testament-Titus-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde yaşlı kadınlar davranışlarında saygın olsunlar. İftiracı, şaraba tutsak olmayıp iyilik öğretmenleri olsunlar.|ajni sekilde jasli kadinlar davranislarinda sajɡin olsunlar. iftirat͡ʃiʔ saraba tutsak olmajip ijilik oɡretmenleri olsunlar. Old-Testament-Exodus-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıkları akasya ağacından yapıp altınla kaplayacaksın.|siriklari akasja aɡat͡ʃindan japip altinla kaplajat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-057-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Adımlarıma ağ kurdular. Canım çöktü. Önüme çukur kazdılar. İçine kendileri düştüler. Selah.|adimlarima aɡ kurdular. t͡ʃanim t͡ʃoktu. onume t͡ʃukur kazdilar. it͡ʃine kendileri dustuler. selah. New-Testament-Acts-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eski kuşaklardan beri Moşe’nin sözleri her kentte, her Şabat'da okunmakta ve duyurulmaktadır.”|t͡ʃunku eski kusaklardan beri mose’nin sozleri her kentteʔ her sabatʔda okunmakta ve dujurulmaktadir.” Old-Testament-Genesis-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan böyle işlediğin toprak gücünü sana vermeyecek. Yeryüzünde kaçak ve göçebe olacaksın.” dedi.|bundan bojle islediɡin toprak ɡut͡ʃunu sana vermejet͡ʃek. jerjuzunde kat͡ʃak ve ɡot͡ʃebe olat͡ʃaksin.” dedi. New-Testament-Ephesians-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Tanrı şöyle diyor: “Yücelere çıktığında, esareti esir aldı, ve insanlara armağanlar verdi.”|bu nedenle tanri sojle dijor “jut͡ʃelere t͡ʃiktiɡindaʔ esareti esir aldiʔ ve insanlara armaɡanlar verdi.” New-Testament-1-Timothy-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, kadınlar da örgülü saçlarla, altınlarla, incilerle ya da pahalı giysilerle değil, edepli, sade ve ölçülü giysilerle,|ajni sekildeʔ kadinlar da orɡulu sat͡ʃlarlaʔ altinlarlaʔ int͡ʃilerle ja da pahali ɡijsilerle deɡilʔ edepliʔ sade ve olt͡ʃulu ɡijsilerleʔ New-Testament-Hebrews-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İman sayesinde, Sarah bile hamile kalmak için güç buldu. Vaat edeni sadık saydığından ileri yaşına rağmen bir çocuk dünyaya getirdi.|iman sajesindeʔ sarah bile hamile kalmak it͡ʃin ɡut͡ʃ buldu. vaat edeni sadik sajdiɡindan ileri jasina raɡmen bir t͡ʃot͡ʃuk dunjaja ɡetirdi. Old-Testament-Psalms-096-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Adından ötürü yüceliği Yahve’ye verin. Sunu getirip avlularına girin.|adindan oturu jut͡ʃeliɡi jahve’je verin. sunu ɡetirip avlularina ɡirin. Old-Testament-Proverbs-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana yaşam veren babanın sözünü dinle, yaşlandığı zaman anneni küçümseme.|sana jasam veren babanin sozunu dinleʔ jaslandiɡi zaman anneni kut͡ʃumseme. New-Testament-Acts-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Perge’den geçerek Pisidya Antakyası’na geldiler. Şabat Günü havraya girip oturdular.|onlar perɡe’den ɡet͡ʃerek pisidja antakjasi’na ɡeldiler. sabat ɡunu havraja ɡirip oturdular. Old-Testament-Leviticus-025-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan ne faiz ne de kâr alın; tersine Tanrınız'dan korkun ki, kardeşiniz aranızda yaşasın.|ondan ne faiz ne de kar alin; tersine tanrinizʔdan korkun kiʔ kardesiniz aranizda jasasin. Old-Testament-1-Kings-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Givon'da kendisine göründüğü gibi, Solomon'a ikinci kez göründü.|jahveʔ ɡivonʔda kendisine ɡorunduɡu ɡibiʔ solomonʔa ikint͡ʃi kez ɡorundu. Old-Testament-Psalms-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Adımlarım senin yollarını sımsıkı tuttu. Ayaklarım kaymadı.|adimlarim senin jollarini simsiki tuttu. ajaklarim kajmadi. Old-Testament-Ezekiel-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşlemeli giysilerini aldın, üzerlerine örttün, yağımı ve buhurumu onların önlerine koydun.|islemeli ɡijsilerini aldinʔ uzerlerine orttunʔ jaɡimi ve buhurumu onlarin onlerine kojdun. Old-Testament-Jeremiah-037-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve Yeremya Kral Sidkiya'ya, \"\"Sana, hizmetkârlarına ya da bu halka karşı nasıl günah işledim ki, beni hapse attın?\"\" dedi.\"|\"ve jeremja kral sidkijaʔjaʔ \"\"sanaʔ hizmetkarlarina ja da bu halka karsi nasil ɡunah isledim kiʔ beni hapse attin?\"\" dedi.\" Old-Testament-Zechariah-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor, 'Uyan, ey kılıç! Çobanıma ve yakınıma karşı uyan. Çobanı vur da, koyunlar dağılsın. Ben de elimi küçüklere karşı döndüreceğim.|ordular jahvesi sojle dijorʔ ʔujanʔ ej kilit͡ʃ! t͡ʃobanima ve jakinima karsi ujan. t͡ʃobani vur daʔ kojunlar daɡilsin. ben de elimi kut͡ʃuklere karsi donduret͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimdir o Yücelik Kralı? Yahve’dir O, güçlü ve kudretli, Yahve savaşta kudretlidir.|kimdir o jut͡ʃelik krali? jahve’dir oʔ ɡut͡ʃlu ve kudretliʔ jahve savasta kudretlidir. Old-Testament-Proverbs-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sarhoşlar ve oburlar yoksullaşır, uyuşukluk onlara paçavra giydirir.|t͡ʃunku sarhoslar ve oburlar joksullasirʔ ujusukluk onlara pat͡ʃavra ɡijdirir. Old-Testament-Hosea-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'yi tanıyalım. Yahve'yi tanımak için ilerleyelim. Güneşin kesin doğuşu gibi, Yahve de görünecektir. Yağmur gibi, toprağı sulayan ilkbahar yağmuru gibi bize gelecektir.”|jahveʔji tanijalim. jahveʔji tanimak it͡ʃin ilerlejelim. ɡunesin kesin doɡusu ɡibiʔ jahve de ɡorunet͡ʃektir. jaɡmur ɡibiʔ topraɡi sulajan ilkbahar jaɡmuru ɡibi bize ɡelet͡ʃektir.” New-Testament-1-Corinthians-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kimse insanlarla övünmesin. Çünkü her şey sizindir,|bu nedenle kimse insanlarla ovunmesin. t͡ʃunku her sej sizindirʔ Old-Testament-Psalms-035-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolları karanlık ve kaygan olsun, Yahve'nin meleği onların peşlerine düşsün.|jollari karanlik ve kajɡan olsunʔ jahveʔnin meleɡi onlarin peslerine dussun. Old-Testament-Song-of-Songs-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Geceleyin yatağımın üzerinde, onu, canımın sevdiğini aradım. Aradım, ama onu bulamadım.|ɡet͡ʃelejin jataɡimin uzerindeʔ onuʔ t͡ʃanimin sevdiɡini aradim. aradimʔ ama onu bulamadim. Old-Testament-Jeremiah-031-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, İsrael evini Yahuda evini insan tohumuyla ve hayvan tohumuyla ekeceğim günler geliyor” diyor Yahve.|“isteʔ israel evini jahuda evini insan tohumujla ve hajvan tohumujla eket͡ʃeɡim ɡunler ɡelijor” dijor jahve. Old-Testament-Isaiah-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzaklardan uluslara bir sancak kaldıracak, yeryüzünün öbür ucundan onlar için ıslık çalacak. İşte, hızla ve çabucak gelecekler.|uzaklardan uluslara bir sant͡ʃak kaldirat͡ʃakʔ jerjuzunun obur ut͡ʃundan onlar it͡ʃin islik t͡ʃalat͡ʃak. isteʔ hizla ve t͡ʃabut͡ʃak ɡelet͡ʃekler. Old-Testament-Isaiah-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yöneticilerinizin tümü birlikte kaçtı. Okçular tarafından bağlandılar. Sende bulunanların hepsi birbirine bağlanmıştı. Çok uzaklara kaçtılar.|jonetit͡ʃilerinizin tumu birlikte kat͡ʃti. okt͡ʃular tarafindan baɡlandilar. sende bulunanlarin hepsi birbirine baɡlanmisti. t͡ʃok uzaklara kat͡ʃtilar. Old-Testament-Numbers-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'la konuşup şöyle dedi:|jahve mose ve aronʔla konusup sojle dedi Old-Testament-1-Kings-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen ya da çocukların beni izlemekten döner, önünüze koyduğum buyruklarımı ve kurallarımı tutmaz, gidip başka ilâhlara kulluk eder ve onlara taparsanız,|ama sen ja da t͡ʃot͡ʃuklarin beni izlemekten donerʔ onunuze kojduɡum bujruklarimi ve kurallarimi tutmazʔ ɡidip baska ilahlara kulluk eder ve onlara taparsanizʔ Old-Testament-Psalms-106-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarını uluslar arasında düşürmeye, onları ülkelere dağıtmaya onlara ant içti.|sojlarini uluslar arasinda dusurmejeʔ onlari ulkelere daɡitmaja onlara ant it͡ʃti. Old-Testament-Judges-001-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Amorlular, Dan'ın çocuklarını dağlık bölgeye zorladılar; çünkü onların vadiye inmelerine izin vermiyorlardı;|amorlularʔ danʔin t͡ʃot͡ʃuklarini daɡlik bolɡeje zorladilar; t͡ʃunku onlarin vadije inmelerine izin vermijorlardi; Old-Testament-Joshua-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gilgal'daki ordugâhtaki Yeşu'nun yanına gidip ona ve İsrael adamlarına şöyle dediler: \"\"Uzak bir diyardan geldik. Şimdi bizimle bir antlaşma yapın.”\"|\"ɡilɡalʔdaki orduɡahtaki jesuʔnun janina ɡidip ona ve israel adamlarina sojle dediler \"\"uzak bir dijardan ɡeldik. simdi bizimle bir antlasma japin.”\" Old-Testament-1-Chronicles-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Malkiya'nın oğlu, Paşhur'un oğlu, Yeroham'ın oğlu Adaya, ve İmmer'in oğlu, Meşillemit'in oğlu, Meşullam'ın oğlu, Yahzera'nın oğlu, Adiel'in oğlu Maasay;|ve malkijaʔnin oɡluʔ pashurʔun oɡluʔ jerohamʔin oɡlu adajaʔ ve immerʔin oɡluʔ mesillemitʔin oɡluʔ mesullamʔin oɡluʔ jahzeraʔnin oɡluʔ adielʔin oɡlu maasaj; Old-Testament-Deuteronomy-034-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali'nin tamamını, Efraim ve Manaşşe diyarını, Batı Denizi'ne kadar tüm Yahuda ülkesini,|naftaliʔnin tamaminiʔ efraim ve manasse dijariniʔ bati deniziʔne kadar tum jahuda ulkesiniʔ New-Testament-Acts-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisine hizmet edenlerden ikisini, Timoteos ve Erastus’u Makedonya’ya gönderdikten sonra kendisi bir süre daha Asya İli’nde kaldı.|kendisine hizmet edenlerden ikisiniʔ timoteos ve erastus’u makedonja’ja ɡonderdikten sonra kendisi bir sure daha asja ili’nde kaldi. New-Testament-Acts-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sezariye’de İtalyan taburunda Kornelius adında bir yüzbaşı vardı.|sezarije’de italjan taburunda kornelius adinda bir juzbasi vardi. Old-Testament-1-Chronicles-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Gilad ülkesinde hayvanları çoğaldığı için, Fırat Irmağı'ndan çölün girişine kadar doğuda yaşadı.|ve ɡilad ulkesinde hajvanlari t͡ʃoɡaldiɡi it͡ʃinʔ firat irmaɡiʔndan t͡ʃolun ɡirisine kadar doɡuda jasadi. New-Testament-2-Corinthians-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü göksel meskenimizi giyinmeyi özleyerek gerçekten inliyoruz.|t͡ʃunku ɡoksel meskenimizi ɡijinmeji ozlejerek ɡert͡ʃekten inlijoruz. New-Testament-Romans-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, Müjde'me ve duyurduğum Yeşua Mesih’in sözüne göre, uzun çağlar boyunca saklı tutulan sırrı açıklayan vahyi uyarınca sizi pekiştirecek güçtedir.|tanriʔ muʒdeʔme ve dujurduɡum jesua mesih’in sozune ɡoreʔ uzun t͡ʃaɡlar bojunt͡ʃa sakli tutulan sirri at͡ʃiklajan vahji ujarint͡ʃa sizi pekistiret͡ʃek ɡut͡ʃtedir. Old-Testament-2-Chronicles-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'den yüz talant gümüş karşılığında yüz bin cesur yiğit de tuttu.|israelʔden juz talant ɡumus karsiliɡinda juz bin t͡ʃesur jiɡit de tuttu. Old-Testament-Jeremiah-051-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi kendi üzerine ant içip şöyle dedi: 'Mutlaka seni çekirgelerle doldurur gibi insanlarla dolduracağım, sana karşı seslerini yükseltecekler.|ordular jahvesi kendi uzerine ant it͡ʃip sojle dedi ʔmutlaka seni t͡ʃekirɡelerle doldurur ɡibi insanlarla doldurat͡ʃaɡimʔ sana karsi seslerini jukseltet͡ʃekler. Old-Testament-Joshua-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar Yahve'ye feryat edince, Yahve sizinle Mısırlılar arasına karanlık koydu, onların üzerine denizi getirip onları örttü; Mısır'da yaptığım şeyi gözleriniz gördü. Çok günler çölde yaşadınız.'\"\"\"|\"onlar jahveʔje ferjat edint͡ʃeʔ jahve sizinle misirlilar arasina karanlik kojduʔ onlarin uzerine denizi ɡetirip onlari orttu; misirʔda japtiɡim seji ɡozleriniz ɡordu. t͡ʃok ɡunler t͡ʃolde jasadiniz.ʔ\"\"\" New-Testament-Ephesians-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, yalnız insanlar size bakarken göze girmek için değil, Mesih’in hizmetkârları olarak Tanrı’nın isteğini yürekten yerine getirin.|bunuʔ jalniz insanlar size bakarken ɡoze ɡirmek it͡ʃin deɡilʔ mesih’in hizmetkarlari olarak tanri’nin isteɡini jurekten jerine ɡetirin. Old-Testament-Proverbs-030-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yeryüzü üç şey yüzünden sarsılır, dört şeyin altında dayanamaz:\"|\"\"\"jerjuzu ut͡ʃ sej juzunden sarsilirʔ dort sejin altinda dajanamaz\" New-Testament-Revelation-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünde büyük şaşkınlık verici başka bir belirti gördüm: Son yedi belayı taşıyan yedi melekti. Çünkü Tanrı’nın gazabı onlarla sona eriyordu.|ɡokjuzunde bujuk saskinlik verit͡ʃi baska bir belirti ɡordum son jedi belaji tasijan jedi melekti. t͡ʃunku tanri’nin ɡazabi onlarla sona erijordu. New-Testament-1-Thessalonians-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepiniz ışığın çocukları, gündüzün çocuklarısınız. Geceye ya da karanlığa ait değiliz.|hepiniz isiɡin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ɡunduzun t͡ʃot͡ʃuklarisiniz. ɡet͡ʃeje ja da karanliɡa ait deɡiliz. Old-Testament-Genesis-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü ırmağın adı Dicle'dir. Aşur'un önünden akan budur. Dördüncü ırmak Fırat'tır.|ut͡ʃunt͡ʃu irmaɡin adi dit͡ʃleʔdir. asurʔun onunden akan budur. dordunt͡ʃu irmak firatʔtir. Old-Testament-1-Samuel-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel kalktı ve Gilgal’dan Benyamin’in Givası'na gitti. Saul, beraberindeki adamları saydı, yaklaşık altı yüz kişiydiler.|samuel kalkti ve ɡilɡal’dan benjamin’in ɡivasiʔna ɡitti. saulʔ beraberindeki adamlari sajdiʔ jaklasik alti juz kisijdiler. Old-Testament-Deuteronomy-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Levili, seninle hiçbir payı ve mirası olmadığı için, aranda yaşayan yabancı, yetim ve kapılarında olan dul kadın da gelip yiyecek ve doyacaklar; öyle ki, Tanrın Yahve elinin her işinde seni kutsasın.|leviliʔ seninle hit͡ʃbir paji ve mirasi olmadiɡi it͡ʃinʔ aranda jasajan jabant͡ʃiʔ jetim ve kapilarinda olan dul kadin da ɡelip jijet͡ʃek ve dojat͡ʃaklar; ojle kiʔ tanrin jahve elinin her isinde seni kutsasin. Old-Testament-1-Chronicles-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk kura Asaf'a, Yosef'e çıktı; ikincisi Gedalya'ya, kendisi ve kardeşleriyle oğulları on iki;|ilk kura asafʔaʔ josefʔe t͡ʃikti; ikint͡ʃisi ɡedaljaʔjaʔ kendisi ve kardeslerijle oɡullari on iki; Old-Testament-Ezekiel-038-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Hazır ol, evet, sen ve yanına toplanmış olan bütün birliklerin kendinizi hazırlayın, ve onlara muhafız ol.|“‘“hazir olʔ evetʔ sen ve janina toplanmis olan butun birliklerin kendinizi hazirlajinʔ ve onlara muhafiz ol. Old-Testament-Psalms-055-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerime korku ve titreme geldi. Dehşet içimi sardı.|uzerime korku ve titreme ɡeldi. dehset it͡ʃimi sardi. Old-Testament-Deuteronomy-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve güçlü eliyle, uzanmış koluyla, büyük dehşetle, belirtilerle ve harikalarla bizi Mısır'dan çıkardı;|jahve ɡut͡ʃlu elijleʔ uzanmis kolujlaʔ bujuk dehsetleʔ belirtilerle ve harikalarla bizi misirʔdan t͡ʃikardi; Old-Testament-Joshua-019-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır batıya doğru, Aznot Tabor'a dönüyor, oradan da Hukkok'a çıkıyordu. Güneyde Zevulun'a, batıda Aşer'e ve gün doğumuna doğru Yarden'den Yahuda'ya ulaşıyordu.|sinir batija doɡruʔ aznot taborʔa donujorʔ oradan da hukkokʔa t͡ʃikijordu. ɡunejde zevulunʔaʔ batida aserʔe ve ɡun doɡumuna doɡru jardenʔden jahudaʔja ulasijordu. Old-Testament-1-Samuel-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın Sandığı’ndan söz edince, Eli koltuğundan geriye doğru kapının yanına düştü; boynu kırıldı ve öldü, çünkü yaşlı bir adamdı ve ağırdı. İsrael’e kırk yıl hükmetmişti.|tanri’nin sandiɡi’ndan soz edint͡ʃeʔ eli koltuɡundan ɡerije doɡru kapinin janina dustu; bojnu kirildi ve olduʔ t͡ʃunku jasli bir adamdi ve aɡirdi. israel’e kirk jil hukmetmisti. New-Testament-1-Corinthians-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, düşüncelerinizde çocuklar gibi olmayın. Kötülük karşısında küçük çocuklar gibi, ama düşüncelerinizde olgun olun.|kardeslerʔ dusunt͡ʃelerinizde t͡ʃot͡ʃuklar ɡibi olmajin. kotuluk karsisinda kut͡ʃuk t͡ʃot͡ʃuklar ɡibiʔ ama dusunt͡ʃelerinizde olɡun olun. Old-Testament-Leviticus-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıntısı olanın ve kendisinden meni çıkmasından dolayı kirli olanın;|akintisi olanin ve kendisinden meni t͡ʃikmasindan dolaji kirli olanin; New-Testament-Matthew-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Vay sana, Horazin! Vay sana Beytsayda! Çünkü sizde yapılan büyük işler Sur’da ve Sayda’da yapılmış olsaydı, onlar çoktan çul kuşanıp ve kül içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı.|“vaj sanaʔ horazin! vaj sana bejtsajda! t͡ʃunku sizde japilan bujuk isler sur’da ve sajda’da japilmis olsajdiʔ onlar t͡ʃoktan t͡ʃul kusanip ve kul it͡ʃinde oturarak tovbe etmis olurlardi. Old-Testament-1-Samuel-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Canı acılık içindeydi, Yahve'ye dua ediyor, acı acı ağlıyordu.|t͡ʃani at͡ʃilik it͡ʃindejdiʔ jahveʔje dua edijorʔ at͡ʃi at͡ʃi aɡlijordu. Old-Testament-Jeremiah-036-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim'in dördüncü yılında, Yahve'den Yeremya'ya şu söz geldi:|jahuda krali josija oɡlu jehojakimʔin dordunt͡ʃu jilindaʔ jahveʔden jeremjaʔja su soz ɡeldi Old-Testament-1-Samuel-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Rakibi onu öfkelendirmek için onu şiddetle kızdırırdı, çünkü Yahve onun rahmini kapatmıştı.|rakibi onu ofkelendirmek it͡ʃin onu siddetle kizdirirdiʔ t͡ʃunku jahve onun rahmini kapatmisti. Old-Testament-Jeremiah-051-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğiniz bayılmasın. Ülkede duyulacak haberden korkmayın. Çünkü bir yıl haber gelir, ondan sonraki yıl başka bir haber gelir, ve ülkede zorbalık, hükümdar hükümdara karşı.|jureɡiniz bajilmasin. ulkede dujulat͡ʃak haberden korkmajin. t͡ʃunku bir jil haber ɡelirʔ ondan sonraki jil baska bir haber ɡelirʔ ve ulkede zorbalikʔ hukumdar hukumdara karsi. Old-Testament-Leviticus-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|böylece kutsal şeyleri yediklerinde suçluluk duygusu getirecek kötülüğü onlara yükletirler; çünkü onları kutsal kılan Yahve benim.'”|bojlet͡ʃe kutsal sejleri jediklerinde sut͡ʃluluk dujɡusu ɡetiret͡ʃek kotuluɡu onlara jukletirler; t͡ʃunku onlari kutsal kilan jahve benim.ʔ” Old-Testament-Deuteronomy-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun nedeni, Tanrın Yahve'nin sana miras olarak vermekte olduğu ülkenin ortasında suçsuz kanı dökülmesin ve kan suçu üzerinde kalmasın.|bunun nedeniʔ tanrin jahveʔnin sana miras olarak vermekte olduɡu ulkenin ortasinda sut͡ʃsuz kani dokulmesin ve kan sut͡ʃu uzerinde kalmasin. Old-Testament-1-Kings-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarovam karısına, “Lütfen kalk ve kılık değiştir ki, Yarovam’ın karısı olarak tanınmayasın” dedi. “Şilo’ya git. İşte, bu halk üzerine kral olacağımı söyleyen Peygamber Ahiya orada.|jarovam karisinaʔ “lutfen kalk ve kilik deɡistir kiʔ jarovam’in karisi olarak taninmajasin” dedi. “silo’ja ɡit. isteʔ bu halk uzerine kral olat͡ʃaɡimi sojlejen pejɡamber ahija orada. Old-Testament-Psalms-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik hizmetkârını uyaran onlardır. Onlara uyanların ödülü büyüktür.|ustelik hizmetkarini ujaran onlardir. onlara ujanlarin odulu bujuktur. Old-Testament-1-Chronicles-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedincisi Hakkos'a, sekizincisi Aviya'ya,|jedint͡ʃisi hakkosʔaʔ sekizint͡ʃisi avijaʔjaʔ Old-Testament-Ezekiel-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama aralarında bulundukları ulusların gözünde adım lekelenmesin diye kendi adım uğruna çalıştım; bu ulusların gözü önünde Mısır diyarından onları çıkarıp kendimi onlara bildirdim.|ama aralarinda bulunduklari uluslarin ɡozunde adim lekelenmesin dije kendi adim uɡruna t͡ʃalistim; bu uluslarin ɡozu onunde misir dijarindan onlari t͡ʃikarip kendimi onlara bildirdim. Old-Testament-Numbers-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi oğlu Kohat oğlu Yishar oğlu Korah, Ruven'in oğullarından Eliav'ın oğulları Datan ve Aviram ve Pelet oğlu On ile birlikte birkaç adam aldı.|levi oɡlu kohat oɡlu jishar oɡlu korahʔ ruvenʔin oɡullarindan eliavʔin oɡullari datan ve aviram ve pelet oɡlu on ile birlikte birkat͡ʃ adam aldi. Old-Testament-Exodus-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları için anma taşları olarak iki taşı efodun omuzluklarına koyacaksın. Aron onların adlarını anılma için Yahve'nin önünde iki omzunda taşıyacak.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin anma taslari olarak iki tasi efodun omuzluklarina kojat͡ʃaksin. aron onlarin adlarini anilma it͡ʃin jahveʔnin onunde iki omzunda tasijat͡ʃak. New-Testament-Matthew-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yoksullar hep sizinle birlikteler, ama ben hep yanınızda değilim.|t͡ʃunku joksullar hep sizinle birliktelerʔ ama ben hep janinizda deɡilim. Old-Testament-Deuteronomy-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|geyik, ceylan, karaca, yaban keçisi, dağ keçisi, antilop ve dağ koyunu.|ɡejikʔ t͡ʃejlanʔ karat͡ʃaʔ jaban ket͡ʃisiʔ daɡ ket͡ʃisiʔ antilop ve daɡ kojunu. Old-Testament-Isaiah-054-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü sağa ve sola yayılacaksın; senin soyun ulusları mülk edinecek, ve ıssız kentlere yerleşecek.\"\"\"|\"t͡ʃunku saɡa ve sola jajilat͡ʃaksin; senin sojun uluslari mulk edinet͡ʃekʔ ve issiz kentlere jerleset͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Job-030-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben sıkıntıda olan için ağlamaz mıydım? Muhtaç için canım kederlenmez miydi?|ben sikintida olan it͡ʃin aɡlamaz mijdim? muhtat͡ʃ it͡ʃin t͡ʃanim kederlenmez mijdi? Old-Testament-1-Chronicles-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncüsü, Geşur Kralı Talmay'ın kızı Maaka'nın oğlu Avşalom; dördüncüsü, Hagit'in oğlu Adoniya;|ut͡ʃunt͡ʃusuʔ ɡesur krali talmajʔin kizi maakaʔnin oɡlu avsalom; dordunt͡ʃusuʔ haɡitʔin oɡlu adonija; Old-Testament-1-Chronicles-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şöyle dedi: \"\"Eğer Suriyeliler benden güçlü çıkarsa, o zaman bana yardım edeceksiniz; ama eğer Ammon'un çocukları sizden güçlü çıkarsa, o zaman ben size yardım edeceğim.\"|\"sojle dedi \"\"eɡer surijeliler benden ɡut͡ʃlu t͡ʃikarsaʔ o zaman bana jardim edet͡ʃeksiniz; ama eɡer ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari sizden ɡut͡ʃlu t͡ʃikarsaʔ o zaman ben size jardim edet͡ʃeɡim.\" New-Testament-Matthew-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sizi teslim ettiklerinde neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünerek kaygılanmayın. Çünkü ne söyleyeceğiniz o saatte size verilecektir.|ama sizi teslim ettiklerinde neji nasil sojlejet͡ʃeɡinizi dusunerek kajɡilanmajin. t͡ʃunku ne sojlejet͡ʃeɡiniz o saatte size verilet͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-021-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ya da boğanın geçmişte süsme alışkanlığı olduğu biliniyorsa ve sahibi onu içeride tutmamışsa, kesinlikle boğa karşılığında boğa ödeyecek ve ölü hayvan kendisinin olacaktır.\"\"\"|\"ja da boɡanin ɡet͡ʃmiste susme aliskanliɡi olduɡu bilinijorsa ve sahibi onu it͡ʃeride tutmamissaʔ kesinlikle boɡa karsiliɡinda boɡa odejet͡ʃek ve olu hajvan kendisinin olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Job-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi sana gelince sen bitkin düştün. Sana dokununca rahatsız oldun.|ama simdi sana ɡelint͡ʃe sen bitkin dustun. sana dokununt͡ʃa rahatsiz oldun. New-Testament-Matthew-026-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’ya ihanet eden Yahuda, “Kimi öpersem, Yeşua O’dur. O’nu tutuklayın” diye onlara işaret vermişti.|jesua’ja ihanet eden jahudaʔ “kimi opersemʔ jesua o’dur. o’nu tutuklajin” dije onlara isaret vermisti. New-Testament-Acts-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir süre daha orada kaldıktan sonra, kardeşler onları elçilere geri dönmek üzere esenlik içinde yolcu ettiler.|bir sure daha orada kaldiktan sonraʔ kardesler onlari elt͡ʃilere ɡeri donmek uzere esenlik it͡ʃinde jolt͡ʃu ettiler. New-Testament-Mark-001-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Çeşitli hastalıklara yakalanmış birçok kişiyi iyileştirdi ve birçok iblisi kovdu. İblislerin konuşmasına izin vermedi çünkü O’nu tanıyorlardı.|t͡ʃesitli hastaliklara jakalanmis birt͡ʃok kisiji ijilestirdi ve birt͡ʃok iblisi kovdu. iblislerin konusmasina izin vermedi t͡ʃunku o’nu tanijorlardi. Old-Testament-Judges-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve'nin meleği bir daha Manoah ya da karısına görünmedi. Yahve'nin meleği olduğunu Manoah o zaman bildi.|ant͡ʃak jahveʔnin meleɡi bir daha manoah ja da karisina ɡorunmedi. jahveʔnin meleɡi olduɡunu manoah o zaman bildi. New-Testament-Mark-001-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Başka yakındaki kasabalara gidelim, oralarda da duyurayım” dedi. “Çünkü ben bunun için çıktım.”|jesua onlaraʔ “baska jakindaki kasabalara ɡidelimʔ oralarda da dujurajim” dedi. “t͡ʃunku ben bunun it͡ʃin t͡ʃiktim.” Old-Testament-Job-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerime ağızlarını açtılar. Hakaretle yanağıma vurdular. Bana karşı bir araya toplandılar.|uzerime aɡizlarini at͡ʃtilar. hakaretle janaɡima vurdular. bana karsi bir araja toplandilar. New-Testament-Romans-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinde durduğumuz bu lütfa O'nun aracılığıyla iman yoluyla kavuştuk. Tanrı’nın yüceliği umuduyla seviniyoruz.|it͡ʃinde durduɡumuz bu lutfa oʔnun arat͡ʃiliɡijla iman jolujla kavustuk. tanri’nin jut͡ʃeliɡi umudujla sevinijoruz. Old-Testament-Psalms-069-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların cezalarına ceza kat. Senin doğruluğuna girmelerine izin verme.|onlarin t͡ʃezalarina t͡ʃeza kat. senin doɡruluɡuna ɡirmelerine izin verme. Old-Testament-Leviticus-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu temiz kılan kâhin, temiz kılınacak kişiyi ve bu şeyleri, Yahve'nin önüne, Buluşma Çadırı'nın kapısında durduracak.\"\"\"|\"onu temiz kilan kahinʔ temiz kilinat͡ʃak kisiji ve bu sejleriʔ jahveʔnin onuneʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda durdurat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Luke-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek ona, “Korkma Mariyam, çünkü Tanrı’da lütuf buldun” dedi.|melek onaʔ “korkma marijamʔ t͡ʃunku tanri’da lutuf buldun” dedi. Old-Testament-Ecclesiastes-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası güneşin altında, adaletin yerinde kötülük olduğunu gördüm; ve doğruluğun yerinde, o kötülük oradaydı.|dahasi ɡunesin altindaʔ adaletin jerinde kotuluk olduɡunu ɡordum; ve doɡruluɡun jerindeʔ o kotuluk oradajdi. Old-Testament-Jeremiah-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Lübnan’ın karı kırın kayasından tükenecek mi? Uzaktan akan soğuk sular kuruyacak mı?|lubnan’in kari kirin kajasindan tukenet͡ʃek mi? uzaktan akan soɡuk sular kurujat͡ʃak mi? Old-Testament-Jeremiah-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Atlıların ve okçuların gürültüsünden her kent kaçıyor. Sık ağaçlıklara girip kayalara tırmanıyorlar. Her kent terk ediliyor, orada oturan kimse yok.|atlilarin ve okt͡ʃularin ɡurultusunden her kent kat͡ʃijor. sik aɡat͡ʃliklara ɡirip kajalara tirmanijorlar. her kent terk edilijorʔ orada oturan kimse jok. Old-Testament-1-Samuel-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul da Giva'daki evine gitti; Tanrı'nın yüreklerine dokunduğu ordu da onunla birlikte gitti.|saul da ɡivaʔdaki evine ɡitti; tanriʔnin jureklerine dokunduɡu ordu da onunla birlikte ɡitti. Old-Testament-Deuteronomy-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Harman yerinden ve şarap cenderenden topladıktan sonra yedi gün Çardak Bayramı'nı tutacaksın.|harman jerinden ve sarap t͡ʃenderenden topladiktan sonra jedi ɡun t͡ʃardak bajramiʔni tutat͡ʃaksin. Old-Testament-Jeremiah-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey halkımın kızı, çula sarın ve külde yuvarlan! Biricik oğul için yas tutar gibi, en acı ağıtla dövün, çünkü yok edici ansızın üzerimize gelecek.|ej halkimin kiziʔ t͡ʃula sarin ve kulde juvarlan! birit͡ʃik oɡul it͡ʃin jas tutar ɡibiʔ en at͡ʃi aɡitla dovunʔ t͡ʃunku jok edit͡ʃi ansizin uzerimize ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-050-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benimle kurban sunarak antlaşma yapan, kutsallarımı yanıma toplayın.”|“benimle kurban sunarak antlasma japanʔ kutsallarimi janima toplajin.” New-Testament-Acts-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden çağrıldığımda hiç itiraz etmeden geldim. Bundan ötürü soruyorum, beni neden çağırdığınız?”|bu juzden t͡ʃaɡrildiɡimda hit͡ʃ itiraz etmeden ɡeldim. bundan oturu sorujorumʔ beni neden t͡ʃaɡirdiɡiniz?” Old-Testament-Ezra-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gibbar'ın çocukları, doksan beş.|ɡibbarʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ doksan bes. Old-Testament-Zechariah-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi onları koruyacak. Sapan taşlarıyla yıkıp yenecekler. İçecekler ve şarap içmiş gibi gürleyecekler. Leğenler gibi, sunağın köşeleri gibi dolacaklar.|ordular jahvesi onlari korujat͡ʃak. sapan taslarijla jikip jenet͡ʃekler. it͡ʃet͡ʃekler ve sarap it͡ʃmis ɡibi ɡurlejet͡ʃekler. leɡenler ɡibiʔ sunaɡin koseleri ɡibi dolat͡ʃaklar. Old-Testament-Job-033-024|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Tanrı ona lütufta bulunur ve şöyle der: ‘Onu çukura inmekten kurtar, ben fidye buldum.’|o zaman tanri ona lutufta bulunur ve sojle der ‘onu t͡ʃukura inmekten kurtarʔ ben fidje buldum.’ Old-Testament-Isaiah-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'in sarhoşlarının gurur tacı ayaklar altında çiğnenecek.|efraimʔin sarhoslarinin ɡurur tat͡ʃi ajaklar altinda t͡ʃiɡnenet͡ʃek. Old-Testament-2-Chronicles-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaleleri güçlendirdi ve içlerine yiyecek, yağ ve şarap depolarıyla komutanlar yerleştirdi.|kaleleri ɡut͡ʃlendirdi ve it͡ʃlerine jijet͡ʃekʔ jaɡ ve sarap depolarijla komutanlar jerlestirdi. Old-Testament-Proverbs-029-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın gururu onu alçaltır, ama alçalmış ruh onur kazanır.|insanin ɡururu onu alt͡ʃaltirʔ ama alt͡ʃalmis ruh onur kazanir. Old-Testament-1-Kings-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün ihtiyarlar ve bütün halk ona, \"\"Dinleme, razı olma\"\" dediler.\"|\"butun ihtijarlar ve butun halk onaʔ \"\"dinlemeʔ razi olma\"\" dediler.\" Old-Testament-Deuteronomy-028-044|und|SPEAKER_00_Turkish|O sana ödünç verecek, sen ona ödünç vermeyeceksin. O baş olacak, sen de kuyruk olacaksın.|o sana odunt͡ʃ veret͡ʃekʔ sen ona odunt͡ʃ vermejet͡ʃeksin. o bas olat͡ʃakʔ sen de kujruk olat͡ʃaksin. New-Testament-Romans-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Demek ki iman, duymakla, duymak da Tanrı’nın sözü aracılığıyla olur.|demek ki imanʔ dujmaklaʔ dujmak da tanri’nin sozu arat͡ʃiliɡijla olur. New-Testament-1-Peter-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için her türlü kötülüğü, hileyi, ikiyüzlülüğü, kıskançlığı ve her türden kötü konuşmayı bir yana bırakın.|bunun it͡ʃin her turlu kotuluɡuʔ hilejiʔ ikijuzluluɡuʔ kiskant͡ʃliɡi ve her turden kotu konusmaji bir jana birakin. New-Testament-Titus-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hukukçu Zenas’ı ve Apollos’u yolcu ederken bir eksiklerinin olmamasına dikkat et.|hukukt͡ʃu zenas’i ve apollos’u jolt͡ʃu ederken bir eksiklerinin olmamasina dikkat et. Old-Testament-Genesis-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim insan kanı dökerse, onun kanı insan tarafından dökülecektir. Çünkü Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.|kim insan kani dokerseʔ onun kani insan tarafindan dokulet͡ʃektir. t͡ʃunku tanri insani kendi suretinde jaratti. Old-Testament-Job-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Açlar onun ürününü yer, dikenlerin arasından bile alır. Tuzak onların malları için ağzını açmıştır.|at͡ʃlar onun urununu jerʔ dikenlerin arasindan bile alir. tuzak onlarin mallari it͡ʃin aɡzini at͡ʃmistir. Old-Testament-Deuteronomy-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün bilin; çünkü Tanrınız Yahve'nin yola getirişini, büyüklüğünü, kudretli elini, uzanmış kolunu, belirtileri ve yaptığı işleri bilmeyen ve görmeyen çocuklarınızla konuşmuyorum.|buɡun bilin; t͡ʃunku tanriniz jahveʔnin jola ɡetirisiniʔ bujukluɡunuʔ kudretli eliniʔ uzanmis kolunuʔ belirtileri ve japtiɡi isleri bilmejen ve ɡormejen t͡ʃot͡ʃuklarinizla konusmujorum. Old-Testament-Leviticus-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sekizinci gün kusursuz iki erkek kuzu, bir yaşında kusursuz bir dişi kuzu, ekmek sunusu olarak yağla yoğrulmuş onda üç efa ince un ve bir log yağ alacak.\"|\"\"\"sekizint͡ʃi ɡun kusursuz iki erkek kuzuʔ bir jasinda kusursuz bir disi kuzuʔ ekmek sunusu olarak jaɡla joɡrulmus onda ut͡ʃ efa int͡ʃe un ve bir loɡ jaɡ alat͡ʃak.\" Old-Testament-Jeremiah-048-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Yahve'nin işini savsaklayarak yapana lanet olsun; ve kılıcını kandan alıkoyana lanet olsun.\"\"\"|\"“jahveʔnin isini savsaklajarak japana lanet olsun; ve kilit͡ʃini kandan alikojana lanet olsun.\"\"\" New-Testament-Matthew-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’e yaklaşıp Zeytin Dağı’na, Beytfaci’ye geldiklerinde, Yeşua iki öğrencisini gönderdi.|jerusalem’e jaklasip zejtin daɡi’naʔ bejtfat͡ʃi’je ɡeldiklerindeʔ jesua iki oɡrent͡ʃisini ɡonderdi. Old-Testament-Psalms-089-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarını onun önünde yere sereceğim, ondan nefret edenleri vuracağım.|dusmanlarini onun onunde jere seret͡ʃeɡimʔ ondan nefret edenleri vurat͡ʃaɡim. New-Testament-Hebrews-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Önderlerinize itaat edin ve onlara tabi olun. Çünkü onlar canlarınız için hesap verecek kişiler olarak sizi gözetirler. Öyle ki, yaptıkları işi inleyerek değil, ki bunun size yararı olmaz, sevinçle yapsınlar.|onderlerinize itaat edin ve onlara tabi olun. t͡ʃunku onlar t͡ʃanlariniz it͡ʃin hesap veret͡ʃek kisiler olarak sizi ɡozetirler. ojle kiʔ japtiklari isi inlejerek deɡilʔ ki bunun size jarari olmazʔ sevint͡ʃle japsinlar. Old-Testament-Numbers-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Gideoni oğlu Avidan Benyamin'in çocukları oymağının ordusunun başındaydı.|ɡideoni oɡlu avidan benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin ordusunun basindajdi. New-Testament-James-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|aranızda ayrım yapmış, kötü düşünceli yargıçlar gibi olmuş olmaz mısınız?|aranizda ajrim japmisʔ kotu dusunt͡ʃeli jarɡit͡ʃlar ɡibi olmus olmaz misiniz? New-Testament-Luke-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da gelip ciddiyetle Yeşua’ya yalvardılar. O’na, “Bu adam senin bunu yapmana layıktır” dediler.|onlar da ɡelip t͡ʃiddijetle jesua’ja jalvardilar. o’naʔ “bu adam senin bunu japmana lajiktir” dediler. New-Testament-Matthew-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua onları yanına çağırıp şöyle dedi: “Biliyorsunuz ki, ulusların önderleri onlara efendi kesilir, büyükleri de üzerlerinde yetkilerin kullanırlar.|ama jesua onlari janina t͡ʃaɡirip sojle dedi “bilijorsunuz kiʔ uluslarin onderleri onlara efendi kesilirʔ bujukleri de uzerlerinde jetkilerin kullanirlar. Old-Testament-Deuteronomy-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'de onun adı, \"\"Çarığı çıkarılmış olanın evi\"\" diye çağrılacak.\"|\"israelʔde onun adiʔ \"\"t͡ʃariɡi t͡ʃikarilmis olanin evi\"\" dije t͡ʃaɡrilat͡ʃak.\" Old-Testament-Micah-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahve şöyle diyor: “İşte, bu halka karşı bir felaket tasarlıyorum; ondan boyunlarınızı kaldırmayacaksınız, ve kibirle yürümeyeceksiniz, Çünkü bu kötü bir zamandır.|bu nedenle jahve sojle dijor “isteʔ bu halka karsi bir felaket tasarlijorum; ondan bojunlarinizi kaldirmajat͡ʃaksinizʔ ve kibirle jurumejet͡ʃeksinizʔ t͡ʃunku bu kotu bir zamandir. Old-Testament-2-Samuel-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Avner İsrael ihtiyarlarıyla konuşup dedi: “Geçmişte David'in üzerinize kral olmasını istiyordunuz.|avner israel ihtijarlarijla konusup dedi “ɡet͡ʃmiste davidʔin uzerinize kral olmasini istijordunuz. Old-Testament-Numbers-035-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bunlar, tüm konutlarınızda kuşaklar boyunca sizin için kural ve ilke olacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔbunlarʔ tum konutlarinizda kusaklar bojunt͡ʃa sizin it͡ʃin kural ve ilke olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Kings-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Solomon Saydalılar'ın tanrıçası Aştoret'in ve Ammonlular'ın iğrenç ilahı Milkom'un ardından gitti.|t͡ʃunku solomon sajdalilarʔin tanrit͡ʃasi astoretʔin ve ammonlularʔin iɡrent͡ʃ ilahi milkomʔun ardindan ɡitti. New-Testament-Revelation-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ateşle karışık camdan deniz gibi bir şey gördüm. Canavarı, onun suretini ve adının sayısını yenenler cam denizin üzerinde ellerinde Tanrı’nın arplarıyla durmuşlardı.|atesle karisik t͡ʃamdan deniz ɡibi bir sej ɡordum. t͡ʃanavariʔ onun suretini ve adinin sajisini jenenler t͡ʃam denizin uzerinde ellerinde tanri’nin arplarijla durmuslardi. New-Testament-Luke-009-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhu kovmaları için öğrencilerine yalvardım, ama yapamadılar.”|ruhu kovmalari it͡ʃin oɡrent͡ʃilerine jalvardimʔ ama japamadilar.” Old-Testament-1-Kings-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hazael’in kılıcından kurtulanı Yehu öldürecek; Yehu’nun kılıcından kurtulanı da Elişa öldürecek.|hazael’in kilit͡ʃindan kurtulani jehu olduret͡ʃek; jehu’nun kilit͡ʃindan kurtulani da elisa olduret͡ʃek. Old-Testament-2-Samuel-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadadezer'in kentleri olan Betah ve Berotay'dan Kral David büyük miktarda tunç aldı.|hadadezerʔin kentleri olan betah ve berotajʔdan kral david bujuk miktarda tunt͡ʃ aldi. Old-Testament-2-Chronicles-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Önündeki eyvan, evin enine göre uzunluğu yirmi arşın, yüksekliği yüz yirmi; içini saf altınla kapladı.|onundeki ejvanʔ evin enine ɡore uzunluɡu jirmi arsinʔ juksekliɡi juz jirmi; it͡ʃini saf altinla kapladi. New-Testament-Philippians-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekiz günlükken sünnet edildim. İsrael soyundan, Benyamin oymağından, İbraniler'den bir İbrani’yim. Yasa konusunda bir Ferisi’yim.|sekiz ɡunlukken sunnet edildim. israel sojundanʔ benjamin ojmaɡindanʔ ibranilerʔden bir ibrani’jim. jasa konusunda bir ferisi’jim. New-Testament-Luke-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Ruh, fiziksel görünümde, güvercin gibi Yeşua’nın üzerine indi. Gökten, “Sen benim sevgili Oğlum’sun. Senden hoşnudum” diyen bir ses geldi.|kutsal ruhʔ fiziksel ɡorunumdeʔ ɡuvert͡ʃin ɡibi jesua’nin uzerine indi. ɡoktenʔ “sen benim sevɡili oɡlum’sun. senden hosnudum” dijen bir ses ɡeldi. Old-Testament-1-Kings-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşim, bana verdiğin bu kentler nedir? dedi. O, bugüne dek onlara Kabul adını verdi.|kardesimʔ bana verdiɡin bu kentler nedir? dedi. oʔ buɡune dek onlara kabul adini verdi. Old-Testament-Psalms-125-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar Yeruşalem'i nasıl sarmışsa, Yahve de halkını Şimdiden sonsuza dek öyle sarmıştır.|daɡlar jerusalemʔi nasil sarmissaʔ jahve de halkini simdiden sonsuza dek ojle sarmistir. Old-Testament-Joshua-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ve onunla birlikte bütün İsrael Lakiş'ten Eglon'a geçti; ve ona karşı ordugâh kurup ona karşı savaştılar.|jesu ve onunla birlikte butun israel lakisʔten eɡlonʔa ɡet͡ʃti; ve ona karsi orduɡah kurup ona karsi savastilar. Old-Testament-Numbers-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin biçtiğin değere göre bedel alınacak olanlardan, bir aylıktan itibaren, yirmi gerah ağırlığındaki kutsal yerin şekeline göre beş şekel para olarak, bedel alacaksın.|senin bit͡ʃtiɡin deɡere ɡore bedel alinat͡ʃak olanlardanʔ bir ajliktan itibarenʔ jirmi ɡerah aɡirliɡindaki kutsal jerin sekeline ɡore bes sekel para olarakʔ bedel alat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kral Yahve’ye güvenir, Yüceler Yücesi'nin sevgi dolu iyiliği sayesinde sarsılmaz.|t͡ʃunku kral jahve’je ɡuvenirʔ jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin sevɡi dolu ijiliɡi sajesinde sarsilmaz. Old-Testament-2-Chronicles-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, atalarımız kılıçla düştü, oğullarımız, kızlarımız ve karılarımız bunun için sürgündeler.|t͡ʃunku isteʔ atalarimiz kilit͡ʃla dustuʔ oɡullarimizʔ kizlarimiz ve karilarimiz bunun it͡ʃin surɡundeler. Old-Testament-Leviticus-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sallama döşünü ve kaldırma budunu, sen, oğulların ve kızlarınla birlikte temiz bir yerde yiyeceksiniz; çünkü bunlar, İsrael'in çocuklarının esenlik sunularının kurbanlarından sana ve oğullarınıza pay olarak verildi.|sallama dosunu ve kaldirma budunuʔ senʔ oɡullarin ve kizlarinla birlikte temiz bir jerde jijet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku bunlarʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin esenlik sunularinin kurbanlarindan sana ve oɡullariniza paj olarak verildi. Old-Testament-Job-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Başlangıcın küçük olsa da, sonun çok büyük olacak.\"\"\"|\"baslanɡit͡ʃin kut͡ʃuk olsa daʔ sonun t͡ʃok bujuk olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sanballat ve Geşem bana haber gönderip, “Gel! Ono Ovası'ndaki köylerde buluşalım.” dediler. Ama bana zarar vermek istiyorlardı.|sanballat ve ɡesem bana haber ɡonderipʔ “ɡel! ono ovasiʔndaki kojlerde bulusalim.” dediler. ama bana zarar vermek istijorlardi. New-Testament-Luke-002-047|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu dinleyenlerin hepsi anlayışına ve verdiği yanıtlara hayran kalıyorlardı.|o’nu dinlejenlerin hepsi anlajisina ve verdiɡi janitlara hajran kalijorlardi. New-Testament-Mark-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerindeki suç yaftasında, “YAHUDİLER’İN KRALI” yazılıydı.|uzerindeki sut͡ʃ jaftasindaʔ “jahudiler’in krali” jazilijdi. New-Testament-Matthew-026-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yemek yerken Yeşua eline ekmek aldı, onun için şükredip ekmeği parçaladı. Öğrencilerine verip şöyle dedi: “Alın, yiyin; bu benim bedenimdir.”|onlar jemek jerken jesua eline ekmek aldiʔ onun it͡ʃin sukredip ekmeɡi part͡ʃaladi. oɡrent͡ʃilerine verip sojle dedi “alinʔ jijin; bu benim bedenimdir.” Old-Testament-1-Kings-022-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaş arabası komutanları, onun İsrael Kralı olmadığını görünce, onu kovalamaktan döndüler.|savas arabasi komutanlariʔ onun israel krali olmadiɡini ɡorunt͡ʃeʔ onu kovalamaktan donduler. Old-Testament-2-Samuel-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aravna, \"\"Efendim kral neden hizmetkârına geldi?\"\" dedi. David, \"\"Harman yerini satın almak, Yahve'ye bir sunak yapmak için, böylece veba halkın üzerinden kaldırılsın\"\" dedi.\"|\"aravnaʔ \"\"efendim kral neden hizmetkarina ɡeldi?\"\" dedi. davidʔ \"\"harman jerini satin almakʔ jahveʔje bir sunak japmak it͡ʃinʔ bojlet͡ʃe veba halkin uzerinden kaldirilsin\"\" dedi.\" New-Testament-Romans-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız bu değil, biz de Ruh’un ilk ürünlerine sahip olan bizler de, evlatlığa alınmayı, bedenlerimizin kurtuluşunu bekleyerek içimizden inliyoruz.|jalniz bu deɡilʔ biz de ruh’un ilk urunlerine sahip olan bizler deʔ evlatliɡa alinmajiʔ bedenlerimizin kurtulusunu beklejerek it͡ʃimizden inlijoruz. New-Testament-Luke-011-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Habel’in kanından, sunakla tapınak arasında öldürülen Zekariya’nın kanına dek. Evet, size söylüyorum, bu kuşaktan sorulacaktır.|habel’in kanindanʔ sunakla tapinak arasinda oldurulen zekarija’nin kanina dek. evetʔ size sojlujorumʔ bu kusaktan sorulat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Samuel-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı gece Yahve'nin sözü Natan'a geldi ve şöyle dedi,|ajni ɡet͡ʃe jahveʔnin sozu natanʔa ɡeldi ve sojle dediʔ Old-Testament-Jeremiah-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, yeryüzünü kudretiyle yarattı. Dünyayı bilgeliğiyle kurdu, ve anlayışıyla gökleri gerdi.|tanriʔ jerjuzunu kudretijle jaratti. dunjaji bilɡeliɡijle kurduʔ ve anlajisijla ɡokleri ɡerdi. Old-Testament-1-Samuel-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayağa kalkıp İsrael ordularına bağırdı ve onlara, “Neden savaş düzenine girdiniz? Ben bir Filistli değil miyim, siz de Saul’un hizmetkârları değil misiniz? Kendinize bir adam seçin ve yanıma insin.|ajaɡa kalkip israel ordularina baɡirdi ve onlaraʔ “neden savas duzenine ɡirdiniz? ben bir filistli deɡil mijimʔ siz de saul’un hizmetkarlari deɡil misiniz? kendinize bir adam set͡ʃin ve janima insin. New-Testament-John-018-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Pilatus yeniden vali konağına girdi. Yeşua’yı çağırıp O’na, “Sen Yahudiler’in Kralı mısın?” diye sordu.|bunun uzerine pilatus jeniden vali konaɡina ɡirdi. jesua’ji t͡ʃaɡirip o’naʔ “sen jahudiler’in krali misin?” dije sordu. Old-Testament-1-Kings-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak kâhin Sadok, Yehoyada oğlu Benaya, Peygamber Natan, Şimei, Rei ve David'e ait olan yiğitler Adoniya ile birlikte değildi.|ant͡ʃak kahin sadokʔ jehojada oɡlu benajaʔ pejɡamber natanʔ simeiʔ rei ve davidʔe ait olan jiɡitler adonija ile birlikte deɡildi. Old-Testament-Proverbs-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un özdeyişleri. Bilge oğul babasını sevindirir, ama akılsız oğul annesine keder getirir.|solomonʔun ozdejisleri. bilɡe oɡul babasini sevindirirʔ ama akilsiz oɡul annesine keder ɡetirir. Old-Testament-Job-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin övünmelerin insanları susturmalı mı? Sen alay edince kimse seni utandırmasın mı?|senin ovunmelerin insanlari susturmali mi? sen alaj edint͡ʃe kimse seni utandirmasin mi? Old-Testament-Psalms-054-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarıma yaptıkları kötülüğün karşılığını verecektir. Onları kendi gerçeğinle yok et.|dusmanlarima japtiklari kotuluɡun karsiliɡini veret͡ʃektir. onlari kendi ɡert͡ʃeɡinle jok et. Old-Testament-Genesis-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şinar Kralı Amrafel'in günlerinde; Ellasar Kralı Ariyok; Elam Kralı Kedorlaomer ve Goyim Kralı Tidal,|sinar krali amrafelʔin ɡunlerinde; ellasar krali arijok; elam krali kedorlaomer ve ɡojim krali tidalʔ New-Testament-Mark-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi götürüp teslim ettiklerinde, ‘Ne söyleyeceğiz?’ diye önceden kaygılanmayın. O saatte size ne verilirse onu söyleyin. Çünkü konuşan siz değil, Kutsal Ruh olacak.”|sizi ɡoturup teslim ettiklerindeʔ ‘ne sojlejet͡ʃeɡiz?’ dije ont͡ʃeden kajɡilanmajin. o saatte size ne verilirse onu sojlejin. t͡ʃunku konusan siz deɡilʔ kutsal ruh olat͡ʃak.” Old-Testament-Numbers-003-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"İsrael'in çocuklarından bir aylık ve üstü olan ilk doğan tüm erkekleri say ve adlarının sayısını al.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan bir ajlik ve ustu olan ilk doɡan tum erkekleri saj ve adlarinin sajisini al.\" Old-Testament-Genesis-026-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı gün İshak'ın hizmetkârları gelip kazdıkları kuyu hakkında ona bilgi verdiler. “Su bulduk” dediler.|ajni ɡun ishakʔin hizmetkarlari ɡelip kazdiklari kuju hakkinda ona bilɡi verdiler. “su bulduk” dediler. Old-Testament-Psalms-044-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü canımız toprağa kadar eğildi. Bedenimiz toprağa yapıştı.|t͡ʃunku t͡ʃanimiz topraɡa kadar eɡildi. bedenimiz topraɡa japisti. Old-Testament-Daniel-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman el parçası O'nun önünden gönderildi ve bu yazı yazıldı.\"\"\"|\"o zaman el part͡ʃasi oʔnun onunden ɡonderildi ve bu jazi jazildi.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama halk ganimetten koyunları ve sığırları, adanmış şeylerin en iyilerini, senin Tanrın Yahve'ye Gilgal'da kurban etmek için aldı.” dedi.|ama halk ɡanimetten kojunlari ve siɡirlariʔ adanmis sejlerin en ijileriniʔ senin tanrin jahveʔje ɡilɡalʔda kurban etmek it͡ʃin aldi.” dedi. New-Testament-Matthew-013-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Marangozun oğlu değil mi bu? Annesinin adı Mariyam, kardeşleri Yakov, Yosef, Simon ve Yahuda değil mi?|maranɡozun oɡlu deɡil mi bu? annesinin adi marijamʔ kardesleri jakovʔ josefʔ simon ve jahuda deɡil mi? Old-Testament-Jeremiah-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bundan dolayı, işte, günler geliyor,” diyor Yahve, “artık, ‘İsrael'in çocuklarını Mısır diyarından çıkarmış olan Yahve'nin varlığı hakkı için’ denilmeyecek,|“bundan dolajiʔ isteʔ ɡunler ɡelijorʔ” dijor jahveʔ “artikʔ ‘israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini misir dijarindan t͡ʃikarmis olan jahveʔnin varliɡi hakki it͡ʃin’ denilmejet͡ʃekʔ Old-Testament-Haggai-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Şealtiel oğlu Zerubbabel, Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşu ve halkın geri kalanının hepsi, Tanrıları Yahve'nin sözüne ve Tanrıları Yahve'nin gönderdiği Peygamber Hagay'ın sözlerine itaat ettiler. Halk da Yahve'den korktu.|o zaman sealtiel oɡlu zerubbabelʔ jehosadak oɡlu baskahin jesu ve halkin ɡeri kalaninin hepsiʔ tanrilari jahveʔnin sozune ve tanrilari jahveʔnin ɡonderdiɡi pejɡamber haɡajʔin sozlerine itaat ettiler. halk da jahveʔden korktu. Old-Testament-1-Samuel-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Vay başımıza! Bu güçlü ilâhların elinden bizi kim kurtaracak? Bunlar, çölde Mısırlılar'ı her türlü belayla vuran ilâhlardır.\"|\"\"\"vaj basimiza! bu ɡut͡ʃlu ilahlarin elinden bizi kim kurtarat͡ʃak? bunlarʔ t͡ʃolde misirlilarʔi her turlu belajla vuran ilahlardir.\" Old-Testament-Psalms-141-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, ağzıma bekçi koy. Dudaklarımın kapısını koru.|ej jahveʔ aɡzima bekt͡ʃi koj. dudaklarimin kapisini koru. Old-Testament-Genesis-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ham'ın oğulları: Kuş, Misraim, Put ve Kenan.|hamʔin oɡullari kusʔ misraimʔ put ve kenan. Old-Testament-Numbers-016-046|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Aron'a şöyle dedi: \"\"Buhurdanını al, sunaktan üzerine ateş koy, üzerine buhur koy, onu hemen topluluğa taşı ve onlar için kefaret et; çünkü Yahve'nin yanından gazap çıktı! Veba başladı.”\"|\"mose aronʔa sojle dedi \"\"buhurdanini alʔ sunaktan uzerine ates kojʔ uzerine buhur kojʔ onu hemen topluluɡa tasi ve onlar it͡ʃin kefaret et; t͡ʃunku jahveʔnin janindan ɡazap t͡ʃikti! veba basladi.”\" New-Testament-Revelation-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Gördüğüm canavar leopara benziyordu. Ayakları ayı ayağı, ağzı aslan ağzı gibiydi. Ejderha ona gücünü, tahtını ve büyük yetki verdi.|ɡorduɡum t͡ʃanavar leopara benzijordu. ajaklari aji ajaɡiʔ aɡzi aslan aɡzi ɡibijdi. eʒderha ona ɡut͡ʃunuʔ tahtini ve bujuk jetki verdi. Old-Testament-Psalms-046-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi bizimledir. Yakov’un Tanrısı bizim sığınağımızdır. Selah.|ordular jahvesi bizimledir. jakov’un tanrisi bizim siɡinaɡimizdir. selah. Old-Testament-Song-of-Songs-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gün serinleyip gölgeler kaçıncaya dek, dön, sevgilim, yarılmış dağlar üzerinde ceylan ya da geyik yavrusu gibi ol.|ɡun serinlejip ɡolɡeler kat͡ʃint͡ʃaja dekʔ donʔ sevɡilimʔ jarilmis daɡlar uzerinde t͡ʃejlan ja da ɡejik javrusu ɡibi ol. Old-Testament-Deuteronomy-012-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana ne buyurduysam onu dikkatle yapacaksın. Ona ne bir şey ekleyeceksin, ne de ondan bir şey eksilteceksin.|sana ne bujurdujsam onu dikkatle japat͡ʃaksin. ona ne bir sej eklejet͡ʃeksinʔ ne de ondan bir sej eksiltet͡ʃeksin. New-Testament-Matthew-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef kalktı, çocukla annesini alıp İsrael diyarına geldi.|josef kalktiʔ t͡ʃot͡ʃukla annesini alip israel dijarina ɡeldi. Old-Testament-Isaiah-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu dağda bütün halkları örten örtüyü ve bütün ulusların üzerine serilmiş olan peçeyi yok edecek.|bu daɡda butun halklari orten ortuju ve butun uluslarin uzerine serilmis olan pet͡ʃeji jok edet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarah’a, “İşte, kardeşine bin parça gümüş verdim” dedi. İşte, bu senin için yanında olanların hepsinin gözünde bir örtüdür. Herkesin önünde suçsuzsun.” dedi.|sarah’aʔ “isteʔ kardesine bin part͡ʃa ɡumus verdim” dedi. isteʔ bu senin it͡ʃin janinda olanlarin hepsinin ɡozunde bir ortudur. herkesin onunde sut͡ʃsuzsun.” dedi. Old-Testament-2-Samuel-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|David karısı Batşeva'yı teselli etti, yanına girdi ve onunla yattı. Kadın bir oğul doğurdu ve onun adını Solomon koydu. Yahve onu sevdi;|david karisi batsevaʔji teselli ettiʔ janina ɡirdi ve onunla jatti. kadin bir oɡul doɡurdu ve onun adini solomon kojdu. jahve onu sevdi; New-Testament-Acts-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok yıllardan sonra ulusumun yoksulları için armağanlar ve sunular sunmaya geldim.|t͡ʃok jillardan sonra ulusumun joksullari it͡ʃin armaɡanlar ve sunular sunmaja ɡeldim. Old-Testament-Proverbs-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusu bilgeliğin başlangıcıdır. Kutsal Olan'ın bilgisi anlayıştır.|jahve korkusu bilɡeliɡin baslanɡit͡ʃidir. kutsal olanʔin bilɡisi anlajistir. Old-Testament-Exodus-040-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün yolculukları boyunca, bütün İsrael evinin gözü önünde, Yahve'nin bulutu gündüzleri konutun üzerindeydi, geceleri de bulutta ateş vardı.|t͡ʃunku butun jolt͡ʃuluklari bojunt͡ʃaʔ butun israel evinin ɡozu onundeʔ jahveʔnin bulutu ɡunduzleri konutun uzerindejdiʔ ɡet͡ʃeleri de bulutta ates vardi. Old-Testament-Psalms-093-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın eskiden beri kurulmuştur. Sen sonsuzluktansın.|tahtin eskiden beri kurulmustur. sen sonsuzluktansin. Old-Testament-Psalms-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar eğildiler ve düştüler, ama biz kalktık ve dik durduk.|onlar eɡildiler ve dustulerʔ ama biz kalktik ve dik durduk. Old-Testament-Leviticus-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin parmağını kana batıracak ve Yahve'nin önünde, kutsal yerin perdesi önünde kanın bir kısmını yedi kez serpecek.|kahin parmaɡini kana batirat͡ʃak ve jahveʔnin onundeʔ kutsal jerin perdesi onunde kanin bir kismini jedi kez serpet͡ʃek. New-Testament-Hebrews-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü burada kalıcı bir kentimiz yok. Tersine gelecek olanı arıyoruz.|t͡ʃunku burada kalit͡ʃi bir kentimiz jok. tersine ɡelet͡ʃek olani arijoruz. New-Testament-John-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Petrus arkasını dönünce bir öğrencinin takip ettiğini gördü. Bu, Yeşua’nın sevdiği, akşam yemeğinde Yeşua’nın göğsüne yaslanmış, “Efendimiz, sana kim ihanet edecek?” diye soran öğrenciydi.|sonra petrus arkasini donunt͡ʃe bir oɡrent͡ʃinin takip ettiɡini ɡordu. buʔ jesua’nin sevdiɡiʔ aksam jemeɡinde jesua’nin ɡoɡsune jaslanmisʔ “efendimizʔ sana kim ihanet edet͡ʃek?” dije soran oɡrent͡ʃijdi. Old-Testament-1-Chronicles-006-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi oğlu, Merari oğlu, Muşi oğlu, Mahli oğlu.|levi oɡluʔ merari oɡluʔ musi oɡluʔ mahli oɡlu. New-Testament-Colossians-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurallarıyla bize karşı olan yazılı antlaşmayı sildi, onu çarmıha çivileyerek ortadan kaldırdı.|kurallarijla bize karsi olan jazili antlasmaji sildiʔ onu t͡ʃarmiha t͡ʃivilejerek ortadan kaldirdi. Old-Testament-Psalms-079-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne zamana dek, ey Yahve? Sonsuza dek kızgın mı kalacaksın? Kıskançlığın ateş gibi yanacak mı?|ne zamana dekʔ ej jahve? sonsuza dek kizɡin mi kalat͡ʃaksin? kiskant͡ʃliɡin ates ɡibi janat͡ʃak mi? Old-Testament-Numbers-026-032|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Şemida'dan Şemidailer soyu; ve Hefer'den Heferiler soyu.|ve semidaʔdan semidailer soju; ve heferʔden heferiler soju. Old-Testament-Daniel-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarap içip altından, gümüşten, tunçtan, demirden, ağaçtan ve taştan ilâhları övdüler.|sarap it͡ʃip altindanʔ ɡumustenʔ tunt͡ʃtanʔ demirdenʔ aɡat͡ʃtan ve tastan ilahlari ovduler. Old-Testament-Malachi-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunağımda kirli ekmek sunuyorsunuz. ‘Seni nasıl kirlettik?’ diyorsunuz, ‘Yahve'nin sofrası küçümsenir’ demenizle.|sunaɡimda kirli ekmek sunujorsunuz. ‘seni nasil kirlettik?’ dijorsunuzʔ ‘jahveʔnin sofrasi kut͡ʃumsenir’ demenizle. New-Testament-John-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz bayrama çıkın. Ben henüz çıkmayacağım. Çünkü zamanım henüz dolmadı.”|siz bajrama t͡ʃikin. ben henuz t͡ʃikmajat͡ʃaɡim. t͡ʃunku zamanim henuz dolmadi.” Old-Testament-Genesis-034-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şekem babası Hamor'a, “Bana bu kızı eş olarak al” dedi.|sekem babasi hamorʔaʔ “bana bu kizi es olarak al” dedi. New-Testament-Jude-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, ortak kurtuluşumuz hakkında size yazmayı çok gayret ederken, kutsallara ilk ve son kez teslim edilen iman uğrunda gayretle mücadele etmenizi teşvik etmek için sizlere yazmak zorundaydım.|ej sevɡililerʔ ortak kurtulusumuz hakkinda size jazmaji t͡ʃok ɡajret ederkenʔ kutsallara ilk ve son kez teslim edilen iman uɡrunda ɡajretle mut͡ʃadele etmenizi tesvik etmek it͡ʃin sizlere jazmak zorundajdim. Old-Testament-Numbers-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarının Midyanlılar'dan öcünü al. Ondan sonra halkına kavuşacaksın.”\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin midjanlilarʔdan ot͡ʃunu al. ondan sonra halkina kavusat͡ʃaksin.”\" Old-Testament-1-Chronicles-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan'ın oğulları: Pelet ve Zaza. Bunlar Yerahmeel'in oğullarıydı.|jonatanʔin oɡullari pelet ve zaza. bunlar jerahmeelʔin oɡullarijdi. Old-Testament-Numbers-001-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|manasseʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar Old-Testament-Psalms-106-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ot yiyen bir öküzün sureti için kendi yüceliklerini değiştiler.|bojlet͡ʃe ot jijen bir okuzun sureti it͡ʃin kendi jut͡ʃeliklerini deɡistiler. New-Testament-John-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri O’na, “Rabbuni, Yahudiler seni taşlamaya kalkıştılar. Yine mi oraya gidiyorsun?” diye sordular.|oɡrent͡ʃileri o’naʔ “rabbuniʔ jahudiler seni taslamaja kalkistilar. jine mi oraja ɡidijorsun?” dije sordular. Old-Testament-Exodus-040-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'na girip sunağa yaklaştıklarında Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi yıkanırlardı.|bulusma t͡ʃadiriʔna ɡirip sunaɡa jaklastiklarinda jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi jikanirlardi. New-Testament-Matthew-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaklaşık onbirinci vakitte işe alınanlar gelince, her biri bir dinar aldılar.|jaklasik onbirint͡ʃi vakitte ise alinanlar ɡelint͡ʃeʔ her biri bir dinar aldilar. Old-Testament-2-Chronicles-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruvlar'ın kanatları yirmi arşın uzunluğundaydı. Birinin kanadı beş arşındı ve evin duvarına kadar uzanıyordu. Öbür kanat beş arşındı ve öbür Keruv'un kanadına kadar uzanıyordu.|keruvlarʔin kanatlari jirmi arsin uzunluɡundajdi. birinin kanadi bes arsindi ve evin duvarina kadar uzanijordu. obur kanat bes arsindi ve obur keruvʔun kanadina kadar uzanijordu. Old-Testament-Genesis-031-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece sahip olduğu her şeyle birlikte kaçtı. Kalkıp Irmağı geçti ve Gilad Dağı’na doğru yöneldi.|bojlet͡ʃe sahip olduɡu her sejle birlikte kat͡ʃti. kalkip irmaɡi ɡet͡ʃti ve ɡilad daɡi’na doɡru joneldi. Old-Testament-Numbers-004-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Aron ve topluluğun beyleri, Kohatlıoğulları'nı ailelerine ve atalarının evlerine göre;|moseʔ aron ve topluluɡun bejleriʔ kohatlioɡullariʔni ailelerine ve atalarinin evlerine ɡore; New-Testament-1-John-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, eğer Tanrı bizi böyle sevdiyse, biz de birbirimizi sevmeliyiz.|ej sevɡililerʔ eɡer tanri bizi bojle sevdijseʔ biz de birbirimizi sevmelijiz. New-Testament-Romans-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine Yeşaya şöyle diyor: “Yişay’ın Kökü ortaya çıkacak, uluslara hükmetmek üzere yükselecek; uluslar O’na umut bağlayacak.”|jine jesaja sojle dijor “jisaj’in koku ortaja t͡ʃikat͡ʃakʔ uluslara hukmetmek uzere jukselet͡ʃek; uluslar o’na umut baɡlajat͡ʃak.” New-Testament-Ephesians-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrulukta ve gerçeğin kutsallığında Tanrı’nın benzerliğinde yaratılmış olan yeni insanı giyinin.|doɡrulukta ve ɡert͡ʃeɡin kutsalliɡinda tanri’nin benzerliɡinde jaratilmis olan jeni insani ɡijinin. Old-Testament-1-Kings-020-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar dikkatle izlediler ve bu sözü almak için acele ettiler; ve “Kardeşin Ben Hadad” dediler. O zaman, “Git, onu getirin” dedi. Sonra Ben Hadad onun yanına çıktı; ve onu arabaya bindirdi.|adamlar dikkatle izlediler ve bu sozu almak it͡ʃin at͡ʃele ettiler; ve “kardesin ben hadad” dediler. o zamanʔ “ɡitʔ onu ɡetirin” dedi. sonra ben hadad onun janina t͡ʃikti; ve onu arabaja bindirdi. Old-Testament-Deuteronomy-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrınız Yahve, ellerinizin tüm işinde sizi kutsadı. Bu büyük çölde yürüdüğünüzü biliyor. Bu kırk yıl boyunca Tanrınız Yahve sizinle birlikteydi. Hiçbir eksiğiniz olmadı.|t͡ʃunku tanriniz jahveʔ ellerinizin tum isinde sizi kutsadi. bu bujuk t͡ʃolde juruduɡunuzu bilijor. bu kirk jil bojunt͡ʃa tanriniz jahve sizinle birliktejdi. hit͡ʃbir eksiɡiniz olmadi. New-Testament-1-Timothy-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tıpkı bunun gibi, kilise hizmetkârları, özü sözü ayrı, şaraba tutsak, para düşkünü kişiler değil, saygın kişiler olmalıdır.|tipki bunun ɡibiʔ kilise hizmetkarlariʔ ozu sozu ajriʔ saraba tutsakʔ para duskunu kisiler deɡilʔ sajɡin kisiler olmalidir. Old-Testament-Psalms-088-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dostlarımı benden aldın. Beni onlara iğrenç kıldın. Kapatıldım ve kaçamıyorum.|dostlarimi benden aldin. beni onlara iɡrent͡ʃ kildin. kapatildim ve kat͡ʃamijorum. New-Testament-John-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “İnsanoğlu’nun yüceltileceği zaman geldi.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “insanoɡlu’nun jut͡ʃeltilet͡ʃeɡi zaman ɡeldi. New-Testament-Mark-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kafernahum’a gittiler ve Şabat Günü Yeşua hemen havraya girip öğretmeye başladı.|kafernahum’a ɡittiler ve sabat ɡunu jesua hemen havraja ɡirip oɡretmeje basladi. Old-Testament-Ezekiel-044-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“İç avlunun kapılarından girdiklerinde keten giysiler giyecekler. İç avlunun kapılarında ve içeride hizmet ederken üzerlerinde yün bulunmayacak.|“‘“it͡ʃ avlunun kapilarindan ɡirdiklerinde keten ɡijsiler ɡijet͡ʃekler. it͡ʃ avlunun kapilarinda ve it͡ʃeride hizmet ederken uzerlerinde jun bulunmajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-037-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolunu Yahve'ye teslim et. O’na güven, O da şunu yapacaktır:|jolunu jahveʔje teslim et. o’na ɡuvenʔ o da sunu japat͡ʃaktir Old-Testament-Ezekiel-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen, ey insanoğlu, yargılayacak mısın? Kanlı kenti yargılayacak mısın? Öyleyse ona bütün iğrençliklerini bildir.|“senʔ ej insanoɡluʔ jarɡilajat͡ʃak misin? kanli kenti jarɡilajat͡ʃak misin? ojlejse ona butun iɡrent͡ʃliklerini bildir. Old-Testament-Isaiah-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun malı ve ücreti Yahve'ye kutsal olacak. Hazineye koyulmayacak ve saklanmayacak; çünkü onun malı Yahve'nin önünde oturanların yeterince yemesi ve dayanıklı giysiler için olacak.|onun mali ve ut͡ʃreti jahveʔje kutsal olat͡ʃak. hazineje kojulmajat͡ʃak ve saklanmajat͡ʃak; t͡ʃunku onun mali jahveʔnin onunde oturanlarin jeterint͡ʃe jemesi ve dajanikli ɡijsiler it͡ʃin olat͡ʃak. New-Testament-Acts-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ses ikinci kez gökten, ‘Tanrı’nın temiz kıldıklarına sen murdar deme’ dedi.|ses ikint͡ʃi kez ɡoktenʔ ‘tanri’nin temiz kildiklarina sen murdar deme’ dedi. Old-Testament-1-Kings-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Dört tekerlek levhaların altındaydı; ve tekerleklerin dingilleri ayaklıktaydı. Bir tekerleğin yüksekliği bir buçuk arşındı.|dort tekerlek levhalarin altindajdi; ve tekerleklerin dinɡilleri ajakliktajdi. bir tekerleɡin juksekliɡi bir but͡ʃuk arsindi. Old-Testament-1-Samuel-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Akiş'e şöyle dedi: \"\"Ama ben ne yaptım? Ben bugüne dek önünde bulunduğum sürece bu hizmetkârında ne buldun ki, çıkıp efendim kralın düşmanlarıyla savaşmayayım?”\"|\"david akisʔe sojle dedi \"\"ama ben ne japtim? ben buɡune dek onunde bulunduɡum suret͡ʃe bu hizmetkarinda ne buldun kiʔ t͡ʃikip efendim kralin dusmanlarijla savasmajajim?”\" Old-Testament-1-Samuel-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel ölmüştü ve bütün İsrael onun için yas tutup onu Rama'da, kendi kentinde gömmüştü. Saul, ruh çağıranları ve büyücüleri ülkeden göndermişti.|samuel olmustu ve butun israel onun it͡ʃin jas tutup onu ramaʔdaʔ kendi kentinde ɡommustu. saulʔ ruh t͡ʃaɡiranlari ve bujut͡ʃuleri ulkeden ɡondermisti. Old-Testament-2-Kings-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoşiya döndüğünde, dağda bulunan mezarları gördü; ve gönderip kemikleri mezarlardan aldı, bu şeyleri söylemiş olan Tanrı adamının ilan ettiği Yahve'nin sözüne göre onları sunak üzerinde yaktı onu kirletti.|josija donduɡundeʔ daɡda bulunan mezarlari ɡordu; ve ɡonderip kemikleri mezarlardan aldiʔ bu sejleri sojlemis olan tanri adaminin ilan ettiɡi jahveʔnin sozune ɡore onlari sunak uzerinde jakti onu kirletti. New-Testament-Mark-009-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada onların kurtları ölmez, ateş de hiç sözmez.|orada onlarin kurtlari olmezʔ ates de hit͡ʃ sozmez. Old-Testament-Judges-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|'Yavin'in ordusunun komutanı Sisera'yı onun savaş arabaları ve kalabalığıyla birlikte Kişon Irmağı'na, sana doğru çekeceğim; onu senin eline teslim edeceğim.'”|ʔjavinʔin ordusunun komutani siseraʔji onun savas arabalari ve kalabaliɡijla birlikte kison irmaɡiʔnaʔ sana doɡru t͡ʃeket͡ʃeɡim; onu senin eline teslim edet͡ʃeɡim.ʔ” Old-Testament-Ezekiel-016-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız kardeşlerin, Sodom ve kızları eski durumlarına dönecekler; Samariya ve kızları eski durumlarına dönecekler; sen ve kızların eski durumunuza döneceksiniz.|kiz kardeslerinʔ sodom ve kizlari eski durumlarina donet͡ʃekler; samarija ve kizlari eski durumlarina donet͡ʃekler; sen ve kizlarin eski durumunuza donet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Exodus-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu Moşe'nin kendisine söylediği gibi yaptı ve Amalek'le savaştı. Moşe, Aron ve Hur tepenin zirvesine çıktılar.|jesu moseʔnin kendisine sojlediɡi ɡibi japti ve amalekʔle savasti. moseʔ aron ve hur tepenin zirvesine t͡ʃiktilar. Old-Testament-Proverbs-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çabuk öfkelenen kişi akılsızlık eder, kurnaz kişiden nefret edilir.|t͡ʃabuk ofkelenen kisi akilsizlik ederʔ kurnaz kisiden nefret edilir. Old-Testament-Jeremiah-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şöyle dediler, “Gelin! Yeremya’ya karşı düzenler tasarlayalım; çünkü yasa kâhinden, öğüt bilgeden, söz peygamberden kaybolmaz. Gelin, onu dille vuralım, sözlerinden hiçbirine kulak vermeyelim.”|o zaman sojle dedilerʔ “ɡelin! jeremja’ja karsi duzenler tasarlajalim; t͡ʃunku jasa kahindenʔ oɡut bilɡedenʔ soz pejɡamberden kajbolmaz. ɡelinʔ onu dille vuralimʔ sozlerinden hit͡ʃbirine kulak vermejelim.” Old-Testament-Zechariah-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ona söyleyip de, ‘Ordular Yahvesi şöyle diyor, ‘İşte, Dal adındaki adam! O yerinden büyüyecek ve Yahve'nin tapınağını yapacaktır.|ve ona sojlejip deʔ ‘ordular jahvesi sojle dijorʔ ‘isteʔ dal adindaki adam! o jerinden bujujet͡ʃek ve jahveʔnin tapinaɡini japat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ülkendeki yağmuru toz ve kum haline getirecek. Sen yok olana dek gökten üzerine inecektir.|jahve ulkendeki jaɡmuru toz ve kum haline ɡetiret͡ʃek. sen jok olana dek ɡokten uzerine inet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-097-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulutlar ve karanlık çevresindedir. Doğruluk ve adalet O’nun tahtının temelidir.|bulutlar ve karanlik t͡ʃevresindedir. doɡruluk ve adalet o’nun tahtinin temelidir. Old-Testament-1-Chronicles-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey bütün dünya Yahve'nin önünde titreyin. Dünya da kurulmuştur, sarsılamaz.|ej butun dunja jahveʔnin onunde titrejin. dunja da kurulmusturʔ sarsilamaz. Old-Testament-Psalms-086-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bana karşı sevgi dolu iyiliğin büyüktür. Canımı Şeol'ün derinliğinden kurtardın.|t͡ʃunku bana karsi sevɡi dolu ijiliɡin bujuktur. t͡ʃanimi seolʔun derinliɡinden kurtardin. Old-Testament-1-Chronicles-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları hizmet kaplarından sorumluydu, çünkü bunlar sayıyla içeri getirilirdi ve bunlar sayıyla dışarı çıkarılırdı.|bazilari hizmet kaplarindan sorumlujduʔ t͡ʃunku bunlar sajijla it͡ʃeri ɡetirilirdi ve bunlar sajijla disari t͡ʃikarilirdi. Old-Testament-Exodus-033-023|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman elimi kaldıracağım, sen de arkamı göreceksin; ama yüzüm görülmeyecek.”|o zaman elimi kaldirat͡ʃaɡimʔ sen de arkami ɡoret͡ʃeksin; ama juzum ɡorulmejet͡ʃek.” New-Testament-Matthew-027-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’ya güveniyor. ‘Ben Tanrı’nın Oğlu’yum’ diyordu. Eğer Tanrı O’nu istiyorsa şimdi kurtarsın.”|tanri’ja ɡuvenijor. ‘ben tanri’nin oɡlu’jum’ dijordu. eɡer tanri o’nu istijorsa simdi kurtarsin.” New-Testament-1-Corinthians-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendimizi fark etmiş olsaydık, yargılanmazdık.|kendimizi fark etmis olsajdikʔ jarɡilanmazdik. Old-Testament-Genesis-037-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu babasına ve kardeşlerine anlattı. Babası onu azarladı ve ona, “Gördüğün bu düş nedir? Ben, annen ve kardeşlerin gerçekten gelip önünde yere mi kapanacağız?” dedi.|bunu babasina ve kardeslerine anlatti. babasi onu azarladi ve onaʔ “ɡorduɡun bu dus nedir? benʔ annen ve kardeslerin ɡert͡ʃekten ɡelip onunde jere mi kapanat͡ʃaɡiz?” dedi. Old-Testament-Numbers-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye yakmalık sunu olarak kusursuz bir yaşında, erkek kuzu, günah sunusu olarak kusursuz bir yaşında dişi kuzu, esenlik sunuları olarak kusursuz bir koç,|jahveʔje jakmalik sunu olarak kusursuz bir jasindaʔ erkek kuzuʔ ɡunah sunusu olarak kusursuz bir jasinda disi kuzuʔ esenlik sunulari olarak kusursuz bir kot͡ʃʔ Old-Testament-Psalms-147-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O’dur gökyüzünü bulutlarla kaplayan, yeryüzü için yağmuru hazırlayan, dağlarda ot bitiren.|o’dur ɡokjuzunu bulutlarla kaplajanʔ jerjuzu it͡ʃin jaɡmuru hazirlajanʔ daɡlarda ot bitiren. Old-Testament-1-Chronicles-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gad David'in yanına geldi ve ona şöyle dedi: \"\"Yahve şöyle diyor, 'Seçimini yap:\"|\"ɡad davidʔin janina ɡeldi ve ona sojle dedi \"\"jahve sojle dijorʔ ʔset͡ʃimini jap\" New-Testament-Luke-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü ulusumuzu seviyor ve havramızı yaptıran odur.”|“t͡ʃunku ulusumuzu sevijor ve havramizi japtiran odur.” New-Testament-1-Corinthians-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu selam ben Pavlus'tan, kendi elimledir.|bu selam ben pavlusʔtanʔ kendi elimledir. New-Testament-Revelation-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyan! Geriye kalan, atılmak üzere olan şeyleri güçlendir. Çünkü hiçbir işinin Tanrım’ın önünde tamamlanmamış olduğunu buldum.|ujan! ɡerije kalanʔ atilmak uzere olan sejleri ɡut͡ʃlendir. t͡ʃunku hit͡ʃbir isinin tanrim’in onunde tamamlanmamis olduɡunu buldum. Old-Testament-Psalms-145-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığının görkeminden söz eder, gücün hakkında konuşur,|kralliɡinin ɡorkeminden soz ederʔ ɡut͡ʃun hakkinda konusurʔ Old-Testament-Psalms-135-002|und|SPEAKER_00_Turkish|ey sizler Yahve’nin evinde, Tanrımız’ın evinin avlularında duranlar.|ej sizler jahve’nin evindeʔ tanrimiz’in evinin avlularinda duranlar. New-Testament-Matthew-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzziya Yotam’ın babasıydı. Yotam Ahaz’ın babasıydı. Ahaz Hizkiya’nın babasıydı.|uzzija jotam’in babasijdi. jotam ahaz’in babasijdi. ahaz hizkija’nin babasijdi. New-Testament-John-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız onlar için değil, onların sözüyle bana iman edecek olanlar için de dua ediyorum.|jalniz onlar it͡ʃin deɡilʔ onlarin sozujle bana iman edet͡ʃek olanlar it͡ʃin de dua edijorum. New-Testament-Luke-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes Yeşua’yı görünce çok sevindi. Çünkü uzun zamandır O’nu görmek istiyordu, çünkü O’nun hakkında çok şey duymuştu. O'nun tarafından yapılacak bir mucizeyi görmeyi umuyordu.|hirodes jesua’ji ɡorunt͡ʃe t͡ʃok sevindi. t͡ʃunku uzun zamandir o’nu ɡormek istijorduʔ t͡ʃunku o’nun hakkinda t͡ʃok sej dujmustu. oʔnun tarafindan japilat͡ʃak bir mut͡ʃizeji ɡormeji umujordu. Old-Testament-2-Chronicles-029-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Levililer kalktılar: Amasay oğlu Mahat, Kohatoğulları'ndan Azarya oğlu Yoel; Merarioğulları'ndan Avdi oğlu Kiş, Yehallelel oğlu Azarya; Gerşonlular'dan Zimma oğlu Yoah ve Yoah oğlu Eden;|o zaman levililer kalktilar amasaj oɡlu mahatʔ kohatoɡullariʔndan azarja oɡlu joel; merarioɡullariʔndan avdi oɡlu kisʔ jehallelel oɡlu azarja; ɡersonlularʔdan zimma oɡlu joah ve joah oɡlu eden; New-Testament-Luke-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da hangi kral başka bir kralla savaşta karşı karşıya geldiğinde, önüne yirmi bin askerle çıkan düşmana on bin askerle karşı koyabilir miyim diye önce oturup düşünmez?|ja da hanɡi kral baska bir kralla savasta karsi karsija ɡeldiɡindeʔ onune jirmi bin askerle t͡ʃikan dusmana on bin askerle karsi kojabilir mijim dije ont͡ʃe oturup dusunmez? Old-Testament-Deuteronomy-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe onlara şu buyruğu verdi: \"\"Her yedi yılın sonunda, salıverilme yılının belirlenen zamanında, Çardaklar Bayramı'nda,\"|\"mose onlara su bujruɡu verdi \"\"her jedi jilin sonundaʔ saliverilme jilinin belirlenen zamanindaʔ t͡ʃardaklar bajramiʔndaʔ\" Old-Testament-Isaiah-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çepeçevre sana karşı ordugâh kuracağım ve nöbetçi askerlerle seni kuşatacağım. Sana karşı kuşatma rampaları dikeceğim.|t͡ʃepet͡ʃevre sana karsi orduɡah kurat͡ʃaɡim ve nobett͡ʃi askerlerle seni kusatat͡ʃaɡim. sana karsi kusatma rampalari diket͡ʃeɡim. Old-Testament-Jeremiah-047-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlülerinin nallarının sesinden, savaş arabalarının vızıltısından, tekerleklerinin gürültüsünden, babalar dönüp çocuklarına bakmıyorlar, çünkü elleri çok zayıf.|ɡut͡ʃlulerinin nallarinin sesindenʔ savas arabalarinin viziltisindanʔ tekerleklerinin ɡurultusundenʔ babalar donup t͡ʃot͡ʃuklarina bakmijorlarʔ t͡ʃunku elleri t͡ʃok zajif. Old-Testament-Psalms-059-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, canım için pusuya yatmış bekliyorlar. Güçlüler bana karşı toplanıyorlar, itaatsizliğim ya da günahımdan dolayı değil, ey Yahve.|t͡ʃunku isteʔ t͡ʃanim it͡ʃin pusuja jatmis beklijorlar. ɡut͡ʃluler bana karsi toplanijorlarʔ itaatsizliɡim ja da ɡunahimdan dolaji deɡilʔ ej jahve. Old-Testament-Zechariah-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman benimle konuşan melek bana yanıt verip, “Bunların ne olduğunu bilmiyor musun?” dedi. “Hayır, efendim” dedim.|o zaman benimle konusan melek bana janit veripʔ “bunlarin ne olduɡunu bilmijor musun?” dedi. “hajirʔ efendim” dedim. Old-Testament-Jeremiah-025-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey çobanlar, uluyun ve feryat edin. Ey sürüye baş olanlar, tozda yuvarlanın; çünkü kıyım ve dağılma günleriniz doldu, ve güzel bir çömlek gibi düşeceksiniz.|ej t͡ʃobanlarʔ ulujun ve ferjat edin. ej suruje bas olanlarʔ tozda juvarlanin; t͡ʃunku kijim ve daɡilma ɡunleriniz dolduʔ ve ɡuzel bir t͡ʃomlek ɡibi duset͡ʃeksiniz. Old-Testament-Jeremiah-046-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o gün, Ordular Yahvesi'nin, düşmanlarından öç alacağı bir öç günüdür. Kılıç onları yiyip bitirecek, doyacak, ve kana kana onların kanından içecek. Çünkü Ordular Yahvesi'nin, Fırat Irmağı yanındaki kuzey ülkesinde bir kurbanı var.|t͡ʃunku o ɡunʔ ordular jahvesiʔninʔ dusmanlarindan ot͡ʃ alat͡ʃaɡi bir ot͡ʃ ɡunudur. kilit͡ʃ onlari jijip bitiret͡ʃekʔ dojat͡ʃakʔ ve kana kana onlarin kanindan it͡ʃet͡ʃek. t͡ʃunku ordular jahvesiʔninʔ firat irmaɡi janindaki kuzej ulkesinde bir kurbani var. Old-Testament-2-Chronicles-036-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı evinin büyük ve küçük bütün kaplarını, Yahve'nin evinin hazinelerini, kralın ve beylerinin hazinelerini, hepsini Babil'e götürdü.|tanri evinin bujuk ve kut͡ʃuk butun kaplariniʔ jahveʔnin evinin hazineleriniʔ kralin ve bejlerinin hazineleriniʔ hepsini babilʔe ɡoturdu. New-Testament-Mark-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde Yeşua, Galile’nin Nasıra Kenti’nden geldi ve Yuhanna tarafından Yarden'de vaftiz edildi.|o ɡunlerde jesuaʔ ɡalile’nin nasira kenti’nden ɡeldi ve juhanna tarafindan jardenʔde vaftiz edildi. New-Testament-Matthew-013-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gerçi o tohumların en küçüğüdür. Ancak büyüdüğü zaman bahçe bitkilerinden daha büyüktür ve ağaç olur. Öyle ki, göğün kuşları gelip dallarına yerleşirler.”|“ɡert͡ʃi o tohumlarin en kut͡ʃuɡudur. ant͡ʃak bujuduɡu zaman baht͡ʃe bitkilerinden daha bujuktur ve aɡat͡ʃ olur. ojle kiʔ ɡoɡun kuslari ɡelip dallarina jerlesirler.” Old-Testament-1-Samuel-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yine çağırdı, “Samuel!” Samuel kalktı ve Eli’nin yanına gitti ve, “Buradayım, çünkü beni çağırdın” dedi. Eli, “Ben çağırmadım, oğlum. Yeniden yat.” diye karşılık verdi.|jahve jine t͡ʃaɡirdiʔ “samuel!” samuel kalkti ve eli’nin janina ɡitti veʔ “buradajimʔ t͡ʃunku beni t͡ʃaɡirdin” dedi. eliʔ “ben t͡ʃaɡirmadimʔ oɡlum. jeniden jat.” dije karsilik verdi. Old-Testament-Psalms-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntı içinde Yahve’yi çağırdım, Tanrım’a haykırdım. Duydu sesimi tapınağından. Önündeki feryadım kulaklarına erişti.|sikinti it͡ʃinde jahve’ji t͡ʃaɡirdimʔ tanrim’a hajkirdim. dujdu sesimi tapinaɡindan. onundeki ferjadim kulaklarina eristi. Old-Testament-Judges-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve'nin meleği elindeki değneğin ucunu uzattı, ete ve mayasız pidelere dokundu; ve kayadan ateş çıkıp etleri ve mayasız pideleri yiyip bitirdi. Sonra Yahve'nin meleği gözünün önünden ayrıldı.|bunun uzerine jahveʔnin meleɡi elindeki deɡneɡin ut͡ʃunu uzattiʔ ete ve majasiz pidelere dokundu; ve kajadan ates t͡ʃikip etleri ve majasiz pideleri jijip bitirdi. sonra jahveʔnin meleɡi ɡozunun onunden ajrildi. Old-Testament-Isaiah-060-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusların sütünü de içeceksin, ve kraliyet memelerinden emeceksin. O zaman ben, Yahve'nin Kurtarıcın, fidye ile Kurtarıcın olan, Yakov'un Güçlüsü olduğumu bileceksin.|uluslarin sutunu de it͡ʃet͡ʃeksinʔ ve kralijet memelerinden emet͡ʃeksin. o zaman benʔ jahveʔnin kurtarit͡ʃinʔ fidje ile kurtarit͡ʃin olanʔ jakovʔun ɡut͡ʃlusu olduɡumu bilet͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı adama, “Neredesin?” diye seslendi.|jahve tanri adamaʔ “neredesin?” dije seslendi. Old-Testament-Isaiah-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Ariel'i sıkıntıya sokacağım, yas tutulacak, ağıt yakılacak. O benim için bir sunak ocağı gibi olacak.|o zaman arielʔi sikintija sokat͡ʃaɡimʔ jas tutulat͡ʃakʔ aɡit jakilat͡ʃak. o benim it͡ʃin bir sunak ot͡ʃaɡi ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Rekem, Yirpeel, Tarala,|rekemʔ jirpeelʔ taralaʔ Old-Testament-Joshua-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ve onunla birlikte bütün İsrael Livna'dan Lakiş'e geçti, orada ordugâh kurup ona karşı savaştılar.|jesu ve onunla birlikte butun israel livnaʔdan lakisʔe ɡet͡ʃtiʔ orada orduɡah kurup ona karsi savastilar. New-Testament-Mark-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Ey inançsız kuşak! Daha ne kadar sizinle birlikte olacağım? Size daha ne kadar katlanacağım? Onu bana getirin” dedi.|jesuaʔ “ej inant͡ʃsiz kusak! daha ne kadar sizinle birlikte olat͡ʃaɡim? size daha ne kadar katlanat͡ʃaɡim? onu bana ɡetirin” dedi. Old-Testament-Jeremiah-050-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil'in alınmasının gürültüsünden yeryüzü titriyor. Uluslar arasında feryat duyuluyor.|babilʔin alinmasinin ɡurultusunden jerjuzu titrijor. uluslar arasinda ferjat dujulujor. Old-Testament-Job-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Olgunlaşmamış üzümünü asma gibi silkeleyecek, çiçeğini de zeytin ağacı gibi atacaktır.|olɡunlasmamis uzumunu asma ɡibi silkelejet͡ʃekʔ t͡ʃit͡ʃeɡini de zejtin aɡat͡ʃi ɡibi atat͡ʃaktir. Old-Testament-Daniel-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kral sarayına gitti ve geceyi oruçlu geçirdi. Önüne hiçbir çalgı getirilmedi ve uykusu kaçtı.|sonra kral sarajina ɡitti ve ɡet͡ʃeji orut͡ʃlu ɡet͡ʃirdi. onune hit͡ʃbir t͡ʃalɡi ɡetirilmedi ve ujkusu kat͡ʃti. Old-Testament-Isaiah-052-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: “Halkım ilk başta orada yaşamak için Mısır'a indi; Aşurlular da onlara nedensiz yere zulmettiler.\"\"\"|\"t͡ʃunku efendi jahve sojle dijor “halkim ilk basta orada jasamak it͡ʃin misirʔa indi; asurlular da onlara nedensiz jere zulmettiler.\"\"\" New-Testament-1-Timothy-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece sonsuz yaşama kavuşmak üzere gelecek zaman için kendilerine iyi bir temel hazırlamış olurlar.|bojlet͡ʃe sonsuz jasama kavusmak uzere ɡelet͡ʃek zaman it͡ʃin kendilerine iji bir temel hazirlamis olurlar. Old-Testament-Psalms-115-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bizi hatırlar. O bizi kutsayacak. İsrael'in evini kutsayacak. Aron'un evini kutsayacak.|jahve bizi hatirlar. o bizi kutsajat͡ʃak. israelʔin evini kutsajat͡ʃak. aronʔun evini kutsajat͡ʃak. Old-Testament-Judges-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan Efraim'in dağlık bölgesine geçip Mika'nın evine geldiler.|oradan efraimʔin daɡlik bolɡesine ɡet͡ʃip mikaʔnin evine ɡeldiler. Old-Testament-Ecclesiastes-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|sevmenin zamanı var, nefret etmenin de zamanı var; savaşmanın zamanı var, barışın da zamanı var.|sevmenin zamani varʔ nefret etmenin de zamani var; savasmanin zamani varʔ barisin da zamani var. Old-Testament-2-Chronicles-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Hamat Sova'ya gitti ve onu yendi.|solomonʔ hamat sovaʔja ɡitti ve onu jendi. Old-Testament-Job-039-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Avını oradan gözetler. Gözleri onu uzaktan görür.|avini oradan ɡozetler. ɡozleri onu uzaktan ɡorur. Old-Testament-Ruth-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Hâkimlerin hükmettiği günlerde, ülkede kıtlık vardı. Beytlehem Yahuda'dan bir adam, karısı ve iki oğluyla birlikte Moav ülkesinde yaşamaya gitti.|hakimlerin hukmettiɡi ɡunlerdeʔ ulkede kitlik vardi. bejtlehem jahudaʔdan bir adamʔ karisi ve iki oɡlujla birlikte moav ulkesinde jasamaja ɡitti. Old-Testament-Daniel-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, son günlerde halkının başına ne geleceğini sana bildirmeye geldim, çünkü görüm daha çok günler içindir.”|simdiʔ son ɡunlerde halkinin basina ne ɡelet͡ʃeɡini sana bildirmeje ɡeldimʔ t͡ʃunku ɡorum daha t͡ʃok ɡunler it͡ʃindir.” Old-Testament-Psalms-031-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzün hizmetkârının üzerinde parlasın. Beni sevgi dolu iyiliğinle kurtar.|juzun hizmetkarinin uzerinde parlasin. beni sevɡi dolu ijiliɡinle kurtar. Old-Testament-Judges-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın bir oğul doğurdu ve ona Şimşon adını verdi. Çocuk büyüdü ve Yahve onu kutsadı.|kadin bir oɡul doɡurdu ve ona simson adini verdi. t͡ʃot͡ʃuk bujudu ve jahve onu kutsadi. Old-Testament-Ezekiel-020-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi İsrael ülkesine, atalarınıza vermeye ant içmiş olduğum ülkeye getirdiğimde, benim Yahve olduğumu bileceksiniz.|sizi israel ulkesineʔ atalariniza vermeje ant it͡ʃmis olduɡum ulkeje ɡetirdiɡimdeʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Ezekiel-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, yüzünü Mısır Kralı Firavun'a çevir, ona ve bütün Mısır'a karşı peygamberlik et.|“ej insanoɡluʔ juzunu misir krali firavunʔa t͡ʃevirʔ ona ve butun misirʔa karsi pejɡamberlik et. Old-Testament-Isaiah-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün yüksek dağlar için, yukarı kaldırılmış bütün tepeler için,|butun juksek daɡlar it͡ʃinʔ jukari kaldirilmis butun tepeler it͡ʃinʔ Old-Testament-Psalms-118-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Aron'un evi, “Sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer” desin.|simdi aronʔun eviʔ “sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer” desin. New-Testament-Matthew-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar hemen tekneyi ve babalarını bırakıp Yeşua’nın ardından gittiler.|onlar hemen tekneji ve babalarini birakip jesua’nin ardindan ɡittiler. Old-Testament-Ezra-002-037|und|SPEAKER_00_Turkish|İmmer'in çocukları, bin elli iki.|immerʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ bin elli iki. New-Testament-John-007-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh’la ilgili olarak söylüyordu. Çünkü Kutsal Ruh henüz verilmemişti. Çünkü Yeşua henüz yüceltilmemişti.|bunuʔ kendisine iman edenlerin alat͡ʃaɡi ruh’la ilɡili olarak sojlujordu. t͡ʃunku kutsal ruh henuz verilmemisti. t͡ʃunku jesua henuz jut͡ʃeltilmemisti. New-Testament-1-Timothy-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih görünene dek Tanrı’nın buyruğunu lekesiz ve kusursuz olarak koru.|efendimiz jesua mesih ɡorunene dek tanri’nin bujruɡunu lekesiz ve kusursuz olarak koru. Old-Testament-2-Chronicles-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un atlar ve arabalar için dört bin ahırı vardı, on iki bin atlısı vardı, onları araba kentlerine ve kralın yanına Yeruşalem'e yerleştirdi.|solomonʔun atlar ve arabalar it͡ʃin dort bin ahiri vardiʔ on iki bin atlisi vardiʔ onlari araba kentlerine ve kralin janina jerusalemʔe jerlestirdi. Old-Testament-Jeremiah-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yekonya'yı ve Babil'e giden bütün Yahuda sürgünlerini buraya geri getireceğim,' diyor Yahve; 'çünkü Babil Kralı'nın boyunduruğunu kıracağım.'\"\"\"|\"jahuda krali jehojakim oɡlu jekonjaʔji ve babilʔe ɡiden butun jahuda surɡunlerini buraja ɡeri ɡetiret͡ʃeɡimʔʔ dijor jahve; ʔt͡ʃunku babil kraliʔnin bojunduruɡunu kirat͡ʃaɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Her Şeye Gücü Yeten hâlâ benimleydi, çocuklarım da çevremdeydi,|her seje ɡut͡ʃu jeten hala benimlejdiʔ t͡ʃot͡ʃuklarim da t͡ʃevremdejdiʔ New-Testament-Galatians-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki, beni daha annemin rahmindeyken ayırıp lütfuyla beni çağıran Tanrı hoşnut olunca,|ne var kiʔ beni daha annemin rahmindejken ajirip lutfujla beni t͡ʃaɡiran tanri hosnut olunt͡ʃaʔ Old-Testament-Judges-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mika denen adamın ilâhlar evi vardı; bir efod ve terafim yaptı ve oğullarından birini kutsadı, o da kendisine kâhin oldu.|mika denen adamin ilahlar evi vardi; bir efod ve terafim japti ve oɡullarindan birini kutsadiʔ o da kendisine kahin oldu. Old-Testament-Ezekiel-035-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve şöyle diyor: “Bütün dünya sevinirken, seni ıssız bırakacağım.|efendi jahve sojle dijor “butun dunja sevinirkenʔ seni issiz birakat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-143-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârınla yargıya girme, çünkü senin önünde yaşayanlardan hiçbiri doğru değildir.|hizmetkarinla jarɡija ɡirmeʔ t͡ʃunku senin onunde jasajanlardan hit͡ʃbiri doɡru deɡildir. Old-Testament-Isaiah-046-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Beni kiminle kıyaslayacaksınız, bana eşit sayacaksınız, sanki aynıymışız gibi beni karşılaştıracaksınız?|“beni kiminle kijaslajat͡ʃaksinizʔ bana esit sajat͡ʃaksinizʔ sanki ajnijmisiz ɡibi beni karsilastirat͡ʃaksiniz? Old-Testament-Judges-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Zevah ve Salmunna'ya, \"\"Tavor'da öldürdüğünüz adamlar nasıl insanlardı?\"\" diye sordu. Şöyle yanıt verdiler: “Onlar da senin gibiydi. Hepsi bir kralın çocuklarına benziyordu.”\"|\"sonra zevah ve salmunnaʔjaʔ \"\"tavorʔda oldurduɡunuz adamlar nasil insanlardi?\"\" dije sordu. sojle janit verdiler “onlar da senin ɡibijdi. hepsi bir kralin t͡ʃot͡ʃuklarina benzijordu.”\" Old-Testament-Proverbs-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru insanın dili seçme gümüş gibidir. Kötülerin yüreğinin değeri azdır.|doɡru insanin dili set͡ʃme ɡumus ɡibidir. kotulerin jureɡinin deɡeri azdir. Old-Testament-Jeremiah-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman sizi bu yerde, atalarınıza ezelden beri verdiğim ülkede, daima oturtacağım.|o zaman sizi bu jerdeʔ atalariniza ezelden beri verdiɡim ulkedeʔ daima oturtat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-107-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tunç kapıları kırdı, demir sürgüleri parçaladı.|t͡ʃunku tunt͡ʃ kapilari kirdiʔ demir surɡuleri part͡ʃaladi. Old-Testament-Psalms-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Titreyin ve günah işlemeyin. Yatağınızda yüreğinizi yoklayın ve sakin olun. Selah.|titrejin ve ɡunah islemejin. jataɡinizda jureɡinizi joklajin ve sakin olun. selah. New-Testament-Acts-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepimiz yere düştüğümüzde, bir sesin bana İbranice, ‘Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun? Üvendirelere karşı tekmelemek senin için zor’ dediğini duydum.’’|hepimiz jere dustuɡumuzdeʔ bir sesin bana ibranit͡ʃeʔ ‘saulʔ saulʔ neden bana zulmedijorsun? uvendirelere karsi tekmelemek senin it͡ʃin zor’ dediɡini dujdum.’’ New-Testament-1-Corinthians-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kadın, kocanı kurtarıp kurtaramayacağını nereden biliyorsun? Ya da ey koca, karını kurtarıp kurtaramayacağını nereden biliyorsun?|ej kadinʔ kot͡ʃani kurtarip kurtaramajat͡ʃaɡini nereden bilijorsun? ja da ej kot͡ʃaʔ karini kurtarip kurtaramajat͡ʃaɡini nereden bilijorsun? New-Testament-Matthew-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle yanıt verdi: “Peki siz, neden töreniz uğruna Tanrı sözüne karşı geliyorsunuz?|jesua onlara sojle janit verdi “peki sizʔ neden toreniz uɡruna tanri sozune karsi ɡelijorsunuz? Old-Testament-Psalms-145-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve herkese iyidir. O’nun sevecen merhametleri bütün işlerinin üzerindedir.|jahve herkese ijidir. o’nun sevet͡ʃen merhametleri butun islerinin uzerindedir. New-Testament-Luke-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün sevinin ve coşkuyla sıçrayın, çünkü işte, gökteki ödülünüz büyüktür. Onların da ataları peygamberlere aynı şeyi yaptılar.|o ɡun sevinin ve t͡ʃoskujla sit͡ʃrajinʔ t͡ʃunku isteʔ ɡokteki odulunuz bujuktur. onlarin da atalari pejɡamberlere ajni seji japtilar. Old-Testament-Exodus-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı İsrael'in çocuklarını gördü ve Tanrı anladı.|tanri israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini ɡordu ve tanri anladi. New-Testament-Luke-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kim benden ve sözlerimden utanırsa, İnsanoğlu da kendi görkemiyle, Babası’nın ve kutsal meleklerin görkemiyle geldiğinde ondan utanacaktır.|t͡ʃunku kim benden ve sozlerimden utanirsaʔ insanoɡlu da kendi ɡorkemijleʔ babasi’nin ve kutsal meleklerin ɡorkemijle ɡeldiɡinde ondan utanat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden İsrael evine söyle, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Geri dönün ve kendinizi putlarınızdan döndürün! Yüzlerinizi bütün iğrenç şeylerinizden döndürün.\"\"'\"\"\"|\"\"\"bu juzden israel evine sojleʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"ɡeri donun ve kendinizi putlarinizdan dondurun! juzlerinizi butun iɡrent͡ʃ sejlerinizden dondurun.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Exodus-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana karşı günah işlememeniz için ülkenizde oturmayacaklar. Çünkü onların ilâhlarına hizmet ederseniz, bu kesin olarak sizin için bir tuzak olacaktır.”|bana karsi ɡunah islememeniz it͡ʃin ulkenizde oturmajat͡ʃaklar. t͡ʃunku onlarin ilahlarina hizmet edersenizʔ bu kesin olarak sizin it͡ʃin bir tuzak olat͡ʃaktir.” Old-Testament-2-Samuel-023-038|und|SPEAKER_00_Turkish|İtrili İra, İtrili Garev|itrili iraʔ itrili ɡarev Old-Testament-Daniel-002-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kral Daniel'i yükseltti ve ona birçok büyük armağanlar verdi ve onu bütün Babil eyaleti üzerine hâkim ve Babil'in bütün bilgelerinin üzerine baş vali yaptı.|sonra kral danielʔi jukseltti ve ona birt͡ʃok bujuk armaɡanlar verdi ve onu butun babil ejaleti uzerine hakim ve babilʔin butun bilɡelerinin uzerine bas vali japti. New-Testament-Romans-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih’in Müjdesi’nden utanmıyorum. Müjde iman eden herkesin, önce Yahudiler’in, sonra Grekler'in kurtuluşu için Tanrı’nın gücüdür.|t͡ʃunku mesih’in muʒdesi’nden utanmijorum. muʒde iman eden herkesinʔ ont͡ʃe jahudiler’inʔ sonra ɡreklerʔin kurtulusu it͡ʃin tanri’nin ɡut͡ʃudur. Old-Testament-Nehemiah-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi bunlar senin hizmetkârların ve halkındır, onları büyük kudretinle ve güçlü elinle kurtardın.|“simdi bunlar senin hizmetkarlarin ve halkindirʔ onlari bujuk kudretinle ve ɡut͡ʃlu elinle kurtardin. Old-Testament-Judges-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama karısı ona şöyle dedi: \"\"Eğer Yahve bizi öldürmek isteseydi, elimizden yakmalık sunuyu ve ekmek sunusunu almazdı, bütün bu şeyleri bize göstermezdi, ya da bize bu zamanda buna benzer şeyler bildirmezdi.”\"|\"ama karisi ona sojle dedi \"\"eɡer jahve bizi oldurmek istesejdiʔ elimizden jakmalik sunuju ve ekmek sunusunu almazdiʔ butun bu sejleri bize ɡostermezdiʔ ja da bize bu zamanda buna benzer sejler bildirmezdi.”\" New-Testament-2-Timothy-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun gibi, kim kendini bunlardan arındırırsa, her iyi iş için hazırlanmış, efendinin kullanımına uygun, kutsal kılınmış, onurlu bir kap olur.|bunun ɡibiʔ kim kendini bunlardan arindirirsaʔ her iji is it͡ʃin hazirlanmisʔ efendinin kullanimina ujɡunʔ kutsal kilinmisʔ onurlu bir kap olur. Old-Testament-Exodus-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Firavun'a şöyle dedi, \"\"Kurbağaların senden ve evlerinden yok edilmesi ve yalnızca ırmakta kalması için senin, hizmetkârların ve halkın için dua etmem için bir zaman kararlaştırma onurunu sana veriyorum.\"\"\"|\"mose firavunʔa sojle dediʔ \"\"kurbaɡalarin senden ve evlerinden jok edilmesi ve jalnizt͡ʃa irmakta kalmasi it͡ʃin seninʔ hizmetkarlarin ve halkin it͡ʃin dua etmem it͡ʃin bir zaman kararlastirma onurunu sana verijorum.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendisi ise çölde bir günlük yol gitti ve gelip bir ardıç ağacının altına oturdu. Sonra kendisi için ölmeyi dileyerek, \"\"Yeter artık, ey Yahve, yaşamımı al; çünkü ben atalarımdan daha iyi değilim\"\" dedi.\"|\"kendisi ise t͡ʃolde bir ɡunluk jol ɡitti ve ɡelip bir ardit͡ʃ aɡat͡ʃinin altina oturdu. sonra kendisi it͡ʃin olmeji dilejerekʔ \"\"jeter artikʔ ej jahveʔ jasamimi al; t͡ʃunku ben atalarimdan daha iji deɡilim\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-018-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Önden gidenler sussun diye onu azarladılar. Ama o daha da çok, “Ey David Oğlu, halime acı!” diyerek bağırdı.|onden ɡidenler sussun dije onu azarladilar. ama o daha da t͡ʃokʔ “ej david oɡluʔ halime at͡ʃi!” dijerek baɡirdi. New-Testament-Acts-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu sağ elinden tutup kaldırdı. Hemen adamın ayakları ve topuk kemikleri güç kazandı.|onu saɡ elinden tutup kaldirdi. hemen adamin ajaklari ve topuk kemikleri ɡut͡ʃ kazandi. Old-Testament-Psalms-104-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O’dur bir giysi gibi kendini ışıkla örten. Gökleri bir perde gibi geren.|o’dur bir ɡijsi ɡibi kendini isikla orten. ɡokleri bir perde ɡibi ɡeren. Old-Testament-Judges-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad beyleri, birbirlerine dediler, “Ammon çocuklarına karşı savaşmaya başlayacak olan adam kimdir? Gilad'ın tüm sakinleri üzerinde o baş olacaktır.”|ɡilad bejleriʔ birbirlerine dedilerʔ “ammon t͡ʃot͡ʃuklarina karsi savasmaja baslajat͡ʃak olan adam kimdir? ɡiladʔin tum sakinleri uzerinde o bas olat͡ʃaktir.” Old-Testament-2-Chronicles-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Arabistan'ın bütün kralları ve ülkenin valileri Solomon'a altın ve gümüş getirdiler.|arabistanʔin butun krallari ve ulkenin valileri solomonʔa altin ve ɡumus ɡetirdiler. Old-Testament-Isaiah-030-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Her ne kadar Efendi size sıkıntı ekmeğini ve sıkıntı suyunu verse de, öğretmenleriniz artık gizlenmeyecek, gözlerin öğretmenlerini görecek;|her ne kadar efendi size sikinti ekmeɡini ve sikinti sujunu verse deʔ oɡretmenleriniz artik ɡizlenmejet͡ʃekʔ ɡozlerin oɡretmenlerini ɡoret͡ʃek; Old-Testament-Psalms-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve doğru kişiyi sınar, ama O'nun canı kötüden ve zorbalığı sevenden nefret eder.|jahve doɡru kisiji sinarʔ ama oʔnun t͡ʃani kotuden ve zorbaliɡi sevenden nefret eder. New-Testament-Matthew-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bir tekneye binip karşı yakaya geçti ve kendi kentine geldi.|jesua bir tekneje binip karsi jakaja ɡet͡ʃti ve kendi kentine ɡeldi. Old-Testament-Job-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı beni ezmeyi hoş görse, elini serbest bıraksa da, beni kesip atsa!|tanri beni ezmeji hos ɡorseʔ elini serbest biraksa daʔ beni kesip atsa! New-Testament-Luke-009-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın yüceliği karşısında hepsi şaşkınlık içinde kaldı. Herkes Yeşua’nın yaptığı işlerin şaşkınlığı içindeyken, Yeşua öğrencilerine, şöyle dedi:|tanri’nin jut͡ʃeliɡi karsisinda hepsi saskinlik it͡ʃinde kaldi. herkes jesua’nin japtiɡi islerin saskinliɡi it͡ʃindejkenʔ jesua oɡrent͡ʃilerineʔ sojle dedi Old-Testament-2-Chronicles-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Huram şöyle devam etti: “Yahve için bir ev, kendi krallığı için bir ev yapacak olan, Kral David'e bilge, anlayışlı ve sağduyulu bir oğul veren gökleri ve yeri yaratan İsrael'in Tanrısı Yahve yücelsin.|huram sojle devam etti “jahve it͡ʃin bir evʔ kendi kralliɡi it͡ʃin bir ev japat͡ʃak olanʔ kral davidʔe bilɡeʔ anlajisli ve saɡdujulu bir oɡul veren ɡokleri ve jeri jaratan israelʔin tanrisi jahve jut͡ʃelsin. Old-Testament-Joshua-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu, Yeriha'dan Beytel'in doğusunda, Beyt-Aven'in yanında bulunan Ay Kenti'ne adam gönderip onlara şöyle dedi: \"\"Gidin, ülkeyi araştırın.\"\" Adamlar yukarı çıkıp Ay Kenti'ni araştırdılar.\"|\"jesuʔ jerihaʔdan bejtelʔin doɡusundaʔ bejt-avenʔin janinda bulunan aj kentiʔne adam ɡonderip onlara sojle dedi \"\"ɡidinʔ ulkeji arastirin.\"\" adamlar jukari t͡ʃikip aj kentiʔni arastirdilar.\" Old-Testament-Isaiah-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinden çok sıkıntılı ve aç olarak geçecekler. Öyle olacak ki, acıktıklarında kaygı çekecekler, krallarına ve Tanrıları'na lanet edecekler. Yüzlerini yukarıya çevirecekler,|it͡ʃinden t͡ʃok sikintili ve at͡ʃ olarak ɡet͡ʃet͡ʃekler. ojle olat͡ʃak kiʔ at͡ʃiktiklarinda kajɡi t͡ʃeket͡ʃeklerʔ krallarina ve tanrilariʔna lanet edet͡ʃekler. juzlerini jukarija t͡ʃeviret͡ʃeklerʔ Old-Testament-Numbers-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer'den: Okran oğlu Pagiel.|aserʔden okran oɡlu paɡiel. Old-Testament-Deuteronomy-033-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sürgülerin demir ve tunç olacaktır. Günlerin gibi, gücün öyle olacak.\"\"\"|\"surɡulerin demir ve tunt͡ʃ olat͡ʃaktir. ɡunlerin ɡibiʔ ɡut͡ʃun ojle olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşmeray, İzliya, Yovav, Elpaal'ın oğulları,|ismerajʔ izlijaʔ jovavʔ elpaalʔin oɡullariʔ New-Testament-John-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Yeşua, Taberiye Denizi’nin kıyısında öğrencilerine yine kendisini gösterdi. O kendisini böyle gösterdi.|bu sejlerden sonra jesuaʔ taberije denizi’nin kijisinda oɡrent͡ʃilerine jine kendisini ɡosterdi. o kendisini bojle ɡosterdi. Old-Testament-Jeremiah-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onlara bütün bu sözleri söyleyeceksin, ama seni dinlemeyecekler. Onları çağıracaksın, ama sana yanıt vermeyecekler.\"|\"\"\"onlara butun bu sozleri sojlejet͡ʃeksinʔ ama seni dinlemejet͡ʃekler. onlari t͡ʃaɡirat͡ʃaksinʔ ama sana janit vermejet͡ʃekler.\" Old-Testament-Psalms-018-050|und|SPEAKER_00_Turkish|O, kralına büyük bir kurtuluş verir, meshedilmiş olanına, David ve soyuna, sonsuza dek sevgi dolu iyiliğini gösterir.|oʔ kralina bujuk bir kurtulus verirʔ meshedilmis olaninaʔ david ve sojunaʔ sonsuza dek sevɡi dolu ijiliɡini ɡosterir. Old-Testament-Psalms-049-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insan bilgelerin öldüğünü görür; budala ve akılsız da aynı şekilde yok olur, mallarını başkalarına bırakırlar.|t͡ʃunku insan bilɡelerin olduɡunu ɡorur; budala ve akilsiz da ajni sekilde jok olurʔ mallarini baskalarina birakirlar. Old-Testament-Genesis-029-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Rahel'e babasının akrabası ve Rebeka'nın oğlu olduğunu söyledi. O da koşarak babasına haber verdi.|jakov rahelʔe babasinin akrabasi ve rebekaʔnin oɡlu olduɡunu sojledi. o da kosarak babasina haber verdi. Old-Testament-2-Chronicles-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Peygamber Şemaya, Rehovam'ın ve Şişak yüzünden Yeruşalem'de toplanmış olan Yahuda beylerinin yanına geldi ve onlara şöyle dedi: \"\"Yahve şöyle diyor, 'Beni bıraktınız, bu yüzden ben de sizi Şişak'ın eline bıraktım.'\"\"\"|\"pejɡamber semajaʔ rehovamʔin ve sisak juzunden jerusalemʔde toplanmis olan jahuda bejlerinin janina ɡeldi ve onlara sojle dedi \"\"jahve sojle dijorʔ ʔbeni biraktinizʔ bu juzden ben de sizi sisakʔin eline biraktim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-107-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman sıkıntı içinde Yahve’ye feryat ederler, onları sıkıntılarından kurtarır.|o zaman sikinti it͡ʃinde jahve’je ferjat ederlerʔ onlari sikintilarindan kurtarir. Old-Testament-2-Chronicles-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Lacivert, mor, kırmızı ve ince ketenden bir perde yaptı ve onu Keruvlar'la süsledi.|lat͡ʃivertʔ morʔ kirmizi ve int͡ʃe ketenden bir perde japti ve onu keruvlarʔla susledi. Old-Testament-2-Kings-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa Damaskus'a geldi; ve Suriye Kralı Benhadat hasta idi. Ona, “Tanrı adamı buraya geldi” diye bildirildi.|elisa damaskusʔa ɡeldi; ve surije krali benhadat hasta idi. onaʔ “tanri adami buraja ɡeldi” dije bildirildi. Old-Testament-Deuteronomy-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün size buyurmakta olduğum bu sözler senin yüreğinde olacaktır;|buɡun size bujurmakta olduɡum bu sozler senin jureɡinde olat͡ʃaktir; New-Testament-Matthew-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü boyunduruğum kolay, yüküm hafiftir.”|t͡ʃunku bojunduruɡum kolajʔ jukum hafiftir.” Old-Testament-2-Kings-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sidkiya'nın oğullarını gözlerinin önünde öldürdüler, sonra Sidkiya'nın gözlerini oydular, onu zincire vurdular ve Babil'e götürdüler.|sidkijaʔnin oɡullarini ɡozlerinin onunde oldurdulerʔ sonra sidkijaʔnin ɡozlerini ojdularʔ onu zint͡ʃire vurdular ve babilʔe ɡoturduler. Old-Testament-1-Samuel-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim dağlık kesiminden Ramataim Sofim'den bir adam vardı. Adı Elkana'ydı. Yeroham'ın oğlu, Elihu'nun oğlu, Tohu'nun oğlu, Suf'un oğlu Efraimli'ydi.|efraim daɡlik kesiminden ramataim sofimʔden bir adam vardi. adi elkanaʔjdi. jerohamʔin oɡluʔ elihuʔnun oɡluʔ tohuʔnun oɡluʔ sufʔun oɡlu efraimliʔjdi. New-Testament-Luke-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus adını da verdiği Simon, onun kardeşi Andreas, Yakov, Yuhanna, Filipus, Bartalmay,|petrus adini da verdiɡi simonʔ onun kardesi andreasʔ jakovʔ juhannaʔ filipusʔ bartalmajʔ Old-Testament-Numbers-036-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, Yahve'nin sözüne göre İsrael'in çocuklarına şu buyruğu verdi: \"\"Yosefoğulları oymağı doğru söylüyor.\"|\"moseʔ jahveʔnin sozune ɡore israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina su bujruɡu verdi \"\"josefoɡullari ojmaɡi doɡru sojlujor.\" Old-Testament-Exodus-036-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun çerçevelerini akasya ağacından dikine yaptı.|konutun t͡ʃert͡ʃevelerini akasja aɡat͡ʃindan dikine japti. Old-Testament-Habakkuk-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve kutsal tapınağındadır. Bütün dünya O'nun önünde sussun!”|ama jahve kutsal tapinaɡindadir. butun dunja oʔnun onunde sussun!” Old-Testament-Genesis-039-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu evde benden daha büyük kimse yok ve senden başka benden hiçbir şeyi esirgemedi. Çünkü sen onun karısısın. O zaman nasıl bu büyük kötülüğü yapar ve Tanrı'ya karşı günah işlerim?”|bu evde benden daha bujuk kimse jok ve senden baska benden hit͡ʃbir seji esirɡemedi. t͡ʃunku sen onun karisisin. o zaman nasil bu bujuk kotuluɡu japar ve tanriʔja karsi ɡunah islerim?” New-Testament-Acts-027-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu gece, ait olduğum ve kendisine hizmet ettiğim Tanrı’ya ait bir melek yanımda durdu,|t͡ʃunku bu ɡet͡ʃeʔ ait olduɡum ve kendisine hizmet ettiɡim tanri’ja ait bir melek janimda durduʔ Old-Testament-Genesis-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov, annesinin kardeşi Lavan'ın kızı Rahel'i ve annesinin kardeşi Lavan'ın koyunlarını görünce yaklaştı, kuyunun ağzındaki taşı yuvarladı. Annesinin kardeşi Lavan'ın sürüsüne su verdi.|jakovʔ annesinin kardesi lavanʔin kizi rahelʔi ve annesinin kardesi lavanʔin kojunlarini ɡorunt͡ʃe jaklastiʔ kujunun aɡzindaki tasi juvarladi. annesinin kardesi lavanʔin surusune su verdi. Old-Testament-Psalms-032-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey doğrular, Yahve ile sevinin ve coşun! Ey yüreği doğru olanlar, sevinçle haykırın!|ej doɡrularʔ jahve ile sevinin ve t͡ʃosun! ej jureɡi doɡru olanlarʔ sevint͡ʃle hajkirin! Old-Testament-Numbers-035-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ama eğer onu ansızın düşmanlık olmadan iterse, ya da pusuya yatmadan üzerine bir şey fırlatmışsa,\"|\"\"\"ʔama eɡer onu ansizin dusmanlik olmadan iterseʔ ja da pusuja jatmadan uzerine bir sej firlatmissaʔ\" Old-Testament-Psalms-130-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yah, sen eğer günahların kaydını tutarsan, kim ayakta durabilir, ey Efendim?|ej jahʔ sen eɡer ɡunahlarin kajdini tutarsanʔ kim ajakta durabilirʔ ej efendim? Old-Testament-Daniel-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Pers Kralı Koreş'in üçüncü yılında, adı Belteşatsar olan Daniel'e bir haber açıklandı; ve haber gerçekti ve büyük bir savaştı. Haberi anladı ve o görümün anlayışına sahipti.|pers krali koresʔin ut͡ʃunt͡ʃu jilindaʔ adi beltesatsar olan danielʔe bir haber at͡ʃiklandi; ve haber ɡert͡ʃekti ve bujuk bir savasti. haberi anladi ve o ɡorumun anlajisina sahipti. Old-Testament-Genesis-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Avram Saray'a, “İşte, hizmetçin senin elinde” dedi. “Gözünde iyi olan neyse onu yap.” Saray ona sert davrandı ve Hagar hanımının yanından kaçtı.|ama avram sarajʔaʔ “isteʔ hizmett͡ʃin senin elinde” dedi. “ɡozunde iji olan nejse onu jap.” saraj ona sert davrandi ve haɡar haniminin janindan kat͡ʃti. Old-Testament-Leviticus-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Babanın karısının çıplaklığını açmayacaksın. O senin babanın çıplaklığıdır.'\"\"\"|\"\"\"ʔbabanin karisinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin. o senin babanin t͡ʃiplakliɡidir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Numbers-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kâhin Aron'un oğlu, Eleazar'ın oğlu Finehas, aralarındaki kıskançlığımla kıskandığı için İsrael'in çocuklarından gazabımı döndürdü, bundan ötürü İsrael'in çocuklarını kıskançlığımla tüketmedim.\"|\"\"\"kahin aronʔun oɡluʔ eleazarʔin oɡlu finehasʔ aralarindaki kiskant͡ʃliɡimla kiskandiɡi it͡ʃin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan ɡazabimi dondurduʔ bundan oturu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini kiskant͡ʃliɡimla tuketmedim.\" New-Testament-Jude-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrısızların, tanrısızca yaptıkları bütün işlerden ve tanrısız günahkârların kendisine karşı söylediği bütün ağır sözlerden ötürü hepsine günahlarını gösterip yargılayacak.”|tanrisizlarinʔ tanrisizt͡ʃa japtiklari butun islerden ve tanrisiz ɡunahkarlarin kendisine karsi sojlediɡi butun aɡir sozlerden oturu hepsine ɡunahlarini ɡosterip jarɡilajat͡ʃak.” New-Testament-Romans-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Zina etmeyeceksin”, “Adam öldürmeyeceksin”, “Çalmayacaksın”, “Göz dikmeyeceksin” ve bundan başka ne buyruk varsa, hepsi şu sözde özetlenmiştir: “Komşunu kendin gibi seveceksin.”|t͡ʃunkuʔ “zina etmejet͡ʃeksin”ʔ “adam oldurmejet͡ʃeksin”ʔ “t͡ʃalmajat͡ʃaksin”ʔ “ɡoz dikmejet͡ʃeksin” ve bundan baska ne bujruk varsaʔ hepsi su sozde ozetlenmistir “komsunu kendin ɡibi sevet͡ʃeksin.” Old-Testament-Joshua-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu'nun onları sünnet etmesinin nedeni şuydu: Mısır'dan çıkan bütün halk, erkekler, bütün savaş adamları, Mısır'dan çıktıktan sonra çölde, yolda öldüler.|jesuʔnun onlari sunnet etmesinin nedeni sujdu misirʔdan t͡ʃikan butun halkʔ erkeklerʔ butun savas adamlariʔ misirʔdan t͡ʃiktiktan sonra t͡ʃoldeʔ jolda olduler. New-Testament-Galatians-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Böbürlenmeyelim, birbirimizi kışkırtmayalım, birbirimizi kıskanmayalım.|boburlenmejelimʔ birbirimizi kiskirtmajalimʔ birbirimizi kiskanmajalim. New-Testament-Mark-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dışarı çıkıp annesine, “Ne isteyim?” diye sordu. Annesi de, “Vaftizci Yuhanna’nın başını” dedi.|disari t͡ʃikip annesineʔ “ne istejim?” dije sordu. annesi deʔ “vaftizt͡ʃi juhanna’nin basini” dedi. Old-Testament-1-Kings-007-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiram kazanları, kürekleri ve leğenleri yaptı. Hiram, Kral Solomon için Yahve'nin evinde yaptığı bütün işi bitirdi:|hiram kazanlariʔ kurekleri ve leɡenleri japti. hiramʔ kral solomon it͡ʃin jahveʔnin evinde japtiɡi butun isi bitirdi New-Testament-Luke-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu kabul eden Yahuda, halkın yokluğunda Yeşua’yı onların eline teslim etmek için fırsat arıyordu.|bunu kabul eden jahudaʔ halkin jokluɡunda jesua’ji onlarin eline teslim etmek it͡ʃin firsat arijordu. Old-Testament-Numbers-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı Balam'a gelip, \"\"Yanındaki bu adamlar kim?\"\" dedi.\"|\"tanri balamʔa ɡelipʔ \"\"janindaki bu adamlar kim?\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak büyüdü ve gittikçe daha da büyüdü.|ishak bujudu ve ɡittikt͡ʃe daha da bujudu. New-Testament-Mark-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Vaftizci Yuhanna, diğerleri Eliya, ötekiler de peygamberlerden biri” diyorlar.|o’naʔ “vaftizt͡ʃi juhannaʔ diɡerleri elijaʔ otekiler de pejɡamberlerden biri” dijorlar. Old-Testament-1-Samuel-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel halkı birlikte Mispa'ya, Yahve'nin yanına çağırdı.|samuel halki birlikte mispaʔjaʔ jahveʔnin janina t͡ʃaɡirdi. New-Testament-John-005-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onun yazdıklarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?”|ama onun jazdiklarina iman etmezsenizʔ benim sozlerime nasil iman edet͡ʃeksiniz?” Old-Testament-2-Chronicles-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'da surlu kentler yaptı; çünkü ülke sakindi ve o yıllarda Yahve ona rahat verdiği için savaşı yoktu.|jahudaʔda surlu kentler japti; t͡ʃunku ulke sakindi ve o jillarda jahve ona rahat verdiɡi it͡ʃin savasi joktu. Old-Testament-Jeremiah-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahuda halkı ve Yeruşalem sakinleri, Yahve için sünnet olun ve yüreğinizin sünnet derilerini kaldırın; yoksa işlerinizin kötülüğü yüzünden gazabım ateş gibi çıkıp yanacak ve onu söndürecek kimse olmaz.|ej jahuda halki ve jerusalem sakinleriʔ jahve it͡ʃin sunnet olun ve jureɡinizin sunnet derilerini kaldirin; joksa islerinizin kotuluɡu juzunden ɡazabim ates ɡibi t͡ʃikip janat͡ʃak ve onu sonduret͡ʃek kimse olmaz. Old-Testament-Genesis-046-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in oğulları: Bala, Beker, Aşbel, Gera, Naaman, Ehi, Roş, Muppim, Huppim, Ard.|benjaminʔin oɡullari balaʔ bekerʔ asbelʔ ɡeraʔ naamanʔ ehiʔ rosʔ muppimʔ huppimʔ ard. Old-Testament-2-Samuel-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Uriya'ya, \"\"Bugün de burada kal, yarın seni yola çıkaracağım\"\" dedi. Böylece Uriya o gün ve ertesi gün Yeruşalem'de kaldı.\"|\"david urijaʔjaʔ \"\"buɡun de burada kalʔ jarin seni jola t͡ʃikarat͡ʃaɡim\"\" dedi. bojlet͡ʃe urija o ɡun ve ertesi ɡun jerusalemʔde kaldi.\" Old-Testament-1-Chronicles-006-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Hilen otlaklarıyla, Devir otlaklarıyla,|hilen otlaklarijlaʔ devir otlaklarijlaʔ Old-Testament-Genesis-032-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârına gösterdiğin bunca iyiliğe ve içtenliğe layık değilim. Çünkü Yarden’i geçtiğimde yalnızca bir değneğim vardı ama şimdi iki ordu oldum.|hizmetkarina ɡosterdiɡin bunt͡ʃa ijiliɡe ve it͡ʃtenliɡe lajik deɡilim. t͡ʃunku jarden’i ɡet͡ʃtiɡimde jalnizt͡ʃa bir deɡneɡim vardi ama simdi iki ordu oldum. Old-Testament-2-Kings-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın yukarı çıkıp onu Tanrı adamının yatağına yatırdı, kapıyı kapatıp çıktı.|kadin jukari t͡ʃikip onu tanri adaminin jataɡina jatirdiʔ kapiji kapatip t͡ʃikti. Old-Testament-Isaiah-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ormanının geri kalan ağaçları az olacak, öyle ki, bir çocuk onların sayısını yazabilir.|ormaninin ɡeri kalan aɡat͡ʃlari az olat͡ʃakʔ ojle kiʔ bir t͡ʃot͡ʃuk onlarin sajisini jazabilir. New-Testament-Matthew-010-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir peygamberi peygamber olarak kabul eden, peygambere göre ödül alacaktır. Doğru bir adamı doğru biri olarak kabul eden, doğru adama göre bir ödül alacaktır.|bir pejɡamberi pejɡamber olarak kabul edenʔ pejɡambere ɡore odul alat͡ʃaktir. doɡru bir adami doɡru biri olarak kabul edenʔ doɡru adama ɡore bir odul alat͡ʃaktir. New-Testament-2-Timothy-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjdem’e göre David’in soyundan olup ölümden dirilmiş olan Yeşua Mesih’i hatırla.|muʒdem’e ɡore david’in sojundan olup olumden dirilmis olan jesua mesih’i hatirla. Old-Testament-Malachi-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi, Tanrı’nın lütfunu dileyin ki, bize lütfetsin. Bununla sizden kimseyi kabul eder mi?” diyor Ordular Yahvesi.|“simdiʔ tanri’nin lutfunu dilejin kiʔ bize lutfetsin. bununla sizden kimseji kabul eder mi?” dijor ordular jahvesi. New-Testament-Romans-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonunda Tanrı’nın isteğiyle, bir şekilde yol bulup şimdi yanınıza gelmek için dua ediyorum.|sonunda tanri’nin isteɡijleʔ bir sekilde jol bulup simdi janiniza ɡelmek it͡ʃin dua edijorum. New-Testament-Acts-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim ayrılışımdan sonra, sürüyü esirgemeyen yırtıcı kurtların aranıza gireceğini biliyorum.|benim ajrilisimdan sonraʔ suruju esirɡemejen jirtit͡ʃi kurtlarin araniza ɡiret͡ʃeɡini bilijorum. Old-Testament-1-Kings-002-042|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral adam gönderip Şimei'yi çağırttı ve ona, \"\"Ben seni Yahve aracılığıyla uyarmadım mı, 'Şunu iyi bil ki, dışarı çıkıp başka bir yerde yürüdüğün gün kesinlikle öleceksin' demedim mi? Sen bana, 'Duyduğum söz iyidir' dedin.\"|\"kral adam ɡonderip simeiʔji t͡ʃaɡirtti ve onaʔ \"\"ben seni jahve arat͡ʃiliɡijla ujarmadim miʔ ʔsunu iji bil kiʔ disari t͡ʃikip baska bir jerde juruduɡun ɡun kesinlikle olet͡ʃeksinʔ demedim mi? sen banaʔ ʔdujduɡum soz ijidirʔ dedin.\" Old-Testament-2-Samuel-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O, Üçler'in en saygını değil miydi? Bu yüzden onların komutanı oldu. Ancak Üçler'den biri olarak sayılmadı.|oʔ ut͡ʃlerʔin en sajɡini deɡil mijdi? bu juzden onlarin komutani oldu. ant͡ʃak ut͡ʃlerʔden biri olarak sajilmadi. Old-Testament-1-Samuel-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece David, Filist diyarına dönmek üzere sabahleyin yola çıkmak için kendisi ve adamları erkenden kalktı; Filistliler de Yizreel'e çıktılar.|bojlet͡ʃe davidʔ filist dijarina donmek uzere sabahlejin jola t͡ʃikmak it͡ʃin kendisi ve adamlari erkenden kalkti; filistliler de jizreelʔe t͡ʃiktilar. New-Testament-Revelation-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon oymağından on iki bin, Levi oymağından on iki bin, İssakar oymağından on iki bin,|simon ojmaɡindan on iki binʔ levi ojmaɡindan on iki binʔ issakar ojmaɡindan on iki binʔ Old-Testament-Nehemiah-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilga'dan Şammua; Şemaya'dan Yehonatan;|bilɡaʔdan sammua; semajaʔdan jehonatan; Old-Testament-1-Kings-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael'in bütün sınırlarında güzel bir genç kız aradılar ve Şunemli Abişag'ı bulup krala getirdiler.|bojlet͡ʃe israelʔin butun sinirlarinda ɡuzel bir ɡent͡ʃ kiz aradilar ve sunemli abisaɡʔi bulup krala ɡetirdiler. Old-Testament-2-Samuel-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiğitler savaşın ortasında nasıl da düştüler! Yonatan sizin yüksek yerlerinizde öldürüldü.|jiɡitler savasin ortasinda nasil da dustuler! jonatan sizin juksek jerlerinizde olduruldu. Old-Testament-Isaiah-045-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasına, 'Neyin babası oldun?' ya da annesine, 'Ne doğurdun?' diyenin vay haline.”|babasinaʔ ʔnejin babasi oldun?ʔ ja da annesineʔ ʔne doɡurdun?ʔ dijenin vaj haline.” Old-Testament-2-Samuel-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David'in adama karşı öfkesi alevlendi ve Natan'a şöyle dedi: \"\"Yaşayan Yahve'nin hakkı için, bunu yapan adam ölmeyi hak etti!\"|\"davidʔin adama karsi ofkesi alevlendi ve natanʔa sojle dedi \"\"jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ bunu japan adam olmeji hak etti!\" Old-Testament-Proverbs-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın akılsızlığı kendi yolunu yıkar, yüreği Yahve'ye karşı öfkelenir.|insanin akilsizliɡi kendi jolunu jikarʔ jureɡi jahveʔje karsi ofkelenir. New-Testament-Luke-008-043|und|SPEAKER_00_Turkish|On iki yıldan beri kanaması olup, varını yoğunu hekimlere harcamış, ama hiçbirinin iyi edemediği bir kadın,|on iki jildan beri kanamasi olupʔ varini joɡunu hekimlere hart͡ʃamisʔ ama hit͡ʃbirinin iji edemediɡi bir kadinʔ Old-Testament-1-Kings-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon, Şeba Kraliçesi'ne, krallık armağanlarından kendisine verdiğinin yanı sıra, bütün isteklerini, ne dilediyse verdi. Böylece Kraliçe dönüp hizmetkârlarıyla birlikte kendi ülkesine gitti.|kral solomonʔ seba kralit͡ʃesiʔneʔ krallik armaɡanlarindan kendisine verdiɡinin jani siraʔ butun istekleriniʔ ne diledijse verdi. bojlet͡ʃe kralit͡ʃe donup hizmetkarlarijla birlikte kendi ulkesine ɡitti. Old-Testament-Isaiah-066-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çıkıp bana karşı isyan etmiş olan adamların ölü bedenlerine bakacaklar; çünkü onların kurtları ölmeyecek, onların ateşleri de sönmeyecek ve onlar bütün insanlara iğrenç gelecekler.”\"|\"\"\"t͡ʃikip bana karsi isjan etmis olan adamlarin olu bedenlerine bakat͡ʃaklar; t͡ʃunku onlarin kurtlari olmejet͡ʃekʔ onlarin atesleri de sonmejet͡ʃek ve onlar butun insanlara iɡrent͡ʃ ɡelet͡ʃekler.”\" Old-Testament-Leviticus-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron iki keçi için kura çekecek; kuralardan biri Yahve için, diğeri Azazel içindir.|aron iki ket͡ʃi it͡ʃin kura t͡ʃeket͡ʃek; kuralardan biri jahve it͡ʃinʔ diɡeri azazel it͡ʃindir. Old-Testament-Proverbs-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni yabancı kadınlardan, sözleriyle yaltaklanan, o yabancı kadınlardan kurtaracak.|seni jabant͡ʃi kadinlardanʔ sozlerijle jaltaklananʔ o jabant͡ʃi kadinlardan kurtarat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-084-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gittikçe güçlenirler. Her biri Siyon'da Tanrı'nın önünde görünür.|ɡittikt͡ʃe ɡut͡ʃlenirler. her biri sijonʔda tanriʔnin onunde ɡorunur. New-Testament-John-018-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Pilatus O’na, “Öyleyse bir kral mısın?” dedi. Yeşua, “Kral olduğumu sen söylüyorsun. Ben bunun için doğdum, gerçeğe tanıklık etmek için dünyaya geldim. Gerçekten olan herkes sesimi duyar” karşılığını verdi.|bunun uzerine pilatus o’naʔ “ojlejse bir kral misin?” dedi. jesuaʔ “kral olduɡumu sen sojlujorsun. ben bunun it͡ʃin doɡdumʔ ɡert͡ʃeɡe taniklik etmek it͡ʃin dunjaja ɡeldim. ɡert͡ʃekten olan herkes sesimi dujar” karsiliɡini verdi. New-Testament-Romans-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik Tanrısı hepinizle birlikte olsun! Amin.|esenlik tanrisi hepinizle birlikte olsun! amin. Old-Testament-Ezekiel-039-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara kirliliklerine ve suçlarına göre davrandım. Yüzümü onlardan gizledim.\"\"\"|\"onlara kirliliklerine ve sut͡ʃlarina ɡore davrandim. juzumu onlardan ɡizledim.\"\"\" Old-Testament-Job-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Evine yaslanır, ama o ayakta durmaz. Ona yapışır, ama o dayanmaz.|evine jaslanirʔ ama o ajakta durmaz. ona japisirʔ ama o dajanmaz. Old-Testament-Ezekiel-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, sana verdiğim bu tomarı ye ve karnını ve bağırsaklarını onunla doldur.” O zaman yedim. Ağzımda bal gibi tatlıydı.|bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ sana verdiɡim bu tomari je ve karnini ve baɡirsaklarini onunla doldur.” o zaman jedim. aɡzimda bal ɡibi tatlijdi. New-Testament-Romans-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Yeşua’nın Efendi olduğunu ağzınla söylersen ve Tanrı’nın O’nu ölümden dirilttiğine yüreğinde iman edersen kurtulacaksın.|eɡer jesua’nin efendi olduɡunu aɡzinla sojlersen ve tanri’nin o’nu olumden dirilttiɡine jureɡinde iman edersen kurtulat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Samuel-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın Saul'un yanına gelip onun çok sıkıntılı olduğunu gördü ve ona şöyle dedi: \"\"İşte, hizmetkârın senin sözünü dinledi, ben de yaşamımı elime koydum ve bana söylediğin sözleri dinledim.\"|\"kadin saulʔun janina ɡelip onun t͡ʃok sikintili olduɡunu ɡordu ve ona sojle dedi \"\"isteʔ hizmetkarin senin sozunu dinlediʔ ben de jasamimi elime kojdum ve bana sojlediɡin sozleri dinledim.\" Old-Testament-Exodus-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan alacağın sunular şunlardır: Altın, gümüş, tunç,|onlardan alat͡ʃaɡin sunular sunlardir altinʔ ɡumusʔ tunt͡ʃʔ New-Testament-John-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Nikodim O'na, “Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi?” dedi.|nikodim oʔnaʔ “jaslanmis bir adam nasil doɡabilir? annesinin rahmine ikint͡ʃi kez ɡirip doɡabilir mi?” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Amatsya cesaretlendi, halkını çıkarıp Tuz Vadisi'ne gitti ve Seir'in çocuklarından on bin kişiyi vurdu.|amatsja t͡ʃesaretlendiʔ halkini t͡ʃikarip tuz vadisiʔne ɡitti ve seirʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan on bin kisiji vurdu. Old-Testament-2-Chronicles-033-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntıya düşünce Tanrısı Yahve'ye yalvardı ve atalarının Tanrısı önünde kendini çok alçalttı.|sikintija dusunt͡ʃe tanrisi jahveʔje jalvardi ve atalarinin tanrisi onunde kendini t͡ʃok alt͡ʃaltti. New-Testament-1-John-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın Mesih olduğunu inkâr edenden başka yalancı kimdir? Baba’yı ve Oğul’u inkâr eden Mesih Karşıtı’dır.|jesua’nin mesih olduɡunu inkar edenden baska jalant͡ʃi kimdir? baba’ji ve oɡul’u inkar eden mesih karsiti’dir. Old-Testament-Joshua-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve'nin Moşe'ye söylediği her şeye göre Yeşu bütün ülkeyi aldı; ve Yeşu onu oymaklarına göre paylarına göre İsrael'e miras olarak verdi. O zaman ülke savaştan dinlendi.|bojlet͡ʃe jahveʔnin moseʔje sojlediɡi her seje ɡore jesu butun ulkeji aldi; ve jesu onu ojmaklarina ɡore pajlarina ɡore israelʔe miras olarak verdi. o zaman ulke savastan dinlendi. Old-Testament-Job-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hatırla, yalvarırım, sen bana balçık gibi biçimlendirdin. Beni yine toprağa mı döndüreceksin?|hatirlaʔ jalvaririmʔ sen bana balt͡ʃik ɡibi bit͡ʃimlendirdin. beni jine topraɡa mi donduret͡ʃeksin? Old-Testament-Proverbs-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler adaletten anlamazlar, ama Yahve'yi arayanlar onu tümüyle anlarlar.|kotuler adaletten anlamazlarʔ ama jahveʔji arajanlar onu tumujle anlarlar. Old-Testament-Isaiah-042-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çöl ve onun kentleri, Kedar'ın sakinleri köyleriyle birlikte seslerini yükseltsinler. Sela sakinleri ezgi söylesin. Dağların tepesinden bağırsınlar!|t͡ʃol ve onun kentleriʔ kedarʔin sakinleri kojlerijle birlikte seslerini jukseltsinler. sela sakinleri ezɡi sojlesin. daɡlarin tepesinden baɡirsinlar! Old-Testament-Ezekiel-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Uluslar da onun hakkında duydu. Onların çukurlarında tutuldu; ve onu kancalarla Mısır diyarına getirdiler.'\"\"\"|\"uluslar da onun hakkinda dujdu. onlarin t͡ʃukurlarinda tutuldu; ve onu kant͡ʃalarla misir dijarina ɡetirdiler.ʔ\"\"\" New-Testament-Mark-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra O'nu sözle tuzağa düşürmek amacıyla Ferisiler’den ve Hirodes yanlılarından bazı kişileri O’na gönderdiler.|sonra oʔnu sozle tuzaɡa dusurmek amat͡ʃijla ferisiler’den ve hirodes janlilarindan bazi kisileri o’na ɡonderdiler. Old-Testament-Numbers-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve halkın arasına zehirli yılanlar gönderdi, onlar da insanları ısırdılar. İsraelliler'in çoğu öldü.|jahve halkin arasina zehirli jilanlar ɡonderdiʔ onlar da insanlari isirdilar. israellilerʔin t͡ʃoɡu oldu. New-Testament-1-John-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer günah işlemedik dersek, O’nu yalancı yaparız ve O’nun sözü bizde olmaz.|eɡer ɡunah islemedik dersekʔ o’nu jalant͡ʃi japariz ve o’nun sozu bizde olmaz. New-Testament-Mark-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yedi ekmek dört bin kişiyi doyurduğunda, kaç sepet dolusu parçalar kaldırdınız?” O’na “Yedi” dediler.|“jedi ekmek dort bin kisiji dojurduɡundaʔ kat͡ʃ sepet dolusu part͡ʃalar kaldirdiniz?” o’na “jedi” dediler. Old-Testament-Jeremiah-049-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Hasor çakalların meskeni, sonsuza dek ıssız kalacak. Orada kimse oturmayacak, hiçbir insanoğlu orada yaşamayacak.\"\"\"|\"\"\"hasor t͡ʃakallarin meskeniʔ sonsuza dek issiz kalat͡ʃak. orada kimse oturmajat͡ʃakʔ hit͡ʃbir insanoɡlu orada jasamajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Psalms-049-002|und|SPEAKER_00_Turkish|hem aşağıdakiler hem yüksektekiler, zengin ve yoksul birlikte dinleyin.|hem asaɡidakiler hem juksektekilerʔ zenɡin ve joksul birlikte dinlejin. New-Testament-Mark-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler de Yeşua’nın kendilerine söylemiş olduğu gibi onlara söylediler, adamlar onları bıraktılar.|oɡrent͡ʃiler de jesua’nin kendilerine sojlemis olduɡu ɡibi onlara sojledilerʔ adamlar onlari biraktilar. New-Testament-Luke-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü ruhlardan ve hastalıklarından kurtulmuş olan bazı kadınlar vardı: Kendisinden yedi iblis çıkmış olan Magdalalı denilen Mariyam,|kotu ruhlardan ve hastaliklarindan kurtulmus olan bazi kadinlar vardi kendisinden jedi iblis t͡ʃikmis olan maɡdalali denilen marijamʔ New-Testament-2-Corinthians-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle teselli bulduk. Titus’un sevinci üzerine tesellimizde daha çok sevindik. Çünkü hepiniz onun ruhunu tazelediniz.|bu nedenle teselli bulduk. titus’un sevint͡ʃi uzerine tesellimizde daha t͡ʃok sevindik. t͡ʃunku hepiniz onun ruhunu tazelediniz. New-Testament-1-John-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşinden nefret eden katildir. Hiçbir katilin içinde sonsuz yaşam bulunmadığını bilirsiniz.|kardesinden nefret eden katildir. hit͡ʃbir katilin it͡ʃinde sonsuz jasam bulunmadiɡini bilirsiniz. New-Testament-Acts-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon, Kutsal Ruh’un elçilerin ellerini koymasıyla verildiğini görünce, onlara para teklif etti.|simonʔ kutsal ruh’un elt͡ʃilerin ellerini kojmasijla verildiɡini ɡorunt͡ʃeʔ onlara para teklif etti. Old-Testament-Deuteronomy-001-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak, çadırlarınızı kurmak üzere size yer aramak, gitmeniz gereken yolu size göstermek için geceleyin ateşte ve gündüzleri bulutta,|ant͡ʃakʔ t͡ʃadirlarinizi kurmak uzere size jer aramakʔ ɡitmeniz ɡereken jolu size ɡostermek it͡ʃin ɡet͡ʃelejin ateste ve ɡunduzleri buluttaʔ Old-Testament-Numbers-004-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin buyruğu uyarınca, herkes kendi hizmetine ve yüküne göre Moşe tarafından sayıldı. Böylece Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi onlar onun tarafından sayıldılar.|jahveʔnin bujruɡu ujarint͡ʃaʔ herkes kendi hizmetine ve jukune ɡore mose tarafindan sajildi. bojlet͡ʃe jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi onlar onun tarafindan sajildilar. New-Testament-Colossians-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|bilginin ve bilgeliğin tüm hazinelerinin kendisinde bulunduğu Mesih’i bilsinler.|bilɡinin ve bilɡeliɡin tum hazinelerinin kendisinde bulunduɡu mesih’i bilsinler. Old-Testament-2-Samuel-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Amasa Yahudalılar'ı çağırmaya gitti, ama kendisine tayin edilmiş olan zamandan daha uzun kaldı.|bunun uzerine amasa jahudalilarʔi t͡ʃaɡirmaja ɡittiʔ ama kendisine tajin edilmis olan zamandan daha uzun kaldi. Old-Testament-Leviticus-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer deriye yayılırsa, kâhin onu kirli ilan edecek. Bu bir vebadır.|eɡer derije jajilirsaʔ kahin onu kirli ilan edet͡ʃek. bu bir vebadir. Old-Testament-Exodus-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Refidim'den ayrılıp Sina Çölü'ne vardıklarında çölde konakladılar. İsrael orada dağın önünde konakladı.|refidimʔden ajrilip sina t͡ʃoluʔne vardiklarinda t͡ʃolde konakladilar. israel orada daɡin onunde konakladi. Old-Testament-Jeremiah-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O günlerde Yahuda kurtulacak, ve Yeruşalem güvenlik içinde oturacak. O kent şu adla çağırılacak: Yahve doğruluğumuz.\"\"\"|\"o ɡunlerde jahuda kurtulat͡ʃakʔ ve jerusalem ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃak. o kent su adla t͡ʃaɡirilat͡ʃak jahve doɡruluɡumuz.\"\"\" New-Testament-Mark-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Beş ekmeği beş bin kişiye parçaladığımda, kaç sepet dolusu parçalar kaldırdınız?” Yeşua’ya, “On iki” dediler.|bes ekmeɡi bes bin kisije part͡ʃaladiɡimdaʔ kat͡ʃ sepet dolusu part͡ʃalar kaldirdiniz?” jesua’jaʔ “on iki” dediler. Old-Testament-Daniel-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral buyurdu ve Daniel'i suçlayan adamları getirdiler ve onları, çocuklarını ve karılarını aslanların inine attılar; ve aslanlar onları parçaladılar ve inin dibine varmadan bütün kemiklerini kırdılar.|kral bujurdu ve danielʔi sut͡ʃlajan adamlari ɡetirdiler ve onlariʔ t͡ʃot͡ʃuklarini ve karilarini aslanlarin inine attilar; ve aslanlar onlari part͡ʃaladilar ve inin dibine varmadan butun kemiklerini kirdilar. New-Testament-Acts-005-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da ona katıldılar. Elçileri çağırtıp onları dövdüler. Yeşua’nın adından söz etmemelerini buyurduktan sonra serbest bıraktılar.|onlar da ona katildilar. elt͡ʃileri t͡ʃaɡirtip onlari dovduler. jesua’nin adindan soz etmemelerini bujurduktan sonra serbest biraktilar. Old-Testament-Isaiah-045-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Yahve'yim ve başka biri yok. Benden başka Tanrı yoktur. Beni tanımadığın halde seni güçlendireceğim;|ben jahveʔjim ve baska biri jok. benden baska tanri joktur. beni tanimadiɡin halde seni ɡut͡ʃlendiret͡ʃeɡim; Old-Testament-Jeremiah-050-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, kuzeyden bir halk geliyor. Yeryüzünün uçlarından büyük bir ulus ve birçok kral harekete geçirilecek.\"|\"\"\"isteʔ kuzejden bir halk ɡelijor. jerjuzunun ut͡ʃlarindan bujuk bir ulus ve birt͡ʃok kral harekete ɡet͡ʃirilet͡ʃek.\" New-Testament-1-John-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, eğer yüreğimiz bizi suçlamazsa, Tanrı’ya karşı cesaretimiz olur.|ej sevɡililerʔ eɡer jureɡimiz bizi sut͡ʃlamazsaʔ tanri’ja karsi t͡ʃesaretimiz olur. Old-Testament-Job-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulaklarında dehşet sesleri vardır. Bollukta yıkıcı onun üzerine gelir.|kulaklarinda dehset sesleri vardir. bollukta jikit͡ʃi onun uzerine ɡelir. Old-Testament-Numbers-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı Balam'la karşılaştı ve Balam O'na şöyle dedi: \"\"Yedi sunak hazırladım ve her sunakta bir boğayla bir koç sundum.\"\"\"|\"tanri balamʔla karsilasti ve balam oʔna sojle dedi \"\"jedi sunak hazirladim ve her sunakta bir boɡajla bir kot͡ʃ sundum.\"\"\" Old-Testament-Genesis-031-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahel ile Lea ona şu karşılığı verdiler: “Babamızın evinden payımız ya da mirasımız kaldı mı?|rahel ile lea ona su karsiliɡi verdiler “babamizin evinden pajimiz ja da mirasimiz kaldi mi? Old-Testament-Deuteronomy-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Tanrın Yahve'yi seveceksin ve O'nun uyarılarını, kurallarını, ilkelerini ve buyruklarını her zaman tutacaksın.|bu nedenle tanrin jahveʔji sevet͡ʃeksin ve oʔnun ujarilariniʔ kurallariniʔ ilkelerini ve bujruklarini her zaman tutat͡ʃaksin. Old-Testament-Isaiah-043-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben senin Tanrın Yahve'yim, İsrael'in Kutsalı, senin Kurtarıcın. Fidye olarak Mısır'ı, senin yerine Etiyopya'yı ve Seva'yı verdim.|t͡ʃunku ben senin tanrin jahveʔjimʔ israelʔin kutsaliʔ senin kurtarit͡ʃin. fidje olarak misirʔiʔ senin jerine etijopjaʔji ve sevaʔji verdim. Old-Testament-Nehemiah-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak tapınak hizmetkârları Ofel'de yaşıyordu; tapınak hizmetkârlarının başında Ziha ile Gişpa vardı.|ant͡ʃak tapinak hizmetkarlari ofelʔde jasijordu; tapinak hizmetkarlarinin basinda ziha ile ɡispa vardi. New-Testament-Philippians-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bizler, Ruh’ta Tanrı’ya tapınan, Mesih Yeşua’da sevinen, bedene güvenmeyen, sünnetlileriz.|t͡ʃunku bizlerʔ ruh’ta tanri’ja tapinanʔ mesih jesua’da sevinenʔ bedene ɡuvenmejenʔ sunnetlileriz. Old-Testament-Ecclesiastes-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra ellerimin yaptığı bütün işlere, yapmak için çektiğim emeğe baktım; ve işte, hepsi boştu ve rüzgârı kovalamaktı, ve güneşin altında hiçbir kazanç yoktu.|sonra ellerimin japtiɡi butun islereʔ japmak it͡ʃin t͡ʃektiɡim emeɡe baktim; ve isteʔ hepsi bostu ve ruzɡari kovalamaktiʔ ve ɡunesin altinda hit͡ʃbir kazant͡ʃ joktu. New-Testament-Matthew-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu:|buʔ pejɡamber jesaja arat͡ʃiliɡijla bildirilen su soz jerine ɡelsin dije oldu New-Testament-1-Corinthians-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Efendi’yi diriltti, kendi gücüyle bizi de diriltecektir.|tanri efendi’ji dirilttiʔ kendi ɡut͡ʃujle bizi de diriltet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-143-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü düşman canımın peşinde. Hayatımı yerle bir etti. Çoktan ölmüş olanlar gibi beni karanlık yerlerde yaşattı.|t͡ʃunku dusman t͡ʃanimin pesinde. hajatimi jerle bir etti. t͡ʃoktan olmus olanlar ɡibi beni karanlik jerlerde jasatti. New-Testament-Romans-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o senin yararına Tanrı hizmetkârıdır. Ama eğer kötü olanı yaparsan, kork! Çünkü yönetim kılıcı boş yere taşımıyor; Tanrı hizmetkârı olduğundan, kötülük yapana karşı gazap için öç alıcıdır.|t͡ʃunku o senin jararina tanri hizmetkaridir. ama eɡer kotu olani japarsanʔ kork! t͡ʃunku jonetim kilit͡ʃi bos jere tasimijor; tanri hizmetkari olduɡundanʔ kotuluk japana karsi ɡazap it͡ʃin ot͡ʃ alit͡ʃidir. Old-Testament-Isaiah-032-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkım huzurlu yerleşimlerde, güvenli meskenlerde, sakin rahat yerlerde yaşayacak.|halkim huzurlu jerlesimlerdeʔ ɡuvenli meskenlerdeʔ sakin rahat jerlerde jasajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve’ye güvendi. Onu kurtarsın. Madem ondan hoşlanıyor, onu kurtarsın bakalım!”|“jahve’je ɡuvendi. onu kurtarsin. madem ondan hoslanijorʔ onu kurtarsin bakalim!” Old-Testament-Ezekiel-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, asma ağacının, ormanın ağaçları arasında bulunan asma dalının, herhangi bir ağaçtan fazlası nedir?|“ej insanoɡluʔ asma aɡat͡ʃininʔ ormanin aɡat͡ʃlari arasinda bulunan asma dalininʔ herhanɡi bir aɡat͡ʃtan fazlasi nedir? Old-Testament-1-Kings-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Oruç ilan ettiler ve Navot’u halkın arasında yukarı oturttular.|orut͡ʃ ilan ettiler ve navot’u halkin arasinda jukari oturttular. New-Testament-Luke-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu şimdi aç olanlara, çünkü doyurulacaksınız. Ne mutlu şimdi ağlayanlara, çünkü güleceksiniz.|ne mutlu simdi at͡ʃ olanlaraʔ t͡ʃunku dojurulat͡ʃaksiniz. ne mutlu simdi aɡlajanlaraʔ t͡ʃunku ɡulet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Proverbs-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsıza ahmaklığına göre yanıt verme, yoksa sen de onun gibi olursun.|akilsiza ahmakliɡina ɡore janit vermeʔ joksa sen de onun ɡibi olursun. Old-Testament-Numbers-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onun yanında konaklayanlar Aşer oymağı olacak. Aşer'in çocuklarının beyi Okran oğlu Pagiel olacak.\"|\"\"\"onun janinda konaklajanlar aser ojmaɡi olat͡ʃak. aserʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin beji okran oɡlu paɡiel olat͡ʃak.\" Old-Testament-Jonah-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama ben sana şükran sesiyle kurban sunacağım. Adamış olduğumu ödeyeceğim. Kurtuluş Yahve'ye aittir.\"\"\"|\"ama ben sana sukran sesijle kurban sunat͡ʃaɡim. adamis olduɡumu odejet͡ʃeɡim. kurtulus jahveʔje aittir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-092-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözüm düşmanlarımı da gördü. Kulaklarım bana karşı çıkan kötü düşmanları duydu.|ɡozum dusmanlarimi da ɡordu. kulaklarim bana karsi t͡ʃikan kotu dusmanlari dujdu. Old-Testament-Leviticus-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yer'de kefaret etmek üzere kanı getirilen günah sunusu boğası ve günah sunusu tekesi ordugâhın dışına taşınacak, derilerini, etlerini ve gübrelerini ateşte yakacaklar.|kutsal jerʔde kefaret etmek uzere kani ɡetirilen ɡunah sunusu boɡasi ve ɡunah sunusu tekesi orduɡahin disina tasinat͡ʃakʔ derileriniʔ etlerini ve ɡubrelerini ateste jakat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Samuel-025-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin Naval'dan şarap çıktığında karısı ona bunları söyledi; ve yüreği içinde öldü, taş gibi oldu.|sabahlejin navalʔdan sarap t͡ʃiktiɡinda karisi ona bunlari sojledi; ve jureɡi it͡ʃinde olduʔ tas ɡibi oldu. Old-Testament-Deuteronomy-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Dönüp yola çıkın ve Amorlular'ın dağlık bölgesine ve oraya yakın bütün yerlere, Arava'da, dağlık bölgede, ovada, güneyde, deniz kıyısında, Kenanlılar ve Lübnan'da büyük nehre, Fırat Nehri'ne kadar gidin.|donup jola t͡ʃikin ve amorlularʔin daɡlik bolɡesine ve oraja jakin butun jerlereʔ aravaʔdaʔ daɡlik bolɡedeʔ ovadaʔ ɡunejdeʔ deniz kijisindaʔ kenanlilar ve lubnanʔda bujuk nehreʔ firat nehriʔne kadar ɡidin. Old-Testament-Psalms-089-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzeyi ve güneyi sen yarattın. Tabor ve Hermon senin adınla sevinirler.|kuzeji ve ɡuneji sen jarattin. tabor ve hermon senin adinla sevinirler. Old-Testament-1-Samuel-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David şunu yaptı, '\"\"Bizim hakkımızda söylemesinler' diyerek, David onları Gat'a getirmek için ne erkek ne de kadın sağ bırakmadı.\"\" Filistliler diyarında yaşadığı bütün zaman boyunca da böyle yaptı.\"|\"david sunu japtiʔ ʔ\"\"bizim hakkimizda sojlemesinlerʔ dijerekʔ david onlari ɡatʔa ɡetirmek it͡ʃin ne erkek ne de kadin saɡ birakmadi.\"\" filistliler dijarinda jasadiɡi butun zaman bojunt͡ʃa da bojle japti.\" Old-Testament-Numbers-033-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadeş'ten yola çıkıp Edom ülkesinin kenarındaki Hor Dağı'nda konakladılar.|kadesʔten jola t͡ʃikip edom ulkesinin kenarindaki hor daɡiʔnda konakladilar. Old-Testament-Ezra-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'e vardık ve orada üç gün kaldık.|jerusalemʔe vardik ve orada ut͡ʃ ɡun kaldik. Old-Testament-1-Samuel-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyaminli Kiş adında bir adam vardı. Aviel oğlu, Seror oğlu, Bekorat oğlu, Afiah oğlu, Benyaminli bir adamın oğlu, cesur bir yiğitti.|benjaminli kis adinda bir adam vardi. aviel oɡluʔ seror oɡluʔ bekorat oɡluʔ afiah oɡluʔ benjaminli bir adamin oɡluʔ t͡ʃesur bir jiɡitti. Old-Testament-2-Samuel-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece David ve adamları yoldan geçtiler; Şimei ise onun karşısındaki yamaçta gidiyor, giderken lanet ediyor, ona taş atıyor ve toz atıyordu.|bojlet͡ʃe david ve adamlari joldan ɡet͡ʃtiler; simei ise onun karsisindaki jamat͡ʃta ɡidijorʔ ɡiderken lanet edijorʔ ona tas atijor ve toz atijordu. New-Testament-2-John-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi O’nun buyruklarına göre yürümektir. Başlangıçtan beri işittiğiniz gibi, onun içinde yürümelisiniz.|sevɡi o’nun bujruklarina ɡore jurumektir. baslanɡit͡ʃtan beri isittiɡiniz ɡibiʔ onun it͡ʃinde jurumelisiniz. Old-Testament-Job-033-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Söyleyecek bir şeyin varsa, bana yanıt ver. Konuş, çünkü seni haklı çıkarmak isterim.|sojlejet͡ʃek bir sejin varsaʔ bana janit ver. konusʔ t͡ʃunku seni hakli t͡ʃikarmak isterim. New-Testament-Hebrews-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü vasiyet ancak ölümden sonra yürürlüktedir. Çünkü vasiyet eden yaşadığı sürece, vasiyet asla yürürlükte değildir.|t͡ʃunku vasijet ant͡ʃak olumden sonra jururluktedir. t͡ʃunku vasijet eden jasadiɡi suret͡ʃeʔ vasijet asla jururlukte deɡildir. Old-Testament-2-Kings-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakim'in işlerinin geri kalanı ve yaptığı bütün işler, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|jehojakimʔin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi butun islerʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Proverbs-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulun kendi komşusu bile ondan uzak durur, ama zenginin dostları çoktur.|joksulun kendi komsusu bile ondan uzak dururʔ ama zenɡinin dostlari t͡ʃoktur. New-Testament-Luke-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Anne babanız, kardeşleriniz, akrabalarınız ve dostlarınız tarafından bile ele verileceksiniz. Bazılarınızın ölümüne sebep olacaklar.|anne babanizʔ kardeslerinizʔ akrabalariniz ve dostlariniz tarafindan bile ele verilet͡ʃeksiniz. bazilarinizin olumune sebep olat͡ʃaklar. Old-Testament-Ruth-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın, \"\"Efendim, gözünde lütuf bulayım, çünkü beni rahatlattın ve senin hizmetkârlarından biri gibi değilken hizmetkârına yumuşak konuştun\"\" dedi.\"|\"kadinʔ \"\"efendimʔ ɡozunde lutuf bulajimʔ t͡ʃunku beni rahatlattin ve senin hizmetkarlarindan biri ɡibi deɡilken hizmetkarina jumusak konustun\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Samuel-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom'u alıp ormandaki büyük bir çukura attılar ve üzerine çok büyük bir taş yığını yaptılar. Sonra bütün İsraelliler, her biri kendi çadırına kaçtı.|avsalomʔu alip ormandaki bujuk bir t͡ʃukura attilar ve uzerine t͡ʃok bujuk bir tas jiɡini japtilar. sonra butun israellilerʔ her biri kendi t͡ʃadirina kat͡ʃti. Old-Testament-1-Chronicles-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Benaya ve Yahaziel kâhinler, sürekli olarak, Tanrı'nın Antlaşma Sandığı'nın önünde borularla.|benaja ve jahaziel kahinlerʔ surekli olarakʔ tanriʔnin antlasma sandiɡiʔnin onunde borularla. Old-Testament-Exodus-012-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Mısırlılar'ın gözünde halka lütuf verdi, böylece onlar da istediklerini aldılar. Mısırlılar'ı yağmaladılar.|jahve misirlilarʔin ɡozunde halka lutuf verdiʔ bojlet͡ʃe onlar da istediklerini aldilar. misirlilarʔi jaɡmaladilar. Old-Testament-Numbers-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Buluşma Çadırı'nda Kohatoğulları'nın en kutsal şeylerle ilgili hizmeti budur.|“bulusma t͡ʃadiriʔnda kohatoɡullariʔnin en kutsal sejlerle ilɡili hizmeti budur. Old-Testament-1-Chronicles-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Zekariya, Aziel, Şemiramot, Yehiel, Unni, Eliav, Maaseya ve Benaya telli çalgılarla Alamot'a;|zekarijaʔ azielʔ semiramotʔ jehielʔ unniʔ eliavʔ maaseja ve benaja telli t͡ʃalɡilarla alamotʔa; Old-Testament-Daniel-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Daniel kralın önünde şöyle yanıt verdi: \"\"Kralın sorduğu sır, bilgeler, büyücüler, sihirbazlar ya da falcılar tarafından krala gösterilemez.\"|\"daniel kralin onunde sojle janit verdi \"\"kralin sorduɡu sirʔ bilɡelerʔ bujut͡ʃulerʔ sihirbazlar ja da falt͡ʃilar tarafindan krala ɡosterilemez.\" Old-Testament-Genesis-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kedorlaomer'e on iki yıl hizmet ettiler ve on üçüncü yılda isyan ettiler.|kedorlaomerʔe on iki jil hizmet ettiler ve on ut͡ʃunt͡ʃu jilda isjan ettiler. Old-Testament-Deuteronomy-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni bırak da onları yok edeyim, adlarını gökyüzünün altından sileyim; seni de onlardan daha kudretli ve daha büyük bir ulus yapacağım.”|beni birak da onlari jok edejimʔ adlarini ɡokjuzunun altindan silejim; seni de onlardan daha kudretli ve daha bujuk bir ulus japat͡ʃaɡim.” New-Testament-Romans-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, ulusların söz dinlemesi için Mesih’in benim aracılığımla yaptıkları dışında başka hiçbir şeyden söz etmeye cesaret edemem.|t͡ʃunkuʔ uluslarin soz dinlemesi it͡ʃin mesih’in benim arat͡ʃiliɡimla japtiklari disinda baska hit͡ʃbir sejden soz etmeje t͡ʃesaret edemem. Old-Testament-Jeremiah-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü ülke zina edenlerle dolu; çünkü lanet yüzünden ülke yas tutuyor. Çölün otlakları kurudu. Onların yolu kötü, ve onların gücü doğru değil;|“t͡ʃunku ulke zina edenlerle dolu; t͡ʃunku lanet juzunden ulke jas tutujor. t͡ʃolun otlaklari kurudu. onlarin jolu kotuʔ ve onlarin ɡut͡ʃu doɡru deɡil; New-Testament-Romans-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Grekler’e ve Grek olmayanlara, bilgelere ve bilgisizlere karşı borçluyum.|ɡrekler’e ve ɡrek olmajanlaraʔ bilɡelere ve bilɡisizlere karsi bort͡ʃlujum. Old-Testament-Psalms-045-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Okların sivridir. Kral düşmanlarının yüreğine saplanır, uluslar altında yıkılır.|oklarin sivridir. kral dusmanlarinin jureɡine saplanirʔ uluslar altinda jikilir. Old-Testament-Joshua-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları, öldürdükleriyle birlikte Beor oğlu falcı Balam'ı da kılıçla öldürdüler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ oldurduklerijle birlikte beor oɡlu falt͡ʃi balamʔi da kilit͡ʃla oldurduler. New-Testament-Hebrews-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimse bu onuru kendi kendine alamaz; ama başkâhin Aron gibi, Tanrı tarafından çağrılmalıdır.|kimse bu onuru kendi kendine alamaz; ama baskahin aron ɡibiʔ tanri tarafindan t͡ʃaɡrilmalidir. Old-Testament-Jeremiah-038-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeremya'yı iplerle kaldırıp zindandan çıkardılar. Yeremya muhafız avlusunda kaldı.|bojlet͡ʃe jeremjaʔji iplerle kaldirip zindandan t͡ʃikardilar. jeremja muhafiz avlusunda kaldi. Old-Testament-Leviticus-027-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ancak hayvanlar arasında ilk doğan, ilk doğan olarak Yahve'ye ait olduğu için, hiç kimse onu adayamaz; ister öküz, ister koyun olsun, o Yahve'nindir.|“ant͡ʃak hajvanlar arasinda ilk doɡanʔ ilk doɡan olarak jahveʔje ait olduɡu it͡ʃinʔ hit͡ʃ kimse onu adajamaz; ister okuzʔ ister kojun olsunʔ o jahveʔnindir. Old-Testament-Jeremiah-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Gazabını seni bilmeyen ulusların, ve adını çağırmayan boyların üzerine dök; çünkü Yakov'u onlar yediler, evet, onu yiyip tükettiler, ve onun yurdunu harap ettiler.|ɡazabini seni bilmejen uluslarinʔ ve adini t͡ʃaɡirmajan bojlarin uzerine dok; t͡ʃunku jakovʔu onlar jedilerʔ evetʔ onu jijip tukettilerʔ ve onun jurdunu harap ettiler. Old-Testament-Psalms-048-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu Tanrı sonsuza dek bizim Tanrımız’dır. Ölüme dek O bize yol gösterecektir.|t͡ʃunku bu tanri sonsuza dek bizim tanrimiz’dir. olume dek o bize jol ɡosteret͡ʃektir. Old-Testament-Daniel-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Halkın bilgeleri birçoklarını eğitecek; ama günlerce kılıçla ve alevle, tutsaklıkla ve yağmayla düşecekler.|“halkin bilɡeleri birt͡ʃoklarini eɡitet͡ʃek; ama ɡunlert͡ʃe kilit͡ʃla ve alevleʔ tutsaklikla ve jaɡmajla duset͡ʃekler. New-Testament-1-John-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Biliyoruz ki, Tanrı’dan doğan günah işlemez. Tanrı’dan doğan kendini tutar ve kötü olan ona dokunmaz.|bilijoruz kiʔ tanri’dan doɡan ɡunah islemez. tanri’dan doɡan kendini tutar ve kotu olan ona dokunmaz. Old-Testament-Genesis-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeniden doğum yaptı ve Kain'in kardeşi Habel'i dünyaya getirdi. Habel koyun çobanı oldu, ama Kain çiftçi oldu.|jeniden doɡum japti ve kainʔin kardesi habelʔi dunjaja ɡetirdi. habel kojun t͡ʃobani olduʔ ama kain t͡ʃiftt͡ʃi oldu. Old-Testament-Song-of-Songs-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni ziyafet salonuna götürdü. Onun üzerimdeki sancağı sevgidir.|beni zijafet salonuna ɡoturdu. onun uzerimdeki sant͡ʃaɡi sevɡidir. Old-Testament-Daniel-011-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Görkemli ülkeye de girecek ve birçok ülke devrilecek; ama bunlar elinden kurtarılacak: Edom, Moav ve Ammon'un çocuklarının önderleri.|ɡorkemli ulkeje de ɡiret͡ʃek ve birt͡ʃok ulke devrilet͡ʃek; ama bunlar elinden kurtarilat͡ʃak edomʔ moav ve ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin onderleri. Old-Testament-Genesis-041-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize nasıl yorumladıysa öyle oldu. Ben görevime geri döndüm, o asıldı.”|bize nasil jorumladijsa ojle oldu. ben ɡorevime ɡeri dondumʔ o asildi.” Old-Testament-Joshua-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yeşu, \"\"Mağaranın girişini açın ve o beş kralı mağaradan çıkarıp bana getirin\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine jesuʔ \"\"maɡaranin ɡirisini at͡ʃin ve o bes krali maɡaradan t͡ʃikarip bana ɡetirin\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-007-057|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu için bir genç boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu it͡ʃin bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda bir erkek kuzu; Old-Testament-Psalms-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, sana seslendim. Efendime rica ettim:|ej jahveʔ sana seslendim. efendime rit͡ʃa ettim Old-Testament-1-Chronicles-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gera, Şefufan ve Huram.|ɡeraʔ sefufan ve huram. Old-Testament-Exodus-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerindeki ustalıkla dokunmuş şerit onun işi gibi ve aynı parçadan olacak; altın, mavi, mor, kırmızı ve özenle dokunmuş ince ketenden olacak.|uzerindeki ustalikla dokunmus serit onun isi ɡibi ve ajni part͡ʃadan olat͡ʃak; altinʔ maviʔ morʔ kirmizi ve ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız bütün öfkesini açığa vurur, ama bilge kişi kendini denetler.|akilsiz butun ofkesini at͡ʃiɡa vururʔ ama bilɡe kisi kendini denetler. Old-Testament-Jeremiah-052-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kralı tuttular ve onu Hamat ülkesindeki Rivla'ya, Babil Kralı'nın yanına çıkardılar; ve onun hakkında hüküm verdi.|o zaman krali tuttular ve onu hamat ulkesindeki rivlaʔjaʔ babil kraliʔnin janina t͡ʃikardilar; ve onun hakkinda hukum verdi. Old-Testament-2-Chronicles-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden ve bu sadakatten sonra Aşur Kralı Sanherib geldi, Yahuda'ya girdi, surlu kentlere karşı ordugâh kurdu ve onları kendisi için kazanmak istedi.|bu sejlerden ve bu sadakatten sonra asur krali sanherib ɡeldiʔ jahudaʔja ɡirdiʔ surlu kentlere karsi orduɡah kurdu ve onlari kendisi it͡ʃin kazanmak istedi. Old-Testament-Numbers-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk gün sunusunu sunan kişi Yahuda oymağından Amminadav oğlu Nahşon'du,|ilk ɡun sunusunu sunan kisi jahuda ojmaɡindan amminadav oɡlu nahsonʔduʔ New-Testament-Matthew-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua hemen onlara konuşup şöyle dedi: “Cesur olun! Benim! Korkmayın!”|ama jesua hemen onlara konusup sojle dedi “t͡ʃesur olun! benim! korkmajin!” New-Testament-Matthew-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kör rehberler! Küçük sineği süzüp ayırırken, diğer yandan deveyi yutarsınız.”|ej kor rehberler! kut͡ʃuk sineɡi suzup ajirirkenʔ diɡer jandan deveji jutarsiniz.” New-Testament-Acts-026-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, vali, Berniki ve yanlarında oturanlar birlikte ayağa kalktı.|kralʔ valiʔ berniki ve janlarinda oturanlar birlikte ajaɡa kalkti. Old-Testament-Deuteronomy-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer yalnızca Tanrın Yahve'nin sesini özenle dinlersen ve bugün sana buyurmakta olduğum tüm bu buyruğu yapmak için tutarsan, Yahve seni kesin olarak kutsayacaktır.|eɡer jalnizt͡ʃa tanrin jahveʔnin sesini ozenle dinlersen ve buɡun sana bujurmakta olduɡum tum bu bujruɡu japmak it͡ʃin tutarsanʔ jahve seni kesin olarak kutsajat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimler sizi kabul etmezlerse, o kentten ayrılırken onlara uyarı olsun diye ayaklarınızın tozunu silkin” dedi.|kimler sizi kabul etmezlerseʔ o kentten ajrilirken onlara ujari olsun dije ajaklarinizin tozunu silkin” dedi. Old-Testament-Ecclesiastes-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksul ve akıllı bir genç, artık öğüt almayı bilmeyen yaşlı ve akılsız bir kraldan daha iyidir.|joksul ve akilli bir ɡent͡ʃʔ artik oɡut almaji bilmejen jasli ve akilsiz bir kraldan daha ijidir. Old-Testament-Nehemiah-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde Aşdodlu, Ammonlu ve Moavlı kadınlarla evlenen Yahudiler'i de gördüm;|o ɡunlerde asdodluʔ ammonlu ve moavli kadinlarla evlenen jahudilerʔi de ɡordum; Old-Testament-Exodus-012-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael topluluğu onu tutacaktır.|butun israel topluluɡu onu tutat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-106-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların arasında ateş tutuştu, alevi kötüleri yaktı.|onlarin arasinda ates tutustuʔ alevi kotuleri jakti. Old-Testament-Ruth-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Söylediklerinin hepsini yapacağım” dedi.|onaʔ “sojlediklerinin hepsini japat͡ʃaɡim” dedi. New-Testament-1-Corinthians-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yas tutup bunu yapanı aranızdan kovmak yerine siz hâlâ böbürleniyorsunuz.|jas tutup bunu japani aranizdan kovmak jerine siz hala boburlenijorsunuz. Old-Testament-2-Chronicles-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşleri bitince, artakalan parayı kralın ve Yehoyada'nın önüne getirdiler. Bununla Yahve'nin evi için kaplar, hizmet etmek ve sunu sunmak için kaplar, kaşıklar ve altın ve gümüş kaplar da yaptılar.|isleri bitint͡ʃeʔ artakalan paraji kralin ve jehojadaʔnin onune ɡetirdiler. bununla jahveʔnin evi it͡ʃin kaplarʔ hizmet etmek ve sunu sunmak it͡ʃin kaplarʔ kasiklar ve altin ve ɡumus kaplar da japtilar. New-Testament-Matthew-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Peygamber Yeremya tarafından bildirilen şu söz yerine gelmiş oldu:|o zaman pejɡamber jeremja tarafindan bildirilen su soz jerine ɡelmis oldu Old-Testament-Psalms-085-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonsuza dek bize kızgın mı kalacaksın? Öfkeni tüm nesillere yayacak mısın?|sonsuza dek bize kizɡin mi kalat͡ʃaksin? ofkeni tum nesillere jajat͡ʃak misin? New-Testament-1-Thessalonians-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamız Tanrı’nın kendisi ve Efendimiz Yeşua Mesih yolumuzu size yöneltsin.|babamiz tanri’nin kendisi ve efendimiz jesua mesih jolumuzu size joneltsin. Old-Testament-Leviticus-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü günde bir parça bile yenirse bu iğrençtir. Kabul edilmeyecektir;|ut͡ʃunt͡ʃu ɡunde bir part͡ʃa bile jenirse bu iɡrent͡ʃtir. kabul edilmejet͡ʃektir; New-Testament-Mark-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çölde haykıranın sesi, ‘Efendi’nin yolunu hazırlayın! O'nun patikalarını düzleyin’ diyor.”|“t͡ʃolde hajkiranin sesiʔ ‘efendi’nin jolunu hazirlajin! oʔnun patikalarini duzlejin’ dijor.” New-Testament-Hebrews-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham denendiği zaman imanla İshak’ı kurban olarak sundu. Vaatleri memnuniyetle almış olan, tek doğan oğlunu kurban ediyordu.|avraham denendiɡi zaman imanla ishak’i kurban olarak sundu. vaatleri memnunijetle almis olanʔ tek doɡan oɡlunu kurban edijordu. Old-Testament-1-Kings-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ahav, Ovadya'ya, \"\"Ülkeyi dolaş, bütün su kaynaklarına ve bütün derelere git. Belki ot bulabiliriz ve atlarla katırları yaşatırız, böylece bütün hayvanları yitirmeyiz.\"\" dedi.\"|\"ahavʔ ovadjaʔjaʔ \"\"ulkeji dolasʔ butun su kajnaklarina ve butun derelere ɡit. belki ot bulabiliriz ve atlarla katirlari jasatirizʔ bojlet͡ʃe butun hajvanlari jitirmejiz.\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Samuel-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriyeliler İsrael'in önünden kaçtılar; David de Suriyeliler'den yedi yüz arabacıyı ve kırk bin atlıyı öldürdü ve ordularının komutanı Şovak'ı vurdu, o da orada öldü.|surijeliler israelʔin onunden kat͡ʃtilar; david de surijelilerʔden jedi juz arabat͡ʃiji ve kirk bin atliji oldurdu ve ordularinin komutani sovakʔi vurduʔ o da orada oldu. Old-Testament-Job-033-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ayaklarımı tomruğa vuruyor. Bütün yollarımı mimliyor.'\"\"\"|\"ajaklarimi tomruɡa vurujor. butun jollarimi mimlijor.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Kings-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, sen orada kralla konuşurken, ben de senin ardından girip sözlerini doğrulayacağım.\"\"\"|\"isteʔ sen orada kralla konusurkenʔ ben de senin ardindan ɡirip sozlerini doɡrulajat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-Luke-024-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerime ve ayaklarıma bakın, gerçekten benim. Bana dokunun ve görün. Çünkü hayaletin eti ve kemiği yoktur, gördüğünüz gibi benim var” dedi.|ellerime ve ajaklarima bakinʔ ɡert͡ʃekten benim. bana dokunun ve ɡorun. t͡ʃunku hajaletin eti ve kemiɡi jokturʔ ɡorduɡunuz ɡibi benim var” dedi. New-Testament-Galatians-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinizin yüklerini taşıyın, böylece Mesih’in Yasası’nı yerine getirirsiniz.|birbirinizin juklerini tasijinʔ bojlet͡ʃe mesih’in jasasi’ni jerine ɡetirirsiniz. New-Testament-Matthew-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Öyleyse Moşe neden erkeğin kadına boşanma belgesi vererek onu boşayabileceğini buyurdu?” diye sordular.|o’naʔ “ojlejse mose neden erkeɡin kadina bosanma belɡesi vererek onu bosajabilet͡ʃeɡini bujurdu?” dije sordular. New-Testament-Revelation-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendimiz senden kim korkmaz, adını kim yüceltmez? Çünkü yalnız sen kutsalsın. Bütün uluslar gelip önünde tapınacaklar. Çünkü doğru işlerin ortaya çıktı.”|ej efendimiz senden kim korkmazʔ adini kim jut͡ʃeltmez? t͡ʃunku jalniz sen kutsalsin. butun uluslar ɡelip onunde tapinat͡ʃaklar. t͡ʃunku doɡru islerin ortaja t͡ʃikti.” Old-Testament-Numbers-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|onun sunusu şunlardı: Kutsal yerin şekeline göre, ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|onun sunusu sunlardi kutsal jerin sekeline ɡoreʔ aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; New-Testament-1-Corinthians-015-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, kararlı ve sarsılmaz olun, Efendi’nin işinde her zaman artışta olun, çünkü Efendi'nin yolunda verdiğiniz emeğin boş olmadığını biliyorsunuz.|bu nedenleʔ sevɡili kardeslerimʔ kararli ve sarsilmaz olunʔ efendi’nin isinde her zaman artista olunʔ t͡ʃunku efendiʔnin jolunda verdiɡiniz emeɡin bos olmadiɡini bilijorsunuz. New-Testament-Matthew-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay size ey yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Tek bir kişiyi inancınıza döndürmek için denizi, karayı dolaşırsınız. İnancınıza döneni de kendinizden iki kat Gehenna oğlu yaparsınız.”|vaj size ej jazit͡ʃilar ve ferisilerʔ ikijuzluler! tek bir kisiji inant͡ʃiniza dondurmek it͡ʃin deniziʔ karaji dolasirsiniz. inant͡ʃiniza doneni de kendinizden iki kat ɡehenna oɡlu japarsiniz.” Old-Testament-Numbers-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar'ın çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|issakarʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar New-Testament-Hebrews-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|sonsuz Ruh aracılığıyla kendini eksiksiz olarak Tanrı’ya sunmuş olan Mesih’in kanının, diri Tanrı’ya hizmet edebilmek için vicdanınızı ölü işlerden arındıracağı çok daha kesin değil midir?|sonsuz ruh arat͡ʃiliɡijla kendini eksiksiz olarak tanri’ja sunmus olan mesih’in kanininʔ diri tanri’ja hizmet edebilmek it͡ʃin vit͡ʃdaninizi olu islerden arindirat͡ʃaɡi t͡ʃok daha kesin deɡil midir? Old-Testament-1-Kings-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya halka, “Yahve’nin peygamberi olarak yalnızca ben kaldım; ama Baal’ın peygamberleri dört yüz elli kişidir” dedi.|elija halkaʔ “jahve’nin pejɡamberi olarak jalnizt͡ʃa ben kaldim; ama baal’in pejɡamberleri dort juz elli kisidir” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş Yahat, ikincisi Ziza idi; ama Yeuş ve Beria'nın çok sayıda oğlu yoktu; bu yüzden bir sayıda ata evi oldular.|bas jahatʔ ikint͡ʃisi ziza idi; ama jeus ve beriaʔnin t͡ʃok sajida oɡlu joktu; bu juzden bir sajida ata evi oldular. Old-Testament-2-Chronicles-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün beyler ve bütün halk sevindi ve getirdiler ve sandık dolana dek içine attılar.|butun bejler ve butun halk sevindi ve ɡetirdiler ve sandik dolana dek it͡ʃine attilar. Old-Testament-Job-033-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İnsana kendisi için neyin doğru olduğunu göstersin diye, eğer yanında bir melek, bin kişiden biri olan bir yorumcu varsa,\"|\"\"\"insana kendisi it͡ʃin nejin doɡru olduɡunu ɡostersin dijeʔ eɡer janinda bir melekʔ bin kisiden biri olan bir jorumt͡ʃu varsaʔ\" Old-Testament-2-Kings-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Suriye Kralı Hazael çıkıp Gat'a karşı savaştı ve onu aldı; ve Hazael Yeruşalem'e çıkmak için yöneldi.|sonra surije krali hazael t͡ʃikip ɡatʔa karsi savasti ve onu aldi; ve hazael jerusalemʔe t͡ʃikmak it͡ʃin joneldi. Old-Testament-Numbers-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Zechariah-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrıları Yahve, o gün onları halkının sürüsü olarak kurtaracak; çünkü onlar, O'nun ülkesi üzerinde yükselen bir tacın mücevherleri gibidirler.|tanrilari jahveʔ o ɡun onlari halkinin surusu olarak kurtarat͡ʃak; t͡ʃunku onlarʔ oʔnun ulkesi uzerinde jukselen bir tat͡ʃin mut͡ʃevherleri ɡibidirler. Old-Testament-Job-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların arasından kovulurlar. Hırsız ardından bağırır gibi onlara bağırırlar,|insanlarin arasindan kovulurlar. hirsiz ardindan baɡirir ɡibi onlara baɡirirlarʔ Old-Testament-Joshua-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İshak'a Yakov'u Esav'ı verdim; ve onu mülk olarak alması için Seir Dağı'nı Esav'a verdim. Yakov ve çocukları Mısır'a indiler.'\"\"\"|\"ishakʔa jakovʔu esavʔi verdim; ve onu mulk olarak almasi it͡ʃin seir daɡiʔni esavʔa verdim. jakov ve t͡ʃot͡ʃuklari misirʔa indiler.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Kings-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde Yahve İsrael'in bazı bölgelerini parçalamaya başladı. Hazael de İsrael'in bütün sınırlarında onları vurdu.|o ɡunlerde jahve israelʔin bazi bolɡelerini part͡ʃalamaja basladi. hazael de israelʔin butun sinirlarinda onlari vurdu. New-Testament-John-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kız kardeşler, “Efendimiz, çok sevdiğin kişi hasta” diyerek Yeşua’ya haber gönderdiler.|bunun uzerine kiz kardeslerʔ “efendimizʔ t͡ʃok sevdiɡin kisi hasta” dijerek jesua’ja haber ɡonderdiler. New-Testament-Philemon-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’da tutukluluk arkadaşım Epafras,|mesih jesua’da tutukluluk arkadasim epafrasʔ Old-Testament-1-Chronicles-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Elkana'nın oğulları: Amasay ve Ahimot.|elkanaʔnin oɡullari amasaj ve ahimot. Old-Testament-Jeremiah-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden onların yolu kendilerine karanlıkta kaygan yerler gibi olacak. Kovulup orada düşecekler; çünkü onların üzerine kötülük getireceğim.\"\" Onların ziyaret yılını getireceğim, diyor Yahve.\"|\"\"\"bu juzden onlarin jolu kendilerine karanlikta kajɡan jerler ɡibi olat͡ʃak. kovulup orada duset͡ʃekler; t͡ʃunku onlarin uzerine kotuluk ɡetiret͡ʃeɡim.\"\" onlarin zijaret jilini ɡetiret͡ʃeɡimʔ dijor jahve.\" Old-Testament-Deuteronomy-032-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Derdim: Onları uzaklara dağıtacağım, insanlar arasından onların anısına son vereceğim'”|derdim onlari uzaklara daɡitat͡ʃaɡimʔ insanlar arasindan onlarin anisina son veret͡ʃeɡimʔ” New-Testament-1-Corinthians-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle başka diller inananlar için değil, inanmayanlar için bir belirtidir. Peygamberlikse inanmayanlar için değil, inananlar için bir belirtidir.|bu nedenle baska diller inananlar it͡ʃin deɡilʔ inanmajanlar it͡ʃin bir belirtidir. pejɡamberlikse inanmajanlar it͡ʃin deɡilʔ inananlar it͡ʃin bir belirtidir. New-Testament-John-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Marta O'na, “Evet, Efendimiz” dedi. “Senin, dünyaya gelecek olan Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğuna iman ettim.”|marta oʔnaʔ “evetʔ efendimiz” dedi. “seninʔ dunjaja ɡelet͡ʃek olan tanri’nin oɡlu mesih olduɡuna iman ettim.” Old-Testament-Jeremiah-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Peygamber Hananya aynı yılın yedinci ayında öldü.|bojlet͡ʃe pejɡamber hananja ajni jilin jedint͡ʃi ajinda oldu. Old-Testament-Ezekiel-045-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Efendi Yahve şöyle diyor: “Yeter artık, ey İsrael beyleri! Zorbalığı ve yağmayı kaldırın, adaleti ve doğruluğu yerine getirin! Halkımı mülksüzleştirmeyi bırakın!” diyor Efendi Yahve.|“‘efendi jahve sojle dijor “jeter artikʔ ej israel bejleri! zorbaliɡi ve jaɡmaji kaldirinʔ adaleti ve doɡruluɡu jerine ɡetirin! halkimi mulksuzlestirmeji birakin!” dijor efendi jahve. Old-Testament-Lamentations-003-042|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Suç işledik ve isyan ettik. Sen bağışlamadın.\"\"\"|\"\"\"sut͡ʃ isledik ve isjan ettik. sen baɡislamadin.\"\"\" New-Testament-Romans-008-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne hükümdarlıklar, ne şimdiki, ne gelecek şeyler, ne güçler,|t͡ʃunku eminim kiʔ ne olumʔ ne jasamʔ ne meleklerʔ ne hukumdarliklarʔ ne simdikiʔ ne ɡelet͡ʃek sejlerʔ ne ɡut͡ʃlerʔ New-Testament-Romans-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi: “İşte, Siyon’da bir tökezleme taşı bir gücenme kayası koyuyorum. O’na iman eden hiç kimse hayal kırıklığına uğramayacaktır.”|jazilmis olduɡu ɡibi “isteʔ sijon’da bir tokezleme tasi bir ɡut͡ʃenme kajasi kojujorum. o’na iman eden hit͡ʃ kimse hajal kirikliɡina uɡramajat͡ʃaktir.” Old-Testament-Ezekiel-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Sen, ey insanoğlu, peygamberlik et ve de, ‘Ammon'un çocukları ve onların aşağılanmaları hakkında Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Kılıç! Kılıç çekildi! Boğazlasın, yutsun, ve şimşek gibi çaksın diye cilalandı;\"|\"“senʔ ej insanoɡluʔ pejɡamberlik et ve deʔ ‘ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari ve onlarin asaɡilanmalari hakkinda efendi jahve sojle dijor \"\"kilit͡ʃ! kilit͡ʃ t͡ʃekildi! boɡazlasinʔ jutsunʔ ve simsek ɡibi t͡ʃaksin dije t͡ʃilalandi;\" Old-Testament-2-Chronicles-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem sakinleri, Araplarla ordugâha gelmiş olan çete bütün büyüklerini öldürmüş oldukları için, en küçük oğlu Ahazya'yı onun yerine kral yaptılar. Böylece Yahuda Kralı Yehoram oğlu Ahazya kral oldu.|jerusalem sakinleriʔ araplarla orduɡaha ɡelmis olan t͡ʃete butun bujuklerini oldurmus olduklari it͡ʃinʔ en kut͡ʃuk oɡlu ahazjaʔji onun jerine kral japtilar. bojlet͡ʃe jahuda krali jehoram oɡlu ahazja kral oldu. Old-Testament-Psalms-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalan söyleyenleri yok edersin. Yahve kana susamış ve düzenbaz adamdan nefret eder.|jalan sojlejenleri jok edersin. jahve kana susamis ve duzenbaz adamdan nefret eder. Old-Testament-Psalms-078-068|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahuda oymağını, sevdiği Siyon Dağı’nı seçti.|ama jahuda ojmaɡiniʔ sevdiɡi sijon daɡi’ni set͡ʃti. Old-Testament-Exodus-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben Horev'deki kayanın üzerinde önünde duracağım. Kayaya vuracaksın ve halk içsin diye oradan su çıkacak.” Moşe İsrael'in ihtiyarlarının önünde böyle yaptı.|isteʔ ben horevʔdeki kajanin uzerinde onunde durat͡ʃaɡim. kajaja vurat͡ʃaksin ve halk it͡ʃsin dije oradan su t͡ʃikat͡ʃak.” mose israelʔin ihtijarlarinin onunde bojle japti. New-Testament-Hebrews-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Aydınlandıktan sonra acılarla dolu büyük bir mücadeleye katlandığınız o eski günleri hatırlayın.|ajdinlandiktan sonra at͡ʃilarla dolu bujuk bir mut͡ʃadeleje katlandiɡiniz o eski ɡunleri hatirlajin. Old-Testament-1-Kings-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok sığır, besili sığır ve koyun kesti ve kralın bütün oğullarını, kâhin Aviyatar'ı ve ordu komutanı Yoav'ı çağırdı; ama hizmetkârın Solomon'u çağırmadı.|birt͡ʃok siɡirʔ besili siɡir ve kojun kesti ve kralin butun oɡullariniʔ kahin avijatarʔi ve ordu komutani joavʔi t͡ʃaɡirdi; ama hizmetkarin solomonʔu t͡ʃaɡirmadi. Old-Testament-Joshua-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün halk esenlik içinde Yeşu'nun yanına Makkeda'taki ordugâha döndü. Hiçbiri İsrael'in çocuklarına karşı ağzını açamadı.|butun halk esenlik it͡ʃinde jesuʔnun janina makkedaʔtaki orduɡaha dondu. hit͡ʃbiri israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina karsi aɡzini at͡ʃamadi. New-Testament-Acts-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Geceleyin Pavlus bir görüm gördü. Makedonyalı bir adam ayakta durmuş, ona yalvarıyor, “Makedonya’ya geçerek bize yardım et” diyordu.|ɡet͡ʃelejin pavlus bir ɡorum ɡordu. makedonjali bir adam ajakta durmusʔ ona jalvarijorʔ “makedonja’ja ɡet͡ʃerek bize jardim et” dijordu. New-Testament-Luke-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kıyıya ayak basınca, kentten kendisinde iblisler bulunan bir adam O’nu karşıladı. Uzun zamandır sırtına bir şey giymeyen bu adam evde değil, mezarlıklarda yaşıyordu.|jesua kijija ajak basint͡ʃaʔ kentten kendisinde iblisler bulunan bir adam o’nu karsiladi. uzun zamandir sirtina bir sej ɡijmejen bu adam evde deɡilʔ mezarliklarda jasijordu. New-Testament-Colossians-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse sizleri ödülünüzden yoksun bırakmasın. Sözde alçakgönüllülük göstererek, meleklere tapınarak, görmediği şeyler üzerinde durarak, benliğin düşünceleriyle boşuna böbürlenirler.|hit͡ʃ kimse sizleri odulunuzden joksun birakmasin. sozde alt͡ʃakɡonulluluk ɡostererekʔ meleklere tapinarakʔ ɡormediɡi sejler uzerinde durarakʔ benliɡin dusunt͡ʃelerijle bosuna boburlenirler. Old-Testament-Job-041-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Aksırması ışık saçar. Gözleri sabahın göz kapakları gibidir.|aksirmasi isik sat͡ʃar. ɡozleri sabahin ɡoz kapaklari ɡibidir. Old-Testament-Numbers-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer bir kişi aniden onun yanında ölürse ve ayrılığının başını kirletirse, o zaman temizlendiği gün başını tıraş edecek. Yedinci gün onu tıraş edecek.\"|\"\"\"ʔeɡer bir kisi aniden onun janinda olurse ve ajriliɡinin basini kirletirseʔ o zaman temizlendiɡi ɡun basini tiras edet͡ʃek. jedint͡ʃi ɡun onu tiras edet͡ʃek.\" Old-Testament-Proverbs-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|yoldan geçenlere, kendi yollarına doğru gidenlere çağırmak için,|joldan ɡet͡ʃenlereʔ kendi jollarina doɡru ɡidenlere t͡ʃaɡirmak it͡ʃinʔ Old-Testament-2-Kings-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Elat'ı bina edip onu Yahuda'ya geri verdi. Bundan sonra kral atalarıyla uyudu.|elatʔi bina edip onu jahudaʔja ɡeri verdi. bundan sonra kral atalarijla ujudu. Old-Testament-Joshua-021-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali oymağından adam öldüren için sığınak kent olan Galile'deki Kedeş'i otlaklarıyla, Hammotdor'u otlaklarıyla ve Kartan'ı otlaklarıyla: Üç kent.|naftali ojmaɡindan adam olduren it͡ʃin siɡinak kent olan ɡalileʔdeki kedesʔi otlaklarijlaʔ hammotdorʔu otlaklarijla ve kartanʔi otlaklarijla ut͡ʃ kent. New-Testament-Mark-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Sezar’ın şeylerini Sezar’a, Tanrı’nın şeylerini Tanrı’ya verin” diye yanıtladı. Onlar O'na çok hayret ettiler.|jesua onlaraʔ “sezar’in sejlerini sezar’aʔ tanri’nin sejlerini tanri’ja verin” dije janitladi. onlar oʔna t͡ʃok hajret ettiler. Old-Testament-Psalms-086-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı koru, çünkü ben tanrısal biriyim. Sen Tanrım, sana güvenen hizmetkârını kurtar.|t͡ʃanimi koruʔ t͡ʃunku ben tanrisal birijim. sen tanrimʔ sana ɡuvenen hizmetkarini kurtar. Old-Testament-Nehemiah-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Hakalya oğlu Nehemya'nın sözleri. Yirminci yıl Kislev ayında, Susa sarayındayken,|hakalja oɡlu nehemjaʔnin sozleri. jirmint͡ʃi jil kislev ajindaʔ susa sarajindajkenʔ Old-Testament-Leviticus-025-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama çevrelerinde duvar olmayan köylerin evleri ülkenin kırlarıyla bir sayılacaktır; bedeli ödenebilir ve Jübile'de serbest bırakılacaklardır.'\"\"\"|\"ama t͡ʃevrelerinde duvar olmajan kojlerin evleri ulkenin kirlarijla bir sajilat͡ʃaktir; bedeli odenebilir ve ʒubileʔde serbest birakilat͡ʃaklardir.ʔ\"\"\" New-Testament-Ephesians-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşkusuz O’nun sesini duydunuz, Yeşua’daki gerçeğe uygun olarak, O’nda eğitildiniz.|kuskusuz o’nun sesini dujdunuzʔ jesua’daki ɡert͡ʃeɡe ujɡun olarakʔ o’nda eɡitildiniz. New-Testament-Matthew-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bazı yazıcılar kendi kendilerine, “Bu adam küfrediyor” dediler.|isteʔ bazi jazit͡ʃilar kendi kendilerineʔ “bu adam kufredijor” dediler. New-Testament-Matthew-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu öğrencilerine getirdim ama iyileştiremediler.”|onu oɡrent͡ʃilerine ɡetirdim ama ijilestiremediler.” Old-Testament-Daniel-002-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncü krallık demir gibi güçlü olacak, çünkü demir her şeyi kırar ve boyun eğdirir; ve bunların hepsini ezen demir gibi parçalayıp ezecektir.|dordunt͡ʃu krallik demir ɡibi ɡut͡ʃlu olat͡ʃakʔ t͡ʃunku demir her seji kirar ve bojun eɡdirir; ve bunlarin hepsini ezen demir ɡibi part͡ʃalajip ezet͡ʃektir. Old-Testament-Job-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yıkım ve Ölüm, 'Kulaklarımızla onun söylentisini duyduk' derler.\"\"\"|\"jikim ve olumʔ ʔkulaklarimizla onun sojlentisini dujdukʔ derler.\"\"\" Old-Testament-Judges-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocukları İsrael'in çocuklarına karşı savaşmak üzere kentlerden Giva'ya doğru toplandılar.|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina karsi savasmak uzere kentlerden ɡivaʔja doɡru toplandilar. New-Testament-Romans-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı'ya şükürler olsun ki, günahın köleleri iken, teslim edildiğiniz öğreti biçimine yürekten itaat ettiniz.|ama tanriʔja sukurler olsun kiʔ ɡunahin koleleri ikenʔ teslim edildiɡiniz oɡreti bit͡ʃimine jurekten itaat ettiniz. Old-Testament-Proverbs-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Alaycıyı azarlama, yoksa senden nefret eder. Bilge kişiyi azarlarsan, seni sever.|alajt͡ʃiji azarlamaʔ joksa senden nefret eder. bilɡe kisiji azarlarsanʔ seni sever. New-Testament-2-Corinthians-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İmanda olup olmadığınızı anlamak için kendinizi gözden geçirin. Kendinizi sınayın. Ya da kendinizin hakkında, Yeşua Mesih’in içinizde olduğunu bilmiyor musunuz? Yoksa gerçekten başarısız olurdunuz.|imanda olup olmadiɡinizi anlamak it͡ʃin kendinizi ɡozden ɡet͡ʃirin. kendinizi sinajin. ja da kendinizin hakkindaʔ jesua mesih’in it͡ʃinizde olduɡunu bilmijor musunuz? joksa ɡert͡ʃekten basarisiz olurdunuz. New-Testament-Mark-008-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu sadakatsiz ve günahkâr kuşağın ortasında benden ve sözlerimden kim utanırsa, İnsanoğlu da Babası’nın görkemi içinde kutsal meleklerle geldiğinde ondan utanacaktır.”|t͡ʃunku bu sadakatsiz ve ɡunahkar kusaɡin ortasinda benden ve sozlerimden kim utanirsaʔ insanoɡlu da babasi’nin ɡorkemi it͡ʃinde kutsal meleklerle ɡeldiɡinde ondan utanat͡ʃaktir.” New-Testament-Revelation-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Bu kitabın peygamberlik sözlerini mühürleme, çünkü zamanı yakındır” dedi.|banaʔ “bu kitabin pejɡamberlik sozlerini muhurlemeʔ t͡ʃunku zamani jakindir” dedi. New-Testament-Revelation-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncü mührü açtığında, dördüncü canlı yaratığın, “Gel de gör!” dediğini duydum.|dordunt͡ʃu muhru at͡ʃtiɡindaʔ dordunt͡ʃu t͡ʃanli jaratiɡinʔ “ɡel de ɡor!” dediɡini dujdum. Old-Testament-2-Samuel-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Sadok ve Aviyatar Tanrı’nın Sandığı’nı yine Yeruşalem’e götürdüler ve orada kaldılar.|bunun uzerine sadok ve avijatar tanri’nin sandiɡi’ni jine jerusalem’e ɡoturduler ve orada kaldilar. Old-Testament-Isaiah-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır için başın ya da kuyruğun, palmiye dalının ya da sazın yapabileceği hiçbir iş kalmayacak.|misir it͡ʃin basin ja da kujruɡunʔ palmije dalinin ja da sazin japabilet͡ʃeɡi hit͡ʃbir is kalmajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-121-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yardımım yeri ve göğü yaratan Yahve'den gelecek.|jardimim jeri ve ɡoɡu jaratan jahveʔden ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Judges-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi, eğer Avimelek'i kral yaparak doğru ve haklı olarak davrandıysanız ve Yerubbaal'a ve onun evine karşı iyilikle davrandıysanız, onun ellerinin hak ettiğine göre karşılık verdiyseniz|“simdiʔ eɡer avimelekʔi kral japarak doɡru ve hakli olarak davrandijsaniz ve jerubbaalʔa ve onun evine karsi ijilikle davrandijsanizʔ onun ellerinin hak ettiɡine ɡore karsilik verdijseniz Old-Testament-Jeremiah-047-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gaza üzerine kellik geldi; Aşkelon hiçe indirildi. Ey vadilerinin kalıntısı, kendini ne zamana dek keseceksin?\"\"\"|\"ɡaza uzerine kellik ɡeldi; askelon hit͡ʃe indirildi. ej vadilerinin kalintisiʔ kendini ne zamana dek keset͡ʃeksin?\"\"\" Old-Testament-Genesis-041-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Firavun adam gönderip Yosef’i çağırttı. Onu hemen zindandan çıkardılar. Yosef tıraş olup giysilerini değiştirdikten sonra Firavun'un huzuruna geldi.|bunun uzerine firavun adam ɡonderip josef’i t͡ʃaɡirtti. onu hemen zindandan t͡ʃikardilar. josef tiras olup ɡijsilerini deɡistirdikten sonra firavunʔun huzuruna ɡeldi. New-Testament-Acts-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bana, ‘Git, çünkü seni uzağa, uluslara göndereceğim’ dedi.’’|“banaʔ ‘ɡitʔ t͡ʃunku seni uzaɡaʔ uluslara ɡonderet͡ʃeɡim’ dedi.’’ New-Testament-Acts-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzun bir tartışmadan sonra, Petrus ayağa kalkıp onlara, “Kardeşler, biliyorsunuz ki Tanrı uzun zaman önce öteki uluslar Müjde’nin bildirisini benim ağzımdan duyup inansınlar diye aranızdan beni seçti.|uzun bir tartismadan sonraʔ petrus ajaɡa kalkip onlaraʔ “kardeslerʔ bilijorsunuz ki tanri uzun zaman ont͡ʃe oteki uluslar muʒde’nin bildirisini benim aɡzimdan dujup inansinlar dije aranizdan beni set͡ʃti. Old-Testament-Psalms-075-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kibirlilere, “Övünmeyin!”, kötülere, “Boynuzu yukarı kaldırmayın” dedim.|kibirlilereʔ “ovunmejin!”ʔ kotulereʔ “bojnuzu jukari kaldirmajin” dedim. Old-Testament-2-Chronicles-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarın onlara karşı inin. İşte, Sits Yokuşu'ndan çıkıyorlar. Onları vadinin sonunda, Yeruel Çölü'nün önünde bulacaksınız.|jarin onlara karsi inin. isteʔ sits jokusuʔndan t͡ʃikijorlar. onlari vadinin sonundaʔ jeruel t͡ʃoluʔnun onunde bulat͡ʃaksiniz. New-Testament-Luke-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Duyduğunuz bu Yazı bugün yerine gelmiştir” diye anlatmaya başladı.|jesua onlaraʔ “dujduɡunuz bu jazi buɡun jerine ɡelmistir” dije anlatmaja basladi. New-Testament-John-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar kendisine sormayı sürdürmeleri üzerine doğrulup onlara, “İçinizde günahsız olan, ilk taşı ona atsın” dedi.|ama onlar kendisine sormaji surdurmeleri uzerine doɡrulup onlaraʔ “it͡ʃinizde ɡunahsiz olanʔ ilk tasi ona atsin” dedi. Old-Testament-Jeremiah-040-012|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Yahudiler'in hepsi sürülmüş oldukları bütün yerlerden geri döndüler ve Yahuda diyarına, Gedalya'nın yanına, Mispa'ya geldiler ve çok miktarda şarap ve yaz meyvesi topladılar.|o zaman jahudilerʔin hepsi surulmus olduklari butun jerlerden ɡeri donduler ve jahuda dijarinaʔ ɡedaljaʔnin janinaʔ mispaʔja ɡeldiler ve t͡ʃok miktarda sarap ve jaz mejvesi topladilar. Old-Testament-1-Chronicles-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Beker'in oğulları: Zemirah, Yoaş, Eliezer, Elyoenay, Omri, Yeremot, Aviya, Anatot ve Alemet. Bunların hepsi Beker'in oğullarıydı.|bekerʔin oɡullari zemirahʔ joasʔ eliezerʔ eljoenajʔ omriʔ jeremotʔ avijaʔ anatot ve alemet. bunlarin hepsi bekerʔin oɡullarijdi. Old-Testament-Proverbs-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman beni çağıracaksınız, ama yanıtlamayacağım. Beni canla başla arayacaksınız, ama bulamayacaksınız,|o zaman beni t͡ʃaɡirat͡ʃaksinizʔ ama janitlamajat͡ʃaɡim. beni t͡ʃanla basla arajat͡ʃaksinizʔ ama bulamajat͡ʃaksinizʔ Old-Testament-1-Kings-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Oğullarına, \"\"Eşeği benim için eyerleyin\"\" dedi. Onlar da eşeği eyerlediler ve eşeğe bindi.\"|\"oɡullarinaʔ \"\"eseɡi benim it͡ʃin ejerlejin\"\" dedi. onlar da eseɡi ejerlediler ve eseɡe bindi.\" Old-Testament-Haggai-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|'Bu evin son görkemi öncekinden daha büyük olacak' diyor Ordular Yahvesi; 'Ve bu yerde esenlik vereceğim' diyor Ordular Yahvesi.|ʔbu evin son ɡorkemi ont͡ʃekinden daha bujuk olat͡ʃakʔ dijor ordular jahvesi; ʔve bu jerde esenlik veret͡ʃeɡimʔ dijor ordular jahvesi. Old-Testament-Ezekiel-036-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ulusların utancını bir daha sana duyurmayacağım. Halkların hakaretini artık yüklenmeyeceksin, artık kendi halkını tökezletmeyeceksin.\"\" diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"\"\"uluslarin utant͡ʃini bir daha sana dujurmajat͡ʃaɡim. halklarin hakaretini artik juklenmejet͡ʃeksinʔ artik kendi halkini tokezletmejet͡ʃeksin.\"\" dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-089-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle seslenecek: ‘Sen benim Babamsın, Tanrım ve kurtuluşumun kayası!’|bana sojle seslenet͡ʃek ‘sen benim babamsinʔ tanrim ve kurtulusumun kajasi!’ Old-Testament-2-Samuel-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yoav gönderip David'e savaşla ilgili her şeyi anlattı.|sonra joav ɡonderip davidʔe savasla ilɡili her seji anlatti. New-Testament-Luke-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sözler elçilere saçma geldi ve onlara inanmadılar.|bu sozler elt͡ʃilere sat͡ʃma ɡeldi ve onlara inanmadilar. New-Testament-Matthew-013-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.|orada aɡlajis ve dis ɡit͡ʃirtisi olat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-025-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanlarından altı kol çıkacak: şamdanın bir yanından üç kol, diğer yanından da üç kol çıkacak;|janlarindan alti kol t͡ʃikat͡ʃak samdanin bir janindan ut͡ʃ kolʔ diɡer janindan da ut͡ʃ kol t͡ʃikat͡ʃak; Old-Testament-Proverbs-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük gelince aşağılanma da gelir, utançla birlikte rezillik gelir.|kotuluk ɡelint͡ʃe asaɡilanma da ɡelirʔ utant͡ʃla birlikte rezillik ɡelir. Old-Testament-Judges-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Barak savaş arabalarını ve orduyu öteki ulusların Haroşet'ine kadar kovaladı; Sisera'nın bütün ordusu da kılıçtan geçirildi. Bir kişi bile kalmadı.|ama barak savas arabalarini ve orduju oteki uluslarin harosetʔine kadar kovaladi; siseraʔnin butun ordusu da kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirildi. bir kisi bile kalmadi. Old-Testament-Psalms-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte o kişi, kötülük sancısı çekiyor. Kötülüğe gebe kalıp, yalan doğurdu.|iste o kisiʔ kotuluk sant͡ʃisi t͡ʃekijor. kotuluɡe ɡebe kalipʔ jalan doɡurdu. Old-Testament-Joshua-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara Efraim'in dağlık bölgesindeki otlaklarıyla birlikte Şekem'i, adam öldüren için sığınak kenti olan, Gezer'i otlaklarıyla,|onlara efraimʔin daɡlik bolɡesindeki otlaklarijla birlikte sekemʔiʔ adam olduren it͡ʃin siɡinak kenti olanʔ ɡezerʔi otlaklarijlaʔ Old-Testament-Genesis-046-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır diyarında Yosef'e Manaşşe ve Efraim doğdu. Onları kendisine On Kenti'nin kâhini Potifera'nın kızı Asenat doğurdu.|misir dijarinda josefʔe manasse ve efraim doɡdu. onlari kendisine on kentiʔnin kahini potiferaʔnin kizi asenat doɡurdu. Old-Testament-Proverbs-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev bilgelikle yapılır, anlayışla kurulur,|ev bilɡelikle japilirʔ anlajisla kurulurʔ Old-Testament-Judges-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Gidyon ve onunla birlikte olan yüz adam orta nöbetin başlangıcında, nöbetçileri henüz yeni koyduklarında ordugâhın en dış kısmına geldiler. Daha sonra boru çaldılar ve ellerindeki testileri kırdılar.|bojlet͡ʃe ɡidjon ve onunla birlikte olan juz adam orta nobetin baslanɡit͡ʃindaʔ nobett͡ʃileri henuz jeni kojduklarinda orduɡahin en dis kismina ɡeldiler. daha sonra boru t͡ʃaldilar ve ellerindeki testileri kirdilar. Old-Testament-1-Kings-008-038|und|SPEAKER_00_Turkish|herhangi bir adam ya da bütün halkın İsrael tarafından edilen her türlü dua ve yakarış olursa, her biri kendi yüreğinin derdini bilip ellerini bu eve doğru açarsa,|herhanɡi bir adam ja da butun halkin israel tarafindan edilen her turlu dua ve jakaris olursaʔ her biri kendi jureɡinin derdini bilip ellerini bu eve doɡru at͡ʃarsaʔ New-Testament-Acts-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu olan, Peygamber Yoel aracılığıyla söylenmiştir:|ama bu olanʔ pejɡamber joel arat͡ʃiliɡijla sojlenmistir Old-Testament-Leviticus-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin parmağıyla onun kanının bir kısmını alıp yakmalık sunu sunağının boynuzlarına sürecek; kanının geri kalanını sunağın dibine dökecek.|kahin parmaɡijla onun kaninin bir kismini alip jakmalik sunu sunaɡinin bojnuzlarina suret͡ʃek; kaninin ɡeri kalanini sunaɡin dibine doket͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-047-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi, gençliğinden beri emek verdiğin büyücülüğünle, bol büyülerinle, sanki yarar görebilecekmişsin gibi, sanki galip gelecekmişsin gibi dur.|“simdiʔ ɡent͡ʃliɡinden beri emek verdiɡin bujut͡ʃuluɡunleʔ bol bujulerinleʔ sanki jarar ɡorebilet͡ʃekmissin ɡibiʔ sanki ɡalip ɡelet͡ʃekmissin ɡibi dur. New-Testament-Revelation-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekmek üzere olduğun sıkıntılardan korkma! Bak, sınanmak için İblis içinizden bazılarını zindana atmak üzere. On gün zulüm göreceksiniz. Ölüme kadar sadık kal, sana yaşam tacını vereceğim.|t͡ʃekmek uzere olduɡun sikintilardan korkma! bakʔ sinanmak it͡ʃin iblis it͡ʃinizden bazilarini zindana atmak uzere. on ɡun zulum ɡoret͡ʃeksiniz. olume kadar sadik kalʔ sana jasam tat͡ʃini veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-059-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü suçlarımız senin önünde çoğaldı, günahlarımız bize karşı tanıklık ediyor; çünkü suçlarımız bizimle birlikte, kötülüklerimiz ise, onları biliyoruz:|t͡ʃunku sut͡ʃlarimiz senin onunde t͡ʃoɡaldiʔ ɡunahlarimiz bize karsi taniklik edijor; t͡ʃunku sut͡ʃlarimiz bizimle birlikteʔ kotuluklerimiz iseʔ onlari bilijoruz Old-Testament-Numbers-030-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ancak dul kadının ya da boşanmış kadının adağı, canını bağladığı her şey ona karşı olacaktır.\"\"\"|\"\"\"ant͡ʃak dul kadinin ja da bosanmis kadinin adaɡiʔ t͡ʃanini baɡladiɡi her sej ona karsi olat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-Galatians-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şunu diyorum, Ruh’a göre yürüyün. Böylece benliğin tutkularını yerine getirmezsiniz.|ama sunu dijorumʔ ruh’a ɡore jurujun. bojlet͡ʃe benliɡin tutkularini jerine ɡetirmezsiniz. Old-Testament-1-Chronicles-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şem, Arpakşad, Şela,|semʔ arpaksadʔ selaʔ New-Testament-Luke-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus’un bayramda onlara bir kişiyi salıvermesi gerekiyordu.|pilatus’un bajramda onlara bir kisiji salivermesi ɡerekijordu. Old-Testament-Ezekiel-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"İsrael’i seçtiğim, Yakov soyuna ant içtiğim ve Mısır diyarında kendimi onlara bildirdiğim, ‘Ben Tanrınız Yahve'yim’ diyerek ant içtiğim günde,\"|\"onlara deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"israel’i set͡ʃtiɡimʔ jakov sojuna ant it͡ʃtiɡim ve misir dijarinda kendimi onlara bildirdiɡimʔ ‘ben tanriniz jahveʔjim’ dijerek ant it͡ʃtiɡim ɡundeʔ\" Old-Testament-Jeremiah-031-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: “Ben onların sürgünlerini geri döndürünce, Yahuda ülkesinde ve kentlerinde yine şu sözü söyleyecekler: ‘Ey doğruluk yurdu, ey kutsal dağ, Yahve seni kutsasın.’|israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor “ben onlarin surɡunlerini ɡeri dondurunt͡ʃeʔ jahuda ulkesinde ve kentlerinde jine su sozu sojlejet͡ʃekler ‘ej doɡruluk jurduʔ ej kutsal daɡʔ jahve seni kutsasin.’ Old-Testament-Proverbs-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusu yaşam pınarıdır, insanları ölüm tuzaklarından uzaklaştırır.|jahve korkusu jasam pinaridirʔ insanlari olum tuzaklarindan uzaklastirir. Old-Testament-Jeremiah-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Atlarının horultusu Dan'dan duyuluyor. Bütün diyar güçlülerinin kişnemesinden titriyor; çünkü gelip ülkeyi ve içindeki her şeyi, kenti ve içinde oturanları yiyip bitirdiler.\"\"\"|\"atlarinin horultusu danʔdan dujulujor. butun dijar ɡut͡ʃlulerinin kisnemesinden titrijor; t͡ʃunku ɡelip ulkeji ve it͡ʃindeki her sejiʔ kenti ve it͡ʃinde oturanlari jijip bitirdiler.\"\"\" New-Testament-John-010-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada birçokları O’na iman etti.|orada birt͡ʃoklari o’na iman etti. Old-Testament-1-Chronicles-002-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Madmanna'nın babası Şaaf'ı, Makbena'nın babası Şeva'yı ve Gibea'nın babasını doğurdu; Kalev'in kızı da Aksa'ydı.|madmannaʔnin babasi saafʔiʔ makbenaʔnin babasi sevaʔji ve ɡibeaʔnin babasini doɡurdu; kalevʔin kizi da aksaʔjdi. New-Testament-Luke-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kendileri Yuhanna tarafından vaftiz edilmemiş olan Ferisiler ve Kutsal Yasa uzmanları, Tanrı’nın öğüdünü reddetmiş oldular.|ama kendileri juhanna tarafindan vaftiz edilmemis olan ferisiler ve kutsal jasa uzmanlariʔ tanri’nin oɡudunu reddetmis oldular. Old-Testament-Jeremiah-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Peygamber Yeremya, Peygamber Hananya'ya şöyle dedi: \"\"Dinle, ey Hananya! Seni Yahve göndermedi, ama sen bu halkı bir yalana güvendiriyorsun.\"|\"o zaman pejɡamber jeremjaʔ pejɡamber hananjaʔja sojle dedi \"\"dinleʔ ej hananja! seni jahve ɡondermediʔ ama sen bu halki bir jalana ɡuvendirijorsun.\" Old-Testament-Job-036-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama yüreği tanrısız olanlar öfke biriktirirler. Onları bağladığı zaman, yardım için çağırmazlar.|“ama jureɡi tanrisiz olanlar ofke biriktirirler. onlari baɡladiɡi zamanʔ jardim it͡ʃin t͡ʃaɡirmazlar. Old-Testament-Genesis-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Rebeka, İshak'ın oğlu Esav'la konuştuklarını duydu. Esav avlanıp avı getirmek için kıra çıktı.|rebekaʔ ishakʔin oɡlu esavʔla konustuklarini dujdu. esav avlanip avi ɡetirmek it͡ʃin kira t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-140-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, koru beni kötülerin elinden. Ayaklarıma çelme takmaya kararlı zalim insanlardan koru beni.|ej jahveʔ koru beni kotulerin elinden. ajaklarima t͡ʃelme takmaja kararli zalim insanlardan koru beni. Old-Testament-Deuteronomy-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven oğlu Eliav'ın oğulları Datan ve Aviram'a ne yaptığını; bütün İsrael'in ortasında yerin ağzını açıp onları, ev halklarını, çadırlarını ve onların ardından giden her canlı şeyi nasıl yuttuğunu;|ruven oɡlu eliavʔin oɡullari datan ve aviramʔa ne japtiɡini; butun israelʔin ortasinda jerin aɡzini at͡ʃip onlariʔ ev halklariniʔ t͡ʃadirlarini ve onlarin ardindan ɡiden her t͡ʃanli seji nasil juttuɡunu; Old-Testament-1-Chronicles-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi, boynuzu kaldırmak için, Tanrı'nın sözlerinde kralın göreni olan Heman'ın oğullarıydı. Tanrı, Heman'a on dört oğul ve üç kız verdi.|bunlarin hepsiʔ bojnuzu kaldirmak it͡ʃinʔ tanriʔnin sozlerinde kralin ɡoreni olan hemanʔin oɡullarijdi. tanriʔ hemanʔa on dort oɡul ve ut͡ʃ kiz verdi. New-Testament-Galatians-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, sizler özgürlüğe çağrıldınız. Ancak özgürlüğünüz benlik için fırsat olmasın, ama birbirinize sevgiyle hizmet edin.|kardeslerʔ sizler ozɡurluɡe t͡ʃaɡrildiniz. ant͡ʃak ozɡurluɡunuz benlik it͡ʃin firsat olmasinʔ ama birbirinize sevɡijle hizmet edin. Old-Testament-Amos-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İki kişi anlaşmadan birlikte yürürler mi?|iki kisi anlasmadan birlikte jururler mi? Old-Testament-2-Samuel-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Avşalom'un hizmetkârları kadının evine geldiler; \"\"Ahimaas ve Yonatan nerede?\"\" dediler. Kadın onlara, \"\"Irmağın üzerinden geçtiler\"\" dedi. Arayıp onları bulamayınca Yeruşalem'e döndüler.\"|\"avsalomʔun hizmetkarlari kadinin evine ɡeldiler; \"\"ahimaas ve jonatan nerede?\"\" dediler. kadin onlaraʔ \"\"irmaɡin uzerinden ɡet͡ʃtiler\"\" dedi. arajip onlari bulamajint͡ʃa jerusalemʔe donduler.\" New-Testament-1-Corinthians-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama evlenirsen günah işlemiş olmazsın. Eğer el değmemiş bir kız evlenirse günah işlemiş olmaz. Yine de, evlenenler bedende baskılarla karşılaşacak ve ben sizi bunlardan esirgemek istiyorum.|ama evlenirsen ɡunah islemis olmazsin. eɡer el deɡmemis bir kiz evlenirse ɡunah islemis olmaz. jine deʔ evlenenler bedende baskilarla karsilasat͡ʃak ve ben sizi bunlardan esirɡemek istijorum. Old-Testament-1-Kings-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael bugüne dek David'in evine karşı isyan etmiştir.|israel buɡune dek davidʔin evine karsi isjan etmistir. Old-Testament-Numbers-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kırda kılıçla öldürülmüş birine, bir ölüye, bir insan kemiğine ya da bir mezara dokunan kişi yedi gün kirli olacaktır.\"\"\"|\"\"\"kirda kilit͡ʃla oldurulmus birineʔ bir olujeʔ bir insan kemiɡine ja da bir mezara dokunan kisi jedi ɡun kirli olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-040-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şöyle dedim: “İşte geldim. Kutsal Yazı tomarında benim için yazılmıştır.|o zaman sojle dedim “iste ɡeldim. kutsal jazi tomarinda benim it͡ʃin jazilmistir. Old-Testament-Deuteronomy-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün önünüze koymakta olduğum bütün kuralları ve ilkeleri yapmaya dikkat edeceksiniz.|buɡun onunuze kojmakta olduɡum butun kurallari ve ilkeleri japmaja dikkat edet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Numbers-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe dışarı çıkıp halka Yahve'nin sözlerini anlattı; halkın ihtiyarlarından yetmiş kişiyi toplayıp Çadır'ın çevresinde durdurdu.|mose disari t͡ʃikip halka jahveʔnin sozlerini anlatti; halkin ihtijarlarindan jetmis kisiji toplajip t͡ʃadirʔin t͡ʃevresinde durdurdu. Old-Testament-Psalms-109-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgime karşılık bana düşmandırlar, bense dua etmekteyim.|sevɡime karsilik bana dusmandirlarʔ bense dua etmektejim. Old-Testament-Jeremiah-048-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiryatayim'e, Beyt Gamul'a, Beyt Meon'a,|kirjatajimʔeʔ bejt ɡamulʔaʔ bejt meonʔaʔ Old-Testament-Joshua-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu İsrael'in çocuklarına şöyle dedi: \"\"Atalarınızın Tanrısı Yahve'nin size verdiği ülkeyi mülk edinmek için girmeyi ne zamana dek ihmal edeceksiniz?\"|\"jesu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle dedi \"\"atalarinizin tanrisi jahveʔnin size verdiɡi ulkeji mulk edinmek it͡ʃin ɡirmeji ne zamana dek ihmal edet͡ʃeksiniz?\" Old-Testament-Job-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru adamlar buna şaşacak. Suçsuz, tanrısızlara karşı kendini kışkırtacak.|doɡru adamlar buna sasat͡ʃak. sut͡ʃsuzʔ tanrisizlara karsi kendini kiskirtat͡ʃak. New-Testament-Hebrews-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve yine, “Efendi, başlangıçta yeryüzünün temelini sen attın. Gökler senin ellerinin işleridir.|ve jineʔ “efendiʔ baslanɡit͡ʃta jerjuzunun temelini sen attin. ɡokler senin ellerinin isleridir. Old-Testament-Isaiah-062-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'i pekiştirinceye dek, yeryüzünde onu övünç yapıncaya dek, O'na da rahat vermeyin.|jerusalemʔi pekistirint͡ʃeje dekʔ jerjuzunde onu ovunt͡ʃ japint͡ʃaja dekʔ oʔna da rahat vermejin. Old-Testament-Genesis-047-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef halka, “İşte, bugün sizi ve toprağınızı Firavun'a satın aldım” dedi. “İşte, size tohum ve toprağı ekeceksiniz.|josef halkaʔ “isteʔ buɡun sizi ve topraɡinizi firavunʔa satin aldim” dedi. “isteʔ size tohum ve topraɡi eket͡ʃeksiniz. Old-Testament-2-Chronicles-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral algum ağacından Yahve'nin evi ve kralın evi için teraslar, ezgiciler için çenk ve telli çalgılar yaptı. Yahuda ülkesinde daha önce böylesi görülmemişti.|kral alɡum aɡat͡ʃindan jahveʔnin evi ve kralin evi it͡ʃin teraslarʔ ezɡit͡ʃiler it͡ʃin t͡ʃenk ve telli t͡ʃalɡilar japti. jahuda ulkesinde daha ont͡ʃe bojlesi ɡorulmemisti. Old-Testament-1-Chronicles-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoktan, Almodad'ın, Şelef'in, Hazarmavet'in, Yerah'ın,|joktanʔ almodadʔinʔ selefʔinʔ hazarmavetʔinʔ jerahʔinʔ Old-Testament-2-Chronicles-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon, dövme altından iki yüz büyük kalkan yaptı. Bir büyük kalkan için altı yüz şekel dövme altın gitti.|kral solomonʔ dovme altindan iki juz bujuk kalkan japti. bir bujuk kalkan it͡ʃin alti juz sekel dovme altin ɡitti. New-Testament-Mark-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar ölümden kalktıklarında ne evlenirler ne de evlendirilirler, gökteki melekler gibidirler.|insanlar olumden kalktiklarinda ne evlenirler ne de evlendirilirlerʔ ɡokteki melekler ɡibidirler. Old-Testament-Judges-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Hever'in karısı Yael, bir çadır kazığı aldı ve tokmağı elinde tuttu, yavaşça ona doğru gitti ve kazığı şakaklarına vurdu, kazık da yere kadar delip geçti; çünkü o derin uykudaydı; bu yüzden bayıldı ve öldü.|sonra heverʔin karisi jaelʔ bir t͡ʃadir kaziɡi aldi ve tokmaɡi elinde tuttuʔ javast͡ʃa ona doɡru ɡitti ve kaziɡi sakaklarina vurduʔ kazik da jere kadar delip ɡet͡ʃti; t͡ʃunku o derin ujkudajdi; bu juzden bajildi ve oldu. Old-Testament-Genesis-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Lamek yüz seksen iki yaşındayken bir oğul babası oldu.|lamek juz seksen iki jasindajken bir oɡul babasi oldu. Old-Testament-Deuteronomy-004-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin gibi, ateşin içinden konuşan Tanrı'nın sesini duyup da hayatta kalan bir halk oldu mu?|sizin ɡibiʔ atesin it͡ʃinden konusan tanriʔnin sesini dujup da hajatta kalan bir halk oldu mu? Old-Testament-Genesis-036-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav'ın karısı Oholivama'nın oğulları şunlardır: Yeuş, Yalam, Korah. Esav'ın karısı Ana'nın kızı Oholivama'dan gelen beyler bunlardır.|esavʔin karisi oholivamaʔnin oɡullari sunlardir jeusʔ jalamʔ korah. esavʔin karisi anaʔnin kizi oholivamaʔdan ɡelen bejler bunlardir. Old-Testament-1-Samuel-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şimdi lütfen hizmetkârının sözünü dinle de önüne bir lokma ekmek koyayım. Ye ki, yoluna giderken gücün olsun.”|bu nedenle simdi lutfen hizmetkarinin sozunu dinle de onune bir lokma ekmek kojajim. je kiʔ joluna ɡiderken ɡut͡ʃun olsun.” Old-Testament-1-Kings-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Kral David, \"\"Bana Bat Şeva'yı çağır\"\" diye karşılık verdi. Bat Şeva kralın önüne geldi ve kralın önünde durdu.\"|\"bunun uzerine kral davidʔ \"\"bana bat sevaʔji t͡ʃaɡir\"\" dije karsilik verdi. bat seva kralin onune ɡeldi ve kralin onunde durdu.\" New-Testament-John-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O, “Hiç kimse, Efendimiz” dedi. Yeşua, “Ben de seni yargılamıyorum. Yoluna git. Bundan böyle günah işleme!” dedi.|oʔ “hit͡ʃ kimseʔ efendimiz” dedi. jesuaʔ “ben de seni jarɡilamijorum. joluna ɡit. bundan bojle ɡunah isleme!” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-031-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü isyanını ve sert enseni bilirim. İşte, ben bugün hâlâ sizinle birlikte sağken, siz Yahve'ye karşı asi oldunuz. Ölümümden sonra ne kadar dahası olacak?|t͡ʃunku isjanini ve sert enseni bilirim. isteʔ ben buɡun hala sizinle birlikte saɡkenʔ siz jahveʔje karsi asi oldunuz. olumumden sonra ne kadar dahasi olat͡ʃak? New-Testament-Acts-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin, onların yöneticileri, ihtiyarları ve yazıcıları Yeruşalem'de toplandılar.|sabahlejinʔ onlarin jonetit͡ʃileriʔ ihtijarlari ve jazit͡ʃilari jerusalemʔde toplandilar. Old-Testament-Joshua-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır kuzeyden Hannaton'a doğru dönüyordu; ve İftah El Vadisi'nde sona eriyordu;|sinir kuzejden hannatonʔa doɡru donujordu; ve iftah el vadisiʔnde sona erijordu; Old-Testament-Genesis-034-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Hamor'la oğlu Şekem'i de kılıçtan geçirdiler, Dina’yı Şekem'in evinden alıp gittiler.|hamorʔla oɡlu sekemʔi de kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdilerʔ dina’ji sekemʔin evinden alip ɡittiler. Old-Testament-Deuteronomy-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman öyle olacak ki, sahip olduğu şeyi oğullarına miras ederken, sevilenin oğluna, nefret edilenin ilk doğan oğlundan önce ilk doğanın haklarını veremez;|o zaman ojle olat͡ʃak kiʔ sahip olduɡu seji oɡullarina miras ederkenʔ sevilenin oɡlunaʔ nefret edilenin ilk doɡan oɡlundan ont͡ʃe ilk doɡanin haklarini veremez; New-Testament-Acts-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni öteden beri tanırlar ve isterlerse, inancımızın en katı mezhebi olan Ferisiliğe bağlı biri olarak yaşadığıma tanıklık edebilirler.|beni oteden beri tanirlar ve isterlerseʔ inant͡ʃimizin en kati mezhebi olan ferisiliɡe baɡli biri olarak jasadiɡima taniklik edebilirler. Old-Testament-Leviticus-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ekmek sunusundan arta kalan Aron'un ve oğullarının olacak. Yahve'ye ateşle yapılan sunuların en kutsal kısmıdır.'\"\"\"|\"ekmek sunusundan arta kalan aronʔun ve oɡullarinin olat͡ʃak. jahveʔje atesle japilan sunularin en kutsal kismidir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Judges-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Avimelek'e kurnazca ulaklar göndererek şöyle dedi: \"\"İşte, Ebed oğlu Gaal ve kardeşleri Şekem'e geldiler; ve işte, kenti sana karşı kışkırtıyorlar.\"|\"avimelekʔe kurnazt͡ʃa ulaklar ɡondererek sojle dedi \"\"isteʔ ebed oɡlu ɡaal ve kardesleri sekemʔe ɡeldiler; ve isteʔ kenti sana karsi kiskirtijorlar.\" Old-Testament-Deuteronomy-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O, yapmanızı buyurduğu antlaşmasını, On Buyruk'u size bildirdi. Bunları iki taş levha üzerine yazdı.|oʔ japmanizi bujurduɡu antlasmasiniʔ on bujrukʔu size bildirdi. bunlari iki tas levha uzerine jazdi. New-Testament-1-Corinthians-015-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözden düşmüş olarak ekilir, görkemle diriltilir. Zayıf olarak ekilir, güçlü olarak diriltilir.|ɡozden dusmus olarak ekilirʔ ɡorkemle diriltilir. zajif olarak ekilirʔ ɡut͡ʃlu olarak diriltilir. Old-Testament-Psalms-069-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Alçakgönüllüler bunu gördü ve sevindi. ey Tanrı'yı arayan sizler, yüreğiniz yaşasın.|alt͡ʃakɡonulluler bunu ɡordu ve sevindi. ej tanriʔji arajan sizlerʔ jureɡiniz jasasin. Old-Testament-Psalms-043-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Davamı gör, ey Tanrım, tanrısız ulusa karşı davamı savun. Beni hileci ve kötü insanlardan kurtar.|davami ɡorʔ ej tanrimʔ tanrisiz ulusa karsi davami savun. beni hilet͡ʃi ve kotu insanlardan kurtar. Old-Testament-Joel-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yer önlerinde sarsılıyor. Gökler titriyor. Güneş ve ay kararıyor, yıldızlar da ışıltılarını geri çekiyor.|jer onlerinde sarsilijor. ɡokler titrijor. ɡunes ve aj kararijorʔ jildizlar da isiltilarini ɡeri t͡ʃekijor. Old-Testament-Exodus-039-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaftanının ortasındaki boşluk, bir zırhın boşluğuna benziyordu; boşluğun çevresinde yırtılmaması için bir bağ vardı.|kaftaninin ortasindaki boslukʔ bir zirhin bosluɡuna benzijordu; bosluɡun t͡ʃevresinde jirtilmamasi it͡ʃin bir baɡ vardi. Old-Testament-Nehemiah-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kardeşleri Şevanya, Hodiya, Kelita, Pelaya, Hanan,|ve kardesleri sevanjaʔ hodijaʔ kelitaʔ pelajaʔ hananʔ Old-Testament-1-Samuel-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul David'in sesini tanıdı ve şöyle dedi: \"\"Bu senin sesin mi, oğlum David?\"\" David, \"\"Efendim, ey kral, bu benim sesimdir\"\" dedi.\"|\"saul davidʔin sesini tanidi ve sojle dedi \"\"bu senin sesin miʔ oɡlum david?\"\" davidʔ \"\"efendimʔ ej kralʔ bu benim sesimdir\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-039-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kutsal tacın levhasını saf altından yaptılar ve üzerine mühür oymaları gibi \"\"YAHVE'YE KUTSAL\"\" yazısını yazdılar.\"|\"kutsal tat͡ʃin levhasini saf altindan japtilar ve uzerine muhur ojmalari ɡibi \"\"jahveʔje kutsal\"\" jazisini jazdilar.\" Old-Testament-1-Kings-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Irmak'tan Filistliler ülkesine ve Mısır sınırına kadar bütün krallıklar üzerinde hüküm sürüyordu. Solomon'un bütün günlerinde ona vergi verdiler ve hizmet ettiler.|solomonʔ irmakʔtan filistliler ulkesine ve misir sinirina kadar butun kralliklar uzerinde hukum surujordu. solomonʔun butun ɡunlerinde ona verɡi verdiler ve hizmet ettiler. New-Testament-1-Corinthians-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepinizden çok başka dillerle konuştuğum için Tanrı’ya şükrediyorum.|hepinizden t͡ʃok baska dillerle konustuɡum it͡ʃin tanri’ja sukredijorum. New-Testament-Matthew-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendim için malımla dilediğimi yapmak yasal değil mi? Yoksa ben iyiyim de, gözün mü kötü?’|kendim it͡ʃin malimla dilediɡimi japmak jasal deɡil mi? joksa ben ijijim deʔ ɡozun mu kotu?’ New-Testament-Acts-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus’u bindirip sağ salim Vali Feliks’e götürmek için hayvan sağlayın.’’|pavlus’u bindirip saɡ salim vali feliks’e ɡoturmek it͡ʃin hajvan saɡlajin.’’ Old-Testament-Proverbs-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruların anısı kutsanır, ama kötülerin adı çürür.|doɡrularin anisi kutsanirʔ ama kotulerin adi t͡ʃurur. Old-Testament-Psalms-063-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşadığım sürece seni böyle yücelteceğim. Senin adınla ellerimi kaldıracağım.|jasadiɡim suret͡ʃe seni bojle jut͡ʃeltet͡ʃeɡim. senin adinla ellerimi kaldirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı yeniler. Adı uğruna doğruluk yollarında bana rehberlik eder.|t͡ʃanimi jeniler. adi uɡruna doɡruluk jollarinda bana rehberlik eder. New-Testament-Luke-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı gün bazı Ferisiler gelip O’na, “Buradan uzaklaş, başka yere git. Çünkü Hirodes seni öldürmek istiyor” dediler.|ajni ɡun bazi ferisiler ɡelip o’naʔ “buradan uzaklasʔ baska jere ɡit. t͡ʃunku hirodes seni oldurmek istijor” dediler. Old-Testament-Esther-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra, Kral Ahaşveroş'un öfkesi yatışınca, Vaşti'yi, yaptıklarını ve kendisine karşı verilmiş olan kararı hatırladı.|bu sejlerden sonraʔ kral ahasverosʔun ofkesi jatisint͡ʃaʔ vastiʔjiʔ japtiklarini ve kendisine karsi verilmis olan karari hatirladi. Old-Testament-Daniel-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“O şeyin yorumu şudur: MENE: Tanrı senin krallığını saydı ve onu sona erdirdi.|“o sejin jorumu sudur mene tanri senin kralliɡini sajdi ve onu sona erdirdi. New-Testament-John-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Yeşua, öğrencileriyle birlikte Yahudiye diyarına geldi. Orada onlarla kaldı ve vaftiz etti.|bundan sonra jesuaʔ oɡrent͡ʃilerijle birlikte jahudije dijarina ɡeldi. orada onlarla kaldi ve vaftiz etti. New-Testament-2-Corinthians-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih aracılığıyla Tanrı’ya doğru böyle bir güvenimiz var.|mesih arat͡ʃiliɡijla tanri’ja doɡru bojle bir ɡuvenimiz var. Old-Testament-Genesis-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov babası İshak'a yaklaştı. Ona dokundu, “Ses Yakov'un sesi, ama eller Esav'ın elleridir” dedi.|jakov babasi ishakʔa jaklasti. ona dokunduʔ “ses jakovʔun sesiʔ ama eller esavʔin elleridir” dedi. New-Testament-1-John-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba’nın Oğul’u dünyanın Kurtarıcısı olarak gönderdiğini gördük ve buna tanıklık ediyoruz.|baba’nin oɡul’u dunjanin kurtarit͡ʃisi olarak ɡonderdiɡini ɡorduk ve buna taniklik edijoruz. Old-Testament-Lamentations-003-047|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dehşet ve çukur üzerimize geldi, kırgın ve yıkım.\"\"\"|\"dehset ve t͡ʃukur uzerimize ɡeldiʔ kirɡin ve jikim.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-036-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama sessiz kaldılar ve yanıt vermediler; çünkü kralın buyruğu, \"\"Ona yanıt vermeyin\"\" idi.\"|\"ama sessiz kaldilar ve janit vermediler; t͡ʃunku kralin bujruɡuʔ \"\"ona janit vermejin\"\" idi.\" Old-Testament-Zechariah-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yeruşalem'den diri sular çıkacak, yarısı doğu denizine doğru, yarısı batı denizine doğru akacak. Bu, yaz ve kış böyle olacak.|o ɡun jerusalemʔden diri sular t͡ʃikat͡ʃakʔ jarisi doɡu denizine doɡruʔ jarisi bati denizine doɡru akat͡ʃak. buʔ jaz ve kis bojle olat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşlerinizin ürününe göre sizi cezalandıracağım.' diyor Yahve. 'Ve onun ormanında ateş yakacağım, ve etrafındaki her şeyi yiyip bitirecek.'\"\"\"|\"islerinizin urunune ɡore sizi t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim.ʔ dijor jahve. ʔve onun ormaninda ates jakat͡ʃaɡimʔ ve etrafindaki her seji jijip bitiret͡ʃek.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-022-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse O'na tek kelime yanıt veremedi. O günden sonra artık hiç kimse O’na bir şey sormaya cesaret edemedi.|hit͡ʃ kimse oʔna tek kelime janit veremedi. o ɡunden sonra artik hit͡ʃ kimse o’na bir sej sormaja t͡ʃesaret edemedi. Old-Testament-Esther-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman krala hizmet eden hizmetkârlar, \"\"Kral için güzel genç kızlar aransın\"\" dediler.\"|\"o zaman krala hizmet eden hizmetkarlarʔ \"\"kral it͡ʃin ɡuzel ɡent͡ʃ kizlar aransin\"\" dediler.\" Old-Testament-Psalms-051-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni mercanköşk otuyla arındır, temiz olayım. Yıka beni, kardan beyaz olayım.|beni mert͡ʃankosk otujla arindirʔ temiz olajim. jika beniʔ kardan bejaz olajim. Old-Testament-Isaiah-059-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Fidye ile Kurtarıcı Siyon'a, Yakov'daki itaatsizlikten dönenlere gelecek\"\" diyor Yahve.\"|\"\"\"fidje ile kurtarit͡ʃi sijonʔaʔ jakovʔdaki itaatsizlikten donenlere ɡelet͡ʃek\"\" dijor jahve.\" New-Testament-2-Timothy-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi mücadeleyi verdim, yarışı tamamladım, imanı korudum.|iji mut͡ʃadeleji verdimʔ jarisi tamamladimʔ imani korudum. Old-Testament-Job-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ki, ölümü özlerler, ama gelmez; gizli hazinelerden daha çok onu ararlar,|onlar kiʔ olumu ozlerlerʔ ama ɡelmez; ɡizli hazinelerden daha t͡ʃok onu ararlarʔ Old-Testament-2-Chronicles-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Elat'ı bina edip Yahuda'ya geri verdi. Bundan sonra kral atalarıyla uyudu.|elatʔi bina edip jahudaʔja ɡeri verdi. bundan sonra kral atalarijla ujudu. Old-Testament-Ezekiel-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Asi eve bir benzetme söyle ve onlara de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor, \"\"Kazanı ateşe koy. onu koy, içine su da doldur.\"|\"asi eve bir benzetme sojle ve onlara deʔ ‘efendi jahve sojle dijorʔ \"\"kazani atese koj. onu kojʔ it͡ʃine su da doldur.\" New-Testament-Colossians-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Arhippus’a şunu söyleyin: Efendi yolunda aldığın hizmeti yerine getirmeye dikkat et!|arhippus’a sunu sojlejin efendi jolunda aldiɡin hizmeti jerine ɡetirmeje dikkat et! Old-Testament-2-Chronicles-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulus ulusa karşı, kent kente karşı parçalanmıştı; çünkü Tanrı onları her türlü sıkıntıyla sıkıştırıyordu.|ulus ulusa karsiʔ kent kente karsi part͡ʃalanmisti; t͡ʃunku tanri onlari her turlu sikintijla sikistirijordu. New-Testament-Romans-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da hizmetse, kendimizi hizmete verelim. Öğretense, öğretsin.|ja da hizmetseʔ kendimizi hizmete verelim. oɡretenseʔ oɡretsin. New-Testament-2-Corinthians-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşkusuz övünmek benim için yararlı değildir, ama Efendi’nin görümlerine ve vahiylerine geleceğim.|kuskusuz ovunmek benim it͡ʃin jararli deɡildirʔ ama efendi’nin ɡorumlerine ve vahijlerine ɡelet͡ʃeɡim. New-Testament-Matthew-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam olunca öğrencileri Yeşua’ya gelip, “Efendimiz burası ıssız bir yer, vakitte geç oldu. Halkı gönder de köylere gitsinler ve kendilerine yiyecek satın alsınlar” dediler.|aksam olunt͡ʃa oɡrent͡ʃileri jesua’ja ɡelipʔ “efendimiz burasi issiz bir jerʔ vakitte ɡet͡ʃ oldu. halki ɡonder de kojlere ɡitsinler ve kendilerine jijet͡ʃek satin alsinlar” dediler. Old-Testament-Numbers-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahuda ordugâhından sayılanların hepsi bölüklerine göre yüz seksen altı bin dört yüz kişiydi. İlk olarak onlar yola çıkacaklardır.\"\"\"|\"\"\"jahuda orduɡahindan sajilanlarin hepsi boluklerine ɡore juz seksen alti bin dort juz kisijdi. ilk olarak onlar jola t͡ʃikat͡ʃaklardir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-072-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizden denize, ırmak'tan dünyanın sonlarına dek hüküm sürsün.|denizden denizeʔ irmakʔtan dunjanin sonlarina dek hukum sursun. New-Testament-Luke-001-075|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun önünde kutsallık ve doğruluk içinde, korkmadan O’na hizmet edeceğimize söz vermişti.|o’nun onunde kutsallik ve doɡruluk it͡ʃindeʔ korkmadan o’na hizmet edet͡ʃeɡimize soz vermisti. New-Testament-James-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dili kimse evcilleştiremez; ölümcül zehirle dolu, yerinde durmayan bir kötülüktür.|ama dili kimse evt͡ʃillestiremez; olumt͡ʃul zehirle doluʔ jerinde durmajan bir kotuluktur. Old-Testament-Proverbs-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğin tasarıları insana aittir, ama dilin yanıtı Yahve'dendir.|jureɡin tasarilari insana aittirʔ ama dilin janiti jahveʔdendir. Old-Testament-Amos-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bayramlarınızı yasa, ve bütün ezgilerinizi ağıta çevireceğim; ve bütün bedenlerinize çul kuşandıracağım, ve her başın saçını yolduracağım. Onu biricik oğul için tutulan yas gibi, ve sonunu acı bir gün gibi yapacağım.|bajramlarinizi jasaʔ ve butun ezɡilerinizi aɡita t͡ʃeviret͡ʃeɡim; ve butun bedenlerinize t͡ʃul kusandirat͡ʃaɡimʔ ve her basin sat͡ʃini joldurat͡ʃaɡim. onu birit͡ʃik oɡul it͡ʃin tutulan jas ɡibiʔ ve sonunu at͡ʃi bir ɡun ɡibi japat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Samuel-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, Natan'ı David'a gönderdi. Ona gelip şöyle dedi: \"\"Bir kentte iki adam vardı: Biri zengin, öbürü yoksul.\"|\"jahveʔ natanʔi davidʔa ɡonderdi. ona ɡelip sojle dedi \"\"bir kentte iki adam vardi biri zenɡinʔ oburu joksul.\" Old-Testament-Jeremiah-051-058|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Babil'in geniş surları tamamen yıkılacak. Yüksek kapıları ateşle yakılacak. Halklar boşuna, uluslar ateş için çalışacak, ve yorgun düşecekler.\"\"\"|\"ordular jahvesi sojle dijor \"\"babilʔin ɡenis surlari tamamen jikilat͡ʃak. juksek kapilari atesle jakilat͡ʃak. halklar bosunaʔ uluslar ates it͡ʃin t͡ʃalisat͡ʃakʔ ve jorɡun duset͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruya oğlu Yoav, kralın yüreğinin Avşalom yönünde olduğunu anladı.|seruja oɡlu joavʔ kralin jureɡinin avsalom jonunde olduɡunu anladi. New-Testament-Matthew-027-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Pilatus, onlar için Barabba’yı serbest bıraktı. Yeşua’yı ise kamçılattı ve çarmıha gerilmek üzere teslim etti.|o zaman pilatusʔ onlar it͡ʃin barabba’ji serbest birakti. jesua’ji ise kamt͡ʃilatti ve t͡ʃarmiha ɡerilmek uzere teslim etti. Old-Testament-Genesis-049-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara buyruk verip şöyle dedi: “Ben halkımın arasına katılmak üzereyim. Beni atalarımın yanına Hititli Efron'un tarlasındaki mağaraya,|onlara bujruk verip sojle dedi “ben halkimin arasina katilmak uzerejim. beni atalarimin janina hititli efronʔun tarlasindaki maɡarajaʔ Old-Testament-Genesis-049-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Okçular onu çok hırpaladılar, ok atıp ona zulmettiler.|okt͡ʃular onu t͡ʃok hirpaladilarʔ ok atip ona zulmettiler. Old-Testament-1-Kings-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizmetkârının ve halkın İsrael'in bu yere doğru dua ettiklerinde yakarışını işit. Evet, gökte, meskeninde işit; ve işittiğin zaman bağışla.\"\"\"|\"hizmetkarinin ve halkin israelʔin bu jere doɡru dua ettiklerinde jakarisini isit. evetʔ ɡokteʔ meskeninde isit; ve isittiɡin zaman baɡisla.\"\"\" Old-Testament-Exodus-026-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Lacivert, mor, kırmızı ve ince dokunmuş ince ketenden keruvlarla bir perde yapacaksın. Usta bir işçinin işi olacak.\"|\"\"\"lat͡ʃivertʔ morʔ kirmizi ve int͡ʃe dokunmus int͡ʃe ketenden keruvlarla bir perde japat͡ʃaksin. usta bir ist͡ʃinin isi olat͡ʃak.\" New-Testament-1-Corinthians-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse kendini aldatmasın. Sizden biri bu dünyada kendini bilge sanıyorsa, bilge olmak için akılsız olsun.|hit͡ʃ kimse kendini aldatmasin. sizden biri bu dunjada kendini bilɡe sanijorsaʔ bilɡe olmak it͡ʃin akilsiz olsun. Old-Testament-Psalms-118-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yah benim gücüm ve ezgimdir. O benim kurtuluşum oldu.|jah benim ɡut͡ʃum ve ezɡimdir. o benim kurtulusum oldu. New-Testament-Acts-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, “Yuhanna tövbe vaftiziyle vaftiz etti ve halka kendisinden sonra gelecek Olan’a, yani Mesih Yeşua’ya inanmalarını söyledi” dedi.|pavlusʔ “juhanna tovbe vaftizijle vaftiz etti ve halka kendisinden sonra ɡelet͡ʃek olan’aʔ jani mesih jesua’ja inanmalarini sojledi” dedi. Old-Testament-Exodus-034-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kendiniz için dökme put yapmayacaksın.\"\"\"|\"\"\"kendiniz it͡ʃin dokme put japmajat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Habakkuk-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden insanları denizdeki balıklar gibi, üzerlerinde hükümdar olmayan sürüngen yaratıklar gibi yapıyorsun?|neden insanlari denizdeki baliklar ɡibiʔ uzerlerinde hukumdar olmajan surunɡen jaratiklar ɡibi japijorsun? Old-Testament-Jeremiah-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer dönersen, ey İsrael,” diyor Yahve, “eğer bana dönersen, ve iğrençliklerini gözümün önünden kaldırırsan, o zaman yerinden oynatılmayacaksın;|“eɡer donersenʔ ej israelʔ” dijor jahveʔ “eɡer bana donersenʔ ve iɡrent͡ʃliklerini ɡozumun onunden kaldirirsanʔ o zaman jerinden ojnatilmajat͡ʃaksin; Old-Testament-Jeremiah-032-038|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onlar benim halkım olacak, ve ben de onların Tanrısı olacağım.|o zaman onlar benim halkim olat͡ʃakʔ ve ben de onlarin tanrisi olat͡ʃaɡim. New-Testament-John-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur. Kimin günahlarını alıkoyarsanız, alıkonmuş olur.”|kimin ɡunahlarini baɡislarsanizʔ baɡislanmis olur. kimin ɡunahlarini alikojarsanizʔ alikonmus olur.” Old-Testament-Isaiah-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün İsrael Mısır ve Aşur'la birlikte üçüncü olacak; yeryüzünün içinde bereket olacak;|o ɡun israel misir ve asurʔla birlikte ut͡ʃunt͡ʃu olat͡ʃak; jerjuzunun it͡ʃinde bereket olat͡ʃak; Old-Testament-Jeremiah-030-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Siz benim halkım olacaksınız, ben de sizin Tanrınız olacağım.|“siz benim halkim olat͡ʃaksinizʔ ben de sizin tanriniz olat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Kings-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoaş atalarıyla uyudu, Yarovam da onun tahtına oturdu. Yoaş, Samariya'da İsrael krallarının yanına gömüldü.|joas atalarijla ujuduʔ jarovam da onun tahtina oturdu. joasʔ samarijaʔda israel krallarinin janina ɡomuldu. Old-Testament-Job-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Senin ellerin beni şekillendirdi ve tümüyle biçimlendirdi, yine de sen beni mahvetmektesin.|“ʔsenin ellerin beni sekillendirdi ve tumujle bit͡ʃimlendirdiʔ jine de sen beni mahvetmektesin. Old-Testament-Genesis-025-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav Yakov'a, “Lütfen bana şu kızıl çorbandan yedir, çünkü aç ve bitkinim” dedi. Bu nedenle ona Edom adı verildi.|esav jakovʔaʔ “lutfen bana su kizil t͡ʃorbandan jedirʔ t͡ʃunku at͡ʃ ve bitkinim” dedi. bu nedenle ona edom adi verildi. New-Testament-John-006-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Atalarımız çölde man yediler. Yazılmış olduğu gibi, ‘Yemeleri için onlara gökten ekmek verdi.’”|“atalarimiz t͡ʃolde man jediler. jazilmis olduɡu ɡibiʔ ‘jemeleri it͡ʃin onlara ɡokten ekmek verdi.’” Old-Testament-Isaiah-030-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin onun üzerine koyacağı ceza değneğinin her vuruşu, tef ve çenk sesleriyle birlikte olacak. Silahlarını savurarak onlarla savaşlarda savaşacak.|jahveʔnin onun uzerine kojat͡ʃaɡi t͡ʃeza deɡneɡinin her vurusuʔ tef ve t͡ʃenk seslerijle birlikte olat͡ʃak. silahlarini savurarak onlarla savaslarda savasat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sadık insanın bereketleri boldur, ama zengin olmaya heveslenen cezasız kalmaz.|sadik insanin bereketleri boldurʔ ama zenɡin olmaja heveslenen t͡ʃezasiz kalmaz. Old-Testament-Genesis-041-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam iki yılın sonunda, Firavun bir düş gördü ve işte, ırmağın yanında duruyordu.|tam iki jilin sonundaʔ firavun bir dus ɡordu ve isteʔ irmaɡin janinda durujordu. Old-Testament-Numbers-029-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bunların ekmek sunusu olarak, yağla yoğrulmuş ince un; on üç boğadan her boğa için onda üç, iki koçtan her koç için onda iki,|ve bunlarin ekmek sunusu olarakʔ jaɡla joɡrulmus int͡ʃe un; on ut͡ʃ boɡadan her boɡa it͡ʃin onda ut͡ʃʔ iki kot͡ʃtan her kot͡ʃ it͡ʃin onda ikiʔ Old-Testament-1-Chronicles-025-025|und|SPEAKER_00_Turkish|on sekizinci Hanani'ye, oğulları ve kardeşleri, on iki;|on sekizint͡ʃi hananiʔjeʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; Old-Testament-Nehemiah-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün, ilk günden son güne dek, Tanrı'nın Yasa Kitabı'nı da okudu. Yedi gün bayramı tuttular; ve sekizinci günde, kurala göre kutsal toplantı oldu.|her ɡunʔ ilk ɡunden son ɡune dekʔ tanriʔnin jasa kitabiʔni da okudu. jedi ɡun bajrami tuttular; ve sekizint͡ʃi ɡundeʔ kurala ɡore kutsal toplanti oldu. New-Testament-Colossians-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunların üstüne yetkin birliğin bağı olan sevgide yürüyün.|butun bunlarin ustune jetkin birliɡin baɡi olan sevɡide jurujun. Old-Testament-Proverbs-029-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlunu terbiye et, o da sana huzur verecektir, evet, canına sevinç getirecektir.|oɡlunu terbije etʔ o da sana huzur veret͡ʃektirʔ evetʔ t͡ʃanina sevint͡ʃ ɡetiret͡ʃektir. Old-Testament-Joshua-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesindeki Gilad ve Başan diyarının yanı sıra Manaşşe'ye on pay düştü;|jardenʔin otesindeki ɡilad ve basan dijarinin jani sira manasseʔje on paj dustu; Old-Testament-Ezekiel-033-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama, kötü adamı yolundan dönmesi için uyardığında ve yolundan dönmezse, o kendi kötülüğünde ölecek, ama sen canını kurtarmış olacaksın.\"\"\"|\"amaʔ kotu adami jolundan donmesi it͡ʃin ujardiɡinda ve jolundan donmezseʔ o kendi kotuluɡunde olet͡ʃekʔ ama sen t͡ʃanini kurtarmis olat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Numbers-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe ile Aron topluluğu kayanın önünde topladılar ve o onlara şöyle dedi: \"\"Ey siz başkaldıranlar, şimdi dinleyin! Size bu kayadan su çıkaralım mı?”\"|\"mose ile aron topluluɡu kajanin onunde topladilar ve o onlara sojle dedi \"\"ej siz baskaldiranlarʔ simdi dinlejin! size bu kajadan su t͡ʃikaralim mi?”\" Old-Testament-Deuteronomy-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa dışı birliktelikten doğan kişi Yahve'nin topluluğuna girmeyecek; onuncu kuşağa kadar ondan hiç kimse Yahve'nin topluluğuna girmeyecektir.|jasa disi birliktelikten doɡan kisi jahveʔnin topluluɡuna ɡirmejet͡ʃek; onunt͡ʃu kusaɡa kadar ondan hit͡ʃ kimse jahveʔnin topluluɡuna ɡirmejet͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-037-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Altından iki Keruv yaptı. Onları Merhamet Örtüsü'nün iki ucunda dövmeci işi olarak,|altindan iki keruv japti. onlari merhamet ortusuʔnun iki ut͡ʃunda dovmet͡ʃi isi olarakʔ New-Testament-Acts-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada üç ay kaldıktan sonra Suriye’ye yelken açmak üzereyken Yahudiler’in kendisine karşı bir düzen kurması nedeniyle, Makedonya üzerinden dönmeye karar verdi.|orada ut͡ʃ aj kaldiktan sonra surije’je jelken at͡ʃmak uzerejken jahudiler’in kendisine karsi bir duzen kurmasi nedenijleʔ makedonja uzerinden donmeje karar verdi. Old-Testament-Nehemiah-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahiya, Hanan, Anan,|ahijaʔ hananʔ ananʔ New-Testament-Matthew-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize borçlu olanları bağışladığımız gibi, Sen de bizim borçlarımızı bağışla.|bize bort͡ʃlu olanlari baɡisladiɡimiz ɡibiʔ sen de bizim bort͡ʃlarimizi baɡisla. Old-Testament-Ezekiel-045-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Adil terazileriniz, adil efanız ve adil batınız olacak.|“adil terazilerinizʔ adil efaniz ve adil batiniz olat͡ʃak. New-Testament-John-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğer öğrenciler de balık dolu ağı çekerek küçük bir tekneyle geldiler. Çünkü karadan uzakta değildiler, ancak iki yüz arşın açıkta idiler.|diɡer oɡrent͡ʃiler de balik dolu aɡi t͡ʃekerek kut͡ʃuk bir teknejle ɡeldiler. t͡ʃunku karadan uzakta deɡildilerʔ ant͡ʃak iki juz arsin at͡ʃikta idiler. Old-Testament-Genesis-031-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun gözünde artık yabancı sayılmıyor muyuz? Çünkü bizi sattı ve bedelimizi de tamamen yedi.|onun ɡozunde artik jabant͡ʃi sajilmijor mujuz? t͡ʃunku bizi satti ve bedelimizi de tamamen jedi. Old-Testament-Deuteronomy-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yahve'nin öfkesi size karşı alevlenmesin; yağmur yağmasın ve toprak ürününü vermesin diye gökyüzünü kapatmasın; ve Yahve'nin size vermekte olduğu güzel ülkede çabucak yok olmayasınız.|ve jahveʔnin ofkesi size karsi alevlenmesin; jaɡmur jaɡmasin ve toprak urununu vermesin dije ɡokjuzunu kapatmasin; ve jahveʔnin size vermekte olduɡu ɡuzel ulkede t͡ʃabut͡ʃak jok olmajasiniz. Old-Testament-Nehemiah-012-041|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kâhinler, Elyakim, Maaseya, Minyamin, Mikaya, Elyoenay, Zekariya ve Hananya, borularla;|ve kahinlerʔ eljakimʔ maasejaʔ minjaminʔ mikajaʔ eljoenajʔ zekarija ve hananjaʔ borularla; Old-Testament-Deuteronomy-031-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bu yasanın sözlerini bir kitaba yazmayı bitirince, bunlar tamamlanıncaya kadar,|mose bu jasanin sozlerini bir kitaba jazmaji bitirint͡ʃeʔ bunlar tamamlanint͡ʃaja kadarʔ Old-Testament-Hosea-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük sürdünüz, haksızlık biçtiniz. Yalanların meyvesini yediniz, çünkü kendi yolunuza, yiğitlerinizin çokluğuna güvendiniz.|kotuluk surdunuzʔ haksizlik bit͡ʃtiniz. jalanlarin mejvesini jedinizʔ t͡ʃunku kendi jolunuzaʔ jiɡitlerinizin t͡ʃokluɡuna ɡuvendiniz. Old-Testament-Proverbs-029-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözlerinde aceleci birini görüyor musun? Akılsız biri için ondan daha çok umut vardır.|sozlerinde at͡ʃelet͡ʃi birini ɡorujor musun? akilsiz biri it͡ʃin ondan daha t͡ʃok umut vardir. Old-Testament-Exodus-034-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, elinde iki antlaşma levhasıyla Sina Dağı'ndan indiğinde, dağdan inerken Moşe, O'nunla konuştuğu için yüzünün derisinin parladığını bilmiyordu.|moseʔ elinde iki antlasma levhasijla sina daɡiʔndan indiɡindeʔ daɡdan inerken moseʔ oʔnunla konustuɡu it͡ʃin juzunun derisinin parladiɡini bilmijordu. Old-Testament-Exodus-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Moşe ile İsrael'in çocukları Yahve'ye bu ezgiyi söylediler ve şöyle dediler: \"\"Yahve'ye ezgi söyleyeceğim, çünkü O görkemle zafer kazandı. Atı ve binicisini denize attı.\"|\"bunun uzerine mose ile israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔje bu ezɡiji sojlediler ve sojle dediler \"\"jahveʔje ezɡi sojlejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku o ɡorkemle zafer kazandi. ati ve binit͡ʃisini denize atti.\" Old-Testament-Ezekiel-036-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle peygamberlik et ve de: 'Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Mademki sizi ıssız bıraktılar, ulusların geri kalanına mülk olasınız diye, sizi her yandan yuttular ve konuşanların dudaklarına tutuldunuz, halkların dedikodusu oldunuz.\"\"\"|\"bu nedenle pejɡamberlik et ve de ʔefendi jahve sojle dijor \"\"mademki sizi issiz biraktilarʔ uluslarin ɡeri kalanina mulk olasiniz dijeʔ sizi her jandan juttular ve konusanlarin dudaklarina tutuldunuzʔ halklarin dedikodusu oldunuz.\"\"\" New-Testament-Matthew-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsinden sonra kadın öldü.|hepsinden sonra kadin oldu. Old-Testament-Ezekiel-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, İsrael Tanrısı'nın görkemi, ovada gördüğüm görünüşe göre oradaydı.|isteʔ israel tanrisiʔnin ɡorkemiʔ ovada ɡorduɡum ɡorunuse ɡore oradajdi. New-Testament-Titus-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu tanıklık doğrudur. Bu nedenle, Yahudi masallarına, gerçekten sapan adamların buyruklarına kulak asmamaları ve imanda sağlam durmaları konusunda onları keskin bir dille uyar.|bu taniklik doɡrudur. bu nedenleʔ jahudi masallarinaʔ ɡert͡ʃekten sapan adamlarin bujruklarina kulak asmamalari ve imanda saɡlam durmalari konusunda onlari keskin bir dille ujar. Old-Testament-Numbers-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in ilk oğlu Ruven; Ruven'in oğulları: Hanok'tan Hanokiler soyu; Pallu'dan Palluliler soyu;|israelʔin ilk oɡlu ruven; ruvenʔin oɡullari hanokʔtan hanokiler soju; palluʔdan palluliler soju; Old-Testament-Isaiah-040-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Ruhu'nu kim yönlendirdi, ya da öğütçüsü olup O'na öğretti?|jahveʔnin ruhuʔnu kim jonlendirdiʔ ja da oɡutt͡ʃusu olup oʔna oɡretti? New-Testament-2-Thessalonians-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu düşman saymayın, ama bir kardeş olarak kendisini uyarın.|onu dusman sajmajinʔ ama bir kardes olarak kendisini ujarin. Old-Testament-1-Chronicles-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Meşelemya'nın oğulları: İlk oğlu Zekariya, ikincisi Yediael, üçüncüsü Zevadya, dördüncüsü Yatniel,|meselemjaʔnin oɡullari ilk oɡlu zekarijaʔ ikint͡ʃisi jediaelʔ ut͡ʃunt͡ʃusu zevadjaʔ dordunt͡ʃusu jatnielʔ Old-Testament-1-Kings-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman İsrael Kralı bir görevli çağırıp, \"\"Hemen İmla oğlu Mikaya'yı getir\"\" dedi.\"|\"o zaman israel krali bir ɡorevli t͡ʃaɡiripʔ \"\"hemen imla oɡlu mikajaʔji ɡetir\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un yüreği katılaştı ve Yahve'nin söylemiş olduğu gibi onları dinlemedi.|firavunʔun jureɡi katilasti ve jahveʔnin sojlemis olduɡu ɡibi onlari dinlemedi. Old-Testament-Numbers-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sadece bir gün, iki gün, beş gün, on gün, yirmi gün değil,|sadet͡ʃe bir ɡunʔ iki ɡunʔ bes ɡunʔ on ɡunʔ jirmi ɡun deɡilʔ New-Testament-1-Corinthians-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizlerle birlikteyken, zayıftım, korkuyordum ve tir tir titriyordum.|sizlerle birliktejkenʔ zajiftimʔ korkujordum ve tir tir titrijordum. New-Testament-Acts-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece havrada Yahudiler’le, inançlı insanlarla, her gün çarşı meydanında karşılaştığı insanlarla tartışıyordu.|bojlet͡ʃe havrada jahudiler’leʔ inant͡ʃli insanlarlaʔ her ɡun t͡ʃarsi mejdaninda karsilastiɡi insanlarla tartisijordu. Old-Testament-Psalms-129-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve doğrudur. Kötülerin bağlarını kopardı.|jahve doɡrudur. kotulerin baɡlarini kopardi. New-Testament-Acts-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Avraham Keldaniler’in ülkesinden çıkıp Harran’da yaşadı. Babası öldükten sonra, oradan, Tanrı onu şimdi yaşamakta olduğunuz bu ülkeye getirdi.|bundan sonra avraham keldaniler’in ulkesinden t͡ʃikip harran’da jasadi. babasi oldukten sonraʔ oradanʔ tanri onu simdi jasamakta olduɡunuz bu ulkeje ɡetirdi. Old-Testament-Judges-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin ikinci gün Giva'dan onlara karşı çıktı ve yine İsrael'in çocuklarından on sekiz bin kişiyi yere serdi. Bunların hepsi kılıç çekenlerdi.|benjamin ikint͡ʃi ɡun ɡivaʔdan onlara karsi t͡ʃikti ve jine israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan on sekiz bin kisiji jere serdi. bunlarin hepsi kilit͡ʃ t͡ʃekenlerdi. Old-Testament-Daniel-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Keldaniler krala yanıt verip, \"\"Yeryüzünde kralın meselesini gösterebilecek kimse yok, çünkü hiçbir kral, efendi ya da yönetici bir büyücüden, falcıdan ya da Keldani'den böyle bir şey sormamıştır.\"|\"keldaniler krala janit veripʔ \"\"jerjuzunde kralin meselesini ɡosterebilet͡ʃek kimse jokʔ t͡ʃunku hit͡ʃbir kralʔ efendi ja da jonetit͡ʃi bir bujut͡ʃudenʔ falt͡ʃidan ja da keldaniʔden bojle bir sej sormamistir.\" Old-Testament-1-Chronicles-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|onun oğlu Yoah, onun oğlu İddo, onun oğlu Zerah ve onun oğlu Yeateray.|onun oɡlu joahʔ onun oɡlu iddoʔ onun oɡlu zerah ve onun oɡlu jeateraj. Old-Testament-Job-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana bakın da şaşın. Elinizi ağzınıza koyun.|bana bakin da sasin. elinizi aɡziniza kojun. Old-Testament-1-Chronicles-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocuklarından Giva'lı Rivay oğlu İtay, Piratonlu Benaya,|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan ɡivaʔli rivaj oɡlu itajʔ piratonlu benajaʔ Old-Testament-Jeremiah-031-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efraim’in böyle üzüldüğünü kesinlikle duydum, ‘Beni terbiye ettin, ve terbiye edildim, terbiye edilmemiş bir dana gibi. Beni döndür, ben de döneceğim, çünkü Tanrım Yahve sensin.|“efraim’in bojle uzulduɡunu kesinlikle dujdumʔ ‘beni terbije ettinʔ ve terbije edildimʔ terbije edilmemis bir dana ɡibi. beni dondurʔ ben de donet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku tanrim jahve sensin. New-Testament-Romans-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|dallara karşı övünme. Eğer övünüyorsan, unutma ki, kökü taşıyan sen değilsin, kök seni taşıyor.|dallara karsi ovunme. eɡer ovunujorsanʔ unutma kiʔ koku tasijan sen deɡilsinʔ kok seni tasijor. Old-Testament-Job-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ayrılmış olan ruhlar titriyor, suların altındakiler ve onlarda yaşayanların hepsi.|“ajrilmis olan ruhlar titrijorʔ sularin altindakiler ve onlarda jasajanlarin hepsi. New-Testament-John-006-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunları Kafernahum’da havrada öğretirken söyledi.|jesua bunlari kafernahum’da havrada oɡretirken sojledi. Old-Testament-1-Kings-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikaya şöyle dedi, “Bütün İsrael’i dağlar üzerinde çobansız koyunlar gibi dağılmış gördüm. Yahve, ‘Bunların efendisi yok. Her biri esenlikle evine dönsün’ dedi.”|mikaja sojle dediʔ “butun israel’i daɡlar uzerinde t͡ʃobansiz kojunlar ɡibi daɡilmis ɡordum. jahveʔ ‘bunlarin efendisi jok. her biri esenlikle evine donsun’ dedi.” Old-Testament-Job-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke O'nu nerede bulabileceğimi bilseydim! Tahtına kadar varabilseydim!|keske oʔnu nerede bulabilet͡ʃeɡimi bilsejdim! tahtina kadar varabilsejdim! Old-Testament-Joshua-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin topluluğunun üzerine bela gelmiş olmasına rağmen, bugüne kadar kendimizi arındırmadığımız Peor'un kötülüğü bizim için az mı da,|jahveʔnin topluluɡunun uzerine bela ɡelmis olmasina raɡmenʔ buɡune kadar kendimizi arindirmadiɡimiz peorʔun kotuluɡu bizim it͡ʃin az mi daʔ Old-Testament-Ezekiel-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sürünün seçme olanlarını, ve kazan altına kemikler için de bir yığın odun al. Onu iyice kaynat. Evet, kemikleri içinde kaynatılsın.\"\"\"\"'\"|\"surunun set͡ʃme olanlariniʔ ve kazan altina kemikler it͡ʃin de bir jiɡin odun al. onu ijit͡ʃe kajnat. evetʔ kemikleri it͡ʃinde kajnatilsin.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Luke-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanoğlu uğruna, insanlar sizden nefret ettikleri, dışlayıp aşağıladıkları, ve adınızı kötüledikleri zaman ne mutlu size.|insanoɡlu uɡrunaʔ insanlar sizden nefret ettikleriʔ dislajip asaɡiladiklariʔ ve adinizi kotuledikleri zaman ne mutlu size. Old-Testament-Jeremiah-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'un payı bunlara benzemez; çünkü her şeyin yapıcısı O'dur; ve İsrael O'nun mirasının boyudur. Adı Ordular Yahvesi'dir.|jakovʔun paji bunlara benzemez; t͡ʃunku her sejin japit͡ʃisi oʔdur; ve israel oʔnun mirasinin bojudur. adi ordular jahvesiʔdir. Old-Testament-Exodus-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır ordugâhıyla İsrael ordugâhının arasına geldi. Bulut ve karanlık vardı ama geceyi aydınlatıyordu. Bütün gece biri ötekinin yanına yaklaşmadı.|misir orduɡahijla israel orduɡahinin arasina ɡeldi. bulut ve karanlik vardi ama ɡet͡ʃeji ajdinlatijordu. butun ɡet͡ʃe biri otekinin janina jaklasmadi. New-Testament-Acts-007-037|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarına, ‘Tanrımız Efendi size kardeşleriniz arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak’ diyen adam Moşe’dir.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ ‘tanrimiz efendi size kardesleriniz arasindan benim ɡibi bir pejɡamber t͡ʃikarat͡ʃak’ dijen adam mose’dir. New-Testament-1-John-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız ve bizde gerçek olmaz.|eɡer ɡunahimiz jok dersekʔ kendimizi aldatiriz ve bizde ɡert͡ʃek olmaz. Old-Testament-Isaiah-065-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, hizmetkârlarım yüreklerinin sevincinden ezgi söyleyecekler, ama siz yürek üzüntüsünden ağlayacak, ruh sıkıntısından uluyacaksınız.|isteʔ hizmetkarlarim jureklerinin sevint͡ʃinden ezɡi sojlejet͡ʃeklerʔ ama siz jurek uzuntusunden aɡlajat͡ʃakʔ ruh sikintisindan ulujat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Ezra-002-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezgiciler: Asaf'ın çocukları, yüz yirmi sekiz.|ezɡit͡ʃiler asafʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ juz jirmi sekiz. Old-Testament-Exodus-036-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir perdede elli ilmek yaptı, ikinci takımdaki perdenin kenarında da elli ilmek yaptı. İlmekler birbirine karşıydılar.|bir perdede elli ilmek japtiʔ ikint͡ʃi takimdaki perdenin kenarinda da elli ilmek japti. ilmekler birbirine karsijdilar. Old-Testament-1-Samuel-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin ona kutsal ekmek verdi. Çünkü orada, Yahve'nin önünden alınan ve kaldırıldığı gün yerine sıcak ekmek konulan sergi ekmeğinden başka ekmek yoktu.|kahin ona kutsal ekmek verdi. t͡ʃunku oradaʔ jahveʔnin onunden alinan ve kaldirildiɡi ɡun jerine sit͡ʃak ekmek konulan serɡi ekmeɡinden baska ekmek joktu. Old-Testament-Ezekiel-016-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de gençliğinin günlerinde seninle yaptığım antlaşmayı hatırlayacağım ve seninle ebedi bir antlaşma yapacağım.|jine de ɡent͡ʃliɡinin ɡunlerinde seninle japtiɡim antlasmaji hatirlajat͡ʃaɡim ve seninle ebedi bir antlasma japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Proverbs-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yumuşak yanıt gazabı yatıştırır, ama sert söz öfkeyi alevlendirir.|jumusak janit ɡazabi jatistirirʔ ama sert soz ofkeji alevlendirir. New-Testament-Hebrews-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler yedi gün boyunca Yeriha surları çevresinde döndükten sonra, imanları sayesinde surlar yıkıldı.|israelliler jedi ɡun bojunt͡ʃa jeriha surlari t͡ʃevresinde dondukten sonraʔ imanlari sajesinde surlar jikildi. Old-Testament-Psalms-148-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları sonsuza dek yerleştirdi. Bozulmayacak bir hüküm koydu.|onlari sonsuza dek jerlestirdi. bozulmajat͡ʃak bir hukum kojdu. Old-Testament-Exodus-040-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Birinci ayın birinci günü Buluşma Çadırı'nın konutunu kuracaksın.\"|\"\"\"birint͡ʃi ajin birint͡ʃi ɡunu bulusma t͡ʃadiriʔnin konutunu kurat͡ʃaksin.\" Old-Testament-2-Samuel-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Beerotlular Gittaim'e kaçtılar ve orada yabancı olarak bugüne dek yaşadılar).|ve beerotlular ɡittaimʔe kat͡ʃtilar ve orada jabant͡ʃi olarak buɡune dek jasadilar). Old-Testament-1-Samuel-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın kandili henüz sönmemişti ve Samuel, Tanrı’nın Sandığı'nın bulunduğu Yahve’nin tapınağında yatmıştı,|tanri’nin kandili henuz sonmemisti ve samuelʔ tanri’nin sandiɡiʔnin bulunduɡu jahve’nin tapinaɡinda jatmistiʔ New-Testament-1-Corinthians-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle ve melekler uğruna kadının kendi başı üzerinde yetkisi olmalıdır.|bu nedenle ve melekler uɡruna kadinin kendi basi uzerinde jetkisi olmalidir. Old-Testament-Job-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ben, ben, O'nu yanımda göreceğim. Gözlerim görecek, ve bir yabancı gibi değil.\"\" “Yüreğim içimde tükeniyor.\"|\"benʔ benʔ oʔnu janimda ɡoret͡ʃeɡim. ɡozlerim ɡoret͡ʃekʔ ve bir jabant͡ʃi ɡibi deɡil.\"\" “jureɡim it͡ʃimde tukenijor.\" New-Testament-John-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesi hizmetkârlara, “Size ne derse onu yapın” dedi.|annesi hizmetkarlaraʔ “size ne derse onu japin” dedi. Old-Testament-2-Samuel-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben, bütün İsrael’in, Dan’dan Beerşeva’ya kadar, kalabalıkta deniz kıyısındaki kum gibi, senin yanında toplanmasını ve kendin olarak savaşa gitmeni öğütlüyorum.|ama benʔ butun israel’inʔ dan’dan beerseva’ja kadarʔ kalabalikta deniz kijisindaki kum ɡibiʔ senin janinda toplanmasini ve kendin olarak savasa ɡitmeni oɡutlujorum. New-Testament-Matthew-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse atalarınızın ölçeğini doldurun.|ojlejse atalarinizin olt͡ʃeɡini doldurun. New-Testament-Acts-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus onları selamladıktan sonra, Tanrı’nın kendi hizmeti aracılığıyla uluslar arasında yaptıklarını bir bir anlattı.|pavlus onlari selamladiktan sonraʔ tanri’nin kendi hizmeti arat͡ʃiliɡijla uluslar arasinda japtiklarini bir bir anlatti. Old-Testament-Jeremiah-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dinlemezlerse, o ulusu söküp atacağım, söküp yok edeceğim.” diyor Yahve.|ama dinlemezlerseʔ o ulusu sokup atat͡ʃaɡimʔ sokup jok edet͡ʃeɡim.” dijor jahve. Old-Testament-Jeremiah-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halkımın kızının yarasını, esenlik olmadığı halde, \"\"Esenlik, esenlik\"\" diyerek üstten iyileştirdiler.\"|\"halkimin kizinin jarasiniʔ esenlik olmadiɡi haldeʔ \"\"esenlikʔ esenlik\"\" dijerek ustten ijilestirdiler.\" New-Testament-1-Corinthians-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece yüreğindeki gizler açığa çıkar ve “Tanrı gerçekten aranızdadır!” diyerek yüzüstü yere kapanıp Tanrı’ya tapınır.|bojlet͡ʃe jureɡindeki ɡizler at͡ʃiɡa t͡ʃikar ve “tanri ɡert͡ʃekten aranizdadir!” dijerek juzustu jere kapanip tanri’ja tapinir. Old-Testament-1-Kings-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Rehovam, babası Solomon daha hayattayken onun önünde duran yaşlı adamlarla danışıp şöyle dedi: “Bu halka yanıt vermek için bana ne öğüt verirsiniz?”|kral rehovamʔ babasi solomon daha hajattajken onun onunde duran jasli adamlarla danisip sojle dedi “bu halka janit vermek it͡ʃin bana ne oɡut verirsiniz?” Old-Testament-1-Samuel-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Saul'a bir haberci gelip şöyle dedi: \"\"Acele edin, gelin, çünkü Filistliler ülkeye baskın yaptılar!\"\"\"|\"ama saulʔa bir habert͡ʃi ɡelip sojle dedi \"\"at͡ʃele edinʔ ɡelinʔ t͡ʃunku filistliler ulkeje baskin japtilar!\"\"\" Old-Testament-Job-041-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Soluğu közleri tutuşturur. Ağzından alev çıkar.|soluɡu kozleri tutusturur. aɡzindan alev t͡ʃikar. Old-Testament-Numbers-018-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan en iyisini çıkardığınızda, bundan dolayı hiçbir günah yüklenmeyeceksiniz. Ölmemek için İsrael'in çocuklarının kutsal şeylerine saygısızlık etmeyeceksiniz.'”|ondan en ijisini t͡ʃikardiɡinizdaʔ bundan dolaji hit͡ʃbir ɡunah juklenmejet͡ʃeksiniz. olmemek it͡ʃin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin kutsal sejlerine sajɡisizlik etmejet͡ʃeksiniz.ʔ” Old-Testament-Psalms-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, oturduğun evi, görkeminin bulunduğu yeri severim.|ej jahveʔ oturduɡun eviʔ ɡorkeminin bulunduɡu jeri severim. Old-Testament-Ezekiel-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|ve jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi New-Testament-1-Corinthians-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hem Efendi’nin kâsesinden hem de iblislerin kâsesinden içemezsiniz. Hem Efendi’nin hem de iblislerin sofrasına paydaş olamazsınız.|hem efendi’nin kasesinden hem de iblislerin kasesinden it͡ʃemezsiniz. hem efendi’nin hem de iblislerin sofrasina pajdas olamazsiniz. Old-Testament-Nehemiah-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|ve belli zamanlarda odun sunusu için, ilk ürünler için, her biri kendi işinde olmak üzere kâhinler ile Levililer için görevler belirledim. Ey Tanrım, beni iyilikle hatırla.|ve belli zamanlarda odun sunusu it͡ʃinʔ ilk urunler it͡ʃinʔ her biri kendi isinde olmak uzere kahinler ile levililer it͡ʃin ɡorevler belirledim. ej tanrimʔ beni ijilikle hatirla. Old-Testament-Jeremiah-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen kendin, sana verdiğim mirasından vazgeçeceksin. Sana bilmediğin ülkede düşmanlarına hizmet ettireceğim, çünkü öfkemde daima yanacak ateş tutuşturdunuz.”|sen kendinʔ sana verdiɡim mirasindan vazɡet͡ʃet͡ʃeksin. sana bilmediɡin ulkede dusmanlarina hizmet ettiret͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku ofkemde daima janat͡ʃak ates tutusturdunuz.” Old-Testament-1-Kings-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Irmak'ın bu tarafında Tifsah'tan Gaza'ya kadar her yerde, Irmak'ın bu tarafında olan bütün kralların üzerinde hüküm sürüyordu; ve çevresinde, her yanında barış vardı.|t͡ʃunku irmakʔin bu tarafinda tifsahʔtan ɡazaʔja kadar her jerdeʔ irmakʔin bu tarafinda olan butun krallarin uzerinde hukum surujordu; ve t͡ʃevresindeʔ her janinda baris vardi. New-Testament-1-Corinthians-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yok edilecek son düşman ölümdür.|jok edilet͡ʃek son dusman olumdur. Old-Testament-Jeremiah-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle dedi: “Yahuda Kralı'nın evine in ve orada şu sözü söyle:|jahve sojle dedi “jahuda kraliʔnin evine in ve orada su sozu sojle Old-Testament-Nehemiah-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrım, onları hatırla, çünkü kâhinliği ve kâhinlik ile Levililer antlaşmasını kirlettiler.|tanrimʔ onlari hatirlaʔ t͡ʃunku kahinliɡi ve kahinlik ile levililer antlasmasini kirlettiler. New-Testament-Matthew-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse bize ne düşündüğünü söyler misin? Sezar’a vergi ödememiz Yasa’ya uygun mu, değil mi?”|ojlejse bize ne dusunduɡunu sojler misin? sezar’a verɡi odememiz jasa’ja ujɡun muʔ deɡil mi?” Old-Testament-Ruth-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerini onların biçtikleri tarlaya dik ve onları takip et. Gençlere sana dokunmamalarını buyurmadım mı? Susadığında kaplara git ve gençlerin çektiklerinden iç” dedi.|ɡozlerini onlarin bit͡ʃtikleri tarlaja dik ve onlari takip et. ɡent͡ʃlere sana dokunmamalarini bujurmadim mi? susadiɡinda kaplara ɡit ve ɡent͡ʃlerin t͡ʃektiklerinden it͡ʃ” dedi. Old-Testament-1-Samuel-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, Eli evinin kötülüğü kurban ya da sunu ile sonsuza dek ortadan kaldırılmayacak diye Eli evine ant içtim.” dedi.|bu juzdenʔ eli evinin kotuluɡu kurban ja da sunu ile sonsuza dek ortadan kaldirilmajat͡ʃak dije eli evine ant it͡ʃtim.” dedi. Old-Testament-1-Samuel-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Suf diyarına vardıklarında, Saul yanındaki hizmetkârına, “Gel! Geri dönelim, yoksa babam eşekleri bırakıp bizim için kaygılanır.” dedi.|suf dijarina vardiklarindaʔ saul janindaki hizmetkarinaʔ “ɡel! ɡeri donelimʔ joksa babam esekleri birakip bizim it͡ʃin kajɡilanir.” dedi. Old-Testament-Zechariah-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yahve'nin meleği, \"\"Ey Ordular Yahvesi, bu yetmiş yıldır öfkelenmiş olduğun Yeruşalem'e ve Yahuda kentlerine ne zamana dek merhamet etmeyeceksin?\"\" diye karşılık verdi.\"|\"o zaman jahveʔnin meleɡiʔ \"\"ej ordular jahvesiʔ bu jetmis jildir ofkelenmis olduɡun jerusalemʔe ve jahuda kentlerine ne zamana dek merhamet etmejet͡ʃeksin?\"\" dije karsilik verdi.\" Old-Testament-2-Chronicles-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yerovam arkalarında bir pusu kurdu; böylece onlar Yahuda'nın önündeydiler ve pusu arkalarındaydı.|ama jerovam arkalarinda bir pusu kurdu; bojlet͡ʃe onlar jahudaʔnin onundejdiler ve pusu arkalarindajdi. Old-Testament-Exodus-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bununla birlikte, eğer hizmetçisi bir ya da iki gün sonra kalkarsa cezalandırılmaz; çünkü hizmetçi onun mülküdür.\"\"\"|\"bununla birlikteʔ eɡer hizmett͡ʃisi bir ja da iki ɡun sonra kalkarsa t͡ʃezalandirilmaz; t͡ʃunku hizmett͡ʃi onun mulkudur.\"\"\" Old-Testament-Genesis-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Benekliler senin ücretin olacak dediğinde, bütün sürü benekli doğurdu. Ücretin çizgililer olacak dediğinde bütün sürü çizgili doğurdu.|benekliler senin ut͡ʃretin olat͡ʃak dediɡindeʔ butun suru benekli doɡurdu. ut͡ʃretin t͡ʃizɡililer olat͡ʃak dediɡinde butun suru t͡ʃizɡili doɡurdu. Old-Testament-Genesis-041-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Yosef'e, “Mademki Tanrı sana bütün bunları gösterdi, senin kadar akıllı ve bilgesi yoktur” dedi.|firavun josefʔeʔ “mademki tanri sana butun bunlari ɡosterdiʔ senin kadar akilli ve bilɡesi joktur” dedi. Old-Testament-Amos-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey İsrael evi, çölde bana kırk yıl kurbanlar ve sunular mı getirdiniz?|“ej israel eviʔ t͡ʃolde bana kirk jil kurbanlar ve sunular mi ɡetirdiniz? Old-Testament-Genesis-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin de kanınızın hesabını mutlaka soracağım. Her hayvanın elinden bunu soracağım. Her insanın elinden, hatta her insanın kardeşinin elinden, insan yaşamının hesabını soracağım.|sizin de kaninizin hesabini mutlaka sorat͡ʃaɡim. her hajvanin elinden bunu sorat͡ʃaɡim. her insanin elindenʔ hatta her insanin kardesinin elindenʔ insan jasaminin hesabini sorat͡ʃaɡim. New-Testament-Matthew-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer yere kapanıp bana taparsan, bunların hepsini sana vereceğim” dedi.|“eɡer jere kapanip bana taparsanʔ bunlarin hepsini sana veret͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Genesis-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham sabah erkenden kalkıp eşeğine palan vurdu, iki uşağıyla oğlu İshak'ı da yanına aldı. Yakmalık sunu için odunları yardı ve kalkıp Tanrı'nın kendisine söylemiş olduğu yere gitti.|avraham sabah erkenden kalkip eseɡine palan vurduʔ iki usaɡijla oɡlu ishakʔi da janina aldi. jakmalik sunu it͡ʃin odunlari jardi ve kalkip tanriʔnin kendisine sojlemis olduɡu jere ɡitti. Old-Testament-2-Samuel-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Avner, yanında yirmi adamla birlikte Hevron'a, David'in yanına geldi. David, Avner'e ve yanındaki adamlara bir ziyafet verdi.|bunun uzerine avnerʔ janinda jirmi adamla birlikte hevronʔaʔ davidʔin janina ɡeldi. davidʔ avnerʔe ve janindaki adamlara bir zijafet verdi. New-Testament-Mark-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidip diğerlerine haber verdiler. Onlara da inanmadılar.|ɡidip diɡerlerine haber verdiler. onlara da inanmadilar. Old-Testament-Joshua-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Yeşu'ya, \"\"Elindeki mızrağı Ay Kenti'ne doğru uzat, çünkü onu senin eline vereceğim\"\" dedi. Yeşu elindeki mızrağı kente doğru uzattı.\"|\"jahve jesuʔjaʔ \"\"elindeki mizraɡi aj kentiʔne doɡru uzatʔ t͡ʃunku onu senin eline veret͡ʃeɡim\"\" dedi. jesu elindeki mizraɡi kente doɡru uzatti.\" New-Testament-John-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip ürün veresiniz ve ürününüz kalıcı olsun diye sizi ben atadım. Öyle ki, benim adımla Baba’dan ne dilerseniz, size versin.”|siz beni set͡ʃmedinizʔ ben sizi set͡ʃtim. ɡidip urun veresiniz ve urununuz kalit͡ʃi olsun dije sizi ben atadim. ojle kiʔ benim adimla baba’dan ne dilersenizʔ size versin.” Old-Testament-Job-040-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi kendini şan ve şerefle süsle. Yücelik ve heybet giy.|“simdi kendini san ve serefle susle. jut͡ʃelik ve hejbet ɡij. Old-Testament-Psalms-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yukarıdan gönderdi. Beni tuttu. Beni çok sulardan çıkardı.|jukaridan ɡonderdi. beni tuttu. beni t͡ʃok sulardan t͡ʃikardi. Old-Testament-Exodus-025-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun tabaklarını, kaşıklarını, kepçelerini, sunuları dökeceğiniz taslarını siz yapacaksınız. Onları saf altından yapacaksın.|onun tabaklariniʔ kasiklariniʔ kept͡ʃeleriniʔ sunulari doket͡ʃeɡiniz taslarini siz japat͡ʃaksiniz. onlari saf altindan japat͡ʃaksin. New-Testament-Mark-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua etrafına baktı ve öğrencilerine, “Zengin olanların Tanrı Krallığı'na girmesi ne kadar zor olacak!” dedi.|jesua etrafina bakti ve oɡrent͡ʃilerineʔ “zenɡin olanlarin tanri kralliɡiʔna ɡirmesi ne kadar zor olat͡ʃak!” dedi. Old-Testament-1-Samuel-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul mızrağı fırlattı, çünkü “David’i duvara çivileyeceğim!” diyordu. David iki kez önünden kaçtı.|saul mizraɡi firlattiʔ t͡ʃunku “david’i duvara t͡ʃivilejet͡ʃeɡim!” dijordu. david iki kez onunden kat͡ʃti. Old-Testament-Judges-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ey İsrael'in çocukları, hepiniz burada önerinizi ve öğüdünüzü verin.”|isteʔ ej israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ hepiniz burada onerinizi ve oɡudunuzu verin.” Old-Testament-Esther-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kral, zamanları bilen bilge adamlara şöyle dedi (çünkü kralın, yasa ve hüküm bilenlere danışması adetiydi;|o zaman kralʔ zamanlari bilen bilɡe adamlara sojle dedi (t͡ʃunku kralinʔ jasa ve hukum bilenlere danismasi adetijdi; Old-Testament-Psalms-083-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ormanı yakan ateş gibi, dağları tutuşturan alev gibi,|ormani jakan ates ɡibiʔ daɡlari tutusturan alev ɡibiʔ Old-Testament-Isaiah-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Mısır'ı vuracak, vuracak ve iyileştirecek. Yahve'ye dönecekler, O'na yalvaracaklar ve onları iyileştirecek.|jahve misirʔi vurat͡ʃakʔ vurat͡ʃak ve ijilestiret͡ʃek. jahveʔje donet͡ʃeklerʔ oʔna jalvarat͡ʃaklar ve onlari ijilestiret͡ʃek. Old-Testament-Genesis-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle yapmak senden uzak olsun. Doğru kişiyi kötüyle bir tutup doğruyu kötüyle birlikte öldürmek senden uzak olsun. Tüm dünyanın Yargıcı’nın adil olması gerekmez mi?”|bojle japmak senden uzak olsun. doɡru kisiji kotujle bir tutup doɡruju kotujle birlikte oldurmek senden uzak olsun. tum dunjanin jarɡit͡ʃi’nin adil olmasi ɡerekmez mi?” Old-Testament-Exodus-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve gündüzleri bir bulut sütunu içinde önlerinden giderek onlara yol gösterdi, geceleyin de bir ateş sütunu içinde onlara ışık vererek gece gündüz yol alabilmeleri için önlerinden gidiyordu.|jahve ɡunduzleri bir bulut sutunu it͡ʃinde onlerinden ɡiderek onlara jol ɡosterdiʔ ɡet͡ʃelejin de bir ates sutunu it͡ʃinde onlara isik vererek ɡet͡ʃe ɡunduz jol alabilmeleri it͡ʃin onlerinden ɡidijordu. Old-Testament-2-Chronicles-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Yahuda ve Yeruşalem'in çocuklarını kendiniz için erkek ve kadın köleler olarak aşağılamayı düşünüyorsunuz. Sizin de Tanrınız Yahve'ye karşı işlediğiniz suçlar yok mu?|simdi jahuda ve jerusalemʔin t͡ʃot͡ʃuklarini kendiniz it͡ʃin erkek ve kadin koleler olarak asaɡilamaji dusunujorsunuz. sizin de tanriniz jahveʔje karsi islediɡiniz sut͡ʃlar jok mu? Old-Testament-1-Chronicles-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yediael'in oğlu: Bilhan. Bilhan'ın oğulları: Yeuş, Benyamin, Ehud, Kenaana, Zetan, Tarşiş ve Ahişahar.|jediaelʔin oɡlu bilhan. bilhanʔin oɡullari jeusʔ benjaminʔ ehudʔ kenaanaʔ zetanʔ tarsis ve ahisahar. Old-Testament-Genesis-031-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’ın Tanrısı ve Nahor'un Tanrısı, babalarının Tanrısı aramızda yargıç olsun.” Yakov, babası İshak'ın Korktuğu’nun üzerine ant içti.|avraham’in tanrisi ve nahorʔun tanrisiʔ babalarinin tanrisi aramizda jarɡit͡ʃ olsun.” jakovʔ babasi ishakʔin korktuɡu’nun uzerine ant it͡ʃti. Old-Testament-Isaiah-040-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte uluslar kovadaki bir damla gibidir, terazideki toz zerresi gibi sayılır. İşte, adaları küçücük bir şeymiş gibi havaya kaldırır.|iste uluslar kovadaki bir damla ɡibidirʔ terazideki toz zerresi ɡibi sajilir. isteʔ adalari kut͡ʃut͡ʃuk bir sejmis ɡibi havaja kaldirir. Old-Testament-Genesis-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Betuel, Rebeka'nın babası oldu. Milka bu sekizi Avraham’ın kardeşi Nahor'a doğurdu.|betuelʔ rebekaʔnin babasi oldu. milka bu sekizi avraham’in kardesi nahorʔa doɡurdu. Old-Testament-Job-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun etrafına, evinin etrafına ve sahip olduğu her şeyin etrafına, her yandan çit örmedin mi? Ellerinin işini bereketledin ve ülkede onun malı arttı.|onun etrafinaʔ evinin etrafina ve sahip olduɡu her sejin etrafinaʔ her jandan t͡ʃit ormedin mi? ellerinin isini bereketledin ve ulkede onun mali artti. Old-Testament-Judges-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın çocukları Yeruşalem'e karşı savaştılar, onu aldılar, kılıçtan geçirdiler ve kenti ateşe verdiler.|jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari jerusalemʔe karsi savastilarʔ onu aldilarʔ kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler ve kenti atese verdiler. New-Testament-Luke-002-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam o saatte çıkan Anna, Tanrı’ya şükrederek Yeruşalem’in kurtuluşunu bekleyen herkese Yeşua’dan söz etmeye başladı.|tam o saatte t͡ʃikan annaʔ tanri’ja sukrederek jerusalem’in kurtulusunu beklejen herkese jesua’dan soz etmeje basladi. Old-Testament-Micah-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur ülkemize saldırdığında, ve kalelerimize doğru ilerlediğinde, o zaman ona karşı yedi çoban, ve sekiz halk önderi dikeceğiz.|asur ulkemize saldirdiɡindaʔ ve kalelerimize doɡru ilerlediɡindeʔ o zaman ona karsi jedi t͡ʃobanʔ ve sekiz halk onderi diket͡ʃeɡiz. Old-Testament-Jeremiah-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeremya şöyle dedi, \"\"Yahve'nin sözü bana gelip dedi:\"|\"jeremja sojle dediʔ \"\"jahveʔnin sozu bana ɡelip dedi\" Old-Testament-Ezekiel-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Canlı yaratıklar gittikçe, tekerlekler onların yanlarında gidiyordu. Canlı yaratıklar yerden yükseldikçe, tekerlekler de yükseliyordu.|t͡ʃanli jaratiklar ɡittikt͡ʃeʔ tekerlekler onlarin janlarinda ɡidijordu. t͡ʃanli jaratiklar jerden jukseldikt͡ʃeʔ tekerlekler de jukselijordu. Old-Testament-Isaiah-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Efendi'nin kendisi size bir belirti verecek. Bakın, bakire kız gebe kalacak, bir oğul doğuracak ve adını İmmanuel koyacak.|bu nedenle efendiʔnin kendisi size bir belirti veret͡ʃek. bakinʔ bakire kiz ɡebe kalat͡ʃakʔ bir oɡul doɡurat͡ʃak ve adini immanuel kojat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey insanoğlu, sana söylediğimi dinle. O asi ev gibi sen asi olma. Ağzını aç ve sana verdiğimi ye.”|ama senʔ ej insanoɡluʔ sana sojlediɡimi dinle. o asi ev ɡibi sen asi olma. aɡzini at͡ʃ ve sana verdiɡimi je.” Old-Testament-Psalms-136-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Geceye hükmetmek için ayı ve yıldızları, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|ɡet͡ʃeje hukmetmek it͡ʃin aji ve jildizlariʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-Acts-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyler üzerine bile, kendilerine kurban kesmek isteyen kalabalığa zor engel olabildiler.|bu sejler uzerine bileʔ kendilerine kurban kesmek istejen kalabaliɡa zor enɡel olabildiler. Old-Testament-Proverbs-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şeol, kısır rahim, suya doymayan toprak, 'Yeter!' demeyen ateş.\"\"\"|\"seolʔ kisir rahimʔ suja dojmajan toprakʔ ʔjeter!ʔ demejen ates.\"\"\" New-Testament-Luke-023-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz gerçekten haklı olarak, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Ama bu adam hiçbir kötülük yapmadı” dedi.|biz ɡert͡ʃekten hakli olarakʔ japtiklarimizin karsiliɡini alijoruz. ama bu adam hit͡ʃbir kotuluk japmadi” dedi. Old-Testament-2-Samuel-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yoav ile kardeşi Avişay, Avner'i öldürdüler; çünkü o, kardeşleri Asahel'i Givon'daki savaşta öldürmüştü.|bojlet͡ʃe joav ile kardesi avisajʔ avnerʔi oldurduler; t͡ʃunku oʔ kardesleri asahelʔi ɡivonʔdaki savasta oldurmustu. Old-Testament-Proverbs-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa bunu duyan seni utandırır, kötü ünün senden bir daha ayrılmaz.|joksa bunu dujan seni utandirirʔ kotu unun senden bir daha ajrilmaz. Old-Testament-Ezekiel-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve örtülerinizi yırtıp halkımı elinizden kurtaracağım. Artık tuzağa düşürülmek için elinizde olmayacaklar. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.|ve ortulerinizi jirtip halkimi elinizden kurtarat͡ʃaɡim. artik tuzaɡa dusurulmek it͡ʃin elinizde olmajat͡ʃaklar. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz. New-Testament-Mark-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Parayı getirdiler. Onlara, “Bu suret ve yazı kimin?” dedi. O’na, “Sezar’ın” dediler.|paraji ɡetirdiler. onlaraʔ “bu suret ve jazi kimin?” dedi. o’naʔ “sezar’in” dediler. Old-Testament-Genesis-050-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri de gidip onun önünde yere kapandılar ve şöyle dediler: “Bak, biz senin hizmetkârlarınız.”|kardesleri de ɡidip onun onunde jere kapandilar ve sojle dediler “bakʔ biz senin hizmetkarlariniz.” Old-Testament-Jeremiah-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah kedere karşı kendimi teselli edebilseydim! Yüreğim içimde baygın.|ah kedere karsi kendimi teselli edebilsejdim! jureɡim it͡ʃimde bajɡin. Old-Testament-Isaiah-048-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hepiniz toplanın ve dinleyin! Onların arasında kim bu şeyleri bildirdi? Yahve'nin sevdiği kişi O'nun istediğini Babil'e yapacak, kolu Keldaniler'e karşı olacaktır.|“hepiniz toplanin ve dinlejin! onlarin arasinda kim bu sejleri bildirdi? jahveʔnin sevdiɡi kisi oʔnun istediɡini babilʔe japat͡ʃakʔ kolu keldanilerʔe karsi olat͡ʃaktir. Old-Testament-Nahum-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, ırmakların arasında bulunan, suları çevresinde olan, suru deniz, duvarı denizden olan No Amon’dan daha mı iyisin?|senʔ irmaklarin arasinda bulunanʔ sulari t͡ʃevresinde olanʔ suru denizʔ duvari denizden olan no amon’dan daha mi ijisin? Old-Testament-Genesis-031-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Lavan'a şu karşılığı verdi: “Korktum, çünkü, ‘Kızlarını zorla benden alırsın’ dedim.|jakov lavanʔa su karsiliɡi verdi “korktumʔ t͡ʃunkuʔ ‘kizlarini zorla benden alirsin’ dedim. Old-Testament-Ezekiel-043-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıkıntının dört kenarı on dört arşın uzunluğunda, on dört arşın genişliğinde; onun çevresindeki pervaz yarım arşın, tabanı çevresinde bir arşın olacak. Basamakları doğuya bakacak.”|t͡ʃikintinin dort kenari on dort arsin uzunluɡundaʔ on dort arsin ɡenisliɡinde; onun t͡ʃevresindeki pervaz jarim arsinʔ tabani t͡ʃevresinde bir arsin olat͡ʃak. basamaklari doɡuja bakat͡ʃak.” Old-Testament-2-Chronicles-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasının adadığı ve kendisinin adadığı şeyleri, gümüşü, altını ve kapları Tanrı'nın evine getirdi.|babasinin adadiɡi ve kendisinin adadiɡi sejleriʔ ɡumusuʔ altini ve kaplari tanriʔnin evine ɡetirdi. Old-Testament-Deuteronomy-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra size, “Dehşete kapılmayın” dedim. \"\"Onlardan korkmayın.\"|\"sonra sizeʔ “dehsete kapilmajin” dedim. \"\"onlardan korkmajin.\" Old-Testament-Genesis-025-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov çorba pişiriyordu. Esav kırdan geldi ve aç ve bitkindi.|jakov t͡ʃorba pisirijordu. esav kirdan ɡeldi ve at͡ʃ ve bitkindi. Old-Testament-Jeremiah-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor, \"\"Halkım İsrael'e miras olarak verdiğim mirasa dokunan bütün kötü komşularım için: İşte, onları topraklarından söküp atacağım, Yahuda evini de aralarından söküp atacağım.\"|\"jahve sojle dijorʔ \"\"halkim israelʔe miras olarak verdiɡim mirasa dokunan butun kotu komsularim it͡ʃin isteʔ onlari topraklarindan sokup atat͡ʃaɡimʔ jahuda evini de aralarindan sokup atat͡ʃaɡim.\" New-Testament-1-Peter-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyadaki kardeşlerinizin de aynı acıları çektiğini bilerek, imanınızda sarsılmadan ona karşı koyun.|dunjadaki kardeslerinizin de ajni at͡ʃilari t͡ʃektiɡini bilerekʔ imaninizda sarsilmadan ona karsi kojun. Old-Testament-1-Kings-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevresindeki kenarının altında, onu on arşın çevreleyen tomurcuklar vardı, denizi çevreliyordu. Tomurcuklar iki sıra halindeydi, döküm sırasında dökülmüşlerdi.|t͡ʃevresindeki kenarinin altindaʔ onu on arsin t͡ʃevrelejen tomurt͡ʃuklar vardiʔ denizi t͡ʃevrelijordu. tomurt͡ʃuklar iki sira halindejdiʔ dokum sirasinda dokulmuslerdi. Old-Testament-1-Samuel-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Vadinin karşı yakasında ve Yarden'in ötesinde bulunan İsraelliler, İsraelliler'in kaçtığını, Saul'la oğullarının öldüğünü görünce, kentlerini terk edip kaçtılar; Filistliler gelip buralarda yaşadılar.|vadinin karsi jakasinda ve jardenʔin otesinde bulunan israellilerʔ israellilerʔin kat͡ʃtiɡiniʔ saulʔla oɡullarinin olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ kentlerini terk edip kat͡ʃtilar; filistliler ɡelip buralarda jasadilar. Old-Testament-Exodus-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular döndü ve savaş arabalarını, atlıları, arkalarından denize giren Firavun'un tüm ordusunu örttü. Onlardan biri bile kalmadı.|sular dondu ve savas arabalariniʔ atlilariʔ arkalarindan denize ɡiren firavunʔun tum ordusunu orttu. onlardan biri bile kalmadi. Old-Testament-Deuteronomy-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahılının, yeni şarabının, yağının ondalığını, sığırlarının ya da sürülerinin ilk doğanlarını, adadığın adakların hiçbirini ya da gönülden verdiğin sunuları ve elinin sallama sunusunu kapılarında yiyemezsin;|tahilininʔ jeni sarabininʔ jaɡinin ondaliɡiniʔ siɡirlarinin ja da surulerinin ilk doɡanlariniʔ adadiɡin adaklarin hit͡ʃbirini ja da ɡonulden verdiɡin sunulari ve elinin sallama sunusunu kapilarinda jijemezsin; New-Testament-Luke-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu bulunca, arkadaşlarını ve komşularını çağırıp, ‘Benimle birlikte sevinin, çünkü kaybettiğim parayı buldum’ der.|onu bulunt͡ʃaʔ arkadaslarini ve komsularini t͡ʃaɡiripʔ ‘benimle birlikte sevininʔ t͡ʃunku kajbettiɡim paraji buldum’ der. Old-Testament-Jeremiah-042-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden şimdi bilin ki, yaşamak üzere gitmek istediğiniz yerde kılıçtan, kıtlıktan ve salgın hastalıktan öleceksiniz.”|bu juzden simdi bilin kiʔ jasamak uzere ɡitmek istediɡiniz jerde kilit͡ʃtanʔ kitliktan ve salɡin hastaliktan olet͡ʃeksiniz.” Old-Testament-Ecclesiastes-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi ad hoş kokudan iyidir; ölüm günü de birinin doğum gününden iyidir.|iji ad hos kokudan ijidir; olum ɡunu de birinin doɡum ɡununden ijidir. Old-Testament-2-Chronicles-036-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoahaz hüküm sürmeye başladığında yirmi üç yaşındaydı ve Yeruşalem'de üç ay krallık yaptı.|jehoahaz hukum surmeje basladiɡinda jirmi ut͡ʃ jasindajdi ve jerusalemʔde ut͡ʃ aj krallik japti. Old-Testament-Psalms-038-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü belim ateşle dolu. Bedenimde hiçbir rahat yok.|t͡ʃunku belim atesle dolu. bedenimde hit͡ʃbir rahat jok. New-Testament-Luke-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık çevresinde toplanınca Yeşua konuşmaya başladı. “Bu kuşak kötü bir kuşaktır. Doğaüstü belirti peşindedir. Ama onlara Yona Peygamberin belirtisinden başka bir belirti verilmeyecektir.|kalabalik t͡ʃevresinde toplanint͡ʃa jesua konusmaja basladi. “bu kusak kotu bir kusaktir. doɡaustu belirti pesindedir. ama onlara jona pejɡamberin belirtisinden baska bir belirti verilmejet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-115-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Elleri var ama hissetmezler. Ayakları var ama yürümezler, boğazlarıyla da konuşmazlar.|elleri var ama hissetmezler. ajaklari var ama jurumezlerʔ boɡazlarijla da konusmazlar. Old-Testament-Psalms-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamla annem beni terk ettiğinde, Yahve beni yukarı kaldırır.|babamla annem beni terk ettiɡindeʔ jahve beni jukari kaldirir. Old-Testament-Numbers-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre İssakar'ın oğulları: Tola'dan Tolaliler soyu; Puva'dan Puniler soyu;|sojlarina ɡore issakarʔin oɡullari tolaʔdan tolaliler soju; puvaʔdan puniler soju; Old-Testament-Deuteronomy-033-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer hakkında şöyle dedi, “Aşer çocuklarla kutsanmıştır. Kardeşleri tarafından kabul görsün. Ayağını yağa batırsın.|aser hakkinda sojle dediʔ “aser t͡ʃot͡ʃuklarla kutsanmistir. kardesleri tarafindan kabul ɡorsun. ajaɡini jaɡa batirsin. Old-Testament-1-Chronicles-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'a karşı savaş sertleşti. Okçular onu bastırdı. Okçular yüzünden sıkıntıya girdi.|saulʔa karsi savas sertlesti. okt͡ʃular onu bastirdi. okt͡ʃular juzunden sikintija ɡirdi. Old-Testament-Numbers-029-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Beşinci gün dokuz boğa, iki koç, bir yaşında kusursuz on dört erkek kuzu;\"|\"\"\"ʔbesint͡ʃi ɡun dokuz boɡaʔ iki kot͡ʃʔ bir jasinda kusursuz on dort erkek kuzu;\" Old-Testament-1-Samuel-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Beytlehem'de babasının koyunlarını gütmek için Saul'un yanına gidip geliyordu.|davidʔ bejtlehemʔde babasinin kojunlarini ɡutmek it͡ʃin saulʔun janina ɡidip ɡelijordu. New-Testament-Matthew-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size dinlenme veririm.|“ej butun jorɡunlar ve juku aɡir olanlar! bana ɡelinʔ ben size dinlenme veririm. New-Testament-2-Timothy-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tersine, Roma’ya gelince beni gayretle arayıp buldu.|tersineʔ roma’ja ɡelint͡ʃe beni ɡajretle arajip buldu. Old-Testament-Numbers-036-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael'in çocuklarının mirası oymaktan oymağa geçmeyecek; çünkü İsrael'in çocuklarının hepsi atalarının oymağının mirasını koruyacaklar.|bojlet͡ʃe israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin mirasi ojmaktan ojmaɡa ɡet͡ʃmejet͡ʃek; t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin hepsi atalarinin ojmaɡinin mirasini korujat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Kings-001-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral onlara, “Efendinizin hizmetkârlarını yanınıza alın ve oğlum Solomon’u kendi katırıma bindirip Gihon’a indirin” dedi.|kral onlaraʔ “efendinizin hizmetkarlarini janiniza alin ve oɡlum solomon’u kendi katirima bindirip ɡihon’a indirin” dedi. New-Testament-Matthew-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Işığınız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerinizi görüp gökteki Babanız’ı yüceltsinler.|isiɡiniz insanlarin onunde ojle parlasin kiʔ iji islerinizi ɡorup ɡokteki babaniz’i jut͡ʃeltsinler. Old-Testament-Psalms-084-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Ordular Yahvesi, ne mutlu sana güvenen insana.|ej ordular jahvesiʔ ne mutlu sana ɡuvenen insana. New-Testament-Galatians-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun gibi, Avraham “Tanrı’ya iman etti ve bu ona doğruluk sayıldı.”|bunun ɡibiʔ avraham “tanri’ja iman etti ve bu ona doɡruluk sajildi.” Old-Testament-Ezekiel-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, mademki Sur, Yeruşalem'e karşı, ‘Oh! Yıkıldı! Halkların kapısı olan kent bana geri döndü. Şimdi o yıkılmışken, ben doldurulacağım.' dedi.|“ej insanoɡluʔ mademki surʔ jerusalemʔe karsiʔ ‘oh! jikildi! halklarin kapisi olan kent bana ɡeri dondu. simdi o jikilmiskenʔ ben doldurulat͡ʃaɡim.ʔ dedi. Old-Testament-Exodus-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Orada halk susamıştı. Bunun üzerine halk Moşe'ye karşı söylenip şöyle dediler: \"\"Bizi, çocuklarımızı ve hayvanlarımızı susuzluktan öldürmek için neden bizi Mısır'dan çıkardın?\"\"\"|\"orada halk susamisti. bunun uzerine halk moseʔje karsi sojlenip sojle dediler \"\"biziʔ t͡ʃot͡ʃuklarimizi ve hajvanlarimizi susuzluktan oldurmek it͡ʃin neden bizi misirʔdan t͡ʃikardin?\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, Yarden'den Tanrınız Yahve'nin sana vermekte olduğu ülkeye geçeceğiniz gün, kendine büyük taşlar dikip onları kireçle kaplayacaksın.|ojle olat͡ʃak kiʔ jardenʔden tanriniz jahveʔnin sana vermekte olduɡu ulkeje ɡet͡ʃet͡ʃeɡiniz ɡunʔ kendine bujuk taslar dikip onlari kiret͡ʃle kaplajat͡ʃaksin. Old-Testament-Job-038-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Derin suların yüzeyi donunca, sular taş gibi sertleşir.\"\"\"|\"derin sularin juzeji donunt͡ʃaʔ sular tas ɡibi sertlesir.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Babam David'in yüreğinde İsrael'in Tanrısı Yahve adına bir ev yapmak vardı.|“babam davidʔin jureɡinde israelʔin tanrisi jahve adina bir ev japmak vardi. New-Testament-Acts-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolları üzerinde bulunan kentlerden geçerken, Yeruşalem’deki elçiler ve ihtiyarlar tarafından verilen buyruklara uymaları için bu buyrukları onlara ilettiler.|jollari uzerinde bulunan kentlerden ɡet͡ʃerkenʔ jerusalem’deki elt͡ʃiler ve ihtijarlar tarafindan verilen bujruklara ujmalari it͡ʃin bu bujruklari onlara ilettiler. Old-Testament-Isaiah-050-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Efendi Yahve bana yardım edecek! Beni suçlu çıkaracak olan kimdir? İşte onların hepsi bir elbise gibi eskiyecekler. Güveler onları yiyip bitirecek.|isteʔ efendi jahve bana jardim edet͡ʃek! beni sut͡ʃlu t͡ʃikarat͡ʃak olan kimdir? iste onlarin hepsi bir elbise ɡibi eskijet͡ʃekler. ɡuveler onlari jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ama, ‘İsrael evinin soyunu kuzey ülkesinden, kendilerini sürmüş olduğum bütün ülkelerden çıkarmış ve getirmiş olan Yahve'nin varlığı hakkı için’ diyecekler. O zaman kendi topraklarında oturacaklar.”|amaʔ ‘israel evinin sojunu kuzej ulkesindenʔ kendilerini surmus olduɡum butun ulkelerden t͡ʃikarmis ve ɡetirmis olan jahveʔnin varliɡi hakki it͡ʃin’ dijet͡ʃekler. o zaman kendi topraklarinda oturat͡ʃaklar.” New-Testament-Mark-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua şöyle yanıt verdi: “En büyüğü, ‘Dinle, ey İsrael, Tanrımız Efendi, tek Efendi’dir:|jesua sojle janit verdi “en bujuɡuʔ ‘dinleʔ ej israelʔ tanrimiz efendiʔ tek efendi’dir Old-Testament-Lamentations-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Köleler bizi yönetiyor. Onların elinden bizi kurtaracak kimse yok.|koleler bizi jonetijor. onlarin elinden bizi kurtarat͡ʃak kimse jok. Old-Testament-Job-021-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak o mezara götürülecek. Mezarın başında bekçilik edecekler.|ant͡ʃak o mezara ɡoturulet͡ʃek. mezarin basinda bekt͡ʃilik edet͡ʃekler. New-Testament-Matthew-018-032|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman efendisi onu yanına çağırdı. Ona, ‘Ey kötü hizmetkâr! Bana yalvarınca bütün borcunu sana bağışladım.|o zaman efendisi onu janina t͡ʃaɡirdi. onaʔ ‘ej kotu hizmetkar! bana jalvarint͡ʃa butun bort͡ʃunu sana baɡisladim. Old-Testament-Isaiah-042-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben Yahve'yim. Adım budur. Yüceliğimi bir başkasına, övgümü de oyma suretlere vermeyeceğim.|“ben jahveʔjim. adim budur. jut͡ʃeliɡimi bir baskasinaʔ ovɡumu de ojma suretlere vermejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Habakkuk-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber Habakkuk'un zafer tınısına uyarlanmış duası.|pejɡamber habakkukʔun zafer tinisina ujarlanmis duasi. Old-Testament-1-Chronicles-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşinci ay için beşinci komutan İzrahlı Şamhut'tu. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|besint͡ʃi aj it͡ʃin besint͡ʃi komutan izrahli samhutʔtu. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. Old-Testament-1-Kings-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü Tişbeli Eliya'ya geldi ve şöyle dedi,|jahveʔnin sozu tisbeli elijaʔja ɡeldi ve sojle dediʔ Old-Testament-2-Chronicles-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gece Tanrı Solomon'a görünüp ona, \"\"Sana ne vermemi istiyorsan, dile\"\" dedi.\"|\"o ɡet͡ʃe tanri solomonʔa ɡorunup onaʔ \"\"sana ne vermemi istijorsanʔ dile\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Edom'a askeri birlikler koydu ve bütün Edomlular David'in hizmetkârları oldular. Yahve, David'in gittiği her yerde ona zafer verdi.|edomʔa askeri birlikler kojdu ve butun edomlular davidʔin hizmetkarlari oldular. jahveʔ davidʔin ɡittiɡi her jerde ona zafer verdi. Old-Testament-2-Chronicles-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Yahve'nin gözleri kendisine karşı yüreği tam olanlar uğrunda güçlü olduğunu göstermek için bütün yeryüzünde dolanır. Bunda akılsızlık ettin; çünkü bundan böyle seninle savaşlar olacak.\"\"\"|\"t͡ʃunku jahveʔnin ɡozleri kendisine karsi jureɡi tam olanlar uɡrunda ɡut͡ʃlu olduɡunu ɡostermek it͡ʃin butun jerjuzunde dolanir. bunda akilsizlik ettin; t͡ʃunku bundan bojle seninle savaslar olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Psalms-054-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beni her sıkıntıdan kurtardı. Gözüm düşmanlarıma karşı zaferi gördü.|t͡ʃunku beni her sikintidan kurtardi. ɡozum dusmanlarima karsi zaferi ɡordu. New-Testament-Acts-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyunca Efendi Yeşua’nın adıyla vaftiz oldular.|bunu dujunt͡ʃa efendi jesua’nin adijla vaftiz oldular. Old-Testament-Numbers-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin kıskançlık ekmek sunusunu kadının elinden alacak ve ekmek sunusunu Yahve'nin önünde sallayacak ve onu sunağa getirecek.|kahin kiskant͡ʃlik ekmek sunusunu kadinin elinden alat͡ʃak ve ekmek sunusunu jahveʔnin onunde sallajat͡ʃak ve onu sunaɡa ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-Exodus-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yishar'ın oğulları: Korah, Nefek ve Zikri.|jisharʔin oɡullari korahʔ nefek ve zikri. Old-Testament-Exodus-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzunluğu bir arşın, eni bir arşın olacak. Kare şeklinde olacak ve yüksekliği iki arşın olacak. Boynuzları kendisiyle tek parça olacaktır.|uzunluɡu bir arsinʔ eni bir arsin olat͡ʃak. kare seklinde olat͡ʃak ve juksekliɡi iki arsin olat͡ʃak. bojnuzlari kendisijle tek part͡ʃa olat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok kısa bir süre sonra sana olan kızgınlığım sona erecek ve öfkem onun yok edilmesine yönelecek.''|t͡ʃok kisa bir sure sonra sana olan kizɡinliɡim sona eret͡ʃek ve ofkem onun jok edilmesine jonelet͡ʃek.ʔʔ Old-Testament-Jeremiah-035-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onları Yahve'nin evine, Tanrı adamı İgdalya oğlu Hananoğulları'nın odasına getirdim. Bu oda, Şallum oğlu eşik bekçisi Maaseya'nın odasının üstünde, beylerin odasının yanındaydı.|ve onlari jahveʔnin evineʔ tanri adami iɡdalja oɡlu hananoɡullariʔnin odasina ɡetirdim. bu odaʔ sallum oɡlu esik bekt͡ʃisi maasejaʔnin odasinin ustundeʔ bejlerin odasinin janindajdi. New-Testament-Mark-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Başına bir kamışla vurup, O’na tükürdüler. Diz çöküp önünde eğildiler.|basina bir kamisla vurupʔ o’na tukurduler. diz t͡ʃokup onunde eɡildiler. Old-Testament-Exodus-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ikinci sırada firuze, safir ve zümrüt;|ve ikint͡ʃi sirada firuzeʔ safir ve zumrut; Old-Testament-Jeremiah-048-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey onun etrafındaki herkes, ve onun adını bilenlerin hepsi, onun için ağıt yakın, 'Güçlü asa, güzel değnek nasıl da kırıldı!'\"\"\"|\"ej onun etrafindaki herkesʔ ve onun adini bilenlerin hepsiʔ onun it͡ʃin aɡit jakinʔ ʔɡut͡ʃlu asaʔ ɡuzel deɡnek nasil da kirildi!ʔ\"\"\" Old-Testament-Exodus-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin görkeminin görünüşü, İsrael'in çocuklarının gözünde dağın zirvesinde yiyip bitiren ateş gibiydi.|jahveʔnin ɡorkeminin ɡorunusuʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ɡozunde daɡin zirvesinde jijip bitiren ates ɡibijdi. Old-Testament-Psalms-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusu temizdir, sonsuza dek kalıcıdır. Yahve’nin ilkeleri gerçektir ve tamamıyla doğrudur.|jahve korkusu temizdirʔ sonsuza dek kalit͡ʃidir. jahve’nin ilkeleri ɡert͡ʃektir ve tamamijla doɡrudur. Old-Testament-2-Chronicles-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon'un içecek kaplarının hepsi altındandı ve Lübnan Ormanı Evi'nin kaplarının hepsi saf altındandı. Solomon'un günlerinde gümüş değerli sayılmazdı.|kral solomonʔun it͡ʃet͡ʃek kaplarinin hepsi altindandi ve lubnan ormani eviʔnin kaplarinin hepsi saf altindandi. solomonʔun ɡunlerinde ɡumus deɡerli sajilmazdi. Old-Testament-1-Samuel-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün bana ne kadar iyi davrandığını açıkladın, çünkü Yahve beni eline teslim ettiğinde beni öldürmedin.|buɡun bana ne kadar iji davrandiɡini at͡ʃikladinʔ t͡ʃunku jahve beni eline teslim ettiɡinde beni oldurmedin. New-Testament-1-Corinthians-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Zayıf olan, Mesih’in uğruna öldüğü kardeşin, senin bilginle mahvolur.|zajif olanʔ mesih’in uɡruna olduɡu kardesinʔ senin bilɡinle mahvolur. New-Testament-Matthew-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Uzun zaman sonra bu hizmetkârların efendisi geri döndü, onlarla hesaplaştı.|“uzun zaman sonra bu hizmetkarlarin efendisi ɡeri donduʔ onlarla hesaplasti. New-Testament-Luke-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar memnun oldular ve kendisine para vermek için anlaştılar.|onlar memnun oldular ve kendisine para vermek it͡ʃin anlastilar. New-Testament-John-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadını orta yere dikip, “Öğretmen, bu kadını tam zina ederken bulduk” dediler.|kadini orta jere dikipʔ “oɡretmenʔ bu kadini tam zina ederken bulduk” dediler. New-Testament-Mark-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara öğretirken şöyle dedi: “’Benim evime bütün ulusların dua evi denecek’ diye yazılmamış mıdır? Ama siz onu haydut inine çevirdiniz!”|onlara oɡretirken sojle dedi “’benim evime butun uluslarin dua evi denet͡ʃek’ dije jazilmamis midir? ama siz onu hajdut inine t͡ʃevirdiniz!” New-Testament-Matthew-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey körler! Hangisi daha büyük, sunu mu, yoksa sunuyu kutsal kılan sunak mı?|ej korler! hanɡisi daha bujukʔ sunu muʔ joksa sunuju kutsal kilan sunak mi? New-Testament-Philippians-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|tersine, hizmetkâr sureti alıp insanların benzeyişinde doğarak kendini boş kıldı.|tersineʔ hizmetkar sureti alip insanlarin benzejisinde doɡarak kendini bos kildi. Old-Testament-Job-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni azarlaması, seninle yargıya girmesi, O'na olan saygından ötürü mü?|seni azarlamasiʔ seninle jarɡija ɡirmesiʔ oʔna olan sajɡindan oturu mu? New-Testament-1-Corinthians-015-051|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, size bir sır bildiriyorum. Hepimiz uyumayacağız.|isteʔ size bir sir bildirijorum. hepimiz ujumajat͡ʃaɡiz. Old-Testament-Jeremiah-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Belki dinlerler ve herkes kötü yolundan döner de, yaptıkları kötülük yüzünden ben de kendilerine yapmayı tasarladığım kötülükten vazgeçerim.'”|belki dinlerler ve herkes kotu jolundan doner deʔ japtiklari kotuluk juzunden ben de kendilerine japmaji tasarladiɡim kotulukten vazɡet͡ʃerim.ʔ” Old-Testament-1-Samuel-017-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistli yürüyüp David'e yaklaştı; kalkanı taşıyan adam da onun önünden gidiyordu.|filistli jurujup davidʔe jaklasti; kalkani tasijan adam da onun onunden ɡidijordu. Old-Testament-Ezekiel-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: 'İşte, Babil Kralı, kralların kralı Nebukadnetsar'ı kuzeyden atlarla, savaş arabalarıyla, atlılarla ve kalabalık bir orduyla Sur üzerine getireceğim.\"|\"\"\"t͡ʃunku efendi jahve sojle dijor ʔisteʔ babil kraliʔ krallarin krali nebukadnetsarʔi kuzejden atlarlaʔ savas arabalarijlaʔ atlilarla ve kalabalik bir ordujla sur uzerine ɡetiret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Ezekiel-048-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal sununun yanında olan uzunluğun geri kalanı doğuya doğru on bin, batıya doğru on bin olacak; kutsal sununun yanında olacak. Onun mahsulü kentte çalışanlar için yiyecek olacak.|kutsal sununun janinda olan uzunluɡun ɡeri kalani doɡuja doɡru on binʔ batija doɡru on bin olat͡ʃak; kutsal sununun janinda olat͡ʃak. onun mahsulu kentte t͡ʃalisanlar it͡ʃin jijet͡ʃek olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-031-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordu binlerinin başındaki subaylar, binbaşılar ve yüzbaşılar Moşe'ye yaklaştı.|ordu binlerinin basindaki subajlarʔ binbasilar ve juzbasilar moseʔje jaklasti. Old-Testament-Isaiah-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle bağır, ey Gallim kızı! Dinle, Laişa! Seni zavallı Anatot!|juksek sesle baɡirʔ ej ɡallim kizi! dinleʔ laisa! seni zavalli anatot! Old-Testament-Deuteronomy-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Tanrım Yahve'nin bana buyurduğu gibi, mülk edinmek için gittiğiniz ülkenin ortasında öyle yapmanız için size kurallar ve ilkeler öğrettim.|isteʔ tanrim jahveʔnin bana bujurduɡu ɡibiʔ mulk edinmek it͡ʃin ɡittiɡiniz ulkenin ortasinda ojle japmaniz it͡ʃin size kurallar ve ilkeler oɡrettim. Old-Testament-2-Samuel-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|David kalede yaşadı ve buraya David Kenti denildi. David, Millo'dan çepeçevre içeriye doğru bina etti.|david kalede jasadi ve buraja david kenti denildi. davidʔ milloʔdan t͡ʃepet͡ʃevre it͡ʃerije doɡru bina etti. Old-Testament-Exodus-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mayasız Ekmek Bayramı'nı tutacaksınız. Size buyurduğum gibi, Aviv ayının belirlenen vaktinde (çünkü Mısır'dan o ayda çıktınız) yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz ve kimse önüme boş çıkmayacak.|majasiz ekmek bajramiʔni tutat͡ʃaksiniz. size bujurduɡum ɡibiʔ aviv ajinin belirlenen vaktinde (t͡ʃunku misirʔdan o ajda t͡ʃiktiniz) jedi ɡun majasiz ekmek jijet͡ʃeksiniz ve kimse onume bos t͡ʃikmajat͡ʃak. New-Testament-Acts-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada birkaç gün kaldıktan sonra, Yahudiye’den Hagavos adında bir peygamber geldi.|orada birkat͡ʃ ɡun kaldiktan sonraʔ jahudije’den haɡavos adinda bir pejɡamber ɡeldi. Old-Testament-Proverbs-006-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kadınla zina eden kişi anlayıştan yoksundur. Bunu yapan kendi canını yok eder.|bir kadinla zina eden kisi anlajistan joksundur. bunu japan kendi t͡ʃanini jok eder. Old-Testament-Haggai-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Bir kimse giysisinin kıvrımında kutsal et taşır ve kıvrımıyla ekmeğe, çorbaya, şaraba, yağa ya da herhangi bir yiyeceğe dokunursa, o kutsal olur mu?'\"\" Kâhinler, “Hayır” diye yanıtladılar.\"|\"ʔbir kimse ɡijsisinin kivriminda kutsal et tasir ve kivrimijla ekmeɡeʔ t͡ʃorbajaʔ sarabaʔ jaɡa ja da herhanɡi bir jijet͡ʃeɡe dokunursaʔ o kutsal olur mu?ʔ\"\" kahinlerʔ “hajir” dije janitladilar.\" Old-Testament-Numbers-028-030|und|SPEAKER_00_Turkish|ve sizin için kefaret etmek üzere bir de teke sunacaksınız.|ve sizin it͡ʃin kefaret etmek uzere bir de teke sunat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Proverbs-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan kötülükle sağlamlaşmaz, ama doğruların kökü sarsılmaz.|insan kotulukle saɡlamlasmazʔ ama doɡrularin koku sarsilmaz. New-Testament-2-Peter-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şu gerçek özdeyiş onların başına gelmiş demektir: “Köpek yine kendi kusmuğuna döner” ve “Domuz da yıkandıktan sonra çamurda yuvarlanmaya döner.”|su ɡert͡ʃek ozdejis onlarin basina ɡelmis demektir “kopek jine kendi kusmuɡuna doner” ve “domuz da jikandiktan sonra t͡ʃamurda juvarlanmaja doner.” Old-Testament-Judges-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği Manoah'a şöyle dedi: \"\"Beni alıkoysan da, senin ekmeğini yemeyeceğim. Yakmalık sunu hazırlayacaksan onu Yahve'ye sunmalısın.\"\" Çünkü Manoah O'nun Yahve'nin meleği olduğunu bilmiyordu.\"|\"jahveʔnin meleɡi manoahʔa sojle dedi \"\"beni alikojsan daʔ senin ekmeɡini jemejet͡ʃeɡim. jakmalik sunu hazirlajat͡ʃaksan onu jahveʔje sunmalisin.\"\" t͡ʃunku manoah oʔnun jahveʔnin meleɡi olduɡunu bilmijordu.\" Old-Testament-Isaiah-046-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bel alçalıyor. Nebo eğiliyor. Putları hayvanlar ve büyükbaş hayvanların üzerinde taşınıyor. Taşıdığınız şeyler ağır yüklerdir, yorgunlara yüktür.|bel alt͡ʃalijor. nebo eɡilijor. putlari hajvanlar ve bujukbas hajvanlarin uzerinde tasinijor. tasidiɡiniz sejler aɡir juklerdirʔ jorɡunlara juktur. Old-Testament-Isaiah-051-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğum yakındır. Kurtarışım dışarı çıktı, kollarım da halkları yargılayacak. Adalar beni bekleyecek, onlar da benim koluma güvenecekler.|doɡruluɡum jakindir. kurtarisim disari t͡ʃiktiʔ kollarim da halklari jarɡilajat͡ʃak. adalar beni beklejet͡ʃekʔ onlar da benim koluma ɡuvenet͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-044-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halkıma kutsal ile sıradan arasındaki farkı öğretecekler ve kirli ile temiz arasındaki farkı ayırt etmelerini sağlayacaklar.\"\"\"\"'\"|\"halkima kutsal ile siradan arasindaki farki oɡretet͡ʃekler ve kirli ile temiz arasindaki farki ajirt etmelerini saɡlajat͡ʃaklar.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Micah-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi sana karşı birçok ulus toplandı, \"\"O kirlensin, ve gözlerimiz Siyon'u zevkle izlesin\"\" diyorlar.\"|\"simdi sana karsi birt͡ʃok ulus toplandiʔ \"\"o kirlensinʔ ve ɡozlerimiz sijonʔu zevkle izlesin\"\" dijorlar.\" Old-Testament-Judges-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah güneş doğar doğmaz erkenden kalkıp kente hücum edeceksiniz. İşte, o ve onunla birlikte olan halk size karşı çıktıklarında, onlara elinden geleni yaparsın.”|sabah ɡunes doɡar doɡmaz erkenden kalkip kente hut͡ʃum edet͡ʃeksiniz. isteʔ o ve onunla birlikte olan halk size karsi t͡ʃiktiklarindaʔ onlara elinden ɡeleni japarsin.” New-Testament-Mark-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kalabalık Yeşua’yı görünce çok şaşırdılar ve hemen koşup O’nu selamladılar.|butun kalabalik jesua’ji ɡorunt͡ʃe t͡ʃok sasirdilar ve hemen kosup o’nu selamladilar. Old-Testament-Amos-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gaza suru üzerine ateş göndereceğim, ve onun saraylarını yiyip bitirecek.|ɡaza suru uzerine ates ɡonderet͡ʃeɡimʔ ve onun sarajlarini jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-Genesis-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İçeri girenler, Tanrı'nın kendisine buyurduğu gibi, her hayvandan erkek ve dişi olarak girdiler.|it͡ʃeri ɡirenlerʔ tanriʔnin kendisine bujurduɡu ɡibiʔ her hajvandan erkek ve disi olarak ɡirdiler. Old-Testament-Exodus-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ertesi gün o şeyi yaptı. Mısır'ın bütün hayvanları öldü, ama İsrael'in çocuklarının hayvanlarından biri bile ölmedi.|jahve ertesi ɡun o seji japti. misirʔin butun hajvanlari olduʔ ama israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin hajvanlarindan biri bile olmedi. Old-Testament-Genesis-036-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav oğullarının beyleri şunlardır: Esav'ın ilk oğlu Elifaz'ın oğulları: Teman, Omar, Sefo, Kenaz,|esav oɡullarinin bejleri sunlardir esavʔin ilk oɡlu elifazʔin oɡullari temanʔ omarʔ sefoʔ kenazʔ Old-Testament-Jeremiah-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|'Şimdi dinleyin, gözleri olup da görmeyen, kulakları olup da duymayan, ey akılsız ve anlayışsız halk:|ʔsimdi dinlejinʔ ɡozleri olup da ɡormejenʔ kulaklari olup da dujmajanʔ ej akilsiz ve anlajissiz halk Old-Testament-Psalms-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi biliyorum ki, Yahve meshettiğini kurtarıyor. Sağ elinin kurtarıcı gücüyle, kutsal cennetten ona yanıt veriyor.|simdi bilijorum kiʔ jahve meshettiɡini kurtarijor. saɡ elinin kurtarit͡ʃi ɡut͡ʃujleʔ kutsal t͡ʃennetten ona janit verijor. Old-Testament-Psalms-107-024|und|SPEAKER_00_Turkish|onlar Yahve’nin işlerini, derinlerdeki harikalarını görürler.|onlar jahve’nin isleriniʔ derinlerdeki harikalarini ɡorurler. Old-Testament-2-Samuel-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece halk İsrael'e karşı kıra çıktı; ve savaş Efraim ormanındaydı.|bojlet͡ʃe halk israelʔe karsi kira t͡ʃikti; ve savas efraim ormanindajdi. New-Testament-Luke-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Yolculuk için yanınıza hiçbir şey almayın: Ne değnek, ne torba, ne ekmek, ne de para, ne de yedek giysi.|onlaraʔ “jolt͡ʃuluk it͡ʃin janiniza hit͡ʃbir sej almajin ne deɡnekʔ ne torbaʔ ne ekmekʔ ne de paraʔ ne de jedek ɡijsi. Old-Testament-1-Kings-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikaya, “Yaşayan Yahve’nin hakkı için, Yahve bana ne derse onu söyleyeceğim” dedi.|mikajaʔ “jasajan jahve’nin hakki it͡ʃinʔ jahve bana ne derse onu sojlejet͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Joshua-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak benimle birlikte çıkmış olan kardeşlerim halkın yüreğini eritti; ama ben tümüyle Tanrım Yahve'nin ardından gittim.|ant͡ʃak benimle birlikte t͡ʃikmis olan kardeslerim halkin jureɡini eritti; ama ben tumujle tanrim jahveʔnin ardindan ɡittim. Old-Testament-Esther-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Susa’daki Yahudiler, Adar ayının on dördüncü günü toplandılar ve Susa’da üç yüz kişiyi öldürdüler; ama yağmaya el sürmediler.|susa’daki jahudilerʔ adar ajinin on dordunt͡ʃu ɡunu toplandilar ve susa’da ut͡ʃ juz kisiji oldurduler; ama jaɡmaja el surmediler. Old-Testament-Psalms-104-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin ağaçları, kendi diktiği Lübnan sedirleri iyi sulanır.|jahve’nin aɡat͡ʃlariʔ kendi diktiɡi lubnan sedirleri iji sulanir. Old-Testament-Habakkuk-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş ve ay gökyüzünde yerlerinde durdular, uçuşan oklarının ışığında, ışıldayan mızrağının ışıltısında.|ɡunes ve aj ɡokjuzunde jerlerinde durdularʔ ut͡ʃusan oklarinin isiɡindaʔ isildajan mizraɡinin isiltisinda. New-Testament-Romans-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti.|tanri ont͡ʃeden belirlediɡi kisileri t͡ʃaɡirdiʔ t͡ʃaɡirdiklarini akladi ve akladiklarini jut͡ʃeltti. Old-Testament-Isaiah-044-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Koyu bulut gibi günahlarını, bulut gibi suçlarını sildim. Bana dön, çünkü seni fidye ile kurtardım.|koju bulut ɡibi ɡunahlariniʔ bulut ɡibi sut͡ʃlarini sildim. bana donʔ t͡ʃunku seni fidje ile kurtardim. Old-Testament-Deuteronomy-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|bir adamın komşusuyla birlikte ormana odun kesmeye gittiğinde, eli ağacı kesmek için balta salladığında demirin saptan çıkıp komşusuna çarpması ve onu öldürmesi gibidir; o, bu kentlerden birine kaçacak ve sağ kalacaktır.|bir adamin komsusujla birlikte ormana odun kesmeje ɡittiɡindeʔ eli aɡat͡ʃi kesmek it͡ʃin balta salladiɡinda demirin saptan t͡ʃikip komsusuna t͡ʃarpmasi ve onu oldurmesi ɡibidir; oʔ bu kentlerden birine kat͡ʃat͡ʃak ve saɡ kalat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk dolaşır, onu toplardı, değirmende öğütür ya da havanda döverdi, tencerelerde kaynatır ve pideler yaparlardı. Tadı taze yağın tadı gibiydi.|halk dolasirʔ onu toplardiʔ deɡirmende oɡutur ja da havanda doverdiʔ tent͡ʃerelerde kajnatir ve pideler japarlardi. tadi taze jaɡin tadi ɡibijdi. Old-Testament-1-Kings-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar soyundan Ahiya oğlu Baaşa ona karşı düzen kurdu. Baaşa onu Filistliler'e ait olan Gibbeton'da vurdu. Çünkü Nadav ve bütün İsrael halkı Gibbeton'u kuşatıyordu.|issakar sojundan ahija oɡlu baasa ona karsi duzen kurdu. baasa onu filistlilerʔe ait olan ɡibbetonʔda vurdu. t͡ʃunku nadav ve butun israel halki ɡibbetonʔu kusatijordu. Old-Testament-Genesis-047-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef içeri girdi ve Firavun’a haber verip şöyle dedi: “Babam ve kardeşlerim davarları, sığırları ve sahip oldukları her şeyle birlikte Kenan diyarından geldiler. İşte, Goşen diyarındalar.”|josef it͡ʃeri ɡirdi ve firavun’a haber verip sojle dedi “babam ve kardeslerim davarlariʔ siɡirlari ve sahip olduklari her sejle birlikte kenan dijarindan ɡeldiler. isteʔ ɡosen dijarindalar.” Old-Testament-Psalms-067-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Halklar seni övsün, ey Tanrı. Bütün halklar seni övsün.|halklar seni ovsunʔ ej tanri. butun halklar seni ovsun. Old-Testament-Psalms-109-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar lanet edebilir, ama sen kutsa. Ayağa kalktıklarında utanacaklar, ama senin hizmetkârın sevinecek.|onlar lanet edebilirʔ ama sen kutsa. ajaɡa kalktiklarinda utanat͡ʃaklarʔ ama senin hizmetkarin sevinet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimei'nin oğulları: Şelomit, Haziel ve Haran, üç kişi. Bunlar Ladan'ın atalar evlerinin başlarıydı.|simeiʔnin oɡullari selomitʔ haziel ve haranʔ ut͡ʃ kisi. bunlar ladanʔin atalar evlerinin baslarijdi. Old-Testament-Zechariah-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Siyon'u büyük bir kıskançlıkla kıskanıyorum, ve onu büyük gazapla kıskanıyorum.\"\"\"|\"ordular jahvesi sojle dijor \"\"sijonʔu bujuk bir kiskant͡ʃlikla kiskanijorumʔ ve onu bujuk ɡazapla kiskanijorum.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-035-027|und|SPEAKER_00_Turkish|ve işleri, ilk ve sonuncuları, işte, bunlar İsrael ve Yahuda krallarının kitabında yazılıdır.|ve isleriʔ ilk ve sonunt͡ʃulariʔ isteʔ bunlar israel ve jahuda krallarinin kitabinda jazilidir. Old-Testament-Isaiah-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gebe kaldık. Ağrı çekiyorduk. Öyle görünüyor ki, yalnızca rüzgâr doğurduk. Biz ne yeryüzünde bir kurtuluş gerçekleştirdik; ne de dünyada yaşayanlar düştüler.|ɡebe kaldik. aɡri t͡ʃekijorduk. ojle ɡorunujor kiʔ jalnizt͡ʃa ruzɡar doɡurduk. biz ne jerjuzunde bir kurtulus ɡert͡ʃeklestirdik; ne de dunjada jasajanlar dustuler. Old-Testament-Genesis-037-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’in gömleğini alıp bir teke kestiler ve giysisini kana batırdılar.|josef’in ɡomleɡini alip bir teke kestiler ve ɡijsisini kana batirdilar. Old-Testament-Leviticus-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tavada yağla yapılacak. Yağı iyice çekince onu içeri getireceksin. Ekmek sunusunu Yahve'ye hoş koku olarak, pişmiş parçalar halinde sunacaksın.|tavada jaɡla japilat͡ʃak. jaɡi ijit͡ʃe t͡ʃekint͡ʃe onu it͡ʃeri ɡetiret͡ʃeksin. ekmek sunusunu jahveʔje hos koku olarakʔ pismis part͡ʃalar halinde sunat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-088-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi dolu iyiliğin mezarda, sadakatin yıkım diyarında mı ilan edilir?|sevɡi dolu ijiliɡin mezardaʔ sadakatin jikim dijarinda mi ilan edilir? Old-Testament-Isaiah-060-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gözlerini her yana kaldır ve bak: Hepsi bir araya toplanıyor. Sana geliyorlar. Oğulların uzaktan gelecek, kızların da kucakta taşınacak.|“ɡozlerini her jana kaldir ve bak hepsi bir araja toplanijor. sana ɡelijorlar. oɡullarin uzaktan ɡelet͡ʃekʔ kizlarin da kut͡ʃakta tasinat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle oldu ki, keten giysili adama, “Dönen tekerleklerin arasından, Keruvlar'ın arasından ateş al” diye buyurunca, adam girip bir tekerleğin yanında durdu.|ojle oldu kiʔ keten ɡijsili adamaʔ “donen tekerleklerin arasindanʔ keruvlarʔin arasindan ates al” dije bujurunt͡ʃaʔ adam ɡirip bir tekerleɡin janinda durdu. Old-Testament-2-Kings-006-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra şöyle dedi, “Eğer Şafat oğlu Elişa’nın başı bugün kendi üzerinde kalırsa, Tanrı bana aynısını, daha da fazlasını yapsın.”|sonra sojle dediʔ “eɡer safat oɡlu elisa’nin basi buɡun kendi uzerinde kalirsaʔ tanri bana ajnisiniʔ daha da fazlasini japsin.” Old-Testament-Psalms-069-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleri kararsın ki göremesinler. Sırtları hep bükük olsun.|ɡozleri kararsin ki ɡoremesinler. sirtlari hep bukuk olsun. Old-Testament-Hosea-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancılar onun gücünü yediler ve o bunu fark etmiyor. Gerçekten, saçına ak düştü ve o bunu fark etmiyor.|jabant͡ʃilar onun ɡut͡ʃunu jediler ve o bunu fark etmijor. ɡert͡ʃektenʔ sat͡ʃina ak dustu ve o bunu fark etmijor. New-Testament-Mark-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradan kalkıp Yahudiye sınırlarına ve Yarden'in ötesine geldi. Kalabalıklar yine çevresinde toplanmıştı ve her zaman olduğu gibi yine onlara öğretiyordu.|jesua oradan kalkip jahudije sinirlarina ve jardenʔin otesine ɡeldi. kalabaliklar jine t͡ʃevresinde toplanmisti ve her zaman olduɡu ɡibi jine onlara oɡretijordu. Old-Testament-Isaiah-037-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kime meydan okudun ve küfrettin? Kime karşı sesini yükselttin, gözlerini yukarı kaldırdın? İsrael'in Kutsalı'na karşı.|kime mejdan okudun ve kufrettin? kime karsi sesini jukselttinʔ ɡozlerini jukari kaldirdin? israelʔin kutsaliʔna karsi. New-Testament-Acts-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’e geldiklerinde, topluluk, elçiler ve ihtiyarlar tarafından karşılandılar. Tanrı’nın kendileri aracılığıyla yapmış olduğu her şeyi anlattılar.|jerusalem’e ɡeldiklerindeʔ toplulukʔ elt͡ʃiler ve ihtijarlar tarafindan karsilandilar. tanri’nin kendileri arat͡ʃiliɡijla japmis olduɡu her seji anlattilar. New-Testament-Jude-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk yetki alanlarında kalmayıp kendilerine ayrılan yeri terk eden melekleri, büyük yargı günü için sonsuz bağlarla karanlığa kapattı.|ilk jetki alanlarinda kalmajip kendilerine ajrilan jeri terk eden melekleriʔ bujuk jarɡi ɡunu it͡ʃin sonsuz baɡlarla karanliɡa kapatti. New-Testament-John-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, hizmetkâr efendisinden, gönderilen de kendisini gönderenden daha büyük değildir.|size doɡrusunu sojlejejimʔ hizmetkar efendisindenʔ ɡonderilen de kendisini ɡonderenden daha bujuk deɡildir. Old-Testament-Proverbs-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Azarladığımda geri dönün. İşte, Ruhumu üzerinize dökeceğim. Size sözlerimi bildireceğim.|azarladiɡimda ɡeri donun. isteʔ ruhumu uzerinize doket͡ʃeɡim. size sozlerimi bildiret͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Kings-001-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Sadok ve Peygamber Natan onu Gihon'da kral olarak meshettiler. Oradan sevinçle çıktılar, öyle ki, kent yeniden çınladı. Duyduğunuz ses budur.|kahin sadok ve pejɡamber natan onu ɡihonʔda kral olarak meshettiler. oradan sevint͡ʃle t͡ʃiktilarʔ ojle kiʔ kent jeniden t͡ʃinladi. dujduɡunuz ses budur. Old-Testament-Ezekiel-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece gençliğinin ahlaksızlığını geri çağırdın, el değmemişliğine el sürmek için senin gençliğinin memelerini Mısırlı'lar okşamıştı.\"\"\"|\"bojlet͡ʃe ɡent͡ʃliɡinin ahlaksizliɡini ɡeri t͡ʃaɡirdinʔ el deɡmemisliɡine el surmek it͡ʃin senin ɡent͡ʃliɡinin memelerini misirliʔlar oksamisti.\"\"\" Old-Testament-Numbers-035-023|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da görmeden üstüne insanın ölebileceği bir taş atmış ve o ölmüşse, onun düşmanı olmadan zararını aramamışsa,|ja da ɡormeden ustune insanin olebilet͡ʃeɡi bir tas atmis ve o olmusseʔ onun dusmani olmadan zararini aramamissaʔ Old-Testament-Exodus-012-035|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Moşe'nin sözüne göre yaptılar ve Mısırlılar'dan gümüş takılar, altın takılar ve giysiler istediler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari moseʔnin sozune ɡore japtilar ve misirlilarʔdan ɡumus takilarʔ altin takilar ve ɡijsiler istediler. Old-Testament-Numbers-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe halka seslenip şöyle dedi: \"\"Midyan'dan Yahve'nin öcünü almak için Midyan'a karşı savaşmak üzere aranızdan adamlar silahlandırın.\"|\"mose halka seslenip sojle dedi \"\"midjanʔdan jahveʔnin ot͡ʃunu almak it͡ʃin midjanʔa karsi savasmak uzere aranizdan adamlar silahlandirin.\" Old-Testament-2-Samuel-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Sandığı'nı içeri getirip onun için David'in kurmuş olduğu çadırın ortasındaki yerine koydular. David Yahve'nin önünde yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundu.|jahveʔnin sandiɡiʔni it͡ʃeri ɡetirip onun it͡ʃin davidʔin kurmus olduɡu t͡ʃadirin ortasindaki jerine kojdular. david jahveʔnin onunde jakmalik sunular ve esenlik sunulari sundu. Old-Testament-2-Samuel-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İttay krala yanıt verip dedi: \"\"Yaşayan Yahve ve yaşayan efendim kral hakkı için, efendim kral nerede ise, kesinlikle senin hizmetkârın da, ister ölüm için olsun ister yaşam için, orada olacaktır.\"\"\"|\"ittaj krala janit verip dedi \"\"jasajan jahve ve jasajan efendim kral hakki it͡ʃinʔ efendim kral nerede iseʔ kesinlikle senin hizmetkarin daʔ ister olum it͡ʃin olsun ister jasam it͡ʃinʔ orada olat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-Acts-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ertesi gün onunla gidecek olan atlıları bırakıp kaleye döndüler.|ama ertesi ɡun onunla ɡidet͡ʃek olan atlilari birakip kaleje donduler. Old-Testament-1-Samuel-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra David, kâhin Ahimelek'in yanına Nov'a geldi. Ahimelek titreyerek David'i karşılamaya geldi ve ona, \"\"Neden yalnızsın ve yanında kimse yok?\"\" dedi.\"|\"sonra davidʔ kahin ahimelekʔin janina novʔa ɡeldi. ahimelek titrejerek davidʔi karsilamaja ɡeldi ve onaʔ \"\"neden jalnizsin ve janinda kimse jok?\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-011-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk Kivrot Hattaava'dan yola çıktı; ve Haserot'da kaldılar.|halk kivrot hattaavaʔdan jola t͡ʃikti; ve haserotʔda kaldilar. New-Testament-2-Timothy-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde için ulusların habercisi, elçisi ve öğretmeni olmak üzere ben atandım.|muʒde it͡ʃin uluslarin habert͡ʃisiʔ elt͡ʃisi ve oɡretmeni olmak uzere ben atandim. Old-Testament-Numbers-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|'Yahve sizi kutsasın ve korusun.|ʔjahve sizi kutsasin ve korusun. New-Testament-James-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sözü yerine getiren değil de dinleyicisi olan kişi, aynada kendi doğal yüzüne bakan adama benzer.|t͡ʃunku sozu jerine ɡetiren deɡil de dinlejit͡ʃisi olan kisiʔ ajnada kendi doɡal juzune bakan adama benzer. New-Testament-Hebrews-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü haksızlıklarına karşı merhametli olacağım, Günahlarını ve suçlarını artık hatırlamayacağım.’”|t͡ʃunku haksizliklarina karsi merhametli olat͡ʃaɡimʔ ɡunahlarini ve sut͡ʃlarini artik hatirlamajat͡ʃaɡim.’” New-Testament-Ephesians-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin için bana verilmiş olan Tanrı lütfunun idaresi hakkında duymuşsunuzdur.|sizin it͡ʃin bana verilmis olan tanri lutfunun idaresi hakkinda dujmussunuzdur. Old-Testament-Psalms-075-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bense daima bunu ilan edeceğim, Yakov'un Tanrısı'nı ilahilerle öveceğim.|bense daima bunu ilan edet͡ʃeɡimʔ jakovʔun tanrisiʔni ilahilerle ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-Zephaniah-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Toplanın, evet, ey utanmaz ulus,|toplaninʔ evetʔ ej utanmaz ulusʔ New-Testament-1-Corinthians-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bu yaşamla ilgili şeyleri yargılamanız gerektiğinde, toplulukta hiçe sayılanları yargıç olarak atar mıydınız?|o zaman bu jasamla ilɡili sejleri jarɡilamaniz ɡerektiɡindeʔ toplulukta hit͡ʃe sajilanlari jarɡit͡ʃ olarak atar mijdiniz? Old-Testament-Zechariah-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana, “Yine kendine akılsız bir çoban takımı al” dedi.|jahve banaʔ “jine kendine akilsiz bir t͡ʃoban takimi al” dedi. Old-Testament-Genesis-040-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak baş saki Yosef’i hatırlamadı, onu unuttu.|ant͡ʃak bas saki josef’i hatirlamadiʔ onu unuttu. New-Testament-Luke-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlardan birini yanına çağırıp neler olduğunu sordu.|hizmetkarlardan birini janina t͡ʃaɡirip neler olduɡunu sordu. Old-Testament-1-Samuel-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul Amalekliler'i, Mısır'ın önündeki Şur'a varıncaya dek Havila'dan vurdu.|saul amaleklilerʔiʔ misirʔin onundeki surʔa varint͡ʃaja dek havilaʔdan vurdu. Old-Testament-Exodus-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ve dördüncü sırada sarı yakut, oniks ve yeşim olacak. Onlar altın yuvalarına kakılacak.|ve dordunt͡ʃu sirada sari jakutʔ oniks ve jesim olat͡ʃak. onlar altin juvalarina kakilat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Konuş ve de, 'Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, ben sana karşıyım, Mısır Kralı Firavun, ırmaklarının ortasında yatan, 'Irmağım benimdir, onu kendim için yaptım' diyen büyük canavar.\"|\"konus ve deʔ ʔefendi jahve sojle dijor \"\"isteʔ ben sana karsijimʔ misir krali firavunʔ irmaklarinin ortasinda jatanʔ ʔirmaɡim benimdirʔ onu kendim it͡ʃin japtimʔ dijen bujuk t͡ʃanavar.\" Old-Testament-1-Kings-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı ona şöyle dedi: \"\"Mademki bu şeyi istedin, ancak kendin için uzun ömür istemedin, kendin için zenginlik istemedin, düşmanlarının yaşamını da istemedin, ancak doğruyu ayırt etmek üzere kendin için anlayış istedin.\"|\"tanri ona sojle dedi \"\"mademki bu seji istedinʔ ant͡ʃak kendin it͡ʃin uzun omur istemedinʔ kendin it͡ʃin zenɡinlik istemedinʔ dusmanlarinin jasamini da istemedinʔ ant͡ʃak doɡruju ajirt etmek uzere kendin it͡ʃin anlajis istedin.\" New-Testament-John-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine eğildi ve parmağıyla yere yazı yazdı.|jine eɡildi ve parmaɡijla jere jazi jazdi. New-Testament-Hebrews-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, büyük ata Avraham’ın kendisine ganimetin en iyi kısmından ondalık verdiği bu adamın ne kadar büyük olduğunu bir düşünün!|simdiʔ bujuk ata avraham’in kendisine ɡanimetin en iji kismindan ondalik verdiɡi bu adamin ne kadar bujuk olduɡunu bir dusunun! Old-Testament-1-Samuel-025-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, Yahve efendimize senin hakkında söylediği bütün iyilikleri yerine getirdiğinde ve seni İsrael'in üzerine hükümdar atadığında,|ojle olat͡ʃak kiʔ jahve efendimize senin hakkinda sojlediɡi butun ijilikleri jerine ɡetirdiɡinde ve seni israelʔin uzerine hukumdar atadiɡindaʔ Old-Testament-2-Chronicles-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|sofrasındaki yiyecekleri, görevlilerinin oturuşunu, hizmetkârlarının hazır bulunuşunu, giysilerini, sakilerini ve giysilerini, Yahve'nin evine çıktığı merdiveni görünce, kendisinde artık ruh kalmamıştı.|sofrasindaki jijet͡ʃekleriʔ ɡorevlilerinin oturusunuʔ hizmetkarlarinin hazir bulunusunuʔ ɡijsileriniʔ sakilerini ve ɡijsileriniʔ jahveʔnin evine t͡ʃiktiɡi merdiveni ɡorunt͡ʃeʔ kendisinde artik ruh kalmamisti. New-Testament-Matthew-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua tekneye binince öğrencileri de O’nu izledi.|jesua tekneje binint͡ʃe oɡrent͡ʃileri de o’nu izledi. Old-Testament-Micah-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Marot'ta oturan malını kaygıyla bekliyor, çünkü Yahve'den kötülük Yeruşalem kapısına indi.|t͡ʃunku marotʔta oturan malini kajɡijla beklijorʔ t͡ʃunku jahveʔden kotuluk jerusalem kapisina indi. Old-Testament-Genesis-044-026|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Gidemeyiz’ dedik. ‘En küçük kardeşimiz bizimle olursa gideriz. Çünkü en küçük kardeşimiz yanımızda olmazsa adamın yüzünü göremeyiz.’|‘ɡidemejiz’ dedik. ‘en kut͡ʃuk kardesimiz bizimle olursa ɡideriz. t͡ʃunku en kut͡ʃuk kardesimiz janimizda olmazsa adamin juzunu ɡoremejiz.’ New-Testament-Revelation-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı melek boru çaldı. Tanrı’nın önündeki altın sunağın boynuzlarından bir ses duydum.|altint͡ʃi melek boru t͡ʃaldi. tanri’nin onundeki altin sunaɡin bojnuzlarindan bir ses dujdum. Old-Testament-Job-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kökleri kaya yığınına sarılmıştır. Taşların yerini görür.|kokleri kaja jiɡinina sarilmistir. taslarin jerini ɡorur. New-Testament-Acts-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O kentte Müjde’yi duyurup birçok öğrenci edindikten sonra, Listra, Konya ve Antakya’ya döndüler.|o kentte muʒde’ji dujurup birt͡ʃok oɡrent͡ʃi edindikten sonraʔ listraʔ konja ve antakja’ja donduler. New-Testament-John-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba’nın beni bildiği, benim de Baba’yı bildiğim gibi. Koyunlarım için yaşamımı veririm.|baba’nin beni bildiɡiʔ benim de baba’ji bildiɡim ɡibi. kojunlarim it͡ʃin jasamimi veririm. New-Testament-Acts-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus orada bir buçuk yıl kaldı ve onlara Tanrı’nın sözünü öğretti.|pavlus orada bir but͡ʃuk jil kaldi ve onlara tanri’nin sozunu oɡretti. Old-Testament-2-Kings-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafızların her biri elinde silahlarıyla, evin sağından soluna kadar, sunağın ve evin yanında, kralın çevresinde duruyordu.|muhafizlarin her biri elinde silahlarijlaʔ evin saɡindan soluna kadarʔ sunaɡin ve evin janindaʔ kralin t͡ʃevresinde durujordu. New-Testament-Luke-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın Şabat'ta iyileştirmesine kızan havra yöneticisi kalabalığa şöyle dedi: “İnsanların çalışması gereken gün sayısı altıdır. Bu nedenle o günlerden birinde gelip şifa bulun, Şabat Günü değil!”|jesua’nin sabatʔta ijilestirmesine kizan havra jonetit͡ʃisi kalabaliɡa sojle dedi “insanlarin t͡ʃalismasi ɡereken ɡun sajisi altidir. bu nedenle o ɡunlerden birinde ɡelip sifa bulunʔ sabat ɡunu deɡil!” Old-Testament-Numbers-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu onlar için kalıcı bir kural olacaktır. Kirlilik suyu serpen kişi, giysilerini yıkayacak ve kirlilik suyuna dokunan kişi, akşama kadar kirli olacaktır.\"\"\"|\"bu onlar it͡ʃin kalit͡ʃi bir kural olat͡ʃaktir. kirlilik suju serpen kisiʔ ɡijsilerini jikajat͡ʃak ve kirlilik sujuna dokunan kisiʔ aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-Romans-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İmanda zayıf olanı kabul edin, ama fikirler üzerinde tartışmak için değil.|imanda zajif olani kabul edinʔ ama fikirler uzerinde tartismak it͡ʃin deɡil. Old-Testament-1-Kings-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarım onları Lübnan’dan denize indirecekler. Onları sallar halinde yapıp deniz yoluyla bana bildireceğin yere götüreceğim. Orada onları çözdüreceğim ve sen onları alacaksın. Ev halkıma yiyeceğini vererek dileğimi yerine getireceksin.”|hizmetkarlarim onlari lubnan’dan denize indiret͡ʃekler. onlari sallar halinde japip deniz jolujla bana bildiret͡ʃeɡin jere ɡoturet͡ʃeɡim. orada onlari t͡ʃozduret͡ʃeɡim ve sen onlari alat͡ʃaksin. ev halkima jijet͡ʃeɡini vererek dileɡimi jerine ɡetiret͡ʃeksin.” Old-Testament-Job-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı öfkesini geri çekmeyecek. Rahav’ın yardımcıları O'nun altında eğilecekler.|“tanri ofkesini ɡeri t͡ʃekmejet͡ʃek. rahav’in jardimt͡ʃilari oʔnun altinda eɡilet͡ʃekler. Old-Testament-Ezra-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, birinci ayın on ikinci günü, Yeruşalem'e gitmek üzere Ahava Irmağı'ndan ayrıldık. Tanrımız'ın eli üzerimizdeydi ve bizi düşmanın ve yoldaki haydutların elinden kurtardı.|o zamanʔ birint͡ʃi ajin on ikint͡ʃi ɡunuʔ jerusalemʔe ɡitmek uzere ahava irmaɡiʔndan ajrildik. tanrimizʔin eli uzerimizdejdi ve bizi dusmanin ve joldaki hajdutlarin elinden kurtardi. Old-Testament-Joshua-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, bütün dünyanın Efendisi Yahve'nin Sandığı'nı taşıyan kâhinlerin ayak tabanları Yarden sularında durunca, Yarden suları, yukarıdan inen sular kesilecek ve bir yığın halinde duracak.”|ojle olat͡ʃak kiʔ butun dunjanin efendisi jahveʔnin sandiɡiʔni tasijan kahinlerin ajak tabanlari jarden sularinda durunt͡ʃaʔ jarden sulariʔ jukaridan inen sular kesilet͡ʃek ve bir jiɡin halinde durat͡ʃak.” Old-Testament-Deuteronomy-001-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz geri döndünüz ve Yahve'nin önünde ağladınız, ama Yahve sesinizi dinlemedi, kulağını size döndürmedi.|siz ɡeri dondunuz ve jahveʔnin onunde aɡladinizʔ ama jahve sesinizi dinlemediʔ kulaɡini size dondurmedi. Old-Testament-Deuteronomy-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer o fakir bir adamsa, onun rehiniyle yatmayacaksın.|eɡer o fakir bir adamsaʔ onun rehinijle jatmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Numbers-022-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Balam Balak'la birlikte gitti ve Kiryat-Husot'a geldiler.|balam balakʔla birlikte ɡitti ve kirjat-husotʔa ɡeldiler. Old-Testament-1-Samuel-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Koyunları güderken onlarla birlikteyken, gece gündüz bize duvar oldular.|kojunlari ɡuderken onlarla birliktejkenʔ ɡet͡ʃe ɡunduz bize duvar oldular. New-Testament-2-Corinthians-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bizi zorlayan, Mesih’in sevgisidir. Yargımız şudur: Biri herkes uğruna öldü, öyleyse hepsi öldü.|t͡ʃunku bizi zorlajanʔ mesih’in sevɡisidir. jarɡimiz sudur biri herkes uɡruna olduʔ ojlejse hepsi oldu. Old-Testament-Psalms-055-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıkıcı güçler onun içindedir. Tehdit ve yalanlar sokaklardan çıkmaz.|jikit͡ʃi ɡut͡ʃler onun it͡ʃindedir. tehdit ve jalanlar sokaklardan t͡ʃikmaz. New-Testament-2-Corinthians-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kendim için size yeniden kederle gelmemeye karar verdim.|ama kendim it͡ʃin size jeniden kederle ɡelmemeje karar verdim. New-Testament-Luke-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Dilenci öldü ve melekler tarafından Avraham’ın kucağına götürüldü. Sonra zengin adam da öldü ve gömüldü.|dilent͡ʃi oldu ve melekler tarafindan avraham’in kut͡ʃaɡina ɡoturuldu. sonra zenɡin adam da oldu ve ɡomuldu. Old-Testament-Job-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Henüz yeşilken, kesilmeden, her kamıştan önce kurur.|henuz jesilkenʔ kesilmedenʔ her kamistan ont͡ʃe kurur. Old-Testament-Judges-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ağaçlar incir ağacına, 'Gel ve üzerimize hükümdar ol' dedi.\"\"\"|\"“aɡat͡ʃlar int͡ʃir aɡat͡ʃinaʔ ʔɡel ve uzerimize hukumdar olʔ dedi.\"\"\" Old-Testament-Job-031-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer yoksulu dileklerinden alıkoyduysam, ya da dul kadının gözlerini söndürdüysem,|“eɡer joksulu dileklerinden alikojdujsamʔ ja da dul kadinin ɡozlerini sondurdujsemʔ Old-Testament-Daniel-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra yüzlerimiz ve kralın lezzetli yemeklerinden yiyen gençlerin yüzleri senin önünde yoklansın; gördüğüne göre de hizmetkârlarına davran.\"\"\"|\"sonra juzlerimiz ve kralin lezzetli jemeklerinden jijen ɡent͡ʃlerin juzleri senin onunde joklansin; ɡorduɡune ɡore de hizmetkarlarina davran.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine halk çıkıp bunları getirdi; herkes evinin damında, avlularında, Tanrı evinin avlularında, Su Kapısı'nın geniş yerinde ve Efrayim Kapısı'nın geniş yerinde kendilerine geçici barınaklar yaptı.|bunun uzerine halk t͡ʃikip bunlari ɡetirdi; herkes evinin damindaʔ avlularindaʔ tanri evinin avlularindaʔ su kapisiʔnin ɡenis jerinde ve efrajim kapisiʔnin ɡenis jerinde kendilerine ɡet͡ʃit͡ʃi barinaklar japti. Old-Testament-Daniel-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün halklar, uluslar ve diller O'na hizmet etsinler diye, O'na hakimiyet, yücelik ve krallık verildi; O'nun hakimiyeti, geçmeyecek sonsuz bir hakimiyettir, krallığı da yıkılmayacak bir krallıktır.\"\"\"|\"butun halklarʔ uluslar ve diller oʔna hizmet etsinler dijeʔ oʔna hakimijetʔ jut͡ʃelik ve krallik verildi; oʔnun hakimijetiʔ ɡet͡ʃmejet͡ʃek sonsuz bir hakimijettirʔ kralliɡi da jikilmajat͡ʃak bir kralliktir.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, İsrael'in çocuklarının kırda kestikleri kurbanlarını Yahve'ye, Buluşma Çadırı'nın kapısına, kâhine getirebilmeleri ve onları Yahve'ye esenlik sunuları kurbanı olarak sunabilmeleri içindir.|buʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin kirda kestikleri kurbanlarini jahveʔjeʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinaʔ kahine ɡetirebilmeleri ve onlari jahveʔje esenlik sunulari kurbani olarak sunabilmeleri it͡ʃindir. New-Testament-Acts-017-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü atadığı Kişi aracılığıyla dünyayı doğrulukla yargılayacağı günü belirlemiştir. O’nu ölümden diriltmekle bütün insanlara güvence verdi.”|t͡ʃunku atadiɡi kisi arat͡ʃiliɡijla dunjaji doɡrulukla jarɡilajat͡ʃaɡi ɡunu belirlemistir. o’nu olumden diriltmekle butun insanlara ɡuvent͡ʃe verdi.” Old-Testament-Deuteronomy-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Baal Peor yüzünden yaptıklarını gözleriniz gördü; çünkü Tanrınız Yahve aranızdan Baal Peor'un ardından gitmiş olan bütün erkekleri yok etti.|jahveʔnin baal peor juzunden japtiklarini ɡozleriniz ɡordu; t͡ʃunku tanriniz jahve aranizdan baal peorʔun ardindan ɡitmis olan butun erkekleri jok etti. New-Testament-2-Timothy-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|çektiğim eziyetleri ve acıları, Antakya’da, Konya’da ve Listra’da başıma gelenleri yakından izledin. O zulümlere katlandım. Ama Efendi beni hepsinden kurtardı.|t͡ʃektiɡim ezijetleri ve at͡ʃilariʔ antakja’daʔ konja’da ve listra’da basima ɡelenleri jakindan izledin. o zulumlere katlandim. ama efendi beni hepsinden kurtardi. Old-Testament-Joshua-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşu halkın görevlilerine buyurup dedi,|bunun uzerine jesu halkin ɡorevlilerine bujurup dediʔ Old-Testament-Ezekiel-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Canlı yaratıklara bakarken, işte, canlı yaratıkların yanında, yeryüzünde, dört yüzünün her biri için bir tekerlek vardı.|t͡ʃanli jaratiklara bakarkenʔ isteʔ t͡ʃanli jaratiklarin janindaʔ jerjuzundeʔ dort juzunun her biri it͡ʃin bir tekerlek vardi. Old-Testament-Exodus-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Moşe kayınpederinin sözünü dinledi ve söylediklerinin hepsini yaptı.|bojlet͡ʃe mose kajinpederinin sozunu dinledi ve sojlediklerinin hepsini japti. New-Testament-Mark-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Atamız David’in gelen krallığı kutlu olsun! En yücelerde Hozana!”|atamiz david’in ɡelen kralliɡi kutlu olsun! en jut͡ʃelerde hozana!” Old-Testament-Exodus-032-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi beni bırak da, onlara karşı öfkem alevlensin ve onları yok edeyim; seni de büyük bir ulus yapacağım.”|simdi beni birak daʔ onlara karsi ofkem alevlensin ve onlari jok edejim; seni de bujuk bir ulus japat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Psalms-085-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize sevgi dolu iyiliğini göster, ey Yahve. Kurtuluşunu bize bağışla.|bize sevɡi dolu ijiliɡini ɡosterʔ ej jahve. kurtulusunu bize baɡisla. Old-Testament-Numbers-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kâhin bunları Yahve'nin önünde sallamalık sunu olarak sallayacak. Sallanan döş ve sunulan butla birlikte bunlar kâhin için kutsaldır. Bundan sonra Nezir şarap içebilir.|ve kahin bunlari jahveʔnin onunde sallamalik sunu olarak sallajat͡ʃak. sallanan dos ve sunulan butla birlikte bunlar kahin it͡ʃin kutsaldir. bundan sonra nezir sarap it͡ʃebilir. Old-Testament-Job-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerde onun için saklı bir ilmik, yolun üzerinde onun için kapan vardır.|jerde onun it͡ʃin sakli bir ilmikʔ jolun uzerinde onun it͡ʃin kapan vardir. Old-Testament-Deuteronomy-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde doğru ve iyi olanı yapacaksın; öyle ki, sana iyilik olsun,|jahveʔnin ɡozunde doɡru ve iji olani japat͡ʃaksin; ojle kiʔ sana ijilik olsunʔ Old-Testament-Jeremiah-048-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yargı ovaya geldi: Holon'a, Yahzah'a, Mefaat'a,|jarɡi ovaja ɡeldi holonʔaʔ jahzahʔaʔ mefaatʔaʔ Old-Testament-Ezekiel-041-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Arkasındaki ayrı yerin önündeki yapının uzunluğunu, bu yanda ve öbür yanda olan koridorlarını, iç tapınak ve avlunun eyvanları ölçtü, yüz arşındı,|arkasindaki ajri jerin onundeki japinin uzunluɡunuʔ bu janda ve obur janda olan koridorlariniʔ it͡ʃ tapinak ve avlunun ejvanlari olt͡ʃtuʔ juz arsindiʔ Old-Testament-Joshua-010-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ve onunla birlikte bütün İsrael Eglon'dan Hevron'a çıktı; ve ona karşı savaştılar.|jesu ve onunla birlikte butun israel eɡlonʔdan hevronʔa t͡ʃikti; ve ona karsi savastilar. Old-Testament-Joshua-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adamlar ona, \"\"Bize ettirdiğin bu andından dolayı suçsuz olacağız\"\" dediler.\"|\"adamlar onaʔ \"\"bize ettirdiɡin bu andindan dolaji sut͡ʃsuz olat͡ʃaɡiz\"\" dediler.\" Old-Testament-Deuteronomy-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve'ye böyle yapmayacaksınız.|tanriniz jahveʔje bojle japmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Leviticus-025-048|und|SPEAKER_00_Turkish|satıldıktan sonra o geri alınabilir. Kardeşlerinden biri geri alabilir;|satildiktan sonra o ɡeri alinabilir. kardeslerinden biri ɡeri alabilir; Old-Testament-Jeremiah-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, 'Bunlar Babil'e götürülecek ve ben onları ziyaret edeceğim güne dek orada kalacaklar' diyor. 'O zaman onları çıkarıp buraya geri getireceğim.'\"\"\"|\"jahveʔ ʔbunlar babilʔe ɡoturulet͡ʃek ve ben onlari zijaret edet͡ʃeɡim ɡune dek orada kalat͡ʃaklarʔ dijor. ʔo zaman onlari t͡ʃikarip buraja ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Kings-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı yüzünden, Şabat için evde yaptırdıkları kapalı yolu ve kralın Yahve'nin evine dış girişini kaldırdı.|asur krali juzundenʔ sabat it͡ʃin evde japtirdiklari kapali jolu ve kralin jahveʔnin evine dis ɡirisini kaldirdi. Old-Testament-1-Chronicles-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şamdanla ve onun kandillerinin tartısına göre, altın şamdanların ve kandillerinin tartısını; ve her şamdanın hizmetine göre gümüş şamdanlar için, her bir şamdanın ve kandillerinin tartısına göre onları da tartsın;|her samdanla ve onun kandillerinin tartisina ɡoreʔ altin samdanlarin ve kandillerinin tartisini; ve her samdanin hizmetine ɡore ɡumus samdanlar it͡ʃinʔ her bir samdanin ve kandillerinin tartisina ɡore onlari da tartsin; New-Testament-2-Corinthians-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|doğruluk sözünde, Tanrı’nın gücünde, sağ ve sol ellerimizde doğruluğun silahlarıyla,|doɡruluk sozundeʔ tanri’nin ɡut͡ʃundeʔ saɡ ve sol ellerimizde doɡruluɡun silahlarijlaʔ Old-Testament-Proverbs-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın ağzının sözleri derin sular gibidir. Bilgelik pınarı akan bir ırmak gibidir.|insanin aɡzinin sozleri derin sular ɡibidir. bilɡelik pinari akan bir irmak ɡibidir. Old-Testament-Psalms-097-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun önünden ateş yürüyor, düşmanlarını her yandan yakıyor.|o’nun onunden ates jurujorʔ dusmanlarini her jandan jakijor. Old-Testament-Exodus-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu saf altınla kaplayacaksın ve çevresine altın pervaz yapacaksın.|onu saf altinla kaplajat͡ʃaksin ve t͡ʃevresine altin pervaz japat͡ʃaksin. Old-Testament-Isaiah-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalığın gürültüsü, büyük bir halk gibi dağlarda; uluslar krallıklarının kargaşalık gürültüsü bir araya toplandı! Ordular Yahvesi savaş için orduyu topluyor.|kalabaliɡin ɡurultusuʔ bujuk bir halk ɡibi daɡlarda; uluslar kralliklarinin karɡasalik ɡurultusu bir araja toplandi! ordular jahvesi savas it͡ʃin orduju toplujor. Old-Testament-Judges-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin öfkesi İsrael'e karşı alevlendi ve onları Filistliler'in eline ve Ammon çocuklarının eline sattı.|jahve’nin ofkesi israelʔe karsi alevlendi ve onlari filistlilerʔin eline ve ammon t͡ʃot͡ʃuklarinin eline satti. Old-Testament-Ezekiel-039-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: ‘Şimdi Yakov'un sürgününü geri döndüreceğim ve bütün İsrael evine merhamet edeceğim. Kutsal adım için kıskanç olacağım.|“bu juzden efendi jahve sojle dijor ‘simdi jakovʔun surɡununu ɡeri donduret͡ʃeɡim ve butun israel evine merhamet edet͡ʃeɡim. kutsal adim it͡ʃin kiskant͡ʃ olat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Samuel-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler bir araya toplandılar ve gelip Şunem'de ordugâh kurdular; Saul da bütün İsrael'i bir araya topladı, onlar da Gilboa'da ordugâh kurdular.|filistliler bir araja toplandilar ve ɡelip sunemʔde orduɡah kurdular; saul da butun israelʔi bir araja topladiʔ onlar da ɡilboaʔda orduɡah kurdular. New-Testament-1-Thessalonians-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse ötekiler gibi uyumayalım, ayık ve uyanık olalım.|ojlejse otekiler ɡibi ujumajalimʔ ajik ve ujanik olalim. Old-Testament-Jeremiah-036-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir kitap tomarı al ve İsrael'e, Yahuda'ya ve bütün uluslara karşı sana söylediğim bütün sözleri, Yoşiya'nın günlerinden bugüne kadar sana söylediğim bütün sözleri yaz.|“bir kitap tomari al ve israelʔeʔ jahudaʔja ve butun uluslara karsi sana sojlediɡim butun sozleriʔ josijaʔnin ɡunlerinden buɡune kadar sana sojlediɡim butun sozleri jaz. Old-Testament-Nehemiah-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların suçlarını örtme. Onların günahları senin önünde silinmesin; çünkü yapıcıları aşağıladılar.”|onlarin sut͡ʃlarini ortme. onlarin ɡunahlari senin onunde silinmesin; t͡ʃunku japit͡ʃilari asaɡiladilar.” Old-Testament-Psalms-094-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru insanın canına karşı toplanıyorlar, masum kanı mahkûm ediyorlar.|doɡru insanin t͡ʃanina karsi toplanijorlarʔ masum kani mahkum edijorlar. Old-Testament-Ezekiel-048-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve'ye sunacağınız sunu, yirmi beş bin kamış uzunluğunda ve on bin genişliğinde olacak.|“jahveʔje sunat͡ʃaɡiniz sunuʔ jirmi bes bin kamis uzunluɡunda ve on bin ɡenisliɡinde olat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Givon halkı Yeşu'nun Yeriha ve Ay Kenti'ne yaptıklarını duyunca,|ama ɡivon halki jesuʔnun jeriha ve aj kentiʔne japtiklarini dujunt͡ʃaʔ Old-Testament-Nehemiah-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Mika, Rehov, Haşavya,|mikaʔ rehovʔ hasavjaʔ Old-Testament-Genesis-046-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben Tanrı’yım. Babanın Tanrısı’yım.” dedi. “Mısır'a gitmekten korkma, çünkü seni orada büyük bir ulus yapacağım.|“ben tanri’jim. babanin tanrisi’jim.” dedi. “misirʔa ɡitmekten korkmaʔ t͡ʃunku seni orada bujuk bir ulus japat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Chronicles-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sonra, İsrael'in bütün oymaklarından, İsrael'in Tanrısı Yahve'yi aramaya yüreğini koyanlar, atalarının Tanrısı Yahve'ye kurban kesmek için Yeruşalem'e geldiler.|onlardan sonraʔ israelʔin butun ojmaklarindanʔ israelʔin tanrisi jahveʔji aramaja jureɡini kojanlarʔ atalarinin tanrisi jahveʔje kurban kesmek it͡ʃin jerusalemʔe ɡeldiler. Old-Testament-Judges-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey beyaz eşeklere binenler, ey gösterişli halılar üzerinde oturanlar ve ey yolda yürüyenler, söyleyin.|“ej bejaz eseklere binenlerʔ ej ɡosterisli halilar uzerinde oturanlar ve ej jolda jurujenlerʔ sojlejin. Old-Testament-Jeremiah-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, uzaklardan bir ulusu üzerinize getireceğim, ey İsrael evi.” diyor Yahve. “O güçlü bir ulustur. Eski bir ulustur, dilini bilmediğiniz ve ne dediklerini anlamadığınız bir ulustur.|isteʔ uzaklardan bir ulusu uzerinize ɡetiret͡ʃeɡimʔ ej israel evi.” dijor jahve. “o ɡut͡ʃlu bir ulustur. eski bir ulusturʔ dilini bilmediɡiniz ve ne dediklerini anlamadiɡiniz bir ulustur. Old-Testament-Psalms-072-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkını doğrulukla, yoksullarını adaletle yargılasın.|halkini doɡruluklaʔ joksullarini adaletle jarɡilasin. Old-Testament-Judges-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara şöyle dedi: \"\"Mika bana böyle böyle davrandı, beni ücretli tuttu ve onun kâhini oldum.\"\"\"|\"onlara sojle dedi \"\"mika bana bojle bojle davrandiʔ beni ut͡ʃretli tuttu ve onun kahini oldum.\"\"\" New-Testament-Romans-008-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bizi sevenin aracılığıyla bütün bunlarda galiplerden üstünüz.|ama bizi sevenin arat͡ʃiliɡijla butun bunlarda ɡaliplerden ustunuz. Old-Testament-Lamentations-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Yukarıdan kemiklerime ateş gönderdi, ve onlara karşı galip geldi. Ayaklarım için ağ serdi. Beni geri çevirdi. Beni harap etti ve bütün gün baygınım.\"\"\"|\"“jukaridan kemiklerime ates ɡonderdiʔ ve onlara karsi ɡalip ɡeldi. ajaklarim it͡ʃin aɡ serdi. beni ɡeri t͡ʃevirdi. beni harap etti ve butun ɡun bajɡinim.\"\"\" New-Testament-2-Corinthians-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bir kimse Mesih’teyse, yeni bir yaradılıştır. Eski şeyler geçmiş, işte, her şey yeni olmuştur.|bu nedenleʔ bir kimse mesih’tejseʔ jeni bir jaradilistir. eski sejler ɡet͡ʃmisʔ isteʔ her sej jeni olmustur. New-Testament-1-John-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun önündeki cesaretimiz şu ki, O’nun isteğine uygun ne dilersek bizi dinler.|o’nun onundeki t͡ʃesaretimiz su kiʔ o’nun isteɡine ujɡun ne dilersek bizi dinler. New-Testament-1-Corinthians-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarışta koşanların hepsinin koştuğunu, ama ödülü bir kişinin aldığını bilmez misiniz? Öyle koşun ki ödülü kazanasınız.|jarista kosanlarin hepsinin kostuɡunuʔ ama odulu bir kisinin aldiɡini bilmez misiniz? ojle kosun ki odulu kazanasiniz. Old-Testament-1-Chronicles-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|onun oğlu Zavad, onun oğlu Şutelah, Ezer ve Elead. Bunları ülkede doğmuş olan Gatlılar öldürdüler, çünkü onların hayvanlarını alıp götürmek için inmişlerdi.|onun oɡlu zavadʔ onun oɡlu sutelahʔ ezer ve elead. bunlari ulkede doɡmus olan ɡatlilar oldurdulerʔ t͡ʃunku onlarin hajvanlarini alip ɡoturmek it͡ʃin inmislerdi. Old-Testament-Leviticus-014-040|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kâhin, vebanın bulunduğu taşları çıkarıp şehrin dışındaki kirli bir yere atmalarını buyuracak.|o zaman kahinʔ vebanin bulunduɡu taslari t͡ʃikarip sehrin disindaki kirli bir jere atmalarini bujurat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, “Yahve, kendi sözüne itaat edimesinden hoşlandığı kadar yakmalık sunulardan ve kurbanlardan hoşlanır mı?” dedi. “İşte, itaat etmek kurbandan, dinlemek de koçların yağından daha iyidir.|samuelʔ “jahveʔ kendi sozune itaat edimesinden hoslandiɡi kadar jakmalik sunulardan ve kurbanlardan hoslanir mi?” dedi. “isteʔ itaat etmek kurbandanʔ dinlemek de kot͡ʃlarin jaɡindan daha ijidir. Old-Testament-2-Chronicles-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|ama İsrael krallarının yolunda yürüdün, Yahuda'yı ve Yeruşalem'de oturanları Ahav'ın ailesi gibi fahişelik ettirdin, babanın evinden senden daha iyi olan kardeşlerini de öldürdün,|ama israel krallarinin jolunda jurudunʔ jahudaʔji ve jerusalemʔde oturanlari ahavʔin ailesi ɡibi fahiselik ettirdinʔ babanin evinden senden daha iji olan kardeslerini de oldurdunʔ Old-Testament-Psalms-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni yargıla, ey Yahve, çünkü dürüstlüğümle yürüdüm. Sarsılmadan Yahve'ye güvendim.|beni jarɡilaʔ ej jahveʔ t͡ʃunku durustluɡumle jurudum. sarsilmadan jahveʔje ɡuvendim. Old-Testament-2-Chronicles-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece \"\"Üçüncü gün yine yanıma gelin\"\" diye kralın söylemiş olduğu gibi Yerovam ve bütün halk, üçüncü gün Rehovam'ın yanına geldiler.\"|\"bojlet͡ʃe \"\"ut͡ʃunt͡ʃu ɡun jine janima ɡelin\"\" dije kralin sojlemis olduɡu ɡibi jerovam ve butun halkʔ ut͡ʃunt͡ʃu ɡun rehovamʔin janina ɡeldiler.\" New-Testament-Romans-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayan yok. Tanrı’yı arayan kimse yok.|anlajan jok. tanri’ji arajan kimse jok. Old-Testament-Judges-006-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı o gece öyle yaptı; çünkü yalnızca yapağının üstü kuruydu ve toprağın tümünde çiy vardı.|tanri o ɡet͡ʃe ojle japti; t͡ʃunku jalnizt͡ʃa japaɡinin ustu kurujdu ve topraɡin tumunde t͡ʃij vardi. New-Testament-Luke-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Size şunu söyleyeyim, kimde varsa, ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa, elindeki bile alınacaktır.|‘size sunu sojlejejimʔ kimde varsaʔ ona daha t͡ʃok verilet͡ʃek. ama kimde joksaʔ elindeki bile alinat͡ʃaktir. New-Testament-2-Corinthians-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla birlikte Müjde’deki övgüsü bütün topluluklarda bilinen kardeşi de gönderdik.|onunla birlikte muʒde’deki ovɡusu butun topluluklarda bilinen kardesi de ɡonderdik. Old-Testament-Jeremiah-050-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"İşte, Babil Kralı'nı ve ülkesini, Aşur Kralı'nı cezalandırdığım gibi cezalandıracağım.\"|\"bu juzden israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor \"\"isteʔ babil kraliʔni ve ulkesiniʔ asur kraliʔni t͡ʃezalandirdiɡim ɡibi t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim.\" New-Testament-John-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yeşua’nın ölümden dirilmesi gerektiğine ilişkin Kutsal Yazı’yı henüz bilmiyorlardı.|t͡ʃunku jesua’nin olumden dirilmesi ɡerektiɡine iliskin kutsal jazi’ji henuz bilmijorlardi. New-Testament-Matthew-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Dua edin ki, kaçışınız kışın ya da bir Şabat'ta olmasın,|dua edin kiʔ kat͡ʃisiniz kisin ja da bir sabatʔta olmasinʔ Old-Testament-Isaiah-051-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğurduğu bütün oğulları arasında ona yol gösteren kimse yok; yetiştirdiği bütün oğulları arasında onun elinden tutan kimse yok.|doɡurduɡu butun oɡullari arasinda ona jol ɡosteren kimse jok; jetistirdiɡi butun oɡullari arasinda onun elinden tutan kimse jok. Old-Testament-2-Samuel-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ölmemiz gerek, yere dökülen ve yeniden toplanamayan su gibiyiz; Tanrı da yaşamı alıp götürmez, ama sürgüne gönderilen kendisinden uzak kalmasın diye çareler tasarlar.|t͡ʃunku olmemiz ɡerekʔ jere dokulen ve jeniden toplanamajan su ɡibijiz; tanri da jasami alip ɡoturmezʔ ama surɡune ɡonderilen kendisinden uzak kalmasin dije t͡ʃareler tasarlar. New-Testament-Mark-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kirli ruh çığlık atıp onu şiddetle sarsarak çıktı. Çocuk ölü gibi oldu. Öyle ki, çoğu, “Öldü” dedi.|kirli ruh t͡ʃiɡlik atip onu siddetle sarsarak t͡ʃikti. t͡ʃot͡ʃuk olu ɡibi oldu. ojle kiʔ t͡ʃoɡuʔ “oldu” dedi. New-Testament-Philemon-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir zamanlar sana faydasızdı; ama şimdi hem sana hem de bana faydalıdır.|bir zamanlar sana fajdasizdi; ama simdi hem sana hem de bana fajdalidir. New-Testament-Luke-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Şölen vakti geldiğinde, ‘Gelin, her şey hazır’ demesi için davetlilere hizmetkârını gönderdi.|solen vakti ɡeldiɡindeʔ ‘ɡelinʔ her sej hazir’ demesi it͡ʃin davetlilere hizmetkarini ɡonderdi. Old-Testament-Isaiah-046-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinleyin beni, ey inatçı yürekliler, doğruluktan uzak olanlar!|dinlejin beniʔ ej inatt͡ʃi jureklilerʔ doɡruluktan uzak olanlar! Old-Testament-Psalms-123-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize merhamet et, ey Yahve, bize merhamet et, çünkü fazlasıyla aşağılanmaya katlandık.|bize merhamet etʔ ej jahveʔ bize merhamet etʔ t͡ʃunku fazlasijla asaɡilanmaja katlandik. New-Testament-Luke-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kimden korkmanız gerektiğini size haber vereyim. Öldürdükten sonra Gehenna'ya atma gücüne sahip olan Tanrı’dan korkun. Evet, size söylüyorum, O’ndan korkun.|ama kimden korkmaniz ɡerektiɡini size haber verejim. oldurdukten sonra ɡehennaʔja atma ɡut͡ʃune sahip olan tanri’dan korkun. evetʔ size sojlujorumʔ o’ndan korkun. Old-Testament-Numbers-015-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Görebilmeniz ve Yahve'nin bütün buyruklarını hatırlayıp onları yapmanız için bu size bir saçak olacak; ta ki, ardınca fahişelik etmiş olduğunuz kendi yüreğinizin ve kendi gözlerinizin ardınca gitmeyesiniz;|ɡorebilmeniz ve jahveʔnin butun bujruklarini hatirlajip onlari japmaniz it͡ʃin bu size bir sat͡ʃak olat͡ʃak; ta kiʔ ardint͡ʃa fahiselik etmis olduɡunuz kendi jureɡinizin ve kendi ɡozlerinizin ardint͡ʃa ɡitmejesiniz; Old-Testament-Ezekiel-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Issız kalmış ülkeler arasında ıssız kalacaklar. Onun kentleri harap olmuş kentler arasında olacak.|“issiz kalmis ulkeler arasinda issiz kalat͡ʃaklar. onun kentleri harap olmus kentler arasinda olat͡ʃak. Old-Testament-Job-041-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona kılıçla saldıran olsa, galip gelemez; ne mızrak, ne cirit, ne de kargı.|ona kilit͡ʃla saldiran olsaʔ ɡalip ɡelemez; ne mizrakʔ ne t͡ʃiritʔ ne de karɡi. New-Testament-2-Corinthians-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, bu vaatlere sahip olduğumuza göre, bedenin ve ruhun her türlü kirliliğinden kendimizi temizleyelim, Tanrı korkusuyla kutsallığı tamamlayalım.|ej sevɡililerʔ bu vaatlere sahip olduɡumuza ɡoreʔ bedenin ve ruhun her turlu kirliliɡinden kendimizi temizlejelimʔ tanri korkusujla kutsalliɡi tamamlajalim. Old-Testament-Proverbs-016-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kura kucağa atılır, ama onun her kararı Yahve'dendir.|kura kut͡ʃaɡa atilirʔ ama onun her karari jahveʔdendir. New-Testament-Acts-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hem Yahudiler’e hem de Grekler’e Tanrı’ya tövbe edip Efendimiz Yeşua’ya iman etme konusunda tanıklık ettim.|hem jahudiler’e hem de ɡrekler’e tanri’ja tovbe edip efendimiz jesua’ja iman etme konusunda taniklik ettim. Old-Testament-Isaiah-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Aşurlu insan tarafından değil kılıçla düşecek; onu insan değil kılıç yiyip bitirecek. Kılıçtan kaçacak ve gençleri angaryaya tabi olacaklar.|“asurlu insan tarafindan deɡil kilit͡ʃla duset͡ʃek; onu insan deɡil kilit͡ʃ jijip bitiret͡ʃek. kilit͡ʃtan kat͡ʃat͡ʃak ve ɡent͡ʃleri anɡarjaja tabi olat͡ʃaklar. Old-Testament-Ezekiel-041-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Girişin genişliği on arşındı; girişin yanları bir tarafta beş arşın, öbür tarafta beş arşındı. Uzunluğunu kırk arşın, genişliğini yirmi arşın ölçtü.|ɡirisin ɡenisliɡi on arsindi; ɡirisin janlari bir tarafta bes arsinʔ obur tarafta bes arsindi. uzunluɡunu kirk arsinʔ ɡenisliɡini jirmi arsin olt͡ʃtu. New-Testament-Matthew-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, denizde ansızın şiddetli bir fırtına koptu. Öyle ki, tekne dalgalarla örtüldü; Yeşua ise uyuyordu.|isteʔ denizde ansizin siddetli bir firtina koptu. ojle kiʔ tekne dalɡalarla ortuldu; jesua ise ujujordu. New-Testament-Luke-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Şabat Günü havralardan birinde öğretiyordu.|jesua sabat ɡunu havralardan birinde oɡretijordu. New-Testament-Matthew-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Babana ve annene saygı göstereceksin.’ Ve, ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’”|‘babana ve annene sajɡi ɡosteret͡ʃeksin.’ veʔ ‘komsunu kendin ɡibi sevet͡ʃeksin.’” Old-Testament-2-Chronicles-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Yahuda, yavruları, karıları ve çocuklarıyla birlikte Yahve'nin önünde duruyordu.|butun jahudaʔ javrulariʔ karilari ve t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte jahveʔnin onunde durujordu. New-Testament-Matthew-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalığın yanına vardıklarında, bir adam Yeşua’ya yaklaşarak önünde diz çöktü.|kalabaliɡin janina vardiklarindaʔ bir adam jesua’ja jaklasarak onunde diz t͡ʃoktu. Old-Testament-Job-038-036|und|SPEAKER_00_Turkish|İç kısımlara bilgelik koyan kimdir? Ya da zihne anlayış veren kimdir?|it͡ʃ kisimlara bilɡelik kojan kimdir? ja da zihne anlajis veren kimdir? New-Testament-1-Corinthians-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz Tanrı’nın emektaşlarıyız. Siz Tanrı’nın tarlası, Tanrı’nın binasısınız.|t͡ʃunku biz tanri’nin emektaslarijiz. siz tanri’nin tarlasiʔ tanri’nin binasisiniz. Old-Testament-Jeremiah-036-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu, soyunu ve hizmetkârlarını suçlarından ötürü cezalandıracağım. Yeruşalem sakinleri ve Yahuda halkı üzerine, kendilerine karşı söylediğim, ama dinlemedikleri bütün kötülüğü getireceğim.\"\"\"\"'\"|\"onuʔ sojunu ve hizmetkarlarini sut͡ʃlarindan oturu t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. jerusalem sakinleri ve jahuda halki uzerineʔ kendilerine karsi sojlediɡimʔ ama dinlemedikleri butun kotuluɡu ɡetiret͡ʃeɡim.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları kuru yerden denizin ortasına girdiler. Sular sağlarında ve sollarında onlara duvar oldu.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari kuru jerden denizin ortasina ɡirdiler. sular saɡlarinda ve sollarinda onlara duvar oldu. Old-Testament-Proverbs-027-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Saman kaldırılır, yeni ürün görünür, tepelerin otları toplanır.|saman kaldirilirʔ jeni urun ɡorunurʔ tepelerin otlari toplanir. Old-Testament-Ecclesiastes-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü boşluk yaratan çok söz vardır. Bunun insana ne yararı var?|t͡ʃunku bosluk jaratan t͡ʃok soz vardir. bunun insana ne jarari var? Old-Testament-Ruth-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, yattığı zaman, yattığı yere dikkat edeceksin. Sonra içeri gireceksin, onun ayaklarını açacaksın ve yatacaksın. O zaman sana ne yapacağını söyleyecek.”|ojle olat͡ʃak kiʔ jattiɡi zamanʔ jattiɡi jere dikkat edet͡ʃeksin. sonra it͡ʃeri ɡiret͡ʃeksinʔ onun ajaklarini at͡ʃat͡ʃaksin ve jatat͡ʃaksin. o zaman sana ne japat͡ʃaɡini sojlejet͡ʃek.” Old-Testament-1-Samuel-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi hizmetkârının efendime getirdiği bu hediye, efendimin ardından giden gençlere verilsin.|simdi hizmetkarinin efendime ɡetirdiɡi bu hedijeʔ efendimin ardindan ɡiden ɡent͡ʃlere verilsin. Old-Testament-Job-042-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi oğlu ve üç kızı da oldu.|jedi oɡlu ve ut͡ʃ kizi da oldu. New-Testament-Revelation-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, kapıda duruyor ve çalıyorum. Eğer biri sesimi duyup kapıyı açarsa, o zaman ben onun yanına gireceğim ve onunla, o da benimle birlikte yemek yiyeceğiz.|isteʔ kapida durujor ve t͡ʃalijorum. eɡer biri sesimi dujup kapiji at͡ʃarsaʔ o zaman ben onun janina ɡiret͡ʃeɡim ve onunlaʔ o da benimle birlikte jemek jijet͡ʃeɡiz. New-Testament-Acts-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Giritliler ve Araplar’ı duyuyoruz. Tanrı’nın büyük işlerini kendi dilimizde konuştuklarını duyuyoruz!”|ɡiritliler ve araplar’i dujujoruz. tanri’nin bujuk islerini kendi dilimizde konustuklarini dujujoruz!” Old-Testament-Numbers-007-085|und|SPEAKER_00_Turkish|her biri yüz otuz şekel ağırlığında gümüş tepsi ve her tas yetmiş şekel; kapların tüm gümüşü, kutsal yerin şekeline göre iki bin dört yüz şekeldi;|her biri juz otuz sekel aɡirliɡinda ɡumus tepsi ve her tas jetmis sekel; kaplarin tum ɡumusuʔ kutsal jerin sekeline ɡore iki bin dort juz sekeldi; Old-Testament-1-Chronicles-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çöldeki kalede David'e katılan bazı Gadlılar, savaşa hazır, kalkan ve mızrak kullanabilen cesur yiğitlerdi, yüzleri aslan yüzleri gibiydi ve dağlardaki ceylanlar kadar hızlıydılar:|t͡ʃoldeki kalede davidʔe katilan bazi ɡadlilarʔ savasa hazirʔ kalkan ve mizrak kullanabilen t͡ʃesur jiɡitlerdiʔ juzleri aslan juzleri ɡibijdi ve daɡlardaki t͡ʃejlanlar kadar hizlijdilar Old-Testament-Ezekiel-037-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kutsal yerim daima aralarında oldukça, uluslar benim İsrael'i kutsayan Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"kutsal jerim daima aralarinda oldukt͡ʃaʔ uluslar benim israelʔi kutsajan jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Numbers-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Pedahzur oğlu Gamaliel, Manaşşe'nin çocukları oymağının ordusunun başındaydı.|pedahzur oɡlu ɡamalielʔ manasseʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin ordusunun basindajdi. Old-Testament-Exodus-036-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İşi yapanların arasındaki bilge yürekli kişilerin tümü, konutu mavi, mor ve kırmızı renkte, özenle dokunmuş ince ketenden on perdeyle yaptı. Bunları usta işi Keruvlar'la yaptılar.|isi japanlarin arasindaki bilɡe jurekli kisilerin tumuʔ konutu maviʔ mor ve kirmizi renkteʔ ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden on perdejle japti. bunlari usta isi keruvlarʔla japtilar. Old-Testament-1-Chronicles-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ever'e iki oğul doğdu; birinin adı Pelek'di; çünkü onun günlerinde yeryüzü bölündü; ve kardeşinin adı Yoktan idi.|everʔe iki oɡul doɡdu; birinin adi pelekʔdi; t͡ʃunku onun ɡunlerinde jerjuzu bolundu; ve kardesinin adi joktan idi. New-Testament-Hebrews-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerine sık sık yağan yağmuru içen ve kimler için işleniyorsa onlara yararlı ürün veren toprak, Tanrı tarafından bereketlenir;|uzerine sik sik jaɡan jaɡmuru it͡ʃen ve kimler it͡ʃin islenijorsa onlara jararli urun veren toprakʔ tanri tarafindan bereketlenir; Old-Testament-1-Chronicles-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kendileri için otuz iki bin savaş arabası ve Maaka Kralı'nı ve adamlarını ücretli tuttular. Onlar da gelip Medeva’nın yakınında ordugâh kurdu. Ammon'un çocukları kentlerden toplanıp savaşa geldiler.|bojlet͡ʃe kendileri it͡ʃin otuz iki bin savas arabasi ve maaka kraliʔni ve adamlarini ut͡ʃretli tuttular. onlar da ɡelip medeva’nin jakininda orduɡah kurdu. ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari kentlerden toplanip savasa ɡeldiler. Old-Testament-Deuteronomy-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada mülk edindiğimiz bu diyarı, Arnon Vadisi kıyısındaki Aroer'den, Gilad dağlık bölgesinin yarısını ve kentlerini Ruvenliler'e ve Gadiler'e verdim;|o sirada mulk edindiɡimiz bu dijariʔ arnon vadisi kijisindaki aroerʔdenʔ ɡilad daɡlik bolɡesinin jarisini ve kentlerini ruvenlilerʔe ve ɡadilerʔe verdim; Old-Testament-Psalms-077-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ve Aron’un eliyle, halkını sürü gibi güttün.|mose ve aron’un elijleʔ halkini suru ɡibi ɡuttun. Old-Testament-Isaiah-050-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve bana eğitilenlerin dilini verdi, öyle ki, yorgun olana sözlerle nasıl destek olacağımı bileyim. O, her sabah uyandırır, eğitilenler gibi duysun diye kulağımı uyandırır.|efendi jahve bana eɡitilenlerin dilini verdiʔ ojle kiʔ jorɡun olana sozlerle nasil destek olat͡ʃaɡimi bilejim. oʔ her sabah ujandirirʔ eɡitilenler ɡibi dujsun dije kulaɡimi ujandirir. Old-Testament-2-Samuel-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|David bunu duyunca, Yoav’ı ve yiğitler ordusunun tümünü gönderdi.|david bunu dujunt͡ʃaʔ joav’i ve jiɡitler ordusunun tumunu ɡonderdi. Old-Testament-Nehemiah-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'de yaşayan Peres'in bütün oğulları dört yüz altmış sekiz yiğit adamdı.|jerusalemʔde jasajan peresʔin butun oɡullari dort juz altmis sekiz jiɡit adamdi. Old-Testament-Psalms-045-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinç ve coşkuyla götürülecekler. Kralın sarayına girecekler.|sevint͡ʃ ve t͡ʃoskujla ɡoturulet͡ʃekler. kralin sarajina ɡiret͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-001-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Adoniya’nın bütün konukları korktular ve ayağa kalktılar, her biri kendi yoluna gitti.|adonija’nin butun konuklari korktular ve ajaɡa kalktilarʔ her biri kendi joluna ɡitti. Old-Testament-Genesis-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şunu söyledi: “Ölümü önümden kaldırıp gömmeme razıysanız, beni dinleyin ve benim için Sohar oğlu Efron'a rica edin.|onlara sunu sojledi “olumu onumden kaldirip ɡommeme razijsanizʔ beni dinlejin ve benim it͡ʃin sohar oɡlu efronʔa rit͡ʃa edin. Old-Testament-Psalms-147-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yeruşalem, Yahve’yi öv! Ey Siyon, Tanrın’ı yücelt!|ej jerusalemʔ jahve’ji ov! ej sijonʔ tanrin’i jut͡ʃelt! Old-Testament-Psalms-045-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen insanoğullarının en harikasısın. Dudakların lütufla meshedilmiş. Bunun için Tanrı seni sonsuza dek kutsamış.|sen insanoɡullarinin en harikasisin. dudaklarin lutufla meshedilmis. bunun it͡ʃin tanri seni sonsuza dek kutsamis. New-Testament-Romans-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana verilen lütufla hepinize söylüyorum: Kimse kendisini gereğinden daha yüksek saymasın. Bunun yerine, herkes Tanrı’nın her bir insana verdiği iman ölçüsüne göre sağduyu ile düşünsün.|bana verilen lutufla hepinize sojlujorum kimse kendisini ɡereɡinden daha juksek sajmasin. bunun jerineʔ herkes tanri’nin her bir insana verdiɡi iman olt͡ʃusune ɡore saɡduju ile dusunsun. Old-Testament-2-Kings-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Ahazya oğlu Yoaş'ın yirmi üçüncü yılında, Yehu oğlu Yehoahaz, Samariya'da İsrael üzerindeki on yedi yıllık hükmüne başladı.|jahuda krali ahazja oɡlu joasʔin jirmi ut͡ʃunt͡ʃu jilindaʔ jehu oɡlu jehoahazʔ samarijaʔda israel uzerindeki on jedi jillik hukmune basladi. Old-Testament-Deuteronomy-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu diyardan toplayacağın toprağın bütün ürünün ilk ürününden bir kısmını alacaksın. Onu bir sepete koyacaksın ve Tanrın Yahve'nin adını yerleştirmek için seçeceği yere gideceksin.|tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu dijardan toplajat͡ʃaɡin topraɡin butun urunun ilk urununden bir kismini alat͡ʃaksin. onu bir sepete kojat͡ʃaksin ve tanrin jahveʔnin adini jerlestirmek it͡ʃin set͡ʃet͡ʃeɡi jere ɡidet͡ʃeksin. Old-Testament-Isaiah-043-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de beni çağırmadın ey Yakov; ama sen benden usandın ey İsrael.|jine de beni t͡ʃaɡirmadin ej jakov; ama sen benden usandin ej israel. Old-Testament-1-Samuel-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk ormana vardığında, işte, bal damlıyordu; ama kimse elini ağzına götürmedi, çünkü halk anttan korkuyordu.|halk ormana vardiɡindaʔ isteʔ bal damlijordu; ama kimse elini aɡzina ɡoturmediʔ t͡ʃunku halk anttan korkujordu. Old-Testament-Numbers-033-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi mülk edinecek ve orada oturacaksınız; çünkü ülkeyi mülk edinmek için size verdim.|ulkeji mulk edinet͡ʃek ve orada oturat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku ulkeji mulk edinmek it͡ʃin size verdim. Old-Testament-Amos-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinleyin bunu, yoksulları yutmak, ve ülkenin yoksullarını mahvetmek isteyen sizler,|dinlejin bunuʔ joksullari jutmakʔ ve ulkenin joksullarini mahvetmek istejen sizlerʔ Old-Testament-Ezekiel-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Yahuda ve İsrael ülkesi senin tüccarlarındı. Senin malların karşılığında Minnit buğdayı, pideler, bal, yağ ve merhem takas ederlerdi.|“‘“jahuda ve israel ulkesi senin tut͡ʃt͡ʃarlarindi. senin mallarin karsiliɡinda minnit buɡdajiʔ pidelerʔ balʔ jaɡ ve merhem takas ederlerdi. Old-Testament-Psalms-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesin olarak yaşamımın bütün günlerinde iyilik ve sevgi izleyecek beni, ve daima Yahve’nin evinde oturacağım.|kesin olarak jasamimin butun ɡunlerinde ijilik ve sevɡi izlejet͡ʃek beniʔ ve daima jahve’nin evinde oturat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimdir o yücelik Kralı? Ordular Yahvesi, yücelik Kralı O’dur! Selah.|kimdir o jut͡ʃelik krali? ordular jahvesiʔ jut͡ʃelik krali o’dur! selah. Old-Testament-Ezekiel-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Dilini damağına yapıştıracağım, öyle ki dilsiz olacaksın ve onları düzeltemeyeceksin, çünkü onlar asi bir evdir.|dilini damaɡina japistirat͡ʃaɡimʔ ojle ki dilsiz olat͡ʃaksin ve onlari duzeltemejet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku onlar asi bir evdir. Old-Testament-Lamentations-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntımı, sefaletimi, pelinle acıyı hatırla.|sikintimiʔ sefaletimiʔ pelinle at͡ʃiji hatirla. New-Testament-John-001-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna tanıklık edip dedi: “Ruh’un gökten güvercin gibi indiğini ve O’nun üzerinde durduğunu gördüm.|juhanna taniklik edip dedi “ruh’un ɡokten ɡuvert͡ʃin ɡibi indiɡini ve o’nun uzerinde durduɡunu ɡordum. Old-Testament-Numbers-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bütün insanların ruhlarının Tanrısı Yahve, topluluğun başına bir adam atasın;|“butun insanlarin ruhlarinin tanrisi jahveʔ topluluɡun basina bir adam atasin; New-Testament-Luke-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi şöyle dedi: “Eğer bir hardal tanesi kadar imanınız olsaydı, şu incir ağacına, ‘Kökünden sökülüp denize dikil’ deseydiniz, o da size itaat ederdi.|efendi sojle dedi “eɡer bir hardal tanesi kadar imaniniz olsajdiʔ su int͡ʃir aɡat͡ʃinaʔ ‘kokunden sokulup denize dikil’ desejdinizʔ o da size itaat ederdi. Old-Testament-Ezekiel-035-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni ebediyen ıssız bırakacağım ve kentlerinde oturulmayacak. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.\"\"\"\"'\"|\"seni ebedijen issiz birakat͡ʃaɡim ve kentlerinde oturulmajat͡ʃak. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Samuel-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom Yeruşalem'de tam iki yıl yaşadı ve kralın yüzünü görmedi.|avsalom jerusalemʔde tam iki jil jasadi ve kralin juzunu ɡormedi. Old-Testament-Psalms-052-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilikten çok kötülüğü, doğruyu konuşmaktan çok yalanı seversin. Selah.|ijilikten t͡ʃok kotuluɡuʔ doɡruju konusmaktan t͡ʃok jalani seversin. selah. Old-Testament-Job-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı yüreğinde bilge, kudretinde güçlüdür. O'na karşı kim kendini katılaştırdı da başarılı oldu?|tanri jureɡinde bilɡeʔ kudretinde ɡut͡ʃludur. oʔna karsi kim kendini katilastirdi da basarili oldu? Old-Testament-2-Chronicles-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenardan kenara on arşın uzunluğunda dökme deniz de yaptı. Yuvarlaktı, beş arşın yüksekliğinde ve otuz arşın çevresi vardı.|kenardan kenara on arsin uzunluɡunda dokme deniz de japti. juvarlaktiʔ bes arsin juksekliɡinde ve otuz arsin t͡ʃevresi vardi. Old-Testament-Micah-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey halkım, sana ne yaptım? Sana nasıl yük oldum? Bana yanıt ver!|ej halkimʔ sana ne japtim? sana nasil juk oldum? bana janit ver! Old-Testament-1-Samuel-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"böylece biz de bütün uluslar gibi olacağız, kralımız bize hükmedecek, önümüzde çıkıp savaşlarımızı yapacak\"\" dediler.\"|\"bojlet͡ʃe biz de butun uluslar ɡibi olat͡ʃaɡizʔ kralimiz bize hukmedet͡ʃekʔ onumuzde t͡ʃikip savaslarimizi japat͡ʃak\"\" dediler.\" Old-Testament-Ezra-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|otuz altın kase, dört yüz on ikinci cins gümüş kase ve bin parça başka kaplar.|otuz altin kaseʔ dort juz on ikint͡ʃi t͡ʃins ɡumus kase ve bin part͡ʃa baska kaplar. Old-Testament-Numbers-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balak'a, \"\"Ben orada Tanrı'yla buluşurken sen burada, yakmalık sunularının yanında dur\"\" dedi.\"|\"balakʔaʔ \"\"ben orada tanriʔjla bulusurken sen buradaʔ jakmalik sunularinin janinda dur\"\" dedi.\" Old-Testament-Joshua-019-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci kura Dan'ın çocukları boyu için boylarına göre düştü.|jedint͡ʃi kura danʔin t͡ʃot͡ʃuklari boju it͡ʃin bojlarina ɡore dustu. Old-Testament-Numbers-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'den: Gideoni oğlu Avidan.|benjaminʔden ɡideoni oɡlu avidan. New-Testament-John-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri size benzetmelerle anlattım. Ama benzetmelerle konuşmayacağım, size Baba’yı açıkça anlatacağım zaman geliyor.|bu sejleri size benzetmelerle anlattim. ama benzetmelerle konusmajat͡ʃaɡimʔ size baba’ji at͡ʃikt͡ʃa anlatat͡ʃaɡim zaman ɡelijor. New-Testament-Luke-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhyalıktan kovulduktan sonra insanların beni evlerine kabul etmeleri için ne yapacağımı biliyorum’ dedi.|kahjaliktan kovulduktan sonra insanlarin beni evlerine kabul etmeleri it͡ʃin ne japat͡ʃaɡimi bilijorum’ dedi. Old-Testament-Judges-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine dönüp gittiler; çocukları, hayvanları ve malları önlerine koydular.|bunun uzerine donup ɡittiler; t͡ʃot͡ʃuklariʔ hajvanlari ve mallari onlerine kojdular. Old-Testament-Genesis-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkede kıtlık oldu. Avram orada bir yabancı olarak yaşamak üzere Mısır'a indi, çünkü ülkede kıtlık şiddetliydi.|ulkede kitlik oldu. avram orada bir jabant͡ʃi olarak jasamak uzere misirʔa indiʔ t͡ʃunku ulkede kitlik siddetlijdi. Old-Testament-Psalms-104-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Deniz var, büyük ve geniş, içinde sayısız küçük büyük hayvanlar, canlı şeyler bulunur.|deniz varʔ bujuk ve ɡenisʔ it͡ʃinde sajisiz kut͡ʃuk bujuk hajvanlarʔ t͡ʃanli sejler bulunur. Old-Testament-Genesis-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde sular pek çok yükseldi. Tüm gökyüzünün altında bulunan bütün yüksek dağlar örtüldüler.|jerjuzunde sular pek t͡ʃok jukseldi. tum ɡokjuzunun altinda bulunan butun juksek daɡlar ortulduler. Old-Testament-Numbers-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar size katılacak ve Buluşma Çadır'ın tüm hizmetinin sorumluluğunu, tüm Çadır hizmeti için tutacaklar. Bir yabancı size yaklaşmayacak.\"\"\"|\"onlar size katilat͡ʃak ve bulusma t͡ʃadirʔin tum hizmetinin sorumluluɡunuʔ tum t͡ʃadir hizmeti it͡ʃin tutat͡ʃaklar. bir jabant͡ʃi size jaklasmajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-051-057|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun beylerini, bilgelerini, valilerini, kaymakamlarını ve yiğitlerini sarhoş edeceğim. Ebedi uykuya dalacaklar ve uyanmayacaklar.\"\" diyor Kral, adı Ordular Yahvesi olan.\"|\"onun bejleriniʔ bilɡeleriniʔ valileriniʔ kajmakamlarini ve jiɡitlerini sarhos edet͡ʃeɡim. ebedi ujkuja dalat͡ʃaklar ve ujanmajat͡ʃaklar.\"\" dijor kralʔ adi ordular jahvesi olan.\" Old-Testament-Nehemiah-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Krala, \"\"Eğer kral uygun görürse ve hizmetkârın senin gözünde lütuf bulduysa, beni Yahuda'ya, atalarımın mezarlarının bulunduğu kente göndermeni rica ediyorum, orayı yeniden bina edeyim\"\" dedim.\"|\"kralaʔ \"\"eɡer kral ujɡun ɡorurse ve hizmetkarin senin ɡozunde lutuf buldujsaʔ beni jahudaʔjaʔ atalarimin mezarlarinin bulunduɡu kente ɡondermeni rit͡ʃa edijorumʔ oraji jeniden bina edejim\"\" dedim.\" Old-Testament-1-Samuel-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kendisine binbaşı ve ellibaşı olarak atayacak; bazılarını da toprağını sürmek ve hasadını biçmek için, savaş aletlerini ve savaş arabalarının aletlerini yapmak için görevlendirecek.|onlari kendisine binbasi ve ellibasi olarak atajat͡ʃak; bazilarini da topraɡini surmek ve hasadini bit͡ʃmek it͡ʃinʔ savas aletlerini ve savas arabalarinin aletlerini japmak it͡ʃin ɡorevlendiret͡ʃek. Old-Testament-1-Kings-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman İsrael Kralı dört yüz kadar peygamberi bir araya topladı ve onlara, \"\"Ramot Gilad'a savaşa gideyim mi, yoksa vaz mı geçeyim?\"\" dedi. Onlar, \"\"Çık, çünkü Yahve onu kralın eline teslim edecek\"\" dediler.\"|\"o zaman israel krali dort juz kadar pejɡamberi bir araja topladi ve onlaraʔ \"\"ramot ɡiladʔa savasa ɡidejim miʔ joksa vaz mi ɡet͡ʃejim?\"\" dedi. onlarʔ \"\"t͡ʃikʔ t͡ʃunku jahve onu kralin eline teslim edet͡ʃek\"\" dediler.\" Old-Testament-Numbers-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın lanetlemediğini ben nasıl lanet edeyim? Yahve'nin meydan okumadığına ben nasıl meydan okuyayım?|tanriʔnin lanetlemediɡini ben nasil lanet edejim? jahveʔnin mejdan okumadiɡina ben nasil mejdan okujajim? Old-Testament-Genesis-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetçisi Bilha'yı ona eş olarak verdi ve Yakov onun yanına girdi.|hizmett͡ʃisi bilhaʔji ona es olarak verdi ve jakov onun janina ɡirdi. Old-Testament-Hosea-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İstediğim zaman onları cezalandıracağım; ve iki suçlarına bağlı oldukları zaman uluslar onlara karşı toplanacak.|istediɡim zaman onlari t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim; ve iki sut͡ʃlarina baɡli olduklari zaman uluslar onlara karsi toplanat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin tabanını içten ve dıştan altınla kapladı.|evin tabanini it͡ʃten ve distan altinla kapladi. New-Testament-Matthew-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün birçokları bana, ‘Efendim, Efendim! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla iblisleri kovmadık mı? Ve senin adınla pek çok büyük işler yapmadık mı?’ diyecekler.|o ɡun birt͡ʃoklari banaʔ ‘efendimʔ efendim! biz senin adinla pejɡamberlik etmedik mi? senin adinla iblisleri kovmadik mi? ve senin adinla pek t͡ʃok bujuk isler japmadik mi?’ dijet͡ʃekler. Old-Testament-Leviticus-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ta ki, siz onu kirlettiğinizde, sizden önceki ulusu kustuğu gibi, ülke sizi de kusmasın.'\"\"\"|\"ta kiʔ siz onu kirlettiɡinizdeʔ sizden ont͡ʃeki ulusu kustuɡu ɡibiʔ ulke sizi de kusmasin.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Kings-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral fildişinden büyük bir taht da yaptırdı ve onu en iyi altınla kaplattı.|kral fildisinden bujuk bir taht da japtirdi ve onu en iji altinla kaplatti. Old-Testament-2-Kings-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Babil Kralı Nebukadnetsar'ın hizmetkârları Yeruşalem'e çıktılar ve kent kuşatıldı.|o sirada babil krali nebukadnetsarʔin hizmetkarlari jerusalemʔe t͡ʃiktilar ve kent kusatildi. Old-Testament-Habakkuk-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan korkulur ve ürkülür. Onların hükümleri ve asaletleri kendilerinden kaynaklanır.|onlardan korkulur ve urkulur. onlarin hukumleri ve asaletleri kendilerinden kajnaklanir. Old-Testament-Exodus-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine büyücüler Firavun'a, \"\"Bu, Tanrı'nın parmağıdır\"\" dediler. Ama Firavun'un yüreği katılaştı ve Yahve'nin söylediği gibi onları dinlemedi.\"|\"bunun uzerine bujut͡ʃuler firavunʔaʔ \"\"buʔ tanriʔnin parmaɡidir\"\" dediler. ama firavunʔun jureɡi katilasti ve jahveʔnin sojlediɡi ɡibi onlari dinlemedi.\" Old-Testament-Proverbs-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gülerken bile yürek kederli olabilir, neşenin sonu kasvet olabilir.|ɡulerken bile jurek kederli olabilirʔ nesenin sonu kasvet olabilir. New-Testament-Matthew-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu Krallığın çocukları dış karanlığa atılacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.”|ama bu kralliɡin t͡ʃot͡ʃuklari dis karanliɡa atilat͡ʃaklar. orada aɡlajis ve dis ɡit͡ʃirtisi olat͡ʃak.” New-Testament-John-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşua, başında dikenli taç ve üstündeki mor giysiyle dışarı çıktı. Pilatus onlara, “İşte, o adam!” dedi.|bojlet͡ʃe jesuaʔ basinda dikenli tat͡ʃ ve ustundeki mor ɡijsijle disari t͡ʃikti. pilatus onlaraʔ “isteʔ o adam!” dedi. Old-Testament-Genesis-032-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O gece kalkıp iki karısını, iki hizmetkârını ve on bir oğlunu alıp Yabbok geçidini geçti.|o ɡet͡ʃe kalkip iki karisiniʔ iki hizmetkarini ve on bir oɡlunu alip jabbok ɡet͡ʃidini ɡet͡ʃti. New-Testament-John-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Selam, ey Yahudiler’in Kralı!” diyorlar, yüzüne tokat atıyorlardı.|“selamʔ ej jahudiler’in krali!” dijorlarʔ juzune tokat atijorlardi. Old-Testament-Numbers-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin sallamalık sununuz, harman yeri buğdayı ve şarap cenderesinin doluluğu gibi size sayılacak.|sizin sallamalik sununuzʔ harman jeri buɡdaji ve sarap t͡ʃenderesinin doluluɡu ɡibi size sajilat͡ʃak. New-Testament-Romans-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Umut Tanrısı, Kutsal Ruh’un gücüyle umutla dolup taşmanız için imanda sizi tam bir sevinç ve esenlikle doldursun.|umut tanrisiʔ kutsal ruh’un ɡut͡ʃujle umutla dolup tasmaniz it͡ʃin imanda sizi tam bir sevint͡ʃ ve esenlikle doldursun. Old-Testament-Job-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendime yardımım yok mu, bilgelik benden uzaklaştırıldı?\"\"\"|\"kendime jardimim jok muʔ bilɡelik benden uzaklastirildi?\"\"\" Old-Testament-Isaiah-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sadık kent nasıl fahişe oldu! O, adaletle doluydu. Doğruluk ona yerleşmişti, şimdiyse katiller.|sadik kent nasil fahise oldu! oʔ adaletle dolujdu. doɡruluk ona jerlesmistiʔ simdijse katiller. Old-Testament-Genesis-038-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekrar hamile kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu ve ona Onan adını verdi.|tekrar hamile kaldi ve bir erkek t͡ʃot͡ʃuk doɡurdu ve ona onan adini verdi. Old-Testament-2-Chronicles-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bu yerde yapılan duaya gözlerim açık olacak ve kulaklarım dikkat kesilecek.|simdi bu jerde japilan duaja ɡozlerim at͡ʃik olat͡ʃak ve kulaklarim dikkat kesilet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-112-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o asla sarsılmaz. Doğrular daima hatırlanır.|t͡ʃunku o asla sarsilmaz. doɡrular daima hatirlanir. Old-Testament-1-Samuel-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'in ordugâhından Gatlı Golyat adında altı arşın bir karış boyunda bir savaşçı çıktı.|filistlilerʔin orduɡahindan ɡatli ɡoljat adinda alti arsin bir karis bojunda bir savast͡ʃi t͡ʃikti. Old-Testament-Isaiah-037-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kral Hizkiya'nın hizmetkârları Yeşaya'nın yanına geldiler.|bojlet͡ʃe kral hizkijaʔnin hizmetkarlari jesajaʔnin janina ɡeldiler. Old-Testament-1-Kings-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı ve babası David gibi Yahve'nin ardınca tamamen gitmedi.|solomon jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti ve babasi david ɡibi jahveʔnin ardint͡ʃa tamamen ɡitmedi. Old-Testament-Ezekiel-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklar küstah ve katı yüreklidir. Seni onlara gönderiyorum ve onlara, ‘Efendi Yahve şöyle diyor’ diyeceksin.|t͡ʃot͡ʃuklar kustah ve kati jureklidir. seni onlara ɡonderijorum ve onlaraʔ ‘efendi jahve sojle dijor’ dijet͡ʃeksin. Old-Testament-Psalms-035-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreklerinde, “Oh! Dileğimiz buydu, onu yuttuk!” demesinler.|jureklerindeʔ “oh! dileɡimiz bujduʔ onu juttuk!” demesinler. Old-Testament-Exodus-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe değneğini göklere doğru uzattı ve Yahve gök gürültüsü ve dolu gönderdi ve yeryüzüne yıldırım düştü. Yahve Mısır topraklarına dolu yağdırdı.|mose deɡneɡini ɡoklere doɡru uzatti ve jahve ɡok ɡurultusu ve dolu ɡonderdi ve jerjuzune jildirim dustu. jahve misir topraklarina dolu jaɡdirdi. Old-Testament-2-Kings-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı. Nevat oğlu Yarovam'ın İsrael'e işlettirdiği günahlarından ayrılmadı.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. nevat oɡlu jarovamʔin israelʔe islettirdiɡi ɡunahlarindan ajrilmadi. Old-Testament-Ezekiel-036-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama ben, İsrael evini gittikleri uluslar arasında kirlettiği kutsal adıma saygı gösterdim.\"\"\"|\"ama benʔ israel evini ɡittikleri uluslar arasinda kirlettiɡi kutsal adima sajɡi ɡosterdim.\"\"\" New-Testament-Matthew-025-040|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kral onlara şöyle yanıt verecek: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, çünkü bu kardeşlerimin en küçüklerinden birisi için yaptınız, benim için yapmış oldunuz.’|“kral onlara sojle janit veret͡ʃek ‘size doɡrusunu sojlejejimʔ t͡ʃunku bu kardeslerimin en kut͡ʃuklerinden birisi it͡ʃin japtinizʔ benim it͡ʃin japmis oldunuz.’ Old-Testament-Psalms-085-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın sende sevinsin diye, bizi yeniden diriltmeyecek misin?|halkin sende sevinsin dijeʔ bizi jeniden diriltmejet͡ʃek misin? Old-Testament-Job-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı beni tanrısızların eline teslim ediyor, kötülerin eline atıyor.|tanri beni tanrisizlarin eline teslim edijorʔ kotulerin eline atijor. Old-Testament-Proverbs-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğitim eksikliğinden ölecek, ahmaklığının büyüklüğünden yoldan sapacak.|eɡitim eksikliɡinden olet͡ʃekʔ ahmakliɡinin bujukluɡunden joldan sapat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-006-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kıskançlık kocanın öfkesini uyandırır. Öç alma gününde esirgemez.|t͡ʃunku kiskant͡ʃlik kot͡ʃanin ofkesini ujandirir. ot͡ʃ alma ɡununde esirɡemez. Old-Testament-2-Kings-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda Kralı Hizkiya’ya şunu söyleyin: ‘Yeruşalem Aşur Kralı'nın eline verilmeyecek, diye güvendiğin Tanrın seni aldatmasın.|“jahuda krali hizkija’ja sunu sojlejin ‘jerusalem asur kraliʔnin eline verilmejet͡ʃekʔ dije ɡuvendiɡin tanrin seni aldatmasin. New-Testament-Hebrews-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bedeni ölmüş hükmündeki bir adamdan, gökyüzündeki yıldızlar kadar çok, deniz kıyısındaki kum kadar sayısız bir soy yetişti.|bu nedenleʔ bedeni olmus hukmundeki bir adamdanʔ ɡokjuzundeki jildizlar kadar t͡ʃokʔ deniz kijisindaki kum kadar sajisiz bir soj jetisti. New-Testament-Matthew-024-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“O günlerin sıkıntısından hemen sonra güneş kararacak, ay ışığını vermeyecek, yıldızlar gökten düşecek ve göksel güçler sarsılacak.|“o ɡunlerin sikintisindan hemen sonra ɡunes kararat͡ʃakʔ aj isiɡini vermejet͡ʃekʔ jildizlar ɡokten duset͡ʃek ve ɡoksel ɡut͡ʃler sarsilat͡ʃak. New-Testament-Matthew-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama başkâhinler ve yazıcılar onun yaptığı harikaları ve tapınakta, “David Oğlu’na hozana!” diye bağıran çocukları gördüklerinde öfkelendiler,|ama baskahinler ve jazit͡ʃilar onun japtiɡi harikalari ve tapinaktaʔ “david oɡlu’na hozana!” dije baɡiran t͡ʃot͡ʃuklari ɡorduklerinde ofkelendilerʔ Old-Testament-Job-040-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkenin hiddetini dök. Her kibirliye bakıp onu alçalt.|ofkenin hiddetini dok. her kibirlije bakip onu alt͡ʃalt. New-Testament-Acts-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama öğrencileri geceleyin onu kentin surlarından sarkıttıkları bir küfe içinde aşağı indirdiler.|ama oɡrent͡ʃileri ɡet͡ʃelejin onu kentin surlarindan sarkittiklari bir kufe it͡ʃinde asaɡi indirdiler. Old-Testament-Judges-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Midyan'ın, Orev'in ve Zeev'in beylerini sizin elinize teslim etti. Sizinle karşılaştırıldığında ben ne yapabilirdim ki?” Sonra bunu söyleyince ona olan öfkeleri yatıştı.|tanri midjanʔinʔ orevʔin ve zeevʔin bejlerini sizin elinize teslim etti. sizinle karsilastirildiɡinda ben ne japabilirdim ki?” sonra bunu sojlejint͡ʃe ona olan ofkeleri jatisti. Old-Testament-Deuteronomy-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bana şöyle dedi: \"\"Ondan korkma; çünkü onu, bütün halkıyla ve ülkesiyle birlikte senin eline teslim ettim. Heşbon'da yaşayan Amorlular'ın Kralı Sihon'a yaptığın gibi ona da yapacaksın.\"\"\"|\"jahve bana sojle dedi \"\"ondan korkma; t͡ʃunku onuʔ butun halkijla ve ulkesijle birlikte senin eline teslim ettim. hesbonʔda jasajan amorlularʔin krali sihonʔa japtiɡin ɡibi ona da japat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız birliği komutanı Nebuzaradan onları alıp Rivla'ya, Babil Kralı'nın yanına götürdü.|muhafiz birliɡi komutani nebuzaradan onlari alip rivlaʔjaʔ babil kraliʔnin janina ɡoturdu. Old-Testament-1-Kings-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı ve işledikleri günahlarla, atalarının yaptıklarından daha çok, Yahve'yi kıskandırdılar.|jahudaʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti ve isledikleri ɡunahlarlaʔ atalarinin japtiklarindan daha t͡ʃokʔ jahveʔji kiskandirdilar. Old-Testament-1-Kings-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, senin sözüne göre yaptım. İşte, sana bilge ve anlayışlı bir yürek verdim. Öyle ki, senden önce senin gibisi olmadı, senden sonra da senin gibisi çıkmayacaktır.|isteʔ senin sozune ɡore japtim. isteʔ sana bilɡe ve anlajisli bir jurek verdim. ojle kiʔ senden ont͡ʃe senin ɡibisi olmadiʔ senden sonra da senin ɡibisi t͡ʃikmajat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Kings-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon ve yanına toplanmış olan bütün İsrael topluluğu, onunla birlikte sandığın önündeydiler, çoklukta sayılamayacak kadar çok koyun ve sığır kurban ediyorlardı.|kral solomon ve janina toplanmis olan butun israel topluluɡuʔ onunla birlikte sandiɡin onundejdilerʔ t͡ʃoklukta sajilamajat͡ʃak kadar t͡ʃok kojun ve siɡir kurban edijorlardi. New-Testament-1-Timothy-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|tanrısal olduklarını açıkça söyleyen kadınlara yaraşır biçimde, iyi işlerle süslensinler.|tanrisal olduklarini at͡ʃikt͡ʃa sojlejen kadinlara jarasir bit͡ʃimdeʔ iji islerle suslensinler. New-Testament-2-Corinthians-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendilerini tavsiye eden bazılarıyla kendimizi bir tutmaya ya da onlarla karşılaştırmaya tabii ki cesaret etmiyoruz. Ama onlar kendilerini kendileriyle ölçüp karşılaştırarak anlayışsız davranıyorlar.|kendilerini tavsije eden bazilarijla kendimizi bir tutmaja ja da onlarla karsilastirmaja tabii ki t͡ʃesaret etmijoruz. ama onlar kendilerini kendilerijle olt͡ʃup karsilastirarak anlajissiz davranijorlar. Old-Testament-2-Chronicles-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya, İsrael'in Tanrısı Yahve için Pesah tutmak için Yeruşalem'de olan Yahve'nin evine gelsinler diye, bütün İsrael ve Yahuda'ya haber yolladı; Efraim ve Manaşşe'ye de mektuplar yazdı.|hizkijaʔ israelʔin tanrisi jahve it͡ʃin pesah tutmak it͡ʃin jerusalemʔde olan jahveʔnin evine ɡelsinler dijeʔ butun israel ve jahudaʔja haber jolladi; efraim ve manasseʔje de mektuplar jazdi. Old-Testament-Jeremiah-031-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Cesetler ve küller vadisinin tamamı ve Kidron Vadisi'ne kadar, doğuya doğru At Kapısı'nın köşesine kadar bütün tarlalar Yahve için kutsal olacak. Artık sonsuza dek sökülmeyecek veya yıkılmayacak.”|t͡ʃesetler ve kuller vadisinin tamami ve kidron vadisiʔne kadarʔ doɡuja doɡru at kapisiʔnin kosesine kadar butun tarlalar jahve it͡ʃin kutsal olat͡ʃak. artik sonsuza dek sokulmejet͡ʃek veja jikilmajat͡ʃak.” New-Testament-James-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ey boş insan, işleri olmayan imanın ölü olduğunu bilmek mi istiyorsun?|ama ej bos insanʔ isleri olmajan imanin olu olduɡunu bilmek mi istijorsun? Old-Testament-Isaiah-045-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana karanlığın hazinelerini, gizli yerlerin saklı zenginliklerini vereceğim; öyle ki, seni adınla çağıranın ben, Yahve, İsrael'in Tanrısı olduğumu bilesin.|sana karanliɡin hazineleriniʔ ɡizli jerlerin sakli zenɡinliklerini veret͡ʃeɡim; ojle kiʔ seni adinla t͡ʃaɡiranin benʔ jahveʔ israelʔin tanrisi olduɡumu bilesin. Old-Testament-Ezra-002-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapı nöbetçilerinin çocukları: Şallum'un çocukları, Ater'in çocukları, Talmon'un çocukları, Akkuv'un çocukları, Hatita'nın çocukları, Şovay'ın çocukları, hepsi yüz otuz dokuz.|kapi nobett͡ʃilerinin t͡ʃot͡ʃuklari sallumʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ aterʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ talmonʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ akkuvʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ hatitaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ sovajʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ hepsi juz otuz dokuz. New-Testament-Revelation-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı gazabının kâsesinden katıksız olarak hazırlanmış Tanrı öfkesinin şarabından içecektir. O, kutsal meleklerin ve Kuzu’nun önünde ateş ve kükürtle işkence edilecektir.|tanri ɡazabinin kasesinden katiksiz olarak hazirlanmis tanri ofkesinin sarabindan it͡ʃet͡ʃektir. oʔ kutsal meleklerin ve kuzu’nun onunde ates ve kukurtle iskent͡ʃe edilet͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun soylularını krallığa çağıracaklar, ama orada kimse olmayacak; onun bütün beyleri de bir hiç olacaklar.|onun sojlularini kralliɡa t͡ʃaɡirat͡ʃaklarʔ ama orada kimse olmajat͡ʃak; onun butun bejleri de bir hit͡ʃ olat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, eğer gerçekten sözümü dinlerseniz ve antlaşmamı tutarsanız, o zaman bütün halklar arasında benim kendi mülküm olursunuz; çünkü bütün dünya benimdir.|simdiʔ eɡer ɡert͡ʃekten sozumu dinlerseniz ve antlasmami tutarsanizʔ o zaman butun halklar arasinda benim kendi mulkum olursunuz; t͡ʃunku butun dunja benimdir. Old-Testament-Jeremiah-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Benyamin'in çocukları, Yeruşalem’in içinden kaçıp kurtulun! Tekoa’da boru çalın, Beyt Hakerem’e işaret dikin, çünkü kuzeyden büyük bir yıkımla kötülük gözetliyor.|“ej benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jerusalem’in it͡ʃinden kat͡ʃip kurtulun! tekoa’da boru t͡ʃalinʔ bejt hakerem’e isaret dikinʔ t͡ʃunku kuzejden bujuk bir jikimla kotuluk ɡozetlijor. Old-Testament-Hosea-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim, “Gerçekten zengin oldum” dedi. “Kendim için varlık buldum. Bütün servetimde günah olan hiçbir suç bulmayacaklar.”|efraimʔ “ɡert͡ʃekten zenɡin oldum” dedi. “kendim it͡ʃin varlik buldum. butun servetimde ɡunah olan hit͡ʃbir sut͡ʃ bulmajat͡ʃaklar.” New-Testament-Acts-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın sözü ise büyüdü ve çoğaldı.|tanri’nin sozu ise bujudu ve t͡ʃoɡaldi. Old-Testament-Isaiah-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ordular Yahvesi'nin bağı İsrael'in evidir, Yahuda halkı da O'nun hoş fidanıdır. Adaleti aradı ama işte, zorbalık, doğruluğu aradı ama işte, sıkıntı feryadı.|t͡ʃunku ordular jahvesiʔnin baɡi israelʔin evidirʔ jahuda halki da oʔnun hos fidanidir. adaleti aradi ama isteʔ zorbalikʔ doɡruluɡu aradi ama isteʔ sikinti ferjadi. New-Testament-1-Peter-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ulusların arzularını yerine getirerek ahlaksızlık, şehvet, sarhoşluk, çılgın eğlenceler, içki alemleri, iğrenç putperestlikler içinde geçmişimizi yeterince boşa harcadık.|t͡ʃunku uluslarin arzularini jerine ɡetirerek ahlaksizlikʔ sehvetʔ sarhoslukʔ t͡ʃilɡin eɡlent͡ʃelerʔ it͡ʃki alemleriʔ iɡrent͡ʃ putperestlikler it͡ʃinde ɡet͡ʃmisimizi jeterint͡ʃe bosa hart͡ʃadik. Old-Testament-Joshua-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Erkek kadın, genç yaşlı, öküz, koyun ve eşek, kente bulunan her şeyi kılıçtan geçirip tamamen yok ettiler.|erkek kadinʔ ɡent͡ʃ jasliʔ okuzʔ kojun ve esekʔ kente bulunan her seji kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirip tamamen jok ettiler. New-Testament-1-Timothy-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten dul olan dul kadınlara saygı göster.|ɡert͡ʃekten dul olan dul kadinlara sajɡi ɡoster. Old-Testament-Genesis-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Mişma, Duma, Massa,|mismaʔ dumaʔ massaʔ Old-Testament-Psalms-072-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenin her yerinde tahıl bolluğu olsun. Meyvesi Lübnan gibi dalgalansın. Toprağın çayırı gibi serpilip gelişsin.|ulkenin her jerinde tahil bolluɡu olsun. mejvesi lubnan ɡibi dalɡalansin. topraɡin t͡ʃajiri ɡibi serpilip ɡelissin. Old-Testament-Deuteronomy-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağ kalmak için oraya kaçan adam öldürenin durumu şudur: Komşusunu kasıtsız öldüren ve geçmişte ondan nefret etmeyen kişi;|saɡ kalmak it͡ʃin oraja kat͡ʃan adam oldurenin durumu sudur komsusunu kasitsiz olduren ve ɡet͡ʃmiste ondan nefret etmejen kisi; Old-Testament-Psalms-073-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı kesinlikle İsrael’e, yüreği temiz olanlara karşı iyidir.|tanri kesinlikle israel’eʔ jureɡi temiz olanlara karsi ijidir. New-Testament-Mark-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuğun babası hemen gözyaşlarıyla, “İman ediyorum. İnançsızlığıma yardım et!” diye feryat etti.|t͡ʃot͡ʃuɡun babasi hemen ɡozjaslarijlaʔ “iman edijorum. inant͡ʃsizliɡima jardim et!” dije ferjat etti. Old-Testament-Proverbs-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, babanın buyruklarını tut, annenin öğretisini bırakma.|oɡlumʔ babanin bujruklarini tutʔ annenin oɡretisini birakma. Old-Testament-Judges-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu, Efraim dağlık bölgesindeki Timnat Heres'te, Gaaş Dağı'nın kuzeyindeki mirasının sınırına gömdüler.|onuʔ efraim daɡlik bolɡesindeki timnat heresʔteʔ ɡaas daɡiʔnin kuzejindeki mirasinin sinirina ɡomduler. New-Testament-Acts-007-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam kırk yıl boyunca Mısır’da, Kızıldeniz’de ve çölde harikalar ve belirtiler yaparak onları dışarı çıkaran kişidir.|bu adam kirk jil bojunt͡ʃa misir’daʔ kizildeniz’de ve t͡ʃolde harikalar ve belirtiler japarak onlari disari t͡ʃikaran kisidir. Old-Testament-Joshua-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün düşen erkek ve kadınların hepsi, Ay Kenti halkının tümü on iki bin kişiydi.|o ɡun dusen erkek ve kadinlarin hepsiʔ aj kenti halkinin tumu on iki bin kisijdi. Old-Testament-Jeremiah-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey yeryüzü, yeryüzü, Yahve'nin sözünü dinle, ey yeryüzü!|ej jerjuzuʔ jerjuzuʔ jahveʔnin sozunu dinleʔ ej jerjuzu! New-Testament-Luke-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada esenlik oğlu varsa, sizin esenliğiniz onun üstünde kalacaktır. Yoksa, size geri dönecektir.|orada esenlik oɡlu varsaʔ sizin esenliɡiniz onun ustunde kalat͡ʃaktir. joksaʔ size ɡeri donet͡ʃektir. Old-Testament-2-Kings-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir haberci gelip ona, \"\"Kralın oğullarının başlarını getirdiler\"\" dedi. O da, \"\"Onları iki yığın halinde kapının girişine sabaha kadar koyun\"\" dedi.\"|\"bir habert͡ʃi ɡelip onaʔ \"\"kralin oɡullarinin baslarini ɡetirdiler\"\" dedi. o daʔ \"\"onlari iki jiɡin halinde kapinin ɡirisine sabaha kadar kojun\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Vay haline, öğütlerini Yahve'den derince gizleyenlerin, işleri karanlıkta olanların ve \"\"Bizi kim görüyor?\"\" ve “Bizi kim biliyor?” diyenlerin.\"|\"vaj halineʔ oɡutlerini jahveʔden derint͡ʃe ɡizlejenlerinʔ isleri karanlikta olanlarin ve \"\"bizi kim ɡorujor?\"\" ve “bizi kim bilijor?” dijenlerin.\" Old-Testament-Isaiah-051-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizi, büyük derinliğin sularını kurutan Sen değil misin? Fidye ile kurtarılanların geçmesi için denizin derinliklerini kim yol yaptı?|deniziʔ bujuk derinliɡin sularini kurutan sen deɡil misin? fidje ile kurtarilanlarin ɡet͡ʃmesi it͡ʃin denizin derinliklerini kim jol japti? Old-Testament-2-Chronicles-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallık kendisi için sağlamlaştırılınca, babası kralı öldüren hizmetkârlarını öldürdü.|krallik kendisi it͡ʃin saɡlamlastirilint͡ʃaʔ babasi krali olduren hizmetkarlarini oldurdu. Old-Testament-Joshua-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohat'ın çocukları boyları, Levililer, Kohat'ın çocuklarının geri kalanı, kendi kuralarına düşen kentleri Efraim oymağından aldılar.|kohatʔin t͡ʃot͡ʃuklari bojlariʔ levililerʔ kohatʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ɡeri kalaniʔ kendi kuralarina dusen kentleri efraim ojmaɡindan aldilar. Old-Testament-Jeremiah-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kendisini sürgün götürmüş oldukları yerde ölecek. Bir daha bu ülkeyi görmeyecek.”|ama kendisini surɡun ɡoturmus olduklari jerde olet͡ʃek. bir daha bu ulkeji ɡormejet͡ʃek.” Old-Testament-Numbers-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|atalarının evlerinin başları olan İsrael beyleri sunular sundular. Bunlar oymakların beyleriydi. Bunlar, sayılanların başında olanlardı;|atalarinin evlerinin baslari olan israel bejleri sunular sundular. bunlar ojmaklarin bejlerijdi. bunlarʔ sajilanlarin basinda olanlardi; Old-Testament-Daniel-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onların krallığının son zamanlarında, suçlular doruğa ulaşınca, sert yüzlü ve bilmeceleri anlayan bir kral yükselecek.|“onlarin kralliɡinin son zamanlarindaʔ sut͡ʃlular doruɡa ulasint͡ʃaʔ sert juzlu ve bilmet͡ʃeleri anlajan bir kral jukselet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-026-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Gören Samuel'in, Kiş oğlu Saul'un, Ner oğlu Avner'in ve Seruya oğlu Yoav'ın adadığı her şey, kim bir şey adamışsa, Şelomot'un ve kardeşlerinin eli altındaydı.|ɡoren samuelʔinʔ kis oɡlu saulʔunʔ ner oɡlu avnerʔin ve seruja oɡlu joavʔin adadiɡi her sejʔ kim bir sej adamissaʔ selomotʔun ve kardeslerinin eli altindajdi. Old-Testament-1-Samuel-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David oradan Moav’ın Mispe’sine gitti ve Moav Kralı'na, “Lütfen, Tanrı’nın benim için ne yapacağını bilene dek babam ve annemin çıkıp yanınıza gelsin” dedi.|david oradan moav’in mispe’sine ɡitti ve moav kraliʔnaʔ “lutfenʔ tanri’nin benim it͡ʃin ne japat͡ʃaɡini bilene dek babam ve annemin t͡ʃikip janiniza ɡelsin” dedi. New-Testament-Hebrews-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Tanrı’nın halkı için bir Şabat dinlenmesi kalıyor.|bu nedenleʔ tanri’nin halki it͡ʃin bir sabat dinlenmesi kalijor. Old-Testament-Leviticus-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu sunağın üzerine yedi kez serpti ve sunağı, tüm takımlarını, kazanı ve ayağını kutsal kılmak için meshetti.|bunu sunaɡin uzerine jedi kez serpti ve sunaɡiʔ tum takimlariniʔ kazani ve ajaɡini kutsal kilmak it͡ʃin meshetti. Old-Testament-Psalms-086-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen büyüksün ve şaşılası işler yaparsın. Yalnız Tanrı sensin.|t͡ʃunku sen bujuksun ve sasilasi isler japarsin. jalniz tanri sensin. Old-Testament-Jeremiah-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü birçok ulus ve büyük krallar onları, kendileri için onları köle yapacaklar. Onlara yaptıklarına ve ellerinin işlerine göre karşılık vereceğim.\"\"\"|\"t͡ʃunku birt͡ʃok ulus ve bujuk krallar onlariʔ kendileri it͡ʃin onlari kole japat͡ʃaklar. onlara japtiklarina ve ellerinin islerine ɡore karsilik veret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ordular Yahvesi şöyle diyor: “Atalarınız beni öfkelendirdiğinde size kötülük yapmayı nasıl düşündüm ve vazgeçmedimse,” diyor Ordular Yahvesi, “|t͡ʃunku ordular jahvesi sojle dijor “atalariniz beni ofkelendirdiɡinde size kotuluk japmaji nasil dusundum ve vazɡet͡ʃmedimseʔ” dijor ordular jahvesiʔ “ Old-Testament-1-Kings-007-042|und|SPEAKER_00_Turkish|İki ağ işi için dört yüz narı; direklerin üzerindeki başlıkların iki yuvarlağını örten her ağ işi için iki sıra narı;|iki aɡ isi it͡ʃin dort juz nari; direklerin uzerindeki basliklarin iki juvarlaɡini orten her aɡ isi it͡ʃin iki sira nari; Old-Testament-Proverbs-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer borcunu ödeyecek varlığın yoksa, neden altındaki yatağını alsın?|eɡer bort͡ʃunu odejet͡ʃek varliɡin joksaʔ neden altindaki jataɡini alsin? Old-Testament-Psalms-113-008|und|SPEAKER_00_Turkish|beylerle, halkının beyleriyle oturtsun diye.|bejlerleʔ halkinin bejlerijle oturtsun dije. New-Testament-Mark-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dirilişte, kalktıklarında kadın onlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onu kendisine eş olarak aldı.”|dirilisteʔ kalktiklarinda kadin onlardan hanɡisinin karisi olat͡ʃak? t͡ʃunku jedisi de onu kendisine es olarak aldi.” Old-Testament-Lamentations-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşman gibi yayını gerdi, sağ eliyle düşman gibi dikildi. Göze hoş gelenlerin tümünü öldürdü. Siyon kızının çadırı üzerine ateş gibi gazabını döktü.|dusman ɡibi jajini ɡerdiʔ saɡ elijle dusman ɡibi dikildi. ɡoze hos ɡelenlerin tumunu oldurdu. sijon kizinin t͡ʃadiri uzerine ates ɡibi ɡazabini doktu. Old-Testament-Isaiah-051-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Atanız Avraham'a, sizi doğuran Sarah'a bakın; çünkü daha bir kişiyken onu çağırdım, onu kutsadım ve çoğalttım.|ataniz avrahamʔaʔ sizi doɡuran sarahʔa bakin; t͡ʃunku daha bir kisijken onu t͡ʃaɡirdimʔ onu kutsadim ve t͡ʃoɡalttim. New-Testament-Matthew-024-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şimşek doğudan çakıp batıya kadar bile göründüğü gibi, İnsanoğlu’nun gelişi de öyle olacaktır.|t͡ʃunku simsek doɡudan t͡ʃakip batija kadar bile ɡorunduɡu ɡibiʔ insanoɡlu’nun ɡelisi de ojle olat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-040-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi sandığı konutun içine getirdi, bölme perdesini taktı ve Antlaşma Sandığı'nı gizledi.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi sandiɡi konutun it͡ʃine ɡetirdiʔ bolme perdesini takti ve antlasma sandiɡiʔni ɡizledi. Old-Testament-Psalms-139-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şafağın kanatlarını alsam, denizin en uzak uçlarına konsam,|safaɡin kanatlarini alsamʔ denizin en uzak ut͡ʃlarina konsamʔ Old-Testament-Isaiah-045-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Toplanın da gelin. Ey uluslardan kaçmış olan sizler, bir arada yaklaşın. Oyma suret odununu taşıyanların, kurtaramayan bir ilâha dua edenlerin bilgisi yoktur.|“toplanin da ɡelin. ej uluslardan kat͡ʃmis olan sizlerʔ bir arada jaklasin. ojma suret odununu tasijanlarinʔ kurtaramajan bir ilaha dua edenlerin bilɡisi joktur. Old-Testament-Numbers-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu halkın tümüne ben mi gebe kaldım? Bana, 'Atalarına ant içtiğin ülkeye, emzikteki çocuğu taşıyan bir dadı gibi onları koynunda taşı' diyesin diye mi onları dışarı çıkardım?|bu halkin tumune ben mi ɡebe kaldim? banaʔ ʔatalarina ant it͡ʃtiɡin ulkejeʔ emzikteki t͡ʃot͡ʃuɡu tasijan bir dadi ɡibi onlari kojnunda tasiʔ dijesin dije mi onlari disari t͡ʃikardim? Old-Testament-1-Samuel-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve herkese doğruluğuna ve sadakatine göre verecektir; çünkü Yahve bugün seni elime teslim etti ve ben de Yahve'nin meshedilmişine elimi uzatmadım.|jahve herkese doɡruluɡuna ve sadakatine ɡore veret͡ʃektir; t͡ʃunku jahve buɡun seni elime teslim etti ve ben de jahveʔnin meshedilmisine elimi uzatmadim. Old-Testament-Jeremiah-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden çocuklarını kıtlığa teslim et, ve onları kılıcın eline teslim et. Karıları çocuksuz ve dul kalsın. Erkekleri öldürülsün, ve gençleri savaşta kılıçla vurulsun.|bu juzden t͡ʃot͡ʃuklarini kitliɡa teslim etʔ ve onlari kilit͡ʃin eline teslim et. karilari t͡ʃot͡ʃuksuz ve dul kalsin. erkekleri oldurulsunʔ ve ɡent͡ʃleri savasta kilit͡ʃla vurulsun. Old-Testament-Amos-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden size bunu yapacağım, ey İsrael; mademki size bunu yapacağım, Tanrın ile buluşmaya hazırlan, ey İsrael.|“bu juzden size bunu japat͡ʃaɡimʔ ej israel; mademki size bunu japat͡ʃaɡimʔ tanrin ile bulusmaja hazirlanʔ ej israel. Old-Testament-Deuteronomy-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, öldürülen adama en yakın olan kentin ileri gelenleri sürüden çalıştırılmamış ve boyunduruğa takılmamış bir düve alacaklar.|ojle olat͡ʃak kiʔ oldurulen adama en jakin olan kentin ileri ɡelenleri suruden t͡ʃalistirilmamis ve bojunduruɡa takilmamis bir duve alat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Kings-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral şöyle diyor, 'Hizkiya sizi aldatmasın, çünkü sizi onun elinden kurtaramayacak.|kral sojle dijorʔ ʔhizkija sizi aldatmasinʔ t͡ʃunku sizi onun elinden kurtaramajat͡ʃak. New-Testament-Luke-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra efendisine borcu olanları her birini yanına çağırdı. Birincisine, ‘Efendime ne kadar borcun var?’ dedi.|sonra efendisine bort͡ʃu olanlari her birini janina t͡ʃaɡirdi. birint͡ʃisineʔ ‘efendime ne kadar bort͡ʃun var?’ dedi. Old-Testament-Proverbs-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kim ğöğe çıkıp indi? Rüzgârı kim avuçlarında topladı? Giysileriyle suları kim sınırlandırdı? Dünyanın uçlarını kim kurdu? Eğer biliyorsan, adı nedir, oğlunun adı nedir?\"\"\"|\"kim ɡoɡe t͡ʃikip indi? ruzɡari kim avut͡ʃlarinda topladi? ɡijsilerijle sulari kim sinirlandirdi? dunjanin ut͡ʃlarini kim kurdu? eɡer bilijorsanʔ adi nedirʔ oɡlunun adi nedir?\"\"\" New-Testament-Luke-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yeşua, kirli ruha adamdan çıkmasını buyurmuştu. Kirli ruh sık sık adamı tutuyordu. Adam zincir ve prangaya bağlanarak gözetim altında tutulmasına karşın bağlarını koparıp iblis tarafından ıssız yerlere sürülüyordu.|t͡ʃunku jesuaʔ kirli ruha adamdan t͡ʃikmasini bujurmustu. kirli ruh sik sik adami tutujordu. adam zint͡ʃir ve pranɡaja baɡlanarak ɡozetim altinda tutulmasina karsin baɡlarini koparip iblis tarafindan issiz jerlere surulujordu. Old-Testament-Proverbs-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Taraf tutmak iyi değildir, insan bir parça ekmek için suç işler.|taraf tutmak iji deɡildirʔ insan bir part͡ʃa ekmek it͡ʃin sut͡ʃ isler. Old-Testament-Joshua-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin buyurduklarından, kadınlarla, çocuklarla ve aralarında bulunan yabancılarla birlikte, bütün İsrael topluluğunun önünde, Yeşu'nun okumadığı tek bir söz kalmadı.|moseʔnin bujurduklarindanʔ kadinlarlaʔ t͡ʃot͡ʃuklarla ve aralarinda bulunan jabant͡ʃilarla birlikteʔ butun israel topluluɡunun onundeʔ jesuʔnun okumadiɡi tek bir soz kalmadi. New-Testament-Mark-014-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Küfürü duydunuz! Daha ne düşünüyorsunuz?” Hepsi ölümü hakettiğine hükmettiler.|kufuru dujdunuz! daha ne dusunujorsunuz?” hepsi olumu hakettiɡine hukmettiler. Old-Testament-Judges-009-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek onu kovaladı, o da onun önünden kaçtı; çok kişi kapının girişine kadar yaralı düştü.|avimelek onu kovaladiʔ o da onun onunden kat͡ʃti; t͡ʃok kisi kapinin ɡirisine kadar jarali dustu. Old-Testament-Judges-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Zevulun canlarını ölüme kadar tehlikeye atan bir halktı; Naftali de meydanın yüksek yerlerindeydi.\"\"\"|\"zevulun t͡ʃanlarini olume kadar tehlikeje atan bir halkti; naftali de mejdanin juksek jerlerindejdi.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-013-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Yünlü ya da keten bir giysinin çözgüsünde, atkısında ya da deriden herhangi bir şeyde, onu temiz ya da kirli ilan etmek için küf vebasının yasası budur.|junlu ja da keten bir ɡijsinin t͡ʃozɡusundeʔ atkisinda ja da deriden herhanɡi bir sejdeʔ onu temiz ja da kirli ilan etmek it͡ʃin kuf vebasinin jasasi budur. Old-Testament-Zephaniah-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün, bana karşı işlediğin bütün suçlardan ötürü utanmayacaksın; çünkü o zaman senin içinden kibirli ve övünenleri uzaklaştıracağım, kutsal dağımda artık kibirli olmayacaksın.|o ɡunʔ bana karsi islediɡin butun sut͡ʃlardan oturu utanmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku o zaman senin it͡ʃinden kibirli ve ovunenleri uzaklastirat͡ʃaɡimʔ kutsal daɡimda artik kibirli olmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-141-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimi kötülüğe meyletme, kötülük yapan adamlarla fesat işlemeyeyim. Onların lezzetlerinden yemeyeyim.|jureɡimi kotuluɡe mejletmeʔ kotuluk japan adamlarla fesat islemejejim. onlarin lezzetlerinden jemejejim. Old-Testament-Exodus-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi, \"\"Firavun'un yüreği inatçıdır. Halkı salıvermeyi reddediyor.\"|\"jahve moseʔje sojle dediʔ \"\"firavunʔun jureɡi inatt͡ʃidir. halki salivermeji reddedijor.\" Old-Testament-Nehemiah-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, Şelemya oğlu Hananya ve Zalaf'ın altıncı oğlu Hanun başka bir kısmı onardı. Ondan sonra, Berekya oğlu Meşullam odasının karşısını onardı.|ondan sonraʔ selemja oɡlu hananja ve zalafʔin altint͡ʃi oɡlu hanun baska bir kismi onardi. ondan sonraʔ berekja oɡlu mesullam odasinin karsisini onardi. Old-Testament-Deuteronomy-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Moşe'nin Yarden'in ötesinde, çölde, Suf'un karşısındaki Arava'da, Paran, Tofel, Lavan, Hazerot ve Dizahav arasında bütün İsrael'e söylediği sözlerdir.|bunlar moseʔnin jardenʔin otesindeʔ t͡ʃoldeʔ sufʔun karsisindaki aravaʔdaʔ paranʔ tofelʔ lavanʔ hazerot ve dizahav arasinda butun israelʔe sojlediɡi sozlerdir. Old-Testament-Proverbs-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey saf adamlar, saflığı ne zamanda dek seveceksiniz? Alaycılar ne zamana dek alaycılıktan zevk alacak, akılsızlar bilgelikten nefret edecek?|“ej saf adamlarʔ safliɡi ne zamanda dek sevet͡ʃeksiniz? alajt͡ʃilar ne zamana dek alajt͡ʃiliktan zevk alat͡ʃakʔ akilsizlar bilɡelikten nefret edet͡ʃek? Old-Testament-Proverbs-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sizi çağırdım ve siz reddettiniz, elimi size uzattım ve kimse dikkate almadı,|t͡ʃunku sizi t͡ʃaɡirdim ve siz reddettinizʔ elimi size uzattim ve kimse dikkate almadiʔ Old-Testament-1-Samuel-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'un babası Kiş'in eşekleri kayboldu. Kiş, oğlu Saul'a, \"\"Şimdi hizmetkârlardan birini yanına al, kalk, eşekleri ara\"\" dedi.\"|\"saulʔun babasi kisʔin esekleri kajboldu. kisʔ oɡlu saulʔaʔ \"\"simdi hizmetkarlardan birini janina alʔ kalkʔ esekleri ara\"\" dedi.\" New-Testament-John-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Eğer sen Tanrı’nın armağanını ve sana, ‘Bana su ver, içeyim’ diyenin kim olduğunu bilseydin, sen O’ndan isterdin, O da sana yaşam suyunu verirdi” dedi.|jesua onaʔ “eɡer sen tanri’nin armaɡanini ve sanaʔ ‘bana su verʔ it͡ʃejim’ dijenin kim olduɡunu bilsejdinʔ sen o’ndan isterdinʔ o da sana jasam sujunu verirdi” dedi. Old-Testament-2-Samuel-022-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı benim güçlü kalemdir. Yolumu kusursuz kılar.|tanri benim ɡut͡ʃlu kalemdir. jolumu kusursuz kilar. Old-Testament-Nahum-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizi azarlar ve kurutur ve bütün ırmakları kurutur. Başan ve Karmel solar. Lübnan'ın çiçeği solar.|denizi azarlar ve kurutur ve butun irmaklari kurutur. basan ve karmel solar. lubnanʔin t͡ʃit͡ʃeɡi solar. New-Testament-Mark-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun gibi, siz de, bu şeylerin olduğunu gördüğünüzde, bilin ki, bu yakındır, kapılardadır.|bunun ɡibiʔ siz deʔ bu sejlerin olduɡunu ɡorduɡunuzdeʔ bilin kiʔ bu jakindirʔ kapilardadir. Old-Testament-Leviticus-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin suç sunusunun kuzusunu ve bir log yağı alacak ve bunları sallamalık sunu olarak Yahve'nin önünde sallayacak.|kahin sut͡ʃ sunusunun kuzusunu ve bir loɡ jaɡi alat͡ʃak ve bunlari sallamalik sunu olarak jahveʔnin onunde sallajat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-051-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil surlarına karşı bayrak dikin! Bekçileri güçlendirin! Bekçileri dikin, ve pusuları hazırlayın; çünkü Yahve, Babil sakinleri için söylediğini hem tasarladı hem de yaptı.|babil surlarina karsi bajrak dikin! bekt͡ʃileri ɡut͡ʃlendirin! bekt͡ʃileri dikinʔ ve pusulari hazirlajin; t͡ʃunku jahveʔ babil sakinleri it͡ʃin sojlediɡini hem tasarladi hem de japti. Old-Testament-Deuteronomy-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yalancı bir tanık, bir adamın aleyhine tanıklık etmek için onun aleyhine tanıklık ederse,|eɡer jalant͡ʃi bir tanikʔ bir adamin alejhine taniklik etmek it͡ʃin onun alejhine taniklik ederseʔ New-Testament-Acts-007-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanıklık Çadırı’nı kendi sıralarında teslim alan atalarımız, Yeşu’yla birlikte ülkelerin mülküne onu yanlarında getirdiler; o ulusları Tanrı David'in günlerine kadar atalarımızın önünden kovdu.|taniklik t͡ʃadiri’ni kendi siralarinda teslim alan atalarimizʔ jesu’jla birlikte ulkelerin mulkune onu janlarinda ɡetirdiler; o uluslari tanri davidʔin ɡunlerine kadar atalarimizin onunden kovdu. Old-Testament-Job-029-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onların yolunu ben seçerdim ve baş olarak otururdum. Orduda bir kral gibi, yas tutanları teselli eden biri gibi yaşadım.\"\"\"|\"onlarin jolunu ben set͡ʃerdim ve bas olarak otururdum. orduda bir kral ɡibiʔ jas tutanlari teselli eden biri ɡibi jasadim.\"\"\" New-Testament-Acts-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Baba’nın kendi yetkisiyle belirlemiş olduğu zamanları ve mevsimleri bilmek size düşmez” dedi.|onlaraʔ “baba’nin kendi jetkisijle belirlemis olduɡu zamanlari ve mevsimleri bilmek size dusmez” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-029-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah sunusu olarak tekeleri kralın ve topluluğun önüne getirdiler; onlar da ellerini üzerlerine koydular.|ɡunah sunusu olarak tekeleri kralin ve topluluɡun onune ɡetirdiler; onlar da ellerini uzerlerine kojdular. New-Testament-Matthew-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ekerken bazı tohumlar yol kenarına düştü ve kuşlar gelip onları yuttu.|“ekerken bazi tohumlar jol kenarina dustu ve kuslar ɡelip onlari juttu. Old-Testament-Judges-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O da onlara kentin girişini gösterdi, kenti kılıçtan geçirdiler; ama adamı ve bütün ailesini salıverdiler.|o da onlara kentin ɡirisini ɡosterdiʔ kenti kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler; ama adami ve butun ailesini saliverdiler. Old-Testament-2-Kings-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir gün Elişa Şunem’e gitti; orada seçkin bir kadın vardı; ve onu ekmek yemeye ikna etti. Böylece her geçtiğinde ekmek yemek için oraya uğruyordu.|bir ɡun elisa sunem’e ɡitti; orada set͡ʃkin bir kadin vardi; ve onu ekmek jemeje ikna etti. bojlet͡ʃe her ɡet͡ʃtiɡinde ekmek jemek it͡ʃin oraja uɡrujordu. New-Testament-Luke-003-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Metuşelah oğlu, Hanok oğlu, Yeret oğlu, Mahalalel oğlu, Kenan oğlu,|metuselah oɡluʔ hanok oɡluʔ jeret oɡluʔ mahalalel oɡluʔ kenan oɡluʔ New-Testament-Matthew-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet Baba, çünkü bu sana hoş göründü.|evet babaʔ t͡ʃunku bu sana hos ɡorundu. New-Testament-Galatians-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse Yasa neden vardı? Kendisine vaat edilen soy gelinceye dek, suçlar yüzünden eklendi. Bir aracı eliyle, melekler yoluyla düzenlendi.|ojlejse jasa neden vardi? kendisine vaat edilen soj ɡelint͡ʃeje dekʔ sut͡ʃlar juzunden eklendi. bir arat͡ʃi elijleʔ melekler jolujla duzenlendi. Old-Testament-Psalms-068-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi şöyle dedi: “Seni Başan'dan geri getireceğim. Seni yeniden denizin derinliklerinden geri getireceğim,|efendi sojle dedi “seni basanʔdan ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim. seni jeniden denizin derinliklerinden ɡeri ɡetiret͡ʃeɡimʔ Old-Testament-Jeremiah-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bizi Mısır diyarından çıkaran, çölde, bozkırlar ve çukurlar diyarında, kuraklık ve ölüm gölgesi diyarında, hiç kimsenin geçmediği ve hiç kimsenin yaşamadığı bir diyarda bizi yürüten Yahve nerede?” demediler.|“bizi misir dijarindan t͡ʃikaranʔ t͡ʃoldeʔ bozkirlar ve t͡ʃukurlar dijarindaʔ kuraklik ve olum ɡolɡesi dijarindaʔ hit͡ʃ kimsenin ɡet͡ʃmediɡi ve hit͡ʃ kimsenin jasamadiɡi bir dijarda bizi juruten jahve nerede?” demediler. New-Testament-Mark-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yine deniz kıyısında öğretmeye başladı. Büyük bir kalabalık çevresinde toplandı. Bu nedenle denizde bir tekneye binip oturdu. Bütün kalabalık deniz kıyısında karadaydı.|jesua jine deniz kijisinda oɡretmeje basladi. bujuk bir kalabalik t͡ʃevresinde toplandi. bu nedenle denizde bir tekneje binip oturdu. butun kalabalik deniz kijisinda karadajdi. Old-Testament-Ecclesiastes-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yöneticinin ruhu sana karşı yükselirse, yerinden ayrılma; çünkü yumuşak huyluluk büyük suçları yatıştırır.|eɡer jonetit͡ʃinin ruhu sana karsi jukselirseʔ jerinden ajrilma; t͡ʃunku jumusak hujluluk bujuk sut͡ʃlari jatistirir. Old-Testament-Exodus-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babana ve annene saygı göster ki, Tanrın Yahve'nin sana vereceği toprakta günlerin uzun olsun.\"|\"\"\"babana ve annene sajɡi ɡoster kiʔ tanrin jahveʔnin sana veret͡ʃeɡi toprakta ɡunlerin uzun olsun.\" New-Testament-2-Corinthians-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|sizler de dualarınızda bize yardım ediyorsunuz; böylece birçokları aracılığıyla bize verilen armağan için birçokları bizim adımıza şükran sunsun.|sizler de dualarinizda bize jardim edijorsunuz; bojlet͡ʃe birt͡ʃoklari arat͡ʃiliɡijla bize verilen armaɡan it͡ʃin birt͡ʃoklari bizim adimiza sukran sunsun. Old-Testament-Ezekiel-037-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları ülkede, İsrael dağları üzerinde tek bir ulus yapacağım. Hepsinin kralı bir olacak. Artık iki ulus olmayacaklar. Artık bir daha iki krallığa bölünmeyecekler.|onlari ulkedeʔ israel daɡlari uzerinde tek bir ulus japat͡ʃaɡim. hepsinin krali bir olat͡ʃak. artik iki ulus olmajat͡ʃaklar. artik bir daha iki kralliɡa bolunmejet͡ʃekler. Old-Testament-Ecclesiastes-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi kişiye, hatta sekiz kişiye pay ver; çünkü yeryüzünde ne kötülük olacağını bilmiyorsun.|jedi kisijeʔ hatta sekiz kisije paj ver; t͡ʃunku jerjuzunde ne kotuluk olat͡ʃaɡini bilmijorsun. Old-Testament-Job-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şimdi siz bir hiç oldunuz. Bir dehşet görüyorsunuz ve korkuyorsunuz.|t͡ʃunku simdi siz bir hit͡ʃ oldunuz. bir dehset ɡorujorsunuz ve korkujorsunuz. New-Testament-Luke-001-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhum, Kurtarıcım Tanrı’da sevinç bulur,|ruhumʔ kurtarit͡ʃim tanri’da sevint͡ʃ bulurʔ Old-Testament-Isaiah-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahve İsrael'den başı, kuyruğu, palmiye dalını ve kamışı bir günde kesip atacak.|bu nedenle jahve israelʔden basiʔ kujruɡuʔ palmije dalini ve kamisi bir ɡunde kesip atat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-034-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'den korkun, ey O’nun kutsalları, çünkü O'ndan korkanların eksiği olmaz.|jahveʔden korkunʔ ej o’nun kutsallariʔ t͡ʃunku oʔndan korkanlarin eksiɡi olmaz. Old-Testament-2-Chronicles-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Rehovam onların yerine tunç kalkanlar yaptı ve onları kral evinin kapısını tutan muhafızların komutanlarının eline teslim etti.|kral rehovam onlarin jerine tunt͡ʃ kalkanlar japti ve onlari kral evinin kapisini tutan muhafizlarin komutanlarinin eline teslim etti. Old-Testament-Deuteronomy-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün gökyüzünün altında olan halklar üzerine, sizin dehşetinizi ve korkunuzu koymaya başlayacağım, onlar sizin haberinizi duyacaklar ve sizin yüzünüzden titreyecek ve acı içinde kalacaklar.''|buɡun ɡokjuzunun altinda olan halklar uzerineʔ sizin dehsetinizi ve korkunuzu kojmaja baslajat͡ʃaɡimʔ onlar sizin haberinizi dujat͡ʃaklar ve sizin juzunuzden titrejet͡ʃek ve at͡ʃi it͡ʃinde kalat͡ʃaklar.ʔʔ New-Testament-Mark-006-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemek yiyenler beş bin erkekti.|jemek jijenler bes bin erkekti. Old-Testament-Jeremiah-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgeler hayal kırıklığına uğradı. Korktular ve tuzağa düştüler. İşte, Yahve'nin sözünü reddettiler. İçlerinde nasıl bir bilgelik var?|bilɡeler hajal kirikliɡina uɡradi. korktular ve tuzaɡa dustuler. isteʔ jahveʔnin sozunu reddettiler. it͡ʃlerinde nasil bir bilɡelik var? Old-Testament-2-Kings-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral’a ölmüş birini nasıl dirilttiğini anlatırken, işte oğlunu dirilttiği kadın, evi ve toprağı için krala yalvarıyordu. Gehazi, “Efendim, ey kral, bu o kadındır ve bu da Elişa’nın hayata döndürdüğü oğludur” dedi.|kral’a olmus birini nasil dirilttiɡini anlatirkenʔ iste oɡlunu dirilttiɡi kadinʔ evi ve topraɡi it͡ʃin krala jalvarijordu. ɡehaziʔ “efendimʔ ej kralʔ bu o kadindir ve bu da elisa’nin hajata dondurduɡu oɡludur” dedi. New-Testament-Luke-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Beytfaci ile Beytanya’ya yaklaştığında, zeytinlik denilen dağda, iki öğrencisini gönderdi.|jesuaʔ bejtfat͡ʃi ile bejtanja’ja jaklastiɡindaʔ zejtinlik denilen daɡdaʔ iki oɡrent͡ʃisini ɡonderdi. New-Testament-Mark-014-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Benim” dedi. “İnsanoğlu’nun Kudretli'nin sağında oturduğunu ve göğün bulutlarıyla geldiğini göreceksiniz.”|jesuaʔ “benim” dedi. “insanoɡlu’nun kudretliʔnin saɡinda oturduɡunu ve ɡoɡun bulutlarijla ɡeldiɡini ɡoret͡ʃeksiniz.” New-Testament-2-Corinthians-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, “‘Onların arasından çıkıp ayrılın’ diyor Efendi. ‘Kirli olana dokunmayın. Sizi kabul edeceğim.|bu nedenleʔ “‘onlarin arasindan t͡ʃikip ajrilin’ dijor efendi. ‘kirli olana dokunmajin. sizi kabul edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-066-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi zindana verdin. Sırtımıza yük koydun.|bizi zindana verdin. sirtimiza juk kojdun. Old-Testament-Jeremiah-051-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Babil’e ve Keldani sakinlerinin hepsine, senin önünde Siyon’da yaptıkları bütün kötülükleri geri vereceğim” diyor Yahve.|“babil’e ve keldani sakinlerinin hepsineʔ senin onunde sijon’da japtiklari butun kotulukleri ɡeri veret͡ʃeɡim” dijor jahve. Old-Testament-Numbers-026-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Benyamin'in oğulları: Bela'dan Belailer soyu; Aşbel'den Aşbeliler soyu; Ahiram'dan Ahiramiler soyu;|sojlarina ɡore benjaminʔin oɡullari belaʔdan belailer soju; asbelʔden asbeliler soju; ahiramʔdan ahiramiler soju; Old-Testament-Genesis-040-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten de İbraniler diyarından kaçırıldım ve burada da beni zindana atmaları için hiçbir şey yapmadım.”|ɡert͡ʃekten de ibraniler dijarindan kat͡ʃirildim ve burada da beni zindana atmalari it͡ʃin hit͡ʃbir sej japmadim.” Old-Testament-Hosea-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael meyvesini veren bereketli bir asmadır. Meyvesinin bolluğuna göre sunaklarını çoğalttı. Ülkeleri zenginleştikçe dikili taşlarını süslediler.|israel mejvesini veren bereketli bir asmadir. mejvesinin bolluɡuna ɡore sunaklarini t͡ʃoɡaltti. ulkeleri zenɡinlestikt͡ʃe dikili taslarini suslediler. Old-Testament-Exodus-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'ın büyücüleri de yaptıkları büyülerle aynı şeyi yaptılar. Böylece Firavun'un yüreği katılaştı ve Yahve'nin söylediği gibi onları dinlemedi.|misirʔin bujut͡ʃuleri de japtiklari bujulerle ajni seji japtilar. bojlet͡ʃe firavunʔun jureɡi katilasti ve jahveʔnin sojlediɡi ɡibi onlari dinlemedi. Old-Testament-Exodus-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Saf altından bir merhamet örtüsü yapacaksın. Uzunluğu iki buçuk arşın, genişliği bir buçuk arşın olacak.|saf altindan bir merhamet ortusu japat͡ʃaksin. uzunluɡu iki but͡ʃuk arsinʔ ɡenisliɡi bir but͡ʃuk arsin olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sol yanına yat ve İsrael evinin suçunu onun üzerine koy. Onun üzerinde yatacağın günlerin sayısına göre, suçlarını yükleneceksin.|“sol janina jat ve israel evinin sut͡ʃunu onun uzerine koj. onun uzerinde jatat͡ʃaɡin ɡunlerin sajisina ɡoreʔ sut͡ʃlarini juklenet͡ʃeksin. New-Testament-Romans-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih aracılığıyla Tanrı’ya şükürler olsun! Öyleyse ben kendim akılla Tanrı’nın Yasası’na, ama benlikle günahın yasasına hizmet ediyorum.|efendimiz jesua mesih arat͡ʃiliɡijla tanri’ja sukurler olsun! ojlejse ben kendim akilla tanri’nin jasasi’naʔ ama benlikle ɡunahin jasasina hizmet edijorum. Old-Testament-2-Kings-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra aceleyle her biri abasını alıp merdivenin başına onun altına koydu ve boruyu çalıp, “Yehu kraldır” dedi.|sonra at͡ʃelejle her biri abasini alip merdivenin basina onun altina kojdu ve boruju t͡ʃalipʔ “jehu kraldir” dedi. Old-Testament-Genesis-029-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Lavan'a, “Karımı bana ver, günlerim doldu, yanına gireyim” dedi.|jakov lavanʔaʔ “karimi bana verʔ ɡunlerim dolduʔ janina ɡirejim” dedi. Old-Testament-1-Kings-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Zimri'nin işlerinin geri kalanı, yaptığı ihanet, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil midir?|zimriʔnin islerinin ɡeri kalaniʔ japtiɡi ihanetʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil midir? Old-Testament-Psalms-036-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yaşamın kaynağı sendedir. Senin ışığında ışığı göreceğiz.|t͡ʃunku jasamin kajnaɡi sendedir. senin isiɡinda isiɡi ɡoret͡ʃeɡiz. New-Testament-Revelation-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm ve işte, sonsuzluklar boyunca diriyim. Amin. Ölümün ve Hades’in anahtarları bendedir.|‘‘diri olan ben’im. olmustum ve isteʔ sonsuzluklar bojunt͡ʃa dirijim. amin. olumun ve hades’in anahtarlari bendedir. New-Testament-John-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hasta olan Lazar, Efendi’ye güzel kokulu yağ sürüp saçlarıyla ayaklarını silen Mariyam’ın kardeşiydi.|hasta olan lazarʔ efendi’je ɡuzel kokulu jaɡ surup sat͡ʃlarijla ajaklarini silen marijam’in kardesijdi. New-Testament-1-Thessalonians-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan ötürü size gelmek istedik. Gerçekten de ben Pavlus, kaç kez gelmek istedim. Ama Şeytan bize engel oldu.|bundan oturu size ɡelmek istedik. ɡert͡ʃekten de ben pavlusʔ kat͡ʃ kez ɡelmek istedim. ama sejtan bize enɡel oldu. Old-Testament-Numbers-026-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bela'nın oğulları Ard ve Naaman'dı; Ardiler soyu; ve Naaman'dan Naamiler soyu.|belaʔnin oɡullari ard ve naamanʔdi; ardiler soju; ve naamanʔdan naamiler soju. New-Testament-1-Corinthians-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendime karşı bir şey bilmiyorum. Yine de bu beni aklamaz. Beni yargılayan Efendi’dir.|t͡ʃunku kendime karsi bir sej bilmijorum. jine de bu beni aklamaz. beni jarɡilajan efendi’dir. New-Testament-2-Peter-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, şunu unutmayın ki, Efendi’nin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir.|ej sevɡililerʔ sunu unutmajin kiʔ efendi’nin ɡozunde bir ɡun bin jilʔ bin jil bir ɡun ɡibidir. Old-Testament-Deuteronomy-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin mülk edinmek için vermekte olduğu ülkenin ortasında kendine üç kent ayıracaksın.|tanrin jahveʔnin mulk edinmek it͡ʃin vermekte olduɡu ulkenin ortasinda kendine ut͡ʃ kent ajirat͡ʃaksin. New-Testament-Hebrews-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa Mesih günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sunduktan sonra Tanrı’nın sağında oturdu.|ojsa mesih ɡunahlar it͡ʃin sonsuza dek ɡet͡ʃerli tek bir kurban sunduktan sonra tanri’nin saɡinda oturdu. New-Testament-Galatians-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Hagar, Arabistan’daki Sina Dağı’dır. Bugünkü Yeruşalem’e karşılık gelir. Çünkü Hagar, çocuklarıyla birlikte kölelik etmektedir.|haɡarʔ arabistan’daki sina daɡi’dir. buɡunku jerusalem’e karsilik ɡelir. t͡ʃunku haɡarʔ t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte kolelik etmektedir. New-Testament-Hebrews-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama meleklerden biraz aşağı kılınmış olanı, Yeşua’yı, Tanrı’nın lütfuyla herkes için ölümü tatsın diye, ölüm acısı nedeniyle yücelik ve onurla taçlandırılmış olarak görüyoruz.|ama meleklerden biraz asaɡi kilinmis olaniʔ jesua’jiʔ tanri’nin lutfujla herkes it͡ʃin olumu tatsin dijeʔ olum at͡ʃisi nedenijle jut͡ʃelik ve onurla tat͡ʃlandirilmis olarak ɡorujoruz. Old-Testament-1-Chronicles-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Babaları Efraim günlerce yas tuttu ve kardeşleri onu avutmak için geldiler.|babalari efraim ɡunlert͡ʃe jas tuttu ve kardesleri onu avutmak it͡ʃin ɡeldiler. Old-Testament-1-Samuel-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuğa İkavod adını verdi. “İsrael’den yücelik ayrıldı!” dedi; çünkü Tanrı’nın Sandığı alınmıştı ve kayınpederi ile kocası da öyle.|t͡ʃot͡ʃuɡa ikavod adini verdi. “israel’den jut͡ʃelik ajrildi!” dedi; t͡ʃunku tanri’nin sandiɡi alinmisti ve kajinpederi ile kot͡ʃasi da ojle. Old-Testament-Ezekiel-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüklerinin çokluğuyla, ticaretinin haksızlığıyla, kutsal yerlerini kirlettin. Bu yüzden senin içinden ateş çıkardım. Seni yiyip bitirdi. Seni gören herkesin gözü önünde, seni yeryüzünde küle çevirdim.|kotuluklerinin t͡ʃokluɡujlaʔ tit͡ʃaretinin haksizliɡijlaʔ kutsal jerlerini kirlettin. bu juzden senin it͡ʃinden ates t͡ʃikardim. seni jijip bitirdi. seni ɡoren herkesin ɡozu onundeʔ seni jerjuzunde kule t͡ʃevirdim. Old-Testament-Job-031-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"çünkü bu yıkıma kadar yakıp yok eden, ve bütün ürünümü kökünden sökecek bir ateştir.\"\"\"|\"t͡ʃunku bu jikima kadar jakip jok edenʔ ve butun urunumu kokunden soket͡ʃek bir atestir.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge kişiyi eğit, daha da bilge olur. Doğru insana öğret, öğrenmesi çoğalır.|bilɡe kisiji eɡitʔ daha da bilɡe olur. doɡru insana oɡretʔ oɡrenmesi t͡ʃoɡalir. Old-Testament-Exodus-037-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tomurcukları ve kolları ondan tek parçaydı. Hepsi saf altından bir dövmeci işiydi.|tomurt͡ʃuklari ve kollari ondan tek part͡ʃajdi. hepsi saf altindan bir dovmet͡ʃi isijdi. New-Testament-2-Timothy-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, oğlum, Mesih Yeşua’da olan lütufta güçlen.|bu nedenleʔ oɡlumʔ mesih jesua’da olan lutufta ɡut͡ʃlen. Old-Testament-2-Chronicles-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri olan Yehoşafat'ın oğulları vardı: Azarya, Yehiel, Zekariya, Azarya, Mikael ve Şefatya. Bunların hepsi İsrael Kralı Yehoşafat'ın oğullarıydı.|kardesleri olan jehosafatʔin oɡullari vardi azarjaʔ jehielʔ zekarijaʔ azarjaʔ mikael ve sefatja. bunlarin hepsi israel krali jehosafatʔin oɡullarijdi. Old-Testament-Ezekiel-040-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun eyvanları dış avluya doğruydu. Bu tarafta ve o tarafta bölme duvarları üzerinde palmiye ağaçları vardı. Ona çıkmak için sekiz basamak vardı.|onun ejvanlari dis avluja doɡrujdu. bu tarafta ve o tarafta bolme duvarlari uzerinde palmije aɡat͡ʃlari vardi. ona t͡ʃikmak it͡ʃin sekiz basamak vardi. Old-Testament-Genesis-044-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda ona yaklaşıp şöyle dedi: “Efendim, lütfen hizmetkârların efendimin kulağına bir söz söylesin ve hizmetkârına karşı öfken alevlenmesin. Çünkü sen Firavun gibisin.|jahuda ona jaklasip sojle dedi “efendimʔ lutfen hizmetkarlarin efendimin kulaɡina bir soz sojlesin ve hizmetkarina karsi ofken alevlenmesin. t͡ʃunku sen firavun ɡibisin. Old-Testament-Ezekiel-034-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ey insanoğlu, İsrael çobanlarına karşı peygamberlik et. Peygamberlik et ve onlara, o çobanlara de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Kendi kendilerini güden İsrael çobanlarının vay haline! Çobanların gütmesi gereken koyunlar değil mi?\"|\"“ej insanoɡluʔ israel t͡ʃobanlarina karsi pejɡamberlik et. pejɡamberlik et ve onlaraʔ o t͡ʃobanlara deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"kendi kendilerini ɡuden israel t͡ʃobanlarinin vaj haline! t͡ʃobanlarin ɡutmesi ɡereken kojunlar deɡil mi?\" Old-Testament-2-Samuel-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bahurim'den Benyaminli Gera oğlu Şimei aceleyle Yahudalılar'la birlikte Kral David'i karşılamaya indi.|bahurimʔden benjaminli ɡera oɡlu simei at͡ʃelejle jahudalilarʔla birlikte kral davidʔi karsilamaja indi. Old-Testament-1-Chronicles-006-074|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer oymağından Maşal ile otlaklarını, Avdon ile otlaklarını,|aser ojmaɡindan masal ile otlaklariniʔ avdon ile otlaklariniʔ Old-Testament-Ezekiel-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|babası o şeylerden hiçbirini yapmazken, oğul dağ tapınaklarında yemek yemişse, ve komşusunun karısını kirletmişse,|babasi o sejlerden hit͡ʃbirini japmazkenʔ oɡul daɡ tapinaklarinda jemek jemisseʔ ve komsusunun karisini kirletmisseʔ Old-Testament-1-Chronicles-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|On beşincisi Bilga'ya, on altıncısı İmmer'e,|on besint͡ʃisi bilɡaʔjaʔ on altint͡ʃisi immerʔeʔ New-Testament-Mark-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri ile birlikte kalabalığı da yanına çağırdı ve onlara şöyle dedi: “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin.|oɡrent͡ʃileri ile birlikte kalabaliɡi da janina t͡ʃaɡirdi ve onlara sojle dedi “ardimdan ɡelmek istejen kendini inkar etsinʔ t͡ʃarmihini juklenip beni izlesin. Old-Testament-Jeremiah-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Buğday ektiler, ve diken biçtiler. Kendilerini tükettiler ve hiçbir yarar sağlamadılar. Yahve'nin kızgın öfkesi yüzünden ürünlerinizden utanacaksınız.\"\"\"|\"buɡdaj ektilerʔ ve diken bit͡ʃtiler. kendilerini tukettiler ve hit͡ʃbir jarar saɡlamadilar. jahveʔnin kizɡin ofkesi juzunden urunlerinizden utanat͡ʃaksiniz.\"\"\" New-Testament-Luke-019-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Zeytin Dağı’nın alt yamacına yaklaştığında, öğrencilerin tümü, görmüş oldukları büyük işlerden dolayı, sevinip yüksek sesle Tanrı’ya övgüler sunmaya başladılar.|jesua zejtin daɡi’nin alt jamat͡ʃina jaklastiɡindaʔ oɡrent͡ʃilerin tumuʔ ɡormus olduklari bujuk islerden dolajiʔ sevinip juksek sesle tanri’ja ovɡuler sunmaja basladilar. Old-Testament-Numbers-032-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklarımız, karılarımız, davarlarımız ve bütün hayvanlarımız burada, Gilad kentlerinde olacaklar;|t͡ʃot͡ʃuklarimizʔ karilarimizʔ davarlarimiz ve butun hajvanlarimiz buradaʔ ɡilad kentlerinde olat͡ʃaklar; New-Testament-Colossians-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Madem Mesih’le birlikte dünyasal öğeler karşısında öldünüz, öyleyse neden dünyada yaşayanlar gibi kurallar altına giriyorsunuz?|madem mesih’le birlikte dunjasal oɡeler karsisinda oldunuzʔ ojlejse neden dunjada jasajanlar ɡibi kurallar altina ɡirijorsunuz? Old-Testament-2-Kings-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Damaskus'un Abana ve Farpar ırmakları, İsrael’in bütün sularından daha iyi değil mi? Onlarda yıkanıp temiz olamaz mıyım?” Bunun üzerine öfkeyle dönüp gitti.|damaskusʔun abana ve farpar irmaklariʔ israel’in butun sularindan daha iji deɡil mi? onlarda jikanip temiz olamaz mijim?” bunun uzerine ofkejle donup ɡitti. Old-Testament-1-Chronicles-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş Asaf, onun ikincisi olan Zekariya, sonra Yeiel, Şemiramot, Yehiel, Mattitya, Eliav, Benaya, Obed Edom ve Yeiel, telli çalgılar ve çenklerle; Asaf da yüksek ses çıkaran zillerle;|bas asafʔ onun ikint͡ʃisi olan zekarijaʔ sonra jeielʔ semiramotʔ jehielʔ mattitjaʔ eliavʔ benajaʔ obed edom ve jeielʔ telli t͡ʃalɡilar ve t͡ʃenklerle; asaf da juksek ses t͡ʃikaran zillerle; Old-Testament-Nehemiah-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra Gabbay ve Sallay, dokuz yüz yirmi sekiz.|ondan sonra ɡabbaj ve sallajʔ dokuz juz jirmi sekiz. Old-Testament-Leviticus-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Neden günah sunusunu kutsal yerde yemediniz? Çünkü o çok kutsaldır ve topluluğun suçunu yüklenesiniz ve Yahve'nin önünde onlar için kefaret etmeniz için onu size vermiştir.|“neden ɡunah sunusunu kutsal jerde jemediniz? t͡ʃunku o t͡ʃok kutsaldir ve topluluɡun sut͡ʃunu juklenesiniz ve jahveʔnin onunde onlar it͡ʃin kefaret etmeniz it͡ʃin onu size vermistir. Old-Testament-2-Kings-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Hizkiya'nın on dördüncü yılında, Aşur Kralı Sanherib Yahuda'nın bütün surlu kentlerine karşı geldi ve onları aldı.|kral hizkijaʔnin on dordunt͡ʃu jilindaʔ asur krali sanherib jahudaʔnin butun surlu kentlerine karsi ɡeldi ve onlari aldi. Old-Testament-Genesis-049-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dan İsrael oymaklarından biri olarak, halkını yargılayacak.|“dan israel ojmaklarindan biri olarakʔ halkini jarɡilajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-085-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün gazabını uzaklaştırdın. Öfkenin kızgınlığından geri döndün.|butun ɡazabini uzaklastirdin. ofkenin kizɡinliɡindan ɡeri dondun. New-Testament-John-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle halk, Yeşua’nın yapmış olduğu belirtiyi görünce, “Gerçekten dünyaya gelecek olan peygamber budur” dediler.|bu nedenle halkʔ jesua’nin japmis olduɡu belirtiji ɡorunt͡ʃeʔ “ɡert͡ʃekten dunjaja ɡelet͡ʃek olan pejɡamber budur” dediler. New-Testament-Ephesians-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak kutsallara yakışır şekilde, aranızda cinsel ahlaksızlık, her türlü pislik ve açgözlülük, anılmasın bile.|ant͡ʃak kutsallara jakisir sekildeʔ aranizda t͡ʃinsel ahlaksizlikʔ her turlu pislik ve at͡ʃɡozlulukʔ anilmasin bile. Old-Testament-Genesis-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tsilla, her türlü tunç ve demirden kesici aletler yapan Tuval Kain'i de doğurdu. Tuval Kain'in kız kardeşi Naama'ydı.|tsillaʔ her turlu tunt͡ʃ ve demirden kesit͡ʃi aletler japan tuval kainʔi de doɡurdu. tuval kainʔin kiz kardesi naamaʔjdi. New-Testament-Galatians-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben, kardeşler, eğer hâlâ sünneti vaaz ediyor olsaydım, neden hâlâ zulüm görüyorum? Öyle olsaydı, çarmıh tökezi ortadan kalkmış olurdu.|ama benʔ kardeslerʔ eɡer hala sunneti vaaz edijor olsajdimʔ neden hala zulum ɡorujorum? ojle olsajdiʔ t͡ʃarmih tokezi ortadan kalkmis olurdu. Old-Testament-Psalms-082-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı büyük toplantıyı yönetir. İlahlar arasında hükmeder.|tanri bujuk toplantiji jonetir. ilahlar arasinda hukmeder. Old-Testament-Proverbs-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçeği satın al ve onu satma. Bilgelik, terbiye ve anlayış edin.|ɡert͡ʃeɡi satin al ve onu satma. bilɡelikʔ terbije ve anlajis edin. New-Testament-Luke-018-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, “Ey David Oğlu Yeşua, bana acı!” diye bağırdı.|adamʔ “ej david oɡlu jesuaʔ bana at͡ʃi!” dije baɡirdi. Old-Testament-Genesis-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya babam bana dokunursa? Ona bir düzenbaz gibi görüneceğim ve üzerime kutsama değil, lanet getireceğim.”|ja babam bana dokunursa? ona bir duzenbaz ɡibi ɡorunet͡ʃeɡim ve uzerime kutsama deɡilʔ lanet ɡetiret͡ʃeɡim.” Old-Testament-2-Samuel-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Zengin adamın yanına bir yolcu geldi. Kendisine gelen yolcuya yemek hazırlamak için kendi koyunundan ve sığırından almak istemedi. Yoksul adamın kuzusunu alıp kendisine gelen adam için onu hazırladı.\"\"\"|\"zenɡin adamin janina bir jolt͡ʃu ɡeldi. kendisine ɡelen jolt͡ʃuja jemek hazirlamak it͡ʃin kendi kojunundan ve siɡirindan almak istemedi. joksul adamin kuzusunu alip kendisine ɡelen adam it͡ʃin onu hazirladi.\"\"\" Old-Testament-Hosea-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İçkileri ekşidi. Sürekli fahişelik yapıyorlar. Önderleri utanç verici yollarını çok seviyorlar.|it͡ʃkileri eksidi. surekli fahiselik japijorlar. onderleri utant͡ʃ verit͡ʃi jollarini t͡ʃok sevijorlar. Old-Testament-Numbers-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'ye şöyle dedi: \"\"Hizmetkârına neden bu kadar kötü davrandın? Bütün bu halkın yükünü bana yüklediğin halde neden senin gözünde lütuf bulamadım?\"|\"mose jahveʔje sojle dedi \"\"hizmetkarina neden bu kadar kotu davrandin? butun bu halkin jukunu bana juklediɡin halde neden senin ɡozunde lutuf bulamadim?\" Old-Testament-Psalms-148-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yah’ı övün! Yahve'yi göklerden övün! O’nu yücelerde övün!|jah’i ovun! jahveʔji ɡoklerden ovun! o’nu jut͡ʃelerde ovun! New-Testament-Hebrews-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, herhangi birinizin O'nun dinlenmesine girme vaadinden mahrum kalmasından korkalım.|bu nedenleʔ herhanɡi birinizin oʔnun dinlenmesine ɡirme vaadinden mahrum kalmasindan korkalim. Old-Testament-Micah-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bütün bunlar Yakov’un itaatsizliği, ve İsrael evinin günahları yüzündendir. Yakov’un itaatsizliği nedir? Samariya değil mi? Yahuda’nın yüksek yerleri nelerdir? Yeruşalem değil mi?|“butun bunlar jakov’un itaatsizliɡiʔ ve israel evinin ɡunahlari juzundendir. jakov’un itaatsizliɡi nedir? samarija deɡil mi? jahuda’nin juksek jerleri nelerdir? jerusalem deɡil mi? New-Testament-2-Timothy-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi, Onisiforos’un evine merhamet etsin. Çünkü o defalarca içimi rahatlattı ve zincirlerimden utanmadı.|efendiʔ onisiforos’un evine merhamet etsin. t͡ʃunku o defalart͡ʃa it͡ʃimi rahatlatti ve zint͡ʃirlerimden utanmadi. Old-Testament-Deuteronomy-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyip doyacaksın ve sana verdiği güzel ülke için Tanrın Yahve'yi yücelteceksin.|jijip dojat͡ʃaksin ve sana verdiɡi ɡuzel ulke it͡ʃin tanrin jahveʔji jut͡ʃeltet͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin birini günah sunusu, diğerini yakmalık sunu olarak sunacak ve ölü yüzünden günah işlediği için onun için kefaret edecek ve aynı gün başını kutsal kılacaktır.|kahin birini ɡunah sunusuʔ diɡerini jakmalik sunu olarak sunat͡ʃak ve olu juzunden ɡunah islediɡi it͡ʃin onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃek ve ajni ɡun basini kutsal kilat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Benimle birlikte elini tabağa daldıran bana ihanet edecektir” dedi.|jesuaʔ “benimle birlikte elini tabaɡa daldiran bana ihanet edet͡ʃektir” dedi. Old-Testament-Numbers-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Buluşma Çadırı'nda sizinle buluştuğum Levha'nın önüne koyacaksınız.|onlari bulusma t͡ʃadiriʔnda sizinle bulustuɡum levhaʔnin onune kojat͡ʃaksiniz. Old-Testament-2-Chronicles-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün peygamberler böyle peygamberlik edip şöyle dediler: “Ramot Gilad’a çık, başarılı ol; çünkü Yahve onu kralın eline teslim edecektir.”|butun pejɡamberler bojle pejɡamberlik edip sojle dediler “ramot ɡilad’a t͡ʃikʔ basarili ol; t͡ʃunku jahve onu kralin eline teslim edet͡ʃektir.” Old-Testament-Job-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Danışmanları soyulmuş olarak sürer. Hâkimleri akılsızlaştırır.|danismanlari sojulmus olarak surer. hakimleri akilsizlastirir. Old-Testament-Daniel-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bundan sonra, işte, sırtında dört kuş kanadı olan bir leopara benzeyen bir başkasını gördüm. O hayvanın da dört başı vardı ve ona hakimiyet verildi.\"\"\"|\"“bundan sonraʔ isteʔ sirtinda dort kus kanadi olan bir leopara benzejen bir baskasini ɡordum. o hajvanin da dort basi vardi ve ona hakimijet verildi.\"\"\" Old-Testament-Job-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerini böyle birine mi açıyorsun, ve beni kendinle yargı içine çekiyorsun?|ɡozlerini bojle birine mi at͡ʃijorsunʔ ve beni kendinle jarɡi it͡ʃine t͡ʃekijorsun? Old-Testament-Genesis-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Noa'ya, “Bütün yaşayanların sonunu getireceğim” dedi, “Çünkü onların yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. İşte, onları da yeryüzünü de yok edeceğim.|tanri noaʔjaʔ “butun jasajanlarin sonunu ɡetiret͡ʃeɡim” dediʔ “t͡ʃunku onlarin juzunden jerjuzu zorbalikla doldu. isteʔ onlari da jerjuzunu de jok edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-051-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Başına bu iki şey geldi; kim seninle birlikte üzülecek? Issızlık ve yıkım, kıtlık ve kılıç; seni nasıl avutayım?|basina bu iki sej ɡeldi; kim seninle birlikte uzulet͡ʃek? issizlik ve jikimʔ kitlik ve kilit͡ʃ; seni nasil avutajim? New-Testament-Matthew-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben iblisleri Tanrı’nın Ruhu’yla kovuyorsam, o zaman Tanrı’nın Krallığı üzerinize gelmiştir.|ama ben iblisleri tanri’nin ruhu’jla kovujorsamʔ o zaman tanri’nin kralliɡi uzerinize ɡelmistir. New-Testament-Acts-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sanatımız yalnızca saygınlığını yitirmekle kalmayacak, aynı zamanda Artemis Tapınağı’nın hiçe sayılma ve bütün Asya İli’nın ve dünyanın taptığı büyük tanrıça Artemis’in görkeminden yoksun kalma tehlikesi de vardır.”|sanatimiz jalnizt͡ʃa sajɡinliɡini jitirmekle kalmajat͡ʃakʔ ajni zamanda artemis tapinaɡi’nin hit͡ʃe sajilma ve butun asja ili’nin ve dunjanin taptiɡi bujuk tanrit͡ʃa artemis’in ɡorkeminden joksun kalma tehlikesi de vardir.” Old-Testament-Song-of-Songs-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Altmış kraliçe, seksen cariye, ve sayısız el değmemiş kız var.|altmis kralit͡ʃeʔ seksen t͡ʃarijeʔ ve sajisiz el deɡmemis kiz var. Old-Testament-Ezekiel-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinleri yasamı çiğnediler, kutsal şeylerimi kirlettiler. Kutsalla bayağı arasında ayrım yapmadılar, temiz ve kirliyi insanlara bildirmediler, Şabatlarım'dan gözlerini kaçırdılar. Bu yüzden aralarında küçük düşürüldüm.|kahinleri jasami t͡ʃiɡnedilerʔ kutsal sejlerimi kirlettiler. kutsalla bajaɡi arasinda ajrim japmadilarʔ temiz ve kirliji insanlara bildirmedilerʔ sabatlarimʔdan ɡozlerini kat͡ʃirdilar. bu juzden aralarinda kut͡ʃuk dusuruldum. Old-Testament-Psalms-147-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınırlarında esenlik sağlar. Seni buğdayın en iyisiyle doyurur.|sinirlarinda esenlik saɡlar. seni buɡdajin en ijisijle dojurur. Old-Testament-Jeremiah-042-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'a gidip orada yaşamaya yüzlerini dönen bütün adamlar da böyle olacak. Kılıçla, kıtlıkla ve salgın hastalıkla ölecekler. Onlardan hiçbiri kalmayacak, üzerlerine getireceğim kötülükten kaçıp kurtulamayacak.'|misirʔa ɡidip orada jasamaja juzlerini donen butun adamlar da bojle olat͡ʃak. kilit͡ʃlaʔ kitlikla ve salɡin hastalikla olet͡ʃekler. onlardan hit͡ʃbiri kalmajat͡ʃakʔ uzerlerine ɡetiret͡ʃeɡim kotulukten kat͡ʃip kurtulamajat͡ʃak.ʔ Old-Testament-Psalms-107-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman sıkıntı içinde Yahve’ye yakardılar, onları sıkıntılarından kurtardı,|o zaman sikinti it͡ʃinde jahve’je jakardilarʔ onlari sikintilarindan kurtardiʔ Old-Testament-2-Chronicles-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Altında, onu çevreleyen her arşında on, denizi çevreleyen öküz suretleri vardı. Öküzler iki sıraydı ve dökülürken birlikte döküldü.|altindaʔ onu t͡ʃevrelejen her arsinda onʔ denizi t͡ʃevrelejen okuz suretleri vardi. okuzler iki sirajdi ve dokulurken birlikte dokuldu. Old-Testament-Ezekiel-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu nedenle de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Sizi halkların arasından toplayacağım, dağılmış olduğunuz ülkelerden sizi toplayacağım ve size İsrael ülkesini vereceğim.\"\"'\"\"\"|\"“bu nedenle deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"sizi halklarin arasindan toplajat͡ʃaɡimʔ daɡilmis olduɡunuz ulkelerden sizi toplajat͡ʃaɡim ve size israel ulkesini veret͡ʃeɡim.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana seslendim, çünkü bana yanıt verirsin, Tanrım. Kulak ver bana. Sözümü duy.|sana seslendimʔ t͡ʃunku bana janit verirsinʔ tanrim. kulak ver bana. sozumu duj. Old-Testament-Lamentations-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni acıyla doldurdu. Beni pelinle doldurdu.|beni at͡ʃijla doldurdu. beni pelinle doldurdu. Old-Testament-Numbers-016-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'yle Aron Buluşma Çadırı'nın önüne geldiler.|moseʔjle aron bulusma t͡ʃadiriʔnin onune ɡeldiler. New-Testament-John-017-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey adil Baba, dünya seni bilmedi, ama ben seni biliyorum. Bunlar da beni senin gönderdiğini biliyorlar.|ej adil babaʔ dunja seni bilmediʔ ama ben seni bilijorum. bunlar da beni senin ɡonderdiɡini bilijorlar. Old-Testament-Judges-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı'nın meleği ona, \"\"Eti ve mayasız pideleri al, bu kayanın üzerine koy ve et suyunu dök\"\" dedi. O da öyle yaptı.\"|\"tanriʔnin meleɡi onaʔ \"\"eti ve majasiz pideleri alʔ bu kajanin uzerine koj ve et sujunu dok\"\" dedi. o da ojle japti.\" Old-Testament-Ezekiel-016-044|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“İşte, özdeyiş söyleyen herkes sana karşı bu özdeyişi söyleyecek: 'Annesi nasılsa, kızı da öyledir.'|“‘“isteʔ ozdejis sojlejen herkes sana karsi bu ozdejisi sojlejet͡ʃek ʔannesi nasilsaʔ kizi da ojledir.ʔ Old-Testament-2-Kings-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece genç adam, genç peygamber Ramot Gilad’a gitti.|bojlet͡ʃe ɡent͡ʃ adamʔ ɡent͡ʃ pejɡamber ramot ɡilad’a ɡitti. New-Testament-Luke-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İblis Yeşua’yı yüksek bir dağa çıkardı. O’na bir anda dünyanın bütün krallıklarını gösterdi.|iblis jesua’ji juksek bir daɡa t͡ʃikardi. o’na bir anda dunjanin butun kralliklarini ɡosterdi. Old-Testament-2-Chronicles-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreği Yahve'nin yollarında cesaret buldu. Yahuda'dan da yüksek yerleri ve Aşera direklerini kaldırdı.|jureɡi jahveʔnin jollarinda t͡ʃesaret buldu. jahudaʔdan da juksek jerleri ve asera direklerini kaldirdi. New-Testament-Luke-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Dua ettiğinizde şöyle deyin” dedi: “Gökteki Babamız, adın kutsal tutulsun. Krallığın gelsin. Gökte olduğu gibi yeryüzünde de senin isteğin gerçekleşsin.|jesua onlaraʔ “dua ettiɡinizde sojle dejin” dedi “ɡokteki babamizʔ adin kutsal tutulsun. kralliɡin ɡelsin. ɡokte olduɡu ɡibi jerjuzunde de senin isteɡin ɡert͡ʃeklessin. Old-Testament-Leviticus-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Altı gün iş yapılacak, ama yedinci gün tam dinlenme Şabat'ı, kutsal toplantı olacak; hiçbir iş yapmayacaksınız. Bütün konutlarınızda Yahve'ye Şabat'tır.'\"\"\"|\"“ʔalti ɡun is japilat͡ʃakʔ ama jedint͡ʃi ɡun tam dinlenme sabatʔiʔ kutsal toplanti olat͡ʃak; hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz. butun konutlarinizda jahveʔje sabatʔtir.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşaya’nın peygamberlik sözleri onlar için yerine gelmiş oldu: ‘Duymasına duyacaksınız, ama hiç anlamayacaksınız; görmesine göreceksiniz, ama hiç fark etmeyeceksiniz;|bojlet͡ʃe jesaja’nin pejɡamberlik sozleri onlar it͡ʃin jerine ɡelmis oldu ‘dujmasina dujat͡ʃaksinizʔ ama hit͡ʃ anlamajat͡ʃaksiniz; ɡormesine ɡoret͡ʃeksinizʔ ama hit͡ʃ fark etmejet͡ʃeksiniz; Old-Testament-2-Samuel-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral David de bunları, boyunduruğu altına aldığı bütün uluslardan,|kral david de bunlariʔ bojunduruɡu altina aldiɡi butun uluslardanʔ Old-Testament-Isaiah-040-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Neden, ey Yakov, ey İsrael, “Yolumu Yahve görmüyor, Tanrım hakkımı saymadı?\"\" diye, konuşuyorsun?”\"|\"nedenʔ ej jakovʔ ej israelʔ “jolumu jahve ɡormujorʔ tanrim hakkimi sajmadi?\"\" dijeʔ konusujorsun?”\" Old-Testament-Genesis-039-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona da aynı şeyi anlattı: “Bize getirdiğin İbrani hizmetçi beni aşağılamak için yanıma geldi.|ona da ajni seji anlatti “bize ɡetirdiɡin ibrani hizmett͡ʃi beni asaɡilamak it͡ʃin janima ɡeldi. New-Testament-Galatians-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı sözünde eğitilen, kendisini eğitenle bütün iyi şeyleri paylaşsın.|tanri sozunde eɡitilenʔ kendisini eɡitenle butun iji sejleri pajlassin. Old-Testament-Exodus-034-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'la bütün İsrael'in çocukları Moşe'yi gördüler, işte, yüzünün derisi parlıyordu; ve onun yanına yaklaşmaya korktular.|aronʔla butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari moseʔji ɡordulerʔ isteʔ juzunun derisi parlijordu; ve onun janina jaklasmaja korktular. Old-Testament-Jeremiah-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni hayatını arayanların eline, korktuğun kişilerin eline, Babil Kralı Nebukadnetsar'ın ve Keldaniler'in eline vereceğim.|seni hajatini arajanlarin elineʔ korktuɡun kisilerin elineʔ babil krali nebukadnetsarʔin ve keldanilerʔin eline veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Job-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gücü olmayana nasıl yardım ettin! Kuvveti olmayan kolu nasıl kurtardın!|“ɡut͡ʃu olmajana nasil jardim ettin! kuvveti olmajan kolu nasil kurtardin! Old-Testament-Leviticus-014-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Her türlü cüzzam hastalığı ve kaşıntı için,|her turlu t͡ʃuzzam hastaliɡi ve kasinti it͡ʃinʔ Old-Testament-Isaiah-054-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kale burçlarını yakutlardan, kapılarını parlak mücevherlerden, bütün duvarlarını değerli taşlardan yapacağım.|kale burt͡ʃlarini jakutlardanʔ kapilarini parlak mut͡ʃevherlerdenʔ butun duvarlarini deɡerli taslardan japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Ezekiel-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|'Evler bina etme zamanı yakın değil. Bu kazan, biz de etiz' diyorlar.|ʔevler bina etme zamani jakin deɡil. bu kazanʔ biz de etizʔ dijorlar. Old-Testament-Judges-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Birbirlerine, \"\"Bu şeyi kim yaptı?\"\" dediler. Sorup soruşturduklarında, \"\"Bunu Yoaş oğlu Gidyon yaptı\"\" dediler.\"|\"birbirlerineʔ \"\"bu seji kim japti?\"\" dediler. sorup sorusturduklarindaʔ \"\"bunu joas oɡlu ɡidjon japti\"\" dediler.\" New-Testament-Matthew-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ram Amminadav’ın babasıydı, Amminadav Nahşon’un babasıydı, Nahşon Salmon’un babasıydı,|ram amminadav’in babasijdiʔ amminadav nahson’un babasijdiʔ nahson salmon’un babasijdiʔ Old-Testament-1-Chronicles-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eval'ın, Avimael'in, Şeva'nın,|evalʔinʔ avimaelʔinʔ sevaʔninʔ Old-Testament-Job-030-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ancak biri düşerken elini uzatmaz mı? Ya da felaketinde ondan ötürü yardım için çağırmaz mı?|“ant͡ʃak biri duserken elini uzatmaz mi? ja da felaketinde ondan oturu jardim it͡ʃin t͡ʃaɡirmaz mi? Old-Testament-Joshua-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yeşu, topluluk için ve Yahve'nin kendi seçeceği yerde sunağı için, bugüne dek onları odun kesiciler ve su çekiçiler yaptı.|o ɡun jesuʔ topluluk it͡ʃin ve jahveʔnin kendi set͡ʃet͡ʃeɡi jerde sunaɡi it͡ʃinʔ buɡune dek onlari odun kesit͡ʃiler ve su t͡ʃekit͡ʃiler japti. New-Testament-Romans-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘‘Varlığımın hakkı için, ‘Her diz önümde çökecek. Her dil Tanrı'ya açıkça söyleyecek’ diyor Efendi.”|t͡ʃunku sojle jazilmistir ‘‘varliɡimin hakki it͡ʃinʔ ‘her diz onumde t͡ʃoket͡ʃek. her dil tanriʔja at͡ʃikt͡ʃa sojlejet͡ʃek’ dijor efendi.” Old-Testament-Psalms-089-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoldan geçen herkes onu soydu. Komşuları için bir utanç haline geldi.|joldan ɡet͡ʃen herkes onu sojdu. komsulari it͡ʃin bir utant͡ʃ haline ɡeldi. Old-Testament-Genesis-044-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara yetişti ve kendilerine bu sözleri söyledi.|onlara jetisti ve kendilerine bu sozleri sojledi. Old-Testament-Daniel-011-045|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sarayının çadırlarını denizle görkemli kutsal dağ arasına kuracak; ama kendi sonuna gelecek ve ona yardım eden olmayacak.\"\"\"|\"sarajinin t͡ʃadirlarini denizle ɡorkemli kutsal daɡ arasina kurat͡ʃak; ama kendi sonuna ɡelet͡ʃek ve ona jardim eden olmajat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Acts-026-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kral bunları biliyor, ben de ona açıkça konuşuyorum. Çünkü bunların hiçbirinin ondan gizli olmadığına eminim, çünkü bunlar bir köşede yapılmadı.|t͡ʃunku kral bunlari bilijorʔ ben de ona at͡ʃikt͡ʃa konusujorum. t͡ʃunku bunlarin hit͡ʃbirinin ondan ɡizli olmadiɡina eminimʔ t͡ʃunku bunlar bir kosede japilmadi. Old-Testament-Joshua-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|babamı, annemi, erkek ve kız kardeşlerimi ve sahip oldukları her şeyi sağ bırakacaksınız ve canlarımızı ölümden kurtaracaksınız.”|babamiʔ annemiʔ erkek ve kiz kardeslerimi ve sahip olduklari her seji saɡ birakat͡ʃaksiniz ve t͡ʃanlarimizi olumden kurtarat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-1-Kings-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinin hazinelerini ve kral evinin hazinelerini aldı. Solomon'un yapmış olduğu bütün altın kalkanlar da dahil olmak üzere hepsini aldı.|jahveʔnin evinin hazinelerini ve kral evinin hazinelerini aldi. solomonʔun japmis olduɡu butun altin kalkanlar da dahil olmak uzere hepsini aldi. New-Testament-Luke-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk oğlunu doğurdu. O’nu kundağa sarıp bir yemliğe yatırdı. Çünkü onlar için handa yer yoktu.|ilk oɡlunu doɡurdu. o’nu kundaɡa sarip bir jemliɡe jatirdi. t͡ʃunku onlar it͡ʃin handa jer joktu. New-Testament-Luke-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyanlar, “Öyleyse kim kurtulabilir?” dediler.|bunu dujanlarʔ “ojlejse kim kurtulabilir?” dediler. Old-Testament-Psalms-078-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır diyarında, Soan kırında, atalarımızın önünde şaşılacak işler yaptı.|misir dijarindaʔ soan kirindaʔ atalarimizin onunde sasilat͡ʃak isler japti. Old-Testament-Micah-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|halkımın etini yiyen, ve derilerini sıyıran, ve kemiklerini kıran, ve tencere içinmiş gibi, ve kazanda olan et gibi onları doğrayan sizlersiniz.|halkimin etini jijenʔ ve derilerini sijiranʔ ve kemiklerini kiranʔ ve tent͡ʃere it͡ʃinmis ɡibiʔ ve kazanda olan et ɡibi onlari doɡrajan sizlersiniz. Old-Testament-Lamentations-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Başımızdan taç düştü. Vay halimize, çünkü günah işledik!|basimizdan tat͡ʃ dustu. vaj halimizeʔ t͡ʃunku ɡunah isledik! Old-Testament-Genesis-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hareket eden her canlı size yiyecek olacaktır. Size verdiğim yeşil bitkiler gibi, hepsini size veriyorum.|hareket eden her t͡ʃanli size jijet͡ʃek olat͡ʃaktir. size verdiɡim jesil bitkiler ɡibiʔ hepsini size verijorum. New-Testament-1-Corinthians-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeş kardeşe karşı dava açıyor, hem de imansızların önünde!|kardes kardese karsi dava at͡ʃijorʔ hem de imansizlarin onunde! Old-Testament-Zechariah-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzından kanını, dişlerinin arasından iğrençliklerini alacağım; ve o da Tanrımız için bir kalıntı olacak; ve Yahuda'da bir bey gibi, Ekron'da da bir Yevuslu gibi olacak.|aɡzindan kaniniʔ dislerinin arasindan iɡrent͡ʃliklerini alat͡ʃaɡim; ve o da tanrimiz it͡ʃin bir kalinti olat͡ʃak; ve jahudaʔda bir bej ɡibiʔ ekronʔda da bir jevuslu ɡibi olat͡ʃak. New-Testament-Hebrews-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ilk antlaşma bile kan olmaksızın adanmamıştır.|bu nedenleʔ ilk antlasma bile kan olmaksizin adanmamistir. Old-Testament-Exodus-030-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölmesinler diye ellerini ve ayaklarını yıkayacaklar. Bu onlara, kendisi ve onun soyundan gelenler için kuşaklar boyu daima bir kural olacaktır.”|olmesinler dije ellerini ve ajaklarini jikajat͡ʃaklar. bu onlaraʔ kendisi ve onun sojundan ɡelenler it͡ʃin kusaklar boju daima bir kural olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Psalms-060-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi salladın, yarıklar açtın çatlaklarını düzle, çünkü yer sarsılıyor.|ulkeji salladinʔ jariklar at͡ʃtin t͡ʃatlaklarini duzleʔ t͡ʃunku jer sarsilijor. Old-Testament-Genesis-043-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Adam doğrudan bizim ve akrabalarımız hakkında, ‘Babanız yaşıyor mu? Başka kardeşiniz var mı?’ diyerek sorular sordu. Biz de yanıt verdik. ‘Kardeşinizi getirin’ diyeceğini nereden bilebilirdik?” dediler.|onlarʔ “adam doɡrudan bizim ve akrabalarimiz hakkindaʔ ‘babaniz jasijor mu? baska kardesiniz var mi?’ dijerek sorular sordu. biz de janit verdik. ‘kardesinizi ɡetirin’ dijet͡ʃeɡini nereden bilebilirdik?” dediler. New-Testament-John-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, Baba, dünya var olmadan önce seninleyken sahip olduğum yücelikle beni yanında yücelt.|simdiʔ babaʔ dunja var olmadan ont͡ʃe seninlejken sahip olduɡum jut͡ʃelikle beni janinda jut͡ʃelt. Old-Testament-Numbers-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael binlerinden, her oymaktan bin kişi, savaş için silahlanmış on iki bin kişi teslim edildi.|bojlet͡ʃe israel binlerindenʔ her ojmaktan bin kisiʔ savas it͡ʃin silahlanmis on iki bin kisi teslim edildi. New-Testament-Acts-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Atlılar Sezariye’ye ulaşınca mektubu valiye verip Pavlus’u önüne çıkardılar.|atlilar sezarije’je ulasint͡ʃa mektubu valije verip pavlus’u onune t͡ʃikardilar. New-Testament-1-Peter-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Efendi’nin sözü sonsuza dek yerinde durur.” İşte size duyurulmuş olan Müjde sözü budur.|ama efendi’nin sozu sonsuza dek jerinde durur.” iste size dujurulmus olan muʒde sozu budur. Old-Testament-Psalms-078-071|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkı Yakov’u ve mirası İsrael’in çobanı olmak üzere, onu yavru kuzuların peşinden getirdi.|halki jakov’u ve mirasi israel’in t͡ʃobani olmak uzereʔ onu javru kuzularin pesinden ɡetirdi. Old-Testament-1-Chronicles-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler vadide bir baskın daha yaptılar.|filistliler vadide bir baskin daha japtilar. Old-Testament-Ezekiel-034-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ben kendim koyunlarımın çobanı olacağım ve onları yatıracağım.\"\" diyor Efendi Yahve.\"|\"ben kendim kojunlarimin t͡ʃobani olat͡ʃaɡim ve onlari jatirat͡ʃaɡim.\"\" dijor efendi jahve.\" New-Testament-John-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık, Yeşua’nın ve öğrencilerinin orada olmadığını görünce, teknelere binip Yeşua’yı aramak için Kafernahum’a geldiler.|kalabalikʔ jesua’nin ve oɡrent͡ʃilerinin orada olmadiɡini ɡorunt͡ʃeʔ teknelere binip jesua’ji aramak it͡ʃin kafernahum’a ɡeldiler. New-Testament-Philemon-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’da sahip olduğumuz her iyi şeyin bilgisiyle imandan gelen paydaşlığının etkin olması için dua ediyorum.|mesih jesua’da sahip olduɡumuz her iji sejin bilɡisijle imandan ɡelen pajdasliɡinin etkin olmasi it͡ʃin dua edijorum. Old-Testament-Ezekiel-027-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin için saçlarını yolacaklar, ve çul kuşanacaklar. Can acısıyla, acı bir yasla, senin için ağlayacaklar.|senin it͡ʃin sat͡ʃlarini jolat͡ʃaklarʔ ve t͡ʃul kusanat͡ʃaklar. t͡ʃan at͡ʃisijlaʔ at͡ʃi bir jaslaʔ senin it͡ʃin aɡlajat͡ʃaklar. Old-Testament-Leviticus-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Yedi yıl, yedi kere yedi yılların Şabat'larını sayacaksın; ve senin için yılların Şabat'larının günleri, kırk dokuz yıl olacak.|“ʔjedi jilʔ jedi kere jedi jillarin sabatʔlarini sajat͡ʃaksin; ve senin it͡ʃin jillarin sabatʔlarinin ɡunleriʔ kirk dokuz jil olat͡ʃak. New-Testament-1-Corinthians-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İki ya da üç peygamber konuşsun, ötekiler de tartsın.|iki ja da ut͡ʃ pejɡamber konussunʔ otekiler de tartsin. Old-Testament-Numbers-033-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Moav ovalarında, Yarden yanında, Yeriha'da Moşe'ye şöyle dedi,|jahveʔ moav ovalarindaʔ jarden janindaʔ jerihaʔda moseʔje sojle dediʔ Old-Testament-1-Samuel-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi onların sözünü dinle. Ancak onlara ciddi bir şekilde itiraz edeceksin ve onlara üzerlerinde krallık edecek kralın yolunu göstereceksin.\"\" dedi.\"|\"simdi onlarin sozunu dinle. ant͡ʃak onlara t͡ʃiddi bir sekilde itiraz edet͡ʃeksin ve onlara uzerlerinde krallik edet͡ʃek kralin jolunu ɡosteret͡ʃeksin.\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kötülerin düşüncelerinden iğrenir, ama pak olanların düşüncelerinden hoşnuttur.|jahve kotulerin dusunt͡ʃelerinden iɡrenirʔ ama pak olanlarin dusunt͡ʃelerinden hosnuttur. Old-Testament-Isaiah-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağıma benim yapmadığımdan ona daha fazla ne yapılabilirdi? Neden üzüm vermesi için aradığımda yaban üzümü verdi?|baɡima benim japmadiɡimdan ona daha fazla ne japilabilirdi? neden uzum vermesi it͡ʃin aradiɡimda jaban uzumu verdi? New-Testament-Galatians-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha önce söylediğimizi şimdi yeniden söylüyorum: Eğer bir kimse size kabul ettiğinizden başka bir “müjde” bildirirse, lanet olsun ona!|daha ont͡ʃe sojlediɡimizi simdi jeniden sojlujorum eɡer bir kimse size kabul ettiɡinizden baska bir “muʒde” bildirirseʔ lanet olsun ona! New-Testament-Luke-024-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar bu şeyleri konuşurken, Yeşua’nın kendisi aralarında durup onlara, “Size esenlik olsun” dedi.|onlar bu sejleri konusurkenʔ jesua’nin kendisi aralarinda durup onlaraʔ “size esenlik olsun” dedi. Old-Testament-2-Samuel-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendinin evini ve efendinin karılarını koynuna verdim ve İsrael evini ve Yahuda'yı sana verdim; eğer bu çok az geldiyse, sana böyle şeylerin daha çoğunu katardım.|efendinin evini ve efendinin karilarini kojnuna verdim ve israel evini ve jahudaʔji sana verdim; eɡer bu t͡ʃok az ɡeldijseʔ sana bojle sejlerin daha t͡ʃoɡunu katardim. Old-Testament-Isaiah-051-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey doğruluk peşinden gidenler, Yahve'yi arayanlar, beni dinleyin. Kesildiğin kayaya, kazıldığın taş ocağına bak.\"|\"\"\"ej doɡruluk pesinden ɡidenlerʔ jahveʔji arajanlarʔ beni dinlejin. kesildiɡin kajajaʔ kazildiɡin tas ot͡ʃaɡina bak.\" Old-Testament-Amos-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Surların gediklerinden çıkacaksınız, her kadın tam kendi önünden; ve kendinizi Harmon’a atacaksınız.” diyor Efendi.|surlarin ɡediklerinden t͡ʃikat͡ʃaksinizʔ her kadin tam kendi onunden; ve kendinizi harmon’a atat͡ʃaksiniz.” dijor efendi. Old-Testament-Genesis-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Bana üç yaşında bir düve, üç yaşında bir keçi, üç yaşında bir koç, bir kumru ve bir güvercin yavrusu getir” dedi.|onaʔ “bana ut͡ʃ jasinda bir duveʔ ut͡ʃ jasinda bir ket͡ʃiʔ ut͡ʃ jasinda bir kot͡ʃʔ bir kumru ve bir ɡuvert͡ʃin javrusu ɡetir” dedi. New-Testament-Ephesians-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey efendiler, siz de onlara aynısını yapın ve tehdit etmeyi bırakın. Hem onların hem de sizin Efendiniz’in göklerde olduğunu ve O'nda hiçbir kayırmacılık olmadığını bilirsiniz.|ej efendilerʔ siz de onlara ajnisini japin ve tehdit etmeji birakin. hem onlarin hem de sizin efendiniz’in ɡoklerde olduɡunu ve oʔnda hit͡ʃbir kajirmat͡ʃilik olmadiɡini bilirsiniz. Old-Testament-Ecclesiastes-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün bunları bilgelikle denedim. \"\"Bilge olacağım\"\" dedim; ama benden çok uzaktı.\"|\"butun bunlari bilɡelikle denedim. \"\"bilɡe olat͡ʃaɡim\"\" dedim; ama benden t͡ʃok uzakti.\" Old-Testament-Ezekiel-042-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların önündeki yol, kuzeye doğru olan odaların görünümüne benziyordu. Uzunlukları ve genişlikleri aynıydı. Tüm çıkılacak yerlerinin düzeni ve kapıları aynıydı.|onlarin onundeki jolʔ kuzeje doɡru olan odalarin ɡorunumune benzijordu. uzunluklari ve ɡenislikleri ajnijdi. tum t͡ʃikilat͡ʃak jerlerinin duzeni ve kapilari ajnijdi. New-Testament-Hebrews-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Günaha karşı verdiğiniz mücadelede henüz kanınız dökülünceye dek direnmiş değilsiniz.|ɡunaha karsi verdiɡiniz mut͡ʃadelede henuz kaniniz dokulunt͡ʃeje dek direnmis deɡilsiniz. New-Testament-Romans-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kişi yürekle iman ederek doğru sayılır, imanını ağzıyla söyleyerek kurtulur.|t͡ʃunku kisi jurekle iman ederek doɡru sajilirʔ imanini aɡzijla sojlejerek kurtulur. Old-Testament-Numbers-007-074|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik altın bir kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik altin bir kept͡ʃe; Old-Testament-Job-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Güvendiği çadırından sökülüp atılacak. Dehşet kralına götürülecek.|ɡuvendiɡi t͡ʃadirindan sokulup atilat͡ʃak. dehset kralina ɡoturulet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|düşman canımın peşine düşsün ve ele geçirsin beni, hayatımı yere çalsın, yüceliğimi toza katsın. Selah.|dusman t͡ʃanimin pesine dussun ve ele ɡet͡ʃirsin beniʔ hajatimi jere t͡ʃalsinʔ jut͡ʃeliɡimi toza katsin. selah. New-Testament-Matthew-012-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle size diyorum ki, insanların her günahı ve her küfrü bağışlanacak; ama Ruh’a karşı edilen küfür bağışlanmayacaktır.|bu nedenle size dijorum kiʔ insanlarin her ɡunahi ve her kufru baɡislanat͡ʃak; ama ruh’a karsi edilen kufur baɡislanmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Uzziya oğlu Yotam oğlu Ahaz'ın günlerinde, Suriye Kralı Rezin ve İsrael Kralı Remalya oğlu Pekah, Yeruşalem'e karşı savaşmak için çıktılar, ama onu yenemediler.|jahuda krali uzzija oɡlu jotam oɡlu ahazʔin ɡunlerindeʔ surije krali rezin ve israel krali remalja oɡlu pekahʔ jerusalemʔe karsi savasmak it͡ʃin t͡ʃiktilarʔ ama onu jenemediler. New-Testament-John-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben O’nu tanıyorum, çünkü ben O’ndanım ve beni O gönderdi.”|ben o’nu tanijorumʔ t͡ʃunku ben o’ndanim ve beni o ɡonderdi.” Old-Testament-Judges-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancı ilâhları aralarından uzaklaştırdılar ve Yahve'ye hizmet ettiler; O'nun Ruhu da İsrael'in sefaleti için kederlendi.|jabant͡ʃi ilahlari aralarindan uzaklastirdilar ve jahveʔje hizmet ettiler; oʔnun ruhu da israelʔin sefaleti it͡ʃin kederlendi. Old-Testament-Psalms-041-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve hasta yatağında ona destek olur, hastalık yatağından kaldırır onu.|jahve hasta jataɡinda ona destek olurʔ hastalik jataɡindan kaldirir onu. Old-Testament-Proverbs-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yediğin lokmayı kusarsın, hoş sözlerini de boşa harcarsın.|jediɡin lokmaji kusarsinʔ hos sozlerini de bosa hart͡ʃarsin. New-Testament-Mark-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemen sudan çıkarak, göklerin yarıldığını ve Ruh’un güvercin gibi üzerine indiğini gördü.|hemen sudan t͡ʃikarakʔ ɡoklerin jarildiɡini ve ruh’un ɡuvert͡ʃin ɡibi uzerine indiɡini ɡordu. Old-Testament-Judges-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerubbaal'ın evine, yani Gidyon'a da, onun İsrael'e gösterdiği bütün iyiliğe göre iyilik göstermediler.|jerubbaalʔin evineʔ jani ɡidjonʔa daʔ onun israelʔe ɡosterdiɡi butun ijiliɡe ɡore ijilik ɡostermediler. Old-Testament-Isaiah-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay haline, yardım için Mısır'a inenlerin, atlara güvenenlerin, sayıları çok olduğu için savaş arabalarına, çok güçlü oldukları için atlılara güvenenlerin, ama İsrael'in Kutsalı'na güvenmeyenlerin, Yahve'yi aramayanların!|vaj halineʔ jardim it͡ʃin misirʔa inenlerinʔ atlara ɡuvenenlerinʔ sajilari t͡ʃok olduɡu it͡ʃin savas arabalarinaʔ t͡ʃok ɡut͡ʃlu olduklari it͡ʃin atlilara ɡuvenenlerinʔ ama israelʔin kutsaliʔna ɡuvenmejenlerinʔ jahveʔji aramajanlarin! Old-Testament-1-Kings-018-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eliya Ahav'a, \"\"Kalk, ye, iç; çünkü yağmur bolluğu sesi var\"\" dedi.\"|\"elija ahavʔaʔ \"\"kalkʔ jeʔ it͡ʃ; t͡ʃunku jaɡmur bolluɡu sesi var\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-035-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Zayıf elleri güçlendirin, güçsüz dizleri sağlamlaştırın.|zajif elleri ɡut͡ʃlendirinʔ ɡut͡ʃsuz dizleri saɡlamlastirin. New-Testament-Matthew-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün ölümden sonra diriliş olmadığını söyleyen Sadukiler Yeşua’ya gelip şunu sordular:|o ɡun olumden sonra dirilis olmadiɡini sojlejen sadukiler jesua’ja ɡelip sunu sordular Old-Testament-Proverbs-024-034|und|SPEAKER_00_Turkish|yoksulluğun da bir haydut gibi, yokluğun silahını kuşanmış bir adam gibi öyle gelir.|joksulluɡun da bir hajdut ɡibiʔ jokluɡun silahini kusanmis bir adam ɡibi ojle ɡelir. New-Testament-Revelation-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci melek boru çaldı. Alev alev yanan, büyük bir dağa benzer bir şey denize atıldı. Denizin üçte biri kan oldu.|ikint͡ʃi melek boru t͡ʃaldi. alev alev jananʔ bujuk bir daɡa benzer bir sej denize atildi. denizin ut͡ʃte biri kan oldu. Old-Testament-Deuteronomy-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve, mülklerinden etmek için gitmekte olduğun ulusları önünden kesip attığında ve sen onları mülklerinden edip ülkelerinde oturduğunda,|tanrin jahveʔ mulklerinden etmek it͡ʃin ɡitmekte olduɡun uluslari onunden kesip attiɡinda ve sen onlari mulklerinden edip ulkelerinde oturduɡundaʔ New-Testament-1-John-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun bize vaat ettiği budur, sonsuz yaşam.|o’nun bize vaat ettiɡi budurʔ sonsuz jasam. Old-Testament-1-Chronicles-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Saul üç oğluyla birlikte öldü, bütün evi de birlikte öldü.|bojlet͡ʃe saul ut͡ʃ oɡlujla birlikte olduʔ butun evi de birlikte oldu. New-Testament-Romans-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü günah, buyruk aracılığıyla fırsat bulup beni kandırdı ve onun aracılığıyla beni öldürdü.|t͡ʃunku ɡunahʔ bujruk arat͡ʃiliɡijla firsat bulup beni kandirdi ve onun arat͡ʃiliɡijla beni oldurdu. New-Testament-Galatians-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama öbür elçilerden Efendi’nin kardeşi Yakov dışında başka kimseyi görmedim.|ama obur elt͡ʃilerden efendi’nin kardesi jakov disinda baska kimseji ɡormedim. New-Testament-John-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni yeryüzünde yücelttim. Yapmam için bana verdiğin işi tamamladım.|seni jerjuzunde jut͡ʃelttim. japmam it͡ʃin bana verdiɡin isi tamamladim. Old-Testament-1-Chronicles-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|David krallarının tacını başından aldı ve onu bir talant altın ağırlığında buldu, içinde değerli taşlar vardı. David'in başına konuldu ve kentten çok miktarda ganimet çıkardı.|david krallarinin tat͡ʃini basindan aldi ve onu bir talant altin aɡirliɡinda bulduʔ it͡ʃinde deɡerli taslar vardi. davidʔin basina konuldu ve kentten t͡ʃok miktarda ɡanimet t͡ʃikardi. Old-Testament-Deuteronomy-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ve sana söylendiyse ve bunu duyduysan, o zaman dikkatle araştıracaksınız. İşte, İsrael'de böyle bir iğrençliğin yapıldığı doğruysa ve kesinse,|ve sana sojlendijse ve bunu dujdujsanʔ o zaman dikkatle arastirat͡ʃaksiniz. isteʔ israelʔde bojle bir iɡrent͡ʃliɡin japildiɡi doɡrujsa ve kesinseʔ Old-Testament-Numbers-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onları Mısır'dan çıkarıyor. Yaban öküzü gibi gücü var.|tanri onlari misirʔdan t͡ʃikarijor. jaban okuzu ɡibi ɡut͡ʃu var. Old-Testament-Psalms-073-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan yüklerinden özgürdürler, öteki insanlar gibi dertli de değiller.|insan juklerinden ozɡurdurlerʔ oteki insanlar ɡibi dertli de deɡiller. Old-Testament-Jonah-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu Yona'nın çok hoşuna gitmedi ve öfkelendi.|ama bu jonaʔnin t͡ʃok hosuna ɡitmedi ve ofkelendi. Old-Testament-Isaiah-054-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yaratıcın senin kocandır; Ordular Yahvesi'dir O'nun adı. İsrael'in Kutsalı seni fidye ile kurtarandır. O'na bütün yeryüzünün Tanrısı denecektir.|t͡ʃunku jaratit͡ʃin senin kot͡ʃandir; ordular jahvesiʔdir oʔnun adi. israelʔin kutsali seni fidje ile kurtarandir. oʔna butun jerjuzunun tanrisi denet͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ve Aron tüm bu harikaları Firavun'un önünde yaptılar, ama Yahve Firavun'un yüreğini katılaştırdı ve İsrael'in çocuklarının ülkesinden çıkmasına izin vermedi.|mose ve aron tum bu harikalari firavunʔun onunde japtilarʔ ama jahve firavunʔun jureɡini katilastirdi ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ulkesinden t͡ʃikmasina izin vermedi. Old-Testament-Judges-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın aceleyle koşup kocasına şöyle dedi: \"\"İşte, o gün yanıma gelen adam bana göründü.\"\"\"|\"kadin at͡ʃelejle kosup kot͡ʃasina sojle dedi \"\"isteʔ o ɡun janima ɡelen adam bana ɡorundu.\"\"\" Old-Testament-Exodus-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Toprağını altı yıl ekeceksin ve ürününü toplayacaksın.|“topraɡini alti jil eket͡ʃeksin ve urununu toplajat͡ʃaksin. New-Testament-John-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinin hizmetkârlarından biri, Petrus’un kulağını kestiği kişinin akrabasıydı. Bu hizmetkâr, “Seni bahçede O’nunla birlikte görmedim mi?” dedi.|baskahinin hizmetkarlarindan biriʔ petrus’un kulaɡini kestiɡi kisinin akrabasijdi. bu hizmetkarʔ “seni baht͡ʃede o’nunla birlikte ɡormedim mi?” dedi. Old-Testament-Genesis-030-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan, “İşte, sözüne göre olsun” dedi.|lavanʔ “isteʔ sozune ɡore olsun” dedi. New-Testament-Luke-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu bulunca, sevinçle omuzlarında taşır.|onu bulunt͡ʃaʔ sevint͡ʃle omuzlarinda tasir. Old-Testament-Isaiah-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeol senin gelişini karşılamak üzere aşağıdan harekete geçti. Senin için göçüp gitmiş olan ruhları, yeryüzünün bütün hükümdarlarını harekete geçiriyor. Ulusların bütün krallarını tahtlarından ayağa kaldırdı.|seol senin ɡelisini karsilamak uzere asaɡidan harekete ɡet͡ʃti. senin it͡ʃin ɡot͡ʃup ɡitmis olan ruhlariʔ jerjuzunun butun hukumdarlarini harekete ɡet͡ʃirijor. uluslarin butun krallarini tahtlarindan ajaɡa kaldirdi. Old-Testament-Ezekiel-040-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Odaları, bölme duvarları ve onun eyvanları. Her tarafında pencereler vardı. Uzunluğu elli arşın, genişliği yirmi beş arşındı.|odalariʔ bolme duvarlari ve onun ejvanlari. her tarafinda pent͡ʃereler vardi. uzunluɡu elli arsinʔ ɡenisliɡi jirmi bes arsindi. Old-Testament-Psalms-066-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen bizi sınadın, ey Tanrı. Gümüş arıtır gibi, arıttın bizi.|sen bizi sinadinʔ ej tanri. ɡumus aritir ɡibiʔ arittin bizi. New-Testament-John-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Kör doğdu dediğiniz oğlunuz bu mu? O halde şimdi nasıl görüyor?” diye sordular.|onlaraʔ “kor doɡdu dediɡiniz oɡlunuz bu mu? o halde simdi nasil ɡorujor?” dije sordular. Old-Testament-Ezekiel-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana gelince de, gözüm esirgemeyecek, acımayacak, ama yollarını kendi başlarına getireceğim.\"\" dedi.\"|\"bana ɡelint͡ʃe deʔ ɡozum esirɡemejet͡ʃekʔ at͡ʃimajat͡ʃakʔ ama jollarini kendi baslarina ɡetiret͡ʃeɡim.\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-145-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni yücelteceğim, ey Tanrım, ey Kral. Adını daima öveceğim.|seni jut͡ʃeltet͡ʃeɡimʔ ej tanrimʔ ej kral. adini daima ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-Joshua-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra onları bir iple pencereden aşağı indirdi; çünkü evi surun yanındaydı ve kendisi de surun üzerinde yaşıyordu.|sonra onlari bir iple pent͡ʃereden asaɡi indirdi; t͡ʃunku evi surun janindajdi ve kendisi de surun uzerinde jasijordu. Old-Testament-Deuteronomy-029-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onu bağışlamayacak, ama o zaman Yahve'nin öfkesi ve kıskançlığı o adama karşı tütecek; bu kitapta yazılı olan bütün lanet onun üzerine inecek ve Yahve onun adını göklerin altından silecek.|jahve onu baɡislamajat͡ʃakʔ ama o zaman jahveʔnin ofkesi ve kiskant͡ʃliɡi o adama karsi tutet͡ʃek; bu kitapta jazili olan butun lanet onun uzerine inet͡ʃek ve jahve onun adini ɡoklerin altindan silet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-078-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Silahlı, yay taşıyan Efraim'in çocukları, savaş gününde geri döndüler.|silahliʔ jaj tasijan efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ savas ɡununde ɡeri donduler. Old-Testament-2-Kings-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzünü pencereye doğru kaldırdı ve “Kim benim tarafımda? Kim?” dedi. İki ya da üç hadım ona baktı.|juzunu pent͡ʃereje doɡru kaldirdi ve “kim benim tarafimda? kim?” dedi. iki ja da ut͡ʃ hadim ona bakti. New-Testament-1-Corinthians-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı, bilgeleri utandırmak için dünyanın akılsız şeylerini seçti. Tanrı, güçlü şeyleri utandırmak için de dünyanın zayıf şeylerini seçti.|ama tanriʔ bilɡeleri utandirmak it͡ʃin dunjanin akilsiz sejlerini set͡ʃti. tanriʔ ɡut͡ʃlu sejleri utandirmak it͡ʃin de dunjanin zajif sejlerini set͡ʃti. New-Testament-Revelation-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yılanın önünden çöle, bir vakit, vakitler ve yarım vakit besleneceği yere uçsun diye kadına büyük bir kartalın iki kanadı verildi.|jilanin onunden t͡ʃoleʔ bir vakitʔ vakitler ve jarim vakit beslenet͡ʃeɡi jere ut͡ʃsun dije kadina bujuk bir kartalin iki kanadi verildi. Old-Testament-Psalms-109-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yargılandığı zaman suçlu çıksın. Duası günaha dönsün.|jarɡilandiɡi zaman sut͡ʃlu t͡ʃiksin. duasi ɡunaha donsun. Old-Testament-1-Samuel-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu belirtiler sana geldiğinde, duruma uygun olanı yap; çünkü Tanrı seninledir.\"\"\"|\"bu belirtiler sana ɡeldiɡindeʔ duruma ujɡun olani jap; t͡ʃunku tanri seninledir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-033-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na yeni bir ezgi söyleyin. Sevinç çığlığıyla ustaca çalın!|o’na jeni bir ezɡi sojlejin. sevint͡ʃ t͡ʃiɡliɡijla ustat͡ʃa t͡ʃalin! Old-Testament-1-Kings-006-034|und|SPEAKER_00_Turkish|selvi ağacından da iki kapı yaptı. Bir kapının iki kanadı katlanır, öbür kapının iki kanadı katlanırdı.|selvi aɡat͡ʃindan da iki kapi japti. bir kapinin iki kanadi katlanirʔ obur kapinin iki kanadi katlanirdi. Old-Testament-1-Kings-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ey Tanrım Yahve, hizmetkârının bugün senin önünde ettiği feryadı ve duayı işitmek için hizmetkârının duasını ve yakarışını say;|ama ej tanrim jahveʔ hizmetkarinin buɡun senin onunde ettiɡi ferjadi ve duaji isitmek it͡ʃin hizmetkarinin duasini ve jakarisini saj; New-Testament-Luke-010-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa uzmanı, “Ona acıyan” dedi. Sonra Yeşua ona, “Git sen de aynı şekilde yap” dedi.|jasa uzmaniʔ “ona at͡ʃijan” dedi. sonra jesua onaʔ “ɡit sen de ajni sekilde jap” dedi. Old-Testament-Job-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulluk ve kıtlıktan bitkinler. Çoraklığın ve ıssızlığın karanlığında, kuru toprak kemiriyorlar.|joksulluk ve kitliktan bitkinler. t͡ʃorakliɡin ve issizliɡin karanliɡindaʔ kuru toprak kemirijorlar. Old-Testament-Judges-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sukkot beyleri, \"\"Orduna ekmek vermemiz için Zevah ve Salmunna'nın elleri şimdi senin elinde mi?\"\" dediler.\"|\"sukkot bejleriʔ \"\"orduna ekmek vermemiz it͡ʃin zevah ve salmunnaʔnin elleri simdi senin elinde mi?\"\" dediler.\" Old-Testament-Deuteronomy-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kuralları dinlediğiniz, tuttuğunuz ve onları yaptığınız için, Tanrın Yahve atalarına ettiği andı, antlaşmayı ve sevgi dolu iyiliğini senin için koruyacak.|bu kurallari dinlediɡinizʔ tuttuɡunuz ve onlari japtiɡiniz it͡ʃinʔ tanrin jahve atalarina ettiɡi andiʔ antlasmaji ve sevɡi dolu ijiliɡini senin it͡ʃin korujat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-107-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ortalık sakinleştiği için sevinirler, onları diledikleri limana götürür.|o zaman ortalik sakinlestiɡi it͡ʃin sevinirlerʔ onlari diledikleri limana ɡoturur. Old-Testament-2-Kings-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse efendimin en küçük hizmetkârlarından bir komutanın yüzünü nasıl geri çevirip, savaş arabaları ve atlılar için Mısır'a güvenebilirsin?|ojlejse efendimin en kut͡ʃuk hizmetkarlarindan bir komutanin juzunu nasil ɡeri t͡ʃeviripʔ savas arabalari ve atlilar it͡ʃin misirʔa ɡuvenebilirsin? Old-Testament-Ecclesiastes-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhu tutmak için, ruh üzerinde kimsenin hakimiyeti yoktur; ölüm günü üzerinde de hakimiyeti olan yoktur. Savaşta terhis yoktur; kötülük de onu yapanı kurtarmayacak.|ruhu tutmak it͡ʃinʔ ruh uzerinde kimsenin hakimijeti joktur; olum ɡunu uzerinde de hakimijeti olan joktur. savasta terhis joktur; kotuluk de onu japani kurtarmajat͡ʃak. New-Testament-1-Corinthians-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi bulutta ve denizde Moşe’ye vaftiz edildi.|hepsi bulutta ve denizde mose’je vaftiz edildi. Old-Testament-Psalms-077-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular seni gördü, ey Tanrı. Sular seni gördü ve çalkalandı. Derinlikler de sarsıldı.|sular seni ɡorduʔ ej tanri. sular seni ɡordu ve t͡ʃalkalandi. derinlikler de sarsildi. Old-Testament-Ezekiel-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman İsrael ihtiyarlarından bazıları yanıma gelip önüme oturdular.|o zaman israel ihtijarlarindan bazilari janima ɡelip onume oturdular. Old-Testament-Proverbs-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve bilgelik verir. O'nun ağzından bilgi ve anlayış çıkar.|t͡ʃunku jahve bilɡelik verir. oʔnun aɡzindan bilɡi ve anlajis t͡ʃikar. Old-Testament-Exodus-039-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi, yukarıdaki sarığın üzerine bağlamak için ona mavi bir kordon bağladılar.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibiʔ jukaridaki sariɡin uzerine baɡlamak it͡ʃin ona mavi bir kordon baɡladilar. Old-Testament-Deuteronomy-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlada hasadını biçtiğinde ve bir demetini tarlada unuttuğunda, onu almak için tekrar gitmeyeceksin. Bu, yabancının, yetimin ve dul kadının olacak, ta ki, Tanrın Yahve ellerinin her işinde seni kutsasın.|tarlada hasadini bit͡ʃtiɡinde ve bir demetini tarlada unuttuɡundaʔ onu almak it͡ʃin tekrar ɡitmejet͡ʃeksin. buʔ jabant͡ʃininʔ jetimin ve dul kadinin olat͡ʃakʔ ta kiʔ tanrin jahve ellerinin her isinde seni kutsasin. Old-Testament-Jeremiah-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kirlenmiş olan Yeruşalem'in evleri ve Yahuda krallarının evleri, damları üzerinde gökyüzü ordusunun tümüne buhur yakılmış ve başka ilâhlara dökme sunusu dökülmüş olan o evlerin hepsi, Tofet yeri gibi olacaklar\"\"\"\"'\"|\"kirlenmis olan jerusalemʔin evleri ve jahuda krallarinin evleriʔ damlari uzerinde ɡokjuzu ordusunun tumune buhur jakilmis ve baska ilahlara dokme sunusu dokulmus olan o evlerin hepsiʔ tofet jeri ɡibi olat͡ʃaklar\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, düşmanlarım nasıl da çoğaldı! Bana karşı ayaklananlar çoktur.|ej jahveʔ dusmanlarim nasil da t͡ʃoɡaldi! bana karsi ajaklananlar t͡ʃoktur. Old-Testament-Deuteronomy-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen ve Levili, aranızda olan yabancı, Tanrın Yahve'nin sana ve evine verdiği bütün iyiliklerle sevineceksiniz.|sen ve leviliʔ aranizda olan jabant͡ʃiʔ tanrin jahveʔnin sana ve evine verdiɡi butun ijiliklerle sevinet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Chronicles-001-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Midyan'ın oğulları: Efa, Efer, Hanok, Avida ve Eldaa. Bunların hepsi Ketura'nın oğullarıydı.|midjanʔin oɡullari efaʔ eferʔ hanokʔ avida ve eldaa. bunlarin hepsi keturaʔnin oɡullarijdi. Old-Testament-Psalms-117-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey bütün uluslar, Yahve’yi övün! O’nu övün, ey bütün halklar!|ej butun uluslarʔ jahve’ji ovun! o’nu ovunʔ ej butun halklar! Old-Testament-Proverbs-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev ve zenginlik babalardan mirastır, ama sağduyulu kadın Yahve'dendir.|ev ve zenɡinlik babalardan mirastirʔ ama saɡdujulu kadin jahveʔdendir. Old-Testament-Psalms-073-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu anlamaya çalıştığımda, bana çok acı verdi,|bunu anlamaja t͡ʃalistiɡimdaʔ bana t͡ʃok at͡ʃi verdiʔ Old-Testament-Ezekiel-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, şimdi duvarı del.” Duvarı deldiğimde bir kapı gördüm.|o zaman bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ simdi duvari del.” duvari deldiɡimde bir kapi ɡordum. Old-Testament-Isaiah-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasaya ve antlaşmaya dönün! Eğer bu söze göre konuşmazlarsa, kesinlikle onlar için sabah olmaz.|jasaja ve antlasmaja donun! eɡer bu soze ɡore konusmazlarsaʔ kesinlikle onlar it͡ʃin sabah olmaz. Old-Testament-Job-030-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dehşet üzerime döndü. Rüzgâr gibi onurumu kovalıyorlar. Mutluluğum bir bulut gibi geçip gitti.\"\"\"|\"dehset uzerime dondu. ruzɡar ɡibi onurumu kovalijorlar. mutluluɡum bir bulut ɡibi ɡet͡ʃip ɡitti.\"\"\" New-Testament-Hebrews-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kâhinlik değişince, Yasa’nın da zorunlu olarak değişmesi gerekir.|t͡ʃunku kahinlik deɡisint͡ʃeʔ jasa’nin da zorunlu olarak deɡismesi ɡerekir. New-Testament-Acts-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci ve ikinci nöbetçiyi geçtikten sonra kente açılan demir kapıya geldiler. Kapı kendiliğinden açıldı. Dışarı çıkıp bir sokağı geçtiler. Melek birdenbire ondan ayrıldı.|birint͡ʃi ve ikint͡ʃi nobett͡ʃiji ɡet͡ʃtikten sonra kente at͡ʃilan demir kapija ɡeldiler. kapi kendiliɡinden at͡ʃildi. disari t͡ʃikip bir sokaɡi ɡet͡ʃtiler. melek birdenbire ondan ajrildi. Old-Testament-Leviticus-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Parmağıyla yedi kez kanın bir kısmını üzerine serpecek, onu İsrael'in çocuklarının kirliliğinden arındırıp kutsal kılacaktır.\"\"\"|\"parmaɡijla jedi kez kanin bir kismini uzerine serpet͡ʃekʔ onu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin kirliliɡinden arindirip kutsal kilat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-Acts-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İnançlı bir adamdı ve bütün ev halkı Tanrı'dan korkardı. Muhtaçlara cömertçe bağışta bulunur ve Tanrı’ya sürekli dua ederdi.|inant͡ʃli bir adamdi ve butun ev halki tanriʔdan korkardi. muhtat͡ʃlara t͡ʃomertt͡ʃe baɡista bulunur ve tanri’ja surekli dua ederdi. Old-Testament-1-Kings-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Bana bir kılıç getirin” dedi. Bunun üzerine kralın önüne bir kılıç getirdiler.|kralʔ “bana bir kilit͡ʃ ɡetirin” dedi. bunun uzerine kralin onune bir kilit͡ʃ ɡetirdiler. New-Testament-Luke-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, nasıl yanıt vereceğinizi önceden düşünmemeye yüreğinize koyun.|bu nedenleʔ nasil janit veret͡ʃeɡinizi ont͡ʃeden dusunmemeje jureɡinize kojun. New-Testament-Galatians-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilik yapmaktan usanmayalım. Çünkü vazgeçmezsek mevsiminde biçeceğiz.|ijilik japmaktan usanmajalim. t͡ʃunku vazɡet͡ʃmezsek mevsiminde bit͡ʃet͡ʃeɡiz. New-Testament-Matthew-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde Vaftizci Yuhanna Yahudiye Çölü’ne gelerek şu çağrıda bulundu:|o ɡunlerde vaftizt͡ʃi juhanna jahudije t͡ʃolu’ne ɡelerek su t͡ʃaɡrida bulundu Old-Testament-Zechariah-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra beni çağırdı ve bana şöyle dedi: “İşte, kuzeye gidenler kuzey ülkesinde ruhumu yatıştırdılar.”|sonra beni t͡ʃaɡirdi ve bana sojle dedi “isteʔ kuzeje ɡidenler kuzej ulkesinde ruhumu jatistirdilar.” New-Testament-Revelation-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Canlı yaratıklar tahtta oturana, sonsuza dek yaşayana yücelik, saygı ve şükran sununca,|t͡ʃanli jaratiklar tahtta oturanaʔ sonsuza dek jasajana jut͡ʃelikʔ sajɡi ve sukran sununt͡ʃaʔ Old-Testament-Numbers-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael bu kentlerin hepsini aldı. İsrael Amorlular'ın bütün kentlerinde, Heşbon'da ve onun bütün köylerinde yaşıyordu.|israel bu kentlerin hepsini aldi. israel amorlularʔin butun kentlerindeʔ hesbonʔda ve onun butun kojlerinde jasijordu. Old-Testament-2-Samuel-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David kendisine bunu anlatan genç adama, \"\"Saul ile oğlu Yonatan'ın öldüğünü nereden biliyorsun?\"\" dedi.\"|\"david kendisine bunu anlatan ɡent͡ʃ adamaʔ \"\"saul ile oɡlu jonatanʔin olduɡunu nereden bilijorsun?\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar ise, “Çarmıha ger! Onu çarmıha ger!” diye bağırdılar.|ama onlar iseʔ “t͡ʃarmiha ɡer! onu t͡ʃarmiha ɡer!” dije baɡirdilar. Old-Testament-Numbers-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Düvenin külünü toplayan kişi giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli olacaktır. Bu, İsrael'in çocuklarına ve aralarında garip olarak yaşayan yabancıya sonsuza dek bir kural olacaktır.\"\"\"|\"duvenin kulunu toplajan kisi ɡijsilerini jikajat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. buʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ve aralarinda ɡarip olarak jasajan jabant͡ʃija sonsuza dek bir kural olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-049-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve şöyle diyor: “İşte, uluslara elimi kaldıracağım, halklara sancağımı kaldıracağım. Senin oğullarını kucaklarında getirecekler, senin kızlarını omuzlarında taşıyacaklar.|efendi jahve sojle dijor “isteʔ uluslara elimi kaldirat͡ʃaɡimʔ halklara sant͡ʃaɡimi kaldirat͡ʃaɡim. senin oɡullarini kut͡ʃaklarinda ɡetiret͡ʃeklerʔ senin kizlarini omuzlarinda tasijat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Moşe ile Aron, İsrael'in çocukları topluluğunun bütün meclisi önünde yüzüstü yere kapandılar.|bunun uzerine mose ile aronʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari topluluɡunun butun met͡ʃlisi onunde juzustu jere kapandilar. Old-Testament-Nehemiah-010-036|und|SPEAKER_00_Turkish|yasada yazılı olduğu gibi oğullarımızın ve hayvanlarımızın ilk doğanlarını, sığırlarımızın ve davarlarımızın ilk doğanlarını da Tanrımız'ın evine hizmet eden kâhinlere getirmek için;|jasada jazili olduɡu ɡibi oɡullarimizin ve hajvanlarimizin ilk doɡanlariniʔ siɡirlarimizin ve davarlarimizin ilk doɡanlarini da tanrimizʔin evine hizmet eden kahinlere ɡetirmek it͡ʃin; Old-Testament-Genesis-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesi, “Senin lanetin benim üzerime olsun oğlum” dedi. “Sadece sözümü dinle ve git onları benim için getir.”|annesiʔ “senin lanetin benim uzerime olsun oɡlum” dedi. “sadet͡ʃe sozumu dinle ve ɡit onlari benim it͡ʃin ɡetir.” New-Testament-John-018-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Bunu kendiliğinden mi söylüyorsun, yoksa başkaları mı benim için sana dediler?” dedi.|jesua onaʔ “bunu kendiliɡinden mi sojlujorsunʔ joksa baskalari mi benim it͡ʃin sana dediler?” dedi. Old-Testament-Leviticus-019-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sizinle yabancı olarak yaşayan garip, sizin için aranızda doğmuş biri gibi olacak ve onu kendin gibi seveceksin; çünkü Mısır diyarında yabancı olarak yaşadınız. Ben Tanrınız Yahve'yim.'\"\"\"|\"sizinle jabant͡ʃi olarak jasajan ɡaripʔ sizin it͡ʃin aranizda doɡmus biri ɡibi olat͡ʃak ve onu kendin ɡibi sevet͡ʃeksin; t͡ʃunku misir dijarinda jabant͡ʃi olarak jasadiniz. ben tanriniz jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Judges-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Delila Şimşon'a şöyle dedi: \"\"İşte, sen benimle alay ettin, bana yalanlar söyledin. Şimdi lütfen bana nasıl bağlanabileceğini söyle.”\"|\"delila simsonʔa sojle dedi \"\"isteʔ sen benimle alaj ettinʔ bana jalanlar sojledin. simdi lutfen bana nasil baɡlanabilet͡ʃeɡini sojle.”\" Old-Testament-2-Kings-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizmetkârlarından biri, \"\"Hayır efendim, ey kral; İsrael'deki Peygamber Elişa, yatak odanda söylediğin sözleri İsrael Kralı'na bildiriyor\"\" dedi.\"|\"hizmetkarlarindan biriʔ \"\"hajir efendimʔ ej kral; israelʔdeki pejɡamber elisaʔ jatak odanda sojlediɡin sozleri israel kraliʔna bildirijor\"\" dedi.\" Old-Testament-Job-031-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer toprağım bana karşı feryat ediyorsa, saban izleri hep birlikte ağlıyorsa;|eɡer topraɡim bana karsi ferjat edijorsaʔ saban izleri hep birlikte aɡlijorsa; Old-Testament-Psalms-065-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Otlaklar sürülerle kaplanır. Vadiler de buğdayla örtünür. Sevinçle bağrışır, ezgi söylerler.|otlaklar surulerle kaplanir. vadiler de buɡdajla ortunur. sevint͡ʃle baɡrisirʔ ezɡi sojlerler. Old-Testament-Leviticus-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|yirmi ile altmış yaş arasındaki bir erkeğe biçtiğin değer, kutsal yerin şekeline göre elli şekel gümüş olacak.|jirmi ile altmis jas arasindaki bir erkeɡe bit͡ʃtiɡin deɡerʔ kutsal jerin sekeline ɡore elli sekel ɡumus olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocuklarından kefaret parasını alıp Buluşma Çadırı'nın hizmetine vereceksin; ta ki bu, canlarınızın kefareti olsun diye, İsrael'in çocuklarına Yahve'nin önünde bir anma olsun.\"\"\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan kefaret parasini alip bulusma t͡ʃadiriʔnin hizmetine veret͡ʃeksin; ta ki buʔ t͡ʃanlarinizin kefareti olsun dijeʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina jahveʔnin onunde bir anma olsun.\"\"\" New-Testament-John-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nu, dünya kabul edemez, O'nu görmez ve O'nu bilmez. Siz O’nu biliyorsunuz. Çünkü sizinle yaşıyor ve içinizde olacaktır.|oʔnuʔ dunja kabul edemezʔ oʔnu ɡormez ve oʔnu bilmez. siz o’nu bilijorsunuz. t͡ʃunku sizinle jasijor ve it͡ʃinizde olat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-045-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bayramın yedi günü, her gün kusursuz yedi boğa ve yedi koç olmak üzere Yahve'ye yakmalık sunu; günah sunusu olarak da her gün bir erkeç hazırlayacak.|bajramin jedi ɡunuʔ her ɡun kusursuz jedi boɡa ve jedi kot͡ʃ olmak uzere jahveʔje jakmalik sunu; ɡunah sunusu olarak da her ɡun bir erket͡ʃ hazirlajat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Balak, Balam'ı çöle bakan Peor Tepesi'ne götürdü.|balakʔ balamʔi t͡ʃole bakan peor tepesiʔne ɡoturdu. Old-Testament-Deuteronomy-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|'Herhangi bir hayvanla yatana lanet olsun.' Bütün halk, 'Amin' diyecek.|ʔherhanɡi bir hajvanla jatana lanet olsun.ʔ butun halkʔ ʔaminʔ dijet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe değnekleri Tanıklık Çadırı'nda Yahve'nin önüne koydu.|mose deɡnekleri taniklik t͡ʃadiriʔnda jahveʔnin onune kojdu. Old-Testament-Leviticus-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de ki: 'Yahve'nin kutsal toplantılar olarak ilan edeceğiniz bayramları, benim bayramlarım bunlardır.'\"\"\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ki ʔjahveʔnin kutsal toplantilar olarak ilan edet͡ʃeɡiniz bajramlariʔ benim bajramlarim bunlardir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'\"\"Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: “Mademki yalan şeyler söylediniz ve yalanlar gördünüz, işte size karşıyım” diyor Efendi Yahve.\"|\"ʔ\"\"bu juzden efendi jahve sojle dijor “mademki jalan sejler sojlediniz ve jalanlar ɡordunuzʔ iste size karsijim” dijor efendi jahve.\" New-Testament-Acts-021-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu öldürmeye çalışırken, bütün Yeruşalem Kenti’nin karıştığı haberi Roma taburunun komutanına ulaştı.|onu oldurmeje t͡ʃalisirkenʔ butun jerusalem kenti’nin karistiɡi haberi roma taburunun komutanina ulasti. Old-Testament-Genesis-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Sarah, korktuğu için, “Gülmedim” diyerek bunu inkâr etti. Yahve, “Hayır, güldün” dedi.|bunun uzerine sarahʔ korktuɡu it͡ʃinʔ “ɡulmedim” dijerek bunu inkar etti. jahveʔ “hajirʔ ɡuldun” dedi. Old-Testament-2-Kings-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gaza'ya ve sınırlarına, bekçilerin kulesinden surlu kente kadar Filistlileri vurdu.|ɡazaʔja ve sinirlarinaʔ bekt͡ʃilerin kulesinden surlu kente kadar filistlileri vurdu. New-Testament-Luke-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yona nasıl Ninovalılar için bir belirti olduysa, İnsanoğlu da bu kuşak için öyle olacaktır.|jona nasil ninovalilar it͡ʃin bir belirti oldujsaʔ insanoɡlu da bu kusak it͡ʃin ojle olat͡ʃaktir. Old-Testament-Ecclesiastes-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin altında gördüğüm ağır bir kötülük var: Sahibinin kendi zararına sakladığı servet.|ɡunesin altinda ɡorduɡum aɡir bir kotuluk var sahibinin kendi zararina sakladiɡi servet. New-Testament-Romans-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim Müjdem’e göre Tanrı’nın insanların gizli şeylerini Yeşua Mesih aracılığıyla yargılayacağı gün böyle olacaktır.|benim muʒdem’e ɡore tanri’nin insanlarin ɡizli sejlerini jesua mesih arat͡ʃiliɡijla jarɡilajat͡ʃaɡi ɡun bojle olat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-031-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, savaş hizmetinden gelen subaylara, binbaşılara, yüzbaşılara öfkelendi.|moseʔ savas hizmetinden ɡelen subajlaraʔ binbasilaraʔ juzbasilara ofkelendi. Old-Testament-Jeremiah-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin bana buyurduğu gibi gidip Fırat'ın yanında onu sakladım.|jahveʔnin bana bujurduɡu ɡibi ɡidip firatʔin janinda onu sakladim. Old-Testament-Numbers-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'yle Aron'a şöyle dedi: \"\"İsrael'in çocuklarının gözünde beni kutsal kılmak için bana inanmadığınızdan bu topluluğu onlara verdiğim ülkeye götürmeyeceksiniz.\"\"\"|\"jahve moseʔjle aronʔa sojle dedi \"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ɡozunde beni kutsal kilmak it͡ʃin bana inanmadiɡinizdan bu topluluɡu onlara verdiɡim ulkeje ɡoturmejet͡ʃeksiniz.\"\"\" Old-Testament-Psalms-064-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün insanlar korkacak. Tanrı’nın işini ilan edecekler, O’nun yaptıklarını bilgece ölçüp tartacaklar.|butun insanlar korkat͡ʃak. tanri’nin isini ilan edet͡ʃeklerʔ o’nun japtiklarini bilɡet͡ʃe olt͡ʃup tartat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-101-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşusuna gizlice kara çalanı sustururum. Katlanamam küstah ve kibirli insana.|komsusuna ɡizlit͡ʃe kara t͡ʃalani sustururum. katlanamam kustah ve kibirli insana. Old-Testament-Exodus-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Firavun'un yüreğini katılaştırdı ve Yahve'nin Moşe'ye söylemiş olduğu gibi Firavun onları dinlemedi.|jahve firavunʔun jureɡini katilastirdi ve jahveʔnin moseʔje sojlemis olduɡu ɡibi firavun onlari dinlemedi. Old-Testament-2-Kings-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O da şöyle dedi, \"\"Onu bırakın! Hiç kimse kemiklerini oynatmasın.\"\" Böylece onun kemiklerini, Samariya'dan çıkmış olan peygamberin kemikleriyle birlikte bıraktılar.\"|\"o da sojle dediʔ \"\"onu birakin! hit͡ʃ kimse kemiklerini ojnatmasin.\"\" bojlet͡ʃe onun kemikleriniʔ samarijaʔdan t͡ʃikmis olan pejɡamberin kemiklerijle birlikte biraktilar.\" Old-Testament-Psalms-080-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi komşularımızla çekişme kaynağı haline getirdin. Düşmanlarımız kendi aralarında gülüşüyorlar.|bizi komsularimizla t͡ʃekisme kajnaɡi haline ɡetirdin. dusmanlarimiz kendi aralarinda ɡulusujorlar. Old-Testament-Exodus-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Moşe halkı yargılamak için oturdu ve halk sabahtan akşama kadar Moşe'nin çevresinde durdu.|ertesi ɡun mose halki jarɡilamak it͡ʃin oturdu ve halk sabahtan aksama kadar moseʔnin t͡ʃevresinde durdu. Old-Testament-Psalms-048-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onun kalelerinde kendini sığınak olarak gösterdi.|tanri onun kalelerinde kendini siɡinak olarak ɡosterdi. New-Testament-John-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni sevmeyen sözlerimi tutmaz. Duyduğunuz söz benim değil, beni gönderen Baba’nındır.|beni sevmejen sozlerimi tutmaz. dujduɡunuz soz benim deɡilʔ beni ɡonderen baba’nindir. Old-Testament-Numbers-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar oymağından Yosef oğlu İgal.|issakar ojmaɡindan josef oɡlu iɡal. Old-Testament-Psalms-089-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarının sağ elini yükselttin. Bütün düşmanlarını sevindirdin.|dusmanlarinin saɡ elini jukselttin. butun dusmanlarini sevindirdin. New-Testament-Acts-002-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Mallarını ve mülklerini satıyor ve bunları herkese ihtiyacına göre dağıtıyorlardı.|mallarini ve mulklerini satijor ve bunlari herkese ihtijat͡ʃina ɡore daɡitijorlardi. Old-Testament-Proverbs-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk buğday alıkoyanı lanetler, ama kutsama onu satanın başı üzerindedir.|halk buɡdaj alikojani lanetlerʔ ama kutsama onu satanin basi uzerindedir. New-Testament-2-Timothy-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözyaşlarını hatırlıyor, sevinçle dolmak için seni görmeyi özlemle bekliyorum.|ɡozjaslarini hatirlijorʔ sevint͡ʃle dolmak it͡ʃin seni ɡormeji ozlemle beklijorum. Old-Testament-Esther-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bu günlere “Pur” sözcüğünden gelen “Purim” adını verdiler. Bu nedenle, bu mektubun bütün sözlerinden ve bu mesele hakkında gördüklerinden ve başlarına gelenler yüzünden,|bu nedenle bu ɡunlere “pur” sozt͡ʃuɡunden ɡelen “purim” adini verdiler. bu nedenleʔ bu mektubun butun sozlerinden ve bu mesele hakkinda ɡorduklerinden ve baslarina ɡelenler juzundenʔ Old-Testament-Exodus-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|On iki su kaynağı ve yetmiş palmiye ağacının bulunduğu Elim'e geldiler. Orada suların kenarında kamp kurdular.|on iki su kajnaɡi ve jetmis palmije aɡat͡ʃinin bulunduɡu elimʔe ɡeldiler. orada sularin kenarinda kamp kurdular. New-Testament-1-Thessalonians-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, size yaptığımız ziyaretin boşuna olmadığını siz kendiniz biliyorsunuz.|kardeslerʔ size japtiɡimiz zijaretin bosuna olmadiɡini siz kendiniz bilijorsunuz. Old-Testament-2-Kings-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar onu Yahve'nin evinin işine konulan işçilerin eline versinler; onlar da parayı evin zarar gören yerlerini onarmak için Yahve'nin evinde olan işçilere,|onlar onu jahveʔnin evinin isine konulan ist͡ʃilerin eline versinler; onlar da paraji evin zarar ɡoren jerlerini onarmak it͡ʃin jahveʔnin evinde olan ist͡ʃilereʔ Old-Testament-1-Kings-018-044|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yedinci kez, \"\"İşte denizden insan eli büyüklüğünde küçük bir bulut çıkıyor\"\" dedi. \"\"Yukarı çık, Ahav'a, 'Hazırlan ve aşağı in, böylece yağmur seni engellemesin' de\"\" dedi.\"|\"jedint͡ʃi kezʔ \"\"iste denizden insan eli bujukluɡunde kut͡ʃuk bir bulut t͡ʃikijor\"\" dedi. \"\"jukari t͡ʃikʔ ahavʔaʔ ʔhazirlan ve asaɡi inʔ bojlet͡ʃe jaɡmur seni enɡellemesinʔ de\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuda, Meşa’dan Sefar’a uzanan dağlık bölgeye yerleşmişlerdi.|doɡudaʔ mesa’dan sefar’a uzanan daɡlik bolɡeje jerlesmislerdi. Old-Testament-Psalms-049-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızların, ve onların dediklerini onaylayanların varacakları yer budur. Selah.|akilsizlarinʔ ve onlarin dediklerini onajlajanlarin varat͡ʃaklari jer budur. selah. Old-Testament-2-Chronicles-006-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman gökten, oturduğun yerden dualarını ve yakarışlarını işit, davalarını savun ve sana karşı günah işleyen halkını bağışla.\"\"\"|\"o zaman ɡoktenʔ oturduɡun jerden dualarini ve jakarislarini isitʔ davalarini savun ve sana karsi ɡunah islejen halkini baɡisla.\"\"\" New-Testament-Matthew-013-058|und|SPEAKER_00_Turkish|İmansızlıklarından dolayı Yeşua orada çok büyük işler yapmadı.|imansizliklarindan dolaji jesua orada t͡ʃok bujuk isler japmadi. Old-Testament-Psalms-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O, mazlumun sıkıntısını küçümsemedi, tiksinmedi. Yüzünü de ondan gizlemedi; ama mazlum O’na seslenince, O sesini duydu.|t͡ʃunku oʔ mazlumun sikintisini kut͡ʃumsemediʔ tiksinmedi. juzunu de ondan ɡizlemedi; ama mazlum o’na seslenint͡ʃeʔ o sesini dujdu. Old-Testament-Job-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi lütfedip bana bakın, çünkü kesinlikle yüzünüze karşı yalan söylemeyeceğim.|simdi lutfedip bana bakinʔ t͡ʃunku kesinlikle juzunuze karsi jalan sojlemejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Ezekiel-039-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlardan yüzümü artık gizlemeyeceğim, çünkü Ruhum'u İsrael evinin üzerine döktüm.' diyor Efendi Yahve.\"\"\"|\"onlardan juzumu artik ɡizlemejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku ruhumʔu israel evinin uzerine doktum.ʔ dijor efendi jahve.\"\"\" New-Testament-Luke-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|kâhinlik geleneği uyarınca Efendi’nin Tapınağı’na girip buhur yakma kurası ona düştü.|kahinlik ɡeleneɡi ujarint͡ʃa efendi’nin tapinaɡi’na ɡirip buhur jakma kurasi ona dustu. New-Testament-Matthew-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim bu sözlerimi duyup da yapmayan herkes, evini kum üzerine kuran budala adama benzer.|benim bu sozlerimi dujup da japmajan herkesʔ evini kum uzerine kuran budala adama benzer. New-Testament-Luke-017-031|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün damda olup da malları evde bulunan, onları almak için aşağı inmesin. Tarlada olan da geri dönmesin.|o ɡun damda olup da mallari evde bulunanʔ onlari almak it͡ʃin asaɡi inmesin. tarlada olan da ɡeri donmesin. Old-Testament-Daniel-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedeni de sarı yakut gibiydi, yüzü şimşek görünüşü gibi, gözleri alev alev meşaleler gibiydi. Kolları ve ayakları cilalı tunç gibiydi. Sözlerinin sesi bir kalabalığın sesine benziyordu.|bedeni de sari jakut ɡibijdiʔ juzu simsek ɡorunusu ɡibiʔ ɡozleri alev alev mesaleler ɡibijdi. kollari ve ajaklari t͡ʃilali tunt͡ʃ ɡibijdi. sozlerinin sesi bir kalabaliɡin sesine benzijordu. New-Testament-Mark-009-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna O’na, “Öğretmenim, bizi takip etmeyen birinin senin adınla iblisleri kovduğunu gördük, bizi izlemediği için ona engel olduk.”|juhanna o’naʔ “oɡretmenimʔ bizi takip etmejen birinin senin adinla iblisleri kovduɡunu ɡordukʔ bizi izlemediɡi it͡ʃin ona enɡel olduk.” Old-Testament-Job-032-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte göğsüm, açılmamış şarap gibidir; patlamaya hazır yeni tulumlar gibidir.|iste ɡoɡsumʔ at͡ʃilmamis sarap ɡibidir; patlamaja hazir jeni tulumlar ɡibidir. Old-Testament-1-Chronicles-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehavya'dan: Rehavya'nın oğullarından, baş İşşiya.|rehavjaʔdan rehavjaʔnin oɡullarindanʔ bas issija. Old-Testament-Daniel-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben, Daniel, yalnız ben, görümü gördüm, çünkü yanımda olan adamlar görümü görmediler, ama üzerlerine büyük bir titreme düştü ve saklanmak için kaçtılar.|benʔ danielʔ jalniz benʔ ɡorumu ɡordumʔ t͡ʃunku janimda olan adamlar ɡorumu ɡormedilerʔ ama uzerlerine bujuk bir titreme dustu ve saklanmak it͡ʃin kat͡ʃtilar. New-Testament-Philemon-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde uğruna tutukluluğumda senin yerine bana hizmet etmesi için onu yanımda tutmak isterdim.|muʒde uɡruna tutukluluɡumda senin jerine bana hizmet etmesi it͡ʃin onu janimda tutmak isterdim. Old-Testament-Numbers-034-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar'ın çocukları oymağından bey olarak, Azzan oğlu Paltiel.|issakarʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan bej olarakʔ azzan oɡlu paltiel. Old-Testament-Genesis-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı Adem'le karısı için hayvan derisinden giysiler yaptı, onları giydirdi.|jahve tanri ademʔle karisi it͡ʃin hajvan derisinden ɡijsiler japtiʔ onlari ɡijdirdi. Old-Testament-Job-041-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Derisini kancalarla doldurabilir misin, ya da başını balıkçı mızraklarıyla?|derisini kant͡ʃalarla doldurabilir misinʔ ja da basini balikt͡ʃi mizraklarijla? New-Testament-1-Corinthians-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadının kendi bedeni üzerinde yetkisi yoktur, ama kocasının vardır. Aynı şekilde kocanın kendi bedeni üzerinde yetkisi yoktur, ama karısının vardır.|kadinin kendi bedeni uzerinde jetkisi jokturʔ ama kot͡ʃasinin vardir. ajni sekilde kot͡ʃanin kendi bedeni uzerinde jetkisi jokturʔ ama karisinin vardir. Old-Testament-Genesis-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Arvadlılar'ın, Semarlılar'ın ve Hamatiler'in atası oldu. Daha sonra Kenanlı soyları yayıldı.|arvadlilarʔinʔ semarlilarʔin ve hamatilerʔin atasi oldu. daha sonra kenanli sojlari jajildi. Old-Testament-Leviticus-025-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kenan diyarını size vermek ve Tanrınız olmak için sizi Mısır diyarından çıkaran Tanrınız Yahve benim.'\"\"\"|\"kenan dijarini size vermek ve tanriniz olmak it͡ʃin sizi misir dijarindan t͡ʃikaran tanriniz jahve benim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-105-031|und|SPEAKER_00_Turkish|O söyleyince sinek sürüleri, tüm sınırları içine bitler geldi.|o sojlejint͡ʃe sinek suruleriʔ tum sinirlari it͡ʃine bitler ɡeldi. New-Testament-Mark-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Moşe, erkeğin bir boşanma belgesi yazarak karısını boşamasına izin verdi” dediler.|onlarʔ “moseʔ erkeɡin bir bosanma belɡesi jazarak karisini bosamasina izin verdi” dediler. Old-Testament-1-Chronicles-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve meleğe buyurdu, o da kılıcını kınına koydu.|o zaman jahve meleɡe bujurduʔ o da kilit͡ʃini kinina kojdu. Old-Testament-2-Kings-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzza Bahçesi'ndeki mezarına gömüldü ve oğlu Yoşiya onun yerine kral oldu.|uzza baht͡ʃesiʔndeki mezarina ɡomuldu ve oɡlu josija onun jerine kral oldu. Old-Testament-1-Chronicles-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara karşı yardım gördüler ve Hagriler ve onlarla birlikte olanların hepsi onların eline teslim edildi; çünkü savaşta Tanrı'ya feryat ettiler ve O da onlara yanıt verdi, çünkü O'na güvenmişlerdi.|onlara karsi jardim ɡorduler ve haɡriler ve onlarla birlikte olanlarin hepsi onlarin eline teslim edildi; t͡ʃunku savasta tanriʔja ferjat ettiler ve o da onlara janit verdiʔ t͡ʃunku oʔna ɡuvenmislerdi. Old-Testament-2-Kings-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralı çağırdıklarında, kral evi başında olan Hilkiya oğlu Elyakim, Kâtip Şevna ve Tarihçi Asaf oğlu Yoah onların yanına çıktılar.|krali t͡ʃaɡirdiklarindaʔ kral evi basinda olan hilkija oɡlu eljakimʔ katip sevna ve tariht͡ʃi asaf oɡlu joah onlarin janina t͡ʃiktilar. Old-Testament-Malachi-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama siz, ‘Yahve'nin sofrası kirli, meyvesi, yemeği küçümsenir’ diyerek onu kirletiyorsunuz.|“ama sizʔ ‘jahveʔnin sofrasi kirliʔ mejvesiʔ jemeɡi kut͡ʃumsenir’ dijerek onu kirletijorsunuz. Old-Testament-Job-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ondan gözünü çevir de, gününü doldurana dek dinlensin, ücretli bir işçi gibi.\"\"\"|\"ondan ɡozunu t͡ʃevir deʔ ɡununu doldurana dek dinlensinʔ ut͡ʃretli bir ist͡ʃi ɡibi.\"\"\" Old-Testament-Numbers-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon oymağından sayılanlar elli dokuz bin üç yüz kişiydi.|simon ojmaɡindan sajilanlar elli dokuz bin ut͡ʃ juz kisijdi. Old-Testament-Proverbs-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın öfkesi aslanın kükremesine benzer, ama lütfu çayır üzerindeki çiğ gibidir.|kralin ofkesi aslanin kukremesine benzerʔ ama lutfu t͡ʃajir uzerindeki t͡ʃiɡ ɡibidir. New-Testament-Matthew-027-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve oturup başında nöbet tuttular.|ve oturup basinda nobet tuttular. Old-Testament-Isaiah-037-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Rabşake geri döndü ve Aşur Kralı'nı Livna'ya karşı savaşırken buldu; çünkü onun Lakiş'ten ayrıldığını duymuştu.|bojlet͡ʃe rabsake ɡeri dondu ve asur kraliʔni livnaʔja karsi savasirken buldu; t͡ʃunku onun lakisʔten ajrildiɡini dujmustu. Old-Testament-Song-of-Songs-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilim benimdir, ben de sevgilimin. Zambaklar arasında geziniyor.|sevɡilim benimdirʔ ben de sevɡilimin. zambaklar arasinda ɡezinijor. New-Testament-Romans-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi utandığınız şeylerden o zaman ne ürününüz oldu? O şeylerin sonu ölümdür.|simdi utandiɡiniz sejlerden o zaman ne urununuz oldu? o sejlerin sonu olumdur. Old-Testament-1-Chronicles-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eleazar, Pinehas'ın babası oldu. Pinehas, Abişua'nın babası oldu.|eleazarʔ pinehasʔin babasi oldu. pinehasʔ abisuaʔnin babasi oldu. New-Testament-1-Corinthians-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi tek bir üye olsaydı, beden nerede kalırdı?|hepsi tek bir uje olsajdiʔ beden nerede kalirdi? New-Testament-Luke-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Bu adam bina etmeye başladı, ama bitiremedi’ diyerek onunla alay etmeye başlar.|‘bu adam bina etmeje basladiʔ ama bitiremedi’ dijerek onunla alaj etmeje baslar. Old-Testament-Numbers-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerinizi, atanızın oymağını, Levi oymağını da yanınıza getirin ki, onlar da size katılsınlar ve size hizmet etsinler; ama sen ve oğulların Levha Çadırı'nın önünde olacaksınız.|kardesleriniziʔ atanizin ojmaɡiniʔ levi ojmaɡini da janiniza ɡetirin kiʔ onlar da size katilsinlar ve size hizmet etsinler; ama sen ve oɡullarin levha t͡ʃadiriʔnin onunde olat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Proverbs-017-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız bile sessiz kaldığında bilge sayılır. Dudaklarını kapattığında anlayışlı diye düşünülür.|akilsiz bile sessiz kaldiɡinda bilɡe sajilir. dudaklarini kapattiɡinda anlajisli dije dusunulur. Old-Testament-Amos-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, dağlara biçim veren, rüzgârı yaratan, insana ne düşündüğünü bildiren, sabah karanlığını yaratan ve yeryüzünün yüksek yerleri üzerine ayak basan; O'nun adı Ordular Tanrısı Yahve'dir.”|t͡ʃunku isteʔ daɡlara bit͡ʃim verenʔ ruzɡari jaratanʔ insana ne dusunduɡunu bildirenʔ sabah karanliɡini jaratan ve jerjuzunun juksek jerleri uzerine ajak basan; oʔnun adi ordular tanrisi jahveʔdir.” Old-Testament-Lamentations-003-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yollarımızı araştıralım, deneyelim, ve yine Yahve'ye dönelim.|jollarimizi arastiralimʔ denejelimʔ ve jine jahveʔje donelim. Old-Testament-Leviticus-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaklaştılar ve Moşe'nin söylediği gibi onları gömlekleriyle ordugâhın dışına taşıdılar.|jaklastilar ve moseʔnin sojlediɡi ɡibi onlari ɡomleklerijle orduɡahin disina tasidilar. New-Testament-Luke-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu şeyler olmaya başlayınca, yukarı bakın ve başınızı kaldırın, çünkü kurtuluşunuz yakındır.”|ama bu sejler olmaja baslajint͡ʃaʔ jukari bakin ve basinizi kaldirinʔ t͡ʃunku kurtulusunuz jakindir.” New-Testament-Luke-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kalabalık nedeniyle onu içeri sokmanın bir yolunu bulamayınca dama çıktılar. Çatıyı kaldırıp yatağıyla birlikte onu Yeşua’nın önüne sarkıttılar.|ama kalabalik nedenijle onu it͡ʃeri sokmanin bir jolunu bulamajint͡ʃa dama t͡ʃiktilar. t͡ʃatiji kaldirip jataɡijla birlikte onu jesua’nin onune sarkittilar. Old-Testament-Exodus-035-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"efod ve göğüslük için oniks ve kakma taşlar.'\"\"\"|\"efod ve ɡoɡusluk it͡ʃin oniks ve kakma taslar.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-038-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kimdir bu bilgisizce sözlerle Tasarıyı karartan?|“kimdir bu bilɡisizt͡ʃe sozlerle tasariji karartan? New-Testament-Acts-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yüzbaşı, Pavlus'un söylediklerinden çok, kaptana ve gemi sahibine kulak verdi.|ama juzbasiʔ pavlusʔun sojlediklerinden t͡ʃokʔ kaptana ve ɡemi sahibine kulak verdi. Old-Testament-Deuteronomy-005-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşayasınız, iyi olasınız ve mülk edineceğiniz ülkede günleriniz uzun olsun diye, Tanrınız Yahve'nin size buyurduğu bütün yolda yürüyeceksiniz.|jasajasinizʔ iji olasiniz ve mulk edinet͡ʃeɡiniz ulkede ɡunleriniz uzun olsun dijeʔ tanriniz jahveʔnin size bujurduɡu butun jolda jurujet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Samuel-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Zifliler Giva'ya Saul’un yanına çıkıp, “David bizimle birlikte ormandaki kalelerde, çölün güneyindeki Hakila Tepesi'nde saklanmıyor mu?” dediler.|zifliler ɡivaʔja saul’un janina t͡ʃikipʔ “david bizimle birlikte ormandaki kalelerdeʔ t͡ʃolun ɡunejindeki hakila tepesiʔnde saklanmijor mu?” dediler. New-Testament-Matthew-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu tökezlemek için bende neden bulmayanlara!”|ne mutlu tokezlemek it͡ʃin bende neden bulmajanlara!” Old-Testament-Psalms-071-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de seni sadakatinden ötürü seni arpla öveceğim, ey Tanrım. Lirle sana ilahiler söyleyeceğim, ey İsrael'in Kutsalı.|ben de seni sadakatinden oturu seni arpla ovet͡ʃeɡimʔ ej tanrim. lirle sana ilahiler sojlejet͡ʃeɡimʔ ej israelʔin kutsali. Old-Testament-Jeremiah-034-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda beylerini, Yeruşalem beylerini, hadımları, kâhinleri ve buzağının parçalarının arasından geçen ülkenin bütün halkını ele vereceğim.|jahuda bejleriniʔ jerusalem bejleriniʔ hadimlariʔ kahinleri ve buzaɡinin part͡ʃalarinin arasindan ɡet͡ʃen ulkenin butun halkini ele veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarap içmekte güçlü olanların, ağır içkileri karıştırmakta da önde gidenlerin;|sarap it͡ʃmekte ɡut͡ʃlu olanlarinʔ aɡir it͡ʃkileri karistirmakta da onde ɡidenlerin; Old-Testament-1-Chronicles-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey bütün dünya, Yahve'ye ezgi söyleyin! Kurtarışını her gün gösterin.|ej butun dunjaʔ jahveʔje ezɡi sojlejin! kurtarisini her ɡun ɡosterin. New-Testament-Revelation-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle nasıl aldığını ve nasıl işittiğini hatırla. Bunu tut ve tövbe et! Eğer uyanık kalmazsan, hırsız gibi geleceğim ve hangi saatte üzerine geleceğimi bilmeyeceksin.|bu nedenle nasil aldiɡini ve nasil isittiɡini hatirla. bunu tut ve tovbe et! eɡer ujanik kalmazsanʔ hirsiz ɡibi ɡelet͡ʃeɡim ve hanɡi saatte uzerine ɡelet͡ʃeɡimi bilmejet͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-035-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Paddan-Aram'dan gelince, Tanrı ona yine görünerek onu kutsadı.|jakov paddan-aramʔdan ɡelint͡ʃeʔ tanri ona jine ɡorunerek onu kutsadi. New-Testament-Mark-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuğu Yeşua’ya getirdiler. Ruh Yeşua’yı görünce hemen çocuğu sarstı. Çocuk yere düştü, köpürerek yuvarlanıyordu.|t͡ʃot͡ʃuɡu jesua’ja ɡetirdiler. ruh jesua’ji ɡorunt͡ʃe hemen t͡ʃot͡ʃuɡu sarsti. t͡ʃot͡ʃuk jere dustuʔ kopurerek juvarlanijordu. Old-Testament-Exodus-035-012|und|SPEAKER_00_Turkish|sandığı ve sırıklarını, Merhamet Örtüsü'nü, bölme perdesini;|sandiɡi ve siriklariniʔ merhamet ortusuʔnuʔ bolme perdesini; New-Testament-1-Corinthians-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kadının saçları uzunsa, bu onun için yüceliktir, çünkü saç ona örtü olarak verilmiştir.|ama kadinin sat͡ʃlari uzunsaʔ bu onun it͡ʃin jut͡ʃeliktirʔ t͡ʃunku sat͡ʃ ona ortu olarak verilmistir. Old-Testament-Ezekiel-036-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınıza verdiğim ülkede oturacaksınız. Siz benim halkım olacaksınız ve ben de sizin Tanrınız olacağım.|atalariniza verdiɡim ulkede oturat͡ʃaksiniz. siz benim halkim olat͡ʃaksiniz ve ben de sizin tanriniz olat͡ʃaɡim. Old-Testament-Joshua-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer bunu kaygıdan dolayı ve bir amaç için yapmadıysak, bunu Yahve'nin kendisi arasın. Dedik ki, 'Gelecekte sizin çocuklarınız bizim çocuklarımıza söyleyip, 'İsrael'in Tanrısı Yahve ile sizin ne işiniz var?|eɡer bunu kajɡidan dolaji ve bir amat͡ʃ it͡ʃin japmadijsakʔ bunu jahveʔnin kendisi arasin. dedik kiʔ ʔɡelet͡ʃekte sizin t͡ʃot͡ʃuklariniz bizim t͡ʃot͡ʃuklarimiza sojlejipʔ ʔisraelʔin tanrisi jahve ile sizin ne isiniz var? Old-Testament-Job-030-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni çağırıyorum, ve bana yanıt vermiyorsun. Ayağa kalkıyorum ve gözünü bana dikiyorsun.|seni t͡ʃaɡirijorumʔ ve bana janit vermijorsun. ajaɡa kalkijorum ve ɡozunu bana dikijorsun. Old-Testament-1-Samuel-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde ekmeğimi, suyumu ve kırkıcılarım için kestiğim etimi alıp nereden geldiklerini bilmediğim adamlara mı vereyim?”|o halde ekmeɡimiʔ sujumu ve kirkit͡ʃilarim it͡ʃin kestiɡim etimi alip nereden ɡeldiklerini bilmediɡim adamlara mi verejim?” Old-Testament-Jeremiah-039-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Sidkiya ve bütün savaşçılar onları görünce kaçtılar ve geceleyin Kral Bahçesi yolundan, iki duvar arasındaki kapıdan kentten çıktılar; ve Arava'ya doğru çıktılar.|jahuda krali sidkija ve butun savast͡ʃilar onlari ɡorunt͡ʃe kat͡ʃtilar ve ɡet͡ʃelejin kral baht͡ʃesi jolundanʔ iki duvar arasindaki kapidan kentten t͡ʃiktilar; ve aravaʔja doɡru t͡ʃiktilar. Old-Testament-Psalms-103-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsana gelince, günleri ota benzer. Kır çiçeği gibi gelişir.|insana ɡelint͡ʃeʔ ɡunleri ota benzer. kir t͡ʃit͡ʃeɡi ɡibi ɡelisir. Old-Testament-Jeremiah-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve şöyle diyor: “Şimdi ulusların arasında sorun, ‘Böyle şeyleri kim duymuştur?’ İsrael’in el değmemiş kızı çok korkunç bir şey yaptı.|bu juzden jahve sojle dijor “simdi uluslarin arasinda sorunʔ ‘bojle sejleri kim dujmustur?’ israel’in el deɡmemis kizi t͡ʃok korkunt͡ʃ bir sej japti. Old-Testament-Esther-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mordekay bütün olanları öğrenince, Mordekay giysilerini yırttı, küllü bir çul giydi, kentin ortasına çıktı ve yüksek sesle, acı acı ağladı.|mordekaj butun olanlari oɡrenint͡ʃeʔ mordekaj ɡijsilerini jirttiʔ kullu bir t͡ʃul ɡijdiʔ kentin ortasina t͡ʃikti ve juksek sesleʔ at͡ʃi at͡ʃi aɡladi. Old-Testament-1-Kings-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman gökte işit, davran, kötünün yolunu kendi başına getirmek için onu mahkûm et, doğruya doğruluğuna göre vermek için onu haklı çıkarıp hizmetkârlarını yargıla.\"\"\"|\"o zaman ɡokte isitʔ davranʔ kotunun jolunu kendi basina ɡetirmek it͡ʃin onu mahkum etʔ doɡruja doɡruluɡuna ɡore vermek it͡ʃin onu hakli t͡ʃikarip hizmetkarlarini jarɡila.\"\"\" Old-Testament-Psalms-031-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Senden korkanlar için sakladığın, sana sığınanlar için yaptığın, İnsanoğlunun önündeki, iyiliğin ne büyüktür!|senden korkanlar it͡ʃin sakladiɡinʔ sana siɡinanlar it͡ʃin japtiɡinʔ insanoɡlunun onundekiʔ ijiliɡin ne bujuktur! Old-Testament-1-Kings-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Mısır Kralı Firavun ile bir evlilik bağı kurdu. Firavun'un kızını aldı ve onu David'in kentine getirdi, ta ki kendi evini, Yahve'nin evini ve Yeruşalem'in etrafındaki duvarı yapmayı bitirene kadar.|solomonʔ misir krali firavun ile bir evlilik baɡi kurdu. firavunʔun kizini aldi ve onu davidʔin kentine ɡetirdiʔ ta ki kendi eviniʔ jahveʔnin evini ve jerusalemʔin etrafindaki duvari japmaji bitirene kadar. Old-Testament-Isaiah-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Adaleti ölçü ipi, doğruluğu da çekül ipi yapacağım. Dolu, yalan sığınağını silip süpürecek, sular saklandığı yerin üzerinden taşacak.|adaleti olt͡ʃu ipiʔ doɡruluɡu da t͡ʃekul ipi japat͡ʃaɡim. doluʔ jalan siɡinaɡini silip supuret͡ʃekʔ sular saklandiɡi jerin uzerinden tasat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir Mısırlı'yı öldürdü. Mısırlı'nın elinde bir mızrak vardı. Ama bir değnek ile ona doğru indi ve mızrağı Mısırlı'nın elinden çekip aldı ve onu kendi mızrağıyla öldürdü.|bujuk bir misirliʔji oldurdu. misirliʔnin elinde bir mizrak vardi. ama bir deɡnek ile ona doɡru indi ve mizraɡi misirliʔnin elinden t͡ʃekip aldi ve onu kendi mizraɡijla oldurdu. Old-Testament-1-Kings-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Omri, bütün İsrael halkıyla birlikte Gibbeton'dan çıkıp Tirsa'yı kuşattılar.|omriʔ butun israel halkijla birlikte ɡibbetonʔdan t͡ʃikip tirsaʔji kusattilar. Old-Testament-Deuteronomy-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Horev'de de Yahve'yi öfkelendirdiniz ve Yahve sizi yok etmek için gazaba geldi.|horevʔde de jahveʔji ofkelendirdiniz ve jahve sizi jok etmek it͡ʃin ɡazaba ɡeldi. Old-Testament-Jeremiah-049-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Yahve'nin Edom'a karşı belirlemiş olduğu öğüdünü, ve Teman sakinlerine karşı amaçlamış olduğu tasarıyı dinleyin: Sürünün küçüklerini kesinlikle sürükleyecekler. O, kesinlikle yurdunu üzerlerine yıkacak.|bu nedenleʔ jahveʔnin edomʔa karsi belirlemis olduɡu oɡudunuʔ ve teman sakinlerine karsi amat͡ʃlamis olduɡu tasariji dinlejin surunun kut͡ʃuklerini kesinlikle suruklejet͡ʃekler. oʔ kesinlikle jurdunu uzerlerine jikat͡ʃak. Old-Testament-Job-021-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim kendi yolunu onun yüzüne bildirecek? Kim ona yaptıklarını ödeyecek?|kim kendi jolunu onun juzune bildiret͡ʃek? kim ona japtiklarini odejet͡ʃek? Old-Testament-Isaiah-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ektiğiniz gün onu çitle çevirirsin. Sabahleyin tohumunu çiçeklendirirsin, ama keder ve umutsuz dert gününde hasat uçup gider.|ektiɡiniz ɡun onu t͡ʃitle t͡ʃevirirsin. sabahlejin tohumunu t͡ʃit͡ʃeklendirirsinʔ ama keder ve umutsuz dert ɡununde hasat ut͡ʃup ɡider. Old-Testament-1-Kings-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adoniya, \"\"Krallık benimdi ve biliyorsun benim hüküm sürmem için bütün İsrael bana yönelmişti\"\" dedi. \"\"Ancak krallık tersine döndü ve kardeşimin oldu; çünkü Yahve tarafından onundu.\"|\"adonijaʔ \"\"krallik benimdi ve bilijorsun benim hukum surmem it͡ʃin butun israel bana jonelmisti\"\" dedi. \"\"ant͡ʃak krallik tersine dondu ve kardesimin oldu; t͡ʃunku jahve tarafindan onundu.\" Old-Testament-Joshua-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır Tabor'a, Şahazuma'ya ve Beyt Şemeş'e ulaşıyordu. Sınırları Yarden'de sona eriyordu: Köyleriyle birlikte on altı kentti.|sinir taborʔaʔ sahazumaʔja ve bejt semesʔe ulasijordu. sinirlari jardenʔde sona erijordu kojlerijle birlikte on alti kentti. Old-Testament-Ezekiel-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halkım İsrael'in eliyle Edom'un üzerine öcümü yerleştireceğim. Edom'da öfkeme ve gazabıma göre yapacaklar. O zaman öcümü anlayacaklar.\"\" diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"halkim israelʔin elijle edomʔun uzerine ot͡ʃumu jerlestiret͡ʃeɡim. edomʔda ofkeme ve ɡazabima ɡore japat͡ʃaklar. o zaman ot͡ʃumu anlajat͡ʃaklar.\"\" dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-029-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Koçun tamamını sunak üzerinde yakacaksın; bu Yahve'ye yakmalık bir sunudur; hoş bir kokudur, ateşle Yahve'ye yapılan bir sunudur.\"\"\"|\"kot͡ʃun tamamini sunak uzerinde jakat͡ʃaksin; bu jahveʔje jakmalik bir sunudur; hos bir kokudurʔ atesle jahveʔje japilan bir sunudur.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü buyruk bir kandil, yasa ışıktır. Uyarı azarlamaları yaşam yoludur,|t͡ʃunku bujruk bir kandilʔ jasa isiktir. ujari azarlamalari jasam joludurʔ New-Testament-Mark-009-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua, “Ona engel olmayın!” dedi. “Çünkü benim adımla büyük iş yapıp da hakkımda hemen kötü sözler söyleyebilecek kimse yoktur” dedi.|ama jesuaʔ “ona enɡel olmajin!” dedi. “t͡ʃunku benim adimla bujuk is japip da hakkimda hemen kotu sozler sojlejebilet͡ʃek kimse joktur” dedi. New-Testament-Hebrews-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrımız yiyip bitiren bir ateştir.|t͡ʃunku tanrimiz jijip bitiren bir atestir. Old-Testament-Song-of-Songs-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilimin sesi! İşte geliyor, dağların üzerinden sekerek, tepelerin üzerinden sıçrayarak.|sevɡilimin sesi! iste ɡelijorʔ daɡlarin uzerinden sekerekʔ tepelerin uzerinden sit͡ʃrajarak. New-Testament-Ephesians-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtuluş günü için mühürlendiğiniz Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nu üzmeyin.|kurtulus ɡunu it͡ʃin muhurlendiɡiniz tanri’nin kutsal ruhu’nu uzmejin. Old-Testament-Psalms-108-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmana karşı bize yardım et, çünkü insanın yardımı boştur.|dusmana karsi bize jardim etʔ t͡ʃunku insanin jardimi bostur. Old-Testament-Hosea-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çoğaldıkça bana karşı günah işlediler. Onların görkemini utanca çevireceğim.|t͡ʃoɡaldikt͡ʃa bana karsi ɡunah islediler. onlarin ɡorkemini utant͡ʃa t͡ʃeviret͡ʃeɡim. Old-Testament-Proverbs-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İçtenlikle doğru olan yaşam elde eder. Kötülüğün peşinde olan ölüm elde eder.|it͡ʃtenlikle doɡru olan jasam elde eder. kotuluɡun pesinde olan olum elde eder. Old-Testament-1-Chronicles-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gat'ta yine savaş çıktı. Orada iri yapılı bir adam vardı. Adamın her elinde altı, her ayağında altı olmak üzere yirmi dört parmağı vardı. O da deve doğmuştu.|ɡatʔta jine savas t͡ʃikti. orada iri japili bir adam vardi. adamin her elinde altiʔ her ajaɡinda alti olmak uzere jirmi dort parmaɡi vardi. o da deve doɡmustu. Old-Testament-Numbers-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'la konuşup şöyle dedi:|jahve mose ve aronʔla konusup sojle dedi Old-Testament-1-Kings-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon'un angaryacı almasının nedeni şudur: Yahve'nin evini, kendi evini, Millo'yu, Yeruşalem surlarını, Hazor'u, Megiddo'yu ve Gezer'i yapmak.|kral solomonʔun anɡarjat͡ʃi almasinin nedeni sudur jahveʔnin eviniʔ kendi eviniʔ milloʔjuʔ jerusalem surlariniʔ hazorʔuʔ meɡiddoʔju ve ɡezerʔi japmak. New-Testament-Matthew-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam Yeşua’ya, “Hangilerini?” diye sordu. Yeşua şöyle dedi: “‘Öldürmeyeceksin.’ ‘Zina etmeyeceksin.’ ‘Çalmayacaksın.’ ‘Yalan yere tanıklık etmeyeceksin.’|adam jesua’jaʔ “hanɡilerini?” dije sordu. jesua sojle dedi “‘oldurmejet͡ʃeksin.’ ‘zina etmejet͡ʃeksin.’ ‘t͡ʃalmajat͡ʃaksin.’ ‘jalan jere taniklik etmejet͡ʃeksin.’ Old-Testament-Psalms-051-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman isyan edenlere senin yollarını öğreteceğim. Günahkârlar sana geri dönecek.|o zaman isjan edenlere senin jollarini oɡretet͡ʃeɡim. ɡunahkarlar sana ɡeri donet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-036-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu nedenle İsrael evine söyle, ‘Ey İsrael evi, 'Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Bunu sizin hatırınız için değil, gittiğiniz uluslar arasında kirlettiğiniz kutsal adım için yapıyorum.\"|\"“bu nedenle israel evine sojleʔ ‘ej israel eviʔ ʔefendi jahve sojle dijor \"\"bunu sizin hatiriniz it͡ʃin deɡilʔ ɡittiɡiniz uluslar arasinda kirlettiɡiniz kutsal adim it͡ʃin japijorum.\" Old-Testament-Psalms-055-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Dostlarına karşı elini kaldırdı, yaptığı antlaşmayı bozdu.|dostlarina karsi elini kaldirdiʔ japtiɡi antlasmaji bozdu. New-Testament-Luke-017-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanoğlu’nun görüneceği gün de aynı olacaktır.|insanoɡlu’nun ɡorunet͡ʃeɡi ɡun de ajni olat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Hükmedenlerin asaları için güçlü dalları vardı. Boyları sık dallar arasında yükseliyordu. Dallarının çokluğuyla kendi yüksekliğinde görünüyordu.|hukmedenlerin asalari it͡ʃin ɡut͡ʃlu dallari vardi. bojlari sik dallar arasinda jukselijordu. dallarinin t͡ʃokluɡujla kendi juksekliɡinde ɡorunujordu. Old-Testament-Numbers-016-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Topluluk Moşe'ye ve Aron'a karşı toplandığında, Buluşma Çadırı'na doğru baktılar. İşte, bulut onu örttü ve Yahve'nin görkemi ortaya çıktı.|topluluk moseʔje ve aronʔa karsi toplandiɡindaʔ bulusma t͡ʃadiriʔna doɡru baktilar. isteʔ bulut onu orttu ve jahveʔnin ɡorkemi ortaja t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-122-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yargı için kurulmuş tahtlar, David'in evinin tahtları vardır.|t͡ʃunku jarɡi it͡ʃin kurulmus tahtlarʔ davidʔin evinin tahtlari vardir. Old-Testament-Lamentations-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Tek başına otursun da sussun, çünkü üzerine onu koyan O'dur.|tek basina otursun da sussunʔ t͡ʃunku uzerine onu kojan oʔdur. Old-Testament-Psalms-140-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, kurtar beni kötü insanlardan. Koru beni zalimden.|ej jahveʔ kurtar beni kotu insanlardan. koru beni zalimden. Old-Testament-Psalms-146-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu yardımcısı Yakov'un Tanrısı olana, umudu Tanrısı Yahve olana:|ne mutlu jardimt͡ʃisi jakovʔun tanrisi olanaʔ umudu tanrisi jahve olana Old-Testament-Numbers-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulut Çadır'ın üzerinden kaldırılınca İsrael'in çocukları yola çıkardı; bulutun durduğu yerde de İsrael'in çocukları konaklardı.|bulut t͡ʃadirʔin uzerinden kaldirilint͡ʃa israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jola t͡ʃikardi; bulutun durduɡu jerde de israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari konaklardi. Old-Testament-Psalms-103-018|und|SPEAKER_00_Turkish|kurallarına uyanlara, O’nun buyruklarına uymayı hatırlayanlaradır.|kurallarina ujanlaraʔ o’nun bujruklarina ujmaji hatirlajanlaradir. Old-Testament-Genesis-037-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov giysilerini yırttı, beline çul sardı ve günlerce oğlu için yas tuttu.|jakov ɡijsilerini jirttiʔ beline t͡ʃul sardi ve ɡunlert͡ʃe oɡlu it͡ʃin jas tuttu. Old-Testament-Daniel-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sert teke, Grek Kralı'dır. Gözlerinin arasındaki büyük boynuz, birinci kraldır.|sert tekeʔ ɡrek kraliʔdir. ɡozlerinin arasindaki bujuk bojnuzʔ birint͡ʃi kraldir. Old-Testament-Psalms-040-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu Yahve’ye güvenen insana, kibirlilere, yalana sapanlara saygı duymayana.|ne mutlu jahve’je ɡuvenen insanaʔ kibirlilereʔ jalana sapanlara sajɡi dujmajana. Old-Testament-Psalms-072-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar halka bolluk getirsin. Tepeler doğruluğun meyvesini versin.|daɡlar halka bolluk ɡetirsin. tepeler doɡruluɡun mejvesini versin. Old-Testament-Hosea-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslan gibi kükreyen Yahve'nin ardından yürüyecekler; çünkü O kükreyecek ve çocuklar batıdan titreyerek gelecekler.|aslan ɡibi kukrejen jahveʔnin ardindan jurujet͡ʃekler; t͡ʃunku o kukrejet͡ʃek ve t͡ʃot͡ʃuklar batidan titrejerek ɡelet͡ʃekler. New-Testament-Romans-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yasa gazap üretir; yasanın olmadığı yerde de itaatsizlik yoktur.|t͡ʃunku jasa ɡazap uretir; jasanin olmadiɡi jerde de itaatsizlik joktur. Old-Testament-Jeremiah-050-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden gençleri sokaklarında düşecek. Onun bütün savaşçıları o gün susturalacak.\"\" diyor Yahve.\"|\"bu juzden ɡent͡ʃleri sokaklarinda duset͡ʃek. onun butun savast͡ʃilari o ɡun susturalat͡ʃak.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-1-Chronicles-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav, \"\"Yahve halkını olduklarından yüz kat daha çoğaltsın\"\" dedi. \"\"Ama efendim kral, onların hepsi efendimin hizmetkârları değil mi? Efendim neden bu şeyi istiyor? Neden İsrael'e suç getirtsin?\"\"\"|\"joavʔ \"\"jahve halkini olduklarindan juz kat daha t͡ʃoɡaltsin\"\" dedi. \"\"ama efendim kralʔ onlarin hepsi efendimin hizmetkarlari deɡil mi? efendim neden bu seji istijor? neden israelʔe sut͡ʃ ɡetirtsin?\"\"\" Old-Testament-Numbers-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kirli kişinin dokunduğu her şey kirli olacaktır; ve ona dokunan can akşama kadar kirli olacaktır.”|“kirli kisinin dokunduɡu her sej kirli olat͡ʃaktir; ve ona dokunan t͡ʃan aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.” Old-Testament-2-Chronicles-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa'nın hükmünün otuz altıncı yılında, İsrael Kralı Baaşa Yahuda'ya karşı çıktı ve Yahuda Kralı Asa'nın yanına kimsenin girip çıkmasına izin vermemek için Rama'yı bina etti.|asaʔnin hukmunun otuz altint͡ʃi jilindaʔ israel krali baasa jahudaʔja karsi t͡ʃikti ve jahuda krali asaʔnin janina kimsenin ɡirip t͡ʃikmasina izin vermemek it͡ʃin ramaʔji bina etti. New-Testament-Acts-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yafa’ya adam gönder ve Petrus da denilen Simon’u çağırt. Kendisi deniz kenarındaki Simon adında bir dericinin evinde kalıyor. Geldiğinde seninle konuşacak.’|bu nedenle jafa’ja adam ɡonder ve petrus da denilen simon’u t͡ʃaɡirt. kendisi deniz kenarindaki simon adinda bir derit͡ʃinin evinde kalijor. ɡeldiɡinde seninle konusat͡ʃak.’ Old-Testament-Micah-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onun yaraları şifa bulmaz; çünkü Yahuda'ya kadar geldi. Halkımın kapısına, Yeruşalem'e kadar ulaşıyor.|t͡ʃunku onun jaralari sifa bulmaz; t͡ʃunku jahudaʔja kadar ɡeldi. halkimin kapisinaʔ jerusalemʔe kadar ulasijor. New-Testament-Acts-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam bize, bir meleğin evinde kendisine göründüğünü anlattı. Melek ona, ‘Yafa’ya adam gönder, Petrus da denilen Simon’u çağırt.|adam bizeʔ bir meleɡin evinde kendisine ɡorunduɡunu anlatti. melek onaʔ ‘jafa’ja adam ɡonderʔ petrus da denilen simon’u t͡ʃaɡirt. Old-Testament-Zechariah-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine benimle konuşan melek, \"\"Şunu duyur\"\" dedi: \"\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: Yeruşalem ve Siyon için büyük bir kıskançlıkla kıskanıyorum.\"|\"bunun uzerine benimle konusan melekʔ \"\"sunu dujur\"\" dedi \"\"ordular jahvesi sojle dijor jerusalem ve sijon it͡ʃin bujuk bir kiskant͡ʃlikla kiskanijorum.\" Old-Testament-Jeremiah-034-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Sidkiya özgürlük ilan etmek için Yeruşalem'deki bütün halkla antlaşma yaptıktan sonra, Yahve'den Yeremya'ya bir söz geldi:|kral sidkija ozɡurluk ilan etmek it͡ʃin jerusalemʔdeki butun halkla antlasma japtiktan sonraʔ jahveʔden jeremjaʔja bir soz ɡeldi Old-Testament-Jeremiah-036-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral dokuzuncu ayda kış evinde oturuyordu. Önündeki mangalda ateş yanıyordu.|kral dokuzunt͡ʃu ajda kis evinde oturujordu. onundeki manɡalda ates janijordu. Old-Testament-2-Chronicles-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi beni dinleyin ve kardeşlerinizden esir aldığınız tutsakları geri gönderin. Çünkü Yahve'nin kızgın gazabı üzerinizdedir.\"\"\"|\"simdi beni dinlejin ve kardeslerinizden esir aldiɡiniz tutsaklari ɡeri ɡonderin. t͡ʃunku jahveʔnin kizɡin ɡazabi uzerinizdedir.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom, “Keşke ülkede hâkim olsaydım da, davası ya da sorunu olan herkes yanıma gelse ve ben de ona adalet sağlasam!” derdi.|avsalomʔ “keske ulkede hakim olsajdim daʔ davasi ja da sorunu olan herkes janima ɡelse ve ben de ona adalet saɡlasam!” derdi. New-Testament-Romans-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse bu, isteyenden ya da koşandan değil, ancak merhamet eden Tanrı’dandır.|ojlejse buʔ istejenden ja da kosandan deɡilʔ ant͡ʃak merhamet eden tanri’dandir. Old-Testament-Job-037-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Duyun, O'nun gürleyen sesini, ağzından çıkan sesi duyun.|dujunʔ oʔnun ɡurlejen sesiniʔ aɡzindan t͡ʃikan sesi dujun. Old-Testament-Song-of-Songs-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sandaletler içinde ayakların ne güzel, ey bey kızı! Yuvarlak kalçaların mücevher gibi, usta ellerinin işi.|sandaletler it͡ʃinde ajaklarin ne ɡuzelʔ ej bej kizi! juvarlak kalt͡ʃalarin mut͡ʃevher ɡibiʔ usta ellerinin isi. Old-Testament-Psalms-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, ey Yahve! Tanrım, elini kaldır! Çaresizi unutma.|kalkʔ ej jahve! tanrimʔ elini kaldir! t͡ʃaresizi unutma. Old-Testament-Leviticus-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer parlak leke yerinde duruyorsa ve yayılmadıysa, bu çıban kabuğudur; ve kâhin onu temiz ilan edecektir.\"\"\"|\"ama eɡer parlak leke jerinde durujorsa ve jajilmadijsaʔ bu t͡ʃiban kabuɡudur; ve kahin onu temiz ilan edet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Exodus-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar İsrael'in çocuklarına acımasızca hizmet ettirdiler.|misirlilar israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina at͡ʃimasizt͡ʃa hizmet ettirdiler. New-Testament-Colossians-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sır, çağlar ve kuşaklar boyunca saklı kalmıştır. Ama şimdi O’nun kutsallarına açıklanmıştır.|bu sirʔ t͡ʃaɡlar ve kusaklar bojunt͡ʃa sakli kalmistir. ama simdi o’nun kutsallarina at͡ʃiklanmistir. Old-Testament-Psalms-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çektiğim sıkıntıları ve acıları gör de, bütün günahlarımı bağışla.|t͡ʃektiɡim sikintilari ve at͡ʃilari ɡor deʔ butun ɡunahlarimi baɡisla. Old-Testament-Exodus-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un yanından çıkarken yolda durmakta olan Moşe ve Aron'la karşılaştılar.|firavunʔun janindan t͡ʃikarken jolda durmakta olan mose ve aronʔla karsilastilar. Old-Testament-Joshua-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Zerah oğlu Akan adanan şeyde suç işlemedi mi ve bütün İsrael topluluğu üzerine gazap düşmedi mi? O adam işlediği fesat yüzünden tek başına mahvolmadı.'”|zerah oɡlu akan adanan sejde sut͡ʃ islemedi mi ve butun israel topluluɡu uzerine ɡazap dusmedi mi? o adam islediɡi fesat juzunden tek basina mahvolmadi.ʔ” New-Testament-Matthew-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bütün el değmemiş kızlar kalkıp kandillerini tazelediler.|o zaman butun el deɡmemis kizlar kalkip kandillerini tazelediler. Old-Testament-Deuteronomy-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman orada Yahve'nin önünde duran bütün kardeşleri, Levililer gibi Tanrısı Yahve'nin adıyla hizmet edecektir.|o zaman orada jahveʔnin onunde duran butun kardesleriʔ levililer ɡibi tanrisi jahveʔnin adijla hizmet edet͡ʃektir. New-Testament-Galatians-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, insani ölçülerle konuşuyorum. İnsanlar arasında yapılmış bile olsa, onaylanmış bir antlaşmayı kimse geçersiz kılmaz, ona bir şey eklemez.|kardeslerimʔ insani olt͡ʃulerle konusujorum. insanlar arasinda japilmis bile olsaʔ onajlanmis bir antlasmaji kimse ɡet͡ʃersiz kilmazʔ ona bir sej eklemez. Old-Testament-Joshua-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah, ey Efendimiz, İsrael düşmanlarına sırtlarını çevirdikten sonra ne diyeyim?|ahʔ ej efendimizʔ israel dusmanlarina sirtlarini t͡ʃevirdikten sonra ne dijejim? Old-Testament-Jeremiah-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Malını ve hazinelerini bedelsiz olarak yağma edeceğim, bunu da bütün günahların için, bütün sınırların boyunca.|malini ve hazinelerini bedelsiz olarak jaɡma edet͡ʃeɡimʔ bunu da butun ɡunahlarin it͡ʃinʔ butun sinirlarin bojunt͡ʃa. Old-Testament-Isaiah-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama siz, \"\"Hayır, at sırtında kaçacağız\"\" dediniz; bu yüzden kaçacaksınız; ve “Hızlı olanlarına bineceğiz”; bu yüzden seni kovalayanlar hızlı olacak.\"|\"ama sizʔ \"\"hajirʔ at sirtinda kat͡ʃat͡ʃaɡiz\"\" dediniz; bu juzden kat͡ʃat͡ʃaksiniz; ve “hizli olanlarina binet͡ʃeɡiz”; bu juzden seni kovalajanlar hizli olat͡ʃak.\" Old-Testament-Ecclesiastes-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin altında yapılan bütün işleri gördüm; ve işte, hepsi boş ve rüzgârı kovalamaktır.|ɡunesin altinda japilan butun isleri ɡordum; ve isteʔ hepsi bos ve ruzɡari kovalamaktir. Old-Testament-Jeremiah-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü kendini kül suyuyla yıkasan, ve çok sabun kullansan da, yine suçun önümde belirgin duruyor.\"\" diyor Efendi Yahve.\"|\"t͡ʃunku kendini kul sujujla jikasanʔ ve t͡ʃok sabun kullansan daʔ jine sut͡ʃun onumde belirɡin durujor.\"\" dijor efendi jahve.\" Old-Testament-Genesis-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O, “Efendim, eğer gözünüzde lütuf bulduysam, lütfen hizmetkârının yanından ayrılmayın” dedi.|oʔ “efendimʔ eɡer ɡozunuzde lutuf buldujsamʔ lutfen hizmetkarinin janindan ajrilmajin” dedi. Old-Testament-Jeremiah-052-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama muhafız komutanı Nebuzaradan ülkenin en yoksullarını bağcı ve çiftçi olarak bıraktı.|ama muhafiz komutani nebuzaradan ulkenin en joksullarini baɡt͡ʃi ve t͡ʃiftt͡ʃi olarak birakti. New-Testament-Luke-021-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk sabah erkenden O’nu dinlemek için tapınağa geliyordu.|butun halk sabah erkenden o’nu dinlemek it͡ʃin tapinaɡa ɡelijordu. Old-Testament-Leviticus-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Keçiyi günah keçisi olarak salıveren kişi, giysilerini yıkayacak, bedenini suda yıkayacak, ondan sonra ordugâha girecektir.\"|\"\"\"ket͡ʃiji ɡunah ket͡ʃisi olarak saliveren kisiʔ ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ bedenini suda jikajat͡ʃakʔ ondan sonra orduɡaha ɡiret͡ʃektir.\" Old-Testament-Judges-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşağıya inip kadınla konuştu; kadın Şimşon'un hoşuna gitti.|asaɡija inip kadinla konustu; kadin simsonʔun hosuna ɡitti. Old-Testament-Ezekiel-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Güzelliğin yüzünden uluslar arasında ünün yayıldı; çünkü üzerine koyduğum görkemimle güzelliğin kusursuzdu.” diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"ɡuzelliɡin juzunden uluslar arasinda unun jajildi; t͡ʃunku uzerine kojduɡum ɡorkemimle ɡuzelliɡin kusursuzdu.” dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Numbers-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Midyan krallarını da diğerleriyle birlikte öldürdüler: Beş Midyan kralı Evi, Rekem, Sur, Hur ve Reva'dır. Beor oğlu Balam'ı da kılıçla öldürdüler.|midjan krallarini da diɡerlerijle birlikte oldurduler bes midjan krali eviʔ rekemʔ surʔ hur ve revaʔdir. beor oɡlu balamʔi da kilit͡ʃla oldurduler. Old-Testament-Numbers-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına vereceğim Kenan ülkesini araştırsınlar diye adamlar gönder. Atalarının her oymağından bir adam göndereceksin, her biri aralarında bir bey olacak.”\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina veret͡ʃeɡim kenan ulkesini arastirsinlar dije adamlar ɡonder. atalarinin her ojmaɡindan bir adam ɡonderet͡ʃeksinʔ her biri aralarinda bir bej olat͡ʃak.”\" Old-Testament-1-Samuel-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, elinde mızrağıyla evinde otururken, Yahve'den kötü bir ruh üzerindeydi; ve David eliyle müzik çalıyordu.|saulʔ elinde mizraɡijla evinde otururkenʔ jahveʔden kotu bir ruh uzerindejdi; ve david elijle muzik t͡ʃalijordu. New-Testament-Mark-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayatını kurtarmak isteyen onu kaybedecek; kim benim ve Müjde uğruna hayatını kaybederse onu kurtaracaktır.|hajatini kurtarmak istejen onu kajbedet͡ʃek; kim benim ve muʒde uɡruna hajatini kajbederse onu kurtarat͡ʃaktir. Old-Testament-Joshua-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer bizim bu işimiz hakkında konuşursan, bize ettirdiğin andından dolayı suçsuz oluruz.\"\"\"|\"ama eɡer bizim bu isimiz hakkinda konusursanʔ bize ettirdiɡin andindan dolaji sut͡ʃsuz oluruz.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahuda Kralı Ahazya bunu görünce, bahçe evinin yolundan kaçtı. Yehu onu takip etti ve, “Onu da arabada vurun!” dedi. Onu İvleam yakınındaki Gur yokuşunda vurdular. Megiddo'ya kaçtı ve orada öldü.|ama jahuda krali ahazja bunu ɡorunt͡ʃeʔ baht͡ʃe evinin jolundan kat͡ʃti. jehu onu takip etti veʔ “onu da arabada vurun!” dedi. onu ivleam jakinindaki ɡur jokusunda vurdular. meɡiddoʔja kat͡ʃti ve orada oldu. Old-Testament-Micah-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Mısır diyarından çıktığın günlerde olduğu gibi, onlara şaşılacak şeyler göstereceğim.\"\"\"|\"\"\"misir dijarindan t͡ʃiktiɡin ɡunlerde olduɡu ɡibiʔ onlara sasilat͡ʃak sejler ɡosteret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-026-042|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Yakov'la olan antlaşmamı, İshak'la olan antlaşmamı ve Avraham'la olan antlaşmamı hatırlayacağım; ülkeyi de hatırlayacağım.|o zaman jakovʔla olan antlasmamiʔ ishakʔla olan antlasmami ve avrahamʔla olan antlasmami hatirlajat͡ʃaɡim; ulkeji de hatirlajat͡ʃaɡim. New-Testament-Luke-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdiden balta ağaçların köküne dayanmıştır. Bu nedenle iyi meyve vermeyen her ağaç kesilir ve ateşe atılır.”|simdiden balta aɡat͡ʃlarin kokune dajanmistir. bu nedenle iji mejve vermejen her aɡat͡ʃ kesilir ve atese atilir.” Old-Testament-Nehemiah-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman yöneticilerle çekiştim ve şöyle dedim, \"\"Tanrı'nın evi neden bırakılmış?\"\" Onları bir araya topladım ve yerlerine yerleştirdim.\"|\"o zaman jonetit͡ʃilerle t͡ʃekistim ve sojle dedimʔ \"\"tanriʔnin evi neden birakilmis?\"\" onlari bir araja topladim ve jerlerine jerlestirdim.\" Old-Testament-Job-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğin seni neden sürüklüyor? Gözlerin neden şimşek çakıyor da,|jureɡin seni neden suruklujor? ɡozlerin neden simsek t͡ʃakijor daʔ Old-Testament-Joshua-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev halkını teker teker yanına getirdi ve Yahuda oymağından Zerah oğlu Zavdi oğlu Karmi oğlu Akan seçildi.|ev halkini teker teker janina ɡetirdi ve jahuda ojmaɡindan zerah oɡlu zavdi oɡlu karmi oɡlu akan set͡ʃildi. New-Testament-Revelation-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık acıkmayacaklar, susamayacaklar. Ne güneş ne de kavurucu sıcak çarpacak onları.|artik at͡ʃikmajat͡ʃaklarʔ susamajat͡ʃaklar. ne ɡunes ne de kavurut͡ʃu sit͡ʃak t͡ʃarpat͡ʃak onlari. New-Testament-Luke-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşua, “Öyleyse Sezar’ın şeylerini Sezar’a, Tanrı’nın şeylerini Tanrı’ya verin” dedi.|bunun uzerine jesuaʔ “ojlejse sezar’in sejlerini sezar’aʔ tanri’nin sejlerini tanri’ja verin” dedi. Old-Testament-Exodus-028-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron, Yahve'nin önünde anılmak üzere kutsal yere girdiğinde, İsrael'in çocuklarının adlarını hüküm göğüslüğünde sürekli olarak yüreği üzerinde taşıyacaktır.|aronʔ jahveʔnin onunde anilmak uzere kutsal jere ɡirdiɡindeʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin adlarini hukum ɡoɡusluɡunde surekli olarak jureɡi uzerinde tasijat͡ʃaktir. New-Testament-2-Timothy-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi beni her kötü işten kurtaracak, göksel krallığı için beni güvenlik içinde tutacaktır. Sonsuzlara dek O’na yücelik olsun! Amin.|efendi beni her kotu isten kurtarat͡ʃakʔ ɡoksel kralliɡi it͡ʃin beni ɡuvenlik it͡ʃinde tutat͡ʃaktir. sonsuzlara dek o’na jut͡ʃelik olsun! amin. Old-Testament-Judges-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yapacağın şey şudur: Her erkeği, erkekle yatmış olan her kadını tamamen yok edeceksiniz.\"\"\"|\"japat͡ʃaɡin sej sudur her erkeɡiʔ erkekle jatmis olan her kadini tamamen jok edet͡ʃeksiniz.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-048-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yanıma gelin ve şunu dinleyin: Başlangıçtan beri gizlice söylemedim; gerçekleştiği zamandan beri oradaydım.” Şimdi Efendi Yahve beni Ruhu'yla gönderdi.|“janima ɡelin ve sunu dinlejin baslanɡit͡ʃtan beri ɡizlit͡ʃe sojlemedim; ɡert͡ʃeklestiɡi zamandan beri oradajdim.” simdi efendi jahve beni ruhuʔjla ɡonderdi. Old-Testament-Numbers-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazen bulut akşamdan sabaha kadar dururdu; ve sabahleyin bulut kaldırıldığında yola çıkarlardı; ya da gece gündüz bulut kaldırıldığında yolculuk yaparlardı.|bazen bulut aksamdan sabaha kadar dururdu; ve sabahlejin bulut kaldirildiɡinda jola t͡ʃikarlardi; ja da ɡet͡ʃe ɡunduz bulut kaldirildiɡinda jolt͡ʃuluk japarlardi. Old-Testament-1-Chronicles-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|dokuzuncusu Mattanya'ya, oğulları ve kardeşleri on iki;|dokuzunt͡ʃusu mattanjaʔjaʔ oɡullari ve kardesleri on iki; Old-Testament-Psalms-104-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O’dur habercilerini rüzgârlar, hizmetkârlarını ateş alevleri yapan.|o’dur habert͡ʃilerini ruzɡarlarʔ hizmetkarlarini ates alevleri japan. Old-Testament-Daniel-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|PERES: Krallığın bölündü ve Medler ile Persler'e verildi.”|peres kralliɡin bolundu ve medler ile perslerʔe verildi.” New-Testament-Luke-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Görkem içinde beliren bu iki kişi, Yeşua’nın yakında Yeruşalem’de gerçekleşecek olan ayrılışını konuşuyorlardı.|ɡorkem it͡ʃinde beliren bu iki kisiʔ jesua’nin jakinda jerusalem’de ɡert͡ʃekleset͡ʃek olan ajrilisini konusujorlardi. Old-Testament-Proverbs-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tedbirli kişi tehlikeyi görür ve sığınır, ama akılsız devam eder ve acısını çeker.|tedbirli kisi tehlikeji ɡorur ve siɡinirʔ ama akilsiz devam eder ve at͡ʃisini t͡ʃeker. Old-Testament-Jeremiah-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Neden bana Saba'dan günnük, ve uzak bir ülkeden hoş kokulu kamış geliyor? Yakmalık sunularınızı kabul etmiyorum, ve kurbanlarınız bana hoş gelmiyor.\"\"\"|\"neden bana sabaʔdan ɡunnukʔ ve uzak bir ulkeden hos kokulu kamis ɡelijor? jakmalik sunularinizi kabul etmijorumʔ ve kurbanlariniz bana hos ɡelmijor.\"\"\" New-Testament-Matthew-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kandili yakıp tahıl ölçeğinin altına koyarmı sınız? Tersine, kandilliğe koyulur ve böylece evde bulunan herkese parlar.|kandili jakip tahil olt͡ʃeɡinin altina kojarmi siniz? tersineʔ kandilliɡe kojulur ve bojlet͡ʃe evde bulunan herkese parlar. Old-Testament-1-Kings-022-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam yayını rastgele çekti ve İsrael Kralı'nı zırhın eklemleri arasından vurdu. Bunun üzerine, savaş arabasının sürücüsüne, “Dön ve beni savaştan çıkar, çünkü ağır yaralandım” dedi.|bir adam jajini rastɡele t͡ʃekti ve israel kraliʔni zirhin eklemleri arasindan vurdu. bunun uzerineʔ savas arabasinin surut͡ʃusuneʔ “don ve beni savastan t͡ʃikarʔ t͡ʃunku aɡir jaralandim” dedi. Old-Testament-Leviticus-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama bir kâhinin kızı dulsa ya da boşanmışsa, çocuğu yoksa ve gençliğinde olduğu gibi babasının evine dönmüşse, babasının ekmeğinden yiyebilir; ama hiçbir yabancı ondan yemeyecektir.'\"\"\"|\"ama bir kahinin kizi dulsa ja da bosanmissaʔ t͡ʃot͡ʃuɡu joksa ve ɡent͡ʃliɡinde olduɡu ɡibi babasinin evine donmusseʔ babasinin ekmeɡinden jijebilir; ama hit͡ʃbir jabant͡ʃi ondan jemejet͡ʃektir.ʔ\"\"\" New-Testament-2-Corinthians-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı’yı canıma tanık tutarım ki, Korint’e gelmeyişimin nedeni sizi esirgemek içindi.|ama tanri’ji t͡ʃanima tanik tutarim kiʔ korint’e ɡelmejisimin nedeni sizi esirɡemek it͡ʃindi. New-Testament-Acts-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Haberimizi alan oradaki kardeşler, bizi karşılamak için Appius Çarşısı’na ve Üç Hanlara kadar geldiler. Pavlus onları görünce Tanrı’ya şükretti ve yüreklendi.|haberimizi alan oradaki kardeslerʔ bizi karsilamak it͡ʃin appius t͡ʃarsisi’na ve ut͡ʃ hanlara kadar ɡeldiler. pavlus onlari ɡorunt͡ʃe tanri’ja sukretti ve jureklendi. Old-Testament-1-Chronicles-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Arpakşad, Şelahın babası oldu, ve Şelah Everin babası oldu.|arpaksadʔ selahin babasi olduʔ ve selah everin babasi oldu. Old-Testament-1-Samuel-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'la adamları onu aramaya gittiler. David'e bildirildiğinde, kayaya indi ve Maon Çölü'nde kaldı. Saul bunu duyunca Maon Çölü'nde David'in peşine düştü.|saulʔla adamlari onu aramaja ɡittiler. davidʔe bildirildiɡindeʔ kajaja indi ve maon t͡ʃoluʔnde kaldi. saul bunu dujunt͡ʃa maon t͡ʃoluʔnde davidʔin pesine dustu. Old-Testament-Judges-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci gün İsrael'in çocukları Benyamin'in çocuklarına yaklaştılar.|ikint͡ʃi ɡun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarina jaklastilar. Old-Testament-1-Chronicles-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçlü Filist ordusunu yarıp, Beytlehem'in kapısındaki kuyudan su çekip aldılar ve David'e getirdiler; ama David içmek istemedi, onu Yahve'ye döktü,|ut͡ʃlu filist ordusunu jaripʔ bejtlehemʔin kapisindaki kujudan su t͡ʃekip aldilar ve davidʔe ɡetirdiler; ama david it͡ʃmek istemediʔ onu jahveʔje doktuʔ Old-Testament-Joel-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve o günlerde erkek ve kadın hizmetçilerin üzerine de Ruhum'u dökeceğim.|ve o ɡunlerde erkek ve kadin hizmett͡ʃilerin uzerine de ruhumʔu doket͡ʃeɡim. Old-Testament-Hosea-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuran kadının ağrıları onun üzerine gelecek. O akılsız bir oğuldur, çünkü zamanı gelmişken, rahmin ağzına gelmiyor.|doɡuran kadinin aɡrilari onun uzerine ɡelet͡ʃek. o akilsiz bir oɡuldurʔ t͡ʃunku zamani ɡelmiskenʔ rahmin aɡzina ɡelmijor. Old-Testament-1-Samuel-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul Filist ordusunu görünce korktu ve yüreği çok titredi.|saul filist ordusunu ɡorunt͡ʃe korktu ve jureɡi t͡ʃok titredi. Old-Testament-Genesis-041-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi Firavun akıllı ve bilge bir adam arasın ve onu Mısır ülkesinin başına koysun.|“simdi firavun akilli ve bilɡe bir adam arasin ve onu misir ulkesinin basina kojsun. Old-Testament-Proverbs-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü o kadının evi ölüme, yolları göçüp gitmiş olan ruhlara götürür.|t͡ʃunku o kadinin evi olumeʔ jollari ɡot͡ʃup ɡitmis olan ruhlara ɡoturur. New-Testament-Romans-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı taraf tutmaz.|t͡ʃunku tanri taraf tutmaz. Old-Testament-Psalms-148-010|und|SPEAKER_00_Turkish|yabanıl ve evcil bütün hayvanlar, küçük yaratıklar ve uçan kuşlar,|jabanil ve evt͡ʃil butun hajvanlarʔ kut͡ʃuk jaratiklar ve ut͡ʃan kuslarʔ New-Testament-Romans-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Önceden yazılan her şey, bizi eğitmek için yazıldı. Öyle ki, sabırla ve Kutsal Yazılar’ın verdiği cesaretle umudumuz olsun.|ont͡ʃeden jazilan her sejʔ bizi eɡitmek it͡ʃin jazildi. ojle kiʔ sabirla ve kutsal jazilar’in verdiɡi t͡ʃesaretle umudumuz olsun. New-Testament-2-Corinthians-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi dille anlatılamaz armağanı için Tanrı’ya şükürler olsun!|simdi dille anlatilamaz armaɡani it͡ʃin tanri’ja sukurler olsun! New-Testament-John-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kardeşleri bayrama çıkınca, O da çıktı. Ama açıkça değil, gizlice idi.|ama kardesleri bajrama t͡ʃikint͡ʃaʔ o da t͡ʃikti. ama at͡ʃikt͡ʃa deɡilʔ ɡizlit͡ʃe idi. Old-Testament-Proverbs-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|böylece sağlam öğüde ulaşabilmek için bilge kişi işitsin, bilgisini artırsın,|bojlet͡ʃe saɡlam oɡude ulasabilmek it͡ʃin bilɡe kisi isitsinʔ bilɡisini artirsinʔ Old-Testament-1-Kings-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o, kendisine verdikleri yaşlı adamların öğüdünü bıraktı ve kendisiyle birlikte büyüyen, önünde duran genç adamlarla danıştı.|ama oʔ kendisine verdikleri jasli adamlarin oɡudunu birakti ve kendisijle birlikte bujujenʔ onunde duran ɡent͡ʃ adamlarla danisti. New-Testament-2-Corinthians-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Titus’u size gelmesi için teşvik ettim ve kardeşleri onunla birlikte gönderdim. Titus sizden faydalandı mı? Aynı ruhla, aynı adımlarla yürümedik mi?|titus’u size ɡelmesi it͡ʃin tesvik ettim ve kardesleri onunla birlikte ɡonderdim. titus sizden fajdalandi mi? ajni ruhlaʔ ajni adimlarla jurumedik mi? Old-Testament-Proverbs-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi öldüğünde umut yok olur, güç beklentisi ise boşa çıkar.|kotu kisi olduɡunde umut jok olurʔ ɡut͡ʃ beklentisi ise bosa t͡ʃikar. Old-Testament-Song-of-Songs-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bahçelerin pınarı, diri suların kuyusu, Lübnan'dan akan dereler.|baht͡ʃelerin pinariʔ diri sularin kujusuʔ lubnanʔdan akan dereler. Old-Testament-Isaiah-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Soluğu burnunda olan insana güvenmeyi bırakın; onun değeri nedir ki?|soluɡu burnunda olan insana ɡuvenmeji birakin; onun deɡeri nedir ki? Old-Testament-Judges-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Oraya giderek Levili genç adamın evine, Mika'nın evine kadar gelip ona nasıl olduğunu sordular.|oraja ɡiderek levili ɡent͡ʃ adamin evineʔ mikaʔnin evine kadar ɡelip ona nasil olduɡunu sordular. New-Testament-Matthew-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua onların kötülüğünü anlayıp şöyle dedi: “Neden beni sınıyorsunuz, ey ikiyüzlüler?|ama jesua onlarin kotuluɡunu anlajip sojle dedi “neden beni sinijorsunuzʔ ej ikijuzluler? New-Testament-2-Corinthians-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi kötü bir şey yapmamanız için Tanrı’ya dua ediyorum, onaylanmış görünmemiz için değil, biz başarısız görünsek bile sizin onurlu olanı yapmanız için.|simdi kotu bir sej japmamaniz it͡ʃin tanri’ja dua edijorumʔ onajlanmis ɡorunmemiz it͡ʃin deɡilʔ biz basarisiz ɡorunsek bile sizin onurlu olani japmaniz it͡ʃin. Old-Testament-Daniel-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama senin yorum yapabildiğini ve kuşkuları giderebildiğini duydum. Şimdi yazıyı okuyabilir ve bana yorumunu bildirebilirsen, mor giydirileceksin, boynuna altın zincir takılacak ve krallıkta üçüncü önder olacaksın.”|ama senin jorum japabildiɡini ve kuskulari ɡiderebildiɡini dujdum. simdi jaziji okujabilir ve bana jorumunu bildirebilirsenʔ mor ɡijdirilet͡ʃeksinʔ bojnuna altin zint͡ʃir takilat͡ʃak ve krallikta ut͡ʃunt͡ʃu onder olat͡ʃaksin.” Old-Testament-Exodus-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır'a elimi uzattığım ve İsrael çocuklarını aralarından çıkardığım zaman, Mısırlılar benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"|\"misirʔa elimi uzattiɡim ve israel t͡ʃot͡ʃuklarini aralarindan t͡ʃikardiɡim zamanʔ misirlilar benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Exodus-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle İsrael'in çocuklarına de ki, 'Ben Yahve'yim ve sizi Mısırlılar'ın yükleri altından çıkaracağım, sizi onların esaretinden kurtaracağım ve uzanmış kolumla ve büyük hükümlerle sizi kurtaracağım.|bu nedenle israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de kiʔ ʔben jahveʔjim ve sizi misirlilarʔin jukleri altindan t͡ʃikarat͡ʃaɡimʔ sizi onlarin esaretinden kurtarat͡ʃaɡim ve uzanmis kolumla ve bujuk hukumlerle sizi kurtarat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Chronicles-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral David bütün topluluğa şöyle dedi: “Tanrı'nın tek seçtiği oğlum Solomon henüz genç ve toydur; yapılacak iş de büyüktür. Çünkü bu saray insan için değil, Tanrı Yahve içindir.|kral david butun topluluɡa sojle dedi “tanriʔnin tek set͡ʃtiɡi oɡlum solomon henuz ɡent͡ʃ ve tojdur; japilat͡ʃak is de bujuktur. t͡ʃunku bu saraj insan it͡ʃin deɡilʔ tanri jahve it͡ʃindir. Old-Testament-Psalms-089-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlü kolun var. Elin kuvvetlidir, sağ elin yücedir.|ɡut͡ʃlu kolun var. elin kuvvetlidirʔ saɡ elin jut͡ʃedir. New-Testament-John-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Güvercinleri satanlara, “Bunları buradan çıkarın! Babam’ın evini pazar yeri yapmayın!” dedi.|ɡuvert͡ʃinleri satanlaraʔ “bunlari buradan t͡ʃikarin! babam’in evini pazar jeri japmajin!” dedi. Old-Testament-Numbers-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aron, Yahve'ye hizmet etmek onların işi olsun diye, İsrael'in çocuklarının adına Levililer'i sallamalık sunu olarak Yahve'nin önünde sunacaktır.\"\"\"|\"aronʔ jahveʔje hizmet etmek onlarin isi olsun dijeʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin adina levililerʔi sallamalik sunu olarak jahveʔnin onunde sunat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-031-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben sana güveniyorum, ey Yahve. “Tanrım sensin” dedim.|ama ben sana ɡuvenijorumʔ ej jahve. “tanrim sensin” dedim. Old-Testament-Psalms-090-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün günlerimiz senin gazabında geçiyor. Yıllarımızı bir soluk gibi bitirmekteyiz.|t͡ʃunku butun ɡunlerimiz senin ɡazabinda ɡet͡ʃijor. jillarimizi bir soluk ɡibi bitirmektejiz. Old-Testament-Psalms-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerinin işleri üzerinde onu hâkim kıldın. Her şeyi ayaklarının altına serdin.|ellerinin isleri uzerinde onu hakim kildin. her seji ajaklarinin altina serdin. Old-Testament-Judges-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onlar için hâkimler çıkardığında, Yahve hâkimlerle birlikteydi ve hâkimin bütün günlerinde onları düşmanlarının elinden kurtardı; çünkü onları ezen ve sıkıntıya sokanların yüzünden inlemeleri Yahve'yi üzüyordu.|jahve onlar it͡ʃin hakimler t͡ʃikardiɡindaʔ jahve hakimlerle birliktejdi ve hakimin butun ɡunlerinde onlari dusmanlarinin elinden kurtardi; t͡ʃunku onlari ezen ve sikintija sokanlarin juzunden inlemeleri jahveʔji uzujordu. Old-Testament-Proverbs-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların felaketi ansızın gelir. Her ikisinden de nasıl bir yıkım geleceğini kim bilir?|t͡ʃunku onlarin felaketi ansizin ɡelir. her ikisinden de nasil bir jikim ɡelet͡ʃeɡini kim bilir? Old-Testament-1-Kings-007-050|und|SPEAKER_00_Turkish|tasları, makasları, leğenleri, kaşıkları ve ateş tablaları saf altından; hem iç evin, En Kutsal Yer'in kapılarının hem de tapınağın, evinin kapılarının menteşelerini altından yaptı.|taslariʔ makaslariʔ leɡenleriʔ kasiklari ve ates tablalari saf altindan; hem it͡ʃ evinʔ en kutsal jerʔin kapilarinin hem de tapinaɡinʔ evinin kapilarinin menteselerini altindan japti. Old-Testament-Genesis-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram'la birlikte giden Lut'un da davarları, sığırları, çadırları vardı.|avramʔla birlikte ɡiden lutʔun da davarlariʔ siɡirlariʔ t͡ʃadirlari vardi. Old-Testament-Exodus-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirine bağlanabilmesi için iki ucunda birleştirilmiş iki omuz askısı bulunacak.|birbirine baɡlanabilmesi it͡ʃin iki ut͡ʃunda birlestirilmis iki omuz askisi bulunat͡ʃak. Old-Testament-Lamentations-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“İnlediğimi duydular. Beni teselli eden yok. Bütün düşmanlarım sıkıntımı duydu. Bunu yaptığın için seviniyorlar. İlan ettiğin günü getireceksin, ve onlar da benim gibi olacaklar.\"\"\"|\"“inlediɡimi dujdular. beni teselli eden jok. butun dusmanlarim sikintimi dujdu. bunu japtiɡin it͡ʃin sevinijorlar. ilan ettiɡin ɡunu ɡetiret͡ʃeksinʔ ve onlar da benim ɡibi olat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Genesis-041-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşümde, işte, bir sapta dolgun ve güzel yedi başak bittiğini gördüm.|dusumdeʔ isteʔ bir sapta dolɡun ve ɡuzel jedi basak bittiɡini ɡordum. New-Testament-John-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır ve yargı içine girmez, ama ölümden yaşama geçmiştir.|“size doɡrusunu sojlejejimʔ sozumu isitip beni ɡonderene iman edenin sonsuz jasami vardir ve jarɡi it͡ʃine ɡirmezʔ ama olumden jasama ɡet͡ʃmistir. Old-Testament-Jonah-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|'Senin gözünden kovuldum, ama yine de kutsal tapınağına bakacağım' dedim.|ʔsenin ɡozunden kovuldumʔ ama jine de kutsal tapinaɡina bakat͡ʃaɡimʔ dedim. Old-Testament-Proverbs-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginle yoksulun ortak yanı şu: Hepsini yapan Yahve'dir.|zenɡinle joksulun ortak jani su hepsini japan jahveʔdir. New-Testament-John-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“İman edesiniz diye orada bulunmadığıma sizin adınıza seviniyorum. Yine de, şimdi ona gidelim.”|“iman edesiniz dije orada bulunmadiɡima sizin adiniza sevinijorum. jine deʔ simdi ona ɡidelim.” New-Testament-Revelation-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun içinde tapınak görmedim. Çünkü Her Şeye Gücü Yeten Efendi Tanrı ve Kuzu onun tapınağıdır.|onun it͡ʃinde tapinak ɡormedim. t͡ʃunku her seje ɡut͡ʃu jeten efendi tanri ve kuzu onun tapinaɡidir. New-Testament-1-Corinthians-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih dirilmemişse imanınız boştur, siz de hâlâ günahlarınızın içindesiniz.|mesih dirilmemisse imaniniz bosturʔ siz de hala ɡunahlarinizin it͡ʃindesiniz. Old-Testament-Genesis-036-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Sivon'un oğulları: Aya ve Âna. Bu, babası Sivon'un eşeklerini güderken çölde kaplıcaları bulan Ana'dır.|sivonʔun oɡullari aja ve ana. buʔ babasi sivonʔun eseklerini ɡuderken t͡ʃolde kaplit͡ʃalari bulan anaʔdir. New-Testament-Luke-022-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Oraya varınca onlara, “Dua edin ki, ayartı içine girmeyesiniz” dedi.|oraja varint͡ʃa onlaraʔ “dua edin kiʔ ajarti it͡ʃine ɡirmejesiniz” dedi. Old-Testament-Genesis-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Lut çok ısrar etti ve onunla birlikte içeri gelip evine girdiler. Onlara bir ziyafet verdi ve mayasız ekmek pişirdi ve yediler.|lut t͡ʃok israr etti ve onunla birlikte it͡ʃeri ɡelip evine ɡirdiler. onlara bir zijafet verdi ve majasiz ekmek pisirdi ve jediler. Old-Testament-Exodus-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir adamı vuran, vurduğu kişi de ölürse, kesinlikle öldürülecektir.|“bir adami vuranʔ vurduɡu kisi de olurseʔ kesinlikle oldurulet͡ʃektir. Old-Testament-1-Chronicles-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzzi'nin oğlu: İzrahya. İzrahya'nın oğulları: Mikael, Ovadya, Yoel ve İşşiya, beş; hepsi de baş adamlardı.|uzziʔnin oɡlu izrahja. izrahjaʔnin oɡullari mikaelʔ ovadjaʔ joel ve issijaʔ bes; hepsi de bas adamlardi. Old-Testament-Proverbs-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoldan geçen köpeğin kulaklarından yakalayan biri neyse, kendine ait olmayan kavgaya karışan da öyledir.|joldan ɡet͡ʃen kopeɡin kulaklarindan jakalajan biri nejseʔ kendine ait olmajan kavɡaja karisan da ojledir. Old-Testament-2-Kings-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallık onun elinde sağlamlaşınca, babası kralı öldüren hizmetkârlarını öldürdü.|krallik onun elinde saɡlamlasint͡ʃaʔ babasi krali olduren hizmetkarlarini oldurdu. Old-Testament-2-Samuel-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendim krala hizmetkârın hakkında iftira etti, oysa efendim kral Tanrı’nın bir meleği gibidir. Bu nedenle gözünde iyi olanı yap.|efendim krala hizmetkarin hakkinda iftira ettiʔ ojsa efendim kral tanri’nin bir meleɡi ɡibidir. bu nedenle ɡozunde iji olani jap. Old-Testament-1-Samuel-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın, “Hizmetkârın senin gözünde lütuf bulsun” dedi. Kadın kendi yoluna gidip yedi; yüzünün görünümü artık üzüntülü değildi.|kadinʔ “hizmetkarin senin ɡozunde lutuf bulsun” dedi. kadin kendi joluna ɡidip jedi; juzunun ɡorunumu artik uzuntulu deɡildi. Old-Testament-Genesis-032-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Peniel’den geçerken güneş üzerine doğdu ve uyluğu yüzünden aksıyordu.|jakov peniel’den ɡet͡ʃerken ɡunes uzerine doɡdu ve ujluɡu juzunden aksijordu. Old-Testament-Job-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün acılarımdan korkarım. Beni suçsuz saymayacağını bilirim.|butun at͡ʃilarimdan korkarim. beni sut͡ʃsuz sajmajat͡ʃaɡini bilirim. Old-Testament-Genesis-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, “Yanıma verdiğin kadın ağacın meyvesinden bana verdi, ben de yedim” dedi.|adamʔ “janima verdiɡin kadin aɡat͡ʃin mejvesinden bana verdiʔ ben de jedim” dedi. New-Testament-Mark-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemek yerken Yeşua eline ekmeği alıp kutsadı. Sonra kırıp onlara verdi. “Alın, yiyin. Bu benim bedenimdir” dedi.|jemek jerken jesua eline ekmeɡi alip kutsadi. sonra kirip onlara verdi. “alinʔ jijin. bu benim bedenimdir” dedi. Old-Testament-2-Samuel-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ama senin önünden kaldırmış olduğum Saul'dan geri aldığım gibi, sevgi dolu iyiliğim ondan ayrılmayacaktır.|ama senin onunden kaldirmis olduɡum saulʔdan ɡeri aldiɡim ɡibiʔ sevɡi dolu ijiliɡim ondan ajrilmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Ruth-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Komşu kadınlar, \"\"Naomi'ye bir oğul doğdu\"\" diyerek ona bir ad koydular. Adını Oved koydular. O, David'in babası olan Yişay'ın babasıdır.\"|\"komsu kadinlarʔ \"\"naomiʔje bir oɡul doɡdu\"\" dijerek ona bir ad kojdular. adini oved kojdular. oʔ davidʔin babasi olan jisajʔin babasidir.\" Old-Testament-Psalms-113-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulu topraktan kaldırır. Muhtacı kül yığınından yükseltir,|joksulu topraktan kaldirir. muhtat͡ʃi kul jiɡinindan jukseltirʔ Old-Testament-Jeremiah-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlığı çöktürmeden önce, ayaklarınız karanlık dağlar üzerinde tökezlemeden önce, ve siz ışık beklerken, onu ölüm gölgesine çevirip koyu karanlığı bastırmadan önce, Tanrınız Yahve'ye yücelik verin.|karanliɡi t͡ʃokturmeden ont͡ʃeʔ ajaklariniz karanlik daɡlar uzerinde tokezlemeden ont͡ʃeʔ ve siz isik beklerkenʔ onu olum ɡolɡesine t͡ʃevirip koju karanliɡi bastirmadan ont͡ʃeʔ tanriniz jahveʔje jut͡ʃelik verin. Old-Testament-Deuteronomy-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim Tanrınız Yahve olduğumu bilesiniz diye ekmek yemediniz, şarap ya da ağır içki içmediniz.|benim tanriniz jahve olduɡumu bilesiniz dije ekmek jemedinizʔ sarap ja da aɡir it͡ʃki it͡ʃmediniz. Old-Testament-Job-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni deri ve etle giydirdin, kemiklerle ve sinirlerle ördün.|beni deri ve etle ɡijdirdinʔ kemiklerle ve sinirlerle ordun. New-Testament-Acts-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kentteki kalabalık ikiye bölündü. Bir kısmı Yahudilerin, bir kısmı da elçilerin tarafındaydı.|ama kentteki kalabalik ikije bolundu. bir kismi jahudilerinʔ bir kismi da elt͡ʃilerin tarafindajdi. Old-Testament-Jeremiah-046-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Nil gibi, suları kabaran ırmaklar gibi yükselen bu kimdir?|“nil ɡibiʔ sulari kabaran irmaklar ɡibi jukselen bu kimdir? Old-Testament-Leviticus-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim komşusunu yaralarsa, ona da onun yaptığının aynısı yapılacak:|kim komsusunu jaralarsaʔ ona da onun japtiɡinin ajnisi japilat͡ʃak New-Testament-Acts-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerce ne güneş ne de yıldızlar ışıldadı. Fırtına olanca gücüyle bastırmaya devam ederken, artık kurtulacağımıza dair bütün umutlarımızı kaybetmiştik.|ɡunlert͡ʃe ne ɡunes ne de jildizlar isildadi. firtina olant͡ʃa ɡut͡ʃujle bastirmaja devam ederkenʔ artik kurtulat͡ʃaɡimiza dair butun umutlarimizi kajbetmistik. Old-Testament-1-Kings-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon savaş arabaları ve atlılar topladı. Bin dört yüz savaş arabası ve on iki bin atlısı vardı. Bunları savaş arabası kentlerinde ve Yeruşalem'de kralın yanında tutuyordu.|solomon savas arabalari ve atlilar topladi. bin dort juz savas arabasi ve on iki bin atlisi vardi. bunlari savas arabasi kentlerinde ve jerusalemʔde kralin janinda tutujordu. New-Testament-Acts-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin eli onlarla birlikteydi ve bir çokları inanıp Efendi’ye döndü.|efendi’nin eli onlarla birliktejdi ve bir t͡ʃoklari inanip efendi’je dondu. Old-Testament-Ezekiel-046-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların, dördünün de çevresinde duvar vardı ve duvarların altında çepeçevre kaynatma yerleri yapılmıştı.|onlarinʔ dordunun de t͡ʃevresinde duvar vardi ve duvarlarin altinda t͡ʃepet͡ʃevre kajnatma jerleri japilmisti. Old-Testament-Hosea-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten onun çocuklarına merhamet etmeyeceğim, çünkü onlar sadakatsizliğin çocuklarıdır.|ɡert͡ʃekten onun t͡ʃot͡ʃuklarina merhamet etmejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku onlar sadakatsizliɡin t͡ʃot͡ʃuklaridir. Old-Testament-2-Samuel-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|David Gad'a dedi: “Sıkıntıdayım. Şimdi Yahve'nin eline düşelim, çünkü merhametleri büyüktür. İnsan eline düşmeyeyim.”|david ɡadʔa dedi “sikintidajim. simdi jahveʔnin eline duselimʔ t͡ʃunku merhametleri bujuktur. insan eline dusmejejim.” Old-Testament-Exodus-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yüzümü göremezsin, çünkü insan beni görüp de yaşayamaz\"\" dedi.\"|\"\"\"juzumu ɡoremezsinʔ t͡ʃunku insan beni ɡorup de jasajamaz\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-136-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlü eli ve uzanmış koluyla; çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|ɡut͡ʃlu eli ve uzanmis kolujla; t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-2-Samuel-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın İsrael'i sonsuza dek kendi halkın olarak kendin için belirledin; sen de, ey Yahve, onların Tanrısı oldun.|halkin israelʔi sonsuza dek kendi halkin olarak kendin it͡ʃin belirledin; sen deʔ ej jahveʔ onlarin tanrisi oldun. Old-Testament-2-Kings-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzun zaman önce nasıl yaptığımı ve eski zamanlarda onu nasıl biçimlendirdiğimi duymadın mı? Şimdi onu yaptık ki, surlu kentleri harabe yığınlarına döndürmek senin olsun.|uzun zaman ont͡ʃe nasil japtiɡimi ve eski zamanlarda onu nasil bit͡ʃimlendirdiɡimi dujmadin mi? simdi onu japtik kiʔ surlu kentleri harabe jiɡinlarina dondurmek senin olsun. New-Testament-Acts-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok günler geçtikten sonra, Yahudiler onu öldürmek için düzen kurdular.|t͡ʃok ɡunler ɡet͡ʃtikten sonraʔ jahudiler onu oldurmek it͡ʃin duzen kurdular. Old-Testament-Psalms-102-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve’ye hizmet etmek için halklar ve krallıklar bir araya toplanınca,|bojlet͡ʃe jahve’je hizmet etmek it͡ʃin halklar ve kralliklar bir araja toplanint͡ʃaʔ Old-Testament-Deuteronomy-032-039|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bakın, şimdi ben, ben O'yum. Yanımda başka ilâh yoktur. Ben öldürür ve ben yaşatırım. Ben yaralar ve ben iyileştiririm. Elimden kurtarabilecek kimse yoktur.|“bakinʔ simdi benʔ ben oʔjum. janimda baska ilah joktur. ben oldurur ve ben jasatirim. ben jaralar ve ben ijilestiririm. elimden kurtarabilet͡ʃek kimse joktur. Old-Testament-Genesis-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ona görünüp, “Mısır'a inme” dedi, “Sana söyleyeceğim ülkede yaşa.|jahve ona ɡorunupʔ “misirʔa inme” dediʔ “sana sojlejet͡ʃeɡim ulkede jasa. New-Testament-Romans-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Emektaşım Timoteos, soydaşlarım Lukius, Yason ve Sosipater size selam ederler.|emektasim timoteosʔ sojdaslarim lukiusʔ jason ve sosipater size selam ederler. New-Testament-1-Thessalonians-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi çağıran Tanrı sadıktır ve bunu yapacaktır.|sizi t͡ʃaɡiran tanri sadiktir ve bunu japat͡ʃaktir. Old-Testament-Lamentations-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benim payım Yahve'dir” der canım. “Bu yüzden O'na güvenirim.”|“benim pajim jahveʔdir” der t͡ʃanim. “bu juzden oʔna ɡuvenirim.” New-Testament-Matthew-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıcılardan birisi gelip O’na, “Öğretmenim, nereye gidersen peşinden geleceğim” dedi.|jazit͡ʃilardan birisi ɡelip o’naʔ “oɡretmenimʔ nereje ɡidersen pesinden ɡelet͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Ezekiel-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, ey insanoğlu, senin yanında dikenler ve çalılar olsa da, akrepler arasında otursan da, onlardan korkma, sözlerinden de korkma. Onlar asi bir ev olsa da, onların sözlerinden korkma, bakışlarından da yılma.|senʔ ej insanoɡluʔ senin janinda dikenler ve t͡ʃalilar olsa daʔ akrepler arasinda otursan daʔ onlardan korkmaʔ sozlerinden de korkma. onlar asi bir ev olsa daʔ onlarin sozlerinden korkmaʔ bakislarindan da jilma. Old-Testament-2-Samuel-003-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin ellerin bağlı değildi, ayakların zincire vurulmamıştı. Kötülük çocukları önünde düşen biri gibi, sen de öyle düştün.” Bütün halk onun için yeniden ağladı.|senin ellerin baɡli deɡildiʔ ajaklarin zint͡ʃire vurulmamisti. kotuluk t͡ʃot͡ʃuklari onunde dusen biri ɡibiʔ sen de ojle dustun.” butun halk onun it͡ʃin jeniden aɡladi. Old-Testament-Proverbs-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötünün canı kötülük çeker, komşusu onun gözünde hiç merhamet bulmaz.|kotunun t͡ʃani kotuluk t͡ʃekerʔ komsusu onun ɡozunde hit͡ʃ merhamet bulmaz. Old-Testament-1-Chronicles-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Ehud'un oğullarıydı. Bunlar, Manahat'a sürgün edilen Geva sakinlerinin ataları evlerinin başlarıydı:|bunlar ehudʔun oɡullarijdi. bunlarʔ manahatʔa surɡun edilen ɡeva sakinlerinin atalari evlerinin baslarijdi Old-Testament-Isaiah-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, sıkıntı içinde seni ziyaret ettiler. Senin yola getirişin üzerlerindeyken onlar yakardılar.|jahveʔ sikinti it͡ʃinde seni zijaret ettiler. senin jola ɡetirisin uzerlerindejken onlar jakardilar. Old-Testament-Exodus-035-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Şabat Günü evlerinizde ateş yakmayacaksınız.'”|sabat ɡunu evlerinizde ates jakmajat͡ʃaksiniz.ʔ” Old-Testament-1-Chronicles-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İşpan, Ever, Eliel,|ispanʔ everʔ elielʔ Old-Testament-Lamentations-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Onların bütün kötülükleri senin önüne gelsin. Bütün günahlarım için bana yaptığını onlara da yap. Çünkü iniltilerim çok, yüreğim de baygın.\"\"\"|\"“onlarin butun kotulukleri senin onune ɡelsin. butun ɡunahlarim it͡ʃin bana japtiɡini onlara da jap. t͡ʃunku iniltilerim t͡ʃokʔ jureɡim de bajɡin.\"\"\" Old-Testament-Hosea-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen gündüz tökezleyeceksin, peygamber de gece seninle birlikte tökezleyecek; ve senin anneni mahvedeceğim.|sen ɡunduz tokezlejet͡ʃeksinʔ pejɡamber de ɡet͡ʃe seninle birlikte tokezlejet͡ʃek; ve senin anneni mahvedet͡ʃeɡim. New-Testament-Luke-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer biri bana gelip de babasının, annesinin, eşinin, çocuklarının, erkek ve kız kardeşlerinin, hatta kendi hayatını bile hiçe saymazsa benim öğrencim olamaz.|“eɡer biri bana ɡelip de babasininʔ annesininʔ esininʔ t͡ʃot͡ʃuklarininʔ erkek ve kiz kardeslerininʔ hatta kendi hajatini bile hit͡ʃe sajmazsa benim oɡrent͡ʃim olamaz. Old-Testament-Isaiah-041-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlangıçtan beri kuşakları çağırarak bunu kim işledi ve yaptı? Ben, Yahve, birinci ve sonuncularla birlikteyim, Ben O'yum.”|baslanɡit͡ʃtan beri kusaklari t͡ʃaɡirarak bunu kim isledi ve japti? benʔ jahveʔ birint͡ʃi ve sonunt͡ʃularla birliktejimʔ ben oʔjum.” Old-Testament-Ezekiel-045-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Birinci ayda, ayın on dördüncü gününde, Pesah, yedi günlük bayram olacak; mayasız ekmek yenilecek.|“‘“birint͡ʃi ajdaʔ ajin on dordunt͡ʃu ɡunundeʔ pesahʔ jedi ɡunluk bajram olat͡ʃak; majasiz ekmek jenilet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-059-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, gerçek eksik; kötülükten uzak duran da kendini av yapıyor. Yahve bunu gördü, adaletin olmamasından da hoşnutsuzdu.|evetʔ ɡert͡ʃek eksik; kotulukten uzak duran da kendini av japijor. jahve bunu ɡorduʔ adaletin olmamasindan da hosnutsuzdu. Old-Testament-Numbers-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Sandık, masa, şamdan, sunaklar, hizmet ettikleri kutsal yerin takımları, perde ve onun tüm hizmeti onların görevi olacak.|sandikʔ masaʔ samdanʔ sunaklarʔ hizmet ettikleri kutsal jerin takimlariʔ perde ve onun tum hizmeti onlarin ɡorevi olat͡ʃak. Old-Testament-Micah-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalkın ve gidin! Çünkü burası sizin dinlenme yeriniz değil, çünkü kirlilik yüzünden mahvolacak, ağır bir yıkımla.|kalkin ve ɡidin! t͡ʃunku burasi sizin dinlenme jeriniz deɡilʔ t͡ʃunku kirlilik juzunden mahvolat͡ʃakʔ aɡir bir jikimla. Old-Testament-2-Kings-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Pekahya’nın işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey, işte, onlar İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılıdır.|pekahja’nin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sejʔ isteʔ onlar israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazilidir. New-Testament-Ephesians-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinizle mezmurlarla, ilahilerle ve ruhsal ezgilerle konuşun; yüreğinizden Efendi’ye ilahi ve melodiler yükseltin.|birbirinizle mezmurlarlaʔ ilahilerle ve ruhsal ezɡilerle konusun; jureɡinizden efendi’je ilahi ve melodiler jukseltin. New-Testament-Matthew-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size bu kentte zulmettiklerinde, öbürüne kaçın. Çünkü size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlu gelinceye dek İsrael kentlerinin tümünü dolaşmış olmayacaksınız.”|ama size bu kentte zulmettiklerindeʔ oburune kat͡ʃin. t͡ʃunku size doɡrusunu sojlejejimʔ insanoɡlu ɡelint͡ʃeje dek israel kentlerinin tumunu dolasmis olmajat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-1-Kings-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârın, seçtiğin halkın arasındadır, kalabalıkta sayılamayacak kadar büyük bir halktır.|hizmetkarinʔ set͡ʃtiɡin halkin arasindadirʔ kalabalikta sajilamajat͡ʃak kadar bujuk bir halktir. Old-Testament-Jeremiah-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yine de şimdi, kulağına ve bütün halkın kulağına söylemekte olduğum şu sözü dinle:\"|\"\"\"jine de simdiʔ kulaɡina ve butun halkin kulaɡina sojlemekte olduɡum su sozu dinle\" Old-Testament-Jeremiah-032-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi İsrael'in Tanrısı Yahve, sizin, \"\"Kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla Babil Kralı'nın eline verildi\"\" dediğiniz bu kent hakkında şöyle diyor:\"|\"simdi israelʔin tanrisi jahveʔ sizinʔ \"\"kilit͡ʃlaʔ kitliklaʔ salɡin hastalikla babil kraliʔnin eline verildi\"\" dediɡiniz bu kent hakkinda sojle dijor\" Old-Testament-2-Chronicles-028-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi onun işlerinin geri kalanı ve bütün yolları, ilk yolları ve son yolları, Yahuda ve İsrael krallarının kitabında yazılıdır.|simdi onun islerinin ɡeri kalani ve butun jollariʔ ilk jollari ve son jollariʔ jahuda ve israel krallarinin kitabinda jazilidir. Old-Testament-Leviticus-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunuların kesildiği yerde, suç sunusunu kesecek; kanını sunağın üzerine çepeçevre serpecek.|jakmalik sunularin kesildiɡi jerdeʔ sut͡ʃ sunusunu keset͡ʃek; kanini sunaɡin uzerine t͡ʃepet͡ʃevre serpet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-089-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kutsallarına görümde konuşup şöyle dedin: “Savaşçıya güç verdim. Bir genci halkın arasından yükselttim.|sonra kutsallarina ɡorumde konusup sojle dedin “savast͡ʃija ɡut͡ʃ verdim. bir ɡent͡ʃi halkin arasindan jukselttim. New-Testament-Acts-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Mısır’a indi. Kendisi de atalarımız da orada öldüler.|jakov misir’a indi. kendisi de atalarimiz da orada olduler. Old-Testament-Jeremiah-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim hakkında Yahve şöyle diyor: “Onun için ‘Ah kardeşim!’ Ya da ‘Vah kız kardeşim!’ diye ağıt yakmayacaklar. Onun için ‘Ah efendim!’ Ya da ‘Vah onun görkemi!’ diye ağıt yakmayacaklar.|bu nedenle jahuda krali josija oɡlu jehojakim hakkinda jahve sojle dijor “onun it͡ʃin ‘ah kardesim!’ ja da ‘vah kiz kardesim!’ dije aɡit jakmajat͡ʃaklar. onun it͡ʃin ‘ah efendim!’ ja da ‘vah onun ɡorkemi!’ dije aɡit jakmajat͡ʃaklar. Old-Testament-Daniel-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kuzey Kralı gelip bir höyük kuracak ve surlu kenti alacak. Güneyin güçleri, seçme birlikleri de duramayacak ve ayakta duracak güçleri olmayacak.|bojlet͡ʃe kuzej krali ɡelip bir hojuk kurat͡ʃak ve surlu kenti alat͡ʃak. ɡunejin ɡut͡ʃleriʔ set͡ʃme birlikleri de duramajat͡ʃak ve ajakta durat͡ʃak ɡut͡ʃleri olmajat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocukları Pesah'ı belirlenen zamanda tutsunlar.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari pesahʔi belirlenen zamanda tutsunlar.\" New-Testament-2-Corinthians-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetimiz ayıplanmasın diye hiçbir şeyde hiç kimsenin tökezlemesine fırsat vermedik.|hizmetimiz ajiplanmasin dije hit͡ʃbir sejde hit͡ʃ kimsenin tokezlemesine firsat vermedik. New-Testament-Acts-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Havralarda hemen Mesih’in Tanrı’nın Oğlu olduğunu duyurmaya başladı.|havralarda hemen mesih’in tanri’nin oɡlu olduɡunu dujurmaja basladi. New-Testament-Philippians-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa’yı tutmakla kazanılan kendi doğruluğuma değil, Mesih’e iman etmekle kavuşulan, iman yoluyla Tanrı’dan gelen doğruluğa sahip olarak Mesih’te bulunayım.|jasa’ji tutmakla kazanilan kendi doɡruluɡuma deɡilʔ mesih’e iman etmekle kavusulanʔ iman jolujla tanri’dan ɡelen doɡruluɡa sahip olarak mesih’te bulunajim. New-Testament-Luke-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hangi eve girerseniz, orada kalın ve oradan ayrılın.|hanɡi eve ɡirersenizʔ orada kalin ve oradan ajrilin. Old-Testament-Exodus-035-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe İsrael'in çocuklarının bütün topluluğunu toplayıp onlara şöyle dedi: \"\"Yahve'nin yapmanız için buyurduğu şeyler şunlardır.\"|\"mose israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡunu toplajip onlara sojle dedi \"\"jahveʔnin japmaniz it͡ʃin bujurduɡu sejler sunlardir.\" Old-Testament-Deuteronomy-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kendine üç kent ayırmanı buyuruyorum.|bu nedenle kendine ut͡ʃ kent ajirmani bujurujorum. Old-Testament-2-Chronicles-032-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem Tanrısı'ndan, insan eliyle yapılmış yeryüzü halklarının ilâhları gibi söz ettiler.|jerusalem tanrisiʔndanʔ insan elijle japilmis jerjuzu halklarinin ilahlari ɡibi soz ettiler. Old-Testament-2-Samuel-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin için kederliyim kardeşim Yonatan. Bana çok hoş davrandın. Bana olan sevgin harikaydı, kadın sevgisini aşıyordu.|senin it͡ʃin kederlijim kardesim jonatan. bana t͡ʃok hos davrandin. bana olan sevɡin harikajdiʔ kadin sevɡisini asijordu. Old-Testament-2-Chronicles-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David oğlu Solomon krallığında sağlam bir şekilde yerleşmişti. Tanrısı Yahve onunla birlikteydi ve onu çok büyüttü.|david oɡlu solomon kralliɡinda saɡlam bir sekilde jerlesmisti. tanrisi jahve onunla birliktejdi ve onu t͡ʃok bujuttu. Old-Testament-Ecclesiastes-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimde dedim ki, “Tanrı doğruları ve kötüleri yargılayacak; çünkü orada her amaç ve her iş için bir zaman vardır.”|jureɡimde dedim kiʔ “tanri doɡrulari ve kotuleri jarɡilajat͡ʃak; t͡ʃunku orada her amat͡ʃ ve her is it͡ʃin bir zaman vardir.” Old-Testament-Amos-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Amatsya da Amos'a, \"\"Ey Gören, git, Yahuda ülkesine kaç, orada ekmek ye, orada peygamberlik et,\"|\"amatsja da amosʔaʔ \"\"ej ɡorenʔ ɡitʔ jahuda ulkesine kat͡ʃʔ orada ekmek jeʔ orada pejɡamberlik etʔ\" New-Testament-John-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hepiniz için söylemiyorum, ben kimleri seçtiğimi biliyorum. Ama Kutsal Yazı yerine gelmeliydi, ‘Benimle ekmek yiyen bana karşı alçaklığını kaldırdı.’|“hepiniz it͡ʃin sojlemijorumʔ ben kimleri set͡ʃtiɡimi bilijorum. ama kutsal jazi jerine ɡelmelijdiʔ ‘benimle ekmek jijen bana karsi alt͡ʃakliɡini kaldirdi.’ Old-Testament-Leviticus-027-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün sığırların ya da davarların ondalığı, her değnek altından geçenlerin ondalığı, Yahve'ye kutsal olacaktır.|butun siɡirlarin ja da davarlarin ondaliɡiʔ her deɡnek altindan ɡet͡ʃenlerin ondaliɡiʔ jahveʔje kutsal olat͡ʃaktir. Old-Testament-Joshua-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu, Ay Kenti'nde oturanların hepsini tamamen yok edinceye kadar mızrak uzattığı elini geri çekmedi.|jesuʔ aj kentiʔnde oturanlarin hepsini tamamen jok edint͡ʃeje kadar mizrak uzattiɡi elini ɡeri t͡ʃekmedi. Old-Testament-Joel-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerde ve yerde belirtiler göstereceğim: Kan, ateş ve duman direkleri.|ɡoklerde ve jerde belirtiler ɡosteret͡ʃeɡim kanʔ ates ve duman direkleri. New-Testament-2-Corinthians-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kardeşleri gönderdim ki, sizin adınıza övünmemiz bu konuda boşa çıkmasın, dediğim gibi, hazırlıklı olun,|ama kardesleri ɡonderdim kiʔ sizin adiniza ovunmemiz bu konuda bosa t͡ʃikmasinʔ dediɡim ɡibiʔ hazirlikli olunʔ Old-Testament-1-Samuel-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntıda olan herkes, borçlu olan herkes ve hoşnutsuz olan herkes onun yanına toplandı. O da onların üzerinde komutan oldu. Yanında dört yüz kadar adam vardı.|sikintida olan herkesʔ bort͡ʃlu olan herkes ve hosnutsuz olan herkes onun janina toplandi. o da onlarin uzerinde komutan oldu. janinda dort juz kadar adam vardi. New-Testament-John-001-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Natanael O’na, “Rabbuni, sen Tanrı’nın Oğlu’sun! Sen İsrael’in Kralı’sın!” dedi.|natanael o’naʔ “rabbuniʔ sen tanri’nin oɡlu’sun! sen israel’in krali’sin!” dedi. Old-Testament-Proverbs-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|yalan söyleyen yalancı tanık, kardeşler arasında anlaşmazlık eken kişi.|jalan sojlejen jalant͡ʃi tanikʔ kardesler arasinda anlasmazlik eken kisi. Old-Testament-Psalms-094-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağı yerleştiren duymaz mı? Göze biçim veren görmez mi?|kulaɡi jerlestiren dujmaz mi? ɡoze bit͡ʃim veren ɡormez mi? New-Testament-Luke-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir kalabalık toplanıp her kentten insanlar O'na geldiklerinde Yeşua bir benzetmeyle şöyle dedi:|bujuk bir kalabalik toplanip her kentten insanlar oʔna ɡeldiklerinde jesua bir benzetmejle sojle dedi Old-Testament-1-Chronicles-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, senin günlerin dolup atalarınla birlikte olmak üzere gitmen gerektiğinde, senden sonra oğullarından olacak soyunu durduracağım ve onun krallığını pekiştireceğim.|ojle olat͡ʃak kiʔ senin ɡunlerin dolup atalarinla birlikte olmak uzere ɡitmen ɡerektiɡindeʔ senden sonra oɡullarindan olat͡ʃak sojunu durdurat͡ʃaɡim ve onun kralliɡini pekistiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Ezekiel-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları harap edeyim de benim Yahve olduğumu bilsinler diye, rahmin açtığı her şeyi ateşten geçirerek kendi armağanlarıyla onları kirlettim.\"\"\"\"'\"|\"onlari harap edejim de benim jahve olduɡumu bilsinler dijeʔ rahmin at͡ʃtiɡi her seji atesten ɡet͡ʃirerek kendi armaɡanlarijla onlari kirlettim.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Acts-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus aşağı inip üzerine kapandı. Onu kucaklayarak, “Telaşa kapılmayın, canı kendisinde” dedi.|pavlus asaɡi inip uzerine kapandi. onu kut͡ʃaklajarakʔ “telasa kapilmajinʔ t͡ʃani kendisinde” dedi. Old-Testament-Nehemiah-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Ezra yüce Tanrı Yahve'yi övdü. Bütün halk ellerini kaldırarak, \"\"Amin, amin\"\" diye karşılık verdi. Başlarını eğip yüzleri yere dönük olarak Yahve'ye tapındılar.\"|\"o zaman ezra jut͡ʃe tanri jahveʔji ovdu. butun halk ellerini kaldirarakʔ \"\"aminʔ amin\"\" dije karsilik verdi. baslarini eɡip juzleri jere donuk olarak jahveʔje tapindilar.\" Old-Testament-1-Kings-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi İsrael'in Tanrısı, hizmetkârın babam David'e söylediğin sözün gerçekleşsin.|simdi israelʔin tanrisiʔ hizmetkarin babam davidʔe sojlediɡin sozun ɡert͡ʃeklessin. New-Testament-Acts-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü Tanrı’nın öğüdünü size tam olarak açıklamaktan çekinmedim.|t͡ʃunku tanri’nin oɡudunu size tam olarak at͡ʃiklamaktan t͡ʃekinmedim. Old-Testament-2-Kings-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı'na şöyle dedi, “Elini yaya koy”; ve elini yaya koydu. Elişa ellerini kralın elleri üzerine koydu.|israel kraliʔna sojle dediʔ “elini jaja koj”; ve elini jaja kojdu. elisa ellerini kralin elleri uzerine kojdu. Old-Testament-Judges-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Oysa eşeklerimiz için hem saman hem de yem var; ve benim için, hizmetkârın için ve hizmetkârlarınla birlikte olan genç için de ekmek ve şarap var. Hiçbir şey eksik değil.\"\"\"|\"ojsa eseklerimiz it͡ʃin hem saman hem de jem var; ve benim it͡ʃinʔ hizmetkarin it͡ʃin ve hizmetkarlarinla birlikte olan ɡent͡ʃ it͡ʃin de ekmek ve sarap var. hit͡ʃbir sej eksik deɡil.\"\"\" New-Testament-Revelation-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yirmi dört ihtiyarla dört canlı yaratık yere kapanıp, “Amin! Haleluya!” diyerek tahtta oturan Tanrı’ya tapındılar.|jirmi dort ihtijarla dort t͡ʃanli jaratik jere kapanipʔ “amin! haleluja!” dijerek tahtta oturan tanri’ja tapindilar. Old-Testament-Daniel-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi size gerçeği göstereceğim. İşte, Pers’te üç kral daha çıkacak. Dördüncüsü hepsinden çok daha zengin olacak. Zenginliğiyle güçlenince, Grek Krallığı'na karşı hepsini kışkırtacak.|“simdi size ɡert͡ʃeɡi ɡosteret͡ʃeɡim. isteʔ pers’te ut͡ʃ kral daha t͡ʃikat͡ʃak. dordunt͡ʃusu hepsinden t͡ʃok daha zenɡin olat͡ʃak. zenɡinliɡijle ɡut͡ʃlenint͡ʃeʔ ɡrek kralliɡiʔna karsi hepsini kiskirtat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|bir deniz ve onun altında on iki öküz yaptı.|bir deniz ve onun altinda on iki okuz japti. New-Testament-Matthew-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar yeni şarabı eski tulumlara koymazlar, yoksa tulumlar patlar, şarap dökülür, tulumlar da mahvolur. Hayır, yeni şarabı yeni tulumlara koyarlar ve her ikisi de korunmuş olur.”|insanlar jeni sarabi eski tulumlara kojmazlarʔ joksa tulumlar patlarʔ sarap dokulurʔ tulumlar da mahvolur. hajirʔ jeni sarabi jeni tulumlara kojarlar ve her ikisi de korunmus olur.” Old-Testament-Joshua-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu İsrael'in bütün oymaklarını Şekem'de topladı ve İsrael'in ihtiyarlarını, başlarını, hakimlerini ve görevlilerini çağırdı; ve kendilerini Tanrı'nın önünde sundular.|jesu israelʔin butun ojmaklarini sekemʔde topladi ve israelʔin ihtijarlariniʔ baslariniʔ hakimlerini ve ɡorevlilerini t͡ʃaɡirdi; ve kendilerini tanriʔnin onunde sundular. Old-Testament-Exodus-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı gün her biri için iki omer olmak üzere iki kat ekmek topladılar. Topluluğun bütün önderleri gelip Moşe'ye bildirdiler.|altint͡ʃi ɡun her biri it͡ʃin iki omer olmak uzere iki kat ekmek topladilar. topluluɡun butun onderleri ɡelip moseʔje bildirdiler. Old-Testament-Psalms-140-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilirim ki, Yahve dertlinin davasına bakar, muhtacı haklı çıkarır.|bilirim kiʔ jahve dertlinin davasina bakarʔ muhtat͡ʃi hakli t͡ʃikarir. Old-Testament-Exodus-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu sunağını ve tüm takımlarını, kazanı ve ayağını,|jakmalik sunu sunaɡini ve tum takimlariniʔ kazani ve ajaɡiniʔ Old-Testament-Ezekiel-043-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen, ey insanoğlu, İsrael evine evi göster de, suçlarından utansınlar; ve örneğini ölçsünler.|“senʔ ej insanoɡluʔ israel evine evi ɡoster deʔ sut͡ʃlarindan utansinlar; ve orneɡini olt͡ʃsunler. New-Testament-Matthew-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dua ettiğinizde ikiyüzlüler gibi olmayın. Çünkü onlar insanlar kendilerini görsünler diye, havralarda ve sokakların köşe başlarında durup dua etmeyi severler. Size doğrusunu söylerim ki, onlar ödüllerini aldılar.|“dua ettiɡinizde ikijuzluler ɡibi olmajin. t͡ʃunku onlar insanlar kendilerini ɡorsunler dijeʔ havralarda ve sokaklarin kose baslarinda durup dua etmeji severler. size doɡrusunu sojlerim kiʔ onlar odullerini aldilar. Old-Testament-1-Kings-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Navot, Ahav'a, \"\"Yahve bana atalarımın mirasını sana vermekten alıkoysun!\"\" dedi.\"|\"navotʔ ahavʔaʔ \"\"jahve bana atalarimin mirasini sana vermekten alikojsun!\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe aracılığıyla verdiği buyruğa uyarak ilk defa yola çıktılar.|jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla verdiɡi bujruɡa ujarak ilk defa jola t͡ʃiktilar. Old-Testament-Psalms-106-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ham diyarında harika işler, Kızıldeniz'de korkunç şeyler yapmış olan Tanrı'yı unuttular.|ham dijarinda harika islerʔ kizildenizʔde korkunt͡ʃ sejler japmis olan tanriʔji unuttular. Old-Testament-Numbers-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Aron ve İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu Levililer'e böyle yaptılar. Yahve'nin Levililer hakkında Moşe'ye buyurduğu her şeye göre İsrael'in çocukları da onlara öyle yaptılar.|moseʔ aron ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu levililerʔe bojle japtilar. jahveʔnin levililer hakkinda moseʔje bujurduɡu her seje ɡore israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da onlara ojle japtilar. Old-Testament-Psalms-033-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yeryüzü Yahve'den korksun. Dünyada yaşayan herkes O’na hayranlık duysun.|butun jerjuzu jahveʔden korksun. dunjada jasajan herkes o’na hajranlik dujsun. New-Testament-Matthew-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, çevresindeki büyük kalabalığı görünce, karşı tarafa geçilmesini buyurdu.|jesuaʔ t͡ʃevresindeki bujuk kalabaliɡi ɡorunt͡ʃeʔ karsi tarafa ɡet͡ʃilmesini bujurdu. New-Testament-Acts-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de kendisini tanıksız bırakmadı. İyiliğini gösterdi. Size gökten yağmur ve verimli mevsimler verdi. Yüreklerinizi yiyecek ve sevinçle doldurdu.”|jine de kendisini taniksiz birakmadi. ijiliɡini ɡosterdi. size ɡokten jaɡmur ve verimli mevsimler verdi. jureklerinizi jijet͡ʃek ve sevint͡ʃle doldurdu.” Old-Testament-2-Chronicles-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Babam David'in yüreğinde İsrael'in Tanrısı Yahve adına bir ev yapmak vardı.|babam davidʔin jureɡinde israelʔin tanrisi jahve adina bir ev japmak vardi. Old-Testament-Lamentations-003-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün bütün tutsaklarını ayak altında ezmeyi,|jerjuzunun butun tutsaklarini ajak altinda ezmejiʔ Old-Testament-2-Chronicles-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Amatsya'nın işlerinin geri kalanı, ilk işleri de son işleri de, işte, onlar Yahuda ve İsrael krallarının kitabında yazılı değil midir?|amatsjaʔnin islerinin ɡeri kalaniʔ ilk isleri de son isleri deʔ isteʔ onlar jahuda ve israel krallarinin kitabinda jazili deɡil midir? Old-Testament-Ezekiel-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Görünüşlerine gelince, dördünün de benzeyişi birdi, sanki tekerleğin içinde tekerlek varmış gibi.|ɡorunuslerine ɡelint͡ʃeʔ dordunun de benzejisi birdiʔ sanki tekerleɡin it͡ʃinde tekerlek varmis ɡibi. Old-Testament-Psalms-096-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar arasında, “Yahve hüküm sürüyor” deyin. Dünya da pekiştirilmiştir, sarsılmaz. Halkları adaletle yargılar.|uluslar arasindaʔ “jahve hukum surujor” dejin. dunja da pekistirilmistirʔ sarsilmaz. halklari adaletle jarɡilar. Old-Testament-Deuteronomy-034-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ona şöyle dedi: \"\"Burası Avraham'a, İshak'a ve Yakov'a, 'Onu senin soyuna vereceğim' diye ant içtiğim ülkedir. Onu gözlerinle sana gösterdim, ama sen oraya girmeyeceksin.\"\"\"|\"jahve ona sojle dedi \"\"burasi avrahamʔaʔ ishakʔa ve jakovʔaʔ ʔonu senin sojuna veret͡ʃeɡimʔ dije ant it͡ʃtiɡim ulkedir. onu ɡozlerinle sana ɡosterdimʔ ama sen oraja ɡirmejet͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-Matthew-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yuhanna Hirodes’e, “O kadınla evlenmen Yasa’ya uygun değildir” demişti.|t͡ʃunku juhanna hirodes’eʔ “o kadinla evlenmen jasa’ja ujɡun deɡildir” demisti. Old-Testament-Psalms-055-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğim sızlıyor içimde. Ölüm dehşeti çöktü üzerime.|jureɡim sizlijor it͡ʃimde. olum dehseti t͡ʃoktu uzerime. Old-Testament-1-Chronicles-016-042|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onlarla birlikte Heman ve Yedutun da; yüksek ses çıkaranlara borular ve ziller, ve Tanrı'nın ezgileri için çalgılar verdi, kapıda olmak üzere Yedut'un oğullarını da orada bıraktı.|ve onlarla birlikte heman ve jedutun da; juksek ses t͡ʃikaranlara borular ve zillerʔ ve tanriʔnin ezɡileri it͡ʃin t͡ʃalɡilar verdiʔ kapida olmak uzere jedutʔun oɡullarini da orada birakti. Old-Testament-Psalms-061-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, feryadımı duy, duamı dinle.|ej tanriʔ ferjadimi dujʔ duami dinle. Old-Testament-Ezekiel-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ona, “Kentin ortasından, Yeruşalem'in ortasından geç ve onun içinde yapılmakta olan bütün iğrençlikler için inleyen ve ağlayan adamların alınlarına işaret koy” dedi.|jahve onaʔ “kentin ortasindanʔ jerusalemʔin ortasindan ɡet͡ʃ ve onun it͡ʃinde japilmakta olan butun iɡrent͡ʃlikler it͡ʃin inlejen ve aɡlajan adamlarin alinlarina isaret koj” dedi. Old-Testament-Jeremiah-044-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya bütün halka, bütün kadınlara şöyle dedi: “Mısır diyarında bulunan bütün Yahuda halkı, Yahve'nin sözünü dinleyin!|jeremja butun halkaʔ butun kadinlara sojle dedi “misir dijarinda bulunan butun jahuda halkiʔ jahveʔnin sozunu dinlejin! Old-Testament-2-Samuel-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama, 'Senden hoşnut değilim' derse, işte, ben buradayım. Kendisine iyi gelen şeyi bana yapsın.\"\"\"|\"amaʔ ʔsenden hosnut deɡilimʔ derseʔ isteʔ ben buradajim. kendisine iji ɡelen seji bana japsin.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözlerin çokluğunda itaatsizlik eksik olmaz, ama dudaklarını tutan bilgece davranır.|sozlerin t͡ʃokluɡunda itaatsizlik eksik olmazʔ ama dudaklarini tutan bilɡet͡ʃe davranir. Old-Testament-Leviticus-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kişi beş ile yirmi yaş arasındaysa, o zaman biçtiğin değer erkek için yirmi şekel, kız için on şekel olacaktır.|eɡer kisi bes ile jirmi jas arasindajsaʔ o zaman bit͡ʃtiɡin deɡer erkek it͡ʃin jirmi sekelʔ kiz it͡ʃin on sekel olat͡ʃaktir. Old-Testament-Song-of-Songs-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyan, ey kuzey rüzgârı, sen de gel, ey güney! Bahçeme es de, onun baharatları aksın. Sevgilim bahçesine gelsin, ve değerli meyvelerini tatsın.|ujanʔ ej kuzej ruzɡariʔ sen de ɡelʔ ej ɡunej! baht͡ʃeme es deʔ onun baharatlari aksin. sevɡilim baht͡ʃesine ɡelsinʔ ve deɡerli mejvelerini tatsin. Old-Testament-Nehemiah-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İddo, Ginnetoy, Aviya,|iddoʔ ɡinnetojʔ avijaʔ Old-Testament-Numbers-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ortasında oturduğum ordugâhı kirletmesinler diye, hem erkekleri hem de kadınları ordugâhın dışına çıkaracaksınız.”|ortasinda oturduɡum orduɡahi kirletmesinler dijeʔ hem erkekleri hem de kadinlari orduɡahin disina t͡ʃikarat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-2-Samuel-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızın üzerinde çeşit çeşit renklerden bir entari vardı, el değmemiş kral kızları böyle giysiler giyerlerdi. Sonra hizmetkârı onu dışarı çıkardı ve arkasından kapıyı sürgüledi.|kizin uzerinde t͡ʃesit t͡ʃesit renklerden bir entari vardiʔ el deɡmemis kral kizlari bojle ɡijsiler ɡijerlerdi. sonra hizmetkari onu disari t͡ʃikardi ve arkasindan kapiji surɡuledi. Old-Testament-Ezra-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Anatot adamları, yüz yirmi sekiz.|anatot adamlariʔ juz jirmi sekiz. Old-Testament-Deuteronomy-032-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu yeryüzünün yüksek yerlerine bindirdi. Tarlanın ürününü yedi. Ona kayadan bal, çakmaktaşından yağ emdirdi;|onu jerjuzunun juksek jerlerine bindirdi. tarlanin urununu jedi. ona kajadan balʔ t͡ʃakmaktasindan jaɡ emdirdi; Old-Testament-2-Chronicles-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yabancı sunakları ve yüksek yerleri kaldırdı, dikili taşları kırdı, Aşera direklerini kesti.|t͡ʃunku jabant͡ʃi sunaklari ve juksek jerleri kaldirdiʔ dikili taslari kirdiʔ asera direklerini kesti. Old-Testament-Psalms-091-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve için derim: “O benim sığınağım ve kalemdir, Tanrım’dır, O’na güvenirim.”|jahve it͡ʃin derim “o benim siɡinaɡim ve kalemdirʔ tanrim’dirʔ o’na ɡuvenirim.” Old-Testament-Job-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü inlemem ekmek yememden önce geliyor. İnlemelerim su gibi dökülüyor.|t͡ʃunku inlemem ekmek jememden ont͡ʃe ɡelijor. inlemelerim su ɡibi dokulujor. New-Testament-1-Corinthians-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kardeşler sizi selamlıyor. Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın.|butun kardesler sizi selamlijor. birbirinizi kutsal opusle selamlajin. Old-Testament-2-Kings-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya elli kişilik birliğin komutanına, “Eğer ben Tanrı adamıysam, gökten ateş insin ve seni ve elli adamını yakıp yok etsin!” diye karşılık verdi. Sonra gökten ateş indi ve onu ve elli adamını yakıp yok etti.|elija elli kisilik birliɡin komutaninaʔ “eɡer ben tanri adamijsamʔ ɡokten ates insin ve seni ve elli adamini jakip jok etsin!” dije karsilik verdi. sonra ɡokten ates indi ve onu ve elli adamini jakip jok etti. Old-Testament-Psalms-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve payımı, kâsemi belirledi. Benim hissemi güvende tutan sensin.|jahve pajimiʔ kasemi belirledi. benim hissemi ɡuvende tutan sensin. New-Testament-John-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Filipus bunca zamandır sizinle birlikteyim ve beni tanımadın mı?” dedi. “Beni görmüş olan, Baba’yı görmüştür. Sen nasıl ‘Bize Baba’yı göster’ diyorsun?|jesua onaʔ “filipus bunt͡ʃa zamandir sizinle birliktejim ve beni tanimadin mi?” dedi. “beni ɡormus olanʔ baba’ji ɡormustur. sen nasil ‘bize baba’ji ɡoster’ dijorsun? Old-Testament-Jeremiah-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü boyunduruğunu uzun zaman önce kırdım, bağlarını kopardım. 'Hizmet etmeyeceğim' dedin; çünkü her yüksek tepenin üzerinde, ve her yeşil ağacın altında eğilip fahişelik ettin.|“t͡ʃunku bojunduruɡunu uzun zaman ont͡ʃe kirdimʔ baɡlarini kopardim. ʔhizmet etmejet͡ʃeɡimʔ dedin; t͡ʃunku her juksek tepenin uzerindeʔ ve her jesil aɡat͡ʃin altinda eɡilip fahiselik ettin. New-Testament-John-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah çok erkenden yine tapınağa geldi. Bütün halk O’na geliyordu. Oturup onlara öğretti.|sabah t͡ʃok erkenden jine tapinaɡa ɡeldi. butun halk o’na ɡelijordu. oturup onlara oɡretti. New-Testament-Hebrews-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçi babalarımız bir kaç gün için, uygun gördükleri gibi terbiye ettiler. Ama Tanrı, kutsallığına ortak olalım diye bizi kendi yararımıza terbiye ediyor.|ɡert͡ʃi babalarimiz bir kat͡ʃ ɡun it͡ʃinʔ ujɡun ɡordukleri ɡibi terbije ettiler. ama tanriʔ kutsalliɡina ortak olalim dije bizi kendi jararimiza terbije edijor. Old-Testament-Ezekiel-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıcın Ammon'un çocuklarının Rabba'sına ve surlu Yeruşalem'in içine Yahuda'ya gelsin diye bir yol belirle.|kilit͡ʃin ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin rabbaʔsina ve surlu jerusalemʔin it͡ʃine jahudaʔja ɡelsin dije bir jol belirle. Old-Testament-Nehemiah-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanun ve Zanoah sakinleri Vadi Kapısı'nı onardı; onu ve Gübre Kapısı'na kadar duvardan bin arşın yer bina ettiler, kapı kanatlarını ve sürgülerini ve kapı kollarını taktılar.|hanun ve zanoah sakinleri vadi kapisiʔni onardi; onu ve ɡubre kapisiʔna kadar duvardan bin arsin jer bina ettilerʔ kapi kanatlarini ve surɡulerini ve kapi kollarini taktilar. Old-Testament-Isaiah-037-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi ilâhı Nisrok'un evinde tapınırken oğulları Adrammelek ile Şareser ona kılıçla vurdular; ve Ararat diyarına kaçtılar. Onun yerine oğlu Esar Haddon kral oldu.|kendi ilahi nisrokʔun evinde tapinirken oɡullari adrammelek ile sareser ona kilit͡ʃla vurdular; ve ararat dijarina kat͡ʃtilar. onun jerine oɡlu esar haddon kral oldu. Old-Testament-Isaiah-053-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de onu ezmek Yahve'yi hoşnut etti. Ona acı çektirdi. Onun canını günah sunusu yaptığında, kendi soyunu görecektir. Günlerini uzatacak, Yahve'nin isteği de onun elinde başaracaktır.|jine de onu ezmek jahveʔji hosnut etti. ona at͡ʃi t͡ʃektirdi. onun t͡ʃanini ɡunah sunusu japtiɡindaʔ kendi sojunu ɡoret͡ʃektir. ɡunlerini uzatat͡ʃakʔ jahveʔnin isteɡi de onun elinde basarat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Samuel-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'un çocukları Suriyeliler'in kaçmış olduklarını görünce, onlar da Avişay'ın önünden kaçıp kente girdiler. O zaman Yoav Ammon'un çocuklarından dönüp Yeruşalem'e geldi.|ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari surijelilerʔin kat͡ʃmis olduklarini ɡorunt͡ʃeʔ onlar da avisajʔin onunden kat͡ʃip kente ɡirdiler. o zaman joav ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarindan donup jerusalemʔe ɡeldi. New-Testament-Matthew-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o istemedi. Gitti, borcunu ödeyene dek adamı zindana attı.|ama o istemedi. ɡittiʔ bort͡ʃunu odejene dek adami zindana atti. Old-Testament-Leviticus-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Başlarını tıraş etmeyecekler, sakallarının kenarlarını tıraş etmeyecekler, bedenlerinde yara açmayacaklar.|“ʔbaslarini tiras etmejet͡ʃeklerʔ sakallarinin kenarlarini tiras etmejet͡ʃeklerʔ bedenlerinde jara at͡ʃmajat͡ʃaklar. Old-Testament-Judges-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Oraya Penuel'in yanına çıktı ve onlarla aynı şekilde konuştu; ve Penuel'in adamları ona Sukkot'un adamları gibi yanıt verdiler.|oraja penuelʔin janina t͡ʃikti ve onlarla ajni sekilde konustu; ve penuelʔin adamlari ona sukkotʔun adamlari ɡibi janit verdiler. Old-Testament-2-Chronicles-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir süre sonra, iki yılın sonunda, hastalığından dolayı bağırsakları çıktı ve ağır hastalıklarla öldü. Halkı, ataları için yakılan gibi, onun için yakma yapmadı.|bir sure sonraʔ iki jilin sonundaʔ hastaliɡindan dolaji baɡirsaklari t͡ʃikti ve aɡir hastaliklarla oldu. halkiʔ atalari it͡ʃin jakilan ɡibiʔ onun it͡ʃin jakma japmadi. Old-Testament-2-Kings-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, \"\"İsrael'i kaldırdığım gibi, Yahuda'yı da gözümün önünden kaldıracağım\"\" dedi. \"\"Seçmiş olduğum bu kenti, Yeruşalem'i ve adım orada olacaktır dediğim evi kendimden atacağım.\"\"\"|\"jahveʔ \"\"israelʔi kaldirdiɡim ɡibiʔ jahudaʔji da ɡozumun onunden kaldirat͡ʃaɡim\"\" dedi. \"\"set͡ʃmis olduɡum bu kentiʔ jerusalemʔi ve adim orada olat͡ʃaktir dediɡim evi kendimden atat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael onu gömdü ve Yahve'nin, hizmetkârı Peygamber Ahiya aracılığıyla söylediği söze göre onun için yas tuttu.|butun israel onu ɡomdu ve jahveʔninʔ hizmetkari pejɡamber ahija arat͡ʃiliɡijla sojlediɡi soze ɡore onun it͡ʃin jas tuttu. New-Testament-Luke-022-071|und|SPEAKER_00_Turkish|“Artık neden daha fazla tanığa ihtiyacımız olsun ki! Çünkü biz kendimiz O'nun kendi ağzından duyduk!” dediler.|“artik neden daha fazla taniɡa ihtijat͡ʃimiz olsun ki! t͡ʃunku biz kendimiz oʔnun kendi aɡzindan dujduk!” dediler. New-Testament-Ephesians-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi dileğinin iyi iradesine göre Yeşua Mesih aracılığıyla kendisine evlatlar olalım diye bizi önceden belirledi.|kendi dileɡinin iji iradesine ɡore jesua mesih arat͡ʃiliɡijla kendisine evlatlar olalim dije bizi ont͡ʃeden belirledi. Old-Testament-2-Samuel-022-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun ayaklarını geyik ayakları gibi yapar, beni yüksek yerlerime yerleştirir.|onun ajaklarini ɡejik ajaklari ɡibi japarʔ beni juksek jerlerime jerlestirir. Old-Testament-Numbers-033-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Hor Dağı'ndan yola çıkıp Salmona'da konakladılar.|hor daɡiʔndan jola t͡ʃikip salmonaʔda konakladilar. New-Testament-Galatians-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Tanrı’yı tanımadığınız zamanlarda, geçmişte gerçek olmayan ilâhlara kölelik ettiniz.|ant͡ʃak tanri’ji tanimadiɡiniz zamanlardaʔ ɡet͡ʃmiste ɡert͡ʃek olmajan ilahlara kolelik ettiniz. Old-Testament-2-Kings-017-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Aşur Kralı, \"\"Oradan sürdüğünüz kâhinlerden birini oraya götür; gidip o orada kalsın ve onlara ülkenin ilâhının yasasını öğretsin\"\" diye buyurdu.\"|\"o zaman asur kraliʔ \"\"oradan surduɡunuz kahinlerden birini oraja ɡotur; ɡidip o orada kalsin ve onlara ulkenin ilahinin jasasini oɡretsin\"\" dije bujurdu.\" New-Testament-2-John-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer biri size gelir de bu öğretiyi getirmezse, onu evinize almayın ve kabul etmeyin.|eɡer biri size ɡelir de bu oɡretiji ɡetirmezseʔ onu evinize almajin ve kabul etmejin. Old-Testament-Leviticus-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah sunusu olarak bir teke, esenlik kurbanı olarak da bir yaşında iki erkek kuzu sunacaksınız.|ɡunah sunusu olarak bir tekeʔ esenlik kurbani olarak da bir jasinda iki erkek kuzu sunat͡ʃaksiniz. New-Testament-Titus-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci ve ikinci uyarıdan sonra bölücü kişiden uzak dur.|birint͡ʃi ve ikint͡ʃi ujaridan sonra bolut͡ʃu kisiden uzak dur. Old-Testament-1-Chronicles-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|David o sırada kaledeydi. Filistliler'in birliği de o sırada Beytlehem'deydi.|david o sirada kaledejdi. filistlilerʔin birliɡi de o sirada bejtlehemʔdejdi. Old-Testament-Numbers-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Meriva sularıdır; çünkü İsrael'in çocukları Yahve ile çekiştiler ve O onlarda kutsal kılındı.|bunlar meriva sularidir; t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahve ile t͡ʃekistiler ve o onlarda kutsal kilindi. Old-Testament-1-Kings-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadad Firavun'un gözünde büyük bir lütuf buldu; öyle ki, ona kendi karısının kız kardeşini, Kraliçe Tahpenes'in kız kardeşini eş olarak verdi.|hadad firavunʔun ɡozunde bujuk bir lutuf buldu; ojle kiʔ ona kendi karisinin kiz kardesiniʔ kralit͡ʃe tahpenesʔin kiz kardesini es olarak verdi. Old-Testament-1-Chronicles-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'dan David'in kardeşlerinden Elihu; İssakar'dan Mikael'in oğlu Omri;|jahudaʔdan davidʔin kardeslerinden elihu; issakarʔdan mikaelʔin oɡlu omri; Old-Testament-Jeremiah-046-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Hızlı olan kaçmasın, yiğit kaçıp kurtulmasın. Kuzeyde, Fırat Irmağı yanında tökezleyip düştüler.\"\"\"|\"“hizli olan kat͡ʃmasinʔ jiɡit kat͡ʃip kurtulmasin. kuzejdeʔ firat irmaɡi janinda tokezlejip dustuler.\"\"\" Old-Testament-Joshua-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyt Peor, Pisga yamaçları, Beyt Yeşimot,|bejt peorʔ pisɡa jamat͡ʃlariʔ bejt jesimotʔ Old-Testament-Numbers-032-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onun arkasından dönerseniz, yine onları çölde bırakacaktır; siz de bu insanların hepsini yok edeceksiniz.”|t͡ʃunku onun arkasindan donersenizʔ jine onlari t͡ʃolde birakat͡ʃaktir; siz de bu insanlarin hepsini jok edet͡ʃeksiniz.” Old-Testament-Ezekiel-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi Yahve şöyle diyor: 'Kız kardeşinin derin ve geniş kâsesinden içeceksin. Sana gülecekler ve seninle eğlenecekler. O kâse çok şey alır.|“efendi jahve sojle dijor ʔkiz kardesinin derin ve ɡenis kasesinden it͡ʃet͡ʃeksin. sana ɡulet͡ʃekler ve seninle eɡlenet͡ʃekler. o kase t͡ʃok sej alir. New-Testament-2-Corinthians-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Birlikte çalışanlar olarak, Tanrı’nın lütfunu boş yere kabul etmemenizi rica ediyoruz.|birlikte t͡ʃalisanlar olarakʔ tanri’nin lutfunu bos jere kabul etmemenizi rit͡ʃa edijoruz. Old-Testament-1-Chronicles-006-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Aronoğulları'na sığınma kentlerini verdiler: Hevron, otlaklarıyla Livna, Yattir, Eştemoa, otlaklarıyla,|aronoɡullariʔna siɡinma kentlerini verdiler hevronʔ otlaklarijla livnaʔ jattirʔ estemoaʔ otlaklarijlaʔ Old-Testament-Psalms-089-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Unutma, ey Efendi, hizmetkârının aşağılanmasını, bütün güçlü halkların alaylarını nasıl bağrımda taşıdığımı,|unutmaʔ ej efendiʔ hizmetkarinin asaɡilanmasiniʔ butun ɡut͡ʃlu halklarin alajlarini nasil baɡrimda tasidiɡimiʔ New-Testament-2-Thessalonians-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha aranızdayken size şunu buyurmuştuk: “Çalışmak istemeyen yemek de yemesin.”|daha aranizdajken size sunu bujurmustuk “t͡ʃalismak istemejen jemek de jemesin.” Old-Testament-Zechariah-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürüyü bırakan değersiz çobanın vay haline! Kılıç kolunu ve sağ gözünü vuracak. Kolu tamamen kuruyacak ve sağ gözü tamamen kör olacak!”|suruju birakan deɡersiz t͡ʃobanin vaj haline! kilit͡ʃ kolunu ve saɡ ɡozunu vurat͡ʃak. kolu tamamen kurujat͡ʃak ve saɡ ɡozu tamamen kor olat͡ʃak!” New-Testament-Ephesians-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların anlayışları karardı. Bilgisizlikleri ve katı yürekleri nedeniyle Tanrı’nın yaşamına yabancılaştılar.|onlarin anlajislari karardi. bilɡisizlikleri ve kati jurekleri nedenijle tanri’nin jasamina jabant͡ʃilastilar. New-Testament-Acts-015-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan birkaç gün sonra Pavlus Barnabas’a, “Efendi’nin sözünü duyurduğumuz her kente dönüp kardeşleri ziyaret edelim, nasıl olduklarını görelim” dedi.|bundan birkat͡ʃ ɡun sonra pavlus barnabas’aʔ “efendi’nin sozunu dujurduɡumuz her kente donup kardesleri zijaret edelimʔ nasil olduklarini ɡorelim” dedi. New-Testament-1-Corinthians-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevginin ardından koşun ve ruhsal armağanları, özellikle peygamberlik etmeyi gayretle isteyin.|sevɡinin ardindan kosun ve ruhsal armaɡanlariʔ ozellikle pejɡamberlik etmeji ɡajretle istejin. Old-Testament-Proverbs-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlıkların ve ölçülerin farklı olması, ikisi de Yahve için iğrençtir.|aɡirliklarin ve olt͡ʃulerin farkli olmasiʔ ikisi de jahve it͡ʃin iɡrent͡ʃtir. Old-Testament-1-Chronicles-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle dedi, 'Oğlun Solomon evimi ve avlularımı yapacak; çünkü onu oğlum olarak seçtim ben de onun babası olacağım.|bana sojle dediʔ ʔoɡlun solomon evimi ve avlularimi japat͡ʃak; t͡ʃunku onu oɡlum olarak set͡ʃtim ben de onun babasi olat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Kings-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendin Ahav'ın evini vuracaksın ki, hizmetkârlarım peygamberlerin kanının ve Yahve'nin bütün hizmetkârlarının kanının öcünü İzebel'den alayım.|efendin ahavʔin evini vurat͡ʃaksin kiʔ hizmetkarlarim pejɡamberlerin kaninin ve jahveʔnin butun hizmetkarlarinin kaninin ot͡ʃunu izebelʔden alajim. Old-Testament-1-Samuel-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, kendisinden kral isteyen halka, Yahve'nin bütün sözlerini anlattı.|samuelʔ kendisinden kral istejen halkaʔ jahveʔnin butun sozlerini anlatti. Old-Testament-Ezekiel-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Emekle kendini yordu, ancak kalın pası, pası ateşle çıkmıyor.\"\"\"\"'\"|\"emekle kendini jorduʔ ant͡ʃak kalin pasiʔ pasi atesle t͡ʃikmijor.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-2-Corinthians-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Tanrı bizim aracılığımızla rica ediyormuş gibi Mesih adına elçilik ediyoruz, Mesih adına yalvarıyoruz: Tanrı’yla barışın.|bu nedenleʔ tanri bizim arat͡ʃiliɡimizla rit͡ʃa edijormus ɡibi mesih adina elt͡ʃilik edijoruzʔ mesih adina jalvarijoruz tanri’jla barisin. Old-Testament-Ezekiel-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Arvad adamları ve ordun senin surlarının üzerinde her taraftaydı, cesur adamlar senin kulelerindeydi. Kalkanlarını her taraftaki surlarına astılar. Senin güzelliğini kusursuzlaştırdılar.\"\"\"\"'\"|\"arvad adamlari ve ordun senin surlarinin uzerinde her taraftajdiʔ t͡ʃesur adamlar senin kulelerindejdi. kalkanlarini her taraftaki surlarina astilar. senin ɡuzelliɡini kusursuzlastirdilar.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Chronicles-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hur oğlu Uri oğlu Betsalel'in yaptığı tunç sunak da Yahve'nin çadırının önündeydi; Solomon ve topluluk orada öğüt ararlardı.|hur oɡlu uri oɡlu betsalelʔin japtiɡi tunt͡ʃ sunak da jahveʔnin t͡ʃadirinin onundejdi; solomon ve topluluk orada oɡut ararlardi. Old-Testament-Exodus-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar'ın gözünde bu halka lütuf vereceğim. Öyle ki, gittiğiniz zaman eli boş gitmeyeceksiniz.|misirlilarʔin ɡozunde bu halka lutuf veret͡ʃeɡim. ojle kiʔ ɡittiɡiniz zaman eli bos ɡitmejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Psalms-143-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, kurtar beni düşmanlarımdan. Beni saklaman için sana kaçıyorum.|ej jahveʔ kurtar beni dusmanlarimdan. beni saklaman it͡ʃin sana kat͡ʃijorum. Old-Testament-Numbers-007-034|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu olarak bir teke;|ɡunah sunusu olarak bir teke; New-Testament-Matthew-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Duada inanarak her ne dilerseniz, alacaksınız.”|duada inanarak her ne dilersenizʔ alat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Job-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğullarına saygınlık gelir ve o bunu bilmez. Alçalırlar, ama onların durumunu anlamaz.|oɡullarina sajɡinlik ɡelir ve o bunu bilmez. alt͡ʃalirlarʔ ama onlarin durumunu anlamaz. Old-Testament-Ezekiel-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece altın ve gümüşle süslendin. Giysilerin ince keten, ipek ve işleme işiydi. İnce un, bal ve yağ yedin. Çok çok güzeldin ve krallara layık konuma geldin.|bojlet͡ʃe altin ve ɡumusle suslendin. ɡijsilerin int͡ʃe ketenʔ ipek ve isleme isijdi. int͡ʃe unʔ bal ve jaɡ jedin. t͡ʃok t͡ʃok ɡuzeldin ve krallara lajik konuma ɡeldin. Old-Testament-Genesis-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi sürüye git ve oradan bana iki iyi oğlak getir. Onlarla babanın sevdiği lezzetli bir yemek yapacağım.|simdi suruje ɡit ve oradan bana iki iji oɡlak ɡetir. onlarla babanin sevdiɡi lezzetli bir jemek japat͡ʃaɡim. New-Testament-2-Corinthians-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ölüm bizde, yaşam ise sizde işliyor.|bojlet͡ʃe olum bizdeʔ jasam ise sizde islijor. New-Testament-1-Thessalonians-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra biz yaşamakta olanlar, bırakılmış olanlar, Efendi’yi havada karşılamak üzere onlarla birlikte alınıp bulutlarla götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Efendi’yle birlikte olacağız.|sonra biz jasamakta olanlarʔ birakilmis olanlarʔ efendi’ji havada karsilamak uzere onlarla birlikte alinip bulutlarla ɡoturulet͡ʃeɡiz. bojlet͡ʃe sonsuza dek efendi’jle birlikte olat͡ʃaɡiz. Old-Testament-Deuteronomy-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzına koyacağım ve kendisine buyuracağım her şeyi onlara söyleyecek.|onlara kardesleri arasindan senin ɡibi bir pejɡamber t͡ʃikarat͡ʃaɡim. sozlerimi onun aɡzina kojat͡ʃaɡim ve kendisine bujurat͡ʃaɡim her seji onlara sojlejet͡ʃek. New-Testament-John-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları bana veren Babam her şeyden büyüktür. Onları Babam’ın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmez.|onlari bana veren babam her sejden bujuktur. onlari babam’in elinden kapmaja kimsenin ɡut͡ʃu jetmez. Old-Testament-Isaiah-052-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinmeye başlayın! Birlikte ezgi söyleyin, ey Yeruşalem'in yıkık yerleri; çünkü Yahve halkını avuttu. Yeruşalem'i fidyeyle kurtardı.|sevinmeje baslajin! birlikte ezɡi sojlejinʔ ej jerusalemʔin jikik jerleri; t͡ʃunku jahve halkini avuttu. jerusalemʔi fidjejle kurtardi. Old-Testament-Genesis-027-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav, babasının onu kutsadığı bereket yüzünden Yakov'dan nefret ediyordu. Esav yüreğinde şöyle dedi: “Babamın yas günleri yakındır. O zaman kardeşim Yakov’u öldürürüm.”|esavʔ babasinin onu kutsadiɡi bereket juzunden jakovʔdan nefret edijordu. esav jureɡinde sojle dedi “babamin jas ɡunleri jakindir. o zaman kardesim jakov’u oldururum.” Old-Testament-Exodus-029-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Boğanın kanını alıp parmağınla sunağın boynuzlarına süreceksin; bütün kanı sunağın dibine dökeceksin.|boɡanin kanini alip parmaɡinla sunaɡin bojnuzlarina suret͡ʃeksin; butun kani sunaɡin dibine doket͡ʃeksin. Old-Testament-Ezekiel-016-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘‘Gençliğinin günlerini hatırlamadığın için, ve bütün bu şeylerde bana karşı öfkelendiğin için, işte, ben de yolunu senin başına getireceğim.” diyor Efendi Yahve: “Ve bütün iğrençliklerinle birlikte bu ahlaksızlığı yapmayacaksın.\"\"\"\"'\"|\"“‘‘ɡent͡ʃliɡinin ɡunlerini hatirlamadiɡin it͡ʃinʔ ve butun bu sejlerde bana karsi ofkelendiɡin it͡ʃinʔ isteʔ ben de jolunu senin basina ɡetiret͡ʃeɡim.” dijor efendi jahve “ve butun iɡrent͡ʃliklerinle birlikte bu ahlaksizliɡi japmajat͡ʃaksin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Ezekiel-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kız kardeşi Oholiva bunu gördü, ancak şehvetinde ondan daha yozlaşmıştı ve fahişeliğinde kız kardeşinin fahişeliğinden daha da yozlaşmıştı.|“kiz kardesi oholiva bunu ɡorduʔ ant͡ʃak sehvetinde ondan daha jozlasmisti ve fahiseliɡinde kiz kardesinin fahiseliɡinden daha da jozlasmisti. New-Testament-Luke-007-034|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanoğlu geldiğinde yiyip içti. ‘İşte, obur ve ayyaş adam, vergi görevlileriyle günahkârların dostu!’|insanoɡlu ɡeldiɡinde jijip it͡ʃti. ‘isteʔ obur ve ajjas adamʔ verɡi ɡorevlilerijle ɡunahkarlarin dostu!’ Old-Testament-Daniel-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmak suları üzerinde bulunan keten giyinmiş adama, “Bu harikaların sonuna ne kadar zaman var?” diye sordu.|irmak sulari uzerinde bulunan keten ɡijinmis adamaʔ “bu harikalarin sonuna ne kadar zaman var?” dije sordu. New-Testament-Revelation-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Benimle konuşanın elinde kenti, kapılarını ve surlarını ölçmek için altın bir ölçü kamışı vardı.|benimle konusanin elinde kentiʔ kapilarini ve surlarini olt͡ʃmek it͡ʃin altin bir olt͡ʃu kamisi vardi. Old-Testament-Leviticus-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir kadının akıntısı varsa ve akıntısı kansa, yedi gün kirli olacaktır. Ona dokunan kişi akşama kadar kirli olacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔbir kadinin akintisi varsa ve akintisi kansaʔ jedi ɡun kirli olat͡ʃaktir. ona dokunan kisi aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Leviticus-008-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'la oğulları Yahve'nin Moşe aracılığıyla buyurduğu her şeyi yaptılar.|aronʔla oɡullari jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla bujurduɡu her seji japtilar. Old-Testament-Jeremiah-033-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, o kente sağlık ve şifa getireceğim, onları iyileştireceğim; ve onlara bol miktarda esenlik ve gerçek göstereceğim.|isteʔ o kente saɡlik ve sifa ɡetiret͡ʃeɡimʔ onlari ijilestiret͡ʃeɡim; ve onlara bol miktarda esenlik ve ɡert͡ʃek ɡosteret͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökteki kuşları, denizdeki balıkları, denizlerin yollarından geçen her şeyi.|ɡokteki kuslariʔ denizdeki baliklariʔ denizlerin jollarindan ɡet͡ʃen her seji. Old-Testament-Zephaniah-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanı ve hayvanı silip süpüreceğim. Gökyüzünün kuşları, denizin balıkları ve kötülerle birlikte moloz yığınlarını silip süpüreceğim. İnsanı yeryüzünden kesip atacağım, diyor Yahve.|insani ve hajvani silip supuret͡ʃeɡim. ɡokjuzunun kuslariʔ denizin baliklari ve kotulerle birlikte moloz jiɡinlarini silip supuret͡ʃeɡim. insani jerjuzunden kesip atat͡ʃaɡimʔ dijor jahve. Old-Testament-Judges-020-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyaminiler'in etrafını sardılar, kovaladılar ve gün doğumuna doğru Giva yakınlarına kadar dinlenme yerlerinde onları çiğnediler.|benjaminilerʔin etrafini sardilarʔ kovaladilar ve ɡun doɡumuna doɡru ɡiva jakinlarina kadar dinlenme jerlerinde onlari t͡ʃiɡnediler. Old-Testament-Psalms-095-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerin derinlikleri O’nun elindedir. Dağların tepeleri de O’nundur.|jerin derinlikleri o’nun elindedir. daɡlarin tepeleri de o’nundur. New-Testament-Romans-008-039|und|SPEAKER_00_Turkish|ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Efendimiz Mesih Yeşua’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya gücü yetecektir.|ne jukseklikʔ ne derinlikʔ ne de jaratilmis baska bir sej bizi efendimiz mesih jesua’da olan tanri sevɡisinden ajirmaja ɡut͡ʃu jetet͡ʃektir. Old-Testament-Job-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama bilgelik nerede bulunur? Anlayışın yeri nerededir?\"|\"\"\"ama bilɡelik nerede bulunur? anlajisin jeri nerededir?\" Old-Testament-2-Samuel-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir Keruv'a binip uçtu. Evet, rüzgârın kanatları üzerinde göründü.|bir keruvʔa binip ut͡ʃtu. evetʔ ruzɡarin kanatlari uzerinde ɡorundu. Old-Testament-Ezekiel-033-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sürgünlüğümüzün on ikinci yılında, onuncu ayın beşinci günü, Yeruşalem'den kaçıp kurtulan biri yanıma gelip, \"\"Kent yenildi!\"\" dedi.\"|\"surɡunluɡumuzun on ikint͡ʃi jilindaʔ onunt͡ʃu ajin besint͡ʃi ɡunuʔ jerusalemʔden kat͡ʃip kurtulan biri janima ɡelipʔ \"\"kent jenildi!\"\" dedi.\" Old-Testament-Jonah-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman adamlar Yahve'den çok korktular; ve Yahve'ye kurban kestiler ve adaklar adadılar.|o zaman adamlar jahveʔden t͡ʃok korktular; ve jahveʔje kurban kestiler ve adaklar adadilar. Old-Testament-Genesis-040-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç güne kadar Firavun senin başını yükseltecek ve eski görevini iade edecek. Firavun'un kadehini, eskiden kadeh taşıyıcısı olduğun zamanki gibi yine onun eline vereceksin.|ut͡ʃ ɡune kadar firavun senin basini jukseltet͡ʃek ve eski ɡorevini iade edet͡ʃek. firavunʔun kadehiniʔ eskiden kadeh tasijit͡ʃisi olduɡun zamanki ɡibi jine onun eline veret͡ʃeksin. Old-Testament-Job-038-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Elbette biliyorsun, çünkü o zaman doğmuştun, ve senin günlerinin sayısı çoktur!|elbette bilijorsunʔ t͡ʃunku o zaman doɡmustunʔ ve senin ɡunlerinin sajisi t͡ʃoktur! Old-Testament-Jeremiah-049-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Sidkiya'nın krallığının başlangıcında, Peygamber Yeremya'ya Elam hakkında Yahve'nin şu sözü geldi:|jahuda krali sidkijaʔnin kralliɡinin baslanɡit͡ʃindaʔ pejɡamber jeremjaʔja elam hakkinda jahveʔnin su sozu ɡeldi New-Testament-Luke-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Birincisi, ‘Efendimiz, senin bir minan on mina daha kazandı’ diyerek önüne geldi.”|birint͡ʃisiʔ ‘efendimizʔ senin bir minan on mina daha kazandi’ dijerek onune ɡeldi.” New-Testament-Acts-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu adam Yasa’ya aykırı biçimde Tanrı’ya tapmaları için insanları kandırıyor” dediler.|“bu adam jasa’ja ajkiri bit͡ʃimde tanri’ja tapmalari it͡ʃin insanlari kandirijor” dediler. Old-Testament-Esther-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral şarap ziyafetinde Ester'e, \"\"Dileğin nedir? Sana verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısına kadar yerine getirilecektir.\"\" dedi.\"|\"kral sarap zijafetinde esterʔeʔ \"\"dileɡin nedir? sana verilet͡ʃek. dileɡin nedir? kralliɡin jarisina kadar jerine ɡetirilet͡ʃektir.\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Kings-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kralı vurdu, öyle ki, öldüğü güne kadar cüzzamlı kaldı ve ayrı bir evde yaşadı. Kralın oğlu Yotam, ev halkının başındaydı ve ülke halkına hükmediyordu.|jahve krali vurduʔ ojle kiʔ olduɡu ɡune kadar t͡ʃuzzamli kaldi ve ajri bir evde jasadi. kralin oɡlu jotamʔ ev halkinin basindajdi ve ulke halkina hukmedijordu. New-Testament-Acts-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızın efendileri, kazanç umutlarının yok olduğunu görünce, Pavlus’la Silas’ı yakalayıp çarşıya, yetkililerin önüne sürüklediler.|kizin efendileriʔ kazant͡ʃ umutlarinin jok olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ pavlus’la silas’i jakalajip t͡ʃarsijaʔ jetkililerin onune suruklediler. Old-Testament-Leviticus-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir erkekle kadınla yatar gibi yatmayacaksın. Bu iğrenç bir şeydir.'\"\"\"|\"\"\"ʔbir erkekle kadinla jatar ɡibi jatmajat͡ʃaksin. bu iɡrent͡ʃ bir sejdir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-141-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru bana vursun, iyiliktir bu, azarlasın beni, başa sürülen yağ gibidir, başım onu reddetmesin, ama benim duam hep kötü işlere karşıdır.|doɡru bana vursunʔ ijiliktir buʔ azarlasin beniʔ basa surulen jaɡ ɡibidirʔ basim onu reddetmesinʔ ama benim duam hep kotu islere karsidir. Old-Testament-Hosea-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi fırın gibi sıcaktır, ve hâkimlerini yutarlar. Bütün kralları düştü. İçlerinden bana seslenen yok.|hepsi firin ɡibi sit͡ʃaktirʔ ve hakimlerini jutarlar. butun krallari dustu. it͡ʃlerinden bana seslenen jok. New-Testament-Ephesians-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsalların en değersiziydim. Mesih’in akıl ermez zenginliğini uluslara müjdeleme,|kutsallarin en deɡersizijdim. mesih’in akil ermez zenɡinliɡini uluslara muʒdelemeʔ Old-Testament-Judges-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman ona, \"\"Şimdi 'Şibbolet' de\"\" derlerdi, o da \"\"Sibbolet\"\" derdi; çünkü onu doğru söyleyemezdi, sonra onu Yarden'in geçitlerinde yakalayıp öldürürlerdi. O sırada kırk iki bin Efraimli düştü.\"|\"o zaman onaʔ \"\"simdi ʔsibboletʔ de\"\" derlerdiʔ o da \"\"sibbolet\"\" derdi; t͡ʃunku onu doɡru sojlejemezdiʔ sonra onu jardenʔin ɡet͡ʃitlerinde jakalajip oldururlerdi. o sirada kirk iki bin efraimli dustu.\" Old-Testament-Deuteronomy-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrınız Yahve'yi oradan arayacaksınız ve O'nu bütün yüreğinizle, bütün canınızla aradığınızda O'nu bulacaksınız.|ama tanriniz jahveʔji oradan arajat͡ʃaksiniz ve oʔnu butun jureɡinizleʔ butun t͡ʃaninizla aradiɡinizda oʔnu bulat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Isaiah-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Tanrın Yahve'den bir belirti iste; ya derinlerde olsun, ya da yukarıdaki yükseklerde olsun.\"\"\"|\"“tanrin jahveʔden bir belirti iste; ja derinlerde olsunʔ ja da jukaridaki jukseklerde olsun.\"\"\" Old-Testament-Numbers-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balam Balak'a, \"\"Yakmalık sunularının yanında dur, ben de gideceğim\"\" dedi. \"\"Belki Yahve benimle buluşmaya gelecektir. Bana ne gösterirse onu sana söyleyeceğim.” Çıplak bir tepeye gitti.\"|\"balam balakʔaʔ \"\"jakmalik sunularinin janinda durʔ ben de ɡidet͡ʃeɡim\"\" dedi. \"\"belki jahve benimle bulusmaja ɡelet͡ʃektir. bana ne ɡosterirse onu sana sojlejet͡ʃeɡim.” t͡ʃiplak bir tepeje ɡitti.\" Old-Testament-Numbers-033-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar, Yahve'nin aralarında vurduğu ilk doğanların hepsini gömüyordu. Yahve aynı zamanda onların ilâhlarını da yargılamıştı.|misirlilarʔ jahveʔnin aralarinda vurduɡu ilk doɡanlarin hepsini ɡomujordu. jahve ajni zamanda onlarin ilahlarini da jarɡilamisti. Old-Testament-1-Chronicles-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Noga, Nefeg, Yafia,|noɡaʔ nefeɡʔ jafiaʔ Old-Testament-Psalms-115-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüler, sessizliğin içine inenler, Yah'ı övmezler.|olulerʔ sessizliɡin it͡ʃine inenlerʔ jahʔi ovmezler. Old-Testament-Deuteronomy-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir adam bir kadın alır ve onun yanına girerse, ondan nefret ederse,|eɡer bir adam bir kadin alir ve onun janina ɡirerseʔ ondan nefret ederseʔ Old-Testament-Ecclesiastes-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız ellerini kavuşturup kendini mahveder.|akilsiz ellerini kavusturup kendini mahveder. Old-Testament-Job-031-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıda yardımcım olduğunu gördüğüm için, babasıza karşı elimi kaldırdıysam,|kapida jardimt͡ʃim olduɡunu ɡorduɡum it͡ʃinʔ babasiza karsi elimi kaldirdijsamʔ Old-Testament-Proverbs-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun meyvesi yaşam ağacıdır. Bilge kişi canlar kazanır.|doɡrunun mejvesi jasam aɡat͡ʃidir. bilɡe kisi t͡ʃanlar kazanir. New-Testament-Mark-014-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhin giysilerini yırtıp, “Artık daha fazla tanıklara ne ihtiyacımız var?|baskahin ɡijsilerini jirtipʔ “artik daha fazla taniklara ne ihtijat͡ʃimiz var? Old-Testament-Job-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün karanlık olsun. Yukarıdan Tanrı onu aramasın, onun üzerine ışık parlamasın.|o ɡun karanlik olsun. jukaridan tanri onu aramasinʔ onun uzerine isik parlamasin. Old-Testament-Judges-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle ben sana karşı günah işlemedim, ama sen bana karşı savaşarak bana haksızlık ediyorsun. Bugün Yargıç olan Yahve İsrael'in çocukları ile Ammon'un çocukları arasında hükmetsin.”|bu nedenle ben sana karsi ɡunah islemedimʔ ama sen bana karsi savasarak bana haksizlik edijorsun. buɡun jarɡit͡ʃ olan jahve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ile ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari arasinda hukmetsin.” Old-Testament-Jeremiah-038-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeremya, “Seni vermeyecekler” dedi, “Rica ederim, Yahve'nin sözüne, sana söylediğim söze itaat et; böylece sana iyilik olur ve canın yaşar.|ama jeremjaʔ “seni vermejet͡ʃekler” dediʔ “rit͡ʃa ederimʔ jahveʔnin sozuneʔ sana sojlediɡim soze itaat et; bojlet͡ʃe sana ijilik olur ve t͡ʃanin jasar. Old-Testament-Proverbs-017-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız oğul babasına dert, onu taşıyan kadına acılık getirir.|akilsiz oɡul babasina dertʔ onu tasijan kadina at͡ʃilik ɡetirir. New-Testament-Acts-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Özellikle senin Yahudiler’in bütün törelerini ve sorunlarını iyi bilen birisi olmana seviniyorum. Bunun için beni sabırla dinlemeni rica ediyorum.’’|ozellikle senin jahudiler’in butun torelerini ve sorunlarini iji bilen birisi olmana sevinijorum. bunun it͡ʃin beni sabirla dinlemeni rit͡ʃa edijorum.’’ Old-Testament-1-Chronicles-006-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un oğulları şunlardır: Onun oğlu Eleazar, onun oğlu Pinehas, onun oğlu Avişua,|aronʔun oɡullari sunlardir onun oɡlu eleazarʔ onun oɡlu pinehasʔ onun oɡlu avisuaʔ New-Testament-Revelation-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahttan şimşekler çakıyor, sesler ve gök gürlemeleri çıkıyordu. Tahtının önünde alev alev yanan yedi meşale vardı. Bunlar Tanrı’nın yedi Ruhu’dur.|tahttan simsekler t͡ʃakijorʔ sesler ve ɡok ɡurlemeleri t͡ʃikijordu. tahtinin onunde alev alev janan jedi mesale vardi. bunlar tanri’nin jedi ruhu’dur. Old-Testament-2-Chronicles-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Uzziya’nın, kralın komutanlarından biri olan Hananya’nın eli altında, yazıcı Yeiel ve görevli Maaseya’nın eliyle yapılan yoklamalarına göre, bölük bölük savaşa çıkan savaşçılardan bir ordusu vardı.|dahasi uzzija’ninʔ kralin komutanlarindan biri olan hananja’nin eli altindaʔ jazit͡ʃi jeiel ve ɡorevli maaseja’nin elijle japilan joklamalarina ɡoreʔ boluk boluk savasa t͡ʃikan savast͡ʃilardan bir ordusu vardi. Old-Testament-2-Chronicles-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Yeruşalem'de bütün İsrael üzerinde kırk yıl hüküm sürdü.|solomonʔ jerusalemʔde butun israel uzerinde kirk jil hukum surdu. Old-Testament-Genesis-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Rahel'e öfkelendi ve şöyle dedi: “Ben rahmin meyvesini senden esirgeyen Tanrı'nın yerinde miyim?”|jakov rahelʔe ofkelendi ve sojle dedi “ben rahmin mejvesini senden esirɡejen tanriʔnin jerinde mijim?” New-Testament-Acts-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, sanığın suçlayanlarla yüz yüze getirilmeden, kendisine yöneltilen suçlamalarla ilgili savunma yapma fırsatı verilmeden, ölüme terk edilmesinin, Roma geleneğine aykırı olduğunu söyledim.|onlaraʔ saniɡin sut͡ʃlajanlarla juz juze ɡetirilmedenʔ kendisine joneltilen sut͡ʃlamalarla ilɡili savunma japma firsati verilmedenʔ olume terk edilmesininʔ roma ɡeleneɡine ajkiri olduɡunu sojledim. Old-Testament-Exodus-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi, \"\"Sabah erkenden kalk ve Firavun'un huzuruna çık. İşte, o, suya çıkıyor ve ona de ki, 'Yahve şöyle diyor, Halkımın gitmesine izin ver ki, bana hizmet etsinler.\"|\"jahve moseʔje sojle dediʔ \"\"sabah erkenden kalk ve firavunʔun huzuruna t͡ʃik. isteʔ oʔ suja t͡ʃikijor ve ona de kiʔ ʔjahve sojle dijorʔ halkimin ɡitmesine izin ver kiʔ bana hizmet etsinler.\" Old-Testament-Psalms-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye korkuyla hizmet edin, titreyerek sevinin.|jahve’je korkujla hizmet edinʔ titrejerek sevinin. Old-Testament-Leviticus-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenin derisindeki parlak leke beyazsa, görünümü deriden derin değilse ve kılı ağarmamışsa, kâhin hastayı yedi gün boyunca kapayacaktır.|bedenin derisindeki parlak leke bejazsaʔ ɡorunumu deriden derin deɡilse ve kili aɡarmamissaʔ kahin hastaji jedi ɡun bojunt͡ʃa kapajat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron bütün İsrael'in çocuklarının topluluğuyla konuşurken çöle doğru baktılar ve işte, Yahve'nin görkemi bulutta göründü.|aron butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin topluluɡujla konusurken t͡ʃole doɡru baktilar ve isteʔ jahveʔnin ɡorkemi bulutta ɡorundu. Old-Testament-Isaiah-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük sularda, Nil'in hasatı olan Şihor'un tohumu onun geliriydi. O, ulusların pazarıydı.|bujuk sulardaʔ nilʔin hasati olan sihorʔun tohumu onun ɡelirijdi. oʔ uluslarin pazarijdi. Old-Testament-Judges-009-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek kuleye gelip ona karşı savaştı ve onu ateşe vermek için kulenin kapısına yaklaştı.|avimelek kuleje ɡelip ona karsi savasti ve onu atese vermek it͡ʃin kulenin kapisina jaklasti. Old-Testament-Leviticus-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|boğanın ve koçun yağı, kuyruk yağı, iç kısımları, böbrekleri ve karaciğerin zarını;|boɡanin ve kot͡ʃun jaɡiʔ kujruk jaɡiʔ it͡ʃ kisimlariʔ bobrekleri ve karat͡ʃiɡerin zarini; Old-Testament-Deuteronomy-029-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu antlaşmayı ve bu andı yalnızca seninle değil,|bu antlasmaji ve bu andi jalnizt͡ʃa seninle deɡilʔ Old-Testament-Exodus-039-029|und|SPEAKER_00_Turkish|özenle dokunmuş ince ketenden mavi, mor, ve kırmızı nakışçı işi kuşaklar, Yahve'nin Moşe'ye buyurmuş olduğu gibi yaptılar.|ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden maviʔ morʔ ve kirmizi nakist͡ʃi isi kusaklarʔ jahveʔnin moseʔje bujurmus olduɡu ɡibi japtilar. Old-Testament-Jeremiah-051-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil'i deniz bastı. Dalgalarının çokluğuyla örtüldü.|babilʔi deniz basti. dalɡalarinin t͡ʃokluɡujla ortuldu. Old-Testament-2-Kings-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizkiya, \"\"Gölgenin on adım ileri gitmesi kolay bir şeydir. Hayır, gölge on adım geriye doğru dönsün.\"\" diye yanıtladı.\"|\"hizkijaʔ \"\"ɡolɡenin on adim ileri ɡitmesi kolaj bir sejdir. hajirʔ ɡolɡe on adim ɡerije doɡru donsun.\"\" dije janitladi.\" New-Testament-Mark-001-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde’yi havralarında duyurarak, iblisleri kovarak bütün Galile bölgesini dolaştı.|muʒde’ji havralarinda dujurarakʔ iblisleri kovarak butun ɡalile bolɡesini dolasti. Old-Testament-Job-040-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gözetlerken biri onu tutar mı, ya da tuzakla burnunu deler mi?\"\"\"|\"o ɡozetlerken biri onu tutar miʔ ja da tuzakla burnunu deler mi?\"\"\" Old-Testament-Isaiah-048-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunu duydun. Şimdi bütün bunlara bak. Peki sen bunu bildirmeyecek misin?\"\" “Şimdiden sana yeni şeyler gösterdim, hatta bilmediğin gizli şeyleri bile.\"|\"bunu dujdun. simdi butun bunlara bak. peki sen bunu bildirmejet͡ʃek misin?\"\" “simdiden sana jeni sejler ɡosterdimʔ hatta bilmediɡin ɡizli sejleri bile.\" Old-Testament-Psalms-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana haykırdığımda, ellerimi En Kutsal Yerine doğru kaldırdığımda, dileklerimin sesini duy.|sana hajkirdiɡimdaʔ ellerimi en kutsal jerine doɡru kaldirdiɡimdaʔ dileklerimin sesini duj. New-Testament-Revelation-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ejderha kendisinin yere atıldığını görünce, erkek çocuk doğuran kadına zulmetti.|eʒderha kendisinin jere atildiɡini ɡorunt͡ʃeʔ erkek t͡ʃot͡ʃuk doɡuran kadina zulmetti. Old-Testament-Psalms-149-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, yazılı hükmü onlara karşı yerine getirsinler. O'nun bütün kutsalları bu onuru taşır. Yah’ı övün!|ta kiʔ jazili hukmu onlara karsi jerine ɡetirsinler. oʔnun butun kutsallari bu onuru tasir. jah’i ovun! Old-Testament-Proverbs-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle yol vardır ki, insana doğru görünür, ama sonu ölüme götürür.|ojle jol vardir kiʔ insana doɡru ɡorunurʔ ama sonu olume ɡoturur. Old-Testament-Jeremiah-043-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya, Tanrıları Yahve'nin onlara bildirmek için Tanrıları Yahve'nin kendisini göndermiş olduğu bu sözlerin hepsini bütün halka söylemeyi bitirince,|jeremjaʔ tanrilari jahveʔnin onlara bildirmek it͡ʃin tanrilari jahveʔnin kendisini ɡondermis olduɡu bu sozlerin hepsini butun halka sojlemeji bitirint͡ʃeʔ Old-Testament-Nehemiah-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Haloheş, Pilha, Şobek,|halohesʔ pilhaʔ sobekʔ Old-Testament-Genesis-027-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav “Ona boşuna mı Yakov diyorlar? İki kezdir beni aldatıyor. İlk oğulluk hakkımı elimden aldı. Bak, şimdi de benim kutsamamı elimden aldı.” dedi. “Benim için bir kutsama alıkoymadın mı?” dedi.|esav “ona bosuna mi jakov dijorlar? iki kezdir beni aldatijor. ilk oɡulluk hakkimi elimden aldi. bakʔ simdi de benim kutsamami elimden aldi.” dedi. “benim it͡ʃin bir kutsama alikojmadin mi?” dedi. Old-Testament-Proverbs-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın karnı ağzının meyvesiyle, dudaklarının ürünüyle doyar.|insanin karni aɡzinin mejvesijleʔ dudaklarinin urunujle dojar. Old-Testament-Leviticus-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci ayın on dördüncü günü akşam Yahve'nin Pesah'ıdır.|birint͡ʃi ajin on dordunt͡ʃu ɡunu aksam jahveʔnin pesahʔidir. Old-Testament-Deuteronomy-032-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi uzaktan göreceksin; ama oraya İsrael'in çocuklarına vermekte olduğum diyara girmeyeceksin.”|ulkeji uzaktan ɡoret͡ʃeksin; ama oraja israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina vermekte olduɡum dijara ɡirmejet͡ʃeksin.” Old-Testament-Proverbs-030-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer kendini yükselterek akılsızlık ettiysen, ya da kötülük düşündüysen, Elini ağzının üzerine koy.\"|\"\"\"eɡer kendini jukselterek akilsizlik ettijsenʔ ja da kotuluk dusundujsenʔ elini aɡzinin uzerine koj.\" Old-Testament-Genesis-044-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, efendimin ondan içtiği hem de fal baktığı kâse değil mi? Bunu yapmakla kötülük ettiniz.’”|buʔ efendimin ondan it͡ʃtiɡi hem de fal baktiɡi kase deɡil mi? bunu japmakla kotuluk ettiniz.’” Old-Testament-Numbers-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Enan oğlu Ahira, Naftali'nin çocukları oymağının ordusunun başındaydı.|enan oɡlu ahiraʔ naftaliʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin ordusunun basindajdi. Old-Testament-Daniel-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, ordunun Hükümdarı'na kadar kendini büyüttü; ve ondan sürekli yakmalık sunuyu çekip aldı ve kutsal yerinin yeri yıkıldı.|evetʔ ordunun hukumdariʔna kadar kendini bujuttu; ve ondan surekli jakmalik sunuju t͡ʃekip aldi ve kutsal jerinin jeri jikildi. Old-Testament-Genesis-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Rebeka oğlu Yakov'a şöyle dedi: “Babanın kardeşin Esav'a şöyle dediğini duydum:|rebeka oɡlu jakovʔa sojle dedi “babanin kardesin esavʔa sojle dediɡini dujdum New-Testament-1-Peter-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tersine yüreğin saklı kişiliğinde, sakin ve yumuşak bir ruhun solmayan güzelliği süsünüz olsun. Tanrı katında bunun değeri çoktur.|tersine jureɡin sakli kisiliɡindeʔ sakin ve jumusak bir ruhun solmajan ɡuzelliɡi susunuz olsun. tanri katinda bunun deɡeri t͡ʃoktur. Old-Testament-Deuteronomy-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, yaşamınızın bütün günlerinde sen, oğlun ve oğlunun oğlu sana buyurduğum bütün kuralları ve buyrukları tutarak, Tanrın Yahve'den korkasın ve günlerin uzun olsun.|ta kiʔ jasaminizin butun ɡunlerinde senʔ oɡlun ve oɡlunun oɡlu sana bujurduɡum butun kurallari ve bujruklari tutarakʔ tanrin jahveʔden korkasin ve ɡunlerin uzun olsun. New-Testament-Matthew-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü o dönemde büyük bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından şimdiye dek böylesi olmamıştır, bundan sonra da hiç olmayacaktır.|t͡ʃunku o donemde bujuk bir sikinti olat͡ʃak kiʔ dunjanin baslanɡit͡ʃindan simdije dek bojlesi olmamistirʔ bundan sonra da hit͡ʃ olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz Mısır'dan çıkarken Amalek'in yolda size ne yaptığını,|siz misirʔdan t͡ʃikarken amalekʔin jolda size ne japtiɡiniʔ Old-Testament-Jeremiah-044-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır ülkesinde, Migdol'da, Tahpanhes'te, Memfis'te ve Patros diyarında yaşayan bütün Yahudiler hakkında Yeremya'ya şu söz geldi,|misir ulkesindeʔ miɡdolʔdaʔ tahpanhesʔteʔ memfisʔte ve patros dijarinda jasajan butun jahudiler hakkinda jeremjaʔja su soz ɡeldiʔ New-Testament-Matthew-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşitecek kulağı olan işitsin.”|isitet͡ʃek kulaɡi olan isitsin.” New-Testament-John-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yeşua onlara, “Benim zamanım daha gelmedi, ama sizin için zaman hep uygundur” dedi.|bu nedenle jesua onlaraʔ “benim zamanim daha ɡelmediʔ ama sizin it͡ʃin zaman hep ujɡundur” dedi. Old-Testament-Numbers-035-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına buyur, miraslarından oturmaları için Levililer'e kentler versinler. Kentler için onların çevresinde Levililer'e otlaklar vereceksiniz.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bujurʔ miraslarindan oturmalari it͡ʃin levililerʔe kentler versinler. kentler it͡ʃin onlarin t͡ʃevresinde levililerʔe otlaklar veret͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-Joshua-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, ülkeye girdiğimizde bizi indirdiğin pencereye bu kırmızı ipi bağla. Babanı, anneni, kardeşlerini ve babanın bütün ev halkını yanına, eve topla.\"|\"\"\"isteʔ ulkeje ɡirdiɡimizde bizi indirdiɡin pent͡ʃereje bu kirmizi ipi baɡla. babaniʔ anneniʔ kardeslerini ve babanin butun ev halkini janinaʔ eve topla.\" New-Testament-Luke-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerini onun üzerine koydu. Kadın hemen doğruldu ve Tanrı’yı yüceltti.|ellerini onun uzerine kojdu. kadin hemen doɡruldu ve tanri’ji jut͡ʃeltti. New-Testament-Mark-004-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua teknenin arka tarafında bir yastık üzerinde uyuyordu. O’nu uyandırıp, “Öğretmenimiz, ölüyoruz umursamıyor musun?” diye sordular.|jesua teknenin arka tarafinda bir jastik uzerinde ujujordu. o’nu ujandiripʔ “oɡretmenimizʔ olujoruz umursamijor musun?” dije sordular. Old-Testament-Jeremiah-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, gökyüzündeki leylek belli kendi zamanlarını biliyor.'\"\"'\"\" Kumru, kırlangıç ve turna kendi geliş zamanlarını gözetiyor; ama halkım Yahve'nin yasasını bilmiyor.\"|\"evetʔ ɡokjuzundeki lejlek belli kendi zamanlarini bilijor.ʔ\"\"ʔ\"\" kumruʔ kirlanɡit͡ʃ ve turna kendi ɡelis zamanlarini ɡozetijor; ama halkim jahveʔnin jasasini bilmijor.\" New-Testament-Acts-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahuda ile Silas'ı gönderdik. Onlar da aynı şeyleri kendi ağızlarından size bildirecekler.|bu nedenle jahuda ile silasʔi ɡonderdik. onlar da ajni sejleri kendi aɡizlarindan size bildiret͡ʃekler. Old-Testament-Isaiah-037-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana karşı duyduğun hiddetten ve kibrin kulaklarıma ulaştığından, kancamı burnuna, dizginimi dudaklarına takacağım ve seni geldiğin yoldan geri döndüreceğim.'\"\"\"|\"bana karsi dujduɡun hiddetten ve kibrin kulaklarima ulastiɡindanʔ kant͡ʃami burnunaʔ dizɡinimi dudaklarina takat͡ʃaɡim ve seni ɡeldiɡin joldan ɡeri donduret͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman baktım, ve işte, ateş görünüşü gibi bir benzeyiş; görünüşü, belinden aşağısı ateş, belinden yukarısı parlak, sanki ışıldayan maden gibiydi.|o zaman baktimʔ ve isteʔ ates ɡorunusu ɡibi bir benzejis; ɡorunusuʔ belinden asaɡisi atesʔ belinden jukarisi parlakʔ sanki isildajan maden ɡibijdi. New-Testament-2-Thessalonians-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Size sıkıntı çektirenlere sıkıntı ile karşılık vermek adil Tanrı’ya özgü bir şeydir.|size sikinti t͡ʃektirenlere sikinti ile karsilik vermek adil tanri’ja ozɡu bir sejdir. New-Testament-Philippians-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kardeşim, emektaşım, silah arkadaşım, elçiniz ve ihtiyaç anında destekçim olan hizmetkârınız Epafroditus’u, size göndermeyi gerekli saydım.|ama kardesimʔ emektasimʔ silah arkadasimʔ elt͡ʃiniz ve ihtijat͡ʃ aninda destekt͡ʃim olan hizmetkariniz epafroditus’uʔ size ɡondermeji ɡerekli sajdim. Old-Testament-Numbers-004-048|und|SPEAKER_00_Turkish|onlardan sayılanlar sekiz bin beş yüz seksen kişiydi.|onlardan sajilanlar sekiz bin bes juz seksen kisijdi. Old-Testament-Ezekiel-031-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular onu besledi, derinlik onu büyüttü. Irmakları ekili alanının çevresinde akıyordu. Kanallarını kırın bütün ağaçlarına yaydı.|sular onu beslediʔ derinlik onu bujuttu. irmaklari ekili alaninin t͡ʃevresinde akijordu. kanallarini kirin butun aɡat͡ʃlarina jajdi. New-Testament-3-John-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Dimitrios hakkında herkes iyi tanıklık ediyor, gerçeğin kendisi de buna tanıklık ediyor. Biz de tanıklık ederiz ve tanıklığımızın doğru olduğunu bilirsin.|dimitrios hakkinda herkes iji taniklik edijorʔ ɡert͡ʃeɡin kendisi de buna taniklik edijor. biz de taniklik ederiz ve tanikliɡimizin doɡru olduɡunu bilirsin. Old-Testament-Genesis-047-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Firavun'u kutsadı ve Firavun'un huzurundan ayrıldı.|jakov firavunʔu kutsadi ve firavunʔun huzurundan ajrildi. Old-Testament-Psalms-090-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendi, bütün kuşaklar boyunca sen bizim meskenimiz oldun.|ej efendiʔ butun kusaklar bojunt͡ʃa sen bizim meskenimiz oldun. Old-Testament-Lamentations-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzun zamandır ölü olanlar gibi beni karanlık yerlerde oturttu.|uzun zamandir olu olanlar ɡibi beni karanlik jerlerde oturttu. New-Testament-Mark-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam yine onlara başka bir hizmetkâr gönderdi. Onu da taşladılar, başından yaraladılar, aşağılayıp gönderdiler.|adam jine onlara baska bir hizmetkar ɡonderdi. onu da tasladilarʔ basindan jaraladilarʔ asaɡilajip ɡonderdiler. New-Testament-Acts-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların hepsi, kadınlar, Yeşua’nın annesi Mariyam ve kardeşleri hep birlikte yüksek sesle sürekli dua ediyorlardı.|onlarin hepsiʔ kadinlarʔ jesua’nin annesi marijam ve kardesleri hep birlikte juksek sesle surekli dua edijorlardi. Old-Testament-2-Chronicles-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Halkın İsrael, sana karşı günah işledikleri için düşman önünde vurulursa ve tekrar dönüp adını itiraf ederlerse ve bu evde senin önünde dua edip yalvarırlarsa,|“halkin israelʔ sana karsi ɡunah isledikleri it͡ʃin dusman onunde vurulursa ve tekrar donup adini itiraf ederlerse ve bu evde senin onunde dua edip jalvarirlarsaʔ Old-Testament-Deuteronomy-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bana şöyle dedi: \"\"Kalk, buradan çabuk in; çünkü Mısır'dan çıkardığın halkın kendilerini bozdular. Onlara buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir suret yaptılar!”\"|\"jahve bana sojle dedi \"\"kalkʔ buradan t͡ʃabuk in; t͡ʃunku misirʔdan t͡ʃikardiɡin halkin kendilerini bozdular. onlara bujurduɡum joldan hemen saptilar. kendilerine dokme bir suret japtilar!”\" New-Testament-James-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, yüce Efendimiz Yeşua Mesih’in imanını kayırarak tutmayın.|kardeslerimʔ jut͡ʃe efendimiz jesua mesih’in imanini kajirarak tutmajin. Old-Testament-Ezekiel-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Benimle konuşunca, Ruh içime girdi ve beni ayaklarımın üzerinde durdurdu. Benimle konuşanı duydum.|benimle konusunt͡ʃaʔ ruh it͡ʃime ɡirdi ve beni ajaklarimin uzerinde durdurdu. benimle konusani dujdum. New-Testament-Matthew-014-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Teknedekiler gelip, “Sen gerçekten Tanrı’nın Oğlu’sun!” diyerek O’na tapındılar.|teknedekiler ɡelipʔ “sen ɡert͡ʃekten tanri’nin oɡlu’sun!” dijerek o’na tapindilar. Old-Testament-Haggai-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Hagay şöyle karşılık verdi: '\"\"Bu halk ve önümde bu ulus böyledir' diyor Yahve; 'Ve ellerinin her işi böyledir. Orada sundukları şey kirlidir.\"|\"o zaman haɡaj sojle karsilik verdi ʔ\"\"bu halk ve onumde bu ulus bojledirʔ dijor jahve; ʔve ellerinin her isi bojledir. orada sunduklari sej kirlidir.\" Old-Testament-Psalms-042-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayam olan Tanrı'ya diyeceğim: “Beni neden unuttun? Düşmanın zulmü yüzünden neden yas tutuyorum?”|kajam olan tanriʔja dijet͡ʃeɡim “beni neden unuttun? dusmanin zulmu juzunden neden jas tutujorum?” Old-Testament-Proverbs-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kusursuzca yürüyen emin yürür, ama yolları sapkın olan belli olur.|kusursuzt͡ʃa jurujen emin jururʔ ama jollari sapkin olan belli olur. Old-Testament-Micah-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama son zamanlarda halkım düşman olarak ayaklandı. Savaştan dönüp kaygısızca geçenlerin kaftanını ve giysilerini soyuyorsunuz.|ama son zamanlarda halkim dusman olarak ajaklandi. savastan donup kajɡisizt͡ʃa ɡet͡ʃenlerin kaftanini ve ɡijsilerini sojujorsunuz. Old-Testament-1-Kings-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon bütün İsrael üzerinde kraldı.|kral solomon butun israel uzerinde kraldi. Old-Testament-2-Kings-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının yapmış olduğu her şeye göre, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|atalarinin japmis olduɡu her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. Old-Testament-Joel-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Giysilerinizi değil, yüreğinizi yırtın ve Tanrınız Yahve'ye dönün; çünkü O lütufkârdır, merhametlidir, Öfkelenmekte yavaştır, sevgi dolu iyiliği boldur ve felaket göndermekten vazgeçer.|ɡijsilerinizi deɡilʔ jureɡinizi jirtin ve tanriniz jahveʔje donun; t͡ʃunku o lutufkardirʔ merhametlidirʔ ofkelenmekte javastirʔ sevɡi dolu ijiliɡi boldur ve felaket ɡondermekten vazɡet͡ʃer. Old-Testament-1-Kings-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eliya bütün halka yaklaştı ve, “Ne zamana dek iki taraf arasında sallanacaksınız? Eğer Yahve Tanrı ise, O'nu izleyin; eğer Baal ise, o zaman onu izleyin.\"\" Ama halk tek söz etmedi.\"|\"elija butun halka jaklasti veʔ “ne zamana dek iki taraf arasinda sallanat͡ʃaksiniz? eɡer jahve tanri iseʔ oʔnu izlejin; eɡer baal iseʔ o zaman onu izlejin.\"\" ama halk tek soz etmedi.\" New-Testament-Mark-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu duyunca onlara şöyle dedi: “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Ben doğruları değil, günahkârları tövbeye çağırmaya geldim.”|jesua bunu dujunt͡ʃa onlara sojle dedi “saɡlamlarin deɡilʔ hastalarin hekime ihtijat͡ʃi var. ben doɡrulari deɡilʔ ɡunahkarlari tovbeje t͡ʃaɡirmaja ɡeldim.” Old-Testament-Psalms-111-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisinden korkanlara yiyecek verir. O her zaman antlaşmasını hatırlar.|kendisinden korkanlara jijet͡ʃek verir. o her zaman antlasmasini hatirlar. Old-Testament-Ezekiel-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarhoşluk ve kederle, şaşkınlık ve yıkım kâsesiyle, kız kardeşin Samariya'nın kâsesiyle dolacaksın.|sarhosluk ve kederleʔ saskinlik ve jikim kasesijleʔ kiz kardesin samarijaʔnin kasesijle dolat͡ʃaksin. New-Testament-Hebrews-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O, öbür başkâhinler gibi, önce kendi günahları, sonra da halkın günahları için her gün kurbanlar sunmaya ihtiyaç duymaz. Çünkü kendini sunduğu zaman, bunu ilk ve son defa yaptı.|oʔ obur baskahinler ɡibiʔ ont͡ʃe kendi ɡunahlariʔ sonra da halkin ɡunahlari it͡ʃin her ɡun kurbanlar sunmaja ihtijat͡ʃ dujmaz. t͡ʃunku kendini sunduɡu zamanʔ bunu ilk ve son defa japti. Old-Testament-1-Kings-007-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayakları, beşini evin sağ tarafına, beşini evin sol tarafına yerleştirdi. Denizi doğuya ve güneye doğru evin sağ tarafına yerleştirdi.|ajaklariʔ besini evin saɡ tarafinaʔ besini evin sol tarafina jerlestirdi. denizi doɡuja ve ɡuneje doɡru evin saɡ tarafina jerlestirdi. Old-Testament-Genesis-031-038|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yirmi yıldır yanındayım. Koyunların ve keçilerin hiç düşük yapmadı. Sürülerinden bir koç yemedim.|“jirmi jildir janindajim. kojunlarin ve ket͡ʃilerin hit͡ʃ dusuk japmadi. surulerinden bir kot͡ʃ jemedim. Old-Testament-Exodus-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun, Moşe'yle Aron'u çağırıp, \"\"Gidin, ülkede Tanrınız'a kurban kesin\"\" dedi.\"|\"firavunʔ moseʔjle aronʔu t͡ʃaɡiripʔ \"\"ɡidinʔ ulkede tanrinizʔa kurban kesin\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah, keşke İsrael'in kurtuluşu Siyon'dan gelseydi! Yahve halkının servetini geri döndürdüğünde, o zaman Yakov sevinecek ve İsrael coşacak.|ahʔ keske israelʔin kurtulusu sijonʔdan ɡelsejdi! jahve halkinin servetini ɡeri dondurduɡundeʔ o zaman jakov sevinet͡ʃek ve israel t͡ʃosat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin yollarını tuttum, kötülükle de Tanrım'dan ayrılmadım.|t͡ʃunku jahveʔnin jollarini tuttumʔ kotulukle de tanrimʔdan ajrilmadim. Old-Testament-Song-of-Songs-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanakları güzel kokulu çiçeklik gibidir, güzel kokular yığınlarıyla. Dudakları zambaklar gibidir, mür yağı damlatır.|janaklari ɡuzel kokulu t͡ʃit͡ʃeklik ɡibidirʔ ɡuzel kokular jiɡinlarijla. dudaklari zambaklar ɡibidirʔ mur jaɡi damlatir. New-Testament-Matthew-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, merhamet işleri yaptığınızda, önünüzde boru çalmayın. İkiyüzlüler insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini aldılar.|bu nedenleʔ merhamet isleri japtiɡinizdaʔ onunuzde boru t͡ʃalmajin. ikijuzluler insanlarin ovɡusunu kazanmak it͡ʃin havralarda ve sokaklarda bojle japarlar. size doɡrusunu sojlejejimʔ onlar odullerini aldilar. New-Testament-John-018-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra hepsi bir ağızdan, “Bu adamı değil, Barabba’yı” diyerek yeniden bağırdılar. Oysa Barabba bir hayduttu.|sonra hepsi bir aɡizdanʔ “bu adami deɡilʔ barabba’ji” dijerek jeniden baɡirdilar. ojsa barabba bir hajduttu. Old-Testament-2-Samuel-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gat'ta yine savaş çıktı, orada iri yapılı bir adam vardı, her elinde altı parmağı, her ayağında altı parmağı vardı; sayıda yirmi dört parmağı vardı, o da deve doğmuştu.|ɡatʔta jine savas t͡ʃiktiʔ orada iri japili bir adam vardiʔ her elinde alti parmaɡiʔ her ajaɡinda alti parmaɡi vardi; sajida jirmi dort parmaɡi vardiʔ o da deve doɡmustu. Old-Testament-Exodus-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hâlâ halkıma karşı kendini yüceltiyorsun ve onların gitmesine izin vermiyorsun.|t͡ʃunku hala halkima karsi kendini jut͡ʃeltijorsun ve onlarin ɡitmesine izin vermijorsun. Old-Testament-2-Chronicles-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıl sonunda Suriye ordusu ona karşı çıktı. Yahuda ve Yeruşalem’e geldiler ve halkın arasından halkın bütün beylerini yok ettiler ve bütün ganimetlerini Damaskus Kralı'na gönderdiler.|jil sonunda surije ordusu ona karsi t͡ʃikti. jahuda ve jerusalem’e ɡeldiler ve halkin arasindan halkin butun bejlerini jok ettiler ve butun ɡanimetlerini damaskus kraliʔna ɡonderdiler. New-Testament-Matthew-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlada olan, giysisini almak için geri dönmesin.|tarlada olanʔ ɡijsisini almak it͡ʃin ɡeri donmesin. New-Testament-John-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir kalabalık O’nu izliyordu. Çünkü O’nun hastalar üzerinde yapmış olduğu belirtileri görmüşlerdi.|bujuk bir kalabalik o’nu izlijordu. t͡ʃunku o’nun hastalar uzerinde japmis olduɡu belirtileri ɡormuslerdi. Old-Testament-Jonah-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Güneş doğduğunda, Tanrı sıcak bir doğu rüzgârı hazırladı; ve güneş Yona'nın başına vurdu, öyle ki bayıldı ve kendisi için ölmeyi diledi. \"\"Yaşamaktansa ölmek benim için daha iyidir\"\" dedi.\"|\"ɡunes doɡduɡundaʔ tanri sit͡ʃak bir doɡu ruzɡari hazirladi; ve ɡunes jonaʔnin basina vurduʔ ojle ki bajildi ve kendisi it͡ʃin olmeji diledi. \"\"jasamaktansa olmek benim it͡ʃin daha ijidir\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk gün sizin için kutsal bir toplantı olacak, yedinci gün de kutsal bir toplantı olacaktır. Herkesin yeme zorunluluğu dışında, ki yalnızca bunu yapabilirler, onlarda başka hiçbir iş yapılmayacaktır.|ilk ɡun sizin it͡ʃin kutsal bir toplanti olat͡ʃakʔ jedint͡ʃi ɡun de kutsal bir toplanti olat͡ʃaktir. herkesin jeme zorunluluɡu disindaʔ ki jalnizt͡ʃa bunu japabilirlerʔ onlarda baska hit͡ʃbir is japilmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-026-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onların Tanrısı olmak için Mısır'dan ulusların gözü önünde çıkardığım atalarının antlaşmasını onlar uğruna hatırlayacağım. Ben Yahve'yim.'”|ama onlarin tanrisi olmak it͡ʃin misirʔdan uluslarin ɡozu onunde t͡ʃikardiɡim atalarinin antlasmasini onlar uɡruna hatirlajat͡ʃaɡim. ben jahveʔjim.ʔ” Old-Testament-Hosea-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya sakinleri, Beyt Aven'in buzağıları yüzünden dehşete düşecek, çünkü halkı, onun görkemi için onun hakkında sevinen kâhinleriyle birlikte, ona yas tutacaklar, çünkü ondan ayrıldı.|samarija sakinleriʔ bejt avenʔin buzaɡilari juzunden dehsete duset͡ʃekʔ t͡ʃunku halkiʔ onun ɡorkemi it͡ʃin onun hakkinda sevinen kahinlerijle birlikteʔ ona jas tutat͡ʃaklarʔ t͡ʃunku ondan ajrildi. New-Testament-Matthew-021-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu taşın üzerine düşen parçalanacak; o da kimin üzerine düşerse onu ezip toz gibi dağıtacaktır.”|bu tasin uzerine dusen part͡ʃalanat͡ʃak; o da kimin uzerine duserse onu ezip toz ɡibi daɡitat͡ʃaktir.” Old-Testament-Daniel-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Daniel, Kral Koreş'in birinci yılına kadar yerinde durdu.|danielʔ kral koresʔin birint͡ʃi jilina kadar jerinde durdu. Old-Testament-Judges-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler Yahve'ye yakardıklarında, Yahve İsraelliler için bir kurtarıcı çıkardı; bu, Kalev'in küçük kardeşi Kenaz'ın oğlu Otniel'di.|israelliler jahveʔje jakardiklarindaʔ jahve israelliler it͡ʃin bir kurtarit͡ʃi t͡ʃikardi; buʔ kalevʔin kut͡ʃuk kardesi kenazʔin oɡlu otnielʔdi. Old-Testament-Leviticus-026-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sizden sağ kalanlar düşmanlarınızın topraklarında kötülüklerinin acısını çekecekler; babalarının kötülüklerini de onlarla birlikte çekecekler.'\"\"\"|\"sizden saɡ kalanlar dusmanlarinizin topraklarinda kotuluklerinin at͡ʃisini t͡ʃeket͡ʃekler; babalarinin kotuluklerini de onlarla birlikte t͡ʃeket͡ʃekler.ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaşa yaklaştığında, kâhin yaklaşıp halka konuşacak,|savasa jaklastiɡindaʔ kahin jaklasip halka konusat͡ʃakʔ Old-Testament-Isaiah-042-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey denize inenler ve ondaki her şey, adalar ve orada yaşayanlar, Yahve'ye yeni bir ezgi söyleyin, dünyanın öbür ucundan da O'na övgüler sunun.|ej denize inenler ve ondaki her sejʔ adalar ve orada jasajanlarʔ jahveʔje jeni bir ezɡi sojlejinʔ dunjanin obur ut͡ʃundan da oʔna ovɡuler sunun. New-Testament-Mark-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi kardeş vardı. İlki kadını aldı ve çocuk bırakmadan öldü.|jedi kardes vardi. ilki kadini aldi ve t͡ʃot͡ʃuk birakmadan oldu. Old-Testament-Nehemiah-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Paşhur, Amarya, Malkiya,|pashurʔ amarjaʔ malkijaʔ Old-Testament-Isaiah-055-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sevinçle çıkacak ve esenlikle götürüleceksiniz. Dağlar ve tepeler önünüzde ezgi söylemeye başlayacaklar; kırlardaki bütün ağaçlar da el çırpacaklar.|t͡ʃunku sevint͡ʃle t͡ʃikat͡ʃak ve esenlikle ɡoturulet͡ʃeksiniz. daɡlar ve tepeler onunuzde ezɡi sojlemeje baslajat͡ʃaklar; kirlardaki butun aɡat͡ʃlar da el t͡ʃirpat͡ʃaklar. Old-Testament-Song-of-Songs-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral sofrasında otururken, benim kokum güzel kokusunu yaydı.|kral sofrasinda otururkenʔ benim kokum ɡuzel kokusunu jajdi. New-Testament-Acts-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama Kutsal Ruh üzerinize gelince güç alacaksınız. Yeruşalem’de, bütün Yahudiye’de, Samariya’da ve dünyanın en uzak yerlerinde benim tanıklarım olacaksınız.”|“ama kutsal ruh uzerinize ɡelint͡ʃe ɡut͡ʃ alat͡ʃaksiniz. jerusalem’deʔ butun jahudije’deʔ samarija’da ve dunjanin en uzak jerlerinde benim taniklarim olat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-1-Kings-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Lübnan Ormanı Evi'ni yaptı. Uzunluğu yüz arşın, genişliği elli arşın ve yüksekliği otuz arşındı, dört sıra sedir sütun üzerinde, sütunların üzerinde sedir kirişleri vardı.|t͡ʃunku lubnan ormani eviʔni japti. uzunluɡu juz arsinʔ ɡenisliɡi elli arsin ve juksekliɡi otuz arsindiʔ dort sira sedir sutun uzerindeʔ sutunlarin uzerinde sedir kirisleri vardi. Old-Testament-Proverbs-017-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözünü esirgeyenin bilgisi vardır, öfkesi dengeli kişi anlayışlıdır.|sozunu esirɡejenin bilɡisi vardirʔ ofkesi denɡeli kisi anlajislidir. New-Testament-Revelation-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Giysisinde ve kalçasının üzerinde şu ad yazılıdır: “KRALLARIN KRALI VE EFENDİLERİN EFENDİSİ.”|ɡijsisinde ve kalt͡ʃasinin uzerinde su ad jazilidir “krallarin krali ve efendilerin efendisi.” New-Testament-Matthew-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman öğrenciler, Yeşua’nın kendilerine Vaftizci Yuhanna’dan söz ettiğini anladılar.|o zaman oɡrent͡ʃilerʔ jesua’nin kendilerine vaftizt͡ʃi juhanna’dan soz ettiɡini anladilar. New-Testament-1-Corinthians-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazılarınız güya yanınıza gelmeyecekmişim diye böbürlenmişler.|bazilariniz ɡuja janiniza ɡelmejet͡ʃekmisim dije boburlenmisler. Old-Testament-Psalms-076-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutu Şalem’dedir, meskeni Siyon'da.|konutu salem’dedirʔ meskeni sijonʔda. Old-Testament-2-Kings-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de yüksek yerlerin kâhinleri Yeruşalem'deki Yahve'nin sunağına çıkmadılar; ancak kardeşleri arasında mayasız ekmek yediler.|jine de juksek jerlerin kahinleri jerusalemʔdeki jahveʔnin sunaɡina t͡ʃikmadilar; ant͡ʃak kardesleri arasinda majasiz ekmek jediler. Old-Testament-Jeremiah-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman beyler ve bütün halk kâhinlere ve peygamberlere, “Bu adam ölüm cezasını hak etmiyor; çünkü Tanrımız Yahve'nin adıyla bizimle konuştu” dediler.|o zaman bejler ve butun halk kahinlere ve pejɡamberlereʔ “bu adam olum t͡ʃezasini hak etmijor; t͡ʃunku tanrimiz jahveʔnin adijla bizimle konustu” dediler. New-Testament-2-Timothy-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hain, inatçı, kendini beğenmiş, Tanrı’dan çok eğlenceyi seven olacaklar.|hainʔ inatt͡ʃiʔ kendini beɡenmisʔ tanri’dan t͡ʃok eɡlent͡ʃeji seven olat͡ʃaklar. New-Testament-1-Corinthians-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Zayıfları kazanayım diye, zayıflara karşı zayıf gibi oldum. Ne pahasına olursa olsun bazılarını kurtarmak için herkesin her şeyi oldum.|zajiflari kazanajim dijeʔ zajiflara karsi zajif ɡibi oldum. ne pahasina olursa olsun bazilarini kurtarmak it͡ʃin herkesin her seji oldum. Old-Testament-2-Kings-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Mektup onlara ulaştığında, kralın oğullarını alıp öldürdüler, yetmiş kişinin başlarını sepetlere koyup Yizreel'e gönderdiler.|mektup onlara ulastiɡindaʔ kralin oɡullarini alip oldurdulerʔ jetmis kisinin baslarini sepetlere kojup jizreelʔe ɡonderdiler. Old-Testament-1-Kings-018-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Kısa bir süre sonra gökyüzü bulutlarla ve rüzgârla karardı ve büyük bir yağmur oldu. Ahav bindi ve Yizreel'e gitti.|kisa bir sure sonra ɡokjuzu bulutlarla ve ruzɡarla karardi ve bujuk bir jaɡmur oldu. ahav bindi ve jizreelʔe ɡitti. Old-Testament-Isaiah-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gözcü şöyle dedi: \"\"Sabah geliyor, gece de. Eğer sormak istiyorsanız sorun. Tekrar geri gelin.\"\"\"|\"ɡozt͡ʃu sojle dedi \"\"sabah ɡelijorʔ ɡet͡ʃe de. eɡer sormak istijorsaniz sorun. tekrar ɡeri ɡelin.\"\"\" New-Testament-Acts-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Pavlus’un kız kardeşinin oğlu onların pusu kurduklarını duydu. Varıp kaleye girdi ve Pavlus’a bildirdi.|ant͡ʃak pavlus’un kiz kardesinin oɡlu onlarin pusu kurduklarini dujdu. varip kaleje ɡirdi ve pavlus’a bildirdi. New-Testament-Luke-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Saat gelince Yeşua on iki elçisiyle birlikte oturdu.|saat ɡelint͡ʃe jesua on iki elt͡ʃisijle birlikte oturdu. Old-Testament-Joshua-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara şöyle dedi: \"\"Dağa çıkın, sizi kovalayanlar bulmasın. Kovalayanlar dönene kadar üç gün orada saklanın. Daha sonra kendi yolunuza gidebilirsiniz.\"\"\"|\"onlara sojle dedi \"\"daɡa t͡ʃikinʔ sizi kovalajanlar bulmasin. kovalajanlar donene kadar ut͡ʃ ɡun orada saklanin. daha sonra kendi jolunuza ɡidebilirsiniz.\"\"\" Old-Testament-Genesis-005-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa beş yüz yaşındaydı. Noa Sam’ın, Ham’ın ve Yafet'in babası oldu.|noa bes juz jasindajdi. noa sam’inʔ ham’in ve jafetʔin babasi oldu. Old-Testament-Nehemiah-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şemaya, Yoyariv, Yedaya,|semajaʔ jojarivʔ jedajaʔ Old-Testament-Psalms-083-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Geval, Ammon ve Amalek, Filist ve Sur halkı,|ɡevalʔ ammon ve amalekʔ filist ve sur halkiʔ Old-Testament-Numbers-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece çıkıp Zin Çölü'nden Rehov'a, Hamat'ın girişine kadar olan ülkeyi araştırdılar.|bojlet͡ʃe t͡ʃikip zin t͡ʃoluʔnden rehovʔaʔ hamatʔin ɡirisine kadar olan ulkeji arastirdilar. Old-Testament-Malachi-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar adım uluslar arasında yücedir; her yerde adıma buhur ve temiz sunu sunulacaktır; çünkü adım ulusların arasında yücedir.” diyor Ordular Yahvesi.|t͡ʃunku ɡunesin doɡduɡu jerden battiɡi jere kadar adim uluslar arasinda jut͡ʃedir; her jerde adima buhur ve temiz sunu sunulat͡ʃaktir; t͡ʃunku adim uluslarin arasinda jut͡ʃedir.” dijor ordular jahvesi. Old-Testament-Psalms-056-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük için anlaşıp pusuya yatıyorlar, adımlarımı izleyip, canımı almaya hevesleniyorlar.|kotuluk it͡ʃin anlasip pusuja jatijorlarʔ adimlarimi izlejipʔ t͡ʃanimi almaja heveslenijorlar. Old-Testament-1-Kings-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu şey efendim kral tarafından mı yapıldı? Ve efendim kralın tahtına kendisinden sonra kimin oturacağını hizmetkârlarına göstermedin.\"\"\"|\"bu sej efendim kral tarafindan mi japildi? ve efendim kralin tahtina kendisinden sonra kimin oturat͡ʃaɡini hizmetkarlarina ɡostermedin.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efendilerine şu buyruğu ver: 'Ordular Yahvesi, İsrael'in Tanrısı şöyle diyor: \"\"Efendilerinize şunu söyleyin:\"|\"efendilerine su bujruɡu ver ʔordular jahvesiʔ israelʔin tanrisi sojle dijor \"\"efendilerinize sunu sojlejin\" Old-Testament-1-Kings-020-036|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ona, “Yahve'nin sözüne itaat etmediğin için, işte, benden ayrılır ayrılmaz bir aslan seni öldürecek” dedi. Ondan ayrılır ayrılmaz bir aslan onu bulup öldürdü.|o zaman onaʔ “jahveʔnin sozune itaat etmediɡin it͡ʃinʔ isteʔ benden ajrilir ajrilmaz bir aslan seni olduret͡ʃek” dedi. ondan ajrilir ajrilmaz bir aslan onu bulup oldurdu. Old-Testament-Proverbs-030-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayvanlar arasında en güçlü olan ve hiçbir şekilde geri dönmeyen aslan,|hajvanlar arasinda en ɡut͡ʃlu olan ve hit͡ʃbir sekilde ɡeri donmejen aslanʔ Old-Testament-Genesis-046-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün canlar, Yakov’un oğullarının karılarından başka Yakov’un soyundan olup kendisiyle Mısır’a gelmiş olan bütün canların toplamı altmıştı.|butun t͡ʃanlarʔ jakov’un oɡullarinin karilarindan baska jakov’un sojundan olup kendisijle misir’a ɡelmis olan butun t͡ʃanlarin toplami altmisti. Old-Testament-Deuteronomy-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey akılsız ve bilgelikten yoksun insanlar, Yahve'ye böyle mi karşılık veriyorsunuz? Seni satın alan Baban O değil mi? Seni yarattı ve seni durdurdu.|ej akilsiz ve bilɡelikten joksun insanlarʔ jahveʔje bojle mi karsilik verijorsunuz? seni satin alan baban o deɡil mi? seni jaratti ve seni durdurdu. Old-Testament-Judges-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara karşı ordugâh kurup Gaza'ya gelinceye dek yerin ürününü yok ederlerdi. Koyun olsun, öküz olsun, eşek olsun, İsrael'de yiyecek bırakmazlardı.|onlara karsi orduɡah kurup ɡazaʔja ɡelint͡ʃeje dek jerin urununu jok ederlerdi. kojun olsunʔ okuz olsunʔ esek olsunʔ israelʔde jijet͡ʃek birakmazlardi. Old-Testament-1-Chronicles-017-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, ey Yahve, sen Tanrı'sın ve hizmetkârına bu iyi şeyi vaat ettin.|simdiʔ ej jahveʔ sen tanriʔsin ve hizmetkarina bu iji seji vaat ettin. New-Testament-Matthew-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, paramı bankacılara yatırmalıydın, geldiğimde kendiminkini faiziyle geri alırdım.|bu nedenleʔ parami bankat͡ʃilara jatirmalijdinʔ ɡeldiɡimde kendiminkini faizijle ɡeri alirdim. Old-Testament-1-Kings-020-043|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı suratı asık ve öfkeli bir şekilde evine gitti ve Samariya’ya geldi.|israel krali surati asik ve ofkeli bir sekilde evine ɡitti ve samarija’ja ɡeldi. Old-Testament-Nehemiah-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|En Rimmon'da, Zora'da, Yarmut'ta,|en rimmonʔdaʔ zoraʔdaʔ jarmutʔtaʔ Old-Testament-Nehemiah-012-036|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kardeşleri Şemaya, Azarel, Milalay, Gilalay, Maay, Netanel, Yahuda ve Hanani, Tanrı adamı David'in çalgılarıyla; Yazıcı Ezra da önlerindeydi.|ve kardesleri semajaʔ azarelʔ milalajʔ ɡilalajʔ maajʔ netanelʔ jahuda ve hananiʔ tanri adami davidʔin t͡ʃalɡilarijla; jazit͡ʃi ezra da onlerindejdi. Old-Testament-Psalms-118-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevremi sardılar, evet çevremi sardılar. Yahve’nin adıyla gerçekten kopardım onları.|t͡ʃevremi sardilarʔ evet t͡ʃevremi sardilar. jahve’nin adijla ɡert͡ʃekten kopardim onlari. Old-Testament-Numbers-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, İsrael'in çocukları arasında rahmi açan ilk doğanların yerine, Levililer'i İsrael'in çocukları arasından seçtim; ve Levililer benim olacak.|“isteʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda rahmi at͡ʃan ilk doɡanlarin jerineʔ levililerʔi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasindan set͡ʃtim; ve levililer benim olat͡ʃak. New-Testament-Acts-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları uzun zamandır büyüleriyle şaşkına çevirdiği için onu dinlerlerdi.|onlari uzun zamandir bujulerijle saskina t͡ʃevirdiɡi it͡ʃin onu dinlerlerdi. New-Testament-Revelation-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi tası taşıyan yedi melekten biri gelip benimle konuştu: “Buraya gel” dedi. “Sana birçok suların üzerinde oturan büyük fahişenin yargısını göstereyim.|jedi tasi tasijan jedi melekten biri ɡelip benimle konustu “buraja ɡel” dedi. “sana birt͡ʃok sularin uzerinde oturan bujuk fahisenin jarɡisini ɡosterejim. Old-Testament-Psalms-018-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana kurtuluşunun kalkanını da verdin. Sağ elin destekler beni. Senin sevecenliğin beni büyük etti.|bana kurtulusunun kalkanini da verdin. saɡ elin destekler beni. senin sevet͡ʃenliɡin beni bujuk etti. Old-Testament-1-Samuel-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Aşdod halkı erkenden kalktığında, işte, Dagon Yahve'nin Sandığı'nın önünde yüzüstü yere düşmüştü. Dagon’u alıp yine yerine koydular.|ertesi ɡun asdod halki erkenden kalktiɡindaʔ isteʔ daɡon jahveʔnin sandiɡiʔnin onunde juzustu jere dusmustu. daɡon’u alip jine jerine kojdular. New-Testament-Luke-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman İnsanoğlu’nun bulut içinde güç ve büyük görkemle geldiğini görecekler.|o zaman insanoɡlu’nun bulut it͡ʃinde ɡut͡ʃ ve bujuk ɡorkemle ɡeldiɡini ɡoret͡ʃekler. Old-Testament-Deuteronomy-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çadırlarınızda söylenip şöyle dediniz: \"\"Yahve bizden nefret ettiği için, bizi yok etmek üzere Amorlular'ın eline teslim etmek için bizi Mısır diyarından çıkardı.\"|\"t͡ʃadirlarinizda sojlenip sojle dediniz \"\"jahve bizden nefret ettiɡi it͡ʃinʔ bizi jok etmek uzere amorlularʔin eline teslim etmek it͡ʃin bizi misir dijarindan t͡ʃikardi.\" Old-Testament-Leviticus-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin keten giysisini giyecek, keten donunu da üzerine giyecek; sunaktaki yakmalık sunuların küllerini alıp sunağın yanına koyacak.|kahin keten ɡijsisini ɡijet͡ʃekʔ keten donunu da uzerine ɡijet͡ʃek; sunaktaki jakmalik sunularin kullerini alip sunaɡin janina kojat͡ʃak. New-Testament-Ephesians-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, uğrunuza çektiğim sıkıntılar karşısında yılmamanızı rica ediyorum. Bunlar sizin yüceliğinizdir.|bu nedenleʔ uɡrunuza t͡ʃektiɡim sikintilar karsisinda jilmamanizi rit͡ʃa edijorum. bunlar sizin jut͡ʃeliɡinizdir. Old-Testament-Psalms-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle yüreğim coşku dolu, dilim sevinir. Bedenim de güvenlik içinde yaşar.|bu nedenle jureɡim t͡ʃosku doluʔ dilim sevinir. bedenim de ɡuvenlik it͡ʃinde jasar. New-Testament-Acts-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunun için, Efendi Yeşua’nın aramızda girip çıktığı bütün zaman boyunca bize eşlik eden adamlardan,|“bunun it͡ʃinʔ efendi jesua’nin aramizda ɡirip t͡ʃiktiɡi butun zaman bojunt͡ʃa bize eslik eden adamlardanʔ New-Testament-Luke-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar çarmıha gerilmesini isteyerek yüksek sesle ısrar ettiler. Halkın ve başkâhinlerin sesleri üstün geldi.|ama onlar t͡ʃarmiha ɡerilmesini istejerek juksek sesle israr ettiler. halkin ve baskahinlerin sesleri ustun ɡeldi. Old-Testament-Psalms-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın kralları ayağa kalkıyor, hükümdarlar birbiriyle öğütleşiyor, Yahve’ye ve Mesihi’ne karşı.|dunjanin krallari ajaɡa kalkijorʔ hukumdarlar birbirijle oɡutlesijorʔ jahve’je ve mesihi’ne karsi. Old-Testament-Psalms-068-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi sözünü duyurdu. Bunu ilan edenler büyük bir topluluktu.|efendi sozunu dujurdu. bunu ilan edenler bujuk bir topluluktu. New-Testament-John-006-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni gönderen Babam bir kimseyi bana çekmedikçe kimse bana gelemez. Ben de o kişiyi son günde dirilteceğim.|beni ɡonderen babam bir kimseji bana t͡ʃekmedikt͡ʃe kimse bana ɡelemez. ben de o kisiji son ɡunde diriltet͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Chronicles-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Moav'ın çocukları, Ammon'un çocukları ve onlarla birlikte Ammonlular'dan bazıları Yehoşafat'a karşı savaşmak için geldiler.|bundan sonra moavʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari ve onlarla birlikte ammonlularʔdan bazilari jehosafatʔa karsi savasmak it͡ʃin ɡeldiler. Old-Testament-2-Samuel-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav halkın sayımını krala teslim etti; ve İsrael'de kılıç çeken sekiz yüz bin yiğit vardı ve Yahuda adamları beş yüz bin kişiydi.|joav halkin sajimini krala teslim etti; ve israelʔde kilit͡ʃ t͡ʃeken sekiz juz bin jiɡit vardi ve jahuda adamlari bes juz bin kisijdi. Old-Testament-2-Kings-004-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kadın içeri girdi, ayaklarına kapandı ve yere eğildi; sonra oğlunu alıp çıktı.|sonra kadin it͡ʃeri ɡirdiʔ ajaklarina kapandi ve jere eɡildi; sonra oɡlunu alip t͡ʃikti. New-Testament-Matthew-027-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Mezarlar açıldı ve uyumuş olan birçok kutsalın cesetleri dirildi;|mezarlar at͡ʃildi ve ujumus olan birt͡ʃok kutsalin t͡ʃesetleri dirildi; Old-Testament-Psalms-080-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ormandan çıkan domuz onu harap ediyor. Kırdaki yabanıl hayvanlar ondan besleniyor.|ormandan t͡ʃikan domuz onu harap edijor. kirdaki jabanil hajvanlar ondan beslenijor. New-Testament-1-Timothy-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum Timoteos, sana daha önce verilen peygamberlik sözleri uyarınca, bu buyruğu sana veriyorum. Öyle ki, onlarla iyi savaşı sürdüresin.|oɡlum timoteosʔ sana daha ont͡ʃe verilen pejɡamberlik sozleri ujarint͡ʃaʔ bu bujruɡu sana verijorum. ojle kiʔ onlarla iji savasi surduresin. Old-Testament-Isaiah-044-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir kısmını ateşte yakar. Bir kısmıyla da et yer. Kızartmalığı kızartır ve doyar. Evet, ısınır ve şöyle der: “Oh! Isındım. Ateş gördüm.\"\"\"|\"bir kismini ateste jakar. bir kismijla da et jer. kizartmaliɡi kizartir ve dojar. evetʔ isinir ve sojle der “oh! isindim. ates ɡordum.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-038-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Ebedmelek adamları yanına alıp hazine odasının altındaki kral evine girdi ve oradan paçavralar ve eski giysiler alıp iplerle zindana, Yeremya'ya sarkıttı.|bunun uzerine ebedmelek adamlari janina alip hazine odasinin altindaki kral evine ɡirdi ve oradan pat͡ʃavralar ve eski ɡijsiler alip iplerle zindanaʔ jeremjaʔja sarkitti. Old-Testament-1-Chronicles-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Orduların yiğitleri: Yoav'ın kardeşi Asahel, Beytlehemli Dodo oğlu Elhanan,|ordularin jiɡitleri joavʔin kardesi asahelʔ bejtlehemli dodo oɡlu elhananʔ New-Testament-Luke-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi aralarında şöyle tartıştılar: “‘Gökten’ dersek, ‘Ona neden inanmadınız?’ diyecek.|kendi aralarinda sojle tartistilar “‘ɡokten’ dersekʔ ‘ona neden inanmadiniz?’ dijet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-035-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kan öcü alan, katili kendisi öldürecektir. Onunla karşılaştığında onu öldürecektir.|kan ot͡ʃu alanʔ katili kendisi olduret͡ʃektir. onunla karsilastiɡinda onu olduret͡ʃektir. New-Testament-2-Timothy-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisine karşı çıkanları uysallıkla düzeltmelidir. Gerçeğin bilgisine tam olarak erişebilmeleri için belki Tanrı onlara bir tövbe fırsatı verir.|kendisine karsi t͡ʃikanlari ujsallikla duzeltmelidir. ɡert͡ʃeɡin bilɡisine tam olarak erisebilmeleri it͡ʃin belki tanri onlara bir tovbe firsati verir. New-Testament-Acts-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Barnabas’la Saul, hizmetlerini tamamladıktan sonra, Markos da denilen Yuhanna’yı da yanlarına alıp Yeruşalem’e döndüler.|barnabas’la saulʔ hizmetlerini tamamladiktan sonraʔ markos da denilen juhanna’ji da janlarina alip jerusalem’e donduler. Old-Testament-Psalms-030-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer çukura inersem, yıkımımın ne yararı olur? Toprak seni över mi? Senin gerçeğini ilan eder mi?|“eɡer t͡ʃukura inersemʔ jikimimin ne jarari olur? toprak seni over mi? senin ɡert͡ʃeɡini ilan eder mi? Old-Testament-1-Samuel-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral ona şöyle dedi: “Korkma! Ne görüyorsun?\"\" Kadın Saul'a, \"\"Yerden bir ilâhın çıktığını görüyorum\"\" dedi.\"|\"kral ona sojle dedi “korkma! ne ɡorujorsun?\"\" kadin saulʔaʔ \"\"jerden bir ilahin t͡ʃiktiɡini ɡorujorum\"\" dedi.\" Old-Testament-Hosea-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim uluslarla karışıyor. Efraim çevrilmeyen bir pidedir.|efraim uluslarla karisijor. efraim t͡ʃevrilmejen bir pidedir. New-Testament-1-Peter-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızdan hiçbiri katil, hırsız, kötülük yapan ya da başkalarının işine karışan biri olarak acı çekmesin.|aranizdan hit͡ʃbiri katilʔ hirsizʔ kotuluk japan ja da baskalarinin isine karisan biri olarak at͡ʃi t͡ʃekmesin. Old-Testament-Psalms-018-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklarımı geyik ayakları gibi eder, beni yüksek yerlerime diker.|ajaklarimi ɡejik ajaklari ɡibi ederʔ beni juksek jerlerime diker. New-Testament-Revelation-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte hırsız gibi geliyorum. Çıplak dolaşmasın ve onun ayıbını görmesinler diye, uyanık kalıp giysilerini üzerinde tutana ne mutlu!”|“iste hirsiz ɡibi ɡelijorum. t͡ʃiplak dolasmasin ve onun ajibini ɡormesinler dijeʔ ujanik kalip ɡijsilerini uzerinde tutana ne mutlu!” New-Testament-Matthew-005-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size lanet edenleri siz kutsayın. Sizden nefret edenlere siz iyilik edin. Size haksızlık edenler için ve zulmedenler için dua edin.|ama ben size dijorum kiʔ dusmanlarinizi sevinʔ size lanet edenleri siz kutsajin. sizden nefret edenlere siz ijilik edin. size haksizlik edenler it͡ʃin ve zulmedenler it͡ʃin dua edin. Old-Testament-Exodus-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve İsrael'in hayvanları ile Mısır'ın hayvanları arasında ayrım yapacak. İsrael'in çocuklarına ait olanlardan hiçbiri ölmeyecek.'”|jahve israelʔin hajvanlari ile misirʔin hajvanlari arasinda ajrim japat͡ʃak. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ait olanlardan hit͡ʃbiri olmejet͡ʃek.ʔ” Old-Testament-Psalms-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtaracak kimse yok diye, aslan gibi canımı parçalamasınlar, paramparça etmesinler onu.|kurtarat͡ʃak kimse jok dijeʔ aslan ɡibi t͡ʃanimi part͡ʃalamasinlarʔ parampart͡ʃa etmesinler onu. Old-Testament-Jeremiah-052-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Nebukadnetsar'ın sürgün ettiği halkın sayısı şöyledir: Yedinci yılda üç bin yirmi üç Yahudi;|nebukadnetsarʔin surɡun ettiɡi halkin sajisi sojledir jedint͡ʃi jilda ut͡ʃ bin jirmi ut͡ʃ jahudi; Old-Testament-Ezekiel-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden içini çek, ey insanoğlu. Onların gözleri önünde kırık bir yürekle ve acılıkla içini çekeceksin.|“bu juzden it͡ʃini t͡ʃekʔ ej insanoɡlu. onlarin ɡozleri onunde kirik bir jurekle ve at͡ʃilikla it͡ʃini t͡ʃeket͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-050-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaş arabaları ve atlılar onunla birlikte çıktılar. Kalabalık bir topluluk oldular.|savas arabalari ve atlilar onunla birlikte t͡ʃiktilar. kalabalik bir topluluk oldular. New-Testament-Acts-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus böyle savunmasını yaparken Festus yüksek sesle, “Pavlus, sen delirmişsin! Çok bilgi edinmen seni delirtiyor!” dedi.|pavlus bojle savunmasini japarken festus juksek sesleʔ “pavlusʔ sen delirmissin! t͡ʃok bilɡi edinmen seni delirtijor!” dedi. Old-Testament-Numbers-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aldığınız bütün armağanlardan, sallamalık sunuların en iyi kısımlarını, en kutsalını Yahve'ye sunacaksınız.'\"\"\"|\"aldiɡiniz butun armaɡanlardanʔ sallamalik sunularin en iji kisimlariniʔ en kutsalini jahveʔje sunat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Zechariah-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor, putların adlarını ülkeden kesip atacağım, bir daha hatırlanmayacaklar. Peygamberleri de, kirli ruhu da ülkeden yok edeceğim.|ordular jahvesi sojle dijorʔ putlarin adlarini ulkeden kesip atat͡ʃaɡimʔ bir daha hatirlanmajat͡ʃaklar. pejɡamberleri deʔ kirli ruhu da ulkeden jok edet͡ʃeɡim. New-Testament-John-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yeşua ölümden diriltildiğinde, öğrencileri O’nun bunu söylemiş olduğunu hatırladılar. Kutsal Yazı’ya ve Yeşua’nın söylemiş olduğu söze iman ettiler.|bu nedenle jesua olumden diriltildiɡindeʔ oɡrent͡ʃileri o’nun bunu sojlemis olduɡunu hatirladilar. kutsal jazi’ja ve jesua’nin sojlemis olduɡu soze iman ettiler. Old-Testament-2-Chronicles-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael Kralı Yoaş çıktı, o ve Yahuda Kralı Amatsya Yahuda'ya ait Beyt Şemeş'te yüz yüze görüştüler.|bojlet͡ʃe israel krali joas t͡ʃiktiʔ o ve jahuda krali amatsja jahudaʔja ait bejt semesʔte juz juze ɡorustuler. New-Testament-Luke-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa temel atıp bitiremediğini görenler,|joksa temel atip bitiremediɡini ɡorenlerʔ Old-Testament-Numbers-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Okran oğlu Pagiel Aşer'in çocukları oymağının ordusunun başındaydı.|okran oɡlu paɡiel aserʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin ordusunun basindajdi. Old-Testament-Numbers-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunusu olarak şunları sundu: Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|sunusu olarak sunlari sundu aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; New-Testament-Matthew-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.”|hazineniz neredejseʔ jureɡiniz de orada olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Job-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yandan dehşet onu korkutacak, topukları ardınca onu kovalayacaklar.|her jandan dehset onu korkutat͡ʃakʔ topuklari ardint͡ʃa onu kovalajat͡ʃaklar. New-Testament-Galatians-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgili çocuklarım, Mesih sizde biçimleninceye dek sizin için yeniden doğum sancıları çekiyorum.|sevɡili t͡ʃot͡ʃuklarimʔ mesih sizde bit͡ʃimlenint͡ʃeje dek sizin it͡ʃin jeniden doɡum sant͡ʃilari t͡ʃekijorum. New-Testament-1-Corinthians-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın Korint’teki topluluğuna, Mesih Yeşua’da kutsal kılınmış, kutsal olmaya çağrılmış olanlara, onların ve bizim Efendimiz Yeşua Mesih’in adını her yerde ananların tümüne:|tanri’nin korint’teki topluluɡunaʔ mesih jesua’da kutsal kilinmisʔ kutsal olmaja t͡ʃaɡrilmis olanlaraʔ onlarin ve bizim efendimiz jesua mesih’in adini her jerde ananlarin tumune Old-Testament-Genesis-036-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eser'in oğulları şunlardır: Bilhan, Zaavan, Akan.|eserʔin oɡullari sunlardir bilhanʔ zaavanʔ akan. Old-Testament-Ezekiel-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin, Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|sabahlejinʔ jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Genesis-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram'a şöyle dedi: “Şunu iyi bil ki, senin soyun, kendilerine ait olmayan bir ülkede yabancı olarak yaşayacak ve onlara hizmet edecekler. Kendilerine dört yüz yıl eziyet edecekler.|avramʔa sojle dedi “sunu iji bil kiʔ senin sojunʔ kendilerine ait olmajan bir ulkede jabant͡ʃi olarak jasajat͡ʃak ve onlara hizmet edet͡ʃekler. kendilerine dort juz jil ezijet edet͡ʃekler. Old-Testament-Exodus-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe kanın yarısını leğenlere koydu, yarısını da sunağın üzerine serpti.|mose kanin jarisini leɡenlere kojduʔ jarisini da sunaɡin uzerine serpti. Old-Testament-Deuteronomy-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kalkın, yola çıkın ve Arnon Vadisi'ni geçin. İşte Heşbon Kralı Amorlu Sihon'u ve ülkesini elinize verdim; mülk olarak onu almaya başlayın ve onunla savaşa girişin.|“kalkinʔ jola t͡ʃikin ve arnon vadisiʔni ɡet͡ʃin. iste hesbon krali amorlu sihonʔu ve ulkesini elinize verdim; mulk olarak onu almaja baslajin ve onunla savasa ɡirisin. New-Testament-Revelation-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Canavara büyük şeyler, küfürler söyleyen bir ağız verildi. Kendisine kırk iki ay süreyle savaşma yetkisi de verildi.|t͡ʃanavara bujuk sejlerʔ kufurler sojlejen bir aɡiz verildi. kendisine kirk iki aj surejle savasma jetkisi de verildi. Old-Testament-Deuteronomy-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer seninle barışmayıp sana karşı savaşırsa, o zaman onu kuşatacaksın.|eɡer seninle barismajip sana karsi savasirsaʔ o zaman onu kusatat͡ʃaksin. Old-Testament-Job-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gizlice taraf tutarsanız, sizi mutlaka azarlayacaktır.|ɡizlit͡ʃe taraf tutarsanizʔ sizi mutlaka azarlajat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Chronicles-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|David ve bütün İsrael, Tanrı'nın önünde bütün güçleriyle, ezgilerle, çenklerle, telli çalgılarla, teflerle, zillerle ve borularla oynuyorlardı.|david ve butun israelʔ tanriʔnin onunde butun ɡut͡ʃlerijleʔ ezɡilerleʔ t͡ʃenklerleʔ telli t͡ʃalɡilarlaʔ teflerleʔ zillerle ve borularla ojnujorlardi. Old-Testament-1-Samuel-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel gitmek üzere arkasını döndüğünde, Saul onun cübbesinin eteğini tuttu ve yırtıldı.|samuel ɡitmek uzere arkasini donduɡundeʔ saul onun t͡ʃubbesinin eteɡini tuttu ve jirtildi. New-Testament-2-Peter-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ey kardeşler, çağrınızı ve seçilmişliğinizi sağlamlaştırmaya daha çok gayret edin. Çünkü bunları yaparsanız, asla tökezlemezsiniz.|bu nedenleʔ ej kardeslerʔ t͡ʃaɡrinizi ve set͡ʃilmisliɡinizi saɡlamlastirmaja daha t͡ʃok ɡajret edin. t͡ʃunku bunlari japarsanizʔ asla tokezlemezsiniz. Old-Testament-Leviticus-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin onu sunak üzerinde yakacak; bu, Yahve'ye ateşle yapılan yiyecek sunusudur.'\"\"\"|\"kahin onu sunak uzerinde jakat͡ʃak; buʔ jahveʔje atesle japilan jijet͡ʃek sunusudur.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Amnon kız kardeşi Tamar yüzünden çok üzgündü ve hasta oldu; çünkü Tamar el değmemiş bir kızdı ve ona bir şey yapmak Amnon'a zor geliyordu.|amnon kiz kardesi tamar juzunden t͡ʃok uzɡundu ve hasta oldu; t͡ʃunku tamar el deɡmemis bir kizdi ve ona bir sej japmak amnonʔa zor ɡelijordu. New-Testament-John-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şu karşılığı verdi: “Size zaten söyledim, ama dinlemiyorsunuz. Neden tekrar duymak istiyorsunuz? Siz de mi O’nun öğrencisi olmak istiyorsunuz?”|onlara su karsiliɡi verdi “size zaten sojledimʔ ama dinlemijorsunuz. neden tekrar dujmak istijorsunuz? siz de mi o’nun oɡrent͡ʃisi olmak istijorsunuz?” Old-Testament-Song-of-Songs-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikenler arasında zambak nasılsa, kızlar arasında sevgilim öyledir.|dikenler arasinda zambak nasilsaʔ kizlar arasinda sevɡilim ojledir. New-Testament-Matthew-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dileyin, size verilecektir. Arayın, bulacaksınız. Kapıyı çalın size açılacaktır.|“dilejinʔ size verilet͡ʃektir. arajinʔ bulat͡ʃaksiniz. kapiji t͡ʃalin size at͡ʃilat͡ʃaktir. New-Testament-John-006-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler, “Bu adam yememiz için bedenini bize nasıl verebilir?” diyerek birbirleriyle çekiştiler.|bunun uzerine jahudilerʔ “bu adam jememiz it͡ʃin bedenini bize nasil verebilir?” dijerek birbirlerijle t͡ʃekistiler. Old-Testament-Exodus-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'nin huzurunda şöyle dedi, \"\"İşte, ben sünnetsiz dudakları olan biriyim, Firavun beni nasıl dinleyecek?\"\"\"|\"mose jahveʔnin huzurunda sojle dediʔ \"\"isteʔ ben sunnetsiz dudaklari olan birijimʔ firavun beni nasil dinlejet͡ʃek?\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal adıyla övünün. Yahve'yi arayanların yüreği sevinsin.|kutsal adijla ovunun. jahveʔji arajanlarin jureɡi sevinsin. Old-Testament-Proverbs-031-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ticaretinin kazançlı olduğunun farkındadır. Geceleyin kandili sönmez.|tit͡ʃaretinin kazant͡ʃli olduɡunun farkindadir. ɡet͡ʃelejin kandili sonmez. Old-Testament-Ezekiel-043-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Evin yasası şudur: Dağın tepesinde, çevresindeki bütün sınır çok kutsal olacak. İşte, evin yasası budur.\"\"\"|\"“evin jasasi sudur daɡin tepesindeʔ t͡ʃevresindeki butun sinir t͡ʃok kutsal olat͡ʃak. isteʔ evin jasasi budur.\"\"\" New-Testament-Acts-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu iş, iki yıl boyunca sürdü. Sonunda Asya İli’nde yaşayan ister Yahudi, ister Grek olsun, Efendi Yeşua’nın sözünü herkes duydu.|bu isʔ iki jil bojunt͡ʃa surdu. sonunda asja ili’nde jasajan ister jahudiʔ ister ɡrek olsunʔ efendi jesua’nin sozunu herkes dujdu. New-Testament-Hebrews-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar daha üstün bir yeri -yani göksel yurdu- arzuluyorlardı. Bunun içindir ki, Tanrı onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor. Çünkü onlar için bir kent hazırladı.|ama onlar daha ustun bir jeri -jani ɡoksel jurdu- arzulujorlardi. bunun it͡ʃindir kiʔ tanri onlarin tanrisi olarak anilmaktan utanmijor. t͡ʃunku onlar it͡ʃin bir kent hazirladi. Old-Testament-Proverbs-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yatağıma halılar, Mısır ipliğinden çizgili örtü serdim.|jataɡima halilarʔ misir ipliɡinden t͡ʃizɡili ortu serdim. New-Testament-Luke-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kente girdiğinizde sizi kabul ederlerse, önünüze konulan şeyleri yiyin.|bir kente ɡirdiɡinizde sizi kabul ederlerseʔ onunuze konulan sejleri jijin. Old-Testament-Job-031-040|und|SPEAKER_00_Turkish|buğday yerine diken, arpa yerine kötü ot bitsin.” İyov'un sözleri bitti.|buɡdaj jerine dikenʔ arpa jerine kotu ot bitsin.” ijovʔun sozleri bitti. Old-Testament-Isaiah-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve tekrar Ahaz'la konuşup şöyle dedi:|jahve tekrar ahazʔla konusup sojle dedi New-Testament-Matthew-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar çıkıp O'nun ününü bütün diyara yaydılar.|ama onlar t͡ʃikip oʔnun ununu butun dijara jajdilar. New-Testament-Luke-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelip bu çiftçileri yok edecek ve bağı da başkalarına verecek.” Bunu duyanlar, “Asla, Tanrı korusun!” dediler.|ɡelip bu t͡ʃiftt͡ʃileri jok edet͡ʃek ve baɡi da baskalarina veret͡ʃek.” bunu dujanlarʔ “aslaʔ tanri korusun!” dediler. Old-Testament-Numbers-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Halkın bütün ileri gelenlerini al ve onları güneşe karşı Yahve'nin önünde as ki, Yahve'nin kızgın öfkesi İsrael'den dönsün.\"\"\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"halkin butun ileri ɡelenlerini al ve onlari ɡunese karsi jahveʔnin onunde as kiʔ jahveʔnin kizɡin ofkesi israelʔden donsun.\"\"\" Old-Testament-Judges-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı Lehi'deki çukuru yardı ve oradan su çıktı. İçtiğinde ruhu geri geldi ve canlandı. Bu nedenle En Hakkore adıyla anılmıştır ve bugüne dek Lehi'dedir.|ama tanri lehiʔdeki t͡ʃukuru jardi ve oradan su t͡ʃikti. it͡ʃtiɡinde ruhu ɡeri ɡeldi ve t͡ʃanlandi. bu nedenle en hakkore adijla anilmistir ve buɡune dek lehiʔdedir. Old-Testament-Jeremiah-050-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Atları üzerine, savaş arabaları üzerine, ve içinde olan bütün karışık halk üzerine kılıç; ve onlar kadın gibi olacaklar. Hazineleri üzerine kılıç, ve onlar soyulacaklar.|atlari uzerineʔ savas arabalari uzerineʔ ve it͡ʃinde olan butun karisik halk uzerine kilit͡ʃ; ve onlar kadin ɡibi olat͡ʃaklar. hazineleri uzerine kilit͡ʃʔ ve onlar sojulat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Samuel-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'un amcası ona ve hizmetkârına, \"\"Nereye gittiniz?\"\" diye sordu. \"\"Eşekleri aramaya gittik\"\" dedi. \"\"Bulunmadıklarını görünce, Samuel'e geldik.\"\"\"|\"saulʔun amt͡ʃasi ona ve hizmetkarinaʔ \"\"nereje ɡittiniz?\"\" dije sordu. \"\"esekleri aramaja ɡittik\"\" dedi. \"\"bulunmadiklarini ɡorunt͡ʃeʔ samuelʔe ɡeldik.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Suriye Kralı Resin Elat'ı Suriye'ye geri aldı ve Yahudiler'i Elat'tan sürdü; Suriyeliler Elat'a girdiler ve bugüne dek orada yaşıyorlar.|o sirada surije krali resin elatʔi surijeʔje ɡeri aldi ve jahudilerʔi elatʔtan surdu; surijeliler elatʔa ɡirdiler ve buɡune dek orada jasijorlar. Old-Testament-Job-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke tamamen sussanız! O zaman bilge olurdunuz.|keske tamamen sussaniz! o zaman bilɡe olurdunuz. Old-Testament-2-Chronicles-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam Yeruşalem'e gelince, İsrael'e karşı savaşmak ve krallığı Rehovam'a geri getirmek için Yahuda ve Benyamin evini, yüz seksen bin seçme savaşçıyı topladı.|rehovam jerusalemʔe ɡelint͡ʃeʔ israelʔe karsi savasmak ve kralliɡi rehovamʔa ɡeri ɡetirmek it͡ʃin jahuda ve benjamin eviniʔ juz seksen bin set͡ʃme savast͡ʃiji topladi. Old-Testament-2-Kings-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber oğullarından elli kişi gidip onların karşısında, uzakta durdular. İkisi de Yarden'in yanında durdular.|pejɡamber oɡullarindan elli kisi ɡidip onlarin karsisindaʔ uzakta durdular. ikisi de jardenʔin janinda durdular. Old-Testament-1-Kings-004-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün uluslardan insanlar Solomon'un bilgeliğini duymaya gelirdi; onun bilgeliğini duymuş olan yeryüzünün bütün kralları adamlar gönderirdi.|butun uluslardan insanlar solomonʔun bilɡeliɡini dujmaja ɡelirdi; onun bilɡeliɡini dujmus olan jerjuzunun butun krallari adamlar ɡonderirdi. Old-Testament-1-Chronicles-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi, hizmetkârım David'e şöyle diyeceksin: 'Ordular Yahvesi şöyle diyor, \"\"Halkım İsrael'in üzerine hükümdar olmak üzere seni koyun ağılından, koyunların ardından aldım.\"|\"\"\"simdiʔ hizmetkarim davidʔe sojle dijet͡ʃeksin ʔordular jahvesi sojle dijorʔ \"\"halkim israelʔin uzerine hukumdar olmak uzere seni kojun aɡilindanʔ kojunlarin ardindan aldim.\" Old-Testament-Isaiah-036-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Eliakim, Şevna ve Yoah, Rabşake'ye şöyle dediler: \"\"Lütfen hizmetkârlarınla Aramice konuş, çünkü biz bunu anlarız. Duvardaki insanların duyacağı şekilde bizimle Yahudi diliyle konuşma.”\"|\"bunun uzerine eliakimʔ sevna ve joahʔ rabsakeʔje sojle dediler \"\"lutfen hizmetkarlarinla aramit͡ʃe konusʔ t͡ʃunku biz bunu anlariz. duvardaki insanlarin dujat͡ʃaɡi sekilde bizimle jahudi dilijle konusma.”\" Old-Testament-Job-032-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimsenin şahsına itibar etmeyeyim, kimseye de methedici ünvanlar vermeyeyim.|kimsenin sahsina itibar etmejejimʔ kimseje de methedit͡ʃi unvanlar vermejejim. New-Testament-John-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler'e halkın yararına bir tek adamın ölmesinin daha uygun olacağını öğütleyen Kayafa’ydı.|jahudilerʔe halkin jararina bir tek adamin olmesinin daha ujɡun olat͡ʃaɡini oɡutlejen kajafa’jdi. Old-Testament-Psalms-084-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu senin evinde oturanlara. Sürekli seni överler. Selah.|ne mutlu senin evinde oturanlara. surekli seni overler. selah. Old-Testament-Genesis-047-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Yakov'a, “Kaç yaşındasın?” dedi.|firavun jakovʔaʔ “kat͡ʃ jasindasin?” dedi. Old-Testament-Isaiah-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün öyle olacak ki, uluslar, halklara sancak olan Yişay'ın kökünü arayacaklar; onun dinlenme yeri de muhteşem olacak.|o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ uluslarʔ halklara sant͡ʃak olan jisajʔin kokunu arajat͡ʃaklar; onun dinlenme jeri de muhtesem olat͡ʃak. New-Testament-John-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Gün ışığının on iki saati yok mu? Gündüz yürüyen sendelemez. Çünkü bu dünyanın ışığını görür.|jesua onlaraʔ “ɡun isiɡinin on iki saati jok mu? ɡunduz jurujen sendelemez. t͡ʃunku bu dunjanin isiɡini ɡorur. New-Testament-Galatians-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|benimle birlikte olan bütün kardeşler, Galatya topluluklarına:|benimle birlikte olan butun kardeslerʔ ɡalatja topluluklarina New-Testament-1-Peter-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinizi sevgiyle öperek selamlayın. Mesih Yeşua’da olan hepinize esenlik olsun! Amin.|birbirinizi sevɡijle operek selamlajin. mesih jesua’da olan hepinize esenlik olsun! amin. New-Testament-Luke-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama işte, bana ihanet edenin eli benimle birlikte sofradadır.|ama isteʔ bana ihanet edenin eli benimle birlikte sofradadir. Old-Testament-Exodus-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer bir adam hizmetçisine ya da kadın hizmetçisine değnekle vurursa ve o kişi onun eli altında ölürse, o adam kesinlikle cezalandırılacaktır.\"|\"\"\"eɡer bir adam hizmett͡ʃisine ja da kadin hizmett͡ʃisine deɡnekle vurursa ve o kisi onun eli altinda olurseʔ o adam kesinlikle t͡ʃezalandirilat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Numbers-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'la oğlu Eleazar'ı al ve onları Hor Dağı'na götür;|aronʔla oɡlu eleazarʔi al ve onlari hor daɡiʔna ɡotur; Old-Testament-Genesis-036-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Horlular’dan gelen beyler şunlardır: Lotan, Şoval, Sivon, Ana,|horlular’dan ɡelen bejler sunlardir lotanʔ sovalʔ sivonʔ anaʔ New-Testament-Revelation-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini yücelttiği, ahlaksızlığa verdiği ölçüde, eziyet ve ağlayış verin ona. Çünkü yüreğinde şöyle diyor, ‘Tahtında oturan bir kraliçeyim, dul değilim ben. Hiç yas görmeyeceğim.’|kendini jut͡ʃelttiɡiʔ ahlaksizliɡa verdiɡi olt͡ʃudeʔ ezijet ve aɡlajis verin ona. t͡ʃunku jureɡinde sojle dijorʔ ‘tahtinda oturan bir kralit͡ʃejimʔ dul deɡilim ben. hit͡ʃ jas ɡormejet͡ʃeɡim.’ Old-Testament-Isaiah-055-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yağmur ve kar nasıl gökten iner, oraya geri dönmezlerse, ama yeryüzünü sular, onu büyütür, tomurcuklandırır, ekene tohum, yiyene ekmek verirse;|t͡ʃunku jaɡmur ve kar nasil ɡokten inerʔ oraja ɡeri donmezlerseʔ ama jerjuzunu sularʔ onu bujuturʔ tomurt͡ʃuklandirirʔ ekene tohumʔ jijene ekmek verirse; Old-Testament-2-Samuel-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|David genç adamlarına buyruk verdi; onlar da onları öldürdüler, ellerini ve ayaklarını kestiler ve Hevron'daki havuzun yanına astılar. Ama İşboşet'in başını alıp Hevron'da Avner'in mezarına gömdüler.|david ɡent͡ʃ adamlarina bujruk verdi; onlar da onlari oldurdulerʔ ellerini ve ajaklarini kestiler ve hevronʔdaki havuzun janina astilar. ama isbosetʔin basini alip hevronʔda avnerʔin mezarina ɡomduler. Old-Testament-Ezekiel-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|sözlerini anlayamadığın yabancı sözlü ve dili zor olan birçok halka değil. Seni onlara göndermiş olsaydım, seni dinlerlerdi.|sozlerini anlajamadiɡin jabant͡ʃi sozlu ve dili zor olan birt͡ʃok halka deɡil. seni onlara ɡondermis olsajdimʔ seni dinlerlerdi. Old-Testament-Jeremiah-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırım yıkıldı, ve bütün iplerim koptu. Çocuklarım benden uzaklaştı ve artık yoklar. Artık çadırımı gerecek, perdelerimi dikecek kimse yok.|t͡ʃadirim jikildiʔ ve butun iplerim koptu. t͡ʃot͡ʃuklarim benden uzaklasti ve artik joklar. artik t͡ʃadirimi ɡeret͡ʃekʔ perdelerimi diket͡ʃek kimse jok. Old-Testament-Isaiah-053-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Haberimize kim inandı? Yahve'nin kolu kime açıklandı?|haberimize kim inandi? jahveʔnin kolu kime at͡ʃiklandi? Old-Testament-Jeremiah-048-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Moav için ağlayacağım. Evet, bütün Moav için feryat edeceğim. Kir Heres halkı için yas tutacaklar.|bu juzden moav it͡ʃin aɡlajat͡ʃaɡim. evetʔ butun moav it͡ʃin ferjat edet͡ʃeɡim. kir heres halki it͡ʃin jas tutat͡ʃaklar. Old-Testament-Isaiah-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen bir kenti yığın yaptın, surlu bir şehri harabeye çevirdin, yabancıların sarayını kent olmaktan çıkardın. Asla onarılmayacaktır.|t͡ʃunku sen bir kenti jiɡin japtinʔ surlu bir sehri harabeje t͡ʃevirdinʔ jabant͡ʃilarin sarajini kent olmaktan t͡ʃikardin. asla onarilmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-044-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim bana benziyor? Eski halkı kurduğumdan beri, kim çağıracak, bunu ilan edecek, ve benim için düzene koyacak? Gelecek şeyleri ve olacak şeyleri hadi bildirsin.|kim bana benzijor? eski halki kurduɡumdan beriʔ kim t͡ʃaɡirat͡ʃakʔ bunu ilan edet͡ʃekʔ ve benim it͡ʃin duzene kojat͡ʃak? ɡelet͡ʃek sejleri ve olat͡ʃak sejleri hadi bildirsin. New-Testament-2-Timothy-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Dayanırsak, O’nunla birlikte hüküm de süreceğiz. Eğer O’nu inkâr edersek, O da bizi inkâr edecek.|dajanirsakʔ o’nunla birlikte hukum de suret͡ʃeɡiz. eɡer o’nu inkar edersekʔ o da bizi inkar edet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-014-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk bir ulusu yüceltir, ama günah herhangi bir halk için utançtır.|doɡruluk bir ulusu jut͡ʃeltirʔ ama ɡunah herhanɡi bir halk it͡ʃin utant͡ʃtir. Old-Testament-Isaiah-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi git, bunu onların önünde bir levha üzerine yaz ve bunu bir kitaba kaydet; böylece gelecekte, daima dursun.|simdi ɡitʔ bunu onlarin onunde bir levha uzerine jaz ve bunu bir kitaba kajdet; bojlet͡ʃe ɡelet͡ʃekteʔ daima dursun. Old-Testament-Ezekiel-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Baktım, işte, kuzeyden şiddetli bir rüzgâr çıktı: Şimşek çakan büyük bir bulut, çevresinde parıltı ve ortasında, sanki ateş ortasında ışıldayan maden.|baktimʔ isteʔ kuzejden siddetli bir ruzɡar t͡ʃikti simsek t͡ʃakan bujuk bir bulutʔ t͡ʃevresinde parilti ve ortasindaʔ sanki ates ortasinda isildajan maden. Old-Testament-1-Kings-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine onunla geri döndü, evinde ekmek yedi, su içti.|bunun uzerine onunla ɡeri donduʔ evinde ekmek jediʔ su it͡ʃti. Old-Testament-2-Kings-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasının yürümüş olduğu bütün yollarda yürüdü, babasının hizmet ettiği putlara hizmet etti ve onlara tapındı.|babasinin jurumus olduɡu butun jollarda juruduʔ babasinin hizmet ettiɡi putlara hizmet etti ve onlara tapindi. Old-Testament-Proverbs-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim iyiliğe kötülükle karşılık verirse, evinden kötülük ayrılmaz.|kim ijiliɡe kotulukle karsilik verirseʔ evinden kotuluk ajrilmaz. Old-Testament-1-Kings-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Zimri kentin alındığını görünce, kral evinin surlu bölümüne girdi ve kendi üzerine kral evini ateşe verdi,|zimri kentin alindiɡini ɡorunt͡ʃeʔ kral evinin surlu bolumune ɡirdi ve kendi uzerine kral evini atese verdiʔ Old-Testament-Leviticus-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk için esenlik kurbanı olan boğayla koçu da kesti. Aron'un oğulları sunağın üzerine serptiği kanı ona teslim ettiler;|halk it͡ʃin esenlik kurbani olan boɡajla kot͡ʃu da kesti. aronʔun oɡullari sunaɡin uzerine serptiɡi kani ona teslim ettiler; New-Testament-Hebrews-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize böyle bir başkâhin gerekliydi: Kutsal, suçsuz, lekesiz, günahkârlardan ayrılmış ve göklerden daha yücelere çıkarılmış.|bize bojle bir baskahin ɡereklijdi kutsalʔ sut͡ʃsuzʔ lekesizʔ ɡunahkarlardan ajrilmis ve ɡoklerden daha jut͡ʃelere t͡ʃikarilmis. Old-Testament-Exodus-039-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Altını dövüp ince levhalar haline getirdiler ve ustalık işçiliği ile mavi, mor, kırmızı ve ince keten arasına işlemek için onu teller halinde kestiler.|altini dovup int͡ʃe levhalar haline ɡetirdiler ve ustalik ist͡ʃiliɡi ile maviʔ morʔ kirmizi ve int͡ʃe keten arasina islemek it͡ʃin onu teller halinde kestiler. Old-Testament-Proverbs-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanın öpücükleri bol olsa da, dostun yaralamaları sadıktır.|dusmanin oput͡ʃukleri bol olsa daʔ dostun jaralamalari sadiktir. Old-Testament-Joshua-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Yeşu'ya şöyle dedi, \"\"İşte, Yeriha'yı, kralıyla ve güçlü yiğitleriyle birlikte senin eline verdim.\"|\"jahve jesuʔja sojle dediʔ \"\"isteʔ jerihaʔjiʔ kralijla ve ɡut͡ʃlu jiɡitlerijle birlikte senin eline verdim.\" Old-Testament-Exodus-029-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları atayan ve kutsal kılmak için kefaret edilmiş olan şeyleri yiyecekler; ama bir yabancı ondan yemeyecek; çünkü bunlar kutsaldır.|onlari atajan ve kutsal kilmak it͡ʃin kefaret edilmis olan sejleri jijet͡ʃekler; ama bir jabant͡ʃi ondan jemejet͡ʃek; t͡ʃunku bunlar kutsaldir. Old-Testament-Exodus-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmakta bulunan balıklar öldü. Irmak koktu. Mısırlılar ırmaktan su içemediler. Kan tüm Mısır diyarındaydı.|irmakta bulunan baliklar oldu. irmak koktu. misirlilar irmaktan su it͡ʃemediler. kan tum misir dijarindajdi. Old-Testament-1-Chronicles-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı görevini, kutsal yer görevini ve kardeşleri Aronoğulları'nın Yahve'nin evinin hizmetindeki görevini yerine getireceklerdi.|bulusma t͡ʃadiri ɡoreviniʔ kutsal jer ɡorevini ve kardesleri aronoɡullariʔnin jahveʔnin evinin hizmetindeki ɡorevini jerine ɡetiret͡ʃeklerdi. Old-Testament-Proverbs-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızın kulağına konuşma, çünkü sözlerindeki bilgeliği küçümser.|akilsizin kulaɡina konusmaʔ t͡ʃunku sozlerindeki bilɡeliɡi kut͡ʃumser. Old-Testament-Leviticus-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|kâhin onu inceleyecek. İşte, eğer deride beyaz bir şişlik varsa ve bu şişlik kılı ağartmışsa ve şişkinliğin içinde diri kızıl et varsa,|kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek. isteʔ eɡer deride bejaz bir sislik varsa ve bu sislik kili aɡartmissa ve siskinliɡin it͡ʃinde diri kizil et varsaʔ Old-Testament-1-Kings-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece yarısı kalktı, hizmetkârın uyurken yanımdaki oğlumu aldı, kendi koynuna yatırdı, ölü çocuğunu da benim koynuma yatırdı.|ɡet͡ʃe jarisi kalktiʔ hizmetkarin ujurken janimdaki oɡlumu aldiʔ kendi kojnuna jatirdiʔ olu t͡ʃot͡ʃuɡunu da benim kojnuma jatirdi. Old-Testament-Jeremiah-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve kâhin İmmer oğlu Paşhur, Yahve evinin baş görevlisi, Yeremya'nın bu şeyleri peygamberlik ettiğini duydu.|ve kahin immer oɡlu pashurʔ jahve evinin bas ɡorevlisiʔ jeremjaʔnin bu sejleri pejɡamberlik ettiɡini dujdu. Old-Testament-Hosea-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kızlarınızı fahişelik yaptıklarında, gelinlerinizi de zina ettiklerinde cezalandırmayacağım; çünkü erkekler fahişelerle düşüp kalkıyor, putperest tapınağının fahişeleriyle kurban kesiyorlar; böylece anlayışsız halk yıkıma uğrayacak.\"\"\"|\"kizlarinizi fahiselik japtiklarindaʔ ɡelinlerinizi de zina ettiklerinde t͡ʃezalandirmajat͡ʃaɡim; t͡ʃunku erkekler fahiselerle dusup kalkijorʔ putperest tapinaɡinin fahiselerijle kurban kesijorlar; bojlet͡ʃe anlajissiz halk jikima uɡrajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Song-of-Songs-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon, kendine Lübnan ağacından bir araba yaptı.|kral solomonʔ kendine lubnan aɡat͡ʃindan bir araba japti. Old-Testament-Judges-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, İsrael'i denemek, Yahve'nin Moşe aracılığıyla atalarına buyurduğu buyrukları dinleyip dinlemeyeceklerini bilmek için yanlarında bırakıldılar.|onlarʔ israelʔi denemekʔ jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla atalarina bujurduɡu bujruklari dinlejip dinlemejet͡ʃeklerini bilmek it͡ʃin janlarinda birakildilar. Old-Testament-Numbers-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunu, ateşle yapılan sunu, hoş kokulu olarak, on üç genç boğa, iki koç, bir yaşında on dört erkek kuzu; hepsi kusursuz olacaklar;|jakmalik sunuʔ atesle japilan sunuʔ hos kokulu olarakʔ on ut͡ʃ ɡent͡ʃ boɡaʔ iki kot͡ʃʔ bir jasinda on dort erkek kuzu; hepsi kusursuz olat͡ʃaklar; New-Testament-1-Timothy-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, erkeklerin öfkelenmeden ve kuşku duymadan, her yerde kutsal eller kaldırarak dua etmelerini isterim.|bu nedenleʔ erkeklerin ofkelenmeden ve kusku dujmadanʔ her jerde kutsal eller kaldirarak dua etmelerini isterim. Old-Testament-1-Kings-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiram, Solomon'un kendisine verdiği kentleri görmek için Sur'dan çıktı; ama kentler onun hoşuna gitmedi.|hiramʔ solomonʔun kendisine verdiɡi kentleri ɡormek it͡ʃin surʔdan t͡ʃikti; ama kentler onun hosuna ɡitmedi. New-Testament-1-Corinthians-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Mesih her yönetimi, her yetkiyi, her gücü ortadan kaldırıp Krallığı Baba Tanrı’ya teslim edince, son gelmiş olacak.|o zaman mesih her jonetimiʔ her jetkijiʔ her ɡut͡ʃu ortadan kaldirip kralliɡi baba tanri’ja teslim edint͡ʃeʔ son ɡelmis olat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-015-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yüksek yerler kaldırılmadı. Halk yüksek yerlerde kurban kesip buhur yakmayı sürdürüyordu. Yahve'nin evinin üst kapısını yaptı.|ant͡ʃak juksek jerler kaldirilmadi. halk juksek jerlerde kurban kesip buhur jakmaji surdurujordu. jahveʔnin evinin ust kapisini japti. Old-Testament-Job-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ellerimde zorbalık yokken, duam da pak olduğu halde.\"\"\"|\"ellerimde zorbalik jokkenʔ duam da pak olduɡu halde.\"\"\" Old-Testament-Psalms-090-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanı yıkıp şöyle dersin: “Geri dönün, insanoğulları.”|insani jikip sojle dersin “ɡeri donunʔ insanoɡullari.” Old-Testament-2-Kings-019-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü geri kalanlar Yeruşalem'den, kurtulanlar Siyon Dağın'a çıkacak. Bunu Yahve'nin gayreti yapacak.\"\"\"|\"t͡ʃunku ɡeri kalanlar jerusalemʔdenʔ kurtulanlar sijon daɡinʔa t͡ʃikat͡ʃak. bunu jahveʔnin ɡajreti japat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra kral Siva'ya, \"\"İşte, Mefiboşet'in bütün malları senindir\"\" dedi. Siva, \"\"Eğiliyorum\"\" dedi. \"\"Ey efendim, ey kral, senin gözünde lütuf bulayım.\"\"\"|\"sonra kral sivaʔjaʔ \"\"isteʔ mefibosetʔin butun mallari senindir\"\" dedi. sivaʔ \"\"eɡilijorum\"\" dedi. \"\"ej efendimʔ ej kralʔ senin ɡozunde lutuf bulajim.\"\"\" New-Testament-Acts-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece topluluklar imanda güçleniyor ve sayıları günden güne artıyordu.|bojlet͡ʃe topluluklar imanda ɡut͡ʃlenijor ve sajilari ɡunden ɡune artijordu. Old-Testament-Genesis-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Avraham’a, “Bu hizmetçiyle oğlunu kov!” dedi. “Çünkü bu hizmetçinin oğlu, oğlum İshak'ın mirasçısı olmayacak.”|bu nedenle avraham’aʔ “bu hizmett͡ʃijle oɡlunu kov!” dedi. “t͡ʃunku bu hizmett͡ʃinin oɡluʔ oɡlum ishakʔin mirast͡ʃisi olmajat͡ʃak.” Old-Testament-2-Chronicles-030-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halktan büyük bir kalabalık, Efraim'den, Manaşşe'den, İssakar'dan ve Zevulun'dan birçoğu kendilerini temizlememişlerdi, yine de yazılmış olana uygun olmayarak Pesah'ı yediler.|t͡ʃunku halktan bujuk bir kalabalikʔ efraimʔdenʔ manasseʔdenʔ issakarʔdan ve zevulunʔdan birt͡ʃoɡu kendilerini temizlememislerdiʔ jine de jazilmis olana ujɡun olmajarak pesahʔi jediler. Old-Testament-1-Chronicles-001-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, İshak'ın babası oldu. İshak'ın oğulları: Esav ve İsrael.|avrahamʔ ishakʔin babasi oldu. ishakʔin oɡullari esav ve israel. Old-Testament-Exodus-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk iman etti ve Yahve'nin İsrael çocuklarını ziyaret ettiğini, onların sıkıntılarını gördüğünü duyunca başlarını eğerek tapındılar.|halk iman etti ve jahveʔnin israel t͡ʃot͡ʃuklarini zijaret ettiɡiniʔ onlarin sikintilarini ɡorduɡunu dujunt͡ʃa baslarini eɡerek tapindilar. Old-Testament-Judges-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidyon ölür ölmez İsrael'in çocukları tekrar dönüp Baallar'ın ardından fahişelik ettiler, Baal Berit'i de kendilerine ilâh yaptılar.|ɡidjon olur olmez israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari tekrar donup baallarʔin ardindan fahiselik ettilerʔ baal beritʔi de kendilerine ilah japtilar. New-Testament-Philemon-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|sevgili Afiya’ya, mücadele arkadaşımız Arhippus’a ve senin evinde bulunan kiliseye:|sevɡili afija’jaʔ mut͡ʃadele arkadasimiz arhippus’a ve senin evinde bulunan kiliseje New-Testament-Matthew-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşama götüren kapı ne denli dar, yol da ne denli kısıtlıdır! Onu bulanlar azdır.”|jasama ɡoturen kapi ne denli darʔ jol da ne denli kisitlidir! onu bulanlar azdir.” New-Testament-Luke-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Melekler yanlarından ayrılıp göğe çekilince, çobanlar birbirlerine, “Haydi, şimdi Beytlehem’e gidelim ve Efendi’nin bize bildirdiği olup biten bu şeyi görelim” dediler.|melekler janlarindan ajrilip ɡoɡe t͡ʃekilint͡ʃeʔ t͡ʃobanlar birbirlerineʔ “hajdiʔ simdi bejtlehem’e ɡidelim ve efendi’nin bize bildirdiɡi olup biten bu seji ɡorelim” dediler. Old-Testament-Proverbs-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusuyla olan az şey, sıkıntılı büyük hazineden iyidir.|jahve korkusujla olan az sejʔ sikintili bujuk hazineden ijidir. Old-Testament-Psalms-107-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Gemilerle denize inenler, büyük sularda iş yapanlar,|ɡemilerle denize inenlerʔ bujuk sularda is japanlarʔ New-Testament-Matthew-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ancak efendisi ona yanıt verip dedi, ‘Seni kötü ve tembel hizmetkâr. Ekmediğim yerden biçtiğimi, harman savurmadığım yerden devşirdiğimi biliyordun.|“ant͡ʃak efendisi ona janit verip dediʔ ‘seni kotu ve tembel hizmetkar. ekmediɡim jerden bit͡ʃtiɡimiʔ harman savurmadiɡim jerden devsirdiɡimi bilijordun. Old-Testament-Isaiah-040-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü dairesi üzerinde oturan O'dur, onun sakinleri de çekirge gibidirler; gökleri bir perde gibi geren, onları içinde oturulacak bir çadır gibi yayan da O'dur,|jerjuzu dairesi uzerinde oturan oʔdurʔ onun sakinleri de t͡ʃekirɡe ɡibidirler; ɡokleri bir perde ɡibi ɡerenʔ onlari it͡ʃinde oturulat͡ʃak bir t͡ʃadir ɡibi jajan da oʔdurʔ Old-Testament-Habakkuk-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Nöbet yerimde durup surların üzerinde dikileceğim ve bana ne söyleyeceğini ve yakınmamla ilgili olarak ne yanıt vereceğimi görmek için dışarı bakacağım.|nobet jerimde durup surlarin uzerinde dikilet͡ʃeɡim ve bana ne sojlejet͡ʃeɡini ve jakinmamla ilɡili olarak ne janit veret͡ʃeɡimi ɡormek it͡ʃin disari bakat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İtaatsizliğim bir torbaya mühürlendi. Suçumu bağladın.\"\"\"|\"itaatsizliɡim bir torbaja muhurlendi. sut͡ʃumu baɡladin.\"\"\" Old-Testament-Genesis-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Lut'a seslenip ona: “Bu gece yanına gelen adamlar nerede? Onları bize getir de onlarla yatalım” dediler.|lutʔa seslenip ona “bu ɡet͡ʃe janina ɡelen adamlar nerede? onlari bize ɡetir de onlarla jatalim” dediler. Old-Testament-Judges-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Boru çaldığım zaman, ben ve yanımdaki herkes, ordugâhın her yanında boruları çalın ve 'Yahve için, Gidyon için' diye bağırın.”|boru t͡ʃaldiɡim zamanʔ ben ve janimdaki herkesʔ orduɡahin her janinda borulari t͡ʃalin ve ʔjahve it͡ʃinʔ ɡidjon it͡ʃinʔ dije baɡirin.” New-Testament-Luke-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kirli ruhlar yüzünden sıkıntı çekenler de iyileştiriliyordu.|kirli ruhlar juzunden sikinti t͡ʃekenler de ijilestirilijordu. Old-Testament-Isaiah-045-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in bütün soyu Yahve'de aklanacak ve sevinecekler!|israelʔin butun soju jahveʔde aklanat͡ʃak ve sevinet͡ʃekler! New-Testament-1-Corinthians-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çeşitli armağanlar vardır, ama Ruh aynıdır.|t͡ʃesitli armaɡanlar vardirʔ ama ruh ajnidir. Old-Testament-Isaiah-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi, Orev Kayası'nda Midyan'ın kılıçtan geçirilmesinde olduğu gibi, ona karşı kırbaçı ayağa kaldıracak. O'nun asası denizin üzerinde olacak ve Mısır'a yaptığı gibi onu da kaldıracak.|ordular jahvesiʔ orev kajasiʔnda midjanʔin kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirilmesinde olduɡu ɡibiʔ ona karsi kirbat͡ʃi ajaɡa kaldirat͡ʃak. oʔnun asasi denizin uzerinde olat͡ʃak ve misirʔa japtiɡi ɡibi onu da kaldirat͡ʃak. New-Testament-Matthew-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Yeruşalem’e çıkıyoruz ve İnsanoğlu başkâhinler ve yazıcılara teslim edilecek. Onlar O’nu ölüme mahkûm edecekler.|“isteʔ jerusalem’e t͡ʃikijoruz ve insanoɡlu baskahinler ve jazit͡ʃilara teslim edilet͡ʃek. onlar o’nu olume mahkum edet͡ʃekler. New-Testament-John-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Filipus gelip Andreas’a söyledi. Andreas’la Filipus gelip Yeşua’ya bildirdiler.|filipus ɡelip andreas’a sojledi. andreas’la filipus ɡelip jesua’ja bildirdiler. Old-Testament-Isaiah-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi sana şöyle yanıt verecek: “Sen de bizim kadar güçsüz mü oldun? Sen de bizim gibi oldun mu?”|hepsi sana sojle janit veret͡ʃek “sen de bizim kadar ɡut͡ʃsuz mu oldun? sen de bizim ɡibi oldun mu?” Old-Testament-Psalms-126-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Siyon'a dönenleri geri getirdiğinde, düş görenler gibiydik.|jahve sijonʔa donenleri ɡeri ɡetirdiɡindeʔ dus ɡorenler ɡibijdik. Old-Testament-Proverbs-030-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sülüğün iki kızı vardır: 'Ver, ver'dir.\"\" \"\"Asla doymayan üç şey, 'Yeter! demeyen dört şey:\"|\"\"\"suluɡun iki kizi vardir ʔverʔ verʔdir.\"\" \"\"asla dojmajan ut͡ʃ sejʔ ʔjeter! demejen dort sej\" Old-Testament-Isaiah-045-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey gökler, yukarıdan yağmur yağdırın, gökyüzünden doğruluk yağsın. Yeryüzü açılsın ki, kurtuluş üretsin, onunla birlikte doğruluk türetsin. Ben, Yahve, onu yarattım.|ej ɡoklerʔ jukaridan jaɡmur jaɡdirinʔ ɡokjuzunden doɡruluk jaɡsin. jerjuzu at͡ʃilsin kiʔ kurtulus uretsinʔ onunla birlikte doɡruluk turetsin. benʔ jahveʔ onu jarattim. New-Testament-John-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizinle ilgili söyleyecek ve yargılayacak çok şeyim var. Ancak beni gönderen gerçektir ve ben O’ndan duyduklarımı dünyaya söylüyorum” dedi.|sizinle ilɡili sojlejet͡ʃek ve jarɡilajat͡ʃak t͡ʃok sejim var. ant͡ʃak beni ɡonderen ɡert͡ʃektir ve ben o’ndan dujduklarimi dunjaja sojlujorum” dedi. New-Testament-Galatians-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir hiçken kendini bir şey sanan insan kendini kandırmış olur.|bir hit͡ʃken kendini bir sej sanan insan kendini kandirmis olur. Old-Testament-Genesis-032-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Yalnız bu kadar değil, işte, hizmetkârın Yakov arkamızda’ diyeceksiniz.” Çünkü, “Onu önümden giden hediyeyle yatıştırıp sonra yüzünü göreceğim” dedi. “Belki beni kabul eder.”|“‘jalniz bu kadar deɡilʔ isteʔ hizmetkarin jakov arkamizda’ dijet͡ʃeksiniz.” t͡ʃunkuʔ “onu onumden ɡiden hedijejle jatistirip sonra juzunu ɡoret͡ʃeɡim” dedi. “belki beni kabul eder.” Old-Testament-1-Kings-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hüküm vereceği tahtın eyvanını, hüküm eyvanını yaptı ve tabandan tabana sedirle kaplıydı.|hukum veret͡ʃeɡi tahtin ejvaniniʔ hukum ejvanini japti ve tabandan tabana sedirle kaplijdi. Old-Testament-Psalms-074-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gündüz senindir, gece de senin. Işığı ve güneşi sen hazırladın.|ɡunduz senindirʔ ɡet͡ʃe de senin. isiɡi ve ɡunesi sen hazirladin. Old-Testament-Isaiah-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çağıranın sesinden eşiklerin temelleri sarsıldı ve ev dumanla doldu.|t͡ʃaɡiranin sesinden esiklerin temelleri sarsildi ve ev dumanla doldu. New-Testament-Luke-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama Tanrı ona, ‘Ey akılsız! Bu gece canın senden istenecek’ dedi. ‘Hazırladığın bu şeyler kimin olacak?’|“ama tanri onaʔ ‘ej akilsiz! bu ɡet͡ʃe t͡ʃanin senden istenet͡ʃek’ dedi. ‘hazirladiɡin bu sejler kimin olat͡ʃak?’ Old-Testament-Leviticus-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yağlarını, kuyruk yağını ve iç kısmını kaplayan yağı sunacak,|butun jaɡlariniʔ kujruk jaɡini ve it͡ʃ kismini kaplajan jaɡi sunat͡ʃakʔ Old-Testament-Leviticus-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerinde meni olan her giysi ve her deri suyla yıkanacak ve akşama kadar kirli olacak.|uzerinde meni olan her ɡijsi ve her deri sujla jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃak. New-Testament-Galatians-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Demek artık köle değil, oğulsun ve oğul isen, o zaman Mesih aracılığıyla Tanrı’nın mirasçısısın.|demek artik kole deɡilʔ oɡulsun ve oɡul isenʔ o zaman mesih arat͡ʃiliɡijla tanri’nin mirast͡ʃisisin. New-Testament-John-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam gidip kendisini iyileştirenin Yeşua olduğunu Yahudi yetkililere bildirdi.|adam ɡidip kendisini ijilestirenin jesua olduɡunu jahudi jetkililere bildirdi. Old-Testament-Psalms-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız yüreğinde, “Tanrı yoktur” dedi. Yozlaştılar, iğrenç işler yaptılar. İyilik eden kimse yok.|akilsiz jureɡindeʔ “tanri joktur” dedi. jozlastilarʔ iɡrent͡ʃ isler japtilar. ijilik eden kimse jok. Old-Testament-2-Samuel-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Seruya oğlu Avişay krala, “Bu ölü köpek neden efendim krala lanet etsin? Lütfen geçip başını keseyim.” dedi.|bunun uzerine seruja oɡlu avisaj kralaʔ “bu olu kopek neden efendim krala lanet etsin? lutfen ɡet͡ʃip basini kesejim.” dedi. New-Testament-Luke-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadınlar Yeşua’nın sözlerini hatırladılar.|kadinlar jesua’nin sozlerini hatirladilar. Old-Testament-Psalms-105-045|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki O’nun kurallarını tutsunlar, yasasını yerine getirsinler. Yah’ı övün!|ta ki o’nun kurallarini tutsunlarʔ jasasini jerine ɡetirsinler. jah’i ovun! Old-Testament-2-Samuel-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mektuba şöyle yazdı: \"\"Uriya'yı savaşın en şiddetli ön saflarına gönder ve onun yanından çekilin ki, vurulup da ölsün.\"\"\"|\"mektuba sojle jazdi \"\"urijaʔji savasin en siddetli on saflarina ɡonder ve onun janindan t͡ʃekilin kiʔ vurulup da olsun.\"\"\" New-Testament-Acts-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar önden gidip bizi Troas’ta beklediler.|bunlar onden ɡidip bizi troas’ta beklediler. Old-Testament-Genesis-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular onuncu aya kadar sürekli çekildi. Onuncu ayın birinci günü dağların dorukları göründü.|sular onunt͡ʃu aja kadar surekli t͡ʃekildi. onunt͡ʃu ajin birint͡ʃi ɡunu daɡlarin doruklari ɡorundu. Old-Testament-Isaiah-033-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve bizim yargıcımızdır. Yahve bizim yasa koyucumuzdur. Yahve bizim Kralımız'dır. Bizi O kurtaracak.|t͡ʃunku jahve bizim jarɡit͡ʃimizdir. jahve bizim jasa kojut͡ʃumuzdur. jahve bizim kralimizʔdir. bizi o kurtarat͡ʃak. Old-Testament-Judges-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra kadın gelip kocasına şöyle dedi: \"\"Bana bir Tanrı adamı geldi; yüzü Tanrı'nın meleğinin yüzü gibiydi, çok heybetliydi. Ona nereli olduğunu sormadım, bana adını da söylemedi;\"|\"sonra kadin ɡelip kot͡ʃasina sojle dedi \"\"bana bir tanri adami ɡeldi; juzu tanriʔnin meleɡinin juzu ɡibijdiʔ t͡ʃok hejbetlijdi. ona nereli olduɡunu sormadimʔ bana adini da sojlemedi;\" Old-Testament-1-Kings-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve ona, “Çünkü Yizreelli Navot’la konuştum ve ona, ‘Bağını parayla bana ver, ya da istersen onun karşılığında sana başka bir bağ vereyim’ dedim. O da, ‘Bağımı sana vermem’ diye yanıtladı.”|ve onaʔ “t͡ʃunku jizreelli navot’la konustum ve onaʔ ‘baɡini parajla bana verʔ ja da istersen onun karsiliɡinda sana baska bir baɡ verejim’ dedim. o daʔ ‘baɡimi sana vermem’ dije janitladi.” New-Testament-Acts-027-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Geride kalanların bir kısmının tahtalara, bir kısmının da geminin diğer parçalarına tutunarak onları izlemelerini buyurdu. Böylece hepsi sağsalim karaya kaçıp kurtuldular.|ɡeride kalanlarin bir kisminin tahtalaraʔ bir kisminin da ɡeminin diɡer part͡ʃalarina tutunarak onlari izlemelerini bujurdu. bojlet͡ʃe hepsi saɡsalim karaja kat͡ʃip kurtuldular. Old-Testament-2-Chronicles-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon ve onunla birlikte olan bütün topluluk Givon'daki yüksek yere gittiler. Çünkü Yahve'nin hizmetkârı Moşe'nin çölde yapmış olduğu Tanrı'nın Buluşma Çadırı oradaydı.|solomon ve onunla birlikte olan butun topluluk ɡivonʔdaki juksek jere ɡittiler. t͡ʃunku jahveʔnin hizmetkari moseʔnin t͡ʃolde japmis olduɡu tanriʔnin bulusma t͡ʃadiri oradajdi. Old-Testament-Isaiah-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Duma'nın yükü. Seir'den biri bana sesleniyor: “Gözcü, geceden ne var? Gözcü, geceden ne var?”|dumaʔnin juku. seirʔden biri bana seslenijor “ɡozt͡ʃuʔ ɡet͡ʃeden ne var? ɡozt͡ʃuʔ ɡet͡ʃeden ne var?” Old-Testament-2-Chronicles-030-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Levili kâhinler kalkıp halkı kutsadılar. Sesleri duyuldu ve duaları Tanrı'nın kutsal meskenine, göğe kadar çıktı.|o zaman levili kahinler kalkip halki kutsadilar. sesleri dujuldu ve dualari tanriʔnin kutsal meskenineʔ ɡoɡe kadar t͡ʃikti. Old-Testament-Isaiah-044-027|und|SPEAKER_00_Turkish|derinliğe 'Kuru, senin ırmaklarını da kurutacağım' diyen,|derinliɡe ʔkuruʔ senin irmaklarini da kurutat͡ʃaɡimʔ dijenʔ Old-Testament-2-Samuel-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeol'ün ipleri çevremi sardı. Ölüm tuzakları beni yakaladı.|seolʔun ipleri t͡ʃevremi sardi. olum tuzaklari beni jakaladi. New-Testament-Revelation-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Senin işlerini, emeğini, sabrını, kötü insanlara katlanamadığını biliyorum. Elçi olmadıkları halde kendilerine elçi diyenleri sınadın ve onları yalancı buldun.|“senin isleriniʔ emeɡiniʔ sabriniʔ kotu insanlara katlanamadiɡini bilijorum. elt͡ʃi olmadiklari halde kendilerine elt͡ʃi dijenleri sinadin ve onlari jalant͡ʃi buldun. Old-Testament-2-Kings-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya'nın işlerinin geri kalanı, bütün kudreti, havuzu ve su yolunu nasıl yapıp suyu kente getirdiği, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|hizkijaʔnin islerinin ɡeri kalaniʔ butun kudretiʔ havuzu ve su jolunu nasil japip suju kente ɡetirdiɡiʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Genesis-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’ın oğlu İshak'ın soylarının öyküsü şöyledir. Avraham, İshak'ın babası oldu.|avraham’in oɡlu ishakʔin sojlarinin ojkusu sojledir. avrahamʔ ishakʔin babasi oldu. Old-Testament-Judges-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Saydalılar ve Amalekliler ve Maonlular sizi ezdi; ve bana feryat ettiniz, ben de sizi onların elinden kurtardım.|sajdalilar ve amalekliler ve maonlular sizi ezdi; ve bana ferjat ettinizʔ ben de sizi onlarin elinden kurtardim. Old-Testament-2-Chronicles-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviya, dört yüz bin seçme savaşçıdan oluşan yiğit bir orduyla savaşa girdi. Yerovam da sekiz yüz bin seçme adamla, cesur yiğitlerle ona karşı savaş düzeni aldı.|avijaʔ dort juz bin set͡ʃme savast͡ʃidan olusan jiɡit bir ordujla savasa ɡirdi. jerovam da sekiz juz bin set͡ʃme adamlaʔ t͡ʃesur jiɡitlerle ona karsi savas duzeni aldi. New-Testament-Romans-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Tanrı’nın gerçeğini yalanla değiştirdiler. Yaradan’ın yerine yaratığa tapınıp hizmet ettiler, O ki, sonsuza dek övülmeye layıktır. Amin.|onlar tanri’nin ɡert͡ʃeɡini jalanla deɡistirdiler. jaradan’in jerine jaratiɡa tapinip hizmet ettilerʔ o kiʔ sonsuza dek ovulmeje lajiktir. amin. New-Testament-2-Corinthians-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İmansızlarla aynı boyunduruğa girmeyin. Çünkü doğrulukla kötülüğün ne ortaklığı olabilir? Ya da ışığın karanlıkla nasıl bir paydaşlığı olabilir?|imansizlarla ajni bojunduruɡa ɡirmejin. t͡ʃunku doɡrulukla kotuluɡun ne ortakliɡi olabilir? ja da isiɡin karanlikla nasil bir pajdasliɡi olabilir? Old-Testament-2-Chronicles-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve işte, senin yetenekli adamlarınla ve baban efendim David'in yetenekli adamları ile birlikte kendisine bir yer verilsin diye, yetenek ve anlayış sahibi bir adamı, benim Huram Avi'yi gönderdim.|ve isteʔ senin jetenekli adamlarinla ve baban efendim davidʔin jetenekli adamlari ile birlikte kendisine bir jer verilsin dijeʔ jetenek ve anlajis sahibi bir adamiʔ benim huram aviʔji ɡonderdim. Old-Testament-2-Samuel-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evin ve krallığın sonsuza dek senin önünde güvence altına alınacak. Tahtın sonsuza dek ayakta kalacak.\"\"'\"\"\"|\"evin ve kralliɡin sonsuza dek senin onunde ɡuvent͡ʃe altina alinat͡ʃak. tahtin sonsuza dek ajakta kalat͡ʃak.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşatma günleri tamamlanınca, kentin ortasındaki ateşte üçte birini yakacaksın. Üçte birini alıp kılıçla çevresini vuracaksın. Üçte birini rüzgâra savuracaksın; ben de onların ardından kılıç çekeceğim.|kusatma ɡunleri tamamlanint͡ʃaʔ kentin ortasindaki ateste ut͡ʃte birini jakat͡ʃaksin. ut͡ʃte birini alip kilit͡ʃla t͡ʃevresini vurat͡ʃaksin. ut͡ʃte birini ruzɡara savurat͡ʃaksin; ben de onlarin ardindan kilit͡ʃ t͡ʃeket͡ʃeɡim. Old-Testament-Deuteronomy-028-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bu yüce ve heybetli Tanrın YAHVE adından korkmak için bu yasanın bu kitapta yazılı olan tüm sözlerini yapmak üzere tutmazsan,|eɡer bu jut͡ʃe ve hejbetli tanrin jahve adindan korkmak it͡ʃin bu jasanin bu kitapta jazili olan tum sozlerini japmak uzere tutmazsanʔ Old-Testament-Ezekiel-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Mısır sakinlerinin hepsi benim Yahve olduğumu bilecekler, çünkü onlar İsrael evine kamıştan bir değnek oldular.\"|\"\"\"\"\"ʔmisir sakinlerinin hepsi benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku onlar israel evine kamistan bir deɡnek oldular.\" Old-Testament-Nahum-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Yakov'un yüceliğini İsrael'in yüceliği gibi geri döndürüyor, çünkü yok ediciler onları yok etti ve onların asma dallarını mahvettiler.|t͡ʃunku jahve jakovʔun jut͡ʃeliɡini israelʔin jut͡ʃeliɡi ɡibi ɡeri dondurujorʔ t͡ʃunku jok edit͡ʃiler onlari jok etti ve onlarin asma dallarini mahvettiler. Old-Testament-1-Kings-018-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya onlara, “Baal’ın peygamberlerini tutun! Hiçbiri kaçmasın!” dedi. Onları tuttular; Eliya onları Kişon Deresi'ne indirdi ve onları orada öldürdü.|elija onlaraʔ “baal’in pejɡamberlerini tutun! hit͡ʃbiri kat͡ʃmasin!” dedi. onlari tuttular; elija onlari kison deresiʔne indirdi ve onlari orada oldurdu. Old-Testament-Job-031-030|und|SPEAKER_00_Turkish|(Kesinlikle, lanetle kimsenin canını dileyerek, ağzımın günah işlemesine izin vermedim);|(kesinlikleʔ lanetle kimsenin t͡ʃanini dilejerekʔ aɡzimin ɡunah islemesine izin vermedim); New-Testament-Matthew-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun gibi, her iyi ağaç iyi meyve verir, çürük ağaç ise kötü meyve verir.|bunun ɡibiʔ her iji aɡat͡ʃ iji mejve verirʔ t͡ʃuruk aɡat͡ʃ ise kotu mejve verir. Old-Testament-2-Samuel-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Adoram angaryacıların başındaydı; Ahilud oğlu Yehoşafat kâtipti;|adoram anɡarjat͡ʃilarin basindajdi; ahilud oɡlu jehosafat katipti; New-Testament-Ephesians-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, öteki uluslardan olan sizler bir zamanlar ne olduğunuzu hatırlayın: Bedende elle yapılmış sünnete sahip olup “sünnetli” denilenlerin “sünnetsiz” dedikleri sizler,|bu nedenleʔ oteki uluslardan olan sizler bir zamanlar ne olduɡunuzu hatirlajin bedende elle japilmis sunnete sahip olup “sunnetli” denilenlerin “sunnetsiz” dedikleri sizlerʔ Old-Testament-Psalms-057-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkların arasında sana şükredeceğim ey Efendim. Uluslar arasında seni ilahilerle öveceğim.|halklarin arasinda sana sukredet͡ʃeɡim ej efendim. uluslar arasinda seni ilahilerle ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-Jeremiah-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|ve, ‘Diri olan Yahve'nin hakkı için’ diye ant içeceksin, gerçekle, adaletle ve doğrulukla. Uluslar O’nda kendilerini kutsayacak ve O’nunla övünecekler.”|veʔ ‘diri olan jahveʔnin hakki it͡ʃin’ dije ant it͡ʃet͡ʃeksinʔ ɡert͡ʃekleʔ adaletle ve doɡrulukla. uluslar o’nda kendilerini kutsajat͡ʃak ve o’nunla ovunet͡ʃekler.” New-Testament-Matthew-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok sahte peygamber ortaya çıkacak ve birçoklarını saptıracak.|birt͡ʃok sahte pejɡamber ortaja t͡ʃikat͡ʃak ve birt͡ʃoklarini saptirat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-045-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben yeryüzünü yarattım, onun üzerinde insanı yarattım. Benim ellerim gökleri gerdi. Onların bütün ordularına ben buyruk verdim.|ben jerjuzunu jarattimʔ onun uzerinde insani jarattim. benim ellerim ɡokleri ɡerdi. onlarin butun ordularina ben bujruk verdim. Old-Testament-2-Kings-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın tepeye, Tanrı adamının yanına geldiğinde, ayaklarına yapıştı. Gehazi onu itmek için yaklaştı; ama Tanrı adamı, \"\"Onu rahat bırak, çünkü canı içinde sıkıntılı; Yahve de bunu benden gizledi ve bana bildirmedi\"\" dedi.\"|\"kadin tepejeʔ tanri adaminin janina ɡeldiɡindeʔ ajaklarina japisti. ɡehazi onu itmek it͡ʃin jaklasti; ama tanri adamiʔ \"\"onu rahat birakʔ t͡ʃunku t͡ʃani it͡ʃinde sikintili; jahve de bunu benden ɡizledi ve bana bildirmedi\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kitabı kapattı, görevliye geri verip oturdu. Havradakilerin hepsi gözlerini O’na dikti.|kitabi kapattiʔ ɡorevlije ɡeri verip oturdu. havradakilerin hepsi ɡozlerini o’na dikti. Old-Testament-Proverbs-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Tanrı'nın her sözü kusursuzdur. Kendisine sığınanlara kalkandır.\"|\"\"\"tanriʔnin her sozu kusursuzdur. kendisine siɡinanlara kalkandir.\" Old-Testament-2-Kings-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kazanları, kürekleri, maşaları, kaşıkları ve hizmet için kullanılan bütün tunç kapları götürdüler.|kazanlariʔ kurekleriʔ masalariʔ kasiklari ve hizmet it͡ʃin kullanilan butun tunt͡ʃ kaplari ɡoturduler. New-Testament-Matthew-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalığa çayır üzerine oturmalarını buyurdu. Beş ekmekle iki balığı eline aldı ve göğe bakarak kutsadı; ekmekleri böldü ve öğrencilerine verdi, onlar da halka verdiler.|kalabaliɡa t͡ʃajir uzerine oturmalarini bujurdu. bes ekmekle iki baliɡi eline aldi ve ɡoɡe bakarak kutsadi; ekmekleri boldu ve oɡrent͡ʃilerine verdiʔ onlar da halka verdiler. Old-Testament-Deuteronomy-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Memurlar halka daha fazlasını söyleyip şöyle diyecekler: \"\"Korkan ve yüreği bitkin düşen kim var? Bırakın gitsin ve evine dönsün, yoksa kardeşinin yüreği de kendi yüreği gibi erimesin.”\"|\"memurlar halka daha fazlasini sojlejip sojle dijet͡ʃekler \"\"korkan ve jureɡi bitkin dusen kim var? birakin ɡitsin ve evine donsunʔ joksa kardesinin jureɡi de kendi jureɡi ɡibi erimesin.”\" Old-Testament-Proverbs-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sadakatsiz kendi yollarının karşılığını alacaktır, aynı şekilde iyi insan kendi yolları için ödüllendirilecektir.|sadakatsiz kendi jollarinin karsiliɡini alat͡ʃaktirʔ ajni sekilde iji insan kendi jollari it͡ʃin odullendirilet͡ʃektir. Old-Testament-Obadiah-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenanlılar arasında bulunan bu İsrael'in çocukları ordusunun sürgünleri Sarefat'a kadar mülk edinecekler; Sefarad'da bulunan Yeruşalem sürgünleri ise Negev kentlerini mülk edinecekler.|kenanlilar arasinda bulunan bu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ordusunun surɡunleri sarefatʔa kadar mulk edinet͡ʃekler; sefaradʔda bulunan jerusalem surɡunleri ise neɡev kentlerini mulk edinet͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-020-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra başka bir adam buldu ve, “Lütfen beni vur” dedi. Adam onu vurdu ve yaraladı.|sonra baska bir adam buldu veʔ “lutfen beni vur” dedi. adam onu vurdu ve jaraladi. Old-Testament-Ezekiel-044-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlarında keten sarıklar, bellerinde keten don olacak. Terletici bir şey giymeyecekler.|baslarinda keten sariklarʔ bellerinde keten don olat͡ʃak. terletit͡ʃi bir sej ɡijmejet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-102-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerim uzayan gölge gibi. Ot gibi kurudum.|ɡunlerim uzajan ɡolɡe ɡibi. ot ɡibi kurudum. Old-Testament-Job-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte kapar götürür. O'na kim engel olabilir? Kim O'na, ‘Ne yapıyorsun?’ diye sorabilir?\"\"\"|\"iste kapar ɡoturur. oʔna kim enɡel olabilir? kim oʔnaʔ ‘ne japijorsun?’ dije sorabilir?\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruvlar gittiğinde, tekerlekler de yanlarında gidiyordu. Keruvlar yerden yükselmek için kanatlarını kaldırdığında, tekerlekler de yanlarından ayrılmıyordu.|keruvlar ɡittiɡindeʔ tekerlekler de janlarinda ɡidijordu. keruvlar jerden jukselmek it͡ʃin kanatlarini kaldirdiɡindaʔ tekerlekler de janlarindan ajrilmijordu. Old-Testament-Genesis-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam oldu ve sabah oldu, üçüncü gün.|aksam oldu ve sabah olduʔ ut͡ʃunt͡ʃu ɡun. Old-Testament-Jeremiah-046-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı Nebukadnetsar'ın gelip Mısır ülkesini vuracağına dair Yahve'nin Peygamber Yeremya'ya söylediği söz:|babil krali nebukadnetsarʔin ɡelip misir ulkesini vurat͡ʃaɡina dair jahveʔnin pejɡamber jeremjaʔja sojlediɡi soz Old-Testament-1-Kings-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda ve İsrael halkı, her biri asmasının altında ve incir ağacının altında, Dan'dan Beer Şeva'ya kadar Solomon'un bütün günlerinde güvenlik içinde yaşadı.|jahuda ve israel halkiʔ her biri asmasinin altinda ve int͡ʃir aɡat͡ʃinin altindaʔ danʔdan beer sevaʔja kadar solomonʔun butun ɡunlerinde ɡuvenlik it͡ʃinde jasadi. Old-Testament-Psalms-113-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bütün ulusların üstünde yücedir, O’nun görkemi göklerin üzerindedir.|jahve butun uluslarin ustunde jut͡ʃedirʔ o’nun ɡorkemi ɡoklerin uzerindedir. New-Testament-Acts-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus Yeruşalem’e çıktığında, sünnet yanlıları onunla çekiştiler.|petrus jerusalem’e t͡ʃiktiɡindaʔ sunnet janlilari onunla t͡ʃekistiler. Old-Testament-Judges-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ziyafet sürerken, yedi gün onun önünde ağladı; ve yedinci gün, ona çok baskı yaptığı için bunu ona söyledi; o da bilmeceyi halkının çocuklarına anlattı.|zijafet surerkenʔ jedi ɡun onun onunde aɡladi; ve jedint͡ʃi ɡunʔ ona t͡ʃok baski japtiɡi it͡ʃin bunu ona sojledi; o da bilmet͡ʃeji halkinin t͡ʃot͡ʃuklarina anlatti. Old-Testament-Proverbs-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinlemeden yanıt vermek, insan için ahmaklık ve utançtır.|dinlemeden janit vermekʔ insan it͡ʃin ahmaklik ve utant͡ʃtir. New-Testament-1-Corinthians-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız Efendi her insana nasıl dağıttıysa, Tanrı her birini nasıl çağırdıysa, öyle yürüsün. Bunu bütün topluluklara buyuruyorum.|jalniz efendi her insana nasil daɡittijsaʔ tanri her birini nasil t͡ʃaɡirdijsaʔ ojle jurusun. bunu butun topluluklara bujurujorum. New-Testament-2-Timothy-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan böyle, doğruluk tacı benim için hazır duruyor. Adil yargıç, Efendi o gün bu tacı bana, yalnız bana değil, O’nun görünmesini sevenlerin hepsine verecektir.|bundan bojleʔ doɡruluk tat͡ʃi benim it͡ʃin hazir durujor. adil jarɡit͡ʃʔ efendi o ɡun bu tat͡ʃi banaʔ jalniz bana deɡilʔ o’nun ɡorunmesini sevenlerin hepsine veret͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-040-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Lübnan yakmak için yetmez, onun hayvanları da yakmalık sunu için yetmez.|lubnan jakmak it͡ʃin jetmezʔ onun hajvanlari da jakmalik sunu it͡ʃin jetmez. Old-Testament-Job-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer gönlüm bir kadına kapılmışsa, ve komşumun kapısında pusuya yatmışsam,|“eɡer ɡonlum bir kadina kapilmissaʔ ve komsumun kapisinda pusuja jatmissamʔ Old-Testament-1-Samuel-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistli, “Bugün İsrael ordularına meydan okuyorum! Bana bir adam verin ki, birlikte dövüşelim!” dedi.|filistliʔ “buɡun israel ordularina mejdan okujorum! bana bir adam verin kiʔ birlikte dovuselim!” dedi. New-Testament-John-012-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de önderlerden birçoğu O’na iman etti. Ama Ferisiler’den korktuklarından, havra dışı edilmemek için bunu açıkça söylemediler.|jine de onderlerden birt͡ʃoɡu o’na iman etti. ama ferisiler’den korktuklarindanʔ havra disi edilmemek it͡ʃin bunu at͡ʃikt͡ʃa sojlemediler. New-Testament-Mark-014-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri döndüğünde yine onları uyurken buldu. Çünkü göz kapakları ağırlaşmıştı. O’na ne yanıt vereceklerini bilemediler.|ɡeri donduɡunde jine onlari ujurken buldu. t͡ʃunku ɡoz kapaklari aɡirlasmisti. o’na ne janit veret͡ʃeklerini bilemediler. Old-Testament-2-Samuel-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü sen, İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi, hizmetkârına, 'Sana bir ev yapacağım' diye açıkladın. Bu yüzden hizmetkârın sana bu duayı etmek için yüreklilik buldu.\"\"\"|\"t͡ʃunku senʔ israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesiʔ hizmetkarinaʔ ʔsana bir ev japat͡ʃaɡimʔ dije at͡ʃikladin. bu juzden hizmetkarin sana bu duaji etmek it͡ʃin jureklilik buldu.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"sonra kâhin yakmalık sunuyu ve ekmek sunusunu sunakta sunacak. Kâhin onun için kefaret edecek, o da temiz olacak.\"\"\"|\"sonra kahin jakmalik sunuju ve ekmek sunusunu sunakta sunat͡ʃak. kahin onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃekʔ o da temiz olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Joshua-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki, İsrael'in çocukları Geşurlular'ı ya da Maakalılar'ı kovmadılar; ama Geşur ve Maaka bugüne dek İsrael'in içinde yaşamaktadır.|ne var kiʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡesurlularʔi ja da maakalilarʔi kovmadilar; ama ɡesur ve maaka buɡune dek israelʔin it͡ʃinde jasamaktadir. New-Testament-Matthew-012-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, insanlar söyledikleri her boş sözden ötürü, yargı gününde hesap verecekler.|size sunu sojlejejimʔ insanlar sojledikleri her bos sozden oturuʔ jarɡi ɡununde hesap veret͡ʃekler. New-Testament-John-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi canım sıkıntı çekiyor. Ne diyeyim? ‘Baba, kurtar beni bu zamandan’ mı diyeyim? Ama ben bu amaç için bu zamana geldim.|“simdi t͡ʃanim sikinti t͡ʃekijor. ne dijejim? ‘babaʔ kurtar beni bu zamandan’ mi dijejim? ama ben bu amat͡ʃ it͡ʃin bu zamana ɡeldim. Old-Testament-1-Kings-016-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Nevat oğlu Yarovam'ın günahlarında yürümesi onun için hafif bir şeymiş gibi, Saydalılar'ın Kralı Etbaal'ın kızı İzebel'i karı olarak aldı, gidip Baal'a hizmet etti ve ona tapındı.|nevat oɡlu jarovamʔin ɡunahlarinda jurumesi onun it͡ʃin hafif bir sejmis ɡibiʔ sajdalilarʔin krali etbaalʔin kizi izebelʔi kari olarak aldiʔ ɡidip baalʔa hizmet etti ve ona tapindi. New-Testament-Revelation-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten başka bir ses işittim: “Ey halkım! Oradan çıkın! Onun günahlarına ortak olmayın, belalarından siz de pay almayın” dedi.|ɡokten baska bir ses isittim “ej halkim! oradan t͡ʃikin! onun ɡunahlarina ortak olmajinʔ belalarindan siz de paj almajin” dedi. New-Testament-John-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yaptığım gibi, siz de yapasınız diye size bir örnek verdim.|size japtiɡim ɡibiʔ siz de japasiniz dije size bir ornek verdim. Old-Testament-Numbers-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu ve aralarında garip olarak yaşayan yabancı da bağışlanacaktır; çünkü bu tüm insanlarla ilgilidir, farkında olmadan yapıldı.'\"\"\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu ve aralarinda ɡarip olarak jasajan jabant͡ʃi da baɡislanat͡ʃaktir; t͡ʃunku bu tum insanlarla ilɡilidirʔ farkinda olmadan japildi.ʔ\"\"\" New-Testament-John-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana verdiğin yüceliği ben de onlara verdim. Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi onlar da bir olsunlar.|bana verdiɡin jut͡ʃeliɡi ben de onlara verdim. ojle kiʔ bizim bir olduɡumuz ɡibi onlar da bir olsunlar. Old-Testament-Ezekiel-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine dokuzuncu yılda, onuncu ayda, ayın onuncu gününde, Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jine dokuzunt͡ʃu jildaʔ onunt͡ʃu ajdaʔ ajin onunt͡ʃu ɡunundeʔ jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-2-Kings-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Nöbetçi, “Onlara kadar vardı, ama geri dönmüyor” dedi. \"\"Sürüşü, Nimşi oğlu Yehu’nun sürüşüne benziyor, çünkü delice sürüyor.”\"|\"nobett͡ʃiʔ “onlara kadar vardiʔ ama ɡeri donmujor” dedi. \"\"surusuʔ nimsi oɡlu jehu’nun surusune benzijorʔ t͡ʃunku delit͡ʃe surujor.”\" Old-Testament-Psalms-079-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, uluslar senin mirasına girdiler. Kutsal tapınağını kirlettiler. Yeruşalem’i taş yığınlarına döndürdüler.|ej tanriʔ uluslar senin mirasina ɡirdiler. kutsal tapinaɡini kirlettiler. jerusalem’i tas jiɡinlarina dondurduler. Old-Testament-1-Samuel-025-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece David, kadının kendisine getirdiğini onun elinden aldı. Sonra ona şöyle dedi: “Esenlikle evine çık. İşte, sözünü dinledim ve isteğini kabul ettim.”|bojlet͡ʃe davidʔ kadinin kendisine ɡetirdiɡini onun elinden aldi. sonra ona sojle dedi “esenlikle evine t͡ʃik. isteʔ sozunu dinledim ve isteɡini kabul ettim.” Old-Testament-Proverbs-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok kez azarlanan ve ensesini sertleştiren kişi, ansızın mahvolacak, çare yok.|t͡ʃok kez azarlanan ve ensesini sertlestiren kisiʔ ansizin mahvolat͡ʃakʔ t͡ʃare jok. Old-Testament-Nehemiah-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, Levililer, Bani oğlu Rehum onardı. Ondan sonra, Keila bölgesinin yarısının yöneticisi olan Haşavya, kendi bölgesi için onardı.|ondan sonraʔ levililerʔ bani oɡlu rehum onardi. ondan sonraʔ keila bolɡesinin jarisinin jonetit͡ʃisi olan hasavjaʔ kendi bolɡesi it͡ʃin onardi. Old-Testament-Ezra-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytel ve Ay adamları, iki yüz yirmi üç.|bejtel ve aj adamlariʔ iki juz jirmi ut͡ʃ. Old-Testament-Job-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı’nın sırrını kavrayabilir misin? Ya da Her Şeye Gücü Yeten’in sınırlarının derinliğine inebilir misin?|“tanri’nin sirrini kavrajabilir misin? ja da her seje ɡut͡ʃu jeten’in sinirlarinin derinliɡine inebilir misin? New-Testament-John-006-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten inmiş olan diri ekmek benim. Kim bu ekmekten yerse, sonsuza dek yaşayacak. Evet, dünyanın yaşamı için vereceğim ekmek benim bedenimdir” dedi.|ɡokten inmis olan diri ekmek benim. kim bu ekmekten jerseʔ sonsuza dek jasajat͡ʃak. evetʔ dunjanin jasami it͡ʃin veret͡ʃeɡim ekmek benim bedenimdir” dedi. New-Testament-2-Timothy-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri onlara hatırlat. İşitenleri yıkıma sürükleyecek, yararsız sözler üzerinde tartışmamaları konusunda Efendi’nin önünde onları uyar.|bu sejleri onlara hatirlat. isitenleri jikima suruklejet͡ʃekʔ jararsiz sozler uzerinde tartismamalari konusunda efendi’nin onunde onlari ujar. Old-Testament-Job-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çalılıklar arasında anırırlar. Isırgan otlarının altında toplanırlar.|t͡ʃaliliklar arasinda anirirlar. isirɡan otlarinin altinda toplanirlar. New-Testament-Acts-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolculuğuma devam ederken Damaskus’a yaklaştığımda, öğle vakti ansızın gökten çevremi büyük bir ışık aydınlattı.|jolt͡ʃuluɡuma devam ederken damaskus’a jaklastiɡimdaʔ oɡle vakti ansizin ɡokten t͡ʃevremi bujuk bir isik ajdinlatti. Old-Testament-1-Samuel-017-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, David'e kendi giysilerini giydirdi. Başına tunç bir miğfer taktı ve ona bir zırh giydirdi.|saulʔ davidʔe kendi ɡijsilerini ɡijdirdi. basina tunt͡ʃ bir miɡfer takti ve ona bir zirh ɡijdirdi. New-Testament-Mark-010-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam cüppesini atıp sıçrayarak Yeşua’nın yanına geldi.|adam t͡ʃuppesini atip sit͡ʃrajarak jesua’nin janina ɡeldi. Old-Testament-Numbers-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe elini kaldırıp değneğiyle kayaya iki kez vurdu ve bol miktarda su çıktı. Topluluk ve hayvanları içti.|mose elini kaldirip deɡneɡijle kajaja iki kez vurdu ve bol miktarda su t͡ʃikti. topluluk ve hajvanlari it͡ʃti. New-Testament-1-Timothy-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi evini yönetmeyi bilmeyen biri, Tanrı’nın kilisesiyle nasıl ilgilenebilir?|kendi evini jonetmeji bilmejen biriʔ tanri’nin kilisesijle nasil ilɡilenebilir? Old-Testament-Judges-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan'ın çocukları ona şöyle dediler: “Aramızda sesini duyurma, yoksa öfkeli adamlar sana saldıracak ve kendi yaşamını ev halkının yaşamlarını kaybedeceksin.”|danʔin t͡ʃot͡ʃuklari ona sojle dediler “aramizda sesini dujurmaʔ joksa ofkeli adamlar sana saldirat͡ʃak ve kendi jasamini ev halkinin jasamlarini kajbedet͡ʃeksin.” Old-Testament-Exodus-021-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak boğanın geçmişte süsme alışkanlığı varsa ve bu durum sahibine bildirilmişse ve o da onu içeride tutmamışsa ve bir erkeği ya da kadını öldürmüşse, boğa taşlanacak, sahibi de öldürülecektir.|ant͡ʃak boɡanin ɡet͡ʃmiste susme aliskanliɡi varsa ve bu durum sahibine bildirilmisse ve o da onu it͡ʃeride tutmamissa ve bir erkeɡi ja da kadini oldurmusseʔ boɡa taslanat͡ʃakʔ sahibi de oldurulet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-038-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Acı çekiyorum, iki büklüm eğildim. Bütün gün yas içindeyim.|at͡ʃi t͡ʃekijorumʔ iki buklum eɡildim. butun ɡun jas it͡ʃindejim. New-Testament-Hebrews-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinin her yıl kendisine ait olmayan kanla kutsal yere girdiği gibi, Mesih’in kendisini tekrar tekrar kurban etmesi de söz konusu değildir.|baskahinin her jil kendisine ait olmajan kanla kutsal jere ɡirdiɡi ɡibiʔ mesih’in kendisini tekrar tekrar kurban etmesi de soz konusu deɡildir. Old-Testament-2-Samuel-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra David giysilerini tutup yırttı; ve yanındaki bütün adamlar da aynısını yaptı.|sonra david ɡijsilerini tutup jirtti; ve janindaki butun adamlar da ajnisini japti. Old-Testament-Isaiah-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Yakov'a acıyacak ve yine İsrael'i seçip onları kendi topraklarına yerleştirecek. Yabancı onlara katılacak, onlar da Yakov'un eviyle birleşecekler.|t͡ʃunku jahve jakovʔa at͡ʃijat͡ʃak ve jine israelʔi set͡ʃip onlari kendi topraklarina jerlestiret͡ʃek. jabant͡ʃi onlara katilat͡ʃakʔ onlar da jakovʔun evijle birleset͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-113-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdiden sonsuza dek, Yahve’nin adına övgüler olsun.|simdiden sonsuza dekʔ jahve’nin adina ovɡuler olsun. New-Testament-Matthew-027-051|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, tapınağın perdesi yukarıdan aşağıya doğru ikiye ayrıldı. Yer sarsıldı ve kayalar yarıldı.|isteʔ tapinaɡin perdesi jukaridan asaɡija doɡru ikije ajrildi. jer sarsildi ve kajalar jarildi. Old-Testament-Jeremiah-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Seni kötülerin elinden özgür kılacağım, ve seni korkunçların elinden fidyeyle kurtaracağım.\"\"\"|\"\"\"seni kotulerin elinden ozɡur kilat͡ʃaɡimʔ ve seni korkunt͡ʃlarin elinden fidjejle kurtarat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-Acts-007-035|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu Moşe, ‘Seni kim yönetici ve yargıç atadı?’ diyerek reddettikleri Moşe’ydi. Tanrı onu çalıda kendisine görünen meleğinin eliyle hem yönetici hem de kurtarıcı olarak gönderdi.|“bu moseʔ ‘seni kim jonetit͡ʃi ve jarɡit͡ʃ atadi?’ dijerek reddettikleri mose’jdi. tanri onu t͡ʃalida kendisine ɡorunen meleɡinin elijle hem jonetit͡ʃi hem de kurtarit͡ʃi olarak ɡonderdi. Old-Testament-2-Chronicles-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon Buluşma Çadırı'nda bulunan Yahve'nin önündeki tunç sunağa çıktı ve üzerinde bin yakmalık sunu sundu.|solomon bulusma t͡ʃadiriʔnda bulunan jahveʔnin onundeki tunt͡ʃ sunaɡa t͡ʃikti ve uzerinde bin jakmalik sunu sundu. Old-Testament-Leviticus-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Günah sunusunun yağını sunakta yakacak.\"\"\"|\"ɡunah sunusunun jaɡini sunakta jakat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-013-047|und|SPEAKER_00_Turkish|“Cüzzam vebasının bulunduğu giysi, ister yünlü, ister keten giysi olsun;|“t͡ʃuzzam vebasinin bulunduɡu ɡijsiʔ ister junluʔ ister keten ɡijsi olsun; New-Testament-Titus-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|yalan söylemeyen Tanrı’nın zamanın başlangıcından önce vaat ettiği sonsuz yaşam umuduyla,|jalan sojlemejen tanri’nin zamanin baslanɡit͡ʃindan ont͡ʃe vaat ettiɡi sonsuz jasam umudujlaʔ New-Testament-Mark-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Dua edin ki, kaçışınız kışta olmasın.|dua edin kiʔ kat͡ʃisiniz kista olmasin. Old-Testament-Isaiah-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, çifter çifter atlılardan oluşan bir bölük geliyor.” Şöyle yanıt verdi: “Düştü, düştü Babil; ilâhlarının bütün oyma suretleri de parçalandı.|isteʔ t͡ʃifter t͡ʃifter atlilardan olusan bir boluk ɡelijor.” sojle janit verdi “dustuʔ dustu babil; ilahlarinin butun ojma suretleri de part͡ʃalandi. Old-Testament-Psalms-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni dürüstlük ve doğruluk korusun, çünkü seni bekliyorum.|beni durustluk ve doɡruluk korusunʔ t͡ʃunku seni beklijorum. Old-Testament-Numbers-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Lael oğlu Elyasaf Gerşonlular'ın atalar evinin beyi olacak.|lael oɡlu eljasaf ɡersonlularʔin atalar evinin beji olat͡ʃak. New-Testament-Revelation-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtta oturanın sağ elinde içi dışı yazılı, yedi mühürle mühürlenmiş bir kitap gördüm.|tahtta oturanin saɡ elinde it͡ʃi disi jaziliʔ jedi muhurle muhurlenmis bir kitap ɡordum. Old-Testament-Micah-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden görümsüz gece üzerinizdedir, ve falcılık yapmayasınız diye size karanlık olacak; ve peygamberlerin üzerine güneş batacak, ve gün üzerlerine kararacak.|bu juzden ɡorumsuz ɡet͡ʃe uzerinizdedirʔ ve falt͡ʃilik japmajasiniz dije size karanlik olat͡ʃak; ve pejɡamberlerin uzerine ɡunes batat͡ʃakʔ ve ɡun uzerlerine kararat͡ʃak. Old-Testament-Ecclesiastes-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman neşeyi övdüm, çünkü insanın güneş altında yemekten, içmekten ve sevinçli olmaktan daha iyi bir şeyi yoktur: Çünkü bu, Tanrı'nın kendisine güneş altında verdiği ömrünün bütün günlerinde ona eşlik edecektir.|o zaman neseji ovdumʔ t͡ʃunku insanin ɡunes altinda jemektenʔ it͡ʃmekten ve sevint͡ʃli olmaktan daha iji bir seji joktur t͡ʃunku buʔ tanriʔnin kendisine ɡunes altinda verdiɡi omrunun butun ɡunlerinde ona eslik edet͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğun, iyiliğin ardından giden, yaşam, doğruluk ve onur bulur.|doɡruluɡunʔ ijiliɡin ardindan ɡidenʔ jasamʔ doɡruluk ve onur bulur. New-Testament-Matthew-027-063|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendim, o aldatıcının daha hayattayken ne dediğini hatırlıyoruz. ‘Üç gün sonra tekrar dirileceğim’ dedi.|“efendimʔ o aldatit͡ʃinin daha hajattajken ne dediɡini hatirlijoruz. ‘ut͡ʃ ɡun sonra tekrar dirilet͡ʃeɡim’ dedi. Old-Testament-Exodus-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun Moşe'yi çağırıp şöyle dedi: \"\"Gidin, Yahve'ye hizmet edin. Yalnız davarlarınız ve sığırlarınız geride kalsın. Küçükleriniz de sizinle birlikte gitsin.”\"|\"firavun moseʔji t͡ʃaɡirip sojle dedi \"\"ɡidinʔ jahveʔje hizmet edin. jalniz davarlariniz ve siɡirlariniz ɡeride kalsin. kut͡ʃukleriniz de sizinle birlikte ɡitsin.”\" Old-Testament-Genesis-031-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan Yakov'un çadırına, Lea'nın çadırına ve iki hizmetçinin çadırına girdi, ama onları bulamadı. Lea'nın çadırından çıkıp Rahel'in çadırına girdi.|lavan jakovʔun t͡ʃadirinaʔ leaʔnin t͡ʃadirina ve iki hizmett͡ʃinin t͡ʃadirina ɡirdiʔ ama onlari bulamadi. leaʔnin t͡ʃadirindan t͡ʃikip rahelʔin t͡ʃadirina ɡirdi. Old-Testament-Psalms-082-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ne vakte kadar haksızca yargılayacak, kötüden yana taraf tutacaksınız?” Selah.|“ne vakte kadar haksizt͡ʃa jarɡilajat͡ʃakʔ kotuden jana taraf tutat͡ʃaksiniz?” selah. Old-Testament-Isaiah-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahve Mısır ırmaklarının en uçlarındaki sinek ve Aşur diyarındaki arı için ıslık çalacak.|o ɡun jahve misir irmaklarinin en ut͡ʃlarindaki sinek ve asur dijarindaki ari it͡ʃin islik t͡ʃalat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon kendi evini on üç yıldır yapıyordu ve bütün evini bitirdi.|solomon kendi evini on ut͡ʃ jildir japijordu ve butun evini bitirdi. Old-Testament-Exodus-039-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bütün işi gördü ve işte, Yahve'nin buyurduğu gibi yapmışlardı. Öyle yapmışlardı, Moşe de onları kutsadı.|mose butun isi ɡordu ve isteʔ jahveʔnin bujurduɡu ɡibi japmislardi. ojle japmislardiʔ mose de onlari kutsadi. Old-Testament-Isaiah-033-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İplerin çözüldü. Direklerinin ayağını güçlendiremediler. Yelkeni açamadılar. O zaman büyük bir ganimet avı paylaşıldı. Topallar avı aldı.|iplerin t͡ʃozuldu. direklerinin ajaɡini ɡut͡ʃlendiremediler. jelkeni at͡ʃamadilar. o zaman bujuk bir ɡanimet avi pajlasildi. topallar avi aldi. New-Testament-Luke-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o Efendi’nin önünde büyük biri olacak. ‘Hiç şarap ve içki içmeyecek’, daha annesinin karnındayken Kutsal Ruh’la dolacak.|t͡ʃunku o efendi’nin onunde bujuk biri olat͡ʃak. ‘hit͡ʃ sarap ve it͡ʃki it͡ʃmejet͡ʃek’ʔ daha annesinin karnindajken kutsal ruh’la dolat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Lamek toplam yedi yüz yetmiş yedi yıl yaşadıktan sonra öldü.|lamek toplam jedi juz jetmis jedi jil jasadiktan sonra oldu. Old-Testament-Joshua-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncü kura İssakar için, İssakar'ın çocukları için boylarına göre düştü.|dordunt͡ʃu kura issakar it͡ʃinʔ issakarʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin bojlarina ɡore dustu. New-Testament-Luke-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yargı gününde Sur’un ve Sayda’nın durumu sizinkinden daha katlanılır olacaktır.|ama jarɡi ɡununde sur’un ve sajda’nin durumu sizinkinden daha katlanilir olat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe kayınpederine, Yahve'nin İsrael uğruna Firavun'a ve Mısırlılar'a yaptıklarını, yolda başlarına gelen tüm zorlukları ve Yahve'nin onları nasıl kurtardığını anlattı.|mose kajinpederineʔ jahveʔnin israel uɡruna firavunʔa ve misirlilarʔa japtiklariniʔ jolda baslarina ɡelen tum zorluklari ve jahveʔnin onlari nasil kurtardiɡini anlatti. Old-Testament-Joshua-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ve kendileriyle birlikte bütün orduları, çok sayıda insan, deniz kıyısındaki kumlar kadar çok sayıda atlar ve savaş arabalarıyla çıktılar.|onlar ve kendilerijle birlikte butun ordulariʔ t͡ʃok sajida insanʔ deniz kijisindaki kumlar kadar t͡ʃok sajida atlar ve savas arabalarijla t͡ʃiktilar. New-Testament-Mark-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudi olmayan bu kadın Yunanlı olup Suriye-Fenike ırkındandı. İblisi kızından kovması için yalvardı.|jahudi olmajan bu kadin junanli olup surije-fenike irkindandi. iblisi kizindan kovmasi it͡ʃin jalvardi. Old-Testament-Proverbs-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum Yahve'nin terbiye edişini küçümseme, yola getirmesinden usanma,|oɡlum jahveʔnin terbije edisini kut͡ʃumsemeʔ jola ɡetirmesinden usanmaʔ Old-Testament-Exodus-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Taşlar İsrael çocuklarının adlarına göre on iki adet olacak; mühür oymaları gibi, on iki oymak için her birinin kendi adına göre olacak.|taslar israel t͡ʃot͡ʃuklarinin adlarina ɡore on iki adet olat͡ʃak; muhur ojmalari ɡibiʔ on iki ojmak it͡ʃin her birinin kendi adina ɡore olat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-050-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü kuzeyden bir ulus ona karşı çıkıyor, ülkesini ıssız bırakacak, içinde kimse oturmayacak. Kaçtılar. İnsan da hayvan da gittiler.\"\"\"|\"t͡ʃunku kuzejden bir ulus ona karsi t͡ʃikijorʔ ulkesini issiz birakat͡ʃakʔ it͡ʃinde kimse oturmajat͡ʃak. kat͡ʃtilar. insan da hajvan da ɡittiler.\"\"\" Old-Testament-Daniel-011-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sonun vaktinde Güney Kralı onunla çekişecek; Kuzey Kralı ise ona karşı bir kasırga gibi, savaş arabalarıyla, atlılarla ve birçok gemilerle gelecek. Ülkelere girecek, taşacak ve geçecek.\"|\"\"\"sonun vaktinde ɡunej krali onunla t͡ʃekiset͡ʃek; kuzej krali ise ona karsi bir kasirɡa ɡibiʔ savas arabalarijlaʔ atlilarla ve birt͡ʃok ɡemilerle ɡelet͡ʃek. ulkelere ɡiret͡ʃekʔ tasat͡ʃak ve ɡet͡ʃet͡ʃek.\" Old-Testament-Psalms-092-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız insan bilmez, budala da bunu anlamaz:|akilsiz insan bilmezʔ budala da bunu anlamaz Old-Testament-Psalms-110-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi senin sağındadır. Gazabının gününde kralları ezecek.|efendi senin saɡindadir. ɡazabinin ɡununde krallari ezet͡ʃek. Old-Testament-Judges-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Devora Barak'a, “Git; çünkü bu, Yahve'nin Sisera'yı elinize teslim ettiği gündür. Yahve senin önünden çıkmadı mı?” dedi. Böylece Barak ve ardında on bin kişi Tabor Dağı'ndan indi.|devora barakʔaʔ “ɡit; t͡ʃunku buʔ jahveʔnin siseraʔji elinize teslim ettiɡi ɡundur. jahve senin onunden t͡ʃikmadi mi?” dedi. bojlet͡ʃe barak ve ardinda on bin kisi tabor daɡiʔndan indi. Old-Testament-Psalms-107-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman sıkıntı içinde Yahve’ye feryat ederler, onları sıkıntılarından kurtarır.|o zaman sikinti it͡ʃinde jahve’je ferjat ederlerʔ onlari sikintilarindan kurtarir. Old-Testament-Malachi-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sizi sevdim” diyor Yahve. Oysa siz, “Bizi nasıl sevdin?” diyorsunuz. “Esav Yakov'un kardeşi değil miydi?” diyor Yahve, “Yine de Yakov'u sevdim;|“sizi sevdim” dijor jahve. ojsa sizʔ “bizi nasil sevdin?” dijorsunuz. “esav jakovʔun kardesi deɡil mijdi?” dijor jahveʔ “jine de jakovʔu sevdim; Old-Testament-Proverbs-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Düzeltilmeyi önemseyen kişi yaşam yolundadır, ama azarı terk eden başkalarını saptırır.|duzeltilmeji onemsejen kisi jasam jolundadirʔ ama azari terk eden baskalarini saptirir. Old-Testament-Deuteronomy-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Oymaklarınız arasından saygın, anlayışlı bilge adamları alın, ben de onları üzerinize baş olarak atayacağım.\"\"\"|\"ojmaklariniz arasindan sajɡinʔ anlajisli bilɡe adamlari alinʔ ben de onlari uzerinize bas olarak atajat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O da sizi Efendimiz Yeşua Mesih'in gününde kusursuz olmanız için sonuna dek pekiştirecektir.|o da sizi efendimiz jesua mesihʔin ɡununde kusursuz olmaniz it͡ʃin sonuna dek pekistiret͡ʃektir. New-Testament-Acts-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman başkâhin ve Yahudiler’in ileri gelenleri Pavlus’la ilgili şikayetlerini ona bildirip ricada bulundular.|o zaman baskahin ve jahudiler’in ileri ɡelenleri pavlus’la ilɡili sikajetlerini ona bildirip rit͡ʃada bulundular. Old-Testament-Exodus-039-036|und|SPEAKER_00_Turkish|masayı, bütün takımlarını, huzur ekmeğini,|masajiʔ butun takimlariniʔ huzur ekmeɡiniʔ Old-Testament-Deuteronomy-028-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlaya çok tohum taşıyacak, az toplayacaksın; çünkü çekirge onu tüketecek.|tarlaja t͡ʃok tohum tasijat͡ʃakʔ az toplajat͡ʃaksin; t͡ʃunku t͡ʃekirɡe onu tuketet͡ʃek. New-Testament-Romans-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bu kendisine doğruluk sayıldı.|bu nedenleʔ bu kendisine doɡruluk sajildi. Old-Testament-Numbers-033-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Rissa'dan yola çıkıp Kehelata'da konakladılar.|rissaʔdan jola t͡ʃikip kehelataʔda konakladilar. Old-Testament-Song-of-Songs-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentte dolaşan bekçiler beni buldular; “Onu, canımın sevdiğini gördünüz mü?”|kentte dolasan bekt͡ʃiler beni buldular; “onuʔ t͡ʃanimin sevdiɡini ɡordunuz mu?” Old-Testament-Isaiah-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölümü sonsuza dek yuttu! Efendi Yahve bütün yüzlerden gözyaşlarını silecek. Halkının utancını bütün yeryüzünden kaldıracak, çünkü bunu Yahve söyledi.|olumu sonsuza dek juttu! efendi jahve butun juzlerden ɡozjaslarini silet͡ʃek. halkinin utant͡ʃini butun jerjuzunden kaldirat͡ʃakʔ t͡ʃunku bunu jahve sojledi. Old-Testament-Exodus-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları da öyle yaptı. Bazıları daha çok, bazıları daha az topladı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da ojle japti. bazilari daha t͡ʃokʔ bazilari daha az topladi. Old-Testament-Jeremiah-050-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Gururlu kişi tökezleyip düşecek, ve onu kimse kaldıramayacak. Onun kentlerinde ateş tutuşturacağım, ve çevresinde olanların hepsini yiyip bitirecek.”|ɡururlu kisi tokezlejip duset͡ʃekʔ ve onu kimse kaldiramajat͡ʃak. onun kentlerinde ates tutusturat͡ʃaɡimʔ ve t͡ʃevresinde olanlarin hepsini jijip bitiret͡ʃek.” Old-Testament-Joshua-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri kalan Kohat'ın çocukları boylarının bütün kentleri otlaklarıyla birlikte on taneydi.|ɡeri kalan kohatʔin t͡ʃot͡ʃuklari bojlarinin butun kentleri otlaklarijla birlikte on tanejdi. Old-Testament-Numbers-031-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi,|jahve moseʔje sojle dediʔ Old-Testament-Proverbs-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler kötülerin ganimetini arzular, ama doğruların kökü gelişir.|kotuler kotulerin ɡanimetini arzularʔ ama doɡrularin koku ɡelisir. Old-Testament-Ezra-002-069|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlerine göre iş hazinesine altmış bir bin darik altın, beş bin mina gümüş ve yüz kâhin giysisi verdiler.|ɡut͡ʃlerine ɡore is hazinesine altmis bir bin darik altinʔ bes bin mina ɡumus ve juz kahin ɡijsisi verdiler. Old-Testament-Leviticus-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kardeşinin karısının çıplaklığını açmayacaksın. O kardeşinin çıplaklığıdır.\"|\"\"\"ʔkardesinin karisinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin. o kardesinin t͡ʃiplakliɡidir.\" Old-Testament-2-Kings-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız birliği komutanı Nebuzaradan, kentte kalan halkı ve Babil Kralı'na kaçanları, geri kalan kalabalığın hepsini sürgün götürdü.|muhafiz birliɡi komutani nebuzaradanʔ kentte kalan halki ve babil kraliʔna kat͡ʃanlariʔ ɡeri kalan kalabaliɡin hepsini surɡun ɡoturdu. Old-Testament-1-Samuel-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler İsrael'le savaşmak için toplandılar: Otuz bin savaş arabası, altı bin atlı ve deniz kıyısındaki kum kadar kalabalıktı. Çıkıp Beyt Aven'in doğusundaki Mikmaş'ta ordugâh kurdular.|filistliler israelʔle savasmak it͡ʃin toplandilar otuz bin savas arabasiʔ alti bin atli ve deniz kijisindaki kum kadar kalabalikti. t͡ʃikip bejt avenʔin doɡusundaki mikmasʔta orduɡah kurdular. Old-Testament-Job-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|en güzel günlerimdeki gibi, Tanrı'nın dostluğu çadırımın üzerinde olduğu zamanda olsaydım,|en ɡuzel ɡunlerimdeki ɡibiʔ tanriʔnin dostluɡu t͡ʃadirimin uzerinde olduɡu zamanda olsajdimʔ New-Testament-John-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle size günahlarınız içinde öleceksiniz dedim. Çünkü benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz” dedi.|bu nedenle size ɡunahlariniz it͡ʃinde olet͡ʃeksiniz dedim. t͡ʃunku benim o olduɡuma iman etmezsenizʔ ɡunahlarinizin it͡ʃinde olet͡ʃeksiniz” dedi. Old-Testament-Joshua-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşu onları kutsadı ve gönderdi; onlar da çadırlarına gittiler.|bunun uzerine jesu onlari kutsadi ve ɡonderdi; onlar da t͡ʃadirlarina ɡittiler. Old-Testament-Genesis-026-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kadınlar İshak'la Rebeka için can sıkıntısı oldular.|bu kadinlar ishakʔla rebeka it͡ʃin t͡ʃan sikintisi oldular. Old-Testament-1-Chronicles-016-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Söyleyip deyin, “Kurtar bizi, kurtuluşumuzun Tanrısı! Bizi bir araya topla ve uluslardan kurtar, senin kutsal adına şükretmek, övgünle övünmek için.”|sojlejip dejinʔ “kurtar biziʔ kurtulusumuzun tanrisi! bizi bir araja topla ve uluslardan kurtarʔ senin kutsal adina sukretmekʔ ovɡunle ovunmek it͡ʃin.” Old-Testament-Exodus-040-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi örtüyü çadırın üzerine serdi, konutun örtüsünü üst taraftan onun üstüne koydu.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi ortuju t͡ʃadirin uzerine serdiʔ konutun ortusunu ust taraftan onun ustune kojdu. Old-Testament-Proverbs-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahlarını gizleyen başarılı olmaz, ama onları itiraf edip bırakan merhamet bulur.|ɡunahlarini ɡizlejen basarili olmazʔ ama onlari itiraf edip birakan merhamet bulur. Old-Testament-1-Chronicles-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Penuel, Gedor'un babasıydı ve Ezer, Huşa'nın babasıydı. Bunlar, Efrata'nın ilk oğlu Hur'un, Beytlehem'in babasıdır.|penuelʔ ɡedorʔun babasijdi ve ezerʔ husaʔnin babasijdi. bunlarʔ efrataʔnin ilk oɡlu hurʔunʔ bejtlehemʔin babasidir. New-Testament-Mark-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Beytanya’dan çıktıklarında Yeşua acıkmıştı.|ertesi ɡun bejtanja’dan t͡ʃiktiklarinda jesua at͡ʃikmisti. Old-Testament-Psalms-106-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, oğullarını ve kızlarını iblislere kurban ettiler.|evetʔ oɡullarini ve kizlarini iblislere kurban ettiler. New-Testament-Philippians-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O köpeklerden, o kötülük işçilerinden, sahte sünnetten sakının.|o kopeklerdenʔ o kotuluk ist͡ʃilerindenʔ sahte sunnetten sakinin. Old-Testament-2-Kings-017-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizinle yapmış olduğum antlaşmayı unutmayacaksınız. Başka ilâhlardan korkmayacaksınız.|sizinle japmis olduɡum antlasmaji unutmajat͡ʃaksiniz. baska ilahlardan korkmajat͡ʃaksiniz. New-Testament-Acts-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı şöyle dedi: Soyundan gelenler yabancı bir memlekette yabancı olarak yaşayacak, dört yüz yıl köle olarak çalıştırılacak ve kötü muamele görecekler.|tanri sojle dedi sojundan ɡelenler jabant͡ʃi bir memlekette jabant͡ʃi olarak jasajat͡ʃakʔ dort juz jil kole olarak t͡ʃalistirilat͡ʃak ve kotu muamele ɡoret͡ʃekler. New-Testament-Luke-012-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalabalığa şunu da dedi: “Batıdan yükselen bir bulut gördüğünüzde, hemen, ‘Sağanak geliyor’ dersiniz, öyle de olur.|jesua kalabaliɡa sunu da dedi “batidan jukselen bir bulut ɡorduɡunuzdeʔ hemenʔ ‘saɡanak ɡelijor’ dersinizʔ ojle de olur. Old-Testament-Psalms-125-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilere, yüreği dürüst olanlara, iyilik et, ey Yahve.|ijilereʔ jureɡi durust olanlaraʔ ijilik etʔ ej jahve. Old-Testament-Job-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sana öğretmezler mi, anlatmazlar mı, yüreklerinden sözler söylemezler mi?\"\"\"|\"sana oɡretmezler miʔ anlatmazlar miʔ jureklerinden sozler sojlemezler mi?\"\"\" New-Testament-1-John-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O’ndan ne dilersek alırız. Çünkü O’nun buyruklarını yerine getiriyor, O’nu hoşnut eden şeyleri yapıyoruz.|o’ndan ne dilersek aliriz. t͡ʃunku o’nun bujruklarini jerine ɡetirijorʔ o’nu hosnut eden sejleri japijoruz. Old-Testament-Deuteronomy-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ülkeyi önünüze koydum. Girin ve Yahve'nin atalarınıza, Avraham'a, İshak'a ve Yakov'a, onlara ve kendilerinden sonra onların soyuna vereceğine dair ant içtiği ülkeyi mülk edinin.'”|isteʔ ulkeji onunuze kojdum. ɡirin ve jahveʔnin atalarinizaʔ avrahamʔaʔ ishakʔa ve jakovʔaʔ onlara ve kendilerinden sonra onlarin sojuna veret͡ʃeɡine dair ant it͡ʃtiɡi ulkeji mulk edinin.ʔ” Old-Testament-Exodus-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Mısırlılar'ı vurmak için geçecek. Yahve üst eşik üzerindeki ve iki kapı sövesindeki kanı görünce kapının üzerinden geçecek ve yok edicinin evlerinize gelip sizi vurmasına izin vermeyecek.|t͡ʃunku jahve misirlilarʔi vurmak it͡ʃin ɡet͡ʃet͡ʃek. jahve ust esik uzerindeki ve iki kapi sovesindeki kani ɡorunt͡ʃe kapinin uzerinden ɡet͡ʃet͡ʃek ve jok edit͡ʃinin evlerinize ɡelip sizi vurmasina izin vermejet͡ʃek. New-Testament-Galatians-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, Efendimiz Yeşua Mesih’in lütfu ruhunuzla birlikte olsun! Amin.|kardeslerʔ efendimiz jesua mesih’in lutfu ruhunuzla birlikte olsun! amin. New-Testament-Acts-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bu adam, kötülüğünün ödülüyle bir tarla edindi. Sonra baş aşağı düştü, bedeni yarıldı ve bağırsaklarının hepsi dışarı fırladı.|simdi bu adamʔ kotuluɡunun odulujle bir tarla edindi. sonra bas asaɡi dustuʔ bedeni jarildi ve baɡirsaklarinin hepsi disari firladi. New-Testament-Hebrews-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra şöyle dedi: “İşte, senin isteğini yapmak üzere geldim.” İkinciyi kurmak için birinciyi ortadan kaldırıyor.|sonra sojle dedi “isteʔ senin isteɡini japmak uzere ɡeldim.” ikint͡ʃiji kurmak it͡ʃin birint͡ʃiji ortadan kaldirijor. Old-Testament-Genesis-042-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz ona, ‘Biz dürüst insanlarız’ dedik. ‘Casus değiliz.|biz onaʔ ‘biz durust insanlariz’ dedik. ‘t͡ʃasus deɡiliz. Old-Testament-Exodus-038-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Boynuzlarını dört köşesi üzerine yaptı. Boynuzları onunla tek parçaydı ve onu tunçla kapladı.|bojnuzlarini dort kosesi uzerine japti. bojnuzlari onunla tek part͡ʃajdi ve onu tunt͡ʃla kapladi. Old-Testament-Ezekiel-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, yüzünü Yeruşalem'e çevir, kutsal yerlere doğru duyur, İsrael ülkesine karşı peygamberlik et.|“ej insanoɡluʔ juzunu jerusalemʔe t͡ʃevirʔ kutsal jerlere doɡru dujurʔ israel ulkesine karsi pejɡamberlik et. Old-Testament-Amos-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor: \"\"Damaskus'un üç, hatta dört suçundan ötürü cezasını geri çevirmeyeceğim, çünkü Gilad'ı demirden dövenlerle dövdüler.\"|\"jahve sojle dijor \"\"damaskusʔun ut͡ʃʔ hatta dort sut͡ʃundan oturu t͡ʃezasini ɡeri t͡ʃevirmejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku ɡiladʔi demirden dovenlerle dovduler.\" Old-Testament-Genesis-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov şöyle dedi: “Ey atam Avraham’ın, babam İshak’ın Tanrısı Yahve, bana, ‘Ülkene ve akrabalarının yanına dön ve sana iyilik edeceğim’ dedin.|jakov sojle dedi “ej atam avraham’inʔ babam ishak’in tanrisi jahveʔ banaʔ ‘ulkene ve akrabalarinin janina don ve sana ijilik edet͡ʃeɡim’ dedin. Old-Testament-Judges-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman İsrael'in çocukları, her biri kendi oymağına ve ailesine göre oradan ayrıldı ve her biri oradan kendi mirasına çıktı.|o zaman israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ her biri kendi ojmaɡina ve ailesine ɡore oradan ajrildi ve her biri oradan kendi mirasina t͡ʃikti. Old-Testament-1-Samuel-017-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistli çevresine bakınca David'i gördü ve onu küçümsedi. Çünkü David daha gençti, kızıl ve güzel yüzlüydü.|filistli t͡ʃevresine bakint͡ʃa davidʔi ɡordu ve onu kut͡ʃumsedi. t͡ʃunku david daha ɡent͡ʃtiʔ kizil ve ɡuzel juzlujdu. New-Testament-Romans-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı katında doğru olanlar Yasa’yı işitenler değil, yerine getirenlerdir.|t͡ʃunku tanri katinda doɡru olanlar jasa’ji isitenler deɡilʔ jerine ɡetirenlerdir. New-Testament-1-Peter-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Tanrı’nın isteği iyilik edip acı çekmekse, kötülük yapıp acı çekmekten daha iyidir.|eɡer tanri’nin isteɡi ijilik edip at͡ʃi t͡ʃekmekseʔ kotuluk japip at͡ʃi t͡ʃekmekten daha ijidir. Old-Testament-1-Kings-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Dövme altından üç yüz kalkan yaptırdı; bir kalkan için üç mina altın gitti; kral bunları Lübnan Ormanı Evi'ne koydu.|dovme altindan ut͡ʃ juz kalkan japtirdi; bir kalkan it͡ʃin ut͡ʃ mina altin ɡitti; kral bunlari lubnan ormani eviʔne kojdu. New-Testament-Acts-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve ona şöyle dedi: ‘Ülkenden ve akrabalarının yanından çık, sana göstereceğim diyara gel.’|ve ona sojle dedi ‘ulkenden ve akrabalarinin janindan t͡ʃikʔ sana ɡosteret͡ʃeɡim dijara ɡel.’ New-Testament-Mark-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus Yeşua’ya, “Rabbuni, burada bulunmamız bizim için ne iyi oldu. Üç çardak kuralım: Biri sana, biri Moşe’ye, biri Eliya’ya.”|petrus jesua’jaʔ “rabbuniʔ burada bulunmamiz bizim it͡ʃin ne iji oldu. ut͡ʃ t͡ʃardak kuralim biri sanaʔ biri mose’jeʔ biri elija’ja.” Old-Testament-Job-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Senden nefret edenler utançla örtülecek. Kötülerin çadırı artık olmayacaktır.”|senden nefret edenler utant͡ʃla ortulet͡ʃek. kotulerin t͡ʃadiri artik olmajat͡ʃaktir.” New-Testament-Mark-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Başı bir tepsi üzerinde getirip genç kıza verdi. Genç kız da annesine verdi.|basi bir tepsi uzerinde ɡetirip ɡent͡ʃ kiza verdi. ɡent͡ʃ kiz da annesine verdi. Old-Testament-Exodus-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Mısırlılar'ın gözünde halka lütuf verdi. Üstelik, Moşe denen adam Mısır diyarında Firavun'un hizmetkârlarının ve halkın gözünde çok büyüktü.|jahve misirlilarʔin ɡozunde halka lutuf verdi. ustelikʔ mose denen adam misir dijarinda firavunʔun hizmetkarlarinin ve halkin ɡozunde t͡ʃok bujuktu. New-Testament-Acts-005-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar bunu duyduklarında yüreklerine hançer saplandı ve onları öldürmeye karar verdiler.|ama onlar bunu dujduklarinda jureklerine hant͡ʃer saplandi ve onlari oldurmeje karar verdiler. Old-Testament-1-Kings-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Ahiya’ya, “İşte Yarovam’ın karısı, oğlu için sana sormaya geliyor, çünkü o hastadır. Ona şöyle diyeceksin; çünkü içeri girdiğinde başka bir kadınmış gibi davranacak.” dedi.|jahveʔ ahija’jaʔ “iste jarovam’in karisiʔ oɡlu it͡ʃin sana sormaja ɡelijorʔ t͡ʃunku o hastadir. ona sojle dijet͡ʃeksin; t͡ʃunku it͡ʃeri ɡirdiɡinde baska bir kadinmis ɡibi davranat͡ʃak.” dedi. Old-Testament-Zechariah-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman gözlerimi tekrar kaldırdım ve gördüm, ve işte, uçan bir tomar.|o zaman ɡozlerimi tekrar kaldirdim ve ɡordumʔ ve isteʔ ut͡ʃan bir tomar. Old-Testament-Exodus-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin görkemi Sina Dağı'nın üzerinde durdu ve bulut onu altı gün boyunca örttü. Yedinci gün bulutun içinden Moşe'yi çağırdı.|jahveʔnin ɡorkemi sina daɡiʔnin uzerinde durdu ve bulut onu alti ɡun bojunt͡ʃa orttu. jedint͡ʃi ɡun bulutun it͡ʃinden moseʔji t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-1-Chronicles-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Karısının adı Maaka olan Givon'un babası, Givon'da yaşadı.|karisinin adi maaka olan ɡivonʔun babasiʔ ɡivonʔda jasadi. New-Testament-Hebrews-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece cesaretle diyoruz ki, “Efendi benim yardımcımdır. Korkmayacağım. İnsan bana ne yapabilir?”|bojlet͡ʃe t͡ʃesaretle dijoruz kiʔ “efendi benim jardimt͡ʃimdir. korkmajat͡ʃaɡim. insan bana ne japabilir?” New-Testament-Acts-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurul’da oturanların hepsi, gözlerini ona dikince, yüzünün bir melek yüzüne benzediğini gördüler.|kurul’da oturanlarin hepsiʔ ɡozlerini ona dikint͡ʃeʔ juzunun bir melek juzune benzediɡini ɡorduler. Old-Testament-Psalms-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni geniş bir yere çıkardı. Kurtardı beni çünkü benden hoşlandı.|beni ɡenis bir jere t͡ʃikardi. kurtardi beni t͡ʃunku benden hoslandi. New-Testament-Acts-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Doğru ve Tanrı’dan korkan, bütün Yahudi ulusu tarafından hakkında iyi konuşulan, Kornelius adında bir yüzbaşı var” dediler. “Kutsal bir melek ona, sözlerini dinlemek üzere seni evine çağırmasını söyledi.”|onlarʔ “doɡru ve tanri’dan korkanʔ butun jahudi ulusu tarafindan hakkinda iji konusulanʔ kornelius adinda bir juzbasi var” dediler. “kutsal bir melek onaʔ sozlerini dinlemek uzere seni evine t͡ʃaɡirmasini sojledi.” Old-Testament-Judges-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda, kardeşi Şimon'la birlikte gitti ve Sefat'ta oturan Kenanlılar'ı vurup tamamen yok ettiler. Kente Horma deniliyordu.|jahudaʔ kardesi simonʔla birlikte ɡitti ve sefatʔta oturan kenanlilarʔi vurup tamamen jok ettiler. kente horma denilijordu. Old-Testament-1-Kings-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Zimri içeri girdi ve Yahuda Kralı Asa'nın yirmi yedinci yılında onu vurdu ve öldürdü ve onun yerine kral oldu.|ve zimri it͡ʃeri ɡirdi ve jahuda krali asaʔnin jirmi jedint͡ʃi jilinda onu vurdu ve oldurdu ve onun jerine kral oldu. Old-Testament-2-Samuel-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşi Avşalom ona, “Kardeşin Amnon seninle mi oldu? Ama şimdi sus, kız kardeşim. O senin kardeşindir.” dedi. Bu şeyi yüreğine sokma.” dedi. Böylece Tamar, kardeşi Avşalom’un evinde kimsesiz kaldı.|kardesi avsalom onaʔ “kardesin amnon seninle mi oldu? ama simdi susʔ kiz kardesim. o senin kardesindir.” dedi. bu seji jureɡine sokma.” dedi. bojlet͡ʃe tamarʔ kardesi avsalom’un evinde kimsesiz kaldi. New-Testament-3-John-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler gelip senin gerçekte yürüdüğün gerçeğine tanıklık ettiklerinde çok sevindim.|kardesler ɡelip senin ɡert͡ʃekte juruduɡun ɡert͡ʃeɡine taniklik ettiklerinde t͡ʃok sevindim. Old-Testament-2-Samuel-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi, ey Efendim Yahve, sen Tanrı'sın, sözlerin doğru ve hizmetkârına bu iyi şeyi söz verdin.\"|\"\"\"simdiʔ ej efendim jahveʔ sen tanriʔsinʔ sozlerin doɡru ve hizmetkarina bu iji seji soz verdin.\" New-Testament-Luke-006-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana gelen, sözlerimi duyan ve onları yapan her insanın kime benzediğini size göstereyim.|bana ɡelenʔ sozlerimi dujan ve onlari japan her insanin kime benzediɡini size ɡosterejim. New-Testament-Matthew-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir rüyada Hirodes’in yanına dönmemeleri için uyarılınca ülkelerine başka bir yoldan gittiler.|bir rujada hirodes’in janina donmemeleri it͡ʃin ujarilint͡ʃa ulkelerine baska bir joldan ɡittiler. New-Testament-Acts-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize gelip Pavlus’un kemerini aldı. Kendi ellerini ve ayaklarını bağlayarak şöyle dedi: “Kutsal Ruh şöyle diyor: ‘Yeruşalem’deki Yahudiler bu kemerin sahibini böyle bağlayıp öteki ulusların eline teslim edecekler.’”|bize ɡelip pavlus’un kemerini aldi. kendi ellerini ve ajaklarini baɡlajarak sojle dedi “kutsal ruh sojle dijor ‘jerusalem’deki jahudiler bu kemerin sahibini bojle baɡlajip oteki uluslarin eline teslim edet͡ʃekler.’” Old-Testament-Nehemiah-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kendi içimde danıştım, ileri gelenlerle ve yöneticilerle çekiştim ve onlara, “Siz, hepiniz kardeşlerinizden çok faiz alıyorsunuz” dedim. Onlara karşı büyük bir toplantı düzenledim.|sonra kendi it͡ʃimde danistimʔ ileri ɡelenlerle ve jonetit͡ʃilerle t͡ʃekistim ve onlaraʔ “sizʔ hepiniz kardeslerinizden t͡ʃok faiz alijorsunuz” dedim. onlara karsi bujuk bir toplanti duzenledim. Old-Testament-Malachi-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size, adımdan korkanlara, kanatlarında şifa olarak doğruluk güneşi doğacak. Çıkıp ahırdaki buzağılar gibi sıçrayacaksınız.|ama sizeʔ adimdan korkanlaraʔ kanatlarinda sifa olarak doɡruluk ɡunesi doɡat͡ʃak. t͡ʃikip ahirdaki buzaɡilar ɡibi sit͡ʃrajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-1-Samuel-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yahve'ye tekrar sordular: \"\"Buraya gelecek daha bir adam var mı?\"\" Yahve, \"\"İşte, yüklerin arasına saklandı\"\" diye yanıtladı.\"|\"bunun uzerine jahveʔje tekrar sordular \"\"buraja ɡelet͡ʃek daha bir adam var mi?\"\" jahveʔ \"\"isteʔ juklerin arasina saklandi\"\" dije janitladi.\" Old-Testament-Psalms-035-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendim, ne zamana dek bakacaksın? Canımı onların yok edişinden, yaşamımı genç aslanlardan kurtar.|ej efendimʔ ne zamana dek bakat͡ʃaksin? t͡ʃanimi onlarin jok edisindenʔ jasamimi ɡent͡ʃ aslanlardan kurtar. Old-Testament-Isaiah-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Sodom yöneticileri, Yahve'nin sözünü dinleyin! Ey Gomora halkı, Tanrımız'ın yasasını dinleyin!|ej sodom jonetit͡ʃileriʔ jahveʔnin sozunu dinlejin! ej ɡomora halkiʔ tanrimizʔin jasasini dinlejin! Old-Testament-Joshua-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşinci kura Aşer'in çocukları oymağı için boylarına göre düştü.|besint͡ʃi kura aserʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡi it͡ʃin bojlarina ɡore dustu. New-Testament-Mark-007-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk büyük bir şaşkınlık içindeydi. “O'nun yaptığı her şey iyi. Sağırların kulaklarını açıyor, dilsizleri bile konuşturuyor!” diyorlardı.|halk bujuk bir saskinlik it͡ʃindejdi. “oʔnun japtiɡi her sej iji. saɡirlarin kulaklarini at͡ʃijorʔ dilsizleri bile konusturujor!” dijorlardi. Old-Testament-Ezekiel-048-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Şimdi oymakların adları şunlardır: Kuzey ucundan, Hetlon yolu yanından Hamat girişine kadar, Damaskus sınırında Hazar Enan'a kadar, Hamat'ın yanında kuzeye doğru (ve doğu ve batı tarafları onun olacak), Dan, bir pay.\"\"\"|\"“simdi ojmaklarin adlari sunlardir kuzej ut͡ʃundanʔ hetlon jolu janindan hamat ɡirisine kadarʔ damaskus sinirinda hazar enanʔa kadarʔ hamatʔin janinda kuzeje doɡru (ve doɡu ve bati taraflari onun olat͡ʃak)ʔ danʔ bir paj.\"\"\" Old-Testament-Numbers-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Balam kalkıp gitti ve yerine döndü; Balak da kendi yoluna gitti.|balam kalkip ɡitti ve jerine dondu; balak da kendi joluna ɡitti. Old-Testament-Deuteronomy-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"sakın yüreğinde, \"\"Bana bu serveti yapan benim kendi gücüm ve elimin kudretidir\"\" demeyesin.\"|\"sakin jureɡindeʔ \"\"bana bu serveti japan benim kendi ɡut͡ʃum ve elimin kudretidir\"\" demejesin.\" New-Testament-2-Corinthians-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten de elçilik belirtileri aranızda tam bir sabırla, belirtiler, harikalar ve kudretli işlerle ortaya koyuldu.|ɡert͡ʃekten de elt͡ʃilik belirtileri aranizda tam bir sabirlaʔ belirtilerʔ harikalar ve kudretli islerle ortaja kojuldu. Old-Testament-Psalms-081-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ilahi yükseltin, tefi, arpla birlikte hoş liri buraya getirin.|bir ilahi jukseltinʔ tefiʔ arpla birlikte hos liri buraja ɡetirin. Old-Testament-Psalms-089-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen reddettin ve attın. Meshettiğine öfkelendin.|ama sen reddettin ve attin. meshettiɡine ofkelendin. Old-Testament-Numbers-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi kuzunun her kuzusu için onda birini;|jedi kuzunun her kuzusu it͡ʃin onda birini; Old-Testament-Numbers-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Merari'nin oğullarına gelince, onları ailelerine, atalarının evlerine göre sayacaksın;\"|\"\"\"merariʔnin oɡullarina ɡelint͡ʃeʔ onlari ailelerineʔ atalarinin evlerine ɡore sajat͡ʃaksin;\" Old-Testament-Leviticus-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir kadına, âdet kirliliğindeyken, çıplaklığını açmak için yaklaşmayacaksın.\"|\"\"\"ʔbir kadinaʔ adet kirliliɡindejkenʔ t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmak it͡ʃin jaklasmajat͡ʃaksin.\" New-Testament-John-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O, başlangıçta Tanrı’yla birlikteydi.|oʔ baslanɡit͡ʃta tanri’jla birliktejdi. Old-Testament-Ecclesiastes-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların sevgileri, nefretleri ve kıskançlıkları da çoktan yok olmuştur; ve güneş altında yapılan bir şeyde artık onlar için sonsuza dek pay yoktur.|onlarin sevɡileriʔ nefretleri ve kiskant͡ʃliklari da t͡ʃoktan jok olmustur; ve ɡunes altinda japilan bir sejde artik onlar it͡ʃin sonsuza dek paj joktur. Old-Testament-Leviticus-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Konutu'nun önünde Yahve'ye sunu olarak sunmak üzere onu Buluşma Çadırı'nın kapısına getirmemişse; kanı o insana sayılacaktır; kan dökmüştür; o kişi halkının arasından atılacaktır.|jahveʔnin konutuʔnun onunde jahveʔje sunu olarak sunmak uzere onu bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisina ɡetirmemisse; kani o insana sajilat͡ʃaktir; kan dokmustur; o kisi halkinin arasindan atilat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Chronicles-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız kardeşi Hammoleket, İşhod'u, Aviezer'i ve Mahla'yı doğurdu.|kiz kardesi hammoleketʔ ishodʔuʔ aviezerʔi ve mahlaʔji doɡurdu. Old-Testament-2-Chronicles-032-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya'nın çok büyük bir zenginliği ve saygınlığı vardı. Gümüş için, altın için, değerli taşlar için, baharatlar için, kalkanlar için ve her türlü değerli kaplar için kendine hazineler;|hizkijaʔnin t͡ʃok bujuk bir zenɡinliɡi ve sajɡinliɡi vardi. ɡumus it͡ʃinʔ altin it͡ʃinʔ deɡerli taslar it͡ʃinʔ baharatlar it͡ʃinʔ kalkanlar it͡ʃin ve her turlu deɡerli kaplar it͡ʃin kendine hazineler; Old-Testament-Jeremiah-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yahve elini uzattı ve ağzıma dokundu. Sonra Yahve bana şöyle dedi, \"\"İşte, sözlerimi ağzına koydum.\"|\"o zaman jahve elini uzatti ve aɡzima dokundu. sonra jahve bana sojle dediʔ \"\"isteʔ sozlerimi aɡzina kojdum.\" New-Testament-Hebrews-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar yalnızca yiyecek, çeşitli yıkanmalar ve bedensel kurallardır; yeni düzen gelene kadar geçerlidir.|bunlar jalnizt͡ʃa jijet͡ʃekʔ t͡ʃesitli jikanmalar ve bedensel kurallardir; jeni duzen ɡelene kadar ɡet͡ʃerlidir. New-Testament-John-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine O’na, “Öyleyse görüp sana iman edelim diye nasıl bir belirti yapacaksın? Ne iş yapacaksın?” dediler.|bunun uzerine o’naʔ “ojlejse ɡorup sana iman edelim dije nasil bir belirti japat͡ʃaksin? ne is japat͡ʃaksin?” dediler. New-Testament-Luke-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları elçilere bildirenler, Magdalalı Mariyam, Yohanna, Yakov’un annesi Mariyam ve onlarla birlikte olan diğer kadınlardı.|bunlari elt͡ʃilere bildirenlerʔ maɡdalali marijamʔ johannaʔ jakov’un annesi marijam ve onlarla birlikte olan diɡer kadinlardi. New-Testament-John-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna onlara şu karşılığı verdi: “Ben suyla vaftiz ediyorum, ama aranızda tanımadığınız biri duruyor.|juhanna onlara su karsiliɡi verdi “ben sujla vaftiz edijorumʔ ama aranizda tanimadiɡiniz biri durujor. Old-Testament-Exodus-032-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk kulaklarındaki altın küpeleri çıkarıp Aron'a getirdi.|butun halk kulaklarindaki altin kupeleri t͡ʃikarip aronʔa ɡetirdi. Old-Testament-Joshua-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu o sırada ant içerek onlara buyurup dedi, \"\"Kalkıp bu kenti Yeriha'yı kuran adam, Yahve'nin önünde lanetli olsun. İlk doğanı kaybetmek için temelini koyacak, en küçük oğlu kaybetmek için de kapılarını takacaktır.”\"|\"jesu o sirada ant it͡ʃerek onlara bujurup dediʔ \"\"kalkip bu kenti jerihaʔji kuran adamʔ jahveʔnin onunde lanetli olsun. ilk doɡani kajbetmek it͡ʃin temelini kojat͡ʃakʔ en kut͡ʃuk oɡlu kajbetmek it͡ʃin de kapilarini takat͡ʃaktir.”\" Old-Testament-Job-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetimleri memeden çekip ayıran, yoksullardan da rehin alanlar var.|jetimleri memeden t͡ʃekip ajiranʔ joksullardan da rehin alanlar var. Old-Testament-Joshua-021-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre Gerşonlular'ın bütün kentleri otlaklarıyla birlikte on üç kentti.|bojlarina ɡore ɡersonlularʔin butun kentleri otlaklarijla birlikte on ut͡ʃ kentti. Old-Testament-Ruth-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Dolu çıktım, ama Yahve beni eve geri boş getirdi. Mademki, Yahve bana karşı tanıklık etti ve Her Şeye Gücü Yeten beni sıkıntıya soktu, neden bana Naomi diyorsunuz?\"\"\"|\"\"\"dolu t͡ʃiktimʔ ama jahve beni eve ɡeri bos ɡetirdi. mademkiʔ jahve bana karsi taniklik etti ve her seje ɡut͡ʃu jeten beni sikintija soktuʔ neden bana naomi dijorsunuz?\"\"\" Old-Testament-Job-032-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkesi, yanıt bulamadıkları ve yine de İyov'u mahkûm ettikleri için üç arkadaşına karşı da alevlendi.|ofkesiʔ janit bulamadiklari ve jine de ijovʔu mahkum ettikleri it͡ʃin ut͡ʃ arkadasina karsi da alevlendi. Old-Testament-Proverbs-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın tüm yolları kendi gözünde temizdir, ama niyetleri tartan Yahve'dir.|insanin tum jollari kendi ɡozunde temizdirʔ ama nijetleri tartan jahveʔdir. Old-Testament-Numbers-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kâhin bu lanetleri bir kitaba yazacak ve onları acılık suyu içinde silecek.\"|\"\"\"ʔkahin bu lanetleri bir kitaba jazat͡ʃak ve onlari at͡ʃilik suju it͡ʃinde silet͡ʃek.\" New-Testament-Hebrews-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, hiçbirinizin aynı itaatsizlik örneğini izlememesi için, o dinlenmeye girmeye gayret edelim.|bu nedenleʔ hit͡ʃbirinizin ajni itaatsizlik orneɡini izlememesi it͡ʃinʔ o dinlenmeje ɡirmeje ɡajret edelim. Old-Testament-Isaiah-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Suriye'nin başı Damaskus'tur, Damaskus'un başı da Resin'dir. Altmış beş yıl içinde Efraim parçalanacak ve artık bir halk olmayacaktır.|t͡ʃunku surijeʔnin basi damaskusʔturʔ damaskusʔun basi da resinʔdir. altmis bes jil it͡ʃinde efraim part͡ʃalanat͡ʃak ve artik bir halk olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Chronicles-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Hetsron'un ilk oğlu Yerahmeel'in oğulları, ilk oğlu Ram, Bunah, Oren, Otsem ve Ahiya'ydı.|hetsronʔun ilk oɡlu jerahmeelʔin oɡullariʔ ilk oɡlu ramʔ bunahʔ orenʔ otsem ve ahijaʔjdi. Old-Testament-Numbers-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi: “Yahve'nin eli mi kısaldı? Şimdi benim sözümün başınıza gelip gelmeyeceğini göreceksiniz.”|jahve moseʔje sojle dedi “jahveʔnin eli mi kisaldi? simdi benim sozumun basiniza ɡelip ɡelmejet͡ʃeɡini ɡoret͡ʃeksiniz.” Old-Testament-Genesis-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Lamek karılarına şöyle dedi: “Ey Ada ve Tsilla, sesime kulak verin. Lamek'in karıları, sözümü dinleyin, beni yaraladığı için bir adamı, beni hırpaladığı için bir genci öldürdüm.|lamek karilarina sojle dedi “ej ada ve tsillaʔ sesime kulak verin. lamekʔin karilariʔ sozumu dinlejinʔ beni jaraladiɡi it͡ʃin bir adamiʔ beni hirpaladiɡi it͡ʃin bir ɡent͡ʃi oldurdum. Old-Testament-1-Chronicles-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin İsrael için olan sözüne göre, David'i kral yapmak için kendisiyle ve bütün İsrael'le birlikte onun krallığında güç göstermiş olan David'in yiğitlerinin başları şunlardır;|jahveʔnin israel it͡ʃin olan sozune ɡoreʔ davidʔi kral japmak it͡ʃin kendisijle ve butun israelʔle birlikte onun kralliɡinda ɡut͡ʃ ɡostermis olan davidʔin jiɡitlerinin baslari sunlardir; Old-Testament-Ezekiel-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar sana yapılacak, çünkü ulusların peşinden fahişelik ettin ve onların putlarıyla kirlendin.|bunlar sana japilat͡ʃakʔ t͡ʃunku uluslarin pesinden fahiselik ettin ve onlarin putlarijla kirlendin. Old-Testament-Song-of-Songs-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Size ant içiriyorum, ey Yeruşalem kızları, eğer sevgilimi bulursanız, ona aşktan bitkin olduğumu söyleyin.|size ant it͡ʃirijorumʔ ej jerusalem kizlariʔ eɡer sevɡilimi bulursanizʔ ona asktan bitkin olduɡumu sojlejin. Old-Testament-Exodus-030-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'nı, Antlaşma Sandığı'nı,|bulusma t͡ʃadiriʔniʔ antlasma sandiɡiʔniʔ Old-Testament-Jeremiah-043-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Neriya oğlu Baruk, bizi öldürsünler ya da bizi Babil'e sürsünler diye bizi Keldaniler'in eline teslim etmek için seni bize karşı çevirdi.\"\"\"|\"ama nerija oɡlu barukʔ bizi oldursunler ja da bizi babilʔe sursunler dije bizi keldanilerʔin eline teslim etmek it͡ʃin seni bize karsi t͡ʃevirdi.\"\"\" Old-Testament-Lamentations-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlarla dolu olan kent, nasıl da yapayalnız oturuyor! Uluslar arasında büyük olan, dul kadın gibi oldu! Ülkeler arasında bey olan Köle oldu!|insanlarla dolu olan kentʔ nasil da japajalniz oturujor! uluslar arasinda bujuk olanʔ dul kadin ɡibi oldu! ulkeler arasinda bej olan kole oldu! New-Testament-Luke-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi topraktakiler, dürüst ve iyi yürekli olup, sözü duymuş, onu sıkıca tutan ve sabırla ürün verenlerdir.”|iji topraktakilerʔ durust ve iji jurekli olupʔ sozu dujmusʔ onu sikit͡ʃa tutan ve sabirla urun verenlerdir.” Old-Testament-1-Samuel-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsraelliler o gün sıkıntı içindeydiler; çünkü Saul halka ant içirip, \"\"Ben düşmanlarımdan öç alana dek, akşama kadar bir şey yiyen adam lanetli olsun\"\" demişti. Böylece halktan hiçbiri yemek tatmadı.\"|\"israelliler o ɡun sikinti it͡ʃindejdiler; t͡ʃunku saul halka ant it͡ʃiripʔ \"\"ben dusmanlarimdan ot͡ʃ alana dekʔ aksama kadar bir sej jijen adam lanetli olsun\"\" demisti. bojlet͡ʃe halktan hit͡ʃbiri jemek tatmadi.\" Old-Testament-2-Samuel-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni geniş bir yere çıkardı. Beni kurtardı, çünkü benden hoşnut oldu.|beni ɡenis bir jere t͡ʃikardi. beni kurtardiʔ t͡ʃunku benden hosnut oldu. New-Testament-Romans-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|ama doğruluk yasasının peşinden giden İsrael, doğruluk yasasına erişmedi.|ama doɡruluk jasasinin pesinden ɡiden israelʔ doɡruluk jasasina erismedi. Old-Testament-2-Kings-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Nevat oğlu Yarovam'ın İsrael'i günah işlettirdiği Beytel'deki sunak ve yüksek yeri, o sunağı ve yüksek yeri yıktı; ve yüksek yeri yaktı, ezip toz etti ve Aşera'yı yaktı.|dahasi nevat oɡlu jarovamʔin israelʔi ɡunah islettirdiɡi bejtelʔdeki sunak ve juksek jeriʔ o sunaɡi ve juksek jeri jikti; ve juksek jeri jaktiʔ ezip toz etti ve aseraʔji jakti. Old-Testament-Exodus-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'nin huzurunda şöyle dedi, \"\"İşte, İsrael'in çocukları beni dinlemediler. Dudaklarım sünnetsizken, Firavun beni nasıl dinleyecek?”\"|\"mose jahveʔnin huzurunda sojle dediʔ \"\"isteʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari beni dinlemediler. dudaklarim sunnetsizkenʔ firavun beni nasil dinlejet͡ʃek?”\" New-Testament-2-Timothy-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, seçilmişler uğruna her şeye katlanıyorum. Öyle ki, onlar da sonsuz yücelikle birlikte Mesih Yeşua’da olan kurtuluşa kavuşsunlar.|bu nedenleʔ set͡ʃilmisler uɡruna her seje katlanijorum. ojle kiʔ onlar da sonsuz jut͡ʃelikle birlikte mesih jesua’da olan kurtulusa kavussunlar. Old-Testament-Song-of-Songs-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız kardeşim, gelinim, kapalı bir bahçedir; kapalı bir kaynak, mühürlü bir pınardır.|kiz kardesimʔ ɡelinimʔ kapali bir baht͡ʃedir; kapali bir kajnakʔ muhurlu bir pinardir. Old-Testament-Isaiah-040-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yeruşalem'e rahatlatıp söyleyin ve ona, savaşının tamamlandığını, suçunun bağışlandığını, bütün günahlarına karşılık Yahve'nin elinden iki kat karşılık aldığını haykırın.\"\"\"|\"\"\"jerusalemʔe rahatlatip sojlejin ve onaʔ savasinin tamamlandiɡiniʔ sut͡ʃunun baɡislandiɡiniʔ butun ɡunahlarina karsilik jahveʔnin elinden iki kat karsilik aldiɡini hajkirin.\"\"\" Old-Testament-Judges-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kalev, \"\"Kiryat Sefer'i vurup onu alan adama kızım Aksa'yı eş olarak vereceğim\"\" dedi.\"|\"kalevʔ \"\"kirjat seferʔi vurup onu alan adama kizim aksaʔji es olarak veret͡ʃeɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-106-005|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, seçtiklerinin başarısını göreyim, ulusunun sevinciyle coşayım, Mirasınla birlikte övüneyim.|ojle kiʔ set͡ʃtiklerinin basarisini ɡorejimʔ ulusunun sevint͡ʃijle t͡ʃosajimʔ mirasinla birlikte ovunejim. New-Testament-Mark-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onu tutup öldürdüler ve bağın dışına attılar.|bojlet͡ʃe onu tutup oldurduler ve baɡin disina attilar. Old-Testament-Genesis-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Babanızın yüzünü görüyorum, bana karşı eskisi gibi değil. Ama babamın Tanrısı benimledir.|onlaraʔ “babanizin juzunu ɡorujorumʔ bana karsi eskisi ɡibi deɡil. ama babamin tanrisi benimledir. New-Testament-Hebrews-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Senin soyun İshak’la sürecek” demişti.|onaʔ “senin sojun ishak’la suret͡ʃek” demisti. Old-Testament-Song-of-Songs-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Solomon'un arabası! İsrael'in yiğitlerinden, altmış yiğit onun çevresinde.|isteʔ solomonʔun arabasi! israelʔin jiɡitlerindenʔ altmis jiɡit onun t͡ʃevresinde. Old-Testament-2-Kings-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hüküm sürmeye başladığında otuz iki yaşındaydı. Yeruşalem'de sekiz yıl hüküm sürdü.|hukum surmeje basladiɡinda otuz iki jasindajdi. jerusalemʔde sekiz jil hukum surdu. Old-Testament-Hosea-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben seni çölde, büyük kuraklık diyarında bildim.|ben seni t͡ʃoldeʔ bujuk kuraklik dijarinda bildim. Old-Testament-Proverbs-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın yüzünün ışıltısı yaşamdır. Onun lütfu bahar yağmurunun bulutu gibidir.|kralin juzunun isiltisi jasamdir. onun lutfu bahar jaɡmurunun bulutu ɡibidir. Old-Testament-Exodus-036-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekiz çerçeve, her çerçevenin altında iki taban olmak üzere onların on altı gümüş tabanı vardı.|sekiz t͡ʃert͡ʃeveʔ her t͡ʃert͡ʃevenin altinda iki taban olmak uzere onlarin on alti ɡumus tabani vardi. Old-Testament-Zechariah-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine boğazlanacak sürüyü, özellikle sürünün ezilenlerini güttüm. Kendime iki değnek aldım. Birine “Lütuf”, diğerine “Birlik” adını verdim ve sürüyü güttüm.|bunun uzerine boɡazlanat͡ʃak surujuʔ ozellikle surunun ezilenlerini ɡuttum. kendime iki deɡnek aldim. birine “lutuf”ʔ diɡerine “birlik” adini verdim ve suruju ɡuttum. New-Testament-Mark-014-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Buna rağmen tanıklıkları birbirini tutmadı.|buna raɡmen tanikliklari birbirini tutmadi. Old-Testament-Jeremiah-032-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve Sidkiya'yı Babil'e götürecek ve ben onu ziyaret edinceye kadar orada kalacak,\"\" diyor Yahve, \"\"Keldaniler'le savaşsan bile, başarılı olamayacaksın\"\"' diye peygamberlik ediyorsun?\"\"\"|\"ve sidkijaʔji babilʔe ɡoturet͡ʃek ve ben onu zijaret edint͡ʃeje kadar orada kalat͡ʃakʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"keldanilerʔle savassan bileʔ basarili olamajat͡ʃaksin\"\"ʔ dije pejɡamberlik edijorsun?\"\"\" Old-Testament-1-Kings-008-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayağa kalktı ve bütün İsrael topluluğunu yüksek sesle kutsayarak şöyle dedi:|ajaɡa kalkti ve butun israel topluluɡunu juksek sesle kutsajarak sojle dedi New-Testament-Matthew-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer O'nu size teslim edersem bana ne verirsiniz?” dedi. Böylece onun için otuz gümüş tarttılar.|“eɡer oʔnu size teslim edersem bana ne verirsiniz?” dedi. bojlet͡ʃe onun it͡ʃin otuz ɡumus tarttilar. Old-Testament-Proverbs-014-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi kendi felaketiyle yıkılır, ama ölümde doğrunun sığınacak yeri vardır.|kotu kisi kendi felaketijle jikilirʔ ama olumde doɡrunun siɡinat͡ʃak jeri vardir. Old-Testament-Joshua-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hizmetkârım Moşe öldü. Şimdi kalk, sen ve bütün bu halk, kendilerine, İsrael'in çocuklarına vermekte olduğum diyara, bu Yarden'den geçin.|“hizmetkarim mose oldu. simdi kalkʔ sen ve butun bu halkʔ kendilerineʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina vermekte olduɡum dijaraʔ bu jardenʔden ɡet͡ʃin. Old-Testament-Zechariah-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin bildiği bir gün olacak; ne gündüz, ne de gece; ama akşam vakti ışık olacak.|jahveʔnin bildiɡi bir ɡun olat͡ʃak; ne ɡunduzʔ ne de ɡet͡ʃe; ama aksam vakti isik olat͡ʃak. New-Testament-Acts-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Ben Yeruşalem’deyken Yahudiler’in başkâhinleriyle ihtiyarları bana bildirip ona karşı hüküm dilediler.|‘‘ben jerusalem’dejken jahudiler’in baskahinlerijle ihtijarlari bana bildirip ona karsi hukum dilediler. Old-Testament-Isaiah-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaylı çalgılarının sesiyle ihtişamın Şeol'e indirilecek. Altına kurtlar serildi ve üstünü solucanlar kaplıyor.|jajli t͡ʃalɡilarinin sesijle ihtisamin seolʔe indirilet͡ʃek. altina kurtlar serildi ve ustunu solut͡ʃanlar kaplijor. Old-Testament-1-Kings-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınağın önündeki oda kırk arşın uzunluğundaydı.|tapinaɡin onundeki oda kirk arsin uzunluɡundajdi. New-Testament-Luke-005-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Neden Yuhanna’nın öğrencileri sık sık oruç tutup dua ediyorlar? Aynı şekilde Ferisiler’in öğrencileri de. Ama seninkiler yiyip içiyorlar!” dediler.|o’naʔ “neden juhanna’nin oɡrent͡ʃileri sik sik orut͡ʃ tutup dua edijorlar? ajni sekilde ferisiler’in oɡrent͡ʃileri de. ama seninkiler jijip it͡ʃijorlar!” dediler. Old-Testament-1-Chronicles-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Berekya ve Elkana sandık için kapıcılardı.|berekja ve elkana sandik it͡ʃin kapit͡ʃilardi. Old-Testament-Habakkuk-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Efendi benim gücümdür. O benim ayaklarımı geyik ayakları gibi yapar, yüksek yerlere çıkmamı sağlar. Telli çalgılarımda, müzik şefi için.|jahveʔ efendi benim ɡut͡ʃumdur. o benim ajaklarimi ɡejik ajaklari ɡibi japarʔ juksek jerlere t͡ʃikmami saɡlar. telli t͡ʃalɡilarimdaʔ muzik sefi it͡ʃin. Old-Testament-2-Kings-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak Yahve'nin meleği Tişbeli Eliya'ya şöyle dedi, \"\"Kalk, Samariya Kralı'nın habercilerini karşılamaya çık ve onlara de ki, 'İsrael'de Tanrı olmadığı için mi Ekron ilâhı Baal Zevuv'a sormaya gidiyorsunuz?\"|\"ant͡ʃak jahveʔnin meleɡi tisbeli elijaʔja sojle dediʔ \"\"kalkʔ samarija kraliʔnin habert͡ʃilerini karsilamaja t͡ʃik ve onlara de kiʔ ʔisraelʔde tanri olmadiɡi it͡ʃin mi ekron ilahi baal zevuvʔa sormaja ɡidijorsunuz?\" Old-Testament-Jeremiah-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar onlara reddedilmiş gümüş diyecekler, çünkü Yahve onları reddetti.”|insanlar onlara reddedilmis ɡumus dijet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku jahve onlari reddetti.” Old-Testament-Proverbs-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir insanın hayatının fidyesi zenginliğidir, ama yoksul tehditleri duymaz.|bir insanin hajatinin fidjesi zenɡinliɡidirʔ ama joksul tehditleri dujmaz. Old-Testament-2-Kings-018-037|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kral evi başında olan Hilkiya oğlu Elyakim, Kâtip Şevna ve Tarihçi Asaf oğlu Yoah ile birlikte giysileri yırtılmış halde Hizkiya'nın yanına geldiler ve Ravşake'nin sözlerini ona bildirdiler.|o zaman kral evi basinda olan hilkija oɡlu eljakimʔ katip sevna ve tariht͡ʃi asaf oɡlu joah ile birlikte ɡijsileri jirtilmis halde hizkijaʔnin janina ɡeldiler ve ravsakeʔnin sozlerini ona bildirdiler. Old-Testament-Ruth-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Naomi'nin kocasının akrabası, Elimelek soyundan güçlü ve zengin bir adam vardı; adı Boaz'dı.|naomiʔnin kot͡ʃasinin akrabasiʔ elimelek sojundan ɡut͡ʃlu ve zenɡin bir adam vardi; adi boazʔdi. Old-Testament-Exodus-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle olacak, çocuklarınız size, 'Bu hizmet ne demektir?' diye sorduklarında,|bojle olat͡ʃakʔ t͡ʃot͡ʃuklariniz sizeʔ ʔbu hizmet ne demektir?ʔ dije sorduklarindaʔ New-Testament-1-Timothy-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, her şeyden önce şunu öğütlerim: Bütün insanlar için dilekler, dualar, yakarışlar ve şükürler sunulsun.|bu nedenleʔ her sejden ont͡ʃe sunu oɡutlerim butun insanlar it͡ʃin dileklerʔ dualarʔ jakarislar ve sukurler sunulsun. Old-Testament-Isaiah-045-006|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, gün doğusundan ve batıdan olanlar, benden başka kimsenin olmadığını bilsinler. Ben Yahve'yim ve başka kimse yok.|ta kiʔ ɡun doɡusundan ve batidan olanlarʔ benden baska kimsenin olmadiɡini bilsinler. ben jahveʔjim ve baska kimse jok. Old-Testament-Ezra-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Haşum'un çocukları, iki yüz yirmi üç.|hasumʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ iki juz jirmi ut͡ʃ. Old-Testament-Psalms-071-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana sığınıyorum, ey Yahve. Hayal kırıklığına uğratma beni hiçbir zaman.|sana siɡinijorumʔ ej jahve. hajal kirikliɡina uɡratma beni hit͡ʃbir zaman. Old-Testament-2-Chronicles-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yehoşafat, “Burada bunlardan başka Yahve'nin bir peygamberi yok mu ki, ondan soralım?” dedi.|ama jehosafatʔ “burada bunlardan baska jahveʔnin bir pejɡamberi jok mu kiʔ ondan soralim?” dedi. Old-Testament-Ezekiel-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yabancıların eliyle, sünnetsizlerin ölümüyle öleceksin; çünkü bunu ben söyledim.\"\" diyor Efendi Yahve.'\"\"\"|\"jabant͡ʃilarin elijleʔ sunnetsizlerin olumujle olet͡ʃeksin; t͡ʃunku bunu ben sojledim.\"\" dijor efendi jahve.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Kings-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşayan çocuğun sahibi olan kadın, oğlunun acısıyla yüreği yanarak, “Efendim, yaşayan çocuğu ona verin, ama onu kesinlikle öldürmeyin!” dedi. Öteki ise, “Ne benim ne de senin olacak. Onu bölüştürün.” dedi.|jasajan t͡ʃot͡ʃuɡun sahibi olan kadinʔ oɡlunun at͡ʃisijla jureɡi janarakʔ “efendimʔ jasajan t͡ʃot͡ʃuɡu ona verinʔ ama onu kesinlikle oldurmejin!” dedi. oteki iseʔ “ne benim ne de senin olat͡ʃak. onu bolusturun.” dedi. New-Testament-1-John-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşini seven ışıkta kalır ve onda tökezleme nedeni bulunmaz.|kardesini seven isikta kalir ve onda tokezleme nedeni bulunmaz. Old-Testament-Isaiah-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onlara karşı kalkacağım\"\" diyor Ordular Yahvesi, \"\"adı, artakalanı, oğulu ve torunu da Babil'den kesip atacağım\"\" diyor Yahve.\"|\"\"\"onlara karsi kalkat͡ʃaɡim\"\" dijor ordular jahvesiʔ \"\"adiʔ artakalaniʔ oɡulu ve torunu da babilʔden kesip atat͡ʃaɡim\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Psalms-113-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin doğuşundan batışına dek, Yahve’nin adı övülmelidir.|ɡunesin doɡusundan batisina dekʔ jahve’nin adi ovulmelidir. New-Testament-John-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “size doɡrusunu sojlejejimʔ ɡunah islejen herkes ɡunahin kolesidir. Old-Testament-Numbers-035-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu New-Testament-Romans-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu lütufla uluslar yararına Mesih Yeşua’nın hizmetkârı oldum. Görevim Tanrı’nın Müjdesi’ni bir kâhin olarak duyurmaktır. Öyle ki uluslar, Kutsal Ruh tarafından kutsal kılınarak Tanrı’yı hoşnut eden bir sunu olsun.|bu lutufla uluslar jararina mesih jesua’nin hizmetkari oldum. ɡorevim tanri’nin muʒdesi’ni bir kahin olarak dujurmaktir. ojle ki uluslarʔ kutsal ruh tarafindan kutsal kilinarak tanri’ji hosnut eden bir sunu olsun. New-Testament-Luke-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua başını kaldırdı ve hazineye hediyelerini koyan zenginleri gördü.|jesua basini kaldirdi ve hazineje hedijelerini kojan zenɡinleri ɡordu. Old-Testament-Numbers-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer kadın kirli değilse ama temizse; o zaman kurtulacak ve soy sahibi olacaktır.'\"\"\"|\"eɡer kadin kirli deɡilse ama temizse; o zaman kurtulat͡ʃak ve soj sahibi olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-039-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona karşı ok kılıfı, parlayan mızrak ve kargı şakırdar.|ona karsi ok kilifiʔ parlajan mizrak ve karɡi sakirdar. Old-Testament-Exodus-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi evinden bir adam gitti ve bir Levi kızını aldı.|levi evinden bir adam ɡitti ve bir levi kizini aldi. Old-Testament-Proverbs-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O doğrular için sağlam bilgelik saklar. O dürüstçe yürüyenlere kalkandır,|o doɡrular it͡ʃin saɡlam bilɡelik saklar. o durustt͡ʃe jurujenlere kalkandirʔ Old-Testament-Joshua-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onlar halkı, kentin kuzeyindeki bütün orduyu ve kentin batısında pusuya yatanları yerleştirdiler; ve Yeşu o gece vadinin ortasına gitti.|bojlet͡ʃe onlar halkiʔ kentin kuzejindeki butun orduju ve kentin batisinda pusuja jatanlari jerlestirdiler; ve jesu o ɡet͡ʃe vadinin ortasina ɡitti. Old-Testament-Genesis-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir yere gelip orada geceledi. Çünkü güneş batmıştı. Yerin taşlarından birini alıp başının altına koydu ve uyumak için o yere yattı.|bir jere ɡelip orada ɡet͡ʃeledi. t͡ʃunku ɡunes batmisti. jerin taslarindan birini alip basinin altina kojdu ve ujumak it͡ʃin o jere jatti. Old-Testament-Isaiah-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ormanının ve verimli tarlasının görkemini, hem canı hem de bedeni tüketecek. Bu, bir sancaktarın bayılması gibi olacak.|ormaninin ve verimli tarlasinin ɡorkeminiʔ hem t͡ʃani hem de bedeni tuketet͡ʃek. buʔ bir sant͡ʃaktarin bajilmasi ɡibi olat͡ʃak. New-Testament-Acts-020-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları en çok üzen, Pavlus’un, ‘‘yüzümü bir daha görmeyeceksiniz’’ sözü olmuştu. Sonra gemiye kadar ona eşlik ettiler.|onlari en t͡ʃok uzenʔ pavlus’unʔ ‘‘juzumu bir daha ɡormejet͡ʃeksiniz’’ sozu olmustu. sonra ɡemije kadar ona eslik ettiler. Old-Testament-2-Samuel-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral, Yoav, Avişay ve İttay'a, \"\"Genç Avşalom'a karşı benim hatırım için yumuşak davranın\"\" diye buyurdu. Kral Avşalom hakkında komutanların hepsine buyruk verirken bütün halk duydu.\"|\"kralʔ joavʔ avisaj ve ittajʔaʔ \"\"ɡent͡ʃ avsalomʔa karsi benim hatirim it͡ʃin jumusak davranin\"\" dije bujurdu. kral avsalom hakkinda komutanlarin hepsine bujruk verirken butun halk dujdu.\" Old-Testament-Job-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Doğduğum gün, ‘Bir erkek çocuğa gebe kaldı’ denen gece yok olsun.|“doɡduɡum ɡunʔ ‘bir erkek t͡ʃot͡ʃuɡa ɡebe kaldi’ denen ɡet͡ʃe jok olsun. New-Testament-Revelation-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bak, onun işlerinden tövbe etmezlerse, onu ve onunla zina edenleri büyük bir sıkıntı yatağına atacağım.|bakʔ onun islerinden tovbe etmezlerseʔ onu ve onunla zina edenleri bujuk bir sikinti jataɡina atat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|(Doğru terazide tartılayım da, Tanrı dürüstlüğümü bilsin);|(doɡru terazide tartilajim daʔ tanri durustluɡumu bilsin); Old-Testament-Numbers-036-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Yahve'nin Moşe aracılığıyla Yarden yanında Yeriha'daki Moav ovalarında İsrael'in çocuklarına buyurduğu buyruk ve kurallardır.|bunlarʔ jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla jarden janinda jerihaʔdaki moav ovalarinda israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bujurduɡu bujruk ve kurallardir. Old-Testament-Proverbs-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelerin dili bilgiyi över, ama akılsızların ağzından ahmaklık fışkırır.|bilɡelerin dili bilɡiji overʔ ama akilsizlarin aɡzindan ahmaklik fiskirir. Old-Testament-Joshua-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytel'den Luz'a doğru çıkıyordu ve Arkitler sınırından Atarot'a kadar geçiyordu;|bejtelʔden luzʔa doɡru t͡ʃikijordu ve arkitler sinirindan atarotʔa kadar ɡet͡ʃijordu; Old-Testament-Joshua-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugüne kadar kardeşlerinizi bırakmadınız, Tanrınız Yahve'nin buyruğunun yükümlülüğünü yerine getirdiniz.|buɡune kadar kardeslerinizi birakmadinizʔ tanriniz jahveʔnin bujruɡunun jukumluluɡunu jerine ɡetirdiniz. Old-Testament-1-Samuel-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin, \"\"İşte, Ela Vadisi'nde öldürdüğün Filistli Golyat'ın kılıcı burada, efodun arkasında bir beze sarılı. Onu almak istiyorsan al, çünkü burada ondan başka yok\"\" dedi. David, \"\"Onun gibisi yok.\"\" dedi.\"|\"kahinʔ \"\"isteʔ ela vadisiʔnde oldurduɡun filistli ɡoljatʔin kilit͡ʃi buradaʔ efodun arkasinda bir beze sarili. onu almak istijorsan alʔ t͡ʃunku burada ondan baska jok\"\" dedi. davidʔ \"\"onun ɡibisi jok.\"\" dedi.\" Old-Testament-Daniel-002-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Daniel'e karşılık verip dedi: “Gerçekten Tanrın, ilâhların Tanrısı, kralların Efendisi ve sırları açıklayandır; çünkü bu sırrı açıklayabildin.”|kral danielʔe karsilik verip dedi “ɡert͡ʃekten tanrinʔ ilahlarin tanrisiʔ krallarin efendisi ve sirlari at͡ʃiklajandir; t͡ʃunku bu sirri at͡ʃiklajabildin.” Old-Testament-Genesis-037-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Tüccar olan Midyanlılar geçiyordu. Yosef'i çukurdan çekip çıkardılar ve onu yirmi gümüşe İşmaeloğulları’na sattılar. Tüccarlar Yosef’i Mısır'a götürdüler.|tut͡ʃt͡ʃar olan midjanlilar ɡet͡ʃijordu. josefʔi t͡ʃukurdan t͡ʃekip t͡ʃikardilar ve onu jirmi ɡumuse ismaeloɡullari’na sattilar. tut͡ʃt͡ʃarlar josef’i misirʔa ɡoturduler. Old-Testament-2-Samuel-015-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada seninle birlikte kâhinler Sadok ve Aviyatar yok mu? Öyleyse kralın evinden ne duyarsan, kâhinler Sadok ve Aviyatar'a bildir.|orada seninle birlikte kahinler sadok ve avijatar jok mu? ojlejse kralin evinden ne dujarsanʔ kahinler sadok ve avijatarʔa bildir. Old-Testament-Numbers-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kirli kişiler için yakılan günah sunusunun küllerinden alacaklar; ve bir kapta onların üzerine akarsu dökülecektir.|“kirli kisiler it͡ʃin jakilan ɡunah sunusunun kullerinden alat͡ʃaklar; ve bir kapta onlarin uzerine akarsu dokulet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-033-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin öğüdü sonsuza dek, yüreğinin düşünceleri tüm kuşaklar boyunca yerinde durur.|jahve’nin oɡudu sonsuza dekʔ jureɡinin dusunt͡ʃeleri tum kusaklar bojunt͡ʃa jerinde durur. New-Testament-Luke-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua gözlerini öğrencilerine kaldırdı ve şöyle söyledi: “Ne mutlu yoksul olanlara, çünkü Tanrı’nın Krallığı sizindir.|jesua ɡozlerini oɡrent͡ʃilerine kaldirdi ve sojle sojledi “ne mutlu joksul olanlaraʔ t͡ʃunku tanri’nin kralliɡi sizindir. Old-Testament-2-Chronicles-030-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda topluluğunun tümü, kâhinler ve Levililer, İsrael'den gelen tüm topluluk ve İsrael ülkesinden gelip Yahuda'da yaşayan yabancılar sevindiler.|jahuda topluluɡunun tumuʔ kahinler ve levililerʔ israelʔden ɡelen tum topluluk ve israel ulkesinden ɡelip jahudaʔda jasajan jabant͡ʃilar sevindiler. Old-Testament-Exodus-038-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Direkleri dört, tabanları dört tunçtandı; çengelleri gümüşten, başlıklarının kaplamaları ve çemberleri gümüştendi.|direkleri dortʔ tabanlari dort tunt͡ʃtandi; t͡ʃenɡelleri ɡumustenʔ basliklarinin kaplamalari ve t͡ʃemberleri ɡumustendi. Old-Testament-Isaiah-037-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahuda Kralı Hizkiya'yla şöyle konuşacaksın: 'Güvendiğin Tanrın, 'Yeruşalem Aşur Kralı'nın eline verilmeyecek' diyerek seni aldatmasın.\"|\"\"\"jahuda krali hizkijaʔjla sojle konusat͡ʃaksin ʔɡuvendiɡin tanrinʔ ʔjerusalem asur kraliʔnin eline verilmejet͡ʃekʔ dijerek seni aldatmasin.\" New-Testament-John-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytanya Yeruşalem yakınlarında, yaklaşık on beş stadia uzaklıktaydı.|bejtanja jerusalem jakinlarindaʔ jaklasik on bes stadia uzakliktajdi. Old-Testament-Isaiah-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, o gün Yahve yüksekte olanların ordusunu yüksekte ve yeryüzünün krallarını yeryüzünde cezalandıracak.|ojle olat͡ʃak kiʔ o ɡun jahve juksekte olanlarin ordusunu juksekte ve jerjuzunun krallarini jerjuzunde t͡ʃezalandirat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor, \"\"Bununla benim Yahve olduğumu bileceksin. İşte, ben elimdeki değneği ırmaktaki sulara vuracağım ve sular kana dönecekler.\"|\"jahve sojle dijorʔ \"\"bununla benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksin. isteʔ ben elimdeki deɡneɡi irmaktaki sulara vurat͡ʃaɡim ve sular kana donet͡ʃekler.\" Old-Testament-Numbers-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama ölmemek için bir an bile kutsal yeri görmeye girmeyecekler.\"\"\"|\"ama olmemek it͡ʃin bir an bile kutsal jeri ɡormeje ɡirmejet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Ecclesiastes-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Geçmiş günler neden bunlardan daha iyiydi?” deme. Çünkü bunun hakkındaki sorgun bilgece değildir.|“ɡet͡ʃmis ɡunler neden bunlardan daha ijijdi?” deme. t͡ʃunku bunun hakkindaki sorɡun bilɡet͡ʃe deɡildir. New-Testament-Luke-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinizi de davet eden gelip sana, ‘Bu adama yer ver’ diyebilir. O zaman sen de utançla alt yerde oturmaya başlarsın|ikinizi de davet eden ɡelip sanaʔ ‘bu adama jer ver’ dijebilir. o zaman sen de utant͡ʃla alt jerde oturmaja baslarsin Old-Testament-Daniel-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Keldaniler'e, \"\"Bu şey benden gitti\"\" diye karşılık verdi, \"\"Eğer düş ve yorumunu bana bildirmezseniz, paramparça edileceksiniz ve evleriniz çöplüğe çevrilecek.\"|\"kral keldanilerʔeʔ \"\"bu sej benden ɡitti\"\" dije karsilik verdiʔ \"\"eɡer dus ve jorumunu bana bildirmezsenizʔ parampart͡ʃa edilet͡ʃeksiniz ve evleriniz t͡ʃopluɡe t͡ʃevrilet͡ʃek.\" Old-Testament-Joshua-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah'ın ertesi günü, aynı günde, ülkenin ürününden mayasız pideler ve kavrulmuş tahıl yediler.|pesahʔin ertesi ɡunuʔ ajni ɡundeʔ ulkenin urununden majasiz pideler ve kavrulmus tahil jediler. Old-Testament-Numbers-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazen konutun üzerinde bulut birkaç gün kalırdı; o zaman Yahve'nin buyruğuna göre konaklar ve Yahve'nin buyruğuna göre yola çıkarlardı.|bazen konutun uzerinde bulut birkat͡ʃ ɡun kalirdi; o zaman jahveʔnin bujruɡuna ɡore konaklar ve jahveʔnin bujruɡuna ɡore jola t͡ʃikarlardi. Old-Testament-Psalms-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım da büyük bir ıstırap içinde. Ama sen, ey Yahve, ne zamana dek?|t͡ʃanim da bujuk bir istirap it͡ʃinde. ama senʔ ej jahveʔ ne zamana dek? Old-Testament-2-Kings-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşaya onlara şöyle dedi: “Efendinize şunu söyleyin: ‘Yahve diyor ki, \"\"Aşur Kralı'nın hizmetkârlarının bana küfrettiği sözlerden korkmayın.\"|\"jesaja onlara sojle dedi “efendinize sunu sojlejin ‘jahve dijor kiʔ \"\"asur kraliʔnin hizmetkarlarinin bana kufrettiɡi sozlerden korkmajin.\" New-Testament-John-007-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yazı’nın dediği gibi, bana iman edenin içinden diri su ırmakları akacaktır” dedi.|kutsal jazi’nin dediɡi ɡibiʔ bana iman edenin it͡ʃinden diri su irmaklari akat͡ʃaktir” dedi. Old-Testament-2-Kings-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer Yahve sana yardım etmezse, ben sana nereden yardım edebilirim? Harman yerinden mi, yoksa şarap teknesinden mi?\"\" dedi.\"|\"\"\"eɡer jahve sana jardim etmezseʔ ben sana nereden jardim edebilirim? harman jerinden miʔ joksa sarap teknesinden mi?\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|David Ornan'ın yanına gelince, Ornan baktı ve David'i gördü, harman yerinden çıktı ve yüzüstü yere kapanıp David'in önünde eğildi.|david ornanʔin janina ɡelint͡ʃeʔ ornan bakti ve davidʔi ɡorduʔ harman jerinden t͡ʃikti ve juzustu jere kapanip davidʔin onunde eɡildi. Old-Testament-1-Chronicles-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un ev halkının önderi Yehoyada idi; onunla birlikte üç bin yedi yüz kişi.|aronʔun ev halkinin onderi jehojada idi; onunla birlikte ut͡ʃ bin jedi juz kisi. Old-Testament-Ezekiel-043-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Her gün günah sunusu olarak bir keçi hazırlayacaksın. Kusursuz bir genç boğa da ve sürüden bir koç hazırlayacaklar.\"|\"\"\"ʔher ɡun ɡunah sunusu olarak bir ket͡ʃi hazirlajat͡ʃaksin. kusursuz bir ɡent͡ʃ boɡa da ve suruden bir kot͡ʃ hazirlajat͡ʃaklar.\" New-Testament-Matthew-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o bu şeyler hakkında düşünürken, işte, Efendi’nin bir meleği rüyada ona görünerek şöyle dedi: “David oğlu Yosef, Mariyam’ı kendine eş olarak almaktan korkma, çünkü onda oluşan Kutsal Ruh’tandır.|ama o bu sejler hakkinda dusunurkenʔ isteʔ efendi’nin bir meleɡi rujada ona ɡorunerek sojle dedi “david oɡlu josefʔ marijam’i kendine es olarak almaktan korkmaʔ t͡ʃunku onda olusan kutsal ruh’tandir. New-Testament-1-Corinthians-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ölülerin dirilişi yoksa, Mesih de dirilmemiştir.|ama olulerin dirilisi joksaʔ mesih de dirilmemistir. New-Testament-Luke-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama vergi görevlisi, uzakta durup gözlerini bile göğe kaldırmak istemedi. ‘Tanrım, ben günahkâra, merhamet et!’ diyerek göğsünü dövdü.|ama verɡi ɡorevlisiʔ uzakta durup ɡozlerini bile ɡoɡe kaldirmak istemedi. ‘tanrimʔ ben ɡunahkaraʔ merhamet et!’ dijerek ɡoɡsunu dovdu. Old-Testament-2-Chronicles-035-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah kuzularını kestiler ve kâhinler onların ellerinden aldıkları kanı serptiler ve Levililer kurbanları yüzdüler.|pesah kuzularini kestiler ve kahinler onlarin ellerinden aldiklari kani serptiler ve levililer kurbanlari juzduler. New-Testament-Mark-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ferisiler ve Yahudiler, atalarının töresini tutarlar ellerini ve kollarını yıkamadan yemek yemezler.|t͡ʃunku ferisiler ve jahudilerʔ atalarinin toresini tutarlar ellerini ve kollarini jikamadan jemek jemezler. Old-Testament-Exodus-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Mısırlılar'ın elinden kurtarmak ve o ülkeden iyi ve geniş bir ülkeye süt ve bal akan bir ülkeye, Kenanlı, Hititli, Amorlu, Perizli, Hivli ve Yevuslular'ın yerine götürmek için aşağıya indim.|onlari misirlilarʔin elinden kurtarmak ve o ulkeden iji ve ɡenis bir ulkeje sut ve bal akan bir ulkejeʔ kenanliʔ hititliʔ amorluʔ perizliʔ hivli ve jevuslularʔin jerine ɡoturmek it͡ʃin asaɡija indim. Old-Testament-Ezekiel-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi, işte, eğer bunun da bir oğlu olur ve babasının işlediği bütün günahları görüp korkar ve aynı şekilde yapmazsa,\"|\"\"\"simdiʔ isteʔ eɡer bunun da bir oɡlu olur ve babasinin islediɡi butun ɡunahlari ɡorup korkar ve ajni sekilde japmazsaʔ\" New-Testament-Galatians-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, sünnet olan her adama, bütün yasayı yerine getirmekle yükümlü olduğunu bir kez daha bildiriyorum.|evetʔ sunnet olan her adamaʔ butun jasaji jerine ɡetirmekle jukumlu olduɡunu bir kez daha bildirijorum. Old-Testament-2-Samuel-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerimize meshettiğimiz Avşalom savaşta öldü. Öyleyse şimdi neden kralı geri getirmek için bir söz söylemiyorsunuz?”|uzerimize meshettiɡimiz avsalom savasta oldu. ojlejse simdi neden krali ɡeri ɡetirmek it͡ʃin bir soz sojlemijorsunuz?” Old-Testament-Isaiah-037-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Uzun zaman önce bunu nasıl yaptığımı, eski çağlarda ona nasıl biçim verdiğimi duymadın mı? Şimdi, surlu kentleri yıkıp onları yıkıntı yığınlarına çevirmenin senin işin olmasını ben sağladım.\"|\"\"\"ʔuzun zaman ont͡ʃe bunu nasil japtiɡimiʔ eski t͡ʃaɡlarda ona nasil bit͡ʃim verdiɡimi dujmadin mi? simdiʔ surlu kentleri jikip onlari jikinti jiɡinlarina t͡ʃevirmenin senin isin olmasini ben saɡladim.\" Old-Testament-Jeremiah-033-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlık kentlerde, ova kentlerinde, Güney kentlerinde, Benyamin diyarında, Yeruşalem çevresindeki yerlerde ve Yahuda kentlerinde sürüler yine sayıcının elinden geçecek,” diyor Yahve.|daɡlik kentlerdeʔ ova kentlerindeʔ ɡunej kentlerindeʔ benjamin dijarindaʔ jerusalem t͡ʃevresindeki jerlerde ve jahuda kentlerinde suruler jine sajit͡ʃinin elinden ɡet͡ʃet͡ʃekʔ” dijor jahve. Old-Testament-Jeremiah-046-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Atları koşun ve binin, ey atlılar, miğferlerinizi takıp dikilin. Mızraklarınızı parlatın, zırhlarınızı giyin.|atlari kosun ve bininʔ ej atlilarʔ miɡferlerinizi takip dikilin. mizraklarinizi parlatinʔ zirhlarinizi ɡijin. Old-Testament-Psalms-091-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O seni avcı tuzağından, ölümcül salgından kurtarır.|t͡ʃunku o seni avt͡ʃi tuzaɡindanʔ olumt͡ʃul salɡindan kurtarir. Old-Testament-1-Chronicles-007-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Şemer’in oğulları: Ahi, Rohga, Yehubba ve Aram.|semer’in oɡullari ahiʔ rohɡaʔ jehubba ve aram. New-Testament-Acts-010-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus daha bu sözleri söylerken, Kutsal Ruh, sözü işitenlerin hepsinin üzerine indi.|petrus daha bu sozleri sojlerkenʔ kutsal ruhʔ sozu isitenlerin hepsinin uzerine indi. New-Testament-Matthew-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|On öğrenci bunu duyunca, iki kardeşe öfkelendiler.|on oɡrent͡ʃi bunu dujunt͡ʃaʔ iki kardese ofkelendiler. New-Testament-Matthew-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama, “Halk arasında bir kargaşa çıkmasın diye bayramda olmasın” dediler.|amaʔ “halk arasinda bir karɡasa t͡ʃikmasin dije bajramda olmasin” dediler. Old-Testament-Joshua-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Yeşu'ya şöyle dedi: \"\"Bugün seni bütün İsrael'in gözünde büyütmeye başlayacağım; böylece benim Moşe'yle birlikte olduğum gibi, seninle de birlikte olacağımı bilsinler.\"|\"jahve jesuʔja sojle dedi \"\"buɡun seni butun israelʔin ɡozunde bujutmeje baslajat͡ʃaɡim; bojlet͡ʃe benim moseʔjle birlikte olduɡum ɡibiʔ seninle de birlikte olat͡ʃaɡimi bilsinler.\" Old-Testament-Isaiah-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, bize esenliği sen sağlayacaksın, çünkü bizim için bütün işlerimizi de sen yaptın.|ej jahveʔ bize esenliɡi sen saɡlajat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku bizim it͡ʃin butun islerimizi de sen japtin. New-Testament-John-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkesi aydınlatan gerçek ışık dünyaya geldi.|herkesi ajdinlatan ɡert͡ʃek isik dunjaja ɡeldi. Old-Testament-Ezekiel-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak gençliğinde Mısır diyarında fahişelik yaptığı günleri anımsayarak fahişeliğini artırdı.|ant͡ʃak ɡent͡ʃliɡinde misir dijarinda fahiselik japtiɡi ɡunleri animsajarak fahiseliɡini artirdi. Old-Testament-Judges-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O yerin adına Bokim dediler ve orada Yahve'ye kurban kestiler.|o jerin adina bokim dediler ve orada jahveʔje kurban kestiler. Old-Testament-Numbers-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk bütün o gün, bütün o gece ve bütün ertesi gün kalkıp bıldırcın topladı. En az toplayan on homer topladı ve kendileri için hepsini ordugâhın çevresine serdiler.|halk butun o ɡunʔ butun o ɡet͡ʃe ve butun ertesi ɡun kalkip bildirt͡ʃin topladi. en az toplajan on homer topladi ve kendileri it͡ʃin hepsini orduɡahin t͡ʃevresine serdiler. Old-Testament-Numbers-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama hizmetkârım Kalev'i, kendisinde başka bir ruh olduğu ve tümüyle peşimden geldiği için gitmiş olduğu ülkeye onu götüreceğim. Onun soyu onu mülk edinecektir.|ama hizmetkarim kalevʔiʔ kendisinde baska bir ruh olduɡu ve tumujle pesimden ɡeldiɡi it͡ʃin ɡitmis olduɡu ulkeje onu ɡoturet͡ʃeɡim. onun soju onu mulk edinet͡ʃektir. Old-Testament-1-Samuel-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunuyu sunmayı bitirir bitirmez, işte Samuel geldi; Saul selamlamak için onu karşılamaya çıktı.|jakmalik sunuju sunmaji bitirir bitirmezʔ iste samuel ɡeldi; saul selamlamak it͡ʃin onu karsilamaja t͡ʃikti. Old-Testament-Job-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunlar ışığa isyan edenlerdendir. Onun yollarını bilmezler, patikalarında da kalmazlar.|“bunlar isiɡa isjan edenlerdendir. onun jollarini bilmezlerʔ patikalarinda da kalmazlar. Old-Testament-Leviticus-016-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasının yerine kâhin olmak üzere meshedilen ve atanan kâhin, kefareti gerçekleştirecek ve keten giysileri, kutsal giysileri giyecektir.|babasinin jerine kahin olmak uzere meshedilen ve atanan kahinʔ kefareti ɡert͡ʃeklestiret͡ʃek ve keten ɡijsileriʔ kutsal ɡijsileri ɡijet͡ʃektir. New-Testament-1-Corinthians-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bizler de Tanrı’nın yalancı tanıkları bulunmuş oluyoruz. Çünkü Tanrı’nın Mesih’i dirilttiğine tanıklık ettik. Eğer ölülerin dirilişi yoksa, Tanrı Mesih’i de diriltmemiştir.|o zaman bizler de tanri’nin jalant͡ʃi taniklari bulunmus olujoruz. t͡ʃunku tanri’nin mesih’i dirilttiɡine taniklik ettik. eɡer olulerin dirilisi joksaʔ tanri mesih’i de diriltmemistir. Old-Testament-Deuteronomy-031-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Başka ilâhlara dönmekle yaptıkları kötülüklerden dolayı o gün kesinlikle yüzümü çevireceğim.\"\"\"|\"baska ilahlara donmekle japtiklari kotuluklerden dolaji o ɡun kesinlikle juzumu t͡ʃeviret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Numbers-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kocası bunu duyduysa, ona karşı sessiz kaldıysa ve ona engel olmadıysa, o zaman onun bütün adakları geçerli olacak ve canını bağladığı her söz yerinde duracaktır.|ve kot͡ʃasi bunu dujdujsaʔ ona karsi sessiz kaldijsa ve ona enɡel olmadijsaʔ o zaman onun butun adaklari ɡet͡ʃerli olat͡ʃak ve t͡ʃanini baɡladiɡi her soz jerinde durat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-010-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasını ya da annesini benden daha çok seven bana layık değildir. Oğlunu ya da kızını benden daha çok seven bana layık değildir.|babasini ja da annesini benden daha t͡ʃok seven bana lajik deɡildir. oɡlunu ja da kizini benden daha t͡ʃok seven bana lajik deɡildir. Old-Testament-Job-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yaşlılarda bilgelik, uzun yaşamda anlayış vardır.\"\"\"|\"jaslilarda bilɡelikʔ uzun jasamda anlajis vardir.\"\"\" Old-Testament-Exodus-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi sözümü dinle. Sana öğüt vereyim ve Tanrı seninle olsun. Sen halk için Tanrı'nın önünde ol ve konuları Tanrı'ya getir.|simdi sozumu dinle. sana oɡut verejim ve tanri seninle olsun. sen halk it͡ʃin tanriʔnin onunde ol ve konulari tanriʔja ɡetir. New-Testament-John-011-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinler ve Ferisiler, O’nun nerede olduğunu bilen varsa haber versin diye buyurmuşlardı. Öyle ki, O’nu yakalayabilsinler.|baskahinler ve ferisilerʔ o’nun nerede olduɡunu bilen varsa haber versin dije bujurmuslardi. ojle kiʔ o’nu jakalajabilsinler. New-Testament-1-Corinthians-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Mesih, gerçekten ölümden dirilmiştir. O, uyuyanların ilk ürünüdür.|ama mesihʔ ɡert͡ʃekten olumden dirilmistir. oʔ ujujanlarin ilk urunudur. Old-Testament-1-Chronicles-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi dikkat et, çünkü kutsal yer için ev yapmak üzere Yahve seni seçti. Güçlü ol ve yap.”|simdi dikkat etʔ t͡ʃunku kutsal jer it͡ʃin ev japmak uzere jahve seni set͡ʃti. ɡut͡ʃlu ol ve jap.” New-Testament-1-John-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünya tutkularıyla birlikte gelip geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek kalır.|dunja tutkularijla birlikte ɡelip ɡet͡ʃerʔ ama tanri’nin isteɡini jerine ɡetiren sonsuza dek kalir. Old-Testament-2-Chronicles-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinlerin kemiklerini sunakları üzerinde yaktı ve Yahuda ile Yeruşalem'i temizledi.|kahinlerin kemiklerini sunaklari uzerinde jakti ve jahuda ile jerusalemʔi temizledi. Old-Testament-2-Chronicles-032-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu aynı Hizkiya Gihon sularının üst kaynağını da kesti ve onları doğrudan David'in kentinin batı tarafına indirdi. Hizkiya bütün işlerinde başarılı oldu.|bu ajni hizkija ɡihon sularinin ust kajnaɡini da kesti ve onlari doɡrudan davidʔin kentinin bati tarafina indirdi. hizkija butun islerinde basarili oldu. New-Testament-John-010-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Babam’ın işlerini yapmıyorsam, bana iman etmeyin.|eɡer babam’in islerini japmijorsamʔ bana iman etmejin. Old-Testament-1-Samuel-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Saul, üç oğlu, silah taşıyıcısı ve bütün adamlarıyla birlikte aynı gün öldü.|bojlet͡ʃe saulʔ ut͡ʃ oɡluʔ silah tasijit͡ʃisi ve butun adamlarijla birlikte ajni ɡun oldu. New-Testament-2-Corinthians-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşırı kedere boğulmaması için tam aksine o kişiyi bağışlayıp teselli etmelisiniz.|asiri kedere boɡulmamasi it͡ʃin tam aksine o kisiji baɡislajip teselli etmelisiniz. Old-Testament-Exodus-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Borunun sesi git gide yükselince Moşe konuştu ve Tanrı ona sesle yanıt verdi.|borunun sesi ɡit ɡide jukselint͡ʃe mose konustu ve tanri ona sesle janit verdi. Old-Testament-Nehemiah-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü aralarından, “Biz, oğullarımız ve kızlarımız çoğuz. Buğday alalım ki, yiyip sağ kalalım.” diyenler vardı.|t͡ʃunku aralarindanʔ “bizʔ oɡullarimiz ve kizlarimiz t͡ʃoɡuz. buɡdaj alalim kiʔ jijip saɡ kalalim.” dijenler vardi. Old-Testament-Psalms-122-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve’nin evi için, senin iyiliğini ararım.|tanrimiz jahve’nin evi it͡ʃinʔ senin ijiliɡini ararim. Old-Testament-1-Kings-018-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin eli Eliya'nın üzerindeydi. Eliya abasını beline dolayıp Ahav'ın önünde Yizreel'in girişine kadar koştu.|jahveʔnin eli elijaʔnin uzerindejdi. elija abasini beline dolajip ahavʔin onunde jizreelʔin ɡirisine kadar kostu. Old-Testament-Joshua-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşu o gün halkla bir antlaşma yaptı ve Şekem'de onlar için bir kural ve ilke koydu.|bojlet͡ʃe jesu o ɡun halkla bir antlasma japti ve sekemʔde onlar it͡ʃin bir kural ve ilke kojdu. Old-Testament-1-Samuel-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in Filistliler'in diyarında yaşadığı günlerin sayısı tam bir yıl dört aydı.|davidʔin filistlilerʔin dijarinda jasadiɡi ɡunlerin sajisi tam bir jil dort ajdi. Old-Testament-2-Kings-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Ahaz, Aşur Kralı Tiglat Pileser'le görüşmek için Damaskus'a gitti ve Damaskus'ta bulunan sunağı gördü. Kral Ahaz, kâhin Uriya'ya sunağın bir çizimini ve onu bina etme planlarını gönderdi.|kral ahazʔ asur krali tiɡlat pileserʔle ɡorusmek it͡ʃin damaskusʔa ɡitti ve damaskusʔta bulunan sunaɡi ɡordu. kral ahazʔ kahin urijaʔja sunaɡin bir t͡ʃizimini ve onu bina etme planlarini ɡonderdi. Old-Testament-Isaiah-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana acı bir görüm bildirildi. Hain kişi hainlik etmekte, yok edici de yok etmekte. Çık Elam; saldır! Medya'nın iniltilerinin tümünü durdurdum.|bana at͡ʃi bir ɡorum bildirildi. hain kisi hainlik etmekteʔ jok edit͡ʃi de jok etmekte. t͡ʃik elam; saldir! medjaʔnin iniltilerinin tumunu durdurdum. New-Testament-John-008-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Babam’la gördüğüm şeyleri söylüyorum, siz de babanızla gördüklerinizi yapıyorsunuz.”|ben babam’la ɡorduɡum sejleri sojlujorumʔ siz de babanizla ɡorduklerinizi japijorsunuz.” Old-Testament-Judges-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Mika'nın yapmış olduğu ve sahip olduğu kâhini alıp Laiş'e gelerek sessiz ve kuşkulanmayan halkın yanına geldiler ve onları kılıçtan geçirdiler; sonra kenti ateşle yaktılar.|mikaʔnin japmis olduɡu ve sahip olduɡu kahini alip laisʔe ɡelerek sessiz ve kuskulanmajan halkin janina ɡeldiler ve onlari kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler; sonra kenti atesle jaktilar. Old-Testament-2-Samuel-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom ona, “İşte, meselelerin iyi ve doğrudur; ama kralın seni dinlemek üzere görevlendirdiği kimse yok” derdi.|avsalom onaʔ “isteʔ meselelerin iji ve doɡrudur; ama kralin seni dinlemek uzere ɡorevlendirdiɡi kimse jok” derdi. Old-Testament-Numbers-007-035|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Şedeur oğlu Elizur'un sunusuydu.|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ sedeur oɡlu elizurʔun sunusujdu. Old-Testament-2-Chronicles-036-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, ülke Şabatları'nı tutana dek Yeremya'nın ağzı ile olan Yahve'nin sözü yerine gelsin. Yetmiş yılı doldurmak için ıssız kaldığı sürece Şabat'ı tuttu.|ta kiʔ ulke sabatlariʔni tutana dek jeremjaʔnin aɡzi ile olan jahveʔnin sozu jerine ɡelsin. jetmis jili doldurmak it͡ʃin issiz kaldiɡi suret͡ʃe sabatʔi tuttu. Old-Testament-Numbers-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sürekli yakmalık sunuya ve onun dökmelik sunusuna ek olarak, her Şabat'ın yakmalık sunusu budur.\"\"'\"|\"surekli jakmalik sunuja ve onun dokmelik sunusuna ek olarakʔ her sabatʔin jakmalik sunusu budur.\"\"ʔ\" New-Testament-2-Corinthians-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler bilge olduğunuz için akılsızlara memnuniyetle katlanıyorsunuz.|sizler bilɡe olduɡunuz it͡ʃin akilsizlara memnunijetle katlanijorsunuz. Old-Testament-Proverbs-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok dostu olan kişi mahvolabilir, ama kardeşten daha yakın olan dost vardır.|t͡ʃok dostu olan kisi mahvolabilirʔ ama kardesten daha jakin olan dost vardir. Old-Testament-Daniel-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, insanoğullarına benzeyen biri dudaklarıma dokundu. O zaman ağzımı açtım ve konuştum ve önümde durana dedim ki, “Efendim, bu görüm yüzünden üzüntülerim bana yetişti ve gücümü tutamıyorum.|isteʔ insanoɡullarina benzejen biri dudaklarima dokundu. o zaman aɡzimi at͡ʃtim ve konustum ve onumde durana dedim kiʔ “efendimʔ bu ɡorum juzunden uzuntulerim bana jetisti ve ɡut͡ʃumu tutamijorum. Old-Testament-1-Chronicles-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|David, hizmetkârına verilen bu saygınlıkla ilgili sana daha ne diyebilir? Çünkü hizmetkârını bilirsin.|davidʔ hizmetkarina verilen bu sajɡinlikla ilɡili sana daha ne dijebilir? t͡ʃunku hizmetkarini bilirsin. Old-Testament-Jeremiah-050-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün boğalarını öldürün. Kesime insinler. Vay başlarına! Çünkü onların günü, onların ziyaret zamanı geldi.|butun boɡalarini oldurun. kesime insinler. vaj baslarina! t͡ʃunku onlarin ɡunuʔ onlarin zijaret zamani ɡeldi. New-Testament-Acts-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, verdiği sözü uyarınca bu adamın soyundan İsrael’e kurtuluş getirdi.|tanriʔ verdiɡi sozu ujarint͡ʃa bu adamin sojundan israel’e kurtulus ɡetirdi. New-Testament-Ephesians-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Önceden kısaca yazdığım gibi, bu sır bana vahiy yoluyla bildirildi.|ont͡ʃeden kisat͡ʃa jazdiɡim ɡibiʔ bu sir bana vahij jolujla bildirildi. Old-Testament-2-Chronicles-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya yirmi beş yaşında hüküm sürmeye başladı ve Yeruşalem'de yirmi dokuz yıl hüküm sürdü. Annesinin adı Zekariya'nın kızı Aviya'ydı.|hizkija jirmi bes jasinda hukum surmeje basladi ve jerusalemʔde jirmi dokuz jil hukum surdu. annesinin adi zekarijaʔnin kizi avijaʔjdi. New-Testament-Hebrews-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Önceki buyruk, zayıf ve yararsız olduğu için geçersiz kılındı.|ont͡ʃeki bujrukʔ zajif ve jararsiz olduɡu it͡ʃin ɡet͡ʃersiz kilindi. Old-Testament-Numbers-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanınızda her oymaktan bir adam, her biri atalarının evinin başı olacak.|janinizda her ojmaktan bir adamʔ her biri atalarinin evinin basi olat͡ʃak. Old-Testament-Job-035-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Zorbalığın çokluğundan dolayı feryat ediyorlar. Güçlülerin kolundan dolayı yardım için çağırıyorlar.\"|\"\"\"zorbaliɡin t͡ʃokluɡundan dolaji ferjat edijorlar. ɡut͡ʃlulerin kolundan dolaji jardim it͡ʃin t͡ʃaɡirijorlar.\" Old-Testament-Genesis-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham karısı Sarah için, “O benim kız kardeşimdir” dedi. Gerar Kralı Avimelek adam gönderip Sarah'ı aldı.|avraham karisi sarah it͡ʃinʔ “o benim kiz kardesimdir” dedi. ɡerar krali avimelek adam ɡonderip sarahʔi aldi. Old-Testament-Psalms-047-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey bütün uluslar, el çırpın. Zafer sesiyle Tanrı'ya sesinizi yükseltin!|ej butun uluslarʔ el t͡ʃirpin. zafer sesijle tanriʔja sesinizi jukseltin! Old-Testament-Psalms-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve benim kayam, kalem ve kurtarıcımdır, Tanrım, kayam, sığındığımdır, kalkanım ve kurtuluşumun boynuzu, yüksek kulem.|jahve benim kajamʔ kalem ve kurtarit͡ʃimdirʔ tanrimʔ kajamʔ siɡindiɡimdirʔ kalkanim ve kurtulusumun bojnuzuʔ juksek kulem. New-Testament-Mark-006-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Gelin yalnız olarak sakin bir yere çekilin de biraz dinlenin” dedi. Çünkü gelip giden o kadar çoktu ki yemek yemeye bile vakitleri yoktu.|jesua onlaraʔ “ɡelin jalniz olarak sakin bir jere t͡ʃekilin de biraz dinlenin” dedi. t͡ʃunku ɡelip ɡiden o kadar t͡ʃoktu ki jemek jemeje bile vakitleri joktu. New-Testament-Mark-006-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Artakalan parçalardan ve balıktan on iki sepet dolusu kaldırdılar.|artakalan part͡ʃalardan ve baliktan on iki sepet dolusu kaldirdilar. New-Testament-Titus-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu lütuf, tanrısızlığı ve dünyasal arzuları reddederek bu çağda ölçülü, doğru, tanrısal bir yaşam sürmemiz için bizi eğitiyor.|bu lutufʔ tanrisizliɡi ve dunjasal arzulari reddederek bu t͡ʃaɡda olt͡ʃuluʔ doɡruʔ tanrisal bir jasam surmemiz it͡ʃin bizi eɡitijor. Old-Testament-Ezekiel-023-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yanına, fahişeye girer gibi girdiler. Böylece Ohola ve Oholiva'nın yanına, o ahlaksız kadınların yanına girdiler.|onun janinaʔ fahiseje ɡirer ɡibi ɡirdiler. bojlet͡ʃe ohola ve oholivaʔnin janinaʔ o ahlaksiz kadinlarin janina ɡirdiler. Old-Testament-Exodus-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetro, Yahve'nin İsrael'e yaptığı bütün iyiliklere, onları Mısırlılar'ın elinden kurtardığına sevindi.|jetroʔ jahveʔnin israelʔe japtiɡi butun ijiliklereʔ onlari misirlilarʔin elinden kurtardiɡina sevindi. Old-Testament-Genesis-036-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Dişan'ın oğulları: Uz ve Aran.|disanʔin oɡullari uz ve aran. Old-Testament-Ezekiel-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'un çocuklarına karşı doğu çocuklarına Moav'ın böğrünü açacağım; ve uluslar arasında Ammon'un çocukları hatırlanmasınlar diye, onları mülk olarak vereceğim.|ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina karsi doɡu t͡ʃot͡ʃuklarina moavʔin boɡrunu at͡ʃat͡ʃaɡim; ve uluslar arasinda ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari hatirlanmasinlar dijeʔ onlari mulk olarak veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Joshua-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer oymağından Mişal'ı otlaklarıyla, Avdon'u ve otlaklarıyla,|aser ojmaɡindan misalʔi otlaklarijlaʔ avdonʔu ve otlaklarijlaʔ New-Testament-Hebrews-011-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğerleri alaya alınıp kırbaçlandı, hatta zincire vurulup zindana atıldı.|diɡerleri alaja alinip kirbat͡ʃlandiʔ hatta zint͡ʃire vurulup zindana atildi. New-Testament-Philippians-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yeşua Mesih’in lütfu hepinizle birlikte olsun! Amin.|efendi jesua mesih’in lutfu hepinizle birlikte olsun! amin. Old-Testament-Exodus-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yirmi direği, tabanları da yirmi tunçtan olacak. Direklerin çengelleri ve çemberleri gümüşten olacak.|jirmi direɡiʔ tabanlari da jirmi tunt͡ʃtan olat͡ʃak. direklerin t͡ʃenɡelleri ve t͡ʃemberleri ɡumusten olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-077-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi bizi sonsuza dek mi reddedecek? Bir daha lütuf göstermeyecek mi?|“efendi bizi sonsuza dek mi reddedet͡ʃek? bir daha lutuf ɡostermejet͡ʃek mi? Old-Testament-Jeremiah-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yerde karı alma, oğulların ya da kızların olmasın.”|“bu jerde kari almaʔ oɡullarin ja da kizlarin olmasin.” New-Testament-Matthew-012-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yona nasıl üç gün üç gece iri balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu da üç gün üç gece yerin göbeğinde kalacaktır.|t͡ʃunku jona nasil ut͡ʃ ɡun ut͡ʃ ɡet͡ʃe iri baliɡin karninda kaldijsaʔ insanoɡlu da ut͡ʃ ɡun ut͡ʃ ɡet͡ʃe jerin ɡobeɡinde kalat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-032-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael’in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: ‘Bu senetleri, mühürlenmiş olan bu satın alma senedini ve açık olan bu senedi al ve bunları toprak bir kaba koy ki, uzun süre dayansınlar.’|israel’in tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor ‘bu senetleriʔ muhurlenmis olan bu satin alma senedini ve at͡ʃik olan bu senedi al ve bunlari toprak bir kaba koj kiʔ uzun sure dajansinlar.’ New-Testament-Romans-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kuşku duyan kişi yerse mahkûm olur, çünkü imandan değildir; imandan olmayan her şey ise günahtır.|ama kusku dujan kisi jerse mahkum olurʔ t͡ʃunku imandan deɡildir; imandan olmajan her sej ise ɡunahtir. Old-Testament-Jeremiah-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Oğullarının ve kızlarının yemesi gereken ekmeğini ve ürününü onlar yiyecekler. Sürülerini ve sığırlarını yiyecekler. Bağlarınızı ve incir ağaçlarınızı yiyecekler. Güvendiğiniz surlu kentlerini kılıçla yıkacaklar.\"\"\"|\"oɡullarinin ve kizlarinin jemesi ɡereken ekmeɡini ve urununu onlar jijet͡ʃekler. surulerini ve siɡirlarini jijet͡ʃekler. baɡlarinizi ve int͡ʃir aɡat͡ʃlarinizi jijet͡ʃekler. ɡuvendiɡiniz surlu kentlerini kilit͡ʃla jikat͡ʃaklar.\"\"\" New-Testament-Matthew-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam olunca, Yeşua on iki öğrenciyle birlikte sofraya oturdu.|aksam olunt͡ʃaʔ jesua on iki oɡrent͡ʃijle birlikte sofraja oturdu. New-Testament-John-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, kendisine iman etmiş olan Yahudiler’e şöyle dedi: “Eğer benim sözümde kalırsanız, gerçekten benim öğrencilerim olursunuz.|jesuaʔ kendisine iman etmis olan jahudiler’e sojle dedi “eɡer benim sozumde kalirsanizʔ ɡert͡ʃekten benim oɡrent͡ʃilerim olursunuz. Old-Testament-2-Chronicles-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Kral Ahaz, kendisine yardım etmeleri için Aşur krallarına haber gönderdi.|o sirada kral ahazʔ kendisine jardim etmeleri it͡ʃin asur krallarina haber ɡonderdi. Old-Testament-Isaiah-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü üstünde oturanların altında kirlendi; çünkü onlar yasayı çiğnediler, kuralları ihlal ettiler ve sonsuz antlaşmayı bozdular.|jerjuzu ustunde oturanlarin altinda kirlendi; t͡ʃunku onlar jasaji t͡ʃiɡnedilerʔ kurallari ihlal ettiler ve sonsuz antlasmaji bozdular. Old-Testament-Deuteronomy-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu ülkeye geldiğinde, o ulusların iğrençliklerini örnek almayı öğrenmeyeceksin.|tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu ulkeje ɡeldiɡindeʔ o uluslarin iɡrent͡ʃliklerini ornek almaji oɡrenmejet͡ʃeksin. Old-Testament-1-Chronicles-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoram onun oğlu, Ahazya onun oğlu, Yoaş onun oğlu,|joram onun oɡluʔ ahazja onun oɡluʔ joas onun oɡluʔ Old-Testament-1-Kings-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra il beylerinin gençlerini topladı, ve onlar iki yüz otuz iki kişiydiler. Onlardan sonra, bütün halkı, yani bütün İsrael'in çocuklarını, yedi bin kişiyi topladı.|sonra il bejlerinin ɡent͡ʃlerini topladiʔ ve onlar iki juz otuz iki kisijdiler. onlardan sonraʔ butun halkiʔ jani butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariniʔ jedi bin kisiji topladi. New-Testament-Galatians-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne de Yeruşalem’e, benden önceki elçilerin yanına çıktım, ama Arabistan’a gittim. Sonra Damaskus'a döndüm.|ne de jerusalem’eʔ benden ont͡ʃeki elt͡ʃilerin janina t͡ʃiktimʔ ama arabistan’a ɡittim. sonra damaskusʔa dondum. Old-Testament-Psalms-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler Şeol'e döndürüleceklerdir. Tanrı’yı unutan tüm uluslar da.|kotuler seolʔe dondurulet͡ʃeklerdir. tanri’ji unutan tum uluslar da. Old-Testament-1-Samuel-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Ruhu Saul’dan ayrıldı ve Yahve'den kötü bir ruh onu rahatsız ediyordu.|jahveʔnin ruhu saul’dan ajrildi ve jahveʔden kotu bir ruh onu rahatsiz edijordu. Old-Testament-1-Chronicles-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gomer'in oğulları: Aşkenaz, Difat, Togarma.|ɡomerʔin oɡullari askenazʔ difatʔ toɡarma. Old-Testament-Exodus-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Firavun, \"\"Siz tembelsiniz\"\" dedi. \"\"Boş duruyorsunuz! Bu nedenle, 'Hadi gidip Yahve'ye kurban keselim' diyorsunuz.\"|\"ama firavunʔ \"\"siz tembelsiniz\"\" dedi. \"\"bos durujorsunuz! bu nedenleʔ ʔhadi ɡidip jahveʔje kurban keselimʔ dijorsunuz.\" Old-Testament-1-Kings-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine oradan ayrıldı ve önünde on iki çift öküzle saban süren Şafat oğlu Elişa’yı buldu; kendisi de on ikincisindeydi. Eliya yanına gidip cübbesini onun üzerine koydu.|bunun uzerine oradan ajrildi ve onunde on iki t͡ʃift okuzle saban suren safat oɡlu elisa’ji buldu; kendisi de on ikint͡ʃisindejdi. elija janina ɡidip t͡ʃubbesini onun uzerine kojdu. Old-Testament-Leviticus-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kesti; Moşe onun kanının bir kısmını alıp Aron'un sağ kulak memesinin üzerine, sağ elinin baş parmağı üzerine ve sağ ayağının başparmağı üzerine sürdü.|onu kesti; mose onun kaninin bir kismini alip aronʔun saɡ kulak memesinin uzerineʔ saɡ elinin bas parmaɡi uzerine ve saɡ ajaɡinin basparmaɡi uzerine surdu. Old-Testament-1-Chronicles-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|On birinci ay için on birinci komutan, Efraim'in çocuklarından Piratonlu Benaya'ydı. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|on birint͡ʃi aj it͡ʃin on birint͡ʃi komutanʔ efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan piratonlu benajaʔjdi. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. Old-Testament-Psalms-078-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde O’na kaç kez isyan ettiler, ıssız yerde O’nu gücendirdiler!|t͡ʃolde o’na kat͡ʃ kez isjan ettilerʔ issiz jerde o’nu ɡut͡ʃendirdiler! Old-Testament-Genesis-046-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi'nin oğulları: Gerşon, Kehat, Merari.|leviʔnin oɡullari ɡersonʔ kehatʔ merari. Old-Testament-Jeremiah-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey David evi, Yahve şöyle diyor, 'Sabahleyin adaleti yerine getirin, soyguna uğrayanı zorbanın elinden kurtarın, yoksa işlerinizin kötülüğü yüzünden öfkem ateş gibi çıkar, ve onu söndürebilecek kimse olmaz.|ej david eviʔ jahve sojle dijorʔ ʔsabahlejin adaleti jerine ɡetirinʔ sojɡuna uɡrajani zorbanin elinden kurtarinʔ joksa islerinizin kotuluɡu juzunden ofkem ates ɡibi t͡ʃikarʔ ve onu sondurebilet͡ʃek kimse olmaz. Old-Testament-Exodus-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun aceleyle Moşe'yle Aron'u çağırıp şöyle dedi: \"\"Tanrınız Yahve'ye ve size karşı günah işledim.\"|\"firavun at͡ʃelejle moseʔjle aronʔu t͡ʃaɡirip sojle dedi \"\"tanriniz jahveʔje ve size karsi ɡunah isledim.\" Old-Testament-Joshua-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|ve vadide Beyt Haram, Beyt Nimra, Sukkot ve Safon, Heşbon Kralı Sihon'un krallığından geri kalanı, Yarden kıyısı, doğuya doğru Yarden'in ötesinde, Kinneret Denizi'nin en uç kısmına kadardı.|ve vadide bejt haramʔ bejt nimraʔ sukkot ve safonʔ hesbon krali sihonʔun kralliɡindan ɡeri kalaniʔ jarden kijisiʔ doɡuja doɡru jardenʔin otesindeʔ kinneret deniziʔnin en ut͡ʃ kismina kadardi. Old-Testament-Leviticus-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Boğayı Yahve'nin önünde kesecek. Aron'un oğulları kâhinler kanı sunacaklar ve kanı Buluşma Çadırı'nın kapısındaki sunağın üzerine çepeçevre serpecekler.|boɡaji jahveʔnin onunde keset͡ʃek. aronʔun oɡullari kahinler kani sunat͡ʃaklar ve kani bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisindaki sunaɡin uzerine t͡ʃepet͡ʃevre serpet͡ʃekler. Old-Testament-Proverbs-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalancı dille hazineler edinmek, ölümü arayanlar için geçici bir buğudur.|jalant͡ʃi dille hazineler edinmekʔ olumu arajanlar it͡ʃin ɡet͡ʃit͡ʃi bir buɡudur. Old-Testament-Isaiah-048-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey Yakov evi, İsrael adıyla çağrılan ve Yahuda sularından çıkan sizler, şunu dinleyin. Yahve'nin adıyla ant içersiniz, İsrael'in Tanrısı'ndan söz edersiniz, ama gerçekte ya da doğrulukta değil.\"|\"\"\"ej jakov eviʔ israel adijla t͡ʃaɡrilan ve jahuda sularindan t͡ʃikan sizlerʔ sunu dinlejin. jahveʔnin adijla ant it͡ʃersinizʔ israelʔin tanrisiʔndan soz edersinizʔ ama ɡert͡ʃekte ja da doɡrulukta deɡil.\" Old-Testament-Genesis-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık adın Avram olarak anılmayacak, adın Avraham olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yaptım.|artik adin avram olarak anilmajat͡ʃakʔ adin avraham olat͡ʃak. t͡ʃunku seni birt͡ʃok ulusun babasi japtim. Old-Testament-2-Kings-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|(Yahve İsrael'e bir kurtarıcı verdi, ve onlar Suriyeliler'in eli altından çıktılar; ve İsrael'in çocukları daha önce olduğu gibi çadırlarında yaşadılar.|(jahve israelʔe bir kurtarit͡ʃi verdiʔ ve onlar surijelilerʔin eli altindan t͡ʃiktilar; ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari daha ont͡ʃe olduɡu ɡibi t͡ʃadirlarinda jasadilar. Old-Testament-2-Samuel-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, şimdi bir çukurda ya da başka bir yerde saklanıyordur. İlk önce onlardan bazıları düşünce, bunu duyan herkes, ‘Avşalom’u izleyen halk arasında kıyım var!’ diyecek.|isteʔ simdi bir t͡ʃukurda ja da baska bir jerde saklanijordur. ilk ont͡ʃe onlardan bazilari dusunt͡ʃeʔ bunu dujan herkesʔ ‘avsalom’u izlejen halk arasinda kijim var!’ dijet͡ʃek. Old-Testament-Job-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de sizin gibi konuşabilirdim. Canınız benim canımın yerinde olsaydı, size karşı sözleri bir araya getirir, size başımı sallardım,|ben de sizin ɡibi konusabilirdim. t͡ʃaniniz benim t͡ʃanimin jerinde olsajdiʔ size karsi sozleri bir araja ɡetirirʔ size basimi sallardimʔ New-Testament-Jude-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrımız’ın lütfunu ahlaksızlığa çeviren, tek Baş ve Efendimiz Yeşua Mesih’i inkâr eden bazı tanrısızlar gizlice aranıza sızdılar. Bunların yargılanacağı uzun zaman önce yazılmıştır.|t͡ʃunku tanrimiz’in lutfunu ahlaksizliɡa t͡ʃevirenʔ tek bas ve efendimiz jesua mesih’i inkar eden bazi tanrisizlar ɡizlit͡ʃe araniza sizdilar. bunlarin jarɡilanat͡ʃaɡi uzun zaman ont͡ʃe jazilmistir. Old-Testament-Proverbs-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kibirlilerle birlikte ganimet paylaşmaktansa, Yoksullarla birlikte alçakgönüllü olmak daha iyidir.|kibirlilerle birlikte ɡanimet pajlasmaktansaʔ joksullarla birlikte alt͡ʃakɡonullu olmak daha ijidir. New-Testament-Revelation-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde oturanlar onların bu durumuna sevinip memnun olacaklar. Birbirlerine hediyeler verecekler. Çünkü bu iki peygamber yeryüzünde oturanlara eziyet etti.|jerjuzunde oturanlar onlarin bu durumuna sevinip memnun olat͡ʃaklar. birbirlerine hedijeler veret͡ʃekler. t͡ʃunku bu iki pejɡamber jerjuzunde oturanlara ezijet etti. Old-Testament-Judges-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gittikten sonra hizmetkârları gelip üst odanın kapılarının kilitli olduğunu gördüler. \"\"Kesin o, üst kattaki odada ayaklarını örtüyor\"\" dediler.\"|\"o ɡittikten sonra hizmetkarlari ɡelip ust odanin kapilarinin kilitli olduɡunu ɡorduler. \"\"kesin oʔ ust kattaki odada ajaklarini ortujor\"\" dediler.\" Old-Testament-1-Chronicles-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Gat'taki deve doğmuşlardı. David'in ve hizmetkârlarının eliyle düştüler.|bunlar ɡatʔtaki deve doɡmuslardi. davidʔin ve hizmetkarlarinin elijle dustuler. Old-Testament-Jeremiah-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz atalarınızdan daha çok kötülük yaptınız, çünkü işte, siz de her biriniz kendi kötü yüreğinin inatçılığı ardından yürüyorsunuz, onun için beni dinlemiyorsunuz.|siz atalarinizdan daha t͡ʃok kotuluk japtinizʔ t͡ʃunku isteʔ siz de her biriniz kendi kotu jureɡinin inatt͡ʃiliɡi ardindan jurujorsunuzʔ onun it͡ʃin beni dinlemijorsunuz. Old-Testament-Ezekiel-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kırdaki bütün ağaçlar, ben, Yahve'nin yüksek ağacı alçalttığımı, alçak ağacı yükselttiğimi, yeşil ağacı kuruttuğumu ve kuru ağacı yeşerttiğimi bilecek.\"\"' “‘Ben, Yahve, söyledim ve yaptım.’”\"|\"kirdaki butun aɡat͡ʃlarʔ benʔ jahveʔnin juksek aɡat͡ʃi alt͡ʃalttiɡimiʔ alt͡ʃak aɡat͡ʃi jukselttiɡimiʔ jesil aɡat͡ʃi kuruttuɡumu ve kuru aɡat͡ʃi jeserttiɡimi bilet͡ʃek.\"\"ʔ “‘benʔ jahveʔ sojledim ve japtim.’”\" Old-Testament-1-Kings-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|bu da, Yarovam'ın günahları yüzünden, İsrael'i günah işlettiği ve İsrael'in Tanrısı Yahve'yi öfkelendirdiği için oldu.|bu daʔ jarovamʔin ɡunahlari juzundenʔ israelʔi ɡunah islettiɡi ve israelʔin tanrisi jahveʔji ofkelendirdiɡi it͡ʃin oldu. Old-Testament-Ezekiel-047-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni tapınağın kapısına geri getirdi; ve işte, tapınağın önü doğuya baktığı için, tapınağın eşiğinin altından doğuya doğru sular çıkıyordu. Sular tapınağın sağ tarafından, sunağın güneyinden, altından aşağı iniyordu.|beni tapinaɡin kapisina ɡeri ɡetirdi; ve isteʔ tapinaɡin onu doɡuja baktiɡi it͡ʃinʔ tapinaɡin esiɡinin altindan doɡuja doɡru sular t͡ʃikijordu. sular tapinaɡin saɡ tarafindanʔ sunaɡin ɡunejindenʔ altindan asaɡi inijordu. Old-Testament-Numbers-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Bu halk beni ne zamana dek küçümseyecek? Aralarında yapmış olduğum tüm belirtilere rağmen ne zamana dek bana inanmayacaklar?\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"bu halk beni ne zamana dek kut͡ʃumsejet͡ʃek? aralarinda japmis olduɡum tum belirtilere raɡmen ne zamana dek bana inanmajat͡ʃaklar?\" Old-Testament-Psalms-060-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad benimdir, Manaşşe de benim. Efraim de başımın siperi, Yahuda asamdır.|ɡilad benimdirʔ manasse de benim. efraim de basimin siperiʔ jahuda asamdir. Old-Testament-2-Chronicles-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda ve Yeruşalem'de, Yahve'nin hizmetkârı Moşe'nin çölde İsrael üzerine koyduğu vergiyi getirmelerini buyurdu.|jahuda ve jerusalemʔdeʔ jahveʔnin hizmetkari moseʔnin t͡ʃolde israel uzerine kojduɡu verɡiji ɡetirmelerini bujurdu. Old-Testament-Isaiah-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana güvendiği için, aklı kararlı olan kişiyi Tam bir esenlik içinde tutacaksın.|sana ɡuvendiɡi it͡ʃinʔ akli kararli olan kisiji tam bir esenlik it͡ʃinde tutat͡ʃaksin. New-Testament-Luke-012-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama vaftiz olmam gereken bir vaftizim var. Bu gerçekleşinceye kadar ne kadar da sıkıntı çekiyorum!|ama vaftiz olmam ɡereken bir vaftizim var. bu ɡert͡ʃeklesint͡ʃeje kadar ne kadar da sikinti t͡ʃekijorum! New-Testament-2-Corinthians-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Emek verdim, sıkıntı çektim. Kaç kez uykusuz, aç ve susuz kaldım. Kaç kez yiyecek bulamadım, soğukta ve çıplak kaldım.|emek verdimʔ sikinti t͡ʃektim. kat͡ʃ kez ujkusuzʔ at͡ʃ ve susuz kaldim. kat͡ʃ kez jijet͡ʃek bulamadimʔ soɡukta ve t͡ʃiplak kaldim. New-Testament-Mark-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nunla birlikte biri sağında biri solunda duran iki haydudu da çarmıha gerdiler.|o’nunla birlikte biri saɡinda biri solunda duran iki hajdudu da t͡ʃarmiha ɡerdiler. New-Testament-Hebrews-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Dağa bir hayvan bile dokunsa taşlanacak” buyruğuna dayanamadılar.|t͡ʃunkuʔ “daɡa bir hajvan bile dokunsa taslanat͡ʃak” bujruɡuna dajanamadilar. New-Testament-Mark-009-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü herkes ateşle tuzlanacaktır. Her kurban tuzla tatlandırılacak.|t͡ʃunku herkes atesle tuzlanat͡ʃaktir. her kurban tuzla tatlandirilat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan ilk oğlu Sidon, Het'in,|kenan ilk oɡlu sidonʔ hetʔinʔ Old-Testament-Ezekiel-023-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahlaksızlığınızın karşılığını size ödeyecekler ve putlarınızın günahlarını yükleneceksiniz. O zaman benim Efendi Yahve olduğumu bileceksiniz.’”|ahlaksizliɡinizin karsiliɡini size odejet͡ʃekler ve putlarinizin ɡunahlarini juklenet͡ʃeksiniz. o zaman benim efendi jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.’” Old-Testament-Judges-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeftah'a, \"\"Gel, reisimiz ol, Ammon'un çocuklarıyla savaşalım\"\" dediler.\"|\"jeftahʔaʔ \"\"ɡelʔ reisimiz olʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarijla savasalim\"\" dediler.\" New-Testament-Luke-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanınıza ne para kesesi, ne torba, ne de çarık alın. Yolda giderken kimseyle selamlaşmayın.|janiniza ne para kesesiʔ ne torbaʔ ne de t͡ʃarik alin. jolda ɡiderken kimsejle selamlasmajin. Old-Testament-Isaiah-040-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Neredeyse hiç dikilmemişler. Neredeyse hiç ekilmemişler. Kütükleri neredeyse hiç kök salmamış. Sadece üzerlerine üflüyor ve kuruyorlar, kasırga da onları anız gibi alıp götürüyor.|neredejse hit͡ʃ dikilmemisler. neredejse hit͡ʃ ekilmemisler. kutukleri neredejse hit͡ʃ kok salmamis. sadet͡ʃe uzerlerine uflujor ve kurujorlarʔ kasirɡa da onlari aniz ɡibi alip ɡoturujor. Old-Testament-Psalms-041-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu yoksulu düşünen insana. Yahve kurtarır onu kötü günde.|ne mutlu joksulu dusunen insana. jahve kurtarir onu kotu ɡunde. Old-Testament-Genesis-046-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar'ın oğulları: Tola, Puva, Yov, Şimron.|issakarʔin oɡullari tolaʔ puvaʔ jovʔ simron. New-Testament-Matthew-013-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Bu nedenle Göklerin Krallığı’nda öğrenci olan her yazıcı, hazinesinden eski ve yeni şeyler çıkaran mal sahibi bir adama benzer” dedi.|onlaraʔ “bu nedenle ɡoklerin kralliɡi’nda oɡrent͡ʃi olan her jazit͡ʃiʔ hazinesinden eski ve jeni sejler t͡ʃikaran mal sahibi bir adama benzer” dedi. New-Testament-2-Thessalonians-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha yanınızdayken bu şeyleri size söylediğimi hatırlamıyor musunuz?|daha janinizdajken bu sejleri size sojlediɡimi hatirlamijor musunuz? New-Testament-Matthew-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, sunak üzerine ant içen, sunak ve üzerindeki her şeyin üzerine ant içer.|bu nedenleʔ sunak uzerine ant it͡ʃenʔ sunak ve uzerindeki her sejin uzerine ant it͡ʃer. Old-Testament-Ezekiel-038-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gomer ve bütün ordularını, kuzeyin en uç yerlerindeki Togarma evini ve bütün ordularını, seninle birlikte birçok halkları çıkaracağım.\"\"\"\"'\"|\"ɡomer ve butun ordulariniʔ kuzejin en ut͡ʃ jerlerindeki toɡarma evini ve butun ordulariniʔ seninle birlikte birt͡ʃok halklari t͡ʃikarat͡ʃaɡim.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Deuteronomy-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak sen ona mutlaka elini açacaksın ve eksik kaldığı ihtiyacını karşılamaya yetecek kadar ona kesinlikle ödünç vereceksin.|ant͡ʃak sen ona mutlaka elini at͡ʃat͡ʃaksin ve eksik kaldiɡi ihtijat͡ʃini karsilamaja jetet͡ʃek kadar ona kesinlikle odunt͡ʃ veret͡ʃeksin. Old-Testament-Micah-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi Yahve'nin ne dediğini dinleyin: \"\"Kalk, davanı dağların önünde savun, ve tepeler senin söyleyeceklerini duysun.\"|\"simdi jahveʔnin ne dediɡini dinlejin \"\"kalkʔ davani daɡlarin onunde savunʔ ve tepeler senin sojlejet͡ʃeklerini dujsun.\" Old-Testament-Ezekiel-032-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni karada bırakacağım. Seni açık kıra atacağım, ve gökyüzünün bütün kuşlarını senin üzerine konduracağım. Bütün yeryüzünün hayvanlarını seninle doyuracağım.|seni karada birakat͡ʃaɡim. seni at͡ʃik kira atat͡ʃaɡimʔ ve ɡokjuzunun butun kuslarini senin uzerine kondurat͡ʃaɡim. butun jerjuzunun hajvanlarini seninle dojurat͡ʃaɡim. Old-Testament-Numbers-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Edom, İsrael'in kendi sınırından geçmesine izin vermeyi reddetti ve İsrael onun yanından döndü.|bunun uzerine edomʔ israelʔin kendi sinirindan ɡet͡ʃmesine izin vermeji reddetti ve israel onun janindan dondu. New-Testament-1-Peter-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Size emanet edilenlerin üzerinde efendi kesilerek değil, tersine sürüye örnek olarak yapın.|size emanet edilenlerin uzerinde efendi kesilerek deɡilʔ tersine suruje ornek olarak japin. Old-Testament-Psalms-068-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya ilahi söyleyin! O’nun adına ezgiler söyleyin! Bulutlar üzerine binmiş olanı yüceltin: Yah’dır, O’nun adı! O’nun önünde coşun!|tanriʔja ilahi sojlejin! o’nun adina ezɡiler sojlejin! bulutlar uzerine binmis olani jut͡ʃeltin jah’dirʔ o’nun adi! o’nun onunde t͡ʃosun! Old-Testament-Psalms-105-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’la yaptığı antlaşmayı, İshak'a olan andını sonsuza dek hatırlar,|avraham’la japtiɡi antlasmajiʔ ishakʔa olan andini sonsuza dek hatirlarʔ Old-Testament-Psalms-107-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözünü gönderip onları iyileştirir, onları mezarlarından kurtarır.|sozunu ɡonderip onlari ijilestirirʔ onlari mezarlarindan kurtarir. Old-Testament-Jeremiah-051-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yeryüzünü gücüyle yarattı. Dünyayı bilgeliğiyle kurdu. Anlayışıyla gökleri gerdi.|“jerjuzunu ɡut͡ʃujle jaratti. dunjaji bilɡeliɡijle kurdu. anlajisijla ɡokleri ɡerdi. Old-Testament-2-Chronicles-025-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu atların üzerinde getirip Yahuda Kenti'nde atalarının yanına gömdüler.|onu atlarin uzerinde ɡetirip jahuda kentiʔnde atalarinin janina ɡomduler. New-Testament-Revelation-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Kuzu’ya karşı savaşacak ve Kuzu onları yenecek. Çünkü O, efendilerin Efendisi, kralların Kralı’dır. O’nunla birlikte olanlara seçilmiş ve sadık olanlar denir.”|onlar kuzu’ja karsi savasat͡ʃak ve kuzu onlari jenet͡ʃek. t͡ʃunku oʔ efendilerin efendisiʔ krallarin krali’dir. o’nunla birlikte olanlara set͡ʃilmis ve sadik olanlar denir.” Old-Testament-Judges-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidyon ondan bir efod yapıp onu kendi kenti Ofra'ya koydu. Sonra bütün İsrael orada onunla fahişelik etti; Gidyon ile evi için de bir tuzak oldu.|ɡidjon ondan bir efod japip onu kendi kenti ofraʔja kojdu. sonra butun israel orada onunla fahiselik etti; ɡidjon ile evi it͡ʃin de bir tuzak oldu. Old-Testament-2-Chronicles-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yapmakta olduğum ev büyük olacak, çünkü Tanrımız bütün ilâhlardan büyüktür.\"|\"\"\"japmakta olduɡum ev bujuk olat͡ʃakʔ t͡ʃunku tanrimiz butun ilahlardan bujuktur.\" Old-Testament-Zechariah-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün ulusları Yeruşalem'e karşı savaşa çağıracağım; kent alınacak, evler yağmalanacak, kadınların ırzına geçilecek. Kentin yarısı sürgüne gönderilecek, halkın geri kalanı kentten kesilip atılmayacak.|t͡ʃunku butun uluslari jerusalemʔe karsi savasa t͡ʃaɡirat͡ʃaɡim; kent alinat͡ʃakʔ evler jaɡmalanat͡ʃakʔ kadinlarin irzina ɡet͡ʃilet͡ʃek. kentin jarisi surɡune ɡonderilet͡ʃekʔ halkin ɡeri kalani kentten kesilip atilmajat͡ʃak. Old-Testament-Esther-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün, kralın yüreği şarapla neşelenince, Kral Ahaşveroş'un önünde hizmet eden yedi hadımlara, Mehuman, Bizta, Harbona, Bigta, Abagta, Zetar ve Carcass'a,|jedint͡ʃi ɡunʔ kralin jureɡi sarapla neselenint͡ʃeʔ kral ahasverosʔun onunde hizmet eden jedi hadimlaraʔ mehumanʔ biztaʔ harbonaʔ biɡtaʔ abaɡtaʔ zetar ve t͡ʃart͡ʃassʔaʔ Old-Testament-Deuteronomy-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, \"\"Gidin, size verdiğim ülkeyi mülk edinin\"\" diyerek sizi Kadeş-Barnea'dan gönderdiği zaman, Tanrınız Yahve'nin buyruğuna karşı isyan ettiniz, O'na inanmadınız, O'nun sözünü dinlemediniz.\"|\"jahveʔ \"\"ɡidinʔ size verdiɡim ulkeji mulk edinin\"\" dijerek sizi kades-barneaʔdan ɡonderdiɡi zamanʔ tanriniz jahveʔnin bujruɡuna karsi isjan ettinizʔ oʔna inanmadinizʔ oʔnun sozunu dinlemediniz.\" Old-Testament-2-Chronicles-034-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, Yahve'nin evinin işine bakan işçilerin eline teslim ettiler; Yahve'nin evinde çalışan işçiler de evi yenilemek ve onarmak için verdiler.|bunuʔ jahveʔnin evinin isine bakan ist͡ʃilerin eline teslim ettiler; jahveʔnin evinde t͡ʃalisan ist͡ʃiler de evi jenilemek ve onarmak it͡ʃin verdiler. Old-Testament-Exodus-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunak için akasya ağacından sırıklar yapacaksın ve onları tunçla kaplayacaksın.|sunak it͡ʃin akasja aɡat͡ʃindan siriklar japat͡ʃaksin ve onlari tunt͡ʃla kaplajat͡ʃaksin. New-Testament-Hebrews-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendisi acı çekip denendiğinden, denenenlere yardım edebilir.|t͡ʃunku kendisi at͡ʃi t͡ʃekip denendiɡindenʔ denenenlere jardim edebilir. New-Testament-Luke-020-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Neden Mesih için David’in Oğlu olduğunu söylüyorlar?|jesua onlara sojle dedi “neden mesih it͡ʃin david’in oɡlu olduɡunu sojlujorlar? Old-Testament-Jeremiah-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve şöyle diyor: ‘Eğer gündüzle gece vaktinde olmasın diye gündüz ve geceyle olan antlaşmamı bozabilirsen,|“jahve sojle dijor ‘eɡer ɡunduzle ɡet͡ʃe vaktinde olmasin dije ɡunduz ve ɡet͡ʃejle olan antlasmami bozabilirsenʔ Old-Testament-1-Samuel-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesi de ona küçük bir kaftan yapardı ve her yıl kocasıyla birlikte yıllık kurbanı sunmak için geldiğinde ona getirirdi.|annesi de ona kut͡ʃuk bir kaftan japardi ve her jil kot͡ʃasijla birlikte jillik kurbani sunmak it͡ʃin ɡeldiɡinde ona ɡetirirdi. Old-Testament-2-Chronicles-032-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımın tamamen yok ettiği o ulusların bütün ilâhları arasında halkını hangisi benim elimden kurtarabildi ki, Tanrınız sizi benim elimden kurtarabilsin?|atalarimin tamamen jok ettiɡi o uluslarin butun ilahlari arasinda halkini hanɡisi benim elimden kurtarabildi kiʔ tanriniz sizi benim elimden kurtarabilsin? New-Testament-Matthew-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua tapınaktayken kendisine gelen topalları ve körleri iyileştirdi.|jesua tapinaktajken kendisine ɡelen topallari ve korleri ijilestirdi. Old-Testament-1-Kings-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiram, kendi hizmetkârlarını, denizi bilen denizcileri, Solomon'un hizmetkârlarıyla birlikte gemilerde gönderdi.|hiramʔ kendi hizmetkarlariniʔ denizi bilen denizt͡ʃileriʔ solomonʔun hizmetkarlarijla birlikte ɡemilerde ɡonderdi. Old-Testament-Genesis-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak yaşlanıp gözleri görmez olduğu zaman, büyük oğlu Esav'ı çağırdı ve ona, “Oğlum?” dedi. Ona, “İşte buradayım” dedi.|ishak jaslanip ɡozleri ɡormez olduɡu zamanʔ bujuk oɡlu esavʔi t͡ʃaɡirdi ve onaʔ “oɡlum?” dedi. onaʔ “iste buradajim” dedi. New-Testament-Mark-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|açgözlülük, kötülük, hile, şehvet dolu düşünceler, kötü gözle bakmak, küfür, kibir ve akılsızlık içerden, insanın yüreğinden çıkar.|at͡ʃɡozlulukʔ kotulukʔ hileʔ sehvet dolu dusunt͡ʃelerʔ kotu ɡozle bakmakʔ kufurʔ kibir ve akilsizlik it͡ʃerdenʔ insanin jureɡinden t͡ʃikar. Old-Testament-Psalms-090-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin filizlenip yeşerir, akşama doğru solup kurur.|sabahlejin filizlenip jeserirʔ aksama doɡru solup kurur. Old-Testament-Psalms-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarım geri çekilirken, senin önünde tökezleyip yok oluyorlar.|dusmanlarim ɡeri t͡ʃekilirkenʔ senin onunde tokezlejip jok olujorlar. Old-Testament-Exodus-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Öldürmeyeceksin.\"\"\"|\"“oldurmejet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalancı dudaklar Yahve için iğrençtir, ama gerçeğe uyanlar O'nun sevincidir.|jalant͡ʃi dudaklar jahve it͡ʃin iɡrent͡ʃtirʔ ama ɡert͡ʃeɡe ujanlar oʔnun sevint͡ʃidir. Old-Testament-Lamentations-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kendisini bekleyenlere, kendisini arayan cana iyidir.|jahve kendisini beklejenlereʔ kendisini arajan t͡ʃana ijidir. Old-Testament-Job-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Tanrı güçlüleri kudretiyle korur. Yaşam güvencesi olmayanları ayağa kaldırır.|ant͡ʃak tanri ɡut͡ʃluleri kudretijle korur. jasam ɡuvent͡ʃesi olmajanlari ajaɡa kaldirir. New-Testament-Revelation-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Canavarı, dünya krallarını ve ordularını ata binmiş Olan’la ve O’nun ordusuyla savaşmak üzere toplanmış gördüm.|t͡ʃanavariʔ dunja krallarini ve ordularini ata binmis olan’la ve o’nun ordusujla savasmak uzere toplanmis ɡordum. Old-Testament-Psalms-096-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Saygınlık ve ululuk O’nun önündedir. Güç ve güzellik O’nun tapınağındadır.|sajɡinlik ve ululuk o’nun onundedir. ɡut͡ʃ ve ɡuzellik o’nun tapinaɡindadir. Old-Testament-1-Samuel-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra İsrael'in bütün ihtiyarları toplanıp Rama'ya Samuel'in yanına geldiler.|sonra israelʔin butun ihtijarlari toplanip ramaʔja samuelʔin janina ɡeldiler. Old-Testament-Proverbs-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|böylelikle sağgörüyü tutasın, dudaklarınla bilgiyi koruyasın.|bojlelikle saɡɡoruju tutasinʔ dudaklarinla bilɡiji korujasin. Old-Testament-Isaiah-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|güzel kaftanlarını, örtülerini, şallarını, keselerini,|ɡuzel kaftanlariniʔ ortuleriniʔ sallariniʔ keseleriniʔ Old-Testament-Jeremiah-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Gördüm, ve işte, verimli tarla çöl olmuştu ve bütün kentleri Yahve'nin önünde, kızgın öfkesi karşısında yıkılmıştı.|ɡordumʔ ve isteʔ verimli tarla t͡ʃol olmustu ve butun kentleri jahveʔnin onundeʔ kizɡin ofkesi karsisinda jikilmisti. Old-Testament-2-Chronicles-036-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı aracılığıyla ant içtirmiş olan Kral Nebukadnetsar'a da isyan etti; ama ensesini sertleştirdi ve İsrael'in Tanrısı Yahve'ye dönmemek için yüreğini katılaştırdı.|tanri arat͡ʃiliɡijla ant it͡ʃtirmis olan kral nebukadnetsarʔa da isjan etti; ama ensesini sertlestirdi ve israelʔin tanrisi jahveʔje donmemek it͡ʃin jureɡini katilastirdi. Old-Testament-2-Chronicles-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların eli altında, düşmana karşı krala yardım etmek için büyük güçle savaşan üç yüz yedi bin beş yüz kişilik bir ordu vardı.|onlarin eli altindaʔ dusmana karsi krala jardim etmek it͡ʃin bujuk ɡut͡ʃle savasan ut͡ʃ juz jedi bin bes juz kisilik bir ordu vardi. Old-Testament-Genesis-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra kardeşi doğdu ve eli Esav'ın topuğundaydı. Adı Yakov koyuldu. Rebeka onları doğurduğunda İshak altmış yaşındaydı.|bundan sonra kardesi doɡdu ve eli esavʔin topuɡundajdi. adi jakov kojuldu. rebeka onlari doɡurduɡunda ishak altmis jasindajdi. Old-Testament-Numbers-031-023|und|SPEAKER_00_Turkish|ateşe dayanıklı olan her şeyi ateşten geçireceksiniz ve o temiz olacaktır; yine de kirlilik suyu ile arındırılacaktır. Ateşe dayanamayan her şeyi sudan geçireceksiniz.|atese dajanikli olan her seji atesten ɡet͡ʃiret͡ʃeksiniz ve o temiz olat͡ʃaktir; jine de kirlilik suju ile arindirilat͡ʃaktir. atese dajanamajan her seji sudan ɡet͡ʃiret͡ʃeksiniz. Old-Testament-2-Chronicles-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o, kendisine verdikleri yaşlıların öğüdünü bırakıp, kendisiyle birlikte büyümüş olup önünde durmakta olan genç adamlara danıştı.|ama oʔ kendisine verdikleri jaslilarin oɡudunu birakipʔ kendisijle birlikte bujumus olup onunde durmakta olan ɡent͡ʃ adamlara danisti. Old-Testament-Ezekiel-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Çünkü döktüğü kan onun ortasındadır. Onu çıplak kayanın üzerine koydu. Onu tozla örtmek için onu yere dökmedi.\"|\"\"\"\"\"ʔt͡ʃunku doktuɡu kan onun ortasindadir. onu t͡ʃiplak kajanin uzerine kojdu. onu tozla ortmek it͡ʃin onu jere dokmedi.\" Old-Testament-Jeremiah-042-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yeremya'ya, \"\"Tanrın Yahve'nin bize bildirmek üzere sana göndereceği her söze göre yapmazsak, Yahve aramızda gerçek ve sadık bir tanık olsun\"\" dediler.\"|\"o zaman jeremjaʔjaʔ \"\"tanrin jahveʔnin bize bildirmek uzere sana ɡonderet͡ʃeɡi her soze ɡore japmazsakʔ jahve aramizda ɡert͡ʃek ve sadik bir tanik olsun\"\" dediler.\" Old-Testament-1-Kings-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ben de senin gibi bir peygamberim” dedi. \"\"Bir melek, Yahve'nin sözüyle söyleyip bana, ‘Onu evine geri götür, ekmek yiyip su içsin’ dedi.” Adam ona yalan söyledi.\"|\"“ben de senin ɡibi bir pejɡamberim” dedi. \"\"bir melekʔ jahveʔnin sozujle sojlejip banaʔ ‘onu evine ɡeri ɡoturʔ ekmek jijip su it͡ʃsin’ dedi.” adam ona jalan sojledi.\" Old-Testament-1-Chronicles-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün, Filistliler öldürülenleri soymaya geldiklerinde, Saul'u ve oğullarını Gilboa Dağı'nda düşmüş buldular.|ertesi ɡunʔ filistliler oldurulenleri sojmaja ɡeldiklerindeʔ saulʔu ve oɡullarini ɡilboa daɡiʔnda dusmus buldular. Old-Testament-Ecclesiastes-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|toprak yere, eski haline dönmeden ve ruh onu veren Tanrı'ya dönmeden, seni yaratanı hatırla.|toprak jereʔ eski haline donmeden ve ruh onu veren tanriʔja donmedenʔ seni jaratani hatirla. Old-Testament-Psalms-105-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeleri kurbağalarla dolup taştı, krallarının odalarında bile.|ulkeleri kurbaɡalarla dolup tastiʔ krallarinin odalarinda bile. Old-Testament-Psalms-071-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzım senin doğruluğunu, tam ölçüsünü bilmesem de, tüm gün senin kurtuluşundan söz edecek.|aɡzim senin doɡruluɡunuʔ tam olt͡ʃusunu bilmesem deʔ tum ɡun senin kurtulusundan soz edet͡ʃek. Old-Testament-Judges-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yedinci gün güneş batmadan önce kentin adamları ona, \"\"Baldan daha tatlı ne olabilir?\"\" dediler. Aslandan daha güçlü olan nedir?” Onlara, \"\"Eğer düvemle çift sürmüş olmasaydınız, bilmecemi çözemezdiniz\"\" dedi.\"|\"jedint͡ʃi ɡun ɡunes batmadan ont͡ʃe kentin adamlari onaʔ \"\"baldan daha tatli ne olabilir?\"\" dediler. aslandan daha ɡut͡ʃlu olan nedir?” onlaraʔ \"\"eɡer duvemle t͡ʃift surmus olmasajdinizʔ bilmet͡ʃemi t͡ʃozemezdiniz\"\" dedi.\" New-Testament-Revelation-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Zengin olabilmen için benden ateşte arıtılmış altın, giyinip çıplaklığını, ayıbını örtmen için beyaz giysiler, görebilmen için gözlerine sürmek üzere merhem satın almanı öğütlerim.|zenɡin olabilmen it͡ʃin benden ateste aritilmis altinʔ ɡijinip t͡ʃiplakliɡiniʔ ajibini ortmen it͡ʃin bejaz ɡijsilerʔ ɡorebilmen it͡ʃin ɡozlerine surmek uzere merhem satin almani oɡutlerim. New-Testament-Acts-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikkatle bakınca, örtünün içinde, yeryüzünün dört ayaklılarını, yabanıl hayvanları, sürüngenleri ve gökyüzünün kuşlarını gördüm.|dikkatle bakint͡ʃaʔ ortunun it͡ʃindeʔ jerjuzunun dort ajaklilariniʔ jabanil hajvanlariʔ surunɡenleri ve ɡokjuzunun kuslarini ɡordum. New-Testament-Hebrews-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Onların günahlarını ve suçlarını artık hatırlamayacağım.”|‘‘onlarin ɡunahlarini ve sut͡ʃlarini artik hatirlamajat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Psalms-031-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim için gizlice kurdukları ağdan beni çekip çıkar, çünkü sen benim kalemsin.|benim it͡ʃin ɡizlit͡ʃe kurduklari aɡdan beni t͡ʃekip t͡ʃikarʔ t͡ʃunku sen benim kalemsin. New-Testament-Galatians-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kadar akılsız mısınız? Ruh’la başladıktan sonra şimdi bedenle mi tamamlayacaksınız?|bu kadar akilsiz misiniz? ruh’la basladiktan sonra simdi bedenle mi tamamlajat͡ʃaksiniz? New-Testament-Luke-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, size yılanları ve akrepleri ve düşmanın tüm gücünü ayak altında ezmek için yetki verdim. Hiçbir şey size, hiçbir şekilde zarar vermeyecek.|isteʔ size jilanlari ve akrepleri ve dusmanin tum ɡut͡ʃunu ajak altinda ezmek it͡ʃin jetki verdim. hit͡ʃbir sej sizeʔ hit͡ʃbir sekilde zarar vermejet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Het oğulları Avraham'a şu karşılığı verdiler:|het oɡullari avrahamʔa su karsiliɡi verdiler New-Testament-Luke-022-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü size şunu söyleyeyim, yazılmış olan şu sözün bende yerine gelmesi gerekiyor: ‘O, suçlularla bir sayıldı.’ Çünkü benim hakkında olan yerine geliyor.” dedi.|t͡ʃunku size sunu sojlejejimʔ jazilmis olan su sozun bende jerine ɡelmesi ɡerekijor ‘oʔ sut͡ʃlularla bir sajildi.’ t͡ʃunku benim hakkinda olan jerine ɡelijor.” dedi. Old-Testament-Ezra-002-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaalah'ın çocukları, Darkon'un çocukları, Giddel'in çocukları,|jaalahʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ darkonʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ ɡiddelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ New-Testament-Acts-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus’u ve bizi izleyerek, “Bu adamlar, bize kurtuluş yolunu bildiren Yüce Tanrı’nın hizmetkârlarıdır!” diye bağırıyordu.|pavlus’u ve bizi izlejerekʔ “bu adamlarʔ bize kurtulus jolunu bildiren jut͡ʃe tanri’nin hizmetkarlaridir!” dije baɡirijordu. Old-Testament-Malachi-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yiyip bitireni sizin hatırınıza azarlayacağım, toprağınızın ürününü mahvetmeyecek, kırda asmanız da vaktinden önce ürününü vermeyecek.\"\" diyor Ordular Yahvesi.\"|\"jijip bitireni sizin hatiriniza azarlajat͡ʃaɡimʔ topraɡinizin urununu mahvetmejet͡ʃekʔ kirda asmaniz da vaktinden ont͡ʃe urununu vermejet͡ʃek.\"\" dijor ordular jahvesi.\" Old-Testament-2-Samuel-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle olacak ki, kralın öfkesi yükselir ve sana, 'Neden savaşmak için kente bu kadar yaklaştınız? Surdan ok atacaklarını bilmiyor muydunuz?|ojle olat͡ʃak kiʔ kralin ofkesi jukselir ve sanaʔ ʔneden savasmak it͡ʃin kente bu kadar jaklastiniz? surdan ok atat͡ʃaklarini bilmijor mujdunuz? New-Testament-Galatians-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız’ın ve Babamız’ın isteği uyarınca, bizi şimdiki kötü çağdan kurtarmak için Mesih günahlarımız için kendisini sundu.|tanrimiz’in ve babamiz’in isteɡi ujarint͡ʃaʔ bizi simdiki kotu t͡ʃaɡdan kurtarmak it͡ʃin mesih ɡunahlarimiz it͡ʃin kendisini sundu. Old-Testament-Nehemiah-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Şabatını onlara bildirdin, hizmetkârın Moşe aracılığıyla onlara buyruklar, kurallar ve bir yasa buyurdun.|kutsal sabatini onlara bildirdinʔ hizmetkarin mose arat͡ʃiliɡijla onlara bujruklarʔ kurallar ve bir jasa bujurdun. Old-Testament-Isaiah-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah günahkâr bir ulus, kötülükle dolu bir halk, kötülük yapanların soyu, çürük davranan çocuklar! Yahve'yi terk ettiler. İsrael'in Kutsalı'nı küçümsediler. Yabancılaştılar ve gerilediler.|ah ɡunahkar bir ulusʔ kotulukle dolu bir halkʔ kotuluk japanlarin sojuʔ t͡ʃuruk davranan t͡ʃot͡ʃuklar! jahveʔji terk ettiler. israelʔin kutsaliʔni kut͡ʃumsediler. jabant͡ʃilastilar ve ɡerilediler. Old-Testament-Zechariah-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, elimi onların üzerine sallayacağım, kendilerine hizmet etmiş olanlara yağma olacaklar; ve beni Ordular Yahvesi'nin gönderdiğini bileceksiniz.|t͡ʃunku isteʔ elimi onlarin uzerine sallajat͡ʃaɡimʔ kendilerine hizmet etmis olanlara jaɡma olat͡ʃaklar; ve beni ordular jahvesiʔnin ɡonderdiɡini bilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Joshua-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ve bütün İsrael, sanki önlerinde yeniliyormuş gibi davrandılar ve çöl yolundan kaçtılar.|jesu ve butun israelʔ sanki onlerinde jenilijormus ɡibi davrandilar ve t͡ʃol jolundan kat͡ʃtilar. Old-Testament-Ezekiel-044-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dış avluya, halkın yanına dış avluya çıktıklarında, hizmet ettikleri giysilerini çıkarıp onları kutsal odalara koyacaklar. Giysileriyle halkı kutsamamak için başka giysiler giyecekler.\"\"\"\"'\"|\"dis avlujaʔ halkin janina dis avluja t͡ʃiktiklarindaʔ hizmet ettikleri ɡijsilerini t͡ʃikarip onlari kutsal odalara kojat͡ʃaklar. ɡijsilerijle halki kutsamamak it͡ʃin baska ɡijsiler ɡijet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-John-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Ferisiler de ona gözlerinin nasıl açıldığını yine sordular. Onlara, “Yeşua gözlerime çamur sürdü, yıkadım ve görüyorum” dedi.|bu nedenle ferisiler de ona ɡozlerinin nasil at͡ʃildiɡini jine sordular. onlaraʔ “jesua ɡozlerime t͡ʃamur surduʔ jikadim ve ɡorujorum” dedi. Old-Testament-Isaiah-062-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık sana Terk Edilmiş denmeyecek, ülkene de artık Harap denmeyecek. Ama sana Heftsiva, ülkene Beula denecek. Çünkü Yahve senden hoşnut olacak, ülken de evli olacak.|artik sana terk edilmis denmejet͡ʃekʔ ulkene de artik harap denmejet͡ʃek. ama sana heftsivaʔ ulkene beula denet͡ʃek. t͡ʃunku jahve senden hosnut olat͡ʃakʔ ulken de evli olat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-014-032|und|SPEAKER_00_Turkish|halk da ganimetin üzerine saldırdı, koyunlar, sığırlar, buzağılar aldılar, toprak üzerinde kestiler; halk da onları kanıyla yedi.|halk da ɡanimetin uzerine saldirdiʔ kojunlarʔ siɡirlarʔ buzaɡilar aldilarʔ toprak uzerinde kestiler; halk da onlari kanijla jedi. Old-Testament-Isaiah-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bir kral doğrulukla hüküm sürecek, beyler de adaletle yönetecektir.|isteʔ bir kral doɡrulukla hukum suret͡ʃekʔ bejler de adaletle jonetet͡ʃektir. Old-Testament-2-Samuel-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kral, Saul'a doğurduğu Aya'nın kızı Rispa'nın iki oğlunu, Armoni ve Mefiboşet'i ve Saul'un kızı Merav'ın, Meholalı Barzillay'ın oğlu Adriel'e doğurduğu beş oğlunu aldı.|ama kralʔ saulʔa doɡurduɡu ajaʔnin kizi rispaʔnin iki oɡlunuʔ armoni ve mefibosetʔi ve saulʔun kizi meravʔinʔ meholali barzillajʔin oɡlu adrielʔe doɡurduɡu bes oɡlunu aldi. Old-Testament-Ezekiel-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü andı hor gördü, antlaşmayı bozdu; ve işte, elini uzatmışken yine bütün bu şeyleri yaptı. Kaçıp kurtulamayacak.\"\"'\"|\"t͡ʃunku andi hor ɡorduʔ antlasmaji bozdu; ve isteʔ elini uzatmisken jine butun bu sejleri japti. kat͡ʃip kurtulamajat͡ʃak.\"\"ʔ\" Old-Testament-Job-039-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı ondan bilgeliği esirgemiş, ve anlayışta ona pay vermemiştir.|t͡ʃunku tanri ondan bilɡeliɡi esirɡemisʔ ve anlajista ona paj vermemistir. New-Testament-1-Corinthians-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|ister Pavlus, ister Apollos, ister Kefas, ister dünya, ister yaşam, ister ölüm, ister şimdiki, ister gelecek şeyler olsun, tümü sizindir.|ister pavlusʔ ister apollosʔ ister kefasʔ ister dunjaʔ ister jasamʔ ister olumʔ ister simdikiʔ ister ɡelet͡ʃek sejler olsunʔ tumu sizindir. Old-Testament-Ezekiel-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Körpe dallarının en üstünü koparıp ticaret yapılan bir ülkeye götürdü ve onu tüccarların kentine dikti.\"\"'\"\"\"|\"korpe dallarinin en ustunu koparip tit͡ʃaret japilan bir ulkeje ɡoturdu ve onu tut͡ʃt͡ʃarlarin kentine dikti.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman aralarında çekişme olan her iki adam da Yahve'nin, o günlerdeki kâhinlerin ve hakimlerin önünde duracaklar;|o zaman aralarinda t͡ʃekisme olan her iki adam da jahveʔninʔ o ɡunlerdeki kahinlerin ve hakimlerin onunde durat͡ʃaklar; Old-Testament-Proverbs-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çalıntı su tatlıdır. Gizlice yenilen yemek hoştur.”|“t͡ʃalinti su tatlidir. ɡizlit͡ʃe jenilen jemek hostur.” Old-Testament-Leviticus-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi halkının arasında soyunu lekelemeyecek; çünkü onu kutsal kılan Yahve benim.'”|kendi halkinin arasinda sojunu lekelemejet͡ʃek; t͡ʃunku onu kutsal kilan jahve benim.ʔ” New-Testament-Mark-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun evinde sofrada oturuyordu, birçok vergi görevlisi ve günahkâr Yeşua'yla ve öğrencileriyle sofraya oturmuştu. Çünkü çok kişi vardı, O’nun ardınca gidiyorlardı.|onun evinde sofrada oturujorduʔ birt͡ʃok verɡi ɡorevlisi ve ɡunahkar jesuaʔjla ve oɡrent͡ʃilerijle sofraja oturmustu. t͡ʃunku t͡ʃok kisi vardiʔ o’nun ardint͡ʃa ɡidijorlardi. Old-Testament-Proverbs-030-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Zina eden kadının yolu da öyledir: Yer, ağzını siler, ve 'Ben yanlış bir şey yapmadım' der.\"\"\"|\"\"\"zina eden kadinin jolu da ojledir jerʔ aɡzini silerʔ ve ʔben janlis bir sej japmadimʔ der.\"\"\" Old-Testament-Esther-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler'e de, kralın adına istediğiniz gibi yazın ve kralın yüzüğüyle mühürleyin; çünkü kralın adıyla yazılmış ve kralın yüzüğüyle mühürlenmiş yazıyı kimse iptal edemez.” dedi.|jahudilerʔe deʔ kralin adina istediɡiniz ɡibi jazin ve kralin juzuɡujle muhurlejin; t͡ʃunku kralin adijla jazilmis ve kralin juzuɡujle muhurlenmis jaziji kimse iptal edemez.” dedi. New-Testament-1-Corinthians-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka dilde konuşan kendi kendini bina eder, peygamberlik eden ise topluluğu bina eder.|baska dilde konusan kendi kendini bina ederʔ pejɡamberlik eden ise topluluɡu bina eder. Old-Testament-Psalms-104-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzünü gizleyince sıkıntıya düşerler. Soluklarını kesince ölüp toza dönerler.|juzunu ɡizlejint͡ʃe sikintija duserler. soluklarini kesint͡ʃe olup toza donerler. Old-Testament-Deuteronomy-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın erkek giysisi giymeyecek, erkek de kadın giysisi giymeyecek; çünkü bunları yapan kişi, Tanrın Yahve'ye iğrençtir.|kadin erkek ɡijsisi ɡijmejet͡ʃekʔ erkek de kadin ɡijsisi ɡijmejet͡ʃek; t͡ʃunku bunlari japan kisiʔ tanrin jahveʔje iɡrent͡ʃtir. Old-Testament-Psalms-051-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni kan dökme suçundan kurtar, ey Tanrı, kurtuluşumun Tanrısı. Dilim senin doğruluğunu yüksek sesle ezgilerle söylesin.|beni kan dokme sut͡ʃundan kurtarʔ ej tanriʔ kurtulusumun tanrisi. dilim senin doɡruluɡunu juksek sesle ezɡilerle sojlesin. Old-Testament-Numbers-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"onları, otuz yaşından elli yaşına kadar Buluşma Çadırı'nda hizmete hazır, iş yapmak üzere içeri girenlerin hepsini sayacaksın.\"\"\"|\"onlariʔ otuz jasindan elli jasina kadar bulusma t͡ʃadiriʔnda hizmete hazirʔ is japmak uzere it͡ʃeri ɡirenlerin hepsini sajat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aron'un oğulları onu sunakta, ateşteki odunların üzerindeki yakmalık sunu üzerinde yakacaklar; bu, ateşle yapılan, Yahve'ye hoş kokulu bir sunudur.'\"\"\"|\"aronʔun oɡullari onu sunaktaʔ atesteki odunlarin uzerindeki jakmalik sunu uzerinde jakat͡ʃaklar; buʔ atesle japilanʔ jahveʔje hos kokulu bir sunudur.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Kain'i ve onun sunusunu saymadı. Kain çok öfkelendi ve suratını astı.|ama kainʔi ve onun sunusunu sajmadi. kain t͡ʃok ofkelendi ve suratini asti. Old-Testament-1-Samuel-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Önceden Filistliler'le birlikte olan ve onlarla birlikte her yandan ordugâha çıkan İbraniler de Saul ve Yonatan'la birlikte olan İsraelliler'in yanına geçtiler.|ont͡ʃeden filistlilerʔle birlikte olan ve onlarla birlikte her jandan orduɡaha t͡ʃikan ibraniler de saul ve jonatanʔla birlikte olan israellilerʔin janina ɡet͡ʃtiler. New-Testament-Matthew-018-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim sana merhamet ettiğim gibi, senin de hizmetkâr arkadaşına merhamet etmen gerekmez miydi?’|benim sana merhamet ettiɡim ɡibiʔ senin de hizmetkar arkadasina merhamet etmen ɡerekmez mijdi?’ New-Testament-John-008-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylediğimi neden anlamıyorsunuz? Çünkü sözümü dinleyemiyorsunuz.|sojlediɡimi neden anlamijorsunuz? t͡ʃunku sozumu dinlejemijorsunuz. Old-Testament-Jeremiah-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilimin evimde ne işi var? Mademki birçoklarıyla edepsizlik etti, ve kutsal beden senden geçti? Kötülük yapınca seviniyorsun.”|sevɡilimin evimde ne isi var? mademki birt͡ʃoklarijla edepsizlik ettiʔ ve kutsal beden senden ɡet͡ʃti? kotuluk japint͡ʃa sevinijorsun.” New-Testament-Mark-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Yeruşalem’deki tapınağa girdi. Her şeye baktıktan sonra, zaten akşam vakti olduğundan Onikiler’le birlikte Beytanya’ya döndü.|jesua jerusalem’deki tapinaɡa ɡirdi. her seje baktiktan sonraʔ zaten aksam vakti olduɡundan onikiler’le birlikte bejtanja’ja dondu. Old-Testament-Psalms-132-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerime uyku, göz kapaklarıma uyuklama vermeyeceğim;|ɡozlerime ujkuʔ ɡoz kapaklarima ujuklama vermejet͡ʃeɡim; Old-Testament-2-Samuel-022-051|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O, kralına büyük kurtuluş verir, meshedilmişine, David'e ve onun soyuna Sonsuza dek sevgi dolu iyiliğini gösterir.\"\"\"|\"oʔ kralina bujuk kurtulus verirʔ meshedilmisineʔ davidʔe ve onun sojuna sonsuza dek sevɡi dolu ijiliɡini ɡosterir.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman genç kadının babasıyla annesi, genç kadının bekaret nişanlarını alıp kapıdaki şehrin ihtiyarlarına getirecekler.|o zaman ɡent͡ʃ kadinin babasijla annesiʔ ɡent͡ʃ kadinin bekaret nisanlarini alip kapidaki sehrin ihtijarlarina ɡetiret͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-079-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşularımıza sana ettikleri hakaretin aşağılanmasını, onların bağrına yedi kat geri öde, ey Efendimiz.|komsularimiza sana ettikleri hakaretin asaɡilanmasiniʔ onlarin baɡrina jedi kat ɡeri odeʔ ej efendimiz. Old-Testament-Psalms-089-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona olan sevgi dolu iyiliğimi sonsuza dek sürdüreceğim. Onunla antlaşmamı sabit kılacağım.|ona olan sevɡi dolu ijiliɡimi sonsuza dek surduret͡ʃeɡim. onunla antlasmami sabit kilat͡ʃaɡim. New-Testament-Matthew-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök geçip gitmeden, her şey yerine gelmeden, Kutsal Yasa’dan küçücük bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacaktır.|size doɡrusunu sojlejejimʔ jer ve ɡok ɡet͡ʃip ɡitmedenʔ her sej jerine ɡelmedenʔ kutsal jasa’dan kut͡ʃut͡ʃuk bir harf ja da bir nokta bile jok olmajat͡ʃaktir. New-Testament-2-Corinthians-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendimizi size tekrar tavsiye etmiyoruz, ama size bizim için övünme fırsatı veriyoruz. Öyle ki, yürekle değil, dış görünüşle övünenlere verecek bir yanıtınız olsun.|kendimizi size tekrar tavsije etmijoruzʔ ama size bizim it͡ʃin ovunme firsati verijoruz. ojle kiʔ jurekle deɡilʔ dis ɡorunusle ovunenlere veret͡ʃek bir janitiniz olsun. Old-Testament-Jeremiah-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözüne göre bir kuşak satın aldım, belime taktım.|jahveʔnin sozune ɡore bir kusak satin aldimʔ belime taktim. New-Testament-Luke-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“İçinizden hanginizin, yüz koyunu olur da, bunlardan bir tekini kaybettiğinde, doksan dokuzunu kırda bırakıp kaybolanı buluncaya dek peşine düşmez?|“it͡ʃinizden hanɡinizinʔ juz kojunu olur daʔ bunlardan bir tekini kajbettiɡindeʔ doksan dokuzunu kirda birakip kajbolani bulunt͡ʃaja dek pesine dusmez? New-Testament-Acts-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, Samuel’den beri ve ondan sonra konuşan peygamberlerin tümü de bu günleri bildirdiler.|evetʔ samuel’den beri ve ondan sonra konusan pejɡamberlerin tumu de bu ɡunleri bildirdiler. New-Testament-Matthew-027-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onlar nöbetçiyle birlikte gittiler ve mezarı güvenlik altına alıp taşı mühürlediler.|bojlet͡ʃe onlar nobett͡ʃijle birlikte ɡittiler ve mezari ɡuvenlik altina alip tasi muhurlediler. Old-Testament-Leviticus-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim onun yatağına dokunursa, giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır.|kim onun jataɡina dokunursaʔ ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-142-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Feryadımı dinle, çünkü çok çaresizim. Kurtar beni bana zulmedenlerden, çünkü onlar benden güçlüdür.|ferjadimi dinleʔ t͡ʃunku t͡ʃok t͡ʃaresizim. kurtar beni bana zulmedenlerdenʔ t͡ʃunku onlar benden ɡut͡ʃludur. Old-Testament-Proverbs-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar da Yahuda Kralı Hizkiya'nın adamlarının derlediği, Solomon'un özdeyişleridir.|bunlar da jahuda krali hizkijaʔnin adamlarinin derlediɡiʔ solomonʔun ozdejisleridir. Old-Testament-Jeremiah-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yeruşalem sokaklarında ileri geri koşun, bakıp öğrenin, meydanlarında arayın, eğer bir adam bulabilirseniz, eğer adil davranan, gerçeği arayan biri varsa, ben de onu bağışlayacağım.|“jerusalem sokaklarinda ileri ɡeri kosunʔ bakip oɡreninʔ mejdanlarinda arajinʔ eɡer bir adam bulabilirsenizʔ eɡer adil davrananʔ ɡert͡ʃeɡi arajan biri varsaʔ ben de onu baɡislajat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Samuel-025-031|und|SPEAKER_00_Turkish|nedensiz yere kan dökmüş ve efendime kendisi için öç almış olması, sana keder ve efendime yürek kırıklığı olmayacaktır. Yahve efendime iyilikle davrandığında, hizmetkârını hatırla.”|nedensiz jere kan dokmus ve efendime kendisi it͡ʃin ot͡ʃ almis olmasiʔ sana keder ve efendime jurek kirikliɡi olmajat͡ʃaktir. jahve efendime ijilikle davrandiɡindaʔ hizmetkarini hatirla.” Old-Testament-Jeremiah-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlere gelince: İçimdeki yüreğim kırık. Bütün kemiklerim titriyor. Yahve yüzünden, ve O'nun kutsal sözleri yüzünden sarhoş ve şarabın yendiği bir adam gibiyim.|pejɡamberlere ɡelint͡ʃe it͡ʃimdeki jureɡim kirik. butun kemiklerim titrijor. jahve juzundenʔ ve oʔnun kutsal sozleri juzunden sarhos ve sarabin jendiɡi bir adam ɡibijim. New-Testament-Acts-009-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Yafa bundan haberdar oldu ve birçok kişi Efendi’ye iman etti.|butun jafa bundan haberdar oldu ve birt͡ʃok kisi efendi’je iman etti. Old-Testament-Joshua-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Antlaşma Sandığı'nı taşıyan kâhinlere, 'Yarden sularının kıyısına geldiğinizde, Yarden'de duracaksınız' diye buyuracaksın.\"\"\"|\"antlasma sandiɡiʔni tasijan kahinlereʔ ʔjarden sularinin kijisina ɡeldiɡinizdeʔ jardenʔde durat͡ʃaksinizʔ dije bujurat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-051-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“İşte, sana karşıyım, bütün yeryüzünü mahveden, ey yıkıcı dağ” diyor Yahve. \"\"Elimi senin üzerine uzatacağım, seni kayalardan aşağı yuvarlayacağım, ve seni yanmış bir dağ yapacağım.\"|\"“isteʔ sana karsijimʔ butun jerjuzunu mahvedenʔ ej jikit͡ʃi daɡ” dijor jahve. \"\"elimi senin uzerine uzatat͡ʃaɡimʔ seni kajalardan asaɡi juvarlajat͡ʃaɡimʔ ve seni janmis bir daɡ japat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-1-Samuel-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un kızı Mikal David'i seviyordu. Saul'a söylediler ve bu onun hoşuna gitti.|saulʔun kizi mikal davidʔi sevijordu. saulʔa sojlediler ve bu onun hosuna ɡitti. Old-Testament-1-Chronicles-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı evinin çevresinde kalırlardı, çünkü bu onların göreviydi ve onu her sabah açmak onların göreviydi.|tanri evinin t͡ʃevresinde kalirlardiʔ t͡ʃunku bu onlarin ɡorevijdi ve onu her sabah at͡ʃmak onlarin ɡorevijdi. Old-Testament-Psalms-089-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârım David'i buldum. Onu kutsal yağımla meshettim,|hizmetkarim davidʔi buldum. onu kutsal jaɡimla meshettimʔ New-Testament-Luke-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları dikenlerin arasına düştü. Dikenler onunla büyüdü ve onu boğdu.|bazilari dikenlerin arasina dustu. dikenler onunla bujudu ve onu boɡdu. Old-Testament-1-Kings-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstünde ölçüye göre yontulmuş değerli taşlar ve sedir ağacı vardı.|ustunde olt͡ʃuje ɡore jontulmus deɡerli taslar ve sedir aɡat͡ʃi vardi. Old-Testament-Leviticus-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Bir erkek onunla yatarsa ve kadının aylık akıntısı onun üzerine gelirse, yedi gün kirli olacaktır; yattığı her yatak da kirli olacaktır.'\"\"\"|\"“ʔbir erkek onunla jatarsa ve kadinin ajlik akintisi onun uzerine ɡelirseʔ jedi ɡun kirli olat͡ʃaktir; jattiɡi her jatak da kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-143-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin sevgi dolu iyiliğini duyur, çünkü sana güveniyorum. Yürümem gereken yolu bana bildir, çünkü canımı sana kaldırıyorum.|sabahlejin sevɡi dolu ijiliɡini dujurʔ t͡ʃunku sana ɡuvenijorum. jurumem ɡereken jolu bana bildirʔ t͡ʃunku t͡ʃanimi sana kaldirijorum. Old-Testament-Numbers-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra İsrael şu ezgiyi söyledi: “Ey kuyu, fışkır!|sonra israel su ezɡiji sojledi “ej kujuʔ fiskir! Old-Testament-Isaiah-037-019|und|SPEAKER_00_Turkish|ilâhlarını ateşe attı; çünkü onlar ilâh değildi, insan ellerinin işi, ağaç ve taşdılar; bu yüzden onları harap ettiler.|ilahlarini atese atti; t͡ʃunku onlar ilah deɡildiʔ insan ellerinin isiʔ aɡat͡ʃ ve tasdilar; bu juzden onlari harap ettiler. Old-Testament-Numbers-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael Yahve'ye adak adayıp şöyle dedi: \"\"Eğer bu halkı gerçekten benim elime verirsen, o zaman kentlerini tamamen yok edeceğim.\"\"\"|\"israel jahveʔje adak adajip sojle dedi \"\"eɡer bu halki ɡert͡ʃekten benim elime verirsenʔ o zaman kentlerini tamamen jok edet͡ʃeɡim.\"\"\" New-Testament-Acts-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da bunu yaptılar ve Barnabas ve Saul'un eliyle ihtiyarlara gönderdiler.|onlar da bunu japtilar ve barnabas ve saulʔun elijle ihtijarlara ɡonderdiler. Old-Testament-Genesis-040-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş sakiyi sakiliğe geri döndürdü ve kâseyi Firavun'un eline verdi.|bas sakiji sakiliɡe ɡeri dondurdu ve kaseji firavunʔun eline verdi. Old-Testament-Isaiah-044-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Demirci bir balta alır, korla işler, onu çekiçlerle şekillendirir ve güçlü koluyla onu işler. Acıkır ve gücü tükenir; su içmez ve bitkin düşer.|demirt͡ʃi bir balta alirʔ korla islerʔ onu t͡ʃekit͡ʃlerle sekillendirir ve ɡut͡ʃlu kolujla onu isler. at͡ʃikir ve ɡut͡ʃu tukenir; su it͡ʃmez ve bitkin duser. New-Testament-John-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesiyle babası onlara, “Bunun bizim oğlumuz olduğunu ve doğuştan kör olduğunu biliyoruz.|annesijle babasi onlaraʔ “bunun bizim oɡlumuz olduɡunu ve doɡustan kor olduɡunu bilijoruz. Old-Testament-Job-032-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Söyleyeyim de ferahlayayım. Dudaklarımı açayım da yanıt vereyim.|sojlejejim de ferahlajajim. dudaklarimi at͡ʃajim da janit verejim. Old-Testament-1-Chronicles-008-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşi Esek'in oğulları: İlk oğlu Ulam, ikincisi Yeuş ve üçüncüsü Elifelet.|kardesi esekʔin oɡullari ilk oɡlu ulamʔ ikint͡ʃisi jeus ve ut͡ʃunt͡ʃusu elifelet. Old-Testament-Isaiah-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Deniz çölünün yükü. Güneydeki kasırgalar nasıl süpürürse, çölden, korkunç ülkeden, o da öyle geliyor.|deniz t͡ʃolunun juku. ɡunejdeki kasirɡalar nasil supururseʔ t͡ʃoldenʔ korkunt͡ʃ ulkedenʔ o da ojle ɡelijor. New-Testament-Acts-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki Selanik’teki Yahudiler Pavlus’un Tanrı’nın sözünü Veriya’da da duyurduğunu öğrenince, oraya geldiler ve halkı kışkırttılar.|ne var ki selanik’teki jahudiler pavlus’un tanri’nin sozunu verija’da da dujurduɡunu oɡrenint͡ʃeʔ oraja ɡeldiler ve halki kiskirttilar. New-Testament-Hebrews-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her başkâhin hem sunular hem de kurbanlar sunmak üzere atanır. Bu nedenle, bu başkâhinin de sunacak bir şeyi olması gerekir.|t͡ʃunku her baskahin hem sunular hem de kurbanlar sunmak uzere atanir. bu nedenleʔ bu baskahinin de sunat͡ʃak bir seji olmasi ɡerekir. New-Testament-2-Peter-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi doğru kişileri ayartılardan kurtarmayı da kötülük yapanları yargı günü için saklamayı da bilir.|efendi doɡru kisileri ajartilardan kurtarmaji da kotuluk japanlari jarɡi ɡunu it͡ʃin saklamaji da bilir. Old-Testament-Job-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sen temiz ve doğru olsaydın, O kesinlikle şimdi senin için uyanırdı ve doğruluğunun meskenini başarılı kılardı.|eɡer sen temiz ve doɡru olsajdinʔ o kesinlikle simdi senin it͡ʃin ujanirdi ve doɡruluɡunun meskenini basarili kilardi. Old-Testament-Genesis-041-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef ilk oğlunun adını Manaşşe koydu, “Çünkü” dedi, “Tanrı bana bütün sıkıntılarımı ve babamın evini unutturdu.”|josef ilk oɡlunun adini manasse kojduʔ “t͡ʃunku” dediʔ “tanri bana butun sikintilarimi ve babamin evini unutturdu.” Old-Testament-Proverbs-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Merhametli kadın onur kazanır, ama zorba erkekler zenginlik kazanır.|merhametli kadin onur kazanirʔ ama zorba erkekler zenɡinlik kazanir. New-Testament-Acts-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bütün Yahudiye, Galile ve Samariya’daki kiliseler esenlik içindeydi ve bina oluyordu. Efendi korkusu içinde ve Kutsal Ruh’un tesellisinde yürüyerek çoğalıyordu.|bojlet͡ʃe butun jahudijeʔ ɡalile ve samarija’daki kiliseler esenlik it͡ʃindejdi ve bina olujordu. efendi korkusu it͡ʃinde ve kutsal ruh’un tesellisinde jurujerek t͡ʃoɡalijordu. Old-Testament-2-Chronicles-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yüksek yerler İsrael'den kaldırılmadı; yine de Asa'nın yüreği bütün günlerinde tamdı.|ama juksek jerler israelʔden kaldirilmadi; jine de asaʔnin jureɡi butun ɡunlerinde tamdi. Old-Testament-Joshua-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kan öcünü alan kişi onun peşine düşerse, o zaman adam öldüren kişiyi onun eline teslim etmeyecekler; çünkü istemeden komşusuna vurmuştur ve daha önce ondan nefret etmemiştir.|eɡer kan ot͡ʃunu alan kisi onun pesine duserseʔ o zaman adam olduren kisiji onun eline teslim etmejet͡ʃekler; t͡ʃunku istemeden komsusuna vurmustur ve daha ont͡ʃe ondan nefret etmemistir. Old-Testament-1-Kings-006-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruvlar, palmiye ağacı ve çiçek oymaları yaptı; oyma işçiliğine uygun altınla kapladı.|keruvlarʔ palmije aɡat͡ʃi ve t͡ʃit͡ʃek ojmalari japti; ojma ist͡ʃiliɡine ujɡun altinla kapladi. Old-Testament-Nehemiah-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Pelatya, Hanan, Anaya,|pelatjaʔ hananʔ anajaʔ Old-Testament-2-Samuel-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra yeryüzü sarsıldı ve titredi. Göğün temelleri oynadı ve sarsıldı, çünkü O öfkelenmişti.|sonra jerjuzu sarsildi ve titredi. ɡoɡun temelleri ojnadi ve sarsildiʔ t͡ʃunku o ofkelenmisti. New-Testament-James-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde lüks ve zevk içinde yaşadınız. Kesim günü için yüreğinizi besiye çektiniz.|jerjuzunde luks ve zevk it͡ʃinde jasadiniz. kesim ɡunu it͡ʃin jureɡinizi besije t͡ʃektiniz. New-Testament-James-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, incir ağacı zeytin ya da asma incir verebilir mi? Bunun gibi, hiçbir kaynak hem tuzlu su hem de tatlı su vermez.|kardeslerimʔ int͡ʃir aɡat͡ʃi zejtin ja da asma int͡ʃir verebilir mi? bunun ɡibiʔ hit͡ʃbir kajnak hem tuzlu su hem de tatli su vermez. Old-Testament-1-Samuel-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün buğday hasadı değil mi? Yahve'ye gök gürültüsü ve yağmur göndersin diye sesleneceğim; bir kral istemekle yaptığınız kötülüğün Yahve'nin gözünde büyük olduğunu bilecek ve göreceksiniz.”|buɡun buɡdaj hasadi deɡil mi? jahveʔje ɡok ɡurultusu ve jaɡmur ɡondersin dije seslenet͡ʃeɡim; bir kral istemekle japtiɡiniz kotuluɡun jahveʔnin ɡozunde bujuk olduɡunu bilet͡ʃek ve ɡoret͡ʃeksiniz.” Old-Testament-Genesis-041-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sonra çıkan yedi cılız ve çirkin inek ve doğu rüzgârıyla kavrulmuş yedi boş başak da yedi yıldır. Yedi yıl kıtlık olacak.|onlardan sonra t͡ʃikan jedi t͡ʃiliz ve t͡ʃirkin inek ve doɡu ruzɡarijla kavrulmus jedi bos basak da jedi jildir. jedi jil kitlik olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-107-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları karanlıkta, ölümün gölgesinde, ıstırap ve demirle bağlı oturmuştu.|bazilari karanliktaʔ olumun ɡolɡesindeʔ istirap ve demirle baɡli oturmustu. New-Testament-Hebrews-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu meleklerden biraz aşağı kıldın. Onu yücelik ve onurla taçlandırdın.|onu meleklerden biraz asaɡi kildin. onu jut͡ʃelik ve onurla tat͡ʃlandirdin. New-Testament-Romans-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.|t͡ʃunku herkes ɡunah isledi ve tanri’nin jut͡ʃeliɡinden joksun kaldi. Old-Testament-1-Samuel-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul onun çok akıllıca davrandığını görünce, ondan korktu.|saul onun t͡ʃok akillit͡ʃa davrandiɡini ɡorunt͡ʃeʔ ondan korktu. New-Testament-1-Corinthians-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge kişilere konuşur gibi konuşuyorum. Dediklerimi tartın.|bilɡe kisilere konusur ɡibi konusujorum. dediklerimi tartin. Old-Testament-Exodus-033-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe O'na şöyle dedi: \"\"Eğer varlığın benimle gitmeyecekse, bizi buradan çıkarma.\"|\"mose oʔna sojle dedi \"\"eɡer varliɡin benimle ɡitmejet͡ʃekseʔ bizi buradan t͡ʃikarma.\" Old-Testament-Proverbs-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bunlar başını süsleyecek bir çelenk, boynun için zincir olacaktır.|t͡ʃunku bunlar basini suslejet͡ʃek bir t͡ʃelenkʔ bojnun it͡ʃin zint͡ʃir olat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-035-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Havassinya oğlu Yeremya oğlu Yaazanya'yı, kardeşlerini, bütün oğullarını ve tüm Rekavlılar evini aldım;|sonra havassinja oɡlu jeremja oɡlu jaazanjaʔjiʔ kardesleriniʔ butun oɡullarini ve tum rekavlilar evini aldim; Old-Testament-Exodus-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron akşam üstü kandilleri yaktığında, onu Yahve'nin önünde kuşaklar boyu sürekli bir buhur olarak yakacak.|aron aksam ustu kandilleri jaktiɡindaʔ onu jahveʔnin onunde kusaklar boju surekli bir buhur olarak jakat͡ʃak. New-Testament-1-Peter-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh’ta gidip bunları zindanda olan ruhlara duyurdu.|ruh’ta ɡidip bunlari zindanda olan ruhlara dujurdu. New-Testament-Acts-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama biz duada ve sözün hizmetinde kararlılıkla devam edeceğiz.\"\"\"|\"ama biz duada ve sozun hizmetinde kararlilikla devam edet͡ʃeɡiz.\"\"\" Old-Testament-Joshua-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Yeşu'ya şöyle dedi: \"\"Korkma ve yılma. Bütün savaşçıları yanına al, kalk ve Ay Kenti'ne çık. İşte, Ay'ın kralını, halkını, kentini ve ülkesini senin eline verdim.\"|\"jahve jesuʔja sojle dedi \"\"korkma ve jilma. butun savast͡ʃilari janina alʔ kalk ve aj kentiʔne t͡ʃik. isteʔ ajʔin kraliniʔ halkiniʔ kentini ve ulkesini senin eline verdim.\" New-Testament-John-008-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa sen, ölmüş olan babamız Avraham’dan daha mı büyüksün? Peygamberler öldü. Sen kendini kim sayıyorsun?”|joksa senʔ olmus olan babamiz avraham’dan daha mi bujuksun? pejɡamberler oldu. sen kendini kim sajijorsun?” Old-Testament-1-Kings-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadınlardan biri, “Aman efendim, ben ve bu kadın aynı evde oturuyoruz. Evde onunla birlikte bir çocuk doğurdum.” dedi.|kadinlardan biriʔ “aman efendimʔ ben ve bu kadin ajni evde oturujoruz. evde onunla birlikte bir t͡ʃot͡ʃuk doɡurdum.” dedi. Old-Testament-Job-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzaktan gözlerini kaldırdıklarında onu tanımadılar, seslerini yükseltip ağladılar; ve her biri cübbesini yırttı ve gökyüzüne doğru başlarına toprak saçtılar.|uzaktan ɡozlerini kaldirdiklarinda onu tanimadilarʔ seslerini jukseltip aɡladilar; ve her biri t͡ʃubbesini jirtti ve ɡokjuzune doɡru baslarina toprak sat͡ʃtilar. Old-Testament-1-Samuel-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Ey Ahimelek, sen ve babanın bütün evi kesin olarak öleceksiniz” dedi.|kralʔ “ej ahimelekʔ sen ve babanin butun evi kesin olarak olet͡ʃeksiniz” dedi. Old-Testament-Jeremiah-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay halime, ey anam! Beni bütün dünya ile kavga ve çekişme adamı olarak doğurmuşsun! Ben ödünç vermedim, kimse de bana ödünç vermedi; yine de hepsi bana lanet ediyor.|vaj halimeʔ ej anam! beni butun dunja ile kavɡa ve t͡ʃekisme adami olarak doɡurmussun! ben odunt͡ʃ vermedimʔ kimse de bana odunt͡ʃ vermedi; jine de hepsi bana lanet edijor. Old-Testament-Ezekiel-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ohola benim iken fahişelik yaptı. Oynaşlarına, komşuları Aşurlular'a tutkundu.|“ohola benim iken fahiselik japti. ojnaslarinaʔ komsulari asurlularʔa tutkundu. Old-Testament-1-Chronicles-011-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahavlı Eliel, Elnaam'ın oğulları Yerivay ve Yoşavya, Moavlı İtma,|mahavli elielʔ elnaamʔin oɡullari jerivaj ve josavjaʔ moavli itmaʔ New-Testament-James-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinizden biri hasta mı? Kilisenin ihtiyarlarını çağırtsın. Efendi’nin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler.|it͡ʃinizden biri hasta mi? kilisenin ihtijarlarini t͡ʃaɡirtsin. efendi’nin adijla uzerine jaɡ surup onun it͡ʃin dua etsinler. Old-Testament-1-Samuel-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Yahve İsrael'i de seninle birlikte Filistliler'in eline teslim edecek; ve yarın sen ve oğulların benimle olacaksınız. Yahve İsrael ordusunu da Filistliler'in eline teslim edecek.”|dahasi jahve israelʔi de seninle birlikte filistlilerʔin eline teslim edet͡ʃek; ve jarin sen ve oɡullarin benimle olat͡ʃaksiniz. jahve israel ordusunu da filistlilerʔin eline teslim edet͡ʃek.” Old-Testament-Psalms-078-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerlerine toz gibi et, denizlerin kumu gibi kanatlı kuşlar yağdırdı.|uzerlerine toz ɡibi etʔ denizlerin kumu ɡibi kanatli kuslar jaɡdirdi. New-Testament-1-Corinthians-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı sayesinde Mesih Yeşua’dasınız. O bize Tanrı’dan bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş oldu.|tanri sajesinde mesih jesua’dasiniz. o bize tanri’dan bilɡelikʔ doɡrulukʔ kutsallik ve kurtulus oldu. Old-Testament-Genesis-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Enoş toplam dokuz yüz beş yıl yaşadıktan sonra öldü.|enos toplam dokuz juz bes jil jasadiktan sonra oldu. Old-Testament-Psalms-078-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrettiğime kulak verin, ey halkım. Ağzımdan çıkan sözlere kulaklarınızı çevirin.|oɡrettiɡime kulak verinʔ ej halkim. aɡzimdan t͡ʃikan sozlere kulaklarinizi t͡ʃevirin. Old-Testament-1-Kings-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Baaşa bunu duyunca Rama’nın yapımını durdurdu ve Tirsa’da yaşadı.|baasa bunu dujunt͡ʃa rama’nin japimini durdurdu ve tirsa’da jasadi. Old-Testament-Exodus-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Miryam onlara şöyle yanıt verdi: \"\"Yahve'ye ezgi söyleyin, çünkü O görkemle zafer kazandı. Atı ve binicisini denize attı.”\"|\"mirjam onlara sojle janit verdi \"\"jahveʔje ezɡi sojlejinʔ t͡ʃunku o ɡorkemle zafer kazandi. ati ve binit͡ʃisini denize atti.”\" Old-Testament-Ezekiel-023-040|und|SPEAKER_00_Turkish|“Siz kız kardeşler, uzaklardan gelen adamları çağırdınız, kendilerine ulak gönderilmiş olanlar da işte geldiler; onlar için kendini yıkadın, gözlerine sürme çektin, süslerle süsledin,|“siz kiz kardeslerʔ uzaklardan ɡelen adamlari t͡ʃaɡirdinizʔ kendilerine ulak ɡonderilmis olanlar da iste ɡeldiler; onlar it͡ʃin kendini jikadinʔ ɡozlerine surme t͡ʃektinʔ suslerle susledinʔ Old-Testament-Psalms-089-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanımın ne kadar kısa olduğunu hatırla, insanoğullarının hepsini ne denli boş yaratmışsın!|zamanimin ne kadar kisa olduɡunu hatirlaʔ insanoɡullarinin hepsini ne denli bos jaratmissin! Old-Testament-Job-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer birisi seninle konuşmaya kalkışırsa kederlenir misin?|“eɡer birisi seninle konusmaja kalkisirsa kederlenir misin? New-Testament-1-Corinthians-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları gibi Mesih’i denemeyelim, bunu yapanlar yılanlar tarafından öldürüldü.|bazilari ɡibi mesih’i denemejelimʔ bunu japanlar jilanlar tarafindan olduruldu. Old-Testament-1-Kings-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruya oğlu Yoav ve kâhin Aviyatar ile görüştü; ve onlar Adoniya'yı izlediler ve ona yardım ettiler.|seruja oɡlu joav ve kahin avijatar ile ɡorustu; ve onlar adonijaʔji izlediler ve ona jardim ettiler. Old-Testament-Exodus-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gideceğin ülkede yaşayanlarla antlaşma yapmamaya dikkat et, yoksa aranızda tuzak olur;|ɡidet͡ʃeɡin ulkede jasajanlarla antlasma japmamaja dikkat etʔ joksa aranizda tuzak olur; Old-Testament-Joel-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Böylece, kutsal dağım Siyon'da oturan Tanrınız Yahve'nin Ben olduğumu bileceksiniz. O zaman Yeruşalem kutsal olacak, ve bir daha ondan yabancı geçmeyecek.|“bojlet͡ʃeʔ kutsal daɡim sijonʔda oturan tanriniz jahveʔnin ben olduɡumu bilet͡ʃeksiniz. o zaman jerusalem kutsal olat͡ʃakʔ ve bir daha ondan jabant͡ʃi ɡet͡ʃmejet͡ʃek. Old-Testament-Deuteronomy-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Oğlun ileride sana, \"\"Tanrımız Yahve'nin size buyurduğu tanıklıklar, kurallar ve ilkeler ne anlama geliyor?\"\" diye sorunca,\"|\"oɡlun ileride sanaʔ \"\"tanrimiz jahveʔnin size bujurduɡu tanikliklarʔ kurallar ve ilkeler ne anlama ɡelijor?\"\" dije sorunt͡ʃaʔ\" Old-Testament-1-Samuel-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Samuel yağ şişesini alıp onun başı üzerine döktü, ardından onu öptü ve şöyle dedi: “Yahve seni mirası üzerine hükümdar olmak üzere meshetmedi mi?|sonra samuel jaɡ sisesini alip onun basi uzerine doktuʔ ardindan onu optu ve sojle dedi “jahve seni mirasi uzerine hukumdar olmak uzere meshetmedi mi? Old-Testament-Psalms-102-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü günlerim duman gibi tükeniyor. Kemiklerim meşale gibi yanıyor.|t͡ʃunku ɡunlerim duman ɡibi tukenijor. kemiklerim mesale ɡibi janijor. Old-Testament-Hosea-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bütün kötülükleri Gilgal'dadır; çünkü orada onlardan nefret ettim. Çünkü işlerinin kötülüğü yüzünden onları evimden kovacağım! Onları artık sevmeyeceğim. Bütün beyleri asidir.|“butun kotulukleri ɡilɡalʔdadir; t͡ʃunku orada onlardan nefret ettim. t͡ʃunku islerinin kotuluɡu juzunden onlari evimden kovat͡ʃaɡim! onlari artik sevmejet͡ʃeɡim. butun bejleri asidir. Old-Testament-2-Kings-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav'ın oğlu Yoram'ın on birinci yılında Ahazya Yahuda üzerinde hüküm sürmeye başladı.|ahavʔin oɡlu joramʔin on birint͡ʃi jilinda ahazja jahuda uzerinde hukum surmeje basladi. Old-Testament-Isaiah-062-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin elinde güzellik tacı, Tanrı'nın elinde kraliyet tacı olacaksın.|jahveʔnin elinde ɡuzellik tat͡ʃiʔ tanriʔnin elinde kralijet tat͡ʃi olat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Chronicles-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalar evlerine göre Levioğulları; yirmi yaşında ve ondan yukarı adlarıyla tek tek sayılan atalar evlerinin başları; Yahve'nin evinin hizmeti için iş görenler bunlardı.|atalar evlerine ɡore levioɡullari; jirmi jasinda ve ondan jukari adlarijla tek tek sajilan atalar evlerinin baslari; jahveʔnin evinin hizmeti it͡ʃin is ɡorenler bunlardi. Old-Testament-Ruth-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahlon ve Kilyon ikisi de öldüler, kadın iki çocuğundan ve kocasından yoksun kaldı.|mahlon ve kiljon ikisi de oldulerʔ kadin iki t͡ʃot͡ʃuɡundan ve kot͡ʃasindan joksun kaldi. Old-Testament-Joshua-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu beş kral kaçıp Makkeda'daki mağaraya saklandılar.|bu bes kral kat͡ʃip makkedaʔdaki maɡaraja saklandilar. Old-Testament-Psalms-052-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey seni aldatıcı dil, yıkıcı her sözü seversin.|ej seni aldatit͡ʃi dilʔ jikit͡ʃi her sozu seversin. New-Testament-Acts-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler, her biri bolluğuna göre, Yahudiye’de yaşayan kardeşlere iletilmek üzere yardım göndermeye karar verdi.|oɡrent͡ʃilerʔ her biri bolluɡuna ɡoreʔ jahudije’de jasajan kardeslere iletilmek uzere jardim ɡondermeje karar verdi. Old-Testament-Psalms-122-004|und|SPEAKER_00_Turkish|oymaklar, Yah’ın oymakları, İsrael için olan kural uyarınca, Yahve’nin adına şükretmek için oraya çıkarlar.|ojmaklarʔ jah’in ojmaklariʔ israel it͡ʃin olan kural ujarint͡ʃaʔ jahve’nin adina sukretmek it͡ʃin oraja t͡ʃikarlar. Old-Testament-Genesis-034-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu adamlar bizimle barış içindeler. Onun için ülkede yaşasınlar ve ticaret yapsınlar. Bakın, topraklarımız onlar için yeterince geniştir. Kızlarını kendimize eş olarak alalım, kızlarımızı onlara verelim.|“bu adamlar bizimle baris it͡ʃindeler. onun it͡ʃin ulkede jasasinlar ve tit͡ʃaret japsinlar. bakinʔ topraklarimiz onlar it͡ʃin jeterint͡ʃe ɡenistir. kizlarini kendimize es olarak alalimʔ kizlarimizi onlara verelim. Old-Testament-Job-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü annemin rahminin kapılarını kapatmadı, gözümden sıkıntıyı gizlemedi.\"\"\"|\"t͡ʃunku annemin rahminin kapilarini kapatmadiʔ ɡozumden sikintiji ɡizlemedi.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun günlerinde Babil Kralı Nebukadnetsar geldi ve Yehoyakim üç yıllığına onun hizmetkârı oldu. Sonra dönüp ona karşı başkaldırdı.|onun ɡunlerinde babil krali nebukadnetsar ɡeldi ve jehojakim ut͡ʃ jilliɡina onun hizmetkari oldu. sonra donup ona karsi baskaldirdi. New-Testament-Hebrews-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, halk için olduğu gibi, kendisi için de günahlara karşılık kurbanlar sunmak zorundadır.|bu nedenleʔ halk it͡ʃin olduɡu ɡibiʔ kendisi it͡ʃin de ɡunahlara karsilik kurbanlar sunmak zorundadir. Old-Testament-Exodus-030-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Koklamak için kim buna benzer bir şey yaparsa, halkından atılacaktır.\"\"\"|\"koklamak it͡ʃin kim buna benzer bir sej japarsaʔ halkindan atilat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Exodus-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi, \"\"Şimdi Firavun'a ne yapacağımı göreceksin; çünkü güçlü el ile onların gitmesine izin verecek ve güçlü el ile onları ülkesinden kovacak.\"\"\"|\"jahve moseʔje sojle dediʔ \"\"simdi firavunʔa ne japat͡ʃaɡimi ɡoret͡ʃeksin; t͡ʃunku ɡut͡ʃlu el ile onlarin ɡitmesine izin veret͡ʃek ve ɡut͡ʃlu el ile onlari ulkesinden kovat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Numbers-001-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Sayılanlar bunlardır; onları Moşe ve Aron'la İsrael'in on iki beyleri saydılar; bunlardan her biri kendi atalarının evi içindi.|sajilanlar bunlardir; onlari mose ve aronʔla israelʔin on iki bejleri sajdilar; bunlardan her biri kendi atalarinin evi it͡ʃindi. Old-Testament-Exodus-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu Yahve'nin buyruğu uyarınca Sin Çölü'nden yola çıkıp Refidim'de konakladı. Ancak halkın içeceği su yoktu.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu jahveʔnin bujruɡu ujarint͡ʃa sin t͡ʃoluʔnden jola t͡ʃikip refidimʔde konakladi. ant͡ʃak halkin it͡ʃet͡ʃeɡi su joktu. Old-Testament-Proverbs-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Neşeli yürek iyi ilaçtır, ama ezilmiş bir yürek kemikleri kurutur.|neseli jurek iji ilat͡ʃtirʔ ama ezilmis bir jurek kemikleri kurutur. Old-Testament-Job-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, davamı sıraladım. Doğru olduğumu biliyorum.|isteʔ davami siraladim. doɡru olduɡumu bilijorum. New-Testament-Ephesians-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için, ben Pavlus siz uluslar uğruna Mesih Yeşua’nın tutuklusuyum.|bunun it͡ʃinʔ ben pavlus siz uluslar uɡruna mesih jesua’nin tutuklusujum. Old-Testament-Psalms-136-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi düşmanlarımızdan kurtarana, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|bizi dusmanlarimizdan kurtaranaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Leviticus-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendi Tanrıları'na kutsal olacaklar ve Tanrıları'nın adına saygısızlık etmeyecekler; çünkü Yahve'nin ateşle yapılan sunularını, Tanrıları'nın ekmeğini onlar sunuyorlar. Bu nedenle kutsal olacaklar.'\"\"\"|\"kendi tanrilariʔna kutsal olat͡ʃaklar ve tanrilariʔnin adina sajɡisizlik etmejet͡ʃekler; t͡ʃunku jahveʔnin atesle japilan sunulariniʔ tanrilariʔnin ekmeɡini onlar sunujorlar. bu nedenle kutsal olat͡ʃaklar.ʔ\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk Yeruşalem'de oturmak için kendilerini gönüllü olarak sunan bütün adamları kutsadı.|halk jerusalemʔde oturmak it͡ʃin kendilerini ɡonullu olarak sunan butun adamlari kutsadi. New-Testament-2-John-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yeşua Mesih’in beden alıp geldiğini kabul etmeyen birçok aldatıcı dünyaya yayıldı. Aldatan ve Mesih Karşıtı olan budur.|t͡ʃunku jesua mesih’in beden alip ɡeldiɡini kabul etmejen birt͡ʃok aldatit͡ʃi dunjaja jajildi. aldatan ve mesih karsiti olan budur. Old-Testament-Psalms-116-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü canımı ölümden, gözlerimi gözyaşından, ayaklarımı düşmekten kurtardın.|t͡ʃunku t͡ʃanimi olumdenʔ ɡozlerimi ɡozjasindanʔ ajaklarimi dusmekten kurtardin. Old-Testament-1-Samuel-025-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Avigail David'i görünce aceleyle eşeğinden indi ve David'in önünde yüzüstü düştü ve yere kapandı.|aviɡail davidʔi ɡorunt͡ʃe at͡ʃelejle eseɡinden indi ve davidʔin onunde juzustu dustu ve jere kapandi. Old-Testament-2-Chronicles-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat korktu ve Yahve'yi aramaya koyuldu. Bütün Yahuda'da oruç ilan etti.|jehosafat korktu ve jahveʔji aramaja kojuldu. butun jahudaʔda orut͡ʃ ilan etti. New-Testament-Mark-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Öğretmenimiz, Moşe bize şöyle yazmıştır: ‘Bir adamın kardeşi ölür, arkasında eşini bırakır, ama çocuk bırakmazsa, kardeşi kadınla evlenip kardeşine soy yetiştirsin.’|“oɡretmenimizʔ mose bize sojle jazmistir ‘bir adamin kardesi olurʔ arkasinda esini birakirʔ ama t͡ʃot͡ʃuk birakmazsaʔ kardesi kadinla evlenip kardesine soj jetistirsin.’ Old-Testament-Daniel-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Belşatsar beylerinden binine büyük bir ziyafet verdi ve bin kişinin önünde şarap içti.|kral belsatsar bejlerinden binine bujuk bir zijafet verdi ve bin kisinin onunde sarap it͡ʃti. Old-Testament-Genesis-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ada, çadırlarda yaşayan ve hayvan besleyenlerin atası olan Yabal'ı doğurdu.|adaʔ t͡ʃadirlarda jasajan ve hajvan beslejenlerin atasi olan jabalʔi doɡurdu. Old-Testament-Isaiah-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Firavun'un gücü sizin utancınız, Mısır'ın gölgesine sığınmak ise şaşkınlığınız olacak.|bu nedenle firavunʔun ɡut͡ʃu sizin utant͡ʃinizʔ misirʔin ɡolɡesine siɡinmak ise saskinliɡiniz olat͡ʃak. New-Testament-Romans-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Avraham işlerden ötürü aklandıysa, övünmeye hakkı vardır, ama Tanrı'ya karşı değil.|eɡer avraham islerden oturu aklandijsaʔ ovunmeje hakki vardirʔ ama tanriʔja karsi deɡil. Old-Testament-Jeremiah-039-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Keldani ordusu onları kovaladı ve Yeriha ovalarında Sidkiya'ya yetişti. Onu tutup Hamat ülkesindeki Rivla'ya, Babil Kralı Nebukadnetsar'ın yanına çıkardılar. O da onun hakkında hüküm verdi.|ama keldani ordusu onlari kovaladi ve jeriha ovalarinda sidkijaʔja jetisti. onu tutup hamat ulkesindeki rivlaʔjaʔ babil krali nebukadnetsarʔin janina t͡ʃikardilar. o da onun hakkinda hukum verdi. New-Testament-Luke-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Döndüğünde, onu süpürülmüş ve düzene koyulmuş bulur.|donduɡundeʔ onu supurulmus ve duzene kojulmus bulur. Old-Testament-Isaiah-048-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, \"\"Kötüler için esenlik yoktur\"\" diyor.\"|\"jahveʔ \"\"kotuler it͡ʃin esenlik joktur\"\" dijor.\" Old-Testament-Joshua-024-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu şu sözleri Tanrı'nın Yasa Kitabı'na yazdı; ve büyük bir taş alıp onu Yahve'nin Konutu'nun yanındaki meşe ağacının altına dikti.|jesu su sozleri tanriʔnin jasa kitabiʔna jazdi; ve bujuk bir tas alip onu jahveʔnin konutuʔnun janindaki mese aɡat͡ʃinin altina dikti. Old-Testament-Proverbs-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|bilgi sayesinde odaları her çeşit nadir ve güzel hazineyle dolar.|bilɡi sajesinde odalari her t͡ʃesit nadir ve ɡuzel hazinejle dolar. New-Testament-Matthew-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus Yeşua’ya yanıt verip şöyle dedi: “Efendimiz, bizim için burada olmak iyidir. İstersen buraya üç çardak kuralım: Biri sana, biri Moşe’ye, biri de Eliya’ya.”|petrus jesua’ja janit verip sojle dedi “efendimizʔ bizim it͡ʃin burada olmak ijidir. istersen buraja ut͡ʃ t͡ʃardak kuralim biri sanaʔ biri mose’jeʔ biri de elija’ja.” Old-Testament-1-Chronicles-027-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ovadaki zeytin ağaçlarının ve yabanıl incir ağaçlarının başında Gedeli Baal Hanan vardı. Yağ mahzenlerinin başı Yoaş'tı.|ovadaki zejtin aɡat͡ʃlarinin ve jabanil int͡ʃir aɡat͡ʃlarinin basinda ɡedeli baal hanan vardi. jaɡ mahzenlerinin basi joasʔti. Old-Testament-Malachi-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'un çadırlarından bunu yapanı, uyanık olup yanıt vereni, Ordular Yahvesi'ne sunu sunanı Yahve kesip atacaktır.|jakovʔun t͡ʃadirlarindan bunu japaniʔ ujanik olup janit vereniʔ ordular jahvesiʔne sunu sunani jahve kesip atat͡ʃaktir. Old-Testament-Esther-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kralın hoşuna giden kız, Vaşti'nin yerine kraliçe olsun.\"\" Bu şey kralın hoşuna gitti ve öyle yaptı.\"|\"kralin hosuna ɡiden kizʔ vastiʔnin jerine kralit͡ʃe olsun.\"\" bu sej kralin hosuna ɡitti ve ojle japti.\" New-Testament-Acts-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney rüzgârı hafif esince, amaçlarına ulaştıklarını sanıp demir aldılar ve Girit boyunca kıyıya yakın bir yerden yelken açtılar.|ɡunej ruzɡari hafif esint͡ʃeʔ amat͡ʃlarina ulastiklarini sanip demir aldilar ve ɡirit bojunt͡ʃa kijija jakin bir jerden jelken at͡ʃtilar. Old-Testament-Genesis-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar yatmadan önce kentin erkekleri, Sodom'un erkekleri, genç yaşlı, her mahalleden bütün halk evi kuşattı.|ama onlar jatmadan ont͡ʃe kentin erkekleriʔ sodomʔun erkekleriʔ ɡent͡ʃ jasliʔ her mahalleden butun halk evi kusatti. New-Testament-John-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Baba kendisi sizi seviyor; çünkü beni sevdiniz ve benim Baba’dan geldiğime iman ettiniz.|t͡ʃunku baba kendisi sizi sevijor; t͡ʃunku beni sevdiniz ve benim baba’dan ɡeldiɡime iman ettiniz. New-Testament-Matthew-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve küfür yürekten gelir.|t͡ʃunku kotu dusunt͡ʃelerʔ t͡ʃinajetʔ zinaʔ fuhusʔ hirsizlikʔ jalan jere taniklik ve kufur jurekten ɡelir. Old-Testament-Nehemiah-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kıtlık nedeniyle buğday alalım diye tarlalarımızı, bağlarımızı ve evlerimizi rehine veriyoruz” diyenler de vardı.|“kitlik nedenijle buɡdaj alalim dije tarlalarimiziʔ baɡlarimizi ve evlerimizi rehine verijoruz” dijenler de vardi. Old-Testament-Isaiah-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Yahve şöyle dedi: “Çünkü Siyon kızları kibirlidirler, boyunlarını uzatıp göz kırparak zarif adımlarla yürüyorlar, ayaklarındaki halkaları şıngırdatıyorlar;|dahasi jahve sojle dedi “t͡ʃunku sijon kizlari kibirlidirlerʔ bojunlarini uzatip ɡoz kirparak zarif adimlarla jurujorlarʔ ajaklarindaki halkalari sinɡirdatijorlar; Old-Testament-Nehemiah-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın beyleri Yeruşalem'de oturuyorlardı. Halkın geri kalanı da on kişiden birinin getirilip kutsal kent Yeruşalem'de, dokuzunun da öbür kentlerde oturması için kura çekti.|halkin bejleri jerusalemʔde oturujorlardi. halkin ɡeri kalani da on kisiden birinin ɡetirilip kutsal kent jerusalemʔdeʔ dokuzunun da obur kentlerde oturmasi it͡ʃin kura t͡ʃekti. Old-Testament-Job-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücünün büyüklüğünde benimle çekişir miydi? Hayır, ama O beni dinlerdi.|ɡut͡ʃunun bujukluɡunde benimle t͡ʃekisir mijdi? hajirʔ ama o beni dinlerdi. New-Testament-Acts-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle, şimdi siz, Kurul'la birlikte komutana, sanki daha ayrıntılı bir şekilde yargılayacakmışsınız gibi yarın onu size getirmesini söyleyin. Biz de yaklaşmadan onu öldürmeye hazır olacağız” dediler.|“bu nedenleʔ simdi sizʔ kurulʔla birlikte komutanaʔ sanki daha ajrintili bir sekilde jarɡilajat͡ʃakmissiniz ɡibi jarin onu size ɡetirmesini sojlejin. biz de jaklasmadan onu oldurmeje hazir olat͡ʃaɡiz” dediler. Old-Testament-Psalms-074-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarının sesini unutma. Sana karşı ayaklananların patırtısı sürekli yükseliyor.|dusmanlarinin sesini unutma. sana karsi ajaklananlarin patirtisi surekli jukselijor. Old-Testament-Proverbs-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ağzım gerçeği söyler. Kötülük dudaklarım için iğrençtir.|t͡ʃunku aɡzim ɡert͡ʃeɡi sojler. kotuluk dudaklarim it͡ʃin iɡrent͡ʃtir. Old-Testament-1-Chronicles-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|David bunu duyunca, Yoav’ı ve bütün yiğitler ordusunu gönderdi.|david bunu dujunt͡ʃaʔ joav’i ve butun jiɡitler ordusunu ɡonderdi. Old-Testament-Deuteronomy-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin bugün sana buyurmakta olduğum buyruklarını tutmak ve yapmak için onları dinlersen,|tanrin jahveʔnin buɡun sana bujurmakta olduɡum bujruklarini tutmak ve japmak it͡ʃin onlari dinlersenʔ Old-Testament-Deuteronomy-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bugün size buyurmakta olduğum Tanrınız Yahve'nin buyruklarını dinlerseniz, bereket;|eɡer buɡun size bujurmakta olduɡum tanriniz jahveʔnin bujruklarini dinlersenizʔ bereket; Old-Testament-Leviticus-025-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar Mısır diyarından çıkardığım hizmetkârlarımdır. Köle olarak satılmayacaklardır.|t͡ʃunku onlar misir dijarindan t͡ʃikardiɡim hizmetkarlarimdir. kole olarak satilmajat͡ʃaklardir. Old-Testament-Nehemiah-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yaptığınız bu şey iyi değil” dedim, “Düşmanlarımız olan ulusların aşağılamaları yüzünden Tanrımız'ın korkusuyla yürümeniz gerekmez mi?|“japtiɡiniz bu sej iji deɡil” dedimʔ “dusmanlarimiz olan uluslarin asaɡilamalari juzunden tanrimizʔin korkusujla jurumeniz ɡerekmez mi? Old-Testament-Hosea-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Rüzgâr onu kanatlarıyla sardı; ve kurbanları yüzünden hayal kırıklığına uğrayacaklar.\"\"\"|\"ruzɡar onu kanatlarijla sardi; ve kurbanlari juzunden hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Gezer ülkesinde, aşağı tarafta Beyt Horon'u,|solomonʔ ɡezer ulkesindeʔ asaɡi tarafta bejt horonʔuʔ Old-Testament-Isaiah-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Teflerin neşesi kesildi. Sevinenlerin sesi sona erdi. Arpın neşesi kesildi.|teflerin nesesi kesildi. sevinenlerin sesi sona erdi. arpin nesesi kesildi. Old-Testament-2-Chronicles-032-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve Hizkiya'yı ve Yeruşalem sakinlerini Aşur Kralı Sanherib'in ve diğer herkesin elinden kurtardı ve onlara her yandan yol gösterdi.|bojlet͡ʃe jahve hizkijaʔji ve jerusalem sakinlerini asur krali sanheribʔin ve diɡer herkesin elinden kurtardi ve onlara her jandan jol ɡosterdi. Old-Testament-Numbers-014-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Amalekliler ve o dağda oturan Kenanlılar indiler ve onları vurup Horma'ya kadar kırdılar.|bunun uzerine amalekliler ve o daɡda oturan kenanlilar indiler ve onlari vurup hormaʔja kadar kirdilar. Old-Testament-Deuteronomy-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|esirlerin arasında güzel bir kadın görür, seni cezbederse ve onu kendine almak istersen,|esirlerin arasinda ɡuzel bir kadin ɡorurʔ seni t͡ʃezbederse ve onu kendine almak istersenʔ Old-Testament-Proverbs-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler ülkeden kesilip atılacak. Hainler ülkeden sökülecek.|kotuler ulkeden kesilip atilat͡ʃak. hainler ulkeden sokulet͡ʃek. New-Testament-John-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua da öğrencileriyle birlikte düğüne davet edilmişti.|jesua da oɡrent͡ʃilerijle birlikte duɡune davet edilmisti. Old-Testament-Numbers-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan bugüne kadar bu halkı bağışladığın gibi, sevginin büyüklüğüne göre, lütfen, bu halkın suçunu bağışla.”|misirʔdan buɡune kadar bu halki baɡisladiɡin ɡibiʔ sevɡinin bujukluɡune ɡoreʔ lutfenʔ bu halkin sut͡ʃunu baɡisla.” Old-Testament-Judges-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeftah Gilad ihtiyarlarına şöyle dedi: \"\"Benden nefret edip beni babamın evinden kovmadınız mı? Şimdi sıkıntı içindeyken neden bana geldiniz?”\"|\"jeftah ɡilad ihtijarlarina sojle dedi \"\"benden nefret edip beni babamin evinden kovmadiniz mi? simdi sikinti it͡ʃindejken neden bana ɡeldiniz?”\" Old-Testament-Psalms-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrım, gündüz çağırıyorum ama yanıt vermiyorsun, geceleyin ve sessiz kalmıyorum.|tanrimʔ ɡunduz t͡ʃaɡirijorum ama janit vermijorsunʔ ɡet͡ʃelejin ve sessiz kalmijorum. Old-Testament-Psalms-068-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan beyler gelecek. Etiyopya ellerini Tanrı'ya uzatmak için acele edecek.|misirʔdan bejler ɡelet͡ʃek. etijopja ellerini tanriʔja uzatmak it͡ʃin at͡ʃele edet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-072-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı, Yahve Tanrı'ya övgüler olsun. Şaşılacak işler yapan yalnızca O’dur.|israelʔin tanrisiʔ jahve tanriʔja ovɡuler olsun. sasilat͡ʃak isler japan jalnizt͡ʃa o’dur. Old-Testament-Joshua-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yahuda'nın çocukları Gilgal'daki Yeşu'nun yanına geldiler. Kenizzî Yefunne oğlu Kalev ona şöyle dedi, \"\"Yahve'nin Kadeş Barnea'da Tanrı adamı Moşe'ye benim ve senin hakkında söylediği şeyi biliyorsun.\"|\"bunun uzerine jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ɡilɡalʔdaki jesuʔnun janina ɡeldiler. kenizzi jefunne oɡlu kalev ona sojle dediʔ \"\"jahveʔnin kades barneaʔda tanri adami moseʔje benim ve senin hakkinda sojlediɡi seji bilijorsun.\" Old-Testament-2-Samuel-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Uriya’nın karısı, kocası Uriya’nın öldüğünü duyunca kocası için yas tuttu.|urija’nin karisiʔ kot͡ʃasi urija’nin olduɡunu dujunt͡ʃa kot͡ʃasi it͡ʃin jas tuttu. Old-Testament-1-Kings-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Baban boyunduruğumuzu zorlaştırdı. Şimdi babanın ağır hizmetini ve üzerimize koyduğu ağır boyunduruğu hafiflet, sana hizmet edelim.”|“baban bojunduruɡumuzu zorlastirdi. simdi babanin aɡir hizmetini ve uzerimize kojduɡu aɡir bojunduruɡu hafifletʔ sana hizmet edelim.” Old-Testament-Jeremiah-036-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Elnatan, Delaya ve Gemarya da kralın tomarı yakmaması için ona yalvarmışlardı; ama kral onları dinlemedi.|elnatanʔ delaja ve ɡemarja da kralin tomari jakmamasi it͡ʃin ona jalvarmislardi; ama kral onlari dinlemedi. Old-Testament-Ezra-002-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Rezin'in çocukları, Nekoda'nın çocukları, Gazzam'ın çocukları,|rezinʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ nekodaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ɡazzamʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-Genesis-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerden yükselen buhar yerin bütün yüzeyini suluyordu.|jerden jukselen buhar jerin butun juzejini sulujordu. Old-Testament-Exodus-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Her perdenin uzunluğu yirmi sekiz arşın, her perdenin eni dört arşın olacak; bütün perdelerin bir ölçüsü olacak.|her perdenin uzunluɡu jirmi sekiz arsinʔ her perdenin eni dort arsin olat͡ʃak; butun perdelerin bir olt͡ʃusu olat͡ʃak. New-Testament-Revelation-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bin yıldan sonra, Şeytan zindanından salıverilecek.|bin jildan sonraʔ sejtan zindanindan saliverilet͡ʃek. New-Testament-2-Corinthians-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız bu kadar da değil, Efendi’yi yüceltmek ve yardıma hazır olduğunuzu göstermek için sunduğunuz bu lütufta bizimle birlikte yol arkadaşı olmak üzere topluluklar tarafından atandı.|jalniz bu kadar da deɡilʔ efendi’ji jut͡ʃeltmek ve jardima hazir olduɡunuzu ɡostermek it͡ʃin sunduɡunuz bu lutufta bizimle birlikte jol arkadasi olmak uzere topluluklar tarafindan atandi. New-Testament-Matthew-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedeni öldürüp de canı öldüremeyenlerden korkmayın. Bunun yerine hem canı hem de bedeni Gehenna'da mahvedebilen Tanrı’dan korkun.”|bedeni oldurup de t͡ʃani olduremejenlerden korkmajin. bunun jerine hem t͡ʃani hem de bedeni ɡehennaʔda mahvedebilen tanri’dan korkun.” Old-Testament-Deuteronomy-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve onu senin eline verdiğinde, onun her erkeğini kılıçtan geçireceksin;|tanrin jahve onu senin eline verdiɡindeʔ onun her erkeɡini kilit͡ʃtan ɡet͡ʃiret͡ʃeksin; Old-Testament-Isaiah-060-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yabancılar duvarlarını bina edecekler, kralları da sana hizmet edecekler; çünkü gazabımla seni vurdum, ama lütfumla sana merhamet ettim.|“jabant͡ʃilar duvarlarini bina edet͡ʃeklerʔ krallari da sana hizmet edet͡ʃekler; t͡ʃunku ɡazabimla seni vurdumʔ ama lutfumla sana merhamet ettim. New-Testament-1-Peter-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak üzere doğru kişi olarak doğru olmayanlar uğruna bir kez günahlar için acı çekti. Bedende öldürüldü, ama Ruh’ta diriltildi.|t͡ʃunku mesih de bizleri tanri’ja ulastirmak uzere doɡru kisi olarak doɡru olmajanlar uɡruna bir kez ɡunahlar it͡ʃin at͡ʃi t͡ʃekti. bedende oldurulduʔ ama ruh’ta diriltildi. Old-Testament-Genesis-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sodom ve Gomora'nın bütün mallarını, bütün yiyeceklerini alıp gittiler.|sodom ve ɡomoraʔnin butun mallariniʔ butun jijet͡ʃeklerini alip ɡittiler. New-Testament-Romans-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kocası olan kadın, kocası yaşadığı sürece yasayla ona bağlıdır, ama eğer kocası ölürse, onu kocasına bağlayan yasadan özgür olur.|kot͡ʃasi olan kadinʔ kot͡ʃasi jasadiɡi suret͡ʃe jasajla ona baɡlidirʔ ama eɡer kot͡ʃasi olurseʔ onu kot͡ʃasina baɡlajan jasadan ozɡur olur. Old-Testament-Jeremiah-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sedirde üstün olmaya gayret ettiğin için mi krallık edeceksin? Baban yiyip içmedi mi, adalet ve doğruluk yapmadı mı? O zaman kendisi için iyi oldu.|“sedirde ustun olmaja ɡajret ettiɡin it͡ʃin mi krallik edet͡ʃeksin? baban jijip it͡ʃmedi miʔ adalet ve doɡruluk japmadi mi? o zaman kendisi it͡ʃin iji oldu. Old-Testament-Genesis-050-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için kırk günlük bir süre kullanıldı. Çünkü mumyalamak için gereken gün sayısı bu kadardı. Mısırlılar İsrael için yetmiş gün yas tuttular.|onun it͡ʃin kirk ɡunluk bir sure kullanildi. t͡ʃunku mumjalamak it͡ʃin ɡereken ɡun sajisi bu kadardi. misirlilar israel it͡ʃin jetmis ɡun jas tuttular. New-Testament-1-Corinthians-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kardeşler, size örnek olsun diye bu şeyleri kendime ve Apollos’a uyguladım. Öyle ki, bize bakarak, “Yazılmış olandan öteye geçip” hiçbiriniz bir diğerine karşı övünmesin.|ej kardeslerʔ size ornek olsun dije bu sejleri kendime ve apollos’a ujɡuladim. ojle kiʔ bize bakarakʔ “jazilmis olandan oteje ɡet͡ʃip” hit͡ʃbiriniz bir diɡerine karsi ovunmesin. New-Testament-Mark-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık, ondan her zamanki gibi kendileri için birinin salıverilmesini yüksek sesle istemeye başladı.|kalabalikʔ ondan her zamanki ɡibi kendileri it͡ʃin birinin saliverilmesini juksek sesle istemeje basladi. Old-Testament-Numbers-003-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Ad sayısına, bir aylık ve üstü olanlardan sayılanlara göre ilk doğan bütün erkekler yirmi iki bin iki yüz yetmiş üç kişiydi.|ad sajisinaʔ bir ajlik ve ustu olanlardan sajilanlara ɡore ilk doɡan butun erkekler jirmi iki bin iki juz jetmis ut͡ʃ kisijdi. Old-Testament-Isaiah-059-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse doğrulukla dava açmıyor, kimse de gerçeği savunmuyor. Boşluğa güveniyorlar ve yalan söylüyorlar. Kötülüğe gebe kalıyorlar, ve kötülük doğuruyorlar.|hit͡ʃ kimse doɡrulukla dava at͡ʃmijorʔ kimse de ɡert͡ʃeɡi savunmujor. bosluɡa ɡuvenijorlar ve jalan sojlujorlar. kotuluɡe ɡebe kalijorlarʔ ve kotuluk doɡurujorlar. New-Testament-James-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki, herkes kendi arzularına kapılıp aldanarak ayartılır.|ne var kiʔ herkes kendi arzularina kapilip aldanarak ajartilir. Old-Testament-Numbers-031-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yedi gün ordugâhın dışında konaklayın. İnsan öldüren herkes ve öldürülmüş olana dokunan herkes, siz ve esirleriniz üçüncü ve yedinci günde kendinizi arındırın.|“jedi ɡun orduɡahin disinda konaklajin. insan olduren herkes ve oldurulmus olana dokunan herkesʔ siz ve esirleriniz ut͡ʃunt͡ʃu ve jedint͡ʃi ɡunde kendinizi arindirin. Old-Testament-Genesis-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni büyük bir ulus yapacağım. Seni kutsayacak adını büyük yapacağım. Bereket olacaksın.|seni bujuk bir ulus japat͡ʃaɡim. seni kutsajat͡ʃak adini bujuk japat͡ʃaɡim. bereket olat͡ʃaksin. New-Testament-1-John-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’dan doğan herkes dünyayı yener. Dünyaya karşı zafer kazandıran imanınızdır.|t͡ʃunku tanri’dan doɡan herkes dunjaji jener. dunjaja karsi zafer kazandiran imaninizdir. Old-Testament-Job-028-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yağmur için yasa, ve gök gürültüsünün şimşeği için yol yaptığında,|jaɡmur it͡ʃin jasaʔ ve ɡok ɡurultusunun simseɡi it͡ʃin jol japtiɡindaʔ Old-Testament-Jeremiah-030-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü yine seni iyileştireceğim, yaralarını iyileştireceğim.\"\" diyor Yahve, \"\"Çünkü, 'O, hiç kimsenin aramadığı Siyon'dur’ diyerek senin adını sürgün koydular.\"\"\"|\"t͡ʃunku jine seni ijilestiret͡ʃeɡimʔ jaralarini ijilestiret͡ʃeɡim.\"\" dijor jahveʔ \"\"t͡ʃunkuʔ ʔoʔ hit͡ʃ kimsenin aramadiɡi sijonʔdur’ dijerek senin adini surɡun kojdular.\"\"\" Old-Testament-Judges-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızlarımızı onlara eş olarak vermeyeceğimize Yahve'ye ant içtiğimize göre, geride kalanlara nasıl eşler sağlayacağız?”|kizlarimizi onlara es olarak vermejet͡ʃeɡimize jahveʔje ant it͡ʃtiɡimize ɡoreʔ ɡeride kalanlara nasil esler saɡlajat͡ʃaɡiz?” Old-Testament-Genesis-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka bir kuyu kazdılar ve bu kuyu için de kavga ettiler. Sitna adını verdi.|baska bir kuju kazdilar ve bu kuju it͡ʃin de kavɡa ettiler. sitna adini verdi. Old-Testament-Judges-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk, Yeşu'nun bütün günlerinde ve Yahve'nin İsrael için yaptığı bütün büyük işi görmüş olup Yeşu'dan sonra yaşayan ihtiyarların günlerinde Yahve'ye hizmet etti.|halkʔ jesuʔnun butun ɡunlerinde ve jahveʔnin israel it͡ʃin japtiɡi butun bujuk isi ɡormus olup jesuʔdan sonra jasajan ihtijarlarin ɡunlerinde jahveʔje hizmet etti. Old-Testament-Jeremiah-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahuda kentleri ve Yeruşalem sakinleri gidip buhur yaktıkları ilâhlara feryat edecekler, ama sıkıntı zamanlarında onları hiç kurtarmayacaklar.|o zaman jahuda kentleri ve jerusalem sakinleri ɡidip buhur jaktiklari ilahlara ferjat edet͡ʃeklerʔ ama sikinti zamanlarinda onlari hit͡ʃ kurtarmajat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Chronicles-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Yahve geceleyin Solomon'a görünüp, \"\"Duanı duydum ve burayı kendime kurban evi olarak seçtim\"\" dedi.\"|\"sonra jahve ɡet͡ʃelejin solomonʔa ɡorunupʔ \"\"duani dujdum ve buraji kendime kurban evi olarak set͡ʃtim\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Liman kışlamaya uygun olmadığından, çoğunluk bir şekilde Feniks’e ulaşıp kışı orada geçirmeyi umuyordu. Feniks, Girit’in lodos ve karayele kapalı bir limanıdır.|liman kislamaja ujɡun olmadiɡindanʔ t͡ʃoɡunluk bir sekilde feniks’e ulasip kisi orada ɡet͡ʃirmeji umujordu. feniksʔ ɡirit’in lodos ve karajele kapali bir limanidir. New-Testament-Acts-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Efendi’ye hizmet edip oruç tutarlarken Kutsal Ruh, “Barnabas’ı ve Saul’u, kendilerini çağırdığım iş için bana ayırın” dedi.|onlar efendi’je hizmet edip orut͡ʃ tutarlarken kutsal ruhʔ “barnabas’i ve saul’uʔ kendilerini t͡ʃaɡirdiɡim is it͡ʃin bana ajirin” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallarını eline teslim edecek ve sen de onların adını gökyüzünün altından yok edeceksin. Sen onları yok edene kadar hiç kimse senin önünde duramayacak.|krallarini eline teslim edet͡ʃek ve sen de onlarin adini ɡokjuzunun altindan jok edet͡ʃeksin. sen onlari jok edene kadar hit͡ʃ kimse senin onunde duramajat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-057-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yollarının uzunluğundan yoruldun; yine de, 'Boşuna' demedin. Gücünün canlanmasını buldun; bu yüzden bitkin düşmedin.|jollarinin uzunluɡundan joruldun; jine deʔ ʔbosunaʔ demedin. ɡut͡ʃunun t͡ʃanlanmasini buldun; bu juzden bitkin dusmedin. Old-Testament-Jeremiah-033-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'yı ve İsrael'i eski bolluğuna geri döndüreceğim, onları önce olduğu gibi bina edeceğim.|jahudaʔji ve israelʔi eski bolluɡuna ɡeri donduret͡ʃeɡimʔ onlari ont͡ʃe olduɡu ɡibi bina edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Joshua-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşu sabah erkenden kalktı ve İsrael'i oymaklarına göre yaklaştırdı. Yahuda oymağı seçildi.|bojlet͡ʃe jesu sabah erkenden kalkti ve israelʔi ojmaklarina ɡore jaklastirdi. jahuda ojmaɡi set͡ʃildi. New-Testament-1-Corinthians-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Stefanas, Fortunatus ve Ahaykos’un gelişine sevindim. Sizin eksikliğinizi giderdiler.|stefanasʔ fortunatus ve ahajkos’un ɡelisine sevindim. sizin eksikliɡinizi ɡiderdiler. Old-Testament-Numbers-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Sina Çölü'nden yolculuklarına devam ettiler; ve bulut Paran Çölü'nde durdu.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari sina t͡ʃoluʔnden jolt͡ʃuluklarina devam ettiler; ve bulut paran t͡ʃoluʔnde durdu. Old-Testament-Ezekiel-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onları Mısır diyarından çıkardım ve çöle getirdim.|bojlet͡ʃe onlari misir dijarindan t͡ʃikardim ve t͡ʃole ɡetirdim. Old-Testament-2-Samuel-019-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk Yarden'i geçti, kral da geçti. Sonra kral Barzillay’ı öptü ve onu kutsadı; sonra kendi yerine döndü.|butun halk jardenʔi ɡet͡ʃtiʔ kral da ɡet͡ʃti. sonra kral barzillaj’i optu ve onu kutsadi; sonra kendi jerine dondu. Old-Testament-Haggai-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci ayda, ayın yirmi birinci günü, Yahve'nin sözü Peygamber Hagay aracılığıyla geldi:|jedint͡ʃi ajdaʔ ajin jirmi birint͡ʃi ɡunuʔ jahveʔnin sozu pejɡamber haɡaj arat͡ʃiliɡijla ɡeldi Old-Testament-Isaiah-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini denizin üzerine uzattı. Krallıkları sarstı. Yahve, Kenan'ın kalelerinin yok edilmesini buyurdu.|elini denizin uzerine uzatti. kralliklari sarsti. jahveʔ kenanʔin kalelerinin jok edilmesini bujurdu. Old-Testament-Jeremiah-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ulusların boş şeyleri arasında yağmur yağdırabilen var mı? Ya da gökyüzü sağanak verebilir mi? Sen Tanrımız Yahve değil misin? Bu yüzden seni bekleyeceğiz; çünkü bütün bu şeyleri sen yaptın.\"\"\"|\"uluslarin bos sejleri arasinda jaɡmur jaɡdirabilen var mi? ja da ɡokjuzu saɡanak verebilir mi? sen tanrimiz jahve deɡil misin? bu juzden seni beklejet͡ʃeɡiz; t͡ʃunku butun bu sejleri sen japtin.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu dizginlemek rüzgârı dizginlemeye, ya da yağı sağ elinde tutmaya benzer.|onu dizɡinlemek ruzɡari dizɡinlemejeʔ ja da jaɡi saɡ elinde tutmaja benzer. New-Testament-1-Corinthians-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahudi olsun, Grek olsun, çağrılmış olanlar için Mesih Tanrı’nın gücü ve Tanrı’nın bilgeliğidir.|ama jahudi olsunʔ ɡrek olsunʔ t͡ʃaɡrilmis olanlar it͡ʃin mesih tanri’nin ɡut͡ʃu ve tanri’nin bilɡeliɡidir. Old-Testament-Amos-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi'nin sunağın yanında durduğunu gördüm; ve dedi, “Direklerin başlarını vur da, eşikler sarsılsın. Hepsinin başı üzerine onları parçala. Onların sonuncusunu kılıçla öldüreceğim. Hiçbiri kaçmayacak. Hiçbiri kaçıp kurtulmayacak.|efendiʔnin sunaɡin janinda durduɡunu ɡordum; ve dediʔ “direklerin baslarini vur daʔ esikler sarsilsin. hepsinin basi uzerine onlari part͡ʃala. onlarin sonunt͡ʃusunu kilit͡ʃla olduret͡ʃeɡim. hit͡ʃbiri kat͡ʃmajat͡ʃak. hit͡ʃbiri kat͡ʃip kurtulmajat͡ʃak. New-Testament-Matthew-026-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu, günahların bağışlanması için birçokları uğruna dökülen Yeni Antlaşma kanıdır.|t͡ʃunku buʔ ɡunahlarin baɡislanmasi it͡ʃin birt͡ʃoklari uɡruna dokulen jeni antlasma kanidir. Old-Testament-2-Chronicles-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'den: Cesur bir yiğit olan Elyada ve onunla birlikte yay ve kalkanla silahlanmış iki yüz bin kişi;|benjaminʔden t͡ʃesur bir jiɡit olan eljada ve onunla birlikte jaj ve kalkanla silahlanmis iki juz bin kisi; Old-Testament-Ezekiel-016-036|und|SPEAKER_00_Turkish|'Efendi Yahve şöyle diyor, “Senin pisliğin döküldüğü ve oynaşlarınla fahişelik ederek çıplaklığın açıldığı için; ve bütün iğrenç putların yüzünden ve onlara verdiğin çocuklarının kanı yüzünden;|ʔefendi jahve sojle dijorʔ “senin pisliɡin dokulduɡu ve ojnaslarinla fahiselik ederek t͡ʃiplakliɡin at͡ʃildiɡi it͡ʃin; ve butun iɡrent͡ʃ putlarin juzunden ve onlara verdiɡin t͡ʃot͡ʃuklarinin kani juzunden; New-Testament-Acts-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu andı içenlerin sayısı kırkı aşkındı.|bu andi it͡ʃenlerin sajisi kirki askindi. Old-Testament-Genesis-040-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Fırıncıbaşı yorumun iyi olduğunu görünce Yosef’e, “Ben de düşümdeydim” dedi, “İşte, başımın üstünde üç sepet beyaz ekmek vardı.|firint͡ʃibasi jorumun iji olduɡunu ɡorunt͡ʃe josef’eʔ “ben de dusumdejdim” dediʔ “isteʔ basimin ustunde ut͡ʃ sepet bejaz ekmek vardi. Old-Testament-1-Kings-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral Asa bütün Yahuda’ya çağrıda bulundu. Hiç kimse muaf tutulmadı. Baaşa’nın bina ettiği Rama’nın taşlarını ve kerestelerini taşıdılar ve Kral Asa bunları Benyamin’deki Geva’yı ve Mispa’yı bina etmek için kullandı.|o zaman kral asa butun jahuda’ja t͡ʃaɡrida bulundu. hit͡ʃ kimse muaf tutulmadi. baasa’nin bina ettiɡi rama’nin taslarini ve kerestelerini tasidilar ve kral asa bunlari benjamin’deki ɡeva’ji ve mispa’ji bina etmek it͡ʃin kullandi. New-Testament-1-Corinthians-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Nasıl olur, yiyip içmek için sizin evleriniz yok mu? Yoksa Tanrı’nın topluluğunu hor mu görüyorsunuz? Bir şeyi olmayanları utandırmak mı istiyorsunuz? Size ne söyleyeyim? Sizi öveyim mi? Bunda sizi övemem.|nasil olurʔ jijip it͡ʃmek it͡ʃin sizin evleriniz jok mu? joksa tanri’nin topluluɡunu hor mu ɡorujorsunuz? bir seji olmajanlari utandirmak mi istijorsunuz? size ne sojlejejim? sizi ovejim mi? bunda sizi ovemem. Old-Testament-Genesis-031-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan Yakov'a, “İşte şu yığın ve seninle benim aramızda diktiğim sütun!” dedi.|lavan jakovʔaʔ “iste su jiɡin ve seninle benim aramizda diktiɡim sutun!” dedi. New-Testament-Romans-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bir adamın itaatsizliğiyle birçokları günahkâr kılındıysa, bir adamın itaatiyle de birçokları doğru kılınacaktır.|t͡ʃunku bir adamin itaatsizliɡijle birt͡ʃoklari ɡunahkar kilindijsaʔ bir adamin itaatijle de birt͡ʃoklari doɡru kilinat͡ʃaktir. New-Testament-Galatians-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Vaatler Avraham’a ve onun soyuna söylendi. Birçok kişiyi kapsıyormuş gibi soyundan olanlara demiyor, ancak bir kişi için, “Soyundan olana” diyor, ki bu Mesih’tir.|vaatler avraham’a ve onun sojuna sojlendi. birt͡ʃok kisiji kapsijormus ɡibi sojundan olanlara demijorʔ ant͡ʃak bir kisi it͡ʃinʔ “sojundan olana” dijorʔ ki bu mesih’tir. New-Testament-Mark-006-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua beş ekmekle iki balığı aldı, göğe bakıp kutsadı; ekmekleri böldü ve önlerine koymak için öğrencilerine verdi. İki balığı da hepsinin arasında paylaştırdı.|jesua bes ekmekle iki baliɡi aldiʔ ɡoɡe bakip kutsadi; ekmekleri boldu ve onlerine kojmak it͡ʃin oɡrent͡ʃilerine verdi. iki baliɡi da hepsinin arasinda pajlastirdi. Old-Testament-Exodus-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar, \"\"Mısırlı bir adam bizi çobanların elinden kurtardı, üstelik bizim için su çekip sürüyü suladı\"\" dediler.\"|\"onlarʔ \"\"misirli bir adam bizi t͡ʃobanlarin elinden kurtardiʔ ustelik bizim it͡ʃin su t͡ʃekip suruju suladi\"\" dediler.\" Old-Testament-1-Chronicles-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bela'nın oğulları: Etsvon, Uzzi, Uzziel, Yerimot ve İri, beş; atalar evlerinin başları, cesur yiğitler; ve soy kütüğüne göre yirmi iki bin otuz dört kişi sayıldı.|belaʔnin oɡullari etsvonʔ uzziʔ uzzielʔ jerimot ve iriʔ bes; atalar evlerinin baslariʔ t͡ʃesur jiɡitler; ve soj kutuɡune ɡore jirmi iki bin otuz dort kisi sajildi. New-Testament-Matthew-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın vaftizi neredendi? Gökten mi, yoksa insanlardan mı?” Bunu kendi aralarında tartışıp, “‘Gökten dersek, bize, ‘Öyleyse ona neden inanmadınız?’ diye soracaktır.|juhanna’nin vaftizi neredendi? ɡokten miʔ joksa insanlardan mi?” bunu kendi aralarinda tartisipʔ “‘ɡokten dersekʔ bizeʔ ‘ojlejse ona neden inanmadiniz?’ dije sorat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-026-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Aşer'in oğulları: Yimna'dan Yimniler soyu; Yişvi'den Yişviler soyu; Beria'dan Berililer soyu.|sojlarina ɡore aserʔin oɡullari jimnaʔdan jimniler soju; jisviʔden jisviler soju; beriaʔdan berililer soju. New-Testament-Romans-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse ne olacak? İsrael aradığını elde edemedi, seçilmiş olanlar elde etti ve geri kalanlar katılaştı.|ojlejse ne olat͡ʃak? israel aradiɡini elde edemediʔ set͡ʃilmis olanlar elde etti ve ɡeri kalanlar katilasti. Old-Testament-Proverbs-030-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babasıyla alay eden, annesine itaati küçümseyen gözü, vadideki kargalar ayıracak, kartal yavruları yiyecek.\"\"\"|\"\"\"babasijla alaj edenʔ annesine itaati kut͡ʃumsejen ɡozuʔ vadideki karɡalar ajirat͡ʃakʔ kartal javrulari jijet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş battığında temiz olacak; ondan sonra kutsal şeylerden yiyecektir, çünkü bu onun ekmeğidir.|ɡunes battiɡinda temiz olat͡ʃak; ondan sonra kutsal sejlerden jijet͡ʃektirʔ t͡ʃunku bu onun ekmeɡidir. Old-Testament-Psalms-117-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bize olan sevgi dolu iyiliği büyüktür. Yahve’nin sadakati sonsuza dek sürer. Yah’ı övün!|t͡ʃunku bize olan sevɡi dolu ijiliɡi bujuktur. jahve’nin sadakati sonsuza dek surer. jah’i ovun! Old-Testament-Proverbs-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kusmuğuna dönen köpek neyse, ahmaklığını tekrarlayan akılsız da öyledir.|kusmuɡuna donen kopek nejseʔ ahmakliɡini tekrarlajan akilsiz da ojledir. Old-Testament-Ezekiel-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ammon'un çocuklarına de, ‘Efendi Yahve'nin sözünü dinleyin! Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Mademki sen, kutsal yerim kirletildiğinde, İsrael ülkesi harap edildiğinde, Yahuda evi sürgüne gittiği zaman ona karşı 'Oh, oh' dedin.\"|\"ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina deʔ ‘efendi jahveʔnin sozunu dinlejin! efendi jahve sojle dijor \"\"mademki senʔ kutsal jerim kirletildiɡindeʔ israel ulkesi harap edildiɡindeʔ jahuda evi surɡune ɡittiɡi zaman ona karsi ʔohʔ ohʔ dedin.\" Old-Testament-1-Chronicles-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün İsrael'le birlikte yürüdüğüm yerlerin hepsinde, halkımın çobanı olmalarını buyurduğum İsrael hâkimlerinden herhangi birine, 'Neden bana sedirden bir ev yapmadınız?' diye bir söz söyledim mi?\"\"'\"\"\"|\"butun israelʔle birlikte juruduɡum jerlerin hepsindeʔ halkimin t͡ʃobani olmalarini bujurduɡum israel hakimlerinden herhanɡi birineʔ ʔneden bana sedirden bir ev japmadiniz?ʔ dije bir soz sojledim mi?\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-073-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Tanrı nereden biliyor?” derler. “Yüceler Yücesi'nde bilgi var mı?”|onlarʔ “tanri nereden bilijor?” derler. “jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnde bilɡi var mi?” New-Testament-Acts-002-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyunca yüreklerine indi ve Petrus’a ve öbür elçilere, “Kardeşler, ne yapalım?” dediler.|bunu dujunt͡ʃa jureklerine indi ve petrus’a ve obur elt͡ʃilereʔ “kardeslerʔ ne japalim?” dediler. New-Testament-1-Thessalonians-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yanınızdan yeni dönen Timoteos, imanınız ve sevginiz hakkında bize müjde getirdi. Bizi her zaman iyi anılarla hatırladığınızı, tıpkı bizim sizi özlediğimiz gibi, sizin de bizi özlediğinizi bildirdi.|ama janinizdan jeni donen timoteosʔ imaniniz ve sevɡiniz hakkinda bize muʒde ɡetirdi. bizi her zaman iji anilarla hatirladiɡiniziʔ tipki bizim sizi ozlediɡimiz ɡibiʔ sizin de bizi ozlediɡinizi bildirdi. Old-Testament-Job-039-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ata sen mi güç verdin? Dalgalanan yeleyi boynuna sen mi giydirdin?\"|\"\"\"ata sen mi ɡut͡ʃ verdin? dalɡalanan jeleji bojnuna sen mi ɡijdirdin?\" Old-Testament-1-Kings-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yapmakta olduğun bu eve gelince, eğer benim kurallarımda yürür, hükümlerimi yerine getirir ve bütün buyruklarımda yürümek için onları tutarsan, o zaman baban David'e söylediğim sözümü seninle sağlamlaştıracağım.\"|\"\"\"japmakta olduɡun bu eve ɡelint͡ʃeʔ eɡer benim kurallarimda jururʔ hukumlerimi jerine ɡetirir ve butun bujruklarimda jurumek it͡ʃin onlari tutarsanʔ o zaman baban davidʔe sojlediɡim sozumu seninle saɡlamlastirat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Job-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İyov yine kendi benzetmesine dönüp şöyle dedi:|ijov jine kendi benzetmesine donup sojle dedi Old-Testament-Judges-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Aroer'den Minnit'e varıncaya dek yirmi kenti ve Abelkeramim'e kadar çok büyük bir kıyımla onları vurdu. Böylece Ammon'un çocukları İsrael'in çocukları önünde boyun eğdirildi.|aroerʔden minnitʔe varint͡ʃaja dek jirmi kenti ve abelkeramimʔe kadar t͡ʃok bujuk bir kijimla onlari vurdu. bojlet͡ʃe ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari onunde bojun eɡdirildi. Old-Testament-Psalms-090-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve’nin lütfu üzerimizde olsun. Ellerimizin işini bizim için pekiştir. Evet, ellerimizin işini pekiştir.|tanrimiz jahve’nin lutfu uzerimizde olsun. ellerimizin isini bizim it͡ʃin pekistir. evetʔ ellerimizin isini pekistir. New-Testament-Acts-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kıbrıs’ı görünce, adayı solda bırakıp Suriye’ye yöneldik. Sur Kenti’nde karaya çıktık. Çünkü gemi yükünü burada boşaltacaktı.|kibris’i ɡorunt͡ʃeʔ adaji solda birakip surije’je joneldik. sur kenti’nde karaja t͡ʃiktik. t͡ʃunku ɡemi jukunu burada bosaltat͡ʃakti. New-Testament-Acts-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü görüp işittiklerini bütün insanlara duyurup O’nun tanığı olacaksın.|t͡ʃunku ɡorup isittiklerini butun insanlara dujurup o’nun taniɡi olat͡ʃaksin. New-Testament-Philippians-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’de olan kardeşlerimin çoğu, tutukluluğuma güvenerek, Tanrı’nın sözünü korkusuzca duyurmak için daha çok cesaret gösteriyorlar.|efendi’de olan kardeslerimin t͡ʃoɡuʔ tutukluluɡuma ɡuvenerekʔ tanri’nin sozunu korkusuzt͡ʃa dujurmak it͡ʃin daha t͡ʃok t͡ʃesaret ɡosterijorlar. Old-Testament-Esther-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral ikinci gün şarap ziyafetinde yine Ester'e şöyle dedi: \"\"Ey Kraliçe Ester, rican nedir? Sana verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısına kadar yerine getirilecek.\"\"\"|\"kral ikint͡ʃi ɡun sarap zijafetinde jine esterʔe sojle dedi \"\"ej kralit͡ʃe esterʔ rit͡ʃan nedir? sana verilet͡ʃek. dileɡin nedir? kralliɡin jarisina kadar jerine ɡetirilet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak bütün hayvanları ve kentlerden yağmalanan malları kendimiz için yağmaladık.|ant͡ʃak butun hajvanlari ve kentlerden jaɡmalanan mallari kendimiz it͡ʃin jaɡmaladik. Old-Testament-Jeremiah-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Yahuda halkına ve Yeruşalem'e şöyle diyor: “Nadasa bırakılmış toprağınızı sürün ve dikenler arasına ekmeyin.|t͡ʃunku jahve jahuda halkina ve jerusalemʔe sojle dijor “nadasa birakilmis topraɡinizi surun ve dikenler arasina ekmejin. New-Testament-Acts-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyunca, hep birlikte seslerini yükselterek Tanrı’ya şöyle dediler: “Ey Efendiniz! Gökyüzünü, yeryüzünü, denizi ve onlarda bulunan her şeyi yaratan sensin.|bunu dujunt͡ʃaʔ hep birlikte seslerini jukselterek tanri’ja sojle dediler “ej efendiniz! ɡokjuzunuʔ jerjuzunuʔ denizi ve onlarda bulunan her seji jaratan sensin. New-Testament-Luke-022-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı yakalayıp götürdüler, O'nu başkâhinin evine getirdiler. Ama Petrus uzaktan takip ediyordu.|jesua’ji jakalajip ɡoturdulerʔ oʔnu baskahinin evine ɡetirdiler. ama petrus uzaktan takip edijordu. Old-Testament-Psalms-055-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıllarını ve dillerini karıştır, ey Efendim, çünkü kentte şiddet ve çekişme gördüm.|akillarini ve dillerini karistirʔ ej efendimʔ t͡ʃunku kentte siddet ve t͡ʃekisme ɡordum. Old-Testament-Leviticus-013-045|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kendisinde cüzzam vebası olan kişi, yırtık giysiler giyecek, saçı çözülecek. Üst dudağını kapatacak ve 'Kirli, kirli!' diye bağıracak.\"|\"\"\"kendisinde t͡ʃuzzam vebasi olan kisiʔ jirtik ɡijsiler ɡijet͡ʃekʔ sat͡ʃi t͡ʃozulet͡ʃek. ust dudaɡini kapatat͡ʃak ve ʔkirliʔ kirli!ʔ dije baɡirat͡ʃak.\" Old-Testament-Genesis-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Gökyüzünün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” dedi ve öyle oldu.|tanriʔ “ɡokjuzunun altindaki sular bir jere toplansinʔ kuru toprak ɡorunsun” dedi ve ojle oldu. Old-Testament-Proverbs-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulu ezen onu Yaradanı aşağılar, ama muhtaca iyilik eden O'na saygı gösterir.|joksulu ezen onu jaradani asaɡilarʔ ama muhtat͡ʃa ijilik eden oʔna sajɡi ɡosterir. Old-Testament-Job-040-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte gücü belindedir. Kuvveti karnının kaslarında.|iste ɡut͡ʃu belindedir. kuvveti karninin kaslarinda. New-Testament-Matthew-013-041|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanoğlu meleklerini gönderecek, onlar da tökezlemeye neden olan her şeyi, kötülük yapan herkesi, O’nun krallığından toplayarak ateşe atacaktır.|insanoɡlu meleklerini ɡonderet͡ʃekʔ onlar da tokezlemeje neden olan her sejiʔ kotuluk japan herkesiʔ o’nun kralliɡindan toplajarak atese atat͡ʃaktir. New-Testament-John-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yeşua gözlerini kaldırıp büyük bir topluluğun kendisine doğru geldiğini görünce Filipus’a, “Bunlar yesin diye nereden ekmek satın alalım?” dedi.|bu nedenle jesua ɡozlerini kaldirip bujuk bir topluluɡun kendisine doɡru ɡeldiɡini ɡorunt͡ʃe filipus’aʔ “bunlar jesin dije nereden ekmek satin alalim?” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrınız Yahve sizinle birlikte değil mi? Her yandan size rahat vermedi mi? Çünkü ülkenin sakinlerini benim elime teslim etti; ülke Yahve'nin ve halkının önünde boyun eğdi.|“tanriniz jahve sizinle birlikte deɡil mi? her jandan size rahat vermedi mi? t͡ʃunku ulkenin sakinlerini benim elime teslim etti; ulke jahveʔnin ve halkinin onunde bojun eɡdi. Old-Testament-Ezra-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytlehem'in çocukları, yüz yirmi üç.|bejtlehemʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ juz jirmi ut͡ʃ. Old-Testament-Genesis-044-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendime, ‘Çocuk babasını bırakamaz, babasını bırakırsa babası ölür.’ demiştik.|efendimeʔ ‘t͡ʃot͡ʃuk babasini birakamazʔ babasini birakirsa babasi olur.’ demistik. Old-Testament-Isaiah-040-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse Tanrı'yı kime benzeteceksiniz? Ya da hangi benzerliği O'na kıyas tutacaksınız?|ojlejse tanriʔji kime benzetet͡ʃeksiniz? ja da hanɡi benzerliɡi oʔna kijas tutat͡ʃaksiniz? Old-Testament-1-Kings-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in Tanrısı Yahve aracılığıyla sana ant içtiğim gibi, 'Kesinlikle senin oğlun Solomon benden sonra krallık edecek ve benim yerime tahtıma o oturacak.' Bunu bugün kesinlikle yapacağım.\"\"\"|\"israelʔin tanrisi jahve arat͡ʃiliɡijla sana ant it͡ʃtiɡim ɡibiʔ ʔkesinlikle senin oɡlun solomon benden sonra krallik edet͡ʃek ve benim jerime tahtima o oturat͡ʃak.ʔ bunu buɡun kesinlikle japat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Job-034-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı önüne mahkemeye gelsin diye, O'nun bir adamı daha fazla araştırmasına gerek yoktur.|t͡ʃunku tanri onune mahkemeje ɡelsin dijeʔ oʔnun bir adami daha fazla arastirmasina ɡerek joktur. Old-Testament-Jeremiah-023-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık Yahve’den gelen haberi anmayacaksınız, çünkü herkesin sözü kendi haberi olacak; çünkü siz diri Tanrı’nın, Ordular Yahvesi'nin sözlerini çarpıttınız.|artik jahve’den ɡelen haberi anmajat͡ʃaksinizʔ t͡ʃunku herkesin sozu kendi haberi olat͡ʃak; t͡ʃunku siz diri tanri’ninʔ ordular jahvesiʔnin sozlerini t͡ʃarpittiniz. Old-Testament-2-Kings-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, hizmetkârları peygamberler aracılığıyla söyleyip dedi,|jahveʔ hizmetkarlari pejɡamberler arat͡ʃiliɡijla sojlejip dediʔ Old-Testament-Leviticus-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o gün sizi arındırmak üzere sizin için kefaret edilecek. Yahve'nin önünde bütün günahlarınızdan arınacaksınız.|t͡ʃunku o ɡun sizi arindirmak uzere sizin it͡ʃin kefaret edilet͡ʃek. jahveʔnin onunde butun ɡunahlarinizdan arinat͡ʃaksiniz. New-Testament-Luke-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Ruh’la dolu olarak Yarden'den dönen Yeşua, Ruh tarafından çöle yöneltildi.|kutsal ruh’la dolu olarak jardenʔden donen jesuaʔ ruh tarafindan t͡ʃole joneltildi. Old-Testament-Exodus-029-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önündeki mayasız ekmek sepetinden bir somun ekmek, bir yağlı pide ve bir de yufka alacaksın.|jahveʔnin onundeki majasiz ekmek sepetinden bir somun ekmekʔ bir jaɡli pide ve bir de jufka alat͡ʃaksin. Old-Testament-Lamentations-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Soyluları kardan daha temizdi. Sütten daha beyazdı. Bedence yakuttan daha kırmızıydı. Safir gibi parlıyordu.|sojlulari kardan daha temizdi. sutten daha bejazdi. bedent͡ʃe jakuttan daha kirmizijdi. safir ɡibi parlijordu. Old-Testament-Exodus-036-026|und|SPEAKER_00_Turkish|bir çerçevenin altında iki taban, diğer bir çerçevenin altında iki taban olmak üzere onların kırk gümüş tabanını yaptı.|bir t͡ʃert͡ʃevenin altinda iki tabanʔ diɡer bir t͡ʃert͡ʃevenin altinda iki taban olmak uzere onlarin kirk ɡumus tabanini japti. Old-Testament-Psalms-080-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Duvarlarını neden yıktın, yoldan geçen herkes onu neden koparıyor?|duvarlarini neden jiktinʔ joldan ɡet͡ʃen herkes onu neden koparijor? Old-Testament-1-Chronicles-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar çömlekçiler ve Netaim ve Gederah sakinleriydi; kralın işinde onunla birlikte orada yaşıyorlardı.|bunlar t͡ʃomlekt͡ʃiler ve netaim ve ɡederah sakinlerijdi; kralin isinde onunla birlikte orada jasijorlardi. Old-Testament-Proverbs-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücünü kadınlara, yollarını kralları yok eden şeylere verme.|ɡut͡ʃunu kadinlaraʔ jollarini krallari jok eden sejlere verme. Old-Testament-Exodus-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Beş perdeyi ayrı ayrı, altı perdeyi ayrı ayrı birleştireceksin; altıncı perdeyi çadırın ön tarafında ikiye katlayacaksın.|bes perdeji ajri ajriʔ alti perdeji ajri ajri birlestiret͡ʃeksin; altint͡ʃi perdeji t͡ʃadirin on tarafinda ikije katlajat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-035-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelikte, anlayışta, bilgide ve her türlü ustalıkta;|bilɡelikteʔ anlajistaʔ bilɡide ve her turlu ustalikta; Old-Testament-Exodus-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer bir adam kızını hizmetçi olarak satarsa, kız erkek hizmetçiler gibi dışarı çıkmayacaktır.\"|\"\"\"eɡer bir adam kizini hizmett͡ʃi olarak satarsaʔ kiz erkek hizmett͡ʃiler ɡibi disari t͡ʃikmajat͡ʃaktir.\" Old-Testament-1-Chronicles-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevron'un oğulları: Yeriah, ikinci Amarya, üçüncü Yahaziel ve dördüncü Yekameam.|hevronʔun oɡullari jeriahʔ ikint͡ʃi amarjaʔ ut͡ʃunt͡ʃu jahaziel ve dordunt͡ʃu jekameam. Old-Testament-2-Samuel-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara dokunan adam demir ve mızrak sapıyla silahlanmalıdır. Yerlerinde ateşle tamamen yakılacaklardır.”|onlara dokunan adam demir ve mizrak sapijla silahlanmalidir. jerlerinde atesle tamamen jakilat͡ʃaklardir.” Old-Testament-Joshua-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ay Kenti'nin halkı arkalarına baktıklarında kentin dumanının göğe yükseldiğini gördüler ve onların şu ya da bu yana kaçmaya güçleri yoktu. Çöle kaçan halk kendilerini kovalayanların üzerine geri döndü.|aj kentiʔnin halki arkalarina baktiklarinda kentin dumaninin ɡoɡe jukseldiɡini ɡorduler ve onlarin su ja da bu jana kat͡ʃmaja ɡut͡ʃleri joktu. t͡ʃole kat͡ʃan halk kendilerini kovalajanlarin uzerine ɡeri dondu. Old-Testament-Joshua-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Manaşşe oymağının yarısına miras verdi. Boylarına göre Manaşşe'nin çocuklarının yarım oymağı içindi.|mose manasse ojmaɡinin jarisina miras verdi. bojlarina ɡore manasseʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin jarim ojmaɡi it͡ʃindi. Old-Testament-Leviticus-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kâhin onu inceleyip parlak lekede hiç beyaz kıl olmadığını ve deriden daha derin olmayıp solgunlaştığını görürse, o zaman kâhin onu yedi gün kapayacaktır.|ama kahin onu int͡ʃelejip parlak lekede hit͡ʃ bejaz kil olmadiɡini ve deriden daha derin olmajip solɡunlastiɡini ɡorurseʔ o zaman kahin onu jedi ɡun kapajat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|kızıl çaylak, her tür kara çaylak,|kizil t͡ʃajlakʔ her tur kara t͡ʃajlakʔ New-Testament-Colossians-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O bizi karanlığın gücünden kurtarıp sevgili Oğlu’nun Krallığı'na aktardı.|o bizi karanliɡin ɡut͡ʃunden kurtarip sevɡili oɡlu’nun kralliɡiʔna aktardi. Old-Testament-1-Chronicles-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Karmi'nin oğlu: Adanmış şeye karşı suç işleyerek İsrael'i sıkıntıya sokan Ahar.|karmiʔnin oɡlu adanmis seje karsi sut͡ʃ islejerek israelʔi sikintija sokan ahar. Old-Testament-Nehemiah-012-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Maaseya, Şemaya, Eleazar, Uzzi, Yehohanan, Malkiya, Elam ve Ezer durdular. Ezgiciler, gözetmenleri Yezrahya ile birlikte yüksek sesle ezgi söylediler.|maasejaʔ semajaʔ eleazarʔ uzziʔ jehohananʔ malkijaʔ elam ve ezer durdular. ezɡit͡ʃilerʔ ɡozetmenleri jezrahja ile birlikte juksek sesle ezɡi sojlediler. New-Testament-Acts-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu yanında götürmek isteyen Pavlus, o bölgede bulunan Yahudiler yüzünden onu sünnet ettirdi. Çünkü hepsi babasının bir Grek olduğunu biliyordu.|onu janinda ɡoturmek istejen pavlusʔ o bolɡede bulunan jahudiler juzunden onu sunnet ettirdi. t͡ʃunku hepsi babasinin bir ɡrek olduɡunu bilijordu. Old-Testament-2-Chronicles-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sunağını yaptırdı, üzerinde esenlik kurbanları ve şükran kurbanları sundu ve Yahuda'ya İsrael'in Tanrısı Yahve'ye hizmet etmelerini buyurdu.|jahveʔnin sunaɡini japtirdiʔ uzerinde esenlik kurbanlari ve sukran kurbanlari sundu ve jahudaʔja israelʔin tanrisi jahveʔje hizmet etmelerini bujurdu. Old-Testament-Jeremiah-041-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gedalya'yı öldürdükten sonraki ikinci gün, bunu kimse bilmiyordu,|ɡedaljaʔji oldurdukten sonraki ikint͡ʃi ɡunʔ bunu kimse bilmijorduʔ Old-Testament-Leviticus-026-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ekmek desteğinizi kırdığımda, ekmeğini on kadın aynı fırında pişirecekler ve ekmeğinizi tartarak getirecekler. Yiyeceksiniz ama doymayacaksınız.'\"\"\"|\"ekmek desteɡinizi kirdiɡimdaʔ ekmeɡini on kadin ajni firinda pisiret͡ʃekler ve ekmeɡinizi tartarak ɡetiret͡ʃekler. jijet͡ʃeksiniz ama dojmajat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-044-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni fidye ile kurtaran, sana rahimde biçim veren Yahve şöyle diyor: “Ben her şeyi yaratan, gökleri tek başına geren, yeryüzünü kendi kendime seren;|seni fidje ile kurtaranʔ sana rahimde bit͡ʃim veren jahve sojle dijor “ben her seji jaratanʔ ɡokleri tek basina ɡerenʔ jerjuzunu kendi kendime seren; New-Testament-Luke-024-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların gözleri açıldı ve O’nu tanıdılar. O zaman Yeşua gözlerinin önünden kayboldu.|onlarin ɡozleri at͡ʃildi ve o’nu tanidilar. o zaman jesua ɡozlerinin onunden kajboldu. Old-Testament-Exodus-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu Tanrı'nın Ruhu'yla, bilgelikle, anlayışla, bilgiyle ve her türlü ustalıkla doldurdum;|onu tanriʔnin ruhuʔjlaʔ bilɡelikleʔ anlajislaʔ bilɡijle ve her turlu ustalikla doldurdum; Old-Testament-Numbers-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kâhin Eleazar'a vereceksin; o da onu ordugâhın dışına çıkaracak; biri onu onun önünde kesecek.|onu kahin eleazarʔa veret͡ʃeksin; o da onu orduɡahin disina t͡ʃikarat͡ʃak; biri onu onun onunde keset͡ʃek. New-Testament-Romans-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın yargısının, böyle şeyler yapanlara karşı gerçeğe göre olduğunu biliyoruz.|tanriʔnin jarɡisininʔ bojle sejler japanlara karsi ɡert͡ʃeɡe ɡore olduɡunu bilijoruz. Old-Testament-Isaiah-049-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlüden ganimet alınacak mı, ya da yasal tutsaklar kurtarılacak mı?|ɡut͡ʃluden ɡanimet alinat͡ʃak miʔ ja da jasal tutsaklar kurtarilat͡ʃak mi? Old-Testament-Job-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yorguna su vermedin, açtan da ekmeği esirgedin.|jorɡuna su vermedinʔ at͡ʃtan da ekmeɡi esirɡedin. Old-Testament-Deuteronomy-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik sunularını kesip orada yiyeceksin. Tanrın Yahve'nin önünde sevineceksin.|esenlik sunularini kesip orada jijet͡ʃeksin. tanrin jahveʔnin onunde sevinet͡ʃeksin. New-Testament-Romans-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Efendi, peygamberlerini öldürdüler, sunaklarını yıktılar. Yalnız ben kaldım, benim yaşamımın da peşindeler.”|“ej efendiʔ pejɡamberlerini oldurdulerʔ sunaklarini jiktilar. jalniz ben kaldimʔ benim jasamimin da pesindeler.” New-Testament-Romans-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı “herkese, yaptıklarına göre karşılık verecektir:”|tanri “herkeseʔ japtiklarina ɡore karsilik veret͡ʃektir” New-Testament-Romans-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’te emektaşımız olan Urbanus’a ve sevgili Stakis’e selam söyleyin.|mesih’te emektasimiz olan urbanus’a ve sevɡili stakis’e selam sojlejin. New-Testament-Acts-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Acı çektikten sonra çok kanıtlarla kendisini diri olarak da onlara gösterdi. Kırk gün boyunca onlara görünüp Tanrı’nın Krallığı hakkında konuştu.|at͡ʃi t͡ʃektikten sonra t͡ʃok kanitlarla kendisini diri olarak da onlara ɡosterdi. kirk ɡun bojunt͡ʃa onlara ɡorunup tanri’nin kralliɡi hakkinda konustu. New-Testament-Luke-012-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.”|hazineniz neredejseʔ jureɡiniz de orada olat͡ʃaktir.” New-Testament-1-Corinthians-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı için Yasa’sız biri değilim, Mesih’in Yasası altındayım. Yasa’sız olanları kazanmak için Yasa’dan yoksunmuşum gibi davrandım.|tanri it͡ʃin jasa’siz biri deɡilimʔ mesih’in jasasi altindajim. jasa’siz olanlari kazanmak it͡ʃin jasa’dan joksunmusum ɡibi davrandim. Old-Testament-Joshua-021-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve atalarına vermeye ant içtiği diyarın tümünü İsrael'e verdi. Onu mülk edindiler ve içinde yaşadılar.|bunun uzerine jahve atalarina vermeje ant it͡ʃtiɡi dijarin tumunu israelʔe verdi. onu mulk edindiler ve it͡ʃinde jasadilar. Old-Testament-Jeremiah-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Buraya ve sakinlerine şunu yapacağım,” diyor Yahve, “Bu kenti Tofet gibi yapacağım.|buraja ve sakinlerine sunu japat͡ʃaɡimʔ” dijor jahveʔ “bu kenti tofet ɡibi japat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Samuel-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanı gelince, Hanna gebe kaldı ve bir oğul doğurdu. Adını Samuel koydu ve, “Çünkü onu Yahve'den diledim” dedi.|zamani ɡelint͡ʃeʔ hanna ɡebe kaldi ve bir oɡul doɡurdu. adini samuel kojdu veʔ “t͡ʃunku onu jahveʔden diledim” dedi. Old-Testament-Judges-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Parayı annesine geri verince, annesi iki yüz parça gümüş alıp bunları bir gümüşçüye verdi; o da bundan oyma bir suret ve dökme bir suret yaptı. Mika'nın evindeydi.|paraji annesine ɡeri verint͡ʃeʔ annesi iki juz part͡ʃa ɡumus alip bunlari bir ɡumust͡ʃuje verdi; o da bundan ojma bir suret ve dokme bir suret japti. mikaʔnin evindejdi. Old-Testament-Proverbs-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeol ve Avadon Yahve'nin önündedir, nerede kaldı ki, insanoğullarının yürekleri!|seol ve avadon jahveʔnin onundedirʔ nerede kaldi kiʔ insanoɡullarinin jurekleri! New-Testament-James-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|güzel giysiler giyene ilgiyle, “Buraya iyi bir yere otur”, yoksula, “Şurada dur” ya da “Ayağımın dibine otur” derseniz,|ɡuzel ɡijsiler ɡijene ilɡijleʔ “buraja iji bir jere otur”ʔ joksulaʔ “surada dur” ja da “ajaɡimin dibine otur” dersenizʔ Old-Testament-2-Samuel-019-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Barzillay'a, \"\"Benimle gel, ben de Yeruşalem'de seni yanımda beslerim\"\" dedi.\"|\"kral barzillajʔaʔ \"\"benimle ɡelʔ ben de jerusalemʔde seni janimda beslerim\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Zengin kişi kendi gözünde bilgedir, ama anlayışlı yoksul onun içini görür.|zenɡin kisi kendi ɡozunde bilɡedirʔ ama anlajisli joksul onun it͡ʃini ɡorur. Old-Testament-Ezra-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bezay'ın çocukları, üç yüz yirmi üç.|bezajʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ut͡ʃ juz jirmi ut͡ʃ. New-Testament-Acts-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal ve adil Olan’ı reddedip bir katilin size verilmesini istediniz.|kutsal ve adil olan’i reddedip bir katilin size verilmesini istediniz. New-Testament-Hebrews-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İmansızlıklarından ötürü içeri giremediklerini görüyoruz.|imansizliklarindan oturu it͡ʃeri ɡiremediklerini ɡorujoruz. Old-Testament-Isaiah-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yahve insanları uzaklara götürecek, ülkenin içinde terk edilmiş yerler çok olacak.|ve jahve insanlari uzaklara ɡoturet͡ʃekʔ ulkenin it͡ʃinde terk edilmis jerler t͡ʃok olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi ulusların arasına dağıtacağım, ülkelere saçacağım. Kirliliğinizi sizden arındıracağım.|sizi uluslarin arasina daɡitat͡ʃaɡimʔ ulkelere sat͡ʃat͡ʃaɡim. kirliliɡinizi sizden arindirat͡ʃaɡim. New-Testament-John-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Koyunların çobanı ve sahibi olmayan ücretli adam, kurdun geldiğini görünce, koyunları bırakıp kaçar. Kurt, koyunları kapar ve onları dağıtır.|kojunlarin t͡ʃobani ve sahibi olmajan ut͡ʃretli adamʔ kurdun ɡeldiɡini ɡorunt͡ʃeʔ kojunlari birakip kat͡ʃar. kurtʔ kojunlari kapar ve onlari daɡitir. Old-Testament-Exodus-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'ye feryat edip, dedi: \"\"Bu halka ne yapayım? Neredeyse beni taşlayacaklar.”\"|\"mose jahveʔje ferjat edipʔ dedi \"\"bu halka ne japajim? neredejse beni taslajat͡ʃaklar.”\" Old-Testament-1-Samuel-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârları bu sözleri David’e ilettiklerinde, David kralın damadı olacağına sevindi. Teslim edilme gününden önce,|hizmetkarlari bu sozleri david’e ilettiklerindeʔ david kralin damadi olat͡ʃaɡina sevindi. teslim edilme ɡununden ont͡ʃeʔ Old-Testament-Job-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sizin bildiğinizi ben de biliyorum. Ben sizden aşağı değilim.\"\"\"|\"sizin bildiɡinizi ben de bilijorum. ben sizden asaɡi deɡilim.\"\"\" New-Testament-Luke-012-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer o hizmetkâr yüreğinden, ‘Efendimin gelişi gecikiyor’ der kadın ve erkek hizmetkârları dövmeye, yiyip içip sarhoş olmaya başlarsa,|ama eɡer o hizmetkar jureɡindenʔ ‘efendimin ɡelisi ɡet͡ʃikijor’ der kadin ve erkek hizmetkarlari dovmejeʔ jijip it͡ʃip sarhos olmaja baslarsaʔ New-Testament-Matthew-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da işte, kendi gözünde direk varken kardeşine nasıl olur da ‘İzin ver gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin?|ja da isteʔ kendi ɡozunde direk varken kardesine nasil olur da ‘izin ver ɡozundeki t͡ʃopu t͡ʃikarajim’ dersin? New-Testament-John-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi nasıl gördüğünü ve gözlerini kimin açtığını bilmiyoruz. Kendisi yaşını almıştır, ona sorun. Kendisi için konuşsun” diye karşılık verdiler.|ama simdi nasil ɡorduɡunu ve ɡozlerini kimin at͡ʃtiɡini bilmijoruz. kendisi jasini almistirʔ ona sorun. kendisi it͡ʃin konussun” dije karsilik verdiler. New-Testament-Acts-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben konuşmaya başlayınca, Kutsal Ruh başlangıçta bizim üzerimize indiği gibi onların üzerine de indi.|ben konusmaja baslajint͡ʃaʔ kutsal ruh baslanɡit͡ʃta bizim uzerimize indiɡi ɡibi onlarin uzerine de indi. Old-Testament-Numbers-001-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Levililer atalarının oymağına göre onların arasında sayılmadı.|ant͡ʃak levililer atalarinin ojmaɡina ɡore onlarin arasinda sajilmadi. Old-Testament-Numbers-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eşek Balam'a şöyle dedi: \"\"Bugüne dek bütün ömrün boyunca üzerine bindiğin eşeğin ben değil miyim? Sana böyle yapmışlığım oldu mu hiç?” \"\"Hayır\"\" dedi.\"|\"esek balamʔa sojle dedi \"\"buɡune dek butun omrun bojunt͡ʃa uzerine bindiɡin eseɡin ben deɡil mijim? sana bojle japmisliɡim oldu mu hit͡ʃ?” \"\"hajir\"\" dedi.\" New-Testament-Mark-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öncelikle Müjde’nin bütün uluslara duyurulması gerekir.|ont͡ʃelikle muʒde’nin butun uluslara dujurulmasi ɡerekir. New-Testament-Acts-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Filipus Samariya Kenti’ne inip onlara Mesih’i duyurdu.|filipus samarija kenti’ne inip onlara mesih’i dujurdu. New-Testament-Mark-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle ki, ‘Baksınlar ama görmesinler, duysunlar ama anlamasınlar, öyle ki, dönüp bağışlanmasınlar.’”|sojle kiʔ ‘baksinlar ama ɡormesinlerʔ dujsunlar ama anlamasinlarʔ ojle kiʔ donup baɡislanmasinlar.’” Old-Testament-1-Kings-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviyam atalarıyla uyudu ve onu David'in kentinde gömdüler; ve oğlu Asa onun yerine kral oldu.|avijam atalarijla ujudu ve onu davidʔin kentinde ɡomduler; ve oɡlu asa onun jerine kral oldu. Old-Testament-2-Kings-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçte biri Sur Kapısı'nda, üçte biri de muhafızların arkasındaki kapıda olacak. Böylece evin bekçiliğini yapacak ve bir duvar olacaksınız.|ut͡ʃte biri sur kapisiʔndaʔ ut͡ʃte biri de muhafizlarin arkasindaki kapida olat͡ʃak. bojlet͡ʃe evin bekt͡ʃiliɡini japat͡ʃak ve bir duvar olat͡ʃaksiniz. New-Testament-John-001-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, ertesi gün Galile’ye gitmeye karar verdi. Filipus’u bulup ona, “Ardımdan gel” dedi.|jesuaʔ ertesi ɡun ɡalile’je ɡitmeje karar verdi. filipus’u bulup onaʔ “ardimdan ɡel” dedi. New-Testament-Matthew-025-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Koyunları sağına, keçileri soluna koyacak.|kojunlari saɡinaʔ ket͡ʃileri soluna kojat͡ʃak. Old-Testament-Job-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hakkımı elimden alan Tanrı'nın varlık hakkı için, ve canıma acılık katan Her Şeye Gücü Yeten'in hakkı için,|“hakkimi elimden alan tanriʔnin varlik hakki it͡ʃinʔ ve t͡ʃanima at͡ʃilik katan her seje ɡut͡ʃu jetenʔin hakki it͡ʃinʔ New-Testament-Philippians-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu tanımak, dirilişinin gücünü ve çekmiş olduğu acılara ortak olmanın ne olduğunu bilmek, ölümünde O’nunla özdeşleşmek,|o’nu tanimakʔ dirilisinin ɡut͡ʃunu ve t͡ʃekmis olduɡu at͡ʃilara ortak olmanin ne olduɡunu bilmekʔ olumunde o’nunla ozdeslesmekʔ Old-Testament-1-Chronicles-006-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmet edenler ve oğulları şunlardır: Kohatoğulları'ndan: Samuel oğlu Yoel oğlu ilahi söyleyen Heman,|hizmet edenler ve oɡullari sunlardir kohatoɡullariʔndan samuel oɡlu joel oɡlu ilahi sojlejen hemanʔ Old-Testament-Ezra-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve şöyle dedim, Tanrım, utanıyorum, yüzümü sana, Tanrım'a kaldırmaya utanıyorum, çünkü kötülüğümüz başımızdan aştı ve suçumuz göğe kadar yükseldi.|ve sojle dedimʔ tanrimʔ utanijorumʔ juzumu sanaʔ tanrimʔa kaldirmaja utanijorumʔ t͡ʃunku kotuluɡumuz basimizdan asti ve sut͡ʃumuz ɡoɡe kadar jukseldi. New-Testament-Hebrews-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Kutsal Yasa’ya göre bütün halka her buyruğunu söyledikten sonra su, al yapağı, mercanköşkotu ile danaların ve tekelerin kanını alıp hem kitabın hem de bütün halkın üzerine serpti.|moseʔ kutsal jasa’ja ɡore butun halka her bujruɡunu sojledikten sonra suʔ al japaɡiʔ mert͡ʃankoskotu ile danalarin ve tekelerin kanini alip hem kitabin hem de butun halkin uzerine serpti. Old-Testament-Psalms-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık başım çevremdeki düşmanlarımın üzerinde yükselecek. O’nun çadırında sevinç kurbanları sunacağım. Ezgilerle, ilahilerle Yahve’yi öveceğim.|artik basim t͡ʃevremdeki dusmanlarimin uzerinde jukselet͡ʃek. o’nun t͡ʃadirinda sevint͡ʃ kurbanlari sunat͡ʃaɡim. ezɡilerleʔ ilahilerle jahve’ji ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Chronicles-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü görevleri, Yahve'nin evinin hizmeti için, avlularda, odalarda ve bütün kutsal şeylerin temizlenmesinde, Tanrı evinin hizmetinde Aronoğulları'nın yanında durmak,|t͡ʃunku ɡorevleriʔ jahveʔnin evinin hizmeti it͡ʃinʔ avlulardaʔ odalarda ve butun kutsal sejlerin temizlenmesindeʔ tanri evinin hizmetinde aronoɡullariʔnin janinda durmakʔ Old-Testament-1-Kings-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Seninle geri dönemem, seninle içeri giremem. Bu yerde seninle ekmek yemem, su içmem.\"\" dedi.\"|\"“seninle ɡeri donememʔ seninle it͡ʃeri ɡiremem. bu jerde seninle ekmek jememʔ su it͡ʃmem.\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-109-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürekli Yahve’nin önünde bulunsunlar, öyle ki, anılarını yeryüzünden kesip atsın.|surekli jahve’nin onunde bulunsunlarʔ ojle kiʔ anilarini jerjuzunden kesip atsin. Old-Testament-1-Chronicles-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan ilk oğlu Sidon'un ve Hititler'in,|kenan ilk oɡlu sidonʔun ve hititlerʔinʔ Old-Testament-Job-033-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi düşün ey İyov, beni dinle. Sen sus da, ben konuşayım.|iji dusun ej ijovʔ beni dinle. sen sus daʔ ben konusajim. Old-Testament-Exodus-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Antlaşma kitabını alıp halkın önünde okudu ve onlar, \"\"Yahve'nin bütün söylediklerini yapacağız ve itaat edeceğiz\"\" dediler.\"|\"antlasma kitabini alip halkin onunde okudu ve onlarʔ \"\"jahveʔnin butun sojlediklerini japat͡ʃaɡiz ve itaat edet͡ʃeɡiz\"\" dediler.\" Old-Testament-Nehemiah-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem duvarının adanmasında, sevinçle, hem şükranla, hem ezgilerle, zillerle, telli çalgılarla ve çenklerle adamayı tutmak için Levililer'i Yeruşalem'e getirmek üzere onları bütün yerlerinden aradılar.|jerusalem duvarinin adanmasindaʔ sevint͡ʃleʔ hem sukranlaʔ hem ezɡilerleʔ zillerleʔ telli t͡ʃalɡilarla ve t͡ʃenklerle adamaji tutmak it͡ʃin levililerʔi jerusalemʔe ɡetirmek uzere onlari butun jerlerinden aradilar. Old-Testament-Genesis-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklar onun içinde itiştiler. Rebeka, “Madem böyle, ben niye yaşıyorum” dedi. Yahve’ye danışmaya gitti.|t͡ʃot͡ʃuklar onun it͡ʃinde itistiler. rebekaʔ “madem bojleʔ ben nije jasijorum” dedi. jahve’je danismaja ɡitti. Old-Testament-Exodus-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun şöyle dedi, \"\"Yahve kim ki, İsrael'in gitmesine izin vermek için O'nun sözünü dinleyeyim? Yahve'yi tanımıyorum ve dahası İsrael'in gitmesine izin vermeyeceğim.\"\"\"|\"firavun sojle dediʔ \"\"jahve kim kiʔ israelʔin ɡitmesine izin vermek it͡ʃin oʔnun sozunu dinlejejim? jahveʔji tanimijorum ve dahasi israelʔin ɡitmesine izin vermejet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber Yeşaya Yahve'ye yakardı; O da Ahaz'ın güneş saatinin üzerine inmiş olan gölgeyi on adım geri getirdi.|pejɡamber jesaja jahveʔje jakardi; o da ahazʔin ɡunes saatinin uzerine inmis olan ɡolɡeji on adim ɡeri ɡetirdi. Old-Testament-Numbers-032-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin önünde silahlanmış olarak Kenan ülkesine geçeceğiz ve mirasımızın mülkü Yarden'in ötesinde bizde kalacaktır.\"\"\"|\"jahveʔnin onunde silahlanmis olarak kenan ulkesine ɡet͡ʃet͡ʃeɡiz ve mirasimizin mulku jardenʔin otesinde bizde kalat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Judges-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|'Bir kız, her erkeğe iki kız; Sisera'ya boyalı giysi yağması, işlenmiş boyalı giysi yağması, yağma olarak iki yanı işlenmiş boyalı giysi, ganimeti bulup da paylaşmadılar mı?'|ʔbir kizʔ her erkeɡe iki kiz; siseraʔja bojali ɡijsi jaɡmasiʔ islenmis bojali ɡijsi jaɡmasiʔ jaɡma olarak iki jani islenmis bojali ɡijsiʔ ɡanimeti bulup da pajlasmadilar mi?ʔ Old-Testament-Amos-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz hiçe sevinenler, 'Kendi gücümüzle kendimize boynuz almadık mı?' diyen sizler.|siz hit͡ʃe sevinenlerʔ ʔkendi ɡut͡ʃumuzle kendimize bojnuz almadik mi?ʔ dijen sizler. Old-Testament-Jeremiah-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama beni dinlemediler, kulaklarını eğmediler, enselerini sertleştirdiler. Atalarından daha kötüsünü yaptılar.\"\"\"|\"ama beni dinlemedilerʔ kulaklarini eɡmedilerʔ enselerini sertlestirdiler. atalarindan daha kotusunu japtilar.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece gitti ve Karmel Dağı'ndaki Tanrı adamının yanına geldi. Tanrı adamı onu uzaktan görünce, uşağı Gehazi'ye, \"\"İşte Şunemli kadın orada\"\" dedi.\"|\"bojlet͡ʃe ɡitti ve karmel daɡiʔndaki tanri adaminin janina ɡeldi. tanri adami onu uzaktan ɡorunt͡ʃeʔ usaɡi ɡehaziʔjeʔ \"\"iste sunemli kadin orada\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-049-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Zevulun deniz kıyısında oturacak. Gemilere liman olacak.” Sınırı Sayda’nın yanında olacak.|“zevulun deniz kijisinda oturat͡ʃak. ɡemilere liman olat͡ʃak.” siniri sajda’nin janinda olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah, Etiyopya ırmaklarının ötesinde, kanat hışırtıları diyarı;|ahʔ etijopja irmaklarinin otesindeʔ kanat hisirtilari dijari; New-Testament-Mark-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus O’na, “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu. “Söylediğin gibidir” diye yanıt verdi.|pilatus o’naʔ “sen jahudilerin krali misin?” dije sordu. “sojlediɡin ɡibidir” dije janit verdi. Old-Testament-Genesis-029-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Rahel için yedi yıl hizmet etti. Ona duyduğu sevgisinden dolayı birkaç gün gibi geldi ona.|jakov rahel it͡ʃin jedi jil hizmet etti. ona dujduɡu sevɡisinden dolaji birkat͡ʃ ɡun ɡibi ɡeldi ona. Old-Testament-Leviticus-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|kâhin onları Yahve'ye ateşle yapılan sunu olarak sunakta yakacak; bu bir suç sunusudur.|kahin onlari jahveʔje atesle japilan sunu olarak sunakta jakat͡ʃak; bu bir sut͡ʃ sunusudur. Old-Testament-1-Samuel-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeni Ay'dan sonraki gün, ikinci gün, David’in yeri boştu. Saul, oğlu Yonatan’a, “Neden Yişay’ın oğlu dün ya da bugün yemek yemeye gelmedi?” dedi.|jeni ajʔdan sonraki ɡunʔ ikint͡ʃi ɡunʔ david’in jeri bostu. saulʔ oɡlu jonatan’aʔ “neden jisaj’in oɡlu dun ja da buɡun jemek jemeje ɡelmedi?” dedi. New-Testament-Hebrews-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğu sevdin, kötülükten nefret ettin. Bu nedenle Tanrı, senin Tanrın, seni arkadaşlarından daha çok sevinç yağıyla meshetti.”|doɡruluɡu sevdinʔ kotulukten nefret ettin. bu nedenle tanriʔ senin tanrinʔ seni arkadaslarindan daha t͡ʃok sevint͡ʃ jaɡijla meshetti.” Old-Testament-Exodus-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu aynı ayın on dördüncü gününe dek saklayacaksınız. İsrael halkının bütün topluluğu akşam onu öldürecekler.|onu ajni ajin on dordunt͡ʃu ɡunune dek saklajat͡ʃaksiniz. israel halkinin butun topluluɡu aksam onu olduret͡ʃekler. Old-Testament-1-Chronicles-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Arvatlılar'ın, Semarlılar'ın, Hamalılar'ın babasıydı.|arvatlilarʔinʔ semarlilarʔinʔ hamalilarʔin babasijdi. Old-Testament-Psalms-069-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni çamurdan kurtar, batmayayım. Benden nefret edenlerden ve derin sulardan kurtulayım.|beni t͡ʃamurdan kurtarʔ batmajajim. benden nefret edenlerden ve derin sulardan kurtulajim. Old-Testament-Jeremiah-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Siyon'dan bir ağıt sesi duyuluyor: 'Nasıl da mahvolduk! Çok utandık çünkü ülkeyi terk ettik, çünkü evlerimizi yıktılar.'”|t͡ʃunku sijonʔdan bir aɡit sesi dujulujor ʔnasil da mahvolduk! t͡ʃok utandik t͡ʃunku ulkeji terk ettikʔ t͡ʃunku evlerimizi jiktilar.ʔ” Old-Testament-1-Samuel-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün İsrael ve Yahuda David'i seviyordu; çünkü onların önünde çıkıp giriyordu.|ama butun israel ve jahuda davidʔi sevijordu; t͡ʃunku onlarin onunde t͡ʃikip ɡirijordu. Old-Testament-Psalms-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni dene, ey Yahve, sına beni. Yüreğimi ve aklımı yokla.|beni deneʔ ej jahveʔ sina beni. jureɡimi ve aklimi jokla. Old-Testament-2-Kings-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Oraya vardığında, Nimşi oğlu Yehoşafat oğlu Yehu’yu bul, içeri gir ve onu kardeşlerinin arasından kaldır, onu bir iç odaya götür.\"|\"\"\"oraja vardiɡindaʔ nimsi oɡlu jehosafat oɡlu jehu’ju bulʔ it͡ʃeri ɡir ve onu kardeslerinin arasindan kaldirʔ onu bir it͡ʃ odaja ɡotur.\" Old-Testament-Exodus-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'da sana, 'Bizi rahat bırak, Mısırlılar'a hizmet edelim' diye söylediğimiz söz bu değil mi? Çünkü çölde ölmektense Mısırlılar'a hizmet etmek bizim için daha iyi olurdu.”|misirʔda sanaʔ ʔbizi rahat birakʔ misirlilarʔa hizmet edelimʔ dije sojlediɡimiz soz bu deɡil mi? t͡ʃunku t͡ʃolde olmektense misirlilarʔa hizmet etmek bizim it͡ʃin daha iji olurdu.” Old-Testament-1-Kings-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa atalarıyla uyudu ve babası David'in kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yehoşafat kral oldu.|asa atalarijla ujudu ve babasi davidʔin kentinde atalarinin janina ɡomuldu. jerine oɡlu jehosafat kral oldu. New-Testament-Romans-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimde büyük bir keder, dinmeyen bir acı var.|jureɡimde bujuk bir kederʔ dinmejen bir at͡ʃi var. New-Testament-Acts-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için de hem Tanrı’nın hem de insanların önünde vicdanımı suçsuz tutmaya her zaman gayret ediyorum.|bunun it͡ʃin de hem tanri’nin hem de insanlarin onunde vit͡ʃdanimi sut͡ʃsuz tutmaja her zaman ɡajret edijorum. Old-Testament-Job-040-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları birlikte toprağa sakla. Yüzlerini gizli yerde bağla.|onlari birlikte topraɡa sakla. juzlerini ɡizli jerde baɡla. New-Testament-Revelation-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten yüksek bir sesin şöyle dediğini duydum: “İşte, Tanrı’nın konutu insanlarla birlikte! Tanrı insanlarla birlikte yaşayacak. Onlar O’nun halkı olacaklar, Tanrı’nın kendisi de Tanrıları olarak onlarla birlikte olacaktır.|ɡokten juksek bir sesin sojle dediɡini dujdum “isteʔ tanri’nin konutu insanlarla birlikte! tanri insanlarla birlikte jasajat͡ʃak. onlar o’nun halki olat͡ʃaklarʔ tanri’nin kendisi de tanrilari olarak onlarla birlikte olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-044-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi sen bizi reddettin ve bizi utandırdın, ordularımızla yola çıkmıyorsun.|ama simdi sen bizi reddettin ve bizi utandirdinʔ ordularimizla jola t͡ʃikmijorsun. Old-Testament-Jeremiah-044-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yeruşalem'i kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla nasıl cezalandırdıysam, Mısır'da oturanları da öyle cezalandıracağım.|t͡ʃunku jerusalemʔi kilit͡ʃlaʔ kitliklaʔ salɡin hastalikla nasil t͡ʃezalandirdijsamʔ misirʔda oturanlari da ojle t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların ülkesi de putlarla dolu. Kendi parmaklarının yaptığı, kendi elleriyle yaptıkları işe tapıyorlar.|onlarin ulkesi de putlarla dolu. kendi parmaklarinin japtiɡiʔ kendi ellerijle japtiklari ise tapijorlar. Old-Testament-Ezekiel-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte Aşur, Lübnan'da güzel dalları, ve orman gibi gölgesi olan, yüksek boylu bir sedirdi; tepesi sık dalların arasındaydı.|iste asurʔ lubnanʔda ɡuzel dallariʔ ve orman ɡibi ɡolɡesi olanʔ juksek bojlu bir sedirdi; tepesi sik dallarin arasindajdi. Old-Testament-Job-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman karım başkası için öğütsün, ve başkaları onunla yatsın.|o zaman karim baskasi it͡ʃin oɡutsunʔ ve baskalari onunla jatsin. Old-Testament-1-Kings-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Solomon'un işinin başında olan ve işte çalışan halkı yöneten beş yüz elli baş görevliydi.|bunlar solomonʔun isinin basinda olan ve iste t͡ʃalisan halki joneten bes juz elli bas ɡorevlijdi. Old-Testament-Ezekiel-037-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla esenlik antlaşması da yapacağım. Bu onlarla sonsuz bir antlaşma olacak. Onları yerleştireceğim, çoğaltacağım ve kutsal yerimi sonsuza dek aralarına koyacağım.|onlarla esenlik antlasmasi da japat͡ʃaɡim. bu onlarla sonsuz bir antlasma olat͡ʃak. onlari jerlestiret͡ʃeɡimʔ t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim ve kutsal jerimi sonsuza dek aralarina kojat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-096-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler sevinsin, yeryüzü coşsun. Deniz ve içindeki doluluk gürlesin!|ɡokler sevinsinʔ jerjuzu t͡ʃossun. deniz ve it͡ʃindeki doluluk ɡurlesin! Old-Testament-Psalms-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı kılıçtan, değerli yaşamımı köpeğin gücünden kurtar.|t͡ʃanimi kilit͡ʃtanʔ deɡerli jasamimi kopeɡin ɡut͡ʃunden kurtar. Old-Testament-2-Kings-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya'da büyük bir kıtlık oldu. İşte, bir eşek başı seksen gümüşe, güvercin gübresinin dörtte bir kavı beş gümüşe satılıncaya kadar kuşatma altında tuttular.|samarijaʔda bujuk bir kitlik oldu. isteʔ bir esek basi seksen ɡumuseʔ ɡuvert͡ʃin ɡubresinin dortte bir kavi bes ɡumuse satilint͡ʃaja kadar kusatma altinda tuttular. Old-Testament-Proverbs-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru tanık yalan söylemez, ama yalancı tanık yalan saçar.|doɡru tanik jalan sojlemezʔ ama jalant͡ʃi tanik jalan sat͡ʃar. Old-Testament-Psalms-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Burnundan duman yükseldi. Ağzından yakıp tüketen bir ateş çıktı. Ondan korlar tutuştu.|burnundan duman jukseldi. aɡzindan jakip tuketen bir ates t͡ʃikti. ondan korlar tutustu. New-Testament-Romans-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, kendisine sayıldığı, yalnızca kendisi için değil,|simdiʔ kendisine sajildiɡiʔ jalnizt͡ʃa kendisi it͡ʃin deɡilʔ Old-Testament-Job-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gümüşünü toprak gibi yığsa, giysiyi çamur gibi hazırlasa bile;|ɡumusunu toprak ɡibi jiɡsaʔ ɡijsiji t͡ʃamur ɡibi hazirlasa bile; New-Testament-John-018-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Benim krallığım bu dünyadan değil. Eğer krallığım bu dünyadan olsaydı, o zaman hizmetkârlarım Yahudiler'e teslim edilmeyeyim diye savaşırlardı. Ama benim krallığım buradan değil” karşılığını verdi.|jesuaʔ “benim kralliɡim bu dunjadan deɡil. eɡer kralliɡim bu dunjadan olsajdiʔ o zaman hizmetkarlarim jahudilerʔe teslim edilmejejim dije savasirlardi. ama benim kralliɡim buradan deɡil” karsiliɡini verdi. Old-Testament-Leviticus-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önündeki sunak üzerindeki ateş korlarıyla dolu bir buhurdan ve ince ezilmiş iki avuç hoş kokulu buhur alacak ve onu perdenin iç tarafına getirecek.|jahveʔnin onundeki sunak uzerindeki ates korlarijla dolu bir buhurdan ve int͡ʃe ezilmis iki avut͡ʃ hos kokulu buhur alat͡ʃak ve onu perdenin it͡ʃ tarafina ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-Amos-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşdod’dan orada oturanı, Aşkelon’dan asa tutanı kesip atacağım; ve elimi Ekron’a karşı çevireceğim; ve Filistliler'in arta kalanı yok olacak.” diyor Efendi Yahve.|asdod’dan orada oturaniʔ askelon’dan asa tutani kesip atat͡ʃaɡim; ve elimi ekron’a karsi t͡ʃeviret͡ʃeɡim; ve filistlilerʔin arta kalani jok olat͡ʃak.” dijor efendi jahve. Old-Testament-Deuteronomy-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önünüzden yok ettiği uluslar gibi, siz de yok olacaksınız, çünkü Tanrınız Yahve'nin sözünü dinlemediniz.|jahveʔnin onunuzden jok ettiɡi uluslar ɡibiʔ siz de jok olat͡ʃaksinizʔ t͡ʃunku tanriniz jahveʔnin sozunu dinlemediniz. New-Testament-John-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra öğrenciye, “İşte annen!” dedi. O saatten itibaren bu öğrenci onu kendi evine aldı.|sonra oɡrent͡ʃijeʔ “iste annen!” dedi. o saatten itibaren bu oɡrent͡ʃi onu kendi evine aldi. Old-Testament-Exodus-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İhtiyarlara şöyle dedi: \"\"Biz tekrar yanınıza gelinceye dek bizi burada bekleyin. İşte Aron ve Hur seninle birlikteler. Anlaşmazlığa düşen herkes onlara gidebilir.”\"|\"ihtijarlara sojle dedi \"\"biz tekrar janiniza ɡelint͡ʃeje dek bizi burada beklejin. iste aron ve hur seninle birlikteler. anlasmazliɡa dusen herkes onlara ɡidebilir.”\" Old-Testament-Proverbs-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız öfkesini aynı gün belli eder, ama hakareti görmezden gelen kişi sağduyuludur.|akilsiz ofkesini ajni ɡun belli ederʔ ama hakareti ɡormezden ɡelen kisi saɡdujuludur. New-Testament-John-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Git, Şiloah Havuzu’nda yıkan” dedi. Şiloah gönderilmiş anlamına gelir. Böylece adam gidip yıkandı ve gözleri açılmış olarak geri döndü.|onaʔ “ɡitʔ siloah havuzu’nda jikan” dedi. siloah ɡonderilmis anlamina ɡelir. bojlet͡ʃe adam ɡidip jikandi ve ɡozleri at͡ʃilmis olarak ɡeri dondu. New-Testament-1-John-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba’nın bize ne kadar büyük bir sevgi verdiğine bakın! Bize “Tanrı’nın çocukları” deniyor. Bu nedenle dünya bizi tanımıyor, çünkü Baba’yı da tanımadı.|baba’nin bize ne kadar bujuk bir sevɡi verdiɡine bakin! bize “tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklari” denijor. bu nedenle dunja bizi tanimijorʔ t͡ʃunku baba’ji da tanimadi. Old-Testament-Isaiah-051-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dinle beni, ey halkım; duy beni, ey ulusum, çünkü benden yasa çıkacak, halklara ışık olmak üzere adaletimi yerleştireceğim.|“dinle beniʔ ej halkim; duj beniʔ ej ulusumʔ t͡ʃunku benden jasa t͡ʃikat͡ʃakʔ halklara isik olmak uzere adaletimi jerlestiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Genesis-041-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun görevlilerine, “Bunun gibi, kendisinde Tanrı'nın Ruhu olan bir adam bulabilir miyiz?” dedi.|firavun ɡorevlilerineʔ “bunun ɡibiʔ kendisinde tanriʔnin ruhu olan bir adam bulabilir mijiz?” dedi. Old-Testament-Isaiah-036-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Rabşake onlara şöyle dedi: \"\"Şimdi Hizkiya'ya şunu söyleyin: 'Büyük kral, Aşur Kralı diyor ki, 'Güvendiğin şey nedir ki, ona güveniyorsun?\"|\"rabsake onlara sojle dedi \"\"simdi hizkijaʔja sunu sojlejin ʔbujuk kralʔ asur krali dijor kiʔ ʔɡuvendiɡin sej nedir kiʔ ona ɡuvenijorsun?\" New-Testament-Romans-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kararlılıkla iyilik edip yücelik, saygınlık ve ölümsüzlük arayanlara sonsuz yaşam;|kararlilikla ijilik edip jut͡ʃelikʔ sajɡinlik ve olumsuzluk arajanlara sonsuz jasam; Old-Testament-Job-032-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Elihu, İyov'la konuşmak için beklemişti, çünkü onlar kendisinden yaşça büyüktüler.|elihuʔ ijovʔla konusmak it͡ʃin beklemistiʔ t͡ʃunku onlar kendisinden jast͡ʃa bujuktuler. Old-Testament-Psalms-078-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İştahlarına göre yemek isteyerek, yüreklerinde Tanrı’yı denediler.|istahlarina ɡore jemek istejerekʔ jureklerinde tanri’ji denediler. Old-Testament-Numbers-022-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balam Yahve'nin meleğine şöyle dedi: \"\"Günah işledim; çünkü bana karşı durduğunu bilmiyordum. Bu nedenle, eğer sen bundan hoşnut değilsen, geri döneceğim.”\"|\"balam jahveʔnin meleɡine sojle dedi \"\"ɡunah isledim; t͡ʃunku bana karsi durduɡunu bilmijordum. bu nedenleʔ eɡer sen bundan hosnut deɡilsenʔ ɡeri donet͡ʃeɡim.”\" Old-Testament-Proverbs-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembel kış diye çift sürmez, bu nedenle hasatta dilenir ve hiçbir şeyi olmaz.|tembel kis dije t͡ʃift surmezʔ bu nedenle hasatta dilenir ve hit͡ʃbir seji olmaz. Old-Testament-Genesis-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Avraham’a şöyle dedi: “Karın Saray'a gelince, onun adına Saray demeyeceksin, artık onun adı Sarah olacak.|tanri avraham’a sojle dedi “karin sarajʔa ɡelint͡ʃeʔ onun adina saraj demejet͡ʃeksinʔ artik onun adi sarah olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: 'Mademki çevrenizdeki uluslardan daha çok gürültücüsünüz, ve kurallarımda yürümediniz, ilkelerimi tutmadınız, çevrenizdeki ulusların ilkelerini de izlemediniz;\"|\"\"\"bu juzden efendi jahve sojle dijor ʔmademki t͡ʃevrenizdeki uluslardan daha t͡ʃok ɡurultut͡ʃusunuzʔ ve kurallarimda jurumedinizʔ ilkelerimi tutmadinizʔ t͡ʃevrenizdeki uluslarin ilkelerini de izlemediniz;\" New-Testament-Mark-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin geçerken incir ağacının köklerinden kurumuş olduğunu gördüler.|sabahlejin ɡet͡ʃerken int͡ʃir aɡat͡ʃinin koklerinden kurumus olduɡunu ɡorduler. New-Testament-John-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim Tanrı’nın isteğini yerine getirmek isterse, öğretimin Tanrı’dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir.|kim tanri’nin isteɡini jerine ɡetirmek isterseʔ oɡretimin tanri’dan mi olduɡunuʔ joksa kendiliɡimden mi konustuɡumu bilet͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni önümden atacağım, tıpkı bütün kardeşlerini, Efraim’in bütün soyunu attığım gibi.\"\"\"|\"seni onumden atat͡ʃaɡimʔ tipki butun kardesleriniʔ efraim’in butun sojunu attiɡim ɡibi.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kapı için, atalar evlerine göre, küçüğü de büyüğü de kura çektiler.|her kapi it͡ʃinʔ atalar evlerine ɡoreʔ kut͡ʃuɡu de bujuɡu de kura t͡ʃektiler. Old-Testament-Jeremiah-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sonra döndüler ve serbest bıraktıkları hizmetçileri ve cariyeleri geri getirdiler ve onları hizmetçi ve cariye olarak boyun eğdirdiler.|ama sonra donduler ve serbest biraktiklari hizmett͡ʃileri ve t͡ʃarijeleri ɡeri ɡetirdiler ve onlari hizmett͡ʃi ve t͡ʃarije olarak bojun eɡdirdiler. New-Testament-1-John-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçeği bilmediğiniz için değil, hiçbir yalanın gerçekten olmadığını bildiğiniz için size yazdım.|ɡert͡ʃeɡi bilmediɡiniz it͡ʃin deɡilʔ hit͡ʃbir jalanin ɡert͡ʃekten olmadiɡini bildiɡiniz it͡ʃin size jazdim. New-Testament-John-003-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğul’a iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama Oğul’un sözüne itaat etmeyen yaşamı görmeyecektir. Tanrı’nın gazabı ise onun üzerinde kalır.”|oɡul’a iman edenin sonsuz jasami vardir. ama oɡul’un sozune itaat etmejen jasami ɡormejet͡ʃektir. tanri’nin ɡazabi ise onun uzerinde kalir.” Old-Testament-Isaiah-048-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendim için, kendi hatırım için bunu yapacağım; adıma nasıl leke sürülür? Yüceliğimi bir başkasına vermeyeceğim.\"\"\"|\"kendim it͡ʃinʔ kendi hatirim it͡ʃin bunu japat͡ʃaɡim; adima nasil leke surulur? jut͡ʃeliɡimi bir baskasina vermejet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Exodus-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bana taştan bir sunak yaparsan, onu yontma taşlardan yapmayacaksın; çünkü eğer aletini onun üzerine kaldırırsan, onu kirletmiş olursun.|eɡer bana tastan bir sunak japarsanʔ onu jontma taslardan japmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku eɡer aletini onun uzerine kaldirirsanʔ onu kirletmis olursun. Old-Testament-Leviticus-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Senin oğlunun kızının ya da kendi kızının kızının çıplaklığını, onların çıplaklığını açmayacaksın; çünkü onlarınki senin kendi çıplaklığındır.'\"\"\"|\"“ʔsenin oɡlunun kizinin ja da kendi kizinin kizinin t͡ʃiplakliɡiniʔ onlarin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku onlarinki senin kendi t͡ʃiplakliɡindir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-039-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Git, Etiyopyalı Ebedmelek'e söyleyip de, 'İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"İşte, sözlerimi bu kente kötülük için getireceğim, iyilik için değil; ve o gün senin önünde yerine getirilecekler.\"|\"\"\"ɡitʔ etijopjali ebedmelekʔe sojlejip deʔ ʔisraelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor \"\"isteʔ sozlerimi bu kente kotuluk it͡ʃin ɡetiret͡ʃeɡimʔ ijilik it͡ʃin deɡil; ve o ɡun senin onunde jerine ɡetirilet͡ʃekler.\" Old-Testament-1-Chronicles-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav'ı yendi; Moavlılar David'e vergi ödeyen hizmetkârlar oldular.|moavʔi jendi; moavlilar davidʔe verɡi odejen hizmetkarlar oldular. New-Testament-Mark-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kimde varsa, ona daha fazlası verilecek ve kimde yoksa, sahip olduğu bile kendisinden alınacaktır” dedi.|t͡ʃunku kimde varsaʔ ona daha fazlasi verilet͡ʃek ve kimde joksaʔ sahip olduɡu bile kendisinden alinat͡ʃaktir” dedi. Old-Testament-Proverbs-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinle oğlum, sözlerimi kabul et. Ömrünün yılları uzun olsun.|dinle oɡlumʔ sozlerimi kabul et. omrunun jillari uzun olsun. Old-Testament-1-Kings-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav bu sözleri duyunca giysilerini yırttı, çul giydi, oruç tuttu, çulda yattı ve umutsuzca dolaştı.|ahav bu sozleri dujunt͡ʃa ɡijsilerini jirttiʔ t͡ʃul ɡijdiʔ orut͡ʃ tuttuʔ t͡ʃulda jatti ve umutsuzt͡ʃa dolasti. Old-Testament-Job-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu çirkin bir suç olurdu. Evet, hâkimler tarafından cezalandırılacak bir kötülük olurdu,|t͡ʃunku bu t͡ʃirkin bir sut͡ʃ olurdu. evetʔ hakimler tarafindan t͡ʃezalandirilat͡ʃak bir kotuluk olurduʔ New-Testament-Galatians-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Ruh’un ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, nezaket, iyilik, iman,|ama ruh’un urunujse sevɡiʔ sevint͡ʃʔ esenlikʔ sabirʔ nezaketʔ ijilikʔ imanʔ New-Testament-Galatians-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklar olduğunuz için Tanrı Oğlu’nun, “Abba, Baba!” diye seslenen Ruhu’nu yüreklerinize gönderdi.|t͡ʃot͡ʃuklar olduɡunuz it͡ʃin tanri oɡlu’nunʔ “abbaʔ baba!” dije seslenen ruhu’nu jureklerinize ɡonderdi. Old-Testament-2-Chronicles-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İki direği, yuvarlakları, direklerin tepesindeki iki başlığı, direklerin tepesindeki başlıkların iki yuvarlaklarını örten iki ağ işi,|iki direɡiʔ juvarlaklariʔ direklerin tepesindeki iki basliɡiʔ direklerin tepesindeki basliklarin iki juvarlaklarini orten iki aɡ isiʔ Old-Testament-Ecclesiastes-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendimi bilgeliği, deliliği ve akılsızlığı düşünmeye çevirdim; çünkü kralın yerine geçecek olan ne yapabilir? Çoktan yapılmış olanı.|kendimi bilɡeliɡiʔ deliliɡi ve akilsizliɡi dusunmeje t͡ʃevirdim; t͡ʃunku kralin jerine ɡet͡ʃet͡ʃek olan ne japabilir? t͡ʃoktan japilmis olani. Old-Testament-Ezekiel-029-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Efendi Yahve şöyle diyor: 'İşte, Mısır ülkesini Babil Kralı Nebukadnetsar’a vereceğim. Onun kalabalığını götürecek, ganimetini alacak ve onu yağma edecek. Ordusunun ücreti bu olacak.|bu nedenle efendi jahve sojle dijor ʔisteʔ misir ulkesini babil krali nebukadnetsar’a veret͡ʃeɡim. onun kalabaliɡini ɡoturet͡ʃekʔ ɡanimetini alat͡ʃak ve onu jaɡma edet͡ʃek. ordusunun ut͡ʃreti bu olat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İki gün sonra bizi diriltecek. Üçüncü günde bizi ayağa kaldıracak, ve O'nun önünde yaşayacağız.|iki ɡun sonra bizi diriltet͡ʃek. ut͡ʃunt͡ʃu ɡunde bizi ajaɡa kaldirat͡ʃakʔ ve oʔnun onunde jasajat͡ʃaɡiz. Old-Testament-Psalms-128-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve seni Siyon'dan kutsasın, yaşamının bütün günlerinde Yeruşalem'in iyiliğini göresin.|jahve seni sijonʔdan kutsasinʔ jasaminin butun ɡunlerinde jerusalemʔin ijiliɡini ɡoresin. Old-Testament-Psalms-118-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana yardım edenlerin arasında Yahve benden yanadır. Bu nedenle benden nefret edenlere zaferle bakacağım.|bana jardim edenlerin arasinda jahve benden janadir. bu nedenle benden nefret edenlere zaferle bakat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Samuel-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Yonatan David'e dedi: \"\"Canın ne dilerse senin için onu yapacağım.\"\"\"|\"sonra jonatan davidʔe dedi \"\"t͡ʃanin ne dilerse senin it͡ʃin onu japat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Genesis-029-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Rahel'i sevdi. “Küçük kızın Rahel için sana yedi yıl hizmet ederim” dedi.|jakov rahelʔi sevdi. “kut͡ʃuk kizin rahel it͡ʃin sana jedi jil hizmet ederim” dedi. Old-Testament-Isaiah-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye daima güvenin; çünkü Yah'da, Yahve sonsuz bir Kaya'dır.|jahveʔje daima ɡuvenin; t͡ʃunku jahʔdaʔ jahve sonsuz bir kajaʔdir. Old-Testament-2-Kings-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının Tanrısı Yahve'yi bıraktı ve Yahve'nin yolunda yürümedi.|atalarinin tanrisi jahveʔji birakti ve jahveʔnin jolunda jurumedi. Old-Testament-1-Samuel-030-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Keretliler'in güneyine, Yahuda'nınkine ve Kalev'in güneyine baskın düzenledik. Ziklag'ı da ateşle yaktık.”|keretlilerʔin ɡunejineʔ jahudaʔninkine ve kalevʔin ɡunejine baskin duzenledik. ziklaɡʔi da atesle jaktik.” Old-Testament-Numbers-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael'in çocuklarının arasında ilk doğanların tümü, insan olsun, hayvan olsun, benimdir. Mısır diyarında ilk doğanların hepsini vurduğum gün, onları kendim için kutsal kıldım.|t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin arasinda ilk doɡanlarin tumuʔ insan olsunʔ hajvan olsunʔ benimdir. misir dijarinda ilk doɡanlarin hepsini vurduɡum ɡunʔ onlari kendim it͡ʃin kutsal kildim. Old-Testament-Deuteronomy-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, güçlü olmanız ve mülk edinmek için gitmekte olduğunuz diyara girip onu mülk edinmeniz için bugün size buyurmakta olduğum buyruğun tamamını tutacaksın;|bu nedenleʔ ɡut͡ʃlu olmaniz ve mulk edinmek it͡ʃin ɡitmekte olduɡunuz dijara ɡirip onu mulk edinmeniz it͡ʃin buɡun size bujurmakta olduɡum bujruɡun tamamini tutat͡ʃaksin; Old-Testament-2-Kings-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Suriye Kralı Resin ve İsrael Kralı Remalya oğlu Pekah savaşmak için Yeruşalem'e çıktılar. Ahaz'ı kuşattılar, ama onu yenemediler.|sonra surije krali resin ve israel krali remalja oɡlu pekah savasmak it͡ʃin jerusalemʔe t͡ʃiktilar. ahazʔi kusattilarʔ ama onu jenemediler. Old-Testament-Ecclesiastes-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hapisten kral olmak için çıktı; evet, kendi krallığında bile yoksul doğmuştu.|t͡ʃunku hapisten kral olmak it͡ʃin t͡ʃikti; evetʔ kendi kralliɡinda bile joksul doɡmustu. New-Testament-2-Corinthians-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Size gönderdiğim herhangi birisi aracılığıyla sizden faydalandım mı?|size ɡonderdiɡim herhanɡi birisi arat͡ʃiliɡijla sizden fajdalandim mi? New-Testament-Romans-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih, iman eden herkese doğruluk için Yasa'nın tamamlanmasıdır.|t͡ʃunku mesihʔ iman eden herkese doɡruluk it͡ʃin jasaʔnin tamamlanmasidir. Old-Testament-Zechariah-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytel halkı, Şerezer'i, Regem Melek'i ve adamlarını Yahve'nin lütfunu dilemek için gönderdi.|bejtel halkiʔ serezerʔiʔ reɡem melekʔi ve adamlarini jahveʔnin lutfunu dilemek it͡ʃin ɡonderdi. Old-Testament-Exodus-025-035|und|SPEAKER_00_Turkish|ondan çıkan altı kol için, iki kol altında kendinden bir tomurcuk, iki kol altında kendinden bir tomurcuk ve iki kol altında kendinden bir tomurcuk olacaktır.|ondan t͡ʃikan alti kol it͡ʃinʔ iki kol altinda kendinden bir tomurt͡ʃukʔ iki kol altinda kendinden bir tomurt͡ʃuk ve iki kol altinda kendinden bir tomurt͡ʃuk olat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şamdan sürekli yansın diye, ışık için sıkma saf zeytinyağı getirmelerini İsrael'in çocuklarına buyuracaksın.\"|\"\"\"samdan surekli jansin dijeʔ isik it͡ʃin sikma saf zejtinjaɡi ɡetirmelerini israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bujurat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Hosea-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay onların haline! Çünkü benden uzaklaştılar. Onlara yıkım! Çünkü bana karşı suç işlediler. Ben onları kurtarmak isterken, onlar bana karşı yalan söylediler.|vaj onlarin haline! t͡ʃunku benden uzaklastilar. onlara jikim! t͡ʃunku bana karsi sut͡ʃ islediler. ben onlari kurtarmak isterkenʔ onlar bana karsi jalan sojlediler. Old-Testament-Numbers-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe arabaları ve öküzleri alıp Levililer'e verdi.|mose arabalari ve okuzleri alip levililerʔe verdi. Old-Testament-1-Chronicles-025-029|und|SPEAKER_00_Turkish|yirmi ikincisi Giddalti'ye, oğulları ve kardeşleri, on iki;|jirmi ikint͡ʃisi ɡiddaltiʔjeʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; Old-Testament-Psalms-066-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey halklar, Tanrımız’ı övün! Övgüsünün sesini duyurun,|ej halklarʔ tanrimiz’i ovun! ovɡusunun sesini dujurunʔ Old-Testament-Isaiah-052-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyan, uyan! Gücünü kuşan ey Siyon. Güzel giysilerini giyin, kutsal kent Yeruşalem; çünkü bundan böyle sünnetsiz ve kirli olanlar artık sana girmeyecek.|ujanʔ ujan! ɡut͡ʃunu kusan ej sijon. ɡuzel ɡijsilerini ɡijinʔ kutsal kent jerusalem; t͡ʃunku bundan bojle sunnetsiz ve kirli olanlar artik sana ɡirmejet͡ʃek. New-Testament-1-Peter-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Sarah Avraham’ın sözünü dinler, ona “Efendim” diye hitap ederdi. İyilik eder, hiçbir dehşetten korkmazsanız, siz de Sarah’ın çocukları olursunuz.|bojlet͡ʃe sarah avraham’in sozunu dinlerʔ ona “efendim” dije hitap ederdi. ijilik ederʔ hit͡ʃbir dehsetten korkmazsanizʔ siz de sarah’in t͡ʃot͡ʃuklari olursunuz. Old-Testament-Jeremiah-051-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seninle çobanı ve sürüsünü parçalayacağım. Seninle çiftçiyi ve boyunduruğunu parçalayacağım. Seninle valileri ve kaymakamları parçalayacağım.\"\"\"|\"seninle t͡ʃobani ve surusunu part͡ʃalajat͡ʃaɡim. seninle t͡ʃiftt͡ʃiji ve bojunduruɡunu part͡ʃalajat͡ʃaɡim. seninle valileri ve kajmakamlari part͡ʃalajat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer başkalarına elçi değilsem bile, en azından size elçiyim. Çünkü sizler Efendi’de olan elçiliğimin mührüsünüz.|eɡer baskalarina elt͡ʃi deɡilsem bileʔ en azindan size elt͡ʃijim. t͡ʃunku sizler efendi’de olan elt͡ʃiliɡimin muhrusunuz. New-Testament-Galatians-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizden yalnızca şunu öğrenmek istiyorum: Kutsal Ruh’u Yasa’nın işleriyle mi, yoksa imanın duyurusuyla mı aldınız?|sizden jalnizt͡ʃa sunu oɡrenmek istijorum kutsal ruh’u jasa’nin islerijle miʔ joksa imanin dujurusujla mi aldiniz? Old-Testament-1-Kings-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ruh çıktı, Yahve'nin önünde durdu ve, 'Onu kandıracağım' dedi.|bir ruh t͡ʃiktiʔ jahveʔnin onunde durdu veʔ ʔonu kandirat͡ʃaɡimʔ dedi. Old-Testament-Joshua-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Beerşeva (ya da Şeva), Molada,|beerseva (ja da seva)ʔ moladaʔ New-Testament-Colossians-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’ye yaraşır biçimde yürümeniz, O’nu her bakımdan hoşnut etmeniz, her iyi işte ürün vererek Tanrı bilgisinde büyümeniz için dua ediyoruz.|efendi’je jarasir bit͡ʃimde jurumenizʔ o’nu her bakimdan hosnut etmenizʔ her iji iste urun vererek tanri bilɡisinde bujumeniz it͡ʃin dua edijoruz. New-Testament-Luke-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsini harcadıktan sonra, o ülkede şiddetli bir kıtlık oldu. O da yoksulluk çekmeye başladı.|hepsini hart͡ʃadiktan sonraʔ o ulkede siddetli bir kitlik oldu. o da joksulluk t͡ʃekmeje basladi. Old-Testament-Deuteronomy-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapılarında olan Levili'yi bırakmayacaksın; çünkü onun seninle payı ve mirası yoktur.|kapilarinda olan leviliʔji birakmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku onun seninle paji ve mirasi joktur. New-Testament-Matthew-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradan ayrıldı. Galile Gölü’nün yakınına geldi; dağın üzerine çıkıp orada oturdu.|jesua oradan ajrildi. ɡalile ɡolu’nun jakinina ɡeldi; daɡin uzerine t͡ʃikip orada oturdu. Old-Testament-Isaiah-064-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beklemediğimiz korkunç şeyler yaptığın zaman indin, dağlar da senin huzurunda sarsıldı.|beklemediɡimiz korkunt͡ʃ sejler japtiɡin zaman indinʔ daɡlar da senin huzurunda sarsildi. Old-Testament-2-Chronicles-034-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunakları parçaladı, Aşera direklerini ve oyma suretlerini toz etti ve İsrael ülkesindeki bütün buhur sunaklarını kesip devirdi, sonra Yeruşalem'e döndü.|sunaklari part͡ʃaladiʔ asera direklerini ve ojma suretlerini toz etti ve israel ulkesindeki butun buhur sunaklarini kesip devirdiʔ sonra jerusalemʔe dondu. Old-Testament-2-Chronicles-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama gideceksen, harekete geç ve savaş için güçlü ol. Tanrı seni düşmanın önünde devirecektir; çünkü Tanrı'nın yardım etmeye ve devirmeye gücü vardır.\"\"\"|\"\"\"ama ɡidet͡ʃeksenʔ harekete ɡet͡ʃ ve savas it͡ʃin ɡut͡ʃlu ol. tanri seni dusmanin onunde deviret͡ʃektir; t͡ʃunku tanriʔnin jardim etmeje ve devirmeje ɡut͡ʃu vardir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-038-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğim çarpıyor. Gücüm tükeniyor. Gözlerimin feri de beni terk etti.|jureɡim t͡ʃarpijor. ɡut͡ʃum tukenijor. ɡozlerimin feri de beni terk etti. Old-Testament-Judges-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunaktaki alev gökyüzüne doğru yükselirken, Yahve'nin meleği sunağın aleviyle yükseldi. Manoah ve karısı izlerken; yüzüstü yere kapandılar.|sunaktaki alev ɡokjuzune doɡru jukselirkenʔ jahveʔnin meleɡi sunaɡin alevijle jukseldi. manoah ve karisi izlerken; juzustu jere kapandilar. Old-Testament-1-Kings-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek yedikten ve içtikten sonra, geri getirmiş olduğu peygamber için eşeği eyerledi.|ekmek jedikten ve it͡ʃtikten sonraʔ ɡeri ɡetirmis olduɡu pejɡamber it͡ʃin eseɡi ejerledi. Old-Testament-Leviticus-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin bir log yağ alıp kendi sol avucuna dökecek.|kahin bir loɡ jaɡ alip kendi sol avut͡ʃuna doket͡ʃek. New-Testament-1-Corinthians-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu bir buyruk olarak değil, anlaşma yolu olarak söylüyorum.|bunu bir bujruk olarak deɡilʔ anlasma jolu olarak sojlujorum. New-Testament-Acts-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kornelius’la konuşarak içeri giren Petrus, içerde birçok insanı toplanmış buldu.|kornelius’la konusarak it͡ʃeri ɡiren petrusʔ it͡ʃerde birt͡ʃok insani toplanmis buldu. Old-Testament-Ezra-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Koreş, Nebukadnetsar'ın Yeruşalem'den getirip ilâhlarının evine koymuş olduğu Yahve'nin evinin kaplarını da çıkardı.|kral koresʔ nebukadnetsarʔin jerusalemʔden ɡetirip ilahlarinin evine kojmus olduɡu jahveʔnin evinin kaplarini da t͡ʃikardi. Old-Testament-2-Chronicles-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzziya onlar için, bütün ordu için kalkanlar, mızraklar, miğferler, zırhlar, yaylar ve sapan taşları hazırladı.|uzzija onlar it͡ʃinʔ butun ordu it͡ʃin kalkanlarʔ mizraklarʔ miɡferlerʔ zirhlarʔ jajlar ve sapan taslari hazirladi. New-Testament-Acts-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Petrus onları içeri çağırdı ve kalacak bir yer sağladı. Ertesi gün Petrus kalkıp onlarla birlikte yola çıktı. Yafa’dan olan bazı kardeşler de ona eşlik etti.|bojlet͡ʃe petrus onlari it͡ʃeri t͡ʃaɡirdi ve kalat͡ʃak bir jer saɡladi. ertesi ɡun petrus kalkip onlarla birlikte jola t͡ʃikti. jafa’dan olan bazi kardesler de ona eslik etti. Old-Testament-Ezekiel-043-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunlar, sunağın arşınla ölçüleridir (arşın bir arşın ve bir el genişliğindedir): Tabanı bir arşın, genişliği bir arşın ve kenar pervazı çepeçevre bir karış olacak; ve bu, sunağın tabanı olacak.|“bunlarʔ sunaɡin arsinla olt͡ʃuleridir (arsin bir arsin ve bir el ɡenisliɡindedir) tabani bir arsinʔ ɡenisliɡi bir arsin ve kenar pervazi t͡ʃepet͡ʃevre bir karis olat͡ʃak; ve buʔ sunaɡin tabani olat͡ʃak. New-Testament-Acts-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları duyunca sustular ve Tanrı’yı yücelterek, “Öyleyse Tanrı diğer uluslara da tövbe etme ve yaşama kavuşma bağışında bulundu!” dediler.|bunlari dujunt͡ʃa sustular ve tanri’ji jut͡ʃelterekʔ “ojlejse tanri diɡer uluslara da tovbe etme ve jasama kavusma baɡisinda bulundu!” dediler. Old-Testament-Isaiah-043-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kurtarıcınız, İsrael'in Kutsalı Yahve şöyle diyor: \"\"Sizin uğrunuza Babil'e gönderdim, Keldaniler'i, sevinç duydukları gemilerinde kaçak olarak, onların hepsini indireceğim.\"|\"kurtarit͡ʃinizʔ israelʔin kutsali jahve sojle dijor \"\"sizin uɡrunuza babilʔe ɡonderdimʔ keldanilerʔiʔ sevint͡ʃ dujduklari ɡemilerinde kat͡ʃak olarakʔ onlarin hepsini indiret͡ʃeɡim.\" New-Testament-Luke-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanan ile Kayafa’nın başkâhinliği döneminde, Zekariya oğlu Yuhanna’ya çölde Tanrı sözü geldi.|hanan ile kajafa’nin baskahinliɡi donemindeʔ zekarija oɡlu juhanna’ja t͡ʃolde tanri sozu ɡeldi. Old-Testament-Zechariah-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor: “İşte, ben halkımı doğu ülkesinden ve batı ülkesinden kurtaracağım.|ordular jahvesi sojle dijor “isteʔ ben halkimi doɡu ulkesinden ve bati ulkesinden kurtarat͡ʃaɡim. New-Testament-Matthew-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua, Yuhanna tarafından vaftiz edilmek üzere Galile’den Yarden'e, Yuhanna'nın yanına geldi.|o zaman jesuaʔ juhanna tarafindan vaftiz edilmek uzere ɡalile’den jardenʔeʔ juhannaʔnin janina ɡeldi. Old-Testament-Genesis-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham yaklaşıp şöyle dedi: “Doğruyu kötüyle birlikte mi yok edeceksin?|avraham jaklasip sojle dedi “doɡruju kotujle birlikte mi jok edet͡ʃeksin? Old-Testament-Exodus-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurbağalar senden, evlerinden, hizmetkârlarından ve halkından ayrılacak. Yalnızca ırmakta kalacaklar.”|kurbaɡalar sendenʔ evlerindenʔ hizmetkarlarindan ve halkindan ajrilat͡ʃak. jalnizt͡ʃa irmakta kalat͡ʃaklar.” Old-Testament-Habakkuk-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun savaşçılarının başlarını kendi mızraklarıyla deldin. Beni dağıtmak için kasırga gibi gelmişlerdi, sanki düşkünü gizlice yutacakmış gibi seviniyorlardı.|onun savast͡ʃilarinin baslarini kendi mizraklarijla deldin. beni daɡitmak it͡ʃin kasirɡa ɡibi ɡelmislerdiʔ sanki duskunu ɡizlit͡ʃe jutat͡ʃakmis ɡibi sevinijorlardi. New-Testament-Revelation-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün adalar kaçtı, dağlar bulunmaz oldu.|butun adalar kat͡ʃtiʔ daɡlar bulunmaz oldu. New-Testament-Matthew-026-055|und|SPEAKER_00_Turkish|O saatte Yeşua kalabalığa şöyle dedi: “Bir hayduta karşıymış gibi kılıçlarla ve sopalarla beni yakalamaya mı geldiniz? Her gün tapınakta oturup öğretiyordum, beni tutuklamadınız.|o saatte jesua kalabaliɡa sojle dedi “bir hajduta karsijmis ɡibi kilit͡ʃlarla ve sopalarla beni jakalamaja mi ɡeldiniz? her ɡun tapinakta oturup oɡretijordumʔ beni tutuklamadiniz. Old-Testament-Jeremiah-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeremya, Yahve'nin kendisini peygamberlik etmesi için gönderdiği Tofet'ten geldi. Yahve'nin evinin avlusunda durup bütün halka şöyle dedi:|o zaman jeremjaʔ jahveʔnin kendisini pejɡamberlik etmesi it͡ʃin ɡonderdiɡi tofetʔten ɡeldi. jahveʔnin evinin avlusunda durup butun halka sojle dedi New-Testament-Matthew-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve O’nunla alay etmeleri, kamçılayıp çarmıha germeleri için O’nu öteki ulusların eline teslim edecekler. Ama üçüncü gün O dirilecektir.”|ve o’nunla alaj etmeleriʔ kamt͡ʃilajip t͡ʃarmiha ɡermeleri it͡ʃin o’nu oteki uluslarin eline teslim edet͡ʃekler. ama ut͡ʃunt͡ʃu ɡun o dirilet͡ʃektir.” Old-Testament-Job-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı önünde Şeol çıplaktır, Avadon da örtüsüzdür.|tanri onunde seol t͡ʃiplaktirʔ avadon da ortusuzdur. Old-Testament-Zechariah-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar dinlemek istemediler, sırtlarını döndüler ve duymamak için kulaklarını tıkadılar.|ama onlar dinlemek istemedilerʔ sirtlarini donduler ve dujmamak it͡ʃin kulaklarini tikadilar. Old-Testament-1-Chronicles-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentlerindeki mülklerinde oturan ilk sakinler İsrael, kâhinler, Levililer ve tapınak görevlileriydi.|kentlerindeki mulklerinde oturan ilk sakinler israelʔ kahinlerʔ levililer ve tapinak ɡorevlilerijdi. Old-Testament-Deuteronomy-004-042|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, komşusunu geçmişte nefreti olmadan kasıtsızca onu öldüren kişi oraya kaçabilsin ve bu kentlerden birine kaçıp yaşayabilsin:|ta kiʔ komsusunu ɡet͡ʃmiste nefreti olmadan kasitsizt͡ʃa onu olduren kisi oraja kat͡ʃabilsin ve bu kentlerden birine kat͡ʃip jasajabilsin Old-Testament-Isaiah-061-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size Yahve'nin kâhinleri denilecek. İnsanlar size Tanrımız'ın hizmetkârları diyecekler. Ulusların servetini yiyeceksiniz. Onların görkemiyle övüneceksiniz.|ama size jahveʔnin kahinleri denilet͡ʃek. insanlar size tanrimizʔin hizmetkarlari dijet͡ʃekler. uluslarin servetini jijet͡ʃeksiniz. onlarin ɡorkemijle ovunet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Job-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğümü soruşturup günahımı araştırıyorsun?|kotuluɡumu sorusturup ɡunahimi arastirijorsun? New-Testament-Romans-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü siz bir zamanlar Tanrı’ya itaatsizdiniz, ama şimdi onların itaatsizliğiyle merhamete kavuştunuz.|t͡ʃunku siz bir zamanlar tanri’ja itaatsizdinizʔ ama simdi onlarin itaatsizliɡijle merhamete kavustunuz. Old-Testament-Proverbs-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru sözlü dürüstçe tanıklık eder, ama yalancı tanık yalan söyler.|doɡru sozlu durustt͡ʃe taniklik ederʔ ama jalant͡ʃi tanik jalan sojler. Old-Testament-Numbers-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Edom ülkesinin sınırındaki Hor Dağı'nda Moşe ve Aron'a şöyle konuştu:|jahveʔ edom ulkesinin sinirindaki hor daɡiʔnda mose ve aronʔa sojle konustu Old-Testament-Isaiah-066-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, Yahve ateşle gelecek, arabaları da kasırga gibi olacak; öfkesini şiddetle, azarını da ateş alevleriyle verecek.|t͡ʃunku isteʔ jahve atesle ɡelet͡ʃekʔ arabalari da kasirɡa ɡibi olat͡ʃak; ofkesini siddetleʔ azarini da ates alevlerijle veret͡ʃek. Old-Testament-Genesis-029-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekrar hamile kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. “Bu sefer Yahve’yi öveceğim” dedi. Bu nedenle ona Yahuda (Övgü) adını verdi. Sonra doğum yapmayı bıraktı.|tekrar hamile kaldi ve bir erkek t͡ʃot͡ʃuk doɡurdu. “bu sefer jahve’ji ovet͡ʃeɡim” dedi. bu nedenle ona jahuda (ovɡu) adini verdi. sonra doɡum japmaji birakti. Old-Testament-Job-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O daha konuşurken, bir başkası da gelip, \"\"Tanrı'nın ateşi gökyüzünden düştü, koyunları ve hizmetçileri yakıp yok etti, yalnız ben, sana bildireyim diye kaçıp kurtuldum\"\" dedi.\"|\"o daha konusurkenʔ bir baskasi da ɡelipʔ \"\"tanriʔnin atesi ɡokjuzunden dustuʔ kojunlari ve hizmett͡ʃileri jakip jok ettiʔ jalniz benʔ sana bildirejim dije kat͡ʃip kurtuldum\"\" dedi.\" Old-Testament-Judges-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman öyle olacak ki, ben Ammon'un çocuklarından esenlik içinde döndüğümde beni karşılamak için evimin kapılarından çıkan Yahve'nin olacaktır ve onu yakmalık sunu olarak sunacağım.''|o zaman ojle olat͡ʃak kiʔ ben ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarindan esenlik it͡ʃinde donduɡumde beni karsilamak it͡ʃin evimin kapilarindan t͡ʃikan jahveʔnin olat͡ʃaktir ve onu jakmalik sunu olarak sunat͡ʃaɡim.ʔʔ New-Testament-Matthew-024-049|und|SPEAKER_00_Turkish|öteki hizmetkâr arkadaşlarını dövmeye başlarsa, sarhoşlarla birlikte yiyip içerse,|oteki hizmetkar arkadaslarini dovmeje baslarsaʔ sarhoslarla birlikte jijip it͡ʃerseʔ Old-Testament-2-Kings-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda krallarının güneşe adadıkları atları, Yahve'nin evinin girişinde, avlu görevlisi olan Natan Melek'in odasının yanından kaldırdı; güneşin arabalarını da ateşte yaktı.|jahuda krallarinin ɡunese adadiklari atlariʔ jahveʔnin evinin ɡirisindeʔ avlu ɡorevlisi olan natan melekʔin odasinin janindan kaldirdi; ɡunesin arabalarini da ateste jakti. Old-Testament-Numbers-016-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onlar ve onlara ait olanların hepsi diri diri Şeol'e indiler. Yer onların üzerine kapandı ve topluluğun arasından yok oldular.|bojlet͡ʃe onlar ve onlara ait olanlarin hepsi diri diri seolʔe indiler. jer onlarin uzerine kapandi ve topluluɡun arasindan jok oldular. Old-Testament-Lamentations-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve sonsuza dek kendisinden atmaz.|t͡ʃunku jahve sonsuza dek kendisinden atmaz. New-Testament-Matthew-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz 'Rabbuni' diye çağrılmayın. Çünkü sizin öğretmeniniz birdir, Mesih’tir ve hepiniz kardeşsiniz.|ama siz ʔrabbuniʔ dije t͡ʃaɡrilmajin. t͡ʃunku sizin oɡretmeniniz birdirʔ mesih’tir ve hepiniz kardessiniz. Old-Testament-1-Chronicles-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayalon sakinlerinin ataları evlerinin başları olan ve Gat sakinlerini kaçıran Beria ve Şema;|ajalon sakinlerinin atalari evlerinin baslari olan ve ɡat sakinlerini kat͡ʃiran beria ve sema; Old-Testament-Nahum-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Karar verildi: Onu soyup götürdüler; hizmetkârları göğüslerini döverek güvercinlerin sesi gibi inliyorlar.|karar verildi onu sojup ɡoturduler; hizmetkarlari ɡoɡuslerini doverek ɡuvert͡ʃinlerin sesi ɡibi inlijorlar. New-Testament-Revelation-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onun belaları bir gün içinde gelecek. Ölüm, yas ve kıtlık, ateş de onu yakıp tüketecek çünkü onu yargılayan Efendi Tanrı güçlüdür.|bu nedenle onun belalari bir ɡun it͡ʃinde ɡelet͡ʃek. olumʔ jas ve kitlikʔ ates de onu jakip tuketet͡ʃek t͡ʃunku onu jarɡilajan efendi tanri ɡut͡ʃludur. Old-Testament-Jeremiah-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana şöyle dedi: “Git ve Yahuda krallarının girip çıktıkları halkım çocuklarının kapısında, ve Yeruşalem'in bütün kapılarında dur.|jahve bana sojle dedi “ɡit ve jahuda krallarinin ɡirip t͡ʃiktiklari halkim t͡ʃot͡ʃuklarinin kapisindaʔ ve jerusalemʔin butun kapilarinda dur. Old-Testament-Judges-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sukkot adamlarından bir genci yakalayıp ona sordu, o da Sukkot beylerini ve ihtiyarları olan yetmiş yedi kişiyi tarif etti.|sukkot adamlarindan bir ɡent͡ʃi jakalajip ona sorduʔ o da sukkot bejlerini ve ihtijarlari olan jetmis jedi kisiji tarif etti. Old-Testament-Genesis-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şelah, Ever'in babası olduktan sonra dört yüz üç yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|selahʔ everʔin babasi olduktan sonra dort juz ut͡ʃ jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Exodus-032-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Kim bana karşı günah işlemişse, kitabımdan onu sileceğim.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"kim bana karsi ɡunah islemisseʔ kitabimdan onu silet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Job-033-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı bir kez, hatta iki kez konuşur, ama insan dikkat etmez.|t͡ʃunku tanri bir kezʔ hatta iki kez konusurʔ ama insan dikkat etmez. New-Testament-Philippians-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, onu tekrar görüp sevinesiniz ve benim de üzüntüm azalsın diye büyük bir gayretle onu size gönderdim.|bu nedenleʔ onu tekrar ɡorup sevinesiniz ve benim de uzuntum azalsin dije bujuk bir ɡajretle onu size ɡonderdim. Old-Testament-Ezekiel-023-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve onu içeceksin, ve onu sümüreceksin. Kırıklarını kemireceksin, ve göğüslerini parçalayacaksın;\"\" çünkü bunu ben söyledim.' diyor Efendi Yahve.\"|\"ve onu it͡ʃet͡ʃeksinʔ ve onu sumuret͡ʃeksin. kiriklarini kemiret͡ʃeksinʔ ve ɡoɡuslerini part͡ʃalajat͡ʃaksin;\"\" t͡ʃunku bunu ben sojledim.ʔ dijor efendi jahve.\" Old-Testament-Jeremiah-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük için, onları yeryüzünün bütün krallıkları arasında oradan oraya savrulmaya, onları süreceğim her yerde utanç, özdeyiş, alay konusu ve lanetlik olmaya teslim edeceğim.|kotuluk it͡ʃinʔ onlari jerjuzunun butun kralliklari arasinda oradan oraja savrulmajaʔ onlari suret͡ʃeɡim her jerde utant͡ʃʔ ozdejisʔ alaj konusu ve lanetlik olmaja teslim edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Job-041-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ardından yolu parlatır. İnsan derinliğin ak saçlı olduğunu sanır.|ardindan jolu parlatir. insan derinliɡin ak sat͡ʃli olduɡunu sanir. Old-Testament-Judges-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Topluluk oraya en cesur adamlardan on iki binini göndererek onlara şu buyruğu verdi: \"\"Gidin, kadınlar ve küçük çocuklarla birlikte Yaveş Gilad halkını kılıçtan geçirin.\"|\"topluluk oraja en t͡ʃesur adamlardan on iki binini ɡondererek onlara su bujruɡu verdi \"\"ɡidinʔ kadinlar ve kut͡ʃuk t͡ʃot͡ʃuklarla birlikte javes ɡilad halkini kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirin.\" New-Testament-Acts-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus Asya İli’nde zaman kaybetmemek için Efes’e uğramadan geçmeye karar vermişti. Çünkü eğer mümkün olursa, Pentikost Günü Yeruşalem’de olabilmek için acele ediyordu.|pavlus asja ili’nde zaman kajbetmemek it͡ʃin efes’e uɡramadan ɡet͡ʃmeje karar vermisti. t͡ʃunku eɡer mumkun olursaʔ pentikost ɡunu jerusalem’de olabilmek it͡ʃin at͡ʃele edijordu. New-Testament-John-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda (İskariot değil) O’na, “Efendimiz, ne oldu ki, kendini dünyaya değil, bize göstereceksin?” dedi.|jahuda (iskariot deɡil) o’naʔ “efendimizʔ ne oldu kiʔ kendini dunjaja deɡilʔ bize ɡosteret͡ʃeksin?” dedi. Old-Testament-Numbers-015-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"O adam kesinlikle öldürülecektir. Bütün topluluk ordugâhın dışında onu taşlayacaktır.”\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"o adam kesinlikle oldurulet͡ʃektir. butun topluluk orduɡahin disinda onu taslajat͡ʃaktir.”\" New-Testament-Hebrews-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Hem tutukluluğumda bana acıdınız hem de göklerde kendiniz için daha iyi ve kalıcı bir mülkünüz olduğunu bilerek, mallarınızın yağmalanmasını sevinçle kabullendiniz.|hem tutukluluɡumda bana at͡ʃidiniz hem de ɡoklerde kendiniz it͡ʃin daha iji ve kalit͡ʃi bir mulkunuz olduɡunu bilerekʔ mallarinizin jaɡmalanmasini sevint͡ʃle kabullendiniz. Old-Testament-Psalms-107-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Aç ve susuz, içlerindeki canları bitkin düştü.|at͡ʃ ve susuzʔ it͡ʃlerindeki t͡ʃanlari bitkin dustu. New-Testament-Acts-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece dağılmış olanlar sözü duyurarak dolaşıyorlardı.|bojlet͡ʃe daɡilmis olanlar sozu dujurarak dolasijorlardi. Old-Testament-1-Kings-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|on baş semiz sığır, otlaklardan yirmi baş sığır ve geyik, ceylan, karaca ve semiz kümes hayvanlarından başka yüz koyundu.|on bas semiz siɡirʔ otlaklardan jirmi bas siɡir ve ɡejikʔ t͡ʃejlanʔ karat͡ʃa ve semiz kumes hajvanlarindan baska juz kojundu. Old-Testament-Genesis-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, “İşte, onlar bir halk ve hepsinin bir dili var” dedi, “Yapmaya başladıkları şey budur. Artık yapmaya niyetlendikleri şeyden onları hiçbir şey alıkoyamayacaktır.|jahveʔ “isteʔ onlar bir halk ve hepsinin bir dili var” dediʔ “japmaja basladiklari sej budur. artik japmaja nijetlendikleri sejden onlari hit͡ʃbir sej alikojamajat͡ʃaktir. Old-Testament-Judges-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aynı gece Yahve ona şöyle dedi: \"\"Kalk, ordugâha in; çünkü orayı sana teslim ettim.\"|\"ajni ɡet͡ʃe jahve ona sojle dedi \"\"kalkʔ orduɡaha in; t͡ʃunku oraji sana teslim ettim.\" New-Testament-John-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kısa bir süre sonra artık dünya beni görmeyecek ama siz beni göreceksiniz. Çünkü ben yaşıyorum, siz de yaşayacaksınız.|kisa bir sure sonra artik dunja beni ɡormejet͡ʃek ama siz beni ɡoret͡ʃeksiniz. t͡ʃunku ben jasijorumʔ siz de jasajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Isaiah-058-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, siz kavga ve çekişme için, kötülüğün yumruğuyla vurmak için oruç tutuyorsunuz. Bugün sesinin yüksekte duyulması için oruç tutmuyorsunuz.|isteʔ siz kavɡa ve t͡ʃekisme it͡ʃinʔ kotuluɡun jumruɡujla vurmak it͡ʃin orut͡ʃ tutujorsunuz. buɡun sesinin juksekte dujulmasi it͡ʃin orut͡ʃ tutmujorsunuz. New-Testament-Luke-012-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney rüzgârı estiğinde, ‘Çok sıcak olacak’ dersiniz, öyle de olur.|ɡunej ruzɡari estiɡindeʔ ‘t͡ʃok sit͡ʃak olat͡ʃak’ dersinizʔ ojle de olur. New-Testament-Revelation-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O, insanların gözleri önünde gökten yere ateş indirecek büyük mucizeler gerçekleştiriyordu.|oʔ insanlarin ɡozleri onunde ɡokten jere ates indiret͡ʃek bujuk mut͡ʃizeler ɡert͡ʃeklestirijordu. New-Testament-Matthew-024-045|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendisinin, onlara yiyeceklerini zamanında vermek için kendi evinin üzerine koyduğu sadık ve bilge hizmetkâr kimdir?|“efendisininʔ onlara jijet͡ʃeklerini zamaninda vermek it͡ʃin kendi evinin uzerine kojduɡu sadik ve bilɡe hizmetkar kimdir? Old-Testament-Job-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukları kendileriyle birlikte onların önlerinde, yavruları gözlerinin önünde pekişiyor.|t͡ʃot͡ʃuklari kendilerijle birlikte onlarin onlerindeʔ javrulari ɡozlerinin onunde pekisijor. Old-Testament-Exodus-039-028|und|SPEAKER_00_Turkish|ince ketenden sarık, ince ketenden süslü başlıkları, özenle dokunmuş ince ketenden keten donlar,|int͡ʃe ketenden sarikʔ int͡ʃe ketenden suslu basliklariʔ ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden keten donlarʔ New-Testament-John-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua sirkeyi alınca, “Tamamlandı” dedi. O zaman başını eğip ruhunu teslim etti.|jesua sirkeji alint͡ʃaʔ “tamamlandi” dedi. o zaman basini eɡip ruhunu teslim etti. Old-Testament-Ezekiel-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: “Çünkü yüreğini Tanrı'nın yüreği gibi yaptın,\"|\"\"\"ʔbu juzden efendi jahve sojle dijor “t͡ʃunku jureɡini tanriʔnin jureɡi ɡibi japtinʔ\" New-Testament-2-Thessalonians-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde kardeşler, yerinizde dimdik durun! İster sözle ister mektupla, size öğrettiğimiz geleneklere bağlı kalın.|o halde kardeslerʔ jerinizde dimdik durun! ister sozle ister mektuplaʔ size oɡrettiɡimiz ɡeleneklere baɡli kalin. Old-Testament-Jeremiah-046-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır kızı hayal kırıklığına uğrayacak, kuzey halkının eline teslim edilecek.\"\"\"|\"misir kizi hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃakʔ kuzej halkinin eline teslim edilet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler de ova kentlerine ve Yahuda'nın güneyine saldırmışlar, Beyt Şemeş'i, Ayalon'u, Gederot'u, köyleriyle Soko'yu, köyleriyle Timna'yı, köyleriyle Gimzo'yu da almışlardı; ve orada yaşıyorlardı.|filistliler de ova kentlerine ve jahudaʔnin ɡunejine saldirmislarʔ bejt semesʔiʔ ajalonʔuʔ ɡederotʔuʔ kojlerijle sokoʔjuʔ kojlerijle timnaʔjiʔ kojlerijle ɡimzoʔju da almislardi; ve orada jasijorlardi. Old-Testament-Genesis-042-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepimiz bir adamın oğullarıyız, bizler dürüst insanlarız. Hizmetkârların casus değildir.”|hepimiz bir adamin oɡullarijizʔ bizler durust insanlariz. hizmetkarlarin t͡ʃasus deɡildir.” New-Testament-Matthew-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bırakın hasata kadar her ikisi birlikte büyüsünler. Hasat vaktinde orakçılara önce deliceleri toplayın diyeceğim, onları yakmak için demet yapın. Buğdayı ise toplayarak ambarıma koyun.”|birakin hasata kadar her ikisi birlikte bujusunler. hasat vaktinde orakt͡ʃilara ont͡ʃe delit͡ʃeleri toplajin dijet͡ʃeɡimʔ onlari jakmak it͡ʃin demet japin. buɡdaji ise toplajarak ambarima kojun.” New-Testament-Hebrews-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Her terbiye şimdiki zamanda tatlı gelmez, acı gelir. Ama böyle eğitilenlere bu sonradan doğruluğun esenlik ürününü yetiştirir.|her terbije simdiki zamanda tatli ɡelmezʔ at͡ʃi ɡelir. ama bojle eɡitilenlere bu sonradan doɡruluɡun esenlik urununu jetistirir. Old-Testament-Jeremiah-051-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece geçitler tutuldu. Kamışları ateşle yaktılar. Savaşçılar korktular.”|bojlet͡ʃe ɡet͡ʃitler tutuldu. kamislari atesle jaktilar. savast͡ʃilar korktular.” Old-Testament-Numbers-031-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile Kâhin Eleazar, binbaşılardan ve yüzbaşılardan altını aldılar ve Yahve'nin önünde İsrael'in çocuklarının anılması için Buluşma Çadırı'na getirdiler.|mose ile kahin eleazarʔ binbasilardan ve juzbasilardan altini aldilar ve jahveʔnin onunde israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin anilmasi it͡ʃin bulusma t͡ʃadiriʔna ɡetirdiler. New-Testament-Matthew-015-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Kaç ekmeğiniz var?” dedi. “Yedi ekmekle birkaç küçük balığımız var” dediler.|jesua onlaraʔ “kat͡ʃ ekmeɡiniz var?” dedi. “jedi ekmekle birkat͡ʃ kut͡ʃuk baliɡimiz var” dediler. Old-Testament-Micah-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Lakiş'te oturan, hızlı atını arabaya koş. O, Siyon kızı için günahın başlangıcı oldu; çünkü İsrael'in suçları sende bulundu.|lakisʔte oturanʔ hizli atini arabaja kos. oʔ sijon kizi it͡ʃin ɡunahin baslanɡit͡ʃi oldu; t͡ʃunku israelʔin sut͡ʃlari sende bulundu. Old-Testament-Psalms-035-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Dilim gün boyu senin doğruluğundan, övgülerinden söz edecek.|dilim ɡun boju senin doɡruluɡundanʔ ovɡulerinden soz edet͡ʃek. New-Testament-Luke-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki, Yeşua onların düşüncelerini biliyordu. Eli sakat adama, “Kalk, orta yerde dur” dedi. O da kalkıp durdu.|ne var kiʔ jesua onlarin dusunt͡ʃelerini bilijordu. eli sakat adamaʔ “kalkʔ orta jerde dur” dedi. o da kalkip durdu. New-Testament-Luke-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Yeşua çıktı, vergi toplama yerinde oturan Levi adında bir vergi görevlisini gördü. Ona, “Ardımdan gel!” dedi.|bu sejlerden sonra jesua t͡ʃiktiʔ verɡi toplama jerinde oturan levi adinda bir verɡi ɡorevlisini ɡordu. onaʔ “ardimdan ɡel!” dedi. Old-Testament-Jeremiah-051-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Seninle atı ve binicisini parçalayacağım.|seninle ati ve binit͡ʃisini part͡ʃalajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-041-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tacirler onun için pazarlık yapar mı? Tüccarlar arasında onu pay ederler mi?|tat͡ʃirler onun it͡ʃin pazarlik japar mi? tut͡ʃt͡ʃarlar arasinda onu paj ederler mi? Old-Testament-1-Kings-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un hizmetkârı, Zereda'lı bir Efraimli olan Nevat'ın oğlu Yarovam, annesinin adı Serua'ydı ve dul bir kadındı, o da krala karşı elini kaldırdı.|solomonʔun hizmetkariʔ zeredaʔli bir efraimli olan nevatʔin oɡlu jarovamʔ annesinin adi seruaʔjdi ve dul bir kadindiʔ o da krala karsi elini kaldirdi. New-Testament-Matthew-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz dua ettiğinizde iç odanıza girin ve kapınızı kapayarak gizlide olan Babanız’a dua edin. Gizlide gören Babanız sizi açıkça ödüllendirecektir.|ama siz dua ettiɡinizde it͡ʃ odaniza ɡirin ve kapinizi kapajarak ɡizlide olan babaniz’a dua edin. ɡizlide ɡoren babaniz sizi at͡ʃikt͡ʃa odullendiret͡ʃektir. Old-Testament-Deuteronomy-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların önünde eğilmeyeceksin, onlara hizmet etmeyeceksin; çünkü ben, senin Tanrın Yahve, benden nefret edenlerin babalar suçunu çocuklarında, üçüncü ve dördüncü kuşağında arayan,|onlarin onunde eɡilmejet͡ʃeksinʔ onlara hizmet etmejet͡ʃeksin; t͡ʃunku benʔ senin tanrin jahveʔ benden nefret edenlerin babalar sut͡ʃunu t͡ʃot͡ʃuklarindaʔ ut͡ʃunt͡ʃu ve dordunt͡ʃu kusaɡinda arajanʔ Old-Testament-Numbers-034-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İki oymakla yarım oymak miraslarını Yarden'in ötesinde, doğuda, gün doğusuna doğru Yeriha'da aldılar.\"\"\"|\"iki ojmakla jarim ojmak miraslarini jardenʔin otesindeʔ doɡudaʔ ɡun doɡusuna doɡru jerihaʔda aldilar.\"\"\" New-Testament-Acts-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek ona, “Kuşan, çarıklarını giy” dedi. Öyle yaptı. Ona, “Üstlüğünü giy ve ardımdan gel” dedi.|melek onaʔ “kusanʔ t͡ʃariklarini ɡij” dedi. ojle japti. onaʔ “ustluɡunu ɡij ve ardimdan ɡel” dedi. Old-Testament-Ecclesiastes-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan için yemekten, içmekten ve emeğiyle canını sevindirmekten daha iyi bir şey yoktur. Gördüm ki, bu da Tanrı'nın elindendir.|insan it͡ʃin jemektenʔ it͡ʃmekten ve emeɡijle t͡ʃanini sevindirmekten daha iji bir sej joktur. ɡordum kiʔ bu da tanriʔnin elindendir. Old-Testament-Joshua-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınızı Mısır'dan çıkardım ve denize geldiniz. Mısırlılar atalarınızı savaş arabalarıyla ve atlılarla Kızıldeniz'e kadar kovaladılar.|atalarinizi misirʔdan t͡ʃikardim ve denize ɡeldiniz. misirlilar atalarinizi savas arabalarijla ve atlilarla kizildenizʔe kadar kovaladilar. New-Testament-Acts-015-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Barnabas, Markos da denilen Yuhanna’yı da yanlarına almayı tasarlıyordu.|barnabasʔ markos da denilen juhanna’ji da janlarina almaji tasarlijordu. Old-Testament-2-Samuel-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralı karşılamak için Yeruşalem'e geldiğinde, kral ona, “Mefiboşet, neden benimle gelmedin?” dedi.|krali karsilamak it͡ʃin jerusalemʔe ɡeldiɡindeʔ kral onaʔ “mefibosetʔ neden benimle ɡelmedin?” dedi. Old-Testament-Proverbs-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinçli yürek yüzü neşelendirir, ama acılı yürek ruhu kırar.|sevint͡ʃli jurek juzu neselendirirʔ ama at͡ʃili jurek ruhu kirar. Old-Testament-Jeremiah-048-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Keriyot alındı, kaleler ele geçirildi. O gün Moav'ın yiğitlerinin yüreği, sancı çeken bir kadının yüreği gibi olacak.|kerijot alindiʔ kaleler ele ɡet͡ʃirildi. o ɡun moavʔin jiɡitlerinin jureɡiʔ sant͡ʃi t͡ʃeken bir kadinin jureɡi ɡibi olat͡ʃak. New-Testament-2-Corinthians-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, Asya İli’nde başımıza gelen sıkıntılardan habersiz kalmanızı istemiyoruz. Gücümüzün ötesinde çok ezildik. Hatta, yaşamaktan bile umudumuzu kesmiştik.|kardeslerimʔ asja ili’nde basimiza ɡelen sikintilardan habersiz kalmanizi istemijoruz. ɡut͡ʃumuzun otesinde t͡ʃok ezildik. hattaʔ jasamaktan bile umudumuzu kesmistik. Old-Testament-Joshua-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır batı kısmından Beyt Horon'un önündeki dağdan güneye doğru uzanıp dönüyordu; ve Yahuda'nın çocuklarının kenti olan Kiryat Baal'da (Kiryat Jearim de denir) sona eriyordu. Burası batı bölgesiydi.|sinir bati kismindan bejt horonʔun onundeki daɡdan ɡuneje doɡru uzanip donujordu; ve jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin kenti olan kirjat baalʔda (kirjat ʒearim de denir) sona erijordu. burasi bati bolɡesijdi. Old-Testament-Job-040-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Nilüferler onu gölgeleriyle örter, derenin söğütleri onu çevreler.|niluferler onu ɡolɡelerijle orterʔ derenin soɡutleri onu t͡ʃevreler. New-Testament-2-Thessalonians-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama, ey kardeşler, doğru olanı yapmaktan usanmayın.|amaʔ ej kardeslerʔ doɡru olani japmaktan usanmajin. Old-Testament-Deuteronomy-029-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Gizli şeyler Tanrımız Yahve'nindir; ama açığa çıkarılmış olan şeyler daima bizim ve çocuklarımızındır; öyle ki, bu yasanın bütün sözlerini yapalım.|ɡizli sejler tanrimiz jahveʔnindir; ama at͡ʃiɡa t͡ʃikarilmis olan sejler daima bizim ve t͡ʃot͡ʃuklarimizindir; ojle kiʔ bu jasanin butun sozlerini japalim. Old-Testament-Numbers-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ayın on dördüncü günü akşam, onu belirlenen zamanda tutacaksınız. Onu tüm kurallarına ve tüm ilkelerine göre tutacaksınız.”|bu ajin on dordunt͡ʃu ɡunu aksamʔ onu belirlenen zamanda tutat͡ʃaksiniz. onu tum kurallarina ve tum ilkelerine ɡore tutat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Proverbs-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Düzeltilmeyi reddeden kendi canını küçümser, ama azarlamayı dinleyen anlayış kazanır.|duzeltilmeji reddeden kendi t͡ʃanini kut͡ʃumserʔ ama azarlamaji dinlejen anlajis kazanir. Old-Testament-Isaiah-049-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü çorak yerlerine, ıssız yerlerine ve harap olmuş diyarına gelince, o diyar artık sakinleri için gerçekten çok dar olacak, seni yutanlar çok uzakta olacaklar.|“t͡ʃunku t͡ʃorak jerlerineʔ issiz jerlerine ve harap olmus dijarina ɡelint͡ʃeʔ o dijar artik sakinleri it͡ʃin ɡert͡ʃekten t͡ʃok dar olat͡ʃakʔ seni jutanlar t͡ʃok uzakta olat͡ʃaklar. New-Testament-Mark-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onların imanını görüp felçliye, “Oğlum, günahların bağışlandı” dedi.|jesua onlarin imanini ɡorup felt͡ʃlijeʔ “oɡlumʔ ɡunahlarin baɡislandi” dedi. Old-Testament-Judges-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve ona şöyle dedi: \"\"Yeftah diyor ki: İsrael Moav ülkesini ya da Ammon'un çocuklarının ülkesini almadı;\"|\"ve ona sojle dedi \"\"jeftah dijor ki israel moav ulkesini ja da ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin ulkesini almadi;\" Old-Testament-Numbers-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Altın sunağın üzerine mavi bir bez serip onu deri bir örtüyle örtecekler ve sırıklarını geçirecekler.\"\"\"|\"\"\"altin sunaɡin uzerine mavi bir bez serip onu deri bir ortujle ortet͡ʃekler ve siriklarini ɡet͡ʃiret͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David, Yahve'nin Sandığı'nı kendisiyle birlikte David'in Kenti'ne taşımadı; ama David onu Gatlı Oved-Edom'un evine ayrı taşıdı.|bunun uzerine davidʔ jahveʔnin sandiɡiʔni kendisijle birlikte davidʔin kentiʔne tasimadi; ama david onu ɡatli oved-edomʔun evine ajri tasidi. Old-Testament-Job-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sabalılar saldırdı ve onları alıp götürdü. Evet, hizmetçileri kılıçtan geçirdiler, yalnız ben, sana bildireyim diye kaçıp kurtuldum.\"\" dedi.\"|\"sabalilar saldirdi ve onlari alip ɡoturdu. evetʔ hizmett͡ʃileri kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdilerʔ jalniz benʔ sana bildirejim dije kat͡ʃip kurtuldum.\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ancak esirlerin altında eğilecekler, öldürülenlerin altında düşecekler. Bütün bunlara rağmen öfkesi geri dönmedi, ama eli hâlâ uzanmış duruyor.|onlar ant͡ʃak esirlerin altinda eɡilet͡ʃeklerʔ oldurulenlerin altinda duset͡ʃekler. butun bunlara raɡmen ofkesi ɡeri donmediʔ ama eli hala uzanmis durujor. Old-Testament-Genesis-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı yeryüzünü gördü ve işte bozulmuştu. Yeryüzünde yaşayanların tümü yollarını bozmuştu.|tanri jerjuzunu ɡordu ve iste bozulmustu. jerjuzunde jasajanlarin tumu jollarini bozmustu. Old-Testament-Deuteronomy-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O sırada Yeşu'ya buyurup dedim: \"\"Tanrın Yahve'nin bu iki krala yaptığı her şeyi gözlerin gördü. Yahve gitmekte olduğunuz bütün krallıklara da öyle yapacaktır.\"|\"o sirada jesuʔja bujurup dedim \"\"tanrin jahveʔnin bu iki krala japtiɡi her seji ɡozlerin ɡordu. jahve ɡitmekte olduɡunuz butun kralliklara da ojle japat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Nehemiah-012-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Zerubbabel'in günlerinde ve Nehemya'nın günlerinde bütün İsrael, ezgicilerin ve kapı bekçilerinin paylarını her gün gerektiği gibi verdiler; Levililer için olanı ayırdılar; Levililer de Aron'un oğullarına olanı ayırdılar.|zerubbabelʔin ɡunlerinde ve nehemjaʔnin ɡunlerinde butun israelʔ ezɡit͡ʃilerin ve kapi bekt͡ʃilerinin pajlarini her ɡun ɡerektiɡi ɡibi verdiler; levililer it͡ʃin olani ajirdilar; levililer de aronʔun oɡullarina olani ajirdilar. Old-Testament-Genesis-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|sizinle birlikte olan her canlıyla, kuşlarla, evcil hayvanlarla ve sizinle birlikte olan yerin bütün hayvanlarıyla, gemiden çıkanların hepsiyle, hatta yeryüzünün bütün hayvanlarıyla|sizinle birlikte olan her t͡ʃanlijlaʔ kuslarlaʔ evt͡ʃil hajvanlarla ve sizinle birlikte olan jerin butun hajvanlarijlaʔ ɡemiden t͡ʃikanlarin hepsijleʔ hatta jerjuzunun butun hajvanlarijla New-Testament-1-Corinthians-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Mesih’te olup uyuyanlar da mahvoldular.|o zaman mesih’te olup ujujanlar da mahvoldular. Old-Testament-Job-031-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"bu da hâkimler tarafından cezalandırılacak bir suç olurdu, çünkü yukarıda olan Tanrı'yı inkâr etmiş olurdum.\"\"\"|\"bu da hakimler tarafindan t͡ʃezalandirilat͡ʃak bir sut͡ʃ olurduʔ t͡ʃunku jukarida olan tanriʔji inkar etmis olurdum.\"\"\" Old-Testament-Psalms-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimdir yaşamı arzulayan kişi, iyilik görmek için uzun günler seven?|kimdir jasami arzulajan kisiʔ ijilik ɡormek it͡ʃin uzun ɡunler seven? Old-Testament-2-Samuel-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişama, Elyada ve Elifelet.|elisamaʔ eljada ve elifelet. Old-Testament-Ezekiel-043-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Görmüş olduğum görümün görünümüne benziyordu, kenti yıkmak için geldiğim zaman görmüş olduğum görüm gibiydi; ve görümler Kevar Irmağı'nın yanında görmüş olduğum görüm gibiydi; ve yüzüstü düştüm.|ɡormus olduɡum ɡorumun ɡorunumune benzijorduʔ kenti jikmak it͡ʃin ɡeldiɡim zaman ɡormus olduɡum ɡorum ɡibijdi; ve ɡorumler kevar irmaɡiʔnin janinda ɡormus olduɡum ɡorum ɡibijdi; ve juzustu dustum. Old-Testament-Genesis-038-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda ilk oğlu Er için bir kadın aldı. Adı Tamar'dı.|jahuda ilk oɡlu er it͡ʃin bir kadin aldi. adi tamarʔdi. Old-Testament-Exodus-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Keten ve arpa vuruldu, çünkü arpa olgunlaşmış, keten de çiçek açmıştı.|keten ve arpa vurulduʔ t͡ʃunku arpa olɡunlasmisʔ keten de t͡ʃit͡ʃek at͡ʃmisti. Old-Testament-Exodus-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yeşu'ya, \"\"Bizim için adamlar seç ve Amalek'le savaşmaya çık\"\" dedi. \"\"Yarın elimde Tanrı'nın değneği ile tepenin zirvesinde duracağım.\"\"\"|\"mose jesuʔjaʔ \"\"bizim it͡ʃin adamlar set͡ʃ ve amalekʔle savasmaja t͡ʃik\"\" dedi. \"\"jarin elimde tanriʔnin deɡneɡi ile tepenin zirvesinde durat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İnek ve ayı otlayacak. Yavruları birlikte yatacaklar. Aslan da öküz gibi saman yiyecek.|inek ve aji otlajat͡ʃak. javrulari birlikte jatat͡ʃaklar. aslan da okuz ɡibi saman jijet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|saf insana sağduyu, genç insana bilgi ve sağgörü vermek,|saf insana saɡdujuʔ ɡent͡ʃ insana bilɡi ve saɡɡoru vermekʔ New-Testament-1-Timothy-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, iyi işler de bellidir; belli olmayanlar bile saklanamazlar.|ajni sekildeʔ iji isler de bellidir; belli olmajanlar bile saklanamazlar. New-Testament-Luke-012-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Düğün şöleninden döndüğünde efendilerini hazır bekleyen hizmetkârlar gibi olun. Efendi gelip kapıyı çaldığında, O'na hemen kapıyı açsınlar.|duɡun soleninden donduɡunde efendilerini hazir beklejen hizmetkarlar ɡibi olun. efendi ɡelip kapiji t͡ʃaldiɡindaʔ oʔna hemen kapiji at͡ʃsinlar. Old-Testament-Hosea-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallar diktiler, ama benim aracılığımla değil. Beyler yaptılar, ama ben onaylamadım. Kesilip atılsınlar diye gümüşlerinden ve altınlarından kendilerine putlar yaptılar.|krallar diktilerʔ ama benim arat͡ʃiliɡimla deɡil. bejler japtilarʔ ama ben onajlamadim. kesilip atilsinlar dije ɡumuslerinden ve altinlarindan kendilerine putlar japtilar. Old-Testament-2-Chronicles-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu Manaşşe, Efraim, Şimon ve Naftali'ye kadar, onların yıkıntıları çevresinde yaptı.|bunu manasseʔ efraimʔ simon ve naftaliʔje kadarʔ onlarin jikintilari t͡ʃevresinde japti. Old-Testament-1-Chronicles-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|onun oğlu Nun ve onun oğlu Yeşu'ydu.|onun oɡlu nun ve onun oɡlu jesuʔjdu. Old-Testament-Isaiah-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarşiş'in bütün gemileri için ve bütün hoş tasvirler için, Ordular Yahvesi'nin bir günü olacaktır.|tarsisʔin butun ɡemileri it͡ʃin ve butun hos tasvirler it͡ʃinʔ ordular jahvesiʔnin bir ɡunu olat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'\"\"Annen kanında suların kıyısına dikilmiş bir asma gibiydi. Bol sulardan dolayı verimli ve çok dallıydı.\"|\"ʔ\"\"annen kaninda sularin kijisina dikilmis bir asma ɡibijdi. bol sulardan dolaji verimli ve t͡ʃok dallijdi.\" Old-Testament-1-Chronicles-006-051|und|SPEAKER_00_Turkish|onun oğlu Bukki, onun oğlu Uzzi, onun oğlu Zerahya,|onun oɡlu bukkiʔ onun oɡlu uzziʔ onun oɡlu zerahjaʔ Old-Testament-2-Samuel-017-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler ve Avşalom Gilad ülkesinde ordugâh kurdular.|israelliler ve avsalom ɡilad ulkesinde orduɡah kurdular. Old-Testament-Job-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi çağır; sana yanıt verecek biri var mı? Kutsallardan hangisine yöneleceksin?|“simdi t͡ʃaɡir; sana janit veret͡ʃek biri var mi? kutsallardan hanɡisine jonelet͡ʃeksin? New-Testament-Luke-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bana taparsan, hepsi senin olacak” dedi.|bu nedenle bana taparsanʔ hepsi senin olat͡ʃak” dedi. Old-Testament-Psalms-065-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçle kuşanmış olarak, kuvvetinle dağlara biçim veren,|ɡut͡ʃle kusanmis olarakʔ kuvvetinle daɡlara bit͡ʃim verenʔ Old-Testament-Genesis-027-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşi Esav'ın elleri gibi elleri kıllı olduğu için onu tanımadı. Böylece onu kutsadı.|kardesi esavʔin elleri ɡibi elleri killi olduɡu it͡ʃin onu tanimadi. bojlet͡ʃe onu kutsadi. New-Testament-Luke-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İçlerinden biri iyileştiğini görünce yüksek sesle Tanrı’yı yücelterek geri döndü.|it͡ʃlerinden biri ijilestiɡini ɡorunt͡ʃe juksek sesle tanri’ji jut͡ʃelterek ɡeri dondu. Old-Testament-2-Chronicles-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ister küçük ister büyük olsun, ister erkek ister kadın olsun, İsrael'in Tanrısı Yahve'yi aramayan herkes öldürülecekti.|ve ister kut͡ʃuk ister bujuk olsunʔ ister erkek ister kadin olsunʔ israelʔin tanrisi jahveʔji aramajan herkes oldurulet͡ʃekti. New-Testament-Mark-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla açıkça konuştu. Petrus O’nu tutup azarlamaya başladı.|onlarla at͡ʃikt͡ʃa konustu. petrus o’nu tutup azarlamaja basladi. Old-Testament-1-Chronicles-029-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye kurbanlar kestiler ve o günün ertesi gün Yahve'ye yakmalık sunular sundular; bin boğa, bin koç ve bin kuzu, onların dökmelik sunularını, bütün İsrael için bol miktarda kurbanlar sundular.|jahveʔje kurbanlar kestiler ve o ɡunun ertesi ɡun jahveʔje jakmalik sunular sundular; bin boɡaʔ bin kot͡ʃ ve bin kuzuʔ onlarin dokmelik sunulariniʔ butun israel it͡ʃin bol miktarda kurbanlar sundular. New-Testament-Mark-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua hemen öğrencileriyle birlikte tekneye bindi ve Dalmanuta bölgesine geçti.|jesua hemen oɡrent͡ʃilerijle birlikte tekneje bindi ve dalmanuta bolɡesine ɡet͡ʃti. Old-Testament-Ezekiel-036-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden artık insanları yiyip bitirmeyeceksin ve ulusunu çocuklarından mahrum bırakmayacaksın.\"\" diyor Efendi Yahve.\"|\"bu juzden artik insanlari jijip bitirmejet͡ʃeksin ve ulusunu t͡ʃot͡ʃuklarindan mahrum birakmajat͡ʃaksin.\"\" dijor efendi jahve.\" Old-Testament-2-Chronicles-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın bütün surlu kentlerine askerler koydu ve babası Asa'nın almış olduğu Yahuda diyarına ve Efraim kentlerine birlikler yerleştirdi.|jahudaʔnin butun surlu kentlerine askerler kojdu ve babasi asaʔnin almis olduɡu jahuda dijarina ve efraim kentlerine birlikler jerlestirdi. Old-Testament-Deuteronomy-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancıdan faiz alabilirsin; ama kardeşinden faiz almayacaksın; ta ki, Tanrın Yahve, mülk edinmek için gitmekte olduğun diyarda, elini koyacağın her şeyde seni kutsasın.|jabant͡ʃidan faiz alabilirsin; ama kardesinden faiz almajat͡ʃaksin; ta kiʔ tanrin jahveʔ mulk edinmek it͡ʃin ɡitmekte olduɡun dijardaʔ elini kojat͡ʃaɡin her sejde seni kutsasin. Old-Testament-Job-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi gizlice bana bir şey getirildi. Ondan kulağım bir fısıltı aldı.|“simdi ɡizlit͡ʃe bana bir sej ɡetirildi. ondan kulaɡim bir fisilti aldi. New-Testament-2-Corinthians-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız onun gelişiyle değil, aynı zamanda özleminizi, yasınızı ve bana olan gayretinizi bize anlatırken sizde teselli bulduğu teselliyle de, böylece daha da çok sevindim.|jalniz onun ɡelisijle deɡilʔ ajni zamanda ozleminiziʔ jasinizi ve bana olan ɡajretinizi bize anlatirken sizde teselli bulduɡu tesellijle deʔ bojlet͡ʃe daha da t͡ʃok sevindim. Old-Testament-Proverbs-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tedbirli insanın bilgeliği kendi yolu hakkında düşünmektir, ama akılsızların ahmaklığı hiledir.|tedbirli insanin bilɡeliɡi kendi jolu hakkinda dusunmektirʔ ama akilsizlarin ahmakliɡi hiledir. Old-Testament-Leviticus-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Boğanın kanından biraz alıp parmağıyla doğuya doğru Merhamet Örtüsü'ne serpecek; merhamet örtüsünün önünde parmağıyla yedi kez kanın bir kısmını serpecektir.\"\"\"|\"boɡanin kanindan biraz alip parmaɡijla doɡuja doɡru merhamet ortusuʔne serpet͡ʃek; merhamet ortusunun onunde parmaɡijla jedi kez kanin bir kismini serpet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-116-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtuluş kâsesini alıp Yahve’nin adını çağıracağım.|kurtulus kasesini alip jahve’nin adini t͡ʃaɡirat͡ʃaɡim. New-Testament-Acts-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul artık onlarla birlikteydi. Yeruşalem’e girip her yerde Efendi Yeşua’nın adını korkusuzca duyuruyordu.|saul artik onlarla birliktejdi. jerusalem’e ɡirip her jerde efendi jesua’nin adini korkusuzt͡ʃa dujurujordu. New-Testament-Luke-011-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi ona şöyle dedi: “Siz Ferisiler kâsenin ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içiniz soygunculuk ve kötülükle doludur.|efendi ona sojle dedi “siz ferisiler kasenin ve tabaɡin disini temizlersinizʔ ama it͡ʃiniz sojɡunt͡ʃuluk ve kotulukle doludur. New-Testament-1-Peter-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Bütün insanlar ota benzer, insanın tüm yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçeği düşer,|t͡ʃunkuʔ “butun insanlar ota benzerʔ insanin tum jut͡ʃeliɡi kir t͡ʃit͡ʃeɡi ɡibidir. ot kururʔ t͡ʃit͡ʃeɡi duserʔ New-Testament-Luke-006-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Verin, size de verilecektir. İyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşkın, dolu bir ölçekle size verilecektir. Çünkü hangi ölçüyle ölçerseniz, o ölçekle size ölçülecektir.”|verinʔ size de verilet͡ʃektir. ijit͡ʃe bastirilmisʔ silkelenmis ve taskinʔ dolu bir olt͡ʃekle size verilet͡ʃektir. t͡ʃunku hanɡi olt͡ʃujle olt͡ʃersenizʔ o olt͡ʃekle size olt͡ʃulet͡ʃektir.” New-Testament-Ephesians-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de Ruh'ta Tanrı’nın konutu olmak üzere hep birlikte Mesih’te bina edilmektesiniz.|siz de ruhʔta tanri’nin konutu olmak uzere hep birlikte mesih’te bina edilmektesiniz. Old-Testament-1-Samuel-025-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, David'in karısı olan kızı Mikal'ı Gallimli Laiş oğlu Palti'ye vermişti.|saulʔ davidʔin karisi olan kizi mikalʔi ɡallimli lais oɡlu paltiʔje vermisti. Old-Testament-Genesis-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadat, Tema, Yetur, Nafiş ve Kedema’dır.|hadatʔ temaʔ jeturʔ nafis ve kedema’dir. Old-Testament-Jeremiah-050-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bulanların hepsi onları yedi. Düşmanları, 'Biz suçlu değiliz, çünkü onlar Yahve'ye karşı, doğruluk yurduna, atalarının umudu olan Yahve'ye karşı günah işlediler' dediler.\"\"\"|\"bulanlarin hepsi onlari jedi. dusmanlariʔ ʔbiz sut͡ʃlu deɡilizʔ t͡ʃunku onlar jahveʔje karsiʔ doɡruluk jurdunaʔ atalarinin umudu olan jahveʔje karsi ɡunah isledilerʔ dediler.\"\"\" Old-Testament-Ruth-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra, “Kızım, ne olacağını öğrenene dek bekle; çünkü adam bugün bunu halledinceye kadar rahat etmeyecektir” dedi.|sonraʔ “kizimʔ ne olat͡ʃaɡini oɡrenene dek bekle; t͡ʃunku adam buɡun bunu halledint͡ʃeje kadar rahat etmejet͡ʃektir” dedi. Old-Testament-2-Samuel-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav boruyu çaldı ve halk İsrael'i kovalamaktan döndü; çünkü Yoav halkı geri tuttu.|joav boruju t͡ʃaldi ve halk israelʔi kovalamaktan dondu; t͡ʃunku joav halki ɡeri tuttu. New-Testament-Hebrews-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk önce, “Kurbanları, sunuları, yakmalık sunuları ve günah sunularını istemedin ve bunlardan hoşnut olmadın” dedi. Ama bunlar Yasa’ya göre sunulması gereken sunulardır.|ilk ont͡ʃeʔ “kurbanlariʔ sunulariʔ jakmalik sunulari ve ɡunah sunularini istemedin ve bunlardan hosnut olmadin” dedi. ama bunlar jasa’ja ɡore sunulmasi ɡereken sunulardir. Old-Testament-2-Kings-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoaş'ın işlerinin geri kalanı, ve kudreti, ve Yahuda Kralı Amatsya ile nasıl savaştığı, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|jehoasʔin islerinin ɡeri kalaniʔ ve kudretiʔ ve jahuda krali amatsja ile nasil savastiɡiʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Jeremiah-046-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Küçük kalkanı ve büyük kalkanı hazırlayın, ve savaşa yaklaşın!|“kut͡ʃuk kalkani ve bujuk kalkani hazirlajinʔ ve savasa jaklasin! Old-Testament-Psalms-050-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne ahırından bir boğaya, ne de ağıllarından tekelere ihtiyacım var.|ne ahirindan bir boɡajaʔ ne de aɡillarindan tekelere ihtijat͡ʃim var. Old-Testament-Isaiah-049-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Yahve şöyle diyor: \"\"Güçlünün de tutsakları alınacak, ganimet de zalimden geri alınacak; çünkü seninle çekişenle ben çekişeceğim ve senin çocuklarını kurtaracağım.\"|\"ama jahve sojle dijor \"\"ɡut͡ʃlunun de tutsaklari alinat͡ʃakʔ ɡanimet de zalimden ɡeri alinat͡ʃak; t͡ʃunku seninle t͡ʃekisenle ben t͡ʃekiset͡ʃeɡim ve senin t͡ʃot͡ʃuklarini kurtarat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Job-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ben suçsuzum. Kendimi saymıyorum. Hayatımı hor görüyorum.\"\"\"|\"ben sut͡ʃsuzum. kendimi sajmijorum. hajatimi hor ɡorujorum.\"\"\" Old-Testament-Job-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanlarında seyahat eden kervanlar sapar. Çöle çıkarlar ve yok olurlar.|janlarinda sejahat eden kervanlar sapar. t͡ʃole t͡ʃikarlar ve jok olurlar. Old-Testament-Daniel-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral onlarla konuştu; ve aralarında Daniel, Hananya, Mişael ve Azarya gibisi bulunamadı. Bu yüzden kralın önünde bunlar durdular.|kral onlarla konustu; ve aralarinda danielʔ hananjaʔ misael ve azarja ɡibisi bulunamadi. bu juzden kralin onunde bunlar durdular. Old-Testament-Daniel-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben Daniel, ruhum bedenimin içinde kederlendi ve başımdaki görümler beni rahatsız etti.|“ben danielʔ ruhum bedenimin it͡ʃinde kederlendi ve basimdaki ɡorumler beni rahatsiz etti. Old-Testament-Numbers-007-038|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu on şekellik altın bir kepçe;|buhurla dolu on sekellik altin bir kept͡ʃe; Old-Testament-2-Samuel-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Givonlular'ın eline teslim etti; onlar da onları Yahve'nin önünde dağda astılar, yedisi de birlikte düştüler. Hasat günlerinde, ilk günlerde, arpa hasadının başlangıcında öldürüldüler.|onlari ɡivonlularʔin eline teslim etti; onlar da onlari jahveʔnin onunde daɡda astilarʔ jedisi de birlikte dustuler. hasat ɡunlerindeʔ ilk ɡunlerdeʔ arpa hasadinin baslanɡit͡ʃinda oldurulduler. Old-Testament-Ezekiel-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Varlığımın hakkı için” diyor Efendi Yahve, “İsrael'de artık bu özdeyişi söylemeyeceksiniz.|“varliɡimin hakki it͡ʃin” dijor efendi jahveʔ “israelʔde artik bu ozdejisi sojlemejet͡ʃeksiniz. New-Testament-Matthew-012-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey engerek soyu! Siz kötü olup da nasıl iyi sözler söyleyebilirsiniz? Çünkü ağız, yüreğin taşmasından konuşur.|ej enɡerek soju! siz kotu olup da nasil iji sozler sojlejebilirsiniz? t͡ʃunku aɡizʔ jureɡin tasmasindan konusur. Old-Testament-Exodus-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Elli tunç kopça yapacaksın, kopçaları ilmeklere geçireceksin ve çadırı birleştireceksin ki, tek parça olsun.|elli tunt͡ʃ kopt͡ʃa japat͡ʃaksinʔ kopt͡ʃalari ilmeklere ɡet͡ʃiret͡ʃeksin ve t͡ʃadiri birlestiret͡ʃeksin kiʔ tek part͡ʃa olsun. Old-Testament-Genesis-043-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gecikmemiş olsaydık, şimdiye dek kesin olarak ikinci kez dönmüş olurduk.”|t͡ʃunku ɡet͡ʃikmemis olsajdikʔ simdije dek kesin olarak ikint͡ʃi kez donmus olurduk.” Old-Testament-Genesis-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle insan babasını annesini bırakıp karısına bağlanacak ve tek beden olacaklar.|bu nedenle insan babasini annesini birakip karisina baɡlanat͡ʃak ve tek beden olat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-035-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Moav ovalarında, Yarden yanında, Yeriha'da Moşe'ye şöyle dedi,|jahveʔ moav ovalarindaʔ jarden janindaʔ jerihaʔda moseʔje sojle dediʔ Old-Testament-Psalms-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı koru, kurtar beni. Hayal kırıklığına uğramayayım, çünkü sana sığınıyorum.|t͡ʃanimi koruʔ kurtar beni. hajal kirikliɡina uɡramajajimʔ t͡ʃunku sana siɡinijorum. Old-Testament-Ezekiel-036-035|und|SPEAKER_00_Turkish|'Bu harabe ülke, Aden bahçesi gibi oldu. Yıkılmış, ıssız ve harap kentler surlarla çevrildi ve içinde oturuluyor.' diyecekler.|ʔbu harabe ulkeʔ aden baht͡ʃesi ɡibi oldu. jikilmisʔ issiz ve harap kentler surlarla t͡ʃevrildi ve it͡ʃinde oturulujor.ʔ dijet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-044-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bunu araştırmaz mıydı? Çünkü O, yürekteki gizleri bilir.|tanri bunu arastirmaz mijdi? t͡ʃunku oʔ jurekteki ɡizleri bilir. Old-Testament-Deuteronomy-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşayasın, çoğalasın ve Yahve'nin atalarınıza ant içerek söz verdiği ülkeye girip mülk edinebilesin diye bugün size buyurduğum bütün buyrukları tutacaksın.|jasajasinʔ t͡ʃoɡalasin ve jahveʔnin atalariniza ant it͡ʃerek soz verdiɡi ulkeje ɡirip mulk edinebilesin dije buɡun size bujurduɡum butun bujruklari tutat͡ʃaksin. Old-Testament-Deuteronomy-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Lanet etmek için Eval Dağı'nda şunlar duracak: Ruven, Gad, Aşer, Zevulun, Dan ve Naftali.|lanet etmek it͡ʃin eval daɡiʔnda sunlar durat͡ʃak ruvenʔ ɡadʔ aserʔ zevulunʔ dan ve naftali. Old-Testament-2-Kings-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoahaz Yahve'ye yalvardı ve Yahve onu dinledi; çünkü İsrael'in sıkıntısını, Suriye Kralı'nın onları nasıl zulmettiğini gördü.|jehoahaz jahveʔje jalvardi ve jahve onu dinledi; t͡ʃunku israelʔin sikintisiniʔ surije kraliʔnin onlari nasil zulmettiɡini ɡordu. Old-Testament-Exodus-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Seni Mısır diyarından, esaret evinden çıkaran Tanrın Yahve benim.\"\"\"|\"“seni misir dijarindanʔ esaret evinden t͡ʃikaran tanrin jahve benim.\"\"\" Old-Testament-Job-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Evet, kötülerin ışığı sönecek. Ateşinin kıvılcımı parlamayacaktır.|“evetʔ kotulerin isiɡi sonet͡ʃek. atesinin kivilt͡ʃimi parlamajat͡ʃaktir. Old-Testament-Job-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada kötüler sıkıntı çektirmeyi bırakırlar. Yorgunlar orada rahatlar.|orada kotuler sikinti t͡ʃektirmeji birakirlar. jorɡunlar orada rahatlar. Old-Testament-Ezekiel-036-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Ben ant içtim, 'Kesinlikle çevrenizdeki uluslar kendi utançlarını yüklenecekler.\"\"\"\"'\"|\"bu juzden efendi jahve sojle dijor \"\"ben ant it͡ʃtimʔ ʔkesinlikle t͡ʃevrenizdeki uluslar kendi utant͡ʃlarini juklenet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Proverbs-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın her yolu kendi gözünde doğrudur, ama yürekleri tartan Yahve'dir.|insanin her jolu kendi ɡozunde doɡrudurʔ ama jurekleri tartan jahveʔdir. Old-Testament-Psalms-031-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Vakitlerim senin elinde. Beni düşmanlarımın elinden ve bana zulmedenlerden kurtar.|vakitlerim senin elinde. beni dusmanlarimin elinden ve bana zulmedenlerden kurtar. Old-Testament-Isaiah-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüreğinde şöyle dedin, \"\"Göğün içinde yükseleceğim! Tahtımı Tanrı'nın yıldızları üzerine yükselteceğim. En kuzeyde, Topluluk Dağı üzerinde oturacağım!”\"|\"jureɡinde sojle dedinʔ \"\"ɡoɡun it͡ʃinde jukselet͡ʃeɡim! tahtimi tanriʔnin jildizlari uzerine jukseltet͡ʃeɡim. en kuzejdeʔ topluluk daɡi uzerinde oturat͡ʃaɡim!”\" Old-Testament-1-Samuel-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve, büyük adı uğruna halkını bırakmayacaktır, çünkü Yahve sizi kendisi için bir halk yapmaktan hoşnuttur.|t͡ʃunku jahveʔ bujuk adi uɡruna halkini birakmajat͡ʃaktirʔ t͡ʃunku jahve sizi kendisi it͡ʃin bir halk japmaktan hosnuttur. Old-Testament-Ezra-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı Yahve, sen adilsin; çünkü bugün olduğu gibi, kaçıp kurtulan bir kalıntı olarak bırakıldık. İşte, suçlarımızın içinde senin önündeyiz; çünkü bundan ötürü kimse senin önünde duramaz.”|israelʔin tanrisi jahveʔ sen adilsin; t͡ʃunku buɡun olduɡu ɡibiʔ kat͡ʃip kurtulan bir kalinti olarak birakildik. isteʔ sut͡ʃlarimizin it͡ʃinde senin onundejiz; t͡ʃunku bundan oturu kimse senin onunde duramaz.” New-Testament-Mark-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam gidip Yeşua’nın yas tutup ağlayan, O'nunla birlikte bulunmuş olan öğrencilerine haberi verdi.|marijam ɡidip jesua’nin jas tutup aɡlajanʔ oʔnunla birlikte bulunmus olan oɡrent͡ʃilerine haberi verdi. Old-Testament-Proverbs-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Altın ve bolca yakut vardır, ama bilginin dudakları nadir bulunan mücevherdir.|altin ve bolt͡ʃa jakut vardirʔ ama bilɡinin dudaklari nadir bulunan mut͡ʃevherdir. Old-Testament-Ezekiel-037-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üzerine yazdığın değnekler gözlerinin önünde senin elinde olacaklar.\"\"'\"|\"uzerine jazdiɡin deɡnekler ɡozlerinin onunde senin elinde olat͡ʃaklar.\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-067-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, yeryüzünde yolun, bütün uluslar arasındaki kurtuluşun bilinsin.|ojle kiʔ jerjuzunde jolunʔ butun uluslar arasindaki kurtulusun bilinsin. Old-Testament-Deuteronomy-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu Tanrın Yahve'nin seçeceği yerde pişirip yiyeceksin. Sabah çadırlarına döneceksin.|onu tanrin jahveʔnin set͡ʃet͡ʃeɡi jerde pisirip jijet͡ʃeksin. sabah t͡ʃadirlarina donet͡ʃeksin. Old-Testament-Psalms-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Seslenince yanıtla beni, doğruluğumun Tanrısı! Beni sıkıntımdan kurtar. Bana merhamet et ve duamı duy.|seslenint͡ʃe janitla beniʔ doɡruluɡumun tanrisi! beni sikintimdan kurtar. bana merhamet et ve duami duj. Old-Testament-Psalms-066-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzımla O’na yakardım. Dilimle O övüldü.|aɡzimla o’na jakardim. dilimle o ovuldu. Old-Testament-Psalms-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşmasını ve tanıklıklarını tutanlar için, Yahve’nin bütün yolları sevgi dolu iyilik ve gerçektir.|antlasmasini ve tanikliklarini tutanlar it͡ʃinʔ jahve’nin butun jollari sevɡi dolu ijilik ve ɡert͡ʃektir. Old-Testament-2-Kings-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gadi oğlu Menahem Tirsa'dan çıkıp Samariya'ya geldi ve Samariya'da Yaveş oğlu Şallum'u vurup öldürdü ve onun yerine kral oldu.|ɡadi oɡlu menahem tirsaʔdan t͡ʃikip samarijaʔja ɡeldi ve samarijaʔda javes oɡlu sallumʔu vurup oldurdu ve onun jerine kral oldu. New-Testament-Ephesians-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, gökte ve yeryüzünde her ailenin adını kendisinden aldığı Efendimiz Yeşua Mesih’in Babası’nın önünde diz çökerim.|bu nedenleʔ ɡokte ve jerjuzunde her ailenin adini kendisinden aldiɡi efendimiz jesua mesih’in babasi’nin onunde diz t͡ʃokerim. New-Testament-2-Thessalonians-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi yüreklerinizi Tanrı’nın sevgisine ve Mesih’in sabrına yöneltsin.|efendi jureklerinizi tanri’nin sevɡisine ve mesih’in sabrina joneltsin. New-Testament-Acts-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, kardeşler, aranızdan iyilikleriyle tanınan, Kutsal Ruh'la ve bilgelikle dolu yedi kişi seçin; onları bu işin başına atayalım.|bu nedenleʔ kardeslerʔ aranizdan ijiliklerijle taninanʔ kutsal ruhʔla ve bilɡelikle dolu jedi kisi set͡ʃin; onlari bu isin basina atajalim. New-Testament-Matthew-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Beytlehem’e gönderip, “Gidin ve çocuğu dikkatlice arayın” dedi. “Onu bulduğunuz zaman bana haber verin ki ben de gelip O’na tapınayım.”|onlari bejtlehem’e ɡonderipʔ “ɡidin ve t͡ʃot͡ʃuɡu dikkatlit͡ʃe arajin” dedi. “onu bulduɡunuz zaman bana haber verin ki ben de ɡelip o’na tapinajim.” New-Testament-James-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya bizim gibi bir insandı. Yağmur yağmaması için hararetle dua etti ve üç yıl altı ay yeryüzüne yağmur yağmadı.|elija bizim ɡibi bir insandi. jaɡmur jaɡmamasi it͡ʃin hararetle dua etti ve ut͡ʃ jil alti aj jerjuzune jaɡmur jaɡmadi. New-Testament-1-Corinthians-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayır, tam tersine bedenin daha zayıf görünen üyeleri gereklidir.|hajirʔ tam tersine bedenin daha zajif ɡorunen ujeleri ɡereklidir. New-Testament-1-Corinthians-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, Efendi de Müjde’yi duyuranların Müjde’den geçinmelerini buyurdu.|ajni sekildeʔ efendi de muʒde’ji dujuranlarin muʒde’den ɡet͡ʃinmelerini bujurdu. New-Testament-Matthew-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılacaktır.|t͡ʃunku her dilejen alirʔ arajan bulurʔ kapi t͡ʃalana at͡ʃilat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Chronicles-002-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Oved, Yehu'nun babası oldu ve Yehu, Azarya'nın babası oldu.|ovedʔ jehuʔnun babasi oldu ve jehuʔ azarjaʔnin babasi oldu. Old-Testament-Habakkuk-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Uluslar arasında bakın, gözleyin ve hayretle şaşırın; çünkü sizin günlerinizde ben bir iş yapıyorum ki, size söyleseler de inanmazsınız.|“uluslar arasinda bakinʔ ɡozlejin ve hajretle sasirin; t͡ʃunku sizin ɡunlerinizde ben bir is japijorum kiʔ size sojleseler de inanmazsiniz. Old-Testament-Genesis-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Avram'ı çağırtarak, “Bana bu yaptığın nedir?” dedi. “Onun karın olduğunu neden bana söylemedin?|firavun avramʔi t͡ʃaɡirtarakʔ “bana bu japtiɡin nedir?” dedi. “onun karin olduɡunu neden bana sojlemedin? Old-Testament-Numbers-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Edom ona, \"\"Benden geçmeyeceksin, yoksa karşına kılıçla çıkarım\"\" dedi.\"|\"edom onaʔ \"\"benden ɡet͡ʃmejet͡ʃeksinʔ joksa karsina kilit͡ʃla t͡ʃikarim\"\" dedi.\" New-Testament-John-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Kadın, bunun seninle benimle ne ilgisi var? Benim saatim henüz gelmedi” dedi.|jesua onaʔ “kadinʔ bunun seninle benimle ne ilɡisi var? benim saatim henuz ɡelmedi” dedi. New-Testament-Romans-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün yaratılışın şimdiye dek birlikte inleyip ağrı çektiğini biliyoruz.|t͡ʃunku butun jaratilisin simdije dek birlikte inlejip aɡri t͡ʃektiɡini bilijoruz. Old-Testament-Joshua-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama ben Balam'ı dinlemedim; bu nedenle sizi yine de kutsadı. Böylece sizi onun elinden kurtardım.'\"\"\"|\"ama ben balamʔi dinlemedim; bu nedenle sizi jine de kutsadi. bojlet͡ʃe sizi onun elinden kurtardim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, O yıkar ve bir daha bina edilemez. Birini hapseder ve kurtuluş yoktur.|isteʔ o jikar ve bir daha bina edilemez. birini hapseder ve kurtulus joktur. Old-Testament-Genesis-030-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürünün güçlü olanları kızışınca, Yakov sürünün gözü önünde, yalaklara çubuklar koyuyordu. Öyle ki, çubukların yanında çiftleşsinler.|surunun ɡut͡ʃlu olanlari kizisint͡ʃaʔ jakov surunun ɡozu onundeʔ jalaklara t͡ʃubuklar kojujordu. ojle kiʔ t͡ʃubuklarin janinda t͡ʃiftlessinler. Old-Testament-Ecclesiastes-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Taş yontan, onlardan yaralanabilir. Odun yaran onunla tehlikeye düşebilir.|tas jontanʔ onlardan jaralanabilir. odun jaran onunla tehlikeje dusebilir. New-Testament-Matthew-013-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağ dolduğunda balıkçılar onu kıyıya çekti. Oturup iyi olanları kaplara işe yaramayanları çöpe attılar.|aɡ dolduɡunda balikt͡ʃilar onu kijija t͡ʃekti. oturup iji olanlari kaplara ise jaramajanlari t͡ʃope attilar. Old-Testament-Numbers-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gad oymağından Maki oğlu Geuel.|ɡad ojmaɡindan maki oɡlu ɡeuel. Old-Testament-Daniel-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisiyle yapılan antlaşmadan sonra hile yapacak; çünkü çıkacak ve küçük bir halkla güçlenecek.|kendisijle japilan antlasmadan sonra hile japat͡ʃak; t͡ʃunku t͡ʃikat͡ʃak ve kut͡ʃuk bir halkla ɡut͡ʃlenet͡ʃek. Old-Testament-Job-034-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Alayı gibi su içen, kötülük işleyenlerle birlikte giden,|alaji ɡibi su it͡ʃenʔ kotuluk islejenlerle birlikte ɡidenʔ Old-Testament-Ezekiel-016-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen yalnız onların yollarında yürümedin, onların iğrençliklerini yapmadın; ama çok geçmeden bütün yollarında onlardan daha bozuk oldun.|sen jalniz onlarin jollarinda jurumedinʔ onlarin iɡrent͡ʃliklerini japmadin; ama t͡ʃok ɡet͡ʃmeden butun jollarinda onlardan daha bozuk oldun. New-Testament-Luke-007-049|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nunla birlikte sofrada oturanlar kendi kendilerine, “Günahları bile bağışlayan bu adam kim?” diye konuşmaya başladılar.|o’nunla birlikte sofrada oturanlar kendi kendilerineʔ “ɡunahlari bile baɡislajan bu adam kim?” dije konusmaja basladilar. Old-Testament-Exodus-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe ile Aron tekrar Firavun'un yanına getirildiler. Firavun onlara şöyle dedi: \"\"Gidin, Tanrınız Yahve'ye hizmet edin, ama gidecek olanlar kimlerdir?”\"|\"mose ile aron tekrar firavunʔun janina ɡetirildiler. firavun onlara sojle dedi \"\"ɡidinʔ tanriniz jahveʔje hizmet edinʔ ama ɡidet͡ʃek olanlar kimlerdir?”\" New-Testament-Acts-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ona sünnet antlaşmasını verdi. Böylece Avraham İshak’ın babası oldu ve onu sekizinci gün sünnet etti. İshak Yakov’un babası oldu, Yakov da on iki büyük ataların babası oldu.”|tanri ona sunnet antlasmasini verdi. bojlet͡ʃe avraham ishak’in babasi oldu ve onu sekizint͡ʃi ɡun sunnet etti. ishak jakov’un babasi olduʔ jakov da on iki bujuk atalarin babasi oldu.” New-Testament-John-006-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni gönderenin isteği şudur, Oğul’u gören ve O’na iman eden herkesin sonsuz yaşamı olsun. Ben de onu son günde dirilteceğim.”|beni ɡonderenin isteɡi sudurʔ oɡul’u ɡoren ve o’na iman eden herkesin sonsuz jasami olsun. ben de onu son ɡunde diriltet͡ʃeɡim.” New-Testament-Matthew-027-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerine tükürdüler, kamış alıp başına vurdular.|uzerine tukurdulerʔ kamis alip basina vurdular. Old-Testament-Song-of-Songs-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri dön, geri dön, ey Şulamlı! Geri dön, geri dön de sana bakalım. Seven Neden Şulamlı'ya, Mahanaim dansına bakar gibi bakmak istiyorsun?|ɡeri donʔ ɡeri donʔ ej sulamli! ɡeri donʔ ɡeri don de sana bakalim. seven neden sulamliʔjaʔ mahanaim dansina bakar ɡibi bakmak istijorsun? Old-Testament-Daniel-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Benimle konuşurken, yüzüm yere doğru derin bir uykuya daldım. Ama o bana dokundu ve beni doğrulttu.|benimle konusurkenʔ juzum jere doɡru derin bir ujkuja daldim. ama o bana dokundu ve beni doɡrulttu. Old-Testament-Proverbs-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik akılsız için çok yüksektir. Kent kapısında ağzını açmaz.|bilɡelik akilsiz it͡ʃin t͡ʃok juksektir. kent kapisinda aɡzini at͡ʃmaz. New-Testament-Hebrews-010-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimi zaman aşağılanarak, baskılara maruz kalıp seyirlik oldunuz, kimi zaman da aynı durumda olanlarla ortak oldunuz.|kimi zaman asaɡilanarakʔ baskilara maruz kalip sejirlik oldunuzʔ kimi zaman da ajni durumda olanlarla ortak oldunuz. Old-Testament-Job-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, ‘Öğretim temiz, senin gözünde ben temizim’ diyorsun.|t͡ʃunkuʔ ‘oɡretim temizʔ senin ɡozunde ben temizim’ dijorsun. Old-Testament-Judges-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptılar. Bunun üzerine Yahve onları yedi yıl Midyanlılar'ın eline teslim etti.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtilar. bunun uzerine jahve onlari jedi jil midjanlilarʔin eline teslim etti. Old-Testament-Job-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu, kötü adamın Tanrı'dan payıdır, Tanrı tarafından kendisine atanan mirastır.\"\"\"|\"buʔ kotu adamin tanriʔdan pajidirʔ tanri tarafindan kendisine atanan mirastir.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar suretlerini orada bıraktılar, David'le adamları onları alıp götürdüler.|onlar suretlerini orada biraktilarʔ davidʔle adamlari onlari alip ɡoturduler. Old-Testament-Deuteronomy-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|leylek, türlerine göre balıkçıl, ibibik ve yarasa.|lejlekʔ turlerine ɡore balikt͡ʃilʔ ibibik ve jarasa. Old-Testament-Zechariah-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine gözlerimi kaldırdım ve gördüm, ve işte, iki dağın arasından dört savaş arabası çıktı; ve dağlar tunç dağlardı.|jine ɡozlerimi kaldirdim ve ɡordumʔ ve isteʔ iki daɡin arasindan dort savas arabasi t͡ʃikti; ve daɡlar tunt͡ʃ daɡlardi. Old-Testament-Ezekiel-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak siz, “Efendinin yolu adil değil” diyorsunuz. İsrael evi, her birinizi kendi yollarına göre yargılayacağım.'”|ant͡ʃak sizʔ “efendinin jolu adil deɡil” dijorsunuz. israel eviʔ her birinizi kendi jollarina ɡore jarɡilajat͡ʃaɡim.ʔ” Old-Testament-Leviticus-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|baykuş, puhu, martı, her türlü atmaca,|bajkusʔ puhuʔ martiʔ her turlu atmat͡ʃaʔ Old-Testament-Deuteronomy-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini örttüğün abanın dört köşesine saçaklar yapacaksın.|kendini orttuɡun abanin dort kosesine sat͡ʃaklar japat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Samuel-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul halkı çağırdı ve onları Telaim'de saydı, iki yüz bin yaya ve Yahuda'dan on bin adam.|saul halki t͡ʃaɡirdi ve onlari telaimʔde sajdiʔ iki juz bin jaja ve jahudaʔdan on bin adam. Old-Testament-Daniel-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kralın yüzü değişti, düşünceleri onu rahatsız etti; uyluk eklemleri çözüldü, dizleri birbirine çarptı.|o zaman kralin juzu deɡistiʔ dusunt͡ʃeleri onu rahatsiz etti; ujluk eklemleri t͡ʃozulduʔ dizleri birbirine t͡ʃarpti. Old-Testament-Psalms-109-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dizlerim oruçtan zayıfladı. Bedenim ince ve yağsız kaldı.|dizlerim orut͡ʃtan zajifladi. bedenim int͡ʃe ve jaɡsiz kaldi. New-Testament-Acts-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Girdikleri zaman kaldıkları evin üst katına çıktılar. Bunlar Petrus, Yuhanna, Yakov, Andreas, Filipus, Tomas, Bartalmay, Matta, Alfay oğlu Yakov, Yurtsever Simon ve Yakov’un oğlu Yahuda'ydı.|ɡirdikleri zaman kaldiklari evin ust katina t͡ʃiktilar. bunlar petrusʔ juhannaʔ jakovʔ andreasʔ filipusʔ tomasʔ bartalmajʔ mattaʔ alfaj oɡlu jakovʔ jurtsever simon ve jakov’un oɡlu jahudaʔjdi. New-Testament-Luke-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle karşılık verdi: “Ben de size bir soru soracağım. Söyleyin bana,|jesua onlara sojle karsilik verdi “ben de size bir soru sorat͡ʃaɡim. sojlejin banaʔ Old-Testament-Jeremiah-035-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ve içinde oturmak için kendimize evler yapmayalım diye sözünü dinledik. Bağımız, tarlamız, tohumumuz da yoktur.|ve it͡ʃinde oturmak it͡ʃin kendimize evler japmajalim dije sozunu dinledik. baɡimizʔ tarlamizʔ tohumumuz da joktur. Old-Testament-Jeremiah-051-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil gökyüzüne de yükselse, gücünün yüksekliğini de sağlamlaştırsa, yine de benden ona yıkıcılar gelecek.” diyor Yahve.|babil ɡokjuzune de jukselseʔ ɡut͡ʃunun juksekliɡini de saɡlamlastirsaʔ jine de benden ona jikit͡ʃilar ɡelet͡ʃek.” dijor jahve. New-Testament-Luke-017-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa’nın gemiye bindiği güne dek onlar yiyor, içiyor, evleniyor, evlendiriliyordu; ve tufan gelip hepsini yok etti.|noa’nin ɡemije bindiɡi ɡune dek onlar jijorʔ it͡ʃijorʔ evlenijorʔ evlendirilijordu; ve tufan ɡelip hepsini jok etti. Old-Testament-Psalms-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık adımlarımızın çevresini sardılar. Bizi yere çalmak için gözlerini diktiler.|artik adimlarimizin t͡ʃevresini sardilar. bizi jere t͡ʃalmak it͡ʃin ɡozlerini diktiler. New-Testament-1-Corinthians-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü başka dilde konuşan, insanlara değil, Tanrı’ya konuşur. Çünkü kimse anlamaz, ama Ruh’ta sırlar söyler.|t͡ʃunku baska dilde konusanʔ insanlara deɡilʔ tanri’ja konusur. t͡ʃunku kimse anlamazʔ ama ruh’ta sirlar sojler. Old-Testament-Genesis-037-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven kuyuya döndü ve Yosef’in kuyuda olmadığını gördü. Giysilerini yırttı.|ruven kujuja dondu ve josef’in kujuda olmadiɡini ɡordu. ɡijsilerini jirtti. Old-Testament-Ezekiel-042-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İç avluya ait olan yirmi arşının karşısında ve dış avluya ait olan döşemenin karşısında, üç katta koridor koridora karşıydı.|it͡ʃ avluja ait olan jirmi arsinin karsisinda ve dis avluja ait olan dosemenin karsisindaʔ ut͡ʃ katta koridor koridora karsijdi. Old-Testament-2-Kings-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Utanana kadar onu sıkıştırdıklarında, \"\"Gönderin\"\" dedi. Bunun üzerine elli adam gönderdiler; ve üç gün aradılar, ama onu bulamadılar.\"|\"utanana kadar onu sikistirdiklarindaʔ \"\"ɡonderin\"\" dedi. bunun uzerine elli adam ɡonderdiler; ve ut͡ʃ ɡun aradilarʔ ama onu bulamadilar.\" Old-Testament-1-Kings-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç sıra kiriş vardı ve pencere üç sıra pencereye bakıyordu.|ut͡ʃ sira kiris vardi ve pent͡ʃere ut͡ʃ sira pent͡ʃereje bakijordu. Old-Testament-Nahum-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslanların ini ve genç aslanların avlarını yedikleri yer nerede? Aslan ve dişi aslan orada aslan yavrularıyla dolaşırdı, ve onları korkutan kimse yoktu?|aslanlarin ini ve ɡent͡ʃ aslanlarin avlarini jedikleri jer nerede? aslan ve disi aslan orada aslan javrularijla dolasirdiʔ ve onlari korkutan kimse joktu? Old-Testament-Lamentations-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çöldeki kılıç yüzünden ekmeğimizi hayatımız pahasına kazanıyoruz.|t͡ʃoldeki kilit͡ʃ juzunden ekmeɡimizi hajatimiz pahasina kazanijoruz. Old-Testament-Nehemiah-012-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Pınar Kapısı yanında ve tam önlerinde, David Kenti merdivenlerinden çıkıp, surun yokuşundan, David evinin üst tarafından, doğudaki Su Kapısı'na kadar yürüdüler.|pinar kapisi janinda ve tam onlerindeʔ david kenti merdivenlerinden t͡ʃikipʔ surun jokusundanʔ david evinin ust tarafindanʔ doɡudaki su kapisiʔna kadar juruduler. Old-Testament-2-Kings-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakim'in yapmış olduğu her şeye göre, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|jehojakimʔin japmis olduɡu her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. New-Testament-Matthew-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler gölün karşı tarafından geldiler ve ekmek almayı unutmuşlardı.|oɡrent͡ʃiler ɡolun karsi tarafindan ɡeldiler ve ekmek almaji unutmuslardi. Old-Testament-Ezekiel-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onlara, “Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|o zaman onlaraʔ “jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-1-Samuel-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan, David’e, \"\"Gel! Kıra çıkalım.\"\" dedi. İkisi birlikte kıra çıktılar.\"|\"jonatanʔ david’eʔ \"\"ɡel! kira t͡ʃikalim.\"\" dedi. ikisi birlikte kira t͡ʃiktilar.\" Old-Testament-Deuteronomy-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana öğretecekleri yasanın kararlarına ve sana söyleyecekleri hükümlere göre yapacaksın. Sana bildirdikleri hükümden ne sağa ne de sola sapacaksın.|sana oɡretet͡ʃekleri jasanin kararlarina ve sana sojlejet͡ʃekleri hukumlere ɡore japat͡ʃaksin. sana bildirdikleri hukumden ne saɡa ne de sola sapat͡ʃaksin. Old-Testament-Ezekiel-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, doğruyu ve kötüyü senden kesip atacağım için, bu yüzden kılıcım güneyden kuzeye kadar bütün insanlara karşı kınından çıkacak.|simdiʔ doɡruju ve kotuju senden kesip atat͡ʃaɡim it͡ʃinʔ bu juzden kilit͡ʃim ɡunejden kuzeje kadar butun insanlara karsi kinindan t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer o kişi çocuğunu Molek'e verirken ülke halkı o kişiyi görmezlikten gelir ve onu öldürmezlerse,|eɡer o kisi t͡ʃot͡ʃuɡunu molekʔe verirken ulke halki o kisiji ɡormezlikten ɡelir ve onu oldurmezlerseʔ Old-Testament-Exodus-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe gelip Yahve'nin bütün sözlerini ve bütün hükümlerini halka anlattı; bütün halk da bir sesle yanıt verdi ve: \"\"Yahve'nin söylediği bütün sözleri yapacağız.\"\" dedi.\"|\"mose ɡelip jahveʔnin butun sozlerini ve butun hukumlerini halka anlatti; butun halk da bir sesle janit verdi ve \"\"jahveʔnin sojlediɡi butun sozleri japat͡ʃaɡiz.\"\" dedi.\" Old-Testament-Judges-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları, kendilerini her yandaki düşmanlarının elinden kurtaran Tanrıları Yahve'yi hatırlamadılar;|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ kendilerini her jandaki dusmanlarinin elinden kurtaran tanrilari jahveʔji hatirlamadilar; Old-Testament-Genesis-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızda evde doğan ya da soyunuzdan olmayıp bir yabancıdan parayla satın alınmış olan sekiz günlük her erkek çocuk kuşaklar boyunca sünnet edilecek.|aranizda evde doɡan ja da sojunuzdan olmajip bir jabant͡ʃidan parajla satin alinmis olan sekiz ɡunluk her erkek t͡ʃot͡ʃuk kusaklar bojunt͡ʃa sunnet edilet͡ʃek. New-Testament-Mark-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ardından bir kâse aldı. Şükrettikten sonra onlara verdi. Hepsi ondan içti.|ardindan bir kase aldi. sukrettikten sonra onlara verdi. hepsi ondan it͡ʃti. New-Testament-Acts-010-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün peygamberler O’nun hakkında tanıklıkta bulunmuşlardır. O’na iman eden herkesin günahlarından bağışlanacağını bildirmişlerdir.”|butun pejɡamberler o’nun hakkinda taniklikta bulunmuslardir. o’na iman eden herkesin ɡunahlarindan baɡislanat͡ʃaɡini bildirmislerdir.” Old-Testament-Psalms-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin kurtarışında zafer kazanacağız. Tanrı’nın adıyla sancaklarımızı dikeceğiz. Yahve bütün dileklerini yerine getirsin.|senin kurtarisinda zafer kazanat͡ʃaɡiz. tanri’nin adijla sant͡ʃaklarimizi diket͡ʃeɡiz. jahve butun dileklerini jerine ɡetirsin. Old-Testament-1-Chronicles-027-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Develerin başında İşmaelli Ovil vardı. Eşeklerin başında Meronotlu Yehdeya vardı. Sürülerin başında Hagritli Yaziz vardı.|develerin basinda ismaelli ovil vardi. eseklerin basinda meronotlu jehdeja vardi. surulerin basinda haɡritli jaziz vardi. New-Testament-Revelation-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı mührü açtığında, büyük bir deprem olduğunu gördüm. Güneş keçi kılından yapılmış siyah bir çul gibi karardı. Ay tümüyle kan gibi oldu.|altint͡ʃi muhru at͡ʃtiɡindaʔ bujuk bir deprem olduɡunu ɡordum. ɡunes ket͡ʃi kilindan japilmis sijah bir t͡ʃul ɡibi karardi. aj tumujle kan ɡibi oldu. Old-Testament-Proverbs-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüleri kralın huzurundan uzaklaştır, böylece onun tahtı doğrulukta pekişir.|kotuleri kralin huzurundan uzaklastirʔ bojlet͡ʃe onun tahti doɡrulukta pekisir. Old-Testament-Daniel-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama onun yerine o kadının köklerinin filizinden, biri çıkacak, orduya gelecek ve Kuzey Kralı'nın kalesine girecek, onlarla uğraşıp galip gelecek.|“ama onun jerine o kadinin koklerinin filizindenʔ biri t͡ʃikat͡ʃakʔ orduja ɡelet͡ʃek ve kuzej kraliʔnin kalesine ɡiret͡ʃekʔ onlarla uɡrasip ɡalip ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak Yakov'a, “Lütfen yaklaş, oğlum, gerçekten oğlum Esav mısın, değil misin, dokunayım” dedi.|ishak jakovʔaʔ “lutfen jaklasʔ oɡlumʔ ɡert͡ʃekten oɡlum esav misinʔ deɡil misinʔ dokunajim” dedi. Old-Testament-Job-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Tanrı kusursuz bir adamı kendisinden atmayacak, kötülük yapanlara destek olmayacaktır.|“isteʔ tanri kusursuz bir adami kendisinden atmajat͡ʃakʔ kotuluk japanlara destek olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezra-002-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinlerin çocuklarından: Havaya'nın çocukları, Hakkots'un çocukları ve Giladlı Barzillay'ın kızlarından karı alıp onların adıyla anılan Barzillay'ın çocukları.|kahinlerin t͡ʃot͡ʃuklarindan havajaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ hakkotsʔun t͡ʃot͡ʃuklari ve ɡiladli barzillajʔin kizlarindan kari alip onlarin adijla anilan barzillajʔin t͡ʃot͡ʃuklari. New-Testament-Romans-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|David, işlerinden bağımsız olarak Tanrı’nın doğru saydığı insanın mutluluğunu şöyle anlatır:|davidʔ islerinden baɡimsiz olarak tanri’nin doɡru sajdiɡi insanin mutluluɡunu sojle anlatir Old-Testament-Jeremiah-051-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusları, Med krallarını, valilerini, ve bütün kaymakamlarını, ve hakimiyetleri altındaki bütün diyarı ona karşı hazırlayın!|uluslariʔ med krallariniʔ valileriniʔ ve butun kajmakamlariniʔ ve hakimijetleri altindaki butun dijari ona karsi hazirlajin! Old-Testament-Ezekiel-042-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler içeri girdiklerinde, orada hizmet ettikleri giysilerini koyana kadar kutsal yerden dış avluya çıkmayacaklar; çünkü kutsaldırlar. Sonra başka giysiler giyecekler ve halk için olana yaklaşacaklar.”|kahinler it͡ʃeri ɡirdiklerindeʔ orada hizmet ettikleri ɡijsilerini kojana kadar kutsal jerden dis avluja t͡ʃikmajat͡ʃaklar; t͡ʃunku kutsaldirlar. sonra baska ɡijsiler ɡijet͡ʃekler ve halk it͡ʃin olana jaklasat͡ʃaklar.” Old-Testament-2-Chronicles-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Huram ona hizmetkârlarının elleriyle gemiler ve denizi bilen hizmetkârlar gönderdi; ve onlar Solomon'un hizmetkârlarıyla birlikte Ofir'e geldiler ve oradan dört yüz elli talant altın alıp Kral Solomon'a getirdiler.|huram ona hizmetkarlarinin ellerijle ɡemiler ve denizi bilen hizmetkarlar ɡonderdi; ve onlar solomonʔun hizmetkarlarijla birlikte ofirʔe ɡeldiler ve oradan dort juz elli talant altin alip kral solomonʔa ɡetirdiler. Old-Testament-Genesis-046-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda’nın oğulları: Er, Onan, Şela, Peres, Zerah. Ancak Er ve Onan, Kenan diyarında öldüler. Peres'in oğulları: Hetsron ve Hamul.|jahuda’nin oɡullari erʔ onanʔ selaʔ peresʔ zerah. ant͡ʃak er ve onanʔ kenan dijarinda olduler. peresʔin oɡullari hetsron ve hamul. Old-Testament-Deuteronomy-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve'nin mülk edinmek için geçmekte olduğunuz ülkede yapmanız için size öğretmeyi buyurduğu buyruklar, kurallar ve ilkeler şunlardır;|tanriniz jahveʔnin mulk edinmek it͡ʃin ɡet͡ʃmekte olduɡunuz ulkede japmaniz it͡ʃin size oɡretmeji bujurduɡu bujruklarʔ kurallar ve ilkeler sunlardir; New-Testament-Hebrews-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Burada ölümlüler ondalık alıyor, orada ise yaşadığına tanıklık edilen biri ondalık alıyor.|burada olumluler ondalik alijorʔ orada ise jasadiɡina taniklik edilen biri ondalik alijor. Old-Testament-Exodus-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, \"\"Tanrı sizi mutlaka ziyaret edecek ve kemiklerimi buradan sizinle birlikte taşıyacaksınız\"\" diyerek İsrael'in çocuklarına ant içirdiği için Yosef'in kemiklerini de yanına aldı.\"|\"moseʔ \"\"tanri sizi mutlaka zijaret edet͡ʃek ve kemiklerimi buradan sizinle birlikte tasijat͡ʃaksiniz\"\" dijerek israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ant it͡ʃirdiɡi it͡ʃin josefʔin kemiklerini de janina aldi.\" Old-Testament-Ezekiel-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“İçlerinde duvarı örecek ve önümde ülkeyi yıkmayayım diye gedikte duracak bir adam aradım; ama kimseyi bulamadım.|“it͡ʃlerinde duvari oret͡ʃek ve onumde ulkeji jikmajajim dije ɡedikte durat͡ʃak bir adam aradim; ama kimseji bulamadim. Old-Testament-Proverbs-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün sana, evet, sana öğretiyorum, öyle ki güvenin Yahve'de olsun.|buɡun sanaʔ evetʔ sana oɡretijorumʔ ojle ki ɡuvenin jahveʔde olsun. New-Testament-Mark-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemen onları çağırdı. Onlar da babaları Zebedi’yi işçilerle birlikte teknede bırakıp Yeşua’nın ardından gittiler.|hemen onlari t͡ʃaɡirdi. onlar da babalari zebedi’ji ist͡ʃilerle birlikte teknede birakip jesua’nin ardindan ɡittiler. Old-Testament-Ecclesiastes-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|değirmen sesi alçalınca, sokak kapıları kapanacak, biri kuş sesine kalkacak, bütün müzik kızlarının sesi kesilecek;|deɡirmen sesi alt͡ʃalint͡ʃaʔ sokak kapilari kapanat͡ʃakʔ biri kus sesine kalkat͡ʃakʔ butun muzik kizlarinin sesi kesilet͡ʃek; Old-Testament-Job-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Temanlı Elifaz şöyle yanıt verdi,|temanli elifaz sojle janit verdiʔ New-Testament-Acts-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ama kalk ve ayaklarının üzerinde dur. Seni hizmetime atamak üzere sana göründüm. Hem gördüğün şeylere hem de sana açıklayacağım şeylere tanıklık edeceksin.|‘ama kalk ve ajaklarinin uzerinde dur. seni hizmetime atamak uzere sana ɡorundum. hem ɡorduɡun sejlere hem de sana at͡ʃiklajat͡ʃaɡim sejlere taniklik edet͡ʃeksin. Old-Testament-Isaiah-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav'ın yükü. Çünkü bir gecede, Moav'ın Ar'ı çöp oldu, yok oldu. Çünkü bir gecede, Moav'ın Kir'i çöp oldu, yok oldu.|moavʔin juku. t͡ʃunku bir ɡet͡ʃedeʔ moavʔin arʔi t͡ʃop olduʔ jok oldu. t͡ʃunku bir ɡet͡ʃedeʔ moavʔin kirʔi t͡ʃop olduʔ jok oldu. New-Testament-Hebrews-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler dokunulabilen, ateşle yanan dağa, karanlığa, zifiri karanlık ve kasırgaya, çağrı borusunun gürlemesine ve sözlerin sesine yaklaşmadınız. O sesi duyanlar, kendilerine bir söz daha söylenmesin diye yalvardılar.|sizler dokunulabilenʔ atesle janan daɡaʔ karanliɡaʔ zifiri karanlik ve kasirɡajaʔ t͡ʃaɡri borusunun ɡurlemesine ve sozlerin sesine jaklasmadiniz. o sesi dujanlarʔ kendilerine bir soz daha sojlenmesin dije jalvardilar. Old-Testament-2-Samuel-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael'in çocuklarını Mısır'dan çıkardığım günden bugüne dek bir konutta yaşamadım; ama bir çadırda, bir tapınakta etrafta dolaştım.|t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini misirʔdan t͡ʃikardiɡim ɡunden buɡune dek bir konutta jasamadim; ama bir t͡ʃadirdaʔ bir tapinakta etrafta dolastim. Old-Testament-Leviticus-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarına şöyle diyeceksiniz: 'Günah sunusu olarak bir teke; yakmalık sunu olarak her ikisi de bir yaşında kusursuz bir buzağı ve bir kuzu;|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle dijet͡ʃeksiniz ʔɡunah sunusu olarak bir teke; jakmalik sunu olarak her ikisi de bir jasinda kusursuz bir buzaɡi ve bir kuzu; New-Testament-Luke-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yalnız başına dua ederken, öğrencileri yakınındaydı. Onlara, “Kalabalıklar benim kim olduğumu söylüyor?” diye sordu.|jesua jalniz basina dua ederkenʔ oɡrent͡ʃileri jakinindajdi. onlaraʔ “kalabaliklar benim kim olduɡumu sojlujor?” dije sordu. Old-Testament-1-Chronicles-001-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Lotan'ın oğulları: Hori ve Homam; Timna Lotan'ın kız kardeşiydi.|lotanʔin oɡullari hori ve homam; timna lotanʔin kiz kardesijdi. Old-Testament-Psalms-105-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârı Moşe'yi, seçmiş olduğu Aron’u gönderdi.|hizmetkari moseʔjiʔ set͡ʃmis olduɡu aron’u ɡonderdi. New-Testament-2-Corinthians-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Efendi’nin yıkmak için değil, bina edeyim diye bana verdiği yetkiyi oraya geldiğimde sert biçimde kullanmayayım diye, bu şeyleri sizden ayrıyken yazıyorum.|bu nedenleʔ efendi’nin jikmak it͡ʃin deɡilʔ bina edejim dije bana verdiɡi jetkiji oraja ɡeldiɡimde sert bit͡ʃimde kullanmajajim dijeʔ bu sejleri sizden ajrijken jazijorum. Old-Testament-Hosea-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahimde kardeşinin topuğundan tuttu, ve yetişkinliğinde Tanrı'yla çekişti.|rahimde kardesinin topuɡundan tuttuʔ ve jetiskinliɡinde tanriʔjla t͡ʃekisti. Old-Testament-2-Samuel-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Uriya yanına gelince, David ona Yoav’ın nasıl olduğunu, halkın nasıl olduğunu ve savaşın nasıl gittiğini sordu.|urija janina ɡelint͡ʃeʔ david ona joav’in nasil olduɡunuʔ halkin nasil olduɡunu ve savasin nasil ɡittiɡini sordu. Old-Testament-2-Kings-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yekoyakin'i, kralın annesini, kralın eşlerini, onun görevlilerini ve ülkenin ileri gelenlerini Babil'e götürdü. Onları Yeruşalem'den Babil'e sürgün etti.|jekojakinʔiʔ kralin annesiniʔ kralin esleriniʔ onun ɡorevlilerini ve ulkenin ileri ɡelenlerini babilʔe ɡoturdu. onlari jerusalemʔden babilʔe surɡun etti. Old-Testament-Genesis-033-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Lütfen sana getirdiğim hediyeyi al. Çünkü Tanrı bana lütufta bulundu ve bende yeterince var.” Onu zorladı ve o aldı.|lutfen sana ɡetirdiɡim hedijeji al. t͡ʃunku tanri bana lutufta bulundu ve bende jeterint͡ʃe var.” onu zorladi ve o aldi. Old-Testament-Isaiah-058-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman çağıracaksın ve Yahve yanıt verecek. Yardım için feryat edeceksin ve O, 'İşte buradayım' diyecek.\"\" “Eğer aranızdan boyunduruğu, parmak uzatmayı ve kötü konuşmayı kaldırırsan;\"|\"o zaman t͡ʃaɡirat͡ʃaksin ve jahve janit veret͡ʃek. jardim it͡ʃin ferjat edet͡ʃeksin ve oʔ ʔiste buradajimʔ dijet͡ʃek.\"\" “eɡer aranizdan bojunduruɡuʔ parmak uzatmaji ve kotu konusmaji kaldirirsan;\" Old-Testament-1-Samuel-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürülerinizin onda birini alacak ve siz onun hizmetkârları olacaksınız.|surulerinizin onda birini alat͡ʃak ve siz onun hizmetkarlari olat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Numbers-031-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocuklarına düşen yarıdan, insanlardan, sığırlardan, eşeklerden, davarlardan ve bütün hayvanlardan seçilen her elli kişiden birini alıp onları Yahve'nin konutu görevini gerçekleştiren Levililer'e vereceksin.\"\"\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina dusen jaridanʔ insanlardanʔ siɡirlardanʔ eseklerdenʔ davarlardan ve butun hajvanlardan set͡ʃilen her elli kisiden birini alip onlari jahveʔnin konutu ɡorevini ɡert͡ʃeklestiren levililerʔe veret͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, sen benim Tanrım'sın. Seni yücelteceğim! Adını öveceğim, çünkü harika şeyler yaptın, eskiden beri tasarlanmış olan şeyleri tam bir sadakat ve doğrulukla yaptın.|ej jahveʔ sen benim tanrimʔsin. seni jut͡ʃeltet͡ʃeɡim! adini ovet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku harika sejler japtinʔ eskiden beri tasarlanmis olan sejleri tam bir sadakat ve doɡrulukla japtin. Old-Testament-Daniel-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|gözlerimi kaldırıp baktım ve işte, keten giyinmiş, beli Ufaz'ın saf altınıyla süslenmiş bir adam vardı.|ɡozlerimi kaldirip baktim ve isteʔ keten ɡijinmisʔ beli ufazʔin saf altinijla suslenmis bir adam vardi. Old-Testament-Micah-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolu açan önlerinden çıkıyor. Onlar kapıyı delip çıkıyorlar. Yahve başlarında olarak, kralları önlerinden geçiyor.|jolu at͡ʃan onlerinden t͡ʃikijor. onlar kapiji delip t͡ʃikijorlar. jahve baslarinda olarakʔ krallari onlerinden ɡet͡ʃijor. New-Testament-Matthew-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların önünde Yeşua’nın görünümü değişti. Yüzü güneş gibi parladı, giysileri ışık gibi bembeyaz oldu.|onlarin onunde jesua’nin ɡorunumu deɡisti. juzu ɡunes ɡibi parladiʔ ɡijsileri isik ɡibi bembejaz oldu. New-Testament-1-Corinthians-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni farklı kılan kim? Almadığın neyin var ki? Eğer aldıysan, neden almamış gibi övünüyorsun?|seni farkli kilan kim? almadiɡin nejin var ki? eɡer aldijsanʔ neden almamis ɡibi ovunujorsun? Old-Testament-Psalms-095-009|und|SPEAKER_00_Turkish|atalarınız beni denediklerinde, beni sınadıklarında, işimi de görmüşlerdi.|atalariniz beni denediklerindeʔ beni sinadiklarindaʔ isimi de ɡormuslerdi. Old-Testament-Leviticus-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Akıntısı olan adamın oturduğu herhangi bir yere oturan kişi, giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır.'\"\"\"|\"akintisi olan adamin oturduɡu herhanɡi bir jere oturan kisiʔ ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Kings-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hilkiya oğlu Elyakim, Şevna ve Yoah, Ravşake'ye, \"\"Lütfen hizmetkârlarına Aram diliyle konuş, çünkü biz onu anlarız. Surların üstündeki halkın duyabileceği şekilde bizimle Yahudi dilinde konuşma.\"\" dediler.\"|\"hilkija oɡlu eljakimʔ sevna ve joahʔ ravsakeʔjeʔ \"\"lutfen hizmetkarlarina aram dilijle konusʔ t͡ʃunku biz onu anlariz. surlarin ustundeki halkin dujabilet͡ʃeɡi sekilde bizimle jahudi dilinde konusma.\"\" dediler.\" New-Testament-John-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın yaptığı başka çok şeyler daha vardı. Bunların hepsi bir bir yazılmış olsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya bile sığmazdı.|jesua’nin japtiɡi baska t͡ʃok sejler daha vardi. bunlarin hepsi bir bir jazilmis olsajdiʔ sanirim jazilan kitaplar dunjaja bile siɡmazdi. Old-Testament-Job-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kendi bedeni üzerinde acı çeker, kendi canı da içinde yas tutar.”|ama kendi bedeni uzerinde at͡ʃi t͡ʃekerʔ kendi t͡ʃani da it͡ʃinde jas tutar.” Old-Testament-Proverbs-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ülkede doğrular oturacak. Kusursuzlar orada kalacak.|t͡ʃunku ulkede doɡrular oturat͡ʃak. kusursuzlar orada kalat͡ʃak. New-Testament-Mark-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için adam babasını ve annesini bırakıp karısına bağlanacaktır.|bunun it͡ʃin adam babasini ve annesini birakip karisina baɡlanat͡ʃaktir. Old-Testament-Amos-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlardan önce Amorlular'ı yok ettim, boyu sedirlerin yüksekliği gibiydi, meşeler kadar da güçlüydü o; yine de meyvesini yukarıdan, ve kökünü aşağıdan yok ettim.|ama onlardan ont͡ʃe amorlularʔi jok ettimʔ boju sedirlerin juksekliɡi ɡibijdiʔ meseler kadar da ɡut͡ʃlujdu o; jine de mejvesini jukaridanʔ ve kokunu asaɡidan jok ettim. Old-Testament-Genesis-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Sam'la Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri gidip babalarının çıplaklığını örttüler. Yüzleri geriye dönüktü ve babalarının çıplaklığını görmediler.|samʔla jafet bir ɡijsi alip omuzlarina attilarʔ ɡeri ɡeri ɡidip babalarinin t͡ʃiplakliɡini orttuler. juzleri ɡerije donuktu ve babalarinin t͡ʃiplakliɡini ɡormediler. Old-Testament-Malachi-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama sürüsünde erkek hayvan varken, Efendi'ye kusurlu bir şey adayıp kurban eden aldatıcı lanetli olsun. Çünkü ben büyük bir Kralım” diyor Ordular Yahvesi, “Ve adım uluslar arasında korkunçtur.”|“ama surusunde erkek hajvan varkenʔ efendiʔje kusurlu bir sej adajip kurban eden aldatit͡ʃi lanetli olsun. t͡ʃunku ben bujuk bir kralim” dijor ordular jahvesiʔ “ve adim uluslar arasinda korkunt͡ʃtur.” Old-Testament-Leviticus-013-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bir erkeğin ya da kadının bedeninde parlak lekeler, beyaz parlak lekeler varsa,\"|\"\"\"bir erkeɡin ja da kadinin bedeninde parlak lekelerʔ bejaz parlak lekeler varsaʔ\" Old-Testament-Genesis-037-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu alıp kuyuya attılar. Kuyu boştu ve içinde su yoktu.|onu alip kujuja attilar. kuju bostu ve it͡ʃinde su joktu. New-Testament-Matthew-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, valinin kulağına gidecek olursa, onu biz ikna eder ve sizi kaygılandırmayız.”|buʔ valinin kulaɡina ɡidet͡ʃek olursaʔ onu biz ikna eder ve sizi kajɡilandirmajiz.” Old-Testament-Numbers-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun'un çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|zevulunʔun t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar New-Testament-Acts-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hem Yahudiler, hem de öteki uluslardan olanlar, kendi yöneticileriyle birlikte, onlara kötü davranmak ve taşa tutmak için şiddet girişimde bulunduklarında,|hem jahudilerʔ hem de oteki uluslardan olanlarʔ kendi jonetit͡ʃilerijle birlikteʔ onlara kotu davranmak ve tasa tutmak it͡ʃin siddet ɡirisimde bulunduklarindaʔ New-Testament-John-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman öğrencilerinden biri, Yeşua’ya ihanet edecek olan Simon’un oğlu Yahuda İskariot,|o zaman oɡrent͡ʃilerinden biriʔ jesua’ja ihanet edet͡ʃek olan simon’un oɡlu jahuda iskariotʔ Old-Testament-2-Chronicles-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Asa'nın hükmünün on beşinci yılında, üçüncü ayda Yeruşalem'de toplandılar.|bojlet͡ʃe asaʔnin hukmunun on besint͡ʃi jilindaʔ ut͡ʃunt͡ʃu ajda jerusalemʔde toplandilar. New-Testament-Luke-017-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Lut’un karısını hatırlayın!|lut’un karisini hatirlajin! Old-Testament-Isaiah-046-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yaşlılığınıza kadar da ben O'yum, saçlarınız ağardığında bile sizi ben taşıyacağım. Ben yaptım ve katlanacağım. Evet ben taşıyacağım ve kurtaracağım.\"\"\"|\"jasliliɡiniza kadar da ben oʔjumʔ sat͡ʃlariniz aɡardiɡinda bile sizi ben tasijat͡ʃaɡim. ben japtim ve katlanat͡ʃaɡim. evet ben tasijat͡ʃaɡim ve kurtarat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-Romans-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Umutta sevinin. Sıkıntıya katlanın. Dualarınızı kararlılıkla sürdürün.|umutta sevinin. sikintija katlanin. dualarinizi kararlilikla surdurun. Old-Testament-Amos-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle Ordular Tanrısı Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Bütün geniş yollarda ağıt yakılacak. Bütün sokaklarda, 'Ah! Ah' diye inleyecekler! Çiftçiyi yasa, ve ağıt yakmada usta olanları da feryada çağıracaklar.\"|\"bu nedenle ordular tanrisi efendi jahve sojle dijor \"\"butun ɡenis jollarda aɡit jakilat͡ʃak. butun sokaklardaʔ ʔah! ahʔ dije inlejet͡ʃekler! t͡ʃiftt͡ʃiji jasaʔ ve aɡit jakmada usta olanlari da ferjada t͡ʃaɡirat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Numbers-026-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Sayılanlara göre Aşeroğulları'nın soyları bunlardır; elli üç bin dört yüz.|sajilanlara ɡore aseroɡullariʔnin sojlari bunlardir; elli ut͡ʃ bin dort juz. Old-Testament-Job-034-032|und|SPEAKER_00_Turkish|'Görmediğimi sen bana öğret. Eğer kötülük yaptıysam, bir daha yapmam' diyen oldu mu?|ʔɡormediɡimi sen bana oɡret. eɡer kotuluk japtijsamʔ bir daha japmamʔ dijen oldu mu? Old-Testament-Jeremiah-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şöyle dedi: \"\"Şimdi herkes kötü yolundan ve işlerinin kötülüğünden dönsün. Yahve'nin size ve atalarınıza eskiden beri ve sonsuza dek verdiği ülkede oturun.\"|\"sojle dedi \"\"simdi herkes kotu jolundan ve islerinin kotuluɡunden donsun. jahveʔnin size ve atalariniza eskiden beri ve sonsuza dek verdiɡi ulkede oturun.\" New-Testament-Matthew-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz yazıcılarınkini ve Ferisiler’inkini geçmezse, Cennetin Krallığı'na hiç giremeyeceksiniz!|size sunu sojlejejim doɡruluɡunuz jazit͡ʃilarinkini ve ferisiler’inkini ɡet͡ʃmezseʔ t͡ʃennetin kralliɡiʔna hit͡ʃ ɡiremejet͡ʃeksiniz! Old-Testament-Numbers-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Dan ordugâhından sayılanların hepsi yüz elli yedi bin altı yüz kişiydi. Kendi bayraklarına göre en son onlar yola çıkacaklardır.”\"|\"\"\"dan orduɡahindan sajilanlarin hepsi juz elli jedi bin alti juz kisijdi. kendi bajraklarina ɡore en son onlar jola t͡ʃikat͡ʃaklardir.”\" Old-Testament-Job-039-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Boru çaldıkça, 'Hih!' diye kişner. Savaşın kokusunu uzaktan alır, komutanların gürleyen sesini ve bağrışmalarını duyar.|boru t͡ʃaldikt͡ʃaʔ ʔhih!ʔ dije kisner. savasin kokusunu uzaktan alirʔ komutanlarin ɡurlejen sesini ve baɡrismalarini dujar. New-Testament-2-Timothy-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’da olan iman aracılığıyla kurtuluş için seni bilge kılmaya yeterli olan Kutsal Yazılar’ı çocukluğundan beri biliyorsun.|mesih jesua’da olan iman arat͡ʃiliɡijla kurtulus it͡ʃin seni bilɡe kilmaja jeterli olan kutsal jazilar’i t͡ʃot͡ʃukluɡundan beri bilijorsun. Old-Testament-Hosea-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim konuştuğunda titreme vardı. İsrael'de kendini yüceltti, ama Baal yüzünden suçlu olunca öldü.|efraim konustuɡunda titreme vardi. israelʔde kendini jut͡ʃelttiʔ ama baal juzunden sut͡ʃlu olunt͡ʃa oldu. Old-Testament-Psalms-071-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, yaşlanıp saçlarıma ak düşse de, ey Tanrı Gücünü gelecek kuşağa, büyüklüğünü gelecek olanların hepsine bildirene dek, beni bırakma,|evetʔ jaslanip sat͡ʃlarima ak dusse deʔ ej tanri ɡut͡ʃunu ɡelet͡ʃek kusaɡaʔ bujukluɡunu ɡelet͡ʃek olanlarin hepsine bildirene dekʔ beni birakmaʔ New-Testament-Luke-009-052|und|SPEAKER_00_Turkish|ve önünden haberciler gönderdi. Onlar da Yeşua için hazırlık yapmak üzere yola çıkıp Samariyalılar’ın bir köyüne girdiler.|ve onunden habert͡ʃiler ɡonderdi. onlar da jesua it͡ʃin hazirlik japmak uzere jola t͡ʃikip samarijalilar’in bir kojune ɡirdiler. Old-Testament-1-Kings-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ona, 'Nasıl?' dedi. O, 'Çıkacağım ve bütün peygamberlerinin ağzında yalancı bir ruh olacağım' dedi. 'Onu kandıracaksın, galip de geleceksin. Çık ve öyle yap.' dedi.|jahve onaʔ ʔnasil?ʔ dedi. oʔ ʔt͡ʃikat͡ʃaɡim ve butun pejɡamberlerinin aɡzinda jalant͡ʃi bir ruh olat͡ʃaɡimʔ dedi. ʔonu kandirat͡ʃaksinʔ ɡalip de ɡelet͡ʃeksin. t͡ʃik ve ojle jap.ʔ dedi. Old-Testament-Jeremiah-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Önce suçlarının ve günahlarının iki kat karşılığını vereceğim, çünkü tiksindirici leşleriyle ülkemi kirlettiler ve mirasımı iğrençlikleriyle doldurdular.”|ont͡ʃe sut͡ʃlarinin ve ɡunahlarinin iki kat karsiliɡini veret͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku tiksindirit͡ʃi leslerijle ulkemi kirlettiler ve mirasimi iɡrent͡ʃliklerijle doldurdular.” Old-Testament-1-Samuel-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel ona, “Yahve bugün İsrael Krallığı'nı senden yırttı ve senden daha iyi olana, komşuna verdi” dedi.|samuel onaʔ “jahve buɡun israel kralliɡiʔni senden jirtti ve senden daha iji olanaʔ komsuna verdi” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Solomon, Firavun'un kızını David'in kentinden, kendisi için yapmış olduğu eve çıkardı; çünkü, \"\"Karım İsrael Kralı David'in evinde oturmayacak, çünkü Yahve'nin Sandığı'nın geldiği o yerler kutsaldır\"\" demişti.\"|\"solomonʔ firavunʔun kizini davidʔin kentindenʔ kendisi it͡ʃin japmis olduɡu eve t͡ʃikardi; t͡ʃunkuʔ \"\"karim israel krali davidʔin evinde oturmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku jahveʔnin sandiɡiʔnin ɡeldiɡi o jerler kutsaldir\"\" demisti.\" Old-Testament-Psalms-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, ey Yahve! İnsan galip çıkmasın. Uluslar senin önünde yargılansın.|kalkʔ ej jahve! insan ɡalip t͡ʃikmasin. uluslar senin onunde jarɡilansin. New-Testament-Luke-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir diğeri, ‘Beş çift öküz aldım, gidip onları denemeliyim’ dedi. ‘Lütfen beni hoş gör’ dedi.|bir diɡeriʔ ‘bes t͡ʃift okuz aldimʔ ɡidip onlari denemelijim’ dedi. ‘lutfen beni hos ɡor’ dedi. Old-Testament-1-Chronicles-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Hever, Yaflet’in, Şomer’in, Hotam’ın ve onların kız kardeşleri Şua’nın babası oldu.|heverʔ jaflet’inʔ somer’inʔ hotam’in ve onlarin kiz kardesleri sua’nin babasi oldu. Old-Testament-1-Kings-001-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral David, \"\"Bana kâhin Sadok'u, Peygamber Natan'ı ve Yehoyada oğlu Benaya'yı çağırın\"\" dedi. Kralın önüne çıktılar.\"|\"kral davidʔ \"\"bana kahin sadokʔuʔ pejɡamber natanʔi ve jehojada oɡlu benajaʔji t͡ʃaɡirin\"\" dedi. kralin onune t͡ʃiktilar.\" Old-Testament-Judges-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Delila Şimşon'a, \"\"Lütfen bana büyük gücünün nereden kaynaklandığını ve seni ezmek için neyle bağlanabileceğini söyle\"\" dedi.\"|\"delila simsonʔaʔ \"\"lutfen bana bujuk ɡut͡ʃunun nereden kajnaklandiɡini ve seni ezmek it͡ʃin nejle baɡlanabilet͡ʃeɡini sojle\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkı her zaman onlar yargılasınlar. Öyle olacak ki, her büyük meseleyi sana getirecekler, ama her küçük meseleyi kendileri yargılayacaklar. Böylece işin kolaylaşacak ve yükü seninle paylaşacaklar.|halki her zaman onlar jarɡilasinlar. ojle olat͡ʃak kiʔ her bujuk meseleji sana ɡetiret͡ʃeklerʔ ama her kut͡ʃuk meseleji kendileri jarɡilajat͡ʃaklar. bojlet͡ʃe isin kolajlasat͡ʃak ve juku seninle pajlasat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-035-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar esenlikten söz etmezler, ama ülkenin sakin insanlarına karşı hileli sözler uydururlar.|t͡ʃunku onlar esenlikten soz etmezlerʔ ama ulkenin sakin insanlarina karsi hileli sozler ujdururlar. Old-Testament-Psalms-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, ey Yahve, onunla uğraş. Yere çal onu. Kılıcınla kurtar canımı kötülerden,|kalkʔ ej jahveʔ onunla uɡras. jere t͡ʃal onu. kilit͡ʃinla kurtar t͡ʃanimi kotulerdenʔ Old-Testament-2-Chronicles-033-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer Moşe'yle verilmiş olan bütün yasayı, kuralları ve ilkeleri, buyurduğum her şeyi yapmak üzere tutarlarsa, atalarınız için belirlediğim ülkeden İsrael'in ayağını bir daha ayırmayacağım.\"\"\"|\"\"\"eɡer moseʔjle verilmis olan butun jasajiʔ kurallari ve ilkeleriʔ bujurduɡum her seji japmak uzere tutarlarsaʔ atalariniz it͡ʃin belirlediɡim ulkeden israelʔin ajaɡini bir daha ajirmajat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine İsrael Kralı ve Yahuda Kralı Yehoşafat Ramot Gilad’a çıktılar.|bunun uzerine israel krali ve jahuda krali jehosafat ramot ɡilad’a t͡ʃiktilar. New-Testament-2-Corinthians-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|On dört yıl önce Mesih’te üçüncü göğe alınan bir adam tanıyorum. Bu, bedende mi, yoksa beden dışında mı oldu bilmiyorum, Tanrı bilir.|on dort jil ont͡ʃe mesih’te ut͡ʃunt͡ʃu ɡoɡe alinan bir adam tanijorum. buʔ bedende miʔ joksa beden disinda mi oldu bilmijorumʔ tanri bilir. New-Testament-1-Timothy-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu buyruğun amacı, temiz yürekten, iyi vicdandan ve samimi imandan olan sevgidir.|bu bujruɡun amat͡ʃiʔ temiz jurektenʔ iji vit͡ʃdandan ve samimi imandan olan sevɡidir. Old-Testament-Jeremiah-048-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin için Yazer'in ağlayışından daha fazla ağlayacağım, ey Sivma asması. Dalların denizi aştı. Yazer denizine kadar ulaştı. Yok edici yaz meyvelerinin ve bağ bozumunun üzerine düştü.|senin it͡ʃin jazerʔin aɡlajisindan daha fazla aɡlajat͡ʃaɡimʔ ej sivma asmasi. dallarin denizi asti. jazer denizine kadar ulasti. jok edit͡ʃi jaz mejvelerinin ve baɡ bozumunun uzerine dustu. Old-Testament-Numbers-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Öldürülen Midyanlı kadının adı Sur'un kızı Kozbi'ydi. Midyan'daki bir ata evi halkının beyiydi.|oldurulen midjanli kadinin adi surʔun kizi kozbiʔjdi. midjanʔdaki bir ata evi halkinin bejijdi. Old-Testament-Genesis-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendilerim, şimdi lütfen hizmetkârınızın evine gelin, geceyi geçirin, ayaklarınızı yıkar, erken kalkıp yolunuza gidersiniz.” Onlar, “Hayır, biz geceyi meydanda geçireceğiz” dediler.|“efendilerimʔ simdi lutfen hizmetkarinizin evine ɡelinʔ ɡet͡ʃeji ɡet͡ʃirinʔ ajaklarinizi jikarʔ erken kalkip jolunuza ɡidersiniz.” onlarʔ “hajirʔ biz ɡet͡ʃeji mejdanda ɡet͡ʃiret͡ʃeɡiz” dediler. Old-Testament-Genesis-046-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov, Goşen'e giden yolu göstermesi için Yahuda'yı kendisinden önce Yosef'e gönderdi. Goşen diyarına geldiler.|jakovʔ ɡosenʔe ɡiden jolu ɡostermesi it͡ʃin jahudaʔji kendisinden ont͡ʃe josefʔe ɡonderdi. ɡosen dijarina ɡeldiler. Old-Testament-Numbers-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aron'la oğullarını sen atayacaksın, onlar da kâhinliklerini sürdürecekler, yaklaşan yabancı ise öldürülecektir.\"\"\"|\"aronʔla oɡullarini sen atajat͡ʃaksinʔ onlar da kahinliklerini surduret͡ʃeklerʔ jaklasan jabant͡ʃi ise oldurulet͡ʃektir.\"\"\" New-Testament-Philippians-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Buna olan inancımla biliyorum ki, ilerlemeniz ve imanda sevinmeniz için kalacağım, evet, hepinizle birlikte kalacağım.|buna olan inant͡ʃimla bilijorum kiʔ ilerlemeniz ve imanda sevinmeniz it͡ʃin kalat͡ʃaɡimʔ evetʔ hepinizle birlikte kalat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-088-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün gün su gibi çevremi sardılar. Beni tamamen içine aldılar.|butun ɡun su ɡibi t͡ʃevremi sardilar. beni tamamen it͡ʃine aldilar. Old-Testament-Isaiah-029-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün sağırlar kitabın sözlerini duyacak, körlerin gözleri bilinmezlik ve karanlık içinden görecek.|o ɡun saɡirlar kitabin sozlerini dujat͡ʃakʔ korlerin ɡozleri bilinmezlik ve karanlik it͡ʃinden ɡoret͡ʃek. New-Testament-John-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Marta Yeşua’nın geldiğini duyunca O’nu karşılamaya çıktı, ama Mariyam evde kaldı.|o zaman marta jesua’nin ɡeldiɡini dujunt͡ʃa o’nu karsilamaja t͡ʃiktiʔ ama marijam evde kaldi. Old-Testament-2-Samuel-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Önündeki parlaklıkta, ateş közleri tutuştular.|onundeki parlakliktaʔ ates kozleri tutustular. Old-Testament-Jeremiah-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinle, ey yeryüzü! İşte, bu halkın başına kötülük, kendi düşüncelerinin ürününü getireceğim, çünkü sözlerimi dinlemediler; ve yasamı reddettiler.|dinleʔ ej jerjuzu! isteʔ bu halkin basina kotulukʔ kendi dusunt͡ʃelerinin urununu ɡetiret͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku sozlerimi dinlemediler; ve jasami reddettiler. Old-Testament-Exodus-030-024|und|SPEAKER_00_Turkish|kutsal yerin şekeline göre beş yüz şekel hıyarşembe ve bir hin zeytinyağı.|kutsal jerin sekeline ɡore bes juz sekel hijarsembe ve bir hin zejtinjaɡi. Old-Testament-2-Samuel-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve göklerden gürledi. En Yüce Olan sesini duyurdu.|jahve ɡoklerden ɡurledi. en jut͡ʃe olan sesini dujurdu. Old-Testament-Exodus-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, “İyi dedin.” dedi. \"\"Bir daha yüzünü görmeyeceğim.\"\"\"|\"moseʔ “iji dedin.” dedi. \"\"bir daha juzunu ɡormejet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Exodus-037-019|und|SPEAKER_00_Turkish|bir kolda badem çiçeğine benzer üç çanak, bir tomurcuk, bir çiçek ve diğer kolda ise badem çiçeği şekline benzer üç çanak, bir tomurcuk, bir çiçek vardı; şamdandan çıkan altı kol böyleydi.|bir kolda badem t͡ʃit͡ʃeɡine benzer ut͡ʃ t͡ʃanakʔ bir tomurt͡ʃukʔ bir t͡ʃit͡ʃek ve diɡer kolda ise badem t͡ʃit͡ʃeɡi sekline benzer ut͡ʃ t͡ʃanakʔ bir tomurt͡ʃukʔ bir t͡ʃit͡ʃek vardi; samdandan t͡ʃikan alti kol bojlejdi. New-Testament-Acts-019-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Belediye yazmanı kalabalığı yatıştırıp, “Ey Efesliler, Efes Kenti’nin, büyük tanrıça Artemis Tapınağı’nın ve Zeus’tan düşen suretin bekçisi olduğunu bilmeyen var mı?” dedi.|beledije jazmani kalabaliɡi jatistiripʔ “ej efeslilerʔ efes kenti’ninʔ bujuk tanrit͡ʃa artemis tapinaɡi’nin ve zeus’tan dusen suretin bekt͡ʃisi olduɡunu bilmejen var mi?” dedi. Old-Testament-Proverbs-026-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğü hileyle gizlenmiş olabilir, ama kötülüğü toplulukta meydana çıkar.|kotuluɡu hilejle ɡizlenmis olabilirʔ ama kotuluɡu toplulukta mejdana t͡ʃikar. Old-Testament-Zechariah-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara işaret verip toplayacağım, çünkü onları fidye ile kurtardım. Eskiden olduğu gibi çoğalacaklar.|onlara isaret verip toplajat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku onlari fidje ile kurtardim. eskiden olduɡu ɡibi t͡ʃoɡalat͡ʃaklar. Old-Testament-Hosea-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim yalanla, İsrael evi de beni hileyle kuşattı. Yahuda hâlâ Tanrı'dan sapıyor, ve Kutsal Olan'a sadakatsizlik ediyor.|efraim jalanlaʔ israel evi de beni hilejle kusatti. jahuda hala tanriʔdan sapijorʔ ve kutsal olanʔa sadakatsizlik edijor. Old-Testament-2-Samuel-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Damaskus Suriyeliler'i, Sova Kralı Hadadezer’e yardım etmeye geldiklerinde, David Suriyeliler'den yirmi iki bin kişiyi vurdu.|damaskus surijelilerʔiʔ sova krali hadadezer’e jardim etmeje ɡeldiklerindeʔ david surijelilerʔden jirmi iki bin kisiji vurdu. Old-Testament-Judges-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden şunu da dedim, 'Onları önünüzden kovmayacağım; ama böğrünüzde olacaklar, ilâhları da size tuzak olacak.'\"\"\"|\"bu juzden sunu da dedimʔ ʔonlari onunuzden kovmajat͡ʃaɡim; ama boɡrunuzde olat͡ʃaklarʔ ilahlari da size tuzak olat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Kings-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral, Tanrı adamının Beytel'deki sunağa haykırıp söylediği sözü duyunca, Yarovam elini sunaktan uzatarak, \"\"Onu tutun!\"\" dedi. Ona karşı uzattığı eli kurudu, öyle ki, onu bir daha kendine çekemedi.\"|\"kralʔ tanri adaminin bejtelʔdeki sunaɡa hajkirip sojlediɡi sozu dujunt͡ʃaʔ jarovam elini sunaktan uzatarakʔ \"\"onu tutun!\"\" dedi. ona karsi uzattiɡi eli kuruduʔ ojle kiʔ onu bir daha kendine t͡ʃekemedi.\" New-Testament-Luke-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua o günlerde dua etmek için bir dağa çıktı. Bütün geceyi Tanrı’ya dua ederek geçirdi.|jesua o ɡunlerde dua etmek it͡ʃin bir daɡa t͡ʃikti. butun ɡet͡ʃeji tanri’ja dua ederek ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-Judges-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoaş oğlu Gidyon güzel ihtiyarlıkta öldü ve Aviezerliler'in Ofra Kenti'nde babası Yoaş'ın mezarına gömüldü.|joas oɡlu ɡidjon ɡuzel ihtijarlikta oldu ve aviezerlilerʔin ofra kentiʔnde babasi joasʔin mezarina ɡomuldu. Old-Testament-Genesis-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İki melek akşam Sodom'a geldiler. Lut, kentin kapısında oturuyordu. Lut onları gördü ve karşılamak için ayağa kalktı. Yüzüstü yere kapanarak,|iki melek aksam sodomʔa ɡeldiler. lutʔ kentin kapisinda oturujordu. lut onlari ɡordu ve karsilamak it͡ʃin ajaɡa kalkti. juzustu jere kapanarakʔ Old-Testament-Psalms-069-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yaraladığın insana zulmediyorlar. Yaraladığın insanın acısını anlatıyorlar.|t͡ʃunku jaraladiɡin insana zulmedijorlar. jaraladiɡin insanin at͡ʃisini anlatijorlar. New-Testament-Mark-001-044|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sakın kimseye bir şey söyleme! Git, kendini kâhine göster ve onlara tanıklık olsun diye, temizliğin için Moşe’nin buyurduğu şeyleri sun” dedi.|“sakin kimseje bir sej sojleme! ɡitʔ kendini kahine ɡoster ve onlara taniklik olsun dijeʔ temizliɡin it͡ʃin mose’nin bujurduɡu sejleri sun” dedi. Old-Testament-Job-034-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü damağın yemeği tattığı gibi, kulak da sözleri sınar.|t͡ʃunku damaɡin jemeɡi tattiɡi ɡibiʔ kulak da sozleri sinar. Old-Testament-Psalms-089-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün gün senin adınla sevinirler. Senin doğruluğunla yükselirler.|butun ɡun senin adinla sevinirler. senin doɡruluɡunla jukselirler. Old-Testament-Psalms-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman hiddetle konuşacak onlara, gazabıyla onları dehşete düşürecek:|o zaman hiddetle konusat͡ʃak onlaraʔ ɡazabijla onlari dehsete dusuret͡ʃek Old-Testament-Song-of-Songs-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Esansının kokusu hoştur. Senin adın dökülmüş esanstır, bu yüzden kızlar seni seviyor.|esansinin kokusu hostur. senin adin dokulmus esanstirʔ bu juzden kizlar seni sevijor. New-Testament-1-Corinthians-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de herkesin benim gibi olmasını isterdim. Ancak her insanın Tanrı’dan aldığı kendi armağanı vardır; kiminin bir tür, kiminin başka bir tür.|jine de herkesin benim ɡibi olmasini isterdim. ant͡ʃak her insanin tanri’dan aldiɡi kendi armaɡani vardir; kiminin bir turʔ kiminin baska bir tur. New-Testament-John-019-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de askerlerden biri mızrakla böğrünü deldi. Yeşua’nın böğründen hemen kan ve su aktı.|jine de askerlerden biri mizrakla boɡrunu deldi. jesua’nin boɡrunden hemen kan ve su akti. Old-Testament-Numbers-032-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gad'ın çocukları ile Ruven'in çocukları şöyle yanıt verdiler: \"\"Yahve'nin senin hizmetkârlarına söylediği gibi, biz de öyle yapacağız.\"|\"ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari ile ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklari sojle janit verdiler \"\"jahveʔnin senin hizmetkarlarina sojlediɡi ɡibiʔ biz de ojle japat͡ʃaɡiz.\" Old-Testament-Exodus-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halka, \"\"Üçüncü güne hazır olun\"\" dedi. \"\"Bir kadınla cinsel ilişkiye girmeyin.\"\"\"|\"halkaʔ \"\"ut͡ʃunt͡ʃu ɡune hazir olun\"\" dedi. \"\"bir kadinla t͡ʃinsel iliskije ɡirmejin.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun ortasından dört canlı yaratığa benzer bir şey çıktı. Görünüşleri şöyleydi: İnsana benziyorlardı.|onun ortasindan dort t͡ʃanli jaratiɡa benzer bir sej t͡ʃikti. ɡorunusleri sojlejdi insana benzijorlardi. Old-Testament-Deuteronomy-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Evinde biri büyük, biri küçük olmak üzere farklı ölçüler bulunmayacak.|evinde biri bujukʔ biri kut͡ʃuk olmak uzere farkli olt͡ʃuler bulunmajat͡ʃak. Old-Testament-Job-036-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, seni sıkıntıdan, hiç darlığın olmadığı geniş bir yere çekmek isterdi. Sofrana konulmuş olan, yağla dolu olurdu.\"\"\"|\"evetʔ seni sikintidanʔ hit͡ʃ darliɡin olmadiɡi ɡenis bir jere t͡ʃekmek isterdi. sofrana konulmus olanʔ jaɡla dolu olurdu.\"\"\" Old-Testament-Genesis-026-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuyuya “Şiva” adını verdi. Bu nedenle kentin adı bugüne dek “Beerşeva” olarak kaldı.|kujuja “siva” adini verdi. bu nedenle kentin adi buɡune dek “beerseva” olarak kaldi. Old-Testament-Isaiah-034-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Saraylarında dikenler, kalelerinde ısırgan ve deve dikenleri bitecek; çakalların meskeni, deve kuşlarının avlusu olacak.|sarajlarinda dikenlerʔ kalelerinde isirɡan ve deve dikenleri bitet͡ʃek; t͡ʃakallarin meskeniʔ deve kuslarinin avlusu olat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|David onları Levi'nin oğullarına göre takımlara ayırdı: Gerşon, Kehat ve Merari.|david onlari leviʔnin oɡullarina ɡore takimlara ajirdi ɡersonʔ kehat ve merari. Old-Testament-Genesis-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve, Avraham’ın karısı Sarah yüzünden Avimelek'in evindeki bütün rahimleri kapatmıştı.|t͡ʃunku jahveʔ avraham’in karisi sarah juzunden avimelekʔin evindeki butun rahimleri kapatmisti. Old-Testament-Genesis-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Derinliğin kaynakları ve gökyüzünün pencereleri de durduruldu, gökten yağan yağmur kesildi.|derinliɡin kajnaklari ve ɡokjuzunun pent͡ʃereleri de durdurulduʔ ɡokten jaɡan jaɡmur kesildi. Old-Testament-Isaiah-035-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada aslan olmayacak, yırtıcı hayvan onun üzerine çıkmayacak. Onlar orada bulunmayacaklar; ancak kurtulmuş olanlar orada yürüyecekler.|orada aslan olmajat͡ʃakʔ jirtit͡ʃi hajvan onun uzerine t͡ʃikmajat͡ʃak. onlar orada bulunmajat͡ʃaklar; ant͡ʃak kurtulmus olanlar orada jurujet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-073-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama benim ayaklarım neredeyse tükenmişti. Adımlarım az kalsın kaymıştı.|ama benim ajaklarim neredejse tukenmisti. adimlarim az kalsin kajmisti. New-Testament-Mark-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı çarmıha gerdiler. Kime ne düşecek diye giysilerini kendi aralarında paylaşmak için kura çektiler.|jesua’ji t͡ʃarmiha ɡerdiler. kime ne duset͡ʃek dije ɡijsilerini kendi aralarinda pajlasmak it͡ʃin kura t͡ʃektiler. Old-Testament-Psalms-045-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kudretli, kılıcını beline, ihtişamını ve heybetini kuşan.|ej kudretliʔ kilit͡ʃini belineʔ ihtisamini ve hejbetini kusan. Old-Testament-Zechariah-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ülkenin bütün halkına ve kâhinlere söyleyip de, 'Bu yetmiş yıl boyunca beşinci ve yedinci ayda oruç tutup yas tuttuğunuzda, benim için mi, gerçekten bana mı oruç tuttunuz?\"|\"\"\"ulkenin butun halkina ve kahinlere sojlejip deʔ ʔbu jetmis jil bojunt͡ʃa besint͡ʃi ve jedint͡ʃi ajda orut͡ʃ tutup jas tuttuɡunuzdaʔ benim it͡ʃin miʔ ɡert͡ʃekten bana mi orut͡ʃ tuttunuz?\" Old-Testament-Psalms-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hükmüm senin huzurundan çıksın. Senin gözlerin adalete baksın.|hukmum senin huzurundan t͡ʃiksin. senin ɡozlerin adalete baksin. Old-Testament-2-Chronicles-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın ona Yeuş, Şemarya ve Zaham adında oğullar doğurdu.|kadin ona jeusʔ semarja ve zaham adinda oɡullar doɡurdu. New-Testament-Luke-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilerine şöyle dedi, “Bunun için size diyorum ki, ne yiyeceğiz diye hayatınız için, ne giyeceğiz diye bedeniniz için kaygılanmayın.|jesua oɡrent͡ʃilerine sojle dediʔ “bunun it͡ʃin size dijorum kiʔ ne jijet͡ʃeɡiz dije hajatiniz it͡ʃinʔ ne ɡijet͡ʃeɡiz dije bedeniniz it͡ʃin kajɡilanmajin. New-Testament-Hebrews-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih uğruna aşağılanmayı Mısır hazinelerinden daha büyük zenginlik saydı. Çünkü ödüle bakıyordu.|mesih uɡruna asaɡilanmaji misir hazinelerinden daha bujuk zenɡinlik sajdi. t͡ʃunku odule bakijordu. Old-Testament-Isaiah-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu halkın entrika dediği şeylere siz entrika demeyin. Onların tehditlerinden korkmayın ya da dehşete düşmeyin.|“bu halkin entrika dediɡi sejlere siz entrika demejin. onlarin tehditlerinden korkmajin ja da dehsete dusmejin. New-Testament-1-Corinthians-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, ödülüm nedir? Müjde’yi duyururken Mesih’in Müjdesi’ni karşılıksız sunabilmek ve böylece Müjde’deki yetkimi kötüye kullanmamaktır.|ojlejseʔ odulum nedir? muʒde’ji dujururken mesih’in muʒdesi’ni karsiliksiz sunabilmek ve bojlet͡ʃe muʒde’deki jetkimi kotuje kullanmamaktir. Old-Testament-Daniel-002-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayak parmaklarının bir kısmı demirden, bir kısmı kilden olduğu gibi, krallığın bir kısmı güçlü, bir kısmı da kırılgan olacak.|ajak parmaklarinin bir kismi demirdenʔ bir kismi kilden olduɡu ɡibiʔ kralliɡin bir kismi ɡut͡ʃluʔ bir kismi da kirilɡan olat͡ʃak. New-Testament-Acts-017-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Atinalılar ve orada yaşayan yabancılar, zamanlarını hep yeni şeyler anlatarak ve dinleyerek geçirirlerdi.|butun atinalilar ve orada jasajan jabant͡ʃilarʔ zamanlarini hep jeni sejler anlatarak ve dinlejerek ɡet͡ʃirirlerdi. Old-Testament-Psalms-146-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhu ayrılır, kendisi toprağa döner. O gün fikirleri yok olur.|ruhu ajrilirʔ kendisi topraɡa doner. o ɡun fikirleri jok olur. Old-Testament-Esther-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kraliçe Vaşti de Kral Ahaşveroş'a ait olan kraliyet evindeki kadınlar için bir ziyafet verdi.|kralit͡ʃe vasti de kral ahasverosʔa ait olan kralijet evindeki kadinlar it͡ʃin bir zijafet verdi. Old-Testament-Nehemiah-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası o günlerde Yahuda ileri gelenleri Tobiya'ya birçok mektup gönderiyordu ve Tobiya'nın mektupları kendilerine geliyordu.|dahasi o ɡunlerde jahuda ileri ɡelenleri tobijaʔja birt͡ʃok mektup ɡonderijordu ve tobijaʔnin mektuplari kendilerine ɡelijordu. Old-Testament-Numbers-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları yola koyuldular ve Ovot'ta konakladılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jola kojuldular ve ovotʔta konakladilar. Old-Testament-1-Chronicles-002-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevron'un oğulları: Korah, Tappuah, Rekem ve Şema.|hevronʔun oɡullari korahʔ tappuahʔ rekem ve sema. Old-Testament-Proverbs-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük yolundan, sapık şeyler konuşan adamlardan,|kotuluk jolundanʔ sapik sejler konusan adamlardanʔ Old-Testament-Exodus-038-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Topluluktan sayılanların gümüşü, kutsal yerin şekeline göre yüz talant ve bin yedi yüz yetmiş beş şekeldi;|topluluktan sajilanlarin ɡumusuʔ kutsal jerin sekeline ɡore juz talant ve bin jedi juz jetmis bes sekeldi; New-Testament-Acts-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları iyice dövdükten sonra zindana attılar. Zindancıya onları tam güvenlik altında tutmasını sıkıca buyurdular.|onlari ijit͡ʃe dovdukten sonra zindana attilar. zindant͡ʃija onlari tam ɡuvenlik altinda tutmasini sikit͡ʃa bujurdular. Old-Testament-Genesis-031-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahel terafimi alıp devenin semerine koymuştu ve üzerinde oturuyordu. Lavan bütün çadırı yokladı ama bulamadı.|rahel terafimi alip devenin semerine kojmustu ve uzerinde oturujordu. lavan butun t͡ʃadiri jokladi ama bulamadi. Old-Testament-Ezekiel-039-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"öyle ki kırdan odun almayacaklar, ormanlardan kesmeyecekler; çünkü silahlarla ateş yakacaklar. Kendilerini yağmalamış olanları yağmalayacaklar ve kendilerini soymuş olanları soyacaklar.” diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"ojle ki kirdan odun almajat͡ʃaklarʔ ormanlardan kesmejet͡ʃekler; t͡ʃunku silahlarla ates jakat͡ʃaklar. kendilerini jaɡmalamis olanlari jaɡmalajat͡ʃaklar ve kendilerini sojmus olanlari sojat͡ʃaklar.” dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Jeremiah-050-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ekin ekeni, ve hasat zamanında orak tutanı Babil'den kesip atın. Zalim kılıcın korkusuyla, her biri kendi halkına dönecek, ve her biri kendi diyarına kaçacak.\"\"\"|\"ekin ekeniʔ ve hasat zamaninda orak tutani babilʔden kesip atin. zalim kilit͡ʃin korkusujlaʔ her biri kendi halkina donet͡ʃekʔ ve her biri kendi dijarina kat͡ʃat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Genesis-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İşmael'e gelince, seni işittim. İşte, onu kutsadım; onu verimli kılacağım ve onu haddinden fazla çoğaltacağım. On iki beyin atası olacak ve onu büyük bir ulus yapacağım.|ismaelʔe ɡelint͡ʃeʔ seni isittim. isteʔ onu kutsadim; onu verimli kilat͡ʃaɡim ve onu haddinden fazla t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim. on iki bejin atasi olat͡ʃak ve onu bujuk bir ulus japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-033-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Tanrı bütün bunları bir adama iki kez, hatta üç kez yapar,|“isteʔ tanri butun bunlari bir adama iki kezʔ hatta ut͡ʃ kez japarʔ Old-Testament-Psalms-105-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara yağmur yerine dolu, ülkelerine yıldırım verdi.|onlara jaɡmur jerine doluʔ ulkelerine jildirim verdi. Old-Testament-Psalms-062-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesinlikle aşağı tabakadaki insanlar yalnızca bir soluktur; yukarı tabakadaki insanlar da bir yalan. Onlar tartıda kaldırıldıklarında, birlikte soluktan daha hafiftir.|kesinlikle asaɡi tabakadaki insanlar jalnizt͡ʃa bir soluktur; jukari tabakadaki insanlar da bir jalan. onlar tartida kaldirildiklarindaʔ birlikte soluktan daha hafiftir. Old-Testament-Numbers-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bizi neden bu ülkeye kılıçla düşelim diye götürüyor? Karılarımız ve çocuklarımız ya yakalanacak, ya da öldürülecek! Mısır’a dönmemiz daha iyi olmaz mı?”|jahve bizi neden bu ulkeje kilit͡ʃla duselim dije ɡoturujor? karilarimiz ve t͡ʃot͡ʃuklarimiz ja jakalanat͡ʃakʔ ja da oldurulet͡ʃek! misir’a donmemiz daha iji olmaz mi?” New-Testament-Philemon-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|yine de, Mesih Yeşua’nın tutuklusu olan ben yaşlı Pavlus sevgi adına sana rica etmeyi yeğliyorum.|jine deʔ mesih jesua’nin tutuklusu olan ben jasli pavlus sevɡi adina sana rit͡ʃa etmeji jeɡlijorum. Old-Testament-Jeremiah-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, beni iyileştir, iyileşirim. Beni kurtar, kurtulurum; çünkü sen benim övgümsün.|ej jahveʔ beni ijilestirʔ ijilesirim. beni kurtarʔ kurtulurum; t͡ʃunku sen benim ovɡumsun. Old-Testament-2-Kings-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Azarya'nın otuz sekizinci yılında, Yarovam oğlu Zekariya Samariya'da İsrael üzerinde altı ay hüküm sürdü.|jahuda krali azarjaʔnin otuz sekizint͡ʃi jilindaʔ jarovam oɡlu zekarija samarijaʔda israel uzerinde alti aj hukum surdu. Old-Testament-Lamentations-003-057|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni çağırdığım gün yaklaştın. \"\"Korkma\"\" dedin.\"|\"seni t͡ʃaɡirdiɡim ɡun jaklastin. \"\"korkma\"\" dedin.\" Old-Testament-Proverbs-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik sezgiye sahip olanın dudaklarında bulunur, ama değnek anlayıştan yoksun olanın sırtı içindir.|bilɡelik sezɡije sahip olanin dudaklarinda bulunurʔ ama deɡnek anlajistan joksun olanin sirti it͡ʃindir. Old-Testament-Genesis-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham sahip olduğu her şeyi İshak'a verdi.|avraham sahip olduɡu her seji ishakʔa verdi. New-Testament-John-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Herkes önce iyi şarabı sunar, konuklar bol bol içtikten sonra da kötü olanı. Ama sen iyi şarabı şu ana dek sakladın!” dedi.|onaʔ “herkes ont͡ʃe iji sarabi sunarʔ konuklar bol bol it͡ʃtikten sonra da kotu olani. ama sen iji sarabi su ana dek sakladin!” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-002-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Efrata'nın ilk oğlu Hur'un oğlu Kalev'in oğulları şunlardı: Kiryat Yearim'in babası Şoval,|efrataʔnin ilk oɡlu hurʔun oɡlu kalevʔin oɡullari sunlardi kirjat jearimʔin babasi sovalʔ Old-Testament-Genesis-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Resen'i kurdu.|ve resenʔi kurdu. Old-Testament-1-Chronicles-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimsenin onlara kötülük etmesine izin vermedi. Evet, kralları onlar uğruna azarladı.|hit͡ʃ kimsenin onlara kotuluk etmesine izin vermedi. evetʔ krallari onlar uɡruna azarladi. Old-Testament-Job-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten bana karşı kendinizi yüceltiyorsanız, ve bana karşı utancımı öne sürüyorsanız,|ɡert͡ʃekten bana karsi kendinizi jut͡ʃeltijorsanizʔ ve bana karsi utant͡ʃimi one surujorsanizʔ New-Testament-Acts-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, peygamberlerin sözleriyle uyum içindedir. Yazılmış olduğu gibi:|buʔ pejɡamberlerin sozlerijle ujum it͡ʃindedir. jazilmis olduɡu ɡibi Old-Testament-Psalms-089-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun ihtişamına son verdin, tahtını yere çaldın.|onun ihtisamina son verdinʔ tahtini jere t͡ʃaldin. Old-Testament-Isaiah-038-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dedim ki, \"\"Hayatımın ortasında Şeol'ün kapılarından giriyorum. Yıllarımın geriye kalanından yoksun bırakıldım.”\"|\"dedim kiʔ \"\"hajatimin ortasinda seolʔun kapilarindan ɡirijorum. jillarimin ɡerije kalanindan joksun birakildim.”\" New-Testament-Matthew-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Vaftizci Yuhanna’nın günlerinden şimdiye dek, Göğün Krallığı şiddete maruz kalıyor, zorlu kişiler onu güçle ele geçiriyor.|vaftizt͡ʃi juhanna’nin ɡunlerinden simdije dekʔ ɡoɡun kralliɡi siddete maruz kalijorʔ zorlu kisiler onu ɡut͡ʃle ele ɡet͡ʃirijor. Old-Testament-Lamentations-003-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini bulutla örttün, böylece hiçbir dua ondan geçemiyor.|kendini bulutla orttunʔ bojlet͡ʃe hit͡ʃbir dua ondan ɡet͡ʃemijor. New-Testament-Luke-001-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Elizabet Mariyam’ın selamını duyar duymaz, karnındaki bebek sıçradı. Elizabet Kutsal Ruh’la doldu.|elizabet marijam’in selamini dujar dujmazʔ karnindaki bebek sit͡ʃradi. elizabet kutsal ruh’la doldu. New-Testament-Luke-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetmişler sevinçle döndüler. “Efendimiz senin adında iblisler bile bize boyun eğiyor!” dediler.|jetmisler sevint͡ʃle donduler. “efendimiz senin adinda iblisler bile bize bojun eɡijor!” dediler. Old-Testament-2-Samuel-015-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece David'in dostu Huşay kente girdi, Avşalom da Yeruşalem'e girdi.|bojlet͡ʃe davidʔin dostu husaj kente ɡirdiʔ avsalom da jerusalemʔe ɡirdi. Old-Testament-1-Samuel-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David'in adamları yollarına dönüp geri gittiler ve gelip bütün bu sözleri ona bildirdiler.|bunun uzerine davidʔin adamlari jollarina donup ɡeri ɡittiler ve ɡelip butun bu sozleri ona bildirdiler. Old-Testament-2-Samuel-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Saul'un ordusunun komutanı Ner oğlu Avner, Saul'un oğlu İşboşet'i alıp Mahanayim'e getirmişti.|simdi saulʔun ordusunun komutani ner oɡlu avnerʔ saulʔun oɡlu isbosetʔi alip mahanajimʔe ɡetirmisti. Old-Testament-Leviticus-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'la oğullarına buyurup de: 'Yakmalık sunu yasası şudur: Yakmalık sunu bütün gece sabaha kadar sunaktaki ateşin üzerinde olacak; sunağın ateşi onun üzerinde yanmaya devam edecek.\"|\"\"\"aronʔla oɡullarina bujurup de ʔjakmalik sunu jasasi sudur jakmalik sunu butun ɡet͡ʃe sabaha kadar sunaktaki atesin uzerinde olat͡ʃak; sunaɡin atesi onun uzerinde janmaja devam edet͡ʃek.\" Old-Testament-Numbers-032-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe oğlu Yair gitti ve onların köylerini aldı ve onlara Havvot Yair adını verdi.|manasse oɡlu jair ɡitti ve onlarin kojlerini aldi ve onlara havvot jair adini verdi. Old-Testament-Genesis-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham Tanrı'ya, “Keşke İşmael senin önünde yaşasa!” dedi.|avraham tanriʔjaʔ “keske ismael senin onunde jasasa!” dedi. Old-Testament-Psalms-104-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşadığım sürece Yahve’ye ezgiler söyleyeceğim. Var oldukça Tanrım’ı ezgilerle öveceğim.|jasadiɡim suret͡ʃe jahve’je ezɡiler sojlejet͡ʃeɡim. var oldukt͡ʃa tanrim’i ezɡilerle ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Chronicles-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi adım orada olsun diye Yeruşalem'i seçtim. Halkım İsrael üzerinde olsun diye David'i seçtim.'|ama simdi adim orada olsun dije jerusalemʔi set͡ʃtim. halkim israel uzerinde olsun dije davidʔi set͡ʃtim.ʔ Old-Testament-Zechariah-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Orduya karşı evimin etrafında ordugâh kuracağım, öyle ki kimse geçip gitmesin, geri dönmesin; ve bir daha hiçbir zalim onların içinden geçmeyecek; çünkü şimdi kendi gözlerimle gördüm.|orduja karsi evimin etrafinda orduɡah kurat͡ʃaɡimʔ ojle ki kimse ɡet͡ʃip ɡitmesinʔ ɡeri donmesin; ve bir daha hit͡ʃbir zalim onlarin it͡ʃinden ɡet͡ʃmejet͡ʃek; t͡ʃunku simdi kendi ɡozlerimle ɡordum. Old-Testament-Ezekiel-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, yüzünü İsrael dağlarına çevir ve onlara peygamberlik et.|“ej insanoɡluʔ juzunu israel daɡlarina t͡ʃevir ve onlara pejɡamberlik et. New-Testament-Luke-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların ne düşündüğünü bilen Yeşua onlara şöyle karşılık verdi: “Neden yüreğinizde böyle düşünüyorsunuz?|onlarin ne dusunduɡunu bilen jesua onlara sojle karsilik verdi “neden jureɡinizde bojle dusunujorsunuz? Old-Testament-Hosea-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ziyaret günleri geldi. Hesap günleri geldi. Senin günahlarının çokluğundan, ve düşmanlığın büyük olduğu için, İsrael, peygamberi akılsız, esin alan adamı deli sayacak.|zijaret ɡunleri ɡeldi. hesap ɡunleri ɡeldi. senin ɡunahlarinin t͡ʃokluɡundanʔ ve dusmanliɡin bujuk olduɡu it͡ʃinʔ israelʔ pejɡamberi akilsizʔ esin alan adami deli sajat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlunun kapısı için yirmi arşın boyunda mavi, mor, kırmızı, özenle dokunmuş ince ketenden, nakışçı işi bir perde olacak; direkleri dört ve tabanları da dört olacak.|avlunun kapisi it͡ʃin jirmi arsin bojunda maviʔ morʔ kirmiziʔ ozenle dokunmus int͡ʃe ketendenʔ nakist͡ʃi isi bir perde olat͡ʃak; direkleri dort ve tabanlari da dort olat͡ʃak. New-Testament-1-Corinthians-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayak, “El olmadığım için bedenin bir parçası değilim” derse, bu onu bedenden ayrı yapmaz.|ajakʔ “el olmadiɡim it͡ʃin bedenin bir part͡ʃasi deɡilim” derseʔ bu onu bedenden ajri japmaz. Old-Testament-Leviticus-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Aron, günah sunusu olarak bir boğa ve yakmalık sunu olarak bir koçla birlikte Kutsal Yer'e girecek.|“aronʔ ɡunah sunusu olarak bir boɡa ve jakmalik sunu olarak bir kot͡ʃla birlikte kutsal jerʔe ɡiret͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Bu adamı çocuksuz, kendi günlerinde başarılı olmayacak bir adam olarak kaydedin; çünkü soyundan gelen hiç kimse başarılı olmayacak, David'in tahtı üzerinde oturup Yahuda'da hüküm sürmeyecek.”|jahve sojle dijor “bu adami t͡ʃot͡ʃuksuzʔ kendi ɡunlerinde basarili olmajat͡ʃak bir adam olarak kajdedin; t͡ʃunku sojundan ɡelen hit͡ʃ kimse basarili olmajat͡ʃakʔ davidʔin tahti uzerinde oturup jahudaʔda hukum surmejet͡ʃek.” Old-Testament-Jeremiah-031-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda ve bütün kentleri, çiftçiler ve sürüleriyle birlikte göç edenler, orada birlikte oturacaklar.|jahuda ve butun kentleriʔ t͡ʃiftt͡ʃiler ve surulerijle birlikte ɡot͡ʃ edenlerʔ orada birlikte oturat͡ʃaklar. Old-Testament-Nehemiah-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezgici oğulları, hem Yeruşalem çevresindeki ovadan, hem de Netofalılar'ın köylerinden;|ezɡit͡ʃi oɡullariʔ hem jerusalem t͡ʃevresindeki ovadanʔ hem de netofalilarʔin kojlerinden; Old-Testament-Deuteronomy-032-014|und|SPEAKER_00_Turkish|kuzuların yağıyla sürünün tereyağını, koyunların sütünü, buğdayın en iyisiyle, başan cinsi koçları ve keçileri yedin. Üzümün kanından şarap içtin.|kuzularin jaɡijla surunun terejaɡiniʔ kojunlarin sutunuʔ buɡdajin en ijisijleʔ basan t͡ʃinsi kot͡ʃlari ve ket͡ʃileri jedin. uzumun kanindan sarap it͡ʃtin. New-Testament-John-007-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşua’nın yüzünden halk arasında ayrılık doğdu.|bojlet͡ʃe jesua’nin juzunden halk arasinda ajrilik doɡdu. Old-Testament-Leviticus-023-043|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, İsrael'in çocuklarını Mısır diyarından çıkardığımda onları geçici barınaklarda oturttuğumu sizin kuşaklarınız bilsin. Ben Tanrınız Yahve'yim.'”|ta kiʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini misir dijarindan t͡ʃikardiɡimda onlari ɡet͡ʃit͡ʃi barinaklarda oturttuɡumu sizin kusaklariniz bilsin. ben tanriniz jahveʔjim.ʔ” Old-Testament-Psalms-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüm ipleri sarmıştı beni. Tanrısızlık selleri beni ürküttü.|olum ipleri sarmisti beni. tanrisizlik selleri beni urkuttu. Old-Testament-Nehemiah-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız'ın evinin hizmeti için kendimize yıllık bir şekelin üçte biri kadar ücret almak üzere kendimiz için de kurallar koyduk:|tanrimizʔin evinin hizmeti it͡ʃin kendimize jillik bir sekelin ut͡ʃte biri kadar ut͡ʃret almak uzere kendimiz it͡ʃin de kurallar kojduk New-Testament-1-Timothy-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İmanlı birinin dul kalmış yakınları varsa onlara yardım elini uzatsın. Öyle ki, kilise yük altına girmeden gerçekten dullara yardım edebilsin.|imanli birinin dul kalmis jakinlari varsa onlara jardim elini uzatsin. ojle kiʔ kilise juk altina ɡirmeden ɡert͡ʃekten dullara jardim edebilsin. Old-Testament-Jeremiah-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Neden ürkmüş biri gibi, kurtarmaya güce yetmeyen bir yiğit gibi olasın? Oysa sen, ey Yahve, aramızdasın, ve biz senin adınla çağırılıyoruz. Bizi bırakma.\"\"\"|\"neden urkmus biri ɡibiʔ kurtarmaja ɡut͡ʃe jetmejen bir jiɡit ɡibi olasin? ojsa senʔ ej jahveʔ aramizdasinʔ ve biz senin adinla t͡ʃaɡirilijoruz. bizi birakma.\"\"\" Old-Testament-Exodus-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Dolu, Mısır'ın her yerinde, insan olsun hayvan olsun, kırdaki her şeyi vurdu, dolu kırdaki her bitkiyi vurdu ve kırın her ağacını kırdı.|doluʔ misirʔin her jerindeʔ insan olsun hajvan olsunʔ kirdaki her seji vurduʔ dolu kirdaki her bitkiji vurdu ve kirin her aɡat͡ʃini kirdi. New-Testament-Revelation-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ses, elinde boru olan altıncı meleğe, “Büyük Fırat Irmağı’nın yanında bağlı olan dört meleği çöz!” dedi.|sesʔ elinde boru olan altint͡ʃi meleɡeʔ “bujuk firat irmaɡi’nin janinda baɡli olan dort meleɡi t͡ʃoz!” dedi. Old-Testament-Isaiah-028-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek ununun öğütülmesi gerekir; bu yüzden onu her zaman dövmez. Harman arabasının tekerleğini onun üzerinden sürmesine rağmen atları onu öğütmez.|ekmek ununun oɡutulmesi ɡerekir; bu juzden onu her zaman dovmez. harman arabasinin tekerleɡini onun uzerinden surmesine raɡmen atlari onu oɡutmez. Old-Testament-1-Kings-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine kalkıp Sarefat'a gitti. Kent kapısına vardığında, orada bir dul kadının odun topladığını gördü. Kadına seslenip, \"\"Lütfen bana bir testide biraz su getir de içeyim\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine kalkip sarefatʔa ɡitti. kent kapisina vardiɡindaʔ orada bir dul kadinin odun topladiɡini ɡordu. kadina seslenipʔ \"\"lutfen bana bir testide biraz su ɡetir de it͡ʃejim\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan ayrılıp denize açıldıktan sonra düz bir rotayla Kos’a gittik. Ertesi gün Rodos’a, oradan da Patara’ya geçtik.|onlardan ajrilip denize at͡ʃildiktan sonra duz bir rotajla kos’a ɡittik. ertesi ɡun rodos’aʔ oradan da patara’ja ɡet͡ʃtik. New-Testament-Matthew-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanoğlu yiyip içerek geldi ve O’na, ‘Obur ve ayyaş bir adam! Şuna bakın vergi görevlilerinin ve günahkârların dostu!’ diyorlar. Ancak bilgelik kendi çocuklarıyla doğrulanır.”|insanoɡlu jijip it͡ʃerek ɡeldi ve o’naʔ ‘obur ve ajjas bir adam! suna bakin verɡi ɡorevlilerinin ve ɡunahkarlarin dostu!’ dijorlar. ant͡ʃak bilɡelik kendi t͡ʃot͡ʃuklarijla doɡrulanir.” Old-Testament-Numbers-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe İsrael'in çocuklarının oymak başlarıyla konuşup şöyle dedi: \"\"Yahve'nin buyurduğu şey şudur.\"|\"mose israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ojmak baslarijla konusup sojle dedi \"\"jahveʔnin bujurduɡu sej sudur.\" Old-Testament-Proverbs-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözü cimri olanın yemeğini yeme, onun lezzetlerini de canın çekmesin.|ɡozu t͡ʃimri olanin jemeɡini jemeʔ onun lezzetlerini de t͡ʃanin t͡ʃekmesin. Old-Testament-Psalms-092-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, Yahve’nin doğru olduğunu göstersinler. O benim kayamdır, ve O’nda hiç haksızlık bulunmaz.|ta kiʔ jahve’nin doɡru olduɡunu ɡostersinler. o benim kajamdirʔ ve o’nda hit͡ʃ haksizlik bulunmaz. Old-Testament-Psalms-051-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü isyanlarımı biliyorum. Günahım sürekli karşımda.|t͡ʃunku isjanlarimi bilijorum. ɡunahim surekli karsimda. New-Testament-Luke-023-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Sana doğrusunu söyleyeyim, bugün sen benimle birlikte cennette olacaksın” dedi.|jesua onaʔ “sana doɡrusunu sojlejejimʔ buɡun sen benimle birlikte t͡ʃennette olat͡ʃaksin” dedi. Old-Testament-2-Kings-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yehu, Yizreel'de Ahav'ın evinden geriye kalan herkesi, bütün ihtiyarları, yakın dostlarını ve onun kâhinlerini, geride hiç kimse kalmayana dek vurdu.|bojlet͡ʃe jehuʔ jizreelʔde ahavʔin evinden ɡerije kalan herkesiʔ butun ihtijarlariʔ jakin dostlarini ve onun kahinleriniʔ ɡeride hit͡ʃ kimse kalmajana dek vurdu. Old-Testament-Ezekiel-041-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınağın kapı söveleri kare şeklindeydi. Tapınağın yüzüne gelince, onun görünüşü tapınağın görünüşüne benziyordu.|tapinaɡin kapi soveleri kare seklindejdi. tapinaɡin juzune ɡelint͡ʃeʔ onun ɡorunusu tapinaɡin ɡorunusune benzijordu. Old-Testament-Deuteronomy-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam ve doğru bir tartın olacak. Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu ülkede günlerin uzun olsun diye, tartın tam ve doğru olacak.|tam ve doɡru bir tartin olat͡ʃak. tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu ulkede ɡunlerin uzun olsun dijeʔ tartin tam ve doɡru olat͡ʃak. Old-Testament-Judges-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama aşağı inmeye korkuyorsan, uşağın Purah'la birlikte ordugâha gidin.|ama asaɡi inmeje korkujorsanʔ usaɡin purahʔla birlikte orduɡaha ɡidin. Old-Testament-2-Chronicles-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz, hüküm sürmeye başladığında yirmi yaşındaydı ve Yeruşalem'de on altı yıl hüküm sürdü. Babası David gibi, Yahve'nin gözünde doğru olanı yapmadı.|ahazʔ hukum surmeje basladiɡinda jirmi jasindajdi ve jerusalemʔde on alti jil hukum surdu. babasi david ɡibiʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japmadi. Old-Testament-Zephaniah-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin, Yahuda Kralı Amon oğlu Yoşiya'nın günlerinde, Kuşi oğlu, Gedalya oğlu, Amarya oğlu, Hizkiya oğlu Sefanya'ya gelen sözü.|jahveʔninʔ jahuda krali amon oɡlu josijaʔnin ɡunlerindeʔ kusi oɡluʔ ɡedalja oɡluʔ amarja oɡluʔ hizkija oɡlu sefanjaʔja ɡelen sozu. Old-Testament-Deuteronomy-004-049|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yarden'in ötesinde doğuya doğru, Pisga yamaçları altındaki Arava Denizi'ne kadar bütün Arava'yı aldılar.|ve jardenʔin otesinde doɡuja doɡruʔ pisɡa jamat͡ʃlari altindaki arava deniziʔne kadar butun aravaʔji aldilar. Old-Testament-Genesis-043-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanınıza iki katı para alın ve çuvallarınızın ağzında geri verilmiş olan parayı geri götürün. Belki bir yanlışlık olmuştur.|janiniza iki kati para alin ve t͡ʃuvallarinizin aɡzinda ɡeri verilmis olan paraji ɡeri ɡoturun. belki bir janlislik olmustur. Old-Testament-Genesis-043-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda, babası İsrael'e, “Çocuğu benimle gönder” dedi, “Sen de biz de çocuklarımız da yaşar ölmeyiz.|jahudaʔ babasi israelʔeʔ “t͡ʃot͡ʃuɡu benimle ɡonder” dediʔ “sen de biz de t͡ʃot͡ʃuklarimiz da jasar olmejiz. New-Testament-Hebrews-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeş sevgisi sürekli olsun.|kardes sevɡisi surekli olsun. New-Testament-2-Corinthians-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu hizmetin verdiği kanıtla, açıkça dile getirdiğiniz Mesih'in Müjdesi'ne olan itaatten ve kendilerine ve herkese yaptığınız cömert katkıdan ötürü Tanrı'yı yüceltiyorlar.|bu hizmetin verdiɡi kanitlaʔ at͡ʃikt͡ʃa dile ɡetirdiɡiniz mesihʔin muʒdesiʔne olan itaatten ve kendilerine ve herkese japtiɡiniz t͡ʃomert katkidan oturu tanriʔji jut͡ʃeltijorlar. New-Testament-Matthew-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kadına tek söz yanıt vermedi. Öğrencileri gelip O’na yalvardılar: “Gönder onu, çünkü arkamızdan bağırıyor.”|jesua kadina tek soz janit vermedi. oɡrent͡ʃileri ɡelip o’na jalvardilar “ɡonder onuʔ t͡ʃunku arkamizdan baɡirijor.” New-Testament-2-Corinthians-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstün elçilerden hiç de geri olduğumu sanmıyorum.|ustun elt͡ʃilerden hit͡ʃ de ɡeri olduɡumu sanmijorum. Old-Testament-Psalms-147-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kapılarınızın sürgülerini güçlendirdi. İçindeki çocuklarını kutsadı.|t͡ʃunku kapilarinizin surɡulerini ɡut͡ʃlendirdi. it͡ʃindeki t͡ʃot͡ʃuklarini kutsadi. Old-Testament-Proverbs-028-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksula verenin eksiği olmaz, ama gözünü kapatanın laneti çok olur.|joksula verenin eksiɡi olmazʔ ama ɡozunu kapatanin laneti t͡ʃok olur. New-Testament-1-Timothy-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Temiz bir vicdanla imanın sırrına tutunmalıdırlar.|temiz bir vit͡ʃdanla imanin sirrina tutunmalidirlar. Old-Testament-Deuteronomy-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe bütün İsrael'i çağırıp onlara şöyle dedi: \"\"Yahve'nin Mısır diyarında Firavun'a, onun bütün hizmetkârlarına ve onun bütün ülkesine yaptığı her şeyi;\"|\"mose butun israelʔi t͡ʃaɡirip onlara sojle dedi \"\"jahveʔnin misir dijarinda firavunʔaʔ onun butun hizmetkarlarina ve onun butun ulkesine japtiɡi her seji;\" Old-Testament-Deuteronomy-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ceylan ve geyik nasıl yenirse, sen de ondan öyle yiyeceksin. Kirli ve temiz olan ondan aynı şekilde yiyebilir.|t͡ʃejlan ve ɡejik nasil jenirseʔ sen de ondan ojle jijet͡ʃeksin. kirli ve temiz olan ondan ajni sekilde jijebilir. Old-Testament-Joel-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların karşısında halklar sıkıntı içindeler. Bütün yüzler soluyor.|onlarin karsisinda halklar sikinti it͡ʃindeler. butun juzler solujor. Old-Testament-Deuteronomy-029-016|und|SPEAKER_00_Turkish|(Çünkü siz Mısır ülkesinde nasıl yaşadığımızı ve geçmiş olduğumuz ulusların ortasından nasıl geldiğimizi biliyorsunuz;|(t͡ʃunku siz misir ulkesinde nasil jasadiɡimizi ve ɡet͡ʃmis olduɡumuz uluslarin ortasindan nasil ɡeldiɡimizi bilijorsunuz; Old-Testament-Numbers-026-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin oğulları: Makir'den Makiriler soyu; ve Makir Gilad'ın babası oldu; Gilad'tan Giladlılar soyu.|manasseʔnin oɡullari makirʔden makiriler soju; ve makir ɡiladʔin babasi oldu; ɡiladʔtan ɡiladlilar soju. Old-Testament-Job-035-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana ve seninle birlikte olan arkadaşlarına yanıt vereceğim.|sana ve seninle birlikte olan arkadaslarina janit veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-056-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, köpekler açgözlüdür. Asla yeterincesine sahip olamazlar. Onlar anlayamayan çobanlardır. Her taraftan, her biri kendi kazancına, hepsi kendi yollarına döndüler.|evetʔ kopekler at͡ʃɡozludur. asla jeterint͡ʃesine sahip olamazlar. onlar anlajamajan t͡ʃobanlardir. her taraftanʔ her biri kendi kazant͡ʃinaʔ hepsi kendi jollarina donduler. Old-Testament-1-Chronicles-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Saydalılar ve Sur halkı David'e bol miktarda sedir ağacı getirdiler.|sajdalilar ve sur halki davidʔe bol miktarda sedir aɡat͡ʃi ɡetirdiler. New-Testament-Romans-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı önceden bildiği halkını reddetmedi. Yoksa İsrael’e karşı Tanrı’ya yakaran Eliya hakkında Kutsal Yazı’nın ne dediğini bilmiyor musunuz?|tanri ont͡ʃeden bildiɡi halkini reddetmedi. joksa israel’e karsi tanri’ja jakaran elija hakkinda kutsal jazi’nin ne dediɡini bilmijor musunuz? Old-Testament-1-Samuel-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Moav Kralı'nın önüne getirdi, David de kalede olduğu sürece onunla birlikte yaşadılar.|onlari moav kraliʔnin onune ɡetirdiʔ david de kalede olduɡu suret͡ʃe onunla birlikte jasadilar. Old-Testament-Joshua-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sela, Elef, Yevuslular (Yeruşalem de denir), Givat ve Kiryat; köyleriyle birlikte on dört kent. Boylarına göre Benyamin'in çocuklarının mirası budur.|selaʔ elefʔ jevuslular (jerusalem de denir)ʔ ɡivat ve kirjat; kojlerijle birlikte on dort kent. bojlarina ɡore benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin mirasi budur. Old-Testament-Jeremiah-041-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Keldaniler yüzünden Mısır'a girmek üzere ayrıldılar, Beytlehem yakınlarındaki Gerut Kimham'da yaşadılar.|bunlar keldaniler juzunden misirʔa ɡirmek uzere ajrildilarʔ bejtlehem jakinlarindaki ɡerut kimhamʔda jasadilar. Old-Testament-Leviticus-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama üçüncü gün kurbanın etinden arta kalanlar ateşte yakılacak.|ama ut͡ʃunt͡ʃu ɡun kurbanin etinden arta kalanlar ateste jakilat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu onları çağırdı ve onlarla konuşup şöyle dedi: \"\"Aramızda yaşarken, 'Sizden çok uzaktayız' diyerek neden bizi kandırdınız?\"|\"jesu onlari t͡ʃaɡirdi ve onlarla konusup sojle dedi \"\"aramizda jasarkenʔ ʔsizden t͡ʃok uzaktajizʔ dijerek neden bizi kandirdiniz?\" Old-Testament-Proverbs-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge adam güçlülerin kentine tırmanır, onun güvendiği şeyin gücünü indirir.|bilɡe adam ɡut͡ʃlulerin kentine tirmanirʔ onun ɡuvendiɡi sejin ɡut͡ʃunu indirir. Old-Testament-Ezekiel-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle, ey insanoğlu, İsrael evine söyle, onlara de, 'Efendi Yahve şöyle diyor: “Bana karşı suç işleyerek atalarınız bana şununla da küfrettiler.|“bu nedenleʔ ej insanoɡluʔ israel evine sojleʔ onlara deʔ ʔefendi jahve sojle dijor “bana karsi sut͡ʃ islejerek atalariniz bana sununla da kufrettiler. Old-Testament-2-Chronicles-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon savaş arabaları ve atlılar topladı. Bin dört yüz savaş arabası ve on iki bin atlısı vardı ve bunları savaş arabaları kentlerine ve kralın yanına, Yeruşalem'e yerleştirdi.|solomon savas arabalari ve atlilar topladi. bin dort juz savas arabasi ve on iki bin atlisi vardi ve bunlari savas arabalari kentlerine ve kralin janinaʔ jerusalemʔe jerlestirdi. Old-Testament-1-Kings-007-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon çok sayıda kap olduğu için bütün kapları tartmadı. Tuncun ağırlığı belirlenemedi.|solomon t͡ʃok sajida kap olduɡu it͡ʃin butun kaplari tartmadi. tunt͡ʃun aɡirliɡi belirlenemedi. Old-Testament-Proverbs-020-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaralayıcı darbeler kötülüğü temizler, dayak en derin yerleri arındırır.|jaralajit͡ʃi darbeler kotuluɡu temizlerʔ dajak en derin jerleri arindirir. Old-Testament-Amos-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, Efendi Yahve'nin gözleri günahkâr krallığın üzerindedir. Onu yeryüzünden yok edeceğim, ancak Yakov'un evini tümüyle yok etmeyeceğim.\"\" diyor Yahve\"|\"isteʔ efendi jahveʔnin ɡozleri ɡunahkar kralliɡin uzerindedir. onu jerjuzunden jok edet͡ʃeɡimʔ ant͡ʃak jakovʔun evini tumujle jok etmejet͡ʃeɡim.\"\" dijor jahve\" Old-Testament-Judges-009-055|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler Avimelek'in öldüğünü görünce hepsi kendi yerlerine gittiler.|israelliler avimelekʔin olduɡunu ɡorunt͡ʃe hepsi kendi jerlerine ɡittiler. Old-Testament-Proverbs-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni sevenleri ben severim. Özenle arayanlar beni bulur.|beni sevenleri ben severim. ozenle arajanlar beni bulur. New-Testament-Revelation-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğün ortasında uçan bir melek gördüm. Yeryüzünde yaşayanlara, her ulusa, her oymağa, her dile, her halka bildirmek üzere ebedi Müjde’yi taşıyordu.|ɡoɡun ortasinda ut͡ʃan bir melek ɡordum. jerjuzunde jasajanlaraʔ her ulusaʔ her ojmaɡaʔ her dileʔ her halka bildirmek uzere ebedi muʒde’ji tasijordu. New-Testament-Hebrews-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Her evi yapan biri vardır, ama her şeyi yapan Tanrı’dır.|her evi japan biri vardirʔ ama her seji japan tanri’dir. Old-Testament-Leviticus-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Eğer bir kuzu almaya gücü yetmezse, işlediği günaha karşılık suç sunusu olarak, iki kumru ya da iki güvercin yavrusunu Yahve'ye getirecek; biri günah sunusu, diğeri ise yakmalık sunu içindir.|“ʔeɡer bir kuzu almaja ɡut͡ʃu jetmezseʔ islediɡi ɡunaha karsilik sut͡ʃ sunusu olarakʔ iki kumru ja da iki ɡuvert͡ʃin javrusunu jahveʔje ɡetiret͡ʃek; biri ɡunah sunusuʔ diɡeri ise jakmalik sunu it͡ʃindir. Old-Testament-Exodus-035-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Gümüş ve tunç sunu sunan herkes Yahve'nin sunusunu getirdi; hizmetin herhangi bir işi için yanında akasya ağacı bulunan herkes onu getirdi.|ɡumus ve tunt͡ʃ sunu sunan herkes jahveʔnin sunusunu ɡetirdi; hizmetin herhanɡi bir isi it͡ʃin janinda akasja aɡat͡ʃi bulunan herkes onu ɡetirdi. Old-Testament-Lamentations-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Gücüm, Yahve'den beklediğim umut da yok oldu\"\" dedim.\"|\"\"\"ɡut͡ʃumʔ jahveʔden beklediɡim umut da jok oldu\"\" dedim.\" New-Testament-Titus-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtarıcımız Tanrı’nın buyruğuyla bana emanet edilen bildiride Tanrı, kendi sözünü, ancak kendi zamanında açıklamıştır.|kurtarit͡ʃimiz tanri’nin bujruɡujla bana emanet edilen bildiride tanriʔ kendi sozunuʔ ant͡ʃak kendi zamaninda at͡ʃiklamistir. Old-Testament-Psalms-069-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sel suları beni boğmasın, derinlik beni yutmasın, çukur üzerime ağzını kapamasın.|sel sulari beni boɡmasinʔ derinlik beni jutmasinʔ t͡ʃukur uzerime aɡzini kapamasin. Old-Testament-2-Chronicles-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa Gören'e öfkelendi ve onu zindana attı. Çünkü bu şeyden ötürü ona karşı hiddetlenmişti. Asa aynı zamanda halkın bir kısmına baskı yapıyordu.|asa ɡorenʔe ofkelendi ve onu zindana atti. t͡ʃunku bu sejden oturu ona karsi hiddetlenmisti. asa ajni zamanda halkin bir kismina baski japijordu. New-Testament-Romans-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insanın Yasa’nın işlerinden ayrı olarak imanla aklandığı kanısındayız.|t͡ʃunku insanin jasa’nin islerinden ajri olarak imanla aklandiɡi kanisindajiz. Old-Testament-Exodus-040-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunu sunağını Buluşma Çadırı'nın kapısına koydu ve Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi yakmalık sunu ve ekmek sunusunu onun üzerinde sundu.|jakmalik sunu sunaɡini bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisina kojdu ve jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi jakmalik sunu ve ekmek sunusunu onun uzerinde sundu. Old-Testament-2-Chronicles-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhin Azarya ve bütün kâhinler ona baktılar ve işte, alnında cüzzam vardı; ve onu oradan hemen dışarı çıkardılar. Nitekim, kendisi de çıkmak için acele etti, çünkü Yahve onu vurmuştu.|baskahin azarja ve butun kahinler ona baktilar ve isteʔ alninda t͡ʃuzzam vardi; ve onu oradan hemen disari t͡ʃikardilar. nitekimʔ kendisi de t͡ʃikmak it͡ʃin at͡ʃele ettiʔ t͡ʃunku jahve onu vurmustu. Old-Testament-Deuteronomy-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri döneceksin, Yahve'nin sözünü dinleyeceksin ve bugün sana buyurmakta olduğum bütün buyrukları yapacaksın.|ɡeri donet͡ʃeksinʔ jahveʔnin sozunu dinlejet͡ʃeksin ve buɡun sana bujurmakta olduɡum butun bujruklari japat͡ʃaksin. Old-Testament-Daniel-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordusunda bulunan bazı güçlü adamlara Şadrak, Meşak ve Abednego'yu bağlamalarını ve onları yanan kızgın fırına atmalarını buyurdu.|ordusunda bulunan bazi ɡut͡ʃlu adamlara sadrakʔ mesak ve abedneɡoʔju baɡlamalarini ve onlari janan kizɡin firina atmalarini bujurdu. New-Testament-Matthew-005-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben size diyorum ki, kim karısını zina dışında bir nedenle boşarsa, onu zinacı eder; kim boşanmış kadınla evlenirse, zina eder.|ama ben size dijorum kiʔ kim karisini zina disinda bir nedenle bosarsaʔ onu zinat͡ʃi eder; kim bosanmis kadinla evlenirseʔ zina eder. Old-Testament-1-Samuel-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul ona Yahve aracılığıyla ant içerek şöyle dedi, \"\"Yaşayan Yahve'nin hakkı için, bu şeyden dolayı sana hiç ceza gelmeyecektir.\"\"\"|\"saul ona jahve arat͡ʃiliɡijla ant it͡ʃerek sojle dediʔ \"\"jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ bu sejden dolaji sana hit͡ʃ t͡ʃeza ɡelmejet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahuda diyarında şu ezgi söylenecek: “Güçlü bir kentimiz var. Tanrı, kurtuluşu duvarlar ve siperler için tayin ediyor.|o ɡun jahuda dijarinda su ezɡi sojlenet͡ʃek “ɡut͡ʃlu bir kentimiz var. tanriʔ kurtulusu duvarlar ve siperler it͡ʃin tajin edijor. Old-Testament-Jeremiah-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte haber sesi geliyor, ve kuzey ülkesinden büyük bir kargaşalık, Yahuda kentlerini ıssız bırakmak, çakalların yurdu yapmak için.|iste haber sesi ɡelijorʔ ve kuzej ulkesinden bujuk bir karɡasalikʔ jahuda kentlerini issiz birakmakʔ t͡ʃakallarin jurdu japmak it͡ʃin. Old-Testament-Exodus-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe büyüdüğü o günlerde kardeşlerinin yanına çıktı ve onların yüklerini gördü. Bir Mısırlı'nın kardeşlerinden biri olan bir İbrani'ye vurduğunu gördü.|mose bujuduɡu o ɡunlerde kardeslerinin janina t͡ʃikti ve onlarin juklerini ɡordu. bir misirliʔnin kardeslerinden biri olan bir ibraniʔje vurduɡunu ɡordu. Old-Testament-Job-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona daima üstün gelirsin ve o ayrılır. Yüzünü değiştirip onu gönderirsin.|ona daima ustun ɡelirsin ve o ajrilir. juzunu deɡistirip onu ɡonderirsin. New-Testament-Matthew-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdiden balta ağaçların köküne dayanmış durumda. Bu nedenle iyi meyve vermeyen her ağaç kesilir ve ateşe atılır.|simdiden balta aɡat͡ʃlarin kokune dajanmis durumda. bu nedenle iji mejve vermejen her aɡat͡ʃ kesilir ve atese atilir. Old-Testament-Psalms-042-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrım, canım iç varlığımda umutsuzluk içinde. Bu yüzden Yarden diyarından, Hermon dağlarından, Misar Tepesi’nden seni hatırlıyorum.|ej tanrimʔ t͡ʃanim it͡ʃ varliɡimda umutsuzluk it͡ʃinde. bu juzden jarden dijarindanʔ hermon daɡlarindanʔ misar tepesi’nden seni hatirlijorum. New-Testament-Revelation-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlü bir melek, değirmen taşına benzer büyük bir taşı alıp denize atarak şöyle dedi: “Koca kent Babil, işte böyle şiddetle atılacak ve bir daha bulunmayacak.|ɡut͡ʃlu bir melekʔ deɡirmen tasina benzer bujuk bir tasi alip denize atarak sojle dedi “kot͡ʃa kent babilʔ iste bojle siddetle atilat͡ʃak ve bir daha bulunmajat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Bu şeylerin hiçbiriyle kendinizi kirletmeyin; çünkü önünüzden kovmakta olduğum bu ulusların hepsi bu şeylerle kirlendiler.|“ʔbu sejlerin hit͡ʃbirijle kendinizi kirletmejin; t͡ʃunku onunuzden kovmakta olduɡum bu uluslarin hepsi bu sejlerle kirlendiler. New-Testament-Acts-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine oruç tutup dua ettiler. Ellerini Barnabas’la Saul’un üzerlerine koyup onları gönderdiler.|bunun uzerine orut͡ʃ tutup dua ettiler. ellerini barnabas’la saul’un uzerlerine kojup onlari ɡonderdiler. Old-Testament-Leviticus-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Exodus-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman efendisi onu Tanrı'ya getirecek. Onu kapıya ya da kapı sövesine getirecek ve efendisi bizle onun kulağını delecek. O da ona daima hizmet edecektir.|o zaman efendisi onu tanriʔja ɡetiret͡ʃek. onu kapija ja da kapi sovesine ɡetiret͡ʃek ve efendisi bizle onun kulaɡini delet͡ʃek. o da ona daima hizmet edet͡ʃektir. New-Testament-1-Peter-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kaygılarınızı O’na bırakın, çünkü O sizi kayırır.|butun kajɡilarinizi o’na birakinʔ t͡ʃunku o sizi kajirir. New-Testament-Acts-013-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi bize şöyle buyurdu: ‘Yeryüzünün en uçlarına dek, kurtuluş götürmen için seni uluslara ışık olarak koydum.’”|t͡ʃunku efendi bize sojle bujurdu ‘jerjuzunun en ut͡ʃlarina dekʔ kurtulus ɡoturmen it͡ʃin seni uluslara isik olarak kojdum.’” Old-Testament-1-Kings-007-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Desteklerinin düz yerleri ve levhaları üzerine, her birinin yerine Keruvlar, aslanlar ve palmiye ağaçları oydu; çelenklerle çevrelendi.|desteklerinin duz jerleri ve levhalari uzerineʔ her birinin jerine keruvlarʔ aslanlar ve palmije aɡat͡ʃlari ojdu; t͡ʃelenklerle t͡ʃevrelendi. Old-Testament-Numbers-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benzetmesini sürdürüp şöyle dedi: \"\"Kalk, ey Balak, ve dinle! Dinle beni, ey Sippor oğlu.\"|\"benzetmesini surdurup sojle dedi \"\"kalkʔ ej balakʔ ve dinle! dinle beniʔ ej sippor oɡlu.\" Old-Testament-Leviticus-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik kurbanından Yahve'ye ateşle yapılan bir sunu sunacak; yağının tamamını, kuyruk yağının tamamını kuyruk sokumu yakınından ayıracak; içleri kaplayan yağı, içinin üzerindeki yağın tamamını,|esenlik kurbanindan jahveʔje atesle japilan bir sunu sunat͡ʃak; jaɡinin tamaminiʔ kujruk jaɡinin tamamini kujruk sokumu jakinindan ajirat͡ʃak; it͡ʃleri kaplajan jaɡiʔ it͡ʃinin uzerindeki jaɡin tamaminiʔ Old-Testament-Lamentations-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Geceleyin acı acı ağlıyor. Gözyaşları yanaklarında. Bütün sevgilileri arasında onu teselli eden yok. Bütün dostları ona hainlik etti. Ona düşman oldular.|ɡet͡ʃelejin at͡ʃi at͡ʃi aɡlijor. ɡozjaslari janaklarinda. butun sevɡilileri arasinda onu teselli eden jok. butun dostlari ona hainlik etti. ona dusman oldular. Old-Testament-Isaiah-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Önceden olduğu gibi hakimlerini, başlangıçta olduğu gibi danışmanlarını eski durumuna döndüreceğim. Bundan sonra sana 'Doğruluk kenti, sadık kent' denecek.|ont͡ʃeden olduɡu ɡibi hakimleriniʔ baslanɡit͡ʃta olduɡu ɡibi danismanlarini eski durumuna donduret͡ʃeɡim. bundan sonra sana ʔdoɡruluk kentiʔ sadik kentʔ denet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden olduğu bela kendisine dönecek. Zorbalığı kendi başına inecek.|neden olduɡu bela kendisine donet͡ʃek. zorbaliɡi kendi basina inet͡ʃek. Old-Testament-Job-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben doğru olsam da, kendi ağzım beni mahkûm edecektir. Suçsuz olsam da, beni çarpık çıkaracaktır.|ben doɡru olsam daʔ kendi aɡzim beni mahkum edet͡ʃektir. sut͡ʃsuz olsam daʔ beni t͡ʃarpik t͡ʃikarat͡ʃaktir. Old-Testament-Proverbs-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruların ana yolu kötülükten ayrılmaktır. Yolunu koruyan kişi canını korur.|doɡrularin ana jolu kotulukten ajrilmaktir. jolunu korujan kisi t͡ʃanini korur. Old-Testament-1-Samuel-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, Yahve'nin önünden uzakta kanım yere düşmesin; çünkü İsrael Kralı dağlarda keklik avlayan biri gibi bir pire aramaya çıktı.”|simdiʔ jahveʔnin onunden uzakta kanim jere dusmesin; t͡ʃunku israel krali daɡlarda keklik avlajan biri ɡibi bir pire aramaja t͡ʃikti.” New-Testament-Matthew-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalabalıkları gönderdikten sonra, dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam olunca, orada yalnızdı.|jesua kalabaliklari ɡonderdikten sonraʔ dua etmek it͡ʃin tek basina daɡa t͡ʃikti. aksam olunt͡ʃaʔ orada jalnizdi. New-Testament-Matthew-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, işçilerle günlüğü bir dinara anlaşıp onları bağına gönderdi.|adamʔ ist͡ʃilerle ɡunluɡu bir dinara anlasip onlari baɡina ɡonderdi. Old-Testament-Numbers-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz ve hayvanlarımız burada ölelim diye neden Yahve'nin topluluğunu bu çöle getirdiniz?|biz ve hajvanlarimiz burada olelim dije neden jahveʔnin topluluɡunu bu t͡ʃole ɡetirdiniz? Old-Testament-Jeremiah-050-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Mademki seviniyorsunuz, mademki sevinçle coşuyorsunuz, ey sizler, mirasımı yağma edenler, mademki harman döven düve gibi sıçrıyorsunuz, ve aygır gibi kişniyorsunuz,|“mademki sevinijorsunuzʔ mademki sevint͡ʃle t͡ʃosujorsunuzʔ ej sizlerʔ mirasimi jaɡma edenlerʔ mademki harman doven duve ɡibi sit͡ʃrijorsunuzʔ ve ajɡir ɡibi kisnijorsunuzʔ Old-Testament-2-Samuel-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Yoav kalkıp Avşalom'a, evine geldi ve ona, \"\"Hizmetkârların neden tarlamı ateşe verdi?\"\" diye sordu.\"|\"sonra joav kalkip avsalomʔaʔ evine ɡeldi ve onaʔ \"\"hizmetkarlarin neden tarlami atese verdi?\"\" dije sordu.\" Old-Testament-Nehemiah-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan önce, Tanrımız'ın evinin odaları üzerine atanmış olan Kâhin Elyaşiv, Toviya'yla akraba olup,|bundan ont͡ʃeʔ tanrimizʔin evinin odalari uzerine atanmis olan kahin eljasivʔ tovijaʔjla akraba olupʔ Old-Testament-Ezekiel-020-048|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün insanlar, ben Yahve'nin onu tutuşturduğunu görecek. O sönmeyecek.\"\"\"\"'\"|\"butun insanlarʔ ben jahveʔnin onu tutusturduɡunu ɡoret͡ʃek. o sonmejet͡ʃek.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Leviticus-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu gün yapılanın öyle yapılmasını, sizin için kefaret etmek üzere Yahve buyurdu.|bu ɡun japilanin ojle japilmasiniʔ sizin it͡ʃin kefaret etmek uzere jahve bujurdu. Old-Testament-Genesis-036-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Dişon, Eser, Dişan. Edom diyarında Horlular’dan gelen Seiroğulları’nın beyleri bunlardır.|disonʔ eserʔ disan. edom dijarinda horlular’dan ɡelen seiroɡullari’nin bejleri bunlardir. Old-Testament-Jeremiah-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Yahve şöyle diyor, 'İşte, seni yeryüzünden kovacağım. Bu yıl öleceksin, çünkü Yahve'ye karşı isyan konuştun.'\"\"\"|\"bu juzden jahve sojle dijorʔ ʔisteʔ seni jerjuzunden kovat͡ʃaɡim. bu jil olet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku jahveʔje karsi isjan konustun.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezra-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Azgad'ın çocukları, bin iki yüz yirmi iki.|azɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ bin iki juz jirmi iki. Old-Testament-Amos-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülker ve Orion takımyıldızlarını yaratanı, ve ölüm gölgesini sabaha çevireni, ve gündüzü geceyle karartanı, denizin sularını çağıranı, ve onları yeryüzüne dökeni arayın; O'nun adı Yahve'dir,|ulker ve orion takimjildizlarini jarataniʔ ve olum ɡolɡesini sabaha t͡ʃevireniʔ ve ɡunduzu ɡet͡ʃejle karartaniʔ denizin sularini t͡ʃaɡiraniʔ ve onlari jerjuzune dokeni arajin; oʔnun adi jahveʔdirʔ Old-Testament-Proverbs-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkesi yaralayan okçu neyse, akılsızı ya da yoldan geçenleri ücretle tutan kişi de öyledir.|herkesi jaralajan okt͡ʃu nejseʔ akilsizi ja da joldan ɡet͡ʃenleri ut͡ʃretle tutan kisi de ojledir. Old-Testament-Isaiah-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ormanın sık yerlerini demirle kesecek ve Lübnan Güçlü Olan'ın eliyle düşecek.|ormanin sik jerlerini demirle keset͡ʃek ve lubnan ɡut͡ʃlu olanʔin elijle duset͡ʃek. Old-Testament-Genesis-050-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şimdi korkmayın. Size ve çocuklarınıza bakacağım.” Onları teselli ederek yumuşak bir şekilde onlarla konuştu.|bu nedenle simdi korkmajin. size ve t͡ʃot͡ʃuklariniza bakat͡ʃaɡim.” onlari teselli ederek jumusak bir sekilde onlarla konustu. New-Testament-Romans-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı'nın gazabı, gerçeği haksızlıkla bastıran insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı gökten açığa çıkmıştır.|t͡ʃunku tanriʔnin ɡazabiʔ ɡert͡ʃeɡi haksizlikla bastiran insanlarin butun tanrisizliɡina ve haksizliɡina karsi ɡokten at͡ʃiɡa t͡ʃikmistir. New-Testament-Revelation-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahttan bir ses yükselip dedi: “Ey bütün O'nun hizmetkârları! Küçük büyük O’ndan korkan herkes, Tanrımız’ı övün!”|tahttan bir ses jukselip dedi “ej butun oʔnun hizmetkarlari! kut͡ʃuk bujuk o’ndan korkan herkesʔ tanrimiz’i ovun!” Old-Testament-2-Kings-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Hazael, Elişa’nın yanından ayrılıp efendisinin yanına geldi. Efendisi, “Elişa sana ne dedi?” diye sordu. Elişa, “Kesinlikle iyileşeceğini bana söyledi” diye karşılık verdi.|hazaelʔ elisa’nin janindan ajrilip efendisinin janina ɡeldi. efendisiʔ “elisa sana ne dedi?” dije sordu. elisaʔ “kesinlikle ijileset͡ʃeɡini bana sojledi” dije karsilik verdi. Old-Testament-Isaiah-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay haline haksızlığı yalan ipleriyle, kötülüğü araba urganıyla çekenlerin,|vaj haline haksizliɡi jalan iplerijleʔ kotuluɡu araba urɡanijla t͡ʃekenlerinʔ New-Testament-2-Timothy-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, Mesih Yeşua’da olup tanrısal bir yaşam arzulayan herkes zulüm görecek.|evetʔ mesih jesua’da olup tanrisal bir jasam arzulajan herkes zulum ɡoret͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-064-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Adını çağıran, sana tutunmak için kendini teşvik eden yok; çünkü yüzünü bizden sakladın, suçlarımızla da bizi tükettin.|adini t͡ʃaɡiranʔ sana tutunmak it͡ʃin kendini tesvik eden jok; t͡ʃunku juzunu bizden sakladinʔ sut͡ʃlarimizla da bizi tukettin. Old-Testament-Psalms-111-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin işleri büyüktür, onlardan zevk alanların hepsi onları düşünür.|jahve’nin isleri bujukturʔ onlardan zevk alanlarin hepsi onlari dusunur. New-Testament-Luke-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir kentte Tanrı’dan korkmayan, insana saygı duymayan bir yargıç vardı.|“bir kentte tanri’dan korkmajanʔ insana sajɡi dujmajan bir jarɡit͡ʃ vardi. New-Testament-Revelation-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabırlısın, adım uğruna dayandın ve yorulmadın.|sabirlisinʔ adim uɡruna dajandin ve jorulmadin. Old-Testament-1-Kings-008-058|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, O'nun bütün yollarında yürümek için, atalarımıza buyurduğu buyruklarını, kurallarını ve ilkelerini tutmak için yüreklerimizi kendisine yöneltsin.|ojle kiʔ oʔnun butun jollarinda jurumek it͡ʃinʔ atalarimiza bujurduɡu bujruklariniʔ kurallarini ve ilkelerini tutmak it͡ʃin jureklerimizi kendisine joneltsin. Old-Testament-Ezekiel-039-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Magog üzerine ve adalarda güvenlik içinde oturanlar üzerine ateş göndereceğim. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"“maɡoɡ uzerine ve adalarda ɡuvenlik it͡ʃinde oturanlar uzerine ates ɡonderet͡ʃeɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Samuel-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeva yazıcıydı; Sadok ve Aviyatar kâhinlerdi;|seva jazit͡ʃijdi; sadok ve avijatar kahinlerdi; Old-Testament-Isaiah-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçokları ona takılıp düşecek, kırılacak, tuzağa düşüp yakalanacak.”|birt͡ʃoklari ona takilip duset͡ʃekʔ kirilat͡ʃakʔ tuzaɡa dusup jakalanat͡ʃak.” Old-Testament-Joshua-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Hevron, Kenizzi Yefunne oğlu Kalev'in bugüne kadar mirası oldu; çünkü o, bütün yüreğiyle İsrael'in Tanrısı Yahve'nin ardından gitti.|bu nedenle hevronʔ kenizzi jefunne oɡlu kalevʔin buɡune kadar mirasi oldu; t͡ʃunku oʔ butun jureɡijle israelʔin tanrisi jahveʔnin ardindan ɡitti. Old-Testament-1-Samuel-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, Saul’a yanıt verip, “Ben Gören'im. Önümden yüksek yere çıkın, bugün benimle birlikte yemek yiyeceksiniz. Sabahleyin seni göndereceğim, yüreğinde olan her şeyi de sana bildireceğim.|samuelʔ saul’a janit veripʔ “ben ɡorenʔim. onumden juksek jere t͡ʃikinʔ buɡun benimle birlikte jemek jijet͡ʃeksiniz. sabahlejin seni ɡonderet͡ʃeɡimʔ jureɡinde olan her seji de sana bildiret͡ʃeɡim. New-Testament-Hebrews-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, size rica ediyorum, öğütlerimi hoş görün. Zaten size kısaca yazdım.|kardeslerʔ size rit͡ʃa edijorumʔ oɡutlerimi hos ɡorun. zaten size kisat͡ʃa jazdim. Old-Testament-Nehemiah-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların yanında, Yeruşalem bölgesinin yarısının yöneticisi olan Hur oğlu Refaya onardı.|onlarin janindaʔ jerusalem bolɡesinin jarisinin jonetit͡ʃisi olan hur oɡlu refaja onardi. New-Testament-Luke-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte o sırada, Yeruşalem’de Şimon adında bir adam vardı. Şimon doğru ve inançlı biriydi. İsrael’in teselli bulmasını bekliyordu. Kutsal Ruh onun üzerindeydi.|iste o siradaʔ jerusalem’de simon adinda bir adam vardi. simon doɡru ve inant͡ʃli birijdi. israel’in teselli bulmasini beklijordu. kutsal ruh onun uzerindejdi. Old-Testament-2-Samuel-003-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bütün halk ve İsrael'in tümü o gün Ner oğlu Avner'in öldürülmesinin kraldan olmadığını anladı.|bojlet͡ʃe butun halk ve israelʔin tumu o ɡun ner oɡlu avnerʔin oldurulmesinin kraldan olmadiɡini anladi. Old-Testament-1-Kings-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon bütün İsrael'den angaryacılar topladı; ve angaryacılar otuz bin adamdı.|kral solomon butun israelʔden anɡarjat͡ʃilar topladi; ve anɡarjat͡ʃilar otuz bin adamdi. Old-Testament-Leviticus-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendiliğinden ölen hayvanın yağı ve hayvanlardan parçalananın yağı başka herhangi bir iş için kullanılabilir, ancak onu hiçbir şekilde yemeyeceksiniz.|kendiliɡinden olen hajvanin jaɡi ve hajvanlardan part͡ʃalananin jaɡi baska herhanɡi bir is it͡ʃin kullanilabilirʔ ant͡ʃak onu hit͡ʃbir sekilde jemejet͡ʃeksiniz. New-Testament-Luke-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek ona, “Ben Tanrı’nın önünde duran Gabriel’im. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim.|melek onaʔ “ben tanri’nin onunde duran ɡabriel’im. seninle konusmak ve bu muʒdeji sana bildirmek it͡ʃin ɡonderildim. Old-Testament-Job-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Derim yok olduktan sonra, o zaman Tanrı'yı bedenimde göreceğim,|derim jok olduktan sonraʔ o zaman tanriʔji bedenimde ɡoret͡ʃeɡimʔ New-Testament-John-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus dışarıda kapının yanında duruyordu. Başkâhinin tanıdığı diğer öğrenci dışarı çıkıp kapıyı tutan hizmetçi kızla konuştu ve Petrus’u içeri getirdi.|petrus disarida kapinin janinda durujordu. baskahinin tanidiɡi diɡer oɡrent͡ʃi disari t͡ʃikip kapiji tutan hizmett͡ʃi kizla konustu ve petrus’u it͡ʃeri ɡetirdi. New-Testament-John-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece öğrenciler yine kendi evlerine döndüler.|bojlet͡ʃe oɡrent͡ʃiler jine kendi evlerine donduler. Old-Testament-Daniel-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|'Bu dört büyük hayvan, yeryüzünden çıkacak dört kraldır.|ʔbu dort bujuk hajvanʔ jerjuzunden t͡ʃikat͡ʃak dort kraldir. New-Testament-Revelation-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’da baskıda, Krallık'da ve sabırda ortağınız olan ben Yuhanna Tanrı’nın sözü ve Yeşua Mesih’in tanıklığı nedeniyle Patmos denilen adadaydım.|mesih jesua’da baskidaʔ krallikʔda ve sabirda ortaɡiniz olan ben juhanna tanri’nin sozu ve jesua mesih’in tanikliɡi nedenijle patmos denilen adadajdim. New-Testament-Luke-024-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Neden sıkıntı duyuyorsunuz? Yüreğinizde neden kuşkular yükseliyor?|onlaraʔ “neden sikinti dujujorsunuz? jureɡinizde neden kuskular jukselijor? New-Testament-Matthew-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızlar akıllılara, ‘Kandillerimiz sönüyor, bize biraz yağınızdan verin’ dedi.|akilsizlar akillilaraʔ ‘kandillerimiz sonujorʔ bize biraz jaɡinizdan verin’ dedi. Old-Testament-1-Kings-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentte Ahav’dan öleni köpekler yiyecek; kırda öleni de göğün kuşları yiyecek.”|kentte ahav’dan oleni kopekler jijet͡ʃek; kirda oleni de ɡoɡun kuslari jijet͡ʃek.” Old-Testament-2-Kings-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın koluna dayandığı başkomutan Tanrı adamına yanıt verip, “İşte, eğer Yahve gökte pencereler yapsa, bu şey olabilir mi?” dedi. O da, “İşte, sen bunu gözlerinle göreceksin, ama ondan yemeyeceksin” dedi.|kralin koluna dajandiɡi baskomutan tanri adamina janit veripʔ “isteʔ eɡer jahve ɡokte pent͡ʃereler japsaʔ bu sej olabilir mi?” dedi. o daʔ “isteʔ sen bunu ɡozlerinle ɡoret͡ʃeksinʔ ama ondan jemejet͡ʃeksin” dedi. Old-Testament-Micah-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir adam hile ruhu ile yürüyüp yalan söylerse, “Ben sana şarap ve içki hakkında peygamberlik edeyim” derse, o bu halkın peygamberi olacaktır.|eɡer bir adam hile ruhu ile jurujup jalan sojlerseʔ “ben sana sarap ve it͡ʃki hakkinda pejɡamberlik edejim” derseʔ o bu halkin pejɡamberi olat͡ʃaktir. Old-Testament-Judges-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gilad ihtiyarları Yeftah'a şöyle dediler: \"\"Bu nedenle bizimle gelip Ammon'un çocuklarıyla savaşasın diye şimdi sana döndük. Gilad'ın bütün sakinleri üzerinde başımız olacaksın.\"\"\"|\"ɡilad ihtijarlari jeftahʔa sojle dediler \"\"bu nedenle bizimle ɡelip ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarijla savasasin dije simdi sana donduk. ɡiladʔin butun sakinleri uzerinde basimiz olat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-065-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtla kuzu birlikte otlayacak. Aslan öküz gibi saman yiyecek. Toprak yılanın yemeği olacak. Kutsal dağımın tümünde zarar vermeyecekler ve yok etmeyecekler.” diyor Yahve.|kurtla kuzu birlikte otlajat͡ʃak. aslan okuz ɡibi saman jijet͡ʃek. toprak jilanin jemeɡi olat͡ʃak. kutsal daɡimin tumunde zarar vermejet͡ʃekler ve jok etmejet͡ʃekler.” dijor jahve. New-Testament-Matthew-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Elin ya da ayağın tökezlemene neden olursa, onu kes ve kendinden at. Senin için çolak ve topal olarak yaşama girmek, iki el, iki ayakla ebedi ateşe atılmaktan daha iyidir.|elin ja da ajaɡin tokezlemene neden olursaʔ onu kes ve kendinden at. senin it͡ʃin t͡ʃolak ve topal olarak jasama ɡirmekʔ iki elʔ iki ajakla ebedi atese atilmaktan daha ijidir. New-Testament-Mark-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Karşınızdaki köye gidin” dedi, “Hemen oraya girince, üzerine daha hiç kimsenin binmediği, bağlı bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp getirin.|“karsinizdaki koje ɡidin” dediʔ “hemen oraja ɡirint͡ʃeʔ uzerine daha hit͡ʃ kimsenin binmediɡiʔ baɡli bir sipa bulat͡ʃaksiniz. onu t͡ʃozup ɡetirin. New-Testament-Hebrews-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O da antsız kâhin olmadı.|o da antsiz kahin olmadi. Old-Testament-Ezekiel-033-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle onlara de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Kanla birlikte yiyorsunuz, gözlerinizi putlarınıza kaldırıyorsunuz ve kan döküyorsunuz. Öyleyse ülkeyi siz mi mülk edineceksiniz?\"|\"bu nedenle onlara deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"kanla birlikte jijorsunuzʔ ɡozlerinizi putlariniza kaldirijorsunuz ve kan dokujorsunuz. ojlejse ulkeji siz mi mulk edinet͡ʃeksiniz?\" Old-Testament-Psalms-018-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim için öç alan, halkları bana boyun eğdiren Tanrı O’dur.|benim it͡ʃin ot͡ʃ alanʔ halklari bana bojun eɡdiren tanri o’dur. Old-Testament-2-Chronicles-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz Tanrı evinin kaplarını topladı, Tanrı evinin kaplarını parçaladı, Yahve'nin evinin kapılarını kapattı; ve Yeruşalem'in her köşesinde kendine sunaklar yaptı.|ahaz tanri evinin kaplarini topladiʔ tanri evinin kaplarini part͡ʃaladiʔ jahveʔnin evinin kapilarini kapatti; ve jerusalemʔin her kosesinde kendine sunaklar japti. Old-Testament-Job-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın soluğuyla mahvoluyorlar. Öfkesinin soluğuyla yok oluyorlar.|tanriʔnin soluɡujla mahvolujorlar. ofkesinin soluɡujla jok olujorlar. New-Testament-1-Corinthians-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hangi asker kendi parasıyla askerlik yapar? Kim bağ diker de ürününden yemez? Ya da kim sürüyü güder de sürünün sütünden içmez?|hanɡi asker kendi parasijla askerlik japar? kim baɡ diker de urununden jemez? ja da kim suruju ɡuder de surunun sutunden it͡ʃmez? Old-Testament-Exodus-030-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi Old-Testament-2-Chronicles-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon atalarıyla uyudu ve babası David'in kentinde gömüldü. Yerine oğlu Rehovam kral oldu.|solomon atalarijla ujudu ve babasi davidʔin kentinde ɡomuldu. jerine oɡlu rehovam kral oldu. New-Testament-1-Thessalonians-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, dışarıda olanlar önünde hiçbir şeye ihtiyaç duymadan doğru bir şekilde yürüyebilesiniz.|ojle kiʔ disarida olanlar onunde hit͡ʃbir seje ihtijat͡ʃ dujmadan doɡru bir sekilde jurujebilesiniz. Old-Testament-2-Kings-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Peygamber oğulları Elişa'ya, \"\"Bak, yaşadığımız ve seninle buluştuğumuz yer bize dar geliyor\"\" dediler.\"|\"pejɡamber oɡullari elisaʔjaʔ \"\"bakʔ jasadiɡimiz ve seninle bulustuɡumuz jer bize dar ɡelijor\"\" dediler.\" Old-Testament-Job-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularını sürü gibi salarlar. Çocukları oynar.|javrularini suru ɡibi salarlar. t͡ʃot͡ʃuklari ojnar. Old-Testament-Numbers-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Midyanlı kadınları çocuklarıyla birlikte esir aldılar; ve bütün hayvanlarını, bütün davarlarını ve bütün mallarını yağmaladılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari midjanli kadinlari t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte esir aldilar; ve butun hajvanlariniʔ butun davarlarini ve butun mallarini jaɡmaladilar. New-Testament-Mark-009-037|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benim adımla böyle bir çocuğu kabul eden, beni kabul eder. Beni kabul eden de beni değil, beni göndereni kabul eder.”|“benim adimla bojle bir t͡ʃot͡ʃuɡu kabul edenʔ beni kabul eder. beni kabul eden de beni deɡilʔ beni ɡondereni kabul eder.” Old-Testament-Daniel-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kralın önünde yanıt verip dediler: “Ey kral, Yahuda sürgünlerinden olan Daniel, seni ve imzaladığın yasayı saymıyor, ama günde üç kez dilekte bulunuyor.”|o zaman kralin onunde janit verip dediler “ej kralʔ jahuda surɡunlerinden olan danielʔ seni ve imzaladiɡin jasaji sajmijorʔ ama ɡunde ut͡ʃ kez dilekte bulunujor.” New-Testament-Matthew-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar dışarı çıkarken, işte, Yeşua’ya iblise tutulmuş dilsiz bir adam getirdiler.|onlar disari t͡ʃikarkenʔ isteʔ jesua’ja iblise tutulmus dilsiz bir adam ɡetirdiler. Old-Testament-Leviticus-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun etine dokunan her şey kutsal olacaktır. Onun kanından bir giysi üzerine sıçradığında, üzerine sıçrayan şeyi kutsal bir yerde yıkayacaksınız.|onun etine dokunan her sej kutsal olat͡ʃaktir. onun kanindan bir ɡijsi uzerine sit͡ʃradiɡindaʔ uzerine sit͡ʃrajan seji kutsal bir jerde jikajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Jeremiah-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Saçlarını kes, at, çıplak tepeler üzerinde ağıt yak; çünkü Yahve gazabının kuşağını reddetti ve bıraktı.'|sat͡ʃlarini kesʔ atʔ t͡ʃiplak tepeler uzerinde aɡit jak; t͡ʃunku jahve ɡazabinin kusaɡini reddetti ve birakti.ʔ Old-Testament-Psalms-106-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin onlara buyurduğu gibi, halkları yok etmediler.|jahve’nin onlara bujurduɡu ɡibiʔ halklari jok etmediler. New-Testament-1-Corinthians-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şey O’na tabi olduğunda, Oğul’un kendisi de her şeyi kendisine tabi kılana tabi olacaktır. Öyle ki, Tanrı her şeyde her şey olsun.|her sej o’na tabi olduɡundaʔ oɡul’un kendisi de her seji kendisine tabi kilana tabi olat͡ʃaktir. ojle kiʔ tanri her sejde her sej olsun. Old-Testament-2-Chronicles-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda İsrael tarafından yenildi; bu yüzden herkes kendi çadırına kaçtı.|jahuda israel tarafindan jenildi; bu juzden herkes kendi t͡ʃadirina kat͡ʃti. New-Testament-Luke-005-035|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama güveyin yanlarından alınacağı günler gelecek. O zaman onlar o günlerde oruç tutacaklar.”|“ama ɡuvejin janlarindan alinat͡ʃaɡi ɡunler ɡelet͡ʃek. o zaman onlar o ɡunlerde orut͡ʃ tutat͡ʃaklar.” Old-Testament-1-Samuel-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın ona şöyle dedi: \"\"İşte, Saul'un ne yaptığını, ruh çağıranları ve büyücüleri ülkeden nasıl attığını biliyorsun. O halde neden beni öldürmek için hayatıma tuzak kuruyorsun?”\"|\"kadin ona sojle dedi \"\"isteʔ saulʔun ne japtiɡiniʔ ruh t͡ʃaɡiranlari ve bujut͡ʃuleri ulkeden nasil attiɡini bilijorsun. o halde neden beni oldurmek it͡ʃin hajatima tuzak kurujorsun?”\" Old-Testament-Judges-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra bu kalenin tepesinde Tanrın Yahve'ye düzenine göre bir sunak yap, ikinci boğayı al ve keseceğin Aşera odunuyla yakmalık sunu sun.\"\"\"|\"sonra bu kalenin tepesinde tanrin jahveʔje duzenine ɡore bir sunak japʔ ikint͡ʃi boɡaji al ve keset͡ʃeɡin asera odunujla jakmalik sunu sun.\"\"\" Old-Testament-Exodus-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe'ye, \"\"Bizimle sen konuş, biz de dinleyelim\"\" dediler. \"\"Ama Tanrı bizimle konuşmasın, yoksa ölürüz.”\"|\"moseʔjeʔ \"\"bizimle sen konusʔ biz de dinlejelim\"\" dediler. \"\"ama tanri bizimle konusmasinʔ joksa oluruz.”\" Old-Testament-1-Chronicles-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'in çocuklarından: Yirmi bin sekiz yüz, cesur yiğitler, ataları evlerinde ünlü adamlar.|efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan jirmi bin sekiz juzʔ t͡ʃesur jiɡitlerʔ atalari evlerinde unlu adamlar. New-Testament-1-Corinthians-007-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yüreğinde kararlı duran, aciliyet duymayan, kendi iradesinin üzerinde gücü olan ve kendi el değmemiş kızını yanında tutmaya karar vermiş olan adam, iyi eder.|ama jureɡinde kararli duranʔ at͡ʃilijet dujmajanʔ kendi iradesinin uzerinde ɡut͡ʃu olan ve kendi el deɡmemis kizini janinda tutmaja karar vermis olan adamʔ iji eder. Old-Testament-Leviticus-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama dört ayağı olan, kanatlı, böceklerin hepsi sizin için iğrençtir.'\"\"\"|\"ama dort ajaɡi olanʔ kanatliʔ bot͡ʃeklerin hepsi sizin it͡ʃin iɡrent͡ʃtir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız onlara ülke verildi ve aralarında yabancı geçmedi.)|jalniz onlara ulke verildi ve aralarinda jabant͡ʃi ɡet͡ʃmedi.) Old-Testament-Jeremiah-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yahve bana şöyle dedi, \"\"İyi gördün; çünkü sözümü yerine getirmek için onu gözetliyorum.\"\"\"|\"o zaman jahve bana sojle dediʔ \"\"iji ɡordun; t͡ʃunku sozumu jerine ɡetirmek it͡ʃin onu ɡozetlijorum.\"\"\" New-Testament-Romans-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşaya da çok cesurca şöyle diyor: “Beni aramayanlar tarafından bulundum. Beni sormayanlara kendimi gösterdim.”|jesaja da t͡ʃok t͡ʃesurt͡ʃa sojle dijor “beni aramajanlar tarafindan bulundum. beni sormajanlara kendimi ɡosterdim.” Old-Testament-Jeremiah-051-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şeşak nasıl alındı! Bütün dünyanın övgüsü nasıl ele geçirildi! Babil uluslar arasında nasıl harabeye döndü!\"|\"\"\"sesak nasil alindi! butun dunjanin ovɡusu nasil ele ɡet͡ʃirildi! babil uluslar arasinda nasil harabeje dondu!\" Old-Testament-Psalms-135-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları yapanlar ve onlara güvenen herkes, onlar gibi olacak.|onlari japanlar ve onlara ɡuvenen herkesʔ onlar ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'ye şöyle dedi, \"\"Halk Sina Dağı'na çıkamaz, çünkü sen bizi uyardın: 'Dağın çevresine sınırlar koy ve onu kutsa' demiştin.\"\"\"|\"mose jahveʔje sojle dediʔ \"\"halk sina daɡiʔna t͡ʃikamazʔ t͡ʃunku sen bizi ujardin ʔdaɡin t͡ʃevresine sinirlar koj ve onu kutsaʔ demistin.\"\"\" Old-Testament-Malachi-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhu'nun kalanına sahip olduğu halde seni bir yapmadı mı? Neden bir? Tanrısal bir soy aradı. Bu yüzden ruhuna dikkat et ve hiç kimse gençliğinin karısına ihanet etmesin.|ruhuʔnun kalanina sahip olduɡu halde seni bir japmadi mi? neden bir? tanrisal bir soj aradi. bu juzden ruhuna dikkat et ve hit͡ʃ kimse ɡent͡ʃliɡinin karisina ihanet etmesin. Old-Testament-Proverbs-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|ama suçluyu mahkûm edenlerin durumu iyidir, üstlerine zengin bereket gelir.|ama sut͡ʃluju mahkum edenlerin durumu ijidirʔ ustlerine zenɡin bereket ɡelir. New-Testament-Acts-021-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra komutan yaklaşıp Pavlus’u tutukladı. Çift zincirle bağlanmasını buyurdu. Kim olduğunu ve ne yaptığını sordu.|sonra komutan jaklasip pavlus’u tutukladi. t͡ʃift zint͡ʃirle baɡlanmasini bujurdu. kim olduɡunu ve ne japtiɡini sordu. Old-Testament-Ezekiel-020-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ey İsrael evi, Efendi Yahve şöyle diyor: “Gidin, herkes putlarına hizmet etsin, ancak bundan sonra beni gerçekten dinleyeceksiniz; armağanlarınızla ve putlarınızla kutsal adımı bir daha kirletmeyeceksiniz.\"|\"\"\"ʔej israel eviʔ efendi jahve sojle dijor “ɡidinʔ herkes putlarina hizmet etsinʔ ant͡ʃak bundan sonra beni ɡert͡ʃekten dinlejet͡ʃeksiniz; armaɡanlarinizla ve putlarinizla kutsal adimi bir daha kirletmejet͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-Zechariah-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O'nun iyiliği ne büyük, O'nun güzelliği ne büyük! Gençleri buğdayla, el değmemiş kızları da yeni şarapla güzelleşecek.|t͡ʃunku oʔnun ijiliɡi ne bujukʔ oʔnun ɡuzelliɡi ne bujuk! ɡent͡ʃleri buɡdajlaʔ el deɡmemis kizlari da jeni sarapla ɡuzelleset͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|ama bütün öğütlerimi görmezden geldiniz, uyarılarımın hiçbirini istemediniz.|ama butun oɡutlerimi ɡormezden ɡeldinizʔ ujarilarimin hit͡ʃbirini istemediniz. Old-Testament-Psalms-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahve beni doğruluğuma göre, ellerimin O’nun gözündeki temizliğine göre ödüllendirdi.|bu nedenle jahve beni doɡruluɡuma ɡoreʔ ellerimin o’nun ɡozundeki temizliɡine ɡore odullendirdi. New-Testament-Hebrews-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|insanın değil, Efendi’nin kurduğu asıl tapınma çadırında görev yapmaktadır.|insanin deɡilʔ efendi’nin kurduɡu asil tapinma t͡ʃadirinda ɡorev japmaktadir. New-Testament-Romans-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçiler arasında tanınmış ve benden önce Mesih’e inanmış olan soydaşlarım ve hapishane arkadaşlarım Andronikus’la Yunya’ya selam edin.|elt͡ʃiler arasinda taninmis ve benden ont͡ʃe mesih’e inanmis olan sojdaslarim ve hapishane arkadaslarim andronikus’la junja’ja selam edin. Old-Testament-Psalms-084-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Tanrısı ey Yahve, duamı duy. Dinle, ey Yakov'un Tanrısı. Selah.|ordular tanrisi ej jahveʔ duami duj. dinleʔ ej jakovʔun tanrisi. selah. Old-Testament-Proverbs-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük yapmak akılsızın zevkidir, ama bilgelik de anlayışlı adamın zevkidir.|kotuluk japmak akilsizin zevkidirʔ ama bilɡelik de anlajisli adamin zevkidir. Old-Testament-Haggai-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi güçlü ol, ey Zerubbabel.' diyor Yahve. 'Güçlü ol, ey Başkâhin Yehosadak oğlu Yeşu. Ülkenin bütün halkı, güçlü olun.' diyor Yahve, 'Çalışın çünkü ben sizinleyim' diyor Ordular Yahvesi.|ama simdi ɡut͡ʃlu olʔ ej zerubbabel.ʔ dijor jahve. ʔɡut͡ʃlu olʔ ej baskahin jehosadak oɡlu jesu. ulkenin butun halkiʔ ɡut͡ʃlu olun.ʔ dijor jahveʔ ʔt͡ʃalisin t͡ʃunku ben sizinlejimʔ dijor ordular jahvesi. Old-Testament-Ezekiel-048-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, İsrael'in çocukları saptıkları zaman, Levililer'in saptığı gibi sapmamış olan, benim talimatımı tutan Sadokoğulları'ndan kutsanmış kâhinler için olacak.|buʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari saptiklari zamanʔ levililerʔin saptiɡi ɡibi sapmamis olanʔ benim talimatimi tutan sadokoɡullariʔndan kutsanmis kahinler it͡ʃin olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Zina etmeyeceksin.\"\"\"|\"“zina etmejet͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-Luke-008-038|und|SPEAKER_00_Turkish|İblislerden kurtulan adam Yeşua’yla birlikte gitmek için O’na yalvardı.|iblislerden kurtulan adam jesua’jla birlikte ɡitmek it͡ʃin o’na jalvardi. New-Testament-John-006-067|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu nedenle Onikiler’e, “Siz de mi gitmek istiyorsunuz?” dedi.|jesua bu nedenle onikiler’eʔ “siz de mi ɡitmek istijorsunuz?” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşom'un oğullarının adları şunlardır: Livni ve Şimei.|ɡersomʔun oɡullarinin adlari sunlardir livni ve simei. Old-Testament-Numbers-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|'Yahve öfkelenmekte yavaştır, sevgi dolu iyiliği boldur, haksızlığı ve itaatsizliği bağışlar; suçluyu asla temize çıkarmaz, babaların suçu için çocukların, üçüncü ve dördüncü kuşaklarını ziyaret eder.'|ʔjahve ofkelenmekte javastirʔ sevɡi dolu ijiliɡi boldurʔ haksizliɡi ve itaatsizliɡi baɡislar; sut͡ʃluju asla temize t͡ʃikarmazʔ babalarin sut͡ʃu it͡ʃin t͡ʃot͡ʃuklarinʔ ut͡ʃunt͡ʃu ve dordunt͡ʃu kusaklarini zijaret eder.ʔ New-Testament-Luke-019-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalıktan bazı Ferisiler Yeşua’ya, “Öğretmen, öğrencilerini azarla!” dediler.|kalabaliktan bazi ferisiler jesua’jaʔ “oɡretmenʔ oɡrent͡ʃilerini azarla!” dediler. Old-Testament-Proverbs-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerinde söylenen söz, gümüş içinde dizilmiş altın elmalar gibidir.|jerinde sojlenen sozʔ ɡumus it͡ʃinde dizilmis altin elmalar ɡibidir. New-Testament-Revelation-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Laodikya’daki kilisenin meleğine yaz. Amin, Sadık ve Gerçek Tanık, Tanrı yaratılışının Başı şunları söylüyor:|“laodikja’daki kilisenin meleɡine jaz. aminʔ sadik ve ɡert͡ʃek tanikʔ tanri jaratilisinin basi sunlari sojlujor Old-Testament-Exodus-038-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan oymağından Ahisamak oğlu, oymacı, usta bir işçi ve mavi, mor, kırmızı ve ince keten kumaşlarda nakışçı olan Oholiav onunla birlikteydi.|dan ojmaɡindan ahisamak oɡluʔ ojmat͡ʃiʔ usta bir ist͡ʃi ve maviʔ morʔ kirmizi ve int͡ʃe keten kumaslarda nakist͡ʃi olan oholiav onunla birliktejdi. Old-Testament-Leviticus-014-056|und|SPEAKER_00_Turkish|şiş için, kabuk için ve parlak leke için yasa budur;|sis it͡ʃinʔ kabuk it͡ʃin ve parlak leke it͡ʃin jasa budur; Old-Testament-Job-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama güçlü adama gelince, toprak onun oldu. Onurlu adam orada yaşadı.|ama ɡut͡ʃlu adama ɡelint͡ʃeʔ toprak onun oldu. onurlu adam orada jasadi. Old-Testament-Ezekiel-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: “Kırk yılın sonunda Mısırlılar'ı dağılmış oldukları halklardan toplayacağım.\"|\"\"\"ʔt͡ʃunku efendi jahve sojle dijor “kirk jilin sonunda misirlilarʔi daɡilmis olduklari halklardan toplajat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-2-Samuel-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Yahve'nin onu bütün düşmanlarının elinden ve Saul'un elinden kurtardığı gün, Yahve'ye bu ezginin sözlerini söyledi.|davidʔ jahveʔnin onu butun dusmanlarinin elinden ve saulʔun elinden kurtardiɡi ɡunʔ jahveʔje bu ezɡinin sozlerini sojledi. Old-Testament-Proverbs-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Gürültülü yerlerin başından çağırıyor. Kent kapılarının girişinde sözlerini dile getiriyor:|ɡurultulu jerlerin basindan t͡ʃaɡirijor. kent kapilarinin ɡirisinde sozlerini dile ɡetirijor Old-Testament-Esther-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Amcasının kızı olan Hadassa'yı, Ester'i, o büyüttü. Çünkü ne annesi ne de babası vardı. Kız hoş ve güzeldi. Annesi ve babası ölünce Mordekay onu kendi kızı olarak yanına aldı.|amt͡ʃasinin kizi olan hadassaʔjiʔ esterʔiʔ o bujuttu. t͡ʃunku ne annesi ne de babasi vardi. kiz hos ve ɡuzeldi. annesi ve babasi olunt͡ʃe mordekaj onu kendi kizi olarak janina aldi. New-Testament-Acts-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O kentte büyük bir sevinç oldu.|o kentte bujuk bir sevint͡ʃ oldu. New-Testament-Acts-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar oraya indiklerinde, Samariyalı imanlılar Kutsal Ruh’u alsınlar diye onlar için dua ettiler.|onlar oraja indiklerindeʔ samarijali imanlilar kutsal ruh’u alsinlar dije onlar it͡ʃin dua ettiler. Old-Testament-Joshua-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır Tappua'dan batıya doğru Kana Çayı'na kadar uzanıyordu; ve denizde sona eriyordu. Boylarına göre Efraim'in çocukları oymağının mirası;|sinir tappuaʔdan batija doɡru kana t͡ʃajiʔna kadar uzanijordu; ve denizde sona erijordu. bojlarina ɡore efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin mirasi; New-Testament-Philippians-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, gerçek ortağım, sana da yalvarırım, bu kadınlara yardım et. Çünkü onlar benimle, Klement’le ve yaşam kitabında adları olan öteki emektaşlarımla birlikte Müjde'de benimle birlikte çalıştılar.|evetʔ ɡert͡ʃek ortaɡimʔ sana da jalvaririmʔ bu kadinlara jardim et. t͡ʃunku onlar benimleʔ klement’le ve jasam kitabinda adlari olan oteki emektaslarimla birlikte muʒdeʔde benimle birlikte t͡ʃalistilar. Old-Testament-1-Samuel-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ona, bildiği kötülük yüzünden evini daima yargılayacağımı söyledim, çünkü oğulları kendilerine lanet getirdiler ve onlara engel olmadı.|t͡ʃunku onaʔ bildiɡi kotuluk juzunden evini daima jarɡilajat͡ʃaɡimi sojledimʔ t͡ʃunku oɡullari kendilerine lanet ɡetirdiler ve onlara enɡel olmadi. Old-Testament-Genesis-042-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan uzaklaştı ve ağladı. Sonra onlara dönüp kendileriyle konuştu. Aralarından Şimon'u aldı ve gözleri önünde onu bağladı.|onlardan uzaklasti ve aɡladi. sonra onlara donup kendilerijle konustu. aralarindan simonʔu aldi ve ɡozleri onunde onu baɡladi. Old-Testament-Genesis-034-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizimle evlilik yapın. Kızlarınızı bize verin, kızlarımızı da kendinize alın.|bizimle evlilik japin. kizlarinizi bize verinʔ kizlarimizi da kendinize alin. Old-Testament-Exodus-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe adamın yanında kalmaktan hoşnuttu. Adam kızı Sipporah'ı Moşe'ye verdi.|mose adamin janinda kalmaktan hosnuttu. adam kizi sipporahʔi moseʔje verdi. New-Testament-Mark-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Beytanya’da cüzamlı Simon’un evindeydi. Sofrada otururken, bir kadın kaymaktaşından bir kap içinde çok değerli, saf hintsümbülü yağıyla geldi. Kabı kırdı ve yağı Yeşua’nın başına döktü.|jesua bejtanja’da t͡ʃuzamli simon’un evindejdi. sofrada otururkenʔ bir kadin kajmaktasindan bir kap it͡ʃinde t͡ʃok deɡerliʔ saf hintsumbulu jaɡijla ɡeldi. kabi kirdi ve jaɡi jesua’nin basina doktu. Old-Testament-1-Chronicles-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeytan İsrael'e karşı çıktı ve David'i İsrael'i saymak için harekete geçirdi.|sejtan israelʔe karsi t͡ʃikti ve davidʔi israelʔi sajmak it͡ʃin harekete ɡet͡ʃirdi. New-Testament-Acts-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yanı dolaşan Petrus, Lidda’da yaşayan kutsallara da indi.|her jani dolasan petrusʔ lidda’da jasajan kutsallara da indi. Old-Testament-Genesis-049-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onun yayı sağlam, ellerinin kolları güçlü çıktı, Yakov’un Kudretlisi’nin elleriyle, (İsrael'in çobanı ve kayası oradandır),|ama onun jaji saɡlamʔ ellerinin kollari ɡut͡ʃlu t͡ʃiktiʔ jakov’un kudretlisi’nin ellerijleʔ (israelʔin t͡ʃobani ve kajasi oradandir)ʔ Old-Testament-Numbers-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Şittim'de kaldı; ve halk Moav kızlarıyla zina yapmaya başladı;|israel sittimʔde kaldi; ve halk moav kizlarijla zina japmaja basladi; Old-Testament-Psalms-105-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Örtü olarak bulutu, geceyi aydınlatmak için ateşi serdi.|ortu olarak bulutuʔ ɡet͡ʃeji ajdinlatmak it͡ʃin atesi serdi. New-Testament-Matthew-012-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim İnsanoğlu’na karşı bir söz söylerse, kendisi bağışlanacaktır; ama kim Kutsal Ruh’a karşı konuşursa, ne bu çağda ne de gelecekte kendisine bağışlanmayacaktır.”|kim insanoɡlu’na karsi bir soz sojlerseʔ kendisi baɡislanat͡ʃaktir; ama kim kutsal ruh’a karsi konusursaʔ ne bu t͡ʃaɡda ne de ɡelet͡ʃekte kendisine baɡislanmajat͡ʃaktir.” Old-Testament-Numbers-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer Yahve yeni bir şey yaparsa ve yer ağzını açarsa, onları ve kendilerine ait olan her şeyi yutarsa ve onlar da diri diri Şeol'e inerlerse, o zaman bu adamların Yahve'yi küçümsediklerini anlayacaksınız.\"\"\"|\"ama eɡer jahve jeni bir sej japarsa ve jer aɡzini at͡ʃarsaʔ onlari ve kendilerine ait olan her seji jutarsa ve onlar da diri diri seolʔe inerlerseʔ o zaman bu adamlarin jahveʔji kut͡ʃumsediklerini anlajat͡ʃaksiniz.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Kuşların arasında bunlardan tiksineceksiniz; yenilmeyecekler, çünkü bunlar iğrençtir: Kartal, akbaba, kara akbaba,|“ʔkuslarin arasinda bunlardan tiksinet͡ʃeksiniz; jenilmejet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku bunlar iɡrent͡ʃtir kartalʔ akbabaʔ kara akbabaʔ New-Testament-Hebrews-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Onları Mısır diyarından çıkarmak için ellerinden tuttuğum gün atalarıyla yaptığım antlaşma gibi değil, çünkü onlar antlaşmamda durmadılar, ben de onları umursamadım’ diyor Efendi.|‘onlari misir dijarindan t͡ʃikarmak it͡ʃin ellerinden tuttuɡum ɡun atalarijla japtiɡim antlasma ɡibi deɡilʔ t͡ʃunku onlar antlasmamda durmadilarʔ ben de onlari umursamadim’ dijor efendi. Old-Testament-Leviticus-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|kâhin ordugâhtan çıkacak. Kâhin onu inceleyecek. İşte, eğer cüzzamlıdaki cüzzam vebası iyileşirse,|kahin orduɡahtan t͡ʃikat͡ʃak. kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek. isteʔ eɡer t͡ʃuzzamlidaki t͡ʃuzzam vebasi ijilesirseʔ New-Testament-Luke-020-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar dul kadınların evlerini yutarlar, gösteriş için uzun dualar ederler. Bunların mahkûmiyeti daha büyük olacaktır.”|onlar dul kadinlarin evlerini jutarlarʔ ɡosteris it͡ʃin uzun dualar ederler. bunlarin mahkumijeti daha bujuk olat͡ʃaktir.” New-Testament-Mark-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradan biraz ilerleyince, Zebedi’nin oğulları Yakov ile kardeşi Yuhanna’yı gördü. Teknede ağlarını onarıyorlardı.|jesua oradan biraz ilerlejint͡ʃeʔ zebedi’nin oɡullari jakov ile kardesi juhanna’ji ɡordu. teknede aɡlarini onarijorlardi. Old-Testament-Ezekiel-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi çölde, kurak ve susuz bir diyarda dikildi.|simdi t͡ʃoldeʔ kurak ve susuz bir dijarda dikildi. Old-Testament-2-Kings-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Babil Kralı Baladan oğlu Berodak Baladan, Hizkiya'ya mektuplar ve armağanlar gönderdi; çünkü Hizkiya'nın hasta olduğunu duymuştu.|o sirada babil krali baladan oɡlu berodak baladanʔ hizkijaʔja mektuplar ve armaɡanlar ɡonderdi; t͡ʃunku hizkijaʔnin hasta olduɡunu dujmustu. Old-Testament-Psalms-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler kibirle mazlumları avlıyor. Mazlumlar kötülerin kurduğu tuzağa düşüyor.|kotuler kibirle mazlumlari avlijor. mazlumlar kotulerin kurduɡu tuzaɡa dusujor. New-Testament-Luke-011-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, içinizdeki ışığın karanlık olup olmadığına dikkat edin.|bu nedenleʔ it͡ʃinizdeki isiɡin karanlik olup olmadiɡina dikkat edin. New-Testament-Hebrews-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bize sarsılmaz bir krallık verildiğine göre lütfa sahip olalım. Öyle ki, Tanrı’yı hoşnut edecek biçimde saygı ve korkuyla hizmet edelim.|bu nedenleʔ bize sarsilmaz bir krallik verildiɡine ɡore lutfa sahip olalim. ojle kiʔ tanri’ji hosnut edet͡ʃek bit͡ʃimde sajɡi ve korkujla hizmet edelim. New-Testament-John-006-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınız çölde man yediler ve öldüler.|atalariniz t͡ʃolde man jediler ve olduler. Old-Testament-1-Kings-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'a bir yılda gelen altının ağırlığı,|solomonʔa bir jilda ɡelen altinin aɡirliɡiʔ Old-Testament-1-Samuel-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve David halka ve Ner oğlu Avner'e, \"\"Yanıt vermiyor musun, Avner?\"\" diye bağırdı. O zaman Avner şöyle yanıt verdi: \"\"Krala seslenen sen kimsin?\"\"\"|\"ve david halka ve ner oɡlu avnerʔeʔ \"\"janit vermijor musunʔ avner?\"\" dije baɡirdi. o zaman avner sojle janit verdi \"\"krala seslenen sen kimsin?\"\"\" New-Testament-1-Timothy-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|masallara ve sonu gelmeyen soyağaçlarına kulak vermemelerini buyur. Bu şeyler, imanda olan Tanrı işini idare etmekten çok, tartışmalara neden olur.|masallara ve sonu ɡelmejen sojaɡat͡ʃlarina kulak vermemelerini bujur. bu sejlerʔ imanda olan tanri isini idare etmekten t͡ʃokʔ tartismalara neden olur. New-Testament-Luke-005-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben doğru kişileri değil, günahkârları tövbeye çağırmaya geldim.”|ben doɡru kisileri deɡilʔ ɡunahkarlari tovbeje t͡ʃaɡirmaja ɡeldim.” Old-Testament-Deuteronomy-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bu antlaşmanın sözlerini tutun ve onları yapın ki, yaptığınız her şeyde başarılı olasınız.|bu nedenle bu antlasmanin sozlerini tutun ve onlari japin kiʔ japtiɡiniz her sejde basarili olasiniz. Old-Testament-Psalms-134-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğü ve yeri yapan Yahve sizi Siyon'dan kutsasın.|ɡoɡu ve jeri japan jahve sizi sijonʔdan kutsasin. Old-Testament-1-Samuel-017-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, “Genç adam, sen kimin oğlusun?” diye sordu. David, “Ben hizmetkârın Beytlehemli Yişay’ın oğluyum” diye yanıtladı.|saulʔ “ɡent͡ʃ adamʔ sen kimin oɡlusun?” dije sordu. davidʔ “ben hizmetkarin bejtlehemli jisaj’in oɡlujum” dije janitladi. Old-Testament-Judges-020-033|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in bütün erkekleri yerlerinden kalkıp Baal Tamar'da dizildiler. Bunun üzerine İsrael'in pusuda yatanları yerlerinden, Maare Geva'dan fırladılar.|israelʔin butun erkekleri jerlerinden kalkip baal tamarʔda dizildiler. bunun uzerine israelʔin pusuda jatanlari jerlerindenʔ maare ɡevaʔdan firladilar. Old-Testament-Psalms-080-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, bizi döndür, yüzün parlasın, biz de kurtuluruz.|ej tanriʔ bizi dondurʔ juzun parlasinʔ biz de kurtuluruz. Old-Testament-1-Chronicles-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|ve atalar evlerinin başları olan kardeşleri, bin yedi yüz altmış; Tanrı evinin hizmetinde çok yetenekli adamlardı.|ve atalar evlerinin baslari olan kardesleriʔ bin jedi juz altmis; tanri evinin hizmetinde t͡ʃok jetenekli adamlardi. Old-Testament-Isaiah-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin eli bu dağda kalacak. Gübre yığınının suyunda saman çiğnendiği gibi, Moav da olduğu yerde çiğnenecek.|t͡ʃunku jahveʔnin eli bu daɡda kalat͡ʃak. ɡubre jiɡininin sujunda saman t͡ʃiɡnendiɡi ɡibiʔ moav da olduɡu jerde t͡ʃiɡnenet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-040-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzey kapısına ve doğu kapısına karşı iç avlunun birer kapısı vardı. Kapıdan kapıya yüz arşın ölçtü.|kuzej kapisina ve doɡu kapisina karsi it͡ʃ avlunun birer kapisi vardi. kapidan kapija juz arsin olt͡ʃtu. Old-Testament-1-Kings-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un bilgeliği, bütün doğuluların bilgeliğinden ve bütün Mısırlılar'ın bilgeliğinden üstündü.|solomonʔun bilɡeliɡiʔ butun doɡulularin bilɡeliɡinden ve butun misirlilarʔin bilɡeliɡinden ustundu. New-Testament-2-Corinthians-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu dünyanın ilâhı, Tanrı’nın sureti olan Mesih’in yüceliğiyle ilgili Müjde’nin ışığı imansızların üzerine doğmasın diye, onların zihinlerini kör etmiştir.|bu dunjanin ilahiʔ tanri’nin sureti olan mesih’in jut͡ʃeliɡijle ilɡili muʒde’nin isiɡi imansizlarin uzerine doɡmasin dijeʔ onlarin zihinlerini kor etmistir. Old-Testament-Lamentations-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Boş yere yardım beklerken, artık gözlerimiz sönüyor, bizi kurtaramayacak bir ulusu gözledikçe gözledik.|bos jere jardim beklerkenʔ artik ɡozlerimiz sonujorʔ bizi kurtaramajat͡ʃak bir ulusu ɡozledikt͡ʃe ɡozledik. Old-Testament-Song-of-Songs-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi kalkıp kenti dolaşayım; sokaklarda ve meydanlarda onu, canımın sevdiğini arayayım. Aradım, ama onu bulamadım.|simdi kalkip kenti dolasajim; sokaklarda ve mejdanlarda onuʔ t͡ʃanimin sevdiɡini arajajim. aradimʔ ama onu bulamadim. Old-Testament-Deuteronomy-032-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin adını duyuracağım. Tanrımız'a büyüklük verin!|t͡ʃunku jahveʔnin adini dujurat͡ʃaɡim. tanrimizʔa bujukluk verin! New-Testament-Revelation-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona sabah yıldızını da vereceğim.|ona sabah jildizini da veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Genesis-050-005|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Babam, İşte, ben ölüyorum. Beni Kenan diyarında kendim için kazdığım mezara gömeceksin diyerek bana ant içtirdi. Bu nedenle, lütfen izin verin şimdi çıkıp babamı gömüp geleyim.’” dedi.|‘babamʔ isteʔ ben olujorum. beni kenan dijarinda kendim it͡ʃin kazdiɡim mezara ɡomet͡ʃeksin dijerek bana ant it͡ʃtirdi. bu nedenleʔ lutfen izin verin simdi t͡ʃikip babami ɡomup ɡelejim.’” dedi. Old-Testament-Exodus-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe halka şöyle dedi: \"\"Mısır'dan, esaret evinden çıktığınız bu günü hatırlayın. Çünkü Yahve elinin gücüyle sizi bu yerden çıkardı. Mayalı ekmek yenilmeyecek.\"|\"mose halka sojle dedi \"\"misirʔdanʔ esaret evinden t͡ʃiktiɡiniz bu ɡunu hatirlajin. t͡ʃunku jahve elinin ɡut͡ʃujle sizi bu jerden t͡ʃikardi. majali ekmek jenilmejet͡ʃek.\" Old-Testament-Genesis-036-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Seir dağlık bölgesinde Edomlular'ın babası Esav kuşaklarının öyküsü şunlardır:|seir daɡlik bolɡesinde edomlularʔin babasi esav kusaklarinin ojkusu sunlardir Old-Testament-Genesis-040-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu olaylardan sonra Mısır Kralı’nın sakisiyle fırıncısı, efendileri Mısır Kralı’nı gücendirdiler.|bu olajlardan sonra misir krali’nin sakisijle firint͡ʃisiʔ efendileri misir krali’ni ɡut͡ʃendirdiler. Old-Testament-Exodus-038-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'nın kapısında hizmet eden hizmetkâr kadınların aynalarından kazanı ve ayağını tunçtan yaptı.|bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda hizmet eden hizmetkar kadinlarin ajnalarindan kazani ve ajaɡini tunt͡ʃtan japti. Old-Testament-Jeremiah-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüreğinde, \"\"Bunlar neden başıma geldi?\"\" dersen, suçunun büyüklüğünden eteklerin açıkta, topukların zorlanıyor.\"|\"jureɡindeʔ \"\"bunlar neden basima ɡeldi?\"\" dersenʔ sut͡ʃunun bujukluɡunden eteklerin at͡ʃiktaʔ topuklarin zorlanijor.\" New-Testament-Luke-009-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna, “Öğretmenimiz, senin adınla iblis kovan birini gördük. Bizimle birlikte senin ardınca gelmediği için ona engel olduk” diye karşılık verdi.|juhannaʔ “oɡretmenimizʔ senin adinla iblis kovan birini ɡorduk. bizimle birlikte senin ardint͡ʃa ɡelmediɡi it͡ʃin ona enɡel olduk” dije karsilik verdi. New-Testament-Acts-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kutsal Ruh tarafından gönderilen Barnabas’la Saul Selefkiye’ye indiler. Oradan da Kıbrıs’a yelken açtılar.|bojlet͡ʃe kutsal ruh tarafindan ɡonderilen barnabas’la saul selefkije’je indiler. oradan da kibris’a jelken at͡ʃtilar. New-Testament-1-Timothy-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı.|t͡ʃunku ont͡ʃe ademʔ sonra havva jaratildi. New-Testament-Romans-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar İsraelliler'dir; evlatlık, yücelik, antlaşmalar, Yasa'nın verilmesi, hizmet ve vaatler onlarındır.|onlar israellilerʔdir; evlatlikʔ jut͡ʃelikʔ antlasmalarʔ jasaʔnin verilmesiʔ hizmet ve vaatler onlarindir. Old-Testament-1-Samuel-017-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Saul'a, \"\"Kimsenin yüreği onun yüzünden yılmasın. Hizmetkârın gidip bu Filistli ile dövüşecek\"\" dedi.\"|\"david saulʔaʔ \"\"kimsenin jureɡi onun juzunden jilmasin. hizmetkarin ɡidip bu filistli ile dovuset͡ʃek\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-059-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağızlarının günahı ve dudaklarının sözleri için, ettikleri lanetler ve söyledikleri yalanlar için, kibirleri onları yakalasın.|aɡizlarinin ɡunahi ve dudaklarinin sozleri it͡ʃinʔ ettikleri lanetler ve sojledikleri jalanlar it͡ʃinʔ kibirleri onlari jakalasin. Old-Testament-2-Kings-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Eliya'yı bir kasırga ile cennete almak üzereyken, Eliya, Elişa'yla Gilgal'dan gitti.|jahveʔ elijaʔji bir kasirɡa ile t͡ʃennete almak uzerejkenʔ elijaʔ elisaʔjla ɡilɡalʔdan ɡitti. New-Testament-Colossians-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisine ilişkin tanıklık ederim ki, sizler için, Laodikya ve Hierapolis’te bulunanlar için büyük gayreti vardır.|kendisine iliskin taniklik ederim kiʔ sizler it͡ʃinʔ laodikja ve hierapolis’te bulunanlar it͡ʃin bujuk ɡajreti vardir. New-Testament-Mark-006-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ekmek hakkında anlamamışlardı; yürekleri katılaşmıştı.|t͡ʃunku ekmek hakkinda anlamamislardi; jurekleri katilasmisti. Old-Testament-Genesis-043-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Her Şeye Gücü Yeten Tanrı, adamın önünde size merhamet etsin de, diğer kardeşinizi ve Benyamin'i size teslim etsin. Ben çocuklarımdan olacaksam olayım.”|her seje ɡut͡ʃu jeten tanriʔ adamin onunde size merhamet etsin deʔ diɡer kardesinizi ve benjaminʔi size teslim etsin. ben t͡ʃot͡ʃuklarimdan olat͡ʃaksam olajim.” Old-Testament-Lamentations-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'daki kadınların, Yahuda kentlerindeki el değmemiş kızların ırzına geçtiler.|sijonʔdaki kadinlarinʔ jahuda kentlerindeki el deɡmemis kizlarin irzina ɡet͡ʃtiler. New-Testament-2-Timothy-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı nefesidir; öğretmek, azarlamak, yola getirmek ve doğruluk konusunda eğitmek için faydalıdır,|kutsal jazilar’in tumu tanri nefesidir; oɡretmekʔ azarlamakʔ jola ɡetirmek ve doɡruluk konusunda eɡitmek it͡ʃin fajdalidirʔ Old-Testament-Exodus-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sandığı taşımak için sırıkları sandığın yanlarındaki halkalara takacaksın.|sandiɡi tasimak it͡ʃin siriklari sandiɡin janlarindaki halkalara takat͡ʃaksin. Old-Testament-Jonah-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar çok korktular ve ona, “Ne yaptın?” dediler. Çünkü adamlar onun Yahve'nin önünden kaçmakta olduğunu biliyorlardı, çünkü onlara söylemişti.|adamlar t͡ʃok korktular ve onaʔ “ne japtin?” dediler. t͡ʃunku adamlar onun jahveʔnin onunden kat͡ʃmakta olduɡunu bilijorlardiʔ t͡ʃunku onlara sojlemisti. New-Testament-Romans-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Belki bir şekilde soydaşlarımı kıskandırıp onlardan bazılarını kurtarabilirim.|belki bir sekilde sojdaslarimi kiskandirip onlardan bazilarini kurtarabilirim. Old-Testament-Psalms-135-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün uçlarından bulutları yükseltir. Yağmurla birlikte şimşekler yapar. Rüzgârı hazinelerinden çıkarır.|jerjuzunun ut͡ʃlarindan bulutlari jukseltir. jaɡmurla birlikte simsekler japar. ruzɡari hazinelerinden t͡ʃikarir. Old-Testament-2-Samuel-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Nerede?” dedi. Siva, “İşte, Lo Devar’da, Ammiel oğlu Makir’in evinde” dedi.|kralʔ “nerede?” dedi. sivaʔ “isteʔ lo devar’daʔ ammiel oɡlu makir’in evinde” dedi. Old-Testament-Isaiah-038-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve'nin sözü Yeşaya'ya geldi:|bunun uzerine jahveʔnin sozu jesajaʔja ɡeldi New-Testament-Mark-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam’ın oğlu, Yakov, Yose, Yahuda ve Simon’un erkek kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kız kardeşleri burada bizimle değil mi?” Bu nedenle O’na gücendiler.|marijam’in oɡluʔ jakovʔ joseʔ jahuda ve simon’un erkek kardesi olan maranɡoz deɡil mi bu? kiz kardesleri burada bizimle deɡil mi?” bu nedenle o’na ɡut͡ʃendiler. New-Testament-Luke-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinizden hanginiz bir kule yapmak ister de, onu tamamlayacak kadar parasının olup olmadığını önce oturup hesabını yapmaz?|it͡ʃinizden hanɡiniz bir kule japmak ister deʔ onu tamamlajat͡ʃak kadar parasinin olup olmadiɡini ont͡ʃe oturup hesabini japmaz? Old-Testament-Jeremiah-048-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael evi güvendikleri Beytel'den nasıl utandılarsa, Moav da Kemoş'tan öyle utanacak.\"\"\"|\"israel evi ɡuvendikleri bejtelʔden nasil utandilarsaʔ moav da kemosʔtan ojle utanat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Numbers-031-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaşcılar, hepsi kendisi için ganimet almıştı.|savast͡ʃilarʔ hepsi kendisi it͡ʃin ɡanimet almisti. New-Testament-Hebrews-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Tanrı, çok uzun bir süre sonra David’in aracılığıyla “bugün” diyerek yeni bir gün belirliyor. Önceden söylendiği gibi, “Bugün O’nun sesini duyarsanız, yüreğinizi katılaştırmayın.”|bu nedenle tanriʔ t͡ʃok uzun bir sure sonra david’in arat͡ʃiliɡijla “buɡun” dijerek jeni bir ɡun belirlijor. ont͡ʃeden sojlendiɡi ɡibiʔ “buɡun o’nun sesini dujarsanizʔ jureɡinizi katilastirmajin.” New-Testament-John-006-062|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ya eğer İnsanoğlu’nun önceden bulunduğu yere yükseldiğini görseydiniz?|“ja eɡer insanoɡlu’nun ont͡ʃeden bulunduɡu jere jukseldiɡini ɡorsejdiniz? Old-Testament-Ezekiel-023-035|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: ‘Beni unuttuğun ve beni arkana attığın için, sen de ahlaksızlığını ve fahişeliğini yüklen.’”|“bu juzden efendi jahve sojle dijor ‘beni unuttuɡun ve beni arkana attiɡin it͡ʃinʔ sen de ahlaksizliɡini ve fahiseliɡini juklen.’” Old-Testament-1-Samuel-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler savaştı ve İsrael yenildi, her adam çadırına kaçtı. Çok büyük bir kıyım oldu; çünkü İsrael'in otuz bin yaya askeri düştü.|filistliler savasti ve israel jenildiʔ her adam t͡ʃadirina kat͡ʃti. t͡ʃok bujuk bir kijim oldu; t͡ʃunku israelʔin otuz bin jaja askeri dustu. Old-Testament-2-Samuel-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|David Mahanaim'e geldi. Avşalom, kendisi ve yanındaki bütün İsrael adamları Yarden'i geçti.|david mahanaimʔe ɡeldi. avsalomʔ kendisi ve janindaki butun israel adamlari jardenʔi ɡet͡ʃti. Old-Testament-Leviticus-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve'ye şükran kurbanı kurban edeceğiniz zaman, kabul edilesiniz diye onu kurban edeceksiniz.\"|\"\"\"jahveʔje sukran kurbani kurban edet͡ʃeɡiniz zamanʔ kabul edilesiniz dije onu kurban edet͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-Job-038-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşekleri gönderebilir misin ki, gitsinler? Sana, 'İşte buradayız' diye haber verirler mi?|simsekleri ɡonderebilir misin kiʔ ɡitsinler? sanaʔ ʔiste buradajizʔ dije haber verirler mi? Old-Testament-Joshua-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Güçlü Olan, Tanrı Yahve, Güçlü Olan, Tanrı Yahve, biliyor; ve İsrael de bilecek: Eğer isyan içinde ya da Yahve karşı suç içinde (bugün bizi kurtarmayın),|“ɡut͡ʃlu olanʔ tanri jahveʔ ɡut͡ʃlu olanʔ tanri jahveʔ bilijor; ve israel de bilet͡ʃek eɡer isjan it͡ʃinde ja da jahve karsi sut͡ʃ it͡ʃinde (buɡun bizi kurtarmajin)ʔ Old-Testament-Numbers-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Birisi düveyi onun gözü önünde yakacak; onun derisini, etini ve kanını gübresiyle birlikte yakacak.|birisi duveji onun ɡozu onunde jakat͡ʃak; onun derisiniʔ etini ve kanini ɡubresijle birlikte jakat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Merhametli olana kendini merhametli göstereceksin. Kusursuz insana kendini kusursuz göstereceksin.|merhametli olana kendini merhametli ɡosteret͡ʃeksin. kusursuz insana kendini kusursuz ɡosteret͡ʃeksin. Old-Testament-Ecclesiastes-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik savaş silahlarından daha iyidir, ama bir günahkâr çok iyiliği yok eder.|bilɡelik savas silahlarindan daha ijidirʔ ama bir ɡunahkar t͡ʃok ijiliɡi jok eder. Old-Testament-Esther-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler bütün düşmanlarını kılıçtan geçirdiler, kıyım ve yıkımla yok ettiler ve kendilerinden nefret edenlere istediklerini yaptılar.|jahudiler butun dusmanlarini kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdilerʔ kijim ve jikimla jok ettiler ve kendilerinden nefret edenlere istediklerini japtilar. Old-Testament-Isaiah-040-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Efendi Yahve yiğit biri gibi gelecek, O'nun kolu da kendisi için hüküm sürecek. İşte, karşılığı kendi yanındadır, ödülü de kendi önündedir.|isteʔ efendi jahve jiɡit biri ɡibi ɡelet͡ʃekʔ oʔnun kolu da kendisi it͡ʃin hukum suret͡ʃek. isteʔ karsiliɡi kendi janindadirʔ odulu de kendi onundedir. Old-Testament-Job-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralların bağını çözer. Bellerini kuşakla bağlar.|krallarin baɡini t͡ʃozer. bellerini kusakla baɡlar. Old-Testament-1-Chronicles-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra David Filistliler'i yendi ve onlara boyun eğdirdi ve Gat'ı ve kasabalarını Filistliler'in elinden aldı.|bundan sonra david filistlilerʔi jendi ve onlara bojun eɡdirdi ve ɡatʔi ve kasabalarini filistlilerʔin elinden aldi. Old-Testament-Genesis-039-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve Yosef’le birlikteydi, ona lütfetti ve zindan müdürünün gözünde ona lütuf verdi.|ama jahve josef’le birliktejdiʔ ona lutfetti ve zindan mudurunun ɡozunde ona lutuf verdi. Old-Testament-Exodus-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Firavun Moşe'yle Aron'u çağırıp şöyle dedi, \"\"Yahve'ye yalvarın da kurbağaları benden ve halkımdan uzaklaştırsın. Ben de Yahve'ye kurban kesmeleri için halkın gitmesine izin vereceğim.”\"|\"bunun uzerine firavun moseʔjle aronʔu t͡ʃaɡirip sojle dediʔ \"\"jahveʔje jalvarin da kurbaɡalari benden ve halkimdan uzaklastirsin. ben de jahveʔje kurban kesmeleri it͡ʃin halkin ɡitmesine izin veret͡ʃeɡim.”\" Old-Testament-Leviticus-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşadığınız yerden sallama sunusu olarak onda iki efa ince undan yapılmış iki ekmek getireceksiniz. Bunlar Yahve'ye ilk ürünler olarak mayayla pişirilecek.|jasadiɡiniz jerden sallama sunusu olarak onda iki efa int͡ʃe undan japilmis iki ekmek ɡetiret͡ʃeksiniz. bunlar jahveʔje ilk urunler olarak majajla pisirilet͡ʃek. New-Testament-John-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık Bayramın ortası olunca, Yeşua tapınağa çıkıp öğretiyordu.|artik bajramin ortasi olunt͡ʃaʔ jesua tapinaɡa t͡ʃikip oɡretijordu. Old-Testament-Isaiah-054-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sana karşı düzenlenen hiçbir silah galip gelmeyecek; yargıda sana karşı çıkan her dili de suçlu çıkaracaksın. Bu, Yahve hizmetkârlarının mirasıdır, onların doğruluğu da bendendir\"\" diyor Yahve.\"|\"sana karsi duzenlenen hit͡ʃbir silah ɡalip ɡelmejet͡ʃek; jarɡida sana karsi t͡ʃikan her dili de sut͡ʃlu t͡ʃikarat͡ʃaksin. buʔ jahve hizmetkarlarinin mirasidirʔ onlarin doɡruluɡu da bendendir\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Ruth-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve size versin de, her biriniz kocanızın evinde rahat bulasınız.\"\" Sonra onları öptü, onlar da yüksek sesle ağladılar.\"|\"jahve size versin deʔ her biriniz kot͡ʃanizin evinde rahat bulasiniz.\"\" sonra onlari optuʔ onlar da juksek sesle aɡladilar.\" Old-Testament-Psalms-090-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyuduklarında onları süpürürsün. Sabahleyin biten ot gibidirler.|ujuduklarinda onlari supurursun. sabahlejin biten ot ɡibidirler. Old-Testament-Jeremiah-048-044|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Dehşetten kaçan çukura düşecek; çukurdan çıkan da tuzağa tutulacak, çünkü onun üzerine, Moav'ın üzerine, ziyaretleri yılını getireceğim\"\" diyor Yahve.\"|\"“dehsetten kat͡ʃan t͡ʃukura duset͡ʃek; t͡ʃukurdan t͡ʃikan da tuzaɡa tutulat͡ʃakʔ t͡ʃunku onun uzerineʔ moavʔin uzerineʔ zijaretleri jilini ɡetiret͡ʃeɡim\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Leviticus-025-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama onların kentlerindeki otlaklar satılamaz; çünkü orası onların daimi mülküdür.'\"\"\"|\"ama onlarin kentlerindeki otlaklar satilamaz; t͡ʃunku orasi onlarin daimi mulkudur.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun hazineleri için her tür karanlık toplanmıştır. Körüklenmemiş bir ateş onu yiyip bitirecektir. Çadırında geride kalanları tüketecektir.|onun hazineleri it͡ʃin her tur karanlik toplanmistir. koruklenmemis bir ates onu jijip bitiret͡ʃektir. t͡ʃadirinda ɡeride kalanlari tuketet͡ʃektir. Old-Testament-Deuteronomy-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin payı kendi halkıdır. Yakov O'nun mirasının hissesidir.|t͡ʃunku jahveʔnin paji kendi halkidir. jakov oʔnun mirasinin hissesidir. Old-Testament-2-Samuel-022-048|und|SPEAKER_00_Turkish|O'dur öcümü alan, halkları bana tabi kılan,|oʔdur ot͡ʃumu alanʔ halklari bana tabi kilanʔ Old-Testament-1-Kings-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeden Sodomlular'ı kovdu ve atalarının yapmış olduğu bütün putları kaldırdı.|ulkeden sodomlularʔi kovdu ve atalarinin japmis olduɡu butun putlari kaldirdi. Old-Testament-Jeremiah-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Fahişeliğini hafife aldığı için ülke kirlendi. Taşla, odunla zina etti.|fahiseliɡini hafife aldiɡi it͡ʃin ulke kirlendi. taslaʔ odunla zina etti. Old-Testament-Exodus-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun İsrael'in çocukları için, 'Onlar o diyarın içinde şaşkındırlar' diyecek. 'Çöl onları hapsetmiştir.’|firavun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃinʔ ʔonlar o dijarin it͡ʃinde saskindirlarʔ dijet͡ʃek. ʔt͡ʃol onlari hapsetmistir.’ Old-Testament-Proverbs-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin bereketi servet getirir, ve O buna hiç dert katmaz.|jahveʔnin bereketi servet ɡetirirʔ ve o buna hit͡ʃ dert katmaz. Old-Testament-Song-of-Songs-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gün serinleyince, gölgeler kaçıp gidinceye dek, mür dağına, günnük tepesine gideceğim.|ɡun serinlejint͡ʃeʔ ɡolɡeler kat͡ʃip ɡidint͡ʃeje dekʔ mur daɡinaʔ ɡunnuk tepesine ɡidet͡ʃeɡim. New-Testament-Acts-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Festus, aralarında on günden fazla kaldıktan sonra Sezariye’ye indi. Ertesi gün yargı kürsüsüne oturup Pavlus’un getirilmesini buyurdu.|festusʔ aralarinda on ɡunden fazla kaldiktan sonra sezarije’je indi. ertesi ɡun jarɡi kursusune oturup pavlus’un ɡetirilmesini bujurdu. Old-Testament-2-Samuel-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|David bütün İsrael'e hükmetti ve David halkının tümü için adalet ve doğruluk sağladı.|david butun israelʔe hukmetti ve david halkinin tumu it͡ʃin adalet ve doɡruluk saɡladi. Old-Testament-1-Kings-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Solomon evi yaptı ve onu bitirdi.|bojlet͡ʃe solomon evi japti ve onu bitirdi. New-Testament-John-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beş kocaya vardın ve şimdi sende olan kocan değildir. Bununla gerçeği söyledin” dedi.|t͡ʃunku bes kot͡ʃaja vardin ve simdi sende olan kot͡ʃan deɡildir. bununla ɡert͡ʃeɡi sojledin” dedi. Old-Testament-Psalms-102-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Siyon'u bina etti. Yüceliğiyle göründü.|t͡ʃunku jahve sijonʔu bina etti. jut͡ʃeliɡijle ɡorundu. Old-Testament-Numbers-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|bir erkek onunla yatar, bu kocasının gözlerinden gizlenir ve saklı kalırsa, ve kadın kirlenir, ona karşı hiçbir tanık yoksa, kadın eylem sırasında tutulmazsa;|bir erkek onunla jatarʔ bu kot͡ʃasinin ɡozlerinden ɡizlenir ve sakli kalirsaʔ ve kadin kirlenirʔ ona karsi hit͡ʃbir tanik joksaʔ kadin ejlem sirasinda tutulmazsa; Old-Testament-Jeremiah-043-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır ülkesindeki Beyt Şemeş'in dikili taşlarını da kıracak ve Mısır ilâhlarının evlerini ateşe verecek.'”|misir ulkesindeki bejt semesʔin dikili taslarini da kirat͡ʃak ve misir ilahlarinin evlerini atese veret͡ʃek.ʔ” Old-Testament-Isaiah-061-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Utancınıza karşılık iki katı olacak. Aşağılanmaya karşılık onlar paylarıyla sevinecekler. Bu nedenle kendi topraklarında iki kat mülk edinecekler. Onlara sonsuz sevinç olacak.|utant͡ʃiniza karsilik iki kati olat͡ʃak. asaɡilanmaja karsilik onlar pajlarijla sevinet͡ʃekler. bu nedenle kendi topraklarinda iki kat mulk edinet͡ʃekler. onlara sonsuz sevint͡ʃ olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, eğer sözlerimi kabul edersen, buyruklarımı içinde saklarsan,|oɡlumʔ eɡer sozlerimi kabul edersenʔ bujruklarimi it͡ʃinde saklarsanʔ Old-Testament-1-Kings-011-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni alacağım ve canının dilediği her şeye göre hüküm süreceksin ve İsrael üzerine kral olacaksın.|seni alat͡ʃaɡim ve t͡ʃaninin dilediɡi her seje ɡore hukum suret͡ʃeksin ve israel uzerine kral olat͡ʃaksin. New-Testament-Acts-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus ona, “Söyle bana, mülkü bu kadara mı sattınız?” diye karşılık verdi. Kadın, “Evet, o kadara” dedi.|petrus onaʔ “sojle banaʔ mulku bu kadara mi sattiniz?” dije karsilik verdi. kadinʔ “evetʔ o kadara” dedi. Old-Testament-Jeremiah-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ölüm pencerelerimize çıktı, çocukları dışarıdan, gençleri sokaklardan kesip atmak için saraylarımıza girdi.|t͡ʃunku olum pent͡ʃerelerimize t͡ʃiktiʔ t͡ʃot͡ʃuklari disaridanʔ ɡent͡ʃleri sokaklardan kesip atmak it͡ʃin sarajlarimiza ɡirdi. Old-Testament-Numbers-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Balak, Balam'ın söylediklerini yaptı ve her sunakta bir boğayla bir koç sundu.|balakʔ balamʔin sojlediklerini japti ve her sunakta bir boɡajla bir kot͡ʃ sundu. Old-Testament-Judges-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok susamıştı ve Yahve'ye seslenip dedi: “Sen bu büyük kurtuluşu hizmetkârının eliyle verdin; şimdi susuzluktan öleceğim ve sünnetsizlerin eline mi düşeceğim?”|t͡ʃok susamisti ve jahveʔje seslenip dedi “sen bu bujuk kurtulusu hizmetkarinin elijle verdin; simdi susuzluktan olet͡ʃeɡim ve sunnetsizlerin eline mi duset͡ʃeɡim?” New-Testament-Titus-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tersine konuksever, iyiliksever, aklı başında, adil, kutsal, kendine hâkim biri olmalı.|tersine konukseverʔ ijilikseverʔ akli basindaʔ adilʔ kutsalʔ kendine hakim biri olmali. Old-Testament-Psalms-107-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Canları her türlü yiyecekten tiksinir. Ölüm kapılarına yaklaşırlar.|t͡ʃanlari her turlu jijet͡ʃekten tiksinir. olum kapilarina jaklasirlar. Old-Testament-Psalms-146-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşadıkça Yahve’yi öveceğim. Var oldukça Tanrım’a ezgiler söyleyeceğim.|jasadikt͡ʃa jahve’ji ovet͡ʃeɡim. var oldukt͡ʃa tanrim’a ezɡiler sojlejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Joshua-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenti ele geçirdiğiniz zaman onu ateşe vereceksiniz. Bunu Yahve'nin sözüne göre yapacaksınız. İşte, size buyurdum.”|kenti ele ɡet͡ʃirdiɡiniz zaman onu atese veret͡ʃeksiniz. bunu jahveʔnin sozune ɡore japat͡ʃaksiniz. isteʔ size bujurdum.” Old-Testament-Jeremiah-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları sen diktin. Evet, kök saldılar. Büyüdüler. Evet, ürün verdiler. Ağızlarında yakınsın, ve yüreklerinden uzaksın.|onlari sen diktin. evetʔ kok saldilar. bujuduler. evetʔ urun verdiler. aɡizlarinda jakinsinʔ ve jureklerinden uzaksin. New-Testament-Matthew-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şabat’ın ardından, haftanın ilk günü şafak sökerken, Magdalalı Mariyam ve diğer Mariyam mezarı görmeye geldiler.|sabat’in ardindanʔ haftanin ilk ɡunu safak sokerkenʔ maɡdalali marijam ve diɡer marijam mezari ɡormeje ɡeldiler. Old-Testament-Isaiah-064-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi, ey Yahve, sen bizim Babamız'sın. Biz balçığız, sen de çömlekçimizsin. Biz hepimiz senin elinin işiyiz.|ama simdiʔ ej jahveʔ sen bizim babamizʔsin. biz balt͡ʃiɡizʔ sen de t͡ʃomlekt͡ʃimizsin. biz hepimiz senin elinin isijiz. Old-Testament-Ezekiel-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Senden üçte biri veba ile ölecek, onlar da senin içinde kıtlıkla tükenecek. Üçte biri çevrende kılıçla düşecek. Üçte birini her rüzgâra saçacağım, arkalarından kılıç çekeceğim.'\"\"\"|\"senden ut͡ʃte biri veba ile olet͡ʃekʔ onlar da senin it͡ʃinde kitlikla tukenet͡ʃek. ut͡ʃte biri t͡ʃevrende kilit͡ʃla duset͡ʃek. ut͡ʃte birini her ruzɡara sat͡ʃat͡ʃaɡimʔ arkalarindan kilit͡ʃ t͡ʃeket͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan yararsız konuşmalarla ya da kendisine hiçbir faydası olmayan sözlerle tartışır mı?|insan jararsiz konusmalarla ja da kendisine hit͡ʃbir fajdasi olmajan sozlerle tartisir mi? New-Testament-John-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi, Ferisiler’in, Yeşua’nın Yuhanna’dan daha çok öğrenci topladığını ve vaftiz ettiğini duyduğunu öğrendi.|efendiʔ ferisiler’inʔ jesua’nin juhanna’dan daha t͡ʃok oɡrent͡ʃi topladiɡini ve vaftiz ettiɡini dujduɡunu oɡrendi. Old-Testament-Proverbs-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve her şeyi amacına göre yaptı, evet, kötü kişiyi de kötü gün için.|jahve her seji amat͡ʃina ɡore japtiʔ evetʔ kotu kisiji de kotu ɡun it͡ʃin. Old-Testament-Daniel-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gece görümlerinde gördüm ve işte, İnsanoğlu'na benzer biri gökyüzünün bulutlarıyla geldi, Günleri Eski Olan'a doğru geldi ve kendisini O'nun yanına, önüne getirdiler.|“ɡet͡ʃe ɡorumlerinde ɡordum ve isteʔ insanoɡluʔna benzer biri ɡokjuzunun bulutlarijla ɡeldiʔ ɡunleri eski olanʔa doɡru ɡeldi ve kendisini oʔnun janinaʔ onune ɡetirdiler. Old-Testament-1-Chronicles-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yohanan, Solomon'un Yeruşalem'de yaptırdığı evde kâhinlik görevini yürüten Azarya'nın babası oldu.|johananʔ solomonʔun jerusalemʔde japtirdiɡi evde kahinlik ɡorevini juruten azarjaʔnin babasi oldu. Old-Testament-Deuteronomy-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'ye kusurlu ya da kötü bir şeyi olan öküz ya da koyun kurban etmeyeceksin; çünkü bu, Tanrın Yahve'ye iğrenç bir şeydir.|tanrin jahveʔje kusurlu ja da kotu bir seji olan okuz ja da kojun kurban etmejet͡ʃeksin; t͡ʃunku buʔ tanrin jahveʔje iɡrent͡ʃ bir sejdir. Old-Testament-Jeremiah-039-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Keldaniler, kralın evini ve halkın evlerini ateşe verdiler ve Yeruşalem surlarını yıktılar.|keldanilerʔ kralin evini ve halkin evlerini atese verdiler ve jerusalem surlarini jiktilar. Old-Testament-Ezekiel-042-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüz arşın uzunluğa bakan kuzey kapısıydı, genişliği elli arşındı.|juz arsin uzunluɡa bakan kuzej kapisijdiʔ ɡenisliɡi elli arsindi. Old-Testament-Job-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürülmüş bir yaprağa saldıracak mısın? Kuru anızı kovalayacak mısın?|surulmus bir japraɡa saldirat͡ʃak misin? kuru anizi kovalajat͡ʃak misin? Old-Testament-Leviticus-025-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca aranızda yaşayan yabancıların çocuklarından ve onların sizinle birlikte olan ailelerinden ülkenizde doğmuş olanları satın alabilirsiniz; onlar da sizin mülkünüz olacaktır.|ajrit͡ʃa aranizda jasajan jabant͡ʃilarin t͡ʃot͡ʃuklarindan ve onlarin sizinle birlikte olan ailelerinden ulkenizde doɡmus olanlari satin alabilirsiniz; onlar da sizin mulkunuz olat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Toplantı gününde Yahve'nin dağda ateşin içinden size söylediği On Buyruk'u önceki yazıya göre levhaların üzerine yazdı; ve Yahve onları bana verdi.|toplanti ɡununde jahveʔnin daɡda atesin it͡ʃinden size sojlediɡi on bujrukʔu ont͡ʃeki jazija ɡore levhalarin uzerine jazdi; ve jahve onlari bana verdi. Old-Testament-Nehemiah-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal kentteki bütün Levililer iki yüz seksen dört kişiydi.|kutsal kentteki butun levililer iki juz seksen dort kisijdi. New-Testament-Acts-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adamlar Efendimiz Yeşua Mesih'in adı uğruna canlarını tehlikeye atmışlardır.|bu adamlar efendimiz jesua mesihʔin adi uɡruna t͡ʃanlarini tehlikeje atmislardir. Old-Testament-2-Kings-025-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona güzel sözler söyledi ve tahtını Babil'de kendisiyle birlikte olan kralların tahtının üstüne koydu.|ona ɡuzel sozler sojledi ve tahtini babilʔde kendisijle birlikte olan krallarin tahtinin ustune kojdu. Old-Testament-Jeremiah-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bana, \"\"Bu halkın iyiliği için dua etme\"\" dedi.\"|\"jahve banaʔ \"\"bu halkin ijiliɡi it͡ʃin dua etme\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-053-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Koyunlar gibi hepimiz yoldan saptık. Herkes kendi yoluna döndü; Yahve de hepimizin kötülüğünü onun üzerine koydu.|kojunlar ɡibi hepimiz joldan saptik. herkes kendi joluna dondu; jahve de hepimizin kotuluɡunu onun uzerine kojdu. Old-Testament-Judges-006-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gidyon Tanrı'ya şöyle dedi: \"\"Eğer söylediğin gibi İsrael'i benim ellerimle kurtaracaksan,\"|\"ɡidjon tanriʔja sojle dedi \"\"eɡer sojlediɡin ɡibi israelʔi benim ellerimle kurtarat͡ʃaksanʔ\" New-Testament-Acts-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hananya gidip o eve girdi. Saul’un üzerine ellerini koyarak, “Saul kardeş, geldiğin yolda sana görünmüş olan Efendi, görmen ve Kutsal Ruh’la dolman için beni sana gönderdi” dedi.|hananja ɡidip o eve ɡirdi. saul’un uzerine ellerini kojarakʔ “saul kardesʔ ɡeldiɡin jolda sana ɡorunmus olan efendiʔ ɡormen ve kutsal ruh’la dolman it͡ʃin beni sana ɡonderdi” dedi. Old-Testament-Job-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"sana bilgeliğin sırlarını gösterse! Çünkü gerçek bilgeliğin iki yüzü vardır. Öyleyse Tanrı’nın senden, suçunun hak ettiğinden daha azını istediğini bil.\"\"\"|\"sana bilɡeliɡin sirlarini ɡosterse! t͡ʃunku ɡert͡ʃek bilɡeliɡin iki juzu vardir. ojlejse tanri’nin sendenʔ sut͡ʃunun hak ettiɡinden daha azini istediɡini bil.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Samuel halka krallığın kurallarını anlattı, bir kitaba yazdı ve Yahve'nin önüne koydu. Samuel bütün halkı, herkesi evine gönderdi.|sonra samuel halka kralliɡin kurallarini anlattiʔ bir kitaba jazdi ve jahveʔnin onune kojdu. samuel butun halkiʔ herkesi evine ɡonderdi. Old-Testament-Judges-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar, \"\"İşte, Beytel'in kuzeyinde, Beytel'den Şekem'e çıkan yolun doğusunda ve Lebona'nın güneyinde bulunan Şilo'da Yahve'nin yıldan yıla bir bayramı vardır\"\" dediler.\"|\"onlarʔ \"\"isteʔ bejtelʔin kuzejindeʔ bejtelʔden sekemʔe t͡ʃikan jolun doɡusunda ve lebonaʔnin ɡunejinde bulunan siloʔda jahveʔnin jildan jila bir bajrami vardir\"\" dediler.\" Old-Testament-Leviticus-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Aron'un soyundan kusurlu olan hiç kimse, Yahve'ye ateşle yapılan sunuları sunmak üzere yaklaşmayacak. Bir kusuru olduğundan, Tanrısı'nın ekmeğini sunmaya yaklaşmayacaktır.|kahin aronʔun sojundan kusurlu olan hit͡ʃ kimseʔ jahveʔje atesle japilan sunulari sunmak uzere jaklasmajat͡ʃak. bir kusuru olduɡundanʔ tanrisiʔnin ekmeɡini sunmaja jaklasmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-033-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle olacak, görkemim gelip geçerken, seni bir kaya yarığına koyacağım ve ben oradan geçene kadar seni elimle örteceğim;|bojle olat͡ʃakʔ ɡorkemim ɡelip ɡet͡ʃerkenʔ seni bir kaja jariɡina kojat͡ʃaɡim ve ben oradan ɡet͡ʃene kadar seni elimle ortet͡ʃeɡim; Old-Testament-Genesis-032-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O gece orada kaldı. Yanında bulunan hayvanlardan kardeşi Esav'a hediye olarak,|o ɡet͡ʃe orada kaldi. janinda bulunan hajvanlardan kardesi esavʔa hedije olarakʔ New-Testament-Galatians-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben, Tanrı için yaşayabilmek için Yasa aracılığıyla Yasa karşısında öldüm.|t͡ʃunku benʔ tanri it͡ʃin jasajabilmek it͡ʃin jasa arat͡ʃiliɡijla jasa karsisinda oldum. Old-Testament-2-Chronicles-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra İsrael beyleri ve kral kendilerini alçalttılar ve, \"\"Yahve adildir\"\" dediler.\"|\"sonra israel bejleri ve kral kendilerini alt͡ʃalttilar veʔ \"\"jahve adildir\"\" dediler.\" Old-Testament-Isaiah-058-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yahve sana durmadan yol gösterecek, kurak yerlerde canını doyuracak ve kemiklerini güçlendirecek. Sulanmış bir bahçe gibi, suları hiç tükenmeyen bir su kaynağı gibi olacaksın.|ve jahve sana durmadan jol ɡosteret͡ʃekʔ kurak jerlerde t͡ʃanini dojurat͡ʃak ve kemiklerini ɡut͡ʃlendiret͡ʃek. sulanmis bir baht͡ʃe ɡibiʔ sulari hit͡ʃ tukenmejen bir su kajnaɡi ɡibi olat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-075-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ne doğudan, ne de batıdan, ne de güneyden gelir yükselme.|t͡ʃunku ne doɡudanʔ ne de batidanʔ ne de ɡunejden ɡelir jukselme. New-Testament-John-001-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu Yeşua’ya götürdü. Yeşua ona baktı, “Sen Yuhanna oğlu Simon’sun. Adın Kefas olacak” dedi. Kefas kaya diye tercüme edilir.|onu jesua’ja ɡoturdu. jesua ona baktiʔ “sen juhanna oɡlu simon’sun. adin kefas olat͡ʃak” dedi. kefas kaja dije tert͡ʃume edilir. Old-Testament-Isaiah-060-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman senin halkının hepsi doğru olacak. Onlar ben yüceltileyim diye, diktiğim fidan, ellerimin işidirler, ülkeyi sonsuza dek mülk edinecekler.|o zaman senin halkinin hepsi doɡru olat͡ʃak. onlar ben jut͡ʃeltilejim dijeʔ diktiɡim fidanʔ ellerimin isidirlerʔ ulkeji sonsuza dek mulk edinet͡ʃekler. New-Testament-Revelation-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer oymağından on iki bin, Naftali oymağından on iki bin, Manaşşe oymağından on iki bin,|aser ojmaɡindan on iki binʔ naftali ojmaɡindan on iki binʔ manasse ojmaɡindan on iki binʔ Old-Testament-Numbers-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Genç bir adam koşup Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Eldad'la Medad ordugâhta peygamberlik ediyorlar!\"\"\"|\"ɡent͡ʃ bir adam kosup moseʔje sojle dedi \"\"eldadʔla medad orduɡahta pejɡamberlik edijorlar!\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece gazabımı hem duvara, hem de onu çamurla sıvayanlara uygulayacağım. Size diyeceğim, 'Duvar kalmadı, onu sıvayanlar da,|bojlet͡ʃe ɡazabimi hem duvaraʔ hem de onu t͡ʃamurla sivajanlara ujɡulajat͡ʃaɡim. size dijet͡ʃeɡimʔ ʔduvar kalmadiʔ onu sivajanlar daʔ New-Testament-1-Corinthians-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri sizi utandırmak için değil, sevgili çocuklarım olarak sizi uyarmak için yazıyorum.|bu sejleri sizi utandirmak it͡ʃin deɡilʔ sevɡili t͡ʃot͡ʃuklarim olarak sizi ujarmak it͡ʃin jazijorum. Old-Testament-Proverbs-008-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana karşı günah işleyen kendi canına haksızlık eder. Benden nefret edenlerin hepsi ölümü severler.\"\"\"|\"bana karsi ɡunah islejen kendi t͡ʃanina haksizlik eder. benden nefret edenlerin hepsi olumu severler.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan alçaltılır, insan yola da getirilir; bu yüzden onları bağışlama.|insan alt͡ʃaltilirʔ insan jola da ɡetirilir; bu juzden onlari baɡislama. Old-Testament-1-Kings-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahişar ev halkının başındaydı, Avda'nın oğlu Adoniram da angaryacıların başındaydı.|ahisar ev halkinin basindajdiʔ avdaʔnin oɡlu adoniram da anɡarjat͡ʃilarin basindajdi. New-Testament-Mark-005-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua, söylenen sözü duyunca, hemen havra yöneticisine, “Korkma, yalnızca iman et” dedi.|ama jesuaʔ sojlenen sozu dujunt͡ʃaʔ hemen havra jonetit͡ʃisineʔ “korkmaʔ jalnizt͡ʃa iman et” dedi. Old-Testament-Isaiah-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ama yoksulları doğrulukla yargılayacak, yeryüzünün alçakgönüllüleri için adaletle karar verecek. Ağzının değneğiyle yeryüzüne vuracak; kötüleri dudaklarının nefesiyle öldürecek.|ama joksullari doɡrulukla jarɡilajat͡ʃakʔ jerjuzunun alt͡ʃakɡonulluleri it͡ʃin adaletle karar veret͡ʃek. aɡzinin deɡneɡijle jerjuzune vurat͡ʃak; kotuleri dudaklarinin nefesijle olduret͡ʃek. Old-Testament-2-Kings-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve Avraham, İshak ve Yakov'la yaptığı antlaşmadan dolayı onlara lütfetti, onlara acıdı, onları kayırdı, onları yok etmedi ve hâlâ önünden atmadı.|ama jahve avrahamʔ ishak ve jakovʔla japtiɡi antlasmadan dolaji onlara lutfettiʔ onlara at͡ʃidiʔ onlari kajirdiʔ onlari jok etmedi ve hala onunden atmadi. Old-Testament-Jeremiah-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Edom'a, Moav'a ve Ammon'un çocuklarına;|edomʔaʔ moavʔa ve ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina; New-Testament-1-Peter-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yargının, Tanrı’nın ev halkından başlayacağı zaman geldi. Eğer yargı önce bizden başlarsa, Tanrı’nın Müjdesi’ne itaat etmeyenlere ne olacak?|t͡ʃunku jarɡininʔ tanri’nin ev halkindan baslajat͡ʃaɡi zaman ɡeldi. eɡer jarɡi ont͡ʃe bizden baslarsaʔ tanri’nin muʒdesi’ne itaat etmejenlere ne olat͡ʃak? New-Testament-Luke-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gündüz olunca öğrencilerini yanına çağırdı, içlerinden on ikisini seçti. Onlara elçiler adını verdi.|ɡunduz olunt͡ʃa oɡrent͡ʃilerini janina t͡ʃaɡirdiʔ it͡ʃlerinden on ikisini set͡ʃti. onlara elt͡ʃiler adini verdi. Old-Testament-Numbers-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe öyle yaptı. Yahve ona nasıl buyurduysa öyle yaptı.|mose ojle japti. jahve ona nasil bujurdujsa ojle japti. Old-Testament-1-Samuel-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan üzerindeki kaftanı çıkarıp onu, kılıcına, yayına ve kuşağına kadar giysileriyle birlikte David'e verdi.|jonatan uzerindeki kaftani t͡ʃikarip onuʔ kilit͡ʃinaʔ jajina ve kusaɡina kadar ɡijsilerijle birlikte davidʔe verdi. Old-Testament-Genesis-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ona Yahve’nin şu sözü geldi: “Bu adam senin mirasçın olmayacak, ama kendi bedeninden çıkacak olan senin mirasçın olacaktır.”|isteʔ ona jahve’nin su sozu ɡeldi “bu adam senin mirast͡ʃin olmajat͡ʃakʔ ama kendi bedeninden t͡ʃikat͡ʃak olan senin mirast͡ʃin olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Psalms-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir keruva binip uçtu. Ve rüzgârın kanatları üzerinde süzüldü.|bir keruva binip ut͡ʃtu. ve ruzɡarin kanatlari uzerinde suzuldu. Old-Testament-Numbers-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü yüceliğimi ve Mısır'da, çölde yaptığım harikalarımı gören bütün bu adamlar, yine de beni on kez denediler, benim sözümü de dinlemediler;|t͡ʃunku jut͡ʃeliɡimi ve misirʔdaʔ t͡ʃolde japtiɡim harikalarimi ɡoren butun bu adamlarʔ jine de beni on kez denedilerʔ benim sozumu de dinlemediler; Old-Testament-Joshua-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle, Moşe'nin Yasa Kitabı'nda yazılı olan her şeyi tutmak ve yapmak için çok yürekli olun; ta ki, ondan sağa ya da sola sapmayasınız;|“bu nedenleʔ moseʔnin jasa kitabiʔnda jazili olan her seji tutmak ve japmak it͡ʃin t͡ʃok jurekli olun; ta kiʔ ondan saɡa ja da sola sapmajasiniz; Old-Testament-Isaiah-064-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eskiden beri insanlar duymadı, kulak kavramadı, göz de senden başka bir Tanrı görmedi, o Tanrı ki, kendisini bekleyen için işler.|t͡ʃunku eskiden beri insanlar dujmadiʔ kulak kavramadiʔ ɡoz de senden baska bir tanri ɡormediʔ o tanri kiʔ kendisini beklejen it͡ʃin isler. Old-Testament-Isaiah-049-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Aç kalmayacaklar, susamayacaklar; onlara ne sıcak ne de güneş çarpacak; çünkü onlara merhamet eden, onlara önderlik edecektir. Onları su pınarları yanına götürecektir.|at͡ʃ kalmajat͡ʃaklarʔ susamajat͡ʃaklar; onlara ne sit͡ʃak ne de ɡunes t͡ʃarpat͡ʃak; t͡ʃunku onlara merhamet edenʔ onlara onderlik edet͡ʃektir. onlari su pinarlari janina ɡoturet͡ʃektir. Old-Testament-Job-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sözümü dikkatle dinleyin. Sizin teselliniz bu olsun.|“sozumu dikkatle dinlejin. sizin teselliniz bu olsun. Old-Testament-Jeremiah-034-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, ben buyuracağım,\"\" diyor Yahve, \"\"ve onları bu kente geri getireceğim. Ona karşı savaşacaklar, onu alacaklar ve ateşe verecekler. Yahuda kentlerini ıssız, kimsesiz bırakacağım.\"\"\"|\"isteʔ ben bujurat͡ʃaɡimʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"ve onlari bu kente ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim. ona karsi savasat͡ʃaklarʔ onu alat͡ʃaklar ve atese veret͡ʃekler. jahuda kentlerini issizʔ kimsesiz birakat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Joshua-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Moav Kralı Sippor oğlu Balak kalktı ve İsrael'e karşı savaştı. O, Beor oğlu Balam'ı gönderip size lanet etmesi için çağırdı,|bunun uzerine moav krali sippor oɡlu balak kalkti ve israelʔe karsi savasti. oʔ beor oɡlu balamʔi ɡonderip size lanet etmesi it͡ʃin t͡ʃaɡirdiʔ Old-Testament-Lamentations-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bak, ey Yahve, ve kime böyle yaptığını gör! Kadınlar yavrularını, dizleri üzerinde tutup oynattıkları çocuklarını mı yesinler? Kâhin ve peygamber Efendi'nin tapınağında mı öldürülsünler?\"\"\"|\"“bakʔ ej jahveʔ ve kime bojle japtiɡini ɡor! kadinlar javrulariniʔ dizleri uzerinde tutup ojnattiklari t͡ʃot͡ʃuklarini mi jesinler? kahin ve pejɡamber efendiʔnin tapinaɡinda mi oldurulsunler?\"\"\" Old-Testament-Hosea-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael çocukken onu sevdim, ve oğlumu Mısır’dan çağırdım.|“israel t͡ʃot͡ʃukken onu sevdimʔ ve oɡlumu misir’dan t͡ʃaɡirdim. Old-Testament-1-Samuel-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama gençlerden biri Naval'ın karısı Avigail'e şöyle dedi: \"\"İşte, David efendimizi selamlamak için çölden ulaklar gönderdi; o da onları aşağıladı.\"|\"ama ɡent͡ʃlerden biri navalʔin karisi aviɡailʔe sojle dedi \"\"isteʔ david efendimizi selamlamak it͡ʃin t͡ʃolden ulaklar ɡonderdi; o da onlari asaɡiladi.\" Old-Testament-2-Chronicles-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk Baal'ın evine gitti, onu yıktı, sunaklarını ve suretlerini parçaladı ve Baal'ın kâhini Mattan'ı sunakların önünde öldürdü.|butun halk baalʔin evine ɡittiʔ onu jiktiʔ sunaklarini ve suretlerini part͡ʃaladi ve baalʔin kahini mattanʔi sunaklarin onunde oldurdu. Old-Testament-Psalms-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O'nun bütün ilkeleri önümdedir. Kurallarını kendimden uzaklaştırmadım.|t͡ʃunku oʔnun butun ilkeleri onumdedir. kurallarini kendimden uzaklastirmadim. Old-Testament-Leviticus-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kusurlu kim olursa olsun, yaklaşmayacak: Kör, ya da topal, yassı burunlu, ya da herhangi bir şekil bozukluğu olan,|kusurlu kim olursa olsunʔ jaklasmajat͡ʃak korʔ ja da topalʔ jassi burunluʔ ja da herhanɡi bir sekil bozukluɡu olanʔ New-Testament-Matthew-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Size karanlıkta bildirdiklerimi, siz ışıkta söyleyin. Kulağınıza fısıldananları damlardan duyurun.|size karanlikta bildirdiklerimiʔ siz isikta sojlejin. kulaɡiniza fisildananlari damlardan dujurun. Old-Testament-Ezekiel-045-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Sunacağınız sunu şudur: Bir homer buğdaydan efanın altıda birini, bir homer arpadan efanın altıda birini vereceksiniz.|“‘“sunat͡ʃaɡiniz sunu sudur bir homer buɡdajdan efanin altida biriniʔ bir homer arpadan efanin altida birini veret͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Samuel-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanna dua edip şöyle dedi: “Yüreğim Yahve'de sevinçle coşuyor! Boynuzum Yahve'de yükseldi. Ağzım düşmanlarıma karşı büyüdü, çünkü senin kurtarışınla seviniyorum.|hanna dua edip sojle dedi “jureɡim jahveʔde sevint͡ʃle t͡ʃosujor! bojnuzum jahveʔde jukseldi. aɡzim dusmanlarima karsi bujuduʔ t͡ʃunku senin kurtarisinla sevinijorum. Old-Testament-Psalms-089-004|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Senin soyunu daima sürdüreceğim, tahtını bütün nesiller için kuracağım.’” Selah.|‘senin sojunu daima surduret͡ʃeɡimʔ tahtini butun nesiller it͡ʃin kurat͡ʃaɡim.’” selah. Old-Testament-2-Chronicles-030-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeruşalem'de büyük bir sevinç oldu; çünkü İsrael Kralı David oğlu Solomon'un zamanından beri Yeruşalem'de buna benzer bir şey olmamıştı.|bojlet͡ʃe jerusalemʔde bujuk bir sevint͡ʃ oldu; t͡ʃunku israel krali david oɡlu solomonʔun zamanindan beri jerusalemʔde buna benzer bir sej olmamisti. Old-Testament-Isaiah-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey, Siyon'da oturanlar, yüksek sesle haykırın ve bağırın; çünkü aranızda olan İsrael'in Kutsalı büyüktür!\"\"\"|\"ejʔ sijonʔda oturanlarʔ juksek sesle hajkirin ve baɡirin; t͡ʃunku aranizda olan israelʔin kutsali bujuktur!\"\"\" Old-Testament-Isaiah-032-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama asil kişi asil şeyler tasarlar, asil şeyleri sürdürür.|ama asil kisi asil sejler tasarlarʔ asil sejleri surdurur. Old-Testament-2-Chronicles-034-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve şöyle diyor, 'İşte, ben bu yerin üzerine ve onda yaşayanların üzerine, Yahuda Kralı'nın önünde okunan kitapta yazılı bütün lanetleri getireceğim.\"|\"\"\"jahve sojle dijorʔ ʔisteʔ ben bu jerin uzerine ve onda jasajanlarin uzerineʔ jahuda kraliʔnin onunde okunan kitapta jazili butun lanetleri ɡetiret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Numbers-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bulutun içinde inip onunla konuştu ve kendisindeki Ruh'u alıp yetmiş ihtiyarın üzerine koydu. Ruh onların üzerinde durunca peygamberlik ettiler, ama bunu bir daha yapmadılar.|jahve bulutun it͡ʃinde inip onunla konustu ve kendisindeki ruhʔu alip jetmis ihtijarin uzerine kojdu. ruh onlarin uzerinde durunt͡ʃa pejɡamberlik ettilerʔ ama bunu bir daha japmadilar. Old-Testament-Hosea-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları Şeol'ün elinden fidye ile kurtaracağım. Onları ölümden kurtaracağım! Ey ölüm, belaların nerede? Ey Şeol, yıkımın nerede?\"\" “Gözlerimden acıma gizlenecek.\"|\"onlari seolʔun elinden fidje ile kurtarat͡ʃaɡim. onlari olumden kurtarat͡ʃaɡim! ej olumʔ belalarin nerede? ej seolʔ jikimin nerede?\"\" “ɡozlerimden at͡ʃima ɡizlenet͡ʃek.\" Old-Testament-1-Kings-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın altı basamağı vardı ve tahtın tepesi arkada yuvarlaktı; oturulacak yerin iki yanında kollar ve kolların yanında duran iki aslan vardı.|tahtin alti basamaɡi vardi ve tahtin tepesi arkada juvarlakti; oturulat͡ʃak jerin iki janinda kollar ve kollarin janinda duran iki aslan vardi. Old-Testament-Ezekiel-036-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, ey insanoğlu, İsrael dağlarına peygamberlik et ve de: “Ey İsrael dağları, Yahve'nin sözünü dinleyin.|senʔ ej insanoɡluʔ israel daɡlarina pejɡamberlik et ve de “ej israel daɡlariʔ jahveʔnin sozunu dinlejin. Old-Testament-Joshua-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu'ya, \"\"Beş kral Makkeda'daki mağarada saklanmış halde bulundu\"\" diye söylendi.\"|\"jesuʔjaʔ \"\"bes kral makkedaʔdaki maɡarada saklanmis halde bulundu\"\" dije sojlendi.\" Old-Testament-Ruth-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Boaz ihtiyarlara ve bütün halka, “Bugün sizler tanıksınız, Elimelek’in, Kilyon’un ve Mahlon’un olan her şeyi Naomi’nin elinden satın aldım.|boaz ihtijarlara ve butun halkaʔ “buɡun sizler taniksinizʔ elimelek’inʔ kiljon’un ve mahlon’un olan her seji naomi’nin elinden satin aldim. Old-Testament-Proverbs-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kavganın başlangıcı barajda gedik açmak gibidir, bu nedenle kavga çıkmadan çekişmeyi bırak.|kavɡanin baslanɡit͡ʃi baraʒda ɡedik at͡ʃmak ɡibidirʔ bu nedenle kavɡa t͡ʃikmadan t͡ʃekismeji birak. New-Testament-Matthew-021-046|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu yakalamak istediler ama halktan çekindiler. Çünkü halk O’nu bir peygamber olarak görüyordu.|o’nu jakalamak istediler ama halktan t͡ʃekindiler. t͡ʃunku halk o’nu bir pejɡamber olarak ɡorujordu. New-Testament-Luke-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunları söyledikten sonra ilerleyip Yeruşalem’e çıktı.|jesua bunlari sojledikten sonra ilerlejip jerusalem’e t͡ʃikti. Old-Testament-Micah-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Mareşah sakinleri, sizi ele geçirecek olanı üzerinize getireceğim. İsrael'in görkemi Adullam'a gelecek.|ej maresah sakinleriʔ sizi ele ɡet͡ʃiret͡ʃek olani uzerinize ɡetiret͡ʃeɡim. israelʔin ɡorkemi adullamʔa ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Job-038-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen kendi günlerinde sabaha buyurdun mu, ve şafağa yerini bildirdin mi,|“sen kendi ɡunlerinde sabaha bujurdun muʔ ve safaɡa jerini bildirdin miʔ Old-Testament-Proverbs-021-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi yüzünü sertleştirir, ama dürüst insan yollarını pekiştirir.|kotu kisi juzunu sertlestirirʔ ama durust insan jollarini pekistirir. Old-Testament-Job-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Dehşetler onu sular gibi yakalar. Bir fırtına onu geceleyin çalıp götürür.|dehsetler onu sular ɡibi jakalar. bir firtina onu ɡet͡ʃelejin t͡ʃalip ɡoturur. New-Testament-John-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça, Tanrı’nın Krallığı'nı göremez” dedi.|jesua onaʔ “sana doɡrusunu sojlejejimʔ bir kimse jeniden doɡmadikt͡ʃaʔ tanri’nin kralliɡiʔni ɡoremez” dedi. Old-Testament-Psalms-110-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ant içti, düşüncesini değiştirmez: “Melkisedek düzeninde sen sonsuza dek kâhinsin.”|jahve ant it͡ʃtiʔ dusunt͡ʃesini deɡistirmez “melkisedek duzeninde sen sonsuza dek kahinsin.” Old-Testament-Numbers-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe İsrael'in çocuklarına Pesah'ı tutmaları gerektiğini söyledi.|mose israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina pesahʔi tutmalari ɡerektiɡini sojledi. Old-Testament-Joshua-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk birinci ayın onuncu günü Yarden'den çıkıp Yeriha'nın doğu sınırındaki Gilgal'da konakladı.|halk birint͡ʃi ajin onunt͡ʃu ɡunu jardenʔden t͡ʃikip jerihaʔnin doɡu sinirindaki ɡilɡalʔda konakladi. Old-Testament-Genesis-037-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka bir düş daha gördü ve onu kardeşlerine anlatıp, “Bakın, ben yine bir düş gördüm” dedi, “İşte, güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.”|baska bir dus daha ɡordu ve onu kardeslerine anlatipʔ “bakinʔ ben jine bir dus ɡordum” dediʔ “isteʔ ɡunesʔ aj ve on bir jildiz onumde eɡildiler.” Old-Testament-Numbers-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ülkenizde size baskı yapan düşmana karşı savaşa gittiğinizde, boruları yüksek sesle çalacaksınız. O zaman Tanrınız Yahve'nin önünde anılacak ve düşmanlarınızdan kurtulacaksınız.\"\"\"|\"ulkenizde size baski japan dusmana karsi savasa ɡittiɡinizdeʔ borulari juksek sesle t͡ʃalat͡ʃaksiniz. o zaman tanriniz jahveʔnin onunde anilat͡ʃak ve dusmanlarinizdan kurtulat͡ʃaksiniz.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız ona, “Hayır, çünkü beni kovmakla yaptığın bu büyük kötülük, bana yaptığın öbür kötülükten daha kötü!” dedi. Ama Amnon onu dinlemedi.|kiz onaʔ “hajirʔ t͡ʃunku beni kovmakla japtiɡin bu bujuk kotulukʔ bana japtiɡin obur kotulukten daha kotu!” dedi. ama amnon onu dinlemedi. New-Testament-Revelation-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleri ateş alevi gibidir. Başında birçok taç vardır. Üzerinde kendisinden başka kimsenin bilmediği bir ad yazılıdır.|ɡozleri ates alevi ɡibidir. basinda birt͡ʃok tat͡ʃ vardir. uzerinde kendisinden baska kimsenin bilmediɡi bir ad jazilidir. Old-Testament-Daniel-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hakim güçler onun önünden ezilecekler ve kırılacaklar. Antlaşma hükümdarı da öyle.|hakim ɡut͡ʃler onun onunden ezilet͡ʃekler ve kirilat͡ʃaklar. antlasma hukumdari da ojle. Old-Testament-1-Chronicles-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sana sağduyu ve anlayış versin ve seni İsrael'in başına koysun, öyle ki Tanrın Yahve'nin yasasını tutasın.|jahve sana saɡduju ve anlajis versin ve seni israelʔin basina kojsunʔ ojle ki tanrin jahveʔnin jasasini tutasin. Old-Testament-Exodus-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğüslük üzerine saf altından örgülü kordon gibi zincirler yapacaksın.|ɡoɡusluk uzerine saf altindan orɡulu kordon ɡibi zint͡ʃirler japat͡ʃaksin. Old-Testament-Jeremiah-017-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor, \"\"Dikkatli olun, Şabat Günü yük taşımayın ve Yeruşalem kapılarından içeri getirmeyin.\"|\"jahve sojle dijorʔ \"\"dikkatli olunʔ sabat ɡunu juk tasimajin ve jerusalem kapilarindan it͡ʃeri ɡetirmejin.\" Old-Testament-2-Samuel-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Mefiboşet’in Mika adında küçük bir oğlu vardı. Siva’nın evinde yaşayanların hepsi Mefiboşet’in hizmetkârlarıydı.|mefiboset’in mika adinda kut͡ʃuk bir oɡlu vardi. siva’nin evinde jasajanlarin hepsi mefiboset’in hizmetkarlarijdi. Old-Testament-Psalms-035-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama benim sıkıntım karşısında sevindiler ve bir araya toplandılar. Saldırganlar bana karşı toplandılar ve ben bunu bilmiyordum. Bana saldırdılar ve durmadılar.|ama benim sikintim karsisinda sevindiler ve bir araja toplandilar. saldirɡanlar bana karsi toplandilar ve ben bunu bilmijordum. bana saldirdilar ve durmadilar. Old-Testament-Genesis-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı şöyle dedi: “İşte, yeryüzünde bulunup tohum veren her bitkiyi ve tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size verdim. Bunlar sizin yiyeceğiniz olacak.|tanri sojle dedi “isteʔ jerjuzunde bulunup tohum veren her bitkiji ve tohumu mejvesinde bulunan her mejve aɡat͡ʃini size verdim. bunlar sizin jijet͡ʃeɡiniz olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-083-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzlerini şaşkınlıkla kaplat, ta ki, adını arasınlar, ey Yahve.|juzlerini saskinlikla kaplatʔ ta kiʔ adini arasinlarʔ ej jahve. Old-Testament-Exodus-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un kız kardeşi Peygamber Miryam eline bir tef aldı. Bütün kadınlar teflerle ve danslarla onun peşinden çıktılar.|aronʔun kiz kardesi pejɡamber mirjam eline bir tef aldi. butun kadinlar teflerle ve danslarla onun pesinden t͡ʃiktilar. Old-Testament-2-Chronicles-035-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Pesah kuzusunu kesin, kendinizi kutsayın ve Moşe aracılığıyla Yahve'nin sözüne göre yapmak üzere, kardeşleriniz için hazırlayın.\"\"\"|\"pesah kuzusunu kesinʔ kendinizi kutsajin ve mose arat͡ʃiliɡijla jahveʔnin sozune ɡore japmak uzereʔ kardesleriniz it͡ʃin hazirlajin.\"\"\" New-Testament-1-Peter-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İman eden sizler için bu taş saygındır. Ama itaatsizler için, “Yapıcıların reddettiği taş köşenin baş taşı,”|iman eden sizler it͡ʃin bu tas sajɡindir. ama itaatsizler it͡ʃinʔ “japit͡ʃilarin reddettiɡi tas kosenin bas tasiʔ” Old-Testament-Nehemiah-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'de yaşayan il başkanları şunlardır: Ama Yahuda kentlerinde İsrael, kâhinler, Levililer, tapınak hizmetkârları ve Solomon'un hizmetkârlarının oğulları, herkes kendi mülkünde yaşıyordu.|jerusalemʔde jasajan il baskanlari sunlardir ama jahuda kentlerinde israelʔ kahinlerʔ levililerʔ tapinak hizmetkarlari ve solomonʔun hizmetkarlarinin oɡullariʔ herkes kendi mulkunde jasijordu. New-Testament-Matthew-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kim sizi kabul etmez ve sözlerinizi dinlemezse o evden ya da o kentten ayrılırken, ayaklarınızın tozunu silkin.|her kim sizi kabul etmez ve sozlerinizi dinlemezse o evden ja da o kentten ajrilirkenʔ ajaklarinizin tozunu silkin. Old-Testament-Psalms-049-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü canlarının kurtuluşu pahalıdır, hiçbir şey bedelini karşılayamaz.|t͡ʃunku t͡ʃanlarinin kurtulusu pahalidirʔ hit͡ʃbir sej bedelini karsilajamaz. New-Testament-John-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’den birçoğu, erkek kardeşleri için Marta ile Mariyam’ı avutmaya gelmişti.|jahudiler’den birt͡ʃoɡuʔ erkek kardesleri it͡ʃin marta ile marijam’i avutmaja ɡelmisti. Old-Testament-1-Kings-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber Tanrı adamının cesedini kaldırıp eşeğe yükledi ve geri getirdi. Yas tutmak ve onu gömmek için yaşlı peygamberin kentine geldi.|pejɡamber tanri adaminin t͡ʃesedini kaldirip eseɡe jukledi ve ɡeri ɡetirdi. jas tutmak ve onu ɡommek it͡ʃin jasli pejɡamberin kentine ɡeldi. Old-Testament-Genesis-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Noa'ya şöyle dedi:|tanri noaʔja sojle dedi Old-Testament-Deuteronomy-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu yanından salıverdiğinde, onu boş elle salıvermeyeceksin.|onu janindan saliverdiɡindeʔ onu bos elle salivermejet͡ʃeksin. New-Testament-Luke-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelip kendilerine yardım etmeleri için öteki teknedeki ortaklarına işaret ettiler. Onlar da geldiler ve her iki tekneyi de balıkla doldurdular. Öyle ki, tekneler batmaya başladı.|ɡelip kendilerine jardim etmeleri it͡ʃin oteki teknedeki ortaklarina isaret ettiler. onlar da ɡeldiler ve her iki tekneji de balikla doldurdular. ojle kiʔ tekneler batmaja basladi. Old-Testament-Ezekiel-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Efendi Yahve şöyle diyor: “Mısır'ın kalabalığını da Babil Kralı Nebukadnetsar'ın eliyle sona erdireceğim.|“‘efendi jahve sojle dijor “misirʔin kalabaliɡini da babil krali nebukadnetsarʔin elijle sona erdiret͡ʃeɡim. New-Testament-James-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Biliyorsunuz ki, imanınızın sınanması dayanıklılık üretir.|bilijorsunuz kiʔ imaninizin sinanmasi dajaniklilik uretir. Old-Testament-Haggai-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve gelip, Kral Darius'un ikinci yılında, altıncı ayın yirmi dördüncü günü, Tanrıları Ordular Yahvesi'nin evinde çalıştılar.|ve ɡelipʔ kral dariusʔun ikint͡ʃi jilindaʔ altint͡ʃi ajin jirmi dordunt͡ʃu ɡunuʔ tanrilari ordular jahvesiʔnin evinde t͡ʃalistilar. Old-Testament-Exodus-036-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Her çerçevenin birbirine bağlı iki kolu vardı. Konutun bütün çerçevelerini bu şekilde yaptı.|her t͡ʃert͡ʃevenin birbirine baɡli iki kolu vardi. konutun butun t͡ʃert͡ʃevelerini bu sekilde japti. Old-Testament-2-Kings-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hizmetkârları Şimeat oğlu Yosakar ve Şomer oğlu Yehozavad onu vurdular ve Yoaş öldü; ve onu David'in kentinde atalarının yanına gömdüler; ve oğlu Amatsya onun yerine kral oldu.|t͡ʃunku hizmetkarlari simeat oɡlu josakar ve somer oɡlu jehozavad onu vurdular ve joas oldu; ve onu davidʔin kentinde atalarinin janina ɡomduler; ve oɡlu amatsja onun jerine kral oldu. New-Testament-Mark-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, yazıcılarla başkâhinler de O’nunla alay edip kendi aralarında, “Başkalarını kurtardı. Kendini kurtaramıyor” diyorlardı.|ajni sekildeʔ jazit͡ʃilarla baskahinler de o’nunla alaj edip kendi aralarindaʔ “baskalarini kurtardi. kendini kurtaramijor” dijorlardi. New-Testament-Luke-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenin dörtte birini yöneten Hirodes, O'nun tarafından bütün yapılanları duydu ve şaşkınlık içindeydi. Bazıları, “Yuhanna ölüler arasından dirildi”,|ulkenin dortte birini joneten hirodesʔ oʔnun tarafindan butun japilanlari dujdu ve saskinlik it͡ʃindejdi. bazilariʔ “juhanna oluler arasindan dirildi”ʔ Old-Testament-Psalms-106-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımız Mısır'daki harikalarını anlamadılar. Sevgi dolu iyiliklerinin çokluğunu hatırlamadılar, denizde, Kızıldeniz'de isyan ettiler.|atalarimiz misirʔdaki harikalarini anlamadilar. sevɡi dolu ijiliklerinin t͡ʃokluɡunu hatirlamadilarʔ denizdeʔ kizildenizʔde isjan ettiler. Old-Testament-Genesis-044-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef, “Böyle yapmak benden uzak olsun. Kâse elinde bulunan adam benim kölem olacak, ama siz esenlikle babanızın yanına gidin.” dedi.|josefʔ “bojle japmak benden uzak olsun. kase elinde bulunan adam benim kolem olat͡ʃakʔ ama siz esenlikle babanizin janina ɡidin.” dedi. New-Testament-Acts-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz gördüğümüz ve duyduğumuz şeyleri anlatmadan edemeyiz.”|t͡ʃunku biz ɡorduɡumuz ve dujduɡumuz sejleri anlatmadan edemejiz.” Old-Testament-1-Kings-022-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye Kralı, savaş arabalarının otuz iki komutanına, “Ne küçükle ne büyükle, yalnız İsrael Kralı dışında kimseyle savaşmayın” diye buyurdu.|surije kraliʔ savas arabalarinin otuz iki komutaninaʔ “ne kut͡ʃukle ne bujukleʔ jalniz israel krali disinda kimsejle savasmajin” dije bujurdu. Old-Testament-Leviticus-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Sağıra lanet etmeyeceksin, körün önüne tökezleme taşı koymayacaksın; ama Tanrınız'dan korkacaksınız. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"“ʔsaɡira lanet etmejet͡ʃeksinʔ korun onune tokezleme tasi kojmajat͡ʃaksin; ama tanrinizʔdan korkat͡ʃaksiniz. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-030-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tehafnehes'te de Mısır'ın boyunduruklarını kırdığım zaman, orada gün geri çekilecek. Gücünün övüncü onda sona erecek. Ona gelince, onu bir bulut örtecek, ve kızları sürgüne gidecek.|tehafnehesʔte de misirʔin bojunduruklarini kirdiɡim zamanʔ orada ɡun ɡeri t͡ʃekilet͡ʃek. ɡut͡ʃunun ovunt͡ʃu onda sona eret͡ʃek. ona ɡelint͡ʃeʔ onu bir bulut ortet͡ʃekʔ ve kizlari surɡune ɡidet͡ʃek. New-Testament-1-Corinthians-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğer türlü, ruhla bereketlersen, yeni katılanlar senin ne dediğini bilmediğinden, ettiğin şükran duasına nasıl “Amin” diyecek?|diɡer turluʔ ruhla bereketlersenʔ jeni katilanlar senin ne dediɡini bilmediɡindenʔ ettiɡin sukran duasina nasil “amin” dijet͡ʃek? Old-Testament-Job-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra İyov ağzını açtı ve doğduğu günü lanetledi.|bundan sonra ijov aɡzini at͡ʃti ve doɡduɡu ɡunu lanetledi. Old-Testament-Genesis-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa, oğulları, karısı ve oğullarının karılarıyla birlikte çıktı.|noaʔ oɡullariʔ karisi ve oɡullarinin karilarijla birlikte t͡ʃikti. Old-Testament-Genesis-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizlerdeki suları doldurun ve karada kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı.|tanriʔ “verimli olunʔ t͡ʃoɡalinʔ denizlerdeki sulari doldurun ve karada kuslar t͡ʃoɡalsin” dijerek onlari kutsadi. New-Testament-1-John-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O günahlarımız için, yalnızca bizim günahlarımız için değil, bütün dünyanın günahları için kefaret kurbanıdır.|o ɡunahlarimiz it͡ʃinʔ jalnizt͡ʃa bizim ɡunahlarimiz it͡ʃin deɡilʔ butun dunjanin ɡunahlari it͡ʃin kefaret kurbanidir. Old-Testament-Genesis-027-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Halklar sana kulluk etsin, uluslar sana boyun eğsin. Kardeşlerinin efendisi ol. Annenin oğulları sana boyun eğsin. Sana lanet edenler lanetli olsun. Seni kutsayanlar kutsansın.”|halklar sana kulluk etsinʔ uluslar sana bojun eɡsin. kardeslerinin efendisi ol. annenin oɡullari sana bojun eɡsin. sana lanet edenler lanetli olsun. seni kutsajanlar kutsansin.” Old-Testament-Psalms-089-031|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer yasalarımı çiğnerlerse, buyruklarımı tutmazlarsa;|eɡer jasalarimi t͡ʃiɡnerlerseʔ bujruklarimi tutmazlarsa; Old-Testament-Joshua-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|ama dağlık bölge senin olacak. Her ne kadar orman olsa da onu keseceksin, açılacak yerleri senin olacak; çünkü onların demirden savaş arabaları olmasına ve güçlü olmalarına karşın Kenanlılar'ı kovacaksın.”|ama daɡlik bolɡe senin olat͡ʃak. her ne kadar orman olsa da onu keset͡ʃeksinʔ at͡ʃilat͡ʃak jerleri senin olat͡ʃak; t͡ʃunku onlarin demirden savas arabalari olmasina ve ɡut͡ʃlu olmalarina karsin kenanlilarʔi kovat͡ʃaksin.” Old-Testament-Deuteronomy-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözün acımayacak: Cana karşılık can, göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayak.|ɡozun at͡ʃimajat͡ʃak t͡ʃana karsilik t͡ʃanʔ ɡoze karsilik ɡozʔ dise karsilik disʔ ele karsilik elʔ ajaɡa karsilik ajak. New-Testament-1-John-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na umut bağlayan herkes, Mesih pak olduğu gibi kendini pak kılar.|oʔna umut baɡlajan herkesʔ mesih pak olduɡu ɡibi kendini pak kilar. New-Testament-1-John-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlangıçtan beri işittiğiniz bildiri şudur: Birbirimizi sevelim.|baslanɡit͡ʃtan beri isittiɡiniz bildiri sudur birbirimizi sevelim. Old-Testament-Ezekiel-016-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya senin günahlarının yarısını bile işlemedi; ama sen iğrençliklerini onlardan daha çok çoğalttın ve yaptığın bütün iğrençliklerle kız kardeşlerini haklı çıkardın.|samarija senin ɡunahlarinin jarisini bile islemedi; ama sen iɡrent͡ʃliklerini onlardan daha t͡ʃok t͡ʃoɡalttin ve japtiɡin butun iɡrent͡ʃliklerle kiz kardeslerini hakli t͡ʃikardin. Old-Testament-Hosea-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden onları peygamberler aracılığıyla parçaladım, ağzımın sözleriyle onları öldürdüm. Yargıların şimşek çakması gibidir.|bu juzden onlari pejɡamberler arat͡ʃiliɡijla part͡ʃaladimʔ aɡzimin sozlerijle onlari oldurdum. jarɡilarin simsek t͡ʃakmasi ɡibidir. New-Testament-Matthew-005-037|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Evet’iniz ‘evet’ ve ‘hayır’ınız ‘hayır’ olsun. Bunlardan fazlası Şeytan’dandır.|‘evet’iniz ‘evet’ ve ‘hajir’iniz ‘hajir’ olsun. bunlardan fazlasi sejtan’dandir. Old-Testament-Isaiah-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece insan alçaltılır, insan yola getirilir, küstahların gözleri de utandırılır;|bojlet͡ʃe insan alt͡ʃaltilirʔ insan jola ɡetirilirʔ kustahlarin ɡozleri de utandirilir; New-Testament-Matthew-013-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara başka bir benzetme söyledi: “Göğün Krallığı, tümü mayalanıncaya dek, bir kadının alıp üç ölçek una sakladığı mayaya benzer.”|onlara baska bir benzetme sojledi “ɡoɡun kralliɡiʔ tumu majalanint͡ʃaja dekʔ bir kadinin alip ut͡ʃ olt͡ʃek una sakladiɡi majaja benzer.” Old-Testament-Proverbs-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız anlayıştan hoşlanmaz, yalnızca kendi fikrini açığa vurmaktan hoşlanır.|akilsiz anlajistan hoslanmazʔ jalnizt͡ʃa kendi fikrini at͡ʃiɡa vurmaktan hoslanir. Old-Testament-Exodus-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Merari'nin oğulları: Mahli ve Muşi. Kuşaklarına göre Levi boyları bunlardır.|merariʔnin oɡullari mahli ve musi. kusaklarina ɡore levi bojlari bunlardir. Old-Testament-Psalms-058-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler ana rahmindeyken yoldan saparlar. Doğdukları andan itibaren dik başlıdırlar, yalan söylerler.|kotuler ana rahmindejken joldan saparlar. doɡduklari andan itibaren dik baslidirlarʔ jalan sojlerler. Old-Testament-Leviticus-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sunun tavada sunulan bir ekmek sunusu ise, ince undan ve zeytinyağıyla yapılacaktır.|eɡer sunun tavada sunulan bir ekmek sunusu iseʔ int͡ʃe undan ve zejtinjaɡijla japilat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benden önce Gilgal'a in; ve işte, yakmalık sunular sunmak ve esenlik kurbanları kesmek için senin yanına ineceğim. Sana gelip ne yapman gerektiğini sana gösterinceye kadar yedi gün bekle.”|“benden ont͡ʃe ɡilɡalʔa in; ve isteʔ jakmalik sunular sunmak ve esenlik kurbanlari kesmek it͡ʃin senin janina inet͡ʃeɡim. sana ɡelip ne japman ɡerektiɡini sana ɡosterint͡ʃeje kadar jedi ɡun bekle.” Old-Testament-Job-039-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu çekirge gibi sıçratan sen misin? Onun kişnemesinin görkemi korkunçtur.|onu t͡ʃekirɡe ɡibi sit͡ʃratan sen misin? onun kisnemesinin ɡorkemi korkunt͡ʃtur. Old-Testament-Numbers-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Peres'in oğulları: Hetsron'dan Hetsroniler soyu; Hamul'dan Hamuliler soyu.|peresʔin oɡullari hetsronʔdan hetsroniler soju; hamulʔdan hamuliler soju. New-Testament-Acts-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizler Efendi Yeşua Mesih’e iman ettiğimizde bize verdiği aynı armağanı Tanrı onlara da verdiyse, ben kim oluyorum ki, Tanrı’ya karşı çıkayım?”|bizler efendi jesua mesih’e iman ettiɡimizde bize verdiɡi ajni armaɡani tanri onlara da verdijseʔ ben kim olujorum kiʔ tanri’ja karsi t͡ʃikajim?” New-Testament-Romans-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, yalnızca gazaptan dolayı değil, ama vicdan nedeniyle de tabi olmak gerekir.|bu nedenleʔ jalnizt͡ʃa ɡazaptan dolaji deɡilʔ ama vit͡ʃdan nedenijle de tabi olmak ɡerekir. Old-Testament-Isaiah-043-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana parayla şeker kamışı almadın, kurbanlarının yağıyla da beni doyurmadın, ama günahlarını sırtıma yükledin. Kötülüklerinle beni usandırdın.|bana parajla seker kamisi almadinʔ kurbanlarinin jaɡijla da beni dojurmadinʔ ama ɡunahlarini sirtima jukledin. kotuluklerinle beni usandirdin. Old-Testament-2-Chronicles-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın evinde, Oved Edom'la bulunan bütün altını, gümüşü, kapları, kral evinin hazinelerini ve rehineleri alıp Samariya'ya döndü.|tanriʔnin evindeʔ oved edomʔla bulunan butun altiniʔ ɡumusuʔ kaplariʔ kral evinin hazinelerini ve rehineleri alip samarijaʔja dondu. New-Testament-Revelation-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzından ulusları vurmak için keskin, iki yanı keskin bir kılıç çıkıyordu. Onları demir asayla yönetecek. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın gazabının şiddetiyle üzüm sıkma çukurunda şaraplık üzümü çiğneyecek.|aɡzindan uluslari vurmak it͡ʃin keskinʔ iki jani keskin bir kilit͡ʃ t͡ʃikijordu. onlari demir asajla jonetet͡ʃek. her seje ɡut͡ʃu jeten tanri’nin ɡazabinin siddetijle uzum sikma t͡ʃukurunda saraplik uzumu t͡ʃiɡnejet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sana merhamet ederek bu şeylerden birini sana yapsın diye kimsenin gözü sana acımadı; ama doğduğun gün senden nefret ettikleri için açık kıra atıldın.\"\"\"\"'\"|\"sana merhamet ederek bu sejlerden birini sana japsin dije kimsenin ɡozu sana at͡ʃimadi; ama doɡduɡun ɡun senden nefret ettikleri it͡ʃin at͡ʃik kira atildin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin sesi geyikleri doğurtur, ormanları çıplak bırakır. O’nun tapınağındaki her şey “Yücesin!” diyor.|jahve’nin sesi ɡejikleri doɡurturʔ ormanlari t͡ʃiplak birakir. o’nun tapinaɡindaki her sej “jut͡ʃesin!” dijor. Old-Testament-Proverbs-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kişiyi arzu edilir kılan şey iyiliğidir. Yoksul biri yalancıdan iyidir.|kisiji arzu edilir kilan sej ijiliɡidir. joksul biri jalant͡ʃidan ijidir. Old-Testament-Genesis-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Midyan'ın oğulları, Efa, Efer, Hanok, Avida, Eldaa’dır. Bunların hepsi Ketura'nın çocuklarıydı.|midjanʔin oɡullariʔ efaʔ eferʔ hanokʔ avidaʔ eldaa’dir. bunlarin hepsi keturaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarijdi. Old-Testament-Psalms-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendimiz Yahve, ne yüce adın var bütün yeryüzünde! Görkemini göklerin üstüne yükselttin!|ej efendimiz jahveʔ ne jut͡ʃe adin var butun jerjuzunde! ɡorkemini ɡoklerin ustune jukselttin! New-Testament-Luke-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir Kutsal Yasa uzmanı Yeşua’yı sınamak amacıyla, “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” dedi.|bir kutsal jasa uzmani jesua’ji sinamak amat͡ʃijlaʔ “oɡretmenimʔ sonsuz jasami miras almak it͡ʃin ne japmalijim?” dedi. New-Testament-Romans-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Armağan, o tek adamın işlediği günah gibi değildir. Çünkü tek suçtan sonra mahkûmiyet geldi, ama birçok suçtan sonra verilen karşılıksız armağan aklanmayı getirdi.|armaɡanʔ o tek adamin islediɡi ɡunah ɡibi deɡildir. t͡ʃunku tek sut͡ʃtan sonra mahkumijet ɡeldiʔ ama birt͡ʃok sut͡ʃtan sonra verilen karsiliksiz armaɡan aklanmaji ɡetirdi. New-Testament-Acts-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, on iki oymağımızın gece gündüz Tanrı’ya gayretle hizmet ederek erişmeyi umdukları vaattir. Bu umutla ilgili olarak Yahudiler tarafından suçlanıyorum, ey Kral Agrippa!|buʔ on iki ojmaɡimizin ɡet͡ʃe ɡunduz tanri’ja ɡajretle hizmet ederek erismeji umduklari vaattir. bu umutla ilɡili olarak jahudiler tarafindan sut͡ʃlanijorumʔ ej kral aɡrippa! Old-Testament-1-Samuel-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Yahve'den korkar, O'na hizmet eder, sözünü dinler ve Yahve'nin buyruğuna karşı gelmezseniz, hem siz hem de üzerinizde hüküm süren kral Tanrınız Yahve'nin takipçileri olursunuz.|eɡer jahveʔden korkarʔ oʔna hizmet ederʔ sozunu dinler ve jahveʔnin bujruɡuna karsi ɡelmezsenizʔ hem siz hem de uzerinizde hukum suren kral tanriniz jahveʔnin takipt͡ʃileri olursunuz. Old-Testament-1-Samuel-017-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan başka birine doğru döndü ve yine aynı şekilde konuştu; ve halk ona yine aynı şekilde yanıt verdi.|ondan baska birine doɡru dondu ve jine ajni sekilde konustu; ve halk ona jine ajni sekilde janit verdi. Old-Testament-1-Kings-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un yük taşıyan yetmiş bin ve dağlarda taş kesen seksen bin adamı,|solomonʔun juk tasijan jetmis bin ve daɡlarda tas kesen seksen bin adamiʔ Old-Testament-Numbers-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve'nin Moşe'ye buyurmuş olduğu gibi Levililer İsrael'in çocukları arasında sayılmadılar.|ant͡ʃak jahveʔnin moseʔje bujurmus olduɡu ɡibi levililer israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda sajilmadilar. Old-Testament-Job-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözümü dikkatle dinleyin. Bildirim kulağınızda olsun.|sozumu dikkatle dinlejin. bildirim kulaɡinizda olsun. Old-Testament-Isaiah-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aslan gibi bağırdı: \"\"Ey Efendi, gündüzleri sürekli gözetleme kulesinin üzerinde duruyorum, geceleri de nöbet yerimde kalıyorum.\"|\"aslan ɡibi baɡirdi \"\"ej efendiʔ ɡunduzleri surekli ɡozetleme kulesinin uzerinde durujorumʔ ɡet͡ʃeleri de nobet jerimde kalijorum.\" Old-Testament-Isaiah-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayak altında, yoksulların ayakları, muhtaçların adımları altında çiğnenecek.”|ajak altindaʔ joksullarin ajaklariʔ muhtat͡ʃlarin adimlari altinda t͡ʃiɡnenet͡ʃek.” Old-Testament-Ezekiel-045-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ayın yedinci günü, yanlışlıkla ya da bilgisizlikten günah işleyen herkes için bunu yapacaksın. Böylece ev için kefaret edeceksin.\"\"\"\"'\"|\"ajin jedint͡ʃi ɡunuʔ janlislikla ja da bilɡisizlikten ɡunah islejen herkes it͡ʃin bunu japat͡ʃaksin. bojlet͡ʃe ev it͡ʃin kefaret edet͡ʃeksin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Ecclesiastes-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte bu yeni” denebilecek bir şey var mı? Çok eskiden, bizden önceki çağlarda olmuştur.|“iste bu jeni” denebilet͡ʃek bir sej var mi? t͡ʃok eskidenʔ bizden ont͡ʃeki t͡ʃaɡlarda olmustur. Old-Testament-Numbers-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ve yedi kuzunun her kuzusu için onda bir;|ve jedi kuzunun her kuzusu it͡ʃin onda bir; New-Testament-John-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Ferisiler O’na, “Sen kendin hakkında tanıklık ediyorsun. Tanıklığın geçerli değil” dediler.|bunun uzerine ferisiler o’naʔ “sen kendin hakkinda taniklik edijorsun. tanikliɡin ɡet͡ʃerli deɡil” dediler. Old-Testament-Ezekiel-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Her birinin dört yüzü, her birinin dört kanadı vardı.|her birinin dort juzuʔ her birinin dort kanadi vardi. Old-Testament-Genesis-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O, “Bu yedi dişi kuzuyu elimden almalısın, öyle ki, bu kuyuyu benim kazdığıma tanık olsun” dedi.|oʔ “bu jedi disi kuzuju elimden almalisinʔ ojle kiʔ bu kujuju benim kazdiɡima tanik olsun” dedi. Old-Testament-Micah-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların en iyileri çalı gibidir. En doğruları dikenli çitten daha kötüdür. Senin bekçilerinin günü, ziyaret günün geldi; Şimdi onlar için şaşkınlık zamanıdır.|onlarin en ijileri t͡ʃali ɡibidir. en doɡrulari dikenli t͡ʃitten daha kotudur. senin bekt͡ʃilerinin ɡunuʔ zijaret ɡunun ɡeldi; simdi onlar it͡ʃin saskinlik zamanidir. Old-Testament-Jeremiah-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve bana şöyle dedi, “Moşe ve Samuel önümde dursalar bile, yine düşüncem bu halka yönelmez. Onları önümden at da çıksınlar!|o zaman jahve bana sojle dediʔ “mose ve samuel onumde dursalar bileʔ jine dusunt͡ʃem bu halka jonelmez. onlari onumden at da t͡ʃiksinlar! Old-Testament-1-Chronicles-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ofir altınından üç bin talant altını ve evlerin duvarlarını kaplamak için yedi bin talant saf gümüşü;|ofir altinindan ut͡ʃ bin talant altini ve evlerin duvarlarini kaplamak it͡ʃin jedi bin talant saf ɡumusu; Old-Testament-2-Samuel-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öldürülenlerin kanından, yiğitlerin yağından Yonatan'ın yayı geri dönmezdi. Saul'un kılıcı boş geri gelmezdi.|oldurulenlerin kanindanʔ jiɡitlerin jaɡindan jonatanʔin jaji ɡeri donmezdi. saulʔun kilit͡ʃi bos ɡeri ɡelmezdi. Old-Testament-1-Samuel-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Elkana adlı adam ve bütün evi Yahve'ye yıllık kurbanı ve adağını sunmak için çıktılar.|elkana adli adam ve butun evi jahveʔje jillik kurbani ve adaɡini sunmak it͡ʃin t͡ʃiktilar. Old-Testament-Isaiah-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'deki evleri saydınız, surları güçlendirmek için evleri yıktınız.|jerusalemʔdeki evleri sajdinizʔ surlari ɡut͡ʃlendirmek it͡ʃin evleri jiktiniz. Old-Testament-Isaiah-045-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, Yahve tarafından sonsuz bir kurtuluşla kurtarılacak. Sonsuz çağlar boyunca hayal kırıklığına uğramayacaksınız, şaşkına dönmeyeceksiniz.|israelʔ jahve tarafindan sonsuz bir kurtulusla kurtarilat͡ʃak. sonsuz t͡ʃaɡlar bojunt͡ʃa hajal kirikliɡina uɡramajat͡ʃaksinizʔ saskina donmejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-2-Kings-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael ordugâhına geldiklerinde, İsraelliler kalkıp Moavlılar'ı vurdular, öyle ki önlerinden kaçtılar; ve Moavlılar'a saldırıp diyara doğru ilerlediler.|israel orduɡahina ɡeldiklerindeʔ israelliler kalkip moavlilarʔi vurdularʔ ojle ki onlerinden kat͡ʃtilar; ve moavlilarʔa saldirip dijara doɡru ilerlediler. Old-Testament-Deuteronomy-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak benim bu ülkede ölmem gerekiyor. Ben Yarden'in ötesine geçmemeliyim ama siz geçip o güzel ülkeyi mülk olarak alacaksınız.|ant͡ʃak benim bu ulkede olmem ɡerekijor. ben jardenʔin otesine ɡet͡ʃmemelijim ama siz ɡet͡ʃip o ɡuzel ulkeji mulk olarak alat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Psalms-148-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nu övün, ey göklerin gökleri, göklerin üstündeki sular.|oʔnu ovunʔ ej ɡoklerin ɡokleriʔ ɡoklerin ustundeki sular. Old-Testament-1-Chronicles-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|David ince ketenden bir cübbe giymişti, sandığı taşıyan bütün Levililer, ezgi söyleyenlerle birlikte koro şefi Kenanya da öyle. David'in üzerinde keten bir efod vardı.|david int͡ʃe ketenden bir t͡ʃubbe ɡijmistiʔ sandiɡi tasijan butun levililerʔ ezɡi sojlejenlerle birlikte koro sefi kenanja da ojle. davidʔin uzerinde keten bir efod vardi. Old-Testament-Isaiah-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O, tapınak olacak, ama İsrael'in iki evi için de tökezleme taşı ve onları düşüren bir kaya olacak. Yeruşalem halkı için bir kapan ve tuzak olacak.|oʔ tapinak olat͡ʃakʔ ama israelʔin iki evi it͡ʃin de tokezleme tasi ve onlari dusuren bir kaja olat͡ʃak. jerusalem halki it͡ʃin bir kapan ve tuzak olat͡ʃak. New-Testament-Matthew-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu bilerek, “Ey kıt imanlılar, ekmeğiniz yok diye aranızda neden tartışıyorsunuz?” dedi.|jesua bunu bilerekʔ “ej kit imanlilarʔ ekmeɡiniz jok dije aranizda neden tartisijorsunuz?” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün dehşet verici işlerde, o zamandan beri Moşe gibi Yahve'nin yüz yüze bildiği başka bir peygamber İsrael'de çıkmadı.|butun dehset verit͡ʃi islerdeʔ o zamandan beri mose ɡibi jahveʔnin juz juze bildiɡi baska bir pejɡamber israelʔde t͡ʃikmadi. Old-Testament-Judges-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'ya çıkıp Kiryat Yearim'de konakladılar. Bu nedenle bugüne kadar o yere Mahaneh Dan denilir. İşte, Kiryat Yearim'in arkasındadır.|jahudaʔja t͡ʃikip kirjat jearimʔde konakladilar. bu nedenle buɡune kadar o jere mahaneh dan denilir. isteʔ kirjat jearimʔin arkasindadir. New-Testament-Mark-009-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradaki kurtlar ölmez, ateş de hiç sönmez.|oradaki kurtlar olmezʔ ates de hit͡ʃ sonmez. New-Testament-1-John-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevmeyen kişi Tanrı’yı bilmez. Çünkü Tanrı sevgidir.|sevmejen kisi tanri’ji bilmez. t͡ʃunku tanri sevɡidir. Old-Testament-Genesis-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem, “İşte, bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir” dedi. İnsandan alındığı için ona ‘kadın’ denecek.”|ademʔ “isteʔ bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir” dedi. insandan alindiɡi it͡ʃin ona ‘kadin’ denet͡ʃek.” New-Testament-Luke-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tamamen silahlanmış güçlü bir adam, kendi meskenini koruyorsa, malları güvendedir.|“tamamen silahlanmis ɡut͡ʃlu bir adamʔ kendi meskenini korujorsaʔ mallari ɡuvendedir. New-Testament-Mark-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, kim Tanrı’nın Krallığı'nı bir çocuk gibi kabul etmezse, ona hiçbir şekilde giremeyecektir.”|size doɡrusunu sojlejejimʔ kim tanri’nin kralliɡiʔni bir t͡ʃot͡ʃuk ɡibi kabul etmezseʔ ona hit͡ʃbir sekilde ɡiremejet͡ʃektir.” Old-Testament-Ezekiel-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, yakacak olarak ateşe atılıyor; ateş iki ucunu yiyip bitiriyor, ortası da kavruldu. O herhangi bir işe yarar mı?|isteʔ jakat͡ʃak olarak atese atilijor; ates iki ut͡ʃunu jijip bitirijorʔ ortasi da kavruldu. o herhanɡi bir ise jarar mi? Old-Testament-Isaiah-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Orayı kirpilere mülk edeceğim ve su birikintilerine. Onu yıkım süpürgesiyle süpüreceğim” diyor Ordular Yahvesi.\"|\"\"\"oraji kirpilere mulk edet͡ʃeɡim ve su birikintilerine. onu jikim supurɡesijle supuret͡ʃeɡim” dijor ordular jahvesi.\" New-Testament-Luke-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bu şeyleri yaş ağaca yaparlarsa, kuruya neler yapmazlar?” dedi.|eɡer bu sejleri jas aɡat͡ʃa japarlarsaʔ kuruja neler japmazlar?” dedi. New-Testament-Acts-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan diyarında yedi ulusu yok ettikten sonra, onların ülkesini yaklaşık dört yüz elli yıl miras olarak onlara verdi.|kenan dijarinda jedi ulusu jok ettikten sonraʔ onlarin ulkesini jaklasik dort juz elli jil miras olarak onlara verdi. Old-Testament-Deuteronomy-028-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Arandaki yabancı senin üzerinde yükseldikçe yükselecek, sen de alçaldıkça alçalacaksın.|arandaki jabant͡ʃi senin uzerinde jukseldikt͡ʃe jukselet͡ʃekʔ sen de alt͡ʃaldikt͡ʃa alt͡ʃalat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-050-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Aç olsam sana söylemezdim, çünkü dünya ve içindeki her şey benimdir.|at͡ʃ olsam sana sojlemezdimʔ t͡ʃunku dunja ve it͡ʃindeki her sej benimdir. Old-Testament-Proverbs-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben babamın oğluydum, annemin gözünde narin ve tek çocuğuydum.|ben babamin oɡlujdumʔ annemin ɡozunde narin ve tek t͡ʃot͡ʃuɡujdum. Old-Testament-Ecclesiastes-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Elin işlemek için ne iş bulursa onu gücünle işle; çünkü gitmekte olduğun Şeol'de iş, tasarı, bilgi ve bilgelik yoktur.|elin islemek it͡ʃin ne is bulursa onu ɡut͡ʃunle isle; t͡ʃunku ɡitmekte olduɡun seolʔde isʔ tasariʔ bilɡi ve bilɡelik joktur. New-Testament-Colossians-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş’a sımsıkı tutunmazlar. Oysa bütün beden eklemler ve bağlar yardımıyla Baş’tan beslenip kenetlenmekte ve Tanrı’nın sağladığı büyümeyle büyümektedir.|bas’a simsiki tutunmazlar. ojsa butun beden eklemler ve baɡlar jardimijla bas’tan beslenip kenetlenmekte ve tanri’nin saɡladiɡi bujumejle bujumektedir. New-Testament-Mark-006-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkesin gruplar halinde yeşil çayıra oturmasını buyurdu.|herkesin ɡruplar halinde jesil t͡ʃajira oturmasini bujurdu. Old-Testament-1-Chronicles-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler gelip Refaim Vadisi'ne baskın yapmışlardı.|filistliler ɡelip refaim vadisiʔne baskin japmislardi. Old-Testament-2-Samuel-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav David'e haberciler gönderip şöyle dedi, “Rabba'ya karşı savaştım. Evet, sular kentini aldım.|joav davidʔe habert͡ʃiler ɡonderip sojle dediʔ “rabbaʔja karsi savastim. evetʔ sular kentini aldim. New-Testament-Revelation-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü onun günahları gökyüzüne ulaştı ve Tanrı onun kötülüklerini hatırladı.|“t͡ʃunku onun ɡunahlari ɡokjuzune ulasti ve tanri onun kotuluklerini hatirladi. Old-Testament-2-Samuel-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yairli İra David'in baş hizmetkârıydı.|jairli ira davidʔin bas hizmetkarijdi. Old-Testament-Genesis-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yeryüzünde insanın kötülüğünün büyüklüğünü ve insanın yüreğindeki düşüncelerindeki her hayalinin sürekli yalnızca kötülük olduğunu gördü.|jahve jerjuzunde insanin kotuluɡunun bujukluɡunu ve insanin jureɡindeki dusunt͡ʃelerindeki her hajalinin surekli jalnizt͡ʃa kotuluk olduɡunu ɡordu. Old-Testament-Isaiah-032-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğun işi esenlik olacak, doğruluğun sonucu da sonsuz sakinlik ve güven olacaktır.|doɡruluɡun isi esenlik olat͡ʃakʔ doɡruluɡun sonut͡ʃu da sonsuz sakinlik ve ɡuven olat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ailelerine göre Merari'nin oğulları: Mahli ve Muşi. Babalarının evlerine göre Levililer'in aileleri bunlardır.|ailelerine ɡore merariʔnin oɡullari mahli ve musi. babalarinin evlerine ɡore levililerʔin aileleri bunlardir. Old-Testament-Amos-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Amos, 'Yarovoam kılıçla ölecek, İsrael kesinlikle kendi ülkesinden sürülecek' diyor.\"\" dedi.\"|\"t͡ʃunku amosʔ ʔjarovoam kilit͡ʃla olet͡ʃekʔ israel kesinlikle kendi ulkesinden surulet͡ʃekʔ dijor.\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Kings-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağını eğ, ey Yahve, ve işit. Gözlerini aç, ey Yahve, ve gör. Sanherib'in, yaşayan Tanrı'ya meydan okumak için gönderdiği sözlerini duy.|kulaɡini eɡʔ ej jahveʔ ve isit. ɡozlerini at͡ʃʔ ej jahveʔ ve ɡor. sanheribʔinʔ jasajan tanriʔja mejdan okumak it͡ʃin ɡonderdiɡi sozlerini duj. Old-Testament-Jeremiah-002-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Yine de, ‘Ben masumum’ dedin. Kesin olarak öfkesi benden döndü. \"\"İşte, ‘Günah işlemedim’ dediğin için seni yargılayacağım.\"|\"“jine deʔ ‘ben masumum’ dedin. kesin olarak ofkesi benden dondu. \"\"isteʔ ‘ɡunah islemedim’ dediɡin it͡ʃin seni jarɡilajat͡ʃaɡim.\" New-Testament-Romans-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi, “Seni birçok ulusun babası yaptım.” Avraham ölülere yaşam veren, olmayan şeyleri olanlar gibi çağıran Tanrı’nın önünde iman etti.|jazilmis olduɡu ɡibiʔ “seni birt͡ʃok ulusun babasi japtim.” avraham olulere jasam verenʔ olmajan sejleri olanlar ɡibi t͡ʃaɡiran tanri’nin onunde iman etti. New-Testament-Romans-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu umutla ki, yaratılışın kendisi de çürümenin köleliğinden kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşacaktır.|bu umutla kiʔ jaratilisin kendisi de t͡ʃurumenin koleliɡinden kurtarilip tanri t͡ʃot͡ʃuklarinin jut͡ʃe ozɡurluɡune kavusat͡ʃaktir. Old-Testament-Job-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Toprakta aynı şekilde yatarlar. Onları kurt kaplar.\"\"\"|\"toprakta ajni sekilde jatarlar. onlari kurt kaplar.\"\"\" New-Testament-Hebrews-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih, aslının örneği olan elle yapılmış kutsal yere girmedi, ancak şimdi bizim için Tanrı’nın önünde görünmek üzere asıl göğe girdi.|t͡ʃunku mesihʔ aslinin orneɡi olan elle japilmis kutsal jere ɡirmediʔ ant͡ʃak simdi bizim it͡ʃin tanri’nin onunde ɡorunmek uzere asil ɡoɡe ɡirdi. Old-Testament-Exodus-012-037|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları, çocukların yanı sıra yaklaşık altı yüz bin kişi yaya olarak Ramses'ten Sukkot'a doğru yola çıktılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ t͡ʃot͡ʃuklarin jani sira jaklasik alti juz bin kisi jaja olarak ramsesʔten sukkotʔa doɡru jola t͡ʃiktilar. Old-Testament-Job-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eziyet etmen, ellerinin işini hor görmen ve kötülerin öğüdüne gülümsemen senin için iyi mi?|ezijet etmenʔ ellerinin isini hor ɡormen ve kotulerin oɡudune ɡulumsemen senin it͡ʃin iji mi? Old-Testament-Genesis-049-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda, kardeşlerin seni övecekler. Elin düşmanlarının boynunda olacaktır. Babanın oğulları önünde eğilecekler.|“jahudaʔ kardeslerin seni ovet͡ʃekler. elin dusmanlarinin bojnunda olat͡ʃaktir. babanin oɡullari onunde eɡilet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar kazdıkları çukura düştüler. Gizledikleri ağ kendi ayaklarına takıldı.|uluslar kazdiklari t͡ʃukura dustuler. ɡizledikleri aɡ kendi ajaklarina takildi. Old-Testament-Isaiah-060-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, karanlık yeryüzünü, ve koyu karanlık halkları örtecek; ama Yahve senin üzerine doğacak, ve görkemi senin üzerinde görülecek.|t͡ʃunku isteʔ karanlik jerjuzunuʔ ve koju karanlik halklari ortet͡ʃek; ama jahve senin uzerine doɡat͡ʃakʔ ve ɡorkemi senin uzerinde ɡorulet͡ʃek. Old-Testament-1-Samuel-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Saul'a, \"\"Ben kimim, yaşamım, ya da İsrael'deki babamın ailesi ne ki, kralın damadı olayım?\"\" dedi.\"|\"david saulʔaʔ \"\"ben kimimʔ jasamimʔ ja da israelʔdeki babamin ailesi ne kiʔ kralin damadi olajim?\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahel, “Kız kardeşimle çetin güreşler yaptım ve yendim” dedi. Ona Naftali (Güreşim) adını verdi.|rahelʔ “kiz kardesimle t͡ʃetin ɡuresler japtim ve jendim” dedi. ona naftali (ɡuresim) adini verdi. Old-Testament-Judges-018-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Mika'nın yaptığı oyma sureti kendileri için diktiler; ve Tanrı'nın evi Şilo'da olduğu sürece o suret orada kaldı.|bojlet͡ʃe mikaʔnin japtiɡi ojma sureti kendileri it͡ʃin diktiler; ve tanriʔnin evi siloʔda olduɡu suret͡ʃe o suret orada kaldi. Old-Testament-1-Kings-020-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri kalanlar ise Afek'e, kente kaçtılar ve sur geride kalan yirmi yedi bin adamın üzerine yıkıldı. Ben Hadad kaçtı ve kente, bir iç odaya girdi.|ɡeri kalanlar ise afekʔeʔ kente kat͡ʃtilar ve sur ɡeride kalan jirmi jedi bin adamin uzerine jikildi. ben hadad kat͡ʃti ve kenteʔ bir it͡ʃ odaja ɡirdi. Old-Testament-Job-038-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölümün kapıları sana gösterildi mi? Ya da ölüm gölgesi kapılarını gördün mü?|olumun kapilari sana ɡosterildi mi? ja da olum ɡolɡesi kapilarini ɡordun mu? New-Testament-Matthew-013-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bütün bu şeyleri kalabalıklara benzetmelerle söyledi; benzetme olmadan onlara konuşmazdı.|jesua butun bu sejleri kalabaliklara benzetmelerle sojledi; benzetme olmadan onlara konusmazdi. Old-Testament-Job-041-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Levyatan’ı çengelle çekebilir misin, ya da onun dilini bağla bastırabilir misin?|“levjatan’i t͡ʃenɡelle t͡ʃekebilir misinʔ ja da onun dilini baɡla bastirabilir misin? Old-Testament-Genesis-032-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle buyruk verdi: “Efendim Esav'a şöyle deyin: ‘Hizmetkârın Yakov böyle diyor. Lavan’ın yanında konuk oldum ve şimdiye kadar kaldım.|onlara sojle bujruk verdi “efendim esavʔa sojle dejin ‘hizmetkarin jakov bojle dijor. lavan’in janinda konuk oldum ve simdije kadar kaldim. Old-Testament-Leviticus-014-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Sedir ağacını, mercanköşkotu, kırmızı ve canlı kuşu alıp onları öldürülen kuşun kanına ve akan suya batıracak ve eve yedi kez serpecek.|sedir aɡat͡ʃiniʔ mert͡ʃankoskotuʔ kirmizi ve t͡ʃanli kusu alip onlari oldurulen kusun kanina ve akan suja batirat͡ʃak ve eve jedi kez serpet͡ʃek. New-Testament-Matthew-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum, ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür. Ben O’nun çarıklarını taşımaya layık değilim. O sizi Kutsal Ruh’la vaftiz edecek.|“ɡert͡ʃi ben sizi tovbe it͡ʃin sujla vaftiz edijorumʔ ama benden sonra ɡelen benden daha ɡut͡ʃludur. ben o’nun t͡ʃariklarini tasimaja lajik deɡilim. o sizi kutsal ruh’la vaftiz edet͡ʃek. New-Testament-1-Corinthians-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Haksızlığa sevinmez, ama gerçekle sevinir.|haksizliɡa sevinmezʔ ama ɡert͡ʃekle sevinir. Old-Testament-Hosea-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ona buğdayı, yeni şarabı ve yağı verdiğimi, ve Baal için kullandıkları gümüşü ve altını kendisine benim çoğalttığımı bilmedi.|t͡ʃunku ona buɡdajiʔ jeni sarabi ve jaɡi verdiɡimiʔ ve baal it͡ʃin kullandiklari ɡumusu ve altini kendisine benim t͡ʃoɡalttiɡimi bilmedi. Old-Testament-Psalms-044-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyan! Neden uyuyorsun ey Efendim? Kalk! Bizi sonsuza dek reddetme.|ujan! neden ujujorsun ej efendim? kalk! bizi sonsuza dek reddetme. Old-Testament-Judges-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin hizmetkârı Nun oğlu Yeşu yüz on yaşında öldü.|jahveʔnin hizmetkari nun oɡlu jesu juz on jasinda oldu. Old-Testament-2-Kings-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığının dokuzuncu yılında, onuncu ayda, ayın onuncu gününde, Babil Kralı Nebukadnetsar bütün ordusuyla Yeruşalem'in karşısına geldi ve ona karşı ordugâh kurdu; ve etrafına rampalar yaptı.|kralliɡinin dokuzunt͡ʃu jilindaʔ onunt͡ʃu ajdaʔ ajin onunt͡ʃu ɡunundeʔ babil krali nebukadnetsar butun ordusujla jerusalemʔin karsisina ɡeldi ve ona karsi orduɡah kurdu; ve etrafina rampalar japti. Old-Testament-Esther-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudi düşmanı Hammedata'nın oğlu Haman'ın on oğlunu öldürdüler, ama yağmaya el sürmediler.|jahudi dusmani hammedataʔnin oɡlu hamanʔin on oɡlunu oldurdulerʔ ama jaɡmaja el surmediler. New-Testament-John-005-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sizi tanıyorum ve kendinizde Tanrı sevgisi yoktur.|ama sizi tanijorum ve kendinizde tanri sevɡisi joktur. Old-Testament-Psalms-115-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların putları gümüş ve altındır, insan ellerinin işi.|onlarin putlari ɡumus ve altindirʔ insan ellerinin isi. Old-Testament-Judges-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yahve'ye yakardılar; çünkü onun dokuz yüz demir arabası vardı; yirmi yıl boyunca da İsrael'in çocuklarına çok baskı yaptı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔje jakardilar; t͡ʃunku onun dokuz juz demir arabasi vardi; jirmi jil bojunt͡ʃa da israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina t͡ʃok baski japti. Old-Testament-Genesis-050-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkede yaşayan Kenanlılar, Atad'ın harman yerindeki yası görünce, “Bu, Mısırlılar'ın hüzünlü yasıdır” dediler. Bu nedenle Yarden'in ötesinde olan o yere Avel-Misrayim (Mısırlılar’ın yası) adı verildi.|ulkede jasajan kenanlilarʔ atadʔin harman jerindeki jasi ɡorunt͡ʃeʔ “buʔ misirlilarʔin huzunlu jasidir” dediler. bu nedenle jardenʔin otesinde olan o jere avel-misrajim (misirlilar’in jasi) adi verildi. New-Testament-Matthew-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da balık isterse, ona yılan verir?|ja da balik isterseʔ ona jilan verir? New-Testament-Acts-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey İsraelliler, bu sözleri dinleyin! Nasıralı Yeşua, bildiğiniz gibi, Tanrı’nın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı büyük işler, harikalar ve belirtilerle Tanrı tarafından size kanıtlanmış bir adamdı.|“ej israellilerʔ bu sozleri dinlejin! nasirali jesuaʔ bildiɡiniz ɡibiʔ tanri’ninʔ kendisi arat͡ʃiliɡijla aranizda japtiɡi bujuk islerʔ harikalar ve belirtilerle tanri tarafindan size kanitlanmis bir adamdi. Old-Testament-2-Samuel-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kralın yanına git ve ona böyle konuş.\"\" Böylece Yoav sözleri kadının ağzına koydu.\"|\"\"\"kralin janina ɡit ve ona bojle konus.\"\" bojlet͡ʃe joav sozleri kadinin aɡzina kojdu.\" Old-Testament-Ezekiel-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çevresinde kendisine yardım edenlerin hepsini ve bütün askerlerini her rüzgâra saçacağım. Arkalarından kılıç çekeceğim.'\"\"\"|\"t͡ʃevresinde kendisine jardim edenlerin hepsini ve butun askerlerini her ruzɡara sat͡ʃat͡ʃaɡim. arkalarindan kilit͡ʃ t͡ʃeket͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" New-Testament-John-007-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes kendi evine gitti.|herkes kendi evine ɡitti. Old-Testament-Ezekiel-020-049|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şöyle dedim, “Ah, ey Efendi Yahve! Benim için, ‘Benzetmeler konuşan adam bu değil mi?’ diyorlar.”|o zaman sojle dedimʔ “ahʔ ej efendi jahve! benim it͡ʃinʔ ‘benzetmeler konusan adam bu deɡil mi?’ dijorlar.” New-Testament-Luke-022-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten bir melek Yeşua’ya görünerek O’nu güçlendirdi.|ɡokten bir melek jesua’ja ɡorunerek o’nu ɡut͡ʃlendirdi. New-Testament-Luke-024-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ve bütün peygamberlerden başlayarak, Kutsal Yazılar’ın hepsinde kendisiyle ilgili şeyleri onlara açıkladı.|mose ve butun pejɡamberlerden baslajarakʔ kutsal jazilar’in hepsinde kendisijle ilɡili sejleri onlara at͡ʃikladi. Old-Testament-2-Chronicles-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrımız, halkın İsrael'in önünden bu ülkede oturanları kovan ve onu sonsuza dek dostun Avraham'ın soyuna veren sen değil misin?|ej tanrimizʔ halkin israelʔin onunden bu ulkede oturanlari kovan ve onu sonsuza dek dostun avrahamʔin sojuna veren sen deɡil misin? Old-Testament-Isaiah-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'in başı Samariya'dır, Samariya'nın başı da Remalya'nın oğludur. Eğer inanmazsanız, kesinlikle pekişmezsiniz.'”|efraimʔin basi samarijaʔdirʔ samarijaʔnin basi da remaljaʔnin oɡludur. eɡer inanmazsanizʔ kesinlikle pekismezsiniz.ʔ” Old-Testament-1-Kings-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bir peygamber İsrael Kralı Ahav’ın yanına geldi ve şöyle dedi: “Yahve diyor ki, ‘Bütün bu büyük kalabalığı gördün mü? İşte, bugün onu senin eline teslim edeceğim. O zaman bileceksin ki, ben Yahve'yim.’”|isteʔ bir pejɡamber israel krali ahav’in janina ɡeldi ve sojle dedi “jahve dijor kiʔ ‘butun bu bujuk kalabaliɡi ɡordun mu? isteʔ buɡun onu senin eline teslim edet͡ʃeɡim. o zaman bilet͡ʃeksin kiʔ ben jahveʔjim.’” New-Testament-Revelation-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sana karşı bir şeyim var: Kendine peygamber diyen İzebel adındaki kadını hoşgörüyorsun. Hizmetkârlarıma zina etmeyi ve putlara sunulan kurbanları yemeyi öğreten ve saptıran odur.|ama sana karsi bir sejim var kendine pejɡamber dijen izebel adindaki kadini hosɡorujorsun. hizmetkarlarima zina etmeji ve putlara sunulan kurbanlari jemeji oɡreten ve saptiran odur. Old-Testament-Psalms-067-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Halklar seni övsün, ey Tanrı. Bütün halklar seni övsün.|halklar seni ovsunʔ ej tanri. butun halklar seni ovsun. Old-Testament-Leviticus-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ayrıca İsrael'in çocuklarına şunu söyle: 'İsrael'in çocuklarından ya da İsrael'de garip olarak yaşayan yabancılardan Molek'e soyundan birini veren her kişi, kesinlikle öldürülecektir. Ülke halkı o kişiyi taşlayacaktır.\"|\"\"\"ajrit͡ʃa israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sunu sojle ʔisraelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan ja da israelʔde ɡarip olarak jasajan jabant͡ʃilardan molekʔe sojundan birini veren her kisiʔ kesinlikle oldurulet͡ʃektir. ulke halki o kisiji taslajat͡ʃaktir.\" New-Testament-Luke-024-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Kutsal Yazılar’ı anlayabilsinler diye zihinlerini açtı.|sonra kutsal jazilar’i anlajabilsinler dije zihinlerini at͡ʃti. Old-Testament-1-Kings-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ayrıca, \"\"Sana söyleyecek bir şeyim var\"\" dedi. Batşeva, \"\"Söyle\"\" dedi.\"|\"ajrit͡ʃaʔ \"\"sana sojlejet͡ʃek bir sejim var\"\" dedi. batsevaʔ \"\"sojle\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-065-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çöller yeşillikle taşar. Tepeler neşeye bürünür.|t͡ʃoller jesillikle tasar. tepeler neseje burunur. Old-Testament-Ezekiel-037-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü yine bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu jine bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Joshua-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Avvim, Para, Ofra,|avvimʔ paraʔ ofraʔ Old-Testament-Deuteronomy-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, ey İsrael, sana öğrettiğim kuralları ve ilkeleri yapmak için dinle ta ki, yaşayasınız, içeri giresiniz ve atalarınızın Tanrısı Yahve'nin size vermekte olduğu ülkeyi mülk edinesiniz.|simdiʔ ej israelʔ sana oɡrettiɡim kurallari ve ilkeleri japmak it͡ʃin dinle ta kiʔ jasajasinizʔ it͡ʃeri ɡiresiniz ve atalarinizin tanrisi jahveʔnin size vermekte olduɡu ulkeji mulk edinesiniz. Old-Testament-1-Chronicles-016-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Asaf'ı ve kardeşlerini, her günkü işlerin gerektirdiği gibi, sürekli olarak sandığın önünde hizmet etsinler diye, Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nın önünde;|bunun uzerine asafʔi ve kardesleriniʔ her ɡunku islerin ɡerektirdiɡi ɡibiʔ surekli olarak sandiɡin onunde hizmet etsinler dijeʔ jahveʔnin antlasma sandiɡiʔnin onunde; Old-Testament-Ezekiel-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çenelerine kancalar takacağım, ırmaklarının balıklarını da pullarına yapıştıracağım. Seni ırmaklarının içinden, pullarına yapışmış olan bütün ırmak balıklarıyla birlikte çıkaracağım.|t͡ʃenelerine kant͡ʃalar takat͡ʃaɡimʔ irmaklarinin baliklarini da pullarina japistirat͡ʃaɡim. seni irmaklarinin it͡ʃindenʔ pullarina japismis olan butun irmak baliklarijla birlikte t͡ʃikarat͡ʃaɡim. New-Testament-Acts-009-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Lidda Yafa’ya yakın olduğu için, öğrenciler Petrus’un orada olduğunu duyunca ona iki kişi gönderip, “Gecikmeden yanımıza gel” diye yalvardılar.|lidda jafa’ja jakin olduɡu it͡ʃinʔ oɡrent͡ʃiler petrus’un orada olduɡunu dujunt͡ʃa ona iki kisi ɡonderipʔ “ɡet͡ʃikmeden janimiza ɡel” dije jalvardilar. Old-Testament-Job-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve soyunun büyük olacağını, soyunun yeryüzünün otu gibi olacağını bileceksin.|ve sojunun bujuk olat͡ʃaɡiniʔ sojunun jerjuzunun otu ɡibi olat͡ʃaɡini bilet͡ʃeksin. Old-Testament-Ezekiel-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üzerinize kıtlık ve kötü hayvanlar göndereceğim ve seni çocuklarından edecekler. Veba ve kan senin içinden geçecek. Üzerine kılıç getireceğim. Ben, Yahve, bunu söyledim.'\"\"\"|\"uzerinize kitlik ve kotu hajvanlar ɡonderet͡ʃeɡim ve seni t͡ʃot͡ʃuklarindan edet͡ʃekler. veba ve kan senin it͡ʃinden ɡet͡ʃet͡ʃek. uzerine kilit͡ʃ ɡetiret͡ʃeɡim. benʔ jahveʔ bunu sojledim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Exodus-039-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ikinci sırada firuze, safir ve aytaşı;|ikint͡ʃi sirada firuzeʔ safir ve ajtasi; Old-Testament-Haggai-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|'Lütfen iyi düşünün, bugünden geriye doğru, Yahve'nin tapınağının temelinin atıldığı günden bu yana, dokuzuncu ayın yirmi dördüncü gününden itibaren iyi düşünün.|ʔlutfen iji dusununʔ buɡunden ɡerije doɡruʔ jahveʔnin tapinaɡinin temelinin atildiɡi ɡunden bu janaʔ dokuzunt͡ʃu ajin jirmi dordunt͡ʃu ɡununden itibaren iji dusunun. Old-Testament-Jeremiah-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için yeryüzü yas tutacak, gökler yukarıda kararacak, çünkü ben söyledim. Bunu ben tasarladım ve düşüncemi değiştirmedim, ondan da dönmeyeceğim.”|bunun it͡ʃin jerjuzu jas tutat͡ʃakʔ ɡokler jukarida kararat͡ʃakʔ t͡ʃunku ben sojledim. bunu ben tasarladim ve dusunt͡ʃemi deɡistirmedimʔ ondan da donmejet͡ʃeɡim.” Old-Testament-Job-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gururlu hayvanlar oraya ayak basmamıştır, ve azgın aslan oradan geçmemiştir.|ɡururlu hajvanlar oraja ajak basmamistirʔ ve azɡin aslan oradan ɡet͡ʃmemistir. New-Testament-Matthew-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, orucunuz insanlar tarafından değil, gizlide olan Babanız tarafından görülsün; gizlide gören Babanız sizi ödüllendirecektir.”|ojle kiʔ orut͡ʃunuz insanlar tarafindan deɡilʔ ɡizlide olan babaniz tarafindan ɡorulsun; ɡizlide ɡoren babaniz sizi odullendiret͡ʃektir.” Old-Testament-Exodus-033-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O dedi, \"\"Bütün iyiliğimi önünden geçireceğim ve senin önünde Yahve'nin adını ilan edeceğim. Lütfedeceğim insana lütfedeceğim, merhamet göstereceğim insana merhamet göstereceğim.”\"|\"o dediʔ \"\"butun ijiliɡimi onunden ɡet͡ʃiret͡ʃeɡim ve senin onunde jahveʔnin adini ilan edet͡ʃeɡim. lutfedet͡ʃeɡim insana lutfedet͡ʃeɡimʔ merhamet ɡosteret͡ʃeɡim insana merhamet ɡosteret͡ʃeɡim.”\" Old-Testament-Proverbs-031-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın ona kötülük değil, yaşamının tüm günlerinde iyilik eder.|kadin ona kotuluk deɡilʔ jasaminin tum ɡunlerinde ijilik eder. Old-Testament-Genesis-035-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytel'den yola çıktılar. Efrata'ya hâlâ biraz mesafe vardı. Rahel doğum yaptı ve ağır sancılı bir doğumdu.|bejtelʔden jola t͡ʃiktilar. efrataʔja hala biraz mesafe vardi. rahel doɡum japti ve aɡir sant͡ʃili bir doɡumdu. Old-Testament-Psalms-131-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ana kucağında sütten kesilmiş bir çocuk gibi gerçekten canımı sakinleştirip susturdum, vanım sütten kesilmiş bir çocuk gibi.|ana kut͡ʃaɡinda sutten kesilmis bir t͡ʃot͡ʃuk ɡibi ɡert͡ʃekten t͡ʃanimi sakinlestirip susturdumʔ vanim sutten kesilmis bir t͡ʃot͡ʃuk ɡibi. Old-Testament-1-Kings-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eliya, bir ardıç ağacının altına yatıp uyudu. İşte, bir melek ona dokundu ve, \"\"Kalk, ye!\"\" dedi.\"|\"elijaʔ bir ardit͡ʃ aɡat͡ʃinin altina jatip ujudu. isteʔ bir melek ona dokundu veʔ \"\"kalkʔ je!\"\" dedi.\" New-Testament-Mark-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada bulunanlara şöyle dedi: “Şabat Günü iyilik yapmak mı yoksa kötülük yapmak mı yasaya uygundur? Hayat kurtarmak mı yoksa öldürmek mi?” Ama onlar sessiz kaldılar.|orada bulunanlara sojle dedi “sabat ɡunu ijilik japmak mi joksa kotuluk japmak mi jasaja ujɡundur? hajat kurtarmak mi joksa oldurmek mi?” ama onlar sessiz kaldilar. Old-Testament-Malachi-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama siz yoldan saptınız. Yasada birçoğunu tökezlettiniz. Levi'nin antlaşmasını bozdunuz.\"\" diyor Ordular Yahvesi.\"|\"ama siz joldan saptiniz. jasada birt͡ʃoɡunu tokezlettiniz. leviʔnin antlasmasini bozdunuz.\"\" dijor ordular jahvesi.\" New-Testament-1-Timothy-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadının öğretmesine ya da erkeğe hâkim olmasına izin vermiyorum, ancak sessizlik içinde olsun.|kadinin oɡretmesine ja da erkeɡe hakim olmasina izin vermijorumʔ ant͡ʃak sessizlik it͡ʃinde olsun. Old-Testament-Psalms-088-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençliğimden beri dertliyim ve ölmeye hazırım. Senin dehşetlerine katlanırken, şaşkınım.|ɡent͡ʃliɡimden beri dertlijim ve olmeje hazirim. senin dehsetlerine katlanirkenʔ saskinim. Old-Testament-Proverbs-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi insan Yahve'den lütuf bulur, ama O, kötü niyetleri olan insanı mahkûm eder.|iji insan jahveʔden lutuf bulurʔ ama oʔ kotu nijetleri olan insani mahkum eder. Old-Testament-2-Chronicles-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Oraya sandığı koydum, Yahve'nin İsrael'in çocuklarıyla yaptığı antlaşma onun içindedir.\"\"\"|\"oraja sandiɡi kojdumʔ jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla japtiɡi antlasma onun it͡ʃindedir.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-035-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece hizmet hazırlandı ve kâhinler yerlerinde, Levililer de kralın buyruğu uyarınca bölüklerine göre durdular.|bojlet͡ʃe hizmet hazirlandi ve kahinler jerlerindeʔ levililer de kralin bujruɡu ujarint͡ʃa boluklerine ɡore durdular. Old-Testament-Leviticus-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eş olarak alacağı el değmemiş kız olacaktır.\"|\"\"\"ʔes olarak alat͡ʃaɡi el deɡmemis kiz olat͡ʃaktir.\" New-Testament-Revelation-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünden inen güçlü başka bir melek gördüm. Buluta sarınmıştı, başının üzerinde gökkuşağı vardı. Yüzü güneşe benziyordu, ayakları ateşten sütunlar gibiydi.|ɡokjuzunden inen ɡut͡ʃlu baska bir melek ɡordum. buluta sarinmistiʔ basinin uzerinde ɡokkusaɡi vardi. juzu ɡunese benzijorduʔ ajaklari atesten sutunlar ɡibijdi. Old-Testament-Ezekiel-045-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şekel yirmi gera olacak. Yirmi şekel artı yirmi beş şekel artı on beş şekel minanız olacak.\"\"\"\"'\"|\"sekel jirmi ɡera olat͡ʃak. jirmi sekel arti jirmi bes sekel arti on bes sekel minaniz olat͡ʃak.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Genesis-033-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav, “Yola çıkalım, gidelim” dedi, “Ben senin önünden gideceğim.”|esavʔ “jola t͡ʃikalimʔ ɡidelim” dediʔ “ben senin onunden ɡidet͡ʃeɡim.” Old-Testament-Zechariah-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke yas tutacak, her boy ayrı; David evi boyu ayrı ve karıları ayrı; Natan evi boyu ayrı ve karıları ayrı;|ulke jas tutat͡ʃakʔ her boj ajri; david evi boju ajri ve karilari ajri; natan evi boju ajri ve karilari ajri; Old-Testament-Amos-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Hazael'in evinin içine ateş göndereceğim, ve Ben Hadad'ın saraylarını yiyip bitirecek.|ama hazaelʔin evinin it͡ʃine ates ɡonderet͡ʃeɡimʔ ve ben hadadʔin sarajlarini jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tolaoğulları: Uzzi, Refaya, Yeriel, Yahmay, İvsam ve Şemuel, ataları evlerinin başları, Tola'dan; kuşaklarından cesur yiğitler. David'in günlerinde onların sayıları yirmi iki bin altı yüzdü.|tolaoɡullari uzziʔ refajaʔ jerielʔ jahmajʔ ivsam ve semuelʔ atalari evlerinin baslariʔ tolaʔdan; kusaklarindan t͡ʃesur jiɡitler. davidʔin ɡunlerinde onlarin sajilari jirmi iki bin alti juzdu. New-Testament-Luke-001-055|und|SPEAKER_00_Turkish|merhamet etmeyi hatırlayarak hizmetkârı İsrael’e yardım etti.”|merhamet etmeji hatirlajarak hizmetkari israel’e jardim etti.” Old-Testament-Genesis-032-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle İsrael’in çocukları bugüne dek uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakov’un uyluk kemiğinin başındaki sinire dokunulmuştu.|bu nedenle israel’in t͡ʃot͡ʃuklari buɡune dek ujluk kemiɡinin uzerindeki siniri jemezler. t͡ʃunku jakov’un ujluk kemiɡinin basindaki sinire dokunulmustu. Old-Testament-2-Chronicles-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Yoaş, Yahve'nin evini onarmayı yüreğine koydu.|bundan sonra joasʔ jahveʔnin evini onarmaji jureɡine kojdu. Old-Testament-Exodus-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsakar, Zevulun, Benyamin,|isakarʔ zevulunʔ benjaminʔ New-Testament-James-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamız Tanrı’nın önünde pak ve lekesiz inanç şudur: Yetimleri ve dulları sıkıntılarında ziyaret etmek ve kendini dünyanın lekelemesinden korumaktır.|babamiz tanri’nin onunde pak ve lekesiz inant͡ʃ sudur jetimleri ve dullari sikintilarinda zijaret etmek ve kendini dunjanin lekelemesinden korumaktir. Old-Testament-Genesis-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Tanrı Avraham’ı denedi ve ona, “Avraham!” dedi. O, “İşte buradayım” dedi.|bu sejlerden sonra tanri avraham’i denedi ve onaʔ “avraham!” dedi. oʔ “iste buradajim” dedi. New-Testament-Acts-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirimizle vedalaştıktan sonra gemiye bindik, onlar da evlerine döndüler.|birbirimizle vedalastiktan sonra ɡemije bindikʔ onlar da evlerine donduler. New-Testament-Mark-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde kırk gün kaldı ve Şeytan tarafından denendi. Vahşi hayvanlarla birlikteydi ve melekler O’na hizmet ediyordu.|t͡ʃolde kirk ɡun kaldi ve sejtan tarafindan denendi. vahsi hajvanlarla birliktejdi ve melekler o’na hizmet edijordu. Old-Testament-Job-036-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü sözlerim gerçekten yalan değil. Bilgide tam olan biri senin karşındadır.\"\"\"|\"t͡ʃunku sozlerim ɡert͡ʃekten jalan deɡil. bilɡide tam olan biri senin karsindadir.\"\"\" Old-Testament-Job-036-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Biraz sabret de, sana göstereyim; çünkü Tanrı adına daha söyleyeceklerim var.|“biraz sabret deʔ sana ɡosterejim; t͡ʃunku tanri adina daha sojlejet͡ʃeklerim var. Old-Testament-Deuteronomy-028-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Körlerin karanlıkta el yordamıyla yürüdüğü gibi, öğle vakti el yordamıyla yürüyeceksin ve yollarında başarılı olmayacaksın. Her zaman yalnızca ezilecek ve soyulacaksın ve seni kurtaracak kimse olmayacak.|korlerin karanlikta el jordamijla juruduɡu ɡibiʔ oɡle vakti el jordamijla jurujet͡ʃeksin ve jollarinda basarili olmajat͡ʃaksin. her zaman jalnizt͡ʃa ezilet͡ʃek ve sojulat͡ʃaksin ve seni kurtarat͡ʃak kimse olmajat͡ʃak. Old-Testament-Judges-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ofra'da babasının evine gitti ve kardeşlerini, Yerubbaal'ın yetmiş oğlunu, bir taş üzerinde öldürdü; ancak Yerubbaal'ın en küçük oğlu Yotam saklandığı için sağ kaldı.|ofraʔda babasinin evine ɡitti ve kardesleriniʔ jerubbaalʔin jetmis oɡlunuʔ bir tas uzerinde oldurdu; ant͡ʃak jerubbaalʔin en kut͡ʃuk oɡlu jotam saklandiɡi it͡ʃin saɡ kaldi. New-Testament-Luke-020-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra O’na daha fazla soru sormaya cesaret edemediler.|bundan sonra o’na daha fazla soru sormaja t͡ʃesaret edemediler. New-Testament-Romans-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse ne diyelim? Tanrı’da haksızlık var mıdır? Kesinlikle hayır!|ojlejse ne dijelim? tanri’da haksizlik var midir? kesinlikle hajir! Old-Testament-Joshua-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk Yarden'i geçmek üzere çadırlarından ayrıldığında, Antlaşma Sandığı'nı taşıyan kâhinler halkın önündeydi,|halk jardenʔi ɡet͡ʃmek uzere t͡ʃadirlarindan ajrildiɡindaʔ antlasma sandiɡiʔni tasijan kahinler halkin onundejdiʔ Old-Testament-Proverbs-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beni bulan yaşam bulur, Yahve'nin iyiliğini kazanır.|t͡ʃunku beni bulan jasam bulurʔ jahveʔnin ijiliɡini kazanir. Old-Testament-Proverbs-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gazap gününde zenginlik fayda getirmez, ama doğruluk ölümden kurtarır.|ɡazap ɡununde zenɡinlik fajda ɡetirmezʔ ama doɡruluk olumden kurtarir. Old-Testament-1-Chronicles-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra David Suriye'nin Damaskus'unda askeri birlikler koydu; Suriyeliler David'e hizmetkâr oldular ve vergi ödediler. Yahve David'in gittiği her yerde ona zafer verdi.|sonra david surijeʔnin damaskusʔunda askeri birlikler kojdu; surijeliler davidʔe hizmetkar oldular ve verɡi odediler. jahve davidʔin ɡittiɡi her jerde ona zafer verdi. Old-Testament-Deuteronomy-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüreğinde şöyle diyebilirsin: \"\"Yahve'nin söylemediği sözü nasıl bileceğiz?\"\"\"|\"jureɡinde sojle dijebilirsin \"\"jahveʔnin sojlemediɡi sozu nasil bilet͡ʃeɡiz?\"\"\" New-Testament-Matthew-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Altı gün sonra Yeşua, yalnız Petrus, Yakov ve Yakov’un kardeşi Yuhanna’yı yanına alarak yüksek bir dağa çıktı.|alti ɡun sonra jesuaʔ jalniz petrusʔ jakov ve jakov’un kardesi juhanna’ji janina alarak juksek bir daɡa t͡ʃikti. Old-Testament-Job-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Evini güve gibi, korucunun kurduğu çardak gibi yapar.|evini ɡuve ɡibiʔ korut͡ʃunun kurduɡu t͡ʃardak ɡibi japar. Old-Testament-Psalms-062-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım yalnız Tanrı'da dinlenir. Kurtuluşum O’ndandır.|t͡ʃanim jalniz tanriʔda dinlenir. kurtulusum o’ndandir. New-Testament-Luke-004-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua havradan çıkıp Simon’un evine gitti. Simon’un kayınvalidesi yüksek ateş içinde hastaydı. Ona yardım etmesi için kendisine yalvardılar.|jesua havradan t͡ʃikip simon’un evine ɡitti. simon’un kajinvalidesi juksek ates it͡ʃinde hastajdi. ona jardim etmesi it͡ʃin kendisine jalvardilar. Old-Testament-2-Kings-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehu yayını bütün gücüyle çekti ve Yoram'ın kollarının arasından vurdu. Ok onun yüreğinden geçip çıktı ve arabasında yere yığıldı.|jehu jajini butun ɡut͡ʃujle t͡ʃekti ve joramʔin kollarinin arasindan vurdu. ok onun jureɡinden ɡet͡ʃip t͡ʃikti ve arabasinda jere jiɡildi. New-Testament-1-Peter-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız bunu alçakgönüllülükle ve saygıyla yapın. Temiz bir vicdana sahip olun. Öyle ki, Mesih’teki iyi yaşamınızı kötüleyenler söylediklerinden utansınlar.|jalniz bunu alt͡ʃakɡonullulukle ve sajɡijla japin. temiz bir vit͡ʃdana sahip olun. ojle kiʔ mesih’teki iji jasaminizi kotulejenler sojlediklerinden utansinlar. New-Testament-Romans-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dallardan bazıları kesildiyse ve sen yabani bir zeytin olarak onların arasına aşılanıp zeytin ağacının semiz köküne ortak oldunsa,|ama dallardan bazilari kesildijse ve sen jabani bir zejtin olarak onlarin arasina asilanip zejtin aɡat͡ʃinin semiz kokune ortak oldunsaʔ Old-Testament-Numbers-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda oymağından Yefunne oğlu Kalev.|jahuda ojmaɡindan jefunne oɡlu kalev. Old-Testament-Job-041-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek olan her şeyi görür. O, bütün gurur oğulları üzerinde kraldır.”|juksek olan her seji ɡorur. oʔ butun ɡurur oɡullari uzerinde kraldir.” New-Testament-Mark-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Siz bu benzetmeyi anlamıyor musunuz? O zaman bütün benzetmeleri nasıl anlayacaksınız?|onlaraʔ “siz bu benzetmeji anlamijor musunuz? o zaman butun benzetmeleri nasil anlajat͡ʃaksiniz? Old-Testament-Genesis-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kuzgun gönderdi. Kuzgun sular yeryüzünden kuruyana dek öteye beriye gitti.|bir kuzɡun ɡonderdi. kuzɡun sular jerjuzunden kurujana dek oteje berije ɡitti. Old-Testament-Micah-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yakov evinin önderleri, ve İsrael evinin yöneticileri, adaletten nefret eden, ve her türlü tarafsızlığı bozan,|ej jakov evinin onderleriʔ ve israel evinin jonetit͡ʃileriʔ adaletten nefret edenʔ ve her turlu tarafsizliɡi bozanʔ Old-Testament-2-Samuel-014-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yoav krala geldi ve ona anlattı; ve Avşalom'u çağırınca kralın yanına geldi ve kralın önünde yüzüstü yere eğildi; kral da Avşalom'u öptü.|bunun uzerine joav krala ɡeldi ve ona anlatti; ve avsalomʔu t͡ʃaɡirint͡ʃa kralin janina ɡeldi ve kralin onunde juzustu jere eɡildi; kral da avsalomʔu optu. Old-Testament-Ezekiel-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü bir deneme var. Eğer kınayan asa da artık kalmazsa?” diyor Efendi Yahve.|“t͡ʃunku bir deneme var. eɡer kinajan asa da artik kalmazsa?” dijor efendi jahve. Old-Testament-2-Samuel-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom’un hizmetkârları Amnon’a Avşalom’un buyurduğu gibi yaptılar. Sonra kralın bütün oğulları kalktı ve her biri katırına binip kaçtı.|avsalom’un hizmetkarlari amnon’a avsalom’un bujurduɡu ɡibi japtilar. sonra kralin butun oɡullari kalkti ve her biri katirina binip kat͡ʃti. New-Testament-2-Corinthians-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunların dışında, toplulukların hepsi için her gün çektiğim kaygının baskısı üzerimde.|butun bunlarin disindaʔ topluluklarin hepsi it͡ʃin her ɡun t͡ʃektiɡim kajɡinin baskisi uzerimde. Old-Testament-Psalms-109-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam gölgesi gibi kayboluyorum. Çekirge gibi silkelenip atıldım.|aksam ɡolɡesi ɡibi kajbolujorum. t͡ʃekirɡe ɡibi silkelenip atildim. Old-Testament-Joel-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kâhinler, çul giyin ve yas tutun! Ey sunak hizmetkârları, ağıt yakın. Ey Tanrım'ın hizmetkârları gelin, bütün gece çulda yatın, çünkü Tanrınız'ın evinden ekmek sunusu ve dökmelik sunu kesildi.|ej kahinlerʔ t͡ʃul ɡijin ve jas tutun! ej sunak hizmetkarlariʔ aɡit jakin. ej tanrimʔin hizmetkarlari ɡelinʔ butun ɡet͡ʃe t͡ʃulda jatinʔ t͡ʃunku tanrinizʔin evinden ekmek sunusu ve dokmelik sunu kesildi. Old-Testament-Psalms-055-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzı tereyağı gibi sakin, ama yüreği savaşçıdır. Sözleri yağdan yumuşak, ama onlar yalın kılıçtırlar.|aɡzi terejaɡi ɡibi sakinʔ ama jureɡi savast͡ʃidir. sozleri jaɡdan jumusakʔ ama onlar jalin kilit͡ʃtirlar. Old-Testament-Psalms-115-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden uluslar: “Şimdi, onların Tanrısı nerede?” desin.|neden uluslar “simdiʔ onlarin tanrisi nerede?” desin. Old-Testament-2-Chronicles-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral onlara sert bir yanıt verdi. Kral Rehovam da ihtiyarların öğüdünü bıraktı.|kral onlara sert bir janit verdi. kral rehovam da ihtijarlarin oɡudunu birakti. Old-Testament-Psalms-129-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çiftçiler sırtımda saban sürdüler. Saban izlerini uzun bıraktılar.|t͡ʃiftt͡ʃiler sirtimda saban surduler. saban izlerini uzun biraktilar. Old-Testament-Ezekiel-046-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve bey halkın mirasından alıp onları mülklerinden çıkarmayacaktır. Oğullarına kendi mülkünden miras verecektir, öyle ki, halkım, hiçbiri, kendi mülkünden dağılmasın.\"\"\"\"'\"|\"ve bej halkin mirasindan alip onlari mulklerinden t͡ʃikarmajat͡ʃaktir. oɡullarina kendi mulkunden miras veret͡ʃektirʔ ojle kiʔ halkimʔ hit͡ʃbiriʔ kendi mulkunden daɡilmasin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Leviticus-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal keten gömleğini giyecek. Bedeni üzerinde keten don olacak, keten kuşak takacak ve kendisine keten sarık giydirilecek. Onlar kutsal giysilerdir. Bedenini suyla yıkayacak ve onları giyecektir.|kutsal keten ɡomleɡini ɡijet͡ʃek. bedeni uzerinde keten don olat͡ʃakʔ keten kusak takat͡ʃak ve kendisine keten sarik ɡijdirilet͡ʃek. onlar kutsal ɡijsilerdir. bedenini sujla jikajat͡ʃak ve onlari ɡijet͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer onu kendi oğluyla evlendirirse, ona kızı gibi davranacaktır.|eɡer onu kendi oɡlujla evlendirirseʔ ona kizi ɡibi davranat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“İsrael evinin çevrelerinde olup onları küçümseyenlerin hiç birinden bir daha onlara batan bir çalı ve acıtan bir diken kalmayacak. O zaman benim Efendi Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"“‘“israel evinin t͡ʃevrelerinde olup onlari kut͡ʃumsejenlerin hit͡ʃ birinden bir daha onlara batan bir t͡ʃali ve at͡ʃitan bir diken kalmajat͡ʃak. o zaman benim efendi jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Deuteronomy-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla mayalı ekmek yemeyeceksin. Onunla birlikte yedi gün mayasız ekmek, sıkıntı ekmeği (çünkü Mısır diyarından aceleyle çıktın) yiyeceksin ki, Mısır diyarından çıktığın günü yaşamının bütün günlerinde hatırlayasın.|onunla majali ekmek jemejet͡ʃeksin. onunla birlikte jedi ɡun majasiz ekmekʔ sikinti ekmeɡi (t͡ʃunku misir dijarindan at͡ʃelejle t͡ʃiktin) jijet͡ʃeksin kiʔ misir dijarindan t͡ʃiktiɡin ɡunu jasaminin butun ɡunlerinde hatirlajasin. Old-Testament-Judges-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin ihtiyarlarını, çöldeki dikenleri ve çalıları alıp onlarla Sukkot adamlarına ders verdi.|kentin ihtijarlariniʔ t͡ʃoldeki dikenleri ve t͡ʃalilari alip onlarla sukkot adamlarina ders verdi. Old-Testament-Job-038-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Göklerin yasalarını biliyor musun? Onun hakimiyetini yeryüzünde kurabilir misin?\"\"\"|\"ɡoklerin jasalarini bilijor musun? onun hakimijetini jerjuzunde kurabilir misin?\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü birçoklarının çekiştirdiğini duydum: “Her tarafta dehşet! Düşmemi gözetleyen bütün yakın dostlarım, \"\"Kınayın, biz de onu kınayalım!” diyor. “Belki kanar da ona galip geliriz, ve ondan öcümüzü alırız.”\"|\"t͡ʃunku birt͡ʃoklarinin t͡ʃekistirdiɡini dujdum “her tarafta dehset! dusmemi ɡozetlejen butun jakin dostlarimʔ \"\"kinajinʔ biz de onu kinajalim!” dijor. “belki kanar da ona ɡalip ɡelirizʔ ve ondan ot͡ʃumuzu aliriz.”\" Old-Testament-Leviticus-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bağınızı toplamayacaksınız ve bağınızın yere düşmüş üzümlerini toplamayacaksınız. Onları yoksul ve yabancı için bırakacaksın. Ben Tanrınız Yahve'yim.'\"\"\"|\"baɡinizi toplamajat͡ʃaksiniz ve baɡinizin jere dusmus uzumlerini toplamajat͡ʃaksiniz. onlari joksul ve jabant͡ʃi it͡ʃin birakat͡ʃaksin. ben tanriniz jahveʔjim.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı evde kalın, size ne verirlerse onu yiyip için. Çünkü işçi ücretine layıktır. Evden eve dolaşmayın.|ajni evde kalinʔ size ne verirlerse onu jijip it͡ʃin. t͡ʃunku ist͡ʃi ut͡ʃretine lajiktir. evden eve dolasmajin. New-Testament-Luke-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|‘İşte, habercimi önünden gönderiyorum; senin önünde yolunu hazırlayacak’ diye hakkında yazılmış olan budur” dedi.|‘isteʔ habert͡ʃimi onunden ɡonderijorum; senin onunde jolunu hazirlajat͡ʃak’ dije hakkinda jazilmis olan budur” dedi. Old-Testament-Isaiah-049-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor: \"\"Kabul görme zamanında sana yanıt verdim. Kurtuluş gününde sana yardım ettim. Ülkeyi yükseltmek, ıssız mirası onlara mülk edindirmek için seni koruyacağım ve seni halka bir antlaşma olarak vereceğim;\"|\"jahve sojle dijor \"\"kabul ɡorme zamaninda sana janit verdim. kurtulus ɡununde sana jardim ettim. ulkeji jukseltmekʔ issiz mirasi onlara mulk edindirmek it͡ʃin seni korujat͡ʃaɡim ve seni halka bir antlasma olarak veret͡ʃeɡim;\" Old-Testament-Job-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece sefalet ayları bana mülk edindirildi, benim için yorucu geceler belirlendi.|bojlet͡ʃe sefalet ajlari bana mulk edindirildiʔ benim it͡ʃin jorut͡ʃu ɡet͡ʃeler belirlendi. Old-Testament-1-Kings-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sofraya otururlarken, Yahve'nin sözü onu geri getiren peygambere geldi;|sofraja otururlarkenʔ jahveʔnin sozu onu ɡeri ɡetiren pejɡambere ɡeldi; New-Testament-Revelation-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelen, ikinci ölümden zarar görmeyecek.’’|kulaɡi olanʔ ruh’un kiliselere ne dediɡini isitsin. ɡalip ɡelenʔ ikint͡ʃi olumden zarar ɡormejet͡ʃek.’’ Old-Testament-Hosea-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama İsrael'in çocuklarının sayısı ölçülemeyen, sayılamayan deniz kumu gibi olacak. Ve öyle olacak ki, onlara, 'Siz benim halkım değilsiniz' denilen yerde, 'Yaşayan Tanrı'nın oğullarısınız' denilecek.|ama israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin sajisi olt͡ʃulemejenʔ sajilamajan deniz kumu ɡibi olat͡ʃak. ve ojle olat͡ʃak kiʔ onlaraʔ ʔsiz benim halkim deɡilsinizʔ denilen jerdeʔ ʔjasajan tanriʔnin oɡullarisinizʔ denilet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar çalınınca, bütün topluluk Buluşma Çadırı'nın kapısında senin yanında toplanacak.|onlar t͡ʃalinint͡ʃaʔ butun topluluk bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda senin janinda toplanat͡ʃak. New-Testament-Philippians-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, Mesih’te bir teşvik, sevginin bir tesellisi ve Ruh’ta bir paydaşlık varsa, sevecen merhametler ve acıma varsa,|ojlejseʔ mesih’te bir tesvikʔ sevɡinin bir tesellisi ve ruh’ta bir pajdaslik varsaʔ sevet͡ʃen merhametler ve at͡ʃima varsaʔ Old-Testament-Exodus-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı gün Firavun halkın angarya görevlilerine ve memurlara şu emri verdi,|ajni ɡun firavun halkin anɡarja ɡorevlilerine ve memurlara su emri verdiʔ Old-Testament-Deuteronomy-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman onun elini keseceksin. Gözün acımayacaktır.|o zaman onun elini keset͡ʃeksin. ɡozun at͡ʃimajat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Kings-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bana bir müzikçi getirin.” dedi. Müzikçi çalınca, Yahve'nin eli onun üzerine geldi.|simdi bana bir muzikt͡ʃi ɡetirin.” dedi. muzikt͡ʃi t͡ʃalint͡ʃaʔ jahveʔnin eli onun uzerine ɡeldi. Old-Testament-Exodus-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Dahası konutu ince ketenden, mavi, erguvani ve kırmızı, keruvlarla on perdeyle yapacaksın. Bunları usta bir işçinin işiyle yapacaksın.\"\"\"|\"\"\"dahasi konutu int͡ʃe ketendenʔ maviʔ erɡuvani ve kirmiziʔ keruvlarla on perdejle japat͡ʃaksin. bunlari usta bir ist͡ʃinin isijle japat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-139-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerin bedenimi gördü. Benim için tayin edilen günlerin, henüz hiçbiri yokken, hepsi senin kitabında yazılmıştı.|ɡozlerin bedenimi ɡordu. benim it͡ʃin tajin edilen ɡunlerinʔ henuz hit͡ʃbiri jokkenʔ hepsi senin kitabinda jazilmisti. Old-Testament-Leviticus-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kurallarımı tutacaksın. “‘Farklı türden hayvanları çiftleştirmeyeceksin. “‘Tarlana iki çeşit tohum ekmeyeceksin; “‘İki çeşit malzemeden yapılmış giysi giymeyin.\"|\"\"\"ʔkurallarimi tutat͡ʃaksin. “‘farkli turden hajvanlari t͡ʃiftlestirmejet͡ʃeksin. “‘tarlana iki t͡ʃesit tohum ekmejet͡ʃeksin; “‘iki t͡ʃesit malzemeden japilmis ɡijsi ɡijmejin.\" Old-Testament-Psalms-077-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkını kolunla, Yakov ve Yosef’in oğullarını kurtardın. Selah.|halkini kolunlaʔ jakov ve josef’in oɡullarini kurtardin. selah. New-Testament-Luke-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında duranlara, ‘Elindeki minayı ondan alın ve on minası olana verin’ dedi.”|janinda duranlaraʔ ‘elindeki minaji ondan alin ve on minasi olana verin’ dedi.” Old-Testament-Genesis-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bahçeyi sulamak için Aden'den bir ırmak çıktı; oradan bölünüp dört ırmağın kaynağı oldu.|baht͡ʃeji sulamak it͡ʃin adenʔden bir irmak t͡ʃikti; oradan bolunup dort irmaɡin kajnaɡi oldu. Old-Testament-Exodus-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe'nin kayınpederi onun halka yaptıklarını görünce şöyle dedi: \"\"Halk için yaptığınız bu şey nedir? Neden tek başına oturuyorsun ve bütün insanlar sabahtan akşama kadar senin etrafında duruyor?”\"|\"moseʔnin kajinpederi onun halka japtiklarini ɡorunt͡ʃe sojle dedi \"\"halk it͡ʃin japtiɡiniz bu sej nedir? neden tek basina oturujorsun ve butun insanlar sabahtan aksama kadar senin etrafinda durujor?”\" Old-Testament-Esther-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Haman o gün sevinçli ve mutlu bir yürekle çıktı. Ama Haman, Mordekay'ı kralın kapısında ayağa kalkmadığını, kendisi için yerinden kıpırdamadığını görünce, Mordekay'a karşı öfkeyle doldu.|haman o ɡun sevint͡ʃli ve mutlu bir jurekle t͡ʃikti. ama hamanʔ mordekajʔi kralin kapisinda ajaɡa kalkmadiɡiniʔ kendisi it͡ʃin jerinden kipirdamadiɡini ɡorunt͡ʃeʔ mordekajʔa karsi ofkejle doldu. New-Testament-Acts-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam dünyanın her yanında bütün Yahudiler’in arasında kargaşa çıkaran bir fesatçı ve kendisi Nasrani tarikatının elebaşlarından biri olduğunu bulduk.|bu adam dunjanin her janinda butun jahudiler’in arasinda karɡasa t͡ʃikaran bir fesatt͡ʃi ve kendisi nasrani tarikatinin elebaslarindan biri olduɡunu bulduk. New-Testament-2-Peter-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Özellikle benliğin yozlaşmış tutkuları ardından giden ve yetkisini hor görenleri yargı için saklar. Bu küstah, dik başlı kişiler yüce varlıklar hakkında kötü konuşmaktan korkmazlar.|ozellikle benliɡin jozlasmis tutkulari ardindan ɡiden ve jetkisini hor ɡorenleri jarɡi it͡ʃin saklar. bu kustahʔ dik basli kisiler jut͡ʃe varliklar hakkinda kotu konusmaktan korkmazlar. New-Testament-3-John-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ihtiyardan, gerçekten sevdiğim sevgili Gayus’a.|bu ihtijardanʔ ɡert͡ʃekten sevdiɡim sevɡili ɡajus’a. New-Testament-Acts-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Komutan şöyle bir mektup yazdı:|komutan sojle bir mektup jazdi Old-Testament-Isaiah-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"görenlere, \"\"Görmeyin!\"\" ve peygamberlere, “Bize doğru şeyleri peygamberlik etmeyin\"\" diyorlar. \"\"Bize hoş şeyler söyleyin. Peygamberlik aldatmacaları.\"|\"ɡorenlereʔ \"\"ɡormejin!\"\" ve pejɡamberlereʔ “bize doɡru sejleri pejɡamberlik etmejin\"\" dijorlar. \"\"bize hos sejler sojlejin. pejɡamberlik aldatmat͡ʃalari.\" Old-Testament-2-Samuel-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav Amasa'ya, \"\"İyi misin, kardeşim?\"\" diye sordu. Yoav, Amasa'yı öpmek için sağ eliyle sakalından tuttu.\"|\"joav amasaʔjaʔ \"\"iji misinʔ kardesim?\"\" dije sordu. joavʔ amasaʔji opmek it͡ʃin saɡ elijle sakalindan tuttu.\" New-Testament-Luke-018-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Yeriha’ya yaklaşırken, kör bir adam yol kenarında oturmuş dileniyordu.|jesua jeriha’ja jaklasirkenʔ kor bir adam jol kenarinda oturmus dilenijordu. New-Testament-Hebrews-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondalık alan Levi’nin bile Avraham aracılığıyla ondalık verdiğini söyleyebiliriz.|ondalik alan levi’nin bile avraham arat͡ʃiliɡijla ondalik verdiɡini sojlejebiliriz. Old-Testament-Exodus-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer düşmanının öküzünü ya da eşeğini yoldan sapmış halde bulursan, onu mutlaka kendisine geri getireceksin.|“eɡer dusmaninin okuzunu ja da eseɡini joldan sapmis halde bulursanʔ onu mutlaka kendisine ɡeri ɡetiret͡ʃeksin. Old-Testament-1-Samuel-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, oğlu Yonatan ve onlarla birlikte bulunan adamlar Benyamin'in Givası'nda kaldılar; Filistliler ise Mikmaş'ta ordugâh kurdular.|saulʔ oɡlu jonatan ve onlarla birlikte bulunan adamlar benjaminʔin ɡivasiʔnda kaldilar; filistliler ise mikmasʔta orduɡah kurdular. Old-Testament-2-Kings-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı Hoşea'nın dokuzuncu yılında Samariya'yı alıp İsrael'i Aşur'a sürdü ve onları Halah'a, Gozan Irmağı'nın Habor kıyısına ve Med kentlerine yerleştirdi.|asur krali hoseaʔnin dokuzunt͡ʃu jilinda samarijaʔji alip israelʔi asurʔa surdu ve onlari halahʔaʔ ɡozan irmaɡiʔnin habor kijisina ve med kentlerine jerlestirdi. Old-Testament-1-Chronicles-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudi olan karısı, Gedor’un babası Yered’i, Soko’nun babası Hever’i ve Sanoah’ın babası Yekutiel’i doğurdu. Bunlar, Mered’in aldığı Firavun’un kızı Bitya’nın oğullarıydı.|jahudi olan karisiʔ ɡedor’un babasi jered’iʔ soko’nun babasi hever’i ve sanoah’in babasi jekutiel’i doɡurdu. bunlarʔ mered’in aldiɡi firavun’un kizi bitja’nin oɡullarijdi. Old-Testament-Judges-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Uşağına, \"\"Gel, bu yerlerden birine yaklaşalım; ve Giva'da ya da Rama'da konaklayacağız” dedi.\"|\"usaɡinaʔ \"\"ɡelʔ bu jerlerden birine jaklasalim; ve ɡivaʔda ja da ramaʔda konaklajat͡ʃaɡiz” dedi.\" New-Testament-Luke-004-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkesin üzerine bir şaşkınlık geldi. Birbirlerine, “Bu nasıl söz? Güç ve yetkiyle kirli ruhlara buyruk veriyor, onlar da çıkıyor!” diyorlardı.|herkesin uzerine bir saskinlik ɡeldi. birbirlerineʔ “bu nasil soz? ɡut͡ʃ ve jetkijle kirli ruhlara bujruk verijorʔ onlar da t͡ʃikijor!” dijorlardi. New-Testament-1-Corinthians-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak bu bilgi herkeste yoktur. Ama bazıları, şu ana dek putperestlik bilinciyle, puta kurban edilmiş bir şey diye yiyor, vicdanları da zayıf olduğu için lekeleniyor.|ant͡ʃak bu bilɡi herkeste joktur. ama bazilariʔ su ana dek putperestlik bilint͡ʃijleʔ puta kurban edilmis bir sej dije jijorʔ vit͡ʃdanlari da zajif olduɡu it͡ʃin lekelenijor. Old-Testament-Amos-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hasada daha üç ay varken, sizden yağmuru da esirgedim; bir kentin üzerine yağmur yağdırdım, öbür kentin üzerine yağdırmadım. Bir tarlanın üzerine yağmur yağdı, üzerine yağmur yağmayan tarla kurudu.|“hasada daha ut͡ʃ aj varkenʔ sizden jaɡmuru da esirɡedim; bir kentin uzerine jaɡmur jaɡdirdimʔ obur kentin uzerine jaɡdirmadim. bir tarlanin uzerine jaɡmur jaɡdiʔ uzerine jaɡmur jaɡmajan tarla kurudu. Old-Testament-Ecclesiastes-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Rüzgârı gözeten ekmez, bulutlara bakan da biçmez.|ruzɡari ɡozeten ekmezʔ bulutlara bakan da bit͡ʃmez. Old-Testament-Job-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni utandıran azarlamayı duydum. Anlayışımın ruhu bana yanıt veriyor.|beni utandiran azarlamaji dujdum. anlajisimin ruhu bana janit verijor. Old-Testament-Isaiah-033-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay sana, ey harap eden, ama sen harap edilmedin, ey ihanet eden, ama sen kimse tarafından ihanete uğramadın! Harap etmeyi bitirince sen de harap edileceksin; ihanetin sona erdiğinde de ihanete uğrayacaksın.|vaj sanaʔ ej harap edenʔ ama sen harap edilmedinʔ ej ihanet edenʔ ama sen kimse tarafindan ihanete uɡramadin! harap etmeji bitirint͡ʃe sen de harap edilet͡ʃeksin; ihanetin sona erdiɡinde de ihanete uɡrajat͡ʃaksin. Old-Testament-Malachi-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurban için kör hayvanı sunduğunuzda, bu kötülük değil midir? Topalı ve hastayı kurban olarak sunduğunuzda, bu kötülük değil midir? Şimdi önderinize sunun! Sizden hoşnut olur mu? Ya da sizi kabul eder mi?” diyor Ordular Yahvesi.|kurban it͡ʃin kor hajvani sunduɡunuzdaʔ bu kotuluk deɡil midir? topali ve hastaji kurban olarak sunduɡunuzdaʔ bu kotuluk deɡil midir? simdi onderinize sunun! sizden hosnut olur mu? ja da sizi kabul eder mi?” dijor ordular jahvesi. Old-Testament-Isaiah-042-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu soyulmuş ve talan edilmiş bir halktır. Hepsi çukurlar tarafından yakalanmış, zindanlarda kapanmışlardır. Tutsak oldular, kurtaran yok, yağmalandılar ve kimse, 'Onları geri verin!' demiyor.|ama bu sojulmus ve talan edilmis bir halktir. hepsi t͡ʃukurlar tarafindan jakalanmisʔ zindanlarda kapanmislardir. tutsak oldularʔ kurtaran jokʔ jaɡmalandilar ve kimseʔ ʔonlari ɡeri verin!ʔ demijor. New-Testament-Hebrews-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçeği öğrendikten sonra kasıtlı olarak günah işlersek, artık günahlar için kurban kalmaz.|ɡert͡ʃeɡi oɡrendikten sonra kasitli olarak ɡunah islersekʔ artik ɡunahlar it͡ʃin kurban kalmaz. Old-Testament-1-Samuel-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve benimle senin aranda hüküm versin ve Yahve senden öcümü alsın; ama benim elim senin üzerinde olmayacak.|jahve benimle senin aranda hukum versin ve jahve senden ot͡ʃumu alsin; ama benim elim senin uzerinde olmajat͡ʃak. New-Testament-John-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duydukları zaman, vicdanları tarafından mahkûm edilmiş olarak, en yaşlısından başlayarak en sonuncusuna kadar birer birer dışarı çıktılar. Yeşua'yı yalnız bıraktılar, kadın da bulunduğu yerde, ortadaydı.|bunu dujduklari zamanʔ vit͡ʃdanlari tarafindan mahkum edilmis olarakʔ en jaslisindan baslajarak en sonunt͡ʃusuna kadar birer birer disari t͡ʃiktilar. jesuaʔji jalniz biraktilarʔ kadin da bulunduɡu jerdeʔ ortadajdi. New-Testament-Acts-010-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın, Nasıralı Yeşua'yı Kutsal Ruh'la ve kudretle nasıl meshettiğini, iyilik yaparak ve İblis'in baskısı altında olan herkesi iyileştirerek nasıl dolaştığını biliyorsunuz. Çünkü Tanrı O'nunla birlikteydi.|tanriʔninʔ nasirali jesuaʔji kutsal ruhʔla ve kudretle nasil meshettiɡiniʔ ijilik japarak ve iblisʔin baskisi altinda olan herkesi ijilestirerek nasil dolastiɡini bilijorsunuz. t͡ʃunku tanri oʔnunla birliktejdi. Old-Testament-Leviticus-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sen ve oğulların, Buluşma Çadırı'na her girdiğinizde şarap ya da içki içmeyin, yoksa ölürsünüz. Bu, kuşaklarınız boyunca daima geçerli bir kural olacaktır.\"|\"\"\"sen ve oɡullarinʔ bulusma t͡ʃadiriʔna her ɡirdiɡinizde sarap ja da it͡ʃki it͡ʃmejinʔ joksa olursunuz. buʔ kusaklariniz bojunt͡ʃa daima ɡet͡ʃerli bir kural olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Leviticus-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin kanın bir kısmını Yahve'nin önünde, Buluşma Çadırı'nda bulunan hoş kokulu buhur sunağının boynuzlarına sürecek; boğanın kanının geri kalanını Buluşma Çadırı'nın kapısındaki yakmalık sunu sunağının dibine dökecek.|kahin kanin bir kismini jahveʔnin onundeʔ bulusma t͡ʃadiriʔnda bulunan hos kokulu buhur sunaɡinin bojnuzlarina suret͡ʃek; boɡanin kaninin ɡeri kalanini bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisindaki jakmalik sunu sunaɡinin dibine doket͡ʃek. Old-Testament-Numbers-004-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ailelerine ve atalarının evlerine göre Merarioğulları ailelerinden sayılanlar,|ailelerine ve atalarinin evlerine ɡore merarioɡullari ailelerinden sajilanlarʔ New-Testament-Mark-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çarşıdan geldiklerinde yıkanmadıkça yemek yemezler. Bunun yanı sıra kâselerin, testilerin, bakır kapların yıkanmasıyla ilgili başka birçok töreyi de tutmayı kabul etmişlerdir.|t͡ʃarsidan ɡeldiklerinde jikanmadikt͡ʃa jemek jemezler. bunun jani sira kaselerinʔ testilerinʔ bakir kaplarin jikanmasijla ilɡili baska birt͡ʃok toreji de tutmaji kabul etmislerdir. Old-Testament-Joshua-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu nedenle Yahve'den korkun, O'na içtenlikle ve doğrulukla hizmet edin. Atalarınızın Irmak'ın ötesinde, Mısır'da kulluk ettikleri ilâhları atın; ve Yahve'ye hizmet edin.\"|\"\"\"bu nedenle jahveʔden korkunʔ oʔna it͡ʃtenlikle ve doɡrulukla hizmet edin. atalarinizin irmakʔin otesindeʔ misirʔda kulluk ettikleri ilahlari atin; ve jahveʔje hizmet edin.\" Old-Testament-Nehemiah-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve öyle oldu ki, yasayı duyduklarında, bütün karışık halkı İsrael'den ayırdılar.|ve ojle oldu kiʔ jasaji dujduklarindaʔ butun karisik halki israelʔden ajirdilar. Old-Testament-1-Chronicles-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|ve buhur sunağı için, saf altının tartısını; ve kanatlarını yapıp Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı örten Keruvlar arabasının planlarına göre altın tartısını verdi.|ve buhur sunaɡi it͡ʃinʔ saf altinin tartisini; ve kanatlarini japip jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni orten keruvlar arabasinin planlarina ɡore altin tartisini verdi. Old-Testament-Psalms-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslanın ağzından kurtar beni! Evet, beni yaban öküzlerinin boynuzlarından kurtardın.|aslanin aɡzindan kurtar beni! evetʔ beni jaban okuzlerinin bojnuzlarindan kurtardin. Old-Testament-Zechariah-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü Zekariya'ya geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu zekarijaʔja ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Job-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünü yerinden oynatır. onun direkleri titrer.|jerjuzunu jerinden ojnatir. onun direkleri titrer. New-Testament-1-Corinthians-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şükrettikten sonra ekmeği kırdı, “Alın, yiyin” dedi. “Bu sizin için kırılan benim bedenimdir. Bunu beni anmak için yapın.”|sukrettikten sonra ekmeɡi kirdiʔ “alinʔ jijin” dedi. “bu sizin it͡ʃin kirilan benim bedenimdir. bunu beni anmak it͡ʃin japin.” Old-Testament-Proverbs-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Altın küpe, saf altından süs neyse, bilgenin azarı da söz dinleyen kulak için öyledir.|altin kupeʔ saf altindan sus nejseʔ bilɡenin azari da soz dinlejen kulak it͡ʃin ojledir. New-Testament-Luke-009-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolda giderlerken, biri Yeşua’ya, “Nereye gidersen git, ardından gelmek istiyorum Efendimiz” dedi.|jolda ɡiderlerkenʔ biri jesua’jaʔ “nereje ɡidersen ɡitʔ ardindan ɡelmek istijorum efendimiz” dedi. Old-Testament-Exodus-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları içeri getireceksin, mirasın olan dağa, ey Yahve, kendine oturmak için yaptığın yere, ey Yahve, ellerinin kurduğu kutsal yerde onları dikeceksin.|onlari it͡ʃeri ɡetiret͡ʃeksinʔ mirasin olan daɡaʔ ej jahveʔ kendine oturmak it͡ʃin japtiɡin jereʔ ej jahveʔ ellerinin kurduɡu kutsal jerde onlari diket͡ʃeksin. Old-Testament-Esther-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ester'in sözlerini Mordekay'a bildirdiler.|esterʔin sozlerini mordekajʔa bildirdiler. Old-Testament-Jeremiah-051-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve de, 'Ey Yahve, bu yer hakkında, içinde hiç kimse, ne insan ne de hayvan oturmayacak, sonsuza dek ıssız kalacak diye onu yok etmek üzere sen söyledin.'|ve deʔ ʔej jahveʔ bu jer hakkindaʔ it͡ʃinde hit͡ʃ kimseʔ ne insan ne de hajvan oturmajat͡ʃakʔ sonsuza dek issiz kalat͡ʃak dije onu jok etmek uzere sen sojledin.ʔ New-Testament-Revelation-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gök gürültüsü duyulunca yazmak üzereydim ki, gökten bir ses işittim: “Yedi gök gürlemesinin söylediklerini mühürle ve onları yazma” dedi.|jedi ɡok ɡurultusu dujulunt͡ʃa jazmak uzerejdim kiʔ ɡokten bir ses isittim “jedi ɡok ɡurlemesinin sojlediklerini muhurle ve onlari jazma” dedi. Old-Testament-Psalms-106-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Baal Peor'a da bağlandılar. Ölülerin kurbanlarını yediler.|baal peorʔa da baɡlandilar. olulerin kurbanlarini jediler. New-Testament-Luke-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle karşılık verdi: “Sizce böyle acı çeken bu Galileliler’in öteki Galileliler’den daha günahkâr olduğunu mu sanıyorsunuz?|jesua onlara sojle karsilik verdi “sizt͡ʃe bojle at͡ʃi t͡ʃeken bu ɡalileliler’in oteki ɡalileliler’den daha ɡunahkar olduɡunu mu sanijorsunuz? New-Testament-Luke-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, dilin tutulacak ve bu şeyler olana dek konuşamayacaksın, Çünkü uygun zamanda yerine gelecek olan bu sözlerime inanmadın.”|isteʔ dilin tutulat͡ʃak ve bu sejler olana dek konusamajat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku ujɡun zamanda jerine ɡelet͡ʃek olan bu sozlerime inanmadin.” New-Testament-Luke-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Teknelerini kıyıya çektiler. Her şeyi bırakıp O'nun ardından gittiler.|teknelerini kijija t͡ʃektiler. her seji birakip oʔnun ardindan ɡittiler. Old-Testament-Ezekiel-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: 'İşte, ben sana karşıyım, ey Sur! Deniz dalgalarını nasıl kabartıyorsa, ben de sana karşı birçok ulusu öyle kabartacağım.|bu juzden efendi jahve sojle dijor ʔisteʔ ben sana karsijimʔ ej sur! deniz dalɡalarini nasil kabartijorsaʔ ben de sana karsi birt͡ʃok ulusu ojle kabartat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana, “Git, kendine bir keten kuşak satın al, beline bağla ve onu suya koyma” dedi.|jahve banaʔ “ɡitʔ kendine bir keten kusak satin alʔ beline baɡla ve onu suja kojma” dedi. Old-Testament-Exodus-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onu yere at\"\" dedi. O yere attı ve bir yılan oldu. Moşe ondan kaçtı.\"|\"\"\"onu jere at\"\" dedi. o jere atti ve bir jilan oldu. mose ondan kat͡ʃti.\" Old-Testament-Genesis-041-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sonra yedi kıtlık yılı çıkacaktır. Mısır'da bolluk unutulacaktır. Kıtlık diyarı kasıp kavuracaktır.|onlardan sonra jedi kitlik jili t͡ʃikat͡ʃaktir. misirʔda bolluk unutulat͡ʃaktir. kitlik dijari kasip kavurat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçi İnsanoğlu, belirlendiği gibi gidiyor. Ama vay o adamın haline ki, kendisi aracılığıyla O'na ihanet ediliyor!”|ɡert͡ʃi insanoɡluʔ belirlendiɡi ɡibi ɡidijor. ama vaj o adamin haline kiʔ kendisi arat͡ʃiliɡijla oʔna ihanet edilijor!” New-Testament-Matthew-027-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğerleri, “Dur bakalım, Eliya O’nu kurtarmaya gelecek mi görelim” dediler.|diɡerleriʔ “dur bakalimʔ elija o’nu kurtarmaja ɡelet͡ʃek mi ɡorelim” dediler. Old-Testament-Ezra-002-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Neziah'ın çocukları, Hatifa'nın çocukları.|neziahʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ hatifaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari. New-Testament-Matthew-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu haber bütün o diyara yayıldı.|bu haber butun o dijara jajildi. New-Testament-Revelation-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu görünce, ölü gibi ayaklarının dibine yığıldım. Sağ elini üzerime koyup, “Korkma! İlk ve son Ben’im” dedi.|o’nu ɡorunt͡ʃeʔ olu ɡibi ajaklarinin dibine jiɡildim. saɡ elini uzerime kojupʔ “korkma! ilk ve son ben’im” dedi. New-Testament-Luke-024-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları alıp önlerinde yedi.|onlari alip onlerinde jedi. New-Testament-John-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve böğrünü gösterdi. Öğrenciler Efendi’yi görünce sevindiler.|bunu sojledikten sonra onlara ellerini ve boɡrunu ɡosterdi. oɡrent͡ʃiler efendi’ji ɡorunt͡ʃe sevindiler. Old-Testament-Deuteronomy-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Altı gün mayasız ekmek yiyeceksin. Yedinci gün Tanrın Yahve'nin önünde kutsal toplantı olacak. Hiçbir iş yapmayacaksın.|alti ɡun majasiz ekmek jijet͡ʃeksin. jedint͡ʃi ɡun tanrin jahveʔnin onunde kutsal toplanti olat͡ʃak. hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksin. New-Testament-Luke-022-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi dönüp Petrus’a baktı. O zaman Petrus Efendi’nin kendisine, “Horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin” dediği sözü hatırladı.|efendi donup petrus’a bakti. o zaman petrus efendi’nin kendisineʔ “horoz otmeden beni ut͡ʃ kez inkar edet͡ʃeksin” dediɡi sozu hatirladi. Old-Testament-Numbers-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|atalarına ant içtiğim ülkeyi kesin olarak görmeyecekler, beni küçümseyenlerden hiçbiri orayı görmeyecektir.|atalarina ant it͡ʃtiɡim ulkeji kesin olarak ɡormejet͡ʃeklerʔ beni kut͡ʃumsejenlerden hit͡ʃbiri oraji ɡormejet͡ʃektir. New-Testament-Luke-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı görebilmek için önden koşup bir incir ağacına tırmandı. Çünkü Yeşua o yoldan geçecekti.|jesua’ji ɡorebilmek it͡ʃin onden kosup bir int͡ʃir aɡat͡ʃina tirmandi. t͡ʃunku jesua o joldan ɡet͡ʃet͡ʃekti. New-Testament-Luke-022-065|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu aşağılayıp, O'na karşı başka çok şeyler söylediler.|o’nu asaɡilajipʔ oʔna karsi baska t͡ʃok sejler sojlediler. Old-Testament-Isaiah-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğüt ver! Adaleti yerine getir! Öğle ortasında kendi gölgeni gece gibi yap! Sürgünleri gizle! Kaçaklara ihanet etme!|oɡut ver! adaleti jerine ɡetir! oɡle ortasinda kendi ɡolɡeni ɡet͡ʃe ɡibi jap! surɡunleri ɡizle! kat͡ʃaklara ihanet etme! Old-Testament-1-Chronicles-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe’nin oğlu Gerşom’un oğlu Şevuel hazinelerin yöneticisiydi.|mose’nin oɡlu ɡersom’un oɡlu sevuel hazinelerin jonetit͡ʃisijdi. Old-Testament-Micah-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Görenler hayal kırıklığına uğrayacak, ve falcılar şaşkına dönecek. Evet, hepsi dudaklarını örtecek, Çünkü Tanrı'dan bir yanıt yok.\"\"\"|\"ɡorenler hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃakʔ ve falt͡ʃilar saskina donet͡ʃek. evetʔ hepsi dudaklarini ortet͡ʃekʔ t͡ʃunku tanriʔdan bir janit jok.\"\"\" New-Testament-Matthew-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana doğrusunu söyleyeyim, borcunun son kuruşunu ödeyene kadar oradan hiç çıkamazsın.|sana doɡrusunu sojlejejimʔ bort͡ʃunun son kurusunu odejene kadar oradan hit͡ʃ t͡ʃikamazsin. Old-Testament-Joshua-021-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin İsrael evine söylemiş olduğu iyi şeylerden hiçbiri boşa çıkmadı. Hepsi gerçekleşti.|jahveʔnin israel evine sojlemis olduɡu iji sejlerden hit͡ʃbiri bosa t͡ʃikmadi. hepsi ɡert͡ʃeklesti. Old-Testament-Joshua-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, hizmetkârı Moşe'ye buyurduğu gibi, Moşe de Yeşu'ya öyle buyurdu. Yeşu da öyle yaptı. Yahve'nin Moşe'ye buyurduklarından hiçbirini yarım bırakmadı.|jahveʔ hizmetkari moseʔje bujurduɡu ɡibiʔ mose de jesuʔja ojle bujurdu. jesu da ojle japti. jahveʔnin moseʔje bujurduklarindan hit͡ʃbirini jarim birakmadi. New-Testament-Philippians-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Filipililer, siz de biliyorsunuz ki, Müjde’nin başlangıcında, Makedonya’dan ayrıldığım sırada, sizden başka hiçbir kilise yardımlaşma işinde benimle işbirliği yapmadı.|ej filipililerʔ siz de bilijorsunuz kiʔ muʒde’nin baslanɡit͡ʃindaʔ makedonja’dan ajrildiɡim siradaʔ sizden baska hit͡ʃbir kilise jardimlasma isinde benimle isbirliɡi japmadi. Old-Testament-Genesis-040-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisinin evinde, kendisiyle birlikte tutuklu bulunan Firavun'un görevlilerine, “Bugün neden bu kadar üzgün görünüyorsunuz?” diye sordu.|efendisinin evindeʔ kendisijle birlikte tutuklu bulunan firavunʔun ɡorevlilerineʔ “buɡun neden bu kadar uzɡun ɡorunujorsunuz?” dije sordu. New-Testament-Acts-016-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona ve evindeki herkese Efendi’nin sözünü duyurdular.|ona ve evindeki herkese efendi’nin sozunu dujurdular. New-Testament-John-013-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona şöyle yanıt verdi, “Benim için hayatını mı vereceksin? Sana doğrusunu söyleyeyim, sen beni üç kez inkâr edene kadar, horoz ötmeyecektir.”|jesua ona sojle janit verdiʔ “benim it͡ʃin hajatini mi veret͡ʃeksin? sana doɡrusunu sojlejejimʔ sen beni ut͡ʃ kez inkar edene kadarʔ horoz otmejet͡ʃektir.” Old-Testament-Leviticus-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Boğayı ordugâhın dışına taşıyacak ve ilk boğayı yaktığı gibi onu da yakacak. Bu, topluluk için günah sunusudur.'\"\"\"|\"boɡaji orduɡahin disina tasijat͡ʃak ve ilk boɡaji jaktiɡi ɡibi onu da jakat͡ʃak. buʔ topluluk it͡ʃin ɡunah sunusudur.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-030-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Rakal'da olanlara, Yerahmeeliler'in kentlerinde olanlara, Kenliler'in kentlerinde olanlara,|rakalʔda olanlaraʔ jerahmeelilerʔin kentlerinde olanlaraʔ kenlilerʔin kentlerinde olanlaraʔ Old-Testament-Daniel-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|boru, ney, lir, kanun, çenk, kaval ve her çeşit çalgı sesini duyduğunuzda, yere kapanıp Kral Nebukadnetsar'ın dikmiş olduğu altın heykele tapacaksınız.|boruʔ nejʔ lirʔ kanunʔ t͡ʃenkʔ kaval ve her t͡ʃesit t͡ʃalɡi sesini dujduɡunuzdaʔ jere kapanip kral nebukadnetsarʔin dikmis olduɡu altin hejkele tapat͡ʃaksiniz. Old-Testament-1-Chronicles-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Korahlı Şallum'un ilk oğlu olan Levililer'den Mattitya, tava işleri üzerinde görevliydi.|korahli sallumʔun ilk oɡlu olan levililerʔden mattitjaʔ tava isleri uzerinde ɡorevlijdi. Old-Testament-Leviticus-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"işlediği günahtan dolayı Yahve'ye suç sunusunu: Günah sunusu olarak sürüden bir dişi, bir kuzu ya da bir keçi getirecek; kâhin onun günahı için kefaret edecektir.'\"\"\"|\"islediɡi ɡunahtan dolaji jahveʔje sut͡ʃ sunusunu ɡunah sunusu olarak suruden bir disiʔ bir kuzu ja da bir ket͡ʃi ɡetiret͡ʃek; kahin onun ɡunahi it͡ʃin kefaret edet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama şimdi hayvanlara sorun, onlar da size öğretsinler; gökyüzünün kuşlarına sorun, onlar da size anlatsınlar.|“ama simdi hajvanlara sorunʔ onlar da size oɡretsinler; ɡokjuzunun kuslarina sorunʔ onlar da size anlatsinlar. Old-Testament-Psalms-034-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülükten uzak durun, iyilik yapın. Esenliği arayın ve ardınca gidin.|kotulukten uzak durunʔ ijilik japin. esenliɡi arajin ve ardint͡ʃa ɡidin. Old-Testament-Psalms-149-008|und|SPEAKER_00_Turkish|krallarını zincirlerle, soylularını demir prangalarla bağlasınlar,|krallarini zint͡ʃirlerleʔ sojlularini demir pranɡalarla baɡlasinlarʔ Old-Testament-Jeremiah-044-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben onları iyilik için değil, kötülük için gözlüyorum. Mısır diyarında olan bütün Yahuda halkı hepsi tükeninceye kadar kılıçla ve kıtlıkla telef olacaklar.|isteʔ ben onlari ijilik it͡ʃin deɡilʔ kotuluk it͡ʃin ɡozlujorum. misir dijarinda olan butun jahuda halki hepsi tukenint͡ʃeje kadar kilit͡ʃla ve kitlikla telef olat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan ayrılıp Zered Vadisi'nde konakladılar.|oradan ajrilip zered vadisiʔnde konakladilar. Old-Testament-Jeremiah-046-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Mısır'da ilan edin, Migdol'da duyurun, Memfis'te ve Tahpanhes'te duyurup şöyle deyin, 'Kalk ve hazırlan, çünkü kılıç çevreni yiyip bitirdi.'\"|\"\"\"misirʔda ilan edinʔ miɡdolʔda dujurunʔ memfisʔte ve tahpanhesʔte dujurup sojle dejinʔ ʔkalk ve hazirlanʔ t͡ʃunku kilit͡ʃ t͡ʃevreni jijip bitirdi.ʔ\" Old-Testament-Psalms-078-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendilerini öldürdüğü zaman O'nu araştırdılar. Geri döndüler ve gayretle Tanrı'yı aradılar.|kendilerini oldurduɡu zaman oʔnu arastirdilar. ɡeri donduler ve ɡajretle tanriʔji aradilar. Old-Testament-Exodus-030-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun üzerinde yabancı buhur, yakmalık sunu ve ekmek sunusu sunmayacaksınız; üzerine dökülen sunudan dökmeyeceksiniz.|onun uzerinde jabant͡ʃi buhurʔ jakmalik sunu ve ekmek sunusu sunmajat͡ʃaksiniz; uzerine dokulen sunudan dokmejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Daniel-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hadımlar beyi Daniel'e, \"\"Yiyecek ve içeceğinizi tayin eden efendim kraldan korkuyorum\"\" dedi. \"\"Çünkü neden sizin yüzlerinizi yaşıtlarınızdan daha kötü görsün? O zaman başımı kralla tehlikeye atmış olursunuz.\"\"\"|\"hadimlar beji danielʔeʔ \"\"jijet͡ʃek ve it͡ʃet͡ʃeɡinizi tajin eden efendim kraldan korkujorum\"\" dedi. \"\"t͡ʃunku neden sizin juzlerinizi jasitlarinizdan daha kotu ɡorsun? o zaman basimi kralla tehlikeje atmis olursunuz.\"\"\" New-Testament-Matthew-027-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan geçenler, başlarını sallayarak Yeşua’ya sövdüler,|oradan ɡet͡ʃenlerʔ baslarini sallajarak jesua’ja sovdulerʔ Old-Testament-Ezekiel-046-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Her sabah onunla birlikte efanın altıda biri, ince unu ıslatmak için bir hin yağın üçte biri olmak üzere ekmek sunusu hazırlayacaksın; sürekli bir kuralla Yahve'ye daimi ekmek sunusudur.|her sabah onunla birlikte efanin altida biriʔ int͡ʃe unu islatmak it͡ʃin bir hin jaɡin ut͡ʃte biri olmak uzere ekmek sunusu hazirlajat͡ʃaksin; surekli bir kuralla jahveʔje daimi ekmek sunusudur. Old-Testament-Genesis-042-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Torbalarını boşaltırken, işte, her adamın para kesesi çuvalındaydı. Kendileri ve babaları, para keselerini görünce korktular.|torbalarini bosaltirkenʔ isteʔ her adamin para kesesi t͡ʃuvalindajdi. kendileri ve babalariʔ para keselerini ɡorunt͡ʃe korktular. Old-Testament-Ezekiel-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen meshedilmiş koruyucu bir Keruv'dun. O zaman seni Tanrı'nın kutsal dağına yerleştirdim. Ateş taşlarının arasında aşağı yukarı yürüdün.|sen meshedilmis korujut͡ʃu bir keruvʔdun. o zaman seni tanriʔnin kutsal daɡina jerlestirdim. ates taslarinin arasinda asaɡi jukari jurudun. New-Testament-Matthew-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Ondan girenler çoktur.|“dar kapidan ɡirin. t͡ʃunku jikima ɡoturen kapi ɡenis ve jol enlidir. ondan ɡirenler t͡ʃoktur. Old-Testament-Genesis-044-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Efendim neden böyle sözler söylüyor? Böyle bir şey yapmak hizmetkârlarından uzak olsun!|onaʔ “efendim neden bojle sozler sojlujor? bojle bir sej japmak hizmetkarlarindan uzak olsun! Old-Testament-Malachi-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Benim yollarımı tutmamanıza ve yasada kişilere hatır gözetmenize göre, ben de sizi bütün halkın önünde aşağılık ve kötü kıldım.\"|\"\"\"benim jollarimi tutmamaniza ve jasada kisilere hatir ɡozetmenize ɡoreʔ ben de sizi butun halkin onunde asaɡilik ve kotu kildim.\" Old-Testament-Proverbs-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembelin canı çeker ve hiçbir şeyi yoktur, ama çalışkanın arzusu tümüyle karşılanır.|tembelin t͡ʃani t͡ʃeker ve hit͡ʃbir seji jokturʔ ama t͡ʃaliskanin arzusu tumujle karsilanir. Old-Testament-Jeremiah-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana bunu bildirdi, ben de bildim. O zaman bana onların yaptıklarını gösterdin.|jahve bana bunu bildirdiʔ ben de bildim. o zaman bana onlarin japtiklarini ɡosterdin. Old-Testament-1-Samuel-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Samuel Saul’la birlikte geri döndü ve Saul Yahve'ye tapındı.|bojlet͡ʃe samuel saul’la birlikte ɡeri dondu ve saul jahveʔje tapindi. Old-Testament-Genesis-040-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü günde, Firavun'un doğum gününde, bütün görevlilerine bir ziyafet verdi. Görevlilerinin ortasında baş sakisiyle başfırıncının başını yükseltti.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡundeʔ firavunʔun doɡum ɡunundeʔ butun ɡorevlilerine bir zijafet verdi. ɡorevlilerinin ortasinda bas sakisijle basfirint͡ʃinin basini jukseltti. New-Testament-John-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların içinde, suyun çalkalanmasını bekleyen hasta, kör, topal ya da felçli çok sayıda insan yatardı.|bunlarin it͡ʃindeʔ sujun t͡ʃalkalanmasini beklejen hastaʔ korʔ topal ja da felt͡ʃli t͡ʃok sajida insan jatardi. New-Testament-James-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer havranıza altın yüzüklü, güzel giysili bir adamla kirli giysili yoksul bir adam girerse,|t͡ʃunku eɡer havraniza altin juzukluʔ ɡuzel ɡijsili bir adamla kirli ɡijsili joksul bir adam ɡirerseʔ New-Testament-Acts-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ana karnından topal olan bir adam her gün oraya getirilir, tapınağın Güzel Kapı denilen kapısına koyarlardı. Tapınağa girenlerden yoksulluk için bağış dilenirdi.|ana karnindan topal olan bir adam her ɡun oraja ɡetirilirʔ tapinaɡin ɡuzel kapi denilen kapisina kojarlardi. tapinaɡa ɡirenlerden joksulluk it͡ʃin baɡis dilenirdi. Old-Testament-Numbers-031-034|und|SPEAKER_00_Turkish|altmış bir bin eşek,|altmis bir bin esekʔ Old-Testament-Genesis-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kain'in intikamı yedi kez alınacaksa, Lamek’in yetmiş yedi kez alınacaktır.”|kainʔin intikami jedi kez alinat͡ʃaksaʔ lamek’in jetmis jedi kez alinat͡ʃaktir.” Old-Testament-Ezekiel-037-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Hizmetkârım David onların üzerinde kral olacak. Hepsinin bir çobanı olacak. Kurallarımda da yürüyecekler, ilkelerimi tutacaklar ve onları yapacaklar.\"|\"\"\"\"\"ʔhizmetkarim david onlarin uzerinde kral olat͡ʃak. hepsinin bir t͡ʃobani olat͡ʃak. kurallarimda da jurujet͡ʃeklerʔ ilkelerimi tutat͡ʃaklar ve onlari japat͡ʃaklar.\" New-Testament-Mark-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onu kalabalığın arasından ayrıca bir yana çıkardı. Parmaklarını adamın kulaklarına soktu, tükürüp diline dokundu.|jesua onu kalabaliɡin arasindan ajrit͡ʃa bir jana t͡ʃikardi. parmaklarini adamin kulaklarina soktuʔ tukurup diline dokundu. Old-Testament-1-Kings-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaybettiğin ordu gibi bir ordu topla, atlar için atlar ve arabalar için arabalar. Onlarla ovada savaşacağız ve kesinlikle onlardan daha güçlü olacağız.” Onların sözünü dinledi ve öyle yaptı.|kajbettiɡin ordu ɡibi bir ordu toplaʔ atlar it͡ʃin atlar ve arabalar it͡ʃin arabalar. onlarla ovada savasat͡ʃaɡiz ve kesinlikle onlardan daha ɡut͡ʃlu olat͡ʃaɡiz.” onlarin sozunu dinledi ve ojle japti. New-Testament-Ephesians-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’yi neyin hoşnut ettiğini fark edin.|efendi’ji nejin hosnut ettiɡini fark edin. Old-Testament-Psalms-039-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni bütün suçlarımdan kurtar. Akılsızların beni ayıplamasına izin verme.|beni butun sut͡ʃlarimdan kurtar. akilsizlarin beni ajiplamasina izin verme. Old-Testament-Psalms-066-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Duamı geri çevirmeyen, sevgi dolu iyiliğini benden esirgemeyen Tanrı'ya övgüler olsun!|duami ɡeri t͡ʃevirmejenʔ sevɡi dolu ijiliɡini benden esirɡemejen tanriʔja ovɡuler olsun! Old-Testament-Exodus-036-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Her perdenin uzunluğu otuz arşın, eni dört arşındı. On bir perdenin ölçüsü birdi.|her perdenin uzunluɡu otuz arsinʔ eni dort arsindi. on bir perdenin olt͡ʃusu birdi. Old-Testament-1-Chronicles-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Şimeah'ın babası olan Miklot da orada yaşadı. Bunlar da aileleriyle birlikte Yeruşalem'de, akrabalarının yanında yaşadılar.|ve simeahʔin babasi olan miklot da orada jasadi. bunlar da ailelerijle birlikte jerusalemʔdeʔ akrabalarinin janinda jasadilar. Old-Testament-2-Kings-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriyeliler çeteler halinde çıkmışlardı ve İsrael diyarından küçük bir kızı tutsak almışlardı. Kız, Naaman'ın karısına hizmet ediyordu.|surijeliler t͡ʃeteler halinde t͡ʃikmislardi ve israel dijarindan kut͡ʃuk bir kizi tutsak almislardi. kizʔ naamanʔin karisina hizmet edijordu. New-Testament-Matthew-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral bunu duyunca öfkelendi. Ordularını gönderip, o katilleri yok etti, kentlerini ateşe verdi.”|kral bunu dujunt͡ʃa ofkelendi. ordularini ɡonderipʔ o katilleri jok ettiʔ kentlerini atese verdi.” Old-Testament-Daniel-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra bu adamlar şalvarları, gömlekleri, sarıkları ve öbür giysileri üzerinde olarak bağlandılar ve yanan kızgın fırının içine atıldılar.|sonra bu adamlar salvarlariʔ ɡomlekleriʔ sariklari ve obur ɡijsileri uzerinde olarak baɡlandilar ve janan kizɡin firinin it͡ʃine atildilar. Old-Testament-Psalms-083-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, susma. Sessiz ve sakin kalma, ey Tanrı.|ej tanriʔ susma. sessiz ve sakin kalmaʔ ej tanri. Old-Testament-Genesis-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Ademoğulları’nın yaptığı kenti ve kuleyi görmek için aşağıya indi.|jahve ademoɡullari’nin japtiɡi kenti ve kuleji ɡormek it͡ʃin asaɡija indi. Old-Testament-Joel-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve halkına yanıt verdi: “İşte, sana buğday, yeni şarap ve yağ göndereceğim, onlarla doyacaksınız; artık sizi uluslar arasında aşağılatmayacağım.|jahve halkina janit verdi “isteʔ sana buɡdajʔ jeni sarap ve jaɡ ɡonderet͡ʃeɡimʔ onlarla dojat͡ʃaksiniz; artik sizi uluslar arasinda asaɡilatmajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-038-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Git ve Hizkiya'ya de ki: 'Baban David'in Tanrısı Yahve şöyle diyor: Duanı işittim. Gözyaşlarını gördüm. İşte, ömrüne on beş yıl katacağım.\"|\"\"\"ɡit ve hizkijaʔja de ki ʔbaban davidʔin tanrisi jahve sojle dijor duani isittim. ɡozjaslarini ɡordum. isteʔ omrune on bes jil katat͡ʃaɡim.\" New-Testament-Acts-002-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus onlara, “Günahlarınızın bağışlanması için Yeşua Mesih’in adıyla her biriniz tövbe edin ve vaftiz olun” dedi. “Böylelikle Kutsal Ruh armağanını alacaksınız.|petrus onlaraʔ “ɡunahlarinizin baɡislanmasi it͡ʃin jesua mesih’in adijla her biriniz tovbe edin ve vaftiz olun” dedi. “bojlelikle kutsal ruh armaɡanini alat͡ʃaksiniz. New-Testament-Philippians-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok kez size söylemiş olduğum gibi, şimdi de gözyaşları içinde söylüyorum. Birçokları Mesih’in çarmıhına düşman olarak yürüyor.|t͡ʃok kez size sojlemis olduɡum ɡibiʔ simdi de ɡozjaslari it͡ʃinde sojlujorum. birt͡ʃoklari mesih’in t͡ʃarmihina dusman olarak jurujor. Old-Testament-2-Chronicles-032-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Hizkiya'nın işlerinin geri kalanı ve iyi işleri, işte, bunlar Amots oğlu Peygamber Yeşaya'nın görümünde, Yahuda ve İsrael krallarının kitabında yazılıdır.|simdi hizkijaʔnin islerinin ɡeri kalani ve iji isleriʔ isteʔ bunlar amots oɡlu pejɡamber jesajaʔnin ɡorumundeʔ jahuda ve israel krallarinin kitabinda jazilidir. Old-Testament-Psalms-073-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, senden uzak olanlar yok olur. Sana sadakatsiz olanların hepsini yok ettin.|t͡ʃunku isteʔ senden uzak olanlar jok olur. sana sadakatsiz olanlarin hepsini jok ettin. New-Testament-Acts-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi ona, “Kalk, Doğru Sokak adındaki sokağa git ve Yahuda’nın evinde Saul adında Tarsuslu birini sor. Çünkü işte, kendisi dua ediyor.|efendi onaʔ “kalkʔ doɡru sokak adindaki sokaɡa ɡit ve jahuda’nin evinde saul adinda tarsuslu birini sor. t͡ʃunku isteʔ kendisi dua edijor. New-Testament-Matthew-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer biri size bir şey derse, ‘Efendi’nin onlara ihtiyacı var hemen geri gönderecek’ diyeceksiniz.”|eɡer biri size bir sej derseʔ ‘efendi’nin onlara ihtijat͡ʃi var hemen ɡeri ɡonderet͡ʃek’ dijet͡ʃeksiniz.” Old-Testament-Proverbs-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Lamuel'in sözleri— annesinin ona öğrettiği vahiy.|kral lamuelʔin sozleri— annesinin ona oɡrettiɡi vahij. Old-Testament-Job-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bayılmaya hazır olana, dostundan şefkât gerek; Yüce Olan'ın korkusunu terk etse bile.|“bajilmaja hazir olanaʔ dostundan sefkat ɡerek; jut͡ʃe olanʔin korkusunu terk etse bile. Old-Testament-Job-038-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben dünyanın temellerini atarken sen neredeydin? Sen de anlayış varsa, bildir.|“ben dunjanin temellerini atarken sen neredejdin? sen de anlajis varsaʔ bildir. Old-Testament-Job-031-025|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer servetim çok olduğu, ve elim çok kazandığı için sevindiysem;|eɡer servetim t͡ʃok olduɡuʔ ve elim t͡ʃok kazandiɡi it͡ʃin sevindijsem; Old-Testament-2-Chronicles-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in bütün ihtiyarları geldi. Levililer sandığı kaldırdılar.|israelʔin butun ihtijarlari ɡeldi. levililer sandiɡi kaldirdilar. New-Testament-Colossians-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kararlılıkla dua etmeyi sürdürün. Şükranla duada uyanık kalın.|kararlilikla dua etmeji surdurun. sukranla duada ujanik kalin. Old-Testament-Numbers-033-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Salmona'dan yola çıkıp Punon'da konakladılar.|salmonaʔdan jola t͡ʃikip punonʔda konakladilar. Old-Testament-Proverbs-029-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hırsızla ortak olan kendi canına düşmandır. Ant içer ama tanıklık etmeye cesaret etmez.|hirsizla ortak olan kendi t͡ʃanina dusmandir. ant it͡ʃer ama taniklik etmeje t͡ʃesaret etmez. Old-Testament-Isaiah-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Yahve'nin geçmiş zamanda Moav hakkında söylediği sözdür.|buʔ jahveʔnin ɡet͡ʃmis zamanda moav hakkinda sojlediɡi sozdur. New-Testament-John-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalıklar arasında O’nun hakkında çok söylenti vardı. Bazıları, “O iyi bir adamdır” diyordu. Bazıları ise, “Öyle değil, ama halkı saptırıyor” diyorlardı.|kalabaliklar arasinda o’nun hakkinda t͡ʃok sojlenti vardi. bazilariʔ “o iji bir adamdir” dijordu. bazilari iseʔ “ojle deɡilʔ ama halki saptirijor” dijorlardi. Old-Testament-Jeremiah-051-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, davanı ben göreceğim, senin için öç alacağım. Onun denizini kurutacağım, ve pınarının suyunu keseceğim.\"|\"bu juzden jahve sojle dijor \"\"isteʔ davani ben ɡoret͡ʃeɡimʔ senin it͡ʃin ot͡ʃ alat͡ʃaɡim. onun denizini kurutat͡ʃaɡimʔ ve pinarinin sujunu keset͡ʃeɡim.\" Old-Testament-1-Chronicles-011-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Karmelli Hetsro, Ezbay oğlu Naarai,|karmelli hetsroʔ ezbaj oɡlu naaraiʔ Old-Testament-Numbers-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Zerah'tan Zerahiler soyu; Şaul'dan Şauliler soyu.|zerahʔtan zerahiler soju; saulʔdan sauliler soju. Old-Testament-Job-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağlamaktan yüzüm kızardı. Derin karanlık göz kapaklarımın üzerindedir,|aɡlamaktan juzum kizardi. derin karanlik ɡoz kapaklarimin uzerindedirʔ Old-Testament-Judges-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ebed oğlu Gaal, \"\"Avimelek ve Şekem kimdir ki, ona hizmet edelim?\"\" dedi. \"\"Yerubbaal'ın oğlu değil mi o? Zevul onun görevlisi değil mi? Şekem'in babası Hamor'un adamlarına hizmet edin, ama biz neden ona hizmet edelim?\"|\"ebed oɡlu ɡaalʔ \"\"avimelek ve sekem kimdir kiʔ ona hizmet edelim?\"\" dedi. \"\"jerubbaalʔin oɡlu deɡil mi o? zevul onun ɡorevlisi deɡil mi? sekemʔin babasi hamorʔun adamlarina hizmet edinʔ ama biz neden ona hizmet edelim?\" Old-Testament-1-Chronicles-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onuncusu Yeremya ve on birincisi Makvannay'dı.|onunt͡ʃusu jeremja ve on birint͡ʃisi makvannajʔdi. Old-Testament-Jeremiah-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı Nebukadnetsar, Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yekonya'yı ve Yahuda ve Yeruşalem'in bütün soylularını Yeruşalem'den Babil'e sürgün ettiğinde almamış olduğu,|babil krali nebukadnetsarʔ jahuda krali jehojakim oɡlu jekonjaʔji ve jahuda ve jerusalemʔin butun sojlularini jerusalemʔden babilʔe surɡun ettiɡinde almamis olduɡuʔ Old-Testament-Joshua-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Afek'e, Amorlular'ın sınırına kadar bütün Kenan ülkesi ve Saydalılar'ın Meara'sı;|afekʔeʔ amorlularʔin sinirina kadar butun kenan ulkesi ve sajdalilarʔin mearaʔsi; Old-Testament-1-Samuel-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıncılar Filistliler'in ordugâhından üç bölük halinde çıktılar; bir bölük Ofra'ya, Şual ülkesine giden yola saptı;|akint͡ʃilar filistlilerʔin orduɡahindan ut͡ʃ boluk halinde t͡ʃiktilar; bir boluk ofraʔjaʔ sual ulkesine ɡiden jola sapti; Old-Testament-Psalms-104-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayı mevsimler için belirledi. Güneş batacağı zamanı bilir.|aji mevsimler it͡ʃin belirledi. ɡunes batat͡ʃaɡi zamani bilir. New-Testament-Mark-006-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Karşıya geçtiklerinde Ginnesar’da karaya çıkıp kıyıya demirlediler.|karsija ɡet͡ʃtiklerinde ɡinnesar’da karaja t͡ʃikip kijija demirlediler. Old-Testament-2-Chronicles-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bana Lübnan'dan sedir ağaçları, selvi ağaçları ve algum ağaçları da gönder; çünkü senin hizmetkârlarının Lübnan'da kereste kesmeyi bildiklerini biliyorum. İşte, benim hizmetkârlarım hizmetkârlarınla birlikte olacaklar,|“bana lubnanʔdan sedir aɡat͡ʃlariʔ selvi aɡat͡ʃlari ve alɡum aɡat͡ʃlari da ɡonder; t͡ʃunku senin hizmetkarlarinin lubnanʔda kereste kesmeji bildiklerini bilijorum. isteʔ benim hizmetkarlarim hizmetkarlarinla birlikte olat͡ʃaklarʔ Old-Testament-Habakkuk-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana yanıt verdi: “Görümü yaz ve levhalara açıkça yaz da, koşan onu okusun.|jahve bana janit verdi “ɡorumu jaz ve levhalara at͡ʃikt͡ʃa jaz daʔ kosan onu okusun. Old-Testament-Ecclesiastes-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıllının akılsızdan ne üstünlüğü vardır? Yaşayanların önünde yürümeyi bilen yoksula ne var?|akillinin akilsizdan ne ustunluɡu vardir? jasajanlarin onunde jurumeji bilen joksula ne var? Old-Testament-Psalms-104-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstünden geçmesinler diye bir sınır çektin, ta ki, yeryüzünü kaplamak için bir daha dönmesinler.|ustunden ɡet͡ʃmesinler dije bir sinir t͡ʃektinʔ ta kiʔ jerjuzunu kaplamak it͡ʃin bir daha donmesinler. New-Testament-Ephesians-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Her zaman, her şey için Efendimiz Yeşua Mesih’in adıyla Tanrı’ya, Baba’ya şükredin.|her zamanʔ her sej it͡ʃin efendimiz jesua mesih’in adijla tanri’jaʔ baba’ja sukredin. New-Testament-Acts-016-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelip onlara yalvardılar. Onları dışarı çıkardıktan sonra kentten ayrılmalarını istediler.|ɡelip onlara jalvardilar. onlari disari t͡ʃikardiktan sonra kentten ajrilmalarini istediler. Old-Testament-1-Samuel-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviyatar, David'e Saul'un Yahve'nin kâhinlerini öldürdüğünü söyledi.|avijatarʔ davidʔe saulʔun jahveʔnin kahinlerini oldurduɡunu sojledi. New-Testament-Matthew-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğütleşip yabancıları içine gömmek üzere bunlarla Çömlekçi Tarlası’nı satın aldılar.|oɡutlesip jabant͡ʃilari it͡ʃine ɡommek uzere bunlarla t͡ʃomlekt͡ʃi tarlasi’ni satin aldilar. New-Testament-John-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle karşılık verdi: “‘Siz ilâhlarsınız dedim’ diye yasanızda yazılı değil mi?|jesua onlara sojle karsilik verdi “‘siz ilahlarsiniz dedim’ dije jasanizda jazili deɡil mi? Old-Testament-Psalms-073-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Alay ederler ve kötü niyetle konuşurlar. Kibirle, baskıyla tehdit ederler.|alaj ederler ve kotu nijetle konusurlar. kibirleʔ baskijla tehdit ederler. Old-Testament-2-Kings-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael kralı, Yahuda Kralı ve Edom Kralı'yla birlikte yola çıktı ve yedi gün dolambaçlı bir yol boyunca yürüdüler. Ordu ve onları takip eden hayvanlar için su yoktu.|bojlet͡ʃe israel kraliʔ jahuda krali ve edom kraliʔjla birlikte jola t͡ʃikti ve jedi ɡun dolambat͡ʃli bir jol bojunt͡ʃa juruduler. ordu ve onlari takip eden hajvanlar it͡ʃin su joktu. New-Testament-1-Peter-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Tanrı’nın güçlü eli altında kendinizi alçaltın ki, zamanı geldiğinde sizi yüceltsin.|bu nedenleʔ tanri’nin ɡut͡ʃlu eli altinda kendinizi alt͡ʃaltin kiʔ zamani ɡeldiɡinde sizi jut͡ʃeltsin. Old-Testament-Ezekiel-032-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Meşek, Tuval ve onların bütün kalabalıkları orada. Mezarları onların çevresinde, hepsi sünnetsiz, kılıçla öldürülmüşler; çünkü yaşayanlar diyarında dehşet saçtılar.|“mesekʔ tuval ve onlarin butun kalabaliklari orada. mezarlari onlarin t͡ʃevresindeʔ hepsi sunnetsizʔ kilit͡ʃla oldurulmusler; t͡ʃunku jasajanlar dijarinda dehset sat͡ʃtilar. New-Testament-John-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı Kayafa’nın yanından alıp vali konağına götürdüler. Sabah erkendi, Yahudi yetkililer dinsel açıdan kendilerini kirletmemek ve Pesah yemeğini yiyebilmek için vali konağına girmediler.|jesua’ji kajafa’nin janindan alip vali konaɡina ɡoturduler. sabah erkendiʔ jahudi jetkililer dinsel at͡ʃidan kendilerini kirletmemek ve pesah jemeɡini jijebilmek it͡ʃin vali konaɡina ɡirmediler. New-Testament-Galatians-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü miras eğer Yasa’dan ise, artık vaatten değildir. Ama Tanrı onu vaatle Avraham’a vermiştir.|t͡ʃunku miras eɡer jasa’dan iseʔ artik vaatten deɡildir. ama tanri onu vaatle avraham’a vermistir. Old-Testament-2-Samuel-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David'in dostu Arklı Huşay Avşalom'a gelince, Huşay Avşalom'a, \"\"Yaşasın kral! Yaşasın kral!\"\" dedi.\"|\"davidʔin dostu arkli husaj avsalomʔa ɡelint͡ʃeʔ husaj avsalomʔaʔ \"\"jasasin kral! jasasin kral!\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Amfipolis ve Apollonya’dan geçip Selanik’e vardılar. Orada Yahudiler’in bir havrası vardı.|amfipolis ve apollonja’dan ɡet͡ʃip selanik’e vardilar. orada jahudiler’in bir havrasi vardi. Old-Testament-Leviticus-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Boğayı Buluşma Çadırı'nın kapısına, Yahve'nin önüne getirecek; elini boğanın başına koyacak ve boğayı Yahve'nin önünde kesecek.|boɡaji bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinaʔ jahveʔnin onune ɡetiret͡ʃek; elini boɡanin basina kojat͡ʃak ve boɡaji jahveʔnin onunde keset͡ʃek. Old-Testament-Zephaniah-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kibirlerinin karşılığı bu olacak, çünkü hakaret edip Ordular Yahvesi'nin halkına karşı kendilerini yücelttiler.|kibirlerinin karsiliɡi bu olat͡ʃakʔ t͡ʃunku hakaret edip ordular jahvesiʔnin halkina karsi kendilerini jut͡ʃelttiler. Old-Testament-Genesis-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sodom ve Gomora'ya ve bütün ovaya baktı ve yerden dumanın ocak dumanı gibi yükseldiğini gördü.|sodom ve ɡomoraʔja ve butun ovaja bakti ve jerden dumanin ot͡ʃak dumani ɡibi jukseldiɡini ɡordu. Old-Testament-Joshua-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle, 'Şimdi yakmalık sunu ya da kurban için değil, kendimize bir sunak yapmaya hazırlanalım' dedik,|“bu nedenleʔ ʔsimdi jakmalik sunu ja da kurban it͡ʃin deɡilʔ kendimize bir sunak japmaja hazirlanalimʔ dedikʔ New-Testament-Romans-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’te beğenilmiş olan Apellis’e selam söyleyin. Aristobulus’un ev halkından olanlara selam söyleyin.|mesih’te beɡenilmis olan apellis’e selam sojlejin. aristobulus’un ev halkindan olanlara selam sojlejin. Old-Testament-1-Chronicles-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, kulaklarımızla duyduğumuz her şeye göre senin gibisi yoktur, senden başka Tanrı da yoktur.|ej jahveʔ kulaklarimizla dujduɡumuz her seje ɡore senin ɡibisi jokturʔ senden baska tanri da joktur. New-Testament-Mark-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun öğretisine şaştılar. Çünkü onlara yazıcılar gibi değil, yetki sahibi biri gibi öğretiyordu.|o’nun oɡretisine sastilar. t͡ʃunku onlara jazit͡ʃilar ɡibi deɡilʔ jetki sahibi biri ɡibi oɡretijordu. New-Testament-Matthew-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, Yeşua’nın kendilerine ekmek mayasından değil, ama Ferisiler’in ve Sadukiler’in öğretisinden sakının dediğini anladılar.|o zamanʔ jesua’nin kendilerine ekmek majasindan deɡilʔ ama ferisiler’in ve sadukiler’in oɡretisinden sakinin dediɡini anladilar. Old-Testament-Deuteronomy-033-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Tanrı adamı Moşe'nin ölümünden önce İsrael'in çocuklarına söylediği kutsama sözleridir.|buʔ tanri adami moseʔnin olumunden ont͡ʃe israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojlediɡi kutsama sozleridir. New-Testament-2-Corinthians-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın vaatlerinin hepsi, O’nda “Evet” dir. Bu yüzden Tanrı'nın yüceliği için O’nun aracılığıyla da tamamen bize “Amin” dir.|t͡ʃunku tanri’nin vaatlerinin hepsiʔ o’nda “evet” dir. bu juzden tanriʔnin jut͡ʃeliɡi it͡ʃin o’nun arat͡ʃiliɡijla da tamamen bize “amin” dir. Old-Testament-Jeremiah-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin sözü bana ikinci kez geldi ve şöyle dedi: \"\"Ne görüyorsun?\"\" Ben, \"\"Kaynayan bir kazan görüyorum; kuzeyden akıp gidiyor\"\" dedim.\"|\"jahveʔnin sozu bana ikint͡ʃi kez ɡeldi ve sojle dedi \"\"ne ɡorujorsun?\"\" benʔ \"\"kajnajan bir kazan ɡorujorum; kuzejden akip ɡidijor\"\" dedim.\" Old-Testament-Proverbs-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dudaklarının meyvesiyle insan iyi şeylerden zevk alır, ama sadakatsizler zorbalığa can atar.|dudaklarinin mejvesijle insan iji sejlerden zevk alirʔ ama sadakatsizler zorbaliɡa t͡ʃan atar. Old-Testament-Psalms-140-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye, “Sen benim Tanrım’sın” dedim. Dileklerimin feryadını dinle, ey Yahve.|jahve’jeʔ “sen benim tanrim’sin” dedim. dileklerimin ferjadini dinleʔ ej jahve. Old-Testament-Joel-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve halkım için kura çektiler, ve fahişeye ücreti için erkek çocuğu verdiler, ve içebilsinler diye şarap karşılığında bir kız sattılar.\"\"\"|\"ve halkim it͡ʃin kura t͡ʃektilerʔ ve fahiseje ut͡ʃreti it͡ʃin erkek t͡ʃot͡ʃuɡu verdilerʔ ve it͡ʃebilsinler dije sarap karsiliɡinda bir kiz sattilar.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-034-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ok yılanı orada yuvasını yapacak, yumurtlayacak, yavrularını çıkaracak ve kendi gölgesinde toplayacak. Evet çaylaklar orada, her biri kendi eşiyle toplanacaklar.|ok jilani orada juvasini japat͡ʃakʔ jumurtlajat͡ʃakʔ javrularini t͡ʃikarat͡ʃak ve kendi ɡolɡesinde toplajat͡ʃak. evet t͡ʃajlaklar oradaʔ her biri kendi esijle toplanat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Chronicles-006-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer halkın, onları gönderdiğin bir yoldan düşmanlarına karşı savaşa çıkarsa, ve sana, seçtiğin bu kente ve adına yaptırdığım eve doğru dua ederlerse;|“eɡer halkinʔ onlari ɡonderdiɡin bir joldan dusmanlarina karsi savasa t͡ʃikarsaʔ ve sanaʔ set͡ʃtiɡin bu kente ve adina japtirdiɡim eve doɡru dua ederlerse; Old-Testament-2-Samuel-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral ona, \"\"Neyin var?\"\" diye sordu. Kadın, \"\"Gerçekten dul bir kadınım, kocam da öldü\"\" diye yanıt verdi.\"|\"kral onaʔ \"\"nejin var?\"\" dije sordu. kadinʔ \"\"ɡert͡ʃekten dul bir kadinimʔ kot͡ʃam da oldu\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-Ezra-002-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzza'nın çocukları, Paseah'ın çocukları, Besay'ın çocukları,|uzzaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ paseahʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ besajʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-2-Kings-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenin bütün halkı Baal’ın evine gidip onu yıktılar. Sunaklarını ve suretlerini tamamen parçaladılar ve Baal’ın kâhini Mattan’ı sunakların önünde öldürdüler. Kâhin, Yahve'nin evinin başına görevliler atadı.|ulkenin butun halki baal’in evine ɡidip onu jiktilar. sunaklarini ve suretlerini tamamen part͡ʃaladilar ve baal’in kahini mattan’i sunaklarin onunde oldurduler. kahinʔ jahveʔnin evinin basina ɡorevliler atadi. New-Testament-1-Corinthians-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama iman etmeyen kişi ayrılırsa ayrılsın. Erkek ya da kız kardeş böyle durumlarda özgürdür. Tanrı bizi barış içine çağırdı.|ama iman etmejen kisi ajrilirsa ajrilsin. erkek ja da kiz kardes bojle durumlarda ozɡurdur. tanri bizi baris it͡ʃine t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Deuteronomy-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Altı gün çalışacaksın ve bütün işini yapacaksın;|alti ɡun t͡ʃalisat͡ʃaksin ve butun isini japat͡ʃaksin; New-Testament-Acts-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendine gelen Petrus, “Efendi’nin bana meleğini gönderip Hirodes’in elinden ve Yahudi halkının uğramamı beklediği her şeyden beni kurtardığını şimdi gerçekten anlıyorum” dedi.|kendine ɡelen petrusʔ “efendi’nin bana meleɡini ɡonderip hirodes’in elinden ve jahudi halkinin uɡramami beklediɡi her sejden beni kurtardiɡini simdi ɡert͡ʃekten anlijorum” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İster kardeşlerinden biri olsun, ister ülkende kapılarının içinde olan yabancılardan biri olsun, yoksul ve muhtaç bir ücretli hizmetçiye baskı yapmayacaksın.|ister kardeslerinden biri olsunʔ ister ulkende kapilarinin it͡ʃinde olan jabant͡ʃilardan biri olsunʔ joksul ve muhtat͡ʃ bir ut͡ʃretli hizmett͡ʃije baski japmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Proverbs-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onları bulanlar için yaşam, bütün bedenleri için sağlıktır.|t͡ʃunku onlari bulanlar it͡ʃin jasamʔ butun bedenleri it͡ʃin saɡliktir. Old-Testament-Job-031-026|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer ışıldarken güneşe, ya da ihtişamla hareket ederken aya bakıp da,|eɡer isildarken ɡuneseʔ ja da ihtisamla hareket ederken aja bakip daʔ Old-Testament-Lamentations-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Yahve adildir, çünkü buyruğuna karşı isyan ettim. Lütfen, ey bütün halklar, dinleyin ve üzüntümü görün. El değmemiş kızlarım ve gençlerim sürgüne gittiler.\"\"\"|\"“jahve adildirʔ t͡ʃunku bujruɡuna karsi isjan ettim. lutfenʔ ej butun halklarʔ dinlejin ve uzuntumu ɡorun. el deɡmemis kizlarim ve ɡent͡ʃlerim surɡune ɡittiler.\"\"\" Old-Testament-Psalms-078-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yürekleri O’nunla doğru değildi, ne de O’nun antlaşmasına sadıklardı.|t͡ʃunku jurekleri o’nunla doɡru deɡildiʔ ne de o’nun antlasmasina sadiklardi. New-Testament-1-Thessalonians-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü uyuyanlar gece uyur, sarhoş olanlar da gece sarhoş olur.|t͡ʃunku ujujanlar ɡet͡ʃe ujurʔ sarhos olanlar da ɡet͡ʃe sarhos olur. Old-Testament-Numbers-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin ülkeyi araştırmak üzere gönderdiği adamların adları bunlardır. Moşe, Nun oğlu Hoşea'ya Yeşu adını verdi.|moseʔnin ulkeji arastirmak uzere ɡonderdiɡi adamlarin adlari bunlardir. moseʔ nun oɡlu hoseaʔja jesu adini verdi. Old-Testament-1-Kings-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Omri'nin yaptığı işlerin geri kalanı ve gösterdiği kudreti, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil midir?|omriʔnin japtiɡi islerin ɡeri kalani ve ɡosterdiɡi kudretiʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil midir? Old-Testament-Genesis-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram yüzüstü kapandı. Tanrı onunla konuşup şöyle dedi:|avram juzustu kapandi. tanri onunla konusup sojle dedi Old-Testament-Genesis-046-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael sahip olduğu her şeyle birlikte göç ederek Beer-Şeva'ya geldi. Babası İshak'ın Tanrısı'na kurbanlar sundu.|israel sahip olduɡu her sejle birlikte ɡot͡ʃ ederek beer-sevaʔja ɡeldi. babasi ishakʔin tanrisiʔna kurbanlar sundu. New-Testament-Matthew-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi.|jesua kalabaliklari ɡorunt͡ʃe daɡa t͡ʃikti. oturunt͡ʃa oɡrent͡ʃileri janina ɡeldi. Old-Testament-Ecclesiastes-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerin görmesi, arzunun gezinmesinden daha iyidir. Bu da boştur ve rüzgârı kovalamaktır.|ɡozlerin ɡormesiʔ arzunun ɡezinmesinden daha ijidir. bu da bostur ve ruzɡari kovalamaktir. Old-Testament-2-Kings-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı adamının hizmetkârı erkenden kalkıp dışarı çıktığında, işte, atlı ve arabalı bir ordu kentin etrafını sarmıştı. Hizmetkârı ona, “Eyvah efendim! Ne yapacağız?” dedi.|tanri adaminin hizmetkari erkenden kalkip disari t͡ʃiktiɡindaʔ isteʔ atli ve arabali bir ordu kentin etrafini sarmisti. hizmetkari onaʔ “ejvah efendim! ne japat͡ʃaɡiz?” dedi. New-Testament-Acts-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, Efendi’nin adını çağıran herkes kurtulacak.’”|o zamanʔ efendi’nin adini t͡ʃaɡiran herkes kurtulat͡ʃak.’” Old-Testament-Deuteronomy-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen burada, yanımda dur. Ben de onlara öğreteceğin bütün buyrukları, kuralları ve ilkeleri sana söyleyeceğim, ta ki mülk edinmek için kendilerine vermekte olduğum ülkede onları yapsınlar.”|ama sen buradaʔ janimda dur. ben de onlara oɡretet͡ʃeɡin butun bujruklariʔ kurallari ve ilkeleri sana sojlejet͡ʃeɡimʔ ta ki mulk edinmek it͡ʃin kendilerine vermekte olduɡum ulkede onlari japsinlar.” Old-Testament-Judges-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, onları yağmalayanların elinden kurtaran hâkimler çıkardı.|jahveʔ onlari jaɡmalajanlarin elinden kurtaran hakimler t͡ʃikardi. Old-Testament-Deuteronomy-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara şöyle dedi: \"\"Bugün yüz yirmi yaşındayım. Artık dışarı çıkıp içeri giremiyorum. Yahve bana, 'Bu Yarden'den geçmeyeceksin' dedi.\"|\"onlara sojle dedi \"\"buɡun juz jirmi jasindajim. artik disari t͡ʃikip it͡ʃeri ɡiremijorum. jahve banaʔ ʔbu jardenʔden ɡet͡ʃmejet͡ʃeksinʔ dedi.\" Old-Testament-Job-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Altınla elde edilemez, ve gümüş ona bedel olarak tartılamaz.|altinla elde edilemezʔ ve ɡumus ona bedel olarak tartilamaz. Old-Testament-Hosea-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Aram ülkesine kaçtı. İsrael bir karı edinmek için hizmet etti. Bir karı için sürüleri ve sığırları güttü.|jakov aram ulkesine kat͡ʃti. israel bir kari edinmek it͡ʃin hizmet etti. bir kari it͡ʃin suruleri ve siɡirlari ɡuttu. Old-Testament-Psalms-037-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacaklar, taşkın esenlikten tad alacaklar.|ama alt͡ʃakɡonulluler ulkeji miras alat͡ʃaklarʔ taskin esenlikten tad alat͡ʃaklar. Old-Testament-Joshua-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla birlikte Ruvenliler ile Gadlılar, Yahve'nin hizmetkârı Moşe'nin onlara vermiş olduğu gibi, Yarden'in doğusunda Moşe'nin kendilerine verdiği miraslarını aldılar;|onunla birlikte ruvenliler ile ɡadlilarʔ jahveʔnin hizmetkari moseʔnin onlara vermis olduɡu ɡibiʔ jardenʔin doɡusunda moseʔnin kendilerine verdiɡi miraslarini aldilar; Old-Testament-Leviticus-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kâhine getirecek ve kâhin anma payı olarak ondan bir avuç alacak ve onu Yahve'ye ateşle yapılan sunuların üzerine sunakta yakacak. Bu bir günah sunusudur.|onu kahine ɡetiret͡ʃek ve kahin anma paji olarak ondan bir avut͡ʃ alat͡ʃak ve onu jahveʔje atesle japilan sunularin uzerine sunakta jakat͡ʃak. bu bir ɡunah sunusudur. Old-Testament-2-Kings-004-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Birisi ot toplamak için kıra çıktı ve yaban asması buldu ve ondan bir kucak dolusu yaban kabağı topladı ve gelip onları çorba tenceresine doğradı; çünkü onları tanımadılar.|birisi ot toplamak it͡ʃin kira t͡ʃikti ve jaban asmasi buldu ve ondan bir kut͡ʃak dolusu jaban kabaɡi topladi ve ɡelip onlari t͡ʃorba tent͡ʃeresine doɡradi; t͡ʃunku onlari tanimadilar. New-Testament-Luke-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benden yana olmayan bana karşıdır. Benimle toplamayan dağıtır.|“benden jana olmajan bana karsidir. benimle toplamajan daɡitir. New-Testament-Galatians-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, sürtüşme, ayrılıklar, aykırı düşünceler,|putperestlikʔ bujut͡ʃulukʔ dusmanlikʔ t͡ʃekismeʔ kiskant͡ʃlikʔ ofkeʔ surtusmeʔ ajriliklarʔ ajkiri dusunt͡ʃelerʔ Old-Testament-2-Chronicles-035-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama ona elçiler gönderip, \"\"Ey Yahuda Kralı, seninle benim ne işim var? Bugün sana karşı değil, savaştığım eve karşı geliyorum. Tanrı bana acele etmemi buyurdu. Dikkat et, benimle olan Tanrı seni yok etmesin.\"\"\"|\"ama ona elt͡ʃiler ɡonderipʔ \"\"ej jahuda kraliʔ seninle benim ne isim var? buɡun sana karsi deɡilʔ savastiɡim eve karsi ɡelijorum. tanri bana at͡ʃele etmemi bujurdu. dikkat etʔ benimle olan tanri seni jok etmesin.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-004-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve aynı kentlerin çevresindeki Baal'a kadar bütün köyler onlarındı. Yerleşim yerleri bunlardı ve soy kütüklerini tuttular.|ve ajni kentlerin t͡ʃevresindeki baalʔa kadar butun kojler onlarindi. jerlesim jerleri bunlardi ve soj kutuklerini tuttular. Old-Testament-Psalms-105-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlık gönderip ortalığı kararttı. Sözlerine karşı gelmediler.|karanlik ɡonderip ortaliɡi karartti. sozlerine karsi ɡelmediler. Old-Testament-1-Chronicles-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yeroham'ın oğlu İvneya, ve Mikrinin oğlu, Uzzi oğlu Ela, ve İbniya'nın oğlu, Reuelin oğlu, Şefatya oğlu Meşullam;|ve jerohamʔin oɡlu ivnejaʔ ve mikrinin oɡluʔ uzzi oɡlu elaʔ ve ibnijaʔnin oɡluʔ reuelin oɡluʔ sefatja oɡlu mesullam; Old-Testament-2-Kings-004-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden içeri girdi, kapıyı ikisinin üzerine kapattı ve Yahve'ye dua etti.|bu juzden it͡ʃeri ɡirdiʔ kapiji ikisinin uzerine kapatti ve jahveʔje dua etti. New-Testament-Matthew-024-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi, incir ağacıyla ilgili şu benzetmeyi öğrenin! Dalları yumuşayıp yaprak verdiğinde, yazın yakın olduğunu bilirsiniz.|“simdiʔ int͡ʃir aɡat͡ʃijla ilɡili su benzetmeji oɡrenin! dallari jumusajip japrak verdiɡindeʔ jazin jakin olduɡunu bilirsiniz. New-Testament-Matthew-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların düşüncelerini bilen Yeşua şöyle dedi, “Neden yüreğinizde kötülük düşünüyorsunuz?|onlarin dusunt͡ʃelerini bilen jesua sojle dediʔ “neden jureɡinizde kotuluk dusunujorsunuz? Old-Testament-Judges-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün halk erkenden kalktı, orada bir sunak yaptı, yakmalık sunularla esenlik sunuları sundu.|ertesi ɡun halk erkenden kalktiʔ orada bir sunak japtiʔ jakmalik sunularla esenlik sunulari sundu. New-Testament-2-Corinthians-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler için tanrısal bir kıskançlık duyuyorum. Çünkü sizleri pak el değmemiş kız gibi tek kocaya, Mesih’e sunmak üzere nişanladım.|sizler it͡ʃin tanrisal bir kiskant͡ʃlik dujujorum. t͡ʃunku sizleri pak el deɡmemis kiz ɡibi tek kot͡ʃajaʔ mesih’e sunmak uzere nisanladim. Old-Testament-Numbers-031-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin koyunlardan aldığı vergi altı yüz yetmiş beşti.|jahveʔnin kojunlardan aldiɡi verɡi alti juz jetmis besti. Old-Testament-Isaiah-043-017|und|SPEAKER_00_Turkish|savaş arabasını ve atı, orduyu ve yiğidi ortaya çıkaran (onlar birlikte yatıyorlar, kalkmayacaklar; onlar söndüler, fitil gibi söndüler) Yahve şöyle diyor:|savas arabasini ve atiʔ orduju ve jiɡidi ortaja t͡ʃikaran (onlar birlikte jatijorlarʔ kalkmajat͡ʃaklar; onlar sondulerʔ fitil ɡibi sonduler) jahve sojle dijor New-Testament-Acts-013-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımıza verilen vaadi size müjdeliyoruz.|atalarimiza verilen vaadi size muʒdelijoruz. Old-Testament-Proverbs-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok insan sevgisinin güvenilir olduğunu iddia eder, ama sadık birini kim bulabilir?|birt͡ʃok insan sevɡisinin ɡuvenilir olduɡunu iddia ederʔ ama sadik birini kim bulabilir? Old-Testament-Joshua-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu halka şöyle dedi: “Kendinizi kutsayın; çünkü yarın Yahve aranızda harikalar yapacaktır.”|jesu halka sojle dedi “kendinizi kutsajin; t͡ʃunku jarin jahve aranizda harikalar japat͡ʃaktir.” Old-Testament-Psalms-086-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, yolunu bana öğret. Senin gerçeğinde yürüyeyim. Adından korkmak için yüreğimi tam kıl.|ej jahveʔ jolunu bana oɡret. senin ɡert͡ʃeɡinde jurujejim. adindan korkmak it͡ʃin jureɡimi tam kil. Old-Testament-Psalms-145-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin krallığın sonsuz bir krallıktır. Hakimiyetin tüm kuşaklar boyunca sürer. Yahve bütün sözlerinde sadıktır, tüm işlerinde sevgi doludur.|senin kralliɡin sonsuz bir kralliktir. hakimijetin tum kusaklar bojunt͡ʃa surer. jahve butun sozlerinde sadiktirʔ tum islerinde sevɡi doludur. Old-Testament-Job-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bense biliyorum ki, Kurtarıcım diridir. Sonunda yerin üzerinde dikilecektir.|ama bense bilijorum kiʔ kurtarit͡ʃim diridir. sonunda jerin uzerinde dikilet͡ʃektir. New-Testament-Matthew-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Hirodes bunu duyunca kendisi de bütün Yeruşalem halkı da rahatsız oldu.|kral hirodes bunu dujunt͡ʃa kendisi de butun jerusalem halki da rahatsiz oldu. Old-Testament-2-Chronicles-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman onları kendilerine verdiğim ülkeden kökünden söküp atacağım; ve adım için kutsal kıldığım bu evi önümden atacağım ve onu bütün halklar arasında bir özdeyiş ve eğlence edeceğim.|o zaman onlari kendilerine verdiɡim ulkeden kokunden sokup atat͡ʃaɡim; ve adim it͡ʃin kutsal kildiɡim bu evi onumden atat͡ʃaɡim ve onu butun halklar arasinda bir ozdejis ve eɡlent͡ʃe edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Genesis-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Henüz yerin toprağında yabanıl bir bitki, bir ot bile yoktu. Çünkü Yahve Tanrı yeryüzüne henüz yağmur yağdırmamıştı. Toprağı işleyecek adam da yoktu.|henuz jerin topraɡinda jabanil bir bitkiʔ bir ot bile joktu. t͡ʃunku jahve tanri jerjuzune henuz jaɡmur jaɡdirmamisti. topraɡi islejet͡ʃek adam da joktu. Old-Testament-Ezekiel-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ya da o ülkenin üzerine kılıç getirip, ‘Kılıç, ülkenin içinden geç, öyle ki ondan insanı ve hayvanı da kesip atayım’ desem,|“ja da o ulkenin uzerine kilit͡ʃ ɡetiripʔ ‘kilit͡ʃʔ ulkenin it͡ʃinden ɡet͡ʃʔ ojle ki ondan insani ve hajvani da kesip atajim’ desemʔ Old-Testament-1-Kings-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav, İzebel'e Eliya'nın yaptığı her şeyi ve bütün peygamberleri kılıçla nasıl öldürdüğünü anlattı.|ahavʔ izebelʔe elijaʔnin japtiɡi her seji ve butun pejɡamberleri kilit͡ʃla nasil oldurduɡunu anlatti. Old-Testament-Amos-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün öyle olacak ki\"\" diyor Efendi Yahve, \"\"Öğleyin güneşi batıracağım, ve güpegündüz yeryüzünü karartacağım.\"|\"o ɡun ojle olat͡ʃak ki\"\" dijor efendi jahveʔ \"\"oɡlejin ɡunesi batirat͡ʃaɡimʔ ve ɡupeɡunduz jerjuzunu karartat͡ʃaɡim.\" New-Testament-Acts-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|David O’nun hakkında şöyle der: ‘Efendi’yi her zaman önümde gördüm, sağımda durduğu için sarsılmam.|david o’nun hakkinda sojle der ‘efendi’ji her zaman onumde ɡordumʔ saɡimda durduɡu it͡ʃin sarsilmam. New-Testament-Matthew-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ardından Yeşua şöyle dedi: “Baba, göğün ve yerin Efendisi! Bunları bilge ve akıllı kişilerden saklayıp küçük çocuklara açtığın için sana şükrediyorum.|ardindan jesua sojle dedi “babaʔ ɡoɡun ve jerin efendisi! bunlari bilɡe ve akilli kisilerden saklajip kut͡ʃuk t͡ʃot͡ʃuklara at͡ʃtiɡin it͡ʃin sana sukredijorum. Old-Testament-Leviticus-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir kimse kirli bir şeye, insanın kirliliğine, kirli bir hayvana ya da kirli iğrenç bir şeye dokunursa ve Yahve'ye ait olan esenlik kurbanının etinden yerse, o can halkından atılacaktır.'\"\"\"|\"bir kimse kirli bir sejeʔ insanin kirliliɡineʔ kirli bir hajvana ja da kirli iɡrent͡ʃ bir seje dokunursa ve jahveʔje ait olan esenlik kurbaninin etinden jerseʔ o t͡ʃan halkindan atilat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" New-Testament-Mark-013-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizlere söylediklerimi herkese söylüyorum; uyanık kalın!”|sizlere sojlediklerimi herkese sojlujorum; ujanik kalin!” Old-Testament-Genesis-034-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'un oğulları Şekem'le babası Hamor'a hileli bir yanıt verdiler, çünkü kız kardeşleri Dina'yı kirletmişti.|jakovʔun oɡullari sekemʔle babasi hamorʔa hileli bir janit verdilerʔ t͡ʃunku kiz kardesleri dinaʔji kirletmisti. New-Testament-John-007-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Ferisiler onlara, “Siz de mi yoldan saptınız?|bunun uzerine ferisiler onlaraʔ “siz de mi joldan saptiniz? Old-Testament-2-Kings-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Uşağı Gehazi’ye, “Şunemli'yi çağır” dedi. Kadını çağırdığında kadın onun önünde durdu.|usaɡi ɡehazi’jeʔ “sunemliʔji t͡ʃaɡir” dedi. kadini t͡ʃaɡirdiɡinda kadin onun onunde durdu. New-Testament-Colossians-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeter ki, duyduğunuz Müjde’nin umudundan ayrılmadan, imanda temellenmiş ve sarsılmaz olarak devam edin. Ben Pavlus, göklerin altında bütün yaratılışa ilan edilen bu Müjde’nin hizmetkârı kılındım.|jeter kiʔ dujduɡunuz muʒde’nin umudundan ajrilmadanʔ imanda temellenmis ve sarsilmaz olarak devam edin. ben pavlusʔ ɡoklerin altinda butun jaratilisa ilan edilen bu muʒde’nin hizmetkari kilindim. Old-Testament-Genesis-046-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Goşen diyarında oturabilesiniz diye, ‘Gençliğimizden beri biz hizmetkârların, atalarımız gibi hayvancılıkla uğraşırız’ diyeceksiniz. Çünkü Mısırlılar için her çoban iğrençtir.”|ɡosen dijarinda oturabilesiniz dijeʔ ‘ɡent͡ʃliɡimizden beri biz hizmetkarlarinʔ atalarimiz ɡibi hajvant͡ʃilikla uɡrasiriz’ dijet͡ʃeksiniz. t͡ʃunku misirlilar it͡ʃin her t͡ʃoban iɡrent͡ʃtir.” Old-Testament-Isaiah-043-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sizler benim tanıklarımsınız\"\" diyor Yahve, \"\"Seçmiş olduğum hizmetkârımla birlikte; ta ki beni tanıyıp da inanasınız ve benim O olduğumu anlayasınız. Benden önce Tanrı yoktu, benden sonra da olmayacaktır.\"|\"\"\"sizler benim taniklarimsiniz\"\" dijor jahveʔ \"\"set͡ʃmis olduɡum hizmetkarimla birlikte; ta ki beni tanijip da inanasiniz ve benim o olduɡumu anlajasiniz. benden ont͡ʃe tanri joktuʔ benden sonra da olmajat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Zephaniah-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün, eşik üzerinden sıçrayanların hepsini, efendilerinin evini zorbalık ve hileyle dolduranları cezalandıracağım.|o ɡunʔ esik uzerinden sit͡ʃrajanlarin hepsiniʔ efendilerinin evini zorbalik ve hilejle dolduranlari t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-078-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkesine yol açtı, canlarını ölümden esirgemedi, yaşamlarını vebaya teslim etti,|ofkesine jol at͡ʃtiʔ t͡ʃanlarini olumden esirɡemediʔ jasamlarini vebaja teslim ettiʔ Old-Testament-Psalms-056-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gün boyu sözlerimi çarpıtıyorlar. Bana karşı bütün düşünceleri kötülük içindir.|ɡun boju sozlerimi t͡ʃarpitijorlar. bana karsi butun dusunt͡ʃeleri kotuluk it͡ʃindir. New-Testament-Hebrews-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar gibi bize de iyi haber bildirildi. Ama onlar duydukları sözü imanla birleştirmediklerinden bunun kendilerine bir faydası olmadı.|t͡ʃunku onlar ɡibi bize de iji haber bildirildi. ama onlar dujduklari sozu imanla birlestirmediklerinden bunun kendilerine bir fajdasi olmadi. Old-Testament-Job-040-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi seninle birlikte yarattığım behemota bak. Öküz gibi ot yer.|“simdi seninle birlikte jarattiɡim behemota bak. okuz ɡibi ot jer. New-Testament-Romans-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gündüz vaktinde olduğu gibi, düzgün bir şekilde yaşayalım. Çılgınca eğlencelere, sarhoşluğa, fuhuşa, azgınca davranışlara, çekişmeye ve kıskançlığa kapılmayalım.|ɡunduz vaktinde olduɡu ɡibiʔ duzɡun bir sekilde jasajalim. t͡ʃilɡint͡ʃa eɡlent͡ʃelereʔ sarhosluɡaʔ fuhusaʔ azɡint͡ʃa davranislaraʔ t͡ʃekismeje ve kiskant͡ʃliɡa kapilmajalim. New-Testament-Romans-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız Yahudiler’den değil, öteki uluslardan da çağırdığı bizler değil miyiz?|jalniz jahudiler’den deɡilʔ oteki uluslardan da t͡ʃaɡirdiɡi bizler deɡil mijiz? Old-Testament-1-Samuel-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman David, Saul'un başından mızrağını ve su matarasını alıp gitti. Kimse onu görmedi, bilmiyordu ve hiçbiri uyanmadı; çünkü hepsi uyuyordu, çünkü üzerlerine Yahve'den derin bir uyku düşmüştü.|o zaman davidʔ saulʔun basindan mizraɡini ve su matarasini alip ɡitti. kimse onu ɡormediʔ bilmijordu ve hit͡ʃbiri ujanmadi; t͡ʃunku hepsi ujujorduʔ t͡ʃunku uzerlerine jahveʔden derin bir ujku dusmustu. Old-Testament-Judges-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Filistliler Yahuda'ya çıkıp ordugâh kurdular ve Lehi'ye yayıldılar.|bunun uzerine filistliler jahudaʔja t͡ʃikip orduɡah kurdular ve lehiʔje jajildilar. Old-Testament-Job-034-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün bedenler birlikte yok olur, ve insan yine toprağa döner.\"\"\"|\"butun bedenler birlikte jok olurʔ ve insan jine topraɡa doner.\"\"\" New-Testament-Romans-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü henüz doğmamış, iyi ya da kötü hiçbir şey yapmamışken, Tanrı’nın seçme amacı işlerden değil, ama çağırandan devam etsin diye,|t͡ʃunku henuz doɡmamisʔ iji ja da kotu hit͡ʃbir sej japmamiskenʔ tanri’nin set͡ʃme amat͡ʃi islerden deɡilʔ ama t͡ʃaɡirandan devam etsin dijeʔ Old-Testament-Ezekiel-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle, sen, ey insanoğlu, peygamberlik et, ve ellerini çırp. Ağır yaralanmış olanların kılıcı, iki kez üç kez vursun. Onların odalarına giren ağır yaralı büyüğün kılıcıdır.|“bu nedenleʔ senʔ ej insanoɡluʔ pejɡamberlik etʔ ve ellerini t͡ʃirp. aɡir jaralanmis olanlarin kilit͡ʃiʔ iki kez ut͡ʃ kez vursun. onlarin odalarina ɡiren aɡir jarali bujuɡun kilit͡ʃidir. Old-Testament-Psalms-080-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin elin, sağ elinin adamı üzerinde, kendin için kuvvetlendirdiğin insanoğlunun üzerinde olsun.|senin elinʔ saɡ elinin adami uzerindeʔ kendin it͡ʃin kuvvetlendirdiɡin insanoɡlunun uzerinde olsun. Old-Testament-2-Samuel-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav David'in yanından çıkınca Avner'in ardından haberciler gönderdi. Onlar da onu Sirah Kuyusu'ndan geri getirdiler. Ama David bunu bilmiyordu.|joav davidʔin janindan t͡ʃikint͡ʃa avnerʔin ardindan habert͡ʃiler ɡonderdi. onlar da onu sirah kujusuʔndan ɡeri ɡetirdiler. ama david bunu bilmijordu. Old-Testament-Psalms-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârını bilerek işlenen günahlardan uzak tut. Üzerimde hakimiyet kurmasınlar. O zaman doğru olurum. Büyük isyandan suçsuz ve masum çıkarım.|hizmetkarini bilerek islenen ɡunahlardan uzak tut. uzerimde hakimijet kurmasinlar. o zaman doɡru olurum. bujuk isjandan sut͡ʃsuz ve masum t͡ʃikarim. Old-Testament-Genesis-043-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef eve gelince ellerindeki hediyeyi eve getirdiler ve önünde yere kapandılar.|josef eve ɡelint͡ʃe ellerindeki hedijeji eve ɡetirdiler ve onunde jere kapandilar. Old-Testament-Exodus-040-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Aron ve oğulları ellerini ve ayaklarını orada yıkadılar.|moseʔ aron ve oɡullari ellerini ve ajaklarini orada jikadilar. New-Testament-Matthew-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hiç kimse iki efendiye hizmet edemez. Çünkü ya birinden nefret edip diğerini sever, ya da birine bağlanıp öbürünü küçümser. Hem Tanrı’ya, hem de mamona hizmet edemezsiniz.|“hit͡ʃ kimse iki efendije hizmet edemez. t͡ʃunku ja birinden nefret edip diɡerini severʔ ja da birine baɡlanip oburunu kut͡ʃumser. hem tanri’jaʔ hem de mamona hizmet edemezsiniz. Old-Testament-Psalms-139-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Oturuşumu ve kalkışımı bilirsin. Düşüncelerimi uzaktan sezersin.|oturusumu ve kalkisimi bilirsin. dusunt͡ʃelerimi uzaktan sezersin. Old-Testament-Psalms-124-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O vakit gururlu sular canımızı aşardı.|o vakit ɡururlu sular t͡ʃanimizi asardi. Old-Testament-Proverbs-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İkna edici sözlerle onu yoldan çıkardı. Yaltaklanan dudaklarıyla onu baştan çıkardı.|ikna edit͡ʃi sozlerle onu joldan t͡ʃikardi. jaltaklanan dudaklarijla onu bastan t͡ʃikardi. Old-Testament-Psalms-050-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tüm orman hayvanları, binlerce dağlardaki sığırlar benimdir.|t͡ʃunku tum orman hajvanlariʔ binlert͡ʃe daɡlardaki siɡirlar benimdir. New-Testament-John-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri size, sevincim sizde kalsın ve sevinciniz tamamlansın diye söyledim.”|bu sejleri sizeʔ sevint͡ʃim sizde kalsin ve sevint͡ʃiniz tamamlansin dije sojledim.” Old-Testament-Psalms-107-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmakları çöle, pınarları kuru toprağa,|irmaklari t͡ʃoleʔ pinarlari kuru topraɡaʔ New-Testament-Matthew-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev halkı buna layıksa esenliğiniz onun üzerine gelsin; eğer layık değillerse, esenliğiniz size geri dönsün.|ev halki buna lajiksa esenliɡiniz onun uzerine ɡelsin; eɡer lajik deɡillerseʔ esenliɡiniz size ɡeri donsun. Old-Testament-Isaiah-065-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerimi bütün gün, kendi düşünceleri ardınca, iyi olmayan bir yolda yürüyen asi bir halka uzattım.|ellerimi butun ɡunʔ kendi dusunt͡ʃeleri ardint͡ʃaʔ iji olmajan bir jolda jurujen asi bir halka uzattim. Old-Testament-Lamentations-003-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, onların aşağılamasını, ve bana karşı olan bütün tasarılarını,|ej jahveʔ onlarin asaɡilamasiniʔ ve bana karsi olan butun tasarilariniʔ New-Testament-Luke-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onların kurnazlığını anlayan Yeşua, “Beni neden sınıyorsunuz?|ama onlarin kurnazliɡini anlajan jesuaʔ “beni neden sinijorsunuz? Old-Testament-Ezekiel-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Her birinin dört yüzü ve her birinin dört kanadı vardı. Kanatlarının altında insan ellerinin benzeyişi vardı.|her birinin dort juzu ve her birinin dort kanadi vardi. kanatlarinin altinda insan ellerinin benzejisi vardi. Old-Testament-1-Kings-006-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınağın kapı sövelerinin girişini de duvarın dörtte biri olmak üzere zeytin ağacından,|tapinaɡin kapi sovelerinin ɡirisini de duvarin dortte biri olmak uzere zejtin aɡat͡ʃindanʔ New-Testament-Romans-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece tek bir suçla bütün insanlar mahkûm edildiyse; tek bir doğruluk eylemiyle, bütün insanlar yaşamak üzere aklandı.|bojlet͡ʃe tek bir sut͡ʃla butun insanlar mahkum edildijse; tek bir doɡruluk ejlemijleʔ butun insanlar jasamak uzere aklandi. Old-Testament-Leviticus-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu başı ve yağıyla birlikte parçalar halinde kesecek. Kâhin bunları sunaktaki ateşin üzerindeki odunların üzerine dizecek,|onu basi ve jaɡijla birlikte part͡ʃalar halinde keset͡ʃek. kahin bunlari sunaktaki atesin uzerindeki odunlarin uzerine dizet͡ʃekʔ Old-Testament-Daniel-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bana şöyle dedi, “Korkma, Daniel; çünkü yüreğini anlamaya ve Tanrı'nın önünde kendini alçaltmaya koyduğun ilk günden sözlerin duyuldu. Ben senin sözlerin uğruna geldim.|o zaman bana sojle dediʔ “korkmaʔ daniel; t͡ʃunku jureɡini anlamaja ve tanriʔnin onunde kendini alt͡ʃaltmaja kojduɡun ilk ɡunden sozlerin dujuldu. ben senin sozlerin uɡruna ɡeldim. Old-Testament-Jeremiah-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir millet hiç ilâhlarını değiştirdi mi? Ki onlar zaten ilâhlar değildir. Ama benim halkım, yararsız olanla kendi görkemini değiştirdi.|bir millet hit͡ʃ ilahlarini deɡistirdi mi? ki onlar zaten ilahlar deɡildir. ama benim halkimʔ jararsiz olanla kendi ɡorkemini deɡistirdi. Old-Testament-1-Chronicles-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Yahve'nin kendisini İsrael üzerine kral olarak pekiştirdiğini, çünkü halkı İsrael uğruna krallığını çok yükselttiğini anladı.|davidʔ jahveʔnin kendisini israel uzerine kral olarak pekistirdiɡiniʔ t͡ʃunku halki israel uɡruna kralliɡini t͡ʃok jukselttiɡini anladi. Old-Testament-Genesis-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan, kız kardeşinin oğlu Yakov'la ilgili haberi duyunca onu karşılamaya koştu. Yakov'u kucaklayıp öptü ve onu evine götürdü. Yakov bütün olanları Lavan'a anlattı.|lavanʔ kiz kardesinin oɡlu jakovʔla ilɡili haberi dujunt͡ʃa onu karsilamaja kostu. jakovʔu kut͡ʃaklajip optu ve onu evine ɡoturdu. jakov butun olanlari lavanʔa anlatti. Old-Testament-1-Kings-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yehoşafat'a, \"\"Ramot Gilad'a savaşa benimle gelir misin?\"\" dedi. Yehoşafat İsrael Kralı'na, \"\"Ben senin gibiyim, halkım senin halkın gibi, atlarım da senin atların gibidir\"\" dedi.\"|\"jehosafatʔaʔ \"\"ramot ɡiladʔa savasa benimle ɡelir misin?\"\" dedi. jehosafat israel kraliʔnaʔ \"\"ben senin ɡibijimʔ halkim senin halkin ɡibiʔ atlarim da senin atlarin ɡibidir\"\" dedi.\" Old-Testament-Lamentations-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzını toprağa koysun, belki umut olur.|aɡzini topraɡa kojsunʔ belki umut olur. New-Testament-Hebrews-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun isteğini yapabilmeniz için sizi her iyi iş için eksiksiz kılsın. Hoşnut olduğu şeyin gerçekleşmesi için Yeşua Mesih aracılığıyla sizde işlesin. Yücelik sonsuzluklara dek O’nun olsun! Amin.|o’nun isteɡini japabilmeniz it͡ʃin sizi her iji is it͡ʃin eksiksiz kilsin. hosnut olduɡu sejin ɡert͡ʃeklesmesi it͡ʃin jesua mesih arat͡ʃiliɡijla sizde islesin. jut͡ʃelik sonsuzluklara dek o’nun olsun! amin. New-Testament-Revelation-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar gökyüzünü kapatma yetkisine sahiptir. Öyle ki, peygamberlik ettikleri günler boyunca yağmur yağmasın. Suları kana dönüştürme, yeryüzünü kaç kez isterlerse her türlü bela ile vurma yetkisine sahiptirler.|onlar ɡokjuzunu kapatma jetkisine sahiptir. ojle kiʔ pejɡamberlik ettikleri ɡunler bojunt͡ʃa jaɡmur jaɡmasin. sulari kana donusturmeʔ jerjuzunu kat͡ʃ kez isterlerse her turlu bela ile vurma jetkisine sahiptirler. Old-Testament-2-Samuel-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kız ona, \"\"Hayır, kardeşim, beni zorlama! Çünkü İsrael'de böyle bir şey yapılmamalı. Bu deliliği yapma!\"\" diye yanıt verdi.\"|\"kiz onaʔ \"\"hajirʔ kardesimʔ beni zorlama! t͡ʃunku israelʔde bojle bir sej japilmamali. bu deliliɡi japma!\"\" dije janit verdi.\" New-Testament-1-Corinthians-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kadın erkekten geldiği gibi, erkek de kadın aracılığıyla gelir; ama her şey Tanrı’dandır.|t͡ʃunku kadin erkekten ɡeldiɡi ɡibiʔ erkek de kadin arat͡ʃiliɡijla ɡelir; ama her sej tanri’dandir. Old-Testament-Proverbs-006-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir fidyeye bakmaz, bir sürü armağan versen de, razı olmaz.|hit͡ʃbir fidjeje bakmazʔ bir suru armaɡan versen deʔ razi olmaz. Old-Testament-Joshua-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Gün doğusuna doğru Beyt Dagon'a dönüp Zevulun'a, İftah El Vadisi'ne, kuzeyde Beyt Emek ve Neiel'e ulaşıyordu. Sol tarafta Kabol'a,|ɡun doɡusuna doɡru bejt daɡonʔa donup zevulunʔaʔ iftah el vadisiʔneʔ kuzejde bejt emek ve neielʔe ulasijordu. sol tarafta kabolʔaʔ New-Testament-Luke-023-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Galile’den Yeşua’yla birlikte gelen kadınlar peşinden gittiler ve mezarı ve cesedinin nereye yatırıldığını gördüler.|ɡalile’den jesua’jla birlikte ɡelen kadinlar pesinden ɡittiler ve mezari ve t͡ʃesedinin nereje jatirildiɡini ɡorduler. Old-Testament-Judges-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalev'in küçük kardeşi Kenaz'ın oğlu Otniel orayı aldı, bu yüzden kızı Aksa'yı ona eş olarak verdi.|kalevʔin kut͡ʃuk kardesi kenazʔin oɡlu otniel oraji aldiʔ bu juzden kizi aksaʔji ona es olarak verdi. Old-Testament-1-Chronicles-009-036|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk oğlu Avdon'du; sonra Sur, Kiş, Baal, Ner, Nadav,|ilk oɡlu avdonʔdu; sonra surʔ kisʔ baalʔ nerʔ nadavʔ Old-Testament-Jonah-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, \"\"Sen emek vermediğin ve büyütmediğin asmayı düşünüyorsun; o ki, bir gecede çıktı ve bir gecede yok oldu.\"|\"jahveʔ \"\"sen emek vermediɡin ve bujutmediɡin asmaji dusunujorsun; o kiʔ bir ɡet͡ʃede t͡ʃikti ve bir ɡet͡ʃede jok oldu.\" New-Testament-Acts-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece yola çıkanlar Antakya’ya geldiler. Topluluğu bir araya toplayıp mektubu teslim ettiler.|bojlet͡ʃe jola t͡ʃikanlar antakja’ja ɡeldiler. topluluɡu bir araja toplajip mektubu teslim ettiler. Old-Testament-2-Kings-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yehu, Rekav oğlu Yehonadav ile Baal evine gitti. Sonra Baal tapınanlarına, \"\"Arayıp bakın, burada Yahve'nin hizmetkârlarından kimse sizinle birlikte olmasın, yalnızca Baal tapınanları olsun\"\" dedi.\"|\"jehuʔ rekav oɡlu jehonadav ile baal evine ɡitti. sonra baal tapinanlarinaʔ \"\"arajip bakinʔ burada jahveʔnin hizmetkarlarindan kimse sizinle birlikte olmasinʔ jalnizt͡ʃa baal tapinanlari olsun\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hile kötülük tasarlayanların yüreğindedir, ama esenliği destekleyene sevinç gelir.|hile kotuluk tasarlajanlarin jureɡindedirʔ ama esenliɡi desteklejene sevint͡ʃ ɡelir. Old-Testament-Judges-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, \"\"Yahuda çıkacak. İşte, ülkeyi onun eline teslim ettim\"\" dedi.\"|\"jahveʔ \"\"jahuda t͡ʃikat͡ʃak. isteʔ ulkeji onun eline teslim ettim\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Hüküm göğüslüğünü usta işi yapacaksın; onu efodun işi gibi yapacaksın; altından, mavi, erguvan, kırmızı ve özenle dokunmuş ince ketenden yapacaksın.\"|\"\"\"hukum ɡoɡusluɡunu usta isi japat͡ʃaksin; onu efodun isi ɡibi japat͡ʃaksin; altindanʔ maviʔ erɡuvanʔ kirmizi ve ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden japat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Exodus-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Diğerinin adı Eliezer'di, çünkü şöyle dedi: \"\"Babamın Tanrısı benim yardımcımdı ve beni Firavun'un kılıcından kurtardı.\"\"\"|\"diɡerinin adi eliezerʔdiʔ t͡ʃunku sojle dedi \"\"babamin tanrisi benim jardimt͡ʃimdi ve beni firavunʔun kilit͡ʃindan kurtardi.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini tekenin başına koyacak ve onu Yahve'nin önünde yakmalık sunuların kesildiği yerde kesecek. Bu bir günah sunusudur.|elini tekenin basina kojat͡ʃak ve onu jahveʔnin onunde jakmalik sunularin kesildiɡi jerde keset͡ʃek. bu bir ɡunah sunusudur. New-Testament-James-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Tanrı’ya tabi olun. İblis’e direnin, sizden kaçacaktır.|bu nedenle tanri’ja tabi olun. iblis’e direninʔ sizden kat͡ʃat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü kuşaktan doğan onların çocukları Yahve'nin topluluğuna girebilir.|ut͡ʃunt͡ʃu kusaktan doɡan onlarin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔnin topluluɡuna ɡirebilir. Old-Testament-Genesis-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadoram, Uzal, Dikla,|hadoramʔ uzalʔ diklaʔ Old-Testament-1-Chronicles-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohatoğulları'ndan olan kardeşlerinden bazıları, her Şabat Günü sergi ekmeği hazırlamak için görevliydi.|kohatoɡullariʔndan olan kardeslerinden bazilariʔ her sabat ɡunu serɡi ekmeɡi hazirlamak it͡ʃin ɡorevlijdi. New-Testament-Romans-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşaya İsrael için şöyle haykırıyor: “İsrael'in çocuklarının sayısı denizin kumu kadar olsa da, kurtulacak olanlar artakalanıdır.|jesaja israel it͡ʃin sojle hajkirijor “israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin sajisi denizin kumu kadar olsa daʔ kurtulat͡ʃak olanlar artakalanidir. New-Testament-Matthew-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Yuhanna’nın teslim edildiğini duyunca Galile’ye çekildi.|jesuaʔ juhanna’nin teslim edildiɡini dujunt͡ʃa ɡalile’je t͡ʃekildi. Old-Testament-Isaiah-028-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yüzünü düzeltince dereotu ekmez, kimyon tohumunu saçmaz mı, buğdayı sıralarına, arpayı belirlenen yere, kızıl buğdayı da yerine koymaz mı?|onun juzunu duzeltint͡ʃe dereotu ekmezʔ kimjon tohumunu sat͡ʃmaz miʔ buɡdaji siralarinaʔ arpaji belirlenen jereʔ kizil buɡdaji da jerine kojmaz mi? Old-Testament-Lamentations-003-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerdeki Tanrı'ya ellerimizle birlikte yüreğimizi de yükseltelim.|ɡoklerdeki tanriʔja ellerimizle birlikte jureɡimizi de jukseltelim. Old-Testament-Ezekiel-041-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra içeri girip girişin her sövesini iki arşın, girişi altı arşın, girişin genişliğini yedi arşın ölçtü.|sonra it͡ʃeri ɡirip ɡirisin her sovesini iki arsinʔ ɡirisi alti arsinʔ ɡirisin ɡenisliɡini jedi arsin olt͡ʃtu. Old-Testament-Ezekiel-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine kötü kişi işlemiş olduğu kötülükten döner ve adil ve doğru olanı yaparsa, o adam canını kurtaracaktır.|jine kotu kisi islemis olduɡu kotulukten doner ve adil ve doɡru olani japarsaʔ o adam t͡ʃanini kurtarat͡ʃaktir. Old-Testament-Proverbs-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksekten bakmak ve gururlu yürek, kötülerin kandili, günahtır.|juksekten bakmak ve ɡururlu jurekʔ kotulerin kandiliʔ ɡunahtir. Old-Testament-Psalms-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nindir yeryüzü, doluluğuyla birlikte. Dünya ve onda oturanlar.|jahve’nindir jerjuzuʔ doluluɡujla birlikte. dunja ve onda oturanlar. Old-Testament-Deuteronomy-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve bütün bu lanetleri düşmanlarının, senden nefret edenlerin, sana zulmedenlerin üzerine koyacak.|tanrin jahve butun bu lanetleri dusmanlarininʔ senden nefret edenlerinʔ sana zulmedenlerin uzerine kojat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kentin bütün zenginliğini, bütün kazancını, bütün değerli şeylerini de vereceğim, evet, Yahuda krallarının bütün hazinelerini düşmanlarının eline vereceğim. Onları esir alacaklar, alıp Babil'e götürecekler.|bu kentin butun zenɡinliɡiniʔ butun kazant͡ʃiniʔ butun deɡerli sejlerini de veret͡ʃeɡimʔ evetʔ jahuda krallarinin butun hazinelerini dusmanlarinin eline veret͡ʃeɡim. onlari esir alat͡ʃaklarʔ alip babilʔe ɡoturet͡ʃekler. Old-Testament-Zechariah-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, benimle konuşan melek dışarı çıktı, başka bir melek de onu karşılamaya çıktı.|isteʔ benimle konusan melek disari t͡ʃiktiʔ baska bir melek de onu karsilamaja t͡ʃikti. New-Testament-Acts-005-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun ardından, nüfus sayımı yapıldığı günlerde Galileli Yahuda bazı insanları peşinden sürükleyerek ayaklandı. O da yok oldu, sözünü dinleyenlerin hepsi de dağıldı.|onun ardindanʔ nufus sajimi japildiɡi ɡunlerde ɡalileli jahuda bazi insanlari pesinden suruklejerek ajaklandi. o da jok olduʔ sozunu dinlejenlerin hepsi de daɡildi. New-Testament-Acts-021-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık, “Öldürün onu!” diye bağırarak peşinden gitti.|kalabalikʔ “oldurun onu!” dije baɡirarak pesinden ɡitti. Old-Testament-Ezekiel-027-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Dümencilerin feryadıyla otlaklar sarsılacak.|dument͡ʃilerin ferjadijla otlaklar sarsilat͡ʃak. New-Testament-1-John-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh, su ve kan. Üçü de uyum içindedir.|ruhʔ su ve kan. ut͡ʃu de ujum it͡ʃindedir. Old-Testament-Genesis-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Lamek, Noa'nın babası olduktan sonra beş yüz doksan beş yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|lamekʔ noaʔnin babasi olduktan sonra bes juz doksan bes jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Obadiah-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sen, kaya yarıklarında oturan, evi yüksek olan, kendi yüreğinin gururu seni aldattı, yüreğinde, 'Kim beni yere indirecek?' diyorsun.|ej senʔ kaja jariklarinda oturanʔ evi juksek olanʔ kendi jureɡinin ɡururu seni aldattiʔ jureɡindeʔ ʔkim beni jere indiret͡ʃek?ʔ dijorsun. New-Testament-1-John-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kötülük günahtır, ama ölüme götürmeyen günah da vardır.|her kotuluk ɡunahtirʔ ama olume ɡoturmejen ɡunah da vardir. Old-Testament-Deuteronomy-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrın Yahve onları önünden attıktan sonra, yüreğinden, \"\"Doğruluğumdan dolayı Yahve beni bu ülkeye mülk edinmek için getirdi\"\" deme; çünkü bu ulusların kötülükleri yüzünden Yahve onları önünden kovuyor.\"|\"tanrin jahve onlari onunden attiktan sonraʔ jureɡindenʔ \"\"doɡruluɡumdan dolaji jahve beni bu ulkeje mulk edinmek it͡ʃin ɡetirdi\"\" deme; t͡ʃunku bu uluslarin kotulukleri juzunden jahve onlari onunden kovujor.\" Old-Testament-Isaiah-049-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bunlar uzaktan gelecek; işte, bunlar da kuzeyden ve batıdan, bunlar da Sinim diyarından gelecek.”|isteʔ bunlar uzaktan ɡelet͡ʃek; isteʔ bunlar da kuzejden ve batidanʔ bunlar da sinim dijarindan ɡelet͡ʃek.” Old-Testament-1-Kings-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin iç tarafının ortasında, Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı oraya koymak için bir iç oda hazırladı.|evin it͡ʃ tarafinin ortasindaʔ jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni oraja kojmak it͡ʃin bir it͡ʃ oda hazirladi. Old-Testament-Joel-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bolca yiyip doyacaksınız, sizin için şaşılası şeyler yapan Tanrınız Yahve'nin adını öveceksiniz. Halkım bir daha asla hayal kırıklığına uğramayacak.|bolt͡ʃa jijip dojat͡ʃaksinizʔ sizin it͡ʃin sasilasi sejler japan tanriniz jahveʔnin adini ovet͡ʃeksiniz. halkim bir daha asla hajal kirikliɡina uɡramajat͡ʃak. New-Testament-Hebrews-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah için sunulan bütün yakmalık sunulardan ve kurbanlardan hoşnut olmadın.|ɡunah it͡ʃin sunulan butun jakmalik sunulardan ve kurbanlardan hosnut olmadin. Old-Testament-2-Chronicles-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan ve bütün ülkelerden Solomon'a atlar getirdiler.|misirʔdan ve butun ulkelerden solomonʔa atlar ɡetirdiler. Old-Testament-Ezekiel-030-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı'nın kollarını kaldıracağım, ama Firavun'un kolları düşecek. O zaman, kılıcımı Babil Kralı'nın eline koyduğumda ve onu Mısır diyarı üzerine uzattığında, benim Yahve olduğumu bilecekler.|babil kraliʔnin kollarini kaldirat͡ʃaɡimʔ ama firavunʔun kollari duset͡ʃek. o zamanʔ kilit͡ʃimi babil kraliʔnin eline kojduɡumda ve onu misir dijari uzerine uzattiɡindaʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler. Old-Testament-1-Samuel-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın, “Aman efendim, canın hakkı için, burada senin yanında durup Yahve'ye dua eden kadınım” dedi.|kadinʔ “aman efendimʔ t͡ʃanin hakki it͡ʃinʔ burada senin janinda durup jahveʔje dua eden kadinim” dedi. New-Testament-Matthew-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kızların beşi akılsız, beşi akıllıydı.|bu kizlarin besi akilsizʔ besi akillijdi. New-Testament-John-005-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Babam’ın adıyla geldim ve beni kabul etmiyorsunuz. Ama başka biri kendi adıyla gelse, onu kabul edeceksiniz.|babam’in adijla ɡeldim ve beni kabul etmijorsunuz. ama baska biri kendi adijla ɡelseʔ onu kabul edet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Deuteronomy-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak kendisi için atlar çoğaltmayacak ve at çoğaltmak için halkın Mısır'a dönmesine neden olmayacaktır; çünkü Yahve sana, \"\"Bir daha o yola dönmeyeceksin\"\" dedi.\"|\"ant͡ʃak kendisi it͡ʃin atlar t͡ʃoɡaltmajat͡ʃak ve at t͡ʃoɡaltmak it͡ʃin halkin misirʔa donmesine neden olmajat͡ʃaktir; t͡ʃunku jahve sanaʔ \"\"bir daha o jola donmejet͡ʃeksin\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Kings-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaveş oğlu Şallum ona karşı düzen kurdu, onu halkın önünde vurup öldürdü ve onun yerine kral oldu.|javes oɡlu sallum ona karsi duzen kurduʔ onu halkin onunde vurup oldurdu ve onun jerine kral oldu. Old-Testament-2-Samuel-019-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda halkının tümü İsrael halkına, “Çünkü kral bize yakın akrabamızdır. Öyleyse neden bu konuda öfkeleniyorsunuz? Biz kralın hesabından hiç yemek yedik mi? Ya da bize bir armağan mı verdi?” diye yanıt verdi.|jahuda halkinin tumu israel halkinaʔ “t͡ʃunku kral bize jakin akrabamizdir. ojlejse neden bu konuda ofkelenijorsunuz? biz kralin hesabindan hit͡ʃ jemek jedik mi? ja da bize bir armaɡan mi verdi?” dije janit verdi. Old-Testament-Deuteronomy-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey Yahve, kurtardığın halkın İsrael'i bağışla ve halkın İsrael arasında suçsuz kanın bulunmasına izin verme.\"\" Kan onlara bağışlanacaktır.\"|\"ej jahveʔ kurtardiɡin halkin israelʔi baɡisla ve halkin israel arasinda sut͡ʃsuz kanin bulunmasina izin verme.\"\" kan onlara baɡislanat͡ʃaktir.\" New-Testament-Matthew-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelmiş oldu: “İsrael'in çocuklarından bazılarının O’na biçtikleri değerin bedeli olarak onlar otuz parça gümüşü aldılar,|o zaman pejɡamber jeremja arat͡ʃiliɡijla bildirilen su soz jerine ɡelmis oldu “israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan bazilarinin o’na bit͡ʃtikleri deɡerin bedeli olarak onlar otuz part͡ʃa ɡumusu aldilarʔ Old-Testament-2-Kings-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır Kralı artık bir daha ülkesinden çıkmadı; çünkü Babil Kralı Mısır Vadisi'nden Fırat Nehri'ne kadar Mısır Kralı'na ait olan her şeyi almıştı.|misir krali artik bir daha ulkesinden t͡ʃikmadi; t͡ʃunku babil krali misir vadisiʔnden firat nehriʔne kadar misir kraliʔna ait olan her seji almisti. New-Testament-Acts-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalıklar, Filipus’u dinleyip gerçekleştirdiği belirtileri görünce, hep birlikte onun sözlerine kulak verdiler.|kalabaliklarʔ filipus’u dinlejip ɡert͡ʃeklestirdiɡi belirtileri ɡorunt͡ʃeʔ hep birlikte onun sozlerine kulak verdiler. New-Testament-Revelation-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünya tüccarları onun için ağlayıp yas tutuyor. Çünkü artık mallarını satın alacak kimse yok.|dunja tut͡ʃt͡ʃarlari onun it͡ʃin aɡlajip jas tutujor. t͡ʃunku artik mallarini satin alat͡ʃak kimse jok. Old-Testament-Genesis-050-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef onlara, “Korkmayın, çünkü ben Tanrı'nın yerinde miyim?|josef onlaraʔ “korkmajinʔ t͡ʃunku ben tanriʔnin jerinde mijim? Old-Testament-Psalms-072-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yaşasınlar ve ona Saba altınından verilsin. Onun için sürekli dua etsinler. Bütün gün onu kutsasınlar.|onlar jasasinlar ve ona saba altinindan verilsin. onun it͡ʃin surekli dua etsinler. butun ɡun onu kutsasinlar. Old-Testament-Psalms-077-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun sevgi dolu iyiliği sonsuza dek mi yok oldu? Nesiller boyunca verdiği söz boşa mı çıkıyor?|o’nun sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek mi jok oldu? nesiller bojunt͡ʃa verdiɡi soz bosa mi t͡ʃikijor? New-Testament-2-Corinthians-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz sizin imanınızı denetlemiyoruz, sevinciniz için sizinle birlikte çalışıyoruz. Çünkü imanda sağlam duruyorsunuz.|biz sizin imaninizi denetlemijoruzʔ sevint͡ʃiniz it͡ʃin sizinle birlikte t͡ʃalisijoruz. t͡ʃunku imanda saɡlam durujorsunuz. New-Testament-Matthew-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunları onlara anlatırken, bir havra yöneticisi gelip O’nun önünde tapınarak, “Kızım az önce öldü, ama gelip elini onun üzerine koy, o da yaşayacaktır” dedi.|jesua bunlari onlara anlatirkenʔ bir havra jonetit͡ʃisi ɡelip o’nun onunde tapinarakʔ “kizim az ont͡ʃe olduʔ ama ɡelip elini onun uzerine kojʔ o da jasajat͡ʃaktir” dedi. Old-Testament-Numbers-007-068|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik altın bir kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik altin bir kept͡ʃe; Old-Testament-Jeremiah-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Dan'dan bir ses bildiriyor, Efraim tepelerinden kötülük duyuruyor:|t͡ʃunku danʔdan bir ses bildirijorʔ efraim tepelerinden kotuluk dujurujor Old-Testament-Isaiah-045-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen kesinlikle kendini gizleyen bir Tanrı'sın, İsrael'in Tanrısı, Kurtarıcı.'”|sen kesinlikle kendini ɡizlejen bir tanriʔsinʔ israelʔin tanrisiʔ kurtarit͡ʃi.ʔ” Old-Testament-Judges-020-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Benyamin'den o gün ölenlerin hepsi, kılıç çeken yirmi beş bin kişiydi. Bunların hepsi cesur yiğitlerdi.|bojlet͡ʃe benjaminʔden o ɡun olenlerin hepsiʔ kilit͡ʃ t͡ʃeken jirmi bes bin kisijdi. bunlarin hepsi t͡ʃesur jiɡitlerdi. Old-Testament-2-Chronicles-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda dağlarında yüksek yerler yaptı, Yeruşalem'de oturanlara fahişelik ettirdi, Yahuda'yı da saptırdı.|jahuda daɡlarinda juksek jerler japtiʔ jerusalemʔde oturanlara fahiselik ettirdiʔ jahudaʔji da saptirdi. Old-Testament-Psalms-132-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Burası benim sonsuza dek dinlenme yerimdir. Burada yaşayacağım çünkü bunu ben arzuladım.|“burasi benim sonsuza dek dinlenme jerimdir. burada jasajat͡ʃaɡim t͡ʃunku bunu ben arzuladim. New-Testament-Luke-011-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, dünyanın kuruluşundan bu yana akıtılan bütün peygamberlerin kanı bu kuşaktan sorulacaktır.|bu nedenleʔ dunjanin kurulusundan bu jana akitilan butun pejɡamberlerin kani bu kusaktan sorulat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-039-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya muhafız avlusunda tutukluyken, Yahve'nin sözü Yeremya'ya geldi:|jeremja muhafiz avlusunda tutuklujkenʔ jahveʔnin sozu jeremjaʔja ɡeldi Old-Testament-Psalms-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'da oturan Yahve’yi ilahilerle övün, yaptıklarını halklar arasında ilan edin.|sijonʔda oturan jahve’ji ilahilerle ovunʔ japtiklarini halklar arasinda ilan edin. New-Testament-Luke-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İblis her sınanmayı tamamladıktan sonra bir süreliğine O’nun yanından ayrıldı.|iblis her sinanmaji tamamladiktan sonra bir sureliɡine o’nun janindan ajrildi. Old-Testament-1-Samuel-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'a bildirildiğinde, başka haberciler gönderdi ve onlar da peygamberlik ettiler. Saul üçüncü kez yine haberciler gönderdi ve onlar da peygamberlik ettiler.|saulʔa bildirildiɡindeʔ baska habert͡ʃiler ɡonderdi ve onlar da pejɡamberlik ettiler. saul ut͡ʃunt͡ʃu kez jine habert͡ʃiler ɡonderdi ve onlar da pejɡamberlik ettiler. Old-Testament-Leviticus-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|iki böbreği, onların üzerinde, belin yanında olan yağı, böbreklerle birlikte karaciğerin üzerindeki zarı ayıracak.|iki bobreɡiʔ onlarin uzerindeʔ belin janinda olan jaɡiʔ bobreklerle birlikte karat͡ʃiɡerin uzerindeki zari ajirat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları çağırdıkça, onlar uzaklaştı onlardan. Baallar'a kurban kestiler, ve oyma putlara buhur yaktılar.|onlari t͡ʃaɡirdikt͡ʃaʔ onlar uzaklasti onlardan. baallarʔa kurban kestilerʔ ve ojma putlara buhur jaktilar. New-Testament-Revelation-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Galip gelene ve işlerimi sonuna dek tutana uluslar üzerinde yetki vereceğim.|ɡalip ɡelene ve islerimi sonuna dek tutana uluslar uzerinde jetki veret͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Chronicles-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoaş, kâhin Yehoyada'nın bütün günlerinde Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı.|joasʔ kahin jehojadaʔnin butun ɡunlerinde jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti. Old-Testament-Genesis-032-014|und|SPEAKER_00_Turkish|iki yüz keçi, yirmi teke, iki yüz koyun, yirmi koç,|iki juz ket͡ʃiʔ jirmi tekeʔ iki juz kojunʔ jirmi kot͡ʃʔ Old-Testament-1-Kings-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kral halkı dinlemedi; çünkü bu, Yahve'nin Şilolu Ahiya aracılığıyla Nevat oğlu Yarovam'a söylediği sözünü yerine getirmek için yaptığı bir şeydi.|bojlet͡ʃe kral halki dinlemedi; t͡ʃunku buʔ jahveʔnin silolu ahija arat͡ʃiliɡijla nevat oɡlu jarovamʔa sojlediɡi sozunu jerine ɡetirmek it͡ʃin japtiɡi bir sejdi. Old-Testament-Nehemiah-012-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim Kapısı'nın üzerinden, Eski Kapı'nın yanından, Balık Kapısı, Hananel Kulesi ve Hammeah Kulesi'nin yanından, Koyun Kapısı'na kadar onlara karşı gittiler; ve Muhafız Kapısı'nda durdular.|efraim kapisiʔnin uzerindenʔ eski kapiʔnin janindanʔ balik kapisiʔ hananel kulesi ve hammeah kulesiʔnin janindanʔ kojun kapisiʔna kadar onlara karsi ɡittiler; ve muhafiz kapisiʔnda durdular. Old-Testament-Proverbs-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüm tuzaklarından uzaklaştırmak için, bilgelerin öğretisi yaşam pınarıdır.|olum tuzaklarindan uzaklastirmak it͡ʃinʔ bilɡelerin oɡretisi jasam pinaridir. New-Testament-1-Timothy-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|imanda öz oğlum Timoteos’a: Babamız Tanrı’dan ve Efendimiz Mesih Yeşua’dan lütuf, merhamet ve esenlik olsun.|imanda oz oɡlum timoteos’a babamiz tanri’dan ve efendimiz mesih jesua’dan lutufʔ merhamet ve esenlik olsun. Old-Testament-Genesis-038-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda orada Şua adında Kenanlı bir adamın kızını gördü. Onu aldı ve yanına girdi.|jahuda orada sua adinda kenanli bir adamin kizini ɡordu. onu aldi ve janina ɡirdi. Old-Testament-1-Kings-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon uyandı ve işte, bu bir rüyaydı. Sonra Yeruşalem'e geldi ve Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nın önünde durdu, yakmalık sunular sundu, esenlik sunuları sundu ve bütün hizmetkârlarına bir ziyafet verdi.|solomon ujandi ve isteʔ bu bir rujajdi. sonra jerusalemʔe ɡeldi ve jahveʔnin antlasma sandiɡiʔnin onunde durduʔ jakmalik sunular sunduʔ esenlik sunulari sundu ve butun hizmetkarlarina bir zijafet verdi. New-Testament-2-Timothy-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Priska’ya, Akvila’ya ve Onisiforos’un evine selam söyle.|priska’jaʔ akvila’ja ve onisiforos’un evine selam sojle. Old-Testament-Jeremiah-036-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Mikaya, Baruk'un kitabı halkın kulağına okuduğu zaman işittiği bütün sözleri onlara bildirdi.|o zaman mikajaʔ barukʔun kitabi halkin kulaɡina okuduɡu zaman isittiɡi butun sozleri onlara bildirdi. Old-Testament-Psalms-109-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tefeci tüm malını kapsın. Emeğinin ürününü yabancılar yağmalasın.|tefet͡ʃi tum malini kapsin. emeɡinin urununu jabant͡ʃilar jaɡmalasin. New-Testament-Matthew-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Yeşua Mesih’in doğumu böyleydi: Annesi Mariyam, Yosef’e nişanlandıktan sonra, onlar henüz bir araya gelmeden önce, Mariyam’ın Kutsal Ruh’tan gebe olduğu ortaya çıktı.|simdi jesua mesih’in doɡumu bojlejdi annesi marijamʔ josef’e nisanlandiktan sonraʔ onlar henuz bir araja ɡelmeden ont͡ʃeʔ marijam’in kutsal ruh’tan ɡebe olduɡu ortaja t͡ʃikti. Old-Testament-2-Chronicles-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisiyle savaşa gitmesinler diye Amatsya'nın geri göndermiş olduğu ordu adamları, Samariya'dan Beyt Horon'a kadar Yahuda kentlerinin üzerine inip onlardan üç bin kişiyi vurdular ve çok miktarda ganimet aldılar.|kendisijle savasa ɡitmesinler dije amatsjaʔnin ɡeri ɡondermis olduɡu ordu adamlariʔ samarijaʔdan bejt horonʔa kadar jahuda kentlerinin uzerine inip onlardan ut͡ʃ bin kisiji vurdular ve t͡ʃok miktarda ɡanimet aldilar. Old-Testament-Zephaniah-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama aranızda yoksul ve düşkün bir halk bırakacağım, onlar Yahve'nin adına sığınacaklar.|ama aranizda joksul ve duskun bir halk birakat͡ʃaɡimʔ onlar jahveʔnin adina siɡinat͡ʃaklar. Old-Testament-Isaiah-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon adaletle, onun tövbe edenleri de doğrulukla kurtarılacak.|sijon adaletleʔ onun tovbe edenleri de doɡrulukla kurtarilat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni selamlayacaklar ve sana iki somun ekmek verecekler, sen de onların elinden alacaksın.\"\"\"|\"seni selamlajat͡ʃaklar ve sana iki somun ekmek veret͡ʃeklerʔ sen de onlarin elinden alat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-089-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıcının ağzını da döndürdün, savaşta ona destek olmadın.|kilit͡ʃinin aɡzini da dondurdunʔ savasta ona destek olmadin. New-Testament-Acts-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Kalk Petrus, kes ve ye!” diye bir ses geldi.|onaʔ “kalk petrusʔ kes ve je!” dije bir ses ɡeldi. New-Testament-Luke-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Bu adam halkı yoldan saptırıyor diye bana getirdiniz. İşte, ben de O’nu sizin önünüzde sorguya çektim ve bu adama karşı O'nu suçladığınız şeylerle ilgili hiçbir neden bulmadım.|onlaraʔ “bu adam halki joldan saptirijor dije bana ɡetirdiniz. isteʔ ben de o’nu sizin onunuzde sorɡuja t͡ʃektim ve bu adama karsi oʔnu sut͡ʃladiɡiniz sejlerle ilɡili hit͡ʃbir neden bulmadim. New-Testament-Luke-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dar kapıdan girmeye çalışın, size şunu söyleyeyim, birçokları girmeye çalışacak, ama giremeyecek.|“dar kapidan ɡirmeje t͡ʃalisinʔ size sunu sojlejejimʔ birt͡ʃoklari ɡirmeje t͡ʃalisat͡ʃakʔ ama ɡiremejet͡ʃek. Old-Testament-Deuteronomy-002-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız Ammon'un çocuklarının ülkesine, Yabbok Irmağı'nın bütün kıyılarına, dağlık bölgedeki kentlere ve Tanrımız Yahve'nin bizi yasakladığı yerlere yaklaşmadınız.|jalniz ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin ulkesineʔ jabbok irmaɡiʔnin butun kijilarinaʔ daɡlik bolɡedeki kentlere ve tanrimiz jahveʔnin bizi jasakladiɡi jerlere jaklasmadiniz. Old-Testament-Genesis-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Seninle benim aramda bir antlaşma yapacağım ve seni fazlasıyla çoğaltacağım.”|seninle benim aramda bir antlasma japat͡ʃaɡim ve seni fazlasijla t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Nehemiah-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral bana (kraliçe de yanında oturuyordu) şöyle dedi, “Yolculuğun ne kadar sürer? Ne zaman dönersin?” Kral beni göndermekten hoşnut oldu ve ona bir zaman belirledim.|kral bana (kralit͡ʃe de janinda oturujordu) sojle dediʔ “jolt͡ʃuluɡun ne kadar surer? ne zaman donersin?” kral beni ɡondermekten hosnut oldu ve ona bir zaman belirledim. Old-Testament-Jeremiah-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'den Yeremya'ya gelen söz şöyleydi:|jahveʔden jeremjaʔja ɡelen soz sojlejdi Old-Testament-Job-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kıtlıkta seni ölümden, savaşta kılıcın gücünden kurtaracak.|kitlikta seni olumdenʔ savasta kilit͡ʃin ɡut͡ʃunden kurtarat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye ordusu küçük bir bölükle geldiği halde; Yahve, atalarının Tanrısı Yahve'yi bıraktıkları için onların eline çok büyük bir ordu teslim etti. Böylece Yoaş'ı yargıladılar.|surije ordusu kut͡ʃuk bir bolukle ɡeldiɡi halde; jahveʔ atalarinin tanrisi jahveʔji biraktiklari it͡ʃin onlarin eline t͡ʃok bujuk bir ordu teslim etti. bojlet͡ʃe joasʔi jarɡiladilar. Old-Testament-Hosea-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halkım benden dönmeye kararlı. En Yüce Olan'a seslenseler bile, kesinlikle onları yüceltmeyecek.\"\"\"|\"halkim benden donmeje kararli. en jut͡ʃe olanʔa seslenseler bileʔ kesinlikle onlari jut͡ʃeltmejet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Genesis-042-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer dürüst insanlarsanız, kardeşlerinizden biri hapiste tutuklu kalsın. Siz gidin, evlerinizdeki kıtlık için tahıl götürün.|eɡer durust insanlarsanizʔ kardeslerinizden biri hapiste tutuklu kalsin. siz ɡidinʔ evlerinizdeki kitlik it͡ʃin tahil ɡoturun. New-Testament-Matthew-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu duyunca, oradan ayrılıp tek başına bir tekneyle ıssız bir yere çekildi. Kalabalıklar bunu duyunca, kentlerden yaya olarak yola çıktılar ve O’nu takip ettiler.|jesua bunu dujunt͡ʃaʔ oradan ajrilip tek basina bir teknejle issiz bir jere t͡ʃekildi. kalabaliklar bunu dujunt͡ʃaʔ kentlerden jaja olarak jola t͡ʃiktilar ve o’nu takip ettiler. New-Testament-1-Peter-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, gençler siz de, ihtiyarlara tabi olun. Evet, hepiniz birbirinize tabi olmak için alçakgönüllülüğü giyinin. Çünkü, “Tanrı kibirlilere karşı durur, alçakgönüllülere lütfeder.’’|ajni sekildeʔ ɡent͡ʃler siz deʔ ihtijarlara tabi olun. evetʔ hepiniz birbirinize tabi olmak it͡ʃin alt͡ʃakɡonulluluɡu ɡijinin. t͡ʃunkuʔ “tanri kibirlilere karsi dururʔ alt͡ʃakɡonullulere lutfeder.’’ Old-Testament-Exodus-039-037|und|SPEAKER_00_Turkish|saf şamdanı, kandillerini, dizilecek kandillerini, bütün takımlarını, ışık için yağı,|saf samdaniʔ kandilleriniʔ dizilet͡ʃek kandilleriniʔ butun takimlariniʔ isik it͡ʃin jaɡiʔ New-Testament-Revelation-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her birinin altışar kanadı vardı. İçleri ve dışları gözlerle doluydu. Gece gündüz durup dinlenmeden şöyle diyorlar: “Kutsal, kutsal, kutsaldır Efendi Tanrı, Her Şeye Gücü Yeten, var olmuş, var olan ve gelecek olan!”|her birinin altisar kanadi vardi. it͡ʃleri ve dislari ɡozlerle dolujdu. ɡet͡ʃe ɡunduz durup dinlenmeden sojle dijorlar “kutsalʔ kutsalʔ kutsaldir efendi tanriʔ her seje ɡut͡ʃu jetenʔ var olmusʔ var olan ve ɡelet͡ʃek olan!” Old-Testament-Ezekiel-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, Sur Kralı için ağıt yak ve ona de, 'Efendi Yahve şöyle diyor: “Sen tam ölçünün mührüydün, bilgelikle doluydun, ve güzellikte kusursuzdun.|“ej insanoɡluʔ sur krali it͡ʃin aɡit jak ve ona deʔ ʔefendi jahve sojle dijor “sen tam olt͡ʃunun muhrujdunʔ bilɡelikle dolujdunʔ ve ɡuzellikte kusursuzdun. Old-Testament-Psalms-102-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Yahve, sonsuza dek kalıcısın, ünün tüm kuşaklar boyunca sürer.|ama senʔ ej jahveʔ sonsuza dek kalit͡ʃisinʔ unun tum kusaklar bojunt͡ʃa surer. Old-Testament-Job-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu, kötü adamın Tanrı'daki payıdır, zalimlerin mirasıdır, ki bunu Her Şeye Gücü Yeten'den alırlar.\"|\"\"\"buʔ kotu adamin tanriʔdaki pajidirʔ zalimlerin mirasidirʔ ki bunu her seje ɡut͡ʃu jetenʔden alirlar.\" Old-Testament-Job-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|kendi pisliği gibi sonsuza dek yok olacak. Onu görmüş olanlar, ‘Nerede o?’ diyecek.|kendi pisliɡi ɡibi sonsuza dek jok olat͡ʃak. onu ɡormus olanlarʔ ‘nerede o?’ dijet͡ʃek. New-Testament-Matthew-027-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın dirilişinden sonra bu kişiler mezarlardan çıkıp kutsal kente girdiler ve birçok insana göründüler.|jesua’nin dirilisinden sonra bu kisiler mezarlardan t͡ʃikip kutsal kente ɡirdiler ve birt͡ʃok insana ɡorunduler. Old-Testament-Judges-020-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael'den on bin seçme adam Giva'ya karşı geldi; savaş şiddetliydi; ama felaketin kendilerine yakın olduğunu bilmiyorlardı.|butun israelʔden on bin set͡ʃme adam ɡivaʔja karsi ɡeldi; savas siddetlijdi; ama felaketin kendilerine jakin olduɡunu bilmijorlardi. New-Testament-John-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yargılasam bile benim yargım doğrudur; çünkü yalnız değilim, beni gönderen Baba ile birlikteyim.|jarɡilasam bile benim jarɡim doɡrudur; t͡ʃunku jalniz deɡilimʔ beni ɡonderen baba ile birliktejim. Old-Testament-1-Chronicles-009-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ner, Kiş'in babası oldu. Kiş, Saul'un babası oldu. Saul, Yonatan, Malkişua, Avinadav ve Eşbaal'ın babası oldu.|nerʔ kisʔin babasi oldu. kisʔ saulʔun babasi oldu. saulʔ jonatanʔ malkisuaʔ avinadav ve esbaalʔin babasi oldu. Old-Testament-Psalms-077-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yah'ın yaptıklarını hatırlayacağım; çünkü senin eski harikalarını anarım.|jahʔin japtiklarini hatirlajat͡ʃaɡim; t͡ʃunku senin eski harikalarini anarim. New-Testament-1-Corinthians-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden içtiğinizde, Efendimiz gelinceye dek Efendi’nin ölümünü ilan etmiş olursunuz.|bu ekmeɡi her jediɡinizde ve bu kaseden it͡ʃtiɡinizdeʔ efendimiz ɡelint͡ʃeje dek efendi’nin olumunu ilan etmis olursunuz. Old-Testament-Exodus-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kendisiyle evlenmiş olan kız, efendisini memnun etmezse, efendisi onun geri satın alınmasına izin verecektir. Ona hileyle davrandığı için onu yabancı bir halka satmaya hakkı olmayacaktır.|eɡer kendisijle evlenmis olan kizʔ efendisini memnun etmezseʔ efendisi onun ɡeri satin alinmasina izin veret͡ʃektir. ona hilejle davrandiɡi it͡ʃin onu jabant͡ʃi bir halka satmaja hakki olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-136-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Topraklarını mülk olarak, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|topraklarini mulk olarakʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Exodus-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Aron'a şöyle dedi: \"\"Bütün İsrael'in çocuklarının topluluğuna deyin ki, 'Yahve'ye yaklaşın, çünkü O sizin söylenmelerinizi duydu.'''\"|\"mose aronʔa sojle dedi \"\"butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin topluluɡuna dejin kiʔ ʔjahveʔje jaklasinʔ t͡ʃunku o sizin sojlenmelerinizi dujdu.ʔʔʔ\" New-Testament-1-Corinthians-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, herkes hangi durumda çağrıldıysa, Tanrı'yla o durumda kalsın.|kardeslerʔ herkes hanɡi durumda t͡ʃaɡrildijsaʔ tanriʔjla o durumda kalsin. New-Testament-John-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün bileceksiniz ki, ben Babam’dayım, siz bendesiniz, ben de sizdeyim.|o ɡun bilet͡ʃeksiniz kiʔ ben babam’dajimʔ siz bendesinizʔ ben de sizdejim. Old-Testament-Psalms-085-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı’nın ne söyleyeceğini dinleyeceğim. Çünkü halkına, kutsallarına esenlik konuşacak, ama onlar bir daha akılsızlığa dönmesinler.|jahve tanri’nin ne sojlejet͡ʃeɡini dinlejet͡ʃeɡim. t͡ʃunku halkinaʔ kutsallarina esenlik konusat͡ʃakʔ ama onlar bir daha akilsizliɡa donmesinler. Old-Testament-Isaiah-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|yüksekte oturacak. Onun savunma yeri kayalardan kaleler olacak. Ekmeği sağlanacak. Suları emin olacak.|juksekte oturat͡ʃak. onun savunma jeri kajalardan kaleler olat͡ʃak. ekmeɡi saɡlanat͡ʃak. sulari emin olat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde Tadmor'u ve Hamat'ta bina ettiği bütün ambar kentlerini yaptı.|t͡ʃolde tadmorʔu ve hamatʔta bina ettiɡi butun ambar kentlerini japti. Old-Testament-Leviticus-025-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer kardeşin yoksullaşır ve mülklerinin bir kısmını satarsa, kendisine en yakın akrabası gelip kardeşinin sattığını geri alacaktır.\"|\"\"\"ʔeɡer kardesin joksullasir ve mulklerinin bir kismini satarsaʔ kendisine en jakin akrabasi ɡelip kardesinin sattiɡini ɡeri alat͡ʃaktir.\" New-Testament-John-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada sirke dolu bir kap konulmuştu. Sirke ile süngeri doldurup mercanköşküne takarak ağzına tuttular.|orada sirke dolu bir kap konulmustu. sirke ile sunɡeri doldurup mert͡ʃankoskune takarak aɡzina tuttular. Old-Testament-1-Kings-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer ve Bealot'ta Huşay oğlu Baana;|aser ve bealotʔta husaj oɡlu baana; New-Testament-John-005-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni gönderen Baba’nın kendisi benim için tanıklık etti. Hiçbir zaman ne O’nun sesini duydunuz ne de biçimini gördünüz.|beni ɡonderen baba’nin kendisi benim it͡ʃin taniklik etti. hit͡ʃbir zaman ne o’nun sesini dujdunuz ne de bit͡ʃimini ɡordunuz. New-Testament-Matthew-026-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua ona, “Kılıcını yerine koy, çünkü kılıç tutanların hepsi kılıçla ölecek.|sonra jesua onaʔ “kilit͡ʃini jerine kojʔ t͡ʃunku kilit͡ʃ tutanlarin hepsi kilit͡ʃla olet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-050-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri karanlıkla kaplarım. Ben onların örtüsünü çul ederim.”|ɡokleri karanlikla kaplarim. ben onlarin ortusunu t͡ʃul ederim.” New-Testament-Luke-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilerine şunları da söyledi: “Zengin bir adamın bir kâhyası vardı. Efendisine malını bu adam çarçur ediyor diye şikayet ettiler.|jesua oɡrent͡ʃilerine sunlari da sojledi “zenɡin bir adamin bir kahjasi vardi. efendisine malini bu adam t͡ʃart͡ʃur edijor dije sikajet ettiler. New-Testament-Matthew-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Ferisiler bunu duyunca, “Bu adam, iblisleri ibslislerin başı olan Baalzevul ile kovuyor” dediler.|ama ferisiler bunu dujunt͡ʃaʔ “bu adamʔ iblisleri ibslislerin basi olan baalzevul ile kovujor” dediler. Old-Testament-Hosea-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|peygamberlere de söyledim, ve görümleri çoğalttım; ve peygamberlerin hizmetiyle benzetmeler kullandım.|pejɡamberlere de sojledimʔ ve ɡorumleri t͡ʃoɡalttim; ve pejɡamberlerin hizmetijle benzetmeler kullandim. Old-Testament-Job-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlıktan ayrılmayacak. Alev dallarını kurutacak. Tanrı'nın ağzının soluğuyla gidecektir.|karanliktan ajrilmajat͡ʃak. alev dallarini kurutat͡ʃak. tanriʔnin aɡzinin soluɡujla ɡidet͡ʃektir. Old-Testament-Ezekiel-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama eğer bir adam doğruysa, ve adil ve doğru olanı yapıyorsa,|“ama eɡer bir adam doɡrujsaʔ ve adil ve doɡru olani japijorsaʔ New-Testament-Matthew-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Boyunduruğumu takının ve benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu ve alçakgönüllüyüm. Ve böylece canlarınız rahat bulur.|bojunduruɡumu takinin ve benden oɡrenin. t͡ʃunku ben jumusak hujlu ve alt͡ʃakɡonullujum. ve bojlet͡ʃe t͡ʃanlariniz rahat bulur. Old-Testament-Numbers-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bu halkı bir adam gibi öldürürsen, o zaman ününü duyan uluslar şöyle diyecekler,|eɡer bu halki bir adam ɡibi oldurursenʔ o zaman ununu dujan uluslar sojle dijet͡ʃeklerʔ New-Testament-Colossians-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kadınlar, Efendi’ye yaraşır şekilde kocalarınıza boyun eğin.|ej kadinlarʔ efendi’je jarasir sekilde kot͡ʃalariniza bojun eɡin. New-Testament-Acts-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir gürültü koptu ve Ferisilerin bazı yazıcıları ayağa kalkıp, “Bu adamda hiçbir kötülük bulmuyoruz. Ama bir ruh ya da melek ona konuşmuşsa, Tanrı’ya karşı savaşmayalım!” dediler!”|bujuk bir ɡurultu koptu ve ferisilerin bazi jazit͡ʃilari ajaɡa kalkipʔ “bu adamda hit͡ʃbir kotuluk bulmujoruz. ama bir ruh ja da melek ona konusmussaʔ tanri’ja karsi savasmajalim!” dediler!” Old-Testament-Proverbs-030-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sevilmeyen kadın evlendiğinde, hizmetçisi hanımının yerine geçtiğinde.\"\"\"|\"sevilmejen kadin evlendiɡindeʔ hizmett͡ʃisi haniminin jerine ɡet͡ʃtiɡinde.\"\"\" New-Testament-Colossians-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hükümdarlıkları ve güçleri soyup onları açıkça teşhir etti, onlara karşı çarmıhta zafer kazandı.|hukumdarliklari ve ɡut͡ʃleri sojup onlari at͡ʃikt͡ʃa teshir ettiʔ onlara karsi t͡ʃarmihta zafer kazandi. Old-Testament-1-Chronicles-002-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaves'te yaşayan yazıcı aileleri: Tiratlılar, Şimeatlılar ve Şukatlılar. Bunlar, Rekav evinin babası olan Hammat'tan gelen Kenliler'dir.|javesʔte jasajan jazit͡ʃi aileleri tiratlilarʔ simeatlilar ve sukatlilar. bunlarʔ rekav evinin babasi olan hammatʔtan ɡelen kenlilerʔdir. New-Testament-Matthew-014-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Giysisinin saçağına dokunmak için O’na yalvardılar. Dokunanların hepsi iyileşti.|ɡijsisinin sat͡ʃaɡina dokunmak it͡ʃin o’na jalvardilar. dokunanlarin hepsi ijilesti. Old-Testament-Leviticus-025-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona paranızı faizle ödünç vermeyeceksin, yiyeceklerini de kâr amacıyla ona vermeyeceksin.|ona paranizi faizle odunt͡ʃ vermejet͡ʃeksinʔ jijet͡ʃeklerini de kar amat͡ʃijla ona vermejet͡ʃeksin. Old-Testament-Leviticus-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|âdet gören kadının, akıntısı olan erkek ya da kadının ve kirli olan kadınla birlikte yatan erkeğin yasası budur.|adet ɡoren kadininʔ akintisi olan erkek ja da kadinin ve kirli olan kadinla birlikte jatan erkeɡin jasasi budur. Old-Testament-Joshua-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden doğu bölgesindeki sınırıydı. Boylarına göre çevre sınırlarıyla Benyamin'in çocuklarının mirası buydu.|jarden doɡu bolɡesindeki sinirijdi. bojlarina ɡore t͡ʃevre sinirlarijla benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin mirasi bujdu. New-Testament-Revelation-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsallarla savaşmak ve onları yenmek için yetki verildi. Her oymak, her halk, her dil ve her ulus üzerinde de ona yetki verildi.|kutsallarla savasmak ve onlari jenmek it͡ʃin jetki verildi. her ojmakʔ her halkʔ her dil ve her ulus uzerinde de ona jetki verildi. Old-Testament-Joshua-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır kuzeye doğru Beyt Hogla tarafına uzanıyordu; ve sınır, Yarden'in güney ucunda, Tuz Denizi'nin kuzey körfezinde sona eriyordu. Burası güney sınırıydı.|sinir kuzeje doɡru bejt hoɡla tarafina uzanijordu; ve sinirʔ jardenʔin ɡunej ut͡ʃundaʔ tuz deniziʔnin kuzej korfezinde sona erijordu. burasi ɡunej sinirijdi. Old-Testament-Daniel-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bu Daniel başkanlardan ve yerel valilerden üstündü. Çünkü kendisinde olağanüstü bir ruh vardı; kral da onu bütün krallığın üzerine koymayı düşündü.|o zaman bu daniel baskanlardan ve jerel valilerden ustundu. t͡ʃunku kendisinde olaɡanustu bir ruh vardi; kral da onu butun kralliɡin uzerine kojmaji dusundu. Old-Testament-Exodus-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|komşusunun malına el sürmemiştir diye, Yahve'nin andı ikisi arasında olacaktır; sahibi bunu kabul edecek ve karşılık ödemeyecektir.|komsusunun malina el surmemistir dijeʔ jahveʔnin andi ikisi arasinda olat͡ʃaktir; sahibi bunu kabul edet͡ʃek ve karsilik odemejet͡ʃektir. Old-Testament-Ezekiel-038-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendimi büyük edeceğim ve kendimi kutsal kılacağım ve birçok ulusun gözünde kendimi tanıtacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"kendimi bujuk edet͡ʃeɡim ve kendimi kutsal kilat͡ʃaɡim ve birt͡ʃok ulusun ɡozunde kendimi tanitat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Samuel-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin adamları çıkıp Yoav'la savaştılar. Halktan bazıları, David'in hizmetkârlarından düştüler; Hititli Uriya'da öldü.|kentin adamlari t͡ʃikip joavʔla savastilar. halktan bazilariʔ davidʔin hizmetkarlarindan dustuler; hititli urijaʔda oldu. New-Testament-Romans-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa’ya sahip olmayan uluslar Yasa’nın işlerini doğal olarak yaptıklarında, Yasa’ya sahip olmasalar da kendilerine yasa olmuş olur.|kutsal jasa’ja sahip olmajan uluslar jasa’nin islerini doɡal olarak japtiklarindaʔ jasa’ja sahip olmasalar da kendilerine jasa olmus olur. Old-Testament-Esther-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ester yine kralın önünde konuştu, ayaklarına kapanıp gözyaşlarıyla Agaglı Haman'ın kötülüğünü ve Yahudiler'e karşı kurmuş olduğu düzeni ortadan kaldırmasını rica etti.|ester jine kralin onunde konustuʔ ajaklarina kapanip ɡozjaslarijla aɡaɡli hamanʔin kotuluɡunu ve jahudilerʔe karsi kurmus olduɡu duzeni ortadan kaldirmasini rit͡ʃa etti. New-Testament-John-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler iyileşen adama, “Bugün Şabat” dediler. “Yatağını toplaman Yasa’ya uygun değil.”|jahudiler ijilesen adamaʔ “buɡun sabat” dediler. “jataɡini toplaman jasa’ja ujɡun deɡil.” Old-Testament-Exodus-040-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe öyle yaptı. Yahve'nin kendisine buyurduğu her şeye göre, öyle yaptı.|mose ojle japti. jahveʔnin kendisine bujurduɡu her seje ɡoreʔ ojle japti. Old-Testament-Psalms-086-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntılı günümde seni çağırırım, çünkü sen beni yanıtlarsın.|sikintili ɡunumde seni t͡ʃaɡiririmʔ t͡ʃunku sen beni janitlarsin. New-Testament-Luke-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua elini uzattı ve ona dokunup, “İsterim. Temiz ol!” dedi. Hemen cüzam onu terk etti.|jesua elini uzatti ve ona dokunupʔ “isterim. temiz ol!” dedi. hemen t͡ʃuzam onu terk etti. Old-Testament-Judges-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelince Efraim'in dağlık bölgesinde boru çaldı. ve İsrael'in çocukları dağlık bölgeden onunla birlikte indiler; o da onlara öncülük etti.|ɡelint͡ʃe efraimʔin daɡlik bolɡesinde boru t͡ʃaldi. ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari daɡlik bolɡeden onunla birlikte indiler; o da onlara ont͡ʃuluk etti. Old-Testament-1-Chronicles-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'de olan çocuklarının adları şunlardır: Şammua, Şovav, Natan, Solomon,|jerusalemʔde olan t͡ʃot͡ʃuklarinin adlari sunlardir sammuaʔ sovavʔ natanʔ solomonʔ Old-Testament-Ecclesiastes-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden gördüm ki, bir adamın kendi işlerinde sevinmesinden daha iyi bir şey yoktur, çünkü bu onun payıdır; çünkü kendisinden sonra ne olacağını görmeye onu kim geri getirebilir?|bu juzden ɡordum kiʔ bir adamin kendi islerinde sevinmesinden daha iji bir sej jokturʔ t͡ʃunku bu onun pajidir; t͡ʃunku kendisinden sonra ne olat͡ʃaɡini ɡormeje onu kim ɡeri ɡetirebilir? Old-Testament-Psalms-139-010|und|SPEAKER_00_Turkish|orada bile elin bana yol gösterir, sağ elin beni tutar.|orada bile elin bana jol ɡosterirʔ saɡ elin beni tutar. Old-Testament-Proverbs-029-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Esin olmadığında halk dizginleri çıkarıp atar, ama yasayı tutan kutsanır.|esin olmadiɡinda halk dizɡinleri t͡ʃikarip atarʔ ama jasaji tutan kutsanir. Old-Testament-Psalms-060-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav yıkanma leğenimdir. Edom'un üzerine çarığımı atacağım. Filist üzerine zaferle haykıracağım.”|moav jikanma leɡenimdir. edomʔun uzerine t͡ʃariɡimi atat͡ʃaɡim. filist uzerine zaferle hajkirat͡ʃaɡim.” New-Testament-Acts-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Asya İli kıyılarına uğrayacak olan bir Edremit gemisine binerek denize açıldık. Selanik’ten Makedonyalı Aristarhus bizimle birlikteydi.|asja ili kijilarina uɡrajat͡ʃak olan bir edremit ɡemisine binerek denize at͡ʃildik. selanik’ten makedonjali aristarhus bizimle birliktejdi. Old-Testament-Psalms-101-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi dolu iyiliğini ve adaletini ezgiyle söyleyeceğim. Seni ilahilerle öveceğim, ey Yahve.|sevɡi dolu ijiliɡini ve adaletini ezɡijle sojlejet͡ʃeɡim. seni ilahilerle ovet͡ʃeɡimʔ ej jahve. New-Testament-Ephesians-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Tanrı’nın Efendimiz Mesih Yeşua’da tamamladığı sonsuz amacına uygundu.|buʔ tanri’nin efendimiz mesih jesua’da tamamladiɡi sonsuz amat͡ʃina ujɡundu. New-Testament-Matthew-025-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün uluslar O’nun önünde toplanacak. O da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi, onları birbirinden ayıracak.|butun uluslar o’nun onunde toplanat͡ʃak. o da kojunlari ket͡ʃilerden ajiran bir t͡ʃoban ɡibiʔ onlari birbirinden ajirat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-012-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Mısır diyarından çıkardığı için Yahve için çok kutlanması gereken bir gecedir. Bu, İsrael'in çocuklarının kuşaklar boyunca çokça kutlayacağı, Yahve'nin o gecesidir.|onlari misir dijarindan t͡ʃikardiɡi it͡ʃin jahve it͡ʃin t͡ʃok kutlanmasi ɡereken bir ɡet͡ʃedir. buʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin kusaklar bojunt͡ʃa t͡ʃokt͡ʃa kutlajat͡ʃaɡiʔ jahveʔnin o ɡet͡ʃesidir. New-Testament-Romans-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse Yahudi’nin ne üstünlüğü var? Ya da sünnetin yararı nedir?|ojlejse jahudi’nin ne ustunluɡu var? ja da sunnetin jarari nedir? Old-Testament-2-Kings-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'ye bağlandı, O'nu izlemekten ayrılmadı, Yahve'nin Moşe’ye buyurmuş olduğu buyruklarını tuttu.|t͡ʃunku jahveʔje baɡlandiʔ oʔnu izlemekten ajrilmadiʔ jahveʔnin mose’je bujurmus olduɡu bujruklarini tuttu. Old-Testament-2-Kings-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Hazael'e, \"\"Eline bir armağan al, git Tanrı adamını karşıla, 'Bu hastalıktan iyileşecek miyim?' diye onun aracılığıyla Yahve'ye sor\"\" dedi.\"|\"kral hazaelʔeʔ \"\"eline bir armaɡan alʔ ɡit tanri adamini karsilaʔ ʔbu hastaliktan ijileset͡ʃek mijim?ʔ dije onun arat͡ʃiliɡijla jahveʔje sor\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer ondan çalınmışsa, çalan kişi, sahibine karşılığını ödeyecektir.\"\"\"|\"ama eɡer ondan t͡ʃalinmissaʔ t͡ʃalan kisiʔ sahibine karsiliɡini odejet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|David sana daha ne söyleyebilir? Çünkü hizmetkârını sen bilirsin, ey Efendim Yahve.|david sana daha ne sojlejebilir? t͡ʃunku hizmetkarini sen bilirsinʔ ej efendim jahve. Old-Testament-Job-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu benim tesellim olsun, evet, esirgemeyen acının içinde sevineyim, Kutsal Olan'ın sözlerini inkâr etmedim diye.|bu benim tesellim olsunʔ evetʔ esirɡemejen at͡ʃinin it͡ʃinde sevinejimʔ kutsal olanʔin sozlerini inkar etmedim dije. Old-Testament-Habakkuk-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, canı övüngendir. İçinde doğru değildir, ancak doğru kişi kendi imanıyla yaşayacaktır.|isteʔ t͡ʃani ovunɡendir. it͡ʃinde doɡru deɡildirʔ ant͡ʃak doɡru kisi kendi imanijla jasajat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-021-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael Amorlular'ın diyarında yaşadı.|bojlet͡ʃe israel amorlularʔin dijarinda jasadi. New-Testament-Hebrews-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham da ona her şeyin ondalığını verdi. Melkisedek, adının tercümesi, ilkin “Doğruluk Kralı”; sonra da “Şalem Kralı”, yani “Esenlik Kralı” dır.|avraham da ona her sejin ondaliɡini verdi. melkisedekʔ adinin tert͡ʃumesiʔ ilkin “doɡruluk krali”; sonra da “salem krali”ʔ jani “esenlik krali” dir. Old-Testament-Numbers-029-030|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bunların sayısına göre, usulüne göre, boğalar, koçlar ve kuzular için onların ekmek sunusunu ve onların dökmelik sunularını;|ve bunlarin sajisina ɡoreʔ usulune ɡoreʔ boɡalarʔ kot͡ʃlar ve kuzular it͡ʃin onlarin ekmek sunusunu ve onlarin dokmelik sunularini; Old-Testament-Nehemiah-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeruşalem'de senin hakkında, 'Yahuda'da bir kral var!' diye ilan etmeleri için peygamberler de atamışsın. Şimdi bu sözlere göre krala bildirilecektir. Şimdi gel de birlikte danışalım.\"\"\"|\"jerusalemʔde senin hakkindaʔ ʔjahudaʔda bir kral var!ʔ dije ilan etmeleri it͡ʃin pejɡamberler de atamissin. simdi bu sozlere ɡore krala bildirilet͡ʃektir. simdi ɡel de birlikte danisalim.\"\"\" New-Testament-Matthew-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan giderken, diğer iki kardeşi, Zebedi’nin oğulları Yakov ve kardeşi Yuhanna’yı gördü. Babaları Zebedi’yle birlikte teknede ağlarını onarıyorlardı. Onları çağırdı.|oradan ɡiderkenʔ diɡer iki kardesiʔ zebedi’nin oɡullari jakov ve kardesi juhanna’ji ɡordu. babalari zebedi’jle birlikte teknede aɡlarini onarijorlardi. onlari t͡ʃaɡirdi. New-Testament-Luke-021-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, siz de bu şeylerin gerçekleştiğini gördüğünüzde, Tanrı’nın Krallığı'nın yakın olduğunu bilin.|bojlet͡ʃeʔ siz de bu sejlerin ɡert͡ʃeklestiɡini ɡorduɡunuzdeʔ tanri’nin kralliɡiʔnin jakin olduɡunu bilin. Old-Testament-Exodus-033-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk bu kötü haberi duyunca yas tuttu; ve kimse takılarını takmadı.|halk bu kotu haberi dujunt͡ʃa jas tuttu; ve kimse takilarini takmadi. Old-Testament-2-Kings-017-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve'den korktular. Kendi aralarından yüksek yerler kâhinleri de yaptılar. Bunlar yüksek yerler evlerinde onlar için kurban kesiyordu.|bojlet͡ʃe jahveʔden korktular. kendi aralarindan juksek jerler kahinleri de japtilar. bunlar juksek jerler evlerinde onlar it͡ʃin kurban kesijordu. Old-Testament-Judges-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeftah, Ammonlular'la savaşmak üzere Ammonlular'ın yanına geçti; ve Yahve onları onun eline teslim etti.|bunun uzerine jeftahʔ ammonlularʔla savasmak uzere ammonlularʔin janina ɡet͡ʃti; ve jahve onlari onun eline teslim etti. Old-Testament-Leviticus-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer sunusu keçi ise, onu Yahve'nin önünde sunacak.\"|\"\"\"ʔeɡer sunusu ket͡ʃi iseʔ onu jahveʔnin onunde sunat͡ʃak.\" Old-Testament-Joshua-019-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece diyarı sınırlarıyla miras olarak dağıtmayı bitirdiler. İsrael'in çocukları aralarında Nun oğlu Yeşu'ya miras verdiler.|bojlet͡ʃe dijari sinirlarijla miras olarak daɡitmaji bitirdiler. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari aralarinda nun oɡlu jesuʔja miras verdiler. Old-Testament-Deuteronomy-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların ilâhlarının oyma putlarını ateşle yakacaksın. Üzerlerindeki gümüşe ya da altına göz dikmeyeceksin, ve onu kendine almayacaksın; yoksa onunla tuzağa düşersin. Çünkü bu, Tanrın Yahve'ye iğrenç bir şeydir.|onlarin ilahlarinin ojma putlarini atesle jakat͡ʃaksin. uzerlerindeki ɡumuse ja da altina ɡoz dikmejet͡ʃeksinʔ ve onu kendine almajat͡ʃaksin; joksa onunla tuzaɡa dusersin. t͡ʃunku buʔ tanrin jahveʔje iɡrent͡ʃ bir sejdir. Old-Testament-2-Samuel-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav'ın kardeşi Asahel Otuzlar'dan biriydi: Beytlehemli Dodo oğlu Elhanan,|joavʔin kardesi asahel otuzlarʔdan birijdi bejtlehemli dodo oɡlu elhananʔ Old-Testament-Esther-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sus'ta onları yok etmek için verilen fermanın kopyasını da ona verdi; öyle ki, bunu Ester'e göstersin, ona bildirsin ve krala gidip kendisine yalvarması ve halkı için onun önünde dilekte bulunması için onu teşvik etsin.|susʔta onlari jok etmek it͡ʃin verilen fermanin kopjasini da ona verdi; ojle kiʔ bunu esterʔe ɡostersinʔ ona bildirsin ve krala ɡidip kendisine jalvarmasi ve halki it͡ʃin onun onunde dilekte bulunmasi it͡ʃin onu tesvik etsin. Old-Testament-Psalms-073-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ölümlerinde çırpınma yoktur, güçleri sağlamdır.|t͡ʃunku olumlerinde t͡ʃirpinma jokturʔ ɡut͡ʃleri saɡlamdir. Old-Testament-1-Kings-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bat Şeva eğildi ve krala saygı gösterdi. Kral, \"\"Ne istiyorsun?\"\" dedi.\"|\"bat seva eɡildi ve krala sajɡi ɡosterdi. kralʔ \"\"ne istijorsun?\"\" dedi.\" New-Testament-Titus-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gözetmen, Tanrı evinin kâhyası olarak, lekesiz olmalı. Kendini beğenmiş, tez öfkelenen, şarap düşkünü, zorba, haksız kazanç peşinde koşan açgözlü biri olmamalı.|t͡ʃunku ɡozetmenʔ tanri evinin kahjasi olarakʔ lekesiz olmali. kendini beɡenmisʔ tez ofkelenenʔ sarap duskunuʔ zorbaʔ haksiz kazant͡ʃ pesinde kosan at͡ʃɡozlu biri olmamali. Old-Testament-1-Samuel-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, David'i getirmek için haberciler gönderdiğinde kadın, \"\"O hasta\"\" dedi.\"|\"saulʔ davidʔi ɡetirmek it͡ʃin habert͡ʃiler ɡonderdiɡinde kadinʔ \"\"o hasta\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham sünnet derisinden sünnet olduğu zaman doksan dokuz yaşındaydı.|avraham sunnet derisinden sunnet olduɡu zaman doksan dokuz jasindajdi. Old-Testament-Job-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Tanrı kutsallarına güvenmiyor. Gökler bile O'nun gözünde temiz değil;|isteʔ tanri kutsallarina ɡuvenmijor. ɡokler bile oʔnun ɡozunde temiz deɡil; New-Testament-2-Corinthians-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü size kadar ulaşmamışız gibi kendimizi fazla uzatmıyoruz. Çünkü Mesih’in Müjdesi’ni size kadar getiren biz olduk.|t͡ʃunku size kadar ulasmamisiz ɡibi kendimizi fazla uzatmijoruz. t͡ʃunku mesih’in muʒdesi’ni size kadar ɡetiren biz olduk. New-Testament-1-Corinthians-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben bu şeylerin hiçbirini kullanmadım ve bana böyle yapılsın diye de bu şeyleri yazmıyorum. Çünkü biri beni övüncümden yoksun bırakacağına ölmeyi yeğlerim.|ama ben bu sejlerin hit͡ʃbirini kullanmadim ve bana bojle japilsin dije de bu sejleri jazmijorum. t͡ʃunku biri beni ovunt͡ʃumden joksun birakat͡ʃaɡina olmeji jeɡlerim. Old-Testament-2-Samuel-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|ve dev oğullarından olan ve mızrağının ağırlığı üç yüz şekel tunç olan İşbibenov, yeni bir kılıç kuşanmış olarak David'i öldüreyim diye düşündü.|ve dev oɡullarindan olan ve mizraɡinin aɡirliɡi ut͡ʃ juz sekel tunt͡ʃ olan isbibenovʔ jeni bir kilit͡ʃ kusanmis olarak davidʔi oldurejim dije dusundu. Old-Testament-Job-036-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün insanlar ona baktı. İnsanlar onu uzaktan görür.|butun insanlar ona bakti. insanlar onu uzaktan ɡorur. New-Testament-Matthew-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da aranızda hangi biriniz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir?|ja da aranizda hanɡi biriniz kendisinden ekmek istejen oɡluna tas verir? Old-Testament-2-Samuel-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral David Bahurim’e geldiğinde, işte, Saul evi ailesinden Gera oğlu Şimei adında bir adam çıktı. Çıkarken lanet ediyordu.|kral david bahurim’e ɡeldiɡindeʔ isteʔ saul evi ailesinden ɡera oɡlu simei adinda bir adam t͡ʃikti. t͡ʃikarken lanet edijordu. Old-Testament-Genesis-030-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Çubukların önünde çiftleşince sürüler çizgili, noktalı ve benekli doğarlardı.|t͡ʃubuklarin onunde t͡ʃiftlesint͡ʃe suruler t͡ʃizɡiliʔ noktali ve benekli doɡarlardi. New-Testament-Matthew-027-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada duranlardan bazıları bunu duyduğunda, “Bu adam Eliya’yı çağırıyor” dediler.|orada duranlardan bazilari bunu dujduɡundaʔ “bu adam elija’ji t͡ʃaɡirijor” dediler. Old-Testament-Job-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden O'nun önünde dehşete düşerim. Düşündüğümde O'ndan korkarım.|bu juzden oʔnun onunde dehsete duserim. dusunduɡumde oʔndan korkarim. Old-Testament-Hosea-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael, inatçı bir düve gibi son derece inatçı davrandı. Öyleyse Yahve onları çayırda kuzu gibi nasıl güdecek?|t͡ʃunku israelʔ inatt͡ʃi bir duve ɡibi son deret͡ʃe inatt͡ʃi davrandi. ojlejse jahve onlari t͡ʃajirda kuzu ɡibi nasil ɡudet͡ʃek? Old-Testament-Exodus-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Aşağı in ve halkı uyar, yoksa görmek için Yahve'ye doğru sınırı aşarlar, onlardan çoğu yok olurlar.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"asaɡi in ve halki ujarʔ joksa ɡormek it͡ʃin jahveʔje doɡru siniri asarlarʔ onlardan t͡ʃoɡu jok olurlar.\" Old-Testament-1-Samuel-017-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Bu gencin kimin oğlu olduğunu sor!” dedi.|kralʔ “bu ɡent͡ʃin kimin oɡlu olduɡunu sor!” dedi. Old-Testament-Psalms-040-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, beni kurtarmaya razı ol. Ey Yahve, tez yardımıma koş.|ej jahveʔ beni kurtarmaja razi ol. ej jahveʔ tez jardimima kos. Old-Testament-2-Chronicles-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eyvanın da kapılarını kapattılar, kandilleri söndürdüler, İsrael'in Tanrısı'na kutsal yerde buhur yakmadılar ve yakmalık sunular sunmadılar.|ejvanin da kapilarini kapattilarʔ kandilleri sondurdulerʔ israelʔin tanrisiʔna kutsal jerde buhur jakmadilar ve jakmalik sunular sunmadilar. New-Testament-Luke-008-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua karşı tarafa vardığında kalabalık O’nu hoş karşıladı. Çünkü herkes O’nu bekliyordu.|jesua karsi tarafa vardiɡinda kalabalik o’nu hos karsiladi. t͡ʃunku herkes o’nu beklijordu. Old-Testament-Isaiah-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|el aynalarını, ince keten giysilerini, taçlarını ve atkılarını o gün kaldırıp atacak.|el ajnalariniʔ int͡ʃe keten ɡijsileriniʔ tat͡ʃlarini ve atkilarini o ɡun kaldirip atat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlarının üstündeki boşluğun üstünde, safir taşına benzeyen bir taht benzeyişi vardı. Yukarıda tahtın benzeyişi üzerinde, insan görünüşünün benzeyişi vardı.|baslarinin ustundeki bosluɡun ustundeʔ safir tasina benzejen bir taht benzejisi vardi. jukarida tahtin benzejisi uzerindeʔ insan ɡorunusunun benzejisi vardi. Old-Testament-Psalms-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımız Yahve’yi bekler. O bizim yardımımız ve kalkanımızdır.|t͡ʃanimiz jahve’ji bekler. o bizim jardimimiz ve kalkanimizdir. Old-Testament-1-Chronicles-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ilâhlarını orada bıraktılar ve David buyruk verdi ve onlar ateşle yakıldı.|onlar ilahlarini orada biraktilar ve david bujruk verdi ve onlar atesle jakildi. Old-Testament-2-Kings-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu alıp annesine getirdikten sonra, öğleye kadar annesinin dizlerinde oturdu, sonra da öldü.|onu alip annesine ɡetirdikten sonraʔ oɡleje kadar annesinin dizlerinde oturduʔ sonra da oldu. New-Testament-John-012-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yüksek sesle, “Bana iman eden bana değil, beni gönderene iman eder” dedi.|jesua juksek sesleʔ “bana iman eden bana deɡilʔ beni ɡonderene iman eder” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi'nin oğulları: Gerşom, Kehat ve Merari.|leviʔnin oɡullari ɡersomʔ kehat ve merari. New-Testament-Matthew-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|O ise ‘Hayır’ dedi. ‘Yoksa deliceleri toplarken onlarla birlikte buğdayı da sökersiniz.|o ise ‘hajir’ dedi. ‘joksa delit͡ʃeleri toplarken onlarla birlikte buɡdaji da sokersiniz. Old-Testament-Haggai-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Darius'un ikinci yılında, altıncı ayda, ayın birinci günü, Peygamber Hagay aracılığıyla Yahuda Valisi Şealtiel oğlu Zerubbabel'e ve Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşu'ya Yahve'nin şu sözü geldi:|kral dariusʔun ikint͡ʃi jilindaʔ altint͡ʃi ajdaʔ ajin birint͡ʃi ɡunuʔ pejɡamber haɡaj arat͡ʃiliɡijla jahuda valisi sealtiel oɡlu zerubbabelʔe ve jehosadak oɡlu baskahin jesuʔja jahveʔnin su sozu ɡeldi New-Testament-Matthew-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama öğrencileri bunu görünce kızdılar, “Nedir bu israf?” dediler.|ama oɡrent͡ʃileri bunu ɡorunt͡ʃe kizdilarʔ “nedir bu israf?” dediler. New-Testament-2-Timothy-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Diriliş olup bitti diyerek gerçek konusunda saptılar ve bazılarının imanını altüst ediyorlar.|dirilis olup bitti dijerek ɡert͡ʃek konusunda saptilar ve bazilarinin imanini altust edijorlar. New-Testament-Matthew-026-072|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine Petrus, “Bu adamı tanımıyorum” diye ant içerek inkâr etti.|jine petrusʔ “bu adami tanimijorum” dije ant it͡ʃerek inkar etti. New-Testament-Colossians-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinize yalan söylemeyin. Çünkü eski insanı yaptıklarıyla birlikte üzerinizden çıkarıp attınız.|birbirinize jalan sojlemejin. t͡ʃunku eski insani japtiklarijla birlikte uzerinizden t͡ʃikarip attiniz. Old-Testament-1-Chronicles-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerahmeel'in ilk oğlu Ram'ın oğulları, Maats, Yamin ve Eker'di.|jerahmeelʔin ilk oɡlu ramʔin oɡullariʔ maatsʔ jamin ve ekerʔdi. New-Testament-Ephesians-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece artık insanların kurnazlığıyla, aldatıcı düzenler kurmaktaki hileleriyle, öteye beriye savrulan ve her öğretinin rüzgârıyla sürüklenen çocuklar olmayalım.|bojlet͡ʃe artik insanlarin kurnazliɡijlaʔ aldatit͡ʃi duzenler kurmaktaki hilelerijleʔ oteje berije savrulan ve her oɡretinin ruzɡarijla suruklenen t͡ʃot͡ʃuklar olmajalim. Old-Testament-Deuteronomy-029-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve öfkeyle, gazapla ve büyük hiddetle onları ülkelerinden söktü ve bugün olduğu gibi başka bir ülkeye attı.”|jahve ofkejleʔ ɡazapla ve bujuk hiddetle onlari ulkelerinden soktu ve buɡun olduɡu ɡibi baska bir ulkeje atti.” New-Testament-Revelation-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuyruğu gökyüzündeki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne fırlattı. Ejderha, doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu. Böylece kadın doğum yapınca çocuğunu yutabilecekti.|kujruɡu ɡokjuzundeki jildizlarin ut͡ʃte birini suruklejip jerjuzune firlatti. eʒderhaʔ doɡum japmak uzere olan kadinin onunde durdu. bojlet͡ʃe kadin doɡum japint͡ʃa t͡ʃot͡ʃuɡunu jutabilet͡ʃekti. Old-Testament-Ezekiel-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü düşünüp işlemiş olduğu bütün günahlardan dönerse, kesinlikle yaşayacaktır. Ölmeyecektir.|t͡ʃunku dusunup islemis olduɡu butun ɡunahlardan donerseʔ kesinlikle jasajat͡ʃaktir. olmejet͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun iyi kazancı gümüş kazanmaktan daha iyidir, getirisi saf altından daha iyidir.|onun iji kazant͡ʃi ɡumus kazanmaktan daha ijidirʔ ɡetirisi saf altindan daha ijidir. Old-Testament-Psalms-132-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve David'e gerçekle ant içti. Ondan geri dönmez: “Senin bedeninin ürününü tahtına oturtacağım.|jahve davidʔe ɡert͡ʃekle ant it͡ʃti. ondan ɡeri donmez “senin bedeninin urununu tahtina oturtat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-042-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve güçlü bir yiğit gibi çıkacak. Bir savaş adamı gibi gayretini uyandıracak. Savaş çığlığı atacak. Evet, yüksek sesle bağıracak. Düşmanlarına karşı zafer kazanacaktır.|jahve ɡut͡ʃlu bir jiɡit ɡibi t͡ʃikat͡ʃak. bir savas adami ɡibi ɡajretini ujandirat͡ʃak. savas t͡ʃiɡliɡi atat͡ʃak. evetʔ juksek sesle baɡirat͡ʃak. dusmanlarina karsi zafer kazanat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilerini yanına çağırıp: “Bu kalabalığa acıyorum” dedi. “Üç gündür benimle birlikteler ve yiyecek hiçbir şeyleri yok. Onları aç karınla evlerine göndermek istemiyorum, yoksa yolda bayılabilirler.”|jesua oɡrent͡ʃilerini janina t͡ʃaɡirip “bu kalabaliɡa at͡ʃijorum” dedi. “ut͡ʃ ɡundur benimle birlikteler ve jijet͡ʃek hit͡ʃbir sejleri jok. onlari at͡ʃ karinla evlerine ɡondermek istemijorumʔ joksa jolda bajilabilirler.” Old-Testament-1-Chronicles-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda oğlu Şela'nın oğulları: Leka'nın babası Er, Mareşah'ın babası Laada ve ince keten yapanlar evinin, Aşvea evinin boyları;|jahuda oɡlu selaʔnin oɡullari lekaʔnin babasi erʔ maresahʔin babasi laada ve int͡ʃe keten japanlar evininʔ asvea evinin bojlari; Old-Testament-Exodus-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkenin soluğuyla sular yığıldılar. Seller yığın gibi dimdik durdu. Derinlikler denizin ortasında dondular.|ofkenin soluɡujla sular jiɡildilar. seller jiɡin ɡibi dimdik durdu. derinlikler denizin ortasinda dondular. Old-Testament-Jeremiah-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana zulmedenler hayal kırıklığına uğrasın, ama beni hayal kırıklığına uğratma. Onlar dehşete düşsün, ama beni dehşete düşürme. Kötü günü onların üzerine getir, ve onları iki kat yıkımla yok et.|bana zulmedenler hajal kirikliɡina uɡrasinʔ ama beni hajal kirikliɡina uɡratma. onlar dehsete dussunʔ ama beni dehsete dusurme. kotu ɡunu onlarin uzerine ɡetirʔ ve onlari iki kat jikimla jok et. Old-Testament-Exodus-036-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sahip oldukları malzeme bütün işi yapmaya yeter ve fazlasıyla artardı bile.|t͡ʃunku sahip olduklari malzeme butun isi japmaja jeter ve fazlasijla artardi bile. New-Testament-Acts-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz senin düşündüklerini senden duymak isteriz. Çünkü bu mezheple ilgili, her yerde aleyhinde konuşulduğunu biliyoruz” dediler.|ama biz senin dusunduklerini senden dujmak isteriz. t͡ʃunku bu mezheple ilɡiliʔ her jerde alejhinde konusulduɡunu bilijoruz” dediler. Old-Testament-Exodus-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının soylularına el sürmedi. Tanrı'yı gördüler, yediler, içtiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin sojlularina el surmedi. tanriʔji ɡordulerʔ jedilerʔ it͡ʃtiler. Old-Testament-Exodus-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün halk hep birlikte şöyle yanıt verdi: \"\"Yahve'nin söylediği her şeyi yapacağız.\"\" Moşe halkın sözlerini Yahve'ye bildirdi.\"|\"butun halk hep birlikte sojle janit verdi \"\"jahveʔnin sojlediɡi her seji japat͡ʃaɡiz.\"\" mose halkin sozlerini jahveʔje bildirdi.\" Old-Testament-Numbers-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Önce Yahuda çocukları ordugâhının bayrağı ordularına göre yola çıktı. Amminadav oğlu Nahşon onun ordusunun başındaydı.|ont͡ʃe jahuda t͡ʃot͡ʃuklari orduɡahinin bajraɡi ordularina ɡore jola t͡ʃikti. amminadav oɡlu nahson onun ordusunun basindajdi. Old-Testament-Genesis-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov sabah erkenden kalktı, başının altına koyduğu taşı alıp sütun yaptı, üzerine yağ döktü.|jakov sabah erkenden kalktiʔ basinin altina kojduɡu tasi alip sutun japtiʔ uzerine jaɡ doktu. Old-Testament-Ecclesiastes-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu servetler felaketle yok olur, eğer bir oğul babası olsa da, elinde bir şey yoktur.|bu servetler felaketle jok olurʔ eɡer bir oɡul babasi olsa daʔ elinde bir sej joktur. Old-Testament-Psalms-048-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, krallar toplandılar, birlikte geçtiler.|t͡ʃunku isteʔ krallar toplandilarʔ birlikte ɡet͡ʃtiler. Old-Testament-Ezekiel-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Keruvlar kanatlarını kaldırdılar, tekerlekler yanlarındaydı. İsrael Tanrısı'nın görkemi yukarıda onların üzerindeydi.|o zaman keruvlar kanatlarini kaldirdilarʔ tekerlekler janlarindajdi. israel tanrisiʔnin ɡorkemi jukarida onlarin uzerindejdi. New-Testament-Ephesians-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sevgide gerçeği söyleyerek baş olan Mesih’e doğru bütün şeylerde büyüyelim.|ama sevɡide ɡert͡ʃeɡi sojlejerek bas olan mesih’e doɡru butun sejlerde bujujelim. Old-Testament-Exodus-033-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, eğer senin gözünde lütuf bulduysam, lütfen şimdi bana yolunu göster, ta ki, gözünde lütuf bulayım diye seni bileyim; bu ulusun da senin halkın olduğunu gör.”|bu nedenleʔ eɡer senin ɡozunde lutuf buldujsamʔ lutfen simdi bana jolunu ɡosterʔ ta kiʔ ɡozunde lutuf bulajim dije seni bilejim; bu ulusun da senin halkin olduɡunu ɡor.” Old-Testament-1-Chronicles-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Huşim'den Avituv ve Elpaal'ın babası oldu.|husimʔden avituv ve elpaalʔin babasi oldu. Old-Testament-Genesis-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa altı yüz yaşındayken, ikinci ayın on yedinci günü, büyük derinliğin bütün kaynakları fışkırdı, gökyüzünün pencereleri açıldı.|noa alti juz jasindajkenʔ ikint͡ʃi ajin on jedint͡ʃi ɡunuʔ bujuk derinliɡin butun kajnaklari fiskirdiʔ ɡokjuzunun pent͡ʃereleri at͡ʃildi. Old-Testament-Numbers-004-039|und|SPEAKER_00_Turkish|otuz yaşından elli yaşına kadar, Buluşma Çadırı'nda çalışmak üzere hizmete giren hepsi,|otuz jasindan elli jasina kadarʔ bulusma t͡ʃadiriʔnda t͡ʃalismak uzere hizmete ɡiren hepsiʔ Old-Testament-1-Chronicles-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan'ın oğlu Meriv Baal'dı. Meriv Baal, Mika'nın babası oldu.|jonatanʔin oɡlu meriv baalʔdi. meriv baalʔ mikaʔnin babasi oldu. Old-Testament-Proverbs-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Sapık ağzı kendinden uzaklaştır. Bozuk dudakları kendinden uzak tut.|sapik aɡzi kendinden uzaklastir. bozuk dudaklari kendinden uzak tut. Old-Testament-Psalms-105-010|und|SPEAKER_00_Turkish|bunu Yakov için bir kural, İsrael'e sonsuz bir antlaşma olarak onayladı:|bunu jakov it͡ʃin bir kuralʔ israelʔe sonsuz bir antlasma olarak onajladi Old-Testament-Job-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerinin gücü ne işime yarardı, olgunluk çağını yitirmiş adamlardı?|ellerinin ɡut͡ʃu ne isime jarardiʔ olɡunluk t͡ʃaɡini jitirmis adamlardi? Old-Testament-2-Kings-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav'ın evini Nevat oğlu Yarovam'ın evi ve Ahiya oğlu Baaşa'nın evi gibi yapacağım.|ahavʔin evini nevat oɡlu jarovamʔin evi ve ahija oɡlu baasaʔnin evi ɡibi japat͡ʃaɡim. New-Testament-John-001-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de gördüm ve ‘Tanrı’nın Oğlu budur’ diye tanıklık ediyorum.”|ben de ɡordum ve ‘tanri’nin oɡlu budur’ dije taniklik edijorum.” New-Testament-Revelation-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yedi kraldır. Beşi düştü, biri duruyor, öteki henüz gelmedi. Geldiğinde kısa bir süre kalması gerek.|onlar jedi kraldir. besi dustuʔ biri durujorʔ oteki henuz ɡelmedi. ɡeldiɡinde kisa bir sure kalmasi ɡerek. Old-Testament-Jeremiah-048-046|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Vay haline ey Moav! Kemoş halkı mahvoldu; çünkü oğulların sürgüne götürüldü, kızların tutsaklığa gönderildi.\"\"\"|\"vaj haline ej moav! kemos halki mahvoldu; t͡ʃunku oɡullarin surɡune ɡoturulduʔ kizlarin tutsakliɡa ɡonderildi.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Omri atalarıyla uyudu ve Samariya'da gömüldü. Yerine oğlu Ahav kral oldu.|bojlet͡ʃe omri atalarijla ujudu ve samarijaʔda ɡomuldu. jerine oɡlu ahav kral oldu. Old-Testament-Job-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|insanı amacından uzaklaştırmak, ve gururu insandan gizlemek için.|insani amat͡ʃindan uzaklastirmakʔ ve ɡururu insandan ɡizlemek it͡ʃin. Old-Testament-Ezekiel-039-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni geri çevireceğim, seni götüreceğim ve seni kuzeyin en uçlarından çıkaracağım; ve seni İsrael dağları üzerine getireceğim.|seni ɡeri t͡ʃeviret͡ʃeɡimʔ seni ɡoturet͡ʃeɡim ve seni kuzejin en ut͡ʃlarindan t͡ʃikarat͡ʃaɡim; ve seni israel daɡlari uzerine ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Leviticus-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak kâhin onu inceler ve içinde hiç beyaz kıl bulunmadığını, deriden daha derin olmayıp solmuş olduğunu görürse, o zaman kâhin onu yedi gün kapayacak.|ant͡ʃak kahin onu int͡ʃeler ve it͡ʃinde hit͡ʃ bejaz kil bulunmadiɡiniʔ deriden daha derin olmajip solmus olduɡunu ɡorurseʔ o zaman kahin onu jedi ɡun kapajat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-034-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha sonra bütün İsrael'in çocukları yaklaştı ve Yahve'nin Sina Dağı'nda kendisine söylemiş olduğu bütün buyrukları onlara verdi.|daha sonra butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jaklasti ve jahveʔnin sina daɡiʔnda kendisine sojlemis olduɡu butun bujruklari onlara verdi. Old-Testament-Genesis-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden, ‘O benim kız kardeşim’ dedin ben de onu karım olarak aldım? Şimdi işte, karını al ve kendi yoluna git.”|nedenʔ ‘o benim kiz kardesim’ dedin ben de onu karim olarak aldim? simdi isteʔ karini al ve kendi joluna ɡit.” Old-Testament-Ecclesiastes-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim bilir, bilge mi olacak, akılsız mı? Ama çektiğim ve kendimi güneş altında bilge gösterdiğim bütün emeğim üzerinde hüküm sürecek. Bu da boştur.|kim bilirʔ bilɡe mi olat͡ʃakʔ akilsiz mi? ama t͡ʃektiɡim ve kendimi ɡunes altinda bilɡe ɡosterdiɡim butun emeɡim uzerinde hukum suret͡ʃek. bu da bostur. New-Testament-Luke-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama Yeruşalem’in ordular tarafından kuşatıldığını gördüğünüzde, bilin ki, onun yıkımı yakındır.|“ama jerusalem’in ordular tarafindan kusatildiɡini ɡorduɡunuzdeʔ bilin kiʔ onun jikimi jakindir. New-Testament-Mark-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Buna göre bağın efendisi ne yapacak? Gelip çiftçileri yok edecek ve bağı başkalarına verecek.|buna ɡore baɡin efendisi ne japat͡ʃak? ɡelip t͡ʃiftt͡ʃileri jok edet͡ʃek ve baɡi baskalarina veret͡ʃek. Old-Testament-Habakkuk-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Komşusuna içki verip sarhoş olana dek coşturucu şarabını döken, böylece onların çıplak bedenlerine bakacak olan adamın vay haline!|“komsusuna it͡ʃki verip sarhos olana dek t͡ʃosturut͡ʃu sarabini dokenʔ bojlet͡ʃe onlarin t͡ʃiplak bedenlerine bakat͡ʃak olan adamin vaj haline! Old-Testament-2-Chronicles-035-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, Kral Yoşiya'nın buyruğu uyarınca, Pesah'ı tutmak ve Yahve'nin sunağında yakmalık sunular sunmak için, Yahve'nin bütün hizmeti aynı gün hazırlandı.|bojlet͡ʃeʔ kral josijaʔnin bujruɡu ujarint͡ʃaʔ pesahʔi tutmak ve jahveʔnin sunaɡinda jakmalik sunular sunmak it͡ʃinʔ jahveʔnin butun hizmeti ajni ɡun hazirlandi. Old-Testament-Isaiah-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yeryüzünü kudretle sarsmak için kalktığı zaman, İnsanlar, Yahve'nin dehşetinden ve heybetinin yüceliğinden, Kayalık mağaralara ve yerin çukurlarına girecekler.|jahve jerjuzunu kudretle sarsmak it͡ʃin kalktiɡi zamanʔ insanlarʔ jahveʔnin dehsetinden ve hejbetinin jut͡ʃeliɡindenʔ kajalik maɡaralara ve jerin t͡ʃukurlarina ɡiret͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-030-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Aven ve Pibeset gençleri kılıçla düşecekler. Onlar sürgüne gidecekler.|aven ve pibeset ɡent͡ʃleri kilit͡ʃla duset͡ʃekler. onlar surɡune ɡidet͡ʃekler. Old-Testament-Jeremiah-041-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşmael, Mispa'da Gedalya'yla birlikte olan bütün Yahudiler'i ve orada bulunan Keldani savaşçılarını da öldürdü.|ismaelʔ mispaʔda ɡedaljaʔjla birlikte olan butun jahudilerʔi ve orada bulunan keldani savast͡ʃilarini da oldurdu. Old-Testament-Exodus-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'la oğullarını Buluşma Çadırı'nın kapısına getirip onları suyla yıkayacaksın.|aronʔla oɡullarini bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisina ɡetirip onlari sujla jikajat͡ʃaksin. Old-Testament-Judges-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Gidyon orada Yahve'ye bir sunak yaptı ve ona, \"\"Yahve Esenliktir\"\" adını verdi. Bu sunak bugüne dek hâlâ Aviezerliler'in Ofra Kenti'ndedir.\"|\"bunun uzerine ɡidjon orada jahveʔje bir sunak japti ve onaʔ \"\"jahve esenliktir\"\" adini verdi. bu sunak buɡune dek hala aviezerlilerʔin ofra kentiʔndedir.\" New-Testament-Acts-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Toplandığımız yer olan üst katta birçok kandil vardı.|toplandiɡimiz jer olan ust katta birt͡ʃok kandil vardi. New-Testament-Hebrews-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Melkisedek düzenine göre sonsuza dek başkâhin olan Yeşua bizim için öncü olarak oraya girdi.|melkisedek duzenine ɡore sonsuza dek baskahin olan jesua bizim it͡ʃin ont͡ʃu olarak oraja ɡirdi. Old-Testament-Genesis-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü. Tanrı ışığı karanlıktan ayırdı.|tanri isiɡin iji olduɡunu ɡordu. tanri isiɡi karanliktan ajirdi. Old-Testament-Psalms-109-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının suçları Yahve tarafından hatırlansın. Annesinin günahı silinmesin.|atalarinin sut͡ʃlari jahve tarafindan hatirlansin. annesinin ɡunahi silinmesin. Old-Testament-Isaiah-041-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben, Tanrın Yahve, sağ elinden tutup sana, 'Korkma' diyeceğim. 'Ben sana yardım edeceğim.’|t͡ʃunku benʔ tanrin jahveʔ saɡ elinden tutup sanaʔ ʔkorkmaʔ dijet͡ʃeɡim. ʔben sana jardim edet͡ʃeɡim.’ Old-Testament-Psalms-118-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin sağ eli yücedir! Yahve’nin sağ eli yiğitlik eder!”|jahve’nin saɡ eli jut͡ʃedir! jahve’nin saɡ eli jiɡitlik eder!” Old-Testament-Numbers-007-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı gün, Gadoğulları'nın beyi Deuel oğlu Elyasaf sunusunu sundu:|altint͡ʃi ɡunʔ ɡadoɡullariʔnin beji deuel oɡlu eljasaf sunusunu sundu New-Testament-Acts-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kulağımıza bazı garip şeyler getiriyorsun. Dolayısıyla bu şeylerin ne anlama geldiğini bilmek istiyoruz” dediler.|t͡ʃunku kulaɡimiza bazi ɡarip sejler ɡetirijorsun. dolajisijla bu sejlerin ne anlama ɡeldiɡini bilmek istijoruz” dediler. Old-Testament-Ruth-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüklenip kente gitti. Kaynanası onun topladığı şeyi gördü ve doyduktan sonra artakalanını çıkarıp ona verdi.|juklenip kente ɡitti. kajnanasi onun topladiɡi seji ɡordu ve dojduktan sonra artakalanini t͡ʃikarip ona verdi. Old-Testament-1-Chronicles-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ner, Kiş'in babası oldu. Kiş, Saul'un babası oldu. Saul, Yonatan'ın, Malkişua'nın, Avinadav'ın ve Eşvaal'ın babası oldu.|nerʔ kisʔin babasi oldu. kisʔ saulʔun babasi oldu. saulʔ jonatanʔinʔ malkisuaʔninʔ avinadavʔin ve esvaalʔin babasi oldu. Old-Testament-Isaiah-059-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Engereğin yumurtalarını çatlatıyorlar, ve örümcek ağı dokuyorlar. Onların yumurtalarından yiyen ölür; kırılanından da engerek çıkar.|enɡereɡin jumurtalarini t͡ʃatlatijorlarʔ ve orumt͡ʃek aɡi dokujorlar. onlarin jumurtalarindan jijen olur; kirilanindan da enɡerek t͡ʃikar. New-Testament-Luke-020-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Bu çağın çocukları evlenir ve evlendirilir.|jesua onlara sojle dedi “bu t͡ʃaɡin t͡ʃot͡ʃuklari evlenir ve evlendirilir. New-Testament-Hebrews-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes evliliğe saygı duysun, yatak lekesiz olsun. Tanrı fuhuş yapanları ve zina edenleri yargılayacak.|herkes evliliɡe sajɡi dujsunʔ jatak lekesiz olsun. tanri fuhus japanlari ve zina edenleri jarɡilajat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sende baba ve anayı hor gördüler. Senin içinde yabancıya zulmettiler. Sende yetime ve dul kadına haksızlık ettiler.|sende baba ve anaji hor ɡorduler. senin it͡ʃinde jabant͡ʃija zulmettiler. sende jetime ve dul kadina haksizlik ettiler. New-Testament-Mark-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Daima, gece gündüz mezarlarda, dağlarda bağırıyor ve kendini taşlarla yaralıyordu.|daimaʔ ɡet͡ʃe ɡunduz mezarlardaʔ daɡlarda baɡirijor ve kendini taslarla jaralijordu. New-Testament-John-008-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Oğul sizi özgür kılarsa, gerçekten özgür olursunuz.|bu nedenle oɡul sizi ozɡur kilarsaʔ ɡert͡ʃekten ozɡur olursunuz. New-Testament-Mark-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz sakının! İşte size her şeyi önceden söyledim.|ama siz sakinin! iste size her seji ont͡ʃeden sojledim. Old-Testament-Ezekiel-016-054|und|SPEAKER_00_Turkish|böylece sen kendi utancını taşıyasın ve yaptığın her şeyden ötürü utanasın, çünkü onlara teselli oldun.|bojlet͡ʃe sen kendi utant͡ʃini tasijasin ve japtiɡin her sejden oturu utanasinʔ t͡ʃunku onlara teselli oldun. Old-Testament-Jeremiah-030-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve'nin kasırgası, gazabı çıktı, süpürüp götüren bir kasırga; kötülerin başına patlayacak.|isteʔ jahveʔnin kasirɡasiʔ ɡazabi t͡ʃiktiʔ supurup ɡoturen bir kasirɡa; kotulerin basina patlajat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-036-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine bütün beyler, Şelemya oğlu Kuşi oğlu Netanya oğlu Yehudi'yi Baruk'a gönderip, \"\"Halkın kulağına okuduğun tomarı eline alıp gel\"\" dediler. Bunun üzerine Neriya oğlu Baruk tomarı eline alıp yanlarına geldi.\"|\"bunun uzerine butun bejlerʔ selemja oɡlu kusi oɡlu netanja oɡlu jehudiʔji barukʔa ɡonderipʔ \"\"halkin kulaɡina okuduɡun tomari eline alip ɡel\"\" dediler. bunun uzerine nerija oɡlu baruk tomari eline alip janlarina ɡeldi.\" Old-Testament-Jeremiah-049-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'un çocukları hakkında. Yahve şöyle diyor: “İsrael’in oğulları yok mu? Mirasçısı yok mu? Öyleyse Malkam neden Gad’ı mülk ediniyor, ve halkı onun kentlerinde oturuyor?|ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari hakkinda. jahve sojle dijor “israel’in oɡullari jok mu? mirast͡ʃisi jok mu? ojlejse malkam neden ɡad’i mulk edinijorʔ ve halki onun kentlerinde oturujor? Old-Testament-Leviticus-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sekizinci gün onları arınmaları için Yahve'nin önüne, Buluşma Çadırı'nın kapısına, kâhine getirecek.\"|\"\"\"sekizint͡ʃi ɡun onlari arinmalari it͡ʃin jahveʔnin onuneʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinaʔ kahine ɡetiret͡ʃek.\" Old-Testament-Ezekiel-041-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, bir yanda palmiye ağacına doğru bir insan yüzü, öbür yanda palmiye ağacına doğru genç bir aslan yüzü vardı. Bütün evin çevresinde böyle yapılmıştı.|ojle kiʔ bir janda palmije aɡat͡ʃina doɡru bir insan juzuʔ obur janda palmije aɡat͡ʃina doɡru ɡent͡ʃ bir aslan juzu vardi. butun evin t͡ʃevresinde bojle japilmisti. Old-Testament-Nehemiah-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kralın vergisi için tarlalarımızı ve bağlarımızı teminat gösterip borç aldık” diyenler de vardı.|“kralin verɡisi it͡ʃin tarlalarimizi ve baɡlarimizi teminat ɡosterip bort͡ʃ aldik” dijenler de vardi. New-Testament-Mark-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İman edenlere şu belirtiler eşlik edecektir: Benim adımla iblisleri kovacaklar, yeni dillerle konuşacaklar.|iman edenlere su belirtiler eslik edet͡ʃektir benim adimla iblisleri kovat͡ʃaklarʔ jeni dillerle konusat͡ʃaklar. Old-Testament-Jeremiah-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman dedim ki, \"\"Ah, ey Efendi Yahve! 'Size esenlik olacak' diyerek elbette bu halkı ve Yeruşalem'i çok aldattın; ama kılıç yüreğe ulaştı.\"\"\"|\"o zaman dedim kiʔ \"\"ahʔ ej efendi jahve! ʔsize esenlik olat͡ʃakʔ dijerek elbette bu halki ve jerusalemʔi t͡ʃok aldattin; ama kilit͡ʃ jureɡe ulasti.\"\"\" Old-Testament-Numbers-007-082|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu olarak bir teke;|ɡunah sunusu olarak bir teke; Old-Testament-2-Chronicles-031-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'de oturan halka da kâhinlerin ve Levililer'in paylarını vermelerini buyurdu, böylece kendilerini Yahve'nin Yasası'na verebilsinler.|jerusalemʔde oturan halka da kahinlerin ve levililerʔin pajlarini vermelerini bujurduʔ bojlet͡ʃe kendilerini jahveʔnin jasasiʔna verebilsinler. Old-Testament-Psalms-083-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrım, onları çalı gibi, rüzgârın önündeki saman çöpü gibi yap.|tanrimʔ onlari t͡ʃali ɡibiʔ ruzɡarin onundeki saman t͡ʃopu ɡibi jap. New-Testament-2-Corinthians-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şu anki hafif sıkıntılarımız, bizim için ağırlıkta giderek daha da çoğalan sonsuz bir yücelik yaratıyor.|t͡ʃunku su anki hafif sikintilarimizʔ bizim it͡ʃin aɡirlikta ɡiderek daha da t͡ʃoɡalan sonsuz bir jut͡ʃelik jaratijor. Old-Testament-1-Chronicles-006-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Merarioğulları'na, boylarına göre, Ruven oymağından, Gad oymağından ve Zevulun oymağından on iki kent kurayla verildi.|merarioɡullariʔnaʔ bojlarina ɡoreʔ ruven ojmaɡindanʔ ɡad ojmaɡindan ve zevulun ojmaɡindan on iki kent kurajla verildi. New-Testament-1-Corinthians-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şunu demek istiyorum: Her biriniz, “Ben Pavlus’u izliyorum”, “Ben Apollos’u izliyorum”, “Ben Kefas’ı izliyorum” ya da “Mesih’i izliyorum” diyormuş.|sunu demek istijorum her birinizʔ “ben pavlus’u izlijorum”ʔ “ben apollos’u izlijorum”ʔ “ben kefas’i izlijorum” ja da “mesih’i izlijorum” dijormus. Old-Testament-Proverbs-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembel kişi avını pişirmez, ama çalışkanların malları değerlidir.|tembel kisi avini pisirmezʔ ama t͡ʃaliskanlarin mallari deɡerlidir. Old-Testament-Numbers-033-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Avarim dağlarından ayrılıp Yarden yanında, Yeriha'daki Moav ovalarında konakladılar.|avarim daɡlarindan ajrilip jarden janindaʔ jerihaʔdaki moav ovalarinda konakladilar. Old-Testament-Genesis-046-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer'in oğulları: İmna, Yişva, Yişvi, Beria ve kız kardeşleri Serah. Beria'nın oğulları: Hever ve Malkiel.|aserʔin oɡullari imnaʔ jisvaʔ jisviʔ beria ve kiz kardesleri serah. beriaʔnin oɡullari hever ve malkiel. Old-Testament-Psalms-126-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ağzımız kahkahalarla, dilimiz ezgiyle doldu. O zaman uluslar arasında şöyle dediler: “Yahve onlar için büyük şeyler yaptı.”|o zaman aɡzimiz kahkahalarlaʔ dilimiz ezɡijle doldu. o zaman uluslar arasinda sojle dediler “jahve onlar it͡ʃin bujuk sejler japti.” New-Testament-Mark-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse eski bir giysiye yeni kumaş parçası dikmez. Yoksa yama çeker, yenisi eskisinden kopar, yırtık daha beter olur.|hit͡ʃ kimse eski bir ɡijsije jeni kumas part͡ʃasi dikmez. joksa jama t͡ʃekerʔ jenisi eskisinden koparʔ jirtik daha beter olur. Old-Testament-Job-040-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoksa senin Tanrı gibi kolun mu var? O'nun gibi bir sesle gürleyebilir misin?\"\"\"|\"joksa senin tanri ɡibi kolun mu var? oʔnun ɡibi bir sesle ɡurlejebilir misin?\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-043-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Günler tamamlandığında, sekizinci günden itibaren kâhinler yakmalık sunularınızı ve esenlik sunularınızı sunakta sunacaklar. O zaman sizi kabul edeceğim.' diyor Efendi Yahve.\"\"\"|\"ɡunler tamamlandiɡindaʔ sekizint͡ʃi ɡunden itibaren kahinler jakmalik sunularinizi ve esenlik sunularinizi sunakta sunat͡ʃaklar. o zaman sizi kabul edet͡ʃeɡim.ʔ dijor efendi jahve.\"\"\" New-Testament-John-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O, İnsanoğlu olduğu için O’na yargılama yetkisi de verdi.|oʔ insanoɡlu olduɡu it͡ʃin o’na jarɡilama jetkisi de verdi. Old-Testament-Genesis-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|-Ken, Keniz, Kadmon,|-kenʔ kenizʔ kadmonʔ New-Testament-Revelation-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Efendim, sen bunu biliyorsun” dedim. Bana şöyle dedi: “Bunlar büyük sıkıntıdan çıkanlardır. Kaftanlarını yıkadılar ve Kuzu’nun kanında beyaz ettiler.|onaʔ “efendimʔ sen bunu bilijorsun” dedim. bana sojle dedi “bunlar bujuk sikintidan t͡ʃikanlardir. kaftanlarini jikadilar ve kuzu’nun kaninda bejaz ettiler. New-Testament-Acts-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzbaşı orada İtalya’ya yelken açan bir İskenderiye gemisi buldu ve bizi o gemiye bindirdi.|juzbasi orada italja’ja jelken at͡ʃan bir iskenderije ɡemisi buldu ve bizi o ɡemije bindirdi. Old-Testament-2-Samuel-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Avşalom, “Olmazsa, lütfen kardeşim Amnon bizimle gitsin” dedi. Kral ona, “Neden o seninle gitsin?” dedi.|bunun uzerine avsalomʔ “olmazsaʔ lutfen kardesim amnon bizimle ɡitsin” dedi. kral onaʔ “neden o seninle ɡitsin?” dedi. Old-Testament-Genesis-043-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Konaklama yerine vardığımızda çuvallarımızı açtık ve işte, herkesin parası eksiksiz olarak çuvalının ağzındaydı. Onu elimizle geri getirdik.|konaklama jerine vardiɡimizda t͡ʃuvallarimizi at͡ʃtik ve isteʔ herkesin parasi eksiksiz olarak t͡ʃuvalinin aɡzindajdi. onu elimizle ɡeri ɡetirdik. New-Testament-Luke-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, 'Şunu yapacağım’ dedi. 'Ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım ve bütün tahılımı ve malımı oraya depolayacağım.|adamʔ ʔsunu japat͡ʃaɡim’ dedi. ʔambarlarimi jikip daha bujuklerini japat͡ʃaɡim ve butun tahilimi ve malimi oraja depolajat͡ʃaɡim. New-Testament-Acts-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam onlardan bir şey almayı umarak onları dinliyordu.|adam onlardan bir sej almaji umarak onlari dinlijordu. New-Testament-Romans-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse iman etmedikleri kişiyi nasıl çağıracaklar? Duymadıkları kişiye nasıl iman edecekler? Duyuran olmazsa nasıl duyacaklar?|ojlejse iman etmedikleri kisiji nasil t͡ʃaɡirat͡ʃaklar? dujmadiklari kisije nasil iman edet͡ʃekler? dujuran olmazsa nasil dujat͡ʃaklar? Old-Testament-Zechariah-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu Kötülüktür” dedi ve kadını efa sepetinin içine itti; ve kurşun tartıyı sepetin ağzına attı.|“bu kotuluktur” dedi ve kadini efa sepetinin it͡ʃine itti; ve kursun tartiji sepetin aɡzina atti. Old-Testament-2-Samuel-022-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Adımlarımı altımda genişlettin. Ayaklarım kaymadı.|adimlarimi altimda ɡenislettin. ajaklarim kajmadi. Old-Testament-Ezekiel-045-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ekmek sunusu olarak, bir boğa için bir efa , bir koç için bir efa ve bir efa için bir hin yağ hazırlayacak.\"\"\"\"'\"|\"ekmek sunusu olarakʔ bir boɡa it͡ʃin bir efa ʔ bir kot͡ʃ it͡ʃin bir efa ve bir efa it͡ʃin bir hin jaɡ hazirlajat͡ʃak.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Romans-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Roma’da bulunan sizlere de Müjde’yi elimden geldiğince duyurmaya can atıyorum.|bu nedenleʔ roma’da bulunan sizlere de muʒde’ji elimden ɡeldiɡint͡ʃe dujurmaja t͡ʃan atijorum. New-Testament-Matthew-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana boşuna tapınırlar. Öğreti kuralları olarak öğrettikleri, insan yapıtıdır.’”|bana bosuna tapinirlar. oɡreti kurallari olarak oɡrettikleriʔ insan japitidir.’” New-Testament-Matthew-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|onlara, “Çekilin, kız ölmedi, ancak uyuyor” dedi. Onlar O’nunla alay ettiler.|onlaraʔ “t͡ʃekilinʔ kiz olmediʔ ant͡ʃak ujujor” dedi. onlar o’nunla alaj ettiler. Old-Testament-1-Kings-002-045|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama Kral Solomon kutsanacak ve David'in tahtı sonsuza dek Yahve'nin önünde sağlam kalacaktır.\"\"\"|\"\"\"ama kral solomon kutsanat͡ʃak ve davidʔin tahti sonsuza dek jahveʔnin onunde saɡlam kalat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi aldatıcı ücret kazanır, ama doğruluk eken sağlam bir ödül biçer.|kotu kisi aldatit͡ʃi ut͡ʃret kazanirʔ ama doɡruluk eken saɡlam bir odul bit͡ʃer. Old-Testament-Numbers-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|'Eğer Balak bana altın ve gümüş dolu evini verse bile, kendi fikrimle iyilik ya da kötülük etmek için Yahve'nin sözünün dışına çıkamam. Yahve'nin söylediğini söyleyeceğim' diye dememiş miydim?|ʔeɡer balak bana altin ve ɡumus dolu evini verse bileʔ kendi fikrimle ijilik ja da kotuluk etmek it͡ʃin jahveʔnin sozunun disina t͡ʃikamam. jahveʔnin sojlediɡini sojlejet͡ʃeɡimʔ dije dememis mijdim? Old-Testament-Psalms-094-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İçimdeki düşüncelerin çokluğunda, senin avutmaların canımı sevindiriyor.|it͡ʃimdeki dusunt͡ʃelerin t͡ʃokluɡundaʔ senin avutmalarin t͡ʃanimi sevindirijor. Old-Testament-Ezekiel-040-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman beni dış avluya götürdü. İşte, avlu için çepeçevre yapılmış taş döşeme ve odalar vardı. Döşeme üzerinde otuz oda vardı.|o zaman beni dis avluja ɡoturdu. isteʔ avlu it͡ʃin t͡ʃepet͡ʃevre japilmis tas doseme ve odalar vardi. doseme uzerinde otuz oda vardi. New-Testament-2-Corinthians-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şunu hatırlayın: Az eken az biçer, bol eken bol biçer.|sunu hatirlajin az eken az bit͡ʃerʔ bol eken bol bit͡ʃer. Old-Testament-Zechariah-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|bu günlerde Yeruşalem'e ve Yahuda evine yine öyle iyilik yapmayı düşündüm. Korkmayın.|bu ɡunlerde jerusalemʔe ve jahuda evine jine ojle ijilik japmaji dusundum. korkmajin. New-Testament-Acts-013-041|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Bakın, siz alaycılar! Şaşın ve yok olun, çünkü sizin gününüzde bir iş yapıyorum, biri size bildirse inanmayacağınız bir iş.’”|‘bakinʔ siz alajt͡ʃilar! sasin ve jok olunʔ t͡ʃunku sizin ɡununuzde bir is japijorumʔ biri size bildirse inanmajat͡ʃaɡiniz bir is.’” Old-Testament-Leviticus-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un oğulları kâhinler parçaları, başı ve yağı sunaktaki ateşin üzerindeki odunların üzerine dizecekler;|aronʔun oɡullari kahinler part͡ʃalariʔ basi ve jaɡi sunaktaki atesin uzerindeki odunlarin uzerine dizet͡ʃekler; Old-Testament-Psalms-052-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi de bunu görüp korkacak, ve ona gülüp şöyle diyecek:|doɡru kisi de bunu ɡorup korkat͡ʃakʔ ve ona ɡulup sojle dijet͡ʃek Old-Testament-1-Chronicles-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yitshar'ın oğulları: Baş Şelomit.|jitsharʔin oɡullari bas selomit. Old-Testament-Leviticus-014-038|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kâhin evden evin kapısına çıkacak ve evi yedi gün kapayacak.|o zaman kahin evden evin kapisina t͡ʃikat͡ʃak ve evi jedi ɡun kapajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Yahve, çevremde kalkansın, yüceliğim ve başımı yükselten sensin.|ama senʔ ej jahveʔ t͡ʃevremde kalkansinʔ jut͡ʃeliɡim ve basimi jukselten sensin. Old-Testament-Genesis-027-033|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak şiddetle titredi ve şöyle dedi: “Öyleyse, av avlayan ve bana getiren kimdi? Sen gelmeden önce hepsini yedim ve onu kutsadım? O da kutsanacaktır.”|ishak siddetle titredi ve sojle dedi “ojlejseʔ av avlajan ve bana ɡetiren kimdi? sen ɡelmeden ont͡ʃe hepsini jedim ve onu kutsadim? o da kutsanat͡ʃaktir.” Old-Testament-Numbers-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ailelerine göre Kohat'ın oğulları: Amram, Yishar, Hevron ve Uzziel.|ailelerine ɡore kohatʔin oɡullari amramʔ jisharʔ hevron ve uzziel. Old-Testament-Judges-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'de kralın olmadığı o günlerde, Efraim'in dağlık bölgesinin uzak tarafında yaşayan bir Levili vardı ve Beytlehem Yahuda'dan kendine bir cariye almıştı.|israelʔde kralin olmadiɡi o ɡunlerdeʔ efraimʔin daɡlik bolɡesinin uzak tarafinda jasajan bir levili vardi ve bejtlehem jahudaʔdan kendine bir t͡ʃarije almisti. Old-Testament-Zechariah-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ordular Yahvesi şöyle dedi: ‘Doğru hükmedin ve herkes kardeşine karşı iyilik ve merhamet göstersin.|“ordular jahvesi sojle dedi ‘doɡru hukmedin ve herkes kardesine karsi ijilik ve merhamet ɡostersin. Old-Testament-Numbers-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'i Yahve'nin önüne çıkaracaksın. İsrael'in çocukları ellerini Levililer'in üzerine koyacaklar,|levililerʔi jahveʔnin onune t͡ʃikarat͡ʃaksin. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ellerini levililerʔin uzerine kojat͡ʃaklarʔ New-Testament-1-John-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim Yeşua’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu açıkça söylerse, Tanrı onda, o da Tanrı’da kalır.|kim jesua’nin tanri’nin oɡlu olduɡunu at͡ʃikt͡ʃa sojlerseʔ tanri ondaʔ o da tanri’da kalir. Old-Testament-Leviticus-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yağını ondan alıp sunak üzerinde yakacak.|butun jaɡini ondan alip sunak uzerinde jakat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-039-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Saf altından çıngıraklar yaptılar ve çıngırakları kaftanın etekleri üzerine çepeçevre narların arasına, narların ara yerlerine;|saf altindan t͡ʃinɡiraklar japtilar ve t͡ʃinɡiraklari kaftanin etekleri uzerine t͡ʃepet͡ʃevre narlarin arasinaʔ narlarin ara jerlerine; New-Testament-Hebrews-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Melkisedek düzenine göre, sen sonsuza dek kâhinsin” diye tanıklık edilmiştir.|t͡ʃunkuʔ “melkisedek duzenine ɡoreʔ sen sonsuza dek kahinsin” dije taniklik edilmistir. Old-Testament-Joshua-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün ülkenin ürününü yedikten sonra man kesildi. İsrael'in çocuklarının artık manı yoktu; ancak o yıl Kenan diyarının ürününden yediler.|ertesi ɡun ulkenin urununu jedikten sonra man kesildi. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin artik mani joktu; ant͡ʃak o jil kenan dijarinin urununden jediler. Old-Testament-Ezekiel-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözüm seni esirgemeyecek, sana acımayacağım; ama kendi yollarını senin üzerine getireceğim, iğrençliklerin senin içinde olacak. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksin.’|ɡozum seni esirɡemejet͡ʃekʔ sana at͡ʃimajat͡ʃaɡim; ama kendi jollarini senin uzerine ɡetiret͡ʃeɡimʔ iɡrent͡ʃliklerin senin it͡ʃinde olat͡ʃak. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksin.’ New-Testament-John-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine diğer öğrenciler ona, “Biz Efendi’yi gördük!” dediler. Ama Tomas onlara, “Ellerindeki çivilerin izini görmedikçe, çivilerin deldiği yerlere parmağımla dokunmadıkça ve elimi O’nun böğrüne sokmadıkça, inanmam” dedi.|bunun uzerine diɡer oɡrent͡ʃiler onaʔ “biz efendi’ji ɡorduk!” dediler. ama tomas onlaraʔ “ellerindeki t͡ʃivilerin izini ɡormedikt͡ʃeʔ t͡ʃivilerin deldiɡi jerlere parmaɡimla dokunmadikt͡ʃa ve elimi o’nun boɡrune sokmadikt͡ʃaʔ inanmam” dedi. Old-Testament-Isaiah-043-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben kendi uğruma suçlarınızı silen benim; senin günahlarını da hatırlamayacağım.|ben kendi uɡruma sut͡ʃlarinizi silen benim; senin ɡunahlarini da hatirlamajat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Kings-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz'ın işlerinin geri kalanı, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|ahazʔin islerinin ɡeri kalaniʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-1-Chronicles-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Zırhını kendi ilâhlarının evine koydular ve başını Dagon'un evinin içinde çaktılar.|zirhini kendi ilahlarinin evine kojdular ve basini daɡonʔun evinin it͡ʃinde t͡ʃaktilar. Old-Testament-Habakkuk-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşan çadırlarını sıkıntı içinde gördüm. Midyan diyarının meskenleri titredi.|kusan t͡ʃadirlarini sikinti it͡ʃinde ɡordum. midjan dijarinin meskenleri titredi. Old-Testament-Isaiah-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Bu durmayacak, ne de bu olacak.\"\"\"|\"efendi jahve sojle dijor \"\"bu durmajat͡ʃakʔ ne de bu olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Numbers-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|kendini şaraptan ve ağır içkiden ayrı tutacak. Şarap sirkesi ya da mayalanmış içecek sirkesi içmeyecek, hiç üzüm suyu içmeyecek, taze üzüm ya da kurutulmuş üzüm yemeyecektir.|kendini saraptan ve aɡir it͡ʃkiden ajri tutat͡ʃak. sarap sirkesi ja da majalanmis it͡ʃet͡ʃek sirkesi it͡ʃmejet͡ʃekʔ hit͡ʃ uzum suju it͡ʃmejet͡ʃekʔ taze uzum ja da kurutulmus uzum jemejet͡ʃektir. New-Testament-Matthew-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın deve tüyünden yapılmış giysisi ve belinde deri bir kuşağı vardı. Yiyeceği çekirge ve yaban balıydı.|juhanna’nin deve tujunden japilmis ɡijsisi ve belinde deri bir kusaɡi vardi. jijet͡ʃeɡi t͡ʃekirɡe ve jaban balijdi. Old-Testament-Zechariah-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınız gibi olmayın. Önceki peygamberler onlara bildirip dediler, 'Ordular Yahvesi şöyle diyor, 'Kötü yollarınızdan ve kötü işlerinizden dönün'. Ama onlar bana kulak vermediler ve dinlemediler, diyor Yahve.|atalariniz ɡibi olmajin. ont͡ʃeki pejɡamberler onlara bildirip dedilerʔ ʔordular jahvesi sojle dijorʔ ʔkotu jollarinizdan ve kotu islerinizden donunʔ. ama onlar bana kulak vermediler ve dinlemedilerʔ dijor jahve. Old-Testament-Psalms-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü mazlum insanları kurtarırsın, ama kibirli gözleri alaşağı edersin.|t͡ʃunku mazlum insanlari kurtarirsinʔ ama kibirli ɡozleri alasaɡi edersin. New-Testament-1-Corinthians-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ama tam olan gelince, kısmi olan ortadan kalkacaktır.|ama tam olan ɡelint͡ʃeʔ kismi olan ortadan kalkat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şişmanladılar. Parlıyorlar, evet, kötülük işlerinde sivrildiler. Davayı, yetimlerin davasını savunmuyorlar ki, başarılı olsunlar; ve yoksulların haklarını savunmazlar.\"\"\"|\"sismanladilar. parlijorlarʔ evetʔ kotuluk islerinde sivrildiler. davajiʔ jetimlerin davasini savunmujorlar kiʔ basarili olsunlar; ve joksullarin haklarini savunmazlar.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-002-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öyle olacak ki, evinde kalan herkes gelip bir parça gümüş ve bir somun ekmek için ona eğilecek ve, \"\"Lütfen beni kâhinlik makamlarından birine koy da bir lokma ekmek yiyebileyim\"\" diyecek.'\"\"\"|\"ojle olat͡ʃak kiʔ evinde kalan herkes ɡelip bir part͡ʃa ɡumus ve bir somun ekmek it͡ʃin ona eɡilet͡ʃek veʔ \"\"lutfen beni kahinlik makamlarindan birine koj da bir lokma ekmek jijebilejim\"\" dijet͡ʃek.ʔ\"\"\" Old-Testament-Numbers-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun oymağından sayılanlar elli yedi bin dört yüz kişiydi.|zevulun ojmaɡindan sajilanlar elli jedi bin dort juz kisijdi. Old-Testament-Jeremiah-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onun duvarları üzerine çıkıp yok edin, ama tamamen yok etmeyin. Dallarını koparın, çünkü onlar Yahve'nin değildir.|“onun duvarlari uzerine t͡ʃikip jok edinʔ ama tamamen jok etmejin. dallarini koparinʔ t͡ʃunku onlar jahveʔnin deɡildir. New-Testament-John-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine vali konağına girip Yeşua’ya, “Sen neredensin?” dedi. Ama Yeşua ona yanıt vermedi.|jine vali konaɡina ɡirip jesua’jaʔ “sen neredensin?” dedi. ama jesua ona janit vermedi. Old-Testament-Esther-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bugün, kraliçenin işini duyan Pers ve Medya beyleri bunu kralın bütün beylerine söyleyecekler. Bu çok hakarete ve öfkeye neden olacak.\"\"\"|\"buɡunʔ kralit͡ʃenin isini dujan pers ve medja bejleri bunu kralin butun bejlerine sojlejet͡ʃekler. bu t͡ʃok hakarete ve ofkeje neden olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreği kibirli olan herkes Yahve için iğrençtir, kesinlikle cezasız kalmaz.|jureɡi kibirli olan herkes jahve it͡ʃin iɡrent͡ʃtirʔ kesinlikle t͡ʃezasiz kalmaz. Old-Testament-Jeremiah-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor, “Bütün ülke ıssız kalacak, ama ben tamamen bitirmeyeceğim.|t͡ʃunku jahve sojle dijorʔ “butun ulke issiz kalat͡ʃakʔ ama ben tamamen bitirmejet͡ʃeɡim. New-Testament-2-Corinthians-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Mektubumla sizi kederlendirdiysem de pişmanlık duymuyorum. Gerçi o mektubun bir süre için size acı verdiğini görüp pişmanlık duymuştum.|mektubumla sizi kederlendirdijsem de pismanlik dujmujorum. ɡert͡ʃi o mektubun bir sure it͡ʃin size at͡ʃi verdiɡini ɡorup pismanlik dujmustum. Old-Testament-Genesis-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, “Eğer Sodom'da kentin içinde elli doğru kişi bulursam, onların hatırına tüm kenti esirgeyeceğim” dedi.|jahveʔ “eɡer sodomʔda kentin it͡ʃinde elli doɡru kisi bulursamʔ onlarin hatirina tum kenti esirɡejet͡ʃeɡim” dedi. New-Testament-Galatians-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Avraham’ın kutsaması Mesih Yeşua aracılığıyla ulusların üzerine gelsin ve bizler iman aracılığıyla Ruh’un vaadini alalım.|bojlet͡ʃe avraham’in kutsamasi mesih jesua arat͡ʃiliɡijla uluslarin uzerine ɡelsin ve bizler iman arat͡ʃiliɡijla ruh’un vaadini alalim. Old-Testament-Isaiah-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Taht sevgi dolu iyilik üzerine kurulacak. Biri David'in çadırında, gerçekle onun üzerine oturacak, yargılarken adaleti arayacak, doğruluğu hızlı yerine getirecek.|taht sevɡi dolu ijilik uzerine kurulat͡ʃak. biri davidʔin t͡ʃadirindaʔ ɡert͡ʃekle onun uzerine oturat͡ʃakʔ jarɡilarken adaleti arajat͡ʃakʔ doɡruluɡu hizli jerine ɡetiret͡ʃek. New-Testament-Galatians-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih bizi özgür kıldı. Bu nedenle bu özgürlük içinde sağlam durun ve bir daha kölelik boyunduruğuna girmeyin.|mesih bizi ozɡur kildi. bu nedenle bu ozɡurluk it͡ʃinde saɡlam durun ve bir daha kolelik bojunduruɡuna ɡirmejin. Old-Testament-Numbers-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'dan: Amminadav oğlu Nahşon.|jahudaʔdan amminadav oɡlu nahson. Old-Testament-Ezekiel-021-029|und|SPEAKER_00_Turkish|sana yalan görümler görürken, Sana yalan falcılık ederken, ta ki, seni ağır yaralanmış olan kötülerin boyunları üzerine koysunlar, o kötüler ki, sonun kötülüğü zamanında onların günü gelmiştir.|sana jalan ɡorumler ɡorurkenʔ sana jalan falt͡ʃilik ederkenʔ ta kiʔ seni aɡir jaralanmis olan kotulerin bojunlari uzerine kojsunlarʔ o kotuler kiʔ sonun kotuluɡu zamaninda onlarin ɡunu ɡelmistir. Old-Testament-Jeremiah-039-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik Sidkiya'nın gözlerini oydu ve onu Babil'e götürmek üzere zincire vurdu.|ustelik sidkijaʔnin ɡozlerini ojdu ve onu babilʔe ɡoturmek uzere zint͡ʃire vurdu. Old-Testament-Deuteronomy-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gad hakkında şöyle dedi, “Gad'ı genişleten kutsanmıştır. Dişi aslan gibi oturuyor, kolu da başın tacını da parçalar.|ɡad hakkinda sojle dediʔ “ɡadʔi ɡenisleten kutsanmistir. disi aslan ɡibi oturujorʔ kolu da basin tat͡ʃini da part͡ʃalar. Old-Testament-Hosea-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Tanrısı Yahve. O Yahve diye anılır!|ordular tanrisi jahve. o jahve dije anilir! Old-Testament-Ezekiel-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Daniel'den daha bilgesin. Senden saklı hiçbir sır yoktur.|isteʔ danielʔden daha bilɡesin. senden sakli hit͡ʃbir sir joktur. New-Testament-2-Peter-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Açgözlülükleri nedeniyle aldatıcı sözlerle sizi sömürecekler. Onlar için eskiden beri saptanmış olan yargı gecikmez. Onları bekleyen yıkım da uyuklamaz.|at͡ʃɡozlulukleri nedenijle aldatit͡ʃi sozlerle sizi somuret͡ʃekler. onlar it͡ʃin eskiden beri saptanmis olan jarɡi ɡet͡ʃikmez. onlari beklejen jikim da ujuklamaz. Old-Testament-Deuteronomy-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O, seninle birlikte aranızda, kapılarından birinde seçeceği yerde, kendisini en çok memnun edecek yerde yaşayacak. Ona baskı yapmayacaksın.|oʔ seninle birlikte aranizdaʔ kapilarindan birinde set͡ʃet͡ʃeɡi jerdeʔ kendisini en t͡ʃok memnun edet͡ʃek jerde jasajat͡ʃak. ona baski japmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Deuteronomy-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Nereye çıkıyoruz? Kardeşlerimiz, ‘O halk bizden büyük ve uzundur’ diyerek yüreklerimizi erittiler. 'Kentler büyüktür, gökyüzüne kadar da surludur. Üstelik orada Anakoğulları'nı da gördük!'”|nereje t͡ʃikijoruz? kardeslerimizʔ ‘o halk bizden bujuk ve uzundur’ dijerek jureklerimizi erittiler. ʔkentler bujukturʔ ɡokjuzune kadar da surludur. ustelik orada anakoɡullariʔni da ɡorduk!ʔ” Old-Testament-2-Kings-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onunlaydı. Gittiği her yerde başarılı oldu. Aşur Kralı'na başkaldırdı ve ona hizmet etmedi.|jahve onunlajdi. ɡittiɡi her jerde basarili oldu. asur kraliʔna baskaldirdi ve ona hizmet etmedi. New-Testament-Luke-019-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Size şunu söyleyeyim, eğer bunlar susarsa, taşlar bağıracaktır!” diye karşılık verdi.|jesua onlaraʔ “size sunu sojlejejimʔ eɡer bunlar susarsaʔ taslar baɡirat͡ʃaktir!” dije karsilik verdi. Old-Testament-2-Samuel-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yine kime hizmet edeyim? Oğlunun önünde hizmet etmem gerekmez mi? Babanın önünde hizmet ettiğim gibi, senin önünde de hizmet edeceğim.\"\"\"|\"\"\"jine kime hizmet edejim? oɡlunun onunde hizmet etmem ɡerekmez mi? babanin onunde hizmet ettiɡim ɡibiʔ senin onunde de hizmet edet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Judges-009-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Şekem Kulesi'ndeki bütün insanlar bunu duyunca Elberit Evi'nin kalesine girdiler.|sekem kulesiʔndeki butun insanlar bunu dujunt͡ʃa elberit eviʔnin kalesine ɡirdiler. Old-Testament-Deuteronomy-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız Yahve atalarınızı sevmekten hoşlandı ve onlardan sonra soylarını, bugün olduğu gibi sizi bütün halkların üstünde seçti.|jalniz jahve atalarinizi sevmekten hoslandi ve onlardan sonra sojlariniʔ buɡun olduɡu ɡibi sizi butun halklarin ustunde set͡ʃti. New-Testament-Acts-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İman eden daha bir çok erkek ve kadın Efendi'ye katılıyordu.|iman eden daha bir t͡ʃok erkek ve kadin efendiʔje katilijordu. New-Testament-Revelation-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Altını, gümüşü, değerli taşları, incileri, ince keteni, ipeği, mor ve kırmızı kumaşları, her çeşit kokulu ağacı, fildişinden yapılmış her kabı, en değerli ağaçlardan, bakırdan, demir ve mermerden yapılmış her çeşit kabı,|altiniʔ ɡumusuʔ deɡerli taslariʔ int͡ʃileriʔ int͡ʃe keteniʔ ipeɡiʔ mor ve kirmizi kumaslariʔ her t͡ʃesit kokulu aɡat͡ʃiʔ fildisinden japilmis her kabiʔ en deɡerli aɡat͡ʃlardanʔ bakirdanʔ demir ve mermerden japilmis her t͡ʃesit kabiʔ Old-Testament-Isaiah-044-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Marangoz bir ip uzatır. Kalemle işaretler. Raspayla şekillendirir. Pergelle işaretleyip, evde otursun diye, onu insan güzelliğinde, insan biçiminde yapar.|maranɡoz bir ip uzatir. kalemle isaretler. raspajla sekillendirir. perɡelle isaretlejipʔ evde otursun dijeʔ onu insan ɡuzelliɡindeʔ insan bit͡ʃiminde japar. Old-Testament-2-Kings-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak öyle oldu ki, Kral Yehoaş'ın yirmi üçüncü yılında kâhinler evin hasarını onarmamışlardı.|ant͡ʃak ojle oldu kiʔ kral jehoasʔin jirmi ut͡ʃunt͡ʃu jilinda kahinler evin hasarini onarmamislardi. New-Testament-Luke-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa ve peygamberler Yuhanna’ya kadardı. O zamandan beri, Tanrı’nın Krallığı müjdeleniyor ve herkes oraya zorla girmeye çalışıyor.|kutsal jasa ve pejɡamberler juhanna’ja kadardi. o zamandan beriʔ tanri’nin kralliɡi muʒdelenijor ve herkes oraja zorla ɡirmeje t͡ʃalisijor. Old-Testament-Proverbs-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Saf olan kimse, buraya gelsin!” Anlayıştan yoksun olana şöyle diyor:|“saf olan kimseʔ buraja ɡelsin!” anlajistan joksun olana sojle dijor Old-Testament-Deuteronomy-033-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in bütün oymaklarıyla birlikte, halkın başları toplandığı zaman, Yeşurun'da O kraldı.\"\"\"|\"israelʔin butun ojmaklarijla birlikteʔ halkin baslari toplandiɡi zamanʔ jesurunʔda o kraldi.\"\"\" Old-Testament-Psalms-057-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Merhamet et bana, ey Tanrı, bana merhamet et, çünkü canım sana sığınıyor. Felaket geçene dek kanatlarının gölgesine sığınacağım.|merhamet et banaʔ ej tanriʔ bana merhamet etʔ t͡ʃunku t͡ʃanim sana siɡinijor. felaket ɡet͡ʃene dek kanatlarinin ɡolɡesine siɡinat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendi ayaklarıyla ağa atıldı, ağın içinde dolaşıyor.|t͡ʃunku kendi ajaklarijla aɡa atildiʔ aɡin it͡ʃinde dolasijor. Old-Testament-1-Kings-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Natan, “Efendim, kral, ‘Benden sonra Adoniya krallık edecek ve tahtıma o oturacak’ dedin mi?” dedi.|natanʔ “efendimʔ kralʔ ‘benden sonra adonija krallik edet͡ʃek ve tahtima o oturat͡ʃak’ dedin mi?” dedi. Old-Testament-2-Samuel-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David ona, \"\"Korkma, çünkü baban Yonatan'ın hatırı için sana kesinlikle iyilik edeceğim ve baban Saul'un bütün topraklarını sana geri vereceğim. Sürekli olarak soframda ekmek yiyeceksin.\"\" dedi.\"|\"david onaʔ \"\"korkmaʔ t͡ʃunku baban jonatanʔin hatiri it͡ʃin sana kesinlikle ijilik edet͡ʃeɡim ve baban saulʔun butun topraklarini sana ɡeri veret͡ʃeɡim. surekli olarak soframda ekmek jijet͡ʃeksin.\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-139-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni yokla, ey Tanrı, yüreğimi bil. Beni dene ve düşüncelerimi öğren.|beni joklaʔ ej tanriʔ jureɡimi bil. beni dene ve dusunt͡ʃelerimi oɡren. Old-Testament-Ruth-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Rut, “Seni bırakıp da ardından dönmeye beni zorlama, çünkü sen nereye gidersen ben oraya gideceğim; sen nerede kalırsan ben orada kalacağım. Senin halkın benim halkım, senin Tanrın benim Tanrım olacak.|rutʔ “seni birakip da ardindan donmeje beni zorlamaʔ t͡ʃunku sen nereje ɡidersen ben oraja ɡidet͡ʃeɡim; sen nerede kalirsan ben orada kalat͡ʃaɡim. senin halkin benim halkimʔ senin tanrin benim tanrim olat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven'in çocukları, Gad'ın çocukları ve Manaşşe oymağının yarısı Kenan bölgesinde bulunan Yarden yakınına vardıkları zaman, orada, Yarden yanında büyük bir sunak, bakmak için büyük bir sunak yaptılar.|ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari ve manasse ojmaɡinin jarisi kenan bolɡesinde bulunan jarden jakinina vardiklari zamanʔ oradaʔ jarden janinda bujuk bir sunakʔ bakmak it͡ʃin bujuk bir sunak japtilar. New-Testament-John-004-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yeşua’nın kendisi, bir peygamberin kendi ülkesinde saygınlığı olmadığına tanıklık etmişti.|t͡ʃunku jesua’nin kendisiʔ bir pejɡamberin kendi ulkesinde sajɡinliɡi olmadiɡina taniklik etmisti. Old-Testament-Psalms-051-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana karşı ve yalnızca sana karşı günah işledim, senin gözünde kötü olanı yaptım, bunun için söylediklerinde haklı, yargılarında adilsin.|sana karsi ve jalnizt͡ʃa sana karsi ɡunah isledimʔ senin ɡozunde kotu olani japtimʔ bunun it͡ʃin sojlediklerinde hakliʔ jarɡilarinda adilsin. Old-Testament-Jeremiah-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, gözlerin gerçeğin üzerine bakmıyor mu? Onları vurdun, ama kederlenmediler. Onları tükettin, ama terbiyeyi kabul etmediler. Yüzlerini kayadan daha sert yaptılar. Geri dönmeyi reddettiler.|ej jahveʔ ɡozlerin ɡert͡ʃeɡin uzerine bakmijor mu? onlari vurdunʔ ama kederlenmediler. onlari tukettinʔ ama terbijeji kabul etmediler. juzlerini kajadan daha sert japtilar. ɡeri donmeji reddettiler. New-Testament-Matthew-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yazıcılar ve Ferisiler Moşe’nin kürsüsünde otururlar.|“jazit͡ʃilar ve ferisiler mose’nin kursusunde otururlar. Old-Testament-Numbers-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve eşeğin ağzını açtı ve Balam'a, \"\"Sana ne yaptım da bana böyle üç kez vurdun?\"\" dedi.\"|\"jahve eseɡin aɡzini at͡ʃti ve balamʔaʔ \"\"sana ne japtim da bana bojle ut͡ʃ kez vurdun?\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-040-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'a kutsal giysileri giydireceksin; kâhinlik makamında bana hizmet edebilmesi için onu meshedip kutsal kılacaksın.|aronʔa kutsal ɡijsileri ɡijdiret͡ʃeksin; kahinlik makaminda bana hizmet edebilmesi it͡ʃin onu meshedip kutsal kilat͡ʃaksin. Old-Testament-Nehemiah-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün halk dinlerken Moşe'nin Kitabı'nı okudular; ve orada Ammonlu'nun ve Moavlı'nın sonsuza dek Tanrı'nın topluluğuna girmesin diye yazılmış olduğu bulundu.|o ɡun halk dinlerken moseʔnin kitabiʔni okudular; ve orada ammonluʔnun ve moavliʔnin sonsuza dek tanriʔnin topluluɡuna ɡirmesin dije jazilmis olduɡu bulundu. Old-Testament-Numbers-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu Sofim Kırı'na, Pisga Tepesi'ne götürdü, yedi sunak yaptı, her sunakta bir boğa ve bir koç sundu.|onu sofim kiriʔnaʔ pisɡa tepesiʔne ɡoturduʔ jedi sunak japtiʔ her sunakta bir boɡa ve bir kot͡ʃ sundu. Old-Testament-Ezekiel-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kırda olan onun kızları kılıçla öldürülecekler. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.'\"\"\"|\"kirda olan onun kizlari kilit͡ʃla oldurulet͡ʃekler. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Köre göz, topala ayak oldum.|kore ɡozʔ topala ajak oldum. Old-Testament-Judges-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Manoah şöyle dedi: \"\"Şimdi sözlerin gerçekleşsin. Çocuğun yaşamının yönü ve görevi ne olacak?”\"|\"manoah sojle dedi \"\"simdi sozlerin ɡert͡ʃeklessin. t͡ʃot͡ʃuɡun jasaminin jonu ve ɡorevi ne olat͡ʃak?”\" Old-Testament-2-Chronicles-035-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra kendileri için ve kâhinler için hazırladılar, çünkü Aronoğulları kâhinler geceye kadar yakmalık sunuları ve yağı sunmakla meşguldüler. Bu nedenle Levililer kendileri için, Aronoğulları kâhinler için de hazırladılar.|ondan sonra kendileri it͡ʃin ve kahinler it͡ʃin hazirladilarʔ t͡ʃunku aronoɡullari kahinler ɡet͡ʃeje kadar jakmalik sunulari ve jaɡi sunmakla mesɡulduler. bu nedenle levililer kendileri it͡ʃinʔ aronoɡullari kahinler it͡ʃin de hazirladilar. Old-Testament-Numbers-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Sihon İsrael'in kendi sınırından geçmesine izin vermedi; ve Sihon bütün halkını bir araya topladı ve İsrael'e karşı çöle çıkıp Yahesa'ya geldi. İsrael'e karşı savaştı.|sihon israelʔin kendi sinirindan ɡet͡ʃmesine izin vermedi; ve sihon butun halkini bir araja topladi ve israelʔe karsi t͡ʃole t͡ʃikip jahesaʔja ɡeldi. israelʔe karsi savasti. Old-Testament-Judges-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Ammon çocuklarının Kralı Yeftah'ın kendisine gönderdiği sözleri dinlemedi.|ant͡ʃak ammon t͡ʃot͡ʃuklarinin krali jeftahʔin kendisine ɡonderdiɡi sozleri dinlemedi. Old-Testament-2-Kings-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı, Hoşea’nın bir düzen kurduğunu keşfetti; çünkü Mısır Kralı So’ya haberciler göndermişti ve Aşur Kralı’na her yıl yaptığı gibi vergi ödememişti. Bunun üzerine Aşur Kralı onu yakaladı ve zindanda bağladı.|asur kraliʔ hosea’nin bir duzen kurduɡunu kesfetti; t͡ʃunku misir krali so’ja habert͡ʃiler ɡondermisti ve asur krali’na her jil japtiɡi ɡibi verɡi odememisti. bunun uzerine asur krali onu jakaladi ve zindanda baɡladi. Old-Testament-Judges-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam Hititler ülkesine gitti, bir kent kurdu ve adını Luz koydu; bugüne dek adı budur.|adam hititler ulkesine ɡittiʔ bir kent kurdu ve adini luz kojdu; buɡune dek adi budur. New-Testament-John-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’de Koyun Kapısı’nın yanında, İbranice'de Beytesta denilen, beş verandası olan bir havuz vardı.|jerusalem’de kojun kapisi’nin janindaʔ ibranit͡ʃeʔde bejtesta denilenʔ bes verandasi olan bir havuz vardi. Old-Testament-Proverbs-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri kurduğunda, ben oradaydım. Derinliğin yüzü üzerine çember koyduğunda,|ɡokleri kurduɡundaʔ ben oradajdim. derinliɡin juzu uzerine t͡ʃember kojduɡundaʔ Old-Testament-2-Samuel-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Zengin adamın çok sayıda koyunu ve sığırı vardı.|zenɡin adamin t͡ʃok sajida kojunu ve siɡiri vardi. Old-Testament-Ecclesiastes-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız da sözlerini çoğaltır. İnsan ne olacağını bilmez; kendisinden sonra da ne olacağını ona kim söyleyebilir?|akilsiz da sozlerini t͡ʃoɡaltir. insan ne olat͡ʃaɡini bilmez; kendisinden sonra da ne olat͡ʃaɡini ona kim sojlejebilir? Old-Testament-Nehemiah-012-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Şükredenlerin öbür bölüğü onları karşılamaya; ben onların ardında olarak, halkın yarısıyla birlikte, Fırınlar Kulesi'nin üstündeki, geniş duvara kadar,|sukredenlerin obur boluɡu onlari karsilamaja; ben onlarin ardinda olarakʔ halkin jarisijla birlikteʔ firinlar kulesiʔnin ustundekiʔ ɡenis duvara kadarʔ Old-Testament-Psalms-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, düşmanım, “Onu yendim” demesin, Düştüğümde düşmanlarım sevinmesin.|ojle kiʔ dusmanimʔ “onu jendim” demesinʔ dustuɡumde dusmanlarim sevinmesin. Old-Testament-Psalms-038-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni bırakma, ey Yahve! Ey Tanrım, benden uzak durma.|beni birakmaʔ ej jahve! ej tanrimʔ benden uzak durma. Old-Testament-1-Kings-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok büyük bir kervanla, baharat, çok miktarda altın ve değerli taşlar taşıyan develerle Yeruşalem'e geldi. Solomon'un yanına vardığında, yüreğindeki her şeyi onunla konuştu.|t͡ʃok bujuk bir kervanlaʔ baharatʔ t͡ʃok miktarda altin ve deɡerli taslar tasijan develerle jerusalemʔe ɡeldi. solomonʔun janina vardiɡindaʔ jureɡindeki her seji onunla konustu. Old-Testament-Proverbs-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük yapmaktan sevinç duyar, kötülüğün sapkınlığından zevk alırlar,|kotuluk japmaktan sevint͡ʃ dujarʔ kotuluɡun sapkinliɡindan zevk alirlarʔ Old-Testament-Job-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçsuz olmayanı bile kurtarır. Evet, senin ellerinin temizliğiyle kurtulur.”|sut͡ʃsuz olmajani bile kurtarir. evetʔ senin ellerinin temizliɡijle kurtulur.” Old-Testament-2-Kings-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hamat Kralı, Arpad Kralı, Sefarvaim Kenti'nin, Hena'nın ve İvva'nın kralı nerede?'”|hamat kraliʔ arpad kraliʔ sefarvaim kentiʔninʔ henaʔnin ve ivvaʔnin krali nerede?ʔ” New-Testament-John-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona şu karşılığı verdi: “Bu sudan her içen yine susar.|jesua ona su karsiliɡi verdi “bu sudan her it͡ʃen jine susar. Old-Testament-Psalms-135-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hem insanı hem hayvanı, Mısır’ın ilk doğanlarını vurdu,|hem insani hem hajvaniʔ misir’in ilk doɡanlarini vurduʔ Old-Testament-2-Kings-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak, ellerine teslim edilen para için onlardan hesap sorulmayacak, çünkü sadakatle davranıyorlar.\"\"\"|\"ant͡ʃakʔ ellerine teslim edilen para it͡ʃin onlardan hesap sorulmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku sadakatle davranijorlar.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşom oğullarının başı Yoel ve kardeşleri yüz otuz kişi;|ɡersom oɡullarinin basi joel ve kardesleri juz otuz kisi; Old-Testament-Malachi-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de, ‘Neden?’ diyorsunuz. Çünkü Yahve gençliğinin karısı ile senin aranda tanık oldu, ona ihanet ettin, oysa o senin yoldaşın ve antlaşmanın karısıdır.|jine deʔ ‘neden?’ dijorsunuz. t͡ʃunku jahve ɡent͡ʃliɡinin karisi ile senin aranda tanik olduʔ ona ihanet ettinʔ ojsa o senin joldasin ve antlasmanin karisidir. Old-Testament-Judges-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızlarını eş olarak aldılar, kendi kızlarını da oğullarına verdiler ve onların ilâhlarına hizmet ettiler.|kizlarini es olarak aldilarʔ kendi kizlarini da oɡullarina verdiler ve onlarin ilahlarina hizmet ettiler. Old-Testament-Exodus-038-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun ve avlunun çevresindeki tüm kazıklar tunçtandı.|konutun ve avlunun t͡ʃevresindeki tum kaziklar tunt͡ʃtandi. New-Testament-Matthew-021-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Kutsal Yazılar’da geçen şu sözü hiç okumadınız mı? ‘Yapıcıların reddettiği taş, Köşenin baş taşı oldu. Bu, Efendi’den oldu, gözümüzde şaşılacak bir iş?’”|jesua onlaraʔ “kutsal jazilar’da ɡet͡ʃen su sozu hit͡ʃ okumadiniz mi? ‘japit͡ʃilarin reddettiɡi tasʔ kosenin bas tasi oldu. buʔ efendi’den olduʔ ɡozumuzde sasilat͡ʃak bir is?’” New-Testament-Philippians-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyi söylenmeden ve tartışmadan yapın.|her seji sojlenmeden ve tartismadan japin. New-Testament-Galatians-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, imanla aklanmamız için Yasa bizi Mesih’e götürmek üzere bizim eğitmenimiz oldu.|ojle kiʔ imanla aklanmamiz it͡ʃin jasa bizi mesih’e ɡoturmek uzere bizim eɡitmenimiz oldu. Old-Testament-Numbers-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balam, Balak'a, \"\"Burada bana yedi sunak yap, burada benim için yedi boğayla yedi koç hazırla\"\" dedi.\"|\"balamʔ balakʔaʔ \"\"burada bana jedi sunak japʔ burada benim it͡ʃin jedi boɡajla jedi kot͡ʃ hazirla\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-030-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"tazı, teke ve kendisine karşı hiç başkaldırının olmadığı kral.\"\"\"|\"taziʔ teke ve kendisine karsi hit͡ʃ baskaldirinin olmadiɡi kral.\"\"\" New-Testament-Romans-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun gözle görünmeyen nitelikleri, sonsuz gücü ve Tanrılığı, dünyanın yaratılışından beri yapıtlarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur.|o’nun ɡozle ɡorunmejen nitelikleriʔ sonsuz ɡut͡ʃu ve tanriliɡiʔ dunjanin jaratilisindan beri japitlarijla anlasilmaktaʔ at͡ʃikt͡ʃa ɡorulmektedir. bu nedenle ozurleri joktur. New-Testament-Acts-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin girişinde bulunan Jüpiter Tapınağı’nın kâhini kent kapılarına boğalar ve çelenkler getirdi. Halkla birlikte kurban sunmak istedi.|kentin ɡirisinde bulunan ʒupiter tapinaɡi’nin kahini kent kapilarina boɡalar ve t͡ʃelenkler ɡetirdi. halkla birlikte kurban sunmak istedi. New-Testament-1-John-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Babalar, size yazdım, çünkü başlangıçtan beri var Olan’ı biliyorsunuz. Gençler, size yazdım, çünkü güçlüsünüz, Tanrı’nın sözü içinizde bulunuyor, kötü olanı yendiniz.|babalarʔ size jazdimʔ t͡ʃunku baslanɡit͡ʃtan beri var olan’i bilijorsunuz. ɡent͡ʃlerʔ size jazdimʔ t͡ʃunku ɡut͡ʃlusunuzʔ tanri’nin sozu it͡ʃinizde bulunujorʔ kotu olani jendiniz. Old-Testament-Leviticus-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin onu inceleyecek; işte, eğer kabuk deriye yayılmışsa, o zaman kâhin onu kirli ilan edecek. Bu cüzzamdır.\"\"\"|\"kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek; isteʔ eɡer kabuk derije jajilmissaʔ o zaman kahin onu kirli ilan edet͡ʃek. bu t͡ʃuzzamdir.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-038-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman onlara, 'beni Yonatan'ın evine geri göndermesin, orada ölmeyeyim diye, yalvarışımı kralın önüne getirdim' dersin.\"\"\"|\"o zaman onlaraʔ ʔbeni jonatanʔin evine ɡeri ɡondermesinʔ orada olmejejim dijeʔ jalvarisimi kralin onune ɡetirdimʔ dersin.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kötü adamı uyardığında, kötülüğünden ve kötü yolundan dönmezse, kendi kötülüğünde ölecektir; ama sen canını kurtarmış olursun.”|ama kotu adami ujardiɡindaʔ kotuluɡunden ve kotu jolundan donmezseʔ kendi kotuluɡunde olet͡ʃektir; ama sen t͡ʃanini kurtarmis olursun.” Old-Testament-Amos-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, mademki yoksulu çiğneyip ondan buğday vergisi alıyorsunuz, yontulmuş taştan evler yaptınız, ama onlarda oturmayacaksınız. güzel bağlar diktiniz, ama onların şarabını içmeyeceksiniz.|bu juzdenʔ mademki joksulu t͡ʃiɡnejip ondan buɡdaj verɡisi alijorsunuzʔ jontulmus tastan evler japtinizʔ ama onlarda oturmajat͡ʃaksiniz. ɡuzel baɡlar diktinizʔ ama onlarin sarabini it͡ʃmejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Isaiah-057-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kimden korktun ve çekindin ki, yalan söylüyorsun, beni anmadın ve kendi yüreğine bunu koymadın? Uzun zamandır suskun kalmadım mı, benden de korkmuyor musun?\"|\"\"\"kimden korktun ve t͡ʃekindin kiʔ jalan sojlujorsunʔ beni anmadin ve kendi jureɡine bunu kojmadin? uzun zamandir suskun kalmadim miʔ benden de korkmujor musun?\" Old-Testament-Leviticus-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gücün boşa gidecek; çünkü toprağınız ürün vermeyecek, ülkenin ağaçları da meyvesini vermeyecek.'\"\"\"|\"ɡut͡ʃun bosa ɡidet͡ʃek; t͡ʃunku topraɡiniz urun vermejet͡ʃekʔ ulkenin aɡat͡ʃlari da mejvesini vermejet͡ʃek.ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-028-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve uzaktan, dünyanın öbür ucundan, kartal uçar gibi bir ulusu, dilini anlamadığın bir ulusu üzerine getirecek;|jahve uzaktanʔ dunjanin obur ut͡ʃundanʔ kartal ut͡ʃar ɡibi bir ulusuʔ dilini anlamadiɡin bir ulusu uzerine ɡetiret͡ʃek; New-Testament-1-Corinthians-015-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biri diyecek ki, “Ölüler nasıl dirilir?” ve “Nasıl bir bedenle gelirler?”|ama biri dijet͡ʃek kiʔ “oluler nasil dirilir?” ve “nasil bir bedenle ɡelirler?” New-Testament-Revelation-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu O’nun buyruklarını yerine getirenlere, böylece yaşam ağacından yemeye hak kazanarak kapılardan geçip kente girenlere.|ne mutlu o’nun bujruklarini jerine ɡetirenlereʔ bojlet͡ʃe jasam aɡat͡ʃindan jemeje hak kazanarak kapilardan ɡet͡ʃip kente ɡirenlere. Old-Testament-1-Samuel-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, Yonatan'ın sözünü dinledi; ve Saul, \"\"Yaşayan Yahve'nin hakkı için, o öldürülmeyecektir\"\" diye ant içti.\"|\"saulʔ jonatanʔin sozunu dinledi; ve saulʔ \"\"jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ o oldurulmejet͡ʃektir\"\" dije ant it͡ʃti.\" Old-Testament-Numbers-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Beylerin kazdığı, halkın ileri gelenlerinin asayla ve sırıklarla kazdıkları kuyuya ezgi söyleyin.” Çölden Mattana'ya;|bejlerin kazdiɡiʔ halkin ileri ɡelenlerinin asajla ve siriklarla kazdiklari kujuja ezɡi sojlejin.” t͡ʃolden mattanaʔja; Old-Testament-Genesis-034-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hamor onlarla konuşup şöyle dedi: “Oğlum Şekem, kızınızı özlüyor. Lütfen onu ona eş olarak verin.|hamor onlarla konusup sojle dedi “oɡlum sekemʔ kizinizi ozlujor. lutfen onu ona es olarak verin. Old-Testament-Isaiah-055-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü gökler yeryüzünden nasıl yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim de sizin düşüncelerinizden öyle yüksektir.\"|\"\"\"t͡ʃunku ɡokler jerjuzunden nasil juksekseʔ jollarim da sizin jollarinizdanʔ dusunt͡ʃelerim de sizin dusunt͡ʃelerinizden ojle juksektir.\" Old-Testament-Ezekiel-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, çamurla sıvadığınız duvarı yıkacağım ve onu yere indireceğim, öyle ki temeli açığa çıkacak. O yıkılacak ve siz onun içinde tükeneceksiniz. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.|bu juzdenʔ t͡ʃamurla sivadiɡiniz duvari jikat͡ʃaɡim ve onu jere indiret͡ʃeɡimʔ ojle ki temeli at͡ʃiɡa t͡ʃikat͡ʃak. o jikilat͡ʃak ve siz onun it͡ʃinde tukenet͡ʃeksiniz. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Psalms-114-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey dağlar, neden koçlar gibi, ey küçük tepeler, neden kuzular gibi sıçradınız?|ej daɡlarʔ neden kot͡ʃlar ɡibiʔ ej kut͡ʃuk tepelerʔ neden kuzular ɡibi sit͡ʃradiniz? Old-Testament-Job-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama keşke Tanrı konuşsa, sana karşı dudaklarını açsa,|ama keske tanri konussaʔ sana karsi dudaklarini at͡ʃsaʔ Old-Testament-Job-021-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoldan geçenlere sormadın mı? Onların kanıtlarını bilmiyor musun?|joldan ɡet͡ʃenlere sormadin mi? onlarin kanitlarini bilmijor musun? Old-Testament-2-Chronicles-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|On kazan da yaptı ve yıkanmak için beşini sağ tarafa, beşini de sol tarafa koydu. Yakmalık kurbanlara ait şeyler bunların içinde yıkanıyordu, ama deniz kâhinlerin yıkanması içindi.|on kazan da japti ve jikanmak it͡ʃin besini saɡ tarafaʔ besini de sol tarafa kojdu. jakmalik kurbanlara ait sejler bunlarin it͡ʃinde jikanijorduʔ ama deniz kahinlerin jikanmasi it͡ʃindi. Old-Testament-Zephaniah-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberleri kibirli ve hain insanlardır. Kâhinleri kutsal yeri kirlettiler. Yasayı zorladılar.|pejɡamberleri kibirli ve hain insanlardir. kahinleri kutsal jeri kirlettiler. jasaji zorladilar. Old-Testament-Isaiah-046-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Yakov evi, İsrael evinin bütün artakalanları, doğumlarından beri, rahimden beri taşımakta olduğum sizler, beni dinleyin.|“ej jakov eviʔ israel evinin butun artakalanlariʔ doɡumlarindan beriʔ rahimden beri tasimakta olduɡum sizlerʔ beni dinlejin. Old-Testament-Jonah-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı Yona'ya, \"\"Asma yüzünden öfkelenmen doğru mu?\"\" dedi. \"\"Ölüme kadar öfkelenmekte haklıyım\"\" dedi.\"|\"tanri jonaʔjaʔ \"\"asma juzunden ofkelenmen doɡru mu?\"\" dedi. \"\"olume kadar ofkelenmekte haklijim\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-014-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün kâhin tekrar gelip bakacak. Eğer veba evin duvarlarına yayılmışsa,|jedint͡ʃi ɡun kahin tekrar ɡelip bakat͡ʃak. eɡer veba evin duvarlarina jajilmissaʔ Old-Testament-Daniel-011-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onların yerine, kaleler ilâhını onurlandıracak. Atalarının bilmedikleri bir ilâhı altınla, gümüşle, değerli taşlarla ve hoş şeylerle onurlandıracak.|ama onlarin jerineʔ kaleler ilahini onurlandirat͡ʃak. atalarinin bilmedikleri bir ilahi altinlaʔ ɡumusleʔ deɡerli taslarla ve hos sejlerle onurlandirat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü siz onu ilk başta taşımadığınız için, Tanrımız Yahve bize karşı öfkeyle çıkıştı; çünkü biz O'nun kuralına göre aramadık.\"\"\"|\"\"\"t͡ʃunku siz onu ilk basta tasimadiɡiniz it͡ʃinʔ tanrimiz jahve bize karsi ofkejle t͡ʃikisti; t͡ʃunku biz oʔnun kuralina ɡore aramadik.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârların Avraham'ı, İshak'ı ve Yakov'u hatırla. Bu halkın inatçılığına, kötülüğüne, günahına bakma,|hizmetkarlarin avrahamʔiʔ ishakʔi ve jakovʔu hatirla. bu halkin inatt͡ʃiliɡinaʔ kotuluɡuneʔ ɡunahina bakmaʔ Old-Testament-Genesis-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Noa'yı, onunla birlikte gemide bulunan bütün evcil ve yabanıl hayvanları, hatırladı. Tanrı yeryüzünün üzerinden rüzgâr estirdi. Sular çekildi.|tanri noaʔjiʔ onunla birlikte ɡemide bulunan butun evt͡ʃil ve jabanil hajvanlariʔ hatirladi. tanri jerjuzunun uzerinden ruzɡar estirdi. sular t͡ʃekildi. Old-Testament-Joshua-021-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Gad oymağından, adam öldüren için sığınak kenti olan Gilad'daki Ramot'u otlaklarıyla, Mahanayim'i otlaklarıyla,|ɡad ojmaɡindanʔ adam olduren it͡ʃin siɡinak kenti olan ɡiladʔdaki ramotʔu otlaklarijlaʔ mahanajimʔi otlaklarijlaʔ Old-Testament-Ezekiel-040-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunu için bir buçuk arşın uzunluğunda, bir buçuk arşın genişliğinde ve bir arşın yüksekliğinde dört tane yontma taş masa vardı. Yakmalık sunuyu ve kurbanı kesmek için kullandıkları takımları bunların üzerine koyarlardı.|jakmalik sunu it͡ʃin bir but͡ʃuk arsin uzunluɡundaʔ bir but͡ʃuk arsin ɡenisliɡinde ve bir arsin juksekliɡinde dort tane jontma tas masa vardi. jakmalik sunuju ve kurbani kesmek it͡ʃin kullandiklari takimlari bunlarin uzerine kojarlardi. New-Testament-2-Corinthians-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden ayrılsın diye, bu şey hakkında üç kez Efendi’ye yalvardım.|benden ajrilsin dijeʔ bu sej hakkinda ut͡ʃ kez efendi’je jalvardim. Old-Testament-Ezekiel-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü yine bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu jine bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Ezekiel-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni çıplak bir kaya yapacağım. Ağların gerildiği bir yer olacaksın. Bir daha bina edilmeyeceksin, çünkü bunu ben, Yahve söyledim.' diyor Efendi Yahve.\"\"\"|\"seni t͡ʃiplak bir kaja japat͡ʃaɡim. aɡlarin ɡerildiɡi bir jer olat͡ʃaksin. bir daha bina edilmejet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku bunu benʔ jahve sojledim.ʔ dijor efendi jahve.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"komşusunu aldatıp da, \"\"Şaka yapıyordum\"\" diyen biri de öyledir.\"|\"komsusunu aldatip daʔ \"\"saka japijordum\"\" dijen biri de ojledir.\" Old-Testament-Job-040-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten dağlar ona yiyecek üretir, kırın bütün hayvanları orada oynaşır.|ɡert͡ʃekten daɡlar ona jijet͡ʃek uretirʔ kirin butun hajvanlari orada ojnasir. Old-Testament-Psalms-042-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden umutsuzsun, ey canım? Neden içim huzursuz? Tanrı’ya umut bağla! Çünkü kurtaran varlığınla yardımcım olduğun için O’nu yine de öveceğim.|neden umutsuzsunʔ ej t͡ʃanim? neden it͡ʃim huzursuz? tanri’ja umut baɡla! t͡ʃunku kurtaran varliɡinla jardimt͡ʃim olduɡun it͡ʃin o’nu jine de ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-Zechariah-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, “Nereye gidiyorsun?” diye sordum. Bana, “Yeruşalem’i ölçmeye, genişliğinin ve uzunluğunun ne olduğunu görmeye” dedi.|o zamanʔ “nereje ɡidijorsun?” dije sordum. banaʔ “jerusalem’i olt͡ʃmejeʔ ɡenisliɡinin ve uzunluɡunun ne olduɡunu ɡormeje” dedi. Old-Testament-2-Samuel-022-049|und|SPEAKER_00_Turkish|beni düşmanlarımdan uzaklaştıran Tanrı. Evet, bana karşı ayaklananların üzerine beni sen yükseltirsin. Beni zorba adamdan kurtarırsın.|beni dusmanlarimdan uzaklastiran tanri. evetʔ bana karsi ajaklananlarin uzerine beni sen jukseltirsin. beni zorba adamdan kurtarirsin. Old-Testament-Numbers-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; Old-Testament-Genesis-034-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç adam bunu yapmak için beklemedi. Çünkü Yakov’un kızını çok beğenmişti ve kendisi babasının evindekilerin en saygınıydı.|ɡent͡ʃ adam bunu japmak it͡ʃin beklemedi. t͡ʃunku jakov’un kizini t͡ʃok beɡenmisti ve kendisi babasinin evindekilerin en sajɡinijdi. Old-Testament-Psalms-065-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yılı bolluğunla taçlandırırsın. Arabaların bereketle dolup taşar.|jili bolluɡunla tat͡ʃlandirirsin. arabalarin bereketle dolup tasar. Old-Testament-Ezekiel-040-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman beni güney kapısından iç avluya getirdi. Güney kapısını ölçtü, bu ölçülere göreydi;|o zaman beni ɡunej kapisindan it͡ʃ avluja ɡetirdi. ɡunej kapisini olt͡ʃtuʔ bu olt͡ʃulere ɡorejdi; New-Testament-Luke-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua şu benzetmeyi anlattı: “Bir adamın bağında incir ağacı dikiliydi. Adam gelip ürün aramış, ama bir şey bulamamış.|jesua su benzetmeji anlatti “bir adamin baɡinda int͡ʃir aɡat͡ʃi dikilijdi. adam ɡelip urun aramisʔ ama bir sej bulamamis. Old-Testament-Genesis-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Güvercin akşam üstü ona geri geldi ve işte, ağzında yeni koparılmış bir zeytin yaprağı vardı. Böylece Noa, suların yeryüzünden çekildiğini bildi.|ɡuvert͡ʃin aksam ustu ona ɡeri ɡeldi ve isteʔ aɡzinda jeni koparilmis bir zejtin japraɡi vardi. bojlet͡ʃe noaʔ sularin jerjuzunden t͡ʃekildiɡini bildi. Old-Testament-Exodus-039-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Buluşma Çadırı'nın konutuyla ilgili tüm işler tamamlandı. İsrael'in çocukları Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu her şeye göre yaptılar; onlar da öyle yaptılar.|bojlet͡ʃe bulusma t͡ʃadiriʔnin konutujla ilɡili tum isler tamamlandi. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔnin moseʔje bujurduɡu her seje ɡore japtilar; onlar da ojle japtilar. Old-Testament-Proverbs-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralların haksızlık etmesi iğrençtir, çünkü taht doğrulukla kurulur.|krallarin haksizlik etmesi iɡrent͡ʃtirʔ t͡ʃunku taht doɡrulukla kurulur. Old-Testament-Genesis-041-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmaktan yedi inek çıktı. Güzel ve besiliydiler ve sazlar arasında otluyorlardı.|irmaktan jedi inek t͡ʃikti. ɡuzel ve besilijdiler ve sazlar arasinda otlujorlardi. Old-Testament-Jeremiah-051-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil’e yabancılar göndereceğim, onu savuracaklar. Ülkesini boşaltacaklar; çünkü sıkıntı gününde her yandan ona karşı olacaklar.|babil’e jabant͡ʃilar ɡonderet͡ʃeɡimʔ onu savurat͡ʃaklar. ulkesini bosaltat͡ʃaklar; t͡ʃunku sikinti ɡununde her jandan ona karsi olat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Samuel-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Lütfen gitmeme izin ver, çünkü ailemizin kentte kurbanı var. Kardeşim orada olmamı buyurdu. Şimdi, eğer gözünde lütuf bulduysam, lütfen gidip kardeşlerimi göreyim' dedi. Bu yüzden kralın sofrasına gelmedi.\"\"\"|\"ʔlutfen ɡitmeme izin verʔ t͡ʃunku ailemizin kentte kurbani var. kardesim orada olmami bujurdu. simdiʔ eɡer ɡozunde lutuf buldujsamʔ lutfen ɡidip kardeslerimi ɡorejimʔ dedi. bu juzden kralin sofrasina ɡelmedi.\"\"\" Old-Testament-Exodus-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Korah'ın oğulları: Assir, Elkana ve Aviasaf. Bunlar Korahoğulları'nın aileleridir.|korahʔin oɡullari assirʔ elkana ve aviasaf. bunlar korahoɡullariʔnin aileleridir. New-Testament-Luke-012-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi ikiyüzlüler! Yerin ve göğün görünümünü nasıl yorumlayacağınızı bildiğinize göre nasıl oluyor da bu zamanı yorumlayamıyorsunuz?|sizi ikijuzluler! jerin ve ɡoɡun ɡorunumunu nasil jorumlajat͡ʃaɡinizi bildiɡinize ɡore nasil olujor da bu zamani jorumlajamijorsunuz? New-Testament-Matthew-024-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, efendisi sahip olduğu her şeyin üzerine onu koyacaktır.|size doɡrusunu sojlejejimʔ efendisi sahip olduɡu her sejin uzerine onu kojat͡ʃaktir. Old-Testament-Job-041-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini onun üzerine koy. Savaşı hatırla ve bir daha yapma.|elini onun uzerine koj. savasi hatirla ve bir daha japma. Old-Testament-Psalms-081-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarını hemen boyun eğdirir, elimi düşmanlarına karşı çevirirdim.|dusmanlarini hemen bojun eɡdirirʔ elimi dusmanlarina karsi t͡ʃevirirdim. New-Testament-1-Corinthians-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Dışarıda olanları Tanrı yargılar. “Kötü kişiyi aranızdan uzaklaştırın!”|disarida olanlari tanri jarɡilar. “kotu kisiji aranizdan uzaklastirin!” Old-Testament-Isaiah-054-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey, fırtınalarla savrulmuş ve avutulmamış, sarsılmış sen, işte, taşlarını güzel renklerle yerine koyacağım, temellerini de safirlerle atacağım.\"|\"\"\"ejʔ firtinalarla savrulmus ve avutulmamisʔ sarsilmis senʔ isteʔ taslarini ɡuzel renklerle jerine kojat͡ʃaɡimʔ temellerini de safirlerle atat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-2-Samuel-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra konuşup dedi: \"\"Eskiden, 'Avel'de mutlaka danışacaklar' derlerdi ve böylece bir meseleyi karara bağlarlardı.\"|\"sonra konusup dedi \"\"eskidenʔ ʔavelʔde mutlaka danisat͡ʃaklarʔ derlerdi ve bojlet͡ʃe bir meseleji karara baɡlarlardi.\" New-Testament-Ephesians-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba Tanrı’dan ve Efendi Yeşua Mesih’ten kardeşlere esenlik ve imanla sevgi olsun.|baba tanri’dan ve efendi jesua mesih’ten kardeslere esenlik ve imanla sevɡi olsun. Old-Testament-Ezekiel-042-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Batı tarafına döndü ve ölçü kamışıyla beş yüz kamış ölçtü.|bati tarafina dondu ve olt͡ʃu kamisijla bes juz kamis olt͡ʃtu. Old-Testament-Proverbs-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik edinen kendi canını sever. Anlayışı tutan iyilik bulur.|bilɡelik edinen kendi t͡ʃanini sever. anlajisi tutan ijilik bulur. Old-Testament-Judges-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'un çocukları toplanıp ve Gilad'da ordugâh kurdular. İsrael'in çocukları da toplandılar ve Mizpah'da ordugâh kurdular.|ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari toplanip ve ɡiladʔda orduɡah kurdular. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da toplandilar ve mizpahʔda orduɡah kurdular. New-Testament-Luke-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne olduğunu gören domuz çobanları kaçıp kentte ve köylerde bunu anlattılar.|ne olduɡunu ɡoren domuz t͡ʃobanlari kat͡ʃip kentte ve kojlerde bunu anlattilar. New-Testament-Matthew-012-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendi sözlerinizle aklanacaksınız ve kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız.”|t͡ʃunku kendi sozlerinizle aklanat͡ʃaksiniz ve kendi sozlerinizle sut͡ʃlu t͡ʃikarilat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Jeremiah-025-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çobanların feryat sesi, ve sürüye baş olanın uluması, çünkü Yahve onların otlaklarını yok ediyor.|t͡ʃobanlarin ferjat sesiʔ ve suruje bas olanin ulumasiʔ t͡ʃunku jahve onlarin otlaklarini jok edijor. New-Testament-Acts-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama büyücü Elimas, (çünkü adının tercümesi böyledir) valiyi imandan döndürmeye çalışarak onlara karşı koydu.|ama bujut͡ʃu elimasʔ (t͡ʃunku adinin tert͡ʃumesi bojledir) valiji imandan dondurmeje t͡ʃalisarak onlara karsi kojdu. Old-Testament-2-Samuel-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom ve bütün halk, İsraelliler, Ahitofel de onunla birlikte Yeruşalem'e geldiler.|avsalom ve butun halkʔ israellilerʔ ahitofel de onunla birlikte jerusalemʔe ɡeldiler. Old-Testament-Psalms-142-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağıma bak da gör, çünkü beni düşünen kimse yok. Sığınacak yer benden kaçtı. Kimse canımı umursamıyor.|saɡima bak da ɡorʔ t͡ʃunku beni dusunen kimse jok. siɡinat͡ʃak jer benden kat͡ʃti. kimse t͡ʃanimi umursamijor. Old-Testament-2-Samuel-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Peygamber Natan'a şöyle dedi: \"\"İşte, ben sedirden bir evde oturuyorum, ama Tanrı'nın Sandığı perdelerin içinde duruyor.\"\"\"|\"kral pejɡamber natanʔa sojle dedi \"\"isteʔ ben sedirden bir evde oturujorumʔ ama tanriʔnin sandiɡi perdelerin it͡ʃinde durujor.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael, peygamberlerin ıssız yerlerdeki tilkiler gibi oldu.|ej israelʔ pejɡamberlerin issiz jerlerdeki tilkiler ɡibi oldu. Old-Testament-2-Samuel-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Övgüye layık olan Yahve'yi çağırıyorum; böylece düşmanlarımdan kurtulacağım.|ovɡuje lajik olan jahveʔji t͡ʃaɡirijorum; bojlet͡ʃe dusmanlarimdan kurtulat͡ʃaɡim. Old-Testament-Joel-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, Ruhum'u bütün insanların üzerine dökeceğim. Oğullarınız ve kızlarınız peygamberlik edecek. Yaşlılarınız düşler görecek. Gençleriniz görümler görecek.|ondan sonraʔ ruhumʔu butun insanlarin uzerine doket͡ʃeɡim. oɡullariniz ve kizlariniz pejɡamberlik edet͡ʃek. jaslilariniz dusler ɡoret͡ʃek. ɡent͡ʃleriniz ɡorumler ɡoret͡ʃek. Old-Testament-Deuteronomy-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan başka Yahve benimle konuşup şöyle dedi: “Bu insanları gördüm ve işte onlar sert enseli bir halktır.|bundan baska jahve benimle konusup sojle dedi “bu insanlari ɡordum ve iste onlar sert enseli bir halktir. Old-Testament-Joshua-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre üçüncü kura Zevulun'un çocuklarına düştü. Onların mirasının sınırı Sarid'e kadardı.|bojlarina ɡore ut͡ʃunt͡ʃu kura zevulunʔun t͡ʃot͡ʃuklarina dustu. onlarin mirasinin siniri saridʔe kadardi. Old-Testament-Jeremiah-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden İsrael’in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: “İşte, bu halkı pelin otu ile besleyeceğim, onlara zehirli su içireceğim.|bu juzden israel’in tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor “isteʔ bu halki pelin otu ile beslejet͡ʃeɡimʔ onlara zehirli su it͡ʃiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Numbers-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Surişadday oğlu Şelumiel, Şimon'un çocukları oymağının ordusunun başındaydı.|surisaddaj oɡlu selumielʔ simonʔun t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin ordusunun basindajdi. Old-Testament-Psalms-078-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökte doğu rüzgârını estirdi. Gücüyle güney rüzgârına yol gösterdi.|ɡokte doɡu ruzɡarini estirdi. ɡut͡ʃujle ɡunej ruzɡarina jol ɡosterdi. Old-Testament-2-Chronicles-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Solomon'un Yahve'nin evi için yaptığı bütün iş bitmiş oldu. Solomon, babası David'in adadığı şeyleri, gümüşü, altını ve bütün kapları getirip Tanrı'nın evinin hazinelerine koydu.|bojlet͡ʃe solomonʔun jahveʔnin evi it͡ʃin japtiɡi butun is bitmis oldu. solomonʔ babasi davidʔin adadiɡi sejleriʔ ɡumusuʔ altini ve butun kaplari ɡetirip tanriʔnin evinin hazinelerine kojdu. Old-Testament-2-Kings-017-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Samariya'dan sürdükleri kâhinlerden biri gelip Beytel'e yerleşti ve onlara Yahve'den nasıl korkmaları gerektiğini öğretti.|bojlet͡ʃe samarijaʔdan surdukleri kahinlerden biri ɡelip bejtelʔe jerlesti ve onlara jahveʔden nasil korkmalari ɡerektiɡini oɡretti. New-Testament-John-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size doğrusunu söyleyeyim, koyun ağılına kapıdan girmeyip de başka yoldan tırmanan kişi hırsız ve hayduttur.|“size doɡrusunu sojlejejimʔ kojun aɡilina kapidan ɡirmejip de baska joldan tirmanan kisi hirsiz ve hajduttur. Old-Testament-Proverbs-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Zalim hükümdar sağduyudan yoksundur. Haksız kazançtan nefret edenin günleri uzun olur.|zalim hukumdar saɡdujudan joksundur. haksiz kazant͡ʃtan nefret edenin ɡunleri uzun olur. Old-Testament-2-Chronicles-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael’in Tanrısı Yahve'nin, İsrael üzerine krallığı sonsuza dek David’e, kendisine ve oğullarına tuz antlaşmasıyla verdiğini bilmiyor musunuz?|israel’in tanrisi jahveʔninʔ israel uzerine kralliɡi sonsuza dek david’eʔ kendisine ve oɡullarina tuz antlasmasijla verdiɡini bilmijor musunuz? Old-Testament-1-Chronicles-001-043|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları üzerinde hiçbir kral hüküm sürmeden önce, Edom ülkesinde hüküm süren krallar şunlardır: Beor oğlu Bela; ve kentinin adı Dinhabah idi.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari uzerinde hit͡ʃbir kral hukum surmeden ont͡ʃeʔ edom ulkesinde hukum suren krallar sunlardir beor oɡlu bela; ve kentinin adi dinhabah idi. Old-Testament-1-Chronicles-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in ilk oğlu Ruven'in oğulları (Çünkü ilk doğan oydu, ama babasının yatağını kirlettiği için ilk oğulluk hakkı İsrael'in oğlu Yosef'in oğullarına verildi; ve soy kütüğü ilk oğulluk hakkına göre sayılmadı.|israelʔin ilk oɡlu ruvenʔin oɡullari (t͡ʃunku ilk doɡan ojduʔ ama babasinin jataɡini kirlettiɡi it͡ʃin ilk oɡulluk hakki israelʔin oɡlu josefʔin oɡullarina verildi; ve soj kutuɡu ilk oɡulluk hakkina ɡore sajilmadi. Old-Testament-Leviticus-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bunlarla siz kirli olursunuz; onların leşine dokunan kişi akşama kadar kirli olacaktır.\"|\"\"\"ʔbunlarla siz kirli olursunuz; onlarin lesine dokunan kisi aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.\" New-Testament-Matthew-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa ağızdan çıkan şeyler yürekten gelir ve insanı bunlar kirletir.|ojsa aɡizdan t͡ʃikan sejler jurekten ɡelir ve insani bunlar kirletir. New-Testament-Matthew-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra İblis Yeşua’yı bırakıp gitti, melekler gelip O’na hizmet ettiler.|sonra iblis jesua’ji birakip ɡittiʔ melekler ɡelip o’na hizmet ettiler. Old-Testament-Jeremiah-048-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sen, Aroer’de oturan, yol kenarında dur da gözetle. Kaçan adama ve kaçıp kurtulan kadına sor: ‘Ne oldu?’ de.|ej senʔ aroer’de oturanʔ jol kenarinda dur da ɡozetle. kat͡ʃan adama ve kat͡ʃip kurtulan kadina sor ‘ne oldu?’ de. Old-Testament-Proverbs-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçu örten kişi sevgiyi teşvik eder, ama konuyu tekrarlayıp duran can dostlarını ayırır.|sut͡ʃu orten kisi sevɡiji tesvik ederʔ ama konuju tekrarlajip duran t͡ʃan dostlarini ajirir. Old-Testament-Numbers-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kivrot Hattaava'dan yola çıkıp Haserot'ta konakladılar.|kivrot hattaavaʔdan jola t͡ʃikip haserotʔta konakladilar. Old-Testament-Genesis-042-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’in on erkek kardeşi tahıl almak için Mısır'a gittiler.|josef’in on erkek kardesi tahil almak it͡ʃin misirʔa ɡittiler. Old-Testament-Numbers-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe kalkıp Datan ve Aviram'ın yanına gitti; İsrael'in ihtiyarları da onun ardından gittiler.|mose kalkip datan ve aviramʔin janina ɡitti; israelʔin ihtijarlari da onun ardindan ɡittiler. Old-Testament-Psalms-035-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana karşı ağızlarını sonuna kadar açtılar. “Oh! Oh! Gözümüz bunu gördü!” diyorlar.|bana karsi aɡizlarini sonuna kadar at͡ʃtilar. “oh! oh! ɡozumuz bunu ɡordu!” dijorlar. Old-Testament-Isaiah-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Batıya doğru Filistliler'in omuzlarına uçup atılacaklar. Birlikte doğunun çocuklarını yağmalayacaklar. Güçlerini Edom ve Moav'ın üzerine genişletecekler, Ammon'un çocukları da onlara itaat edecek.|batija doɡru filistlilerʔin omuzlarina ut͡ʃup atilat͡ʃaklar. birlikte doɡunun t͡ʃot͡ʃuklarini jaɡmalajat͡ʃaklar. ɡut͡ʃlerini edom ve moavʔin uzerine ɡenisletet͡ʃeklerʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari da onlara itaat edet͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Günah sunusu olarak bir kuzu getirirse, kusursuz bir dişi getirsin.\"|\"\"\"ʔɡunah sunusu olarak bir kuzu ɡetirirseʔ kusursuz bir disi ɡetirsin.\" Old-Testament-1-Chronicles-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ikincisi Hilkiya, üçüncüsü Tevalya ve dördüncüsü Zekariya. Hosa'nın bütün oğulları ve kardeşleri on üç kişi.|ikint͡ʃisi hilkijaʔ ut͡ʃunt͡ʃusu tevalja ve dordunt͡ʃusu zekarija. hosaʔnin butun oɡullari ve kardesleri on ut͡ʃ kisi. New-Testament-Revelation-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşinci melek boru çaldı. Gökten yeryüzüne düşmüş bir yıldız gördüm. Abis çukurunun anahtarı ona verildi.|besint͡ʃi melek boru t͡ʃaldi. ɡokten jerjuzune dusmus bir jildiz ɡordum. abis t͡ʃukurunun anahtari ona verildi. Old-Testament-Psalms-059-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni ilahilerle öveceğim, ey gücüm. Çünkü Tanrı benim yüksek kulemdir, merhametimin Tanrısı’dır.|seni ilahilerle ovet͡ʃeɡimʔ ej ɡut͡ʃum. t͡ʃunku tanri benim juksek kulemdirʔ merhametimin tanrisi’dir. New-Testament-1-Corinthians-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, atalarımızın hepsinin bulut altında olduğundan ve hepsinin denizden geçtiğinden habersiz kalmanızı istemem.|kardeslerʔ atalarimizin hepsinin bulut altinda olduɡundan ve hepsinin denizden ɡet͡ʃtiɡinden habersiz kalmanizi istemem. Old-Testament-Joshua-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Güçlü ve cesur ol; çünkü kendilerine vermek için atalarına ant içtiğim ülkeyi bu halka miras olarak sen vereceksin.|“ɡut͡ʃlu ve t͡ʃesur ol; t͡ʃunku kendilerine vermek it͡ʃin atalarina ant it͡ʃtiɡim ulkeji bu halka miras olarak sen veret͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları vebayla vuracağım, onları mirastan mahrum bırakacağım ve seni onlardan daha büyük ve daha güçlü bir ulus yapacağım.”|onlari vebajla vurat͡ʃaɡimʔ onlari mirastan mahrum birakat͡ʃaɡim ve seni onlardan daha bujuk ve daha ɡut͡ʃlu bir ulus japat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Psalms-107-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de yoksulları sıkıntılarından kurtarır, ailelerini sürü gibi çoğaltır.|jine de joksullari sikintilarindan kurtarirʔ ailelerini suru ɡibi t͡ʃoɡaltir. Old-Testament-2-Samuel-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sur Kralı Hiram, David'e sedir ağaçları, marangozlar ve duvar ustalarıyla birlikte ulaklar gönderdi; ve David'e bir ev yaptılar.|sur krali hiramʔ davidʔe sedir aɡat͡ʃlariʔ maranɡozlar ve duvar ustalarijla birlikte ulaklar ɡonderdi; ve davidʔe bir ev japtilar. Old-Testament-Joel-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kente hücum ediyorlar. Sur üzerinde koşuyorlar. Evlerin içine tırmanıyorlar. Hırsızlar gibi pencerelerden giriyorlar.|kente hut͡ʃum edijorlar. sur uzerinde kosujorlar. evlerin it͡ʃine tirmanijorlar. hirsizlar ɡibi pent͡ʃerelerden ɡirijorlar. Old-Testament-1-Samuel-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadının evde besili bir danası vardı. Aceleyle onu kesti; unu da alıp yoğurdu ve ondan mayasız ekmek pişirdi.|kadinin evde besili bir danasi vardi. at͡ʃelejle onu kesti; unu da alip joɡurdu ve ondan majasiz ekmek pisirdi. Old-Testament-1-Samuel-030-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona bir parça kuru incir ve iki salkım kuru üzüm verdiler. Yemeğini yiyince ruhu yeniden kendine geldi; çünkü üç gün üç gecedir ekmek yememiş ve su içmemişti.|ona bir part͡ʃa kuru int͡ʃir ve iki salkim kuru uzum verdiler. jemeɡini jijint͡ʃe ruhu jeniden kendine ɡeldi; t͡ʃunku ut͡ʃ ɡun ut͡ʃ ɡet͡ʃedir ekmek jememis ve su it͡ʃmemisti. Old-Testament-Psalms-058-005|und|SPEAKER_00_Turkish|büyücülerin sesine kulak vermez, büyücü ne kadar hünerli olursa olsun.|bujut͡ʃulerin sesine kulak vermezʔ bujut͡ʃu ne kadar hunerli olursa olsun. Old-Testament-Leviticus-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Babanın kız kardeşinin çıplaklığını açmayacaksın. O, babanın yakın akrabasıdır.'\"\"\"|\"\"\"ʔbabanin kiz kardesinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin. oʔ babanin jakin akrabasidir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ömrüm kederle geçti, yıllarım iniltiyle, suçumdan ötürü gücüm tükeniyor. Kemiklerim eriyip gidiyor.|t͡ʃunku omrum kederle ɡet͡ʃtiʔ jillarim iniltijleʔ sut͡ʃumdan oturu ɡut͡ʃum tukenijor. kemiklerim erijip ɡidijor. Old-Testament-2-Samuel-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler yeniden bir daha çıkıp Refaim Vadisi'ne yayıldılar.|filistliler jeniden bir daha t͡ʃikip refaim vadisiʔne jajildilar. Old-Testament-Esther-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral bu mektuplarda, her kentte bulunan Yahudiler'e, kendilerini bir araya toplayıp hayatlarını savunmaları, kendilerine, küçüklerine ve kadınlarına saldıran ve mallarını yağmalayan halkın ve ilin bütün gücünü,|kral bu mektuplardaʔ her kentte bulunan jahudilerʔeʔ kendilerini bir araja toplajip hajatlarini savunmalariʔ kendilerineʔ kut͡ʃuklerine ve kadinlarina saldiran ve mallarini jaɡmalajan halkin ve ilin butun ɡut͡ʃunuʔ New-Testament-Ephesians-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle sizin için sürekli şükrediyor, sizi dualarımda anıyorum.|bu nedenle sizin it͡ʃin surekli sukredijorʔ sizi dualarimda anijorum. Old-Testament-Genesis-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Hayır, ama Sarah, senin karın sana bir oğul doğuracak” dedi. “Adını İshak koyacaksın. Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim.|tanriʔ “hajirʔ ama sarahʔ senin karin sana bir oɡul doɡurat͡ʃak” dedi. “adini ishak kojat͡ʃaksin. onunla ve sojujla antlasmami sonsuza dek surduret͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Chronicles-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David, kendisi için David Kenti'nde evler yaptı; Tanrı'nın Sandığı için bir yer hazırladı ve onun için bir çadır kurdu.|davidʔ kendisi it͡ʃin david kentiʔnde evler japti; tanriʔnin sandiɡi it͡ʃin bir jer hazirladi ve onun it͡ʃin bir t͡ʃadir kurdu. Old-Testament-Isaiah-051-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyan, uyan! Ayağa kalk, ey Yeruşalem, Yahve'nin gazabının kâsesini elinden içmiş olan sizler. Sersemlik kâsesini içtin ve onu boşalttın.|ujanʔ ujan! ajaɡa kalkʔ ej jerusalemʔ jahveʔnin ɡazabinin kasesini elinden it͡ʃmis olan sizler. sersemlik kasesini it͡ʃtin ve onu bosalttin. Old-Testament-Deuteronomy-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Tanrın Yahve'yi sevmek ve O'na bütün yüreğinle, bütün canınla hizmet etmek için bugün size buyurmakta olduğum buyruklarımı özenle dinlerseniz, öyle olacak ki,|eɡer tanrin jahveʔji sevmek ve oʔna butun jureɡinleʔ butun t͡ʃaninla hizmet etmek it͡ʃin buɡun size bujurmakta olduɡum bujruklarimi ozenle dinlersenizʔ ojle olat͡ʃak kiʔ Old-Testament-Joshua-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınırları batıya doğru Marala'ya kadar çıkıyor ve Dabbeşet'e kadar ulaşıyordu. Yokneam'ın önündeki çaya ulaşıyordu.|sinirlari batija doɡru maralaʔja kadar t͡ʃikijor ve dabbesetʔe kadar ulasijordu. jokneamʔin onundeki t͡ʃaja ulasijordu. Old-Testament-Isaiah-032-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık ahmağa soylu denilmeyecek, alçağa da saygı gösterilmeyecek.|artik ahmaɡa sojlu denilmejet͡ʃekʔ alt͡ʃaɡa da sajɡi ɡosterilmejet͡ʃek. New-Testament-John-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine O’na, “Sen kimsin?” dediler. Yeşua onlara, “Başlangıçtan beri size söylüyorum.|bunun uzerine o’naʔ “sen kimsin?” dediler. jesua onlaraʔ “baslanɡit͡ʃtan beri size sojlujorum. New-Testament-2-Corinthians-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizim zayıf, sizinse güçlü olduğunuzda seviniyoruz. Yetkinleşmeniz için de dua ediyoruz.|bizim zajifʔ sizinse ɡut͡ʃlu olduɡunuzda sevinijoruz. jetkinlesmeniz it͡ʃin de dua edijoruz. Old-Testament-Genesis-019-035|und|SPEAKER_00_Turkish|O gece de babalarına şarap içirdiler. Küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığını bilmiyordu.|o ɡet͡ʃe de babalarina sarap it͡ʃirdiler. kut͡ʃuk kiz babasijla jatti. ama lut jatip kalktiɡini bilmijordu. Old-Testament-2-Chronicles-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Birkaç yıl sonra Samariya'ya, Ahav'ın yanına indi. Ahav, onun ve yanındaki halk için bol miktarda koyun ve sığır kesti ve ona kendisiyle birlikte Ramot Gilad'a çıkma teklifinde bulundu.|birkat͡ʃ jil sonra samarijaʔjaʔ ahavʔin janina indi. ahavʔ onun ve janindaki halk it͡ʃin bol miktarda kojun ve siɡir kesti ve ona kendisijle birlikte ramot ɡiladʔa t͡ʃikma teklifinde bulundu. New-Testament-Romans-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’te gerçeği söylüyorum. Yalan söylemiyorum, vicdanım Kutsal Ruh'ta benimle birlikte tanıklık ediyor.|mesih’te ɡert͡ʃeɡi sojlujorum. jalan sojlemijorumʔ vit͡ʃdanim kutsal ruhʔta benimle birlikte taniklik edijor. Old-Testament-Psalms-048-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, tapınağının ortasında, senin sevgi dolu iyiliğini düşündük.|ej tanriʔ tapinaɡinin ortasindaʔ senin sevɡi dolu ijiliɡini dusunduk. New-Testament-John-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna da Salim yakınlarındaki Aynon’da vaftiz ediyordu. Çünkü orada çok su vardı. Birçokları gelip vaftiz oldular.|juhanna da salim jakinlarindaki ajnon’da vaftiz edijordu. t͡ʃunku orada t͡ʃok su vardi. birt͡ʃoklari ɡelip vaftiz oldular. New-Testament-1-Corinthians-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ölüm bir insan aracılığıyla geldiği gibi, ölülerin dirilişi de bir insan aracılığıyla geldi.|t͡ʃunku olum bir insan arat͡ʃiliɡijla ɡeldiɡi ɡibiʔ olulerin dirilisi de bir insan arat͡ʃiliɡijla ɡeldi. Old-Testament-Exodus-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin kayınpederi Yetro, Moşe'nin geri göndermiş olduğu karısı Sippora'yı,|moseʔnin kajinpederi jetroʔ moseʔnin ɡeri ɡondermis olduɡu karisi sipporaʔjiʔ New-Testament-Philippians-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gayret derseniz, kiliseye zulmeden biriydim. Yasa'da olan doğruluk konusunda kusursuz bulundum.|ɡajret dersenizʔ kiliseje zulmeden birijdim. jasaʔda olan doɡruluk konusunda kusursuz bulundum. Old-Testament-Isaiah-057-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü daima çekişmeyeceğim, sürekli öfkeli de olmayacağım; çünkü yarattığım canlar ve ruh benim önümde hali bayılırdı.|t͡ʃunku daima t͡ʃekismejet͡ʃeɡimʔ surekli ofkeli de olmajat͡ʃaɡim; t͡ʃunku jarattiɡim t͡ʃanlar ve ruh benim onumde hali bajilirdi. Old-Testament-Deuteronomy-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk seferinde olduğu gibi kırk gün kırk gece dağda kaldım; Yahve o zaman da beni dinledi. Yahve seni yok etmeyecekti.|ilk seferinde olduɡu ɡibi kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe daɡda kaldim; jahve o zaman da beni dinledi. jahve seni jok etmejet͡ʃekti. New-Testament-Luke-008-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü on iki yaşındaki kızı, tek doğanı ölmek üzereydi. Yeşua yola çıkmış giderken, kalabalık O’nu sıkıştırıyordu.|t͡ʃunku on iki jasindaki kiziʔ tek doɡani olmek uzerejdi. jesua jola t͡ʃikmis ɡiderkenʔ kalabalik o’nu sikistirijordu. Old-Testament-Exodus-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke ıssız kalmasın, kır hayvanları size karşı çoğalmasın diye, onları bir yıl içinde önünüzden kovmayacağım.|ulke issiz kalmasinʔ kir hajvanlari size karsi t͡ʃoɡalmasin dijeʔ onlari bir jil it͡ʃinde onunuzden kovmajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-033-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Eti öylesine tükenmiştir ki, görülmez olur. Gözükmeyen kemikleri dışarı çıkar.|eti ojlesine tukenmistir kiʔ ɡorulmez olur. ɡozukmejen kemikleri disari t͡ʃikar. Old-Testament-Ezekiel-037-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana şöyle dedi, \"\"Ey insanoğlu, bu kemikler yaşayabilir mi?\"\" Ben de, \"\"Ey Efendim Yahve, sen bilirsin\"\" dedim.\"|\"bana sojle dediʔ \"\"ej insanoɡluʔ bu kemikler jasajabilir mi?\"\" ben deʔ \"\"ej efendim jahveʔ sen bilirsin\"\" dedim.\" Old-Testament-2-Chronicles-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zamanlar ne dışarı çıkana, ne de içeri girene esenlik vardı; ama ülkelerin bütün sakinleri büyük sıkıntı içindeydi.|o zamanlar ne disari t͡ʃikanaʔ ne de it͡ʃeri ɡirene esenlik vardi; ama ulkelerin butun sakinleri bujuk sikinti it͡ʃindejdi. New-Testament-Acts-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kent karışıklıkla doldu. Halk, Pavlus’un yol arkadaşları olan Makedonyalı Gayus ve Aristarhus’u yakalayıp hep birlikte tiyatroya koştular.|kent karisiklikla doldu. halkʔ pavlus’un jol arkadaslari olan makedonjali ɡajus ve aristarhus’u jakalajip hep birlikte tijatroja kostular. Old-Testament-Numbers-034-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'in çocukları oymağından bey olarak, Şiftan oğlu Kemuel.|efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan bej olarakʔ siftan oɡlu kemuel. New-Testament-John-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua çarmıhını kendisi taşıyarak Kafatası -İbranice’de Golgota- denilen yere çıktı.|jesua t͡ʃarmihini kendisi tasijarak kafatasi -ibranit͡ʃe’de ɡolɡota- denilen jere t͡ʃikti. Old-Testament-Daniel-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kral bu sözleri duyunca çok öfkelendi ve Daniel’i kurtarmayı yüreğine koydu; güneş batana dek onu kurtarmak için çalıştı.|sonra kral bu sozleri dujunt͡ʃa t͡ʃok ofkelendi ve daniel’i kurtarmaji jureɡine kojdu; ɡunes batana dek onu kurtarmak it͡ʃin t͡ʃalisti. Old-Testament-Joshua-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin onlara söylediği gibi, Ruven'in çocukları, Gad'ın çocukları ve Manaşe oymağının yarısı İsrael'in çocuklarının önünden silahlı olarak karşıya geçtiler.|moseʔnin onlara sojlediɡi ɡibiʔ ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari ve manase ojmaɡinin jarisi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden silahli olarak karsija ɡet͡ʃtiler. Old-Testament-Lamentations-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevin ve coş, Uz diyarında oturan ey Edom kızı. Kâse sana da geçecek. Sarhoş olacaksın, ve soyunacaksın.|sevin ve t͡ʃosʔ uz dijarinda oturan ej edom kizi. kase sana da ɡet͡ʃet͡ʃek. sarhos olat͡ʃaksinʔ ve sojunat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-049-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçi yaşarken canını kutsadıysa da— kendin için iyilik ettiğinde insanlar seni överler—|ɡert͡ʃi jasarken t͡ʃanini kutsadijsa da— kendin it͡ʃin ijilik ettiɡinde insanlar seni overler— Old-Testament-1-Samuel-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Yahve'ye sorup dedi: \"\"Eğer bu akıncıları kovalarsam onlara yetişir miyim?\"\" Ona yanıt verdi: \"\"Kovala, çünkü onlara kesinlikle yetişeceksin ve mutlaka hepsini kurtaracaksın.\"\"\"|\"david jahveʔje sorup dedi \"\"eɡer bu akint͡ʃilari kovalarsam onlara jetisir mijim?\"\" ona janit verdi \"\"kovalaʔ t͡ʃunku onlara kesinlikle jetiset͡ʃeksin ve mutlaka hepsini kurtarat͡ʃaksin.\"\"\" New-Testament-Mark-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi o günleri kısaltmamış olsaydı, hiçbir insan kurtulamazdı. Ama Efendi kendi seçtiği, seçilmişleri uğruna o günleri kısaltmıştır.|efendi o ɡunleri kisaltmamis olsajdiʔ hit͡ʃbir insan kurtulamazdi. ama efendi kendi set͡ʃtiɡiʔ set͡ʃilmisleri uɡruna o ɡunleri kisaltmistir. New-Testament-Acts-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bütün Yahudiler, gençliğimden bu yana ulusumun arasında ve Yeruşalem’de nasıl bir yaşam sürdürdüğümü bilirler.|“butun jahudilerʔ ɡent͡ʃliɡimden bu jana ulusumun arasinda ve jerusalem’de nasil bir jasam surdurduɡumu bilirler. Old-Testament-Daniel-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Daniel evine gitti ve arkadaşları Hananya, Mişael ve Azarya'ya durumu bildirdi.|sonra daniel evine ɡitti ve arkadaslari hananjaʔ misael ve azarjaʔja durumu bildirdi. New-Testament-Luke-001-076|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve sen, ey çocuk, En Yüce Olan’ın peygamberi olarak anılacaksın. Çünkü Efendi’nin önünden O’nun yollarını hazırlamak için gideceksin,|ve senʔ ej t͡ʃot͡ʃukʔ en jut͡ʃe olan’in pejɡamberi olarak anilat͡ʃaksin. t͡ʃunku efendi’nin onunden o’nun jollarini hazirlamak it͡ʃin ɡidet͡ʃeksinʔ Old-Testament-Ezekiel-034-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi otlakta otlamış olmak size az mı geliyor da, otlağından arta kalanı ayaklarınızla çiğniyorsunuz? Ve berrak sulardan içmiş olmak size az mı geliyor da artakalanı ayaklarınızla bulandırıyorsunuz?|iji otlakta otlamis olmak size az mi ɡelijor daʔ otlaɡindan arta kalani ajaklarinizla t͡ʃiɡnijorsunuz? ve berrak sulardan it͡ʃmis olmak size az mi ɡelijor da artakalani ajaklarinizla bulandirijorsunuz? Old-Testament-Psalms-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni güçlü düşmanımdan, benden nefret edenlerden kurtardı. Çünkü onlar benden çok güçlüydüler.|beni ɡut͡ʃlu dusmanimdanʔ benden nefret edenlerden kurtardi. t͡ʃunku onlar benden t͡ʃok ɡut͡ʃlujduler. Old-Testament-1-Chronicles-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Otuzlar'dan daha saygındı, ama Üçler'e erişemedi; David de onu muhafızlarının başına koydu.|isteʔ otuzlarʔdan daha sajɡindiʔ ama ut͡ʃlerʔe erisemedi; david de onu muhafizlarinin basina kojdu. New-Testament-Acts-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mezmurlar Kitabı’nda şöyle yazılmıştır: “‘Onun meskeni ıssız kalsın. İçinde kimse oturmasın.’ Ve, ‘Makamını başka birisi alsın.’”|t͡ʃunku mezmurlar kitabi’nda sojle jazilmistir “‘onun meskeni issiz kalsin. it͡ʃinde kimse oturmasin.’ veʔ ‘makamini baska birisi alsin.’” Old-Testament-Exodus-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de sana, 'Oğlumu bırak, bana hizmet etsin' dedim ve sen onun gitmesine izin vermeyi reddettin. İşte, ilk doğan oğlunu öldüreceğim.'”|ben de sanaʔ ʔoɡlumu birakʔ bana hizmet etsinʔ dedim ve sen onun ɡitmesine izin vermeji reddettin. isteʔ ilk doɡan oɡlunu olduret͡ʃeɡim.ʔ” Old-Testament-Numbers-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır Yarden'e kadar inecek ve Tuz Denizi'nde son bulacaktır. Çevresindeki sınırlarına göre bu sizin ülkeniz olacaktır.'”|sinir jardenʔe kadar inet͡ʃek ve tuz deniziʔnde son bulat͡ʃaktir. t͡ʃevresindeki sinirlarina ɡore bu sizin ulkeniz olat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-Genesis-032-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Esav bir bölüğün yanına gelip onu vurursa, kalan bölük kurtulur” dedi.|“esav bir boluɡun janina ɡelip onu vurursaʔ kalan boluk kurtulur” dedi. Old-Testament-Leviticus-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunları Aron'un ve oğullarının ellerine koydu ve Yahve'nin önünde onları sallamalık sunu olarak salladı.|butun bunlari aronʔun ve oɡullarinin ellerine kojdu ve jahveʔnin onunde onlari sallamalik sunu olarak salladi. New-Testament-Revelation-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar aynı düşünceyle güçlerini ve yetkilerini canavara verecekler.|bunlar ajni dusunt͡ʃejle ɡut͡ʃlerini ve jetkilerini t͡ʃanavara veret͡ʃekler. New-Testament-Revelation-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sana karşı birkaç şeyim var: Çünkü orada Balam’ın öğretisini tutanlar var. Putlara sunulan kurbanların etini yemelerini, zina etmeleri için İsrael'in çocuklarının önüne tökez atmayı Balak’a öğreten Balam’dı.|ama sana karsi birkat͡ʃ sejim var t͡ʃunku orada balam’in oɡretisini tutanlar var. putlara sunulan kurbanlarin etini jemeleriniʔ zina etmeleri it͡ʃin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onune tokez atmaji balak’a oɡreten balam’di. Old-Testament-Job-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan yeryüzüne yerleştirildiğinden beri, eski zamandan beri bunu bilmiyor musun?|insan jerjuzune jerlestirildiɡinden beriʔ eski zamandan beri bunu bilmijor musun? Old-Testament-Zephaniah-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Gaza terk edilecek, Aşkelon ıssız kalacak. Öğleyin Aşdod sürülecek, Ekron kökünden sökülecek.|t͡ʃunku ɡaza terk edilet͡ʃekʔ askelon issiz kalat͡ʃak. oɡlejin asdod surulet͡ʃekʔ ekron kokunden sokulet͡ʃek. New-Testament-1-Corinthians-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, her şeyde beni hatırladığınız ve size ilettiğim öğretileri sıkı sıkıya koruduğunuz için sizi övüyorum.|kardeslerʔ her sejde beni hatirladiɡiniz ve size ilettiɡim oɡretileri siki sikija koruduɡunuz it͡ʃin sizi ovujorum. Old-Testament-Jonah-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ninova halkı Tanrı'ya inandı; oruç ilan ettiler ve büyüğünden küçüğüne kadar çula sarındılar.|ninova halki tanriʔja inandi; orut͡ʃ ilan ettiler ve bujuɡunden kut͡ʃuɡune kadar t͡ʃula sarindilar. Old-Testament-Genesis-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam o gün Noa, Noa'nın oğulları Sam, Ham, Yafet, karısı ve oğullarının üç karısıyla birlikte gemiye girdiler.|tam o ɡun noaʔ noaʔnin oɡullari samʔ hamʔ jafetʔ karisi ve oɡullarinin ut͡ʃ karisijla birlikte ɡemije ɡirdiler. Old-Testament-1-Samuel-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel yaşamının bütün günleri boyunca İsrael'e hükmetti.|samuel jasaminin butun ɡunleri bojunt͡ʃa israelʔe hukmetti. New-Testament-Luke-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kirli ruh, insandan çıkınca, rahatlamak için kurak yerlerde dolaşır. Ama bir şey bulamaz. ‘Çıktığım eve geri döneyim’ der.|kirli ruhʔ insandan t͡ʃikint͡ʃaʔ rahatlamak it͡ʃin kurak jerlerde dolasir. ama bir sej bulamaz. ‘t͡ʃiktiɡim eve ɡeri donejim’ der. New-Testament-Hebrews-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylenmiş olduğu gibi, “Bugün O’nun sesini duyarsanız, başkaldırıda olduğu gibi yüreklerinizi katılaştırmayın.”|sojlenmis olduɡu ɡibiʔ “buɡun o’nun sesini dujarsanizʔ baskaldirida olduɡu ɡibi jureklerinizi katilastirmajin.” Old-Testament-Judges-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun, Kitron sakinlerini ve Nahalol sakinlerini kovmadı; ama Kenanlılar onların arasında yaşadılar ve angaryaya tabi oldular.|zevulunʔ kitron sakinlerini ve nahalol sakinlerini kovmadi; ama kenanlilar onlarin arasinda jasadilar ve anɡarjaja tabi oldular. Old-Testament-1-Samuel-030-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu konuda sizi kim dinleyecek? Çünkü savaşa inenin payı ne ise, eşyayla kalanın payı da o olacaktır. Aynı şekilde paylaşacaklar.”|bu konuda sizi kim dinlejet͡ʃek? t͡ʃunku savasa inenin paji ne iseʔ esjajla kalanin paji da o olat͡ʃaktir. ajni sekilde pajlasat͡ʃaklar.” Old-Testament-Psalms-147-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve alçakgönüllülere destek olur. Kötüleri yere çalar.|jahve alt͡ʃakɡonullulere destek olur. kotuleri jere t͡ʃalar. New-Testament-Hebrews-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İman sayesinde vaat diyarında, kendinin olmayan bir ülkede, bir yabancı olarak yaşadı. Aynı vaadin ortak mirasçıları olan İshak ve Yakov’la birlikte çadırlarda oturdu.|iman sajesinde vaat dijarindaʔ kendinin olmajan bir ulkedeʔ bir jabant͡ʃi olarak jasadi. ajni vaadin ortak mirast͡ʃilari olan ishak ve jakov’la birlikte t͡ʃadirlarda oturdu. Old-Testament-Genesis-027-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen gerçekten oğlum Esav mısın?” dedi. Yakov, “Benim” dedi.|“sen ɡert͡ʃekten oɡlum esav misin?” dedi. jakovʔ “benim” dedi. Old-Testament-Isaiah-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve halkının ihtiyarları ve önderleriyle yargıya girecek: \"\"Bağı yiyip bitiren sizsiniz. Yoksulun yağması evlerinizdedir.\"|\"jahve halkinin ihtijarlari ve onderlerijle jarɡija ɡiret͡ʃek \"\"baɡi jijip bitiren sizsiniz. joksulun jaɡmasi evlerinizdedir.\" Old-Testament-Exodus-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik Mısırlılar'ın esaret altında tuttuğu İsrael'in çocuklarının inlemelerini duydum ve antlaşmamı hatırladım.|ustelik misirlilarʔin esaret altinda tuttuɡu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin inlemelerini dujdum ve antlasmami hatirladim. Old-Testament-Jeremiah-038-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Sidkiya Yeremya'ya, “Keldaniler'e geçen Yahudiler'den korkuyorum, yoksa beni onların eline teslim ederler ve benimle alay ederler” dedi.|kral sidkija jeremjaʔjaʔ “keldanilerʔe ɡet͡ʃen jahudilerʔden korkujorumʔ joksa beni onlarin eline teslim ederler ve benimle alaj ederler” dedi. Old-Testament-Proverbs-001-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kim beni dinlerse güvenlik içinde oturacak, zarar görme korkusu duymadan rahat edecektir.”|ama kim beni dinlerse ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃakʔ zarar ɡorme korkusu dujmadan rahat edet͡ʃektir.” Old-Testament-Song-of-Songs-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerini benden çevir, çünkü onlar bana galip geldiler. Saçların Gilad yamacında yatan keçi sürüsü gibi.|ɡozlerini benden t͡ʃevirʔ t͡ʃunku onlar bana ɡalip ɡeldiler. sat͡ʃlarin ɡilad jamat͡ʃinda jatan ket͡ʃi surusu ɡibi. Old-Testament-Exodus-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Omerle ölçtüklerinde, çok toplayanın fazlası, az toplayanın da eksiği yoktu. Her biri yiyeceğine göre toplamıştı.|omerle olt͡ʃtuklerindeʔ t͡ʃok toplajanin fazlasiʔ az toplajanin da eksiɡi joktu. her biri jijet͡ʃeɡine ɡore toplamisti. New-Testament-1-Thessalonians-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, uyumuş olanlar hakkında bilgisiz kalmanızı istemiyoruz. Öyle ki, umudu olmayan diğerleri gibi kederlenmeyesiniz.|kardeslerʔ ujumus olanlar hakkinda bilɡisiz kalmanizi istemijoruz. ojle kiʔ umudu olmajan diɡerleri ɡibi kederlenmejesiniz. New-Testament-Luke-008-041|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada havra yöneticisi Yair adında bir adam geldi. Yeşua’nın ayaklarına kapanıp evine gelmesi için yalvardı.|o sirada havra jonetit͡ʃisi jair adinda bir adam ɡeldi. jesua’nin ajaklarina kapanip evine ɡelmesi it͡ʃin jalvardi. Old-Testament-1-Chronicles-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Netofalı Maharay, Netofalı Baana oğlu Heled,|netofali maharajʔ netofali baana oɡlu heledʔ New-Testament-Hebrews-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Size Tanrı’nın sözünü bildiren önderlerinizi hatırlayın. Yaşayışlarının sonucunu göz önünde bulundurarak onların imanını örnek alın.|size tanri’nin sozunu bildiren onderlerinizi hatirlajin. jasajislarinin sonut͡ʃunu ɡoz onunde bulundurarak onlarin imanini ornek alin. Old-Testament-Jeremiah-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Nasıl diyorsunuz, \"\"Biz bilgeyiz, ve Yahve'nin yasası bizimledir?\"\" Ama işte, yazıcıların düzmece kalemi bunu yalana döndürdü.\"|\"\"\"ʔnasil dijorsunuzʔ \"\"biz bilɡejizʔ ve jahveʔnin jasasi bizimledir?\"\" ama isteʔ jazit͡ʃilarin duzmet͡ʃe kalemi bunu jalana dondurdu.\" Old-Testament-Psalms-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana kendi gerçeğinde yol göster ve öğret, çünkü sen kurtuluşumun Tanrısı’sın, bütün gün seni bekliyorum.|bana kendi ɡert͡ʃeɡinde jol ɡoster ve oɡretʔ t͡ʃunku sen kurtulusumun tanrisi’sinʔ butun ɡun seni beklijorum. Old-Testament-2-Samuel-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Aravna'ya, \"\"Hayır, ama kesinlikle senden bir bedel karşılığında satın alacağım. Tanrım Yahve'ye bana hiçe malolmuş yakmalık sunular sunmayacağım.\"\" dedi. Böylece David harman yerini ve öküzleri elli şekel gümüşe satın aldı.\"|\"kral aravnaʔjaʔ \"\"hajirʔ ama kesinlikle senden bir bedel karsiliɡinda satin alat͡ʃaɡim. tanrim jahveʔje bana hit͡ʃe malolmus jakmalik sunular sunmajat͡ʃaɡim.\"\" dedi. bojlet͡ʃe david harman jerini ve okuzleri elli sekel ɡumuse satin aldi.\" Old-Testament-Psalms-054-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, adınla kurtar beni. Gücünle beni haklı çıkar.|ej tanriʔ adinla kurtar beni. ɡut͡ʃunle beni hakli t͡ʃikar. Old-Testament-Psalms-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sırtlarını döndüreceksin, gerilmiş yayını yüzlerine doğrulttuğunda.|t͡ʃunku sirtlarini donduret͡ʃeksinʔ ɡerilmis jajini juzlerine doɡrulttuɡunda. Old-Testament-Ezekiel-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Varlığımın hakkı için bu üç adam orada olsa bile,” diyor Efendi Yahve, “Ne oğullarını ne de kızlarını kurtarabilirler, yalnızca kendileri kurtulur.\"\"\"|\"“varliɡimin hakki it͡ʃin bu ut͡ʃ adam orada olsa bileʔ” dijor efendi jahveʔ “ne oɡullarini ne de kizlarini kurtarabilirlerʔ jalnizt͡ʃa kendileri kurtulur.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Söyle, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Asma gelişecek mi? Kuruyup, taze filizlenen bütün yaprakları solsun diye onun köklerini söküp onun meyvesini koparmayacak mı? Güçlü bir kol ya da çok halk onu köklerinden kaldıramaz.\"|\"“sojleʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"asma ɡeliset͡ʃek mi? kurujupʔ taze filizlenen butun japraklari solsun dije onun koklerini sokup onun mejvesini koparmajat͡ʃak mi? ɡut͡ʃlu bir kol ja da t͡ʃok halk onu koklerinden kaldiramaz.\" Old-Testament-Zechariah-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyah atlı olan araba kuzeye doğru çıkıyor; beyaz atlar da onların ardından çıktılar; benekli olanlar da güneye doğru çıktılar.”|sijah atli olan araba kuzeje doɡru t͡ʃikijor; bejaz atlar da onlarin ardindan t͡ʃiktilar; benekli olanlar da ɡuneje doɡru t͡ʃiktilar.” Old-Testament-Job-039-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaban öküzünü koşum takımıyla karıkta tutabilir misin? Ya da senin ardından vadileri sürer mi?|jaban okuzunu kosum takimijla karikta tutabilir misin? ja da senin ardindan vadileri surer mi? Old-Testament-Jeremiah-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerlerine onları güdecek çobanlar koyacağım. Artık korkmayacaklar, dehşete düşmeyecekler, hiçbiri eksilmeyecek.” diyor Yahve.|uzerlerine onlari ɡudet͡ʃek t͡ʃobanlar kojat͡ʃaɡim. artik korkmajat͡ʃaklarʔ dehsete dusmejet͡ʃeklerʔ hit͡ʃbiri eksilmejet͡ʃek.” dijor jahve. Old-Testament-1-Samuel-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, sandığı oraya taşıdıktan sonra, Yahve'nin eli kente karşıydı, çok büyük bir kargaşa oldu; ve kentin hem küçük hem de büyük insanlarını vurdu, öyle ki, üzerlerinde urlar çıktı.|bojlet͡ʃeʔ sandiɡi oraja tasidiktan sonraʔ jahveʔnin eli kente karsijdiʔ t͡ʃok bujuk bir karɡasa oldu; ve kentin hem kut͡ʃuk hem de bujuk insanlarini vurduʔ ojle kiʔ uzerlerinde urlar t͡ʃikti. Old-Testament-Esther-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Haman da, “Evet, Kraliçe Ester, hazırladığı ziyafete de benden başka hiç kimsenin girmesine izin vermedi; yarın da onun tarafından kralla birlikte davetliyim” dedi.|haman daʔ “evetʔ kralit͡ʃe esterʔ hazirladiɡi zijafete de benden baska hit͡ʃ kimsenin ɡirmesine izin vermedi; jarin da onun tarafindan kralla birlikte davetlijim” dedi. New-Testament-John-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Kendim hakkında tanıklık etsem bile, tanıklığım doğrudur. Çünkü nereden geldiğimi ve nereye gittiğimi biliyorum. Ama siz nereden geldiğimi, nereye gittiğimi bilmiyorsunuz.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “kendim hakkinda taniklik etsem bileʔ tanikliɡim doɡrudur. t͡ʃunku nereden ɡeldiɡimi ve nereje ɡittiɡimi bilijorum. ama siz nereden ɡeldiɡimiʔ nereje ɡittiɡimi bilmijorsunuz. Old-Testament-Ezekiel-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yine de, ‘Oğul neden babasının suçunu yüklenmiyor?’ diyorsunuz. Oğul adil ve doğru olanı yaptığı, bütün kurallarımı tuttuğu ve onları yerine getirdiği zaman, kesinlikle yaşayacaktır.\"|\"\"\"jine deʔ ‘oɡul neden babasinin sut͡ʃunu juklenmijor?’ dijorsunuz. oɡul adil ve doɡru olani japtiɡiʔ butun kurallarimi tuttuɡu ve onlari jerine ɡetirdiɡi zamanʔ kesinlikle jasajat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Ezekiel-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, peygamberlik eden İsrael peygamberlerine karşı sen peygamberlik et ve kendi yüreklerinden peygamberlik edenlere, ‘Yahve'nin sözünü dinleyin’ de.|“ej insanoɡluʔ pejɡamberlik eden israel pejɡamberlerine karsi sen pejɡamberlik et ve kendi jureklerinden pejɡamberlik edenlereʔ ‘jahveʔnin sozunu dinlejin’ de. New-Testament-1-Corinthians-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Asya İli toplulukları sizi selamlıyor. Akvila ve Priska, evlerindeki toplulukla birlikte size Efendi adına çok selam ederler.|asja ili topluluklari sizi selamlijor. akvila ve priskaʔ evlerindeki toplulukla birlikte size efendi adina t͡ʃok selam ederler. Old-Testament-Judges-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama yanıtı bana söyleyemezseniz, bana otuz keten giysi ve otuz yedek giysi vereceksiniz.\"\" Ona, \"\"Bize bilmeceni söyle de duyalım\"\" dediler.\"|\"ama janiti bana sojlejemezsenizʔ bana otuz keten ɡijsi ve otuz jedek ɡijsi veret͡ʃeksiniz.\"\" onaʔ \"\"bize bilmet͡ʃeni sojle de dujalim\"\" dediler.\" New-Testament-1-Timothy-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlere bu şeyleri öğütlersen, iman sözlerinden ve izlediğin iyi öğretiden beslenerek Mesih Yeşua’nın iyi bir hizmetkârı olursun.|kardeslere bu sejleri oɡutlersenʔ iman sozlerinden ve izlediɡin iji oɡretiden beslenerek mesih jesua’nin iji bir hizmetkari olursun. Old-Testament-Numbers-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe ona şöyle dedi: \"\"Sen benim için mi kıskanıyorsun? Keşke Yahve'nin tüm halkı peygamber olsaydı ve Yahve onların üzerine Ruhu'nu koysaydı!\"\"\"|\"mose ona sojle dedi \"\"sen benim it͡ʃin mi kiskanijorsun? keske jahveʔnin tum halki pejɡamber olsajdi ve jahve onlarin uzerine ruhuʔnu kojsajdi!\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaba davranmaz, kendi yolunu aramaz, öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz.|kaba davranmazʔ kendi jolunu aramazʔ ofkelenmezʔ kotuluɡun hesabini tutmaz. Old-Testament-1-Chronicles-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisi Peres'in çocuklarındandı, birinci ay için bütün ordu komutanlarının başıydı.|kendisi peresʔin t͡ʃot͡ʃuklarindandiʔ birint͡ʃi aj it͡ʃin butun ordu komutanlarinin basijdi. Old-Testament-Isaiah-029-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Avraham'ı kurtaran Yahve, Yakov'un evi hakkında şöyle diyor: “Yakov artık utanmayacak, yüzü de solmayacak.|bu nedenle avrahamʔi kurtaran jahveʔ jakovʔun evi hakkinda sojle dijor “jakov artik utanmajat͡ʃakʔ juzu de solmajat͡ʃak. New-Testament-Romans-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ne diyelim? Yasa günah mıdır? Kesinlikle hayır! Ancak, Yasa olmasaydı, günahın ne olduğunu bilemezdim. Çünkü Yasa, “Göz dikmeyeceksin” dememiş olsaydı, ben göz dikmeyi bilemezdim.|o zaman ne dijelim? jasa ɡunah midir? kesinlikle hajir! ant͡ʃakʔ jasa olmasajdiʔ ɡunahin ne olduɡunu bilemezdim. t͡ʃunku jasaʔ “ɡoz dikmejet͡ʃeksin” dememis olsajdiʔ ben ɡoz dikmeji bilemezdim. Old-Testament-Exodus-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bütün bu sözleri söyleyip şöyle dedi:|tanri butun bu sozleri sojlejip sojle dedi Old-Testament-1-Kings-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir süre sonra dere kurudu, çünkü ülkede yağmur yoktu.|bir sure sonra dere kuruduʔ t͡ʃunku ulkede jaɡmur joktu. Old-Testament-Numbers-033-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sukkot'tan yola çıkıp çölün kıyısındaki Etam'da konakladılar.|sukkotʔtan jola t͡ʃikip t͡ʃolun kijisindaki etamʔda konakladilar. Old-Testament-Joshua-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, her oymaktan bir adam olmak üzere İsrael oymaklarından on iki adam alın.|simdiʔ her ojmaktan bir adam olmak uzere israel ojmaklarindan on iki adam alin. New-Testament-Luke-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, onların öcünü çarçabuk alacaktır. Yine de İnsanoğlu geldiği zaman, acaba yeryüzünde iman bulacak mı?”|size sunu sojlejejimʔ onlarin ot͡ʃunu t͡ʃart͡ʃabuk alat͡ʃaktir. jine de insanoɡlu ɡeldiɡi zamanʔ at͡ʃaba jerjuzunde iman bulat͡ʃak mi?” Old-Testament-Jeremiah-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer kıra çıksam, işte kılıçla öldürülenler! Kente girsem, işte kıtlıktan hasta olanlar! Çünkü peygamber de kâhin de ülkede dolanıyor, ama hiçbir şey bilmiyorlar.\"\"'\"|\"eɡer kira t͡ʃiksamʔ iste kilit͡ʃla oldurulenler! kente ɡirsemʔ iste kitliktan hasta olanlar! t͡ʃunku pejɡamber de kahin de ulkede dolanijorʔ ama hit͡ʃbir sej bilmijorlar.\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni hasımlarımın keyfine bırakma, Çünkü yalancı tanıklar karşıma dikildi, şiddet soluyorlar.|beni hasimlarimin kejfine birakmaʔ t͡ʃunku jalant͡ʃi taniklar karsima dikildiʔ siddet solujorlar. Old-Testament-Deuteronomy-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak onu kesinlikle öldüreceksin. Onu öldürmek için ilk önce senin elin, sonra da bütün halkın eli onun üzerinde olacak.|ant͡ʃak onu kesinlikle olduret͡ʃeksin. onu oldurmek it͡ʃin ilk ont͡ʃe senin elinʔ sonra da butun halkin eli onun uzerinde olat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çalmak, adam öldürmek, zina etmek, yalan yere ant içmek, Baal'a buhur yakmak, bilmediğiniz başka ilâhların ardından yürümek,|t͡ʃalmakʔ adam oldurmekʔ zina etmekʔ jalan jere ant it͡ʃmekʔ baalʔa buhur jakmakʔ bilmediɡiniz baska ilahlarin ardindan jurumekʔ Old-Testament-Leviticus-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Zechariah-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Birinin sakinleri öbürüne gidip, \"\"Hadi, Yahve'nin lütfunu dilemek ve Yahve'yi aramak için hemen gidelim, ben de gideceğim\"\" diyecekler.\"|\"birinin sakinleri oburune ɡidipʔ \"\"hadiʔ jahveʔnin lutfunu dilemek ve jahveʔji aramak it͡ʃin hemen ɡidelimʔ ben de ɡidet͡ʃeɡim\"\" dijet͡ʃekler.\" Old-Testament-1-Chronicles-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O bana ev yapacak ve onun tahtını sonsuza dek pekiştireceğim.|o bana ev japat͡ʃak ve onun tahtini sonsuza dek pekistiret͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Kings-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin İsrael'in çocuklarının önünden kovduğu ulusların iğrençliklerine göre Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden kovduɡu uluslarin iɡrent͡ʃliklerine ɡore jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. Old-Testament-Genesis-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama bahçenin ortasındaki ağacın meyvesi hakkında Tanrı, ‘Ondan yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.”|“ama baht͡ʃenin ortasindaki aɡat͡ʃin mejvesi hakkinda tanriʔ ‘ondan jemejinʔ ona dokunmajin; joksa olursunuz’ dedi.” New-Testament-2-Corinthians-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçoklarının benliğe göre övündüğünü görüyorum, ben de övüneceğim.|birt͡ʃoklarinin benliɡe ɡore ovunduɡunu ɡorujorumʔ ben de ovunet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Kings-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı adamı krala, \"\"Evinin yarısını bile bana versen, seninle içeri girmem, bu yerde ne ekmek yerim, ne de su içerim\"\" dedi;\"|\"tanri adami kralaʔ \"\"evinin jarisini bile bana versenʔ seninle it͡ʃeri ɡirmemʔ bu jerde ne ekmek jerimʔ ne de su it͡ʃerim\"\" dedi;\" New-Testament-Matthew-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kabul etmek isterseniz gelecek olan Eliya odur.|eɡer kabul etmek isterseniz ɡelet͡ʃek olan elija odur. New-Testament-2-Timothy-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sen de sakın. Çünkü sözlerimize çok karşı çıktı.|ondan sen de sakin. t͡ʃunku sozlerimize t͡ʃok karsi t͡ʃikti. New-Testament-Luke-022-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua duadan kalkıp öğrencilerin yanına geldi. Onları kederden uyumuş buldu.|jesua duadan kalkip oɡrent͡ʃilerin janina ɡeldi. onlari kederden ujumus buldu. New-Testament-Hebrews-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü böyle konuşanlar bir yurt aradıklarını açıkça ortaya koyuyorlar.|t͡ʃunku bojle konusanlar bir jurt aradiklarini at͡ʃikt͡ʃa ortaja kojujorlar. Old-Testament-Numbers-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O yanıt verip dedi: \"\"Yahve'nin ağzıma koyduğunu söylemeye dikkat etmem gerekmez mi?\"\"\"|\"o janit verip dedi \"\"jahveʔnin aɡzima kojduɡunu sojlemeje dikkat etmem ɡerekmez mi?\"\"\" New-Testament-John-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Geceleyin Yeşua’ya gelip, “Rabbuni, senin Tanrı’dan gelen bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisiyle birlikte olmadıkça, hiç kimse senin yaptığın bu belirtileri yapamaz” dedi.|ɡet͡ʃelejin jesua’ja ɡelipʔ “rabbuniʔ senin tanri’dan ɡelen bir oɡretmen olduɡunu bilijoruz. t͡ʃunku tanri kendisijle birlikte olmadikt͡ʃaʔ hit͡ʃ kimse senin japtiɡin bu belirtileri japamaz” dedi. New-Testament-Galatians-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yasa altında olmayı dileyen sizler, söyleyin bana, Yasa’yı duymuyor musunuz?|ej jasa altinda olmaji dilejen sizlerʔ sojlejin banaʔ jasa’ji dujmujor musunuz? Old-Testament-1-Samuel-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk Samuel büyüyordu, hem Yahve'nin hem de insanların beğenisini kazanıyordu.|t͡ʃot͡ʃuk samuel bujujorduʔ hem jahveʔnin hem de insanlarin beɡenisini kazanijordu. New-Testament-Revelation-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra denizin kumu üzerinde durdum. On boynuzlu ve yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. Boynuzlarında on taç vardı, başlarında küfürlü isimler yazılıydı.|sonra denizin kumu uzerinde durdum. on bojnuzlu ve jedi basli bir t͡ʃanavarin denizden t͡ʃiktiɡini ɡordum. bojnuzlarinda on tat͡ʃ vardiʔ baslarinda kufurlu isimler jazilijdi. New-Testament-Mark-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünden, “Sen benim, kendisinden hoşnut olduğum sevgili Oğlum’sun” diyen bir ses geldi.|ɡokjuzundenʔ “sen benimʔ kendisinden hosnut olduɡum sevɡili oɡlum’sun” dijen bir ses ɡeldi. Old-Testament-Proverbs-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Her türden değerli mal bulur, evlerimizi ganimetle doldururuz.|her turden deɡerli mal bulurʔ evlerimizi ɡanimetle doldururuz. Old-Testament-Isaiah-029-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"kitap eğitimsiz birine, \"\"Lütfen bunu oku\"\" denilerek teslim ediliyor, o da, \"\"Okuyamam\"\" diyor.\"|\"kitap eɡitimsiz birineʔ \"\"lutfen bunu oku\"\" denilerek teslim edilijorʔ o daʔ \"\"okujamam\"\" dijor.\" Old-Testament-Job-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü karanlığın önünde kesilip atılmadım, ne de yüzüme karşı koyu karanlığı örtmedi.\"\"\"|\"t͡ʃunku karanliɡin onunde kesilip atilmadimʔ ne de juzume karsi koju karanliɡi ortmedi.\"\"\" Old-Testament-Genesis-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hagar İşmael'i Avram'a doğurduğunda Avram seksen altı yaşındaydı.|haɡar ismaelʔi avramʔa doɡurduɡunda avram seksen alti jasindajdi. Old-Testament-Proverbs-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçsuzca yürüyen güvenlikte olur, sapık yolları olan ansızın düşer.|sut͡ʃsuzt͡ʃa jurujen ɡuvenlikte olurʔ sapik jollari olan ansizin duser. Old-Testament-Genesis-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ülke senin önünde değil mi? Rica ederim benden ayrıl. Sen sola gidersen, ben sağa gideceğim. Ya da sen sağa gidersen, ben sola giderim.”|butun ulke senin onunde deɡil mi? rit͡ʃa ederim benden ajril. sen sola ɡidersenʔ ben saɡa ɡidet͡ʃeɡim. ja da sen saɡa ɡidersenʔ ben sola ɡiderim.” Old-Testament-Leviticus-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü etin yaşamı kandadır. Ben onu sunak üzerinde canlarınıza kefaret etmek için size verdim; çünkü yaşamdan ötürü kefaret eden kandır.|t͡ʃunku etin jasami kandadir. ben onu sunak uzerinde t͡ʃanlariniza kefaret etmek it͡ʃin size verdim; t͡ʃunku jasamdan oturu kefaret eden kandir. New-Testament-Matthew-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğün Krallığı'nın anahtarlarını sana vereceğim ve yeryüzünde bağladığın her şey gökte de bağlanmış olacak; yeryüzünde çözeceğin her şey gökte de çözülmüş olacaktır” dedi.|ɡoɡun kralliɡiʔnin anahtarlarini sana veret͡ʃeɡim ve jerjuzunde baɡladiɡin her sej ɡokte de baɡlanmis olat͡ʃak; jerjuzunde t͡ʃozet͡ʃeɡin her sej ɡokte de t͡ʃozulmus olat͡ʃaktir” dedi. Old-Testament-Numbers-031-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Her giysiyi, deriden yapılmış her şeyi, keçi kılından yapılmış her işi ve ağaçtan yapılmış her şeyi arındıracaksınız.”|her ɡijsijiʔ deriden japilmis her sejiʔ ket͡ʃi kilindan japilmis her isi ve aɡat͡ʃtan japilmis her seji arindirat͡ʃaksiniz.” New-Testament-Philippians-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten de ölüm derecesinde hastaydı. Ama Tanrı ona merhamet etti; yalnız ona değil, keder üzerine kederle dolmayayım diye bana da merhamet etti.|ɡert͡ʃekten de olum deret͡ʃesinde hastajdi. ama tanri ona merhamet etti; jalniz ona deɡilʔ keder uzerine kederle dolmajajim dije bana da merhamet etti. New-Testament-Luke-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra bir kâse aldı ve şükrettikten sonra, “Bunu alın ve aranızda paylaşın” dedi.|sonra bir kase aldi ve sukrettikten sonraʔ “bunu alin ve aranizda pajlasin” dedi. Old-Testament-Genesis-042-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahıllarını eşeklerine yükleyip oradan ayrıldılar.|tahillarini eseklerine juklejip oradan ajrildilar. New-Testament-Mark-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Yahudiye ülkesi ve Yeruşalemliler’in hepsi ona çıkıyorlardı. Günahlarını itiraf ederek onun tarafından Yarden Irmağı’nda vaftiz ediliyorlardı.|butun jahudije ulkesi ve jerusalemliler’in hepsi ona t͡ʃikijorlardi. ɡunahlarini itiraf ederek onun tarafindan jarden irmaɡi’nda vaftiz edilijorlardi. Old-Testament-1-Kings-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü yıl Yahuda Kralı Yehoşafat İsrael Kralı'nın yanına indi.|ut͡ʃunt͡ʃu jil jahuda krali jehosafat israel kraliʔnin janina indi. New-Testament-John-011-050|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bütün ulus yok olmasın diye halk için bir adamın ölmesi bizim yararımıza olduğunu görmüyor musunuz?”|“butun ulus jok olmasin dije halk it͡ʃin bir adamin olmesi bizim jararimiza olduɡunu ɡormujor musunuz?” Old-Testament-Deuteronomy-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün Tanrın Yahve bu kuralları ve ilkeleri yapmanı buyuruyor. Bu nedenle bunları bütün yüreğinle ve bütün canınla tutup yapacaksın.|buɡun tanrin jahve bu kurallari ve ilkeleri japmani bujurujor. bu nedenle bunlari butun jureɡinle ve butun t͡ʃaninla tutup japat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Kings-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tepeye varınca onları ellerinden alıp eve koydu. Sonra adamları salıverdi, onlar da gittiler.|tepeje varint͡ʃa onlari ellerinden alip eve kojdu. sonra adamlari saliverdiʔ onlar da ɡittiler. Old-Testament-Leviticus-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman ben de size karşı yürüyeceğim; ve ben de sizi günahlarınız için yedi kat vuracağım.|o zaman ben de size karsi jurujet͡ʃeɡim; ve ben de sizi ɡunahlariniz it͡ʃin jedi kat vurat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Kings-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un savaş arabaları için kırk bin ahır atı ve on iki bin atlısı vardı.|solomonʔun savas arabalari it͡ʃin kirk bin ahir ati ve on iki bin atlisi vardi. Old-Testament-Numbers-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef oymağından, Manaşşe oymağından Susi oğlu Gaddi.|josef ojmaɡindanʔ manasse ojmaɡindan susi oɡlu ɡaddi. Old-Testament-2-Kings-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Tanrı adamının kendisine söylediği ve uyardığı yere adam gönderdi; ve orada bir kez değil, iki kez değil, kendini kurtardı.|israel krali tanri adaminin kendisine sojlediɡi ve ujardiɡi jere adam ɡonderdi; ve orada bir kez deɡilʔ iki kez deɡilʔ kendini kurtardi. Old-Testament-Numbers-029-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız; bu, sürekli yakmalık sunuya, onun ekmek sunusuna ve onun dökmelik sunusuna ektir.'\"\"\"|\"ɡunah sunusu olarak bir teke sunat͡ʃaksiniz; buʔ surekli jakmalik sunujaʔ onun ekmek sunusuna ve onun dokmelik sunusuna ektir.ʔ\"\"\" New-Testament-Acts-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O, bizim soyumuzdan yararlandı ve atalarımıza kötü davrandı ve hayatta kalmasınlar diye, onları bebeklerini terk etmeye zorladı.|oʔ bizim sojumuzdan jararlandi ve atalarimiza kotu davrandi ve hajatta kalmasinlar dijeʔ onlari bebeklerini terk etmeje zorladi. New-Testament-1-Timothy-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tek Tanrı, Tanrı ile insanlar arasında tek bir aracı vardır.|t͡ʃunku tek tanriʔ tanri ile insanlar arasinda tek bir arat͡ʃi vardir. New-Testament-Matthew-025-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni ne zaman hasta ya da zindanda görüp yanına geldik?’ deyip yanıtlayacaklar.”|seni ne zaman hasta ja da zindanda ɡorup janina ɡeldik?’ dejip janitlajat͡ʃaklar.” Old-Testament-Leviticus-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin bedenin derisindeki vebayı inceleyecek. Vebadaki kıl ağarmışsa ve vebanın görünümü beden derisinden daha derinse, bu cüzzam belasıdır; bu yüzden kâhin onu inceleyecek ve onu kirli ilan edecek.|kahin bedenin derisindeki vebaji int͡ʃelejet͡ʃek. vebadaki kil aɡarmissa ve vebanin ɡorunumu beden derisinden daha derinseʔ bu t͡ʃuzzam belasidir; bu juzden kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek ve onu kirli ilan edet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne konuşma ne de dil vardır, sesleri duyulmaz.|ne konusma ne de dil vardirʔ sesleri dujulmaz. Old-Testament-Job-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama O benim tuttuğum yolu bilir. Beni denediğinde, altın gibi çıkacağım.|ama o benim tuttuɡum jolu bilir. beni denediɡindeʔ altin ɡibi t͡ʃikat͡ʃaɡim. Old-Testament-Genesis-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, “Çünkü, ‘Gerçekten bu yerde Tanrı korkusu yoktur’ diye düşündüm” dedi. “‘Karım yüzünden beni öldürecekler.’|avrahamʔ “t͡ʃunkuʔ ‘ɡert͡ʃekten bu jerde tanri korkusu joktur’ dije dusundum” dedi. “‘karim juzunden beni olduret͡ʃekler.’ Old-Testament-Leviticus-013-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kâhin bakar ve işte, veba yıkandıktan sonra solmuşsa, o zaman onu giysiden, ya da deriden, ya da çözgüden ya da atkıdan yırtacaktır;|eɡer kahin bakar ve isteʔ veba jikandiktan sonra solmussaʔ o zaman onu ɡijsidenʔ ja da deridenʔ ja da t͡ʃozɡuden ja da atkidan jirtat͡ʃaktir; Old-Testament-Jeremiah-036-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Belki yakarışlarını Yahve'nin önünde sunarlar ve her biri kendi kötü yolundan döner; çünkü Yahve bu halka karşı büyük öfke ve gazap ilan etti.\"\"\"|\"belki jakarislarini jahveʔnin onunde sunarlar ve her biri kendi kotu jolundan doner; t͡ʃunku jahve bu halka karsi bujuk ofke ve ɡazap ilan etti.\"\"\" Old-Testament-Ezra-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerine altı yüz elli talant gümüş, yüz talant gümüş kap, yüz talant altın,|ellerine alti juz elli talant ɡumusʔ juz talant ɡumus kapʔ juz talant altinʔ Old-Testament-Psalms-071-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dilim de bütün gün senin doğruluğundan söz edecek, çünkü bana zarar vermek isteyenler, hayal kırıklığına uğrayıp kahroldular.|dilim de butun ɡun senin doɡruluɡundan soz edet͡ʃekʔ t͡ʃunku bana zarar vermek istejenlerʔ hajal kirikliɡina uɡrajip kahroldular. Old-Testament-Genesis-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerin yüzeyindeki her canlı, insan, evcil hayvanlar, sürüngenler ve gökte uçan kuşlar yok oldu. Yeryüzünden yok edildiler. Geride yalnızca Noa ve onunla birlikte gemide bulunanlar kalmıştı.|jerin juzejindeki her t͡ʃanliʔ insanʔ evt͡ʃil hajvanlarʔ surunɡenler ve ɡokte ut͡ʃan kuslar jok oldu. jerjuzunden jok edildiler. ɡeride jalnizt͡ʃa noa ve onunla birlikte ɡemide bulunanlar kalmisti. Old-Testament-Psalms-098-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Deniz doluluğuyla, dünya ve onda oturanlar gürlesin.|deniz doluluɡujlaʔ dunja ve onda oturanlar ɡurlesin. Old-Testament-Psalms-135-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ne dilediyse onu yaptı, gökte, yeryüzünde, denizlerde ve tüm derinliklerde.|jahve ne diledijse onu japtiʔ ɡokteʔ jerjuzundeʔ denizlerde ve tum derinliklerde. Old-Testament-Proverbs-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklanmada, ülkenin çok önderi olur, ama düzen anlayışlı ve bilgili bir kişi tarafından sağlanır.|ajaklanmadaʔ ulkenin t͡ʃok onderi olurʔ ama duzen anlajisli ve bilɡili bir kisi tarafindan saɡlanir. Old-Testament-1-Kings-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon Hiram'a adam gönderip şöyle dedi:|solomon hiramʔa adam ɡonderip sojle dedi Old-Testament-Psalms-050-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntılı gününde beni çağır. Seni kurtarırım ve sen de beni yüceltirsin.”|sikintili ɡununde beni t͡ʃaɡir. seni kurtaririm ve sen de beni jut͡ʃeltirsin.” Old-Testament-Job-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Tanrı'nın terbiye ettiği adam mutludur. Bu yüzden Her Şeye Gücü Yeten'in terbiyesini hor görme.|“isteʔ tanriʔnin terbije ettiɡi adam mutludur. bu juzden her seje ɡut͡ʃu jetenʔin terbijesini hor ɡorme. Old-Testament-2-Samuel-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Natan'a, “Yahve'ye karşı günah işledim” dedi. Natan, David'e, “Yahve de senin günahını sildi. Ölmeyeceksin.” dedi.|davidʔ natanʔaʔ “jahveʔje karsi ɡunah isledim” dedi. natanʔ davidʔeʔ “jahve de senin ɡunahini sildi. olmejet͡ʃeksin.” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Şamşeray, Şehariya, Atalya,|samserajʔ seharijaʔ ataljaʔ Old-Testament-1-Samuel-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ammonlu Nahaş onlara, \"\"Şu koşullar üzerine sizinle antlaşma yaparım, hepinizin sağ gözü oyulsun. Bunu bütün İsrael'in utancı yapacağım.\"\" dedi.\"|\"ammonlu nahas onlaraʔ \"\"su kosullar uzerine sizinle antlasma japarimʔ hepinizin saɡ ɡozu ojulsun. bunu butun israelʔin utant͡ʃi japat͡ʃaɡim.\"\" dedi.\" Old-Testament-Zechariah-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları halkların arasına ekeceğim. Uzak ülkelerde beni hatırlayacaklar. Çocuklarıyla birlikte yaşayacaklar ve geri dönecekler.|onlari halklarin arasina eket͡ʃeɡim. uzak ulkelerde beni hatirlajat͡ʃaklar. t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte jasajat͡ʃaklar ve ɡeri donet͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|bu yüzden işte, sana ve ırmaklarına karşıyım. Mısır ülkesini Sevene Kulesi'nden Etiyopya sınırına kadar tümüyle çöl edip ıssız bırakacağım.|bu juzden isteʔ sana ve irmaklarina karsijim. misir ulkesini sevene kulesiʔnden etijopja sinirina kadar tumujle t͡ʃol edip issiz birakat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-032-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman adalet çölde oturacak; doğruluk da verimli tarlada kalacaktır.|o zaman adalet t͡ʃolde oturat͡ʃak; doɡruluk da verimli tarlada kalat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü işlerinle beni terk ettiğin için, sen yok oluncaya, hızla yok oluncaya dek, el attığın her şeyde Yahve senin üzerine lanet, şaşkınlık ve azar gönderecek.|kotu islerinle beni terk ettiɡin it͡ʃinʔ sen jok olunt͡ʃajaʔ hizla jok olunt͡ʃaja dekʔ el attiɡin her sejde jahve senin uzerine lanetʔ saskinlik ve azar ɡonderet͡ʃek. New-Testament-John-004-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Biçen ücretini alır ve sonsuz yaşam için ürün toplar. Öyle ki, eken de, biçen de birlikte sevinsinler.|bit͡ʃen ut͡ʃretini alir ve sonsuz jasam it͡ʃin urun toplar. ojle kiʔ eken deʔ bit͡ʃen de birlikte sevinsinler. Old-Testament-Psalms-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa sen kutsalsın, meskenini İsrael'in övgüleri üzerine kurarsın.|ojsa sen kutsalsinʔ meskenini israelʔin ovɡuleri uzerine kurarsin. New-Testament-Acts-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ses ikinci kez ona seslendi: “Tanrı’nın temiz kıldıklarını kirli sayma.”|ses ikint͡ʃi kez ona seslendi “tanri’nin temiz kildiklarini kirli sajma.” Old-Testament-Psalms-073-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten yüreğimi boşuna temizlemişim, ellerimi masumiyetle yıkamışım,|ɡert͡ʃekten jureɡimi bosuna temizlemisimʔ ellerimi masumijetle jikamisimʔ Old-Testament-Numbers-016-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölülerle diriler arasında durdu; veba da durdu.|olulerle diriler arasinda durdu; veba da durdu. Old-Testament-Proverbs-029-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulları adaletle yargılayan kralın tahtı Daima pekişir.|joksullari adaletle jarɡilajan kralin tahti daima pekisir. Old-Testament-Exodus-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim ve halkının senin gözünde lütuf bulduğumuzu insanlar nasıl bilecek? Senin bizimle gelmenle, böylece benim ve senin halkının yeryüzündeki bütün halklardan ayrılmış olmamızla değil mi?”|benim ve halkinin senin ɡozunde lutuf bulduɡumuzu insanlar nasil bilet͡ʃek? senin bizimle ɡelmenleʔ bojlet͡ʃe benim ve senin halkinin jerjuzundeki butun halklardan ajrilmis olmamizla deɡil mi?” Old-Testament-Micah-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımı saptıran peygamberler hakkında Yahve şöyle diyor: Dişlerini doyuranlara gelince, “Esenlik!” diye bağırırlar ve kim onlara boğazları için vermezse, ona karşı savaş açarlar:|halkimi saptiran pejɡamberler hakkinda jahve sojle dijor dislerini dojuranlara ɡelint͡ʃeʔ “esenlik!” dije baɡirirlar ve kim onlara boɡazlari it͡ʃin vermezseʔ ona karsi savas at͡ʃarlar Old-Testament-Isaiah-055-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Diken yerine selvi ağacı çıkacak; çalı yerine mersin ağacı çıkacak. Bu, Yahve'ye bir ün olmak üzere, hiç kesilip atılmayacak sonsuz bir belirti olmak üzere olacaktır.\"\"\"|\"diken jerine selvi aɡat͡ʃi t͡ʃikat͡ʃak; t͡ʃali jerine mersin aɡat͡ʃi t͡ʃikat͡ʃak. buʔ jahveʔje bir un olmak uzereʔ hit͡ʃ kesilip atilmajat͡ʃak sonsuz bir belirti olmak uzere olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Natan oğlu Azarya görevlilerin başındaydı; Natan oğlu Zavud baş vezir ve kralın dostuydu;|natan oɡlu azarja ɡorevlilerin basindajdi; natan oɡlu zavud bas vezir ve kralin dostujdu; New-Testament-2-Corinthians-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylediklerimi Efendi’ye göre değil, övüngenliğin verdiği güvenle, akılsız biri gibi söylüyorum.|sojlediklerimi efendi’je ɡore deɡilʔ ovunɡenliɡin verdiɡi ɡuvenleʔ akilsiz biri ɡibi sojlujorum. New-Testament-1-John-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgide korku yoktur. Tersine tam sevgi korkuyu kovar. Çünkü korkuda ceza vardır. Korkan kişi sevgide tam kılınmamıştır.|sevɡide korku joktur. tersine tam sevɡi korkuju kovar. t͡ʃunku korkuda t͡ʃeza vardir. korkan kisi sevɡide tam kilinmamistir. Old-Testament-Genesis-047-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in öleceği zaman yaklaştığında oğlu Yosef'u çağırdı ve ona şöyle dedi: “Eğer şimdi gözünde lütuf buldumsa, lütfen elini uyluğumun altına koy ve bana karşı iyilik ve içtenlikle davran. Lütfen beni Mısır'a gömme.|israelʔin olet͡ʃeɡi zaman jaklastiɡinda oɡlu josefʔu t͡ʃaɡirdi ve ona sojle dedi “eɡer simdi ɡozunde lutuf buldumsaʔ lutfen elini ujluɡumun altina koj ve bana karsi ijilik ve it͡ʃtenlikle davran. lutfen beni misirʔa ɡomme. Old-Testament-Ezekiel-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Yine de ülkeler içinde dağıldığınız zaman, uluslar arasında kılıçtan kaçıp kurtulanlarınız olsun diye bir kalıntı bırakacağım.|“‘“jine de ulkeler it͡ʃinde daɡildiɡiniz zamanʔ uluslar arasinda kilit͡ʃtan kat͡ʃip kurtulanlariniz olsun dije bir kalinti birakat͡ʃaɡim. New-Testament-Mark-006-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Vakit geç olunca öğrencileri Yeşua’nın yanına gelip, “Burası ıssız bir yer, vakit de geç oldu” dediler.|vakit ɡet͡ʃ olunt͡ʃa oɡrent͡ʃileri jesua’nin janina ɡelipʔ “burasi issiz bir jerʔ vakit de ɡet͡ʃ oldu” dediler. Old-Testament-Proverbs-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular O'nun buyruğunu çiğnemesin diye, denize sınırlarını verdiğinde, yeryüzünün temellerini işaretlediğinde,|sular oʔnun bujruɡunu t͡ʃiɡnemesin dijeʔ denize sinirlarini verdiɡindeʔ jerjuzunun temellerini isaretlediɡindeʔ Old-Testament-Ezekiel-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|varlığımın hakkı için, Noa, Daniel ve İyov orada olsalar bile” diyor Efendi Yahve, “Ne oğlunu ne de kızını kurtarabilirlerdi; doğruluklarıyla yalnızca kendi canlarını kurtarırlardı.”|varliɡimin hakki it͡ʃinʔ noaʔ daniel ve ijov orada olsalar bile” dijor efendi jahveʔ “ne oɡlunu ne de kizini kurtarabilirlerdi; doɡruluklarijla jalnizt͡ʃa kendi t͡ʃanlarini kurtarirlardi.” Old-Testament-Numbers-031-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün giysilerinizi yıkayacaksınız ve temiz olacaksınız. Ondan sonra ordugâha gireceksiniz.”|jedint͡ʃi ɡun ɡijsilerinizi jikajat͡ʃaksiniz ve temiz olat͡ʃaksiniz. ondan sonra orduɡaha ɡiret͡ʃeksiniz.” Old-Testament-Ezekiel-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, asi İsrael evi sana, ‘Ne yapıyorsun?’ demedi mi?|“ej insanoɡluʔ asi israel evi sanaʔ ‘ne japijorsun?’ demedi mi? Old-Testament-Psalms-139-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşüncelerin benim için ne değerlidir, ey Tanrı! Onların hesabı uçsuz bucaksızdır!|dusunt͡ʃelerin benim it͡ʃin ne deɡerlidirʔ ej tanri! onlarin hesabi ut͡ʃsuz but͡ʃaksizdir! Old-Testament-Exodus-037-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Buhur sunağını akasya ağacından yaptı. Kare şeklindeydi; uzunluğu bir arşın ve eni bir arşındı. Yüksekliği iki arşındı. Boynuzları da onunla tek parçaydı.|buhur sunaɡini akasja aɡat͡ʃindan japti. kare seklindejdi; uzunluɡu bir arsin ve eni bir arsindi. juksekliɡi iki arsindi. bojnuzlari da onunla tek part͡ʃajdi. Old-Testament-Exodus-034-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Buğday hasadının ilk ürünleriyle Haftalar Bayramı'nı, yıl sonunda da Hasat Bayramı'nı yapacaksın.\"|\"\"\"buɡdaj hasadinin ilk urunlerijle haftalar bajramiʔniʔ jil sonunda da hasat bajramiʔni japat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Numbers-014-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bu sözleri bütün İsrael'in çocuklarına söyledi ve halk büyük yas tuttu.|mose bu sozleri butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojledi ve halk bujuk jas tuttu. Old-Testament-Leviticus-014-044|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kâhin içeri girip bakacaktır; işte, eğer veba evde yayılmışsa, evde yıkıcı bir küf vardır ve kirlidir.|o zaman kahin it͡ʃeri ɡirip bakat͡ʃaktir; isteʔ eɡer veba evde jajilmissaʔ evde jikit͡ʃi bir kuf vardir ve kirlidir. Old-Testament-Job-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ne zamana dek bana eziyet edeceksin, beni sözlerle ezeceksiniz?|“ne zamana dek bana ezijet edet͡ʃeksinʔ beni sozlerle ezet͡ʃeksiniz? Old-Testament-Judges-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak onlara kızlarımızdan eşler veremeyiz; çünkü İsrael'in çocukları, 'Benyamin'e eş verene lanet olsun' diyerek ant içmişlerdi.\"\"\"|\"ant͡ʃak onlara kizlarimizdan esler veremejiz; t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ʔbenjaminʔe es verene lanet olsunʔ dijerek ant it͡ʃmislerdi.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ülkenin bütün halkı sevindi ve kent sessizdi. Atalya'yı kralın evinde kılıçla öldürmüşlerdi.|bojlet͡ʃe ulkenin butun halki sevindi ve kent sessizdi. ataljaʔji kralin evinde kilit͡ʃla oldurmuslerdi. Old-Testament-Genesis-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yerdeki hayvanların, gökyüzündeki kuşların hepsi sizden korkup ürkecek. Toprağın üzerinde hareket edenlerin tümü, denizdeki bütün balıklar elinize teslim edildiler.|“jerdeki hajvanlarinʔ ɡokjuzundeki kuslarin hepsi sizden korkup urket͡ʃek. topraɡin uzerinde hareket edenlerin tumuʔ denizdeki butun baliklar elinize teslim edildiler. Old-Testament-Genesis-050-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef kardeşlerine, “Ben ölüyorum” dedi, “Tanrı sizi mutlaka ziyaret edecektir ve sizi bu ülkeden Avraham’a, İshak'a ve Yakov'a ant içerek söz verdiği ülkeye götürecektir.”|josef kardeslerineʔ “ben olujorum” dediʔ “tanri sizi mutlaka zijaret edet͡ʃektir ve sizi bu ulkeden avraham’aʔ ishakʔa ve jakovʔa ant it͡ʃerek soz verdiɡi ulkeje ɡoturet͡ʃektir.” Old-Testament-1-Kings-008-037|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer ülkede kıtlık varsa, veba varsa, yanıklık, küf, çekirge ya da tırtıl varsa; eğer düşmanları onları kentlerinin olduğu diyarda kuşatırsa, ne türlü bela, ne türlü hastalık olursa olsun,|“eɡer ulkede kitlik varsaʔ veba varsaʔ janiklikʔ kufʔ t͡ʃekirɡe ja da tirtil varsa; eɡer dusmanlari onlari kentlerinin olduɡu dijarda kusatirsaʔ ne turlu belaʔ ne turlu hastalik olursa olsunʔ New-Testament-Matthew-021-043|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunun için size derim ki, Tanrı’nın Krallığı sizden alınacak ve ürünlerini yetiştiren başka bir ulusa verilecektir.|“bunun it͡ʃin size derim kiʔ tanri’nin kralliɡi sizden alinat͡ʃak ve urunlerini jetistiren baska bir ulusa verilet͡ʃektir. Old-Testament-Job-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Altın ve cam ona denk olamaz, saf altından mücevherlerle değiştirilemez.|altin ve t͡ʃam ona denk olamazʔ saf altindan mut͡ʃevherlerle deɡistirilemez. Old-Testament-Isaiah-045-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben onu doğrulukla yükselttim, onun bütün yollarını düz edeceğim. Kentimi o bina edecek, sürgünlerimi bedel ya da ödül karşılığı olmadan, salıverecek” diyor Ordular Yahvesi.|ben onu doɡrulukla jukselttimʔ onun butun jollarini duz edet͡ʃeɡim. kentimi o bina edet͡ʃekʔ surɡunlerimi bedel ja da odul karsiliɡi olmadanʔ saliveret͡ʃek” dijor ordular jahvesi. Old-Testament-1-Kings-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ofir'den altın getiren Hiram'ın gemileri de Ofir'den çok miktarda almug ağacı ve değerli taşlar getirdi.|ofirʔden altin ɡetiren hiramʔin ɡemileri de ofirʔden t͡ʃok miktarda almuɡ aɡat͡ʃi ve deɡerli taslar ɡetirdi. Old-Testament-Job-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ya da karanlık, öyle ki sen göremezsin, Ve sel suları seni örter.\"\"\"|\"ja da karanlikʔ ojle ki sen ɡoremezsinʔ ve sel sulari seni orter.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı, “Mikaya’yı alıp kentin valisi Amon’a ve kralın oğlu Yoaş’a götürün.|israel kraliʔ “mikaja’ji alip kentin valisi amon’a ve kralin oɡlu joas’a ɡoturun. Old-Testament-Psalms-078-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın kayaları olduğunu, yüce Tanrı’nın kurtarıcıları olduğunu hatırladılar.|tanriʔnin kajalari olduɡunuʔ jut͡ʃe tanri’nin kurtarit͡ʃilari olduɡunu hatirladilar. New-Testament-1-Corinthians-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsinin şifa armağanı var mı? Hepsi çeşitli dillerle konuşur mu? Hepsi çevirir mi?|hepsinin sifa armaɡani var mi? hepsi t͡ʃesitli dillerle konusur mu? hepsi t͡ʃevirir mi? New-Testament-2-Thessalonians-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, uğruna acı çektiğiniz Tanrı’nın Krallığı'na sonunda layık sayılabilmeniz için Tanrı’nın adil yargısının açık bir işaretidir.|buʔ uɡruna at͡ʃi t͡ʃektiɡiniz tanri’nin kralliɡiʔna sonunda lajik sajilabilmeniz it͡ʃin tanri’nin adil jarɡisinin at͡ʃik bir isaretidir. Old-Testament-Leviticus-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"boğanın geri kalan kısmını ordugâhın dışına, küllerin döküldüğü temiz bir yere taşıyacak, onu odunların üzerinde ateşle yakacaktır. Küllerinin döküldüğü yerde yakılacak.'\"\"\"|\"boɡanin ɡeri kalan kismini orduɡahin disinaʔ kullerin dokulduɡu temiz bir jere tasijat͡ʃakʔ onu odunlarin uzerinde atesle jakat͡ʃaktir. kullerinin dokulduɡu jerde jakilat͡ʃak.ʔ\"\"\" New-Testament-John-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah'da, bayram sırasında, Yeruşalem’deyken, Yeşua’nın yaptığı belirtileri gören birçok kişi O’nun adına iman etti.|pesahʔdaʔ bajram sirasindaʔ jerusalem’dejkenʔ jesua’nin japtiɡi belirtileri ɡoren birt͡ʃok kisi o’nun adina iman etti. Old-Testament-Joshua-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ansızın yanlarına geldi. Bütün gece Gilgal'dan yürüdü.|jesu ansizin janlarina ɡeldi. butun ɡet͡ʃe ɡilɡalʔdan jurudu. New-Testament-Luke-024-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler sevinçten inanmayıp hâlâ şaşkınlık içindeyken onlara, “Burada yiyecek bir şeyiniz var mı?” diye sordu.|oɡrent͡ʃiler sevint͡ʃten inanmajip hala saskinlik it͡ʃindejken onlaraʔ “burada jijet͡ʃek bir sejiniz var mi?” dije sordu. Old-Testament-Isaiah-065-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Evler yapacaklar ve onda oturacaklar. Bağlar dikecekler ve ürününü yiyecekler.|evler japat͡ʃaklar ve onda oturat͡ʃaklar. baɡlar diket͡ʃekler ve urununu jijet͡ʃekler. Old-Testament-Ecclesiastes-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir bölgede yoksulların ezildiğini, adaletin ve doğruluğun zorla ortadan kaldırıldığını görürsen, bu şeye şaşma. Çünkü bir görevliyi, daha üstü gözetler, onların da üzerinde görevliler vardır.|eɡer bir bolɡede joksullarin ezildiɡiniʔ adaletin ve doɡruluɡun zorla ortadan kaldirildiɡini ɡorursenʔ bu seje sasma. t͡ʃunku bir ɡorevlijiʔ daha ustu ɡozetlerʔ onlarin da uzerinde ɡorevliler vardir. Old-Testament-Ezekiel-036-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Sizi bütün kötülüklerinizden temizleyeceğim gün, kentlerde insan oturtacağım ve harap yerler yeniden bina edilecek.\"|\"“‘efendi jahve sojle dijor \"\"sizi butun kotuluklerinizden temizlejet͡ʃeɡim ɡunʔ kentlerde insan oturtat͡ʃaɡim ve harap jerler jeniden bina edilet͡ʃek.\" Old-Testament-Jeremiah-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dinlemediler, kulaklarını çevirmediler, ama hepsi kötü yüreklerinin inatçılığı içinde yürüdü. Bu yüzden, yapmalarını buyurduğum bu antlaşmanın bütün sözlerini onların üzerlerine getirdim, ama yapmadılar.’”|ama dinlemedilerʔ kulaklarini t͡ʃevirmedilerʔ ama hepsi kotu jureklerinin inatt͡ʃiliɡi it͡ʃinde jurudu. bu juzdenʔ japmalarini bujurduɡum bu antlasmanin butun sozlerini onlarin uzerlerine ɡetirdimʔ ama japmadilar.’” New-Testament-Mark-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleriniz olduğu halde görmüyor musunuz? Kulaklarınız olduğu halde duymuyor musunuz? Hatırlamıyor musunuz?|ɡozleriniz olduɡu halde ɡormujor musunuz? kulaklariniz olduɡu halde dujmujor musunuz? hatirlamijor musunuz? Old-Testament-Exodus-021-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer birinin boğası başka birinin boğasını yaralar o da ölürse, o zaman canlı boğayı satıp bedelini bölüşecekler; ölü hayvanı da böleceklerdir.\"|\"\"\"eɡer birinin boɡasi baska birinin boɡasini jaralar o da olurseʔ o zaman t͡ʃanli boɡaji satip bedelini boluset͡ʃekler; olu hajvani da bolet͡ʃeklerdir.\" New-Testament-Acts-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ben atalarının Tanrısı, Avraham’ın, İshak’ın ve Yakov’un Tanrısı’yım.’ Moşe titredi ve bakmaya cesaret edemedi.|‘ben atalarinin tanrisiʔ avraham’inʔ ishak’in ve jakov’un tanrisi’jim.’ mose titredi ve bakmaja t͡ʃesaret edemedi. Old-Testament-Exodus-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Tanrı'ya, \"\"Ben kimim ki, Firavun'a gideyim de İsrael'in çocuklarını Mısır'dan çıkarayım?\"\" dedi.\"|\"mose tanriʔjaʔ \"\"ben kimim kiʔ firavunʔa ɡidejim de israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini misirʔdan t͡ʃikarajim?\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama arınmak için kendini kâhine gösterdikten sonra derisinde kabuk yayılırsa, kendisini tekrar kâhine gösterecektir.|ama arinmak it͡ʃin kendini kahine ɡosterdikten sonra derisinde kabuk jajilirsaʔ kendisini tekrar kahine ɡosteret͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan ahmaklığı üzerinde bir akılsız yerine, yavrularından edilmiş bir ayı ile karşılaşsın.|insan ahmakliɡi uzerinde bir akilsiz jerineʔ javrularindan edilmis bir aji ile karsilassin. New-Testament-Mark-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan ayrıldı ve yeniden tekneye binip karşı yakaya geçti.|onlardan ajrildi ve jeniden tekneje binip karsi jakaja ɡet͡ʃti. Old-Testament-1-Kings-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve gönderip onu çağırdılar), Yarovam ve bütün İsrael topluluğu gelip Rehovam'a söyleyip dediler,|ve ɡonderip onu t͡ʃaɡirdilar)ʔ jarovam ve butun israel topluluɡu ɡelip rehovamʔa sojlejip dedilerʔ Old-Testament-Genesis-042-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef onlar hakkında gördüğü düşleri hatırladı ve onlara, “Siz casussunuz! Ülkenin açığını görmeye geldiniz.” dedi.|josef onlar hakkinda ɡorduɡu dusleri hatirladi ve onlaraʔ “siz t͡ʃasussunuz! ulkenin at͡ʃiɡini ɡormeje ɡeldiniz.” dedi. Old-Testament-Joshua-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, adanan şeyle birlikte alınan kişi, Yahve'nin antlaşmasını bozduğu ve İsrael'de utanç verici bir şey yaptığı için kendisi ve sahip olduğu her şey ateşle yakılacaktır.'”|ojle olat͡ʃak kiʔ adanan sejle birlikte alinan kisiʔ jahveʔnin antlasmasini bozduɡu ve israelʔde utant͡ʃ verit͡ʃi bir sej japtiɡi it͡ʃin kendisi ve sahip olduɡu her sej atesle jakilat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-2-Kings-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizkiya sizi Yahve'ye güvendirmesin, \"\"Yahve bizi kesinlikle kurtaracak ve bu kent Aşur Kralı'nın eline verilmeyecek\"\" demesin.\"|\"hizkija sizi jahveʔje ɡuvendirmesinʔ \"\"jahve bizi kesinlikle kurtarat͡ʃak ve bu kent asur kraliʔnin eline verilmejet͡ʃek\"\" demesin.\" New-Testament-1-Thessalonians-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Esenlikte ve güvenlikteyiz” dedikleri zaman, gebe kadının doğum sancısı gibi, üzerlerine ani bir yıkım gelecek. Bundan hiçbir şekilde kaçıp kurtulamayacaklar.|onlarʔ “esenlikte ve ɡuvenliktejiz” dedikleri zamanʔ ɡebe kadinin doɡum sant͡ʃisi ɡibiʔ uzerlerine ani bir jikim ɡelet͡ʃek. bundan hit͡ʃbir sekilde kat͡ʃip kurtulamajat͡ʃaklar. New-Testament-Luke-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka bir Şabat'ta da Yeşua havraya girip öğretti. Orada sağ eli kurumuş bir adam vardı.|baska bir sabatʔta da jesua havraja ɡirip oɡretti. orada saɡ eli kurumus bir adam vardi. Old-Testament-2-Samuel-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve'nin Ruhu benim aracılığımla konuştu. O'nun sözü dilimdeydi.|“jahveʔnin ruhu benim arat͡ʃiliɡimla konustu. oʔnun sozu dilimdejdi. New-Testament-John-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra ona, “Sana, ‘Yatağını topla ve yürü’ diyen adam kim?” diye sordular.|sonra onaʔ “sanaʔ ‘jataɡini topla ve juru’ dijen adam kim?” dije sordular. New-Testament-Acts-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları dışarı çıkarıp, “Efendiler, kurtulmak için ne yapmalıyım?” dedi.|onlari disari t͡ʃikaripʔ “efendilerʔ kurtulmak it͡ʃin ne japmalijim?” dedi. Old-Testament-Psalms-033-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler Yahve’nin sözüyle, onların bütün orduları ağzının soluğuyla yaratıldı.|ɡokler jahve’nin sozujleʔ onlarin butun ordulari aɡzinin soluɡujla jaratildi. New-Testament-Romans-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz benlikteyken, Yasa’nın aracılığıyla olan günahkâr tutkular, ölüme ürün vermek için bedenimizin üyelerinde çalışıyordu.|t͡ʃunku biz benliktejkenʔ jasa’nin arat͡ʃiliɡijla olan ɡunahkar tutkularʔ olume urun vermek it͡ʃin bedenimizin ujelerinde t͡ʃalisijordu. Old-Testament-Exodus-036-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun batı tarafındaki uzak kısmı için altı çerçeve yaptı.|konutun bati tarafindaki uzak kismi it͡ʃin alti t͡ʃert͡ʃeve japti. New-Testament-Jude-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar bölücü, zevk düşkünü, Ruh’tan yoksun kişilerdir.|bunlar bolut͡ʃuʔ zevk duskunuʔ ruh’tan joksun kisilerdir. New-Testament-John-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Mevsim kıştı. Yeşua tapınakta Solomon’un Eyvanı’nda yürüyordu.|mevsim kisti. jesua tapinakta solomon’un ejvani’nda jurujordu. Old-Testament-Numbers-029-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Üçüncü gün on bir boğa, iki koç, bir yaşında kusursuz on dört erkek kuzu;|“ʔut͡ʃunt͡ʃu ɡun on bir boɡaʔ iki kot͡ʃʔ bir jasinda kusursuz on dort erkek kuzu; Old-Testament-1-Chronicles-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci ay için sekizinci komutan Zerahlılar'dan Huşalı Sivvekay'dı. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|sekizint͡ʃi aj it͡ʃin sekizint͡ʃi komutan zerahlilarʔdan husali sivvekajʔdi. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. New-Testament-Revelation-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Öldürmekten, büyücülükten, fuhuştan, hırsızlık yapmaktan tövbe etmediler.|oldurmektenʔ bujut͡ʃuluktenʔ fuhustanʔ hirsizlik japmaktan tovbe etmediler. Old-Testament-Psalms-051-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendim, dudaklarımı aç. Ağzım senin övgünü ilan etsin.|ej efendimʔ dudaklarimi at͡ʃ. aɡzim senin ovɡunu ilan etsin. Old-Testament-Isaiah-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyleriniz asi ve hırsızların yoldaşlarıdır. Herkes rüşveti sever ve ödül peşindeler. Onlar yetimleri savunmuyorlar, dul kadının davası da onlara gelmiyor.|bejleriniz asi ve hirsizlarin joldaslaridir. herkes rusveti sever ve odul pesindeler. onlar jetimleri savunmujorlarʔ dul kadinin davasi da onlara ɡelmijor. New-Testament-Ephesians-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Uğruna zincire vurulmuş halde elçisi olduğum Müjde’nin sırrını cesaretle bildirebilmem için dua edin.|uɡruna zint͡ʃire vurulmus halde elt͡ʃisi olduɡum muʒde’nin sirrini t͡ʃesaretle bildirebilmem it͡ʃin dua edin. Old-Testament-2-Samuel-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve, Saul evinin bütün kanını, yerine hüküm sürdüğün yere geri döndürdü! Yahve, krallığı oğlun Avşalom’un eline teslim etti! İşte, kendi kötülüğünle yakalandın, çünkü sen kanlı bir adamsın!”\"|\"\"\"jahveʔ saul evinin butun kaniniʔ jerine hukum surduɡun jere ɡeri dondurdu! jahveʔ kralliɡi oɡlun avsalom’un eline teslim etti! isteʔ kendi kotuluɡunle jakalandinʔ t͡ʃunku sen kanli bir adamsin!”\" Old-Testament-1-Samuel-014-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul Tanrı’ya danıştı: “Filistliler’in peşine düşeyim mi? Onları İsraelliler’in eline teslim edecek misin?” Ama o gün ona yanıt vermedi.|saul tanri’ja danisti “filistliler’in pesine dusejim mi? onlari israelliler’in eline teslim edet͡ʃek misin?” ama o ɡun ona janit vermedi. Old-Testament-Deuteronomy-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve'nin önünde tüm bu buyrukları O'nun bize buyurduğu gibi dikkatle yaparsak, bizim için doğru olacaktır.''|tanrimiz jahveʔnin onunde tum bu bujruklari oʔnun bize bujurduɡu ɡibi dikkatle japarsakʔ bizim it͡ʃin doɡru olat͡ʃaktir.ʔʔ Old-Testament-Isaiah-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yişay'ın kütüğünden bir filiz çıkacak, onun köklerinden bir dal ürün verecek.|jisajʔin kutuɡunden bir filiz t͡ʃikat͡ʃakʔ onun koklerinden bir dal urun veret͡ʃek. Old-Testament-Job-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun okçuları beni sarıyor. Esirgemeden böbreklerimi yarıyor. Ödümü yere döküyor.|onun okt͡ʃulari beni sarijor. esirɡemeden bobreklerimi jarijor. odumu jere dokujor. Old-Testament-2-Samuel-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla birlikte Benyaminli bin kişi, Saul'un evinin hizmetkârı Siva, onun on beş oğlu ve onun yirmi hizmetkârı vardı. Kralın önünde Yarden'den geçtiler.|onunla birlikte benjaminli bin kisiʔ saulʔun evinin hizmetkari sivaʔ onun on bes oɡlu ve onun jirmi hizmetkari vardi. kralin onunde jardenʔden ɡet͡ʃtiler. Old-Testament-Isaiah-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin halkım, odalarınıza girin, kapılarınızı arkanızdan kapatın. Öfke geçene dek kısa bir süreliğine kendinizi saklayın.|ɡelin halkimʔ odalariniza ɡirinʔ kapilarinizi arkanizdan kapatin. ofke ɡet͡ʃene dek kisa bir sureliɡine kendinizi saklajin. Old-Testament-1-Samuel-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayır oğullarım, çünkü duyduğum haber iyi değildir! Siz Yahve'nin halkını söz dinlememeye sevkediyorsunuz.|hajir oɡullarimʔ t͡ʃunku dujduɡum haber iji deɡildir! siz jahveʔnin halkini soz dinlememeje sevkedijorsunuz. Old-Testament-Joshua-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu bütün İsrael'i, ihtiyarlarını, başlarını, hakimlerini ve görevlilerini çağırdı ve onlara şöyle dedi: \"\"Ben yaşlandım ve yıllarım oldukça ilerledi.\"|\"jesu butun israelʔiʔ ihtijarlariniʔ baslariniʔ hakimlerini ve ɡorevlilerini t͡ʃaɡirdi ve onlara sojle dedi \"\"ben jaslandim ve jillarim oldukt͡ʃa ilerledi.\" New-Testament-1-Timothy-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana olanak veren Efendimiz Mesih Yeşua’ya şükrederim. Çünkü beni güvenilir sayarak hizmete atadı.|bana olanak veren efendimiz mesih jesua’ja sukrederim. t͡ʃunku beni ɡuvenilir sajarak hizmete atadi. Old-Testament-1-Samuel-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'un hizmetkârları, \"\"David böyle söyledi\"\" diyerek kendisine bildirdiler.\"|\"saulʔun hizmetkarlariʔ \"\"david bojle sojledi\"\" dijerek kendisine bildirdiler.\" New-Testament-John-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer dünya sizden nefret ederse, sizden önce benden nefret etmiş olduğunu bilin.|eɡer dunja sizden nefret ederseʔ sizden ont͡ʃe benden nefret etmis olduɡunu bilin. New-Testament-Mark-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|çarmıhtan aşağıya in de kendini kurtar!” diyorlardı.|t͡ʃarmihtan asaɡija in de kendini kurtar!” dijorlardi. Old-Testament-Jeremiah-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda beyleri bunları duyunca, kral evinden Yahve'nin evine geldiler ve Yahve'nin evinin Yeni Kapısı girişinde oturdular.|jahuda bejleri bunlari dujunt͡ʃaʔ kral evinden jahveʔnin evine ɡeldiler ve jahveʔnin evinin jeni kapisi ɡirisinde oturdular. Old-Testament-Job-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Etiyopya topazı ona denk olmaz. Saf altınla ona değer biçilemez.|etijopja topazi ona denk olmaz. saf altinla ona deɡer bit͡ʃilemez. Old-Testament-1-Samuel-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler Tanrı’nın Sandığı'nı alıp Dagon’un evine getirdiler ve Dagon’un yanına koydular.|filistliler tanri’nin sandiɡiʔni alip daɡon’un evine ɡetirdiler ve daɡon’un janina kojdular. Old-Testament-Psalms-149-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi övün! Yahve'ye yeni bir ezgi söyleyin, kutsallar topluluğunda övgüsünü sunun.|jahve’ji ovun! jahveʔje jeni bir ezɡi sojlejinʔ kutsallar topluluɡunda ovɡusunu sunun. Old-Testament-2-Samuel-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu Tanrı'nın Sandığı'yla birlikte Avinadav'ın tepedeki evinden çıkardılar; Ahyo da sandığın önünden gidiyordu.|onu tanriʔnin sandiɡiʔjla birlikte avinadavʔin tepedeki evinden t͡ʃikardilar; ahjo da sandiɡin onunden ɡidijordu. Old-Testament-Isaiah-040-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kime danıştı da O'nu bilgilendirdi, O'nu adalet yolunda eğitti, O'na bilgiyi öğretti, O'na anlayış yolunu gösterdi?|kime danisti da oʔnu bilɡilendirdiʔ oʔnu adalet jolunda eɡittiʔ oʔna bilɡiji oɡrettiʔ oʔna anlajis jolunu ɡosterdi? Old-Testament-2-Samuel-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Irmak kıyısındaki egemenliğini geri almaya giden Rehov Kralı Hadadezer’i de vurdu.|davidʔ irmak kijisindaki eɡemenliɡini ɡeri almaja ɡiden rehov krali hadadezer’i de vurdu. Old-Testament-2-Chronicles-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammonlular Uzziya’ya haraç verdiler. Adı Mısır’ın girişine kadar yayıldı, çünkü giderek çok güçlendi.|ammonlular uzzija’ja harat͡ʃ verdiler. adi misir’in ɡirisine kadar jajildiʔ t͡ʃunku ɡiderek t͡ʃok ɡut͡ʃlendi. Old-Testament-1-Chronicles-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun yaptığı şaşılası işlerini, O'nun harikalarını ve ağzının hükümlerini hatırlayın,|oʔnun japtiɡi sasilasi isleriniʔ oʔnun harikalarini ve aɡzinin hukumlerini hatirlajinʔ Old-Testament-1-Chronicles-006-072|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar oymağından Kedeş ile otlaklarını, Daverat ile otlaklarını,|issakar ojmaɡindan kedes ile otlaklariniʔ daverat ile otlaklariniʔ Old-Testament-Judges-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, Heşbon'da ve kasabalarında, Aroer'de ve kasabalarında ve Arnon yanında olan bütün kentlerde üç yüz yıl yaşadı. Neden bu süre içinde onları kurtarmadınız?|israelʔ hesbonʔda ve kasabalarindaʔ aroerʔde ve kasabalarinda ve arnon janinda olan butun kentlerde ut͡ʃ juz jil jasadi. neden bu sure it͡ʃinde onlari kurtarmadiniz? Old-Testament-Job-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların yaşadığı yerden uzakta bir kuyu açar. İnsan ayağının unuttuğu yerlerde, insanlardan uzakta asılırlar, ileri geri sallanırlar.|insanlarin jasadiɡi jerden uzakta bir kuju at͡ʃar. insan ajaɡinin unuttuɡu jerlerdeʔ insanlardan uzakta asilirlarʔ ileri ɡeri sallanirlar. New-Testament-1-Corinthians-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beden tek bir üye değil, birçoktur.|t͡ʃunku beden tek bir uje deɡilʔ birt͡ʃoktur. Old-Testament-Genesis-040-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları, Yosef'in tutuklu olduğu zindana, muhafız birliği komutanının evine hapsetti.|onlariʔ josefʔin tutuklu olduɡu zindanaʔ muhafiz birliɡi komutaninin evine hapsetti. Old-Testament-Proverbs-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulu aşağılayan onu Yaradanı kınamış olur. Felakete sevinen cezasız kalmaz.|joksulu asaɡilajan onu jaradani kinamis olur. felakete sevinen t͡ʃezasiz kalmaz. Old-Testament-Leviticus-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da ayağı kırık, ya da eli kırık olan,|ja da ajaɡi kirikʔ ja da eli kirik olanʔ Old-Testament-Exodus-036-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Beş perdeyi birbirine, altı perdeyi de birbirine bağladı.|bes perdeji birbirineʔ alti perdeji de birbirine baɡladi. Old-Testament-Amos-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Amos, ne görüyorsun?” dedi. Ben de, “Bir sepet yaz meyvesi” dedim. O zaman Yahve bana şöyle dedi, “Halkım İsrael’in sonu geldi. Bir daha onların yanından geçmeyeceğim.|“amosʔ ne ɡorujorsun?” dedi. ben deʔ “bir sepet jaz mejvesi” dedim. o zaman jahve bana sojle dediʔ “halkim israel’in sonu ɡeldi. bir daha onlarin janindan ɡet͡ʃmejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Zechariah-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Taçlar Helem'e, Toviya'ya, Yedaya'ya ve Sefanya oğlu Hen'e, bir anılma olsun diye Yahve'nin tapınağında bulunacak.|tat͡ʃlar helemʔeʔ tovijaʔjaʔ jedajaʔja ve sefanja oɡlu henʔeʔ bir anilma olsun dije jahveʔnin tapinaɡinda bulunat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-145-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin büyük iyiliğinin anısını dile getirecekler, doğruluğunu ezgiyle söyleyecekler.|senin bujuk ijiliɡinin anisini dile ɡetiret͡ʃeklerʔ doɡruluɡunu ezɡijle sojlejet͡ʃekler. New-Testament-1-Corinthians-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa yalnızca Barnabas’la benim mi çalışmamak gibi bir hakkımız yok?|joksa jalnizt͡ʃa barnabas’la benim mi t͡ʃalismamak ɡibi bir hakkimiz jok? New-Testament-Revelation-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları demir çomakla yönetecek, kil çömlekler gibi paramparça edecek. Benim de Babam’dan aldığım yetki gibi.|onlari demir t͡ʃomakla jonetet͡ʃekʔ kil t͡ʃomlekler ɡibi parampart͡ʃa edet͡ʃek. benim de babam’dan aldiɡim jetki ɡibi. Old-Testament-2-Kings-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa dua etti ve, “Ey Yahve, lütfen onun gözlerini aç da görsün” dedi. Yahve genç adamın gözlerini açtı ve o gördü; ve işte, Elişa’nın etrafında, dağ atlar ve ateşten arabalarla doluydu.|elisa dua etti veʔ “ej jahveʔ lutfen onun ɡozlerini at͡ʃ da ɡorsun” dedi. jahve ɡent͡ʃ adamin ɡozlerini at͡ʃti ve o ɡordu; ve isteʔ elisa’nin etrafindaʔ daɡ atlar ve atesten arabalarla dolujdu. New-Testament-Luke-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Babası ona, ‘Oğlum, sen hep yanımdasın, benim olan her şey senindir’ dedi.|“babasi onaʔ ‘oɡlumʔ sen hep janimdasinʔ benim olan her sej senindir’ dedi. Old-Testament-Jeremiah-034-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahuda Kralı Sidkiya'yı ve beylerini düşmanlarının eline, hayatlarının peşinden koşanların eline ve Babil Kralı'nın üzerinizden çekilmiş olan ordusunun eline vereceğim.\"|\"\"\"jahuda krali sidkijaʔji ve bejlerini dusmanlarinin elineʔ hajatlarinin pesinden kosanlarin eline ve babil kraliʔnin uzerinizden t͡ʃekilmis olan ordusunun eline veret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Psalms-126-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski bolluk günlerimize geri döndür, ey Yahve, Negev'deki dereler gibi.|eski bolluk ɡunlerimize ɡeri dondurʔ ej jahveʔ neɡevʔdeki dereler ɡibi. Old-Testament-Psalms-058-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayır, yüreğinizde haksızlık tasarlarsınız. Yeryüzünü ellerinizin zorbalığıyla ölçersiniz.|hajirʔ jureɡinizde haksizlik tasarlarsiniz. jerjuzunu ellerinizin zorbaliɡijla olt͡ʃersiniz. Old-Testament-Ezekiel-016-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşmamı seninle yapacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksin;|antlasmami seninle japat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksin; New-Testament-1-Thessalonians-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlik sevgisine gelince, bu konuda birinin size yazmasına gerek yoktur. Çünkü Tanrı size birbirinizi sevmeyi öğretti.|kardeslik sevɡisine ɡelint͡ʃeʔ bu konuda birinin size jazmasina ɡerek joktur. t͡ʃunku tanri size birbirinizi sevmeji oɡretti. New-Testament-Romans-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Öz Oğlu’nu bile esirgemeyip O’nu hepimiz için teslim eden Tanrı, O’nunla birlikte bize her şeyi karşılıksız vermeyecek mi?|oz oɡlu’nu bile esirɡemejip o’nu hepimiz it͡ʃin teslim eden tanriʔ o’nunla birlikte bize her seji karsiliksiz vermejet͡ʃek mi? Old-Testament-Proverbs-030-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeryüzünden yoksulları, insanlar arasındaki muhtaçları yutmak için, dişleri kılıç gibi, çeneleri bıçak gibi olan bir nesildir.\"\"\"|\"jerjuzunden joksullariʔ insanlar arasindaki muhtat͡ʃlari jutmak it͡ʃinʔ disleri kilit͡ʃ ɡibiʔ t͡ʃeneleri bit͡ʃak ɡibi olan bir nesildir.\"\"\" New-Testament-Acts-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu adam Yahudiler tarafından yakalanmış ve öldürülmek üzereyken ben askerlerle birlikte gelip onu kurtardım. Çünkü Romalı olduğunu öğrendim.|“bu adam jahudiler tarafindan jakalanmis ve oldurulmek uzerejken ben askerlerle birlikte ɡelip onu kurtardim. t͡ʃunku romali olduɡunu oɡrendim. Old-Testament-Job-037-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu bütün gökyüzünün altına, şimşeğini de yeryüzünün uçlarına gönderir.|onu butun ɡokjuzunun altinaʔ simseɡini de jerjuzunun ut͡ʃlarina ɡonderir. Old-Testament-2-Chronicles-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael Kralı peygamberleri, dört yüz kişiyi topladı ve onlara, \"\"Ramot Gilad'a savaşa gidelim mi, yoksa vaz mı geçeyim?\"\" dedi. Onlar, \"\"Çık, çünkü Tanrı onu kralın eline teslim edecek\"\" dediler.\"|\"israel krali pejɡamberleriʔ dort juz kisiji topladi ve onlaraʔ \"\"ramot ɡiladʔa savasa ɡidelim miʔ joksa vaz mi ɡet͡ʃejim?\"\" dedi. onlarʔ \"\"t͡ʃikʔ t͡ʃunku tanri onu kralin eline teslim edet͡ʃek\"\" dediler.\" New-Testament-John-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İpten bir kamçı yaparak koyunları da sığırları da, hepsini tapınaktan kovdu. Para bozanların paralarını döküp masalarını devirdi.|ipten bir kamt͡ʃi japarak kojunlari da siɡirlari daʔ hepsini tapinaktan kovdu. para bozanlarin paralarini dokup masalarini devirdi. Old-Testament-Proverbs-030-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekirgelerin kralı yoktur, ama sıralar halinde ilerlerler.|t͡ʃekirɡelerin krali jokturʔ ama siralar halinde ilerlerler. Old-Testament-Leviticus-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini sunusunun başına koyacak ve onu Buluşma Çadırı'nın önünde kesecek. Aron'un oğulları onun kanını sunağın üzerine çepeçevre serpecekler.|elini sunusunun basina kojat͡ʃak ve onu bulusma t͡ʃadiriʔnin onunde keset͡ʃek. aronʔun oɡullari onun kanini sunaɡin uzerine t͡ʃepet͡ʃevre serpet͡ʃekler. Old-Testament-Jeremiah-051-050|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey sizler, kılıçtan kaçıp kurtulanlar, gidin! Durmayın! Uzaktan Yahve'yi hatırlayın, ve Yeruşalem aklınıza gelsin.\"\"\"|\"ej sizlerʔ kilit͡ʃtan kat͡ʃip kurtulanlarʔ ɡidin! durmajin! uzaktan jahveʔji hatirlajinʔ ve jerusalem akliniza ɡelsin.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-044-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni yaratan, rahimden sana biçim veren, sana yardım edecek olan Yahve şöyle diyor: “Korkma, ey hizmetkârım Yakov; ve sen, ey seçtiğim Yeşurun.|seni jaratanʔ rahimden sana bit͡ʃim verenʔ sana jardim edet͡ʃek olan jahve sojle dijor “korkmaʔ ej hizmetkarim jakov; ve senʔ ej set͡ʃtiɡim jesurun. Old-Testament-Isaiah-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Aşurlu, öfkemin değneği, kızgınlığımın elinde olduğu değnek!|ej asurluʔ ofkemin deɡneɡiʔ kizɡinliɡimin elinde olduɡu deɡnek! Old-Testament-1-Kings-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer benim yollarımda yürür, kurallarımı ve buyruklarımı baban David gibi tutarsan, senin günlerini uzatacağım.”|eɡer benim jollarimda jururʔ kurallarimi ve bujruklarimi baban david ɡibi tutarsanʔ senin ɡunlerini uzatat͡ʃaɡim.” Old-Testament-1-Kings-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hadad Mısır'da David'in atalarıyla uyumuş olduğunu ve ordu komutanı Yoav'ın ölmüş olduğunu duyunca, Firavun'a, \"\"İzin ver de kendi ülkeme gideyim\"\" dedi.\"|\"hadad misirʔda davidʔin atalarijla ujumus olduɡunu ve ordu komutani joavʔin olmus olduɡunu dujunt͡ʃaʔ firavunʔaʔ \"\"izin ver de kendi ulkeme ɡidejim\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-037-038|und|SPEAKER_00_Turkish|İsyan edenlere gelince, onlar hep birlikte yok edilecekler. Kötülerin geleceği kesilip atılacaktır.|isjan edenlere ɡelint͡ʃeʔ onlar hep birlikte jok edilet͡ʃekler. kotulerin ɡelet͡ʃeɡi kesilip atilat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşi yoksa mirasını babasının kardeşlerine vereceksiniz.|kardesi joksa mirasini babasinin kardeslerine veret͡ʃeksiniz. Old-Testament-Joshua-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre Zevulun'un çocuklarının mirası, köyleriyle birlikte bu kentlerdi.|bojlarina ɡore zevulunʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin mirasiʔ kojlerijle birlikte bu kentlerdi. New-Testament-Mark-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok kişi giysilerini yola serdi, bazıları da ağaçlardan dallar kesip yola yaydı.|birt͡ʃok kisi ɡijsilerini jola serdiʔ bazilari da aɡat͡ʃlardan dallar kesip jola jajdi. Old-Testament-1-Kings-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın gidip Eliya'nın sözüne göre yaptı; kendisi, oğlu ve ev halkı çok günler yediler.|kadin ɡidip elijaʔnin sozune ɡore japti; kendisiʔ oɡlu ve ev halki t͡ʃok ɡunler jediler. New-Testament-Mark-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodiya’nın kızı gelip dans ettiğinde, Hirodes’in ve yanında oturanların hoşuna gitti. Kral genç kıza, “Dile benden, ne dilersen sana vereceğim” dedi.|hirodija’nin kizi ɡelip dans ettiɡindeʔ hirodes’in ve janinda oturanlarin hosuna ɡitti. kral ɡent͡ʃ kizaʔ “dile bendenʔ ne dilersen sana veret͡ʃeɡim” dedi. New-Testament-John-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Yeşua, her şeyin artık tamamlandığını görerek, Kutsal Yazı yerine gelsin diye, “Susadım” dedi.|bundan sonra jesuaʔ her sejin artik tamamlandiɡini ɡorerekʔ kutsal jazi jerine ɡelsin dijeʔ “susadim” dedi. Old-Testament-Ezekiel-035-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kentlerini harap edeceğim, ve sen ıssız kalacaksın. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksin.\"\"\"\"'\"|\"kentlerini harap edet͡ʃeɡimʔ ve sen issiz kalat͡ʃaksin. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Ezekiel-016-053|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘‘Ben onların sürgünlerini, Sodom ve kızlarının sürgünlerini, Samariya ve kızlarının sürgünlerini ve onların arasında olan senin sürgünlerini geri döndüreceğim;|“‘‘ben onlarin surɡunleriniʔ sodom ve kizlarinin surɡunleriniʔ samarija ve kizlarinin surɡunlerini ve onlarin arasinda olan senin surɡunlerini ɡeri donduret͡ʃeɡim; Old-Testament-Deuteronomy-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşunun ekinine girdiğin zaman, ellerinle başakları koparabilirsin; ama komşunun ekinine orak vurmayacaksın.|komsunun ekinine ɡirdiɡin zamanʔ ellerinle basaklari koparabilirsin; ama komsunun ekinine orak vurmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Jeremiah-045-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendin için büyük şeyler mi arıyorsun? Onları arama; çünkü işte, bütün insanların üzerine kötülük getireceğim,’ diyor Yahve, ‘ama nereye gidersen git, hayatını kurtarıp kaçmanı sağlayacağım.’”|kendin it͡ʃin bujuk sejler mi arijorsun? onlari arama; t͡ʃunku isteʔ butun insanlarin uzerine kotuluk ɡetiret͡ʃeɡimʔ’ dijor jahveʔ ‘ama nereje ɡidersen ɡitʔ hajatini kurtarip kat͡ʃmani saɡlajat͡ʃaɡim.’” Old-Testament-Ezekiel-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Ruh beni kaldırdı ve alıp götürdü; ve acılık içinde, ruhumun kızgınlığı içinde gittim; ve Yahve'nin eli üzerimde güçlüydü.|bunun uzerine ruh beni kaldirdi ve alip ɡoturdu; ve at͡ʃilik it͡ʃindeʔ ruhumun kizɡinliɡi it͡ʃinde ɡittim; ve jahveʔnin eli uzerimde ɡut͡ʃlujdu. Old-Testament-1-Chronicles-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşaklarına göre soy kütüğüne göre, ataları evlerinin başları, cesur yiğitler, yirmi bin iki yüz kişi sayıldı.|kusaklarina ɡore soj kutuɡune ɡoreʔ atalari evlerinin baslariʔ t͡ʃesur jiɡitlerʔ jirmi bin iki juz kisi sajildi. New-Testament-1-Timothy-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın, Efendi Yeşua Mesih’in ve seçilmiş meleklerin huzurunda sana buyuruyorum; bu şeyleri önyargısız ve taraf tutmadan uygula.|tanri’ninʔ efendi jesua mesih’in ve set͡ʃilmis meleklerin huzurunda sana bujurujorum; bu sejleri onjarɡisiz ve taraf tutmadan ujɡula. Old-Testament-1-Samuel-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Filistliler öldürülenleri soymak için geldiklerinde, Saul'la üç oğlunun Gilboa Dağı'nda düşmüş olduğunu gördüler.|ertesi ɡun filistliler oldurulenleri sojmak it͡ʃin ɡeldiklerindeʔ saulʔla ut͡ʃ oɡlunun ɡilboa daɡiʔnda dusmus olduɡunu ɡorduler. Old-Testament-Psalms-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Elin bütün düşmanlarını bulacak. Sağ elin senden nefret edenleri bulacaktır.|elin butun dusmanlarini bulat͡ʃak. saɡ elin senden nefret edenleri bulat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-017-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, kılıcını giysisine bağladı ve hareket etmeye çalıştı, çünkü alışık değildi. David, Saul'a, \"\"Bunlarla gidemem, çünkü alışık değilim\"\" dedi. Sonra David onları çıkardı.\"|\"davidʔ kilit͡ʃini ɡijsisine baɡladi ve hareket etmeje t͡ʃalistiʔ t͡ʃunku alisik deɡildi. davidʔ saulʔaʔ \"\"bunlarla ɡidememʔ t͡ʃunku alisik deɡilim\"\" dedi. sonra david onlari t͡ʃikardi.\" Old-Testament-2-Kings-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâtip Şafan krala, \"\"Kâhin Hilkiya bana bir kitap verdi\"\" diye bildirdi. Sonra Şafan kitabı kralın önünde okudu.\"|\"katip safan kralaʔ \"\"kahin hilkija bana bir kitap verdi\"\" dije bildirdi. sonra safan kitabi kralin onunde okudu.\" Old-Testament-Jeremiah-045-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Baruk, İsrael'in Tanrısı Yahve sana şöyle diyor,|“ej barukʔ israelʔin tanrisi jahve sana sojle dijorʔ New-Testament-2-Corinthians-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Size faydalı olacağı için bu konuda size öğütte bulunuyorum: Bir yıl önce bu işe ilk başlayan, hatta buna ilk heveslenen sizdiniz.|size fajdali olat͡ʃaɡi it͡ʃin bu konuda size oɡutte bulunujorum bir jil ont͡ʃe bu ise ilk baslajanʔ hatta buna ilk heveslenen sizdiniz. Old-Testament-Habakkuk-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü incir ağacı çiçek açmasa, asmalarda meyve olmasa, zeytinin emeği boşa gitse, tarlalar yiyecek vermese, sürüler ağıldan kesilse, ve ahırlarda sığır kalmasa da,|t͡ʃunku int͡ʃir aɡat͡ʃi t͡ʃit͡ʃek at͡ʃmasaʔ asmalarda mejve olmasaʔ zejtinin emeɡi bosa ɡitseʔ tarlalar jijet͡ʃek vermeseʔ suruler aɡildan kesilseʔ ve ahirlarda siɡir kalmasa daʔ Old-Testament-Zechariah-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi dinleyin, Başkâhin Yeşu, sen ve önünde oturan arkadaşların, çünkü onlar belirti olan adamlardır; çünkü işte, hizmetkârım olan Dal'ı ortaya çıkaracağım.|simdi dinlejinʔ baskahin jesuʔ sen ve onunde oturan arkadaslarinʔ t͡ʃunku onlar belirti olan adamlardir; t͡ʃunku isteʔ hizmetkarim olan dalʔi ortaja t͡ʃikarat͡ʃaɡim. Old-Testament-Zephaniah-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Asi ve kirli olan, o zalim kentin vay haline!|asi ve kirli olanʔ o zalim kentin vaj haline! Old-Testament-Numbers-001-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim oymağından sayılanlar kırk bin beş yüz kişiydi.|efraim ojmaɡindan sajilanlar kirk bin bes juz kisijdi. Old-Testament-1-Kings-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon'un bütün içecek kapları altındandı ve Lübnan Ormanı Evi'nin bütün kapları saf altındandı. Hiçbiri gümüşten değildi, çünkü Solomon'un günlerinde gümüş az değerli sayılırdı.|kral solomonʔun butun it͡ʃet͡ʃek kaplari altindandi ve lubnan ormani eviʔnin butun kaplari saf altindandi. hit͡ʃbiri ɡumusten deɡildiʔ t͡ʃunku solomonʔun ɡunlerinde ɡumus az deɡerli sajilirdi. Old-Testament-Daniel-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizden birbirinden farklı dört büyük hayvan çıktı.|denizden birbirinden farkli dort bujuk hajvan t͡ʃikti. Old-Testament-Judges-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin onlara, \"\"Esenlikle gidin\"\" dedi. \"\"Gideceğiniz yol Yahve'nin önündedir.\"\"\"|\"kahin onlaraʔ \"\"esenlikle ɡidin\"\" dedi. \"\"ɡidet͡ʃeɡiniz jol jahveʔnin onundedir.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen ve halkın, Yahve'nin Babil Kralı'na hizmet etmeyen uluslar hakkında söylediği gibi, kılıçla, kıtlıkla ve salgın hastalıkla niçin ölesiniz?|sen ve halkinʔ jahveʔnin babil kraliʔna hizmet etmejen uluslar hakkinda sojlediɡi ɡibiʔ kilit͡ʃlaʔ kitlikla ve salɡin hastalikla nit͡ʃin olesiniz? Old-Testament-Judges-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sorah ve Eştaol'daki kardeşlerinin yanına geldiler; ve kardeşleri onlara, \"\"Ne diyorsunuz?\"\" diye sordular.\"|\"sorah ve estaolʔdaki kardeslerinin janina ɡeldiler; ve kardesleri onlaraʔ \"\"ne dijorsunuz?\"\" dije sordular.\" Old-Testament-Genesis-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kain Yahve'nin huzurundan ayrılıp Aden'in doğusundaki Nod diyarına yerleşti.|kain jahveʔnin huzurundan ajrilip adenʔin doɡusundaki nod dijarina jerlesti. Old-Testament-Numbers-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin buyurduğu günden itibaren kuşaklarınız boyunca tutmadığınızda,|jahveʔnin bujurduɡu ɡunden itibaren kusaklariniz bojunt͡ʃa tutmadiɡinizdaʔ New-Testament-Luke-001-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendim’in annesinin yanıma gelme lütfu bana neden böyle bağışlandı?|efendim’in annesinin janima ɡelme lutfu bana neden bojle baɡislandi? Old-Testament-Judges-009-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Zevul ona şöyle dedi: \"\"'Avimelek kimdir ki, ona hizmet edelim' diyen ağzın şimdi nerede? Bu küçümsediğin halk değil mi? Lütfen şimdi çık da onlarla savaş.”\"|\"bunun uzerine zevul ona sojle dedi \"\"ʔavimelek kimdir kiʔ ona hizmet edelimʔ dijen aɡzin simdi nerede? bu kut͡ʃumsediɡin halk deɡil mi? lutfen simdi t͡ʃik da onlarla savas.”\" New-Testament-Mark-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara dokunsun diye kendisine küçük çocuklar getiriyorlardı, ama öğrencileri çocukları getirenleri azarladılar.|onlara dokunsun dije kendisine kut͡ʃuk t͡ʃot͡ʃuklar ɡetirijorlardiʔ ama oɡrent͡ʃileri t͡ʃot͡ʃuklari ɡetirenleri azarladilar. New-Testament-Luke-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki Tetrark Hirodes, kardeşinin karısı Hirodiya ile ilgili olarak ve kendi yapmış olduğu bütün kötülükler nedeniyle Yuhanna tarafından kınanıyordu.|ne var ki tetrark hirodesʔ kardesinin karisi hirodija ile ilɡili olarak ve kendi japmis olduɡu butun kotulukler nedenijle juhanna tarafindan kinanijordu. Old-Testament-Isaiah-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sütunlar parçalanacak. Ücretli çalışanların hepsinin canı kederlenecek.|sutunlar part͡ʃalanat͡ʃak. ut͡ʃretli t͡ʃalisanlarin hepsinin t͡ʃani kederlenet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-047-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Mısır'da on yedi yıl yaşadı. Böylece Yakov'un günleri, ömrünün yılları yüz kırk yedi yıl sürdü.|jakov misirʔda on jedi jil jasadi. bojlet͡ʃe jakovʔun ɡunleriʔ omrunun jillari juz kirk jedi jil surdu. New-Testament-Revelation-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların üçte biri şu üç beladan öldü: Ağızlarından fışkıran ateş, duman ve kükürt.|insanlarin ut͡ʃte biri su ut͡ʃ beladan oldu aɡizlarindan fiskiran atesʔ duman ve kukurt. New-Testament-Mark-006-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencilerinin kürek çekerken sıkıntı yaşadıklarını gördü. Çünkü rüzgâr onlara karşıydı. Gecenin dördüncü nöbetine doğru Yeşua denizin üstünde yürüyerek onlara doğru geldi. Yanlarından geçip gidecekti.|oɡrent͡ʃilerinin kurek t͡ʃekerken sikinti jasadiklarini ɡordu. t͡ʃunku ruzɡar onlara karsijdi. ɡet͡ʃenin dordunt͡ʃu nobetine doɡru jesua denizin ustunde jurujerek onlara doɡru ɡeldi. janlarindan ɡet͡ʃip ɡidet͡ʃekti. New-Testament-Acts-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus, evi deniz kıyısında bulunan Simon adında bir dericinin yanında kalıyor.’’|petrusʔ evi deniz kijisinda bulunan simon adinda bir derit͡ʃinin janinda kalijor.’’ New-Testament-Luke-012-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisinin isteğini bilip de hazırlık yapmayan ve isteğini yerine getirmeyen hizmetkâr çok dayak yiyecektir.|efendisinin isteɡini bilip de hazirlik japmajan ve isteɡini jerine ɡetirmejen hizmetkar t͡ʃok dajak jijet͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Gurur gelince ardından utanç gelir, ama alçakgönüllülükle bilgelik gelir.|ɡurur ɡelint͡ʃe ardindan utant͡ʃ ɡelirʔ ama alt͡ʃakɡonullulukle bilɡelik ɡelir. New-Testament-John-004-051|und|SPEAKER_00_Turkish|O daha yoldan inerken, hizmetkârları onu karşıladılar ve “Çocuğun yaşıyor!” dediler.|o daha joldan inerkenʔ hizmetkarlari onu karsiladilar ve “t͡ʃot͡ʃuɡun jasijor!” dediler. Old-Testament-Numbers-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Eşkol Vadisi'ne çıkıp ülkeyi gördüklerinde, Yahve'nin kendilerine verdiği ülkeye girmesinler diye, İsrael'in çocuklarının yüreğini yılgınlığa düşürdüler.|t͡ʃunku eskol vadisiʔne t͡ʃikip ulkeji ɡorduklerindeʔ jahveʔnin kendilerine verdiɡi ulkeje ɡirmesinler dijeʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jureɡini jilɡinliɡa dusurduler. Old-Testament-Joshua-024-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un oğlu Eleazar öldü. Onu Efraim dağlık bölgesinde oğlu Pinehas'a verilmiş olan tepeye gömdüler.|aronʔun oɡlu eleazar oldu. onu efraim daɡlik bolɡesinde oɡlu pinehasʔa verilmis olan tepeje ɡomduler. Old-Testament-1-Chronicles-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hetsron oğlu Kalev, karısı Azuvah'dan ve Yeriot'tan çocuk sahibi oldu. Bunlar kadının oğullarıydı: Yeşer, Şovav ve Ardon.|hetsron oɡlu kalevʔ karisi azuvahʔdan ve jeriotʔtan t͡ʃot͡ʃuk sahibi oldu. bunlar kadinin oɡullarijdi jeserʔ sovav ve ardon. Old-Testament-Psalms-107-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarhoş biri gibi ileri geri sallanıp, sendelerler, akılları başlarından gider.|sarhos biri ɡibi ileri ɡeri sallanipʔ sendelerlerʔ akillari baslarindan ɡider. New-Testament-Colossians-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdiyse kendi önünde kutsal, lekesiz ve kusursuz olarak sunmak için, kendi bedeninde ölüm aracılığıyla O sizi barıştırdı.|simdijse kendi onunde kutsalʔ lekesiz ve kusursuz olarak sunmak it͡ʃinʔ kendi bedeninde olum arat͡ʃiliɡijla o sizi baristirdi. Old-Testament-2-Samuel-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|David orada Yahve'ye bir sunak yaptı ve yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundu. Böylece Yahve ülke için yalvarışı kabul etti ve veba İsrael'den kaldırıldı.|david orada jahveʔje bir sunak japti ve jakmalik sunular ve esenlik sunulari sundu. bojlet͡ʃe jahve ulke it͡ʃin jalvarisi kabul etti ve veba israelʔden kaldirildi. New-Testament-1-John-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri size, sevincimiz tam olsun diye yazıyoruz.|bu sejleri sizeʔ sevint͡ʃimiz tam olsun dije jazijoruz. Old-Testament-2-Kings-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalya muhafızların ve halkın gürültüsünü duyunca, Yahve'nin evine, halkın yanına geldi;|atalja muhafizlarin ve halkin ɡurultusunu dujunt͡ʃaʔ jahveʔnin evineʔ halkin janina ɡeldi; Old-Testament-Numbers-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bölüğü ve onlardan sayılanlar otuz iki bin iki yüz kişiydi.\"\"\"|\"onun boluɡu ve onlardan sajilanlar otuz iki bin iki juz kisijdi.\"\"\" Old-Testament-Genesis-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çocuğa elini sürme, ona bir şey yapma” dedi. “Şimdi, biricik oğlunu benden esirgemediğin için Tanrı'dan korktuğunu biliyorum.”|“t͡ʃot͡ʃuɡa elini surmeʔ ona bir sej japma” dedi. “simdiʔ birit͡ʃik oɡlunu benden esirɡemediɡin it͡ʃin tanriʔdan korktuɡunu bilijorum.” New-Testament-Matthew-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ağır ve taşınması zor yükleri bağlayıp insanların sırtına yüklerler, ama kendileri onlara yardım etmek için parmaklarını bile oynatmazlar.|t͡ʃunku aɡir ve tasinmasi zor jukleri baɡlajip insanlarin sirtina juklerlerʔ ama kendileri onlara jardim etmek it͡ʃin parmaklarini bile ojnatmazlar. Old-Testament-Nehemiah-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine bütün Yahudalılar buğdayın, yeni şarabın ve yağın onda birini hazinelere getirdiler.|bunun uzerine butun jahudalilar buɡdajinʔ jeni sarabin ve jaɡin onda birini hazinelere ɡetirdiler. Old-Testament-2-Chronicles-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kral buyurdu ve bir sandık yapıp, onu Yahve'nin evinin kapısının dışına koydular.|bunun uzerine kral bujurdu ve bir sandik japipʔ onu jahveʔnin evinin kapisinin disina kojdular. Old-Testament-Ezekiel-035-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzınızla bana karşı kendinizi büyüttün, Bana karşı sözlerini çoğalttınız. Bunu duydum.”|aɡzinizla bana karsi kendinizi bujuttunʔ bana karsi sozlerini t͡ʃoɡalttiniz. bunu dujdum.” Old-Testament-Proverbs-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Alaycıyı düzelten aşağılanmaya davetiye çıkarır. Kötü kişiyi azarlayan hakarete davetiye çıkarır.|alajt͡ʃiji duzelten asaɡilanmaja davetije t͡ʃikarir. kotu kisiji azarlajan hakarete davetije t͡ʃikarir. Old-Testament-2-Samuel-019-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Lütfen hizmetkârın geri dönsün de, kendi kentimde, babamın ve annemin mezarı yanında öleyim. Ama işte, hizmetkârın Kimham; efendim kralla o geçsin; ve sana iyi gelecek olanı ona yap.\"\"\"|\"lutfen hizmetkarin ɡeri donsun deʔ kendi kentimdeʔ babamin ve annemin mezari janinda olejim. ama isteʔ hizmetkarin kimham; efendim kralla o ɡet͡ʃsin; ve sana iji ɡelet͡ʃek olani ona jap.\"\"\" Old-Testament-Job-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Damağın yediğini tattığı gibi, kulak da sözleri sınamaz mı?|damaɡin jediɡini tattiɡi ɡibiʔ kulak da sozleri sinamaz mi? New-Testament-Mark-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus onlara, “Sizin için Yahudiler’in Kralı’nı salıvermemi ister misiniz?” dedi.|pilatus onlaraʔ “sizin it͡ʃin jahudiler’in krali’ni salivermemi ister misiniz?” dedi. Old-Testament-Job-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte yanımdan geçer, ama O'nu görmem. Geçip gider, ama O'nu fark etmem.|iste janimdan ɡet͡ʃerʔ ama oʔnu ɡormem. ɡet͡ʃip ɡiderʔ ama oʔnu fark etmem. Old-Testament-Ezekiel-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, bu günün, tam bu günün adını yaz. Babil Kralı tam bu gün Yeruşalem'e yaklaştı.|“ej insanoɡluʔ bu ɡununʔ tam bu ɡunun adini jaz. babil krali tam bu ɡun jerusalemʔe jaklasti. Old-Testament-2-Kings-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yehu, Baal'ı İsrael'den yok etti.|bojlet͡ʃe jehuʔ baalʔi israelʔden jok etti. New-Testament-Philemon-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tutukluluğumda kendisine baba olduğum oğlum Onisimos için sana ricada bulunuyorum.|tutukluluɡumda kendisine baba olduɡum oɡlum onisimos it͡ʃin sana rit͡ʃada bulunujorum. Old-Testament-Genesis-031-032|und|SPEAKER_00_Turkish|İlâhlarını kimde bulursan o kişi sağ kalmayacaktır. Yakınlarımızın önünde kendin ara, eşyalarımın arasında sana ait ne bulursan al.” Yakov onları Rahel’in çaldığını bilmiyordu.|ilahlarini kimde bulursan o kisi saɡ kalmajat͡ʃaktir. jakinlarimizin onunde kendin araʔ esjalarimin arasinda sana ait ne bulursan al.” jakov onlari rahel’in t͡ʃaldiɡini bilmijordu. Old-Testament-Ezekiel-040-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevresinde yirmi beş arşın uzunluğunda ve beş arşın genişliğinde eyvan vardı.|t͡ʃevresinde jirmi bes arsin uzunluɡunda ve bes arsin ɡenisliɡinde ejvan vardi. Old-Testament-1-Samuel-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler, İsrael'in çocuklarının Mispa'da toplandığını duyunca, Filistliler'in beyleri İsrael'e karşı çıktılar. İsrael'in çocukları bunu duyunca, Filistliler'den korktular.|filistlilerʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin mispaʔda toplandiɡini dujunt͡ʃaʔ filistlilerʔin bejleri israelʔe karsi t͡ʃiktilar. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari bunu dujunt͡ʃaʔ filistlilerʔden korktular. New-Testament-Luke-006-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki direği düşünmezsin?|neden kardesinin ɡozundeki t͡ʃopu ɡorursun de kendi ɡozundeki direɡi dusunmezsin? New-Testament-John-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte size gerçeği söylüyorum, benim gitmem sizin yararınızadır. Çünkü ben gitmezsem Tesellici size gelmez. Ama gidersem, O’nu size gönderirim.|bununla birlikte size ɡert͡ʃeɡi sojlujorumʔ benim ɡitmem sizin jararinizadir. t͡ʃunku ben ɡitmezsem tesellit͡ʃi size ɡelmez. ama ɡidersemʔ o’nu size ɡonderirim. Old-Testament-Numbers-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle sen ve bütün yanındakiler Yahve'ye karşı bir araya geldiniz! Aron nedir ki, ona karşı söyleniyorsunuz?”|bu nedenle sen ve butun janindakiler jahveʔje karsi bir araja ɡeldiniz! aron nedir kiʔ ona karsi sojlenijorsunuz?” Old-Testament-Numbers-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi bu kötü yere getirmek için neden bizi Mısır'dan çıkardınız? Tohumun, incirlerin, asmaların ya da narların yeri değil; içecek su da yok.”|bizi bu kotu jere ɡetirmek it͡ʃin neden bizi misirʔdan t͡ʃikardiniz? tohumunʔ int͡ʃirlerinʔ asmalarin ja da narlarin jeri deɡil; it͡ʃet͡ʃek su da jok.” Old-Testament-1-Kings-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak bütün krallığı koparmayacağım; ama hizmetkârım David ve seçtiğim Yeruşalem uğruna oğluna bir oymak vereceğim.”|ant͡ʃak butun kralliɡi koparmajat͡ʃaɡim; ama hizmetkarim david ve set͡ʃtiɡim jerusalem uɡruna oɡluna bir ojmak veret͡ʃeɡim.” New-Testament-Mark-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O elinden geleni yaptı. Gömülmem için bedenimi önceden meshetti.|o elinden ɡeleni japti. ɡomulmem it͡ʃin bedenimi ont͡ʃeden meshetti. New-Testament-1-Peter-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer gerçekten Efendi’nin iyiliğini tattıysanız, yeni doğan bebekler gibi, saf ruhsal sütü özleyin ki, onunla büyüyesiniz.|eɡer ɡert͡ʃekten efendi’nin ijiliɡini tattijsanizʔ jeni doɡan bebekler ɡibiʔ saf ruhsal sutu ozlejin kiʔ onunla bujujesiniz. Old-Testament-1-Kings-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece Yarovam ve bütün halk, kralın istediği gibi üçüncü gün Rehovam'ın yanına geldiler, \"\"Üçüncü gün yine yanıma gelin\"\" demişti.\"|\"bojlet͡ʃe jarovam ve butun halkʔ kralin istediɡi ɡibi ut͡ʃunt͡ʃu ɡun rehovamʔin janina ɡeldilerʔ \"\"ut͡ʃunt͡ʃu ɡun jine janima ɡelin\"\" demisti.\" Old-Testament-Isaiah-060-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Küçüğü bin, azı güçlü bir ulus olacak. Ben, Yahve, bunu zamanında çabucak yapacağım.\"\"\"|\"kut͡ʃuɡu binʔ azi ɡut͡ʃlu bir ulus olat͡ʃak. benʔ jahveʔ bunu zamaninda t͡ʃabut͡ʃak japat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-Matthew-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Tamar’dan doğan Peres’le Zerah’ın babasıydı, Peres Hetsron’un babasıydı. Hetsron Ram’ın babasıydı,|jahuda tamar’dan doɡan peres’le zerah’in babasijdiʔ peres hetsron’un babasijdi. hetsron ram’in babasijdiʔ Old-Testament-Exodus-033-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Önünden bir melek göndereceğim; Kenanlılar'ı, Amorlular'ı, Hititler'i, Perizziler'i, Hivliler'i ve Yevuslular'ı kovacağım.|onunden bir melek ɡonderet͡ʃeɡim; kenanlilarʔiʔ amorlularʔiʔ hititlerʔiʔ perizzilerʔiʔ hivlilerʔi ve jevuslularʔi kovat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-043-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi ey Yakov, seni yaratan, ey İsrael, sana biçim veren Yahve şöyle diyor: “Korkma, çünkü seni kurtardım. Seni adınla çağırdım. Sen benimsin.|ama simdi ej jakovʔ seni jaratanʔ ej israelʔ sana bit͡ʃim veren jahve sojle dijor “korkmaʔ t͡ʃunku seni kurtardim. seni adinla t͡ʃaɡirdim. sen benimsin. Old-Testament-Ezekiel-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıçla düşeceksiniz. Sizi İsrael sınırında yargılayacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.|kilit͡ʃla duset͡ʃeksiniz. sizi israel sinirinda jarɡilajat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Ruth-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara, \"\"Bana Naomi demeyin. Bana Mara deyin, çünkü Her Şeye Gücü Yeten bana çok acı davrandı.\"\" dedi.\"|\"onlaraʔ \"\"bana naomi demejin. bana mara dejinʔ t͡ʃunku her seje ɡut͡ʃu jeten bana t͡ʃok at͡ʃi davrandi.\"\" dedi.\" Old-Testament-Deuteronomy-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve bilmediğiniz \"\"Başka ilâhların ardınca gidelim ve onlara hizmet edelim\"\" der ve size söylediği belirti ya da şaşılacak şey gerçekleşirse,\"|\"ve bilmediɡiniz \"\"baska ilahlarin ardint͡ʃa ɡidelim ve onlara hizmet edelim\"\" der ve size sojlediɡi belirti ja da sasilat͡ʃak sej ɡert͡ʃeklesirseʔ\" New-Testament-Matthew-027-048|und|SPEAKER_00_Turkish|İçlerinden biri hemen koşup bir sünger aldı, onu sirke ile doldurup bir kamışın üzerine takıp Yeşua’ya içirdi.|it͡ʃlerinden biri hemen kosup bir sunɡer aldiʔ onu sirke ile doldurup bir kamisin uzerine takip jesua’ja it͡ʃirdi. New-Testament-Luke-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber Elişa’nın zamanında İsrael’de pek çok cüzamlı vardı. Ama yalnız Suriyeli Naaman dışında bunlardan hiçbiri iyileştirilmedi.”|pejɡamber elisa’nin zamaninda israel’de pek t͡ʃok t͡ʃuzamli vardi. ama jalniz surijeli naaman disinda bunlardan hit͡ʃbiri ijilestirilmedi.” Old-Testament-Exodus-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çıplaklığınız ortaya çıkmasın diye, sunağıma basamakla çıkmayacaksınız.'\"\"\"|\"t͡ʃiplakliɡiniz ortaja t͡ʃikmasin dijeʔ sunaɡima basamakla t͡ʃikmajat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Exodus-032-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, \"\"Bugün size bereket versin diye kendinizi Yahve'ye adayın\"\" dedi, \"\"Çünkü herkes oğluna ve kardeşine karşıydı.\"\"\"|\"moseʔ \"\"buɡun size bereket versin dije kendinizi jahveʔje adajin\"\" dediʔ \"\"t͡ʃunku herkes oɡluna ve kardesine karsijdi.\"\"\" New-Testament-2-Corinthians-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Damaskus’ta Kral Aretas’ın valisi beni tutuklatmak için Damaskus Kenti’ni güvenlik altına almıştı.|damaskus’ta kral aretas’in valisi beni tutuklatmak it͡ʃin damaskus kenti’ni ɡuvenlik altina almisti. New-Testament-Mark-014-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle karşılık verdi, “Bir hayduta karşıymış gibi beni kılıç ve sopalarla tutmaya mı çıktınız?|jesua onlara sojle karsilik verdiʔ “bir hajduta karsijmis ɡibi beni kilit͡ʃ ve sopalarla tutmaja mi t͡ʃiktiniz? Old-Testament-Genesis-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Saray Avram'a şöyle dedi: “Bak, Yahve beni doğurmaktan alıkoydu. Lütfen hizmetçimin yanına gir. Belki ondan çocuklarım olur.” Avram, Saray'ın sözünü dinledi.|saraj avramʔa sojle dedi “bakʔ jahve beni doɡurmaktan alikojdu. lutfen hizmett͡ʃimin janina ɡir. belki ondan t͡ʃot͡ʃuklarim olur.” avramʔ sarajʔin sozunu dinledi. Old-Testament-Psalms-074-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı eski zamanlardan beri Kralım’dır, tüm yeryüzünde kurtuluş sağlar.|ama tanri eski zamanlardan beri kralim’dirʔ tum jerjuzunde kurtulus saɡlar. Old-Testament-Numbers-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Diğer kuzuyu akşam üstü sunacaksın. Sabahın ekmek sunusu gibi, onun dökmelik sunusu gibi, onu Yahve'ye hoş koku olarak, ateşle yapılan sunu olarak sunacaksın.\"\"\"|\"diɡer kuzuju aksam ustu sunat͡ʃaksin. sabahin ekmek sunusu ɡibiʔ onun dokmelik sunusu ɡibiʔ onu jahveʔje hos koku olarakʔ atesle japilan sunu olarak sunat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Job-036-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer dinler ve O'na hizmet ederlerse, günlerini bolluk içinde, yıllarını zevk içinde geçirirler.|eɡer dinler ve oʔna hizmet ederlerseʔ ɡunlerini bolluk it͡ʃindeʔ jillarini zevk it͡ʃinde ɡet͡ʃirirler. Old-Testament-Amos-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Rabba surunda ateş tutuşturacağım, ve savaş gününde haykırışlarla, kasırga gününde fırtınayla onun saraylarını yiyip bitirecek.|ama rabba surunda ates tutusturat͡ʃaɡimʔ ve savas ɡununde hajkirislarlaʔ kasirɡa ɡununde firtinajla onun sarajlarini jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-Esther-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şey Mordekay'a ulaşınca, Kraliçe Ester'e haber verdi; Ester de Mordekay adına krala haber verdi.|bu sej mordekajʔa ulasint͡ʃaʔ kralit͡ʃe esterʔe haber verdi; ester de mordekaj adina krala haber verdi. Old-Testament-Genesis-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gomer'in oğulları: Aşkenaz, Rifat, Togarma.|ɡomerʔin oɡullari askenazʔ rifatʔ toɡarma. Old-Testament-Exodus-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bulutun içine girip dağa çıktı; Moşe kırk gün kırk gece dağda kaldı.|mose bulutun it͡ʃine ɡirip daɡa t͡ʃikti; mose kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe daɡda kaldi. Old-Testament-Daniel-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Daniel söyleyip dedi: “Geceleyin görümümde gördüm ve işte, gökyüzünün dört rüzgârı büyük denize saldırdılar.|daniel sojlejip dedi “ɡet͡ʃelejin ɡorumumde ɡordum ve isteʔ ɡokjuzunun dort ruzɡari bujuk denize saldirdilar. Old-Testament-Deuteronomy-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|kıtlık çekmeden ekmek yiyeceğiniz bir ülke, orada hiçbir eksiğiniz olmayacak; taşları demir olan ve tepelerinden bakır çıkarabileceğiniz bir ülke.|kitlik t͡ʃekmeden ekmek jijet͡ʃeɡiniz bir ulkeʔ orada hit͡ʃbir eksiɡiniz olmajat͡ʃak; taslari demir olan ve tepelerinden bakir t͡ʃikarabilet͡ʃeɡiniz bir ulke. Old-Testament-Leviticus-027-023|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kâhin senin biçtiğin değerin bedelini Jübile Yılı'na kadar ona hesap edecek; ve o gün senin biçtiğin değeri Yahve'ye kutsal bir şey olarak verecektir.|o zaman kahin senin bit͡ʃtiɡin deɡerin bedelini ʒubile jiliʔna kadar ona hesap edet͡ʃek; ve o ɡun senin bit͡ʃtiɡin deɡeri jahveʔje kutsal bir sej olarak veret͡ʃektir. Old-Testament-2-Kings-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hüküm sürmeye başladığında yirmi beş yaşındaydı ve Yeruşalem'de yirmi dokuz yıl hüküm sürdü. Annesinin adı Yeruşalemli Yehoaddin'di.|hukum surmeje basladiɡinda jirmi bes jasindajdi ve jerusalemʔde jirmi dokuz jil hukum surdu. annesinin adi jerusalemli jehoaddinʔdi. Old-Testament-Proverbs-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Nefret çekişmeyi körükler, ama sevgi tüm hataları örter.|nefret t͡ʃekismeji koruklerʔ ama sevɡi tum hatalari orter. Old-Testament-Psalms-088-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü canım sıkıntılarla dolu. Hayatım Şeol'e yaklaştı.|t͡ʃunku t͡ʃanim sikintilarla dolu. hajatim seolʔe jaklasti. New-Testament-Acts-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus ve Yuhanna gözlerini adama dikip, “Bize bak” dedi.|petrus ve juhanna ɡozlerini adama dikipʔ “bize bak” dedi. Old-Testament-1-Kings-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yarovam'a ait olup kentte öleni köpekler yiyecek. Kırda öleni gökteki kuşlar yiyecek. Çünkü Yahve böyle söyledi.'\"\"\"|\"jarovamʔa ait olup kentte oleni kopekler jijet͡ʃek. kirda oleni ɡokteki kuslar jijet͡ʃek. t͡ʃunku jahve bojle sojledi.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-019-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yaklaşıp kenti gördü ve onun için ağlayıp dedi,|jesua jaklasip kenti ɡordu ve onun it͡ʃin aɡlajip dediʔ New-Testament-James-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O kişi Efendi’den bir şey alacağını sanmasın.|o kisi efendi’den bir sej alat͡ʃaɡini sanmasin. Old-Testament-1-Kings-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in bütün ihtiyarları geldiler ve kâhinler sandığı kaldırdılar.|israelʔin butun ihtijarlari ɡeldiler ve kahinler sandiɡi kaldirdilar. Old-Testament-Psalms-040-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurban ve sunuyu istemedin. Kulaklarımı açtın. Yakmalık sunu ve günah sunusunu da istemedin.|kurban ve sunuju istemedin. kulaklarimi at͡ʃtin. jakmalik sunu ve ɡunah sunusunu da istemedin. Old-Testament-Psalms-130-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sende bağışlanma var, bunun için senden korkulsun.|ama sende baɡislanma varʔ bunun it͡ʃin senden korkulsun. Old-Testament-1-Chronicles-006-053|und|SPEAKER_00_Turkish|onun oğlu Sadok ve onun oğlu Ahimaats.|onun oɡlu sadok ve onun oɡlu ahimaats. Old-Testament-2-Kings-017-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sizi Mısır diyarından büyük bir güçle ve uzanmış koluyla çıkarmış olan Yahve'den korkacaksınız, O'na eğileceksiniz ve O'na kurban keseceksiniz.|ama sizi misir dijarindan bujuk bir ɡut͡ʃle ve uzanmis kolujla t͡ʃikarmis olan jahveʔden korkat͡ʃaksinizʔ oʔna eɡilet͡ʃeksiniz ve oʔna kurban keset͡ʃeksiniz. Old-Testament-Leviticus-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bu, Yahve'ye sunu olarak sunulmayan kirli bir hayvansa, hayvanı kâhinin önünde durduracak;|eɡer buʔ jahveʔje sunu olarak sunulmajan kirli bir hajvansaʔ hajvani kahinin onunde durdurat͡ʃak; New-Testament-Mark-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodiya bu nedenle Yuhanna’ya karşı kin besliyor; onu öldürmek istiyor ama yapamıyordu.|hirodija bu nedenle juhanna’ja karsi kin beslijor; onu oldurmek istijor ama japamijordu. New-Testament-Matthew-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Vay size ey yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Çünkü siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlar gibisiniz.|“vaj size ej jazit͡ʃilar ve ferisilerʔ ikijuzluler! t͡ʃunku siz distan ɡuzel ɡorunenʔ ama it͡ʃi olu kemikleri ve her turlu pislikle dolu badanali mezarlar ɡibisiniz. New-Testament-2-Corinthians-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca kardeşler, sizlere Makedonya topluluklarına verilen Tanrı lütfundan söz etmek istiyoruz.|ajrit͡ʃa kardeslerʔ sizlere makedonja topluluklarina verilen tanri lutfundan soz etmek istijoruz. Old-Testament-Exodus-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece halk, saman için anız toplamak amacıyla tüm Mısır diyarına dağıldı.|bojlet͡ʃe halkʔ saman it͡ʃin aniz toplamak amat͡ʃijla tum misir dijarina daɡildi. New-Testament-Revelation-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökteki, yerdeki, yer altındaki, denizdeki bütün yaratıkların ve onlarda bulunan her şeyin şöyle dediğini duydum: “Övgü, saygı, yücelik ve hâkimiyet sonsuzlara dek taht üzerinde oturanın ve Kuzu’nun olsun! Amin!”|ɡoktekiʔ jerdekiʔ jer altindakiʔ denizdeki butun jaratiklarin ve onlarda bulunan her sejin sojle dediɡini dujdum “ovɡuʔ sajɡiʔ jut͡ʃelik ve hakimijet sonsuzlara dek taht uzerinde oturanin ve kuzu’nun olsun! amin!” Old-Testament-2-Kings-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasına, “Başım! Başım!” dedi. Hizmetçisine, “Onu annesine götür” dedi.|babasinaʔ “basim! basim!” dedi. hizmett͡ʃisineʔ “onu annesine ɡotur” dedi. New-Testament-Acts-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yukarıda, gökyüzünde harikalar göstereceğim, aşağıda, yeryüzünde belirtiler, kan, ateş ve duman bulutları görülecek.|jukaridaʔ ɡokjuzunde harikalar ɡosteret͡ʃeɡimʔ asaɡidaʔ jerjuzunde belirtilerʔ kanʔ ates ve duman bulutlari ɡorulet͡ʃek. New-Testament-2-Thessalonians-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yeşua alev alev yanan ateş içinde güçlü melekleriyle gökten göründüğünde bizimle birlikte sıkıntı çeken sizleri rahata kavuşturacaktır.|efendi jesua alev alev janan ates it͡ʃinde ɡut͡ʃlu meleklerijle ɡokten ɡorunduɡunde bizimle birlikte sikinti t͡ʃeken sizleri rahata kavusturat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-051-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Herkes budala ve bilgisiz oldu. Her kuyumcu kendi suretinden dolayı hayal kırıklığına uğradı, çünkü dökme suretleri yalandır, ve onlarda soluk yoktur.|“herkes budala ve bilɡisiz oldu. her kujumt͡ʃu kendi suretinden dolaji hajal kirikliɡina uɡradiʔ t͡ʃunku dokme suretleri jalandirʔ ve onlarda soluk joktur. New-Testament-Acts-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa onunla kendi inançları hakkında, ölmüş olup Pavlus’un iddasına göre yaşamakta olan Yeşua adındaki biriyle ilgili bazı sorunlar vardı.|ojsa onunla kendi inant͡ʃlari hakkindaʔ olmus olup pavlus’un iddasina ɡore jasamakta olan jesua adindaki birijle ilɡili bazi sorunlar vardi. New-Testament-Matthew-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi kendinize, ‘Biz Avraham’ın çocuklarıyız’ diye düşünmeyin. Size şunu söyleyeyim: Tanrı, Avraham’a şu taşlardan da çocuk yetiştirebilir.|kendi kendinizeʔ ‘biz avraham’in t͡ʃot͡ʃuklarijiz’ dije dusunmejin. size sunu sojlejejim tanriʔ avraham’a su taslardan da t͡ʃot͡ʃuk jetistirebilir. Old-Testament-Leviticus-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama ben size, \"\"Onların topraklarını miras alacaksınız, ben de onu, süt ve bal akan ülkeyi mülk olarak size vereceğim\"\" dedim. Sizi halklardan ayıran Tanrınız Yahve benim.'\"\"\"|\"ama ben sizeʔ \"\"onlarin topraklarini miras alat͡ʃaksinizʔ ben de onuʔ sut ve bal akan ulkeji mulk olarak size veret͡ʃeɡim\"\" dedim. sizi halklardan ajiran tanriniz jahve benim.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Güvey geç kalınca, hepsini uyku bastı ve uyudular.|ɡuvej ɡet͡ʃ kalint͡ʃaʔ hepsini ujku basti ve ujudular. New-Testament-Luke-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa malını fahişelerle yiyip bitiren şu oğlun gelince, onun için besili danayı kestin.’”|ojsa malini fahiselerle jijip bitiren su oɡlun ɡelint͡ʃeʔ onun it͡ʃin besili danaji kestin.’” Old-Testament-2-Chronicles-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı'nın bir adamı ona gelip, \"\"Ey kral, İsrael ordusu seninle gitmesin, çünkü Yahve İsrael'le, Efraim'in bütün çocuklarıyla birlikte değildir\"\" dedi.\"|\"tanriʔnin bir adami ona ɡelipʔ \"\"ej kralʔ israel ordusu seninle ɡitmesinʔ t͡ʃunku jahve israelʔleʔ efraimʔin butun t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte deɡildir\"\" dedi.\" New-Testament-2-Corinthians-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, biz bundan böyle bedene göre kimseyi tanımayız. Mesih’i bedene göre tanıdıksa da, artık şimdi öyle tanımıyoruz.|bu nedenleʔ biz bundan bojle bedene ɡore kimseji tanimajiz. mesih’i bedene ɡore tanidiksa daʔ artik simdi ojle tanimijoruz. Old-Testament-Leviticus-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye suç sunusunu, kâhine suç sunusu olarak senin biçtiğin değere göre sürüden kusursuz bir koç getirecek.|jahveʔje sut͡ʃ sunusunuʔ kahine sut͡ʃ sunusu olarak senin bit͡ʃtiɡin deɡere ɡore suruden kusursuz bir kot͡ʃ ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-Deuteronomy-002-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Sihon, kendisi ve bütün halkı Yahaz'da savaşmak üzere bize karşı çıktı.|bunun uzerine sihonʔ kendisi ve butun halki jahazʔda savasmak uzere bize karsi t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-114-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey deniz, ne oldu da kaçtın? Ey Yarden, neden ters döndün?|ej denizʔ ne oldu da kat͡ʃtin? ej jardenʔ neden ters dondun? New-Testament-Acts-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu alıp komutana götürdü. “Tutuklu Pavlus beni çağırdı ve bu genci sana getirmemi istedi. Sana söylemek istediği bir şey varmış” dedi.|onu alip komutana ɡoturdu. “tutuklu pavlus beni t͡ʃaɡirdi ve bu ɡent͡ʃi sana ɡetirmemi istedi. sana sojlemek istediɡi bir sej varmis” dedi. Old-Testament-Genesis-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle dedi: “Sodom ve Gomora'nın feryadı büyük ve günahları çok ağır olduğundan,|jahve sojle dedi “sodom ve ɡomoraʔnin ferjadi bujuk ve ɡunahlari t͡ʃok aɡir olduɡundanʔ Old-Testament-Isaiah-036-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kral evi üzerinde olan Hilkiya oğlu Elyakim, Yazıcı Şevna ve kâtip Asaf'ın oğlu Yoah giysileri yırtılmış biçimde Hizkiya'nın yanına gelip ona Rabşake'nin sözlerini bildirdiler.|bunun uzerine kral evi uzerinde olan hilkija oɡlu eljakimʔ jazit͡ʃi sevna ve katip asafʔin oɡlu joah ɡijsileri jirtilmis bit͡ʃimde hizkijaʔnin janina ɡelip ona rabsakeʔnin sozlerini bildirdiler. New-Testament-Matthew-026-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus O’na, “Seninle birlikte ölmem gerekse bile, seni inkâr etmeyeceğim” dedi. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söyledi.|petrus o’naʔ “seninle birlikte olmem ɡerekse bileʔ seni inkar etmejet͡ʃeɡim” dedi. oɡrent͡ʃilerin hepsi de ajni seji sojledi. Old-Testament-Numbers-032-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama eğer bunu yapmazsanız, işte, Yahve'ye karşı günah işlemiş olursunuz; ve emin olun günahınız sizi bulacaktır.|“ama eɡer bunu japmazsanizʔ isteʔ jahveʔje karsi ɡunah islemis olursunuz; ve emin olun ɡunahiniz sizi bulat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Samuel-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Baal Perazim'e geldi ve orada onları vurdu. Sonra şöyle dedi: \"\"Suların yarığı gibi Yahve düşmanlarımı önümde kırdı.\"\" Bu nedenle o yerin adını Baal Perazim koydu.\"|\"david baal perazimʔe ɡeldi ve orada onlari vurdu. sonra sojle dedi \"\"sularin jariɡi ɡibi jahve dusmanlarimi onumde kirdi.\"\" bu nedenle o jerin adini baal perazim kojdu.\" Old-Testament-1-Kings-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün boyunca birbirlerinin karşısında ordugâh kurdular. Sonra yedinci gün savaş başladı ve İsraelliler bir günde Suriyeliler'in yüz bin yayasını öldürdüler.|jedi ɡun bojunt͡ʃa birbirlerinin karsisinda orduɡah kurdular. sonra jedint͡ʃi ɡun savas basladi ve israelliler bir ɡunde surijelilerʔin juz bin jajasini oldurduler. Old-Testament-Genesis-044-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi hizmetkârın babamın yanına vardığımızda, çocuk bizimle birlikte olmazsa, onun hayatı, çocuğun hayatına bağlı olduğundan,|simdi hizmetkarin babamin janina vardiɡimizdaʔ t͡ʃot͡ʃuk bizimle birlikte olmazsaʔ onun hajatiʔ t͡ʃot͡ʃuɡun hajatina baɡli olduɡundanʔ New-Testament-Mark-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“O, suçlularla birlikte sayıldı” diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu.|“oʔ sut͡ʃlularla birlikte sajildi” dijen kutsal jazi jerine ɡelmis oldu. Old-Testament-2-Chronicles-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine İsrael Kralı'yla Yahuda Kralı Yehoşafat Ramot Gilad’a çıktılar.|bunun uzerine israel kraliʔjla jahuda krali jehosafat ramot ɡilad’a t͡ʃiktilar. Old-Testament-Numbers-032-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Nevo'yu, Baal Meon'u (adları değiştirildi) ve Sivma'yı kurdular. Kurdukları kentlere başka adlar verdiler.|nevoʔjuʔ baal meonʔu (adlari deɡistirildi) ve sivmaʔji kurdular. kurduklari kentlere baska adlar verdiler. Old-Testament-Psalms-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücüm çömlek parçası gibi kurudu. Dilim damağıma yapışıyor. Beni ölüm toprağına yatırdın.|ɡut͡ʃum t͡ʃomlek part͡ʃasi ɡibi kurudu. dilim damaɡima japisijor. beni olum topraɡina jatirdin. Old-Testament-Numbers-026-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Efraim'in oğulları şunlardır: Şutelah'tan Şutelahiler soyu; Beker'den Bekeriler soyu; Tahan'dan Tahaniler soyu.|sojlarina ɡore efraimʔin oɡullari sunlardir sutelahʔtan sutelahiler soju; bekerʔden bekeriler soju; tahanʔdan tahaniler soju. Old-Testament-Exodus-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşaklarına göre Levi oğullarının adları şunlardır: Gerşon, Kohat, Merari ve Levi'nin yaşam yılları yüz otuz yedi yıldı.|kusaklarina ɡore levi oɡullarinin adlari sunlardir ɡersonʔ kohatʔ merari ve leviʔnin jasam jillari juz otuz jedi jildi. New-Testament-Matthew-013-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle yanıt verdi: “İyi tohumu eken İnsanoğlu’dur.|onlara sojle janit verdi “iji tohumu eken insanoɡlu’dur. Old-Testament-Psalms-099-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulut sütunu içinde onlarla konuştu. O’nun tanıklıklarını ve kendilerine vermiş olduğu kuralları tuttular.|bulut sutunu it͡ʃinde onlarla konustu. o’nun tanikliklarini ve kendilerine vermis olduɡu kurallari tuttular. Old-Testament-Jeremiah-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kime konuşup tanıklık edeyim de duysunlar? İşte, kulakları sünnetsiz ve dinleyemiyorlar. İşte, Yahve'nin sözü onlar için bir utanç oldu. Ondan hoşlanmıyorlar.|kime konusup taniklik edejim de dujsunlar? isteʔ kulaklari sunnetsiz ve dinlejemijorlar. isteʔ jahveʔnin sozu onlar it͡ʃin bir utant͡ʃ oldu. ondan hoslanmijorlar. Old-Testament-Numbers-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bölüğü ve ondan sayılanlar kırk beş bin altı yüz elli kişiydi.\"\"\"|\"onun boluɡu ve ondan sajilanlar kirk bes bin alti juz elli kisijdi.\"\"\" New-Testament-Matthew-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, size önceden söylüyorum.”|“isteʔ size ont͡ʃeden sojlujorum.” Old-Testament-2-Chronicles-029-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral Hizkiya erkenden kalktı, kentin beylerini topladı ve Yahve'nin evine çıktı.|o zaman kral hizkija erkenden kalktiʔ kentin bejlerini topladi ve jahveʔnin evine t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-097-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşeği dünyayı aydınlatır. Yeryüzü görüp titrer.|simseɡi dunjaji ajdinlatir. jerjuzu ɡorup titrer. Old-Testament-2-Kings-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya atalarıyla uyudu ve oğlu Manaşşe onun yerine kral oldu.|hizkija atalarijla ujudu ve oɡlu manasse onun jerine kral oldu. Old-Testament-Exodus-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi, \"\"İşte, seni Firavun'a Tanrı gibi yaptım ve kardeşin Aron senin peygamberin olacak.\"|\"jahve moseʔje sojle dediʔ \"\"isteʔ seni firavunʔa tanri ɡibi japtim ve kardesin aron senin pejɡamberin olat͡ʃak.\" Old-Testament-Hosea-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreklerinde bütün kötülüklerini hatırladığımı düşünmezler. Şimdi kendi işleri onların çevresini sardı. Yüzümün önündedirler.|jureklerinde butun kotuluklerini hatirladiɡimi dusunmezler. simdi kendi isleri onlarin t͡ʃevresini sardi. juzumun onundedirler. New-Testament-Luke-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanginiz kaygılanmakla boyuna bir arşın ekleyebilir?|hanɡiniz kajɡilanmakla bojuna bir arsin eklejebilir? Old-Testament-2-Chronicles-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam, Avşalom'un torunu Maaka'yı bütün karılarından ve cariyelerinden daha çok sevdi; çünkü on sekiz karı ve altmış cariye aldı ve yirmi sekiz oğul ve altmış kız babası oldu.|rehovamʔ avsalomʔun torunu maakaʔji butun karilarindan ve t͡ʃarijelerinden daha t͡ʃok sevdi; t͡ʃunku on sekiz kari ve altmis t͡ʃarije aldi ve jirmi sekiz oɡul ve altmis kiz babasi oldu. Old-Testament-Ezekiel-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'da fahişelik yaptılar. Gençliklerinde fahişelik yaptılar. Onların memeleri orada okşandı, onların el değmemişliklerine orada el sürüldü.|misirʔda fahiselik japtilar. ɡent͡ʃliklerinde fahiselik japtilar. onlarin memeleri orada oksandiʔ onlarin el deɡmemisliklerine orada el suruldu. Old-Testament-Daniel-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallık, hakimiyet ve bütün gökyüzünün altındaki krallıkların büyüklüğü, Yüce Olan'ın kutsallarının halkına verilecek. O'nun krallığı sonsuz bir krallıktır ve bütün hakimiyetler O'na hizmet edecek ve itaat edecektir.|krallikʔ hakimijet ve butun ɡokjuzunun altindaki kralliklarin bujukluɡuʔ jut͡ʃe olanʔin kutsallarinin halkina verilet͡ʃek. oʔnun kralliɡi sonsuz bir kralliktir ve butun hakimijetler oʔna hizmet edet͡ʃek ve itaat edet͡ʃektir. Old-Testament-2-Samuel-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav eve, kralın yanına geldi ve, \"\"Bugün, yaşamını, oğullarının ve kızlarının yaşamlarını, karılarının yaşamlarını ve cariyelerinin yaşamlarını kurtaran bütün hizmetkârlarının yüzünü utandırdın;\"|\"joav eveʔ kralin janina ɡeldi veʔ \"\"buɡunʔ jasaminiʔ oɡullarinin ve kizlarinin jasamlariniʔ karilarinin jasamlarini ve t͡ʃarijelerinin jasamlarini kurtaran butun hizmetkarlarinin juzunu utandirdin;\" Old-Testament-Numbers-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, erkekle karısı arasında, bir baba ile kızı arasında, gençliğinde kızın babasının evinde olduğunda, Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu kurallardır.|bunlarʔ erkekle karisi arasindaʔ bir baba ile kizi arasindaʔ ɡent͡ʃliɡinde kizin babasinin evinde olduɡundaʔ jahveʔnin moseʔje bujurduɡu kurallardir. New-Testament-Mark-004-035|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün akşam olunca öğrencilerine, “Karşı tarafa geçelim” dedi.|o ɡun aksam olunt͡ʃa oɡrent͡ʃilerineʔ “karsi tarafa ɡet͡ʃelim” dedi. Old-Testament-1-Kings-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanına on somun ekmek, birkaç kurabiye ve bir testi bal al ve ona git. O sana çocuğa ne olacağını bildirecektir.”|janina on somun ekmekʔ birkat͡ʃ kurabije ve bir testi bal al ve ona ɡit. o sana t͡ʃot͡ʃuɡa ne olat͡ʃaɡini bildiret͡ʃektir.” Old-Testament-Leviticus-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O ondan Yahve'ye ateşle yapılan bir sunu olarak sunacak; içini kaplayan yağı ve iç kısımdaki tüm yağları,|o ondan jahveʔje atesle japilan bir sunu olarak sunat͡ʃak; it͡ʃini kaplajan jaɡi ve it͡ʃ kisimdaki tum jaɡlariʔ Old-Testament-Genesis-041-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yiyecek Mısır'da olacak olan yedi yıllık kıtlığa karşı ülkeyi doyurmak için erzak olacak, öyle ki, ülke kıtlık yüzünden mahvolmasın.”|bu jijet͡ʃek misirʔda olat͡ʃak olan jedi jillik kitliɡa karsi ulkeji dojurmak it͡ʃin erzak olat͡ʃakʔ ojle kiʔ ulke kitlik juzunden mahvolmasin.” Old-Testament-1-Kings-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral halka sert bir şekilde yanıt verdi ve yaşlıların kendisine verdikleri öğüdü bıraktı,|kral halka sert bir sekilde janit verdi ve jaslilarin kendisine verdikleri oɡudu biraktiʔ Old-Testament-1-Kings-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman İzebel’e, “Navot taşlandı ve öldü” diye haber gönderdiler.|o zaman izebel’eʔ “navot taslandi ve oldu” dije haber ɡonderdiler. New-Testament-Matthew-022-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde ikincisi de şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’|ajni sekilde ikint͡ʃisi de sudur ‘komsunu kendin ɡibi sevet͡ʃeksin.’ Old-Testament-Proverbs-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarınla övünme, çünkü günün ne getireceğini bilemezsin.|jarinla ovunmeʔ t͡ʃunku ɡunun ne ɡetiret͡ʃeɡini bilemezsin. Old-Testament-1-Chronicles-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham'la yaptığı antlaşmayı, İshak'a olan andını hatırlayın.|avrahamʔla japtiɡi antlasmajiʔ ishakʔa olan andini hatirlajin. Old-Testament-Judges-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocukları, kardeşleri Benyamin için üzülüp şöyle dediler: \"\"Bugün İsrael'den kopmuş bir oymak var.\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ kardesleri benjamin it͡ʃin uzulup sojle dediler \"\"buɡun israelʔden kopmus bir ojmak var.\" Old-Testament-Jeremiah-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer bunu gerçekten yaparsanız, o zaman David tahtı üzerinde oturan krallar, savaş arabalarına ve atlarına binerek, hizmetkârlarıyla ve halklarıyla birlikte bu evin kapılarından girecekler.|t͡ʃunku eɡer bunu ɡert͡ʃekten japarsanizʔ o zaman david tahti uzerinde oturan krallarʔ savas arabalarina ve atlarina binerekʔ hizmetkarlarijla ve halklarijla birlikte bu evin kapilarindan ɡiret͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle oldu ki, kâhinler kutsal yerden çıktıkları zaman, bulut Yahve'nin evini doldurdu,|ojle oldu kiʔ kahinler kutsal jerden t͡ʃiktiklari zamanʔ bulut jahveʔnin evini doldurduʔ New-Testament-Matthew-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla önceden bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu:|buʔ pejɡamber jesaja arat͡ʃiliɡijla ont͡ʃeden bildirilen su soz jerine ɡelsin dije oldu Old-Testament-Genesis-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Onu Tanrı suretinde yarattı; onları erkek ve kadın olarak yarattı.|tanri insani kendi suretinde jaratti. onu tanri suretinde jaratti; onlari erkek ve kadin olarak jaratti. Old-Testament-Joshua-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Yeşu'ya, \"\"Kalk!\"\" dedi. \"\"Neden böyle yüzüstü kapandın?\"|\"jahve jesuʔjaʔ \"\"kalk!\"\" dedi. \"\"neden bojle juzustu kapandin?\" Old-Testament-Isaiah-043-021|und|SPEAKER_00_Turkish|o halk ki, övgülerimi ilan etsinler diye, ona kendim için biçim verdim.|o halk kiʔ ovɡulerimi ilan etsinler dijeʔ ona kendim it͡ʃin bit͡ʃim verdim. New-Testament-Hebrews-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle diyor: “Adını kardeşlerime bildireceğim. Topluluğun içinde seni ilahilerle öveceğim.”|sojle dijor “adini kardeslerime bildiret͡ʃeɡim. topluluɡun it͡ʃinde seni ilahilerle ovet͡ʃeɡim.” Old-Testament-Ecclesiastes-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin altında sana vermiş olduğu ömrünün bütün günlerinde, bütün boş günlerinde sevdiğin karınla sevinçle yaşa; çünkü hayattan, güneşin altındaki çektiğin emekten payın budur.|ɡunesin altinda sana vermis olduɡu omrunun butun ɡunlerindeʔ butun bos ɡunlerinde sevdiɡin karinla sevint͡ʃle jasa; t͡ʃunku hajattanʔ ɡunesin altindaki t͡ʃektiɡin emekten pajin budur. Old-Testament-Numbers-033-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Refidim'den yola çıkıp Sina Çölü'nde konakladılar.|refidimʔden jola t͡ʃikip sina t͡ʃoluʔnde konakladilar. Old-Testament-Psalms-123-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımız rahat olanların alaylarına, küstahların küçümsemesine, fazlasıyla doydu.|t͡ʃanimiz rahat olanlarin alajlarinaʔ kustahlarin kut͡ʃumsemesineʔ fazlasijla dojdu. Old-Testament-Psalms-018-042|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onları yelin önündeki toz gibi ezdim. Onları sokak çamuru gibi dışarı fırlattım.|o zaman onlari jelin onundeki toz ɡibi ezdim. onlari sokak t͡ʃamuru ɡibi disari firlattim. New-Testament-Matthew-009-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ürünün Efendisi’ne ürününü toplayacak işçiler göndersin diye dua edin.” dedi.|bu nedenleʔ urunun efendisi’ne urununu toplajat͡ʃak ist͡ʃiler ɡondersin dije dua edin.” dedi. Old-Testament-Numbers-031-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Binbaşıların ve yüzbaşıların Yahve'ye sundukları sallama sunusu altının tamamı on altı bin yedi yüz elli şekeldi.|binbasilarin ve juzbasilarin jahveʔje sunduklari sallama sunusu altinin tamami on alti bin jedi juz elli sekeldi. New-Testament-Acts-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Antakya’dan ve Konya’dan gelen bazı Yahudiler kalabalığı kandırıp Pavlus’u taşladılar. Öldüğünü sanıp onu kentin dışına sürüklediler.|ama antakja’dan ve konja’dan ɡelen bazi jahudiler kalabaliɡi kandirip pavlus’u tasladilar. olduɡunu sanip onu kentin disina suruklediler. New-Testament-Revelation-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylesine büyük zenginlik bir saat içinde harap oldu. Gemi kaptanları, yolculuğa çıkanlar, denizciler ve denizden geçimini sağlayan herkes uzakta durdular.|bojlesine bujuk zenɡinlik bir saat it͡ʃinde harap oldu. ɡemi kaptanlariʔ jolt͡ʃuluɡa t͡ʃikanlarʔ denizt͡ʃiler ve denizden ɡet͡ʃimini saɡlajan herkes uzakta durdular. New-Testament-Revelation-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna gördüklerinin tümüne, Tanrı sözüne ve Yeşua Mesih’in tanıklığına tanıklık etti.|juhanna ɡorduklerinin tumuneʔ tanri sozune ve jesua mesih’in tanikliɡina taniklik etti. New-Testament-Acts-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencilerin canlarını güçlendirdiler, imanda devam etmeleri için onları teşvik ettiler ve birçok sıkıntıdan geçerek Tanrı Krallığı'na girmemiz gerektiğini söylediler.|oɡrent͡ʃilerin t͡ʃanlarini ɡut͡ʃlendirdilerʔ imanda devam etmeleri it͡ʃin onlari tesvik ettiler ve birt͡ʃok sikintidan ɡet͡ʃerek tanri kralliɡiʔna ɡirmemiz ɡerektiɡini sojlediler. Old-Testament-2-Samuel-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü sen bunu gizlice yaptın, ama ben bunu bütün İsrael'in önünde ve güneşin gözü önünde yapacağım.'\"\"\"|\"t͡ʃunku sen bunu ɡizlit͡ʃe japtinʔ ama ben bunu butun israelʔin onunde ve ɡunesin ɡozu onunde japat͡ʃaɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-050-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kudretli Olan Tanrı, Yahve konuşuyor, gün doğumundan gün batımına kadar yeryüzüne sesleniyor.|kudretli olan tanriʔ jahve konusujorʔ ɡun doɡumundan ɡun batimina kadar jerjuzune seslenijor. New-Testament-Mark-001-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’ya cüzamlı biri geldi. Önünde diz çökerek, “İstersen beni temizleyebilirsin” diye yalvardı.|jesua’ja t͡ʃuzamli biri ɡeldi. onunde diz t͡ʃokerekʔ “istersen beni temizlejebilirsin” dije jalvardi. New-Testament-Luke-020-043|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki düşmanlarını ayaklarının altına basamak yapıncaya dek.’”|ta ki dusmanlarini ajaklarinin altina basamak japint͡ʃaja dek.’” New-Testament-Acts-009-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yafa’da, Tabita adında bir Mesih öğrencisi vardı. Tabita tercümesi ceylan demektir. Bu kadın sürekli iyilik yapıp yoksullara yardım ederdi.|jafa’daʔ tabita adinda bir mesih oɡrent͡ʃisi vardi. tabita tert͡ʃumesi t͡ʃejlan demektir. bu kadin surekli ijilik japip joksullara jardim ederdi. Old-Testament-Psalms-110-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve senin kuvvet asanı Siyon'dan gönderecek. Düşmanlarının arasında hüküm sür.|jahve senin kuvvet asani sijonʔdan ɡonderet͡ʃek. dusmanlarinin arasinda hukum sur. Old-Testament-1-Kings-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Baktı ve işte, başının yanında kömürde pişirilmiş bir pide ve bir testi su vardı. Yiyip içti ve tekrar yattı.|bakti ve isteʔ basinin janinda komurde pisirilmis bir pide ve bir testi su vardi. jijip it͡ʃti ve tekrar jatti. Old-Testament-Psalms-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana yollarını göster, ey Yahve. Bana yönlerini bildir.|bana jollarini ɡosterʔ ej jahve. bana jonlerini bildir. Old-Testament-1-Chronicles-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevron oğullarının başı Eliel ve kardeşleri seksen kişi;|hevron oɡullarinin basi eliel ve kardesleri seksen kisi; New-Testament-Revelation-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gördüğün kadın dünya kralları üzerinde hüküm süren büyük kenttir.”|ɡorduɡun kadin dunja krallari uzerinde hukum suren bujuk kenttir.” Old-Testament-Exodus-028-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizmet etme görevi Aron'a ait olacak; kutsal yere Yahve'nin huzuruna girdiğinde ve çıktığında ölmedi diye onun sesi duyulacak.\"\"\"|\"hizmet etme ɡorevi aronʔa ait olat͡ʃak; kutsal jere jahveʔnin huzuruna ɡirdiɡinde ve t͡ʃiktiɡinda olmedi dije onun sesi dujulat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Geval'ın ihtiyarları, ve onun bilge adamları senin gemi gediklerini onarıyorlardı. Denizcileriyle birlikte denizin bütün gemileri senin mallarını değiş tokuş etmek için sendeydi.\"\"\"\"'\"|\"ɡevalʔin ihtijarlariʔ ve onun bilɡe adamlari senin ɡemi ɡediklerini onarijorlardi. denizt͡ʃilerijle birlikte denizin butun ɡemileri senin mallarini deɡis tokus etmek it͡ʃin sendejdi.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Chronicles-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|'Eğer başımıza kötülük gelirse, kılıç, yargı, veba ya da kıtlık gelirse, bu evin önünde ve senin önünde duracağız (çünkü senin adın bu evdedir), sıkıntımızda sana feryat edeceğiz, sen de işiteceksin ve kurtaracaksın.'|ʔeɡer basimiza kotuluk ɡelirseʔ kilit͡ʃʔ jarɡiʔ veba ja da kitlik ɡelirseʔ bu evin onunde ve senin onunde durat͡ʃaɡiz (t͡ʃunku senin adin bu evdedir)ʔ sikintimizda sana ferjat edet͡ʃeɡizʔ sen de isitet͡ʃeksin ve kurtarat͡ʃaksin.ʔ Old-Testament-1-Chronicles-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Damaskuslu Suriyeliler Sova Kralı Hadadezer'e yardım etmeye geldiklerinde, David Suriyeliler'den yirmi iki bin kişiyi vurdu.|damaskuslu surijeliler sova krali hadadezerʔe jardim etmeje ɡeldiklerindeʔ david surijelilerʔden jirmi iki bin kisiji vurdu. Old-Testament-Micah-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızdan oyma suretlerinizi ve dikili taşlarını söküp atacağım; ve artık kendi ellerinin işine tapmayacaksın.|aranizdan ojma suretlerinizi ve dikili taslarini sokup atat͡ʃaɡim; ve artik kendi ellerinin isine tapmajat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Samuel-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eli’ye koşup, “Buradayım, çünkü beni çağırdın” dedi. Eli, “Ben çağırmadım. Yeniden yat.” dedi. Gidip yattı.|eli’je kosupʔ “buradajimʔ t͡ʃunku beni t͡ʃaɡirdin” dedi. eliʔ “ben t͡ʃaɡirmadim. jeniden jat.” dedi. ɡidip jatti. New-Testament-2-John-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Seçilmiş kız kardeşinizin çocukları sana selam ederler. Amin.|set͡ʃilmis kiz kardesinizin t͡ʃot͡ʃuklari sana selam ederler. amin. Old-Testament-2-Chronicles-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları kendi kardeşlerinden iki yüz bin kadınlar, oğullar ve kızlar esir aldılar; onlardan çok ganimet de alıp ganimeti Samariya'ya getirdiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari kendi kardeslerinden iki juz bin kadinlarʔ oɡullar ve kizlar esir aldilar; onlardan t͡ʃok ɡanimet de alip ɡanimeti samarijaʔja ɡetirdiler. Old-Testament-Numbers-003-046|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının ilk doğanlarından Levililer'in sayısını aşan iki yüz yetmiş üç kişinin bedeli için,|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ilk doɡanlarindan levililerʔin sajisini asan iki juz jetmis ut͡ʃ kisinin bedeli it͡ʃinʔ Old-Testament-Proverbs-028-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendine güvenen akılsızdır, ama bilgelikte yürüyen güvenlikte olur.|kendine ɡuvenen akilsizdirʔ ama bilɡelikte jurujen ɡuvenlikte olur. Old-Testament-Song-of-Songs-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük sular sevgiyi söndüremez, seller de onu boğamaz. Bir adam sevgisi için evinin bütün servetini verse, tümüyle hor görülür.|bujuk sular sevɡiji sonduremezʔ seller de onu boɡamaz. bir adam sevɡisi it͡ʃin evinin butun servetini verseʔ tumujle hor ɡorulur. Old-Testament-2-Chronicles-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahve onun elinde krallığı pekiştirdi. Bütün Yahuda Yehoşafat'a hediyeler getirdi ve bol serveti ve saygınlığı vardı.|bu nedenle jahve onun elinde kralliɡi pekistirdi. butun jahuda jehosafatʔa hedijeler ɡetirdi ve bol serveti ve sajɡinliɡi vardi. New-Testament-John-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu onu sınamak için söyledi, çünkü ne yapacağını kendisi biliyordu.|bunu onu sinamak it͡ʃin sojlediʔ t͡ʃunku ne japat͡ʃaɡini kendisi bilijordu. Old-Testament-Judges-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeftah kardeşlerinden kaçıp Tob diyarına yerleşti. Kanun kaçakları Yeftah'a katıldı ve onunla birlikte çıkarlardı.|bunun uzerine jeftah kardeslerinden kat͡ʃip tob dijarina jerlesti. kanun kat͡ʃaklari jeftahʔa katildi ve onunla birlikte t͡ʃikarlardi. Old-Testament-Deuteronomy-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Size buyurmakta olduğum söze bir şey katmayacaksınız ve ondan bir şey çıkarmayacaksınız ta ki, Tanrınız Yahve'nin size buyurmakta olduğum buyruklarını tutasınız.|size bujurmakta olduɡum soze bir sej katmajat͡ʃaksiniz ve ondan bir sej t͡ʃikarmajat͡ʃaksiniz ta kiʔ tanriniz jahveʔnin size bujurmakta olduɡum bujruklarini tutasiniz. Old-Testament-Exodus-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı günde getirdiklerini hazırlayacaklar ve bu, günlük topladıklarının iki katı olacak.”|altint͡ʃi ɡunde ɡetirdiklerini hazirlajat͡ʃaklar ve buʔ ɡunluk topladiklarinin iki kati olat͡ʃak.” Old-Testament-Exodus-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak her kadın komşusundan ve evini ziyaret edenden gümüş takılar, altın takılar ve giysiler isteyecek. Bunları oğullarınızın ve kızlarınızın üzerine takacaksınız. Mısırlılar'ı yağmalayacaksınız.\"\"\"|\"ant͡ʃak her kadin komsusundan ve evini zijaret edenden ɡumus takilarʔ altin takilar ve ɡijsiler istejet͡ʃek. bunlari oɡullarinizin ve kizlarinizin uzerine takat͡ʃaksiniz. misirlilarʔi jaɡmalajat͡ʃaksiniz.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin topluluğunda kim durdu ki, sözünü fark edip duysun? Sözümü kim dinledi de duydu?|t͡ʃunku jahveʔnin topluluɡunda kim durdu kiʔ sozunu fark edip dujsun? sozumu kim dinledi de dujdu? Old-Testament-Psalms-144-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşek çaktır, onları dağıt. Oklarını gönder de onları bozguna uğrat.|simsek t͡ʃaktirʔ onlari daɡit. oklarini ɡonder de onlari bozɡuna uɡrat. Old-Testament-Joshua-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve bunlar Levi çocuklarından olan Kohatlılar boylarından Aron'un çocukları içindiler.|ve bunlar levi t͡ʃot͡ʃuklarindan olan kohatlilar bojlarindan aronʔun t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃindiler. Old-Testament-Exodus-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve belli bir zaman belirleyip şöyle dedi: \"\"Yahve yarın ülkede bu işi yapacak.\"\"\"|\"jahve belli bir zaman belirlejip sojle dedi \"\"jahve jarin ulkede bu isi japat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Luke-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar oradayken, Mariyam’ın doğurma günü geldi.|onlar oradajkenʔ marijam’in doɡurma ɡunu ɡeldi. Old-Testament-2-Chronicles-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Sur Kralı Huram, Solomon'a gönderdiği yazıyla şöyle karşılık verdi: “Yahve halkını sevdiği için seni onların üzerine kral yaptı.”|o zaman sur krali huramʔ solomonʔa ɡonderdiɡi jazijla sojle karsilik verdi “jahve halkini sevdiɡi it͡ʃin seni onlarin uzerine kral japti.” New-Testament-Luke-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Buhur saatinde bütün halk kalabalığı dışarıda dua ediyordu.|buhur saatinde butun halk kalabaliɡi disarida dua edijordu. Old-Testament-Leviticus-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin onları sallamalık sunu olarak iki kuzuyla birlikte ilk ürünlerden oluşan ekmekle birlikte Yahve'nin önünde sallayacak. Kâhin için Yahve'ye kutsal olacaklar.|kahin onlari sallamalik sunu olarak iki kuzujla birlikte ilk urunlerden olusan ekmekle birlikte jahveʔnin onunde sallajat͡ʃak. kahin it͡ʃin jahveʔje kutsal olat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-026-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu altınla kaplanmış akasya ağacından dört sütun üzerine asacaksın. Çengelleri dört gümüş taban üzerinde altından olacak.|onu altinla kaplanmis akasja aɡat͡ʃindan dort sutun uzerine asat͡ʃaksin. t͡ʃenɡelleri dort ɡumus taban uzerinde altindan olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman size buyurup dedim, \"\"Tanrınız Yahve bu diyarı mülk olarak size verdi. Siz bütün yiğitler, kardeşlerinizin, İsrael'in çocuklarının önünden silahlı olarak geçeceksiniz.\"|\"o zaman size bujurup dedimʔ \"\"tanriniz jahve bu dijari mulk olarak size verdi. siz butun jiɡitlerʔ kardeslerinizinʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden silahli olarak ɡet͡ʃet͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-Exodus-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Parçalanmışsa kanıt olarak getirsin. Parçalanmış olanı ödemiyecektir.|part͡ʃalanmissa kanit olarak ɡetirsin. part͡ʃalanmis olani odemijet͡ʃektir. New-Testament-Colossians-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse sizi ikna edici sözlerle kandırmasın diye söylüyorum bunu.|hit͡ʃ kimse sizi ikna edit͡ʃi sozlerle kandirmasin dije sojlujorum bunu. Old-Testament-1-Chronicles-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilha'da, Esem'de, Tolad'da,|bilhaʔdaʔ esemʔdeʔ toladʔdaʔ New-Testament-Galatians-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|çekememezlik, adam öldürme, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve buna benzer şeylerdir. Daha önceden uyardığım gibi sizi yeniden uyarıyorum: Bunları yapanlar Tanrı Krallığı’nı miras alamayacaklar.|t͡ʃekememezlikʔ adam oldurmeʔ sarhoslukʔ t͡ʃilɡin eɡlent͡ʃeler ve buna benzer sejlerdir. daha ont͡ʃeden ujardiɡim ɡibi sizi jeniden ujarijorum bunlari japanlar tanri kralliɡi’ni miras alamajat͡ʃaklar. New-Testament-Philippians-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim için yaşamak Mesih’tir, ölmek kazançtır.|benim it͡ʃin jasamak mesih’tirʔ olmek kazant͡ʃtir. New-Testament-John-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine adam, “Günahkâr olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, kördüm, şimdi görüyorum” dedi.|bunun uzerine adamʔ “ɡunahkar olup olmadiɡini bilmijorum. bildiɡim bir sej varʔ kordumʔ simdi ɡorujorum” dedi. Old-Testament-1-Kings-001-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin Sadok Çadır'dan yağ boynuzunu alıp Solomon'u meshetti. Boruyu çaldılar ve bütün halk, \"\"Yaşasın Kral Solomon!\"\" dedi.\"|\"kahin sadok t͡ʃadirʔdan jaɡ bojnuzunu alip solomonʔu meshetti. boruju t͡ʃaldilar ve butun halkʔ \"\"jasasin kral solomon!\"\" dedi.\" New-Testament-2-Timothy-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şunu bil ki, son günlerde çetin zamanlar gelecektir.|sunu bil kiʔ son ɡunlerde t͡ʃetin zamanlar ɡelet͡ʃektir. New-Testament-John-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua, “Bir süre daha sizinleyim, sonra beni gönderene gideceğim” dedi.|o zaman jesuaʔ “bir sure daha sizinlejimʔ sonra beni ɡonderene ɡidet͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-1-Kings-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mikaya, \"\"İşte, saklanmak için iç odaya girdiğin gün göreceksin\"\" dedi.\"|\"mikajaʔ \"\"isteʔ saklanmak it͡ʃin it͡ʃ odaja ɡirdiɡin ɡun ɡoret͡ʃeksin\"\" dedi.\" New-Testament-John-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Askerler, Yeşua’yı çarmıha gerdikten sonra giysilerini aldılar. Her birine bir pay düşecek şekilde dört parçaya böldüler. Üstlüğünü de aldılar. Üstlüğü tek parçadan oluşan dikişsiz bir dokumaydı.|askerlerʔ jesua’ji t͡ʃarmiha ɡerdikten sonra ɡijsilerini aldilar. her birine bir paj duset͡ʃek sekilde dort part͡ʃaja bolduler. ustluɡunu de aldilar. ustluɡu tek part͡ʃadan olusan dikissiz bir dokumajdi. Old-Testament-Isaiah-038-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırlangıç ya da turna kuşu gibi cıvıldaştım. Kumru gibi inledim. Gözlerim yukarıya bakmaktan zayıflıyor. Efendim, baskı altındayım. Kefilim ol.”|kirlanɡit͡ʃ ja da turna kusu ɡibi t͡ʃivildastim. kumru ɡibi inledim. ɡozlerim jukarija bakmaktan zajiflijor. efendimʔ baski altindajim. kefilim ol.” Old-Testament-Proverbs-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Güzel koku ve buhur yüreği sevindirir, bir adamın dostunun samimi öğüdü de öyle.|ɡuzel koku ve buhur jureɡi sevindirirʔ bir adamin dostunun samimi oɡudu de ojle. Old-Testament-Judges-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi bunu halkın kulağına duyurup de, 'Korkan ve titreyen kimse geri dönsün ve Gilad Dağı'ndan ayrılsın.'\"\" Böylece halktan yirmi iki bin kişi geri döndü ve on bin kişi kaldı.\"|\"simdi bunu halkin kulaɡina dujurup deʔ ʔkorkan ve titrejen kimse ɡeri donsun ve ɡilad daɡiʔndan ajrilsin.ʔ\"\" bojlet͡ʃe halktan jirmi iki bin kisi ɡeri dondu ve on bin kisi kaldi.\" New-Testament-Romans-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Efendi’nin adını çağıran herkes kurtulacaktır.”|t͡ʃunkuʔ “efendi’nin adini t͡ʃaɡiran herkes kurtulat͡ʃaktir.” New-Testament-Acts-023-035|und|SPEAKER_00_Turkish|“Seni suçlayanlar geldiği zaman seni tam dinleyeceğim” dedi. Pavlus’un, Hirodes’in sarayında tutulması için buyruk verdi.|“seni sut͡ʃlajanlar ɡeldiɡi zaman seni tam dinlejet͡ʃeɡim” dedi. pavlus’unʔ hirodes’in sarajinda tutulmasi it͡ʃin bujruk verdi. Old-Testament-Genesis-034-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün, Yakov'un oğullarından ikisi, Dina'nın kardeşleri Şimon'la Levi, onlar hala acı çekerken kılıçlarını aldılar, habersiz kente saldırdılar, bütün erkekleri öldürdüler.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡunʔ jakovʔun oɡullarindan ikisiʔ dinaʔnin kardesleri simonʔla leviʔ onlar hala at͡ʃi t͡ʃekerken kilit͡ʃlarini aldilarʔ habersiz kente saldirdilarʔ butun erkekleri oldurduler. Old-Testament-2-Samuel-015-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama kente geri dönersen ve Avşalom'a, 'Ey kral, ben senin hizmetkârın olacağım. Geçmişte babanın hizmetkârı olduğum gibi, şimdi de senin hizmetkârın olacağım dersen, o zaman Ahitofel'in öğüdünü benim için boşa çıkaracaksın.'\"|\"\"\"ama kente ɡeri donersen ve avsalomʔaʔ ʔej kralʔ ben senin hizmetkarin olat͡ʃaɡim. ɡet͡ʃmiste babanin hizmetkari olduɡum ɡibiʔ simdi de senin hizmetkarin olat͡ʃaɡim dersenʔ o zaman ahitofelʔin oɡudunu benim it͡ʃin bosa t͡ʃikarat͡ʃaksin.ʔ\" New-Testament-James-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, gemiler de çok büyük olmalarına ve sert rüzgârlarla sürüklenmelerine karşın, dümencinin gönlü nereye isterse, çok küçük bir dümenle oraya çevrilir.|isteʔ ɡemiler de t͡ʃok bujuk olmalarina ve sert ruzɡarlarla suruklenmelerine karsinʔ dument͡ʃinin ɡonlu nereje isterseʔ t͡ʃok kut͡ʃuk bir dumenle oraja t͡ʃevrilir. New-Testament-Philemon-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözümü dinleyeceğine güvenerek ve söylediklerimden fazlasını da yapacağını bilerek sana yazıyorum.|sozumu dinlejet͡ʃeɡine ɡuvenerek ve sojlediklerimden fazlasini da japat͡ʃaɡini bilerek sana jazijorum. New-Testament-Mark-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|birçok hekimin elinden çok şeyler çekmiş, varını yoğunu harcamış, iyileşeceğine daha da kötü olmuştu.|birt͡ʃok hekimin elinden t͡ʃok sejler t͡ʃekmisʔ varini joɡunu hart͡ʃamisʔ ijileset͡ʃeɡine daha da kotu olmustu. New-Testament-John-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine, bu sözlerden dolayı Yahudiler arasında yine ayrılık doğdu.|bunun uzerineʔ bu sozlerden dolaji jahudiler arasinda jine ajrilik doɡdu. New-Testament-James-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, iyi olan şeyi yapmayı bilip de yapmayana günahtır.|bu nedenleʔ iji olan seji japmaji bilip de japmajana ɡunahtir. New-Testament-Acts-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kent harekete geçti, halk da koşuştu. Pavlus’u tutup tapınağın dışına sürüklediler. Tapınağın kapıları hemen kapatıldı.|butun kent harekete ɡet͡ʃtiʔ halk da kosustu. pavlus’u tutup tapinaɡin disina suruklediler. tapinaɡin kapilari hemen kapatildi. Old-Testament-Genesis-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı şöyle dedi: “İşte, adam iyiyi ve kötüyü bilmekle bizden biri gibi oldu. Şimdi, elini uzatıp yaşam ağacından almasın, yiyip sonsuza dek yaşamasın.”|jahve tanri sojle dedi “isteʔ adam ijiji ve kotuju bilmekle bizden biri ɡibi oldu. simdiʔ elini uzatip jasam aɡat͡ʃindan almasinʔ jijip sonsuza dek jasamasin.” New-Testament-Revelation-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Diri Tanrı’nın mührüne sahip olan başka bir meleğin gün doğusundan yükseldiğini gördüm. Karaya ve denize zarar vermekle görevlendirilen dört meleğe yüksek sesle bağırıp dedi:|diri tanri’nin muhrune sahip olan baska bir meleɡin ɡun doɡusundan jukseldiɡini ɡordum. karaja ve denize zarar vermekle ɡorevlendirilen dort meleɡe juksek sesle baɡirip dedi New-Testament-Luke-003-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov oğlu, İshak oğlu, Avraham oğlu, Terah oğlu, Nahor oğlu,|jakov oɡluʔ ishak oɡluʔ avraham oɡluʔ terah oɡluʔ nahor oɡluʔ Old-Testament-Ecclesiastes-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra yüreğimde, “Akılsızın başına gelen benim de başıma gelecek. Öyleyse ben neden daha bilgeyim?” dedim. Sonra içimden, bu da boştur dedim.|sonra jureɡimdeʔ “akilsizin basina ɡelen benim de basima ɡelet͡ʃek. ojlejse ben neden daha bilɡejim?” dedim. sonra it͡ʃimdenʔ bu da bostur dedim. Old-Testament-Jeremiah-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yahve'nin sözü bana gelip şöyle dedi:|ve jahveʔnin sozu bana ɡelip sojle dedi Old-Testament-Proverbs-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı David oğlu Solomon'un özdeyişleri:|israel krali david oɡlu solomonʔun ozdejisleri Old-Testament-Numbers-026-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer'in kızının adı Serah'tı.|aserʔin kizinin adi serahʔti. Old-Testament-Numbers-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik altın bir kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik altin bir kept͡ʃe; Old-Testament-Isaiah-044-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Geri kalanını bir ilâh, kendine bir oyma suret yapar. Ona eğilir, tapınır, dua eder ve şöyle der: \"\"Kurtar beni, çünkü sen benim ilâhımsın!\"\"\"|\"ɡeri kalanini bir ilahʔ kendine bir ojma suret japar. ona eɡilirʔ tapinirʔ dua eder ve sojle der \"\"kurtar beniʔ t͡ʃunku sen benim ilahimsin!\"\"\" Old-Testament-Joshua-021-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Dimna'yı otlaklarıyla ve Nahalal'ı otlaklarıyla: Dört kent.|dimnaʔji otlaklarijla ve nahalalʔi otlaklarijla dort kent. Old-Testament-Genesis-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham Efron'u dinledi. Avraham, Het oğulları arasında söylemiş olduğu gümüşü Efron'a tartarak, tüccar ölçüsüne göre dört yüz şekel gümüş verdi.|avraham efronʔu dinledi. avrahamʔ het oɡullari arasinda sojlemis olduɡu ɡumusu efronʔa tartarakʔ tut͡ʃt͡ʃar olt͡ʃusune ɡore dort juz sekel ɡumus verdi. New-Testament-Romans-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgilerinde Tanrı’nın olmasını reddettikleri için Tanrı onları yakışıksız şeyler yapmak üzere ahlaksız bir akla teslim etti.|bilɡilerinde tanri’nin olmasini reddettikleri it͡ʃin tanri onlari jakisiksiz sejler japmak uzere ahlaksiz bir akla teslim etti. Old-Testament-Numbers-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de: 'Bir adamın karısı yoldan sapar ve ona sadakatsizlik ederse,\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ʔbir adamin karisi joldan sapar ve ona sadakatsizlik ederseʔ\" Old-Testament-Psalms-032-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğiteceğim seni, gideceğin yolu sana öğreteceğim. Gözüm üzerinde, sana öğüt vereceğim.|eɡitet͡ʃeɡim seniʔ ɡidet͡ʃeɡin jolu sana oɡretet͡ʃeɡim. ɡozum uzerindeʔ sana oɡut veret͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Kings-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yehoahaz'a elli atlıdan, on savaş arabasından ve on bin yayadan başka insanlarından kimseyi bırakmadı; çünkü Suriye Kralı onları yok etti ve onları harman tozu gibi etti.|t͡ʃunku jehoahazʔa elli atlidanʔ on savas arabasindan ve on bin jajadan baska insanlarindan kimseji birakmadi; t͡ʃunku surije krali onlari jok etti ve onlari harman tozu ɡibi etti. New-Testament-Mark-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Önden gidenler ve ardından gelenler şöyle bağırıyordu, “Hozana! Efendi’nin adıyla gelene övgüler olsun!|onden ɡidenler ve ardindan ɡelenler sojle baɡirijorduʔ “hozana! efendi’nin adijla ɡelene ovɡuler olsun! Old-Testament-Daniel-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben düşünürken, işte, batıdan bütün yeryüzünün üzerinden gelen ve yere değmeyen bir teke vardı. Tekenin gözlerinin arasında belirgin bir boynuz vardı.|ben dusunurkenʔ isteʔ batidan butun jerjuzunun uzerinden ɡelen ve jere deɡmejen bir teke vardi. tekenin ɡozlerinin arasinda belirɡin bir bojnuz vardi. Old-Testament-Isaiah-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey halklar, uğultu yapın ve paramparça olun! Dinleyin, ey hepiniz uzak ülkelerde olanlar: Savaş için kuşanın ve paramparça olun! Savaş için kuşanın ve paramparça olun!|ej halklarʔ uɡultu japin ve parampart͡ʃa olun! dinlejinʔ ej hepiniz uzak ulkelerde olanlar savas it͡ʃin kusanin ve parampart͡ʃa olun! savas it͡ʃin kusanin ve parampart͡ʃa olun! New-Testament-1-Corinthians-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepinizin başka dillerle konuşmasını isterim, ama peygamberlik etmesini daha çok isterim. Eğer topluluğun bina edilmesi için diller çevrilmiyorsa, peygamberlik eden, başka dillerle konuşandan daha büyüktür.|hepinizin baska dillerle konusmasini isterimʔ ama pejɡamberlik etmesini daha t͡ʃok isterim. eɡer topluluɡun bina edilmesi it͡ʃin diller t͡ʃevrilmijorsaʔ pejɡamberlik edenʔ baska dillerle konusandan daha bujuktur. New-Testament-Philippians-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’da olan düşünce sizde de olsun.|mesih jesua’da olan dusunt͡ʃe sizde de olsun. Old-Testament-Genesis-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü burayı yok edeceğiz. Çünkü Yahve’nin önünde onların feryadı çok büyüdü. Yahve kenti yok etmemiz için bizi gönderdi.” dedi.|t͡ʃunku buraji jok edet͡ʃeɡiz. t͡ʃunku jahve’nin onunde onlarin ferjadi t͡ʃok bujudu. jahve kenti jok etmemiz it͡ʃin bizi ɡonderdi.” dedi. Old-Testament-1-Samuel-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordugâhta, kırda ve bütün halk arasında titreme oldu; garnizon ve akıncılar da titredi, yer de sarsıldı, böylece çok büyük bir titreme oldu.|orduɡahtaʔ kirda ve butun halk arasinda titreme oldu; ɡarnizon ve akint͡ʃilar da titrediʔ jer de sarsildiʔ bojlet͡ʃe t͡ʃok bujuk bir titreme oldu. Old-Testament-Numbers-033-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yotvata'dan yola çıkıp Avrona'da konakladılar.|jotvataʔdan jola t͡ʃikip avronaʔda konakladilar. Old-Testament-Daniel-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece durduğum yere yaklaştı. Geldiğinde korktum ve yüzüstü düştüm. Ama o bana, “İnsanoğlu, anla, çünkü bu görüm sonun zamanına aittir” dedi.|bojlet͡ʃe durduɡum jere jaklasti. ɡeldiɡinde korktum ve juzustu dustum. ama o banaʔ “insanoɡluʔ anlaʔ t͡ʃunku bu ɡorum sonun zamanina aittir” dedi. Old-Testament-Jeremiah-050-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Merataim ülkesine karşı, ona ve Pekod sakinlerine karşı çık. Öldür ve onları artlarından tamamen yok et,\"\" diyor Yahve, \"\"ve sana buyurduğum her şeye göre yap.\"|\"\"\"merataim ulkesine karsiʔ ona ve pekod sakinlerine karsi t͡ʃik. oldur ve onlari artlarindan tamamen jok etʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"ve sana bujurduɡum her seje ɡore jap.\" New-Testament-1-Corinthians-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, kardeşlere karşı günah işleyerek ve zayıf vicdanlarını yaralayarak, Mesih’e karşı günah işlemiş olursunuz.|bojlet͡ʃeʔ kardeslere karsi ɡunah islejerek ve zajif vit͡ʃdanlarini jaralajarakʔ mesih’e karsi ɡunah islemis olursunuz. New-Testament-Acts-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçiler ve Yahudiye’deki kardeşler, öteki ulusların da Tanrı’nın sözünü kabul ettiklerini duydular.|elt͡ʃiler ve jahudije’deki kardeslerʔ oteki uluslarin da tanri’nin sozunu kabul ettiklerini dujdular. Old-Testament-Numbers-036-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece miras bir oymaktan diğerine geçmeyecektir; çünkü İsrael'in çocuklarının oymaklarının her biri kendi mirasını koruyacaktır.”|bojlet͡ʃe miras bir ojmaktan diɡerine ɡet͡ʃmejet͡ʃektir; t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ojmaklarinin her biri kendi mirasini korujat͡ʃaktir.” New-Testament-Romans-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|bencillere, gerçeğe uymayıp kötülüğe uyanlara ise öfke ve gazap,|bent͡ʃillereʔ ɡert͡ʃeɡe ujmajip kotuluɡe ujanlara ise ofke ve ɡazapʔ Old-Testament-Judges-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Şekem'deki cariyesi de ona bir oğul doğurdu ve ona Avimelek adını verdi.|sekemʔdeki t͡ʃarijesi de ona bir oɡul doɡurdu ve ona avimelek adini verdi. New-Testament-Luke-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün bu şeylerden önce, ellerini üzerinize koyup, size zulmedecekler. Sizi havralara teslim edip zindanlara atacaklar. Benim adımdan ötürü sizi kralların ve valilerin önüne çıkaracaklar.|ama butun bu sejlerden ont͡ʃeʔ ellerini uzerinize kojupʔ size zulmedet͡ʃekler. sizi havralara teslim edip zindanlara atat͡ʃaklar. benim adimdan oturu sizi krallarin ve valilerin onune t͡ʃikarat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Chronicles-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığının birinci yılında, birinci ayda, Yahve'nin evinin kapılarını açtı ve onları onardı.|kralliɡinin birint͡ʃi jilindaʔ birint͡ʃi ajdaʔ jahveʔnin evinin kapilarini at͡ʃti ve onlari onardi. Old-Testament-Numbers-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bir insan değil ki, yalan söylesin, insanoğlu değil ki, düşüncesini değiştirsin. O söyler de yapmaz mı? Ya da konuşur da gerçekleştirmez mi?|tanri bir insan deɡil kiʔ jalan sojlesinʔ insanoɡlu deɡil kiʔ dusunt͡ʃesini deɡistirsin. o sojler de japmaz mi? ja da konusur da ɡert͡ʃeklestirmez mi? New-Testament-1-Corinthians-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, imanınız insan bilgeliğine değil, Tanrı’nın gücüne dayansın.|ojle kiʔ imaniniz insan bilɡeliɡine deɡilʔ tanri’nin ɡut͡ʃune dajansin. Old-Testament-Exodus-034-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk gün kırk gece Yahve'nin yanındaydı; ne ekmek yedi, ne de su içti. Antlaşmanın sözlerini, on buyruğu levhaların üzerine yazdı.|kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe jahveʔnin janindajdi; ne ekmek jediʔ ne de su it͡ʃti. antlasmanin sozleriniʔ on bujruɡu levhalarin uzerine jazdi. Old-Testament-Ezekiel-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ateş onun dallarından çıktı. Meyvesini yedi, öyle ki içinde hükmetmek için bir asa olacak güçlü bir dal kalmadı.' Bu bir ağıttır ve ağıt olarak kalacaktır.\"\"\"|\"ates onun dallarindan t͡ʃikti. mejvesini jediʔ ojle ki it͡ʃinde hukmetmek it͡ʃin bir asa olat͡ʃak ɡut͡ʃlu bir dal kalmadi.ʔ bu bir aɡittir ve aɡit olarak kalat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Numbers-007-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün Efraimoğulları beyi Ammihud oğlu Elişama sunusunu sundu:|jedint͡ʃi ɡun efraimoɡullari beji ammihud oɡlu elisama sunusunu sundu Old-Testament-Daniel-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“O zamanlarda birçokları Güney Kralı'na karşı duracak. Senin halkının arasındaki zorba çocukları da, görümü yerine getirmek için kendilerini kaldıracaklar, ama düşecekler.|“o zamanlarda birt͡ʃoklari ɡunej kraliʔna karsi durat͡ʃak. senin halkinin arasindaki zorba t͡ʃot͡ʃuklari daʔ ɡorumu jerine ɡetirmek it͡ʃin kendilerini kaldirat͡ʃaklarʔ ama duset͡ʃekler. Old-Testament-Genesis-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem Şit'in babası olduktan sonra sekiz yüz yıl yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|adem sitʔin babasi olduktan sonra sekiz juz jil jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Micah-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Aşur'dan ve Mısır kentlerinden, Mısır'dan Irmak'a, Denizden denize, ve dağdan dağa kadar sana gelecekler.|o ɡun asurʔdan ve misir kentlerindenʔ misirʔdan irmakʔaʔ denizden denizeʔ ve daɡdan daɡa kadar sana ɡelet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-103-004|und|SPEAKER_00_Turkish|canını yıkımdan kurtaran, sana sevgi dolu iyilikle sevecen merhametler tacı giydiren,|t͡ʃanini jikimdan kurtaranʔ sana sevɡi dolu ijilikle sevet͡ʃen merhametler tat͡ʃi ɡijdirenʔ Old-Testament-Proverbs-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sahtekârlığı ve yalanları benden uzaklaştır. Bana ne yoksulluk ne de zenginlik ver. İhtiyacım olan yiyecekle beni besle,|sahtekarliɡi ve jalanlari benden uzaklastir. bana ne joksulluk ne de zenɡinlik ver. ihtijat͡ʃim olan jijet͡ʃekle beni besleʔ Old-Testament-2-Kings-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Menahem atalarıyla uyudu ve yerine oğlu Pekahya kral oldu.|menahem atalarijla ujudu ve jerine oɡlu pekahja kral oldu. Old-Testament-Proverbs-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulların tarlasında bol yiyecek vardır, ama adaletsizlik onu süpürüp atar.|joksullarin tarlasinda bol jijet͡ʃek vardirʔ ama adaletsizlik onu supurup atar. Old-Testament-Psalms-039-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dilimi tutup sessiz kaldım. İyilik için bile sustum. Acım katlandı.|dilimi tutup sessiz kaldim. ijilik it͡ʃin bile sustum. at͡ʃim katlandi. Old-Testament-Jeremiah-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar eğer peygamberlerse ve Yahve'nin sözü onlarla ise, şimdi Yahve'nin evinde, Yahuda Kralı'nın evinde ve Yeruşalem’de kalan kapların Babil’e götürülmesin diye Ordular Yahvesi'ne yalvarsınlar.|ama onlar eɡer pejɡamberlerse ve jahveʔnin sozu onlarla iseʔ simdi jahveʔnin evindeʔ jahuda kraliʔnin evinde ve jerusalem’de kalan kaplarin babil’e ɡoturulmesin dije ordular jahvesiʔne jalvarsinlar. Old-Testament-Numbers-016-045|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu topluluğun arasından çıkın da onları bir anda tüketeyim!\"\" Yüzüstü kapandılar.\"|\"\"\"bu topluluɡun arasindan t͡ʃikin da onlari bir anda tuketejim!\"\" juzustu kapandilar.\" Old-Testament-1-Samuel-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyaminli bir adam ordudan kaçıp aynı gün Şilo'ya geldi; giysileri yırtılmış ve başında toprak vardı.|benjaminli bir adam ordudan kat͡ʃip ajni ɡun siloʔja ɡeldi; ɡijsileri jirtilmis ve basinda toprak vardi. Old-Testament-Psalms-077-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntılı günde Efendi’yi aradım. Geceleyin elimi açtım ve gevşemedi. Canım teselli edilmeyi reddetti.|sikintili ɡunde efendi’ji aradim. ɡet͡ʃelejin elimi at͡ʃtim ve ɡevsemedi. t͡ʃanim teselli edilmeji reddetti. Old-Testament-Proverbs-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Davanı komşunla tartış, ama başkasının güvenine ihanet etme.|davani komsunla tartisʔ ama baskasinin ɡuvenine ihanet etme. New-Testament-Matthew-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Cennetin Krallığı, oğluna düğün ziyafeti veren bir krala benzer.|“t͡ʃennetin kralliɡiʔ oɡluna duɡun zijafeti veren bir krala benzer. Old-Testament-Ezekiel-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı yılda, altıncı ayda, ayın beşinci günü, evimde otururken ve Yahuda'nın ihtiyarları önümde otururken, Efendi Yahve'nin eli orada üzerime düştü.|altint͡ʃi jildaʔ altint͡ʃi ajdaʔ ajin besint͡ʃi ɡunuʔ evimde otururken ve jahudaʔnin ihtijarlari onumde otururkenʔ efendi jahveʔnin eli orada uzerime dustu. Old-Testament-Ezekiel-047-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmakların geldiği her yerde kaynaşan her canlı yaratık yaşayacak. O zaman pek çok balık olacak; çünkü bu sular oraya varınca, ve denizin suları iyileşecek ve ırmağın vardığı her yerde her şey yaşayacak.|irmaklarin ɡeldiɡi her jerde kajnasan her t͡ʃanli jaratik jasajat͡ʃak. o zaman pek t͡ʃok balik olat͡ʃak; t͡ʃunku bu sular oraja varint͡ʃaʔ ve denizin sulari ijileset͡ʃek ve irmaɡin vardiɡi her jerde her sej jasajat͡ʃak. New-Testament-Luke-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama melek ona, “Korkma Zekariya, çünkü dileğin işitildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak ve adını Yuhanna koyacaksın.|ama melek onaʔ “korkma zekarijaʔ t͡ʃunku dileɡin isitildi. karin elizabet sana bir oɡul doɡurat͡ʃak ve adini juhanna kojat͡ʃaksin. Old-Testament-Leviticus-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şükran için sunusunu esenlik kurbanıyla birlikte mayalı ekmek pideleriyle sunacak.|sukran it͡ʃin sunusunu esenlik kurbanijla birlikte majali ekmek pidelerijle sunat͡ʃak. Old-Testament-Amos-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey İsrael'in çocukları, siz bana Etiyopya'nın çocukları gibi değil misiniz?\"\" diyor Yahve. \"\"İsrael'i Mısır diyarından, Filistliler'i Kaftor'dan, Suriyeliler'i Kir'den ben çıkarmadım mı?\"|\"ej israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ siz bana etijopjaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ɡibi deɡil misiniz?\"\" dijor jahve. \"\"israelʔi misir dijarindanʔ filistlilerʔi kaftorʔdanʔ surijelilerʔi kirʔden ben t͡ʃikarmadim mi?\" Old-Testament-Ezekiel-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Mademki Edom, Yahuda evine karşı öç alarak davrandı, büyük suç işledi ve onlardan öç aldı.\"\"\"|\"\"\"ʔefendi jahve sojle dijor \"\"mademki edomʔ jahuda evine karsi ot͡ʃ alarak davrandiʔ bujuk sut͡ʃ isledi ve onlardan ot͡ʃ aldi.\"\"\" Old-Testament-Hosea-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Giva'da boynuzu, Rama'da boruyu çalın! Beyt Aven'de savaş narası atın, senin ardında, ey Benyamin!|“ɡivaʔda bojnuzuʔ ramaʔda boruju t͡ʃalin! bejt avenʔde savas narasi atinʔ senin ardindaʔ ej benjamin! Old-Testament-Isaiah-032-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımın toprağı üzerinde, evet, neşeli kentin bütün neşe evleri üzerinde dikenler ve çalılar çıkacak.|halkimin topraɡi uzerindeʔ evetʔ neseli kentin butun nese evleri uzerinde dikenler ve t͡ʃalilar t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Job-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben kent kapısına çıkınca, sokakta kürsümü hazırladım.|ben kent kapisina t͡ʃikint͡ʃaʔ sokakta kursumu hazirladim. Old-Testament-Psalms-072-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yardım için haykıran muhtacı, destekçisi olmayan yoksulu kurtarır.|t͡ʃunku jardim it͡ʃin hajkiran muhtat͡ʃiʔ destekt͡ʃisi olmajan joksulu kurtarir. Old-Testament-Ruth-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Naomi'nin kocası Elimelek öldü ve Naomi iki oğluyla kaldı.|naomiʔnin kot͡ʃasi elimelek oldu ve naomi iki oɡlujla kaldi. Old-Testament-2-Chronicles-032-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Hizkiya yüreğinin gururu yüzünden, hem kendisi hem de Yeruşalem sakinleri kendilerini alçalttılar, onun için Hizkiya'nın günlerinde Yahve'nin gazabı onların üzerine gelmedi.|ama hizkija jureɡinin ɡururu juzundenʔ hem kendisi hem de jerusalem sakinleri kendilerini alt͡ʃalttilarʔ onun it͡ʃin hizkijaʔnin ɡunlerinde jahveʔnin ɡazabi onlarin uzerine ɡelmedi. Old-Testament-Deuteronomy-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|bugün iyiliğin için sana buyurmakta olduğum Yahve'nin buyrukları ve kurallarını tutmaktan başka, Tanrın Yahve senden ne ister?|buɡun ijiliɡin it͡ʃin sana bujurmakta olduɡum jahveʔnin bujruklari ve kurallarini tutmaktan baskaʔ tanrin jahve senden ne ister? New-Testament-Acts-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu kentte büyücülük yapan ve Samariya halkını şaşkına çeviren, kendini büyük biri gibi gösteren Simon adında bir adam vardı.|ama bu kentte bujut͡ʃuluk japan ve samarija halkini saskina t͡ʃevirenʔ kendini bujuk biri ɡibi ɡosteren simon adinda bir adam vardi. Old-Testament-Jeremiah-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkıma Baal üzerine ant içmeyi öğrettikleri gibi, onlar da halkımın yollarını, 'Yahve'nin varlığı hakkı için' diye benim adımla ant içmeyi özenle öğrenirlerse, o zaman halkımın ortasında güçlenecekler.|halkima baal uzerine ant it͡ʃmeji oɡrettikleri ɡibiʔ onlar da halkimin jollariniʔ ʔjahveʔnin varliɡi hakki it͡ʃinʔ dije benim adimla ant it͡ʃmeji ozenle oɡrenirlerseʔ o zaman halkimin ortasinda ɡut͡ʃlenet͡ʃekler. New-Testament-Mark-013-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, uyanık kalın. Çünkü evin efendisinin, akşam mı, gece yarısı mı, horoz öttüğü zaman mı, yoksa sabah mı, ne zaman geleceğini bilemezsiniz.|bu nedenleʔ ujanik kalin. t͡ʃunku evin efendisininʔ aksam miʔ ɡet͡ʃe jarisi miʔ horoz ottuɡu zaman miʔ joksa sabah miʔ ne zaman ɡelet͡ʃeɡini bilemezsiniz. New-Testament-John-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, bu ilk belirtisini Galile’nin Kana Kenti'nde yaptı ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de O’na iman ettiler.|jesuaʔ bu ilk belirtisini ɡalile’nin kana kentiʔnde japti ve jut͡ʃeliɡini ɡosterdi. oɡrent͡ʃileri de o’na iman ettiler. New-Testament-2-Corinthians-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bu hizmete merhamet bulduğumuz gibi sahip olduğumuzdan yorulmayız.|bu nedenleʔ bu hizmete merhamet bulduɡumuz ɡibi sahip olduɡumuzdan jorulmajiz. New-Testament-Acts-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle tövbe edin ve Tanrı’ya dönün ki, günahlarınız silinsin. Böylece Efendi‘nin önünden yenilenme zamanları gelebilsin.|“bu nedenle tovbe edin ve tanri’ja donun kiʔ ɡunahlariniz silinsin. bojlet͡ʃe efendi‘nin onunden jenilenme zamanlari ɡelebilsin. Old-Testament-Numbers-022-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Balak sığır ve koyun kurban etti ve Balam'a ve kendisiyle birlikte olan beylere gönderdi.|balak siɡir ve kojun kurban etti ve balamʔa ve kendisijle birlikte olan bejlere ɡonderdi. Old-Testament-Deuteronomy-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukları uğruna babalar, babaları uğruna da çocuklar öldürülmeyecek. Herkes kendi günahı için öldürülecektir.|t͡ʃot͡ʃuklari uɡruna babalarʔ babalari uɡruna da t͡ʃot͡ʃuklar oldurulmejet͡ʃek. herkes kendi ɡunahi it͡ʃin oldurulet͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-037-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yeremya, \"\"Bu yalan! Ben Keldaniler'e geçmiyorum!\"\" dedi. Ama onu dinlemedi. Bunun üzerine İriyah, Yeremya'yı tutup onu beylere getirdi.\"|\"o zaman jeremjaʔ \"\"bu jalan! ben keldanilerʔe ɡet͡ʃmijorum!\"\" dedi. ama onu dinlemedi. bunun uzerine irijahʔ jeremjaʔji tutup onu bejlere ɡetirdi.\" Old-Testament-Psalms-124-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O vakit sular bizi boğardı, sel canımızı aşardı,|o vakit sular bizi boɡardiʔ sel t͡ʃanimizi asardiʔ Old-Testament-Ezekiel-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Burnuna halka, kulaklarına küpeler, başına güzel bir taç taktım.|burnuna halkaʔ kulaklarina kupelerʔ basina ɡuzel bir tat͡ʃ taktim. New-Testament-Revelation-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü melek boru çaldı. Meşale gibi yanan büyük bir yıldız gökyüzünden ırmakların üçte birinin üzerine ve su pınarlarının üzerine düştü.|ut͡ʃunt͡ʃu melek boru t͡ʃaldi. mesale ɡibi janan bujuk bir jildiz ɡokjuzunden irmaklarin ut͡ʃte birinin uzerine ve su pinarlarinin uzerine dustu. Old-Testament-Proverbs-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Pota gümüş içindir, ocak da altın için, ama insanı arıtan onun övgüsüdür.|pota ɡumus it͡ʃindirʔ ot͡ʃak da altin it͡ʃinʔ ama insani aritan onun ovɡusudur. New-Testament-John-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Yahudiler’in bir bayramı vardı ve Yeşua Yeruşalem’e çıktı.|bu sejlerden sonra jahudiler’in bir bajrami vardi ve jesua jerusalem’e t͡ʃikti. New-Testament-John-006-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunun üzerine onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, size gökten ekmeği Moşe vermedi, gökten size gerçek ekmeği Babam verdi.|jesua bunun uzerine onlara sojle dedi “size doɡrusunu sojlejejimʔ size ɡokten ekmeɡi mose vermediʔ ɡokten size ɡert͡ʃek ekmeɡi babam verdi. Old-Testament-Psalms-078-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yine de Yüce Tanrı'yı deneyip O’na isyan ettiler. O’nun tanıklıklarını tutmadılar.|ama jine de jut͡ʃe tanriʔji denejip o’na isjan ettiler. o’nun tanikliklarini tutmadilar. Old-Testament-Jeremiah-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'den Yeremya'ya gelen söz şöyleydi:|jahveʔden jeremjaʔja ɡelen soz sojlejdi Old-Testament-Judges-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev erkeklerle ve kadınlarla doluydu; Filistliler'in bütün beyleri oradaydı; ve Şimşon'un oynamasını gören yaklaşık üç bin erkek ve kadın damın üzerindeydi.|ev erkeklerle ve kadinlarla dolujdu; filistlilerʔin butun bejleri oradajdi; ve simsonʔun ojnamasini ɡoren jaklasik ut͡ʃ bin erkek ve kadin damin uzerindejdi. New-Testament-Revelation-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Suların meleğinin şöyle dediğini duydum: “Ey Kutsal Olan, var olan ve var olmuş olan, bu yargılarında sen adilsin.|sularin meleɡinin sojle dediɡini dujdum “ej kutsal olanʔ var olan ve var olmus olanʔ bu jarɡilarinda sen adilsin. Old-Testament-Deuteronomy-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, benim adımla söyleyeceğim sözlerimi dinlemeyen kişiden bunu isteyeceğim.|ojle olat͡ʃak kiʔ benim adimla sojlejet͡ʃeɡim sozlerimi dinlemejen kisiden bunu istejet͡ʃeɡim. New-Testament-Luke-008-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Kızım, cesur ol! İmanın seni iyi etti. Esenlik içinde git” dedi.|jesua onaʔ “kizimʔ t͡ʃesur ol! imanin seni iji etti. esenlik it͡ʃinde ɡit” dedi. Old-Testament-Proverbs-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kan suçundan dolayı azap çeken adam, ölene dek kaçak kalır. Kimse ona destek çıkmaz.|kan sut͡ʃundan dolaji azap t͡ʃeken adamʔ olene dek kat͡ʃak kalir. kimse ona destek t͡ʃikmaz. Old-Testament-Isaiah-038-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Ahaz'ın güneş saatine göre güneşle birlikte inen güneş saatinin gölgesini on adım geriye döndüreceğim.''' Böylece güneş, üzerine indiği güneş saatine göre on adım geri döndü.|isteʔ ahazʔin ɡunes saatine ɡore ɡunesle birlikte inen ɡunes saatinin ɡolɡesini on adim ɡerije donduret͡ʃeɡim.ʔʔʔ bojlet͡ʃe ɡunesʔ uzerine indiɡi ɡunes saatine ɡore on adim ɡeri dondu. Old-Testament-Psalms-103-005|und|SPEAKER_00_Turkish|arzunu iyi şeylerle doyuran O’dur, böylece gençliğin kartalınki gibi yenilenir.|arzunu iji sejlerle dojuran o’durʔ bojlet͡ʃe ɡent͡ʃliɡin kartalinki ɡibi jenilenir. Old-Testament-Jeremiah-038-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Kral Sidkiya gönderdi ve Peygamber Yeremya'yı Yahve'nin evindeki üçüncü girişe getirtti. Sonra kral Yeremya'ya, \"\"Sana bir şey soracağım. Benden bir şey saklama.\"\" dedi.\"|\"o zaman kral sidkija ɡonderdi ve pejɡamber jeremjaʔji jahveʔnin evindeki ut͡ʃunt͡ʃu ɡirise ɡetirtti. sonra kral jeremjaʔjaʔ \"\"sana bir sej sorat͡ʃaɡim. benden bir sej saklama.\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, konaklayacağı yere giderken yolda Moşe'yle karşılaştı ve onu öldürmek istedi.|jahveʔ konaklajat͡ʃaɡi jere ɡiderken jolda moseʔjle karsilasti ve onu oldurmek istedi. Old-Testament-Ezekiel-030-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Irmakları kurutacağım, ve ülkeyi kötü adamların eline satacağım. Yabancıların eliyle ülkeyi, ve içindekilerin hepsini harap edeceğim. Bunu ben, Yahve söyledim.\"\"\"\"'\"|\"irmaklari kurutat͡ʃaɡimʔ ve ulkeji kotu adamlarin eline satat͡ʃaɡim. jabant͡ʃilarin elijle ulkejiʔ ve it͡ʃindekilerin hepsini harap edet͡ʃeɡim. bunu benʔ jahve sojledim.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Leviticus-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|kâhin sol elindeki yağdan sağ parmağıyla Yahve'nin önünde yedi defa serpecek.|kahin sol elindeki jaɡdan saɡ parmaɡijla jahveʔnin onunde jedi defa serpet͡ʃek. Old-Testament-1-Samuel-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman halktan biri yanıt verip dedi, \"\"Baban halka açık ant içirip, 'Bugün yemek yiyen adam lanetli olsun' diye buyruk verdi.\"\" Böylece halk bitkin düştü.\"|\"o zaman halktan biri janit verip dediʔ \"\"baban halka at͡ʃik ant it͡ʃiripʔ ʔbuɡun jemek jijen adam lanetli olsunʔ dije bujruk verdi.\"\" bojlet͡ʃe halk bitkin dustu.\" Old-Testament-Psalms-041-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onu korur ve yaşatır. Yeryüzünde onu kutsar. Onu düşmanlarının keyfine bırakmaz.|jahve onu korur ve jasatir. jerjuzunde onu kutsar. onu dusmanlarinin kejfine birakmaz. Old-Testament-Numbers-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk Moşe'yle çekişip şöyle dedi: \"\"Keşke kardeşlerimiz Yahve'nin önünde öldüğü gibi biz de ölseydik!\"|\"halk moseʔjle t͡ʃekisip sojle dedi \"\"keske kardeslerimiz jahveʔnin onunde olduɡu ɡibi biz de olsejdik!\" Old-Testament-Numbers-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un oğullarının, kâhinlik makamında hizmet etmek üzere adadığı, meshedilmiş kâhinlerin adları bunlardır.|aronʔun oɡullarininʔ kahinlik makaminda hizmet etmek uzere adadiɡiʔ meshedilmis kahinlerin adlari bunlardir. Old-Testament-Job-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaç kez rüzgârın önündeki anız gibi, fırtınanın savurduğu saman çöpü gibi olmuşlardır?|kat͡ʃ kez ruzɡarin onundeki aniz ɡibiʔ firtinanin savurduɡu saman t͡ʃopu ɡibi olmuslardir? Old-Testament-Isaiah-035-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çöl ve kurak toprak sevinecek. Çöl sevinecek ve gül gibi çiçek açacak.|t͡ʃol ve kurak toprak sevinet͡ʃek. t͡ʃol sevinet͡ʃek ve ɡul ɡibi t͡ʃit͡ʃek at͡ʃat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunağıma çıkması, buhur yakması, önümde efod giymesi için İsrael'in bütün oymaklarından onu kâhin olarak seçmedim mi? İsrael'in çocuklarının ateşle yapılan bütün sunularını babanın evine vermedim mi?|sunaɡima t͡ʃikmasiʔ buhur jakmasiʔ onumde efod ɡijmesi it͡ʃin israelʔin butun ojmaklarindan onu kahin olarak set͡ʃmedim mi? israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin atesle japilan butun sunularini babanin evine vermedim mi? New-Testament-Luke-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk umut içinde bekliyordu. Yuhanna hakkında, “Acaba Mesih o mu?” diye herkes yüreğinde düşünüyordu.|halk umut it͡ʃinde beklijordu. juhanna hakkindaʔ “at͡ʃaba mesih o mu?” dije herkes jureɡinde dusunujordu. Old-Testament-2-Kings-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoaş oğlu Amatsya'nın on beşinci yılında, İsrael Kralı Yoaş oğlu Yarovam Samariya'da kırk bir yıllık hükmüne başladı.|jahuda krali joas oɡlu amatsjaʔnin on besint͡ʃi jilindaʔ israel krali joas oɡlu jarovam samarijaʔda kirk bir jillik hukmune basladi. Old-Testament-1-Kings-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahiya üzerindeki yeni giysiyi tutup on iki parça etti.|ahija uzerindeki jeni ɡijsiji tutup on iki part͡ʃa etti. New-Testament-Luke-022-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra onlara, “Ama şimdi para kesesi olan onu alsın, torbası olan da alsın. Olmayan giysisini satıp bir kılıç alsın.|sonra onlaraʔ “ama simdi para kesesi olan onu alsinʔ torbasi olan da alsin. olmajan ɡijsisini satip bir kilit͡ʃ alsin. New-Testament-James-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızdaki çatışmalar ve kavgalar nereden geliyor? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınızdan değil mi?|aranizdaki t͡ʃatismalar ve kavɡalar nereden ɡelijor? bedeninizin ujelerinde savasan tutkularinizdan deɡil mi? Old-Testament-Proverbs-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk yolunda, adalet yollarının ortasında yürürüm,|doɡruluk jolundaʔ adalet jollarinin ortasinda jururumʔ Old-Testament-2-Chronicles-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da, ‘Çünkü kendilerini Mısır diyarından çıkaran atalarının Tanrısı Yahve'yi bıraktılar ve başka ilâhlar tuttular, onlara taptılar ve onlara hizmet ettiler. Bu yüzden bütün bu kötülüğü onların üzerine getirdi.’ diye yanıt verecekler.”|onlar daʔ ‘t͡ʃunku kendilerini misir dijarindan t͡ʃikaran atalarinin tanrisi jahveʔji biraktilar ve baska ilahlar tuttularʔ onlara taptilar ve onlara hizmet ettiler. bu juzden butun bu kotuluɡu onlarin uzerine ɡetirdi.’ dije janit veret͡ʃekler.” Old-Testament-1-Samuel-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Eli Samuel'i çağırdı ve, “Oğlum Samuel!” dedi. Samuel, “İşte buradayım” dedi.|sonra eli samuelʔi t͡ʃaɡirdi veʔ “oɡlum samuel!” dedi. samuelʔ “iste buradajim” dedi. Old-Testament-Ecclesiastes-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, yalnızca şunu buldum: Tanrı insanı doğru yarattı; ama onlar çok icatlar arıyorlar.\"\"\"|\"isteʔ jalnizt͡ʃa sunu buldum tanri insani doɡru jaratti; ama onlar t͡ʃok it͡ʃatlar arijorlar.\"\"\" New-Testament-Mark-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemen kadının kan akıntısı kurudu. Kadın bedenindeki ızdırabından kurtulduğunu hissetti.|hemen kadinin kan akintisi kurudu. kadin bedenindeki izdirabindan kurtulduɡunu hissetti. Old-Testament-Jeremiah-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin İsrael ve Yahuda hakkında söylediği sözler bunlardı.|jahveʔnin israel ve jahuda hakkinda sojlediɡi sozler bunlardi. Old-Testament-Genesis-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Işık olsun” dedi ve ışık oldu.|tanriʔ “isik olsun” dedi ve isik oldu. New-Testament-John-011-053|und|SPEAKER_00_Turkish|O günden itibaren O’nu öldürmek için öğütleştiler.|o ɡunden itibaren o’nu oldurmek it͡ʃin oɡutlestiler. Old-Testament-Deuteronomy-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öldürülen adama en yakın olan kentin bütün ihtiyarları, vadide boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar.|oldurulen adama en jakin olan kentin butun ihtijarlariʔ vadide bojnu kirilan duvenin uzerinde ellerini jikajat͡ʃaklar. Old-Testament-Joshua-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları onları vurmadı; çünkü topluluğun ihtiyarları İsrael'in Tanrısı Yahve aracılığıyla onlara ant içmişlerdi. Bütün topluluk beylere karşı söylendiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari onlari vurmadi; t͡ʃunku topluluɡun ihtijarlari israelʔin tanrisi jahve arat͡ʃiliɡijla onlara ant it͡ʃmislerdi. butun topluluk bejlere karsi sojlendiler. Old-Testament-2-Kings-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman yüzünü duvara çevirdi ve Yahve'ye dua edip şöyle dedi:|o zaman juzunu duvara t͡ʃevirdi ve jahveʔje dua edip sojle dedi Old-Testament-Jeremiah-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer hakkında konuştuğum ulus kötülüğünden dönerse, onlara yapmayı düşündüğüm kötülükten tövbe ederim.|eɡer hakkinda konustuɡum ulus kotuluɡunden donerseʔ onlara japmaji dusunduɡum kotulukten tovbe ederim. Old-Testament-Hosea-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael iyi olanı reddetti. Düşman onu kovalayacak.|israel iji olani reddetti. dusman onu kovalajat͡ʃak. New-Testament-John-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O tanıklık amacıyla, ışık hakkında tanıklık edip herkes onun aracılığıyla iman etsin diye geldi.|o taniklik amat͡ʃijlaʔ isik hakkinda taniklik edip herkes onun arat͡ʃiliɡijla iman etsin dije ɡeldi. Old-Testament-Numbers-034-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer'in çocukları oymağından bey olarak, Şelomi oğlu Ahihud.|aserʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan bej olarakʔ selomi oɡlu ahihud. Old-Testament-Genesis-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam oldu ve sabah oldu, dördüncü gün.|aksam oldu ve sabah olduʔ dordunt͡ʃu ɡun. New-Testament-Acts-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Filipus’un duyurduğu Tanrı’nın Krallığı'na ve Yeşua Mesih’in adıyla ilgili Müjde’ye inandıklarında, hem erkekler hem de kadınlar vaftiz oldular.|ama filipus’un dujurduɡu tanri’nin kralliɡiʔna ve jesua mesih’in adijla ilɡili muʒde’je inandiklarindaʔ hem erkekler hem de kadinlar vaftiz oldular. New-Testament-1-Timothy-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri size yakında yanınıza gelmeyi umarak yazıyorum.|bu sejleri size jakinda janiniza ɡelmeji umarak jazijorum. Old-Testament-Micah-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, Yahuda boyları arasında küçük olan Beytlehem Efrata, İsrael'de hükümdar olacak kişi bana senden çıkacak; onun çıkışları eskiden, kadim zamanlardandır.|ama senʔ jahuda bojlari arasinda kut͡ʃuk olan bejtlehem efrataʔ israelʔde hukumdar olat͡ʃak kisi bana senden t͡ʃikat͡ʃak; onun t͡ʃikislari eskidenʔ kadim zamanlardandir. Old-Testament-Judges-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Cariyesi ona karşı fahişelik etti ve ondan ayrılıp babasının evine, Beytlehem Yahuda'ya gitti ve orada dört ay kaldı.|t͡ʃarijesi ona karsi fahiselik etti ve ondan ajrilip babasinin evineʔ bejtlehem jahudaʔja ɡitti ve orada dort aj kaldi. Old-Testament-1-Chronicles-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Meonotay, Ofra’nın babası oldu; Seraya, Ge Haraşim’in babası Yoav’ın babası oldu; çünkü onlar zanaatkârlardı.|meonotajʔ ofra’nin babasi oldu; serajaʔ ɡe harasim’in babasi joav’in babasi oldu; t͡ʃunku onlar zanaatkarlardi. Old-Testament-1-Chronicles-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Avişua, Naaman, Ahoah,|avisuaʔ naamanʔ ahoahʔ New-Testament-Matthew-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Gidin!” dedi. Onlar çıkıp domuz sürüsünün içine girdiler. İşte, bütün sürü uçurumdan denize atlayarak boğuldu.|onlaraʔ “ɡidin!” dedi. onlar t͡ʃikip domuz surusunun it͡ʃine ɡirdiler. isteʔ butun suru ut͡ʃurumdan denize atlajarak boɡuldu. New-Testament-John-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna şöyle yanıt verdi: “İnsan kendisine gökten verilmedikçe hiçbir şey alamaz.|juhanna sojle janit verdi “insan kendisine ɡokten verilmedikt͡ʃe hit͡ʃbir sej alamaz. Old-Testament-Numbers-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ilk doğanların hepsi benimdir. Mısır diyarında bütün ilk doğanları vurduğum gün, İsrael'de insan olsun hayvan olsun bütün ilk doğanları kendime kutsal kıldım. Benim olacaklar. Ben Yahve'yim.”|t͡ʃunku ilk doɡanlarin hepsi benimdir. misir dijarinda butun ilk doɡanlari vurduɡum ɡunʔ israelʔde insan olsun hajvan olsun butun ilk doɡanlari kendime kutsal kildim. benim olat͡ʃaklar. ben jahveʔjim.” New-Testament-1-Corinthians-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ne isem, Tanrı’nın lütfuyla oyum. Bana verilen lütfu boşuna değildi, ama hepsinden çok ben çalıştım. Ancak ben değil, benimle olan Tanrı’nın lütfu.|ama ne isemʔ tanri’nin lutfujla ojum. bana verilen lutfu bosuna deɡildiʔ ama hepsinden t͡ʃok ben t͡ʃalistim. ant͡ʃak ben deɡilʔ benimle olan tanri’nin lutfu. Old-Testament-2-Chronicles-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yahuda'ya atalarının Tanrısı Yahve'yi aramasını ve yasasına ve buyruğuna uymasını buyurdu.|ve jahudaʔja atalarinin tanrisi jahveʔji aramasini ve jasasina ve bujruɡuna ujmasini bujurdu. Old-Testament-Joshua-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarid'den doğuya, gün doğumuna doğru, Kiloth Tabor sınırına doğru dönüyordu. Daberat'a gidiyor ve Yafia'ya çıkıyordu.|saridʔden doɡujaʔ ɡun doɡumuna doɡruʔ kiloth tabor sinirina doɡru donujordu. daberatʔa ɡidijor ve jafiaʔja t͡ʃikijordu. Old-Testament-Deuteronomy-028-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen yok olana dek, Yahve bu Yasa Kitabı'nda yazılmayan her hastalığı ve belayı da senin üzerine getirecek.|sen jok olana dekʔ jahve bu jasa kitabiʔnda jazilmajan her hastaliɡi ve belaji da senin uzerine ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-2-Samuel-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine David evine, Tamar’a gönderip, \"\"Şimdi kardeşin Amnon’un evine git, ona yemek hazırla\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine david evineʔ tamar’a ɡonderipʔ \"\"simdi kardesin amnon’un evine ɡitʔ ona jemek hazirla\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-042-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef ülkenin valisiydi. Ülkenin bütün insanlarına satan oydu. Yosef’in kardeşleri geldiler ve onun önünde yere kapandılar.|josef ulkenin valisijdi. ulkenin butun insanlarina satan ojdu. josef’in kardesleri ɡeldiler ve onun onunde jere kapandilar. Old-Testament-2-Samuel-013-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral David, Avşalom’un yanına gitmek için can atıyordu, çünkü Amnon ölmüş olduğundan onun hakkında teselli bulmuştu.|kral davidʔ avsalom’un janina ɡitmek it͡ʃin t͡ʃan atijorduʔ t͡ʃunku amnon olmus olduɡundan onun hakkinda teselli bulmustu. New-Testament-Acts-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sesi duyunca kalabalık şaşkınlık içinde toplandı. Çünkü herkes onların kendi dilinde konuştuğunu duyuyordu.|bu sesi dujunt͡ʃa kalabalik saskinlik it͡ʃinde toplandi. t͡ʃunku herkes onlarin kendi dilinde konustuɡunu dujujordu. Old-Testament-1-Kings-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama İsrael’de Baal’a diz çökmemiş, ağzı onu öpmemiş yedi bin kişiyi ayırdım.”|ama israel’de baal’a diz t͡ʃokmemisʔ aɡzi onu opmemis jedi bin kisiji ajirdim.” Old-Testament-Genesis-031-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Rahel'le Lea'yı sürüsünün yanına, kıra çağırdı.|jakov rahelʔle leaʔji surusunun janinaʔ kira t͡ʃaɡirdi. New-Testament-Luke-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim adımdan dolayı herkes sizden nefret edecek.|benim adimdan dolaji herkes sizden nefret edet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken kaburga kemiğinden birini aldı ve yerini etle kapladı.|jahve tanri adem’e derin bir ujku verdi. adem ujurken kaburɡa kemiɡinden birini aldi ve jerini etle kapladi. Old-Testament-Joshua-010-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşu bütün ülkeyi, dağlık bölgeyi, güneyi, ovayı, yamaçları ve bunların bütün krallarını vurdu. Kimseyi geride bırakmadı ama İsrael'in Tanrısı Yahve'nin buyurduğu gibi nefesi olanları tümüyle yok etti.|bojlet͡ʃe jesu butun ulkejiʔ daɡlik bolɡejiʔ ɡunejiʔ ovajiʔ jamat͡ʃlari ve bunlarin butun krallarini vurdu. kimseji ɡeride birakmadi ama israelʔin tanrisi jahveʔnin bujurduɡu ɡibi nefesi olanlari tumujle jok etti. Old-Testament-Deuteronomy-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak akşam olunca suda yıkanacak. Güneş battığında ordugâhın içine girecektir.|ant͡ʃak aksam olunt͡ʃa suda jikanat͡ʃak. ɡunes battiɡinda orduɡahin it͡ʃine ɡiret͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor, “Yakov için sevinçle ezgi söyleyin, ulusların başı için bağırın. İlan edin, övün ve şöyle deyin, ‘Ey Yahve, halkını, İsrael’in kalıntılarını kurtar!’|t͡ʃunku jahve sojle dijorʔ “jakov it͡ʃin sevint͡ʃle ezɡi sojlejinʔ uluslarin basi it͡ʃin baɡirin. ilan edinʔ ovun ve sojle dejinʔ ‘ej jahveʔ halkiniʔ israel’in kalintilarini kurtar!’ Old-Testament-Genesis-047-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef, “Davarlarınızı bana verin” dedi. “Eğer paranız bittiyse, hayvanlarınıza karşılık yiyecek veririm.”|josefʔ “davarlarinizi bana verin” dedi. “eɡer paraniz bittijseʔ hajvanlariniza karsilik jijet͡ʃek veririm.” Old-Testament-Psalms-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusları azarladın. Kötüleri yok ettin. Adlarını sonsuza dek sildin.|uluslari azarladin. kotuleri jok ettin. adlarini sonsuza dek sildin. Old-Testament-1-Chronicles-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, ey Tanrımız, biz sana şükrederiz ve görkemli adını överiz.|simdiʔ ej tanrimizʔ biz sana sukrederiz ve ɡorkemli adini overiz. Old-Testament-2-Chronicles-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Yahuda halkı, on altı yaşında olan Uzziya'yı alıp babası Amatsya'nın yerine kral yaptı.|butun jahuda halkiʔ on alti jasinda olan uzzijaʔji alip babasi amatsjaʔnin jerine kral japti. Old-Testament-Deuteronomy-032-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kalkıp size yardım etsinler! Onlar sizin korumanız olsun.\"\"\"|\"kalkip size jardim etsinler! onlar sizin korumaniz olsun.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ulustan ve bir krallıktan, onu söküp yıkmak ve yok etmek için söz ettiğim anda,|bir ulustan ve bir kralliktanʔ onu sokup jikmak ve jok etmek it͡ʃin soz ettiɡim andaʔ New-Testament-Acts-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan da bir Roma yerleşimi olan Makedonya’nın Filipi Kenti’ne geçtik. Bu kentte birkaç gün kaldık.|oradan da bir roma jerlesimi olan makedonja’nin filipi kenti’ne ɡet͡ʃtik. bu kentte birkat͡ʃ ɡun kaldik. Old-Testament-Joshua-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onda bulunan canların hepsini kılıçtan geçirip onları tamamen yok ettiler. Nefes alan kimse kalmamıştı. Hasor'u ateşle yaktı.|onda bulunan t͡ʃanlarin hepsini kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirip onlari tamamen jok ettiler. nefes alan kimse kalmamisti. hasorʔu atesle jakti. New-Testament-Matthew-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kadın, bu değerli yağı bedenimin üzerine dökerek, beni gömülmeye hazırlamak için bunu yaptı.|t͡ʃunku kadinʔ bu deɡerli jaɡi bedenimin uzerine dokerekʔ beni ɡomulmeje hazirlamak it͡ʃin bunu japti. Old-Testament-Psalms-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğul'a içtenlikle saygı gösterin ki öfkelenmesin, yoksa yolunuzda mahvolursunuz. Çünkü hiddeti yakında alevlenecek. Ne mutlu O'na sığınanlara.|oɡulʔa it͡ʃtenlikle sajɡi ɡosterin ki ofkelenmesinʔ joksa jolunuzda mahvolursunuz. t͡ʃunku hiddeti jakinda alevlenet͡ʃek. ne mutlu oʔna siɡinanlara. New-Testament-1-Corinthians-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi ise, iman, umut ve sevgi—bu üçü kalıcıdır. Bunların en büyüğü sevgidir.|simdi iseʔ imanʔ umut ve sevɡi—bu ut͡ʃu kalit͡ʃidir. bunlarin en bujuɡu sevɡidir. Old-Testament-Song-of-Songs-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni kuru üzümle güçlendirin, elmayla beni canlandırın; çünkü ben aşktan bitkinim.|beni kuru uzumle ɡut͡ʃlendirinʔ elmajla beni t͡ʃanlandirin; t͡ʃunku ben asktan bitkinim. Old-Testament-Genesis-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham sürüsünden yedi dişi kuzu ayırdı.|avraham surusunden jedi disi kuzu ajirdi. Old-Testament-Proverbs-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|seni ahlaksız kadından, dik başlı kadının yaltaklanan dilinden korumak için.|seni ahlaksiz kadindanʔ dik basli kadinin jaltaklanan dilinden korumak it͡ʃin. New-Testament-Luke-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer ben iblisleri Baalzevul aracılığıyla kovuyorsam, sizin çocuklarınız kimin aracılığıyla kovuyor? Bu nedenle onlar sizin yargıçlarınız olacak.|eɡer ben iblisleri baalzevul arat͡ʃiliɡijla kovujorsamʔ sizin t͡ʃot͡ʃuklariniz kimin arat͡ʃiliɡijla kovujor? bu nedenle onlar sizin jarɡit͡ʃlariniz olat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıkıcılar çöldeki bütün çıplak tepeler üzerine geldiler; çünkü Yahve'nin kılıcı ülkenin bir ucundan öbür ucuna kadar yiyip bitiriyor. Hiçbir bedenin esenliği yok.|jikit͡ʃilar t͡ʃoldeki butun t͡ʃiplak tepeler uzerine ɡeldiler; t͡ʃunku jahveʔnin kilit͡ʃi ulkenin bir ut͡ʃundan obur ut͡ʃuna kadar jijip bitirijor. hit͡ʃbir bedenin esenliɡi jok. Old-Testament-2-Samuel-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra hizmetkârları ona dediler ki, \"\"Bu yaptığın nedir? Çocuk sağken onun için oruç tuttun ve ağladın, ama çocuk ölünce kalktın ve ekmek yedin.\"\"\"|\"sonra hizmetkarlari ona dediler kiʔ \"\"bu japtiɡin nedir? t͡ʃot͡ʃuk saɡken onun it͡ʃin orut͡ʃ tuttun ve aɡladinʔ ama t͡ʃot͡ʃuk olunt͡ʃe kalktin ve ekmek jedin.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-049-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaçın! Geri dönün! Derinliklerde oturun, ey Dedan sakinleri; çünkü Esav’ın başına gelen felaketi onun başına getireceğim, onu ziyaret ettiğimde.|kat͡ʃin! ɡeri donun! derinliklerde oturunʔ ej dedan sakinleri; t͡ʃunku esav’in basina ɡelen felaketi onun basina ɡetiret͡ʃeɡimʔ onu zijaret ettiɡimde. New-Testament-Matthew-005-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yalnızca dostlarınıza selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Vergi görevlileri bile aynısını yapmıyor mu?|eɡer jalnizt͡ʃa dostlariniza selam verirsenizʔ fazladan ne japmis olursunuz? verɡi ɡorevlileri bile ajnisini japmijor mu? Old-Testament-1-Kings-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Asa'nın yirmi yedinci yılında Zimri Tirsa'da yedi gün hüküm sürdü. Halk Filistliler'e ait olan Gibbeton'un karşısında ordugâh kurmuştu.|jahuda krali asaʔnin jirmi jedint͡ʃi jilinda zimri tirsaʔda jedi ɡun hukum surdu. halk filistlilerʔe ait olan ɡibbetonʔun karsisinda orduɡah kurmustu. Old-Testament-Isaiah-065-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Artık birkaç gün yaşayan bir bebek, günlerini doldurmayan bir ihtiyar olmayacak. Çünkü çocuk yüz yaşında ölecek, yüz yaşında olan günahkâr da lanetli olacak.\"|\"\"\"artik birkat͡ʃ ɡun jasajan bir bebekʔ ɡunlerini doldurmajan bir ihtijar olmajat͡ʃak. t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuk juz jasinda olet͡ʃekʔ juz jasinda olan ɡunahkar da lanetli olat͡ʃak.\" Old-Testament-Judges-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes ordugâhın çevresinde kendi yerlerinde durdu ve bütün ordu koştu; bağırdılar ve onları kaçırdılar.|herkes orduɡahin t͡ʃevresinde kendi jerlerinde durdu ve butun ordu kostu; baɡirdilar ve onlari kat͡ʃirdilar. Old-Testament-2-Chronicles-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa krallığının kırk birinci yılında ölüp atalarıyla uyudu.|asa kralliɡinin kirk birint͡ʃi jilinda olup atalarijla ujudu. New-Testament-Matthew-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insan bütün dünyayı kazanıp da hayatını kaybederse bunun kendisine ne faydası olur? Ya da bir insan hayatına karşılık ne verebilir?|t͡ʃunku insan butun dunjaji kazanip da hajatini kajbederse bunun kendisine ne fajdasi olur? ja da bir insan hajatina karsilik ne verebilir? Old-Testament-Exodus-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir oğul doğurdu ve o, adını Gerşom koydu; \"\"Çünkü yabancı bir diyarda garip olarak yaşıyorum\"\" dedi.\"|\"bir oɡul doɡurdu ve oʔ adini ɡersom kojdu; \"\"t͡ʃunku jabant͡ʃi bir dijarda ɡarip olarak jasijorum\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğretmeye başladığında otuz yaşlarındaydı. Yosef’in oğlu sanılıyordu. Yosef de Eli oğlu,|jesua oɡretmeje basladiɡinda otuz jaslarindajdi. josef’in oɡlu sanilijordu. josef de eli oɡluʔ Old-Testament-Psalms-095-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için öfkemle ant içtim: “Benim dinlenme yerime girmeyecekler.”|bunun it͡ʃin ofkemle ant it͡ʃtim “benim dinlenme jerime ɡirmejet͡ʃekler.” Old-Testament-Exodus-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar babalarının evlerinin başlarıdır. İsrael'in ilk oğlu Ruven'in oğulları: Hanok ve Pallu, Hetsron ve Karmi. Bunlar Ruven'in aileleridir.|bunlar babalarinin evlerinin baslaridir. israelʔin ilk oɡlu ruvenʔin oɡullari hanok ve palluʔ hetsron ve karmi. bunlar ruvenʔin aileleridir. Old-Testament-Judges-006-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin her yerine ulaklar gönderdi; onlar da onu takip etmek üzere bir araya toplandılar. Aşer'e, Zevulun'a ve Naftali'ye ulaklar gönderdi; ve onları karşılamaya çıktılar.|manasseʔnin her jerine ulaklar ɡonderdi; onlar da onu takip etmek uzere bir araja toplandilar. aserʔeʔ zevulunʔa ve naftaliʔje ulaklar ɡonderdi; ve onlari karsilamaja t͡ʃiktilar. New-Testament-2-Timothy-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanıma çabuk gelmeye gayret et.|janima t͡ʃabuk ɡelmeje ɡajret et. Old-Testament-Daniel-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kral, kendisine düşlerini anlatsınlar diye büyücülerin, sihirbazların, falcıların ve Keldaniler'in çağırılmasını buyurdu. Böylece içeri girip kralın önünde durdular.|sonra kralʔ kendisine duslerini anlatsinlar dije bujut͡ʃulerinʔ sihirbazlarinʔ falt͡ʃilarin ve keldanilerʔin t͡ʃaɡirilmasini bujurdu. bojlet͡ʃe it͡ʃeri ɡirip kralin onunde durdular. Old-Testament-1-Kings-022-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Ahav atalarıyla uyudu; yerine oğlu Ahazya kral oldu.|bojlet͡ʃe ahav atalarijla ujudu; jerine oɡlu ahazja kral oldu. Old-Testament-Numbers-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gece Tanrı Balam'a gelip şöyle dedi: \"\"Eğer adamlar seni çağırmaya geldiyse kalk, onlarla birlikte git; ama yalnızca sana söylediğim sözü yapacaksın.”\"|\"ɡet͡ʃe tanri balamʔa ɡelip sojle dedi \"\"eɡer adamlar seni t͡ʃaɡirmaja ɡeldijse kalkʔ onlarla birlikte ɡit; ama jalnizt͡ʃa sana sojlediɡim sozu japat͡ʃaksin.”\" New-Testament-John-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda da başkâhinlerden ve Ferisilerden bir bölük asker ve görevliler alıp fenerler, meşaleler ve silahlarla oraya geldi.|jahuda da baskahinlerden ve ferisilerden bir boluk asker ve ɡorevliler alip fenerlerʔ mesaleler ve silahlarla oraja ɡeldi. Old-Testament-Psalms-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötü kişi yüreğindeki arzularla övünür. Açgözlüleri yüceltir ve Yahve’yi yerer.|t͡ʃunku kotu kisi jureɡindeki arzularla ovunur. at͡ʃɡozluleri jut͡ʃeltir ve jahve’ji jerer. Old-Testament-1-Chronicles-009-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Atsel'in altı oğlu vardı. Bunların adları Atsrikam, Bokeru, İşmael, Şearya, Ovadya ve Hanan'dı. Bunlar Atsel'in oğullarıydı.|atselʔin alti oɡlu vardi. bunlarin adlari atsrikamʔ bokeruʔ ismaelʔ searjaʔ ovadja ve hananʔdi. bunlar atselʔin oɡullarijdi. Old-Testament-Zechariah-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim yiğit gibi olacak, ve yürekleri şarap içmiş gibi sevinecek. Evet, çocukları bunu görüp sevinecek. Yürekleri Yahve'de sevinç bulacak.|efraim jiɡit ɡibi olat͡ʃakʔ ve jurekleri sarap it͡ʃmis ɡibi sevinet͡ʃek. evetʔ t͡ʃot͡ʃuklari bunu ɡorup sevinet͡ʃek. jurekleri jahveʔde sevint͡ʃ bulat͡ʃak. New-Testament-Acts-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu tam üç kez tekrarlandı. Sonra her şey yeniden göğe çekildi.|bu tam ut͡ʃ kez tekrarlandi. sonra her sej jeniden ɡoɡe t͡ʃekildi. Old-Testament-1-Kings-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aynı gün bir belirti verip dedi, 'İşte, Yahve'nin söylediği belirti budur: Sunak parçalanacak ve üzerindeki küller dökülecek.\"\"\"|\"ajni ɡun bir belirti verip dediʔ ʔisteʔ jahveʔnin sojlediɡi belirti budur sunak part͡ʃalanat͡ʃak ve uzerindeki kuller dokulet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Psalms-035-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük ve büyük kalkanı al, yardımım için ayağa kalk.|kut͡ʃuk ve bujuk kalkani alʔ jardimim it͡ʃin ajaɡa kalk. New-Testament-Acts-019-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler İskender’i kalabalığın içinden öne çıkardılar. İskender eliyle işaret ederek halka kendi savunmasını yapmak istedi.|jahudiler iskender’i kalabaliɡin it͡ʃinden one t͡ʃikardilar. iskender elijle isaret ederek halka kendi savunmasini japmak istedi. Old-Testament-1-Chronicles-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Elkana'ya gelince, Elkana'nın oğulları: Onun oğlu Sofay, onun oğlu Nahat,|elkanaʔja ɡelint͡ʃeʔ elkanaʔnin oɡullari onun oɡlu sofajʔ onun oɡlu nahatʔ New-Testament-Mark-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oturup Onikiler’i yanına çağırdı. Onlara, “Eğer bir kimse birinci olmak isterse, hepinizin sonuncusu ve herkesin hizmetkârı olsun” dedi.|jesua oturup onikiler’i janina t͡ʃaɡirdi. onlaraʔ “eɡer bir kimse birint͡ʃi olmak isterseʔ hepinizin sonunt͡ʃusu ve herkesin hizmetkari olsun” dedi. Old-Testament-Exodus-040-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunu sunağını tüm takımlarıyla birlikte meshedeceksin ve sunağı kutsal kılacaksın; sunak çok kutsal olacak.|jakmalik sunu sunaɡini tum takimlarijla birlikte meshedet͡ʃeksin ve sunaɡi kutsal kilat͡ʃaksin; sunak t͡ʃok kutsal olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-025-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun kandillerini yedi tane yapacaksın; onlar da önündeki boşluğa ışık versin diye kandillerini yakacaklar.|onun kandillerini jedi tane japat͡ʃaksin; onlar da onundeki bosluɡa isik versin dije kandillerini jakat͡ʃaklar. New-Testament-Matthew-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Hangi kent ya da köye girerseniz, orada saygın birini arayın ve yola çıkana dek orada kalın.|hanɡi kent ja da koje ɡirersenizʔ orada sajɡin birini arajin ve jola t͡ʃikana dek orada kalin. New-Testament-Revelation-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten insanların üzerine bir talant ağırlığında iri dolu taneleri yağdı. Dolu belası yüzünden insanlar Tanrı’ya küfrettiler. Çünkü bu bela aşırı şiddetliydi.|ɡokten insanlarin uzerine bir talant aɡirliɡinda iri dolu taneleri jaɡdi. dolu belasi juzunden insanlar tanri’ja kufrettiler. t͡ʃunku bu bela asiri siddetlijdi. New-Testament-Hebrews-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, ihtiyaç anında merhamet alalım ve lütuf bulalım.|bu nedenleʔ lutuf tahtina t͡ʃesaretle jaklasalim; ojle kiʔ ihtijat͡ʃ aninda merhamet alalim ve lutuf bulalim. Old-Testament-2-Chronicles-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kral Yehoyada’nın kendisine yaptığı iyiliği hatırlamadı ve oğlunu öldürdü. Ölürken, “Yahve bunu görsün ve karşılığını versin” dedi.|bojlet͡ʃe kral jehojada’nin kendisine japtiɡi ijiliɡi hatirlamadi ve oɡlunu oldurdu. olurkenʔ “jahve bunu ɡorsun ve karsiliɡini versin” dedi. Old-Testament-2-Samuel-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası bir kente girmişse, o zaman bütün İsraelliler o kente ipler getirecek, orada tek bir küçük taş bile bulunmayıncaya dek onu nehre çekeriz.”|dahasi bir kente ɡirmisseʔ o zaman butun israelliler o kente ipler ɡetiret͡ʃekʔ orada tek bir kut͡ʃuk tas bile bulunmajint͡ʃaja dek onu nehre t͡ʃekeriz.” Old-Testament-1-Chronicles-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kûş, Nimrod'un babası oldu. O yeryüzünde güçlü biri olmaya başladı.|kusʔ nimrodʔun babasi oldu. o jerjuzunde ɡut͡ʃlu biri olmaja basladi. Old-Testament-Psalms-066-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O, kudretiyle sonsuza dek hüküm sürer. Gözleri ulusları gözler. Asiler O’na karşı baş kaldırmasın. Selah.|oʔ kudretijle sonsuza dek hukum surer. ɡozleri uluslari ɡozler. asiler o’na karsi bas kaldirmasin. selah. Old-Testament-Genesis-046-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Lavan'ın kızı Lea'ya verdiği Zilpa'nın Yakov'a doğurduğu oğulları, on altı candır.|bunlarʔ lavanʔin kizi leaʔja verdiɡi zilpaʔnin jakovʔa doɡurduɡu oɡullariʔ on alti t͡ʃandir. Old-Testament-Daniel-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve onların üzerine üç başkan koyacaktı. Bunlardan biri Daniel'di. Böylece yerel valiler onlara hesap verecek ve kral hiç kayıp yaşamayacaktı.|ve onlarin uzerine ut͡ʃ baskan kojat͡ʃakti. bunlardan biri danielʔdi. bojlet͡ʃe jerel valiler onlara hesap veret͡ʃek ve kral hit͡ʃ kajip jasamajat͡ʃakti. New-Testament-Mark-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Tanrı’ya iman edin.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “tanri’ja iman edin. New-Testament-Hebrews-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların bağışlandığı yerde, artık günah için sunuya ihtiyaç yoktur.|bunlarin baɡislandiɡi jerdeʔ artik ɡunah it͡ʃin sunuja ihtijat͡ʃ joktur. Old-Testament-Exodus-035-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge yürekli kadınların tümü elleriyle eğirdiler ve eğirdikleri mavi, moru, kırmızıyı ve ince keteni getirdiler.|bilɡe jurekli kadinlarin tumu ellerijle eɡirdiler ve eɡirdikleri maviʔ moruʔ kirmiziji ve int͡ʃe keteni ɡetirdiler. Old-Testament-Judges-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öyle oldu ki, bunu gören herkes şöyle dedi: \"\"İsrael çocuklarının Mısır'dan çıktığı günden bu güne dek böyle bir şey ne yapıldı, ne de görüldü! Düşünün, öğütleşin ve konuşun.”\"|\"ojle oldu kiʔ bunu ɡoren herkes sojle dedi \"\"israel t͡ʃot͡ʃuklarinin misirʔdan t͡ʃiktiɡi ɡunden bu ɡune dek bojle bir sej ne japildiʔ ne de ɡoruldu! dusununʔ oɡutlesin ve konusun.”\" New-Testament-Titus-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|aklı başında, erdemli, iyiliksever birer ev kadını olmayı ve kocalarına boyun eğmeyi öğretebilsinler. Böylelikle Tanrı sözü kötülenmez.|akli basindaʔ erdemliʔ ijiliksever birer ev kadini olmaji ve kot͡ʃalarina bojun eɡmeji oɡretebilsinler. bojlelikle tanri sozu kotulenmez. Old-Testament-1-Samuel-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, David'i gözetlemek ve sabah onu öldürmek için evine haberciler gönderdi. David'in karısı Mikal, ona, \"\"Eğer bu gece yaşamını kurtarmazsan yarın öldürüleceksin\"\" dedi.\"|\"saulʔ davidʔi ɡozetlemek ve sabah onu oldurmek it͡ʃin evine habert͡ʃiler ɡonderdi. davidʔin karisi mikalʔ onaʔ \"\"eɡer bu ɡet͡ʃe jasamini kurtarmazsan jarin oldurulet͡ʃeksin\"\" dedi.\" New-Testament-John-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten inmiş olan, İnsanoğlu’ndan başka kimse göğe çıkmamıştır; O ki, göktedir.|ɡokten inmis olanʔ insanoɡlu’ndan baska kimse ɡoɡe t͡ʃikmamistir; o kiʔ ɡoktedir. Old-Testament-Leviticus-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Artakalanı Aron'la oğulları yiyecekler. Kutsal bir yerde mayasız olarak yenecektir. Onu Buluşma Çadırı'nın avlusunda yiyecekler.|artakalani aronʔla oɡullari jijet͡ʃekler. kutsal bir jerde majasiz olarak jenet͡ʃektir. onu bulusma t͡ʃadiriʔnin avlusunda jijet͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Mısır diyarından çıktıktan dört yüz seksen yıl sonra, Solomon'un İsrael üzerindeki hükmünün dördüncü yılında, ikinci ay olan Ziv ayında, Yahve'nin evini yapmaya başladı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari misir dijarindan t͡ʃiktiktan dort juz seksen jil sonraʔ solomonʔun israel uzerindeki hukmunun dordunt͡ʃu jilindaʔ ikint͡ʃi aj olan ziv ajindaʔ jahveʔnin evini japmaja basladi. Old-Testament-Daniel-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Daniel yazının imzalandığını bilince evine gitti (odasının pencereleri Yeruşalem'e doğru açıktı) ve önceden yaptığı gibi günde üç kez diz çöküp dua etti ve Tanrısı'nın önünde şükretti.|daniel jazinin imzalandiɡini bilint͡ʃe evine ɡitti (odasinin pent͡ʃereleri jerusalemʔe doɡru at͡ʃikti) ve ont͡ʃeden japtiɡi ɡibi ɡunde ut͡ʃ kez diz t͡ʃokup dua etti ve tanrisiʔnin onunde sukretti. New-Testament-Matthew-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua, “Bırakın küçük çocukları, bana gelmelerine engel olmayın” dedi. “Çünkü Cennetin Krallığı böylelerinindir.”|ama jesuaʔ “birakin kut͡ʃuk t͡ʃot͡ʃuklariʔ bana ɡelmelerine enɡel olmajin” dedi. “t͡ʃunku t͡ʃennetin kralliɡi bojlelerinindir.” Old-Testament-Exodus-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beş perde birbirine bağlanacak, diğer beş perde de birbirine bağlanacak.|bes perde birbirine baɡlanat͡ʃakʔ diɡer bes perde de birbirine baɡlanat͡ʃak. New-Testament-Romans-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yaratılış, Tanrı’nın çocuklarının ortaya çıkmasını sabırsızlıkla bekliyor.|t͡ʃunku jaratilisʔ tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklarinin ortaja t͡ʃikmasini sabirsizlikla beklijor. Old-Testament-Isaiah-053-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle ona büyüklerle birlikte pay vereceğim. Ganimeti güçlülerle birlikte paylaşacak, çünkü canını ölüme döktü ve suçlularla sayıldı; yine de birçoklarının günahını o üstlendi ve günahkarlar için aracılık etti.|bu nedenle ona bujuklerle birlikte paj veret͡ʃeɡim. ɡanimeti ɡut͡ʃlulerle birlikte pajlasat͡ʃakʔ t͡ʃunku t͡ʃanini olume doktu ve sut͡ʃlularla sajildi; jine de birt͡ʃoklarinin ɡunahini o ustlendi ve ɡunahkarlar it͡ʃin arat͡ʃilik etti. Old-Testament-2-Samuel-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Hanun, David’in hizmetkârlarını tutup sakallarının yarısını tıraş etti, giysilerinin ortasını, kalçalarına kadar kesti ve onları gönderdi.|bunun uzerine hanunʔ david’in hizmetkarlarini tutup sakallarinin jarisini tiras ettiʔ ɡijsilerinin ortasiniʔ kalt͡ʃalarina kadar kesti ve onlari ɡonderdi. Old-Testament-Isaiah-049-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir kadın, emzikteki çocuğunu unutabilir mi ki, kendi rahminin oğluna acımasın? Evet bunlar unutabilir, Ama ben seni unutmayacağım!|“bir kadinʔ emzikteki t͡ʃot͡ʃuɡunu unutabilir mi kiʔ kendi rahminin oɡluna at͡ʃimasin? evet bunlar unutabilirʔ ama ben seni unutmajat͡ʃaɡim! New-Testament-Romans-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’nın hizmetkârı, elçi olarak çağrılmış, Tanrı’nın Müjdesi için ayrılmış Pavlus,|mesih jesua’nin hizmetkariʔ elt͡ʃi olarak t͡ʃaɡrilmisʔ tanri’nin muʒdesi it͡ʃin ajrilmis pavlusʔ Old-Testament-Judges-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeftah Gilad'ın ihtiyarlarıyla birlikte gitti ve halk onu kendilerine baş ve reis yaptı. Yeftah bütün sözlerini Mitspa'da Yahve'nin önünde söyledi.|bunun uzerine jeftah ɡiladʔin ihtijarlarijla birlikte ɡitti ve halk onu kendilerine bas ve reis japti. jeftah butun sozlerini mitspaʔda jahveʔnin onunde sojledi. Old-Testament-1-Chronicles-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in oğulları: Bela, Beker ve Yediael, üç.|benjaminʔin oɡullari belaʔ beker ve jediaelʔ ut͡ʃ. Old-Testament-Judges-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği kadına görünüp şöyle dedi: \"\"Bak, sen kısır ve çocuksuzsun; ama gebe kalacaksın ve bir oğul doğuracaksın.\"|\"jahveʔnin meleɡi kadina ɡorunup sojle dedi \"\"bakʔ sen kisir ve t͡ʃot͡ʃuksuzsun; ama ɡebe kalat͡ʃaksin ve bir oɡul doɡurat͡ʃaksin.\" New-Testament-John-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon Petrus, kimden söz ettiğini Yeşua’ya sorsun diye, ona işaret etti.|simon petrusʔ kimden soz ettiɡini jesua’ja sorsun dijeʔ ona isaret etti. Old-Testament-1-Chronicles-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Amatsya onun oğlu, Azarya onun oğlu, Yotam onun oğlu,|amatsja onun oɡluʔ azarja onun oɡluʔ jotam onun oɡluʔ Old-Testament-Psalms-080-015|und|SPEAKER_00_Turkish|sağ elinin diktiği çubuğu, Kendin için kuvvetlendirdiğin dalı ziyaret et.|saɡ elinin diktiɡi t͡ʃubuɡuʔ kendin it͡ʃin kuvvetlendirdiɡin dali zijaret et. Old-Testament-Job-038-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Takımyıldızlarını mevsiminde çıkarabilir misin? Ya da Büyük Ayı'ya yavrularıyla birlikte yol gösterebilir misin?|takimjildizlarini mevsiminde t͡ʃikarabilir misin? ja da bujuk ajiʔja javrularijla birlikte jol ɡosterebilir misin? New-Testament-Colossians-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı kutsallarına bu sırrın uluslar arasında ne denli yüce ve zengin olduğunu bildirmekten hoşnut oldu. Bu sır Mesih içinizdedir, yücelik umududur.|tanri kutsallarina bu sirrin uluslar arasinda ne denli jut͡ʃe ve zenɡin olduɡunu bildirmekten hosnut oldu. bu sir mesih it͡ʃinizdedirʔ jut͡ʃelik umududur. Old-Testament-Psalms-069-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senin evinin gayreti beni tüketti. Sana edilen hakaretler benim üzerime düştü.|t͡ʃunku senin evinin ɡajreti beni tuketti. sana edilen hakaretler benim uzerime dustu. Old-Testament-Isaiah-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Verimli vadinin başındaki muhteşem güzelliğinin solan çiçeği, yazdan önce olgunlaşan, birinin görür görmez toplayıp yiyeceği ilk incir gibi olacak.|verimli vadinin basindaki muhtesem ɡuzelliɡinin solan t͡ʃit͡ʃeɡiʔ jazdan ont͡ʃe olɡunlasanʔ birinin ɡorur ɡormez toplajip jijet͡ʃeɡi ilk int͡ʃir ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-089-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendim, nerede o eski sevgi dolu iyiliğin, sadakatinle David’e ant içttiğin?|ej efendimʔ nerede o eski sevɡi dolu ijiliɡinʔ sadakatinle david’e ant it͡ʃttiɡin? Old-Testament-Isaiah-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece canımla seni arzuladım. Evet, içimdeki ruhumla seni gayretle arayacağım; çünkü senin hükümlerin yeryüzünde olduğunda, dünyada yaşayanlar doğruluğu öğrenirler.|ɡet͡ʃe t͡ʃanimla seni arzuladim. evetʔ it͡ʃimdeki ruhumla seni ɡajretle arajat͡ʃaɡim; t͡ʃunku senin hukumlerin jerjuzunde olduɡundaʔ dunjada jasajanlar doɡruluɡu oɡrenirler. Old-Testament-Leviticus-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Fırında pişmiş ekmek sunusu sunduğun zaman, ince undan yağla yoğrulmuş mayasız pideler, ya da üzerine yağ sürülmüş mayasız yufkalar olacak.|“ʔfirinda pismis ekmek sunusu sunduɡun zamanʔ int͡ʃe undan jaɡla joɡrulmus majasiz pidelerʔ ja da uzerine jaɡ surulmus majasiz jufkalar olat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-046-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'a gelen İsrael’in çocuklarının adları şöyledir: Yakov'la oğulları, Yakov'un ilk oğlu Ruven.|misirʔa ɡelen israel’in t͡ʃot͡ʃuklarinin adlari sojledir jakovʔla oɡullariʔ jakovʔun ilk oɡlu ruven. Old-Testament-Psalms-044-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, yardım et bize. Sevgi dolu iyiliğin uğruna bizi kurtar.|kalkʔ jardim et bize. sevɡi dolu ijiliɡin uɡruna bizi kurtar. Old-Testament-1-Chronicles-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un oğlu Rehovam'dı; Aviya onun oğlu, Asa onun oğlu, Yehoşafat onun oğlu,|solomonʔun oɡlu rehovamʔdi; avija onun oɡluʔ asa onun oɡluʔ jehosafat onun oɡluʔ Old-Testament-Deuteronomy-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İçeri girdiğinde kutsanacaksın, dışarı çıktığında da kutsanacaksın.|it͡ʃeri ɡirdiɡinde kutsanat͡ʃaksinʔ disari t͡ʃiktiɡinda da kutsanat͡ʃaksin. Old-Testament-Proverbs-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, bilgeliğime dikkat et. Anlayışıma kulağını çevir,|oɡlumʔ bilɡeliɡime dikkat et. anlajisima kulaɡini t͡ʃevirʔ Old-Testament-Ezekiel-016-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sen fahişeliğinde öbür kadınlardan farklısın, çünkü fahişelik yapmak için seni izleyen kimse yok; ve ücret verdiğin halde sana ücret verilmiyor, bu yüzden farklısın.\"\"\"\"'\"|\"sen fahiseliɡinde obur kadinlardan farklisinʔ t͡ʃunku fahiselik japmak it͡ʃin seni izlejen kimse jok; ve ut͡ʃret verdiɡin halde sana ut͡ʃret verilmijorʔ bu juzden farklisin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Lamentations-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Adımlarımızı avlıyorlar, sokaklarımızda gezemiyoruz. Sonumuz yakın. Günlerimiz doldu, çünkü sonumuz geldi.|adimlarimizi avlijorlarʔ sokaklarimizda ɡezemijoruz. sonumuz jakin. ɡunlerimiz dolduʔ t͡ʃunku sonumuz ɡeldi. Old-Testament-1-Kings-016-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun günlerinde Beytelli Hiel Yeriha'yı inşa etti. Nun oğlu Yeşu aracılığıyla söylediği Yahve'nin sözüne göre İlk oğlu Aviram'ın kaybıyla temelini attı ve en küçük oğlu Seguv'un kaybıyla kapılarını taktı.|onun ɡunlerinde bejtelli hiel jerihaʔji insa etti. nun oɡlu jesu arat͡ʃiliɡijla sojlediɡi jahveʔnin sozune ɡore ilk oɡlu aviramʔin kajbijla temelini atti ve en kut͡ʃuk oɡlu seɡuvʔun kajbijla kapilarini takti. Old-Testament-Isaiah-029-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhta sapmış olanlar da anlayışa kavuşacaklar, homurdananlar bilgiyi kabul edecekler.”|ruhta sapmis olanlar da anlajisa kavusat͡ʃaklarʔ homurdananlar bilɡiji kabul edet͡ʃekler.” New-Testament-Mark-005-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua daha konuşurken, havra yöneticisinin evinden insanlar gelip, “Kızın öldü. Öğretmeni neden hâlâ rahatsız ediyorsun?” dediler.|jesua daha konusurkenʔ havra jonetit͡ʃisinin evinden insanlar ɡelipʔ “kizin oldu. oɡretmeni neden hala rahatsiz edijorsun?” dediler. Old-Testament-Ezra-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için oruç tuttuk ve Tanrımız'a yalvardık. O da dileğimizi yerine getirdi.|bunun it͡ʃin orut͡ʃ tuttuk ve tanrimizʔa jalvardik. o da dileɡimizi jerine ɡetirdi. New-Testament-Romans-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde, şimdi O’nun kanıyla aklandığımıza göre, O’nun aracılığıyla Tanrı’nın gazabından kurtulacağımız çok daha kesindir.|o haldeʔ simdi o’nun kanijla aklandiɡimiza ɡoreʔ o’nun arat͡ʃiliɡijla tanri’nin ɡazabindan kurtulat͡ʃaɡimiz t͡ʃok daha kesindir. Old-Testament-Numbers-032-011|und|SPEAKER_00_Turkish|'Mısır'dan çıkan yirmi yaş ve üzeri adamlardan hiçbiri, Avraham'a, İshak'a ve Yakov'a ant içtiğim ülkeyi kesinlikle görmeyecekler; çünkü tamamen beni izlemediler,|ʔmisirʔdan t͡ʃikan jirmi jas ve uzeri adamlardan hit͡ʃbiriʔ avrahamʔaʔ ishakʔa ve jakovʔa ant it͡ʃtiɡim ulkeji kesinlikle ɡormejet͡ʃekler; t͡ʃunku tamamen beni izlemedilerʔ Old-Testament-Lamentations-003-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentimin bütün kızları yüzünden, gözlerim canımı sarstı.|kentimin butun kizlari juzundenʔ ɡozlerim t͡ʃanimi sarsti. Old-Testament-Ezekiel-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Sen, ey insanoğlu, İsrael evine de: ‘Siz şöyle diyorsunuz: \"\"Suçlarımız ve günahlarımız üzerimizde ve biz bunlarda eriyip gidiyoruz. Öyleyse nasıl yaşayabiliriz?\"\"'\"|\"“senʔ ej insanoɡluʔ israel evine de ‘siz sojle dijorsunuz \"\"sut͡ʃlarimiz ve ɡunahlarimiz uzerimizde ve biz bunlarda erijip ɡidijoruz. ojlejse nasil jasajabiliriz?\"\"ʔ\" New-Testament-Romans-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın karşılıksız armağanı ise Efendimiz Mesih Yeşua’da sonsuz yaşamdır.|t͡ʃunku ɡunahin ut͡ʃreti olumʔ tanri’nin karsiliksiz armaɡani ise efendimiz mesih jesua’da sonsuz jasamdir. New-Testament-Matthew-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua ona, “Çekil Şeytan! Çünkü; ‘Tanrın Efendi’ye tapınacaksın ve yalnız O’na hizmet edeceksin’ diye yazılmıştır.”|sonra jesua onaʔ “t͡ʃekil sejtan! t͡ʃunku; ‘tanrin efendi’je tapinat͡ʃaksin ve jalniz o’na hizmet edet͡ʃeksin’ dije jazilmistir.” Old-Testament-Amos-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yahve beni sürünün ardından aldı ve Yahve bana, 'Git, halkım İsrael'e peygamberlik et' dedi.|ve jahve beni surunun ardindan aldi ve jahve banaʔ ʔɡitʔ halkim israelʔe pejɡamberlik etʔ dedi. New-Testament-Galatians-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz doğruluk umudunu Ruh aracılığıyla, imanla bekliyoruz.|t͡ʃunku biz doɡruluk umudunu ruh arat͡ʃiliɡijlaʔ imanla beklijoruz. Old-Testament-Ezekiel-043-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Evden birinin benimle konuştuğunu duydum ve bir adam yanımda durdu.|evden birinin benimle konustuɡunu dujdum ve bir adam janimda durdu. Old-Testament-Numbers-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin kadını Yahve'nin önünde durduracak, kadının saçlarını çözecek ve anma ekmek sunusunu onun ellerine koyacak, kıskançlık ekmek sunusudur. Kâhinin elinde lanet getiren acılık suyu olacak.|kahin kadini jahveʔnin onunde durdurat͡ʃakʔ kadinin sat͡ʃlarini t͡ʃozet͡ʃek ve anma ekmek sunusunu onun ellerine kojat͡ʃakʔ kiskant͡ʃlik ekmek sunusudur. kahinin elinde lanet ɡetiren at͡ʃilik suju olat͡ʃak. New-Testament-Mark-010-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok kişi onu azarlayarak susturmaya çalıştıysa da o, “Ey David Oğlu, halime acı!” diye daha çok bağırdı.|birt͡ʃok kisi onu azarlajarak susturmaja t͡ʃalistijsa da oʔ “ej david oɡluʔ halime at͡ʃi!” dije daha t͡ʃok baɡirdi. Old-Testament-Numbers-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir yabancı sizinle birlikte garip olarak yaşıyorsa, ya da kuşaklarınız boyunca aranızda olan ve Yahve'ye ateşle yapılan, hoş kokulu bir sunu sunarsa, sizin yaptığınız gibi, öyle yapacaktır.|eɡer bir jabant͡ʃi sizinle birlikte ɡarip olarak jasijorsaʔ ja da kusaklariniz bojunt͡ʃa aranizda olan ve jahveʔje atesle japilanʔ hos kokulu bir sunu sunarsaʔ sizin japtiɡiniz ɡibiʔ ojle japat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-077-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de senin bütün işlerin üzerinde derin derin düşünürüm, yaptıklarını dikkate alırım.|ben de senin butun islerin uzerinde derin derin dusunurumʔ japtiklarini dikkate alirim. Old-Testament-1-Kings-008-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"öyle ki, atalarımıza verdiğin ülkede yaşadıkları bütün günlerde senden korksunlar.\"\"\"|\"ojle kiʔ atalarimiza verdiɡin ulkede jasadiklari butun ɡunlerde senden korksunlar.\"\"\" Old-Testament-Psalms-105-034|und|SPEAKER_00_Turkish|O söyleyince, çekirgeler, sayısız çekirgeler geldi.|o sojlejint͡ʃeʔ t͡ʃekirɡelerʔ sajisiz t͡ʃekirɡeler ɡeldi. Old-Testament-Isaiah-035-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada bir anayol, bir yol olacak, ona 'Kutsal Yol' denecek. Kirli kişi oradan geçmeyecek, ancak Yol'da yürüyenler için olacak. Aşağılık ahmaklar oraya gitmeyecekler.|orada bir anajolʔ bir jol olat͡ʃakʔ ona ʔkutsal jolʔ denet͡ʃek. kirli kisi oradan ɡet͡ʃmejet͡ʃekʔ ant͡ʃak jolʔda jurujenler it͡ʃin olat͡ʃak. asaɡilik ahmaklar oraja ɡitmejet͡ʃekler. New-Testament-Acts-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu önceden görerek, Mesih'in dirilişinden söz etti, canının Hades'te bırakılmadığını ve bedeninin çürümediğini söyledi.|bunu ont͡ʃeden ɡorerekʔ mesihʔin dirilisinden soz ettiʔ t͡ʃaninin hadesʔte birakilmadiɡini ve bedeninin t͡ʃurumediɡini sojledi. Old-Testament-Job-036-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"O'nun işini yüceltmelisin, hatırla bunu, İnsanların ezgi söylemiş oldukları işi.\"|\"\"\"oʔnun isini jut͡ʃeltmelisinʔ hatirla bunuʔ insanlarin ezɡi sojlemis olduklari isi.\" Old-Testament-Job-039-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeri şiddetle ve öfkeyle yer, boru sesine bile durmaz.|jeri siddetle ve ofkejle jerʔ boru sesine bile durmaz. Old-Testament-Psalms-138-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntının ortasında yürüsem bile, sen beni canlandırırsın. Düşmanlarımın gazabına karşı elini uzatırsın. Sağ elin beni kurtaracak.|sikintinin ortasinda jurusem bileʔ sen beni t͡ʃanlandirirsin. dusmanlarimin ɡazabina karsi elini uzatirsin. saɡ elin beni kurtarat͡ʃak. Old-Testament-Job-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tuzak onu topuğundan tutacak. Kapan onu yakalayacak.|tuzak onu topuɡundan tutat͡ʃak. kapan onu jakalajat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak Azazel için üzerine kura düşen keçiyi, onun için kefaret etmek, onu Azazel için çöle salıvermek üzere, canlı olarak Yahve'nin önünde durdurulacaktır.\"\"\"|\"ant͡ʃak azazel it͡ʃin uzerine kura dusen ket͡ʃijiʔ onun it͡ʃin kefaret etmekʔ onu azazel it͡ʃin t͡ʃole salivermek uzereʔ t͡ʃanli olarak jahveʔnin onunde durdurulat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Exodus-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara eğilmeyeceksin; çünkü ben, Tanrın Yahve, benden nefret edenlerin babalarının suçunu çocuklarına, üçüncü ve dördüncü kuşaklarına çektiren,|onlara eɡilmejet͡ʃeksin; t͡ʃunku benʔ tanrin jahveʔ benden nefret edenlerin babalarinin sut͡ʃunu t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ ut͡ʃunt͡ʃu ve dordunt͡ʃu kusaklarina t͡ʃektirenʔ Old-Testament-Deuteronomy-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammonlu ya da Moavlı Yahve'nin topluluğuna girmeyecek; onuncu kuşağa kadar onlardan hiç kimse asla Yahve'nin topluluğuna girmeyecektir.|ammonlu ja da moavli jahveʔnin topluluɡuna ɡirmejet͡ʃek; onunt͡ʃu kusaɡa kadar onlardan hit͡ʃ kimse asla jahveʔnin topluluɡuna ɡirmejet͡ʃektir. New-Testament-Galatians-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuştan Yahudi olan bizler öteki uluslardan olan günahkârlar değiliz.|doɡustan jahudi olan bizler oteki uluslardan olan ɡunahkarlar deɡiliz. Old-Testament-Judges-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Baal Berit'in evinden ona yetmiş gümüş verdiler; Avimelek bu parayla kendisini izleyen faydasız ve pervasız adamları tuttu.|baal beritʔin evinden ona jetmis ɡumus verdiler; avimelek bu parajla kendisini izlejen fajdasiz ve pervasiz adamlari tuttu. Old-Testament-Proverbs-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gümüş yerine terbiyeyi, seçme altın yerine bilgiyi alın.|ɡumus jerine terbijejiʔ set͡ʃme altin jerine bilɡiji alin. New-Testament-Titus-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağlam öğretide teşvik edebilmek ve karşı çıkanları ikna edebilmek için öğretişe göre güvenilir söze tutunmalı.|saɡlam oɡretide tesvik edebilmek ve karsi t͡ʃikanlari ikna edebilmek it͡ʃin oɡretise ɡore ɡuvenilir soze tutunmali. Old-Testament-Numbers-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun perdelerini ve Buluşma Çadırı'nı ve onun üstündeki fok derisinden örtüyü, Buluşma Çadırı'nın kapı perdesini,|konutun perdelerini ve bulusma t͡ʃadiriʔni ve onun ustundeki fok derisinden ortujuʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapi perdesiniʔ Old-Testament-Ecclesiastes-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halkın, üzerinde olduğu bütün insanların sonu yoktu; ama ondan sonra gelenler onda sevinç duymayacaklardır. Gerçi bu da boş ve rüzgârı kovalamaktır.|butun halkinʔ uzerinde olduɡu butun insanlarin sonu joktu; ama ondan sonra ɡelenler onda sevint͡ʃ dujmajat͡ʃaklardir. ɡert͡ʃi bu da bos ve ruzɡari kovalamaktir. New-Testament-John-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Rüzgâr dilediği yerde eser, sesini duyarsın, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin. Ruh’tan doğan herkes de böyledir.”|ruzɡar dilediɡi jerde eserʔ sesini dujarsinʔ ama nereden ɡelip nereje ɡittiɡini bilemezsin. ruh’tan doɡan herkes de bojledir.” Old-Testament-2-Kings-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Yehu'ya, \"\"Gözümde doğru olanı yaparak iyi yaptığın ve Ahav'ın evine yüreğimde olan her şeye göre yaptığın için, soyun dördüncü kuşağa kadar İsrael tahtında oturacak\"\" dedi.\"|\"jahve jehuʔjaʔ \"\"ɡozumde doɡru olani japarak iji japtiɡin ve ahavʔin evine jureɡimde olan her seje ɡore japtiɡin it͡ʃinʔ sojun dordunt͡ʃu kusaɡa kadar israel tahtinda oturat͡ʃak\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-034-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"çünkü başka hiçbir ilâha tapmayacaksın; çünkü adı Kıskanç olan Yahve kıskanç bir Tanrı'dır.\"\"\"|\"t͡ʃunku baska hit͡ʃbir ilaha tapmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku adi kiskant͡ʃ olan jahve kiskant͡ʃ bir tanriʔdir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-056-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü canımı ölümden kurtardın, ayaklarımın kaymasına engel oldun, öyle ki, yaşayanların ışığında Tanrı'nın önünde yürüyeyim.|t͡ʃunku t͡ʃanimi olumden kurtardinʔ ajaklarimin kajmasina enɡel oldunʔ ojle kiʔ jasajanlarin isiɡinda tanriʔnin onunde jurujejim. Old-Testament-Ezekiel-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini onlara fahişe olarak verdi, hepsi de Aşur'un seçkin adamlarıydı. Kimi arzuladıysa, onların putlarıyla kendisini kirletti.|kendini onlara fahise olarak verdiʔ hepsi de asurʔun set͡ʃkin adamlarijdi. kimi arzuladijsaʔ onlarin putlarijla kendisini kirletti. Old-Testament-2-Kings-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, gökten ateş indi ve son iki elli kişilik birliğin komutanlarını ve adamlarını yakıp yok etti. Ama şimdi hayatım senin gözünde değerli olsun.\"\"\"|\"isteʔ ɡokten ates indi ve son iki elli kisilik birliɡin komutanlarini ve adamlarini jakip jok etti. ama simdi hajatim senin ɡozunde deɡerli olsun.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tanrımız Yahve Başan Kralı Og'u ve tüm halkını elimize teslim etti. Kimsesi kalmayana dek onu vurduk.|bojlet͡ʃe tanrimiz jahve basan krali oɡʔu ve tum halkini elimize teslim etti. kimsesi kalmajana dek onu vurduk. New-Testament-1-John-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun, günahlarımızı kaldırmak için ortaya çıktığını ve kendisinde günah olmadığını biliyorsunuz.|oʔnunʔ ɡunahlarimizi kaldirmak it͡ʃin ortaja t͡ʃiktiɡini ve kendisinde ɡunah olmadiɡini bilijorsunuz. New-Testament-Matthew-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sağ gözün tökezlemene neden oluyorsa, onu çıkar ve kendinden at. Çünkü senin bir azanın yok olması, bütün bedenin Gehenna'ya atılmasından iyidir.|eɡer saɡ ɡozun tokezlemene neden olujorsaʔ onu t͡ʃikar ve kendinden at. t͡ʃunku senin bir azanin jok olmasiʔ butun bedenin ɡehennaʔja atilmasindan ijidir. Old-Testament-1-Chronicles-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Mika'nın oğulları: Piton, Melek, Tarea ve Ahaz.|mikaʔnin oɡullari pitonʔ melekʔ tarea ve ahaz. Old-Testament-Psalms-086-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, gururlular bana karşı ayağa kalktılar. Zorbalar takımı canımın peşine düştü, kendi önlerinde sana saygıları yoktur.|ej tanriʔ ɡururlular bana karsi ajaɡa kalktilar. zorbalar takimi t͡ʃanimin pesine dustuʔ kendi onlerinde sana sajɡilari joktur. New-Testament-Hebrews-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yasa, zayıflıkları olan insanları başkâhin atamaktadır. Ama Yasa’dan sonra gelen ant sözü, sonsuzluğa dek kusursuz kılınmış Oğul’u atamıştır.|t͡ʃunku jasaʔ zajifliklari olan insanlari baskahin atamaktadir. ama jasa’dan sonra ɡelen ant sozuʔ sonsuzluɡa dek kusursuz kilinmis oɡul’u atamistir. Old-Testament-Psalms-099-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve hüküm sürüyor! Titresin halklar. Keruvlar arasında tahtında oturmuş. Sarsılsın yeryüzü.|jahve hukum surujor! titresin halklar. keruvlar arasinda tahtinda oturmus. sarsilsin jerjuzu. New-Testament-Acts-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Salamis’e vardıklarında, Yahudiler’in havralarında Tanrı’nın sözünü duyurdular. Yuhanna da yardımcıları olarak yanlarındaydı.|salamis’e vardiklarindaʔ jahudiler’in havralarinda tanri’nin sozunu dujurdular. juhanna da jardimt͡ʃilari olarak janlarindajdi. Old-Testament-Isaiah-028-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulak verin ve sesimi duyun! Dinleyin ve konuşmamı dinleyin!|kulak verin ve sesimi dujun! dinlejin ve konusmami dinlejin! Old-Testament-1-Samuel-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocukları Samuel'e, \"\"Tanrımız Yahve'ye bizim için yakarmaktan vazgeçme, bizi Filistliler'in elinden kurtarsın\"\" dediler.\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari samuelʔeʔ \"\"tanrimiz jahveʔje bizim it͡ʃin jakarmaktan vazɡet͡ʃmeʔ bizi filistlilerʔin elinden kurtarsin\"\" dediler.\" Old-Testament-Numbers-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi Old-Testament-1-Chronicles-016-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk, her biri kendi evine gitti; David de evini kutsamak için geri döndü.|butun halkʔ her biri kendi evine ɡitti; david de evini kutsamak it͡ʃin ɡeri dondu. New-Testament-Luke-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şu karşılığı verdi: “İki ceketi olan, olmayana versin. Kimin yiyeceği varsa, o da öyle yapsın.”|onlara su karsiliɡi verdi “iki t͡ʃeketi olanʔ olmajana versin. kimin jijet͡ʃeɡi varsaʔ o da ojle japsin.” Old-Testament-Proverbs-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana öğretti ve şöyle dedi: \"\"Yüreğin sözlerimi sıkı tutsun, buyruklarımı tut ve yaşa.\"|\"bana oɡretti ve sojle dedi \"\"jureɡin sozlerimi siki tutsunʔ bujruklarimi tut ve jasa.\" New-Testament-2-Corinthians-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların zihinleri kararmıştı. Çünkü bugüne dek Eski Antlaşma okunurken aynı peçe duruyor, çünkü o Mesih aracılığıyla geçer.|onlarin zihinleri kararmisti. t͡ʃunku buɡune dek eski antlasma okunurken ajni pet͡ʃe durujorʔ t͡ʃunku o mesih arat͡ʃiliɡijla ɡet͡ʃer. New-Testament-John-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle yanıt verdi: “Ben bir iş yaptım, hepiniz onun yüzünden şaştınız.|jesua onlara sojle janit verdi “ben bir is japtimʔ hepiniz onun juzunden sastiniz. New-Testament-Romans-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa çömlekçinin aynı kilden bir kabı onur için, öbürünü onursuzluk için yapmaya hakkı yok mu?|joksa t͡ʃomlekt͡ʃinin ajni kilden bir kabi onur it͡ʃinʔ oburunu onursuzluk it͡ʃin japmaja hakki jok mu? New-Testament-Acts-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu işitenlerin hepsi şaştı. “Yeruşalem’de bu adı ananları mahveden adam bu değil mi? Buraya onları tutuklayıp başkâhinlere götürmek için gelmedi mi?” diyorlardı.|onu isitenlerin hepsi sasti. “jerusalem’de bu adi ananlari mahveden adam bu deɡil mi? buraja onlari tutuklajip baskahinlere ɡoturmek it͡ʃin ɡelmedi mi?” dijorlardi. Old-Testament-Isaiah-033-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, bize lütfet. Seni bekledik. Her sabah gücümüz ol, sıkıntı anında da kurtuluşumuz ol.|jahveʔ bize lutfet. seni bekledik. her sabah ɡut͡ʃumuz olʔ sikinti aninda da kurtulusumuz ol. Old-Testament-Numbers-033-051|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de ki: \"\"Yarden'i geçerek Kenan ülkesine girdiğinizde,\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ki \"\"jardenʔi ɡet͡ʃerek kenan ulkesine ɡirdiɡinizdeʔ\" Old-Testament-Psalms-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yönden bana karşı koyan on binlerden korkmam.|her jonden bana karsi kojan on binlerden korkmam. New-Testament-Acts-027-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Gündüz olduğunda karayı tanımadılar. Ama kumsalı olan bir koy fark ederek gemiyi bir şekilde orada karaya oturtmaya karar verdiler.|ɡunduz olduɡunda karaji tanimadilar. ama kumsali olan bir koj fark ederek ɡemiji bir sekilde orada karaja oturtmaja karar verdiler. New-Testament-Matthew-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İnsanoğlu Şabat’ın Efendisi’dir.”|t͡ʃunku insanoɡlu sabat’in efendisi’dir.” New-Testament-Hebrews-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Evrenin Tanrı’nın sözüyle kurulduğunu, böylece görülenlerin görünmeyenlerden meydana geldiğini iman sayesinde anlıyoruz.|evrenin tanri’nin sozujle kurulduɡunuʔ bojlet͡ʃe ɡorulenlerin ɡorunmejenlerden mejdana ɡeldiɡini iman sajesinde anlijoruz. New-Testament-Matthew-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde gebe olan, çocuk emziren annelerin vay haline!|o ɡunlerde ɡebe olanʔ t͡ʃot͡ʃuk emziren annelerin vaj haline! Old-Testament-Nehemiah-010-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer ondalık alırken Aron soyundan gelen kâhin Levililer'le birlikte olacak. Levililer ondalıkların ondalığını Tanrımız'ın evine, odalara, hazine evine çıkaracaktır.|levililer ondalik alirken aron sojundan ɡelen kahin levililerʔle birlikte olat͡ʃak. levililer ondaliklarin ondaliɡini tanrimizʔin evineʔ odalaraʔ hazine evine t͡ʃikarat͡ʃaktir. New-Testament-1-John-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyayı ve dünyada olan şeyleri sevmeyin. Eğer biri dünyayı seviyorsa, Baba’nın sevgisi onda yoktur.|dunjaji ve dunjada olan sejleri sevmejin. eɡer biri dunjaji sevijorsaʔ baba’nin sevɡisi onda joktur. Old-Testament-Job-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücünün adımları kısalacak. Kendi öğüdü onu yere serecektir.|ɡut͡ʃunun adimlari kisalat͡ʃak. kendi oɡudu onu jere seret͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-106-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanları da onlara zulmetti. Onların eli altında boyun eğdirildiler.|dusmanlari da onlara zulmetti. onlarin eli altinda bojun eɡdirildiler. New-Testament-Matthew-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, onu bulursa, yolundan sapmamış doksan dokuz koyundan daha çok onun için sevinir.|size doɡrusunu sojlejejimʔ onu bulursaʔ jolundan sapmamis doksan dokuz kojundan daha t͡ʃok onun it͡ʃin sevinir. New-Testament-2-Corinthians-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yılanın Havva’yı kurnazlığıyla aldattığı gibi, sizin düşüncelerinizin de Mesih’teki sadelikten saptırılmasından korkuyorum.|ama jilanin havva’ji kurnazliɡijla aldattiɡi ɡibiʔ sizin dusunt͡ʃelerinizin de mesih’teki sadelikten saptirilmasindan korkujorum. New-Testament-Luke-012-046|und|SPEAKER_00_Turkish|o hizmetkârın efendisi, onun beklemediği günde ve bilmediği bir saatte gelecek, onu iki parça edip sadakatsizlerle payını verecektir.|o hizmetkarin efendisiʔ onun beklemediɡi ɡunde ve bilmediɡi bir saatte ɡelet͡ʃekʔ onu iki part͡ʃa edip sadakatsizlerle pajini veret͡ʃektir. Old-Testament-1-Chronicles-025-023|und|SPEAKER_00_Turkish|on altıncısı Hananya'ya, oğulları ve kardeşleri, on iki;|on altint͡ʃisi hananjaʔjaʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; New-Testament-Galatians-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Aradan üç yıl geçtikten sonra Petrus’u ziyaret etmek üzere Yeruşalem’e çıktım ve on beş gün onun yanında kaldım.|aradan ut͡ʃ jil ɡet͡ʃtikten sonra petrus’u zijaret etmek uzere jerusalem’e t͡ʃiktim ve on bes ɡun onun janinda kaldim. Old-Testament-1-Kings-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Hüküm sürmeye başlayınca, tahtına oturur oturmaz Baaşa'nın bütün evine saldırdı. Kendisine akrabalarından ve dostlarından bir duvara çöğdüren bile bırakmadı.|hukum surmeje baslajint͡ʃaʔ tahtina oturur oturmaz baasaʔnin butun evine saldirdi. kendisine akrabalarindan ve dostlarindan bir duvara t͡ʃoɡduren bile birakmadi. New-Testament-1-Corinthians-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Övünmeniz iyi değil. Azıcık mayanın tüm hamuru mayaladığını bilmiyor musunuz?|ovunmeniz iji deɡil. azit͡ʃik majanin tum hamuru majaladiɡini bilmijor musunuz? Old-Testament-Exodus-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu açtı ve çocuğu gördü. İşte bebek ağlıyordu. Ona acıdı ve şöyle dedi, \"\"Bu İbraniler'in çocuklarından biridir.\"\"\"|\"onu at͡ʃti ve t͡ʃot͡ʃuɡu ɡordu. iste bebek aɡlijordu. ona at͡ʃidi ve sojle dediʔ \"\"bu ibranilerʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan biridir.\"\"\" Old-Testament-Hosea-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın şimdi nerede ki, bütün kentlerinde seni kurtarsın? Ve hâkimlerin onlar hakkında, 'Bana bir kral ve beyler ver' demiştin?|kralin simdi nerede kiʔ butun kentlerinde seni kurtarsin? ve hakimlerin onlar hakkindaʔ ʔbana bir kral ve bejler verʔ demistin? Old-Testament-1-Chronicles-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetur, Nafiş ve Kedema. Bunlar İşmael'in oğullarıydı.|jeturʔ nafis ve kedema. bunlar ismaelʔin oɡullarijdi. Old-Testament-2-Kings-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayağa kalkıp eve girdi. Sonra yağı başına döktü ve ona şöyle dedi: “İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor, ‘Seni Yahve'nin halkı, İsrael üzerine kral olarak meshettim.|ajaɡa kalkip eve ɡirdi. sonra jaɡi basina doktu ve ona sojle dedi “israelʔin tanrisi jahve sojle dijorʔ ‘seni jahveʔnin halkiʔ israel uzerine kral olarak meshettim. Old-Testament-Numbers-032-027|und|SPEAKER_00_Turkish|ama efendimin dediği gibi, savaş için silahlanmış olan herkes, hizmetkârların Yahve'nin önünden geçecekler.''|ama efendimin dediɡi ɡibiʔ savas it͡ʃin silahlanmis olan herkesʔ hizmetkarlarin jahveʔnin onunden ɡet͡ʃet͡ʃekler.ʔʔ Old-Testament-Jeremiah-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaban eşekleri çıplak tepeler üzerinde duruyor. Çakallar gibi havayı hızlı hızlı soluyorlar. Gözleri sönüyor, çünkü yeşillik yok.|jaban esekleri t͡ʃiplak tepeler uzerinde durujor. t͡ʃakallar ɡibi havaji hizli hizli solujorlar. ɡozleri sonujorʔ t͡ʃunku jesillik jok. Old-Testament-Exodus-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Sen, Aron, Nadav, Avihu ve İsrael ihtiyarlarından yetmiş kişi Yahve'nin yanına çıkın; ve uzaktan tapının.\"|\"ve moseʔje sojle dedi \"\"senʔ aronʔ nadavʔ avihu ve israel ihtijarlarindan jetmis kisi jahveʔnin janina t͡ʃikin; ve uzaktan tapinin.\" Old-Testament-Jeremiah-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ayrıca, ne kendilerinin ne de atalarının bilmediği ulusların arasına da dağıtacağım. Ben onları tüketinceye kadar peşlerinden kılıcı göndereceğim.\"\"\"|\"ajrit͡ʃaʔ ne kendilerinin ne de atalarinin bilmediɡi uluslarin arasina da daɡitat͡ʃaɡim. ben onlari tuketint͡ʃeje kadar peslerinden kilit͡ʃi ɡonderet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Exodus-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle yükleriyle onlara sıkıntı çektirmek için üzerlerine angarya görevlileri atadılar.|bu nedenle juklerijle onlara sikinti t͡ʃektirmek it͡ʃin uzerlerine anɡarja ɡorevlileri atadilar. Old-Testament-Lamentations-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı esenlikten uzaklaştırdın. Bolluğu unuttum.|t͡ʃanimi esenlikten uzaklastirdin. bolluɡu unuttum. Old-Testament-Proverbs-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerinin uzunluğu onun sağ elindedir. Sol elinde zenginlik ve onur vardır.|ɡunlerinin uzunluɡu onun saɡ elindedir. sol elinde zenɡinlik ve onur vardir. Old-Testament-Ezra-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Zattu'nun çocukları, dokuz yüz kırk beş.|zattuʔnun t͡ʃot͡ʃuklariʔ dokuz juz kirk bes. New-Testament-Romans-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Moşe, Kutsal Yasa doğruluğu hakkında şöyle yazıyor: \"\"Onları yapan, onlar aracılığıyla yaşayacaktır.\"\"\"|\"t͡ʃunku moseʔ kutsal jasa doɡruluɡu hakkinda sojle jazijor \"\"onlari japanʔ onlar arat͡ʃiliɡijla jasajat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Genesis-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer iyi yaparsan, yükseltilmeyecek mi? Eğer iyi yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış durumda; onun istediği sensin, ama sen ona hükmetmelisin.”|eɡer iji japarsanʔ jukseltilmejet͡ʃek mi? eɡer iji japmazsanʔ ɡunah kapida pusuja jatmis durumda; onun istediɡi sensinʔ ama sen ona hukmetmelisin.” Old-Testament-Psalms-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana yüzünü çevir ve merhamet et, çünkü kimsesiz ve dertliyim.|bana juzunu t͡ʃevir ve merhamet etʔ t͡ʃunku kimsesiz ve dertlijim. New-Testament-Hebrews-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Mesih, O’nun evi üzerinde Oğul olarak sadıktır. Eğer güvenimizi ve yücelttiğimiz umudu sonuna dek sıkı tutarsak, O’nun evi bizleriz.|ant͡ʃak mesihʔ o’nun evi uzerinde oɡul olarak sadiktir. eɡer ɡuvenimizi ve jut͡ʃelttiɡimiz umudu sonuna dek siki tutarsakʔ o’nun evi bizleriz. Old-Testament-1-Chronicles-029-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımız Avraham'ın, İshak'ın ve İsrael'in Tanrısı ey Yahve, bu isteği daima halkının yüreğinin düşüncelerinde tut ve yüreğini kendine hazırla;|atalarimiz avrahamʔinʔ ishakʔin ve israelʔin tanrisi ej jahveʔ bu isteɡi daima halkinin jureɡinin dusunt͡ʃelerinde tut ve jureɡini kendine hazirla; New-Testament-Galatians-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun gibi, kardeşler, bizler kölenin değil, özgür kadının çocuklarıyız.|bunun ɡibiʔ kardeslerʔ bizler kolenin deɡilʔ ozɡur kadinin t͡ʃot͡ʃuklarijiz. Old-Testament-Joshua-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe aracılığıyla buyurduğu gibi, İsrael'in çocukları bu kentleri otlaklarıyla birlikte kurayla Levililer'e verdiler.|jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla bujurduɡu ɡibiʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari bu kentleri otlaklarijla birlikte kurajla levililerʔe verdiler. Old-Testament-Psalms-060-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçek uğruna sergilensin diye, senden korkanlara sancak verdin. Selah.|ɡert͡ʃek uɡruna serɡilensin dijeʔ senden korkanlara sant͡ʃak verdin. selah. Old-Testament-Psalms-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, tapınağında kim oturabilir? Kutsal dağında kim yaşayabilir?|ej jahveʔ tapinaɡinda kim oturabilir? kutsal daɡinda kim jasajabilir? New-Testament-Matthew-026-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine geldi ve onları uyurken buldu. Gözleri ağırlaşmıştı.|jine ɡeldi ve onlari ujurken buldu. ɡozleri aɡirlasmisti. Old-Testament-Psalms-091-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüceler Yücesi'nin gizli yerinde oturan Her Şeye Gücü Yeten’in gölgesinde dinlenir.|jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin ɡizli jerinde oturan her seje ɡut͡ʃu jeten’in ɡolɡesinde dinlenir. Old-Testament-Job-034-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötü adamlar gibi yanıt verdiğinden, keşke İyov'un denenmesi sona dek sürse.|t͡ʃunku kotu adamlar ɡibi janit verdiɡindenʔ keske ijovʔun denenmesi sona dek surse. Old-Testament-Judges-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Mika Levili'yi kutsadı ve genç adam onun kâhini oldu ve Mika'nın evindeydi.|mika leviliʔji kutsadi ve ɡent͡ʃ adam onun kahini oldu ve mikaʔnin evindejdi. Old-Testament-Exodus-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün erkekleriniz yılda üç kez Efendi Yahve'nin önünde görünecek.\"\"\"|\"butun erkekleriniz jilda ut͡ʃ kez efendi jahveʔnin onunde ɡorunet͡ʃek.\"\"\" New-Testament-Matthew-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Siz dikenli bitkilerden üzüm, devedikenlerinden incir toplar mısınız?|onlari mejvelerinden tanijat͡ʃaksiniz. siz dikenli bitkilerden uzumʔ devedikenlerinden int͡ʃir toplar misiniz? New-Testament-Romans-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü benliğin düşüncesi ölümdür, Ruh’un düşüncesi ise yaşam ve esenliktir.|t͡ʃunku benliɡin dusunt͡ʃesi olumdurʔ ruh’un dusunt͡ʃesi ise jasam ve esenliktir. Old-Testament-Daniel-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İlâhların ruhunun sende olduğunu, ışığın, anlayışın ve olağanüstü bilgeliğin sende bulunduğunu duydum.|ilahlarin ruhunun sende olduɡunuʔ isiɡinʔ anlajisin ve olaɡanustu bilɡeliɡin sende bulunduɡunu dujdum. New-Testament-Acts-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınak komutanıyla başkâhinler bu sözleri duyunca onlar hakkında ve bu nereye varacak diye şaşkına döndüler.|tapinak komutanijla baskahinler bu sozleri dujunt͡ʃa onlar hakkinda ve bu nereje varat͡ʃak dije saskina donduler. Old-Testament-Psalms-050-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Oturup kardeşinin aleyhinde konuşuyor, kendi annenin oğluna iftira ediyorsun.|oturup kardesinin alejhinde konusujorʔ kendi annenin oɡluna iftira edijorsun. New-Testament-Matthew-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yol kenarında bir incir ağacı görüp yanına geldi. Ağaçta yapraklardan başka bir şey bulmadı. Yeşua ağaca, “Sonsuza dek senden bir daha meyve çıkmasın!” dedi. İncir ağacı hemen kurudu.|jol kenarinda bir int͡ʃir aɡat͡ʃi ɡorup janina ɡeldi. aɡat͡ʃta japraklardan baska bir sej bulmadi. jesua aɡat͡ʃaʔ “sonsuza dek senden bir daha mejve t͡ʃikmasin!” dedi. int͡ʃir aɡat͡ʃi hemen kurudu. Old-Testament-Psalms-130-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'i bütün günahlarından O kurtaracaktır.|israelʔi butun ɡunahlarindan o kurtarat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-041-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun bunu yapsın ve ülkeye gözetmenler atasın ve yedi bolluk yılında Mısır ülkesinin ürününün beşte birini alsın.|firavun bunu japsin ve ulkeje ɡozetmenler atasin ve jedi bolluk jilinda misir ulkesinin urununun beste birini alsin. New-Testament-1-John-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizse O’nu seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi.|bizse o’nu sevijoruzʔ t͡ʃunku ont͡ʃe o bizi sevdi. Old-Testament-Jeremiah-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Size, 'Babil Kralı'na hizmet etmeyeceksiniz' diye söyleyen peygamberlerin sözlerini dinlemeyin; çünkü size yalan peygamberlik ediyorlar.|sizeʔ ʔbabil kraliʔna hizmet etmejet͡ʃeksinizʔ dije sojlejen pejɡamberlerin sozlerini dinlemejin; t͡ʃunku size jalan pejɡamberlik edijorlar. New-Testament-Matthew-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua dağdan indiğinde, büyük bir kalabalık O’nu izledi.|jesua daɡdan indiɡindeʔ bujuk bir kalabalik o’nu izledi. Old-Testament-Genesis-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın bütün ulusları senin soyunla kutsanacak, çünkü sözümü dinledin.” dedi.|dunjanin butun uluslari senin sojunla kutsanat͡ʃakʔ t͡ʃunku sozumu dinledin.” dedi. New-Testament-Acts-009-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus hepsini dışarı çıkardı ve diz çöküp dua etti. Sonra cesede dönerek, “Tabita, kalk!” dedi. Kadın gözlerini açtı, Petrus’u görünce doğrulup oturdu.|petrus hepsini disari t͡ʃikardi ve diz t͡ʃokup dua etti. sonra t͡ʃesede donerekʔ “tabitaʔ kalk!” dedi. kadin ɡozlerini at͡ʃtiʔ petrus’u ɡorunt͡ʃe doɡrulup oturdu. Old-Testament-Job-034-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir krala, 'Yaramaz!' ya da beylere, 'Kötüsünüz!' diyen Adil ve büyük Olanı mahkûm edecek misin?|bir kralaʔ ʔjaramaz!ʔ ja da bejlereʔ ʔkotusunuz!ʔ dijen adil ve bujuk olani mahkum edet͡ʃek misin? Old-Testament-Numbers-032-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama eğer silahlı olarak sizinle birlikte geçmezlerse, Kenan ülkesinde aranızda mülkleri olacaktır.\"\"\"|\"ama eɡer silahli olarak sizinle birlikte ɡet͡ʃmezlerseʔ kenan ulkesinde aranizda mulkleri olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-033-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Böylece sen, ey insanoğlu, seni İsrael evine bekçi olarak atadım. Bu yüzden sözü ağzımdan işit ve onları benim tarafımdan uyar.|“bojlet͡ʃe senʔ ej insanoɡluʔ seni israel evine bekt͡ʃi olarak atadim. bu juzden sozu aɡzimdan isit ve onlari benim tarafimdan ujar. Old-Testament-Numbers-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci gün sunusunu sunan İssakar beyi Suar oğlu Netanel'di.|ikint͡ʃi ɡun sunusunu sunan issakar beji suar oɡlu netanelʔdi. Old-Testament-1-Samuel-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, \"\"Yakmalık sunuyu ve esenlik sunularını bana getirin\"\" dedi. Yakmalık sunuyu sundu.\"|\"saulʔ \"\"jakmalik sunuju ve esenlik sunularini bana ɡetirin\"\" dedi. jakmalik sunuju sundu.\" Old-Testament-Job-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beni fırtınayla kırıyor, sebepsiz yere yaralarımı çoğaltıyor.|t͡ʃunku beni firtinajla kirijorʔ sebepsiz jere jaralarimi t͡ʃoɡaltijor. Old-Testament-Leviticus-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yahve'ye esenlik kurbanı sunacağınız zaman, kabul edilesiniz diye onu sunacaksınız.\"|\"\"\"ʔjahveʔje esenlik kurbani sunat͡ʃaɡiniz zamanʔ kabul edilesiniz dije onu sunat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-Judges-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kalev, \"\"Bana bir kutsama ver, çünkü beni Güney diyarına yerleştirdin, bana su kaynaklarını da ver\"\" dedi. Sonra Kalev ona üst ve alt kaynakları verdi.\"|\"kalevʔ \"\"bana bir kutsama verʔ t͡ʃunku beni ɡunej dijarina jerlestirdinʔ bana su kajnaklarini da ver\"\" dedi. sonra kalev ona ust ve alt kajnaklari verdi.\" Old-Testament-Job-033-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, sana yanıt vereyim. Bunda haklı değilsin, çünkü Tanrı insandan büyüktür.|“isteʔ sana janit verejim. bunda hakli deɡilsinʔ t͡ʃunku tanri insandan bujuktur. Old-Testament-Psalms-037-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi ödünç alır da geri vermez, ama doğru kişi cömertçe verir.|kotu kisi odunt͡ʃ alir da ɡeri vermezʔ ama doɡru kisi t͡ʃomertt͡ʃe verir. Old-Testament-Joshua-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşon'un çocuklarına İssakar oymağının boylarından, Aşer oymağından, Naftali oymağından ve Başan'daki Manaşşe oymağının yarısından kurayla on üç kent düştü.|ɡersonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina issakar ojmaɡinin bojlarindanʔ aser ojmaɡindanʔ naftali ojmaɡindan ve basanʔdaki manasse ojmaɡinin jarisindan kurajla on ut͡ʃ kent dustu. Old-Testament-2-Chronicles-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer siz saparsanız, önünüze koyduğum kurallarımı ve buyruklarımı bırakırsanız, gidip başka ilâhlara hizmet ederseniz ve onlara taparsanız,|ama eɡer siz saparsanizʔ onunuze kojduɡum kurallarimi ve bujruklarimi birakirsanizʔ ɡidip baska ilahlara hizmet ederseniz ve onlara taparsanizʔ New-Testament-2-Timothy-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Troas’ta Karp’ın yanında bıraktığım abayı, kitapları, özellikle de yazı derilerini yanında getir.|troas’ta karp’in janinda biraktiɡim abajiʔ kitaplariʔ ozellikle de jazi derilerini janinda ɡetir. New-Testament-Romans-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde övünme nerededir? O hariç tutulmuştur. Ne tür yasayla? İşlerinkiyle mi? Hayır, ancak iman yasasıyla.|o halde ovunme nerededir? o harit͡ʃ tutulmustur. ne tur jasajla? islerinkijle mi? hajirʔ ant͡ʃak iman jasasijla. Old-Testament-Psalms-094-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, halkını parçalıyorlar, mirasına eziyet ediyorlar.|ej jahveʔ halkini part͡ʃalijorlarʔ mirasina ezijet edijorlar. New-Testament-Acts-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün topluluk sustu. Tanrı’nın kendileri aracılığıyla uluslar arasında yaptığı harikalarla belirtileri anlatan Barnabas ve Pavlus’u dinlediler.|butun topluluk sustu. tanri’nin kendileri arat͡ʃiliɡijla uluslar arasinda japtiɡi harikalarla belirtileri anlatan barnabas ve pavlus’u dinlediler. Old-Testament-Joshua-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Holon'u otlaklarıyla, Debir'i otlaklarıyla verdiler.|holonʔu otlaklarijlaʔ debirʔi otlaklarijla verdiler. Old-Testament-Zechariah-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahuda ile İsrael arasındaki kardeşliği bozmak için diğer değneğimi, Birlik olanı kırdım.|o zaman jahuda ile israel arasindaki kardesliɡi bozmak it͡ʃin diɡer deɡneɡimiʔ birlik olani kirdim. Old-Testament-Isaiah-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|rüşvet için suçluyu suçsuz çıkaranların, ama masumların hakkını inkar edenlerin vay haline!|rusvet it͡ʃin sut͡ʃluju sut͡ʃsuz t͡ʃikaranlarinʔ ama masumlarin hakkini inkar edenlerin vaj haline! Old-Testament-Genesis-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde kırk gün tufan oldu. Sular çoğaldı, gemiyi kaldırdı ve yerin üstüne çıktı.|jerjuzunde kirk ɡun tufan oldu. sular t͡ʃoɡaldiʔ ɡemiji kaldirdi ve jerin ustune t͡ʃikti. Old-Testament-2-Samuel-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Ammon'un çocuklarının kralı öldü ve onun yerine oğlu Hanun hüküm sürdü.|bundan sonra ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin krali oldu ve onun jerine oɡlu hanun hukum surdu. Old-Testament-Psalms-052-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden kötülükle övünürsün, ey zorba? Tanrı’nın sevgi dolu iyiliği kalıcıdır.|neden kotulukle ovunursunʔ ej zorba? tanri’nin sevɡi dolu ijiliɡi kalit͡ʃidir. Old-Testament-1-Samuel-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece Yonatan David'in eviyle bir antlaşma yaptı ve şöyle dedi: \"\"Yahve bunu David'in düşmanlarının elinden isteyecek.\"\"\"|\"bojlet͡ʃe jonatan davidʔin evijle bir antlasma japti ve sojle dedi \"\"jahve bunu davidʔin dusmanlarinin elinden istejet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Zifliler Giva'daki Saul'a gelip şöyle dediler: \"\"David çölün önündeki Hakila Tepesi'nde saklanmıyor mu?\"\"\"|\"zifliler ɡivaʔdaki saulʔa ɡelip sojle dediler \"\"david t͡ʃolun onundeki hakila tepesiʔnde saklanmijor mu?\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-034-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evine getirilen parayı çıkardıklarında, Kâhin Hilkiya Moşe aracılığıyla verilmiş olan Yahve'nin Yasa Kitabı'nı buldu.|jahveʔnin evine ɡetirilen paraji t͡ʃikardiklarindaʔ kahin hilkija mose arat͡ʃiliɡijla verilmis olan jahveʔnin jasa kitabiʔni buldu. Old-Testament-Numbers-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun ordusu ve onlardan sayılanlar otuz beş bin dört yüz kişiydi.\"\"\"|\"onun ordusu ve onlardan sajilanlar otuz bes bin dort juz kisijdi.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Sadok da ve onunla birlikte bütün Levililer geldiler, Tanrı'nın Antlaşma Sandığı'nı taşıyorlardı; Tanrı'nın Sandığı'nı yere koydular; ve Aviyatar bütün halk kentten çıkıncaya kadar yukarı çıktı.|isteʔ sadok da ve onunla birlikte butun levililer ɡeldilerʔ tanriʔnin antlasma sandiɡiʔni tasijorlardi; tanriʔnin sandiɡiʔni jere kojdular; ve avijatar butun halk kentten t͡ʃikint͡ʃaja kadar jukari t͡ʃikti. Old-Testament-Ezekiel-036-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunu sizin hatırınız için yapmıyorum.\"\" diyor Efendi Yahve. \"\"Bunu bilin. Ey İsrael evi, yollarınızdan utanın ve sıkılın.\"\"\"\"'\"|\"bunu sizin hatiriniz it͡ʃin japmijorum.\"\" dijor efendi jahve. \"\"bunu bilin. ej israel eviʔ jollarinizdan utanin ve sikilin.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Matthew-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Ey imansız ve yoldan çıkmış kuşak! Ne zamana dek sizinle birlikte olacağım? Size daha ne vakte kadar katlanacağım? Onu buraya bana getirin” dedi.|jesuaʔ “ej imansiz ve joldan t͡ʃikmis kusak! ne zamana dek sizinle birlikte olat͡ʃaɡim? size daha ne vakte kadar katlanat͡ʃaɡim? onu buraja bana ɡetirin” dedi. Old-Testament-Psalms-121-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdiden sonsuza dek, Yahve senin gidişini gelişini koruyacak.|simdiden sonsuza dekʔ jahve senin ɡidisini ɡelisini korujat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Hizkiya, Yahve'nin tapınağının kapılarından ve Yahuda Kralı Hizkiya'nın kaplattığı direklerden altını kesip Aşur Kralı'na verdi.|o sirada hizkijaʔ jahveʔnin tapinaɡinin kapilarindan ve jahuda krali hizkijaʔnin kaplattiɡi direklerden altini kesip asur kraliʔna verdi. Old-Testament-Jeremiah-032-043|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Issız, insansız ve hayvansız. Keldaniler'in eline verildi.’ dediğiniz bu ülkede tarlalar satın alınacak.|‘issizʔ insansiz ve hajvansiz. keldanilerʔin eline verildi.’ dediɡiniz bu ulkede tarlalar satin alinat͡ʃak. New-Testament-Mark-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan ayrılıp Galile bölgesine geçiyorlardı. Yeşua bunu kimsenin bilmesini istemiyordu.|oradan ajrilip ɡalile bolɡesine ɡet͡ʃijorlardi. jesua bunu kimsenin bilmesini istemijordu. Old-Testament-2-Kings-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece Gehazi Naaman'ın peşinden gitti. Naaman, peşinden koşan birini görünce, arabadan inip onu karşılamaya çıktı ve, \"\"Her şey yolunda mı?\"\" dedi.\"|\"bojlet͡ʃe ɡehazi naamanʔin pesinden ɡitti. naamanʔ pesinden kosan birini ɡorunt͡ʃeʔ arabadan inip onu karsilamaja t͡ʃikti veʔ \"\"her sej jolunda mi?\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-033-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“O günlerde ve o zamanda, David için bir doğruluk Dalı yetiştireceğim. O, ülkede adil ve doğru olanı yapacak.|“o ɡunlerde ve o zamandaʔ david it͡ʃin bir doɡruluk dali jetistiret͡ʃeɡim. oʔ ulkede adil ve doɡru olani japat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-013-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesinde, doğuda Yeriha'daki Moav ovalarında Moşe'nin dağıttığı miraslar bunlardır.|jardenʔin otesindeʔ doɡuda jerihaʔdaki moav ovalarinda moseʔnin daɡittiɡi miraslar bunlardir. New-Testament-Galatians-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Köleden doğan bedene göre, özgür kadından doğansa vaade göre doğmuştur.|koleden doɡan bedene ɡoreʔ ozɡur kadindan doɡansa vaade ɡore doɡmustur. New-Testament-Romans-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı’nın sözü boşa çıkmış demek değildir. Çünkü İsrael'den olanların hepsi İsraelli değildir.|ama tanri’nin sozu bosa t͡ʃikmis demek deɡildir. t͡ʃunku israelʔden olanlarin hepsi israelli deɡildir. Old-Testament-Isaiah-040-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Birinin sesi “Bağır!” diyor. Biri \"\"Ne bağırayım?\"\" dedi. “Bütün insanlık ot gibidir, onun bütün yüceliği de kır çiçeğine benzer.\"|\"birinin sesi “baɡir!” dijor. biri \"\"ne baɡirajim?\"\" dedi. “butun insanlik ot ɡibidirʔ onun butun jut͡ʃeliɡi de kir t͡ʃit͡ʃeɡine benzer.\" Old-Testament-Jeremiah-044-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden gazabım ve öfkem taşarak döküldü, Yahuda kentlerinde ve Yeruşalem sokaklarında alevlendi. Bugün olduğu gibi harap olup ıssız kaldılar.'\"\"\"|\"bu juzden ɡazabim ve ofkem tasarak dokulduʔ jahuda kentlerinde ve jerusalem sokaklarinda alevlendi. buɡun olduɡu ɡibi harap olup issiz kaldilar.ʔ\"\"\" Old-Testament-Judges-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Manoah, Yahve'nin meleğine, \"\"Adın nedir, ta ki, sözlerin gerçekleştiğinde seni onurlandıralım?\"\" dedi.\"|\"manoahʔ jahveʔnin meleɡineʔ \"\"adin nedirʔ ta kiʔ sozlerin ɡert͡ʃeklestiɡinde seni onurlandiralim?\"\" dedi.\" Old-Testament-Deuteronomy-028-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğulların ve kızların olacak, ama onlar senin olmayacak, çünkü esaret altına girecekler.|oɡullarin ve kizlarin olat͡ʃakʔ ama onlar senin olmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku esaret altina ɡiret͡ʃekler. Old-Testament-Isaiah-037-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü geride kalanlar Yeruşalem'den çıkacak ve hayatta kalanlar Siyon Dağı'ndan kaçacak. Ordular Yahvesi'nin gayreti bunu gerçekleştirecektir.'\"\"\"|\"t͡ʃunku ɡeride kalanlar jerusalemʔden t͡ʃikat͡ʃak ve hajatta kalanlar sijon daɡiʔndan kat͡ʃat͡ʃak. ordular jahvesiʔnin ɡajreti bunu ɡert͡ʃeklestiret͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Esther-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kralın buyruğu ve fermanı işitilince, birçok kız Susa Kalesi'nde Hegay'ın gözetimi altına toplandığında, Ester kralın evine, kadınların bekçisi Hegay'ın korumasına alındı.|bojlet͡ʃe kralin bujruɡu ve fermani isitilint͡ʃeʔ birt͡ʃok kiz susa kalesiʔnde heɡajʔin ɡozetimi altina toplandiɡindaʔ ester kralin evineʔ kadinlarin bekt͡ʃisi heɡajʔin korumasina alindi. Old-Testament-Amos-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'da kaygısız olanların, ve Samariya Dağı'nda güvenlikte olanların, ulusların başının ileri gelenlerinin, İsrael evinin kendilerine geldiği o adamların vay haline!|sijonʔda kajɡisiz olanlarinʔ ve samarija daɡiʔnda ɡuvenlikte olanlarinʔ uluslarin basinin ileri ɡelenlerininʔ israel evinin kendilerine ɡeldiɡi o adamlarin vaj haline! Old-Testament-Joshua-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşu, İsrael'in Tanrısı Yahve'ye Eval Dağı'nda bir sunak yaptı.|bunun uzerine jesuʔ israelʔin tanrisi jahveʔje eval daɡiʔnda bir sunak japti. New-Testament-John-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onları topladılar. Beş arpa ekmeği yiyenlerden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.|bojlet͡ʃe onlari topladilar. bes arpa ekmeɡi jijenlerden artakalan part͡ʃalarla on iki sepet doldurdular. Old-Testament-Leviticus-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunu olarak koçu sundu. Aron'la oğulları ellerini koçun başı üzerine koydular.|jakmalik sunu olarak kot͡ʃu sundu. aronʔla oɡullari ellerini kot͡ʃun basi uzerine kojdular. Old-Testament-1-Chronicles-002-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Şammay'ın oğlu Maon'du. Maon da Beyt Sur'un babasıydı.|sammajʔin oɡlu maonʔdu. maon da bejt surʔun babasijdi. New-Testament-Luke-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada bulunan hastaları iyileştirin ve onlara, ‘Tanrı’nın Krallığı size yaklaştı’ deyin.|orada bulunan hastalari ijilestirin ve onlaraʔ ‘tanri’nin kralliɡi size jaklasti’ dejin. Old-Testament-Job-029-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim sözlerimden sonra bir daha konuşmazlardı. Sözüm üzerlerine dökülürdü.|benim sozlerimden sonra bir daha konusmazlardi. sozum uzerlerine dokulurdu. Old-Testament-Job-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşe buyruk verir, o da doğmaz, ve yıldızları mühürler.|ɡunese bujruk verirʔ o da doɡmazʔ ve jildizlari muhurler. Old-Testament-Numbers-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Eliav'ın oğulları Datan ve Aviram'ı çağırmak için adam gönderdi; onlar da, “Çıkmayacağız!\"\" dediler.\"|\"mose eliavʔin oɡullari datan ve aviramʔi t͡ʃaɡirmak it͡ʃin adam ɡonderdi; onlar daʔ “t͡ʃikmajat͡ʃaɡiz!\"\" dediler.\" Old-Testament-Psalms-097-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon duydu ve sevindi. Senin hükümlerinden ötürü, ey Yahve, Yahuda kızları coştu.|sijon dujdu ve sevindi. senin hukumlerinden oturuʔ ej jahveʔ jahuda kizlari t͡ʃostu. Old-Testament-Numbers-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün suyla arınacak, yedinci gün de temiz olacak; ama kendini üçüncü gün arındırmazsa, o zaman yedinci gün temiz olmayacaktır.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡun sujla arinat͡ʃakʔ jedint͡ʃi ɡun de temiz olat͡ʃak; ama kendini ut͡ʃunt͡ʃu ɡun arindirmazsaʔ o zaman jedint͡ʃi ɡun temiz olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Rama'ya gitti ve Seku'daki büyük kuyuya geldi ve \"\"Samuel ve David nerede?\"\" diye sordu. Biri, \"\"İşte, onlar Rama'daki Nayot'ta\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine ramaʔja ɡitti ve sekuʔdaki bujuk kujuja ɡeldi ve \"\"samuel ve david nerede?\"\" dije sordu. biriʔ \"\"isteʔ onlar ramaʔdaki najotʔta\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-031-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç yaşında ve ondan yukarı olan erkeklerin soy kütüğüne göre sayılanlardan başka, her gün görev gereği, görevlerinde bölüklerine göre hizmet etmek üzere Yahve'nin evine giren herkese;|ut͡ʃ jasinda ve ondan jukari olan erkeklerin soj kutuɡune ɡore sajilanlardan baskaʔ her ɡun ɡorev ɡereɡiʔ ɡorevlerinde boluklerine ɡore hizmet etmek uzere jahveʔnin evine ɡiren herkese; New-Testament-Romans-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Rebeka'ya, “Büyük olan küçüğüne hizmet edecek” denildi.|rebekaʔjaʔ “bujuk olan kut͡ʃuɡune hizmet edet͡ʃek” denildi. Old-Testament-Lamentations-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bak, ey Yahve; çünkü sıkıntıdayım. Yüreğim sıkılıyor. Yüreğim içimde dönüyor, çünkü ağır bir şekilde isyan ettim. Dışarıda kılıç yoksun bırakmada. Evde ölüm gibi.\"\"\"|\"“bakʔ ej jahve; t͡ʃunku sikintidajim. jureɡim sikilijor. jureɡim it͡ʃimde donujorʔ t͡ʃunku aɡir bir sekilde isjan ettim. disarida kilit͡ʃ joksun birakmada. evde olum ɡibi.\"\"\" Old-Testament-Job-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bugün bile yakınmam isyankârdır. İnlememe rağmen O'nun eli ağırdır.|“buɡun bile jakinmam isjankardir. inlememe raɡmen oʔnun eli aɡirdir. Old-Testament-Jeremiah-032-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Babil Kralı'nın ordusu Yeruşalem'i kuşatıyordu. Peygamber Yeremya, Yahuda Kralı'nın sarayındaki muhafız avlusunda tutukluydu.|o sirada babil kraliʔnin ordusu jerusalemʔi kusatijordu. pejɡamber jeremjaʔ jahuda kraliʔnin sarajindaki muhafiz avlusunda tutuklujdu. New-Testament-Matthew-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidin ve bütün ulusları öğrenci yapın; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin;|ɡidin ve butun uluslari oɡrent͡ʃi japin; onlari babaʔ oɡul ve kutsal ruh’un adijla vaftiz edin; Old-Testament-Psalms-047-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı tüm dünyanın Kralı’dır. Anlayışla övün.|t͡ʃunku tanri tum dunjanin krali’dir. anlajisla ovun. Old-Testament-Habakkuk-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Oyma suretin ne değeri var ki, onu yapan onu oymuş; dökme suret, yalanların öğretmeni, biçim veren dilsiz putlar yapıp onlara güvenir?|“ojma suretin ne deɡeri var kiʔ onu japan onu ojmus; dokme suretʔ jalanlarin oɡretmeniʔ bit͡ʃim veren dilsiz putlar japip onlara ɡuvenir? Old-Testament-Amos-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şöyle dedi: \"\"Yahve Siyon'dan kükreyecek, ve Yeruşalem'den sesini duyuracak; ve çobanların otlakları yas tutacak, ve Karmel'in tepesi kuruyacak.\"\"\"|\"sojle dedi \"\"jahve sijonʔdan kukrejet͡ʃekʔ ve jerusalemʔden sesini dujurat͡ʃak; ve t͡ʃobanlarin otlaklari jas tutat͡ʃakʔ ve karmelʔin tepesi kurujat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Exodus-025-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bak, bunları dağda sana gösterilen örneklerine göre yap.\"\"\"|\"bakʔ bunlari daɡda sana ɡosterilen orneklerine ɡore jap.\"\"\" New-Testament-Mark-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Efendi’ni bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin .’ İlk buyruk budur.|tanrin efendi’ni butun jureɡinleʔ butun t͡ʃaninlaʔ butun aklinla ve butun ɡut͡ʃunle sevet͡ʃeksin .’ ilk bujruk budur. Old-Testament-Daniel-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Kral Darius yazıyı ve yasayı imzaladı.|bunun uzerine kral darius jaziji ve jasaji imzaladi. New-Testament-Acts-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Sezariye’ye vardılar. Kornelius, onları bekliyordu. Akrabalarını ve yakın arkadaşlarını da çağırmıştı.|ertesi ɡun sezarije’je vardilar. korneliusʔ onlari beklijordu. akrabalarini ve jakin arkadaslarini da t͡ʃaɡirmisti. Old-Testament-Proverbs-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğüt ve sağlam bilgi benimdir. Ben anlayışa ve güce sahibim.|oɡut ve saɡlam bilɡi benimdir. ben anlajisa ve ɡut͡ʃe sahibim. Old-Testament-Isaiah-059-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Benim için, bu benim onlarla yaptığım antlaşmadır\"\" diyor Yahve. “Üzerinde olan Ruhum ve ağzına koymuş olduğum sözlerim, şimdiden sonsuza dek ağzından, soyunun ağzından, soyunun soyunun ağzından ayrılmayacak” diyor Yahve.\"|\"\"\"benim it͡ʃinʔ bu benim onlarla japtiɡim antlasmadir\"\" dijor jahve. “uzerinde olan ruhum ve aɡzina kojmus olduɡum sozlerimʔ simdiden sonsuza dek aɡzindanʔ sojunun aɡzindanʔ sojunun sojunun aɡzindan ajrilmajat͡ʃak” dijor jahve.\" Old-Testament-Ezekiel-039-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen, ey insanoğlu, Efendi Yahve şöyle diyor: 'Her çeşit kuşa ve kırın her hayvanına söyle, “Toplanın da gelin; İsrael dağlarında sizin için keseceğim büyük kurbana, her yandan toplanın da et yiyin, kan için.|“senʔ ej insanoɡluʔ efendi jahve sojle dijor ʔher t͡ʃesit kusa ve kirin her hajvanina sojleʔ “toplanin da ɡelin; israel daɡlarinda sizin it͡ʃin keset͡ʃeɡim bujuk kurbanaʔ her jandan toplanin da et jijinʔ kan it͡ʃin. New-Testament-Romans-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|kötülük eden her insanın canına, önce Yahudi’ye sonra Yahudi olmayana, sıkıntı ve ıstırap;|kotuluk eden her insanin t͡ʃaninaʔ ont͡ʃe jahudi’je sonra jahudi olmajanaʔ sikinti ve istirap; Old-Testament-Psalms-075-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve’nin elinde bir kase var, baharatla karıştırılmış köpüklü şarapla dolu. Ondan döker. Gerçekten dünyanın kötüleri onun tortusuna dek yalayıp içerler.|t͡ʃunku jahve’nin elinde bir kase varʔ baharatla karistirilmis kopuklu sarapla dolu. ondan doker. ɡert͡ʃekten dunjanin kotuleri onun tortusuna dek jalajip it͡ʃerler. Old-Testament-Job-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'yı unutanların hepsinin yolları böyledir. Tanrısız adamın umudu yok olur,|tanriʔji unutanlarin hepsinin jollari bojledir. tanrisiz adamin umudu jok olurʔ Old-Testament-Deuteronomy-033-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ebedi Tanrı senin konutundur. Altında olan ebedi kollardır. Düşmanı senin önünden itti ve 'Harap et!' dedi.|ebedi tanri senin konutundur. altinda olan ebedi kollardir. dusmani senin onunden itti ve ʔharap et!ʔ dedi. Old-Testament-Zechariah-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaşta çamurlu yolları çiğneyen yiğitler gibi olacaklar. Savaşacaklar, çünkü Yahve onlarla birliktedir. Atlı biniciler şaşkına dönecekler.|savasta t͡ʃamurlu jollari t͡ʃiɡnejen jiɡitler ɡibi olat͡ʃaklar. savasat͡ʃaklarʔ t͡ʃunku jahve onlarla birliktedir. atli binit͡ʃiler saskina donet͡ʃekler. Old-Testament-2-Samuel-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Sadok oğlu Ahimaas, “Yahve'nin düşmanlarından onun öcünü nasıl aldığını koşup krala haber götüreyim” dedi.|o zaman sadok oɡlu ahimaasʔ “jahveʔnin dusmanlarindan onun ot͡ʃunu nasil aldiɡini kosup krala haber ɡoturejim” dedi. New-Testament-Acts-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıçrayarak ayağa kalktı ve yürümeye başladı. Yürüyüp sıçrayarak, Tanrı’yı överek onlarla birlikte tapınağa girdi.|sit͡ʃrajarak ajaɡa kalkti ve jurumeje basladi. jurujup sit͡ʃrajarakʔ tanri’ji overek onlarla birlikte tapinaɡa ɡirdi. Old-Testament-Jeremiah-043-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kareah oğlu Yohanan ve bütün ordu komutanları, sürüldükleri bütün uluslardan geri dönüp Yahuda diyarına yerleşen Yahuda kalıntısının tümünü,|kareah oɡlu johanan ve butun ordu komutanlariʔ suruldukleri butun uluslardan ɡeri donup jahuda dijarina jerlesen jahuda kalintisinin tumunuʔ Old-Testament-1-Samuel-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Saul’un yaşamını aramaya çıktığını gördü. David, Zif Çölü'nde ormandaydı.|davidʔ saul’un jasamini aramaja t͡ʃiktiɡini ɡordu. davidʔ zif t͡ʃoluʔnde ormandajdi. New-Testament-Matthew-022-036|und|SPEAKER_00_Turkish|“Öğretmen, Yasa’daki en büyük buyruk hangisidir?”|“oɡretmenʔ jasa’daki en bujuk bujruk hanɡisidir?” Old-Testament-Nehemiah-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammonlu Toviya da yanındaydı ve, “Yaptıklarına, bir tilki bile tırmansa, taş duvarlarını yıkar” dedi.|ammonlu tovija da janindajdi veʔ “japtiklarinaʔ bir tilki bile tirmansaʔ tas duvarlarini jikar” dedi. New-Testament-Galatians-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam tersine, sünnetliler için Müjde nasıl Petrus’a emanet edildiyse, sünnetsizler için de Müjde'nin bana emanet edildiğini gördüler.|tam tersineʔ sunnetliler it͡ʃin muʒde nasil petrus’a emanet edildijseʔ sunnetsizler it͡ʃin de muʒdeʔnin bana emanet edildiɡini ɡorduler. Old-Testament-Zechariah-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman benimle konuşan melek öne çıktı ve bana, “Şimdi gözlerini kaldır ve görünen şeyin ne olduğunu gör” dedi.|o zaman benimle konusan melek one t͡ʃikti ve banaʔ “simdi ɡozlerini kaldir ve ɡorunen sejin ne olduɡunu ɡor” dedi. Old-Testament-Genesis-036-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav'ın oğullarının adları: Esav'ın karısı Ada oğlu Elifaz ve Esav'ın karısı Basemat'ın oğlu Reuel’dir.|esavʔin oɡullarinin adlari esavʔin karisi ada oɡlu elifaz ve esavʔin karisi basematʔin oɡlu reuel’dir. Old-Testament-Leviticus-014-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne zaman kirli, ne zaman temiz olduğunu öğretmek için; cüzzam yasası budur.|ne zaman kirliʔ ne zaman temiz olduɡunu oɡretmek it͡ʃin; t͡ʃuzzam jasasi budur. Old-Testament-Isaiah-034-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece gündüz sönmeyecek. Dumanı sonsuza dek tütecektir. Kuşaktan kuşağa ıssız kalacak. Hiç kimse sonsuza dek içinden geçmeyecek.|ɡet͡ʃe ɡunduz sonmejet͡ʃek. dumani sonsuza dek tutet͡ʃektir. kusaktan kusaɡa issiz kalat͡ʃak. hit͡ʃ kimse sonsuza dek it͡ʃinden ɡet͡ʃmejet͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Bunlar, belirlenen vakitte ilan edeceğiniz Yahve'nin belirlediği bayramlar, kutsal toplantılardır.|“ʔbunlarʔ belirlenen vakitte ilan edet͡ʃeɡiniz jahveʔnin belirlediɡi bajramlarʔ kutsal toplantilardir. Old-Testament-Genesis-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı'nın yarattığı kır hayvanlarının en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçenin hiçbir ağacından yemeyin’ dedi mi?” diye sordu.|jahve tanriʔnin jarattiɡi kir hajvanlarinin en kurnazi jilandi. jilan kadinaʔ “tanri ɡert͡ʃektenʔ ‘baht͡ʃenin hit͡ʃbir aɡat͡ʃindan jemejin’ dedi mi?” dije sordu. Old-Testament-1-Kings-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu haber Yoav'a ulaştı; çünkü Yoav, Avşalom'un ardından gitmediği halde Adoniya'nın ardından gitti. Yoav, Yahve'nin Çadırı'na kaçtı ve sunağın boynuzlarına tutundu.|bu haber joavʔa ulasti; t͡ʃunku joavʔ avsalomʔun ardindan ɡitmediɡi halde adonijaʔnin ardindan ɡitti. joavʔ jahveʔnin t͡ʃadiriʔna kat͡ʃti ve sunaɡin bojnuzlarina tutundu. New-Testament-2-Timothy-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Dimas bu dünyayı sevdiği için beni bırakıp Selanik’e gitti. Kriskis Galatya’ya, Titus Dalmaçya’ya gitti.|t͡ʃunku dimas bu dunjaji sevdiɡi it͡ʃin beni birakip selanik’e ɡitti. kriskis ɡalatja’jaʔ titus dalmat͡ʃja’ja ɡitti. New-Testament-Acts-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Komutan genci elinden tutup bir kenara çekti. “Bana bildireceğin şey nedir?” diye sordu.|komutan ɡent͡ʃi elinden tutup bir kenara t͡ʃekti. “bana bildiret͡ʃeɡin sej nedir?” dije sordu. Old-Testament-Job-030-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni rüzgâra kaldırıyorsun, onunla sürüyorsun. Fırtınada eritiyorsun.|beni ruzɡara kaldirijorsunʔ onunla surujorsun. firtinada eritijorsun. Old-Testament-Leviticus-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve onu yiyen herkes kendi kötülüğünü yüklenecektir; çünkü o, Yahve'nin kutsal şeyini kirletmiştir ve o can, halkının arasından atılacaktır.'\"\"\"|\"ve onu jijen herkes kendi kotuluɡunu juklenet͡ʃektir; t͡ʃunku oʔ jahveʔnin kutsal sejini kirletmistir ve o t͡ʃanʔ halkinin arasindan atilat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Genç Avşalom iyi mi?” dedi. Ahimaas, “Yoav kralın hizmetkârını, beni gönderdiğinde büyük bir kargaşalık gördüm, ama ne olduğunu bilmiyorum” diye yanıtladı.|kralʔ “ɡent͡ʃ avsalom iji mi?” dedi. ahimaasʔ “joav kralin hizmetkariniʔ beni ɡonderdiɡinde bujuk bir karɡasalik ɡordumʔ ama ne olduɡunu bilmijorum” dije janitladi. New-Testament-Acts-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu sorguya çekersen, suçladığımız bütün bu şeyleri kendisinden öğrenebilirsin” dedi.|onu sorɡuja t͡ʃekersenʔ sut͡ʃladiɡimiz butun bu sejleri kendisinden oɡrenebilirsin” dedi. New-Testament-Romans-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çalışana verilen ücret lütuf değil, borç sayılır.|t͡ʃalisana verilen ut͡ʃret lutuf deɡilʔ bort͡ʃ sajilir. Old-Testament-Isaiah-047-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sen, 'Sonsuza dek kraliçe olacağım' dedin, bu şeyleri yüreğine koymadın, sonuçlarını da düşünmedin.\"\"\"|\"senʔ ʔsonsuza dek kralit͡ʃe olat͡ʃaɡimʔ dedinʔ bu sejleri jureɡine kojmadinʔ sonut͡ʃlarini da dusunmedin.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-030-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Yahve'nin halkının kırığını sardığı, vuruldukları yarayı iyileştirdiği gün, ayın ışığı güneşin ışığı gibi olacak ve güneşin ışığı yedi günün ışığı gibi yedi kat daha parlak olacak.|dahasi jahveʔnin halkinin kiriɡini sardiɡiʔ vurulduklari jaraji ijilestirdiɡi ɡunʔ ajin isiɡi ɡunesin isiɡi ɡibi olat͡ʃak ve ɡunesin isiɡi jedi ɡunun isiɡi ɡibi jedi kat daha parlak olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Heşbon'dan bir ateş, Sihon kentinden bir alev çıktı. Arnon'un yüksek yerlerinin efendileri Moavlı Ar'ı yiyip bitirdi.|t͡ʃunku hesbonʔdan bir atesʔ sihon kentinden bir alev t͡ʃikti. arnonʔun juksek jerlerinin efendileri moavli arʔi jijip bitirdi. New-Testament-Matthew-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus O’nu bir kenara çekip azarlamaya başladı. “Bu senden uzak olsun, Efendimiz! Bu sana asla olmayacak” dedi.|petrus o’nu bir kenara t͡ʃekip azarlamaja basladi. “bu senden uzak olsunʔ efendimiz! bu sana asla olmajat͡ʃak” dedi. Old-Testament-Ezekiel-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yapmadığımı ve bir daha onun gibisini yapmayacağım şeyi, bütün iğrençliklerin yüzünden sende yapacağım.|japmadiɡimi ve bir daha onun ɡibisini japmajat͡ʃaɡim sejiʔ butun iɡrent͡ʃliklerin juzunden sende japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-138-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çağırdığım gün bana yanıt verdin. Canımdaki güçle beni cesaretlendirdin.|t͡ʃaɡirdiɡim ɡun bana janit verdin. t͡ʃanimdaki ɡut͡ʃle beni t͡ʃesaretlendirdin. Old-Testament-Leviticus-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de ki: 'Bir adamın bedeninden akıntısı varsa, o kişi kirlidir.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ki ʔbir adamin bedeninden akintisi varsaʔ o kisi kirlidir.\" Old-Testament-Deuteronomy-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikkatli olun, yüreğiniz aldanmasın ve başka ilahlara hizmet etmek için sapmayasınız ve onlara tapmayasınız;|dikkatli olunʔ jureɡiniz aldanmasin ve baska ilahlara hizmet etmek it͡ʃin sapmajasiniz ve onlara tapmajasiniz; Old-Testament-Genesis-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sam'ın oğulları: Elam, Aşur, Arpakşad, Lud, Aram.|samʔin oɡullari elamʔ asurʔ arpaksadʔ ludʔ aram. Old-Testament-Song-of-Songs-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilim benim için En Gedi bağlarında bir salkım kına çiçeğidir.|sevɡilim benim it͡ʃin en ɡedi baɡlarinda bir salkim kina t͡ʃit͡ʃeɡidir. Old-Testament-Jeremiah-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Neden benimle çekişiyorsunuz? Hepiniz bana karşı suç işlediniz.\"\" diyor Yahve.\"|\"\"\"neden benimle t͡ʃekisijorsunuz? hepiniz bana karsi sut͡ʃ islediniz.\"\" dijor jahve.\" New-Testament-Acts-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Akvila adında Pontus asıllı bir Yahudi ile karısı Priskilla’yı buldu. İtalya’dan yeni gelmişlerdi. Çünkü Klavdius bütün Yahudiler’in Roma’dan ayrılmasını emretmişti. Pavlus onların yanına gitti.|akvila adinda pontus asilli bir jahudi ile karisi priskilla’ji buldu. italja’dan jeni ɡelmislerdi. t͡ʃunku klavdius butun jahudiler’in roma’dan ajrilmasini emretmisti. pavlus onlarin janina ɡitti. Old-Testament-Job-031-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Elbette onu omzumda taşırdım, ve taç gibi kendime bağlardım.|elbette onu omzumda tasirdimʔ ve tat͡ʃ ɡibi kendime baɡlardim. Old-Testament-Jeremiah-036-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şafan oğlu Gemarya oğlu Mikaya, kitaptan Yahve'nin bütün sözlerini işitince,|safan oɡlu ɡemarja oɡlu mikajaʔ kitaptan jahveʔnin butun sozlerini isitint͡ʃeʔ Old-Testament-Judges-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Yahuda'nın çocukları dağlık bölgede, güneyde ve ovada yaşayan Kenanlılar'a karşı savaşmak için aşağı indiler.|bundan sonra jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari daɡlik bolɡedeʔ ɡunejde ve ovada jasajan kenanlilarʔa karsi savasmak it͡ʃin asaɡi indiler. New-Testament-John-001-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Natanel O’na, “Beni nereden tanıyorsun?” dedi. Yeşua ona, “Filipus seni çağırmadan önce incir ağacının altındayken seni gördüm” dedi.|natanel o’naʔ “beni nereden tanijorsun?” dedi. jesua onaʔ “filipus seni t͡ʃaɡirmadan ont͡ʃe int͡ʃir aɡat͡ʃinin altindajken seni ɡordum” dedi. Old-Testament-Judges-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aynı gece Yahve ona şöyle dedi: \"\"Babanın yedi yaşındaki ikinci boğasını al, babanın Baal sunağını yık ve yanındaki Aşera'yı kes.\"|\"ajni ɡet͡ʃe jahve ona sojle dedi \"\"babanin jedi jasindaki ikint͡ʃi boɡasini alʔ babanin baal sunaɡini jik ve janindaki aseraʔji kes.\" Old-Testament-Jeremiah-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Size peygamberlik eden peygamberlerin sözlerini dinlemeyin. Size boş şeyler öğretiyorlar. Yahve'nin ağzından değil, kendi yüreklerinin görümünü söylüyorlar.\"|\"ordular jahvesi sojle dijor \"\"size pejɡamberlik eden pejɡamberlerin sozlerini dinlemejin. size bos sejler oɡretijorlar. jahveʔnin aɡzindan deɡilʔ kendi jureklerinin ɡorumunu sojlujorlar.\" Old-Testament-Nehemiah-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öyleyse, Tanrımız'a karşı gelerek yabancı kadınlarla evlenmek suretiyle bütün bu büyük kötülüğü yapmanızı dinleyelim mi?\"\"\"|\"ojlejseʔ tanrimizʔa karsi ɡelerek jabant͡ʃi kadinlarla evlenmek suretijle butun bu bujuk kotuluɡu japmanizi dinlejelim mi?\"\"\" New-Testament-Revelation-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın hizmetkârı Moşe’nin ezgisini ve Kuzu’nun ezgisini söylüyorlardı: “Her Şeye Gücü Yeten Efendi Tanrı, senin işlerin büyük ve şaşılasıdır, ey ulusların Kralı, senin yolların doğru ve adildir.|tanri’nin hizmetkari mose’nin ezɡisini ve kuzu’nun ezɡisini sojlujorlardi “her seje ɡut͡ʃu jeten efendi tanriʔ senin islerin bujuk ve sasilasidirʔ ej uluslarin kraliʔ senin jollarin doɡru ve adildir. Old-Testament-2-Chronicles-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece silahlı adamlar esirleri ve ganimeti beylerin ve bütün topluluğun önüne bıraktılar.|bojlet͡ʃe silahli adamlar esirleri ve ɡanimeti bejlerin ve butun topluluɡun onune biraktilar. New-Testament-Luke-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Cesedini bulamayınca, O’nun yaşadığını bildiren meleklerle ilgili bir de görüm gördüklerini söylemek için geldiler.|t͡ʃesedini bulamajint͡ʃaʔ o’nun jasadiɡini bildiren meleklerle ilɡili bir de ɡorum ɡorduklerini sojlemek it͡ʃin ɡeldiler. Old-Testament-Daniel-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral Belşatsar çok sıkıldı, yüzü değişti, beyleri de şaştı.|o zaman kral belsatsar t͡ʃok sikildiʔ juzu deɡistiʔ bejleri de sasti. Old-Testament-Numbers-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bunların ekmek sunusu olarak, yağla yoğrulmuş ince un; boğa için onda üç, bir koç için onda iki,|ve bunlarin ekmek sunusu olarakʔ jaɡla joɡrulmus int͡ʃe un; boɡa it͡ʃin onda ut͡ʃʔ bir kot͡ʃ it͡ʃin onda ikiʔ Old-Testament-Deuteronomy-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ataların yetmiş kişiyle birlikte Mısır'a indiler; ve şimdi Tanrın Yahve seni kalabalıkta gökyüzünün yıldızları gibi yaptı.|atalarin jetmis kisijle birlikte misirʔa indiler; ve simdi tanrin jahve seni kalabalikta ɡokjuzunun jildizlari ɡibi japti. Old-Testament-Leviticus-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir insana ölümcül darbe vuran kesinlikle öldürülecektir.\"|\"\"\"ʔbir insana olumt͡ʃul darbe vuran kesinlikle oldurulet͡ʃektir.\" Old-Testament-Joshua-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bu diyarı miras olarak dokuz oymağa ve Manaşşe oymağının yarısına paylaştır.”|simdi bu dijari miras olarak dokuz ojmaɡa ve manasse ojmaɡinin jarisina pajlastir.” Old-Testament-Joshua-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'ye söylediğim gibi, ayağınızın tabanının basacağı her yeri size verdim.|moseʔje sojlediɡim ɡibiʔ ajaɡinizin tabaninin basat͡ʃaɡi her jeri size verdim. Old-Testament-Leviticus-011-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Karnının üzerinde sürünen, dört ayak üzerinde yürüyen, çok ayağı olan, yerde sürünen canlılarn hiçbirini yemeyeceksiniz; çünkü onlar iğrençtir.|karninin uzerinde surunenʔ dort ajak uzerinde jurujenʔ t͡ʃok ajaɡi olanʔ jerde surunen t͡ʃanlilarn hit͡ʃbirini jemejet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku onlar iɡrent͡ʃtir. New-Testament-Matthew-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Adaleti zafere ulaştırana dek, ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek.|adaleti zafere ulastirana dekʔ ezilmis kamisi kirmajat͡ʃakʔ tuten fitili sondurmejet͡ʃek. Old-Testament-Deuteronomy-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yas tutarken ondan yemedim, kirliyken ondan hiçbirini çıkarmadım, ölü için de ondan vermedim. Tanrım Yahve'nin sözünü dinledim. Bana buyurduğu her şeye göre yaptım.|jas tutarken ondan jemedimʔ kirlijken ondan hit͡ʃbirini t͡ʃikarmadimʔ olu it͡ʃin de ondan vermedim. tanrim jahveʔnin sozunu dinledim. bana bujurduɡu her seje ɡore japtim. Old-Testament-Jeremiah-038-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine beyler krala, “Lütfen bu adamı öldürsünler, çünkü onlara böyle sözler söyleyerek bu kentte kalan savaşçıların ve bütün halkın ellerini zayıflatıyor; çünkü bu adam bu halkın iyiliğini değil, zararını arıyor” dediler.|bunun uzerine bejler kralaʔ “lutfen bu adami oldursunlerʔ t͡ʃunku onlara bojle sozler sojlejerek bu kentte kalan savast͡ʃilarin ve butun halkin ellerini zajiflatijor; t͡ʃunku bu adam bu halkin ijiliɡini deɡilʔ zararini arijor” dediler. New-Testament-John-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Siz aşağıdansınız, ben yukarıdanım. Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim.|jesua onlaraʔ “siz asaɡidansinizʔ ben jukaridanim. siz bu dunjadansinizʔ ben bu dunjadan deɡilim. Old-Testament-Jeremiah-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke çölde konaklayacak bir yerim olsaydı da, halkımı bırakıp da yanlarından gitsem! Çünkü hepsi zina edici, hain bir topluluk.|keske t͡ʃolde konaklajat͡ʃak bir jerim olsajdi daʔ halkimi birakip da janlarindan ɡitsem! t͡ʃunku hepsi zina edit͡ʃiʔ hain bir topluluk. Old-Testament-1-Chronicles-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Köyleri Etam, Ayn, Rimmon, Token ve Aşan'dı; beş kent;|kojleri etamʔ ajnʔ rimmonʔ token ve asanʔdi; bes kent; Old-Testament-Jeremiah-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bulutlar gibi çıkacak, onun savaş arabaları kasırga gibi olacak. Atları kartallardan daha hızlı. Vay halimize! Çünkü mahvolduk.|isteʔ bulutlar ɡibi t͡ʃikat͡ʃakʔ onun savas arabalari kasirɡa ɡibi olat͡ʃak. atlari kartallardan daha hizli. vaj halimize! t͡ʃunku mahvolduk. Old-Testament-Proverbs-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|sapkın yüreğinde sürekli kötülük tasarlar, her zaman anlaşmazlık eker.|sapkin jureɡinde surekli kotuluk tasarlarʔ her zaman anlasmazlik eker. New-Testament-Revelation-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Birçok halk, ulus, dil ve kral hakkında yine peygamberlik etmelisin” dediler.|banaʔ “birt͡ʃok halkʔ ulusʔ dil ve kral hakkinda jine pejɡamberlik etmelisin” dediler. Old-Testament-Psalms-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü köpekler çevremi sardı. Kötüler sürüsü beni kuşattı. Ellerimi ve ayaklarımı deldiler.|t͡ʃunku kopekler t͡ʃevremi sardi. kotuler surusu beni kusatti. ellerimi ve ajaklarimi deldiler. Old-Testament-Job-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ofir altınıyla, değerli akikle, safirle değer biçilemez.|ofir altinijlaʔ deɡerli akikleʔ safirle deɡer bit͡ʃilemez. Old-Testament-Job-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O, insanın işini kendine öder, ve herkese kendi yollarına göre buldurur.|t͡ʃunku oʔ insanin isini kendine oderʔ ve herkese kendi jollarina ɡore buldurur. Old-Testament-Genesis-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sünnet derisinden sünnet edilmemiş olan her erkek halkının arasından atılacaktır. O benim antlaşmamı bozmuştur.” dedi.|sunnet derisinden sunnet edilmemis olan her erkek halkinin arasindan atilat͡ʃaktir. o benim antlasmami bozmustur.” dedi. Old-Testament-Psalms-135-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi övün, çünkü Yahve iyidir. Adını ezgilerle övün, çünkü bu hoştur.|jahve’ji ovunʔ t͡ʃunku jahve ijidir. adini ezɡilerle ovunʔ t͡ʃunku bu hostur. Old-Testament-1-Chronicles-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali'nin oğulları: Yahziel, Guni, Yeser, Şallum ve Bilha'nın oğulları.|naftaliʔnin oɡullari jahzielʔ ɡuniʔ jeserʔ sallum ve bilhaʔnin oɡullari. Old-Testament-Ezekiel-035-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"bu nedenle, varlığım hakkı için,\"\" diyor Efendi Yahve, \"\"Seni kan için hazırlayacağım ve kan seni kovalayacak. Kandan nefret etmediğin için, kan seni kovalayacak.\"|\"bu nedenleʔ varliɡim hakki it͡ʃinʔ\"\" dijor efendi jahveʔ \"\"seni kan it͡ʃin hazirlajat͡ʃaɡim ve kan seni kovalajat͡ʃak. kandan nefret etmediɡin it͡ʃinʔ kan seni kovalajat͡ʃak.\" Old-Testament-Ruth-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Naomi, \"\"Geri dönün, kızlarım\"\" dedi, \"\"Neden benimle gelmek istiyorsunuz? Artık rahmimde oğullarım mı var ki, size kocalar olabilsinler?\"|\"naomiʔ \"\"ɡeri donunʔ kizlarim\"\" dediʔ \"\"neden benimle ɡelmek istijorsunuz? artik rahmimde oɡullarim mi var kiʔ size kot͡ʃalar olabilsinler?\" Old-Testament-Psalms-106-025|und|SPEAKER_00_Turkish|ama çadırlarında söylendiler, Yahve’nin sesini dinlemediler.|ama t͡ʃadirlarinda sojlendilerʔ jahve’nin sesini dinlemediler. Old-Testament-Genesis-035-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Yakov'a, “Kalk, Beytel'e git ve orada yaşa” dedi. Orada, kardeşin Esav'ın yüzünden kaçtığın zaman sana görünen Tanrı'ya bir sunak yap.”|tanri jakovʔaʔ “kalkʔ bejtelʔe ɡit ve orada jasa” dedi. oradaʔ kardesin esavʔin juzunden kat͡ʃtiɡin zaman sana ɡorunen tanriʔja bir sunak jap.” New-Testament-Acts-007-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı için ev yapan Solomon'du.|ama tanri it͡ʃin ev japan solomonʔdu. New-Testament-Matthew-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Mal sahibinin hizmetkârları gelip ona şöyle dediler: ‘Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Bu deliceler de nereden geldi?’|mal sahibinin hizmetkarlari ɡelip ona sojle dediler ‘efendimizʔ sen tarlana iji tohum ekmedin mi? bu delit͡ʃeler de nereden ɡeldi?’ Old-Testament-Deuteronomy-028-050|und|SPEAKER_00_Turkish|yaşlılara saygı duymayan, çocuklara sevecenlik göstermeyen, sert yüzlü bir ulus.|jaslilara sajɡi dujmajanʔ t͡ʃot͡ʃuklara sevet͡ʃenlik ɡostermejenʔ sert juzlu bir ulus. Old-Testament-Job-038-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve kasırganın içinden İyov'a yanıt verdi:|o zaman jahve kasirɡanin it͡ʃinden ijovʔa janit verdi Old-Testament-2-Samuel-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David şöyle dedi: “İyi. Seninle bir antlaşma yapacağım ama senden bir şey istiyorum. O da şudur, yüzümü görmeye geldiğinde önce Saul'un kızı Mikal'i getirmezsen yüzümü görmeyeceksin.\"\"\"|\"david sojle dedi “iji. seninle bir antlasma japat͡ʃaɡim ama senden bir sej istijorum. o da sudurʔ juzumu ɡormeje ɡeldiɡinde ont͡ʃe saulʔun kizi mikalʔi ɡetirmezsen juzumu ɡormejet͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-Matthew-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi toprağa ekilenler, sözü duyup anlayanlardır. Böyleleri kesinlikle ürün verir, kimi yüz kat, kimi altmış, kimi otuz kat.”|iji topraɡa ekilenlerʔ sozu dujup anlajanlardir. bojleleri kesinlikle urun verirʔ kimi juz katʔ kimi altmisʔ kimi otuz kat.” New-Testament-Galatians-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Vahiy yoluyla gittim. Boşuna koşmayayım ya da koşmuş olmayayım diye, öteki uluslar arasında duyurduğum Müjde’yi özel olarak ileri gelenlere sundum.|vahij jolujla ɡittim. bosuna kosmajajim ja da kosmus olmajajim dijeʔ oteki uluslar arasinda dujurduɡum muʒde’ji ozel olarak ileri ɡelenlere sundum. Old-Testament-Psalms-107-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlalar ekerler, bağlar dikerler, çoğalan ürünü toplarlar.|tarlalar ekerlerʔ baɡlar dikerlerʔ t͡ʃoɡalan urunu toplarlar. Old-Testament-Jeremiah-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ancak ellerinizin işiyle, kendi zararınıza beni öfkelendirmek için beni dinlemediniz\"\" diyor Yahve.\"|\"\"\"ant͡ʃak ellerinizin isijleʔ kendi zarariniza beni ofkelendirmek it͡ʃin beni dinlemediniz\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Jeremiah-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o, suların yanına dikilmiş, köklerini ırmak kenarına yayan, sıcak gelince korkmayan, ama yaprağı yeşil olan, ve kuraklık yılında kaygılanmayan ağaca benzer. Meyve vermekten geri kalmaz.|t͡ʃunku oʔ sularin janina dikilmisʔ koklerini irmak kenarina jajanʔ sit͡ʃak ɡelint͡ʃe korkmajanʔ ama japraɡi jesil olanʔ ve kuraklik jilinda kajɡilanmajan aɡat͡ʃa benzer. mejve vermekten ɡeri kalmaz. Old-Testament-Ezekiel-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece İsrael halkı bir daha benden sapmasınlar, bütün günahlarıyla bir daha kendilerini kirletmesinler, ancak benim halkım olsunlar, ben de onların Tanrısı olayım.\"\" diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"bojlet͡ʃe israel halki bir daha benden sapmasinlarʔ butun ɡunahlarijla bir daha kendilerini kirletmesinlerʔ ant͡ʃak benim halkim olsunlarʔ ben de onlarin tanrisi olajim.\"\" dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-145-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bütün yollarında doğrudur, tüm işlerinde lütufkârdır.|jahve butun jollarinda doɡrudurʔ tum islerinde lutufkardir. Old-Testament-Psalms-141-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben geçip giderken, kötüler hep birlikte kendi ağlarına düşsünler.|ben ɡet͡ʃip ɡiderkenʔ kotuler hep birlikte kendi aɡlarina dussunler. Old-Testament-Numbers-001-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali oymağından sayılanlar elli üç bin dört yüz kişiydi.|naftali ojmaɡindan sajilanlar elli ut͡ʃ bin dort juz kisijdi. Old-Testament-Exodus-031-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, ustaca işler tasarlasın, altında, gümüşde ve tunçda,|ta kiʔ ustat͡ʃa isler tasarlasinʔ altindaʔ ɡumusde ve tunt͡ʃdaʔ Old-Testament-Habakkuk-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü daha görüm belirlenmiş zaman içindir ve sona doğru acele ediyor ve yalan çıkmayacaktır. Zaman alsa da bekle, çünkü kesinlikle gelecektir. Gecikmeyecektir.|t͡ʃunku daha ɡorum belirlenmis zaman it͡ʃindir ve sona doɡru at͡ʃele edijor ve jalan t͡ʃikmajat͡ʃaktir. zaman alsa da bekleʔ t͡ʃunku kesinlikle ɡelet͡ʃektir. ɡet͡ʃikmejet͡ʃektir. Old-Testament-Job-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adamların duvarları arasında zeytin yağı yapıyorlar. Şarap için üzüm çiğniyorlar ve susuzluk çekiyorlar.|bu adamlarin duvarlari arasinda zejtin jaɡi japijorlar. sarap it͡ʃin uzum t͡ʃiɡnijorlar ve susuzluk t͡ʃekijorlar. Old-Testament-Leviticus-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe mesh yağını aldı, konutu ve içindekilerin hepsini meshedip kutsal kıldı.|mose mesh jaɡini aldiʔ konutu ve it͡ʃindekilerin hepsini meshedip kutsal kildi. Old-Testament-Judges-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Manoah oğlağı ekmek sunusuyla birlikte alıp kayanın üzerinde Yahve'ye sundu. Sonra Manoah ve karısı izlerken melek şaşılacak bir şey yaptı.|bunun uzerine manoah oɡlaɡi ekmek sunusujla birlikte alip kajanin uzerinde jahveʔje sundu. sonra manoah ve karisi izlerken melek sasilat͡ʃak bir sej japti. Old-Testament-Judges-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara şöyle dedi: \"\"Yiyenden yiyecek çıktı. Güçlüden tatlılık çıktı.” Üç gün içinde bilmeceyi açıklayamadılar.\"|\"onlara sojle dedi \"\"jijenden jijet͡ʃek t͡ʃikti. ɡut͡ʃluden tatlilik t͡ʃikti.” ut͡ʃ ɡun it͡ʃinde bilmet͡ʃeji at͡ʃiklajamadilar.\" Old-Testament-Genesis-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın, ağacın yemek için iyi, göze hoş, insanı bilge kılmak için çekici olduğunu gördü. Meyvesinden biraz aldı ve yedi. Ardından yanındaki kocasına da biraz verdi, o da yedi.|kadinʔ aɡat͡ʃin jemek it͡ʃin ijiʔ ɡoze hosʔ insani bilɡe kilmak it͡ʃin t͡ʃekit͡ʃi olduɡunu ɡordu. mejvesinden biraz aldi ve jedi. ardindan janindaki kot͡ʃasina da biraz verdiʔ o da jedi. Old-Testament-Micah-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yakov evi denilen sen, “Yahve'nin Ruhu öfkelendi mi? Bunlar onun yaptıkları mı? Sözlerim kusursuz yürüyene iyilik etmiyor mu?”|ej jakov evi denilen senʔ “jahveʔnin ruhu ofkelendi mi? bunlar onun japtiklari mi? sozlerim kusursuz jurujene ijilik etmijor mu?” Old-Testament-Jeremiah-031-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Gündüzün ışığı olarak güneşi, gecenin ışığı olarak ayın ve yıldızların yasalarını veren, denizi çalkalayıp dalgalarını gürleten Yahve, adı Ordular Yahvesi olan şöyle diyor:|ɡunduzun isiɡi olarak ɡunesiʔ ɡet͡ʃenin isiɡi olarak ajin ve jildizlarin jasalarini verenʔ denizi t͡ʃalkalajip dalɡalarini ɡurleten jahveʔ adi ordular jahvesi olan sojle dijor New-Testament-2-Timothy-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylediklerimi iyi düşün. Efendi sana her konuda anlayış verecektir.|sojlediklerimi iji dusun. efendi sana her konuda anlajis veret͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüme götürülenleri kurtar! Kıyıma sendeleyerek gidenleri durdur.|olume ɡoturulenleri kurtar! kijima sendelejerek ɡidenleri durdur. Old-Testament-1-Chronicles-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoel'in oğulları: Onun oğlu Şemaya, onun oğlu Gog, onun oğlu Şimei,|joelʔin oɡullari onun oɡlu semajaʔ onun oɡlu ɡoɡʔ onun oɡlu simeiʔ New-Testament-Matthew-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu hizmetkârlar ana yollara çıktılar, iyi kötü kimi buldularsa topladılar. Düğün konuklarla doldu.|bu hizmetkarlar ana jollara t͡ʃiktilarʔ iji kotu kimi buldularsa topladilar. duɡun konuklarla doldu. New-Testament-Matthew-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, on iki yıldır kanaması olan bir kadın Yeşua’nın ardından gelip giysisinin saçağına dokundu;|isteʔ on iki jildir kanamasi olan bir kadin jesua’nin ardindan ɡelip ɡijsisinin sat͡ʃaɡina dokundu; Old-Testament-Jeremiah-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Yakov’u kurtardı, ve onu kendisinden daha güçlü olanın elinden fidye ile kurtardı.|t͡ʃunku jahve jakov’u kurtardiʔ ve onu kendisinden daha ɡut͡ʃlu olanin elinden fidje ile kurtardi. New-Testament-Romans-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sonuna dek pekişmeniz için size ruhsal bir armağan vermek üzere sizi görmeyi çok istiyorum.|t͡ʃunku sonuna dek pekismeniz it͡ʃin size ruhsal bir armaɡan vermek uzere sizi ɡormeji t͡ʃok istijorum. New-Testament-Acts-020-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçsüzlere yardım etmeniz ve Efendi Yeşua’nın kendisinin, ‘Vermek almaktan daha mutludur’ dediği sözlerini hatırlamanız için böylece emek çekerek her şeyde size örnek oldum.’’|ɡut͡ʃsuzlere jardim etmeniz ve efendi jesua’nin kendisininʔ ‘vermek almaktan daha mutludur’ dediɡi sozlerini hatirlamaniz it͡ʃin bojlet͡ʃe emek t͡ʃekerek her sejde size ornek oldum.’’ Old-Testament-Job-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, suları tutar ve kurutur. Yeniden salar ve yeryüzünü altüst ederler.|isteʔ sulari tutar ve kurutur. jeniden salar ve jerjuzunu altust ederler. Old-Testament-Numbers-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Korah'la yanındakilere şöyle dedi: \"\"Sabahleyin Yahve kendisinin olanı, kutsal olanı gösterecek ve onu kendisine yaklaştıracaktır. Seçeceği kişiyi kendisine yaklaştıracaktır.\"|\"korahʔla janindakilere sojle dedi \"\"sabahlejin jahve kendisinin olaniʔ kutsal olani ɡosteret͡ʃek ve onu kendisine jaklastirat͡ʃaktir. set͡ʃet͡ʃeɡi kisiji kendisine jaklastirat͡ʃaktir.\" New-Testament-Luke-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu yaptıklarında o kadar çok balık yakaladılar ki, ağları yırtılıyordu.|bunu japtiklarinda o kadar t͡ʃok balik jakaladilar kiʔ aɡlari jirtilijordu. Old-Testament-2-Chronicles-032-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya, Sanherib'in geldiğini ve Yeruşalem'e karşı savaşmayı tasarladığını görünce,|hizkijaʔ sanheribʔin ɡeldiɡini ve jerusalemʔe karsi savasmaji tasarladiɡini ɡorunt͡ʃeʔ Old-Testament-Joshua-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu İsrael'in çocuklarına şöyle dedi: \"\"Buraya gelin de Tanrınız Yahve'nin sözlerini dinleyin.”\"|\"jesu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle dedi \"\"buraja ɡelin de tanriniz jahveʔnin sozlerini dinlejin.”\" New-Testament-Luke-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna Yarden çevresindeki bütün bölgeyi, günahların bağışlanması için tövbe vaftizini duyurarak geldi.|juhanna jarden t͡ʃevresindeki butun bolɡejiʔ ɡunahlarin baɡislanmasi it͡ʃin tovbe vaftizini dujurarak ɡeldi. Old-Testament-Ezekiel-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama sen, ey insanoğlu, işte, üzerine urganlar vuracaklar ve seni onlarla bağlayacaklar, ve onların arasına çıkmayacaksın.\"|\"\"\"ama senʔ ej insanoɡluʔ isteʔ uzerine urɡanlar vurat͡ʃaklar ve seni onlarla baɡlajat͡ʃaklarʔ ve onlarin arasina t͡ʃikmajat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Exodus-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Böyle olacak, Yahve size ve atalarınıza ant içtiği gibi sizi Kenan diyarına götürüp orayı size vereceği zaman,\"|\"\"\"bojle olat͡ʃakʔ jahve size ve atalariniza ant it͡ʃtiɡi ɡibi sizi kenan dijarina ɡoturup oraji size veret͡ʃeɡi zamanʔ\" Old-Testament-Proverbs-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun babası büyük sevinç duyar. Bilge çocuğun babası onunla sevinir.|doɡrunun babasi bujuk sevint͡ʃ dujar. bilɡe t͡ʃot͡ʃuɡun babasi onunla sevinir. Old-Testament-1-Kings-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk bir yıl Yeruşalem'de hüküm sürdü. Annesinin adı Avişalom'un kızı Maaka'ydı.|kirk bir jil jerusalemʔde hukum surdu. annesinin adi avisalomʔun kizi maakaʔjdi. Old-Testament-Zechariah-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hiçbiriniz komşusuna karşı yüreğinde kötülük tasarlamasın ve yalan andı sevmeyin. Çünkü bunların hepsi benim nefret ettiğim şeylerdir,\"\" diyor Yahve.\"|\"hit͡ʃbiriniz komsusuna karsi jureɡinde kotuluk tasarlamasin ve jalan andi sevmejin. t͡ʃunku bunlarin hepsi benim nefret ettiɡim sejlerdirʔ\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Numbers-007-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; Old-Testament-1-Kings-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|sen hizmetkârın babam David'e verdiğin sözü tuttun; evet, ağzınla söyledin ve bugün olduğu gibi elinle yerine getirdin.|sen hizmetkarin babam davidʔe verdiɡin sozu tuttun; evetʔ aɡzinla sojledin ve buɡun olduɡu ɡibi elinle jerine ɡetirdin. Old-Testament-Leviticus-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Song-of-Songs-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Fidanların nar bahçesidir, değerli meyvelerle, kına ve nardin fidanlarıyla,|fidanlarin nar baht͡ʃesidirʔ deɡerli mejvelerleʔ kina ve nardin fidanlarijlaʔ Old-Testament-2-Samuel-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Avner arkasına bakıp, \"\"Bu sen misin Asahel?\"\" dedi. \"\"Öyledir\"\" diye yanıt verdi.\"|\"bunun uzerine avner arkasina bakipʔ \"\"bu sen misin asahel?\"\" dedi. \"\"ojledir\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-2-Samuel-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Avşalom Huşay'a, \"\"Dostuna gösterdiğin iyilik bu mu? Neden dostunla gitmedin?\"\" dedi.\"|\"avsalom husajʔaʔ \"\"dostuna ɡosterdiɡin ijilik bu mu? neden dostunla ɡitmedin?\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Kings-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Birini Beytel’e koydu, öbürünü de Dan’a yerleştirdi.|birini bejtel’e kojduʔ oburunu de dan’a jerlestirdi. Old-Testament-Judges-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir süre sonra onu almak için geri döndü ve aslanın leşini görmeye gitti; ve işte, aslanın vücudunda bir arı sürüsü ve bal vardı.|bir sure sonra onu almak it͡ʃin ɡeri dondu ve aslanin lesini ɡormeje ɡitti; ve isteʔ aslanin vut͡ʃudunda bir ari surusu ve bal vardi. Old-Testament-Genesis-039-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef onun gözünde lütuf buldu ve onu hizmetine aldı. Potifar onu evinin sorumlusu yaptı ve sahip olduğu her şeyi eline verdi.|josef onun ɡozunde lutuf buldu ve onu hizmetine aldi. potifar onu evinin sorumlusu japti ve sahip olduɡu her seji eline verdi. New-Testament-Mark-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzakta yapraklanmış bir incir ağacı gördü. Üzerinde belki bir şey bulurum diye geldi. Ağaca vardığında yapraktan başka bir şey bulamadı. Çünkü incir mevsimi değildi.|uzakta japraklanmis bir int͡ʃir aɡat͡ʃi ɡordu. uzerinde belki bir sej bulurum dije ɡeldi. aɡat͡ʃa vardiɡinda japraktan baska bir sej bulamadi. t͡ʃunku int͡ʃir mevsimi deɡildi. Old-Testament-Exodus-028-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğüslüğü halkalarıyla efodun halkaları mavi bir kordonla birbirine bağlayacaklar. Öyle ki, göğüslük efodun ustaca dokunmuş şeridi üzerinde olsun ve göğüslük efodtan ayrılmasın.|ɡoɡusluɡu halkalarijla efodun halkalari mavi bir kordonla birbirine baɡlajat͡ʃaklar. ojle kiʔ ɡoɡusluk efodun ustat͡ʃa dokunmus seridi uzerinde olsun ve ɡoɡusluk efodtan ajrilmasin. New-Testament-John-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine yine onlara, “Kimi arıyorsunuz?” diye sordu. “Nasıralı Yeşua” dediler.|bunun uzerine jine onlaraʔ “kimi arijorsunuz?” dije sordu. “nasirali jesua” dediler. Old-Testament-1-Chronicles-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David binlerin, yüzlerin başlarıyla ve her önderle danıştı.|david binlerinʔ juzlerin baslarijla ve her onderle danisti. Old-Testament-2-Kings-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra dedi, \"\"Gördüğüm anıt nedir?\"\" Kent halkı ona, \"\"Yahuda'dan gelen ve Beytel sunağına karşı yaptığın bu şeyleri ilan eden Tanrı adamının mezarıdır\"\" dediler.\"|\"sonra dediʔ \"\"ɡorduɡum anit nedir?\"\" kent halki onaʔ \"\"jahudaʔdan ɡelen ve bejtel sunaɡina karsi japtiɡin bu sejleri ilan eden tanri adaminin mezaridir\"\" dediler.\" Old-Testament-1-Chronicles-002-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Şammay'ın kardeşi Yada'nın oğulları: Yeter ve Yonatan; ve Yeter çocuksuz öldü.|sammajʔin kardesi jadaʔnin oɡullari jeter ve jonatan; ve jeter t͡ʃot͡ʃuksuz oldu. Old-Testament-Deuteronomy-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrınız Yahve yiyip bitiren ateş, kıskanç bir Tanrı'dır.|t͡ʃunku tanriniz jahve jijip bitiren atesʔ kiskant͡ʃ bir tanriʔdir. Old-Testament-Job-029-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İnsanlar beni dinler, beklerlerdi, ve öğüdüm için susarlardı.\"|\"\"\"insanlar beni dinlerʔ beklerlerdiʔ ve oɡudum it͡ʃin susarlardi.\" New-Testament-Acts-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus ise olanları sırayla onlara anlatıp,|petrus ise olanlari sirajla onlara anlatipʔ Old-Testament-Ecclesiastes-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çalışanın uykusu, az yese de çok yese de tatlıdır. Ama zenginin bolluğu onu uyutmaz.|t͡ʃalisanin ujkusuʔ az jese de t͡ʃok jese de tatlidir. ama zenɡinin bolluɡu onu ujutmaz. Old-Testament-Psalms-121-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve seni her kötülükten korur. O senin canını korur.|jahve seni her kotulukten korur. o senin t͡ʃanini korur. Old-Testament-Ezekiel-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'\"\"Öfkem böylece sona erecek, onlara olan gazabımı dindireceğim ve teselli bulacağım. Onların üzerindeki gazabımı tamamlayınca bilecekler ki, ben, Yahve, gayretimle söyledim.'\"\"\"|\"ʔ\"\"ofkem bojlet͡ʃe sona eret͡ʃekʔ onlara olan ɡazabimi dindiret͡ʃeɡim ve teselli bulat͡ʃaɡim. onlarin uzerindeki ɡazabimi tamamlajint͡ʃa bilet͡ʃekler kiʔ benʔ jahveʔ ɡajretimle sojledim.ʔ\"\"\" New-Testament-2-Corinthians-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylelikle Müjde’yi sizden ötelere de duyurabilelim, başkalarının daha önce yaptıklarıyla övünmeyelim.|bojlelikle muʒde’ji sizden otelere de dujurabilelimʔ baskalarinin daha ont͡ʃe japtiklarijla ovunmejelim. Old-Testament-Psalms-052-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaptıkların için daima sana şükredeceğim. Kutsallarının önünde senin adına umut bağlarım, çünkü adın iyidir.|japtiklarin it͡ʃin daima sana sukredet͡ʃeɡim. kutsallarinin onunde senin adina umut baɡlarimʔ t͡ʃunku adin ijidir. New-Testament-Matthew-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Tilkilerin inleri, gökyüzü kuşların yuvaları var, ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri yok” dedi.|jesua onaʔ “tilkilerin inleriʔ ɡokjuzu kuslarin juvalari varʔ ama insanoɡlu’nun basini jaslajat͡ʃak bir jeri jok” dedi. Old-Testament-Daniel-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra insan görünümünde biri yine bana dokundu ve beni güçlendirdi.|sonra insan ɡorunumunde biri jine bana dokundu ve beni ɡut͡ʃlendirdi. Old-Testament-Job-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Zengin olarak yatar, ama bir daha öyle yapmaz. Gözlerini açar ve yok olmuştur.|zenɡin olarak jatarʔ ama bir daha ojle japmaz. ɡozlerini at͡ʃar ve jok olmustur. Old-Testament-Micah-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey düşmanım, bana karşı sevinme. Ben düşersem kalkarım. Karanlıkta oturursam, Yahve bana ışık olur.|ej dusmanimʔ bana karsi sevinme. ben dusersem kalkarim. karanlikta oturursamʔ jahve bana isik olur. Old-Testament-Numbers-021-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay başına, ey Moav! İşiniz bitti, Kemoş halkı! Oğullarını kaçak, kızlarını ise Amorlular'ın kralı Sihon'a sürgüne verdi.|vaj basinaʔ ej moav! isiniz bittiʔ kemos halki! oɡullarini kat͡ʃakʔ kizlarini ise amorlularʔin krali sihonʔa surɡune verdi. New-Testament-Mark-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları dikenler arasına düştü. Dikenler büyüyüp filizleri boğdu ve ürün vermedi.|bazilari dikenler arasina dustu. dikenler bujujup filizleri boɡdu ve urun vermedi. New-Testament-2-Corinthians-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Titus’a gelince, o benim ortağım ve sizin için emektaşımdır. Kardeşlerimize gelince, onlar Mesih’in yüceliği olan toplulukların elçileridir.|titus’a ɡelint͡ʃeʔ o benim ortaɡim ve sizin it͡ʃin emektasimdir. kardeslerimize ɡelint͡ʃeʔ onlar mesih’in jut͡ʃeliɡi olan topluluklarin elt͡ʃileridir. Old-Testament-Joshua-024-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu bütün halka şöyle dedi: \"\"İşte, bu taş bize karşı tanık olacak, çünkü Yahve'nin bize söylediği bütün sözleri o duydu. Bu nedenle, Tanrınız'ı inkar etmeyeseniz diye bu, size karşı bir tanık olacaktır.”\"|\"jesu butun halka sojle dedi \"\"isteʔ bu tas bize karsi tanik olat͡ʃakʔ t͡ʃunku jahveʔnin bize sojlediɡi butun sozleri o dujdu. bu nedenleʔ tanrinizʔi inkar etmejeseniz dije buʔ size karsi bir tanik olat͡ʃaktir.”\" Old-Testament-Numbers-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe onlara şu karşılığı verdi: \"\"Durun da Yahve'nin sizin için ne buyuracağını duyayım.\"\"\"|\"mose onlara su karsiliɡi verdi \"\"durun da jahveʔnin sizin it͡ʃin ne bujurat͡ʃaɡini dujajim.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-041-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yan odalar yüksek katlarda daha genişti, çünkü duvarlar yüksek katlarda daha dardı. Bu nedenle evin genişliği yukarıya doğru artıyordu; ve böylece en alt kattan en üst kata orta kattan çıkılıyordu.|jan odalar juksek katlarda daha ɡenistiʔ t͡ʃunku duvarlar juksek katlarda daha dardi. bu nedenle evin ɡenisliɡi jukarija doɡru artijordu; ve bojlet͡ʃe en alt kattan en ust kata orta kattan t͡ʃikilijordu. Old-Testament-Numbers-033-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, onlara ne yapmayı düşündümse size de öyle yapacağım.”|ojle olat͡ʃak kiʔ onlara ne japmaji dusundumse size de ojle japat͡ʃaɡim.” New-Testament-Colossians-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar göklerde sizin için saklı bulunan umuttan dolayıdır. Bu umudu gerçeğin sözünde, size daha önce ulaşan Müjde’de duydunuz.|bunlar ɡoklerde sizin it͡ʃin sakli bulunan umuttan dolajidir. bu umudu ɡert͡ʃeɡin sozundeʔ size daha ont͡ʃe ulasan muʒde’de dujdunuz. Old-Testament-Psalms-095-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve büyük Tanrı’dır, tüm ilâhların üstünde büyük Kral’dır.|t͡ʃunku jahve bujuk tanri’dirʔ tum ilahlarin ustunde bujuk kral’dir. Old-Testament-Zechariah-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yeruşalem'de, Megiddo Vadisi'ndeki Hadadrimmon yası gibi büyük bir yas olacak.|o ɡun jerusalemʔdeʔ meɡiddo vadisiʔndeki hadadrimmon jasi ɡibi bujuk bir jas olat͡ʃak. Old-Testament-Job-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tanrısızın umudu nedir, kesilip atıldığında, Tanrı yaşamını aldığında?|t͡ʃunku tanrisizin umudu nedirʔ kesilip atildiɡindaʔ tanri jasamini aldiɡinda? Old-Testament-Leviticus-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Ya da bir kimse kirli bir şeye, kirli bir yabanıl hayvanın leşine, kirli bir evcil hayvanın leşine ya da yerde sürünen kirli şeyin leşine dokunursa, bunun farkına varmazsa, kendisi kirlidir, o zaman suçlu olacaktır.'\"\"\"|\"“ʔja da bir kimse kirli bir sejeʔ kirli bir jabanil hajvanin lesineʔ kirli bir evt͡ʃil hajvanin lesine ja da jerde surunen kirli sejin lesine dokunursaʔ bunun farkina varmazsaʔ kendisi kirlidirʔ o zaman sut͡ʃlu olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-034-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Nun oğlu Yeşu bilgelik ruhuyla doluydu; çünkü Moşe ellerini onun üzerine koymuştu. İsrael'in çocukları onu dinlediler ve Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi yaptılar.|nun oɡlu jesu bilɡelik ruhujla dolujdu; t͡ʃunku mose ellerini onun uzerine kojmustu. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari onu dinlediler ve jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi japtilar. New-Testament-1-Peter-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İtaat çocukları gibi olun, bilgisizlik zamanındaki eski tutkularınıza uymayın.|itaat t͡ʃot͡ʃuklari ɡibi olunʔ bilɡisizlik zamanindaki eski tutkulariniza ujmajin. Old-Testament-Nahum-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Gümüşü yağmalayın, altını yağmalayın, çünkü her değerli şeyin bolluğunda hazinenin sonu yoktur.|ɡumusu jaɡmalajinʔ altini jaɡmalajinʔ t͡ʃunku her deɡerli sejin bolluɡunda hazinenin sonu joktur. Old-Testament-1-Kings-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O kalktı, yiyip içti ve o yiyeceğin gücüyle kırk gün kırk gece Tanrı'nın Dağı Horev'e gitti.|o kalktiʔ jijip it͡ʃti ve o jijet͡ʃeɡin ɡut͡ʃujle kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe tanriʔnin daɡi horevʔe ɡitti. Old-Testament-Job-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Öyleyse, beni neden rahimden çıkardın? Keşke ruhumu teslim etseydim ve hiçbir göz beni görmeseydi.|“ʔojlejseʔ beni neden rahimden t͡ʃikardin? keske ruhumu teslim etsejdim ve hit͡ʃbir ɡoz beni ɡormesejdi. Old-Testament-Isaiah-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün onların güçlü kentleri, İsrael'in çocuklarının önünde terkedilmiş, ormanda ve dağ başında terkedilmiş yerler gibi olacak; ıssız kalacak.|o ɡun onlarin ɡut͡ʃlu kentleriʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunde terkedilmisʔ ormanda ve daɡ basinda terkedilmis jerler ɡibi olat͡ʃak; issiz kalat͡ʃak. New-Testament-Matthew-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua kalabalığa ve öğrencilerine konuşup şöyle dedi:|o zaman jesua kalabaliɡa ve oɡrent͡ʃilerine konusup sojle dedi Old-Testament-Exodus-039-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İki örme altın zinciri göğüslüğün uçlarındaki iki halkaya taktılar.|iki orme altin zint͡ʃiri ɡoɡusluɡun ut͡ʃlarindaki iki halkaja taktilar. Old-Testament-Deuteronomy-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının Tanrısı Yahve'nin sana söz verdiği gibi, Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu süt ve bal akan ülkeye girebilmen için, bu yasanın bütün sözlerini onların üzerine yazacaksın.|atalarinin tanrisi jahveʔnin sana soz verdiɡi ɡibiʔ tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu sut ve bal akan ulkeje ɡirebilmen it͡ʃinʔ bu jasanin butun sozlerini onlarin uzerine jazat͡ʃaksin. Old-Testament-Joshua-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Mispe, Kefira, Mosa,|mispeʔ kefiraʔ mosaʔ New-Testament-Mark-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Oturup yemek yerlerken Yeşua, “Size doğrusunu söyleyeyim, benimle yemek yiyen sizden biri bana ihanet edecek” dedi.|oturup jemek jerlerken jesuaʔ “size doɡrusunu sojlejejimʔ benimle jemek jijen sizden biri bana ihanet edet͡ʃek” dedi. Old-Testament-Ezekiel-034-022|und|SPEAKER_00_Turkish|bu yüzden sürümü kurtaracağım, artık av olmayacaklar. Koyunla koyun arasında ben yargıçlık yapacağım.|bu juzden surumu kurtarat͡ʃaɡimʔ artik av olmajat͡ʃaklar. kojunla kojun arasinda ben jarɡit͡ʃlik japat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Kings-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un iki evi, Yahve'nin evini ve kral evini yaptığı yirmi yılın sonunda,|solomonʔun iki eviʔ jahveʔnin evini ve kral evini japtiɡi jirmi jilin sonundaʔ Old-Testament-Psalms-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzündeki kutsallara gelince, harikadır onlar, bütün zevkim onlardadır.|jerjuzundeki kutsallara ɡelint͡ʃeʔ harikadir onlarʔ butun zevkim onlardadir. Old-Testament-Isaiah-041-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları savuracaksın, rüzgâr onları götürecek, kasırga onları dağıtacak. Sen Yahve ile sevineceksin. İsrael'in Kutsalı'yla övüneceksin.|onlari savurat͡ʃaksinʔ ruzɡar onlari ɡoturet͡ʃekʔ kasirɡa onlari daɡitat͡ʃak. sen jahve ile sevinet͡ʃeksin. israelʔin kutsaliʔjla ovunet͡ʃeksin. Old-Testament-Judges-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu'nun ölümünden sonra İsraelliler Yahve'ye sorup dediler: \"\"Kenanlılar'a karşı savaşmak için bizim için ilk kim çıkacak?\"\"\"|\"jesuʔnun olumunden sonra israelliler jahveʔje sorup dediler \"\"kenanlilarʔa karsi savasmak it͡ʃin bizim it͡ʃin ilk kim t͡ʃikat͡ʃak?\"\"\" Old-Testament-Psalms-106-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar için antlaşmasını hatırladı, sevgi dolu iyiliğinin çokluğuna göre düşüncesinden vazgeçti.|onlar it͡ʃin antlasmasini hatirladiʔ sevɡi dolu ijiliɡinin t͡ʃokluɡuna ɡore dusunt͡ʃesinden vazɡet͡ʃti. Old-Testament-Deuteronomy-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle bunları tutun ve yapın; çünkü bütün bu kuralları duyup, \"\"Gerçekten bu büyük ulus bilge ve anlayışlı bir halktır\"\" diyecek olan halkların gözünde sizin bilgeliğiniz ve anlayışınız budur.\"|\"bu nedenle bunlari tutun ve japin; t͡ʃunku butun bu kurallari dujupʔ \"\"ɡert͡ʃekten bu bujuk ulus bilɡe ve anlajisli bir halktir\"\" dijet͡ʃek olan halklarin ɡozunde sizin bilɡeliɡiniz ve anlajisiniz budur.\" New-Testament-John-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Yeşua Galile’de dolaşıyordu. Çünkü Yahudiler O’nu öldürmeye çalıştıkları için Yahudiye’de dolaşmak istemiyordu.|bu sejlerden sonra jesua ɡalile’de dolasijordu. t͡ʃunku jahudiler o’nu oldurmeje t͡ʃalistiklari it͡ʃin jahudije’de dolasmak istemijordu. Old-Testament-Proverbs-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu değnekle döversen, canını da Şeol'den kurtarırsın.|onu deɡnekle doversenʔ t͡ʃanini da seolʔden kurtarirsin. New-Testament-Mark-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na mor bir giysi giydirdiler. Dikenlerden bir taç örüp başına taktılar.|o’na mor bir ɡijsi ɡijdirdiler. dikenlerden bir tat͡ʃ orup basina taktilar. New-Testament-John-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın çarmıhının yanında annesi, teyzesi, Klopas’ın karısı Mariyam ve Magdalalı Mariyam duruyordu.|jesua’nin t͡ʃarmihinin janinda annesiʔ tejzesiʔ klopas’in karisi marijam ve maɡdalali marijam durujordu. Old-Testament-Proverbs-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için onun felaketi ansızın gelecektir. Birdenbire kırılacak, çare yok.|bunun it͡ʃin onun felaketi ansizin ɡelet͡ʃektir. birdenbire kirilat͡ʃakʔ t͡ʃare jok. Old-Testament-2-Kings-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı. Nevat oğlu Yarovam'ın İsrael'e işlettirdiği bütün günahlarından ayrılmadı.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. nevat oɡlu jarovamʔin israelʔe islettirdiɡi butun ɡunahlarindan ajrilmadi. Old-Testament-Numbers-034-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef'in çocuklarından: Manaşşe'nin çocukları oymağından bey olarak, Efod oğlu Hanniel.|josefʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan manasseʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan bej olarakʔ efod oɡlu hanniel. Old-Testament-Numbers-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu halkın tümünü ben tek başıma taşıyamam, çünkü bu benim için çok ağır.|bu halkin tumunu ben tek basima tasijamamʔ t͡ʃunku bu benim it͡ʃin t͡ʃok aɡir. Old-Testament-1-Kings-002-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral gönderip Şimei'yi çağırdı ve ona, \"\"Yeruşalem'de kendine bir ev yap, orada otur, başka yere gitme\"\" dedi.\"|\"kral ɡonderip simeiʔji t͡ʃaɡirdi ve onaʔ \"\"jerusalemʔde kendine bir ev japʔ orada oturʔ baska jere ɡitme\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman yedinci ayın onuncu günü yüksek sesle boru çalacaksınız. Kefaret Günü'nde bütün ülkenizde boru çalacaksınız.|o zaman jedint͡ʃi ajin onunt͡ʃu ɡunu juksek sesle boru t͡ʃalat͡ʃaksiniz. kefaret ɡunuʔnde butun ulkenizde boru t͡ʃalat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Numbers-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ve dökme sunusu olarak, ateşle yapılan sunu, Yahve'ye hoş koku olarak yarım hin şarap sunacaksın.|ve dokme sunusu olarakʔ atesle japilan sunuʔ jahveʔje hos koku olarak jarim hin sarap sunat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır Kralı'na halkın kaçtığı söylendi. Firavun ile hizmetkârlarının yüreği halka karşı değişti ve dediler: \"\"Biz ne yaptık da İsrael'i bize hizmet etmekten salıverdik?\"\"\"|\"misir kraliʔna halkin kat͡ʃtiɡi sojlendi. firavun ile hizmetkarlarinin jureɡi halka karsi deɡisti ve dediler \"\"biz ne japtik da israelʔi bize hizmet etmekten saliverdik?\"\"\" Old-Testament-Psalms-139-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gizlide yapıldığımda, yeryüzünün derinliklerinde örüldüğümde, bedenim senden gizli değildi.|ɡizlide japildiɡimdaʔ jerjuzunun derinliklerinde orulduɡumdeʔ bedenim senden ɡizli deɡildi. Old-Testament-Isaiah-052-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, hizmetkârım akıllıca davranacak. O, yüceltilecek, yükseltilecek, ve çok yüce olacaktır.|isteʔ hizmetkarim akillit͡ʃa davranat͡ʃak. oʔ jut͡ʃeltilet͡ʃekʔ jukseltilet͡ʃekʔ ve t͡ʃok jut͡ʃe olat͡ʃaktir. New-Testament-Hebrews-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Meleklerden ne denli daha harika bir adı miras aldıysa, onlardan o denli daha üstün oldu.|meleklerden ne denli daha harika bir adi miras aldijsaʔ onlardan o denli daha ustun oldu. Old-Testament-Leviticus-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kişi altmış yaş ve üzeri ise; eğer erkek ise, o zaman biçtiğiniz değer on beş şekel, bir kadın için ise on şekel olacaktır.|kisi altmis jas ve uzeri ise; eɡer erkek iseʔ o zaman bit͡ʃtiɡiniz deɡer on bes sekelʔ bir kadin it͡ʃin ise on sekel olat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki artık onlar iki değil, ama bir bedendirler. Bu nedenle Tanrı’nın birleştirdiğini insan ayırmasın.”|ojle ki artik onlar iki deɡilʔ ama bir bedendirler. bu nedenle tanri’nin birlestirdiɡini insan ajirmasin.” Old-Testament-Job-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi yoklarsa iyi mi? Ya da O'nu da insan aldatır gibi aldatacak mısınız?|sizi joklarsa iji mi? ja da oʔnu da insan aldatir ɡibi aldatat͡ʃak misiniz? Old-Testament-Psalms-088-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben ey Yahve, sana yakardım. Sabahleyin duam huzuruna gelir.|ama ben ej jahveʔ sana jakardim. sabahlejin duam huzuruna ɡelir. Old-Testament-Jeremiah-044-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“ Sizin ve atalarınızın, krallarınızın ve beylerinizin ve ülke halkının Yahuda kentlerinde ve Yeruşalem sokaklarında yaktığınız buhuru, Yahve onları hatırlamadı mı, O'nun aklına gelmedi mi?|“ sizin ve atalarinizinʔ krallarinizin ve bejlerinizin ve ulke halkinin jahuda kentlerinde ve jerusalem sokaklarinda jaktiɡiniz buhuruʔ jahve onlari hatirlamadi miʔ oʔnun aklina ɡelmedi mi? Old-Testament-Isaiah-043-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün uluslar bir araya toplansın, halklar da toplansın. İçlerinden kim bunu bildirebilir, bize eski şeyleri gösterebilir? Tanıklarını getirsinler ki, haklı çıksınlar, ya da duysunlar da \"\"Bu doğrudur\"\" desinler.\"|\"butun uluslar bir araja toplansinʔ halklar da toplansin. it͡ʃlerinden kim bunu bildirebilirʔ bize eski sejleri ɡosterebilir? taniklarini ɡetirsinler kiʔ hakli t͡ʃiksinlarʔ ja da dujsunlar da \"\"bu doɡrudur\"\" desinler.\" New-Testament-John-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam dışarıda, mezarın başında durmuş ağlıyordu. Ağlarken eğilip mezarın içine baktı.|marijam disaridaʔ mezarin basinda durmus aɡlijordu. aɡlarken eɡilip mezarin it͡ʃine bakti. Old-Testament-Numbers-031-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Yahve'nin kendisine buyurduğu gibi, Yahve'nin sallamalık sunu olan vergiyi Kâhin Eleazar'a verdi.|moseʔ jahveʔnin kendisine bujurduɡu ɡibiʔ jahveʔnin sallamalik sunu olan verɡiji kahin eleazarʔa verdi. Old-Testament-Psalms-123-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey göklerde oturan, gözlerimi sana kaldırıyorum|ej ɡoklerde oturanʔ ɡozlerimi sana kaldirijorum New-Testament-Mark-014-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Canım çok kederli, ölesiye kederli. Burada bekleyin, uyanık durun.”|onlara sojle dedi “t͡ʃanim t͡ʃok kederliʔ olesije kederli. burada beklejinʔ ujanik durun.” Old-Testament-Job-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenimde gedik üstüne gedik açıyor. Bir dev gibi bana saldırıyor.|bedenimde ɡedik ustune ɡedik at͡ʃijor. bir dev ɡibi bana saldirijor. Old-Testament-1-Chronicles-001-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav'ın oğulları: Elifaz, Reuel, Yeuş, Yalam ve Korah.|esavʔin oɡullari elifazʔ reuelʔ jeusʔ jalam ve korah. Old-Testament-Numbers-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babamız çölde öldü. O, Korah'ın yanında Yahve'ye karşı toplananların arasında değildi, ama kendi günahı içinde öldü. Oğulları yoktu.\"|\"\"\"babamiz t͡ʃolde oldu. oʔ korahʔin janinda jahveʔje karsi toplananlarin arasinda deɡildiʔ ama kendi ɡunahi it͡ʃinde oldu. oɡullari joktu.\" Old-Testament-Deuteronomy-033-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası ve annesi hakkında 'Onu görmedim' dedi. Kardeşlerini tanımadı ve kendi çocuklarını bilmedi; çünkü senin sözünü tuttular ve antlaşmanı korumaktalar.|babasi ve annesi hakkinda ʔonu ɡormedimʔ dedi. kardeslerini tanimadi ve kendi t͡ʃot͡ʃuklarini bilmedi; t͡ʃunku senin sozunu tuttular ve antlasmani korumaktalar. Old-Testament-1-Kings-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Altı basamağın bir yanında ve öbür yanında on iki aslan duruyordu. Hiçbir krallıkta buna benzer bir şey yapılmamıştı.|alti basamaɡin bir janinda ve obur janinda on iki aslan durujordu. hit͡ʃbir krallikta buna benzer bir sej japilmamisti. Old-Testament-2-Kings-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adamı gömerlerken, işte, bir akıncı çetesi gördüler ve adamı Elişa'nın mezarına attılar. Adam Elişa'nın kemiklerine dokunur dokunmaz dirildi ve ayakları üzerine dikildi.|bir adami ɡomerlerkenʔ isteʔ bir akint͡ʃi t͡ʃetesi ɡorduler ve adami elisaʔnin mezarina attilar. adam elisaʔnin kemiklerine dokunur dokunmaz dirildi ve ajaklari uzerine dikildi. New-Testament-Luke-011-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey akılsızlar, dışını yapan içi de yapmadı mı?|ej akilsizlarʔ disini japan it͡ʃi de japmadi mi? Old-Testament-Leviticus-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onlara söyle, 'Kuşaklarınız boyunca bütün soyunuzdan her kim, İsrael'in çocuklarının Yahve'ye kutsal kıldığı kutsal şeylere kirliliği üzerinde olarak yaklaşırsa, o can benim önümden atılacaktır. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"\"\"onlara sojleʔ ʔkusaklariniz bojunt͡ʃa butun sojunuzdan her kimʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jahveʔje kutsal kildiɡi kutsal sejlere kirliliɡi uzerinde olarak jaklasirsaʔ o t͡ʃan benim onumden atilat͡ʃaktir. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Joshua-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle Tanrınız Yahve'yi sevmeye iyice dikkat edin.\"\"\"|\"bu nedenle tanriniz jahveʔji sevmeje ijit͡ʃe dikkat edin.\"\"\" New-Testament-Matthew-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın kesik başı tepsi üzerinde genç kıza verildi. Kız da onu annesine götürdü.|juhanna’nin kesik basi tepsi uzerinde ɡent͡ʃ kiza verildi. kiz da onu annesine ɡoturdu. Old-Testament-Micah-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Elin hasımlarının üzerine kalksın, ve bütün düşmanların kesilip atılsın.|elin hasimlarinin uzerine kalksinʔ ve butun dusmanlarin kesilip atilsin. Old-Testament-Psalms-073-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağızlarını göklere çevirdiler. Dilleri yeryüzünde dolaşır.|aɡizlarini ɡoklere t͡ʃevirdiler. dilleri jerjuzunde dolasir. Old-Testament-Psalms-092-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler ot gibi bitse de, kötülük edenlerin tümü serpilip gelişse de, onlar sonsuza dek yok edilecekler.|kotuler ot ɡibi bitse deʔ kotuluk edenlerin tumu serpilip ɡelisse deʔ onlar sonsuza dek jok edilet͡ʃekler. Old-Testament-Jonah-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yona kalkıp, Yahve'nin sözü uyarınca Ninova'ya gitti. Ninova çok büyük bir kentti, içinden geçmek üç günlük bir yoldu.|bunun uzerine jona kalkipʔ jahveʔnin sozu ujarint͡ʃa ninovaʔja ɡitti. ninova t͡ʃok bujuk bir kenttiʔ it͡ʃinden ɡet͡ʃmek ut͡ʃ ɡunluk bir joldu. New-Testament-Luke-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama Avraham, ‘Oğlum, hayatın boyunca senin iyi şeyler, Lazar’ın da aynı şekilde kötü şeyler aldığını hatırla. Şimdi o burada teselli ediliyor, sen de azap çekiyorsun.|“ama avrahamʔ ‘oɡlumʔ hajatin bojunt͡ʃa senin iji sejlerʔ lazar’in da ajni sekilde kotu sejler aldiɡini hatirla. simdi o burada teselli edilijorʔ sen de azap t͡ʃekijorsun. Old-Testament-Psalms-144-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerime savaşmayı, parmaklarıma mücadeleyi öğreten kayam Yahve’ye övgüler olsun.|ellerime savasmajiʔ parmaklarima mut͡ʃadeleji oɡreten kajam jahve’je ovɡuler olsun. Old-Testament-2-Samuel-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu David’e bildirdiklerinde, onları karşılamak için gönderdi, çünkü adamlar çok utanıyorlardı. Kral, “Sakalların uzayıncaya kadar Yeriha’da bekleyin, sonra geri dönün” dedi.|bunu david’e bildirdiklerindeʔ onlari karsilamak it͡ʃin ɡonderdiʔ t͡ʃunku adamlar t͡ʃok utanijorlardi. kralʔ “sakallarin uzajint͡ʃaja kadar jeriha’da beklejinʔ sonra ɡeri donun” dedi. New-Testament-John-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba’nın beni sevdiği gibi, ben de sizi sevdim. Sevgimde kalın.|baba’nin beni sevdiɡi ɡibiʔ ben de sizi sevdim. sevɡimde kalin. New-Testament-Luke-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, adamlar döşek üzerinde felçli bir adam getirdiler. Felçli adamı içeri sokup Yeşua’nın önüne yatırmaya çalışıyorlardı.|isteʔ adamlar dosek uzerinde felt͡ʃli bir adam ɡetirdiler. felt͡ʃli adami it͡ʃeri sokup jesua’nin onune jatirmaja t͡ʃalisijorlardi. New-Testament-John-006-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunun için onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlu’nun bedenini yiyip O'nun kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz.|jesua bunun it͡ʃin onlara sojle dedi “size doɡrusunu sojlejejimʔ insanoɡlu’nun bedenini jijip oʔnun kanini it͡ʃmedikt͡ʃeʔ sizde jasam olmaz. Old-Testament-Leviticus-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin önündeki saf altın şamdanlık üzerindeki kandilleri sürekli olarak düzende tutacaktır.\"\"\"|\"jahveʔnin onundeki saf altin samdanlik uzerindeki kandilleri surekli olarak duzende tutat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-008-041|und|SPEAKER_00_Turkish|“Halkın İsrael'den olmayan yabancı da, senin adın uğruna uzak bir ülkeden çıktığında,|“halkin israelʔden olmajan jabant͡ʃi daʔ senin adin uɡruna uzak bir ulkeden t͡ʃiktiɡindaʔ Old-Testament-Job-039-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Devekuşunun kanatları gururla dalgalanır, ama bunlar tüyler ve sevgi tüyleri midir?\"|\"\"\"devekusunun kanatlari ɡururla dalɡalanirʔ ama bunlar tujler ve sevɡi tujleri midir?\" Old-Testament-Psalms-122-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklarımız senin kapılarında duruyor, ey Yeruşalem,|ajaklarimiz senin kapilarinda durujorʔ ej jerusalemʔ Old-Testament-1-Kings-020-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Yahve diyor ki, ‘Mademki, yıkıma ayırdığım adamı elinden çıkardın, senin yaşamın onun yaşamının yerini alacak ve senin halkın da onun halkının yerini alacak’” dedi.|onaʔ “jahve dijor kiʔ ‘mademkiʔ jikima ajirdiɡim adami elinden t͡ʃikardinʔ senin jasamin onun jasaminin jerini alat͡ʃak ve senin halkin da onun halkinin jerini alat͡ʃak’” dedi. Old-Testament-Psalms-120-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay halime, Meşek'te yaşadığım, Kedar'ın çadırları arasında oturduğum için!|vaj halimeʔ mesekʔte jasadiɡimʔ kedarʔin t͡ʃadirlari arasinda oturduɡum it͡ʃin! Old-Testament-Judges-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Gidyon hizmetkârlarından on kişiyi aldı ve Yahve'nin kendisine söylediği gibi yaptı. Babasının ev halkından ve kentin insanlarından korktuğu için bunu gündüz yapamadı ama gece yaptı.|bunun uzerine ɡidjon hizmetkarlarindan on kisiji aldi ve jahveʔnin kendisine sojlediɡi ɡibi japti. babasinin ev halkindan ve kentin insanlarindan korktuɡu it͡ʃin bunu ɡunduz japamadi ama ɡet͡ʃe japti. New-Testament-2-Corinthians-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz hem kurtulanlar hem de mahvolanlar arasında Tanrı'ya Mesih’in hoş kokusuyuz.|t͡ʃunku biz hem kurtulanlar hem de mahvolanlar arasinda tanriʔja mesih’in hos kokusujuz. New-Testament-1-Corinthians-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, Efendimiz Yeşua Mesih’in adıyla size rica ediyorum: Hepiniz aynı şeyi söyleyin ve aranızda bölünmeler olmasın. Tersine aynı düşünce ve aynı yargıda birleşip yetkinleşin.|kardeslerimʔ efendimiz jesua mesih’in adijla size rit͡ʃa edijorum hepiniz ajni seji sojlejin ve aranizda bolunmeler olmasin. tersine ajni dusunt͡ʃe ve ajni jarɡida birlesip jetkinlesin. Old-Testament-Genesis-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham elini uzattı ve oğlunu öldürmek için bıçağı aldı.|avraham elini uzatti ve oɡlunu oldurmek it͡ʃin bit͡ʃaɡi aldi. Old-Testament-Psalms-069-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana edilen hakareti, utancı, rezaleti bilirsin. Düşmanlarımın hepsi senin önündedir.|bana edilen hakaretiʔ utant͡ʃiʔ rezaleti bilirsin. dusmanlarimin hepsi senin onundedir. New-Testament-Acts-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Klavda adındaki küçük bir adanın rüzgâr altına sığınarak gemiyi güçlükle sağlama alabildik.|klavda adindaki kut͡ʃuk bir adanin ruzɡar altina siɡinarak ɡemiji ɡut͡ʃlukle saɡlama alabildik. Old-Testament-1-Samuel-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi durun ve Yahve'nin gözlerinizin önünde yapacağı bu büyük şeyi görün.|“simdi durun ve jahveʔnin ɡozlerinizin onunde japat͡ʃaɡi bu bujuk seji ɡorun. Old-Testament-Psalms-083-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların soylularını Orev ve Zeev gibi, beylerini Zevah ve Salmunna’ya yaptığın gibi yap.|onlarin sojlularini orev ve zeev ɡibiʔ bejlerini zevah ve salmunna’ja japtiɡin ɡibi jap. New-Testament-2-Corinthians-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyleleri şunu bilsin ki, mektuplarla uzakta neysek, aranızdayken eylemde aynıyız.|bojleleri sunu bilsin kiʔ mektuplarla uzakta nejsekʔ aranizdajken ejlemde ajnijiz. New-Testament-Matthew-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse eski bir giysi üzerine yeni bir kumaş koymaz. Çünkü yeni kumaş çeker, yama giysiden kopar ve delik daha kötü olur.|hit͡ʃ kimse eski bir ɡijsi uzerine jeni bir kumas kojmaz. t͡ʃunku jeni kumas t͡ʃekerʔ jama ɡijsiden kopar ve delik daha kotu olur. Old-Testament-Deuteronomy-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Mülksüz bırakacağınız ulusların ilâhlarına tapındıkları bütün yerleri, yüksek dağları, tepeleri ve her yeşil ağacın altını kesinlikle yok edeceksiniz.|mulksuz birakat͡ʃaɡiniz uluslarin ilahlarina tapindiklari butun jerleriʔ juksek daɡlariʔ tepeleri ve her jesil aɡat͡ʃin altini kesinlikle jok edet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Ezekiel-030-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar'ı ulusların arasına dağıtacağım ve onları ülkelere saçacağım.|misirlilarʔi uluslarin arasina daɡitat͡ʃaɡim ve onlari ulkelere sat͡ʃat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tef ve çenk eşliğinde ezgi söyler, kaval sesine sevinirler.|tef ve t͡ʃenk esliɡinde ezɡi sojlerʔ kaval sesine sevinirler. Old-Testament-1-Kings-008-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen, atalarımızı Mısır'dan çıkardığın zaman hizmetkârın Moşe aracılığıyla söylediğin gibi, onları yeryüzünün bütün halkları arasından mirasın olmak üzere ayırdın, ey Efendimiz Yahve.”|t͡ʃunku senʔ atalarimizi misirʔdan t͡ʃikardiɡin zaman hizmetkarin mose arat͡ʃiliɡijla sojlediɡin ɡibiʔ onlari jerjuzunun butun halklari arasindan mirasin olmak uzere ajirdinʔ ej efendimiz jahve.” Old-Testament-Numbers-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon oymağından Hori oğlu Şafat.|simon ojmaɡindan hori oɡlu safat. New-Testament-Revelation-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün büyük bir deprem oldu ve kentin onda biri yıkıldı. Depremde yedi bin kişi öldü. Geri kalanlar dehşete kapılıp göğün Tanrısı’nı yücelttiler.|o ɡun bujuk bir deprem oldu ve kentin onda biri jikildi. depremde jedi bin kisi oldu. ɡeri kalanlar dehsete kapilip ɡoɡun tanrisi’ni jut͡ʃelttiler. Old-Testament-1-Samuel-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç gün kaldıktan sonra hemen inersin ve bu başladığında saklandığın o yere gelirsin ve Ezel Taşı'nın yanında kalırsın.|ut͡ʃ ɡun kaldiktan sonra hemen inersin ve bu basladiɡinda saklandiɡin o jere ɡelirsin ve ezel tasiʔnin janinda kalirsin. Old-Testament-Deuteronomy-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|ama onları, Tanrın Yahve'nin sana buyurduğu gibi Hititler'i, Amorlular'ı, Kenanlılar'ı, Perizziler'i, Hivliler'i ve Yevuslular'ı tümüyle yok edeceksin;|ama onlariʔ tanrin jahveʔnin sana bujurduɡu ɡibi hititlerʔiʔ amorlularʔiʔ kenanlilarʔiʔ perizzilerʔiʔ hivlilerʔi ve jevuslularʔi tumujle jok edet͡ʃeksin; Old-Testament-1-Chronicles-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi David'in oğullarıydı, cariyelerin oğulları hariç; Tamar da onların kız kardeşiydi.|bunlarin hepsi davidʔin oɡullarijdiʔ t͡ʃarijelerin oɡullari harit͡ʃ; tamar da onlarin kiz kardesijdi. Old-Testament-Psalms-105-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Mirasının payı olmak üzere, Kenan ülkesini sana vereceğim.”|“mirasinin paji olmak uzereʔ kenan ulkesini sana veret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Psalms-084-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Ordular Yahvesi, meskenlerin ne kadar güzeldir!|ej ordular jahvesiʔ meskenlerin ne kadar ɡuzeldir! New-Testament-2-Corinthians-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Şaşılacak bir şey yok, çünkü Şeytan bile ışık meleği kılığına girer.|sasilat͡ʃak bir sej jokʔ t͡ʃunku sejtan bile isik meleɡi kiliɡina ɡirer. Old-Testament-Deuteronomy-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada Tanrın Yahve'ye taşlardan bir sunak yapacaksın. Üzerlerinde herhangi bir demir alet kullanmayacaksın.|orada tanrin jahveʔje taslardan bir sunak japat͡ʃaksin. uzerlerinde herhanɡi bir demir alet kullanmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Judges-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Filistliler'in beyleri, ilâhları Dagon'a büyük bir kurban sunmak ve sevinmek için toplandılar; çünkü, \"\"İlâhımız, düşmanımız Şimşon'u elimize teslim etti\"\" dediler.\"|\"filistlilerʔin bejleriʔ ilahlari daɡonʔa bujuk bir kurban sunmak ve sevinmek it͡ʃin toplandilar; t͡ʃunkuʔ \"\"ilahimizʔ dusmanimiz simsonʔu elimize teslim etti\"\" dediler.\" New-Testament-1-Peter-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, sınanmanız için üzerinize gelen ateşli denenme karşısında, sanki başınıza garip bir şey gelmiş gibi şaşırmayın.|ej sevɡililerʔ sinanmaniz it͡ʃin uzerinize ɡelen atesli denenme karsisindaʔ sanki basiniza ɡarip bir sej ɡelmis ɡibi sasirmajin. New-Testament-Mark-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada birkaç hastayı, ellerini üzerine koyup iyileştirmek dışında başka büyük iş yapamadı.|orada birkat͡ʃ hastajiʔ ellerini uzerine kojup ijilestirmek disinda baska bujuk is japamadi. Old-Testament-Job-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ayın bile parlaklığı yoktur, ve yıldızlar onun gözünde temiz değil;|isteʔ ajin bile parlakliɡi jokturʔ ve jildizlar onun ɡozunde temiz deɡil; New-Testament-Matthew-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar buna aldırış etmedi. Biri tarlasına, biri ticaretine, kendi yollarına gittiler.|ama onlar buna aldiris etmedi. biri tarlasinaʔ biri tit͡ʃaretineʔ kendi jollarina ɡittiler. Old-Testament-Numbers-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'la konuşup şöyle dedi:|jahve mose ve aronʔla konusup sojle dedi Old-Testament-Genesis-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı iki büyük ışığı yarattı: Büyüğü gündüze, küçüğü geceye hükmedecekti. Tanrı ayrıca yıldızları da yarattı.|tanri iki bujuk isiɡi jaratti bujuɡu ɡunduzeʔ kut͡ʃuɡu ɡet͡ʃeje hukmedet͡ʃekti. tanri ajrit͡ʃa jildizlari da jaratti. New-Testament-Romans-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam için olan buyruğun, ölüm için olduğunu buldum.|jasam it͡ʃin olan bujruɡunʔ olum it͡ʃin olduɡunu buldum. Old-Testament-Proverbs-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginler yoksullara hükmeder. Borç alan borç verenin hizmetkârıdır.|zenɡinler joksullara hukmeder. bort͡ʃ alan bort͡ʃ verenin hizmetkaridir. Old-Testament-Joshua-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Seir'e çıkan Halak Dağı'ndan, Hermon Dağı'nın altındaki Lübnan Vadisi'ndeki Baal Gad'a kadar bütün bu diyarı ele geçirdi. Bütün krallarını aldı, onları vurdu ve öldürdü.|seirʔe t͡ʃikan halak daɡiʔndanʔ hermon daɡiʔnin altindaki lubnan vadisiʔndeki baal ɡadʔa kadar butun bu dijari ele ɡet͡ʃirdi. butun krallarini aldiʔ onlari vurdu ve oldurdu. Old-Testament-Exodus-031-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu benimle İsrael'in çocukları arasında daima bir belirti olacaktır; çünkü Yahve göğü ve yeri altı günde yarattı ve yedinci günde dinlendi ve rahatladı.'”|bu benimle israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda daima bir belirti olat͡ʃaktir; t͡ʃunku jahve ɡoɡu ve jeri alti ɡunde jaratti ve jedint͡ʃi ɡunde dinlendi ve rahatladi.ʔ” New-Testament-John-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mariyam’la birlikte evde bulunan ve onu avutan Yahudiler, Mariyam’ın hızlıca kalkıp dışarı çıktığını görünce, \"\"Orada ağlamak için mezara gidiyor\"\" diyerek onun peşinden gittiler.\"|\"marijam’la birlikte evde bulunan ve onu avutan jahudilerʔ marijam’in hizlit͡ʃa kalkip disari t͡ʃiktiɡini ɡorunt͡ʃeʔ \"\"orada aɡlamak it͡ʃin mezara ɡidijor\"\" dijerek onun pesinden ɡittiler.\" New-Testament-1-Thessalonians-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, her biriniz kendi bedenini kutsallık ve saygınlık içinde nasıl denetleyeceğini bilsin.|ojle kiʔ her biriniz kendi bedenini kutsallik ve sajɡinlik it͡ʃinde nasil denetlejet͡ʃeɡini bilsin. Old-Testament-Genesis-040-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin Yosef yanlarına geldiğinde üzgün olduklarını gördü.|sabahlejin josef janlarina ɡeldiɡinde uzɡun olduklarini ɡordu. Old-Testament-Nehemiah-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, yalnız sen, Yahve'sin. Göğü, göklerin göğünü, bütün ordusuyla, yeryüzünü ve üzerindeki her şeyi, denizleri ve onlardaki her şeyi sen yarattın ve onların hepsini sen korursun. Göğün ordusu sana tapınır.|senʔ jalniz senʔ jahveʔsin. ɡoɡuʔ ɡoklerin ɡoɡunuʔ butun ordusujlaʔ jerjuzunu ve uzerindeki her sejiʔ denizleri ve onlardaki her seji sen jarattin ve onlarin hepsini sen korursun. ɡoɡun ordusu sana tapinir. Old-Testament-Isaiah-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Gelin şimdi, birlikte çözelim\"\" diyor Yahve: \"\"Günahlarınız kıpkırmızı olsa da, kar gibi beyaz olacak. Koyu kırmızı gibi kızıl olsalar da yapağı gibi olacaklar.\"|\"\"\"ɡelin simdiʔ birlikte t͡ʃozelim\"\" dijor jahve \"\"ɡunahlariniz kipkirmizi olsa daʔ kar ɡibi bejaz olat͡ʃak. koju kirmizi ɡibi kizil olsalar da japaɡi ɡibi olat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Jeremiah-050-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babil'in içinden kaçın! Keldaniler ülkesinden çıkın, ve sürülerin önündeki tekeler gibi olun.\"|\"\"\"babilʔin it͡ʃinden kat͡ʃin! keldaniler ulkesinden t͡ʃikinʔ ve surulerin onundeki tekeler ɡibi olun.\" New-Testament-Revelation-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün dört köşesindeki ulusları, Gog ve Magog’u kandırmak, savaş için bir araya toplamaya gidecek. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.|jerjuzunun dort kosesindeki uluslariʔ ɡoɡ ve maɡoɡ’u kandirmakʔ savas it͡ʃin bir araja toplamaja ɡidet͡ʃek. toplananlarin sajisi deniz kumu kadar t͡ʃoktur. Old-Testament-Ezekiel-036-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Efendi Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|ve efendi jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Ezekiel-016-033|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar bütün fahişelere armağanlar verirler; ama sen armağanlarını bütün sevgililerine veriyorsun ve fahişeliğin için her yandan sana gelsinler diye onlara rüşvet veriyorsun.|insanlar butun fahiselere armaɡanlar verirler; ama sen armaɡanlarini butun sevɡililerine verijorsun ve fahiseliɡin it͡ʃin her jandan sana ɡelsinler dije onlara rusvet verijorsun. Old-Testament-2-Samuel-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Asahel Avner'i kovaladı. Avner’in peşinden ne sağa ne de sola saptı.|asahel avnerʔi kovaladi. avner’in pesinden ne saɡa ne de sola sapti. Old-Testament-Ezekiel-037-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârım Yakov'a verdiğim, içinde atalarınızın yaşadığı ülkede oturacaklar. Onlar, çocukları ve çocuklarının çocukları daima orada oturacaklar. Hizmetkârım David sonsuza dek onların beyi olacak.|hizmetkarim jakovʔa verdiɡimʔ it͡ʃinde atalarinizin jasadiɡi ulkede oturat͡ʃaklar. onlarʔ t͡ʃot͡ʃuklari ve t͡ʃot͡ʃuklarinin t͡ʃot͡ʃuklari daima orada oturat͡ʃaklar. hizmetkarim david sonsuza dek onlarin beji olat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-008-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle oldu ki, Solomon bütün bu duayı ve yakarışı Yahve'ye bitirince, diz çöküp ellerini göğe doğru açmış olduğu Yahve'nin sunağının önünden kalktı.|ojle oldu kiʔ solomon butun bu duaji ve jakarisi jahveʔje bitirint͡ʃeʔ diz t͡ʃokup ellerini ɡoɡe doɡru at͡ʃmis olduɡu jahveʔnin sunaɡinin onunden kalkti. Old-Testament-Jeremiah-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke ne zamana dek yas tutacak, ve bütün ülkenin otları ne zamana dek solacak? Orada oturanların kötülüğü yüzünden hayvanlar ve kuşlar yok oldu; çünkü onlar, “Bizim sonumuzu görmeyecek” dediler.|ulke ne zamana dek jas tutat͡ʃakʔ ve butun ulkenin otlari ne zamana dek solat͡ʃak? orada oturanlarin kotuluɡu juzunden hajvanlar ve kuslar jok oldu; t͡ʃunku onlarʔ “bizim sonumuzu ɡormejet͡ʃek” dediler. Old-Testament-Jeremiah-046-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlülerin neden süpürüldüler? Ayakta durmadılar, çünkü Yahve onları itti.|ɡut͡ʃlulerin neden supurulduler? ajakta durmadilarʔ t͡ʃunku jahve onlari itti. Old-Testament-1-Chronicles-002-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalev'in cariyesi Efa, Haran'ı, Motsa'yı ve Gazez'i doğurdu. Haran, Gazez'in babası oldu.|kalevʔin t͡ʃarijesi efaʔ haranʔiʔ motsaʔji ve ɡazezʔi doɡurdu. haranʔ ɡazezʔin babasi oldu. New-Testament-Revelation-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızıl renkli başka bir at çıktı. Binicisine insanlar birbirini öldürsünler diye dünyadan barışı kaldırma yetkisi verildi. Ona büyük bir kılıç verildi.|kizil renkli baska bir at t͡ʃikti. binit͡ʃisine insanlar birbirini oldursunler dije dunjadan barisi kaldirma jetkisi verildi. ona bujuk bir kilit͡ʃ verildi. Old-Testament-Jeremiah-043-006|und|SPEAKER_00_Turkish|erkekleri, kadınları, çocukları, kralın kızlarını ve muhafız komutanı Nebuzaradan'ın Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalya'nın yanına bırakmış olduğu herkesi, Peygamber Yeremya'yı ve Neriya oğlu Baruk'u alıp götürdüler.|erkekleriʔ kadinlariʔ t͡ʃot͡ʃuklariʔ kralin kizlarini ve muhafiz komutani nebuzaradanʔin safan oɡlu ahikam oɡlu ɡedaljaʔnin janina birakmis olduɡu herkesiʔ pejɡamber jeremjaʔji ve nerija oɡlu barukʔu alip ɡoturduler. Old-Testament-Numbers-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına konuş ve onlara şunu söyle: 'Erkek ya da kadın, kendini Yahve'ye ayırmak için özel bir adak, yani bir Neziri adağı adarsa,\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina konus ve onlara sunu sojle ʔerkek ja da kadinʔ kendini jahveʔje ajirmak it͡ʃin ozel bir adakʔ jani bir neziri adaɡi adarsaʔ\" Old-Testament-1-Samuel-030-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Aroer'de olanlara, Sifmot'ta olanlara, Eştemoa'da olanlara,|aroerʔde olanlaraʔ sifmotʔta olanlaraʔ estemoaʔda olanlaraʔ Old-Testament-Ezekiel-046-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ve koç için bir efa ekmek sunusu, kuzular için de elinden geldiğince ekmek sunusu, ve bir efa için bir hin yağ olacak.|ve kot͡ʃ it͡ʃin bir efa ekmek sunusuʔ kuzular it͡ʃin de elinden ɡeldiɡint͡ʃe ekmek sunusuʔ ve bir efa it͡ʃin bir hin jaɡ olat͡ʃak. New-Testament-Luke-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün onlardan ikisi, Yeruşalem’den altmış stadia uzaklıkta bulunan Emmaus adlı bir köye gidiyorlardı.|o ɡun onlardan ikisiʔ jerusalem’den altmis stadia uzaklikta bulunan emmaus adli bir koje ɡidijorlardi. Old-Testament-Isaiah-064-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah, keşke gökleri yarıp insen de, dağlar senin huzurunda sarsılsalar;|ahʔ keske ɡokleri jarip insen deʔ daɡlar senin huzurunda sarsilsalar; Old-Testament-Genesis-031-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası İshak’ın yanına, Kenan ülkesine gitmek üzere bütün hayvanlarını, Paddan Aram'da kazandığı davarlar da dahil kazandığı her şeyi aldı.|babasi ishak’in janinaʔ kenan ulkesine ɡitmek uzere butun hajvanlariniʔ paddan aramʔda kazandiɡi davarlar da dahil kazandiɡi her seji aldi. Old-Testament-Deuteronomy-032-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü öfkemde, Şeol'ün en dibine kadar yanan bir ateş alevlendi, ürünüyle yeryüzünü yiyip bitiriyor, dağların temellerini ateşe veriyor.\"\"\"|\"t͡ʃunku ofkemdeʔ seolʔun en dibine kadar janan bir ates alevlendiʔ urunujle jerjuzunu jijip bitirijorʔ daɡlarin temellerini atese verijor.\"\"\" New-Testament-Mark-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencilerinden ikisini gönderip onlara şöyle dedi, “Kente gidin, orada su testisi taşıyan bir adam karşınıza çıkacak. Onun ardından gidin.|oɡrent͡ʃilerinden ikisini ɡonderip onlara sojle dediʔ “kente ɡidinʔ orada su testisi tasijan bir adam karsiniza t͡ʃikat͡ʃak. onun ardindan ɡidin. Old-Testament-Proverbs-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasayı duymaktan kulağını çevirenin, duası bile iğrençtir.|jasaji dujmaktan kulaɡini t͡ʃevireninʔ duasi bile iɡrent͡ʃtir. Old-Testament-Ruth-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hetsron, Ram'ın babası oldu. Ram, Amminadav'ın babası oldu.|hetsronʔ ramʔin babasi oldu. ramʔ amminadavʔin babasi oldu. New-Testament-Matthew-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Vay size, ey kör rehberler, ‘Her kim tapınak üzerine ant içerse andı bir hiçtir, ama her kim tapınağın altını üzerine ant içerse, o kişi zorundadır’ diyorsunuz.|“vaj sizeʔ ej kor rehberlerʔ ‘her kim tapinak uzerine ant it͡ʃerse andi bir hit͡ʃtirʔ ama her kim tapinaɡin altini uzerine ant it͡ʃerseʔ o kisi zorundadir’ dijorsunuz. Old-Testament-Deuteronomy-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra dönüp Başan'a doğru yola çıktık. Başan Kralı, kendisi ve tüm halkı Edrei'de savaşmak üzere bize karşı çıktı.|ondan sonra donup basanʔa doɡru jola t͡ʃiktik. basan kraliʔ kendisi ve tum halki edreiʔde savasmak uzere bize karsi t͡ʃikti. Old-Testament-Isaiah-036-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Mısır'da şu çürük kamışın asasına güveniyorsunuz; biri ona yaslanırsa eline batacak ve onu delecek. Kendisine güvenen herkes için Mısır Kralı Firavun da öyledir.|isteʔ misirʔda su t͡ʃuruk kamisin asasina ɡuvenijorsunuz; biri ona jaslanirsa eline batat͡ʃak ve onu delet͡ʃek. kendisine ɡuvenen herkes it͡ʃin misir krali firavun da ojledir. Old-Testament-Numbers-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Baal Peor'a bağlandı ve Yahve'nin öfkesi İsrael'e karşı alevlendi.|israel baal peorʔa baɡlandi ve jahveʔnin ofkesi israelʔe karsi alevlendi. New-Testament-Matthew-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ayrıca oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi surat asmayın. Çünkü onlar oruçlu oldukları insanlar tarafından görülsün diye kendilerine perişan bir görünüm verirler. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini aldılar.|“ajrit͡ʃa orut͡ʃ tuttuɡunuz zamanʔ ikijuzluler ɡibi surat asmajin. t͡ʃunku onlar orut͡ʃlu olduklari insanlar tarafindan ɡorulsun dije kendilerine perisan bir ɡorunum verirler. size doɡrusunu sojlejejimʔ onlar odullerini aldilar. Old-Testament-Jeremiah-050-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı Sodom ve Gomora'yı ve komşu kentlerini devirdiği zaman olduğu gibi,\"\" diyor Yahve, \"\"orada hiç kimse oturmayacak, hiçbir insanoğlu orada yaşamayacak.\"\"\"|\"tanri sodom ve ɡomoraʔji ve komsu kentlerini devirdiɡi zaman olduɡu ɡibiʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"orada hit͡ʃ kimse oturmajat͡ʃakʔ hit͡ʃbir insanoɡlu orada jasamajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'un hizmetkârlarının yanında duran Edomlu Doeg, \"\"Yişay'ın oğlunun Nov'a, Ahituv oğlu Ahimelek'in yanına geldiğini gördüm\"\" diye yanıt verdi.\"|\"saulʔun hizmetkarlarinin janinda duran edomlu doeɡʔ \"\"jisajʔin oɡlunun novʔaʔ ahituv oɡlu ahimelekʔin janina ɡeldiɡini ɡordum\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-Proverbs-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, bedenin için şifa, kemiklerine gıda olacaktır.|buʔ bedenin it͡ʃin sifaʔ kemiklerine ɡida olat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Chronicles-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruya oğlu Avişay da, Tuz Vadisi'nde Edomlular'dan on sekiz bin kişiyi vurdu.|seruja oɡlu avisaj daʔ tuz vadisiʔnde edomlularʔdan on sekiz bin kisiji vurdu. Old-Testament-Deuteronomy-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Heybet, sürüsünün ilk doğanına aittir. Onun boynuzları yaban öküzünün boynuzlarıdır. Onlarla bütün halkları dünyanın uçlarına itecek. Onlar Efraim'in on binleridir. Onlar Manaşe'nin binleridir.”|hejbetʔ surusunun ilk doɡanina aittir. onun bojnuzlari jaban okuzunun bojnuzlaridir. onlarla butun halklari dunjanin ut͡ʃlarina itet͡ʃek. onlar efraimʔin on binleridir. onlar manaseʔnin binleridir.” Old-Testament-1-Samuel-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırda bir Mısırlı buldular, onu David'e getirdiler, ona ekmek verdiler ve o da yedi; ona içmesi için su da verdiler.|kirda bir misirli buldularʔ onu davidʔe ɡetirdilerʔ ona ekmek verdiler ve o da jedi; ona it͡ʃmesi it͡ʃin su da verdiler. Old-Testament-Isaiah-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Son günlerde öyle olacak ki, Yahve'nin Evi'nin dağı dağların doruğuna kurulacak ve tepelerin üzerine yükseltilecek; bütün uluslar ona akın edecek.|son ɡunlerde ojle olat͡ʃak kiʔ jahveʔnin eviʔnin daɡi daɡlarin doruɡuna kurulat͡ʃak ve tepelerin uzerine jukseltilet͡ʃek; butun uluslar ona akin edet͡ʃek. Old-Testament-Joshua-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu halka şöyle dedi: \"\"Sizler, Yahve'ye hizmet etmek için O'nu seçtiğinize kendiniz tanıksınız.\"\" Onlar, “Biz tanığız” dediler.\"|\"jesu halka sojle dedi \"\"sizlerʔ jahveʔje hizmet etmek it͡ʃin oʔnu set͡ʃtiɡinize kendiniz taniksiniz.\"\" onlarʔ “biz taniɡiz” dediler.\" Old-Testament-Job-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik yatacaksın ve kimse seni korkutmayacak. Evet, birçokları senin lütfunu dileyecekler.|ustelik jatat͡ʃaksin ve kimse seni korkutmajat͡ʃak. evetʔ birt͡ʃoklari senin lutfunu dilejet͡ʃekler. Old-Testament-1-Chronicles-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|on ikincisi Haşavya'ya, oğulları ve kardeşleri, on iki;|on ikint͡ʃisi hasavjaʔjaʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; Old-Testament-Exodus-012-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısırlılar, \"\"Hepimiz ölü insanlarız\"\" dediklerinden, onları bir an önce ülkeden göndermek için halka acil çağrıda bulundular.\"|\"misirlilarʔ \"\"hepimiz olu insanlariz\"\" dediklerindenʔ onlari bir an ont͡ʃe ulkeden ɡondermek it͡ʃin halka at͡ʃil t͡ʃaɡrida bulundular.\" New-Testament-Acts-021-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalığın şiddetinden askerler onu taşımak zorunda kaldılar.|pavlus merdivenlere ɡeldiɡinde kalabaliɡin siddetinden askerler onu tasimak zorunda kaldilar. Old-Testament-Leviticus-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kutsal Yer'e kefaret etmek için girdiğinde, kendisi, ailesi ve tüm İsrael topluluğu için kefaret edip çıkana kadar Buluşma Çadırı'nda hiç kimse bulunmayacaktır.\"\"\"|\"kutsal jerʔe kefaret etmek it͡ʃin ɡirdiɡindeʔ kendisiʔ ailesi ve tum israel topluluɡu it͡ʃin kefaret edip t͡ʃikana kadar bulusma t͡ʃadiriʔnda hit͡ʃ kimse bulunmajat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Numbers-004-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ailelerine ve atalarının evlerine göre Gerşon'un oğulları arasında sayılanlar,|ailelerine ve atalarinin evlerine ɡore ɡersonʔun oɡullari arasinda sajilanlarʔ Old-Testament-Daniel-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen el değmeden kesilen bir taşın suretin demir ve kilden olan ayaklarını vurup parçaladığı o ana dek bakıyordun.|sen el deɡmeden kesilen bir tasin suretin demir ve kilden olan ajaklarini vurup part͡ʃaladiɡi o ana dek bakijordun. Old-Testament-Daniel-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey kral, boru, ney, kanun, lir, çenk, kaval ve her çeşit çalgı sesini duyan her adam yere kapanıp altın heykele tapacak;\"|\"\"\"ej kralʔ boruʔ nejʔ kanunʔ lirʔ t͡ʃenkʔ kaval ve her t͡ʃesit t͡ʃalɡi sesini dujan her adam jere kapanip altin hejkele tapat͡ʃak;\" Old-Testament-Judges-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yürekleri neşelenince, \"\"Şimşon'u çağırın da bizi eğlendirsin\"\" dediler. Şimşon'un hapishaneden çıkması için çağrıda bulundular; ve onların önünde oynadı. Onu sütunların arasına koydular;\"|\"jurekleri neselenint͡ʃeʔ \"\"simsonʔu t͡ʃaɡirin da bizi eɡlendirsin\"\" dediler. simsonʔun hapishaneden t͡ʃikmasi it͡ʃin t͡ʃaɡrida bulundular; ve onlarin onunde ojnadi. onu sutunlarin arasina kojdular;\" Old-Testament-2-Samuel-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Sandığı'nı taşıyanlar altı adım gittikten sonra bir öküzle besili bir dana kurban etti.|jahveʔnin sandiɡiʔni tasijanlar alti adim ɡittikten sonra bir okuzle besili bir dana kurban etti. Old-Testament-Leviticus-014-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Size mülk olarak vereceğim Kenan diyarına girdiğinizde ve mülkünüz olan ülkede bir eve yayılan küf koyduğumda,\"|\"\"\"size mulk olarak veret͡ʃeɡim kenan dijarina ɡirdiɡinizde ve mulkunuz olan ulkede bir eve jajilan kuf kojduɡumdaʔ\" Old-Testament-Exodus-039-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Efodun işi gibi usta işçiliğiyle göğüslüğü altından, mavi, mor, kırmızı ve özenle dokunmuş ince ketenden yaptı.|efodun isi ɡibi usta ist͡ʃiliɡijle ɡoɡusluɡu altindanʔ maviʔ morʔ kirmizi ve ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden japti. Old-Testament-Numbers-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balam eşeğe, \"\"Madem benimle alay ettin, keşke elimde bir kılıç olsaydı, seni şimdi öldürürdüm\"\" dedi.\"|\"balam eseɡeʔ \"\"madem benimle alaj ettinʔ keske elimde bir kilit͡ʃ olsajdiʔ seni simdi oldururdum\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-029-024|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bunların sayısına göre, usulüne göre, boğalar, koçlar ve kuzular için onların ekmek sunusunu ve onların dökmelik sunularını;|ve bunlarin sajisina ɡoreʔ usulune ɡoreʔ boɡalarʔ kot͡ʃlar ve kuzular it͡ʃin onlarin ekmek sunusunu ve onlarin dokmelik sunularini; Old-Testament-Judges-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bezek'te Adoni-Bezek'i buldular ve ona karşı savaştılar. Kenanlılar'ı ve Perizziler'i vurdular.|bezekʔte adoni-bezekʔi buldular ve ona karsi savastilar. kenanlilarʔi ve perizzilerʔi vurdular. Old-Testament-1-Kings-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Senin evini, Nevat oğlu Yarovam’ın evi gibi, Ahiya oğlu Baaşa’nın evi gibi yapacağım. Çünkü beni öfkelendirip İsrael’e günah işlettirdin.\"\"\"|\"senin eviniʔ nevat oɡlu jarovam’in evi ɡibiʔ ahija oɡlu baasa’nin evi ɡibi japat͡ʃaɡim. t͡ʃunku beni ofkelendirip israel’e ɡunah islettirdin.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara dedim, “Eğer uygun görürseniz, ücretimi verin; eğer değilse onu tutun. Bunun üzerine ücretim olarak otuz parça gümüş tarttılar.|onlara dedimʔ “eɡer ujɡun ɡorursenizʔ ut͡ʃretimi verin; eɡer deɡilse onu tutun. bunun uzerine ut͡ʃretim olarak otuz part͡ʃa ɡumus tarttilar. New-Testament-1-Corinthians-015-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı ona dilediği gibi bir beden, her tohuma kendine özgü bir beden verir.|ama tanri ona dilediɡi ɡibi bir bedenʔ her tohuma kendine ozɡu bir beden verir. Old-Testament-Jeremiah-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Suçlarınız bunları geri çevirdi, günahlarınız sizden iyiliği esirgedi.|“sut͡ʃlariniz bunlari ɡeri t͡ʃevirdiʔ ɡunahlariniz sizden ijiliɡi esirɡedi. Old-Testament-Job-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi davamı duyun. Dudaklarımın iddialarını dinleyin.|simdi davami dujun. dudaklarimin iddialarini dinlejin. Old-Testament-Numbers-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'i Buluşma Çadırı'nın önüne çıkaracaksın. İsrael'in çocuklarının bütün topluluğunu bir araya toplayacaksın.|levililerʔi bulusma t͡ʃadiriʔnin onune t͡ʃikarat͡ʃaksin. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡunu bir araja toplajat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Kings-001-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha o konuşurken, işte, kâhin Aviyatar’ın oğlu Yonatan geldi; ve Adoniya, “İçeri gir; çünkü sen saygıdeğer bir adamsın ve iyi haber getiriyorsun” dedi.|daha o konusurkenʔ isteʔ kahin avijatar’in oɡlu jonatan ɡeldi; ve adonijaʔ “it͡ʃeri ɡir; t͡ʃunku sen sajɡideɡer bir adamsin ve iji haber ɡetirijorsun” dedi. Old-Testament-Proverbs-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkeli kişiyle arkadaşlık etme, hiddet barındıranla takılma.|ofkeli kisijle arkadaslik etmeʔ hiddet barindiranla takilma. New-Testament-Titus-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, O’nun lütfuyla aklanmış olarak sonsuz yaşam umuduna göre mirasçılar olalım.|ojle kiʔ o’nun lutfujla aklanmis olarak sonsuz jasam umuduna ɡore mirast͡ʃilar olalim. Old-Testament-Numbers-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama temiz olup yolculukta olmayan ve Pesah'ı tutmayan insanın canı halkından atılacaktır. Belirlenen zamanda Yahve'ye sunu sunmadığı için bu adam günahını yüklenecektir.'\"\"\"|\"ama temiz olup jolt͡ʃulukta olmajan ve pesahʔi tutmajan insanin t͡ʃani halkindan atilat͡ʃaktir. belirlenen zamanda jahveʔje sunu sunmadiɡi it͡ʃin bu adam ɡunahini juklenet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğu rüzgârı onu alıp götürür ve o gider. Onu yerinden süpürür.|doɡu ruzɡari onu alip ɡoturur ve o ɡider. onu jerinden supurur. New-Testament-Acts-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus bu görümü düşünürken, Ruh ona, “İşte, üç kişi seni arıyor” dedi.|petrus bu ɡorumu dusunurkenʔ ruh onaʔ “isteʔ ut͡ʃ kisi seni arijor” dedi. Old-Testament-Psalms-049-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Şeol'e atanmış sürüye benzer. Ölüm onlara çobanlık edecektir. Doğrular sabahleyin onlara hâkim olacak. Konutlarından çok uzakta, güzellikleri Şeol'de çürüyecektir.|onlar seolʔe atanmis suruje benzer. olum onlara t͡ʃobanlik edet͡ʃektir. doɡrular sabahlejin onlara hakim olat͡ʃak. konutlarindan t͡ʃok uzaktaʔ ɡuzellikleri seolʔde t͡ʃurujet͡ʃektir. Old-Testament-1-Chronicles-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ataları evlerinden olan kardeşleri: Mikael, Meşullam, Şeva, Yoray, Yakan, Zia ve Ever, yedi.|atalari evlerinden olan kardesleri mikaelʔ mesullamʔ sevaʔ jorajʔ jakanʔ zia ve everʔ jedi. Old-Testament-Psalms-146-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve körlerin gözlerini açar. Yahve eğilmiş olanları doğrultur. Yahve doğruları sever.|jahve korlerin ɡozlerini at͡ʃar. jahve eɡilmis olanlari doɡrultur. jahve doɡrulari sever. Old-Testament-Joshua-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onları İsrael'in eline teslim etti; onlar da onları vurup Büyük Sayda'ya, Misrefot Maim'e ve doğuya doğru Mispe Vadisi'ne kadar kovaladılar. Onlardan kimse kalmayıncaya kadar onları vurdular.|jahve onlari israelʔin eline teslim etti; onlar da onlari vurup bujuk sajdaʔjaʔ misrefot maimʔe ve doɡuja doɡru mispe vadisiʔne kadar kovaladilar. onlardan kimse kalmajint͡ʃaja kadar onlari vurdular. Old-Testament-Judges-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gidyon onlara şöyle dedi: \"\"Sizden bir dileğim var: Her biriniz ganimetinin küpelerini bana versin.\"\" (İşmaelliler oldukları için altın küpeleri vardı.)\"|\"ɡidjon onlara sojle dedi \"\"sizden bir dileɡim var her biriniz ɡanimetinin kupelerini bana versin.\"\" (ismaelliler olduklari it͡ʃin altin kupeleri vardi.)\" New-Testament-1-Corinthians-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle birbirinizle davalarınız olması zaten başlı başına bir kusurdur. Haksızlığa uğramanız daha iyi olmaz mıydı? Hakkınızı yeseler daha iyi olmaz mıydı?|bu nedenle birbirinizle davalariniz olmasi zaten basli basina bir kusurdur. haksizliɡa uɡramaniz daha iji olmaz mijdi? hakkinizi jeseler daha iji olmaz mijdi? Old-Testament-1-Chronicles-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Elienay, Silletay, Eliel,|elienajʔ silletajʔ elielʔ Old-Testament-Numbers-014-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıkmayın, çünkü Yahve aranızda değildir; bu şekilde düşmanlarınızın önünde vurulmayasınız.|t͡ʃikmajinʔ t͡ʃunku jahve aranizda deɡildir; bu sekilde dusmanlarinizin onunde vurulmajasiniz. New-Testament-Titus-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hırsızlık yapmasınlar, tümüyle güvenilir olduklarını göstersinler. Böylece Kurtarıcımız Tanrı’nın öğretisini her bakımdan çekici hale getirsinler.|hirsizlik japmasinlarʔ tumujle ɡuvenilir olduklarini ɡostersinler. bojlet͡ʃe kurtarit͡ʃimiz tanri’nin oɡretisini her bakimdan t͡ʃekit͡ʃi hale ɡetirsinler. Old-Testament-Jeremiah-037-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ne kendisi, ne hizmetkârları, ne de ülke halkı, Peygamber Yeremya aracılığıyla Yahve'nin söylediği sözleri dinlemediler.|ama ne kendisiʔ ne hizmetkarlariʔ ne de ulke halkiʔ pejɡamber jeremja arat͡ʃiliɡijla jahveʔnin sojlediɡi sozleri dinlemediler. New-Testament-Hebrews-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Para sevgisinden özgür olun. Elinizdekiyle yetinin. Çünkü Tanrı, “Seni hiçbir şekilde terk etmeyeceğim, seni hiçbir şekilde yüzüstü bırakmayacağım” dedi.|para sevɡisinden ozɡur olun. elinizdekijle jetinin. t͡ʃunku tanriʔ “seni hit͡ʃbir sekilde terk etmejet͡ʃeɡimʔ seni hit͡ʃbir sekilde juzustu birakmajat͡ʃaɡim” dedi. Old-Testament-Job-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizde ak saçlı da, çok yaşlı adam da, var, senin babandan da çok yaşlı.|bizde ak sat͡ʃli daʔ t͡ʃok jasli adam daʔ varʔ senin babandan da t͡ʃok jasli. Old-Testament-Nehemiah-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, hizmetkârlarım ve ben de onlara para ve buğday ödünç veriyoruz. Lütfen bu faizi durduralım.|kardeslerimʔ hizmetkarlarim ve ben de onlara para ve buɡdaj odunt͡ʃ verijoruz. lutfen bu faizi durduralim. Old-Testament-Nahum-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin bütün kalelerin ilk turfandaları ile incir ağaçları gibi olacak. Eğer silkelenirse, yiyenin ağzına düşecekler.|senin butun kalelerin ilk turfandalari ile int͡ʃir aɡat͡ʃlari ɡibi olat͡ʃak. eɡer silkelenirseʔ jijenin aɡzina duset͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|ve dağlarda yemek yememişse, İsrael evinin putlarına gözlerini kaldırmamışsa, komşusunun karısını kirletmemişse, kadın murdarken ona yaklaşmamışsa,|ve daɡlarda jemek jememisseʔ israel evinin putlarina ɡozlerini kaldirmamissaʔ komsusunun karisini kirletmemisseʔ kadin murdarken ona jaklasmamissaʔ Old-Testament-Jeremiah-036-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün sözleri işitince, korkuyla birbirlerine döndüler ve Baruk'a, \"\"Bütün bu sözleri krala mutlaka bildireceğiz\"\" dediler.\"|\"butun sozleri isitint͡ʃeʔ korkujla birbirlerine donduler ve barukʔaʔ \"\"butun bu sozleri krala mutlaka bildiret͡ʃeɡiz\"\" dediler.\" Old-Testament-Leviticus-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“İnce undan alıp on iki pide pişireceksin; bir pidede efanın onda ikisi olacak.|“int͡ʃe undan alip on iki pide pisiret͡ʃeksin; bir pidede efanin onda ikisi olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Filist, seni vuran değnek kırıldı diye hepiniz sevinmeyin; çünkü yılanın kökünden engerek çıkacak ve onun ürünü ateşli, uçan yılan olacak.|ej filistʔ seni vuran deɡnek kirildi dije hepiniz sevinmejin; t͡ʃunku jilanin kokunden enɡerek t͡ʃikat͡ʃak ve onun urunu atesliʔ ut͡ʃan jilan olat͡ʃak. New-Testament-Jude-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bunlar bilmedikleri her şeye sövüyorlar. Akıldan yoksun yaratıklar gibi doğal olarak anladıkları bu şeylerle yıkıma uğruyorlar.|ama bunlar bilmedikleri her seje sovujorlar. akildan joksun jaratiklar ɡibi doɡal olarak anladiklari bu sejlerle jikima uɡrujorlar. Old-Testament-2-Chronicles-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Solomon Yahve'nin evini ve kralın evini bitirdi ve Yahve'nin evinde ve kendi evinde Solomon yüreğine gelen her şeyi başarıyla tamamladı.|bojlet͡ʃe solomon jahveʔnin evini ve kralin evini bitirdi ve jahveʔnin evinde ve kendi evinde solomon jureɡine ɡelen her seji basarijla tamamladi. Old-Testament-Leviticus-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüzümü sana karşı çevireceğim, düşmanlarınızın önünde vurulacaksınız. Sizden nefret edenler size hükmedecek; sizi kovalayan yokken bile kaçacaksınız.'\"\"\"|\"juzumu sana karsi t͡ʃeviret͡ʃeɡimʔ dusmanlarinizin onunde vurulat͡ʃaksiniz. sizden nefret edenler size hukmedet͡ʃek; sizi kovalajan jokken bile kat͡ʃat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder ve her şeye dayanır.|her seje katlanirʔ her seje inanirʔ her seji umut eder ve her seje dajanir. Old-Testament-2-Chronicles-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoram babasının krallığı üzerine yükselip kendini güçlendirince, bütün kardeşlerini ve İsrael'in bazı beylerini de kılıçla öldürdü.|jehoram babasinin kralliɡi uzerine jukselip kendini ɡut͡ʃlendirint͡ʃeʔ butun kardeslerini ve israelʔin bazi bejlerini de kilit͡ʃla oldurdu. New-Testament-Acts-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeşler ve babalar, size şimdi yapacağım savunmayı dinleyin.”|“kardesler ve babalarʔ size simdi japat͡ʃaɡim savunmaji dinlejin.” Old-Testament-Deuteronomy-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Heşbon Kralı Sihon'a yaptığımız gibi, onları da tamamen yok ettik; kadınlar ve çocuklarla birlikte içinde oturulan her kenti tamamen yok ettik.|hesbon krali sihonʔa japtiɡimiz ɡibiʔ onlari da tamamen jok ettik; kadinlar ve t͡ʃot͡ʃuklarla birlikte it͡ʃinde oturulan her kenti tamamen jok ettik. New-Testament-Matthew-013-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın sonunda da böyle olacaktır. Melekler gelip kötüleri doğrulardan ayıracaklar.|dunjanin sonunda da bojle olat͡ʃaktir. melekler ɡelip kotuleri doɡrulardan ajirat͡ʃaklar. Old-Testament-Genesis-034-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'un oğulları bunu duyunca kırdan geldiler. Üzüntülü ve öfkeliydiler. Çünkü Yakov'un kızıyla yatarak İsrael'de çirkinlik etmişti. Bu yapılmaması gereken bir şeydi.|jakovʔun oɡullari bunu dujunt͡ʃa kirdan ɡeldiler. uzuntulu ve ofkelijdiler. t͡ʃunku jakovʔun kizijla jatarak israelʔde t͡ʃirkinlik etmisti. bu japilmamasi ɡereken bir sejdi. Old-Testament-Isaiah-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusu çoğalttın, ey Yahve. Ulusu çoğalttın! Sen yüceltildin! Ülkenin bütün sınırlarını genişlettin.|ulusu t͡ʃoɡalttinʔ ej jahve. ulusu t͡ʃoɡalttin! sen jut͡ʃeltildin! ulkenin butun sinirlarini ɡenislettin. Old-Testament-Psalms-044-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ülkeyi kendi kılıçlarıyla mülk edinmediler, onları kurtaran kendi kolları da değildi. Ancak senin sağ elin, kolun ve yüzünün ışığıydı. Çünkü sen onları kayırdın.|t͡ʃunku ulkeji kendi kilit͡ʃlarijla mulk edinmedilerʔ onlari kurtaran kendi kollari da deɡildi. ant͡ʃak senin saɡ elinʔ kolun ve juzunun isiɡijdi. t͡ʃunku sen onlari kajirdin. New-Testament-Luke-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin kapısına yaklaştıklarında işte, ölmüş olan biri çıkarılıyordu; annesinin tek doğan oğluydu, kadın da bir duldu. Kent halkından büyük bir kalabalık kadınla birlikteydi.|kentin kapisina jaklastiklarinda isteʔ olmus olan biri t͡ʃikarilijordu; annesinin tek doɡan oɡlujduʔ kadin da bir duldu. kent halkindan bujuk bir kalabalik kadinla birliktejdi. Old-Testament-Judges-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin öfkesi İsrael'e karşı alevlendi ve onları yağmalayan akıncıların eline teslim etti. Onları çevredeki düşmanlarının eline sattı, böylece artık düşmanlarının önünde duramaz oldular.|jahveʔnin ofkesi israelʔe karsi alevlendi ve onlari jaɡmalajan akint͡ʃilarin eline teslim etti. onlari t͡ʃevredeki dusmanlarinin eline sattiʔ bojlet͡ʃe artik dusmanlarinin onunde duramaz oldular. Old-Testament-2-Samuel-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul ve oğlu Yonatan'ın kemiklerini Benyamin ülkesindeki Sela'da, babası Kiş'in mezarına gömdüler; ve kralın buyurduğu her şeyi yaptılar. Bundan sonra Tanrı, ülke için olan duayı yanıtladı.|saul ve oɡlu jonatanʔin kemiklerini benjamin ulkesindeki selaʔdaʔ babasi kisʔin mezarina ɡomduler; ve kralin bujurduɡu her seji japtilar. bundan sonra tanriʔ ulke it͡ʃin olan duaji janitladi. Old-Testament-Numbers-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Aron'a şöyle konuştu: \"\"İşte, sallamalık sunularımı, İsrael'in çocuklarına ait bütün kutsal şeyleri ben kendim sana verdim. Bunları mesh nedeniyle sana ve oğullarına sonsuza dek pay olarak verdim.\"|\"jahve aronʔa sojle konustu \"\"isteʔ sallamalik sunularimiʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ait butun kutsal sejleri ben kendim sana verdim. bunlari mesh nedenijle sana ve oɡullarina sonsuza dek paj olarak verdim.\" Old-Testament-Nehemiah-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden ne ben, ne kardeşlerim, ne hizmetkârlarım, ne de ardımdan gelen bekçiler giysilerimizi çıkarmazdık. Herkes suya silahıyla giderdi.|bu juzden ne benʔ ne kardeslerimʔ ne hizmetkarlarimʔ ne de ardimdan ɡelen bekt͡ʃiler ɡijsilerimizi t͡ʃikarmazdik. herkes suja silahijla ɡiderdi. Old-Testament-Jeremiah-049-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kalkın! Rahat olup kaygısız oturan ulusun üzerine gidin,\"\" diyor Yahve; \"\"onun kapıları ve sürgüleri yoktur, tek başına oturur.\"|\"kalkin! rahat olup kajɡisiz oturan ulusun uzerine ɡidinʔ\"\" dijor jahve; \"\"onun kapilari ve surɡuleri jokturʔ tek basina oturur.\" Old-Testament-Deuteronomy-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşin sana yakın değilse ya da onu tanımıyorsan, o zaman onu evine, kendi evine getireceksin; kardeşin onu aramaya gelinceye kadar yanında olacak ve onu kendisine geri vereceksin.|kardesin sana jakin deɡilse ja da onu tanimijorsanʔ o zaman onu evineʔ kendi evine ɡetiret͡ʃeksin; kardesin onu aramaja ɡelint͡ʃeje kadar janinda olat͡ʃak ve onu kendisine ɡeri veret͡ʃeksin. Old-Testament-1-Chronicles-001-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Elifez'in oğulları: Teman, Omar, Sefi, Gatam, Kenaz, Timna ve Amalek.|elifezʔin oɡullari temanʔ omarʔ sefiʔ ɡatamʔ kenazʔ timna ve amalek. Old-Testament-Ezekiel-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama doğru adam günah işlemesin diye doğru adamı uyarırsan, o da günah işlemezse, kesin olarak yaşayacaktır, çünkü uyarıldı; sen de kendi canını kurtarmış olursun.”|ama doɡru adam ɡunah islemesin dije doɡru adami ujarirsanʔ o da ɡunah islemezseʔ kesin olarak jasajat͡ʃaktirʔ t͡ʃunku ujarildi; sen de kendi t͡ʃanini kurtarmis olursun.” Old-Testament-Psalms-102-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde yaşayan kaşıkçı kuşu gibiyim. Çorak yerlerin baykuşu oldum.|t͡ʃolde jasajan kasikt͡ʃi kusu ɡibijim. t͡ʃorak jerlerin bajkusu oldum. New-Testament-Romans-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse nasıl sayıldı? Sünnetliyken mi, yoksa sünnetsizken mi? Sünnetliyken değil, sünnetsizken.|ojlejse nasil sajildi? sunnetlijken miʔ joksa sunnetsizken mi? sunnetlijken deɡilʔ sunnetsizken. Old-Testament-2-Kings-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu Pesah ise Kral Yoşiya'nın on sekizinci yılında, Yeruşalem'de Yahve için tutuldu.|bu pesah ise kral josijaʔnin on sekizint͡ʃi jilindaʔ jerusalemʔde jahve it͡ʃin tutuldu. New-Testament-Matthew-013-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua kalabalığı gönderip eve gitti. Öğrencileri O’na gelip, “Tarla deliceleri benzetmesini bize açıkla” dediler.|sonra jesua kalabaliɡi ɡonderip eve ɡitti. oɡrent͡ʃileri o’na ɡelipʔ “tarla delit͡ʃeleri benzetmesini bize at͡ʃikla” dediler. Old-Testament-Proverbs-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim yoksulların feryadına kulaklarını tıkarsa, o da feryat edecek ama duyulmayacaktır.|kim joksullarin ferjadina kulaklarini tikarsaʔ o da ferjat edet͡ʃek ama dujulmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Amos-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve'nin gününü isteyenlerin vay haline! Yahve'nin gününü neden özlüyorsunuz? O karanlıktır, ve ışık değil.\"|\"\"\"jahveʔnin ɡununu istejenlerin vaj haline! jahveʔnin ɡununu neden ozlujorsunuz? o karanliktirʔ ve isik deɡil.\" Old-Testament-Jeremiah-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor, 'İşte, bu kente ve bütün kasabalarına, ona karşı söylemiş olduğum bütün kötülüğü getireceğim. Çünkü sözlerimi dinlemesinler diye enselerini sertleştirdiler.'”|“israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijorʔ ʔisteʔ bu kente ve butun kasabalarinaʔ ona karsi sojlemis olduɡum butun kotuluɡu ɡetiret͡ʃeɡim. t͡ʃunku sozlerimi dinlemesinler dije enselerini sertlestirdiler.ʔ” Old-Testament-2-Chronicles-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sana gelince, eğer baban David'in yürüdüğü gibi önümde yürür, sana buyurduğum her şeyi yapar, kurallarımı ve ilkelerimi tutarsan,|“sana ɡelint͡ʃeʔ eɡer baban davidʔin juruduɡu ɡibi onumde jururʔ sana bujurduɡum her seji japarʔ kurallarimi ve ilkelerimi tutarsanʔ Old-Testament-Deuteronomy-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşunun bağına girdiğin zaman dilediğince üzüm yiyebilirsin, ancak kabına hiçbir şey koymayacaksın.|komsunun baɡina ɡirdiɡin zaman dilediɡint͡ʃe uzum jijebilirsinʔ ant͡ʃak kabina hit͡ʃbir sej kojmajat͡ʃaksin. New-Testament-Galatians-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar sizi gayretle istiyorlar, ama iyi yolda değil! Kendileri için gayretli olasınız diye sizi bizden ayırmak istiyorlar.|onlar sizi ɡajretle istijorlarʔ ama iji jolda deɡil! kendileri it͡ʃin ɡajretli olasiniz dije sizi bizden ajirmak istijorlar. Old-Testament-1-Chronicles-004-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Amalekliler'in kaçaklarından geri kalanını vurdular ve bugüne dek orada yaşadılar.|amaleklilerʔin kat͡ʃaklarindan ɡeri kalanini vurdular ve buɡune dek orada jasadilar. New-Testament-Mark-004-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalkıp rüzgârı azarladı ve denize, “Sus! Sakin ol!” dedi. Rüzgâr durdu ve büyük bir sakinlik oldu.|jesua kalkip ruzɡari azarladi ve denizeʔ “sus! sakin ol!” dedi. ruzɡar durdu ve bujuk bir sakinlik oldu. Old-Testament-Proverbs-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir hükümdarla yemeğe oturduğunda, önünde olanı dikkatle düşün.|bir hukumdarla jemeɡe oturduɡundaʔ onunde olani dikkatle dusun. New-Testament-Hebrews-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir yerde vasiyetin uygulanabilmesi için vasiyet edenin ölmüş olması gerekir.|bir jerde vasijetin ujɡulanabilmesi it͡ʃin vasijet edenin olmus olmasi ɡerekir. Old-Testament-1-Samuel-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, “Ben İsrael oymaklarının en küçüğünden, Benyaminli değil miyim? Ailem de Benyamin oymağının bütün ailelerinin en küçüğü değil mi? O halde benimle neden böyle konuşuyorsun?” diye yanıt verdi.|saulʔ “ben israel ojmaklarinin en kut͡ʃuɡundenʔ benjaminli deɡil mijim? ailem de benjamin ojmaɡinin butun ailelerinin en kut͡ʃuɡu deɡil mi? o halde benimle neden bojle konusujorsun?” dije janit verdi. Old-Testament-Deuteronomy-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Para faizi olsun, yiyecek faizi olsun, ödünç verilen herhangi bir şeyin faizi olsun, kardeşine faizle ödünç vermeyeceksin.|para faizi olsunʔ jijet͡ʃek faizi olsunʔ odunt͡ʃ verilen herhanɡi bir sejin faizi olsunʔ kardesine faizle odunt͡ʃ vermejet͡ʃeksin. Old-Testament-Judges-020-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları üçüncü gün Benyamin'in çocuklarına karşı çıktılar ve diğer zamanlarda olduğu gibi Giva'ya karşı dizildiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ut͡ʃunt͡ʃu ɡun benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarina karsi t͡ʃiktilar ve diɡer zamanlarda olduɡu ɡibi ɡivaʔja karsi dizildiler. Old-Testament-2-Samuel-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Birisi David’e, “Ahitofel, Avşalom’la birlikte gizli düzencilerin arasındadır” diye bildirdi. David, “Ey Yahve, lütfen Ahitofel’in öğüdünü akılsızlığa döndür” dedi.|birisi david’eʔ “ahitofelʔ avsalom’la birlikte ɡizli duzent͡ʃilerin arasindadir” dije bildirdi. davidʔ “ej jahveʔ lutfen ahitofel’in oɡudunu akilsizliɡa dondur” dedi. Old-Testament-1-Kings-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un bir günlük yiyeceği otuz kor ince un, altmış ölçek un,|solomonʔun bir ɡunluk jijet͡ʃeɡi otuz kor int͡ʃe unʔ altmis olt͡ʃek unʔ Old-Testament-Psalms-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri yarıp indi. Ayakları altında koyu bir karanlık vardı.|ɡokleri jarip indi. ajaklari altinda koju bir karanlik vardi. Old-Testament-Ecclesiastes-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Git, ekmeğini sevinçle ye, şarabını neşeli bir yürekle iç; çünkü Tanrı senin işlerini çoktan kabul etmiştir.|ɡitʔ ekmeɡini sevint͡ʃle jeʔ sarabini neseli bir jurekle it͡ʃ; t͡ʃunku tanri senin islerini t͡ʃoktan kabul etmistir. Old-Testament-Deuteronomy-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü mülk edinmek için girmekte olduğun ülke, tohum ektiğin ve ayağınla suladığın, çıktığın Mısır ülkesine, sebze bahçesine benzemez;|t͡ʃunku mulk edinmek it͡ʃin ɡirmekte olduɡun ulkeʔ tohum ektiɡin ve ajaɡinla suladiɡinʔ t͡ʃiktiɡin misir ulkesineʔ sebze baht͡ʃesine benzemez; New-Testament-Acts-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Apollos adında güzel konuşan, İskenderiye asıllı bir Yahudi Efes’e geldi. Kutsal Yazılar’da güçlüydü.|apollos adinda ɡuzel konusanʔ iskenderije asilli bir jahudi efes’e ɡeldi. kutsal jazilar’da ɡut͡ʃlujdu. Old-Testament-Psalms-035-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Rüzgârın önündeki saman çöpü gibi olsunlar, Yahve’nin meleği onları sürsün.|ruzɡarin onundeki saman t͡ʃopu ɡibi olsunlarʔ jahve’nin meleɡi onlari sursun. Old-Testament-Proverbs-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin yolu karanlık gibidir, neye takıldıklarını bilmezler.|kotulerin jolu karanlik ɡibidirʔ neje takildiklarini bilmezler. New-Testament-Philippians-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biliyorum ki, dualarınız ve Yeşua Mesih’in Ruhu’nun desteğiyle bu durum benim kurtuluşumla sonuçlanacak.|t͡ʃunku bilijorum kiʔ dualariniz ve jesua mesih’in ruhu’nun desteɡijle bu durum benim kurtulusumla sonut͡ʃlanat͡ʃak. New-Testament-John-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Az önce tuttuğunuz şu balıklardan getirin” dedi.|jesua onlaraʔ “az ont͡ʃe tuttuɡunuz su baliklardan ɡetirin” dedi. Old-Testament-Exodus-038-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlu kapısının perdesi mavi, mor, kırmızı ve özenle dokunmuş ketenden nakışçı işiydi. Avlu perdeleri gibi uzunluğu yirmi arşın, eninde yüksekliği ise beş arşındı.|avlu kapisinin perdesi maviʔ morʔ kirmizi ve ozenle dokunmus ketenden nakist͡ʃi isijdi. avlu perdeleri ɡibi uzunluɡu jirmi arsinʔ eninde juksekliɡi ise bes arsindi. New-Testament-1-John-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, size yeni bir buyruk değil, başlangıçtan beri sahip olduğunuz eski buyruğu yazıyorum. Eski buyruk, başlangıçtan beri işittiğiniz sözdür.|kardeslerʔ size jeni bir bujruk deɡilʔ baslanɡit͡ʃtan beri sahip olduɡunuz eski bujruɡu jazijorum. eski bujrukʔ baslanɡit͡ʃtan beri isittiɡiniz sozdur. Old-Testament-Proverbs-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulla zalimin ortak yanı şudur: İkisinin de gözünü açan Yahve'dir.|joksulla zalimin ortak jani sudur ikisinin de ɡozunu at͡ʃan jahveʔdir. Old-Testament-1-Chronicles-006-065|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın çocukları oymağından, Şimon'un çocukları oymağından, Benyamin'in çocukları oymağından adlarıyla anılan şu kentleri kura ile verdiler.|jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindanʔ simonʔun t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindanʔ benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan adlarijla anilan su kentleri kura ile verdiler. Old-Testament-Leviticus-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Bir kişinin Yahve'ye sunacağı esenlik sunuları kurbanının yasası şudur:|“ʔbir kisinin jahveʔje sunat͡ʃaɡi esenlik sunulari kurbaninin jasasi sudur Old-Testament-2-Kings-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Yehoyada orduya komuta eden yüzbaşılara, “Onu safların arasından çıkarın. Kılıçla onu izleyen herkesi öldürün.” dedi. Çünkü kâhin, “Yahve'nin evinde öldürülmesin” dedi.|kahin jehojada orduja komuta eden juzbasilaraʔ “onu saflarin arasindan t͡ʃikarin. kilit͡ʃla onu izlejen herkesi oldurun.” dedi. t͡ʃunku kahinʔ “jahveʔnin evinde oldurulmesin” dedi. New-Testament-Acts-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bu kötülüğünden tövbe et ve Tanrı’ya yalvar, belki yüreğinin bu düşüncesi sana bağışlanır.|bu nedenleʔ bu kotuluɡunden tovbe et ve tanri’ja jalvarʔ belki jureɡinin bu dusunt͡ʃesi sana baɡislanir. Old-Testament-1-Kings-002-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimei krala, \"\"Söylediğin iyidir. Efendim kral ne dediyse, hizmetkârın da öyle yapacak.\"\" dedi. Şimei Yeruşalem'de uzun günler yaşadı.\"|\"simei kralaʔ \"\"sojlediɡin ijidir. efendim kral ne dedijseʔ hizmetkarin da ojle japat͡ʃak.\"\" dedi. simei jerusalemʔde uzun ɡunler jasadi.\" New-Testament-Matthew-026-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra onlara, “Canım ölüm derecesinde çok kederli. Burada kalın ve benimle birlikte uyanık durun” dedi.|sonra onlaraʔ “t͡ʃanim olum deret͡ʃesinde t͡ʃok kederli. burada kalin ve benimle birlikte ujanik durun” dedi. Old-Testament-Psalms-150-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Boru çalarak O’nu övün! Arp ve lirle O’nu övün!|boru t͡ʃalarak o’nu ovun! arp ve lirle o’nu ovun! Old-Testament-Psalms-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve senin azarlamandan, burnundan çıkan güçlü soluktan, suların yatakları göründü, dünyanın temelleri belirdi.|ej jahve senin azarlamandanʔ burnundan t͡ʃikan ɡut͡ʃlu soluktanʔ sularin jataklari ɡorunduʔ dunjanin temelleri belirdi. Old-Testament-Daniel-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Belşatsar'ın krallığının üçüncü yılında, bana, Daniel'e, ilk başta bana görünenden sonra bir görüm göründü.|kral belsatsarʔin kralliɡinin ut͡ʃunt͡ʃu jilindaʔ banaʔ danielʔeʔ ilk basta bana ɡorunenden sonra bir ɡorum ɡorundu. Old-Testament-Isaiah-057-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Krala güzel kokulu yağla gittin, güzel kokularını çoğalttın, elçilerini uzaklara gönderdin ve kendini Şeol'e kadar alçalttın.|krala ɡuzel kokulu jaɡla ɡittinʔ ɡuzel kokularini t͡ʃoɡalttinʔ elt͡ʃilerini uzaklara ɡonderdin ve kendini seolʔe kadar alt͡ʃalttin. Old-Testament-1-Chronicles-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Matitya, Elifelehu, Mikneya, Oved Edom, Yeiel ve Azaziya ise sekiz telli lire göre ayarlanmış çenklerle önderlik etsinler diye atandılar.|matitjaʔ elifelehuʔ miknejaʔ oved edomʔ jeiel ve azazija ise sekiz telli lire ɡore ajarlanmis t͡ʃenklerle onderlik etsinler dije atandilar. Old-Testament-1-Chronicles-008-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Motsa, Binea'nın babası oldu. Rafa onun oğluydu, Eleasa onun oğluydu ve Atsel de onun oğluydu.|motsaʔ bineaʔnin babasi oldu. rafa onun oɡlujduʔ eleasa onun oɡlujdu ve atsel de onun oɡlujdu. New-Testament-Luke-022-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus, “Kadın, O’nu tanımıyorum” diyerek Yeşua’yı inkâr etti.|ama petrusʔ “kadinʔ o’nu tanimijorum” dijerek jesua’ji inkar etti. Old-Testament-Exodus-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Söylediğin bu şeyi de yapacağım; çünkü gözümde lütuf buldun ve seni adınla tanıyorum.”\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"sojlediɡin bu seji de japat͡ʃaɡim; t͡ʃunku ɡozumde lutuf buldun ve seni adinla tanijorum.”\" Old-Testament-Jeremiah-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Başka ilâhların ardınca gidip onlara hizmet etmeyin, onlara tapmayın. Ellerinizin işiyle beni öfkelendirmeyin. O zaman size zarar vermem.\"\"\"|\"baska ilahlarin ardint͡ʃa ɡidip onlara hizmet etmejinʔ onlara tapmajin. ellerinizin isijle beni ofkelendirmejin. o zaman size zarar vermem.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|gözlerinin gördüğü büyük denemeleri, belirtileri, harikaları, güçlü eli ve Tanrınız Yahve'nin seni oradan çıkarmak için uzanan kolunu iyi hatırlayacaksın. Tanrın Yahve korktuğunuz bütün halklara da öyle yapacaktır.|ɡozlerinin ɡorduɡu bujuk denemeleriʔ belirtileriʔ harikalariʔ ɡut͡ʃlu eli ve tanriniz jahveʔnin seni oradan t͡ʃikarmak it͡ʃin uzanan kolunu iji hatirlajat͡ʃaksin. tanrin jahve korktuɡunuz butun halklara da ojle japat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da kambur, ya da cüce, ya da gözü kusurlu, ya da kaşıntısı olan, ya da kabuklu, ya da testislerinde hasar olan.|ja da kamburʔ ja da t͡ʃut͡ʃeʔ ja da ɡozu kusurluʔ ja da kasintisi olanʔ ja da kabukluʔ ja da testislerinde hasar olan. Old-Testament-1-Samuel-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler sıkıntı içinde olduklarını görünce (halk sıkıntı içindeydi), halk mağaralarda, çalılıklarda, kayalarda, mezarlarda ve çukurlarda saklandı.|israelliler sikinti it͡ʃinde olduklarini ɡorunt͡ʃe (halk sikinti it͡ʃindejdi)ʔ halk maɡaralardaʔ t͡ʃaliliklardaʔ kajalardaʔ mezarlarda ve t͡ʃukurlarda saklandi. New-Testament-Luke-019-042|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer sen, evet sen bugün esenliğine ait olan şeyleri bilseydin! Ama şimdi onlar senin gözlerine saklıdır.|“eɡer senʔ evet sen buɡun esenliɡine ait olan sejleri bilsejdin! ama simdi onlar senin ɡozlerine saklidir. New-Testament-Mark-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam mezarda yaşıyordu. Kimse onu zincirle bile bağlayamıyordu.|adam mezarda jasijordu. kimse onu zint͡ʃirle bile baɡlajamijordu. Old-Testament-Psalms-037-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kusursuz olanların günlerini bilir. Onların mirası daima kalıcıdır.|jahve kusursuz olanlarin ɡunlerini bilir. onlarin mirasi daima kalit͡ʃidir. New-Testament-2-Corinthians-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Utanarak söylüyorum ki, sanki biz zayıfmışız. Ama herhangi bir konuda biri cesaret ediyorsa ki, akılsız biri gibi konuşuyorum, ben de cesaret ederim.|utanarak sojlujorum kiʔ sanki biz zajifmisiz. ama herhanɡi bir konuda biri t͡ʃesaret edijorsa kiʔ akilsiz biri ɡibi konusujorumʔ ben de t͡ʃesaret ederim. Old-Testament-Deuteronomy-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adamın biri sevdiği, diğeri nefret ettiği iki karısı olur da hem sevilen hem de nefret edilen kadınlar ona çocuklar doğurmuşsa ve eğer ilk doğan oğul nefret edilen kadındansa,|bir adamin biri sevdiɡiʔ diɡeri nefret ettiɡi iki karisi olur da hem sevilen hem de nefret edilen kadinlar ona t͡ʃot͡ʃuklar doɡurmussa ve eɡer ilk doɡan oɡul nefret edilen kadindansaʔ Old-Testament-Genesis-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sodom Kralı Avram'a, “Adamları bana ver, malları kendine al” dedi.|sodom krali avramʔaʔ “adamlari bana verʔ mallari kendine al” dedi. Old-Testament-2-Kings-004-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine adamların yemesi için döktüler. Çorbadan bir şeyler yerken, \"\"Ey Tanrı adamı, tencerede ölüm var!\"\" diye bağırdılar ve yiyemediler.\"|\"bunun uzerine adamlarin jemesi it͡ʃin doktuler. t͡ʃorbadan bir sejler jerkenʔ \"\"ej tanri adamiʔ tent͡ʃerede olum var!\"\" dije baɡirdilar ve jijemediler.\" Old-Testament-Proverbs-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruların dürüstlüğü onları kurtarır, ama sadık olmayan kişi kötü arzular tarafından tuzağa düşürülür.|doɡrularin durustluɡu onlari kurtarirʔ ama sadik olmajan kisi kotu arzular tarafindan tuzaɡa dusurulur. Old-Testament-2-Chronicles-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Kral Rehovam angarya işlerine bakan Hadoram'ı gönderdi; İsrael'in çocukları onu taşlayarak öldürdüler. Kral Rehovam aceleyle arabasına binip Yeruşalem'e kaçtı.|sonra kral rehovam anɡarja islerine bakan hadoramʔi ɡonderdi; israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari onu taslajarak oldurduler. kral rehovam at͡ʃelejle arabasina binip jerusalemʔe kat͡ʃti. Old-Testament-1-Samuel-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyt Şemeş halkı vadide buğday hasadını biçiyordu; gözlerini kaldırıp sandığı gördüler ve onu gördükleri için sevindiler.|bejt semes halki vadide buɡdaj hasadini bit͡ʃijordu; ɡozlerini kaldirip sandiɡi ɡorduler ve onu ɡordukleri it͡ʃin sevindiler. Old-Testament-Job-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O incitir ve O sarar. O yaralar, O'nun elleri iyileştirir.|t͡ʃunku o int͡ʃitir ve o sarar. o jaralarʔ oʔnun elleri ijilestirir. Old-Testament-Deuteronomy-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağ dikip de meyvesini tüketmeyen kim var? Bırakın gitsin ve evine dönsün, yoksa savaşta ölür ve meyvesini başka biri tüketir.|baɡ dikip de mejvesini tuketmejen kim var? birakin ɡitsin ve evine donsunʔ joksa savasta olur ve mejvesini baska biri tuketir. Old-Testament-Exodus-016-035|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları üzerinde yaşayanların bulunduğu bir diyara gelene dek kırk yıl boyunca man yediler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari uzerinde jasajanlarin bulunduɡu bir dijara ɡelene dek kirk jil bojunt͡ʃa man jediler. Old-Testament-Jeremiah-050-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yanından ona karşı bağırın. Kendini teslim etti. Surları yıkıldı. Duvarları yıkıldı, çünkü bu Yahve'nin öcüdür. Ondan öç alın. O ne yaptıysa ona öyle yapın.|her janindan ona karsi baɡirin. kendini teslim etti. surlari jikildi. duvarlari jikildiʔ t͡ʃunku bu jahveʔnin ot͡ʃudur. ondan ot͡ʃ alin. o ne japtijsa ona ojle japin. New-Testament-Hebrews-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Önderlerinize ve bütün kutsallara selam söyleyin. İtalya’dan olanlar size selam ederler.|onderlerinize ve butun kutsallara selam sojlejin. italja’dan olanlar size selam ederler. Old-Testament-Hosea-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın yine gebe kaldı ve bir kız doğurdu. O zaman ona, “Adını Lo Ruhama koy” dedi, “Çünkü artık İsrael evine acımayacağım ki, onları bir şekilde bağışlayayım.|kadin jine ɡebe kaldi ve bir kiz doɡurdu. o zaman onaʔ “adini lo ruhama koj” dediʔ “t͡ʃunku artik israel evine at͡ʃimajat͡ʃaɡim kiʔ onlari bir sekilde baɡislajajim. New-Testament-Matthew-014-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekneye bindiklerinde rüzgâr kesildi.|tekneje bindiklerinde ruzɡar kesildi. Old-Testament-Ezekiel-039-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Ülkeyi temizlesinler diye İsrael evi onları yedi ay boyunca gömmeye devam edecek.|“‘“ulkeji temizlesinler dije israel evi onlari jedi aj bojunt͡ʃa ɡommeje devam edet͡ʃek. New-Testament-Colossians-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nda köklenin ve gelişin. Size öğretildiği gibi imanda güçlenin ve şükranla dolup taşın.|o’nda koklenin ve ɡelisin. size oɡretildiɡi ɡibi imanda ɡut͡ʃlenin ve sukranla dolup tasin. New-Testament-Hebrews-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Avraham sabırla dayandıktan sonra vaadi elde etti.|bojlet͡ʃe avraham sabirla dajandiktan sonra vaadi elde etti. New-Testament-Revelation-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci meleğin sesinin günlerinde, boru çalmak üzereyken, o zaman Tanrı’nın sırrı da tamamlanacak. Tanrı bunu hizmetkârı olan peygamberlere bildirmişti.’’|jedint͡ʃi meleɡin sesinin ɡunlerindeʔ boru t͡ʃalmak uzerejkenʔ o zaman tanri’nin sirri da tamamlanat͡ʃak. tanri bunu hizmetkari olan pejɡamberlere bildirmisti.’’ Old-Testament-Isaiah-057-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğunu ilan edeceğim, ama işlerine gelince, onlar sana yarar sağlamayacak.|doɡruluɡunu ilan edet͡ʃeɡimʔ ama islerine ɡelint͡ʃeʔ onlar sana jarar saɡlamajat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-018-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte Kuşlu geldi. Kuşlu, “Efendim kral için iyi haber, çünkü Yahve bugün sana karşı ayaklananların hepsinden öcünü aldı” dedi.|iste kuslu ɡeldi. kusluʔ “efendim kral it͡ʃin iji haberʔ t͡ʃunku jahve buɡun sana karsi ajaklananlarin hepsinden ot͡ʃunu aldi” dedi. Old-Testament-Proverbs-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik yücedir. Bilgelik kazan. Evet, tüm malına mal olsa da anlayış kazan.|bilɡelik jut͡ʃedir. bilɡelik kazan. evetʔ tum malina mal olsa da anlajis kazan. New-Testament-John-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bende ürün vermeyen her çubuğu alıp götürür. Ürün veren her çubuğu ise daha çok ürün versin diye budar.|bende urun vermejen her t͡ʃubuɡu alip ɡoturur. urun veren her t͡ʃubuɡu ise daha t͡ʃok urun versin dije budar. New-Testament-Matthew-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk günahlarını itiraf ederek onun tarafından Yarden'de vaftiz ediliyordu.|halk ɡunahlarini itiraf ederek onun tarafindan jardenʔde vaftiz edilijordu. Old-Testament-Deuteronomy-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, dinle ey İsrael, ve bunu yapmaya dikkat et ki, sana iyilik olsun ve atalarının Tanrısı Yahve'nin sana söz verdiği gibi süt ve bal akan diyarda fazlasıyla çoğalasınız.|bu nedenleʔ dinle ej israelʔ ve bunu japmaja dikkat et kiʔ sana ijilik olsun ve atalarinin tanrisi jahveʔnin sana soz verdiɡi ɡibi sut ve bal akan dijarda fazlasijla t͡ʃoɡalasiniz. Old-Testament-1-Samuel-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel, \"\"Barışçıl bir şekilde, Yahve'ye kurban sunmaya geldim\"\" dedi. \"\"Kendinizi kutsayın ve kurbana benimle gelin.” Yişay’ı ve oğullarını kutsayıp kurbana çağırdı.\"|\"samuelʔ \"\"barist͡ʃil bir sekildeʔ jahveʔje kurban sunmaja ɡeldim\"\" dedi. \"\"kendinizi kutsajin ve kurbana benimle ɡelin.” jisaj’i ve oɡullarini kutsajip kurbana t͡ʃaɡirdi.\" Old-Testament-Deuteronomy-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benimle konuştuğunuzda Yahve sözlerinizin sesini duydu; ve Yahve bana şöyle dedi: \"\"Bu halkın sana söylediği sözlerin sesini duydum. Söyledikleri her şeyi iyi söylediler.\"|\"benimle konustuɡunuzda jahve sozlerinizin sesini dujdu; ve jahve bana sojle dedi \"\"bu halkin sana sojlediɡi sozlerin sesini dujdum. sojledikleri her seji iji sojlediler.\" New-Testament-Mark-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu Efendi’den oldu, gözümüzde harika bir iş!’”|bu efendi’den olduʔ ɡozumuzde harika bir is!’” New-Testament-John-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Yeşua yine onlara, “Ben gidiyorum, beni arayacaksınız ve günahlarınız içinde öleceksiniz. Benim gittiğim yere siz gelemezsiniz” dedi.|bundan sonra jesua jine onlaraʔ “ben ɡidijorumʔ beni arajat͡ʃaksiniz ve ɡunahlariniz it͡ʃinde olet͡ʃeksiniz. benim ɡittiɡim jere siz ɡelemezsiniz” dedi. Old-Testament-Psalms-106-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ona doğruluk sayıldı, gelecek tüm kuşaklar için.|bu ona doɡruluk sajildiʔ ɡelet͡ʃek tum kusaklar it͡ʃin. Old-Testament-Psalms-081-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücümüz olan Tanrı'ya yüksek sesle ilahi söyleyin! Yakov'un Tanrısı'na sevinçle haykırın!|ɡut͡ʃumuz olan tanriʔja juksek sesle ilahi sojlejin! jakovʔun tanrisiʔna sevint͡ʃle hajkirin! Old-Testament-1-Kings-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav, evine bakan Ovadya'yı çağırdı. (Ovadya Yahve'den çok korkardı;|ahavʔ evine bakan ovadjaʔji t͡ʃaɡirdi. (ovadja jahveʔden t͡ʃok korkardi; Old-Testament-Psalms-039-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni esirge de gücüme kavuşayım, göçüp yok olmadan önce.”|beni esirɡe de ɡut͡ʃume kavusajimʔ ɡot͡ʃup jok olmadan ont͡ʃe.” Old-Testament-Psalms-118-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntı içinde Yah’a seslendim. Yah özgürlükle bana yanıt verdi.|sikinti it͡ʃinde jah’a seslendim. jah ozɡurlukle bana janit verdi. Old-Testament-Daniel-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Daniel kralın önünde şöyle karşılık verdi: “Armağanların senin olsun, ödüllerini başkasına ver. Yine de yazıyı krala okuyacağım ve yorumunu ona bildireceğim.\"\"\"|\"o zaman daniel kralin onunde sojle karsilik verdi “armaɡanlarin senin olsunʔ odullerini baskasina ver. jine de jaziji krala okujat͡ʃaɡim ve jorumunu ona bildiret͡ʃeɡim.\"\"\" New-Testament-Matthew-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Adam onlardan birine şöyle yanıt verdi, ‘Arkadaş, sana haksızlık etmiyorum. Benimle sen bir dinara anlaşmadın mı?|“adam onlardan birine sojle janit verdiʔ ‘arkadasʔ sana haksizlik etmijorum. benimle sen bir dinara anlasmadin mi? New-Testament-2-Corinthians-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yazdımsa da, bunu haksızlık eden ya da haksızlığa uğrayan için yazmadım. Bizim için olan içten ilginizin Tanrı önünde sizde açığa çıkması için yazdım.|size jazdimsa daʔ bunu haksizlik eden ja da haksizliɡa uɡrajan it͡ʃin jazmadim. bizim it͡ʃin olan it͡ʃten ilɡinizin tanri onunde sizde at͡ʃiɡa t͡ʃikmasi it͡ʃin jazdim. Old-Testament-Exodus-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Sipporah bir çakmaktaşı alıp oğlunun sünnet derisini kesip ayaklarının dibine attı ve şöyle dedi, \"\"Kesinlikle sen bana kan güveyisin.\"\"\"|\"bunun uzerine sipporah bir t͡ʃakmaktasi alip oɡlunun sunnet derisini kesip ajaklarinin dibine atti ve sojle dediʔ \"\"kesinlikle sen bana kan ɡuvejisin.\"\"\" New-Testament-John-007-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalıktan birçok kişi O’na iman etti. “Mesih geldiği zaman, bu adamın yaptığı belirtilerden daha fazlasını mı yapacak?” diyorlardı.|kalabaliktan birt͡ʃok kisi o’na iman etti. “mesih ɡeldiɡi zamanʔ bu adamin japtiɡi belirtilerden daha fazlasini mi japat͡ʃak?” dijorlardi. New-Testament-3-John-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana yazacak çok şeyim vardı, ama mürekkep ve kalemle yazmak istemiyorum;|sana jazat͡ʃak t͡ʃok sejim vardiʔ ama murekkep ve kalemle jazmak istemijorum; Old-Testament-Isaiah-066-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ağrı çekmeden önce doğurdu. Ağrısı gelmeden önce bir oğul doğurdu.|“aɡri t͡ʃekmeden ont͡ʃe doɡurdu. aɡrisi ɡelmeden ont͡ʃe bir oɡul doɡurdu. Old-Testament-1-Chronicles-006-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Şemer oğlu, Bani oğlu, Amtsi oğlu,|semer oɡluʔ bani oɡluʔ amtsi oɡluʔ Old-Testament-Leviticus-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunağın üzerindeki ateş yanmaya devam edecek, sönmeyecek; kâhin her sabah onun üzerinde odun yakacak. Yakmalık sunuları onun üzerine dizecek ve esenlik sunularının yağını onun üzerinde yakacak.|sunaɡin uzerindeki ates janmaja devam edet͡ʃekʔ sonmejet͡ʃek; kahin her sabah onun uzerinde odun jakat͡ʃak. jakmalik sunulari onun uzerine dizet͡ʃek ve esenlik sunularinin jaɡini onun uzerinde jakat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-089-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsallar topluluğunda çok heybetli bir Tanrı’dır, çevresinde olanların hepsinden korkunçtur.|kutsallar topluluɡunda t͡ʃok hejbetli bir tanri’dirʔ t͡ʃevresinde olanlarin hepsinden korkunt͡ʃtur. Old-Testament-Isaiah-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi size bağıma ne yapacağımı söyleyeyim. Onun çitini kaldıracağım ve onu yiyip bitirecekler. Onun duvarını yıkacağım, o da ayak altında çiğnenecek.|simdi size baɡima ne japat͡ʃaɡimi sojlejejim. onun t͡ʃitini kaldirat͡ʃaɡim ve onu jijip bitiret͡ʃekler. onun duvarini jikat͡ʃaɡimʔ o da ajak altinda t͡ʃiɡnenet͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben, Yahve, aklı araştırırım. Her insana yollarına göre, işlerinin meyvesine göre karşılık vermek için yüreği sınarım.”|“benʔ jahveʔ akli arastiririm. her insana jollarina ɡoreʔ islerinin mejvesine ɡore karsilik vermek it͡ʃin jureɡi sinarim.” Old-Testament-2-Chronicles-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman İsrael Kralı bir görevli çağırıp, “Hemen İmla oğlu Mikaya’yı getir” dedi.|o zaman israel krali bir ɡorevli t͡ʃaɡiripʔ “hemen imla oɡlu mikaja’ji ɡetir” dedi. Old-Testament-Nehemiah-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, ben de bu duvarın işine devam ettim. Hiç tarla satın almadık. Bütün hizmetkârlarım orada işin başında toplandılar.|evetʔ ben de bu duvarin isine devam ettim. hit͡ʃ tarla satin almadik. butun hizmetkarlarim orada isin basinda toplandilar. Old-Testament-Job-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı oğulları kendilerini Yahve'nin önünde sunmak için geldikleri gün, Şeytan da onların arasında geldi.|tanri oɡullari kendilerini jahveʔnin onunde sunmak it͡ʃin ɡeldikleri ɡunʔ sejtan da onlarin arasinda ɡeldi. New-Testament-Mark-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Bir peygamber, kendi ülkesinde, kendi akrabaları arasında ve kendi evinden başka yerde itibarsız değildir” dedi.|jesua onlaraʔ “bir pejɡamberʔ kendi ulkesindeʔ kendi akrabalari arasinda ve kendi evinden baska jerde itibarsiz deɡildir” dedi. Old-Testament-Job-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayı'yı, Oriyon'u ve Ülker'i, güneyin odalarını yapan O'dur.|ajiʔjiʔ orijonʔu ve ulkerʔiʔ ɡunejin odalarini japan oʔdur. Old-Testament-Daniel-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle dedi: “İşte, sana gazabın son zamanlarında ne olacağını bildireceğim. Çünkü bu, sonun belirlenmiş zamanına aittir.|sojle dedi “isteʔ sana ɡazabin son zamanlarinda ne olat͡ʃaɡini bildiret͡ʃeɡim. t͡ʃunku buʔ sonun belirlenmis zamanina aittir. New-Testament-Matthew-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencinin öğretmeni gibi, hizmetkârın da efendisi gibi olması yeterlidir. Eğer insanlar evin efendisine Beelzevul dedilerse, O’nun ev halkına neler demezler!|oɡrent͡ʃinin oɡretmeni ɡibiʔ hizmetkarin da efendisi ɡibi olmasi jeterlidir. eɡer insanlar evin efendisine beelzevul dedilerseʔ o’nun ev halkina neler demezler! Old-Testament-Judges-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam ayrılmak üzere ayağa kalktı; ama kayınpederi onu zorladı, o da yine orada kaldı.|adam ajrilmak uzere ajaɡa kalkti; ama kajinpederi onu zorladiʔ o da jine orada kaldi. Old-Testament-Exodus-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon'un oğulları: Yemuel, Yamin, Ohad, Yakin, Zohar ve Kenanlı bir kadının oğlu Şaul. Bunlar Şimon'un aileleridir.|simonʔun oɡullari jemuelʔ jaminʔ ohadʔ jakinʔ zohar ve kenanli bir kadinin oɡlu saul. bunlar simonʔun aileleridir. Old-Testament-1-Chronicles-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Zeraoğulları'ndan: Yeuel ve kardeşleri, altı yüz doksan.|zeraoɡullariʔndan jeuel ve kardesleriʔ alti juz doksan. New-Testament-John-013-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yeni bir buyruk veriyorum: Birbirinizi sevin. Benim sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin.|size jeni bir bujruk verijorum birbirinizi sevin. benim sizi sevdiɡim ɡibi siz de birbirinizi sevin. Old-Testament-Jeremiah-042-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrın Yahve bize yürümemiz gereken yolu ve yapmamız gereken şeyleri göstersin.\"\"\"|\"tanrin jahve bize jurumemiz ɡereken jolu ve japmamiz ɡereken sejleri ɡostersin.\"\"\" Old-Testament-Joshua-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yatmadan önce kadın yanlarına dama çıktı.|onlar jatmadan ont͡ʃe kadin janlarina dama t͡ʃikti. New-Testament-Acts-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın ölüleri diriltmesi, size neden inanılmaz geliyor?’’|tanri’nin oluleri diriltmesiʔ size neden inanilmaz ɡelijor?’’ New-Testament-Mark-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “İşittiklerinize dikkat edin. Hangi ölçekle ölçerseniz, o ölçekle ölçüleceksiniz. İşitene daha çok verilecektir.|onlaraʔ “isittiklerinize dikkat edin. hanɡi olt͡ʃekle olt͡ʃersenizʔ o olt͡ʃekle olt͡ʃulet͡ʃeksiniz. isitene daha t͡ʃok verilet͡ʃektir. New-Testament-Acts-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Festus, ‘‘Kral Agrippa ve burada bizimle birlikte bulunan herkes” dedi. “Yeruşalem’de ve burada bulunan bütün Yahudi toplumunun bana şikayet ettiği bu adamı görüyorsunuz. Onun için ‘Böylesini yaşatmamalı!’ diye bağırıyorlardı.|festusʔ ‘‘kral aɡrippa ve burada bizimle birlikte bulunan herkes” dedi. “jerusalem’de ve burada bulunan butun jahudi toplumunun bana sikajet ettiɡi bu adami ɡorujorsunuz. onun it͡ʃin ‘bojlesini jasatmamali!’ dije baɡirijorlardi. New-Testament-Romans-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’de seçilmiş olan Rufus’a, benim de annem olan annesine selam söyleyin.|efendi’de set͡ʃilmis olan rufus’aʔ benim de annem olan annesine selam sojlejin. New-Testament-Romans-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi yeryüzündeki işini kısa yapacak, çünkü işi bitirip doğrulukla kısaltacak.”|t͡ʃunku efendi jerjuzundeki isini kisa japat͡ʃakʔ t͡ʃunku isi bitirip doɡrulukla kisaltat͡ʃak.” Old-Testament-Deuteronomy-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü onu kırda buldu, nişanlı kız bağırmış, ama onu kurtaracak kimse yokmuş.|t͡ʃunku onu kirda bulduʔ nisanli kiz baɡirmisʔ ama onu kurtarat͡ʃak kimse jokmus. Old-Testament-Psalms-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen benim kayam ve kalemsin, bu nedenle, adın uğruna bana yol göster ve bana rehber ol.|t͡ʃunku sen benim kajam ve kalemsinʔ bu nedenleʔ adin uɡruna bana jol ɡoster ve bana rehber ol. New-Testament-Colossians-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisi ile barıştırdı.|tanriʔ mesih’in t͡ʃarmihta akitilan kani arat͡ʃiliɡijla esenliɡi saɡlamis olarak jerdeki ve ɡokteki her seji o’nun arat͡ʃiliɡijla kendisi ile baristirdi. Old-Testament-Psalms-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları suçlu çıkar, ey Tanrım! Kendi öğütleriyle düşsünler. İsyanlarının çokluğunda onları kov, çünkü sana karşı isyan ettiler.|onlari sut͡ʃlu t͡ʃikarʔ ej tanrim! kendi oɡutlerijle dussunler. isjanlarinin t͡ʃokluɡunda onlari kovʔ t͡ʃunku sana karsi isjan ettiler. New-Testament-Hebrews-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekelerle danaların kanıyla değil, kendi kanıyla, sonsuz kurtuluşu sağlayarak Kutsal Yer’e ilk ve son kez girdi.|tekelerle danalarin kanijla deɡilʔ kendi kanijlaʔ sonsuz kurtulusu saɡlajarak kutsal jer’e ilk ve son kez ɡirdi. New-Testament-Luke-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da yumurta isterse akrep verir?|ja da jumurta isterse akrep verir? Old-Testament-Jeremiah-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes budala ve bilgisiz oldu. Her kuyumcu oyma suretinden dolayı hayal kırıklığına uğradı; çünkü dökme putu yalandır, ve onlarda soluk yoktur.|herkes budala ve bilɡisiz oldu. her kujumt͡ʃu ojma suretinden dolaji hajal kirikliɡina uɡradi; t͡ʃunku dokme putu jalandirʔ ve onlarda soluk joktur. Old-Testament-Deuteronomy-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine dönüp dağdan indim; dağ ateşle yanıyordu. Antlaşmanın iki levhası iki elimdeydi.|bunun uzerine donup daɡdan indim; daɡ atesle janijordu. antlasmanin iki levhasi iki elimdejdi. New-Testament-Acts-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama başkâhin ve onunla birlikte olanların hepsi (bu Sadukiler mezhebidir) kalktılar ve kıskançlıkla doldular.|ama baskahin ve onunla birlikte olanlarin hepsi (bu sadukiler mezhebidir) kalktilar ve kiskant͡ʃlikla doldular. Old-Testament-Deuteronomy-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|içinde zehirli yılanlar ve akreplerle dolu, susuz kurak toprağın bulunduğu o büyük ve korkunç çölde sana öncülük eden; çakmaktaşı kayadan sana su çıkaran;|it͡ʃinde zehirli jilanlar ve akreplerle doluʔ susuz kurak topraɡin bulunduɡu o bujuk ve korkunt͡ʃ t͡ʃolde sana ont͡ʃuluk eden; t͡ʃakmaktasi kajadan sana su t͡ʃikaran; New-Testament-Luke-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Beş serçe iki assarya parasına satılmıyor mu? Bunlardan hiçbiri Tanrı tarafından unutulmuş değildir.|“bes sert͡ʃe iki assarja parasina satilmijor mu? bunlardan hit͡ʃbiri tanri tarafindan unutulmus deɡildir. New-Testament-John-019-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu şeyler, “O'nun hiçbir kemiği kırılmayacak” diyen Kutsal Yazı yerine gelsin diye oldu.|t͡ʃunku bu sejlerʔ “oʔnun hit͡ʃbir kemiɡi kirilmajat͡ʃak” dijen kutsal jazi jerine ɡelsin dije oldu. Old-Testament-Proverbs-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsıza ahmaklığına göre yanıt ver, yoksa kendi gözünde bilge olur.|akilsiza ahmakliɡina ɡore janit verʔ joksa kendi ɡozunde bilɡe olur. Old-Testament-Isaiah-034-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin kitabında araştırın ve okuyun: Bunlardan hiçbiri eksik kalmayacak. Hiçbiri eşinden yoksun kalmayacak. Çünkü ağzım buyurdu, O'nun Ruhu da onları topladı.|jahveʔnin kitabinda arastirin ve okujun bunlardan hit͡ʃbiri eksik kalmajat͡ʃak. hit͡ʃbiri esinden joksun kalmajat͡ʃak. t͡ʃunku aɡzim bujurduʔ oʔnun ruhu da onlari topladi. Old-Testament-Isaiah-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Sivma asması için Yazer'in ağlayışıyla ağlayacağım. Seni gözyaşlarımla sulayacağım, ey Heşbon ve ey Eleale; çünkü yaz meyvelerinin üzerine ve hasadının üzerine savaş narası düştü.|bu nedenle sivma asmasi it͡ʃin jazerʔin aɡlajisijla aɡlajat͡ʃaɡim. seni ɡozjaslarimla sulajat͡ʃaɡimʔ ej hesbon ve ej eleale; t͡ʃunku jaz mejvelerinin uzerine ve hasadinin uzerine savas narasi dustu. New-Testament-John-010-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine Yarden'in ötesine, Yuhanna’nın başlangıçta vaftiz ettiği yere gitti ve orada kaldı.|jine jardenʔin otesineʔ juhanna’nin baslanɡit͡ʃta vaftiz ettiɡi jere ɡitti ve orada kaldi. Old-Testament-Psalms-037-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük edenler yüzünden üzülme, haksızlık yapanlara da özenme.|kotuluk edenler juzunden uzulmeʔ haksizlik japanlara da ozenme. Old-Testament-Isaiah-036-017|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki ben gelip sizi kendi ülkeniz gibi bir ülkeye, tahıl ve yeni şarap ülkesine, ekmek ve üzüm bağları ülkesine götürene kadar.|ta ki ben ɡelip sizi kendi ulkeniz ɡibi bir ulkejeʔ tahil ve jeni sarap ulkesineʔ ekmek ve uzum baɡlari ulkesine ɡoturene kadar. Old-Testament-Isaiah-043-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk atan günah işledi, öğretmenlerin bana karşı suç işledi.|ilk atan ɡunah islediʔ oɡretmenlerin bana karsi sut͡ʃ isledi. Old-Testament-Isaiah-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların şölenleri şarapla birlikte arp, lir, tef ve flüttür; ama Yahve'nin işine saygı duymazlar, ne de O'nun ellerinin işleyişini düşündüler.|onlarin solenleri sarapla birlikte arpʔ lirʔ tef ve fluttur; ama jahveʔnin isine sajɡi dujmazlarʔ ne de oʔnun ellerinin islejisini dusunduler. New-Testament-Matthew-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi denenme içine götürme, ama bizi kötü olandan kurtar. Çünkü krallık, güç ve yücelik sonsuza dek senindir! Amin.”|bizi denenme it͡ʃine ɡoturmeʔ ama bizi kotu olandan kurtar. t͡ʃunku krallikʔ ɡut͡ʃ ve jut͡ʃelik sonsuza dek senindir! amin.” Old-Testament-2-Samuel-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıl dönümünde, kralların çıktığı zamanda, David, Yoav'ı ve onunla birlikte hizmetkârlarını ve bütün İsrael'i gönderdi; ve Ammon'un çocuklarını yok ettiler ve Rabba'yı kuşattılar. Ama David Yeruşalem'de kaldı.|jil donumundeʔ krallarin t͡ʃiktiɡi zamandaʔ davidʔ joavʔi ve onunla birlikte hizmetkarlarini ve butun israelʔi ɡonderdi; ve ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarini jok ettiler ve rabbaʔji kusattilar. ama david jerusalemʔde kaldi. New-Testament-Hebrews-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Melkisedek’e benzer başka bir kâhinin ortaya çıktığından, artık dediğimiz çok daha bellidir.|melkisedek’e benzer baska bir kahinin ortaja t͡ʃiktiɡindanʔ artik dediɡimiz t͡ʃok daha bellidir. Old-Testament-Ezekiel-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları kutsayanın ben Yahve olduğumu bilsinler diye, benimle onlar arasında bir belirti olmak üzere onlara Şabatlarımı da verdim.\"\"\"\"'\"|\"onlari kutsajanin ben jahve olduɡumu bilsinler dijeʔ benimle onlar arasinda bir belirti olmak uzere onlara sabatlarimi da verdim.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-1-Samuel-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eli haykırış sesini duyunca, \"\"Bu gürültünün anlamı ne?\"\" diye sordu. Adam aceleyle gelip Eli'ye bildirdi.\"|\"eli hajkiris sesini dujunt͡ʃaʔ \"\"bu ɡurultunun anlami ne?\"\" dije sordu. adam at͡ʃelejle ɡelip eliʔje bildirdi.\" Old-Testament-Ezekiel-032-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Firavun onları görecek, kılıçla öldürülmüş olan Firavun ve bütün ordusu, bütün kalabalığı için teselli bulacak” diyor Efendi Yahve.|“firavun onlari ɡoret͡ʃekʔ kilit͡ʃla oldurulmus olan firavun ve butun ordusuʔ butun kalabaliɡi it͡ʃin teselli bulat͡ʃak” dijor efendi jahve. New-Testament-Acts-020-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, kendinize Efendi'nin ve Tanrı'nın kendi kanıyla satın aldığı topluluğu gütmek için Kutsal Ruh’un sizi gözetmen yaptığı bütün sürüye dikkat edin.|bu nedenleʔ kendinize efendiʔnin ve tanriʔnin kendi kanijla satin aldiɡi topluluɡu ɡutmek it͡ʃin kutsal ruh’un sizi ɡozetmen japtiɡi butun suruje dikkat edin. Old-Testament-Joshua-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu'ya, \"\"Gerçekten Yahve bütün ülkeyi elimize verdi\"\" dediler. \"\"Üstelik bu ülkede oturanların hepsi önümüzde eriyip gidiyor.”\"|\"jesuʔjaʔ \"\"ɡert͡ʃekten jahve butun ulkeji elimize verdi\"\" dediler. \"\"ustelik bu ulkede oturanlarin hepsi onumuzde erijip ɡidijor.”\" Old-Testament-Job-038-009|und|SPEAKER_00_Turkish|bulutları onun giysisi yaptığımda, ve onu koyu karanlığa sardığımda,|bulutlari onun ɡijsisi japtiɡimdaʔ ve onu koju karanliɡa sardiɡimdaʔ Old-Testament-Genesis-036-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Şoval'ın oğulları şunlardır: Alvan, Manahat, Eval, Şefo, Onam.|sovalʔin oɡullari sunlardir alvanʔ manahatʔ evalʔ sefoʔ onam. Old-Testament-Jeremiah-052-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sidkiya'nın gözlerini oydu; Babil Kralı onu zincire vurdu ve onu Babil'e götürdü, ölümü gününe dek onu hapiste tuttu.|sidkijaʔnin ɡozlerini ojdu; babil krali onu zint͡ʃire vurdu ve onu babilʔe ɡoturduʔ olumu ɡunune dek onu hapiste tuttu. New-Testament-Luke-011-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua konuşurken, bir Ferisi O’nu evine yemeğe davet etti. O da içeri girip sofraya oturdu.|jesua konusurkenʔ bir ferisi o’nu evine jemeɡe davet etti. o da it͡ʃeri ɡirip sofraja oturdu. New-Testament-1-Timothy-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilik yapmalarını, iyi işlerde zengin olmalarını, eli açık ve paylaşmaya istekli olmalarını tembihle.|ijilik japmalariniʔ iji islerde zenɡin olmalariniʔ eli at͡ʃik ve pajlasmaja istekli olmalarini tembihle. Old-Testament-Psalms-038-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevenlerim ve dostlarım felaketimden uzak duruyorlar. Akrabalarım da uzakta durmaktalar.|sevenlerim ve dostlarim felaketimden uzak durujorlar. akrabalarim da uzakta durmaktalar. Old-Testament-Psalms-049-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Mallarına güveniyorlar, zenginliklerinin çokluğuyla övünüyorlar;|mallarina ɡuvenijorlarʔ zenɡinliklerinin t͡ʃokluɡujla ovunujorlar; Old-Testament-Numbers-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun üzerinde hizmet için kullanılan tüm takımları, ateş tavalarını, et kancalarını, kürekleri ve leğenleri, sunağın tüm takımlarını onun üzerine koyacaklar; ve üzerine fok derisinden bir örtü serip sırıklarını geçirecekler.\"\"\"|\"onun uzerinde hizmet it͡ʃin kullanilan tum takimlariʔ ates tavalariniʔ et kant͡ʃalariniʔ kurekleri ve leɡenleriʔ sunaɡin tum takimlarini onun uzerine kojat͡ʃaklar; ve uzerine fok derisinden bir ortu serip siriklarini ɡet͡ʃiret͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"bu, bedenin derisinde kronik bir cüzzamdır ve kâhin onu kirli ilan edecektir. Onu kapamayacak; zaten kirlidir.\"\"\"|\"buʔ bedenin derisinde kronik bir t͡ʃuzzamdir ve kahin onu kirli ilan edet͡ʃektir. onu kapamajat͡ʃak; zaten kirlidir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Övülmeye layık olan Yahve’yi çağırırım, ve kurtulurum düşmanlarımdan.|ovulmeje lajik olan jahve’ji t͡ʃaɡiririmʔ ve kurtulurum dusmanlarimdan. New-Testament-Matthew-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Mariyam’ın kocası olan Yosef’in babasıydı. Mariyam’dan Mesih denilen Yeşua doğdu.|jakov marijam’in kot͡ʃasi olan josef’in babasijdi. marijam’dan mesih denilen jesua doɡdu. Old-Testament-Ezekiel-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Vedan ve Yavan, senin malların için iplik takas ederlerdi; senin malların arasında işlenmiş demir, tarçın ve kokulu kamış vardı.|“‘“vedan ve javanʔ senin mallarin it͡ʃin iplik takas ederlerdi; senin mallarin arasinda islenmis demirʔ tart͡ʃin ve kokulu kamis vardi. Old-Testament-Job-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun tarafını mı tutuyorsunuz? Tanrı için mi çekişiyorsunuz?|oʔnun tarafini mi tutujorsunuz? tanri it͡ʃin mi t͡ʃekisijorsunuz? Old-Testament-Joshua-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların kuzey bölgesindeki sınırları Yarden'dendi. Sınır kuzeyde Yeriha'nın yanına kadar uzanıyor ve batıya doğru dağlık bölgeden yukarıya doğru çıkıyordu. Beyt Aven Çölü'nde sona eriyordu.|onlarin kuzej bolɡesindeki sinirlari jardenʔdendi. sinir kuzejde jerihaʔnin janina kadar uzanijor ve batija doɡru daɡlik bolɡeden jukarija doɡru t͡ʃikijordu. bejt aven t͡ʃoluʔnde sona erijordu. Old-Testament-Judges-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeftah Gilad ihtiyarlarına şöyle dedi: \"\"Eğer Ammon'un çocuklarıyla savaşmak için beni yeniden eve götürürseniz ve Yahve onları benim önümde teslim ederse, ben sizin başınız olacak mıyım?\"\"\"|\"jeftah ɡilad ihtijarlarina sojle dedi \"\"eɡer ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarijla savasmak it͡ʃin beni jeniden eve ɡotururseniz ve jahve onlari benim onumde teslim ederseʔ ben sizin basiniz olat͡ʃak mijim?\"\"\" New-Testament-Matthew-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu merhametli olanlara, çünkü onlar merhamete kavuşacaklar.|ne mutlu merhametli olanlaraʔ t͡ʃunku onlar merhamete kavusat͡ʃaklar. Old-Testament-Joshua-019-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Kedeş, Edrei, En Hasor,|kedesʔ edreiʔ en hasorʔ Old-Testament-2-Samuel-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, daima senin önünde sürmesi için hizmetkârının evini kutsamak seni hoşnut etsin; çünkü bunu sen söyledin, ey Efendim Yahve. Hizmetkârının evi senin kutsamanla daima kutsansın.”|simdiʔ daima senin onunde surmesi it͡ʃin hizmetkarinin evini kutsamak seni hosnut etsin; t͡ʃunku bunu sen sojledinʔ ej efendim jahve. hizmetkarinin evi senin kutsamanla daima kutsansin.” New-Testament-John-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama O onlara, “Benim sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var” dedi.|ama o onlaraʔ “benim sizin bilmediɡiniz bir jijet͡ʃeɡim var” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı, ama tam bir yürekle değil.|jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japtiʔ ama tam bir jurekle deɡil. Old-Testament-Psalms-059-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öldürme onları, yoksa halkım unutur. Gücünle onları dağıt ve alaşağı et, ey kalkanımız olan Efendi.|oldurme onlariʔ joksa halkim unutur. ɡut͡ʃunle onlari daɡit ve alasaɡi etʔ ej kalkanimiz olan efendi. Old-Testament-Genesis-025-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov, “Önce bana ilk oğulluk hakkını sat” dedi.|jakovʔ “ont͡ʃe bana ilk oɡulluk hakkini sat” dedi. New-Testament-John-005-039|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kutsal Yazılar’ı araştırıyorsunuz. Çünkü sonsuz yaşamınızın onlarda olduğunu sanıyorsunuz. Benim hakkımda tanıklık eden de onlardır.|“kutsal jazilar’i arastirijorsunuz. t͡ʃunku sonsuz jasaminizin onlarda olduɡunu sanijorsunuz. benim hakkimda taniklik eden de onlardir. Old-Testament-Isaiah-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|o asa ki, gazapla halkları sürekli darbeyle vurdu, ulusları öfkeyle, kimsenin engelleyemediği bir zulümle hükmetti.|o asa kiʔ ɡazapla halklari surekli darbejle vurduʔ uluslari ofkejleʔ kimsenin enɡellejemediɡi bir zulumle hukmetti. Old-Testament-Jeremiah-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Lübnan’a çık da feryat et. Başan’da sesini yükselt, Avarim’den feryat et; Çünkü bütün oynaşların mahvoldu.|“lubnan’a t͡ʃik da ferjat et. basan’da sesini jukseltʔ avarim’den ferjat et; t͡ʃunku butun ojnaslarin mahvoldu. Old-Testament-1-Chronicles-026-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevronlular'dan Haşavya ve kardeşleri, bin yedi yüz yiğit adam, Yahve'nin bütün işlerini ve kralın hizmetini, Yarden'in ötesinde batıya doğru İsrael'in gözetimini üstlendi.|hevronlularʔdan hasavja ve kardesleriʔ bin jedi juz jiɡit adamʔ jahveʔnin butun islerini ve kralin hizmetiniʔ jardenʔin otesinde batija doɡru israelʔin ɡozetimini ustlendi. New-Testament-Acts-007-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımız ona itaat etmediler, onu reddettiler ve yüreklerinde Mısır’a döndüler.|atalarimiz ona itaat etmedilerʔ onu reddettiler ve jureklerinde misir’a donduler. New-Testament-Revelation-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncüsü tasını ırmaklara ve su pınarlarına boşalttı. Bunlar da kan oldular.|ut͡ʃunt͡ʃusu tasini irmaklara ve su pinarlarina bosaltti. bunlar da kan oldular. Old-Testament-Proverbs-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüyü aklayan da, doğruyu mahkûm eden de, Yahve için iğrençtir.|kotuju aklajan daʔ doɡruju mahkum eden deʔ jahve it͡ʃin iɡrent͡ʃtir. Old-Testament-Job-036-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerini şimşekle örter, ve ona hedefi vurmasını buyurur.|ellerini simsekle orterʔ ve ona hedefi vurmasini bujurur. Old-Testament-Leviticus-019-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bütün kurallarımı, bütün ilkelerimi tutacaksınız ve onları yapacaksınız. Ben Yahve'yim.'”\"|\"\"\"ʔbutun kurallarimiʔ butun ilkelerimi tutat͡ʃaksiniz ve onlari japat͡ʃaksiniz. ben jahveʔjim.ʔ”\" Old-Testament-Ezekiel-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve dedi New-Testament-Luke-004-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Sessiz ol, ondan çık!” diyerek onu azarladı. İblis adamı onların ortasında yere vurup, ona hiçbir zarar vermeden içinden çıktı.|jesuaʔ “sessiz olʔ ondan t͡ʃik!” dijerek onu azarladi. iblis adami onlarin ortasinda jere vurupʔ ona hit͡ʃbir zarar vermeden it͡ʃinden t͡ʃikti. Old-Testament-Exodus-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes yiyeceğine göre sabahtan sabaha ondan topladılar. Güneş ısınınca erirdi.|herkes jijet͡ʃeɡine ɡore sabahtan sabaha ondan topladilar. ɡunes isinint͡ʃa erirdi. Old-Testament-Numbers-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Miryam yedi gün orduğâhın dışında kapatıldı ve Miryam tekrar getirilene kadar halk yola çıkmadı.|mirjam jedi ɡun orduɡahin disinda kapatildi ve mirjam tekrar ɡetirilene kadar halk jola t͡ʃikmadi. New-Testament-Revelation-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tutsak düşecek olan, tutsak düşecek. Kılıçla öldürülecek olan öldürülecek. Kutsalların sabrı ve imanı işte buradadır.|tutsak duset͡ʃek olanʔ tutsak duset͡ʃek. kilit͡ʃla oldurulet͡ʃek olan oldurulet͡ʃek. kutsallarin sabri ve imani iste buradadir. Old-Testament-Isaiah-065-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Beni sormayanlar tarafından soruldum. Beni aramayanlar tarafından bulundum. Adımla çağırılmayan bir ulusa, ‘Beni görün, beni görün’ dedim.|“beni sormajanlar tarafindan soruldum. beni aramajanlar tarafindan bulundum. adimla t͡ʃaɡirilmajan bir ulusaʔ ‘beni ɡorunʔ beni ɡorun’ dedim. Old-Testament-2-Chronicles-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin önüne de otuz beş arşın yüksekliğinde iki direk yaptı ve her birinin tepesindeki başlık beş arşındı.|evin onune de otuz bes arsin juksekliɡinde iki direk japti ve her birinin tepesindeki baslik bes arsindi. New-Testament-Romans-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Vergi ödemenizin nedeni de budur, çünkü onlar sürekli tam bu işi yapan Tanrı hizmetinin hizmetkârlarıdır.|verɡi odemenizin nedeni de budurʔ t͡ʃunku onlar surekli tam bu isi japan tanri hizmetinin hizmetkarlaridir. Old-Testament-Numbers-035-027|und|SPEAKER_00_Turkish|kan öcünü alan kişi de onu sığındığı kentin sınırının dışında bulur ve kan öcü alan onu öldürürse, o kişi kandan suçlu olmayacaktır,|kan ot͡ʃunu alan kisi de onu siɡindiɡi kentin sinirinin disinda bulur ve kan ot͡ʃu alan onu oldururseʔ o kisi kandan sut͡ʃlu olmajat͡ʃaktirʔ Old-Testament-Leviticus-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ancak eğer sunduğu kurban bir adak ya da gönüllü bir sunu ise, bu kurbanı sunduğu gün yenilecektir. Arta kalanlar ertesi gün yenilecek.\"|\"\"\"ʔant͡ʃak eɡer sunduɡu kurban bir adak ja da ɡonullu bir sunu iseʔ bu kurbani sunduɡu ɡun jenilet͡ʃektir. arta kalanlar ertesi ɡun jenilet͡ʃek.\" Old-Testament-Exodus-032-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar kendilerine buyurduğum yoldan çabuk saptılar. Kendileri için dökme bir buzağı yaptılar ve ona tapındılar, ona kurban kestiler ve dediler: Ey İsrael, seni Mısır diyarından çıkaran ilâhların bunlardır dediler.”|onlar kendilerine bujurduɡum joldan t͡ʃabuk saptilar. kendileri it͡ʃin dokme bir buzaɡi japtilar ve ona tapindilarʔ ona kurban kestiler ve dediler ej israelʔ seni misir dijarindan t͡ʃikaran ilahlarin bunlardir dediler.” Old-Testament-Nehemiah-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|kardeşleriyle ve ileri gelenlerle birleşip, Tanrı'nın hizmetkârı Moşe aracılığıyla verilmiş olan Tanrı'nın Yasası'nda yürümek ve Efendimiz Yahve'nin bütün buyruklarını, hükümlerini ve yasalarını tutup yapmak üzere;|kardeslerijle ve ileri ɡelenlerle birlesipʔ tanriʔnin hizmetkari mose arat͡ʃiliɡijla verilmis olan tanriʔnin jasasiʔnda jurumek ve efendimiz jahveʔnin butun bujruklariniʔ hukumlerini ve jasalarini tutup japmak uzere; Old-Testament-1-Samuel-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya onun için danışmaya bugün mü başladım? Benden uzak olsun! Kral hizmetkârına ve babamın bütün evi üzerine bir şey yüklemesin; çünkü hizmetkârın bunların hiçbirini, azını ya da çoğunu bilmiyordu.”|tanriʔja onun it͡ʃin danismaja buɡun mu basladim? benden uzak olsun! kral hizmetkarina ve babamin butun evi uzerine bir sej juklemesin; t͡ʃunku hizmetkarin bunlarin hit͡ʃbiriniʔ azini ja da t͡ʃoɡunu bilmijordu.” Old-Testament-2-Kings-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra yerine kral olacak olan en büyük oğlunu aldı ve onu surda yakmalık sunu olarak sundu. İsrael'e karşı büyük bir öfke vardı; ve onun yanından ayrılıp kendi ülkelerine döndüler.|sonra jerine kral olat͡ʃak olan en bujuk oɡlunu aldi ve onu surda jakmalik sunu olarak sundu. israelʔe karsi bujuk bir ofke vardi; ve onun janindan ajrilip kendi ulkelerine donduler. Old-Testament-Genesis-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı oğulları insan kızlarının güzel olduğunu gördüler ve dilediklerini kendilerine eş olarak aldılar.|tanri oɡullari insan kizlarinin ɡuzel olduɡunu ɡorduler ve dilediklerini kendilerine es olarak aldilar. Old-Testament-Deuteronomy-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrınız Yahve'nin size vermekte olduğu ülkeyi mülk edinmek için Yarden'i geçeceksiniz; onu mülk edinecek ve orada oturacaksınız.|t͡ʃunku tanriniz jahveʔnin size vermekte olduɡu ulkeji mulk edinmek it͡ʃin jardenʔi ɡet͡ʃet͡ʃeksiniz; onu mulk edinet͡ʃek ve orada oturat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Proverbs-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, orada fahişe kıyafetiyle, sinsice onu bir kadın karşıladı.|isteʔ orada fahise kijafetijleʔ sinsit͡ʃe onu bir kadin karsiladi. Old-Testament-Hosea-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara ver—ey Yahve, ne vereceksin? Onlara düşük yapan bir rahim ve kuru memeler ver.|onlara ver—ej jahveʔ ne veret͡ʃeksin? onlara dusuk japan bir rahim ve kuru memeler ver. Old-Testament-Exodus-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer onların gitmesine izin vermeyi reddedersen, işte, bütün sınırlarını kurbağalarla vuracağım.|eɡer onlarin ɡitmesine izin vermeji reddedersenʔ isteʔ butun sinirlarini kurbaɡalarla vurat͡ʃaɡim. Old-Testament-Genesis-030-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov kavak, badem ve çınar ağaçlarından taze çubuklar aldı. Üzerindeki kabukları soyup beyaz rengini gösteren çizgiler yaptı.|jakov kavakʔ badem ve t͡ʃinar aɡat͡ʃlarindan taze t͡ʃubuklar aldi. uzerindeki kabuklari sojup bejaz renɡini ɡosteren t͡ʃizɡiler japti. Old-Testament-Exodus-032-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar neden, 'Onları kötülük için, dağlarda öldürmek ve yeryüzünden yok etmek için çıkardı' diye konuşsunlar? Kızgın öfkenden dön ve halkına karşı bu kötülükten vazgeç.|misirlilar nedenʔ ʔonlari kotuluk it͡ʃinʔ daɡlarda oldurmek ve jerjuzunden jok etmek it͡ʃin t͡ʃikardiʔ dije konussunlar? kizɡin ofkenden don ve halkina karsi bu kotulukten vazɡet͡ʃ. Old-Testament-Joshua-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kattat, Nahalal, Şimron, İdala ve Beytlehem; köyleriyle birlikte on iki kent.|kattatʔ nahalalʔ simronʔ idala ve bejtlehem; kojlerijle birlikte on iki kent. Old-Testament-2-Kings-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi ben, Yahve olmadan mı bu yeri yıkmak için ona karşı çıktım? Yahve bana, 'Bu ülkeye karşı çık ve onu yık' dedi.\"\"'\"\"\"|\"simdi benʔ jahve olmadan mi bu jeri jikmak it͡ʃin ona karsi t͡ʃiktim? jahve banaʔ ʔbu ulkeje karsi t͡ʃik ve onu jikʔ dedi.\"\"ʔ\"\"\" New-Testament-Hebrews-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikkat edin ki, kimse Tanrı’nın lütfundan yoksun kalmasın. İçinizde sizi rahatsız edecek ve birçoklarını kirletecek acı bir kök filizlenmesin.|dikkat edin kiʔ kimse tanri’nin lutfundan joksun kalmasin. it͡ʃinizde sizi rahatsiz edet͡ʃek ve birt͡ʃoklarini kirletet͡ʃek at͡ʃi bir kok filizlenmesin. Old-Testament-1-Samuel-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelini, Pinehas’ın karısı, gebeydi ve doğum yapmak üzereydi. Tanrı’nın Sandığı'nın alındığı ve kayınpederinin ve kocasının öldüğü haberini duyduğunda, eğilip doğum yaptı; çünkü sancıları üzerine gelmişti.|ɡeliniʔ pinehas’in karisiʔ ɡebejdi ve doɡum japmak uzerejdi. tanri’nin sandiɡiʔnin alindiɡi ve kajinpederinin ve kot͡ʃasinin olduɡu haberini dujduɡundaʔ eɡilip doɡum japti; t͡ʃunku sant͡ʃilari uzerine ɡelmisti. Old-Testament-Job-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek için dolaşıp, 'Nerede?' der. Karanlık gününün yakınında, hazır olduğunu bilir.|ekmek it͡ʃin dolasipʔ ʔnerede?ʔ der. karanlik ɡununun jakinindaʔ hazir olduɡunu bilir. Old-Testament-2-Samuel-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|oğullarından yedisi bize teslim edilsin, onları Yahve'nin seçtiği Saul'un Givası'nda Yahve'ye asalım” dediler. Kral, “Onları vereceğim” dedi.|oɡullarindan jedisi bize teslim edilsinʔ onlari jahveʔnin set͡ʃtiɡi saulʔun ɡivasiʔnda jahveʔje asalim” dediler. kralʔ “onlari veret͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-2-Samuel-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bana gelince utancımı nereye taşıyacağım? Sen de İsrael'deki akılsızlardan biri gibi olacaksın. Şimdi kralla konuş; çünkü beni senden esirgemeyecektir.\"\"\"|\"\"\"bana ɡelint͡ʃe utant͡ʃimi nereje tasijat͡ʃaɡim? sen de israelʔdeki akilsizlardan biri ɡibi olat͡ʃaksin. simdi kralla konus; t͡ʃunku beni senden esirɡemejet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-049-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yetim çocuklarınızı bırakın. Onları sağ bırakacağım. Dullarınız bana güvensinler.\"\"\"|\"jetim t͡ʃot͡ʃuklarinizi birakin. onlari saɡ birakat͡ʃaɡim. dullariniz bana ɡuvensinler.\"\"\" New-Testament-2-Timothy-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden duymuş olduğun sağlam sözlerin örneğini, Mesih Yeşua’da olan iman ve sevgide tut.|benden dujmus olduɡun saɡlam sozlerin orneɡiniʔ mesih jesua’da olan iman ve sevɡide tut. Old-Testament-1-Kings-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad diyarında, Amor Kralı Sihon'un ve Başan Kralı Og'un ülkesinde Uri oğlu Gever; ve ülkede bulunan tek memur oydu.|ɡilad dijarindaʔ amor krali sihonʔun ve basan krali oɡʔun ulkesinde uri oɡlu ɡever; ve ulkede bulunan tek memur ojdu. New-Testament-Matthew-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar almaya giderken güvey geldi. Hazır olanlar onunla birlikte düğün ziyafetine girdiler ve kapı kapandı.|onlar almaja ɡiderken ɡuvej ɡeldi. hazir olanlar onunla birlikte duɡun zijafetine ɡirdiler ve kapi kapandi. Old-Testament-1-Samuel-017-054|und|SPEAKER_00_Turkish|David Filistli’nin başını alıp Yeruşalem’e getirdi, ama silahlarını çadırına koydu.|david filistli’nin basini alip jerusalem’e ɡetirdiʔ ama silahlarini t͡ʃadirina kojdu. Old-Testament-Job-041-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ona olan umut boşunadır. Biri onu görünce de yıkılmaz mı?|isteʔ ona olan umut bosunadir. biri onu ɡorunt͡ʃe de jikilmaz mi? Old-Testament-Genesis-029-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekrar hamile kaldı ve bir oğul doğurdu. “Yahve benden nefret edildiğini duyduğundan bana bu oğulu da verdi” dedi. Ona Şimon (Duyar) adını verdi.|tekrar hamile kaldi ve bir oɡul doɡurdu. “jahve benden nefret edildiɡini dujduɡundan bana bu oɡulu da verdi” dedi. ona simon (dujar) adini verdi. Old-Testament-Judges-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Sonra bütün ağaçlar kara çalıya, 'Gel de üzerimize hükümdar ol' dediler.\"\"\"|\"“sonra butun aɡat͡ʃlar kara t͡ʃalijaʔ ʔɡel de uzerimize hukumdar olʔ dediler.\"\"\" Old-Testament-Job-034-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"tanrısız adam hüküm sürmesin diye, Halkı tuzağa düşürecek kimse olmasın diye.\"\"\"|\"tanrisiz adam hukum surmesin dijeʔ halki tuzaɡa dusuret͡ʃek kimse olmasin dije.\"\"\" New-Testament-Acts-008-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Filipus kendini Aşdot Kenti’nde buldu. Oradan geçerek, Sezariye’ye gelinceye dek Müjde’yi bütün kentlerde duyurdu.|filipus kendini asdot kenti’nde buldu. oradan ɡet͡ʃerekʔ sezarije’je ɡelint͡ʃeje dek muʒde’ji butun kentlerde dujurdu. Old-Testament-2-Chronicles-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak evi sen yapmayacaksın, ama bedeninden çıkacak olan oğlun adım için evi yapacak.'\"\"\"|\"ant͡ʃak evi sen japmajat͡ʃaksinʔ ama bedeninden t͡ʃikat͡ʃak olan oɡlun adim it͡ʃin evi japat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-111-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar sonsuzluklar boyunca sabittir. Gerçek ve doğrulukla yapılır.|onlar sonsuzluklar bojunt͡ʃa sabittir. ɡert͡ʃek ve doɡrulukla japilir. New-Testament-Matthew-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler bu sesi duyunca, dehşet içinde yüzüstü yere kapandılar.|oɡrent͡ʃiler bu sesi dujunt͡ʃaʔ dehset it͡ʃinde juzustu jere kapandilar. New-Testament-John-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi, “Korkma, Siyon kızı! İşte, Kralın sıpaya binmiş geliyor.”|jazilmis olduɡu ɡibiʔ “korkmaʔ sijon kizi! isteʔ kralin sipaja binmis ɡelijor.” New-Testament-Mark-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|ekildikten sonra büyür, bütün sebzelerden daha büyük olur, büyük dallar salar; öyle ki, gökteki kuşlar onun gölgesinde barınabilir.”|ekildikten sonra bujurʔ butun sebzelerden daha bujuk olurʔ bujuk dallar salar; ojle kiʔ ɡokteki kuslar onun ɡolɡesinde barinabilir.” New-Testament-Matthew-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Ferisiler dışarı çıktılar, O'nu ortadan nasıl kaldırabilecekleri konusunda O'na karşı düzen kurdular.|ant͡ʃak ferisiler disari t͡ʃiktilarʔ oʔnu ortadan nasil kaldirabilet͡ʃekleri konusunda oʔna karsi duzen kurdular. New-Testament-Colossians-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey çocuklar, her şeyde anne babanıza itaat edin, çünkü bu Efendi’yi hoşnut eder.|ej t͡ʃot͡ʃuklarʔ her sejde anne babaniza itaat edinʔ t͡ʃunku bu efendi’ji hosnut eder. New-Testament-Romans-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge olduklarını ileri sürerken, akılsız oldular.|bilɡe olduklarini ileri surerkenʔ akilsiz oldular. New-Testament-Matthew-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, ‘Arkadaş, buraya düğün giysisi giymeden nasıl girdin?’ dedi. Adamın dili tutuldu.|onaʔ ‘arkadasʔ buraja duɡun ɡijsisi ɡijmeden nasil ɡirdin?’ dedi. adamin dili tutuldu. New-Testament-1-Corinthians-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi aynı ruhsal yiyeceği yedi.|hepsi ajni ruhsal jijet͡ʃeɡi jedi. Old-Testament-1-Samuel-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O, Efraim dağlık bölgesinden geçti, Şalişa diyarından geçti, ama onları bulamadılar. Sonra Şaalim diyarından geçtiler, orada da değildiler. Sonra Benyaminliler'in diyarından geçtiler, ama onları bulamadılar.|oʔ efraim daɡlik bolɡesinden ɡet͡ʃtiʔ salisa dijarindan ɡet͡ʃtiʔ ama onlari bulamadilar. sonra saalim dijarindan ɡet͡ʃtilerʔ orada da deɡildiler. sonra benjaminlilerʔin dijarindan ɡet͡ʃtilerʔ ama onlari bulamadilar. New-Testament-John-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua sığır, koyun, güvercin satanları ve para bozanları tapınakta otururken buldu.|jesua siɡirʔ kojunʔ ɡuvert͡ʃin satanlari ve para bozanlari tapinakta otururken buldu. New-Testament-Hebrews-011-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi, imanla ilgili böyle bir tanıklığa sahip oldukları halde, hiçbiri vaadi almadılar.|bunlarin hepsiʔ imanla ilɡili bojle bir tanikliɡa sahip olduklari haldeʔ hit͡ʃbiri vaadi almadilar. Old-Testament-Job-036-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginlik seni gazaba doğru baştan çıkarmasın, rüşvetin büyüklüğü seni saptırmasın.|zenɡinlik seni ɡazaba doɡru bastan t͡ʃikarmasinʔ rusvetin bujukluɡu seni saptirmasin. New-Testament-Revelation-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İhtiyarlardan biri bana, “Ağlama” dedi. “İşte, Yahuda oymağından, David’in Kökü olan Aslan galip geldi. Kitabı ve onun yedi mührünü açacak olan O'dur.”|ihtijarlardan biri banaʔ “aɡlama” dedi. “isteʔ jahuda ojmaɡindanʔ david’in koku olan aslan ɡalip ɡeldi. kitabi ve onun jedi muhrunu at͡ʃat͡ʃak olan oʔdur.” Old-Testament-Isaiah-037-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Amots oğlu Yeşaya, Hizkiya'ya gönderip şöyle dedi: \"\"İsrael'in Tanrısı Yahve diyor ki, 'Aşur Kralı Sanherib'e karşı bana dua ettiğin için,\"|\"bunun uzerine amots oɡlu jesajaʔ hizkijaʔja ɡonderip sojle dedi \"\"israelʔin tanrisi jahve dijor kiʔ ʔasur krali sanheribʔe karsi bana dua ettiɡin it͡ʃinʔ\" New-Testament-2-Peter-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|tanrısallığa kardeşseverliği, kardeşseverliğinize sevgiyi katın.|tanrisalliɡa kardesseverliɡiʔ kardesseverliɡinize sevɡiji katin. Old-Testament-Genesis-040-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun’un kâsesi elimdeydi. Üzümleri alıp Firavun'un kâsesine sıktım ve kâseyi Firavun'un eline verdim.”|firavun’un kasesi elimdejdi. uzumleri alip firavunʔun kasesine siktim ve kaseji firavunʔun eline verdim.” Old-Testament-Genesis-044-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, çuvallarımızın ağzında bulmuş olduğumuz parayı Kenan diyarından sana geri getirdik. O halde nasıl efendinizin evinden gümüş ya da altın çalalım?|isteʔ t͡ʃuvallarimizin aɡzinda bulmus olduɡumuz paraji kenan dijarindan sana ɡeri ɡetirdik. o halde nasil efendinizin evinden ɡumus ja da altin t͡ʃalalim? Old-Testament-Ezekiel-040-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapı eyvanını eve doğru ölçtü, bir kamıştı.|kapi ejvanini eve doɡru olt͡ʃtuʔ bir kamisti. Old-Testament-Psalms-108-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’yla yiğitlik ederiz, çünkü düşmanlarımızı ezecek olan O’dur.|tanri’jla jiɡitlik ederizʔ t͡ʃunku dusmanlarimizi ezet͡ʃek olan o’dur. Old-Testament-Proverbs-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, onları gözünden ayırma. Sağlam bilgeliği ve sağgörüyü koru,|oɡlumʔ onlari ɡozunden ajirma. saɡlam bilɡeliɡi ve saɡɡoruju koruʔ Old-Testament-Jeremiah-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü halkım iki kötülük yaptı: Beni, diri suların kaynağını bıraktı, ve kendileri için sarnıçlar, su tutmayan çatlak sarnıçlar kazdılar.|“t͡ʃunku halkim iki kotuluk japti beniʔ diri sularin kajnaɡini biraktiʔ ve kendileri it͡ʃin sarnit͡ʃlarʔ su tutmajan t͡ʃatlak sarnit͡ʃlar kazdilar. Old-Testament-Isaiah-064-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımızın seni övdüğü kutsal ve güzel evimiz Ateşle yakıldı. Bütün güzel yerlerimiz harap oldu.|atalarimizin seni ovduɡu kutsal ve ɡuzel evimiz atesle jakildi. butun ɡuzel jerlerimiz harap oldu. Old-Testament-Leviticus-022-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal adıma saygısızlık etmeyeceksiniz, ama İsrael'in çocukları arasında kutsal kılınacağım. Seni kutsal kılan Yahve benim,|kutsal adima sajɡisizlik etmejet͡ʃeksinizʔ ama israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda kutsal kilinat͡ʃaɡim. seni kutsal kilan jahve benimʔ Old-Testament-Numbers-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle diyeceksin: 'Yahve'ye sunacağınız ateşle yapılan sunu şudur: Sürekli yakmalık sunu olarak her gün iki baş olmak üzere bir yaşında kusursuz erkek kuzular.|onlara sojle dijet͡ʃeksin ʔjahveʔje sunat͡ʃaɡiniz atesle japilan sunu sudur surekli jakmalik sunu olarak her ɡun iki bas olmak uzere bir jasinda kusursuz erkek kuzular. Old-Testament-Genesis-036-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Dişon, Ezer, Dişan. Seir diyarındaki beylerine göre Horlular'dan gelen beyler bunlardır.|disonʔ ezerʔ disan. seir dijarindaki bejlerine ɡore horlularʔdan ɡelen bejler bunlardir. Old-Testament-Ezekiel-042-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Üst odalar daha dardı; çünkü koridorlar binadaki alt ve ortalardan daha fazlasını alıyordu.|ust odalar daha dardi; t͡ʃunku koridorlar binadaki alt ve ortalardan daha fazlasini alijordu. Old-Testament-Deuteronomy-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bana şöyle dedi: \"\"Kalk, halkın önünde yola çık; ve onlara vermek üzere atalarına ant içtiğim diyara girecekler ve onu mülk edinecekler.”\"|\"jahve bana sojle dedi \"\"kalkʔ halkin onunde jola t͡ʃik; ve onlara vermek uzere atalarina ant it͡ʃtiɡim dijara ɡiret͡ʃekler ve onu mulk edinet͡ʃekler.”\" Old-Testament-Exodus-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye, \"\"Mısır ülkesinde harikalarım çoğalsın diye Firavun seni dinlemeyecek\"\" dedi.\"|\"jahve moseʔjeʔ \"\"misir ulkesinde harikalarim t͡ʃoɡalsin dije firavun seni dinlemejet͡ʃek\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-051-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kitabı okumayı bitirdiğinde, ona bir taş bağlayıp Fırat'ın ortasına atacaksın.|bu kitabi okumaji bitirdiɡindeʔ ona bir tas baɡlajip firatʔin ortasina atat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun, \"\"İşte, şimdi ülke halkı çoktur, siz onları yüklerinden dinlendiriyorsunuz\"\" dedi.\"|\"firavunʔ \"\"isteʔ simdi ulke halki t͡ʃokturʔ siz onlari juklerinden dinlendirijorsunuz\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-132-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte onun Efrata'da olduğunu duyduk. Onu Yaar kırında bulduk:|iste onun efrataʔda olduɡunu dujduk. onu jaar kirinda bulduk Old-Testament-Isaiah-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer onda biri kalırsa, o da tüketilecektir; sakız ağacı gibi, kesildiğinde kütüğü kalan meşe ağacı gibi; böylece kutsal tohum onun kütüğüdür.”|eɡer onda biri kalirsaʔ o da tuketilet͡ʃektir; sakiz aɡat͡ʃi ɡibiʔ kesildiɡinde kutuɡu kalan mese aɡat͡ʃi ɡibi; bojlet͡ʃe kutsal tohum onun kutuɡudur.” Old-Testament-Proverbs-014-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın lütfu akıllıca davranan hizmetkârı içindir, ama öfkesi utanca neden olana karşıdır.|kralin lutfu akillit͡ʃa davranan hizmetkari it͡ʃindirʔ ama ofkesi utant͡ʃa neden olana karsidir. Old-Testament-Joel-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahuda daima, Yeruşalem de kuşaktan kuşağa oturulacak yer olacak.|ama jahuda daimaʔ jerusalem de kusaktan kusaɡa oturulat͡ʃak jer olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi hayvanının hayatına saygı duyar, ama kötünün sevecen merhameti zalimdir.|doɡru kisi hajvaninin hajatina sajɡi dujarʔ ama kotunun sevet͡ʃen merhameti zalimdir. Old-Testament-2-Chronicles-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak onları tekrar Yahve'ye getirmek için peygamberler gönderdi ve onlar onlara karşı tanıklık ettiler; ama onlar dinlemediler.|ant͡ʃak onlari tekrar jahveʔje ɡetirmek it͡ʃin pejɡamberler ɡonderdi ve onlar onlara karsi taniklik ettiler; ama onlar dinlemediler. Old-Testament-Jeremiah-048-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Moav'ın övüncünü duyduk. Kendini beğenmişliğiyle, gururu, küstahlığı, ve yüreğinin büyüklenmesi çok kibirli.|“moavʔin ovunt͡ʃunu dujduk. kendini beɡenmisliɡijleʔ ɡururuʔ kustahliɡiʔ ve jureɡinin bujuklenmesi t͡ʃok kibirli. Old-Testament-Psalms-048-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Adın gibi, ey Tanrı, övgün de yeryüzünün dört bir bucağına kadar öyledir. Sağ elin doğrulukla doludur.|adin ɡibiʔ ej tanriʔ ovɡun de jerjuzunun dort bir but͡ʃaɡina kadar ojledir. saɡ elin doɡrulukla doludur. Old-Testament-Genesis-043-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef acele etti. Çünkü yüreği kardeşi için yanıyordu ve ağlayacak bir yer aradı. Odasına girdi ve orada ağladı.|josef at͡ʃele etti. t͡ʃunku jureɡi kardesi it͡ʃin janijordu ve aɡlajat͡ʃak bir jer aradi. odasina ɡirdi ve orada aɡladi. Old-Testament-Isaiah-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak o öyle demek istemiyor, yüreği de öyle düşünmüyor; ama pek çok ulusu yok etmek ve ortadan kaldırmak onun yüreğindedir.|ant͡ʃak o ojle demek istemijorʔ jureɡi de ojle dusunmujor; ama pek t͡ʃok ulusu jok etmek ve ortadan kaldirmak onun jureɡindedir. Old-Testament-Jeremiah-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerinize bekçiler koydum, 'Boru sesini dinleyin!' dedim. Ama onlar dediler ki, 'Dinlemeyeceğiz!'|uzerinize bekt͡ʃiler kojdumʔ ʔboru sesini dinlejin!ʔ dedim. ama onlar dediler kiʔ ʔdinlemejet͡ʃeɡiz!ʔ New-Testament-Mark-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü öğrencilerine öğretiyordu. Onlara şöyle dedi: “İnsanoğlu insanların ellerine verilecek ve O’nu öldürecekler, ama öldürüldükten üç gün sonra dirilecek.”|t͡ʃunku oɡrent͡ʃilerine oɡretijordu. onlara sojle dedi “insanoɡlu insanlarin ellerine verilet͡ʃek ve o’nu olduret͡ʃeklerʔ ama olduruldukten ut͡ʃ ɡun sonra dirilet͡ʃek.” Old-Testament-Job-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama benim de sizin gibi anlayışım var; sizden aşağı değilim. Evet, böyle şeyleri kim bilmez?|ama benim de sizin ɡibi anlajisim var; sizden asaɡi deɡilim. evetʔ bojle sejleri kim bilmez? Old-Testament-1-Samuel-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Ammonlu Nahaş çıkıp Yaveş Gilad'a karşı ordugâh kurdu. Yaveşliler'in hepsi Nahaş'a, \"\"Bizimle bir antlaşma yap, sana hizmet edeceğiz\"\" dediler.\"|\"sonra ammonlu nahas t͡ʃikip javes ɡiladʔa karsi orduɡah kurdu. javeslilerʔin hepsi nahasʔaʔ \"\"bizimle bir antlasma japʔ sana hizmet edet͡ʃeɡiz\"\" dediler.\" Old-Testament-Genesis-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak'ın hizmetçileri vadide kazdılar ve orada bir kaynak buldular.|ishakʔin hizmett͡ʃileri vadide kazdilar ve orada bir kajnak buldular. Old-Testament-Genesis-043-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan getirdikleri buğdayı yiyip tükettikten sonra babaları onlara, “Yine gidin, bize biraz daha yiyecek satın alın” dedi.|misirʔdan ɡetirdikleri buɡdaji jijip tukettikten sonra babalari onlaraʔ “jine ɡidinʔ bize biraz daha jijet͡ʃek satin alin” dedi. Old-Testament-Numbers-026-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad'ın oğulları şunlardır: İezer'den İezerliler soyu; Helek'ten Helekiler soyu;|ɡiladʔin oɡullari sunlardir iezerʔden iezerliler soju; helekʔten helekiler soju; New-Testament-2-Peter-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk olarak şunu bilin ki, Kutsal Yazılar’daki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.|ilk olarak sunu bilin kiʔ kutsal jazilar’daki hit͡ʃbir pejɡamberlik sozu kimsenin ozel jorumu deɡildir. Old-Testament-Isaiah-063-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü, \"\"Gerçekten onlar benim halkım, hile yapmayacak çocuklardır\"\" dedi; böylece onların Kurtarıcısı oldu.\"|\"t͡ʃunkuʔ \"\"ɡert͡ʃekten onlar benim halkimʔ hile japmajat͡ʃak t͡ʃot͡ʃuklardir\"\" dedi; bojlet͡ʃe onlarin kurtarit͡ʃisi oldu.\" Old-Testament-Numbers-031-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sen, kâhin Eleazar ve topluluğun ata evlerinin başları olmak üzere insanlardan ve hayvanlardan alınan ganimeti say;\"|\"\"\"senʔ kahin eleazar ve topluluɡun ata evlerinin baslari olmak uzere insanlardan ve hajvanlardan alinan ɡanimeti saj;\" New-Testament-Revelation-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncü melek boru çaldı. Güneşin üçte biri, ayın üçte biri ve yıldızların üçte biri vuruldu. Böylece ışıkların üçte biri karardı; gündüz ve gecenin üçte biri aynı biçimde karardı.|dordunt͡ʃu melek boru t͡ʃaldi. ɡunesin ut͡ʃte biriʔ ajin ut͡ʃte biri ve jildizlarin ut͡ʃte biri vuruldu. bojlet͡ʃe isiklarin ut͡ʃte biri karardi; ɡunduz ve ɡet͡ʃenin ut͡ʃte biri ajni bit͡ʃimde karardi. Old-Testament-Isaiah-043-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözümde değerli ve saygın olduğun ve seni sevdiğim için, senin yerine insanları, yaşamının yerine ulusları vereceğim.|ɡozumde deɡerli ve sajɡin olduɡun ve seni sevdiɡim it͡ʃinʔ senin jerine insanlariʔ jasaminin jerine uluslari veret͡ʃeɡim. New-Testament-Mark-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Yeşua haftanın ilk gününün sabahı dirilince, ilk olarak kendisinden yedi iblis kovmuş olduğu Magdalalı Mariyam’a göründü.|simdi jesua haftanin ilk ɡununun sabahi dirilint͡ʃeʔ ilk olarak kendisinden jedi iblis kovmus olduɡu maɡdalali marijam’a ɡorundu. Old-Testament-1-Chronicles-001-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Samla öldü ve yerine Irmak kıyısındaki Rehovotlu Şaul kral oldu.|samla oldu ve jerine irmak kijisindaki rehovotlu saul kral oldu. Old-Testament-1-Kings-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber İsrael Kralı'nın yanına geldi ve ona, “Git, kendini güçlendir ve ne yapman gerektiğini tasarla, çünkü yıl dönümünde Suriye Kralı sana karşı çıkacak” dedi.|pejɡamber israel kraliʔnin janina ɡeldi ve onaʔ “ɡitʔ kendini ɡut͡ʃlendir ve ne japman ɡerektiɡini tasarlaʔ t͡ʃunku jil donumunde surije krali sana karsi t͡ʃikat͡ʃak” dedi. Old-Testament-Judges-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O yıl İsrael'in çocuklarını sıkıntıya sokup ezdiler. On sekiz yıl boyunca, Gilad'da bulunan Amorlular'ın ülkesinde, Yarden'in ötesinde olan bütün İsrael çocuklarını ezdiler.|o jil israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini sikintija sokup ezdiler. on sekiz jil bojunt͡ʃaʔ ɡiladʔda bulunan amorlularʔin ulkesindeʔ jardenʔin otesinde olan butun israel t͡ʃot͡ʃuklarini ezdiler. Old-Testament-Amos-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden şimdi sürgünlerin başında sürülecekler. Ziyafet çekme ve uzanma sona erecek.|bu juzden simdi surɡunlerin basinda surulet͡ʃekler. zijafet t͡ʃekme ve uzanma sona eret͡ʃek. Old-Testament-Song-of-Songs-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İki memen sanki bir çift geyik vayrusu, ikiz ceylan yavrusu.|iki memen sanki bir t͡ʃift ɡejik vajrusuʔ ikiz t͡ʃejlan javrusu. Old-Testament-Genesis-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular gittikçe yerden çekildi. Yüz elli günün sonunda sular azaldı.|sular ɡittikt͡ʃe jerden t͡ʃekildi. juz elli ɡunun sonunda sular azaldi. Old-Testament-Psalms-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kusurlarını kim fark edebilir? Gizli kusurlarımdan dolayı beni bağışla.|kusurlarini kim fark edebilir? ɡizli kusurlarimdan dolaji beni baɡisla. Old-Testament-Habakkuk-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sen, kötülüğe bakamayacak kadar saf gözlere sahip olan, ve sapıklığa bakamayan, hainlik edenlere ve kötü adam kendisinden daha doğru olanı yutunca neden sessiz kalıp hoş görüyorsun?|ej senʔ kotuluɡe bakamajat͡ʃak kadar saf ɡozlere sahip olanʔ ve sapikliɡa bakamajanʔ hainlik edenlere ve kotu adam kendisinden daha doɡru olani jutunt͡ʃa neden sessiz kalip hos ɡorujorsun? Old-Testament-Deuteronomy-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ambarlarında ve el attığın her şeyde Yahve senin üzerine bereket buyuracak. Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu ülkede O seni kutsayacaktır.|ambarlarinda ve el attiɡin her sejde jahve senin uzerine bereket bujurat͡ʃak. tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu ulkede o seni kutsajat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-103-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve merhametli ve lütufkârdır, öfkelenmekte yavaş, sevgi dolu iyiliği boldur.|jahve merhametli ve lutufkardirʔ ofkelenmekte javasʔ sevɡi dolu ijiliɡi boldur. Old-Testament-2-Chronicles-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kadar yüksek olan bu eve, yanından geçen herkes şaşacak ve, ‘Yahve bu ülkeye ve bu eve neden bunu yaptı?’ diyecek.|bu kadar juksek olan bu eveʔ janindan ɡet͡ʃen herkes sasat͡ʃak veʔ ‘jahve bu ulkeje ve bu eve neden bunu japti?’ dijet͡ʃek. New-Testament-Matthew-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gittiğinizde, ‘Cennetin Krallığı'nın yaklaştığını duyurun.|ɡittiɡinizdeʔ ‘t͡ʃennetin kralliɡiʔnin jaklastiɡini dujurun. New-Testament-Mark-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua körü elinden tutup köyün dışına çıkardı. Gözlerine tükürüp ellerini üzerine koyduğunda, “Bir şey görüyor musun?” diye sordu.|jesua koru elinden tutup kojun disina t͡ʃikardi. ɡozlerine tukurup ellerini uzerine kojduɡundaʔ “bir sej ɡorujor musun?” dije sordu. Old-Testament-Exodus-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşağıda çift olacaklar ve aynı şekilde tepeden tek halkaya kadar çift olacaklar; ikisi için de böyle olacak; onlar iki köşe için olacak.|asaɡida t͡ʃift olat͡ʃaklar ve ajni sekilde tepeden tek halkaja kadar t͡ʃift olat͡ʃaklar; ikisi it͡ʃin de bojle olat͡ʃak; onlar iki kose it͡ʃin olat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Direklerin üzerindeki kırk beş kirişin üstü sedirle kaplıydı, bir sırada on beş.|direklerin uzerindeki kirk bes kirisin ustu sedirle kaplijdiʔ bir sirada on bes. New-Testament-Romans-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne zavallı insanım! Bu ölüm bedeninden beni kim kurtaracak?|ne zavalli insanim! bu olum bedeninden beni kim kurtarat͡ʃak? Old-Testament-Psalms-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, İsrael'i bütün sıkıntılarından kurtar.|ej tanriʔ israelʔi butun sikintilarindan kurtar. Old-Testament-Jeremiah-037-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman Kral Sidkiya adam gönderip onu dışarı çıkarttı. Kral gizlice evinde ona, \"\"Yahve'den bir söz var mı?\"\" diye sordu. Yeremya, \"\"Var\"\" dedi. \"\"Babil Kralı'nın eline de teslim edileceksin\"\" dedi.\"|\"o zaman kral sidkija adam ɡonderip onu disari t͡ʃikartti. kral ɡizlit͡ʃe evinde onaʔ \"\"jahveʔden bir soz var mi?\"\" dije sordu. jeremjaʔ \"\"var\"\" dedi. \"\"babil kraliʔnin eline de teslim edilet͡ʃeksin\"\" dedi.\" Old-Testament-Ecclesiastes-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın bütün işini gördüm ki, insan güneş altında yapılan işi bulup çıkaramaz, çünkü insan onu aramak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, yine de bulamaz. Evet, bilge adam onu kavrayabileceğini sansa bile, onu bulamaz.|tanriʔnin butun isini ɡordum kiʔ insan ɡunes altinda japilan isi bulup t͡ʃikaramazʔ t͡ʃunku insan onu aramak it͡ʃin ne kadar uɡrasirsa uɡrassinʔ jine de bulamaz. evetʔ bilɡe adam onu kavrajabilet͡ʃeɡini sansa bileʔ onu bulamaz. Old-Testament-Psalms-034-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve hizmetkârının canını kurtarır. O’na sığınanların hiçbiri mahkûm olmaz.|jahve hizmetkarinin t͡ʃanini kurtarir. o’na siɡinanlarin hit͡ʃbiri mahkum olmaz. New-Testament-John-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi beni gönderene gidiyorum ve hiçbiriniz bana, ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sormuyor.|ama simdi beni ɡonderene ɡidijorum ve hit͡ʃbiriniz banaʔ ‘nereje ɡidijorsun?’ dije sormujor. Old-Testament-Judges-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk, İsrael adamları, kendilerini cesaretlendirdiler ve ilk gün savaşa dizildikleri yerde yeniden dizildiler.|halkʔ israel adamlariʔ kendilerini t͡ʃesaretlendirdiler ve ilk ɡun savasa dizildikleri jerde jeniden dizildiler. Old-Testament-Isaiah-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacaklar, yabancılar zenginlerin yıkıntılarını yiyecekler.|o zaman kuzular kendi otlaklarindajmis ɡibi otlajat͡ʃaklarʔ jabant͡ʃilar zenɡinlerin jikintilarini jijet͡ʃekler. Old-Testament-2-Chronicles-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o kötü kadın Atalya'nın oğulları Tanrı'nın evini yıkmışlardı; Yahve'nin evinin bütün adanan eşyalarını da Baallar'a vermişlerdi.|t͡ʃunku o kotu kadin ataljaʔnin oɡullari tanriʔnin evini jikmislardi; jahveʔnin evinin butun adanan esjalarini da baallarʔa vermislerdi. Old-Testament-Deuteronomy-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin önünden geçecek olan Tanrın Yahve'dir. O, bu ulusları senin önünden yok edecek, sen de onları mülksüz bırakacaksın. Yahve'nin söylediği gibi Yeşu önünden geçecek.|senin onunden ɡet͡ʃet͡ʃek olan tanrin jahveʔdir. oʔ bu uluslari senin onunden jok edet͡ʃekʔ sen de onlari mulksuz birakat͡ʃaksin. jahveʔnin sojlediɡi ɡibi jesu onunden ɡet͡ʃet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarah'ın hizmetçisi Mısırlı Hagar'ın Avraham’a doğurduğu Avraham oğlu İşmael'in soylarının öyküsü şöyledir.|sarahʔin hizmett͡ʃisi misirli haɡarʔin avraham’a doɡurduɡu avraham oɡlu ismaelʔin sojlarinin ojkusu sojledir. Old-Testament-Zechariah-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o günlerden önce, insan için ücret, hayvan için ücret yoktu; düşman yüzünden, içeri giren ve çıkan kimseye esenlik yoktu. Çünkü her insanı kendi komşusuna karşı diktim.|t͡ʃunku o ɡunlerden ont͡ʃeʔ insan it͡ʃin ut͡ʃretʔ hajvan it͡ʃin ut͡ʃret joktu; dusman juzundenʔ it͡ʃeri ɡiren ve t͡ʃikan kimseje esenlik joktu. t͡ʃunku her insani kendi komsusuna karsi diktim. Old-Testament-Ezra-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Azmavet'in çocukları, kırk iki.|azmavetʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ kirk iki. Old-Testament-Judges-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"çünkü işte, gebe kalacaksın ve bir oğul doğuracaksın. Başına ustura değmeyecek; çünkü çocuk, rahimden Tanrı'nın Adanmışı olacaktır. O, İsrael'i Filistliler'in elinden kurtarmaya başlayacak.\"\"\"|\"t͡ʃunku isteʔ ɡebe kalat͡ʃaksin ve bir oɡul doɡurat͡ʃaksin. basina ustura deɡmejet͡ʃek; t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃukʔ rahimden tanriʔnin adanmisi olat͡ʃaktir. oʔ israelʔi filistlilerʔin elinden kurtarmaja baslajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Psalms-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana merhamet et, ey Yahve, çünkü sıkıntıdayım. Gözüm, canım, bedenim kederden eriyip gidiyor.|bana merhamet etʔ ej jahveʔ t͡ʃunku sikintidajim. ɡozumʔ t͡ʃanimʔ bedenim kederden erijip ɡidijor. Old-Testament-Isaiah-059-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Adalet tersine döndü, doğruluk uzakta duruyor; çünkü gerçek sokakta düştü, doğruluk da içeri giremiyor.|adalet tersine donduʔ doɡruluk uzakta durujor; t͡ʃunku ɡert͡ʃek sokakta dustuʔ doɡruluk da it͡ʃeri ɡiremijor. Old-Testament-Deuteronomy-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|ama kadına bir şey yapmayacaksın. Kadının ölümü hak edecek bir günahı yoktur; çünkü bir adam komşusuna karşı nasıl kalkar ve onu öldürürse, bu mesele de öyledir;|ama kadina bir sej japmajat͡ʃaksin. kadinin olumu hak edet͡ʃek bir ɡunahi joktur; t͡ʃunku bir adam komsusuna karsi nasil kalkar ve onu oldururseʔ bu mesele de ojledir; Old-Testament-1-Kings-007-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Her ayağının dört köşesinde dört destek vardı. Destekleri ayaklığın kendisindendi.|her ajaɡinin dort kosesinde dort destek vardi. destekleri ajakliɡin kendisindendi. New-Testament-John-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua adamı tapınakta buldu. Ona, “İşte, iyileştin. Daha fazla günah işleme de, sana daha kötü bir şey olmasın” dedi.|sonra jesua adami tapinakta buldu. onaʔ “isteʔ ijilestin. daha fazla ɡunah isleme deʔ sana daha kotu bir sej olmasin” dedi. Old-Testament-Psalms-140-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Küstahlar bana tuzak kurdular, yol kenarına ağ gerdiler. Benim için kapan yerleştirdiler. Selah.|kustahlar bana tuzak kurdularʔ jol kenarina aɡ ɡerdiler. benim it͡ʃin kapan jerlestirdiler. selah. Old-Testament-Ecclesiastes-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın kendisine zenginlik ve servet verdiği, ondan yemesi, payını alması ve emeğinden sevinç duyması için ona güç verdiği her adam için de Tanrı'nın armağanı budur.|tanriʔnin kendisine zenɡinlik ve servet verdiɡiʔ ondan jemesiʔ pajini almasi ve emeɡinden sevint͡ʃ dujmasi it͡ʃin ona ɡut͡ʃ verdiɡi her adam it͡ʃin de tanriʔnin armaɡani budur. New-Testament-Matthew-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kimse güçlü adamı bağlamadan nasıl evine girip malını çalabilir? Önce bağlar ardından evini soyar.”|bir kimse ɡut͡ʃlu adami baɡlamadan nasil evine ɡirip malini t͡ʃalabilir? ont͡ʃe baɡlar ardindan evini sojar.” Old-Testament-Exodus-036-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Besalel ile Oholiav, kutsal yerin hizmetiyle ilgili bütün işi Yahve'nin buyurduğu her şeye göre nasıl yapacaklarını bilmek için Yahve'nin bilgelik ve anlayış verdiği her bilge yürekli adamla birlikte çalışacaklardır.\"\"\"|\"\"\"besalel ile oholiavʔ kutsal jerin hizmetijle ilɡili butun isi jahveʔnin bujurduɡu her seje ɡore nasil japat͡ʃaklarini bilmek it͡ʃin jahveʔnin bilɡelik ve anlajis verdiɡi her bilɡe jurekli adamla birlikte t͡ʃalisat͡ʃaklardir.\"\"\" Old-Testament-Genesis-042-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Mısır'da tahıl olduğunu duydum. Oraya gidin, satın alın ki, yaşayalım ve ölmeyelim.”|“isteʔ misirʔda tahil olduɡunu dujdum. oraja ɡidinʔ satin alin kiʔ jasajalim ve olmejelim.” New-Testament-Acts-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Şekem’e götürülerek, Avraham’ın Şekemli Hamor oğullarından gümüş karşılığında satın almış olduğu mezara yatırıldı.”|ve sekem’e ɡoturulerekʔ avraham’in sekemli hamor oɡullarindan ɡumus karsiliɡinda satin almis olduɡu mezara jatirildi.” New-Testament-Luke-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon’un ortakları olan Zebedi oğulları Yakov ve Yuhanna da öyle. Yeşua, Simon’a, “Korkma. Bundan böyle canlı insan tutacaksın.” dedi.|simon’un ortaklari olan zebedi oɡullari jakov ve juhanna da ojle. jesuaʔ simon’aʔ “korkma. bundan bojle t͡ʃanli insan tutat͡ʃaksin.” dedi. Old-Testament-Nehemiah-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviya'dan Zikri; Minyamin'den, Moadya'dan Piltay;|avijaʔdan zikri; minjaminʔdenʔ moadjaʔdan piltaj; Old-Testament-Proverbs-001-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü saf insanların yoldan sapmaları onları öldürecek. Akılsızların dikkatsiz rahatlığı onları yok edecektir.|t͡ʃunku saf insanlarin joldan sapmalari onlari olduret͡ʃek. akilsizlarin dikkatsiz rahatliɡi onlari jok edet͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-048-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, seni arıttım ama gümüş gibi değil. Ben seni ızdırap ocağında seçtim.|isteʔ seni arittim ama ɡumus ɡibi deɡil. ben seni izdirap ot͡ʃaɡinda set͡ʃtim. New-Testament-1-John-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Suyla ve kanla gelen Yeşua Mesih’tir. O yalnızca suyla değil, suyla ve kanla gelmiştir. Buna tanıklık eden Ruh’tur. Çünkü Ruh gerçektir.|sujla ve kanla ɡelen jesua mesih’tir. o jalnizt͡ʃa sujla deɡilʔ sujla ve kanla ɡelmistir. buna taniklik eden ruh’tur. t͡ʃunku ruh ɡert͡ʃektir. New-Testament-Philippians-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için sizde işleyen Tanrı’dır.|t͡ʃunku kendisini hosnut edeni hem istemeniz hem de japmaniz it͡ʃin sizde islejen tanri’dir. Old-Testament-Numbers-033-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Harada'dan yola çıkıp Makhelot'ta konakladılar.|haradaʔdan jola t͡ʃikip makhelotʔta konakladilar. Old-Testament-Numbers-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balak, Balam'a, \"\"Şimdi gel, seni başka bir yere götüreyim\"\" dedi. \"\"Belki oradan benim için onlara lanet etmenden Tanrı hoşnut olur.''\"|\"balakʔ balamʔaʔ \"\"simdi ɡelʔ seni baska bir jere ɡoturejim\"\" dedi. \"\"belki oradan benim it͡ʃin onlara lanet etmenden tanri hosnut olur.ʔʔ\" Old-Testament-Job-031-031|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer çadırımın adamları, 'Onun yedirdiği ete doymamış kim vardır?' demedilerse,|eɡer t͡ʃadirimin adamlariʔ ʔonun jedirdiɡi ete dojmamis kim vardir?ʔ demedilerseʔ Old-Testament-Psalms-078-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların yalnızca insan olduğunu hatırladı, geçip giden ve bir daha dönmeyen bir yel.|onlarin jalnizt͡ʃa insan olduɡunu hatirladiʔ ɡet͡ʃip ɡiden ve bir daha donmejen bir jel. Old-Testament-Proverbs-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kükreyen aslan ya da saldırgan ayı neyse, çaresiz halk üzerindeki kötü hükümdar da öyledir.|kukrejen aslan ja da saldirɡan aji nejseʔ t͡ʃaresiz halk uzerindeki kotu hukumdar da ojledir. Old-Testament-Ecclesiastes-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|aramanın zamanı var, kaybetmenin de zamanı var; tutmanın zamanı var, atmanın da zamanı var;|aramanin zamani varʔ kajbetmenin de zamani var; tutmanin zamani varʔ atmanin da zamani var; Old-Testament-Exodus-037-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu taşımak için sırık yeri olarak, pervazın altına, iki yanları üzerine ve iki tarafına iki altın halka yaptı.|onu tasimak it͡ʃin sirik jeri olarakʔ pervazin altinaʔ iki janlari uzerine ve iki tarafina iki altin halka japti. Old-Testament-1-Samuel-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, Samuel’e, “Günah işledim; çünkü Yahve'nin buyruğunu ve senin sözlerini çiğnedim, çünkü halktan korktum ve onların sözüne itaat ettim.|saulʔ samuel’eʔ “ɡunah isledim; t͡ʃunku jahveʔnin bujruɡunu ve senin sozlerini t͡ʃiɡnedimʔ t͡ʃunku halktan korktum ve onlarin sozune itaat ettim. New-Testament-Romans-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman her birimiz kendi adına Tanrı’ya hesap vereceğiz.|o zaman her birimiz kendi adina tanri’ja hesap veret͡ʃeɡiz. Old-Testament-Exodus-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyücüler büyüleriyle bit yapmaya çalıştılar ama başaramadılar. İnsanda ve hayvanda bit vardı.|bujut͡ʃuler bujulerijle bit japmaja t͡ʃalistilar ama basaramadilar. insanda ve hajvanda bit vardi. Old-Testament-Exodus-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz çoğalıncaya ve ülkeyi miras alana dek onları azar azar önünüzden kovacağım.|siz t͡ʃoɡalint͡ʃaja ve ulkeji miras alana dek onlari azar azar onunuzden kovat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-032-037|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, onları öfkemle, gazabımla ve büyük kızgınlığımla sürmüş olduğum bütün ülkelerden kendilerini toplayacağım; ve onları yine buraya getireceğim. Onları güvenlik içinde oturtacağım.|isteʔ onlari ofkemleʔ ɡazabimla ve bujuk kizɡinliɡimla surmus olduɡum butun ulkelerden kendilerini toplajat͡ʃaɡim; ve onlari jine buraja ɡetiret͡ʃeɡim. onlari ɡuvenlik it͡ʃinde oturtat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-029-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Köküm sulara kadar yayılmış. Çiy bütün gece dalımda kalır.|kokum sulara kadar jajilmis. t͡ʃij butun ɡet͡ʃe dalimda kalir. New-Testament-1-John-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah işleyen İblis’dendir. Çünkü İblis başlangıçtan beri günah işliyor. Tanrı’nın Oğlu, İblis’in işlerini yok etmek için ortaya çıktı.|ɡunah islejen iblis’dendir. t͡ʃunku iblis baslanɡit͡ʃtan beri ɡunah islijor. tanri’nin oɡluʔ iblis’in islerini jok etmek it͡ʃin ortaja t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-076-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve’ye adak adayın, onları yerine getirin! Armağanlar sunun korkulması gereken O’na, ey siz çevresindekiler.|tanriniz jahve’je adak adajinʔ onlari jerine ɡetirin! armaɡanlar sunun korkulmasi ɡereken o’naʔ ej siz t͡ʃevresindekiler. Old-Testament-Isaiah-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yahve Yeşaya'ya şöyle dedi: \"\"Şimdi sen ve oğlun Şearyaşuv'la Ahaz'ı karşılamak için yukarı havuzun su yolu sonunda, çırpıcı tarlası caddesine çık.\"|\"bunun uzerine jahve jesajaʔja sojle dedi \"\"simdi sen ve oɡlun searjasuvʔla ahazʔi karsilamak it͡ʃin jukari havuzun su jolu sonundaʔ t͡ʃirpit͡ʃi tarlasi t͡ʃaddesine t͡ʃik.\" New-Testament-Matthew-006-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü uluslar hep bu şeyleri ararlar, çünkü göksel Babanız bütün bu şeylere ihtiyacınız olduğunu bilir.|t͡ʃunku uluslar hep bu sejleri ararlarʔ t͡ʃunku ɡoksel babaniz butun bu sejlere ihtijat͡ʃiniz olduɡunu bilir. Old-Testament-1-Kings-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece direkleri yaptı ve direklerin tepesindeki başlıkları örtmek için bir ağın etrafında iki sıra nar vardı; ve öbür başlık için de böyle yaptı.|bojlet͡ʃe direkleri japti ve direklerin tepesindeki basliklari ortmek it͡ʃin bir aɡin etrafinda iki sira nar vardi; ve obur baslik it͡ʃin de bojle japti. Old-Testament-Genesis-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sütun üzerine mesh ettiğin, bana adak adadığın Beytel'in Tanrısı benim. Şimdi kalk, bu topraklardan çık ve doğduğun ülkeye dön.’” dedi.|sutun uzerine mesh ettiɡinʔ bana adak adadiɡin bejtelʔin tanrisi benim. simdi kalkʔ bu topraklardan t͡ʃik ve doɡduɡun ulkeje don.’” dedi. Old-Testament-Leviticus-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe topluluğa, \"\"Yahve'nin yapılmasını buyurduğu şey şudur\"\" dedi.\"|\"mose topluluɡaʔ \"\"jahveʔnin japilmasini bujurduɡu sej sudur\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Kutsal Ruh, beni zincirlerin ve sıkıntıların beklediğini söyleyerek her kentte tanıklık ediyor.|ant͡ʃak kutsal ruhʔ beni zint͡ʃirlerin ve sikintilarin beklediɡini sojlejerek her kentte taniklik edijor. Old-Testament-Ezekiel-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece boyu kırın bütün ağaçlarından daha yükseldi; dalları çoğaldı. Dalları yayıldığı zaman, bol sular yüzünden uzadı.|bojlet͡ʃe boju kirin butun aɡat͡ʃlarindan daha jukseldi; dallari t͡ʃoɡaldi. dallari jajildiɡi zamanʔ bol sular juzunden uzadi. New-Testament-John-012-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle iman edemiyorlardı. Yine Yeşaya şöyle demişti:|bu nedenle iman edemijorlardi. jine jesaja sojle demisti Old-Testament-Deuteronomy-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir adam ölümü hak eden bir günah işlemişse ve onu öldürürseniz ve onu bir ağaca asarsanız,|eɡer bir adam olumu hak eden bir ɡunah islemisse ve onu oldururseniz ve onu bir aɡat͡ʃa asarsanizʔ Old-Testament-Isaiah-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların beyleri Soan'da, elçileri de Hanes'e geldi.|t͡ʃunku onlarin bejleri soanʔdaʔ elt͡ʃileri de hanesʔe ɡeldi. Old-Testament-1-Kings-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kalk, Sayda'nın Sarefatı'na git ve orada kal. İşte, orada seni beslemesi için bir dul kadına buyruk verdim.”|“kalkʔ sajdaʔnin sarefatiʔna ɡit ve orada kal. isteʔ orada seni beslemesi it͡ʃin bir dul kadina bujruk verdim.” Old-Testament-Leviticus-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kişi bir aylıktan beş yaşına kadarsa, o zaman biçtiğin değer erkek için beş şekel gümüş, kız için üç şekel gümüş olacaktır.|eɡer kisi bir ajliktan bes jasina kadarsaʔ o zaman bit͡ʃtiɡin deɡer erkek it͡ʃin bes sekel ɡumusʔ kiz it͡ʃin ut͡ʃ sekel ɡumus olat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-037-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Baktım ve işte, üzerlerinde kaslar vardı ve et çıktı ve üstlerini deri kapladı; ama onlarda soluk yoktu.|baktim ve isteʔ uzerlerinde kaslar vardi ve et t͡ʃikti ve ustlerini deri kapladi; ama onlarda soluk joktu. New-Testament-2-Timothy-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar kendilerini seven, para tutkunu, kendini beğenmiş, kibirli, küfürbaz, babasına ve annesine itaatsiz, nankör, kutsallıktan yoksun,|insanlar kendilerini sevenʔ para tutkunuʔ kendini beɡenmisʔ kibirliʔ kufurbazʔ babasina ve annesine itaatsizʔ nankorʔ kutsalliktan joksunʔ New-Testament-Luke-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O gidip başkâhinlerle ve tapınak koruyucularının komutanlarıyla Yeşua’yı nasıl onların eline teslim edeceğini konuştu.|o ɡidip baskahinlerle ve tapinak korujut͡ʃularinin komutanlarijla jesua’ji nasil onlarin eline teslim edet͡ʃeɡini konustu. Old-Testament-Psalms-099-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'yle Aron O’nun kâhinleri arasındaydı. Samuel adını çağıranlar arasındaydı. Yahve’yi çağırdılar, O da onlara yanıt verdi.|moseʔjle aron o’nun kahinleri arasindajdi. samuel adini t͡ʃaɡiranlar arasindajdi. jahve’ji t͡ʃaɡirdilarʔ o da onlara janit verdi. Old-Testament-2-Samuel-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden hizmetkârlarına, \"\"İşte, Yoav'ın tarlası benimkine yakın, orada arpası var. Gidip onu ateşe verin.\"\" dedi. Böylece Avşalom'un hizmetkârları tarlayı ateşe verdiler.\"|\"bu juzden hizmetkarlarinaʔ \"\"isteʔ joavʔin tarlasi benimkine jakinʔ orada arpasi var. ɡidip onu atese verin.\"\" dedi. bojlet͡ʃe avsalomʔun hizmetkarlari tarlaji atese verdiler.\" Old-Testament-Lamentations-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlerinin günahları, ve kâhinlerinin suçları yüzünden bu, çünkü onlar kentin ortasında doğruların kanını döktüler.|pejɡamberlerinin ɡunahlariʔ ve kahinlerinin sut͡ʃlari juzunden buʔ t͡ʃunku onlar kentin ortasinda doɡrularin kanini doktuler. Old-Testament-Exodus-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk, Moşe'nin dağdan inmekte geciktiğini görünce, Aron'un yanında toplanıp ona şöyle dediler: \"\"Gel, bize önümüzden gidecek ilâhlar yap; çünkü bizi Mısır diyarından çıkaran adama, bu Moşe'ye ne oldu bilmiyoruz.\"\"\"|\"halkʔ moseʔnin daɡdan inmekte ɡet͡ʃiktiɡini ɡorunt͡ʃeʔ aronʔun janinda toplanip ona sojle dediler \"\"ɡelʔ bize onumuzden ɡidet͡ʃek ilahlar jap; t͡ʃunku bizi misir dijarindan t͡ʃikaran adamaʔ bu moseʔje ne oldu bilmijoruz.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Biraz uyku, biraz uyuklama, biraz elleri kavuşturup uyumak derken,|biraz ujkuʔ biraz ujuklamaʔ biraz elleri kavusturup ujumak derkenʔ Old-Testament-Jeremiah-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kendilerini sürmüş olduğum bütün ülkelerden sürümün arta kalanını toplayacağım ve onları ağıllarına geri getireceğim; ve verimli olacaklar ve çoğalacaklar.|“kendilerini surmus olduɡum butun ulkelerden surumun arta kalanini toplajat͡ʃaɡim ve onlari aɡillarina ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim; ve verimli olat͡ʃaklar ve t͡ʃoɡalat͡ʃaklar. New-Testament-Matthew-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bazıları doğuştan hadımdır, bazıları insanlar tarafından hadım edilir, bazıları da Göğün Krallığı uğruna kendini hadım eder. Bunu kabul edebilen kabul etsin!” dedi.|t͡ʃunku bazilari doɡustan hadimdirʔ bazilari insanlar tarafindan hadim edilirʔ bazilari da ɡoɡun kralliɡi uɡruna kendini hadim eder. bunu kabul edebilen kabul etsin!” dedi. New-Testament-James-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içinizden birinin bilgelikte eksiği varsa, herkese cömertçe ve azarlamadan veren Tanrı’dan istesin, kendisine verilecektir.|ama it͡ʃinizden birinin bilɡelikte eksiɡi varsaʔ herkese t͡ʃomertt͡ʃe ve azarlamadan veren tanri’dan istesinʔ kendisine verilet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kötüler yargılanınca ayakta kalamaz, günahkârlar doğrular topluluğunda duramaz.|bu nedenle kotuler jarɡilanint͡ʃa ajakta kalamazʔ ɡunahkarlar doɡrular topluluɡunda duramaz. Old-Testament-2-Samuel-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mefiboşet Yeruşalem’de yaşıyordu. Çünkü kralın sofrasında sürekli yemek yiyordu. Her iki ayağı da topaldı.|mefiboset jerusalem’de jasijordu. t͡ʃunku kralin sofrasinda surekli jemek jijordu. her iki ajaɡi da topaldi. Old-Testament-Zechariah-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'den savaş arabasını, ve Yeruşalem'den atı kesip atacağım. Savaş yayı kesilip atılacak; O, uluslara esenlik sözü konuşacak. Hâkimiyeti denizden denize, ırmaktan yeryüzünün uçlarına kadar olacak.|efraimʔden savas arabasiniʔ ve jerusalemʔden ati kesip atat͡ʃaɡim. savas jaji kesilip atilat͡ʃak; oʔ uluslara esenlik sozu konusat͡ʃak. hakimijeti denizden denizeʔ irmaktan jerjuzunun ut͡ʃlarina kadar olat͡ʃak. New-Testament-Mark-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ulus ulusa karşı, krallık krallığa karşı ayaklanacak. Çeşitli yerlerde depremler olacak. Kıtlıklar ve sıkıntılar olacak. Bu şeyler doğum sancılarının başlangıcıdır.|t͡ʃunku ulus ulusa karsiʔ krallik kralliɡa karsi ajaklanat͡ʃak. t͡ʃesitli jerlerde depremler olat͡ʃak. kitliklar ve sikintilar olat͡ʃak. bu sejler doɡum sant͡ʃilarinin baslanɡit͡ʃidir. Old-Testament-1-Samuel-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece David kırda saklandı. Yeni Ay gelince, Kral yemek yemek için oturdu.|bojlet͡ʃe david kirda saklandi. jeni aj ɡelint͡ʃeʔ kral jemek jemek it͡ʃin oturdu. New-Testament-Mark-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh onu nerede yakalarsa, yere çarpıyor. Ağzından köpükler geliyor, dişlerini gıcırdatıyor ve kaskatı kesiliyor. Öğrencilerinden ruhu çıkarmalarını istedim, ama yapamadılar.”|ruh onu nerede jakalarsaʔ jere t͡ʃarpijor. aɡzindan kopukler ɡelijorʔ dislerini ɡit͡ʃirdatijor ve kaskati kesilijor. oɡrent͡ʃilerinden ruhu t͡ʃikarmalarini istedimʔ ama japamadilar.” Old-Testament-Job-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıkıma ve kıtlığa güleceksin, yeryüzünün hayvanlarından korkmayacaksın.|jikima ve kitliɡa ɡulet͡ʃeksinʔ jerjuzunun hajvanlarindan korkmajat͡ʃaksin. New-Testament-Luke-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler denendiğim zamanlarda benimle birlikte dayanmış olanlarsınız.|sizler denendiɡim zamanlarda benimle birlikte dajanmis olanlarsiniz. Old-Testament-Exodus-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üstelik, \"\"Ben babanın Tanrısı, Avraham'ın Tanrısı, İshak'ın Tanrısı ve Yakov'un Tanrısı'yım\"\" dedi. Moşe, yüzünü sakladı çünkü Tanrı'ya bakmaya korkuyordu.\"|\"ustelikʔ \"\"ben babanin tanrisiʔ avrahamʔin tanrisiʔ ishakʔin tanrisi ve jakovʔun tanrisiʔjim\"\" dedi. moseʔ juzunu sakladi t͡ʃunku tanriʔja bakmaja korkujordu.\" New-Testament-John-008-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua şöyle yanıt verdi: “Eğer ben kendimi yüceltirsem, yüceliğim bir hiçtir. Beni yücelten, ‘Tanrımız’ dediğiniz Babam’dır.|jesua sojle janit verdi “eɡer ben kendimi jut͡ʃeltirsemʔ jut͡ʃeliɡim bir hit͡ʃtir. beni jut͡ʃeltenʔ ‘tanrimiz’ dediɡiniz babam’dir. New-Testament-Mark-014-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhin ayağa kalkıp ortada durdu ve Yeşua’ya, “Hiç yanıtın yok mu? Bunların sana karşı etmekte oldukları tanıklık nedir?” diye sordu.|baskahin ajaɡa kalkip ortada durdu ve jesua’jaʔ “hit͡ʃ janitin jok mu? bunlarin sana karsi etmekte olduklari taniklik nedir?” dije sordu. Old-Testament-Ezekiel-037-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bana buyurulduğu gibi peygamberlik ettim. Peygamberlik ettiğim sırada bir gürültü oldu ve işte, bir deprem oldu. Sonra kemikler, kemik kemiğine olmak üzere birbirine yaklaştı.|bojlet͡ʃe bana bujurulduɡu ɡibi pejɡamberlik ettim. pejɡamberlik ettiɡim sirada bir ɡurultu oldu ve isteʔ bir deprem oldu. sonra kemiklerʔ kemik kemiɡine olmak uzere birbirine jaklasti. Old-Testament-2-Chronicles-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerini topladılar, kendilerini kutsadılar ve Yahve'nin sözleriyle kralın buyruğuna göre Yahve'nin evini temizlemek için içeri girdiler.|kardeslerini topladilarʔ kendilerini kutsadilar ve jahveʔnin sozlerijle kralin bujruɡuna ɡore jahveʔnin evini temizlemek it͡ʃin it͡ʃeri ɡirdiler. Old-Testament-Judges-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsraelliler Mispa'da ant içerek şöyle dediler: \"\"Hiçbirimiz kızını Benyamin'e eş olarak vermeyeceğiz.\"\"\"|\"israelliler mispaʔda ant it͡ʃerek sojle dediler \"\"hit͡ʃbirimiz kizini benjaminʔe es olarak vermejet͡ʃeɡiz.\"\"\" Old-Testament-Genesis-041-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Yosef'e şöyle dedi: “Düşümde ırmağın kıyısında duruyordum.|firavun josefʔe sojle dedi “dusumde irmaɡin kijisinda durujordum. Old-Testament-Psalms-122-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'in esenliği için dua edin. Seni sevenler bolluğa kavuşur.|jerusalemʔin esenliɡi it͡ʃin dua edin. seni sevenler bolluɡa kavusur. New-Testament-Matthew-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman başkâhinler, yazıcılar ve halkın ihtiyarları, Kayafa denen başkâhinin avlusunda toplandılar.|o zaman baskahinlerʔ jazit͡ʃilar ve halkin ihtijarlariʔ kajafa denen baskahinin avlusunda toplandilar. Old-Testament-2-Chronicles-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohat'ın çocukları ve Korah'ın çocukları Levililer, İsrael'in Tanrısı Yahve'yi çok yüksek sesle övmek için ayağa kalktılar.|kohatʔin t͡ʃot͡ʃuklari ve korahʔin t͡ʃot͡ʃuklari levililerʔ israelʔin tanrisi jahveʔji t͡ʃok juksek sesle ovmek it͡ʃin ajaɡa kalktilar. Old-Testament-Jeremiah-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor, “Çünkü Yahuda'nın çocukları gözümde kötü olanı yaptılar. Adımla çağırılan evi kirletmek için kendi iğrençliklerini oraya koydular.|jahve sojle dijorʔ “t͡ʃunku jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ɡozumde kotu olani japtilar. adimla t͡ʃaɡirilan evi kirletmek it͡ʃin kendi iɡrent͡ʃliklerini oraja kojdular. Old-Testament-2-Samuel-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Avner Hevron'a dönünce, Yoav sessizce onunla konuşmak için onu kapının ortasına çekti, kardeşi Asahel'in kanı için onu orada bedeninden vurdu, o da öldü.|avner hevronʔa donunt͡ʃeʔ joav sessizt͡ʃe onunla konusmak it͡ʃin onu kapinin ortasina t͡ʃektiʔ kardesi asahelʔin kani it͡ʃin onu orada bedeninden vurduʔ o da oldu. Old-Testament-1-Chronicles-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Eleazar'ın oğlu Pinehas eskiden onların başındaydı ve Yahve onunla birlikteydi.|eleazarʔin oɡlu pinehas eskiden onlarin basindajdi ve jahve onunla birliktejdi. Old-Testament-Genesis-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hayır, efendim, beni dinle. Sana tarlayı ve içindeki mağarayı veriyorum. Halkımın huzurunda onu sana veriyorum. Ölünü göm.”|“hajirʔ efendimʔ beni dinle. sana tarlaji ve it͡ʃindeki maɡaraji verijorum. halkimin huzurunda onu sana verijorum. olunu ɡom.” Old-Testament-Genesis-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı Adem’e, “Bahçenin her ağacından özgürce yiyebilirsin” diye buyurdu.|jahve tanri adem’eʔ “baht͡ʃenin her aɡat͡ʃindan ozɡurt͡ʃe jijebilirsin” dije bujurdu. Old-Testament-1-Chronicles-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları, sayılarına göre, atalar evlerinin başları, binlerin ve yüzlerin başları ve yılın bütün aylarında krala her ay girip çıkan bölüklerde hizmet eden memurları, her bölüğün yirmi dört bin kişisi vardı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ sajilarina ɡoreʔ atalar evlerinin baslariʔ binlerin ve juzlerin baslari ve jilin butun ajlarinda krala her aj ɡirip t͡ʃikan boluklerde hizmet eden memurlariʔ her boluɡun jirmi dort bin kisisi vardi. New-Testament-Acts-027-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Gün doğmak üzereyken Pavlus herkese biraz yemek yemelerini öğütledi. “Bugün hiçbir şey yemeden bekleyişinizin ondördüncü günü” dedi.|ɡun doɡmak uzerejken pavlus herkese biraz jemek jemelerini oɡutledi. “buɡun hit͡ʃbir sej jemeden beklejisinizin ondordunt͡ʃu ɡunu” dedi. Old-Testament-Exodus-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana vereceğim antlaşmayı sandığın içine koyacaksın.|sana veret͡ʃeɡim antlasmaji sandiɡin it͡ʃine kojat͡ʃaksin. Old-Testament-Ezekiel-035-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Seir Dağı'nı şaşılacak bir şeye ve harabeye döndüreceğim. Oraya gidip gelenin kökünü keseceğim.|bojlet͡ʃe seir daɡiʔni sasilat͡ʃak bir seje ve harabeje donduret͡ʃeɡim. oraja ɡidip ɡelenin kokunu keset͡ʃeɡim. New-Testament-Ephesians-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in korkusunda birbirinize tabi olun.|mesih’in korkusunda birbirinize tabi olun. Old-Testament-Genesis-041-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef, Firavun'a, “Firavun'un gördüğü düş birdir” dedi. “Tanrı yapmak üzere olduğu şeyi Firavun'a bildirdi.|josefʔ firavunʔaʔ “firavunʔun ɡorduɡu dus birdir” dedi. “tanri japmak uzere olduɡu seji firavunʔa bildirdi. Old-Testament-Nehemiah-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhin Elyaşiv'in oğlu Yoyada'nın oğullarından biri, Horonlu Sanballat'ın damadıydı; bu yüzden onu yanımdan kovdum.|baskahin eljasivʔin oɡlu jojadaʔnin oɡullarindan biriʔ horonlu sanballatʔin damadijdi; bu juzden onu janimdan kovdum. New-Testament-Revelation-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.’”|kulaɡi olanʔ ruh’un kiliselere ne dediɡini isitsin.’” Old-Testament-1-Chronicles-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Betuel'de, Horma'da, Ziklag'da,|betuelʔdeʔ hormaʔdaʔ ziklaɡʔdaʔ Old-Testament-Ezekiel-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Aralarındaki bey, yükünü karanlıkta omzunda taşıyacak ve dışarı çıkacak. O yoldan eşyalarını çıkarmak için duvarı delecekler. Yüzünü örtecek, çünkü ülkeyi gözleriyle görmeyecek.\"|\"\"\"ʔaralarindaki bejʔ jukunu karanlikta omzunda tasijat͡ʃak ve disari t͡ʃikat͡ʃak. o joldan esjalarini t͡ʃikarmak it͡ʃin duvari delet͡ʃekler. juzunu ortet͡ʃekʔ t͡ʃunku ulkeji ɡozlerijle ɡormejet͡ʃek.\" Old-Testament-Psalms-081-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır diyarından çıktığı zaman, bunu Yosef için bir antlaşma olarak belirledi. Orada bilmediğim bir dili duydum.|misir dijarindan t͡ʃiktiɡi zamanʔ bunu josef it͡ʃin bir antlasma olarak belirledi. orada bilmediɡim bir dili dujdum. Old-Testament-Isaiah-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bana şöyle dedi: \"\"Büyük bir levha al ve üzerine insan kalemiyle 'Maher Şalal Haş Baz için' yaz;\"|\"jahve bana sojle dedi \"\"bujuk bir levha al ve uzerine insan kalemijle ʔmaher salal has baz it͡ʃinʔ jaz;\" Old-Testament-Isaiah-066-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kendilerini kutsayanlar ve bahçelere gitmek için kendilerini arındıranlar, ortada duranı izleyenler, domuz eti, iğrenç şeyler ve fare yiyenler, hepsi birlikte yok olacaklar” diyor Yahve.|“kendilerini kutsajanlar ve baht͡ʃelere ɡitmek it͡ʃin kendilerini arindiranlarʔ ortada durani izlejenlerʔ domuz etiʔ iɡrent͡ʃ sejler ve fare jijenlerʔ hepsi birlikte jok olat͡ʃaklar” dijor jahve. Old-Testament-Jeremiah-048-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Verimli tarladan ve Moav ülkesinden sevinç ve neşe kaldırıldı. Üzüm sıkma çukurundan şarabı kestim. Kimse bağırarak üzüm çiğnemeyecek. O bağırış olmayacak.|verimli tarladan ve moav ulkesinden sevint͡ʃ ve nese kaldirildi. uzum sikma t͡ʃukurundan sarabi kestim. kimse baɡirarak uzum t͡ʃiɡnemejet͡ʃek. o baɡiris olmajat͡ʃak. New-Testament-Acts-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus, “Hayır, Efendim!” dedi. “Ben hiçbir zaman bayağı ya da murdar bir şey yemedim.”|petrusʔ “hajirʔ efendim!” dedi. “ben hit͡ʃbir zaman bajaɡi ja da murdar bir sej jemedim.” Old-Testament-Numbers-003-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahlitliler ailesi ve Muşililer ailesi Merari'dendi. Bunlar Merari'nin aileleridir.|mahlitliler ailesi ve musililer ailesi merariʔdendi. bunlar merariʔnin aileleridir. Old-Testament-Daniel-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona verdiği büyüklük yüzünden, bütün halklar, uluslar ve diller onun önünde titreyip korktular. Dilediğini öldürdü, dilediğini yaşattı. Dilediğini yükseltti, dilediğini alçalttı.|ona verdiɡi bujukluk juzundenʔ butun halklarʔ uluslar ve diller onun onunde titrejip korktular. dilediɡini oldurduʔ dilediɡini jasatti. dilediɡini jukselttiʔ dilediɡini alt͡ʃaltti. Old-Testament-Numbers-015-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrınız olmak için sizi Mısır diyarından çıkaran Tanrınız Yahve benim; Ben Tanrınız Yahve'yim.\"\"\"|\"tanriniz olmak it͡ʃin sizi misir dijarindan t͡ʃikaran tanriniz jahve benim; ben tanriniz jahveʔjim.\"\"\" Old-Testament-Psalms-043-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Tanrı'nın sunağına, büyük sevincim olan Tanrım'a gideceğim. Seni arpla öveceğim, Tanrım, Tanrım benim.|o zaman tanriʔnin sunaɡinaʔ bujuk sevint͡ʃim olan tanrimʔa ɡidet͡ʃeɡim. seni arpla ovet͡ʃeɡimʔ tanrimʔ tanrim benim. Old-Testament-1-Kings-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Her biri adamını öldürdü. Suriyeliler kaçtı ve İsrael onları kovaladı. Suriye Kralı Ben Hadad atlılarla birlikte bir at üzerinde kaçtı.|her biri adamini oldurdu. surijeliler kat͡ʃti ve israel onlari kovaladi. surije krali ben hadad atlilarla birlikte bir at uzerinde kat͡ʃti. Old-Testament-Isaiah-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi gözlerinde bilge olanların, kendilerini sağduyulu görenlerin vay haline!|kendi ɡozlerinde bilɡe olanlarinʔ kendilerini saɡdujulu ɡorenlerin vaj haline! Old-Testament-Leviticus-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kusurlu olanı sunmayacaksınız; çünkü o sizin için kabul edilebilir olmayacaktır.|ama kusurlu olani sunmajat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku o sizin it͡ʃin kabul edilebilir olmajat͡ʃaktir. New-Testament-1-John-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, size gelince, başlangıçtan beri işittiğiniz sizde kalsın. Başlangıçtan beri işittikleriniz sizde kalırsa, siz de Oğul’da ve Baba’da kalırsınız.|bu nedenleʔ size ɡelint͡ʃeʔ baslanɡit͡ʃtan beri isittiɡiniz sizde kalsin. baslanɡit͡ʃtan beri isittikleriniz sizde kalirsaʔ siz de oɡul’da ve baba’da kalirsiniz. Old-Testament-Ezekiel-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların saraylarını biliyordu, ve kentlerini harap etti. Kükremesinin gürültüsünden dolayı ülke tümüyle ıssız kaldı.|onlarin sarajlarini bilijorduʔ ve kentlerini harap etti. kukremesinin ɡurultusunden dolaji ulke tumujle issiz kaldi. Old-Testament-Daniel-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Neden sana geldiğimi biliyor musun?” dedi. “Şimdi Pers hükümdarıyla savaşmak için geri döneceğim. Çıktığımda, işte Grek hükümdarı gelecek.|“neden sana ɡeldiɡimi bilijor musun?” dedi. “simdi pers hukumdarijla savasmak it͡ʃin ɡeri donet͡ʃeɡim. t͡ʃiktiɡimdaʔ iste ɡrek hukumdari ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-113-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökte ve yeryüzünde olanlara bakmak için eğilen?|ɡokte ve jerjuzunde olanlara bakmak it͡ʃin eɡilen? New-Testament-Revelation-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın, dört canlı yaratığın ve ihtiyarların ortasında, boğazlanmış gibi duran, bir Kuzu gördüm. Yedi boynuzu ve yedi gözü vardı. Bunlar Tanrı’nın bütün yeryüzüne gönderilen yedi Ruhu’dur.|tahtinʔ dort t͡ʃanli jaratiɡin ve ihtijarlarin ortasindaʔ boɡazlanmis ɡibi duranʔ bir kuzu ɡordum. jedi bojnuzu ve jedi ɡozu vardi. bunlar tanri’nin butun jerjuzune ɡonderilen jedi ruhu’dur. Old-Testament-Isaiah-033-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve orada, geniş ırmakların ve derelerin olduğu, hiçbir kürekli geminin gitmeyeceği, hiçbir güçlü geminin geçmeyeceği bir yerde görkemiyle bizimle birlikte olacak.|ama jahve oradaʔ ɡenis irmaklarin ve derelerin olduɡuʔ hit͡ʃbir kurekli ɡeminin ɡitmejet͡ʃeɡiʔ hit͡ʃbir ɡut͡ʃlu ɡeminin ɡet͡ʃmejet͡ʃeɡi bir jerde ɡorkemijle bizimle birlikte olat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-034-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizimle oturursunuz, ülke önünüzdedir. İçinde yaşayın, ticaret yapıp mülk edinin.”|bizimle oturursunuzʔ ulke onunuzdedir. it͡ʃinde jasajinʔ tit͡ʃaret japip mulk edinin.” Old-Testament-Isaiah-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar akıp giden çok sular gibi akacaklar, ama O onları azarlayacak, onlar da uzaklara kaçacaklar; yelin önünde dağlardaki saman çöpü gibi, fırtına önünde dönen toz gibi kovalanacaklar.|uluslar akip ɡiden t͡ʃok sular ɡibi akat͡ʃaklarʔ ama o onlari azarlajat͡ʃakʔ onlar da uzaklara kat͡ʃat͡ʃaklar; jelin onunde daɡlardaki saman t͡ʃopu ɡibiʔ firtina onunde donen toz ɡibi kovalanat͡ʃaklar. New-Testament-Luke-011-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Söyleyeceği bir sözle yakalayıp O'nu suçlu çıkarabilmek için pusuya yattılar.|sojlejet͡ʃeɡi bir sozle jakalajip oʔnu sut͡ʃlu t͡ʃikarabilmek it͡ʃin pusuja jattilar. Old-Testament-Jeremiah-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Efraim tepelerindeki bekçilerin, 'Kalkın! Siyona'a, Tanrımız Yahve'ye çıkalım' diye bağıracakları bir gün olacak.\"\"\"|\"t͡ʃunku efraim tepelerindeki bekt͡ʃilerinʔ ʔkalkin! sijonaʔaʔ tanrimiz jahveʔje t͡ʃikalimʔ dije baɡirat͡ʃaklari bir ɡun olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-033-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sen, ey insanoğlu, halkının çocukları senin hakkında duvarların önünde ve evlerin kapılarında konuşuyorlar ve birbirlerine, herkes kendi kardeşine, 'Lütfen gelin ve Yahve tarafından çıkan sözü dinleyelim' diyorlar.\"|\"\"\"senʔ ej insanoɡluʔ halkinin t͡ʃot͡ʃuklari senin hakkinda duvarlarin onunde ve evlerin kapilarinda konusujorlar ve birbirlerineʔ herkes kendi kardesineʔ ʔlutfen ɡelin ve jahve tarafindan t͡ʃikan sozu dinlejelimʔ dijorlar.\" New-Testament-James-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu ayartıya dayanan insana! Çünkü onaylandığında, Efendi’nin kendisini sevenlere vaat ettiği yaşam tacını alacaktır.|ne mutlu ajartija dajanan insana! t͡ʃunku onajlandiɡindaʔ efendi’nin kendisini sevenlere vaat ettiɡi jasam tat͡ʃini alat͡ʃaktir. New-Testament-John-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Tanrı’nın işi, O’nun gönderdiği kişiye iman etmenizdir” diye yanıtladı.|jesua onlaraʔ “tanri’nin isiʔ o’nun ɡonderdiɡi kisije iman etmenizdir” dije janitladi. Old-Testament-2-Samuel-022-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, ey Yahve, uluslar arasında sana şükredeceğim, adını ilahilerle öveceğim.|bu juzdenʔ ej jahveʔ uluslar arasinda sana sukredet͡ʃeɡimʔ adini ilahilerle ovet͡ʃeɡim. New-Testament-Revelation-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret koyduruyordu.|kut͡ʃuk bujukʔ zenɡin joksulʔ ozɡur kole herkesin saɡ eline ja da alnina bir isaret kojdurujordu. Old-Testament-Exodus-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un yüreğini katılaştıracağım, o da onların peşine düşecek. Firavun ve onun bütün orduları üzerinde yücelik kazanacağım. Mısırlılar benim Yahve olduğumu bilecekler.” Öyle yaptılar.|firavunʔun jureɡini katilastirat͡ʃaɡimʔ o da onlarin pesine duset͡ʃek. firavun ve onun butun ordulari uzerinde jut͡ʃelik kazanat͡ʃaɡim. misirlilar benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.” ojle japtilar. New-Testament-Romans-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendinizi hizmetkâr olarak sunup birine itaat ettiğinizde, ya ölüme günahın, ya da doğruluğa itaatin, itaat ettiğiniz kişinin hizmetkârları olduğunuzu bilmiyor musunuz?|kendinizi hizmetkar olarak sunup birine itaat ettiɡinizdeʔ ja olume ɡunahinʔ ja da doɡruluɡa itaatinʔ itaat ettiɡiniz kisinin hizmetkarlari olduɡunuzu bilmijor musunuz? New-Testament-John-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba nasıl ölüleri diriltip onlara yaşam veriyorsa, Oğul da dilediklerine yaşam verir.|baba nasil oluleri diriltip onlara jasam verijorsaʔ oɡul da dilediklerine jasam verir. Old-Testament-Ezekiel-040-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman alt kapının ön cephesinden dıştaki iç avlunun ön cephesine kadar olan genişliği ölçtü, hem doğuda hem de kuzeyde yüz arşındı.|o zaman alt kapinin on t͡ʃephesinden distaki it͡ʃ avlunun on t͡ʃephesine kadar olan ɡenisliɡi olt͡ʃtuʔ hem doɡuda hem de kuzejde juz arsindi. New-Testament-John-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Simon Petrus onun ardından geldi ve mezara girdi. Serili duran keten bezleri gördü.|sonra simon petrus onun ardindan ɡeldi ve mezara ɡirdi. serili duran keten bezleri ɡordu. Old-Testament-Jeremiah-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya Yahve'nin kendisine bütün halka söylemesini buyurmuş olduğu her şeyi bitirince, kâhinler, peygamberler ve bütün halk onu yakalayıp, “Kesinlikle öleceksin!” dediler.|jeremja jahveʔnin kendisine butun halka sojlemesini bujurmus olduɡu her seji bitirint͡ʃeʔ kahinlerʔ pejɡamberler ve butun halk onu jakalajipʔ “kesinlikle olet͡ʃeksin!” dediler. New-Testament-Philippians-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepinizi Mesih Yeşua’nın sevecen merhametleriyle nasıl özlediğime Tanrı tanıktır.|hepinizi mesih jesua’nin sevet͡ʃen merhametlerijle nasil ozlediɡime tanri taniktir. New-Testament-Acts-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus, eliyle susmaları için işaret etti. Efendi’nin kendisini zindandan nasıl çıkardığını onlara anlattı. “Bunları Yakov’a ve kardeşlere duyurun” dedi. Sonra oradan ayrılıp başka bir yere gitti.|petrusʔ elijle susmalari it͡ʃin isaret etti. efendi’nin kendisini zindandan nasil t͡ʃikardiɡini onlara anlatti. “bunlari jakov’a ve kardeslere dujurun” dedi. sonra oradan ajrilip baska bir jere ɡitti. Old-Testament-Leviticus-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"leylek, her türden balıkçıl, ibibik ve yarasa.'\"\"\"|\"lejlekʔ her turden balikt͡ʃilʔ ibibik ve jarasa.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk gün boyunca İblis tarafından denendi. O günlerde hiçbir şey yemedi. Sonra onlar tamamlanınca, acıktı.|kirk ɡun bojunt͡ʃa iblis tarafindan denendi. o ɡunlerde hit͡ʃbir sej jemedi. sonra onlar tamamlanint͡ʃaʔ at͡ʃikti. Old-Testament-1-Samuel-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul hizmetkârına, “Ama işte, gidersek adama ne götürelim? Çünkü ekmek torbalarımızda tükendi ve Tanrı adamına götürecek armağan yok. Neyimiz var?” dedi.|saul hizmetkarinaʔ “ama isteʔ ɡidersek adama ne ɡoturelim? t͡ʃunku ekmek torbalarimizda tukendi ve tanri adamina ɡoturet͡ʃek armaɡan jok. nejimiz var?” dedi. New-Testament-Luke-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerden birinde, Yeşua tapınakta halka öğretip Müjde’yi duyururken, kâhinler ve yazıcılar, ihtiyarlarla birlikte O’na geldiler.|o ɡunlerden birindeʔ jesua tapinakta halka oɡretip muʒde’ji dujururkenʔ kahinler ve jazit͡ʃilarʔ ihtijarlarla birlikte o’na ɡeldiler. Old-Testament-Numbers-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte şimdi halkımın yanına gidiyorum. Gel, bu halkın son günlerde senin halkına ne yapacaklarını sana bildireyim.”|iste simdi halkimin janina ɡidijorum. ɡelʔ bu halkin son ɡunlerde senin halkina ne japat͡ʃaklarini sana bildirejim.” Old-Testament-Joshua-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yaşamının bütün günlerince kimse senin önünde duramayacak. Moşe'yle olduğum gibi, seninle de olacağım. Seni yüzüstü bırakmayacağım ve seni terk etmeyeceğim.\"\"\"|\"jasaminin butun ɡunlerint͡ʃe kimse senin onunde duramajat͡ʃak. moseʔjle olduɡum ɡibiʔ seninle de olat͡ʃaɡim. seni juzustu birakmajat͡ʃaɡim ve seni terk etmejet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Psalms-042-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Geyiğin akarsuları özlediği gibi, canım da seni öyle özler, ey Tanrı.|ɡejiɡin akarsulari ozlediɡi ɡibiʔ t͡ʃanim da seni ojle ozlerʔ ej tanri. Old-Testament-Job-038-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun temelleri neyin üzerine dayandırıldı? Ya da köşe taşını kim koydu?|onun temelleri nejin uzerine dajandirildi? ja da kose tasini kim kojdu? New-Testament-Mark-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Hâlâ anlamıyor musunuz?” diye sordu.|jesua onlaraʔ “hala anlamijor musunuz?” dije sordu. New-Testament-Matthew-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua halkı yanına çağırdı ve onlara, “Dinleyin ve anlayın” dedi.|jesua halki janina t͡ʃaɡirdi ve onlaraʔ “dinlejin ve anlajin” dedi. Old-Testament-Genesis-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir süre sonra, Kain toprağın ürününden Yahve’ye sunu getirdi.|bir sure sonraʔ kain topraɡin urununden jahve’je sunu ɡetirdi. Old-Testament-Psalms-149-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsallar onur içinde sevinsinler. Yataklarında sevinçle ezgi söylesinler.|kutsallar onur it͡ʃinde sevinsinler. jataklarinda sevint͡ʃle ezɡi sojlesinler. Old-Testament-Psalms-062-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtuluşum ve onurum Tanrı'yladır. Gücümün kayası ve sığınağım Tanrı'dadır.|kurtulusum ve onurum tanriʔjladir. ɡut͡ʃumun kajasi ve siɡinaɡim tanriʔdadir. Old-Testament-Isaiah-057-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Vadinin düzgün taşları arasında senin payın var. Onlar, onlar senin hissendir. Onlara dökmelik sunu bile döktün. Sunu sundun. Bu şeylerden ötürü yatışacak mıyım?|vadinin duzɡun taslari arasinda senin pajin var. onlarʔ onlar senin hissendir. onlara dokmelik sunu bile doktun. sunu sundun. bu sejlerden oturu jatisat͡ʃak mijim? New-Testament-1-Corinthians-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Kişi kendini sınasın ve böylece ekmekten yiyip kâseden içsin.|kisi kendini sinasin ve bojlet͡ʃe ekmekten jijip kaseden it͡ʃsin. New-Testament-1-Corinthians-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayır, uluslar kurban ettikleri şeyleri Tanrı’ya değil, iblislere kurban ediyorlar diyorum. İblislerle paydaşlık etmenizi istemem.|hajirʔ uluslar kurban ettikleri sejleri tanri’ja deɡilʔ iblislere kurban edijorlar dijorum. iblislerle pajdaslik etmenizi istemem. New-Testament-Acts-026-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus şöyle karşılık verdi: “Tanrı’ya dua ederim ki, ister az ister çok olsun, yalnız sen değil, bugün beni işiten herkes bu zincirler dışında benim gibi olsun.”|pavlus sojle karsilik verdi “tanri’ja dua ederim kiʔ ister az ister t͡ʃok olsunʔ jalniz sen deɡilʔ buɡun beni isiten herkes bu zint͡ʃirler disinda benim ɡibi olsun.” Old-Testament-Judges-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler Moav Kralı Eglon'a on sekiz yıl hizmet ettiler.|israelliler moav krali eɡlonʔa on sekiz jil hizmet ettiler. Old-Testament-Proverbs-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tasarılar öğütle kurulur, bilge yol gösterişle savaşı sürdür!|tasarilar oɡutle kurulurʔ bilɡe jol ɡosterisle savasi surdur! Old-Testament-Amos-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün yıkılmış olan David'in çardağını yeniden kaldıracağım, onun gediklerini kapatacağım, yıkıntılarını yeniden bina edeceğim, eski günlerdeki gibi yeniden yapacağım.|o ɡun jikilmis olan davidʔin t͡ʃardaɡini jeniden kaldirat͡ʃaɡimʔ onun ɡediklerini kapatat͡ʃaɡimʔ jikintilarini jeniden bina edet͡ʃeɡimʔ eski ɡunlerdeki ɡibi jeniden japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Ecclesiastes-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|canım hâlâ onu aramakta, ama bulamadım. Binde bir erkek buldum, ama bunların hepsinin arasında bir kadın bulmadım.|t͡ʃanim hala onu aramaktaʔ ama bulamadim. binde bir erkek buldumʔ ama bunlarin hepsinin arasinda bir kadin bulmadim. New-Testament-Matthew-027-031|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nunla alay ettikten sonra, kaftanı üzerinden çıkarıp, kendi giysilerini üzerine giydirdiler ve çarmıha gerilmek üzere O’nu götürdüler.|o’nunla alaj ettikten sonraʔ kaftani uzerinden t͡ʃikaripʔ kendi ɡijsilerini uzerine ɡijdirdiler ve t͡ʃarmiha ɡerilmek uzere o’nu ɡoturduler. New-Testament-1-Corinthians-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa çok üye, tek beden vardır.|ojsa t͡ʃok ujeʔ tek beden vardir. New-Testament-Revelation-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulutun üzerinde oturan orağını yeryüzüne salladı ve yer biçildi.|bulutun uzerinde oturan oraɡini jerjuzune salladi ve jer bit͡ʃildi. New-Testament-Luke-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi’nin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O, yoksullara Müjde’yi duyurmak için beni meshetti. Kırık yüreklileri iyileştirmek, tutsakların salıverileceklerini, körlerin gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri kurtarmak,|“efendi’nin ruhu uzerimdedir. t͡ʃunku oʔ joksullara muʒde’ji dujurmak it͡ʃin beni meshetti. kirik jureklileri ijilestirmekʔ tutsaklarin saliverilet͡ʃekleriniʔ korlerin ɡozlerinin at͡ʃilat͡ʃaɡini dujurmak it͡ʃinʔ ezilenleri kurtarmakʔ Old-Testament-Genesis-038-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onan, soyun kendisinin olmayacağını biliyordu. Kardeşinin karısının yanına girince, erkek kardeşine soy vermesin diye menisini yere döküyordu.|onanʔ sojun kendisinin olmajat͡ʃaɡini bilijordu. kardesinin karisinin janina ɡirint͡ʃeʔ erkek kardesine soj vermesin dije menisini jere dokujordu. Old-Testament-Psalms-033-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğu ve adaleti sever. Dünya Yahve’nin sevgi dolu iyiliğiyle doludur.|doɡruluɡu ve adaleti sever. dunja jahve’nin sevɡi dolu ijiliɡijle doludur. New-Testament-John-019-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın çarmıha gerildiği yerde bir bahçe vardı. Bu bahçede henüz hiç kimsenin gömülmediği yeni bir mezar vardı.|jesua’nin t͡ʃarmiha ɡerildiɡi jerde bir baht͡ʃe vardi. bu baht͡ʃede henuz hit͡ʃ kimsenin ɡomulmediɡi jeni bir mezar vardi. Old-Testament-Joshua-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu yaptılar ve beş kralı mağaradan ona getirdiler: Yeruşalem Kralı, Hevron Kralı, Yarmut Kralı, Lakiş Kralı ve Eglon Kralı.|bunu japtilar ve bes krali maɡaradan ona ɡetirdiler jerusalem kraliʔ hevron kraliʔ jarmut kraliʔ lakis krali ve eɡlon krali. New-Testament-Acts-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendileriyle bir aradayken onlara şu buyruğu verdi: “Yeruşalem’den ayrılmayın, benden işitmiş olduğunuz Baba’nın vaadinin gerçekleşmesini bekleyin.|kendilerijle bir aradajken onlara su bujruɡu verdi “jerusalem’den ajrilmajinʔ benden isitmis olduɡunuz baba’nin vaadinin ɡert͡ʃeklesmesini beklejin. Old-Testament-Genesis-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman sütun olarak diktiğim bu taş Tanrı'nın Evi olacak. Bana vereceğin her şeyin ondalığını mutlaka sana vereceğim.”|o zaman sutun olarak diktiɡim bu tas tanriʔnin evi olat͡ʃak. bana veret͡ʃeɡin her sejin ondaliɡini mutlaka sana veret͡ʃeɡim.” New-Testament-Mark-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralarında, “Mezarın giriş kapısındaki taşı bizim için kim yuvarlayacak?” diyorlardı,|aralarindaʔ “mezarin ɡiris kapisindaki tasi bizim it͡ʃin kim juvarlajat͡ʃak?” dijorlardiʔ Old-Testament-Jeremiah-040-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Muhafız komutanı Yeremya'yı alıp ona dedi: \"\"Tanrın Yahve bu yerin üzerine bu kötülüğü ilan etti;\"|\"muhafiz komutani jeremjaʔji alip ona dedi \"\"tanrin jahve bu jerin uzerine bu kotuluɡu ilan etti;\" Old-Testament-Lamentations-003-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözüm hiç ara vermeden, durmadan akıyor.|ɡozum hit͡ʃ ara vermedenʔ durmadan akijor. New-Testament-Matthew-005-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine eskiden olanlara, ‘Yalan yere ant içmeyeceksin, ama Efendi’nin önünde içtiğin antları yerine getireceksin’ dendiğini duydunuz,|jine eskiden olanlaraʔ ‘jalan jere ant it͡ʃmejet͡ʃeksinʔ ama efendi’nin onunde it͡ʃtiɡin antlari jerine ɡetiret͡ʃeksin’ dendiɡini dujdunuzʔ Old-Testament-Judges-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Delila yeni urganlar alıp onu bunlarla bağladı ve ona, \"\"Filistliler senin üzerinde, Şimşon!\"\" dedi. Pusu iç odada bekliyordu. Onları iplik gibi kollarından kopardı.\"|\"delila jeni urɡanlar alip onu bunlarla baɡladi ve onaʔ \"\"filistliler senin uzerindeʔ simson!\"\" dedi. pusu it͡ʃ odada beklijordu. onlari iplik ɡibi kollarindan kopardi.\" Old-Testament-Leviticus-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un başına mesh yağından biraz döktü ve kendisini kutsal kılmak için onu meshetti.|aronʔun basina mesh jaɡindan biraz doktu ve kendisini kutsal kilmak it͡ʃin onu meshetti. Old-Testament-2-Kings-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onları gözünün önünden atana dek, Yahve'nin öfkesinden dolayı Yeruşalem'de ve Yahuda'da böyle oldu. Sonra Sidkiya Babil Kralı'na karşı başkaldırdı.|t͡ʃunku onlari ɡozunun onunden atana dekʔ jahveʔnin ofkesinden dolaji jerusalemʔde ve jahudaʔda bojle oldu. sonra sidkija babil kraliʔna karsi baskaldirdi. Old-Testament-Isaiah-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|yeryüzünü kudretle sarsmak için Yahve kalktığı zaman, heybetinin yüceliğinden ve dehşetinin önünden kayaların oyuklarına ve pütürlü kayaların yarıklarına girecekler.|jerjuzunu kudretle sarsmak it͡ʃin jahve kalktiɡi zamanʔ hejbetinin jut͡ʃeliɡinden ve dehsetinin onunden kajalarin ojuklarina ve puturlu kajalarin jariklarina ɡiret͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-139-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları saysam, sayıları kumdan çoktur. Uyandığımda yine seninleyim.|onlari sajsamʔ sajilari kumdan t͡ʃoktur. ujandiɡimda jine seninlejim. Old-Testament-Numbers-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Temiz kişi üçüncü ve yedinci günde kirli olanın üzerine serpecek. Yedinci gün onu arındıracak. Giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşam temiz olacaktır.|temiz kisi ut͡ʃunt͡ʃu ve jedint͡ʃi ɡunde kirli olanin uzerine serpet͡ʃek. jedint͡ʃi ɡun onu arindirat͡ʃak. ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksam temiz olat͡ʃaktir. Old-Testament-Job-041-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Etinin katmerleri birbirine yapışmıştır. Üzerinde sabittirler. Kımıldatılamazlar.|etinin katmerleri birbirine japismistir. uzerinde sabittirler. kimildatilamazlar. New-Testament-Hebrews-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ötekiler ant içmeden kâhin olmuşlardı. Ama O kendisine, şu sözü bildirenin andıyla kâhin oldu: “Efendi ant içti, fikrini değiştirmez, ‘Melkisedek düzenine göre, sen sonsuza dek kâhinsin.’”|otekiler ant it͡ʃmeden kahin olmuslardi. ama o kendisineʔ su sozu bildirenin andijla kahin oldu “efendi ant it͡ʃtiʔ fikrini deɡistirmezʔ ‘melkisedek duzenine ɡoreʔ sen sonsuza dek kahinsin.’” New-Testament-Romans-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yazı şöyle der: “O’na iman eden hayal kırıklığına uğratılmayacaktır.”|kutsal jazi sojle der “o’na iman eden hajal kirikliɡina uɡratilmajat͡ʃaktir.” Old-Testament-Job-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Aramızda bir hakem yok ki, elini ikimizin üzerine koysun.|aramizda bir hakem jok kiʔ elini ikimizin uzerine kojsun. Old-Testament-Isaiah-043-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzeye, 'Onları bırak' güneye de, 'Onları alıkoyma!' diyeceğim. 'Oğullarımı uzaklardan, kızlarımı da yeryüzünün uçlarından,|kuzejeʔ ʔonlari birakʔ ɡuneje deʔ ʔonlari alikojma!ʔ dijet͡ʃeɡim. ʔoɡullarimi uzaklardanʔ kizlarimi da jerjuzunun ut͡ʃlarindanʔ Old-Testament-1-Chronicles-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ofir, Havila ve Yovav'ın babası oldu. Bunların hepsi Yoktan'ın oğullarıydı.|ofirʔ havila ve jovavʔin babasi oldu. bunlarin hepsi joktanʔin oɡullarijdi. New-Testament-Romans-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın Hoşea Kitabı’nda söylediği gibi: “Halkım olmayana halkım, sevgili olmayana, sevgilim diyeceğim.”|tanri’nin hosea kitabi’nda sojlediɡi ɡibi “halkim olmajana halkimʔ sevɡili olmajanaʔ sevɡilim dijet͡ʃeɡim.” Old-Testament-1-Samuel-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Akiş hizmetkârlarına, \"\"Bakın, görüyorsunuz bu adam deli. Öyleyse onu neden bana getirdiniz?\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine akis hizmetkarlarinaʔ \"\"bakinʔ ɡorujorsunuz bu adam deli. ojlejse onu neden bana ɡetirdiniz?\"\" dedi.\" Old-Testament-Job-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Şimdi rehin ver.\"\" Kendinle bana kefil ol. Benimle el tutuşacak kim var?\"|\"“simdi rehin ver.\"\" kendinle bana kefil ol. benimle el tutusat͡ʃak kim var?\" Old-Testament-1-Samuel-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın tümü ormana girdi; yerde de bal vardı.|halkin tumu ormana ɡirdi; jerde de bal vardi. Old-Testament-Genesis-050-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef, babasının ev halkıyla birlikte Mısır'da yaşıyordu. Yosef yüz on yıl yaşadı.|josefʔ babasinin ev halkijla birlikte misirʔda jasijordu. josef juz on jil jasadi. Old-Testament-Isaiah-058-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benim seçtiğim oruç, bu değil mi: Kötülüğün bağlarını çözmek, boyunduruğun kayışlarını açmak, ezilenleri serbest bırakmak, ve her boyunduruğu kırmak?|“benim set͡ʃtiɡim orut͡ʃʔ bu deɡil mi kotuluɡun baɡlarini t͡ʃozmekʔ bojunduruɡun kajislarini at͡ʃmakʔ ezilenleri serbest birakmakʔ ve her bojunduruɡu kirmak? Old-Testament-Psalms-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey O’nun kutsalları, Yahve’yi ilahilerle övün. O'nun kutsal adına şükredin.|ej o’nun kutsallariʔ jahve’ji ilahilerle ovun. oʔnun kutsal adina sukredin. Old-Testament-Job-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntı ve acı onu korkutur. Savaşa hazır bir kral gibi ona üstün gelirler.|sikinti ve at͡ʃi onu korkutur. savasa hazir bir kral ɡibi ona ustun ɡelirler. New-Testament-John-009-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Hem O’nu gördün, hem de seninle konuşan O’dur” dedi.|jesua onaʔ “hem o’nu ɡordunʔ hem de seninle konusan o’dur” dedi. Old-Testament-1-Samuel-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David'e şöyle dedi: \"\"Sen benden daha doğrusun; çünkü sen bana iyilik yaptın, oysa ben sana kötülük yaptım.\"|\"davidʔe sojle dedi \"\"sen benden daha doɡrusun; t͡ʃunku sen bana ijilik japtinʔ ojsa ben sana kotuluk japtim.\" New-Testament-Luke-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Ruh’un gücüyle Galile’ye döndü. O’nunla ilgili haberler bütün bölgeye yayıldı.|jesuaʔ ruh’un ɡut͡ʃujle ɡalile’je dondu. o’nunla ilɡili haberler butun bolɡeje jajildi. New-Testament-1-Corinthians-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü aranızdayken, Yeşua Mesih’ten ve O’nun çarmıha gerilişinden başka hiçbir şey bilmemeye kararlıydım.|t͡ʃunku aranizdajkenʔ jesua mesih’ten ve o’nun t͡ʃarmiha ɡerilisinden baska hit͡ʃbir sej bilmemeje kararlijdim. Old-Testament-Joshua-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Aştarot'ta ve Edrei'de yaşayan Refalar'dan artakalan Başan Kralı Og'un sınırı,|astarotʔta ve edreiʔde jasajan refalarʔdan artakalan basan krali oɡʔun siniriʔ New-Testament-John-004-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadına, “Bizim iman etmemizin nedeni artık senin konuşman değil” dediler. “Çünkü kendimiz duyduk ve gerçekten dünyanın Kurtarıcısı olan Mesih'in bu olduğunu biliyoruz.”|kadinaʔ “bizim iman etmemizin nedeni artik senin konusman deɡil” dediler. “t͡ʃunku kendimiz dujduk ve ɡert͡ʃekten dunjanin kurtarit͡ʃisi olan mesihʔin bu olduɡunu bilijoruz.” New-Testament-Mark-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Savaş ve savaş söylentileri duyduğunuzda telaşlanmayın. Bunların olması gerekiyor, ama daha son değildir.|“savas ve savas sojlentileri dujduɡunuzda telaslanmajin. bunlarin olmasi ɡerekijorʔ ama daha son deɡildir. Old-Testament-Judges-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Keşke bu halk benim elimin altında olsaydı! O zaman Avimelek'i ortadan kaldırırdım.” Avimelek'e, \"\"Ordunu çoğalt da dışarı çık\"\" dedi.\"|\"keske bu halk benim elimin altinda olsajdi! o zaman avimelekʔi ortadan kaldirirdim.” avimelekʔeʔ \"\"ordunu t͡ʃoɡalt da disari t͡ʃik\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama övünen bununla övünsün, anlayışa sahip olmakla, ve yeryüzünde sevgi dolu iyilik, adalet ve doğruluk yapanın ben Yahve olduğumu bilmekle övünsün, çünkü ben bunlardan hoşlanırım.” diyor Yahve.|ama ovunen bununla ovunsunʔ anlajisa sahip olmaklaʔ ve jerjuzunde sevɡi dolu ijilikʔ adalet ve doɡruluk japanin ben jahve olduɡumu bilmekle ovunsunʔ t͡ʃunku ben bunlardan hoslanirim.” dijor jahve. Old-Testament-Exodus-037-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Saf altından bir Merhamet Örtüsü yaptı. Uzunluğu iki buçuk arşın ve eni bir buçuk arşındı.|saf altindan bir merhamet ortusu japti. uzunluɡu iki but͡ʃuk arsin ve eni bir but͡ʃuk arsindi. Old-Testament-Leviticus-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir iş yapmayacaksınız; bu, tüm konutlarınızda kuşaklar boyunca daima geçerli olacak bir kuraldır.|hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz; buʔ tum konutlarinizda kusaklar bojunt͡ʃa daima ɡet͡ʃerli olat͡ʃak bir kuraldir. Old-Testament-Leviticus-023-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yahve'ye ateşle yapılan sunu, yakmalık sunu, ekmek sunusu, kurban ve dökmelik sunular sunmak için, her biri kendi gününde olmak üzere, kutsal toplantılar olarak ilan edeceğiniz Yahve'nin belirlenmiş bayramları bunlardır.\"|\"\"\"ʔjahveʔje atesle japilan sunuʔ jakmalik sunuʔ ekmek sunusuʔ kurban ve dokmelik sunular sunmak it͡ʃinʔ her biri kendi ɡununde olmak uzereʔ kutsal toplantilar olarak ilan edet͡ʃeɡiniz jahveʔnin belirlenmis bajramlari bunlardir.\" Old-Testament-Psalms-106-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızıldeniz'i de azarladı ve deniz kurudu, çölden geçermiş gibi onları derinliklerden geçirdi.|kizildenizʔi de azarladi ve deniz kuruduʔ t͡ʃolden ɡet͡ʃermis ɡibi onlari derinliklerden ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-Exodus-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael halkına geri dönüp Pihahirot'un önünde, Migdol ile deniz arasında, Baal Sefon'un önünde kamp kurmalarını söyle. Onun karşısında, deniz kenarında kamp kuracaksınız.\"|\"\"\"israel halkina ɡeri donup pihahirotʔun onundeʔ miɡdol ile deniz arasindaʔ baal sefonʔun onunde kamp kurmalarini sojle. onun karsisindaʔ deniz kenarinda kamp kurat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-Genesis-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, senin ve senden sonra gelen soyunla benim aramda tutacağın antlaşmadır. Aranızdaki her erkek sünnet edilecek.|buʔ senin ve senden sonra ɡelen sojunla benim aramda tutat͡ʃaɡin antlasmadir. aranizdaki her erkek sunnet edilet͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İki keçiyi alıp Buluşma Çadırı'nın kapısında, Yahve'nin önünde durduracaktır.|iki ket͡ʃiji alip bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisindaʔ jahveʔnin onunde durdurat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-023-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün boyunca geçici barınaklarda oturacaksınız. İsrael'de doğmuş olan herkes geçici barınaklarda oturacak;|jedi ɡun bojunt͡ʃa ɡet͡ʃit͡ʃi barinaklarda oturat͡ʃaksiniz. israelʔde doɡmus olan herkes ɡet͡ʃit͡ʃi barinaklarda oturat͡ʃak; Old-Testament-Job-033-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Eti bir çocuğunkinden daha körpe olur. Gençliğinin günlerine döner.|eti bir t͡ʃot͡ʃuɡunkinden daha korpe olur. ɡent͡ʃliɡinin ɡunlerine doner. Old-Testament-Jeremiah-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıkım üstüne yıkım kararlaştırıldı, çünkü bütün ülke harap oldu. Çadırlarım ansızın yıkıldı, perdelerim bir anda gitti.|jikim ustune jikim kararlastirildiʔ t͡ʃunku butun ulke harap oldu. t͡ʃadirlarim ansizin jikildiʔ perdelerim bir anda ɡitti. Old-Testament-Proverbs-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge kral kötüleri ayıklar, harman döveni onların üzerine sürer.|bilɡe kral kotuleri ajiklarʔ harman doveni onlarin uzerine surer. New-Testament-Mark-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onunla birlikte gitti. Büyük bir kalabalık da ardından gidiyor ve O’nu her yönden sıkıştırıyordu.|jesua onunla birlikte ɡitti. bujuk bir kalabalik da ardindan ɡidijor ve o’nu her jonden sikistirijordu. Old-Testament-Ezekiel-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Etli butlu komşuların Mısırlılar'la da fuhuş yaptın, beni öfkelendirmek için fahişeliğini artırdın.|etli butlu komsularin misirlilarʔla da fuhus japtinʔ beni ofkelendirmek it͡ʃin fahiseliɡini artirdin. Old-Testament-Leviticus-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|yağı döşlerin üzerine koydular, o da yağı sunak üzerinde yaktı.|jaɡi doslerin uzerine kojdularʔ o da jaɡi sunak uzerinde jakti. Old-Testament-2-Chronicles-032-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenti ele geçirsinler diye, sur üzerinde olan Yeruşalem halkını korkutup telaşlandırmak için, onlara yüksek sesle Yahudi dilinde bağırdılar.|kenti ele ɡet͡ʃirsinler dijeʔ sur uzerinde olan jerusalem halkini korkutup telaslandirmak it͡ʃinʔ onlara juksek sesle jahudi dilinde baɡirdilar. New-Testament-Matthew-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sahte mesihler ve sahte peygamberler ortaya çıkacak ve insanları saptırmak için büyük belirtiler ve harikalar gösterecekler. Mümkün olsa seçilmiş olanları bile saptıracaklar.”|t͡ʃunku sahte mesihler ve sahte pejɡamberler ortaja t͡ʃikat͡ʃak ve insanlari saptirmak it͡ʃin bujuk belirtiler ve harikalar ɡosteret͡ʃekler. mumkun olsa set͡ʃilmis olanlari bile saptirat͡ʃaklar.” New-Testament-Titus-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen sağlam öğretiye uygun olan şeyleri söyle.|ama sen saɡlam oɡretije ujɡun olan sejleri sojle. New-Testament-1-John-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim dünya malına sahip olup da kardeşini ihtiyaç içinde gördüğü halde ona karşı merhametini kaparsa, onda nasıl Tanrı sevgisi kalır?|kim dunja malina sahip olup da kardesini ihtijat͡ʃ it͡ʃinde ɡorduɡu halde ona karsi merhametini kaparsaʔ onda nasil tanri sevɡisi kalir? New-Testament-Revelation-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra baktım ve işte, her ulustan, her oymaktan, her halktan, her dilden kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık tahtın ve Kuzu’nun önünde duruyordu. Ellerinde palmiye dallarıyla beyaz kaftanlar giyinmişlerdi.|bundan sonra baktim ve isteʔ her ulustanʔ her ojmaktanʔ her halktanʔ her dilden kimsenin sajamajat͡ʃaɡi kadar bujuk bir kalabalik tahtin ve kuzu’nun onunde durujordu. ellerinde palmije dallarijla bejaz kaftanlar ɡijinmislerdi. Old-Testament-2-Chronicles-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde kuleler yaptı ve çok sarnıçlar kazdı, çünkü hem ovalarda hem de düzlüklerde çok hayvanı vardı. Dağlarda ve verimli tarlalarda çiftçileri ve bağcıları vardı, çünkü çiftçiliği seviyordu.|t͡ʃolde kuleler japti ve t͡ʃok sarnit͡ʃlar kazdiʔ t͡ʃunku hem ovalarda hem de duzluklerde t͡ʃok hajvani vardi. daɡlarda ve verimli tarlalarda t͡ʃiftt͡ʃileri ve baɡt͡ʃilari vardiʔ t͡ʃunku t͡ʃiftt͡ʃiliɡi sevijordu. New-Testament-Matthew-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İnsanoğlu, Babası’nın görkemi içinde melekleriyle birlikte gelecek ve o zaman herkese yaptığının karşılığını verecektir.|t͡ʃunku insanoɡluʔ babasi’nin ɡorkemi it͡ʃinde meleklerijle birlikte ɡelet͡ʃek ve o zaman herkese japtiɡinin karsiliɡini veret͡ʃektir. Old-Testament-Judges-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar, \"\"Ey Yahve, İsrael'in Tanrısı, neden İsrael'de böyle oldu da bugün İsrael'de bir oymak eksildi?\"\" dediler.\"|\"onlarʔ \"\"ej jahveʔ israelʔin tanrisiʔ neden israelʔde bojle oldu da buɡun israelʔde bir ojmak eksildi?\"\" dediler.\" Old-Testament-1-Samuel-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kral, Ahituv oğlu kâhin Ahimelek'i ve babasının bütün evini, Nov'daki kâhinleri çağırmak için adam gönderdi; hepsi krala geldiler.|bunun uzerine kralʔ ahituv oɡlu kahin ahimelekʔi ve babasinin butun eviniʔ novʔdaki kahinleri t͡ʃaɡirmak it͡ʃin adam ɡonderdi; hepsi krala ɡeldiler. Old-Testament-Job-037-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi insanlar göklerde parlayan ışığı görmüyorlar, ancak rüzgâr geçiyor da onları temizliyor.|simdi insanlar ɡoklerde parlajan isiɡi ɡormujorlarʔ ant͡ʃak ruzɡar ɡet͡ʃijor da onlari temizlijor. Old-Testament-2-Chronicles-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gençlerin öğüdüne uyarak onlara şöyle dedi: \"\"Babam boyunduruğunuzu ağırlaştırdı, ama ben onu artıracağım. Babam sizi kırbaçlarla terbiye etti, ama ben sizi akreplerle terbiye edeceğim.\"\"\"|\"ɡent͡ʃlerin oɡudune ujarak onlara sojle dedi \"\"babam bojunduruɡunuzu aɡirlastirdiʔ ama ben onu artirat͡ʃaɡim. babam sizi kirbat͡ʃlarla terbije ettiʔ ama ben sizi akreplerle terbije edet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Haggai-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu ev harap halde dururken, sizin kaplamalı evlerinizde oturmanızın zamanı mı?|“bu ev harap halde dururkenʔ sizin kaplamali evlerinizde oturmanizin zamani mi? Old-Testament-2-Samuel-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom'a üç oğul ve bir kız doğdu; kızın adı Tamar'dı. Güzel yüzlü bir kadındı.|avsalomʔa ut͡ʃ oɡul ve bir kiz doɡdu; kizin adi tamarʔdi. ɡuzel juzlu bir kadindi. New-Testament-Mark-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri O’na, “Burası ıssız bir yer, insan bu kadar insanı ekmekle nereden doyurabilir?” diye yanıtladılar.|oɡrent͡ʃileri o’naʔ “burasi issiz bir jerʔ insan bu kadar insani ekmekle nereden dojurabilir?” dije janitladilar. Old-Testament-Judges-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu dizlerinin üzerinde uyuttu; ve bir adam çağırıp başının yedi örgüsünü tıraş ettirdi; ve ona eziyet etmeye başladı ve gücü ondan gitti.|onu dizlerinin uzerinde ujuttu; ve bir adam t͡ʃaɡirip basinin jedi orɡusunu tiras ettirdi; ve ona ezijet etmeje basladi ve ɡut͡ʃu ondan ɡitti. Old-Testament-1-Chronicles-025-031|und|SPEAKER_00_Turkish|yirmi dördüncüsü Romamti Ezer'e, oğulları ve kardeşleri on iki.|jirmi dordunt͡ʃusu romamti ezerʔeʔ oɡullari ve kardesleri on iki. Old-Testament-2-Samuel-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral ona, “Neden artık meselelerinden bahsediyorsun? Diyorum ki, sen ve Siva ülkeyi paylaşacaksınız.” dedi.|kral onaʔ “neden artik meselelerinden bahsedijorsun? dijorum kiʔ sen ve siva ulkeji pajlasat͡ʃaksiniz.” dedi. New-Testament-Luke-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Ben acı çekmeden önce bu Pesah yemeğini sizinle birlikte yemeyi çok istedim” dedi.|jesua onlaraʔ “ben at͡ʃi t͡ʃekmeden ont͡ʃe bu pesah jemeɡini sizinle birlikte jemeji t͡ʃok istedim” dedi. Old-Testament-Joshua-019-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların sınırları Helef'ten, Saanannim'deki meşe ağacından Adami-nekeb ve Yavneel'den Lakkum'a kadardı. Yarden'de sona eriyordu.|onlarin sinirlari helefʔtenʔ saanannimʔdeki mese aɡat͡ʃindan adami-nekeb ve javneelʔden lakkumʔa kadardi. jardenʔde sona erijordu. Old-Testament-2-Chronicles-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'ya ait surlu kentleri alıp Yeruşalem'e geldi.|jahudaʔja ait surlu kentleri alip jerusalemʔe ɡeldi. Old-Testament-2-Chronicles-034-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoşiya hüküm sürmeye başladığında sekiz yaşındaydı ve Yeruşalem'de otuz bir yıl hüküm sürdü.|josija hukum surmeje basladiɡinda sekiz jasindajdi ve jerusalemʔde otuz bir jil hukum surdu. Old-Testament-Job-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Yüce Olan'a dönerseniz, çadırlarınızdan kötülüğü uzaklaştırırsanız, bina edilirsiniz.|eɡer jut͡ʃe olanʔa donersenizʔ t͡ʃadirlarinizdan kotuluɡu uzaklastirirsanizʔ bina edilirsiniz. New-Testament-Hebrews-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sandığın üzerinde, şimdi ayrıntılarına giremeyeceğimiz, Merhamet Kapağı’nı gölgeleyen yüce Keruvlar bulunuyordu.|sandiɡin uzerindeʔ simdi ajrintilarina ɡiremejet͡ʃeɡimizʔ merhamet kapaɡi’ni ɡolɡelejen jut͡ʃe keruvlar bulunujordu. Old-Testament-Ruth-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın bana, “Lütfen izin ver de başak toplayayım, orakçıların ardından demetler arasında toplayayım” dedi. \"\"Böylece geldi ve sabahtan bu yana evde biraz dinlenmek dışında çalışmaya devam etti.”\"|\"kadin banaʔ “lutfen izin ver de basak toplajajimʔ orakt͡ʃilarin ardindan demetler arasinda toplajajim” dedi. \"\"bojlet͡ʃe ɡeldi ve sabahtan bu jana evde biraz dinlenmek disinda t͡ʃalismaja devam etti.”\" Old-Testament-Zephaniah-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman sizi içeri getireceğim ve o zaman sizi toplayacağım; çünkü gözlerinizin önünde servetinizi geri verdiğim zaman, yeryüzünün bütün halkları arasında size saygınlık ve övgü vereceğim, diyor Yahve.|o zaman sizi it͡ʃeri ɡetiret͡ʃeɡim ve o zaman sizi toplajat͡ʃaɡim; t͡ʃunku ɡozlerinizin onunde servetinizi ɡeri verdiɡim zamanʔ jerjuzunun butun halklari arasinda size sajɡinlik ve ovɡu veret͡ʃeɡimʔ dijor jahve. Old-Testament-Psalms-060-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim beni surlu kente götürecek? Bana kim Edom'a kadar yol gösterecek?|kim beni surlu kente ɡoturet͡ʃek? bana kim edomʔa kadar jol ɡosteret͡ʃek? Old-Testament-Exodus-035-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutu, onun dış kaplamasını, tepesini, kopçalarını, çerçevelerini, kirişlerini, direklerini ve tabanlarını;|konutuʔ onun dis kaplamasiniʔ tepesiniʔ kopt͡ʃalariniʔ t͡ʃert͡ʃeveleriniʔ kirisleriniʔ direklerini ve tabanlarini; Old-Testament-Joshua-019-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin buyruğu uyarınca, istediği kenti, Efraim'in dağlık bölgesindeki Timnatserah'ı ona verdiler; ve kenti bina edip orada yaşadı.|jahveʔnin bujruɡu ujarint͡ʃaʔ istediɡi kentiʔ efraimʔin daɡlik bolɡesindeki timnatserahʔi ona verdiler; ve kenti bina edip orada jasadi. Old-Testament-Jeremiah-034-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes erkek hizmetçisini ve kadın hizmetçisini serbest bıraksın, artık kimse onları köleleştirmesin diye antlaşmaya giren bütün beyler ve bütün halk, itaat ettiler. İtaat edip onları serbest bıraktılar.|herkes erkek hizmett͡ʃisini ve kadin hizmett͡ʃisini serbest biraksinʔ artik kimse onlari kolelestirmesin dije antlasmaja ɡiren butun bejler ve butun halkʔ itaat ettiler. itaat edip onlari serbest biraktilar. Old-Testament-Isaiah-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ariel'e karşı savaşan bütün ulusların kalabalığı, ona ve kalesine karşı savaşan ve ona sıkıntı verenlerin hepsi bir rüya, bir gece görümü gibi olacak.|arielʔe karsi savasan butun uluslarin kalabaliɡiʔ ona ve kalesine karsi savasan ve ona sikinti verenlerin hepsi bir rujaʔ bir ɡet͡ʃe ɡorumu ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahuda evine acıyacağım ve onları Tanrıları Yahve aracılığıyla kurtaracağım. Onları yayla, kılıçla, savaşla, atlarla ve atlılarla kurtarmayacağım.”|ama jahuda evine at͡ʃijat͡ʃaɡim ve onlari tanrilari jahve arat͡ʃiliɡijla kurtarat͡ʃaɡim. onlari jajlaʔ kilit͡ʃlaʔ savaslaʔ atlarla ve atlilarla kurtarmajat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Psalms-081-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeni Ay’da, dolunayda, bayram günümüzde boru çalın.|jeni aj’daʔ dolunajdaʔ bajram ɡunumuzde boru t͡ʃalin. Old-Testament-2-Chronicles-029-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman saraydaki Kral Hizkiya'nın yanına girip, \"\"Yahve'nin bütün evini, yakmalık sunu sunağını ve bütün kaplarını, sergi ekmeği masasını ve onun bütün kaplarını temizledik\"\" dediler.\"|\"o zaman sarajdaki kral hizkijaʔnin janina ɡiripʔ \"\"jahveʔnin butun eviniʔ jakmalik sunu sunaɡini ve butun kaplariniʔ serɡi ekmeɡi masasini ve onun butun kaplarini temizledik\"\" dediler.\" New-Testament-Luke-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua şu benzetmeyi de kendi doğruluklarına güvenip diğerlerini hor gören bazı kişilere söyledi:|jesua su benzetmeji de kendi doɡruluklarina ɡuvenip diɡerlerini hor ɡoren bazi kisilere sojledi Old-Testament-1-Kings-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Her ayaklığın dört tunç tekerleği ve tunç dingilleri vardı; ve onun dört ayağının destekleri vardı. Destekler kazanın altına dökülmüştü, her birinin yanlarında çelenkler vardı.|her ajakliɡin dort tunt͡ʃ tekerleɡi ve tunt͡ʃ dinɡilleri vardi; ve onun dort ajaɡinin destekleri vardi. destekler kazanin altina dokulmustuʔ her birinin janlarinda t͡ʃelenkler vardi. Old-Testament-Genesis-049-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov oğullarına seslenip şöyle dedi: “Toplanın da, gelecekte başınıza gelecekleri size bildireyim.|jakov oɡullarina seslenip sojle dedi “toplanin daʔ ɡelet͡ʃekte basiniza ɡelet͡ʃekleri size bildirejim. Old-Testament-Zechariah-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, Yeşu'nun önüne koyduğum taş: Üzerinde yedi gözü olan tek taş; işte, onun yazısını ben kazıyacağım,' diyor Ordular Yahvesi, 've o ülkenin suçunu bir günde ortadan kaldıracağım.|t͡ʃunku isteʔ jesuʔnun onune kojduɡum tas uzerinde jedi ɡozu olan tek tas; isteʔ onun jazisini ben kazijat͡ʃaɡimʔʔ dijor ordular jahvesiʔ ʔve o ulkenin sut͡ʃunu bir ɡunde ortadan kaldirat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Chronicles-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahazya'nın Yarom'ın yanına giderek yıkıma uğraması Tanrı'dandı; çünkü oraya vardığında, Yahve'nin Ahav'ın evini yok etmek için meshetmiş olduğu Nimşi oğlu Yehu'ya karşı, Yehoram'la birlikte çıktı.|ahazjaʔnin jaromʔin janina ɡiderek jikima uɡramasi tanriʔdandi; t͡ʃunku oraja vardiɡindaʔ jahveʔnin ahavʔin evini jok etmek it͡ʃin meshetmis olduɡu nimsi oɡlu jehuʔja karsiʔ jehoramʔla birlikte t͡ʃikti. New-Testament-John-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Palmiye dallarını alıp O’nu karşılamaya çıktılar. “Hozana! Efendi’nin adıyla gelene, İsrael Kralı’na övgüler olsun!” diye bağırıyorlardı.|palmije dallarini alip o’nu karsilamaja t͡ʃiktilar. “hozana! efendi’nin adijla ɡeleneʔ israel krali’na ovɡuler olsun!” dije baɡirijorlardi. Old-Testament-Ezekiel-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama seninle konuştuğum zaman, ağzını açacağım ve onlara, 'Efendi Yahve şöyle diyor' diyeceksin. Dinleyen dinlesin, reddeden reddetsin, çünkü onlar asi bir evdir.|ama seninle konustuɡum zamanʔ aɡzini at͡ʃat͡ʃaɡim ve onlaraʔ ʔefendi jahve sojle dijorʔ dijet͡ʃeksin. dinlejen dinlesinʔ reddeden reddetsinʔ t͡ʃunku onlar asi bir evdir. Old-Testament-Deuteronomy-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölecek olan, iki ya da üç tanığın ağzıyla öldürülecektir. Tek bir tanığın ağzıyla öldürülmeyecektir.|olet͡ʃek olanʔ iki ja da ut͡ʃ taniɡin aɡzijla oldurulet͡ʃektir. tek bir taniɡin aɡzijla oldurulmejet͡ʃektir. Old-Testament-Numbers-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara ok attık. Heşbon, Divon'a kadar yok oldu. Medeva'ya dek uzanan Nofa'ya kadar yerle bir ettik.\"\"\"|\"onlara ok attik. hesbonʔ divonʔa kadar jok oldu. medevaʔja dek uzanan nofaʔja kadar jerle bir ettik.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri de eğip aşağıya indi. Ayaklarının altı koyu karanlıktı.|ɡokleri de eɡip asaɡija indi. ajaklarinin alti koju karanlikti. Old-Testament-Psalms-132-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârın David'in hatırı için, meshetmiş olduğuna yüz çevirme.|hizmetkarin davidʔin hatiri it͡ʃinʔ meshetmis olduɡuna juz t͡ʃevirme. Old-Testament-Isaiah-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurak yerdeki sıcak gibi, yabancıların gürültüsünü de bastıracaksın; bulut gölgesindeki sıcaklık gibi, korkunç adamların şarkısı da kısılacak.|kurak jerdeki sit͡ʃak ɡibiʔ jabant͡ʃilarin ɡurultusunu de bastirat͡ʃaksin; bulut ɡolɡesindeki sit͡ʃaklik ɡibiʔ korkunt͡ʃ adamlarin sarkisi da kisilat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-011-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Solomon Yarovam'ı öldürmeye çalıştı, ama Yarovam kalkıp Mısır'a, Mısır Kralı Şişak'a kaçtı ve Solomon'un ölümüne dek Mısır'da kaldı.|bu juzden solomon jarovamʔi oldurmeje t͡ʃalistiʔ ama jarovam kalkip misirʔaʔ misir krali sisakʔa kat͡ʃti ve solomonʔun olumune dek misirʔda kaldi. Old-Testament-Exodus-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Firavun'un yanından çıkıp Yahve'ye dua etti.|mose firavunʔun janindan t͡ʃikip jahveʔje dua etti. Old-Testament-2-Chronicles-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Yahve'nin adına bir ev ve krallığı için bir ev yapmaya karar verdi.|solomonʔ jahveʔnin adina bir ev ve kralliɡi it͡ʃin bir ev japmaja karar verdi. Old-Testament-Leviticus-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yargılarken haksızlık yapmayacaksın. Yoksula karşı taraf tutmayacaksın, büyükleri kayırmayacaksın; komşunu ise adaletle yargılayacaksın.'\"\"\"|\"\"\"ʔjarɡilarken haksizlik japmajat͡ʃaksin. joksula karsi taraf tutmajat͡ʃaksinʔ bujukleri kajirmajat͡ʃaksin; komsunu ise adaletle jarɡilajat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Her Şeye Gücü Yeten’in okları içimde. Ruhum onların zehirini içiyor. Tanrı’nın dehşetleri bana karşı dizildiler.|t͡ʃunku her seje ɡut͡ʃu jeten’in oklari it͡ʃimde. ruhum onlarin zehirini it͡ʃijor. tanri’nin dehsetleri bana karsi dizildiler. Old-Testament-Psalms-049-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam zengin olursa, evinin görkemi artarsa korkma.|bir adam zenɡin olursaʔ evinin ɡorkemi artarsa korkma. Old-Testament-Ezra-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Zerubbabel, Yeşua, Nehemya, Seraya, Reelaya, Mordekay, Bilşan, Mispar, Bigvay, Rehum ve Baana ile birlikte geldiler. İsrael halkından adamlarının sayısı:|zerubbabelʔ jesuaʔ nehemjaʔ serajaʔ reelajaʔ mordekajʔ bilsanʔ misparʔ biɡvajʔ rehum ve baana ile birlikte ɡeldiler. israel halkindan adamlarinin sajisi Old-Testament-Psalms-071-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen ki, bize çok acı dertler gösterdin, beni yaşatacak, yerin derinliklerinden bizi yeniden çıkaracaksın.|sen kiʔ bize t͡ʃok at͡ʃi dertler ɡosterdinʔ beni jasatat͡ʃakʔ jerin derinliklerinden bizi jeniden t͡ʃikarat͡ʃaksin. Old-Testament-Genesis-026-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek, dostu Ahuzzat ve ordusunun komutanı Fikol ile Gerar'dan İshak’ın yanına geldiler.|avimelekʔ dostu ahuzzat ve ordusunun komutani fikol ile ɡerarʔdan ishak’in janina ɡeldiler. Old-Testament-Numbers-033-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şefer Dağı'ndan yola çıkıp Harada'da konakladılar.|sefer daɡiʔndan jola t͡ʃikip haradaʔda konakladilar. Old-Testament-Jeremiah-038-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeremya, Yeruşalem'in alındığı güne kadar muhafız avlusunda kaldı.|bojlet͡ʃe jeremjaʔ jerusalemʔin alindiɡi ɡune kadar muhafiz avlusunda kaldi. Old-Testament-Genesis-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana dikenler ve çalılar verecek; ve kır otunu yiyeceksin.|sana dikenler ve t͡ʃalilar veret͡ʃek; ve kir otunu jijet͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-038-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tamar'a, “Bak, kayınpederin koyunlarını kırkmak için Timna'ya gidiyor” denildi.|tamarʔaʔ “bakʔ kajinpederin kojunlarini kirkmak it͡ʃin timnaʔja ɡidijor” denildi. New-Testament-Acts-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Filikayı yukarı çektikten sonra, gemiyi güçlendirmek için halatlar kullandılar. Sirte Körfezi’nin sığlık bölgelerinde karaya oturmaktan korktukları için deniz çapasını indirdiler ve böylece sürüklendiler.|filikaji jukari t͡ʃektikten sonraʔ ɡemiji ɡut͡ʃlendirmek it͡ʃin halatlar kullandilar. sirte korfezi’nin siɡlik bolɡelerinde karaja oturmaktan korktuklari it͡ʃin deniz t͡ʃapasini indirdiler ve bojlet͡ʃe suruklendiler. Old-Testament-Lamentations-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşlılar kent kapısından, gençler de ezgilerinden kesildi.|jaslilar kent kapisindanʔ ɡent͡ʃler de ezɡilerinden kesildi. Old-Testament-2-Kings-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Menahem Aşur Kralı'na vermek üzere, İsrael üzerine, kişi başına elli şekel gümüş olmak üzere bütün zengin güçlü adamlara vergi koydu. Böylece Aşur Kralı geri döndü ve ülkede kalmadı.|menahem asur kraliʔna vermek uzereʔ israel uzerineʔ kisi basina elli sekel ɡumus olmak uzere butun zenɡin ɡut͡ʃlu adamlara verɡi kojdu. bojlet͡ʃe asur krali ɡeri dondu ve ulkede kalmadi. Old-Testament-Joshua-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kentin tarlalarını ve onun köylerini mülkü olarak Yefunne oğlu Kalev'e verdiler.|ama kentin tarlalarini ve onun kojlerini mulku olarak jefunne oɡlu kalevʔe verdiler. New-Testament-James-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin önünde kendinizi alçaltın, O da sizi yükseltecektir.|efendi’nin onunde kendinizi alt͡ʃaltinʔ o da sizi jukseltet͡ʃektir. Old-Testament-Daniel-011-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkelere de elini uzatacak. Mısır ülkesi kurtulamayacak.|ulkelere de elini uzatat͡ʃak. misir ulkesi kurtulamajat͡ʃak. New-Testament-Mark-010-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Sizin için ne yapmamı istersiniz?” dedi.|jesua onlaraʔ “sizin it͡ʃin ne japmami istersiniz?” dedi. Old-Testament-Ezekiel-044-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana, “Ey insanoğlu, iyi bak, ve Yahve evinin bütün kuralları ve bütün yasaları hakkında sana söylediğim her şeyi gözlerinle gör, ve kulaklarınla işit; kutsal yerin her bir çıkılacak yeri ile eve girilecek yere iyi bak.|jahve banaʔ “ej insanoɡluʔ iji bakʔ ve jahve evinin butun kurallari ve butun jasalari hakkinda sana sojlediɡim her seji ɡozlerinle ɡorʔ ve kulaklarinla isit; kutsal jerin her bir t͡ʃikilat͡ʃak jeri ile eve ɡirilet͡ʃek jere iji bak. New-Testament-John-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenden doğan bedendir. Ruh’tan doğan ruhtur.|bedenden doɡan bedendir. ruh’tan doɡan ruhtur. Old-Testament-2-Chronicles-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi işte, Yahve bu senin peygamberlerinin ağzına yalancı bir ruh koydu ve Yahve senin hakkında kötü konuştu.\"\"\"|\"\"\"simdi isteʔ jahve bu senin pejɡamberlerinin aɡzina jalant͡ʃi bir ruh kojdu ve jahve senin hakkinda kotu konustu.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve söylediği sözü yerine getirdi; çünkü babam David'in yerine ben yükseldim, Yahve'nin vaat ettiği gibi İsrael tahtına oturdum ve İsrael'in Tanrısı Yahve'nin adına evi yaptım.|jahve sojlediɡi sozu jerine ɡetirdi; t͡ʃunku babam davidʔin jerine ben jukseldimʔ jahveʔnin vaat ettiɡi ɡibi israel tahtina oturdum ve israelʔin tanrisi jahveʔnin adina evi japtim. Old-Testament-Isaiah-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David evine, \"\"Suriye'nin Efraim'le müttefik olduğu\"\" söylendi. Orman ağaçları rüzgârda nasıl titrerse onun ve halkının yüreği de öyle titredi.\"|\"david evineʔ \"\"surijeʔnin efraimʔle muttefik olduɡu\"\" sojlendi. orman aɡat͡ʃlari ruzɡarda nasil titrerse onun ve halkinin jureɡi de ojle titredi.\" Old-Testament-Judges-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünden yıldızlar savaştılar. Sisera'ya karşı rotalarından savaştılar.|ɡokjuzunden jildizlar savastilar. siseraʔja karsi rotalarindan savastilar. Old-Testament-Exodus-029-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Diğer koçu alacaksın; Aron'la oğulları ellerini koçun başına koyacaklar.\"|\"\"\"diɡer kot͡ʃu alat͡ʃaksin; aronʔla oɡullari ellerini kot͡ʃun basina kojat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Jeremiah-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman çömlekçinin evine indim, işte, çarklar üzerinde bir şey yapıyordu.|o zaman t͡ʃomlekt͡ʃinin evine indimʔ isteʔ t͡ʃarklar uzerinde bir sej japijordu. New-Testament-Luke-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çiftçinin biri tohum ekmeye çıktı. Ekerken bazıları yol kenarına düştü, ayak altında çiğnenip göğün kuşları onu yuttu.|“t͡ʃiftt͡ʃinin biri tohum ekmeje t͡ʃikti. ekerken bazilari jol kenarina dustuʔ ajak altinda t͡ʃiɡnenip ɡoɡun kuslari onu juttu. Old-Testament-Amos-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerde odalarını yapan, kubbesini yeryüzüne kuran, denizin sularını çağıran ve onları yeryüzüne döken O'dur. Adı Yahve'dir.|ɡoklerde odalarini japanʔ kubbesini jerjuzune kuranʔ denizin sularini t͡ʃaɡiran ve onlari jerjuzune doken oʔdur. adi jahveʔdir. Old-Testament-Proverbs-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü Yahve güvenin olacak, ayağını tutulmaktan koruyacak.|t͡ʃunku jahve ɡuvenin olat͡ʃakʔ ajaɡini tutulmaktan korujat͡ʃak. New-Testament-Mark-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötü düşünceler, zina, cinsel günahlar, hırsızlık,|t͡ʃunku kotu dusunt͡ʃelerʔ zinaʔ t͡ʃinsel ɡunahlarʔ hirsizlikʔ New-Testament-Acts-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kilisede ihtiyarlar atadılar. Dua ve oruçla onları, inandıkları Efendi’ye emanet ettiler.|her kilisede ihtijarlar atadilar. dua ve orut͡ʃla onlariʔ inandiklari efendi’je emanet ettiler. Old-Testament-2-Samuel-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un kızı Mikal'ın öldüğü güne dek çocuğu olmadı.|saulʔun kizi mikalʔin olduɡu ɡune dek t͡ʃot͡ʃuɡu olmadi. Old-Testament-Jeremiah-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Onlara diyeceksin, ‘Ordular Yahvesi, İsrael’in Tanrısı şöyle diyor: \"\"İçin de sarhoş olun, kusun ve aranıza göndereceğim kılıç yüzünden düşüp bir daha kalkmayın.'\"\"\"|\"“onlara dijet͡ʃeksinʔ ‘ordular jahvesiʔ israel’in tanrisi sojle dijor \"\"it͡ʃin de sarhos olunʔ kusun ve araniza ɡonderet͡ʃeɡim kilit͡ʃ juzunden dusup bir daha kalkmajin.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Elizafan oğullarının başı Şemaya ve kardeşleri iki yüz kişi;|elizafan oɡullarinin basi semaja ve kardesleri iki juz kisi; Old-Testament-Leviticus-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'la oğullarına de ki, 'Günah sunusu yasası şudur: Yakmalık sunuların kesildiği yerde, günah sunusu Yahve'nin önünde kesilecek. Çok kutsaldır.\"|\"\"\"aronʔla oɡullarina de kiʔ ʔɡunah sunusu jasasi sudur jakmalik sunularin kesildiɡi jerdeʔ ɡunah sunusu jahveʔnin onunde kesilet͡ʃek. t͡ʃok kutsaldir.\" Old-Testament-Job-020-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Evinin ürünü gidecektir. Onlar gazabının gününde hızla akıp gidecektir.|evinin urunu ɡidet͡ʃektir. onlar ɡazabinin ɡununde hizla akip ɡidet͡ʃektir. New-Testament-John-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kimse benden almaz, ama onu ben kendim veririm. Onu vermeye de yeniden geri almaya da gücüm var. Bu buyruğu Babam’dan aldım.”|onu kimse benden almazʔ ama onu ben kendim veririm. onu vermeje de jeniden ɡeri almaja da ɡut͡ʃum var. bu bujruɡu babam’dan aldim.” New-Testament-Acts-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Mayasız Ekmek Bayramı’ndan sonra Filipi’den yelken açıp beş günde Troas’a vardık. Orada yedi gün kaldık.|majasiz ekmek bajrami’ndan sonra filipi’den jelken at͡ʃip bes ɡunde troas’a vardik. orada jedi ɡun kaldik. Old-Testament-Exodus-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile Aron gidip İsrael çocuklarının bütün ihtiyarlarını bir araya topladılar.|mose ile aron ɡidip israel t͡ʃot͡ʃuklarinin butun ihtijarlarini bir araja topladilar. New-Testament-John-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Yuhanna’ya gelip ona şöyle dediler: “Rabbuni, Yarden'in ötesinde birlikte olduğun ve kendisi için tanıklık ettiğin kişi, işte, O vaftiz ediyor ve herkes O’na gidiyor.”|onlar juhanna’ja ɡelip ona sojle dediler “rabbuniʔ jardenʔin otesinde birlikte olduɡun ve kendisi it͡ʃin taniklik ettiɡin kisiʔ isteʔ o vaftiz edijor ve herkes o’na ɡidijor.” Old-Testament-Leviticus-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Eğer bir kadının âdet zamanı dışında birçok gün kan akıntısı olursa ya da âdet zamanının ötesinde akıntısı varsa, kirliliğinin akıntısının bütün günleri âdet günleri gibi olacak. O kirlidir.|“ʔeɡer bir kadinin adet zamani disinda birt͡ʃok ɡun kan akintisi olursa ja da adet zamaninin otesinde akintisi varsaʔ kirliliɡinin akintisinin butun ɡunleri adet ɡunleri ɡibi olat͡ʃak. o kirlidir. Old-Testament-Leviticus-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu değiştirmeyecek, iyiyi kötüyle, kötüyü iyiyle değiştirmeyecek. Eğer hayvanı hayvanla değiştirirsen, o zaman hem o, hem de değiştirilen kutsal olacaktır.|onu deɡistirmejet͡ʃekʔ ijiji kotujleʔ kotuju ijijle deɡistirmejet͡ʃek. eɡer hajvani hajvanla deɡistirirsenʔ o zaman hem oʔ hem de deɡistirilen kutsal olat͡ʃaktir. Old-Testament-Jonah-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Boş putlara bakanlar kendi merhametlerini terk ederler.|bos putlara bakanlar kendi merhametlerini terk ederler. Old-Testament-Isaiah-062-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama onu biçenler onu yiyecek, ve Yahve'yi övecekler. Onu toplayanlar onu kutsal yerimin avlularında içecekler.\"\"\"|\"ama onu bit͡ʃenler onu jijet͡ʃekʔ ve jahveʔji ovet͡ʃekler. onu toplajanlar onu kutsal jerimin avlularinda it͡ʃet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle olacak ki, Siyon'da kalana ve Yeruşalem'de bırakılana, Yeruşalem'de yaşayanlar arasında yazılı olan herkese kutsal denilecek.|ojle olat͡ʃak kiʔ sijonʔda kalana ve jerusalemʔde birakilanaʔ jerusalemʔde jasajanlar arasinda jazili olan herkese kutsal denilet͡ʃek. Old-Testament-Micah-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük tasarlayan, ve yataklarında kötülük yapanların vay haline! Sabahın ilk ışıklarıyla bunu yaparlar, çünkü onların elinden gelir.|kotuluk tasarlajanʔ ve jataklarinda kotuluk japanlarin vaj haline! sabahin ilk isiklarijla bunu japarlarʔ t͡ʃunku onlarin elinden ɡelir. New-Testament-Romans-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu dünyaya uymayın, tersine Tanrı’nın iyi, beğenilir ve kusursuz isteğinin ne olduğunu anlayabilmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin.|bu dunjaja ujmajinʔ tersine tanri’nin ijiʔ beɡenilir ve kusursuz isteɡinin ne olduɡunu anlajabilmek it͡ʃin dusunt͡ʃenizin jenilenmesijle deɡisin. New-Testament-James-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın ve Efendi Yeşua Mesih’in hizmetkârı ben Yakov, dağılmış on iki oymağa selamlar.|tanri’nin ve efendi jesua mesih’in hizmetkari ben jakovʔ daɡilmis on iki ojmaɡa selamlar. Old-Testament-Psalms-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelecek kuşaklar O’na hizmet edecek. Sonraki kuşaklara Efendi anlatılacak.|ɡelet͡ʃek kusaklar o’na hizmet edet͡ʃek. sonraki kusaklara efendi anlatilat͡ʃak. New-Testament-Romans-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse Tanrı’nın iyiliğini de sertliğini de gör. O düşenlere karşı serttir, ama iyiliğine bağlı kalırsan sana karşı iyidir. Yoksa sen de kesilip atılırsın.|ojlejse tanri’nin ijiliɡini de sertliɡini de ɡor. o dusenlere karsi serttirʔ ama ijiliɡine baɡli kalirsan sana karsi ijidir. joksa sen de kesilip atilirsin. New-Testament-Mark-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalabalığın koşuşarak geldiğini görünce, kirli ruhu azarlayarak, “Ey dilsiz ve sağır ruh, sana buyuruyorum, ondan çık, bir daha da ona girme!” dedi.|jesua kalabaliɡin kosusarak ɡeldiɡini ɡorunt͡ʃeʔ kirli ruhu azarlajarakʔ “ej dilsiz ve saɡir ruhʔ sana bujurujorumʔ ondan t͡ʃikʔ bir daha da ona ɡirme!” dedi. Old-Testament-Isaiah-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün öyle olacak ki Sur, bir kralın günlerine göre yetmiş yıl unutulacak. Yetmiş yılın sonunda fahişenin şarkısındaki gibi Sur'a öyle olacak.|o ɡun ojle olat͡ʃak ki surʔ bir kralin ɡunlerine ɡore jetmis jil unutulat͡ʃak. jetmis jilin sonunda fahisenin sarkisindaki ɡibi surʔa ojle olat͡ʃak. Old-Testament-Ezra-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiryat Arim, Kefira ve Beerot'un çocukları, yedi yüz kırk üç.|kirjat arimʔ kefira ve beerotʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ jedi juz kirk ut͡ʃ. Old-Testament-Exodus-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim için topraktan bir sunak yapacaksın ve yakmalık sunularını, esenlik sunularını, koyunlarını ve sığırlarını onun üzerinde kurban edeceksin. Adımı hatırlattığım her yerde sana geleceğim ve seni kutsayacağım.|benim it͡ʃin topraktan bir sunak japat͡ʃaksin ve jakmalik sunulariniʔ esenlik sunulariniʔ kojunlarini ve siɡirlarini onun uzerinde kurban edet͡ʃeksin. adimi hatirlattiɡim her jerde sana ɡelet͡ʃeɡim ve seni kutsajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski havuzun suyu için de iki duvar arasına bir su deposu yaptınız. Ama bunu yapana bakmadınız, bunu uzun zaman önce tasarlayanı da saymadınız.|eski havuzun suju it͡ʃin de iki duvar arasina bir su deposu japtiniz. ama bunu japana bakmadinizʔ bunu uzun zaman ont͡ʃe tasarlajani da sajmadiniz. Old-Testament-Proverbs-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarhoşun elindeki dikenli çalı neyse, akılsızların ağzındaki benzetme öyledir.|sarhosun elindeki dikenli t͡ʃali nejseʔ akilsizlarin aɡzindaki benzetme ojledir. Old-Testament-1-Chronicles-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Levililer'in artık çadırı ve onun hizmetinde kullanılan bütün kapları taşımayacaklar.\"\"\"|\"\"\"levililerʔin artik t͡ʃadiri ve onun hizmetinde kullanilan butun kaplari tasimajat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-038-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, yüzünü Magog ülkesinden, Roş, Meşek ve Tuval Beyi Gog'a doğru çevir ve ona karşı peygamberlik et.|“ej insanoɡluʔ juzunu maɡoɡ ulkesindenʔ rosʔ mesek ve tuval beji ɡoɡʔa doɡru t͡ʃevir ve ona karsi pejɡamberlik et. Old-Testament-Leviticus-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ama eğer akıntısından temizlenmişse, o zaman kendisine yedi gün sayacak ve ondan sonra temiz olacaktır.\"|\"\"\"ʔama eɡer akintisindan temizlenmisseʔ o zaman kendisine jedi ɡun sajat͡ʃak ve ondan sonra temiz olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-1-Kings-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklıkların işi şöyleydi: Levhaları vardı; pervazlar arasında levhaları vardı;|ajakliklarin isi sojlejdi levhalari vardi; pervazlar arasinda levhalari vardi; Old-Testament-Psalms-049-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü öldüğünde yanında hiçbir şey götüremez. Görkemi onun ardınca inmez.|t͡ʃunku olduɡunde janinda hit͡ʃbir sej ɡoturemez. ɡorkemi onun ardint͡ʃa inmez. New-Testament-Acts-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve yanlarına gelip, Petrus da denilen Simon’un orada kalıp kalmadığını sordular.|ve janlarina ɡelipʔ petrus da denilen simon’un orada kalip kalmadiɡini sordular. New-Testament-John-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece sabah yemeğini yedikten sonra Yeşua, Simon Petrus’a, “Ey Yona oğlu Simon, beni bunlardan daha çok seviyor musun?” dedi. Petrus, “Evet, Efendimiz, seni sevdiğimi biliyorsun” dedi. Ona, “Kuzularımı otlat” dedi.|bojlet͡ʃe sabah jemeɡini jedikten sonra jesuaʔ simon petrus’aʔ “ej jona oɡlu simonʔ beni bunlardan daha t͡ʃok sevijor musun?” dedi. petrusʔ “evetʔ efendimizʔ seni sevdiɡimi bilijorsun” dedi. onaʔ “kuzularimi otlat” dedi. Old-Testament-2-Samuel-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav'a, \"\"İşte, kral Avşalom için ağlıyor ve yas tutuyor\"\" diye bildirildi.\"|\"joavʔaʔ \"\"isteʔ kral avsalom it͡ʃin aɡlijor ve jas tutujor\"\" dije bildirildi.\" Old-Testament-Genesis-043-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’in evinin kâhyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular.|josef’in evinin kahjasina jaklasip evin kapisinda onunla konustular. New-Testament-John-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua henüz köye gelmemişti, hala Marta’nın O’nu karşıladığı yerdeydi.|jesua henuz koje ɡelmemistiʔ hala marta’nin o’nu karsiladiɡi jerdejdi. Old-Testament-2-Samuel-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral, yanında bulunan ordu komutanı Yoav'a, \"\"Şimdi, Dan'dan Beer Şeva'ya kadar İsrael'in bütün oymaklarını dolaş, halkı sayın, halkın toplamını bileyim\"\" dedi.\"|\"kralʔ janinda bulunan ordu komutani joavʔaʔ \"\"simdiʔ danʔdan beer sevaʔja kadar israelʔin butun ojmaklarini dolasʔ halki sajinʔ halkin toplamini bilejim\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-044-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü susamış olanın üzerine su, kuru toprağın üzerine dereler dökeceğim. Ruhumu senin soyunun üzerine, bereketimi senin yavrularının üzerine dökeceğim;|t͡ʃunku susamis olanin uzerine suʔ kuru topraɡin uzerine dereler doket͡ʃeɡim. ruhumu senin sojunun uzerineʔ bereketimi senin javrularinin uzerine doket͡ʃeɡim; Old-Testament-Genesis-036-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Âna’nın çocukları şunlardır: Dişon ve Âna'nın kızı Oholivama.|ana’nin t͡ʃot͡ʃuklari sunlardir dison ve anaʔnin kizi oholivama. Old-Testament-Ezekiel-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey ülke sakini, yıkımın geldi! Zaman geldi! Gün yakın, dağlar üzerinde sevinç çığlıkları değil, kargaşa günü.|ej ulke sakiniʔ jikimin ɡeldi! zaman ɡeldi! ɡun jakinʔ daɡlar uzerinde sevint͡ʃ t͡ʃiɡliklari deɡilʔ karɡasa ɡunu. Old-Testament-2-Chronicles-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Huram'ın Solomon'a vermiş olduğu kentleri Solomon bina etti ve İsrael'in çocuklarını orada oturttu.|huramʔin solomonʔa vermis olduɡu kentleri solomon bina etti ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini orada oturttu. Old-Testament-Ezra-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam sunusunda, yırtılmış giysim ve kaftanımla, kendimi alçaltmaktan kalktım. Dizlerimin üzerine çöktüm ve ellerimi Tanrım Yahve'ye açtım.|aksam sunusundaʔ jirtilmis ɡijsim ve kaftanimlaʔ kendimi alt͡ʃaltmaktan kalktim. dizlerimin uzerine t͡ʃoktum ve ellerimi tanrim jahveʔje at͡ʃtim. New-Testament-Romans-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Mesih’in sizi kabul ettiği gibi, Tanrı’nın yüceliği için birbirinizi kabul edin.|bu nedenleʔ mesih’in sizi kabul ettiɡi ɡibiʔ tanri’nin jut͡ʃeliɡi it͡ʃin birbirinizi kabul edin. New-Testament-2-Corinthians-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu güven içinde, çifte yarar olsun diye önce size gelmek,|bu ɡuven it͡ʃindeʔ t͡ʃifte jarar olsun dije ont͡ʃe size ɡelmekʔ Old-Testament-Psalms-059-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Gücüm, sana bakıyorum, çünkü Tanrı benim yüksek kulemdir.|ej ɡut͡ʃumʔ sana bakijorumʔ t͡ʃunku tanri benim juksek kulemdir. Old-Testament-Numbers-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hetsron'dan Hetsroniler soyu; Karmi'den Karmiler soyu.|hetsronʔdan hetsroniler soju; karmiʔden karmiler soju. Old-Testament-Ruth-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Naomi gelini Rut’a, “Kızım, onun kızlarıyla çıkman iyi olur, ta ki başka bir tarlada sana zarar vermesinler” dedi.|naomi ɡelini rut’aʔ “kizimʔ onun kizlarijla t͡ʃikman iji olurʔ ta ki baska bir tarlada sana zarar vermesinler” dedi. Old-Testament-Jeremiah-046-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey sen, Mısır'da oturan kız, sürgüne gitmeye kendini hazırla; çünkü Memfis harap olacak, ve yakılıp yıkılacak, içinde oturan kalmayacak.\"\"\"|\"ej senʔ misirʔda oturan kizʔ surɡune ɡitmeje kendini hazirla; t͡ʃunku memfis harap olat͡ʃakʔ ve jakilip jikilat͡ʃakʔ it͡ʃinde oturan kalmajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Exodus-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adam, \"\"Kim seni üzerimize bey ve yargıç yaptı? Mısırlı'yı öldürdüğün gibi beni de öldürmeyi mi tasarlıyorsun?\"\" dedi. Moşe korktu, \"\"Bu şey kesin biliniyor\"\" dedi.\"|\"adamʔ \"\"kim seni uzerimize bej ve jarɡit͡ʃ japti? misirliʔji oldurduɡun ɡibi beni de oldurmeji mi tasarlijorsun?\"\" dedi. mose korktuʔ \"\"bu sej kesin bilinijor\"\" dedi.\" New-Testament-John-011-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölmüş olan dışarı çıktı. Eli ve ayağı sargılarla bağlı ve yüzü bir bezle sarılıydı. Yeşua onlara, “Onu çözün, bırakın gitsin” dedi.|olmus olan disari t͡ʃikti. eli ve ajaɡi sarɡilarla baɡli ve juzu bir bezle sarilijdi. jesua onlaraʔ “onu t͡ʃozunʔ birakin ɡitsin” dedi. New-Testament-Revelation-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kan serpilmiş bir giysi kuşanmıştı. Adı “Tanrı Sözü” olarak anılır.|kan serpilmis bir ɡijsi kusanmisti. adi “tanri sozu” olarak anilir. Old-Testament-Leviticus-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Şabatlarımı tutacaksınız ve konutuma saygı göstereceksiniz; Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"“ʔsabatlarimi tutat͡ʃaksiniz ve konutuma sajɡi ɡosteret͡ʃeksiniz; ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Yoav'ın ve babasının bütün evinin başı üzerine düşsün. Yoav'ın evinden akıntılı, cüzzamlı, değneğe yaslanan, kılıçtan düşen ya da ekmeğe muhtaç olan eksik olmasın.”|buʔ joavʔin ve babasinin butun evinin basi uzerine dussun. joavʔin evinden akintiliʔ t͡ʃuzzamliʔ deɡneɡe jaslananʔ kilit͡ʃtan dusen ja da ekmeɡe muhtat͡ʃ olan eksik olmasin.” Old-Testament-Leviticus-013-052|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Vebanın bulunduğu yünden, ketenden ya da deriden yapılmış çözgü ya da atkı olsun, giysiyi yakacak; çünkü bu yıkıcı bir küftür. Ateşte yakılacaktır.\"\"\"|\"vebanin bulunduɡu jundenʔ ketenden ja da deriden japilmis t͡ʃozɡu ja da atki olsunʔ ɡijsiji jakat͡ʃak; t͡ʃunku bu jikit͡ʃi bir kuftur. ateste jakilat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-Acts-013-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahudiler, Tanrı sayar inançlı kadınlarla kentin ileri gelenlerini kışkırttılar. Pavlus’a ve Barnabas’a karşı bir zulüm başlattılar ve onları sınırlarının dışına attılar.|ama jahudilerʔ tanri sajar inant͡ʃli kadinlarla kentin ileri ɡelenlerini kiskirttilar. pavlus’a ve barnabas’a karsi bir zulum baslattilar ve onlari sinirlarinin disina attilar. New-Testament-Romans-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa O'nun iyiliğinin, hoşgörüsünün ve sabrının zenginliğini hor mu görüyorsun? Tanrı'nın iyiliğinin seni tövbeye yönelttiğini bilmiyor musun?|joksa oʔnun ijiliɡininʔ hosɡorusunun ve sabrinin zenɡinliɡini hor mu ɡorujorsun? tanriʔnin ijiliɡinin seni tovbeje jonelttiɡini bilmijor musun? New-Testament-Matthew-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler bunu görünce Yeşua’ya, “İşte, öğrencilerin Şabat'ta yasaya aykırı olanı yapıyorlar” dediler.|ferisiler bunu ɡorunt͡ʃe jesua’jaʔ “isteʔ oɡrent͡ʃilerin sabatʔta jasaja ajkiri olani japijorlar” dediler. Old-Testament-Judges-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|yalnızca İsrael'in çocukları kuşaklarının, en azından savaşları daha önceden hiç bilmeyenlerin savaş öğrenme bilgileri olsun diye Yahve'nin bıraktığı uluslardır:|jalnizt͡ʃa israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari kusaklarininʔ en azindan savaslari daha ont͡ʃeden hit͡ʃ bilmejenlerin savas oɡrenme bilɡileri olsun dije jahveʔnin biraktiɡi uluslardir Old-Testament-Judges-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de beni bıraktınız ve başka ilâhlara hizmet ettiniz. Bu yüzden sizi bir daha kurtarmayacağım.|jine de beni biraktiniz ve baska ilahlara hizmet ettiniz. bu juzden sizi bir daha kurtarmajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-070-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün seni arayanlar sende sevinip coşsunlar. Senin kurtarışını sevenler sürekli, “Tanrı yücelsin!” desinler.|butun seni arajanlar sende sevinip t͡ʃossunlar. senin kurtarisini sevenler surekliʔ “tanri jut͡ʃelsin!” desinler. New-Testament-Acts-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Fırtınayla çok uğraştıktan sonra, ertesi gün gemiden denize yük atmaya başladılar.|firtinajla t͡ʃok uɡrastiktan sonraʔ ertesi ɡun ɡemiden denize juk atmaja basladilar. Old-Testament-Ecclesiastes-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi kendime, “İşte, Yeruşalem'de benden önce olanların hepsinden daha büyük bilgelik edindim. Evet, yüreğim bilgelik ve bilgi konusunda çok şey deneyimledi.” dedim.|kendi kendimeʔ “isteʔ jerusalemʔde benden ont͡ʃe olanlarin hepsinden daha bujuk bilɡelik edindim. evetʔ jureɡim bilɡelik ve bilɡi konusunda t͡ʃok sej denejimledi.” dedim. Old-Testament-1-Chronicles-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocuklarından, Saul'un akrabaları: Üç bin, çünkü o zamana dek onların çoğu Saul'un evine bağlı kalmıştı.|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ saulʔun akrabalari ut͡ʃ binʔ t͡ʃunku o zamana dek onlarin t͡ʃoɡu saulʔun evine baɡli kalmisti. Old-Testament-Nehemiah-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların kardeşleri Bakbukya ve Unno da görevlerine göre onlara yakındılar.|onlarin kardesleri bakbukja ve unno da ɡorevlerine ɡore onlara jakindilar. New-Testament-Hebrews-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak ikinci çadıra yılda bir kez yalnız başkâhin girebilir. O da, kendisi ve halkın işlediği suçları için sunduğu kan olmaksızın giremez.|ant͡ʃak ikint͡ʃi t͡ʃadira jilda bir kez jalniz baskahin ɡirebilir. o daʔ kendisi ve halkin islediɡi sut͡ʃlari it͡ʃin sunduɡu kan olmaksizin ɡiremez. Old-Testament-Joshua-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O sırada Yahve Yeşu'ya, \"\"Çakmaktaşından bıçaklar yap ve İsrael'in oğullarını ikinci kez sünnet et\"\" dedi.\"|\"o sirada jahve jesuʔjaʔ \"\"t͡ʃakmaktasindan bit͡ʃaklar jap ve israelʔin oɡullarini ikint͡ʃi kez sunnet et\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-029-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan hizmetçisi Bilha'yı kızı Rahel’in hizmetine verdi.|lavan hizmett͡ʃisi bilhaʔji kizi rahel’in hizmetine verdi. Old-Testament-Exodus-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, \"\"Lütfen bana görkemini göster\"\" dedi.\"|\"moseʔ \"\"lutfen bana ɡorkemini ɡoster\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünya durdukça, tohum ve hasat zamanı, soğuk ve sıcak, yaz ve kış, gündüz ve gece son bulmayacak.”|dunja durdukt͡ʃaʔ tohum ve hasat zamaniʔ soɡuk ve sit͡ʃakʔ jaz ve kisʔ ɡunduz ve ɡet͡ʃe son bulmajat͡ʃak.” Old-Testament-Psalms-059-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, Ordular Tanrısı Yahve, İsrael'in Tanrısı, ulusları cezalandırmak için uyan. Bu kötü hainlere merhamet gösterme. Selah.|senʔ ordular tanrisi jahveʔ israelʔin tanrisiʔ uluslari t͡ʃezalandirmak it͡ʃin ujan. bu kotu hainlere merhamet ɡosterme. selah. Old-Testament-Numbers-032-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Gad'ın çocukları ve Ruven'in çocukları gelip Moşe'ye, Kâhin Eleazar'a ve topluluğun beylerine şöyle dediler:|bunun uzerine ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari ve ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡelip moseʔjeʔ kahin eleazarʔa ve topluluɡun bejlerine sojle dediler Old-Testament-Job-033-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşte, gece görümünde, insanların üzerine derin uyku çöktüğünde, Yatak üzerinde uyuklarken,|dusteʔ ɡet͡ʃe ɡorumundeʔ insanlarin uzerine derin ujku t͡ʃoktuɡundeʔ jatak uzerinde ujuklarkenʔ Old-Testament-Exodus-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu Elim'den yola çıktılar ve Mısır diyarından ayrıldıktan sonraki ikinci ayın on beşinci günü, İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu Elim ile Sina arasındaki Sin Çölü'ne geldiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu elimʔden jola t͡ʃiktilar ve misir dijarindan ajrildiktan sonraki ikint͡ʃi ajin on besint͡ʃi ɡunuʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu elim ile sina arasindaki sin t͡ʃoluʔne ɡeldiler. Old-Testament-1-Chronicles-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey halkların soyları, Yahve'ye verin, yüceliği ve gücü Yahve'ye verin!|ej halklarin sojlariʔ jahveʔje verinʔ jut͡ʃeliɡi ve ɡut͡ʃu jahveʔje verin! Old-Testament-Psalms-049-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü günlerde neden korkayım ki, alçakların kötülüğü beni kuşattığında?|kotu ɡunlerde neden korkajim kiʔ alt͡ʃaklarin kotuluɡu beni kusattiɡinda? Old-Testament-1-Chronicles-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon'un çocuklarından, savaş için cesur yiğitler, yedi bin yüz kişi.|simonʔun t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ savas it͡ʃin t͡ʃesur jiɡitlerʔ jedi bin juz kisi. Old-Testament-Deuteronomy-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|bugün burada bizimle birlikte Tanrımız Yahve'nin önünde duranlarla ve ayrıca bugün burada aramızda olmayanlarla da yapıyorum|buɡun burada bizimle birlikte tanrimiz jahveʔnin onunde duranlarla ve ajrit͡ʃa buɡun burada aramizda olmajanlarla da japijorum New-Testament-Matthew-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yanlarına geldi ve onlara söyleyip dedi: “Gökte ve yerde bütün yetki bana verildi.|jesua janlarina ɡeldi ve onlara sojlejip dedi “ɡokte ve jerde butun jetki bana verildi. Old-Testament-Deuteronomy-032-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya değil iblislere, bilmedikleri ilâhlara, atalarınızın korkmadığı, son zamanlarda ortaya çıkan yeni ilâhlara kurban kestiler.|tanriʔja deɡil iblislereʔ bilmedikleri ilahlaraʔ atalarinizin korkmadiɡiʔ son zamanlarda ortaja t͡ʃikan jeni ilahlara kurban kestiler. Old-Testament-Proverbs-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum Yahve'den ve kraldan kork. Başkaldıranlara katılma.|oɡlum jahveʔden ve kraldan kork. baskaldiranlara katilma. Old-Testament-Numbers-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın sözlerini duyan, Yüceler Yücesi'nin bilgisini bilen ve yere kapanıp gözleri açık olarak Her Şeye Gücü Yeten'in görümünü gören şöyle diyor:|tanriʔnin sozlerini dujanʔ jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin bilɡisini bilen ve jere kapanip ɡozleri at͡ʃik olarak her seje ɡut͡ʃu jetenʔin ɡorumunu ɡoren sojle dijor Old-Testament-Jeremiah-033-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunu yapan Yahve, onu pekiştirmek için biçimlendiren Yahve, adı Yahve olan şöyle diyor:|“bunu japan jahveʔ onu pekistirmek it͡ʃin bit͡ʃimlendiren jahveʔ adi jahve olan sojle dijor Old-Testament-Jeremiah-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendilerine ve atalarına verdiğim ülkeden yok olana dek onların arasına kılıç, kıtlık ve salgın hastalık göndereceğim.'\"\"\"|\"kendilerine ve atalarina verdiɡim ulkeden jok olana dek onlarin arasina kilit͡ʃʔ kitlik ve salɡin hastalik ɡonderet͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi doğru saymak benden uzak olsun. Ölene dek doğruluğumu kendimden ayırmayacağım.|sizi doɡru sajmak benden uzak olsun. olene dek doɡruluɡumu kendimden ajirmajat͡ʃaɡim. New-Testament-Revelation-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk canavarın bütün yetkisini onun önünde kullanıyordu. Yeryüzünü ve onda oturanları, ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu.|ilk t͡ʃanavarin butun jetkisini onun onunde kullanijordu. jerjuzunu ve onda oturanlariʔ olumt͡ʃul jarasi ijilesen ilk t͡ʃanavara tapmaja zorlujordu. New-Testament-2-Corinthians-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Son olarak kardeşlerim, sevinin! Yetkin olun. Teselli bulun. Aynı düşüncede olun. Esenlik içinde yaşayın. Sevgi ve esenlik Tanrısı sizinle birlikte olacaktır.|son olarak kardeslerimʔ sevinin! jetkin olun. teselli bulun. ajni dusunt͡ʃede olun. esenlik it͡ʃinde jasajin. sevɡi ve esenlik tanrisi sizinle birlikte olat͡ʃaktir. New-Testament-John-011-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Taşı kaldırın” dedi. Ölmüş olanın kız kardeşi Marta, “Efendimiz, bu zamana dek artık kokmuştur, öleli dört gün oldu” dedi.|jesuaʔ “tasi kaldirin” dedi. olmus olanin kiz kardesi martaʔ “efendimizʔ bu zamana dek artik kokmusturʔ oleli dort ɡun oldu” dedi. Old-Testament-2-Samuel-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'un çocukları çıkıp kapının girişinde savaş düzeni aldılar. Sova ve Rehov Suriyelileri ile Tov ve Maaka adamları tek başlarına kırdaydılar.|ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari t͡ʃikip kapinin ɡirisinde savas duzeni aldilar. sova ve rehov surijelileri ile tov ve maaka adamlari tek baslarina kirdajdilar. Old-Testament-Jeremiah-052-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncü ayda, ayın dokuzuncu günü, kentte kıtlık çok şiddetliydi; öyle ki, ülke halkı için ekmek yoktu.|dordunt͡ʃu ajdaʔ ajin dokuzunt͡ʃu ɡunuʔ kentte kitlik t͡ʃok siddetlijdi; ojle kiʔ ulke halki it͡ʃin ekmek joktu. Old-Testament-Deuteronomy-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Tanrın Yahve'nin miras olarak sana vermekte olduğu bu halkların kentlerinden nefes alan hiçbir şeyi canlı bırakmayacaksın;|ant͡ʃak tanrin jahveʔnin miras olarak sana vermekte olduɡu bu halklarin kentlerinden nefes alan hit͡ʃbir seji t͡ʃanli birakmajat͡ʃaksin; New-Testament-Luke-022-068|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer size sorsam, kesin olarak yanıtlamayacak, beni bırakmayacaksınız.|eɡer size sorsamʔ kesin olarak janitlamajat͡ʃakʔ beni birakmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Ecclesiastes-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İki kişi bir kişiden iyidir, çünkü emeklerinin karşılığını iyi alırlar.|iki kisi bir kisiden ijidirʔ t͡ʃunku emeklerinin karsiliɡini iji alirlar. Old-Testament-Leviticus-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Çatal tırnaklı olan, tırnağı yarık olmayan, ya da geviş getirmeyen her hayvan sizin için kirlidir. Onlara dokunan herkes kirli olacaktır.\"|\"\"\"ʔt͡ʃatal tirnakli olanʔ tirnaɡi jarik olmajanʔ ja da ɡevis ɡetirmejen her hajvan sizin it͡ʃin kirlidir. onlara dokunan herkes kirli olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Ezekiel-040-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni güneye doğru götürdü; ve işte güneye doğru bir kapı vardı. Onun bölme duvarlarını ve eyvanını ölçtü, bu ölçülere göreydi.|beni ɡuneje doɡru ɡoturdu; ve iste ɡuneje doɡru bir kapi vardi. onun bolme duvarlarini ve ejvanini olt͡ʃtuʔ bu olt͡ʃulere ɡorejdi. Old-Testament-Proverbs-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağduyulu kişi bilgisini korur, ama akılsızların yürekleri ahmaklıklarını beyan eder.|saɡdujulu kisi bilɡisini korurʔ ama akilsizlarin jurekleri ahmakliklarini bejan eder. New-Testament-1-Corinthians-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Öbür elçiler gibi, Efendi’nin kardeşleri ve Kefas gibi, yanımıza imanlı bir eş almaya hakkımız yok mu?|obur elt͡ʃiler ɡibiʔ efendi’nin kardesleri ve kefas ɡibiʔ janimiza imanli bir es almaja hakkimiz jok mu? Old-Testament-Ezekiel-039-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Açık kırda düşeceksin, çünkü bunu ben söyledim.\"\" diyor Efendi Yahve.\"|\"at͡ʃik kirda duset͡ʃeksinʔ t͡ʃunku bunu ben sojledim.\"\" dijor efendi jahve.\" New-Testament-Acts-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri nasıl soruşturacağımı bilemediğimden ona, Yeruşalem’e gidip orada bu suçlamalara karşı yargılanmayı isteyip istemediğini sordum.|bu sejleri nasil sorusturat͡ʃaɡimi bilemediɡimden onaʔ jerusalem’e ɡidip orada bu sut͡ʃlamalara karsi jarɡilanmaji istejip istemediɡini sordum. Old-Testament-Leviticus-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye ve Aron'a konuşup şöyle dedi:|jahve moseʔje ve aronʔa konusup sojle dedi Old-Testament-2-Kings-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tuz Vadisi’nde on bin Edomlu’yu öldürdü ve Sela’yı savaşla ele geçirdi ve adını Yokteel koydu, bugün de öyledir.|tuz vadisi’nde on bin edomlu’ju oldurdu ve sela’ji savasla ele ɡet͡ʃirdi ve adini jokteel kojduʔ buɡun de ojledir. Old-Testament-Leviticus-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onlara diyeceksiniz ki, 'İsrael evinden ya da aralarında yabancı olarak yaşayan yabancılardan biri yakmalık sunu ya da kurban sunar,|“onlara dijet͡ʃeksiniz kiʔ ʔisrael evinden ja da aralarinda jabant͡ʃi olarak jasajan jabant͡ʃilardan biri jakmalik sunu ja da kurban sunarʔ Old-Testament-Psalms-142-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı zindandan çıkar da, adına şükredeyim. Doğrular çevremi saracak, çünkü bana iyilik edeceksin.|t͡ʃanimi zindandan t͡ʃikar daʔ adina sukredejim. doɡrular t͡ʃevremi sarat͡ʃakʔ t͡ʃunku bana ijilik edet͡ʃeksin. Old-Testament-Job-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Soluğum karıma iğrenç geliyor. Kendi annemin çocuklarına iğrenç oldum.|soluɡum karima iɡrent͡ʃ ɡelijor. kendi annemin t͡ʃot͡ʃuklarina iɡrent͡ʃ oldum. New-Testament-Acts-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Frigya’da, Pamfilya’da, Mısır’da, Libya yörelerinde, Krine çevresinde oturanlar, Roma’dan hem Yahudiler hem de Yahudilik inancını benimseyen misafirler,|friɡja’daʔ pamfilja’daʔ misir’daʔ libja jorelerindeʔ krine t͡ʃevresinde oturanlarʔ roma’dan hem jahudiler hem de jahudilik inant͡ʃini benimsejen misafirlerʔ Old-Testament-Deuteronomy-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dışarıda duracaksın ve ödünç verdiğin adam rehini sana dışarı getirecek.|disarida durat͡ʃaksin ve odunt͡ʃ verdiɡin adam rehini sana disari ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, kurallarımda yürüsünler, ilkelerimi tutsunlar ve onları yapsınlar. Onlar benim halkım olacak, ben de onların Tanrısı olacağım.|ojle kiʔ kurallarimda jurusunlerʔ ilkelerimi tutsunlar ve onlari japsinlar. onlar benim halkim olat͡ʃakʔ ben de onlarin tanrisi olat͡ʃaɡim. New-Testament-Matthew-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, her birine kendi yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine bir talant verdi. Sonra yolculuğa çıktı.|adamʔ her birine kendi jeteneɡine ɡoreʔ birine besʔ birine ikiʔ birine bir talant verdi. sonra jolt͡ʃuluɡa t͡ʃikti. New-Testament-Luke-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları O'na, “Annenle kardeşlerin dışarıda duruyorlar, seni görmek istiyorlar” diye Yeşua’ya bildirdiler.|bazilari oʔnaʔ “annenle kardeslerin disarida durujorlarʔ seni ɡormek istijorlar” dije jesua’ja bildirdiler. Old-Testament-Exodus-033-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve dedi, \"\"Varlığım seninle birlikte gidecek, sana rahat vereceğim.\"\"\"|\"ve dediʔ \"\"varliɡim seninle birlikte ɡidet͡ʃekʔ sana rahat veret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşek eti gibi etleri olan, atların akıntısı gibi akıntısı olan oynaşlarına arzu duydu.|esek eti ɡibi etleri olanʔ atlarin akintisi ɡibi akintisi olan ojnaslarina arzu dujdu. New-Testament-Matthew-024-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü leş neredeyse, akbabalar orada toplanacak.”|t͡ʃunku les neredejseʔ akbabalar orada toplanat͡ʃak.” Old-Testament-Micah-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar O'nun altında eriyor, ve vadiler ateşin önündeki balmumu gibi, dik yerden dökülen sular gibi yarılıyor.|daɡlar oʔnun altinda erijorʔ ve vadiler atesin onundeki balmumu ɡibiʔ dik jerden dokulen sular ɡibi jarilijor. Old-Testament-Leviticus-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin onu sunağa getirecek, başını ayırıp sunak üzerinde yakacak; kanı sunağın yan tarafında akıtılacak;|kahin onu sunaɡa ɡetiret͡ʃekʔ basini ajirip sunak uzerinde jakat͡ʃak; kani sunaɡin jan tarafinda akitilat͡ʃak; Old-Testament-Ezekiel-044-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra beni kuzey kapısı yolundan evin önüne getirdi; ve baktım ve işte, Yahve'nin görkemi Yahve'nin evini dolduruyordu; ve yüzüstü düştüm.|sonra beni kuzej kapisi jolundan evin onune ɡetirdi; ve baktim ve isteʔ jahveʔnin ɡorkemi jahveʔnin evini doldurujordu; ve juzustu dustum. Old-Testament-Numbers-007-046|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu olarak bir teke;|ɡunah sunusu olarak bir teke; New-Testament-1-Corinthians-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın başına gelenden başka bir deneme sizi yakalamadı. Tanrı sadıktır, gücünüzün ötesinde denenmenize izin vermez, ama dayanabilmeniz için denemeyle birlikte kaçış yolunu da yapar.|insanin basina ɡelenden baska bir deneme sizi jakalamadi. tanri sadiktirʔ ɡut͡ʃunuzun otesinde denenmenize izin vermezʔ ama dajanabilmeniz it͡ʃin denemejle birlikte kat͡ʃis jolunu da japar. Old-Testament-2-Chronicles-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Bana, ‘Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafiflet’ diyen bu halka bir yanıt vermek için siz ne öğüt verirsiniz?”|onlara sojle dedi “banaʔ ‘babanin uzerimize kojduɡu bojunduruɡu hafiflet’ dijen bu halka bir janit vermek it͡ʃin siz ne oɡut verirsiniz?” Old-Testament-Proverbs-030-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O'nun sözlerine bir şey katma, yoksa seni azarlar, sen de yalancı çıkarsın.\"\"\"|\"oʔnun sozlerine bir sej katmaʔ joksa seni azarlarʔ sen de jalant͡ʃi t͡ʃikarsin.\"\"\" New-Testament-Revelation-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökte başka bir belirti görüldü. İşte, yedi başı, on boynuzu ve başında yedi tacı olan büyük bir kızıl ejderha vardı.|ɡokte baska bir belirti ɡoruldu. isteʔ jedi basiʔ on bojnuzu ve basinda jedi tat͡ʃi olan bujuk bir kizil eʒderha vardi. Old-Testament-1-Chronicles-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan bazıları da eşyaların ve kutsal yerin bütün kaplarının, ince unun, şarabın, yağın, günlük ve baharatların başına atandı.|onlardan bazilari da esjalarin ve kutsal jerin butun kaplarininʔ int͡ʃe ununʔ sarabinʔ jaɡinʔ ɡunluk ve baharatlarin basina atandi. New-Testament-Romans-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Amacım bir başkasının attığı temel üzerine bina etmemekti. Bu nedenle, Müjde’yi Mesih’in adının henüz anılmadığı yerlerde duyurdum.|amat͡ʃim bir baskasinin attiɡi temel uzerine bina etmemekti. bu nedenleʔ muʒde’ji mesih’in adinin henuz anilmadiɡi jerlerde dujurdum. Old-Testament-Song-of-Songs-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevkler için, sen ne güzelsin, ne hoşsun, ey aşk!|zevkler it͡ʃinʔ sen ne ɡuzelsinʔ ne hossunʔ ej ask! New-Testament-Hebrews-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek kusursuz kılmıştır.|t͡ʃunku kutsal kilinanlari tek bir sunujla sonsuza dek kusursuz kilmistir. Old-Testament-1-Kings-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İzebel, Eliya'ya bir haberci gönderip, \"\"Yarın bu vakitlerde senin yaşamını onlardan birinin yaşamı gibi yapmazsam, ilâhlar bana aynısını, hatta daha fazlasını yapsın!\"\" dedi.\"|\"izebelʔ elijaʔja bir habert͡ʃi ɡonderipʔ \"\"jarin bu vakitlerde senin jasamini onlardan birinin jasami ɡibi japmazsamʔ ilahlar bana ajnisiniʔ hatta daha fazlasini japsin!\"\" dedi.\" Old-Testament-Nehemiah-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Baruk oğlu Maaseya, Kolhoze oğlu, Hazaya oğlu, Adaya oğlu, Yoyariv oğlu, Zekariya oğlu, Şilonluoğulları'ndan.|ve baruk oɡlu maasejaʔ kolhoze oɡluʔ hazaja oɡluʔ adaja oɡluʔ jojariv oɡluʔ zekarija oɡluʔ silonluoɡullariʔndan. Old-Testament-Jeremiah-032-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara iyilik etmek için onların ardından dönmeyeyim diye, kendileriyle sonsuza dek sürecek bir antlaşma yapacağım; benden ayrılmasınlar diye, yüreklerine korkumu koyacağım.|onlara ijilik etmek it͡ʃin onlarin ardindan donmejejim dijeʔ kendilerijle sonsuza dek suret͡ʃek bir antlasma japat͡ʃaɡim; benden ajrilmasinlar dijeʔ jureklerine korkumu kojat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Kings-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda Kralı Solomon oğlu Rehovam'a, bütün Yahuda ve Benyamin evine ve geri kalan halka söyleyip de,|“jahuda krali solomon oɡlu rehovamʔaʔ butun jahuda ve benjamin evine ve ɡeri kalan halka sojlejip deʔ Old-Testament-1-Samuel-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kazma, saban demiri, dirgen, balta ve mızrak bilemek için her birinin ücreti bir payim idi.|kazmaʔ saban demiriʔ dirɡenʔ balta ve mizrak bilemek it͡ʃin her birinin ut͡ʃreti bir pajim idi. Old-Testament-Exodus-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama gerçekten onun sözünü dinler ve söylediklerimin hepsini yaparsanız, o zaman düşmanlarınıza düşman, hasımlarınıza hasım olacağım.|ama ɡert͡ʃekten onun sozunu dinler ve sojlediklerimin hepsini japarsanizʔ o zaman dusmanlariniza dusmanʔ hasimlariniza hasim olat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|okları sivri, yayları da gerilidir, atlarının nalları çakmaktaşı gibi, tekerlekleri de kasırga gibi olacak.|oklari sivriʔ jajlari da ɡerilidirʔ atlarinin nallari t͡ʃakmaktasi ɡibiʔ tekerlekleri de kasirɡa ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir şeyi gizlemek Tanrı'nın yüceliğidir, ama kralların yüceliği bir şeyi açığa çıkarmaktır.|bir seji ɡizlemek tanriʔnin jut͡ʃeliɡidirʔ ama krallarin jut͡ʃeliɡi bir seji at͡ʃiɡa t͡ʃikarmaktir. Old-Testament-Genesis-040-017|und|SPEAKER_00_Turkish|En üstteki sepette Firavun için her çeşidinden ekmekçi işleri vardı. Kuşlar başımdaki sepetten onları yiyorlardı.”|en ustteki sepette firavun it͡ʃin her t͡ʃesidinden ekmekt͡ʃi isleri vardi. kuslar basimdaki sepetten onlari jijorlardi.” Old-Testament-Exodus-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir mesele olduğunda bana gelirler, ben de adamla komşusu arasında hükmederim ve onlara Tanrı'nın hükümlerini ve yasalarını bildiririm.\"\"\"|\"bir mesele olduɡunda bana ɡelirlerʔ ben de adamla komsusu arasinda hukmederim ve onlara tanriʔnin hukumlerini ve jasalarini bildiririm.\"\"\" Old-Testament-Exodus-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin Firavun'un yanına gidin. İşte, o suya çıkıyor. Onu karşılamak için nehrin kıyısında duracaksın. Yılana çevrilmiş değneği eline alacaksın.|sabahlejin firavunʔun janina ɡidin. isteʔ o suja t͡ʃikijor. onu karsilamak it͡ʃin nehrin kijisinda durat͡ʃaksin. jilana t͡ʃevrilmis deɡneɡi eline alat͡ʃaksin. New-Testament-Romans-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsalların ihtiyaçlarına katkıda bulunun. Konukseverliğe meyilli olun.|kutsallarin ihtijat͡ʃlarina katkida bulunun. konukseverliɡe mejilli olun. Old-Testament-Jeremiah-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Sözlerimi dinlemediğiniz için,\"|\"bu juzden ordular jahvesi sojle dijor \"\"sozlerimi dinlemediɡiniz it͡ʃinʔ\" New-Testament-John-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de Yahudiler'den korktukları için kimse O’nun hakkında açıkça konuşmuyordu.|jine de jahudilerʔden korktuklari it͡ʃin kimse o’nun hakkinda at͡ʃikt͡ʃa konusmujordu. Old-Testament-1-Kings-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, hizmetkârının bu yere doğru edeceği duayı işitmek için gözlerin gece gündüz bu eve, 'Adım orada olacak' dediğin yere açık olsun.|ojle kiʔ hizmetkarinin bu jere doɡru edet͡ʃeɡi duaji isitmek it͡ʃin ɡozlerin ɡet͡ʃe ɡunduz bu eveʔ ʔadim orada olat͡ʃakʔ dediɡin jere at͡ʃik olsun. Old-Testament-Judges-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Penuel Kulesi'ni yıktı ve kent halkını öldürdü.|penuel kulesiʔni jikti ve kent halkini oldurdu. New-Testament-Matthew-026-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus O’na yanıt verip, “Senin yüzünden herkes tökezlese bile, ben asla tökezlemem” dedi.|ama petrus o’na janit veripʔ “senin juzunden herkes tokezlese bileʔ ben asla tokezlemem” dedi. Old-Testament-Proverbs-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları var ki, hiçbir şeyi yokken kendini zengin gösterir, Bazıları var ki, çok malı varken kendini yoksul gösterir.|bazilari var kiʔ hit͡ʃbir seji jokken kendini zenɡin ɡosterirʔ bazilari var kiʔ t͡ʃok mali varken kendini joksul ɡosterir. New-Testament-Romans-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın. Mesih’in kiliseleri size selam ederler.|birbirinizi kutsal opusle selamlajin. mesih’in kiliseleri size selam ederler. Old-Testament-Leviticus-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bir adamda cüzzam vebası olduğunda, o zaman o kişi kâhine götürülecek;\"|\"\"\"bir adamda t͡ʃuzzam vebasi olduɡundaʔ o zaman o kisi kahine ɡoturulet͡ʃek;\" Old-Testament-Jeremiah-037-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya halkın arasına girip çıkıyordu, çünkü onu hapse koymamışlardı.|jeremja halkin arasina ɡirip t͡ʃikijorduʔ t͡ʃunku onu hapse kojmamislardi. Old-Testament-Exodus-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün halkımın yaşadığı Goşen diyarını, orada sinek sürüsü olmasın diye ayıracağım, ta ki, benim yeryüzünde Yahve olduğumu bilesin.|o ɡun halkimin jasadiɡi ɡosen dijariniʔ orada sinek surusu olmasin dije ajirat͡ʃaɡimʔ ta kiʔ benim jerjuzunde jahve olduɡumu bilesin. Old-Testament-Ecclesiastes-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, iki kez bin yıl yaşasa da yine de iyilikten zevk almasa, hepsi bir yere gitmiyor mu?|evetʔ iki kez bin jil jasasa da jine de ijilikten zevk almasaʔ hepsi bir jere ɡitmijor mu? New-Testament-John-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kısa bir süre sonra beni görmeyeceksiniz. Yine kısa bir süre sonra beni göreceksiniz.”|kisa bir sure sonra beni ɡormejet͡ʃeksiniz. jine kisa bir sure sonra beni ɡoret͡ʃeksiniz.” New-Testament-Mark-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendinize dikkat edin! Çünkü sizi meclislere teslim edecekler. Havralarda dövecekler. Benim adım uğruna, onlara tanıklık etmek üzere yöneticilerin ve kralların önüne çıkarılacaksınız.|kendinize dikkat edin! t͡ʃunku sizi met͡ʃlislere teslim edet͡ʃekler. havralarda dovet͡ʃekler. benim adim uɡrunaʔ onlara taniklik etmek uzere jonetit͡ʃilerin ve krallarin onune t͡ʃikarilat͡ʃaksiniz. New-Testament-1-Timothy-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı kendi zamanında kralların Kralı’nı, efendilerin Efendisi’ni tek Hükümdar’ı, kutsal Olan’ın kim olduğunu gösterecektir.|tanri kendi zamaninda krallarin krali’niʔ efendilerin efendisi’ni tek hukumdar’iʔ kutsal olan’in kim olduɡunu ɡosteret͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-044-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi dinle, hizmetkârım Yakov, seçtiğim İsrael.|ama simdi dinleʔ hizmetkarim jakovʔ set͡ʃtiɡim israel. Old-Testament-Jeremiah-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer yabancıya, yetime, dul kadına baskı yapmazsanız, bu yerde suçsuz kanı dökmezseniz, kendi zararınıza başka ilâhların ardından yürümezseniz,|eɡer jabant͡ʃijaʔ jetimeʔ dul kadina baski japmazsanizʔ bu jerde sut͡ʃsuz kani dokmezsenizʔ kendi zarariniza baska ilahlarin ardindan jurumezsenizʔ Old-Testament-Ezekiel-039-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“O gün öyle olacak ki, İsrael'de Gog'a, denizin doğusunda Geçenler Vadisi'nde bir gömülme yeri vereceğim; ve oradan geçenleri o durduracak. Gog'u ve bütün kalabalığını oraya gömecekler ve oraya ‘Hamon Gog Vadisi’ denilecek.\"\"\"\"'\"|\"“‘“o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ israelʔde ɡoɡʔaʔ denizin doɡusunda ɡet͡ʃenler vadisiʔnde bir ɡomulme jeri veret͡ʃeɡim; ve oradan ɡet͡ʃenleri o durdurat͡ʃak. ɡoɡʔu ve butun kalabaliɡini oraja ɡomet͡ʃekler ve oraja ‘hamon ɡoɡ vadisi’ denilet͡ʃek.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Kings-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona gözlerini dikti, ta ki utanana kadar. O zaman Tanrı adamı ağladı.|ona ɡozlerini diktiʔ ta ki utanana kadar. o zaman tanri adami aɡladi. Old-Testament-Joshua-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bu kentlerin çevresindeki bütün köyler güneydeki Rama'daki Baalat Beere kadar onların mirasıydı. Boylarına göre Şimon'un çocukları oymağının mirası budur.|ve bu kentlerin t͡ʃevresindeki butun kojler ɡunejdeki ramaʔdaki baalat beere kadar onlarin mirasijdi. bojlarina ɡore simonʔun t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin mirasi budur. New-Testament-Revelation-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncısı tasını büyük Fırat Irmağı’na boşalttı. Gündoğusundan gelen krallara yol hazırlasın diye ırmağın suları kurudu.|altint͡ʃisi tasini bujuk firat irmaɡi’na bosaltti. ɡundoɡusundan ɡelen krallara jol hazirlasin dije irmaɡin sulari kurudu. Old-Testament-2-Samuel-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişiler doğru bir kişiyi kendi evinde, yatağı üzerinde öldürdüklerinde, şimdi onun kanını sizin elinizden fazlasıyla arayıp sizi yeryüzünden kaldırmaz mıyım?”|kotu kisiler doɡru bir kisiji kendi evindeʔ jataɡi uzerinde oldurduklerindeʔ simdi onun kanini sizin elinizden fazlasijla arajip sizi jerjuzunden kaldirmaz mijim?” New-Testament-Luke-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ötekiler de O’nu sınamak amacıyla kendisinden gökten bir belirti istediler.|otekiler de o’nu sinamak amat͡ʃijla kendisinden ɡokten bir belirti istediler. Old-Testament-Jeremiah-042-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ama eğer, ‘Bu ülkede oturmayacağız\"\" derseniz, Tanrınız Yahve'nin sözüne itaat etmezseniz,\"|\"\"\"ʔama eɡerʔ ‘bu ulkede oturmajat͡ʃaɡiz\"\" dersenizʔ tanriniz jahveʔnin sozune itaat etmezsenizʔ\" Old-Testament-Psalms-060-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevdiklerin kurtulsun diye, sağ elinle kurtar ve yanıt ver bize.|sevdiklerin kurtulsun dijeʔ saɡ elinle kurtar ve janit ver bize. Old-Testament-Numbers-026-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin soyları bunlardır. Onlardan sayılanlar elli iki bin yedi yüz.|manasseʔnin sojlari bunlardir. onlardan sajilanlar elli iki bin jedi juz. New-Testament-Luke-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|bazıları, “Eliya göründü!” ve bazıları da “Eski peygamberlerden biri dirildi” diyordu.|bazilariʔ “elija ɡorundu!” ve bazilari da “eski pejɡamberlerden biri dirildi” dijordu. Old-Testament-Jeremiah-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tarlanın bekçileri gibi, her yandan ona karşılar, çünkü bana karşı isyan etti,\"\"' diyor Yahve.\"|\"tarlanin bekt͡ʃileri ɡibiʔ her jandan ona karsilarʔ t͡ʃunku bana karsi isjan ettiʔ\"\"ʔ dijor jahve.\" Old-Testament-Genesis-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, “Yapmakta olduğum şeyi Avraham’dan mı gizleyeceğim?” dedi.|jahveʔ “japmakta olduɡum seji avraham’dan mi ɡizlejet͡ʃeɡim?” dedi. Old-Testament-Esther-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mordekay kralın evinde büyüktü ve ünü bütün illere yayılmıştı, çünkü Mordekay adlı adam gittikçe büyüyordu.|t͡ʃunku mordekaj kralin evinde bujuktu ve unu butun illere jajilmistiʔ t͡ʃunku mordekaj adli adam ɡittikt͡ʃe bujujordu. New-Testament-Romans-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Tanrı, birbirlerinin bedenlerini aşağılasınlar diye, yüreklerinin tutkuları içinde onları pisliğe teslim etti.|bu nedenle tanriʔ birbirlerinin bedenlerini asaɡilasinlar dijeʔ jureklerinin tutkulari it͡ʃinde onlari pisliɡe teslim etti. Old-Testament-Nehemiah-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Her nerede boru sesini duyarsanız, oraya, yanımıza toplanın. Tanrımız bizim için savaşacak.”\"|\"\"\"her nerede boru sesini dujarsanizʔ orajaʔ janimiza toplanin. tanrimiz bizim it͡ʃin savasat͡ʃak.”\" Old-Testament-2-Samuel-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Avşalom, \"\"Şimdi Arklı Huşay'ı da çağır, o ne diyor, aynı şekilde dinleyelim\"\" dedi.\"|\"o zaman avsalomʔ \"\"simdi arkli husajʔi da t͡ʃaɡirʔ o ne dijorʔ ajni sekilde dinlejelim\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin meleği ona, “Senin soyunu çoğalttıkça çoğaltacağım, sayılamayacak kadar çoğaltacağım” dedi.|jahve’nin meleɡi onaʔ “senin sojunu t͡ʃoɡalttikt͡ʃa t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡimʔ sajilamajat͡ʃak kadar t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim” dedi. Old-Testament-Jeremiah-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Seni nasıl affedebilirim? Çocukların beni bıraktı ve ilâh olmayanlarla ant içtiler. Onları doyurduğumda zina ettiler ve fahişelerin evlerinde bölük bölük toplandılar.|“seni nasil affedebilirim? t͡ʃot͡ʃuklarin beni birakti ve ilah olmajanlarla ant it͡ʃtiler. onlari dojurduɡumda zina ettiler ve fahiselerin evlerinde boluk boluk toplandilar. Old-Testament-Haggai-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|'Bu evi eski görkemiyle görenlerden kim kaldı? Şimdi siz onu nasıl görüyorsunuz? Gözlerinizde bir hiç gibi değil mi?|ʔbu evi eski ɡorkemijle ɡorenlerden kim kaldi? simdi siz onu nasil ɡorujorsunuz? ɡozlerinizde bir hit͡ʃ ɡibi deɡil mi? Old-Testament-Nehemiah-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yine de itaatsizlik ettiler ve sana karşı isyan ettiler, yasanı arkalarına attılar, onları tekrar sana döndürmek için kendilerine karşı tanıklık eden peygamberlerini öldürdüler, korkunç küfürler de ettiler.|“jine de itaatsizlik ettiler ve sana karsi isjan ettilerʔ jasani arkalarina attilarʔ onlari tekrar sana dondurmek it͡ʃin kendilerine karsi taniklik eden pejɡamberlerini oldurdulerʔ korkunt͡ʃ kufurler de ettiler. Old-Testament-Numbers-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kâhin Aron oğlu Eleazar'ın görevi, ışık için yağ, kokulu buhur, sürekli ekmek sunusu, mesh yağı, tüm konutun, ve içinde bulunan her şeyin, kutsal yer ve onun takımlarının gereksinimleri olacak.”\"|\"\"\"kahin aron oɡlu eleazarʔin ɡoreviʔ isik it͡ʃin jaɡʔ kokulu buhurʔ surekli ekmek sunusuʔ mesh jaɡiʔ tum konutunʔ ve it͡ʃinde bulunan her sejinʔ kutsal jer ve onun takimlarinin ɡereksinimleri olat͡ʃak.”\" New-Testament-John-007-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Beni arayacaksınız, bulmayacaksınız. Benim olduğum yere siz gelemezsiniz.”|“beni arajat͡ʃaksinizʔ bulmajat͡ʃaksiniz. benim olduɡum jere siz ɡelemezsiniz.” Old-Testament-Psalms-082-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçsüzü, muhtaç olanı kurtarın. Onları kötülerin elinden özgür kılın.”|ɡut͡ʃsuzuʔ muhtat͡ʃ olani kurtarin. onlari kotulerin elinden ozɡur kilin.” Old-Testament-1-Chronicles-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun'dan Ovadya oğlu İşmaya; Naftalililer'den Azriel'in oğlu Yeremot;|zevulunʔdan ovadja oɡlu ismaja; naftalililerʔden azrielʔin oɡlu jeremot; Old-Testament-Esther-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Her adam kendi evini yönetsin ve kendi halkının diline göre söylesin diye, kralın bütün illerine, her ile yazısına göre ve her halka kendi dilinde mektuplar gönderdi.|her adam kendi evini jonetsin ve kendi halkinin diline ɡore sojlesin dijeʔ kralin butun illerineʔ her ile jazisina ɡore ve her halka kendi dilinde mektuplar ɡonderdi. New-Testament-James-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çağrıldığınız o yüce Ad’a küfreden onlar değil mi?|t͡ʃaɡrildiɡiniz o jut͡ʃe ad’a kufreden onlar deɡil mi? Old-Testament-1-Samuel-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, bugün benim gözümde senin yaşamın sayıldığı gibi, Yahve'nin gözünde de benim yaşamım sayılsın ve O beni her türlü baskıdan kurtarsın.\"\"\"|\"isteʔ buɡun benim ɡozumde senin jasamin sajildiɡi ɡibiʔ jahveʔnin ɡozunde de benim jasamim sajilsin ve o beni her turlu baskidan kurtarsin.\"\"\" New-Testament-Acts-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus ellerini üzerlerine koyduğunda, Kutsal Ruh onların üzerlerine geldi. Bilmedikleri başka dillerle konuşup peygamberlik ettiler.|pavlus ellerini uzerlerine kojduɡundaʔ kutsal ruh onlarin uzerlerine ɡeldi. bilmedikleri baska dillerle konusup pejɡamberlik ettiler. Old-Testament-Isaiah-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzünü Yakov'un evinden gizleyen Yahve'yi bekleyeceğim ve O'nu arayacağım.|juzunu jakovʔun evinden ɡizlejen jahveʔji beklejet͡ʃeɡim ve oʔnu arajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-039-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ayağın onları ezebileceğini, ya da vahşi hayvanın onları çiğneyebileceğini unutur.|ve ajaɡin onlari ezebilet͡ʃeɡiniʔ ja da vahsi hajvanin onlari t͡ʃiɡnejebilet͡ʃeɡini unutur. Old-Testament-Psalms-143-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerimi sana açıyorum. Kurak toprak gibi canım sana susamış. Selah.|ellerimi sana at͡ʃijorum. kurak toprak ɡibi t͡ʃanim sana susamis. selah. Old-Testament-Jeremiah-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, ve fazlasıyla bozuktur. Onu kim bilebilir?\"\"\"|\"jurek her sejden daha aldatit͡ʃidirʔ ve fazlasijla bozuktur. onu kim bilebilir?\"\"\" Old-Testament-Proverbs-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların yürekleri zorbalık tasarlar, dudakları kötülük hakkında konuşur.|t͡ʃunku onlarin jurekleri zorbalik tasarlarʔ dudaklari kotuluk hakkinda konusur. Old-Testament-Numbers-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bölüğü ve onlardan sayılanlar kırk bin beş yüz kişiydi.\"\"\"|\"onun boluɡu ve onlardan sajilanlar kirk bin bes juz kisijdi.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesime giden bir öküz gibi, tuzağa adımını atan bir budala gibi hemen onun peşinden gitti.|kesime ɡiden bir okuz ɡibiʔ tuzaɡa adimini atan bir budala ɡibi hemen onun pesinden ɡitti. Old-Testament-Proverbs-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hileli yiyecek insana tatlı gelir, ama sonradan ağzı çakılla dolar.|hileli jijet͡ʃek insana tatli ɡelirʔ ama sonradan aɡzi t͡ʃakilla dolar. New-Testament-Hebrews-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizim için dua edin. Vicdanımızın temiz olduğuna ve her konuda erdemli bir yaşam sürdürmek istediğimize inanıyoruz.|bizim it͡ʃin dua edin. vit͡ʃdanimizin temiz olduɡuna ve her konuda erdemli bir jasam surdurmek istediɡimize inanijoruz. Old-Testament-Leviticus-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-1-Kings-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Natan, Solomon'un annesi Batşeva'ya şöyle dedi: \"\"Haggit oğlu Adoniya'nın kralllık ettiğini ve efendimiz David'in bunu bilmediğini duymadın mı?\"|\"o zaman natanʔ solomonʔun annesi batsevaʔja sojle dedi \"\"haɡɡit oɡlu adonijaʔnin kralllik ettiɡini ve efendimiz davidʔin bunu bilmediɡini dujmadin mi?\" Old-Testament-Psalms-062-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey canım, sessizce yalnız Tanrı’yı bekle, çünkü umudum O’ndandır.|ej t͡ʃanimʔ sessizt͡ʃe jalniz tanri’ji bekleʔ t͡ʃunku umudum o’ndandir. New-Testament-Romans-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü vaat sözü şöyleydi: “Belirlenen zamanda geleceğim ve Sarah’ın bir oğlu olacak.”|t͡ʃunku vaat sozu sojlejdi “belirlenen zamanda ɡelet͡ʃeɡim ve sarah’in bir oɡlu olat͡ʃak.” New-Testament-Luke-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben de buyruk altında bulunan bir adamım. Altımda askerler var. Birine, ‘Git’ derim, gider; ötekine, ‘Gel’ derim, gelir. Hizmetkârıma, ‘Şunu yap’ derim, yapar.”|t͡ʃunku ben de bujruk altinda bulunan bir adamim. altimda askerler var. birineʔ ‘ɡit’ derimʔ ɡider; otekineʔ ‘ɡel’ derimʔ ɡelir. hizmetkarimaʔ ‘sunu jap’ derimʔ japar.” Old-Testament-Proverbs-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerin tuhaf şeyler görür, aklın da kafa karıştırıcı şeyler hayal eder.|ɡozlerin tuhaf sejler ɡorurʔ aklin da kafa karistirit͡ʃi sejler hajal eder. Old-Testament-Exodus-035-032|und|SPEAKER_00_Turkish|altın, gümüş ve tunç işlerken marifetli işler yapmak,|altinʔ ɡumus ve tunt͡ʃ islerken marifetli isler japmakʔ Old-Testament-Genesis-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanok’tan İrad oldu. Irad, Mehuyael'in babası oldu. Mehuyael, Metuşael'in babası oldu. Metuşael Lamek'in babası oldu.|hanok’tan irad oldu. iradʔ mehujaelʔin babasi oldu. mehujaelʔ metusaelʔin babasi oldu. metusael lamekʔin babasi oldu. Old-Testament-1-Samuel-020-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çocuk Yonatan'ın atmış olduğu okun yerine gelince, Yonatan çocuğun ardından bağırarak, \"\"Ok senin ötende değil mi?\"\" dedi.\"|\"t͡ʃot͡ʃuk jonatanʔin atmis olduɡu okun jerine ɡelint͡ʃeʔ jonatan t͡ʃot͡ʃuɡun ardindan baɡirarakʔ \"\"ok senin otende deɡil mi?\"\" dedi.\" New-Testament-1-Corinthians-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz Mesih’insiniz, Mesih de Tanrı’nındır.|siz mesih’insinizʔ mesih de tanri’nindir. Old-Testament-Isaiah-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Soan beyleri hepten akılsızdırlar. Firavun'un en bilge danışmanlarının öğütleri budalalık oldu. Firavun'a, \"\"Ben bilgelerin oğluyum, eski kralların oğluyum\"\" nasıl dersiniz?\"|\"soan bejleri hepten akilsizdirlar. firavunʔun en bilɡe danismanlarinin oɡutleri budalalik oldu. firavunʔaʔ \"\"ben bilɡelerin oɡlujumʔ eski krallarin oɡlujum\"\" nasil dersiniz?\" Old-Testament-Psalms-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni yeşil çayırlarda yatırır. Sakin suların yanına götürür.|beni jesil t͡ʃajirlarda jatirir. sakin sularin janina ɡoturur. Old-Testament-Ezekiel-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin görkemi kentin ortasından yükseldi ve kentin doğusundaki dağın üzerinde durdu.|jahveʔnin ɡorkemi kentin ortasindan jukseldi ve kentin doɡusundaki daɡin uzerinde durdu. Old-Testament-Deuteronomy-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondalık yılı olan üçüncü yılda, ürününün bütün ondalığını verdiğinde, yemeleri için onu Levili'ye, yabancıya, yetime ve dul kadına vereceksin, ta ki, kapılarının içinde onlar yiyip doysunlar.|ondalik jili olan ut͡ʃunt͡ʃu jildaʔ urununun butun ondaliɡini verdiɡindeʔ jemeleri it͡ʃin onu leviliʔjeʔ jabant͡ʃijaʔ jetime ve dul kadina veret͡ʃeksinʔ ta kiʔ kapilarinin it͡ʃinde onlar jijip dojsunlar. New-Testament-Luke-008-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın arkasından gelip giysisinin saçağına dokundu ve hemen kanaması durdu.|jesua’nin arkasindan ɡelip ɡijsisinin sat͡ʃaɡina dokundu ve hemen kanamasi durdu. Old-Testament-Job-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İyov'a bir ulak geldi ve, \"\"Öküzler çift sürüyordu, eşekler de yanlarında otluyordu,\"|\"ijovʔa bir ulak ɡeldi veʔ \"\"okuzler t͡ʃift surujorduʔ esekler de janlarinda otlujorduʔ\" New-Testament-Luke-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ona, ‘Aferin, iyi hizmetkâr! Çok azında sadık bulunduğun için, on kent üzerinde yetkili olacaksın.’”|“onaʔ ‘aferinʔ iji hizmetkar! t͡ʃok azinda sadik bulunduɡun it͡ʃinʔ on kent uzerinde jetkili olat͡ʃaksin.’” Old-Testament-Proverbs-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dürüstlerin bereketiyle kent yükselir, ama kötülerin ağzıyla kent yıkılır.|durustlerin bereketijle kent jukselirʔ ama kotulerin aɡzijla kent jikilir. New-Testament-Acts-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları duyunca hem bizler hem de oradakiler Yeruşalem’e gitmemesi için Pavlus’a yalvardık.|bunlari dujunt͡ʃa hem bizler hem de oradakiler jerusalem’e ɡitmemesi it͡ʃin pavlus’a jalvardik. New-Testament-Matthew-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle yanıt verdi: “Cennetin Krallığı'nın sırlarını bilme sizlere verildi, ama onlara verilmedi.|jesua onlara sojle janit verdi “t͡ʃennetin kralliɡiʔnin sirlarini bilme sizlere verildiʔ ama onlara verilmedi. Old-Testament-Proverbs-027-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü zenginlik daimi değildir, taç da tüm kuşaklar boyunca durur mu?|t͡ʃunku zenɡinlik daimi deɡildirʔ tat͡ʃ da tum kusaklar bojunt͡ʃa durur mu? New-Testament-Acts-015-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Pavlus, Pamfilya’da kendilerinden ayrılıp onlarla hizmete gitmemiş birini yanlarına almanın iyi bir fikir olmadığını düşündü.|ama pavlusʔ pamfilja’da kendilerinden ajrilip onlarla hizmete ɡitmemis birini janlarina almanin iji bir fikir olmadiɡini dusundu. Old-Testament-Jeremiah-044-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve, işlerinizin kötülüğü ve işlediğiniz iğrençlikler yüzünden artık dayanamadı. Bu yüzden ülkeniz bugün olduğu gibi ıssız, şaşılacak ve lanetli, içinde oturanı olmayan bir yer oldu.|bojlet͡ʃe jahveʔ islerinizin kotuluɡu ve islediɡiniz iɡrent͡ʃlikler juzunden artik dajanamadi. bu juzden ulkeniz buɡun olduɡu ɡibi issizʔ sasilat͡ʃak ve lanetliʔ it͡ʃinde oturani olmajan bir jer oldu. Old-Testament-Isaiah-041-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları, seninle çekişenleri arayacaksın ama bulamayacaksın. Sana karşı savaşanlar bir hiç gibi, hiç varolmamış gibi olacaklar.|onlariʔ seninle t͡ʃekisenleri arajat͡ʃaksin ama bulamajat͡ʃaksin. sana karsi savasanlar bir hit͡ʃ ɡibiʔ hit͡ʃ varolmamis ɡibi olat͡ʃaklar. Old-Testament-Esther-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Her ilde ve her kentte, kralın buyruğu ve fermanı nereye vardıysa, Yahudiler'in neşesi, sevinci, şöleni ve bayramı vardı. Ülkenin halklarından birçoğu Yahudi oldu, çünkü Yahudiler'in korkusu üzerlerine düşmüştü.|her ilde ve her kentteʔ kralin bujruɡu ve fermani nereje vardijsaʔ jahudilerʔin nesesiʔ sevint͡ʃiʔ soleni ve bajrami vardi. ulkenin halklarindan birt͡ʃoɡu jahudi olduʔ t͡ʃunku jahudilerʔin korkusu uzerlerine dusmustu. Old-Testament-Isaiah-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahve, Aşur Kralı'nın başını ve ayaklarının kıllarını, Irmağın ötesinde kiralanmış bir usturayla tıraş edecek; ve sakalı da tüketecek.|o ɡun jahveʔ asur kraliʔnin basini ve ajaklarinin killariniʔ irmaɡin otesinde kiralanmis bir usturajla tiras edet͡ʃek; ve sakali da tuketet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe onları Yahve'nin sözüne göre, kendisine buyurulduğu gibi saydı.|mose onlari jahveʔnin sozune ɡoreʔ kendisine bujurulduɡu ɡibi sajdi. Old-Testament-2-Chronicles-032-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu aynı Hizkiya yüksek yerlerini ve sunaklarını kaldırıp Yahuda ve Yeruşalem'e, 'Bir sunağın önünde tapınacaksınız ve üzerinde buhur yakacaksınız' diye buyurmadı mı?|bu ajni hizkija juksek jerlerini ve sunaklarini kaldirip jahuda ve jerusalemʔeʔ ʔbir sunaɡin onunde tapinat͡ʃaksiniz ve uzerinde buhur jakat͡ʃaksinizʔ dije bujurmadi mi? New-Testament-Romans-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer imansızlık edip direnmezlerse, onlar da aşılanacaklardır. Çünkü Tanrı’nın gücü onları yeniden aşılamaya yeter.|eɡer imansizlik edip direnmezlerseʔ onlar da asilanat͡ʃaklardir. t͡ʃunku tanri’nin ɡut͡ʃu onlari jeniden asilamaja jeter. New-Testament-1-Peter-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, ölüleri ve dirileri yargılamaya hazır olan O'na hesap verecekler.|onlarʔ oluleri ve dirileri jarɡilamaja hazir olan oʔna hesap veret͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-034-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Onlarla esenlik antlaşması yapacağım, kötü hayvanları ülkede sona erdireceğim. Çölde güvenlik içinde oturacaklar, ormanlarda uyuyacaklar.\"|\"\"\"ʔonlarla esenlik antlasmasi japat͡ʃaɡimʔ kotu hajvanlari ulkede sona erdiret͡ʃeɡim. t͡ʃolde ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃaklarʔ ormanlarda ujujat͡ʃaklar.\" Old-Testament-2-Chronicles-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O sırada kahin Hanani Yahuda Kralı Asa'nın yanına gelip şöyle dedi: \"\"Mademki sen Suriye Kralı'na güvendin ve Tanrın Yahve'ye güvenmedin, bu yüzden Suriye Kralı'nın ordusu elinden kaçıp kurtuldu.\"|\"o sirada kahin hanani jahuda krali asaʔnin janina ɡelip sojle dedi \"\"mademki sen surije kraliʔna ɡuvendin ve tanrin jahveʔje ɡuvenmedinʔ bu juzden surije kraliʔnin ordusu elinden kat͡ʃip kurtuldu.\" Old-Testament-Job-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kardeşlerimi benden uzaklaştırdı. Tanıdıklarım bana tamamen yabancılaştılar.\"|\"\"\"kardeslerimi benden uzaklastirdi. tanidiklarim bana tamamen jabant͡ʃilastilar.\" Old-Testament-Job-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sıkıntını unutacaksın. Onu akıp geçmiş sular gibi hatırlayacaksın.|t͡ʃunku sikintini unutat͡ʃaksin. onu akip ɡet͡ʃmis sular ɡibi hatirlajat͡ʃaksin. Old-Testament-Daniel-011-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yabancı bir ilâhın yardımıyla en güçlü kalelerle uğraşacak. Bu ilâhı tanıyan herkesin yüceliğini artıracak. Onları bir çoklarının üzerinde hâkim kılacak ve ülkeyi bir bedel karşılığında bölüştürecek.\"\"\"|\"jabant͡ʃi bir ilahin jardimijla en ɡut͡ʃlu kalelerle uɡrasat͡ʃak. bu ilahi tanijan herkesin jut͡ʃeliɡini artirat͡ʃak. onlari bir t͡ʃoklarinin uzerinde hakim kilat͡ʃak ve ulkeji bir bedel karsiliɡinda bolusturet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, kendilerine dökme bir buzağı yapıp, ‘Sizi Mısır’dan çıkaran Tanrınız budur’ dedikleri ve korkunç küfürler ettikleri zaman bile,|evetʔ kendilerine dokme bir buzaɡi japipʔ ‘sizi misir’dan t͡ʃikaran tanriniz budur’ dedikleri ve korkunt͡ʃ kufurler ettikleri zaman bileʔ Old-Testament-1-Samuel-014-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, “Geceleyin Filistliler’in peşine düşelim, sabah ışığına kadar aralarında ganimet alalım. Onlardan kimseyi bırakmayalım.” dedi. Onlar, “Sana iyi görüneni yap” dediler. Sonra kâhin, “Buraya, Tanrı’ya yaklaşalım” dedi.|saulʔ “ɡet͡ʃelejin filistliler’in pesine duselimʔ sabah isiɡina kadar aralarinda ɡanimet alalim. onlardan kimseji birakmajalim.” dedi. onlarʔ “sana iji ɡoruneni jap” dediler. sonra kahinʔ “burajaʔ tanri’ja jaklasalim” dedi. Old-Testament-Nehemiah-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hilkiya'dan Haşavya; Yedaya'dan Netanel.|hilkijaʔdan hasavja; jedajaʔdan netanel. Old-Testament-Proverbs-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam yolunu düşünmez. Yolları çarpıktır ve bunu bilmez.|jasam jolunu dusunmez. jollari t͡ʃarpiktir ve bunu bilmez. New-Testament-Luke-009-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua ona, “Sabana elini koyup da arkasına bakan biri Tanrı’nın Krallığı'na yakışmaz” dedi.|ama jesua onaʔ “sabana elini kojup da arkasina bakan biri tanri’nin kralliɡiʔna jakismaz” dedi. Old-Testament-Numbers-014-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklarınız kırk yıl çölde dolaşacak ve cesetleriniz çölde tükeninceye kadar sizin fahişeliğinize katlanacaklar.|t͡ʃot͡ʃuklariniz kirk jil t͡ʃolde dolasat͡ʃak ve t͡ʃesetleriniz t͡ʃolde tukenint͡ʃeje kadar sizin fahiseliɡinize katlanat͡ʃaklar. Old-Testament-Isaiah-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu halkın yüreğini yağ bağlat. Kulaklarını ağırlaştır, gözlerini kapat; gözleriyle görmesinler, kulaklarıyla duymasınlar, yürekleriyle anlamasınlar, dönüp de şifa bulmasınlar.”|bu halkin jureɡini jaɡ baɡlat. kulaklarini aɡirlastirʔ ɡozlerini kapat; ɡozlerijle ɡormesinlerʔ kulaklarijla dujmasinlarʔ jureklerijle anlamasinlarʔ donup de sifa bulmasinlar.” New-Testament-John-010-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler O’na, “Seni iyi işlerden dolayı değil, ettiğin küfür için taşlıyoruz. Çünkü insanken kendini Tanrı yaptın” dediler.|jahudiler o’naʔ “seni iji islerden dolaji deɡilʔ ettiɡin kufur it͡ʃin taslijoruz. t͡ʃunku insanken kendini tanri japtin” dediler. Old-Testament-Ezekiel-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle, Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Edom'un üzerine elimi uzatacağım, insanı da hayvanı da ondan kesip atacağım; ve Teman'dan onu harap edeceğim. Dedan'a kadar kılıçla düşüp yok olacaklar.\"|\"bu nedenleʔ efendi jahve sojle dijor \"\"edomʔun uzerine elimi uzatat͡ʃaɡimʔ insani da hajvani da ondan kesip atat͡ʃaɡim; ve temanʔdan onu harap edet͡ʃeɡim. dedanʔa kadar kilit͡ʃla dusup jok olat͡ʃaklar.\" New-Testament-1-Peter-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, bedende kalan zamanını artık insan tutkularına göre değil, Tanrı’nın isteği doğrultusunda yaşayasınız.|ojle kiʔ bedende kalan zamanini artik insan tutkularina ɡore deɡilʔ tanri’nin isteɡi doɡrultusunda jasajasiniz. Old-Testament-Exodus-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe İsrael'in çocuklarına böyle söyledi, ama onlar ruh ıstırabından ve acımasız esaretten dolayı Moşe'yi dinlemediler.|mose israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bojle sojlediʔ ama onlar ruh istirabindan ve at͡ʃimasiz esaretten dolaji moseʔji dinlemediler. Old-Testament-Hosea-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bir peygamber aracılığıyla İsrael'i Mısır'dan çıkardı, ve bir peygamber aracılığıyla o korundu.|jahve bir pejɡamber arat͡ʃiliɡijla israelʔi misirʔdan t͡ʃikardiʔ ve bir pejɡamber arat͡ʃiliɡijla o korundu. New-Testament-Acts-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, Ares Tepesi Kurulu’nun orta yerinde durup şöyle dedi: “Ey Atinalılar, sizin her bakımdan çok inançlı insanlar olduğunuzu görüyorum.|pavlusʔ ares tepesi kurulu’nun orta jerinde durup sojle dedi “ej atinalilarʔ sizin her bakimdan t͡ʃok inant͡ʃli insanlar olduɡunuzu ɡorujorum. New-Testament-Matthew-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakın gökyüzünde uçan kuşlar ne ekerler ne biçerler ne de ambarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız onları besler. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz?”|bakin ɡokjuzunde ut͡ʃan kuslar ne ekerler ne bit͡ʃerler ne de ambarda jijet͡ʃek biriktirirler. ɡoksel babaniz onlari besler. siz onlardan t͡ʃok daha deɡerli deɡil misiniz?” Old-Testament-Psalms-106-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları defalarca kurtardı, ama kendi öğütlerinde isyankârdılar, kötülükleri yüzünden alçaltıldılar.|onlari defalart͡ʃa kurtardiʔ ama kendi oɡutlerinde isjankardilarʔ kotulukleri juzunden alt͡ʃaltildilar. New-Testament-1-Corinthians-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepinize Mesih Yeşua’da sevgiler! Amin.|hepinize mesih jesua’da sevɡiler! amin. Old-Testament-Job-038-013|und|SPEAKER_00_Turkish|yeryüzünün uçlarını tutsun, ve kötüleri ondan silkip atsın diye?|jerjuzunun ut͡ʃlarini tutsunʔ ve kotuleri ondan silkip atsin dije? New-Testament-Mark-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus, bayramda kendisinden istedikleri bir tutukluyu salıverirdi.|pilatusʔ bajramda kendisinden istedikleri bir tutukluju saliverirdi. Old-Testament-Jeremiah-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü ikinci kez bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu ikint͡ʃi kez bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Jeremiah-047-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘Ey Yahve'nin kılıcı, ne zamana dek susmayacaksın? Kendini kınına geri koy; dinlen ve sakin ol.\"\"'\"|\"“‘ej jahveʔnin kilit͡ʃiʔ ne zamana dek susmajat͡ʃaksin? kendini kinina ɡeri koj; dinlen ve sakin ol.\"\"ʔ\" Old-Testament-Genesis-038-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Yahuda kardeşlerinden ayrılarak Adullamlı, adı Hira olan birini ziyaret etti.|o sirada jahuda kardeslerinden ajrilarak adullamliʔ adi hira olan birini zijaret etti. Old-Testament-1-Samuel-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Şilo'da yeniden göründü; çünkü Yahve kendini, Yahve'nin sözü aracılığıyla Şilo'da Samuel'e gösterdi.|jahve siloʔda jeniden ɡorundu; t͡ʃunku jahve kendiniʔ jahveʔnin sozu arat͡ʃiliɡijla siloʔda samuelʔe ɡosterdi. New-Testament-Matthew-022-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “’Tanrın Efendi’ni bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin’ dedi.|jesua onaʔ “’tanrin efendi’ni butun jureɡinleʔ butun t͡ʃaninla ve butun aklinla sevet͡ʃeksin’ dedi. Old-Testament-Psalms-106-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu adaleti tutanlara. Ne mutlu, her zaman doğru olanı yapan insana.|ne mutlu adaleti tutanlara. ne mutluʔ her zaman doɡru olani japan insana. New-Testament-2-Thessalonians-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Efendi’nin kendi kutsalları arasında yüceltilmek ve bütün imanlılarda hayranlık uyandırmak üzere geldiği gün olacak. Çünkü size bildirdiğimiz tanıklığa inandınız.|bunlar efendi’nin kendi kutsallari arasinda jut͡ʃeltilmek ve butun imanlilarda hajranlik ujandirmak uzere ɡeldiɡi ɡun olat͡ʃak. t͡ʃunku size bildirdiɡimiz tanikliɡa inandiniz. Old-Testament-Esther-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın çıkaracağı emir bütün krallığında (çünkü o büyüktür) ilan edilince, bütün kadınlar, büyük olsun küçük olsun, kocalarına saygı gösterecekler.”|kralin t͡ʃikarat͡ʃaɡi emir butun kralliɡinda (t͡ʃunku o bujuktur) ilan edilint͡ʃeʔ butun kadinlarʔ bujuk olsun kut͡ʃuk olsunʔ kot͡ʃalarina sajɡi ɡosteret͡ʃekler.” Old-Testament-Exodus-029-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün sunak için kefaret edeceksin ve onu kutsal kılacaksın; sunak çok kutsal olacak. Sunağa dokunan her şey kutsal olacaktır.|jedi ɡun sunak it͡ʃin kefaret edet͡ʃeksin ve onu kutsal kilat͡ʃaksin; sunak t͡ʃok kutsal olat͡ʃak. sunaɡa dokunan her sej kutsal olat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Koç için, ekmek sunusu için bir hinin üçte biri yağla yoğrulmuş onda iki efa ince un hazırlayacaksın;|“ʔkot͡ʃ it͡ʃinʔ ekmek sunusu it͡ʃin bir hinin ut͡ʃte biri jaɡla joɡrulmus onda iki efa int͡ʃe un hazirlajat͡ʃaksin; Old-Testament-1-Samuel-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel aşçıya, “Sana verdiğim, ‘Bir yana ayır’ dediğim payı getir” dedi.|samuel ast͡ʃijaʔ “sana verdiɡimʔ ‘bir jana ajir’ dediɡim paji ɡetir” dedi. New-Testament-2-Corinthians-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Karşınızda olan şeylere sadece göründükleri gibi mi bakıyorsunuz? Eğer biri Mesih’e ait olduğuna güveniyorsa, şunu bir kez daha düşünsün: O, Mesih’e ait olduğu gibi biz de Mesih’e aitiz.|karsinizda olan sejlere sadet͡ʃe ɡorundukleri ɡibi mi bakijorsunuz? eɡer biri mesih’e ait olduɡuna ɡuvenijorsaʔ sunu bir kez daha dusunsun oʔ mesih’e ait olduɡu ɡibi biz de mesih’e aitiz. New-Testament-1-Corinthians-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkesin öğrenmesi ve teşvik edilmesi için hepiniz teker teker peygamberlik edebilirsiniz.|herkesin oɡrenmesi ve tesvik edilmesi it͡ʃin hepiniz teker teker pejɡamberlik edebilirsiniz. New-Testament-Luke-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim çarmıhını yüklenip ardımdan gelmezse, benim öğrencim olamaz.|kim t͡ʃarmihini juklenip ardimdan ɡelmezseʔ benim oɡrent͡ʃim olamaz. New-Testament-John-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dünya sizden nefret edemez, ama benden nefret ediyor. Çünkü ben dünya hakkında, işlerinin kötü olduğuna tanıklık ediyorum.|“dunja sizden nefret edemezʔ ama benden nefret edijor. t͡ʃunku ben dunja hakkindaʔ islerinin kotu olduɡuna taniklik edijorum. Old-Testament-Jeremiah-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda’nın günahı demir kalemle, elmas uçla yazıldı. Yüreklerinin levhasına, ve sunaklarının boynuzlarına kazındı.|“jahuda’nin ɡunahi demir kalemleʔ elmas ut͡ʃla jazildi. jureklerinin levhasinaʔ ve sunaklarinin bojnuzlarina kazindi. Old-Testament-Ezekiel-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Burada, Keruvlar'ın kanatlarının altında, insan eli şekli belirdi.|buradaʔ keruvlarʔin kanatlarinin altindaʔ insan eli sekli belirdi. Old-Testament-Ezekiel-032-017|und|SPEAKER_00_Turkish|On ikinci yılda, ayın on beşinci günü, Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|on ikint͡ʃi jildaʔ ajin on besint͡ʃi ɡunuʔ jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-2-Kings-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Edom’u gerçekten vurdun ve yüreğin seni yükseltti. Onun görkeminin tadını çıkar ve evinde kal; yoksa neden sen ve Yahuda birlikte düşesiniz diye kendini belaya sokuyorsun?”|edom’u ɡert͡ʃekten vurdun ve jureɡin seni jukseltti. onun ɡorkeminin tadini t͡ʃikar ve evinde kal; joksa neden sen ve jahuda birlikte dusesiniz dije kendini belaja sokujorsun?” Old-Testament-Exodus-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin, onlara karşı bilgece davranalım, yoksa çoğalacaklar, olur da bir savaş çıkarsa, onlar da düşmanlarımıza katılıp bize karşı savaşır ve ülkeden kaçarlar.|ɡelinʔ onlara karsi bilɡet͡ʃe davranalimʔ joksa t͡ʃoɡalat͡ʃaklarʔ olur da bir savas t͡ʃikarsaʔ onlar da dusmanlarimiza katilip bize karsi savasir ve ulkeden kat͡ʃarlar. New-Testament-Acts-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O, ‘Siz yapıcıların değersiz saydığı, köşenin baş taşı olan Taş’tır.’|oʔ ‘siz japit͡ʃilarin deɡersiz sajdiɡiʔ kosenin bas tasi olan tas’tir.’ New-Testament-Acts-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Apollos Ahaya’ya geçmeye karar verince, kardeşler onu cesaretlendirdiler. Onu kabul etmeleri için öğrencilere yazdılar. Oraya varınca Tanrı’nın lütfuyla iman etmiş olanlara çok yardım etti.|apollos ahaja’ja ɡet͡ʃmeje karar verint͡ʃeʔ kardesler onu t͡ʃesaretlendirdiler. onu kabul etmeleri it͡ʃin oɡrent͡ʃilere jazdilar. oraja varint͡ʃa tanri’nin lutfujla iman etmis olanlara t͡ʃok jardim etti. New-Testament-John-008-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler O’na, “Sen bir Samariyalı’sın ve sende iblis var demekle iyi dememiş miyiz?” dediler.|bunun uzerine jahudiler o’naʔ “sen bir samarijali’sin ve sende iblis var demekle iji dememis mijiz?” dediler. Old-Testament-1-Samuel-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, Mikal'e, \"\"Neden beni böyle kandırdın ve düşmanımı salıverdin de kurtuldu?\"\" dedi. Mikal, Saul'a, \"\"Bana, 'Bırak beni! Seni neden öldüreyim?' dedi\"\" diye yanıt verdi.\"|\"saulʔ mikalʔeʔ \"\"neden beni bojle kandirdin ve dusmanimi saliverdin de kurtuldu?\"\" dedi. mikalʔ saulʔaʔ \"\"banaʔ ʔbirak beni! seni neden oldurejim?ʔ dedi\"\" dije janit verdi.\" New-Testament-Acts-015-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralarındaki anlaşmazlık o kadar keskinleşti ki, birbirlerinden ayrıldılar. Barnabas, Markos’u da yanına alıp Kıbrıs’a doğru yelken açtı.|aralarindaki anlasmazlik o kadar keskinlesti kiʔ birbirlerinden ajrildilar. barnabasʔ markos’u da janina alip kibris’a doɡru jelken at͡ʃti. Old-Testament-Genesis-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve onları kutsadı. Yaratıldıkları gün onlara Adam adını verdi.|onlari erkek ve disi olarak jaratti ve onlari kutsadi. jaratildiklari ɡun onlara adam adini verdi. Old-Testament-2-Kings-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kral, elli kişilik birliğin komutanını elli adamıyla birlikte ona gönderdi. Adam yanına çıktı ve işte, Eliya tepenin üstünde oturuyordu. Ona şöyle dedi, “Tanrı adamı, kral, ‘İn aşağı!’ dedi.”|o zaman kralʔ elli kisilik birliɡin komutanini elli adamijla birlikte ona ɡonderdi. adam janina t͡ʃikti ve isteʔ elija tepenin ustunde oturujordu. ona sojle dediʔ “tanri adamiʔ kralʔ ‘in asaɡi!’ dedi.” New-Testament-John-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın, “Kocam yok” diye yanıtladı. Yeşua ona, “Kocam yok demekle iyi söyledin.|kadinʔ “kot͡ʃam jok” dije janitladi. jesua onaʔ “kot͡ʃam jok demekle iji sojledin. Old-Testament-1-Chronicles-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|on dokuzuncusu Malloti'ye, oğulları ve kardeşleri, on iki;|on dokuzunt͡ʃusu mallotiʔjeʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; Old-Testament-Esther-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral, \"\"Bu yüzden Mordekay'a ne onur ve itibar verildi?\"\" diye sordu. Kendisine hizmet eden Kral'ın hizmetkârları, \"\"Onun için hiçbir şey yapılmadı\"\" dediler.\"|\"kralʔ \"\"bu juzden mordekajʔa ne onur ve itibar verildi?\"\" dije sordu. kendisine hizmet eden kralʔin hizmetkarlariʔ \"\"onun it͡ʃin hit͡ʃbir sej japilmadi\"\" dediler.\" Old-Testament-Isaiah-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, gümüşe değer vermeyen Medler'i onlara karşı harekete geçireceğim ve altına gelince, ondan zevk almazlar.|isteʔ ɡumuse deɡer vermejen medlerʔi onlara karsi harekete ɡet͡ʃiret͡ʃeɡim ve altina ɡelint͡ʃeʔ ondan zevk almazlar. New-Testament-John-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Şimdi ne yaptığımı bilmiyorsun, ama sonra anlayacaksın” diye yanıtladı.|jesua onaʔ “simdi ne japtiɡimi bilmijorsunʔ ama sonra anlajat͡ʃaksin” dije janitladi. New-Testament-Revelation-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara insanları öldürmeleri için değil, beş ay süreyle işkence etmeleri için yetki verildi. İşkenceleri akrebin insanı soktuğu zamanki acıya benziyordu.|onlara insanlari oldurmeleri it͡ʃin deɡilʔ bes aj surejle iskent͡ʃe etmeleri it͡ʃin jetki verildi. iskent͡ʃeleri akrebin insani soktuɡu zamanki at͡ʃija benzijordu. Old-Testament-Jeremiah-038-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yeremya Sidkiya'ya, \"\"Ordular Tanrısı, İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor: 'Babil Kralı'nın beylerine çıkarsan canın yaşar, bu kent de ateşe verilmez. Sen de evin de yaşarsınız.\"|\"o zaman jeremja sidkijaʔjaʔ \"\"ordular tanrisiʔ israelʔin tanrisi jahve sojle dijor ʔbabil kraliʔnin bejlerine t͡ʃikarsan t͡ʃanin jasarʔ bu kent de atese verilmez. sen de evin de jasarsiniz.\" Old-Testament-1-Chronicles-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael'i çıkardığım günden bu güne dek bir evde yaşamadım, çadırdan çadıra, bir çadırdan öbürüne dolaştım.|t͡ʃunku israelʔi t͡ʃikardiɡim ɡunden bu ɡune dek bir evde jasamadimʔ t͡ʃadirdan t͡ʃadiraʔ bir t͡ʃadirdan oburune dolastim. Old-Testament-2-Samuel-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğildi ve, \"\"Hizmetkârın kim ki, benim gibi ölü bir köpeğe bakasın?\"\" dedi.\"|\"eɡildi veʔ \"\"hizmetkarin kim kiʔ benim ɡibi olu bir kopeɡe bakasin?\"\" dedi.\" New-Testament-John-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua onlara, “Babam hâlâ çalışıyor, bu yüzden ben de çalışıyorum” dedi.|ama jesua onlaraʔ “babam hala t͡ʃalisijorʔ bu juzden ben de t͡ʃalisijorum” dedi. New-Testament-Matthew-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri kalanlar da kralın hizmetkârlarını yakalayıp, hakaret ettiler ve öldürdüler.|ɡeri kalanlar da kralin hizmetkarlarini jakalajipʔ hakaret ettiler ve oldurduler. Old-Testament-Jeremiah-050-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gazabı yüzünden orada kimse oturmayacak, ama tümüyle ıssız olacak. Babil'in yanından geçen herkes şaşacak, ve bütün belalarından dolayı ıslık çalacak.|jahveʔnin ɡazabi juzunden orada kimse oturmajat͡ʃakʔ ama tumujle issiz olat͡ʃak. babilʔin janindan ɡet͡ʃen herkes sasat͡ʃakʔ ve butun belalarindan dolaji islik t͡ʃalat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|David bunu duyunca, bütün İsrael'i topladı, Yarden'i geçti, onlara geldi ve onlara karşı savaş düzeni aldı. Böylece David Suriyeliler'e karşı savaş düzeni aldığında, onunla savaştılar.|david bunu dujunt͡ʃaʔ butun israelʔi topladiʔ jardenʔi ɡet͡ʃtiʔ onlara ɡeldi ve onlara karsi savas duzeni aldi. bojlet͡ʃe david surijelilerʔe karsi savas duzeni aldiɡindaʔ onunla savastilar. Old-Testament-Jeremiah-036-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehudi üç dört sütun okuduktan sonra kral çakıyla onu kesip mangaldaki ateşe attı; ta ki bütün tomar mangaldaki ateşte yanıp kül olana dek.|jehudi ut͡ʃ dort sutun okuduktan sonra kral t͡ʃakijla onu kesip manɡaldaki atese atti; ta ki butun tomar manɡaldaki ateste janip kul olana dek. Old-Testament-Numbers-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Herkesin kutsal şeyleri onun olacaktır; kim kâhine bir şey verirse, onun olacaktır.'\"\"\"|\"herkesin kutsal sejleri onun olat͡ʃaktir; kim kahine bir sej verirseʔ onun olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-068-013|und|SPEAKER_00_Turkish|sen kamp ateşinin arasında uyurken, tüyleri altın renkli, kanatları gümüşle kaplanmış bir güvercin gibi parlarsın.|sen kamp atesinin arasinda ujurkenʔ tujleri altin renkliʔ kanatlari ɡumusle kaplanmis bir ɡuvert͡ʃin ɡibi parlarsin. Old-Testament-Genesis-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Metuşelah'ın doğumundan sonra Hanok üç yüz yıl Tanrı’yla yürüdü ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|metuselahʔin doɡumundan sonra hanok ut͡ʃ juz jil tanri’jla jurudu ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-1-Samuel-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Filistliler bağırış gürültüsü duyunca, \"\"İbraniler'in ordugâhındaki bu büyük bağırış gürültüsünün anlamı nedir?\"\" dediler. Yahve'nin Sandığı'nın ordugâha geldiğini anladılar.\"|\"filistliler baɡiris ɡurultusu dujunt͡ʃaʔ \"\"ibranilerʔin orduɡahindaki bu bujuk baɡiris ɡurultusunun anlami nedir?\"\" dediler. jahveʔnin sandiɡiʔnin orduɡaha ɡeldiɡini anladilar.\" Old-Testament-Ezekiel-030-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“O gün, kaygısız Etiyopyalılar'ı korkutmak için gemilerle haberciler önümden çıkacaklar. Mısır gününde olduğu gibi, üzerlerinde sıkıntı olacak; çünkü işte, geliyor.\"\"\"\"'\"|\"“‘“o ɡunʔ kajɡisiz etijopjalilarʔi korkutmak it͡ʃin ɡemilerle habert͡ʃiler onumden t͡ʃikat͡ʃaklar. misir ɡununde olduɡu ɡibiʔ uzerlerinde sikinti olat͡ʃak; t͡ʃunku isteʔ ɡelijor.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Jeremiah-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çatlamış toprak yüzünden, ülkede yağmur yağmadığı için, çiftçiler hayal kırıklığına uğruyor. Başlarını örtüyorlar.|t͡ʃatlamis toprak juzundenʔ ulkede jaɡmur jaɡmadiɡi it͡ʃinʔ t͡ʃiftt͡ʃiler hajal kirikliɡina uɡrujor. baslarini ortujorlar. New-Testament-Luke-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua deniz kıyısında duran iki tekne gördü. Balıkçılar teknelerinden inmiş ağlarını yıkıyorlardı.|jesua deniz kijisinda duran iki tekne ɡordu. balikt͡ʃilar teknelerinden inmis aɡlarini jikijorlardi. Old-Testament-1-Samuel-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eli Samuel'e, \"\"Git, yat\"\" dedi. \"\"Eğer seni çağırırsa, 'Konuş, ey Yahve, çünkü hizmetkârın dinliyor' diyeceksin.\"\" Samuel gidip yerine yattı.\"|\"eli samuelʔeʔ \"\"ɡitʔ jat\"\" dedi. \"\"eɡer seni t͡ʃaɡirirsaʔ ʔkonusʔ ej jahveʔ t͡ʃunku hizmetkarin dinlijorʔ dijet͡ʃeksin.\"\" samuel ɡidip jerine jatti.\" Old-Testament-Psalms-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyayı doğrulukla yargılayacak. O, halkları doğrulukla yargılayacaktır.|dunjaji doɡrulukla jarɡilajat͡ʃak. oʔ halklari doɡrulukla jarɡilajat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-023-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam Pilatus’a gidip Yeşua’nın cesedini istedi.|bu adam pilatus’a ɡidip jesua’nin t͡ʃesedini istedi. New-Testament-Mark-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıcılar ve Ferisiler, O’nun günahkârlarla ve vergi görevlileriyle birlikte yemek yediğini görünce, öğrencilerine, “Niçin vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yiyip içiyor?” dediler.|jazit͡ʃilar ve ferisilerʔ o’nun ɡunahkarlarla ve verɡi ɡorevlilerijle birlikte jemek jediɡini ɡorunt͡ʃeʔ oɡrent͡ʃilerineʔ “nit͡ʃin verɡi ɡorevlileri ve ɡunahkarlarla birlikte jijip it͡ʃijor?” dediler. Old-Testament-Psalms-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğundan ötürü Yahve’ye şükredeceğim, yüce Yahve'nin adını ilahilerle öveceğim.|doɡruluɡundan oturu jahve’je sukredet͡ʃeɡimʔ jut͡ʃe jahveʔnin adini ilahilerle ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-Ezekiel-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok kişiyi yok etmek için rampalar kurup kaleler bina ettikleri zaman, Firavun güçlü ordusu ve büyük topluluğuyla savaşta ona yardım etmeyecek.|birt͡ʃok kisiji jok etmek it͡ʃin rampalar kurup kaleler bina ettikleri zamanʔ firavun ɡut͡ʃlu ordusu ve bujuk topluluɡujla savasta ona jardim etmejet͡ʃek. Old-Testament-Amos-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|kâselerde şarap içenler, ve en iyi yağları sürünenler, ama Yosef'in sıkıntısına üzülmeyen sizler vay halinize.|kaselerde sarap it͡ʃenlerʔ ve en iji jaɡlari surunenlerʔ ama josefʔin sikintisina uzulmejen sizler vaj halinize. Old-Testament-Jonah-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi birbirlerine, “Hadi, kura çekelim, başımıza gelen bu belanın sorumlusunu bilelim” dediler. Kura çektiler ve kura Yona’ya çıktı.|hepsi birbirlerineʔ “hadiʔ kura t͡ʃekelimʔ basimiza ɡelen bu belanin sorumlusunu bilelim” dediler. kura t͡ʃektiler ve kura jona’ja t͡ʃikti. Old-Testament-Ezra-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, halk sevinç çığlıklarının gürültüsünü halkın ağlama sesinden ayırt edemedi; çünkü halk yüksek sesle bağırıyordu ve gürültü çok uzaklardan duyuluyordu.|ojle kiʔ halk sevint͡ʃ t͡ʃiɡliklarinin ɡurultusunu halkin aɡlama sesinden ajirt edemedi; t͡ʃunku halk juksek sesle baɡirijordu ve ɡurultu t͡ʃok uzaklardan dujulujordu. Old-Testament-Job-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahat değilim, ne de sakinim, ne de dinlenmem var; ama sıkıntı geliyor.”|rahat deɡilimʔ ne de sakinimʔ ne de dinlenmem var; ama sikinti ɡelijor.” Old-Testament-Joshua-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Givon'da yaşayan Hivliler dışında İsrael'in çocuklarıyla barış yapan kent yoktu. Hepsini savaşta aldılar.|ɡivonʔda jasajan hivliler disinda israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla baris japan kent joktu. hepsini savasta aldilar. Old-Testament-Ezekiel-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: 'Varlığımın hakkı için, kesinlikle hor gördüğü andımı ve bozduğu antlaşmamı onun kendi başına getireceğim.|“bu juzden efendi jahve sojle dijor ʔvarliɡimin hakki it͡ʃinʔ kesinlikle hor ɡorduɡu andimi ve bozduɡu antlasmami onun kendi basina ɡetiret͡ʃeɡim. New-Testament-1-Corinthians-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi’ye çağrıldığında köle olan kişi, Efendi’nin özgürüdür. Aynı şekilde, özgürken çağrılan kişi de Mesih’in kölesidir.|t͡ʃunku efendi’je t͡ʃaɡrildiɡinda kole olan kisiʔ efendi’nin ozɡurudur. ajni sekildeʔ ozɡurken t͡ʃaɡrilan kisi de mesih’in kolesidir. Old-Testament-Joel-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Asmamı harap etti, incir ağacımı soydu. Kabuğunu soyup attı. Dalları ağardı.|asmami harap ettiʔ int͡ʃir aɡat͡ʃimi sojdu. kabuɡunu sojup atti. dallari aɡardi. Old-Testament-Psalms-046-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ırmak var ki, suları Tanrı kentini, Yüceler Yücesi'nin kutsal çadırlarını sevindirir.|bir irmak var kiʔ sulari tanri kentiniʔ jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin kutsal t͡ʃadirlarini sevindirir. New-Testament-John-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın başına sarılmış olan peşkir de oradaydı. Peşkir keten bezlerle birlikte değildi, ayrı bir yerde sarılmış duruyordu.|jesua’nin basina sarilmis olan peskir de oradajdi. peskir keten bezlerle birlikte deɡildiʔ ajri bir jerde sarilmis durujordu. Old-Testament-Deuteronomy-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe ile İsrael'in ihtiyarları halka buyurup dediler: \"\"Bugün size buyurmakta olduğum bütün buyrukları tut.\"|\"mose ile israelʔin ihtijarlari halka bujurup dediler \"\"buɡun size bujurmakta olduɡum butun bujruklari tut.\" Old-Testament-1-Chronicles-006-081|und|SPEAKER_00_Turkish|Heşbon ile otlaklarını, Yatser ile otlaklarını verdiler.|hesbon ile otlaklariniʔ jatser ile otlaklarini verdiler. New-Testament-Acts-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın belirlenmiş amacı ve ön bilgisi uyarınca elinize verilen bu adamı, yasa tanımaz kişilerin aracılığıyla çarmıha gerip öldürdünüz.|tanri’nin belirlenmis amat͡ʃi ve on bilɡisi ujarint͡ʃa elinize verilen bu adamiʔ jasa tanimaz kisilerin arat͡ʃiliɡijla t͡ʃarmiha ɡerip oldurdunuz. Old-Testament-Isaiah-057-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıların ve sövelerinin arkasına kendi anıtını koydun, çünkü kendini benden başkasına soydun ve yukarı çıktın. Yatağını genişlettin ve onlarla bir antlaşma yaptın. Onların yatağında gördüklerini sevdin.|kapilarin ve sovelerinin arkasina kendi anitini kojdunʔ t͡ʃunku kendini benden baskasina sojdun ve jukari t͡ʃiktin. jataɡini ɡenislettin ve onlarla bir antlasma japtin. onlarin jataɡinda ɡorduklerini sevdin. Old-Testament-2-Samuel-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyada oğlu Benaya Keretiler ve Peletliler'in komutanıydı, David'in oğulları da baş yöneticilerdi.|jehojada oɡlu benaja keretiler ve peletlilerʔin komutanijdiʔ davidʔin oɡullari da bas jonetit͡ʃilerdi. New-Testament-Acts-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kargaşa dindikten sonra, Pavlus öğrencileri yanına çağırdı, onlarla vedalaşıp Makedonya’ya gitmek üzere yola çıktı.|karɡasa dindikten sonraʔ pavlus oɡrent͡ʃileri janina t͡ʃaɡirdiʔ onlarla vedalasip makedonja’ja ɡitmek uzere jola t͡ʃikti. Old-Testament-Isaiah-042-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok şey görüyorsun ama farketmiyorsun. Kulakları açık ama dinlemiyor.|t͡ʃok sej ɡorujorsun ama farketmijorsun. kulaklari at͡ʃik ama dinlemijor. Old-Testament-1-Chronicles-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel'in oğulları: İlk oğlu Yoel, ikincisi Aviya.|samuelʔin oɡullari ilk oɡlu joelʔ ikint͡ʃisi avija. Old-Testament-2-Samuel-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral David, kâhinler Sadok'a ve Aviyatar'a haber gönderip şöyle dedi: \"\"Yahuda ihtiyarlarına söyleyin, 'Kendisini evine geri getirmek için bütün İsrael'in sözü krala ulaştığına göre, siz neden kralı evine geri getirmekte en sonuncusunuz?\"|\"kral davidʔ kahinler sadokʔa ve avijatarʔa haber ɡonderip sojle dedi \"\"jahuda ihtijarlarina sojlejinʔ ʔkendisini evine ɡeri ɡetirmek it͡ʃin butun israelʔin sozu krala ulastiɡina ɡoreʔ siz neden krali evine ɡeri ɡetirmekte en sonunt͡ʃusunuz?\" New-Testament-2-Corinthians-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Size karşı konuşma cesaretim büyüktür, hakkınızdaki övüncüm de büyüktür. Teselliyle doluyum. Bütün sıkıntılarımızın içinde büyük sevinç duymaktayım.|size karsi konusma t͡ʃesaretim bujukturʔ hakkinizdaki ovunt͡ʃum de bujuktur. tesellijle dolujum. butun sikintilarimizin it͡ʃinde bujuk sevint͡ʃ dujmaktajim. Old-Testament-1-Chronicles-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci ay için yedinci komutan Efraim'in çocuklarından Pelonlu Heles'ti. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|jedint͡ʃi aj it͡ʃin jedint͡ʃi komutan efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan pelonlu helesʔti. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. Old-Testament-Jeremiah-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman bu halka ve Yeruşalem'e denilecek, \"\"Çöldeki çıplak tepelerden halkımın kızına doğru sıcak bir rüzgâr esiyor, savurmak ya da temizlemek için değil.\"|\"o zaman bu halka ve jerusalemʔe denilet͡ʃekʔ \"\"t͡ʃoldeki t͡ʃiplak tepelerden halkimin kizina doɡru sit͡ʃak bir ruzɡar esijorʔ savurmak ja da temizlemek it͡ʃin deɡil.\" Old-Testament-Proverbs-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, adalet yollarına bekçilik etsin, Kutsallarının yolunu korusun.|ta kiʔ adalet jollarina bekt͡ʃilik etsinʔ kutsallarinin jolunu korusun. Old-Testament-Leviticus-013-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün vebayı inceleyecek. Eğer veba giysiye, çözgüye, atkıya ya da deriye yayılmışsa, deri ne amaçla kullanılırsa kullanılsın, veba yıkıcı bir küftür. Bu kirlidir.|jedint͡ʃi ɡun vebaji int͡ʃelejet͡ʃek. eɡer veba ɡijsijeʔ t͡ʃozɡujeʔ atkija ja da derije jajilmissaʔ deri ne amat͡ʃla kullanilirsa kullanilsinʔ veba jikit͡ʃi bir kuftur. bu kirlidir. New-Testament-Romans-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa Mesih Yeşua’ya vaftiz edilenlerin hepsinin O’nun ölümüne vaftiz edildiğini bilmiyor musunuz?|joksa mesih jesua’ja vaftiz edilenlerin hepsinin o’nun olumune vaftiz edildiɡini bilmijor musunuz? Old-Testament-Isaiah-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Sodom ve Gomora'yı yıktığı gibi, krallıkların ihtişamı, Keldaniler'in gururunun güzelliği olan Babil de öyle olacaktır.|tanri sodom ve ɡomoraʔji jiktiɡi ɡibiʔ kralliklarin ihtisamiʔ keldanilerʔin ɡururunun ɡuzelliɡi olan babil de ojle olat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük kalabalıklar O’nu izledi, O da onları orada iyileştirdi.|bujuk kalabaliklar o’nu izlediʔ o da onlari orada ijilestirdi. New-Testament-Mark-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler yanına gelip O’nu sınamak için, “Bir erkeğin, karısını boşaması Yasa’ya uygun mudur?” diye sordular.|ferisiler janina ɡelip o’nu sinamak it͡ʃinʔ “bir erkeɡinʔ karisini bosamasi jasa’ja ujɡun mudur?” dije sordular. New-Testament-Acts-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İyileşen topal adam Petrus’la Yuhanna’yı bırakmazken, bütün halk büyük şaşkınlıkla Solomon’un Eyvanı denilen yere, onlara doğru koştu.|ijilesen topal adam petrus’la juhanna’ji birakmazkenʔ butun halk bujuk saskinlikla solomon’un ejvani denilen jereʔ onlara doɡru kostu. New-Testament-2-Peter-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’in kudretini ve gelişini size bildirirken kurnazca uydurulmuş masallara başvurmadık. O’nun görkemini gözlerimizle gördük.|efendimiz jesua mesih’in kudretini ve ɡelisini size bildirirken kurnazt͡ʃa ujdurulmus masallara basvurmadik. o’nun ɡorkemini ɡozlerimizle ɡorduk. Old-Testament-Genesis-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruk otuz yaşındayken Nahor'un babası oldu.|seruk otuz jasindajken nahorʔun babasi oldu. Old-Testament-Zechariah-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda evini güçlendireceğim, Ve Yosef evini kurtaracağım. Onları geri getireceğim, çünkü onlara merhamet ettim. Sanki onları reddetmemişim gibi olacaklar, çünkü ben onların Tanrısı Yahve'yim, ve onları duyacağım.|“jahuda evini ɡut͡ʃlendiret͡ʃeɡimʔ ve josef evini kurtarat͡ʃaɡim. onlari ɡeri ɡetiret͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku onlara merhamet ettim. sanki onlari reddetmemisim ɡibi olat͡ʃaklarʔ t͡ʃunku ben onlarin tanrisi jahveʔjimʔ ve onlari dujat͡ʃaɡim. Old-Testament-Deuteronomy-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Cüzzam vebasına karşı dikkatli olun; dikkatle inceleyin ve Levili kâhinlerin size öğrettiklerine göre yapın. Onlara buyurduğum gibi, sen de öyle yapmaya dikkat edeceksin.|t͡ʃuzzam vebasina karsi dikkatli olun; dikkatle int͡ʃelejin ve levili kahinlerin size oɡrettiklerine ɡore japin. onlara bujurduɡum ɡibiʔ sen de ojle japmaja dikkat edet͡ʃeksin. Old-Testament-Exodus-032-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü bana, 'Bizim için önümüzden gidecek ilâhlar yap' dediler. \"\"Bizi Mısır diyarından çıkaran adama, bu Moşe'ye ne oldu bilmiyoruz.'\"|\"t͡ʃunku banaʔ ʔbizim it͡ʃin onumuzden ɡidet͡ʃek ilahlar japʔ dediler. \"\"bizi misir dijarindan t͡ʃikaran adamaʔ bu moseʔje ne oldu bilmijoruz.ʔ\" New-Testament-Colossians-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenin, kilisenin başı O’dur. Her şeyde ilk yeri alsın diye başlangıç olan ve ölüler arasında ilk doğan O’dur.|bedeninʔ kilisenin basi o’dur. her sejde ilk jeri alsin dije baslanɡit͡ʃ olan ve oluler arasinda ilk doɡan o’dur. Old-Testament-Job-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Canını çukurdan, ve hayatını kılıçtan esirger.\"\"\"|\"t͡ʃanini t͡ʃukurdanʔ ve hajatini kilit͡ʃtan esirɡer.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-011-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Hararlı Sakar oğlu Ahiam, Ur oğlu Elifal,|hararli sakar oɡlu ahiamʔ ur oɡlu elifalʔ New-Testament-1-Corinthians-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın akılsızlığı insandan daha bilge, Tanrı’nın zayıflığı insandan daha güçlüdür.|t͡ʃunku tanri’nin akilsizliɡi insandan daha bilɡeʔ tanri’nin zajifliɡi insandan daha ɡut͡ʃludur. New-Testament-1-Timothy-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazı insanların günahları bellidir ve onlardan önce yargıya varır. Bazılarının da sonradan ardından gelir.|bazi insanlarin ɡunahlari bellidir ve onlardan ont͡ʃe jarɡija varir. bazilarinin da sonradan ardindan ɡelir. Old-Testament-Ezekiel-040-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Eyvanı dış avluya doğruydu. Bölme duvarları üzerinde palmiye ağaçları vardı. Ona çıkmak için sekiz basamak vardı.|ejvani dis avluja doɡrujdu. bolme duvarlari uzerinde palmije aɡat͡ʃlari vardi. ona t͡ʃikmak it͡ʃin sekiz basamak vardi. New-Testament-Hebrews-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte bu nedenle, akıntıya kapılıp sürüklenmemek için duyduklarımıza daha çok dikkat etmeliyiz.|iste bu nedenleʔ akintija kapilip suruklenmemek it͡ʃin dujduklarimiza daha t͡ʃok dikkat etmelijiz. New-Testament-1-Corinthians-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim Tanrı’nın tapınağını yok ederse, Tanrı da onu yok edecektir. Çünkü Tanrı’nın tapınağı kutsaldır, o tapınak sizsiniz.|kim tanri’nin tapinaɡini jok ederseʔ tanri da onu jok edet͡ʃektir. t͡ʃunku tanri’nin tapinaɡi kutsaldirʔ o tapinak sizsiniz. Old-Testament-2-Samuel-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|David ve onunla birlikte olan bütün halk kalkıp Yarden'i geçtiler. Sabah ışığına kadar onlardan Yarden'i geçmemiş olan bir kişi bile kalmadı.|david ve onunla birlikte olan butun halk kalkip jardenʔi ɡet͡ʃtiler. sabah isiɡina kadar onlardan jardenʔi ɡet͡ʃmemis olan bir kisi bile kalmadi. Old-Testament-1-Samuel-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, “Kılıcın kadınları çocuksuz bıraktığı gibi, annen de kadınlar arasında çocuksuz kalacak!” dedi. Sonra Samuel, Agag’ı Gilgal’de Yahve'nin önünde parçaladı.|samuelʔ “kilit͡ʃin kadinlari t͡ʃot͡ʃuksuz biraktiɡi ɡibiʔ annen de kadinlar arasinda t͡ʃot͡ʃuksuz kalat͡ʃak!” dedi. sonra samuelʔ aɡaɡ’i ɡilɡal’de jahveʔnin onunde part͡ʃaladi. Old-Testament-Jeremiah-051-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil, bütün dünyayı sarhoş eden Yahve'nin elinde altın bir kâsedir. Uluslar onun şarabından içtiler; bu yüzden çıldırdılar.|babilʔ butun dunjaji sarhos eden jahveʔnin elinde altin bir kasedir. uluslar onun sarabindan it͡ʃtiler; bu juzden t͡ʃildirdilar. Old-Testament-Isaiah-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsanmış olanlarıma buyurdum; evet, öfkem için güçlü yiğitlerimi, büyüklüğümle coşanları çağırdım.|kutsanmis olanlarima bujurdum; evetʔ ofkem it͡ʃin ɡut͡ʃlu jiɡitlerimiʔ bujukluɡumle t͡ʃosanlari t͡ʃaɡirdim. Old-Testament-Job-038-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeryüzünün genişliğini kavradın mı? Eğer hepsini biliyorsan, bildir.\"\"\"|\"jerjuzunun ɡenisliɡini kavradin mi? eɡer hepsini bilijorsanʔ bildir.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü sarhoş biri gibi sendeleyecek, hamak gibi ileri geri sallanacak. İsyanı ona ağır gelecek, düşecek ve bir daha kalkmayacak.|jerjuzu sarhos biri ɡibi sendelejet͡ʃekʔ hamak ɡibi ileri ɡeri sallanat͡ʃak. isjani ona aɡir ɡelet͡ʃekʔ duset͡ʃek ve bir daha kalkmajat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün İsrael'in gözü önünde Moşe'nin yapmış olduğu bütün güçlü elde,|butun israelʔin ɡozu onunde moseʔnin japmis olduɡu butun ɡut͡ʃlu eldeʔ New-Testament-Matthew-024-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, bu kuşak bütün bunlar gerçekleşmeden geçmeyecektir.|size doɡrusunu sojlejejimʔ bu kusak butun bunlar ɡert͡ʃeklesmeden ɡet͡ʃmejet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-068-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Azarla kamışlar arasında yaşayan vahşi hayvanı, halkların buzağılarını ve boğalar sürüsünü. Gümüş külçe getirenleri alçalt, savaştan zevk alan ulusları dağıt.|azarla kamislar arasinda jasajan vahsi hajvaniʔ halklarin buzaɡilarini ve boɡalar surusunu. ɡumus kult͡ʃe ɡetirenleri alt͡ʃaltʔ savastan zevk alan uluslari daɡit. New-Testament-Acts-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama suçlayanlar ayağa kalkıp konuştuklarında, sandığım gibi bir şeyle onu suçlamadılar.|ama sut͡ʃlajanlar ajaɡa kalkip konustuklarindaʔ sandiɡim ɡibi bir sejle onu sut͡ʃlamadilar. New-Testament-John-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları dünyadan alman için değil, kötü olandan koruman için dua ediyorum.|onlari dunjadan alman it͡ʃin deɡilʔ kotu olandan koruman it͡ʃin dua edijorum. Old-Testament-Job-034-029|und|SPEAKER_00_Turkish|O sakinlik verdiğinde, kim suçlayabilir? Yüzünü gizlediğinde, O'nu kim görebilir? O, bir ulusa ya da bir adama karşı da aynıdır,|o sakinlik verdiɡindeʔ kim sut͡ʃlajabilir? juzunu ɡizlediɡindeʔ oʔnu kim ɡorebilir? oʔ bir ulusa ja da bir adama karsi da ajnidirʔ Old-Testament-Psalms-105-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi ve O’nun gücünü arayın. Yüzünü daima arayın.|jahve’ji ve o’nun ɡut͡ʃunu arajin. juzunu daima arajin. Old-Testament-Psalms-105-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusların topraklarını onlara verdi. Halkların emeğini miras aldılar,|uluslarin topraklarini onlara verdi. halklarin emeɡini miras aldilarʔ Old-Testament-Jeremiah-040-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve ona, \"\"Ammon'un çocuklarının Kralı Baalis'in, Netanya oğlu İşmael'i senin hayatını alsın diye gönderdiğini biliyor musun?\"\" diye sordular. Ama Ahikam oğlu Gedalya onlara inanmadı.\"|\"ve onaʔ \"\"ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin krali baalisʔinʔ netanja oɡlu ismaelʔi senin hajatini alsin dije ɡonderdiɡini bilijor musun?\"\" dije sordular. ama ahikam oɡlu ɡedalja onlara inanmadi.\" Old-Testament-Ezekiel-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Her birinin dört yüzü vardı. Birinci yüz, Keruv yüzüydü. İkinci yüz, insan yüzüydü. Üçüncü yüz, aslan yüzüydü. Dördüncü yüz, kartal yüzüydü.|her birinin dort juzu vardi. birint͡ʃi juzʔ keruv juzujdu. ikint͡ʃi juzʔ insan juzujdu. ut͡ʃunt͡ʃu juzʔ aslan juzujdu. dordunt͡ʃu juzʔ kartal juzujdu. Old-Testament-Hosea-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael yutuldu. Şimdi uluslar arasında değersiz bir şey gibiler.|israel jutuldu. simdi uluslar arasinda deɡersiz bir sej ɡibiler. Old-Testament-Isaiah-030-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun soluğu, ulusları yıkım eleğiyle elemek için boyuna kadar varan taşkın bir sel gibidir. Felakete götüren dizgin halkların ağzında olacaktır.|oʔnun soluɡuʔ uluslari jikim eleɡijle elemek it͡ʃin bojuna kadar varan taskin bir sel ɡibidir. felakete ɡoturen dizɡin halklarin aɡzinda olat͡ʃaktir. New-Testament-John-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri yapacaklar, çünkü ne Baba’yı ne de beni tanıyorlar.|bu sejleri japat͡ʃaklarʔ t͡ʃunku ne baba’ji ne de beni tanijorlar. New-Testament-Acts-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeşler, bunu, yöneticileriniz gibi sizin de bilmeden yaptığınızı biliyorum.|“kardeslerʔ bunuʔ jonetit͡ʃileriniz ɡibi sizin de bilmeden japtiɡinizi bilijorum. New-Testament-1-Peter-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyden önce birbirinizi içten sevin. Çünkü sevgi birçok günahı örter.|her sejden ont͡ʃe birbirinizi it͡ʃten sevin. t͡ʃunku sevɡi birt͡ʃok ɡunahi orter. Old-Testament-1-Chronicles-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedutun'dan, Yedutoğulları: Gedalya, Zeri, Yeşaya, Şimei, Haşavya ve Mattitya, Yahve'ye şükredip övgüler sunarak çenkle peygamberlik eden babaları Yedutun'un eli altında altı kişiydi.|jedutunʔdanʔ jedutoɡullari ɡedaljaʔ zeriʔ jesajaʔ simeiʔ hasavja ve mattitjaʔ jahveʔje sukredip ovɡuler sunarak t͡ʃenkle pejɡamberlik eden babalari jedutunʔun eli altinda alti kisijdi. Old-Testament-Isaiah-037-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona şöyle dediler: \"\"Hizkiya diyor ki, 'Bugün sıkıntı, azarlama ve reddedilme günüdür; çünkü çocuklar doğmak üzereler ve doğuracak güç yok.\"|\"ona sojle dediler \"\"hizkija dijor kiʔ ʔbuɡun sikintiʔ azarlama ve reddedilme ɡunudur; t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuklar doɡmak uzereler ve doɡurat͡ʃak ɡut͡ʃ jok.\" New-Testament-Luke-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bir kentte sizi kabul etmezlerse, caddelerine çıkın ve şöyle deyin:|ama bir kentte sizi kabul etmezlerseʔ t͡ʃaddelerine t͡ʃikin ve sojle dejin Old-Testament-Genesis-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslarına göre soylarına göre Noa'nın oğullarının aileleri bunlardır. Tufandan sonra yeryüzünde uluslar bunlardan bölündü.|uluslarina ɡore sojlarina ɡore noaʔnin oɡullarinin aileleri bunlardir. tufandan sonra jerjuzunde uluslar bunlardan bolundu. Old-Testament-Proverbs-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini soyutlayan kişi bencillik peşindedir, her türlü sağduyuya karşı gelir.|kendini sojutlajan kisi bent͡ʃillik pesindedirʔ her turlu saɡdujuja karsi ɡelir. Old-Testament-Psalms-034-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç aslanlar muhtaç olur, açlık çekerler, ama Yahve’yi arayanlar hiçbir iyilikten yoksun kalmaz.|ɡent͡ʃ aslanlar muhtat͡ʃ olurʔ at͡ʃlik t͡ʃekerlerʔ ama jahve’ji arajanlar hit͡ʃbir ijilikten joksun kalmaz. Old-Testament-Nehemiah-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Harim'den Adna; Merayot'tan Helkay;|harimʔden adna; merajotʔtan helkaj; New-Testament-2-Corinthians-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle yorulmayız; ama her ne kadar dış varlığımız bozuluyorsa da, iç varlığımız günden güne yenileniyor.|bu nedenle jorulmajiz; ama her ne kadar dis varliɡimiz bozulujorsa daʔ it͡ʃ varliɡimiz ɡunden ɡune jenilenijor. Old-Testament-Exodus-012-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'yle Aron'a şöyle dedi: \"\"Pesah'ın kuralı budur. Hiçbir yabancı ondan yemeyecek.\"|\"jahve moseʔjle aronʔa sojle dedi \"\"pesahʔin kurali budur. hit͡ʃbir jabant͡ʃi ondan jemejet͡ʃek.\" Old-Testament-Psalms-046-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sakin olun, bilin ki, Tanrı benim! Uluslar arasında yüceleceğim. Yeryüzünde yüceleceğim.”|“sakin olunʔ bilin kiʔ tanri benim! uluslar arasinda jut͡ʃelet͡ʃeɡim. jerjuzunde jut͡ʃelet͡ʃeɡim.” Old-Testament-1-Chronicles-024-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Merari'nin Yaaziya'dan olan oğulları: Beno, Şoham, Zakkur ve İbri.|merariʔnin jaazijaʔdan olan oɡullari benoʔ sohamʔ zakkur ve ibri. Old-Testament-Numbers-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ekmek sunusu olarak hinin dörtte biri kadar dövülmüş yağla yoğrulmuş onda bir efa ince un sunacaksın.|ekmek sunusu olarak hinin dortte biri kadar dovulmus jaɡla joɡrulmus onda bir efa int͡ʃe un sunat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir çerçevenin uzunluğu on arşın, her bir çerçevenin eni bir buçuk arşın olacak.|bir t͡ʃert͡ʃevenin uzunluɡu on arsinʔ her bir t͡ʃert͡ʃevenin eni bir but͡ʃuk arsin olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın oğulları: Er ve Onan. Er ve Onan Kenan diyarında öldüler.|jahudaʔnin oɡullari er ve onan. er ve onan kenan dijarinda olduler. Old-Testament-2-Chronicles-030-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’de bulunan İsrael'in çocukları, büyük bir sevinçle Mayasız Ekmek Bayramı'nı yedi gün tuttular. Levililer ve kâhinler, yüksek sesli çalgılarla her gün Yahve'ye ezgi söyleyip Yahve'yi övdüler.|jerusalem’de bulunan israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ bujuk bir sevint͡ʃle majasiz ekmek bajramiʔni jedi ɡun tuttular. levililer ve kahinlerʔ juksek sesli t͡ʃalɡilarla her ɡun jahveʔje ezɡi sojlejip jahveʔji ovduler. Old-Testament-2-Chronicles-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ama babasının Tanrısı'nı aradı ve İsrael'in yollarına göre değil, Tanrı'nın buyruklarında yürüdü.|ama babasinin tanrisiʔni aradi ve israelʔin jollarina ɡore deɡilʔ tanriʔnin bujruklarinda jurudu. Old-Testament-Deuteronomy-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|toprakta sürünen herhangi bir şeyin benzerliğinde, yeryüzünün altında suda olan herhangi bir balığın benzerliğinde, oyma put yapmayasınız;|toprakta surunen herhanɡi bir sejin benzerliɡindeʔ jerjuzunun altinda suda olan herhanɡi bir baliɡin benzerliɡindeʔ ojma put japmajasiniz; Old-Testament-Judges-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan'ın çocukları oyma sureti kendileri için diktiler; Moşe oğlu Gerşom oğlu Yonatan, kendisi ve oğulları, ülkenin sürgününe dek Dan oymağının kâhinleriydi.|danʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojma sureti kendileri it͡ʃin diktiler; mose oɡlu ɡersom oɡlu jonatanʔ kendisi ve oɡullariʔ ulkenin surɡunune dek dan ojmaɡinin kahinlerijdi. Old-Testament-Ezekiel-030-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Patros'u harap edeceğim, Soan'ı ateşe vereceğim, No'yu cezalandıracağım.|patrosʔu harap edet͡ʃeɡimʔ soanʔi atese veret͡ʃeɡimʔ noʔju t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın örtüsünü kaldırdı; ve sen o gün orman evindeki zırha baktın.|jahudaʔnin ortusunu kaldirdi; ve sen o ɡun orman evindeki zirha baktin. New-Testament-1-Peter-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylenmeden birbirinize karşı konuksever olun.|sojlenmeden birbirinize karsi konuksever olun. Old-Testament-Psalms-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi bekle. Güçlü ol ve yüreğin cesaretli olsun. Evet, Yahve'yi bekle.|jahve’ji bekle. ɡut͡ʃlu ol ve jureɡin t͡ʃesaretli olsun. evetʔ jahveʔji bekle. Old-Testament-Isaiah-062-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon uğruna susmayacağım, Yeruşalem uğruna dinlenmeyeceğim, ta ki doğruluğu şafak gibi, kurtuluşu yanan bir kandil gibi parlayıncaya dek.|sijon uɡruna susmajat͡ʃaɡimʔ jerusalem uɡruna dinlenmejet͡ʃeɡimʔ ta ki doɡruluɡu safak ɡibiʔ kurtulusu janan bir kandil ɡibi parlajint͡ʃaja dek. New-Testament-2-Peter-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zamanki dünya su baskınıyla mahvolmuştu.|o zamanki dunja su baskinijla mahvolmustu. New-Testament-1-Corinthians-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yemenizde her biriniz önce kendi yemeğini yiyor. Biri aç kalıyor, diğeri sarhoş oluyor.|t͡ʃunku jemenizde her biriniz ont͡ʃe kendi jemeɡini jijor. biri at͡ʃ kalijorʔ diɡeri sarhos olujor. Old-Testament-Deuteronomy-032-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüceler Yücesi uluslara miraslarını verdiğinde, Adem'in çocuklarına ayırdığında, halkların sınırlarını İsrael'in çocuklarının sayısına göre belirledi.|jut͡ʃeler jut͡ʃesi uluslara miraslarini verdiɡindeʔ ademʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ajirdiɡindaʔ halklarin sinirlarini israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin sajisina ɡore belirledi. New-Testament-Revelation-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerinde yedi boru olan yedi melek borularını çalmaya hazırlandı.|ellerinde jedi boru olan jedi melek borularini t͡ʃalmaja hazirlandi. Old-Testament-Leviticus-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benim için kutsal olacaksınız; çünkü ben, Yahve, kutsalım ve benim olasın diye seni halkların arasından ayırdım.'\"\"\"|\"benim it͡ʃin kutsal olat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku benʔ jahveʔ kutsalim ve benim olasin dije seni halklarin arasindan ajirdim.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-005-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizden dileyenlere verin, ödünç isteyeni geri çevirmeyin.|sizden dilejenlere verinʔ odunt͡ʃ istejeni ɡeri t͡ʃevirmejin. Old-Testament-2-Samuel-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Buğday getirecekmiş gibi evin ortasına girdiler ve O'nun bedeninden vurdular; ve Rekav ile kardeşi Baana kaçtılar.|buɡdaj ɡetiret͡ʃekmis ɡibi evin ortasina ɡirdiler ve oʔnun bedeninden vurdular; ve rekav ile kardesi baana kat͡ʃtilar. Old-Testament-1-Kings-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben de bütün yeryüzünün o yolundan gidiyorum. Bu nedenle sen güçlü ol ve erkek gibi ol;|“ben de butun jerjuzunun o jolundan ɡidijorum. bu nedenle sen ɡut͡ʃlu ol ve erkek ɡibi ol; Old-Testament-Joshua-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Allammelek, Amad ve Mishal'dı. Batıda Karmel'e ve Shihorlibnat'a ulaşıyordu.|allammelekʔ amad ve mishalʔdi. batida karmelʔe ve shihorlibnatʔa ulasijordu. New-Testament-John-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi yetim bırakmayacağım. Size geleceğim.|sizi jetim birakmajat͡ʃaɡim. size ɡelet͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Arabistan'ın yükü. Ey Dedan kervanları, Arabistan'ın çalılıklarında konaklayacaksınız.|arabistanʔin juku. ej dedan kervanlariʔ arabistanʔin t͡ʃaliliklarinda konaklajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Joshua-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu halka şöyle dedi: \"\"Yahve'ye hizmet edemezsiniz, çünkü O kutsal bir Tanrı'dır. O kıskanç bir Tanrı'dır. İtaatsizliğinizi ve günahlarınızı bağışlamayacaktır.\"|\"jesu halka sojle dedi \"\"jahveʔje hizmet edemezsinizʔ t͡ʃunku o kutsal bir tanriʔdir. o kiskant͡ʃ bir tanriʔdir. itaatsizliɡinizi ve ɡunahlarinizi baɡislamajat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Jeremiah-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Meyvesini ve iyiliğini yemeniz için sizi bereketli bir diyara getirdim; ama siz girince ülkemi kirlettiniz, ve mirasımı iğrenç bir şey haline getirdiniz.|“mejvesini ve ijiliɡini jemeniz it͡ʃin sizi bereketli bir dijara ɡetirdim; ama siz ɡirint͡ʃe ulkemi kirlettinizʔ ve mirasimi iɡrent͡ʃ bir sej haline ɡetirdiniz. Old-Testament-1-Chronicles-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İri yapılı, beş arşın boyunda bir Mısırlı'yı öldürdü. Mısırlı'nın elinde dokumacı sırığı gibi bir mızrak vardı. Bir değnekle ona doğru indi, mızrağı Mısırlı'nın elinden kaptı ve onu kendi mızrağıyla öldürdü.|iri japiliʔ bes arsin bojunda bir misirliʔji oldurdu. misirliʔnin elinde dokumat͡ʃi siriɡi ɡibi bir mizrak vardi. bir deɡnekle ona doɡru indiʔ mizraɡi misirliʔnin elinden kapti ve onu kendi mizraɡijla oldurdu. New-Testament-James-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İman duası hastayı iyileştirecek ve Efendi onu ayağa kaldıracaktır. Günah işlemişse affedilecektir.|iman duasi hastaji ijilestiret͡ʃek ve efendi onu ajaɡa kaldirat͡ʃaktir. ɡunah islemisse affedilet͡ʃektir. New-Testament-Revelation-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Canının çektiği meyveler senin için yok oldu. Zarif ve gösterişli olan her şeyin gitti. Artık onları bir daha bulamayacaksın.|t͡ʃaninin t͡ʃektiɡi mejveler senin it͡ʃin jok oldu. zarif ve ɡosterisli olan her sejin ɡitti. artik onlari bir daha bulamajat͡ʃaksin. Old-Testament-Isaiah-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoldan çekilin. Yoldan sapın. İsrael'in Kutsalı'nı önümüzden kaldırın.\"\"\"|\"joldan t͡ʃekilin. joldan sapin. israelʔin kutsaliʔni onumuzden kaldirin.\"\"\" New-Testament-Acts-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar bağırıp giysilerini çıkarıp havaya toz saçarken,|onlar baɡirip ɡijsilerini t͡ʃikarip havaja toz sat͡ʃarkenʔ New-Testament-Mark-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Galile Denizi'nin kıyısından geçerken, Simon ile kardeşi Andreas’ı denize ağ atarken gördü. Çünkü onlar balıkçıydı.|ɡalile deniziʔnin kijisindan ɡet͡ʃerkenʔ simon ile kardesi andreas’i denize aɡ atarken ɡordu. t͡ʃunku onlar balikt͡ʃijdi. New-Testament-John-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni gönderenin işlerini gündüzken yapmalıyım. Kimsenin çalışamayacağı, gece geliyor.|beni ɡonderenin islerini ɡunduzken japmalijim. kimsenin t͡ʃalisamajat͡ʃaɡiʔ ɡet͡ʃe ɡelijor. New-Testament-Acts-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe’ye Mısırlılar’ın her bilgeliğinde öğretildi. Sözlerinde ve işlerinde güçlü biriydi.|mose’je misirlilar’in her bilɡeliɡinde oɡretildi. sozlerinde ve islerinde ɡut͡ʃlu birijdi. Old-Testament-Isaiah-048-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar eskiden değil, şimdi yaratıldılar. 'İşte, onları biliyordum' demeyesin diye bugünden önce onları duymadın.|onlar eskiden deɡilʔ simdi jaratildilar. ʔisteʔ onlari bilijordumʔ demejesin dije buɡunden ont͡ʃe onlari dujmadin. Old-Testament-Psalms-077-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen harikalar yaratan Tanrı’sın. Gücünü halklar arasında bildirdin.|sen harikalar jaratan tanri’sin. ɡut͡ʃunu halklar arasinda bildirdin. Old-Testament-2-Chronicles-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Herhangi bir şekilde kirli olan biri girmesin diye, Yahve'nin evinin kapılarına kapı bekçileri koydu.|herhanɡi bir sekilde kirli olan biri ɡirmesin dijeʔ jahveʔnin evinin kapilarina kapi bekt͡ʃileri kojdu. Old-Testament-Daniel-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra haberci yüksek sesle bağırdı: “Ey halklar, uluslar ve diller, size buyruldu ki,|sonra habert͡ʃi juksek sesle baɡirdi “ej halklarʔ uluslar ve dillerʔ size bujruldu kiʔ Old-Testament-Judges-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'in dağlık bölgesinde Mika adında bir adam vardı.|efraimʔin daɡlik bolɡesinde mika adinda bir adam vardi. New-Testament-2-Timothy-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü öyle bir zaman gelecek ki, sağlam öğretiyi dinlemeyecekler. Kulaklarını okşayan kendi arzularına göre kendilerine öğretmenler toplayacaklar.|t͡ʃunku ojle bir zaman ɡelet͡ʃek kiʔ saɡlam oɡretiji dinlemejet͡ʃekler. kulaklarini oksajan kendi arzularina ɡore kendilerine oɡretmenler toplajat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Samuel-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Samuel Saul'a, \"\"Dur da Yahve'nin dün gece bana ne söylediğini sana söyleyeyim\"\" dedi. Saul ona, \"\"Söyle\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine samuel saulʔaʔ \"\"dur da jahveʔnin dun ɡet͡ʃe bana ne sojlediɡini sana sojlejejim\"\" dedi. saul onaʔ \"\"sojle\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kırdaki dağım, senin sınırlarının hepsinde, malını ve bütün hazinelerini, ve yüksek yerlerini, günah yüzünden, yağmaya vereceğim.|ej kirdaki daɡimʔ senin sinirlarinin hepsindeʔ malini ve butun hazineleriniʔ ve juksek jerleriniʔ ɡunah juzundenʔ jaɡmaja veret͡ʃeɡim. New-Testament-Acts-017-028|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Çünkü O’nda yaşıyor ve hareket ediyoruz. O’nda varlığımızı sürdürüyoruz.’ Bazı şairlerinizin dediği gibi, ‘Biz de O’nun soyundanız.’|‘t͡ʃunku o’nda jasijor ve hareket edijoruz. o’nda varliɡimizi surdurujoruz.’ bazi sairlerinizin dediɡi ɡibiʔ ‘biz de o’nun sojundaniz.’ Old-Testament-Jeremiah-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ağlayarak gelecekler. Yalvarışlarla onlara yol göstereceğim. Onları su ırmakları boyunca, tökezlemeyecekleri doğru yolda yürüteceğim. Çünkü ben İsrael’in babasıyım. Efraim ilk oğlumdur.\"\"\"|\"aɡlajarak ɡelet͡ʃekler. jalvarislarla onlara jol ɡosteret͡ʃeɡim. onlari su irmaklari bojunt͡ʃaʔ tokezlemejet͡ʃekleri doɡru jolda jurutet͡ʃeɡim. t͡ʃunku ben israel’in babasijim. efraim ilk oɡlumdur.\"\"\" Old-Testament-Psalms-121-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O ayaklarının sarsılmasına izin vermez. Seni koruyan uyuklamaz.|o ajaklarinin sarsilmasina izin vermez. seni korujan ujuklamaz. Old-Testament-Ezra-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şefatya'nın çocukları, üç yüz yetmiş iki.|sefatjaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ut͡ʃ juz jetmis iki. Old-Testament-Exodus-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve iki oğlunu aldı. Oğullarından birinin adı Gerşom'du, çünkü Moşe, \"\"Yabancı bir ülkede garip olarak yaşadım\"\" dedi.\"|\"ve iki oɡlunu aldi. oɡullarindan birinin adi ɡersomʔduʔ t͡ʃunku moseʔ \"\"jabant͡ʃi bir ulkede ɡarip olarak jasadim\"\" dedi.\" New-Testament-John-019-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine başka bir Yazı’da, “Bedenini deştiklerine bakacaklar” der.|jine baska bir jazi’daʔ “bedenini destiklerine bakat͡ʃaklar” der. New-Testament-2-Thessalonians-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi kendi zamanından önce ortaya çıkmasını, onu neyin engellediğini biliyorsunuz.|simdi kendi zamanindan ont͡ʃe ortaja t͡ʃikmasiniʔ onu nejin enɡellediɡini bilijorsunuz. Old-Testament-1-Chronicles-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|David hoşnut değildi, çünkü Yahve Uzza'ya karşı öfkelenmişti. O, o yere Perez Uzza dedi; bugüne dek öyle denir.|david hosnut deɡildiʔ t͡ʃunku jahve uzzaʔja karsi ofkelenmisti. oʔ o jere perez uzza dedi; buɡune dek ojle denir. New-Testament-1-Corinthians-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ne hırsızlar, ne açgözlüler, ne ayyaşlar, ne iftiracılar, ne de soyguncular Tanrı’nın Krallığı’nı miras almayacaklar.|ne hirsizlarʔ ne at͡ʃɡozlulerʔ ne ajjaslarʔ ne iftirat͡ʃilarʔ ne de sojɡunt͡ʃular tanri’nin kralliɡi’ni miras almajat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-107-003|und|SPEAKER_00_Turkish|onları, doğudan ve batıdan, kuzeyden ve güneyden, ülkelerden topladı.|onlariʔ doɡudan ve batidanʔ kuzejden ve ɡunejdenʔ ulkelerden topladi. Old-Testament-Proverbs-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancıya kefil olanın elbisesini al. Onu dikbaşlı kadın için tut.|jabant͡ʃija kefil olanin elbisesini al. onu dikbasli kadin it͡ʃin tut. New-Testament-Luke-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Nereden olduğunu bilmiyoruz diye yanıt verdiler.|nereden olduɡunu bilmijoruz dije janit verdiler. Old-Testament-Deuteronomy-001-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana şöyle dedi: “Onlara de ki, 'Çıkmayın ve savaşmayın; çünkü ben aranızda değilim, düşmanlarınızın önünde vurulmayasınız.'”|jahve bana sojle dedi “onlara de kiʔ ʔt͡ʃikmajin ve savasmajin; t͡ʃunku ben aranizda deɡilimʔ dusmanlarinizin onunde vurulmajasiniz.ʔ” Old-Testament-Job-039-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Atmaca senin bilgeliğinle mi süzülüyor, kanatlarını güneye doğru geriyor?\"|\"\"\"atmat͡ʃa senin bilɡeliɡinle mi suzulujorʔ kanatlarini ɡuneje doɡru ɡerijor?\" Old-Testament-Job-034-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ödülü senin istediğin gibi mi olacak ki, reddediyorsun? Çünkü sen seçmelisin, ben değil. Bu yüzden bildiğini söyle.|odulu senin istediɡin ɡibi mi olat͡ʃak kiʔ reddedijorsun? t͡ʃunku sen set͡ʃmelisinʔ ben deɡil. bu juzden bildiɡini sojle. Old-Testament-Proverbs-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bilgiden nefret ettiler, Yahve korkusunu seçmediler.|t͡ʃunku bilɡiden nefret ettilerʔ jahve korkusunu set͡ʃmediler. Old-Testament-Proverbs-030-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yeryüzünde dört küçük şey vardır, ama onlar son derece bilgedir:\"|\"\"\"jerjuzunde dort kut͡ʃuk sej vardirʔ ama onlar son deret͡ʃe bilɡedir\" Old-Testament-Numbers-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi süt ve bal akan bir diyardan çıkarıp çölde öldürmek için çıkarman azmış gibi, üzerimize bey de mi olacaksın?|bizi sut ve bal akan bir dijardan t͡ʃikarip t͡ʃolde oldurmek it͡ʃin t͡ʃikarman azmis ɡibiʔ uzerimize bej de mi olat͡ʃaksin? Old-Testament-1-Samuel-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlalarınızı, bağlarınızı ve zeytinliklerinizi, onların en iyilerini alacak ve hizmetkârlarına verecek.|tarlalariniziʔ baɡlarinizi ve zejtinlikleriniziʔ onlarin en ijilerini alat͡ʃak ve hizmetkarlarina veret͡ʃek. New-Testament-1-Corinthians-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe’nin Yasası’nda şöyle yazılmıştır: “Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın.” Tanrı’nın umursadığı öküzler mi?|mose’nin jasasi’nda sojle jazilmistir “harman doven okuzun aɡzini baɡlamajat͡ʃaksin.” tanri’nin umursadiɡi okuzler mi? Old-Testament-Isaiah-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|elli başıyı, saygın adamı, danışmanı, hünerli işçiyi, becerikli büyücüyü.|elli basijiʔ sajɡin adamiʔ danismaniʔ hunerli ist͡ʃijiʔ bet͡ʃerikli bujut͡ʃuju. New-Testament-John-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dünya bilsin ki, ben Baba’yı severim ve Baba'nın bana buyurduğu gibi, öyle yaparım. Kalkın, buradan gidelim.”|ama dunja bilsin kiʔ ben baba’ji severim ve babaʔnin bana bujurduɡu ɡibiʔ ojle japarim. kalkinʔ buradan ɡidelim.” New-Testament-Romans-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi komşuya zarar vermez. Bu nedenle sevgi, Kutsal Yasa’nın yerine getirilmesidir.|sevɡi komsuja zarar vermez. bu nedenle sevɡiʔ kutsal jasa’nin jerine ɡetirilmesidir. Old-Testament-1-Kings-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ben doğurduktan sonraki üçüncü gün bu kadın da doğurdu. Birlikteydik. Evde bizimle birlikte yabancı yoktu, evde sadece ikimiz vardık.\"|\"\"\"ben doɡurduktan sonraki ut͡ʃunt͡ʃu ɡun bu kadin da doɡurdu. birliktejdik. evde bizimle birlikte jabant͡ʃi joktuʔ evde sadet͡ʃe ikimiz vardik.\" Old-Testament-Jeremiah-025-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün, Yahve'nin öldürdükleri yeryüzünün bir ucundan öbür ucuna kadar olacak. Onlar için ağıt yakılmayacak. Toplanmayacak ya da gömülmeyecekler. Toprağın yüzeyinde gübre olacaklar.|o ɡunʔ jahveʔnin oldurdukleri jerjuzunun bir ut͡ʃundan obur ut͡ʃuna kadar olat͡ʃak. onlar it͡ʃin aɡit jakilmajat͡ʃak. toplanmajat͡ʃak ja da ɡomulmejet͡ʃekler. topraɡin juzejinde ɡubre olat͡ʃaklar. Old-Testament-Genesis-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham oradan Güney bölgesine gitti ve Kadeş ile Şur arasında yaşadı. Gerar'da bir yabancı olarak yaşadı.|avraham oradan ɡunej bolɡesine ɡitti ve kades ile sur arasinda jasadi. ɡerarʔda bir jabant͡ʃi olarak jasadi. Old-Testament-Proverbs-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Huzurlu kuru bir lokma, kavgayla ziyafet dolu bir evden iyidir.|huzurlu kuru bir lokmaʔ kavɡajla zijafet dolu bir evden ijidir. New-Testament-Luke-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu anlayan kalabalıklar O’nun peşinden gitti. Yeşua onları iyi karşıladı, onlara Tanrı’nın Krallığı'ndan söz etti ve şifaya ihtiyacı olanları iyileştirdi.|bunu anlajan kalabaliklar o’nun pesinden ɡitti. jesua onlari iji karsiladiʔ onlara tanri’nin kralliɡiʔndan soz etti ve sifaja ihtijat͡ʃi olanlari ijilestirdi. New-Testament-Luke-001-044|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, senin selamının sesi kulağıma ulaştığında, karnımdaki çocuk sevinçle sıçradı!|isteʔ senin selaminin sesi kulaɡima ulastiɡindaʔ karnimdaki t͡ʃot͡ʃuk sevint͡ʃle sit͡ʃradi! New-Testament-Colossians-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler, geçmiş zamanlarda düşüncelerinizde ve kötü işlerinizde yabancılar ve düşmanlardınız.|sizlerʔ ɡet͡ʃmis zamanlarda dusunt͡ʃelerinizde ve kotu islerinizde jabant͡ʃilar ve dusmanlardiniz. Old-Testament-1-Samuel-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İki karısı vardı. Birinin adı Hanna, öbürünün adı Peninna'ydı. Peninna'nın çocukları vardı, ama Hanna'nın çocuğu yoktu.|iki karisi vardi. birinin adi hannaʔ oburunun adi peninnaʔjdi. peninnaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari vardiʔ ama hannaʔnin t͡ʃot͡ʃuɡu joktu. Old-Testament-Proverbs-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun yanındaki usta bendim. Her gün seviniyor, O'nun önünde hep coşuyordum,|oʔnun janindaki usta bendim. her ɡun sevinijorʔ oʔnun onunde hep t͡ʃosujordumʔ New-Testament-Acts-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Stefanos’un öldürülmesiyle ortaya çıkan baskı sonucu dağılanlar, Fenike, Kıbrıs ve Antakya’ya kadar gittiler. Sözü sadece Yahudiler’e duyuruyorlardı.|stefanos’un oldurulmesijle ortaja t͡ʃikan baski sonut͡ʃu daɡilanlarʔ fenikeʔ kibris ve antakja’ja kadar ɡittiler. sozu sadet͡ʃe jahudiler’e dujurujorlardi. New-Testament-Matthew-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bu küçüklerden birinin yok olması gökteki Babanız’ın isteği değildir.”|bu nedenleʔ bu kut͡ʃuklerden birinin jok olmasi ɡokteki babaniz’in isteɡi deɡildir.” Old-Testament-2-Samuel-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Seruya oğlu Avişay, “Yahve'nin meshedilmişine lanet etmiş olan Şimei bunun için öldürülmesi gerekmez mi?” diye yanıt verdi.|ama seruja oɡlu avisajʔ “jahveʔnin meshedilmisine lanet etmis olan simei bunun it͡ʃin oldurulmesi ɡerekmez mi?” dije janit verdi. New-Testament-Luke-018-041|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu. O da, “Efendimiz, gözlerim yeniden görsün” dedi.|“ne japmami istijorsun?” dije sordu. o daʔ “efendimizʔ ɡozlerim jeniden ɡorsun” dedi. New-Testament-Revelation-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun çocuklarını Ölüm ile öldüreceğim. O zaman bütün kiliseler bilecek ki, akılları ve yürekleri araştıran benim. Her birinize işlerinize göre karşılık vereceğim.|onun t͡ʃot͡ʃuklarini olum ile olduret͡ʃeɡim. o zaman butun kiliseler bilet͡ʃek kiʔ akillari ve jurekleri arastiran benim. her birinize islerinize ɡore karsilik veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Joshua-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yanıma gelin ve bana yardım edin. Hadi Givon'u vuralım; çünkü Yeşu ve İsrael'in çocuklarıyla barış yaptılar.”\"|\"\"\"janima ɡelin ve bana jardim edin. hadi ɡivonʔu vuralim; t͡ʃunku jesu ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla baris japtilar.”\" Old-Testament-Judges-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Yahve, Seir'den çıktığın zaman, Edom kırından yürüdüğün zaman Yeryüzü sarsıldı, gökyüzü de damlattı. Evet, bulutlar su damlattı.|“ej jahveʔ seirʔden t͡ʃiktiɡin zamanʔ edom kirindan juruduɡun zaman jerjuzu sarsildiʔ ɡokjuzu de damlatti. evetʔ bulutlar su damlatti. Old-Testament-Isaiah-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Keldaniler'in ülkesi. Bu halk yok oldu. Aşurlular onu çölde oturanlar için kurdular. Kulelerini diktiler. Saraylarını yıktılar. Burayı harabeye çevirdiler.|isteʔ keldanilerʔin ulkesi. bu halk jok oldu. asurlular onu t͡ʃolde oturanlar it͡ʃin kurdular. kulelerini diktiler. sarajlarini jiktilar. buraji harabeje t͡ʃevirdiler. Old-Testament-Judges-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Midyanlılar, Amalekliler ve doğunun bütün çocukları, kalabalık çekirgeler gibi vadide yatıyorlardı; ve develeri, deniz kıyısındaki kumların çokluğu gibi sayısızdı.|midjanlilarʔ amalekliler ve doɡunun butun t͡ʃot͡ʃuklariʔ kalabalik t͡ʃekirɡeler ɡibi vadide jatijorlardi; ve develeriʔ deniz kijisindaki kumlarin t͡ʃokluɡu ɡibi sajisizdi. New-Testament-Luke-008-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızın öldüğünü bildikleri için O’nunla alay ettiler.|kizin olduɡunu bildikleri it͡ʃin o’nunla alaj ettiler. New-Testament-Acts-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon, “Benim için Efendi’ye dua edin de, bu söylediklerinin hiçbiri başıma gelmesin” dedi.|simonʔ “benim it͡ʃin efendi’je dua edin deʔ bu sojlediklerinin hit͡ʃbiri basima ɡelmesin” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin yarım oymağı çocukları ülkede yaşadılar. Başan'dan Baal Hermon, Senir ve Hermon Dağı'na kadar çoğaldılar.|manasseʔnin jarim ojmaɡi t͡ʃot͡ʃuklari ulkede jasadilar. basanʔdan baal hermonʔ senir ve hermon daɡiʔna kadar t͡ʃoɡaldilar. Old-Testament-1-Chronicles-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|yirmincisi Eliata'ya, oğulları ve kardeşleri, on iki;|jirmint͡ʃisi eliataʔjaʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; Old-Testament-Jeremiah-051-049|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babil İsrael'in öldürülmüşlerini düşürdüğü gibi, ülkenin bütün öldürülmüşleri de Babil'de öyle düşecek.\"|\"\"\"babil israelʔin oldurulmuslerini dusurduɡu ɡibiʔ ulkenin butun oldurulmusleri de babilʔde ojle duset͡ʃek.\" Old-Testament-Psalms-116-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye adaklarımı yerine getireceğim, bütün halkının önünde,|jahve’je adaklarimi jerine ɡetiret͡ʃeɡimʔ butun halkinin onundeʔ New-Testament-Hebrews-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine Tanrı ilk doğanı dünyaya getirirken, “Tanrı’nın bütün melekleri O’na tapınsın” diyor.|jine tanri ilk doɡani dunjaja ɡetirirkenʔ “tanri’nin butun melekleri o’na tapinsin” dijor. Old-Testament-2-Kings-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşee, hükmetmeye başladığında on iki yaşındaydı ve Yeruşalem'de elli beş yıl krallık yaptı. Annesinin adı Heftsiva'ydı.|manasseeʔ hukmetmeje basladiɡinda on iki jasindajdi ve jerusalemʔde elli bes jil krallik japti. annesinin adi heftsivaʔjdi. Old-Testament-2-Chronicles-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Etiyopyalı Zerah bir milyon kişilik bir ordu ve üç yüz savaş arabasıyla onlara karşı çıktı ve Mareşah'a geldi.|etijopjali zerah bir miljon kisilik bir ordu ve ut͡ʃ juz savas arabasijla onlara karsi t͡ʃikti ve maresahʔa ɡeldi. Old-Testament-Isaiah-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir bölük, çift çift atlılar, bir eşek sürüsü, bir deve sürüsü gördüğünde, büyük bir dikkatle dinlesin.''|bir bolukʔ t͡ʃift t͡ʃift atlilarʔ bir esek surusuʔ bir deve surusu ɡorduɡundeʔ bujuk bir dikkatle dinlesin.ʔʔ New-Testament-John-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama benim vereceğim sudan içen bir daha asla susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir kaynak olacak.”|ama benim veret͡ʃeɡim sudan it͡ʃen bir daha asla susamaz. benim veret͡ʃeɡim suʔ it͡ʃende sonsuz jasam it͡ʃin fiskiran bir kajnak olat͡ʃak.” Old-Testament-Isaiah-051-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri geren ve yeryüzünün temellerini atan Yaratıcın Yahve'yi unuttun mu? Zorba, yok etmek için hazırlanırken hiddetinden ötürü bütün gün sürekli korku içinde mi yaşıyorsun? Zorbanın hiddeti nerede?|ɡokleri ɡeren ve jerjuzunun temellerini atan jaratit͡ʃin jahveʔji unuttun mu? zorbaʔ jok etmek it͡ʃin hazirlanirken hiddetinden oturu butun ɡun surekli korku it͡ʃinde mi jasijorsun? zorbanin hiddeti nerede? New-Testament-Colossians-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçi bunların gönüllü tapınma, alçakgönüllülük ve bedene eziyet açısından bilgece bir görüntüsü vardır, ancak benliğin tutkularına karşı hiçbir faydası yoktur.|ɡert͡ʃi bunlarin ɡonullu tapinmaʔ alt͡ʃakɡonulluluk ve bedene ezijet at͡ʃisindan bilɡet͡ʃe bir ɡoruntusu vardirʔ ant͡ʃak benliɡin tutkularina karsi hit͡ʃbir fajdasi joktur. New-Testament-Matthew-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, yeryüzünde her ne bağlarsanız gökte de bağlanmış olacak ve yeryüzünde her ne çözerseniz gökte de çözülmüş olacak.|size doɡrusunu sojlejejimʔ jerjuzunde her ne baɡlarsaniz ɡokte de baɡlanmis olat͡ʃak ve jerjuzunde her ne t͡ʃozerseniz ɡokte de t͡ʃozulmus olat͡ʃak. New-Testament-Acts-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus yüzbaşılardan birini çağırıp, “Bu genci komutana götürün, çünkü ona söyleyecek bir şeyi var” dedi.|pavlus juzbasilardan birini t͡ʃaɡiripʔ “bu ɡent͡ʃi komutana ɡoturunʔ t͡ʃunku ona sojlejet͡ʃek bir seji var” dedi. Old-Testament-Psalms-137-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sen, yıkıma mahkûmsun ey Babil kızı, bize yaptığının karşılığını, sana ödetecek olana ne mutlu.|ej senʔ jikima mahkumsun ej babil kiziʔ bize japtiɡinin karsiliɡiniʔ sana odetet͡ʃek olana ne mutlu. Old-Testament-Hosea-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad, kötülük yapanların kentidir; kanla lekelenmiştir.|ɡiladʔ kotuluk japanlarin kentidir; kanla lekelenmistir. New-Testament-Revelation-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizdeki canlıların üçte biri öldü. Gemilerin üçte biri yok oldu.|denizdeki t͡ʃanlilarin ut͡ʃte biri oldu. ɡemilerin ut͡ʃte biri jok oldu. Old-Testament-Deuteronomy-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Keşke onlarda öyle bir yürek olsaydı da, hem kendilerine hem de çocuklarına daima iyilik olsun diye benden korkup bütün buyruklarımı daima tutsalardı!\"\"\"|\"keske onlarda ojle bir jurek olsajdi daʔ hem kendilerine hem de t͡ʃot͡ʃuklarina daima ijilik olsun dije benden korkup butun bujruklarimi daima tutsalardi!\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadoram'ın, Uzal'ın, Diklah'ın,|hadoramʔinʔ uzalʔinʔ diklahʔinʔ New-Testament-Luke-022-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı göz altında tutan adamlar O’nunla alay edip O’nu dövdüler.|jesua’ji ɡoz altinda tutan adamlar o’nunla alaj edip o’nu dovduler. Old-Testament-Ecclesiastes-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde yapılan bir şey var: Doğrular var ki, onların başına gelen kötülerin işine göredir; yine kötüler var ki, onların başına gelen doğruların işine göredir. Bu da boştur dedim.|jerjuzunde japilan bir sej var doɡrular var kiʔ onlarin basina ɡelen kotulerin isine ɡoredir; jine kotuler var kiʔ onlarin basina ɡelen doɡrularin isine ɡoredir. bu da bostur dedim. Old-Testament-Jeremiah-052-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız komutanı, kadehleri, tablaları, leğenleri, kazanları, şamdanları, kaşıkları ve tasları, altından olanları altın, gümüşten olanları gümüş olarak aldı.|muhafiz komutaniʔ kadehleriʔ tablalariʔ leɡenleriʔ kazanlariʔ samdanlariʔ kasiklari ve taslariʔ altindan olanlari altinʔ ɡumusten olanlari ɡumus olarak aldi. Old-Testament-Numbers-001-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe oymağından sayılanlar otuz iki bin iki yüz kişiydi.|manasse ojmaɡindan sajilanlar otuz iki bin iki juz kisijdi. Old-Testament-Daniel-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ayakta duranlardan birine yaklaştım ve ona bütün bu şeylerle ilgili gerçeği sordum.\"\" “Böylece bana anlattı ve o şeylerin yorumunu bana bildirdi.\"|\"ajakta duranlardan birine jaklastim ve ona butun bu sejlerle ilɡili ɡert͡ʃeɡi sordum.\"\" “bojlet͡ʃe bana anlatti ve o sejlerin jorumunu bana bildirdi.\" New-Testament-Luke-020-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Moşe bile çalı olayında, ‘Avraham’ın Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakov’un Tanrısı’ diye çağırarak ölülerin dirileceğini göstermiştir.|ama mose bile t͡ʃali olajindaʔ ‘avraham’in tanrisiʔ ishak’in tanrisi ve jakov’un tanrisi’ dije t͡ʃaɡirarak olulerin dirilet͡ʃeɡini ɡostermistir. Old-Testament-2-Chronicles-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sandığı, Buluşma Çadırı'nı ve Çadır'da bulunan bütün kutsal kapları yukarı getirdiler. Levili kâhinler bunları yukarı getirdiler.|sandiɡiʔ bulusma t͡ʃadiriʔni ve t͡ʃadirʔda bulunan butun kutsal kaplari jukari ɡetirdiler. levili kahinler bunlari jukari ɡetirdiler. Old-Testament-Exodus-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.\"\"\"|\"\"\"komsuna karsi jalan jere taniklik etmejet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Belinden yukarı görünüşü ışıldayan maden gibi gördüm, sanki içi çepeçevre ateş görünüşü; ve belinden aşağı görünüşünü gördüm, sanki ateş görünüşü ve çevresinde parıltı vardı.|belinden jukari ɡorunusu isildajan maden ɡibi ɡordumʔ sanki it͡ʃi t͡ʃepet͡ʃevre ates ɡorunusu; ve belinden asaɡi ɡorunusunu ɡordumʔ sanki ates ɡorunusu ve t͡ʃevresinde parilti vardi. Old-Testament-Hosea-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yok oldun, ey İsrael, çünkü bana karşısın, yardımcına karşısın.|jok oldunʔ ej israelʔ t͡ʃunku bana karsisinʔ jardimt͡ʃina karsisin. New-Testament-Luke-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size doğrusunu söyleyeyim, Eliya'nın günlerinde İsrael'de bir çok dul kadın vardı; göğün üç yıl altı ay kapandığı ve bütün ülkede büyük kıtlık olduğu zaman,|ama size doɡrusunu sojlejejimʔ elijaʔnin ɡunlerinde israelʔde bir t͡ʃok dul kadin vardi; ɡoɡun ut͡ʃ jil alti aj kapandiɡi ve butun ulkede bujuk kitlik olduɡu zamanʔ Old-Testament-Psalms-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Duy, ey Yahve, bana merhamet et. Yardımcım ol, ey Yahve!”|dujʔ ej jahveʔ bana merhamet et. jardimt͡ʃim olʔ ej jahve!” New-Testament-2-Peter-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal dağda O’nunla birlikteyken gökten gelen bu sesi biz de duyduk.|kutsal daɡda o’nunla birliktejken ɡokten ɡelen bu sesi biz de dujduk. Old-Testament-Ezekiel-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların yolunu ve yaptıklarını gördüğünüz zaman seni teselli edecekler; o zaman, bütün yapmış olduklarımı boşuna yapmadığımı bileceksiniz.” diyor Efendi Yahve.|onlarin jolunu ve japtiklarini ɡorduɡunuz zaman seni teselli edet͡ʃekler; o zamanʔ butun japmis olduklarimi bosuna japmadiɡimi bilet͡ʃeksiniz.” dijor efendi jahve. Old-Testament-1-Samuel-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün, Eli'nin eviyle ilgili olarak başından sonuna dek söylediklerimin hepsini ona karşı yapacağım.|o ɡunʔ eliʔnin evijle ilɡili olarak basindan sonuna dek sojlediklerimin hepsini ona karsi japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Zechariah-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Alıcıları onları kesiyor ve cezasız kalıyor. Onları satanlar, ‘Yahve kutsansın, çünkü zenginim’ diyorlar; ve kendi çobanları onlara acımıyor.|alit͡ʃilari onlari kesijor ve t͡ʃezasiz kalijor. onlari satanlarʔ ‘jahve kutsansinʔ t͡ʃunku zenɡinim’ dijorlar; ve kendi t͡ʃobanlari onlara at͡ʃimijor. Old-Testament-1-Chronicles-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Ammon'un çocuklarının beyleri Hanun’a, “David’in sana teselliciler göndererek babanı onurlandırdığını mı sanıyorsun? Hizmetkârları sana gelip ülkeyi araştırmak, devirmek ve casusluk yapmak için gelmediler mi?” dediler.|ama ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin bejleri hanun’aʔ “david’in sana tesellit͡ʃiler ɡondererek babani onurlandirdiɡini mi sanijorsun? hizmetkarlari sana ɡelip ulkeji arastirmakʔ devirmek ve t͡ʃasusluk japmak it͡ʃin ɡelmediler mi?” dediler. New-Testament-Acts-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir görümde Hananya adında bir adamın yanına geldiğini ve gözleri görsün diye ellerini kendisinin üzerine koyduğunu gördü.”|bir ɡorumde hananja adinda bir adamin janina ɡeldiɡini ve ɡozleri ɡorsun dije ellerini kendisinin uzerine kojduɡunu ɡordu.” Old-Testament-1-Kings-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarovam’ın karısı da öyle yaptı ve kalkıp Şilo’ya gitti ve Ahiya’nın evine vardı. Ahiya ise yaşlılığından dolayı göremez olmuştu.|jarovam’in karisi da ojle japti ve kalkip silo’ja ɡitti ve ahija’nin evine vardi. ahija ise jasliliɡindan dolaji ɡoremez olmustu. New-Testament-John-012-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık O’na şöyle yanıt verdi: “Kutsal Yasa’dan duyduk ki, Mesih sonsuza dek kalacaktır. Sen nasıl, ‘İnsanoğlu’nun yukarı kaldırılması gerekiyor’ diyorsun? Kimdir bu İnsanoğlu?”|kalabalik o’na sojle janit verdi “kutsal jasa’dan dujduk kiʔ mesih sonsuza dek kalat͡ʃaktir. sen nasilʔ ‘insanoɡlu’nun jukari kaldirilmasi ɡerekijor’ dijorsun? kimdir bu insanoɡlu?” Old-Testament-Jeremiah-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden senin yüzüne eteklerini açacağım, ayıbın görünecek.\"|\"\"\"bu juzden senin juzune eteklerini at͡ʃat͡ʃaɡimʔ ajibin ɡorunet͡ʃek.\" Old-Testament-Isaiah-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Şeol'e, çukurun derinliklerine indirileceksin.|ama seolʔeʔ t͡ʃukurun derinliklerine indirilet͡ʃeksin. Old-Testament-Isaiah-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar arzuladığınız meşe ağaçlarından utanacaklar, siz de seçmiş olduğunuz bahçelerden dolayı utanacaksınız.|t͡ʃunku onlar arzuladiɡiniz mese aɡat͡ʃlarindan utanat͡ʃaklarʔ siz de set͡ʃmis olduɡunuz baht͡ʃelerden dolaji utanat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Deuteronomy-033-015|und|SPEAKER_00_Turkish|kadim dağların en iyi şeyleriyle, Sonsuz tepelerin değerli şeyleriyle,|kadim daɡlarin en iji sejlerijleʔ sonsuz tepelerin deɡerli sejlerijleʔ New-Testament-Revelation-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni Ruh’ta büyük ve yüksek bir dağa götürdü ve bana kutsal kenti, Tanrı’nın yanından gökten inen Yeruşalem’i gösterdi.|beni ruh’ta bujuk ve juksek bir daɡa ɡoturdu ve bana kutsal kentiʔ tanri’nin janindan ɡokten inen jerusalem’i ɡosterdi. Old-Testament-Psalms-022-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelip O'nun doğruluğunu henüz doğmamış halka bildirecekler. Çünkü bunu O yaptı.|ɡelip oʔnun doɡruluɡunu henuz doɡmamis halka bildiret͡ʃekler. t͡ʃunku bunu o japti. Old-Testament-Exodus-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırın perdelerinin uzunluğundan artakalan miktarın bir yanda ve diğer yanda arşın kadarı, çadırı örtmek için bu yanda ve öte yanda, çadırın yanlarından sarkacak.|t͡ʃadirin perdelerinin uzunluɡundan artakalan miktarin bir janda ve diɡer janda arsin kadariʔ t͡ʃadiri ortmek it͡ʃin bu janda ve ote jandaʔ t͡ʃadirin janlarindan sarkat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona kimse dokunmayacak; mutlaka taşlanacak ya da vurulacak; ister hayvan olsun ister insan, yaşamayacaktır.' Boru uzun süre çalınca dağa çıkacaklar.”|ona kimse dokunmajat͡ʃak; mutlaka taslanat͡ʃak ja da vurulat͡ʃak; ister hajvan olsun ister insanʔ jasamajat͡ʃaktir.ʔ boru uzun sure t͡ʃalint͡ʃa daɡa t͡ʃikat͡ʃaklar.” Old-Testament-1-Kings-011-039|und|SPEAKER_00_Turkish|David soyunu bundan ötürü sıkıntıya sokacağım, ama daima değil.'”|david sojunu bundan oturu sikintija sokat͡ʃaɡimʔ ama daima deɡil.ʔ” Old-Testament-1-Chronicles-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekoa'nın babası Aşhur'un iki karısı vardı: Helah ve Naara.|tekoaʔnin babasi ashurʔun iki karisi vardi helah ve naara. Old-Testament-Daniel-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Nebukadnetsar onlara şöyle karşılık verdi: “Ey Şadrak, Meşak ve Abednego, ilâhlarıma hizmet etmediğiniz ve dikmiş olduğum altın surete tapmadığınız doğru mu?|nebukadnetsar onlara sojle karsilik verdi “ej sadrakʔ mesak ve abedneɡoʔ ilahlarima hizmet etmediɡiniz ve dikmis olduɡum altin surete tapmadiɡiniz doɡru mu? Old-Testament-Exodus-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendiniz ve oğullarınız için bir kural olarak bu şeyi daima tutacaksınız.|kendiniz ve oɡullariniz it͡ʃin bir kural olarak bu seji daima tutat͡ʃaksiniz. New-Testament-John-008-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz babanızın işlerini yapıyorsunuz” dedi. O’na “Biz zinadan doğmadık. Bizim bir Babamız var, O da Tanrı'dır” dediler.|siz babanizin islerini japijorsunuz” dedi. o’na “biz zinadan doɡmadik. bizim bir babamiz varʔ o da tanriʔdir” dediler. Old-Testament-Jeremiah-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve'nin gazabıyla doluyum. İçimde tutmaktan yoruldum. “Sokaktaki çocukların üzerine, gençler topluluğu üzerine dök; çünkü kocayla karısı, çok günler yaşamış olanla birlikte yaşlı da alınacak.|bu juzden jahveʔnin ɡazabijla dolujum. it͡ʃimde tutmaktan joruldum. “sokaktaki t͡ʃot͡ʃuklarin uzerineʔ ɡent͡ʃler topluluɡu uzerine dok; t͡ʃunku kot͡ʃajla karisiʔ t͡ʃok ɡunler jasamis olanla birlikte jasli da alinat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-022-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancılar zayıflayacaklar, titreyerek kapalı yerlerinden çıkacaklar.|jabant͡ʃilar zajiflajat͡ʃaklarʔ titrejerek kapali jerlerinden t͡ʃikat͡ʃaklar. Old-Testament-Nehemiah-012-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tanrı'nın evinde şükredenlerin iki bölüğü, ben ve benimle birlikte yöneticilerin yarısı,|bojlet͡ʃe tanriʔnin evinde sukredenlerin iki boluɡuʔ ben ve benimle birlikte jonetit͡ʃilerin jarisiʔ Old-Testament-Numbers-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dökmelik sunu olarak, yakmalık sunu ya da kurbanla birlikte her kuzu için dörtte bir hin şarap hazırlayacaksın.'\"\"\"|\"dokmelik sunu olarakʔ jakmalik sunu ja da kurbanla birlikte her kuzu it͡ʃin dortte bir hin sarap hazirlajat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yay ve mızrak kuşanıyorlar. Zalimler ve merhametsizler. Sesleri deniz gibi kükrüyor, atlara biniyorlar, hepsi savaşa hazır bir adam gibi, sana karşı dizilmişler, ey Siyon kızı.”|jaj ve mizrak kusanijorlar. zalimler ve merhametsizler. sesleri deniz ɡibi kukrujorʔ atlara binijorlarʔ hepsi savasa hazir bir adam ɡibiʔ sana karsi dizilmislerʔ ej sijon kizi.” Old-Testament-Ecclesiastes-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın güneş altında uğraştığı bütün emeğinden kazancı nedir?|insanin ɡunes altinda uɡrastiɡi butun emeɡinden kazant͡ʃi nedir? Old-Testament-2-Chronicles-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dördüncü gün Beraka Vadisi'nde toplandılar, çünkü orada Yahve'yi övdüler. Bu nedenle o yerin adı bugüne dek \"\"Beraka Vadisi\"\" olarak anıldı.\"|\"dordunt͡ʃu ɡun beraka vadisiʔnde toplandilarʔ t͡ʃunku orada jahveʔji ovduler. bu nedenle o jerin adi buɡune dek \"\"beraka vadisi\"\" olarak anildi.\" Old-Testament-Exodus-035-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreği kendisini harekete geçiren ve ruhu istekli olan herkes geldiler ve Buluşma Çadırı'nın işi, tüm hizmetleri ve kutsal giysiler için Yahve'nin sunularını getirdiler.|jureɡi kendisini harekete ɡet͡ʃiren ve ruhu istekli olan herkes ɡeldiler ve bulusma t͡ʃadiriʔnin isiʔ tum hizmetleri ve kutsal ɡijsiler it͡ʃin jahveʔnin sunularini ɡetirdiler. Old-Testament-Psalms-106-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman sözlerine inandılar. O’na ezgilerle övgülerini sundular.|o zaman sozlerine inandilar. o’na ezɡilerle ovɡulerini sundular. Old-Testament-Numbers-003-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Merarioğulları'nın belirlenmiş görevleri konutun çerçeveleri, kirişleri, direkleri, tabanları, bütün takımları, onun tüm hizmetleri,|merarioɡullariʔnin belirlenmis ɡorevleri konutun t͡ʃert͡ʃeveleriʔ kirisleriʔ direkleriʔ tabanlariʔ butun takimlariʔ onun tum hizmetleriʔ Old-Testament-Hosea-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben kurban değil, merhamet isterim; ve yakmalık sunulardan daha fazla Tanrı bilgisi.|t͡ʃunku ben kurban deɡilʔ merhamet isterim; ve jakmalik sunulardan daha fazla tanri bilɡisi. Old-Testament-2-Samuel-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Cesur ol, halkımız ve Tanrımız'ın kentleri için güçlü olalım; Yahve de kendisine iyi geleni yapsın.\"\"\"|\"t͡ʃesur olʔ halkimiz ve tanrimizʔin kentleri it͡ʃin ɡut͡ʃlu olalim; jahve de kendisine iji ɡeleni japsin.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Size müjdelediğim söze sımsıkı tutunursanız, onun aracılığıyla kurtulursunuz. Yoksa boşuna iman etmiş olursunuz.|size muʒdelediɡim soze simsiki tutunursanizʔ onun arat͡ʃiliɡijla kurtulursunuz. joksa bosuna iman etmis olursunuz. Old-Testament-1-Kings-020-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Acele edip gözlerindeki baş bağını çıkardı. İsrael Kralı onun peygamberlerden biri olduğunu anladı.|at͡ʃele edip ɡozlerindeki bas baɡini t͡ʃikardi. israel krali onun pejɡamberlerden biri olduɡunu anladi. New-Testament-1-Thessalonians-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Madem gündüze aitiz, iman ve sevgi zırhını kuşanalım, başımıza miğfer olarak kurtuluş umudunu takalım ve ayık duralım.|madem ɡunduze aitizʔ iman ve sevɡi zirhini kusanalimʔ basimiza miɡfer olarak kurtulus umudunu takalim ve ajik duralim. Old-Testament-Ezekiel-020-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sizi değneğin altından geçireceğim, sizi antlaşma bağı içine getireceğim.\"|\"\"\"sizi deɡneɡin altindan ɡet͡ʃiret͡ʃeɡimʔ sizi antlasma baɡi it͡ʃine ɡetiret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Genesis-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Metuşelah yüz seksen yedi yaşındayken Lamek'in babası oldu.|metuselah juz seksen jedi jasindajken lamekʔin babasi oldu. Old-Testament-Psalms-061-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece daima ismine ilahiler söyleyeceğim, ta ki, adaklarımı her gün yerine getirebileyim.|bojlet͡ʃe daima ismine ilahiler sojlejet͡ʃeɡimʔ ta kiʔ adaklarimi her ɡun jerine ɡetirebilejim. Old-Testament-Micah-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Yahuda kralları Yotam, Ahaz ve Hizkiya günlerinde Moraşet'li Mika'ya gelen sözü, Samariya ve Yeruşalem hakkında gördü.|jahveʔnin jahuda krallari jotamʔ ahaz ve hizkija ɡunlerinde morasetʔli mikaʔja ɡelen sozuʔ samarija ve jerusalem hakkinda ɡordu. New-Testament-Revelation-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Galip gelene bunları vereceğim. Ben onun Tanrısı olacağım, o da bana oğul olacak.|ɡalip ɡelene bunlari veret͡ʃeɡim. ben onun tanrisi olat͡ʃaɡimʔ o da bana oɡul olat͡ʃak. Old-Testament-Habakkuk-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden ağına kurban kesiyor ve ağına buhur yakıyor, çünkü bunlar sayesinde yaşamı rahat ve yiyeceği iyidir.|bu juzden aɡina kurban kesijor ve aɡina buhur jakijorʔ t͡ʃunku bunlar sajesinde jasami rahat ve jijet͡ʃeɡi ijidir. Old-Testament-1-Kings-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Solomon İsrael'in çocuklarından zorla hizmetçi yapmadı; onlar savaşçılar, hizmetkârlar, beyler, komutanlar ve savaş arabalarının ve atlılarının yöneticileriydi.|ant͡ʃak solomon israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan zorla hizmett͡ʃi japmadi; onlar savast͡ʃilarʔ hizmetkarlarʔ bejlerʔ komutanlar ve savas arabalarinin ve atlilarinin jonetit͡ʃilerijdi. Old-Testament-Numbers-007-041|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu; bu, Surişadday oğlu Şelumiel'in sunusuydu.|esenlik kurbani it͡ʃin iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu; buʔ surisaddaj oɡlu selumielʔin sunusujdu. Old-Testament-Ecclesiastes-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ırmaklar denize akar, ama deniz dolmaz. Irmaklar aktığı yere, yine oraya akarlar.|butun irmaklar denize akarʔ ama deniz dolmaz. irmaklar aktiɡi jereʔ jine oraja akarlar. New-Testament-Mark-012-033|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın Tanrı’yı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla, bütün canı ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendisi gibi sevmesi, bütün yakmalık sunulardan ve kurbanlardan daha önemlidir.”|insanin tanri’ji butun jureɡijleʔ butun anlajisijlaʔ butun t͡ʃani ve butun ɡut͡ʃujle sevmesiʔ komsusunu da kendisi ɡibi sevmesiʔ butun jakmalik sunulardan ve kurbanlardan daha onemlidir.” New-Testament-Acts-013-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü David Tanrı isteğine göre kendi kuşağına hizmet ettikten sonra uyudu, atalarının yanına yatırıldı ve çürüme gördü.|t͡ʃunku david tanri isteɡine ɡore kendi kusaɡina hizmet ettikten sonra ujuduʔ atalarinin janina jatirildi ve t͡ʃurume ɡordu. New-Testament-Acts-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bu söz üzerine kaçtı. Midyan diyarında bir yabancı olarak yaşadı ve iki oğul babası oldu.”|mose bu soz uzerine kat͡ʃti. midjan dijarinda bir jabant͡ʃi olarak jasadi ve iki oɡul babasi oldu.” New-Testament-Hebrews-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı hiçbir zaman meleklerinden birine, “Düşmanlarını ayaklarının altına serinceye dek, sağımda otur” demiş midir?|tanri hit͡ʃbir zaman meleklerinden birineʔ “dusmanlarini ajaklarinin altina serint͡ʃeje dekʔ saɡimda otur” demis midir? Old-Testament-2-Chronicles-033-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Amon hüküm sürmeye başladığında yirmi iki yaşındaydı; ve Yeruşalem'de iki yıl hüküm sürdü.|amon hukum surmeje basladiɡinda jirmi iki jasindajdi; ve jerusalemʔde iki jil hukum surdu. Old-Testament-Ezekiel-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Elde tutulsun diye cilalanmaya verildi. Kılıç bilendi. Evet, öldürenin eline verilsin diye cilalandı.\"\"\"\"'\"|\"elde tutulsun dije t͡ʃilalanmaja verildi. kilit͡ʃ bilendi. evetʔ oldurenin eline verilsin dije t͡ʃilalandi.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Jeremiah-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Paşhur Peygamber Yeremya'yı dövdü ve Yahve'nin evinde bulunan Benyamin'in yukarı kapısındaki tomruğa onu vurdu.|o zaman pashur pejɡamber jeremjaʔji dovdu ve jahveʔnin evinde bulunan benjaminʔin jukari kapisindaki tomruɡa onu vurdu. Old-Testament-Deuteronomy-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Efendi Yahve, hizmetkârına büyüklüğünü, güçlü elini göstermeye başladın. Çünkü gökte ve yerde seninki gibi işler yapabilecek ve seninki gibi kudretli eylemler yapabilecek hangi ilâh var?|“ej efendi jahveʔ hizmetkarina bujukluɡunuʔ ɡut͡ʃlu elini ɡostermeje basladin. t͡ʃunku ɡokte ve jerde seninki ɡibi isler japabilet͡ʃek ve seninki ɡibi kudretli ejlemler japabilet͡ʃek hanɡi ilah var? Old-Testament-Psalms-094-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ayağım kayıyor!” dediğimde, sevgi dolu iyiliğin beni ayakta tuttu, ey Yahve.|“ajaɡim kajijor!” dediɡimdeʔ sevɡi dolu ijiliɡin beni ajakta tuttuʔ ej jahve. Old-Testament-Exodus-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzunuz kusursuz, bir yaşında erkek olacak. Onu koyunlardan ya da keçilerden alacaksınız.|kuzunuz kusursuzʔ bir jasinda erkek olat͡ʃak. onu kojunlardan ja da ket͡ʃilerden alat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Numbers-001-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer'in çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|aserʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar Old-Testament-1-Chronicles-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruvenoğulları, Gadlılar ve Manaşşe'nin yarım oymağı, yiğit adamlardan, kalkan ve kılıç taşıyabilen, yay ile ok atabilen ve becerikli savaşa çıkabilen kırk dört bin yedi yüz altmış kişiydi.|ruvenoɡullariʔ ɡadlilar ve manasseʔnin jarim ojmaɡiʔ jiɡit adamlardanʔ kalkan ve kilit͡ʃ tasijabilenʔ jaj ile ok atabilen ve bet͡ʃerikli savasa t͡ʃikabilen kirk dort bin jedi juz altmis kisijdi. Old-Testament-Nehemiah-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, Hakkots oğlu Uriya oğlu Meremot, Elyaşiv'in evinin kapısından Elyaşiv'in evinin sonuna kadar olan kısmı onardı.|ondan sonraʔ hakkots oɡlu urija oɡlu meremotʔ eljasivʔin evinin kapisindan eljasivʔin evinin sonuna kadar olan kismi onardi. Old-Testament-2-Samuel-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David ona şöyle dedi: “Durum nasıl oldu? Lütfen söyle.\"\" O şöyle yanıt verdi: \"\"Halk savaştan kaçtı ve çok insan da düştü ve öldü. Saul ve oğlu Yonatan da öldüler.”\"|\"david ona sojle dedi “durum nasil oldu? lutfen sojle.\"\" o sojle janit verdi \"\"halk savastan kat͡ʃti ve t͡ʃok insan da dustu ve oldu. saul ve oɡlu jonatan da olduler.”\" Old-Testament-Proverbs-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hükümdar sabırla ikna edilir. Yumuşak dil kemiği kırar.|hukumdar sabirla ikna edilir. jumusak dil kemiɡi kirar. Old-Testament-Job-039-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücü büyük olduğu için ona güvenir misin? Ya da kendi işini ona bırakır mısın?|ɡut͡ʃu bujuk olduɡu it͡ʃin ona ɡuvenir misin? ja da kendi isini ona birakir misin? Old-Testament-2-Samuel-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David, “Saul’un evinden hâlâ kalan kimse var mı ki, Yonatan'ın hatırı için ona iyilik edeyim?” dedi.|davidʔ “saul’un evinden hala kalan kimse var mi kiʔ jonatanʔin hatiri it͡ʃin ona ijilik edejim?” dedi. Old-Testament-Exodus-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Mısırlılar içecek su bulmak için nehrin çevresini kazdılar; çünkü nehrin suyunu içemiyorlardı.|butun misirlilar it͡ʃet͡ʃek su bulmak it͡ʃin nehrin t͡ʃevresini kazdilar; t͡ʃunku nehrin sujunu it͡ʃemijorlardi. Old-Testament-Jonah-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de adamlar kendilerini karaya geri döndürmek için sıkı kürek çektiler; ama yapamadılar, çünkü deniz onlara karşı gittikçe daha çok fırtınalı oluyordu.|jine de adamlar kendilerini karaja ɡeri dondurmek it͡ʃin siki kurek t͡ʃektiler; ama japamadilarʔ t͡ʃunku deniz onlara karsi ɡittikt͡ʃe daha t͡ʃok firtinali olujordu. Old-Testament-Isaiah-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe Efraim'i, Efraim Manaşşe'yi yiyecek; onlar ikisi birlikte Yahuda'ya karşı olacaklar. Bütün bunlara rağmen öfkesi geri dönmedi, ama eli hâlâ uzanmış duruyor.|manasse efraimʔiʔ efraim manasseʔji jijet͡ʃek; onlar ikisi birlikte jahudaʔja karsi olat͡ʃaklar. butun bunlara raɡmen ofkesi ɡeri donmediʔ ama eli hala uzanmis durujor. Old-Testament-Jeremiah-042-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İster iyi, ister kötü olsun, seni kendisine gönderdiğimiz Tanrımız Yahve'nin sözüne itaat edeceğiz; ta ki, Tanrımız Yahve'nin sözüne itaat edince bize iyilik olsun.\"\"\"|\"\"\"ister ijiʔ ister kotu olsunʔ seni kendisine ɡonderdiɡimiz tanrimiz jahveʔnin sozune itaat edet͡ʃeɡiz; ta kiʔ tanrimiz jahveʔnin sozune itaat edint͡ʃe bize ijilik olsun.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer erkek kardeşin, annenin oğlu, kendi oğlun, kızın, ya da koynundaki karın ya da can dostun, seni gizlice ayartırsa, senin ve atalarının bilmediği;|eɡer erkek kardesinʔ annenin oɡluʔ kendi oɡlunʔ kizinʔ ja da kojnundaki karin ja da t͡ʃan dostunʔ seni ɡizlit͡ʃe ajartirsaʔ senin ve atalarinin bilmediɡi; Old-Testament-Psalms-136-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük ışıklar yapana, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|bujuk isiklar japanaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-1-Samuel-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan, silahını taşıyan genç adama, \"\"Gel! Sünnetsizlerin garnizonuna geçelim.\"\" dedi. \"\"Belki de Yahve bizim için çalışır; çünkü çoklukla ya da azlıkla kurtarmak için Yahve'nin üzerinde bir sınır yoktur.\"\"\"|\"jonatanʔ silahini tasijan ɡent͡ʃ adamaʔ \"\"ɡel! sunnetsizlerin ɡarnizonuna ɡet͡ʃelim.\"\" dedi. \"\"belki de jahve bizim it͡ʃin t͡ʃalisir; t͡ʃunku t͡ʃoklukla ja da azlikla kurtarmak it͡ʃin jahveʔnin uzerinde bir sinir joktur.\"\"\" New-Testament-Matthew-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Beytanya’da, cüzamlı Simon’un evindeyken,|jesua bejtanja’daʔ t͡ʃuzamli simon’un evindejkenʔ Old-Testament-Job-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke beni Şeol'e saklasan, gazabın geçinceye dek beni gizli tutsan, bana belli bir zaman versen de beni ansan!|keske beni seolʔe saklasanʔ ɡazabin ɡet͡ʃint͡ʃeje dek beni ɡizli tutsanʔ bana belli bir zaman versen de beni ansan! Old-Testament-Nehemiah-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Sanballat elinde açık bir mektupla beşinci kez hizmetkârını bana aynı şekilde gönderdi.|o zaman sanballat elinde at͡ʃik bir mektupla besint͡ʃi kez hizmetkarini bana ajni sekilde ɡonderdi. Old-Testament-Daniel-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, hadımlarının başı olan Aşpenaz'a, İsrael'in çocuklarından, kral soyundan ve soylulardan bazılarını getirmesini söyledi.|kralʔ hadimlarinin basi olan aspenazʔaʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ kral sojundan ve sojlulardan bazilarini ɡetirmesini sojledi. Old-Testament-Psalms-051-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın kurbanları kırık bir ruhtur. Ey Tanrı, sen kırık ve pişman bir yüreği hor görmezsin.|tanriʔnin kurbanlari kirik bir ruhtur. ej tanriʔ sen kirik ve pisman bir jureɡi hor ɡormezsin. Old-Testament-Psalms-102-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlüyorum, damda yalnız kalan bir serçeye döndüm.|ɡozlujorumʔ damda jalniz kalan bir sert͡ʃeje dondum. New-Testament-1-John-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgiyi bununla biliyoruz, çünkü O bizim için hayatını verdi. Biz de kardeşlerimiz için hayatımızı vermeliyiz.|sevɡiji bununla bilijoruzʔ t͡ʃunku o bizim it͡ʃin hajatini verdi. biz de kardeslerimiz it͡ʃin hajatimizi vermelijiz. Old-Testament-Daniel-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer öyle olmazsa, ey kral, şunu bilesin ki, senin ilâhlarına hizmet etmeyiz, dikmiş olduğun altın surete tapmayız.”|ama eɡer ojle olmazsaʔ ej kralʔ sunu bilesin kiʔ senin ilahlarina hizmet etmejizʔ dikmis olduɡun altin surete tapmajiz.” Old-Testament-Leviticus-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kardeşleri arasında başkâhin olan, başına mesh yağı dökülen ve giysileri giymek için atanan kişi, saçlarını çözmeyecek, ya da giysilerini yırtmayacak.\"|\"\"\"ʔkardesleri arasinda baskahin olanʔ basina mesh jaɡi dokulen ve ɡijsileri ɡijmek it͡ʃin atanan kisiʔ sat͡ʃlarini t͡ʃozmejet͡ʃekʔ ja da ɡijsilerini jirtmajat͡ʃak.\" New-Testament-Acts-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yanımda olanlar gerçi ışığı gördüler ve korktular, ama benimle konuşanın sözünü anlamadılar.|“janimda olanlar ɡert͡ʃi isiɡi ɡorduler ve korktularʔ ama benimle konusanin sozunu anlamadilar. Old-Testament-Isaiah-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin kılıcı kanla dolu. Yağla, kuzuların ve keçilerin kanıyla, koç böbreklerinin yağıyla kaplıdır; çünkü Yahve'nin Bosra'da bir kurbanı, Edom diyarında da büyük bir kıyımı var.|jahveʔnin kilit͡ʃi kanla dolu. jaɡlaʔ kuzularin ve ket͡ʃilerin kanijlaʔ kot͡ʃ bobreklerinin jaɡijla kaplidir; t͡ʃunku jahveʔnin bosraʔda bir kurbaniʔ edom dijarinda da bujuk bir kijimi var. Old-Testament-Nehemiah-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Atalarınız bunu yapmadı mı, Tanrımız bütün bu kötülüğü üzerimize ve bu kentin üzerine getirmedi mi? Ama Şabat Günü'nü bozarak İsrael'e daha çok gazap getiriyorsunuz.\"\"\"|\"\"\"atalariniz bunu japmadi miʔ tanrimiz butun bu kotuluɡu uzerimize ve bu kentin uzerine ɡetirmedi mi? ama sabat ɡunuʔnu bozarak israelʔe daha t͡ʃok ɡazap ɡetirijorsunuz.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|onun yanında kendini gönüllü Yahve'ye adamış olan Zikri oğlu Amasya ve onunla birlikte iki yüz bin cesur yiğit.|onun janinda kendini ɡonullu jahveʔje adamis olan zikri oɡlu amasja ve onunla birlikte iki juz bin t͡ʃesur jiɡit. Old-Testament-Psalms-067-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü mahsulünü verdi. Tanrı, bizim Tanrımız, bizi kutsasın.|jerjuzu mahsulunu verdi. tanriʔ bizim tanrimizʔ bizi kutsasin. Old-Testament-2-Chronicles-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ona Filistliler’e karşı, Gur Baal’da oturan Araplar’a karşı ve Meunlular’a karşı yardım etti.|tanri ona filistliler’e karsiʔ ɡur baal’da oturan araplar’a karsi ve meunlular’a karsi jardim etti. Old-Testament-Judges-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mika'nın evinin yanındayken Levili gencin sesini tanıdılar; bunun üzerine oraya gittiler ve ona dediler: \"\"Seni buraya kim getirdi? Bu yerde ne yapıyorsunuz? Burada neyin var?”\"|\"mikaʔnin evinin janindajken levili ɡent͡ʃin sesini tanidilar; bunun uzerine oraja ɡittiler ve ona dediler \"\"seni buraja kim ɡetirdi? bu jerde ne japijorsunuz? burada nejin var?”\" Old-Testament-Deuteronomy-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bu yasayı yazıp Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı taşıyan Levioğulları kâhinlere ve İsrael'in bütün ihtiyarlarına teslim etti.|mose bu jasaji jazip jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni tasijan levioɡullari kahinlere ve israelʔin butun ihtijarlarina teslim etti. Old-Testament-Psalms-033-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimiz O’nda sevinç bulur, çünkü biz O'nun kutsal adına güvendik.|jureɡimiz o’nda sevint͡ʃ bulurʔ t͡ʃunku biz oʔnun kutsal adina ɡuvendik. Old-Testament-Psalms-088-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni en derin çukura, en karanlık derinliklerde koydun.|beni en derin t͡ʃukuraʔ en karanlik derinliklerde kojdun. Old-Testament-Genesis-043-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Babaları İsrael onlara şöyle dedi: “Öyleyse böyle yapın: Torbalarınıza ülkenin seçkin meyvelerinden alın ve adama hediye olarak biraz pelesenk, biraz bal, baharat, mür, fıstık ve badem götürün.|babalari israel onlara sojle dedi “ojlejse bojle japin torbalariniza ulkenin set͡ʃkin mejvelerinden alin ve adama hedije olarak biraz pelesenkʔ biraz balʔ baharatʔ murʔ fistik ve badem ɡoturun. Old-Testament-Genesis-034-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Lea'nın Yakov'a doğurduğu kızı Dina, memleketin kızlarını görmek için dışarı çıktı.|leaʔnin jakovʔa doɡurduɡu kizi dinaʔ memleketin kizlarini ɡormek it͡ʃin disari t͡ʃikti. Old-Testament-2-Chronicles-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İç odada zincirler yaptı ve bunları direklerin tepelerine koydu; ve yüz nar yaptı ve bunları zincirlerin üzerine koydu.|it͡ʃ odada zint͡ʃirler japti ve bunlari direklerin tepelerine kojdu; ve juz nar japti ve bunlari zint͡ʃirlerin uzerine kojdu. New-Testament-1-Corinthians-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü iman etmeyen erkek karısı sayesinde, iman etmeyen kadın da kocası sayesinde kutsanır. Yoksa çocuklarınız kirli olurdu, ama şimdi kutsaldırlar.|t͡ʃunku iman etmejen erkek karisi sajesindeʔ iman etmejen kadin da kot͡ʃasi sajesinde kutsanir. joksa t͡ʃot͡ʃuklariniz kirli olurduʔ ama simdi kutsaldirlar. Old-Testament-Jeremiah-039-014|und|SPEAKER_00_Turkish|gönderip Yeremya'yı muhafız avlusundan alıp, onu eve götürsünler diye Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalya'ya teslim ettiler. Böylece Yeremya halkın arasında yaşadı.|ɡonderip jeremjaʔji muhafiz avlusundan alipʔ onu eve ɡotursunler dije safan oɡlu ahikam oɡlu ɡedaljaʔja teslim ettiler. bojlet͡ʃe jeremja halkin arasinda jasadi. Old-Testament-Zechariah-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün bütün boylarından kim Yeruşalem'e çıkıp Ordular Yahvesi'ne, Kral'a tapınmazsa, onların üzerine yağmur yağmayacak.|jerjuzunun butun bojlarindan kim jerusalemʔe t͡ʃikip ordular jahvesiʔneʔ kralʔa tapinmazsaʔ onlarin uzerine jaɡmur jaɡmajat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, Yahve'nin evine her girdiğinde muhafızlar gelip onları taşıyordu ve sonra onları muhafız odasına geri getiriyorlardı.|kralʔ jahveʔnin evine her ɡirdiɡinde muhafizlar ɡelip onlari tasijordu ve sonra onlari muhafiz odasina ɡeri ɡetirijorlardi. Old-Testament-Proverbs-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginlik, onur, kalıcı zenginlik ve bolluk benimledir.|zenɡinlikʔ onurʔ kalit͡ʃi zenɡinlik ve bolluk benimledir. Old-Testament-Zechariah-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Koş, şu gence söyle, ‘Yeruşalem, içinde insan ve hayvan çokluğu yüzünden, surları olmayan köylerde oturulduğu gibi olacak.|onaʔ “kosʔ su ɡent͡ʃe sojleʔ ‘jerusalemʔ it͡ʃinde insan ve hajvan t͡ʃokluɡu juzundenʔ surlari olmajan kojlerde oturulduɡu ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-072-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş ve ay durdukça, tüm nesiller boyunca senden korksunlar.|ɡunes ve aj durdukt͡ʃaʔ tum nesiller bojunt͡ʃa senden korksunlar. Old-Testament-Genesis-041-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sonra ırmaktan çirkin ve cılız yedi inek daha çıktı. Nehrin kıyısında diğer ineklerin yanında durdular.|onlardan sonra irmaktan t͡ʃirkin ve t͡ʃiliz jedi inek daha t͡ʃikti. nehrin kijisinda diɡer ineklerin janinda durdular. Old-Testament-Proverbs-028-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Açgözlü kişi çekişmeyi kışkırtır, ama Yahve'ye güvenen başarılı olur.|at͡ʃɡozlu kisi t͡ʃekismeji kiskirtirʔ ama jahveʔje ɡuvenen basarili olur. New-Testament-2-Corinthians-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü istek varsa, insanın elinde olmayana göre değil, elindekine göre vermesi uygundur.|t͡ʃunku istek varsaʔ insanin elinde olmajana ɡore deɡilʔ elindekine ɡore vermesi ujɡundur. Old-Testament-2-Chronicles-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yotam hüküm sürmeye başladığında yirmi beş yaşındaydı ve Yeruşalem'de on altı yıl hüküm sürdü. Annesinin adı Sadok'un kızı Yeruşa'ydı.|jotam hukum surmeje basladiɡinda jirmi bes jasindajdi ve jerusalemʔde on alti jil hukum surdu. annesinin adi sadokʔun kizi jerusaʔjdi. New-Testament-Luke-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri ona, “Efendimiz, kurtulanlar az mı olacak?” dedi. Yeşua onlara şöyle dedi:|biri onaʔ “efendimizʔ kurtulanlar az mi olat͡ʃak?” dedi. jesua onlara sojle dedi Old-Testament-2-Kings-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük büyük bütün halk ve ordu komutanları kalkıp Mısır'a geldiler; çünkü Keldaniler'den korkuyorlardı.|kut͡ʃuk bujuk butun halk ve ordu komutanlari kalkip misirʔa ɡeldiler; t͡ʃunku keldanilerʔden korkujorlardi. Old-Testament-2-Kings-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Gehazi önlerinden gidip değneği çocuğun yüzüne koydu; ama ne bir ses, ne de bir duyum vardı. Bu yüzden Elişa'yı karşılamak için geri döndü ve ona, “Çocuk uyanmadı” dedi.|ɡehazi onlerinden ɡidip deɡneɡi t͡ʃot͡ʃuɡun juzune kojdu; ama ne bir sesʔ ne de bir dujum vardi. bu juzden elisaʔji karsilamak it͡ʃin ɡeri dondu ve onaʔ “t͡ʃot͡ʃuk ujanmadi” dedi. Old-Testament-2-Kings-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine biri at sırtında onu karşılamaya gitti ve, “Kral, ‘Barış için mi?’ diyor” dedi. Yehu, “Barışla ne işin var? Arkama geçin!” dedi. Nöbetçi, “Haberci onlara kadar vardı, ama geri dönmüyor” dedi.|bunun uzerine biri at sirtinda onu karsilamaja ɡitti veʔ “kralʔ ‘baris it͡ʃin mi?’ dijor” dedi. jehuʔ “barisla ne isin var? arkama ɡet͡ʃin!” dedi. nobett͡ʃiʔ “habert͡ʃi onlara kadar vardiʔ ama ɡeri donmujor” dedi. New-Testament-Matthew-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine İblis O’nu çok yüksek bir dağa götürdü. O’na dünyanın bütün krallıklarını ve görkemini gösterdi.|jine iblis o’nu t͡ʃok juksek bir daɡa ɡoturdu. o’na dunjanin butun kralliklarini ve ɡorkemini ɡosterdi. New-Testament-Matthew-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onları meyvelerinden tanıyacaksınız.”|bu nedenle onlari mejvelerinden tanijat͡ʃaksiniz.” New-Testament-Acts-024-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu arada, Pavlus'un kendisine para vereceğini ve onu serbest bırakabileceğini umuyordu. Bu nedenle onu sık sık çağırtıp onunla konuşuyordu.|bu aradaʔ pavlusʔun kendisine para veret͡ʃeɡini ve onu serbest birakabilet͡ʃeɡini umujordu. bu nedenle onu sik sik t͡ʃaɡirtip onunla konusujordu. Old-Testament-Numbers-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Korah bütün topluluğu onlara karşı, Buluşma Çadırı'nın kapısında topladı. Yahve'nin görkemi bütün topluluğa göründü.|korah butun topluluɡu onlara karsiʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda topladi. jahveʔnin ɡorkemi butun topluluɡa ɡorundu. New-Testament-Hebrews-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa’ya göre hemen her şey kanla temiz kılınır ve kan dökülmeden bağışlama olmaz.|jasa’ja ɡore hemen her sej kanla temiz kilinir ve kan dokulmeden baɡislama olmaz. New-Testament-John-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hırsız yalnızca çalıp, öldürmek ve yok etmek için gelir. Ben insanlar yaşama, bolca yaşama sahip olsunlar diye geldim.|hirsiz jalnizt͡ʃa t͡ʃalipʔ oldurmek ve jok etmek it͡ʃin ɡelir. ben insanlar jasamaʔ bolt͡ʃa jasama sahip olsunlar dije ɡeldim. Old-Testament-Ezekiel-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Odunları yığ. Ateşi kızdır. Eti iyice kaynat. Et suyunu koyulaştır, kemikler de yansın.|odunlari jiɡ. atesi kizdir. eti ijit͡ʃe kajnat. et sujunu kojulastirʔ kemikler de jansin. Old-Testament-1-Kings-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin duvarına bitişik, evin her yanında, hem tapınağın hem de iç odanın duvarlarına bitişik katlar yaptı; ve her yanında yan odalar yaptı.|evin duvarina bitisikʔ evin her janindaʔ hem tapinaɡin hem de it͡ʃ odanin duvarlarina bitisik katlar japti; ve her janinda jan odalar japti. Old-Testament-1-Kings-013-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyden sonra Yarovam kötü yolundan dönmedi, ama yine bütün halkın arasından yüksek yerlerin kâhinlerini seçti. Yüksek yerlerin kâhinleri olsunlar diye, isteyen herkesi adadı.|bu sejden sonra jarovam kotu jolundan donmediʔ ama jine butun halkin arasindan juksek jerlerin kahinlerini set͡ʃti. juksek jerlerin kahinleri olsunlar dijeʔ istejen herkesi adadi. Old-Testament-2-Samuel-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adam Yoav'a, \"\"Elime bin gümüş bile geçse, kralın oğluna karşı elimi uzatmam\"\" dedi. \"\"Çünkü kral, bizim duyduğumuz gibi, sana, Avişay'a ve İttay'a, 'Genç Avşalom'a kimse dokunmasın\"\" diye buyurdu.\"|\"adam joavʔaʔ \"\"elime bin ɡumus bile ɡet͡ʃseʔ kralin oɡluna karsi elimi uzatmam\"\" dedi. \"\"t͡ʃunku kralʔ bizim dujduɡumuz ɡibiʔ sanaʔ avisajʔa ve ittajʔaʔ ʔɡent͡ʃ avsalomʔa kimse dokunmasin\"\" dije bujurdu.\" Old-Testament-2-Samuel-018-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral çok sarsıldı ve kapının üstündeki odaya çıkıp ağladı. Giderken, “Oğlum Avşalom! Oğlum, oğlum Avşalom! Keşke senin yerine ben ölseydim, oğlum, oğlum ey Avşalom!” dedi.|kral t͡ʃok sarsildi ve kapinin ustundeki odaja t͡ʃikip aɡladi. ɡiderkenʔ “oɡlum avsalom! oɡlumʔ oɡlum avsalom! keske senin jerine ben olsejdimʔ oɡlumʔ oɡlum ej avsalom!” dedi. Old-Testament-Joel-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü işte, o günlerde ve o zamanda, Yahuda ve Yeruşalem'in sürgünlerini geri getirdiğimde,|“t͡ʃunku isteʔ o ɡunlerde ve o zamandaʔ jahuda ve jerusalemʔin surɡunlerini ɡeri ɡetirdiɡimdeʔ Old-Testament-Daniel-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Daniel, kralın Babil bilgelerini yok etmekle görevlendirmiş olduğu Aryok'un yanına gitti. Gidip ona şöyle dedi: \"\"Babil bilgelerini yok etme. Beni kralın önüne götür, ben de krala yorumunu göstereyim.\"\"\"|\"bunun uzerine danielʔ kralin babil bilɡelerini jok etmekle ɡorevlendirmis olduɡu arjokʔun janina ɡitti. ɡidip ona sojle dedi \"\"babil bilɡelerini jok etme. beni kralin onune ɡoturʔ ben de krala jorumunu ɡosterejim.\"\"\" Old-Testament-Psalms-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Yahve’ye sığınırım. Nasıl olur da canıma, “Kuş gibi dağa kaç” dersiniz?|ben jahve’je siɡinirim. nasil olur da t͡ʃanimaʔ “kus ɡibi daɡa kat͡ʃ” dersiniz? Old-Testament-2-Chronicles-034-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı ve atası David'in yollarında yürüdü ve sağa sola sapmadı.|jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti ve atasi davidʔin jollarinda jurudu ve saɡa sola sapmadi. New-Testament-Revelation-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk “vay” geçti. Bakın, bundan sonra iki “vay” daha geliyor.|ilk “vaj” ɡet͡ʃti. bakinʔ bundan sonra iki “vaj” daha ɡelijor. New-Testament-Acts-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanına geldiklerinde onlara şöyle dedi: “Asya İli’ne ayak bastığım ilk günden beri, sizinle birlikte her zaman nasıl olduğumu biliyorsunuz.|janina ɡeldiklerinde onlara sojle dedi “asja ili’ne ajak bastiɡim ilk ɡunden beriʔ sizinle birlikte her zaman nasil olduɡumu bilijorsunuz. Old-Testament-Job-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin sözlerin düşene destek oldu, güçsüz dizleri sağlamlaştırdın.|senin sozlerin dusene destek olduʔ ɡut͡ʃsuz dizleri saɡlamlastirdin. Old-Testament-Isaiah-035-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman körlerin gözleri açılacak, sağırların kulakları açılacak.|o zaman korlerin ɡozleri at͡ʃilat͡ʃakʔ saɡirlarin kulaklari at͡ʃilat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yehoyada yaşlandı ve günlere doydu ve öldü. Öldüğünde yüz otuz yaşındaydı.|ama jehojada jaslandi ve ɡunlere dojdu ve oldu. olduɡunde juz otuz jasindajdi. Old-Testament-Isaiah-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayak tabanından başa kadar kendisinde hiç sağlık yok; yalnızca yaralar, bereler ve açık yaralar var. Onlar kapatılmamış, sarılmamışlar, ya da yağla yumuşatılmamışlar.|ajak tabanindan basa kadar kendisinde hit͡ʃ saɡlik jok; jalnizt͡ʃa jaralarʔ bereler ve at͡ʃik jaralar var. onlar kapatilmamisʔ sarilmamislarʔ ja da jaɡla jumusatilmamislar. Old-Testament-Proverbs-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelerle yürüyen bilgelikte büyür, ama akılsızların arkadaşı zarar görür.|bilɡelerle jurujen bilɡelikte bujurʔ ama akilsizlarin arkadasi zarar ɡorur. Old-Testament-Psalms-109-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İyiliğe kötülükle, sevgime nefretle karşılık verdiler.|ijiliɡe kotulukleʔ sevɡime nefretle karsilik verdiler. Old-Testament-Job-032-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Konuşmadıkları, durdukları, ve artık onlar yanıt vermedikleri için bekleyeyim mi?|konusmadiklariʔ durduklariʔ ve artik onlar janit vermedikleri it͡ʃin beklejejim mi? Old-Testament-1-Kings-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama karısı İzebel’in kışkırttığı, Yahve'nin gözünde kötü olanı yapmak için kendini satan Ahav gibi hiç kimse yoktu.|ama karisi izebel’in kiskirttiɡiʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japmak it͡ʃin kendini satan ahav ɡibi hit͡ʃ kimse joktu. New-Testament-Matthew-012-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra gidip yanına, kendisinden daha kötü yedi ruh daha alır ve birlikte içeri girip otururlar. O adamın son durumu ilkinden beter olur. Bu kötü kuşağa da böyle olacaktır.”|sonra ɡidip janinaʔ kendisinden daha kotu jedi ruh daha alir ve birlikte it͡ʃeri ɡirip otururlar. o adamin son durumu ilkinden beter olur. bu kotu kusaɡa da bojle olat͡ʃaktir.” Old-Testament-1-Kings-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Krala yüz yirmi talant altın, çok miktarda baharat ve değerli taşlar verdi. Şeba Kraliçesi'nin Kral Solomon'a verdiği baharat kadar bol baharat bir daha asla olmadı.|krala juz jirmi talant altinʔ t͡ʃok miktarda baharat ve deɡerli taslar verdi. seba kralit͡ʃesiʔnin kral solomonʔa verdiɡi baharat kadar bol baharat bir daha asla olmadi. New-Testament-Revelation-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar belirtiler yapan iblislerin ruhlarıdır. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın o büyük gününün savaşı için bütün yeryüzünün krallarını bir araya toplamaya gidiyorlar.|bunlar belirtiler japan iblislerin ruhlaridir. her seje ɡut͡ʃu jeten tanri’nin o bujuk ɡununun savasi it͡ʃin butun jerjuzunun krallarini bir araja toplamaja ɡidijorlar. Old-Testament-Song-of-Songs-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, güzelsin, sevgilim, evet, hoşsun; ve yatağımız yemyeşil.|isteʔ ɡuzelsinʔ sevɡilimʔ evetʔ hossun; ve jataɡimiz jemjesil. Old-Testament-Song-of-Songs-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan ayrılır ayrılmaz, onu, canımın sevdiğini buldum. Onu tuttum ve bırakmadım; ta ki onu annemin evine, bana gebe kalan kadının odasına götürene dek.|onlardan ajrilir ajrilmazʔ onuʔ t͡ʃanimin sevdiɡini buldum. onu tuttum ve birakmadim; ta ki onu annemin evineʔ bana ɡebe kalan kadinin odasina ɡoturene dek. Old-Testament-Psalms-041-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla benden hoşnut olduğunu bileceğim. Çünkü düşmanım bana galip gelemeyecek.|bununla benden hosnut olduɡunu bilet͡ʃeɡim. t͡ʃunku dusmanim bana ɡalip ɡelemejet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-057-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama buraya yaklaşın, ey büyücünün oğulları, ey zina edenlerin ve fahişelerin soyu.|ama buraja jaklasinʔ ej bujut͡ʃunun oɡullariʔ ej zina edenlerin ve fahiselerin soju. New-Testament-Mark-014-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıplak bedenine keten bir bez sarınmış bir genç O'nun ardından gidiyordu. Onu yakaladılar.|t͡ʃiplak bedenine keten bir bez sarinmis bir ɡent͡ʃ oʔnun ardindan ɡidijordu. onu jakaladilar. Old-Testament-Job-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı kendisiyle insan arasında, insanoğluyla komşusu arasında hak arasın diye!|tanri kendisijle insan arasindaʔ insanoɡlujla komsusu arasinda hak arasin dije! New-Testament-Galatians-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, imandan olanlar sadık Avraham ile birlikte kutsanırlar.|ojlejseʔ imandan olanlar sadik avraham ile birlikte kutsanirlar. New-Testament-John-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şölen başkanı, şarap olmuş suyu tattığı zaman, bunun nereden geldiğini bilmiyordu ama suyu çıkarmış olan hizmetkârlar biliyordu. Şölen başkanı güveyi çağırdı.|solen baskaniʔ sarap olmus suju tattiɡi zamanʔ bunun nereden ɡeldiɡini bilmijordu ama suju t͡ʃikarmis olan hizmetkarlar bilijordu. solen baskani ɡuveji t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Numbers-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Yahve'nin kendisine buyurduğu gibi yaptı. Yeşu'yu alıp kâhin Eleazar'ın ve bütün topluluğun önünde durdurdu.|mose jahveʔnin kendisine bujurduɡu ɡibi japti. jesuʔju alip kahin eleazarʔin ve butun topluluɡun onunde durdurdu. New-Testament-2-Corinthians-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu çadırda olan bizler yük altında inliyoruz. Soyunmayı değil, giyinmeyi arzu ediyoruz. Öyle ki, ölümlü olan, yaşam tarafından yutulsun.|t͡ʃunku bu t͡ʃadirda olan bizler juk altinda inlijoruz. sojunmaji deɡilʔ ɡijinmeji arzu edijoruz. ojle kiʔ olumlu olanʔ jasam tarafindan jutulsun. New-Testament-2-Corinthians-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizleri tam da bunun için hazırlayan, güvence olarak bize Ruh’u veren Tanrı’dır.|bizleri tam da bunun it͡ʃin hazirlajanʔ ɡuvent͡ʃe olarak bize ruh’u veren tanri’dir. Old-Testament-2-Samuel-023-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Hititli Uriya: Toplam otuz yedi kişi.|ve hititli urija toplam otuz jedi kisi. Old-Testament-Jeremiah-051-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yıkıcı onun üzerine, Babil'in üzerine geldi. Yiğitleri alındı. Yayları parçalandı, çünkü Yahve karşılıklar Tanrısı'dır. Kesinlikle karşılığını verecektir.|t͡ʃunku jikit͡ʃi onun uzerineʔ babilʔin uzerine ɡeldi. jiɡitleri alindi. jajlari part͡ʃalandiʔ t͡ʃunku jahve karsiliklar tanrisiʔdir. kesinlikle karsiliɡini veret͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Sidkiya'nın Malkiya oğlu Paşhur'u ve Maaseya oğlu Kâhin Sefanya'yı Yeremya'ya gönderdiği zaman, Yeremya'ya Yahve'den gelen söz şöyleydi:|kral sidkijaʔnin malkija oɡlu pashurʔu ve maaseja oɡlu kahin sefanjaʔji jeremjaʔja ɡonderdiɡi zamanʔ jeremjaʔja jahveʔden ɡelen soz sojlejdi New-Testament-Luke-011-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa uzmanlarından biri, “Öğretmenim” dedi. “Bunları söyleyerek bize de hakaret ediyorsun” dedi.|kutsal jasa uzmanlarindan biriʔ “oɡretmenim” dedi. “bunlari sojlejerek bize de hakaret edijorsun” dedi. Old-Testament-Numbers-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü halkı kendi ilâhlarına kurban sunmaya çağırıyorlardı. Halk yedi ve onların ilâhlarına eğildiler.|t͡ʃunku halki kendi ilahlarina kurban sunmaja t͡ʃaɡirijorlardi. halk jedi ve onlarin ilahlarina eɡildiler. Old-Testament-1-Kings-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|sofrasındaki yemeği, hizmetkârlarının oturuşunu, görevlilerinin hazır bulunuşunu, onların giysilerini, sakilerini ve Yahve'nin evine çıktığı merdiveni görünce, kendisinde artık ruh kalmamıştı.|sofrasindaki jemeɡiʔ hizmetkarlarinin oturusunuʔ ɡorevlilerinin hazir bulunusunuʔ onlarin ɡijsileriniʔ sakilerini ve jahveʔnin evine t͡ʃiktiɡi merdiveni ɡorunt͡ʃeʔ kendisinde artik ruh kalmamisti. Old-Testament-Jeremiah-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuraklık hakkında Yeremya'ya gelen Yahve'nin sözü şudur:|kuraklik hakkinda jeremjaʔja ɡelen jahveʔnin sozu sudur Old-Testament-Isaiah-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"O asi çocukların vay haline\"\" diyor Yahve, \"\"Öğüt alıyorlar ama benden değil; günaha günah katmak için de ittifak kuruyorlar, ama benim Ruhum'la değil;\"|\"\"\"o asi t͡ʃot͡ʃuklarin vaj haline\"\" dijor jahveʔ \"\"oɡut alijorlar ama benden deɡil; ɡunaha ɡunah katmak it͡ʃin de ittifak kurujorlarʔ ama benim ruhumʔla deɡil;\" Old-Testament-Lamentations-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halkı inliyor. Ekmek arıyor. Canlarını ferahlatmak için güzel şeylerini yiyecek için verdiler. “Bak, ey Yahve, ve gör, çünkü sefil oldum.”|butun halki inlijor. ekmek arijor. t͡ʃanlarini ferahlatmak it͡ʃin ɡuzel sejlerini jijet͡ʃek it͡ʃin verdiler. “bakʔ ej jahveʔ ve ɡorʔ t͡ʃunku sefil oldum.” Old-Testament-Numbers-007-083|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Enan oğlu Ahira'nın sunusuydu.|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ enan oɡlu ahiraʔnin sunusujdu. Old-Testament-Proverbs-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgece davranan hizmetçi, utanç getiren oğula hükmeder, kardeşler arasında mirastan pay alır.|bilɡet͡ʃe davranan hizmett͡ʃiʔ utant͡ʃ ɡetiren oɡula hukmederʔ kardesler arasinda mirastan paj alir. Old-Testament-2-Kings-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi hatırla, ey Yahve, yalvarırım, senin önünde nasıl doğrulukla ve bütün yüreğimle yürüdüğümü ve senin gözünde iyi olanı yaptığımı.” Hizkiya acı acı ağladı.|“simdi hatirlaʔ ej jahveʔ jalvaririmʔ senin onunde nasil doɡrulukla ve butun jureɡimle juruduɡumu ve senin ɡozunde iji olani japtiɡimi.” hizkija at͡ʃi at͡ʃi aɡladi. Old-Testament-Psalms-136-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır’ın ilk doğanını vurana, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|misir’in ilk doɡanini vuranaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Joshua-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yedinci kez kâhinler boruları çaldığında Yeşu halka şöyle dedi: \"\"Bağırın, çünkü Yahve bu kenti size verdi!\"|\"jedint͡ʃi kez kahinler borulari t͡ʃaldiɡinda jesu halka sojle dedi \"\"baɡirinʔ t͡ʃunku jahve bu kenti size verdi!\" Old-Testament-Deuteronomy-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman oğluna, \"\"Mısır'da Firavun'un köleleriydik\"\" diyeceksin. \"\"Yahve güçlü eliyle bizi Mısır'dan çıkardı;\"|\"o zaman oɡlunaʔ \"\"misirʔda firavunʔun kolelerijdik\"\" dijet͡ʃeksin. \"\"jahve ɡut͡ʃlu elijle bizi misirʔdan t͡ʃikardi;\" Old-Testament-1-Kings-017-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çocuğun üzerine üç kez uzandı, Yahve'ye yakarıp dedi, \"\"Ey Tanrım Yahve, lütfen bu çocuğun canı yeniden içine gelsin.\"\"\"|\"t͡ʃot͡ʃuɡun uzerine ut͡ʃ kez uzandiʔ jahveʔje jakarip dediʔ \"\"ej tanrim jahveʔ lutfen bu t͡ʃot͡ʃuɡun t͡ʃani jeniden it͡ʃine ɡelsin.\"\"\" Old-Testament-Judges-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Anat oğlu Şamgar'ın günlerinde, Yael'in günlerinde de ana yollar boştu. Yolcular sapa yollardan geçtiler.|“anat oɡlu samɡarʔin ɡunlerindeʔ jaelʔin ɡunlerinde de ana jollar bostu. jolt͡ʃular sapa jollardan ɡet͡ʃtiler. Old-Testament-1-Chronicles-006-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşomoğulları'na, boylarına göre, İssakar oymağından, Aşer oymağından, Naftali oymağından ve Başan'daki Manaşşe oymağından, on üç kent verildi.|ɡersomoɡullariʔnaʔ bojlarina ɡoreʔ issakar ojmaɡindanʔ aser ojmaɡindanʔ naftali ojmaɡindan ve basanʔdaki manasse ojmaɡindanʔ on ut͡ʃ kent verildi. Old-Testament-Psalms-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım, Yahve’ye şöyle dedi: “Efendim sensin. Senden ayrı bana iyilik yoktur.”|t͡ʃanimʔ jahve’je sojle dedi “efendim sensin. senden ajri bana ijilik joktur.” Old-Testament-Leviticus-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıntısı olduğu günler boyunca yattığı her yatak, onun için âdet yatağı gibi olacaktır. Üzerinde oturduğu her şey, kendi âdet kirliliği gibi kirli olacaktır.|akintisi olduɡu ɡunler bojunt͡ʃa jattiɡi her jatakʔ onun it͡ʃin adet jataɡi ɡibi olat͡ʃaktir. uzerinde oturduɡu her sejʔ kendi adet kirliliɡi ɡibi kirli olat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, günler geliyor,” diyor Yahve, “yalnız bedenen sünnetli olanların hepsini cezalandıracağım:|“isteʔ ɡunler ɡelijorʔ” dijor jahveʔ “jalniz bedenen sunnetli olanlarin hepsini t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim Old-Testament-Leviticus-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer gerçekten onu geri alacaksa, o zaman onun beşte birini biçtiğin değerin üzerine ekleyecektir.'\"\"\"|\"ama eɡer ɡert͡ʃekten onu ɡeri alat͡ʃaksaʔ o zaman onun beste birini bit͡ʃtiɡin deɡerin uzerine eklejet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırtlanlar kalelerinde uluyacak, hoş saraylarında da çakallar. Onun vaktinin gelişi yakındır, günleri de uzamayacaktır.|sirtlanlar kalelerinde ulujat͡ʃakʔ hos sarajlarinda da t͡ʃakallar. onun vaktinin ɡelisi jakindirʔ ɡunleri de uzamajat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mezardan geri dönüp bütün bu şeyleri Onbirler’e ve diğerlerine anlattılar.|mezardan ɡeri donup butun bu sejleri onbirler’e ve diɡerlerine anlattilar. Old-Testament-Isaiah-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Geçitten geçtiler. Geva'da konakladılar. Rama titriyor. Saul'un Giva'sı kaçtı.|ɡet͡ʃitten ɡet͡ʃtiler. ɡevaʔda konakladilar. rama titrijor. saulʔun ɡivaʔsi kat͡ʃti. Old-Testament-Jeremiah-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|o zaman jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Psalms-033-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizin sularını bir yığın gibi toplar. Derinliklerini ambarlarda yığar.|denizin sularini bir jiɡin ɡibi toplar. derinliklerini ambarlarda jiɡar. New-Testament-1-Corinthians-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ruh aracılığıyla birine bilgelik sözü, ötekine aynı Ruh’a göre bilgi sözü,|t͡ʃunku ruh arat͡ʃiliɡijla birine bilɡelik sozuʔ otekine ajni ruh’a ɡore bilɡi sozuʔ New-Testament-Acts-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben, ‘Hayır, Efendim’ dedim. ‘Çünkü ağzıma hiçbir zaman bayağı ve murdar bir şey girmedi.’|ama benʔ ‘hajirʔ efendim’ dedim. ‘t͡ʃunku aɡzima hit͡ʃbir zaman bajaɡi ve murdar bir sej ɡirmedi.’ Old-Testament-1-Kings-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi Tanrım Yahve bana her tarafta rahatlık verdi. Düşman yok, kötü olay da yok.|ama simdi tanrim jahve bana her tarafta rahatlik verdi. dusman jokʔ kotu olaj da jok. Old-Testament-Isaiah-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Soan beyleri akılsız oldular. Memfis beyleri aldandılar. Mısır boylarının temel taşı olan insanları onu saptırdılar.|soan bejleri akilsiz oldular. memfis bejleri aldandilar. misir bojlarinin temel tasi olan insanlari onu saptirdilar. Old-Testament-Joshua-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının vurdukları ve gün doğumuna doğru Yarden'in ötesinde, Arnon Vadisi'nden Hermon Dağı'na kadar ve doğuda bütün Arava'ya kadar ülkelerini mülk edindikleri diyarın kralları şunlardır:|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin vurduklari ve ɡun doɡumuna doɡru jardenʔin otesindeʔ arnon vadisiʔnden hermon daɡiʔna kadar ve doɡuda butun aravaʔja kadar ulkelerini mulk edindikleri dijarin krallari sunlardir Old-Testament-Esther-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Ahaşveroş, kara üzerine ve deniz adaları üzerine vergi koydu.|kral ahasverosʔ kara uzerine ve deniz adalari uzerine verɡi kojdu. New-Testament-Hebrews-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilik yapmayı ve paylaşmayı unutmayın. Çünkü Tanrı bu tür kurbanlardan hoşnut olur.|ijilik japmaji ve pajlasmaji unutmajin. t͡ʃunku tanri bu tur kurbanlardan hosnut olur. Old-Testament-Proverbs-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi gözünde bilge olan bir kişiyi gördün mü? Akılsız biri için ondan daha çok umut vardır.|kendi ɡozunde bilɡe olan bir kisiji ɡordun mu? akilsiz biri it͡ʃin ondan daha t͡ʃok umut vardir. New-Testament-John-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler, “Bu tapınağı bina etmek kırk altı yıl sürdü! Sen onu üç günde mi ayağa kaldıracaksın?”|bunun uzerine jahudilerʔ “bu tapinaɡi bina etmek kirk alti jil surdu! sen onu ut͡ʃ ɡunde mi ajaɡa kaldirat͡ʃaksin?” Old-Testament-Proverbs-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ata kırbaç, eşeğe gem, akılsızların sırtına da değnek!|ata kirbat͡ʃʔ eseɡe ɡemʔ akilsizlarin sirtina da deɡnek! Old-Testament-2-Chronicles-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kral Solomon zenginlik ve bilgelikte yeryüzündeki bütün kralları geçti.|bojlet͡ʃe kral solomon zenɡinlik ve bilɡelikte jerjuzundeki butun krallari ɡet͡ʃti. Old-Testament-Amos-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'yi arayın, yaşayacaksınız; yoksa Yosef'in evinde bir ateş çıkar, ve onu yakıp yok eder ve Beytel’de onu söndürecek kimse olmaz.|jahveʔji arajinʔ jasajat͡ʃaksiniz; joksa josefʔin evinde bir ates t͡ʃikarʔ ve onu jakip jok eder ve bejtel’de onu sonduret͡ʃek kimse olmaz. Old-Testament-Jonah-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onların işlerini, kötü yollarından dönmüş olduklarını gördü. Tanrı onlara yapacağını söylediği felaketten vazgeçti ve onu yapmadı.|tanri onlarin isleriniʔ kotu jollarindan donmus olduklarini ɡordu. tanri onlara japat͡ʃaɡini sojlediɡi felaketten vazɡet͡ʃti ve onu japmadi. Old-Testament-Leviticus-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Aron'a şöyle dedi: \"\"Sunağa yaklaş, kendi günah sununu ve yakmalık sununu sun, kendin ve halk için kefaret et; Yahve'nin buyurduğu gibi halkın sunusunu sun ve onlar için kefaret et.\"\"\"|\"mose aronʔa sojle dedi \"\"sunaɡa jaklasʔ kendi ɡunah sununu ve jakmalik sununu sunʔ kendin ve halk it͡ʃin kefaret et; jahveʔnin bujurduɡu ɡibi halkin sunusunu sun ve onlar it͡ʃin kefaret et.\"\"\" Old-Testament-Numbers-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk gün kutsal toplantı yapılacak. Olağan hiçbir iş yapmayacaksınız;|ilk ɡun kutsal toplanti japilat͡ʃak. olaɡan hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz; Old-Testament-Isaiah-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelecekler ve hepsi ıssız vadilerde, kayaların yarıklarında, bütün dikenli çitlerde ve bütün otlaklarda dinlenecekler.|ɡelet͡ʃekler ve hepsi issiz vadilerdeʔ kajalarin jariklarindaʔ butun dikenli t͡ʃitlerde ve butun otlaklarda dinlenet͡ʃekler. Old-Testament-Ezra-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Pers Kralı Koreş, hazinedar Mitredat'ın eliyle bunları dışarı çıkardı ve Yahuda beyi Şeşbatsar'a saydı.|pers krali koresʔ hazinedar mitredatʔin elijle bunlari disari t͡ʃikardi ve jahuda beji sesbatsarʔa sajdi. Old-Testament-Psalms-147-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyruğunu yeryüzüne gönderir. Sözü çok hızlı gider.|bujruɡunu jerjuzune ɡonderir. sozu t͡ʃok hizli ɡider. Old-Testament-1-Chronicles-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Karısının yanına girdi, kadın gebe kaldı ve bir oğul doğurdu ve babası evinde sıkıntı olduğu için adını Beria koydu.|karisinin janina ɡirdiʔ kadin ɡebe kaldi ve bir oɡul doɡurdu ve babasi evinde sikinti olduɡu it͡ʃin adini beria kojdu. Old-Testament-Proverbs-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yağmurlu günde dinmeyen damlayla kavgacı kadın birbirine benzer.|jaɡmurlu ɡunde dinmejen damlajla kavɡat͡ʃi kadin birbirine benzer. Old-Testament-2-Chronicles-024-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona karşı düzen kuranlar şunlardır: Ammonlu Şimeat'ın oğlu Zavad ve Moavlı Şimrit'in oğlu Yehozavad.|ona karsi duzen kuranlar sunlardir ammonlu simeatʔin oɡlu zavad ve moavli simritʔin oɡlu jehozavad. New-Testament-Romans-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalar onlarındır ve Mesih de bedensel olarak onlardandır; O her şeyin üstünde olan, sonsuza dek yücelmiş Tanrı'dır. Amin.|atalar onlarindir ve mesih de bedensel olarak onlardandir; o her sejin ustunde olanʔ sonsuza dek jut͡ʃelmis tanriʔdir. amin. Old-Testament-Jeremiah-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dağlar için ağlayıp yas tutacağım, çölün otlakları için ağıt yakacağım, çünkü yandılar, öyle ki kimse geçmiyor; insanlar sürü sesini duyamıyor. Hem gökyüzünün kuşları hem de hayvanlar kaçıp gittiler.\"\"\"|\"daɡlar it͡ʃin aɡlajip jas tutat͡ʃaɡimʔ t͡ʃolun otlaklari it͡ʃin aɡit jakat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku jandilarʔ ojle ki kimse ɡet͡ʃmijor; insanlar suru sesini dujamijor. hem ɡokjuzunun kuslari hem de hajvanlar kat͡ʃip ɡittiler.\"\"\" Old-Testament-Numbers-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin sedir ağacını, mercanköşkotu ve kırmızıyı alıp düvenin yakıldığı ateşin ortasına atacak.|kahin sedir aɡat͡ʃiniʔ mert͡ʃankoskotu ve kirmiziji alip duvenin jakildiɡi atesin ortasina atat͡ʃak. Old-Testament-Micah-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin sesi kente sesleniyor, ve bilgelik senin adından korkuyor, \"\"Değneği, ve onu tayin edeni dinleyin.\"|\"jahveʔnin sesi kente seslenijorʔ ve bilɡelik senin adindan korkujorʔ \"\"deɡneɡiʔ ve onu tajin edeni dinlejin.\" Old-Testament-Exodus-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael çocukları bunu görünce birbirlerine, \"\"Bu nedir?\"\" dediler. Çünkü ne olduğunu bilmiyorlardı. Moşe onlara şöyle dedi: \"\"Bu, yemeniz için Yahve'nin size verdiği ekmektir.\"|\"israel t͡ʃot͡ʃuklari bunu ɡorunt͡ʃe birbirlerineʔ \"\"bu nedir?\"\" dediler. t͡ʃunku ne olduɡunu bilmijorlardi. mose onlara sojle dedi \"\"buʔ jemeniz it͡ʃin jahveʔnin size verdiɡi ekmektir.\" Old-Testament-Isaiah-037-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, içine bir ruh koyacağım, o da bir haber duyacak ve kendi ülkesine dönecek. Onu kendi ülkesinde kılıçla düşüreceğim.'”|isteʔ it͡ʃine bir ruh kojat͡ʃaɡimʔ o da bir haber dujat͡ʃak ve kendi ulkesine donet͡ʃek. onu kendi ulkesinde kilit͡ʃla dusuret͡ʃeɡim.ʔ” Old-Testament-Psalms-137-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin ezgisini yabancı bir diyarda nasıl söyleriz?|jahveʔnin ezɡisini jabant͡ʃi bir dijarda nasil sojleriz? Old-Testament-1-Samuel-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bezek'te onları saydı; İsraelliler üç yüz bin, Yahudalılar da otuz bin kişiydi.|bezekʔte onlari sajdi; israelliler ut͡ʃ juz binʔ jahudalilar da otuz bin kisijdi. Old-Testament-Exodus-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir perdede elli ilmek yapacaksın ve ikinci bağlamadaki perdenin kenarında da elli ilmek yapacaksın. İlmekler birbirinin karşısında olacak.|bir perdede elli ilmek japat͡ʃaksin ve ikint͡ʃi baɡlamadaki perdenin kenarinda da elli ilmek japat͡ʃaksin. ilmekler birbirinin karsisinda olat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hur, Uri'nin babası oldu ve Uri de Betsalel'in babası oldu.|hurʔ uriʔnin babasi oldu ve uri de betsalelʔin babasi oldu. Old-Testament-Exodus-038-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Direklerin tabanları tunçtandı. Direklerin çengelleri ve çemberleri gümüştendi. Başlıkları gümüşle kaplanmıştı. Avlunun tüm direklerinde gümüş şeritler vardı.|direklerin tabanlari tunt͡ʃtandi. direklerin t͡ʃenɡelleri ve t͡ʃemberleri ɡumustendi. basliklari ɡumusle kaplanmisti. avlunun tum direklerinde ɡumus seritler vardi. Old-Testament-Micah-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinleyin, ey halklar, hepiniz! Ey yeryüzü ve içindekilerin hepsi, dinleyin. Efendi Yahve, Efendi kutsal tapınağından size karşı tanıklık etsin.|dinlejinʔ ej halklarʔ hepiniz! ej jerjuzu ve it͡ʃindekilerin hepsiʔ dinlejin. efendi jahveʔ efendi kutsal tapinaɡindan size karsi taniklik etsin. New-Testament-2-Peter-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı eski dünyayı da esirgemedi. Ama tanrısızların dünyasına tufan gönderdiğinde, doğruluk sözünü duyuran Noa’yı yedi kişiyle birlikte korudu.|tanri eski dunjaji da esirɡemedi. ama tanrisizlarin dunjasina tufan ɡonderdiɡindeʔ doɡruluk sozunu dujuran noa’ji jedi kisijle birlikte korudu. Old-Testament-1-Chronicles-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|oğlu Hadoram'ı David'i selamlamak ve kutsamak için ona gönderdi; çünkü Hadadezer'e karşı savaşmış ve onu vurmuştu (çünkü Hadadezer'in, Tou ile savaşları vardı); yanında da her çeşit altın, gümüş ve tunç kaplar vardı.|oɡlu hadoramʔi davidʔi selamlamak ve kutsamak it͡ʃin ona ɡonderdi; t͡ʃunku hadadezerʔe karsi savasmis ve onu vurmustu (t͡ʃunku hadadezerʔinʔ tou ile savaslari vardi); janinda da her t͡ʃesit altinʔ ɡumus ve tunt͡ʃ kaplar vardi. Old-Testament-2-Samuel-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Avner David'e kendi adına ulaklar gönderip, \"\"Ülke kimin?\"\" diye sordu, ve dedi: \"\"Benimle ittifak yapın ve işte, bütün İsrael'i sana döndürmek için elim seninle birlikte olacak.\"\"\"|\"avner davidʔe kendi adina ulaklar ɡonderipʔ \"\"ulke kimin?\"\" dije sorduʔ ve dedi \"\"benimle ittifak japin ve isteʔ butun israelʔi sana dondurmek it͡ʃin elim seninle birlikte olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-027-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halklar arasındaki tüccarlar sana ıslık çalıyorlar. Korkunç bir sona geldin, ve bir daha olmayacaksın.\"\"\"\"'\"|\"halklar arasindaki tut͡ʃt͡ʃarlar sana islik t͡ʃalijorlar. korkunt͡ʃ bir sona ɡeldinʔ ve bir daha olmajat͡ʃaksin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Ecclesiastes-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|o gün evi bekleyenler titreyecek, güçlü adamlar eğilecek, öğütücüler az olduğu için duracak, pencerelerden bakanlar kararacak,|o ɡun evi beklejenler titrejet͡ʃekʔ ɡut͡ʃlu adamlar eɡilet͡ʃekʔ oɡutut͡ʃuler az olduɡu it͡ʃin durat͡ʃakʔ pent͡ʃerelerden bakanlar kararat͡ʃakʔ New-Testament-1-John-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisinde Oğul bulunanın yaşamı vardır, kendisinde Tanrı Oğlu bulunmayanın yaşamı yoktur.|kendisinde oɡul bulunanin jasami vardirʔ kendisinde tanri oɡlu bulunmajanin jasami joktur. Old-Testament-Ezekiel-048-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Sunacağınız sunu, Yahuda sınırı yanında olacak, doğu tarafından batı tarafına kadar, yirmi beş bin kamış genişliğinde ve uzunluğu doğu tarafından batı tarafına kadar, paylardan birine göre olacak; ve kutsal yer onun ortasında olacak.\"\"\"|\"“sunat͡ʃaɡiniz sunuʔ jahuda siniri janinda olat͡ʃakʔ doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ jirmi bes bin kamis ɡenisliɡinde ve uzunluɡu doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ pajlardan birine ɡore olat͡ʃak; ve kutsal jer onun ortasinda olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav, \"\"Uzak olsun, benden uzak olsun, yutmam ya da yok etmem\"\" diye yanıt verdi.\"|\"joavʔ \"\"uzak olsunʔ benden uzak olsunʔ jutmam ja da jok etmem\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-Psalms-061-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen, ey Tanrı, adaklarımı duydun. Adından korkanların mirasını bana verdin.|t͡ʃunku senʔ ej tanriʔ adaklarimi dujdun. adindan korkanlarin mirasini bana verdin. Old-Testament-Job-042-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra İyov yüz kırk yıl yaşadı ve oğullarını ve oğullarının oğullarını, dört kuşağa kadar gördü.|bundan sonra ijov juz kirk jil jasadi ve oɡullarini ve oɡullarinin oɡullariniʔ dort kusaɡa kadar ɡordu. Old-Testament-Job-033-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yatağı üzerinde acıyla, kemikleri içinde sürekli çekişmeyle de terbiye edilir,|“jataɡi uzerinde at͡ʃijlaʔ kemikleri it͡ʃinde surekli t͡ʃekismejle de terbije edilirʔ New-Testament-Acts-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalığın bir kısmı da Yeruşalem çevresindeki kentlerden geldiler, hastaları ve kirli ruhlar tarafından işkence görenleri getirdiler ve hepsi iyileştiler.|kalabaliɡin bir kismi da jerusalem t͡ʃevresindeki kentlerden ɡeldilerʔ hastalari ve kirli ruhlar tarafindan iskent͡ʃe ɡorenleri ɡetirdiler ve hepsi ijilestiler. Old-Testament-Exodus-030-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Canlarınızın kefareti olarak Yahve'ye sunu verdiklerinde, zengin yarım şekelden fazla, yoksul da yarım şekelden az vermeyecektir.|t͡ʃanlarinizin kefareti olarak jahveʔje sunu verdiklerindeʔ zenɡin jarim sekelden fazlaʔ joksul da jarim sekelden az vermejet͡ʃektir. Old-Testament-Numbers-035-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Levililer'e vereceğiniz kentler, adam öldüren insanın oraya kaçması için vereceğiniz altı sığınak kent olacaktır. Bunların dışında kırk iki kent vereceksiniz.\"|\"\"\"levililerʔe veret͡ʃeɡiniz kentlerʔ adam olduren insanin oraja kat͡ʃmasi it͡ʃin veret͡ʃeɡiniz alti siɡinak kent olat͡ʃaktir. bunlarin disinda kirk iki kent veret͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-Isaiah-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri sağ tarafta yalayıp yutacak ve aç kalacak; sol taraftan yiyecek, onlar da doymayacaklar. Herkes kendi kolunun etini yiyecek;|biri saɡ tarafta jalajip jutat͡ʃak ve at͡ʃ kalat͡ʃak; sol taraftan jijet͡ʃekʔ onlar da dojmajat͡ʃaklar. herkes kendi kolunun etini jijet͡ʃek; Old-Testament-Psalms-089-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Soyunu da sonsuza dek kalıcı, tahtını göğün günleri gibi yapacağım.|sojunu da sonsuza dek kalit͡ʃiʔ tahtini ɡoɡun ɡunleri ɡibi japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ona karşı savaş hazırlayın! Kalkın! Öğleyin çıkalım. Vay halimize! Çünkü gün batıyor, akşamın gölgeleri uzuyor.|“ona karsi savas hazirlajin! kalkin! oɡlejin t͡ʃikalim. vaj halimize! t͡ʃunku ɡun batijorʔ aksamin ɡolɡeleri uzujor. Old-Testament-2-Kings-017-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak dinlemediler, daha önce yaptıklarını yaptılar.|ant͡ʃak dinlemedilerʔ daha ont͡ʃe japtiklarini japtilar. Old-Testament-Esther-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ester ne halkını ne de akrabalarını bildirmemişti, çünkü Mordekay ona bunu bildirmemesini söylemişti.|ester ne halkini ne de akrabalarini bildirmemistiʔ t͡ʃunku mordekaj ona bunu bildirmemesini sojlemisti. Old-Testament-Zechariah-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve bana Yahve'nin şu sözü geldi,|ve bana jahveʔnin su sozu ɡeldiʔ New-Testament-Matthew-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyduklarına çok kederlendiler ve her biri O’na, “Ben değilim değil mi, Efendimiz?” diye sormaya başladılar.|bunu dujduklarina t͡ʃok kederlendiler ve her biri o’naʔ “ben deɡilim deɡil miʔ efendimiz?” dije sormaja basladilar. Old-Testament-Leviticus-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Eğer sunusu sığırdan yakmalık sunu ise, kusursuz erkek sunacak. Yahve'nin önünde kabul edilsin diye onu Buluşma Çadırı'nın kapısında sunacak.|“ʔeɡer sunusu siɡirdan jakmalik sunu iseʔ kusursuz erkek sunat͡ʃak. jahveʔnin onunde kabul edilsin dije onu bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda sunat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-021-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Yazer'i araştırmak üzere adamlar gönderdi. Onun köylerini aldılar ve orada bulunan Amorlular'ı kovdular.|mose jazerʔi arastirmak uzere adamlar ɡonderdi. onun kojlerini aldilar ve orada bulunan amorlularʔi kovdular. Old-Testament-Psalms-080-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dalları denize, filizleri nehre kadar uzandı.|dallari denizeʔ filizleri nehre kadar uzandi. Old-Testament-Psalms-056-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı merhamet et bana, çünkü insan beni yutmak istiyor. Gün boyu bana saldırıp baskı yapıyor.|ej tanri merhamet et banaʔ t͡ʃunku insan beni jutmak istijor. ɡun boju bana saldirip baski japijor. Old-Testament-Nehemiah-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların önünde denizi ikiye böldün, böylece kuru yerden denizin ortasından geçtiler. Onları kovalayanları da derinliklere, taş gibi büyük sulara attın.|onlarin onunde denizi ikije boldunʔ bojlet͡ʃe kuru jerden denizin ortasindan ɡet͡ʃtiler. onlari kovalajanlari da derinliklereʔ tas ɡibi bujuk sulara attin. New-Testament-John-012-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Işığınız varken, ışığa iman edin. Öyle ki ışık çocukları olasınız.” Yeşua bunları söyledikten sonra oradan ayrılıp onlardan gizlendi.|isiɡiniz varkenʔ isiɡa iman edin. ojle ki isik t͡ʃot͡ʃuklari olasiniz.” jesua bunlari sojledikten sonra oradan ajrilip onlardan ɡizlendi. Old-Testament-Psalms-018-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları ezerim, kalkamazlar, ayaklarımın altına serilirler.|onlari ezerimʔ kalkamazlarʔ ajaklarimin altina serilirler. Old-Testament-Psalms-062-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayam, kurtuluşum ve kalem yalnız O’dur. Sarsılmam.|kajamʔ kurtulusum ve kalem jalniz o’dur. sarsilmam. New-Testament-Mark-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğerleri dikenler arasına ekilen tohumlardır. Sözü işitmesine işitirler.|diɡerleri dikenler arasina ekilen tohumlardir. sozu isitmesine isitirler. Old-Testament-Exodus-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|masayı ve takımlarını, saf altın şamdanı ve tüm takımlarını, buhur sunağını,|masaji ve takimlariniʔ saf altin samdani ve tum takimlariniʔ buhur sunaɡiniʔ Old-Testament-Leviticus-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin bu şeylerden herhangi birinde işlediği günahtan dolayı onun için kefaret edecek ve o bağışlanacaktır; geri kalanı da ekmek sunusu gibi kâhinin olacak.'”|kahin bu sejlerden herhanɡi birinde islediɡi ɡunahtan dolaji onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃek ve o baɡislanat͡ʃaktir; ɡeri kalani da ekmek sunusu ɡibi kahinin olat͡ʃak.ʔ” Old-Testament-Psalms-088-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Harikalarını ölülere mi göstereceksin? Göçüp gitmiş olan ruhlar mı kalkıp seni övecek? Selah.|harikalarini olulere mi ɡosteret͡ʃeksin? ɡot͡ʃup ɡitmis olan ruhlar mi kalkip seni ovet͡ʃek? selah. New-Testament-John-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler, “ ‘Benim gittiğim yere siz gelemezsiniz’ diyor. Yoksa kendini mi öldürecek?” dediler.|bunun uzerine jahudilerʔ “ ‘benim ɡittiɡim jere siz ɡelemezsiniz’ dijor. joksa kendini mi olduret͡ʃek?” dediler. Old-Testament-Jeremiah-037-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Yahve şöyle diyor, \"\"'Keldaniler kesinlikle bizden ayrılacaklar\"\" diye kendinizi aldatmayın; çünkü ayrılmayacaklar.\"|\"“jahve sojle dijorʔ \"\"ʔkeldaniler kesinlikle bizden ajrilat͡ʃaklar\"\" dije kendinizi aldatmajin; t͡ʃunku ajrilmajat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Isaiah-060-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Uluslar senin ışığına, krallar da senin doğuşunun parlaklığına gelecekler.\"\"\"|\"uluslar senin isiɡinaʔ krallar da senin doɡusunun parlakliɡina ɡelet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Job-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hatırladıkça, sıkıntıya düşerim. Dehşet bedenimi ele geçiriyor.\"\"\"|\"hatirladikt͡ʃaʔ sikintija duserim. dehset bedenimi ele ɡet͡ʃirijor.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un oğulları arasında esenlik sunularının kanını ve yağını sunanın payı olarak sağ but kendisinin olacak.|aronʔun oɡullari arasinda esenlik sunularinin kanini ve jaɡini sunanin paji olarak saɡ but kendisinin olat͡ʃak. Old-Testament-Joel-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kır hayvanları, korkmayın; çünkü çölün otlakları yeşeriyor, ağaç meyvesini veriyor. İncir ağacı ve asma gücünü veriyor.|ej kir hajvanlariʔ korkmajin; t͡ʃunku t͡ʃolun otlaklari jeserijorʔ aɡat͡ʃ mejvesini verijor. int͡ʃir aɡat͡ʃi ve asma ɡut͡ʃunu verijor. Old-Testament-Daniel-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“O zaman krallığın görkemini korumak için vergi toplayanı krallığın içinden geçiren biri onun yerinde kalkacak; ama birkaç gün içinde öfkeyle değil, savaşta değil, yok edilecek.\"\"\"|\"“o zaman kralliɡin ɡorkemini korumak it͡ʃin verɡi toplajani kralliɡin it͡ʃinden ɡet͡ʃiren biri onun jerinde kalkat͡ʃak; ama birkat͡ʃ ɡun it͡ʃinde ofkejle deɡilʔ savasta deɡilʔ jok edilet͡ʃek.\"\"\" New-Testament-Romans-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ne mutlu suçları bağışlananlara, günahları örtülmüş olanlara!|“ne mutlu sut͡ʃlari baɡislananlaraʔ ɡunahlari ortulmus olanlara! Old-Testament-Exodus-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Moşe, Aron, Nadav, Avihu ve İsrael'in ihtiyarlarından yetmiş kişi yukarı çıktılar.|bunun uzerine moseʔ aronʔ nadavʔ avihu ve israelʔin ihtijarlarindan jetmis kisi jukari t͡ʃiktilar. New-Testament-1-Corinthians-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, ruhsal konulara gelince, sizin bilgisiz kalmanızı istemem.|kardeslerʔ ruhsal konulara ɡelint͡ʃeʔ sizin bilɡisiz kalmanizi istemem. Old-Testament-1-Samuel-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakın, eğer kendi sınırının yolundan Beyt Şemeş'e kadar çıkarsa, o zaman bize bu büyük kötülüğü O yapmıştır; ama değilse, o zaman bize vuranın O'nun eli olmadığını bileceğiz. Bu bize rastgele olmuştur.”|bakinʔ eɡer kendi sinirinin jolundan bejt semesʔe kadar t͡ʃikarsaʔ o zaman bize bu bujuk kotuluɡu o japmistir; ama deɡilseʔ o zaman bize vuranin oʔnun eli olmadiɡini bilet͡ʃeɡiz. bu bize rastɡele olmustur.” Old-Testament-Psalms-051-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtuluş sevincini bana geri ver. İstekli bir ruhla bana destek ol.|kurtulus sevint͡ʃini bana ɡeri ver. istekli bir ruhla bana destek ol. New-Testament-John-006-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam veren Ruh’tur. Beden hiçbir fayda sağlamaz. Size söylediğim sözler ruhtur ve yaşamdır.|jasam veren ruh’tur. beden hit͡ʃbir fajda saɡlamaz. size sojlediɡim sozler ruhtur ve jasamdir. Old-Testament-2-Chronicles-031-017|und|SPEAKER_00_Turkish|atalar evlerine göre soy kütüğüne göre sayılan kâhinlere, ve görevlerinde bölüklerine göre yirmi yaşında ve ondan yukarı olan Levililer'e;|atalar evlerine ɡore soj kutuɡune ɡore sajilan kahinlereʔ ve ɡorevlerinde boluklerine ɡore jirmi jasinda ve ondan jukari olan levililerʔe; Old-Testament-1-Kings-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ancak, gelip gözlerimle görene kadar bu sözlere inanmamıştım. İşte, bana yarısı bile anlatılmamış! Bilgeliğin ve bolluğun duymuş olduğum ününden üstün çıktı.\"|\"\"\"ant͡ʃakʔ ɡelip ɡozlerimle ɡorene kadar bu sozlere inanmamistim. isteʔ bana jarisi bile anlatilmamis! bilɡeliɡin ve bolluɡun dujmus olduɡum ununden ustun t͡ʃikti.\" Old-Testament-Genesis-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak oradan ayrılıp Gerar Vadisi'nde konakladı ve orada yaşadı.|ishak oradan ajrilip ɡerar vadisiʔnde konakladi ve orada jasadi. Old-Testament-Jeremiah-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu halk, ya da peygamber, ya da kâhin sana, ‘Yahve'den gelen haber nedir?’ diye sorduğunda, sen de onlara, \"\"'Ne haberi? Sizi üstümden atacağım,\"\" diyor Yahve.’ diyeceksin.\"|\"“bu halkʔ ja da pejɡamberʔ ja da kahin sanaʔ ‘jahveʔden ɡelen haber nedir?’ dije sorduɡundaʔ sen de onlaraʔ \"\"ʔne haberi? sizi ustumden atat͡ʃaɡimʔ\"\" dijor jahve.’ dijet͡ʃeksin.\" Old-Testament-2-Kings-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kent, Kral Sidkiya'nın on birinci yılına kadar kuşatıldı.|bojlet͡ʃe kentʔ kral sidkijaʔnin on birint͡ʃi jilina kadar kusatildi. Old-Testament-Psalms-106-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kendilerinden nefret edenin elinden kurtardı, onları düşmanın elinden kurtardı.|onlari kendilerinden nefret edenin elinden kurtardiʔ onlari dusmanin elinden kurtardi. New-Testament-Acts-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Efendi’nin bir meleği geceleyin zindan kapılarını açıp onları dışarı çıkarttı.|ama efendi’nin bir meleɡi ɡet͡ʃelejin zindan kapilarini at͡ʃip onlari disari t͡ʃikartti. Old-Testament-Ezekiel-032-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Edom, kralları ve bütün beyleri orada, güçlü oldukları halde kılıçla öldürülmüş olanlarla birlikte yatırıldılar. Sünnetsizlerle ve çukura inenlerle birlikte yatacaklar.\"\"\"|\"“edomʔ krallari ve butun bejleri oradaʔ ɡut͡ʃlu olduklari halde kilit͡ʃla oldurulmus olanlarla birlikte jatirildilar. sunnetsizlerle ve t͡ʃukura inenlerle birlikte jatat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Esther-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Susa Kalesi'nde öldürülenlerin sayısı kralın önüne getirildi.|o ɡun susa kalesiʔnde oldurulenlerin sajisi kralin onune ɡetirildi. New-Testament-2-Timothy-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekişme yaratacağını bilerek, akılsızca ve cahilce tartışmalara girmeyi reddet.|t͡ʃekisme jaratat͡ʃaɡini bilerekʔ akilsizt͡ʃa ve t͡ʃahilt͡ʃe tartismalara ɡirmeji reddet. Old-Testament-Joshua-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halka, “İlerleyin! Kenti dolanın ve silahlı adamlar Yahve'nin sandığının önünde geçsinler.\"\" dediler.\"|\"halkaʔ “ilerlejin! kenti dolanin ve silahli adamlar jahveʔnin sandiɡinin onunde ɡet͡ʃsinler.\"\" dediler.\" Old-Testament-Exodus-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların ilâhlarına eğilmeyecek, onlara hizmet etmeyecek, onların uygulamalarını izlemeyeceksiniz; tersine onları tamamen devirecek ve dikili taşlarını yıkacaksınız.|onlarin ilahlarina eɡilmejet͡ʃekʔ onlara hizmet etmejet͡ʃekʔ onlarin ujɡulamalarini izlemejet͡ʃeksiniz; tersine onlari tamamen deviret͡ʃek ve dikili taslarini jikat͡ʃaksiniz. New-Testament-Luke-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Size hayır diyorum, ama eğer tövbe etmezseniz hepiniz aynı şekilde yok olacaksınız.|size hajir dijorumʔ ama eɡer tovbe etmezseniz hepiniz ajni sekilde jok olat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Numbers-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"üzerine fok derisinden bir örtü koyacaklar, üzerine mavi bir bez serip sırıklarını takacaklar.\"\"\"|\"uzerine fok derisinden bir ortu kojat͡ʃaklarʔ uzerine mavi bir bez serip siriklarini takat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Job-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuvvet ve bilgelik O'ndadır. Aldatılan da aldatan da O'nundur.|kuvvet ve bilɡelik oʔndadir. aldatilan da aldatan da oʔnundur. Old-Testament-Malachi-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk yasası onun ağzındaydı ve dudaklarında haksızlık bulunmadı. O, benimle barış ve doğruluk içinde yürüdü ve birçoğunu kötülükten döndürdü.|doɡruluk jasasi onun aɡzindajdi ve dudaklarinda haksizlik bulunmadi. oʔ benimle baris ve doɡruluk it͡ʃinde jurudu ve birt͡ʃoɡunu kotulukten dondurdu. Old-Testament-Jeremiah-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor, \"\"İşte, kuzey ülkesinden bir halk geliyor. Yeryüzünün en uç noktalarından büyük bir ulus harekete geçirilecek.\"|\"jahve sojle dijorʔ \"\"isteʔ kuzej ulkesinden bir halk ɡelijor. jerjuzunun en ut͡ʃ noktalarindan bujuk bir ulus harekete ɡet͡ʃirilet͡ʃek.\" Old-Testament-Genesis-031-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov bir taş alıp onu sütun olarak dikti.|jakov bir tas alip onu sutun olarak dikti. New-Testament-Luke-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kısa bir süre sonra, Yeşua köy kent dolaşarak Tanrı Krallığı'nın müjdesini duyuruyor ve onu getiriyordu. Onikiler de kendisiyle birlikteydi.|kisa bir sure sonraʔ jesua koj kent dolasarak tanri kralliɡiʔnin muʒdesini dujurujor ve onu ɡetirijordu. onikiler de kendisijle birliktejdi. Old-Testament-1-Chronicles-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşeoğulları'nın sınırları yanında ise Beyt Şean ve kasabaları, Taanak ve kasabaları, Megiddo ve kasabaları, Dor ve kasabalarıydı. İsrael oğlu Yosef'in çocukları buralarda yaşıyordu.|manasseoɡullariʔnin sinirlari janinda ise bejt sean ve kasabalariʔ taanak ve kasabalariʔ meɡiddo ve kasabalariʔ dor ve kasabalarijdi. israel oɡlu josefʔin t͡ʃot͡ʃuklari buralarda jasijordu. New-Testament-1-Thessalonians-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü duyurduğumuz Müjde size yalnız sözde değil, güçte, Kutsal Ruh’ta ve büyük güvenceyle ulaştı. Aranızda bulunduğumuz sırada sizin yararınıza nasıl bir yaşam sergilediğimizi bilirsiniz.|t͡ʃunku dujurduɡumuz muʒde size jalniz sozde deɡilʔ ɡut͡ʃteʔ kutsal ruh’ta ve bujuk ɡuvent͡ʃejle ulasti. aranizda bulunduɡumuz sirada sizin jarariniza nasil bir jasam serɡilediɡimizi bilirsiniz. New-Testament-Luke-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Malki oğlu, Addi oğlu, Kosam oğlu, Elmadam oğlu, Er oğlu,|malki oɡluʔ addi oɡluʔ kosam oɡluʔ elmadam oɡluʔ er oɡluʔ Old-Testament-Psalms-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tüm koyunları ve sığırları, kır hayvanlarını,|tum kojunlari ve siɡirlariʔ kir hajvanlariniʔ New-Testament-Matthew-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadınlar yolda giderken, işte, nöbetçilerden bazıları kente giderek olan şeyleri başkâhinlere bildirdiler.|kadinlar jolda ɡiderkenʔ isteʔ nobett͡ʃilerden bazilari kente ɡiderek olan sejleri baskahinlere bildirdiler. Old-Testament-Song-of-Songs-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezgiler ezgisi, Solomon'undur.|ezɡiler ezɡisiʔ solomonʔundur. Old-Testament-Ezekiel-047-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hamat, Berota, Damaskus sınırı ile Hamat sınırı arasındaki Sivraim, Havran sınırı yanında olan Hazer-Hattikon'a kadar.|hamatʔ berotaʔ damaskus siniri ile hamat siniri arasindaki sivraimʔ havran siniri janinda olan hazer-hattikonʔa kadar. Old-Testament-Proverbs-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız bir oğul babasının felaketidir. Bir kadının ağız kavgası kesintisiz bir damladır.|akilsiz bir oɡul babasinin felaketidir. bir kadinin aɡiz kavɡasi kesintisiz bir damladir. New-Testament-Luke-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na Peygamber Yeşaya’nın Kitabı verildi. Kitabı açtı ve şu sözlerin yazılı olduğu yeri buldu:|o’na pejɡamber jesaja’nin kitabi verildi. kitabi at͡ʃti ve su sozlerin jazili olduɡu jeri buldu New-Testament-Luke-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Çünkü sizde yapılan büyük işler Sur ve Sayda’da yapılmış olsaydı, çoktan çul kuşanıp kül içinde oturmuş, tövbe etmiş olurlardı.|“vaj halineʔ ej horazin! vaj halineʔ ej bejtsajda! t͡ʃunku sizde japilan bujuk isler sur ve sajda’da japilmis olsajdiʔ t͡ʃoktan t͡ʃul kusanip kul it͡ʃinde oturmusʔ tovbe etmis olurlardi. Old-Testament-Job-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|'Her Şeye Gücü Yeten nedir ki, O'na hizmet edelim? O'na dua edersek ne kazancımız olur?'|ʔher seje ɡut͡ʃu jeten nedir kiʔ oʔna hizmet edelim? oʔna dua edersek ne kazant͡ʃimiz olur?ʔ Old-Testament-Esther-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|o günlerde, Kral Ahaşveroş, Susa sarayında bulunan krallık tahtı üzerine oturduğunda,|o ɡunlerdeʔ kral ahasverosʔ susa sarajinda bulunan krallik tahti uzerine oturduɡundaʔ Old-Testament-Psalms-145-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kendisini seven herkesi korur, ama kötülerin hepsini yok eder.|jahve kendisini seven herkesi korurʔ ama kotulerin hepsini jok eder. Old-Testament-Numbers-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk, Tanrı'ya ve Moşe'ye karşı şöyle konuştu: “Çölde ölmemiz için neden bizi Mısır'dan çıkardınız? Çünkü ekmek yok, su yok canımız da bu iğrenç yiyecekten tiksiniyor!”|halkʔ tanriʔja ve moseʔje karsi sojle konustu “t͡ʃolde olmemiz it͡ʃin neden bizi misirʔdan t͡ʃikardiniz? t͡ʃunku ekmek jokʔ su jok t͡ʃanimiz da bu iɡrent͡ʃ jijet͡ʃekten tiksinijor!” Old-Testament-Psalms-111-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun işi saygınlık ve heybettir. Doğruluğu sonsuza dek sürer.|o’nun isi sajɡinlik ve hejbettir. doɡruluɡu sonsuza dek surer. Old-Testament-Leviticus-025-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir yıl içinde geri almazsa, surlarla çevrili kentteki ev, onu satın alan insana kuşaklar boyu temelli olarak kalacaktır. Jübile'de serbest kalmayacaktır.|eɡer bir jil it͡ʃinde ɡeri almazsaʔ surlarla t͡ʃevrili kentteki evʔ onu satin alan insana kusaklar boju temelli olarak kalat͡ʃaktir. ʒubileʔde serbest kalmajat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Chronicles-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Asa onu karşılamak için çıktı ve Mareşah'taki Sefatah Vadisi'nde savaş düzenine girdiler.|o zaman asa onu karsilamak it͡ʃin t͡ʃikti ve maresahʔtaki sefatah vadisiʔnde savas duzenine ɡirdiler. Old-Testament-Judges-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde İsrael'de kral yoktu. O günlerde Danlılar oymağı oturacak bir miras arıyordu; çünkü o güne dek İsrael boyları arasında mirasları onlara düşmemişti.|o ɡunlerde israelʔde kral joktu. o ɡunlerde danlilar ojmaɡi oturat͡ʃak bir miras arijordu; t͡ʃunku o ɡune dek israel bojlari arasinda miraslari onlara dusmemisti. Old-Testament-Exodus-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine onu rahat bıraktı. Daha sonra sünnetten dolayı “Sen kan güveyisin” dedi.|bunun uzerine onu rahat birakti. daha sonra sunnetten dolaji “sen kan ɡuvejisin” dedi. Old-Testament-Psalms-057-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senin muazzam sevgi dolu iyiliğin göklere, gerçeğin gökyüzüne ulaşır.|t͡ʃunku senin muazzam sevɡi dolu ijiliɡin ɡoklereʔ ɡert͡ʃeɡin ɡokjuzune ulasir. New-Testament-Revelation-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Canavarın suretine yaşam soluğu vermesi için kendisine yetki verildi. Öyle ki, suret konuşsun ve canavarın suretine tapmayan herkesi öldürebilsin.|t͡ʃanavarin suretine jasam soluɡu vermesi it͡ʃin kendisine jetki verildi. ojle kiʔ suret konussun ve t͡ʃanavarin suretine tapmajan herkesi oldurebilsin. Old-Testament-Deuteronomy-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|gözlerinizin gördüğü büyük denemeleri, belirtileri ve o büyük harikaları gördünüz.|ɡozlerinizin ɡorduɡu bujuk denemeleriʔ belirtileri ve o bujuk harikalari ɡordunuz. New-Testament-Galatians-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü benlik Ruh’a, Ruh da benliğe karşı olanı arzu eder. İstediğiniz şeyleri yapamayasınız diye bunlar birbirine zıttır.|t͡ʃunku benlik ruh’aʔ ruh da benliɡe karsi olani arzu eder. istediɡiniz sejleri japamajasiniz dije bunlar birbirine zittir. New-Testament-Matthew-027-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, mezarın üçüncü güne kadar güvenlik altına alınmasını buyruk verin. Yoksa öğrencileri gece gelip cesedi çalar ve halka, ‘Ölümden dirildi’ derler. Ve böylece son aldatmaca ilkinden beter olur” dediler.|bu nedenleʔ mezarin ut͡ʃunt͡ʃu ɡune kadar ɡuvenlik altina alinmasini bujruk verin. joksa oɡrent͡ʃileri ɡet͡ʃe ɡelip t͡ʃesedi t͡ʃalar ve halkaʔ ‘olumden dirildi’ derler. ve bojlet͡ʃe son aldatmat͡ʃa ilkinden beter olur” dediler. Old-Testament-Psalms-041-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kötü bir hastalık bulaştı ona” diyorlar. “İşte yattı, bir daha kalkamaz.”|“kotu bir hastalik bulasti ona” dijorlar. “iste jattiʔ bir daha kalkamaz.” Old-Testament-Deuteronomy-029-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelecek kuşak, sizden sonra yükselecek çocuklarınız ve uzak ülkeden gelecek yabancı, o ülkedeki belaları ve Yahve'nin onu hasta ettiği hastalıkları gördüklerinde şöyle diyecekler:|ɡelet͡ʃek kusakʔ sizden sonra jukselet͡ʃek t͡ʃot͡ʃuklariniz ve uzak ulkeden ɡelet͡ʃek jabant͡ʃiʔ o ulkedeki belalari ve jahveʔnin onu hasta ettiɡi hastaliklari ɡorduklerinde sojle dijet͡ʃekler Old-Testament-Jeremiah-048-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendi işlerine ve hazinelerine güvendiğin için sen de alınacaksın. Kemoş, kâhinleri ve beyleri ile birlikte Sürgüne çıkacak.|t͡ʃunku kendi islerine ve hazinelerine ɡuvendiɡin it͡ʃin sen de alinat͡ʃaksin. kemosʔ kahinleri ve bejleri ile birlikte surɡune t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in bütün oymaklarından geçerek Abel'e, Beyt Maaka'ya ve bütün Berililer'e gitti. Toplanıp onlar da onun peşinden gittiler.|israelʔin butun ojmaklarindan ɡet͡ʃerek abelʔeʔ bejt maakaʔja ve butun berililerʔe ɡitti. toplanip onlar da onun pesinden ɡittiler. Old-Testament-Amos-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Beytel’e gidin ve günah işleyin; Gilgal’a gidin ve daha çok günah işleyin. Her sabah kurbanlarınızı, her üç günde bir ondalıklarınızı getirin.|“bejtel’e ɡidin ve ɡunah islejin; ɡilɡal’a ɡidin ve daha t͡ʃok ɡunah islejin. her sabah kurbanlariniziʔ her ut͡ʃ ɡunde bir ondaliklarinizi ɡetirin. New-Testament-Galatians-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Suriye ve Kilikya bölgelerine geldim.|sonra surije ve kilikja bolɡelerine ɡeldim. Old-Testament-Job-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer adımım yoldan saptıysa, eğer yüreğim gözlerimin ardından yürüdüyse, eğer ellerime kir yapıştıysa,|eɡer adimim joldan saptijsaʔ eɡer jureɡim ɡozlerimin ardindan jurudujseʔ eɡer ellerime kir japistijsaʔ Old-Testament-1-Kings-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ovadya yolda iken, işte, Eliya onunla karşılaştı. Onu tanıdı, yüzüstü yere kapandı ve, “Sen misin, efendim Eliya?” dedi.|ovadja jolda ikenʔ isteʔ elija onunla karsilasti. onu tanidiʔ juzustu jere kapandi veʔ “sen misinʔ efendim elija?” dedi. Old-Testament-Numbers-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda oymağından sayılanlar yetmiş dört bin altı yüz kişiydi.|jahuda ojmaɡindan sajilanlar jetmis dort bin alti juz kisijdi. New-Testament-Matthew-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın bütün başkâhinlerini ve yazıcılarını bir araya toplayarak onlara Mesih’in nerede doğacağını sordu.|halkin butun baskahinlerini ve jazit͡ʃilarini bir araja toplajarak onlara mesih’in nerede doɡat͡ʃaɡini sordu. Old-Testament-Psalms-068-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama doğrular sevinsin. Tanrı'nın önünde coşsunlar. Evet, neşeyle coşsunlar.|ama doɡrular sevinsin. tanriʔnin onunde t͡ʃossunlar. evetʔ nesejle t͡ʃossunlar. Old-Testament-Deuteronomy-028-068|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana bir daha asla göremeyeceksin dediğim yoldan, Yahve seni gemilerle tekrar Mısır'a getirecek. Orada kendinizi erkek ve kadın köleler olarak düşmanlarınıza sunacaksınız ve kimse sizi satın almayacak.|sana bir daha asla ɡoremejet͡ʃeksin dediɡim joldanʔ jahve seni ɡemilerle tekrar misirʔa ɡetiret͡ʃek. orada kendinizi erkek ve kadin koleler olarak dusmanlariniza sunat͡ʃaksiniz ve kimse sizi satin almajat͡ʃak. New-Testament-Philippians-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü aradığım armağan değil, tersine aradığım sizin hesabınıza çoğalan ürün.|t͡ʃunku aradiɡim armaɡan deɡilʔ tersine aradiɡim sizin hesabiniza t͡ʃoɡalan urun. Old-Testament-Lamentations-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni güttü, ışıkta değil, karanlıkta yürüttü.|beni ɡuttuʔ isikta deɡilʔ karanlikta juruttu. Old-Testament-Genesis-044-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarına, ‘Onu bana getirin de bir göreyim’ demiştiniz.|hizmetkarlarinaʔ ‘onu bana ɡetirin de bir ɡorejim’ demistiniz. Old-Testament-Judges-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk Beytel'e gelip orada akşama kadar Tanrı'nın önünde oturdular, seslerini yükseltip şiddetle ağladılar.|halk bejtelʔe ɡelip orada aksama kadar tanriʔnin onunde oturdularʔ seslerini jukseltip siddetle aɡladilar. Old-Testament-Isaiah-036-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizkiya, \"\"Yahve bizi kesinlikle kurtaracak. Bu kent Aşur Kralı'nın eline verilmeyecek.\"\" diyerek sizi Yahve'ye güvendirmesin.'\"|\"hizkijaʔ \"\"jahve bizi kesinlikle kurtarat͡ʃak. bu kent asur kraliʔnin eline verilmejet͡ʃek.\"\" dijerek sizi jahveʔje ɡuvendirmesin.ʔ\" New-Testament-Luke-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus, Galile dendiğini duyunca, “Bu adam Galileli mi?” diye sordu.|pilatusʔ ɡalile dendiɡini dujunt͡ʃaʔ “bu adam ɡalileli mi?” dije sordu. New-Testament-Luke-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama Avraham ona, ‘Moşe ve peygamberlere sahipler’ dedi. ‘Onları dinlesinler.’”|“ama avraham onaʔ ‘mose ve pejɡamberlere sahipler’ dedi. ‘onlari dinlesinler.’” Old-Testament-2-Kings-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onu aşağı atın!” dedi. Böylece onu aşağı attılar; kanının bir kısmı duvara ve atlara sıçradı. Sonra onu ayaklar altında çiğnedi.|“onu asaɡi atin!” dedi. bojlet͡ʃe onu asaɡi attilar; kaninin bir kismi duvara ve atlara sit͡ʃradi. sonra onu ajaklar altinda t͡ʃiɡnedi. New-Testament-Luke-006-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sözlerimi duyup da yapmayan kişi, evini toprak üzerine temelsiz kurmuş adama benzer. Kabaran ırmak saldırınca ev hemen çöker. O evin yıkılışı da büyük oldu.”|ama sozlerimi dujup da japmajan kisiʔ evini toprak uzerine temelsiz kurmus adama benzer. kabaran irmak saldirint͡ʃa ev hemen t͡ʃoker. o evin jikilisi da bujuk oldu.” Old-Testament-2-Kings-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kralı yakalayıp Babil Kralı'nın yanına, Rivla'ya götürdüler ve onun hakkında hüküm verdiler.|sonra krali jakalajip babil kraliʔnin janinaʔ rivlaʔja ɡoturduler ve onun hakkinda hukum verdiler. Old-Testament-Job-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çamurdan evlerde oturanlar, temelleri toprakta olanlar, Güveden önce ezilenler ne kadar da çok!|t͡ʃamurdan evlerde oturanlarʔ temelleri toprakta olanlarʔ ɡuveden ont͡ʃe ezilenler ne kadar da t͡ʃok! New-Testament-1-John-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’yı sevmek, O’nun buyruklarını tutmak demektir. O’nun buyrukları ağır değildir.|t͡ʃunku tanri’ji sevmekʔ o’nun bujruklarini tutmak demektir. o’nun bujruklari aɡir deɡildir. Old-Testament-Job-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunların arasında, Yahve'nin elinin bunu yapmış olduğunu kim bilmez ki?|butun bunlarin arasindaʔ jahveʔnin elinin bunu japmis olduɡunu kim bilmez ki? Old-Testament-Proverbs-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Öteye beriye uçan serçe gibi, ok gibi fırlayan kırlangıç gibi, hak edilmemiş lanet de yer bulmaz.|oteje berije ut͡ʃan sert͡ʃe ɡibiʔ ok ɡibi firlajan kirlanɡit͡ʃ ɡibiʔ hak edilmemis lanet de jer bulmaz. Old-Testament-1-Kings-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Givon'da, Yahve geceleyin Solomon'a bir rüyada göründü ve Tanrı, \"\"Sana ne vereyim iste\"\" dedi.\"|\"ɡivonʔdaʔ jahve ɡet͡ʃelejin solomonʔa bir rujada ɡorundu ve tanriʔ \"\"sana ne verejim iste\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Efraim'in çocuklarının başlarından bazıları, Yohanan oğlu Azarya, Meşillemot oğlu Berekya, Şallum oğlu Yehizkiya ve Hadlay oğlu Amasa, savaştan gelenlere karşı kalktılar,|o zaman efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin baslarindan bazilariʔ johanan oɡlu azarjaʔ mesillemot oɡlu berekjaʔ sallum oɡlu jehizkija ve hadlaj oɡlu amasaʔ savastan ɡelenlere karsi kalktilarʔ Old-Testament-Genesis-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Lut kapıya çıktı ve kapıyı arkasından kapattı.|lut kapija t͡ʃikti ve kapiji arkasindan kapatti. Old-Testament-1-Samuel-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kente çıktılar. Kentin içine girdiklerinde, işte Samuel yüksek yere çıkmak üzere onlara doğru çıktı.|kente t͡ʃiktilar. kentin it͡ʃine ɡirdiklerindeʔ iste samuel juksek jere t͡ʃikmak uzere onlara doɡru t͡ʃikti. New-Testament-Luke-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi şöyle dedi: “Adaletsiz yargıcın ne dediğini dinleyin.|efendi sojle dedi “adaletsiz jarɡit͡ʃin ne dediɡini dinlejin. Old-Testament-Genesis-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin soyunu yerin tozu gibi yapacağım. Öyle ki, bir adam yerin tozunu sayabilirse, senin soyun da sayılabilir.|senin sojunu jerin tozu ɡibi japat͡ʃaɡim. ojle kiʔ bir adam jerin tozunu sajabilirseʔ senin sojun da sajilabilir. Old-Testament-Judges-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gidyon düşün anlatıldığını ve yorumlandığını duyunca tapındı. Sonra İsrael ordugâhına dönüp şöyle dedi: \"\"Kalkın, çünkü Yahve Midyan ordusunu elinize teslim etti!\"\"\"|\"ɡidjon dusun anlatildiɡini ve jorumlandiɡini dujunt͡ʃa tapindi. sonra israel orduɡahina donup sojle dedi \"\"kalkinʔ t͡ʃunku jahve midjan ordusunu elinize teslim etti!\"\"\" Old-Testament-Judges-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Adoni-Bezek, “Yetmiş kral, ellerinin ve ayaklarının başparmakları kesilmiş olarak soframın altındaki kırıntıları yediler. Ben nasıl yaptıysam, Tanrı da bana öyle yaptı” dedi. Onu Yeruşalem'e getirdiler ve orada öldü.|adoni-bezekʔ “jetmis kralʔ ellerinin ve ajaklarinin basparmaklari kesilmis olarak soframin altindaki kirintilari jediler. ben nasil japtijsamʔ tanri da bana ojle japti” dedi. onu jerusalemʔe ɡetirdiler ve orada oldu. Old-Testament-Jeremiah-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bak, bugün ulusların ve krallıkların üzerine, kökünden sökmek ve yıkmak için, yok etmek ve devirmek için, bina etmek ve dikmek için seni koydum.\"\"\"|\"bakʔ buɡun uluslarin ve kralliklarin uzerineʔ kokunden sokmek ve jikmak it͡ʃinʔ jok etmek ve devirmek it͡ʃinʔ bina etmek ve dikmek it͡ʃin seni kojdum.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ona senin kaftanını giydireceğim, senin kuşağınla onu güçlendireceğim. Senin yönetimini onun eline teslim edeceğim; ve o, Yeruşalem'de oturanlara ve Yahuda evine baba olacak.|ve ona senin kaftanini ɡijdiret͡ʃeɡimʔ senin kusaɡinla onu ɡut͡ʃlendiret͡ʃeɡim. senin jonetimini onun eline teslim edet͡ʃeɡim; ve oʔ jerusalemʔde oturanlara ve jahuda evine baba olat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un Yahve'nin evi için yapmış olduğu iki direğin, bir denizin ve ayaklıkların, bütün bu kapların tuncu tartılamazdı.|solomonʔun jahveʔnin evi it͡ʃin japmis olduɡu iki direɡinʔ bir denizin ve ajakliklarinʔ butun bu kaplarin tunt͡ʃu tartilamazdi. Old-Testament-Ecclesiastes-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş doğar, güneş batar ve doğduğu yere koşar.|ɡunes doɡarʔ ɡunes batar ve doɡduɡu jere kosar. Old-Testament-2-Chronicles-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon onun bütün sorularını yanıtladı. Solomon'un kadına yanıt vermediği gizli bir şey yoktu.|solomon onun butun sorularini janitladi. solomonʔun kadina janit vermediɡi ɡizli bir sej joktu. Old-Testament-1-Samuel-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman gençlerden biri yanıt verip dedi, \"\"İşte, Beytlehemli Yişay'ın iyi çalan, cesur bir yiğit, savaşçı, akıllıca konuşan ve yakışıklı bir oğlunu gördüm. Yahve de onunla birliktedir.\"\"\"|\"o zaman ɡent͡ʃlerden biri janit verip dediʔ \"\"isteʔ bejtlehemli jisajʔin iji t͡ʃalanʔ t͡ʃesur bir jiɡitʔ savast͡ʃiʔ akillit͡ʃa konusan ve jakisikli bir oɡlunu ɡordum. jahve de onunla birliktedir.\"\"\" New-Testament-1-Thessalonians-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü siz Efendi’de dimdik durursanız, biz o zaman yaşarız.|t͡ʃunku siz efendi’de dimdik durursanizʔ biz o zaman jasariz. Old-Testament-Ezekiel-037-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efendi Yahve bu kemiklere şöyle diyor: \"\"İşte, içinize soluk koyacağım ve yaşayacaksınız.\"|\"efendi jahve bu kemiklere sojle dijor \"\"isteʔ it͡ʃinize soluk kojat͡ʃaɡim ve jasajat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-1-Chronicles-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine David bütün topluluğun önünde Yahve'yi övdü. David, \"\"Ey Yahve, atamız İsrael'in Tanrısı, sen sonsuzluklar boyunca yücesin\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine david butun topluluɡun onunde jahveʔji ovdu. davidʔ \"\"ej jahveʔ atamiz israelʔin tanrisiʔ sen sonsuzluklar bojunt͡ʃa jut͡ʃesin\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Kings-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Rehovam onların yerine tunç kalkanlar yaptı ve bunları kral evinin kapısını tutan muhafız komutanlarının eline teslim etti.|kral rehovam onlarin jerine tunt͡ʃ kalkanlar japti ve bunlari kral evinin kapisini tutan muhafiz komutanlarinin eline teslim etti. New-Testament-Acts-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz önceden gemiye binip Assos’a doğru yelken açtık. Pavlus’u oradan alacaktık. Çünkü kendisi karadan gitmek istediği için öyle ayarlamıştı.|biz ont͡ʃeden ɡemije binip assos’a doɡru jelken at͡ʃtik. pavlus’u oradan alat͡ʃaktik. t͡ʃunku kendisi karadan ɡitmek istediɡi it͡ʃin ojle ajarlamisti. Old-Testament-Leviticus-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bütün ürünü senin sığırların, diyarda bulunan hayvanların için de yiyecek olacak.'\"\"\"|\"onun butun urunu senin siɡirlarinʔ dijarda bulunan hajvanlarin it͡ʃin de jijet͡ʃek olat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Lea, “Uğurum!” dedi. Adını Gad (Uğur) koydu.|leaʔ “uɡurum!” dedi. adini ɡad (uɡur) kojdu. Old-Testament-Ezekiel-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz kılıçtan korktunuz; ben de üzerinize kılıcı getireceğim.” diyor Efendi Yahve.|siz kilit͡ʃtan korktunuz; ben de uzerinize kilit͡ʃi ɡetiret͡ʃeɡim.” dijor efendi jahve. Old-Testament-Exodus-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulunduğunuz evlerin kanı sizin için bir işaret olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim ve Mısır diyarını vurduğumda üzerinizde sizi yok edecek bela olmayacak.|bulunduɡunuz evlerin kani sizin it͡ʃin bir isaret olat͡ʃak. kani ɡorunt͡ʃe uzerinizden ɡet͡ʃet͡ʃeɡim ve misir dijarini vurduɡumda uzerinizde sizi jok edet͡ʃek bela olmajat͡ʃak. Old-Testament-Job-040-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hükmümü dahi iptal mi edeceksin? Haklı çıkmak için beni suçlu mu çıkaracaksın?|hukmumu dahi iptal mi edet͡ʃeksin? hakli t͡ʃikmak it͡ʃin beni sut͡ʃlu mu t͡ʃikarat͡ʃaksin? Old-Testament-Genesis-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık kardeşinin kanını senden almak için ağzını açan toprağın laneti altındasın.|artik kardesinin kanini senden almak it͡ʃin aɡzini at͡ʃan topraɡin laneti altindasin. Old-Testament-Isaiah-051-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey dertli, sarhoşsun, ama şarapla değil, bu nedenle şimdi şunu dinle;|ej dertliʔ sarhossunʔ ama sarapla deɡilʔ bu nedenle simdi sunu dinle; Old-Testament-1-Kings-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, Yarovam'ın günahları yüzünden İsrael'i terk edecek, günah işledi ve İsrael'e günah işletti.\"\"\"|\"jahveʔ jarovamʔin ɡunahlari juzunden israelʔi terk edet͡ʃekʔ ɡunah isledi ve israelʔe ɡunah isletti.\"\"\" New-Testament-John-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Eğer Mesih, Eliya ya da o peygamber değilsen, neden vaftiz ediyorsun?” diye sordular.|onaʔ “eɡer mesihʔ elija ja da o pejɡamber deɡilsenʔ neden vaftiz edijorsun?” dije sordular. New-Testament-Hebrews-011-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadınlar dirilen ölülerini geri aldılar. Başkalarıysa daha iyi bir dirilişe kavuşmak için salıverilmeyi kabul etmeyerek işkence gördüler.|kadinlar dirilen olulerini ɡeri aldilar. baskalarijsa daha iji bir dirilise kavusmak it͡ʃin saliverilmeji kabul etmejerek iskent͡ʃe ɡorduler. Old-Testament-Jeremiah-025-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü işte, adımla çağırılan kentte kötülük yapmaya başlıyorum; ve siz tamamen cezasız mı kalmalısınız? Cezasız kalmayacaksınız; çünkü yeryüzünde oturanların hepsinin üzerine kılıç çağıracağım, diyor Ordular Yahvesi.\"\"'\"\"\"|\"t͡ʃunku isteʔ adimla t͡ʃaɡirilan kentte kotuluk japmaja baslijorum; ve siz tamamen t͡ʃezasiz mi kalmalisiniz? t͡ʃezasiz kalmajat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku jerjuzunde oturanlarin hepsinin uzerine kilit͡ʃ t͡ʃaɡirat͡ʃaɡimʔ dijor ordular jahvesi.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Amos-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama adalet ırmaklar gibi, doğruluk da güçlü bir akarsu gibi aksın.\"\"\"|\"ama adalet irmaklar ɡibiʔ doɡruluk da ɡut͡ʃlu bir akarsu ɡibi aksin.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-048-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke buyruklarımı dinleseydin! O zaman esenliğin ırmak gibi, doğruluğun da denizin dalgaları gibi olurdu.|keske bujruklarimi dinlesejdin! o zaman esenliɡin irmak ɡibiʔ doɡruluɡun da denizin dalɡalari ɡibi olurdu. Old-Testament-Leviticus-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Bir kişi bir hayvanla yatarsa kesinlikle öldürülecektir; hayvanı da öldüreceksiniz.'\"\"\"|\"“ʔbir kisi bir hajvanla jatarsa kesinlikle oldurulet͡ʃektir; hajvani da olduret͡ʃeksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ben ise çürümüş bir şey gibi bozulmaktayım, güve yemiş bir giysi gibi.\"\"\"|\"ben ise t͡ʃurumus bir sej ɡibi bozulmaktajimʔ ɡuve jemis bir ɡijsi ɡibi.\"\"\" New-Testament-John-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü kendini açıkça tanıtmak isteyen biri gizlice yapmaz. Eğer bu şeyleri yapıyorsan kendini dünyaya göster.”|“t͡ʃunku kendini at͡ʃikt͡ʃa tanitmak istejen biri ɡizlit͡ʃe japmaz. eɡer bu sejleri japijorsan kendini dunjaja ɡoster.” Old-Testament-1-Samuel-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Avişay David'e şöyle dedi: \"\"Tanrı bugün düşmanını senin eline teslim etti. Şimdi lütfen izin ver onu mızrakla bir vuruşta yere çakayım, ona ikinci kez vurmayacağım.”\"|\"bunun uzerine avisaj davidʔe sojle dedi \"\"tanri buɡun dusmanini senin eline teslim etti. simdi lutfen izin ver onu mizrakla bir vurusta jere t͡ʃakajimʔ ona ikint͡ʃi kez vurmajat͡ʃaɡim.”\" Old-Testament-Ezra-002-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Şefatya'nın çocukları, Hattil'in çocukları, Pokeret Haszevaim'in çocukları, Ami'nin çocukları.|sefatjaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ hattilʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ pokeret haszevaimʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ amiʔnin t͡ʃot͡ʃuklari. Old-Testament-2-Kings-015-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yotam'ın işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|jotamʔin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sejʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Nehemiah-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunni, Azgad, Bebay,|bunniʔ azɡadʔ bebajʔ Old-Testament-Ezekiel-039-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sol elinden yayını ve sağ elinden oklarını vurup düşüreceğim.|sol elinden jajini ve saɡ elinden oklarini vurup dusuret͡ʃeɡim. New-Testament-Mark-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle karşılık verdi: “Moşe size ne buyurdu?”|jesua onlara sojle karsilik verdi “mose size ne bujurdu?” New-Testament-Hebrews-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü boğaların ve tekelerin kanının günahları ortadan kaldırması imkânsızdır.|t͡ʃunku boɡalarin ve tekelerin kaninin ɡunahlari ortadan kaldirmasi imkansizdir. Old-Testament-1-Chronicles-002-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Şema, Yorkeam'ın babası olan Raham'ın babası oldu. Rekem, Şammay'ın babası oldu.|semaʔ jorkeamʔin babasi olan rahamʔin babasi oldu. rekemʔ sammajʔin babasi oldu. Old-Testament-2-Kings-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şallum'un işlerinin geri kalanı ve kurduğu düzen, işte, onlar İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılıdır.|sallumʔun islerinin ɡeri kalani ve kurduɡu duzenʔ isteʔ onlar israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazilidir. Old-Testament-Exodus-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye söyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi New-Testament-James-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|bilsin ki, günahkârı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış ve birçok günahı örtmüş olur.|bilsin kiʔ ɡunahkari sapik jolundan dondurenʔ olumden bir t͡ʃan kurtarmis ve birt͡ʃok ɡunahi ortmus olur. New-Testament-Hebrews-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü güvenimizi başından sonuna dek sıkı tutarsak, Mesih’e paydaş olmuş oluruz.|t͡ʃunku ɡuvenimizi basindan sonuna dek siki tutarsakʔ mesih’e pajdas olmus oluruz. Old-Testament-1-Kings-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon, Yehoyada oğlu Benaya'yı gönderdi; ve onun üzerine indi ve öldü.|kral solomonʔ jehojada oɡlu benajaʔji ɡonderdi; ve onun uzerine indi ve oldu. New-Testament-John-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon Petrus O’na, “Efendimiz, o zaman yalnız ayaklarımı değil, ama ellerimi ve başımı da yıka!” dedi.|simon petrus o’naʔ “efendimizʔ o zaman jalniz ajaklarimi deɡilʔ ama ellerimi ve basimi da jika!” dedi. Old-Testament-Psalms-069-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanıtla beni, ey Yahve, çünkü sevgi dolu iyiliğin iyidir. Sevecen merhametlerinin bolluğuna göre bana yönel.|janitla beniʔ ej jahveʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡin ijidir. sevet͡ʃen merhametlerinin bolluɡuna ɡore bana jonel. Old-Testament-Joshua-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrınız Yahve onları önünüzden kovacak, gözünüzün önünden onları uzaklaştıracak. Tanrınız Yahve'nin size söylediği gibi, onların ülkesini mülk edineceksiniz.\"\"\"|\"tanriniz jahve onlari onunuzden kovat͡ʃakʔ ɡozunuzun onunden onlari uzaklastirat͡ʃak. tanriniz jahveʔnin size sojlediɡi ɡibiʔ onlarin ulkesini mulk edinet͡ʃeksiniz.\"\"\" New-Testament-Romans-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, günah nasıl ölümde hüküm sürdüyse, lütuf da Efendimiz Yeşua Mesih aracılığıyla sonsuz yaşam için doğrulukla hüküm sürsün.|ojle kiʔ ɡunah nasil olumde hukum surdujseʔ lutuf da efendimiz jesua mesih arat͡ʃiliɡijla sonsuz jasam it͡ʃin doɡrulukla hukum sursun. Old-Testament-Numbers-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneyde yaşayan Kenanlı, Arad Kralı, İsrael'in Atarim yolundan geldiğini duydu. İsrael'e karşı savaştı ve onlardan bazılarını esir aldı.|ɡunejde jasajan kenanliʔ arad kraliʔ israelʔin atarim jolundan ɡeldiɡini dujdu. israelʔe karsi savasti ve onlardan bazilarini esir aldi. Old-Testament-Deuteronomy-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, Tanrın Yahve'nin miras olarak sana vermekte olduğu ülkeye girdiğinde, onu mülk edinip orada oturduğunda,|ojle olat͡ʃak kiʔ tanrin jahveʔnin miras olarak sana vermekte olduɡu ulkeje ɡirdiɡindeʔ onu mulk edinip orada oturduɡundaʔ Old-Testament-Proverbs-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin sözleri kan için pusuya yatmaktır, ama doğruların konuşması onları kurtarır.|kotulerin sozleri kan it͡ʃin pusuja jatmaktirʔ ama doɡrularin konusmasi onlari kurtarir. Old-Testament-1-Samuel-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|David oradan çıkıp En Gedi'nin kalelerinde yaşadı.|david oradan t͡ʃikip en ɡediʔnin kalelerinde jasadi. New-Testament-John-004-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariyalılar yanına gelip yanlarında kalması için O’na yalvardılar. O da orada iki gün kaldı.|samarijalilar janina ɡelip janlarinda kalmasi it͡ʃin o’na jalvardilar. o da orada iki ɡun kaldi. New-Testament-Mark-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “İnsan Şabat için değil, Şabat insan için yapıldı.|onlara sojle dedi “insan sabat it͡ʃin deɡilʔ sabat insan it͡ʃin japildi. Old-Testament-1-Kings-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece başka bir yoldan gitti ve Beytel'e geldiği yoldan dönmedi.|bojlet͡ʃe baska bir joldan ɡitti ve bejtelʔe ɡeldiɡi joldan donmedi. New-Testament-Matthew-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama gözünüz kötüyse, bütün bedeniniz karanlıkla dolu olur. Buna göre, içinizdeki ışık karanlıksa, ne büyüktür o karanlık!”|ama ɡozunuz kotujseʔ butun bedeniniz karanlikla dolu olur. buna ɡoreʔ it͡ʃinizdeki isik karanliksaʔ ne bujuktur o karanlik!” Old-Testament-Psalms-107-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk topluluğunda O'nu yüceltsinler, ihtiyarlar meclisinde O’nu övsünler.|halk topluluɡunda oʔnu jut͡ʃeltsinlerʔ ihtijarlar met͡ʃlisinde o’nu ovsunler. New-Testament-2-Corinthians-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreklerinizi bize açın. Kimseye haksızlık etmedik, kimseyi saptırmadık, kimseyi çıkarımız için kullanmadık.|jureklerinizi bize at͡ʃin. kimseje haksizlik etmedikʔ kimseji saptirmadikʔ kimseji t͡ʃikarimiz it͡ʃin kullanmadik. Old-Testament-2-Kings-009-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İzebel'in cesedi ise Yizreel tarlasında yerin yüzünde gübre gibi olacak. Öyle ki, \"\"Bu İzebel'dir\"\" demeyecekler.'\"\"\"|\"izebelʔin t͡ʃesedi ise jizreel tarlasinda jerin juzunde ɡubre ɡibi olat͡ʃak. ojle kiʔ \"\"bu izebelʔdir\"\" demejet͡ʃekler.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey İsrael evi, size bu çömlekçinin yaptığı gibi yapamaz mıyım?” diyor Yahve. “İşte, kil çömlekçinin elinde nasılsa, siz de benim elimde öylesiniz, ey İsrael evi.|“ej israel eviʔ size bu t͡ʃomlekt͡ʃinin japtiɡi ɡibi japamaz mijim?” dijor jahve. “isteʔ kil t͡ʃomlekt͡ʃinin elinde nasilsaʔ siz de benim elimde ojlesinizʔ ej israel evi. Old-Testament-Nahum-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor, “İşte sana karşıyım, eteklerini yüzüne kaldıracağım. Çıplaklığını uluslara, ayıbını krallıklara göstereceğim.|ordular jahvesi sojle dijorʔ “iste sana karsijimʔ eteklerini juzune kaldirat͡ʃaɡim. t͡ʃiplakliɡini uluslaraʔ ajibini kralliklara ɡosteret͡ʃeɡim. Old-Testament-Leviticus-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yağı, kuyruk yağını, iç kısımdaki yağın tamamını, karaciğerin zarını, iki böbreği, yağlarını ve sağ budu aldı;|jaɡiʔ kujruk jaɡiniʔ it͡ʃ kisimdaki jaɡin tamaminiʔ karat͡ʃiɡerin zariniʔ iki bobreɡiʔ jaɡlarini ve saɡ budu aldi; Old-Testament-1-Samuel-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yoksullaştırır ve zenginleştirir. Hem alçaltır, hem yükseltir.|jahve joksullastirir ve zenɡinlestirir. hem alt͡ʃaltirʔ hem jukseltir. New-Testament-Matthew-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni insanların önünde kabullenen herkesi, ben de gökteki Babam’ın önünde kabulleneceğim.|beni insanlarin onunde kabullenen herkesiʔ ben de ɡokteki babam’in onunde kabullenet͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Samuel-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Sadok'a, \"\"Tanrı'nın Sandığı'nı kente geri götür\"\" dedi. \"\"Eğer Yahve'nin gözünde lütuf bulursam, beni geri getirecek ve hem sandığı hem de oturduğu yeri bana gösterecektir;\"|\"kral sadokʔaʔ \"\"tanriʔnin sandiɡiʔni kente ɡeri ɡotur\"\" dedi. \"\"eɡer jahveʔnin ɡozunde lutuf bulursamʔ beni ɡeri ɡetiret͡ʃek ve hem sandiɡi hem de oturduɡu jeri bana ɡosteret͡ʃektir;\" New-Testament-John-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla yaratıldı, ama dünya O’nu tanımadı.|oʔ dunjadajdiʔ dunja o’nun arat͡ʃiliɡijla jaratildiʔ ama dunja o’nu tanimadi. Old-Testament-1-Kings-022-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav'ın işlerinin geri kalanı, yaptığı her şey, yaptırdığı fildişi ev ve yaptırdığı bütün kentler, bunlar İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil midir?|ahavʔin islerinin ɡeri kalaniʔ japtiɡi her sejʔ japtirdiɡi fildisi ev ve japtirdiɡi butun kentlerʔ bunlar israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil midir? New-Testament-1-Thessalonians-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın isteği şudur: Kutsal olmanız, cinsel ahlaksızlıktan kaçınmanız.|t͡ʃunku tanri’nin isteɡi sudur kutsal olmanizʔ t͡ʃinsel ahlaksizliktan kat͡ʃinmaniz. Old-Testament-Numbers-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Balam sabah kalktı, eşeğine palan vurdu ve Moav beyleriyle birlikte gitti.|balam sabah kalktiʔ eseɡine palan vurdu ve moav bejlerijle birlikte ɡitti. Old-Testament-Psalms-048-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu görünce hayrete düştüler. Dehşet içinde aceleyle kaçıştılar.|onu ɡorunt͡ʃe hajrete dustuler. dehset it͡ʃinde at͡ʃelejle kat͡ʃistilar. Old-Testament-Exodus-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarının söylenmelerini duydum. Onlara de ki, 'Akşam et yiyeceksiniz ve sabahleyin ekmekle doyacaksınız. O zaman benim Tanrınız Yahve olduğumu bileceksiniz.'”\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin sojlenmelerini dujdum. onlara de kiʔ ʔaksam et jijet͡ʃeksiniz ve sabahlejin ekmekle dojat͡ʃaksiniz. o zaman benim tanriniz jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.ʔ”\" New-Testament-Luke-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir hizmetkâr iki efendiye hizmet edemez. Çünkü ya birinden nefret edip diğerini sever, ya da birini tutup diğerini hor görür. Hem Tanrı’ya, hem de Mamon'a hizmet edemezsiniz.”|hit͡ʃbir hizmetkar iki efendije hizmet edemez. t͡ʃunku ja birinden nefret edip diɡerini severʔ ja da birini tutup diɡerini hor ɡorur. hem tanri’jaʔ hem de mamonʔa hizmet edemezsiniz.” Old-Testament-Exodus-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"saf altından iki zincir yapacaksın; onları örgülü kordon gibi yapacaksın. Örgülü zincirleri yuvalara takacaksın.\"\"\"|\"saf altindan iki zint͡ʃir japat͡ʃaksin; onlari orɡulu kordon ɡibi japat͡ʃaksin. orɡulu zint͡ʃirleri juvalara takat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman uluslar illerden her yandan ona saldırdılar. Onun üzerine ağlarını serptiler. Onların çukurunda tutuldu.|o zaman uluslar illerden her jandan ona saldirdilar. onun uzerine aɡlarini serptiler. onlarin t͡ʃukurunda tutuldu. Old-Testament-Leviticus-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|beyaz baykuş, çöl baykuşu, balıkkartalı,|bejaz bajkusʔ t͡ʃol bajkusuʔ balikkartaliʔ Old-Testament-Jeremiah-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer O'ndan söz etmeyeceğim ya da artık O'nun adına söylemeyeceğim desem, o zaman yüreğimde, kemiklerimin içine kapatılmış yanan bir ateş gibi olur. İçimde tutmaktan yoruldum. Yapamıyorum.|eɡer oʔndan soz etmejet͡ʃeɡim ja da artik oʔnun adina sojlemejet͡ʃeɡim desemʔ o zaman jureɡimdeʔ kemiklerimin it͡ʃine kapatilmis janan bir ates ɡibi olur. it͡ʃimde tutmaktan joruldum. japamijorum. Old-Testament-2-Samuel-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom’la birlikte Yeruşalem’den davet edilen iki yüz kişi gitti, temiz yürekle gitmişlerdi ve onlar hiçbir şey bilmiyorlardı.|avsalom’la birlikte jerusalem’den davet edilen iki juz kisi ɡittiʔ temiz jurekle ɡitmislerdi ve onlar hit͡ʃbir sej bilmijorlardi. Old-Testament-Ezekiel-033-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşamleyin, kaçak gelmeden önce, Yahve'nin eli benim üzerimdeydi. Sabahleyin adam yanıma gelinceye kadar Yahve ağzımı açmıştı. Ağzım açıldı ve artık dilsiz değildim.|aksamlejinʔ kat͡ʃak ɡelmeden ont͡ʃeʔ jahveʔnin eli benim uzerimdejdi. sabahlejin adam janima ɡelint͡ʃeje kadar jahve aɡzimi at͡ʃmisti. aɡzim at͡ʃildi ve artik dilsiz deɡildim. Old-Testament-Psalms-136-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'i ortasından geçirene, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|israelʔi ortasindan ɡet͡ʃireneʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-Matthew-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler gidip Yeşua’nın kendilerine buyurduğu gibi yaptılar.|oɡrent͡ʃiler ɡidip jesua’nin kendilerine bujurduɡu ɡibi japtilar. Old-Testament-Job-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin ağzını gülüşle, dudaklarını haykırışla dolduracaktır.|senin aɡzini ɡulusleʔ dudaklarini hajkirisla doldurat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Kings-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle oldu ki, kral Yahve'nin evine her girdiğinde, muhafızlar onları taşırlardı ve muhafız odasına geri getirirlerdi.|ojle oldu kiʔ kral jahveʔnin evine her ɡirdiɡindeʔ muhafizlar onlari tasirlardi ve muhafiz odasina ɡeri ɡetirirlerdi. Old-Testament-Genesis-042-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’in onları anladığını bilmiyorlardı, çünkü aralarında bir tercüman vardı.|josef’in onlari anladiɡini bilmijorlardiʔ t͡ʃunku aralarinda bir tert͡ʃuman vardi. Old-Testament-Joshua-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu Yeriha'nın yanındayken gözlerini kaldırıp baktı ve işte, önünde elinde kılıcını çekmiş bir adam duruyordu. Yeşu onun yanına giderek şöyle dedi: \"\"Sen bizden mi yanasın, yoksa düşmanlarımızdan mı yanasın?\"\"\"|\"jesu jerihaʔnin janindajken ɡozlerini kaldirip bakti ve isteʔ onunde elinde kilit͡ʃini t͡ʃekmis bir adam durujordu. jesu onun janina ɡiderek sojle dedi \"\"sen bizden mi janasinʔ joksa dusmanlarimizdan mi janasin?\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-034-009|und|SPEAKER_00_Turkish|bu nedenle, ey çobanlar, Yahve'nin sözünü dinleyin!”|bu nedenleʔ ej t͡ʃobanlarʔ jahveʔnin sozunu dinlejin!” Old-Testament-Daniel-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun gücü büyük olacak, ama kendi gücüyle değil. Korkunç bir şekilde yok edecek ve yaptıklarında başarılı olacak. Güçlüleri ve kutsal halkı yok edecek.|onun ɡut͡ʃu bujuk olat͡ʃakʔ ama kendi ɡut͡ʃujle deɡil. korkunt͡ʃ bir sekilde jok edet͡ʃek ve japtiklarinda basarili olat͡ʃak. ɡut͡ʃluleri ve kutsal halki jok edet͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşman önünde onları doğu rüzgârı gibi dağıtacağım. Felaket gününde onlara yüz değil, arka göstereceğim.|dusman onunde onlari doɡu ruzɡari ɡibi daɡitat͡ʃaɡim. felaket ɡununde onlara juz deɡilʔ arka ɡosteret͡ʃeɡim. Old-Testament-Genesis-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Soyun yerin tozu gibi olacak; batıya, doğuya, kuzeye ve güneye yayılacaksınız. Yerin bütün aileleri sende ve soyunda kutsanacaktır.|sojun jerin tozu ɡibi olat͡ʃak; batijaʔ doɡujaʔ kuzeje ve ɡuneje jajilat͡ʃaksiniz. jerin butun aileleri sende ve sojunda kutsanat͡ʃaktir. Old-Testament-Amos-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün bağlarda ağıt yakılacak, çünkü aranızdan geçeceğim.\"\" diyor Yahve.\"|\"butun baɡlarda aɡit jakilat͡ʃakʔ t͡ʃunku aranizdan ɡet͡ʃet͡ʃeɡim.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-2-Kings-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Hizkiya bunu duyunca giysilerini yırttı, çula sarındı ve Yahve'nin evine girdi.|kral hizkija bunu dujunt͡ʃa ɡijsilerini jirttiʔ t͡ʃula sarindi ve jahveʔnin evine ɡirdi. Old-Testament-Nehemiah-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Seraya, Azarya, Yeremya,|serajaʔ azarjaʔ jeremjaʔ New-Testament-Ephesians-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarapla sarhoş olmayın, bu sizi taşkınlığa sürükler. Bunun yerine Ruh’la dolun.|sarapla sarhos olmajinʔ bu sizi taskinliɡa surukler. bunun jerine ruh’la dolun. New-Testament-John-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua bütün insanları bildiği için kendisi onlara güvenmiyordu.|ama jesua butun insanlari bildiɡi it͡ʃin kendisi onlara ɡuvenmijordu. Old-Testament-Job-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman insanların kulaklarını açar, ve onlara öğretilen şeyleri mühürler,|o zaman insanlarin kulaklarini at͡ʃarʔ ve onlara oɡretilen sejleri muhurlerʔ Old-Testament-Jeremiah-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Peygamberler yalan peygamberlik ediyor, ve kâhinler kendi yetkileriyle yönetiyor; ve halkım böyle olmasını seviyor. Bunun sonunda ne yapacaksınız?\"\"\"|\"pejɡamberler jalan pejɡamberlik edijorʔ ve kahinler kendi jetkilerijle jonetijor; ve halkim bojle olmasini sevijor. bunun sonunda ne japat͡ʃaksiniz?\"\"\" New-Testament-Hebrews-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ateşin gücünü söndürdüler. Kılıcın ağzından kaçtılar. Zayıflıkta güç buldular, savaşta güçlendiler ve yabancı orduları kaçırdılar.|atesin ɡut͡ʃunu sondurduler. kilit͡ʃin aɡzindan kat͡ʃtilar. zajiflikta ɡut͡ʃ buldularʔ savasta ɡut͡ʃlendiler ve jabant͡ʃi ordulari kat͡ʃirdilar. Old-Testament-Genesis-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, adamın karısını geri ver. Çünkü o bir peygamberdir ve sizin için dua edecek ve siz yaşayacaksınız. Onu geri vermezsen, sen ve sana ait olan herkes mutlaka ölecek.”|simdiʔ adamin karisini ɡeri ver. t͡ʃunku o bir pejɡamberdir ve sizin it͡ʃin dua edet͡ʃek ve siz jasajat͡ʃaksiniz. onu ɡeri vermezsenʔ sen ve sana ait olan herkes mutlaka olet͡ʃek.” Old-Testament-Jeremiah-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sizi ülkenizden uzaklaştırmak için, ve ben sizi süreyim ve yok olasınız diye size yalan peygamberlik ediyorlar.|t͡ʃunku sizi ulkenizden uzaklastirmak it͡ʃinʔ ve ben sizi surejim ve jok olasiniz dije size jalan pejɡamberlik edijorlar. Old-Testament-Amos-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama artık bir daha Beytel'de peygamberlik etme. Çünkü orası kralın kutsal yeri ve kral evidir!\"\" dedi.\"|\"ama artik bir daha bejtelʔde pejɡamberlik etme. t͡ʃunku orasi kralin kutsal jeri ve kral evidir!\"\" dedi.\" New-Testament-Mark-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler hepten şaşırmışlardı. Birbirlerine, “Öyleyse kim kurtulabilir?” dediler.|oɡrent͡ʃiler hepten sasirmislardi. birbirlerineʔ “ojlejse kim kurtulabilir?” dediler. Old-Testament-1-Kings-001-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Kral Solomon adam gönderdi ve onu sunaktan indirdiler. Gelip Kral Solomon’a eğildi; Solomon da ona, “Evine git” dedi.|bunun uzerine kral solomon adam ɡonderdi ve onu sunaktan indirdiler. ɡelip kral solomon’a eɡildi; solomon da onaʔ “evine ɡit” dedi. Old-Testament-Leviticus-011-041|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Yerde sürünen her canlı iğrençtir. Yenilmeyecektir.|“ʔjerde surunen her t͡ʃanli iɡrent͡ʃtir. jenilmejet͡ʃektir. New-Testament-John-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarap tükenince Yeşua’nın annesi O’na, “Şarapları yok” dedi.|sarap tukenint͡ʃe jesua’nin annesi o’naʔ “saraplari jok” dedi. New-Testament-Hebrews-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk doğanları yok edenin kendilerine dokunmaması için imanla Pesah’ı tuttu ve kanını serpti.|ilk doɡanlari jok edenin kendilerine dokunmamasi it͡ʃin imanla pesah’i tuttu ve kanini serpti. Old-Testament-Psalms-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve gökte gürledi. Yüceler Yücesi ses verdi, dolu ve alevli korlarla.|jahve ɡokte ɡurledi. jut͡ʃeler jut͡ʃesi ses verdiʔ dolu ve alevli korlarla. New-Testament-Romans-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa olmadan günah işleyenler Yasa olmadan da mahvolacaktır. Yasa altında günah işleyenler, Yasa tarafından yargılanacaktır.|kutsal jasa olmadan ɡunah islejenler jasa olmadan da mahvolat͡ʃaktir. jasa altinda ɡunah islejenlerʔ jasa tarafindan jarɡilanat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin, işlediği günahtan dolayı Yahve'nin önünde suç sunusu koçuyla onun için kefaret edecek; işlediği günah kendisine bağışlanacaktır.'\"\"\"|\"kahinʔ islediɡi ɡunahtan dolaji jahveʔnin onunde sut͡ʃ sunusu kot͡ʃujla onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃek; islediɡi ɡunah kendisine baɡislanat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü tamamen boşalacak ve tamamen harap olacak; çünkü Yahve bu sözü söyledi.|jerjuzu tamamen bosalat͡ʃak ve tamamen harap olat͡ʃak; t͡ʃunku jahve bu sozu sojledi. New-Testament-Ephesians-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Son olarak, Efendi’de ve O’nun kudretinin gücünde güçlenin.|son olarakʔ efendi’de ve o’nun kudretinin ɡut͡ʃunde ɡut͡ʃlenin. Old-Testament-Exodus-038-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıkları sunağın yanlarındaki halkalara taktı, onu taşımak için kullandı. Onu tahtadan içi boş yaptı.|siriklari sunaɡin janlarindaki halkalara taktiʔ onu tasimak it͡ʃin kullandi. onu tahtadan it͡ʃi bos japti. Old-Testament-Jeremiah-033-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu halkın, 'Yahve seçtiği iki boyu reddetti?' diye ne söylediğini görmüyor musun? Böylece halkımı karşılarında artık bir ulus saymayarak onu hor görüyorlar.\"\"\"|\"\"\"bu halkinʔ ʔjahve set͡ʃtiɡi iki boju reddetti?ʔ dije ne sojlediɡini ɡormujor musun? bojlet͡ʃe halkimi karsilarinda artik bir ulus sajmajarak onu hor ɡorujorlar.\"\"\" Old-Testament-Numbers-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kirli olup kendini arındırmayan kişi, Yahve'nin kutsal yerini kirlettiği için topluluğun arasından atılacaktır. Üzerine kirlilik suyu serpilmemiştir. O kirlidir.|ama kirli olup kendini arindirmajan kisiʔ jahveʔnin kutsal jerini kirlettiɡi it͡ʃin topluluɡun arasindan atilat͡ʃaktir. uzerine kirlilik suju serpilmemistir. o kirlidir. Old-Testament-Ezra-002-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Giddel'in çocukları, Gahar'ın çocukları, Reaya'nın çocukları,|ɡiddelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ɡaharʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ reajaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-Job-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin yürümüş olduğu eski yolu mu tutacaksın?|kotulerin jurumus olduɡu eski jolu mu tutat͡ʃaksin? New-Testament-Mark-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o günlerde gebe olan ve çocuk emzirenlerin vay haline!|ama o ɡunlerde ɡebe olan ve t͡ʃot͡ʃuk emzirenlerin vaj haline! Old-Testament-Ecclesiastes-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün kazancı da herkes içindir. Kral tarladan kazanç sağlar.|jerjuzunun kazant͡ʃi da herkes it͡ʃindir. kral tarladan kazant͡ʃ saɡlar. Old-Testament-Exodus-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe kayınpederinin gitmesine izin verdi ve o da kendi ülkesine doğru yola çıktı.|mose kajinpederinin ɡitmesine izin verdi ve o da kendi ulkesine doɡru jola t͡ʃikti. Old-Testament-Job-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mademki onun günleri belirlenmiş, aylarının sayısı senin yanındadır, onun sınırlarını da sen koydun ve öteye geçemez.|mademki onun ɡunleri belirlenmisʔ ajlarinin sajisi senin janindadirʔ onun sinirlarini da sen kojdun ve oteje ɡet͡ʃemez. Old-Testament-Jeremiah-049-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Damaskus surlarında ateş tutuşturacağım, ve Ben Hadad'ın saraylarını yiyip bitirecek.”|“damaskus surlarinda ates tutusturat͡ʃaɡimʔ ve ben hadadʔin sarajlarini jijip bitiret͡ʃek.” Old-Testament-2-Samuel-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un cariyesi Aya'nın kızı Rispa'nın yaptıkları David'e bildirildi.|saulʔun t͡ʃarijesi ajaʔnin kizi rispaʔnin japtiklari davidʔe bildirildi. Old-Testament-Numbers-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Deuteronomy-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu dağın çevresinde yeterince uzun dolandınız. Kuzeye dönün.|“bu daɡin t͡ʃevresinde jeterint͡ʃe uzun dolandiniz. kuzeje donun. Old-Testament-1-Samuel-030-006|und|SPEAKER_00_Turkish|David çok dertliydi, çünkü halk onu taşlamaktan söz ediyordu; çünkü bütün halkın, hepsi kendi oğulları ve kızları için canları kederliydi; ama David Tanrısı Yahve'de kendisini güçlendirdi.|david t͡ʃok dertlijdiʔ t͡ʃunku halk onu taslamaktan soz edijordu; t͡ʃunku butun halkinʔ hepsi kendi oɡullari ve kizlari it͡ʃin t͡ʃanlari kederlijdi; ama david tanrisi jahveʔde kendisini ɡut͡ʃlendirdi. Old-Testament-2-Kings-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kentte bir gedik açıldı ve bütün savaşçılar geceleyin, kral bahçesinin yanındaki iki duvar arasındaki kapı yolundan kaçtılar (Keldaniler çepeçevre kente karşıydı); ve Kral Arava yolundan gitti.|o zaman kentte bir ɡedik at͡ʃildi ve butun savast͡ʃilar ɡet͡ʃelejinʔ kral baht͡ʃesinin janindaki iki duvar arasindaki kapi jolundan kat͡ʃtilar (keldaniler t͡ʃepet͡ʃevre kente karsijdi); ve kral arava jolundan ɡitti. New-Testament-Hebrews-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka bir yerde de dediği gibi, “Melkisedek düzenine göre, sen sonsuza dek kâhinsin.”|baska bir jerde de dediɡi ɡibiʔ “melkisedek duzenine ɡoreʔ sen sonsuza dek kahinsin.” New-Testament-Mark-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyrukları biliyorsun: ‘Öldürmeyeceksin’, ‘Zina etmeyeceksin’, ‘Çalmayacaksın’, ‘Yalan yere tanıklık etmeyeceksin’, ‘Kimsenin hakkını yemeyeceksin’, ‘Babana ve annene saygı göstereceksin.’”|bujruklari bilijorsun ‘oldurmejet͡ʃeksin’ʔ ‘zina etmejet͡ʃeksin’ʔ ‘t͡ʃalmajat͡ʃaksin’ʔ ‘jalan jere taniklik etmejet͡ʃeksin’ʔ ‘kimsenin hakkini jemejet͡ʃeksin’ʔ ‘babana ve annene sajɡi ɡosteret͡ʃeksin.’” New-Testament-Luke-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yla birlikte idam edilmek üzere iki suçlu daha götürülüyordu.|jesua’jla birlikte idam edilmek uzere iki sut͡ʃlu daha ɡoturulujordu. Old-Testament-2-Chronicles-032-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla birlikte olan etten bir koldur, ama bize yardım etmek ve savaşlarımızı yapmak için bizimle birlikte olan Tanrımız Yahve'dir.” Halk, Yahuda Kralı Hizkiya'nın sözlerine güvendi.|onunla birlikte olan etten bir koldurʔ ama bize jardim etmek ve savaslarimizi japmak it͡ʃin bizimle birlikte olan tanrimiz jahveʔdir.” halkʔ jahuda krali hizkijaʔnin sozlerine ɡuvendi. Old-Testament-Amos-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|şöyle diyorsunuz, ‘Ne zaman Yeni Ay geçecek de tahıl satacağız? ve Şabat ne zaman geçecek ki, buğdayı pazara çıkaralım, Efayı küçültelim, şekeli büyütelim, hileli terazilerle hileli işler yapalım da,|sojle dijorsunuzʔ ‘ne zaman jeni aj ɡet͡ʃet͡ʃek de tahil satat͡ʃaɡiz? ve sabat ne zaman ɡet͡ʃet͡ʃek kiʔ buɡdaji pazara t͡ʃikaralimʔ efaji kut͡ʃultelimʔ sekeli bujutelimʔ hileli terazilerle hileli isler japalim daʔ Old-Testament-Psalms-073-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yine de sürekli seninleyim. Sağ elimden tuttun.|ama jine de surekli seninlejim. saɡ elimden tuttun. Old-Testament-Leviticus-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Genesis-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncü kuşakta buraya tekrar gelecekler. Çünkü Amorlular’ın suçu henüz tamamına ermedi.”|dordunt͡ʃu kusakta buraja tekrar ɡelet͡ʃekler. t͡ʃunku amorlular’in sut͡ʃu henuz tamamina ermedi.” Old-Testament-Job-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendilerine harabeler yapmış olan, yeryüzünün kralları ve danışmanlarıyla birlikte,|kendilerine harabeler japmis olanʔ jerjuzunun krallari ve danismanlarijla birlikteʔ Old-Testament-Deuteronomy-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı'nın yeryüzünde insanı yarattığı günden beri, sizden önceki geçmiş günleri, gökyüzünün bir ucundan öbür ucuna dek şimdi bir sorun; bu şey kadar büyük bir şey oldu mu, ya da böylesi duyuldu mu?|t͡ʃunku tanriʔnin jerjuzunde insani jarattiɡi ɡunden beriʔ sizden ont͡ʃeki ɡet͡ʃmis ɡunleriʔ ɡokjuzunun bir ut͡ʃundan obur ut͡ʃuna dek simdi bir sorun; bu sej kadar bujuk bir sej oldu muʔ ja da bojlesi dujuldu mu? Old-Testament-Ezekiel-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden onlara karşı peygamberlik et. Peygamberlik et, ey insanoğlu.\"\"\"|\"bu juzden onlara karsi pejɡamberlik et. pejɡamberlik etʔ ej insanoɡlu.\"\"\" New-Testament-Revelation-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra, yeryüzünün dört köşesinde duran dört melek gördüm. Bunlar karaya, denize, herhangi bir ağaca esmesin diye, yeryüzünün dört rüzgârını tutuyorlardı.|bundan sonraʔ jerjuzunun dort kosesinde duran dort melek ɡordum. bunlar karajaʔ denizeʔ herhanɡi bir aɡat͡ʃa esmesin dijeʔ jerjuzunun dort ruzɡarini tutujorlardi. New-Testament-Ephesians-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte tam bu amaçla, durumumuzu bilmeniz ve yüreklerinizi rahatlatması için onu size gönderiyorum.|iste tam bu amat͡ʃlaʔ durumumuzu bilmeniz ve jureklerinizi rahatlatmasi it͡ʃin onu size ɡonderijorum. Old-Testament-Ezekiel-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|'Ben Tanrınız Yahve’yim. Kurallarımda yürüyün, ilkelerimi tutun ve onları yapın.|ʔben tanriniz jahve’jim. kurallarimda jurujunʔ ilkelerimi tutun ve onlari japin. New-Testament-Matthew-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua Petrus’a dönerek, “Çekil önümden, Şeytan! Sen bana engelsin. Çünkü düşünceni Tanrı’nın şeyleri üzerine değil, insanın şeyleri üzerine dikiyorsun” dedi.|ama jesua petrus’a donerekʔ “t͡ʃekil onumdenʔ sejtan! sen bana enɡelsin. t͡ʃunku dusunt͡ʃeni tanri’nin sejleri uzerine deɡilʔ insanin sejleri uzerine dikijorsun” dedi. Old-Testament-Exodus-035-006|und|SPEAKER_00_Turkish|mavi, mor, kırmızı, ince keten, keçi kılı,|maviʔ morʔ kirmiziʔ int͡ʃe ketenʔ ket͡ʃi kiliʔ Old-Testament-Proverbs-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Esenlik sunuları yanımdadır. Bugün adaklarımı ödedim.|“esenlik sunulari janimdadir. buɡun adaklarimi odedim. Old-Testament-1-Samuel-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, seninle gelmiş olan efendinin hizmetkârlarıyla birlikte sabah erkenden kalkın; sabah erkenden kalkar kalkmaz, ortalık aydınlanınca ayrılın.”|bu nedenleʔ seninle ɡelmis olan efendinin hizmetkarlarijla birlikte sabah erkenden kalkin; sabah erkenden kalkar kalkmazʔ ortalik ajdinlanint͡ʃa ajrilin.” Old-Testament-Exodus-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve beni seven ve buyruklarımı tutanların binlercesine sevgi dolu iyilik gösteren, kıskanç bir Tanrı'yım.\"\"\"|\"ve beni seven ve bujruklarimi tutanlarin binlert͡ʃesine sevɡi dolu ijilik ɡosterenʔ kiskant͡ʃ bir tanriʔjim.\"\"\" New-Testament-Luke-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın öğrencileri bütün bu şeyleri ona anlattılar.|juhanna’nin oɡrent͡ʃileri butun bu sejleri ona anlattilar. Old-Testament-2-Kings-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Neko, Yeruşalem'de krallık yapmasın diye onu Hamat ülkesindeki Rivla'da zincire vurdu ve ülke üzerine yüz talant gümüş ve bir talant altın vergi koydu.|firavun nekoʔ jerusalemʔde krallik japmasin dije onu hamat ulkesindeki rivlaʔda zint͡ʃire vurdu ve ulke uzerine juz talant ɡumus ve bir talant altin verɡi kojdu. Old-Testament-2-Kings-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzbaşıları, Karyalılar'ı, muhafızları ve ülkenin bütün halkını yanına aldı; ve kralı Yahve'nin evinden indirdiler ve muhafız kapısından geçerek kralın evine geldiler. Kralların tahtı üzerine oturdu.|juzbasilariʔ karjalilarʔiʔ muhafizlari ve ulkenin butun halkini janina aldi; ve krali jahveʔnin evinden indirdiler ve muhafiz kapisindan ɡet͡ʃerek kralin evine ɡeldiler. krallarin tahti uzerine oturdu. Old-Testament-Genesis-042-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan diyarına, babaları Yakov’a gelip başlarına gelen her şeyi ona anlatıp şöyle dediler:|kenan dijarinaʔ babalari jakov’a ɡelip baslarina ɡelen her seji ona anlatip sojle dediler Old-Testament-1-Kings-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa, atası David'in yaptığı gibi, Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı.|asaʔ atasi davidʔin japtiɡi ɡibiʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti. New-Testament-Acts-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra halk bir kral isteyince, Tanrı onlara Benyamin oymağından Kiş oğlu Saul’u kırk yıllığına verdi.|sonra halk bir kral istejint͡ʃeʔ tanri onlara benjamin ojmaɡindan kis oɡlu saul’u kirk jilliɡina verdi. Old-Testament-Genesis-031-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan oraya Yegar Sahaduta adını verdi. Yakov ise ona Galed adını verdi.|lavan oraja jeɡar sahaduta adini verdi. jakov ise ona ɡaled adini verdi. Old-Testament-1-Samuel-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yişay Avinadav’ı çağırdı ve onu Samuel’in önünden geçirdi. Samuel, “Yahve bunu da seçmedi” dedi.|sonra jisaj avinadav’i t͡ʃaɡirdi ve onu samuel’in onunden ɡet͡ʃirdi. samuelʔ “jahve bunu da set͡ʃmedi” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-031-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe aynı gün bu ezgiyi yazıp İsrael'in çocuklarına öğretti.|mose ajni ɡun bu ezɡiji jazip israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina oɡretti. Old-Testament-Job-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Boğaları çiftleşir ve hiç boşa gitmez, inekleri buzağılar ve düşük yapmaz.|boɡalari t͡ʃiftlesir ve hit͡ʃ bosa ɡitmezʔ inekleri buzaɡilar ve dusuk japmaz. New-Testament-John-008-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben gerçeği söylediğim için bana inanmıyorsunuz.|ama ben ɡert͡ʃeɡi sojlediɡim it͡ʃin bana inanmijorsunuz. Old-Testament-Joshua-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre İssakar'ın çocukları oymağının mirası, köyleriyle birlikte kentler budur.|bojlarina ɡore issakarʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin mirasiʔ kojlerijle birlikte kentler budur. Old-Testament-Judges-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası kadının yanına indi; ve Şimşon orada bir ziyafet verdi; çünkü gençler böyle yaparlardı.|babasi kadinin janina indi; ve simson orada bir zijafet verdi; t͡ʃunku ɡent͡ʃler bojle japarlardi. New-Testament-1-Corinthians-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kaygılardan kurtulmanızı istiyorum. Evli olmayan erkek, Efendi’yi nasıl hoşnut edeceğini düşünerek Efendi’nin işleriyle ilgilenir.|ama kajɡilardan kurtulmanizi istijorum. evli olmajan erkekʔ efendi’ji nasil hosnut edet͡ʃeɡini dusunerek efendi’nin islerijle ilɡilenir. Old-Testament-2-Kings-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bütün peygamber hizmetkârları aracılığıyla söylemiş olduğu gibi, İsrael'i gözü önünden kaldırana dek, onlardan ayrılmadılar. Böylece İsrael kendi ülkesinden bugüne dek Aşur'a sürüldü.|jahve butun pejɡamber hizmetkarlari arat͡ʃiliɡijla sojlemis olduɡu ɡibiʔ israelʔi ɡozu onunden kaldirana dekʔ onlardan ajrilmadilar. bojlet͡ʃe israel kendi ulkesinden buɡune dek asurʔa suruldu. Old-Testament-Exodus-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi, “Aron'a de ki, ‘Değneğinle elini ırmakların, derelerin, havuzların üzerine uzat ve Mısır diyarının üzerine kurbağalar çıkart.'”|jahve moseʔje sojle dediʔ “aronʔa de kiʔ ‘deɡneɡinle elini irmaklarinʔ derelerinʔ havuzlarin uzerine uzat ve misir dijarinin uzerine kurbaɡalar t͡ʃikart.ʔ” Old-Testament-Lamentations-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün düşmanların sana karşı ağızlarını kocaman açtılar. Islık çalıp diş gıcırdatıyorlar. Şöyle diyorlar, “Onu yuttuk. Gerçekten de beklediğimiz gün budur. Onu bulduk. Onu gördük.”|butun dusmanlarin sana karsi aɡizlarini kot͡ʃaman at͡ʃtilar. islik t͡ʃalip dis ɡit͡ʃirdatijorlar. sojle dijorlarʔ “onu juttuk. ɡert͡ʃekten de beklediɡimiz ɡun budur. onu bulduk. onu ɡorduk.” Old-Testament-Ezekiel-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|On ikinci yılda, on ikinci ayda, ayın birinci gününde, “Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|on ikint͡ʃi jildaʔ on ikint͡ʃi ajdaʔ ajin birint͡ʃi ɡunundeʔ “jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi New-Testament-Matthew-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yağmur yağdı, seller geldi, yeller esti ve o eve saldırdı; ve ev yıkılmadı, çünkü kaya üzerine kurulmuştu.|jaɡmur jaɡdiʔ seller ɡeldiʔ jeller esti ve o eve saldirdi; ve ev jikilmadiʔ t͡ʃunku kaja uzerine kurulmustu. Old-Testament-Job-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer onunla çekişmek istese, binde bir bile O'na yanıt veremez.|eɡer onunla t͡ʃekismek isteseʔ binde bir bile oʔna janit veremez. Old-Testament-Jeremiah-038-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Sidkiya Yeremya'ya, “Bu sözleri kimse bilmesin, sen de ölmeyeceksin” dedi.|o zaman sidkija jeremjaʔjaʔ “bu sozleri kimse bilmesinʔ sen de olmejet͡ʃeksin” dedi. New-Testament-1-Corinthians-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer başka dilde konuşan biri varsa, iki ya da en çok üç kişi sırayla konuşsun, biri de çevirsin.|eɡer baska dilde konusan biri varsaʔ iki ja da en t͡ʃok ut͡ʃ kisi sirajla konussunʔ biri de t͡ʃevirsin. Old-Testament-Judges-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ama bana dedi: 'İşte gebe kalacaksın ve bir oğul doğuracaksın; artık şarap ve ağır içki içme. Kirli bir şey yeme; çünkü çocuk, ana rahminden öleceği güne dek Tanrı'nın Adanmışı olacaktır.'”|ama bana dedi ʔiste ɡebe kalat͡ʃaksin ve bir oɡul doɡurat͡ʃaksin; artik sarap ve aɡir it͡ʃki it͡ʃme. kirli bir sej jeme; t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃukʔ ana rahminden olet͡ʃeɡi ɡune dek tanriʔnin adanmisi olat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-Psalms-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzünü benden gizleme. Hizmetkârını öfkeyle uzaklaştırma. Yardımcım sen oldun. Bırakma, terk etme beni, ey kurtuluşumun Tanrısı.|juzunu benden ɡizleme. hizmetkarini ofkejle uzaklastirma. jardimt͡ʃim sen oldun. birakmaʔ terk etme beniʔ ej kurtulusumun tanrisi. Old-Testament-Joshua-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ulus Yarden'den geçtikten sonra, Yahve Yeşu'ya şöyle dedi,|butun ulus jardenʔden ɡet͡ʃtikten sonraʔ jahve jesuʔja sojle dediʔ Old-Testament-2-Kings-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral kadına sorduğunda, kadın ona anlattı. Bunun üzerine kral ona bir görevli atadı ve şöyle dedi: “Ülkeyi terk ettiği günden şimdiye dek, ona ait olan her şeyi ve tarlanın bütün ürünlerini geri ver.”|kral kadina sorduɡundaʔ kadin ona anlatti. bunun uzerine kral ona bir ɡorevli atadi ve sojle dedi “ulkeji terk ettiɡi ɡunden simdije dekʔ ona ait olan her seji ve tarlanin butun urunlerini ɡeri ver.” Old-Testament-Psalms-077-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski günleri, geçmiş devirlerin yıllarını düşünmekteyim.|eski ɡunleriʔ ɡet͡ʃmis devirlerin jillarini dusunmektejim. Old-Testament-Genesis-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde yaşayan her hayvan, her sürüngen, her kuş, familyalarına göre gemiden çıktılar.|jerjuzunde jasajan her hajvanʔ her surunɡenʔ her kusʔ familjalarina ɡore ɡemiden t͡ʃiktilar. Old-Testament-Ezra-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Nevo'nun çocukları, elli iki.|nevoʔnun t͡ʃot͡ʃuklariʔ elli iki. Old-Testament-1-Kings-001-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, “Saygıdeğer bir adam olduğunu gösterirse, saçının bir teli yere düşmeyecek; ama içinde kötülük bulunursa, ölecek” dedi.|solomonʔ “sajɡideɡer bir adam olduɡunu ɡosterirseʔ sat͡ʃinin bir teli jere dusmejet͡ʃek; ama it͡ʃinde kotuluk bulunursaʔ olet͡ʃek” dedi. New-Testament-Revelation-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle gördüklerini, şimdi olanları ve bundan sonra olacakları yaz.|bu nedenle ɡordukleriniʔ simdi olanlari ve bundan sonra olat͡ʃaklari jaz. Old-Testament-Proverbs-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne sağa sap, ne sola. Ayağını kötülükten çek.|ne saɡa sapʔ ne sola. ajaɡini kotulukten t͡ʃek. New-Testament-Hebrews-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın gazabından korkmadan imanla Mısır’dan ayrıldı. Çünkü görünmez Olan’ı görür gibi dayandı.|kralin ɡazabindan korkmadan imanla misir’dan ajrildi. t͡ʃunku ɡorunmez olan’i ɡorur ɡibi dajandi. Old-Testament-Exodus-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin kayınpederi Yetro, Tanrı'ya yakmalık sunu ve kurbanlar sundu. Aron, İsrael'in tüm ihtiyarlarıyla birlikte Moşe'nin kayınpederiyle birlikte Tanrı'nın önünde ekmek yemeye geldi.|moseʔnin kajinpederi jetroʔ tanriʔja jakmalik sunu ve kurbanlar sundu. aronʔ israelʔin tum ihtijarlarijla birlikte moseʔnin kajinpederijle birlikte tanriʔnin onunde ekmek jemeje ɡeldi. Old-Testament-Job-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|karanlığın gece yarısı, ışığın da gece yarısı gibi olduğu, ölüm gölgesi ve düzensizlik diyarına.’”|karanliɡin ɡet͡ʃe jarisiʔ isiɡin da ɡet͡ʃe jarisi ɡibi olduɡuʔ olum ɡolɡesi ve duzensizlik dijarina.’” Old-Testament-1-Samuel-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|kadınları ve oradakilerin hepsini, küçük büyük esir aldılar. Hiçbirini öldürmediler ama onları alıp yollarına gittiler.|kadinlari ve oradakilerin hepsiniʔ kut͡ʃuk bujuk esir aldilar. hit͡ʃbirini oldurmediler ama onlari alip jollarina ɡittiler. Old-Testament-Psalms-082-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Zayıfı, yoksulu ve yetimi savunun. Yoksulun ve ezilenin hakkını koruyun.|“zajifiʔ joksulu ve jetimi savunun. joksulun ve ezilenin hakkini korujun. Old-Testament-Exodus-039-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İki altın yuva ve iki altın halka yapıp iki halkayı göğüslüğün iki ucuna taktılar.|iki altin juva ve iki altin halka japip iki halkaji ɡoɡusluɡun iki ut͡ʃuna taktilar. Old-Testament-Deuteronomy-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemem için bana para karşılığında yiyecek satacaksın; ve içeyim diye bana para karşılığında su vereceksin.|jemem it͡ʃin bana para karsiliɡinda jijet͡ʃek satat͡ʃaksin; ve it͡ʃejim dije bana para karsiliɡinda su veret͡ʃeksin. Old-Testament-Isaiah-049-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama ben şöyle dedim: \"\"Boşuna emek verdim. Gücümü hiç için boşuna harcadım; ama kesin olarak hakkım olan adalet Yahve'nin yanındadır, karşılığı Tanrım'ın yanındadır.”\"|\"ama ben sojle dedim \"\"bosuna emek verdim. ɡut͡ʃumu hit͡ʃ it͡ʃin bosuna hart͡ʃadim; ama kesin olarak hakkim olan adalet jahveʔnin janindadirʔ karsiliɡi tanrimʔin janindadir.”\" Old-Testament-Song-of-Songs-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzı tatlıdır; evet, her yönüyle sevimlidir. Bu benim sevgilimdir ve bu benim dostumdur, ey Yeruşalem kızları.|aɡzi tatlidir; evetʔ her jonujle sevimlidir. bu benim sevɡilimdir ve bu benim dostumdurʔ ej jerusalem kizlari. Old-Testament-Numbers-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün tutsakları, insan olsun hayvan olsun yağmalanan her şeyi aldılar.|butun tutsaklariʔ insan olsun hajvan olsun jaɡmalanan her seji aldilar. Old-Testament-Exodus-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham'a, İshak'a ve Yakov'a Her Şeye Gücü Yeten Tanrı olarak göründüm, ama onlar beni Yahve adımla bilmiyordu.|avrahamʔaʔ ishakʔa ve jakovʔa her seje ɡut͡ʃu jeten tanri olarak ɡorundumʔ ama onlar beni jahve adimla bilmijordu. Old-Testament-Deuteronomy-028-067|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğini ürküten korkundan ve gözlerinin gördüklerinden dolayı, sabah, “Keşke akşam olsaydı!” diyeceksin, akşam da, “Keşke sabah olsaydı!” diyeceksin.|jureɡini urkuten korkundan ve ɡozlerinin ɡorduklerinden dolajiʔ sabahʔ “keske aksam olsajdi!” dijet͡ʃeksinʔ aksam daʔ “keske sabah olsajdi!” dijet͡ʃeksin. New-Testament-Luke-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onlara, “Gerçekten hasat bol, ama işçi az. Bu nedenle, hasatın sahibi Efendi’ye dua edin de hasadı kaldıracak işçiler göndersin” dedi.|o zaman onlaraʔ “ɡert͡ʃekten hasat bolʔ ama ist͡ʃi az. bu nedenleʔ hasatin sahibi efendi’je dua edin de hasadi kaldirat͡ʃak ist͡ʃiler ɡondersin” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada yaşadılar ve adına orada kutsal yer yaptılar ve şöyle dediler,|orada jasadilar ve adina orada kutsal jer japtilar ve sojle dedilerʔ New-Testament-1-John-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Işıkta olduğunu söyleyip de kardeşinden nefret eden hâlâ karanlıktadır.|isikta olduɡunu sojlejip de kardesinden nefret eden hala karanliktadir. Old-Testament-Joshua-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşu, bütün savaşçılarıyla birlikte Ay Kenti'ne çıkmak üzere kalktı. Yeşu, güçlü ve yiğit adamlardan otuz bin kişiyi seçti ve onları geceleyin gönderdi.|bunun uzerine jesuʔ butun savast͡ʃilarijla birlikte aj kentiʔne t͡ʃikmak uzere kalkti. jesuʔ ɡut͡ʃlu ve jiɡit adamlardan otuz bin kisiji set͡ʃti ve onlari ɡet͡ʃelejin ɡonderdi. Old-Testament-Genesis-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha onlarla konuşurken, Rahel babasının koyunlarıyla geldi çünkü o çobandı.|daha onlarla konusurkenʔ rahel babasinin kojunlarijla ɡeldi t͡ʃunku o t͡ʃobandi. Old-Testament-Exodus-032-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordugâha yaklaştığında buzağıyı ve dans edenleri gördü. O zaman Moşe'nin öfkesi alevlendi ve levhaları elinden fırlattı ve dağın eteğinde onları kırdı.|orduɡaha jaklastiɡinda buzaɡiji ve dans edenleri ɡordu. o zaman moseʔnin ofkesi alevlendi ve levhalari elinden firlatti ve daɡin eteɡinde onlari kirdi. New-Testament-Luke-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu şeyleri duyunca, ona şaştı. Sonra dönüp kendisini izleyen kalabalığa şöyle dedi: “Size şunu söyleyeyim, İsrael’de bile böyle büyük bir iman bulmadım.”|jesua bu sejleri dujunt͡ʃaʔ ona sasti. sonra donup kendisini izlejen kalabaliɡa sojle dedi “size sunu sojlejejimʔ israel’de bile bojle bujuk bir iman bulmadim.” New-Testament-Matthew-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Akşam olunca, bağın efendisi kâhyasına, ‘İşçileri çağır ve sonunculardan başlayarak birincilere doğru ücretlerini öde’ dedi.|“aksam olunt͡ʃaʔ baɡin efendisi kahjasinaʔ ‘ist͡ʃileri t͡ʃaɡir ve sonunt͡ʃulardan baslajarak birint͡ʃilere doɡru ut͡ʃretlerini ode’ dedi. Old-Testament-Isaiah-066-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve bütün insanlığa ateşle ve kılıcıyla yargı verecek; Yahve tarafından öldürülenler de çok olacak.|t͡ʃunku jahve butun insanliɡa atesle ve kilit͡ʃijla jarɡi veret͡ʃek; jahve tarafindan oldurulenler de t͡ʃok olat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav, savaşın önünde ve arkasında kendisine karşı olduğunu görünce, İsrael'in seçme adamlarından bazılarını ayırıp onları Suriyeliler'e karşı dizdi.|joavʔ savasin onunde ve arkasinda kendisine karsi olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ israelʔin set͡ʃme adamlarindan bazilarini ajirip onlari surijelilerʔe karsi dizdi. Old-Testament-Numbers-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in ilk doğanı Ruven'in çocukları, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek her erkek, teker teker hepsi:|israelʔin ilk doɡani ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek her erkekʔ teker teker hepsi Old-Testament-1-Kings-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün dünya, Tanrı'nın onun yüreğine koymuş olduğu bilgeliği duymak için Solomon'un yüzünü arardı.|butun dunjaʔ tanriʔnin onun jureɡine kojmus olduɡu bilɡeliɡi dujmak it͡ʃin solomonʔun juzunu arardi. Old-Testament-Nehemiah-012-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eskiden David'in ve Asaf'ın günlerinde ezgicilerin başı ve Tanrı'ya övgü ve şükran ilâhileri vardı.|t͡ʃunku eskiden davidʔin ve asafʔin ɡunlerinde ezɡit͡ʃilerin basi ve tanriʔja ovɡu ve sukran ilahileri vardi. Old-Testament-Deuteronomy-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikkat edin ki, Tanrınız Yahve'nin sizinle yaptığı antlaşmayı unutmayasınız ve Tanrınız Yahve'nin size yasakladığı herhangi bir şeyin biçiminde kendinize oyma put yapmayasınız.|dikkat edin kiʔ tanriniz jahveʔnin sizinle japtiɡi antlasmaji unutmajasiniz ve tanriniz jahveʔnin size jasakladiɡi herhanɡi bir sejin bit͡ʃiminde kendinize ojma put japmajasiniz. Old-Testament-1-Samuel-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, “Sen kendi gözünde küçük olduğun halde, İsrael oymaklarının başı yapılmadın mı?” dedi. “Yahve seni İsrael üzerine kral olarak meshetti.|samuelʔ “sen kendi ɡozunde kut͡ʃuk olduɡun haldeʔ israel ojmaklarinin basi japilmadin mi?” dedi. “jahve seni israel uzerine kral olarak meshetti. Old-Testament-2-Chronicles-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi Davidoğulları'nın elinde olan Yahve'nin Krallığı'na karşı koymayı düşünüyorsunuz. Siz büyük bir kalabalıksınız, Yarovam'ın size ilâhlar diye yaptığı altın buzağılar da yanınızdadır.|“simdi davidoɡullariʔnin elinde olan jahveʔnin kralliɡiʔna karsi kojmaji dusunujorsunuz. siz bujuk bir kalabaliksinizʔ jarovamʔin size ilahlar dije japtiɡi altin buzaɡilar da janinizdadir. Old-Testament-Zechariah-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, gümüş ve altın al, taçlar yap ve bunları Yehosadak oğlu Başkâhin Yeşu’nun başına koy;|evetʔ ɡumus ve altin alʔ tat͡ʃlar jap ve bunlari jehosadak oɡlu baskahin jesu’nun basina koj; Old-Testament-1-Chronicles-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın Sandığı'nı yeni bir arabaya bindirip Avinadav'ın evinden çıkardılar; Uzza ve Ahio da arabayı sürüyordu.|tanriʔnin sandiɡiʔni jeni bir arabaja bindirip avinadavʔin evinden t͡ʃikardilar; uzza ve ahio da arabaji surujordu. Old-Testament-Proverbs-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayakları ölüme iner. Adımları doğrudan Şeol'e götürür.|ajaklari olume iner. adimlari doɡrudan seolʔe ɡoturur. New-Testament-1-Thessalonians-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için Efendi’nin sözüyle size diyoruz ki, hayatta olan bizler, Efendi’nin gelişine dek bırakılmış olanlar, uyumuş olanların önüne kesinlikle geçmeyeceğiz.|bunun it͡ʃin efendi’nin sozujle size dijoruz kiʔ hajatta olan bizlerʔ efendi’nin ɡelisine dek birakilmis olanlarʔ ujumus olanlarin onune kesinlikle ɡet͡ʃmejet͡ʃeɡiz. Old-Testament-1-Samuel-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnızca Yahve'den korkun ve bütün yüreğinizle O'na doğrulukla hizmet edin; çünkü sizin için ne denli büyük şeyler yaptığını düşünün.|jalnizt͡ʃa jahveʔden korkun ve butun jureɡinizle oʔna doɡrulukla hizmet edin; t͡ʃunku sizin it͡ʃin ne denli bujuk sejler japtiɡini dusunun. Old-Testament-Jeremiah-039-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı, Sidkiya'nın oğullarını Rivla'da onun gözü önünde öldürdü. Babil Kralı, Yahuda'nın bütün soylularını da öldürdü.|babil kraliʔ sidkijaʔnin oɡullarini rivlaʔda onun ɡozu onunde oldurdu. babil kraliʔ jahudaʔnin butun sojlularini da oldurdu. Old-Testament-Job-031-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer benden nefret edenin yıkımına sevindiysem, ya da kötülük onu bulduğunda kendimi yükselttiysem,|“eɡer benden nefret edenin jikimina sevindijsemʔ ja da kotuluk onu bulduɡunda kendimi jukselttijsemʔ New-Testament-Luke-020-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o çağda ve ölülerin dirilişine layık görülenler ne evlenirler, ne de evlendirilirler.|ama o t͡ʃaɡda ve olulerin dirilisine lajik ɡorulenler ne evlenirlerʔ ne de evlendirilirler. Old-Testament-Hosea-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkım tahta puta danışıyor, ve ağaçtan değnek ona yanıt veriyor. Gerçekten fuhuş ruhu onları saptırdı, ve kendi Tanrıları'na sadakatsiz oldular.|halkim tahta puta danisijorʔ ve aɡat͡ʃtan deɡnek ona janit verijor. ɡert͡ʃekten fuhus ruhu onlari saptirdiʔ ve kendi tanrilariʔna sadakatsiz oldular. New-Testament-1-John-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Oğlu’nun geldiğini ve gerçek Olan’ı bilmemiz için bize anlayış verdiğini biliyoruz. Bizler gerçek Olan’da, O’nun Oğlu Yeşua Mesih’teyiz. Gerçek Tanrı ve sonsuz yaşam budur.|tanri oɡlu’nun ɡeldiɡini ve ɡert͡ʃek olan’i bilmemiz it͡ʃin bize anlajis verdiɡini bilijoruz. bizler ɡert͡ʃek olan’daʔ o’nun oɡlu jesua mesih’tejiz. ɡert͡ʃek tanri ve sonsuz jasam budur. Old-Testament-Genesis-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bu kent kaçmak için yakın ve küçük bir kenttir. O küçük yere kaçmama izin verin ki, canım kurtulsun.”|isteʔ bu kent kat͡ʃmak it͡ʃin jakin ve kut͡ʃuk bir kenttir. o kut͡ʃuk jere kat͡ʃmama izin verin kiʔ t͡ʃanim kurtulsun.” Old-Testament-Daniel-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu iki kralın da yürekleri kötülük tasarlayacak ve bir sofrada yalanlar söyleyecekler; ama başarılı olmayacak, çünkü son ancak belirlenen zamanda olacak.|bu iki kralin da jurekleri kotuluk tasarlajat͡ʃak ve bir sofrada jalanlar sojlejet͡ʃekler; ama basarili olmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku son ant͡ʃak belirlenen zamanda olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçlunun yolu dolambaçlı, ama masumun davranışı doğrudur.|sut͡ʃlunun jolu dolambat͡ʃliʔ ama masumun davranisi doɡrudur. Old-Testament-Judges-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidyon Nova ile Yogbeha'nın doğusunda çadırlarda yaşayanların yolundan çıkıp orduyu vurdu; çünkü ordu kendini güvende hissetti.|ɡidjon nova ile joɡbehaʔnin doɡusunda t͡ʃadirlarda jasajanlarin jolundan t͡ʃikip orduju vurdu; t͡ʃunku ordu kendini ɡuvende hissetti. Old-Testament-Isaiah-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, yetmiş yılın sonunda Yahve Sur'u ziyaret edecek. Kent ücretine geri dönecek ve yeryüzü üzerindeki dünyanın bütün krallıklarıyla fahişelik edecek.|ojle olat͡ʃak kiʔ jetmis jilin sonunda jahve surʔu zijaret edet͡ʃek. kent ut͡ʃretine ɡeri donet͡ʃek ve jerjuzu uzerindeki dunjanin butun kralliklarijla fahiselik edet͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-048-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden yüreğim Moav için ney gibi inliyor, yüreğim Kir Heresliler için ney gibi inliyor. Bu yüzden kazandığı bolluk yok oldu.|bu juzden jureɡim moav it͡ʃin nej ɡibi inlijorʔ jureɡim kir heresliler it͡ʃin nej ɡibi inlijor. bu juzden kazandiɡi bolluk jok oldu. Old-Testament-Exodus-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için şimdi gidin ve çalışın, çünkü size saman verilmeyecek; yine de aynı sayıda kerpiç teslim edeceksiniz!”|bunun it͡ʃin simdi ɡidin ve t͡ʃalisinʔ t͡ʃunku size saman verilmejet͡ʃek; jine de ajni sajida kerpit͡ʃ teslim edet͡ʃeksiniz!” Old-Testament-Exodus-032-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Aron'un yaptığı buzağıya yaptıkları yüzünden Yahve halkı vurdu.|t͡ʃunku aronʔun japtiɡi buzaɡija japtiklari juzunden jahve halki vurdu. New-Testament-Acts-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nu gördüm ve bana, ‘Acele et, Yeruşalem’den hemen çık. Çünkü benim hakkımdaki senin tanıklığını kabul etmeyecekler’ dedi.|oʔnu ɡordum ve banaʔ ‘at͡ʃele etʔ jerusalem’den hemen t͡ʃik. t͡ʃunku benim hakkimdaki senin tanikliɡini kabul etmejet͡ʃekler’ dedi. Old-Testament-Jeremiah-035-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: ‘Git, Yahuda halkına ve Yeruşalem sakinlerine söyle, \"\"Sözlerimi dinlemek için ders almayacak mısınız?\"\" diyor Yahve.\"|\"“israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor ‘ɡitʔ jahuda halkina ve jerusalem sakinlerine sojleʔ \"\"sozlerimi dinlemek it͡ʃin ders almajat͡ʃak misiniz?\"\" dijor jahve.\" New-Testament-Luke-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğeri gelip, ‘Efendimiz, işte, mendile sarıp sakladığım minan.|diɡeri ɡelipʔ ‘efendimizʔ isteʔ mendile sarip sakladiɡim minan. Old-Testament-Ezekiel-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yaşlıyı, genci, el değmemiş kızı, çocukları ve kadınları tümüyle öldürün; ama üzerinde işaret olan hiç kimseye yaklaşmayın. Tapınağımdan başlayın.” O zaman evin önündeki yaşlılardan başladılar.\"|\"\"\"jaslijiʔ ɡent͡ʃiʔ el deɡmemis kiziʔ t͡ʃot͡ʃuklari ve kadinlari tumujle oldurun; ama uzerinde isaret olan hit͡ʃ kimseje jaklasmajin. tapinaɡimdan baslajin.” o zaman evin onundeki jaslilardan basladilar.\" Old-Testament-Psalms-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimin darlıkları çoğaldı. Beni sıkıntılarımdan kurtar.|jureɡimin darliklari t͡ʃoɡaldi. beni sikintilarimdan kurtar. Old-Testament-Proverbs-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin nefret ettiği altı şey vardır, evet, O'na iğrenç gelen yedi şey:|jahveʔnin nefret ettiɡi alti sej vardirʔ evetʔ oʔna iɡrent͡ʃ ɡelen jedi sej Old-Testament-Proverbs-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyler, soylular ve dünyanın adil hükümdarları benim sayemde hüküm sürer.|bejlerʔ sojlular ve dunjanin adil hukumdarlari benim sajemde hukum surer. Old-Testament-Genesis-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tanrı babanızın sürüsünü alıp bana verdi.|bojlet͡ʃe tanri babanizin surusunu alip bana verdi. Old-Testament-Judges-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dördüncü gün sabah erkenden kalktılar, o da yola çıkmak üzere kalktı. Genç kadının babası damadına, \"\"Bir lokma ekmekle yüreğini güçlendir, sonra yoluna gidersin\"\" dedi.\"|\"dordunt͡ʃu ɡun sabah erkenden kalktilarʔ o da jola t͡ʃikmak uzere kalkti. ɡent͡ʃ kadinin babasi damadinaʔ \"\"bir lokma ekmekle jureɡini ɡut͡ʃlendirʔ sonra joluna ɡidersin\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-078-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzımı bir benzetmeyle açacağım. Eskilerin sırlarını söyleyeceğim,|aɡzimi bir benzetmejle at͡ʃat͡ʃaɡim. eskilerin sirlarini sojlejet͡ʃeɡimʔ New-Testament-1-Corinthians-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sünnetli olup olmamak bir şey değildir. Önemli olan, Tanrı’nın buyruklarını tutmaktır.|sunnetli olup olmamak bir sej deɡildir. onemli olanʔ tanri’nin bujruklarini tutmaktir. Old-Testament-1-Samuel-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Akiş'e şöyle dedi: \"\"Eğer şimdi senin gözünde lütuf bulduysam, bana ülkedeki kentlerden birinde yer versinler, orada oturayım. Çünkü hizmetkârın neden kral kentinde seninle birlikte otursun?”\"|\"david akisʔe sojle dedi \"\"eɡer simdi senin ɡozunde lutuf buldujsamʔ bana ulkedeki kentlerden birinde jer versinlerʔ orada oturajim. t͡ʃunku hizmetkarin neden kral kentinde seninle birlikte otursun?”\" Old-Testament-Isaiah-060-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkende zorbalık, sınırlarının içinde yıkım ve haraplık duyulmayacak. Ama surlarına Kurtuluş, kapılarına Övgü diyeceksin.|ulkende zorbalikʔ sinirlarinin it͡ʃinde jikim ve haraplik dujulmajat͡ʃak. ama surlarina kurtulusʔ kapilarina ovɡu dijet͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'de adanan her şey senin olacaktır.\"|\"\"\"israelʔde adanan her sej senin olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Jeremiah-043-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eline büyük taşlar al ve onları Tahpanhes'te Firavun'un evinin girişindeki tuğlalıkta, Yahuda halkının gözü önünde harcın içine gizle.\"|\"\"\"eline bujuk taslar al ve onlari tahpanhesʔte firavunʔun evinin ɡirisindeki tuɡlaliktaʔ jahuda halkinin ɡozu onunde hart͡ʃin it͡ʃine ɡizle.\" Old-Testament-Joshua-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları arasında miraslarını henüz paylaşmamış yedi oymak kaldı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda miraslarini henuz pajlasmamis jedi ojmak kaldi. Old-Testament-1-Chronicles-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Naham'ın kız kardeşi Hodiya'nın karısının oğulları, Keilalı Garmlılar'ın ve Eştemoalı Maakalılar'ın atalarıydı.|nahamʔin kiz kardesi hodijaʔnin karisinin oɡullariʔ keilali ɡarmlilarʔin ve estemoali maakalilarʔin atalarijdi. Old-Testament-Isaiah-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün insanın kibirli bakışları alçaltılacak, gururu eğdirilecek ve yalnızca Yahve yüceltilecek.|o ɡun insanin kibirli bakislari alt͡ʃaltilat͡ʃakʔ ɡururu eɡdirilet͡ʃek ve jalnizt͡ʃa jahve jut͡ʃeltilet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasının erkek kardeşi yoksa, mirasını soyundan kendisine en yakın olan akrabasına vereceksiniz ve o da onun mülkü olacak. Bu, Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi İsrael'in çocukları için bir kural ve ilke olacaktır.'”|babasinin erkek kardesi joksaʔ mirasini sojundan kendisine en jakin olan akrabasina veret͡ʃeksiniz ve o da onun mulku olat͡ʃak. buʔ jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin bir kural ve ilke olat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-Exodus-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bulutun içinde indi, orada onunla durdu ve Yahve'nin adını ilan etti.|jahve bulutun it͡ʃinde indiʔ orada onunla durdu ve jahveʔnin adini ilan etti. New-Testament-Acts-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hatta tapınağı bile kirletmeye kalkıştı. Ama biz onu tutukladık.|hatta tapinaɡi bile kirletmeje kalkisti. ama biz onu tutukladik. Old-Testament-Esther-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|onlara, her yıl Adar ayının on dördüncü ve on beşinci gününü tutmalarını,|onlaraʔ her jil adar ajinin on dordunt͡ʃu ve on besint͡ʃi ɡununu tutmalariniʔ Old-Testament-Ezekiel-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Amos-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Yakov'un övüncü üzerine ant içti: \"\"Gerçekten onların işlerinden hiçbirini asla unutmayacağım.\"|\"jahve jakovʔun ovunt͡ʃu uzerine ant it͡ʃti \"\"ɡert͡ʃekten onlarin islerinden hit͡ʃbirini asla unutmajat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Hosea-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Büyük kötülüğünüz yüzünden Beytel de size aynısını yapacak. Şafak vakti İsrael Kralı yıkılacak.\"\"\"|\"bujuk kotuluɡunuz juzunden bejtel de size ajnisini japat͡ʃak. safak vakti israel krali jikilat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-John-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da kentten çıkıp Yeşua’ya geliyordu.|onlar da kentten t͡ʃikip jesua’ja ɡelijordu. Old-Testament-Genesis-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarah, Mısırlı Hagar’ın Avraham’a doğurduğu oğlunun alay ettiğini gördü.|sarahʔ misirli haɡar’in avraham’a doɡurduɡu oɡlunun alaj ettiɡini ɡordu. Old-Testament-Proverbs-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|yoksa Yahve bunu görür ve hoşuna gitmez, ve gazabını ondan çevirir.|joksa jahve bunu ɡorur ve hosuna ɡitmezʔ ve ɡazabini ondan t͡ʃevirir. New-Testament-Luke-012-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus O’na, “Efendimiz, bu benzetmeyi bize mi yoksa herkese mi anlatıyorsun?” dedi.|petrus o’naʔ “efendimizʔ bu benzetmeji bize mi joksa herkese mi anlatijorsun?” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yoksullar ülkede eksik olmayacaktır. Bu nedenle, ülkendeki kardeşine, muhtaçlarına ve yoksullarına kesinlikle elini açmanı sana buyuruyorum.|t͡ʃunku joksullar ulkede eksik olmajat͡ʃaktir. bu nedenleʔ ulkendeki kardesineʔ muhtat͡ʃlarina ve joksullarina kesinlikle elini at͡ʃmani sana bujurujorum. Old-Testament-Job-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Dilin kamçısından saklı kalacaksın, yıkım gelince ondan korkmayacaksın.|dilin kamt͡ʃisindan sakli kalat͡ʃaksinʔ jikim ɡelint͡ʃe ondan korkmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-148-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünden Yahve’yi övün, ey büyük deniz yaratıkları ve tüm derinlikler,|jerjuzunden jahve’ji ovunʔ ej bujuk deniz jaratiklari ve tum derinliklerʔ Old-Testament-2-Kings-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yehu, İsrael'in Tanrısı Yahve'nin yasasında bütün yüreğiyle yürümeye dikkat etmedi. İsrael'i günah işlettiren Yarovam'ın günahlarından ayrılmadı.|ama jehuʔ israelʔin tanrisi jahveʔnin jasasinda butun jureɡijle jurumeje dikkat etmedi. israelʔi ɡunah islettiren jarovamʔin ɡunahlarindan ajrilmadi. Old-Testament-Deuteronomy-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve bu ulusları önünden azar azar kovacak. Onları hemen tüketemezsin, yoksa kır hayvanları senin üzerine çoğalır.|tanrin jahve bu uluslari onunden azar azar kovat͡ʃak. onlari hemen tuketemezsinʔ joksa kir hajvanlari senin uzerine t͡ʃoɡalir. Old-Testament-Job-030-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden arpım yasa, kavalım da ağlayanların sesine döndü.\"\"\"|\"bu juzden arpim jasaʔ kavalim da aɡlajanlarin sesine dondu.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sana mülk edinmek için vermekte olduğu ülkede, kırda yatan ve onu kimin vurduğu bilinmeyen, öldürülmüş biri bulunursa,|tanrin jahveʔnin sana mulk edinmek it͡ʃin vermekte olduɡu ulkedeʔ kirda jatan ve onu kimin vurduɡu bilinmejenʔ oldurulmus biri bulunursaʔ New-Testament-2-Timothy-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, Tanrı’nın sağlam temeli şu mühre sahip olarak duruyor: “Efendi kendisine ait olanları bilir” ve “Efendi’nin adını anan herkes kötülükten uzak dursun.”|bununla birlikteʔ tanri’nin saɡlam temeli su muhre sahip olarak durujor “efendi kendisine ait olanlari bilir” ve “efendi’nin adini anan herkes kotulukten uzak dursun.” New-Testament-Romans-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama, ey insanoğlu, sen kimsin ki Tanrı’ya karşılık veriyorsun? Kendisine biçim verilen, biçim verene, “Beni neden böyle yaptın” der mi?|amaʔ ej insanoɡluʔ sen kimsin ki tanri’ja karsilik verijorsun? kendisine bit͡ʃim verilenʔ bit͡ʃim vereneʔ “beni neden bojle japtin” der mi? Old-Testament-Genesis-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem yüz otuz yaşında, kendi benzerliğinde, kendi suretinde bir oğul babası oldu ve ona Şit adını koydu.|adem juz otuz jasindaʔ kendi benzerliɡindeʔ kendi suretinde bir oɡul babasi oldu ve ona sit adini kojdu. Old-Testament-Deuteronomy-033-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisi için ilk parçayı sağladı, çünkü kanun koyanın payı onun için ayrıldı. Halkının başlarıyla geldi. Yahve'nin doğruluğunu ve O'nun ilkelerini, İsrael'le birlikte yerine getirdi.”|kendisi it͡ʃin ilk part͡ʃaji saɡladiʔ t͡ʃunku kanun kojanin paji onun it͡ʃin ajrildi. halkinin baslarijla ɡeldi. jahveʔnin doɡruluɡunu ve oʔnun ilkeleriniʔ israelʔle birlikte jerine ɡetirdi.” New-Testament-Acts-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan yine denize açıldık. Rüzgâr ters yönden estiği için Kıbrıs’ın rüzgâr altında yelken açtık.|oradan jine denize at͡ʃildik. ruzɡar ters jonden estiɡi it͡ʃin kibris’in ruzɡar altinda jelken at͡ʃtik. Old-Testament-Leviticus-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama onun içini ve bacaklarını suyla yıkayacak. Kâhin, yakmalık sunu olarak, ateşle yapılan sunu olarak, Yahve'ye hoş koku olarak, bunların hepsini sunak üzerinde yakacaktır.'\"\"\"|\"ama onun it͡ʃini ve bat͡ʃaklarini sujla jikajat͡ʃak. kahinʔ jakmalik sunu olarakʔ atesle japilan sunu olarakʔ jahveʔje hos koku olarakʔ bunlarin hepsini sunak uzerinde jakat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Zekariya kendi bölüğünün sırasında Tanrı önünde kâhinlik görevini yerine getirirken,|zekarija kendi boluɡunun sirasinda tanri onunde kahinlik ɡorevini jerine ɡetirirkenʔ New-Testament-James-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, Efendi’nin adıyla konuşmuş olan peygamberleri sıkıntıda sabır örneği olarak alın.|kardeslerʔ efendi’nin adijla konusmus olan pejɡamberleri sikintida sabir orneɡi olarak alin. New-Testament-Revelation-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, 'Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye ihtiyacım yok' diyorsun. Oysa zavallı, sefil, yoksul, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun.|t͡ʃunkuʔ ʔzenɡinimʔ zenɡinlestimʔ hit͡ʃbir seje ihtijat͡ʃim jokʔ dijorsun. ojsa zavalliʔ sefilʔ joksulʔ kor ve t͡ʃiplak olduɡunu bilmijorsun. Old-Testament-Esther-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Haman içeri girdi. Kral ona, “Kralın onurlandırmak istediği insana ne yapılmalı?” diye sordu. Haman yüreğinde, “Kral benden daha çok kimi onurlandırmak ister?” dedi.|bojlet͡ʃe haman it͡ʃeri ɡirdi. kral onaʔ “kralin onurlandirmak istediɡi insana ne japilmali?” dije sordu. haman jureɡindeʔ “kral benden daha t͡ʃok kimi onurlandirmak ister?” dedi. Old-Testament-Isaiah-033-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada oturan, “Hastayım” demeyecek. Orada oturan halkın suçu bağışlanacak.|orada oturanʔ “hastajim” demejet͡ʃek. orada oturan halkin sut͡ʃu baɡislanat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hivliler'in, Arklılar'ın, Sinliler'in,|hivlilerʔinʔ arklilarʔinʔ sinlilerʔinʔ Old-Testament-1-Samuel-017-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler ve Filistliler ordu orduya karşı olmak üzere savaş düzenine girdiler.|israelliler ve filistliler ordu orduja karsi olmak uzere savas duzenine ɡirdiler. Old-Testament-1-Chronicles-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yâvan'ın oğulları: Elişa, Tarşiş, Kittim, Rodanim.|javanʔin oɡullari elisaʔ tarsisʔ kittimʔ rodanim. Old-Testament-Ezekiel-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Yüreğin ne kadar zayıf,\"\" diyor Efendi Yahve, \"\"Bütün bu şeyleri, utanmaz bir fahişenin işini yaptığın için;\"|\"\"\"\"\"ʔjureɡin ne kadar zajifʔ\"\" dijor efendi jahveʔ \"\"butun bu sejleriʔ utanmaz bir fahisenin isini japtiɡin it͡ʃin;\" Old-Testament-2-Kings-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona şöyle dediler, \"\"Hizkiya diyor ki, 'Bugün sıkıntı, azarlama ve reddedilme günüdür; çünkü çocuklar doğum vaktine geldi ve onları doğuracak güç yok.\"|\"ona sojle dedilerʔ \"\"hizkija dijor kiʔ ʔbuɡun sikintiʔ azarlama ve reddedilme ɡunudur; t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuklar doɡum vaktine ɡeldi ve onlari doɡurat͡ʃak ɡut͡ʃ jok.\" Old-Testament-2-Chronicles-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer adımla çağırılan halkım kendilerini alçaltırsa, dua edip yüzümü ararsa ve kötü yollarından dönerlerse, gökten işiteceğim, günahlarını bağışlayacağım ve ülkelerini iyileştireceğim.|eɡer adimla t͡ʃaɡirilan halkim kendilerini alt͡ʃaltirsaʔ dua edip juzumu ararsa ve kotu jollarindan donerlerseʔ ɡokten isitet͡ʃeɡimʔ ɡunahlarini baɡislajat͡ʃaɡim ve ulkelerini ijilestiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Jeremiah-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bunlardan dolayı onları cezalandırmaz mıyım?” diyor Yahve. “Böyle bir ulustan canım öç almaz mı?\"\"\"|\"“bunlardan dolaji onlari t͡ʃezalandirmaz mijim?” dijor jahve. “bojle bir ulustan t͡ʃanim ot͡ʃ almaz mi?\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mısır'dan çıktığınızda yolda sizi ekmek ve suyla karşılamadılar ve Mezopotamya'lı Pethor'dan sana lanet etmek için Beor oğlu Balam'ı sana karşı ücretle tuttular.|t͡ʃunku misirʔdan t͡ʃiktiɡinizda jolda sizi ekmek ve sujla karsilamadilar ve mezopotamjaʔli pethorʔdan sana lanet etmek it͡ʃin beor oɡlu balamʔi sana karsi ut͡ʃretle tuttular. Old-Testament-Joshua-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Manaşşe oğlu Makir oğlu, Gilad oğlu, Hefer oğlu Selofhad'ın oğulları yoktu, yalnızca kızları vardı. Kızlarının adları şunlardır: Mahla, Nuh, Hogla, Milka ve Tirsa.|ama manasse oɡlu makir oɡluʔ ɡilad oɡluʔ hefer oɡlu selofhadʔin oɡullari joktuʔ jalnizt͡ʃa kizlari vardi. kizlarinin adlari sunlardir mahlaʔ nuhʔ hoɡlaʔ milka ve tirsa. Old-Testament-Deuteronomy-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Tanrınız Yahve'nin size buyurduğu gibi Şabat Günü'nün kutsallığını korumak için onu tut.\"|\"\"\"tanriniz jahveʔnin size bujurduɡu ɡibi sabat ɡunuʔnun kutsalliɡini korumak it͡ʃin onu tut.\" Old-Testament-Jeremiah-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bütün Arabistan krallarına, çölde oturan bütün karışık halkların krallarına;|ve butun arabistan krallarinaʔ t͡ʃolde oturan butun karisik halklarin krallarina; Old-Testament-Exodus-021-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer boğa bir erkek ya da kadın hizmetçiyi süserse, efendilerine otuz şekel gümüş verilecek ve öküz taşlanacaktır.\"\"\"|\"eɡer boɡa bir erkek ja da kadin hizmett͡ʃiji suserseʔ efendilerine otuz sekel ɡumus verilet͡ʃek ve okuz taslanat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-056-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya güvenirim, korkmam. İnsan bana ne yapabilir?|tanriʔja ɡuvenirimʔ korkmam. insan bana ne japabilir? New-Testament-Acts-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü çevrede dolaşıp tapındığınız şeyleri incelerken, üzerinde ‘BİLİNMEYEN TANRI’YA’ yazılı bir sunakla karşılaştım. İşte bilmeden tapındığınız bu Tanrı’yı size bildiriyorum.|t͡ʃunku t͡ʃevrede dolasip tapindiɡiniz sejleri int͡ʃelerkenʔ uzerinde ‘bilinmejen tanri’ja’ jazili bir sunakla karsilastim. iste bilmeden tapindiɡiniz bu tanri’ji size bildirijorum. Old-Testament-Jeremiah-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor, “O zaman Yahuda krallarının kemiklerini, beylerinin kemiklerini, kâhinlerin kemiklerini, peygamberlerin kemiklerini ve Yeruşalem sakinlerinin kemiklerini mezarlarından çıkaracaklar.|jahve sojle dijorʔ “o zaman jahuda krallarinin kemikleriniʔ bejlerinin kemikleriniʔ kahinlerin kemikleriniʔ pejɡamberlerin kemiklerini ve jerusalem sakinlerinin kemiklerini mezarlarindan t͡ʃikarat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Mısır'da Moşe'yle konuştuğu gün,|jahveʔnin misirʔda moseʔjle konustuɡu ɡunʔ Old-Testament-Genesis-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklar büyüdüler. Esav yetenekli bir avcıydı, bir kır adamı oldu. Yakov çadırlarda yaşayan sakin bir adamdı.|t͡ʃot͡ʃuklar bujuduler. esav jetenekli bir avt͡ʃijdiʔ bir kir adami oldu. jakov t͡ʃadirlarda jasajan sakin bir adamdi. New-Testament-Acts-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları getirip Yüksek Kurul’un önüne koydular. Başkâhin onları sorgulayıp,|onlari ɡetirip juksek kurul’un onune kojdular. baskahin onlari sorɡulajipʔ Old-Testament-Ezekiel-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana verdiğim benim altınım ve gümüşümden güzel mücevherlerini de aldın, kendine insan suretleri yaptın ve onlarla fahişelik ettin.|sana verdiɡim benim altinim ve ɡumusumden ɡuzel mut͡ʃevherlerini de aldinʔ kendine insan suretleri japtin ve onlarla fahiselik ettin. New-Testament-1-Timothy-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu, bütün insanların kurtulmasını ve gerçeğin tam bilgisine ulaşmasını isteyen Kurtarıcımız Tanrı’nın gözünde iyi ve kabule layıktır.|t͡ʃunku buʔ butun insanlarin kurtulmasini ve ɡert͡ʃeɡin tam bilɡisine ulasmasini istejen kurtarit͡ʃimiz tanri’nin ɡozunde iji ve kabule lajiktir. Old-Testament-Deuteronomy-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendine yedi hafta sayacaksın. Dik duran ekine orak salladığın vakitten itibaren yedi haftayı saymaya başlayacaksın.|kendine jedi hafta sajat͡ʃaksin. dik duran ekine orak salladiɡin vakitten itibaren jedi haftaji sajmaja baslajat͡ʃaksin. Old-Testament-Genesis-043-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’e ayrı, kardeşlerine ayrı ve Yosef’le yemek yiyen Mısırlılar’a ayrı hizmet edildi. Çünkü Mısırlılar İbraniler’le yemek yemezlerdi ve bunu iğrençlik sayarlardı.|josef’e ajriʔ kardeslerine ajri ve josef’le jemek jijen misirlilar’a ajri hizmet edildi. t͡ʃunku misirlilar ibraniler’le jemek jemezlerdi ve bunu iɡrent͡ʃlik sajarlardi. Old-Testament-Deuteronomy-004-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Arnon Vadisi'nin kıyısındaki Aroer'den Sion Dağı'na (Hermon da denir) kadar,|arnon vadisiʔnin kijisindaki aroerʔden sion daɡiʔna (hermon da denir) kadarʔ Old-Testament-Leviticus-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinde yaşamış olduğunuz Mısır diyarında onların yaptığı gibi yapmayacaksınız. Sizi götürmekte olduğum Kenan diyarında onların yaptığı gibi yapmayacaksınız. Onların kurallarını izlemeyeceksiniz.|it͡ʃinde jasamis olduɡunuz misir dijarinda onlarin japtiɡi ɡibi japmajat͡ʃaksiniz. sizi ɡoturmekte olduɡum kenan dijarinda onlarin japtiɡi ɡibi japmajat͡ʃaksiniz. onlarin kurallarini izlemejet͡ʃeksiniz. New-Testament-Matthew-026-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Biraz ileri gidip, yüzüstü yere kapandı. Şöyle dua etti: “Baba, mümkünse bu kâse benden geçsin. Yine de, benim isteğim değil, senin isteğin olsun.”|biraz ileri ɡidipʔ juzustu jere kapandi. sojle dua etti “babaʔ mumkunse bu kase benden ɡet͡ʃsin. jine deʔ benim isteɡim deɡilʔ senin isteɡin olsun.” Old-Testament-Psalms-055-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Keşke güvercin gibi kanatlarım olsaydı!” dedim. Uçup gider, rahatlardım.|“keske ɡuvert͡ʃin ɡibi kanatlarim olsajdi!” dedim. ut͡ʃup ɡiderʔ rahatlardim. New-Testament-Mark-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine başka birini gönderdi. Onu öldürdüler. Bunun gibi daha birçok kişi gönderdi, bazılarını dövdüler bazılarını öldürdüler.|jine baska birini ɡonderdi. onu oldurduler. bunun ɡibi daha birt͡ʃok kisi ɡonderdiʔ bazilarini dovduler bazilarini oldurduler. Old-Testament-Psalms-076-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O, beylerin ruhunu kırar. Yeryüzü kralları O’ndan korkar.|oʔ bejlerin ruhunu kirar. jerjuzu krallari o’ndan korkar. New-Testament-James-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece dil küçük bir üyedir ve büyük şeylerle övünür. Bakın, küçücük bir kıvılcım koca bir ormanı tutuşturabilir!|bojlet͡ʃe dil kut͡ʃuk bir ujedir ve bujuk sejlerle ovunur. bakinʔ kut͡ʃut͡ʃuk bir kivilt͡ʃim kot͡ʃa bir ormani tutusturabilir! Old-Testament-1-Chronicles-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Amon onun oğlu Yoşiya onun oğlu.|amon onun oɡlu josija onun oɡlu. New-Testament-Luke-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Zakkay adında bir adam vardı. Kendisi vergi görevlilerinin başıydı ve zengindi.|zakkaj adinda bir adam vardi. kendisi verɡi ɡorevlilerinin basijdi ve zenɡindi. New-Testament-John-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, siz ağlayıp yas tutacaksınız, ama dünya sevinecek. Kederleneceksiniz ama kederiniz sevince dönecektir.|size doɡrusunu sojlejejimʔ siz aɡlajip jas tutat͡ʃaksinizʔ ama dunja sevinet͡ʃek. kederlenet͡ʃeksiniz ama kederiniz sevint͡ʃe donet͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kötü insanın yolundan iğrenir, ama doğruluğun ardından gideni sever.|jahve kotu insanin jolundan iɡrenirʔ ama doɡruluɡun ardindan ɡideni sever. New-Testament-2-Thessalonians-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizler de akılsız ve kötü insanlardan kurtulalım; çünkü hepsinin imanı yoktur.|bizler de akilsiz ve kotu insanlardan kurtulalim; t͡ʃunku hepsinin imani joktur. Old-Testament-Zechariah-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları Yahve'de güçlendireceğim. O'nun adıyla dolaşacaklar,\"\" diyor Yahve.\"|\"onlari jahveʔde ɡut͡ʃlendiret͡ʃeɡim. oʔnun adijla dolasat͡ʃaklarʔ\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Numbers-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları temizlemek için şunu yapacaksın: Arınma suyunu üzerlerine serp, bütün vücutlarını usturayla tıraş etsinler, giysilerini yıkasınlar ve kendilerini temizlesinler.|onlari temizlemek it͡ʃin sunu japat͡ʃaksin arinma sujunu uzerlerine serpʔ butun vut͡ʃutlarini usturajla tiras etsinlerʔ ɡijsilerini jikasinlar ve kendilerini temizlesinler. Old-Testament-Deuteronomy-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|seni alçaltsın, ve sonunda sana iyilik etmek için seni denesin diye, atalarının bilmediği man ile çölde seni besleyen Tanrın Yahve'yi unutmayasın;|seni alt͡ʃaltsinʔ ve sonunda sana ijilik etmek it͡ʃin seni denesin dijeʔ atalarinin bilmediɡi man ile t͡ʃolde seni beslejen tanrin jahveʔji unutmajasin; Old-Testament-Jeremiah-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hananya bütün halkın önünde söyleyip dedi: \"\"Yahve şöyle diyor: 'Babil Kralı Nebukadnetsar'ın boyunduruğunu iki bütün yıl içinde bütün ulusların boynundan böyle kıracağım.'\"\" Sonra Peygamber Yeremya yoluna gitti.\"|\"hananja butun halkin onunde sojlejip dedi \"\"jahve sojle dijor ʔbabil krali nebukadnetsarʔin bojunduruɡunu iki butun jil it͡ʃinde butun uluslarin bojnundan bojle kirat͡ʃaɡim.ʔ\"\" sonra pejɡamber jeremja joluna ɡitti.\" Old-Testament-Isaiah-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarap yüzünden sokaklarda ağlama sesleri duyuluyor. Bütün sevinçler karardı. Memleketin neşesi gitti.|sarap juzunden sokaklarda aɡlama sesleri dujulujor. butun sevint͡ʃler karardi. memleketin nesesi ɡitti. Old-Testament-2-Chronicles-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un Tanrı'nın evinin yapımı için koyduğu temeller şunlardır: Uzunluğu birinci ölçüye göre, altmış arşın, genişliği yirmi arşın.|solomonʔun tanriʔnin evinin japimi it͡ʃin kojduɡu temeller sunlardir uzunluɡu birint͡ʃi olt͡ʃuje ɡoreʔ altmis arsinʔ ɡenisliɡi jirmi arsin. New-Testament-Hebrews-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyi onun ayaklarının altına tabi kıldın.” Çünkü Tanrı her şeyi insana tabi kılmakla, ona tabi olmayan hiçbir şey bırakmadı. Ama şimdi henüz her şeyin ona tabi kılınmış olduğunu görmüyoruz.|her seji onun ajaklarinin altina tabi kildin.” t͡ʃunku tanri her seji insana tabi kilmaklaʔ ona tabi olmajan hit͡ʃbir sej birakmadi. ama simdi henuz her sejin ona tabi kilinmis olduɡunu ɡormujoruz. Old-Testament-Leviticus-016-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu, İsrael'in çocuklarının bütün günahlarından dolayı yılda bir kez onlara kefaret etmen için senin için kalıcı bir kural olacak.\"\" Bu, Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi yapıldı.\"|\"\"\"buʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun ɡunahlarindan dolaji jilda bir kez onlara kefaret etmen it͡ʃin senin it͡ʃin kalit͡ʃi bir kural olat͡ʃak.\"\" buʔ jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi japildi.\" Old-Testament-Psalms-081-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'den nefret edenler O'nun önünde sinerdi, onların cezası sonsuza dek sürerdi.|jahveʔden nefret edenler oʔnun onunde sinerdiʔ onlarin t͡ʃezasi sonsuza dek surerdi. New-Testament-Romans-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tıpkı yazıldığı gibi, “Sizin yüzünüzden uluslar arasında Tanrı’nın adına küfrediliyor.”|tipki jazildiɡi ɡibiʔ “sizin juzunuzden uluslar arasinda tanri’nin adina kufredilijor.” Old-Testament-Leviticus-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin kanı Buluşma Çadırı'nın kapısındaki Yahve'nin sunağı üzerine serpecek ve yağını Yahve'ye hoş koku olarak yakacaktır.|kahin kani bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisindaki jahveʔnin sunaɡi uzerine serpet͡ʃek ve jaɡini jahveʔje hos koku olarak jakat͡ʃaktir. Old-Testament-Nehemiah-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi bir araya gelip Yeruşalem'e karşı savaşmak ve aramızda karışıklık çıkarmak için düzen kurdular.|hepsi bir araja ɡelip jerusalemʔe karsi savasmak ve aramizda karisiklik t͡ʃikarmak it͡ʃin duzen kurdular. Old-Testament-Genesis-050-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğulları ona tam kendilerine buyurduğu gibi yaptı.|oɡullari ona tam kendilerine bujurduɡu ɡibi japti. Old-Testament-Proverbs-016-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağarmış saç yücelik tacıdır. Doğru bir yaşamla erişilir.|aɡarmis sat͡ʃ jut͡ʃelik tat͡ʃidir. doɡru bir jasamla erisilir. Old-Testament-2-Chronicles-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve deyin, ‘Kral şöyle diyor, \"\"Bu adamı zindana atın ve ben esenlikle dönünceye dek ona sıkıntı ekmeği ve sıkıntı suyu verin.\"\"'\"\"\"|\"ve dejinʔ ‘kral sojle dijorʔ \"\"bu adami zindana atin ve ben esenlikle donunt͡ʃeje dek ona sikinti ekmeɡi ve sikinti suju verin.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Kings-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin kendilerine, \"\"Bu şeyi yapmayacaksınız\"\" dediği putlara hizmet ettiler.\"|\"jahveʔnin kendilerineʔ \"\"bu seji japmajat͡ʃaksiniz\"\" dediɡi putlara hizmet ettiler.\" Old-Testament-1-Chronicles-024-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Merari'nin oğulları: Mahli ve Muşi. Yaaziya'nın oğlu: Beno.|merariʔnin oɡullari mahli ve musi. jaazijaʔnin oɡlu beno. Old-Testament-Judges-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç yüz boru çaldılar ve Yahve her birinin kılıcını arkadaşına karşı ve bütün orduya karşı koydu; ve ordu Beyt Şitta'ya, Sereray'a doğru, Tabbat yanındaki Avel Mehola sınırına kadar kaçtı.|ut͡ʃ juz boru t͡ʃaldilar ve jahve her birinin kilit͡ʃini arkadasina karsi ve butun orduja karsi kojdu; ve ordu bejt sittaʔjaʔ sererajʔa doɡruʔ tabbat janindaki avel mehola sinirina kadar kat͡ʃti. Old-Testament-Jeremiah-049-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, senin üzerine çevrende bulunanların hepsinden dehşet getireceğim,\"\" diyor Ordular Efendisi Yahve, hepiniz tamamen kovulacaksınız, kaçakları toplayacak kimse olmayacak.\"\"\"|\"isteʔ senin uzerine t͡ʃevrende bulunanlarin hepsinden dehset ɡetiret͡ʃeɡimʔ\"\" dijor ordular efendisi jahveʔ hepiniz tamamen kovulat͡ʃaksinizʔ kat͡ʃaklari toplajat͡ʃak kimse olmajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunularını gördüğün her yerde sunmamaya dikkat et;|jakmalik sunularini ɡorduɡun her jerde sunmamaja dikkat et; Old-Testament-Proverbs-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük edenler yüzünden kendini üzme, ne de kötülere imren,|kotuluk edenler juzunden kendini uzmeʔ ne de kotulere imrenʔ New-Testament-1-Corinthians-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukken çocuk gibi konuşur, çocuk gibi hisseder, çocuk gibi düşünürdüm. Artık yetişkin biri olunca, çocukça şeyleri bir yana bıraktım.|t͡ʃot͡ʃukken t͡ʃot͡ʃuk ɡibi konusurʔ t͡ʃot͡ʃuk ɡibi hissederʔ t͡ʃot͡ʃuk ɡibi dusunurdum. artik jetiskin biri olunt͡ʃaʔ t͡ʃot͡ʃukt͡ʃa sejleri bir jana biraktim. Old-Testament-Numbers-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu New-Testament-Mark-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Beytsayda’ya geldi. O’na kör bir adam getirip ona dokunması için yalvardılar.|jesua bejtsajda’ja ɡeldi. o’na kor bir adam ɡetirip ona dokunmasi it͡ʃin jalvardilar. Old-Testament-Esther-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün Ester kraliçe giysilerini giydi ve kral evinin iç avlusunda, kral evinin yanında durdu. Kral, krallık evinde, evin girişinin yanında krallık tahtı üzerinde oturuyordu.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡun ester kralit͡ʃe ɡijsilerini ɡijdi ve kral evinin it͡ʃ avlusundaʔ kral evinin janinda durdu. kralʔ krallik evindeʔ evin ɡirisinin janinda krallik tahti uzerinde oturujordu. Old-Testament-Genesis-043-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhya Yosef’in dediğini yaptı ve adamları Yosef’in evine götürdü.|kahja josef’in dediɡini japti ve adamlari josef’in evine ɡoturdu. Old-Testament-Numbers-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ordugâhların arka muhafızı olan Dan'ın çocukları ordugâhının bayrağı, ordularına göre yola çıktı. Ammişhadday oğlu Ahiezer onun ordusunun başındaydı.|butun orduɡahlarin arka muhafizi olan danʔin t͡ʃot͡ʃuklari orduɡahinin bajraɡiʔ ordularina ɡore jola t͡ʃikti. ammishaddaj oɡlu ahiezer onun ordusunun basindajdi. Old-Testament-1-Chronicles-009-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz, Yarah'ın babası oldu. Yarah, Alemet, Azmavet ve Zimri'nin babası oldu. Zimri, Moza'nın babası oldu.|ahazʔ jarahʔin babasi oldu. jarahʔ alemetʔ azmavet ve zimriʔnin babasi oldu. zimriʔ mozaʔnin babasi oldu. New-Testament-Hebrews-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, O’nun uğradığı aşağılanmaya katlanarak ordugâhın dışına çıkıp yanına gidelim.|bu nedenleʔ o’nun uɡradiɡi asaɡilanmaja katlanarak orduɡahin disina t͡ʃikip janina ɡidelim. Old-Testament-Joshua-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiryatayim, Sivma, vadinin dağındaki Seret Şahar,|kirjatajimʔ sivmaʔ vadinin daɡindaki seret saharʔ New-Testament-Romans-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Et yememek, şarap içmemek, kardeşinin tökezlemesine ya da zayıf düşmesine neden olacak herhangi bir şey yapmamak iyidir.|et jememekʔ sarap it͡ʃmemekʔ kardesinin tokezlemesine ja da zajif dusmesine neden olat͡ʃak herhanɡi bir sej japmamak ijidir. New-Testament-Titus-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın hizmetkârı ve Yeşua Mesih’in elçisi Pavlus, Tanrı’nın seçilmişlerinin imanı için ve tanrısallık gerçeğinin bilgisine göre,|tanri’nin hizmetkari ve jesua mesih’in elt͡ʃisi pavlusʔ tanri’nin set͡ʃilmislerinin imani it͡ʃin ve tanrisallik ɡert͡ʃeɡinin bilɡisine ɡoreʔ Old-Testament-Numbers-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin buyruğuna göre konaklar ve Yahve'nin buyruğuna göre yola çıkarlardı. Yahve'nin Moşe aracılığıyla verdiği buyruk üzerine, Yahve'nin buyruğunu tutarlardı.|jahveʔnin bujruɡuna ɡore konaklar ve jahveʔnin bujruɡuna ɡore jola t͡ʃikarlardi. jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla verdiɡi bujruk uzerineʔ jahveʔnin bujruɡunu tutarlardi. New-Testament-Mark-014-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus, Yeşua’yı başkâhinin avlusuna gelinceye dek O’nu uzaktan takip etti. Görevlilerle birlikte oturup ateşin önünde ısınıyordu.|petrusʔ jesua’ji baskahinin avlusuna ɡelint͡ʃeje dek o’nu uzaktan takip etti. ɡorevlilerle birlikte oturup atesin onunde isinijordu. Old-Testament-Hosea-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ancak ben Mısır diyarından Tanrınız Yahve'yim; ve benden başka tanrı tanımayacaksınız, ve benden başka kurtarıcı yoktur.\"|\"\"\"ant͡ʃak ben misir dijarindan tanriniz jahveʔjim; ve benden baska tanri tanimajat͡ʃaksinizʔ ve benden baska kurtarit͡ʃi joktur.\" Old-Testament-Exodus-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk uzakta durdu ve Moşe, Tanrı'nın bulunduğu koyu karanlığa yaklaştı.|halk uzakta durdu ve moseʔ tanriʔnin bulunduɡu koju karanliɡa jaklasti. New-Testament-Hebrews-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gazabımda ant içtiğim gibi, dinlenmeme girmeyecekler.’”|ɡazabimda ant it͡ʃtiɡim ɡibiʔ dinlenmeme ɡirmejet͡ʃekler.’” Old-Testament-Zechariah-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Şeytan'a, \"\"Yahve seni azarlasın, ey Şeytan! Evet, Yeruşalem'i seçmiş olan Yahve seni azarlasın! Bu, ateşten çıkarılmış yanmış bir odun parçası değil midir?\"\" dedi.\"|\"jahve sejtanʔaʔ \"\"jahve seni azarlasinʔ ej sejtan! evetʔ jerusalemʔi set͡ʃmis olan jahve seni azarlasin! buʔ atesten t͡ʃikarilmis janmis bir odun part͡ʃasi deɡil midir?\"\" dedi.\" Old-Testament-Amos-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik kralınızın çadırını, putlarınızın sandığını, kendiniz için yapmış olduğunuz ilâhınızın yıldızını taşıdınız.|ustelik kralinizin t͡ʃadiriniʔ putlarinizin sandiɡiniʔ kendiniz it͡ʃin japmis olduɡunuz ilahinizin jildizini tasidiniz. Old-Testament-Exodus-033-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Yola çık, sen ve Mısır diyarından çıkardığın halk Avraham'a, İshak'a ve Yakov'a, 'Senin soyuna vereceğim' diye ant içtiğim diyara buradan çıkın.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"jola t͡ʃikʔ sen ve misir dijarindan t͡ʃikardiɡin halk avrahamʔaʔ ishakʔa ve jakovʔaʔ ʔsenin sojuna veret͡ʃeɡimʔ dije ant it͡ʃtiɡim dijara buradan t͡ʃikin.\" Old-Testament-2-Chronicles-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Aşur Kralı Sanherib, hizmetkârlarını Yeruşalem'e gönderdi, (o sırada Lakiş'e saldırıyordu ve bütün kuvvetleri onunla birlikteydi), Yahuda Kralı Hizkiya'ya ve Yeruşalem'de olan bütün Yahuda'ya şöyle dedi:|bundan sonra asur krali sanheribʔ hizmetkarlarini jerusalemʔe ɡonderdiʔ (o sirada lakisʔe saldirijordu ve butun kuvvetleri onunla birliktejdi)ʔ jahuda krali hizkijaʔja ve jerusalemʔde olan butun jahudaʔja sojle dedi Old-Testament-Deuteronomy-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve senden her hastalığı kaldıracak; ve Mısır'ın bildiğin kötü hastalıklarından hiçbirini senin üzerinize koymayacak, ancak senden nefret edenlerin hepsinin üzerine koyacak.|jahve senden her hastaliɡi kaldirat͡ʃak; ve misirʔin bildiɡin kotu hastaliklarindan hit͡ʃbirini senin uzerinize kojmajat͡ʃakʔ ant͡ʃak senden nefret edenlerin hepsinin uzerine kojat͡ʃak. New-Testament-Acts-019-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Dimitrios ve yanındaki sanatçı arkadaşlarının herhangi birine karşı bir şikayeti varsa, mahkemeler açık, yargıçlar da var. Birbirlerini orada suçlasınlar.|eɡer dimitrios ve janindaki sanatt͡ʃi arkadaslarinin herhanɡi birine karsi bir sikajeti varsaʔ mahkemeler at͡ʃikʔ jarɡit͡ʃlar da var. birbirlerini orada sut͡ʃlasinlar. Old-Testament-Numbers-029-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız; bu, sürekli yakmalık sunuya, onun ekmek sunusuna ve onun dökmelik sunusuna ektir.'\"\"\"|\"ɡunah sunusu olarak bir teke sunat͡ʃaksiniz; buʔ surekli jakmalik sunujaʔ onun ekmek sunusuna ve onun dokmelik sunusuna ektir.ʔ\"\"\" New-Testament-Romans-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak çalışmayan, ama tanrısızı aklayana iman eden insanın imanı doğruluk olarak sayılır.|ant͡ʃak t͡ʃalismajanʔ ama tanrisizi aklajana iman eden insanin imani doɡruluk olarak sajilir. New-Testament-Matthew-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua vaftiz olur olmaz sudan çıktı. İşte, o sırada gökler O'na açıldı. Yeşua, Tanrı’nın Ruhu’nun bir güvercin gibi inip üzerine geldiğini gördü.|jesua vaftiz olur olmaz sudan t͡ʃikti. isteʔ o sirada ɡokler oʔna at͡ʃildi. jesuaʔ tanri’nin ruhu’nun bir ɡuvert͡ʃin ɡibi inip uzerine ɡeldiɡini ɡordu. Old-Testament-1-Chronicles-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|On birincisi Elyaşiv'e, on ikincisi Yakim'e,|on birint͡ʃisi eljasivʔeʔ on ikint͡ʃisi jakimʔeʔ Old-Testament-2-Chronicles-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Aviya güçlendi ve on dört kadınla evlendi, yirmi iki oğul ve on altı kız babası oldu.|ama avija ɡut͡ʃlendi ve on dort kadinla evlendiʔ jirmi iki oɡul ve on alti kiz babasi oldu. Old-Testament-Numbers-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|avlunun perdelerini, konutun yanındaki ve sunağın çevresindeki avlu kapısının kapı perdesi, bunların ipleri, onların hizmetinde kullanılan bütün aletleri onlar taşıyacaklar; onlarla yapılan her işte onlar hizmet edecekler.|avlunun perdeleriniʔ konutun janindaki ve sunaɡin t͡ʃevresindeki avlu kapisinin kapi perdesiʔ bunlarin ipleriʔ onlarin hizmetinde kullanilan butun aletleri onlar tasijat͡ʃaklar; onlarla japilan her iste onlar hizmet edet͡ʃekler. Old-Testament-2-Chronicles-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, Tanrı başımızda bizimledir ve O'nun kâhinleri size karşı çalmak üzere ellerinde borularla. İsrael'in çocukları, atalarınızın Tanrısı Yahve'ye karşı savaşmayın; çünkü başarılı olmayacaksınız.\"\"\"|\"isteʔ tanri basimizda bizimledir ve oʔnun kahinleri size karsi t͡ʃalmak uzere ellerinde borularla. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ atalarinizin tanrisi jahveʔje karsi savasmajin; t͡ʃunku basarili olmajat͡ʃaksiniz.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bana şöyle dedi: \"\"İşte, Sihon'u ve ülkesini senin önünde teslim etmeye başladım. Mülk edinmeye başlayın ki, onun ülkesini miras alasın.”\"|\"jahve bana sojle dedi \"\"isteʔ sihonʔu ve ulkesini senin onunde teslim etmeje basladim. mulk edinmeje baslajin kiʔ onun ulkesini miras alasin.”\" Old-Testament-Job-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, gözüm bütün bunları gördü. Kulağım duydu ve onu anladı.|“isteʔ ɡozum butun bunlari ɡordu. kulaɡim dujdu ve onu anladi. New-Testament-Revelation-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşinci mührü açtığında, sunağın altında, Tanrı’nın Sözü ve Kuzu’ya ettikleri tanıklık uğruna öldürülenlerin canlarını gördüm.|besint͡ʃi muhru at͡ʃtiɡindaʔ sunaɡin altindaʔ tanri’nin sozu ve kuzu’ja ettikleri taniklik uɡruna oldurulenlerin t͡ʃanlarini ɡordum. Old-Testament-2-Kings-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yehoaş kâhinlere, \"\"Sayıdan geçmiş olup Yahve'nin evine getirilen kutsal şeylerin bütün parasını, her insanın vergisini, ve her insanın Yahve'nin evine getirmek için yüreğine gelen paranın tamamını,\"|\"jehoas kahinlereʔ \"\"sajidan ɡet͡ʃmis olup jahveʔnin evine ɡetirilen kutsal sejlerin butun parasiniʔ her insanin verɡisiniʔ ve her insanin jahveʔnin evine ɡetirmek it͡ʃin jureɡine ɡelen paranin tamaminiʔ\" New-Testament-Luke-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yaklaşık beş bin kişiydiler. Öğrencilerine, “Halkı ellişer kişilik gruplar halinde oturtun” dedi.|t͡ʃunku jaklasik bes bin kisijdiler. oɡrent͡ʃilerineʔ “halki elliser kisilik ɡruplar halinde oturtun” dedi. Old-Testament-Ezekiel-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ey insanoğlu, kardeşlerin, senin kardeşlerin, akrabandan olan adamlar ve bütün İsrael evi, onların hepsi, Yeruşalem sakinlerinin, ‘Yahve'den uzak durun. Bu ülke bize mülk olarak verildi’ dedikleri kişilerdir.\"\"\"|\"“ej insanoɡluʔ kardeslerinʔ senin kardeslerinʔ akrabandan olan adamlar ve butun israel eviʔ onlarin hepsiʔ jerusalem sakinlerininʔ ‘jahveʔden uzak durun. bu ulke bize mulk olarak verildi’ dedikleri kisilerdir.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Bunların ne olduğunu bilmiyor musun?” diye karşılık verdi. Ben, “Hayır, efendim” dedim.|banaʔ “bunlarin ne olduɡunu bilmijor musun?” dije karsilik verdi. benʔ “hajirʔ efendim” dedim. New-Testament-Romans-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, artık birbirimizi yargılamayalım. Bunun yerine, kimse kardeşinin yoluna tökezleme taşı ya da düşmesine neden olacak bir durum koymamaya karar versin.|bu nedenleʔ artik birbirimizi jarɡilamajalim. bunun jerineʔ kimse kardesinin joluna tokezleme tasi ja da dusmesine neden olat͡ʃak bir durum kojmamaja karar versin. Old-Testament-Jeremiah-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve'nin evinin kapısında dur, orada şu sözü ilan edip de, ‘Ey bütün Yahuda, Yahve'ye tapınmak için bu kapılardan girenler, Yahve'nin sözünü dinleyin.’”|“jahveʔnin evinin kapisinda durʔ orada su sozu ilan edip deʔ ‘ej butun jahudaʔ jahveʔje tapinmak it͡ʃin bu kapilardan ɡirenlerʔ jahveʔnin sozunu dinlejin.’” Old-Testament-Psalms-144-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu bu durumda olan halka. Ne mutlu Tanrısı Yahve olan halka.|ne mutlu bu durumda olan halka. ne mutlu tanrisi jahve olan halka. Old-Testament-Proverbs-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların Koruyucu'su güçlüdür. Davalarını sana karşı savunur.|t͡ʃunku onlarin korujut͡ʃuʔsu ɡut͡ʃludur. davalarini sana karsi savunur. New-Testament-Matthew-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Zevulun ve Naftali diyarı, Yarden'in ötesinde, denize doğru, ulusların Galilesi,|“zevulun ve naftali dijariʔ jardenʔin otesindeʔ denize doɡruʔ uluslarin ɡalilesiʔ Old-Testament-Isaiah-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün diyeceksiniz, \"\"Sana şükredeceğim, ey Yahve; çünkü bana kızmış olsan da öfken döndü ve beni avuttun.\"|\"o ɡun dijet͡ʃeksinizʔ \"\"sana sukredet͡ʃeɡimʔ ej jahve; t͡ʃunku bana kizmis olsan da ofken dondu ve beni avuttun.\" Old-Testament-Numbers-032-021|und|SPEAKER_00_Turkish|silahlı adamlarınızın her biri, düşmanlarını önden kovana dek Yahve'nin önünde Yarden'den geçecek,|silahli adamlarinizin her biriʔ dusmanlarini onden kovana dek jahveʔnin onunde jardenʔden ɡet͡ʃet͡ʃekʔ Old-Testament-Judges-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun ayaklarına kapandı, düşüp yattı. Ayaklarının dibinde eğildi, düştü. Eğildiği o yere, ölü düştü.\"\"\"|\"onun ajaklarina kapandiʔ dusup jatti. ajaklarinin dibinde eɡildiʔ dustu. eɡildiɡi o jereʔ olu dustu.\"\"\" Old-Testament-Exodus-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sığırlarınız ve koyunlarınız için de aynısını yapacaksınız. Yedi gün annesiyle birlikte kalacak, sonra sekizinci gün onu bana vereceksiniz.\"\"\"|\"siɡirlariniz ve kojunlariniz it͡ʃin de ajnisini japat͡ʃaksiniz. jedi ɡun annesijle birlikte kalat͡ʃakʔ sonra sekizint͡ʃi ɡun onu bana veret͡ʃeksiniz.\"\"\" Old-Testament-Joshua-010-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu, kendisiyle birlikte bütün İsrael'le birlikte Devir'e dönüp ona karşı savaştı.|jesuʔ kendisijle birlikte butun israelʔle birlikte devirʔe donup ona karsi savasti. New-Testament-Luke-018-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua durdu ve adamın kendisine getirilmesini buyurdu. Adam yaklaşınca Yeşua,|jesua durdu ve adamin kendisine ɡetirilmesini bujurdu. adam jaklasint͡ʃa jesuaʔ Old-Testament-1-Kings-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana istemediğin şeyi de verdim: Hem zenginlik hem de saygınlık. Öyle ki, krallar arasında bütün günlerinde senin gibisi olmayacaktır.|sana istemediɡin seji de verdim hem zenɡinlik hem de sajɡinlik. ojle kiʔ krallar arasinda butun ɡunlerinde senin ɡibisi olmajat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Chronicles-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Meşelemya'nın oğulları ve kardeşleri, yiğit adamlar, on sekiz kişi.|meselemjaʔnin oɡullari ve kardesleriʔ jiɡit adamlarʔ on sekiz kisi. Old-Testament-2-Samuel-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şimdi yapın! Çünkü Yahve David hakkında söyleyip dedi: 'Hizmetkârım David'in eliyle halkım İsrael'i Filistliler'in elinden ve bütün düşmanlarının elinden kurtaracağım.'”|o zaman simdi japin! t͡ʃunku jahve david hakkinda sojlejip dedi ʔhizmetkarim davidʔin elijle halkim israelʔi filistlilerʔin elinden ve butun dusmanlarinin elinden kurtarat͡ʃaɡim.ʔ” Old-Testament-Numbers-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Balam, Yahve'nin İsrael'i kutsamaktan hoşnut olduğunu görünce, diğer seferler olduğu gibi kehanete başvurmak yerine yüzünü çöle çevirdi.|balamʔ jahveʔnin israelʔi kutsamaktan hosnut olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ diɡer seferler olduɡu ɡibi kehanete basvurmak jerine juzunu t͡ʃole t͡ʃevirdi. Old-Testament-Genesis-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin meleği ona, “İşte hamilesin, bir oğul doğuracaksın” dedi. “Adını İşmael koyacaksın, çünkü Yahve çektiğin sıkıntıyı işitti.|jahve’nin meleɡi onaʔ “iste hamilesinʔ bir oɡul doɡurat͡ʃaksin” dedi. “adini ismael kojat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku jahve t͡ʃektiɡin sikintiji isitti. Old-Testament-Jeremiah-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bütün kuzey krallarına, uzak ve yakın, sırayla; ve yeryüzünde bulunan bütün dünya krallıklarına içirdim. Şeşak Kralı onların ardından içecektir.|ve butun kuzej krallarinaʔ uzak ve jakinʔ sirajla; ve jerjuzunde bulunan butun dunja kralliklarina it͡ʃirdim. sesak krali onlarin ardindan it͡ʃet͡ʃektir. Old-Testament-Numbers-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk hamurunuzdan sallamalık sunu olarak bir pide sunacaksınız. Onu harman sallama sunusu olarak kaldıracaksınız.|ilk hamurunuzdan sallamalik sunu olarak bir pide sunat͡ʃaksiniz. onu harman sallama sunusu olarak kaldirat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Numbers-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Aron'a şöyle dedi: \"\"Onların diyarında senin mirasın olmayacak, aralarında hiçbir payın olmayacak. İsrael'in çocukları arasında senin payın ve mirasın benim.\"\"\"|\"jahve aronʔa sojle dedi \"\"onlarin dijarinda senin mirasin olmajat͡ʃakʔ aralarinda hit͡ʃbir pajin olmajat͡ʃak. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda senin pajin ve mirasin benim.\"\"\" Old-Testament-Joshua-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|yukarıdan inen sular durdu ve çok uzakta, Saretan'ın yanında olan Adem Kenti'nde, tek bir yığın halinde yükseldi; Arava Denizi'ne, Tuz Denizi'ne doğru inen sular tamamen kesildi. Daha sonra halk Yeriha'nın yakınından geçtiler.|jukaridan inen sular durdu ve t͡ʃok uzaktaʔ saretanʔin janinda olan adem kentiʔndeʔ tek bir jiɡin halinde jukseldi; arava deniziʔneʔ tuz deniziʔne doɡru inen sular tamamen kesildi. daha sonra halk jerihaʔnin jakinindan ɡet͡ʃtiler. Old-Testament-Psalms-078-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizi yardı ve onları içinden geçirdi. Suları yığın gibi durdurdu.|denizi jardi ve onlari it͡ʃinden ɡet͡ʃirdi. sulari jiɡin ɡibi durdurdu. Old-Testament-2-Kings-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeriha'da kalırken yanına döndüler; ve onlara, \"\"Size 'Gitmeyin' demedim mi?\"\" dedi.\"|\"jerihaʔda kalirken janina donduler; ve onlaraʔ \"\"size ʔɡitmejinʔ demedim mi?\"\" dedi.\" New-Testament-1-Thessalonians-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın sevdiği kardeşlerim, sizin seçilmiş olduğunuzu biliyoruz.|tanri’nin sevdiɡi kardeslerimʔ sizin set͡ʃilmis olduɡunuzu bilijoruz. Old-Testament-2-Kings-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinin iki avlusunda gökyüzünün bütün ordusu için sunaklar yaptı.|jahveʔnin evinin iki avlusunda ɡokjuzunun butun ordusu it͡ʃin sunaklar japti. Old-Testament-Exodus-040-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Mesh yağını alacaksın, konutu ve içindekilerin hepsini meshedeceksin, onu ve içindeki tüm takımları kutsal kılacaksın ve kutsal olacaktır.\"|\"\"\"mesh jaɡini alat͡ʃaksinʔ konutu ve it͡ʃindekilerin hepsini meshedet͡ʃeksinʔ onu ve it͡ʃindeki tum takimlari kutsal kilat͡ʃaksin ve kutsal olat͡ʃaktir.\" New-Testament-Matthew-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra acıktı.|kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe orut͡ʃ tuttuktan sonra at͡ʃikti. Old-Testament-Genesis-031-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı geceleyin düşte Aramlı Lavan'a gelip ona, “Dikkat et, Yakov'a iyi, ne de kötü bir şey söyleme” dedi.|tanri ɡet͡ʃelejin duste aramli lavanʔa ɡelip onaʔ “dikkat etʔ jakovʔa ijiʔ ne de kotu bir sej sojleme” dedi. Old-Testament-Genesis-031-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan koyunlarını kırkmaya gitmişti ve Rahel, babasına ait olan terafimi (Aile putu) çaldı.|lavan kojunlarini kirkmaja ɡitmisti ve rahelʔ babasina ait olan terafimi (aile putu) t͡ʃaldi. Old-Testament-Jeremiah-043-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır ilâhlarının evlerinde ateş tutuşturacağım. Onları yakacak ve sürgüne götürecek. Çoban nasıl giysisini giyerse, o da Mısır ülkesine dizilecek ve oradan esenlikle çıkacak.|misir ilahlarinin evlerinde ates tutusturat͡ʃaɡim. onlari jakat͡ʃak ve surɡune ɡoturet͡ʃek. t͡ʃoban nasil ɡijsisini ɡijerseʔ o da misir ulkesine dizilet͡ʃek ve oradan esenlikle t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi halkın geri kalanını topla ve kente karşı ordugâh kur ve onu al; yoksa kenti ben alırım ve o benim adımla çağrılır.”|simdi halkin ɡeri kalanini topla ve kente karsi orduɡah kur ve onu al; joksa kenti ben alirim ve o benim adimla t͡ʃaɡrilir.” New-Testament-John-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunları söyledikten sonra gözlerini göğe kaldırıp, “Baba, zaman geldi” dedi. “Oğlun’u yücelt ki, Oğlun da seni yüceltsin.|jesua bunlari sojledikten sonra ɡozlerini ɡoɡe kaldiripʔ “babaʔ zaman ɡeldi” dedi. “oɡlun’u jut͡ʃelt kiʔ oɡlun da seni jut͡ʃeltsin. Old-Testament-Exodus-040-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi, Yahve'nin önünde kandilleri yaktı.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibiʔ jahveʔnin onunde kandilleri jakti. New-Testament-Revelation-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeni bir ezgi söyleyerek şöyle dediler: “Kitabı almaya, mühürlerini açmaya layıksın! Çünkü öldürüldün, ve kanınla her oymaktan, her dilden, her halktan, her ulustan insanları Tanrı için satın aldın.|jeni bir ezɡi sojlejerek sojle dediler “kitabi almajaʔ muhurlerini at͡ʃmaja lajiksin! t͡ʃunku olduruldunʔ ve kaninla her ojmaktanʔ her dildenʔ her halktanʔ her ulustan insanlari tanri it͡ʃin satin aldin. New-Testament-2-Corinthians-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yüceltilmiş olanın, yücelikte aşkın olandan ötürü, bu bakımdan kesin olarak yüceliği kalmamıştır.|t͡ʃunku jut͡ʃeltilmis olaninʔ jut͡ʃelikte askin olandan oturuʔ bu bakimdan kesin olarak jut͡ʃeliɡi kalmamistir. New-Testament-Galatians-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana verilen lütfu farkedince topluluğun direkleri sayılan Yakov, Kefas ve Yuhanna Barnabas’a ve bana paydaşlık sağ ellerini verdiler. Öyle ki, öteki uluslara biz gidelim, Yahudiler’e kendileri gitsinler.|bana verilen lutfu farkedint͡ʃe topluluɡun direkleri sajilan jakovʔ kefas ve juhanna barnabas’a ve bana pajdaslik saɡ ellerini verdiler. ojle kiʔ oteki uluslara biz ɡidelimʔ jahudiler’e kendileri ɡitsinler. Old-Testament-2-Samuel-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yoldayken David’e haber geldi: “Avşalom kralın bütün oğullarını katletti ve onlardan hiçbiri kalmadı!”|onlar joldajken david’e haber ɡeldi “avsalom kralin butun oɡullarini katletti ve onlardan hit͡ʃbiri kalmadi!” Old-Testament-Psalms-071-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni suçlayanlar hayal kırıklığıyla yok olsunlar. Bana zarar vermek isteyenleri, rezillik ve utanç kaplasın.|beni sut͡ʃlajanlar hajal kirikliɡijla jok olsunlar. bana zarar vermek istejenleriʔ rezillik ve utant͡ʃ kaplasin. New-Testament-1-Corinthians-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bütün kilise bir araya toplanıp başka dillerle konuşsa ve yeni imanlı ya da inanmayanlar içeri girse, “Siz çıldırmışsınız!” demezler mi?|bojlet͡ʃe butun kilise bir araja toplanip baska dillerle konussa ve jeni imanli ja da inanmajanlar it͡ʃeri ɡirseʔ “siz t͡ʃildirmissiniz!” demezler mi? Old-Testament-Zechariah-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Dulu, yetimi, yabancı ve yoksulu ezmeyin ve kimse yüreğinde kardeşine karşı kötülük tasarlamasın.'|duluʔ jetimiʔ jabant͡ʃi ve joksulu ezmejin ve kimse jureɡinde kardesine karsi kotuluk tasarlamasin.ʔ Old-Testament-Daniel-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte meselenin sonu. Bana gelince, Daniel, düşüncelerim beni çok rahatsız etti ve yüzüm değişti; ama meseleyi yüreğimde sakladım.”|“iste meselenin sonu. bana ɡelint͡ʃeʔ danielʔ dusunt͡ʃelerim beni t͡ʃok rahatsiz etti ve juzum deɡisti; ama meseleji jureɡimde sakladim.” Old-Testament-2-Kings-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Evinde ne gördüler?” dedi. Hizkiya, “Evimde olan her şeyi gördüler. Hazinelerimde onlara göstermediğim hiçbir şey kalmadı.” diye yanıtladı.|“evinde ne ɡorduler?” dedi. hizkijaʔ “evimde olan her seji ɡorduler. hazinelerimde onlara ɡostermediɡim hit͡ʃbir sej kalmadi.” dije janitladi. New-Testament-Romans-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Yahudiye’deki itaatsizlerden kurtulayım ve Yeruşalem için olan hizmetim kutsallar tarafından kabul görsün.|ojle kiʔ jahudije’deki itaatsizlerden kurtulajim ve jerusalem it͡ʃin olan hizmetim kutsallar tarafindan kabul ɡorsun. Old-Testament-Jeremiah-048-047|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama son günlerde Moav’ın sürgününü geri döndüreceğim” diyor Yahve. Moav’ın yargısı buraya kadardır.|“ama son ɡunlerde moav’in surɡununu ɡeri donduret͡ʃeɡim” dijor jahve. moav’in jarɡisi buraja kadardir. Old-Testament-Exodus-038-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunak için, etrafındaki çıkıntının altına yarıya kadar uzanan tunç ağ şeklinde bir ızgara yaptı.|sunak it͡ʃinʔ etrafindaki t͡ʃikintinin altina jarija kadar uzanan tunt͡ʃ aɡ seklinde bir izɡara japti. New-Testament-Matthew-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri gelip Yeşua’ya, “Onlara neden benzetmelerle konuşuyorsun?” diye sordular.|oɡrent͡ʃileri ɡelip jesua’jaʔ “onlara neden benzetmelerle konusujorsun?” dije sordular. Old-Testament-Jeremiah-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben yakındaki Tanrı'yım da, uzaktaki Tanrı değil miyim?” diyor Yahve.|“ben jakindaki tanriʔjim daʔ uzaktaki tanri deɡil mijim?” dijor jahve. Old-Testament-2-Chronicles-035-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Konanya ve kardeşleri Şemaya, Netanel, Levililer'in başları Haşavya, Yeiel ve Yozavad da, Pesah kurbanları için Levililer'e beş bin davar ve beş yüz sığır verdiler.|konanja ve kardesleri semajaʔ netanelʔ levililerʔin baslari hasavjaʔ jeiel ve jozavad daʔ pesah kurbanlari it͡ʃin levililerʔe bes bin davar ve bes juz siɡir verdiler. Old-Testament-Job-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer geçip giderse, ya da kapatırsa, ya da mahkemeye çağırırsa, O'na kim karşı koyabilir?|eɡer ɡet͡ʃip ɡiderseʔ ja da kapatirsaʔ ja da mahkemeje t͡ʃaɡirirsaʔ oʔna kim karsi kojabilir? Old-Testament-2-Samuel-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama şimdi öldü. Neden oruç tutayım? Onu tekrar geri getirebilir miyim? Ben ona gideceğim, ama o bana geri dönmeyecek.\"\"\"|\"ama simdi oldu. neden orut͡ʃ tutajim? onu tekrar ɡeri ɡetirebilir mijim? ben ona ɡidet͡ʃeɡimʔ ama o bana ɡeri donmejet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Numbers-003-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Levililer'le bedeli verilmiş olanları aşanların bedel parasını aldı;|moseʔ levililerʔle bedeli verilmis olanlari asanlarin bedel parasini aldi; New-Testament-Luke-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Galile’nin karşısındaki Gerasalılar’ın ülkesine vardılar.|sonra ɡalile’nin karsisindaki ɡerasalilar’in ulkesine vardilar. Old-Testament-Hosea-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efraim, sana ne yapayım? Yahuda, sana ne yapayım? Çünkü sevgin sabah bulutu gibidir, erkenden dağılan çiy gibidir.|“efraimʔ sana ne japajim? jahudaʔ sana ne japajim? t͡ʃunku sevɡin sabah bulutu ɡibidirʔ erkenden daɡilan t͡ʃij ɡibidir. Old-Testament-2-Chronicles-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Amatsya, Edomlular'ın kıyımından döndükten sonra, Seir'in çocuklarının ilâhlarını getirdi ve onları kendi ilâhları olmak üzere dikti, önlerinde eğildi ve onlara buhur yaktı.|amatsjaʔ edomlularʔin kijimindan dondukten sonraʔ seirʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ilahlarini ɡetirdi ve onlari kendi ilahlari olmak uzere diktiʔ onlerinde eɡildi ve onlara buhur jakti. Old-Testament-Numbers-002-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar atalarının evlerine göre İsrael'in çocuklarından sayılanlardır. Ordularına göre ordugâhlardan sayılanların hepsi altı yüz üç bin beş yüz elli kişiydi.|bunlar atalarinin evlerine ɡore israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan sajilanlardir. ordularina ɡore orduɡahlardan sajilanlarin hepsi alti juz ut͡ʃ bin bes juz elli kisijdi. Old-Testament-2-Chronicles-006-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dahası halkın İsrael'den olmayan yabancı, senin büyük adın, kudretli elin ve uzanmış kolun uğruna uzak bir ülkeden geldiğinde, gelip bu eve doğru dua ettiklerinde,|“dahasi halkin israelʔden olmajan jabant͡ʃiʔ senin bujuk adinʔ kudretli elin ve uzanmis kolun uɡruna uzak bir ulkeden ɡeldiɡindeʔ ɡelip bu eve doɡru dua ettiklerindeʔ Old-Testament-Ezekiel-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|yoksula ve muhtaç olana haksızlık etmişse, soygunculuk etmişse, rehinini geri vermemişse, gözlerini putlara kaldırmışsa, iğrenç şeyler yapmışsa,|joksula ve muhtat͡ʃ olana haksizlik etmisseʔ sojɡunt͡ʃuluk etmisseʔ rehinini ɡeri vermemisseʔ ɡozlerini putlara kaldirmissaʔ iɡrent͡ʃ sejler japmissaʔ New-Testament-1-Corinthians-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer bir kimse bu temel üzerine altın, gümüş, değerli taşlar, tahta, saman ya da anızla bina ederse,|ama eɡer bir kimse bu temel uzerine altinʔ ɡumusʔ deɡerli taslarʔ tahtaʔ saman ja da anizla bina ederseʔ Old-Testament-Deuteronomy-032-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Öç benimdir ve ayaklarının kaydığı zaman karşılık veririm; çünkü onların felaket günü yakındır. Onların hükmü hızla onlara doğru geliyor.”|ot͡ʃ benimdir ve ajaklarinin kajdiɡi zaman karsilik veririm; t͡ʃunku onlarin felaket ɡunu jakindir. onlarin hukmu hizla onlara doɡru ɡelijor.” New-Testament-Jude-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay başlarına onların! Çünkü Kain’in yoluna gittiler. Kazanç için Balam’ın sapıklığına koştular. Korah’ın isyanında mahvoldular.|vaj baslarina onlarin! t͡ʃunku kain’in joluna ɡittiler. kazant͡ʃ it͡ʃin balam’in sapikliɡina kostular. korah’in isjaninda mahvoldular. Old-Testament-Psalms-078-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı'ya inanmadılar, O’nun kurtarışına güvenmediler.|t͡ʃunku tanriʔja inanmadilarʔ o’nun kurtarisina ɡuvenmediler. Old-Testament-Judges-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar şöyle dediler: \"\"Benyamin'den kurtulanlara bir miras verilmeli ki, İsrael'den bir oymak silinmesin.\"|\"onlar sojle dediler \"\"benjaminʔden kurtulanlara bir miras verilmeli kiʔ israelʔden bir ojmak silinmesin.\" New-Testament-Romans-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve öteki uluslar merhameti için Tanrı'yı yüceltsin. Yazılmış olduğu gibi: “Bu nedenle, uluslar arasında sana övgüler sunacağım, adına ilahiler söyleyeceğim.”|ve oteki uluslar merhameti it͡ʃin tanriʔji jut͡ʃeltsin. jazilmis olduɡu ɡibi “bu nedenleʔ uluslar arasinda sana ovɡuler sunat͡ʃaɡimʔ adina ilahiler sojlejet͡ʃeɡim.” New-Testament-1-Corinthians-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler’e bedensel olarak bakın. Kurbanları yiyenler sunağa paydaş olmuyor mu?|israelliler’e bedensel olarak bakin. kurbanlari jijenler sunaɡa pajdas olmujor mu? New-Testament-John-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın öğrencileriyle bazı Yahudiler arasında temizlenme konusunda bir tartışma çıktı.|juhanna’nin oɡrent͡ʃilerijle bazi jahudiler arasinda temizlenme konusunda bir tartisma t͡ʃikti. Old-Testament-Psalms-079-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kanlarını Yeruşalem'in çevresine su gibi döktüler. Onları gömecek kimse yok.|kanlarini jerusalemʔin t͡ʃevresine su ɡibi doktuler. onlari ɡomet͡ʃek kimse jok. Old-Testament-Exodus-012-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gece Moşe'yle Aron'u çağırıp şöyle dedi: \"\"Kalkın, hem siz hem de İsrael'in çocukları halkımın arasından çıkın. Gidin, söylediğiniz gibi Yahve'ye hizmet edin!\"|\"ɡet͡ʃe moseʔjle aronʔu t͡ʃaɡirip sojle dedi \"\"kalkinʔ hem siz hem de israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari halkimin arasindan t͡ʃikin. ɡidinʔ sojlediɡiniz ɡibi jahveʔje hizmet edin!\" Old-Testament-Ecclesiastes-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün günlerinde karanlıkta yer, bitkin düşer, hastalanır ve öfkelenir.|butun ɡunlerinde karanlikta jerʔ bitkin duserʔ hastalanir ve ofkelenir. Old-Testament-Jeremiah-035-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin sözü Yeremya'ya geldi ve şöyle dedi:|o zaman jahveʔnin sozu jeremjaʔja ɡeldi ve sojle dedi New-Testament-Romans-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ne diyelim? Lütuf çoğalsın diye günah işlemeye devam mı edelim?|o zaman ne dijelim? lutuf t͡ʃoɡalsin dije ɡunah islemeje devam mi edelim? New-Testament-Hebrews-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Mesih, gelecek iyi şeylerin başkâhini olarak gelmiş, elle yapılmamış, yani bu yaratılıştan olmayan daha büyük ve daha yetkin çadırdan geçmiştir.|ama mesihʔ ɡelet͡ʃek iji sejlerin baskahini olarak ɡelmisʔ elle japilmamisʔ jani bu jaratilistan olmajan daha bujuk ve daha jetkin t͡ʃadirdan ɡet͡ʃmistir. Old-Testament-Numbers-007-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; Old-Testament-Exodus-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin nehri vurmasının üzerinden yedi gün geçti.|jahveʔnin nehri vurmasinin uzerinden jedi ɡun ɡet͡ʃti. Old-Testament-Job-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Başım dikse, aslan gibi beni avlarsın. Yine kendini bana güçlü gösterirsin.|basim dikseʔ aslan ɡibi beni avlarsin. jine kendini bana ɡut͡ʃlu ɡosterirsin. Old-Testament-Psalms-102-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün temelini eskiden sen attın. Gökler senin ellerinin işidir.|jerjuzunun temelini eskiden sen attin. ɡokler senin ellerinin isidir. New-Testament-Matthew-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Göksel Babam’ın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.|jesuaʔ “ɡoksel babam’in dikmediɡi her fidan kokunden sokulet͡ʃektir. Old-Testament-Numbers-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Haserot'tan yola çıkıp Ritma'da konakladılar.|haserotʔtan jola t͡ʃikip ritmaʔda konakladilar. New-Testament-Matthew-005-035|und|SPEAKER_00_Turkish|ne de yer üzerine, çünkü orası Tanrı’nın ayaklarının taburesidir; ne de Yeruşalem üzerine, çünkü orası Büyük Kral’ın kentidir.|ne de jer uzerineʔ t͡ʃunku orasi tanri’nin ajaklarinin taburesidir; ne de jerusalem uzerineʔ t͡ʃunku orasi bujuk kral’in kentidir. Old-Testament-Nehemiah-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Paseah oğlu Yoyada ve Besodeya oğlu Meşullam Eski Kapı'yı onardılar. Kirişlerini koydular ve kapılarını, sürgülerini ve kapı kollarını taktılar.|paseah oɡlu jojada ve besodeja oɡlu mesullam eski kapiʔji onardilar. kirislerini kojdular ve kapilariniʔ surɡulerini ve kapi kollarini taktilar. Old-Testament-Judges-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bu askerler arasında solak yedi yüz seçme adam vardı. Her biri sapanla bir kıla taş atabilir ve ıskalamazdı.|butun bu askerler arasinda solak jedi juz set͡ʃme adam vardi. her biri sapanla bir kila tas atabilir ve iskalamazdi. Old-Testament-Jeremiah-037-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un ordusu Mısır'dan çıkmıştı. Yeruşalem'i kuşatan Keldaniler onların haberini duyunca Yeruşalem'den çekildiler.|firavunʔun ordusu misirʔdan t͡ʃikmisti. jerusalemʔi kusatan keldaniler onlarin haberini dujunt͡ʃa jerusalemʔden t͡ʃekildiler. Old-Testament-Proverbs-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten de geleceğe dair bir umut vardır, umudun da yok edilemez.|ɡert͡ʃekten de ɡelet͡ʃeɡe dair bir umut vardirʔ umudun da jok edilemez. Old-Testament-Leviticus-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu New-Testament-Mark-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Zaman doldu. Tanrı’nın Krallığı yakındır! Tövbe edin ve Müjde’ye iman edin” diyordu.|“zaman doldu. tanri’nin kralliɡi jakindir! tovbe edin ve muʒde’je iman edin” dijordu. Old-Testament-Nehemiah-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen ey Yahve, Avram'ı seçen, onu Keldaniler'in Ur Kenti'nden çıkaran, ona Avraham adını veren Tanrı'sın,|sen ej jahveʔ avramʔi set͡ʃenʔ onu keldanilerʔin ur kentiʔnden t͡ʃikaranʔ ona avraham adini veren tanriʔsinʔ New-Testament-Revelation-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslan kükremesini andıran yüksek sesle bağırdı. O bağırınca, yedi gök gürlemesi seslerini çıkardı.|aslan kukremesini andiran juksek sesle baɡirdi. o baɡirint͡ʃaʔ jedi ɡok ɡurlemesi seslerini t͡ʃikardi. Old-Testament-Numbers-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|ama artık iştahımızı kaybettik. Bu mandan başka görülecek hiçbir şey yok.”|ama artik istahimizi kajbettik. bu mandan baska ɡorulet͡ʃek hit͡ʃbir sej jok.” Old-Testament-Exodus-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam bıldırcınlar çıkıp ordugâhı kapladı ve sabahleyin ordugâhın çevresine çiy serilmişti.|aksam bildirt͡ʃinlar t͡ʃikip orduɡahi kapladi ve sabahlejin orduɡahin t͡ʃevresine t͡ʃij serilmisti. Old-Testament-Daniel-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen, oğlu Belşatsar, bütün bunları bilmene rağmen yüreğini alçaltmadın.|“senʔ oɡlu belsatsarʔ butun bunlari bilmene raɡmen jureɡini alt͡ʃaltmadin. Old-Testament-Genesis-046-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali'nin oğulları: Yahseel, Guni, Yeser, Şillem.|naftaliʔnin oɡullari jahseelʔ ɡuniʔ jeserʔ sillem. Old-Testament-Genesis-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov annesi Rebeka'ya şöyle dedi: “Kardeşim Esav kıllı bir adam, bense kılsız bir adamım.|jakov annesi rebekaʔja sojle dedi “kardesim esav killi bir adamʔ bense kilsiz bir adamim. Old-Testament-1-Chronicles-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Beerşeva'da, Molada'da, Hazarşual'da,|beersevaʔdaʔ moladaʔdaʔ hazarsualʔdaʔ Old-Testament-Ezekiel-040-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Girişteki kapının ön cephesinden kapının iç eyvanının ön cephesine kadar elli arşındı.|ɡiristeki kapinin on t͡ʃephesinden kapinin it͡ʃ ejvaninin on t͡ʃephesine kadar elli arsindi. Old-Testament-Proverbs-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağıtan ve daha da artıran birisi vardır. Uygun olandan fazlasını alıkoyan ama yoksullaşan birisi vardır.|daɡitan ve daha da artiran birisi vardir. ujɡun olandan fazlasini alikojan ama joksullasan birisi vardir. Old-Testament-1-Kings-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Baaşa atalarıyla uyudu ve Tirsa'da gömüldü; ve oğlu Ela onun yerine kral oldu.|baasa atalarijla ujudu ve tirsaʔda ɡomuldu; ve oɡlu ela onun jerine kral oldu. Old-Testament-Ezekiel-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi New-Testament-Mark-006-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi yediler ve doydular.|hepsi jediler ve dojdular. Old-Testament-Job-041-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun gururu güçlü pullardır, sıkı bir mühürle birbirine kapatılmıştır.|onun ɡururu ɡut͡ʃlu pullardirʔ siki bir muhurle birbirine kapatilmistir. Old-Testament-Deuteronomy-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü dinlenmeye ve Tanrınız Yahve'nin size vermekte olduğu mirasa henüz girmediniz.|t͡ʃunku dinlenmeje ve tanriniz jahveʔnin size vermekte olduɡu mirasa henuz ɡirmediniz. New-Testament-Hebrews-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten de insanlar daha üstün birinin üzerine ant içerler. Onlar için ant, söylenenleri doğrular ve her tartışmayı sona erdirir.|ɡert͡ʃekten de insanlar daha ustun birinin uzerine ant it͡ʃerler. onlar it͡ʃin antʔ sojlenenleri doɡrular ve her tartismaji sona erdirir. Old-Testament-Proverbs-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırgın kardeş surlu kentten daha zordur. Çekişmeler kale sürgüleri gibidir.|kirɡin kardes surlu kentten daha zordur. t͡ʃekismeler kale surɡuleri ɡibidir. Old-Testament-Psalms-118-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Yahve’den korkanlar, “Sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer” desin.|simdi jahve’den korkanlarʔ “sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer” desin. Old-Testament-Ecclesiastes-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insan da zamanını bilmez. Kötü bir ağa yakalanan balıklar gibi, tuzağa düşen kuşlar gibi, insanoğulları da ansızın üzerlerine düştüğünde kötü bir zamana yakalanırlar.|t͡ʃunku insan da zamanini bilmez. kotu bir aɡa jakalanan baliklar ɡibiʔ tuzaɡa dusen kuslar ɡibiʔ insanoɡullari da ansizin uzerlerine dustuɡunde kotu bir zamana jakalanirlar. Old-Testament-2-Kings-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona şöyle dedi, \"\"Yahve diyor ki, ' İsrael'de sözünü soracak Tanrı olmadığı için mi Ekron ilâhı Baal Zevuv'a sormak için haberciler gönderdin? Bu yüzden üzerine çıktığın yataktan aşağı inmeyeceksin, kesin olarak öleceksin.'\"\"\"|\"ona sojle dediʔ \"\"jahve dijor kiʔ ʔ israelʔde sozunu sorat͡ʃak tanri olmadiɡi it͡ʃin mi ekron ilahi baal zevuvʔa sormak it͡ʃin habert͡ʃiler ɡonderdin? bu juzden uzerine t͡ʃiktiɡin jataktan asaɡi inmejet͡ʃeksinʔ kesin olarak olet͡ʃeksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Soyluların sesi kesilirdi, dili damaklarına yapışırdı.|sojlularin sesi kesilirdiʔ dili damaklarina japisirdi. New-Testament-Matthew-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua ona şöyle yanıt verdi: “Ey kadın, imanın büyük! Sana istediğin gibi olsun.” Ve kadının kızı işte o saatte iyileşti.|o zaman jesua ona sojle janit verdi “ej kadinʔ imanin bujuk! sana istediɡin ɡibi olsun.” ve kadinin kizi iste o saatte ijilesti. Old-Testament-Exodus-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Altı gün işini yapacaksın, yedinci gün dinleneceksin ki, öküzün, eşeğin, hizmetçinin oğlu ve yabancı ferahlasın.\"\"\"|\"\"\"alti ɡun isini japat͡ʃaksinʔ jedint͡ʃi ɡun dinlenet͡ʃeksin kiʔ okuzunʔ eseɡinʔ hizmett͡ʃinin oɡlu ve jabant͡ʃi ferahlasin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-099-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrımız Yahve, sen onlara yanıt verdin, yaptıklarının karşılığını ödetmiş olsan da, onları bağışlayan bir Tanrı oldun.|ej tanrimiz jahveʔ sen onlara janit verdinʔ japtiklarinin karsiliɡini odetmis olsan daʔ onlari baɡislajan bir tanri oldun. Old-Testament-Isaiah-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Oyma putları Yeruşalem'in ve Samariya'nınkinden daha iyi olan putların krallıklarını nasıl elim bulduysa,|ojma putlari jerusalemʔin ve samarijaʔninkinden daha iji olan putlarin kralliklarini nasil elim buldujsaʔ Old-Testament-Genesis-042-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün Yosef onlara şöyle dedi: “Bunu yapın ve yaşayın, çünkü ben Tanrı'dan korkarım.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡun josef onlara sojle dedi “bunu japin ve jasajinʔ t͡ʃunku ben tanriʔdan korkarim. Old-Testament-1-Samuel-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kocası Elkana ona, “Sana iyi geleni yap. Onu sütten kesinceye dek bekle; yalnız Yahve sözünü yerine getirsin” dedi. Kadın bekledi ve oğlunu sütten kesinceye dek emzirdi.|kot͡ʃasi elkana onaʔ “sana iji ɡeleni jap. onu sutten kesint͡ʃeje dek bekle; jalniz jahve sozunu jerine ɡetirsin” dedi. kadin bekledi ve oɡlunu sutten kesint͡ʃeje dek emzirdi. Old-Testament-Isaiah-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sen, yeryüzünde oturan, korku, çukur ve tuzak senin üzerinde.|ej senʔ jerjuzunde oturanʔ korkuʔ t͡ʃukur ve tuzak senin uzerinde. Old-Testament-Joshua-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu, Yarden'in ortasında, Antlaşma Sandığı'nı taşıyan kâhinlerin ayaklarının durduğu yerde on iki taş dikti; bugüne dek de oradadırlar.|jesuʔ jardenʔin ortasindaʔ antlasma sandiɡiʔni tasijan kahinlerin ajaklarinin durduɡu jerde on iki tas dikti; buɡune dek de oradadirlar. New-Testament-Matthew-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Peygamber Yeşaya aracılığıyla sözü edilen kişi budur ve şöyle demişti: “Çölde yükselen ses, ‘Efendi’nin yolunu hazırlayın! O'nun patikalarını düz edin’ diyor.”|t͡ʃunku pejɡamber jesaja arat͡ʃiliɡijla sozu edilen kisi budur ve sojle demisti “t͡ʃolde jukselen sesʔ ‘efendi’nin jolunu hazirlajin! oʔnun patikalarini duz edin’ dijor.” Old-Testament-Judges-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Manoah kalkıp karısının ardından gitti ve adamın yanına gelerek, \"\"Karımla konuşan adam sen misin?\"\" dedi. \"\"Ben'im\"\" dedi.\"|\"manoah kalkip karisinin ardindan ɡitti ve adamin janina ɡelerekʔ \"\"karimla konusan adam sen misin?\"\" dedi. \"\"benʔim\"\" dedi.\" New-Testament-John-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Diriliş ve yaşam Ben’im” dedi. “Bana iman eden kişi ölse bile yaşayacaktır.|jesua onaʔ “dirilis ve jasam ben’im” dedi. “bana iman eden kisi olse bile jasajat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Kings-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve'nin, babam David'e, 'Senin yerine tahtına oturtacağım oğlun benim adıma bir ev yapacak' dediği gibi, Tanrım Yahve'nin adına bir ev yapmayı amaçlıyorum.|isteʔ jahveʔninʔ babam davidʔeʔ ʔsenin jerine tahtina oturtat͡ʃaɡim oɡlun benim adima bir ev japat͡ʃakʔ dediɡi ɡibiʔ tanrim jahveʔnin adina bir ev japmaji amat͡ʃlijorum. Old-Testament-Ezekiel-048-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin açık yerleri olacak: Kuzeye doğru iki yüz elli, güneye doğru iki yüz elli, doğuya doğru iki yüz elli, batıya doğru iki yüz elli.|kentin at͡ʃik jerleri olat͡ʃak kuzeje doɡru iki juz elliʔ ɡuneje doɡru iki juz elliʔ doɡuja doɡru iki juz elliʔ batija doɡru iki juz elli. Old-Testament-Isaiah-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah erkenden kalkıp ağır içki peşinden koşanların, geceleyin geç vakte, şarap onları alevlendirinceye kadar kalanların vay haline!|sabah erkenden kalkip aɡir it͡ʃki pesinden kosanlarinʔ ɡet͡ʃelejin ɡet͡ʃ vakteʔ sarap onlari alevlendirint͡ʃeje kadar kalanlarin vaj haline! New-Testament-Ephesians-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kudretini, Mesih'i ölümden diriltip göksel yerlerde sağında oturturken, O'nda kullanmıştır.|bu kudretiniʔ mesihʔi olumden diriltip ɡoksel jerlerde saɡinda oturturkenʔ oʔnda kullanmistir. Old-Testament-Habakkuk-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar seni görüp korktular. Sular fırtınası akıp geçti. Engin kükredi ve ellerini yukarıya kaldırdı.|daɡlar seni ɡorup korktular. sular firtinasi akip ɡet͡ʃti. enɡin kukredi ve ellerini jukarija kaldirdi. Old-Testament-Jeremiah-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Öfkesini daima tutacak mı? Sonuna kadar saklayacak mı?’ İşte, konuştun, istediğin gibi kötülükler yaptın.”|“‘ofkesini daima tutat͡ʃak mi? sonuna kadar saklajat͡ʃak mi?’ isteʔ konustunʔ istediɡin ɡibi kotulukler japtin.” New-Testament-1-John-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar dünyadandır. Bu yüzden dünyadan söz ederler ve dünya onlara kulak verir.|onlar dunjadandir. bu juzden dunjadan soz ederler ve dunja onlara kulak verir. Old-Testament-Psalms-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir çukur kazdı, kazdığı çukura kendisi düştü.|bir t͡ʃukur kazdiʔ kazdiɡi t͡ʃukura kendisi dustu. Old-Testament-Psalms-109-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Soyu kesilsin. Gelecek kuşakta adları silinsin.|soju kesilsin. ɡelet͡ʃek kusakta adlari silinsin. New-Testament-Luke-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Bir adamın iki oğlu varmış” dedi.|jesuaʔ “bir adamin iki oɡlu varmis” dedi. New-Testament-Hebrews-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimse fuhuş yapmasın ya da ilk oğulluk hakkını bir yemek karşılığında satan Esav’a benzeyip kutsal değerlere saygısızlık etmesin.|kimse fuhus japmasin ja da ilk oɡulluk hakkini bir jemek karsiliɡinda satan esav’a benzejip kutsal deɡerlere sajɡisizlik etmesin. New-Testament-Ephesians-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne ahlaksızlık, ne saçma sapan konuşmalar, ne de bayağı şakalar olsun. Bunlar uygunsuzdur. Bunun yerine şükredin.|ne ahlaksizlikʔ ne sat͡ʃma sapan konusmalarʔ ne de bajaɡi sakalar olsun. bunlar ujɡunsuzdur. bunun jerine sukredin. New-Testament-Luke-012-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sahip olduklarınızı satın, muhtaçlara verin. Kendinize eskimeyen keseler, göklerde tükenmeyen bir hazine biriktirin. Orada hırsız yaklaşmaz, güve de yok etmez.|sahip olduklarinizi satinʔ muhtat͡ʃlara verin. kendinize eskimejen keselerʔ ɡoklerde tukenmejen bir hazine biriktirin. orada hirsiz jaklasmazʔ ɡuve de jok etmez. Old-Testament-Exodus-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Halka git, onları bugün ve yarın kutsa, giysilerini yıkasınlar,\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"halka ɡitʔ onlari buɡun ve jarin kutsaʔ ɡijsilerini jikasinlarʔ\" Old-Testament-Deuteronomy-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bu şeyler, önüne koyduğum kutsama ve lanet başına geldiğinde; Tanrın Yahve'nin seni sürdüğü bütün uluslar arasında bunları aklına getireceksin;|butun bu sejlerʔ onune kojduɡum kutsama ve lanet basina ɡeldiɡinde; tanrin jahveʔnin seni surduɡu butun uluslar arasinda bunlari aklina ɡetiret͡ʃeksin; Old-Testament-1-Samuel-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzeyde bir kaya Mikmaş'ın önünde, güneyde öbürü Giva'nın önünde yükseliyordu.|kuzejde bir kaja mikmasʔin onundeʔ ɡunejde oburu ɡivaʔnin onunde jukselijordu. Old-Testament-Numbers-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe konutu kurmayı bitirdiği, onu meshettiği, tüm takımlarıyla birlikte, sunağı da tüm eşyalarıyla birlikte kutsadığı ve onları mesh edip kutsadığı gün;|mose konutu kurmaji bitirdiɡiʔ onu meshettiɡiʔ tum takimlarijla birlikteʔ sunaɡi da tum esjalarijla birlikte kutsadiɡi ve onlari mesh edip kutsadiɡi ɡun; Old-Testament-Lamentations-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıçla öldürülenler kıtlığın öldürdüklerinden iyidir; çünkü bunlar tarla ürünlerinin yokluğundan yıpranarak erimekteler.|kilit͡ʃla oldurulenler kitliɡin oldurduklerinden ijidir; t͡ʃunku bunlar tarla urunlerinin jokluɡundan jipranarak erimekteler. Old-Testament-Judges-020-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Pusu kuranlar aceleyle Giva'ya saldırdılar; bunun üzerine pusu kuranlar dağılıp bütün kenti kılıçtan geçirdiler.|pusu kuranlar at͡ʃelejle ɡivaʔja saldirdilar; bunun uzerine pusu kuranlar daɡilip butun kenti kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler. Old-Testament-Exodus-035-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Önderler efod ve göğüslük için oniks taşlarını ve kakma taşlarını;|onderler efod ve ɡoɡusluk it͡ʃin oniks taslarini ve kakma taslarini; Old-Testament-Proverbs-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreği sapık olan bolluk bulamaz, aldatıcı dile sahip olan da sıkıntıya düşer.|jureɡi sapik olan bolluk bulamazʔ aldatit͡ʃi dile sahip olan da sikintija duser. Old-Testament-Psalms-128-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ellerinin emeğini yiyeceksin. Mutlu olacaksın ve senin için iyi olacak.|t͡ʃunku ellerinin emeɡini jijet͡ʃeksin. mutlu olat͡ʃaksin ve senin it͡ʃin iji olat͡ʃak. New-Testament-2-Thessalonians-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik kaynağı olan Efendi’nin kendisi size her zaman, her yönden esenlik versin. Efendi hepinizle birlikte olsun.|esenlik kajnaɡi olan efendi’nin kendisi size her zamanʔ her jonden esenlik versin. efendi hepinizle birlikte olsun. New-Testament-Luke-018-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Onikiler’i bir kenara çekip onlara şöyle dedi: “İşte, Yeruşalem’e çıkıyoruz. Peygamberler aracılığıyla İnsanoğlu hakkında yazılanların hepsi tamamlanacak.|jesua onikiler’i bir kenara t͡ʃekip onlara sojle dedi “isteʔ jerusalem’e t͡ʃikijoruz. pejɡamberler arat͡ʃiliɡijla insanoɡlu hakkinda jazilanlarin hepsi tamamlanat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-028-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara çıplak yerlerini örtecek keten donlar yapacaksın. Belden kalçalara kadar uzanacak.|onlara t͡ʃiplak jerlerini ortet͡ʃek keten donlar japat͡ʃaksin. belden kalt͡ʃalara kadar uzanat͡ʃak. New-Testament-Matthew-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Bu sonuncular bir saat çalıştı’ dediler. ‘Onları günün sıcağını ve yükünü taşıyan bizlerle bir tuttun!’”|‘bu sonunt͡ʃular bir saat t͡ʃalisti’ dediler. ‘onlari ɡunun sit͡ʃaɡini ve jukunu tasijan bizlerle bir tuttun!’” Old-Testament-Micah-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Omri'nin kuralları, ve Ahav'ın evinin bütün işleri tutuluyor. Seni yıkıma uğratayım, senin sakinlerine de ıslık çalsınlar diye onların öğütlerinde yürüyorsunuz. Halkımın utancını taşıyacaksınız.\"\"\"|\"t͡ʃunku omriʔnin kurallariʔ ve ahavʔin evinin butun isleri tutulujor. seni jikima uɡratajimʔ senin sakinlerine de islik t͡ʃalsinlar dije onlarin oɡutlerinde jurujorsunuz. halkimin utant͡ʃini tasijat͡ʃaksiniz.\"\"\" New-Testament-Matthew-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeş, kardeşi, baba çocuğunu ölüme teslim edecek. Çocuklar anne babalarına başkaldıracak ve onları öldürtecek.|“kardesʔ kardesiʔ baba t͡ʃot͡ʃuɡunu olume teslim edet͡ʃek. t͡ʃot͡ʃuklar anne babalarina baskaldirat͡ʃak ve onlari oldurtet͡ʃek. New-Testament-Romans-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, Tanrı’nın isteğiyle sevinçle yanınıza geleyim ve sizlerle birlikte huzur bulayım.|bojlet͡ʃeʔ tanri’nin isteɡijle sevint͡ʃle janiniza ɡelejim ve sizlerle birlikte huzur bulajim. Old-Testament-Jonah-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular beni canıma kadar kuşattı. Derinlik çevremi sardı. Yosunlar başıma dolandı.|sular beni t͡ʃanima kadar kusatti. derinlik t͡ʃevremi sardi. josunlar basima dolandi. Old-Testament-Exodus-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin meleği bir çalının ortasındaki alevin içinde ona göründü. Baktı, işte, çalı ateşte yanıyordu ama tükenmiyordu.|jahveʔnin meleɡi bir t͡ʃalinin ortasindaki alevin it͡ʃinde ona ɡorundu. baktiʔ isteʔ t͡ʃali ateste janijordu ama tukenmijordu. Old-Testament-Leviticus-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve Aron'a şöyle dedi:|bunun uzerine jahve aronʔa sojle dedi New-Testament-John-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunun üzerine tapınakta yüksek sesle öğretip şöyle söyledi: “Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden geldiğimi biliyorsunuz. Ben kendiliğimden gelmedim. Ama beni gönderen gerçektir. Siz O’nu tanımıyorsunuz.|jesua bunun uzerine tapinakta juksek sesle oɡretip sojle sojledi “hem beni tanijorsunuzʔ hem de nereden ɡeldiɡimi bilijorsunuz. ben kendiliɡimden ɡelmedim. ama beni ɡonderen ɡert͡ʃektir. siz o’nu tanimijorsunuz. New-Testament-Matthew-005-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yalnızca sizi sevenleri severseniz, ödülünüz ne olur? Vergi görevlileri bile aynısını yapmıyor mu?|eɡer jalnizt͡ʃa sizi sevenleri seversenizʔ odulunuz ne olur? verɡi ɡorevlileri bile ajnisini japmijor mu? Old-Testament-Jeremiah-039-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı Nebukadnetsar, muhafız komutanı Nebuzaradan'a Yeremya hakkında şöyle buyurdu:|babil krali nebukadnetsarʔ muhafiz komutani nebuzaradanʔa jeremja hakkinda sojle bujurdu Old-Testament-Isaiah-055-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey sizler, susayan herkes sulara gelsin! Parası olmayanlar, alın ve yiyin! Evet gelin, şarap ve sütü parasız ve bedelsiz alın.|“ej sizlerʔ susajan herkes sulara ɡelsin! parasi olmajanlarʔ alin ve jijin! evet ɡelinʔ sarap ve sutu parasiz ve bedelsiz alin. Old-Testament-Ezekiel-038-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, kuzeyin en uçlarından, seninle birlikte birçok halk, hepsi at sırtında, büyük bir topluluk ve güçlü bir ordu olarak kendi yerinden geleceksin.|senʔ kuzejin en ut͡ʃlarindanʔ seninle birlikte birt͡ʃok halkʔ hepsi at sirtindaʔ bujuk bir topluluk ve ɡut͡ʃlu bir ordu olarak kendi jerinden ɡelet͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-032-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin İsrael topluluğunun önünde vurduğu ülke, hayvancılık diyarıdır; hizmetkârının da hayvanları var.”|jahveʔnin israel topluluɡunun onunde vurduɡu ulkeʔ hajvant͡ʃilik dijaridir; hizmetkarinin da hajvanlari var.” Old-Testament-1-Kings-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'ye yakarıp dedi, \"\"Ey Yahve, Tanrım, yanında kaldığım dul kadının oğlunu öldürerek onun başına da mı kötülük getirdin?\"\"\"|\"jahveʔje jakarip dediʔ \"\"ej jahveʔ tanrimʔ janinda kaldiɡim dul kadinin oɡlunu oldurerek onun basina da mi kotuluk ɡetirdin?\"\"\" New-Testament-Luke-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerden sonra karısı Elizabet gebe kaldı ve beş ay evine kapandı.|o ɡunlerden sonra karisi elizabet ɡebe kaldi ve bes aj evine kapandi. New-Testament-Matthew-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada Nasıra adlı kentte yaşadı. Bu, peygamberler aracılığıyla bildirilen, “O’na Nasıralı denecektir” sözü yerine gelsin diye oldu.|orada nasira adli kentte jasadi. buʔ pejɡamberler arat͡ʃiliɡijla bildirilenʔ “o’na nasirali denet͡ʃektir” sozu jerine ɡelsin dije oldu. Old-Testament-Job-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yattığımda, ‘Ne zaman kalkacağım ve gece geçecek?’ diyorum. Gün doğana dek dönüp duruyorum.|jattiɡimdaʔ ‘ne zaman kalkat͡ʃaɡim ve ɡet͡ʃe ɡet͡ʃet͡ʃek?’ dijorum. ɡun doɡana dek donup durujorum. New-Testament-James-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Atamız Avraham, oğlu İshak’ı sunak üzerinde sunmuş olarak işleriyle aklanmadı mı?|atamiz avrahamʔ oɡlu ishak’i sunak uzerinde sunmus olarak islerijle aklanmadi mi? Old-Testament-Genesis-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Avimelek'le ordusunun komutanı Fikol Avraham’a şöyle dediler: “Yaptığın her şeyde Tanrı seninledir.|o sirada avimelekʔle ordusunun komutani fikol avraham’a sojle dediler “japtiɡin her sejde tanri seninledir. Old-Testament-2-Chronicles-030-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Hizkiya’yı işitti ve halkı iyileştirdi.|jahve hizkija’ji isitti ve halki ijilestirdi. Old-Testament-Jeremiah-007-034|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahuda kentlerinden ve Yeruşalem sokaklarından neşe sesini, sevinç sesini, güvey sesini ve gelin sesini sona erdireceğim; çünkü ülke harap olacak.”|o zaman jahuda kentlerinden ve jerusalem sokaklarindan nese sesiniʔ sevint͡ʃ sesiniʔ ɡuvej sesini ve ɡelin sesini sona erdiret͡ʃeɡim; t͡ʃunku ulke harap olat͡ʃak.” Old-Testament-Ezekiel-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin eli orada üzerimdeydi; ve bana şöyle dedi, “Kalk, ovaya çık, ve orada seninle konuşacağım.”|jahveʔnin eli orada uzerimdejdi; ve bana sojle dediʔ “kalkʔ ovaja t͡ʃikʔ ve orada seninle konusat͡ʃaɡim.” New-Testament-John-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben onlarda, sen bende olmak üzere tamamlanmış birlik içinde olsunlar ki, dünya beni senin gönderdiğini, beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini bilsin.|ben onlardaʔ sen bende olmak uzere tamamlanmis birlik it͡ʃinde olsunlar kiʔ dunja beni senin ɡonderdiɡiniʔ beni sevdiɡin ɡibi onlari da sevdiɡini bilsin. Old-Testament-Job-031-017|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da lokmamı tek başıma yediysem, babasız da ondan yemediyse,|ja da lokmami tek basima jedijsemʔ babasiz da ondan jemedijseʔ Old-Testament-Leviticus-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu aynı güne, Tanrınız'a sunu getirene kadar ekmek, kavrulmuş buğday ya da taze buğday yemeyeceksiniz. Bu, tüm konutlarınızda kuşaklar boyunca daima geçerli olacak bir kuraldır.'\"\"\"|\"bu ajni ɡuneʔ tanrinizʔa sunu ɡetirene kadar ekmekʔ kavrulmus buɡdaj ja da taze buɡdaj jemejet͡ʃeksiniz. buʔ tum konutlarinizda kusaklar bojunt͡ʃa daima ɡet͡ʃerli olat͡ʃak bir kuraldir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-031-039|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer ürününü parasız yediysem, ya da sahiplerinin hayatını kaybettirdiysem,|eɡer urununu parasiz jedijsemʔ ja da sahiplerinin hajatini kajbettirdijsemʔ Old-Testament-Genesis-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham gözlerini kaldırıp baktığında arkasında boynuzlarından çalılara takılmış bir koç gördü. Avraham gidip koçu aldı ve oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu.|avraham ɡozlerini kaldirip baktiɡinda arkasinda bojnuzlarindan t͡ʃalilara takilmis bir kot͡ʃ ɡordu. avraham ɡidip kot͡ʃu aldi ve oɡlunun jerine onu jakmalik sunu olarak sundu. Old-Testament-Ezekiel-032-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Mısır ülkesini ıssız ve harap ettiğimde, doluluğunu boşalttığım zaman, orada oturanların hepsini vurduğumda, o zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"|\"“misir ulkesini issiz ve harap ettiɡimdeʔ doluluɡunu bosalttiɡim zamanʔ orada oturanlarin hepsini vurduɡumdaʔ o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Lamentations-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Gençler ve yaşlılar sokaklarda yerde yatıyorlar. El değmemiş kızlarımla gençlerim kılıçla düştüler. Öfken gününde onları öldürdün. Boğazladın, ama acımadın.\"\"\"|\"“ɡent͡ʃler ve jaslilar sokaklarda jerde jatijorlar. el deɡmemis kizlarimla ɡent͡ʃlerim kilit͡ʃla dustuler. ofken ɡununde onlari oldurdun. boɡazladinʔ ama at͡ʃimadin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-064-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü tasarılar için birbirlerini teşvik ederler. Gizlice tuzak kurmaktan söz ederler. “Onları kim görecek ki?” derler.|kotu tasarilar it͡ʃin birbirlerini tesvik ederler. ɡizlit͡ʃe tuzak kurmaktan soz ederler. “onlari kim ɡoret͡ʃek ki?” derler. Old-Testament-Jeremiah-035-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya Rekavlılar evine şöyle dedi: “İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: ‘Atanız Yonadav'ın buyruğuna itaat ettiniz, bütün buyruklarını tuttunuz ve size buyurduğu her şeye göre yaptınız,’|jeremja rekavlilar evine sojle dedi “israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor ‘ataniz jonadavʔin bujruɡuna itaat ettinizʔ butun bujruklarini tuttunuz ve size bujurduɡu her seje ɡore japtinizʔ’ New-Testament-Romans-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine, “Ey bütün uluslar, Efendi’yi övün! Bütün halklar O’nu övsün.”|jineʔ “ej butun uluslarʔ efendi’ji ovun! butun halklar o’nu ovsun.” New-Testament-Acts-021-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaleden içeri girmek üzereyken Pavlus komutana, “Seninle konuşabilir miyim?” diye sordu. Komutan, ‘‘Grekçe biliyor musun?” dedi.|kaleden it͡ʃeri ɡirmek uzerejken pavlus komutanaʔ “seninle konusabilir mijim?” dije sordu. komutanʔ ‘‘ɡrekt͡ʃe bilijor musun?” dedi. New-Testament-Matthew-020-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, yol kenarında oturan iki kör, Yeşua’nın geçtiğini duyunca, “Efendimiz, ey David Oğlu bize merhamet et!” diye bağırdılar.|isteʔ jol kenarinda oturan iki korʔ jesua’nin ɡet͡ʃtiɡini dujunt͡ʃaʔ “efendimizʔ ej david oɡlu bize merhamet et!” dije baɡirdilar. New-Testament-John-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Onikiler’den biri olup “Didimos” denilen Tomas, Yeşua geldiğinde yanlarında değildi.|ant͡ʃak onikiler’den biri olup “didimos” denilen tomasʔ jesua ɡeldiɡinde janlarinda deɡildi. Old-Testament-Ezekiel-016-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Küstah oldular ve önümde iğrençlik yaptılar. Bu yüzden bunu gördüğümde onları ortadan kaldırdım.|kustah oldular ve onumde iɡrent͡ʃlik japtilar. bu juzden bunu ɡorduɡumde onlari ortadan kaldirdim. New-Testament-Mark-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yuhanna Hirodes'e, “Kardeşinin karısı ile evlenmen Yasa’ya aykırıdır” demişti.|t͡ʃunku juhanna hirodesʔeʔ “kardesinin karisi ile evlenmen jasa’ja ajkiridir” demisti. New-Testament-1-Corinthians-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazılarınız böyleydiniz, ama yıkanıp kutsal kılındınız. Efendi Yeşua’nın adıyla ve Tanrımız’ın Ruhu’yla aklandınız.|bazilariniz bojlejdinizʔ ama jikanip kutsal kilindiniz. efendi jesua’nin adijla ve tanrimiz’in ruhu’jla aklandiniz. Old-Testament-2-Chronicles-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Tanrısı Yahve onu Suriye Kralı'nın eline teslim etti. Onu vurdular ve kendisinden çok esir alıp Damaskus'a götürdüler. Onu büyük bir kıyımla vuran İsrael Kralı'nın eline de teslim edildi.|bu juzden tanrisi jahve onu surije kraliʔnin eline teslim etti. onu vurdular ve kendisinden t͡ʃok esir alip damaskusʔa ɡoturduler. onu bujuk bir kijimla vuran israel kraliʔnin eline de teslim edildi. Old-Testament-Exodus-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Mısır üzerinde Yosef'i tanımayan yeni bir kral çıktı.|simdi misir uzerinde josefʔi tanimajan jeni bir kral t͡ʃikti. Old-Testament-Esther-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Kraliçe Ester'e, \"\"Yahudiler Susa Kalesi'nde beş yüz kişiyi, Haman'ın on oğlunu da öldürüp yok ettiler; kralın diğer illerinde neler yapmışlar? Daha fazla ne dilersin? Yapılacaktır.\"\" dedi.\"|\"kral kralit͡ʃe esterʔeʔ \"\"jahudiler susa kalesiʔnde bes juz kisijiʔ hamanʔin on oɡlunu da oldurup jok ettiler; kralin diɡer illerinde neler japmislar? daha fazla ne dilersin? japilat͡ʃaktir.\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-033-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Hor Haggidgad'dan yola çıkıp Yotvata'da konakladılar.|hor haɡɡidɡadʔdan jola t͡ʃikip jotvataʔda konakladilar. Old-Testament-Proverbs-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|kötü düzenler kuran yürek, kötülüğe çabuk koşan ayaklar,|kotu duzenler kuran jurekʔ kotuluɡe t͡ʃabuk kosan ajaklarʔ New-Testament-Acts-027-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra hepsi cesaret bulup onlar da yemek aldı.|sonra hepsi t͡ʃesaret bulup onlar da jemek aldi. New-Testament-Mark-010-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Yeruşalem’e çıkıyoruz. İnsanoğlu başkâhinlere ve yazıcılara teslim edilecek. O’nu ölüme mahkûm edecekler ve öteki ulusların eline teslim edecekler.|“isteʔ jerusalem’e t͡ʃikijoruz. insanoɡlu baskahinlere ve jazit͡ʃilara teslim edilet͡ʃek. o’nu olume mahkum edet͡ʃekler ve oteki uluslarin eline teslim edet͡ʃekler. New-Testament-Romans-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın seçilmişlerini kim suçlayabilir? Aklayan Tanrı’dır.|tanri’nin set͡ʃilmislerini kim sut͡ʃlajabilir? aklajan tanri’dir. Old-Testament-Jeremiah-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael evi, Yahve'nin size söylediği sözü dinleyin!|ej israel eviʔ jahveʔnin size sojlediɡi sozu dinlejin! Old-Testament-Proverbs-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bilgelik yüreğine girecek. Bilgi canına tatlı gelecek.|t͡ʃunku bilɡelik jureɡine ɡiret͡ʃek. bilɡi t͡ʃanina tatli ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Nehemiah-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kitaptan, Tanrı'nın yasasını açıkça okudular; ve anlamını verdiler, öyle ki, okunanı anlayabilsinler.|kitaptanʔ tanriʔnin jasasini at͡ʃikt͡ʃa okudular; ve anlamini verdilerʔ ojle kiʔ okunani anlajabilsinler. Old-Testament-Job-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslanın kükremesi, kızgın aslanın sesi, genç aslanların dişleri kırıldı.|aslanin kukremesiʔ kizɡin aslanin sesiʔ ɡent͡ʃ aslanlarin disleri kirildi. Old-Testament-1-Kings-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece evi yaptı ve onu bitirdi; ve evi sedir kirişleri ve tahtalarıyla kapladı.|bojlet͡ʃe evi japti ve onu bitirdi; ve evi sedir kirisleri ve tahtalarijla kapladi. New-Testament-1-Thessalonians-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’in lütfu sizinle olsun! Amin.|efendimiz jesua mesih’in lutfu sizinle olsun! amin. New-Testament-Luke-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle yaptılar ve hepsini oturttular.|ojle japtilar ve hepsini oturttular. Old-Testament-1-Kings-020-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârın burada şurada meşgul olduğu için o gitti.” İsrael Kralı ona, “Senin hükmün öyle olacak. Sen kendin karar vermişsin.” dedi.|hizmetkarin burada surada mesɡul olduɡu it͡ʃin o ɡitti.” israel krali onaʔ “senin hukmun ojle olat͡ʃak. sen kendin karar vermissin.” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzzi, Zerahya'nın babası oldu. Zerahya, Merayot'un babası oldu.|uzziʔ zerahjaʔnin babasi oldu. zerahjaʔ merajotʔun babasi oldu. Old-Testament-Ezekiel-047-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Doğu tarafı, Havran, Damaskus, Gilad ve İsrael diyarı arasında Yarden olacak; kuzey sınırından doğu denizine kadar ölçeceksiniz. Bu doğu tarafıdır.\"\"\"|\"“doɡu tarafiʔ havranʔ damaskusʔ ɡilad ve israel dijari arasinda jarden olat͡ʃak; kuzej sinirindan doɡu denizine kadar olt͡ʃet͡ʃeksiniz. bu doɡu tarafidir.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Ornan'a, \"\"Bu harman yerinin yerini bana sat da üzerinde Yahve'ye bir sunak yapayım. Bana tam değeriyle satacaksın ki, veba halkın üzerinden kalksın.\"\" dedi.\"|\"david ornanʔaʔ \"\"bu harman jerinin jerini bana sat da uzerinde jahveʔje bir sunak japajim. bana tam deɡerijle satat͡ʃaksin kiʔ veba halkin uzerinden kalksin.\"\" dedi.\" Old-Testament-Judges-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer bugün Yerubbaal'a ve onun evine doğru ve haklı olarak davrandıysanız, Avimelek'le sevinin, o da sizinle sevinsin;|eɡer buɡun jerubbaalʔa ve onun evine doɡru ve hakli olarak davrandijsanizʔ avimelekʔle sevininʔ o da sizinle sevinsin; Old-Testament-Proverbs-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeol'e inmesin diye, yaşam yolu bilge kişiyi yukarıya doğru götürür.|seolʔe inmesin dijeʔ jasam jolu bilɡe kisiji jukarija doɡru ɡoturur. New-Testament-1-John-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın bize olan sevgisini biliyoruz ve buna inandık. Tanrı sevgidir. Sevgide kalan Tanrı’da kalır ve Tanrı da onda kalır.|tanri’nin bize olan sevɡisini bilijoruz ve buna inandik. tanri sevɡidir. sevɡide kalan tanri’da kalir ve tanri da onda kalir. Old-Testament-Numbers-035-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Topluluk, adam öldüren kişiyi kan öcü alanın elinden kurtaracak ve topluluk onu kaçtığı sığınma kentine geri gönderecektir. Kutsal yağla meshedilen başkâhinin ölümüne dek orada oturacaktır.'\"\"\"|\"toplulukʔ adam olduren kisiji kan ot͡ʃu alanin elinden kurtarat͡ʃak ve topluluk onu kat͡ʃtiɡi siɡinma kentine ɡeri ɡonderet͡ʃektir. kutsal jaɡla meshedilen baskahinin olumune dek orada oturat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün sofralar pis kusmuk ve pislikle dolu.|t͡ʃunku butun sofralar pis kusmuk ve pislikle dolu. Old-Testament-Psalms-103-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hakimiyetinin her yerindeki bütün işleri Yahve’yi övün, Yahve’yi öv, ey canım!|hakimijetinin her jerindeki butun isleri jahve’ji ovunʔ jahve’ji ovʔ ej t͡ʃanim! New-Testament-Hebrews-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı adaletsiz değildir ki, sizin işinizi, kutsallara hizmet ederek ve hâlâ hizmet etmeye devam ederek O’nun adına gösterdiğiniz sevgi emeğinizi unutsun.|t͡ʃunku tanri adaletsiz deɡildir kiʔ sizin isiniziʔ kutsallara hizmet ederek ve hala hizmet etmeje devam ederek o’nun adina ɡosterdiɡiniz sevɡi emeɡinizi unutsun. Old-Testament-Isaiah-060-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin artık batmayacak, Ay'ın da çekilmeyecek. Çünkü Yahve senin sonsuz ışığın olacak, ve yas günlerin sona erecek.|ɡunesin artik batmajat͡ʃakʔ ajʔin da t͡ʃekilmejet͡ʃek. t͡ʃunku jahve senin sonsuz isiɡin olat͡ʃakʔ ve jas ɡunlerin sona eret͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulları adaletten yoksun bırakmak ve halkım arasındaki yoksulların haklarını gasp etmek; dul kadınları kendileri için yağmalamak ve yetimleri kendilerine av yapmak için,|joksullari adaletten joksun birakmak ve halkim arasindaki joksullarin haklarini ɡasp etmek; dul kadinlari kendileri it͡ʃin jaɡmalamak ve jetimleri kendilerine av japmak it͡ʃinʔ Old-Testament-Isaiah-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim halkıma gelince, çocuklar onlara zulmetmektedir, ve kadınlar onlara hükmetmektedir. Halkım, sana yol gösterenler seni saptırıyorlar, patikalarının yolunu bozuyorlar.|benim halkima ɡelint͡ʃeʔ t͡ʃot͡ʃuklar onlara zulmetmektedirʔ ve kadinlar onlara hukmetmektedir. halkimʔ sana jol ɡosterenler seni saptirijorlarʔ patikalarinin jolunu bozujorlar. Old-Testament-Judges-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke kırk yıl dinlendi, sonra Kenaz'ın oğlu Otniel öldü.|ulke kirk jil dinlendiʔ sonra kenazʔin oɡlu otniel oldu. Old-Testament-Isaiah-052-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçokları sana nasıl hayret ettiyse, onun görünüşü herkesten daha çok, biçimi de insanoğullarından daha çok bozulmuştu;|birt͡ʃoklari sana nasil hajret ettijseʔ onun ɡorunusu herkesten daha t͡ʃokʔ bit͡ʃimi de insanoɡullarindan daha t͡ʃok bozulmustu; New-Testament-Matthew-026-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Sen söylemiş oldun. Yine de size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu’nun Kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.”|jesua onaʔ “sen sojlemis oldun. jine de size sunu sojlejejimʔ bundan sonra insanoɡlu’nun kudretli olan’in saɡinda oturduɡunu ve ɡoɡun bulutlari uzerinde ɡeldiɡini ɡoret͡ʃeksiniz.” Old-Testament-Ezekiel-048-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Aşer sınırı yanında, doğu tarafından batı tarafına kadar, Naftali, bir pay.\"\"\"|\"“aser siniri janindaʔ doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ naftaliʔ bir paj.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Baal Perazim'e çıktılar ve David onları orada yendi. David, \"\"Suların yarıldığı gibi, Tanrı düşmanlarımı elimle kırdı\"\" dedi. Bu yüzden o yerin adını Baal Perazim koydular.\"|\"bunun uzerine baal perazimʔe t͡ʃiktilar ve david onlari orada jendi. davidʔ \"\"sularin jarildiɡi ɡibiʔ tanri dusmanlarimi elimle kirdi\"\" dedi. bu juzden o jerin adini baal perazim kojdular.\" Old-Testament-Genesis-035-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalkıp Beytel'e gidelim. Sıkıntılı günümde bana yanıt veren, gittiğim yolda benimle birlikte olan Tanrı'ya orada bir sunak yapacağım.”|kalkip bejtelʔe ɡidelim. sikintili ɡunumde bana janit verenʔ ɡittiɡim jolda benimle birlikte olan tanriʔja orada bir sunak japat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Nahum-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ninova hakkında bir vahiy. Elkoşlu Nahum'un görümü kitabı.|ninova hakkinda bir vahij. elkoslu nahumʔun ɡorumu kitabi. Old-Testament-Hosea-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni sonsuza dek kendime nişanlayacağım. Evet, seni doğruluk, adalet, sevgi dolu iyilikle ve merhametle kendime nişanlayacağım.|seni sonsuza dek kendime nisanlajat͡ʃaɡim. evetʔ seni doɡrulukʔ adaletʔ sevɡi dolu ijilikle ve merhametle kendime nisanlajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-048-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıkıcı her kentin üzerine gelecek, ve hiçbir kent kaçıp kurtulmayacak; vadi de yok olacak ve ova harap olacak, Yahve'nin söylemiş olduğu gibi.|jikit͡ʃi her kentin uzerine ɡelet͡ʃekʔ ve hit͡ʃbir kent kat͡ʃip kurtulmajat͡ʃak; vadi de jok olat͡ʃak ve ova harap olat͡ʃakʔ jahveʔnin sojlemis olduɡu ɡibi. Old-Testament-2-Chronicles-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra şöyle dedi: \"\"İsrael'in Tanrısı ey Yahve, gökte ve yerde senin gibi bir Tanrı yoktur. Sen, bütün yürekleriyle senin önünde yürüyen hizmetkârlarına antlaşmayı ve sevgi dolu iyiliğini korursun.\"|\"sonra sojle dedi \"\"israelʔin tanrisi ej jahveʔ ɡokte ve jerde senin ɡibi bir tanri joktur. senʔ butun jureklerijle senin onunde jurujen hizmetkarlarina antlasmaji ve sevɡi dolu ijiliɡini korursun.\" Old-Testament-Exodus-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Altı gün çalışacak ve tüm işini yapacaksın.|alti ɡun t͡ʃalisat͡ʃak ve tum isini japat͡ʃaksin. Old-Testament-Judges-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimşon şöyle dedi: \"\"Bir eşeğin çene kemiğiyle yığın üstüne yığın; bir eşeğin çene kemiğiyle bin kişi vurdum.”\"|\"simson sojle dedi \"\"bir eseɡin t͡ʃene kemiɡijle jiɡin ustune jiɡin; bir eseɡin t͡ʃene kemiɡijle bin kisi vurdum.”\" New-Testament-Mark-006-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekneden çıktıklarında, halk Yeşua’yı hemen tanıyıp|tekneden t͡ʃiktiklarindaʔ halk jesua’ji hemen tanijip Old-Testament-Psalms-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yüzümü ara” dediğin zaman, yüreğim sana, “Yüzünü arıyorum, ey Yahve” dedi.|“juzumu ara” dediɡin zamanʔ jureɡim sanaʔ “juzunu arijorumʔ ej jahve” dedi. Old-Testament-Daniel-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kraliçe, kralın ve beylerin sözleri yüzünden ziyafet evine geldi. Kraliçe söyleyip dedi, \"\"Ey kral, daima yaşa; düşüncelerin seni rahatsız etmesin, yüzün değişmesin.\"|\"kralit͡ʃeʔ kralin ve bejlerin sozleri juzunden zijafet evine ɡeldi. kralit͡ʃe sojlejip dediʔ \"\"ej kralʔ daima jasa; dusunt͡ʃelerin seni rahatsiz etmesinʔ juzun deɡismesin.\" Old-Testament-2-Kings-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoaş'ın otuz yedinci yılında, Yehoahaz oğlu Yehoaş, Samariya'da on altı yıllık İsrael üzerindeki hükmüne başladı.|jahuda krali joasʔin otuz jedint͡ʃi jilindaʔ jehoahaz oɡlu jehoasʔ samarijaʔda on alti jillik israel uzerindeki hukmune basladi. Old-Testament-Exodus-033-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe çadırı alıp ordugâhın dışına, ordugâhın çok uzağına kurardı ve ona \"\"Buluşma Çadırı\"\" adını verdi. Yahve'yi arayan herkes ordugâhın dışındaki Buluşma Çadırı'na giderdi.\"|\"mose t͡ʃadiri alip orduɡahin disinaʔ orduɡahin t͡ʃok uzaɡina kurardi ve ona \"\"bulusma t͡ʃadiri\"\" adini verdi. jahveʔji arajan herkes orduɡahin disindaki bulusma t͡ʃadiriʔna ɡiderdi.\" Old-Testament-Isaiah-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır diyarından çıktığı gün İsrael için olduğu gibi, halkının Aşur'dan artakalanları için de bir ana yol olacak.|misir dijarindan t͡ʃiktiɡi ɡun israel it͡ʃin olduɡu ɡibiʔ halkinin asurʔdan artakalanlari it͡ʃin de bir ana jol olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-041-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra olacak şeyleri bildirin ki, sizin ilâhlar olduğunuzu bilelim. Evet, iyilik yapın ya da kötülük yapın ki, dehşete düşelim de bunu birlikte görelim.|bundan sonra olat͡ʃak sejleri bildirin kiʔ sizin ilahlar olduɡunuzu bilelim. evetʔ ijilik japin ja da kotuluk japin kiʔ dehsete duselim de bunu birlikte ɡorelim. New-Testament-John-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayatını seven onu kaybedecek. Bu dünyada hayatından nefret eden onu sonsuz yaşam için saklar.|hajatini seven onu kajbedet͡ʃek. bu dunjada hajatindan nefret eden onu sonsuz jasam it͡ʃin saklar. Old-Testament-Deuteronomy-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Esirlik giysilerini çıkaracak, evinde kalacak ve tam bir ay boyunca annesiyle babasına ağlayacak. Bundan sonra onun yanına gireceksin ve onun kocası olacaksın, o da senin karın olacak.|esirlik ɡijsilerini t͡ʃikarat͡ʃakʔ evinde kalat͡ʃak ve tam bir aj bojunt͡ʃa annesijle babasina aɡlajat͡ʃak. bundan sonra onun janina ɡiret͡ʃeksin ve onun kot͡ʃasi olat͡ʃaksinʔ o da senin karin olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Heşbon'da yaşayan Amorlular'ın Kralı Sihonu ve Edrei'deki Aştarot'ta yaşayan Başan Kralı Og'u vurduktan sonra,|hesbonʔda jasajan amorlularʔin krali sihonu ve edreiʔdeki astarotʔta jasajan basan krali oɡʔu vurduktan sonraʔ Old-Testament-1-Samuel-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"bu on peyniri de onların binbaşısına götür. Kardeşlerinin ne durumda olduğunu gör ve haber getir.\"\" dedi.\"|\"bu on pejniri de onlarin binbasisina ɡotur. kardeslerinin ne durumda olduɡunu ɡor ve haber ɡetir.\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kardeşler Pavlus’u hemen denize kadar gönderdiler. Silas’la Timoteos ise orada kaldılar.|bunun uzerine kardesler pavlus’u hemen denize kadar ɡonderdiler. silas’la timoteos ise orada kaldilar. New-Testament-Luke-001-050|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun merhameti, kuşaklar boyunca kendisinden korkanların üzerindedir.|o’nun merhametiʔ kusaklar bojunt͡ʃa kendisinden korkanlarin uzerindedir. New-Testament-Luke-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama vay halinize ey zenginler! Çünkü tesellinizi aldınız.|ama vaj halinize ej zenɡinler! t͡ʃunku tesellinizi aldiniz. Old-Testament-1-Samuel-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David adamlarını bu sözlerle durdurdu ve Saul'a karşı kalkmalarına izin vermedi. Saul mağaradan kalkıp yoluna devam etti.|bunun uzerine david adamlarini bu sozlerle durdurdu ve saulʔa karsi kalkmalarina izin vermedi. saul maɡaradan kalkip joluna devam etti. Old-Testament-1-Chronicles-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi'den Kemuel'in oğlu Haşavya; Aron'dan Sadok;|leviʔden kemuelʔin oɡlu hasavja; aronʔdan sadok; New-Testament-Matthew-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de sana derim ki, sen Petrus’sun ve kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım. Hades'in kapıları ona karşı galip gelmeyecektir.|ben de sana derim kiʔ sen petrus’sun ve kilisemi bu kajanin uzerine kurat͡ʃaɡim. hadesʔin kapilari ona karsi ɡalip ɡelmejet͡ʃektir. Old-Testament-Leviticus-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah sunusunun kanından bir kısmını sunağın kenarına serpecek; kanın geri kalanı sunağın dibinde akıtılacak. Bu bir günah sunusudur.|ɡunah sunusunun kanindan bir kismini sunaɡin kenarina serpet͡ʃek; kanin ɡeri kalani sunaɡin dibinde akitilat͡ʃak. bu bir ɡunah sunusudur. New-Testament-Matthew-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Onları buraya, bana getirin” dedi.|jesuaʔ “onlari burajaʔ bana ɡetirin” dedi. Old-Testament-Genesis-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yemeyeceksin. Çünkü ondan yediğin gün kesin olarak ölürsün.”|“ama ijijle kotuju bilme aɡat͡ʃindan jemejet͡ʃeksin. t͡ʃunku ondan jediɡin ɡun kesin olarak olursun.” New-Testament-2-Corinthians-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Herhangi bir şeyi kendimizden gibi saymaya yeterli değiliz; yeterliliğimiz Tanrı’dandır.|herhanɡi bir seji kendimizden ɡibi sajmaja jeterli deɡiliz; jeterliliɡimiz tanri’dandir. Old-Testament-Proverbs-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların ayakları kötülüğe koşar. Kan dökmek için acele ederler.|t͡ʃunku onlarin ajaklari kotuluɡe kosar. kan dokmek it͡ʃin at͡ʃele ederler. New-Testament-Revelation-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın önünde kristale benzer, sanki camdan bir deniz vardı. Tahtın ortasında ve çevresinde, önü ve arkası gözlerle dolu dört yaratık duruyordu.|tahtin onunde kristale benzerʔ sanki t͡ʃamdan bir deniz vardi. tahtin ortasinda ve t͡ʃevresindeʔ onu ve arkasi ɡozlerle dolu dort jaratik durujordu. Old-Testament-1-Chronicles-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|sekizincisi, Yeşaya'ya, oğulları ve kardeşleri on iki;|sekizint͡ʃisiʔ jesajaʔjaʔ oɡullari ve kardesleri on iki; Old-Testament-Psalms-018-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Duyar duymaz benim sözümü dinleyecekler. Yabancılar bana boyun eğecekler.|dujar dujmaz benim sozumu dinlejet͡ʃekler. jabant͡ʃilar bana bojun eɡet͡ʃekler. Old-Testament-Proverbs-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğunda yürüyen kişi Yahve'den korkar, ama yollarında sapkın olan kişi O'nu küçümser.|doɡruluɡunda jurujen kisi jahveʔden korkarʔ ama jollarinda sapkin olan kisi oʔnu kut͡ʃumser. Old-Testament-1-Kings-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her yüksek tepede ve her yeşil ağacın altında kendilerine yüksek yerler, dikili taşlar ve Aşera direkleri yaptılar.|t͡ʃunku her juksek tepede ve her jesil aɡat͡ʃin altinda kendilerine juksek jerlerʔ dikili taslar ve asera direkleri japtilar. Old-Testament-Lamentations-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin öfkesi onları dağıttı. Artık onlara bakmayacak. Kâhinlere saygı göstermediler. Yaşlıları kayırmadılar.|jahveʔnin ofkesi onlari daɡitti. artik onlara bakmajat͡ʃak. kahinlere sajɡi ɡostermediler. jaslilari kajirmadilar. Old-Testament-2-Samuel-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O kalktı, eli yorulana ve eli kılıca yapışana dek Filistliler'i vurdu; ve Yahve o gün büyük bir zafer sağladı; ve halk sadece yağma almak için onun ardından geri döndü.|o kalktiʔ eli jorulana ve eli kilit͡ʃa japisana dek filistlilerʔi vurdu; ve jahve o ɡun bujuk bir zafer saɡladi; ve halk sadet͡ʃe jaɡma almak it͡ʃin onun ardindan ɡeri dondu. Old-Testament-Psalms-071-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, doğruluğun göklere erişiyor. Büyük işler yaptın. Senin gibisi var mı, ey Tanrı?|ej tanriʔ doɡruluɡun ɡoklere erisijor. bujuk isler japtin. senin ɡibisi var miʔ ej tanri? Old-Testament-Job-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Şeytan Yahve'ye yanıt verip, \"\"İyov boşuna mı Tanrı'dan korkuyor?\"|\"o zaman sejtan jahveʔje janit veripʔ \"\"ijov bosuna mi tanriʔdan korkujor?\" Old-Testament-Psalms-125-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye güvenenler Siyon Dağı gibidir, sarsılmaz, sonsuza dek kalır.|jahveʔje ɡuvenenler sijon daɡi ɡibidirʔ sarsilmazʔ sonsuza dek kalir. Old-Testament-Leviticus-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Koçu parçalar halinde kesti; Moşe başı, parçalarını ve yağını yaktı.|kot͡ʃu part͡ʃalar halinde kesti; mose basiʔ part͡ʃalarini ve jaɡini jakti. Old-Testament-Genesis-030-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hizmetime karşılık karılarımı ve çocuklarımı ver, bırak gideyim. Çünkü sana nasıl hizmet ettiğimi biliyorsun.”|“hizmetime karsilik karilarimi ve t͡ʃot͡ʃuklarimi verʔ birak ɡidejim. t͡ʃunku sana nasil hizmet ettiɡimi bilijorsun.” New-Testament-Luke-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua ona, “Ey adam! Beni üzerinize kim yargıç ya da hakem yaptı?” dedi.|ama jesua onaʔ “ej adam! beni uzerinize kim jarɡit͡ʃ ja da hakem japti?” dedi. Old-Testament-Genesis-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yakov çok korktu ve sıkıldı. Yanındaki halkı, davarları, sığırları ve develeri iki bölüğe ayırdı.|o zaman jakov t͡ʃok korktu ve sikildi. janindaki halkiʔ davarlariʔ siɡirlari ve develeri iki boluɡe ajirdi. Old-Testament-Judges-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efraimliler ona, \"\"Neden bize böyle davrandın da Midyan'la savaşmaya gittiğinde bizi çağırmadın?\"\" dediler. Onu sert bir şekilde azarladılar.\"|\"efraimliler onaʔ \"\"neden bize bojle davrandin da midjanʔla savasmaja ɡittiɡinde bizi t͡ʃaɡirmadin?\"\" dediler. onu sert bir sekilde azarladilar.\" Old-Testament-Joshua-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınırları Arnon Vadisi kıyısındaki Aroer'den, vadinin ortasındaki kentten ve Medeva yanındaki bütün ova;|sinirlari arnon vadisi kijisindaki aroerʔdenʔ vadinin ortasindaki kentten ve medeva janindaki butun ova; Old-Testament-Numbers-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kuşaklarınız boyunca Yahve'ye ilk hamurunuzdan sallamalık sunu sunacaksınız.'\"\"\"|\"kusaklariniz bojunt͡ʃa jahveʔje ilk hamurunuzdan sallamalik sunu sunat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı kayamdır, O'na sığınırım; kalkanım, kurtuluşumun boynuzu, yüksek kulem ve sığınağımdır. Kurtarıcım, beni zorbalıktan sen kurtarırsın.|tanri kajamdirʔ oʔna siɡinirim; kalkanimʔ kurtulusumun bojnuzuʔ juksek kulem ve siɡinaɡimdir. kurtarit͡ʃimʔ beni zorbaliktan sen kurtarirsin. Old-Testament-Leviticus-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Fırında pişirilen her ekmek sunusu, tavada ve saç üzerinde hazırlanan her şey, onu sunan kâhinin olacak.|firinda pisirilen her ekmek sunusuʔ tavada ve sat͡ʃ uzerinde hazirlanan her sejʔ onu sunan kahinin olat͡ʃak. Old-Testament-Haggai-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan çıktığınızda, Ruhum aranızda dururken sizinle antlaşma yaptığım söz budur. 'Korkmayın.'|misirʔdan t͡ʃiktiɡinizdaʔ ruhum aranizda dururken sizinle antlasma japtiɡim soz budur. ʔkorkmajin.ʔ Old-Testament-1-Chronicles-006-076|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali oymağından Galile'deki Kedeş ile otlaklarını, Hammon ile otlaklarını, Kiriatayim ile otlaklarını verdiler.|naftali ojmaɡindan ɡalileʔdeki kedes ile otlaklariniʔ hammon ile otlaklariniʔ kiriatajim ile otlaklarini verdiler. Old-Testament-Exodus-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ocak külünü alıp Firavun'un huzuruna çıktılar. Moşe onu havaya doğru serpti, insanda ve hayvanda irinli çıbanlar oldu.|ot͡ʃak kulunu alip firavunʔun huzuruna t͡ʃiktilar. mose onu havaja doɡru serptiʔ insanda ve hajvanda irinli t͡ʃibanlar oldu. Old-Testament-Ezekiel-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Şimdi boş yere beklediğini, ve umudunun kaybolduğunu görünce, o zaman yavrularından birini daha aldı, ve onu genç bir aslan yaptı.|“‘simdi bos jere beklediɡiniʔ ve umudunun kajbolduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ o zaman javrularindan birini daha aldiʔ ve onu ɡent͡ʃ bir aslan japti. Old-Testament-2-Samuel-022-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarımı kovaladım ve onları yok ettim. Onlar tükenmeden geri dönmedim.|dusmanlarimi kovaladim ve onlari jok ettim. onlar tukenmeden ɡeri donmedim. Old-Testament-Haggai-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben ülkenin üzerine, dağların üzerine, buğdayın üzerine, yeni şarabın üzerine, yağın üzerine, toprağın verdiği şeyin üzerine, insanın üzerine, hayvanın üzerine ve ellerinin bütün emeği üzerine kuraklığı çağırdım.”|ben ulkenin uzerineʔ daɡlarin uzerineʔ buɡdajin uzerineʔ jeni sarabin uzerineʔ jaɡin uzerineʔ topraɡin verdiɡi sejin uzerineʔ insanin uzerineʔ hajvanin uzerine ve ellerinin butun emeɡi uzerine kurakliɡi t͡ʃaɡirdim.” Old-Testament-Exodus-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana buyurduğum her şeyi söyleyeceksin ve kardeşin Aron Firavun'la konuşacak, ta ki, İsrael'in çocuklarının kendi ülkesinden gitmesine izin versin.|sana bujurduɡum her seji sojlejet͡ʃeksin ve kardesin aron firavunʔla konusat͡ʃakʔ ta kiʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin kendi ulkesinden ɡitmesine izin versin. Old-Testament-Psalms-105-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimsenin onlara kötülük etmesine izin vermedi. Kralları bile onların uğruna azarladı:|kimsenin onlara kotuluk etmesine izin vermedi. krallari bile onlarin uɡruna azarladi Old-Testament-Malachi-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu buyruğu size gönderdiğimi bileceksiniz, böylece antlaşmam Levi'yle olsun.” diyor Ordular Yahvesi.|bu bujruɡu size ɡonderdiɡimi bilet͡ʃeksinizʔ bojlet͡ʃe antlasmam leviʔjle olsun.” dijor ordular jahvesi. Old-Testament-2-Samuel-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Givonlular'a, \"\"Sizin için ne yapayım? Ve Yahve'nin mirasını kutsamanız için neyle kefaret edeyim?\"\" dedi.\"|\"david ɡivonlularʔaʔ \"\"sizin it͡ʃin ne japajim? ve jahveʔnin mirasini kutsamaniz it͡ʃin nejle kefaret edejim?\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocukları arasından bana kâhinlik makamında hizmet etmeleri için kardeşin Aron'u ve oğulları Nadav'ı, Avihu'yu, Eleazar'ı ve İtimar'ı yanına getir.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasindan bana kahinlik makaminda hizmet etmeleri it͡ʃin kardesin aronʔu ve oɡullari nadavʔiʔ avihuʔjuʔ eleazarʔi ve itimarʔi janina ɡetir.\" Old-Testament-Psalms-087-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı kenti, senin hakkında görkemli şeyler söylenir. Selah.|ej tanri kentiʔ senin hakkinda ɡorkemli sejler sojlenir. selah. Old-Testament-Isaiah-033-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Halklar yanan kireç gibi, kesilip ateşte yakılan dikenler gibi olacaklar.|halklar janan kiret͡ʃ ɡibiʔ kesilip ateste jakilan dikenler ɡibi olat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-052-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı da seni sonsuza dek yıkacak. Seni alıp çadırından çıkaracak, seni yaşayanlar diyarından kovacak. Selah.|tanri da seni sonsuza dek jikat͡ʃak. seni alip t͡ʃadirindan t͡ʃikarat͡ʃakʔ seni jasajanlar dijarindan kovat͡ʃak. selah. Old-Testament-Esther-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama Yahudi Mordekay'ı kralın kapısında otururken gördükçe, bütün bunların benim için hiçbir değeri yoktur.”\"|\"\"\"ama jahudi mordekajʔi kralin kapisinda otururken ɡordukt͡ʃeʔ butun bunlarin benim it͡ʃin hit͡ʃbir deɡeri joktur.”\" Old-Testament-Proverbs-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ambarların bollukla dolar, teknelerin yeni şarapla taşar.|bojlet͡ʃe ambarlarin bollukla dolarʔ teknelerin jeni sarapla tasar. Old-Testament-1-Samuel-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek yerden kente indiklerinde, Saul’la damda konuştu.|juksek jerden kente indiklerindeʔ saul’la damda konustu. Old-Testament-Leviticus-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'yi çağırdı ve Buluşma Çadırı'ndan onunla konuşup şöyle dedi:|jahve moseʔji t͡ʃaɡirdi ve bulusma t͡ʃadiriʔndan onunla konusup sojle dedi Old-Testament-Jeremiah-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Uriya'yı Mısır'dan alıp Kral Yehoyakim'e getirdiler. Kral onu kılıçla öldürdü ve cesedini sıradan insanların mezarlarına attı.|urijaʔji misirʔdan alip kral jehojakimʔe ɡetirdiler. kral onu kilit͡ʃla oldurdu ve t͡ʃesedini siradan insanlarin mezarlarina atti. Old-Testament-Numbers-007-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Onuncu gün Danoğulları beyi Ammişadday oğlu Ahiezer sunusunu sundu:|onunt͡ʃu ɡun danoɡullari beji ammisaddaj oɡlu ahiezer sunusunu sundu Old-Testament-Leviticus-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ama günah sunusunun yağını, böbreklerini ve karaciğerinin zarını Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi sunakta yaktı.|ama ɡunah sunusunun jaɡiniʔ bobreklerini ve karat͡ʃiɡerinin zarini jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi sunakta jakti. Old-Testament-Psalms-047-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevdiği Yakov’un yüceliği olan mirasımızı, O bizim için seçti. Selah.|sevdiɡi jakov’un jut͡ʃeliɡi olan mirasimiziʔ o bizim it͡ʃin set͡ʃti. selah. New-Testament-Acts-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık ve kent yetkilileri bu şeyleri duyunca tedirgin oldular.|kalabalik ve kent jetkilileri bu sejleri dujunt͡ʃa tedirɡin oldular. Old-Testament-Jeremiah-048-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaçın! Hayatınızı kurtarın! Çöldeki ardıç çalısı gibi olun.|kat͡ʃin! hajatinizi kurtarin! t͡ʃoldeki ardit͡ʃ t͡ʃalisi ɡibi olun. Old-Testament-Zechariah-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael hakkında Yahve sözünün vahyi: Gökleri geren, yeryüzünün temellerini atan ve insanın içindeki ruhu biçimlendiren Yahve şöyle diyor:|israel hakkinda jahve sozunun vahji ɡokleri ɡerenʔ jerjuzunun temellerini atan ve insanin it͡ʃindeki ruhu bit͡ʃimlendiren jahve sojle dijor New-Testament-1-Timothy-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten kimsesiz kalan dul kadın, umudunu Tanrı’ya bağlamıştır; gece gündüz dilekte bulunup dua etmeye devam eder.|ɡert͡ʃekten kimsesiz kalan dul kadinʔ umudunu tanri’ja baɡlamistir; ɡet͡ʃe ɡunduz dilekte bulunup dua etmeje devam eder. Old-Testament-Leviticus-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları kâhine getirecek; o da günah sunusu olanı ilk sunacak. Başını boynundan ayıracak, ancak onu tamamen ayırmayacaktır.|bunlari kahine ɡetiret͡ʃek; o da ɡunah sunusu olani ilk sunat͡ʃak. basini bojnundan ajirat͡ʃakʔ ant͡ʃak onu tamamen ajirmajat͡ʃaktir. New-Testament-Romans-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Benliğe göre yaşayanlar benlikle ilgili, Ruh’a göre yaşayanlarsa Ruh’la ilgili şeyleri düşünürler.|benliɡe ɡore jasajanlar benlikle ilɡiliʔ ruh’a ɡore jasajanlarsa ruh’la ilɡili sejleri dusunurler. New-Testament-Ephesians-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O gelip uzaktaki sizlere ve yakındakilere esenliği müjdeledi.|o ɡelip uzaktaki sizlere ve jakindakilere esenliɡi muʒdeledi. Old-Testament-Psalms-037-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun ağzı bilgelik konuşur. Dili adaleti söyler.|doɡrunun aɡzi bilɡelik konusur. dili adaleti sojler. Old-Testament-Jeremiah-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"çöle alışık, canı çektiğinde rüzgârı koklayan yaban eşeğisin. Kızgınlık dönemindeyken onu kim geri çevirebilir? Onu arayanların hiçbiri kendileri yorulmazlar. Onun ayı gelince onu bulurlar.\"\"\"|\"t͡ʃole alisikʔ t͡ʃani t͡ʃektiɡinde ruzɡari koklajan jaban eseɡisin. kizɡinlik donemindejken onu kim ɡeri t͡ʃevirebilir? onu arajanlarin hit͡ʃbiri kendileri jorulmazlar. onun aji ɡelint͡ʃe onu bulurlar.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|'Körü yoldan saptırana lanet olsun.' Bütün halk, 'Amin' diyecek.|ʔkoru joldan saptirana lanet olsun.ʔ butun halkʔ ʔaminʔ dijet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bamot'tan Moav kırındaki vadiye, çöle bakan Pisga Tepesi'ne gittiler.|bamotʔtan moav kirindaki vadijeʔ t͡ʃole bakan pisɡa tepesiʔne ɡittiler. Old-Testament-2-Samuel-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Yaveş Giladlılar'a ulaklar gönderip şöyle dedi: \"\"Efendinize, Saul'a bu iyiliği gösterip onu gömdüğünüz için Yahve tarafından kutsanasınız!\"|\"david javes ɡiladlilarʔa ulaklar ɡonderip sojle dedi \"\"efendinizeʔ saulʔa bu ijiliɡi ɡosterip onu ɡomduɡunuz it͡ʃin jahve tarafindan kutsanasiniz!\" Old-Testament-1-Kings-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon, Kızıldeniz kıyısında, Edom ülkesinde, Elat'ın yanında bulunan Esion Gever'de bir gemi filosu yaptı.|kral solomonʔ kizildeniz kijisindaʔ edom ulkesindeʔ elatʔin janinda bulunan esion ɡeverʔde bir ɡemi filosu japti. Old-Testament-Daniel-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“İşte, ayıya benzeyen başka bir hayvan, bir ikincisi vardı. Bir yanı üzerine kalktı ve ağzında dişlerinin arasında üç kaburga kemiği vardı. Ona şöyle dediler: ‘Kalk! Çok et ye!’\"\"\"|\"“isteʔ ajija benzejen baska bir hajvanʔ bir ikint͡ʃisi vardi. bir jani uzerine kalkti ve aɡzinda dislerinin arasinda ut͡ʃ kaburɡa kemiɡi vardi. ona sojle dediler ‘kalk! t͡ʃok et je!’\"\"\" Old-Testament-Psalms-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kemiklerimi sayabilirim. Gözlerini dikmiş, bana bakıyorlar.|butun kemiklerimi sajabilirim. ɡozlerini dikmisʔ bana bakijorlar. Old-Testament-Judges-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte bunlar, İsrael'i bütün Kenan savaşlarını bilmeyenlerin hepsini onlar aracılığıyla denesin,|iste bunlarʔ israelʔi butun kenan savaslarini bilmejenlerin hepsini onlar arat͡ʃiliɡijla denesinʔ Old-Testament-Psalms-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne zamana dek, ey Yahve? Beni sonsuza dek mi unutacaksın? Yüzünü benden daha ne kadar gizleyeceksin?|ne zamana dekʔ ej jahve? beni sonsuza dek mi unutat͡ʃaksin? juzunu benden daha ne kadar ɡizlejet͡ʃeksin? Old-Testament-Ruth-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Boaz kapıya çıktı ve oturdu. İşte, Boaz'ın söylemiş olduğu yakın akrabası geldi. Boaz ona, \"\"Buraya gel, dostum, otur!\"\" dedi. Adam gelip oturdu.\"|\"boaz kapija t͡ʃikti ve oturdu. isteʔ boazʔin sojlemis olduɡu jakin akrabasi ɡeldi. boaz onaʔ \"\"buraja ɡelʔ dostumʔ otur!\"\" dedi. adam ɡelip oturdu.\" Old-Testament-Proverbs-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyarıya sıkı tutun. Bırakma onu. Onu koru, çünkü o senin yaşamındır.|ujarija siki tutun. birakma onu. onu koruʔ t͡ʃunku o senin jasamindir. New-Testament-Romans-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Yasa gerçekten kutsaldır. Buyruk da kutsal, doğru ve iyidir.|bu nedenleʔ jasa ɡert͡ʃekten kutsaldir. bujruk da kutsalʔ doɡru ve ijidir. New-Testament-1-Thessalonians-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonuna dek Krallığı'na ve yüceliğine çağıran Tanrı’ya layık bir biçimde yürüyün.|sonuna dek kralliɡiʔna ve jut͡ʃeliɡine t͡ʃaɡiran tanri’ja lajik bir bit͡ʃimde jurujun. Old-Testament-Psalms-118-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin yarattığı gün bu gündür. İçinde sevinip coşalım!|jahve’nin jarattiɡi ɡun bu ɡundur. it͡ʃinde sevinip t͡ʃosalim! New-Testament-Romans-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İmandan olan doğruluk ise şöyle diyor: “Kendi yüreğinde, ‘Göğe, yani Mesih’i indirmeye kim çıkacak?’ deme.’|imandan olan doɡruluk ise sojle dijor “kendi jureɡindeʔ ‘ɡoɡeʔ jani mesih’i indirmeje kim t͡ʃikat͡ʃak?’ deme.’ Old-Testament-Ezekiel-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberleri yalan görümler görerek ve onlara yalan fal bakarak, Yahve söylememişken 'Efendi Yahve şöyle diyor' diyerek onları çamurla sıvadılar.|pejɡamberleri jalan ɡorumler ɡorerek ve onlara jalan fal bakarakʔ jahve sojlememisken ʔefendi jahve sojle dijorʔ dijerek onlari t͡ʃamurla sivadilar. Old-Testament-Jeremiah-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Peygamber Yeremya da, \"\"Amin! Yahve öyle yapsın! Yahve evinin kaplarını, sürgündekilerin hepsini Babil'den buraya geri getirmek için peygamberlik ettiğin sözleri Yahve yerine getirsin.\"\" dedi.\"|\"pejɡamber jeremja daʔ \"\"amin! jahve ojle japsin! jahve evinin kaplariniʔ surɡundekilerin hepsini babilʔden buraja ɡeri ɡetirmek it͡ʃin pejɡamberlik ettiɡin sozleri jahve jerine ɡetirsin.\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Samuel-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir hedefe atıyormuş gibi, onun yanına üç ok atacağım.|bir hedefe atijormus ɡibiʔ onun janina ut͡ʃ ok atat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Kings-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kentin adamları Elişa'ya, \"\"İşte, lütfen, efendimin gördüğü gibi bu kentin durumu iyidir; sular kötü ve toprak ürünsüz\"\" dediler.\"|\"kentin adamlari elisaʔjaʔ \"\"isteʔ lutfenʔ efendimin ɡorduɡu ɡibi bu kentin durumu ijidir; sular kotu ve toprak urunsuz\"\" dediler.\" New-Testament-Matthew-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Rama’da bir ses duyuldu, ağıt, ağlayış ve büyük yas, Rahel çocukları için ağlıyor; avutulmak istemiyor, çünkü onlar yok artık!”|“rama’da bir ses dujulduʔ aɡitʔ aɡlajis ve bujuk jasʔ rahel t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin aɡlijor; avutulmak istemijorʔ t͡ʃunku onlar jok artik!” Old-Testament-Amos-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalne'ye gidip görün. Oradan büyük Hamat'a gidin. Sonra Filistliler'in Gat'ına inin. Onlar bu krallıklardan daha mı iyiler? Sınırları sizin sınırınızdan daha mı büyük?|kalneʔje ɡidip ɡorun. oradan bujuk hamatʔa ɡidin. sonra filistlilerʔin ɡatʔina inin. onlar bu kralliklardan daha mi ijiler? sinirlari sizin sinirinizdan daha mi bujuk? New-Testament-Luke-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay halinize, ey şimdi tok olanlar, çünkü aç kalacaksınız. Vay halinize, şimdi gülenler, çünkü yas tutup ağlayacaksınız.|vaj halinizeʔ ej simdi tok olanlarʔ t͡ʃunku at͡ʃ kalat͡ʃaksiniz. vaj halinizeʔ simdi ɡulenlerʔ t͡ʃunku jas tutup aɡlajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Exodus-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye, \"\"Elini denizin üzerine uzat\"\" dedi, \"\"Sular yeniden Mısırlılar'ın, savaş arabalarının ve atlılarının üzerine gelsin.\"\"\"|\"jahve moseʔjeʔ \"\"elini denizin uzerine uzat\"\" dediʔ \"\"sular jeniden misirlilarʔinʔ savas arabalarinin ve atlilarinin uzerine ɡelsin.\"\"\" Old-Testament-Numbers-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun oymağından Sodi oğlu Gaddiel.|zevulun ojmaɡindan sodi oɡlu ɡaddiel. Old-Testament-Genesis-037-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef kardeşlerinin yanına varınca, Yosef'in üzerindeki rengârenk uzun giysiyi çıkardılar.|josef kardeslerinin janina varint͡ʃaʔ josefʔin uzerindeki renɡarenk uzun ɡijsiji t͡ʃikardilar. Old-Testament-Micah-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama herkes kendi asmasının, kendi incir ağacının altında oturacak. Kimse onları korkutmayacak, Çünkü Ordular Yahvesi'nin ağzı söyledi.|ama herkes kendi asmasininʔ kendi int͡ʃir aɡat͡ʃinin altinda oturat͡ʃak. kimse onlari korkutmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku ordular jahvesiʔnin aɡzi sojledi. New-Testament-Mark-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ürün olgunlaşınca hemen orağı vurur, çünkü hasat gelmiştir.”|urun olɡunlasint͡ʃa hemen oraɡi vururʔ t͡ʃunku hasat ɡelmistir.” New-Testament-Romans-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama görmediğimizi umarsak, onu sabırla bekleriz.|ama ɡormediɡimizi umarsakʔ onu sabirla bekleriz. Old-Testament-Ezekiel-033-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara de, \"\"'Varlığım hakkı için” diyor Efendi Yahve, “Kötü adamın ölümünden değil, ancak kötü adamın yolundan dönüp yaşamasından zevk alırım. Dönün, kötü yollarınızdan dönün! Çünkü neden ölesiniz, ey İsrael evi?\"\"\"\"'\"|\"onlara deʔ \"\"ʔvarliɡim hakki it͡ʃin” dijor efendi jahveʔ “kotu adamin olumunden deɡilʔ ant͡ʃak kotu adamin jolundan donup jasamasindan zevk alirim. donunʔ kotu jollarinizdan donun! t͡ʃunku neden olesinizʔ ej israel evi?\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Galatians-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, size yalvarırım, benim gibi olun. Çünkü ben de sizin gibi oldum. Bana hiç haksızlık etmediniz.|kardeslerimʔ size jalvaririmʔ benim ɡibi olun. t͡ʃunku ben de sizin ɡibi oldum. bana hit͡ʃ haksizlik etmediniz. Old-Testament-Ezekiel-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, ‘Her biriniz gözlerinin iğrenç şeylerini atsın. Mısır putlarıyla kendinizi kirletmeyin. Ben Tanrınız Yahve'yim.’ dedim.|onlaraʔ ‘her biriniz ɡozlerinin iɡrent͡ʃ sejlerini atsin. misir putlarijla kendinizi kirletmejin. ben tanriniz jahveʔjim.’ dedim. Old-Testament-Esther-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle oldu ki, her gün kendisine söyledikleri halde onları dinlemeyince, Mordekay'ın muhakemesinin yerinde durup durmayacağını görmek için Haman'a bildirdiler; çünkü onlara Yahudi olduğunu söylemişti.|ojle oldu kiʔ her ɡun kendisine sojledikleri halde onlari dinlemejint͡ʃeʔ mordekajʔin muhakemesinin jerinde durup durmajat͡ʃaɡini ɡormek it͡ʃin hamanʔa bildirdiler; t͡ʃunku onlara jahudi olduɡunu sojlemisti. Old-Testament-Psalms-068-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın savaş arabaları on binlerce, binlerce bindir. Efendi, Sina Dağı'ndan kutsal yere kadar onların ortasındadır.|tanriʔnin savas arabalari on binlert͡ʃeʔ binlert͡ʃe bindir. efendiʔ sina daɡiʔndan kutsal jere kadar onlarin ortasindadir. Old-Testament-Numbers-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Halkın ihtiyarları, onların ileri gelenleri olduğunu bildiğin İsrael ihtiyarlarından yetmiş kişiyi bana topla; ve onları Buluşma Çadırı'na getir ki, orada seninle dursunlar.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"halkin ihtijarlariʔ onlarin ileri ɡelenleri olduɡunu bildiɡin israel ihtijarlarindan jetmis kisiji bana topla; ve onlari bulusma t͡ʃadiriʔna ɡetir kiʔ orada seninle dursunlar.\" New-Testament-Matthew-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua, İblis tarafından denenmek üzere Ruh tarafından çöle götürüldü.|o zaman jesuaʔ iblis tarafindan denenmek uzere ruh tarafindan t͡ʃole ɡoturuldu. Old-Testament-2-Kings-018-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkelerin bütün ilâhları arasında, ülkelerini elimden kurtaranlar kimler ki, Yahve Yeruşalem'i benim elimden kurtarsın?'”|ulkelerin butun ilahlari arasindaʔ ulkelerini elimden kurtaranlar kimler kiʔ jahve jerusalemʔi benim elimden kurtarsin?ʔ” Old-Testament-Psalms-044-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimiz geriye dönmedi, adımlarımız da senin yolundan sapmadı,|jureɡimiz ɡerije donmediʔ adimlarimiz da senin jolundan sapmadiʔ Old-Testament-Nehemiah-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'in paylarının kendilerine verilmediğini gördüm; öyle ki, işi yapan Levililer ve ezgiciler her biri kendi tarlasına kaçmışlardı.|levililerʔin pajlarinin kendilerine verilmediɡini ɡordum; ojle kiʔ isi japan levililer ve ezɡit͡ʃiler her biri kendi tarlasina kat͡ʃmislardi. New-Testament-Matthew-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün ne anlama geldiğini bilseydiniz, suçsuzları mahkûm etmezdiniz.|ama sizʔ ‘ben kurban deɡilʔ merhamet isterim’ sozunun ne anlama ɡeldiɡini bilsejdinizʔ sut͡ʃsuzlari mahkum etmezdiniz. Old-Testament-Zephaniah-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Deniz kıyısı otlaklar olacak, çobanlar için kulübeler, sürüler için ağıllar olacak.|deniz kijisi otlaklar olat͡ʃakʔ t͡ʃobanlar it͡ʃin kulubelerʔ suruler it͡ʃin aɡillar olat͡ʃak. New-Testament-1-Timothy-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa’nın doğrular için değil, yasasızlar ve başkaldıranlara, tanrısızlar ve günahkârlara, kutsal olmayanlar ve kutsallığa saygı duymayanlara, babasını ya da annesini öldürenlere, katillere,|jasa’nin doɡrular it͡ʃin deɡilʔ jasasizlar ve baskaldiranlaraʔ tanrisizlar ve ɡunahkarlaraʔ kutsal olmajanlar ve kutsalliɡa sajɡi dujmajanlaraʔ babasini ja da annesini oldurenlereʔ katillereʔ New-Testament-Romans-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, bedence sünnetsiz olup da Yasa’yı uygulayan kişi, Yasa’ya ve bedende sünnete sahip olduğun halde Yasa’yı çiğneyen seni yargılamaz mı?|ojlejseʔ bedent͡ʃe sunnetsiz olup da jasa’ji ujɡulajan kisiʔ jasa’ja ve bedende sunnete sahip olduɡun halde jasa’ji t͡ʃiɡnejen seni jarɡilamaz mi? Old-Testament-Numbers-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Vebadan ölenler yirmi dört bindi.|vebadan olenler jirmi dort bindi. Old-Testament-1-Samuel-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'in garnizonu Mikmaş geçidine çıktı.|filistlilerʔin ɡarnizonu mikmas ɡet͡ʃidine t͡ʃikti. Old-Testament-Jeremiah-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|'Diri olan Yahve'nin hakkı için' deseler de, kesinlikle yalan yere ant içerler.”|ʔdiri olan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ deseler deʔ kesinlikle jalan jere ant it͡ʃerler.” New-Testament-Luke-020-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncüsü de onu aldı ve aynı şekilde kardeşlerin yedisi de çocuk bırakmadan öldü.|ut͡ʃunt͡ʃusu de onu aldi ve ajni sekilde kardeslerin jedisi de t͡ʃot͡ʃuk birakmadan oldu. Old-Testament-Ezekiel-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu önüme açtı. İçine ve dışına yazılmıştı; ve üzerine ağıtlar, yas ve figanlar yazılmıştı.|onu onume at͡ʃti. it͡ʃine ve disina jazilmisti; ve uzerine aɡitlarʔ jas ve fiɡanlar jazilmisti. New-Testament-John-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Size esenlik bırakıyorum. Size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın.|size esenlik birakijorum. size kendi esenliɡimi verijorum. ben size dunjanin verdiɡi ɡibi vermijorum. jureɡiniz sikilmasin ve korkmasin. New-Testament-Hebrews-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Kutsal Ruh’un dediği gibi, “Bugün eğer O’nun sesini duyarsanız,|bu nedenleʔ kutsal ruh’un dediɡi ɡibiʔ “buɡun eɡer o’nun sesini dujarsanizʔ New-Testament-Matthew-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve yine, ‘Her kim sunak üzerine ant içerse, andı bir hiçtir, ama sunaktaki sunu üzerine ant içerse, o kişi zorundadır’ diyorsunuz.|ve jineʔ ‘her kim sunak uzerine ant it͡ʃerseʔ andi bir hit͡ʃtirʔ ama sunaktaki sunu uzerine ant it͡ʃerseʔ o kisi zorundadir’ dijorsunuz. Old-Testament-Jeremiah-017-025|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman krallar ve beyler David'in tahtı üzerinde oturanlar, arabalara ve atlara binenler, kendileri ve beyleri, Yahuda adamları ve Yeruşalem sakinleri bu kentin kapılarından girecekler; ve bu kent daima kalacaktır.|o zaman krallar ve bejler davidʔin tahti uzerinde oturanlarʔ arabalara ve atlara binenlerʔ kendileri ve bejleriʔ jahuda adamlari ve jerusalem sakinleri bu kentin kapilarindan ɡiret͡ʃekler; ve bu kent daima kalat͡ʃaktir. Old-Testament-Hosea-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|ve yer buğdaya, yeni şaraba ve yağa yanıt verecek; onlar da Yizreel'e yanıt verecekler.|ve jer buɡdajaʔ jeni saraba ve jaɡa janit veret͡ʃek; onlar da jizreelʔe janit veret͡ʃekler. Old-Testament-2-Samuel-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kız onları yesin diye yanına getirince, onu tuttu ve ona, \"\"Gel, benimle yat, kız kardeşim!\"\" dedi.\"|\"kiz onlari jesin dije janina ɡetirint͡ʃeʔ onu tuttu ve onaʔ \"\"ɡelʔ benimle jatʔ kiz kardesim!\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle lanet yeryüzünü yuttu ve orada oturanlar suçlu bulundu. Bu nedenle yeryüzünde yaşayanlar yandı ve geriye çok az insan kaldı.|bu nedenle lanet jerjuzunu juttu ve orada oturanlar sut͡ʃlu bulundu. bu nedenle jerjuzunde jasajanlar jandi ve ɡerije t͡ʃok az insan kaldi. Old-Testament-Jeremiah-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberler rüzgâr olacak ve söz onlarda değil. Onlara böyle yapılacak.”|pejɡamberler ruzɡar olat͡ʃak ve soz onlarda deɡil. onlara bojle japilat͡ʃak.” Old-Testament-Isaiah-046-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğudan yırtıcı bir kuşu, uzak ülkeden öğüdümün adamını çağıran benim. Evet söyledim. Onu da yerine getireceğim. Ben tasarladım. Onu da yapacağım.|doɡudan jirtit͡ʃi bir kusuʔ uzak ulkeden oɡudumun adamini t͡ʃaɡiran benim. evet sojledim. onu da jerine ɡetiret͡ʃeɡim. ben tasarladim. onu da japat͡ʃaɡim. New-Testament-2-Corinthians-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da Tanrı’nın sizde olan üstün lütfundan dolayı sizler için dua ediyor ve sizi özlüyorlar.|onlar da tanri’nin sizde olan ustun lutfundan dolaji sizler it͡ʃin dua edijor ve sizi ozlujorlar. Old-Testament-Lamentations-003-035|und|SPEAKER_00_Turkish|yüceler Yücesi'nin yüzü önünde insanın hakkını saptırmayı,|jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin juzu onunde insanin hakkini saptirmajiʔ Old-Testament-Isaiah-052-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde getirenin, esenliği duyuranın, iyi haberi getirenin, kurtuluşu ilan edenin, Siyon'a, “Tanrın hüküm sürüyor!” diyenin dağlar üzerindeki ayakları ne güzeldir.|muʒde ɡetireninʔ esenliɡi dujuraninʔ iji haberi ɡetireninʔ kurtulusu ilan edeninʔ sijonʔaʔ “tanrin hukum surujor!” dijenin daɡlar uzerindeki ajaklari ne ɡuzeldir. Old-Testament-Proverbs-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan var ki, düşünmeden delip geçen kılıç gibi konuşur, ama bilgelerin dili şifa verir.|insan var kiʔ dusunmeden delip ɡet͡ʃen kilit͡ʃ ɡibi konusurʔ ama bilɡelerin dili sifa verir. Old-Testament-Proverbs-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulandırılmış pınar ve kirletilmiş kuyu nasılsa, kötünün önünde çöken doğru kişi de öyledir.|bulandirilmis pinar ve kirletilmis kuju nasilsaʔ kotunun onunde t͡ʃoken doɡru kisi de ojledir. Old-Testament-Exodus-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim yanımsıra kendinize gümüşten ya da altından ilâhlar kesinlikle yapmayacaksınız.|benim janimsira kendinize ɡumusten ja da altindan ilahlar kesinlikle japmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Jeremiah-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor, “Onların üzerine dört çeşidini atayacağım: Öldürmek için kılıcı, parçalamak için köpekleri, yiyip bitirmek ve yok etmek için gökyüzünün kuşlarını ve yeryüzünün hayvanlarını.|jahve sojle dijorʔ “onlarin uzerine dort t͡ʃesidini atajat͡ʃaɡim oldurmek it͡ʃin kilit͡ʃiʔ part͡ʃalamak it͡ʃin kopekleriʔ jijip bitirmek ve jok etmek it͡ʃin ɡokjuzunun kuslarini ve jerjuzunun hajvanlarini. Old-Testament-Proverbs-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürekte bilge olana sağduyulu denir. Dudakların hoşluğu eğitimi teşvik eder.|jurekte bilɡe olana saɡdujulu denir. dudaklarin hosluɡu eɡitimi tesvik eder. Old-Testament-1-Samuel-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, Saul’a, “Seninle dönmem; çünkü sen Yahve'nin sözünü reddettin, Yahve'de seni İsrael’in üzerinde kral olmaktan reddetti.” dedi.|samuelʔ saul’aʔ “seninle donmem; t͡ʃunku sen jahveʔnin sozunu reddettinʔ jahveʔde seni israel’in uzerinde kral olmaktan reddetti.” dedi. Old-Testament-Lamentations-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon yolları yas tutuyor, çünkü kimse kutsal toplantıya gelmiyor. Bütün kapıları ıssız. Kâhinleri inliyor. El değmemiş kızları sıkıntıda, kendisi de acı içinde.|sijon jollari jas tutujorʔ t͡ʃunku kimse kutsal toplantija ɡelmijor. butun kapilari issiz. kahinleri inlijor. el deɡmemis kizlari sikintidaʔ kendisi de at͡ʃi it͡ʃinde. Old-Testament-1-Samuel-030-018|und|SPEAKER_00_Turkish|David Amalekliler'in aldıklarının hepsini geri aldı, David iki karısını da kurtardı.|david amaleklilerʔin aldiklarinin hepsini ɡeri aldiʔ david iki karisini da kurtardi. New-Testament-Matthew-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece töreniz uğruna Tanrı sözünü geçersiz sayıyorsunuz.|bojlet͡ʃe toreniz uɡruna tanri sozunu ɡet͡ʃersiz sajijorsunuz. Old-Testament-Proverbs-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Soğuk havada giysilerini alan ya da sodaya sirke neyse, yüreği ağır olana ezgiler söyleyen kişi de öyledir.|soɡuk havada ɡijsilerini alan ja da sodaja sirke nejseʔ jureɡi aɡir olana ezɡiler sojlejen kisi de ojledir. Old-Testament-Job-036-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların yerlerinden kesildiği geceyi, sen arzulama.|insanlarin jerlerinden kesildiɡi ɡet͡ʃejiʔ sen arzulama. Old-Testament-1-Chronicles-002-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Elasa, Sismay'ın babası oldu ve Sismay, Şallum'un babası oldu.|elasaʔ sismajʔin babasi oldu ve sismajʔ sallumʔun babasi oldu. Old-Testament-Song-of-Songs-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu senin boyun palmiye ağacına benzer, memelerin onun meyvesi gibi.|bu senin bojun palmije aɡat͡ʃina benzerʔ memelerin onun mejvesi ɡibi. Old-Testament-Genesis-037-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün oğulları ve kızları onu teselli etmeye çalıştılar, ama o teselli edilmek istemedi. “Çünkü oğlumun yanına, Şeol'e yas tutarak ineceğim” dedi. Babası onun için ağladı.|butun oɡullari ve kizlari onu teselli etmeje t͡ʃalistilarʔ ama o teselli edilmek istemedi. “t͡ʃunku oɡlumun janinaʔ seolʔe jas tutarak inet͡ʃeɡim” dedi. babasi onun it͡ʃin aɡladi. Old-Testament-Isaiah-065-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, onlar çağırmadan önce ben yanıt vereceğim; ve onlar daha konuşurken ben işiteceğim.|ojle olat͡ʃak kiʔ onlar t͡ʃaɡirmadan ont͡ʃe ben janit veret͡ʃeɡim; ve onlar daha konusurken ben isitet͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Chronicles-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahuda Kralı Amatsya danışmanlarına danıştı ve İsrael Kralı Yehu'nun oğlu Yehoahaz'ın oğlu Yoaş'a, \"\"Gel! Yüz yüze görüşelim.\"\" diye haber gönderdi.\"|\"jahuda krali amatsja danismanlarina danisti ve israel krali jehuʔnun oɡlu jehoahazʔin oɡlu joasʔaʔ \"\"ɡel! juz juze ɡoruselim.\"\" dije haber ɡonderdi.\" Old-Testament-Psalms-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“İnsan ne ki, onu düşünesin? İnsanoğlu nedir ki, ona değer veresin?”|“insan ne kiʔ onu dusunesin? insanoɡlu nedir kiʔ ona deɡer veresin?” Old-Testament-Exodus-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ateş içinde onun üzerine indiği için Sina Dağı'nın tamamı tütüyordu. Dumanı ocak dumanı gibi yükseldi ve bütün dağ şiddetle sarsıldı.|jahve ates it͡ʃinde onun uzerine indiɡi it͡ʃin sina daɡiʔnin tamami tutujordu. dumani ot͡ʃak dumani ɡibi jukseldi ve butun daɡ siddetle sarsildi. New-Testament-Romans-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’i ölümden dirilten Tanrı’ya iman etmekle doğru sayılacak olan bizler için de yazılmıştır.|efendimiz jesua mesih’i olumden dirilten tanri’ja iman etmekle doɡru sajilat͡ʃak olan bizler it͡ʃin de jazilmistir. New-Testament-John-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona şöyle yanıt verdi: “Sen İsrael’in öğretmeniyken bu şeyleri anlamıyor musun?|jesua ona sojle janit verdi “sen israel’in oɡretmenijken bu sejleri anlamijor musun? New-Testament-Luke-021-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, gerçekleşecek bütün bu şeylerden kaçabilmek ve İnsanoğlu’nun önünde durabilmek için her an uyanık kalıp dua edin.”|bu nedenleʔ ɡert͡ʃekleset͡ʃek butun bu sejlerden kat͡ʃabilmek ve insanoɡlu’nun onunde durabilmek it͡ʃin her an ujanik kalip dua edin.” Old-Testament-Genesis-047-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır ve Kenan diyarındaki paranın tamamı tükenince, bütün Mısırlılar Yosef'e gelip şöyle dediler: “Bize ekmek ver, senin önünde ölelim mi? Çünkü paramız bitti.”|misir ve kenan dijarindaki paranin tamami tukenint͡ʃeʔ butun misirlilar josefʔe ɡelip sojle dediler “bize ekmek verʔ senin onunde olelim mi? t͡ʃunku paramiz bitti.” Old-Testament-Deuteronomy-033-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bize bir yasa buyurdu, Yakov'un topluluğu için bir miras.|mose bize bir jasa bujurduʔ jakovʔun topluluɡu it͡ʃin bir miras. Old-Testament-1-Kings-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ona, \"\"Önümde yaptığın duayı ve yakarışı duydum\"\" dedi, \"\"Adımı daima oraya yerleştirmek için yaptığın bu evi kutsal kıldım. Gözlerim ve yüreğim daima orada olacaktır.\"|\"jahve onaʔ \"\"onumde japtiɡin duaji ve jakarisi dujdum\"\" dediʔ \"\"adimi daima oraja jerlestirmek it͡ʃin japtiɡin bu evi kutsal kildim. ɡozlerim ve jureɡim daima orada olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Deuteronomy-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bugün sana buyurmakta olduğum bu buyruk senin için ne çok zor, ne de senden çok uzaktır.|t͡ʃunku buɡun sana bujurmakta olduɡum bu bujruk senin it͡ʃin ne t͡ʃok zorʔ ne de senden t͡ʃok uzaktir. Old-Testament-Leviticus-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin Moşe aracılığıyla kendilerine bildirdiği bütün kuralları İsrael'in çocuklarına öğreteceksin.\"\"\"|\"jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla kendilerine bildirdiɡi butun kurallari israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina oɡretet͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-Revelation-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de Sardes’te giysilerini kirletmemiş birkaç isim var. Benimle birlikte beyazlar içinde yürüyecekler, çünkü buna layıktırlar.|jine de sardes’te ɡijsilerini kirletmemis birkat͡ʃ isim var. benimle birlikte bejazlar it͡ʃinde jurujet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku buna lajiktirlar. Old-Testament-Numbers-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarına söyleyip diyeceksin, 'Eğer bir adam oğlu olmadan ölürse, onun mirası onun kızına geçecektir.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojlejip dijet͡ʃeksinʔ ʔeɡer bir adam oɡlu olmadan olurseʔ onun mirasi onun kizina ɡet͡ʃet͡ʃektir. Old-Testament-1-Kings-022-049|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ahav oğlu Ahazya, Yehoşafat'a, \"\"Hizmetkârlarım senin hizmetkârlarınla birlikte gemilerde gitsinler\"\" dedi. Ama Yehoşafat istemedi.\"|\"ahav oɡlu ahazjaʔ jehosafatʔaʔ \"\"hizmetkarlarim senin hizmetkarlarinla birlikte ɡemilerde ɡitsinler\"\" dedi. ama jehosafat istemedi.\" New-Testament-John-003-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Gördüğüne, duyduğuna tanıklık eder; ama hiç kimse O’nun tanıklığını kabul etmez.|ɡorduɡuneʔ dujduɡuna taniklik eder; ama hit͡ʃ kimse o’nun tanikliɡini kabul etmez. Old-Testament-Genesis-041-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’in söylediği gibi yedi kıtlık yılı başladı. Bütün ülkede kıtlık vardı, ama bütün Mısır diyarında ekmek vardı.|josef’in sojlediɡi ɡibi jedi kitlik jili basladi. butun ulkede kitlik vardiʔ ama butun misir dijarinda ekmek vardi. New-Testament-Acts-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Pavlus ve yol arkadaşları olan bizler yola çıkıp Sezariye’ye geldik. Yediler’den biri olan müjdeci Filipus’un evine girip yanında kaldık.|ertesi ɡun pavlus ve jol arkadaslari olan bizler jola t͡ʃikip sezarije’je ɡeldik. jediler’den biri olan muʒdet͡ʃi filipus’un evine ɡirip janinda kaldik. New-Testament-2-Corinthians-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kutsallar size selam eder.|butun kutsallar size selam eder. Old-Testament-Psalms-092-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen benim boynuzumu yaban öküzünki gibi yükselttin. Taze yağla meshedildim.|ama sen benim bojnuzumu jaban okuzunki ɡibi jukselttin. taze jaɡla meshedildim. New-Testament-2-Peter-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçokları onların ahlaksız yollarını takip edecek. Bunun sonucunda gerçeğin yolu kötülenecek.|birt͡ʃoklari onlarin ahlaksiz jollarini takip edet͡ʃek. bunun sonut͡ʃunda ɡert͡ʃeɡin jolu kotulenet͡ʃek. Old-Testament-Exodus-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Ben Yahve'yim. Sana söyleyeceklerimin hepsini Mısır Kralı Firavun'a söyle.”\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"ben jahveʔjim. sana sojlejet͡ʃeklerimin hepsini misir krali firavunʔa sojle.”\" Old-Testament-Joshua-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Antlaşma Sandığı'nı taşıyan kâhinlere Yarden'den çıksınlar diye buyur.\"\"\"|\"\"\"antlasma sandiɡiʔni tasijan kahinlere jardenʔden t͡ʃiksinlar dije bujur.\"\"\" Old-Testament-Psalms-118-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana şükrederim, çünkü bana yanıt verdin, benim kurtuluşum oldun.|sana sukrederimʔ t͡ʃunku bana janit verdinʔ benim kurtulusum oldun. Old-Testament-Exodus-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün boyunca mayasız ekmek yenilecek ve sende mayalı ekmek görülmeyecek. Bütün sınırlarında, sende maya görülmeyecek.|jedi ɡun bojunt͡ʃa majasiz ekmek jenilet͡ʃek ve sende majali ekmek ɡorulmejet͡ʃek. butun sinirlarindaʔ sende maja ɡorulmejet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü siz yaprağı solan meşe ağacı gibi, suyu olmayan bahçe gibi olacaksınız.|t͡ʃunku siz japraɡi solan mese aɡat͡ʃi ɡibiʔ suju olmajan baht͡ʃe ɡibi olat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Deuteronomy-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlar Gaza'ya kadar olan köylerde yaşıyordu: Kaftor'dan çıkan Kaftorlular onları yok edip yerlerinde yaşadılar.)|avlar ɡazaʔja kadar olan kojlerde jasijordu kaftorʔdan t͡ʃikan kaftorlular onlari jok edip jerlerinde jasadilar.) Old-Testament-Job-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kime sözler söyledin? Senden çıkan ruh kimin?\"\"\"|\"kime sozler sojledin? senden t͡ʃikan ruh kimin?\"\"\" New-Testament-Luke-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeytan, Onikiler’den sayılan İskariot denilen Yahuda’nın içine girdi.|sejtanʔ onikiler’den sajilan iskariot denilen jahuda’nin it͡ʃine ɡirdi. Old-Testament-Proverbs-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan bilgeliğine göre övülür, ama çarpık zihne sahip kişi küçümsenir.|insan bilɡeliɡine ɡore ovulurʔ ama t͡ʃarpik zihne sahip kisi kut͡ʃumsenir. Old-Testament-Proverbs-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu beni duyan, her gün kapılarımı gözleyen, kapımın sövelerinde bekleyen insana.|ne mutlu beni dujanʔ her ɡun kapilarimi ɡozlejenʔ kapimin sovelerinde beklejen insana. Old-Testament-Genesis-046-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef arabasını hazırlayıp babası İsrael'i karşılamak için Goşen'e gitti. Kendisini ona takdim edip boynuna kapandı ve bir süre boynunda ağladı.|josef arabasini hazirlajip babasi israelʔi karsilamak it͡ʃin ɡosenʔe ɡitti. kendisini ona takdim edip bojnuna kapandi ve bir sure bojnunda aɡladi. Old-Testament-Zephaniah-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün gazap günüdür, sıkıntı ve ızdırap günüdür, dert ve yıkım günüdür, karanlık ve kasvet günüdür, bulutlar ve koyu karanlık günüdür,|o ɡun ɡazap ɡunudurʔ sikinti ve izdirap ɡunudurʔ dert ve jikim ɡunudurʔ karanlik ve kasvet ɡunudurʔ bulutlar ve koju karanlik ɡunudurʔ Old-Testament-2-Samuel-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Avişay'a, \"\"Şimdi Bikri oğlu Şeva bize Avşalom'dan daha çok kötülük yapacak. Efendinin hizmetkârlarını al ve onu kovala, yoksa surlu kentler bulur ve gözümüzün önünden kaçar.\"\" dedi.\"|\"david avisajʔaʔ \"\"simdi bikri oɡlu seva bize avsalomʔdan daha t͡ʃok kotuluk japat͡ʃak. efendinin hizmetkarlarini al ve onu kovalaʔ joksa surlu kentler bulur ve ɡozumuzun onunden kat͡ʃar.\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler, babası Avraham’ın günlerinde babasının hizmetkârlarının kazmış olduğu bütün kuyuları toprakla doldurup kapadılar.|filistlilerʔ babasi avraham’in ɡunlerinde babasinin hizmetkarlarinin kazmis olduɡu butun kujulari toprakla doldurup kapadilar. Old-Testament-Ezekiel-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, işte, gözlerinin arzusunu bir vuruşta senden alacağım; ama ne yas tutacaksın, ne de ağlayacaksın, gözyaşların akmayacak.|“ej insanoɡluʔ isteʔ ɡozlerinin arzusunu bir vurusta senden alat͡ʃaɡim; ama ne jas tutat͡ʃaksinʔ ne de aɡlajat͡ʃaksinʔ ɡozjaslarin akmajat͡ʃak. New-Testament-James-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakın, dayanmış olanlara ne mutlu diyoruz. İyov’un nasıl dayandığını işittiniz. Sonunda Efendi’nin onun için neler yaptığını gördünüz. Efendi’nin şefkati ve merhameti ne boldur.|bakinʔ dajanmis olanlara ne mutlu dijoruz. ijov’un nasil dajandiɡini isittiniz. sonunda efendi’nin onun it͡ʃin neler japtiɡini ɡordunuz. efendi’nin sefkati ve merhameti ne boldur. Old-Testament-Genesis-021-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden oraya Beerşeva adını verdi, çünkü ikisi de orada ant içtiler.|bu juzden oraja beerseva adini verdiʔ t͡ʃunku ikisi de orada ant it͡ʃtiler. New-Testament-2-Peter-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gün içinde zevk alemlerine dalmayı eğlence sayarken, yaptıkları haksızlığın karşılığını alacaklar. Sizinle birlikte yiyip içerken kendi hilelerinden zevk alan bu insanlar birer leke ve utançtır.|ɡun it͡ʃinde zevk alemlerine dalmaji eɡlent͡ʃe sajarkenʔ japtiklari haksizliɡin karsiliɡini alat͡ʃaklar. sizinle birlikte jijip it͡ʃerken kendi hilelerinden zevk alan bu insanlar birer leke ve utant͡ʃtir. Old-Testament-Lamentations-003-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları öfkeyle kovalayacak, ve onları Yahve'nin göklerinin altından yok edeceksin.|onlari ofkejle kovalajat͡ʃakʔ ve onlari jahveʔnin ɡoklerinin altindan jok edet͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-030-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisiyle Yakov arasında üç günlük yol bıraktı. Yakov Lavan'ın kalan sürülerini güdüyordu.|kendisijle jakov arasinda ut͡ʃ ɡunluk jol birakti. jakov lavanʔin kalan surulerini ɡudujordu. Old-Testament-Job-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey toprak, kanımı örtme. Feryadımın dinlenecek yeri olmasın.\"|\"\"\"ej toprakʔ kanimi ortme. ferjadimin dinlenet͡ʃek jeri olmasin.\" Old-Testament-Job-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onlar suların yüzeyindeki köpüktürler. Yeryüzünde onların payı lanetlidir. Bağlar yoluna yönelmezler.|“onlar sularin juzejindeki kopukturler. jerjuzunde onlarin paji lanetlidir. baɡlar joluna jonelmezler. Old-Testament-1-Chronicles-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Levililer, Yoel oğlu Heman'ı, kardeşlerinden Berekya oğlu Asaf'ı, Merarioğulları'ndan kardeşleri Kuşaya oğlu Etan'ı,|bojlet͡ʃe levililerʔ joel oɡlu hemanʔiʔ kardeslerinden berekja oɡlu asafʔiʔ merarioɡullariʔndan kardesleri kusaja oɡlu etanʔiʔ Old-Testament-2-Kings-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda Kralı Manaşşee bu iğrençlikleri yaptığı, kendisinden önceki Amorlular'ın yaptığından daha büyük kötülük yaptığı ve Yahuda'yı putlarıyla günah işlettirdiği için;|“jahuda krali manassee bu iɡrent͡ʃlikleri japtiɡiʔ kendisinden ont͡ʃeki amorlularʔin japtiɡindan daha bujuk kotuluk japtiɡi ve jahudaʔji putlarijla ɡunah islettirdiɡi it͡ʃin; New-Testament-Revelation-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Akrep gibi kuyrukları ve iğneleri vardı. Kuyruklarında, beş ay boyunca insanlara zarar verme güçleri vardı.|akrep ɡibi kujruklari ve iɡneleri vardi. kujruklarindaʔ bes aj bojunt͡ʃa insanlara zarar verme ɡut͡ʃleri vardi. New-Testament-Acts-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara her şeyi anlattıktan sonra Yafa’ya gönderdi.|onlara her seji anlattiktan sonra jafa’ja ɡonderdi. Old-Testament-Jeremiah-032-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor: “Bu halkın başına bütün bu büyük kötülükleri getirdiğim gibi, onlara söz verdiğim bütün iyilikleri de üzerlerine getireceğim.|t͡ʃunku jahve sojle dijor “bu halkin basina butun bu bujuk kotulukleri ɡetirdiɡim ɡibiʔ onlara soz verdiɡim butun ijilikleri de uzerlerine ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Kings-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|'Dün gerçekten Navot'un ve oğullarının kanını gördüm' diyor Yahve; 'Ve sana bu toprak parçasında karşılığını vereceğim' diyor Yahve. Şimdi Yahve'nin sözüne göre onu al ve tarlaya at.”|ʔdun ɡert͡ʃekten navotʔun ve oɡullarinin kanini ɡordumʔ dijor jahve; ʔve sana bu toprak part͡ʃasinda karsiliɡini veret͡ʃeɡimʔ dijor jahve. simdi jahveʔnin sozune ɡore onu al ve tarlaja at.” Old-Testament-Numbers-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|yedi kuzunun her kuzusu için onda bir;|jedi kuzunun her kuzusu it͡ʃin onda bir; Old-Testament-2-Kings-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ahaz, Aşur Kralı Tiglat Pileser'e haberciler gönderip, \"\"Ben senin hizmetkârınım, oğlunum. Gel, beni Suriye Kralı'nın elinden ve bana karşı ayaklanan İsrael Kralı'nın elinden kurtar.\"\" dedi.\"|\"ahazʔ asur krali tiɡlat pileserʔe habert͡ʃiler ɡonderipʔ \"\"ben senin hizmetkarinimʔ oɡlunum. ɡelʔ beni surije kraliʔnin elinden ve bana karsi ajaklanan israel kraliʔnin elinden kurtar.\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen onların gözü önünde duvarı del ve eşyalarını oradan çıkar.|sen onlarin ɡozu onunde duvari del ve esjalarini oradan t͡ʃikar. Old-Testament-Proverbs-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kendi yollarının ürününü yiyecekler, kendi entrikalarına doyacaklar.|bu nedenle kendi jollarinin urununu jijet͡ʃeklerʔ kendi entrikalarina dojat͡ʃaklar. Old-Testament-Ecclesiastes-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölü sinekler attarın yağını kötü kokutur; Böylece biraz akılsızlık bilgelikten ve saygınlıktan daha ağır basar.|olu sinekler attarin jaɡini kotu kokutur; bojlet͡ʃe biraz akilsizlik bilɡelikten ve sajɡinliktan daha aɡir basar. Old-Testament-Genesis-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün üzerine bulut getirdiğim zaman, gökkuşağı da görünecektir|jerjuzunun uzerine bulut ɡetirdiɡim zamanʔ ɡokkusaɡi da ɡorunet͡ʃektir Old-Testament-Ezekiel-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|bu yüzden, işte, yabancıları, ulusların korkunçlarını senin üzerine getireceğim. Bilgeliğinin güzelliğine karşı kılıçlarını çekecekler. Senin parlaklığını kirletecekler.|bu juzdenʔ isteʔ jabant͡ʃilariʔ uluslarin korkunt͡ʃlarini senin uzerine ɡetiret͡ʃeɡim. bilɡeliɡinin ɡuzelliɡine karsi kilit͡ʃlarini t͡ʃeket͡ʃekler. senin parlakliɡini kirletet͡ʃekler. New-Testament-Matthew-005-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Başınızın üzerine de ant içmeyeceksiniz, çünkü saçınızın tek telini ak ya da kara edemezsiniz.|basinizin uzerine de ant it͡ʃmejet͡ʃeksinizʔ t͡ʃunku sat͡ʃinizin tek telini ak ja da kara edemezsiniz. Old-Testament-Ezekiel-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onu boş olarak közlerin üzerine koy ki, kızsın, bakırı yansın, ve içinde pisliği erisin, ve pası tükensin.|o zaman onu bos olarak kozlerin uzerine koj kiʔ kizsinʔ bakiri jansinʔ ve it͡ʃinde pisliɡi erisinʔ ve pasi tukensin. Old-Testament-Jeremiah-034-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor, ‘Git, Yahuda Kralı Sidkiya'ya söyle ve ona de, Yahve şöyle diyor, \"\"İşte, ben bu kenti Babil Kralı'nın eline vereceğim ve o da onu ateşe verecek.\"|\"“israelʔin tanrisi jahve sojle dijorʔ ‘ɡitʔ jahuda krali sidkijaʔja sojle ve ona deʔ jahve sojle dijorʔ \"\"isteʔ ben bu kenti babil kraliʔnin eline veret͡ʃeɡim ve o da onu atese veret͡ʃek.\" Old-Testament-Genesis-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yenilen tüm yiyeceklerden yanına al ve kendiniz için toplayın; ve size ve onlara yiyecek olacaklar.”|jenilen tum jijet͡ʃeklerden janina al ve kendiniz it͡ʃin toplajin; ve size ve onlara jijet͡ʃek olat͡ʃaklar.” New-Testament-Acts-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin yolunda eğitilmiş bir kişiydi. Ruhta ateşli olan Apollos, yalnızca Yuhanna’nın vaftizini bilmesine rağmen, Yeşua’yla ilgili gerçekleri doğru bir şekilde öğretiyordu.|efendi’nin jolunda eɡitilmis bir kisijdi. ruhta atesli olan apollosʔ jalnizt͡ʃa juhanna’nin vaftizini bilmesine raɡmenʔ jesua’jla ilɡili ɡert͡ʃekleri doɡru bir sekilde oɡretijordu. Old-Testament-2-Kings-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Yahve’nin gözünde kolay bir şeydir. O, Moavlılar'ı da elinize teslim edecektir.|buʔ jahve’nin ɡozunde kolaj bir sejdir. oʔ moavlilarʔi da elinize teslim edet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-107-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman sıkıntı içinde Yahve’ye yakardılar, onları sıkıntılarından kurtardı.|o zaman sikinti it͡ʃinde jahve’je jakardilarʔ onlari sikintilarindan kurtardi. New-Testament-Matthew-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilerine, “Size doğrusunu söyleyeyim, her şey yenilendiğinde, İnsanoğlu görkemli tahtına oturduğunda, benim ardımdan gelen sizler de, on iki tahtta oturup İsrael’in on iki oymağına hükmedeceksiniz.|jesua oɡrent͡ʃilerineʔ “size doɡrusunu sojlejejimʔ her sej jenilendiɡindeʔ insanoɡlu ɡorkemli tahtina oturduɡundaʔ benim ardimdan ɡelen sizler deʔ on iki tahtta oturup israel’in on iki ojmaɡina hukmedet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Psalms-091-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne gecenin dehşetinden korkarsın, ne de gündüz uçan oktan,|ne ɡet͡ʃenin dehsetinden korkarsinʔ ne de ɡunduz ut͡ʃan oktanʔ Old-Testament-Psalms-092-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yaşlılıklarında da meyve verecekler. Taze ve yemyeşil olacaklar,|onlar jasliliklarinda da mejve veret͡ʃekler. taze ve jemjesil olat͡ʃaklarʔ New-Testament-Philippians-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, kuşkusuz, uğruna her şeyi yitirdiğim Efendim Mesih Yeşua’nın bilgisinin üstünlüğünden ötürü her şeyi kayıp sayıyorum, bir hiç sayıyorum. Öyle ki, Mesih’i kazanayım.|evetʔ kuskusuzʔ uɡruna her seji jitirdiɡim efendim mesih jesua’nin bilɡisinin ustunluɡunden oturu her seji kajip sajijorumʔ bir hit͡ʃ sajijorum. ojle kiʔ mesih’i kazanajim. Old-Testament-2-Samuel-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Natan David'e bütün bu sözleri bu görümün tamamına göre söyledi.|natan davidʔe butun bu sozleri bu ɡorumun tamamina ɡore sojledi. Old-Testament-Job-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kılıçtan, onların ağızlarından, yoksulu güçlünün elinden kurtarır.|ama kilit͡ʃtanʔ onlarin aɡizlarindanʔ joksulu ɡut͡ʃlunun elinden kurtarir. Old-Testament-Proverbs-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kor için kömür, ateş için odun neyse, kavgacı adam da çekişmeyi alevlendirmek için öyledir.|kor it͡ʃin komurʔ ates it͡ʃin odun nejseʔ kavɡat͡ʃi adam da t͡ʃekismeji alevlendirmek it͡ʃin ojledir. Old-Testament-2-Samuel-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadına yaklaştı; ve kadın, \"\"Sen Yoav mısın?\"\" dedi. O, \"\"Benim\"\" diye yanıtladı. Sonra kadın ona, \"\"Hizmetkârının sözlerini dinle\"\" dedi. O, \"\"Dinliyorum\"\" diye yanıtladı.\"|\"kadina jaklasti; ve kadinʔ \"\"sen joav misin?\"\" dedi. oʔ \"\"benim\"\" dije janitladi. sonra kadin onaʔ \"\"hizmetkarinin sozlerini dinle\"\" dedi. oʔ \"\"dinlijorum\"\" dije janitladi.\" New-Testament-Luke-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size doğrusunu söyleyeyim, burada bulunanlar arasında, Tanrı’nın Krallığı'nı görmeden hiç ölümü tatmayacak olanlar var.”|ama size doɡrusunu sojlejejimʔ burada bulunanlar arasindaʔ tanri’nin kralliɡiʔni ɡormeden hit͡ʃ olumu tatmajat͡ʃak olanlar var.” Old-Testament-Psalms-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğinden, “Ben sarsılmam. Hiçbir devirde sıkıntıya düşmem.” der.|jureɡindenʔ “ben sarsilmam. hit͡ʃbir devirde sikintija dusmem.” der. New-Testament-Romans-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşaya’nın önceden söylediği gibi: “Ordular Efendisi bir tohum bırakmamış olsaydı, Sodom gibi olur, Gomora’ya benzerdik.”|jesaja’nin ont͡ʃeden sojlediɡi ɡibi “ordular efendisi bir tohum birakmamis olsajdiʔ sodom ɡibi olurʔ ɡomora’ja benzerdik.” New-Testament-Matthew-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, onlardan uzakta otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı.|isteʔ onlardan uzakta otlajan bujuk bir domuz surusu vardi. Old-Testament-Numbers-026-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sayılanlara göre İssakar'ın soyları bunlardır; altmış dört bin üç yüz.|onlardan sajilanlara ɡore issakarʔin sojlari bunlardir; altmis dort bin ut͡ʃ juz. Old-Testament-Psalms-137-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O diyardaki söğütlere, arplarımızı astık.|o dijardaki soɡutlereʔ arplarimizi astik. Old-Testament-1-Chronicles-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler'in her birine, hem erkek hem de kadın, herkese birer somun ekmek, birer parça et ve birer kuru üzüm pestili verdi.|israellilerʔin her birineʔ hem erkek hem de kadinʔ herkese birer somun ekmekʔ birer part͡ʃa et ve birer kuru uzum pestili verdi. Old-Testament-Judges-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Benyamin geri döndü; ve Yaveş Gilad kadınlarından canlı olarak kurtardıkları kadınları onlara verdiler. Hâlâ onlara yetmiyordu.|o sirada benjamin ɡeri dondu; ve javes ɡilad kadinlarindan t͡ʃanli olarak kurtardiklari kadinlari onlara verdiler. hala onlara jetmijordu. Old-Testament-Numbers-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar Old-Testament-Jeremiah-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, Yahve'ye kutsal, ürününün ilk meyvesiydi. Onu yiyen herkes suçlu tutulacak. Üzerlerine bela gelecek’ diyor Yahve.”|israelʔ jahveʔje kutsalʔ urununun ilk mejvesijdi. onu jijen herkes sut͡ʃlu tutulat͡ʃak. uzerlerine bela ɡelet͡ʃek’ dijor jahve.” Old-Testament-Isaiah-058-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yüksek sesle bağır! Esirgeme! Boru gibi sesini yükselt! Halkıma itaatsizliklerini, Yakov evine de günahlarını bildir.|“juksek sesle baɡir! esirɡeme! boru ɡibi sesini jukselt! halkima itaatsizlikleriniʔ jakov evine de ɡunahlarini bildir. New-Testament-Acts-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Putlara sunulan kurban etinden, kandan, boğularak öldürülen hayvan etinden ve cinsel ahlaksızlıktan sakının. Bunlardan kendinizi korursanız, iyi edersiniz. Esen kalın.”|putlara sunulan kurban etindenʔ kandanʔ boɡularak oldurulen hajvan etinden ve t͡ʃinsel ahlaksizliktan sakinin. bunlardan kendinizi korursanizʔ iji edersiniz. esen kalin.” New-Testament-Acts-005-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün, tapınakta ve evde, öğretmekten ve Yeşua Mesih'i duyurmaktan vazgeçmediler.|her ɡunʔ tapinakta ve evdeʔ oɡretmekten ve jesua mesihʔi dujurmaktan vazɡet͡ʃmediler. Old-Testament-Exodus-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yere serilmiş çiy kaybolduğunda, işte, çölün yüzeyinde yerdeki kırağı kadar küçük, yuvarlak bir şey vardı.|jere serilmis t͡ʃij kajbolduɡundaʔ isteʔ t͡ʃolun juzejinde jerdeki kiraɡi kadar kut͡ʃukʔ juvarlak bir sej vardi. Old-Testament-Genesis-043-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Aman efendim” dediler. “İlk defa yiyecek almak için gelmiştik.|“aman efendim” dediler. “ilk defa jijet͡ʃek almak it͡ʃin ɡelmistik. Old-Testament-Ezekiel-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik çölde onlara, süt ve bal akan, bütün ülkelerin yüceliği olan, kendilerine vermiş olduğum ülkeye onları getirmeyeceğime de ant içtim.|ustelik t͡ʃolde onlaraʔ sut ve bal akanʔ butun ulkelerin jut͡ʃeliɡi olanʔ kendilerine vermis olduɡum ulkeje onlari ɡetirmejet͡ʃeɡime de ant it͡ʃtim. Old-Testament-Numbers-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu on şekellik altın bir kepçe;|buhurla dolu on sekellik altin bir kept͡ʃe; New-Testament-Mark-001-037|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu bulduklarında, “Herkes seni arıyor” dediler.|o’nu bulduklarindaʔ “herkes seni arijor” dediler. Old-Testament-1-Kings-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Solomon, Yeruşalem'in önündeki dağda, Moav'ın iğrençliği Kemoş için ve Ammon'un çocuklarının iğrençliği Molek için yüksek bir yer yaptı.|sonra solomonʔ jerusalemʔin onundeki daɡdaʔ moavʔin iɡrent͡ʃliɡi kemos it͡ʃin ve ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin iɡrent͡ʃliɡi molek it͡ʃin juksek bir jer japti. Old-Testament-Hosea-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden buğdayımı zamanında, yeni şarabımı mevsiminde geri alacağım, ve onun çıplaklığını örten yünümü ve ketenimi çekip alacağım.|bu juzden buɡdajimi zamanindaʔ jeni sarabimi mevsiminde ɡeri alat͡ʃaɡimʔ ve onun t͡ʃiplakliɡini orten junumu ve ketenimi t͡ʃekip alat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Chronicles-036-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakim'in işlerinin geri kalanı, yaptığı iğrençlikler ve onda bulunanlar, işte, bunlar İsrael ve Yahuda krallarının kitabında yazılıdır; ve oğlu Yehoyakin onun yerine kral oldu.|jehojakimʔin islerinin ɡeri kalaniʔ japtiɡi iɡrent͡ʃlikler ve onda bulunanlarʔ isteʔ bunlar israel ve jahuda krallarinin kitabinda jazilidir; ve oɡlu jehojakin onun jerine kral oldu. New-Testament-Matthew-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama akıllılar onlara şöyle dediler: ‘Ya size ve bize yetmezse? Siz en iyisi satıcılara gidip kendiniz için satın alın.’|ama akillilar onlara sojle dediler ‘ja size ve bize jetmezse? siz en ijisi satit͡ʃilara ɡidip kendiniz it͡ʃin satin alin.’ Old-Testament-2-Chronicles-036-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın evini yaktılar, Yeruşalem'in surlarını yıktılar, bütün saraylarını ateşe verdiler ve bütün değerli kaplarını yok ettiler.|tanriʔnin evini jaktilarʔ jerusalemʔin surlarini jiktilarʔ butun sarajlarini atese verdiler ve butun deɡerli kaplarini jok ettiler. Old-Testament-Psalms-037-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onu kötünün eline bırakmaz, yargılandığında onu mahkûm etmez.|jahve onu kotunun eline birakmazʔ jarɡilandiɡinda onu mahkum etmez. Old-Testament-Isaiah-066-011|und|SPEAKER_00_Turkish|böylece onun avutucu memesinden emip doyasınız; bol bol içip yüceliğinin bolluğundan zevk alasınız.”|bojlet͡ʃe onun avutut͡ʃu memesinden emip dojasiniz; bol bol it͡ʃip jut͡ʃeliɡinin bolluɡundan zevk alasiniz.” Old-Testament-1-Chronicles-006-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda ülkesindeki Hevron'u ve çevresindeki otlakları onlara verdiler.|jahuda ulkesindeki hevronʔu ve t͡ʃevresindeki otlaklari onlara verdiler. Old-Testament-Genesis-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kentin adına Babil adı verildi. Çünkü Yahve bütün yeryüzünün dilini orada karıştırdı. Yahve oradan onları bütün yeryüzüne dağıttı.|bu nedenle kentin adina babil adi verildi. t͡ʃunku jahve butun jerjuzunun dilini orada karistirdi. jahve oradan onlari butun jerjuzune daɡitti. New-Testament-Acts-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Pavlus denen bu adamın, elle yapılan ilâhların gerçek ilâh olmadığını söyleyerek birçok kişiyi kandırıp, saptırdığını görüyor ve duyuyoruz. Yalnızca Efes’te değil, neredeyse bütün Asya İli’nde.|“pavlus denen bu adaminʔ elle japilan ilahlarin ɡert͡ʃek ilah olmadiɡini sojlejerek birt͡ʃok kisiji kandiripʔ saptirdiɡini ɡorujor ve dujujoruz. jalnizt͡ʃa efes’te deɡilʔ neredejse butun asja ili’nde. Old-Testament-Exodus-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Elli altın kopça yapacaksın ve perdeleri kopçalarla birbirine bağlayacaksın. Konut tek parça olacaktır.|elli altin kopt͡ʃa japat͡ʃaksin ve perdeleri kopt͡ʃalarla birbirine baɡlajat͡ʃaksin. konut tek part͡ʃa olat͡ʃaktir. Old-Testament-Job-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Doğruluğuma sımsıkı tutunuyorum, onu bırakmayacağım. Yaşadığım sürece yüreğim beni kınamayacak.\"\"\"|\"doɡruluɡuma simsiki tutunujorumʔ onu birakmajat͡ʃaɡim. jasadiɡim suret͡ʃe jureɡim beni kinamajat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Acts-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Barnabas, Saul’u aramak için Tarsus’a gitti.|barnabasʔ saul’u aramak it͡ʃin tarsus’a ɡitti. New-Testament-John-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendiliğinden konuşan kendi yüceliğini arar, ama kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve O’nda haksızlık yoktur.|kendiliɡinden konusan kendi jut͡ʃeliɡini ararʔ ama kendisini ɡondereni jut͡ʃeltmek istejen doɡrudur ve o’nda haksizlik joktur. New-Testament-Mark-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri O’na, “Kalabalığın seni sıkıştırdığını görüyorsun! ‘Bana kim dokundu mu?’ diyorsun” dediler.|oɡrent͡ʃileri o’naʔ “kalabaliɡin seni sikistirdiɡini ɡorujorsun! ‘bana kim dokundu mu?’ dijorsun” dediler. New-Testament-1-Timothy-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Kutsal Yazı şöyle der: “Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın.” Ve, “İşçi ücretini hak eder.”|t͡ʃunku kutsal jazi sojle der “harman doven okuzun aɡzini baɡlamajat͡ʃaksin.” veʔ “ist͡ʃi ut͡ʃretini hak eder.” Old-Testament-Ezekiel-029-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yirmi yedinci yılda, birinci ayın birinci gününde, Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jirmi jedint͡ʃi jildaʔ birint͡ʃi ajin birint͡ʃi ɡunundeʔ jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Isaiah-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kurbanlarınız çokmuş, bana ne?\"\" diyor Yahve. “Yakmalık koç sunularınız ve besili hayvanlarınızın yağları yetti bana. Boğaların, kuzuların ya da tekelerin kanından hoşlanmıyorum.\"|\"\"\"kurbanlariniz t͡ʃokmusʔ bana ne?\"\" dijor jahve. “jakmalik kot͡ʃ sunulariniz ve besili hajvanlarinizin jaɡlari jetti bana. boɡalarinʔ kuzularin ja da tekelerin kanindan hoslanmijorum.\" Old-Testament-Exodus-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'un bedeninden gelen canların tümü yetmiş candı ve Yosef zaten Mısır'daydı.|jakovʔun bedeninden ɡelen t͡ʃanlarin tumu jetmis t͡ʃandi ve josef zaten misirʔdajdi. New-Testament-Acts-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus’un konuşmasını dinliyordu. Ona dikkatle bakan Pavlus, iyileşmek için imanının olduğunu görünce,|pavlus’un konusmasini dinlijordu. ona dikkatle bakan pavlusʔ ijilesmek it͡ʃin imaninin olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ Old-Testament-Zephaniah-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman öyle olacak ki, Yeruşalem'i kandillerle arayacağım ve tortuları üzerinde oturan, yüreklerinde, \"\"Yahve iyilik de yapmaz, kötülük de yapmaz\"\" diyen adamları cezalandıracağım.\"|\"o zaman ojle olat͡ʃak kiʔ jerusalemʔi kandillerle arajat͡ʃaɡim ve tortulari uzerinde oturanʔ jureklerindeʔ \"\"jahve ijilik de japmazʔ kotuluk de japmaz\"\" dijen adamlari t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Ezekiel-039-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael evi o günden itibaren benim Tanrıları Yahve olduğumu bilecekler.|bojlet͡ʃe israel evi o ɡunden itibaren benim tanrilari jahve olduɡumu bilet͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“Tarşiş her türlü zenginliğin çokluğu nedeniyle senin tüccarındı. Mallarını gümüş, demir, kalay ve kurşunla takas ettiler.\"\"\"\"'\"|\"“‘“tarsis her turlu zenɡinliɡin t͡ʃokluɡu nedenijle senin tut͡ʃt͡ʃarindi. mallarini ɡumusʔ demirʔ kalaj ve kursunla takas ettiler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Ezekiel-040-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapının her tarafındaki yan odaların ve bölme duvarlarının da kafesli pencereleri vardı. Pencereler içeriye doğru çevriliydi. Her bölme duvarı üzerinde palmiye ağaçları vardı.|kapinin her tarafindaki jan odalarin ve bolme duvarlarinin da kafesli pent͡ʃereleri vardi. pent͡ʃereler it͡ʃerije doɡru t͡ʃevrilijdi. her bolme duvari uzerinde palmije aɡat͡ʃlari vardi. Old-Testament-Amos-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun içinden hâkimi söküp atacağım, ve onunla birlikte bütün beylerini öldüreceğim.” diyor Yahve.|onun it͡ʃinden hakimi sokup atat͡ʃaɡimʔ ve onunla birlikte butun bejlerini olduret͡ʃeɡim.” dijor jahve. Old-Testament-1-Kings-002-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü çıkıp Kidron Vadisi'ni geçtiğin gün, kesinlikle öleceğini bil. Kanın kendi başın üzerinde olacak.\"\"\"|\"\"\"t͡ʃunku t͡ʃikip kidron vadisiʔni ɡet͡ʃtiɡin ɡunʔ kesinlikle olet͡ʃeɡini bil. kanin kendi basin uzerinde olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-018-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya, Yahve'nin, “Senin adın İsrael olacak” sözünün kendisine gelmiş olan Yakovoğulları'nın oymaklarının sayısına göre on iki taş aldı.|elijaʔ jahveʔninʔ “senin adin israel olat͡ʃak” sozunun kendisine ɡelmis olan jakovoɡullariʔnin ojmaklarinin sajisina ɡore on iki tas aldi. Old-Testament-2-Samuel-022-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarımın sırtını da bana çevirttin, benden nefret edenleri yok edeyim diye.|dusmanlarimin sirtini da bana t͡ʃevirttinʔ benden nefret edenleri jok edejim dije. Old-Testament-1-Chronicles-001-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadad öldü ve yerine Masrekalı Samla kral oldu.|hadad oldu ve jerine masrekali samla kral oldu. New-Testament-2-Corinthians-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bazıları, “Mektupları ağır ve güçlüdür, ama kişisel varlığı zayıf, konuşması da bir hiçtir” diyormuş.|t͡ʃunku bazilariʔ “mektuplari aɡir ve ɡut͡ʃludurʔ ama kisisel varliɡi zajifʔ konusmasi da bir hit͡ʃtir” dijormus. Old-Testament-Exodus-026-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sekiz çerçeve ve bunların gümüş tabanları, bir çerçeve altında iki taban ve diğer çerçevenin altında iki taban olmak üzere, onların on altı tabanları olacak.\"\"\"|\"sekiz t͡ʃert͡ʃeve ve bunlarin ɡumus tabanlariʔ bir t͡ʃert͡ʃeve altinda iki taban ve diɡer t͡ʃert͡ʃevenin altinda iki taban olmak uzereʔ onlarin on alti tabanlari olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kedemot Çölü'nden Heşbon Kralı Sihon'a esenlik sözleriyle ulaklar gönderip dedim,|kedemot t͡ʃoluʔnden hesbon krali sihonʔa esenlik sozlerijle ulaklar ɡonderip dedimʔ Old-Testament-Judges-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Arnon'dan Yabbok'a kadar, çölden Yarden'e kadar Amorlular'ın bütün sınırı mülk edindiler.|arnonʔdan jabbokʔa kadarʔ t͡ʃolden jardenʔe kadar amorlularʔin butun siniri mulk edindiler. Old-Testament-2-Chronicles-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon, Şeba Kraliçesi'ne, krala getirdiğinden daha fazlasını, onun istediğini, ne dilediyse, hepsini verdi. Bunun üzerine kraliçe dönüp hizmetkârlarıyla birlikte kendi ülkesine gitti.|kral solomonʔ seba kralit͡ʃesiʔneʔ krala ɡetirdiɡinden daha fazlasiniʔ onun istediɡiniʔ ne diledijseʔ hepsini verdi. bunun uzerine kralit͡ʃe donup hizmetkarlarijla birlikte kendi ulkesine ɡitti. New-Testament-2-Timothy-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ellerimi üzerine koymamla verilen Tanrı armağanını alevlendirmen gerektiğini hatırlatıyorum.|bu nedenleʔ ellerimi uzerine kojmamla verilen tanri armaɡanini alevlendirmen ɡerektiɡini hatirlatijorum. New-Testament-Revelation-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın önünde duran yedi meleği gördüm ve onlara yedi boru verildi.|tanri’nin onunde duran jedi meleɡi ɡordum ve onlara jedi boru verildi. Old-Testament-2-Samuel-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Burnundan duman yükseldi. Ağzından yiyip bitiren ateş çıktı. Bundan közler tutuştu.|burnundan duman jukseldi. aɡzindan jijip bitiren ates t͡ʃikti. bundan kozler tutustu. Old-Testament-1-Kings-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruvlar'ı iç evin içine yerleştirdi. Keruvlar'ın kanatları gerilmişti, öyle ki birinin kanadı bir duvara, öbür Keruv'un kanadı öbür duvara değiyordu; kanatları evin ortasında birbirine değiyordu.|keruvlarʔi it͡ʃ evin it͡ʃine jerlestirdi. keruvlarʔin kanatlari ɡerilmistiʔ ojle ki birinin kanadi bir duvaraʔ obur keruvʔun kanadi obur duvara deɡijordu; kanatlari evin ortasinda birbirine deɡijordu. Old-Testament-Psalms-060-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkına zor şeyler gösterdin. Bize sersemleten şarabı içirdin.|halkina zor sejler ɡosterdin. bize sersemleten sarabi it͡ʃirdin. Old-Testament-Proverbs-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin kurbanı Yahve için iğrençtir, ama doğruların duası O'nun sevincidir.|kotulerin kurbani jahve it͡ʃin iɡrent͡ʃtirʔ ama doɡrularin duasi oʔnun sevint͡ʃidir. Old-Testament-Psalms-110-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın, gücünün gününde kutsal düzen içinde kendilerini gönüllü olarak sunarlar. Gençlerin sabahın rahminden doğan çiğ gibidir.|halkinʔ ɡut͡ʃunun ɡununde kutsal duzen it͡ʃinde kendilerini ɡonullu olarak sunarlar. ɡent͡ʃlerin sabahin rahminden doɡan t͡ʃiɡ ɡibidir. New-Testament-John-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Lazar’ı mezardan çağırıp ölümden dirilttiğinde yanında bulunan kalabalık buna tanıklık etti.|lazar’i mezardan t͡ʃaɡirip olumden dirilttiɡinde janinda bulunan kalabalik buna taniklik etti. New-Testament-Matthew-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O zamandan itibaren Yeşua’ya ihanet etmek için fırsat arıyordu.|o zamandan itibaren jesua’ja ihanet etmek it͡ʃin firsat arijordu. Old-Testament-Psalms-058-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kazanlarınız diken ateşini daha duymadan, yeşili de, tutuşmuş olanı da süpürüp atacaktır.|kazanlariniz diken atesini daha dujmadanʔ jesili deʔ tutusmus olani da supurup atat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ana rahminden sana teslim edildim. Doğumumdan beri Tanrım sensin.|ana rahminden sana teslim edildim. doɡumumdan beri tanrim sensin. New-Testament-Matthew-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Gitmelerine gerek yok. Onlara siz yiyecek verin” dedi.|jesua onlaraʔ “ɡitmelerine ɡerek jok. onlara siz jijet͡ʃek verin” dedi. Old-Testament-Job-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|(Atalarından aldıklarını bilge kişiler anlattılar ve saklamadılar.|(atalarindan aldiklarini bilɡe kisiler anlattilar ve saklamadilar. Old-Testament-Numbers-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile Kâhin Eleazar, Yarden yanında, Yeriha'daki Moav ovalarında onlarla konuşup şöyle dediler:|mose ile kahin eleazarʔ jarden janindaʔ jerihaʔdaki moav ovalarinda onlarla konusup sojle dediler New-Testament-1-Peter-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskiden, Noa’nın günlerinde gemi yapılırken, Tanrı’nın sabırla beklemesine karşın bu ruhlar itaatsiz olanlardı. O gemide suyla kurtulanların sayısı az oldu, yani sekiz kişiydi.|eskidenʔ noa’nin ɡunlerinde ɡemi japilirkenʔ tanri’nin sabirla beklemesine karsin bu ruhlar itaatsiz olanlardi. o ɡemide sujla kurtulanlarin sajisi az olduʔ jani sekiz kisijdi. Old-Testament-1-Samuel-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra, \"\"Ona geri vereceğimiz suç sunusu ne olmalı?\"\" dediler. \"\"Filistliler'in beyleri sayısına göre beş altın ur ve beş altın fare; çünkü hepinizin ve beylerinizin üzerinde olan bela birdir.\"|\"sonraʔ \"\"ona ɡeri veret͡ʃeɡimiz sut͡ʃ sunusu ne olmali?\"\" dediler. \"\"filistlilerʔin bejleri sajisina ɡore bes altin ur ve bes altin fare; t͡ʃunku hepinizin ve bejlerinizin uzerinde olan bela birdir.\" Old-Testament-Leviticus-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Kız kardeşinin, babanın kızının, ya da annenin kızının, ister evde ister dışarıda doğmuş olsun, çıplaklığını açmayacaksın.'\"\"\"|\"“ʔkiz kardesininʔ babanin kizininʔ ja da annenin kizininʔ ister evde ister disarida doɡmus olsunʔ t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-068-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı yalnızlara aile kurar. Tutsakları ezgi söyleyerek dışarı çıkarır, ama isyan edenler güneşin kavurduğu ülkede yaşar.|tanri jalnizlara aile kurar. tutsaklari ezɡi sojlejerek disari t͡ʃikarirʔ ama isjan edenler ɡunesin kavurduɡu ulkede jasar. Old-Testament-Numbers-036-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarından herhangi bir oymağında mirasa sahip olan her kız, babasının oymağının soyundan birine eş olacak; böylece İsrael'in çocuklarının her biri atalarının mirasına sahip olabilecekler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan herhanɡi bir ojmaɡinda mirasa sahip olan her kizʔ babasinin ojmaɡinin sojundan birine es olat͡ʃak; bojlet͡ʃe israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin her biri atalarinin mirasina sahip olabilet͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Birbirlerine, \"\"Bir önder seçip Mısır'a dönelim\"\" dediler.\"|\"birbirlerineʔ \"\"bir onder set͡ʃip misirʔa donelim\"\" dediler.\" New-Testament-Acts-027-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle size rica ediyorum, bir şeyler yiyin. Çünkü bu, kurtuluşunuz içindir. Hiçbirinizin başından tek bir saç eksilmeyecektir.”|bu nedenle size rit͡ʃa edijorumʔ bir sejler jijin. t͡ʃunku buʔ kurtulusunuz it͡ʃindir. hit͡ʃbirinizin basindan tek bir sat͡ʃ eksilmejet͡ʃektir.” New-Testament-Romans-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir zamanlar Yasa yokken, ben yaşıyordum, ama buyruk gelince günah dirildi, ben de öldüm.|bir zamanlar jasa jokkenʔ ben jasijordumʔ ama bujruk ɡelint͡ʃe ɡunah dirildiʔ ben de oldum. Old-Testament-Isaiah-050-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni aklayan yakındır. Kim bana karşı suçlamada bulunacak? Gelin birlikte ayağa kalkalım. Düşmanım kim? O bana yaklaşsın.|beni aklajan jakindir. kim bana karsi sut͡ʃlamada bulunat͡ʃak? ɡelin birlikte ajaɡa kalkalim. dusmanim kim? o bana jaklassin. Old-Testament-2-Chronicles-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler Yahve'nin evine giremediler, çünkü Yahve'nin görkemi Yahve'nin evini doldurmuştu.|kahinler jahveʔnin evine ɡiremedilerʔ t͡ʃunku jahveʔnin ɡorkemi jahveʔnin evini doldurmustu. Old-Testament-2-Samuel-022-043|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onları yerin tozu gibi dövdüm, onları sokakların çamuru gibi ezdim ve dağıttım.|o zaman onlari jerin tozu ɡibi dovdumʔ onlari sokaklarin t͡ʃamuru ɡibi ezdim ve daɡittim. New-Testament-John-012-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Önlerinde bunca belirti gerçekleştirmesine karşın O’na iman etmediler.|onlerinde bunt͡ʃa belirti ɡert͡ʃeklestirmesine karsin o’na iman etmediler. Old-Testament-Song-of-Songs-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni yüreğine bir mühür, kolunun üzerine bir mühür gibi koy; çünkü sevgi ölüm kadar güçlüdür. Kıskançlık Şeol kadar zalimdir. Onun ışıltıları ateş ışıltılarıdır, Yah'ın gerçek alevidir.|beni jureɡine bir muhurʔ kolunun uzerine bir muhur ɡibi koj; t͡ʃunku sevɡi olum kadar ɡut͡ʃludur. kiskant͡ʃlik seol kadar zalimdir. onun isiltilari ates isiltilaridirʔ jahʔin ɡert͡ʃek alevidir. New-Testament-Acts-026-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekilip aralarında konuşup, “Bu adam ölüm ya da tutukluluk cezasını hak edecek hiçbir şey yapmamış” dediler.|t͡ʃekilip aralarinda konusupʔ “bu adam olum ja da tutukluluk t͡ʃezasini hak edet͡ʃek hit͡ʃbir sej japmamis” dediler. Old-Testament-Isaiah-045-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Senin önünden gideceğim, engebeli yerleri düz edeceğim. Tunç kapıları parçalayacağım, demir sürgüleri kıracağım.|“senin onunden ɡidet͡ʃeɡimʔ enɡebeli jerleri duz edet͡ʃeɡim. tunt͡ʃ kapilari part͡ʃalajat͡ʃaɡimʔ demir surɡuleri kirat͡ʃaɡim. New-Testament-2-Timothy-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, kimden öğrendiğini bilerek öğrendiğin ve emin olduğun şeylerde kal.|ama senʔ kimden oɡrendiɡini bilerek oɡrendiɡin ve emin olduɡun sejlerde kal. Old-Testament-Genesis-041-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi yıl boyunca Mısır'da olan bütün yiyeceği toplayıp kentlere yığdı. Her kentte o kentin çevresinde tarlalardan yiyecek depoladı.|jedi jil bojunt͡ʃa misirʔda olan butun jijet͡ʃeɡi toplajip kentlere jiɡdi. her kentte o kentin t͡ʃevresinde tarlalardan jijet͡ʃek depoladi. Old-Testament-Isaiah-037-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Hizkiya bunu duyunca giysilerini yırttı, çula sarındı ve Yahve'nin evine girdi.|kral hizkija bunu dujunt͡ʃa ɡijsilerini jirttiʔ t͡ʃula sarindi ve jahveʔnin evine ɡirdi. Old-Testament-Psalms-118-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı'dır ve bize ışık verdi. Kurbanınızı sunağın boynuzlarına kadar iplerle bağlayın.|jahve tanriʔdir ve bize isik verdi. kurbaninizi sunaɡin bojnuzlarina kadar iplerle baɡlajin. Old-Testament-Daniel-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir taş getirilip inin ağzına konuldu; Daniel ile ilgili hiçbir şey değiştirilmesin diye, kral onu kendi mührüyle ve beylerinin mührüyle mühürledi.|bir tas ɡetirilip inin aɡzina konuldu; daniel ile ilɡili hit͡ʃbir sej deɡistirilmesin dijeʔ kral onu kendi muhrujle ve bejlerinin muhrujle muhurledi. Old-Testament-Psalms-108-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad benimdir, Manaşşe de benim. Efraim de başımın siperi, Yahuda asamdır.|ɡilad benimdirʔ manasse de benim. efraim de basimin siperiʔ jahuda asamdir. New-Testament-Revelation-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık sende kandil ışığı parlamayacak. Artık sende güvey ve gelin sesi duyulmayacak. Tüccarların yeryüzünün ileri gelenleriydi. Çünkü büyücülüğünle bütün ulusları aldattın.|artik sende kandil isiɡi parlamajat͡ʃak. artik sende ɡuvej ve ɡelin sesi dujulmajat͡ʃak. tut͡ʃt͡ʃarlarin jerjuzunun ileri ɡelenlerijdi. t͡ʃunku bujut͡ʃuluɡunle butun uluslari aldattin. Old-Testament-Isaiah-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıklar olsun kötülere! Felaket onların üzerinedir; çünkü kendi elleriyle yaptıklarının karşılığı onlara ödenecektir.|jaziklar olsun kotulere! felaket onlarin uzerinedir; t͡ʃunku kendi ellerijle japtiklarinin karsiliɡi onlara odenet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-066-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey bütün yeryüzü, Tanrı’ya, sevinçle haykırın!|ej butun jerjuzuʔ tanri’jaʔ sevint͡ʃle hajkirin! Old-Testament-1-Chronicles-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şaharayim, onları gönderdikten sonra Moav kırlarında çocuklar babası oldu. Karıları Huşim ve Baara'ydı.|saharajimʔ onlari ɡonderdikten sonra moav kirlarinda t͡ʃot͡ʃuklar babasi oldu. karilari husim ve baaraʔjdi. Old-Testament-Nehemiah-012-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yahuda beylerini duvar üzerine çıkardım ve şükredip alay halinde yürüyen iki büyük bölük atadım. Biri duvar üzerinde sağdan Gübre Kapısı'na doğru yürüyordu;|sonra jahuda bejlerini duvar uzerine t͡ʃikardim ve sukredip alaj halinde jurujen iki bujuk boluk atadim. biri duvar uzerinde saɡdan ɡubre kapisiʔna doɡru jurujordu; Old-Testament-1-Chronicles-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar tarlanın ortasında durup onu savundular ve Filistliler'i öldürdüler. Yahve de onları büyük bir zaferle kurtardı.|onlar tarlanin ortasinda durup onu savundular ve filistlilerʔi oldurduler. jahve de onlari bujuk bir zaferle kurtardi. Old-Testament-2-Samuel-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Beerotlu Rimmon'un oğulları Rekav ve Baana, öğle vakti İşboşet dinlenirken, günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkıp onun evine geldiler.|beerotlu rimmonʔun oɡullari rekav ve baanaʔ oɡle vakti isboset dinlenirkenʔ ɡunun en sit͡ʃak saatlerinde disari t͡ʃikip onun evine ɡeldiler. Old-Testament-Nehemiah-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yanında, Yeruşalem bölgesinin yarısının yöneticisi olan Halloheş oğlu Şallum, kızlarıyla birlikte onardı.|onun janindaʔ jerusalem bolɡesinin jarisinin jonetit͡ʃisi olan hallohes oɡlu sallumʔ kizlarijla birlikte onardi. Old-Testament-Job-042-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni kulaktan duymuştum, ama şimdi gözüm seni gördü.|seni kulaktan dujmustumʔ ama simdi ɡozum seni ɡordu. Old-Testament-Joshua-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adamlar kalkıp gittiler. Yeşu ülkeye bakmaya gidenlere buyurup dedi, \"\"Gidin, ülkeyi dolaşın, bakın ve yanıma gelin. Burada, Şilo'da Yahve'nin önünde sizin için kura çekeceğim.\"\"\"|\"adamlar kalkip ɡittiler. jesu ulkeje bakmaja ɡidenlere bujurup dediʔ \"\"ɡidinʔ ulkeji dolasinʔ bakin ve janima ɡelin. buradaʔ siloʔda jahveʔnin onunde sizin it͡ʃin kura t͡ʃeket͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Adorayim, Lakiş, Azeka,|adorajimʔ lakisʔ azekaʔ Old-Testament-Ezekiel-037-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yine bana dedi, \"\"Bu kemikler üzerine peygamberlik et ve onlara söyle, 'Kuru kemikler, Yahve'nin sözünü dinleyin.\"|\"jine bana dediʔ \"\"bu kemikler uzerine pejɡamberlik et ve onlara sojleʔ ʔkuru kemiklerʔ jahveʔnin sozunu dinlejin.\" Old-Testament-1-Chronicles-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|ve İvhar, Elişama, Elifelet,|ve ivharʔ elisamaʔ elifeletʔ Old-Testament-2-Samuel-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom, hüküm için krala gelen bütün İsraelliler'e böyle yapardı. Böylece Avşalom İsraelliler'in yüreğini çaldı.|avsalomʔ hukum it͡ʃin krala ɡelen butun israellilerʔe bojle japardi. bojlet͡ʃe avsalom israellilerʔin jureɡini t͡ʃaldi. Old-Testament-2-Kings-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek yerlerde, tepelerde ve her yeşil ağacın altında kurbanlar kesti ve buhur yaktı.|juksek jerlerdeʔ tepelerde ve her jesil aɡat͡ʃin altinda kurbanlar kesti ve buhur jakti. Old-Testament-Job-035-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer doğruysan, O'na verdiğin nedir? Ya da senin elinden O'nun aldığı nedir?|eɡer doɡrujsanʔ oʔna verdiɡin nedir? ja da senin elinden oʔnun aldiɡi nedir? New-Testament-Ephesians-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler de gerçeğin sözünü, kurtuluşunuzun Müjdesi’ni işitip O’na iman ettiğinizde, vaat edilen Kutsal Ruh’la mühürlendiniz.|sizler de ɡert͡ʃeɡin sozunuʔ kurtulusunuzun muʒdesi’ni isitip o’na iman ettiɡinizdeʔ vaat edilen kutsal ruh’la muhurlendiniz. Old-Testament-1-Kings-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benaya Yahve'nin Çadırı'na geldi ve ona, \"\"Kral, 'Çık!' diyor\"\" dedi. O, \"\"Hayır, ben burada öleceğim\"\" dedi. Benaya krala yine haber getirdi ve \"\"Yoav'ın söylediği bu ve bana verdiği yanıt da bu\"\" dedi.\"|\"benaja jahveʔnin t͡ʃadiriʔna ɡeldi ve onaʔ \"\"kralʔ ʔt͡ʃik!ʔ dijor\"\" dedi. oʔ \"\"hajirʔ ben burada olet͡ʃeɡim\"\" dedi. benaja krala jine haber ɡetirdi ve \"\"joavʔin sojlediɡi bu ve bana verdiɡi janit da bu\"\" dedi.\" Old-Testament-Deuteronomy-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Evine iğrenç bir şey getirmeyecek ve ona bağlanmayacaksın. Bundan kesinlikle nefret edeceksin. Ondan tamamen tiksineceksin; çünkü bu bağlılıkla ilgili bir şeydir.|evine iɡrent͡ʃ bir sej ɡetirmejet͡ʃek ve ona baɡlanmajat͡ʃaksin. bundan kesinlikle nefret edet͡ʃeksin. ondan tamamen tiksinet͡ʃeksin; t͡ʃunku bu baɡlilikla ilɡili bir sejdir. Old-Testament-Exodus-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'la konuştuklarında Moşe seksen, Aron da seksen üç yaşındaydı.|firavunʔla konustuklarinda mose seksenʔ aron da seksen ut͡ʃ jasindajdi. Old-Testament-2-Chronicles-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviya Yerovam'ı kovaladı ve ondan şu kentleri aldı: Köyleriyle birlikte Beytel'i, köyleriyle birlikte Yeşanah'ı ve köyleriyle birlikte Efron'u.|avija jerovamʔi kovaladi ve ondan su kentleri aldi kojlerijle birlikte bejtelʔiʔ kojlerijle birlikte jesanahʔi ve kojlerijle birlikte efronʔu. New-Testament-Revelation-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadının kutsalların kanıyla ve Yeşua’nın şehitlerinin kanıyla sarhoş olduğunu gördüm. Onu gördüğümde büyük şaşkınlıkla şaştım.|kadinin kutsallarin kanijla ve jesua’nin sehitlerinin kanijla sarhos olduɡunu ɡordum. onu ɡorduɡumde bujuk saskinlikla sastim. Old-Testament-Exodus-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun halkı salıverdiğinde, orası daha yakın olduğu halde Tanrı onları Filist ülkesinin yolundan götürmedi Çünkü Tanrı şöyle dedi: \"\"Belki halk savaşı görünce fikir değiştirip Mısır'a döner.\"\"\"|\"firavun halki saliverdiɡindeʔ orasi daha jakin olduɡu halde tanri onlari filist ulkesinin jolundan ɡoturmedi t͡ʃunku tanri sojle dedi \"\"belki halk savasi ɡorunt͡ʃe fikir deɡistirip misirʔa doner.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sandık Kiryat Yearim'de kaldığı günden itibaren uzun zaman geçti; yirmi yıl oldu; ve bütün İsrael halkı Yahve'nin ardından ağıt yaktı.|sandik kirjat jearimʔde kaldiɡi ɡunden itibaren uzun zaman ɡet͡ʃti; jirmi jil oldu; ve butun israel halki jahveʔnin ardindan aɡit jakti. Old-Testament-Ecclesiastes-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bilgelik bir siperdir, paranın da siper olduğu gibi; ama bilginin üstünlüğü, bilgeliğin ona sahip olanın yaşamını korumasıdır.|t͡ʃunku bilɡelik bir siperdirʔ paranin da siper olduɡu ɡibi; ama bilɡinin ustunluɡuʔ bilɡeliɡin ona sahip olanin jasamini korumasidir. Old-Testament-Daniel-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Görümü gördüm. Ve öyle oldu ki, gördüğümde, Elam eyaletindeki Susa Kalesi'ndeydim. Görümde gördüm ve Ulay Irmağı'nın yanındaydım.|ɡorumu ɡordum. ve ojle oldu kiʔ ɡorduɡumdeʔ elam ejaletindeki susa kalesiʔndejdim. ɡorumde ɡordum ve ulaj irmaɡiʔnin janindajdim. Old-Testament-Job-027-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İnsanlar ona el çırparlar, ve kendi yerinden ona ıslık çalarlar.\"\"\"|\"insanlar ona el t͡ʃirparlarʔ ve kendi jerinden ona islik t͡ʃalarlar.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-026-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşmanın öcünü alan kılıcı üzerinize getireceğim. Kentlerinizde toplanacaksınız ve aranıza veba göndereceğim. Düşmanın eline teslim edileceksiniz.|antlasmanin ot͡ʃunu alan kilit͡ʃi uzerinize ɡetiret͡ʃeɡim. kentlerinizde toplanat͡ʃaksiniz ve araniza veba ɡonderet͡ʃeɡim. dusmanin eline teslim edilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Proverbs-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarabın kızıl olmasına, kadehte ışıldamasına, kolayca aşağı inivermesine bakma.|sarabin kizil olmasinaʔ kadehte isildamasinaʔ kolajt͡ʃa asaɡi inivermesine bakma. Old-Testament-Ezekiel-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar kendi suçlarını yüklenecekler. Peygamberin suçu, onu arayan adamın suçu gibi olacaktır.|onlar kendi sut͡ʃlarini juklenet͡ʃekler. pejɡamberin sut͡ʃuʔ onu arajan adamin sut͡ʃu ɡibi olat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün halktan bazıları toplamaya çıktı ama hiçbir şey bulamadılar.|jedint͡ʃi ɡun halktan bazilari toplamaja t͡ʃikti ama hit͡ʃbir sej bulamadilar. Old-Testament-Joshua-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Doldurduğumuz bu şarap tulumları yeniydi; ve işte, yırtıldılar. Bu giysilerimiz, çarıklarımız da uzun yolculuktan dolayı eskidi.”|doldurduɡumuz bu sarap tulumlari jenijdi; ve isteʔ jirtildilar. bu ɡijsilerimizʔ t͡ʃariklarimiz da uzun jolt͡ʃuluktan dolaji eskidi.” Old-Testament-1-Chronicles-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Mika'nın kardeşi: İşşiya; İşşiya'nın oğullarından Zekariya.|mikaʔnin kardesi issija; issijaʔnin oɡullarindan zekarija. Old-Testament-2-Samuel-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom, kurbanları sunarken, Gilo’dan, David’in danışmanı olan Gilonlu Ahitofel’i kentinden çağırttı. Gizli düzen güçlüydü, çünkü Avşalom’la birlikte olan halk gittikçe artıyordu.|avsalomʔ kurbanlari sunarkenʔ ɡilo’danʔ david’in danismani olan ɡilonlu ahitofel’i kentinden t͡ʃaɡirtti. ɡizli duzen ɡut͡ʃlujduʔ t͡ʃunku avsalom’la birlikte olan halk ɡittikt͡ʃe artijordu. Old-Testament-1-Kings-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Yaşayan çocuğu ikiye bölün, yarısını birine, yarısını da öbürüne verin” dedi.|kralʔ “jasajan t͡ʃot͡ʃuɡu ikije bolunʔ jarisini birineʔ jarisini da oburune verin” dedi. Old-Testament-Psalms-068-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dumanın dağıldığı gibi, onları öyle dağıt. Ateşin önünde eriyen balmumu gibi, kötüler Tanrı'nın önünde öyle yok olsun.|dumanin daɡildiɡi ɡibiʔ onlari ojle daɡit. atesin onunde erijen balmumu ɡibiʔ kotuler tanriʔnin onunde ojle jok olsun. Old-Testament-Deuteronomy-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İzin ver diyarından geçeyim. Ana yoldan gideceğim. Ne sağa ne sola sapacağım.\"|\"\"\"izin ver dijarindan ɡet͡ʃejim. ana joldan ɡidet͡ʃeɡim. ne saɡa ne sola sapat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-2-Samuel-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David yanındaki adamlarını, hepsini kendi ev halkıyla birlikte götürdü. Hevron'un kentlerinde yaşadılar.|david janindaki adamlariniʔ hepsini kendi ev halkijla birlikte ɡoturdu. hevronʔun kentlerinde jasadilar. Old-Testament-Ezra-002-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Atları yedi yüz otuz altı, katırları iki yüz kırk beş,|atlari jedi juz otuz altiʔ katirlari iki juz kirk besʔ Old-Testament-1-Chronicles-002-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahday'ın oğulları: Regem, Yotan, Geşan, Pelet, Efa ve Şaaf.|jahdajʔin oɡullari reɡemʔ jotanʔ ɡesanʔ peletʔ efa ve saaf. New-Testament-Luke-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar Yeşua’ya, “Öğretmenimiz, senin doğruyu söyleyip öğrettiğini, kimseyi kayırmadan Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini biliyoruz.|bunlar jesua’jaʔ “oɡretmenimizʔ senin doɡruju sojlejip oɡrettiɡiniʔ kimseji kajirmadan tanri jolunu durustt͡ʃe oɡrettiɡini bilijoruz. Old-Testament-Psalms-050-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kötülüğe ağzını veriyorsun dilinle hile uyduruyorsun.|“kotuluɡe aɡzini verijorsun dilinle hile ujdurujorsun. Old-Testament-Numbers-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra genç bir boğayla onun ekmek sunusunu, yağla yoğrulmuş ince unu alsınlar; ve günah sunusu olarak başka bir genç boğa alacaksın.|sonra ɡent͡ʃ bir boɡajla onun ekmek sunusunuʔ jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unu alsinlar; ve ɡunah sunusu olarak baska bir ɡent͡ʃ boɡa alat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin kayınpederi Midyanlı kâhin Yetro, Tanrı'nın Moşe ve halkı İsrael için yaptığı her şeyi, Yahve'nin İsrael'i Mısır'dan nasıl çıkardığını duydu.|moseʔnin kajinpederi midjanli kahin jetroʔ tanriʔnin mose ve halki israel it͡ʃin japtiɡi her sejiʔ jahveʔnin israelʔi misirʔdan nasil t͡ʃikardiɡini dujdu. Old-Testament-1-Samuel-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu daha önce tanıyanların hepsi, işte, onun peygamberlerle birlikte peygamberlik ettiğini görünce, o zaman halk birbirlerine, \"\"Kiş oğluna gelen nedir? Saul da peygamberler arasında mı?\"\" dediler.\"|\"onu daha ont͡ʃe tanijanlarin hepsiʔ isteʔ onun pejɡamberlerle birlikte pejɡamberlik ettiɡini ɡorunt͡ʃeʔ o zaman halk birbirlerineʔ \"\"kis oɡluna ɡelen nedir? saul da pejɡamberler arasinda mi?\"\" dediler.\" Old-Testament-Isaiah-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yakov Evi, gelin de Yahve'nin ışığında yürüyelim.|ej jakov eviʔ ɡelin de jahveʔnin isiɡinda jurujelim. Old-Testament-Isaiah-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluyun, çünkü Yahve'nin günü yakındır! Her Şeye Gücü Yeten'den bir yıkım gibi geliyor.|ulujunʔ t͡ʃunku jahveʔnin ɡunu jakindir! her seje ɡut͡ʃu jetenʔden bir jikim ɡibi ɡelijor. New-Testament-Mark-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onikiler’den biri olan Yahuda İskariot, Yeşua’yı ele vermek için başkâhinlerin yanına gitti.|onikiler’den biri olan jahuda iskariotʔ jesua’ji ele vermek it͡ʃin baskahinlerin janina ɡitti. New-Testament-John-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıyı bekleyen ona kapıyı açar ve koyunlar onun sesini dinler. Kendi koyunlarını adıyla çağırır ve onları dışarı çıkarır.|kapiji beklejen ona kapiji at͡ʃar ve kojunlar onun sesini dinler. kendi kojunlarini adijla t͡ʃaɡirir ve onlari disari t͡ʃikarir. Old-Testament-1-Chronicles-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk oğlu Avdon ile, Sur, Kiş, Baal, Nadav,|ilk oɡlu avdon ileʔ surʔ kisʔ baalʔ nadavʔ New-Testament-1-Timothy-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O da insan olan ve kendini herkes için fidye olarak sunmuş olan Mesih Yeşua’dır. Bu tanıklık uygun zamanda gelmiştir.|o da insan olan ve kendini herkes it͡ʃin fidje olarak sunmus olan mesih jesua’dir. bu taniklik ujɡun zamanda ɡelmistir. Old-Testament-Leviticus-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şükran için sunduğu esenlik kurbanının eti, sunulduğu gün yenilecek. Sabaha kadar hiçbir şey bırakmayacak.'\"\"\"|\"sukran it͡ʃin sunduɡu esenlik kurbaninin etiʔ sunulduɡu ɡun jenilet͡ʃek. sabaha kadar hit͡ʃbir sej birakmajat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-031-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Babanın evini çok özlediğin için çıkıp gittin. Ama niçin ilâhlarımı çaldın?”|babanin evini t͡ʃok ozlediɡin it͡ʃin t͡ʃikip ɡittin. ama nit͡ʃin ilahlarimi t͡ʃaldin?” New-Testament-Colossians-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sırrı nasıl açıklamam gerekiyorsa, öyle açıklayabilmem için dua edin.|bu sirri nasil at͡ʃiklamam ɡerekijorsaʔ ojle at͡ʃiklajabilmem it͡ʃin dua edin. New-Testament-2-Timothy-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Mesih Yeşua’nın iyi bir askeri olarak sıkıntıya dayan.|bu nedenle mesih jesua’nin iji bir askeri olarak sikintija dajan. Old-Testament-Genesis-046-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayvanlarını, Kenan diyarından edindikleri malları, Yakov'la bütün soyunu alıp Mısır’a geldiler.|hajvanlariniʔ kenan dijarindan edindikleri mallariʔ jakovʔla butun sojunu alip misir’a ɡeldiler. New-Testament-Mark-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Giysileri kar gibi bembeyaz, ışıl ışıl oldu; yeryüzündeki hiçbir çamaşırcı onları öylesine beyazlatamazdı.|ɡijsileri kar ɡibi bembejazʔ isil isil oldu; jerjuzundeki hit͡ʃbir t͡ʃamasirt͡ʃi onlari ojlesine bejazlatamazdi. Old-Testament-Proverbs-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Esinlenen hükümler kralın dudaklarındadır. O kendi ağzına ihanet etmez.|esinlenen hukumler kralin dudaklarindadir. o kendi aɡzina ihanet etmez. Old-Testament-Judges-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O'na şöyle dedi: \"\"Eğer şimdi senin gözünde lütuf bulduysam, benimle konuşanın sen olduğunu gösteren bana bir belirti göster.\"|\"oʔna sojle dedi \"\"eɡer simdi senin ɡozunde lutuf buldujsamʔ benimle konusanin sen olduɡunu ɡosteren bana bir belirti ɡoster.\" Old-Testament-Psalms-083-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tek bir akılla düzen kudular. Sana karşı ittifak oluşturdular.|tek bir akilla duzen kudular. sana karsi ittifak olusturdular. Old-Testament-Isaiah-050-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve kulağımı açtı. Ben isyankâr değildim. Geri dönmedim.|efendi jahve kulaɡimi at͡ʃti. ben isjankar deɡildim. ɡeri donmedim. Old-Testament-Numbers-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onu kayaların doruğundan görüyorum. Tepelerden ona bakıyorum. İşte, bu tek başına oturan bir halktır ve ulusların arasında sayılmayacaktır.|t͡ʃunku onu kajalarin doruɡundan ɡorujorum. tepelerden ona bakijorum. isteʔ bu tek basina oturan bir halktir ve uluslarin arasinda sajilmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Nahum-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|atlılar saldırıyor, kılıçlar çakıyor, mızraklar parlıyor, ölüler kalabalığı ve büyük ceset yığını, cesetlerin sonu yok. Cesetlere ayakları takılıyor|atlilar saldirijorʔ kilit͡ʃlar t͡ʃakijorʔ mizraklar parlijorʔ oluler kalabaliɡi ve bujuk t͡ʃeset jiɡiniʔ t͡ʃesetlerin sonu jok. t͡ʃesetlere ajaklari takilijor Old-Testament-1-Chronicles-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu soyup başını ve zırhını aldılar, sonra Filist diyarının her yanına gönderip putlarına ve halka haber verdiler.|onu sojup basini ve zirhini aldilarʔ sonra filist dijarinin her janina ɡonderip putlarina ve halka haber verdiler. New-Testament-Revelation-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Kuzu’yu gördüm. Siyon Dağı üzerinde O’nunla birlikte yüz kırk dört bin kişi duruyordu. Alınlarında kendisinin ve Babası’nın adı yazılıydı.|isteʔ kuzu’ju ɡordum. sijon daɡi uzerinde o’nunla birlikte juz kirk dort bin kisi durujordu. alinlarinda kendisinin ve babasi’nin adi jazilijdi. Old-Testament-2-Chronicles-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Solomon, “Yahve koyu karanlıkta otururum demişti” dedi,|o zaman solomonʔ “jahve koju karanlikta otururum demisti” dediʔ Old-Testament-1-Chronicles-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Merari'nin oğulları: Mahli, oğlu Livni, oğlu Şimei, oğlu Uzza,|merariʔnin oɡullari mahliʔ oɡlu livniʔ oɡlu simeiʔ oɡlu uzzaʔ New-Testament-Mark-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü küçük kızında kirli ruh olan bir kadın, Yeşua’yla ilgili haberi duydu ve geldi. O’nun ayaklarına kapandı.|t͡ʃunku kut͡ʃuk kizinda kirli ruh olan bir kadinʔ jesua’jla ilɡili haberi dujdu ve ɡeldi. o’nun ajaklarina kapandi. Old-Testament-Psalms-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa beni rahimden sen çıkardın. Ana kucağındayken güvenmemi sağladın.|ojsa beni rahimden sen t͡ʃikardin. ana kut͡ʃaɡindajken ɡuvenmemi saɡladin. Old-Testament-Psalms-064-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kusursuz bir plan yaptık!” deyip, adaletsizlik için düzen kurarlar. Besbelli insanın aklı ve yüreği kurnazdır.|“kusursuz bir plan japtik!” dejipʔ adaletsizlik it͡ʃin duzen kurarlar. besbelli insanin akli ve jureɡi kurnazdir. New-Testament-Matthew-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler bunu duyunca çok şaşırdılar, “Öyleyse kim kurtulabilir?” diye sordular.|oɡrent͡ʃiler bunu dujunt͡ʃa t͡ʃok sasirdilarʔ “ojlejse kim kurtulabilir?” dije sordular. Old-Testament-Lamentations-003-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayatımı zindanda kesip kopardılar, üzerime taş attılar.|hajatimi zindanda kesip kopardilarʔ uzerime tas attilar. Old-Testament-Jeremiah-044-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bugüne kadar kendilerini alçaltmadılar, korkmadılar, önünüze ve atalarınızın önüne koyduğum yasamda ve kurallarımda yürümediler.'\"\"\"|\"buɡune kadar kendilerini alt͡ʃaltmadilarʔ korkmadilarʔ onunuze ve atalarinizin onune kojduɡum jasamda ve kurallarimda jurumediler.ʔ\"\"\" Old-Testament-Daniel-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral Darius, yeryüzünde oturan bütün halklara, uluslara ve dillere şöyle yazdı: “Esenliğiniz çok olsun.|o zaman kral dariusʔ jerjuzunde oturan butun halklaraʔ uluslara ve dillere sojle jazdi “esenliɡiniz t͡ʃok olsun. Old-Testament-1-Chronicles-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrım, bu senin gözünde küçük bir şeydi, ama hizmetkârının evinden uzun bir süre için söz ettin ve bana yüksek bir adammışım gibi saygı gösterdin, ey Yahve Tanrı.|ej tanrimʔ bu senin ɡozunde kut͡ʃuk bir sejdiʔ ama hizmetkarinin evinden uzun bir sure it͡ʃin soz ettin ve bana juksek bir adammisim ɡibi sajɡi ɡosterdinʔ ej jahve tanri. Old-Testament-Psalms-092-003|und|SPEAKER_00_Turkish|on telli sazla, arpla, lirin ezgisiyle duyurmak ne iyidir.|on telli sazlaʔ arplaʔ lirin ezɡisijle dujurmak ne ijidir. Old-Testament-1-Samuel-002-032|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'e vereceğim bütün zenginlikte, sen konutumun sıkıntısını göreceksin. Evinde sonsuza dek yaşlı bir adam olmayacak.|israelʔe veret͡ʃeɡim butun zenɡinlikteʔ sen konutumun sikintisini ɡoret͡ʃeksin. evinde sonsuza dek jasli bir adam olmajat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların Yahve'ye ateşle yapılan sunu olarak sunduğu hayvanın yağını kim yerse, onu yiyen can halkından atılacaktır.|insanlarin jahveʔje atesle japilan sunu olarak sunduɡu hajvanin jaɡini kim jerseʔ onu jijen t͡ʃan halkindan atilat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-017-035|und|SPEAKER_00_Turkish|ben ardından çıkar ve ona vururdum, kuzuyu da ağzından kurtarırdım. Bana karşı kalktığında, onu sakalından yakalar, vurup öldürürdüm.|ben ardindan t͡ʃikar ve ona vururdumʔ kuzuju da aɡzindan kurtarirdim. bana karsi kalktiɡindaʔ onu sakalindan jakalarʔ vurup oldururdum. Old-Testament-2-Chronicles-029-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Hizkiya ve beyler, Levililer'e David'in ve Gören Asaf'ın sözleriyle Yahve'yi övsünler diye buyurdu. Sevinçle övgü ilâhileri söylediler, başlarını eğip tapındılar.|kral hizkija ve bejlerʔ levililerʔe davidʔin ve ɡoren asafʔin sozlerijle jahveʔji ovsunler dije bujurdu. sevint͡ʃle ovɡu ilahileri sojledilerʔ baslarini eɡip tapindilar. Old-Testament-Numbers-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kohatlı ailelerin boyunu Levililer arasından ayırmayın;\"|\"\"\"kohatli ailelerin bojunu levililer arasindan ajirmajin;\" Old-Testament-1-Chronicles-007-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulla’nın oğulları: Arah, Hanniel ve Ritsya.|ulla’nin oɡullari arahʔ hanniel ve ritsja. Old-Testament-Zechariah-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yapacağınız şeyler şunlardır: Herkes komşusuna doğruyu söylesin. Kapılarınızda doğruluğun ve esenliğin hükmünü uygulayın.|japat͡ʃaɡiniz sejler sunlardir herkes komsusuna doɡruju sojlesin. kapilarinizda doɡruluɡun ve esenliɡin hukmunu ujɡulajin. Old-Testament-Exodus-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca, yabancı olarak yaşadıkları, gezip dolaştıkları Kenan ülkesini onlara vermek üzere onlarla antlaşmamı kurdum.|ajrit͡ʃaʔ jabant͡ʃi olarak jasadiklariʔ ɡezip dolastiklari kenan ulkesini onlara vermek uzere onlarla antlasmami kurdum. Old-Testament-Jeremiah-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem ve Yahuda kentlerine, krallarına ve beylerine, onları bugün olduğu gibi bir harabe, şaşılacak, ıslık çalınacak şey ve lanetlik yapmak için;|jerusalem ve jahuda kentlerineʔ krallarina ve bejlerineʔ onlari buɡun olduɡu ɡibi bir harabeʔ sasilat͡ʃakʔ islik t͡ʃalinat͡ʃak sej ve lanetlik japmak it͡ʃin; Old-Testament-Genesis-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efron Avraham’a şu karşılığı verdi:|efron avraham’a su karsiliɡi verdi Old-Testament-Job-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden düşüncelerim bana yanıt veriyor, bu nedenle içimde telaş var.|“bu juzden dusunt͡ʃelerim bana janit verijorʔ bu nedenle it͡ʃimde telas var. New-Testament-1-Corinthians-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer insanların ve meleklerin dilleriyle konuşsam, ama sevgim olmazsa, ses çıkaran bakır ya da çınlayan bir zil gibi olurum.|eɡer insanlarin ve meleklerin dillerijle konussamʔ ama sevɡim olmazsaʔ ses t͡ʃikaran bakir ja da t͡ʃinlajan bir zil ɡibi olurum. Old-Testament-2-Samuel-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral çıktı ve bütün ev halkı da peşinden gitti. Kral, eve bakmaları için cariyelerinden on kadın bıraktı.|kral t͡ʃikti ve butun ev halki da pesinden ɡitti. kralʔ eve bakmalari it͡ʃin t͡ʃarijelerinden on kadin birakti. New-Testament-1-Timothy-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimse senin gençliğini hor görmesin. Sözde, yaşayışta, sevgide, ruhta, imanda ve paklıkta imanlılara örnek ol.|kimse senin ɡent͡ʃliɡini hor ɡormesin. sozdeʔ jasajistaʔ sevɡideʔ ruhtaʔ imanda ve paklikta imanlilara ornek ol. New-Testament-Mark-015-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Magdalalı Mariyam ve Yose’nin annesi Mariyam O’nun nereye yatırıldığını gördüler.|maɡdalali marijam ve jose’nin annesi marijam o’nun nereje jatirildiɡini ɡorduler. Old-Testament-2-Chronicles-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalya halkın koşup kralı övme sesini duyunca, halkın yanına, Yahve'nin evine geldi.|atalja halkin kosup krali ovme sesini dujunt͡ʃaʔ halkin janinaʔ jahveʔnin evine ɡeldi. Old-Testament-Exodus-030-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kısmını çok ince döveceksin ve seninle buluşacağım Buluşma Çadırı'ndaki antlaşmanın önüne koyacaksın. Bu sizin için çok kutsal olacaktır.|bir kismini t͡ʃok int͡ʃe dovet͡ʃeksin ve seninle bulusat͡ʃaɡim bulusma t͡ʃadiriʔndaki antlasmanin onune kojat͡ʃaksin. bu sizin it͡ʃin t͡ʃok kutsal olat͡ʃaktir. New-Testament-Acts-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri söyledikten sonra, onlar bakarken yukarı alındı. Bir bulut O’nu gözlerinin önünden aldı.|bu sejleri sojledikten sonraʔ onlar bakarken jukari alindi. bir bulut o’nu ɡozlerinin onunden aldi. Old-Testament-Psalms-108-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyan, ey arp ve lir! Şafağı ben uyandırayım.|ujanʔ ej arp ve lir! safaɡi ben ujandirajim. Old-Testament-Judges-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak bir süre sonra buğday hasadı sırasında Şimşon, yanında bir oğlakla birlikte karısını ziyaret etti. “Karımın odasına gireceğim” dedi. Ama babası onun içeri girmesine izin vermedi.|ant͡ʃak bir sure sonra buɡdaj hasadi sirasinda simsonʔ janinda bir oɡlakla birlikte karisini zijaret etti. “karimin odasina ɡiret͡ʃeɡim” dedi. ama babasi onun it͡ʃeri ɡirmesine izin vermedi. Old-Testament-Song-of-Songs-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Esmer olduğuma bakmayın, çünkü beni güneş yaktı. Annemin oğulları bana kızdılar. Beni bağlara bekçi yaptılar. Kendi bağıma bakmadım.|esmer olduɡuma bakmajinʔ t͡ʃunku beni ɡunes jakti. annemin oɡullari bana kizdilar. beni baɡlara bekt͡ʃi japtilar. kendi baɡima bakmadim. Old-Testament-Hosea-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralımızın gününde, beyler kendilerini şarap ateşinden hasta ettiler. O da alaycılarla elini birleştirdi.|kralimizin ɡunundeʔ bejler kendilerini sarap atesinden hasta ettiler. o da alajt͡ʃilarla elini birlestirdi. Old-Testament-1-Samuel-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|David bu sözleri yüreğinde sakladı ve Gat Kralı Akiş'ten çok korktu.|david bu sozleri jureɡinde sakladi ve ɡat krali akisʔten t͡ʃok korktu. New-Testament-John-013-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklar, bir süre daha sizinle olacağım. Beni arayacaksınız, Yahudiler’e, ‘Gideceğim yere gelemezsiniz’ dediğim gibi, şimdi size söylüyorum.|t͡ʃot͡ʃuklarʔ bir sure daha sizinle olat͡ʃaɡim. beni arajat͡ʃaksinizʔ jahudiler’eʔ ‘ɡidet͡ʃeɡim jere ɡelemezsiniz’ dediɡim ɡibiʔ simdi size sojlujorum. New-Testament-Luke-024-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onları Beytanya’ya kadar götürdü. Ellerini kaldırıp onları kutsadı.|jesua onlari bejtanja’ja kadar ɡoturdu. ellerini kaldirip onlari kutsadi. Old-Testament-Jeremiah-038-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün karılarını ve çocuklarını Keldaniler'e çıkaracaklar. Onların elinden kaçıp kurtulamayacaksın, ama Babil Kralı'nın eli seni tutacak. Sen bu kenti ateşle yaktıracaksın.'\"\"\"|\"butun karilarini ve t͡ʃot͡ʃuklarini keldanilerʔe t͡ʃikarat͡ʃaklar. onlarin elinden kat͡ʃip kurtulamajat͡ʃaksinʔ ama babil kraliʔnin eli seni tutat͡ʃak. sen bu kenti atesle jaktirat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sizi sayıca bütün halklardan çok olduğunuz için sevip seçmedi; çünkü siz bütün halkların en az olanıydınız;|jahve sizi sajit͡ʃa butun halklardan t͡ʃok olduɡunuz it͡ʃin sevip set͡ʃmedi; t͡ʃunku siz butun halklarin en az olanijdiniz; Old-Testament-Exodus-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onların insanlara kibirli davranmalarından artık biliyorum ki, Yahve bütün ilâhlardan daha büyüktür.\"\"\"|\"onlarin insanlara kibirli davranmalarindan artik bilijorum kiʔ jahve butun ilahlardan daha bujuktur.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama halk, \"\"Çıkmayacaksın, çünkü biz kaçarsak bize aldırmazlar, yarımız ölse bile bize aldırmazlar\"\" dedi. Ama sen on binimizin değerindesin. Bu nedenle şimdi kentten bize yardım etmeye hazır olman daha iyi olur.\"\"\"|\"\"\"ama halkʔ \"\"t͡ʃikmajat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku biz kat͡ʃarsak bize aldirmazlarʔ jarimiz olse bile bize aldirmazlar\"\" dedi. ama sen on binimizin deɡerindesin. bu nedenle simdi kentten bize jardim etmeje hazir olman daha iji olur.\"\"\" New-Testament-Revelation-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın tahtı önünde tahtlarda oturan yirmi dört ihtiyar yüzüstü yere kapanarak Tanrı’ya tapındılar.|tanri’nin tahti onunde tahtlarda oturan jirmi dort ihtijar juzustu jere kapanarak tanri’ja tapindilar. New-Testament-John-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “İnsanları yere oturtun” dedi. O yerde bol çayır vardı. Böylece insanlar yere oturdu, yaklaşık beş bin erkek vardı.|jesuaʔ “insanlari jere oturtun” dedi. o jerde bol t͡ʃajir vardi. bojlet͡ʃe insanlar jere oturduʔ jaklasik bes bin erkek vardi. Old-Testament-2-Chronicles-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hüküm sürmeye başladığında otuz iki yaşındaydı ve Yeruşalem'de sekiz yıl hüküm sürdü. Onun ayrılışından kimse pişmanlık duymadı. Onu David'in kentine gömdüler, ama kralların mezarlarına değil.|hukum surmeje basladiɡinda otuz iki jasindajdi ve jerusalemʔde sekiz jil hukum surdu. onun ajrilisindan kimse pismanlik dujmadi. onu davidʔin kentine ɡomdulerʔ ama krallarin mezarlarina deɡil. New-Testament-Revelation-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Tanrı’nın tahtı önündedirler ve tapınağında gece gündüz O’na hizmet ediyorlar. Tahtta oturan, çadırını onların üzerine kuracak.|bu nedenleʔ tanri’nin tahti onundedirler ve tapinaɡinda ɡet͡ʃe ɡunduz o’na hizmet edijorlar. tahtta oturanʔ t͡ʃadirini onlarin uzerine kurat͡ʃak. New-Testament-Mark-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Moşe, ‘Babana ve annene saygı göstereceksin’ ve ‘Babasına ya da annesine söven öldürülsün’ demiştir.|t͡ʃunku moseʔ ‘babana ve annene sajɡi ɡosteret͡ʃeksin’ ve ‘babasina ja da annesine soven oldurulsun’ demistir. Old-Testament-Ezekiel-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çıplaklığını açtılar. Oğullarını ve kızlarını aldılar ve onu kılıçla öldürdüler. Kadınlar arasında o bir özdeyiş oldu; çünkü onun üzerinde hüküm verdiler.\"\"\"|\"t͡ʃiplakliɡini at͡ʃtilar. oɡullarini ve kizlarini aldilar ve onu kilit͡ʃla oldurduler. kadinlar arasinda o bir ozdejis oldu; t͡ʃunku onun uzerinde hukum verdiler.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şöyle dedim, “Sizi gütmeyeceğim. Ölen ölsün; kesilecek olan kesilsin; kalanlar da birbirlerinin etini yesinler.”|o zaman sojle dedimʔ “sizi ɡutmejet͡ʃeɡim. olen olsun; kesilet͡ʃek olan kesilsin; kalanlar da birbirlerinin etini jesinler.” New-Testament-Jude-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz ey sevgililer, kendinizi en kutsal olan imanınız üzerinde geliştirmeyi sürdürün, Kutsal Ruh’ta dua edin.|ama siz ej sevɡililerʔ kendinizi en kutsal olan imaniniz uzerinde ɡelistirmeji surdurunʔ kutsal ruh’ta dua edin. Old-Testament-Deuteronomy-028-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Korktuğun Mısır'ın bütün hastalıkları yeniden senin üzerine getirecek; ve sana yapışacaklar.|korktuɡun misirʔin butun hastaliklari jeniden senin uzerine ɡetiret͡ʃek; ve sana japisat͡ʃaklar. Old-Testament-Esther-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Görkemli krallığının zenginliğini ve büyük haşmetinin saygınlığını bir çok günler, yüz seksen gün gösterdi.|ɡorkemli kralliɡinin zenɡinliɡini ve bujuk hasmetinin sajɡinliɡini bir t͡ʃok ɡunlerʔ juz seksen ɡun ɡosterdi. Old-Testament-1-Chronicles-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|dördüncü oğlu Netanel'in, beşinci oğlu Radday'ın,|dordunt͡ʃu oɡlu netanelʔinʔ besint͡ʃi oɡlu raddajʔinʔ Old-Testament-Leviticus-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Kendi kirliliğinde üzerinde yattığı her şey kirli olacak. Üzerinde oturduğu her şey de kirli olacaktır.|“ʔkendi kirliliɡinde uzerinde jattiɡi her sej kirli olat͡ʃak. uzerinde oturduɡu her sej de kirli olat͡ʃaktir. New-Testament-Hebrews-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kusursuz kılınarak, kendisine itaat eden herkes için sonsuz kurtuluşun öncüsü oldu.|kusursuz kilinarakʔ kendisine itaat eden herkes it͡ʃin sonsuz kurtulusun ont͡ʃusu oldu. Old-Testament-Nehemiah-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'e Şabat Günü'nü kutsal kılmak için kendilerini arındırmalarını, gelip kapıları beklemelerini buyurdum. Ey Tanrım, beni bunun için de hatırla ve sevgi dolu iyiliğinin büyüklüğüne göre beni esirge.|levililerʔe sabat ɡunuʔnu kutsal kilmak it͡ʃin kendilerini arindirmalariniʔ ɡelip kapilari beklemelerini bujurdum. ej tanrimʔ beni bunun it͡ʃin de hatirla ve sevɡi dolu ijiliɡinin bujukluɡune ɡore beni esirɡe. Old-Testament-Psalms-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkelendiğin zaman onları kızgın fırına çevireceksin. Yahve gazabıyla onları yutacak. Ateş onları yiyip bitirecektir.|ofkelendiɡin zaman onlari kizɡin firina t͡ʃeviret͡ʃeksin. jahve ɡazabijla onlari jutat͡ʃak. ates onlari jijip bitiret͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-040-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Ahikam oğlu Gedalya, Kareah oğlu Yohanan'a, \"\"Bunu yapmayacaksın, çünkü İşmael hakkında yalan söylüyorsun\"\" dedi.\"|\"ama ahikam oɡlu ɡedaljaʔ kareah oɡlu johananʔaʔ \"\"bunu japmajat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku ismael hakkinda jalan sojlujorsun\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama kendine yaptığın ilâhların nerede? Sıkıntılı zamanınızda sizi kurtarabilirlerse, kalksınlar. Çünkü kentlerinin çokluğu kadar ilâhların var, Ey Yahuda.\"\"\"|\"\"\"ama kendine japtiɡin ilahlarin nerede? sikintili zamaninizda sizi kurtarabilirlerseʔ kalksinlar. t͡ʃunku kentlerinin t͡ʃokluɡu kadar ilahlarin varʔ ej jahuda.\"\"\" Old-Testament-Joshua-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak bütün gümüş, altın, tunç ve demir eşyalar Yahve'ye kutsaldır. Yahve'nin hazinesine girecekler.\"\"\"|\"ant͡ʃak butun ɡumusʔ altinʔ tunt͡ʃ ve demir esjalar jahveʔje kutsaldir. jahveʔnin hazinesine ɡiret͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk ve adaleti yerine getirmek, Yahve için kurbandan daha kabule layıktır.|doɡruluk ve adaleti jerine ɡetirmekʔ jahve it͡ʃin kurbandan daha kabule lajiktir. Old-Testament-Hosea-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine gidip Divlaim'in kızı Gomer'i aldı; kadın gebe kaldı ve ona bir oğul doğurdu.|bunun uzerine ɡidip divlaimʔin kizi ɡomerʔi aldi; kadin ɡebe kaldi ve ona bir oɡul doɡurdu. Old-Testament-Judges-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Su istedi. Kadın ona süt verdi. Ona efendilere layık bir tabakta tereyağı getirdi.|su istedi. kadin ona sut verdi. ona efendilere lajik bir tabakta terejaɡi ɡetirdi. Old-Testament-1-Samuel-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar gelince Eliav’a baktı ve, “Gerçekten de Yahve'nin meshettiği O'nun önündedir” dedi.|onlar ɡelint͡ʃe eliav’a bakti veʔ “ɡert͡ʃekten de jahveʔnin meshettiɡi oʔnun onundedir” dedi. Old-Testament-2-Kings-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı İsrael'i Aşur'a sürdü ve onları Halah'a, Gozan Irmağı'ndaki Habor'a ve Med kentlerine koydu.|asur krali israelʔi asurʔa surdu ve onlari halahʔaʔ ɡozan irmaɡiʔndaki haborʔa ve med kentlerine kojdu. New-Testament-John-007-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları O’nu yakalamak istediler, ama kimse O’na el sürmedi.|bazilari o’nu jakalamak istedilerʔ ama kimse o’na el surmedi. Old-Testament-Hosea-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ancak hiç kimse çekişmesin, hiç kimse suçlamasın; çünkü halkın kâhinle çekişenler gibidir.\"|\"\"\"ant͡ʃak hit͡ʃ kimse t͡ʃekismesinʔ hit͡ʃ kimse sut͡ʃlamasin; t͡ʃunku halkin kahinle t͡ʃekisenler ɡibidir.\" Old-Testament-2-Kings-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ahav'ın bütün evi yok olacak. İsrael'de köle olsun özgür olsun Ahav'dan duvara karşı çöğdüren herkesi kesip atacağım.|t͡ʃunku ahavʔin butun evi jok olat͡ʃak. israelʔde kole olsun ozɡur olsun ahavʔdan duvara karsi t͡ʃoɡduren herkesi kesip atat͡ʃaɡim. Old-Testament-Exodus-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece çok şiddetli dolu vardı ve doluyla karışık şimşekler çaktı, Mısır'ın ulus haline gelmesinden bu yana bunun gibisi olmamıştı.|bojlet͡ʃe t͡ʃok siddetli dolu vardi ve dolujla karisik simsekler t͡ʃaktiʔ misirʔin ulus haline ɡelmesinden bu jana bunun ɡibisi olmamisti. Old-Testament-1-Kings-022-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kral öldü ve Samariya'ya getirildi; Kralı Samariya'da gömdüler.|bojlet͡ʃe kral oldu ve samarijaʔja ɡetirildi; krali samarijaʔda ɡomduler. Old-Testament-Ezekiel-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru adam doğruluğundan döner, kötülük yapar ve onun içinde ölürse, işlemiş olduğu kötülükte ölür.|doɡru adam doɡruluɡundan donerʔ kotuluk japar ve onun it͡ʃinde olurseʔ islemis olduɡu kotulukte olur. Old-Testament-Psalms-127-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Evi Yahve yapmazsa, yapıcılar boşuna çalışır. Kente Yahve göz kulak olmazsa, bekçi boşuna nöbet tutar.|evi jahve japmazsaʔ japit͡ʃilar bosuna t͡ʃalisir. kente jahve ɡoz kulak olmazsaʔ bekt͡ʃi bosuna nobet tutar. Old-Testament-Leviticus-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Çalmayacaksın.'\"\" “'Yalan söylemeyeceksin. “‘Birbirinizi kandırmayacaksınız.'\"\"\"|\"“ʔt͡ʃalmajat͡ʃaksin.ʔ\"\" “ʔjalan sojlemejet͡ʃeksin. “‘birbirinizi kandirmajat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Numbers-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O yere Taberah adı verildi, çünkü onların arasında Yahve'nin ateşi yandı.|o jere taberah adi verildiʔ t͡ʃunku onlarin arasinda jahveʔnin atesi jandi. New-Testament-Luke-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Birlikte konuşup sorgularken, Yeşua’nın kendisi yaklaştı ve onlarla birlikte gitti.|birlikte konusup sorɡularkenʔ jesua’nin kendisi jaklasti ve onlarla birlikte ɡitti. Old-Testament-Numbers-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle dedi: “Senin sözün uyarınca bağışladım;|jahve sojle dedi “senin sozun ujarint͡ʃa baɡisladim; Old-Testament-Genesis-041-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Cılız başaklar yedi güzel ve dolgun başakları yuttular. Firavun uyandı ve işte, bu bir düştü.|t͡ʃiliz basaklar jedi ɡuzel ve dolɡun basaklari juttular. firavun ujandi ve isteʔ bu bir dustu. Old-Testament-Jeremiah-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara diyeceksin: “Yahve şöyle diyor: ‘Eğer beni dinlemez, önünüze koyduğum yasamda yürümezseniz,|onlara dijet͡ʃeksin “jahve sojle dijor ‘eɡer beni dinlemezʔ onunuze kojduɡum jasamda jurumezsenizʔ Old-Testament-Job-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onlara güvenlik verir ve orada dinlenirler. O'nun gözleri onların yolları üzerindedir.|tanri onlara ɡuvenlik verir ve orada dinlenirler. oʔnun ɡozleri onlarin jollari uzerindedir. Old-Testament-Psalms-033-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşadığı yerden yeryüzünde yaşayanların tümünü gözler.|jasadiɡi jerden jerjuzunde jasajanlarin tumunu ɡozler. Old-Testament-Judges-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek üç yıl İsrael'e beylik yaptı.|avimelek ut͡ʃ jil israelʔe bejlik japti. Old-Testament-Genesis-036-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Dişon'un oğulları şunlardır: Hemdan, Eşban, İtran, Keran.|disonʔun oɡullari sunlardir hemdanʔ esbanʔ itranʔ keran. Old-Testament-Job-034-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nu yeryüzünün başına kim koydu? Ya da O'nu bütün dünyanın üzerine kim atadı?|oʔnu jerjuzunun basina kim kojdu? ja da oʔnu butun dunjanin uzerine kim atadi? Old-Testament-Numbers-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir kadın da gençliğinde babasının evindeyken Yahve'ye adak adadığında ve kendisini bir sözle bağladığında,|“bir kadin da ɡent͡ʃliɡinde babasinin evindejken jahveʔje adak adadiɡinda ve kendisini bir sozle baɡladiɡindaʔ New-Testament-Matthew-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da kâhinlerin, Şabat Günü’yle ilgili buyruğu çiğnerken suçlu sayılmadıklarını Yasa’da okumadınız mı?|ja da kahinlerinʔ sabat ɡunu’jle ilɡili bujruɡu t͡ʃiɡnerken sut͡ʃlu sajilmadiklarini jasa’da okumadiniz mi? Old-Testament-Isaiah-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü on dönümlük bağ bir bat, bir homer tohum da bir efa ürün verecek.”|t͡ʃunku on donumluk baɡ bir batʔ bir homer tohum da bir efa urun veret͡ʃek.” Old-Testament-Song-of-Songs-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sütunlarını gümüşten, tabanını altından, koltuğunu mordan yaptı, içi Yeruşalem kızlarından sevgiyle döşendi.|sutunlarini ɡumustenʔ tabanini altindanʔ koltuɡunu mordan japtiʔ it͡ʃi jerusalem kizlarindan sevɡijle dosendi. Old-Testament-Psalms-076-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada yayın alevli oklarını, kalkanı, kılıcı ve savaş silahlarını kırdı. Selah.|orada jajin alevli oklariniʔ kalkaniʔ kilit͡ʃi ve savas silahlarini kirdi. selah. Old-Testament-Leviticus-025-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer bir adam surlarla çevrili bir kentte oturduğu evi satarsa, satıldıktan sonraki tam bir yıl içinde onu geri alabilir. Tam bir yıl boyunca onu geri alma hakkına sahip olacaktır.\"|\"\"\"ʔeɡer bir adam surlarla t͡ʃevrili bir kentte oturduɡu evi satarsaʔ satildiktan sonraki tam bir jil it͡ʃinde onu ɡeri alabilir. tam bir jil bojunt͡ʃa onu ɡeri alma hakkina sahip olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Isaiah-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bize bir çocuk doğdu. Bize bir oğul verildi; yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Hükümdarı olacak.|t͡ʃunku bize bir t͡ʃot͡ʃuk doɡdu. bize bir oɡul verildi; jonetim onun omuzlarinda olat͡ʃak. onun adi harika oɡutt͡ʃuʔ ɡut͡ʃlu tanriʔ ebedi babaʔ esenlik hukumdari olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-105-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözü gerçekleşene dek, Yahve’nin sözü onu sınadı.|sozu ɡert͡ʃeklesene dekʔ jahve’nin sozu onu sinadi. Old-Testament-Ezekiel-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, Yeruşalem'e iğrençliklerini bildir;|“ej insanoɡluʔ jerusalemʔe iɡrent͡ʃliklerini bildir; New-Testament-Revelation-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle diyorlardı: “Amin! Övgü, yücelik, bilgelik, şükran, saygı, güç ve kudret sonsuzlara dek Tanrımız’ın olsun! Amin.”|sojle dijorlardi “amin! ovɡuʔ jut͡ʃelikʔ bilɡelikʔ sukranʔ sajɡiʔ ɡut͡ʃ ve kudret sonsuzlara dek tanrimiz’in olsun! amin.” Old-Testament-Zechariah-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Mısır diyarından yine geri getireceğim, ve Aşur'dan onları toplayacağım. Onları Gilad diyarına ve Lübnan'a getireceğim; ve onlar için yeterince yer bulunmayacak.|onlari misir dijarindan jine ɡeri ɡetiret͡ʃeɡimʔ ve asurʔdan onlari toplajat͡ʃaɡim. onlari ɡilad dijarina ve lubnanʔa ɡetiret͡ʃeɡim; ve onlar it͡ʃin jeterint͡ʃe jer bulunmajat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David şöyle demişti: \"\"Bu adamın çölde sahip olduğu her şeyi boşuna korudum, böylece ona ait olan hiçbir şey eksilmedi. O bana iyilik yerine kötülükle karşılık verdi.\"|\"david sojle demisti \"\"bu adamin t͡ʃolde sahip olduɡu her seji bosuna korudumʔ bojlet͡ʃe ona ait olan hit͡ʃbir sej eksilmedi. o bana ijilik jerine kotulukle karsilik verdi.\" Old-Testament-Esther-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın buyruğuyla ulaklar aceleyle yola çıktılar ve emir Susa Kalesi'nde verildi. Kral ve Haman içmek için oturdular; ancak Susa Kenti şaşkınlık içindeydi.|kralin bujruɡujla ulaklar at͡ʃelejle jola t͡ʃiktilar ve emir susa kalesiʔnde verildi. kral ve haman it͡ʃmek it͡ʃin oturdular; ant͡ʃak susa kenti saskinlik it͡ʃindejdi. New-Testament-Acts-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan bazıları, Tanrı’ya tapan Grekler’den büyük bir topluluk ve ileri gelen kadınlardan birçoğu ikna olup Pavlus ve Silas’a katıldılar.|onlardan bazilariʔ tanri’ja tapan ɡrekler’den bujuk bir topluluk ve ileri ɡelen kadinlardan birt͡ʃoɡu ikna olup pavlus ve silas’a katildilar. Old-Testament-Ezekiel-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci yılda, beşinci ayda, ayın onuncu günü, İsrael ihtiyarlarından bazıları Yahve'ye danışmak için gelip önüme oturdular.|jedint͡ʃi jildaʔ besint͡ʃi ajdaʔ ajin onunt͡ʃu ɡunuʔ israel ihtijarlarindan bazilari jahveʔje danismak it͡ʃin ɡelip onume oturdular. Old-Testament-Joshua-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ile İsrael'in çocukları onları tükeninceye kadar büyük vuruşla öldürdükten ve onlardan artakalanlar surlu kentlere girdikten sonra,|jesu ile israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari onlari tukenint͡ʃeje kadar bujuk vurusla oldurdukten ve onlardan artakalanlar surlu kentlere ɡirdikten sonraʔ Old-Testament-Numbers-036-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının Jübile'si geldiğinde, onların mirası ait olacakları oymağın mirasına katılacak. Böylece onların mirası atalarımızın oymağının mirasından alınacak.”|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ʒubileʔsi ɡeldiɡindeʔ onlarin mirasi ait olat͡ʃaklari ojmaɡin mirasina katilat͡ʃak. bojlet͡ʃe onlarin mirasi atalarimizin ojmaɡinin mirasindan alinat͡ʃak.” Old-Testament-Numbers-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliav'ın oğulları: Nemuel, Datan ve Aviram. Bunlar, Yahve'ye başkaldırdıklarında Korah'ın yanında Moşe'ye ve Aron'a başkaldıran, topluluk tarafından çağrılan Datan ve Aviram'dır;|eliavʔin oɡullari nemuelʔ datan ve aviram. bunlarʔ jahveʔje baskaldirdiklarinda korahʔin janinda moseʔje ve aronʔa baskaldiranʔ topluluk tarafindan t͡ʃaɡrilan datan ve aviramʔdir; Old-Testament-Psalms-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senin anılman ölümün içinde yoktur. Şeol'de sana kim şükredecek?|t͡ʃunku senin anilman olumun it͡ʃinde joktur. seolʔde sana kim sukredet͡ʃek? Old-Testament-Nehemiah-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Adoniya, Bigvay, Adin,|adonijaʔ biɡvajʔ adinʔ Old-Testament-Genesis-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O yörenin erkekleri ona karısını sordular. “Karım” demekten korktuğu için “O benim kız kardeşimdir” dedi, “Oranın adamları Rebeka için beni öldürebilir, çünkü o çok güzel” diye düşündü.|o jorenin erkekleri ona karisini sordular. “karim” demekten korktuɡu it͡ʃin “o benim kiz kardesimdir” dediʔ “oranin adamlari rebeka it͡ʃin beni oldurebilirʔ t͡ʃunku o t͡ʃok ɡuzel” dije dusundu. New-Testament-Acts-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın onun eliyle kendilerini kurtaracağını kardeşlerim anlar diye düşünüyordu. Ama onlar anlamadılar.”|tanri’nin onun elijle kendilerini kurtarat͡ʃaɡini kardeslerim anlar dije dusunujordu. ama onlar anlamadilar.” Old-Testament-Psalms-086-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İlahlar arasında senin gibisi yoktur, ey Efendim, işlerin de benzersizdir.|ilahlar arasinda senin ɡibisi jokturʔ ej efendimʔ islerin de benzersizdir. Old-Testament-Jeremiah-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, bilirim ki, insanın yolu kendi elinde değildir. Adımlarını doğrultmak yürüyen insanın elinde değildir.|ej jahveʔ bilirim kiʔ insanin jolu kendi elinde deɡildir. adimlarini doɡrultmak jurujen insanin elinde deɡildir. Old-Testament-Exodus-036-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Konut için çerçeveleri güneye bakan güney tarafı için yirmi çerçeve yaptı.|konut it͡ʃin t͡ʃert͡ʃeveleri ɡuneje bakan ɡunej tarafi it͡ʃin jirmi t͡ʃert͡ʃeve japti. Old-Testament-Daniel-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Nebukadnetsar öfkelenip hiddetlenerek Şadrak, Meşak ve Abednego'nun getirilmesini buyurdu. Sonra bu adamlar kralın önüne getirildi.|bunun uzerine nebukadnetsar ofkelenip hiddetlenerek sadrakʔ mesak ve abedneɡoʔnun ɡetirilmesini bujurdu. sonra bu adamlar kralin onune ɡetirildi. New-Testament-Luke-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, ruhların size boyun eğmesine sevinmeyin, adlarınızın gökte yazılmış olmasına sevinin.”|bununla birlikteʔ ruhlarin size bojun eɡmesine sevinmejinʔ adlarinizin ɡokte jazilmis olmasina sevinin.” New-Testament-Revelation-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü kadına yardım etti. Yer ağzını açıp ejderhanın ağzından kustuğu ırmağı yuttu.|jerjuzu kadina jardim etti. jer aɡzini at͡ʃip eʒderhanin aɡzindan kustuɡu irmaɡi juttu. Old-Testament-Isaiah-037-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama senin oturuşunu, dışarı çıkışını, içeri girişini ve bana karşı hiddetini biliyorum.|ama senin oturusunuʔ disari t͡ʃikisiniʔ it͡ʃeri ɡirisini ve bana karsi hiddetini bilijorum. New-Testament-Luke-021-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua gündüzleri tapınakta öğretiyor, geceleri Zeytinlik denilen dağa çekilip orada geceliyordu.|jesua ɡunduzleri tapinakta oɡretijorʔ ɡet͡ʃeleri zejtinlik denilen daɡa t͡ʃekilip orada ɡet͡ʃelijordu. Old-Testament-Isaiah-041-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Korkma, ey Yakov, toprak kurdu ve siz İsraelliler. Ben sana yardım edeceğim” diyor Yahve. “Kurtarıcınız İsrael'in Kutsalı'dır.|korkmaʔ ej jakovʔ toprak kurdu ve siz israelliler. ben sana jardim edet͡ʃeɡim” dijor jahve. “kurtarit͡ʃiniz israelʔin kutsaliʔdir. New-Testament-Matthew-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Arhelas’ın, babası Hirodes’in yerine Yahudiye’de hüküm sürdüğünü duyunca oraya gitmekten korktu. Bir rüyada uyarılması üzerine Galile bölgesine çekildi.|ama arhelas’inʔ babasi hirodes’in jerine jahudije’de hukum surduɡunu dujunt͡ʃa oraja ɡitmekten korktu. bir rujada ujarilmasi uzerine ɡalile bolɡesine t͡ʃekildi. Old-Testament-2-Chronicles-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon ve kendisinin yanında toplanmış olan bütün İsrael topluluğu sandığın önündeydiler; çoklukta sayılamayacak, hesap edilemeyecek kadar çok koyun ve sığır kurban ediyorlardı.|kral solomon ve kendisinin janinda toplanmis olan butun israel topluluɡu sandiɡin onundejdiler; t͡ʃoklukta sajilamajat͡ʃakʔ hesap edilemejet͡ʃek kadar t͡ʃok kojun ve siɡir kurban edijorlardi. Old-Testament-2-Kings-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun günlerinde Edom, Yahuda'nın eli altından başkaldırdı ve kendileri üzerine bir kral koydular.|onun ɡunlerinde edomʔ jahudaʔnin eli altindan baskaldirdi ve kendileri uzerine bir kral kojdular. Old-Testament-Proverbs-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum sözlerime dikkatini ver, dediklerime kulağını çevir.|oɡlum sozlerime dikkatini verʔ dediklerime kulaɡini t͡ʃevir. Old-Testament-Numbers-029-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Altıncı gün sekiz boğa, iki koç, bir yaşında kusursuz on dört erkek kuzu;|“ʔaltint͡ʃi ɡun sekiz boɡaʔ iki kot͡ʃʔ bir jasinda kusursuz on dort erkek kuzu; Old-Testament-Job-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O yalancıları bilir. Dikkat etmese bile kötülüğü görür.|t͡ʃunku o jalant͡ʃilari bilir. dikkat etmese bile kotuluɡu ɡorur. New-Testament-Acts-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o bizden sayıldı, bu hizmette o da payını aldı.|t͡ʃunku o bizden sajildiʔ bu hizmette o da pajini aldi. Old-Testament-Proverbs-021-031|und|SPEAKER_00_Turkish|At savaş günü için hazırlanır, ama zafer Yahve'yledir.|at savas ɡunu it͡ʃin hazirlanirʔ ama zafer jahveʔjledir. Old-Testament-Isaiah-047-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıplaklığın açılacak. Evet, utancın görülecek. Ben öç alacağım, kimseyi de esirgemeyeceğim.”|t͡ʃiplakliɡin at͡ʃilat͡ʃak. evetʔ utant͡ʃin ɡorulet͡ʃek. ben ot͡ʃ alat͡ʃaɡimʔ kimseji de esirɡemejet͡ʃeɡim.” Old-Testament-Joshua-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Anatot'u otlaklarıyla ve Almon'u otlaklarıyla: Dört kent.|anatotʔu otlaklarijla ve almonʔu otlaklarijla dort kent. New-Testament-Mark-001-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onu sıkıca uyararak hemen yanından gönderdi.|jesua onu sikit͡ʃa ujararak hemen janindan ɡonderdi. New-Testament-2-Peter-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın gününün gelişini gayretle bekleyen insanlar olmalıyız. O gün gökler yanıp yok olacak, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyip gidecek.|tanri’nin ɡununun ɡelisini ɡajretle beklejen insanlar olmalijiz. o ɡun ɡokler janip jok olat͡ʃakʔ maddesel oɡeler siddetli ateste erijip ɡidet͡ʃek. New-Testament-Mark-014-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı başkâhinin yanına götürdüler. Bütün başkâhinler, ihtiyarlar ve yazıcılar orada toplanmıştı.|jesua’ji baskahinin janina ɡoturduler. butun baskahinlerʔ ihtijarlar ve jazit͡ʃilar orada toplanmisti. Old-Testament-2-Samuel-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Huşay şöyle dedi: “Babanı ve adamlarını biliyorsun, onlar güçlü adamlardır ve kırda yavrularından edilen ayı gibi düşüncelerinde kızgındırlar. Baban bir savaş adamıdır ve halkla birlikte gecelemez.|dahasi husaj sojle dedi “babani ve adamlarini bilijorsunʔ onlar ɡut͡ʃlu adamlardir ve kirda javrularindan edilen aji ɡibi dusunt͡ʃelerinde kizɡindirlar. baban bir savas adamidir ve halkla birlikte ɡet͡ʃelemez. Old-Testament-1-Chronicles-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, ey Yahve, hizmetkârın ve onun evi hakkında söylediğin söz sonsuza dek sabit olsun ve söylediğin gibi yap.|simdiʔ ej jahveʔ hizmetkarin ve onun evi hakkinda sojlediɡin soz sonsuza dek sabit olsun ve sojlediɡin ɡibi jap. Old-Testament-1-Chronicles-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Avişua, Bukki'nin babası oldu. Bukki, Uzzi'nin babası oldu.|avisuaʔ bukkiʔnin babasi oldu. bukkiʔ uzziʔnin babasi oldu. New-Testament-Matthew-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu yanıtı verdi: “Ben de size bir soru soracağım; eğer bana yanıt verirseniz, ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söyleyeceğim.|jesua onlara su janiti verdi “ben de size bir soru sorat͡ʃaɡim; eɡer bana janit verirsenizʔ ben de size bunlari hanɡi jetkijle japtiɡimi sojlejet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Samuel-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eli çok yaşlıydı ve oğullarının bütün İsrael'e yaptıklarını hepsini, Buluşma Çadırı'nın kapısında hizmet eden kadınlarla yattıklarını duyuyordu.|eli t͡ʃok jaslijdi ve oɡullarinin butun israelʔe japtiklarini hepsiniʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda hizmet eden kadinlarla jattiklarini dujujordu. Old-Testament-Daniel-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman gözlerimi kaldırdım ve baktım, işte, iki boynuzu olan bir koç, ırmağın önünde duruyordu. Bu iki boynuz yüksekti, ama biri diğerinden daha yüksekti ve daha yüksek olanı sonradan çıktı.|o zaman ɡozlerimi kaldirdim ve baktimʔ isteʔ iki bojnuzu olan bir kot͡ʃʔ irmaɡin onunde durujordu. bu iki bojnuz juksektiʔ ama biri diɡerinden daha juksekti ve daha juksek olani sonradan t͡ʃikti. Old-Testament-1-Chronicles-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla birlikte, kuşaklarına göre, ataları evlerine göre, savaş için ordu birlikleri, otuz altı bin; çünkü çok karıları ve oğulları vardı.|onlarla birlikteʔ kusaklarina ɡoreʔ atalari evlerine ɡoreʔ savas it͡ʃin ordu birlikleriʔ otuz alti bin; t͡ʃunku t͡ʃok karilari ve oɡullari vardi. Old-Testament-Numbers-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, İsrael'in çocuklarından biri geldi, Moşe'nin gözü önünde, Buluşma Çadırı kapısında ağlamakta olan bütün İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu gözü önünde kardeşlerine Midyanlı bir kadın getirdi.|isteʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan biri ɡeldiʔ moseʔnin ɡozu onundeʔ bulusma t͡ʃadiri kapisinda aɡlamakta olan butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu ɡozu onunde kardeslerine midjanli bir kadin ɡetirdi. Old-Testament-Deuteronomy-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yolda, herhangi bir ağaçta ya da yerde yavruları ya da yumurtaları olan bir kuş yuvasına rastlarsan ve ana yavruların ya da yumurtaların üzerinde oturmaktaysa, anayı yavrularla birlikte almayacaksın.|eɡer joldaʔ herhanɡi bir aɡat͡ʃta ja da jerde javrulari ja da jumurtalari olan bir kus juvasina rastlarsan ve ana javrularin ja da jumurtalarin uzerinde oturmaktajsaʔ anaji javrularla birlikte almajat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-116-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüm ipleri çevremi sarmıştı, Şeol'ün acıları beni ele geçirmişti. Sıkıntı ve keder buldum.|olum ipleri t͡ʃevremi sarmistiʔ seolʔun at͡ʃilari beni ele ɡet͡ʃirmisti. sikinti ve keder buldum. Old-Testament-Numbers-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|o da onların önünden çıksın, onların önünden girsin, onları dışarı çıkarsın, onları içeri de getirsin ki, Yahve'nin topluluğu çobansız koyunlar gibi olmasın.”|o da onlarin onunden t͡ʃiksinʔ onlarin onunden ɡirsinʔ onlari disari t͡ʃikarsinʔ onlari it͡ʃeri de ɡetirsin kiʔ jahveʔnin topluluɡu t͡ʃobansiz kojunlar ɡibi olmasin.” Old-Testament-1-Samuel-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adam Eli'ye, \"\"Ordudan çıkan benim ve bugün ordudan kaçtım\"\" dedi. O, “Oğlum, durum nasıl oldu?” dedi.\"|\"adam eliʔjeʔ \"\"ordudan t͡ʃikan benim ve buɡun ordudan kat͡ʃtim\"\" dedi. oʔ “oɡlumʔ durum nasil oldu?” dedi.\" Old-Testament-2-Samuel-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi kılıç evinden asla ayrılmayacak, çünkü beni hor gördün ve Hititli Uriya'nın karısını kendine eş olarak aldın.'\"\"\"|\"simdi kilit͡ʃ evinden asla ajrilmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku beni hor ɡordun ve hititli urijaʔnin karisini kendine es olarak aldin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-041-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'a, 'İşte, onlara bak' diyen ilk benim; ve Yeruşalem'e müjde getireni ben vereceğim.|sijonʔaʔ ʔisteʔ onlara bakʔ dijen ilk benim; ve jerusalemʔe muʒde ɡetireni ben veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Exodus-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kurbanımın kanını mayalı ekmekle sunmayacaksın. Bayramımın yağı bütün gece sabaha kadar kalmayacak.\"|\"\"\"kurbanimin kanini majali ekmekle sunmajat͡ʃaksin. bajramimin jaɡi butun ɡet͡ʃe sabaha kadar kalmajat͡ʃak.\" New-Testament-Luke-021-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Gök ve yer geçecek, ama benim sözlerim hiçbir şekilde geçmeyecektir.”|ɡok ve jer ɡet͡ʃet͡ʃekʔ ama benim sozlerim hit͡ʃbir sekilde ɡet͡ʃmejet͡ʃektir.” Old-Testament-1-Samuel-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer bize, 'Size gelene kadar bekleyin!' derlerse, yerimizde durup onlara çıkmayacağız.\"|\"\"\"eɡer bizeʔ ʔsize ɡelene kadar beklejin!ʔ derlerseʔ jerimizde durup onlara t͡ʃikmajat͡ʃaɡiz.\" New-Testament-Acts-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Günün dokuzuncu vakit sularında bir görümde Tanrı’nın bir meleğinin kendisine geldiğini apaçık gördü. Melek ona, “Kornelius!” diye seslendi.|ɡunun dokuzunt͡ʃu vakit sularinda bir ɡorumde tanri’nin bir meleɡinin kendisine ɡeldiɡini apat͡ʃik ɡordu. melek onaʔ “kornelius!” dije seslendi. Old-Testament-Ezekiel-036-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efendi Yahve şöyle diyor: 'Düşman size karşı, \"\"Oh!\"\" dedi ve, \"\"Eski yüksek yerler mülk olarak bizimdir!\"\" dedi.'\"|\"efendi jahve sojle dijor ʔdusman size karsiʔ \"\"oh!\"\" dedi veʔ \"\"eski juksek jerler mulk olarak bizimdir!\"\" dedi.ʔ\" Old-Testament-2-Samuel-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav'ın gençlerinden biri onun yanında durdu ve, \"\"Kim Yoav'ı kayırıyorsa ve David'ten yanaysa, Yoav'ı izlesin!\"\" dedi.\"|\"joavʔin ɡent͡ʃlerinden biri onun janinda durdu veʔ \"\"kim joavʔi kajirijorsa ve davidʔten janajsaʔ joavʔi izlesin!\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-045-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçek, alçakgönüllülük ve doğruluk uğruna, heybetinle zaferle ilerle. Sağ elin harika işler sergilesin.|ɡert͡ʃekʔ alt͡ʃakɡonulluluk ve doɡruluk uɡrunaʔ hejbetinle zaferle ilerle. saɡ elin harika isler serɡilesin. New-Testament-Matthew-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef uykusundan kalktı, Efendi’nin meleğinin kendisine buyurduğu gibi yaptı ve Mariyam’ı kendine eş olarak aldı.|josef ujkusundan kalktiʔ efendi’nin meleɡinin kendisine bujurduɡu ɡibi japti ve marijam’i kendine es olarak aldi. Old-Testament-Ezekiel-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Joshua-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın, \"\"Söylediğiniz gibi olsun\"\" dedi. Onları gönderdi ve onlar da gittiler. Sonra kırmızı ipliği pencereye bağladı.\"|\"kadinʔ \"\"sojlediɡiniz ɡibi olsun\"\" dedi. onlari ɡonderdi ve onlar da ɡittiler. sonra kirmizi ipliɡi pent͡ʃereje baɡladi.\" Old-Testament-Exodus-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe değneğini Mısır ülkesinin üzerine uzattı. Yahve bütün gün ve bütün gece ülkeye doğu rüzgârı getirdi. Sabah olduğunda doğu rüzgârı da çekirgeleri getirdi.|mose deɡneɡini misir ulkesinin uzerine uzatti. jahve butun ɡun ve butun ɡet͡ʃe ulkeje doɡu ruzɡari ɡetirdi. sabah olduɡunda doɡu ruzɡari da t͡ʃekirɡeleri ɡetirdi. New-Testament-Acts-013-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Mezmurlar, yine başka bir yerde, ’Kutsal Olan’ın çürüme görmesine izin vermeyeceksin’ der.|mezmurlarʔ jine baska bir jerdeʔ ’kutsal olan’in t͡ʃurume ɡormesine izin vermejet͡ʃeksin’ der. New-Testament-Romans-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine şöyle diyor, “Ey uluslar, O’nun halkıyla birlikte sevinin.”|jine sojle dijorʔ “ej uluslarʔ o’nun halkijla birlikte sevinin.” New-Testament-1-Corinthians-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nda her bakımdan, her tür sözde ve her tür bilgide zenginleştiniz.|oʔnda her bakimdanʔ her tur sozde ve her tur bilɡide zenɡinlestiniz. New-Testament-Acts-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan ayrılıp Yustus adında Tanrı’ya tapınan birisinin evine gitti. Yustus’un evi havrayla bitişikti.|oradan ajrilip justus adinda tanri’ja tapinan birisinin evine ɡitti. justus’un evi havrajla bitisikti. New-Testament-Romans-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O sır şimdi açıklandı: Ebedi Tanrı’nın buyruğuna göre peygamberlerin yazıları aracılığıyla tüm uluslara iman itaati için bildirildi.|o sir simdi at͡ʃiklandi ebedi tanri’nin bujruɡuna ɡore pejɡamberlerin jazilari arat͡ʃiliɡijla tum uluslara iman itaati it͡ʃin bildirildi. New-Testament-James-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. İblisler de buna inanıyor ve titriyorlar.|sen tanri’nin bir olduɡuna inanijorsunʔ iji edijorsun. iblisler de buna inanijor ve titrijorlar. Old-Testament-Numbers-029-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yedinci gün: Yedi boğa, iki koç, bir yaşında kusursuz on dört erkek kuzu;\"|\"\"\"ʔjedint͡ʃi ɡun jedi boɡaʔ iki kot͡ʃʔ bir jasinda kusursuz on dort erkek kuzu;\" Old-Testament-Ruth-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah oluncaya kadar onun ayaklarının dibinde yattı, sonra biri bir diğerini ayırt edebilecek duruma gelmeden kalktı. Çünkü Boaz, “Kadının harman yerine geldiği bilinmesin” demişti.|sabah olunt͡ʃaja kadar onun ajaklarinin dibinde jattiʔ sonra biri bir diɡerini ajirt edebilet͡ʃek duruma ɡelmeden kalkti. t͡ʃunku boazʔ “kadinin harman jerine ɡeldiɡi bilinmesin” demisti. Old-Testament-Deuteronomy-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam yeni bir eş aldığında savaşa çıkmayacak ve kendisine herhangi bir iş verilmeyecek. Bir yıl evinde özgür olacak ve almış olduğu karısını sevindirecektir.|bir adam jeni bir es aldiɡinda savasa t͡ʃikmajat͡ʃak ve kendisine herhanɡi bir is verilmejet͡ʃek. bir jil evinde ozɡur olat͡ʃak ve almis olduɡu karisini sevindiret͡ʃektir. Old-Testament-Judges-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Sihon, İsrael'in kendi sınırından geçip gideceğine güvenmedi; ama Sihon bütün halkını bir araya toplayıp Yahats'da ordugâh kurdu ve İsrael'e karşı savaştı.|ama sihonʔ israelʔin kendi sinirindan ɡet͡ʃip ɡidet͡ʃeɡine ɡuvenmedi; ama sihon butun halkini bir araja toplajip jahatsʔda orduɡah kurdu ve israelʔe karsi savasti. Old-Testament-Job-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç olmamış gibi olurdum. Rahimden mezara götürülürdüm.|hit͡ʃ olmamis ɡibi olurdum. rahimden mezara ɡoturulurdum. New-Testament-Mark-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Kafernahum’a geldiler. Evdeyken Yeşua onlara, “Yolda kendi aranızda ne tartışıyordunuz?” diye sordu.|kafernahum’a ɡeldiler. evdejken jesua onlaraʔ “jolda kendi aranizda ne tartisijordunuz?” dije sordu. Old-Testament-Jeremiah-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Peygamber Yeremya bütün bu sözleri Yeruşalem'de Yahuda Kralı Sidkiya'ya söyledi.|o zaman pejɡamber jeremja butun bu sozleri jerusalemʔde jahuda krali sidkijaʔja sojledi. New-Testament-1-Peter-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayık durun ve kendinize hâkim olun. Uyanık durun. Düşmanınız İblis kükreyen bir aslan gibi yutabileceği birini arayarak dolaşıyor.|ajik durun ve kendinize hakim olun. ujanik durun. dusmaniniz iblis kukrejen bir aslan ɡibi jutabilet͡ʃeɡi birini arajarak dolasijor. New-Testament-Matthew-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, bu Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anısına söylenecektir.”|size doɡrusunu sojlejejimʔ bu muʒde dunjanin neresinde dujurulursaʔ bu kadinin japtiɡi da onun anisina sojlenet͡ʃektir.” Old-Testament-Job-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden susmayacağım. Ruhumun sıkıntısıyla konuşacağım. Canımın acılığıyla yakınacağım.|bu juzden susmajat͡ʃaɡim. ruhumun sikintisijla konusat͡ʃaɡim. t͡ʃanimin at͡ʃiliɡijla jakinat͡ʃaɡim. New-Testament-Luke-001-080|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk büyüyor, ruhta güçleniyordu. İsrael’de görüneceği güne dek ıssız yerlerde kaldı.|t͡ʃot͡ʃuk bujujorʔ ruhta ɡut͡ʃlenijordu. israel’de ɡorunet͡ʃeɡi ɡune dek issiz jerlerde kaldi. New-Testament-Acts-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sizin sandığınız gibi bunlar sarhoş değiller, çünkü günün henüz üçüncü vakti.|t͡ʃunku sizin sandiɡiniz ɡibi bunlar sarhos deɡillerʔ t͡ʃunku ɡunun henuz ut͡ʃunt͡ʃu vakti. Old-Testament-Psalms-069-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, akılsızlığımı biliyorsun. Günahlarım senden gizli değil.|ej tanriʔ akilsizliɡimi bilijorsun. ɡunahlarim senden ɡizli deɡil. New-Testament-1-Peter-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Güzelliğiniz örgülü saçlar, altın takılar, güzel giysiler gibi yalnızca dış görünüşle ilgili olmasın.|ɡuzelliɡiniz orɡulu sat͡ʃlarʔ altin takilarʔ ɡuzel ɡijsiler ɡibi jalnizt͡ʃa dis ɡorunusle ilɡili olmasin. New-Testament-John-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni gönderen benimledir. Baba beni yalnız bırakmadı, çünkü ben her zaman O’nu hoşnut eden şeyleri yapıyorum” dedi.|beni ɡonderen benimledir. baba beni jalniz birakmadiʔ t͡ʃunku ben her zaman o’nu hosnut eden sejleri japijorum” dedi. Old-Testament-Leviticus-014-042|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Başka taşlar alıp bu taşların yerine koyacaklar; başka harç alıp evi sıvayacak.\"\"\"|\"baska taslar alip bu taslarin jerine kojat͡ʃaklar; baska hart͡ʃ alip evi sivajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-028-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Başının üzerindeki gökyüzü tunç, altındaki yeryüzü de demir olacak.|basinin uzerindeki ɡokjuzu tunt͡ʃʔ altindaki jerjuzu de demir olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-033-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Horev Dağı'ndan itibaren takılarını çıkardılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari horev daɡiʔndan itibaren takilarini t͡ʃikardilar. New-Testament-John-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe size Yasa’yı vermedi mi? Oysa hiçbiriniz Yasa’yı tutmuyorsunuz. Neden beni öldürmeye çalışıyorsunuz?”|mose size jasa’ji vermedi mi? ojsa hit͡ʃbiriniz jasa’ji tutmujorsunuz. neden beni oldurmeje t͡ʃalisijorsunuz?” Old-Testament-Nehemiah-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası krala şöyle dedim, “Eğer kral uygun görürse, Irmak ötesindeki valilere mektuplar verilsin, Yahuda'ya varıncaya kadar geçmeme izin versinler.|dahasi krala sojle dedimʔ “eɡer kral ujɡun ɡorurseʔ irmak otesindeki valilere mektuplar verilsinʔ jahudaʔja varint͡ʃaja kadar ɡet͡ʃmeme izin versinler. Old-Testament-2-Kings-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinden, Yeruşalem'in dışında, Kidron Vadisi'ne Aşera'yı çıkardı ve Kidron Vadisi'nde yaktı, toz etti, tozunu da sıradan insanların mezarlarına serpti.|jahveʔnin evindenʔ jerusalemʔin disindaʔ kidron vadisiʔne aseraʔji t͡ʃikardi ve kidron vadisiʔnde jaktiʔ toz ettiʔ tozunu da siradan insanlarin mezarlarina serpti. New-Testament-Galatians-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi yanınızda olmayı ve sesimin tonunu değiştirmeyi isterdim! Çünkü size şaşıyorum!|ama simdi janinizda olmaji ve sesimin tonunu deɡistirmeji isterdim! t͡ʃunku size sasijorum! Old-Testament-Exodus-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Firavun'un ve Mısır'ın başına bir bela daha getireceğim, ondan sonra gitmenize izin verecek. Gitmenize izin verdiğinde, sizi kesinlikle toplu olarak kovacaktır.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"firavunʔun ve misirʔin basina bir bela daha ɡetiret͡ʃeɡimʔ ondan sonra ɡitmenize izin veret͡ʃek. ɡitmenize izin verdiɡindeʔ sizi kesinlikle toplu olarak kovat͡ʃaktir.\" New-Testament-Romans-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz daha güçsüzken, Mesih uygun zamanda tanrısızlar için öldü.|biz daha ɡut͡ʃsuzkenʔ mesih ujɡun zamanda tanrisizlar it͡ʃin oldu. Old-Testament-Proverbs-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin evi yıkılacak, Ama doğruların çadırı gelişip güçlenecek.|kotulerin evi jikilat͡ʃakʔ ama doɡrularin t͡ʃadiri ɡelisip ɡut͡ʃlenet͡ʃek. New-Testament-Luke-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü açığa çıkmayacak gizli bir şey yoktur. Ne de bilinmeyecek, aydınlığa çıkarılmayacak saklı bir şey vardır.|t͡ʃunku at͡ʃiɡa t͡ʃikmajat͡ʃak ɡizli bir sej joktur. ne de bilinmejet͡ʃekʔ ajdinliɡa t͡ʃikarilmajat͡ʃak sakli bir sej vardir. Old-Testament-Leviticus-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Keçi onların bütün kötülüklerini ıssız bir ülkeye kendi üzerinde taşıyacak ve keçiyi çöle salıverecektir.\"\"\"|\"ket͡ʃi onlarin butun kotuluklerini issiz bir ulkeje kendi uzerinde tasijat͡ʃak ve ket͡ʃiji t͡ʃole saliveret͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bedenin derisinde bir çıban olup iyileştiğinde,\"|\"\"\"bedenin derisinde bir t͡ʃiban olup ijilestiɡindeʔ\" Old-Testament-Isaiah-060-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Midyan ve Efa'nın hecin develeri sürüsü seni kaplayacak. Hepsi Şeba'dan gelecek. Altın ve günnük getirecekler, Yahve'nin de övgülerini ilan edecekler.|midjan ve efaʔnin het͡ʃin develeri surusu seni kaplajat͡ʃak. hepsi sebaʔdan ɡelet͡ʃek. altin ve ɡunnuk ɡetiret͡ʃeklerʔ jahveʔnin de ovɡulerini ilan edet͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-007-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Yahve'nin evindeki bütün kapları, altın sunağı ve üzerinde sergi ekmeğinin bulunduğu masayı altından;|solomonʔ jahveʔnin evindeki butun kaplariʔ altin sunaɡi ve uzerinde serɡi ekmeɡinin bulunduɡu masaji altindan; Old-Testament-1-Chronicles-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruk, Nahor, Terah,|serukʔ nahorʔ terahʔ Old-Testament-1-Kings-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"gençlerin öğüdüne göre onlara şöyle dedi: \"\"Babam boyunduruğunuzu ağır etti, ama ben boyunduruğunuzu artıracağım. Babam sizi kırbaçlarla terbiye etti, ama ben sizi akreplerle terbiye edeceğim.\"\"\"|\"ɡent͡ʃlerin oɡudune ɡore onlara sojle dedi \"\"babam bojunduruɡunuzu aɡir ettiʔ ama ben bojunduruɡunuzu artirat͡ʃaɡim. babam sizi kirbat͡ʃlarla terbije ettiʔ ama ben sizi akreplerle terbije edet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Amos-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kralları ve beyleri birlikte sürgüne gidecekler.\"\" diyor Yahve.\"|\"krallari ve bejleri birlikte surɡune ɡidet͡ʃekler.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Psalms-050-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurbanlarından ötürü seni azarlamıyorum. Yakmalık sunuların sürekli önümde.|kurbanlarindan oturu seni azarlamijorum. jakmalik sunularin surekli onumde. Old-Testament-Leviticus-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"gücünün yettiği kadarıyla ekmek sunusuyla birlikte birini günah sunusu, diğerini yakmalık sunu olarak sunacak. Kâhin, Yahve'nin önünde temiz kılınacak kişi için kefaret edecek.\"\"\"|\"ɡut͡ʃunun jettiɡi kadarijla ekmek sunusujla birlikte birini ɡunah sunusuʔ diɡerini jakmalik sunu olarak sunat͡ʃak. kahinʔ jahveʔnin onunde temiz kilinat͡ʃak kisi it͡ʃin kefaret edet͡ʃek.\"\"\" New-Testament-Mark-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradan çıkıp kendi memleketine geldi. Öğrencileri de O’nun ardından gittiler.|jesua oradan t͡ʃikip kendi memleketine ɡeldi. oɡrent͡ʃileri de o’nun ardindan ɡittiler. New-Testament-Mark-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yılanları tutup kaldıracaklar. Öldürücü bir şey içseler bile, bu onlara hiçbir şekilde zarar vermeyecek. Ellerini hastaların üzerine koyacaklar ve hastalar iyileşecek.”|jilanlari tutup kaldirat͡ʃaklar. oldurut͡ʃu bir sej it͡ʃseler bileʔ bu onlara hit͡ʃbir sekilde zarar vermejet͡ʃek. ellerini hastalarin uzerine kojat͡ʃaklar ve hastalar ijileset͡ʃek.” Old-Testament-Deuteronomy-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Baskı altındayken ve bütün bunlar başınıza geldiğinde, son günlerde Tanrınız Yahve'ye dönüp O'nun sesini dinleyeceksiniz.|baski altindajken ve butun bunlar basiniza ɡeldiɡindeʔ son ɡunlerde tanriniz jahveʔje donup oʔnun sesini dinlejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Kings-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael Yarovam'ın döndüğünü duyunca, gönderip onu topluluğa çağırdılar ve bütün İsrael üzerine onu kral yaptılar. Yahuda oymağı dışında David'in evinin ardından giden kimse olmadı.|butun israel jarovamʔin donduɡunu dujunt͡ʃaʔ ɡonderip onu topluluɡa t͡ʃaɡirdilar ve butun israel uzerine onu kral japtilar. jahuda ojmaɡi disinda davidʔin evinin ardindan ɡiden kimse olmadi. Old-Testament-Genesis-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün sürüler orada toplanırdı. Taşı kuyunun ağzından yuvarlarlar, koyunlara su verdikten sonra taşı tekrar kuyunun ağzına, yerine koyarlardı.|butun suruler orada toplanirdi. tasi kujunun aɡzindan juvarlarlarʔ kojunlara su verdikten sonra tasi tekrar kujunun aɡzinaʔ jerine kojarlardi. Old-Testament-Psalms-071-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı onu terk etti” diyorlar. “Peşine düşün ve yakalayın, çünkü onu kurtaracak kimse yok.”|“tanri onu terk etti” dijorlar. “pesine dusun ve jakalajinʔ t͡ʃunku onu kurtarat͡ʃak kimse jok.” Old-Testament-Genesis-041-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Cılız ve çirkin inekler ilk yedi besili ineği yedi.|t͡ʃiliz ve t͡ʃirkin inekler ilk jedi besili ineɡi jedi. Old-Testament-Ezekiel-020-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Aklınızdan geçenlerin hiçbiri olmayacak, şöyle diyorsunuz: ‘Ağaca ve taşa hizmet ederek biz de uluslar gibi, ülkelerin boyları gibi olacağız.’|“‘“aklinizdan ɡet͡ʃenlerin hit͡ʃbiri olmajat͡ʃakʔ sojle dijorsunuz ‘aɡat͡ʃa ve tasa hizmet ederek biz de uluslar ɡibiʔ ulkelerin bojlari ɡibi olat͡ʃaɡiz.’ New-Testament-Acts-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Duaya giderken, falcılıkla efendilerine büyük kazanç sağlayan falcılık ruhuna tutsak bir kız karşımıza çıktı.|duaja ɡiderkenʔ falt͡ʃilikla efendilerine bujuk kazant͡ʃ saɡlajan falt͡ʃilik ruhuna tutsak bir kiz karsimiza t͡ʃikti. Old-Testament-Ezekiel-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İnle, ama yüksek sesle değil. Ölüler için yas tutma. Sarığını başına sar ve ayaklarına çarıklarını giy. Dudaklarını örtme ve yas ekmeği yeme.”|inleʔ ama juksek sesle deɡil. oluler it͡ʃin jas tutma. sariɡini basina sar ve ajaklarina t͡ʃariklarini ɡij. dudaklarini ortme ve jas ekmeɡi jeme.” Old-Testament-Exodus-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef de kardeşleri ve tüm o kuşak gibi öldü.|josef de kardesleri ve tum o kusak ɡibi oldu. Old-Testament-Ecclesiastes-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra ışığın karanlığa üstün geldiği gibi, bilgeliğin de akılsızlığa üstün geldiğini gördüm.|sonra isiɡin karanliɡa ustun ɡeldiɡi ɡibiʔ bilɡeliɡin de akilsizliɡa ustun ɡeldiɡini ɡordum. New-Testament-2-Corinthians-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz de daha önce başladığı bu lütfu tamamlaması için Titus’u teşvik ettik.|biz de daha ont͡ʃe basladiɡi bu lutfu tamamlamasi it͡ʃin titus’u tesvik ettik. Old-Testament-2-Samuel-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İvhar, Elişua, Nefek, Yafia,|ivharʔ elisuaʔ nefekʔ jafiaʔ Old-Testament-Numbers-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de ki: 'Size vermekte olduğum, oturacağınız diyara girdiğinizde,\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ki ʔsize vermekte olduɡumʔ oturat͡ʃaɡiniz dijara ɡirdiɡinizdeʔ\" New-Testament-Revelation-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Her halktan, oymaktan, dilden ve ulustan insan üç buçuk gün cesetlerini seyredecek, cesetlerinin mezara konulmasına izin vermeyecekler.|her halktanʔ ojmaktanʔ dilden ve ulustan insan ut͡ʃ but͡ʃuk ɡun t͡ʃesetlerini sejredet͡ʃekʔ t͡ʃesetlerinin mezara konulmasina izin vermejet͡ʃekler. Old-Testament-1-Samuel-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Antlaşma Sandığı ordugâha gelince, bütün İsraelliler büyük bir haykırışla bağırdılar, öyle ki yer yankılandı.|jahveʔnin antlasma sandiɡi orduɡaha ɡelint͡ʃeʔ butun israelliler bujuk bir hajkirisla baɡirdilarʔ ojle ki jer jankilandi. Old-Testament-2-Kings-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eliya, Elişa'ya, \"\"Lütfen burada bekle, çünkü Yahve beni Beytel'e kadar gönderdi\"\" dedi. Elişa, \"\"Yaşayan Yahve'nin ve senin canının hakkı için senden ayrılmayacağım\"\" dedi. Böylece Beytel'e indiler.\"|\"elijaʔ elisaʔjaʔ \"\"lutfen burada bekleʔ t͡ʃunku jahve beni bejtelʔe kadar ɡonderdi\"\" dedi. elisaʔ \"\"jasajan jahveʔnin ve senin t͡ʃaninin hakki it͡ʃin senden ajrilmajat͡ʃaɡim\"\" dedi. bojlet͡ʃe bejtelʔe indiler.\" Old-Testament-2-Samuel-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulutsuz bir sabah gibi, güneşin doğduğu zamanki sabah ışığı gibi olacak, berrak parıltısı yağmurdan sonra yeryüzünden taze otlar bitirir.'|bulutsuz bir sabah ɡibiʔ ɡunesin doɡduɡu zamanki sabah isiɡi ɡibi olat͡ʃakʔ berrak pariltisi jaɡmurdan sonra jerjuzunden taze otlar bitirir.ʔ Old-Testament-Judges-006-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle oldu; çünkü ertesi gün erkenden kalktı, yapağıyı sıktı ve yapağının içinden bir tas dolusu su çıkardı.|ojle oldu; t͡ʃunku ertesi ɡun erkenden kalktiʔ japaɡiji sikti ve japaɡinin it͡ʃinden bir tas dolusu su t͡ʃikardi. Old-Testament-Hosea-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Oynaşlarının peşinden gidecek, ama onlara yetişemeyecek; ve onları arayacak, ama bulamayacak. O zaman diyecek, 'Gidip ilk kocama döneyim, çünkü o zaman durumum şimdikinden daha iyiydi.'|ojnaslarinin pesinden ɡidet͡ʃekʔ ama onlara jetisemejet͡ʃek; ve onlari arajat͡ʃakʔ ama bulamajat͡ʃak. o zaman dijet͡ʃekʔ ʔɡidip ilk kot͡ʃama donejimʔ t͡ʃunku o zaman durumum simdikinden daha ijijdi.ʔ Old-Testament-1-Chronicles-001-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Bey Kenaz, Bey Teman, Bey Mivsar,|bej kenazʔ bej temanʔ bej mivsarʔ Old-Testament-Deuteronomy-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Mutlaka vereceksin ve ona verdiğin zaman yüreğin kederlenmeyecek; çünkü bu şey için Tanrın Yahve bütün işlerinde ve elini attığın her şeyde seni kutsayacaktır.|mutlaka veret͡ʃeksin ve ona verdiɡin zaman jureɡin kederlenmejet͡ʃek; t͡ʃunku bu sej it͡ʃin tanrin jahve butun islerinde ve elini attiɡin her sejde seni kutsajat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O ülkenin üzerine, ona karşı söylediğim bütün sözlerimi, Yeremya'nın bütün uluslara karşı peygamberlik ettiği bu kitapta yazılanların hepsini getireceğim.|o ulkenin uzerineʔ ona karsi sojlediɡim butun sozlerimiʔ jeremjaʔnin butun uluslara karsi pejɡamberlik ettiɡi bu kitapta jazilanlarin hepsini ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Ecclesiastes-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gülmek için, \"\"Bu akılsızlıktır\"\" neşe için de, \"\"Bu ne işe yarar?\"\" dedim.\"|\"ɡulmek it͡ʃinʔ \"\"bu akilsizliktir\"\" nese it͡ʃin deʔ \"\"bu ne ise jarar?\"\" dedim.\" Old-Testament-Proverbs-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük tasarlayanlar yoldan çıkmaz mı? Ama sevgi ve sadakat iyilik tasarlayanlarındır.|kotuluk tasarlajanlar joldan t͡ʃikmaz mi? ama sevɡi ve sadakat ijilik tasarlajanlarindir. Old-Testament-Psalms-063-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım sana yakın durur. Sağ elin bana destek olur.|t͡ʃanim sana jakin durur. saɡ elin bana destek olur. New-Testament-Mark-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Yanılmanızın nedeni, Kutsal Yazılar’ı ve Tanrı’nın gücünü bilmemeniz değil mi?|jesua onlara su karsiliɡi verdi “janilmanizin nedeniʔ kutsal jazilar’i ve tanri’nin ɡut͡ʃunu bilmemeniz deɡil mi? Old-Testament-Exodus-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Artık eskisi gibi halka kerpiç yapmaları için saman vermeyeceksiniz. Gidip kendileri için saman toplasınlar.\"|\"\"\"artik eskisi ɡibi halka kerpit͡ʃ japmalari it͡ʃin saman vermejet͡ʃeksiniz. ɡidip kendileri it͡ʃin saman toplasinlar.\" Old-Testament-Jeremiah-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Izdırabım benim, ızdırabım! Yüreğimde acı çekiyorum! Yüreğim içimde titriyor. Susamıyorum, çünkü ey canım, boru sesini, savaş dehşetini duydun.|izdirabim benimʔ izdirabim! jureɡimde at͡ʃi t͡ʃekijorum! jureɡim it͡ʃimde titrijor. susamijorumʔ t͡ʃunku ej t͡ʃanimʔ boru sesiniʔ savas dehsetini dujdun. New-Testament-2-Corinthians-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Vahiylerin çok büyük olmasından ötürü, gurura kapılmayayım diye, bana bedenimde bir diken verildi. Gururlanmayayım diye bana eziyet etmesi için Şeytan’ın bir meleği verildi.|vahijlerin t͡ʃok bujuk olmasindan oturuʔ ɡurura kapilmajajim dijeʔ bana bedenimde bir diken verildi. ɡururlanmajajim dije bana ezijet etmesi it͡ʃin sejtan’in bir meleɡi verildi. New-Testament-Luke-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Tanrı’nın Krallığı'nı duyurmaya ve hastaları iyileştirmeye gönderdi.|onlari tanri’nin kralliɡiʔni dujurmaja ve hastalari ijilestirmeje ɡonderdi. Old-Testament-Joshua-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeriha'nın kralı Rahav'a haber göndererek şöyle dedi: \"\"Sana gelen, evine giren adamları dışarı çıkar; çünkü bütün ülkeyi araştırmaya geldiler.”\"|\"jerihaʔnin krali rahavʔa haber ɡondererek sojle dedi \"\"sana ɡelenʔ evine ɡiren adamlari disari t͡ʃikar; t͡ʃunku butun ulkeji arastirmaja ɡeldiler.”\" New-Testament-Luke-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözlerinde yetki olduğu için öğretişine şaştılar.|sozlerinde jetki olduɡu it͡ʃin oɡretisine sastilar. Old-Testament-Proverbs-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayış yolundan ayrılan insan, göçüp gitmiş olan ruhlar topluluğunda dinlenir.|anlajis jolundan ajrilan insanʔ ɡot͡ʃup ɡitmis olan ruhlar topluluɡunda dinlenir. Old-Testament-2-Samuel-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Hizmetkârının iki oğlu vardı; ikisi de kırda dövüştüler, onları ayıran olmadı, biri öbürünü vurup öldürdü.\"|\"\"\"hizmetkarinin iki oɡlu vardi; ikisi de kirda dovustulerʔ onlari ajiran olmadiʔ biri oburunu vurup oldurdu.\" Old-Testament-Psalms-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Felaket günümde üzerime geldiler, ama Yahve bana destek çıktı.|felaket ɡunumde uzerime ɡeldilerʔ ama jahve bana destek t͡ʃikti. Old-Testament-Amos-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, buğday dolu bir araba nasıl ezerse, ben de sizi yerinizde öyle ezeceğim.|isteʔ buɡdaj dolu bir araba nasil ezerseʔ ben de sizi jerinizde ojle ezet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Chronicles-012-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar David'le birlikte üç gün orada kaldılar, yiyip içtiler; çünkü kardeşleri onlara erzak sağlamıştı.|onlar davidʔle birlikte ut͡ʃ ɡun orada kaldilarʔ jijip it͡ʃtiler; t͡ʃunku kardesleri onlara erzak saɡlamisti. Old-Testament-Deuteronomy-031-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapılarında bulunan halkı, erkekleri, kadınları, çocukları ve yabancıları toplayın ki, duysunlar, öğrensinler, Tanrın Yahve'den korksunlar ve bu yasanın bütün sözlerini yapmak için tutsunlar;|kapilarinda bulunan halkiʔ erkekleriʔ kadinlariʔ t͡ʃot͡ʃuklari ve jabant͡ʃilari toplajin kiʔ dujsunlarʔ oɡrensinlerʔ tanrin jahveʔden korksunlar ve bu jasanin butun sozlerini japmak it͡ʃin tutsunlar; Old-Testament-2-Kings-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşaya, \"\"Bu, Yahve'nin söylemiş olduğu şeyi yapacağına dair Yahve'den sana işaret olacak: Gölge on adım ileri mi gitsin, yoksa on adım geri mi gitsin?\"\" dedi.\"|\"jesajaʔ \"\"buʔ jahveʔnin sojlemis olduɡu seji japat͡ʃaɡina dair jahveʔden sana isaret olat͡ʃak ɡolɡe on adim ileri mi ɡitsinʔ joksa on adim ɡeri mi ɡitsin?\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-020-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi ve sadakat kralı güvende tutar. Onun tahtını sevgi destekler.|sevɡi ve sadakat krali ɡuvende tutar. onun tahtini sevɡi destekler. New-Testament-Philippians-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de bedende kalmam sizin için daha gereklidir.|jine de bedende kalmam sizin it͡ʃin daha ɡereklidir. New-Testament-Luke-003-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan oğlu, Arpakşat oğlu, Sam oğlu, Noa oğlu, Lemek oğlu,|kenan oɡluʔ arpaksat oɡluʔ sam oɡluʔ noa oɡluʔ lemek oɡluʔ Old-Testament-Psalms-086-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Efendim merhametli ve lütufkâr bir Tanrı’sın. Yavaş öfkelenirsin, sevgi dolu iyiliğin ve gerçeğin boldur.|ama senʔ ej efendim merhametli ve lutufkar bir tanri’sin. javas ofkelenirsinʔ sevɡi dolu ijiliɡin ve ɡert͡ʃeɡin boldur. Old-Testament-Leviticus-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer bir adamdan meni çıkarsa, o zaman bütün bedenini suda yıkayacak ve akşama kadar kirli olacaktır.\"|\"\"\"ʔeɡer bir adamdan meni t͡ʃikarsaʔ o zaman butun bedenini suda jikajat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Ezekiel-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu kancalı bir kafese koyup Babil Kralı'na getirdiler. İsrael dağlarında sesi bir daha duyulmasın diye onu kalelerin içine getirdiler.'\"\"\"|\"onu kant͡ʃali bir kafese kojup babil kraliʔna ɡetirdiler. israel daɡlarinda sesi bir daha dujulmasin dije onu kalelerin it͡ʃine ɡetirdiler.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nunla ilgili haber bütün Suriye’ye yayıldı. Türlü hastalıklara yakalanmış bütün hastaları, eziyet çekenleri, iblise tutulmuş olanları, saralıları, felçlileri O’na getirdiler; onları iyileştirdi.|o’nunla ilɡili haber butun surije’je jajildi. turlu hastaliklara jakalanmis butun hastalariʔ ezijet t͡ʃekenleriʔ iblise tutulmus olanlariʔ saralilariʔ felt͡ʃlileri o’na ɡetirdiler; onlari ijilestirdi. Old-Testament-Genesis-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ever otuz dört yaşındayken Pelek'in babası oldu.|ever otuz dort jasindajken pelekʔin babasi oldu. Old-Testament-Numbers-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ansızın Moşe'ye, Aron'a ve Miryam'a, \"\"Siz üçünüz Buluşma Çadırı'na çıkın!\"\" dedi. Üçü de dışarı çıktı.\"|\"jahve ansizin moseʔjeʔ aronʔa ve mirjamʔaʔ \"\"siz ut͡ʃunuz bulusma t͡ʃadiriʔna t͡ʃikin!\"\" dedi. ut͡ʃu de disari t͡ʃikti.\" New-Testament-Revelation-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, yakında geliyorum. Bu kitabın peygamberlik sözlerini tutana ne mutlu!”|“isteʔ jakinda ɡelijorum. bu kitabin pejɡamberlik sozlerini tutana ne mutlu!” Old-Testament-1-Kings-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Zimri, Baaşa'nın bütün evini, Peygamber Yehu aracılığıyla Baaşa'ya karşı Yahve'nin söylemiş olduğu söze göre yıktı.|zimriʔ baasaʔnin butun eviniʔ pejɡamber jehu arat͡ʃiliɡijla baasaʔja karsi jahveʔnin sojlemis olduɡu soze ɡore jikti. Old-Testament-Joshua-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu, Yahve'nin hizmetkârı Moşe'nin buyurduğu gibi, bu kralların bütün kentlerini krallarıyla birlikte ele geçirdi ve onları kılıçtan geçirip tamamen yok etti.|jesuʔ jahveʔnin hizmetkari moseʔnin bujurduɡu ɡibiʔ bu krallarin butun kentlerini krallarijla birlikte ele ɡet͡ʃirdi ve onlari kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirip tamamen jok etti. Old-Testament-2-Kings-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin, Kral David'in mızraklarını ve kalkanlarını yüzbaşılara teslim etti; bunlar Yahve'nin evindeydi.|kahinʔ kral davidʔin mizraklarini ve kalkanlarini juzbasilara teslim etti; bunlar jahveʔnin evindejdi. Old-Testament-Judges-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Filistliler, \"\"Bunu kim yaptı?\"\" diye sordular. Onlar, \"\"Timnalı'nın damadı Şimşon, çünkü onun karısını alıp arkadaşına verdi\"\" dediler. Filistliler gelip onu ve babasını ateşle yaktılar.\"|\"bunun uzerine filistlilerʔ \"\"bunu kim japti?\"\" dije sordular. onlarʔ \"\"timnaliʔnin damadi simsonʔ t͡ʃunku onun karisini alip arkadasina verdi\"\" dediler. filistliler ɡelip onu ve babasini atesle jaktilar.\" Old-Testament-1-Samuel-017-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk ona şöyle yanıt verdi: \"\"Onu öldüren adam için de o söze göre yapılacak.\"\"\"|\"halk ona sojle janit verdi \"\"onu olduren adam it͡ʃin de o soze ɡore japilat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Psalms-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Adından ötürü yüceliği Yahve’ye verin. Kutsal düzen içinde Yahve’ye tapının.|adindan oturu jut͡ʃeliɡi jahve’je verin. kutsal duzen it͡ʃinde jahve’je tapinin. Old-Testament-Song-of-Songs-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük bir kız kardeşimiz var. Onun daha memeleri yok. Onun için söz söyleneceği gün, kız kardeşimiz için ne yapacağız?|kut͡ʃuk bir kiz kardesimiz var. onun daha memeleri jok. onun it͡ʃin soz sojlenet͡ʃeɡi ɡunʔ kiz kardesimiz it͡ʃin ne japat͡ʃaɡiz? Old-Testament-Leviticus-014-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Evi temizlemek için iki kuş, sedir ağacı, kırmızı ve mercanköşkotu alacak.|evi temizlemek it͡ʃin iki kusʔ sedir aɡat͡ʃiʔ kirmizi ve mert͡ʃankoskotu alat͡ʃak. New-Testament-1-Peter-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisini sadık bir kardeş saydığım Silvanus aracılığıyla size kısaca yazdım. Size öğütte bulunuyor ve içinde bulunduğunuz lütfun Tanrı’nın gerçek lütfu olduğuna tanıklık ediyorum.|kendisini sadik bir kardes sajdiɡim silvanus arat͡ʃiliɡijla size kisat͡ʃa jazdim. size oɡutte bulunujor ve it͡ʃinde bulunduɡunuz lutfun tanri’nin ɡert͡ʃek lutfu olduɡuna taniklik edijorum. Old-Testament-2-Samuel-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, 'Sen kimsin?' dedi. 'Ben Amalekli'yim' diye yanıt verdim.|banaʔ ʔsen kimsin?ʔ dedi. ʔben amalekliʔjimʔ dije janit verdim. New-Testament-Luke-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|bu çağda bunların kat kat fazlasına ve gelecek dünyada sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur” dedi.|bu t͡ʃaɡda bunlarin kat kat fazlasina ve ɡelet͡ʃek dunjada sonsuz jasama kavusmajat͡ʃak hit͡ʃ kimse joktur” dedi. New-Testament-1-Timothy-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca tembellik etmeyi, ev ev gezmeyi de öğrenirler. Yalnızca tembellik etmekle kalmaz, aynı zamanda dedikoducu olurlar. Üzerlerine düşmeyen sözler söyleyerek burunlarını başkalarının işine sokarlar.|ajrit͡ʃa tembellik etmejiʔ ev ev ɡezmeji de oɡrenirler. jalnizt͡ʃa tembellik etmekle kalmazʔ ajni zamanda dedikodut͡ʃu olurlar. uzerlerine dusmejen sozler sojlejerek burunlarini baskalarinin isine sokarlar. Old-Testament-Isaiah-030-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahve size lütufta bulunmak için bekleyecek; ve bundan ötürü size merhamet etmek için yüceltilecektir; çünkü Yahve adalet Tanrısı'dır. O'nu bekleyenlere ne mutlu.|bu nedenle jahve size lutufta bulunmak it͡ʃin beklejet͡ʃek; ve bundan oturu size merhamet etmek it͡ʃin jut͡ʃeltilet͡ʃektir; t͡ʃunku jahve adalet tanrisiʔdir. oʔnu beklejenlere ne mutlu. Old-Testament-Isaiah-052-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O da birçok ulusu temizleyecek. Krallar onun önünde ağızlarını kapatacaklar; çünkü kendilerine söylenmemiş olanı görecekler, duymadıklarını da anlayacaklar.|o da birt͡ʃok ulusu temizlejet͡ʃek. krallar onun onunde aɡizlarini kapatat͡ʃaklar; t͡ʃunku kendilerine sojlenmemis olani ɡoret͡ʃeklerʔ dujmadiklarini da anlajat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yattım ve uyudum. Uyandım, çünkü Yahve bana destek oldu.|jattim ve ujudum. ujandimʔ t͡ʃunku jahve bana destek oldu. Old-Testament-Deuteronomy-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sepetin ve hamur teknen lanetli olacak.|sepetin ve hamur teknen lanetli olat͡ʃak. New-Testament-Galatians-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’ın biri köleden, diğeri de özgür kadından olmak üzere iki oğlu olduğu yazılmıştır.|avraham’in biri koledenʔ diɡeri de ozɡur kadindan olmak uzere iki oɡlu olduɡu jazilmistir. Old-Testament-Exodus-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Firavun ara verildiğini görünce yüreğini katılaştırdı ve Yahve'nin söylediği gibi onları dinlemedi.|ama firavun ara verildiɡini ɡorunt͡ʃe jureɡini katilastirdi ve jahveʔnin sojlediɡi ɡibi onlari dinlemedi. Old-Testament-Exodus-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Amram babasının kız kardeşi Yokevet'i kendine eş olarak aldı ve ona Aron'la Moşe'yi doğurdu. Amram'ın yaşam yılları yüz otuz yedi yıldı.|amram babasinin kiz kardesi jokevetʔi kendine es olarak aldi ve ona aronʔla moseʔji doɡurdu. amramʔin jasam jillari juz otuz jedi jildi. Old-Testament-Jeremiah-036-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle Yahve, Yahuda Kralı Yehoyakim için şöyle diyor: \"\"David’in tahtı üzerine oturacak kimsesi olmayacak. Onun cesedi gündüz sıcağa, gece dona atılacak.\"|\"bu nedenle jahveʔ jahuda krali jehojakim it͡ʃin sojle dijor \"\"david’in tahti uzerine oturat͡ʃak kimsesi olmajat͡ʃak. onun t͡ʃesedi ɡunduz sit͡ʃaɡaʔ ɡet͡ʃe dona atilat͡ʃak.\" Old-Testament-Ezekiel-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Bütün kötülüklerinden sonra oldu bu, vay, vay haline!\"\" diyor Efendi Yahve.\"|\"\"\"\"\"ʔbutun kotuluklerinden sonra oldu buʔ vajʔ vaj haline!\"\" dijor efendi jahve.\" Old-Testament-Joshua-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, İsrael çölde yürürken, Yahve'nin Moşe'ye bu sözü söylemesinden bu yana geçen bu kırk beş yıl boyunca, O söylemiş olduğu gibi Yahve beni yaşattı. İşte, bugün seksen beş yaşındayım.\"|\"\"\"isteʔ israel t͡ʃolde jururkenʔ jahveʔnin moseʔje bu sozu sojlemesinden bu jana ɡet͡ʃen bu kirk bes jil bojunt͡ʃaʔ o sojlemis olduɡu ɡibi jahve beni jasatti. isteʔ buɡun seksen bes jasindajim.\" Old-Testament-Job-039-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağların otlağı onun otlağıdır. Her yeşil şeyi araştırır.|daɡlarin otlaɡi onun otlaɡidir. her jesil seji arastirir. Old-Testament-2-Kings-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Suriye Kralı, \"\"Şimdi git, İsrael Kralı'na bir mektup göndereceğim\"\" dedi. Naaman gitti ve yanına on talant gümüş, altı bin altın ve on takım giysi aldı.\"|\"surije kraliʔ \"\"simdi ɡitʔ israel kraliʔna bir mektup ɡonderet͡ʃeɡim\"\" dedi. naaman ɡitti ve janina on talant ɡumusʔ alti bin altin ve on takim ɡijsi aldi.\" Old-Testament-1-Kings-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, o daha kralla konuşurken, Peygamber Natan içeri girdi.|isteʔ o daha kralla konusurkenʔ pejɡamber natan it͡ʃeri ɡirdi. Old-Testament-Judges-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk onu görünce ilâhlarını övdüler; çünkü şöyle dediler, \"\"Ülkemizi harap eden, bir çoğumuzu katleden düşmanımızı ilâhımız elimize teslim etti.\"\"\"|\"halk onu ɡorunt͡ʃe ilahlarini ovduler; t͡ʃunku sojle dedilerʔ \"\"ulkemizi harap edenʔ bir t͡ʃoɡumuzu katleden dusmanimizi ilahimiz elimize teslim etti.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Boaz, Oved'in babası oldu; Oved de Yişay'ın babası oldu.|boazʔ ovedʔin babasi oldu; oved de jisajʔin babasi oldu. Old-Testament-2-Kings-009-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden geri dönüp ona bildirdiler. Ve dedi: \"\"Bu Yahve'nin sözüdür; hizmetkârı Tişbeli Eliya aracılığıyla söyleyip dedi: 'İzebel'in etini köpekler Yizreel tarlasında yiyecekler.\"|\"bu juzden ɡeri donup ona bildirdiler. ve dedi \"\"bu jahveʔnin sozudur; hizmetkari tisbeli elija arat͡ʃiliɡijla sojlejip dedi ʔizebelʔin etini kopekler jizreel tarlasinda jijet͡ʃekler.\" New-Testament-1-Corinthians-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz çarmıha gerilmiş Mesih’i duyuruyoruz. Mesih Yahudiler için tökez taşı, Grekler için akılsızlıktır.|ama biz t͡ʃarmiha ɡerilmis mesih’i dujurujoruz. mesih jahudiler it͡ʃin tokez tasiʔ ɡrekler it͡ʃin akilsizliktir. New-Testament-2-Peter-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Efendimiz ve Kurtarıcımız Yeşua Mesih’in sonsuz Krallığı'na girme olanağı size cömertçe sağlanacaktır.|bojlet͡ʃe efendimiz ve kurtarit͡ʃimiz jesua mesih’in sonsuz kralliɡiʔna ɡirme olanaɡi size t͡ʃomertt͡ʃe saɡlanat͡ʃaktir. New-Testament-Revelation-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O’nun yargıları doğru ve adildir. Çünkü yeryüzünü fuhuşla yozlaştıran büyük fahişeyi yargıladı ve hizmetkârlarının kanının öcünü ondan aldı.”|t͡ʃunku o’nun jarɡilari doɡru ve adildir. t͡ʃunku jerjuzunu fuhusla jozlastiran bujuk fahiseji jarɡiladi ve hizmetkarlarinin kaninin ot͡ʃunu ondan aldi.” New-Testament-Acts-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzbaşı bunu duyunca komutana gidip, “Ne yapacağına dikkat et, bu adam bir Romalı!” dedi.|juzbasi bunu dujunt͡ʃa komutana ɡidipʔ “ne japat͡ʃaɡina dikkat etʔ bu adam bir romali!” dedi. Old-Testament-Psalms-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, alçakgönüllülerin dileğini duydun. Onların yüreğini hazırlayacaksın. Kulağını onlara açacaksın,|jahveʔ alt͡ʃakɡonullulerin dileɡini dujdun. onlarin jureɡini hazirlajat͡ʃaksin. kulaɡini onlara at͡ʃat͡ʃaksinʔ Old-Testament-Joshua-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız güçlü ve tam cesur ol. Hizmetkârım Moşe'nin sana buyurduğu bütün yasaya göre yapmaya dikkat et. Gitmekte olduğun her yerde sağlam başarıya ulaşasın diye, ondan sağa ya da sola sapma.|jalniz ɡut͡ʃlu ve tam t͡ʃesur ol. hizmetkarim moseʔnin sana bujurduɡu butun jasaja ɡore japmaja dikkat et. ɡitmekte olduɡun her jerde saɡlam basarija ulasasin dijeʔ ondan saɡa ja da sola sapma. New-Testament-1-Corinthians-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa bedeninizin, Tanrı’dan aldığınız ve içinizdeki Kutsal Ruh’un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Siz kendinizin değilsiniz.|joksa bedeninizinʔ tanri’dan aldiɡiniz ve it͡ʃinizdeki kutsal ruh’un tapinaɡi olduɡunu bilmijor musunuz? siz kendinizin deɡilsiniz. Old-Testament-1-Chronicles-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ornan David'e, \"\"Onu kendine al, efendim kral gözünde iyi olanı yapsın. İşte, yakmalık sunular için öküzleri, odun için dövenleri ve ekmek sunusu için buğdayı veriyorum. Hepsini veriyorum.\"\" dedi.\"|\"ornan davidʔeʔ \"\"onu kendine alʔ efendim kral ɡozunde iji olani japsin. isteʔ jakmalik sunular it͡ʃin okuzleriʔ odun it͡ʃin dovenleri ve ekmek sunusu it͡ʃin buɡdaji verijorum. hepsini verijorum.\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-033-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'daki günahkârlar korkuyor. Tanrısızları titreme sardı. Aramızdan kim yiyip bitiren ateşle yaşayabilir? Aramızda kim sonsuz yanmayla yaşayabilir?|sijonʔdaki ɡunahkarlar korkujor. tanrisizlari titreme sardi. aramizdan kim jijip bitiren atesle jasajabilir? aramizda kim sonsuz janmajla jasajabilir? Old-Testament-Ezekiel-041-016|und|SPEAKER_00_Turkish|eşikleri, kafesli pencereleri ve eşiğin karşısındaki üç katlı çepeçevre onun koridorları, her tarafta ahşap tavanlarla ve yerden pencerelere kadar (pencereler kafesliydi),|esikleriʔ kafesli pent͡ʃereleri ve esiɡin karsisindaki ut͡ʃ katli t͡ʃepet͡ʃevre onun koridorlariʔ her tarafta ahsap tavanlarla ve jerden pent͡ʃerelere kadar (pent͡ʃereler kafeslijdi)ʔ Old-Testament-Genesis-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk büyüdü ve sütten kesildi. Avraham, İshak'ın sütten kesildiği gün büyük bir ziyafet verdi.|t͡ʃot͡ʃuk bujudu ve sutten kesildi. avrahamʔ ishakʔin sutten kesildiɡi ɡun bujuk bir zijafet verdi. New-Testament-Philippians-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bende gördüğünüz ve hâlâ sürdürdüğümü duyduğunuz çekişmenin aynısıdır bu.|bende ɡorduɡunuz ve hala surdurduɡumu dujduɡunuz t͡ʃekismenin ajnisidir bu. New-Testament-Mark-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Gök ve yer geçecek, ama benim sözlerim geçmeyecektir.|ɡok ve jer ɡet͡ʃet͡ʃekʔ ama benim sozlerim ɡet͡ʃmejet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-139-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dilimde tek söz yokken, işte, ey Yahve, sen bunun hepsini bilirsin.|t͡ʃunku dilimde tek soz jokkenʔ isteʔ ej jahveʔ sen bunun hepsini bilirsin. Old-Testament-Genesis-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben seninleyim, gideceğin her yerde seni koruyacağım ve seni bu diyara geri getireceğim. Çünkü sana söylediğim şeyi yapana dek seni bırakmayacağım.”|isteʔ ben seninlejimʔ ɡidet͡ʃeɡin her jerde seni korujat͡ʃaɡim ve seni bu dijara ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim. t͡ʃunku sana sojlediɡim seji japana dek seni birakmajat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Ruth-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Boaz da Beytlehem'den geldi ve orakçılara, \"\"Yahve sizinle olsun\"\" dedi. Onlar da, \"\"Yahve seni kutsasın\"\" diye karşılık verdiler.\"|\"boaz da bejtlehemʔden ɡeldi ve orakt͡ʃilaraʔ \"\"jahve sizinle olsun\"\" dedi. onlar daʔ \"\"jahve seni kutsasin\"\" dije karsilik verdiler.\" New-Testament-Acts-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus bunu görünce halka şöyle karşılık verdi: “Ey İsraelliler, bu adama neden şaşıyorsunuz? Sanki kendi gücümüzle ya da kendi tanrısallığımızla onu yürütmüşüz gibi, niçin gözlerinizi bize dikiyorsunuz?|petrus bunu ɡorunt͡ʃe halka sojle karsilik verdi “ej israellilerʔ bu adama neden sasijorsunuz? sanki kendi ɡut͡ʃumuzle ja da kendi tanrisalliɡimizla onu jurutmusuz ɡibiʔ nit͡ʃin ɡozlerinizi bize dikijorsunuz? Old-Testament-Judges-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşon gidip üç yüz tilki yakaladı, meşaleler aldı, kuyruk kuyruğa çevirdi ve her iki kuyruğun ortasına bir meşale koydu.|simson ɡidip ut͡ʃ juz tilki jakaladiʔ mesaleler aldiʔ kujruk kujruɡa t͡ʃevirdi ve her iki kujruɡun ortasina bir mesale kojdu. New-Testament-Luke-001-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Koluyla kuvvetini gösterdi. Gururluları yüreklerinin kuruntusunda dağıttı.|kolujla kuvvetini ɡosterdi. ɡururlulari jureklerinin kuruntusunda daɡitti. New-Testament-Galatians-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, aramızda gizlice sokulan sahte kardeşler yüzündendi. Bunlar Mesih Yeşua’da sahip olduğumuz özgürlüğü el altından araştırmak ve böylece bizi köleleştirmek istediler.|buʔ aramizda ɡizlit͡ʃe sokulan sahte kardesler juzundendi. bunlar mesih jesua’da sahip olduɡumuz ozɡurluɡu el altindan arastirmak ve bojlet͡ʃe bizi kolelestirmek istediler. Old-Testament-Proverbs-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi gözünde bilge olma. Yahve'den kork, kötülükten uzaklaş.|kendi ɡozunde bilɡe olma. jahveʔden korkʔ kotulukten uzaklas. Old-Testament-Joshua-010-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu alıp kralını, bütün kentlerini ve içindeki bütün canları kılıçtan geçirdiler. Eglon'a yaptığı her şeye göre, geride kimseyi bırakmadı; ama onu ve içindeki tüm canları tümüyle yok etti.|onu alip kraliniʔ butun kentlerini ve it͡ʃindeki butun t͡ʃanlari kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler. eɡlonʔa japtiɡi her seje ɡoreʔ ɡeride kimseji birakmadi; ama onu ve it͡ʃindeki tum t͡ʃanlari tumujle jok etti. New-Testament-2-Corinthians-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük sıkıntı içinde denendiklerinde, bol sevinçleri ve ağır yoksullukları taşkın bir cömertlik zenginliğine dönüştü.|bujuk sikinti it͡ʃinde denendiklerindeʔ bol sevint͡ʃleri ve aɡir joksulluklari taskin bir t͡ʃomertlik zenɡinliɡine donustu. Old-Testament-Deuteronomy-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'da köle olduğunu hatırlayacaksın. Bu kuralları tutacak ve yapacaksın.|misirʔda kole olduɡunu hatirlajat͡ʃaksin. bu kurallari tutat͡ʃak ve japat͡ʃaksin. New-Testament-1-Peter-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tersine, eksiksiz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanıyla kurtuldunuz.|tersineʔ eksiksiz ve lekesiz kuzuju andiran mesih’in deɡerli kanijla kurtuldunuz. Old-Testament-Psalms-095-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Deniz O’nundur ve onu yaratan kendisidir. Karaya biçim veren O’nun elleridir.|deniz o’nundur ve onu jaratan kendisidir. karaja bit͡ʃim veren o’nun elleridir. Old-Testament-2-Samuel-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi elleriniz güçlü olsun ve yiğit olun; çünkü efendimiz Saul öldü; Yahuda halkı da beni onların üzerine kral olarak meshetti.”|simdi elleriniz ɡut͡ʃlu olsun ve jiɡit olun; t͡ʃunku efendimiz saul oldu; jahuda halki da beni onlarin uzerine kral olarak meshetti.” Old-Testament-2-Kings-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Elişa’nın söylediği söz uyarınca, sular bugüne dek iyileşti.|bojlet͡ʃe elisa’nin sojlediɡi soz ujarint͡ʃaʔ sular buɡune dek ijilesti. New-Testament-Philemon-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu sana geri gönderiyorum. Kendisini benim yüreğim gibi kabul et.|onu sana ɡeri ɡonderijorum. kendisini benim jureɡim ɡibi kabul et. Old-Testament-1-Kings-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral ant içip şöyle dedi: \"\"Canımı her sıkıntıdan kurtaran diri olan Yahve'nin hakkı için,\"|\"kral ant it͡ʃip sojle dedi \"\"t͡ʃanimi her sikintidan kurtaran diri olan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ\" New-Testament-Mark-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradan kalkıp Sur ve Sayda sınırlarına gitti. Bir eve girdi ve kimsenin bilmesini istemiyordu. Ama halkın dikkatinden kaçmadı.|jesua oradan kalkip sur ve sajda sinirlarina ɡitti. bir eve ɡirdi ve kimsenin bilmesini istemijordu. ama halkin dikkatinden kat͡ʃmadi. New-Testament-1-Corinthians-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Krispus ve Gayus dışında hiçbirinizi vaftiz etmediğim için Tanrı’ya şükrediyorum.|krispus ve ɡajus disinda hit͡ʃbirinizi vaftiz etmediɡim it͡ʃin tanri’ja sukredijorum. New-Testament-Luke-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içinizden hanginiz çift süren ya da sürüleri güden bir hizmetkârı olur da, tarladan geldiğinde ona, ‘Hemen gel, sofraya otur’ der?|ama it͡ʃinizden hanɡiniz t͡ʃift suren ja da suruleri ɡuden bir hizmetkari olur daʔ tarladan ɡeldiɡinde onaʔ ‘hemen ɡelʔ sofraja otur’ der? New-Testament-John-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yasa’da Moşe bize böyle kadınların taşlanmasını buyurmuştur. Bu kadın hakkında sen ne diyorsun?”|“jasa’da mose bize bojle kadinlarin taslanmasini bujurmustur. bu kadin hakkinda sen ne dijorsun?” Old-Testament-Psalms-141-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana kurdukları tuzaktan, kötülük işçilerinin kapanlarından koru beni.|bana kurduklari tuzaktanʔ kotuluk ist͡ʃilerinin kapanlarindan koru beni. New-Testament-2-Corinthians-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Geçmişte günah işleyenleri de, ötekilerin hepsine de ikinci ziyaretimde oradayken önceden uyarmıştım. Şimdi aranızda olmasam da yine uyarıyorum. Tekrar gelirsem, esirgemeyeceğim.|ɡet͡ʃmiste ɡunah islejenleri deʔ otekilerin hepsine de ikint͡ʃi zijaretimde oradajken ont͡ʃeden ujarmistim. simdi aranizda olmasam da jine ujarijorum. tekrar ɡelirsemʔ esirɡemejet͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Samuel-019-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Giladlı Barzillay Rogelim'den indi ve kralla birlikte Yarden'den geçerek onu Yarden'den geçirdi.|ɡiladli barzillaj roɡelimʔden indi ve kralla birlikte jardenʔden ɡet͡ʃerek onu jardenʔden ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-Numbers-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|boğayla birlikte ekmek sunusu olarak yarım hin yağla yoğrulmuş efanın onda üçü ince un sunacaktır;|boɡajla birlikte ekmek sunusu olarak jarim hin jaɡla joɡrulmus efanin onda ut͡ʃu int͡ʃe un sunat͡ʃaktir; Old-Testament-Exodus-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe karısını ve oğullarını alıp bir eşeğe bindirdi ve Mısır ülkesine döndü. Moşe Tanrı'nın değneğini eline aldı.|mose karisini ve oɡullarini alip bir eseɡe bindirdi ve misir ulkesine dondu. mose tanriʔnin deɡneɡini eline aldi. New-Testament-Matthew-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri O’na sorup, “Öyleyse yazıcılar neden Eliya’nın önce gelmesi gerektiğini söylüyorlar?” dediler.|oɡrent͡ʃileri o’na sorupʔ “ojlejse jazit͡ʃilar neden elija’nin ont͡ʃe ɡelmesi ɡerektiɡini sojlujorlar?” dediler. New-Testament-John-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Gidiyorum ama yine size geleceğim’ dediğimi duydunuz. Eğer beni sevseydiniz, Baba’ya gideceğim için sevinirdiniz. Çünkü Baba benden büyüktür.|‘ɡidijorum ama jine size ɡelet͡ʃeɡim’ dediɡimi dujdunuz. eɡer beni sevsejdinizʔ baba’ja ɡidet͡ʃeɡim it͡ʃin sevinirdiniz. t͡ʃunku baba benden bujuktur. New-Testament-Luke-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, vücudu su toplamış bir adam önündeydi.|isteʔ vut͡ʃudu su toplamis bir adam onundejdi. Old-Testament-1-Chronicles-006-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, David'in, Sandık oraya dinlenmeye geldikten sonra, Yahve'nin evinde ilahi söyleme hizmetine koyduğu kişilerdir.|bunlarʔ davidʔinʔ sandik oraja dinlenmeje ɡeldikten sonraʔ jahveʔnin evinde ilahi sojleme hizmetine kojduɡu kisilerdir. New-Testament-Acts-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bir mahkûmu gönderirken, kendisine yöneltilen suçlamaları belirtmemek bana mantıksız geliyor.”|t͡ʃunku bir mahkumu ɡonderirkenʔ kendisine joneltilen sut͡ʃlamalari belirtmemek bana mantiksiz ɡelijor.” New-Testament-1-Corinthians-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Her biriniz, haftanın ilk günü kazancına göre para biriktirsin ki, geldiğimde toplamalar yapılmasın.|her birinizʔ haftanin ilk ɡunu kazant͡ʃina ɡore para biriktirsin kiʔ ɡeldiɡimde toplamalar japilmasin. Old-Testament-Judges-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, el değmemiş kızımla cariyesi burada. Şimdi onları dışarı çıkaracağım. Onları alçaltın ve onlara size iyi gelene göre yapın; ama bu adama böyle bir delilik yapmayın.”|isteʔ el deɡmemis kizimla t͡ʃarijesi burada. simdi onlari disari t͡ʃikarat͡ʃaɡim. onlari alt͡ʃaltin ve onlara size iji ɡelene ɡore japin; ama bu adama bojle bir delilik japmajin.” New-Testament-Luke-010-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa gerekli olan bir şey vardır. Mariyam, kendisinden geri alınmayacak olan iyi payı seçti” dedi.|ojsa ɡerekli olan bir sej vardir. marijamʔ kendisinden ɡeri alinmajat͡ʃak olan iji paji set͡ʃti” dedi. Old-Testament-Numbers-031-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin savaşan erkeklerden böldüğü İsrael'in çocuklarının yarısından|moseʔnin savasan erkeklerden bolduɡu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jarisindan Old-Testament-Leviticus-013-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kâhin onu inceleyecek. İşte, kel kafasındaki ya da kel alnındaki vebanın şişi, bedeninin derisindeki cüzzam görünümüne benzer, kırmızımsı beyaz ise,|sonra kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek. isteʔ kel kafasindaki ja da kel alnindaki vebanin sisiʔ bedeninin derisindeki t͡ʃuzzam ɡorunumune benzerʔ kirmizimsi bejaz iseʔ New-Testament-1-Timothy-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Evlenmeyi yasaklayacak, iman edip gerçeği bilenlerin şükranla yemesi için Tanrı’nın yaratmış olduğu yiyeceklerden sakınılması gerektiğini buyuracaklar.|evlenmeji jasaklajat͡ʃakʔ iman edip ɡert͡ʃeɡi bilenlerin sukranla jemesi it͡ʃin tanri’nin jaratmis olduɡu jijet͡ʃeklerden sakinilmasi ɡerektiɡini bujurat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Chronicles-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her gün David'e yardım etmek için adamlar geliyordu. Ta ki, Tanrı'nın ordusu gibi büyük bir ordu oluncaya dek.|t͡ʃunku her ɡun davidʔe jardim etmek it͡ʃin adamlar ɡelijordu. ta kiʔ tanriʔnin ordusu ɡibi bujuk bir ordu olunt͡ʃaja dek. New-Testament-Hebrews-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tanrı, amacının değişmezliğini vaadin mirasçılarına daha açık biçimde göstermek istediği için antla araya girdi.|bojlet͡ʃe tanriʔ amat͡ʃinin deɡismezliɡini vaadin mirast͡ʃilarina daha at͡ʃik bit͡ʃimde ɡostermek istediɡi it͡ʃin antla araja ɡirdi. New-Testament-Galatians-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sünnetlilere elçilik etmesi için Petrus’da çalışan Tanrı, öteki uluslara elçilik etmem için bende de çalıştı.|t͡ʃunku sunnetlilere elt͡ʃilik etmesi it͡ʃin petrus’da t͡ʃalisan tanriʔ oteki uluslara elt͡ʃilik etmem it͡ʃin bende de t͡ʃalisti. Old-Testament-Psalms-078-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlara rağmen yine günah işlediler, O’nun şaşılası işlerine inanmadılar.|butun bunlara raɡmen jine ɡunah isledilerʔ o’nun sasilasi islerine inanmadilar. Old-Testament-Psalms-078-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençlerini ateş yuttu. El değmemiş kızların düğün şarkısı yoktu.|ɡent͡ʃlerini ates juttu. el deɡmemis kizlarin duɡun sarkisi joktu. Old-Testament-Ezekiel-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moav'ı yargılayacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"moavʔi jarɡilajat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Samuel-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ancak, bu işle Yahve'nin düşmanlarına küfür etmeleri için büyük fırsat verdiğin için, sana doğan çocuk da kesin olarak ölecektir.\"\"\"|\"\"\"ant͡ʃakʔ bu isle jahveʔnin dusmanlarina kufur etmeleri it͡ʃin bujuk firsat verdiɡin it͡ʃinʔ sana doɡan t͡ʃot͡ʃuk da kesin olarak olet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana seslendiler ve kurtuldular. Sana güvendiler ve hayal kırıklığına uğramadılar.|sana seslendiler ve kurtuldular. sana ɡuvendiler ve hajal kirikliɡina uɡramadilar. New-Testament-Matthew-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O andan itibaren Yeşua, kendisinin Yeruşalem’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve yazıcıların elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine göstermeye başladı.|o andan itibaren jesuaʔ kendisinin jerusalem’e ɡitmesiʔ ileri ɡelenlerʔ baskahinler ve jazit͡ʃilarin elinden t͡ʃok at͡ʃi t͡ʃekmesiʔ oldurulmesi ve ut͡ʃunt͡ʃu ɡun dirilmesi ɡerektiɡini oɡrent͡ʃilerine ɡostermeje basladi. Old-Testament-Deuteronomy-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bize bütün bu kuralları tutmamızı, her zaman iyiliğimiz için Tanrımız Yahve'den korkmamızı ve bugün olduğu gibi biz sağ kalalım diye buyurdu.|jahve bize butun bu kurallari tutmamiziʔ her zaman ijiliɡimiz it͡ʃin tanrimiz jahveʔden korkmamizi ve buɡun olduɡu ɡibi biz saɡ kalalim dije bujurdu. Old-Testament-Psalms-056-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Seslendiğim gün düşmanlarım geri çekilecek. Biliyorum, Tanrı benden yanadır.|seslendiɡim ɡun dusmanlarim ɡeri t͡ʃekilet͡ʃek. bilijorumʔ tanri benden janadir. New-Testament-Matthew-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus onlara, “Öyleyse Mesih denilen Yeşua’yı ne yapayım?” dedi. Hepsi ona, “Çarmıha gerilsin!” dediler.|pilatus onlaraʔ “ojlejse mesih denilen jesua’ji ne japajim?” dedi. hepsi onaʔ “t͡ʃarmiha ɡerilsin!” dediler. Old-Testament-Isaiah-049-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukların acele ediyor. Yok edicilerin ve seni harap edenler senden ayrılıyor.|t͡ʃot͡ʃuklarin at͡ʃele edijor. jok edit͡ʃilerin ve seni harap edenler senden ajrilijor. Old-Testament-Ezekiel-047-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra bin ölçtü; ve içinden geçemediğim bir ırmaktı, çünkü sular yükselmişti, içinde yüzülecek sular, içinde yürünemeyecek bir ırmaktı.|sonra bin olt͡ʃtu; ve it͡ʃinden ɡet͡ʃemediɡim bir irmaktiʔ t͡ʃunku sular jukselmistiʔ it͡ʃinde juzulet͡ʃek sularʔ it͡ʃinde jurunemejet͡ʃek bir irmakti. Old-Testament-Leviticus-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'la oğullarına söyle, İsrael'in çocuklarının bana kutsal kıldıkları kutsal şeylerden kendilerini sakınsınlar ve kutsal adıma saygısızlık etmesinler. Ben Yahve'yim.\"\"\"|\"\"\"aronʔla oɡullarina sojleʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin bana kutsal kildiklari kutsal sejlerden kendilerini sakinsinlar ve kutsal adima sajɡisizlik etmesinler. ben jahveʔjim.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye dedi: \"\"Kardeşin Aron'a söyle, perdenin içindeki En Kutsal Yer'e, sandık üzerinde Merhamet Örtüsü'nün iç tarafına her vakit girmesin; yoksa ölür; çünkü ben Merhamet Örtüsü'nün üzerindeki bulutta görüneceğim.\"\"\"|\"jahve moseʔje dedi \"\"kardesin aronʔa sojleʔ perdenin it͡ʃindeki en kutsal jerʔeʔ sandik uzerinde merhamet ortusuʔnun it͡ʃ tarafina her vakit ɡirmesin; joksa olur; t͡ʃunku ben merhamet ortusuʔnun uzerindeki bulutta ɡorunet͡ʃeɡim.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadına bağlı mısın? Özgür olmayı arama. Kadından özgür müsün? Kadın arama.|kadina baɡli misin? ozɡur olmaji arama. kadindan ozɡur musun? kadin arama. New-Testament-John-008-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Size doğrusunu söyleyeyim, Avraham var olmadan önce ‘BEN VARIM ’” dedi.|jesua onlaraʔ “size doɡrusunu sojlejejimʔ avraham var olmadan ont͡ʃe ‘ben varim ’” dedi. Old-Testament-Psalms-114-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O’dur kayayı su havuzuna, çakmaktaşını su pınarına çeviren.|o’dur kajaji su havuzunaʔ t͡ʃakmaktasini su pinarina t͡ʃeviren. New-Testament-1-Corinthians-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan bazıları gibi cinsel ahlaksızlık yapmayalım; bir günde yirmi üç bin kişi düştü.|onlardan bazilari ɡibi t͡ʃinsel ahlaksizlik japmajalim; bir ɡunde jirmi ut͡ʃ bin kisi dustu. Old-Testament-Ezekiel-034-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bu nedenle, ey çobanlar, Yahve'nin sözünü dinleyin:\"|\"\"\"ʔbu nedenleʔ ej t͡ʃobanlarʔ jahveʔnin sozunu dinlejin\" Old-Testament-Numbers-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bölüğü ve ondan sayılanlar elli dört bin dört yüz kişiydi.\"\"\"|\"onun boluɡu ve ondan sajilanlar elli dort bin dort juz kisijdi.\"\"\" New-Testament-Luke-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kargalara bakın. Ne eker, ne biçerler. Ne kilerleri, ne de ambarları vardır. Tanrı onları doyurur. Siz kuşlardan ne kadar daha değerlisiniz!|karɡalara bakin. ne ekerʔ ne bit͡ʃerler. ne kilerleriʔ ne de ambarlari vardir. tanri onlari dojurur. siz kuslardan ne kadar daha deɡerlisiniz! Old-Testament-Proverbs-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi dürüstlüğünde yürüyen yoksul, zengin olup da kendi sapkın yollarında yürüyenden iyidir.|kendi durustluɡunde jurujen joksulʔ zenɡin olup da kendi sapkin jollarinda jurujenden ijidir. Old-Testament-Nehemiah-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıcı Ezra, yedinci ayın birinci günü, Yasa Kitabı'nı topluluğun, hem erkek hem de kadın, anlayıp işitebilen herkesin önüne getirdi.|jazit͡ʃi ezraʔ jedint͡ʃi ajin birint͡ʃi ɡunuʔ jasa kitabiʔni topluluɡunʔ hem erkek hem de kadinʔ anlajip isitebilen herkesin onune ɡetirdi. Old-Testament-2-Kings-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya’ya vardıklarında Elişa, “Ey Yahve, bu adamların gözlerini aç, görsünler” dedi. Yahve gözlerini açtı ve gördüler; ve işte, Samariya’nın ortasındaydılar.|samarija’ja vardiklarinda elisaʔ “ej jahveʔ bu adamlarin ɡozlerini at͡ʃʔ ɡorsunler” dedi. jahve ɡozlerini at͡ʃti ve ɡorduler; ve isteʔ samarija’nin ortasindajdilar. Old-Testament-Daniel-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Duydum, ama anlamadım. O zaman, “Efendim, bu şeylerin sonu ne olacak?” dedim.|dujdumʔ ama anlamadim. o zamanʔ “efendimʔ bu sejlerin sonu ne olat͡ʃak?” dedim. Old-Testament-Lamentations-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve öfkesiyle Siyon kızını nasıl bir bulutla örttü! İsrael'in güzelliğini gökten yeryüzüne indirdi, öfkesi gününde ayağının taburesini hatırlamadı.|jahve ofkesijle sijon kizini nasil bir bulutla orttu! israelʔin ɡuzelliɡini ɡokten jerjuzune indirdiʔ ofkesi ɡununde ajaɡinin taburesini hatirlamadi. Old-Testament-Psalms-055-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yükünü Yahve’ye bırak, O sana destek olur. Doğrunun sarsılmasına asla izin vermez.|jukunu jahve’je birakʔ o sana destek olur. doɡrunun sarsilmasina asla izin vermez. Old-Testament-Job-030-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana karşı zalim oldun. Elinin gücüyle beni eziyorsun.|bana karsi zalim oldun. elinin ɡut͡ʃujle beni ezijorsun. New-Testament-Acts-028-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi aralarında anlaşamayınca, Pavlus’un şu sözünden sonra ayrıldılar: “Kutsal Ruh, Peygamber Yeşaya aracılığıyla atalarımıza doğru söyleyip|kendi aralarinda anlasamajint͡ʃaʔ pavlus’un su sozunden sonra ajrildilar “kutsal ruhʔ pejɡamber jesaja arat͡ʃiliɡijla atalarimiza doɡru sojlejip Old-Testament-Leviticus-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yedi gün gece gündüz Buluşma Çadırı'nın kapısında kalacaksınız ve ölmemek için Yahve'nin buyruğunu tutacaksınız; çünkü bana öyle buyuruldu.\"\"\"|\"jedi ɡun ɡet͡ʃe ɡunduz bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda kalat͡ʃaksiniz ve olmemek it͡ʃin jahveʔnin bujruɡunu tutat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku bana ojle bujuruldu.\"\"\" Old-Testament-Psalms-106-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kudretli gücünü bildirsin diye, yine de kendi adı uğruna onları kurtardı,|kudretli ɡut͡ʃunu bildirsin dijeʔ jine de kendi adi uɡruna onlari kurtardiʔ Old-Testament-Exodus-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe dağdan halkın yanına indi ve halkı kutsadı ve elbiselerini yıkadılar.|mose daɡdan halkin janina indi ve halki kutsadi ve elbiselerini jikadilar. Old-Testament-Ecclesiastes-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden yüreğinden kederi çıkar, kötülüğü de bedeninden uzaklaştır; çünkü gençlik ve yaşamın şafağı boştur.|bu juzden jureɡinden kederi t͡ʃikarʔ kotuluɡu de bedeninden uzaklastir; t͡ʃunku ɡent͡ʃlik ve jasamin safaɡi bostur. New-Testament-Luke-010-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Marta ise işlerin çokluğundan ötürü dalgındı. Yeşua’nın yanına gelip, “Efendimiz, kız kardeşimin beni hizmette yalnız bırakmasını umursamıyor musun? Söyle de bana yardım etsin” dedi.|marta ise islerin t͡ʃokluɡundan oturu dalɡindi. jesua’nin janina ɡelipʔ “efendimizʔ kiz kardesimin beni hizmette jalniz birakmasini umursamijor musun? sojle de bana jardim etsin” dedi. New-Testament-1-Corinthians-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski mayadan arının ki, yeni bir hamur olasınız; zaten mayasızsınız. Çünkü Pesah'ımız olan Mesih gerçekten bizim yerimize kurban edildi.|eski majadan arinin kiʔ jeni bir hamur olasiniz; zaten majasizsiniz. t͡ʃunku pesahʔimiz olan mesih ɡert͡ʃekten bizim jerimize kurban edildi. Old-Testament-Nehemiah-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve'nin sunağı üzerinde yazılı olduğuna göre yakmak üzere atalarımız evlerine göre yıldan yıla belli zamanlarda Tanrımız'ın evine odun sunusu getirmek için;|tanrimiz jahveʔnin sunaɡi uzerinde jazili olduɡuna ɡore jakmak uzere atalarimiz evlerine ɡore jildan jila belli zamanlarda tanrimizʔin evine odun sunusu ɡetirmek it͡ʃin; New-Testament-2-Corinthians-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsallara olan hizmette paydaşlık lütfunu alabilmek için bize yalvardılar.|kutsallara olan hizmette pajdaslik lutfunu alabilmek it͡ʃin bize jalvardilar. New-Testament-Romans-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’da emektaşlarım olan Priska ve Akvila’ya selamlarımı iletin.|mesih jesua’da emektaslarim olan priska ve akvila’ja selamlarimi iletin. Old-Testament-Ezekiel-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Eğer peygamber aldatılır ve bir söz söylerse, ben, Yahve, o peygamberi aldatan benim ve elimi onun üzerine uzatacağım ve onu halkım İsrael'in arasından yok edeceğim.|“‘“eɡer pejɡamber aldatilir ve bir soz sojlerseʔ benʔ jahveʔ o pejɡamberi aldatan benim ve elimi onun uzerine uzatat͡ʃaɡim ve onu halkim israelʔin arasindan jok edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylesi iftira etmez, dostuna kötülük etmez, komşusuna kara çalmaz.|bojlesi iftira etmezʔ dostuna kotuluk etmezʔ komsusuna kara t͡ʃalmaz. Old-Testament-Exodus-036-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun üzerini örtmek için keçi kılından perdeler yaptı. Onlar için on bir perde yaptı.|konutun uzerini ortmek it͡ʃin ket͡ʃi kilindan perdeler japti. onlar it͡ʃin on bir perde japti. Old-Testament-Exodus-034-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün erkeklerin yılda üç kez İsrael'in Tanrısı Efendi Yahve'nin önünde görünecekler.|butun erkeklerin jilda ut͡ʃ kez israelʔin tanrisi efendi jahveʔnin onunde ɡorunet͡ʃekler. Old-Testament-Genesis-046-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Beer-Şeva'dan kalktı. İsrael’in çocukları babaları Yakov’u yavrularını, karılarını, onu taşımak için Firavun’un göndermiş olduğu arabalarda taşıdılar.|jakov beer-sevaʔdan kalkti. israel’in t͡ʃot͡ʃuklari babalari jakov’u javrulariniʔ karilariniʔ onu tasimak it͡ʃin firavun’un ɡondermis olduɡu arabalarda tasidilar. New-Testament-John-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz bilmediğinize tapıyorsunuz. Biz bildiğimize tapıyoruz. Çünkü kurtuluş Yahudiler’dendir.|siz bilmediɡinize tapijorsunuz. biz bildiɡimize tapijoruz. t͡ʃunku kurtulus jahudiler’dendir. Old-Testament-1-Kings-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Krala, \"\"Yaptıkların ve bilgeliğin hakkında kendi ülkemde duyduğum doğru habermiş\"\" dedi.\"|\"kralaʔ \"\"japtiklarin ve bilɡeliɡin hakkinda kendi ulkemde dujduɡum doɡru habermis\"\" dedi.\" Old-Testament-Lamentations-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımın tümüne alay konusu, gün boyu onların türküsü oldum.|halkimin tumune alaj konusuʔ ɡun boju onlarin turkusu oldum. Old-Testament-2-Kings-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve, hizmetkârı David'in hatırına Yahuda'yı yok etmek istemedi, çünkü ona çocukları için her zaman bir kandil vereceğine söz vermişti.|ant͡ʃak jahveʔ hizmetkari davidʔin hatirina jahudaʔji jok etmek istemediʔ t͡ʃunku ona t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin her zaman bir kandil veret͡ʃeɡine soz vermisti. Old-Testament-Deuteronomy-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, gökler, göklerin göğü, yeryüzü ve içindeki her şey Tanrın Yahve'ye aittir.|isteʔ ɡoklerʔ ɡoklerin ɡoɡuʔ jerjuzu ve it͡ʃindeki her sej tanrin jahveʔje aittir. Old-Testament-2-Kings-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı. Nevat oğlu Yarovam'ın İsrael’e işlettirdiği günahlarından ayrılmadı.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. nevat oɡlu jarovamʔin israel’e islettirdiɡi ɡunahlarindan ajrilmadi. New-Testament-Mark-014-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelince, hemen Yeşua’nın yanına yaklaştı. ‘‘Rabbuni, Rabbuni!” diyerek O’nu öptü.|ɡelint͡ʃeʔ hemen jesua’nin janina jaklasti. ‘‘rabbuniʔ rabbuni!” dijerek o’nu optu. Old-Testament-Genesis-041-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi bolluk yılında toprak bol bol ürün verdi.|jedi bolluk jilinda toprak bol bol urun verdi. New-Testament-Luke-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendimiz, Yeşua, bize acı!” diye bağırdılar.|“efendimizʔ jesuaʔ bize at͡ʃi!” dije baɡirdilar. Old-Testament-Psalms-018-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerime savaşmayı öğretir, kollarımla tunç bir yayı gereyim diye.|ellerime savasmaji oɡretirʔ kollarimla tunt͡ʃ bir jaji ɡerejim dije. Old-Testament-2-Kings-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârları kalkıp düzen kurdular ve Yoaş'ı Silla'ya inen yolda Millo evinde vurdular.|hizmetkarlari kalkip duzen kurdular ve joasʔi sillaʔja inen jolda millo evinde vurdular. Old-Testament-Leviticus-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sizin için tam bir Şabat, dinlenme günü olacak ve kendinizi inkar edeceksiniz. Ayın dokuzuncu günü akşam üstü, bir akşamdan diğer akşama kadar Şabatınız'ı tutacaksınız.”|bu sizin it͡ʃin tam bir sabatʔ dinlenme ɡunu olat͡ʃak ve kendinizi inkar edet͡ʃeksiniz. ajin dokuzunt͡ʃu ɡunu aksam ustuʔ bir aksamdan diɡer aksama kadar sabatinizʔi tutat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Job-039-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin gürültüsünü küçümser, sürücünün bağırışını da duymaz.|kentin ɡurultusunu kut͡ʃumserʔ surut͡ʃunun baɡirisini da dujmaz. Old-Testament-Isaiah-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Uzziya'nın öldüğü yıl, Efendi'yi yüce ve yüksek bir taht üzerinde oturmakta gördüm; ve etekleri tapınağı dolduruyordu.|kral uzzijaʔnin olduɡu jilʔ efendiʔji jut͡ʃe ve juksek bir taht uzerinde oturmakta ɡordum; ve etekleri tapinaɡi doldurujordu. Old-Testament-Jeremiah-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğduğum gün lanetli olsun. Annemin beni doğurduğu gün kutsanmasın.|doɡduɡum ɡun lanetli olsun. annemin beni doɡurduɡu ɡun kutsanmasin. Old-Testament-Exodus-032-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama şimdi onların günahlarını bağışlasan—yoksa yazmış olduğun kitabından lütfen beni sil.\"\"\"|\"ama simdi onlarin ɡunahlarini baɡislasan—joksa jazmis olduɡun kitabindan lutfen beni sil.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-018-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü ölen adamın ölümünden ben zevk almam” diyor Efendi Yahve. “Bu nedenle dönün de yaşayın!\"\"\"|\"t͡ʃunku olen adamin olumunden ben zevk almam” dijor efendi jahve. “bu nedenle donun de jasajin!\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni sorguya çekenlere karşı savunmam şudur:|beni sorɡuja t͡ʃekenlere karsi savunmam sudur Old-Testament-2-Kings-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın kocasına, “Bak, sürekli yanımızdan geçen bu adamın kutsal bir Tanrı adamı olduğunu anladım” dedi.|kadin kot͡ʃasinaʔ “bakʔ surekli janimizdan ɡet͡ʃen bu adamin kutsal bir tanri adami olduɡunu anladim” dedi. Old-Testament-1-Kings-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Solomon annesine, \"\"Şunemli Abişag'ı Adoniya için neden istiyorsun? Krallığı da onun için iste, çünkü o benim ağabeyimdir; hem onun için, hem kâhin Aviyatar için, hem de Seruya oğlu Yoav için.\"\" diye yanıt verdi.\"|\"kral solomon annesineʔ \"\"sunemli abisaɡʔi adonija it͡ʃin neden istijorsun? kralliɡi da onun it͡ʃin isteʔ t͡ʃunku o benim aɡabejimdir; hem onun it͡ʃinʔ hem kahin avijatar it͡ʃinʔ hem de seruja oɡlu joav it͡ʃin.\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-Leviticus-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarının bütün topluluğuna söyle ve onlara de: 'Kutsal olacaksınız; çünkü ben, Tanrınız Yahve, kutsalım.'\"\"\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡuna sojle ve onlara de ʔkutsal olat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku benʔ tanriniz jahveʔ kutsalim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Neden zamanlar Yüce Tanrı tarafından toplanmaz? Neden O’nu tanıyanlar O'nun günlerini görmezler?|“neden zamanlar jut͡ʃe tanri tarafindan toplanmaz? neden o’nu tanijanlar oʔnun ɡunlerini ɡormezler? New-Testament-Revelation-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağızlarında hiçbir yalan bulunmadı. Suçsuzdurlar.|aɡizlarinda hit͡ʃbir jalan bulunmadi. sut͡ʃsuzdurlar. Old-Testament-2-Kings-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Azarya'nın işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|azarjaʔnin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sejʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Genesis-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kain, kardeşi Habel'e, “Haydi, kıra gidelim” dedi. Kırda birlikteyken, Kain kardeşi Habel’e karşı kalktı ve onu öldürdü.|kainʔ kardesi habelʔeʔ “hajdiʔ kira ɡidelim” dedi. kirda birliktejkenʔ kain kardesi habel’e karsi kalkti ve onu oldurdu. New-Testament-Luke-024-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, “Efendi gerçekten dirildi ve Simon’a göründü!” diyorlardı.|bunlarʔ “efendi ɡert͡ʃekten dirildi ve simon’a ɡorundu!” dijorlardi. Old-Testament-Ruth-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|o halde onlar büyüyene dek bekleyecek misiniz? Öyleyse kocaya varmaktan kaçınacak mısınız? Hayır, kızlarım, çünkü sizin yüzünüzden çok üzülüyorum, çünkü Yahve'nin eli bana karşı çıktı.”|o halde onlar bujujene dek beklejet͡ʃek misiniz? ojlejse kot͡ʃaja varmaktan kat͡ʃinat͡ʃak misiniz? hajirʔ kizlarimʔ t͡ʃunku sizin juzunuzden t͡ʃok uzulujorumʔ t͡ʃunku jahveʔnin eli bana karsi t͡ʃikti.” Old-Testament-Jeremiah-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Masum yoksulların canlarının kanı da senin eteklerinde bulunuyor. Onları zorla içeri girerken bulmadın, ama bu, bütün bu şeylerden dolayıdır.\"\"\"|\"masum joksullarin t͡ʃanlarinin kani da senin eteklerinde bulunujor. onlari zorla it͡ʃeri ɡirerken bulmadinʔ ama buʔ butun bu sejlerden dolajidir.\"\"\" New-Testament-Hebrews-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, önümüze konan umuda tutunmak için sığınan bizler, Tanrı’nın yalan söylemesi olanaksız olan iki değişmez şey aracılığıyla, büyük cesaret bulalım.|ojle kiʔ onumuze konan umuda tutunmak it͡ʃin siɡinan bizlerʔ tanri’nin jalan sojlemesi olanaksiz olan iki deɡismez sej arat͡ʃiliɡijlaʔ bujuk t͡ʃesaret bulalim. Old-Testament-Deuteronomy-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Halka buyurup deyin: 'Seir'de oturan kardeşlerinizin, Esav'ın çocuklarının sınırından geçeceksiniz; ve sizden korkacaklar. Bu nedenle dikkatli olun.|halka bujurup dejin ʔseirʔde oturan kardeslerinizinʔ esavʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin sinirindan ɡet͡ʃet͡ʃeksiniz; ve sizden korkat͡ʃaklar. bu nedenle dikkatli olun. Old-Testament-Genesis-039-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sesimi yükseltip bağırınca giysisini yanıma bırakıp dışarı kaçtı.”|sesimi jukseltip baɡirint͡ʃa ɡijsisini janima birakip disari kat͡ʃti.” Old-Testament-1-Samuel-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Efendim neden hizmetkârını kovalıyor?\"\" dedi. \"\"Ben ne yaptım? Elimde ne kötülük var?\"|\"\"\"efendim neden hizmetkarini kovalijor?\"\" dedi. \"\"ben ne japtim? elimde ne kotuluk var?\" Old-Testament-1-Kings-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Asa'nın üçüncü yılında Baaşa onu öldürdü ve yerine kral oldu.|jahuda krali asaʔnin ut͡ʃunt͡ʃu jilinda baasa onu oldurdu ve jerine kral oldu. New-Testament-Luke-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O da size şöyle diyecek, ‘Nereden geldiğinizi bilmiyorum. Benden uzak durun, ey kötülük yapanlar!’|o da size sojle dijet͡ʃekʔ ‘nereden ɡeldiɡinizi bilmijorum. benden uzak durunʔ ej kotuluk japanlar!’ Old-Testament-Leviticus-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer cüzzam derinin her yerine yayılmışsa ve cüzzam, hastalığın görüldüğü insanın başından ayaklarına kadar, kâhinin gördüğü kadarıyla bütün derisini kaplamışsa,\"|\"\"\"eɡer t͡ʃuzzam derinin her jerine jajilmissa ve t͡ʃuzzamʔ hastaliɡin ɡorulduɡu insanin basindan ajaklarina kadarʔ kahinin ɡorduɡu kadarijla butun derisini kaplamissaʔ\" New-Testament-Galatians-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke sizi rahatsız edenler kendilerini hadım etseler!|keske sizi rahatsiz edenler kendilerini hadim etseler! Old-Testament-Jeremiah-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, onları söküp attıktan sonra geri döneceğim ve onlara acıyacağım. Herkesi kendi mirasına, herkesi kendi toprağına, onları geri getireceğim.|ojle olat͡ʃak kiʔ onlari sokup attiktan sonra ɡeri donet͡ʃeɡim ve onlara at͡ʃijat͡ʃaɡim. herkesi kendi mirasinaʔ herkesi kendi topraɡinaʔ onlari ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Kings-023-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Neko, babası Yoşiya'nın yerine Yoşiya'nın oğlu Elyakim'i kral yaptı ve adını Yehoyakim olarak değiştirdi; ama Yehoahaz'ı alıp Mısır'a gitti ve orada öldü.|firavun nekoʔ babasi josijaʔnin jerine josijaʔnin oɡlu eljakimʔi kral japti ve adini jehojakim olarak deɡistirdi; ama jehoahazʔi alip misirʔa ɡitti ve orada oldu. Old-Testament-1-Kings-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Yarovam oğlu Aviya hastalandı.|o sirada jarovam oɡlu avija hastalandi. Old-Testament-Isaiah-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya'ya ve onun putlarına yaptığım gibi, Yeruşalem'e ve onun putlarına da yapmayacak mıyım?|samarijaʔja ve onun putlarina japtiɡim ɡibiʔ jerusalemʔe ve onun putlarina da japmajat͡ʃak mijim? Old-Testament-1-Samuel-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Filistliler kâhinleri ve falcıları çağırıp, \"\"Yahve'nin Sandığı'na ne yapalım? Onu yerine nasıl göndereceğimizi bize gösterin\"\" dediler.\"|\"filistliler kahinleri ve falt͡ʃilari t͡ʃaɡiripʔ \"\"jahveʔnin sandiɡiʔna ne japalim? onu jerine nasil ɡonderet͡ʃeɡimizi bize ɡosterin\"\" dediler.\" Old-Testament-1-Samuel-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yişay yedi oğlunu Samuel’in önünden geçirdi. Samuel, “Yahve bunları seçmedi” dedi.|jisaj jedi oɡlunu samuel’in onunden ɡet͡ʃirdi. samuelʔ “jahve bunlari set͡ʃmedi” dedi. Old-Testament-Judges-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ağaçlar asmaya, 'Gel de üzerimize hükümdar ol' dedi.\"\"\"|\"“aɡat͡ʃlar asmajaʔ ʔɡel de uzerimize hukumdar olʔ dedi.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin sözü Tişbeli Eliya’ya geldi ve şöyle dedi:|jahve’nin sozu tisbeli elija’ja ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Job-031-020|und|SPEAKER_00_Turkish|onun yüreği beni kutsamadıysa, koyunlarımın yünüyle ısınmadıysa,|onun jureɡi beni kutsamadijsaʔ kojunlarimin junujle isinmadijsaʔ New-Testament-Luke-004-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Gün ağarınca Yeşua oradan ayrılıp ıssız bir yere çekildi. Kalabalıklar O’nu arıyordu. O’na geldiklerinde yanlarından ayrılmasın diye O’nu tutmak istediler.|ɡun aɡarint͡ʃa jesua oradan ajrilip issiz bir jere t͡ʃekildi. kalabaliklar o’nu arijordu. o’na ɡeldiklerinde janlarindan ajrilmasin dije o’nu tutmak istediler. Old-Testament-Psalms-070-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı arayanlar hayal kırıklığına uğrayıp şaşkına dönsünler. Mahvolmamı isteyenler rezil olup geri dönsünler.|t͡ʃanimi arajanlar hajal kirikliɡina uɡrajip saskina donsunler. mahvolmami istejenler rezil olup ɡeri donsunler. New-Testament-Galatians-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki, Petrus Antakya’ya geldiğinde, suçlu olduğu için yüzüne karşı ona direndim.|ne var kiʔ petrus antakja’ja ɡeldiɡindeʔ sut͡ʃlu olduɡu it͡ʃin juzune karsi ona direndim. New-Testament-1-Corinthians-015-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Göksel bedenler vardır, dünyasal bedenler vardır. Göksel olanların görkemi başka, dünyasal olanların başkadır.|ɡoksel bedenler vardirʔ dunjasal bedenler vardir. ɡoksel olanlarin ɡorkemi baskaʔ dunjasal olanlarin baskadir. Old-Testament-Jeremiah-044-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: 'Yeruşalem üzerine ve Yahuda'nın bütün kentleri üzerine getirmiş olduğum bütün kötülüğü gördünüz;|“israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor ʔjerusalem uzerine ve jahudaʔnin butun kentleri uzerine ɡetirmis olduɡum butun kotuluɡu ɡordunuz; Old-Testament-Lamentations-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Siyon kızının duvarını yıkmaya karar verdi. İpi gerdi. Elini yıkmaktan çekmedi; siperlerle duvara ağıt yaktırdı. İkisi birlikte zayıfladılar.|jahve sijon kizinin duvarini jikmaja karar verdi. ipi ɡerdi. elini jikmaktan t͡ʃekmedi; siperlerle duvara aɡit jaktirdi. ikisi birlikte zajifladilar. Old-Testament-Jeremiah-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben kendim size karşı uzanmış elle ve güçlü kolla, öfkeyle, gazapla ve büyük bir kızgınlıkla savaşacağım.|ben kendim size karsi uzanmis elle ve ɡut͡ʃlu kollaʔ ofkejleʔ ɡazapla ve bujuk bir kizɡinlikla savasat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-063-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden giysilerin kırmızı, giysilerin de üzüm teknesini çiğneyeninki gibi?|neden ɡijsilerin kirmiziʔ ɡijsilerin de uzum teknesini t͡ʃiɡnejeninki ɡibi? New-Testament-Acts-015-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye ve Kilikya yörelerini dolaşarak toplulukları güçlendirdi.|surije ve kilikja jorelerini dolasarak topluluklari ɡut͡ʃlendirdi. Old-Testament-Leviticus-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak eğer kâhin, kendi parasıyla bir hizmetçi satın alırsa, ondan yiyecektir; onun evinde doğanlar onun ekmeğinden yiyeceklerdir.|ant͡ʃak eɡer kahinʔ kendi parasijla bir hizmett͡ʃi satin alirsaʔ ondan jijet͡ʃektir; onun evinde doɡanlar onun ekmeɡinden jijet͡ʃeklerdir. New-Testament-Matthew-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolculuğunuz için ne torba ne yedek kıyafet ne çarık ne de değnek alın. Çünkü işçi yemeğini hak eder.|jolt͡ʃuluɡunuz it͡ʃin ne torba ne jedek kijafet ne t͡ʃarik ne de deɡnek alin. t͡ʃunku ist͡ʃi jemeɡini hak eder. Old-Testament-Judges-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ülkenin sakinleriyle antlaşma yapmayacaksınız. Sunaklarını yıkacaksınız.' Ama sözümü dinlemediniz. Bunu neden yaptınız?|bu ulkenin sakinlerijle antlasma japmajat͡ʃaksiniz. sunaklarini jikat͡ʃaksiniz.ʔ ama sozumu dinlemediniz. bunu neden japtiniz? Old-Testament-Jeremiah-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama boynunu Babil Kralı'nın boyunduruğu altına sokan ve ona hizmet eden ulusu, işte o ulusu kendi ülkesinde bırakacağım.' diyor Yahve. 'Ve onu işleyecek ve orada oturacaklardır.'\"\"'\"\"\"|\"ama bojnunu babil kraliʔnin bojunduruɡu altina sokan ve ona hizmet eden ulusuʔ iste o ulusu kendi ulkesinde birakat͡ʃaɡim.ʔ dijor jahve. ʔve onu islejet͡ʃek ve orada oturat͡ʃaklardir.ʔ\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"beni seven ve buyruklarımı tutan binlercesine sevgi dolu iyiliğini gösteren kıskanç bir Tanrı'yım.\"\"\"|\"beni seven ve bujruklarimi tutan binlert͡ʃesine sevɡi dolu ijiliɡini ɡosteren kiskant͡ʃ bir tanriʔjim.\"\"\" New-Testament-Matthew-026-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus’u ve Zebedi’nin iki oğlunu yanına aldı. Kederlenmeye, ağır bir sıkıntı duymaya başladı.|petrus’u ve zebedi’nin iki oɡlunu janina aldi. kederlenmejeʔ aɡir bir sikinti dujmaja basladi. Old-Testament-Jeremiah-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Yahuda Kralı Sidkiya'nın onuncu yılında, Nebukadnetsar'ın on sekizinci yılında, Yahve'den Yeremya'ya gelen sözdür.|buʔ jahuda krali sidkijaʔnin onunt͡ʃu jilindaʔ nebukadnetsarʔin on sekizint͡ʃi jilindaʔ jahveʔden jeremjaʔja ɡelen sozdur. Old-Testament-Isaiah-065-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"böylece yeryüzünde kendisini kutsayan kişi, gerçeğin Tanrısı'nda kendisini kutsayacak; yeryüzünde ant içen de, gerçeğin Tanrısı'yla ant içecek; çünkü önceki sıkıntılar unutuldu ve gözlerimden gizlendi.\"\"\"|\"bojlet͡ʃe jerjuzunde kendisini kutsajan kisiʔ ɡert͡ʃeɡin tanrisiʔnda kendisini kutsajat͡ʃak; jerjuzunde ant it͡ʃen deʔ ɡert͡ʃeɡin tanrisiʔjla ant it͡ʃet͡ʃek; t͡ʃunku ont͡ʃeki sikintilar unutuldu ve ɡozlerimden ɡizlendi.\"\"\" Old-Testament-Genesis-049-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yosef verimli bir asmadır, kaynak başında verimli bir asma. Onun dalları duvarın üzerinden aşar.|“josef verimli bir asmadirʔ kajnak basinda verimli bir asma. onun dallari duvarin uzerinden asar. New-Testament-Mark-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus O’na yeniden sordu, “Hiç yanıt vermeyecek misin? Bak, birçok şeyle sana karşı tanıklık ediyorlar!” dedi.|pilatus o’na jeniden sorduʔ “hit͡ʃ janit vermejet͡ʃek misin? bakʔ birt͡ʃok sejle sana karsi taniklik edijorlar!” dedi. Old-Testament-Lamentations-003-065|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara yürek katılığı vereceksin, lanetin onlara olsun.|onlara jurek katiliɡi veret͡ʃeksinʔ lanetin onlara olsun. Old-Testament-Proverbs-026-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çukur kazan içine düşer, taş yuvarlayana taş geri döner.|t͡ʃukur kazan it͡ʃine duserʔ tas juvarlajana tas ɡeri doner. Old-Testament-Psalms-062-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğik bir duvar, sallanan bir çit gibi, ne vakte kadar, hepiniz bir adamı ezmek için, ona saldıracaksınız?|eɡik bir duvarʔ sallanan bir t͡ʃit ɡibiʔ ne vakte kadarʔ hepiniz bir adami ezmek it͡ʃinʔ ona saldirat͡ʃaksiniz? Old-Testament-Jeremiah-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu ülkede büyük küçük herkes ölecek. Gömülmeyecekler. İnsanlar onlar için ağıt yakmayacaklar, kendilerini yaralamayacaklar ya da onlar için saç yolmayacaklar.\"|\"\"\"bu ulkede bujuk kut͡ʃuk herkes olet͡ʃek. ɡomulmejet͡ʃekler. insanlar onlar it͡ʃin aɡit jakmajat͡ʃaklarʔ kendilerini jaralamajat͡ʃaklar ja da onlar it͡ʃin sat͡ʃ jolmajat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Judges-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gözlerini kaldırdı ve kentin sokağındaki yolcuyu gördü; ve yaşlı adam şöyle dedi: “Nereye gidiyorsun? Nereden geldin?\"\"\"|\"ɡozlerini kaldirdi ve kentin sokaɡindaki jolt͡ʃuju ɡordu; ve jasli adam sojle dedi “nereje ɡidijorsun? nereden ɡeldin?\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Avner yine Asahel'e, \"\"Ardımdan dön\"\" dedi. \"\"Seni neden yere çalayım? O zaman kardeşin Yoav'ın yüzüne nasıl bakabilirim?”\"|\"avner jine asahelʔeʔ \"\"ardimdan don\"\" dedi. \"\"seni neden jere t͡ʃalajim? o zaman kardesin joavʔin juzune nasil bakabilirim?”\" Old-Testament-Psalms-072-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün krallar önünde yere kapansın. Bütün uluslar ona hizmet etsin.|butun krallar onunde jere kapansin. butun uluslar ona hizmet etsin. Old-Testament-2-Kings-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoram Yehu'yu görünce, \"\"Barış için mi bu, Yehu?\"\" dedi. Yehu, \"\"Annen İzebel'in fahişeliği ve büyücülüğü çoğalırken ne barışı?\"\" diye karşılık verdi.\"|\"joram jehuʔju ɡorunt͡ʃeʔ \"\"baris it͡ʃin mi buʔ jehu?\"\" dedi. jehuʔ \"\"annen izebelʔin fahiseliɡi ve bujut͡ʃuluɡu t͡ʃoɡalirken ne barisi?\"\" dije karsilik verdi.\" Old-Testament-Exodus-026-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Merhamet Örtüsü'nü Antlaşma Sandığı'nın üzerine, En Kutsal Yer'e koyacaksın.|merhamet ortusuʔnu antlasma sandiɡiʔnin uzerineʔ en kutsal jerʔe kojat͡ʃaksin. Old-Testament-Proverbs-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkeli kişi çekişmeyi kışkırtır, ama yavaş öfkelenen kavgayı yatıştırır.|ofkeli kisi t͡ʃekismeji kiskirtirʔ ama javas ofkelenen kavɡaji jatistirir. New-Testament-John-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri, “Senin evinin gayreti beni yiyip bitirecek” diye yazılmış olduğunu hatırladılar.|oɡrent͡ʃileriʔ “senin evinin ɡajreti beni jijip bitiret͡ʃek” dije jazilmis olduɡunu hatirladilar. Old-Testament-Exodus-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınırınızı Kızıldeniz'den Filist denizine kadar, çölden o Nehre kadar koyacağım; çünkü ülkede yaşayanları elinize teslim edeceğim ve siz onları önünüzden kovacaksınız.|sinirinizi kizildenizʔden filist denizine kadarʔ t͡ʃolden o nehre kadar kojat͡ʃaɡim; t͡ʃunku ulkede jasajanlari elinize teslim edet͡ʃeɡim ve siz onlari onunuzden kovat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Genesis-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın Noa'ya buyurduğu gibi, erkek ve dişi olarak ikişer ikişer gemiye gelip Noa'nın yanına girdiler.|tanriʔnin noaʔja bujurduɡu ɡibiʔ erkek ve disi olarak ikiser ikiser ɡemije ɡelip noaʔnin janina ɡirdiler. Old-Testament-Exodus-038-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunu sunağını akasya ağacından yaptı. Kare şeklindeydi. Uzunluğu beş arşın, eni beş arşın ve yüksekliği üç arşındı.|jakmalik sunu sunaɡini akasja aɡat͡ʃindan japti. kare seklindejdi. uzunluɡu bes arsinʔ eni bes arsin ve juksekliɡi ut͡ʃ arsindi. Old-Testament-Isaiah-057-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Feryat ettiğin zaman, şu topladıkların seni kurtarsın, ama rüzgâr onları alıp götürecek. Bir soluk hepsini alıp götürecek, ama bana sığınan ülkeyi mülk edinecek, kutsal dağımı da miras alacak.”|ferjat ettiɡin zamanʔ su topladiklarin seni kurtarsinʔ ama ruzɡar onlari alip ɡoturet͡ʃek. bir soluk hepsini alip ɡoturet͡ʃekʔ ama bana siɡinan ulkeji mulk edinet͡ʃekʔ kutsal daɡimi da miras alat͡ʃak.” Old-Testament-2-Chronicles-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Amatsya hüküm sürmeye başladığında yirmi beş yaşındaydı ve Yeruşalem'de yirmi dokuz yıl hüküm sürdü. Annesinin adı Yeruşalemli Yehoaddan'dı.|amatsja hukum surmeje basladiɡinda jirmi bes jasindajdi ve jerusalemʔde jirmi dokuz jil hukum surdu. annesinin adi jerusalemli jehoaddanʔdi. Old-Testament-Judges-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar Dan'ın çocuklarına seslenince yüzlerini çevirip Mika'ya dediler: \"\"Neden böyle bir toplulukla geldin?\"\"\"|\"onlar danʔin t͡ʃot͡ʃuklarina seslenint͡ʃe juzlerini t͡ʃevirip mikaʔja dediler \"\"neden bojle bir toplulukla ɡeldin?\"\"\" Old-Testament-Numbers-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'ye şöyle feryat etti: \"\"Tanrım, onu iyileştir, sana yalvarırım!\"\"\"|\"mose jahveʔje sojle ferjat etti \"\"tanrimʔ onu ijilestirʔ sana jalvaririm!\"\"\" New-Testament-Mark-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sorgulamayı dinleyen ve Yeşua’nın onlara iyi yanıt verdiğini bilen bir yazıcı gelip O’na, “Buyrukların en büyüğü hangisidir?” diye sordu.|bu sorɡulamaji dinlejen ve jesua’nin onlara iji janit verdiɡini bilen bir jazit͡ʃi ɡelip o’naʔ “bujruklarin en bujuɡu hanɡisidir?” dije sordu. New-Testament-2-Peter-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgili kardeşimiz Pavlus’un da kendisine verilen bilgelikle size yazdığı gibi, Efendimiz’in sabrını da kurtuluş sayın.|sevɡili kardesimiz pavlus’un da kendisine verilen bilɡelikle size jazdiɡi ɡibiʔ efendimiz’in sabrini da kurtulus sajin. New-Testament-James-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan her tür hayvanı, kuşu, sürüngeni ve deniz yaratığını evcilleştirmiş ve evcilleştirmeye devam etmektedir.|insan her tur hajvaniʔ kusuʔ surunɡeni ve deniz jaratiɡini evt͡ʃillestirmis ve evt͡ʃillestirmeje devam etmektedir. Old-Testament-Deuteronomy-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kırk yıl, giysilerin eskimedi, ayağın da şişmedi.|bu kirk jilʔ ɡijsilerin eskimediʔ ajaɡin da sismedi. New-Testament-Acts-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ateşe benzer diller göründü ve onlara dağılıp her birinin üzerine kondu.|atese benzer diller ɡorundu ve onlara daɡilip her birinin uzerine kondu. Old-Testament-Ezekiel-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ben kötü adamın ölümünden zevk alır mıyım?” diyor Efendi Yahve, “Daha çok yolundan dönüp yaşamasından değil mi?\"\"\"|\"ben kotu adamin olumunden zevk alir mijim?” dijor efendi jahveʔ “daha t͡ʃok jolundan donup jasamasindan deɡil mi?\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-020-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yonatan kızgın öfkeyle sofradan kalktı ve ayın ikinci günü yemek yemedi; çünkü David için kederliydi, çünkü babası ona utanç verici bir şekilde davranmıştı.|bunun uzerine jonatan kizɡin ofkejle sofradan kalkti ve ajin ikint͡ʃi ɡunu jemek jemedi; t͡ʃunku david it͡ʃin kederlijdiʔ t͡ʃunku babasi ona utant͡ʃ verit͡ʃi bir sekilde davranmisti. Old-Testament-Joshua-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyar duymaz yüreklerimiz eridi ve sizin yüzünüzden kimsede ruh kalmadı; çünkü Tanrınız Yahve, yukarıda göklerde ve aşağıda yeryüzünde olan Tanrı'dır.|bunu dujar dujmaz jureklerimiz eridi ve sizin juzunuzden kimsede ruh kalmadi; t͡ʃunku tanriniz jahveʔ jukarida ɡoklerde ve asaɡida jerjuzunde olan tanriʔdir. Old-Testament-2-Chronicles-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yahuda'nın önünden kaçtılar ve Tanrı onları onların eline teslim etti.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahudaʔnin onunden kat͡ʃtilar ve tanri onlari onlarin eline teslim etti. Old-Testament-Exodus-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O şöyle dedi: \"\"Yah, 'Yahve Amalek'le kuşaktan kuşağa savaş içinde olacaktır' diye ant içti.\"\"\"|\"o sojle dedi \"\"jahʔ ʔjahve amalekʔle kusaktan kusaɡa savas it͡ʃinde olat͡ʃaktirʔ dije ant it͡ʃti.\"\"\" New-Testament-Galatians-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama iman gelmeden önce, Yasa altında hapsolmuştuk, sonradan açıklanacak iman için tutukluyduk.|ama iman ɡelmeden ont͡ʃeʔ jasa altinda hapsolmustukʔ sonradan at͡ʃiklanat͡ʃak iman it͡ʃin tutuklujduk. Old-Testament-Genesis-036-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav'dan gelen beylerin boylarına, yerlerine ve adlarına göre adları şunlardır: Timna, Alva, Yetet,|esavʔdan ɡelen bejlerin bojlarinaʔ jerlerine ve adlarina ɡore adlari sunlardir timnaʔ alvaʔ jetetʔ Old-Testament-Genesis-035-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğum sancısı çekerken ebe, “Korkma, bir oğlun daha oluyor” dedi.|doɡum sant͡ʃisi t͡ʃekerken ebeʔ “korkmaʔ bir oɡlun daha olujor” dedi. New-Testament-Revelation-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Gördüğün on boynuz ve canavar, fahişeden nefret edecek, onu perişan edip çırılçıplak bırakacak. Etini yiyip onu ateşle tümüyle yakacaklar.|‘‘ɡorduɡun on bojnuz ve t͡ʃanavarʔ fahiseden nefret edet͡ʃekʔ onu perisan edip t͡ʃirilt͡ʃiplak birakat͡ʃak. etini jijip onu atesle tumujle jakat͡ʃaklar. New-Testament-John-008-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’dan olan, Tanrı’nın sözlerini duyar. Bunun için siz duymuyorsunuz, çünkü siz Tanrı’dan değilsiniz” dedi.|tanri’dan olanʔ tanri’nin sozlerini dujar. bunun it͡ʃin siz dujmujorsunuzʔ t͡ʃunku siz tanri’dan deɡilsiniz” dedi. Old-Testament-Psalms-111-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ellerinin işleri gerçek ve adalettir. O’nun bütün kuralları kesindir.|ellerinin isleri ɡert͡ʃek ve adalettir. o’nun butun kurallari kesindir. New-Testament-2-Timothy-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal çağrıyla çağırdı. Bu lütuf zamanın başlangıcından önce Mesih Yeşua’da bize verildi.|tanri bizi japtiklarimiza ɡore deɡilʔ kendi amat͡ʃina ve lutfuna ɡore kurtarip kutsal t͡ʃaɡrijla t͡ʃaɡirdi. bu lutuf zamanin baslanɡit͡ʃindan ont͡ʃe mesih jesua’da bize verildi. Old-Testament-Judges-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'un çocukları İsrael'e karşı savaş açtığında Gilad ihtiyarları Tob ülkesinden Yeftah'ı getirmek için yola çıktılar.|ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari israelʔe karsi savas at͡ʃtiɡinda ɡilad ihtijarlari tob ulkesinden jeftahʔi ɡetirmek it͡ʃin jola t͡ʃiktilar. Old-Testament-Jeremiah-050-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onların Kurtarıcısı güçlüdür. Adı Ordular Yahvesi'dir. Babil'in sakinlerine rahatsızlık verip yeryüzüne rahat vermek için onların davasını tümüyle görecektir.\"\"\"|\"onlarin kurtarit͡ʃisi ɡut͡ʃludur. adi ordular jahvesiʔdir. babilʔin sakinlerine rahatsizlik verip jerjuzune rahat vermek it͡ʃin onlarin davasini tumujle ɡoret͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-112-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O dağıttı, yoksullara verdi. Doğruluğu sonsuza dek durur. Boynuzu saygınlıkla yükselir.|o daɡittiʔ joksullara verdi. doɡruluɡu sonsuza dek durur. bojnuzu sajɡinlikla jukselir. Old-Testament-Genesis-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kuyuya, beni gören ve hayatta kalanın kuyusu anlamına gelen Beer Lahay Roy adı verildi. İşte, bu yer Kadeş ile Bered arasındadır.|bu nedenle kujujaʔ beni ɡoren ve hajatta kalanin kujusu anlamina ɡelen beer lahaj roj adi verildi. isteʔ bu jer kades ile bered arasindadir. Old-Testament-Joshua-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır Rama'ya, surlu Sur Kenti'ne doğru uzanıyordu; ve sınır Hosa'ya dönüyordu. Akzib bölgesinde deniz yanında sona eriyordu;|sinir ramaʔjaʔ surlu sur kentiʔne doɡru uzanijordu; ve sinir hosaʔja donujordu. akzib bolɡesinde deniz janinda sona erijordu; Old-Testament-Ezekiel-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|faizle borç vermemişse, aşırı kâr almamışsa, elini kötülükten çekmişse, iki insan arasında gerçek adaleti yerine getirmişse,|faizle bort͡ʃ vermemisseʔ asiri kar almamissaʔ elini kotulukten t͡ʃekmisseʔ iki insan arasinda ɡert͡ʃek adaleti jerine ɡetirmisseʔ Old-Testament-Jeremiah-049-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Ama son günlerde Elam'ın sürgünlüğünü geri döndüreceğim' diyor Yahve.\"\"\"|\"ʔama son ɡunlerde elamʔin surɡunluɡunu ɡeri donduret͡ʃeɡimʔ dijor jahve.\"\"\" New-Testament-Acts-016-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Zindandan çıkınca Lidya’nın evine gittiler. Kardeşleri görüp onları cesaretlendirdikten sonra ayrıldılar.|zindandan t͡ʃikint͡ʃa lidja’nin evine ɡittiler. kardesleri ɡorup onlari t͡ʃesaretlendirdikten sonra ajrildilar. Old-Testament-Deuteronomy-031-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Nun oğlu Yeşu'yu görevlendirip şöyle dedi: \"\"Güçlü ve cesur ol; çünkü İsrael'in çocuklarını onlara ant içtiğim ülkeye sen götüreceksin. Ben seninle olacağım.\"\"\"|\"nun oɡlu jesuʔju ɡorevlendirip sojle dedi \"\"ɡut͡ʃlu ve t͡ʃesur ol; t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini onlara ant it͡ʃtiɡim ulkeje sen ɡoturet͡ʃeksin. ben seninle olat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-Matthew-024-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Gök ve yer geçecek, ama benim sözlerim geçmeyecektir.”|ɡok ve jer ɡet͡ʃet͡ʃekʔ ama benim sozlerim ɡet͡ʃmejet͡ʃektir.” Old-Testament-Psalms-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Koru beni, ey Tanrı, çünkü sana sığınıyorum.|koru beniʔ ej tanriʔ t͡ʃunku sana siɡinijorum. Old-Testament-Isaiah-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü tümüyle parçalandı. Yeryüzü parçalandı. Yer şiddetle sarsılıyor.|jerjuzu tumujle part͡ʃalandi. jerjuzu part͡ʃalandi. jer siddetle sarsilijor. Old-Testament-Leviticus-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin suç sunusunun kanından biraz alacak ve bunu temiz kılınacak insanın sağ kulak memesi üzerine, sağ elinin başparmağı üzerine ve sağ ayağının başparmağı üzerine sürecek.|kahin sut͡ʃ sunusunun kanindan biraz alat͡ʃak ve bunu temiz kilinat͡ʃak insanin saɡ kulak memesi uzerineʔ saɡ elinin basparmaɡi uzerine ve saɡ ajaɡinin basparmaɡi uzerine suret͡ʃek. Old-Testament-Genesis-039-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisi, Yahve’nin onunla birlikte olduğunu ve yaptığı her şeyde Yahve’nin ona başarı verdiğini gördü.|efendisiʔ jahve’nin onunla birlikte olduɡunu ve japtiɡi her sejde jahve’nin ona basari verdiɡini ɡordu. Old-Testament-Genesis-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Sukkot'a gitti, kendine bir ev yaptı, hayvanları için barınak yaptı. Bu nedenle o yerin adına Sukkot denilir.|jakov sukkotʔa ɡittiʔ kendine bir ev japtiʔ hajvanlari it͡ʃin barinak japti. bu nedenle o jerin adina sukkot denilir. Old-Testament-Psalms-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendimiz Yahve, ne yüce adın var bütün yeryüzünde!|ej efendimiz jahveʔ ne jut͡ʃe adin var butun jerjuzunde! Old-Testament-Judges-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocukları Yeruşalem'de oturan Yevuslular'ı kovmadılar; ama Yevuslular bugüne dek Yeruşalem'de Benyamin'in çocukları ile birlikte oturuyorlar.|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari jerusalemʔde oturan jevuslularʔi kovmadilar; ama jevuslular buɡune dek jerusalemʔde benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari ile birlikte oturujorlar. Old-Testament-Genesis-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarah, Kenan ülkesindeki Kiryat-Arba'da (Hebron da denir) öldü. Avraham, Sarah için yas tutmaya ve onun için ağlamaya geldi.|sarahʔ kenan ulkesindeki kirjat-arbaʔda (hebron da denir) oldu. avrahamʔ sarah it͡ʃin jas tutmaja ve onun it͡ʃin aɡlamaja ɡeldi. Old-Testament-Numbers-032-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahve'nin öfkesi alevlendi ve şöyle ant içti:|o ɡun jahveʔnin ofkesi alevlendi ve sojle ant it͡ʃti Old-Testament-Psalms-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun canı rahat edecek. Soyu ülkeyi miras alacaktır.|onun t͡ʃani rahat edet͡ʃek. soju ulkeji miras alat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayvanı öldüren onu ödeyecek; adam öldüren, öldürülecektir.|hajvani olduren onu odejet͡ʃek; adam oldurenʔ oldurulet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-134-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal yerde ellerinizi kaldırın. Yahve’yi övün!|kutsal jerde ellerinizi kaldirin. jahve’ji ovun! Old-Testament-Isaiah-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Amots oğlu Yeşaya'nın Yahuda'yla ve Yeruşalem'le ilgili gördüğü şey budur.|amots oɡlu jesajaʔnin jahudaʔjla ve jerusalemʔle ilɡili ɡorduɡu sej budur. Old-Testament-Isaiah-037-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusların ilâhları, atalarımın yok ettiği Gozan'ı, Haran'ı, Retef'i ve Telassar'daki Aden çocuklarını kurtardılar mı?|uluslarin ilahlariʔ atalarimin jok ettiɡi ɡozanʔiʔ haranʔiʔ retefʔi ve telassarʔdaki aden t͡ʃot͡ʃuklarini kurtardilar mi? New-Testament-Luke-009-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar bu sözü anlamadılar. Çünkü sözün anlamı onlardan gizlenmişti. Yeşua’ya bu söz hakkında soru sormaya da korkuyorlardı.|ama onlar bu sozu anlamadilar. t͡ʃunku sozun anlami onlardan ɡizlenmisti. jesua’ja bu soz hakkinda soru sormaja da korkujorlardi. Old-Testament-2-Kings-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Edom, Yahuda'nın eli altından bugüne dek başkaldırdı. Sonra Livna da aynı zamanda başkaldırdı.|bojlet͡ʃe edomʔ jahudaʔnin eli altindan buɡune dek baskaldirdi. sonra livna da ajni zamanda baskaldirdi. Old-Testament-Proverbs-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızın ağzı kendisini yok eder, dudakları da canına tuzaktır.|akilsizin aɡzi kendisini jok ederʔ dudaklari da t͡ʃanina tuzaktir. Old-Testament-2-Samuel-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O da şöyle yanıt verdi: “Efendim, ey kral, hizmetkârım beni aldattı. Çünkü hizmetkârın, ‘Kendim için bir eşeğe eyer vuracağım, ona bineceğim ve kralla gideceğim’ demiştim. Çünkü hizmetkârın topaldır.|o da sojle janit verdi “efendimʔ ej kralʔ hizmetkarim beni aldatti. t͡ʃunku hizmetkarinʔ ‘kendim it͡ʃin bir eseɡe ejer vurat͡ʃaɡimʔ ona binet͡ʃeɡim ve kralla ɡidet͡ʃeɡim’ demistim. t͡ʃunku hizmetkarin topaldir. Old-Testament-2-Chronicles-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü olanı yaptı, çünkü yüreğine Yahve'yi aramayı koymadı.|kotu olani japtiʔ t͡ʃunku jureɡine jahveʔji aramaji kojmadi. Old-Testament-Exodus-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Çalmayacaksın.\"\"\"|\"“t͡ʃalmajat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapı bekçileri: Şallum, Akkuv, Talmon, Ahiman ve kardeşleri (Şallum baştı).|kapi bekt͡ʃileri sallumʔ akkuvʔ talmonʔ ahiman ve kardesleri (sallum basti). Old-Testament-Numbers-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onun yanında konaklayanlar İssakar oymağı olacak. İssakar'ın çocuklarının beyi Zuar oğlu Netanel olacak.|“onun janinda konaklajanlar issakar ojmaɡi olat͡ʃak. issakarʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin beji zuar oɡlu netanel olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe şöyle yanıt verdi, \"\"Ama, işte, bana inanmayacaklar, ne de sözümü dinleyecekler, çünkü 'Yahve sana görünmedi' diyecekler.\"\"\"|\"mose sojle janit verdiʔ \"\"amaʔ isteʔ bana inanmajat͡ʃaklarʔ ne de sozumu dinlejet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku ʔjahve sana ɡorunmediʔ dijet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Job-029-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksullara baba oldum. Tanımadığım adamın davasını araştırırdım.|joksullara baba oldum. tanimadiɡim adamin davasini arastirirdim. New-Testament-Titus-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi olanı yaparak her şeyde örnek ol. Öğretişindeki dürüstlük, ciddiyet ve sağlamlık gözüksün.|iji olani japarak her sejde ornek ol. oɡretisindeki durustlukʔ t͡ʃiddijet ve saɡlamlik ɡozuksun. Old-Testament-Leviticus-026-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek yerlerinizi yok edeceğim, buhur sunaklarınızı devireceğim, ölü bedenlerinizi putlarınızın bedenleri üzerine atacağım; canım da sizden tiksinecek.|juksek jerlerinizi jok edet͡ʃeɡimʔ buhur sunaklarinizi deviret͡ʃeɡimʔ olu bedenlerinizi putlarinizin bedenleri uzerine atat͡ʃaɡim; t͡ʃanim da sizden tiksinet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-032-015|und|SPEAKER_00_Turkish|yavrularıyla birlikte otuz dişi deve, kırk inek, on boğa, yirmi dişi eşek ve on sıpa ayırdı.|javrularijla birlikte otuz disi deveʔ kirk inekʔ on boɡaʔ jirmi disi esek ve on sipa ajirdi. Old-Testament-1-Kings-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'i kendilerine verdiğim ülkeden söküp atacağım; adım için kutsal kıldığım bu tapınağı önümden atacağım; İsrael bütün halklar arasında bir özdeyiş ve alay konusu olacak.|israelʔi kendilerine verdiɡim ulkeden sokup atat͡ʃaɡim; adim it͡ʃin kutsal kildiɡim bu tapinaɡi onumden atat͡ʃaɡim; israel butun halklar arasinda bir ozdejis ve alaj konusu olat͡ʃak. New-Testament-Mark-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael’in Kralı Mesih şimdi çarmıhtan aşağı insin de, görüp O'na inanalım.” O’nunla birlikte çarmıha gerilmiş olanlar da O’nu aşağıladılar.|“israel’in krali mesih simdi t͡ʃarmihtan asaɡi insin deʔ ɡorup oʔna inanalim.” o’nunla birlikte t͡ʃarmiha ɡerilmis olanlar da o’nu asaɡiladilar. Old-Testament-1-Samuel-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Daha sonra David de kalkıp mağaradan çıktı ve \"\"Efendim kral!\"\" diyerek Saul'un ardından bağırdı. Saul arkasına baktığında David yüzünü yere eğerek saygı gösterdi.\"|\"daha sonra david de kalkip maɡaradan t͡ʃikti ve \"\"efendim kral!\"\" dijerek saulʔun ardindan baɡirdi. saul arkasina baktiɡinda david juzunu jere eɡerek sajɡi ɡosterdi.\" Old-Testament-Job-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bana öğretin de susayım. Bana hatamı anlatın.\"|\"\"\"bana oɡretin de susajim. bana hatami anlatin.\" Old-Testament-Deuteronomy-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Tanrın Yahve'nin sana buyurduğu gibi babana ve annene saygı göster ki, günlerin uzun olsun ve Tanrınız Yahve'nin sana vermekte olduğu ülkede işin yolunda gitsin.\"\"\"|\"\"\"tanrin jahveʔnin sana bujurduɡu ɡibi babana ve annene sajɡi ɡoster kiʔ ɡunlerin uzun olsun ve tanriniz jahveʔnin sana vermekte olduɡu ulkede isin jolunda ɡitsin.\"\"\" Old-Testament-Numbers-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Levi çocuklarını atalarının evlerine, ailelerine göre say. Bir aylık ve üstü olan her erkeği sayacaksın.”\"|\"\"\"levi t͡ʃot͡ʃuklarini atalarinin evlerineʔ ailelerine ɡore saj. bir ajlik ve ustu olan her erkeɡi sajat͡ʃaksin.”\" New-Testament-Matthew-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama güvey, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, sizi tanımıyorum’ diye yanıtladı.|ama ɡuvejʔ ‘size doɡrusunu sojlejejimʔ sizi tanimijorum’ dije janitladi. Old-Testament-2-Samuel-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona Yeruşalem'de doğanların adları şunlardır: Şammua, Şovav, Natan, Solomon,|ona jerusalemʔde doɡanlarin adlari sunlardir sammuaʔ sovavʔ natanʔ solomonʔ Old-Testament-2-Samuel-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Saul'un oğlu İşboşet'e haberciler göndererek, \"\"Filistlilerin yüz sünnet derisi karşılığında bana evlenmek üzere verilen karım Mikal'i bana ver\"\" dedi.\"|\"david saulʔun oɡlu isbosetʔe habert͡ʃiler ɡondererekʔ \"\"filistlilerin juz sunnet derisi karsiliɡinda bana evlenmek uzere verilen karim mikalʔi bana ver\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-021-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Buna göre bağın efendisi geldiğinde, o çiftçilere ne yapacak?”|buna ɡore baɡin efendisi ɡeldiɡindeʔ o t͡ʃiftt͡ʃilere ne japat͡ʃak?” Old-Testament-Genesis-050-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını kurtarmak için bunu iyiliğe çevirdi.|siz bana kotuluk dusundunuzʔ ama tanri buɡun olduɡu ɡibi birt͡ʃok halkin jasamini kurtarmak it͡ʃin bunu ijiliɡe t͡ʃevirdi. Old-Testament-Isaiah-034-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey uluslar, duymak için yaklaşın! Dinleyin ey halklar. Yeryüzü ve içindekilerin tümü, dünya ve ondan gelen her şey işitsin.|ej uluslarʔ dujmak it͡ʃin jaklasin! dinlejin ej halklar. jerjuzu ve it͡ʃindekilerin tumuʔ dunja ve ondan ɡelen her sej isitsin. Old-Testament-Leviticus-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, Aron'a, geride kalan oğulları Eleazar'a ve İtamar'a şöyle dedi: \"\"Yahve'nin ateşle yapılan sunularından arta kalan ekmek sunusunu alın ve onu mayasız olarak sunağın yanında yiyin; çünkü o çok kutsaldır;\"|\"moseʔ aronʔaʔ ɡeride kalan oɡullari eleazarʔa ve itamarʔa sojle dedi \"\"jahveʔnin atesle japilan sunularindan arta kalan ekmek sunusunu alin ve onu majasiz olarak sunaɡin janinda jijin; t͡ʃunku o t͡ʃok kutsaldir;\" Old-Testament-Jeremiah-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle dedi: “Git, bir çömlekçi kabı satın al, halkın ihtiyarlarından ve kâhinlerin ihtiyarlarından birkaçını yanına al.|jahve sojle dedi “ɡitʔ bir t͡ʃomlekt͡ʃi kabi satin alʔ halkin ihtijarlarindan ve kahinlerin ihtijarlarindan birkat͡ʃini janina al. Old-Testament-Judges-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kadın pencereden dışarı baktı ve bağırdı: Sisera'nın annesi kafesten baktı. 'Arabasının gelmesi neden bu kadar uzun sürüyor? Arabalarının tekerlekleri neden bekliyor?'|“kadin pent͡ʃereden disari bakti ve baɡirdi siseraʔnin annesi kafesten bakti. ʔarabasinin ɡelmesi neden bu kadar uzun surujor? arabalarinin tekerlekleri neden beklijor?ʔ Old-Testament-Joshua-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bütün halkları, ülkede yaşayan Amorlular'ı bile önümüzden kovdu. Bu nedenle biz de Yahve'ye hizmet edeceğiz; çünkü O bizim Tanrımız'dır.”|jahve butun halklariʔ ulkede jasajan amorlularʔi bile onumuzden kovdu. bu nedenle biz de jahveʔje hizmet edet͡ʃeɡiz; t͡ʃunku o bizim tanrimizʔdir.” Old-Testament-Genesis-030-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Lea artık hamile kalamadığını görünce, hizmetçisi Zilpa'yı alıp Yakov'a karı olarak verdi.|lea artik hamile kalamadiɡini ɡorunt͡ʃeʔ hizmett͡ʃisi zilpaʔji alip jakovʔa kari olarak verdi. New-Testament-James-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, biri imanı olduğunu söyleyip de işleri olmazsa, bu neye yarar? İman onu kurtarabilir mi?|kardeslerimʔ biri imani olduɡunu sojlejip de isleri olmazsaʔ bu neje jarar? iman onu kurtarabilir mi? Old-Testament-Jeremiah-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımın kızının yarasından yaralandım. Yas tutuyorum. Dehşet beni yakaladı.|halkimin kizinin jarasindan jaralandim. jas tutujorum. dehset beni jakaladi. Old-Testament-Amos-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü işte, ben buyuracağım ve İsrael evini bütün uluslar arasında kalburda elenen buğday gibi eleyeceğim, en ufak bir tane bile yere düşmeyecek.\"|\"\"\"t͡ʃunku isteʔ ben bujurat͡ʃaɡim ve israel evini butun uluslar arasinda kalburda elenen buɡdaj ɡibi elejet͡ʃeɡimʔ en ufak bir tane bile jere dusmejet͡ʃek.\" Old-Testament-Lamentations-003-045|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bizi halkların arasında pislik ve süprüntü yaptın.\"\"\"|\"bizi halklarin arasinda pislik ve supruntu japtin.\"\"\" Old-Testament-Exodus-032-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe ordugâhın kapısında durdu ve şöyle dedi: \"\"Kim Yahve'nin tarafındaysa, bana gelsin!\"\" Levi'nin bütün oğulları onun yanında toplandılar.\"|\"mose orduɡahin kapisinda durdu ve sojle dedi \"\"kim jahveʔnin tarafindajsaʔ bana ɡelsin!\"\" leviʔnin butun oɡullari onun janinda toplandilar.\" Old-Testament-Leviticus-007-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunu, ekmek sunusu, günah sunusu, suç sunusu, adama ve esenlik sunuları kurbanıyla ilgili yasa budur,|jakmalik sunuʔ ekmek sunusuʔ ɡunah sunusuʔ sut͡ʃ sunusuʔ adama ve esenlik sunulari kurbanijla ilɡili jasa budurʔ New-Testament-Acts-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle dedi: ‘Atalarımızın Tanrısı, kendi isteğini bilmen ve Doğru Olan’ı görüp ağzından bir ses duyman için seni atamıştır.|bana sojle dedi ‘atalarimizin tanrisiʔ kendi isteɡini bilmen ve doɡru olan’i ɡorup aɡzindan bir ses dujman it͡ʃin seni atamistir. New-Testament-Matthew-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıldızbilimciler kralı dinledikten sonra kendi yollarına gittiler. İşte, doğuda gördükleri yıldız, çocuğun bulunduğu yerin üzerinde durana dek önlerinden gitti.|jildizbilimt͡ʃiler krali dinledikten sonra kendi jollarina ɡittiler. isteʔ doɡuda ɡordukleri jildizʔ t͡ʃot͡ʃuɡun bulunduɡu jerin uzerinde durana dek onlerinden ɡitti. Old-Testament-Isaiah-058-014|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Yahve'de zevk bulacaksın, seni yeryüzünün yüksek yerlerine bindireceğim, atan Yakov’un mirasıyla da seni besleyeceğim.” Çünkü bunu Yahve'nin ağzı söyledi.|o zaman jahveʔde zevk bulat͡ʃaksinʔ seni jerjuzunun juksek jerlerine bindiret͡ʃeɡimʔ atan jakov’un mirasijla da seni beslejet͡ʃeɡim.” t͡ʃunku bunu jahveʔnin aɡzi sojledi. New-Testament-Matthew-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınak üzerine ant içen, hem tapınak hem de tapınakta yaşamakta olan O'nun üzerine ant içer.|tapinak uzerine ant it͡ʃenʔ hem tapinak hem de tapinakta jasamakta olan oʔnun uzerine ant it͡ʃer. Old-Testament-Joshua-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon'un çocuklarının mirası Yahuda'nın çocuklarının payındaydı; çünkü Yahuda'nın çocuklarının payı onlar için çok fazlaydı. Bu nedenle Şimon'un çocukları onların mirasının ortasında miras aldı.|simonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin mirasi jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin pajindajdi; t͡ʃunku jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin paji onlar it͡ʃin t͡ʃok fazlajdi. bu nedenle simonʔun t͡ʃot͡ʃuklari onlarin mirasinin ortasinda miras aldi. Old-Testament-Isaiah-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|mühürlerini, yüzüklerini, burun halkalarını,|muhurleriniʔ juzukleriniʔ burun halkalariniʔ New-Testament-1-Corinthians-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama tam tersine, siz kendiniz haksızlık edip dolandırıyorsunuz, hem de bunu kardeşinize karşı yapıyorsunuz.|ama tam tersineʔ siz kendiniz haksizlik edip dolandirijorsunuzʔ hem de bunu kardesinize karsi japijorsunuz. Old-Testament-Daniel-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onun tarafından güçler kutsal yeri, kaleyi kirletecek ve sürekli yakmalık sunuyu kaldıracaklar. Sonra harap edici iğrenç şeyi kuracaklar.|“onun tarafindan ɡut͡ʃler kutsal jeriʔ kaleji kirletet͡ʃek ve surekli jakmalik sunuju kaldirat͡ʃaklar. sonra harap edit͡ʃi iɡrent͡ʃ seji kurat͡ʃaklar. Old-Testament-Genesis-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Lut gözlerini kaldırdı ve bütün Yarden Ovası’nı gördü. Yahve Sodom ve Gomora'yı yok etmeden önce, Yahve’nin bahçesi gibi, Mısır diyarı gibi, Soar'a giderken her yerde bol su vardı.|lut ɡozlerini kaldirdi ve butun jarden ovasi’ni ɡordu. jahve sodom ve ɡomoraʔji jok etmeden ont͡ʃeʔ jahve’nin baht͡ʃesi ɡibiʔ misir dijari ɡibiʔ soarʔa ɡiderken her jerde bol su vardi. New-Testament-Acts-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçüğünden büyüğüne herkes onu dinler ve “Bu adamdaki, işte Tanrı’nın o büyük gücüdür” derlerdi.|kut͡ʃuɡunden bujuɡune herkes onu dinler ve “bu adamdakiʔ iste tanri’nin o bujuk ɡut͡ʃudur” derlerdi. Old-Testament-Hosea-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Lanet, yalan, adam öldürme, hırsızlık ve zina var; sınırları ihlal ediyorlar ve kan üstüne kan dökülüyor.|lanetʔ jalanʔ adam oldurmeʔ hirsizlik ve zina var; sinirlari ihlal edijorlar ve kan ustune kan dokulujor. New-Testament-Matthew-024-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir boru sesiyle meleklerini gönderecek. Melekler O’nun seçtiklerini göğün bir ucundan öbür ucuna dek, dört rüzgârdan toplayacaklar.”|bujuk bir boru sesijle meleklerini ɡonderet͡ʃek. melekler o’nun set͡ʃtiklerini ɡoɡun bir ut͡ʃundan obur ut͡ʃuna dekʔ dort ruzɡardan toplajat͡ʃaklar.” Old-Testament-Exodus-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yabancıyı ezmeyeceksin; çünkü siz Mısır diyarında yabancı olduğunuz için, yabancının yüreğini bilirsiniz.\"\"\"|\"\"\"jabant͡ʃiji ezmejet͡ʃeksin; t͡ʃunku siz misir dijarinda jabant͡ʃi olduɡunuz it͡ʃinʔ jabant͡ʃinin jureɡini bilirsiniz.\"\"\" Old-Testament-Psalms-142-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana feryat ettim, ey Yahve. “Sen benim sığınağımsın” dedim. “Yaşayanlar diyarından benim payımsın.”|sana ferjat ettimʔ ej jahve. “sen benim siɡinaɡimsin” dedim. “jasajanlar dijarindan benim pajimsin.” Old-Testament-2-Chronicles-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adamlar işi sadakatle yaptılar. Onlara yol göstermek için işin başında olanlar, Merarioğulları'ndan Levililer Yahat ve Ovadya, Kehatoğulları'ndan Zekariya ve Meşullam, müzik çalgılarında usta olan Levililer'di.|bu adamlar isi sadakatle japtilar. onlara jol ɡostermek it͡ʃin isin basinda olanlarʔ merarioɡullariʔndan levililer jahat ve ovadjaʔ kehatoɡullariʔndan zekarija ve mesullamʔ muzik t͡ʃalɡilarinda usta olan levililerʔdi. New-Testament-Ephesians-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onlarla ortak olmayın.|bu nedenle onlarla ortak olmajin. New-Testament-John-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, ne tür bir ölümle Tanrı’yı yücelteceğini işaret etmek için söyledi. Bunu söyledikten sonra ona, “Ardımdan gel” dedi.|bunuʔ ne tur bir olumle tanri’ji jut͡ʃeltet͡ʃeɡini isaret etmek it͡ʃin sojledi. bunu sojledikten sonra onaʔ “ardimdan ɡel” dedi. Old-Testament-Exodus-036-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için akasya ağacından dört direk yaptı ve onları altınla kapladı. Çengelleri altındandı. Onlar için dört gümüş taban döktü.|bunun it͡ʃin akasja aɡat͡ʃindan dort direk japti ve onlari altinla kapladi. t͡ʃenɡelleri altindandi. onlar it͡ʃin dort ɡumus taban doktu. Old-Testament-Deuteronomy-032-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğretim yağmur gibi damlayacak. Sözüm düşecek, çiy gibi, narin çimenlerin üzerindeki hafif yağmur gibi, otların üzerindeki sağanaklar gibi.|oɡretim jaɡmur ɡibi damlajat͡ʃak. sozum duset͡ʃekʔ t͡ʃij ɡibiʔ narin t͡ʃimenlerin uzerindeki hafif jaɡmur ɡibiʔ otlarin uzerindeki saɡanaklar ɡibi. Old-Testament-2-Samuel-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve ulağa şöyle buyurdu: \"\"Savaşla ilgili her şeyi krala anlatmayı bitirince,\"|\"ve ulaɡa sojle bujurdu \"\"savasla ilɡili her seji krala anlatmaji bitirint͡ʃeʔ\" Old-Testament-1-Samuel-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Eli doksan sekiz yaşındaydı. Gözleri donmuştu, göremiyordu.|eli doksan sekiz jasindajdi. ɡozleri donmustuʔ ɡoremijordu. New-Testament-Luke-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Parayı seven Ferisiler de bütün bu şeyleri duyunca Yeşua’yla alay ettiler.|paraji seven ferisiler de butun bu sejleri dujunt͡ʃa jesua’jla alaj ettiler. New-Testament-Romans-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın armağanları ve çağrısı geri alınamaz.|t͡ʃunku tanri’nin armaɡanlari ve t͡ʃaɡrisi ɡeri alinamaz. Old-Testament-Genesis-026-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak orada bir sunak yaptı, Yahve’yi adıyla çağırdı ve çadırını oraya kurdu. Orada İshak'ın hizmetkârları bir kuyu kazdılar.|ishak orada bir sunak japtiʔ jahve’ji adijla t͡ʃaɡirdi ve t͡ʃadirini oraja kurdu. orada ishakʔin hizmetkarlari bir kuju kazdilar. Old-Testament-Proverbs-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim aracılığımla krallar hüküm sürer, beyler adalet buyurur.|benim arat͡ʃiliɡimla krallar hukum surerʔ bejler adalet bujurur. Old-Testament-2-Kings-004-042|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Baal Şalişa'dan bir adam geldi ve Tanrı adamına ilk ürünlerden biraz ekmek getirdi: Çuvalında yirmi arpa ekmeği ve taze başak vardı. Elişa, \"\"Halka ver de yesinler\"\" dedi.\"|\"baal salisaʔdan bir adam ɡeldi ve tanri adamina ilk urunlerden biraz ekmek ɡetirdi t͡ʃuvalinda jirmi arpa ekmeɡi ve taze basak vardi. elisaʔ \"\"halka ver de jesinler\"\" dedi.\" New-Testament-John-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua doğrulunca kadını gördü ve ona “Kadın, seni suçlayanlar nerede? Kimse seni yargılamadı mı?” dedi.|jesua doɡrulunt͡ʃa kadini ɡordu ve ona “kadinʔ seni sut͡ʃlajanlar nerede? kimse seni jarɡilamadi mi?” dedi. New-Testament-Hebrews-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe büyüdüğünde iman sayesinde firavunun kızının oğlu olarak anılmayı reddetti.|mose bujuduɡunde iman sajesinde firavunun kizinin oɡlu olarak anilmaji reddetti. Old-Testament-Proverbs-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de felaketinize güleceğim. Bela sizi yakaladığında,|ben de felaketinize ɡulet͡ʃeɡim. bela sizi jakaladiɡindaʔ New-Testament-Mark-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki onlar bu sözü anlamadılar ama Yeşua’ya soru sormaya da korktular.|ne var ki onlar bu sozu anlamadilar ama jesua’ja soru sormaja da korktular. Old-Testament-Daniel-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O kurtarır ve yardım eder. Gökte ve yerde belirtiler ve harikalarla işler, Daniel'i aslanların gücünden O kurtarmıştır.”|o kurtarir ve jardim eder. ɡokte ve jerde belirtiler ve harikalarla islerʔ danielʔi aslanlarin ɡut͡ʃunden o kurtarmistir.” New-Testament-James-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kederlenin, yas tutup ağlayın. Gülüşünüz yasa, sevinciniz üzüntüye dönüşsün.|kederleninʔ jas tutup aɡlajin. ɡulusunuz jasaʔ sevint͡ʃiniz uzuntuje donussun. Old-Testament-2-Chronicles-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu Keruvlar'ın kanatları yirmi arşın yayılıyordu. Ayakta duruyorlardı ve yüzleri eve dönüktü.|bu keruvlarʔin kanatlari jirmi arsin jajilijordu. ajakta durujorlardi ve juzleri eve donuktu. Old-Testament-2-Samuel-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine İsrael'in bütün ihtiyarları Hevron'a, kralın yanına geldiler; Kral David onlarla Hevron'da Yahve'nin önünde bir antlaşma yaptı; ve David'i İsrael üzerine kral olarak meshettiler.|bunun uzerine israelʔin butun ihtijarlari hevronʔaʔ kralin janina ɡeldiler; kral david onlarla hevronʔda jahveʔnin onunde bir antlasma japti; ve davidʔi israel uzerine kral olarak meshettiler. Old-Testament-Ezekiel-023-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şunu da yaptılar: Aynı gün tapınağımı kirlettiler ve Şabatlarımı lekelediler.|bana sunu da japtilar ajni ɡun tapinaɡimi kirlettiler ve sabatlarimi lekelediler. Old-Testament-Job-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayatımdan nefret ediyorum. Sonsuza dek yaşamak istemiyorum. Beni tek başıma bırak, çünkü günlerim bir soluktan ibaret.|hajatimdan nefret edijorum. sonsuza dek jasamak istemijorum. beni tek basima birakʔ t͡ʃunku ɡunlerim bir soluktan ibaret. Old-Testament-Malachi-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü işte, fırın gibi yanan gün geliyor. O gün, bütün kibirliler ve kötülük yapanların hepsi anız olacaklar. O gün onları yakıp yok edecek” diyor Ordular Yahvesi, “Öyle ki, onlarda ne kök ne de dal bırakmayacak.|“t͡ʃunku isteʔ firin ɡibi janan ɡun ɡelijor. o ɡunʔ butun kibirliler ve kotuluk japanlarin hepsi aniz olat͡ʃaklar. o ɡun onlari jakip jok edet͡ʃek” dijor ordular jahvesiʔ “ojle kiʔ onlarda ne kok ne de dal birakmajat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-047-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama çamur yerleri ve bataklıkları iyileşmeyecek. Tuza terk edilecekler.|ama t͡ʃamur jerleri ve batakliklari ijilesmejet͡ʃek. tuza terk edilet͡ʃekler. Old-Testament-Judges-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Danlılar soyu, savaş silahları kuşanmış altı yüz adamla birlikte Sora ve Eştaol'dan yola çıktı.|danlilar sojuʔ savas silahlari kusanmis alti juz adamla birlikte sora ve estaolʔdan jola t͡ʃikti. Old-Testament-1-Chronicles-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahituv oğlu Sadok ve Aviyatar oğlu Avimelek kâhinlerdi; Şavşa kâtipti;|ahituv oɡlu sadok ve avijatar oɡlu avimelek kahinlerdi; savsa katipti; New-Testament-Luke-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“En yücelerde Tanrı’ya yücelik olsun, Yeryüzünde esenlik, insanlara iyilik olsun.”|“en jut͡ʃelerde tanri’ja jut͡ʃelik olsunʔ jerjuzunde esenlikʔ insanlara ijilik olsun.” New-Testament-Revelation-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın önünde duran irili ufaklı ölüleri gördüm. Kitaplar açıldı. Yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı. Ölüler yaptıkları işlere göre kitaplarda yazılanlara göre yargılandı.|tahtin onunde duran irili ufakli oluleri ɡordum. kitaplar at͡ʃildi. jasam kitabi denen baska bir kitap daha at͡ʃildi. oluler japtiklari islere ɡore kitaplarda jazilanlara ɡore jarɡilandi. Old-Testament-Psalms-091-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen Yahve’yi sığınak, En Yüce Olan’ı kendine konut edindiğin için,|t͡ʃunku sen jahve’ji siɡinakʔ en jut͡ʃe olan’i kendine konut edindiɡin it͡ʃinʔ New-Testament-Matthew-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, onunla zaten yüreğinde zina etmiş olur.|ama ben size dijorum kiʔ bir kadina sehvetle bakan her adamʔ onunla zaten jureɡinde zina etmis olur. New-Testament-Revelation-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İşlerine göre, karşılığını ona aynen verin, yaptığının iki katını ödeyin. Hazırladığı kâseden ona iki kat hazırlayın.|islerine ɡoreʔ karsiliɡini ona ajnen verinʔ japtiɡinin iki katini odejin. hazirladiɡi kaseden ona iki kat hazirlajin. Old-Testament-1-Kings-008-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sana karşı günah işlerlerse (çünkü günah işlemeyen kimse yoktur), ve sen onlara öfkelenip onları düşmana teslim edersen, onlar da onları düşman diyarına, uzak ya da yakın, esir alıp götürürlerse;|eɡer sana karsi ɡunah islerlerse (t͡ʃunku ɡunah islemejen kimse joktur)ʔ ve sen onlara ofkelenip onlari dusmana teslim edersenʔ onlar da onlari dusman dijarinaʔ uzak ja da jakinʔ esir alip ɡotururlerse; New-Testament-Luke-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama çiftçiler onu görünce kendi aralarında, ‘Mirasçı budur. Gelin onu öldürelim de mirası bizim olsun’ dediler.|“ama t͡ʃiftt͡ʃiler onu ɡorunt͡ʃe kendi aralarindaʔ ‘mirast͡ʃi budur. ɡelin onu oldurelim de mirasi bizim olsun’ dediler. Old-Testament-2-Chronicles-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Evi güzellik için değerli taşlarla süsledi. Altın, Parvaim altınıydı.|evi ɡuzellik it͡ʃin deɡerli taslarla susledi. altinʔ parvaim altinijdi. Old-Testament-Jeremiah-031-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Eğer yukarıdaki gökler ölçülebilirse, yeryüzünün altındaki temeller araştırılabilirse, ben de o zaman İsrael soyundan gelenleri bütün yaptıkları yüzünden atarım” diyor Yahve.|jahve sojle dijor “eɡer jukaridaki ɡokler olt͡ʃulebilirseʔ jerjuzunun altindaki temeller arastirilabilirseʔ ben de o zaman israel sojundan ɡelenleri butun japtiklari juzunden atarim” dijor jahve. Old-Testament-Isaiah-052-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor: “Hiçe satıldınız; parasız olarak da kurtarılacaksınız.”|t͡ʃunku jahve sojle dijor “hit͡ʃe satildiniz; parasiz olarak da kurtarilat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Psalms-042-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve gündüz vakti sevgi dolu iyiliğini buyurur. Gece vakti O’nun ezgisi, yaşamımın Tanrısı’na dua benimledir.|jahve ɡunduz vakti sevɡi dolu ijiliɡini bujurur. ɡet͡ʃe vakti o’nun ezɡisiʔ jasamimin tanrisi’na dua benimledir. Old-Testament-Judges-009-054|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra aceleyle silah taşıyıcısı genç adamı çağırdı ve ona şöyle dedi: \"\"Kılıcını çek ve beni öldür ki, insanlar benim için 'Onu bir kadın öldürdü' demesin. Genç adamı kılıcını ona sapladı ve o öldü.\"\"\"|\"sonra at͡ʃelejle silah tasijit͡ʃisi ɡent͡ʃ adami t͡ʃaɡirdi ve ona sojle dedi \"\"kilit͡ʃini t͡ʃek ve beni oldur kiʔ insanlar benim it͡ʃin ʔonu bir kadin oldurduʔ demesin. ɡent͡ʃ adami kilit͡ʃini ona sapladi ve o oldu.\"\"\" Old-Testament-Habakkuk-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkının kurtuluşu için, meshedilmiş olanın kurtuluşu için çıktın. Kötülük diyarının başını ezdin. Onları tepeden tırnağa soydun. Selah.|halkinin kurtulusu it͡ʃinʔ meshedilmis olanin kurtulusu it͡ʃin t͡ʃiktin. kotuluk dijarinin basini ezdin. onlari tepeden tirnaɡa sojdun. selah. Old-Testament-Joshua-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Arava'nın karşı yakasından kuzeye doğru geçip Arava'ya iniyordu.|aravaʔnin karsi jakasindan kuzeje doɡru ɡet͡ʃip aravaʔja inijordu. Old-Testament-Judges-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|siz de bugün babamın evine karşı ayaklandınız ve onun oğullarını, yetmiş kişiyi bir taş üzerinde öldürdünüz ve cariyesinin oğlu Avimelek'i Şekemliler üzerine kral yaptınız; çünkü o sizin kardeşinizdir);|siz de buɡun babamin evine karsi ajaklandiniz ve onun oɡullariniʔ jetmis kisiji bir tas uzerinde oldurdunuz ve t͡ʃarijesinin oɡlu avimelekʔi sekemliler uzerine kral japtiniz; t͡ʃunku o sizin kardesinizdir); Old-Testament-Ezekiel-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh beni kaldırdı ve Tanrı'nın Ruhu aracılığıyla görümde beni Keldaniler'e, sürgünlerin yanına getirdi. Böylece gördüğüm görüm benden kalktı.|ruh beni kaldirdi ve tanriʔnin ruhu arat͡ʃiliɡijla ɡorumde beni keldanilerʔeʔ surɡunlerin janina ɡetirdi. bojlet͡ʃe ɡorduɡum ɡorum benden kalkti. Old-Testament-Ezekiel-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun içinden insan ayağı geçmeyecek, onun içinden hayvan ayağı geçmeyecek. Kırk yıl orada kimse oturmayacak.|onun it͡ʃinden insan ajaɡi ɡet͡ʃmejet͡ʃekʔ onun it͡ʃinden hajvan ajaɡi ɡet͡ʃmejet͡ʃek. kirk jil orada kimse oturmajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-074-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanların senin toplantı yerinin ortasında kükrüyor. İşaret olarak kendi bayraklarını diktiler.|dusmanlarin senin toplanti jerinin ortasinda kukrujor. isaret olarak kendi bajraklarini diktiler. Old-Testament-1-Samuel-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, öteki seferler gibi, duvarın yanındaki koltuğuna oturdu; ve Yonatan ayağa kalktı, Avner de Saul’un yanına oturdu, ama David'in yeri boştu.|kralʔ oteki seferler ɡibiʔ duvarin janindaki koltuɡuna oturdu; ve jonatan ajaɡa kalktiʔ avner de saul’un janina oturduʔ ama davidʔin jeri bostu. New-Testament-John-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Simon Petrus taşıdığı kılıcı çekti, başkâhinin Malkus adındaki hizmetkârının sağ kulağını kesti.|bunun uzerine simon petrus tasidiɡi kilit͡ʃi t͡ʃektiʔ baskahinin malkus adindaki hizmetkarinin saɡ kulaɡini kesti. Old-Testament-Genesis-036-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav Seir'in dağlık bölgesinde yaşıyordu. Esav, Edom'dur.|esav seirʔin daɡlik bolɡesinde jasijordu. esavʔ edomʔdur. Old-Testament-Joshua-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Ruven'in çocukları, Gad'ın çocukları ve Manaşşe oymağının yarısı yanıt verip binlerce İsraelli'nin başlarına şöyle konuştu:|bunun uzerine ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari ve manasse ojmaɡinin jarisi janit verip binlert͡ʃe israelliʔnin baslarina sojle konustu Old-Testament-Proverbs-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusu bilgelik öğretir. Onurdan önce alçakgönüllülük gelir.|jahve korkusu bilɡelik oɡretir. onurdan ont͡ʃe alt͡ʃakɡonulluluk ɡelir. Old-Testament-Leviticus-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim bir adak ödemek için, Yahve'ye esenlik sunuları, ya da sığır, ya da davardan gönüllü bir kurban sunarsa, kabul edilmesi için kusursuz olacaktır. Hiçbir kusuru olmayacaktır.|kim bir adak odemek it͡ʃinʔ jahveʔje esenlik sunulariʔ ja da siɡirʔ ja da davardan ɡonullu bir kurban sunarsaʔ kabul edilmesi it͡ʃin kusursuz olat͡ʃaktir. hit͡ʃbir kusuru olmajat͡ʃaktir. New-Testament-John-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah hakkında, çünkü bana iman etmezler.|ɡunah hakkindaʔ t͡ʃunku bana iman etmezler. Old-Testament-Leviticus-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci Şabat'tan sonraki gün elli gün sayacaksın; ve Yahve'ye yeni ekmek sunusu sunacaksınız.|jedint͡ʃi sabatʔtan sonraki ɡun elli ɡun sajat͡ʃaksin; ve jahveʔje jeni ekmek sunusu sunat͡ʃaksiniz. New-Testament-Matthew-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hastaları iyileştirin, cüzamlıları temizleyin ve iblisleri kovun. Bedelsiz aldınız, öyleyse bedelsizce verin.|hastalari ijilestirinʔ t͡ʃuzamlilari temizlejin ve iblisleri kovun. bedelsiz aldinizʔ ojlejse bedelsizt͡ʃe verin. Old-Testament-1-Samuel-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte Saul öküzlerin ardından tarladan çıktı. Saul, \"\"Halkın ne sıkıntısı var ki ağlıyorlar?\"\" dedi. Yaveşliler'in sözlerini ona anlattılar.\"|\"iste saul okuzlerin ardindan tarladan t͡ʃikti. saulʔ \"\"halkin ne sikintisi var ki aɡlijorlar?\"\" dedi. javeslilerʔin sozlerini ona anlattilar.\" New-Testament-Matthew-027-044|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nunla çarmıha gerilmiş olan haydutlar da aynı şekilde O’na hakaret ettiler.|o’nunla t͡ʃarmiha ɡerilmis olan hajdutlar da ajni sekilde o’na hakaret ettiler. Old-Testament-Psalms-045-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kral senin güzelliğini arzulayacak, saygı duy O'na, çünkü efendin O'dur.|bojlet͡ʃe kral senin ɡuzelliɡini arzulajat͡ʃakʔ sajɡi duj oʔnaʔ t͡ʃunku efendin oʔdur. Old-Testament-1-Chronicles-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşincisi Malkiya'ya, altıncısı Miyamin'e,|besint͡ʃisi malkijaʔjaʔ altint͡ʃisi mijaminʔeʔ Old-Testament-Exodus-037-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Masayı akasya ağacından yaptı. Uzunluğu iki arşın, eni bir arşın ve yüksekliği bir buçuk arşındı.|masaji akasja aɡat͡ʃindan japti. uzunluɡu iki arsinʔ eni bir arsin ve juksekliɡi bir but͡ʃuk arsindi. Old-Testament-Daniel-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“O sırada boynuzun söylediği kibirli sözlerin sesinden dolayı izliyordum. Hayvan öldürülene, bedeni yok edilip ateşle yakılmak üzere verilene kadar izledim.|“o sirada bojnuzun sojlediɡi kibirli sozlerin sesinden dolaji izlijordum. hajvan olduruleneʔ bedeni jok edilip atesle jakilmak uzere verilene kadar izledim. Old-Testament-Exodus-040-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Masayı içeri getirip üzerindeki şeyleri dizeceksin. Şamdanı getirip kandillerini yakacaksın.|masaji it͡ʃeri ɡetirip uzerindeki sejleri dizet͡ʃeksin. samdani ɡetirip kandillerini jakat͡ʃaksin. Old-Testament-Isaiah-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Size, \"\"Fısıldayan ve mırıldanan ruh çağıranlara ve büyücülere danışın\"\" dediklerinde, bir halkın Tanrısı'na danışması gerekmez mi? Yaşayanlar için ölülere mi danışılır?\"|\"sizeʔ \"\"fisildajan ve mirildanan ruh t͡ʃaɡiranlara ve bujut͡ʃulere danisin\"\" dediklerindeʔ bir halkin tanrisiʔna danismasi ɡerekmez mi? jasajanlar it͡ʃin olulere mi danisilir?\" New-Testament-Matthew-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle dua edin: “‘Gökteki Babamız, adın kutsal tutulsun.|bojle dua edin “‘ɡokteki babamizʔ adin kutsal tutulsun. Old-Testament-Numbers-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|yalnızca Yahve'ye ateşte yapılan sunu olarak yakmalık sunu sunacaksınız: İki genç boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu. Onlar kusursuz olacaklar,|jalnizt͡ʃa jahveʔje ateste japilan sunu olarak jakmalik sunu sunat͡ʃaksiniz iki ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃ ve bir jasinda jedi erkek kuzu. onlar kusursuz olat͡ʃaklarʔ Old-Testament-Jeremiah-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Rüzgâr bütün çobanlarını besleyecek, ve oynaşların sürgüne gidecek. O zaman mutlaka bütün kötülüklerinden dolayı utanacak ve aşağılanacaksın.|ruzɡar butun t͡ʃobanlarini beslejet͡ʃekʔ ve ojnaslarin surɡune ɡidet͡ʃek. o zaman mutlaka butun kotuluklerinden dolaji utanat͡ʃak ve asaɡilanat͡ʃaksin. New-Testament-2-Corinthians-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke ufak bir akılsızlıkta bana katlanabilseniz, ama gerçi bana katlanıyorsunuz.|keske ufak bir akilsizlikta bana katlanabilsenizʔ ama ɡert͡ʃi bana katlanijorsunuz. Old-Testament-Exodus-035-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu Moşe'nin önünden ayrıldı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu moseʔnin onunden ajrildi. Old-Testament-Jeremiah-049-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Damaskus zayıfladı, kaçmak için döndü, onu titreme aldı. Doğuran kadın gibi, onu ağrı ve sıkıntılar tuttu.|damaskus zajifladiʔ kat͡ʃmak it͡ʃin donduʔ onu titreme aldi. doɡuran kadin ɡibiʔ onu aɡri ve sikintilar tuttu. Old-Testament-1-Samuel-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel Saul’u görünce, Yahve ona, “İşte, sana söylemiş olduğum adam! Halkım üzerinde o hüküm sürecektir.” dedi.|samuel saul’u ɡorunt͡ʃeʔ jahve onaʔ “isteʔ sana sojlemis olduɡum adam! halkim uzerinde o hukum suret͡ʃektir.” dedi. New-Testament-Luke-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesi ve kardeşleri O’nun yanına geldiler. Ama kalabalık yüzünden kendisine yaklaşamadılar.|annesi ve kardesleri o’nun janina ɡeldiler. ama kalabalik juzunden kendisine jaklasamadilar. Old-Testament-Joshua-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ay Kralı'nı akşama kadar bir ağaca astı. Gün batımında Yeşu buyurdu ve cesedini ağaçtan indirip kent kapısının girişine attılar ve üzerine bugüne dek duran büyük bir taş yığını yaptılar.|aj kraliʔni aksama kadar bir aɡat͡ʃa asti. ɡun batiminda jesu bujurdu ve t͡ʃesedini aɡat͡ʃtan indirip kent kapisinin ɡirisine attilar ve uzerine buɡune dek duran bujuk bir tas jiɡini japtilar. Old-Testament-Numbers-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelli adamın adı, Midyanlı kadınla birlikte öldürülen kişi, Şimon'un oğulları ata evinin beyi Salu oğlu Zimri'ydi.|israelli adamin adiʔ midjanli kadinla birlikte oldurulen kisiʔ simonʔun oɡullari ata evinin beji salu oɡlu zimriʔjdi. New-Testament-Luke-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadınlar korkup yüzlerini yere eğdiler. Adamlar ise, “Diri olanı neden ölüler arasında arıyorsunuz?|kadinlar korkup juzlerini jere eɡdiler. adamlar iseʔ “diri olani neden oluler arasinda arijorsunuz? Old-Testament-Ezekiel-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Yine de halkının çocukları, “Efendinin yolu adil değil” diyorlar; ya onlar, onların yolu adil değil.|“‘jine de halkinin t͡ʃot͡ʃuklariʔ “efendinin jolu adil deɡil” dijorlar; ja onlarʔ onlarin jolu adil deɡil. Old-Testament-Numbers-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunu ona bildirip dediler: \"\"Bizi gönderdiğin ülkeye vardık. Gerçekten süt ve bal akıyor ve bu da onun ürünüdür.\"|\"bunu ona bildirip dediler \"\"bizi ɡonderdiɡin ulkeje vardik. ɡert͡ʃekten sut ve bal akijor ve bu da onun urunudur.\" New-Testament-John-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Didimos diye anılan Tomas diğer öğrencilere, “Biz de gidelim, onunla birlikte ölelim” dedi.|bunun uzerine didimos dije anilan tomas diɡer oɡrent͡ʃilereʔ “biz de ɡidelimʔ onunla birlikte olelim” dedi. Old-Testament-Exodus-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekirgeler yeryüzünü kaplayacak, öyle ki kimse yeryüzünü göremeyecek. Doludan size kurtulmuş, artakalan yiyecekleri ve kırda sizin için büyüyen her ağacı yiyecekler.|t͡ʃekirɡeler jerjuzunu kaplajat͡ʃakʔ ojle ki kimse jerjuzunu ɡoremejet͡ʃek. doludan size kurtulmusʔ artakalan jijet͡ʃekleri ve kirda sizin it͡ʃin bujujen her aɡat͡ʃi jijet͡ʃekler. Old-Testament-1-Samuel-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Naval, David'in hizmetkârlarına şöyle yanıt verdi: \"\"David de kimdir? Yişay'ın oğlu da kim? Bugünlerde efendilerinden kopan pek çok hizmetkâr var.\"|\"navalʔ davidʔin hizmetkarlarina sojle janit verdi \"\"david de kimdir? jisajʔin oɡlu da kim? buɡunlerde efendilerinden kopan pek t͡ʃok hizmetkar var.\" Old-Testament-Proverbs-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürüdüğünde, o sana yol gösterecektir. Uyuduğunda, o sana göz kulak olacaktır. Uyandığında o seninle konuşacaktır.|juruduɡundeʔ o sana jol ɡosteret͡ʃektir. ujuduɡundaʔ o sana ɡoz kulak olat͡ʃaktir. ujandiɡinda o seninle konusat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İki örgülü altın zinciri göğüslüğün uçlarındaki iki halkaya takacaksın.|iki orɡulu altin zint͡ʃiri ɡoɡusluɡun ut͡ʃlarindaki iki halkaja takat͡ʃaksin. Old-Testament-Job-032-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sakın, 'Biz bilgeliği bulduk. Tanrı onu çürütebilir, insan değil' demeyin;|sakinʔ ʔbiz bilɡeliɡi bulduk. tanri onu t͡ʃurutebilirʔ insan deɡilʔ demejin; Old-Testament-Exodus-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın gebe kaldı ve bir oğul doğurdu. Kadın çocuğun güzel olduğunu görünce onu üç ay sakladı.|kadin ɡebe kaldi ve bir oɡul doɡurdu. kadin t͡ʃot͡ʃuɡun ɡuzel olduɡunu ɡorunt͡ʃe onu ut͡ʃ aj sakladi. Old-Testament-Ezra-002-068|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalar ev başlarından bazıları, Yeruşalem'deki Yahve'nin evine geldiklerinde, Tanrı'nın evini yerine kurmak için gönüllü bağışta bulundular.|atalar ev baslarindan bazilariʔ jerusalemʔdeki jahveʔnin evine ɡeldiklerindeʔ tanriʔnin evini jerine kurmak it͡ʃin ɡonullu baɡista bulundular. Old-Testament-Psalms-081-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama halkım sesimi dinlemedi. İsrael beni istemedi.|ama halkim sesimi dinlemedi. israel beni istemedi. Old-Testament-Job-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşek otu varken anırır mı? Ya da öküz yeminin üzerine böğürür mü?|esek otu varken anirir mi? ja da okuz jeminin uzerine boɡurur mu? Old-Testament-Psalms-135-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael evi, Yahve’yi övün! Ey Aron evi, Yahve’yi övün!|ej israel eviʔ jahve’ji ovun! ej aron eviʔ jahve’ji ovun! Old-Testament-Psalms-085-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, ülkene iyilik ettin. Yakov'un zenginliğini geri getirdin.|ej jahveʔ ulkene ijilik ettin. jakovʔun zenɡinliɡini ɡeri ɡetirdin. New-Testament-1-Corinthians-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insanın şeylerini insanın kendisinde olan ruhundan başka insanlar arasında kim bilir? Aynı şekilde, Tanrı'nın şeylerini de Tanrı'nın Ruhu'ndan başka kimse bilemez.|t͡ʃunku insanin sejlerini insanin kendisinde olan ruhundan baska insanlar arasinda kim bilir? ajni sekildeʔ tanriʔnin sejlerini de tanriʔnin ruhuʔndan baska kimse bilemez. New-Testament-John-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana, ‘Yeniden doğmalısın’ dediğime şaşma.|sanaʔ ‘jeniden doɡmalisin’ dediɡime sasma. New-Testament-Colossians-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizim için de birlikte dua edin ki, Mesih’in sırrını açıklamamız için Tanrı bize bir kapı açsın ve sözü duyuralım, tutuklu olmamın nedeni de bundandır.|bizim it͡ʃin de birlikte dua edin kiʔ mesih’in sirrini at͡ʃiklamamiz it͡ʃin tanri bize bir kapi at͡ʃsin ve sozu dujuralimʔ tutuklu olmamin nedeni de bundandir. Old-Testament-Jeremiah-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, halkımın kızının çok uzak bir ülkeden feryadının sesi: \"\"Yahve Siyon'da değil mi? Kralı orada değil mi?\"\" “Neden oyma suretleriyle ve yabancı putlarla beni öfkelendirdiler?”\"|\"isteʔ halkimin kizinin t͡ʃok uzak bir ulkeden ferjadinin sesi \"\"jahve sijonʔda deɡil mi? krali orada deɡil mi?\"\" “neden ojma suretlerijle ve jabant͡ʃi putlarla beni ofkelendirdiler?”\" New-Testament-1-Timothy-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem aldanmadı, ama kadın aldanarak itaatsizliğe düştü.|adem aldanmadiʔ ama kadin aldanarak itaatsizliɡe dustu. Old-Testament-Isaiah-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in tahtı üzerinde ve onun krallığı üzerinde, o zamandan sonsuza dek onu adaletle ve doğrulukla kurmak ve sürdürmek için, onun yönetiminin ve esenliğin artmasının sonu olmayacak. Ordular Yahvesi'nin gayreti bunu gerçekleştirecek.|davidʔin tahti uzerinde ve onun kralliɡi uzerindeʔ o zamandan sonsuza dek onu adaletle ve doɡrulukla kurmak ve surdurmek it͡ʃinʔ onun jonetiminin ve esenliɡin artmasinin sonu olmajat͡ʃak. ordular jahvesiʔnin ɡajreti bunu ɡert͡ʃeklestiret͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgeliğe, “Sen benim kız kardeşimsin” de. Anlayışa akrabam diye çağır,|bilɡeliɡeʔ “sen benim kiz kardesimsin” de. anlajisa akrabam dije t͡ʃaɡirʔ Old-Testament-1-Chronicles-025-028|und|SPEAKER_00_Turkish|yirmi birincisi Hotir'e, oğulları ve kardeşleri, on iki;|jirmi birint͡ʃisi hotirʔeʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; Old-Testament-Exodus-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara, \"\"Yahve size baksın ve yargılasın\"\" dediler, \"\"Çünkü bizi Firavun'un ve hizmetkârlarının gözünde tiksindirici bir koku yaptınız, bizi öldürmeleri için ellerine bir kılıç verdiniz.\"\"\"|\"onlaraʔ \"\"jahve size baksin ve jarɡilasin\"\" dedilerʔ \"\"t͡ʃunku bizi firavunʔun ve hizmetkarlarinin ɡozunde tiksindirit͡ʃi bir koku japtinizʔ bizi oldurmeleri it͡ʃin ellerine bir kilit͡ʃ verdiniz.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yehoyada oğlu Benaya gidip üzerine indi ve onu öldürdü. Çölde kendi evine gömüldü.|o zaman jehojada oɡlu benaja ɡidip uzerine indi ve onu oldurdu. t͡ʃolde kendi evine ɡomuldu. Old-Testament-Deuteronomy-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada Tanrınız Yahve'nin önünde yiyeceksiniz; siz ve ev halkınız elinizi attığınız ve Tanrınız Yahve'nin sizi kutsadığı her şeyde sevineceksiniz.|orada tanriniz jahveʔnin onunde jijet͡ʃeksiniz; siz ve ev halkiniz elinizi attiɡiniz ve tanriniz jahveʔnin sizi kutsadiɡi her sejde sevinet͡ʃeksiniz. Old-Testament-2-Samuel-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav bütün İsrael ordusunun başındaydı; Yehoyada oğlu Benaya Keretliler'in ve Peletliler'in başındaydı,|joav butun israel ordusunun basindajdi; jehojada oɡlu benaja keretlilerʔin ve peletlilerʔin basindajdiʔ Old-Testament-Leviticus-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Moşe Aron'la, oğullarıyla ve bütün İsrael'in çocuklarıyla konuştu.|bojlet͡ʃe mose aronʔlaʔ oɡullarijla ve butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla konustu. Old-Testament-Amos-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Yahve'nin sözünü dinle: 'İsrael'e karşı peygamberlik etme, İshak'ın evine karşı söz söyleme' diyorsun.|simdi jahveʔnin sozunu dinle ʔisraelʔe karsi pejɡamberlik etmeʔ ishakʔin evine karsi soz sojlemeʔ dijorsun. New-Testament-Romans-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Soydaşım Herodion’a selam söyleyin. Narkis’in ev halkından Efendi’de olanlara selam söyleyin.|sojdasim herodion’a selam sojlejin. narkis’in ev halkindan efendi’de olanlara selam sojlejin. Old-Testament-Job-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çiçek gibi büyür ve kesilir. Gölge gibi de kaçar ve durmaz.|t͡ʃit͡ʃek ɡibi bujur ve kesilir. ɡolɡe ɡibi de kat͡ʃar ve durmaz. New-Testament-Luke-022-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaklaşık bir saat geçtikten sonra, bir başkası emin bir şekilde, “Gerçekten bu adam da O’nunla birlikteydi. Çünkü o bir Galileli!” dedi.|jaklasik bir saat ɡet͡ʃtikten sonraʔ bir baskasi emin bir sekildeʔ “ɡert͡ʃekten bu adam da o’nunla birliktejdi. t͡ʃunku o bir ɡalileli!” dedi. Old-Testament-Esther-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kralın gözünde lütuf bulduysam ve kral ricamı vermekten ve dileğimi yerine getirmekten hoşnutsa, kral ve Haman onlar için hazırlayacağım ziyafete gelsinler ve yarın kralın söylediği gibi yapacağım.\"\"\"|\"kralin ɡozunde lutuf buldujsam ve kral rit͡ʃami vermekten ve dileɡimi jerine ɡetirmekten hosnutsaʔ kral ve haman onlar it͡ʃin hazirlajat͡ʃaɡim zijafete ɡelsinler ve jarin kralin sojlediɡi ɡibi japat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi sabırlıdır ve iyilikseverdir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, kibirlenmez.|sevɡi sabirlidir ve ijilikseverdir. sevɡi kiskanmazʔ ovunmezʔ kibirlenmez. Old-Testament-Numbers-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece Levililer'i İsrael'in çocuklarının arasından ayıracaksın ve Levililer benim olacaktır.\"\"\"|\"bojlet͡ʃe levililerʔi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin arasindan ajirat͡ʃaksin ve levililer benim olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü işte, kuzey krallıklarının bütün ailelerini çağıracağım\"\" diyor Yahve. \"\"Gelecekler ve her biri tahtını Yeruşalem kapılarının girişine, çevresindeki bütün surlara ve Yahuda kentlerine karşı kuracak.\"|\"\"\"t͡ʃunku isteʔ kuzej kralliklarinin butun ailelerini t͡ʃaɡirat͡ʃaɡim\"\" dijor jahve. \"\"ɡelet͡ʃekler ve her biri tahtini jerusalem kapilarinin ɡirisineʔ t͡ʃevresindeki butun surlara ve jahuda kentlerine karsi kurat͡ʃak.\" New-Testament-Luke-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua ona, “Adamın biri büyük bir şölen hazırlayıp birçok insanı davet etti.|ama jesua onaʔ “adamin biri bujuk bir solen hazirlajip birt͡ʃok insani davet etti. Old-Testament-Numbers-001-046|und|SPEAKER_00_Turkish|sayılanların tamamı altı yüz üç bin beş yüz elli kişiydi.|sajilanlarin tamami alti juz ut͡ʃ bin bes juz elli kisijdi. Old-Testament-Judges-001-035|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Amorlular Heres Dağı'nda, Ayalon'da ve Şaalvim'de oturmaya niyetliydiler. Ancak Yosef'in evinin eli galip geldi ve angaryaya tabi tutuldular.|ama amorlular heres daɡiʔndaʔ ajalonʔda ve saalvimʔde oturmaja nijetlijdiler. ant͡ʃak josefʔin evinin eli ɡalip ɡeldi ve anɡarjaja tabi tutuldular. Old-Testament-Isaiah-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşurlu'yu ülkemde kıracağım ve onu dağlarımda ayak altında çiğneyeceğim. O zaman boyunduruğu onları bırakacak, yükü de omuzlarından ayrılacak.|asurluʔju ulkemde kirat͡ʃaɡim ve onu daɡlarimda ajak altinda t͡ʃiɡnejet͡ʃeɡim. o zaman bojunduruɡu onlari birakat͡ʃakʔ juku de omuzlarindan ajrilat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-040-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu tarafta üç, o tarafta üç oda vardı. Bölme duvarları ve eyvanı birinci kapının ölçüsüne eşitti: Uzunluğu elli arşın, genişliği yirmi beş arşındı.|bu tarafta ut͡ʃʔ o tarafta ut͡ʃ oda vardi. bolme duvarlari ve ejvani birint͡ʃi kapinin olt͡ʃusune esitti uzunluɡu elli arsinʔ ɡenisliɡi jirmi bes arsindi. Old-Testament-Exodus-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çölde üç günlük yol gideceğiz ve Tanrımız Yahve'nin bize buyuracağı gibi kurban keseceğiz.\"\"\"|\"t͡ʃolde ut͡ʃ ɡunluk jol ɡidet͡ʃeɡiz ve tanrimiz jahveʔnin bize bujurat͡ʃaɡi ɡibi kurban keset͡ʃeɡiz.\"\"\" New-Testament-Luke-011-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay halinize ey yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Çünkü siz, üzerinde yürüyenin bilmediği, saklı mezarlar gibisiniz.”|vaj halinize ej jazit͡ʃilar ve ferisilerʔ ikijuzluler! t͡ʃunku sizʔ uzerinde jurujenin bilmediɡiʔ sakli mezarlar ɡibisiniz.” Old-Testament-Habakkuk-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Mademki sen birçok ulusu yağmaladın, halkların geri kalanı da insan kanı yüzünden, ülkeye, kente ve içinde oturan herkese yapılan zorbalık yüzünden seni yağmalayacaklar.|mademki sen birt͡ʃok ulusu jaɡmaladinʔ halklarin ɡeri kalani da insan kani juzundenʔ ulkejeʔ kente ve it͡ʃinde oturan herkese japilan zorbalik juzunden seni jaɡmalajat͡ʃaklar. New-Testament-Luke-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilerine şöyle dedi: “İnsanoğlu’nun günlerinden birini görmeyi dileyeceğiniz günler gelecek, ama görmeyeceksiniz.|jesua oɡrent͡ʃilerine sojle dedi “insanoɡlu’nun ɡunlerinden birini ɡormeji dilejet͡ʃeɡiniz ɡunler ɡelet͡ʃekʔ ama ɡormejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Exodus-038-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğu tarafı için doğuya doğru elli arşındı,|doɡu tarafi it͡ʃin doɡuja doɡru elli arsindiʔ Old-Testament-Deuteronomy-030-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Önüne yaşamla ölümü, kutsamayla laneti koyduğuma bugün gökleri ve yeri size karşı tanık etmek üzere çağırıyorum. Bu nedenle yaşamı seç ki,|onune jasamla olumuʔ kutsamajla laneti kojduɡuma buɡun ɡokleri ve jeri size karsi tanik etmek uzere t͡ʃaɡirijorum. bu nedenle jasami set͡ʃ kiʔ Old-Testament-1-Samuel-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiryat Yearimliler gelip Yahve'nin Sandığı'nı aldılar ve onu tepedeki Avinadav'ın evine getirdiler ve oğlu Eleazar'ı Yahve'nin Sandığı'na bakmak üzere kutsadılar.|kirjat jearimliler ɡelip jahveʔnin sandiɡiʔni aldilar ve onu tepedeki avinadavʔin evine ɡetirdiler ve oɡlu eleazarʔi jahveʔnin sandiɡiʔna bakmak uzere kutsadilar. New-Testament-John-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdiye dek benim adımla hiçbir şey dilemediniz. Dileyin ve alacaksınız, öyle ki sevinciniz tam olsun.|simdije dek benim adimla hit͡ʃbir sej dilemediniz. dilejin ve alat͡ʃaksinizʔ ojle ki sevint͡ʃiniz tam olsun. Old-Testament-2-Samuel-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom ve bütün İsraelliler, “Arklı Huşay’ın öğüdü Ahitofel’in öğüdünden daha iyidir” dediler. Çünkü Yahve Avşalom’un üzerine kötülük getirsin diye Ahitofel’in iyi öğüdünü boşa çıkarmayı Yahve kararlaştırmıştı.|avsalom ve butun israellilerʔ “arkli husaj’in oɡudu ahitofel’in oɡudunden daha ijidir” dediler. t͡ʃunku jahve avsalom’un uzerine kotuluk ɡetirsin dije ahitofel’in iji oɡudunu bosa t͡ʃikarmaji jahve kararlastirmisti. Old-Testament-1-Samuel-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama halk Samuel'in sözünü dinlemeyi reddetti, \"\"Hayır, ama üzerimizde bir kral olacak,\"|\"ama halk samuelʔin sozunu dinlemeji reddettiʔ \"\"hajirʔ ama uzerimizde bir kral olat͡ʃakʔ\" Old-Testament-Job-015-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tanrısızların topluluğu kısır olacak, ve ateş rüşvet çadırlarını yakıp yok edecek.|t͡ʃunku tanrisizlarin topluluɡu kisir olat͡ʃakʔ ve ates rusvet t͡ʃadirlarini jakip jok edet͡ʃek. New-Testament-Acts-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Moşe doğdu ve Tanrı önünde son derece güzel bir çocuktu. Üç ay babasının evinde beslendi.|o sirada mose doɡdu ve tanri onunde son deret͡ʃe ɡuzel bir t͡ʃot͡ʃuktu. ut͡ʃ aj babasinin evinde beslendi. Old-Testament-1-Chronicles-029-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginlik ve onur senden gelir ve sen her şeye hakimsin! Güç ve kudret senin elindedir! Büyük kılmak ve herkesi güçlendirmek senin elindedir!|zenɡinlik ve onur senden ɡelir ve sen her seje hakimsin! ɡut͡ʃ ve kudret senin elindedir! bujuk kilmak ve herkesi ɡut͡ʃlendirmek senin elindedir! Old-Testament-Psalms-144-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağızları hile söyler, onların sağ eli yalanın sağ elidir.|aɡizlari hile sojlerʔ onlarin saɡ eli jalanin saɡ elidir. Old-Testament-Proverbs-006-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaralanır ve onurunu kaybeder. Utancı silinmez.|jaralanir ve onurunu kajbeder. utant͡ʃi silinmez. Old-Testament-Numbers-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yüzünü size doğru kaldırsın ve size esenlik versin.'|jahve juzunu size doɡru kaldirsin ve size esenlik versin.ʔ New-Testament-Matthew-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Moşe, yüreklerinizin katılığından dolayı karılarınızı boşamanıza izin verdi” dedi. “Başlangıçta böyle değildi.|jesua onlaraʔ “moseʔ jureklerinizin katiliɡindan dolaji karilarinizi bosamaniza izin verdi” dedi. “baslanɡit͡ʃta bojle deɡildi. New-Testament-Acts-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Topluluk tarafından yolcu edilenler, Fenike ve Samariya yörelerinden geçerek ulusların Tanrı’ya nasıl döndüğünü anlatarak gittiler. Bütün kardeşlere büyük sevinç verdiler.|topluluk tarafindan jolt͡ʃu edilenlerʔ fenike ve samarija jorelerinden ɡet͡ʃerek uluslarin tanri’ja nasil donduɡunu anlatarak ɡittiler. butun kardeslere bujuk sevint͡ʃ verdiler. New-Testament-John-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, bu kuyuyu bize veren, kendisi, çocukları ve sığırları ondan içmiş olan atamız Yakov’tan daha mı büyüksün?”|senʔ bu kujuju bize verenʔ kendisiʔ t͡ʃot͡ʃuklari ve siɡirlari ondan it͡ʃmis olan atamiz jakov’tan daha mi bujuksun?” Old-Testament-Judges-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halk sayıldığında, orada Yaveş Gilad sakinlerinden kimse yoktu.|t͡ʃunku halk sajildiɡindaʔ orada javes ɡilad sakinlerinden kimse joktu. Old-Testament-2-Chronicles-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Uzziya Yeruşalem’de Köşe Kapısı'nda, Vadi Kapısı'nda ve surların kıvrımında kuleler yaptı ve onları sağlamlaştırdı.|dahasi uzzija jerusalem’de kose kapisiʔndaʔ vadi kapisiʔnda ve surlarin kivriminda kuleler japti ve onlari saɡlamlastirdi. New-Testament-John-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben dünyada oldukça, dünyanın Işığı’yım.”|ben dunjada oldukt͡ʃaʔ dunjanin isiɡi’jim.” Old-Testament-Job-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedeninin azaları yutulacak. Ölümün ilk doğanı onun azalarını yutacak.|bedeninin azalari jutulat͡ʃak. olumun ilk doɡani onun azalarini jutat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram'ın kardeşinin Sodom'da yaşayan oğlu Lut'u ve malını da alıp gittiler.|avramʔin kardesinin sodomʔda jasajan oɡlu lutʔu ve malini da alip ɡittiler. New-Testament-Acts-017-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkese yaşam, soluk ve her şeyi veren kendisi olduğuna göre, sanki bir şeye ihtiyacı varmış gibi O’na insan eliyle hizmet edilmez.|herkese jasamʔ soluk ve her seji veren kendisi olduɡuna ɡoreʔ sanki bir seje ihtijat͡ʃi varmis ɡibi o’na insan elijle hizmet edilmez. Old-Testament-Genesis-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun adamlarına Avram hakkında buyruk verdi ve onlar da karısı ve sahip olduğu her şeyle birlikte onu gönderdiler.|firavun adamlarina avram hakkinda bujruk verdi ve onlar da karisi ve sahip olduɡu her sejle birlikte onu ɡonderdiler. Old-Testament-Genesis-042-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef onlara şöyle dedi: “‘Siz casussunuz’ dediğim budur!|josef onlara sojle dedi “‘siz t͡ʃasussunuz’ dediɡim budur! Old-Testament-Ezekiel-044-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Yüreği sünnetsiz, bedeni sünnetsiz hiçbir yabancı, İsrael'in çocukları arasında olan hiçbir yabancı tapınağıma girmeyecek.\"\"\"\"'\"|\"efendi jahve sojle dijor \"\"jureɡi sunnetsizʔ bedeni sunnetsiz hit͡ʃbir jabant͡ʃiʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda olan hit͡ʃbir jabant͡ʃi tapinaɡima ɡirmejet͡ʃek.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-1-Samuel-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan elleri ve ayaklarıyla tırmandı, silah taşıyıcısı da arkasından. Yonatan'ın önünde düştüler. Onun ardı sıra silah taşıyıcısı da onları öldürdü.|jonatan elleri ve ajaklarijla tirmandiʔ silah tasijit͡ʃisi da arkasindan. jonatanʔin onunde dustuler. onun ardi sira silah tasijit͡ʃisi da onlari oldurdu. Old-Testament-Daniel-011-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama doğudan ve kuzeyden gelen haberler onu rahatsız edecek; ve büyük bir öfkeyle çıkıp birçoklarını yok edecek ve tamamen süpürüp atacak.|ama doɡudan ve kuzejden ɡelen haberler onu rahatsiz edet͡ʃek; ve bujuk bir ofkejle t͡ʃikip birt͡ʃoklarini jok edet͡ʃek ve tamamen supurup atat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-122-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Surlarının içinde esenlik, saraylarında bolluk olsun.|surlarinin it͡ʃinde esenlikʔ sarajlarinda bolluk olsun. New-Testament-Revelation-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzü dürülen bir tomar gibi yerinden söküldü. Her dağ ve ada yerinden kaldırıldı.|ɡokjuzu durulen bir tomar ɡibi jerinden sokuldu. her daɡ ve ada jerinden kaldirildi. New-Testament-Hebrews-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kesinlikle seni kutsadıkça kutsayacağım ve soyunu çoğalttıkça çoğaltacağım.’’|“kesinlikle seni kutsadikt͡ʃa kutsajat͡ʃaɡim ve sojunu t͡ʃoɡalttikt͡ʃa t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim.’’ Old-Testament-Psalms-069-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni bekleyenler benim yüzümden utanmasın, ey Orduların Efendisi Yahve. Ey İsrael'in Tanrısı benim yüzümden seni arayanlar rezil olmasın.|seni beklejenler benim juzumden utanmasinʔ ej ordularin efendisi jahve. ej israelʔin tanrisi benim juzumden seni arajanlar rezil olmasin. Old-Testament-Leviticus-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Ancak beni dinlemezseniz ve bu buyrukların tümünü yapmazsanız,|“ʔant͡ʃak beni dinlemezseniz ve bu bujruklarin tumunu japmazsanizʔ Old-Testament-Psalms-149-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağızlarında Tanrı'ya yüce övgüler, ellerinde iki ağızlı kılıçla,|aɡizlarinda tanriʔja jut͡ʃe ovɡulerʔ ellerinde iki aɡizli kilit͡ʃlaʔ New-Testament-Romans-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Filologus’la Yulya’ya, Nereus’la kız kardeşini, Olimpas’ı ve onlarla birlikte olan bütün kutsallara selam söyleyin.|filoloɡus’la julja’jaʔ nereus’la kiz kardesiniʔ olimpas’i ve onlarla birlikte olan butun kutsallara selam sojlejin. Old-Testament-2-Kings-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen kime meydan okudun ve küfür ettin? Kime karşı sesini yükselttin ve gözlerini yukarı kaldırdın? İsrael'in Kutsalı'na karşı!|sen kime mejdan okudun ve kufur ettin? kime karsi sesini jukselttin ve ɡozlerini jukari kaldirdin? israelʔin kutsaliʔna karsi! Old-Testament-Joshua-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk şöyle yanıt verdi: \"\"Yahve'yi bırakıp başka ilâhlara hizmet etmek bizden uzak olsun;\"|\"halk sojle janit verdi \"\"jahveʔji birakip baska ilahlara hizmet etmek bizden uzak olsun;\" Old-Testament-Proverbs-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Babalarına lanet eden, annelerini kutsamayan bir nesil var.|babalarina lanet edenʔ annelerini kutsamajan bir nesil var. Old-Testament-Job-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik sen bir şeye karar verirsin, o da sana yapılır. Işık senin yollarının üzerinde parlar.|ustelik sen bir seje karar verirsinʔ o da sana japilir. isik senin jollarinin uzerinde parlar. New-Testament-Revelation-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayakları, ocakta ateşle arıtılmış parlak tunç gibiydi. Sesi, çok suların sesine benziyordu.|ajaklariʔ ot͡ʃakta atesle aritilmis parlak tunt͡ʃ ɡibijdi. sesiʔ t͡ʃok sularin sesine benzijordu. Old-Testament-Ezekiel-037-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman bunları kendin için bir değnek gibi birbirine birleştir, senin elinde bir olsunlar.\"\"\"|\"o zaman bunlari kendin it͡ʃin bir deɡnek ɡibi birbirine birlestirʔ senin elinde bir olsunlar.\"\"\" New-Testament-Acts-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Barnabas’a Jüpiter, Pavlus’a da baş konuşmacı olduğu için Merkür adını verdiler.|barnabas’a ʒupiterʔ pavlus’a da bas konusmat͡ʃi olduɡu it͡ʃin merkur adini verdiler. Old-Testament-1-Kings-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Rehovam'ın beşinci yılında, Mısır Kralı Şişak Yeruşalem'e karşı çıktı;|kral rehovamʔin besint͡ʃi jilindaʔ misir krali sisak jerusalemʔe karsi t͡ʃikti; Old-Testament-Judges-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yahve'ye, “Günah işledik! Senin gözünde iyi görünen her ne ise bize öyle yap; Lütfen, bizi yalnız bugün kurtar.”|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔjeʔ “ɡunah isledik! senin ɡozunde iji ɡorunen her ne ise bize ojle jap; lutfenʔ bizi jalniz buɡun kurtar.” New-Testament-Matthew-026-070|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus onların önünde, “Neden bahsettiğini bilmiyorum” diyerek bunu inkâr etti.|ama petrus onlarin onundeʔ “neden bahsettiɡini bilmijorum” dijerek bunu inkar etti. New-Testament-1-Corinthians-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Cinsel ahlaksızlıktan kaçının! İnsanın işlediği her günah bedenin dışındadır, ama cinsel ahlaksızlıkta bulunan kendi bedenine karşı günah işler.|t͡ʃinsel ahlaksizliktan kat͡ʃinin! insanin islediɡi her ɡunah bedenin disindadirʔ ama t͡ʃinsel ahlaksizlikta bulunan kendi bedenine karsi ɡunah isler. Old-Testament-Zechariah-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü esenlik tohumu ve asma meyvesini verecek, toprak ürününü verecek, gökler çiğini verecek. Bu halkın artakalanına bütün bunları mülk olarak vereceğim.|“t͡ʃunku esenlik tohumu ve asma mejvesini veret͡ʃekʔ toprak urununu veret͡ʃekʔ ɡokler t͡ʃiɡini veret͡ʃek. bu halkin artakalanina butun bunlari mulk olarak veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Joshua-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Pusudakiler yerlerinden hızla kalktı. Elini uzatır uzatmaz onlar da koşup kente girip onu aldılar. Acele edip kenti ateşe verdiler.|pusudakiler jerlerinden hizla kalkti. elini uzatir uzatmaz onlar da kosup kente ɡirip onu aldilar. at͡ʃele edip kenti atese verdiler. New-Testament-Matthew-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim uğruma insanlar size sövüp zulmettiğinde, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söylediklerinde ne mutlu size.|benim uɡruma insanlar size sovup zulmettiɡindeʔ jalan jere size karsi her turlu kotu sozu sojlediklerinde ne mutlu size. New-Testament-Hebrews-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine, “O’na güveneceğim.” “İşte ben ve Tanrı’nın bana verdiği çocuklar” diyor.|jineʔ “o’na ɡuvenet͡ʃeɡim.” “iste ben ve tanri’nin bana verdiɡi t͡ʃot͡ʃuklar” dijor. Old-Testament-Exodus-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer biri komşusuna bakması için bir eşek, bir öküz, bir koyun ya da herhangi bir hayvan teslim ederse ve bu hayvan ölürse, yaralanırsa ya da sürülüp götürülürse ve onu kimse görmezse;\"|\"\"\"eɡer biri komsusuna bakmasi it͡ʃin bir esekʔ bir okuzʔ bir kojun ja da herhanɡi bir hajvan teslim ederse ve bu hajvan olurseʔ jaralanirsa ja da surulup ɡoturulurse ve onu kimse ɡormezse;\" Old-Testament-1-Chronicles-017-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, hizmetkârının evini daima önünde sürsün diye kutsamak seni hoşnut etti; çünkü sen, ey Yahve, kutsadın ve sonsuza dek kutsandı.|simdiʔ hizmetkarinin evini daima onunde sursun dije kutsamak seni hosnut etti; t͡ʃunku senʔ ej jahveʔ kutsadin ve sonsuza dek kutsandi. Old-Testament-Leviticus-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaya porsuğu, çünkü o geviş getirir ama çatal tırnaklı olmadığından sizin için kirlidir.|kaja porsuɡuʔ t͡ʃunku o ɡevis ɡetirir ama t͡ʃatal tirnakli olmadiɡindan sizin it͡ʃin kirlidir. New-Testament-Matthew-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın, “Doğru söylüyorsun, Efendimiz” dedi. “Ama köpekler de efendilerinin masasından yere düşen kırıntıları yerler”.|kadinʔ “doɡru sojlujorsunʔ efendimiz” dedi. “ama kopekler de efendilerinin masasindan jere dusen kirintilari jerler”. Old-Testament-2-Chronicles-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Hadat, Kral Asa'yı dinledi ve ordularının komutanlarını İsrael kentlerine gönderdi. Onlar da İyon'u, Dan'ı, Abel Maim'i ve Naftali'nin bütün ambar kentlerini vurdular.|ben hadatʔ kral asaʔji dinledi ve ordularinin komutanlarini israel kentlerine ɡonderdi. onlar da ijonʔuʔ danʔiʔ abel maimʔi ve naftaliʔnin butun ambar kentlerini vurdular. Old-Testament-Esther-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler'in ışığı, sevinci, neşesi ve saygınlığı vardı.|jahudilerʔin isiɡiʔ sevint͡ʃiʔ nesesi ve sajɡinliɡi vardi. Old-Testament-Jeremiah-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, kırdaki dişi geyik de yavrusunu doğurup bırakıyor, çünkü ot yok.|evetʔ kirdaki disi ɡejik de javrusunu doɡurup birakijorʔ t͡ʃunku ot jok. Old-Testament-Isaiah-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerinin işi olan sunaklara bakmayacaklar; ne de parmaklarıyla yaptıkları Aşera direklerine ya da buhur sunaklarına saygı gösterecekler.|ellerinin isi olan sunaklara bakmajat͡ʃaklar; ne de parmaklarijla japtiklari asera direklerine ja da buhur sunaklarina sajɡi ɡosteret͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Dedan halkı seninle ticaret yaptı. Birçok ada senin elinin pazarıydı. Sana karşılığında fildişi boynuzları ve abanoz getirirlerdi.|“‘“dedan halki seninle tit͡ʃaret japti. birt͡ʃok ada senin elinin pazarijdi. sana karsiliɡinda fildisi bojnuzlari ve abanoz ɡetirirlerdi. Old-Testament-Deuteronomy-004-038|und|SPEAKER_00_Turkish|sizden daha büyük ve daha güçlü ulusları önünüzden kovmak, onların ülkesini bugün olduğu gibi miras olarak size vermek üzere, içeri getirmek için sizi kendi varlığıyla, büyük gücüyle Mısır'dan çıkardı.|sizden daha bujuk ve daha ɡut͡ʃlu uluslari onunuzden kovmakʔ onlarin ulkesini buɡun olduɡu ɡibi miras olarak size vermek uzereʔ it͡ʃeri ɡetirmek it͡ʃin sizi kendi varliɡijlaʔ bujuk ɡut͡ʃujle misirʔdan t͡ʃikardi. Old-Testament-Psalms-096-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye kutsal düzen içinde tapının. Önünde titreyin, tüm yeryüzü.|jahve’je kutsal duzen it͡ʃinde tapinin. onunde titrejinʔ tum jerjuzu. Old-Testament-Jeremiah-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onlara şöyle diyeceksin: ‘Gökleri ve yeri yaratmayan ilâhlar, yerden ve göklerin altından yok olacaklar.’”|“onlara sojle dijet͡ʃeksin ‘ɡokleri ve jeri jaratmajan ilahlarʔ jerden ve ɡoklerin altindan jok olat͡ʃaklar.’” New-Testament-John-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle O’na, “Tanrı’nın işlerini işlemek için ne yapmalıyız?” dediler.|bu nedenle o’naʔ “tanri’nin islerini islemek it͡ʃin ne japmalijiz?” dediler. New-Testament-Acts-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeşler, size büyük atamız David’in hem öldüğünü, hem de gömüldüğünü ve mezarının bugüne dek burada olduğunu açıkça söyleyebilirim.|“kardeslerʔ size bujuk atamiz david’in hem olduɡunuʔ hem de ɡomulduɡunu ve mezarinin buɡune dek burada olduɡunu at͡ʃikt͡ʃa sojlejebilirim. Old-Testament-2-Chronicles-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yahve Amatsya'ya öfkelendi ve ona bir peygamber gönderdi. Peygamber ona, \"\"Neden halkın ilâhlarını arıyorsun? Çünkü kendi halklarını senin elinden kurtarmadılar?\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine jahve amatsjaʔja ofkelendi ve ona bir pejɡamber ɡonderdi. pejɡamber onaʔ \"\"neden halkin ilahlarini arijorsun? t͡ʃunku kendi halklarini senin elinden kurtarmadilar?\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Büyüdü ve dalları ona doğru dönen, kökleri de altında olan, alçak boylu, yayılan bir asma oldu. Böylece bir asma oldu, dallar verdi ve filizler çıkardı.\"\"'\"\"\"|\"bujudu ve dallari ona doɡru donenʔ kokleri de altinda olanʔ alt͡ʃak bojluʔ jajilan bir asma oldu. bojlet͡ʃe bir asma olduʔ dallar verdi ve filizler t͡ʃikardi.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gerçekten de doğru olmayanların meskenleri böyledir. Tanrı'yı bilmeyenin yeri burasıdır.\"\"\"|\"ɡert͡ʃekten de doɡru olmajanlarin meskenleri bojledir. tanriʔji bilmejenin jeri burasidir.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler gelip Refaim Vadisi'ne yayılmışlardı.|filistliler ɡelip refaim vadisiʔne jajilmislardi. Old-Testament-Psalms-084-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağlama Vadisi'nden geçerken orayı pınarlara çevirirler. Sonbahar yağmuru onu bereketle kaplar.|aɡlama vadisiʔnden ɡet͡ʃerken oraji pinarlara t͡ʃevirirler. sonbahar jaɡmuru onu bereketle kaplar. New-Testament-1-Corinthians-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir üye acı çektiğinde, bütün üyeler onunla birlikte acı çeker. Bir üye yüceltildiğinde, tüm üyeler birlikte sevinir.|bir uje at͡ʃi t͡ʃektiɡindeʔ butun ujeler onunla birlikte at͡ʃi t͡ʃeker. bir uje jut͡ʃeltildiɡindeʔ tum ujeler birlikte sevinir. Old-Testament-Deuteronomy-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman bir biz alıp kulağından kapıya doğru saplayacaksın ve o daima senin hizmetkârın olacak. Kadın hizmetçine de aynısını yapacaksın.|o zaman bir biz alip kulaɡindan kapija doɡru saplajat͡ʃaksin ve o daima senin hizmetkarin olat͡ʃak. kadin hizmett͡ʃine de ajnisini japat͡ʃaksin. Old-Testament-Jeremiah-048-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Keriyot'a, Bosra'ya, ve Moav ülkesinin uzak ya da yakın bütün kentlerine.|kerijotʔaʔ bosraʔjaʔ ve moav ulkesinin uzak ja da jakin butun kentlerine. Old-Testament-Zechariah-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü arabada beyaz atlar vardı. Dördüncü arabada benekli atlar vardı, hepsi güçlüydü.|ut͡ʃunt͡ʃu arabada bejaz atlar vardi. dordunt͡ʃu arabada benekli atlar vardiʔ hepsi ɡut͡ʃlujdu. Old-Testament-Numbers-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Leviticus-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Sularda olanların hepsinden, sularda, denizlerde ve ırmaklarda yüzgeçleri ve pulları olan ne varsa yiyebilirsiniz.|“ʔsularda olanlarin hepsindenʔ sulardaʔ denizlerde ve irmaklarda juzɡet͡ʃleri ve pullari olan ne varsa jijebilirsiniz. Old-Testament-1-Chronicles-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman David, “Bu, Tanrı Yahve'nin evidir, İsrael için yakmalık sunu sunağı da budur” dedi.|o zaman davidʔ “buʔ tanri jahveʔnin evidirʔ israel it͡ʃin jakmalik sunu sunaɡi da budur” dedi. New-Testament-John-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, annesiyle sevdiği öğrencisinin orada durduğunu görünce annesine, “Kadın, işte oğlun!” dedi.|jesuaʔ annesijle sevdiɡi oɡrent͡ʃisinin orada durduɡunu ɡorunt͡ʃe annesineʔ “kadinʔ iste oɡlun!” dedi. Old-Testament-Proverbs-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kura anlaşmazlıkları çözer, güçlüleri ayırır.|kura anlasmazliklari t͡ʃozerʔ ɡut͡ʃluleri ajirir. New-Testament-Acts-007-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Diz çöküp yüksek sesle, “Efendi, bu günahı onlara yükleme!” diye bağırdı. Bunu söyleyince uykuya daldı.|diz t͡ʃokup juksek sesleʔ “efendiʔ bu ɡunahi onlara jukleme!” dije baɡirdi. bunu sojlejint͡ʃe ujkuja daldi. Old-Testament-2-Chronicles-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının bitirmediği, kendilerinden sonra ülkede kalan çocuklarından Solomon bugüne dek angarya işçisi olarak çalıştırdı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin bitirmediɡiʔ kendilerinden sonra ulkede kalan t͡ʃot͡ʃuklarindan solomon buɡune dek anɡarja ist͡ʃisi olarak t͡ʃalistirdi. Old-Testament-Ezekiel-020-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi halkların arasından çıkardığımda ve dağıldığınız ülkelerden topladığımda hoş bir koku olarak kabul edeceğim. Ulusların gözü önünde sizin içinizde kutsal kılınacağım.|sizi halklarin arasindan t͡ʃikardiɡimda ve daɡildiɡiniz ulkelerden topladiɡimda hos bir koku olarak kabul edet͡ʃeɡim. uluslarin ɡozu onunde sizin it͡ʃinizde kutsal kilinat͡ʃaɡim. Old-Testament-Joel-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gümüşümü ve altınımı aldın, en değerli hazinelerimi tapınaklarına götürdün,|t͡ʃunku ɡumusumu ve altinimi aldinʔ en deɡerli hazinelerimi tapinaklarina ɡoturdunʔ Old-Testament-Jeremiah-037-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya zindana ve hücrelere girdi ve Yeremya orada çok günler kaldı,|jeremja zindana ve hut͡ʃrelere ɡirdi ve jeremja orada t͡ʃok ɡunler kaldiʔ Old-Testament-Jeremiah-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne zamana dek bayrak göreceğim ve boru sesini ne zamana dek duyacağım?|ne zamana dek bajrak ɡoret͡ʃeɡim ve boru sesini ne zamana dek dujat͡ʃaɡim? Old-Testament-Joshua-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu, ülkeyi araştıran iki adama, \"\"Fahişenin evine gidin ve ona ant içtiğiniz gibi, kadını ve sahip olduğu her şeyi oradan çıkarın\"\" dedi.\"|\"jesuʔ ulkeji arastiran iki adamaʔ \"\"fahisenin evine ɡidin ve ona ant it͡ʃtiɡiniz ɡibiʔ kadini ve sahip olduɡu her seji oradan t͡ʃikarin\"\" dedi.\" Old-Testament-Job-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi, Tanrım, beni gerçekten yıprattın. Bütün topluluğumu sen ıssız ettin.|ama simdiʔ tanrimʔ beni ɡert͡ʃekten jiprattin. butun topluluɡumu sen issiz ettin. New-Testament-Mark-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Sessiz ol, adamdan çık!” diyerek onu azarladı.|jesuaʔ “sessiz olʔ adamdan t͡ʃik!” dijerek onu azarladi. Old-Testament-Song-of-Songs-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerde çiçekler görünüyor. Ezgi söyleme zamanı geldi, ve diyarımızda kumru sesi duyuldu.|jerde t͡ʃit͡ʃekler ɡorunujor. ezɡi sojleme zamani ɡeldiʔ ve dijarimizda kumru sesi dujuldu. Old-Testament-Genesis-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam oldu ve sabah oldu, beşinci gün.|aksam oldu ve sabah olduʔ besint͡ʃi ɡun. New-Testament-Matthew-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“İyilik yaparken insanlar tarafından görülsün diye yapmaktan kaçının, yoksa gökteki Babanız’ın ödülünden yoksun kalırsınız.|“ijilik japarken insanlar tarafindan ɡorulsun dije japmaktan kat͡ʃininʔ joksa ɡokteki babaniz’in odulunden joksun kalirsiniz. Old-Testament-Psalms-078-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yakov'la bir antlaşma yaptı, İsrael'de bir öğreti atadı, atalarımıza bunları çocuklarına öğretmelerini buyurdu.|t͡ʃunku jakovʔla bir antlasma japtiʔ israelʔde bir oɡreti atadiʔ atalarimiza bunlari t͡ʃot͡ʃuklarina oɡretmelerini bujurdu. Old-Testament-Isaiah-048-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, elim yeryüzünün temelini attı, sağ elim de gökleri yaydı. Ben onları çağırdığımda, hep birlikte ayağa kalkarlar.\"\"\"|\"evetʔ elim jerjuzunun temelini attiʔ saɡ elim de ɡokleri jajdi. ben onlari t͡ʃaɡirdiɡimdaʔ hep birlikte ajaɡa kalkarlar.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-017-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer Şabat Günü'nü Yeruşalem kapılarından girmeyerek, yük taşımayarak Şabat Günü'nü kutsal kılmakta beni dinlemezseniz, o zaman onun kapılarında ateş tutuşturacağım ve Yeruşalem saraylarını yiyip bitirecek. Sönmeyecek.\"\"\"\"'\"|\"ama eɡer sabat ɡunuʔnu jerusalem kapilarindan ɡirmejerekʔ juk tasimajarak sabat ɡunuʔnu kutsal kilmakta beni dinlemezsenizʔ o zaman onun kapilarinda ates tutusturat͡ʃaɡim ve jerusalem sarajlarini jijip bitiret͡ʃek. sonmejet͡ʃek.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-2-Corinthians-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sepet içinde surun yanındaki pencereden aşağı sarkıtıldım ve onun elinden kaçtım.|sepet it͡ʃinde surun janindaki pent͡ʃereden asaɡi sarkitildim ve onun elinden kat͡ʃtim. Old-Testament-Leviticus-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek sunusunu sundu, ondan avucunu doldurdu ve sabahın yakmalık sunusuna ek olarak onu da sunak üzerinde yaktı.|ekmek sunusunu sunduʔ ondan avut͡ʃunu doldurdu ve sabahin jakmalik sunusuna ek olarak onu da sunak uzerinde jakti. Old-Testament-Hosea-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü anneleri fahişelik yaptı, onlara gebe kalıp rezillik etti. Çünkü dedi, 'Ekmeğimi, suyumu, yünümü, ketenimi, yağımı ve içeceğimi bana veren oynaşlarımın ardından gideceğim.'|t͡ʃunku anneleri fahiselik japtiʔ onlara ɡebe kalip rezillik etti. t͡ʃunku dediʔ ʔekmeɡimiʔ sujumuʔ junumuʔ ketenimiʔ jaɡimi ve it͡ʃet͡ʃeɡimi bana veren ojnaslarimin ardindan ɡidet͡ʃeɡim.ʔ Old-Testament-Genesis-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Lavan'ın oğullarının, “Yakov babamıza ait olan her şeyi aldı. Bütün bu serveti babamızın şeylerinden elde etti.” sözlerini söylediğini işitti.|jakov lavanʔin oɡullarininʔ “jakov babamiza ait olan her seji aldi. butun bu serveti babamizin sejlerinden elde etti.” sozlerini sojlediɡini isitti. Old-Testament-Leviticus-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ekmek sununuzun her sunusunu tuzlayacaksınız. Tanrın'la yaptığın antlaşmanın tuzunun ekmek sunusundan eksik etmeyeceksin. Bütün sunularınızla tuz sunacaksın.'\"\"\"|\"ekmek sununuzun her sunusunu tuzlajat͡ʃaksiniz. tanrinʔla japtiɡin antlasmanin tuzunun ekmek sunusundan eksik etmejet͡ʃeksin. butun sunularinizla tuz sunat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-039-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir gün işini yapmak için eve girdiğinde ev halkından içeride kimse yoktu.|bir ɡun isini japmak it͡ʃin eve ɡirdiɡinde ev halkindan it͡ʃeride kimse joktu. Old-Testament-Exodus-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Tanrı'nın yanına çıktı. Yahve dağdan onu çağırıp şöyle dedi: \"\"Yakov'un evine ve İsrael'in çocuklarına şunu söyleyeceksin:\"|\"mose tanriʔnin janina t͡ʃikti. jahve daɡdan onu t͡ʃaɡirip sojle dedi \"\"jakovʔun evine ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sunu sojlejet͡ʃeksin\" New-Testament-Philippians-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, imanınızın kurbanı ve hizmeti üzerine dökülecek olsam da sevinçliyim ve hepinizle birlikte seviniyorum.|evetʔ imaninizin kurbani ve hizmeti uzerine dokulet͡ʃek olsam da sevint͡ʃlijim ve hepinizle birlikte sevinijorum. Old-Testament-Ezekiel-039-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar İsrael evinin kendi suçları yüzünden sürgüne gittiğini, çünkü bana karşı suç işlediklerini ve yüzümü onlardan gizlediğimi bilecekler. Bu yüzden onları düşmanlarının eline verdim ve hepsi kılıçla düştüler.|uluslar israel evinin kendi sut͡ʃlari juzunden surɡune ɡittiɡiniʔ t͡ʃunku bana karsi sut͡ʃ islediklerini ve juzumu onlardan ɡizlediɡimi bilet͡ʃekler. bu juzden onlari dusmanlarinin eline verdim ve hepsi kilit͡ʃla dustuler. New-Testament-Mark-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı uzaktan görünce koşup geldi, O’nun önünde yere kapandı.|jesua’ji uzaktan ɡorunt͡ʃe kosup ɡeldiʔ o’nun onunde jere kapandi. Old-Testament-Exodus-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer babası onu kendisine vermeyi tümüyle reddederse, el değmemiş kızların çeyizine göre para ödeyecektir.\"\"\"|\"eɡer babasi onu kendisine vermeji tumujle reddederseʔ el deɡmemis kizlarin t͡ʃejizine ɡore para odejet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Song-of-Songs-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un Baal Hamon'da bir bağı vardı. Bağı tutanlara kiraladı. Her biri ürünü için bin şekel gümüş getirirdi.|solomonʔun baal hamonʔda bir baɡi vardi. baɡi tutanlara kiraladi. her biri urunu it͡ʃin bin sekel ɡumus ɡetirirdi. Old-Testament-2-Chronicles-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ruh çıktı, Yahve'nin önünde durdu ve, 'Onu kandıracağım' dedi. Yahve ona, 'Nasıl?' dedi.|bir ruh t͡ʃiktiʔ jahveʔnin onunde durdu veʔ ʔonu kandirat͡ʃaɡimʔ dedi. jahve onaʔ ʔnasil?ʔ dedi. New-Testament-Luke-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes de bir suç bulamamış, çünkü O’nu bize geri gönderdi. O'nun tarafından ölüm cezasını gerektirecek hiçbir şey yapılmamıştır.|hirodes de bir sut͡ʃ bulamamisʔ t͡ʃunku o’nu bize ɡeri ɡonderdi. oʔnun tarafindan olum t͡ʃezasini ɡerektiret͡ʃek hit͡ʃbir sej japilmamistir. New-Testament-Acts-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Feliks, Yol hakkında daha kesin bilgiye sahip olduğundan, onları oyalayarak, \"\"Komutan Lysias gelince davanızı karara bağlayacağım\"\" dedi.\"|\"ama feliksʔ jol hakkinda daha kesin bilɡije sahip olduɡundanʔ onlari ojalajarakʔ \"\"komutan ljsias ɡelint͡ʃe davanizi karara baɡlajat͡ʃaɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Her konuyla ilgili ve hazinelerle ilgili kralın kâhinlere ve Levililer'e olan buyruğundan ayrılmadılar.|her konujla ilɡili ve hazinelerle ilɡili kralin kahinlere ve levililerʔe olan bujruɡundan ajrilmadilar. Old-Testament-Jeremiah-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir sepette, ilk olgunlaşmış incirler gibi çok iyi incirler vardı; öbür sepette ise yenmeyecek kadar kötü, çok kötü incirler vardı.|bir sepetteʔ ilk olɡunlasmis int͡ʃirler ɡibi t͡ʃok iji int͡ʃirler vardi; obur sepette ise jenmejet͡ʃek kadar kotuʔ t͡ʃok kotu int͡ʃirler vardi. Old-Testament-Psalms-088-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çukura inenler arasında sayılıyorum. Yardımcısı olmayan biri gibiyim,|t͡ʃukura inenler arasinda sajilijorum. jardimt͡ʃisi olmajan biri ɡibijimʔ Old-Testament-Deuteronomy-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen yaklaş, Tanrımız Yahve'nin söyleyeceği her şeyi dinle ve Tanrımız Yahve'nin sana söyleyeceği her şeyi bize söyle; biz de onu duyacağız ve yapacağız.”|sen jaklasʔ tanrimiz jahveʔnin sojlejet͡ʃeɡi her seji dinle ve tanrimiz jahveʔnin sana sojlejet͡ʃeɡi her seji bize sojle; biz de onu dujat͡ʃaɡiz ve japat͡ʃaɡiz.” Old-Testament-1-Chronicles-027-032|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in amcası Yonatan da danışman, anlayışlı bir adam ve yazıcıydı. Hakmoni'nin oğlu Yehiel kralın oğullarıyla birlikteydi.|davidʔin amt͡ʃasi jonatan da danismanʔ anlajisli bir adam ve jazit͡ʃijdi. hakmoniʔnin oɡlu jehiel kralin oɡullarijla birliktejdi. Old-Testament-1-Samuel-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Filistliler'i Mikmaş'tan Ayalon'a kadar vurdular. Halk çok bitkin düşmüştü;|o ɡun filistlilerʔi mikmasʔtan ajalonʔa kadar vurdular. halk t͡ʃok bitkin dusmustu; Old-Testament-2-Samuel-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ulak David'e, \"\"Adamlar bize karşı galip geldiler ve bize karşı kıra çıktılar; biz de kapının girişine kadar onların üzerlerindeydik.\"|\"ulak davidʔeʔ \"\"adamlar bize karsi ɡalip ɡeldiler ve bize karsi kira t͡ʃiktilar; biz de kapinin ɡirisine kadar onlarin uzerlerindejdik.\" Old-Testament-Jeremiah-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kafesin kuşlarla dolu olduğu gibi, evleri de öyle hileyle doludur. Bu yüzden büyüdüler ve zenginleştiler.|kafesin kuslarla dolu olduɡu ɡibiʔ evleri de ojle hilejle doludur. bu juzden bujuduler ve zenɡinlestiler. New-Testament-2-Timothy-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’daki yaşam vaadine göre Tanrı’nın isteğiyle Yeşua Mesih’in elçisi olan ben Pavlus,|mesih jesua’daki jasam vaadine ɡore tanri’nin isteɡijle jesua mesih’in elt͡ʃisi olan ben pavlusʔ Old-Testament-Ecclesiastes-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gümüşü seven gümüşe, bolluğu seven de artışa doymaz. Bu da boştur.|ɡumusu seven ɡumuseʔ bolluɡu seven de artisa dojmaz. bu da bostur. New-Testament-2-Thessalonians-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hakkımız olmadığı için değil, size örnek olalım diye böyle yaptık. Öyle ki, bize benzeyesiniz.|hakkimiz olmadiɡi it͡ʃin deɡilʔ size ornek olalim dije bojle japtik. ojle kiʔ bize benzejesiniz. Old-Testament-Lamentations-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dişlerimi çakıl taşlarıyla kırdı. Üzerimi külle örttü.|dislerimi t͡ʃakil taslarijla kirdi. uzerimi kulle orttu. New-Testament-John-006-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, bana iman edenin sonsuz yaşamı vardır.|size doɡrusunu sojlejejimʔ bana iman edenin sonsuz jasami vardir. Old-Testament-Joel-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Uluslar harekete geçip Yehoşafat Vadisi'ne çıksınlar; çünkü orada oturup çevredeki bütün ulusları yargılayacağım.\"|\"\"\"uluslar harekete ɡet͡ʃip jehosafat vadisiʔne t͡ʃiksinlar; t͡ʃunku orada oturup t͡ʃevredeki butun uluslari jarɡilajat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Leviticus-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Şabat'larımı tutacaksınız ve konutuma saygı duyacaksınız. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"“ʔsabatʔlarimi tutat͡ʃaksiniz ve konutuma sajɡi dujat͡ʃaksiniz. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-049-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kaçın! Uzaklara gidin! Ey Hasor sakinleri, derinliklerde oturun,\"\" diyor Yahve; \"\"çünkü Babil Kralı Nebukadnetsar size karşı öğüt aldı, ve size karşı bir tasarı düşündü.\"|\"kat͡ʃin! uzaklara ɡidin! ej hasor sakinleriʔ derinliklerde oturunʔ\"\" dijor jahve; \"\"t͡ʃunku babil krali nebukadnetsar size karsi oɡut aldiʔ ve size karsi bir tasari dusundu.\" Old-Testament-Exodus-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin adına konuşmak için Firavun'a geldiğimden beri, o bu halkın başına bela getirdi. Sen de halkını hiç kurtarmadın!”|senin adina konusmak it͡ʃin firavunʔa ɡeldiɡimden beriʔ o bu halkin basina bela ɡetirdi. sen de halkini hit͡ʃ kurtarmadin!” New-Testament-Luke-012-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden neyin doğru olduğuna kendiniz hükmetmiyorsunuz?|neden nejin doɡru olduɡuna kendiniz hukmetmijorsunuz? Old-Testament-Isaiah-037-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya mektubu ulakların elinden alıp okudu. Sonra Hizkiya Yahve'nin evine çıktı ve mektubu Yahve'nin önünde yaydı.|hizkija mektubu ulaklarin elinden alip okudu. sonra hizkija jahveʔnin evine t͡ʃikti ve mektubu jahveʔnin onunde jajdi. Old-Testament-Psalms-080-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Duy bizi, ey İsrael’in Çobanı, Yosef'i sürü gibi güden, keruvlar üzerinde oturan sensin, saç ışığını.|duj biziʔ ej israel’in t͡ʃobaniʔ josefʔi suru ɡibi ɡudenʔ keruvlar uzerinde oturan sensinʔ sat͡ʃ isiɡini. Old-Testament-Nehemiah-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dinle, ey Tanrımız, çünkü hor görülüyoruz. Utançlarını kendi başlarına döndür. Onları sürgün ülkesinde yağmalanmaya teslim et.|“dinleʔ ej tanrimizʔ t͡ʃunku hor ɡorulujoruz. utant͡ʃlarini kendi baslarina dondur. onlari surɡun ulkesinde jaɡmalanmaja teslim et. Old-Testament-Psalms-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü birçok insanın iftiralarını duydum, her tarafta dehşet içinde. Onlar bana karşı düzen kurarken, canımı almak için anlaştılar.|t͡ʃunku birt͡ʃok insanin iftiralarini dujdumʔ her tarafta dehset it͡ʃinde. onlar bana karsi duzen kurarkenʔ t͡ʃanimi almak it͡ʃin anlastilar. Old-Testament-2-Chronicles-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çivilerin ağırlığı elli şekel altındı. Üst odaları altınla kapladı.|t͡ʃivilerin aɡirliɡi elli sekel altindi. ust odalari altinla kapladi. New-Testament-Mark-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o günlerde, o sıkıntıdan sonra, ‘Güneş kararacak, ay ışığını vermeyecek.|ama o ɡunlerdeʔ o sikintidan sonraʔ ‘ɡunes kararat͡ʃakʔ aj isiɡini vermejet͡ʃek. Old-Testament-1-Samuel-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David şöyle yanıt verdi: \"\"İşte mızrak, ey kral! Gençlerden biri gelsin de onu alsın.\"|\"david sojle janit verdi \"\"iste mizrakʔ ej kral! ɡent͡ʃlerden biri ɡelsin de onu alsin.\" New-Testament-Acts-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi geceleyin bir görümde Pavlus’a, “Korkma! Konuş, susma” dedi.|efendi ɡet͡ʃelejin bir ɡorumde pavlus’aʔ “korkma! konusʔ susma” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman bu kötülüğü yapan o erkeği ya da kadını, o aynı erkeği ya da kadını kapılarına çıkaracaksın; ve onları taşlarla taşlayarak öldüreceksin.|o zaman bu kotuluɡu japan o erkeɡi ja da kadiniʔ o ajni erkeɡi ja da kadini kapilarina t͡ʃikarat͡ʃaksin; ve onlari taslarla taslajarak olduret͡ʃeksin. Old-Testament-Psalms-100-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilin ki, Yahve Tanrı’dır. Bizi yaratan O’dur ve biz de O’nunuz. O’nun halkı, otlağının koyunlarıyız.|bilin kiʔ jahve tanri’dir. bizi jaratan o’dur ve biz de o’nunuz. o’nun halkiʔ otlaɡinin kojunlarijiz. Old-Testament-Numbers-001-054|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları böyle yaptılar. Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu her şeye göre onlar da öyle yaptılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari bojle japtilar. jahveʔnin moseʔje bujurduɡu her seje ɡore onlar da ojle japtilar. Old-Testament-Proverbs-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Her bilge kadın kendi evini yapar, ama ahmak kadın onu kendi elleriyle yıkar.|her bilɡe kadin kendi evini japarʔ ama ahmak kadin onu kendi ellerijle jikar. New-Testament-Matthew-026-071|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlu kapısının önüne çıktığında, başka biri orada bulunanlara, “Bu adam da Nasıralı Yeşua’yla birlikteydi” dedi.|avlu kapisinin onune t͡ʃiktiɡindaʔ baska biri orada bulunanlaraʔ “bu adam da nasirali jesua’jla birliktejdi” dedi. Old-Testament-Leviticus-025-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer daha uzun yıllar varsa, onlara göre, satın alındığı paradan özgürlüğünün bedelini geri verecektir.|eɡer daha uzun jillar varsaʔ onlara ɡoreʔ satin alindiɡi paradan ozɡurluɡunun bedelini ɡeri veret͡ʃektir. Old-Testament-Esther-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaşveroş'un krallığının yüz yirmi yedi ilindeki bütün Yahudiler'e barış ve gerçek sözleriyle mektuplar gönderdi.|ahasverosʔun kralliɡinin juz jirmi jedi ilindeki butun jahudilerʔe baris ve ɡert͡ʃek sozlerijle mektuplar ɡonderdi. Old-Testament-Joshua-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael günah işledi. Evet, onlara buyurmuş olduğum antlaşmamı dahi bozdular. Evet, adanan şeylerin bir kısmını aldılar, hem çaldılar, hem de kandırdılar. Hem onu kendi eşyalarının arasına koydular.|israel ɡunah isledi. evetʔ onlara bujurmus olduɡum antlasmami dahi bozdular. evetʔ adanan sejlerin bir kismini aldilarʔ hem t͡ʃaldilarʔ hem de kandirdilar. hem onu kendi esjalarinin arasina kojdular. New-Testament-Matthew-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde kimseye babanız diye çağırmayın. Çünkü Babanız birdir, O da göktedir.|jerjuzunde kimseje babaniz dije t͡ʃaɡirmajin. t͡ʃunku babaniz birdirʔ o da ɡoktedir. Old-Testament-Proverbs-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızın entrikaları günahtır. Alaycıdan insanlar nefret eder.|akilsizin entrikalari ɡunahtir. alajt͡ʃidan insanlar nefret eder. Old-Testament-Ecclesiastes-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Olan çok eskiden olmuştur, olacak olan da çok eskiden olmuştur. Tanrı geçmiş olanı yine arıyor.|olan t͡ʃok eskiden olmusturʔ olat͡ʃak olan da t͡ʃok eskiden olmustur. tanri ɡet͡ʃmis olani jine arijor. Old-Testament-2-Kings-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yüksek yerler kaldırılmadı. Halk hâlâ yüksek yerlerde kurban kesiyor ve buhur yakıyordu.|ant͡ʃak juksek jerler kaldirilmadi. halk hala juksek jerlerde kurban kesijor ve buhur jakijordu. Old-Testament-Psalms-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve benim ışığım ve kurtuluşumdur. Kimden çekineyim? Yahve yaşamımın gücüdür. Kimden korkayım?|jahve benim isiɡim ve kurtulusumdur. kimden t͡ʃekinejim? jahve jasamimin ɡut͡ʃudur. kimden korkajim? Old-Testament-1-Kings-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiram, krala yüz yirmi talant altın gönderdi.|hiramʔ krala juz jirmi talant altin ɡonderdi. New-Testament-1-Peter-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama her şeyin sonu yakındır. Bu nedenle sağduyulu olun, kendinize hâkim olun ve duada ayık durun.|ama her sejin sonu jakindir. bu nedenle saɡdujulu olunʔ kendinize hakim olun ve duada ajik durun. Old-Testament-Isaiah-055-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ağzımdan çıkan sözüm de öyledir: Bana boş dönmeyecek, ama dilediğim şeyi yerine getirecek, yapması için gönderdiğim işte başarılı olacaktır.|aɡzimdan t͡ʃikan sozum de ojledir bana bos donmejet͡ʃekʔ ama dilediɡim seji jerine ɡetiret͡ʃekʔ japmasi it͡ʃin ɡonderdiɡim iste basarili olat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Kings-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kalkıp alacakaranlıkta kaçtılar. Çadırlarını, atlarını ve eşeklerini, hatta ordugâhı olduğu gibi bırakıp canlarını kurtarmak için kaçtılar.|bunun uzerine kalkip alat͡ʃakaranlikta kat͡ʃtilar. t͡ʃadirlariniʔ atlarini ve esekleriniʔ hatta orduɡahi olduɡu ɡibi birakip t͡ʃanlarini kurtarmak it͡ʃin kat͡ʃtilar. Old-Testament-Ezekiel-040-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuya bakan kapının yan odaları bu tarafta üç, o tarafta üç idi. Üçünün ölçüsü birdi. Bu yandan ve o yandan sövlelerinin ölçüsü birdi.|doɡuja bakan kapinin jan odalari bu tarafta ut͡ʃʔ o tarafta ut͡ʃ idi. ut͡ʃunun olt͡ʃusu birdi. bu jandan ve o jandan sovlelerinin olt͡ʃusu birdi. Old-Testament-Zechariah-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Benimle konuşan meleğe yanıt verip, “Bunlar nedir, efendim?” dedim.|benimle konusan meleɡe janit veripʔ “bunlar nedirʔ efendim?” dedim. Old-Testament-Psalms-077-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'yı anıyorum ve inliyorum. Yakınıyorum ve ruhum bunalmış durumda. Selah.|tanriʔji anijorum ve inlijorum. jakinijorum ve ruhum bunalmis durumda. selah. New-Testament-Acts-002-036|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bütün İsrael halkı şunu kesin olarak bilsin ki, Tanrı, çarmıha gerdiğiniz bu Yeşua’yı hem Efendi hem de Mesih yaptı.”|“butun israel halki sunu kesin olarak bilsin kiʔ tanriʔ t͡ʃarmiha ɡerdiɡiniz bu jesua’ji hem efendi hem de mesih japti.” New-Testament-Luke-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendisi ve yanındakiler, tutmuş oldukları balıkların şaşkınlığı içindeydiler.|t͡ʃunku kendisi ve janindakilerʔ tutmus olduklari baliklarin saskinliɡi it͡ʃindejdiler. New-Testament-Luke-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin bir adamın Tanrı Krallığı'na girmesinden daha kolaydır” dedi.|t͡ʃunku devenin iɡne deliɡinden ɡet͡ʃmesiʔ zenɡin bir adamin tanri kralliɡiʔna ɡirmesinden daha kolajdir” dedi. Old-Testament-Leviticus-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kim bu iğrençliklerden birini yaparsa, onları yapan canlar halkının arasından atılacaktır.\"|\"\"\"ʔkim bu iɡrent͡ʃliklerden birini japarsaʔ onlari japan t͡ʃanlar halkinin arasindan atilat͡ʃaktir.\" Old-Testament-2-Chronicles-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de ey Tanrım Yahve, hizmetkârının senin önünde ettiği yakarışı ve duayı duymak için hizmetkârının duasını ve yakarışını say.|jine de ej tanrim jahveʔ hizmetkarinin senin onunde ettiɡi jakarisi ve duaji dujmak it͡ʃin hizmetkarinin duasini ve jakarisini saj. Old-Testament-Leviticus-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunuyu kesti; Aron'un oğulları kanı ona teslim ettiler; o da onu sunağın üzerine serpti.|jakmalik sunuju kesti; aronʔun oɡullari kani ona teslim ettiler; o da onu sunaɡin uzerine serpti. Old-Testament-Ezekiel-046-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bey içeri girdiğinde, kapı eyvanı yolundan girecek ve onun yolundan çıkacak.\"\"\"\"'\"|\"bej it͡ʃeri ɡirdiɡindeʔ kapi ejvani jolundan ɡiret͡ʃek ve onun jolundan t͡ʃikat͡ʃak.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-James-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız hiç şüphe duymadan imanla istesin. Çünkü şüphe duyan kişi, rüzgârın sürükleyip savurduğu deniz dalgasına benzer.|jalniz hit͡ʃ suphe dujmadan imanla istesin. t͡ʃunku suphe dujan kisiʔ ruzɡarin suruklejip savurduɡu deniz dalɡasina benzer. Old-Testament-Jeremiah-052-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız komutanıyla birlikte olan bütün Keldani ordusu çepeçevre Yeruşalem'in bütün surlarını yıktı.|muhafiz komutanijla birlikte olan butun keldani ordusu t͡ʃepet͡ʃevre jerusalemʔin butun surlarini jikti. Old-Testament-Numbers-015-038|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara kuşaklar boyunca giysilerinin kenarlarına saçak yapmalarını ve her eteğin saçağı üzerine mavi kordon koymalarını söyle.|“israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara kusaklar bojunt͡ʃa ɡijsilerinin kenarlarina sat͡ʃak japmalarini ve her eteɡin sat͡ʃaɡi uzerine mavi kordon kojmalarini sojle. Old-Testament-Genesis-031-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan Yakov'a, “Nedir bu yaptığın? Beni aldattın.” dedi, “Kızlarımı savaş esirleri gibi alıp götürdün?|lavan jakovʔaʔ “nedir bu japtiɡin? beni aldattin.” dediʔ “kizlarimi savas esirleri ɡibi alip ɡoturdun? Old-Testament-2-Samuel-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|David kalkıp kendisiyle birlikte Baale Yahuda'dan gelen bütün halkla birlikte, Keruvlar'ın üzerinde oturan Ordular Yahvesi'nin Adı ile çağırılan Tanrı'nın Sandığı'nı oradan çıkarmaya gitti.|david kalkip kendisijle birlikte baale jahudaʔdan ɡelen butun halkla birlikteʔ keruvlarʔin uzerinde oturan ordular jahvesiʔnin adi ile t͡ʃaɡirilan tanriʔnin sandiɡiʔni oradan t͡ʃikarmaja ɡitti. New-Testament-Mark-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua babasına, “Bu durum ne zamandan beri başına geliyor?” diye sordu. “Küçüklüğünden beri” dedi.|jesua babasinaʔ “bu durum ne zamandan beri basina ɡelijor?” dije sordu. “kut͡ʃukluɡunden beri” dedi. Old-Testament-Zechariah-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü terafim boş şeyler söyledi, ve falcılar yalan gördü, ve yalan düşler anlattı. Boşuna avutuyorlar. Bu yüzden koyun gibi yollarına gidiyorlar. Eziliyorlar, çünkü çoban yok.|t͡ʃunku terafim bos sejler sojlediʔ ve falt͡ʃilar jalan ɡorduʔ ve jalan dusler anlatti. bosuna avutujorlar. bu juzden kojun ɡibi jollarina ɡidijorlar. ezilijorlarʔ t͡ʃunku t͡ʃoban jok. New-Testament-John-012-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Beni gönderen Baba’nın kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu.|t͡ʃunku ben kendiliɡimden konusmadim. beni ɡonderen baba’nin kendisi ne sojlemem ve ne konusmam ɡerektiɡini bana bujurdu. Old-Testament-Numbers-032-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Gilad'ı Manaşşe oğlu Makir'e verdi; ve orada yaşadı.|mose ɡiladʔi manasse oɡlu makirʔe verdi; ve orada jasadi. Old-Testament-Malachi-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi, \"\"Onlar benim olacaklar.\"\" diyor. \"\"Yaptığım günde kendi malım olacaklar. Bir adamın kendisine hizmet eden kendi oğlunu esirgemesi gibi, onları esirgeyeceğim.\"|\"ordular jahvesiʔ \"\"onlar benim olat͡ʃaklar.\"\" dijor. \"\"japtiɡim ɡunde kendi malim olat͡ʃaklar. bir adamin kendisine hizmet eden kendi oɡlunu esirɡemesi ɡibiʔ onlari esirɡejet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Exodus-040-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe konutu kaldırdı, tabanlarını koydu, çerçevelerini yerleştirdi, kirişlerini taktı ve direklerini dikti.|mose konutu kaldirdiʔ tabanlarini kojduʔ t͡ʃert͡ʃevelerini jerlestirdiʔ kirislerini takti ve direklerini dikti. Old-Testament-Ecclesiastes-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kötülerin gömüldüğünü gördüm. Gerçekten onlar da kutsallıktan geldiler. Bunu yapmış oldukları kentten gittiler ve unutuldular. Bu da boştur.|bojlet͡ʃe kotulerin ɡomulduɡunu ɡordum. ɡert͡ʃekten onlar da kutsalliktan ɡeldiler. bunu japmis olduklari kentten ɡittiler ve unutuldular. bu da bostur. New-Testament-1-Corinthians-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih beni vaftiz etmeye değil, Müjde’yi duyurmaya gönderdi. Bunu, Mesih’in çarmıhtaki ölümü boşa gitmesin diye bilgece sözlerle yapmadım.|t͡ʃunku mesih beni vaftiz etmeje deɡilʔ muʒde’ji dujurmaja ɡonderdi. bunuʔ mesih’in t͡ʃarmihtaki olumu bosa ɡitmesin dije bilɡet͡ʃe sozlerle japmadim. Old-Testament-Malachi-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi, ey kâhinler, bu buyruk sizin içindir.|“simdiʔ ej kahinlerʔ bu bujruk sizin it͡ʃindir. Old-Testament-Ecclesiastes-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman dedim ki, \"\"Bilgelik güçten iyidir.\"\" Ama yoksulun hikmeti hor görülür, ve onun sözleri duyulmaz.\"|\"o zaman dedim kiʔ \"\"bilɡelik ɡut͡ʃten ijidir.\"\" ama joksulun hikmeti hor ɡorulurʔ ve onun sozleri dujulmaz.\" Old-Testament-Deuteronomy-032-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Işıltılı kılıcımı bilersem, Elim yargıda onu kavrarsa; düşmanlarımdan öç alacağım, benden nefret edenlere karşılığını vereceğim.|isiltili kilit͡ʃimi bilersemʔ elim jarɡida onu kavrarsa; dusmanlarimdan ot͡ʃ alat͡ʃaɡimʔ benden nefret edenlere karsiliɡini veret͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Samuel-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Oraya, Rama'daki Nayot'a gitti. Sonra Tanrı'nın Ruhu onun da üzerine geldi ve Rama'daki Nayot'a varana dek peygamberlik ederek gitti.|orajaʔ ramaʔdaki najotʔa ɡitti. sonra tanriʔnin ruhu onun da uzerine ɡeldi ve ramaʔdaki najotʔa varana dek pejɡamberlik ederek ɡitti. New-Testament-Mark-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Bu sözden dolayı yoluna git. İblis kızından çıktı.” dedi.|jesua onaʔ “bu sozden dolaji joluna ɡit. iblis kizindan t͡ʃikti.” dedi. Old-Testament-Exodus-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağlamadaki en dıştaki perdenin kenarına elli ilmek, ikinci bağlamadaki en dıştaki perdenin kenarına elli ilmek yapacaksın.|baɡlamadaki en distaki perdenin kenarina elli ilmekʔ ikint͡ʃi baɡlamadaki en distaki perdenin kenarina elli ilmek japat͡ʃaksin. Old-Testament-Numbers-003-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Merari ailelerinin atalar evinin beyi Avihail oğlu Suriel'di. Onlar konutun kuzey tarafında konaklayacaklar.|merari ailelerinin atalar evinin beji avihail oɡlu surielʔdi. onlar konutun kuzej tarafinda konaklajat͡ʃaklar. New-Testament-Hebrews-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı da kendi isteği uyarınca belirtilerle, harikalarla, çeşitli güçlü işleriyle ve Kutsal Ruh’un armağanlarıyla buna tanıklık etmiyor mu?|tanri da kendi isteɡi ujarint͡ʃa belirtilerleʔ harikalarlaʔ t͡ʃesitli ɡut͡ʃlu islerijle ve kutsal ruh’un armaɡanlarijla buna taniklik etmijor mu? New-Testament-2-Corinthians-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın isteğiyle Mesih Yeşua’nın elçisi Pavlus ve kardeşimiz Timoteos, bütün Ahaya’daki kutsalların hepsine ve Tanrı’nın Korint’teki topluluğuna:|tanri’nin isteɡijle mesih jesua’nin elt͡ʃisi pavlus ve kardesimiz timoteosʔ butun ahaja’daki kutsallarin hepsine ve tanri’nin korint’teki topluluɡuna Old-Testament-Deuteronomy-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir kusuru varsa, topal ya da körse ya da herhangi bir kusuru varsa, onu Tanrın Yahve'ye kurban etmeyeceksin.|eɡer bir kusuru varsaʔ topal ja da korse ja da herhanɡi bir kusuru varsaʔ onu tanrin jahveʔje kurban etmejet͡ʃeksin. Old-Testament-2-Kings-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu kan” dediler. \"\"Krallar kesinlikle yok edildi ve birbirlerine vurdular. Şimdi, Moav, yağmaya!”\"|\"“bu kan” dediler. \"\"krallar kesinlikle jok edildi ve birbirlerine vurdular. simdiʔ moavʔ jaɡmaja!”\" New-Testament-James-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin şimdi, “Bugün ya da yarın şu kente gidelim, orada bir yıl geçirelim, ticaret yapalım, kazanalım” diyen sizler,|ɡelin simdiʔ “buɡun ja da jarin su kente ɡidelimʔ orada bir jil ɡet͡ʃirelimʔ tit͡ʃaret japalimʔ kazanalim” dijen sizlerʔ Old-Testament-Proverbs-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O ki, gençlik dostunu bırakan, Tanrısı'nın antlaşmasını unutandır,|o kiʔ ɡent͡ʃlik dostunu birakanʔ tanrisiʔnin antlasmasini unutandirʔ Old-Testament-Jeremiah-052-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kent, Kral Sidkiya'nın on birinci yılına kadar kuşatıldı.|bojlet͡ʃe kentʔ kral sidkijaʔnin on birint͡ʃi jilina kadar kusatildi. Old-Testament-Leviticus-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'la oğulları için olacak. Onu kutsal bir yerde yiyecekler; çünkü sürekli bir kuralla Yahve'nin ateşle yapılan sunularından kendisi için çok kutsaldır.”|aronʔla oɡullari it͡ʃin olat͡ʃak. onu kutsal bir jerde jijet͡ʃekler; t͡ʃunku surekli bir kuralla jahveʔnin atesle japilan sunularindan kendisi it͡ʃin t͡ʃok kutsaldir.” Old-Testament-2-Samuel-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|David bütün halkı toplayıp Rabba'ya gitti, ona karşı savaştı ve onu aldı.|david butun halki toplajip rabbaʔja ɡittiʔ ona karsi savasti ve onu aldi. Old-Testament-Proverbs-003-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgeler yüceliği miras alacak, ama akılsızların terfisi utanç olacak.|bilɡeler jut͡ʃeliɡi miras alat͡ʃakʔ ama akilsizlarin terfisi utant͡ʃ olat͡ʃak. New-Testament-John-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Bu tapınağı yıkın, üç gün içinde onu ayağa kaldıracağım” diye yanıtladı.|jesua onlaraʔ “bu tapinaɡi jikinʔ ut͡ʃ ɡun it͡ʃinde onu ajaɡa kaldirat͡ʃaɡim” dije janitladi. Old-Testament-1-Samuel-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Saul'un kendisini gönderdiği her yere çıktı ve akıllıca davrandı; Saul da onu savaşçıların başına koydu. Bu, bütün halkın ve Saul'un hizmetkârlarının gözünde iyiydi.|davidʔ saulʔun kendisini ɡonderdiɡi her jere t͡ʃikti ve akillit͡ʃa davrandi; saul da onu savast͡ʃilarin basina kojdu. buʔ butun halkin ve saulʔun hizmetkarlarinin ɡozunde ijijdi. Old-Testament-Lamentations-003-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi buyurmadıkça, kim bir şey söyler de gerçekleşir?|efendi bujurmadikt͡ʃaʔ kim bir sej sojler de ɡert͡ʃeklesir? Old-Testament-Zechariah-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor, “Onu çıkaracağım ve hırsızın evine ve adımla yalan yere ant içenin evine girecek; ve ev içinde duracak ve evi kerestesiyle taşlarıyla birlikte yok edecek.”|ordular jahvesi sojle dijorʔ “onu t͡ʃikarat͡ʃaɡim ve hirsizin evine ve adimla jalan jere ant it͡ʃenin evine ɡiret͡ʃek; ve ev it͡ʃinde durat͡ʃak ve evi kerestesijle taslarijla birlikte jok edet͡ʃek.” Old-Testament-Psalms-085-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, Yahve iyi olanı verecek. Diyarımız, artarak ürün verecektir.|evetʔ jahve iji olani veret͡ʃek. dijarimizʔ artarak urun veret͡ʃektir. Old-Testament-2-Chronicles-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendine Edom'u vurduğunu söylüyorsun; ve yüreğin seni övünmek için yükseltiyor. Şimdi evinde otur. Neden sen ve Yahuda birlikte düşesin diye belaya karışıyorsun?'”|kendine edomʔu vurduɡunu sojlujorsun; ve jureɡin seni ovunmek it͡ʃin jukseltijor. simdi evinde otur. neden sen ve jahuda birlikte dusesin dije belaja karisijorsun?ʔ” Old-Testament-Psalms-072-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksula ve muhtaca merhamet eder. Muhtaçların canlarını kurtarır.|joksula ve muhtat͡ʃa merhamet eder. muhtat͡ʃlarin t͡ʃanlarini kurtarir. Old-Testament-Job-041-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirine o kadar yakındır ki, aralarına hava giremez.|birbirine o kadar jakindir kiʔ aralarina hava ɡiremez. Old-Testament-2-Kings-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi bu mektup size ulaştığında, madem ki efendinizin oğulları sizinle birliktedir, arabalar ve atlarınız, surlu kentiniz ve silahlarınız var,\"|\"\"\"simdi bu mektup size ulastiɡindaʔ madem ki efendinizin oɡullari sizinle birliktedirʔ arabalar ve atlarinizʔ surlu kentiniz ve silahlariniz varʔ\" Old-Testament-Leviticus-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Birisi Yahve'ye ekmek sunusu sunduğu zaman, sunusu ince undan olacak. Üzerine yağ dökecek ve üzerine günnük koyacak.\"|\"\"\"ʔbirisi jahveʔje ekmek sunusu sunduɡu zamanʔ sunusu int͡ʃe undan olat͡ʃak. uzerine jaɡ doket͡ʃek ve uzerine ɡunnuk kojat͡ʃak.\" Old-Testament-Psalms-039-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanı suçundan ötürü azarlayıp yola getirdiğinde, servetini güve gibi tüketirsin. Kesinlikle her insan yalnızca bir soluktur.” Selah.|insani sut͡ʃundan oturu azarlajip jola ɡetirdiɡindeʔ servetini ɡuve ɡibi tuketirsin. kesinlikle her insan jalnizt͡ʃa bir soluktur.” selah. Old-Testament-Psalms-102-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Tanrım, beni günlerimin ortasında alma” dedim. “Senin yılların tüm kuşaklar boyuncadır.|“ej tanrimʔ beni ɡunlerimin ortasinda alma” dedim. “senin jillarin tum kusaklar bojunt͡ʃadir. Old-Testament-Genesis-036-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav'ın karısı Sivon'un kızı Ana'nın kızı Oholivama'nın Esav'a doğurduğu oğulları şunlardı: Yeuş, Yalam, Korah.|esavʔin karisi sivonʔun kizi anaʔnin kizi oholivamaʔnin esavʔa doɡurduɡu oɡullari sunlardi jeusʔ jalamʔ korah. Old-Testament-2-Kings-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı onlara saldırdı ve Hamat ülkesindeki Rivla'da onları öldürdü. Böylece Yahuda ülkesinden sürgün edildi.|babil krali onlara saldirdi ve hamat ulkesindeki rivlaʔda onlari oldurdu. bojlet͡ʃe jahuda ulkesinden surɡun edildi. Old-Testament-Exodus-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onları salıvermeyi reddedip onları daha tutarsan,|t͡ʃunku onlari salivermeji reddedip onlari daha tutarsanʔ Old-Testament-Numbers-035-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'e vereceğiniz kentlerin tümü, otlaklarıyla birlikte kırk sekiz kent olacaktır.|levililerʔe veret͡ʃeɡiniz kentlerin tumuʔ otlaklarijla birlikte kirk sekiz kent olat͡ʃaktir. New-Testament-Mark-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Halka acıyorum. Üç gündür benimle birlikteler ve yiyecek hiçbir şeyleri yok.|“halka at͡ʃijorum. ut͡ʃ ɡundur benimle birlikteler ve jijet͡ʃek hit͡ʃbir sejleri jok. New-Testament-John-004-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben sizi, emek vermediğiniz şeyi biçmeye gönderdim. Başkaları emek verdiler, siz de onların emeğine girdiniz.”|ben siziʔ emek vermediɡiniz seji bit͡ʃmeje ɡonderdim. baskalari emek verdilerʔ siz de onlarin emeɡine ɡirdiniz.” New-Testament-Luke-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra bir başkasına, ‘Senin borcun ne kadar?’ dedi. ‘Yüz kor buğday’ dedi. ‘Senedini al ve seksen yaz’ dedi.|sonra bir baskasinaʔ ‘senin bort͡ʃun ne kadar?’ dedi. ‘juz kor buɡdaj’ dedi. ‘senedini al ve seksen jaz’ dedi. New-Testament-Luke-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kalkıp babasının yanına vardı. Ama o daha uzaktayken babası onu gördü, ona acıdı, koşup boynuna sarıldı ve onu öptü.|“kalkip babasinin janina vardi. ama o daha uzaktajken babasi onu ɡorduʔ ona at͡ʃidiʔ kosup bojnuna sarildi ve onu optu. Old-Testament-Exodus-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Orada seninle buluşacağım ve İsrael'in çocukları için sana buyuracağım her şeyi, antlaşma sandığı üzerindeki iki keruvun arasından, merhamet örtüsünün üzerinden sana söyleyeceğim.\"\"\"|\"orada seninle bulusat͡ʃaɡim ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin sana bujurat͡ʃaɡim her sejiʔ antlasma sandiɡi uzerindeki iki keruvun arasindanʔ merhamet ortusunun uzerinden sana sojlejet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Psalms-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ağızlarında sadakat yoktur. Yürekleri yıkımdır. Boğazları açık bir mezar. Dilleriyle yaltaklanırlar.|t͡ʃunku aɡizlarinda sadakat joktur. jurekleri jikimdir. boɡazlari at͡ʃik bir mezar. dillerijle jaltaklanirlar. New-Testament-Acts-020-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi hüngür hüngür ağladı. Pavlus’un boynuna sarılıp onu öptüler.|hepsi hunɡur hunɡur aɡladi. pavlus’un bojnuna sarilip onu optuler. New-Testament-1-John-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse hiçbir zaman Tanrı’yı görmedi. Birbirimizi seversek, Tanrı içimizde kalır ve O’nun sevgisi bizde tamamlanmış olur.|hit͡ʃ kimse hit͡ʃbir zaman tanri’ji ɡormedi. birbirimizi seversekʔ tanri it͡ʃimizde kalir ve o’nun sevɡisi bizde tamamlanmis olur. New-Testament-Acts-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe dışarı atılınca, Firavun’un kızı onu alıp öz oğlu gibi büyüttü.|mose disari atilint͡ʃaʔ firavun’un kizi onu alip oz oɡlu ɡibi bujuttu. Old-Testament-Ezekiel-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük üstüne kötülük, söylenti üstüne söylenti gelecek. Peygamberden görüm arayacaklar; ama kâhinde yasa, ihtiyarlarda öğüt kalmayacak.|kotuluk ustune kotulukʔ sojlenti ustune sojlenti ɡelet͡ʃek. pejɡamberden ɡorum arajat͡ʃaklar; ama kahinde jasaʔ ihtijarlarda oɡut kalmajat͡ʃak. New-Testament-Matthew-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, birçok peygamber ve doğru kişiler sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama göremediler. İşittiklerinizi duymak istediler ama duyamadılar.|size doɡrusunu sojlejejimʔ birt͡ʃok pejɡamber ve doɡru kisiler sizin ɡorduklerinizi ɡormek istedilerʔ ama ɡoremediler. isittiklerinizi dujmak istediler ama dujamadilar. Old-Testament-Numbers-014-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi araştırmak için giden adamlardan Nun oğlu Yeşu ile Yefunne oğlu Kalev sağ kaldılar.|ulkeji arastirmak it͡ʃin ɡiden adamlardan nun oɡlu jesu ile jefunne oɡlu kalev saɡ kaldilar. New-Testament-Mark-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu adam neden böyle konuşup küfrediyor? Günahları yalnız Tanrı'dan başka kim bağışlayabilir?”|“bu adam neden bojle konusup kufredijor? ɡunahlari jalniz tanriʔdan baska kim baɡislajabilir?” New-Testament-Luke-022-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün tapınakta sizinleyken, bana karşı elinizi uzatmadınız. Ama bu, sizin saatinizdir ve karanlığın gücüdür.”|her ɡun tapinakta sizinlejkenʔ bana karsi elinizi uzatmadiniz. ama buʔ sizin saatinizdir ve karanliɡin ɡut͡ʃudur.” New-Testament-1-John-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“O’nu tanıyorum” deyip de buyruklarını yerine getirmeyen yalancıdır ve kendisinde gerçek yoktur.|“o’nu tanijorum” dejip de bujruklarini jerine ɡetirmejen jalant͡ʃidir ve kendisinde ɡert͡ʃek joktur. New-Testament-2-Peter-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar susuz kuyular, fırtınanın sürüklediği bulutlar gibidir. Onlara ayrılan sonsuza dek koyu karanlıktır.|bunlar susuz kujularʔ firtinanin suruklediɡi bulutlar ɡibidir. onlara ajrilan sonsuza dek koju karanliktir. Old-Testament-Genesis-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetçinin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin çocuğundur.”|hizmett͡ʃinin oɡlundan da bir ulus jaratat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku o da senin t͡ʃot͡ʃuɡundur.” Old-Testament-Esther-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şimdi sessiz kalırsan, Yahudiler'e başka bir yerden yardım ve kurtuluş gelecektir, ama sen ve babanın evi yok olacaksınız. Kim bilir, böyle bir zaman için krallığa gelmişsindir?”|t͡ʃunku simdi sessiz kalirsanʔ jahudilerʔe baska bir jerden jardim ve kurtulus ɡelet͡ʃektirʔ ama sen ve babanin evi jok olat͡ʃaksiniz. kim bilirʔ bojle bir zaman it͡ʃin kralliɡa ɡelmissindir?” Old-Testament-Leviticus-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhinler arasında her erkek ondan yiyebilir. Kutsal bir yerde yenilecek. Çok kutsaldır.'\"\"\"|\"kahinler arasinda her erkek ondan jijebilir. kutsal bir jerde jenilet͡ʃek. t͡ʃok kutsaldir.ʔ\"\"\" New-Testament-Colossians-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın sizin yararınıza bana verdiği görev uyarınca, Tanrı sözünü yerine getirmek için kilisenin hizmetkârı oldum.|tanri’nin sizin jarariniza bana verdiɡi ɡorev ujarint͡ʃaʔ tanri sozunu jerine ɡetirmek it͡ʃin kilisenin hizmetkari oldum. New-Testament-Titus-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, sana karşı çıkan, sağlam öğretişinden ötürü hakkımızda söyleyecek kötü hiçbir şey bulamasın ve utansın.|ojle kiʔ sana karsi t͡ʃikanʔ saɡlam oɡretisinden oturu hakkimizda sojlejet͡ʃek kotu hit͡ʃbir sej bulamasin ve utansin. New-Testament-Acts-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yararlı olan herhangi bir şeyi size bildirmekten, gerek açık alanlarda gerek evden eve sizlere öğretmekten çekinmedim.|jararli olan herhanɡi bir seji size bildirmektenʔ ɡerek at͡ʃik alanlarda ɡerek evden eve sizlere oɡretmekten t͡ʃekinmedim. Old-Testament-Numbers-035-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ya da düşmanlıkla ona eliyle vurmuşsa ve o ölmüşse, ona vuran kişi kesinlikle öldürülecektir. O katildir. Kan öcünü alan, katille karşılaştığında onu öldürecektir.'\"\"\"|\"ja da dusmanlikla ona elijle vurmussa ve o olmusseʔ ona vuran kisi kesinlikle oldurulet͡ʃektir. o katildir. kan ot͡ʃunu alanʔ katille karsilastiɡinda onu olduret͡ʃektir.ʔ\"\"\" New-Testament-John-004-039|und|SPEAKER_00_Turkish|O kentten birçok Samariyalı, “Yaptığım her şeyi bana söyledi” diye tanıklık eden kadının sözünden dolayı O’na iman etti.|o kentten birt͡ʃok samarijaliʔ “japtiɡim her seji bana sojledi” dije taniklik eden kadinin sozunden dolaji o’na iman etti. Old-Testament-Leviticus-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama biçtiğin değerden daha yoksulsa, o zaman kâhinin önünde durdurulacak ve kâhin ona bir değer biçecektir. Kâhin ödeme gücüne göre değer biçecektir.'\"\"\"|\"ama bit͡ʃtiɡin deɡerden daha joksulsaʔ o zaman kahinin onunde durdurulat͡ʃak ve kahin ona bir deɡer bit͡ʃet͡ʃektir. kahin odeme ɡut͡ʃune ɡore deɡer bit͡ʃet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendilerini vuranlara vurduğu gibi onlara da vurdu mu? Ya da kendilerini öldürenlerin öldürüldüğü gibi öldürüldüler mi?|kendilerini vuranlara vurduɡu ɡibi onlara da vurdu mu? ja da kendilerini oldurenlerin oldurulduɡu ɡibi oldurulduler mi? New-Testament-2-Timothy-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok tanık arasında benden duyduğun şeyleri, başkalarına da öğretebilecek yetenekte olan sadık kişilere emanet et.|birt͡ʃok tanik arasinda benden dujduɡun sejleriʔ baskalarina da oɡretebilet͡ʃek jetenekte olan sadik kisilere emanet et. Old-Testament-Isaiah-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve bunu bana güçlü bir şekilde söyledi ve bana bu halkın yolunda yürümememi buyurdu ve şöyle dedi,|t͡ʃunku jahve bunu bana ɡut͡ʃlu bir sekilde sojledi ve bana bu halkin jolunda jurumememi bujurdu ve sojle dediʔ Old-Testament-Genesis-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı yapmış olduğu her şeyi gördü ve işte, çok iyiydi. Akşam oldu ve sabah oldu, altıncı gün.|tanri japmis olduɡu her seji ɡordu ve isteʔ t͡ʃok ijijdi. aksam oldu ve sabah olduʔ altint͡ʃi ɡun. Old-Testament-Amos-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “İsrael'in üç, hatta dört suçundan ötürü cezasını geri çevirmeyeceğim, çünkü doğru kişiyi gümüşe, ve yoksulu bir çift çarığa sattılar.|jahve sojle dijor “israelʔin ut͡ʃʔ hatta dort sut͡ʃundan oturu t͡ʃezasini ɡeri t͡ʃevirmejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku doɡru kisiji ɡumuseʔ ve joksulu bir t͡ʃift t͡ʃariɡa sattilar. Old-Testament-Numbers-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Memlekette doğan herkes bunları Yahve'ye ateşle yapılan, hoş kokulu bir sunu olarak bu şekilde yapacak.\"|\"\"\"ʔmemlekette doɡan herkes bunlari jahveʔje atesle japilanʔ hos kokulu bir sunu olarak bu sekilde japat͡ʃak.\" Old-Testament-Leviticus-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir adam evini Yahve'ye kutsal kılmak üzere adadığında, kâhin bunun iyi mi ya da kötü mü olduğuna değer biçecek. Kâhin ona nasıl değer biçerse, öyle olacaktır.\"|\"\"\"ʔbir adam evini jahveʔje kutsal kilmak uzere adadiɡindaʔ kahin bunun iji mi ja da kotu mu olduɡuna deɡer bit͡ʃet͡ʃek. kahin ona nasil deɡer bit͡ʃerseʔ ojle olat͡ʃaktir.\" New-Testament-James-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgili kardeşlerim, dinleyin: Tanrı, imanda zengin olsunlar ve kendisini sevenlere vaat ettiği krallığın mirasçıları olsunlar diye bu dünyada yoksul olanları seçmedi mi?|sevɡili kardeslerimʔ dinlejin tanriʔ imanda zenɡin olsunlar ve kendisini sevenlere vaat ettiɡi kralliɡin mirast͡ʃilari olsunlar dije bu dunjada joksul olanlari set͡ʃmedi mi? Old-Testament-Daniel-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci ayın yirmi dördüncü günü, Büyük Irmak'ın, Hiddekel'in kıyısındayken,|birint͡ʃi ajin jirmi dordunt͡ʃu ɡunuʔ bujuk irmakʔinʔ hiddekelʔin kijisindajkenʔ Old-Testament-Hosea-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi oynaşlarının gözü önünde onun ahlaksızlığını açığa vuracağım, ve kimse onu elimden kurtaramayacak.|simdi ojnaslarinin ɡozu onunde onun ahlaksizliɡini at͡ʃiɡa vurat͡ʃaɡimʔ ve kimse onu elimden kurtaramajat͡ʃak. Old-Testament-Micah-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilikten nefret eden, kötülüğü seven, derilerini ve etlerini kemiklerinden sıyıran sizler,|ijilikten nefret edenʔ kotuluɡu sevenʔ derilerini ve etlerini kemiklerinden sijiran sizlerʔ New-Testament-Ephesians-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bizler O’nun eseriyiz, Tanrı’nın önceden hazırladığı iyi işler içinde yürüyelim diye Mesih Yeşua’da yaratıldık.|t͡ʃunku bizler o’nun eserijizʔ tanri’nin ont͡ʃeden hazirladiɡi iji isler it͡ʃinde jurujelim dije mesih jesua’da jaratildik. New-Testament-Acts-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun hakkında yazılanların hepsini yerine getirdikten sonra, O’nu ağaçtan indirip mezara koydular.|o’nun hakkinda jazilanlarin hepsini jerine ɡetirdikten sonraʔ o’nu aɡat͡ʃtan indirip mezara kojdular. Old-Testament-Amos-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Atlar kayalıklar üzerinde koşar mı? Orada öküzlerle çift süren var mı? Ama siz adaleti zehire, doğruluğun meyvesini de acılığa çevirdiniz.|atlar kajaliklar uzerinde kosar mi? orada okuzlerle t͡ʃift suren var mi? ama siz adaleti zehireʔ doɡruluɡun mejvesini de at͡ʃiliɡa t͡ʃevirdiniz. New-Testament-Luke-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ninova halkı yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı mahkûm edecek. Çünkü onlar, Yona’nın çağrısı üzerine tövbe ettiler. İşte, Yona’dan daha büyük olan buradadır.”|ninova halki jarɡi ɡunu bu kusakla birlikte kalkip bu kusaɡi mahkum edet͡ʃek. t͡ʃunku onlarʔ jona’nin t͡ʃaɡrisi uzerine tovbe ettiler. isteʔ jona’dan daha bujuk olan buradadir.” Old-Testament-Ezekiel-045-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“Yedinci ayda, ayın on beşinci günü, bayram sırasında, yedi gün böyle yapacak. Günah sunusu, yakmalık sunu, ekmek sunusu ve yağ için aynı şeyi yapacak.\"\"\"\"'\"|\"“‘“jedint͡ʃi ajdaʔ ajin on besint͡ʃi ɡunuʔ bajram sirasindaʔ jedi ɡun bojle japat͡ʃak. ɡunah sunusuʔ jakmalik sunuʔ ekmek sunusu ve jaɡ it͡ʃin ajni seji japat͡ʃak.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Luke-008-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Gizli kalamadığını gören kadın titreyerek geldi ve Yeşua’nın ayaklarına kapandı. Bütün halkın önünde, O’na neden dokunduğunu ve hemen nasıl iyileştiğini anlattı.|ɡizli kalamadiɡini ɡoren kadin titrejerek ɡeldi ve jesua’nin ajaklarina kapandi. butun halkin onundeʔ o’na neden dokunduɡunu ve hemen nasil ijilestiɡini anlatti. Old-Testament-Isaiah-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi, Ordular Yahvesi, yeryüzünün tümünde tam bir son yapacaktır, bu da kararlaştırıldı.|t͡ʃunku efendiʔ ordular jahvesiʔ jerjuzunun tumunde tam bir son japat͡ʃaktirʔ bu da kararlastirildi. Old-Testament-1-Samuel-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Haberciler içeri girdiğinde, terafim yataktaydı ve başında keçi kılından bir yastık vardı.|habert͡ʃiler it͡ʃeri ɡirdiɡindeʔ terafim jataktajdi ve basinda ket͡ʃi kilindan bir jastik vardi. New-Testament-Luke-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar sizin hakkınızda iyi konuştukları zaman vay halinize, çünkü onların ataları da sahte peygamberlere aynı şeyi yaptılar.”|insanlar sizin hakkinizda iji konustuklari zaman vaj halinizeʔ t͡ʃunku onlarin atalari da sahte pejɡamberlere ajni seji japtilar.” Old-Testament-Jeremiah-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İğrençlik ettiklerinde utandılar mı? Hayır, hiç utanmadılar. Kızarmadılar. Bu yüzden düşenlerin arasına onlar da düşecekler. Ziyaret edildikleri zaman aşağı atılacaklar, diyor Yahve.\"\"'\"|\"iɡrent͡ʃlik ettiklerinde utandilar mi? hajirʔ hit͡ʃ utanmadilar. kizarmadilar. bu juzden dusenlerin arasina onlar da duset͡ʃekler. zijaret edildikleri zaman asaɡi atilat͡ʃaklarʔ dijor jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-1-Samuel-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul Filistliler'in peşinden döndüğünde kendisine, \"\"İşte David, En Gedi Çölü'nde\"\" denildi.\"|\"saul filistlilerʔin pesinden donduɡunde kendisineʔ \"\"iste davidʔ en ɡedi t͡ʃoluʔnde\"\" denildi.\" Old-Testament-2-Chronicles-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda çöle bakan yere gelince, kalabalığı gördü; ve işte, yere düşmüş cesetlerdi ve kaçıp kurtulan yoktu.|jahuda t͡ʃole bakan jere ɡelint͡ʃeʔ kalabaliɡi ɡordu; ve isteʔ jere dusmus t͡ʃesetlerdi ve kat͡ʃip kurtulan joktu. Old-Testament-Jeremiah-046-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun içindeki ücretlileri de ahırdaki buzağılar gibidir, çünkü onlar da geri döndüler. Birlikte kaçtılar. Ayakta durmadılar, çünkü felaketlerinin günü, ziyaretlerinin vakti üzerlerine gelmişti.|onun it͡ʃindeki ut͡ʃretlileri de ahirdaki buzaɡilar ɡibidirʔ t͡ʃunku onlar da ɡeri donduler. birlikte kat͡ʃtilar. ajakta durmadilarʔ t͡ʃunku felaketlerinin ɡunuʔ zijaretlerinin vakti uzerlerine ɡelmisti. Old-Testament-Isaiah-036-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer bana, 'Tanrımız Yahve'ye güveniyoruz' derseniz, Hizkiya'nın yüksek yerlerini ve sunaklarını ortadan kaldırdığı Yahuda ve Yeruşalem'e, 'Bu sunağın önünde tapınacaksınız' dediği Tanrı değil mi bu?\"\"\"|\"ama eɡer banaʔ ʔtanrimiz jahveʔje ɡuvenijoruzʔ dersenizʔ hizkijaʔnin juksek jerlerini ve sunaklarini ortadan kaldirdiɡi jahuda ve jerusalemʔeʔ ʔbu sunaɡin onunde tapinat͡ʃaksinizʔ dediɡi tanri deɡil mi bu?\"\"\" Old-Testament-Proverbs-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Gururlu ve kibirli adamın adı, “Alaycıdır”, gururun kibrinde çalışır.|ɡururlu ve kibirli adamin adiʔ “alajt͡ʃidir”ʔ ɡururun kibrinde t͡ʃalisir. Old-Testament-Ecclesiastes-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge kişi gibi kim var? Ve bir şeyin yorumunu kim bilir? Bir adamın bilgeliği yüzünü aydınlatır ve yüzünün sertliği değişir.|bilɡe kisi ɡibi kim var? ve bir sejin jorumunu kim bilir? bir adamin bilɡeliɡi juzunu ajdinlatir ve juzunun sertliɡi deɡisir. Old-Testament-Isaiah-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden öyle olacak ki, Efendi Siyon Dağı ve Yeruşalem'deki bütün işini yapınca, Aşur Kralı'nın inatçı gururlu yüreğinin ürününü ve kibirli bakışlarının küstahlığını cezalandıracağım.|bu juzden ojle olat͡ʃak kiʔ efendi sijon daɡi ve jerusalemʔdeki butun isini japint͡ʃaʔ asur kraliʔnin inatt͡ʃi ɡururlu jureɡinin urununu ve kibirli bakislarinin kustahliɡini t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Numbers-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Gad'ın çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar New-Testament-Matthew-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Her Pesah'ta vali, halkın istediği bir tutukluyu salıvermeyi adet edinmişti.|her pesahʔta valiʔ halkin istediɡi bir tutukluju salivermeji adet edinmisti. Old-Testament-Jeremiah-042-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Hayır, Mısır diyarına gireceğiz, orada savaş görmeyecek, boru sesi duymayacağız, ekmek için açlık çekmeyeceğiz; orada oturacağız\"\" derseniz;\"|\"\"\"hajirʔ misir dijarina ɡiret͡ʃeɡizʔ orada savas ɡormejet͡ʃekʔ boru sesi dujmajat͡ʃaɡizʔ ekmek it͡ʃin at͡ʃlik t͡ʃekmejet͡ʃeɡiz; orada oturat͡ʃaɡiz\"\" derseniz;\" Old-Testament-Job-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam ihtiyarlıkta mezarına geleceksin, tıpkı mevsiminde gelen başak gibi.|tam ihtijarlikta mezarina ɡelet͡ʃeksinʔ tipki mevsiminde ɡelen basak ɡibi. New-Testament-Matthew-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeytan, Şeytan’ı kovarsa kendi içinde bölünmüştür. O zaman onun krallığı nasıl ayakta kalır?|sejtanʔ sejtan’i kovarsa kendi it͡ʃinde bolunmustur. o zaman onun kralliɡi nasil ajakta kalir? New-Testament-Ephesians-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey çocuklar, baba ve annenize Efendi’de itaat edin. Çünkü doğru olan budur.|ej t͡ʃot͡ʃuklarʔ baba ve annenize efendi’de itaat edin. t͡ʃunku doɡru olan budur. Old-Testament-Exodus-037-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Attar işine uygun olarak kutsal mesh yağını ve hoş baharatlardan oluşan saf buhuru yaptı.|attar isine ujɡun olarak kutsal mesh jaɡini ve hos baharatlardan olusan saf buhuru japti. Old-Testament-Isaiah-030-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O da onu çömlekçi kabının kırılması gibi kıracak; öyle ki, kırık parçalar arasında ocaktan ateş almaya ya da sarnıçtan su çıkarmaya yetecek kadar iyi bir parça bulunmasın diye, esirgemeden parçalara ayıracak.”|o da onu t͡ʃomlekt͡ʃi kabinin kirilmasi ɡibi kirat͡ʃak; ojle kiʔ kirik part͡ʃalar arasinda ot͡ʃaktan ates almaja ja da sarnit͡ʃtan su t͡ʃikarmaja jetet͡ʃek kadar iji bir part͡ʃa bulunmasin dijeʔ esirɡemeden part͡ʃalara ajirat͡ʃak.” Old-Testament-Psalms-036-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi dolu iyiliğin, ey Yahve, göklerdedir. Sadakatin gökyüzüne ulaşır.|sevɡi dolu ijiliɡinʔ ej jahveʔ ɡoklerdedir. sadakatin ɡokjuzune ulasir. Old-Testament-Psalms-034-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin gözleri doğruların üzerindedir. Kulakları onların feryadını duyar.|jahve’nin ɡozleri doɡrularin uzerindedir. kulaklari onlarin ferjadini dujar. Old-Testament-2-Samuel-023-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Sovalı Natan oğlu İgal, Gadlı Bani,|sovali natan oɡlu iɡalʔ ɡadli baniʔ Old-Testament-Psalms-132-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun erzağını bol bol bereketleyeceğim. Yoksulunu ekmekle doyuracağım.|onun erzaɡini bol bol bereketlejet͡ʃeɡim. joksulunu ekmekle dojurat͡ʃaɡim. Old-Testament-Ecclesiastes-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine, iki kişi birlikte yatarsa, ısınırlar; ama tek başına biri nasıl ısınabilir?|jineʔ iki kisi birlikte jatarsaʔ isinirlar; ama tek basina biri nasil isinabilir? New-Testament-John-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahudi yetkililer O’nu daha da çok öldürmek istediler. Çünkü yalnızca Şabat’ı bozmakla kalmamış, Tanrı’nın kendi Babası olduğunu da söyleyerek kendisini Tanrı’yla bir tutmuştu.|bu nedenle jahudi jetkililer o’nu daha da t͡ʃok oldurmek istediler. t͡ʃunku jalnizt͡ʃa sabat’i bozmakla kalmamisʔ tanri’nin kendi babasi olduɡunu da sojlejerek kendisini tanri’jla bir tutmustu. Old-Testament-2-Chronicles-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehiel, Azazya, Nahat, Asahel, Yerimot, Yozavad, Eliel, İsmakya, Mahat ve Benaya, Kral Hizkiya ve Tanrı evinin yöneticisi Azarya'nın atamasıyla Konanya ve kardeşi Şimei'nin eli altındaki gözetmenlerdi.|jehielʔ azazjaʔ nahatʔ asahelʔ jerimotʔ jozavadʔ elielʔ ismakjaʔ mahat ve benajaʔ kral hizkija ve tanri evinin jonetit͡ʃisi azarjaʔnin atamasijla konanja ve kardesi simeiʔnin eli altindaki ɡozetmenlerdi. Old-Testament-Leviticus-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Akıntısı olan kişi akıntısından arındığında, arınmak için kendine yedi gün sayacak ve giysilerini yıkayacak; ve bedenini akar suda yıkayacak ve temiz olacak.'\"\"\"|\"“ʔakintisi olan kisi akintisindan arindiɡindaʔ arinmak it͡ʃin kendine jedi ɡun sajat͡ʃak ve ɡijsilerini jikajat͡ʃak; ve bedenini akar suda jikajat͡ʃak ve temiz olat͡ʃak.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Olan bütün bu şeyleri birbirleriyle konuşuyorlardı.|olan butun bu sejleri birbirlerijle konusujorlardi. Old-Testament-Proverbs-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaramaz kişi kötülük tasarlar. Konuşması kavurucu ateş gibidir.|jaramaz kisi kotuluk tasarlar. konusmasi kavurut͡ʃu ates ɡibidir. Old-Testament-Daniel-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu efendimin hizmetkârı nasıl bu efendimle konuşabilir? Çünkü bana gelince, bende şimdiden güç kalmadı. İçimde soluk kalmadı.”|t͡ʃunku bu efendimin hizmetkari nasil bu efendimle konusabilir? t͡ʃunku bana ɡelint͡ʃeʔ bende simdiden ɡut͡ʃ kalmadi. it͡ʃimde soluk kalmadi.” New-Testament-Matthew-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığın gelsin. Gökte olduğu gibi yeryüzünde de senin isteğin olsun.|kralliɡin ɡelsin. ɡokte olduɡu ɡibi jerjuzunde de senin isteɡin olsun. Old-Testament-Psalms-143-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana tez yanıt ver, ey Yahve. Ruhum tükeniyor. Yüzünü benden gizleme, yoksa çukura inenler gibi olurum.|bana tez janit verʔ ej jahve. ruhum tukenijor. juzunu benden ɡizlemeʔ joksa t͡ʃukura inenler ɡibi olurum. New-Testament-Luke-001-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam şöyle dedi: “Canım Efendi’yi yüceltir.|marijam sojle dedi “t͡ʃanim efendi’ji jut͡ʃeltir. Old-Testament-Ezekiel-038-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Efendi Yahve şöyle diyor: “O gün, aklına bazı şeyler gelecek ve kötü bir plan tasarlayacaksın.|“‘efendi jahve sojle dijor “o ɡunʔ aklina bazi sejler ɡelet͡ʃek ve kotu bir plan tasarlajat͡ʃaksin. New-Testament-John-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır.”|ɡert͡ʃeɡi bilet͡ʃeksiniz ve ɡert͡ʃek sizi ozɡur kilat͡ʃaktir.” Old-Testament-Ezekiel-029-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“O gün İsrael evi için bir boynuz çıkaracağım ve senin ağzını onların arasında açacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.”|“o ɡun israel evi it͡ʃin bir bojnuz t͡ʃikarat͡ʃaɡim ve senin aɡzini onlarin arasinda at͡ʃat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.” Old-Testament-2-Kings-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu şeyde Yahve hizmetkârını bağışlasın: Efendim Rimmon'un evine tapınmak için girdiğinde, elime yaslandığında ve ben Rimmon'un evinde eğildiğimde. Rimmon'un evinde eğildiğimde, Yahve bu şeyde hizmetkârını bağışlasın.\"\"\"|\"bu sejde jahve hizmetkarini baɡislasin efendim rimmonʔun evine tapinmak it͡ʃin ɡirdiɡindeʔ elime jaslandiɡinda ve ben rimmonʔun evinde eɡildiɡimde. rimmonʔun evinde eɡildiɡimdeʔ jahve bu sejde hizmetkarini baɡislasin.\"\"\" New-Testament-Matthew-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Petrus’un evine geldiğinde, onun kaynanasının ateş içinde yattığını gördü.|jesua petrus’un evine ɡeldiɡindeʔ onun kajnanasinin ates it͡ʃinde jattiɡini ɡordu. Old-Testament-Job-035-011|und|SPEAKER_00_Turkish|yeryüzünün hayvanlarından daha çok bize öğreten, ve göklerin kuşlarından bizi daha bilge kılan Tanrım, Yaradan'ım nerede?' demiyor.|jerjuzunun hajvanlarindan daha t͡ʃok bize oɡretenʔ ve ɡoklerin kuslarindan bizi daha bilɡe kilan tanrimʔ jaradanʔim nerede?ʔ demijor. Old-Testament-2-Kings-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Naaman, “Lütfen iki talant al” dedi. Onu zorladı, iki talant gümüşü de iki torbaya, iki yedek giysiyle bağlayıp iki hizmetkarının üzerine koydu; onlar da bunları onun önünden taşıdılar.|naamanʔ “lutfen iki talant al” dedi. onu zorladiʔ iki talant ɡumusu de iki torbajaʔ iki jedek ɡijsijle baɡlajip iki hizmetkarinin uzerine kojdu; onlar da bunlari onun onunden tasidilar. Old-Testament-Genesis-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, daha gün ortası, sürülerin toplanma vakti değil” dedi. “Koyunları su verdikten sonra götürüp otlatın.”|“isteʔ daha ɡun ortasiʔ surulerin toplanma vakti deɡil” dedi. “kojunlari su verdikten sonra ɡoturup otlatin.” Old-Testament-Numbers-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon'un oğulları soylarına göre: Nemuel'den Nemuelliler soyu; Yamin'den Yaminiler soyu; Yakin'den Yakiniler soyu;|simonʔun oɡullari sojlarina ɡore nemuelʔden nemuelliler soju; jaminʔden jaminiler soju; jakinʔden jakiniler soju; Old-Testament-Ezekiel-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yol başında kendi yüksek yerini yaptın, kendi güzelliğini iğrenç bir şey yaptın, yoldan geçen herkese ayaklarını açtın ve fahişeliğini artırdın.|her jol basinda kendi juksek jerini japtinʔ kendi ɡuzelliɡini iɡrent͡ʃ bir sej japtinʔ joldan ɡet͡ʃen herkese ajaklarini at͡ʃtin ve fahiseliɡini artirdin. New-Testament-Mark-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Bu tür, duadan ve oruçtan başka bir şeyle çıkmaz” dedi.|onlaraʔ “bu turʔ duadan ve orut͡ʃtan baska bir sejle t͡ʃikmaz” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-029-030|und|SPEAKER_00_Turkish|onun bütün krallığı ve kudreti, İsrael ve bütün ülkelerdeki krallıkların dahil olduğu olaylarla birlikte yazılıdır.|onun butun kralliɡi ve kudretiʔ israel ve butun ulkelerdeki kralliklarin dahil olduɡu olajlarla birlikte jazilidir. Old-Testament-Isaiah-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey bağırışlarla dolu, gürültülü kent, neşeli şehir, öldürülenleriniz kılıçla öldürülmedi, savaşta da ölmediler.|ej baɡirislarla doluʔ ɡurultulu kentʔ neseli sehirʔ oldurulenleriniz kilit͡ʃla oldurulmediʔ savasta da olmediler. Old-Testament-Psalms-055-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, o zaman uzaklara gider, çölde konaklardım. Selah.|isteʔ o zaman uzaklara ɡiderʔ t͡ʃolde konaklardim. selah. Old-Testament-Leviticus-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Akıntısı olanın dokunduğu toprak kap kırılacak; ve her ağaç kap suyla durulanacak.'\"\"\"|\"“ʔakintisi olanin dokunduɡu toprak kap kirilat͡ʃak; ve her aɡat͡ʃ kap sujla durulanat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|ve saf altından çatallarının, leğenlerin ve kâselerin tartısını; ve altın taslar için, her tasın tartısını, gümüş taslar için, her tasın tartısını;|ve saf altindan t͡ʃatallarininʔ leɡenlerin ve kaselerin tartisini; ve altin taslar it͡ʃinʔ her tasin tartisiniʔ ɡumus taslar it͡ʃinʔ her tasin tartisini; Old-Testament-1-Chronicles-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yoel oğlu Şema oğlu Azaz oğlu Bela, o Nebo'ya ve Baal Meon'a kadar Aroer'de yaşıyordu;|ve joel oɡlu sema oɡlu azaz oɡlu belaʔ o neboʔja ve baal meonʔa kadar aroerʔde jasijordu; Old-Testament-Genesis-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham genç adamlarına, “Eşekle beraber burada kalın” dedi. “Çocukla ben oraya gideceğiz. Tapınıp yanınıza döneceğiz.”|avraham ɡent͡ʃ adamlarinaʔ “esekle beraber burada kalin” dedi. “t͡ʃot͡ʃukla ben oraja ɡidet͡ʃeɡiz. tapinip janiniza donet͡ʃeɡiz.” New-Testament-Matthew-026-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı tutmuş olanlar, O'nu yazıcılar ve ihtiyarların da toplanmış oldukları Başkâhin Kayafa’ya götürdüler.|jesua’ji tutmus olanlarʔ oʔnu jazit͡ʃilar ve ihtijarlarin da toplanmis olduklari baskahin kajafa’ja ɡoturduler. Old-Testament-2-Chronicles-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Etiyopyalılar'ın yanında bulunan Filistliler'in ve Araplar'ın ruhunu Yehoram'a karşı kışkırttı;|jahveʔ etijopjalilarʔin janinda bulunan filistlilerʔin ve araplarʔin ruhunu jehoramʔa karsi kiskirtti; New-Testament-Mark-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra meleklerini gönderecek ve seçilmişlerini, yerin bir ucundan gökyüzünün öbür ucuna dek, yeryüzünün dört rüzgârından toplayacak.”|sonra meleklerini ɡonderet͡ʃek ve set͡ʃilmisleriniʔ jerin bir ut͡ʃundan ɡokjuzunun obur ut͡ʃuna dekʔ jerjuzunun dort ruzɡarindan toplajat͡ʃak.” Old-Testament-Psalms-064-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Dillerini kılıç gibi keskinleştiren, ölümcül sözlerle oklarını kuran,|dillerini kilit͡ʃ ɡibi keskinlestirenʔ olumt͡ʃul sozlerle oklarini kuranʔ New-Testament-Hebrews-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kaftan gibi düreceksin, ve değiştirilecekler. Ama sen hep aynısın, senin yılların tükenmeyecektir.”|onlari kaftan ɡibi duret͡ʃeksinʔ ve deɡistirilet͡ʃekler. ama sen hep ajnisinʔ senin jillarin tukenmejet͡ʃektir.” Old-Testament-Isaiah-054-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, kömürleri alev içine üfleyen, işi için silah döven demirciyi ben yarattım; yok ediciyi yok etmesi için de ben yarattım.|“isteʔ komurleri alev it͡ʃine uflejenʔ isi it͡ʃin silah doven demirt͡ʃiji ben jarattim; jok edit͡ʃiji jok etmesi it͡ʃin de ben jarattim. Old-Testament-Leviticus-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Medyum ya da büyücü olan erkek ya da kadın kesinlikle öldürülecektir. Onlar taşlanacaklar. Onların kanı kendi üzerlerinde olacaktır.'”\"|\"\"\"ʔmedjum ja da bujut͡ʃu olan erkek ja da kadin kesinlikle oldurulet͡ʃektir. onlar taslanat͡ʃaklar. onlarin kani kendi uzerlerinde olat͡ʃaktir.ʔ”\" Old-Testament-Numbers-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yanlış yaptığınızda ve Yahve'nin Moşe'ye söylediği tüm bu buyrukları,\"|\"\"\"ʔjanlis japtiɡinizda ve jahveʔnin moseʔje sojlediɡi tum bu bujruklariʔ\" Old-Testament-Job-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim gördüğüme göre, kötülük sürenler ve sıkıntı ekenler, onu biçiyorlar.|benim ɡorduɡume ɡoreʔ kotuluk surenler ve sikinti ekenlerʔ onu bit͡ʃijorlar. Old-Testament-Isaiah-044-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, onun bütün arkadaşları hayal kırıklığına uğrayacak; işçiler yalnızca insandır. Hepsi bir araya toplansın. Onlar ayağa kalksınlar. Korkacaklar. Birlikte utandırılacaklar.|isteʔ onun butun arkadaslari hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃak; ist͡ʃiler jalnizt͡ʃa insandir. hepsi bir araja toplansin. onlar ajaɡa kalksinlar. korkat͡ʃaklar. birlikte utandirilat͡ʃaklar. Old-Testament-Job-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer benimle çekiştikleri zaman, erkek ya da kadın kölemin davasını hor gördüysem,|“eɡer benimle t͡ʃekistikleri zamanʔ erkek ja da kadin kolemin davasini hor ɡordujsemʔ New-Testament-Luke-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenin ışığı gözdür. Bu nedenle gözün iyiyse, bütün bedenin de ışıkla dolu olur. Ama kötüyse, bedenin de karanlıkla dolu olur.|bedenin isiɡi ɡozdur. bu nedenle ɡozun ijijseʔ butun bedenin de isikla dolu olur. ama kotujseʔ bedenin de karanlikla dolu olur. Old-Testament-Jeremiah-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Neden Yahve'nin adıyla, 'Bu ev Şilo gibi olacak, bu kent de harap olacak, içinde oturan olmayacak' diye peygamberlik ettin?\"\" Bütün halk Yahve'nin evinde Yeremya'nın çevresinde toplandı.\"|\"\"\"neden jahveʔnin adijlaʔ ʔbu ev silo ɡibi olat͡ʃakʔ bu kent de harap olat͡ʃakʔ it͡ʃinde oturan olmajat͡ʃakʔ dije pejɡamberlik ettin?\"\" butun halk jahveʔnin evinde jeremjaʔnin t͡ʃevresinde toplandi.\" Old-Testament-Proverbs-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanın acıkmışsa, yemesi için ona yiyecek ver. Susamışsa içmesi için ona su ver.|dusmanin at͡ʃikmissaʔ jemesi it͡ʃin ona jijet͡ʃek ver. susamissa it͡ʃmesi it͡ʃin ona su ver. New-Testament-Matthew-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Damda olan, evindeki eşyaları çıkarmak için aşağı inmesin.|damda olanʔ evindeki esjalari t͡ʃikarmak it͡ʃin asaɡi inmesin. Old-Testament-Numbers-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe tunçtan bir yılan yapıp onu direğin üzerine koydu. Eğer bir kişiyi yılan ısırmışsa, o kişi tunç yılana baktığında yaşıyordu.|mose tunt͡ʃtan bir jilan japip onu direɡin uzerine kojdu. eɡer bir kisiji jilan isirmissaʔ o kisi tunt͡ʃ jilana baktiɡinda jasijordu. Old-Testament-2-Kings-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama İsrael krallarının yolunda yürüdü ve Yahve'nin İsrael'in çocuklarının önünden kovduğu ulusların iğrençliklerine göre oğlunu da ateşten geçirdi.|ama israel krallarinin jolunda jurudu ve jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden kovduɡu uluslarin iɡrent͡ʃliklerine ɡore oɡlunu da atesten ɡet͡ʃirdi. New-Testament-Luke-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendisi, bilgece davrandığı için dürüst olmayan bu kâhyayı övdü. Çünkü bu dünyanın çocukları kendi kuşağında ışığın çocuklarından daha akıllıdır.|“efendisiʔ bilɡet͡ʃe davrandiɡi it͡ʃin durust olmajan bu kahjaji ovdu. t͡ʃunku bu dunjanin t͡ʃot͡ʃuklari kendi kusaɡinda isiɡin t͡ʃot͡ʃuklarindan daha akillidir. Old-Testament-1-Samuel-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, “David’e söyleyin, ‘Kral, düşmanlarından öç almak için Filistliler’in yüz sünnet derisinden başka bir çeyiz istemiyor.’” dedi. Saul, David’in Filistliler’in elinden düşeceğini sanıyordu.|saulʔ “david’e sojlejinʔ ‘kralʔ dusmanlarindan ot͡ʃ almak it͡ʃin filistliler’in juz sunnet derisinden baska bir t͡ʃejiz istemijor.’” dedi. saulʔ david’in filistliler’in elinden duset͡ʃeɡini sanijordu. Old-Testament-Zechariah-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Mersin ağaçlarının arasında duran adam, “Onlar Yahve'nin yeryüzünde gidip gelmek üzere gönderdikleridir” diye yanıtladı.|mersin aɡat͡ʃlarinin arasinda duran adamʔ “onlar jahveʔnin jerjuzunde ɡidip ɡelmek uzere ɡonderdikleridir” dije janitladi. Old-Testament-2-Kings-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav oğlu Yoram'la birlikte Ramot Gilad'da Suriye Kralı Hazael'e karşı savaşmaya gitti. Aramlılar Yoram'ı yaraladılar.|ahav oɡlu joramʔla birlikte ramot ɡiladʔda surije krali hazaelʔe karsi savasmaja ɡitti. aramlilar joramʔi jaraladilar. Old-Testament-Psalms-073-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökte kimim var? Yeryüzünde senden başkasını istemem.|ɡokte kimim var? jerjuzunde senden baskasini istemem. Old-Testament-Ezekiel-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgeliğin ve anlayışınla kendine servet kazandın, hazinelerine altın ve gümüş koydun.|bilɡeliɡin ve anlajisinla kendine servet kazandinʔ hazinelerine altin ve ɡumus kojdun. Old-Testament-Exodus-029-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca koçun yağının bir kısmını, kuyruk yağını, içini kaplayan yağı, karaciğerin zarını, iki böbreği, üzerlerindeki yağı ve sağ budu (çünkü o bir adama koçudur),|ajrit͡ʃa kot͡ʃun jaɡinin bir kisminiʔ kujruk jaɡiniʔ it͡ʃini kaplajan jaɡiʔ karat͡ʃiɡerin zariniʔ iki bobreɡiʔ uzerlerindeki jaɡi ve saɡ budu (t͡ʃunku o bir adama kot͡ʃudur)ʔ New-Testament-1-Corinthians-015-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ektiğin şey, olacak bedeni değil, belki buğdayın ya da başka bir türün çıplak tanesini ekersin.|ektiɡin sejʔ olat͡ʃak bedeni deɡilʔ belki buɡdajin ja da baska bir turun t͡ʃiplak tanesini ekersin. Old-Testament-Judges-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra Beytlehemli İvsan İsrael'e hükmetti.|ondan sonra bejtlehemli ivsan israelʔe hukmetti. Old-Testament-Numbers-032-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin öfkesi İsrael'e karşı alevlendi ve Yahve'nin gözünde kötülük yapan tüm kuşak tükeninceye dek, kırk yıl onları çölde gezdirdi.\"\"\"|\"jahveʔnin ofkesi israelʔe karsi alevlendi ve jahveʔnin ɡozunde kotuluk japan tum kusak tukenint͡ʃeje dekʔ kirk jil onlari t͡ʃolde ɡezdirdi.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda’da bildirin ve Yeruşalem’de duyurup deyin: 'Ülkede boru çalın!' Yüksek sesle bağırıp söyleyin, 'Toplanın! Surlu kentlere girelim!'|jahuda’da bildirin ve jerusalem’de dujurup dejin ʔulkede boru t͡ʃalin!ʔ juksek sesle baɡirip sojlejinʔ ʔtoplanin! surlu kentlere ɡirelim!ʔ Old-Testament-2-Kings-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama muhafız birliği komutanı ülkenin en yoksullarından bazılarını bağları ve tarlaları işlemek üzere bıraktı.|ama muhafiz birliɡi komutani ulkenin en joksullarindan bazilarini baɡlari ve tarlalari islemek uzere birakti. Old-Testament-Psalms-116-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve’nin adını çağırdım: “Ey Yahve, sana yalvarıyorum, canımı kurtar.”|o zaman jahve’nin adini t͡ʃaɡirdim “ej jahveʔ sana jalvarijorumʔ t͡ʃanimi kurtar.” Old-Testament-Deuteronomy-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, işte, ey Yahve, senin bana verdiğin toprağın ilk ürününü getirdim.” Onu Tanrın Yahve'nin önüne koyacaksın ve Tanrın Yahve'nin önünde tapınacaksın.|simdiʔ isteʔ ej jahveʔ senin bana verdiɡin topraɡin ilk urununu ɡetirdim.” onu tanrin jahveʔnin onune kojat͡ʃaksin ve tanrin jahveʔnin onunde tapinat͡ʃaksin. New-Testament-1-Peter-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk uğruna acı çekseniz bile, ne mutlu size! ‘‘Onların korktuğundan korkmayın, tedirgin de olmayın.’’|doɡruluk uɡruna at͡ʃi t͡ʃekseniz bileʔ ne mutlu size! ‘‘onlarin korktuɡundan korkmajinʔ tedirɡin de olmajin.’’ Old-Testament-Ecclesiastes-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten ışık tatlıdır, gözler için de güneşi görmek hoş bir şeydir.|ɡert͡ʃekten isik tatlidirʔ ɡozler it͡ʃin de ɡunesi ɡormek hos bir sejdir. New-Testament-Acts-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü sen canımı Hades'te bırakmayacaksın, kutsalının çürümesine izin vermeyeceksin.|t͡ʃunku sen t͡ʃanimi hadesʔte birakmajat͡ʃaksinʔ kutsalinin t͡ʃurumesine izin vermejet͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım. Yapmış olduğum her canlıyı yeryüzünden yok edeceğim.”|jedi ɡun sonra jerjuzune kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe jaɡmur jaɡdirat͡ʃaɡim. japmis olduɡum her t͡ʃanliji jerjuzunden jok edet͡ʃeɡim.” Old-Testament-Ezra-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların çevrelerinde bulunanların hepsi, gönüllü olarak sunulan her şeyden başka, gümüş kaplarla, altınla, eşyalarla, hayvanlarla ve değerli eşyalarla onların ellerini güçlendirdiler.|onlarin t͡ʃevrelerinde bulunanlarin hepsiʔ ɡonullu olarak sunulan her sejden baskaʔ ɡumus kaplarlaʔ altinlaʔ esjalarlaʔ hajvanlarla ve deɡerli esjalarla onlarin ellerini ɡut͡ʃlendirdiler. Old-Testament-2-Chronicles-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamların ne mutlu, hizmetkârların ne mutlu, sürekli senin önünde durup bilgeliğini duyuyorlar.|adamlarin ne mutluʔ hizmetkarlarin ne mutluʔ surekli senin onunde durup bilɡeliɡini dujujorlar. Old-Testament-Psalms-039-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Yahve, bana sonumu göster, günlerimin ölçüsü nedir? Ne kadar kırılgan olduğumu bana bildir.|“ej jahveʔ bana sonumu ɡosterʔ ɡunlerimin olt͡ʃusu nedir? ne kadar kirilɡan olduɡumu bana bildir. New-Testament-Luke-006-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Babanız merhametli olduğu gibi, siz de merhametli olun.”|bu nedenle babaniz merhametli olduɡu ɡibiʔ siz de merhametli olun.” Old-Testament-Isaiah-059-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayakları kötülüğe koşar, masum kanı dökmek için de acele ederler. Düşünceleri kötülük düşünceleridir. Yollarında harap ve yıkım vardır.|ajaklari kotuluɡe kosarʔ masum kani dokmek it͡ʃin de at͡ʃele ederler. dusunt͡ʃeleri kotuluk dusunt͡ʃeleridir. jollarinda harap ve jikim vardir. Old-Testament-Job-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık evine dönmeyecek, yeri de onu tanımaz olacak.|artik evine donmejet͡ʃekʔ jeri de onu tanimaz olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-037-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bana buyurulduğu gibi peygamberlik ettim ve soluk onların içine girdi ve canlandılar ve ayakları üzerinde dikildiler, çok büyük bir ordu.|bojlet͡ʃe bana bujurulduɡu ɡibi pejɡamberlik ettim ve soluk onlarin it͡ʃine ɡirdi ve t͡ʃanlandilar ve ajaklari uzerinde dikildilerʔ t͡ʃok bujuk bir ordu. Old-Testament-Numbers-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|onların ekmek sunusuyla birlikte, yağla yoğrulmuş ince un. Boğa için onda üç, koç için onda iki sunacaksınız.|onlarin ekmek sunusujla birlikteʔ jaɡla joɡrulmus int͡ʃe un. boɡa it͡ʃin onda ut͡ʃʔ kot͡ʃ it͡ʃin onda iki sunat͡ʃaksiniz. New-Testament-Romans-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ona nasıl yanıt verdi? “Baal’a diz çökmemiş yedi bin kişiyi kendime ayırdım.”|tanri ona nasil janit verdi? “baal’a diz t͡ʃokmemis jedi bin kisiji kendime ajirdim.” Old-Testament-Genesis-041-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun hizmetkârlarına öfkelendiğinde beni fırıncıbaşının yanında, muhafız komutanının evinde zindana atmıştın.|firavun hizmetkarlarina ofkelendiɡinde beni firint͡ʃibasinin janindaʔ muhafiz komutaninin evinde zindana atmistin. Old-Testament-2-Chronicles-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral fildişinden büyük bir taht da yaptı ve onu saf altınla kaplattı.|kral fildisinden bujuk bir taht da japti ve onu saf altinla kaplatti. Old-Testament-Judges-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Filistliler'in beyleri ona kurumamış yedi yeşil sırım getirdiler ve o da onu onlarla bağladı.|bunun uzerine filistlilerʔin bejleri ona kurumamis jedi jesil sirim ɡetirdiler ve o da onu onlarla baɡladi. Old-Testament-2-Chronicles-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kral halkı dinlemedi; çünkü Yahve Şilolu Ahiya aracılığıyla söylediği sözü yerine gelsin diye, bu Tanrı tarafından düzenlenmişti.|bojlet͡ʃe kral halki dinlemedi; t͡ʃunku jahve silolu ahija arat͡ʃiliɡijla sojlediɡi sozu jerine ɡelsin dijeʔ bu tanri tarafindan duzenlenmisti. New-Testament-Mark-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama başkâhinler, O’nun yerine Barabba’nın salıverilmesi için kalabalığı kışkırttılar.|ama baskahinlerʔ o’nun jerine barabba’nin saliverilmesi it͡ʃin kalabaliɡi kiskirttilar. Old-Testament-Ezekiel-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden, ey İsrael evi, sizi, herkesi kendi yollarına göre yargılayacağım” diyor Efendi Yahve. “Dönün ve kendinizi bütün suçlarınızdan döndürün de, kötülük sizi mahvetmesin.|“bu juzdenʔ ej israel eviʔ siziʔ herkesi kendi jollarina ɡore jarɡilajat͡ʃaɡim” dijor efendi jahve. “donun ve kendinizi butun sut͡ʃlarinizdan dondurun deʔ kotuluk sizi mahvetmesin. New-Testament-Galatians-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi ben insanların mı, yoksa Tanrı’nın mı beğenisini arıyorum? Yoksa insanları mı memnun etmeye çalışıyorum? Eğer hâlâ insanları memnun ediyor olsaydım, Mesih’in hizmetkârı olmazdım.|simdi ben insanlarin miʔ joksa tanri’nin mi beɡenisini arijorum? joksa insanlari mi memnun etmeje t͡ʃalisijorum? eɡer hala insanlari memnun edijor olsajdimʔ mesih’in hizmetkari olmazdim. Old-Testament-Genesis-039-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sesimi yükseltip bağırdığımı duyunca giysisini yanımda bırakıp dışarı kaçtı.”|sesimi jukseltip baɡirdiɡimi dujunt͡ʃa ɡijsisini janimda birakip disari kat͡ʃti.” Old-Testament-1-Kings-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının tümüyle yok edemediği, onların ardından ülkede kalan çocuklarından, Solomon bugüne dek angaryacı hizmetçiler topladı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin tumujle jok edemediɡiʔ onlarin ardindan ulkede kalan t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ solomon buɡune dek anɡarjat͡ʃi hizmett͡ʃiler topladi. Old-Testament-Exodus-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki Moşe'nin sözünü dinlemediler ve bazıları ondan sabaha kadar bıraktılar. Kurtlanıp koktu. Moşe de onlara öfkelendi.|ne var ki moseʔnin sozunu dinlemediler ve bazilari ondan sabaha kadar biraktilar. kurtlanip koktu. mose de onlara ofkelendi. New-Testament-Matthew-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kötü olan sizler çocuklarınıza iyi armağanlar vermeyi biliyorsanız, gökteki Babanız kendisinden dileyenlere ne kadar daha çok iyi şeyler verecektir?|eɡer kotu olan sizler t͡ʃot͡ʃuklariniza iji armaɡanlar vermeji bilijorsanizʔ ɡokteki babaniz kendisinden dilejenlere ne kadar daha t͡ʃok iji sejler veret͡ʃektir? Old-Testament-Genesis-043-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef Benyamin'i yanlarında görünce, evinin kâhyasına şöyle dedi: “Adamları eve götür, bir hayvan kesip hazırla. Çünkü onlar öğle yemeğini benimle birlikte yiyecekler.”|josef benjaminʔi janlarinda ɡorunt͡ʃeʔ evinin kahjasina sojle dedi “adamlari eve ɡoturʔ bir hajvan kesip hazirla. t͡ʃunku onlar oɡle jemeɡini benimle birlikte jijet͡ʃekler.” Old-Testament-Job-039-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğilirler, yavrularını doğururlar, sancılarından kurtulurlar.|eɡilirlerʔ javrularini doɡururlarʔ sant͡ʃilarindan kurtulurlar. Old-Testament-Isaiah-048-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dinle beni, ey Yakov ve çağırdığım İsrael: İlk benim. Son da benim.|“dinle beniʔ ej jakov ve t͡ʃaɡirdiɡim israel ilk benim. son da benim. Old-Testament-Esther-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kralın kapısında bulunan kral hizmetkârları Mordekay'a, \"\"Neden kralın buyruğuna karşı geliyorsun?\"\" dediler.\"|\"o zaman kralin kapisinda bulunan kral hizmetkarlari mordekajʔaʔ \"\"neden kralin bujruɡuna karsi ɡelijorsun?\"\" dediler.\" Old-Testament-Micah-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben, Yakov'a itaatsizliğini, ve İsrael'e günahını bildirmek için Yahve'nin Ruhu ile güç, ve yargı ve kudret ile doluyum.|ama benʔ jakovʔa itaatsizliɡiniʔ ve israelʔe ɡunahini bildirmek it͡ʃin jahveʔnin ruhu ile ɡut͡ʃʔ ve jarɡi ve kudret ile dolujum. Old-Testament-Nehemiah-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Levililer'den Yeşua, Bani, Kadmiel, Şevanya, Bunni, Şerevya, Bani ve Kenani merdivenlerde durup yüksek sesle Tanrıları Yahve'ye feryat ettiler.|o zaman levililerʔden jesuaʔ baniʔ kadmielʔ sevanjaʔ bunniʔ serevjaʔ bani ve kenani merdivenlerde durup juksek sesle tanrilari jahveʔje ferjat ettiler. New-Testament-Hebrews-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı hiçbir zaman meleklerinden birine, “Sen benim Oğlum’sun. Bugün senin baban oldum.” Ya da, “O’na Baba olacağım, O da bana Oğul olacak” demiş midir?|t͡ʃunku tanri hit͡ʃbir zaman meleklerinden birineʔ “sen benim oɡlum’sun. buɡun senin baban oldum.” ja daʔ “o’na baba olat͡ʃaɡimʔ o da bana oɡul olat͡ʃak” demis midir? Old-Testament-Psalms-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, kötüler yaylarını geriyor. Karanlıkta dürüst yüreklileri vurmak için, Oklarını kiriş üzerine yerleştirdiler.|t͡ʃunku isteʔ kotuler jajlarini ɡerijor. karanlikta durust jureklileri vurmak it͡ʃinʔ oklarini kiris uzerine jerlestirdiler. Old-Testament-1-Kings-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kralın denizde Hiram'ın gemileriyle birlikte Tarşiş gemileri vardı. Tarşiş gemileri üç yılda bir altın, gümüş, fildişi, maymunlar ve tavus kuşları getirirdi.|t͡ʃunku kralin denizde hiramʔin ɡemilerijle birlikte tarsis ɡemileri vardi. tarsis ɡemileri ut͡ʃ jilda bir altinʔ ɡumusʔ fildisiʔ majmunlar ve tavus kuslari ɡetirirdi. Old-Testament-Numbers-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Helon oğlu Eliav'ın sunusuydu.|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ helon oɡlu eliavʔin sunusujdu. New-Testament-1-Corinthians-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının.|bu nedenleʔ sevɡili kardeslerimʔ putperestlikten kat͡ʃinin. Old-Testament-Isaiah-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi bu dağda bütün halklara seçkin etlerden bir ziyafet, seçkin şaraplardan, ilikle dolu seçkin etlerden, iyice süzülmüş seçkin şaraplardan bir ziyafet verecek.|ordular jahvesi bu daɡda butun halklara set͡ʃkin etlerden bir zijafetʔ set͡ʃkin saraplardanʔ ilikle dolu set͡ʃkin etlerdenʔ ijit͡ʃe suzulmus set͡ʃkin saraplardan bir zijafet veret͡ʃek. Old-Testament-Joshua-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Levililer'in ata evleri başları, Kâhin Eleazar'a, Nun oğlu Yeşu'ya ve İsrael'in çocukları oymaklarının atalar evleri başlarına yaklaştılar.|bunun uzerine levililerʔin ata evleri baslariʔ kahin eleazarʔaʔ nun oɡlu jesuʔja ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaklarinin atalar evleri baslarina jaklastilar. New-Testament-Luke-001-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam yaklaşık üç ay kadar Elizabet’in yanında kaldı, sonra evine döndü.|marijam jaklasik ut͡ʃ aj kadar elizabet’in janinda kaldiʔ sonra evine dondu. Old-Testament-Deuteronomy-032-051|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü Zin Çölü'nde, Kadeş Meriva sularında, İsrael'in çocukları arasında bana karşı günah işlediniz; çünkü İsrael'in çocukları arasında kutsallığımı yukarıda tutmadınız.|t͡ʃunku zin t͡ʃoluʔndeʔ kades meriva sularindaʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda bana karsi ɡunah islediniz; t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda kutsalliɡimi jukarida tutmadiniz. Old-Testament-Psalms-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen kötülükten hoşlanan bir Tanrı değilsin. Kötülük seninle yaşayamaz.|t͡ʃunku sen kotulukten hoslanan bir tanri deɡilsin. kotuluk seninle jasajamaz. New-Testament-1-Corinthians-007-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama olduğu gibi kalırsa daha mutlu olur. Yargım budur ve sanırın bende de Tanrı’nın Ruhu vardır.|ama olduɡu ɡibi kalirsa daha mutlu olur. jarɡim budur ve sanirin bende de tanri’nin ruhu vardir. Old-Testament-Ecclesiastes-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğmanın zamanı var, ölmenin de zamanı var; dikmenin zamanı var, dikilmiş olanı sökmenin de zamanı var;|doɡmanin zamani varʔ olmenin de zamani var; dikmenin zamani varʔ dikilmis olani sokmenin de zamani var; Old-Testament-Exodus-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar, “İbraniler'in Tanrısı bizimle görüştü” dediler. Lütfen, çölde üç günlük yol almamıza izin ver ki, Tanrımız Yahve'ye kurban keselim. Yoksa üzerimize salgın hastalık ya da kılıçla inebilir.\"\"\"|\"onlarʔ “ibranilerʔin tanrisi bizimle ɡorustu” dediler. lutfenʔ t͡ʃolde ut͡ʃ ɡunluk jol almamiza izin ver kiʔ tanrimiz jahveʔje kurban keselim. joksa uzerimize salɡin hastalik ja da kilit͡ʃla inebilir.\"\"\" Old-Testament-Genesis-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gelin, kendimize bir kent, başı gökyüzüne erişecek bir kule yapalım, ün salıp yeryüzüne dağılmayalım” dediler.|“ɡelinʔ kendimize bir kentʔ basi ɡokjuzune eriset͡ʃek bir kule japalimʔ un salip jerjuzune daɡilmajalim” dediler. New-Testament-2-Peter-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’in bana gösterdiği gibi, çadırımdan ayrılma zamanım hızla yaklaşıyor.|efendimiz jesua mesih’in bana ɡosterdiɡi ɡibiʔ t͡ʃadirimdan ajrilma zamanim hizla jaklasijor. New-Testament-2-Corinthians-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok konuda defalarca deneyip gayretli olduğu kanıtlanmış, şimdi size duyduğu büyük güvenle çok daha gayretli olan kardeşimizi de onlarla birlikte gönderdik.|birt͡ʃok konuda defalart͡ʃa denejip ɡajretli olduɡu kanitlanmisʔ simdi size dujduɡu bujuk ɡuvenle t͡ʃok daha ɡajretli olan kardesimizi de onlarla birlikte ɡonderdik. New-Testament-Matthew-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine, size kesin olarak derim ki, yeryüzünde aranızdan iki kişi, dileyecekleri bir şey hakkında anlaşırlarsa, gökteki Babam tarafından kendilerine olacaktır.|jineʔ size kesin olarak derim kiʔ jerjuzunde aranizdan iki kisiʔ dilejet͡ʃekleri bir sej hakkinda anlasirlarsaʔ ɡokteki babam tarafindan kendilerine olat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Chronicles-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakim'in oğulları: Oğlu Yekonya ve oğlu Sidkiya.|jehojakimʔin oɡullari oɡlu jekonja ve oɡlu sidkija. New-Testament-Matthew-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama, ‘İnsandan’ dersek, kalabalıktan korkarız; çünkü halk Yuhanna’yı peygamber sayıyor.”|amaʔ ‘insandan’ dersekʔ kalabaliktan korkariz; t͡ʃunku halk juhanna’ji pejɡamber sajijor.” Old-Testament-Micah-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlarınızı tıraş edin, ve sevincinizin çocukları için saçlarınızı yolun. Kel saçlarınızı akbaba gibi genişletin, çünkü onlar senin yanından sürüldüler!|baslarinizi tiras edinʔ ve sevint͡ʃinizin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin sat͡ʃlarinizi jolun. kel sat͡ʃlarinizi akbaba ɡibi ɡenisletinʔ t͡ʃunku onlar senin janindan surulduler! Old-Testament-Proverbs-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Pınarların sokaklara, akarsuların meydanlara mı taşsın?|pinarlarin sokaklaraʔ akarsularin mejdanlara mi tassin? Old-Testament-2-Kings-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, Tanrı adamının hizmetkârı Gehazi’yle konuşup, “Lütfen Elişa’nın yaptığı bütün büyük şeyleri bana anlat” dedi.|kralʔ tanri adaminin hizmetkari ɡehazi’jle konusupʔ “lutfen elisa’nin japtiɡi butun bujuk sejleri bana anlat” dedi. New-Testament-Matthew-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeriha’dan çıkarlarken büyük bir kalabalık Yeşua’nın ardınca gitti.|jeriha’dan t͡ʃikarlarken bujuk bir kalabalik jesua’nin ardint͡ʃa ɡitti. Old-Testament-2-Kings-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|'Savaş için öğüt ve güç var' diyorsun (ama bunlar boş sözlerdir). Şimdi kime güveniyorsun da bana karşı isyan ediyorsun?|ʔsavas it͡ʃin oɡut ve ɡut͡ʃ varʔ dijorsun (ama bunlar bos sozlerdir). simdi kime ɡuvenijorsun da bana karsi isjan edijorsun? Old-Testament-2-Samuel-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tekoa'lı kadın kralla konuşurken yüzüstü yere kapandı, saygı gösterdi ve, \"\"Yardım et, ey kral!\"\" dedi.\"|\"tekoaʔli kadin kralla konusurken juzustu jere kapandiʔ sajɡi ɡosterdi veʔ \"\"jardim etʔ ej kral!\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-065-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama siz, Yahve'yi terk edenler, kutsal dağımı unutanlar, talih için sofra hazırlayanlar, kısmet için karışık şarap dolduranlar,|“ama sizʔ jahveʔji terk edenlerʔ kutsal daɡimi unutanlarʔ talih it͡ʃin sofra hazirlajanlarʔ kismet it͡ʃin karisik sarap dolduranlarʔ Old-Testament-1-Samuel-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve David'in bütün düşmanlarını yeryüzünden yok ettiği zaman bile, evimden daima sevgi dolu iyiliğini kesmeyeceksin.\"\"\"|\"jahve davidʔin butun dusmanlarini jerjuzunden jok ettiɡi zaman bileʔ evimden daima sevɡi dolu ijiliɡini kesmejet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Ecclesiastes-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yas evine gitmek, şölen evine gitmekten iyidir; çünkü bütün insanların sonu budur ve yaşayanlar bunu yüreğine koymalıdır.|jas evine ɡitmekʔ solen evine ɡitmekten ijidir; t͡ʃunku butun insanlarin sonu budur ve jasajanlar bunu jureɡine kojmalidir. Old-Testament-2-Kings-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Ahaz’ın on ikinci yılında, Ela oğlu Hoşea, Samariya’da İsrael üzerindeki dokuz yıllık hükmüne başladı.|jahuda krali ahaz’in on ikint͡ʃi jilindaʔ ela oɡlu hoseaʔ samarija’da israel uzerindeki dokuz jillik hukmune basladi. Old-Testament-Proverbs-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Söze kulak veren bolluk bulur, Yahve'ye güvenen kutsanır.|soze kulak veren bolluk bulurʔ jahveʔje ɡuvenen kutsanir. New-Testament-Matthew-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes’in doğum günü gelince, Hirodiya’nın kızı ortalarında dans etti ve Hirodes’in hoşuna gitti.|hirodes’in doɡum ɡunu ɡelint͡ʃeʔ hirodija’nin kizi ortalarinda dans etti ve hirodes’in hosuna ɡitti. New-Testament-1-Corinthians-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Geldiğimde, lütufkâr armağanınızı, onayladığınız kimler ise mektuplarla birlikte Yeruşalem'e göndereceğim.|ɡeldiɡimdeʔ lutufkar armaɡaniniziʔ onajladiɡiniz kimler ise mektuplarla birlikte jerusalemʔe ɡonderet͡ʃeɡim. Old-Testament-Joshua-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk Yeşu'ya, \"\"Hayır, ama biz Yahve'ye hizmet edeceğiz\"\" dedi.\"|\"halk jesuʔjaʔ \"\"hajirʔ ama biz jahveʔje hizmet edet͡ʃeɡiz\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Avraham’a şu haber verildi: “İşte, Milka, kardeşin Nahor'a çocuklar doğurdu:|bundan sonra avraham’a su haber verildi “isteʔ milkaʔ kardesin nahorʔa t͡ʃot͡ʃuklar doɡurdu Old-Testament-Job-037-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın onları nasıl idare ettiğini, ve bulutunun şimşeğini nasıl çaktırdığını biliyor musun?|tanriʔnin onlari nasil idare ettiɡiniʔ ve bulutunun simseɡini nasil t͡ʃaktirdiɡini bilijor musun? Old-Testament-1-Samuel-025-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David'in hizmetkârları Karmel'e, Avigail'in yanına vardıklarında onunla konuşup, \"\"Seni kendisine eş olarak almamız için David bizi sana gönderdi\"\" dediler.\"|\"davidʔin hizmetkarlari karmelʔeʔ aviɡailʔin janina vardiklarinda onunla konusupʔ \"\"seni kendisine es olarak almamiz it͡ʃin david bizi sana ɡonderdi\"\" dediler.\" Old-Testament-Proverbs-029-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkeli kişi çekişmeyi kışkırtır. Hiddetli insanın de günahı bol olur.|ofkeli kisi t͡ʃekismeji kiskirtir. hiddetli insanin de ɡunahi bol olur. Old-Testament-2-Chronicles-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral ve Yehoyada onu Yahve'nin evinin hizmetinde çalışanlara verdiler. Yahve'nin evini onarmak için duvarcılar, marangozlar ve Yahve'nin evini onarmak için demir ve tunç işleyenleri de tuttular.|kral ve jehojada onu jahveʔnin evinin hizmetinde t͡ʃalisanlara verdiler. jahveʔnin evini onarmak it͡ʃin duvart͡ʃilarʔ maranɡozlar ve jahveʔnin evini onarmak it͡ʃin demir ve tunt͡ʃ islejenleri de tuttular. Old-Testament-Lamentations-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem büyük günah işledi. Bu yüzden kirli oldu. Ona saygı gösterenlerin hepsi onu hor görüyor, çünkü çıplaklığını gördüler. Evet, inliyor ve arkasını dönüyor.|jerusalem bujuk ɡunah isledi. bu juzden kirli oldu. ona sajɡi ɡosterenlerin hepsi onu hor ɡorujorʔ t͡ʃunku t͡ʃiplakliɡini ɡorduler. evetʔ inlijor ve arkasini donujor. Old-Testament-2-Samuel-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada David kaledeydi; ve Filistliler'in garnizonu o sırada Beytlehem'deydi.|o sirada david kaledejdi; ve filistlilerʔin ɡarnizonu o sirada bejtlehemʔdejdi. Old-Testament-Jeremiah-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoksulun ve muhtacın davasını gördü, bu yüzden iyi oldu. Beni bilmek bu değil mi?\"\" diyor Yahve.\"|\"joksulun ve muhtat͡ʃin davasini ɡorduʔ bu juzden iji oldu. beni bilmek bu deɡil mi?\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Nehemiah-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler ve Levililer kendilerini arındırdılar; ve halkı, ve kapıları, ve duvarı arındırdılar.|kahinler ve levililer kendilerini arindirdilar; ve halkiʔ ve kapilariʔ ve duvari arindirdilar. Old-Testament-1-Samuel-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'in İsrael'den aldığı kentler Ekron'dan Gat'a kadar İsrael'e geri verildi; İsrael sınırlarını da Filistliler'in elinden kurtarıldı. İsrael ile Amorlular arasında barış vardı.|filistlilerʔin israelʔden aldiɡi kentler ekronʔdan ɡatʔa kadar israelʔe ɡeri verildi; israel sinirlarini da filistlilerʔin elinden kurtarildi. israel ile amorlular arasinda baris vardi. New-Testament-2-Peter-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sodom ve Gomora kentlerini küle çevirdi, onları yıkıma mahkûm etti ve tanrısız bir yaşam sürmek isteyenlere bir örnek gösterdi.|sodom ve ɡomora kentlerini kule t͡ʃevirdiʔ onlari jikima mahkum etti ve tanrisiz bir jasam surmek istejenlere bir ornek ɡosterdi. New-Testament-Luke-012-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi geldiğinde uyanık bulacağı hizmetkârlara ne mutlu! Size doğrusunu söyleyeyim, kendisi giyinecek, onları sofraya oturtacak ve gelip onlara hizmet edecektir.|efendi ɡeldiɡinde ujanik bulat͡ʃaɡi hizmetkarlara ne mutlu! size doɡrusunu sojlejejimʔ kendisi ɡijinet͡ʃekʔ onlari sofraja oturtat͡ʃak ve ɡelip onlara hizmet edet͡ʃektir. Old-Testament-Micah-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay halime benim! Gerçekten, ben yaz meyvelerini toplayan biri gibiyim, bağ bozumunun artakalanı gibi. Yemek için bir salkım üzüm yok. Canım turfanda incir arzuluyor.|vaj halime benim! ɡert͡ʃektenʔ ben jaz mejvelerini toplajan biri ɡibijimʔ baɡ bozumunun artakalani ɡibi. jemek it͡ʃin bir salkim uzum jok. t͡ʃanim turfanda int͡ʃir arzulujor. Old-Testament-Deuteronomy-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Lütfen izin ver de geçeyim, Yarden'in ötesindeki güzel ülkeyi, o güzel dağı ve Lübnan'ı göreyim.”|lutfen izin ver de ɡet͡ʃejimʔ jardenʔin otesindeki ɡuzel ulkejiʔ o ɡuzel daɡi ve lubnanʔi ɡorejim.” Old-Testament-Proverbs-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun dudakları neyin uygun olduğunu bilir, ama kötülerin ağzı sapkındır.|doɡrunun dudaklari nejin ujɡun olduɡunu bilirʔ ama kotulerin aɡzi sapkindir. Old-Testament-Ezekiel-043-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve bana dedi, “Ey insanoğlu, Efendi Yahve şöyle diyor: ‘Onu yaptıkları günde, sunağın üzerinde yakmalık sunular sunmak ve üzerine kan serpmek için kuralları şunlardır.|ve bana dediʔ “ej insanoɡluʔ efendi jahve sojle dijor ‘onu japtiklari ɡundeʔ sunaɡin uzerinde jakmalik sunular sunmak ve uzerine kan serpmek it͡ʃin kurallari sunlardir. New-Testament-Romans-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Belirtiler ve harikalar yaratan güçle, Kutsal Ruh’un gücüyle Yeruşalem’den başlayıp İllirikum'a kadar, Mesih’in Müjdesi’ni tam duyurdum.|belirtiler ve harikalar jaratan ɡut͡ʃleʔ kutsal ruh’un ɡut͡ʃujle jerusalem’den baslajip illirikumʔa kadarʔ mesih’in muʒdesi’ni tam dujurdum. New-Testament-Luke-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendine gelince şöyle dedi, ‘Babamın ücretli hizmetkârının fazlasıyla yiyeceği var ve ben burada açlıktan ölüyorum!’ dedi.|kendine ɡelint͡ʃe sojle dediʔ ‘babamin ut͡ʃretli hizmetkarinin fazlasijla jijet͡ʃeɡi var ve ben burada at͡ʃliktan olujorum!’ dedi. Old-Testament-1-Samuel-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Hanna'yı ziyaret etti ve Hanna gebe kalıp üç oğul ve iki kız doğurdu. Çocuk Samuel, Yahve'nin önünde büyüdü.|jahveʔ hannaʔji zijaret etti ve hanna ɡebe kalip ut͡ʃ oɡul ve iki kiz doɡurdu. t͡ʃot͡ʃuk samuelʔ jahveʔnin onunde bujudu. Old-Testament-Leviticus-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Herhangi bir parçası fazla ya da eksik olan boğayı, ya da kuzuyu gönüllü sunulan sunu olarak sunabilirsiniz; ancak adak olarak kabul edilmeyecektir.|herhanɡi bir part͡ʃasi fazla ja da eksik olan boɡajiʔ ja da kuzuju ɡonullu sunulan sunu olarak sunabilirsiniz; ant͡ʃak adak olarak kabul edilmejet͡ʃektir. Old-Testament-Ezekiel-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam içeri girdiğinde, Keruvlar evin sağ tarafında duruyordu; ve bulut iç avluyu doldurdu.|adam it͡ʃeri ɡirdiɡindeʔ keruvlar evin saɡ tarafinda durujordu; ve bulut it͡ʃ avluju doldurdu. Old-Testament-Isaiah-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tuğlalar düştü, ama biz kesme taştan yapacağız. Yabanıl incir ağaçları kesildi ama yerine sedir koyacağız.”|“tuɡlalar dustuʔ ama biz kesme tastan japat͡ʃaɡiz. jabanil int͡ʃir aɡat͡ʃlari kesildi ama jerine sedir kojat͡ʃaɡiz.” Old-Testament-1-Samuel-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Akiş'e, \"\"Bunun için hizmetkârının neler yapabileceğini bileceksin\"\" dedi. Akiş, David'e, \"\"Bunun için seni daima korumam yapacağım\"\" dedi.\"|\"david akisʔeʔ \"\"bunun it͡ʃin hizmetkarinin neler japabilet͡ʃeɡini bilet͡ʃeksin\"\" dedi. akisʔ davidʔeʔ \"\"bunun it͡ʃin seni daima korumam japat͡ʃaɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Joshua-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size gelince, yalnızca yıkıma adanmış olandan sakının, yoksa adadıktan sonra adanmış olunandan alırsınız, böylece İsrael ordugâhını lanetli edip onu sıkıntıya sokarsınız.|ama size ɡelint͡ʃeʔ jalnizt͡ʃa jikima adanmis olandan sakininʔ joksa adadiktan sonra adanmis olunandan alirsinizʔ bojlet͡ʃe israel orduɡahini lanetli edip onu sikintija sokarsiniz. New-Testament-Hebrews-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdiyse, Mesih daha iyi vaatler üzerine kurulmuş daha iyi bir antlaşmanın aracısı olduğu kadar, daha üstün bir hizmeti de elde etti.|simdijseʔ mesih daha iji vaatler uzerine kurulmus daha iji bir antlasmanin arat͡ʃisi olduɡu kadarʔ daha ustun bir hizmeti de elde etti. Old-Testament-2-Chronicles-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Suriye Kralı savaş arabalarının komutanlarına, \"\"İsrael Kralı dışında, küçük büyük kimseyle savaşmayın\"\" diye buyurdu.\"|\"surije krali savas arabalarinin komutanlarinaʔ \"\"israel krali disindaʔ kut͡ʃuk bujuk kimsejle savasmajin\"\" dije bujurdu.\" Old-Testament-Amos-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiğitler arasında cesur olan o gün çıplak kaçacak.” diyor Yahve.|jiɡitler arasinda t͡ʃesur olan o ɡun t͡ʃiplak kat͡ʃat͡ʃak.” dijor jahve. Old-Testament-Daniel-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dökme putlarıyla, gümüş ve altın güzel kaplarıyla birlikte ilâhlarını da Mısır'a tutsak alıp götürecek. Kuzey Kralı'ndan birkaç yıl sakınacak.|dokme putlarijlaʔ ɡumus ve altin ɡuzel kaplarijla birlikte ilahlarini da misirʔa tutsak alip ɡoturet͡ʃek. kuzej kraliʔndan birkat͡ʃ jil sakinat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Ovadya, Ahav'ın karşısına çıktı ve ona bildirdi. Ahav da Eliya'yı karşılamaya gitti.|bunun uzerine ovadjaʔ ahavʔin karsisina t͡ʃikti ve ona bildirdi. ahav da elijaʔji karsilamaja ɡitti. New-Testament-Ephesians-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kocalar, Mesih’in imanlılar topluluğunu sevip uğruna kendini feda ettiği gibi, siz de karılarınızı öyle sevin.|ej kot͡ʃalarʔ mesih’in imanlilar topluluɡunu sevip uɡruna kendini feda ettiɡi ɡibiʔ siz de karilarinizi ojle sevin. Old-Testament-Ezekiel-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Mademki, evet mademki halkımı baştan çıkardılar, “Esenlik” dediler; ama esenlik yok. Biri duvar yapınca, işte, onu çamurla sıvıyorlar.\"|\"\"\"ʔmademkiʔ evet mademki halkimi bastan t͡ʃikardilarʔ “esenlik” dediler; ama esenlik jok. biri duvar japint͡ʃaʔ isteʔ onu t͡ʃamurla sivijorlar.\" Old-Testament-1-Samuel-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul David'den korkuyordu, çünkü Yahve onunla birlikteydi ve Saul’dan ayrılmıştı.|saul davidʔden korkujorduʔ t͡ʃunku jahve onunla birliktejdi ve saul’dan ajrilmisti. Old-Testament-Genesis-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hagar kendisiyle konuşan Yahve’nin adını, “Sen gören Tanrı'sın” diye çağırdı. “O'nu görüp de hayatta mı kaldım?” dedi.|haɡar kendisijle konusan jahve’nin adiniʔ “sen ɡoren tanriʔsin” dije t͡ʃaɡirdi. “oʔnu ɡorup de hajatta mi kaldim?” dedi. New-Testament-Mark-014-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü birçok kişi O’na karşı yalancı tanıklık ettiyse de, tanıklıkları birbirini tutmadı.|t͡ʃunku birt͡ʃok kisi o’na karsi jalant͡ʃi taniklik ettijse deʔ tanikliklari birbirini tutmadi. Old-Testament-Psalms-037-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün gün merhametle davranır ve ödünç verir. Onun soyu kutsanır.|butun ɡun merhametle davranir ve odunt͡ʃ verir. onun soju kutsanir. Old-Testament-Hosea-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan ötürü onlara bir aslan gibiyim. Bir leopar gibi, yol kenarında pusuya yatacağım.|bundan oturu onlara bir aslan ɡibijim. bir leopar ɡibiʔ jol kenarinda pusuja jatat͡ʃaɡim. Old-Testament-Deuteronomy-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Tanrın Yahve'nin adını yerleştirmek için seçeceği yerde, Mısır'dan çıktığın mevsimde, akşam güneş batarken Pesah kurbanını orada keseceksin.|ant͡ʃak tanrin jahveʔnin adini jerlestirmek it͡ʃin set͡ʃet͡ʃeɡi jerdeʔ misirʔdan t͡ʃiktiɡin mevsimdeʔ aksam ɡunes batarken pesah kurbanini orada keset͡ʃeksin. Old-Testament-Exodus-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eti şu şekilde yiyeceksiniz: Kuşağınız belinizde, çarıklarınız ayağınızda ve değneğiniz elinizde olacak. Onu acele ederek yiyeceksiniz, bu, Yahve'nin Pesah'ıdır.|eti su sekilde jijet͡ʃeksiniz kusaɡiniz belinizdeʔ t͡ʃariklariniz ajaɡinizda ve deɡneɡiniz elinizde olat͡ʃak. onu at͡ʃele ederek jijet͡ʃeksinizʔ buʔ jahveʔnin pesahʔidir. Old-Testament-2-Chronicles-032-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Hizkiya kendisine yapılan iyiliğe uygun bir karşılık vermedi, çünkü yüreği yükselmişti. Bu yüzden kendisi üzerinde, Yahuda ve Yeruşalem üzerinde gazap vardı.|ama hizkija kendisine japilan ijiliɡe ujɡun bir karsilik vermediʔ t͡ʃunku jureɡi jukselmisti. bu juzden kendisi uzerindeʔ jahuda ve jerusalem uzerinde ɡazap vardi. Old-Testament-1-Chronicles-006-080|und|SPEAKER_00_Turkish|Gad oymağından, Gilad'da Ramot ile otlaklarını, Mahanaim ile otlaklarını,|ɡad ojmaɡindanʔ ɡiladʔda ramot ile otlaklariniʔ mahanaim ile otlaklariniʔ Old-Testament-1-Kings-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve şöyle dedi, \"\"İsrael'in Tanrısı Yahve, ne yukarıda gökte, ne de aşağıda yeryüzünde senin gibi bir Tanrı yoktur; sen bütün yürekleriyle önünde yürüyen hizmetkârlarınla antlaşmayı ve sevgi dolu iyiliği tutarsın;\"|\"ve sojle dediʔ \"\"israelʔin tanrisi jahveʔ ne jukarida ɡokteʔ ne de asaɡida jerjuzunde senin ɡibi bir tanri joktur; sen butun jureklerijle onunde jurujen hizmetkarlarinla antlasmaji ve sevɡi dolu ijiliɡi tutarsin;\" New-Testament-2-Corinthians-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de ben size yük olmadım. “Ama kurnaz biri olduğum için sizi kandırmışım diyebilirsiniz!”|jine de ben size juk olmadim. “ama kurnaz biri olduɡum it͡ʃin sizi kandirmisim dijebilirsiniz!” New-Testament-Acts-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün peygamberlerin ağzından Mesih’in acı çekeceğini önceden bildiren Tanrı, sözünü böylece yerine getirmiş oldu.”|ama butun pejɡamberlerin aɡzindan mesih’in at͡ʃi t͡ʃeket͡ʃeɡini ont͡ʃeden bildiren tanriʔ sozunu bojlet͡ʃe jerine ɡetirmis oldu.” New-Testament-Acts-020-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri kendi peşlerinden sürüklemek için aranızdan sapık sözler söyleyen kişiler çıkacak.|oɡrent͡ʃileri kendi peslerinden suruklemek it͡ʃin aranizdan sapik sozler sojlejen kisiler t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Elimi uzatıp aralarında yapacağım harikalarla Mısır'ı vuracağım. Ondan sonra sizi bırakacak.|elimi uzatip aralarinda japat͡ʃaɡim harikalarla misirʔi vurat͡ʃaɡim. ondan sonra sizi birakat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu onlara şöyle dedi, \"\"Tanrınız Yahve'nin Sandığı'nın önünden Yarden'in ortasından geçin; İsrael'in çocuklarının oymak sayısına göre her biriniz birer taş alıp omuzunuza koyun;\"|\"jesu onlara sojle dediʔ \"\"tanriniz jahveʔnin sandiɡiʔnin onunden jardenʔin ortasindan ɡet͡ʃin; israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ojmak sajisina ɡore her biriniz birer tas alip omuzunuza kojun;\" Old-Testament-Jeremiah-041-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şehrin ortasına geldiklerinde, Netanya oğlu İşmael onları öldürdü ve yanındaki adamlarla birlikte çukurun içine attı.|sehrin ortasina ɡeldiklerindeʔ netanja oɡlu ismael onlari oldurdu ve janindaki adamlarla birlikte t͡ʃukurun it͡ʃine atti. New-Testament-Acts-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın hemen onun ayaklarının dibine düşüp öldü. İçeri giren gençler onu ölü buldular. Onu da dışarı taşıyıp kocasının yanına gömdüler.|kadin hemen onun ajaklarinin dibine dusup oldu. it͡ʃeri ɡiren ɡent͡ʃler onu olu buldular. onu da disari tasijip kot͡ʃasinin janina ɡomduler. Old-Testament-Numbers-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael'in çocuklarının arasından onların tamamı bana verildi; rahmi açanların hepsinin yerine, bütün İsrael'in çocuklarının ilk doğanlarının yerine, onları kendime aldım.|t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin arasindan onlarin tamami bana verildi; rahmi at͡ʃanlarin hepsinin jerineʔ butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ilk doɡanlarinin jerineʔ onlari kendime aldim. Old-Testament-2-Samuel-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaştan kaçtığında utanan halk nasıl sessizce giderse, o gün halk da kente sessizce girdi.|savastan kat͡ʃtiɡinda utanan halk nasil sessizt͡ʃe ɡiderseʔ o ɡun halk da kente sessizt͡ʃe ɡirdi. Old-Testament-Proverbs-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|bilgece hareket etmek, terbiye edinip doğru, haklı ve adil olanı yapmak,|bilɡet͡ʃe hareket etmekʔ terbije edinip doɡruʔ hakli ve adil olani japmakʔ Old-Testament-Joshua-010-035|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün onu alıp kılıçtan geçirdiler. Lakiş'e yaptığı her şeye göre, o gün onun içinde bulunan bütün canları tamamen yok etti.|o ɡun onu alip kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler. lakisʔe japtiɡi her seje ɡoreʔ o ɡun onun it͡ʃinde bulunan butun t͡ʃanlari tamamen jok etti. Old-Testament-Genesis-039-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benimle yat!” diyerek onu giysisinden yakaladı. Yosef elbisesini onun elinde bırakıp dışarı kaçtı.|“benimle jat!” dijerek onu ɡijsisinden jakaladi. josef elbisesini onun elinde birakip disari kat͡ʃti. Old-Testament-Psalms-034-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüyü kötülük öldürür. Doğru kişiden nefret edenler mahkûm olurlar.|kotuju kotuluk oldurur. doɡru kisiden nefret edenler mahkum olurlar. Old-Testament-Numbers-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu yakan kişi giysilerini suda yıkayacak, bedenini de suda yıkayacak ve akşama kadar kirli olacaktır.\"\"\"|\"onu jakan kisi ɡijsilerini suda jikajat͡ʃakʔ bedenini de suda jikajat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-Acts-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisiyle konuşan melek ayrıldıktan sonra, Kornelius hizmetkârlarından ikisini ve sürekli yanında bulunan inançlı bir askeri çağırdı.|kendisijle konusan melek ajrildiktan sonraʔ kornelius hizmetkarlarindan ikisini ve surekli janinda bulunan inant͡ʃli bir askeri t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Genesis-050-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef babasını gömmek için çıktı. Firavun’un bütün hizmetkârları, evinin ileri gelenleri, Mısır diyarının bütün ileri gelenleri,|josef babasini ɡommek it͡ʃin t͡ʃikti. firavun’un butun hizmetkarlariʔ evinin ileri ɡelenleriʔ misir dijarinin butun ileri ɡelenleriʔ New-Testament-Acts-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus Milet’ten haber salıp kilisenin ihtiyarlarını yanına çağırttı.|pavlus milet’ten haber salip kilisenin ihtijarlarini janina t͡ʃaɡirtti. Old-Testament-Job-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz yalan uyduruyorsunuz. Hepiniz değersiz hekimlersiniz.|ama siz jalan ujdurujorsunuz. hepiniz deɡersiz hekimlersiniz. New-Testament-Colossians-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun kudretle bende işleyen gücüne göre emek vermemin ve çabalamamın nedeni de budur.|o’nun kudretle bende islejen ɡut͡ʃune ɡore emek vermemin ve t͡ʃabalamamin nedeni de budur. New-Testament-Luke-009-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ses geldiğinde, Yeşua yalnız bulundu. Onlar sustular ve o günlerde görmüş oldukları bu şeylerden kimseye söz etmediler.|ses ɡeldiɡindeʔ jesua jalniz bulundu. onlar sustular ve o ɡunlerde ɡormus olduklari bu sejlerden kimseje soz etmediler. New-Testament-Luke-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayağa kalkıp O’nu kentten dışarı çıkardılar. O’nu uçurumdan aşağı atmak için kentin kurulduğu tepenin yamacına götürdüler.|ajaɡa kalkip o’nu kentten disari t͡ʃikardilar. o’nu ut͡ʃurumdan asaɡi atmak it͡ʃin kentin kurulduɡu tepenin jamat͡ʃina ɡoturduler. New-Testament-2-Timothy-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı bize korku ruhu değil, güç, sevgi ve özdenetim ruhu verdi.|t͡ʃunku tanri bize korku ruhu deɡilʔ ɡut͡ʃʔ sevɡi ve ozdenetim ruhu verdi. Old-Testament-Leviticus-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi Old-Testament-Jeremiah-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Lütfen bizim için Yahve'ye sor; çünkü Babil Kralı Nebukadnetsar bize karşı savaşıyor. Belki Yahve bizim için bütün şaşılası işlerine göre yapar da, o bizden çekilir.”|“lutfen bizim it͡ʃin jahveʔje sor; t͡ʃunku babil krali nebukadnetsar bize karsi savasijor. belki jahve bizim it͡ʃin butun sasilasi islerine ɡore japar daʔ o bizden t͡ʃekilir.” Old-Testament-Exodus-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe elini denizin üzerine uzattı. Sabah olunca deniz yeniden eski gücüne döndü. Mısırlılar onun karşısında kaçtılar. Yahve Mısırlılar'ı denizin ortasında devirdi.|mose elini denizin uzerine uzatti. sabah olunt͡ʃa deniz jeniden eski ɡut͡ʃune dondu. misirlilar onun karsisinda kat͡ʃtilar. jahve misirlilarʔi denizin ortasinda devirdi. New-Testament-Revelation-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci “vay” geçti. Bakın, üçüncü “vay” tez geliyor.|ikint͡ʃi “vaj” ɡet͡ʃti. bakinʔ ut͡ʃunt͡ʃu “vaj” tez ɡelijor. Old-Testament-Isaiah-045-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi hayal kırıklığına uğrayacak, evet, şaşkına dönecekler. Put yapıcılar hep birlikte şaşkınlığa düşecekler.|hepsi hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃakʔ evetʔ saskina donet͡ʃekler. put japit͡ʃilar hep birlikte saskinliɡa duset͡ʃekler. Old-Testament-Lamentations-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Saf altınla kıyaslanan, Siyon'un değerli oğulları, nasıl oldu da çömlekçi elinin işi, toprak testiler gibi sayıldılar!|saf altinla kijaslananʔ sijonʔun deɡerli oɡullariʔ nasil oldu da t͡ʃomlekt͡ʃi elinin isiʔ toprak testiler ɡibi sajildilar! Old-Testament-Judges-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeftah, Yahve'ye bir adak adadı ve şöyle dedi: \"\"Eğer gerçekten Ammon çocuklarını elime verirsen,\"|\"jeftahʔ jahveʔje bir adak adadi ve sojle dedi \"\"eɡer ɡert͡ʃekten ammon t͡ʃot͡ʃuklarini elime verirsenʔ\" Old-Testament-Jeremiah-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babama, \"\"Sana bir oğlan doğdu\"\" diye haber getiren, ve onu çok sevindiren adam lanetli olsun.\"|\"babamaʔ \"\"sana bir oɡlan doɡdu\"\" dije haber ɡetirenʔ ve onu t͡ʃok sevindiren adam lanetli olsun.\" New-Testament-Matthew-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü bu yağ çok pahalıya satılıp, parası yoksullara verilebilirdi.”|“t͡ʃunku bu jaɡ t͡ʃok pahalija satilipʔ parasi joksullara verilebilirdi.” New-Testament-Matthew-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“O zaman Göğün Krallığı, kandillerini alıp güveyi karşılamaya çıkan el değmemiş on kız gibi olacak.|“o zaman ɡoɡun kralliɡiʔ kandillerini alip ɡuveji karsilamaja t͡ʃikan el deɡmemis on kiz ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe aracılığıyla buyurduğu gibi, onların miras payını dokuz oymağa ve bir oymağın yarısına dağıttılar.|jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla bujurduɡu ɡibiʔ onlarin miras pajini dokuz ojmaɡa ve bir ojmaɡin jarisina daɡittilar. Old-Testament-Exodus-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi halkımla senin halkın arasına bölme koyacağım. Bu belirti yarın gerçekleşecek.'”|kendi halkimla senin halkin arasina bolme kojat͡ʃaɡim. bu belirti jarin ɡert͡ʃekleset͡ʃek.ʔ” Old-Testament-Isaiah-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden isyanını daha çok artırarak daha çok dövülesin? Baş tümüyle hasta, yürek de tümüyle baygın.|neden isjanini daha t͡ʃok artirarak daha t͡ʃok dovulesin? bas tumujle hastaʔ jurek de tumujle bajɡin. New-Testament-Matthew-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu on iki öğrencinin adları şunlardır; Birincisi, Petrus denilen Simon, kardeşi Andreas, Zebedi’nin oğulları Yakov ve Yuhanna,|bu on iki oɡrent͡ʃinin adlari sunlardir; birint͡ʃisiʔ petrus denilen simonʔ kardesi andreasʔ zebedi’nin oɡullari jakov ve juhannaʔ Old-Testament-Exodus-030-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ayrıca güzel baharatlar da al: Beş yüz şekel sıvı mür, yarısı kadar, iki yüz elli şekel hoş kokulu tarçın; iki yüz elli şekel hoş kokulu kamış;|“ajrit͡ʃa ɡuzel baharatlar da al bes juz sekel sivi murʔ jarisi kadarʔ iki juz elli sekel hos kokulu tart͡ʃin; iki juz elli sekel hos kokulu kamis; Old-Testament-Deuteronomy-004-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesinde, Beyt Peor'un karşısındaki vadide, yaşayan Amorlular'ın Kralı Sihon'un ülkesinde, Heşbon'da Moşe ile İsrael'in çocukları onları Mısır'dan çıktıklarında vurdular.|jardenʔin otesindeʔ bejt peorʔun karsisindaki vadideʔ jasajan amorlularʔin krali sihonʔun ulkesindeʔ hesbonʔda mose ile israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari onlari misirʔdan t͡ʃiktiklarinda vurdular. Old-Testament-1-Chronicles-011-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Mekeralı Hefer, Pelonlu Ahiya,|mekerali heferʔ pelonlu ahijaʔ Old-Testament-Job-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yukarıdan, Tanrı'dan payı, yücelerden Her Şeye Gücü Yeten'den mirası nedir?|t͡ʃunku jukaridanʔ tanriʔdan pajiʔ jut͡ʃelerden her seje ɡut͡ʃu jetenʔden mirasi nedir? New-Testament-2-Corinthians-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Makedonya'ya girdiğimizde bile bedenlerimiz rahat değildi, her yandan sıkıntı çekiyorduk. Dışarıda kavgalar, içeride korku vardı.|t͡ʃunku makedonjaʔja ɡirdiɡimizde bile bedenlerimiz rahat deɡildiʔ her jandan sikinti t͡ʃekijorduk. disarida kavɡalarʔ it͡ʃeride korku vardi. Old-Testament-2-Kings-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Mirasımın artakalanını atıp onları düşmanlarının eline teslim edeceğim. Düşmalarının hepsine av ve ganimet olacaklar.|mirasimin artakalanini atip onlari dusmanlarinin eline teslim edet͡ʃeɡim. dusmalarinin hepsine av ve ɡanimet olat͡ʃaklar. Old-Testament-Isaiah-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıplak dağ üzerinde sancak dikin! Onlara sesinizi yükseltin! Elinizi sallayın da, soylularınız kapılarından içeri girebilsin.|t͡ʃiplak daɡ uzerinde sant͡ʃak dikin! onlara sesinizi jukseltin! elinizi sallajin daʔ sojlulariniz kapilarindan it͡ʃeri ɡirebilsin. Old-Testament-Isaiah-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve çekişmek için ayağa kalkıyor, halkları yargılamak için duruyor.|jahve t͡ʃekismek it͡ʃin ajaɡa kalkijorʔ halklari jarɡilamak it͡ʃin durujor. New-Testament-Acts-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyunca öfkeyle doldular. “Efesliler’in Artemis’i büyüktür!” diyerek bağırdılar.|bunu dujunt͡ʃa ofkejle doldular. “efesliler’in artemis’i bujuktur!” dijerek baɡirdilar. New-Testament-Romans-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı, merhametini herkese göstermek için herkesi itaatsizliğe bağladı.|t͡ʃunku tanriʔ merhametini herkese ɡostermek it͡ʃin herkesi itaatsizliɡe baɡladi. New-Testament-Luke-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Zambakların, nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. Yine de size derim ki, tüm görkemiyle Solomon bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi.|zambaklarinʔ nasil bujuduɡune bakin! ne t͡ʃalisirlarʔ ne de iplik eɡirirler. jine de size derim kiʔ tum ɡorkemijle solomon bile bunlardan biri ɡibi ɡijinmis deɡildi. New-Testament-Luke-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazılarımız mezara gitti ve tıpkı kadınların söylediği gibi mezarı buldular. Ama O’nu görmemişler.”|bazilarimiz mezara ɡitti ve tipki kadinlarin sojlediɡi ɡibi mezari buldular. ama o’nu ɡormemisler.” Old-Testament-Jeremiah-050-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yeryüzünün çekici nasıl parçalanıp kırıldı! Babil uluslar arasında nasıl harap oldu!|butun jerjuzunun t͡ʃekit͡ʃi nasil part͡ʃalanip kirildi! babil uluslar arasinda nasil harap oldu! Old-Testament-Judges-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine onu evine getirip eşeklere yem verdi. Daha sonra ayaklarını yıkadılar, yiyip içtiler.|bunun uzerine onu evine ɡetirip eseklere jem verdi. daha sonra ajaklarini jikadilarʔ jijip it͡ʃtiler. New-Testament-Colossians-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde’yi bizim adımıza Mesih’in sadık bir hizmetkârı olan sevgili emektaşımız Epafras’tan öğrendiniz.|muʒde’ji bizim adimiza mesih’in sadik bir hizmetkari olan sevɡili emektasimiz epafras’tan oɡrendiniz. Old-Testament-Judges-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ona baktı ve şöyle dedi: \"\"Bu gücünle git ve İsrael'i Midyan'ın elinden kurtar. Seni ben göndermedim mi?”\"|\"jahve ona bakti ve sojle dedi \"\"bu ɡut͡ʃunle ɡit ve israelʔi midjanʔin elinden kurtar. seni ben ɡondermedim mi?”\" Old-Testament-2-Kings-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir gün oraya geldi, odaya girip orada yattı.|bir ɡun oraja ɡeldiʔ odaja ɡirip orada jatti. Old-Testament-Ezekiel-046-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra beni kapının yanındaki girişten, kuzeye bakan kâhinlerin kutsal odalarına getirdi. İşte, arka tarafta batıya doğru bir yer vardı.|sonra beni kapinin janindaki ɡiristenʔ kuzeje bakan kahinlerin kutsal odalarina ɡetirdi. isteʔ arka tarafta batija doɡru bir jer vardi. Old-Testament-Isaiah-061-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yeryüzü nasıl filiz verirse, bahçe de içine ekilen şeyleri nasıl yetiştirirse, Efendi Yahve de bütün ulusların önünde doğruluk ve övgüyü öyle yetiştirecektir.|t͡ʃunku jerjuzu nasil filiz verirseʔ baht͡ʃe de it͡ʃine ekilen sejleri nasil jetistirirseʔ efendi jahve de butun uluslarin onunde doɡruluk ve ovɡuju ojle jetistiret͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-041-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kovalıyor, hiç ayak basmamış olduğu bir yoldan da sağ salim geçiyor.|onlari kovalijorʔ hit͡ʃ ajak basmamis olduɡu bir joldan da saɡ salim ɡet͡ʃijor. Old-Testament-Job-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Nefes almama izin vermiyor, ama beni acıya doyuruyor.|nefes almama izin vermijorʔ ama beni at͡ʃija dojurujor. Old-Testament-1-Chronicles-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahio, Şaşak, Yeremot,|ahioʔ sasakʔ jeremotʔ New-Testament-John-006-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın ekmeği gökten inen ve dünyaya yaşam verendir.”|t͡ʃunku tanri’nin ekmeɡi ɡokten inen ve dunjaja jasam verendir.” Old-Testament-Genesis-042-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef kardeşlerini gördü ve onları tanıdı. Ancak onlara bir yabancı gibi davranıp onlarla sert konuştu. Onlara, “Nereden geliyorsunuz?” dedi. “Yiyecek satın almak için Kenan ülkesinden” dediler.|josef kardeslerini ɡordu ve onlari tanidi. ant͡ʃak onlara bir jabant͡ʃi ɡibi davranip onlarla sert konustu. onlaraʔ “nereden ɡelijorsunuz?” dedi. “jijet͡ʃek satin almak it͡ʃin kenan ulkesinden” dediler. New-Testament-Acts-027-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayalıklara bindirmekten korktukları için arka taraftan dört demir attılar ve gün ağarsın diye dua ettiler.|kajaliklara bindirmekten korktuklari it͡ʃin arka taraftan dort demir attilar ve ɡun aɡarsin dije dua ettiler. Old-Testament-Numbers-033-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Ovot'tan yola çıkıp Moav sınırındaki İye Avarim'de konakladılar.|ovotʔtan jola t͡ʃikip moav sinirindaki ije avarimʔde konakladilar. Old-Testament-Isaiah-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün öyle olacak ki, onun yükü senin omuzlarından, boyunduruğu senin boynundan ayrılacak, mesh yağı nedeniyle de boyunduruk yok edilecek.|o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ onun juku senin omuzlarindanʔ bojunduruɡu senin bojnundan ajrilat͡ʃakʔ mesh jaɡi nedenijle de bojunduruk jok edilet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Aranızda yaşayan bir yabancı Yahve'ye Pesah tutmak isterse, bunu Pesah kuralına ve ilkesine göre yapacaktır. Hem yabancı, hem de ülkede doğan kişi için tek bir kural olacak.'”\"|\"\"\"ʔaranizda jasajan bir jabant͡ʃi jahveʔje pesah tutmak isterseʔ bunu pesah kuralina ve ilkesine ɡore japat͡ʃaktir. hem jabant͡ʃiʔ hem de ulkede doɡan kisi it͡ʃin tek bir kural olat͡ʃak.ʔ”\" Old-Testament-Numbers-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman işlemiş olduğu günahı itiraf edecek; ve suçunun karşılığını tamamen ödeyecek, üzerine beşte birini ekleyecek ve onu suçlu olduğu insana verecektir.|o zaman islemis olduɡu ɡunahi itiraf edet͡ʃek; ve sut͡ʃunun karsiliɡini tamamen odejet͡ʃekʔ uzerine beste birini eklejet͡ʃek ve onu sut͡ʃlu olduɡu insana veret͡ʃektir. New-Testament-Luke-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeytan’ın on sekiz yıldır bağlı tuttuğu, Avraham’ın kızı olan bu kadın, Şabat Günü bu bağdan çözülmesi gerekmez miydi?”|sejtan’in on sekiz jildir baɡli tuttuɡuʔ avraham’in kizi olan bu kadinʔ sabat ɡunu bu baɡdan t͡ʃozulmesi ɡerekmez mijdi?” Old-Testament-1-Samuel-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Filistliler boyun eğdirildi ve İsrael sınırı içine girmekten vazgeçtiler. Yahve'nin eli Samuel'in bütün günleri boyunca Filistliler'e karşıydı.|bojlet͡ʃe filistliler bojun eɡdirildi ve israel siniri it͡ʃine ɡirmekten vazɡet͡ʃtiler. jahveʔnin eli samuelʔin butun ɡunleri bojunt͡ʃa filistlilerʔe karsijdi. Old-Testament-1-Samuel-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yişay oğlu David'e, \"\"Kardeşlerin için bu kavrulmuş tahıldan bir efa ve bu on somun ekmeği al, hemen ordugâha, kardeşlerinin yanına götür;\"|\"jisaj oɡlu davidʔeʔ \"\"kardeslerin it͡ʃin bu kavrulmus tahildan bir efa ve bu on somun ekmeɡi alʔ hemen orduɡahaʔ kardeslerinin janina ɡotur;\" Old-Testament-2-Chronicles-036-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır Kralı kardeşi Elyakim'i Yahuda ve Yeruşalem üzerine kral yaptı ve adını Yehoyakim olarak değiştirdi. Neko kardeşi Yoahaz'ı alıp Mısır'a götürdü.|misir krali kardesi eljakimʔi jahuda ve jerusalem uzerine kral japti ve adini jehojakim olarak deɡistirdi. neko kardesi joahazʔi alip misirʔa ɡoturdu. New-Testament-Luke-022-042|und|SPEAKER_00_Turkish|“Baba, eğer istersen bu kâseyi benden uzaklaştır. Yine de benim isteğim değil, seninki olsun” dedi.|“babaʔ eɡer istersen bu kaseji benden uzaklastir. jine de benim isteɡim deɡilʔ seninki olsun” dedi. Old-Testament-Ezekiel-027-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Tarşiş gemileri, malların için kervanlarındı. Seni doldurdular, ve denizlerin yüreğinde çok görkemli oldun.|“‘“tarsis ɡemileriʔ mallarin it͡ʃin kervanlarindi. seni doldurdularʔ ve denizlerin jureɡinde t͡ʃok ɡorkemli oldun. New-Testament-Acts-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Son günlerde olacak, diyor Tanrı, Ruhum’u bütün insanların üzerine dökeceğim. Oğullarınız ve kızlarınız peygamberlik edecekler. Gençleriniz görümler, yaşlılarınız da rüyalar görecek.|‘son ɡunlerde olat͡ʃakʔ dijor tanriʔ ruhum’u butun insanlarin uzerine doket͡ʃeɡim. oɡullariniz ve kizlariniz pejɡamberlik edet͡ʃekler. ɡent͡ʃleriniz ɡorumlerʔ jaslilariniz da rujalar ɡoret͡ʃek. Old-Testament-2-Kings-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa İsrael Kralı'na, “Benim seninle ne işim var? Babanın peygamberlerine ve annenin peygamberlerine git.” dedi. İsrael Kralı ona, “Hayır, çünkü Yahve bu üç kralı Moav’ın eline teslim etmek için bir araya çağırdı” dedi.|elisa israel kraliʔnaʔ “benim seninle ne isim var? babanin pejɡamberlerine ve annenin pejɡamberlerine ɡit.” dedi. israel krali onaʔ “hajirʔ t͡ʃunku jahve bu ut͡ʃ krali moav’in eline teslim etmek it͡ʃin bir araja t͡ʃaɡirdi” dedi. New-Testament-2-Corinthians-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekrar aranıza geldiğimde Tanrım beni önünüzde küçük düşürecek; daha önce günah işleyip yaptıkları pislikten, fuhuş ve sefahatten tövbe etmeyen bir çokları için yas tutacağım.|tekrar araniza ɡeldiɡimde tanrim beni onunuzde kut͡ʃuk dusuret͡ʃek; daha ont͡ʃe ɡunah islejip japtiklari pisliktenʔ fuhus ve sefahatten tovbe etmejen bir t͡ʃoklari it͡ʃin jas tutat͡ʃaɡim. Old-Testament-Numbers-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yahve'nin buyruğuna göre yola çıkarlar ve Yahve'nin buyruğuna göre konaklarlardı. Bulut konutun üzerinde durduğu sürece konaklarlardı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔnin bujruɡuna ɡore jola t͡ʃikarlar ve jahveʔnin bujruɡuna ɡore konaklarlardi. bulut konutun uzerinde durduɡu suret͡ʃe konaklarlardi. Old-Testament-2-Kings-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Al\"\" dedi. Böylece elini uzatıp aldı.\"|\"\"\"al\"\" dedi. bojlet͡ʃe elini uzatip aldi.\" Old-Testament-Genesis-046-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven'in oğulları: Hanok, Pallu, Hetsron, Karmi.|ruvenʔin oɡullari hanokʔ palluʔ hetsronʔ karmi. Old-Testament-Jeremiah-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Krala ve kraliçe anaya deyin ki, \"\"Kendinizi alçaltın. Oturun, çünkü taçlarınız, yüceliğinizin tacı düştü.\"|\"krala ve kralit͡ʃe anaja dejin kiʔ \"\"kendinizi alt͡ʃaltin. oturunʔ t͡ʃunku tat͡ʃlarinizʔ jut͡ʃeliɡinizin tat͡ʃi dustu.\" Old-Testament-Exodus-030-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarının sayımını, aralarında sayılanlara göre yaptığın zaman, saydığında herkes canına karşılık Yahve'ye fidye verecek, ta ki onları saydığın zaman aralarında bela olmasın.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin sajiminiʔ aralarinda sajilanlara ɡore japtiɡin zamanʔ sajdiɡinda herkes t͡ʃanina karsilik jahveʔje fidje veret͡ʃekʔ ta ki onlari sajdiɡin zaman aralarinda bela olmasin.\" Old-Testament-Genesis-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin, aşağı inelim ve birbirlerinin konuşmalarını anlamasınlar diye orada dillerini karıştıralım.”|ɡelinʔ asaɡi inelim ve birbirlerinin konusmalarini anlamasinlar dije orada dillerini karistiralim.” Old-Testament-Psalms-078-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ataları gibi inatçı ve asi, yürekleri vefasız, ruhları Tanrı’ya sadakatsiz bir nesil olmasınlar.|atalari ɡibi inatt͡ʃi ve asiʔ jurekleri vefasizʔ ruhlari tanri’ja sadakatsiz bir nesil olmasinlar. Old-Testament-Numbers-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kâhin giysilerini yıkayacak, bedenini suda yıkayacak, sonra ordugâha girecek ve kâhin akşama kadar kirli olacaktır.|sonra kahin ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ bedenini suda jikajat͡ʃakʔ sonra orduɡaha ɡiret͡ʃek ve kahin aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-001-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz dönün ve Kızıldeniz yolundan çöle doğru yol alın.”|ama siz donun ve kizildeniz jolundan t͡ʃole doɡru jol alin.” Old-Testament-Deuteronomy-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Yahve'ye yalvarıp dedim,|o sirada jahveʔje jalvarip dedimʔ Old-Testament-Ecclesiastes-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin altında yürüyen bütün yaşayanları gördüm, onun yerine geçen öteki gençle birlikteydiler.|ɡunesin altinda jurujen butun jasajanlari ɡordumʔ onun jerine ɡet͡ʃen oteki ɡent͡ʃle birliktejdiler. Old-Testament-1-Chronicles-016-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye yakmalık sunular sunağında, Yahve'nin İsrael'e buyurduğu yasada yazılı olan her şeye göre, her sabah ve akşam sürekli olarak yakmalık sunular sunmak için;|jahveʔje jakmalik sunular sunaɡindaʔ jahveʔnin israelʔe bujurduɡu jasada jazili olan her seje ɡoreʔ her sabah ve aksam surekli olarak jakmalik sunular sunmak it͡ʃin; Old-Testament-1-Chronicles-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü ay için üçüncü ordu komutanı, başkâhin Yehoyada'nın oğlu Benaya'ydı. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|ut͡ʃunt͡ʃu aj it͡ʃin ut͡ʃunt͡ʃu ordu komutaniʔ baskahin jehojadaʔnin oɡlu benajaʔjdi. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. Old-Testament-Jeremiah-044-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama ben bütün peygamber hizmetkârlarımı erken davranıp size göndererek şöyle dedim, \"\"Ah, nefret ettiğim bu iğrenç şeyi yapmayın.\"\"\"|\"ama ben butun pejɡamber hizmetkarlarimi erken davranip size ɡondererek sojle dedimʔ \"\"ahʔ nefret ettiɡim bu iɡrent͡ʃ seji japmajin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-090-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Acı, ey Yahve! Ne vakte kadar? Hizmetkârlarına merhamet et!|at͡ʃiʔ ej jahve! ne vakte kadar? hizmetkarlarina merhamet et! Old-Testament-Isaiah-041-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni dünyanın uçlarından tutup köşelerinden çağırdım, sana şöyle dedim, 'Sen benim hizmetkârımsın. Ben seni seçtim ve seni bir kenara atmadım.’|seni dunjanin ut͡ʃlarindan tutup koselerinden t͡ʃaɡirdimʔ sana sojle dedimʔ ʔsen benim hizmetkarimsin. ben seni set͡ʃtim ve seni bir kenara atmadim.’ Old-Testament-Proverbs-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim babasına ya da annesine lanet ederse, onun kandili koyu karanlıkta söndürülür.|kim babasina ja da annesine lanet ederseʔ onun kandili koju karanlikta sondurulur. Old-Testament-Job-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni altı sıkıntı içinde kurtaracak, evet, yedisinde sana kötülük dokunmayacak.|seni alti sikinti it͡ʃinde kurtarat͡ʃakʔ evetʔ jedisinde sana kotuluk dokunmajat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-048-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üstelik Moav'da,\"\" diyor Yahve, yüksek yerde kurban sunanı, ve ilâhlarına buhur yakanı sona erdireceğim.\"|\"ustelik moavʔdaʔ\"\" dijor jahveʔ juksek jerde kurban sunaniʔ ve ilahlarina buhur jakani sona erdiret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Jeremiah-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç aslanlar ona kükredi ve seslerini yükselttiler. Ülkesini harap ettiler. Kentleri yakıldı, oturan kimse kalmadı.|ɡent͡ʃ aslanlar ona kukredi ve seslerini jukselttiler. ulkesini harap ettiler. kentleri jakildiʔ oturan kimse kalmadi. New-Testament-1-John-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne dilersek bizi dinlediğini bildiğimizden, O’ndan istediğimiz dileklerimizi aldığımızı da biliriz.|ne dilersek bizi dinlediɡini bildiɡimizdenʔ o’ndan istediɡimiz dileklerimizi aldiɡimizi da biliriz. Old-Testament-Jeremiah-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babaları oğullarıyla birlikte, onları birbirlerine çarpacağım.\"\" diyor Yahve. ‘Acımayacağım, esirgemeyeceğim, onları yok etmekte merhamet göstermeyeceğim.\"\"\"\"'\"|\"babalari oɡullarijla birlikteʔ onlari birbirlerine t͡ʃarpat͡ʃaɡim.\"\" dijor jahve. ‘at͡ʃimajat͡ʃaɡimʔ esirɡemejet͡ʃeɡimʔ onlari jok etmekte merhamet ɡostermejet͡ʃeɡim.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Leviticus-014-053|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak canlı kuşu kentten çıkıp kıra salacak. Böylece ev için kefaret edecek; ve temiz olacaktır.”|ant͡ʃak t͡ʃanli kusu kentten t͡ʃikip kira salat͡ʃak. bojlet͡ʃe ev it͡ʃin kefaret edet͡ʃek; ve temiz olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Jeremiah-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Seni ana rahminde biçimlendirmeden önce tanıdım. Doğmadan önce seni kutsadım. Seni uluslara peygamber olarak atadım.”|“seni ana rahminde bit͡ʃimlendirmeden ont͡ʃe tanidim. doɡmadan ont͡ʃe seni kutsadim. seni uluslara pejɡamber olarak atadim.” Old-Testament-Joshua-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona şöyle dediler, \"\"Tanrın Yahve'nin adından ötürü hizmetkârların çok uzak bir ülkeden geldi; çünkü O'nun ününü, Mısır'da bütün yaptıklarını,\"|\"ona sojle dedilerʔ \"\"tanrin jahveʔnin adindan oturu hizmetkarlarin t͡ʃok uzak bir ulkeden ɡeldi; t͡ʃunku oʔnun ununuʔ misirʔda butun japtiklariniʔ\" Old-Testament-Joshua-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ve sandığı taşıyanlar Yarden'e geldiklerinde, Antlaşma Sandığı'nı taşıyan kâhinlerin ayakları suların kıyısına batmıştı (çünkü Yarden her hasat zamanında bütün kıyılarından taşardı),|ve sandiɡi tasijanlar jardenʔe ɡeldiklerindeʔ antlasma sandiɡiʔni tasijan kahinlerin ajaklari sularin kijisina batmisti (t͡ʃunku jarden her hasat zamaninda butun kijilarindan tasardi)ʔ Old-Testament-Leviticus-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman böyle olacak, eğer kişi günah işlemiş ve suçluysa, çaldığını geri verecek ya da baskı yoluyla elde ettiğini, ya da kendisine emanet edilen emaneti, ya da bulduğu kayıp şeyi,|o zaman bojle olat͡ʃakʔ eɡer kisi ɡunah islemis ve sut͡ʃlujsaʔ t͡ʃaldiɡini ɡeri veret͡ʃek ja da baski jolujla elde ettiɡiniʔ ja da kendisine emanet edilen emanetiʔ ja da bulduɡu kajip sejiʔ New-Testament-Matthew-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bütün kent ve köyleri dolaşarak havralarda öğretiyor, göksel krallığın Müjdesi’ni duyuruyor, halk arasındaki her hastalığı ve her illeti iyileştiriyordu.|jesua butun kent ve kojleri dolasarak havralarda oɡretijorʔ ɡoksel kralliɡin muʒdesi’ni dujurujorʔ halk arasindaki her hastaliɡi ve her illeti ijilestirijordu. Old-Testament-Judges-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte akşamleyin kırdan yaşlı bir adam işinden geliyordu. Adam Efraim'in dağlık bölgesindendi ve Giva'da yaşıyordu; ama o yerin adamları Benyaminli'ydi.|iste aksamlejin kirdan jasli bir adam isinden ɡelijordu. adam efraimʔin daɡlik bolɡesindendi ve ɡivaʔda jasijordu; ama o jerin adamlari benjaminliʔjdi. Old-Testament-Daniel-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ona karşı gelen kendi dileğine göre yapacak ve kimse onun önünde duramayacak. Görkemli ülkede duracak ve yıkım onun elinde olacak.|ama ona karsi ɡelen kendi dileɡine ɡore japat͡ʃak ve kimse onun onunde duramajat͡ʃak. ɡorkemli ulkede durat͡ʃak ve jikim onun elinde olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-028-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve seni Mısır'daki çıbanlarla, urlarla, uyuzla ve iyileşemeyeceğin kaşıntıyla vuracak.|jahve seni misirʔdaki t͡ʃibanlarlaʔ urlarlaʔ ujuzla ve ijilesemejet͡ʃeɡin kasintijla vurat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-048-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Moav gençliğinden beri rahattı, ve tortusuna yerleşti, ve kaptan kaba boşaltılmadı, ve sürgüne gitmedi; bu yüzden tadı onda kaldı, ve kokusu değişmedi.|“moav ɡent͡ʃliɡinden beri rahattiʔ ve tortusuna jerlestiʔ ve kaptan kaba bosaltilmadiʔ ve surɡune ɡitmedi; bu juzden tadi onda kaldiʔ ve kokusu deɡismedi. Old-Testament-Micah-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gat'ta söylemeyin bunu. Hiç ağlamayın. Kendimi Beyt Ofra'da toz içinde yuvarladım.|ɡatʔta sojlemejin bunu. hit͡ʃ aɡlamajin. kendimi bejt ofraʔda toz it͡ʃinde juvarladim. New-Testament-Romans-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Tanrı’ya ait şeylerde Mesih Yeşua’yla övünüyorum.|bu nedenleʔ tanri’ja ait sejlerde mesih jesua’jla ovunujorum. Old-Testament-Isaiah-038-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin söylemiş olduğu bu şeyi yapacağına ilişkin Yahve tarafından senin için belirti şu olacak.|jahveʔnin sojlemis olduɡu bu seji japat͡ʃaɡina iliskin jahve tarafindan senin it͡ʃin belirti su olat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu'nun yanına dönüp şöyle dediler: \"\"Bütün halk çıkmasın, iki ya da üç bin kişi çıkıp Ay Kenti'ni vursunlar. Bütün halk oraya kadar zahmet etmesin, çünkü onlar azdırlar.”\"|\"jesuʔnun janina donup sojle dediler \"\"butun halk t͡ʃikmasinʔ iki ja da ut͡ʃ bin kisi t͡ʃikip aj kentiʔni vursunlar. butun halk oraja kadar zahmet etmesinʔ t͡ʃunku onlar azdirlar.”\" Old-Testament-2-Chronicles-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yehoşafat, Yeruşalem'e, evine esenlik içinde döndü.|jahuda krali jehosafatʔ jerusalemʔeʔ evine esenlik it͡ʃinde dondu. Old-Testament-Deuteronomy-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınızın Tanrısı Yahve'nin, yeryüzünde yaşayacağınız bütün günler boyunca size mülk olarak verdiği ülkede dikkatle yapacağınız kurallar ve ilkeler bunlardır.|atalarinizin tanrisi jahveʔninʔ jerjuzunde jasajat͡ʃaɡiniz butun ɡunler bojunt͡ʃa size mulk olarak verdiɡi ulkede dikkatle japat͡ʃaɡiniz kurallar ve ilkeler bunlardir. New-Testament-John-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara sonsuz yaşam veririm. Asla mahvolmayacaklar ve hiç kimse onları elimden kapamaz.|onlara sonsuz jasam veririm. asla mahvolmajat͡ʃaklar ve hit͡ʃ kimse onlari elimden kapamaz. Old-Testament-Isaiah-032-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki Ruh üzerimize yukarıdan dökülünceye, çöl verimli tarla haline gelinceye, verimli tarla da orman sayılana dek.|ta ki ruh uzerimize jukaridan dokulunt͡ʃejeʔ t͡ʃol verimli tarla haline ɡelint͡ʃejeʔ verimli tarla da orman sajilana dek. New-Testament-Colossians-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tutukluluk arkadaşım Aristarhus ve Barnaba’nın yeğeni Markos size selam ederler. Markos, “Size gelirse onu kabul edin” diye buyruk aldığınız kişidir.|tutukluluk arkadasim aristarhus ve barnaba’nin jeɡeni markos size selam ederler. markosʔ “size ɡelirse onu kabul edin” dije bujruk aldiɡiniz kisidir. Old-Testament-Psalms-071-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü düşmanlarım hakkımda konuşuyor. Canımı gözleyenler birlikte düzen kuruyorlar.|t͡ʃunku dusmanlarim hakkimda konusujor. t͡ʃanimi ɡozlejenler birlikte duzen kurujorlar. New-Testament-Matthew-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet benim yüzümden, valilerin, kralların önüne çıkarılacak, böylece onlara ve uluslara tanıklık edeceksiniz.|evet benim juzumdenʔ valilerinʔ krallarin onune t͡ʃikarilat͡ʃakʔ bojlet͡ʃe onlara ve uluslara taniklik edet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Nehemiah-012-032|und|SPEAKER_00_Turkish|onların arkasından Hoşaya ve Yahuda beylerinin yarısı,|onlarin arkasindan hosaja ve jahuda bejlerinin jarisiʔ New-Testament-Revelation-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yeşua Mesih’in lütfu bütün kutsallarla birlikte olsun. Amin.|efendi jesua mesih’in lutfu butun kutsallarla birlikte olsun. amin. Old-Testament-Hosea-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Haydut çeteleri birini pusuya düşürmek için nasıl beklerse, kâhinler takımı da Şekem yolunda öyle adam öldürüyor, utanç verici suçlar işliyorlar.|hajdut t͡ʃeteleri birini pusuja dusurmek it͡ʃin nasil beklerseʔ kahinler takimi da sekem jolunda ojle adam oldurujorʔ utant͡ʃ verit͡ʃi sut͡ʃlar islijorlar. New-Testament-Luke-022-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua, “Bırakın en azından şunu yapayım” dedi ve hizmetkârın kulağına dokunup onu iyileştirdi.|ama jesuaʔ “birakin en azindan sunu japajim” dedi ve hizmetkarin kulaɡina dokunup onu ijilestirdi. Old-Testament-Genesis-031-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov kalktı, oğullarıyla karılarını develere bindirdi.|jakov kalktiʔ oɡullarijla karilarini develere bindirdi. Old-Testament-Ecclesiastes-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunları gördüm ve güneş altında yapılan her işe aklımı verdim. Öyle zaman vardır ki, bir adamın diğeri üzerine hakimiyeti kendi zararınadır.|butun bunlari ɡordum ve ɡunes altinda japilan her ise aklimi verdim. ojle zaman vardir kiʔ bir adamin diɡeri uzerine hakimijeti kendi zararinadir. Old-Testament-Psalms-113-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim var Tanrımız Yahve gibi, yücelerde oturan,|kim var tanrimiz jahve ɡibiʔ jut͡ʃelerde oturanʔ Old-Testament-Job-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Etim kurtlarla ve topraktan kabuklarla kaplı. Derim kapanıyor ve yine açılıyor.|etim kurtlarla ve topraktan kabuklarla kapli. derim kapanijor ve jine at͡ʃilijor. Old-Testament-Hosea-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'e gelince, onların görkemi bir kuş gibi uçup gidecek. Ne doğum, ne gebelik, ne de gebe kalma olacak.|efraimʔe ɡelint͡ʃeʔ onlarin ɡorkemi bir kus ɡibi ut͡ʃup ɡidet͡ʃek. ne doɡumʔ ne ɡebelikʔ ne de ɡebe kalma olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bizimle gidersen, o zaman öyle olacak ki, Yahve bize ne iyilik yaparsa, biz de sana aynısını yapacağız.”|eɡer bizimle ɡidersenʔ o zaman ojle olat͡ʃak kiʔ jahve bize ne ijilik japarsaʔ biz de sana ajnisini japat͡ʃaɡiz.” New-Testament-Acts-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Konya’da birlikte Yahudiler’in havrasına giren Pavlus’la Barnabas öyle konuştular ki, hem Yahudiler’den hem de Grekler’den büyük bir kalabalık iman etti.|konja’da birlikte jahudiler’in havrasina ɡiren pavlus’la barnabas ojle konustular kiʔ hem jahudiler’den hem de ɡrekler’den bujuk bir kalabalik iman etti. Old-Testament-Psalms-147-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yapağı gibi kar verir, kırağıyı kül gibi saçar.|japaɡi ɡibi kar verirʔ kiraɡiji kul ɡibi sat͡ʃar. Old-Testament-Exodus-029-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları ellerinden alacaksın ve Yahve'nin önünde hoş bir koku olarak sunak üzerinde yakmalık sunu üzerinde yakacaksın; bu, Yahve'ye ateşle yapılan bir sunudur.\"\"\"|\"onlari ellerinden alat͡ʃaksin ve jahveʔnin onunde hos bir koku olarak sunak uzerinde jakmalik sunu uzerinde jakat͡ʃaksin; buʔ jahveʔje atesle japilan bir sunudur.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Makir'in karısı Maaka bir oğul doğurdu ve adını Pereş koydu. Kardeşinin adı Şereş'ti. Onun oğulları da Ulam ve Rakem'diler.|makirʔin karisi maaka bir oɡul doɡurdu ve adini peres kojdu. kardesinin adi seresʔti. onun oɡullari da ulam ve rakemʔdiler. Old-Testament-Psalms-077-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin yolun, ey Tanrı, kutsal yerdedir. Hangi ilâh Tanrı kadar büyüktür?|senin jolunʔ ej tanriʔ kutsal jerdedir. hanɡi ilah tanri kadar bujuktur? Old-Testament-Ezra-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kâhinler ve Levililer, bunları Yeruşalem'e, Tanrımız'ın evine götürmek için, gümüşün, altının ve kapların ağırlığını aldılar.|bojlet͡ʃe kahinler ve levililerʔ bunlari jerusalemʔeʔ tanrimizʔin evine ɡoturmek it͡ʃinʔ ɡumusunʔ altinin ve kaplarin aɡirliɡini aldilar. Old-Testament-Leviticus-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer onu adayan kişi evini geri alırsa, o zaman senin değer biçtiğin paranın beşte birini ona ekleyecek ve ev onun olacak.'\"\"\"|\"eɡer onu adajan kisi evini ɡeri alirsaʔ o zaman senin deɡer bit͡ʃtiɡin paranin beste birini ona eklejet͡ʃek ve ev onun olat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Joshua-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ovadaki bütün kentler ve Heşbon'da hüküm süren Amorlular'ın kralı Sihon'un bütün ülkesiydi; onu ve Midyan önderleri, Evi'yi, Rekem'i, Sur'u, Hur'u ve Reva'yı, ülkede yaşayan Sihon'un beylerini Moşe vurdu.|ovadaki butun kentler ve hesbonʔda hukum suren amorlularʔin krali sihonʔun butun ulkesijdi; onu ve midjan onderleriʔ eviʔjiʔ rekemʔiʔ surʔuʔ hurʔu ve revaʔjiʔ ulkede jasajan sihonʔun bejlerini mose vurdu. New-Testament-Mark-003-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık çevresinde oturuyordu ve ona, “İşte, annen, erkek kardeşlerin ve kız kardeşlerin dışarıda seni arıyorlar” dediler.|kalabalik t͡ʃevresinde oturujordu ve onaʔ “isteʔ annenʔ erkek kardeslerin ve kiz kardeslerin disarida seni arijorlar” dediler. Old-Testament-Nehemiah-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'deki Levililer'in de gözetmeni, Tanrı'nın evinin hizmetinden sorumlu olan ezgiciler olan Asafoğulları'ndan Mattanya oğlu Mika oğlu Haşavya oğlu Bani oğlu Uzzi'ydi.|jerusalemʔdeki levililerʔin de ɡozetmeniʔ tanriʔnin evinin hizmetinden sorumlu olan ezɡit͡ʃiler olan asafoɡullariʔndan mattanja oɡlu mika oɡlu hasavja oɡlu bani oɡlu uzziʔjdi. New-Testament-Hebrews-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun hakkında söylenecek çok söz var, ama kulaklarınız ağırlaştığı için açıklaması zor.|o’nun hakkinda sojlenet͡ʃek t͡ʃok soz varʔ ama kulaklariniz aɡirlastiɡi it͡ʃin at͡ʃiklamasi zor. Old-Testament-Exodus-040-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kazanı ve ayağını meshedecek ve onu kutsayacaksın.\"\"\"|\"kazani ve ajaɡini meshedet͡ʃek ve onu kutsajat͡ʃaksin.\"\"\" New-Testament-Hebrews-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekelerle boğaların kanı ve serpilen düve külü murdar olanları kutsal kılıyor, bedensel açıdan temizliyorsa,|tekelerle boɡalarin kani ve serpilen duve kulu murdar olanlari kutsal kilijorʔ bedensel at͡ʃidan temizlijorsaʔ Old-Testament-Zechariah-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci arabada kızıl atlar vardı. İkinci arabada siyah atlar vardı.|birint͡ʃi arabada kizil atlar vardi. ikint͡ʃi arabada sijah atlar vardi. Old-Testament-Job-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük çocuklar bile beni hor görüyor. Ayağa kalktığımda bana karşı konuşuyorlar.|kut͡ʃuk t͡ʃot͡ʃuklar bile beni hor ɡorujor. ajaɡa kalktiɡimda bana karsi konusujorlar. Old-Testament-Ezekiel-048-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun ölçüleri şöyle olacak: Kuzey tarafı dört bin beş yüz, güney tarafı dört bin beş yüz, doğu tarafı dört bin beş yüz, batı tarafı dört bin beş yüz.|onun olt͡ʃuleri sojle olat͡ʃak kuzej tarafi dort bin bes juzʔ ɡunej tarafi dort bin bes juzʔ doɡu tarafi dort bin bes juzʔ bati tarafi dort bin bes juz. Old-Testament-Numbers-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Balak yine onlardan daha çok ve daha saygın beyler gönderdi.|balak jine onlardan daha t͡ʃok ve daha sajɡin bejler ɡonderdi. Old-Testament-Psalms-110-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar arasında hüküm verecek. Cesetleri yığacak. Bütün dünyanın hükümdarını ezecek.|uluslar arasinda hukum veret͡ʃek. t͡ʃesetleri jiɡat͡ʃak. butun dunjanin hukumdarini ezet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|altın şeyler için altını, gümüş şeyler için gümüşü ve zanaatkârların elleriyle yapılacak her türlü işler için veriyorum. Öyleyse kim bugün gönüllü olarak kendini Yahve'ye adıyor?”|altin sejler it͡ʃin altiniʔ ɡumus sejler it͡ʃin ɡumusu ve zanaatkarlarin ellerijle japilat͡ʃak her turlu isler it͡ʃin verijorum. ojlejse kim buɡun ɡonullu olarak kendini jahveʔje adijor?” Old-Testament-Lamentations-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi sanki bir düşman gibi oldu. İsrael'i yuttu. Bütün saraylarını yuttu. Kalelerini yıktı. Yahuda kızında yas ve ağıdı artırdı.|efendi sanki bir dusman ɡibi oldu. israelʔi juttu. butun sarajlarini juttu. kalelerini jikti. jahuda kizinda jas ve aɡidi artirdi. Old-Testament-2-Samuel-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve doğruluğuma göre, gözündeki temizliğime göre beni ödüllendirdi.|bu juzden jahve doɡruluɡuma ɡoreʔ ɡozundeki temizliɡime ɡore beni odullendirdi. Old-Testament-Exodus-040-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinlik makamında bana hizmet edebilmeleri için, babalarını meshettiğin gibi onları da meshedeceksin. Meshedilmeleri onlara kuşakları boyunca sonsuz bir kâhinlik için olacaktır.”|kahinlik makaminda bana hizmet edebilmeleri it͡ʃinʔ babalarini meshettiɡin ɡibi onlari da meshedet͡ʃeksin. meshedilmeleri onlara kusaklari bojunt͡ʃa sonsuz bir kahinlik it͡ʃin olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Genesis-034-016|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kızlarımızı size veririz, kızlarınızı kendimize alırız ve sizinle birlikte oturur, tek bir halk oluruz.|o zaman kizlarimizi size veririzʔ kizlarinizi kendimize aliriz ve sizinle birlikte otururʔ tek bir halk oluruz. Old-Testament-Psalms-111-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusların mirasını onlara vermekle halkına işlerinin gücünü gösterdi,|uluslarin mirasini onlara vermekle halkina islerinin ɡut͡ʃunu ɡosterdiʔ Old-Testament-2-Chronicles-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç yıl Yeruşalem’de hüküm sürdü. Annesinin adı Giva’lı Uriel’in kızı Mikaya’ydı. Aviya ile Yerovam arasında savaş vardı.|ut͡ʃ jil jerusalem’de hukum surdu. annesinin adi ɡiva’li uriel’in kizi mikaja’jdi. avija ile jerovam arasinda savas vardi. Old-Testament-Numbers-022-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşek beni gördü ve üç kez önümden saptı. Eğer önümden sapmamış olsaydı, şimdi seni kesinlikle öldürür, onu da sağ bırakırdım.”|esek beni ɡordu ve ut͡ʃ kez onumden sapti. eɡer onumden sapmamis olsajdiʔ simdi seni kesinlikle oldururʔ onu da saɡ birakirdim.” New-Testament-Ephesians-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların gizlice yaptıklarından söz etmek bile ayıptır.|t͡ʃunku onlarin ɡizlit͡ʃe japtiklarindan soz etmek bile ajiptir. New-Testament-Acts-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sünnetsizlerin yanına girip onlarla yemek yemişsin!” dediler.|“sunnetsizlerin janina ɡirip onlarla jemek jemissin!” dediler. Old-Testament-Nehemiah-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ayın yirmi dördüncü günü İsrael'in çocukları oruçlu, üzerlerinde çul ve başlarında toprakla toplandılar.|bu ajin jirmi dordunt͡ʃu ɡunu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari orut͡ʃluʔ uzerlerinde t͡ʃul ve baslarinda toprakla toplandilar. New-Testament-1-Peter-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, aranızdaki ihtiyarlara, onlar gibi bir ihtiyar, Mesih’in çektiği acıların tanığı, açığa çıkacak yüceliğin paydaşı olarak öğütte bulunuyorum.|bu nedenleʔ aranizdaki ihtijarlaraʔ onlar ɡibi bir ihtijarʔ mesih’in t͡ʃektiɡi at͡ʃilarin taniɡiʔ at͡ʃiɡa t͡ʃikat͡ʃak jut͡ʃeliɡin pajdasi olarak oɡutte bulunujorum. Old-Testament-Numbers-032-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Babalarınızı ülkeyi görmek için Kadeş-Barnea'dan gönderdiğimde öyle yaptılar.|babalarinizi ulkeji ɡormek it͡ʃin kades-barneaʔdan ɡonderdiɡimde ojle japtilar. Old-Testament-Psalms-077-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin yolun denizden geçiyordu; yolların büyük sulardaydı. Ayak izlerin belli değildi.|senin jolun denizden ɡet͡ʃijordu; jollarin bujuk sulardajdi. ajak izlerin belli deɡildi. Old-Testament-1-Chronicles-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'de Yahuda'nın çocuklarından, Benyamin'in çocuklarından, Efraim'in ve Manaşşe'nin çocuklarından şunlar oturuyordu:|jerusalemʔde jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ efraimʔin ve manasseʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindan sunlar oturujordu Old-Testament-Leviticus-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe günah sunusu olan keçiyi özenle araştırdı ve işte, o keçi yanmıştı. Aron'un geride kalan oğulları Eleazar'a ve İtamar'a öfkelenip şöyle dedi:|mose ɡunah sunusu olan ket͡ʃiji ozenle arastirdi ve isteʔ o ket͡ʃi janmisti. aronʔun ɡeride kalan oɡullari eleazarʔa ve itamarʔa ofkelenip sojle dedi Old-Testament-Exodus-032-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona verilenleri aldı, oymacı aletiyle ona şekil verdi ve dökme bir buzağı yaptı. Sonra onlar, \"\"Ey İsrael, seni Mısır diyarından çıkaran ilâhların bunlardır\"\" dediler.\"|\"ona verilenleri aldiʔ ojmat͡ʃi aletijle ona sekil verdi ve dokme bir buzaɡi japti. sonra onlarʔ \"\"ej israelʔ seni misir dijarindan t͡ʃikaran ilahlarin bunlardir\"\" dediler.\" Old-Testament-Daniel-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Daniel içeri girdi ve krala yorumu göstermek için kraldan kendisine bir zaman vermesini istedi.|daniel it͡ʃeri ɡirdi ve krala jorumu ɡostermek it͡ʃin kraldan kendisine bir zaman vermesini istedi. New-Testament-Mark-007-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğe bakarak içini çekti ve adama, “Effata!” , yani “Açıl!” dedi.|ɡoɡe bakarak it͡ʃini t͡ʃekti ve adamaʔ “effata!” ʔ jani “at͡ʃil!” dedi. Old-Testament-Isaiah-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi, kutsal saymanız gereken O'dur. Korkmanız gereken O'dur. Çekinmeniz gereken O'dur.|ordular jahvesiʔ kutsal sajmaniz ɡereken oʔdur. korkmaniz ɡereken oʔdur. t͡ʃekinmeniz ɡereken oʔdur. Old-Testament-Amos-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden sizi Damaskus'un ötesine sürgün edeceğim.” diyor Yahve, O'nun adı Ordular Tanrısı'dır.|bu juzden sizi damaskusʔun otesine surɡun edet͡ʃeɡim.” dijor jahveʔ oʔnun adi ordular tanrisiʔdir. Old-Testament-Job-041-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun dış giysisini kim çıkarabilir? Çenelerinin arasına kim girebilir?|onun dis ɡijsisini kim t͡ʃikarabilir? t͡ʃenelerinin arasina kim ɡirebilir? Old-Testament-Psalms-080-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar onun gölgesiyle kaplandı. Dalları Tanrı’nın sedirleri gibiydi.|daɡlar onun ɡolɡesijle kaplandi. dallari tanri’nin sedirleri ɡibijdi. Old-Testament-Daniel-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman sır Daniel'e geceleyin bir görümde açıklandı. Sonra Daniel göğün Tanrısı'nı övdü.|o zaman sir danielʔe ɡet͡ʃelejin bir ɡorumde at͡ʃiklandi. sonra daniel ɡoɡun tanrisiʔni ovdu. Old-Testament-Ezekiel-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürüdüklerinde, dört yöne gidiyorlardı. Giderken dönmüyorlardı, ama baş nereye bakarsa onu izliyorlardı. Giderken dönmüyorlardı.|juruduklerindeʔ dort jone ɡidijorlardi. ɡiderken donmujorlardiʔ ama bas nereje bakarsa onu izlijorlardi. ɡiderken donmujorlardi. Old-Testament-Leviticus-025-047|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Aranızda yaşayan bir yabancı ya da konuk olan biri zenginleşirse, yanındaki kardeşin de yoksul düşer ve kendisini aranızda yaşayan bir yabancıya ya da konuğun aile üyesinden birine satarsa,|“ʔaranizda jasajan bir jabant͡ʃi ja da konuk olan biri zenɡinlesirseʔ janindaki kardesin de joksul duser ve kendisini aranizda jasajan bir jabant͡ʃija ja da konuɡun aile ujesinden birine satarsaʔ Old-Testament-1-Kings-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiram, Solomon’a dileğine göre sedir kerestesi ve selvi kerestesi verdi.|hiramʔ solomon’a dileɡine ɡore sedir kerestesi ve selvi kerestesi verdi. Old-Testament-Ezekiel-040-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıların direkleri yanında kapısı olan bir oda vardı. Orada yakmalık sunuyu yıkıyorlardı.|kapilarin direkleri janinda kapisi olan bir oda vardi. orada jakmalik sunuju jikijorlardi. Old-Testament-Job-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Derim üzerine çul diktim, boynuzumu toprağa sapladım.|derim uzerine t͡ʃul diktimʔ bojnuzumu topraɡa sapladim. Old-Testament-Genesis-049-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“İssakar heybelerin arasında yatan, güçlü bir eşektir.|“issakar hejbelerin arasinda jatanʔ ɡut͡ʃlu bir esektir. Old-Testament-Psalms-138-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal tapınağına doğru eğilirim, sevgi dolu iyiliğin ve gerçeğin için adına şükrederim; çünkü Adını ve Sözü'nü her şeyin üstünde yücelttin.|kutsal tapinaɡina doɡru eɡilirimʔ sevɡi dolu ijiliɡin ve ɡert͡ʃeɡin it͡ʃin adina sukrederim; t͡ʃunku adini ve sozuʔnu her sejin ustunde jut͡ʃelttin. Old-Testament-Zechariah-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkem çobanlara karşı alevlendi, ve tekeleri cezalandıracağım, çünkü Ordular Yahvesi kendi sürüsünü, Yahuda evini ziyaret etti, ve savaşta onları kendi görkemli atı gibi yapacak.|ofkem t͡ʃobanlara karsi alevlendiʔ ve tekeleri t͡ʃezalandirat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku ordular jahvesi kendi surusunuʔ jahuda evini zijaret ettiʔ ve savasta onlari kendi ɡorkemli ati ɡibi japat͡ʃak. New-Testament-Matthew-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|çarşı meydanlarında selamlanmayı ve insanlar tarafından kendilerine ‘Rabbuni, Rabbuni’ diye seslenilmesini severler.|t͡ʃarsi mejdanlarinda selamlanmaji ve insanlar tarafindan kendilerine ‘rabbuniʔ rabbuni’ dije seslenilmesini severler. Old-Testament-2-Chronicles-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|En Kutsal Yer'i yaptı. Uzunluğu evin genişliğine göre yirmi arşın, genişliği yirmi arşındı. Ve onu altı yüz talant kadar saf altınla kapladı.|en kutsal jerʔi japti. uzunluɡu evin ɡenisliɡine ɡore jirmi arsinʔ ɡenisliɡi jirmi arsindi. ve onu alti juz talant kadar saf altinla kapladi. New-Testament-1-Corinthians-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizse olgunlaşmış olanların arasında bilgelik konuşuyoruz. Ancak bu bilgelik, ne bu dünyanın ne de bu dünyanın yok olacak olan önderlerinin bilgeliğidir.|bizse olɡunlasmis olanlarin arasinda bilɡelik konusujoruz. ant͡ʃak bu bilɡelikʔ ne bu dunjanin ne de bu dunjanin jok olat͡ʃak olan onderlerinin bilɡeliɡidir. Old-Testament-Genesis-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Geceleyin kendisi ve hizmetkârları onlara karşı bölük bölük ayrıldılar ve onları vurup Damaskus'un solunda kalan Hova'ya kadar kovaladılar.|ɡet͡ʃelejin kendisi ve hizmetkarlari onlara karsi boluk boluk ajrildilar ve onlari vurup damaskusʔun solunda kalan hovaʔja kadar kovaladilar. Old-Testament-Numbers-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Yahuda'nın oğulları: Şela'dan Şelaniler soyları; Peres'ten Peresiler soyu; Zerah'tan Zerahiler soyu.|sojlarina ɡore jahudaʔnin oɡullari selaʔdan selaniler sojlari; peresʔten peresiler soju; zerahʔtan zerahiler soju. Old-Testament-Genesis-040-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş saki Yosef’e düşünü anlatıp ona şöyle dedi: “Düşümde önümde bir asma vardı.|bas saki josef’e dusunu anlatip ona sojle dedi “dusumde onumde bir asma vardi. Old-Testament-Isaiah-034-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar için kura çekti, eli bir ölçü ipiyle kurayı onlara böldü. Sonsuza dek onu mülk edinecekler. Kuşaktan kuşağa orada oturacaklar.|onlar it͡ʃin kura t͡ʃektiʔ eli bir olt͡ʃu ipijle kuraji onlara boldu. sonsuza dek onu mulk edinet͡ʃekler. kusaktan kusaɡa orada oturat͡ʃaklar. Old-Testament-Jeremiah-050-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Suları üzerine kuraklık, ve onlar kuruyacaklar; çünkü orası oyma suretler ülkesidir, ve putları yüzünden çıldırdılar.|sulari uzerine kuraklikʔ ve onlar kurujat͡ʃaklar; t͡ʃunku orasi ojma suretler ulkesidirʔ ve putlari juzunden t͡ʃildirdilar. Old-Testament-1-Samuel-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi ne yapacağını bil ve düşün; çünkü efendimize ve onun bütün evine karşı kötülük kararlaştırılmıştır, çünkü o, o kadar değersiz bir adamdır ki, kimse onunla konuşamaz.”|simdi ne japat͡ʃaɡini bil ve dusun; t͡ʃunku efendimize ve onun butun evine karsi kotuluk kararlastirilmistirʔ t͡ʃunku oʔ o kadar deɡersiz bir adamdir kiʔ kimse onunla konusamaz.” New-Testament-Matthew-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon Rehovam’ın babasıydı. Rehovam Aviya’nın babasıydı. Aviya Asa’nın babasıydı.|solomon rehovam’in babasijdi. rehovam avija’nin babasijdi. avija asa’nin babasijdi. Old-Testament-1-Samuel-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama, \"\"Bize hükmedecek bir kral ver\"\" dediklerinde, bu şey Samuel'in hoşuna gitmedi. Samuel Yahve'ye dua etti.\"|\"amaʔ \"\"bize hukmedet͡ʃek bir kral ver\"\" dediklerindeʔ bu sej samuelʔin hosuna ɡitmedi. samuel jahveʔje dua etti.\" Old-Testament-1-Kings-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı ve babasının yolunda, İsrael'e işlettiği günahının içinde yürüdü.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti ve babasinin jolundaʔ israelʔe islettiɡi ɡunahinin it͡ʃinde jurudu. New-Testament-John-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, adamı dışarı attıklarını duydu. Onu bulup, “Tanrı’nın Oğlu’na iman ediyor musun?” diye sordu.|jesuaʔ adami disari attiklarini dujdu. onu bulupʔ “tanri’nin oɡlu’na iman edijor musun?” dije sordu. Old-Testament-Psalms-104-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Vadilerde çıkarttığın pınarlar, dağların arasında akarlar.|vadilerde t͡ʃikarttiɡin pinarlarʔ daɡlarin arasinda akarlar. Old-Testament-1-Chronicles-017-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi halkının önünden ulusları kovarak, büyük ve korkunç şeylerle kendine isim yapmak için, Mısır'dan fidye ile kurtardığın halkın İsrael gibi, yeryüzünde hangi ulus var ki, Tanrı onu kendisine halk olması için kurtarmaya gitmiştir?|kendi halkinin onunden uluslari kovarakʔ bujuk ve korkunt͡ʃ sejlerle kendine isim japmak it͡ʃinʔ misirʔdan fidje ile kurtardiɡin halkin israel ɡibiʔ jerjuzunde hanɡi ulus var kiʔ tanri onu kendisine halk olmasi it͡ʃin kurtarmaja ɡitmistir? Old-Testament-Zechariah-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşma o gün bozuldu; ve böylece beni dinleyen sürünün yoksulları bunun Yahve'nin sözü olduğunu bildiler.|antlasma o ɡun bozuldu; ve bojlet͡ʃe beni dinlejen surunun joksullari bunun jahveʔnin sozu olduɡunu bildiler. New-Testament-John-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu aşağılayarak, “Sen O’nun öğrencisisin, biz Moşe’nin öğrencileriyiz” dediler.|onu asaɡilajarakʔ “sen o’nun oɡrent͡ʃisisinʔ biz mose’nin oɡrent͡ʃilerijiz” dediler. New-Testament-Luke-007-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadına, “İmanın seni kurtardı, esenlik içinde git” dedi.|kadinaʔ “imanin seni kurtardiʔ esenlik it͡ʃinde ɡit” dedi. Old-Testament-Habakkuk-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Borçluların ansızın ayaklanıp seni titretenleri uyandırmayacaklar mı? Sen de onların kurbanı olacaksın.|bort͡ʃlularin ansizin ajaklanip seni titretenleri ujandirmajat͡ʃaklar mi? sen de onlarin kurbani olat͡ʃaksin. New-Testament-Luke-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Vergi görevlileri de vaftiz olmaya geldiler ve ona, “Öğretmenimiz, biz ne yapmalıyız?” dediler.|verɡi ɡorevlileri de vaftiz olmaja ɡeldiler ve onaʔ “oɡretmenimizʔ biz ne japmalijiz?” dediler. New-Testament-Luke-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsine, “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin.|hepsineʔ “ardimdan ɡelmek istejen kendini inkar etsinʔ t͡ʃarmihini juklenip beni izlesin. Old-Testament-Genesis-040-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef ona, “Onun yorumu şudur” dedi, “Üç çubuk üç gündür.|josef onaʔ “onun jorumu sudur” dediʔ “ut͡ʃ t͡ʃubuk ut͡ʃ ɡundur. Old-Testament-Deuteronomy-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bunları çocuklarına özenle öğreteceksin ve evinde oturduğunda, yolda yürürken, yattığında ve kalktığında onlardan söz edeceksin.|ve bunlari t͡ʃot͡ʃuklarina ozenle oɡretet͡ʃeksin ve evinde oturduɡundaʔ jolda jururkenʔ jattiɡinda ve kalktiɡinda onlardan soz edet͡ʃeksin. New-Testament-Matthew-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyunca hayret içinde kaldılar, Yeşua’yı bırakıp gittiler.|bunu dujunt͡ʃa hajret it͡ʃinde kaldilarʔ jesua’ji birakip ɡittiler. Old-Testament-Ezekiel-032-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mezarları çukurun en uçlarına konulmuş, topluluğu onun mezarının çevresinde. Hepsi kılıçla düşmüş, öldürülmüşler. Onlar ki, yaşayanlar diyarında dehşet saçmışlardı.\"\"\"|\"mezarlari t͡ʃukurun en ut͡ʃlarina konulmusʔ topluluɡu onun mezarinin t͡ʃevresinde. hepsi kilit͡ʃla dusmusʔ oldurulmusler. onlar kiʔ jasajanlar dijarinda dehset sat͡ʃmislardi.\"\"\" Old-Testament-Esther-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kudretinin ve gücünün bütün işleri, ve kralın yükseltmiş olduğu Mordekay'ın büyüklüğünün tam öyküsü, Medya ve Pers krallarının tarihler kitabında yazılı değil midir?|kudretinin ve ɡut͡ʃunun butun isleriʔ ve kralin jukseltmis olduɡu mordekajʔin bujukluɡunun tam ojkusuʔ medja ve pers krallarinin tarihler kitabinda jazili deɡil midir? Old-Testament-2-Chronicles-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama David oğlu Solomon’un hizmetkârı Nevat oğlu Yerovam kalkıp efendisine karşı başkaldırdı.|ama david oɡlu solomon’un hizmetkari nevat oɡlu jerovam kalkip efendisine karsi baskaldirdi. Old-Testament-1-Samuel-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan Giva'da bulunan Filistli garnizonunu vurdu ve Filistliler bunu duydu. Saul, \"\"İbraniler duysun!\"\" diyerek bütün ülkede boru çaldı!\"\"\"|\"jonatan ɡivaʔda bulunan filistli ɡarnizonunu vurdu ve filistliler bunu dujdu. saulʔ \"\"ibraniler dujsun!\"\" dijerek butun ulkede boru t͡ʃaldi!\"\"\" New-Testament-Mark-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalığı memnun etmek isteyen Pilatus, Barabba’yı onlar için salıverdi. Yeşua’yı kırbaçlattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere teslim etti.|kalabaliɡi memnun etmek istejen pilatusʔ barabba’ji onlar it͡ʃin saliverdi. jesua’ji kirbat͡ʃlattiktan sonra t͡ʃarmiha ɡerilmek uzere teslim etti. Old-Testament-Psalms-078-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'da ilk doğanların hepsini, Ham'ın çadırlarındaki güçlerinin ilkini vurdu.|misirʔda ilk doɡanlarin hepsiniʔ hamʔin t͡ʃadirlarindaki ɡut͡ʃlerinin ilkini vurdu. Old-Testament-1-Chronicles-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şuha'nın kardeşi Keluv, Eşton'un babası olan Mehir'in babası oldu.|suhaʔnin kardesi keluvʔ estonʔun babasi olan mehirʔin babasi oldu. New-Testament-Acts-007-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa’yı meleklerin düzenledikleri gibi siz aldınız ve onu tutmadınız!”|jasa’ji meleklerin duzenledikleri ɡibi siz aldiniz ve onu tutmadiniz!” New-Testament-1-Corinthians-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Özgür değil miyim? Elçi değil miyim? Efendimiz Yeşua Mesih’i görmedim mi? Sizler Efendi’de benim işim değil misiniz?|ozɡur deɡil mijim? elt͡ʃi deɡil mijim? efendimiz jesua mesih’i ɡormedim mi? sizler efendi’de benim isim deɡil misiniz? New-Testament-Matthew-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Bana neden iyi diyorsun? İyi olan yalnızca biri var, O da Tanrı'dır. Yaşama girmek istiyorsan buyrukları tut” dedi.|onaʔ “bana neden iji dijorsun? iji olan jalnizt͡ʃa biri varʔ o da tanriʔdir. jasama ɡirmek istijorsan bujruklari tut” dedi. Old-Testament-Psalms-090-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar doğmadan önce, sen yeryüzünü ve dünyayı yaratmadan önce, öncesizlikten sonsuza dek, Tanrı sensin.|daɡlar doɡmadan ont͡ʃeʔ sen jerjuzunu ve dunjaji jaratmadan ont͡ʃeʔ ont͡ʃesizlikten sonsuza dekʔ tanri sensin. Old-Testament-Isaiah-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalno Karkamış gibi değil mi? Hamat Arpad gibi değil mi? Samariya Damaskus gibi değil mi?”|kalno karkamis ɡibi deɡil mi? hamat arpad ɡibi deɡil mi? samarija damaskus ɡibi deɡil mi?” Old-Testament-Daniel-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Darius, krallığın üzerine yüz yirmi yerel vali koymayı uygun gördü. Bunlar bütün krallık içinde olacaktı.|dariusʔ kralliɡin uzerine juz jirmi jerel vali kojmaji ujɡun ɡordu. bunlar butun krallik it͡ʃinde olat͡ʃakti. Old-Testament-Proverbs-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim doğruları kötü yola saptırırsa, o kişi kendi tuzağına düşer, ama suçsuzlar iyiliği miras alacak.|kim doɡrulari kotu jola saptirirsaʔ o kisi kendi tuzaɡina duserʔ ama sut͡ʃsuzlar ijiliɡi miras alat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-049-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden gençleri sokaklarında düşecek, ve bütün savaşçılar o gün susturalacak.\"\" diyor Ordular Yahvesi.\"|\"bu juzden ɡent͡ʃleri sokaklarinda duset͡ʃekʔ ve butun savast͡ʃilar o ɡun susturalat͡ʃak.\"\" dijor ordular jahvesi.\" Old-Testament-Exodus-029-046|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aralarında oturmak için kendilerini Mısır diyarından çıkaran Tanrıları Yahve olduğumu bilecekler: Ben onların Tanrısı Yahve'yim.\"\"\"|\"aralarinda oturmak it͡ʃin kendilerini misir dijarindan t͡ʃikaran tanrilari jahve olduɡumu bilet͡ʃekler ben onlarin tanrisi jahveʔjim.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-029-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir hükümdar yalanları dinlerse, onun tüm görevlileri kötüdür.|eɡer bir hukumdar jalanlari dinlerseʔ onun tum ɡorevlileri kotudur. New-Testament-Matthew-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral ziyafete davet edilenleri çağırmak için hizmetkârlarını gönderdi, ama onlar gelmek istemedi.|kral zijafete davet edilenleri t͡ʃaɡirmak it͡ʃin hizmetkarlarini ɡonderdiʔ ama onlar ɡelmek istemedi. Old-Testament-Psalms-071-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni kendi doğruluğunla kurtar, bana yardım et. Kulak ver bana ve beni kurtar.|beni kendi doɡruluɡunla kurtarʔ bana jardim et. kulak ver bana ve beni kurtar. New-Testament-John-011-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içlerinden biri, o yıl başkâhin olan Kayafa, “Hiçbir şey bilmiyorsunuz” dedi.|ama it͡ʃlerinden biriʔ o jil baskahin olan kajafaʔ “hit͡ʃbir sej bilmijorsunuz” dedi. New-Testament-John-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon Petrus tekneye çıktı ve tam yüz elli üç büyük balıkla dolu ağı karaya çekti. O kadar çok balık olmasına rağmen, ağ yırtılmamıştı.|simon petrus tekneje t͡ʃikti ve tam juz elli ut͡ʃ bujuk balikla dolu aɡi karaja t͡ʃekti. o kadar t͡ʃok balik olmasina raɡmenʔ aɡ jirtilmamisti. Old-Testament-Esther-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kral Haman’a, “Çabuk, söylediğin gibi giysileri ve atı al ve bunu kralın kapısında oturan Yahudi Mordekay için yap” dedi. \"\"Söylediklerinin hiçbiri boşa çıkmasın.”\"|\"o zaman kral haman’aʔ “t͡ʃabukʔ sojlediɡin ɡibi ɡijsileri ve ati al ve bunu kralin kapisinda oturan jahudi mordekaj it͡ʃin jap” dedi. \"\"sojlediklerinin hit͡ʃbiri bosa t͡ʃikmasin.”\" New-Testament-1-Corinthians-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge kişi nerede? Yazıcı nerede? Bu çağın tartışmacısı nerede? Tanrı bu dünyanın bilgeliğini akılsızlığa döndürmedi mi?|bilɡe kisi nerede? jazit͡ʃi nerede? bu t͡ʃaɡin tartismat͡ʃisi nerede? tanri bu dunjanin bilɡeliɡini akilsizliɡa dondurmedi mi? New-Testament-John-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada otuz sekiz yıldır hasta olan bir adam vardı.|orada otuz sekiz jildir hasta olan bir adam vardi. Old-Testament-Psalms-081-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve onu buğdayın en iyisiyle de beslerdim. Seni kayadan bal ile doyururdum.”|ve onu buɡdajin en ijisijle de beslerdim. seni kajadan bal ile dojururdum.” Old-Testament-Psalms-037-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tökezlese de düşmez, çünkü elinden tutan Yahve’dir.|tokezlese de dusmezʔ t͡ʃunku elinden tutan jahve’dir. New-Testament-2-Thessalonians-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyurduklarımızı hem yaptığınıza hem de yapacağınıza dair Efendi’de güvenimiz tamdır.|bujurduklarimizi hem japtiɡiniza hem de japat͡ʃaɡiniza dair efendi’de ɡuvenimiz tamdir. Old-Testament-1-Kings-018-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Uşağına, \"\"Şimdi yukarı çık ve denize doğru bak\"\" dedi. Uşak yukarı çıktı ve baktı, \"\"Hiçbir şey yok\"\" dedi. Yedi kez ona, \"\"Yine git\"\" dedi.\"|\"usaɡinaʔ \"\"simdi jukari t͡ʃik ve denize doɡru bak\"\" dedi. usak jukari t͡ʃikti ve baktiʔ \"\"hit͡ʃbir sej jok\"\" dedi. jedi kez onaʔ \"\"jine ɡit\"\" dedi.\" Old-Testament-Deuteronomy-032-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlar yanlış hüküm vermesinler, 'Bütün bunları yapan Yahve değildir, bizim elimiz üstün geldi', demesinler diye, düşmanın kışkırtmasından korkmasaydım;|dusmanlar janlis hukum vermesinlerʔ ʔbutun bunlari japan jahve deɡildirʔ bizim elimiz ustun ɡeldiʔʔ demesinler dijeʔ dusmanin kiskirtmasindan korkmasajdim; Old-Testament-Joshua-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu sabah erkenden kalktı, halkı topladı ve İsrael'in ihtiyarlarıyla birlikte halkın önünde Ay Kenti'ne çıktı.|jesu sabah erkenden kalktiʔ halki topladi ve israelʔin ihtijarlarijla birlikte halkin onunde aj kentiʔne t͡ʃikti. Old-Testament-Ruth-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamın adı Elimelek, karısının adı Naomi'ydi. İki oğlunun adları Mahlon ve Kilyon olup, Beytlehem Yahuda'dan Efratalı'ydılar. Moav ülkesine gelip orada yaşadılar.|adamin adi elimelekʔ karisinin adi naomiʔjdi. iki oɡlunun adlari mahlon ve kiljon olupʔ bejtlehem jahudaʔdan efrataliʔjdilar. moav ulkesine ɡelip orada jasadilar. New-Testament-John-006-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içinizde iman etmeyenler de var.” Çünkü Yeşua, iman etmeyenlerin ve kendisine ihanet edecek olanın kim olduğunu başından beri biliyordu.|ama it͡ʃinizde iman etmejenler de var.” t͡ʃunku jesuaʔ iman etmejenlerin ve kendisine ihanet edet͡ʃek olanin kim olduɡunu basindan beri bilijordu. Old-Testament-Exodus-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|mavi, mor, kırmızı, ince keten, keçi kılı,|maviʔ morʔ kirmiziʔ int͡ʃe ketenʔ ket͡ʃi kiliʔ New-Testament-Luke-002-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç gün sonra O’nu tapınakta, öğretmenler arasında otururken buldular. Onları dinliyor, sorular soruyordu.|ut͡ʃ ɡun sonra o’nu tapinaktaʔ oɡretmenler arasinda otururken buldular. onlari dinlijorʔ sorular sorujordu. Old-Testament-Exodus-037-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Besalel sandığı akasya ağacından yaptı. Uzunluğu iki buçuk arşın, eni bir buçuk arşın ve yüksekliği bir buçuk arşındı.|besalel sandiɡi akasja aɡat͡ʃindan japti. uzunluɡu iki but͡ʃuk arsinʔ eni bir but͡ʃuk arsin ve juksekliɡi bir but͡ʃuk arsindi. Old-Testament-Psalms-144-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yukarıdan elini uzat, kurtar beni. beni büyük sulardan, yabancıların elinden özgür kıl.|jukaridan elini uzatʔ kurtar beni. beni bujuk sulardanʔ jabant͡ʃilarin elinden ozɡur kil. Old-Testament-Daniel-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra büyük bir servetle kendi ülkesine dönecek. Yüreği kutsal antlaşmaya karşı olacak. Harekete geçecek ve kendi ülkesine dönecek.\"\"\"|\"sonra bujuk bir servetle kendi ulkesine donet͡ʃek. jureɡi kutsal antlasmaja karsi olat͡ʃak. harekete ɡet͡ʃet͡ʃek ve kendi ulkesine donet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Psalms-085-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Merhamet ve gerçek buluştular. Doğruluk ve esenlik öpüştüler.|merhamet ve ɡert͡ʃek bulustular. doɡruluk ve esenlik opustuler. Old-Testament-Ezekiel-048-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Manaşşe sınırı yanında, doğu tarafından batı tarafına kadar, Efraim, bir pay.\"\"\"|\"“manasse siniri janindaʔ doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ efraimʔ bir paj.\"\"\" Old-Testament-Jonah-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Beni kaldırın, denize atın” dedi. “O zaman deniz size karşı yatışır; çünkü biliyorum ki, benim yüzümden bu büyük fırtına sizin üzerinizdedir.”|onlaraʔ “beni kaldirinʔ denize atin” dedi. “o zaman deniz size karsi jatisir; t͡ʃunku bilijorum kiʔ benim juzumden bu bujuk firtina sizin uzerinizdedir.” Old-Testament-2-Kings-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bunları iş yapanlara verdiler ve Yahve'nin evini onunla onardılar.|t͡ʃunku bunlari is japanlara verdiler ve jahveʔnin evini onunla onardilar. Old-Testament-Deuteronomy-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İğrenç hiçbir şeyi yemeyeceksin.|iɡrent͡ʃ hit͡ʃbir seji jemejet͡ʃeksin. New-Testament-1-Corinthians-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih bölündü mü? Sizin için Pavlus mu çarmıha gerildi? Yoksa Pavlus’un adıyla mı vaftiz edildiniz?|mesih bolundu mu? sizin it͡ʃin pavlus mu t͡ʃarmiha ɡerildi? joksa pavlus’un adijla mi vaftiz edildiniz? New-Testament-Revelation-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Atlı ordularının sayısı iki yüz milyondu. Sayılarını duydum.|atli ordularinin sajisi iki juz miljondu. sajilarini dujdum. Old-Testament-Psalms-149-007|und|SPEAKER_00_Turkish|uluslardan öç alsınlar, halkları cezalandırsınlar,|uluslardan ot͡ʃ alsinlarʔ halklari t͡ʃezalandirsinlarʔ Old-Testament-Job-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızın kök saldığını gördüm, ama hemen onun meskenini lanetledim.|akilsizin kok saldiɡini ɡordumʔ ama hemen onun meskenini lanetledim. Old-Testament-Psalms-089-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun soyu sonsuza dek, tahtı önümde güneş gibi duracak.|onun soju sonsuza dekʔ tahti onumde ɡunes ɡibi durat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Sizi Yarden'in ötesinde yaşayan Amorlular ülkesine getirdim. Sizinle savaştılar, ben de onları sizin elinize verdim. Siz onların ülkesini miras aldınız, ben de onları sizin önünüzden yok ettim.|“ʔsizi jardenʔin otesinde jasajan amorlular ulkesine ɡetirdim. sizinle savastilarʔ ben de onlari sizin elinize verdim. siz onlarin ulkesini miras aldinizʔ ben de onlari sizin onunuzden jok ettim. Old-Testament-2-Kings-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu bir yalan. Şimdi bize söyle.” dediler. Yehu, “Bana, ‘Yahve şöyle diyor, seni İsrael’in üzerine kral olarak meshettim’ dedi” dedi.|“bu bir jalan. simdi bize sojle.” dediler. jehuʔ “banaʔ ‘jahve sojle dijorʔ seni israel’in uzerine kral olarak meshettim’ dedi” dedi. Old-Testament-1-Samuel-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in Gat'a kaçtığı Saul'a bildirildi, böylece onu aramayı bıraktı.|davidʔin ɡatʔa kat͡ʃtiɡi saulʔa bildirildiʔ bojlet͡ʃe onu aramaji birakti. Old-Testament-Psalms-083-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ki, “Tanrı'nın otlaklarını kendimize mülk edinelim” dediler.|onlar kiʔ “tanriʔnin otlaklarini kendimize mulk edinelim” dediler. Old-Testament-Psalms-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ulusların öğüdünü boşa çıkarır. Halkların düşüncelerini hiç eder.|jahve uluslarin oɡudunu bosa t͡ʃikarir. halklarin dusunt͡ʃelerini hit͡ʃ eder. Old-Testament-Song-of-Songs-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgin ne kadar güzel, kız kardeşim, gelinim! Sevgin şaraptan ne kadar daha hoş, esansının kokusu her türlü baharattan daha güzel!|sevɡin ne kadar ɡuzelʔ kiz kardesimʔ ɡelinim! sevɡin saraptan ne kadar daha hosʔ esansinin kokusu her turlu baharattan daha ɡuzel! Old-Testament-Joshua-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|kazara ya da bilmeden birini öldüren katil oraya kaçabilsin. Onlar kan öcü alandan sizin için sığınak olacak.|kazara ja da bilmeden birini olduren katil oraja kat͡ʃabilsin. onlar kan ot͡ʃu alandan sizin it͡ʃin siɡinak olat͡ʃak. Old-Testament-Nehemiah-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu beni çok kederlendirdi. Bu yüzden Tobiya'nın bütün ev eşyalarını odadan dışarı attım.|bu beni t͡ʃok kederlendirdi. bu juzden tobijaʔnin butun ev esjalarini odadan disari attim. Old-Testament-Psalms-040-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sayısız kötülük çevremi sardı. Suçlarım beni ele geçirdi, artık başımı kaldıramıyorum. Onlar başımdaki saçlardan daha çoktur. Yüreğim beni bıraktı.|t͡ʃunku sajisiz kotuluk t͡ʃevremi sardi. sut͡ʃlarim beni ele ɡet͡ʃirdiʔ artik basimi kaldiramijorum. onlar basimdaki sat͡ʃlardan daha t͡ʃoktur. jureɡim beni birakti. Old-Testament-Numbers-007-078|und|SPEAKER_00_Turkish|On ikinci gün Naftalioğulları beyi Enan oğlu Ahira sunusunu sundu:|on ikint͡ʃi ɡun naftalioɡullari beji enan oɡlu ahira sunusunu sundu New-Testament-Revelation-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi ben, Yuhanna, bu şeyleri işiten ve gören kişiyim. İşitip gördüğümde bana bunları gösteren meleğe tapmak için ayaklarına kapandım.|simdi benʔ juhannaʔ bu sejleri isiten ve ɡoren kisijim. isitip ɡorduɡumde bana bunlari ɡosteren meleɡe tapmak it͡ʃin ajaklarina kapandim. New-Testament-Matthew-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler ve Sadukiler Yeşua’ya gelip O’nu deneyerek kendilerine gökten bir belirti göstermesini istediler.|ferisiler ve sadukiler jesua’ja ɡelip o’nu denejerek kendilerine ɡokten bir belirti ɡostermesini istediler. Old-Testament-Numbers-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer oymağından Mikael oğlu Setur.|aser ojmaɡindan mikael oɡlu setur. Old-Testament-Genesis-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni çok verimli kılacağım, senden uluslar ve krallar çıkacak.|seni t͡ʃok verimli kilat͡ʃaɡimʔ senden uluslar ve krallar t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-056-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Avare avare dolaşmalarımı saydın. Gözyaşlarımı kabına koydun. Onlar senin kitabında değil mi?|avare avare dolasmalarimi sajdin. ɡozjaslarimi kabina kojdun. onlar senin kitabinda deɡil mi? Old-Testament-Joshua-024-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Yahve'nin hizmetkârı Nun oğlu Yeşu yüz on yaşında olarak öldü.|bu sejlerden sonra jahveʔnin hizmetkari nun oɡlu jesu juz on jasinda olarak oldu. Old-Testament-Judges-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Midyan'ın eli İsrael'e galip geldi; Midyan yüzünden de İsrael'in çocukları kendilerine dağlarda bulunan sığınaklar, mağaralar ve kaleler yaptılar.|midjanʔin eli israelʔe ɡalip ɡeldi; midjan juzunden de israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari kendilerine daɡlarda bulunan siɡinaklarʔ maɡaralar ve kaleler japtilar. Old-Testament-Psalms-037-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü doğruya karşı düzen kurar, ve ona diş gıcırdatır.|kotu doɡruja karsi duzen kurarʔ ve ona dis ɡit͡ʃirdatir. Old-Testament-1-Samuel-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adamlarına şöyle dedi: \"\"Efendim Yahve'nin meshettiği insana böyle bir şey yapmaktan, ona elimi uzatmaktan Yahve beni korusun, çünkü o Yahve'nin meshettiğidir.\"\"\"|\"adamlarina sojle dedi \"\"efendim jahveʔnin meshettiɡi insana bojle bir sej japmaktanʔ ona elimi uzatmaktan jahve beni korusunʔ t͡ʃunku o jahveʔnin meshettiɡidir.\"\"\" Old-Testament-Amos-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer bir evde on kişi kalmışsa, onlar da ölecekler.\"\"\"|\"eɡer bir evde on kisi kalmissaʔ onlar da olet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Genesis-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada bir sunak kurup adını El Elohe İsrael koydu.|orada bir sunak kurup adini el elohe israel kojdu. Old-Testament-Psalms-139-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan katıksızca nefret ederim. Onlar benim düşmanım oldular.|onlardan katiksizt͡ʃa nefret ederim. onlar benim dusmanim oldular. Old-Testament-1-Samuel-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, \"\"Bunları Amalekliler'den getirdiler. Çünkü halk, Tanrın Yahve'ye kurban etmek için koyunların ve sığırların en iyilerini esirgedi. Geri kalanını tamamen yok ettik.\"\" dedi.\"|\"saulʔ \"\"bunlari amaleklilerʔden ɡetirdiler. t͡ʃunku halkʔ tanrin jahveʔje kurban etmek it͡ʃin kojunlarin ve siɡirlarin en ijilerini esirɡedi. ɡeri kalanini tamamen jok ettik.\"\" dedi.\" New-Testament-John-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Gelin ve sabah yemeği yiyin!” dedi. Öğrencilerinden hiçbiri O’na, “Sen kimsin?” diye sormaya cesaret edemedi. Çünkü Efendi olduğunu biliyorlardı.|jesua onlaraʔ “ɡelin ve sabah jemeɡi jijin!” dedi. oɡrent͡ʃilerinden hit͡ʃbiri o’naʔ “sen kimsin?” dije sormaja t͡ʃesaret edemedi. t͡ʃunku efendi olduɡunu bilijorlardi. Old-Testament-Zechariah-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben Yahuda'yı kendim için bir yay gibi gerdim. Yayı Efraim'le doldurdum. Ey Siyon, senin oğullarını harekete geçireceğim, ey Yunan diyarı, senin oğullarına karşı, ve seni bir yiğit kılıcı gibi yapacağım.|t͡ʃunku ben jahudaʔji kendim it͡ʃin bir jaj ɡibi ɡerdim. jaji efraimʔle doldurdum. ej sijonʔ senin oɡullarini harekete ɡet͡ʃiret͡ʃeɡimʔ ej junan dijariʔ senin oɡullarina karsiʔ ve seni bir jiɡit kilit͡ʃi ɡibi japat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Kings-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu at üzerinde getirdiler, Yeruşalem'de David'in kentinde atalarının yanına gömdüler.|onu at uzerinde ɡetirdilerʔ jerusalemʔde davidʔin kentinde atalarinin janina ɡomduler. Old-Testament-1-Kings-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Orta yan odaların kapısı evin sağ tarafındaydı. Döner merdivenlerle orta kata, ortadan da üçüncüye çıkıyordu.|orta jan odalarin kapisi evin saɡ tarafindajdi. doner merdivenlerle orta kataʔ ortadan da ut͡ʃunt͡ʃuje t͡ʃikijordu. Old-Testament-Deuteronomy-028-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar sen yok olana dek hayvanlarının ürününü, toprağının ürününü yiyecekler. Sen yok oluncaya dek, sana tahıl, yeni şarap, yağ, hayvanlarının yavrularını ve sürünün yavrularını da bırakmayacaklar.|onlar sen jok olana dek hajvanlarinin urununuʔ topraɡinin urununu jijet͡ʃekler. sen jok olunt͡ʃaja dekʔ sana tahilʔ jeni sarapʔ jaɡʔ hajvanlarinin javrularini ve surunun javrularini da birakmajat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Samuel-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|David eşyalarını eşya bekçisinin eline bıraktı ve orduya doğru koştu, gelip kardeşlerini selamladı.|david esjalarini esja bekt͡ʃisinin eline birakti ve orduja doɡru kostuʔ ɡelip kardeslerini selamladi. New-Testament-2-Corinthians-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz hepimiz peçesiz yüzle Efendi’nin yüceliğini aynadaymış gibi görerek, yücelikten yüceliğe aynı surete dönüştürülüyoruz. Bu da Ruh olan Efendi’dendir.|ama biz hepimiz pet͡ʃesiz juzle efendi’nin jut͡ʃeliɡini ajnadajmis ɡibi ɡorerekʔ jut͡ʃelikten jut͡ʃeliɡe ajni surete donusturulujoruz. bu da ruh olan efendi’dendir. Old-Testament-Leviticus-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kendi gelininin çıplaklığını açmayacaksın. O, oğlunun karısıdır. Onun çıplaklığını açmayacaksın.'\"\"\"|\"\"\"ʔkendi ɡelininin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin. oʔ oɡlunun karisidir. onun t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-078-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kendi tapınağının sınırına, sağ elinin götürdüğü bu dağa getirdi.|onlari kendi tapinaɡinin sinirinaʔ saɡ elinin ɡoturduɡu bu daɡa ɡetirdi. Old-Testament-Job-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece yoksulun umudu olur, adaletsizlik de ağzını kapatır.\"\"\"|\"bojlet͡ʃe joksulun umudu olurʔ adaletsizlik de aɡzini kapatir.\"\"\" Old-Testament-Numbers-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Amalekliler ile Kenanlılar vadide oturduğu için, yarın dönüp Kızıldeniz yolundan çöle gidin.”|amalekliler ile kenanlilar vadide oturduɡu it͡ʃinʔ jarin donup kizildeniz jolundan t͡ʃole ɡidin.” Old-Testament-Ecclesiastes-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın yaptığı her şeyin sonsuza dek süreceğini biliyorum. Ona hiçbir şey eklenemez, ondan bir şey çıkarılamaz. Tanrı bunu, insanların kendi önünde korkmaları için yaptı.|tanriʔnin japtiɡi her sejin sonsuza dek suret͡ʃeɡini bilijorum. ona hit͡ʃbir sej eklenemezʔ ondan bir sej t͡ʃikarilamaz. tanri bunuʔ insanlarin kendi onunde korkmalari it͡ʃin japti. Old-Testament-Psalms-071-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, gençliğimden beri bana öğrettin. Şimdiye dek şaşılası işlerini ilan ettim.|ej tanriʔ ɡent͡ʃliɡimden beri bana oɡrettin. simdije dek sasilasi islerini ilan ettim. New-Testament-Matthew-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yuhanna geldiğinde yemedi, içmedi ve ona ‘iblise tutulmuş’ diyorlar.|t͡ʃunku juhanna ɡeldiɡinde jemediʔ it͡ʃmedi ve ona ‘iblise tutulmus’ dijorlar. Old-Testament-1-Samuel-025-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Avigail aceleyle kalktı ve onu takip eden beş kadın hizmetçisiyle birlikte eşeğe bindi; ve David'in ulaklarının ardınca gitti ve onun karısı oldu.|aviɡail at͡ʃelejle kalkti ve onu takip eden bes kadin hizmett͡ʃisijle birlikte eseɡe bindi; ve davidʔin ulaklarinin ardint͡ʃa ɡitti ve onun karisi oldu. Old-Testament-Numbers-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi Old-Testament-2-Chronicles-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|iki ağ işi için dört yüz nar, direklerin üzerindeki başlıkların iki yuvarlağını örten her ağ işi için iki sıra nar.|iki aɡ isi it͡ʃin dort juz narʔ direklerin uzerindeki basliklarin iki juvarlaɡini orten her aɡ isi it͡ʃin iki sira nar. New-Testament-Acts-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Stefanos, “Kardeşler ve babalar, dinleyin” dedi. “Atamız Avraham, Harran’da yaşamadan önce daha Mezopotamya’dayken Yüce Tanrı ona göründü.|stefanosʔ “kardesler ve babalarʔ dinlejin” dedi. “atamiz avrahamʔ harran’da jasamadan ont͡ʃe daha mezopotamja’dajken jut͡ʃe tanri ona ɡorundu. New-Testament-Luke-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar size, ‘Bakın, burada!' ya da 'Bakın şurada!’ diyecekler. Gitmeyin, peşlerine düşmeyin.|onlar sizeʔ ‘bakinʔ burada!ʔ ja da ʔbakin surada!’ dijet͡ʃekler. ɡitmejinʔ peslerine dusmejin. New-Testament-Luke-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra onu bağdan dışarı atıp öldürdüler. Öyleyse bağın efendisi şimdi onlara ne yapacak?|sonra onu baɡdan disari atip oldurduler. ojlejse baɡin efendisi simdi onlara ne japat͡ʃak? Old-Testament-1-Chronicles-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ladanoğulları, Ladan'a ait Gerşonlular'ın oğulları, Ladan'a ait ata evlerinin başları Gerşonlu Yehieli.|ladanoɡullariʔ ladanʔa ait ɡersonlularʔin oɡullariʔ ladanʔa ait ata evlerinin baslari ɡersonlu jehieli. New-Testament-1-Timothy-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Verdikleri ilk sözü reddettikleri için yargıya uğrarlar.|verdikleri ilk sozu reddettikleri it͡ʃin jarɡija uɡrarlar. Old-Testament-Ezekiel-023-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra zinada eski olan kadın için, ‘Şimdi onlar bu kadınla, o da onlarla fahişelik yapacak’ dedim.|sonra zinada eski olan kadin it͡ʃinʔ ‘simdi onlar bu kadinlaʔ o da onlarla fahiselik japat͡ʃak’ dedim. Old-Testament-Proverbs-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Toprağını işleyenin yiyeceği bol olur, ama hayaller peşinde koşan yoksulluğa doyar.|topraɡini islejenin jijet͡ʃeɡi bol olurʔ ama hajaller pesinde kosan joksulluɡa dojar. Old-Testament-1-Chronicles-006-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimei oğlu, Zimma oğlu, Etan oğlu,|simei oɡluʔ zimma oɡluʔ etan oɡluʔ Old-Testament-2-Samuel-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Filistliler'le Gov'da yine savaş çıktı. Sonra Huşalı Sibbekay, dev oğullarından Saf'ı öldürdü.|bundan sonra filistlilerʔle ɡovʔda jine savas t͡ʃikti. sonra husali sibbekajʔ dev oɡullarindan safʔi oldurdu. New-Testament-Luke-011-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Tanrı’nın bilgeliği de şöyle demiştir, ‘Onlara peygamberler ve elçiler göndereceğim. Bazılarını öldürecekler, bazılarına da zulmedecekler.’|bu nedenleʔ tanri’nin bilɡeliɡi de sojle demistirʔ ‘onlara pejɡamberler ve elt͡ʃiler ɡonderet͡ʃeɡim. bazilarini olduret͡ʃeklerʔ bazilarina da zulmedet͡ʃekler.’ Old-Testament-Joshua-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tappuah diyarı Manaşşe'nindi; ama Manaşşe sınırındaki Tappuah Efraim'in çocuklarınındı.|tappuah dijari manasseʔnindi; ama manasse sinirindaki tappuah efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarinindi. Old-Testament-Isaiah-037-022|und|SPEAKER_00_Turkish|onun hakkında Yahve'nin söylediği söz şudur: Siyon'un el değmemiş kızı, seni küçümsedi ve seninle alay etti. Yeruşalem kızı sana başını salladı.|onun hakkinda jahveʔnin sojlediɡi soz sudur sijonʔun el deɡmemis kiziʔ seni kut͡ʃumsedi ve seninle alaj etti. jerusalem kizi sana basini salladi. New-Testament-Revelation-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökteki ordular beyaz atlar üstünde pak, ince beyaz ketenden giysiler kuşanmış O’nu izliyordu.|ɡokteki ordular bejaz atlar ustunde pakʔ int͡ʃe bejaz ketenden ɡijsiler kusanmis o’nu izlijordu. Old-Testament-Ezekiel-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-1-Samuel-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul İsraelliler'den üç bin adam seçti; bunlardan iki bini Mikmaş'ta ve Beytel Dağı'nda Saul'la birlikteydi ve bini Benyamin'in Givası'nda Yonatan'la birlikteydi. Halkın geri kalanını kendi çadırlarına gönderdi.|saul israellilerʔden ut͡ʃ bin adam set͡ʃti; bunlardan iki bini mikmasʔta ve bejtel daɡiʔnda saulʔla birliktejdi ve bini benjaminʔin ɡivasiʔnda jonatanʔla birliktejdi. halkin ɡeri kalanini kendi t͡ʃadirlarina ɡonderdi. Old-Testament-Joel-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Orucu kutsal sayın. Toplantıya çağırın. Yaşlıları ve ülkenin bütün sakinlerini Tanrınız Yahve'nin evine toplayın da Yahve'ye feryat edin.|orut͡ʃu kutsal sajin. toplantija t͡ʃaɡirin. jaslilari ve ulkenin butun sakinlerini tanriniz jahveʔnin evine toplajin da jahveʔje ferjat edin. New-Testament-Acts-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle sizi görmek ve sizinle konuşmak istedim. Ben İsrael’in umudu uğruna bu zincirle bağlıyım.”|bu nedenle sizi ɡormek ve sizinle konusmak istedim. ben israel’in umudu uɡruna bu zint͡ʃirle baɡlijim.” Old-Testament-Genesis-042-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Babaları Yakov onlara, “Beni çocuklarımdan ettiniz” dedi. “Artık Yosef yok, Şimon da yok ve siz Benyamin'i alıp götürmek istiyorsunuz. Bütün bunlar benim başıma geliyor.”|babalari jakov onlaraʔ “beni t͡ʃot͡ʃuklarimdan ettiniz” dedi. “artik josef jokʔ simon da jok ve siz benjaminʔi alip ɡoturmek istijorsunuz. butun bunlar benim basima ɡelijor.” Old-Testament-Exodus-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtında oturan Firavun'un ilk doğanından, değirmen ardındaki cariyenin ilk doğanına kadar, Mısır ülkesindeki bütün ilk doğanlar, hayvanların ilk doğanları ölecek.|tahtinda oturan firavunʔun ilk doɡanindanʔ deɡirmen ardindaki t͡ʃarijenin ilk doɡanina kadarʔ misir ulkesindeki butun ilk doɡanlarʔ hajvanlarin ilk doɡanlari olet͡ʃek. Old-Testament-2-Samuel-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni güçlü düşmanımdan, benden nefret edenlerden kurtardı, çünkü onlar benden çok güçlüydüler.|beni ɡut͡ʃlu dusmanimdanʔ benden nefret edenlerden kurtardiʔ t͡ʃunku onlar benden t͡ʃok ɡut͡ʃlujduler. Old-Testament-2-Chronicles-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Yerovam’ın on sekizinci yılında Aviya Yahuda üzerinde hüküm sürmeye başladı.|kral jerovam’in on sekizint͡ʃi jilinda avija jahuda uzerinde hukum surmeje basladi. Old-Testament-Exodus-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Moşe halkın yanına indi ve onlara anlattı.|bunun uzerine mose halkin janina indi ve onlara anlatti. Old-Testament-Nehemiah-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahuda, \"\"Yük taşıyanların gücü tükeniyor ve çok moloz var, öyle ki duvarı bina edemiyoruz\"\" dedi.\"|\"jahudaʔ \"\"juk tasijanlarin ɡut͡ʃu tukenijor ve t͡ʃok moloz varʔ ojle ki duvari bina edemijoruz\"\" dedi.\" New-Testament-Titus-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İhtiyar eleştirilecek bir yanı olmayan, tek karılı biri olsun. Çocukları imanlı olmalı, ahlaksızlıkla suçlanan ya da asi davranışlar sergileyen çocuklar olmamalı.|ihtijar elestirilet͡ʃek bir jani olmajanʔ tek karili biri olsun. t͡ʃot͡ʃuklari imanli olmaliʔ ahlaksizlikla sut͡ʃlanan ja da asi davranislar serɡilejen t͡ʃot͡ʃuklar olmamali. New-Testament-Luke-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna, öğrencilerinden ikisini yanına çağırıp, “Gelecek Olan sen misin, yoksa başka birini mi arayalım?” diyerek onları Yeşua’ya gönderdi.|juhannaʔ oɡrent͡ʃilerinden ikisini janina t͡ʃaɡiripʔ “ɡelet͡ʃek olan sen misinʔ joksa baska birini mi arajalim?” dijerek onlari jesua’ja ɡonderdi. New-Testament-Acts-028-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir engelle karşılaşmadan Tanrı’nın Krallığı'nı tam bir cesaretle duyuruyor, Efendi Yeşua Mesih’le ilgili şeyleri öğretiyordu.|hit͡ʃbir enɡelle karsilasmadan tanri’nin kralliɡiʔni tam bir t͡ʃesaretle dujurujorʔ efendi jesua mesih’le ilɡili sejleri oɡretijordu. Old-Testament-Leviticus-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, Aron'un amcası Uzziel'in oğulları Mişael ile Elsafan'ı çağırdı ve onlara şöyle dedi: \"\"Yaklaşın, kardeşlerinizi kutsal yerin önünden ordugâhın dışına taşıyın.\"\"\"|\"moseʔ aronʔun amt͡ʃasi uzzielʔin oɡullari misael ile elsafanʔi t͡ʃaɡirdi ve onlara sojle dedi \"\"jaklasinʔ kardeslerinizi kutsal jerin onunden orduɡahin disina tasijin.\"\"\" New-Testament-Hebrews-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha ne diyeyim? Gidyon, Barak, Şimşon, Yiftah, David, Samuel ve peygamberlerden söz etsem, buna zaman yetmez.|daha ne dijejim? ɡidjonʔ barakʔ simsonʔ jiftahʔ davidʔ samuel ve pejɡamberlerden soz etsemʔ buna zaman jetmez. New-Testament-Mark-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiracılar onu tutup dövdüler ve boş gönderdiler.|kirat͡ʃilar onu tutup dovduler ve bos ɡonderdiler. Old-Testament-1-Chronicles-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye İsrael hakkında verdiği kuralları ve ilkeleri yapmak üzere onları tutarsan, o zaman başarılı olacaksın. Güçlü ve cesur ol. Korkma ve yılgınlığa düşme.|jahveʔnin moseʔje israel hakkinda verdiɡi kurallari ve ilkeleri japmak uzere onlari tutarsanʔ o zaman basarili olat͡ʃaksin. ɡut͡ʃlu ve t͡ʃesur ol. korkma ve jilɡinliɡa dusme. New-Testament-John-011-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni her zaman dinlediğini biliyorum. Ama bunu etrafımda duran kalabalık için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim” dedi.|beni her zaman dinlediɡini bilijorum. ama bunu etrafimda duran kalabalik it͡ʃinʔ beni senin ɡonderdiɡine iman etsinler dije sojledim” dedi. Old-Testament-Lamentations-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon Dağı ıssız kalmış olduğu için, onun üzerinde çakallar dolaşıyor.|sijon daɡi issiz kalmis olduɡu it͡ʃinʔ onun uzerinde t͡ʃakallar dolasijor. Old-Testament-Psalms-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yoksul adam yakardı ve Yahve onu duydu, ve onu bütün sıkıntılarından kurtardı.|bu joksul adam jakardi ve jahve onu dujduʔ ve onu butun sikintilarindan kurtardi. Old-Testament-Numbers-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Canı yaralayan her adak ve bağlayan andı kocası yerine getirebilir, ya da kocası onu geçersiz kılabilir.|t͡ʃani jaralajan her adak ve baɡlajan andi kot͡ʃasi jerine ɡetirebilirʔ ja da kot͡ʃasi onu ɡet͡ʃersiz kilabilir. Old-Testament-Ezra-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Tanrımız'ın önünde kendimizi alçaltıp, O'ndan kendimiz için, ve yavrularımız için ve bütün malımız için doğru yol dilemek üzere, orada, Ahava Irmağı'nın yanında oruç ilân ettim.|o zaman tanrimizʔin onunde kendimizi alt͡ʃaltipʔ oʔndan kendimiz it͡ʃinʔ ve javrularimiz it͡ʃin ve butun malimiz it͡ʃin doɡru jol dilemek uzereʔ oradaʔ ahava irmaɡiʔnin janinda orut͡ʃ ilan ettim. Old-Testament-2-Kings-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın gebe kaldı ve Elişa’nın kendisine söylediği gibi, o mevsim geldiğinde bir oğul doğurdu.|kadin ɡebe kaldi ve elisa’nin kendisine sojlediɡi ɡibiʔ o mevsim ɡeldiɡinde bir oɡul doɡurdu. Old-Testament-Genesis-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, “Ruhum insanla sonsuza dek çekişmeyecek” dedi, “Çünkü o et ve kemiktir; onun günleri yüz yirmi yıl olacaktır.”|jahveʔ “ruhum insanla sonsuza dek t͡ʃekismejet͡ʃek” dediʔ “t͡ʃunku o et ve kemiktir; onun ɡunleri juz jirmi jil olat͡ʃaktir.” New-Testament-Acts-005-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama halkın tümü tarafından saygı duyulan bir Kutsal Yasa öğretmeni olan Gamaliel adındaki bir Ferisi Yüksek Kurul’da ayağa kalktı, elçilerin kısa bir süre için dışarı çıkarılmasını buyurdu.|ama halkin tumu tarafindan sajɡi dujulan bir kutsal jasa oɡretmeni olan ɡamaliel adindaki bir ferisi juksek kurul’da ajaɡa kalktiʔ elt͡ʃilerin kisa bir sure it͡ʃin disari t͡ʃikarilmasini bujurdu. New-Testament-Acts-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam Petrus’la Yuhanna’nın tapınağa girmek üzere olduğunu görünce, onlardan yoksulluk için bağış istedi.|adam petrus’la juhanna’nin tapinaɡa ɡirmek uzere olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ onlardan joksulluk it͡ʃin baɡis istedi. Old-Testament-Exodus-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun bunu duyunca Moşe'yi öldürmeye çalıştı. Ama Moşe Firavun'un önünden kaçtı ve Midyan diyarında yaşadı ve bir kuyunun yanına oturdu.|firavun bunu dujunt͡ʃa moseʔji oldurmeje t͡ʃalisti. ama mose firavunʔun onunden kat͡ʃti ve midjan dijarinda jasadi ve bir kujunun janina oturdu. Old-Testament-Malachi-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüleri çiğneyeceksiniz. Çünkü yapmakta olduğum o günde, sizin ayaklarınızın altında kül olacaklar” diyor Ordular Yahvesi.|kotuleri t͡ʃiɡnejet͡ʃeksiniz. t͡ʃunku japmakta olduɡum o ɡundeʔ sizin ajaklarinizin altinda kul olat͡ʃaklar” dijor ordular jahvesi. Old-Testament-Psalms-059-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ağızlarıyla kusuyorlar. Dudaklarında kılıç var, “Bizi kim duyacak ki?” diyorlar.|isteʔ aɡizlarijla kusujorlar. dudaklarinda kilit͡ʃ varʔ “bizi kim dujat͡ʃak ki?” dijorlar. New-Testament-Ephesians-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İblis’in hilelerine karşı durabilmek için Tanrı’nın bütün silahlarını kuşanın.|iblis’in hilelerine karsi durabilmek it͡ʃin tanri’nin butun silahlarini kusanin. Old-Testament-1-Chronicles-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David, kapıların çivileri ve bağlantı parçaları için bol miktarda demir, çoklukta tartılamaz miktarda tunç ve sayısız sedir ağacı hazırladı.|davidʔ kapilarin t͡ʃivileri ve baɡlanti part͡ʃalari it͡ʃin bol miktarda demirʔ t͡ʃoklukta tartilamaz miktarda tunt͡ʃ ve sajisiz sedir aɡat͡ʃi hazirladi. Old-Testament-Nehemiah-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ve şöyle dedim, “Ey göğün Tanrısı Yahve, kendisini seven ve buyruklarını tutanlarla antlaşmasını ve sevgi dolu iyiliğini koruyan büyük ve heybetli Tanrı, sana yalvarıyorum,|ve sojle dedimʔ “ej ɡoɡun tanrisi jahveʔ kendisini seven ve bujruklarini tutanlarla antlasmasini ve sevɡi dolu ijiliɡini korujan bujuk ve hejbetli tanriʔ sana jalvarijorumʔ Old-Testament-Psalms-049-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzım bilgelik sözleri konuşacak. Yüreğim anlayış dile getirecek.|aɡzim bilɡelik sozleri konusat͡ʃak. jureɡim anlajis dile ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-012-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali'den: Bin komutan ve onlarla birlikte kalkan ve mızrakla otuz yedi bin kişi.|naftaliʔden bin komutan ve onlarla birlikte kalkan ve mizrakla otuz jedi bin kisi. Old-Testament-Isaiah-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Madmena bir kaçaktır. Gevim sakinleri güvenlik için kaçıyor.|madmena bir kat͡ʃaktir. ɡevim sakinleri ɡuvenlik it͡ʃin kat͡ʃijor. Old-Testament-Isaiah-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın peygamberin yanına girdim, o hamile kaldı ve bir oğul doğurdu. Bunun üzerine Yahve bana şöyle dedi: \"\"Onun adını 'Maher Şalal Haş Baz' koy.\"|\"kadin pejɡamberin janina ɡirdimʔ o hamile kaldi ve bir oɡul doɡurdu. bunun uzerine jahve bana sojle dedi \"\"onun adini ʔmaher salal has bazʔ koj.\" Old-Testament-Joshua-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu onu kutsadı; ve Hevron'u miras olarak Yefunne oğlu Kalev'e verdi.|jesu onu kutsadi; ve hevronʔu miras olarak jefunne oɡlu kalevʔe verdi. New-Testament-1-Corinthians-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana yazdığınız şeylere gelince: Erkeğin kadına dokunmaması iyidir.|bana jazdiɡiniz sejlere ɡelint͡ʃe erkeɡin kadina dokunmamasi ijidir. Old-Testament-Zechariah-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bana, “Bu, bütün ülkenin yüzüne çıkan lanettir” dedi. “Çünkü her çalan bir yandan onun gibi kesilip atılacak; ve yalan yere ant içen herkes öbür yandan onun gibi kesilip atılacak.|o zaman banaʔ “buʔ butun ulkenin juzune t͡ʃikan lanettir” dedi. “t͡ʃunku her t͡ʃalan bir jandan onun ɡibi kesilip atilat͡ʃak; ve jalan jere ant it͡ʃen herkes obur jandan onun ɡibi kesilip atilat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-025-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer kardeşiniz aranızda yoksullaşır ve kendini size satarsa, onu köle gibi hizmet ettirmeyeceksin.\"|\"\"\"ʔeɡer kardesiniz aranizda joksullasir ve kendini size satarsaʔ onu kole ɡibi hizmet ettirmejet͡ʃeksin.\" Old-Testament-Deuteronomy-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş battığında, elbisesiyle uyuyabilmesi ve seni kutsaması için rehini kesinlikle ona geri vereceksin. Tanrın Yahve'nin önünde bu sana doğruluk sayılacaktır.|ɡunes battiɡindaʔ elbisesijle ujujabilmesi ve seni kutsamasi it͡ʃin rehini kesinlikle ona ɡeri veret͡ʃeksin. tanrin jahveʔnin onunde bu sana doɡruluk sajilat͡ʃaktir. Old-Testament-Proverbs-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerin dosdoğru ileriye baksın. Bakışını doğru önüne sabitle.|ɡozlerin dosdoɡru ilerije baksin. bakisini doɡru onune sabitle. New-Testament-Luke-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O bu şeyleri söyleyince, kendisine karşı gelenlerin hepsi utandı. Kalabalığın hepsi ise O’nun gerçekleştirdiği harika şeyler için sevinç duyuyordu.|o bu sejleri sojlejint͡ʃeʔ kendisine karsi ɡelenlerin hepsi utandi. kalabaliɡin hepsi ise o’nun ɡert͡ʃeklestirdiɡi harika sejler it͡ʃin sevint͡ʃ dujujordu. Old-Testament-2-Chronicles-036-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıl dönümünde, Kral Nebukadnetsar gönderip onu, Yahve'nin evinin değerli kaplarıyla birlikte Babil'e getirdi ve kardeşi Sidkiya'yı Yahuda ve Yeruşalem üzerine kral yaptı.|jil donumundeʔ kral nebukadnetsar ɡonderip onuʔ jahveʔnin evinin deɡerli kaplarijla birlikte babilʔe ɡetirdi ve kardesi sidkijaʔji jahuda ve jerusalem uzerine kral japti. Old-Testament-Lamentations-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben, O'nun gazabının değneğiyle sıkıntı gören adamım.|benʔ oʔnun ɡazabinin deɡneɡijle sikinti ɡoren adamim. Old-Testament-2-Chronicles-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu buyruk çıkınca İsrael'in çocukları buğdayın, yeni şarabın, yağın, balın ve tarlanın bütün mahsulün ilk ürünlerini bol bol verdiler ve her şeyin ondalığını bol bol getirdiler.|bu bujruk t͡ʃikint͡ʃa israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari buɡdajinʔ jeni sarabinʔ jaɡinʔ balin ve tarlanin butun mahsulun ilk urunlerini bol bol verdiler ve her sejin ondaliɡini bol bol ɡetirdiler. Old-Testament-Exodus-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe ile Aron Firavun'un yanına gidip ona şöyle dediler: \"\"İbraniler'in Tanrısı Yahve şöyle diyor: 'Benim önümde alçakgönüllü olmayı ne zamana dek reddedeceksin? Halkımın gitmesine izin ver ki, bana hizmet etsinler.\"|\"mose ile aron firavunʔun janina ɡidip ona sojle dediler \"\"ibranilerʔin tanrisi jahve sojle dijor ʔbenim onumde alt͡ʃakɡonullu olmaji ne zamana dek reddedet͡ʃeksin? halkimin ɡitmesine izin ver kiʔ bana hizmet etsinler.\" New-Testament-Acts-021-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efesli Trofimos’u kentte onunla birlikte görmüşlerdi ve Pavlus’un onu tapınağa getirdiğini sanıyorlardı.|t͡ʃunku efesli trofimos’u kentte onunla birlikte ɡormuslerdi ve pavlus’un onu tapinaɡa ɡetirdiɡini sanijorlardi. Old-Testament-Psalms-104-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahkârlar yeryüzünde tükensin. Artık kötüler olmasın. Ey canım, Yahve’yi öv. Yah’ı öv!|ɡunahkarlar jerjuzunde tukensin. artik kotuler olmasin. ej t͡ʃanimʔ jahve’ji ov. jah’i ov! Old-Testament-Joshua-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Evron'a, Rehov'a, Hammon'a, Kana'ya, Büyük Sayda'ya kadar çıkıyordu.|evronʔaʔ rehovʔaʔ hammonʔaʔ kanaʔjaʔ bujuk sajdaʔja kadar t͡ʃikijordu. New-Testament-Matthew-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bütün bu sözleri bitirdikten sonra öğrencilerine,|jesua butun bu sozleri bitirdikten sonra oɡrent͡ʃilerineʔ Old-Testament-Judges-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın onu kazıkla tutturdu ve ona, \"\"Filistliler senin üzerinde, Şimşon!\"\" dedi. Uykusundan uyandı ve tezgâh kazığını ve kumaşı kopardı.\"|\"kadin onu kazikla tutturdu ve onaʔ \"\"filistliler senin uzerindeʔ simson!\"\" dedi. ujkusundan ujandi ve tezɡah kaziɡini ve kumasi kopardi.\" Old-Testament-Proverbs-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukların çocukları yaşlıların tacıdır, çocukların görkemi anne babalarıdır.|t͡ʃot͡ʃuklarin t͡ʃot͡ʃuklari jaslilarin tat͡ʃidirʔ t͡ʃot͡ʃuklarin ɡorkemi anne babalaridir. Old-Testament-Leviticus-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücü yettiği kadar kumrulardan ya da güvercin yavrularından birini,|ɡut͡ʃu jettiɡi kadar kumrulardan ja da ɡuvert͡ʃin javrularindan biriniʔ New-Testament-Luke-007-038|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun ayaklarının yanında arkada durdu, ağlayarak gözyaşlarıyla ayaklarını ıslatmaya başladı. Başının saçıyla ayaklarını sildi, ayaklarını öptü ve üzerine güzel kokulu yağ ile meshetti.|oʔnun ajaklarinin janinda arkada durduʔ aɡlajarak ɡozjaslarijla ajaklarini islatmaja basladi. basinin sat͡ʃijla ajaklarini sildiʔ ajaklarini optu ve uzerine ɡuzel kokulu jaɡ ile meshetti. Old-Testament-Habakkuk-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, ne zamana kadar feryat edeceğim de sen duymayacaksın? Sana “Zorbalık!” diye haykırıyorum ve sen kurtarmayacak mısın?|ej jahveʔ ne zamana kadar ferjat edet͡ʃeɡim de sen dujmajat͡ʃaksin? sana “zorbalik!” dije hajkirijorum ve sen kurtarmajat͡ʃak misin? Old-Testament-Job-032-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü methedici ünvanlar vermeyi bilmem, yoksa Yaratıcım beni hemen alıp götürürdü.\"\"\"|\"t͡ʃunku methedit͡ʃi unvanlar vermeji bilmemʔ joksa jaratit͡ʃim beni hemen alip ɡotururdu.\"\"\" New-Testament-Hebrews-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi sevdiği kişiyi terbiye eder, kabul ettiği her oğulu cezalandırır.”|t͡ʃunku efendi sevdiɡi kisiji terbije ederʔ kabul ettiɡi her oɡulu t͡ʃezalandirir.” Old-Testament-Isaiah-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Perasim Dağı'ndaki gibi yükselecek. Givon Vadisi'ndeki gibi öfkelenecek; ta ki, işini, alışılmadık işini yapsın ve eylemini, olağanüstü eylemini gerçekleştirsin.|t͡ʃunku jahve perasim daɡiʔndaki ɡibi jukselet͡ʃek. ɡivon vadisiʔndeki ɡibi ofkelenet͡ʃek; ta kiʔ isiniʔ alisilmadik isini japsin ve ejleminiʔ olaɡanustu ejlemini ɡert͡ʃeklestirsin. New-Testament-Luke-017-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Lut’un Sodom’dan çıktığı gün, gökten ateş ve kükürt yağdı ve hepsini yok etti.|ama lut’un sodom’dan t͡ʃiktiɡi ɡunʔ ɡokten ates ve kukurt jaɡdi ve hepsini jok etti. Old-Testament-Ezekiel-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|On birinci yılda, üçüncü ayda, ayın birinci günü, Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|on birint͡ʃi jildaʔ ut͡ʃunt͡ʃu ajdaʔ ajin birint͡ʃi ɡunuʔ jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Psalms-066-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin ve Tanrı'nın yaptıklarını görün. İnsanlar adına muhteşem bir yapıt.|ɡelin ve tanriʔnin japtiklarini ɡorun. insanlar adina muhtesem bir japit. New-Testament-Luke-009-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Yeruşalem’e yöneldiği için Samariyalılar O’nu kabul etmediler.|jesua jerusalem’e joneldiɡi it͡ʃin samarijalilar o’nu kabul etmediler. Old-Testament-Genesis-042-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef, torbalarına tahıl doldurulmasını, herkesin parasının kesesine koyulmasını ve yol için onlara yiyecek verilmesini buyurdu. Onlara böyle yapıldı.|josefʔ torbalarina tahil doldurulmasiniʔ herkesin parasinin kesesine kojulmasini ve jol it͡ʃin onlara jijet͡ʃek verilmesini bujurdu. onlara bojle japildi. New-Testament-Acts-005-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz bu şeylerin tanıklarıyız. Tanrı’nın kendisine itaat edenlere verdiği Kutsal Ruh da tanıktır.”|biz bu sejlerin taniklarijiz. tanri’nin kendisine itaat edenlere verdiɡi kutsal ruh da taniktir.” Old-Testament-Isaiah-053-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Canının çektiği acılardan sonra ışığı görecek ve hoşnut olacak. Doğru hizmetkârım, kendi bilgisiyle birçoklarını aklayacaktır; onların kötülüklerini de o üstlenecek.|t͡ʃaninin t͡ʃektiɡi at͡ʃilardan sonra isiɡi ɡoret͡ʃek ve hosnut olat͡ʃak. doɡru hizmetkarimʔ kendi bilɡisijle birt͡ʃoklarini aklajat͡ʃaktir; onlarin kotuluklerini de o ustlenet͡ʃek. New-Testament-Acts-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sözler bütün topluluğu memnun etti. İmanla ve Kutsal Ruh’la dolu bir adam olan Stefanos’u, Filipus’u, Prohoros’u, Nikanor’u, Timon’u, Parmenas’ı ve Yahudiliğe dönen Antakyalı Nikolas’ı seçtiler.|bu sozler butun topluluɡu memnun etti. imanla ve kutsal ruh’la dolu bir adam olan stefanos’uʔ filipus’uʔ prohoros’uʔ nikanor’uʔ timon’uʔ parmenas’i ve jahudiliɡe donen antakjali nikolas’i set͡ʃtiler. Old-Testament-Ezekiel-040-044|und|SPEAKER_00_Turkish|İç kapının dışında, kuzey kapısının yanında bulunan iç avluda ezgiciler için odalar vardı. Bunların yüzü güneye doğruydu. Biri, doğu kapısının yanında, yüzü kuzeye doğruydu.|it͡ʃ kapinin disindaʔ kuzej kapisinin janinda bulunan it͡ʃ avluda ezɡit͡ʃiler it͡ʃin odalar vardi. bunlarin juzu ɡuneje doɡrujdu. biriʔ doɡu kapisinin janindaʔ juzu kuzeje doɡrujdu. Old-Testament-Esther-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral Ahaşveroş, Kraliçe Ester’e ve Yahudi Mordekay’a, “Bak, Ester’e Haman’ın evini verdim ve Yahudiler'e el uzattığı için onu darağacına astılar.|o zaman kral ahasverosʔ kralit͡ʃe ester’e ve jahudi mordekaj’aʔ “bakʔ ester’e haman’in evini verdim ve jahudilerʔe el uzattiɡi it͡ʃin onu daraɡat͡ʃina astilar. Old-Testament-Proverbs-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi ad büyük zenginlikten daha beğenilirdir, sevgi dolu iyilik gümüş ve altından daha iyidir.|iji ad bujuk zenɡinlikten daha beɡenilirdirʔ sevɡi dolu ijilik ɡumus ve altindan daha ijidir. Old-Testament-Joshua-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesinde, Yeriha'da doğuya doğru, Ruven oymağından çölde, ovadaki Bezer'i, Gad oymağından Gilad'da Ramot'u, Manaşşe oymağından Başan'da Golan'ı ayırdılar.|jardenʔin otesindeʔ jerihaʔda doɡuja doɡruʔ ruven ojmaɡindan t͡ʃoldeʔ ovadaki bezerʔiʔ ɡad ojmaɡindan ɡiladʔda ramotʔuʔ manasse ojmaɡindan basanʔda ɡolanʔi ajirdilar. Old-Testament-Nehemiah-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Su Kapısı'nın önündeki geniş yerden sabahın erken saatlerinden öğleye kadar, erkeklerin ve kadınların ve anlayabilenlerin önünde okudu. Bütün halkın kulakları Yasa Kitabı'na dikkat kesilmişti.|su kapisiʔnin onundeki ɡenis jerden sabahin erken saatlerinden oɡleje kadarʔ erkeklerin ve kadinlarin ve anlajabilenlerin onunde okudu. butun halkin kulaklari jasa kitabiʔna dikkat kesilmisti. New-Testament-Luke-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tüm bunları gençliğimden beri tutuyorum” dedi.|“tum bunlari ɡent͡ʃliɡimden beri tutujorum” dedi. New-Testament-John-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben gerçek asmayım ve Babam çiftçidir.|“ben ɡert͡ʃek asmajim ve babam t͡ʃiftt͡ʃidir. New-Testament-Mark-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna çölde vaftiz ederek geldi ve günahların bağışı için tövbe vaftizini duyuruyordu.|juhanna t͡ʃolde vaftiz ederek ɡeldi ve ɡunahlarin baɡisi it͡ʃin tovbe vaftizini dujurujordu. Old-Testament-Ezekiel-033-015|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer kötü adam rehinini geri verir, soygunculukla aldığını geri verir, yaşam kurallarına göre yürür ve hiçbir suç işlemezse, kesinlikle yaşayacaktır. Ölmeyecektir.|eɡer kotu adam rehinini ɡeri verirʔ sojɡunt͡ʃulukla aldiɡini ɡeri verirʔ jasam kurallarina ɡore jurur ve hit͡ʃbir sut͡ʃ islemezseʔ kesinlikle jasajat͡ʃaktir. olmejet͡ʃektir. Old-Testament-Numbers-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar'dan: Zuar oğlu Netanel.|issakarʔdan zuar oɡlu netanel. Old-Testament-Proverbs-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru insan için adaleti yerine getirmek sevinçtir, ama bu, kötülüğün işçileri için yıkımdır.|doɡru insan it͡ʃin adaleti jerine ɡetirmek sevint͡ʃtirʔ ama buʔ kotuluɡun ist͡ʃileri it͡ʃin jikimdir. Old-Testament-Judges-011-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasına, “Bu şey benim için yapılsın. Beni iki ay yalnız bırak, ayrılıp dağlara ineyim, arkadaşlarımla birlikte el değmemiş kızlığıma ağlayayım.”|babasinaʔ “bu sej benim it͡ʃin japilsin. beni iki aj jalniz birakʔ ajrilip daɡlara inejimʔ arkadaslarimla birlikte el deɡmemis kizliɡima aɡlajajim.” Old-Testament-Jeremiah-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Fırat’a gittim, kazdım, kuşağı saklamış olduğum yerden çıkardım; ve işte, kuşak mahvolmuştu. Hiçbir şeye yaramazdı.|firat’a ɡittimʔ kazdimʔ kusaɡi saklamis olduɡum jerden t͡ʃikardim; ve isteʔ kusak mahvolmustu. hit͡ʃbir seje jaramazdi. Old-Testament-Obadiah-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun kaçıp kurtulanlarını kesip atmak için yol ağzında durma. Sıkıntılı günde onun kalanlarını teslim etme.|onun kat͡ʃip kurtulanlarini kesip atmak it͡ʃin jol aɡzinda durma. sikintili ɡunde onun kalanlarini teslim etme. Old-Testament-Proverbs-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk bile yaptığı işin temiz ve doğru olup olmadığını, eylemleriyle belli eder.|t͡ʃot͡ʃuk bile japtiɡi isin temiz ve doɡru olup olmadiɡiniʔ ejlemlerijle belli eder. Old-Testament-Psalms-075-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yargıç ancak Tanrı'dır. Birini alçaltır, ötekini yükseltir.|jarɡit͡ʃ ant͡ʃak tanriʔdir. birini alt͡ʃaltirʔ otekini jukseltir. Old-Testament-Job-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bilge biri boş bilgiyle yanıt vermeli, ve kendini doğu rüzgârıyla doyurmalı mı?|“bilɡe biri bos bilɡijle janit vermeliʔ ve kendini doɡu ruzɡarijla dojurmali mi? Old-Testament-Ezekiel-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun kızlarını kırda kılıçla öldürecek. Sana karşı kaleler yapacak, sana karşı rampa kuracak, sana karşı büyük kalkanı kaldıracak.|onun kizlarini kirda kilit͡ʃla olduret͡ʃek. sana karsi kaleler japat͡ʃakʔ sana karsi rampa kurat͡ʃakʔ sana karsi bujuk kalkani kaldirat͡ʃak. New-Testament-John-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna, “Peygamber Yeşaya’nın dediği gibi, ‘Efendi’nin yolunu düzleyin’ diye çölde haykıranın sesiyim ben” dedi.|juhannaʔ “pejɡamber jesaja’nin dediɡi ɡibiʔ ‘efendi’nin jolunu duzlejin’ dije t͡ʃolde hajkiranin sesijim ben” dedi. New-Testament-2-Corinthians-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Her türlü tesellinin Tanrısı'na, merhametler Babası’na, Efendimiz Yeşua Mesih’in Tanrısı ve Babası’na övgüler olsun!|her turlu tesellinin tanrisiʔnaʔ merhametler babasi’naʔ efendimiz jesua mesih’in tanrisi ve babasi’na ovɡuler olsun! New-Testament-James-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize itaat etsinler diye atların ağzına gem vururuz ve böylece bütün bedenlerini yönlendiririz.|bize itaat etsinler dije atlarin aɡzina ɡem vururuz ve bojlet͡ʃe butun bedenlerini jonlendiririz. Old-Testament-Job-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kudretiyle denizi çalkalar, ve anlayışıyla Rahav'ı vurur.|kudretijle denizi t͡ʃalkalarʔ ve anlajisijla rahavʔi vurur. Old-Testament-Zechariah-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Ne görüyorsun?” dedi. Ben, “Uçan bir tomar görüyorum; uzunluğu yirmi arşın, genişliği on arşın” diye karşılık verdim.|banaʔ “ne ɡorujorsun?” dedi. benʔ “ut͡ʃan bir tomar ɡorujorum; uzunluɡu jirmi arsinʔ ɡenisliɡi on arsin” dije karsilik verdim. Old-Testament-Psalms-135-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Amorlular'ın kralı Sihon’u, Başan Kralı Og’u, Kenan'ın bütün krallıklarını.|amorlularʔin krali sihon’uʔ basan krali oɡ’uʔ kenanʔin butun kralliklarini. Old-Testament-Psalms-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Temeller yıkılırsa, doğru kişi ne yapabilir?|temeller jikilirsaʔ doɡru kisi ne japabilir? Old-Testament-1-Samuel-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Saul, Yişay'a haberciler gönderip, \"\"Koyunlarının yanında olan oğlun David'i bana gönder\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine saulʔ jisajʔa habert͡ʃiler ɡonderipʔ \"\"kojunlarinin janinda olan oɡlun davidʔi bana ɡonder\"\" dedi.\" Old-Testament-Job-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|(Çünkü biz daha dününkileriz, bir şey de bilmiyoruz, Çünkü yeryüzündeki günlerimiz bir gölgedir.)|(t͡ʃunku biz daha dununkilerizʔ bir sej de bilmijoruzʔ t͡ʃunku jerjuzundeki ɡunlerimiz bir ɡolɡedir.) New-Testament-1-Peter-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimseyi kayırmadan, kişiyi yaptığı işe göre yargılayan Tanrı’yı Baba diye çağırdığınıza göre, yabancı olarak yaşadığınız buradaki zamanınızı saygıyla korku içinde geçirin.|kimseji kajirmadanʔ kisiji japtiɡi ise ɡore jarɡilajan tanri’ji baba dije t͡ʃaɡirdiɡiniza ɡoreʔ jabant͡ʃi olarak jasadiɡiniz buradaki zamaninizi sajɡijla korku it͡ʃinde ɡet͡ʃirin. Old-Testament-Psalms-088-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gazabının ağırlığı üzerimdedir. Bütün dalgalarınla beni ezdin. Selah.|ɡazabinin aɡirliɡi uzerimdedir. butun dalɡalarinla beni ezdin. selah. Old-Testament-Ezekiel-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın soyundan birini alıp onunla bir antlaşma yaptı. Ona ant da içirip ülkenin güçlü adamlarını götürdü.|kralin sojundan birini alip onunla bir antlasma japti. ona ant da it͡ʃirip ulkenin ɡut͡ʃlu adamlarini ɡoturdu. Old-Testament-Numbers-003-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Yahve'nin kendisine buyurduğu gibi, İsrael'in çocukları arasında ilk doğanların hepsini saydı.|moseʔ jahveʔnin kendisine bujurduɡu ɡibiʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda ilk doɡanlarin hepsini sajdi. Old-Testament-Exodus-038-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıkları akasya ağacından yaptı ve onları tunçla kapladı.|siriklari akasja aɡat͡ʃindan japti ve onlari tunt͡ʃla kapladi. New-Testament-Jude-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine bunlar da aynı şekilde hayalleriyle bedeni kirletiyor, yetkiyi hor görüyor ve göksel varlıklara sövüyorlar.|jine bunlar da ajni sekilde hajallerijle bedeni kirletijorʔ jetkiji hor ɡorujor ve ɡoksel varliklara sovujorlar. Old-Testament-Jeremiah-048-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moav'ın bütün damlarında, ve sokaklarında her yerde ağıt var; çünkü Moav'ı kimsenin beğenmediği bir kap gibi kırdım.\"\" diyor Yahve.\"|\"moavʔin butun damlarindaʔ ve sokaklarinda her jerde aɡit var; t͡ʃunku moavʔi kimsenin beɡenmediɡi bir kap ɡibi kirdim.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Ezekiel-048-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve kentin kapıları İsrael oymaklarının adlarına göre olacak, kuzeye doğru üç kapı: Ruven Kapısı, bir; Yahuda Kapısı, bir; Levi Kapısı, bir.\"\"\"|\"ve kentin kapilari israel ojmaklarinin adlarina ɡore olat͡ʃakʔ kuzeje doɡru ut͡ʃ kapi ruven kapisiʔ bir; jahuda kapisiʔ bir; levi kapisiʔ bir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-031-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölü bir adam gibi yüreklerinden unutulup gittim. Kırık bir çömlek gibiyim.|olu bir adam ɡibi jureklerinden unutulup ɡittim. kirik bir t͡ʃomlek ɡibijim. Old-Testament-Jeremiah-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam, Yahve'nin tövbe etmeyerek yıktığı kentler gibi olsun. Sabahleyin çığlık, öğleyin de bağırış duysun.|bu adamʔ jahveʔnin tovbe etmejerek jiktiɡi kentler ɡibi olsun. sabahlejin t͡ʃiɡlikʔ oɡlejin de baɡiris dujsun. New-Testament-1-Corinthians-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal şeyler etrafında hizmet edenlerin tapınaktaki şeylerden yediklerini, sunakta hizmet edenlerin sunakla birlikte paylarını aldıklarını bilmez misiniz?|kutsal sejler etrafinda hizmet edenlerin tapinaktaki sejlerden jedikleriniʔ sunakta hizmet edenlerin sunakla birlikte pajlarini aldiklarini bilmez misiniz? Old-Testament-Lamentations-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisine vurana yanağını uzatsın. Utanca doysun.|kendisine vurana janaɡini uzatsin. utant͡ʃa dojsun. Old-Testament-Numbers-007-075|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu için bir genç boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu it͡ʃin bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda bir erkek kuzu; New-Testament-Hebrews-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle o kuşaktan hoşnut değildim, ve dedim ki, ‘Yürekleri hep sapar ve onlar yollarımı bilmediler.|bu nedenle o kusaktan hosnut deɡildimʔ ve dedim kiʔ ‘jurekleri hep sapar ve onlar jollarimi bilmediler. New-Testament-Luke-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İsyan ve adam öldürmekten hapse atılan, onların istediği kişiyi salıverdi. Ama Yeşua’yı onların isteğine bıraktı.|isjan ve adam oldurmekten hapse atilanʔ onlarin istediɡi kisiji saliverdi. ama jesua’ji onlarin isteɡine birakti. Old-Testament-Genesis-046-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan'ın kızı Rahel'e verdiği Bilha'nın oğulları bunlardır. Bunları Yakov'a doğurdu, toplam yedi candı.|lavanʔin kizi rahelʔe verdiɡi bilhaʔnin oɡullari bunlardir. bunlari jakovʔa doɡurduʔ toplam jedi t͡ʃandi. Old-Testament-1-Chronicles-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|'Ordular Yahvesi, İsrael'in Tanrısı'dır, İsrael'e Tanrı'dır' denilip adın sonsuza dek sabit olsun ve yüceltilsin, 'Hizmetkârın David'in evi senin önünde sabit olsun.'|ʔordular jahvesiʔ israelʔin tanrisiʔdirʔ israelʔe tanriʔdirʔ denilip adin sonsuza dek sabit olsun ve jut͡ʃeltilsinʔ ʔhizmetkarin davidʔin evi senin onunde sabit olsun.ʔ New-Testament-Mark-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Karısını boşayıp bir başkasıyla evlenen, karısına karşı zina etmiş olur.|onlara sojle dedi “karisini bosajip bir baskasijla evlenenʔ karisina karsi zina etmis olur. Old-Testament-Ezekiel-042-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İç evi ölçmeyi bitirince, beni doğuya bakan kapının yolundan dışarı çıkardı ve onun her tarafını ölçtü.|it͡ʃ evi olt͡ʃmeji bitirint͡ʃeʔ beni doɡuja bakan kapinin jolundan disari t͡ʃikardi ve onun her tarafini olt͡ʃtu. Old-Testament-Job-034-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle, ey anlayışlı adamlar, beni dinleyin: Kendisinden uzak olsun ki, Tanrı kötülük yapsın, ve Her Şeye Gücü Yeten haksızlık yapsın.|“bu nedenleʔ ej anlajisli adamlarʔ beni dinlejin kendisinden uzak olsun kiʔ tanri kotuluk japsinʔ ve her seje ɡut͡ʃu jeten haksizlik japsin. New-Testament-Mark-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara benzetmelerle konuşmaya başladı. “Adamın biri bağ dikti, etrafını çitle çevirdi, üzüm sıkmak için çukur kazdı ve bir kule yaptı. Onu çiftçilere kiralayıp başka bir ülkeye gitti.|jesua onlara benzetmelerle konusmaja basladi. “adamin biri baɡ diktiʔ etrafini t͡ʃitle t͡ʃevirdiʔ uzum sikmak it͡ʃin t͡ʃukur kazdi ve bir kule japti. onu t͡ʃiftt͡ʃilere kiralajip baska bir ulkeje ɡitti. Old-Testament-Deuteronomy-004-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun ülkesini ve Yarden'in ötesinde, gün doğumuna doğru bulunan Amorlular'ın iki kralı Başan Kralı Og'un ülkesini;|onun ulkesini ve jardenʔin otesindeʔ ɡun doɡumuna doɡru bulunan amorlularʔin iki krali basan krali oɡʔun ulkesini; New-Testament-2-Thessalonians-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa tanımazlığın gizemi şu anda bile işliyor. Şimdilik onu engelleyen ortadan kaldırılıncaya dek meydana çıkmayacak.|jasa tanimazliɡin ɡizemi su anda bile islijor. simdilik onu enɡellejen ortadan kaldirilint͡ʃaja dek mejdana t͡ʃikmajat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Kadeş'ten Edom Kralı'na ulaklar göndererek şöyle dedi: “Kardeşin İsrael diyor ki: Başımıza gelen bütün sıkıntıları biliyorsun;|mose kadesʔten edom kraliʔna ulaklar ɡondererek sojle dedi “kardesin israel dijor ki basimiza ɡelen butun sikintilari bilijorsun; Old-Testament-Exodus-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Altı gün toplayacaksınız, ama yedinci gün Şabat'dır. O günde hiçbir şey bulunmayacak.”|alti ɡun toplajat͡ʃaksinizʔ ama jedint͡ʃi ɡun sabatʔdir. o ɡunde hit͡ʃbir sej bulunmajat͡ʃak.” Old-Testament-Micah-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey insan, O sana iyi olanı gösterdi. Adil davranmandan, merhameti sevmenden ve Tanrın'la alçakgönüllülükle yürümenden başka Yahve senden ne ister?|ej insanʔ o sana iji olani ɡosterdi. adil davranmandanʔ merhameti sevmenden ve tanrinʔla alt͡ʃakɡonullulukle jurumenden baska jahve senden ne ister? Old-Testament-1-Chronicles-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hananya, Elam, Antotiya,|hananjaʔ elamʔ antotijaʔ New-Testament-Romans-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İspanya’ya giderken size geleceğim. Yolculuk sırasında sizi görüp bir süre dostluğunuza doyduktan sonra oraya doğru tarafınızdan gönderilmeyi umuyorum.|ispanja’ja ɡiderken size ɡelet͡ʃeɡim. jolt͡ʃuluk sirasinda sizi ɡorup bir sure dostluɡunuza dojduktan sonra oraja doɡru tarafinizdan ɡonderilmeji umujorum. Old-Testament-Leviticus-013-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama temizlendikten sonra deride kaşıntı yayılırsa,|ama temizlendikten sonra deride kasinti jajilirsaʔ Old-Testament-Job-032-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Ram ailesinden Buzlu Barakel oğlu Elihu'nun öfkesi İyov'a karşı alevlendi. Öfkesi, Tanrı'dan çok kendini haklı çıkarmış olduğu için alevlendi.|o zaman ram ailesinden buzlu barakel oɡlu elihuʔnun ofkesi ijovʔa karsi alevlendi. ofkesiʔ tanriʔdan t͡ʃok kendini hakli t͡ʃikarmis olduɡu it͡ʃin alevlendi. Old-Testament-Daniel-002-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dağdan el değmeden bir taşın kesildiğini ve demiri, tuncu, kili, gümüşü ve altını parçaladığını gördün; büyük Tanrı bundan sonra ne olacağını krala bildirdi. Düş kesindir ve yorumu güvenilirdir.”|t͡ʃunku daɡdan el deɡmeden bir tasin kesildiɡini ve demiriʔ tunt͡ʃuʔ kiliʔ ɡumusu ve altini part͡ʃaladiɡini ɡordun; bujuk tanri bundan sonra ne olat͡ʃaɡini krala bildirdi. dus kesindir ve jorumu ɡuvenilirdir.” Old-Testament-Psalms-102-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Külü ekmek gibi yedim, içeceğime gözyaşları karıştırdım,|kulu ekmek ɡibi jedimʔ it͡ʃet͡ʃeɡime ɡozjaslari karistirdimʔ Old-Testament-Judges-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'yi bırakıp Baal'a ve Aştarot'a hizmet ettiler.|jahveʔji birakip baalʔa ve astarotʔa hizmet ettiler. Old-Testament-Song-of-Songs-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah, ne güzelsin, sevgilim. Ah, ne güzelsin. Gözlerin peçenin ardındaki güvercinler gibi. Saçların Gilad Dağı'ndan inen keçi sürüsü gibi.|ahʔ ne ɡuzelsinʔ sevɡilim. ahʔ ne ɡuzelsin. ɡozlerin pet͡ʃenin ardindaki ɡuvert͡ʃinler ɡibi. sat͡ʃlarin ɡilad daɡiʔndan inen ket͡ʃi surusu ɡibi. Old-Testament-2-Kings-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Naaman öfkelendi ve gidip şöyle dedi: “İşte, ‘Kesinlikle yanıma çıkacak, duracak, Tanrısı Yahve’nin adını anacak, elini o yerin üzerinde sallayıp cüzzamı iyileştirecek’ diye düşünmüştüm.|ama naaman ofkelendi ve ɡidip sojle dedi “isteʔ ‘kesinlikle janima t͡ʃikat͡ʃakʔ durat͡ʃakʔ tanrisi jahve’nin adini anat͡ʃakʔ elini o jerin uzerinde sallajip t͡ʃuzzami ijilestiret͡ʃek’ dije dusunmustum. Old-Testament-Isaiah-063-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü öç alma günü yüreğimdeydi, fidye ile kurtardıklarımın yılı da gelmişti.|t͡ʃunku ot͡ʃ alma ɡunu jureɡimdejdiʔ fidje ile kurtardiklarimin jili da ɡelmisti. Old-Testament-Genesis-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci ırmağın adı Gihon'dur. Tüm Kûş ülkesinde akan bu ırmaktır.|ikint͡ʃi irmaɡin adi ɡihonʔdur. tum kus ulkesinde akan bu irmaktir. Old-Testament-Numbers-029-018|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bunların sayısına göre, usulüne göre, boğalar, koçlar ve kuzular için onların ekmek sunusunu ve onların dökmelik sunularını;|ve bunlarin sajisina ɡoreʔ usulune ɡoreʔ boɡalarʔ kot͡ʃlar ve kuzular it͡ʃin onlarin ekmek sunusunu ve onlarin dokmelik sunularini; New-Testament-John-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler O’nu taşlamak için yine yerden taş kaldırdılar.|bunun uzerine jahudiler o’nu taslamak it͡ʃin jine jerden tas kaldirdilar. Old-Testament-2-Chronicles-032-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak, ülkede yapılmış olan belirtiyi sormak için kendisine gönderdikleri Babil beylerinin kendisine gönderdikleri elçiler hakkında, Tanrı onu sınamak için bıraktı, böylece onun yüreğindeki her şeyi bilsin.|ant͡ʃakʔ ulkede japilmis olan belirtiji sormak it͡ʃin kendisine ɡonderdikleri babil bejlerinin kendisine ɡonderdikleri elt͡ʃiler hakkindaʔ tanri onu sinamak it͡ʃin biraktiʔ bojlet͡ʃe onun jureɡindeki her seji bilsin. New-Testament-Mark-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine Yeruşalem’e geldiler. Yeşua tapınakta dolaşırken, başkâhinler, yazıcılar ve ihtiyarlar O’na geldiler.|jine jerusalem’e ɡeldiler. jesua tapinakta dolasirkenʔ baskahinlerʔ jazit͡ʃilar ve ihtijarlar o’na ɡeldiler. Old-Testament-Genesis-043-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Babamız hizmetkârın iyi” dediler. “O hâlâ yaşıyor.” Saygıyla eğilip yere kapandılar.|“babamiz hizmetkarin iji” dediler. “o hala jasijor.” sajɡijla eɡilip jere kapandilar. Old-Testament-2-Kings-017-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'den korktular. Aralarından sürülmüş oldukları ulusların yollarına göre de kendi ilâhlarına hizmet ediyorlardı.|jahveʔden korktular. aralarindan surulmus olduklari uluslarin jollarina ɡore de kendi ilahlarina hizmet edijorlardi. Old-Testament-1-Chronicles-029-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra David bütün topluluğa, \"\"Şimdi Tanrınız Yahve'yi övün!\"\" dedi. Bütün topluluk atalarının Tanrısı Yahve'yi övdüler ve başlarını eğip Yahve'nin ve kralın önünde yere kapandılar.\"|\"sonra david butun topluluɡaʔ \"\"simdi tanriniz jahveʔji ovun!\"\" dedi. butun topluluk atalarinin tanrisi jahveʔji ovduler ve baslarini eɡip jahveʔnin ve kralin onunde jere kapandilar.\" Old-Testament-Psalms-078-061|und|SPEAKER_00_Turkish|gücünü sürgüne, yüceliğini düşmanın eline teslim etti.|ɡut͡ʃunu surɡuneʔ jut͡ʃeliɡini dusmanin eline teslim etti. Old-Testament-1-Samuel-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel bir süt kuzusu aldı ve onu Yahve'ye tümüyle yakmalık sunu olarak sundu. Samuel, İsrael için Yahve'ye yakardı ve Yahve ona yanıt verdi.|samuel bir sut kuzusu aldi ve onu jahveʔje tumujle jakmalik sunu olarak sundu. samuelʔ israel it͡ʃin jahveʔje jakardi ve jahve ona janit verdi. Old-Testament-Isaiah-048-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü inatçı olduğunu, boynunun demirden sinir, alnının da tunç olduğunu biliyordum;|t͡ʃunku inatt͡ʃi olduɡunuʔ bojnunun demirden sinirʔ alninin da tunt͡ʃ olduɡunu bilijordum; Old-Testament-Job-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Papirüs bataklık olmadan büyür mü? Sazlar susuz büyür mü?|“papirus bataklik olmadan bujur mu? sazlar susuz bujur mu? Old-Testament-1-Kings-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni İsrael tahtı üzerine koymak için senden hoşnut olan Tanrın Yahve yücelsin. Çünkü Yahve İsrael'i sonsuza dek sevdi, bu yüzden seni kral yaptı, adalet ve doğruluk yapasın diye.”|seni israel tahti uzerine kojmak it͡ʃin senden hosnut olan tanrin jahve jut͡ʃelsin. t͡ʃunku jahve israelʔi sonsuza dek sevdiʔ bu juzden seni kral japtiʔ adalet ve doɡruluk japasin dije.” Old-Testament-Psalms-105-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael de Mısır'a geldi. Yakov Ham ülkesinde yaşadı.|israel de misirʔa ɡeldi. jakov ham ulkesinde jasadi. Old-Testament-Jeremiah-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gözlerim onların bütün yollarının üzerindedir. Onlar yüzümden gizli değiller. Onların suçları gözümden gizli değil.|t͡ʃunku ɡozlerim onlarin butun jollarinin uzerindedir. onlar juzumden ɡizli deɡiller. onlarin sut͡ʃlari ɡozumden ɡizli deɡil. Old-Testament-Psalms-045-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sur kızı bir hediyeyle geliyor. Halkın zenginleri senin lütfunu dileyecekler.|sur kizi bir hedijejle ɡelijor. halkin zenɡinleri senin lutfunu dilejet͡ʃekler. New-Testament-Luke-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkesi korku sardı. “Aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı!” diyerek Tanrı’yı yücelttiler. “Tanrı, halkını ziyarete geldi!” diyorlardı.|herkesi korku sardi. “aramizda bujuk bir pejɡamber ortaja t͡ʃikti!” dijerek tanri’ji jut͡ʃelttiler. “tanriʔ halkini zijarete ɡeldi!” dijorlardi. New-Testament-Mark-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sık sık pranga ve zincirlerle bağlanmasına karşın pranga ve zincirleri parçalamıştı. Hiç kimse onunla baş edemiyordu.|t͡ʃunku sik sik pranɡa ve zint͡ʃirlerle baɡlanmasina karsin pranɡa ve zint͡ʃirleri part͡ʃalamisti. hit͡ʃ kimse onunla bas edemijordu. Old-Testament-Psalms-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerimi masumiyetle yıkar, sunağının etrafında dönerim, ey Yahve,|ellerimi masumijetle jikarʔ sunaɡinin etrafinda donerimʔ ej jahveʔ New-Testament-Luke-022-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus, “Be adam, neden söz ettiğini bilmiyorum!” dedi. Petrus daha konuşurken hemen horoz öttü.|ama petrusʔ “be adamʔ neden soz ettiɡini bilmijorum!” dedi. petrus daha konusurken hemen horoz ottu. Old-Testament-1-Samuel-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Akiş David'e şöyle yanıt verdi: \"\"Tanrı'nın bir meleği gibi benim gözümde senin iyi olduğunu biliyorum. Ancak Filist beyleri, 'Bizimle birlikte savaşa çıkmayacak' dediler.\"|\"akis davidʔe sojle janit verdi \"\"tanriʔnin bir meleɡi ɡibi benim ɡozumde senin iji olduɡunu bilijorum. ant͡ʃak filist bejleriʔ ʔbizimle birlikte savasa t͡ʃikmajat͡ʃakʔ dediler.\" Old-Testament-2-Samuel-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte David Siyon'un kalesini ele geçirdi. Burası David'in kentidir.|bununla birlikte david sijonʔun kalesini ele ɡet͡ʃirdi. burasi davidʔin kentidir. Old-Testament-Daniel-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “İki bin üç yüz akşamla sabaha kadar. O zaman kutsal yer temizlenecek” dedi.|banaʔ “iki bin ut͡ʃ juz aksamla sabaha kadar. o zaman kutsal jer temizlenet͡ʃek” dedi. Old-Testament-Exodus-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohat'ın oğulları: Amram, Yishar, Hebron, Uzziel. Kohat'ın yaşam yılları yüz otuz üç yıldı.|kohatʔin oɡullari amramʔ jisharʔ hebronʔ uzziel. kohatʔin jasam jillari juz otuz ut͡ʃ jildi. Old-Testament-Psalms-078-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağlarını doluyla, yabanıl incir ağaçlarını kırgınla yok etti.|baɡlarini dolujlaʔ jabanil int͡ʃir aɡat͡ʃlarini kirɡinla jok etti. Old-Testament-1-Kings-008-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Yahve'ye sunduğu esenlik kurbanı olarak yirmi iki bin sığır ve yüz yirmi bin koyun sundu. Böylece kral ve bütün İsrael'in çocukları, Yahve'nin evini adadılar.|solomonʔ jahveʔje sunduɡu esenlik kurbani olarak jirmi iki bin siɡir ve juz jirmi bin kojun sundu. bojlet͡ʃe kral ve butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jahveʔnin evini adadilar. New-Testament-2-Corinthians-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biri kederlendirdiyse, beni değil, abartısız olarak kısmen hepinizi kederlendirmiştir.|ama biri kederlendirdijseʔ beni deɡilʔ abartisiz olarak kismen hepinizi kederlendirmistir. Old-Testament-Judges-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Laiş ülkesine araştırmaya giden beş adam yanıt verip kardeşlerine şöyle dediler: \"\"Bu evlerde efod, terafim, oyma suret ve dökme suret olduğunu biliyor musunuz? Şimdi ne yapmanız gerektiğini düşünün.”\"|\"o zaman lais ulkesine arastirmaja ɡiden bes adam janit verip kardeslerine sojle dediler \"\"bu evlerde efodʔ terafimʔ ojma suret ve dokme suret olduɡunu bilijor musunuz? simdi ne japmaniz ɡerektiɡini dusunun.”\" New-Testament-Hebrews-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, kendisi aracılığıyla Tanrı’ya yaklaşanları sonuna dek kurtarmaya yeterlidir. Çünkü onlara aracılık etmek için hep yaşamaktadır.|bu nedenleʔ kendisi arat͡ʃiliɡijla tanri’ja jaklasanlari sonuna dek kurtarmaja jeterlidir. t͡ʃunku onlara arat͡ʃilik etmek it͡ʃin hep jasamaktadir. Old-Testament-Nehemiah-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün bunlar sırasında ben Yeruşalem'de değildim; çünkü Babil Kralı Artahşasta'nın otuz ikinci yılında kralın yanına gittim; ve birkaç gün sonra kraldan izin istedim,|ama butun bunlar sirasinda ben jerusalemʔde deɡildim; t͡ʃunku babil krali artahsastaʔnin otuz ikint͡ʃi jilinda kralin janina ɡittim; ve birkat͡ʃ ɡun sonra kraldan izin istedimʔ Old-Testament-Jeremiah-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama gerçek Tanrı Yahve'dir. O diri Tanrı ve ebedi Kral'dır. Gazabından yeryüzü titrer. Uluslar O'nun öfkesine dayanamazlar.|ama ɡert͡ʃek tanri jahveʔdir. o diri tanri ve ebedi kralʔdir. ɡazabindan jerjuzu titrer. uluslar oʔnun ofkesine dajanamazlar. Old-Testament-Ezekiel-044-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O asilere, İsrael evine diyeceksin, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Ey İsrael evi, bütün iğrençlikleriniz yeter,\"|\"o asilereʔ israel evine dijet͡ʃeksinʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"ej israel eviʔ butun iɡrent͡ʃlikleriniz jeterʔ\" New-Testament-John-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Ağı teknenin sağ tarafına atın, bir miktar bulacaksınız” dedi. Bunun üzerine, ağı attılar. Ama balık bolluğundan ağı çekemiyorlardı.|onlaraʔ “aɡi teknenin saɡ tarafina atinʔ bir miktar bulat͡ʃaksiniz” dedi. bunun uzerineʔ aɡi attilar. ama balik bolluɡundan aɡi t͡ʃekemijorlardi. New-Testament-Matthew-024-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra İnsanoğlu’nun işareti gökte görünecek. O zaman yeryüzündeki bütün halklar yas tutacak. İnsanoğlu’nun göğün bulutları üzerinde güç ve büyük görkemle geldiğini görecekler.|sonra insanoɡlu’nun isareti ɡokte ɡorunet͡ʃek. o zaman jerjuzundeki butun halklar jas tutat͡ʃak. insanoɡlu’nun ɡoɡun bulutlari uzerinde ɡut͡ʃ ve bujuk ɡorkemle ɡeldiɡini ɡoret͡ʃekler. Old-Testament-Joshua-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Remet, Engannim, En Hadda ve Beyt Passes'ti.|remetʔ enɡannimʔ en hadda ve bejt passesʔti. Old-Testament-Genesis-029-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekrar hamile kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. “Artık kocam bana bağlanacak, çünkü ona üç oğul doğurdum” dedi. “Bu nedenle çocuğa Levi (Bağlılık) adı verildi.|tekrar hamile kaldi ve bir erkek t͡ʃot͡ʃuk doɡurdu. “artik kot͡ʃam bana baɡlanat͡ʃakʔ t͡ʃunku ona ut͡ʃ oɡul doɡurdum” dedi. “bu nedenle t͡ʃot͡ʃuɡa levi (baɡlilik) adi verildi. Old-Testament-Job-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Şeytan'a, \"\"Hizmetkârım İyov'u düşündün mü? Çünkü yeryüzünde onun gibisi yoktur; kusursuz ve doğru bir adam, Tanrı'dan korkar ve kötülükten kaçınır.\"\"\"|\"jahve sejtanʔaʔ \"\"hizmetkarim ijovʔu dusundun mu? t͡ʃunku jerjuzunde onun ɡibisi joktur; kusursuz ve doɡru bir adamʔ tanriʔdan korkar ve kotulukten kat͡ʃinir.\"\"\" Old-Testament-Exodus-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer biri bir öküz ya da koyun çalar ve onu öldürür ya da satarsa, bir öküz için beş öküz, bir koyun için dört koyun ödeyecektir.\"|\"\"\"eɡer biri bir okuz ja da kojun t͡ʃalar ve onu oldurur ja da satarsaʔ bir okuz it͡ʃin bes okuzʔ bir kojun it͡ʃin dort kojun odejet͡ʃektir.\" Old-Testament-Genesis-032-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları alıp ırmaktan geçirdi ve kendisine ait olan şeyi de geçirdi.|onlari alip irmaktan ɡet͡ʃirdi ve kendisine ait olan seji de ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-Genesis-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Lea, “Ne mutlu bana, çünkü kadınlar bana mutlu diyecekler” dedi. Ona Aşer (Mutlu) adını verdi.|leaʔ “ne mutlu banaʔ t͡ʃunku kadinlar bana mutlu dijet͡ʃekler” dedi. ona aser (mutlu) adini verdi. New-Testament-Luke-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gidin! İşte sizi kuzular gibi kurtların arasına gönderiyorum.|“ɡidin! iste sizi kuzular ɡibi kurtlarin arasina ɡonderijorum. Old-Testament-Psalms-106-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, güzel ülkeyi küçümsediler. Sözüne inanmadılar,|evetʔ ɡuzel ulkeji kut͡ʃumsediler. sozune inanmadilarʔ New-Testament-John-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu arada öğrenciler, “Rabbuni, ye” diye ısrar ettiler.|bu arada oɡrent͡ʃilerʔ “rabbuniʔ je” dije israr ettiler. New-Testament-Romans-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’ye hizmet eden Trifena’yla Trifosa’ya selam söyleyin. Efendi için çok emek vermiş olan sevgili Persis’e selam söyleyin.|efendi’je hizmet eden trifena’jla trifosa’ja selam sojlejin. efendi it͡ʃin t͡ʃok emek vermis olan sevɡili persis’e selam sojlejin. New-Testament-Acts-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü ruh kovmakla uğraşan bazı gezgin Yahudiler, kötü ruhlar olanların üzerinde, Efendi Yeşua’nın adını anmaya giriştiler ve şöyle dediler, “Pavlus’un duyurduğu Yeşua adıyla size buyruk veriyoruz.”|kotu ruh kovmakla uɡrasan bazi ɡezɡin jahudilerʔ kotu ruhlar olanlarin uzerindeʔ efendi jesua’nin adini anmaja ɡiristiler ve sojle dedilerʔ “pavlus’un dujurduɡu jesua adijla size bujruk verijoruz.” Old-Testament-Exodus-036-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir takım perdenin en dıştaki kenarına elli ilmek yaptı, ikinci takımdaki perdenin en dıştaki kenarına da elli ilmek yaptı.|bir takim perdenin en distaki kenarina elli ilmek japtiʔ ikint͡ʃi takimdaki perdenin en distaki kenarina da elli ilmek japti. Old-Testament-Ruth-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri dönün, kızlarım, yolunuza gidin; çünkü ben kocam olamayacak kadar yaşlıyım. Eğer, ‘Umudum var’ desem, bu gece kocam olsa, oğullar da doğursam,|ɡeri donunʔ kizlarimʔ jolunuza ɡidin; t͡ʃunku ben kot͡ʃam olamajat͡ʃak kadar jaslijim. eɡerʔ ‘umudum var’ desemʔ bu ɡet͡ʃe kot͡ʃam olsaʔ oɡullar da doɡursamʔ Old-Testament-Ezekiel-044-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Kendilerini kirletmemek için hiçbir ölünün yanına girmeyecekler; ancak baba, anne, oğul, kız, erkek kardeş ya da kocası olmayan kız kardeş için kendilerini kirletebilirler.\"|\"\"\"\"\"ʔkendilerini kirletmemek it͡ʃin hit͡ʃbir olunun janina ɡirmejet͡ʃekler; ant͡ʃak babaʔ anneʔ oɡulʔ kizʔ erkek kardes ja da kot͡ʃasi olmajan kiz kardes it͡ʃin kendilerini kirletebilirler.\" Old-Testament-Psalms-100-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şükranla kapılarına, övgüyle avlularına girin. Şükredin O’na, adını yüceltin.|sukranla kapilarinaʔ ovɡujle avlularina ɡirin. sukredin o’naʔ adini jut͡ʃeltin. Old-Testament-Numbers-007-064|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu için bir teke;|ɡunah sunusu it͡ʃin bir teke; Old-Testament-Numbers-033-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Aluş'tan yola çıkıp halkın içmesi için suyun olmadığı Refidim'de konakladılar.|alusʔtan jola t͡ʃikip halkin it͡ʃmesi it͡ʃin sujun olmadiɡi refidimʔde konakladilar. Old-Testament-Job-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi canım içimde dökülüyor. Sıkıntı günleri beni yakaladı.\"|\"\"\"simdi t͡ʃanim it͡ʃimde dokulujor. sikinti ɡunleri beni jakaladi.\" Old-Testament-Isaiah-048-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Adım uğruna öfkemi geciktireceğim, övgümden dolayı, seni kesip atmayayım diye, onu senin için geri tutacağım.|adim uɡruna ofkemi ɡet͡ʃiktiret͡ʃeɡimʔ ovɡumden dolajiʔ seni kesip atmajajim dijeʔ onu senin it͡ʃin ɡeri tutat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kâhinler, Yahve nerede?” demediler, ve yasayı ellerinde tutanlar beni tanımadılar. Yöneticiler de bana karşı suç işlediler, ve peygamberler Baal ile peygamberlik ettiler, ve yararsız şeylerin ardından gittiler.|“kahinlerʔ jahve nerede?” demedilerʔ ve jasaji ellerinde tutanlar beni tanimadilar. jonetit͡ʃiler de bana karsi sut͡ʃ isledilerʔ ve pejɡamberler baal ile pejɡamberlik ettilerʔ ve jararsiz sejlerin ardindan ɡittiler. Old-Testament-1-Chronicles-026-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevronlular'dan Yeriyah, ataları evlerinin kuşaklarına göre Hevronlular'ın başıydı. David'in krallığının kırkıncı yılında arandılar ve Gilad'ın Yatser Kenti'nde onların arasında cesur yiğitler bulundu.|hevronlularʔdan jerijahʔ atalari evlerinin kusaklarina ɡore hevronlularʔin basijdi. davidʔin kralliɡinin kirkint͡ʃi jilinda arandilar ve ɡiladʔin jatser kentiʔnde onlarin arasinda t͡ʃesur jiɡitler bulundu. Old-Testament-Judges-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Kalk, gidelim!\"\" dedi ama kimse yanıt vermedi. Sonra onu eşeğe bindirdi; ve adam kalkıp kendi yerine gitti.\"|\"onaʔ \"\"kalkʔ ɡidelim!\"\" dedi ama kimse janit vermedi. sonra onu eseɡe bindirdi; ve adam kalkip kendi jerine ɡitti.\" Old-Testament-Ezekiel-029-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'ın sürgününü geri döndüreceğim, onları Patros ülkesine, doğdukları ülkeye geri getireceğim. Orada düşük bir krallık olacaklar.|misirʔin surɡununu ɡeri donduret͡ʃeɡimʔ onlari patros ulkesineʔ doɡduklari ulkeje ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim. orada dusuk bir krallik olat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Chronicles-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikaya, “Yahve'nin varlığı hakkı için, Tanrım’ın söylediğini söyleyeceğim” dedi.|mikajaʔ “jahveʔnin varliɡi hakki it͡ʃinʔ tanrim’in sojlediɡini sojlejet͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Job-039-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Vadide yeri eşeler ve gücüyle sevinir. Silahlı adamları karşılamaya çıkar.|vadide jeri eseler ve ɡut͡ʃujle sevinir. silahli adamlari karsilamaja t͡ʃikar. Old-Testament-1-Kings-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarovam'ın işlerinin geri kalanı, nasıl savaştığı ve nasıl hüküm sürdüğü, işte, İsrael krallarının Tarihler kitabında yazılıdır.|jarovamʔin islerinin ɡeri kalaniʔ nasil savastiɡi ve nasil hukum surduɡuʔ isteʔ israel krallarinin tarihler kitabinda jazilidir. Old-Testament-Lamentations-003-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O, kederlendirse de, sevgi dolu iyiliklerinin çokluğuna göre yine merhamet eder.|t͡ʃunku oʔ kederlendirse deʔ sevɡi dolu ijiliklerinin t͡ʃokluɡuna ɡore jine merhamet eder. Old-Testament-2-Chronicles-020-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yehoşafat Yahuda üzerinde hüküm sürdü. Hüküm sürmeye başladığında otuz beş yaşındaydı. Yeruşalem'de yirmi beş yıl hüküm sürdü. Annesinin adı Şilhi'nin kızı Azuva'ydı.|bojlet͡ʃe jehosafat jahuda uzerinde hukum surdu. hukum surmeje basladiɡinda otuz bes jasindajdi. jerusalemʔde jirmi bes jil hukum surdu. annesinin adi silhiʔnin kizi azuvaʔjdi. Old-Testament-Psalms-136-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yaratığa yiyecek verene, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|her jaratiɡa jijet͡ʃek vereneʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Ezra-002-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Harim'in çocukları, bin on yedi.|harimʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ bin on jedi. Old-Testament-Micah-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, ey sürünün kulesi, Siyon kızının doruğu, sana gelecek. Evet, eski hâkimiyet, Yeruşalem kızının krallığı gelecek.|senʔ ej surunun kulesiʔ sijon kizinin doruɡuʔ sana ɡelet͡ʃek. evetʔ eski hakimijetʔ jerusalem kizinin kralliɡi ɡelet͡ʃek. New-Testament-Mark-010-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin aranızda böyle olmayacak. Ama kim büyük olmak isterse, hizmetkârınız olsun.|sizin aranizda bojle olmajat͡ʃak. ama kim bujuk olmak isterseʔ hizmetkariniz olsun. New-Testament-Mark-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes’in doğum gününde soylular, komutanlar ve Galile’nin ileri gelenleri için verdiği şölende uygun gün gelmişti.|hirodes’in doɡum ɡununde sojlularʔ komutanlar ve ɡalile’nin ileri ɡelenleri it͡ʃin verdiɡi solende ujɡun ɡun ɡelmisti. New-Testament-Romans-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ağızları açık bir mezardır. Dilleriyle kandırırlar.” “Engerek zehiri var dudaklarının altında.”|“aɡizlari at͡ʃik bir mezardir. dillerijle kandirirlar.” “enɡerek zehiri var dudaklarinin altinda.” Old-Testament-Ezekiel-048-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ondan hiç satmayacaklar, takas etmeyecekler ve ülkenin ilk ürünleri başkasına geçmeyecek, çünkü o Yahve'ye kutsaldır.\"\"\"|\"ondan hit͡ʃ satmajat͡ʃaklarʔ takas etmejet͡ʃekler ve ulkenin ilk urunleri baskasina ɡet͡ʃmejet͡ʃekʔ t͡ʃunku o jahveʔje kutsaldir.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-014-048|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer kâhin içeri girip evi incelerse, işte, ev sıvandıktan sonra veba evde yayılmamışsa, o zaman kâhin evi temiz ilan edecek; çünkü veba geçmiştir.\"|\"\"\"eɡer kahin it͡ʃeri ɡirip evi int͡ʃelerseʔ isteʔ ev sivandiktan sonra veba evde jajilmamissaʔ o zaman kahin evi temiz ilan edet͡ʃek; t͡ʃunku veba ɡet͡ʃmistir.\" Old-Testament-2-Samuel-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un oğlunun akıncı birliklerinin komutanları olan iki adamı vardı. Benyamin oğullarından Beerotlu Rimmon'un oğulları olup birinin adı Baana ve ötekinin adı Rekav'dı (çünkü Beerot da Benyamin'in parçası sayılır;|saulʔun oɡlunun akint͡ʃi birliklerinin komutanlari olan iki adami vardi. benjamin oɡullarindan beerotlu rimmonʔun oɡullari olup birinin adi baana ve otekinin adi rekavʔdi (t͡ʃunku beerot da benjaminʔin part͡ʃasi sajilir; Old-Testament-Exodus-037-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıkları akasya ağacından yaptı ve altınla kapladı.|siriklari akasja aɡat͡ʃindan japti ve altinla kapladi. New-Testament-1-Corinthians-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratılmıştır.|t͡ʃunku erkek kadin it͡ʃin deɡilʔ kadin erkek it͡ʃin jaratilmistir. Old-Testament-Ezekiel-043-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerdeki dipten alt çıkıntıya kadar iki arşın, genişliği bir arşın; küçük çıkıntıdan büyük çıkıntıya kadar dört arşın, genişliği bir arşın olacak.|jerdeki dipten alt t͡ʃikintija kadar iki arsinʔ ɡenisliɡi bir arsin; kut͡ʃuk t͡ʃikintidan bujuk t͡ʃikintija kadar dort arsinʔ ɡenisliɡi bir arsin olat͡ʃak. Old-Testament-Judges-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin söylediği gibi Hevron'u Kalev'e verdiler, o da Anak'ın üç oğlunu oradan kovdu.|moseʔnin sojlediɡi ɡibi hevronʔu kalevʔe verdilerʔ o da anakʔin ut͡ʃ oɡlunu oradan kovdu. New-Testament-Luke-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra eline ekmek aldı. Şükrettikten sonra böldü ve onlara verip, “Bu sizin için verilen benim bedenimdir. Bunu beni anmak için yapın” dedi.|sonra eline ekmek aldi. sukrettikten sonra boldu ve onlara veripʔ “bu sizin it͡ʃin verilen benim bedenimdir. bunu beni anmak it͡ʃin japin” dedi. New-Testament-1-Timothy-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu güvenilir bir sözdür: Gözetmen olmak isteyen, iyi bir iş arzulamış olur.|bu ɡuvenilir bir sozdur ɡozetmen olmak istejenʔ iji bir is arzulamis olur. New-Testament-Hebrews-010-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın isteğini yerine getirdikten sonra vaat edileni alabilmeniz için sabıra ihtiyacınız vardır.|t͡ʃunku tanri’nin isteɡini jerine ɡetirdikten sonra vaat edileni alabilmeniz it͡ʃin sabira ihtijat͡ʃiniz vardir. Old-Testament-Exodus-036-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Takımın kenarından perdelerden birinin kenarına mavi ilmekler yaptı. İkinci takımda perdenin en dıştaki kenarına da aynısını yaptı.|takimin kenarindan perdelerden birinin kenarina mavi ilmekler japti. ikint͡ʃi takimda perdenin en distaki kenarina da ajnisini japti. Old-Testament-2-Samuel-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Saul’un evinden hâlâ kalan kimse var mı ki, ona Tanrı’nın iyiliğini göstereyim?” dedi. Siva, “Yonatan’ın ayaklarından topal olan bir oğlu daha var” dedi.|kralʔ “saul’un evinden hala kalan kimse var mi kiʔ ona tanri’nin ijiliɡini ɡosterejim?” dedi. sivaʔ “jonatan’in ajaklarindan topal olan bir oɡlu daha var” dedi. Old-Testament-Nehemiah-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Malluki'den Yonatan; Şevanya'dan Yosef;|mallukiʔden jonatan; sevanjaʔdan josef; New-Testament-John-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben dünyadan olmadığım gibi onlar da dünyadan değiller.|ben dunjadan olmadiɡim ɡibi onlar da dunjadan deɡiller. Old-Testament-Genesis-031-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov öfkelendi ve Lavan'a çıkıştı. Yakov Lavan'a şu karşılığı verdi: “Benim suçum ne? Benim günahım ne ki, hararetle peşime düştün?|jakov ofkelendi ve lavanʔa t͡ʃikisti. jakov lavanʔa su karsiliɡi verdi “benim sut͡ʃum ne? benim ɡunahim ne kiʔ hararetle pesime dustun? Old-Testament-Deuteronomy-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve dediniz: \"\"İşte, Tanrımız Yahve bize yüceliğini ve büyüklüğünü gösterdi; biz de O'nun sesini ateşin içinden duyduk. Bugün Tanrı'nın insanla konuştuğunu ve onun yaşadığını gördük.\"|\"ve dediniz \"\"isteʔ tanrimiz jahve bize jut͡ʃeliɡini ve bujukluɡunu ɡosterdi; biz de oʔnun sesini atesin it͡ʃinden dujduk. buɡun tanriʔnin insanla konustuɡunu ve onun jasadiɡini ɡorduk.\" Old-Testament-Job-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerin ölümlülerin günleri gibi, yılların insan yılları gibi mi de,|ɡunlerin olumlulerin ɡunleri ɡibiʔ jillarin insan jillari ɡibi mi deʔ New-Testament-2-Peter-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendileri yozlaşmışlığın kölesiyken onlara özgürlük vaat ederler. Çünkü insan neye yenilirse onun esiri olur.|kendileri jozlasmisliɡin kolesijken onlara ozɡurluk vaat ederler. t͡ʃunku insan neje jenilirse onun esiri olur. Old-Testament-Job-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|'Hakkım varken yalancı sayıldım. İtaatsizliğim yokken yaram devasız.’|ʔhakkim varken jalant͡ʃi sajildim. itaatsizliɡim jokken jaram devasiz.’ Old-Testament-Deuteronomy-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|'Kız kardeşiyle, babasının kızıyla ya da annesinin kızıyla yatana lanet olsun.' Bütün halk, 'Amin' diyecek.|ʔkiz kardesijleʔ babasinin kizijla ja da annesinin kizijla jatana lanet olsun.ʔ butun halkʔ ʔaminʔ dijet͡ʃek. New-Testament-Colossians-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenen aranızda olmasam da, ruhça sizinleyim. Düzeninizi ve Mesih’te olan imanınızın kararlılığını görerek seviniyorum.|bedenen aranizda olmasam daʔ ruht͡ʃa sizinlejim. duzeninizi ve mesih’te olan imaninizin kararliliɡini ɡorerek sevinijorum. Old-Testament-Jeremiah-002-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ellerini başının üstüne koyarak oradan da ayrılacaksın; çünkü Yahve senin güvendiklerini reddetti, ve onlarla başarılı olmayacaksın.\"\"\"|\"ellerini basinin ustune kojarak oradan da ajrilat͡ʃaksin; t͡ʃunku jahve senin ɡuvendiklerini reddettiʔ ve onlarla basarili olmajat͡ʃaksin.\"\"\" New-Testament-Hebrews-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik kaynağı olan Tanrı, koyunların büyük Çobanı’nı, Efendimiz Yeşua’yı sonsuz antlaşma kanıyla ölümden diriltti.|esenlik kajnaɡi olan tanriʔ kojunlarin bujuk t͡ʃobani’niʔ efendimiz jesua’ji sonsuz antlasma kanijla olumden diriltti. New-Testament-Romans-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer gönderilmezlerse, nasıl duyuracaklar? Yazılmış olduğu gibi: “Esenlik Müjdesi'ni duyuranların, iyi şeylerin müjdesini getirenlerin ayakları ne güzeldir!”|eɡer ɡonderilmezlerseʔ nasil dujurat͡ʃaklar? jazilmis olduɡu ɡibi “esenlik muʒdesiʔni dujuranlarinʔ iji sejlerin muʒdesini ɡetirenlerin ajaklari ne ɡuzeldir!” Old-Testament-2-Kings-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden oraya atlar, arabalar ve büyük bir ordu gönderdi. Geceleyin gelip kenti kuşattılar.|bu juzden oraja atlarʔ arabalar ve bujuk bir ordu ɡonderdi. ɡet͡ʃelejin ɡelip kenti kusattilar. Old-Testament-1-Kings-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı adamının peşinden gitti ve onu bir meşe ağacının altında otururken buldu. Ona, \"\"Yahuda'dan gelen Tanrı adamı sen misin?\"\" dedi. Adam, “Benim” dedi.\"|\"tanri adaminin pesinden ɡitti ve onu bir mese aɡat͡ʃinin altinda otururken buldu. onaʔ \"\"jahudaʔdan ɡelen tanri adami sen misin?\"\" dedi. adamʔ “benim” dedi.\" Old-Testament-Judges-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra İsrael'e Zevulunlu Elon hükmetti; ve on yıl İsrael'e hükmetti.|ondan sonra israelʔe zevulunlu elon hukmetti; ve on jil israelʔe hukmetti. New-Testament-Luke-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama daha güçlü biri ona saldırıp onu yendiğinde, güvendiği bütün silahlarını ondan alır ve yağmaladıklarını bölüştürür.”|ama daha ɡut͡ʃlu biri ona saldirip onu jendiɡindeʔ ɡuvendiɡi butun silahlarini ondan alir ve jaɡmaladiklarini bolusturur.” New-Testament-1-John-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|ve yaşam açığa çıktı, gördük ve tanıklık ediyoruz, Baba’yla birlikte olup bize görünmüş olan yaşamı, sonsuz yaşamı size bildiriyoruz.|ve jasam at͡ʃiɡa t͡ʃiktiʔ ɡorduk ve taniklik edijoruzʔ baba’jla birlikte olup bize ɡorunmus olan jasamiʔ sonsuz jasami size bildirijoruz. Old-Testament-Micah-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor, \"\"O gün, topalı toplayacağım, ve sürülmüş olanı, ve ezmiş olduğumu bir araya getireceğim.\"|\"jahve sojle dijorʔ \"\"o ɡunʔ topali toplajat͡ʃaɡimʔ ve surulmus olaniʔ ve ezmis olduɡumu bir araja ɡetiret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Ezekiel-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, Mısır Kralı Firavun'a ve onun kalabalığına de: 'Büyüklüğünle kime benziyorsun?|“ej insanoɡluʔ misir krali firavunʔa ve onun kalabaliɡina de ʔbujukluɡunle kime benzijorsun? Old-Testament-Song-of-Songs-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah, keşke sen annemin memelerinden süt emmiş kardeşim gibi olsaydın! Seni dışarıda bulsam, öperdim; kimse de beni kınamazdı.|ahʔ keske sen annemin memelerinden sut emmis kardesim ɡibi olsajdin! seni disarida bulsamʔ operdim; kimse de beni kinamazdi. Old-Testament-Exodus-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, elinde bir işaret, gözlerinin arasında bir anma olacak, ta ki, Yahve'nin yasası ağzında olsun. Çünkü Yahve güçlü eliyle seni Mısır'dan çıkardı.|buʔ elinde bir isaretʔ ɡozlerinin arasinda bir anma olat͡ʃakʔ ta kiʔ jahveʔnin jasasi aɡzinda olsun. t͡ʃunku jahve ɡut͡ʃlu elijle seni misirʔdan t͡ʃikardi. New-Testament-John-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şey O’nun aracılığıyla oldu. Olmuş olanların hiçbiri O'nsuz olmadı.|her sej o’nun arat͡ʃiliɡijla oldu. olmus olanlarin hit͡ʃbiri oʔnsuz olmadi. Old-Testament-1-Chronicles-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Nadav ve Avihu babalarından önce öldüler ve çocukları yoktu; bu yüzden Eleazar ve İtamar kâhin olarak hizmet ettiler.|ama nadav ve avihu babalarindan ont͡ʃe olduler ve t͡ʃot͡ʃuklari joktu; bu juzden eleazar ve itamar kahin olarak hizmet ettiler. Old-Testament-Joshua-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve batıya doğru Yafletliler sınırına, aşağı Beyt Horon sınırına ve Gezer'e kadar iniyordu; ve denizde sona eriyordu.|ve batija doɡru jafletliler sinirinaʔ asaɡi bejt horon sinirina ve ɡezerʔe kadar inijordu; ve denizde sona erijordu. Old-Testament-Daniel-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bekleyip bin üç yüz otuz beş güne gelene ne mutlu.\"\"\"|\"beklejip bin ut͡ʃ juz otuz bes ɡune ɡelene ne mutlu.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|böylece atalarınıza, bugün olduğu gibi, süt ve bal akan diyarı vereceğime dair ant içtiğim sözü yerine getiririm.’” O zaman ben yanıt verip, “Amin, Yahve!” dedim.|bojlet͡ʃe atalarinizaʔ buɡun olduɡu ɡibiʔ sut ve bal akan dijari veret͡ʃeɡime dair ant it͡ʃtiɡim sozu jerine ɡetiririm.’” o zaman ben janit veripʔ “aminʔ jahve!” dedim. New-Testament-Luke-004-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kadının başucunda durup ateşi azarladı, ateş de kadını terk etti. Kadın hemen ayağa kalkıp onlara hizmet etti.|jesua kadinin basut͡ʃunda durup atesi azarladiʔ ates de kadini terk etti. kadin hemen ajaɡa kalkip onlara hizmet etti. New-Testament-Matthew-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinler ve ihtiyarlar O’nu suçlayınca hiç yanıt vermedi.|baskahinler ve ihtijarlar o’nu sut͡ʃlajint͡ʃa hit͡ʃ janit vermedi. New-Testament-John-012-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşaya, Yeşua’nın yüceliğini görmüş ve O’nun hakkında bu şeyleri söylemiştir.|jesajaʔ jesua’nin jut͡ʃeliɡini ɡormus ve o’nun hakkinda bu sejleri sojlemistir. Old-Testament-Isaiah-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeleri gümüş ve altınla dolu, hazinelerinin sonu yoktur. Onların diyarı da atlarla dolu, savaş arabalarının da sonu yoktur.|ulkeleri ɡumus ve altinla doluʔ hazinelerinin sonu joktur. onlarin dijari da atlarla doluʔ savas arabalarinin da sonu joktur. Old-Testament-Jeremiah-052-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona güzel sözler söyledi ve tahtını Babil'de kendisiyle birlikte olan kralların tahtının üstüne koydu.|ona ɡuzel sozler sojledi ve tahtini babilʔde kendisijle birlikte olan krallarin tahtinin ustune kojdu. Old-Testament-Psalms-107-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şükran kurbanları sunsunlar, işlerini ezgilerle ilan etsinler.|sukran kurbanlari sunsunlarʔ islerini ezɡilerle ilan etsinler. Old-Testament-Genesis-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham sabah erkenden kalkıp Yahve’nin önünde durmuş olduğu yere gitti.|avraham sabah erkenden kalkip jahve’nin onunde durmus olduɡu jere ɡitti. Old-Testament-Nehemiah-009-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlara rağmen, sağlam bir antlaşma yapıyoruz ve yazıyoruz; beylerimiz, Levililerimiz ve kâhinlerimiz de onu mühürlüyorlar.”|butun bunlara raɡmenʔ saɡlam bir antlasma japijoruz ve jazijoruz; bejlerimizʔ levililerimiz ve kahinlerimiz de onu muhurlujorlar.” Old-Testament-Genesis-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün dünyanın dili ve sözü birdi.|butun dunjanin dili ve sozu birdi. Old-Testament-Judges-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şimdi lütfen, şarap ve ağır içki içmekten sakın ve kirli bir şey de yeme;|bu nedenle simdi lutfenʔ sarap ve aɡir it͡ʃki it͡ʃmekten sakin ve kirli bir sej de jeme; Old-Testament-Psalms-104-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, işlerin ne çoktur! Hepsini bilgeliğinle yaptın. Yeryüzü zenginliklerinle dolu.|ej jahveʔ islerin ne t͡ʃoktur! hepsini bilɡeliɡinle japtin. jerjuzu zenɡinliklerinle dolu. Old-Testament-Leviticus-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bu sürüngenler arasında size kirli olanlar bunlardır. Ölüsüne dokunan her kişi akşama kadar kirli olacaktır.|butun bu surunɡenler arasinda size kirli olanlar bunlardir. olusune dokunan her kisi aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. New-Testament-Mark-001-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyleyince, cüzam hemen ondan ayrıldı ve temiz oldu.|bunu sojlejint͡ʃeʔ t͡ʃuzam hemen ondan ajrildi ve temiz oldu. Old-Testament-1-Chronicles-004-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Elioenay, Yaakovah, Yeşohayya, Asaya, Adiel, Yesimiel, Benaya,|elioenajʔ jaakovahʔ jesohajjaʔ asajaʔ adielʔ jesimielʔ benajaʔ Old-Testament-2-Samuel-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|'Ordular Yahvesi İsrael üzerinde Tanrı'dır' diye adın sonsuza dek büyütülsün; 've hizmetkârın David'in evi senin önünde sürsün.'|ʔordular jahvesi israel uzerinde tanriʔdirʔ dije adin sonsuza dek bujutulsun; ʔve hizmetkarin davidʔin evi senin onunde sursun.ʔ Old-Testament-Numbers-031-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaşçıların yağmaladığı ganimetin dışında, yağmalananlar arasında altı yüz yetmiş beş bin koyun,|savast͡ʃilarin jaɡmaladiɡi ɡanimetin disindaʔ jaɡmalananlar arasinda alti juz jetmis bes bin kojunʔ New-Testament-Luke-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın vaftiz etme yetkisi gökten mi, yoksa insanlardan mıydı?”|juhanna’nin vaftiz etme jetkisi ɡokten miʔ joksa insanlardan mijdi?” Old-Testament-Deuteronomy-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak Yahve'nin oymaklarının birinde seçeceği yerde yakmalık sunularını orada sunacaksın ve sana buyurmakta olduğum her şeyi orada yapacaksın.|ant͡ʃak jahveʔnin ojmaklarinin birinde set͡ʃet͡ʃeɡi jerde jakmalik sunularini orada sunat͡ʃaksin ve sana bujurmakta olduɡum her seji orada japat͡ʃaksin. New-Testament-Acts-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçiler aracılığıyla halk arasında birçok belirti ve harikalar yapılıyordu. Hepsi birlikte Solomon’un Eyvanı’nda bulunuyordu.|elt͡ʃiler arat͡ʃiliɡijla halk arasinda birt͡ʃok belirti ve harikalar japilijordu. hepsi birlikte solomon’un ejvani’nda bulunujordu. New-Testament-Mark-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Yüreğinizin katılığından dolayı size bu buyruğu yazdı” dedi.|jesua onlaraʔ “jureɡinizin katiliɡindan dolaji size bu bujruɡu jazdi” dedi. Old-Testament-Isaiah-058-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ışığın sabah gibi parlayacak, şifan hemen görünecek; doğruluğun önünden gidecek, Yahve'nin görkemi ardında koruman olacak.|o zaman isiɡin sabah ɡibi parlajat͡ʃakʔ sifan hemen ɡorunet͡ʃek; doɡruluɡun onunden ɡidet͡ʃekʔ jahveʔnin ɡorkemi ardinda koruman olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-030-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'yi bütün yüreğinle, bütün canınla sevmek için, yaşayasın diye, Tanrın Yahve senin yüreğini ve soyunun yüreğini sünnet edecek.|tanrin jahveʔji butun jureɡinleʔ butun t͡ʃaninla sevmek it͡ʃinʔ jasajasin dijeʔ tanrin jahve senin jureɡini ve sojunun jureɡini sunnet edet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün yiğitler kalkıp Saul'un ve oğullarının cesetlerini aldılar ve Yaveş'e getirdiler, kemiklerini Yaveş'teki meşe ağacının altına gömdüler ve yedi gün oruç tuttular.|butun jiɡitler kalkip saulʔun ve oɡullarinin t͡ʃesetlerini aldilar ve javesʔe ɡetirdilerʔ kemiklerini javesʔteki mese aɡat͡ʃinin altina ɡomduler ve jedi ɡun orut͡ʃ tuttular. New-Testament-John-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıcılar ve Ferisiler zinada tutulmuş bir kadını getirdiler.|jazit͡ʃilar ve ferisiler zinada tutulmus bir kadini ɡetirdiler. Old-Testament-Numbers-034-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi miras olarak bölmek üzere her oymaktan bir bey alacaksın.|ulkeji miras olarak bolmek uzere her ojmaktan bir bej alat͡ʃaksin. Old-Testament-Nehemiah-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Amarya, Malluk, Hattuş,|amarjaʔ mallukʔ hattusʔ Old-Testament-2-Samuel-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|David çocuk için Tanrı’ya yalvardı. David oruç tuttu, içeri girip bütün gece yerde yattı.|david t͡ʃot͡ʃuk it͡ʃin tanri’ja jalvardi. david orut͡ʃ tuttuʔ it͡ʃeri ɡirip butun ɡet͡ʃe jerde jatti. Old-Testament-Exodus-034-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Altı gün çalışacaksın, ama yedinci gün dinleneceksin: Tarla sürme ve hasat zamanında dinleneceksin.\"\"\"|\"\"\"alti ɡun t͡ʃalisat͡ʃaksinʔ ama jedint͡ʃi ɡun dinlenet͡ʃeksin tarla surme ve hasat zamaninda dinlenet͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-Luke-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, bunun gibi gökte, tövbe eden tek bir günahkâr için, tövbe ihtiyacı olmayan doksan dokuz doğru kişi için duyulandan daha çok sevinç duyulur.|size sunu sojlejejimʔ bunun ɡibi ɡokteʔ tovbe eden tek bir ɡunahkar it͡ʃinʔ tovbe ihtijat͡ʃi olmajan doksan dokuz doɡru kisi it͡ʃin dujulandan daha t͡ʃok sevint͡ʃ dujulur. Old-Testament-Joel-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkı toplayın. Toplantıyı kutsayın. İhtiyarları toplayın. Çocukları ve emzikte olanları toplayın. Güvey odasından, gelin de gerdeğinden çıksın.|halki toplajin. toplantiji kutsajin. ihtijarlari toplajin. t͡ʃot͡ʃuklari ve emzikte olanlari toplajin. ɡuvej odasindanʔ ɡelin de ɡerdeɡinden t͡ʃiksin. Old-Testament-Leviticus-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına de ki: 'Bir kadın gebe kalıp erkek çocuk doğurursa, yedi gün kirli olacaktır; âdet günlerinde olduğu gibi kirli olacaktır.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de ki ʔbir kadin ɡebe kalip erkek t͡ʃot͡ʃuk doɡurursaʔ jedi ɡun kirli olat͡ʃaktir; adet ɡunlerinde olduɡu ɡibi kirli olat͡ʃaktir.\" New-Testament-Luke-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes kötülüklerine bir yenisini ekleyerek Yuhanna’yı zindana attırdı.|hirodes kotuluklerine bir jenisini eklejerek juhanna’ji zindana attirdi. Old-Testament-2-Samuel-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|David Hevron'dan geldikten sonra Yeruşalem'den kendine başka cariyeler ve eşler aldı; ve David'e daha çok oğullar ve kızlar doğdu.|david hevronʔdan ɡeldikten sonra jerusalemʔden kendine baska t͡ʃarijeler ve esler aldi; ve davidʔe daha t͡ʃok oɡullar ve kizlar doɡdu. Old-Testament-2-Chronicles-029-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kral Ahaz'ın krallığı sırasında sadakatsizlik edip attığı bütün kapları hazırladık ve kutsadık. İşte, onlar Yahve'nin sunağının önünde.\"\"\"|\"\"\"kral ahazʔin kralliɡi sirasinda sadakatsizlik edip attiɡi butun kaplari hazirladik ve kutsadik. isteʔ onlar jahveʔnin sunaɡinin onunde.\"\"\" Old-Testament-Judges-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir süre sonra Ammonlular İsrael'e savaş açtılar.|bir sure sonra ammonlular israelʔe savas at͡ʃtilar. Old-Testament-Genesis-031-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, ‘Bak, bütün çiftleşen tekeler çizgili, noktalı ve kırçıl’ dedi. ‘Çünkü Lavan’ın sana yaptıklarının hepsini gördüm.|banaʔ ‘bakʔ butun t͡ʃiftlesen tekeler t͡ʃizɡiliʔ noktali ve kirt͡ʃil’ dedi. ‘t͡ʃunku lavan’in sana japtiklarinin hepsini ɡordum. New-Testament-Mark-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O size üst katta döşenmiş geniş bir oda gösterecek. Orada bizim için hazır edin.”|o size ust katta dosenmis ɡenis bir oda ɡosteret͡ʃek. orada bizim it͡ʃin hazir edin.” Old-Testament-Deuteronomy-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların ülkesini aldık ve miras olarak Ruvenliler'e, Gadlılar'a ve Manaşşe oymağının yarısına verdik.|onlarin ulkesini aldik ve miras olarak ruvenlilerʔeʔ ɡadlilarʔa ve manasse ojmaɡinin jarisina verdik. Old-Testament-Job-040-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ırmak taşsa bile, o ürkmez. Yarden onun ağzına kadar taşsa bile, o emindir.|isteʔ irmak tassa bileʔ o urkmez. jarden onun aɡzina kadar tassa bileʔ o emindir. Old-Testament-2-Samuel-022-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerime savaşmayı öğretir, kollarımla tunç bir yayı gereyim diye.|ellerime savasmaji oɡretirʔ kollarimla tunt͡ʃ bir jaji ɡerejim dije. Old-Testament-Psalms-103-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gökler yeryüzünden ne kadar yüksekse, kendisinden korkanlara karşı sevgi dolu iyiliği de o kadar büyüktür.|t͡ʃunku ɡokler jerjuzunden ne kadar juksekseʔ kendisinden korkanlara karsi sevɡi dolu ijiliɡi de o kadar bujuktur. Old-Testament-Exodus-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe tüm İsrael'den yetenekli adamlar seçti ve onları halkın üzerine, binlere, yüzlere, ellilere ve onlara baş yaptı.|mose tum israelʔden jetenekli adamlar set͡ʃti ve onlari halkin uzerineʔ binlereʔ juzlereʔ ellilere ve onlara bas japti. New-Testament-Mark-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencilerin yanına geldiklerinde, onların çevresinde büyük bir kalabalığın olduğunu ve bazı yazıcıların onlarla çekiştiğini gördü.|oɡrent͡ʃilerin janina ɡeldiklerindeʔ onlarin t͡ʃevresinde bujuk bir kalabaliɡin olduɡunu ve bazi jazit͡ʃilarin onlarla t͡ʃekistiɡini ɡordu. New-Testament-Hebrews-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü evi yapan nasıl evden daha çok saygı görürse, Yeşua da Moşe’den daha büyük yüceliğe layık sayıldı.|t͡ʃunku evi japan nasil evden daha t͡ʃok sajɡi ɡorurseʔ jesua da mose’den daha bujuk jut͡ʃeliɡe lajik sajildi. Old-Testament-Genesis-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram akrabasının tutsak alındığını duyunca, evinde doğup yetişmiş üç yüz on sekiz adamını çıkarıp Dan'a kadar kovaladı.|avram akrabasinin tutsak alindiɡini dujunt͡ʃaʔ evinde doɡup jetismis ut͡ʃ juz on sekiz adamini t͡ʃikarip danʔa kadar kovaladi. Old-Testament-Isaiah-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Heşbon tarlaları, Sivma'nın asması kurudu. Ulusların efendileri, çölde dolaşan Yazer'e kadar uzanan seçkin dallarını kırdılar. Filizleri yayıldı. Denizi aşmıştı.|t͡ʃunku hesbon tarlalariʔ sivmaʔnin asmasi kurudu. uluslarin efendileriʔ t͡ʃolde dolasan jazerʔe kadar uzanan set͡ʃkin dallarini kirdilar. filizleri jajildi. denizi asmisti. Old-Testament-Proverbs-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yağmursuz bulutlar ve rüzgâr neyse, yalan armağanlarla övünen kişi de öyledir.|jaɡmursuz bulutlar ve ruzɡar nejseʔ jalan armaɡanlarla ovunen kisi de ojledir. Old-Testament-Deuteronomy-028-048|und|SPEAKER_00_Turkish|bu nedenle Yahve'nin üzerine gönderdiği düşmanlarına açlık, susuzluk, çıplaklık ve her türlü yokluk içinde hizmet edeceksin. Seni yok edinceye kadar boynuna demir boyunduruk takacak.|bu nedenle jahveʔnin uzerine ɡonderdiɡi dusmanlarina at͡ʃlikʔ susuzlukʔ t͡ʃiplaklik ve her turlu jokluk it͡ʃinde hizmet edet͡ʃeksin. seni jok edint͡ʃeje kadar bojnuna demir bojunduruk takat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-049-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov oğullarına verdiği buyrukları bitirdikten sonra ayaklarını yatağın içine çekti, son nefesini vererek halkına kavuştu.|jakov oɡullarina verdiɡi bujruklari bitirdikten sonra ajaklarini jataɡin it͡ʃine t͡ʃektiʔ son nefesini vererek halkina kavustu. Old-Testament-Psalms-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin yasası kusursuzdur, canı tazeler. Yahve’nin antlaşması emindir, saf kişiyi bilge kılar.|jahveʔnin jasasi kusursuzdurʔ t͡ʃani tazeler. jahve’nin antlasmasi emindirʔ saf kisiji bilɡe kilar. Old-Testament-Daniel-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünün ordusuna kadar büyüdü; ordudan ve yıldızlardan bazılarını yere düşürdü ve onları çiğnedi.|ɡokjuzunun ordusuna kadar bujudu; ordudan ve jildizlardan bazilarini jere dusurdu ve onlari t͡ʃiɡnedi. New-Testament-Romans-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi, Yasa’dan ayrı olarak, Tanrı’nın doğruluğu açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık etmektedir.|ama simdiʔ jasa’dan ajri olarakʔ tanri’nin doɡruluɡu at͡ʃiklandi. jasa ve pejɡamberler buna taniklik etmektedir. Old-Testament-Numbers-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'de yirmi yaş ve üzeri, savaşa gidebilecek durumda olanların hepsini, sen ve Aron onları bölüklerine göre, birer birer sayacaksınız.|israelʔde jirmi jas ve uzeriʔ savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlarin hepsiniʔ sen ve aron onlari boluklerine ɡoreʔ birer birer sajat͡ʃaksiniz. New-Testament-John-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir tekneye girip denizin karşı yakasındaki Kafernahum’a gidiyorlardı. Artık hava kararmış, Yeşua henüz yanlarına gelmemişti.|bir tekneje ɡirip denizin karsi jakasindaki kafernahum’a ɡidijorlardi. artik hava kararmisʔ jesua henuz janlarina ɡelmemisti. Old-Testament-Joshua-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve'nin sizin uğrunuza bütün bu uluslara neler yaptığını gördünüz; çünkü sizin için savaşan Tanrınız Yahve'dir.|tanriniz jahveʔnin sizin uɡrunuza butun bu uluslara neler japtiɡini ɡordunuz; t͡ʃunku sizin it͡ʃin savasan tanriniz jahveʔdir. Old-Testament-Joshua-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinizden bir kişi bin kişiyi kovalayacaktır; çünkü size söylediği gibi, sizin için savaşan Tanrınız Yahve'dir.|it͡ʃinizden bir kisi bin kisiji kovalajat͡ʃaktir; t͡ʃunku size sojlediɡi ɡibiʔ sizin it͡ʃin savasan tanriniz jahveʔdir. Old-Testament-Ezekiel-027-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kürekleri çekenlerin hepsi, denizciler ve denizin bütün kılavuzları gemilerinden inecekler. Karada duracaklar.|kurekleri t͡ʃekenlerin hepsiʔ denizt͡ʃiler ve denizin butun kilavuzlari ɡemilerinden inet͡ʃekler. karada durat͡ʃaklar. New-Testament-Luke-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahlarımızı bağışla, çünkü biz de bize borçlu olan herkesi bağışlıyoruz. Bizi ayartı içine götürme, ama bizi kötü olandan kurtar.”|ɡunahlarimizi baɡislaʔ t͡ʃunku biz de bize bort͡ʃlu olan herkesi baɡislijoruz. bizi ajarti it͡ʃine ɡoturmeʔ ama bizi kotu olandan kurtar.” New-Testament-Romans-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle düşünüyorum ki, içinde bulunduğumuz bu zamanın acıları, bize gösterilecek olan yücelikle karşılaştırılmaya değmez.|ojle dusunujorum kiʔ it͡ʃinde bulunduɡumuz bu zamanin at͡ʃilariʔ bize ɡosterilet͡ʃek olan jut͡ʃelikle karsilastirilmaja deɡmez. Old-Testament-Ruth-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Üzerindeki örtüyü getir ve tut” dedi. Kadın tuttu; ve altı ölçek arpa ölçtü ve kadına yükletti; sonra kente gitti.|“uzerindeki ortuju ɡetir ve tut” dedi. kadin tuttu; ve alti olt͡ʃek arpa olt͡ʃtu ve kadina jukletti; sonra kente ɡitti. Old-Testament-Proverbs-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Cürufu gümüşten ayır, işlenecek madde ortaya çıkar.|t͡ʃurufu ɡumusten ajirʔ islenet͡ʃek madde ortaja t͡ʃikar. Old-Testament-Isaiah-042-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde adaleti yerleştirene, adalar onun yasasını bekleyene dek bırakmayacak, cesareti kırılmayacaktır.”|jerjuzunde adaleti jerlestireneʔ adalar onun jasasini beklejene dek birakmajat͡ʃakʔ t͡ʃesareti kirilmajat͡ʃaktir.” New-Testament-2-Thessalonians-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tanrımız’ın ve Yeşua Mesih’in lütfu uyarınca Efendimiz Yeşua Mesih’in adı sizde yüceltilsin, siz de O’nda yüceltilesiniz.|bojlet͡ʃe tanrimiz’in ve jesua mesih’in lutfu ujarint͡ʃa efendimiz jesua mesih’in adi sizde jut͡ʃeltilsinʔ siz de o’nda jut͡ʃeltilesiniz. New-Testament-1-Timothy-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın yarattığı her şey iyidir. Şükranla kabul edilirse hiçbir şey reddedilmemelidir.|t͡ʃunku tanri’nin jarattiɡi her sej ijidir. sukranla kabul edilirse hit͡ʃbir sej reddedilmemelidir. Old-Testament-Psalms-068-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı kalksın! Düşmanları dağılsın! O’ndan nefret edenler önünden kaçsınlar.|tanri kalksin! dusmanlari daɡilsin! o’ndan nefret edenler onunden kat͡ʃsinlar. Old-Testament-Genesis-044-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, lütfen efendimin kölesi olan çocuğun yerine ben hizmetkârın kalayım. Çocuk kardeşleriyle birlikte çıkıp gitsin.|bu nedenleʔ lutfen efendimin kolesi olan t͡ʃot͡ʃuɡun jerine ben hizmetkarin kalajim. t͡ʃot͡ʃuk kardeslerijle birlikte t͡ʃikip ɡitsin. Old-Testament-Hosea-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten şimdi diyecekler, “Kralımız yok; çünkü Yahve'den korkmuyoruz; ve kral, o bizim için ne yapabilir?”|ɡert͡ʃekten simdi dijet͡ʃeklerʔ “kralimiz jok; t͡ʃunku jahveʔden korkmujoruz; ve kralʔ o bizim it͡ʃin ne japabilir?” Old-Testament-Proverbs-024-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, her yanında dikenler büyümüş, üstü ısırganlarla kaplanmış, taş duvarı da yıkılmıştı.|isteʔ her janinda dikenler bujumusʔ ustu isirɡanlarla kaplanmisʔ tas duvari da jikilmisti. Old-Testament-Job-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şimdi deniz kumundan daha ağır olurdu, bu yüzden sözlerim düşüncesizce oldu.|t͡ʃunku simdi deniz kumundan daha aɡir olurduʔ bu juzden sozlerim dusunt͡ʃesizt͡ʃe oldu. New-Testament-Colossians-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeye sevinçle dayanıp sabredebilmeniz için O’nun yüceliğinin gücüne göre, tam kudretle güçlenmenizi diliyoruz.|her seje sevint͡ʃle dajanip sabredebilmeniz it͡ʃin o’nun jut͡ʃeliɡinin ɡut͡ʃune ɡoreʔ tam kudretle ɡut͡ʃlenmenizi dilijoruz. Old-Testament-Numbers-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Zevulun oymağı: Zevulun'un çocuklarının beyi Helon oğlu Eliav olacak.|“zevulun ojmaɡi zevulunʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin beji helon oɡlu eliav olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-146-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezilenlere adalet sağlayan, açlara yemek veren. Yahve tutsakları özgür kılar.|ezilenlere adalet saɡlajanʔ at͡ʃlara jemek veren. jahve tutsaklari ozɡur kilar. Old-Testament-Amos-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Sur’un üç, hatta dört suçundan ötürü cezasını geri çevirmeyeceğim; çünkü bütün topluluğu Edom’a teslim ettiler, ve kardeşlik antlaşmasını hatırlamadılar.|jahve sojle dijor “sur’un ut͡ʃʔ hatta dort sut͡ʃundan oturu t͡ʃezasini ɡeri t͡ʃevirmejet͡ʃeɡim; t͡ʃunku butun topluluɡu edom’a teslim ettilerʔ ve kardeslik antlasmasini hatirlamadilar. New-Testament-Hebrews-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kurulmuş bir çadır vardı. Kutsal Yer denen birinci bölümde kandillik, masa ve sergi ekmeği vardı.|t͡ʃunku kurulmus bir t͡ʃadir vardi. kutsal jer denen birint͡ʃi bolumde kandillikʔ masa ve serɡi ekmeɡi vardi. Old-Testament-Jeremiah-051-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kızıştıklarında, şölenlerini ben yapacağım, sevinsinler, ve ebedi uykuya dalsınlar da uyanmasınlar diye, onları sarhoş edeceğim.\"\" diyor Yahve.\"|\"kizistiklarindaʔ solenlerini ben japat͡ʃaɡimʔ sevinsinlerʔ ve ebedi ujkuja dalsinlar da ujanmasinlar dijeʔ onlari sarhos edet͡ʃeɡim.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-1-Samuel-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahimelek oğlu Aviyatar, David'in yanına, Keila'ya kaçtığında, elinde bir efodla aşağı indi.|ahimelek oɡlu avijatarʔ davidʔin janinaʔ keilaʔja kat͡ʃtiɡindaʔ elinde bir efodla asaɡi indi. New-Testament-Romans-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yani, ben sizinle birlikteyken karşılıklı birbirimizin imanıyla cesaret buluruz demek istiyorum.|janiʔ ben sizinle birliktejken karsilikli birbirimizin imanijla t͡ʃesaret buluruz demek istijorum. Old-Testament-Judges-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda çıktı ve Yahve Kenanlılar'ı ve Perizziler'i onların eline teslim etti. Bezek'te on bin kişiyi vurdular.|jahuda t͡ʃikti ve jahve kenanlilarʔi ve perizzilerʔi onlarin eline teslim etti. bezekʔte on bin kisiji vurdular. Old-Testament-1-Chronicles-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevron'da kendisine altı çocuk doğdu; ve orada yedi yıl altı ay hüküm sürdü. Yeruşalem'de otuz üç yıl hüküm sürdü.|hevronʔda kendisine alti t͡ʃot͡ʃuk doɡdu; ve orada jedi jil alti aj hukum surdu. jerusalemʔde otuz ut͡ʃ jil hukum surdu. New-Testament-Luke-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim daha büyük, sofrada oturan mı, hizmet eden mi? Sofrada oturan değil mi? Ama ben sizin aranızda hizmet eden biri gibiyim.|kim daha bujukʔ sofrada oturan miʔ hizmet eden mi? sofrada oturan deɡil mi? ama ben sizin aranizda hizmet eden biri ɡibijim. Old-Testament-Ezekiel-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman baktım ve gördüm, Keruvlar'ın başının üstündeki boşlukta, safir taşı gibi, bir taht benzeyişinin görünüşü gibi onların üstünde bir şey belirdi.|o zaman baktim ve ɡordumʔ keruvlarʔin basinin ustundeki bosluktaʔ safir tasi ɡibiʔ bir taht benzejisinin ɡorunusu ɡibi onlarin ustunde bir sej belirdi. New-Testament-2-Corinthians-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle birine çoğunluk tarafından verilen bu ceza yeterlidir.|bojle birine t͡ʃoɡunluk tarafindan verilen bu t͡ʃeza jeterlidir. Old-Testament-Exodus-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ebelere iyi davrandı ve halk çoğalıp fazlasıyla güçlendi.|tanri ebelere iji davrandi ve halk t͡ʃoɡalip fazlasijla ɡut͡ʃlendi. Old-Testament-1-Kings-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı adamının Yahve'nin sözüyle verdiği belirtiye göre sunak da yarıldı ve külleri sunaktan döküldü.|tanri adaminin jahveʔnin sozujle verdiɡi belirtije ɡore sunak da jarildi ve kulleri sunaktan dokuldu. Old-Testament-Psalms-048-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'un çevresinde gezin, etrafını dolanın. Kulelerini sayın.|sijonʔun t͡ʃevresinde ɡezinʔ etrafini dolanin. kulelerini sajin. New-Testament-1-Timothy-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeyleri buyur ve öğret.|bu sejleri bujur ve oɡret. Old-Testament-Exodus-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir demet mercanköşkotu alıp leğendeki kana batıracaksınız, leğendeki kanla üst söveye ve iki kapı eşiğine çalacaksınız. Hiçbiriniz sabaha kadar evinin kapısından çıkmasın.|bir demet mert͡ʃankoskotu alip leɡendeki kana batirat͡ʃaksinizʔ leɡendeki kanla ust soveje ve iki kapi esiɡine t͡ʃalat͡ʃaksiniz. hit͡ʃbiriniz sabaha kadar evinin kapisindan t͡ʃikmasin. New-Testament-Luke-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama O, onlara şu karşılığı verdi: “Annem ve kardeşlerim, Tanrı’nın sözünü işitip onu uygulayanlardır.”|ama oʔ onlara su karsiliɡi verdi “annem ve kardeslerimʔ tanri’nin sozunu isitip onu ujɡulajanlardir.” Old-Testament-Zechariah-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“O gün David’in evine ve Yeruşalem sakinlerine günah ve kirlilik için bir pınar açılacak.|“o ɡun david’in evine ve jerusalem sakinlerine ɡunah ve kirlilik it͡ʃin bir pinar at͡ʃilat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-033-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav onu karşılamak için koştu. Onu kucakladı, boynuna sarılıp, onu öptü. Birlikte ağladılar.|esav onu karsilamak it͡ʃin kostu. onu kut͡ʃakladiʔ bojnuna sarilipʔ onu optu. birlikte aɡladilar. Old-Testament-Ezekiel-035-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, yüzünü Seir Dağı'na çevir ve ona karşı peygamberlik et.|“ej insanoɡluʔ juzunu seir daɡiʔna t͡ʃevir ve ona karsi pejɡamberlik et. Old-Testament-Proverbs-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru dudaklar kralların sevincidir, doğru konuşan insana değer verirler.|doɡru dudaklar krallarin sevint͡ʃidirʔ doɡru konusan insana deɡer verirler. Old-Testament-1-Chronicles-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun önünde onur ve görkem vardır. Güç ve sevinç O'nun bulunduğu yerdedir.|oʔnun onunde onur ve ɡorkem vardir. ɡut͡ʃ ve sevint͡ʃ oʔnun bulunduɡu jerdedir. Old-Testament-Numbers-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıldığı günler boyunca Yahve'ye kutsaldır.|ajrildiɡi ɡunler bojunt͡ʃa jahveʔje kutsaldir. New-Testament-2-Thessalonians-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, kardeşler, Efendimiz Yeşua Mesih’in gelişi ve kendisine toplanmamız hakkında, sizden rica ediyoruz.|simdiʔ kardeslerʔ efendimiz jesua mesih’in ɡelisi ve kendisine toplanmamiz hakkindaʔ sizden rit͡ʃa edijoruz. Old-Testament-Leviticus-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkı arasında bir önder olarak kendisini lekelemek üzere kendisini kirletmeyecektir.|halki arasinda bir onder olarak kendisini lekelemek uzere kendisini kirletmejet͡ʃektir. Old-Testament-Ezekiel-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Güzelliğinden ötürü yüreğin yükseldi. Parlaklığından ötürü bilgeliğini bozdun. Seni yere attım. Seni görsünler diye kralların önüne koydum.|ɡuzelliɡinden oturu jureɡin jukseldi. parlakliɡindan oturu bilɡeliɡini bozdun. seni jere attim. seni ɡorsunler dije krallarin onune kojdum. Old-Testament-Daniel-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de sözlerinin sesini duydum. Sözlerinin sesini duyduğumda, yüzüm yere dönük derin bir uykuya daldım.|jine de sozlerinin sesini dujdum. sozlerinin sesini dujduɡumdaʔ juzum jere donuk derin bir ujkuja daldim. New-Testament-Luke-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlarla birlikte gitti. Evin yakınına vardığında, yüzbaşı bazı dostlarını yollayıp O’na şöyle dedi: “Efendim, zahmet etme; çatımın altına girmene layık değilim.|jesua onlarla birlikte ɡitti. evin jakinina vardiɡindaʔ juzbasi bazi dostlarini jollajip o’na sojle dedi “efendimʔ zahmet etme; t͡ʃatimin altina ɡirmene lajik deɡilim. Old-Testament-Joshua-019-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Elteke, Gibbeton, Baalat,|eltekeʔ ɡibbetonʔ baalatʔ Old-Testament-Numbers-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi Old-Testament-Numbers-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi kendisine yakınlaştırmak, Yahve'nin konutunda hizmet etmek ve topluluğun önünde durup onlara hizmet etmek için İsrael'in Tanrısı'nın sizi İsrael topluluğundan ayırması size az mı geldi?|sizi kendisine jakinlastirmakʔ jahveʔnin konutunda hizmet etmek ve topluluɡun onunde durup onlara hizmet etmek it͡ʃin israelʔin tanrisiʔnin sizi israel topluluɡundan ajirmasi size az mi ɡeldi? Old-Testament-Leviticus-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün topluluğu Buluşma Çadırı'nın kapısında topla.”|butun topluluɡu bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda topla.” Old-Testament-Song-of-Songs-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni, sevgilim, Firavun'un arabalarındaki bir ata benzetirim.|seniʔ sevɡilimʔ firavunʔun arabalarindaki bir ata benzetirim. Old-Testament-2-Kings-023-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakim hükmetmeye başladığında yirmi beş yaşındaydı ve Yeruşalem'de on bir yıl krallık yaptı. Annesinin adı Ruma'lı Pedaya'nın kızı Zevida'ydı.|jehojakim hukmetmeje basladiɡinda jirmi bes jasindajdi ve jerusalemʔde on bir jil krallik japti. annesinin adi rumaʔli pedajaʔnin kizi zevidaʔjdi. New-Testament-Mark-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hangisi daha kolay, felçliye, ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, yatağını topla ve yürü’ demek mi?|hanɡisi daha kolajʔ felt͡ʃlijeʔ ‘ɡunahlarin baɡislandi’ demek miʔ joksa ‘kalkʔ jataɡini topla ve juru’ demek mi? Old-Testament-1-Samuel-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“O'nun sana söylediği şey nedir? Lütfen onu benden saklama. Eğer O'nun sana söylediği her şeyden birini saklarsan Tanrı sana öylesini, daha da fazlasını yapsın.”|“oʔnun sana sojlediɡi sej nedir? lutfen onu benden saklama. eɡer oʔnun sana sojlediɡi her sejden birini saklarsan tanri sana ojlesiniʔ daha da fazlasini japsin.” Old-Testament-1-Chronicles-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Git, David'e söyle, 'Yahve şöyle diyor, \"\"Sana üç şey sunuyorum. Bunlardan birini seç de sana onu yapayım.'\"\"\"\"\"|\"\"\"ɡitʔ davidʔe sojleʔ ʔjahve sojle dijorʔ \"\"sana ut͡ʃ sej sunujorum. bunlardan birini set͡ʃ de sana onu japajim.ʔ\"\"\"\"\" Old-Testament-Genesis-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Eber'in iki oğlu oldu. Birinin adı Pelek'di, çünkü onun günlerinde yeryüzü bölünmüştü. Erkek kardeşinin adı Yoktan'dı.|eberʔin iki oɡlu oldu. birinin adi pelekʔdiʔ t͡ʃunku onun ɡunlerinde jerjuzu bolunmustu. erkek kardesinin adi joktanʔdi. Old-Testament-Genesis-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Gökyüzündeki boşlukta ışıklar olsun, gündüzü geceden ayırsın, zamanları, günleri ve yılları belirleyen işaretler olsun,|tanriʔ “ɡokjuzundeki boslukta isiklar olsunʔ ɡunduzu ɡet͡ʃeden ajirsinʔ zamanlariʔ ɡunleri ve jillari belirlejen isaretler olsunʔ Old-Testament-Numbers-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Midyanlılar'ı sıkıştır ve onları vur;\"|\"\"\"midjanlilarʔi sikistir ve onlari vur;\" Old-Testament-Job-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurak mevsimde yok olurlar. Sıcak olduğunda yerlerinden tükenirler.|kurak mevsimde jok olurlar. sit͡ʃak olduɡunda jerlerinden tukenirler. Old-Testament-Daniel-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Tanrı'nın Yeruşalem'deki tapınağından çıkarılmış olan altın kapları getirdiler; kral, beyleri, karıları ve cariyeleri onlarla içtiler.|o zaman tanriʔnin jerusalemʔdeki tapinaɡindan t͡ʃikarilmis olan altin kaplari ɡetirdiler; kralʔ bejleriʔ karilari ve t͡ʃarijeleri onlarla it͡ʃtiler. New-Testament-Acts-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde Petrus (yaklaşık yüz yirmi kişi) öğrencilerin ortasında ayağa kalkıp şöyle dedi:|o ɡunlerde petrus (jaklasik juz jirmi kisi) oɡrent͡ʃilerin ortasinda ajaɡa kalkip sojle dedi New-Testament-John-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O yükselmeli, bense küçülmeliyim.|o jukselmeliʔ bense kut͡ʃulmelijim. Old-Testament-1-Chronicles-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada David, Yahve'nin kendisine Yevuslu Ornan'ın harman yerinde yanıt verdiğini görünce, orada kurban kesti.|o sirada davidʔ jahveʔnin kendisine jevuslu ornanʔin harman jerinde janit verdiɡini ɡorunt͡ʃeʔ orada kurban kesti. New-Testament-Luke-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, gebe kalıp bir oğul doğuracak ve adını ‘Yeşua’ koyacaksın.|isteʔ ɡebe kalip bir oɡul doɡurat͡ʃak ve adini ‘jesua’ kojat͡ʃaksin. New-Testament-Revelation-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünya kralları onunla fuhuş yaptılar. Yeryüzünde oturanlar onun fuhuş şarabıyla sarhoş oldular.”|dunja krallari onunla fuhus japtilar. jerjuzunde oturanlar onun fuhus sarabijla sarhos oldular.” Old-Testament-1-Samuel-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Şilo'da Yahve'nin kâhini Eli'nin oğlu Pinehas'ın oğlu, İkavod'un kardeşi Ahituv'un oğlu Ahiya da bunlardan biriydi, Efod giymişti. Halk Yonatan'ın gittiğini bilmiyordu.|siloʔda jahveʔnin kahini eliʔnin oɡlu pinehasʔin oɡluʔ ikavodʔun kardesi ahituvʔun oɡlu ahija da bunlardan birijdiʔ efod ɡijmisti. halk jonatanʔin ɡittiɡini bilmijordu. Old-Testament-Daniel-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, o sırada bazı Keldaniler yaklaşıp Yahudiler'e karşı suçlamada bulundular.|bu nedenleʔ o sirada bazi keldaniler jaklasip jahudilerʔe karsi sut͡ʃlamada bulundular. Old-Testament-2-Samuel-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Kral David içeri girdi ve Yahve'nin önünde oturup şöyle dedi: \"\"Ey Efendim Yahve, ben kimim ve benim evim nedir ki, beni buralara kadar getirdin?\"\"\"|\"bunun uzerine kral david it͡ʃeri ɡirdi ve jahveʔnin onunde oturup sojle dedi \"\"ej efendim jahveʔ ben kimim ve benim evim nedir kiʔ beni buralara kadar ɡetirdin?\"\"\" New-Testament-Luke-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Size üst katta, döşenmiş büyük bir oda gösterecek. Hazırlığı orada yapın.”|size ust kattaʔ dosenmis bujuk bir oda ɡosteret͡ʃek. hazirliɡi orada japin.” New-Testament-Acts-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Birkaç gün geçtikten sonra, Kral Agrippa ile Berniki Sezariye’ye gelip Festus’u selamladılar.|birkat͡ʃ ɡun ɡet͡ʃtikten sonraʔ kral aɡrippa ile berniki sezarije’je ɡelip festus’u selamladilar. Old-Testament-Numbers-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Yahve'ye ayrıldığı günler boyunca ölünün yanına yaklaşmayacak.|“ʔjahveʔje ajrildiɡi ɡunler bojunt͡ʃa olunun janina jaklasmajat͡ʃak. New-Testament-Acts-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok zamanını almadan, söyleyecek olduğumuz birkaç söze ve bize katlanmanı rica ediyorum.|t͡ʃok zamanini almadanʔ sojlejet͡ʃek olduɡumuz birkat͡ʃ soze ve bize katlanmani rit͡ʃa edijorum. Old-Testament-Deuteronomy-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve'nin sözü uyarınca, Yahve'nin hizmetkârı Moşe Moav diyarında öldü.|bojlet͡ʃe jahveʔnin sozu ujarint͡ʃaʔ jahveʔnin hizmetkari mose moav dijarinda oldu. Old-Testament-Psalms-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik içinde hem yatar, hem uyurum. Çünkü yalnız sen, ey Yahve, güvenlik içinde yaşatırsın beni.|esenlik it͡ʃinde hem jatarʔ hem ujurum. t͡ʃunku jalniz senʔ ej jahveʔ ɡuvenlik it͡ʃinde jasatirsin beni. New-Testament-Jude-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem’den yedinci olan Hanok, bunlar hakkında şöyle peygamberlik etmiştir: “İşte, Efendi, kutsallarından on binlerce kişiyle birlikte geldi.|adem’den jedint͡ʃi olan hanokʔ bunlar hakkinda sojle pejɡamberlik etmistir “isteʔ efendiʔ kutsallarindan on binlert͡ʃe kisijle birlikte ɡeldi. Old-Testament-1-Kings-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Midyan'dan kalkıp Paran'a geldiler. Kendileriyle birlikte Paran'dan adamlar alıp Mısır'a, Mısır Kralı Firavun'a geldiler. Firavun ona bir ev verdi, yiyecek verdi ve toprak verdi.|midjanʔdan kalkip paranʔa ɡeldiler. kendilerijle birlikte paranʔdan adamlar alip misirʔaʔ misir krali firavunʔa ɡeldiler. firavun ona bir ev verdiʔ jijet͡ʃek verdi ve toprak verdi. Old-Testament-Job-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O daha konuşurken, bir başkası daha gelip, “Keldaniler üç bölük halinde develere saldırdılar, onları alıp götürdüler, evet, hizmetçileri kılıçtan geçirdiler; ve yalnız ben, sana bildireyim diye kaçıp kurtuldum” dedi.|o daha konusurkenʔ bir baskasi daha ɡelipʔ “keldaniler ut͡ʃ boluk halinde develere saldirdilarʔ onlari alip ɡoturdulerʔ evetʔ hizmett͡ʃileri kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler; ve jalniz benʔ sana bildirejim dije kat͡ʃip kurtuldum” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O kentin ileri gelenleri, düveyi, sürülmemiş ve ekilmemiş, akan suyun olduğu bir vadiye indirecekler ve orada, vadide düvenin boynunu kıracaklar.|o kentin ileri ɡelenleriʔ duvejiʔ surulmemis ve ekilmemisʔ akan sujun olduɡu bir vadije indiret͡ʃekler ve oradaʔ vadide duvenin bojnunu kirat͡ʃaklar. Old-Testament-Amos-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|fildişi yataklar üzerinde yatanlar, ve sedirler üzerinde uzananlar, ve sürüden kuzuları, ve ahırın içinden buzağıları alıp yiyenler,|fildisi jataklar uzerinde jatanlarʔ ve sedirler uzerinde uzananlarʔ ve suruden kuzulariʔ ve ahirin it͡ʃinden buzaɡilari alip jijenlerʔ Old-Testament-Genesis-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı, kırdaki her hayvanı ve gökteki her kuşu topraktan yarattı ve onlara ne ad vereceğini görmek için Adem’e getirdi. Adem her birinin adını ne koyduysa, adı o oldu.|jahve tanriʔ kirdaki her hajvani ve ɡokteki her kusu topraktan jaratti ve onlara ne ad veret͡ʃeɡini ɡormek it͡ʃin adem’e ɡetirdi. adem her birinin adini ne kojdujsaʔ adi o oldu. Old-Testament-2-Chronicles-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve, İsrael Kralı Ahaz yüzünden Yahuda'yı alçalttı; çünkü Yahuda'da azgınlık etmiş Yahve'ye karşı büyük bir suç işlemişti.|t͡ʃunku jahveʔ israel krali ahaz juzunden jahudaʔji alt͡ʃaltti; t͡ʃunku jahudaʔda azɡinlik etmis jahveʔje karsi bujuk bir sut͡ʃ islemisti. New-Testament-Luke-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün vergi görevlileriyle günahkârlar Yeşua’yı dinlemek için O’na yaklaşıyorlardı.|butun verɡi ɡorevlilerijle ɡunahkarlar jesua’ji dinlemek it͡ʃin o’na jaklasijorlardi. Old-Testament-Numbers-029-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Yahve'nin kendisine buyurduğu her şeye göre İsrael'in çocuklarına söyledi.|mose jahveʔnin kendisine bujurduɡu her seje ɡore israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojledi. Old-Testament-Leviticus-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Babanın karısının babandan olan kızının çıplaklığını açmayacaksın, çünkü o senin kız kardeşindir.'\"\"\"|\"\"\"ʔbabanin karisinin babandan olan kizinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku o senin kiz kardesindir.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları tapınağın nasıl güzel taşlarla ve sunularla süslenmiş olduğundan söz ediyordu.|bazilari tapinaɡin nasil ɡuzel taslarla ve sunularla suslenmis olduɡundan soz edijordu. Old-Testament-Genesis-031-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün Yakov'un kaçtığı Lavan'a bildirildi.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡun jakovʔun kat͡ʃtiɡi lavanʔa bildirildi. Old-Testament-Numbers-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan ayrılıp Arnon Nehri'nin karşı yakasında, Amorlular'ın sınırından çıkan çölde konakladılar. Çünkü Arnon, Moav'la Amorlular arasındaki Moav sınırıdır.|oradan ajrilip arnon nehriʔnin karsi jakasindaʔ amorlularʔin sinirindan t͡ʃikan t͡ʃolde konakladilar. t͡ʃunku arnonʔ moavʔla amorlular arasindaki moav siniridir. Old-Testament-Genesis-047-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef babası Yakov'u getirip Firavun'un huzuruna çıkardı. Yakov Firavun'u kutsadı.|josef babasi jakovʔu ɡetirip firavunʔun huzuruna t͡ʃikardi. jakov firavunʔu kutsadi. Old-Testament-Ezekiel-044-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinlerden hiçbiri iç avluya girdiğinde şarap içmeyecek.|kahinlerden hit͡ʃbiri it͡ʃ avluja ɡirdiɡinde sarap it͡ʃmejet͡ʃek. Old-Testament-2-Samuel-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'in yine İsrael'le savaşı oldu; ve David, hizmetkârlarıyla birlikte aşağı inip Filistliler'e karşı savaştı. David bitkin düştü;|filistlilerʔin jine israelʔle savasi oldu; ve davidʔ hizmetkarlarijla birlikte asaɡi inip filistlilerʔe karsi savasti. david bitkin dustu; Old-Testament-Exodus-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Yalan suçlamadan uzak dur, suçsuzu ve doğruyu öldürme; çünkü ben kötüyü aklamam.\"\"\"|\"“jalan sut͡ʃlamadan uzak durʔ sut͡ʃsuzu ve doɡruju oldurme; t͡ʃunku ben kotuju aklamam.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Malkiram, Pedaya, Şenazar, Yekamya, Hoşama ve Nedavya.|malkiramʔ pedajaʔ senazarʔ jekamjaʔ hosama ve nedavja. Old-Testament-1-Chronicles-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk kura Yehoyariv'e, ikincisi Yedaya'ya,|ilk kura jehojarivʔeʔ ikint͡ʃisi jedajaʔjaʔ New-Testament-Mark-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle haykırıp, “Ey Yeşua, Yüce Tanrı’nın Oğlu, benim seninle ne işim var? Tanrı aracılığıyla sana yalvarırım, bana işkence etme!” dedi.|juksek sesle hajkiripʔ “ej jesuaʔ jut͡ʃe tanri’nin oɡluʔ benim seninle ne isim var? tanri arat͡ʃiliɡijla sana jalvaririmʔ bana iskent͡ʃe etme!” dedi. New-Testament-Luke-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Lazar adamın masasından düşen kırıntılarla karnını doyurmak isterdi. Köpekler de gelip onun yaralarını yalardı.|lazar adamin masasindan dusen kirintilarla karnini dojurmak isterdi. kopekler de ɡelip onun jaralarini jalardi. Old-Testament-1-Samuel-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahituv oğlu Ahimelek'in oğullarından biri olan Aviyatar adlı biri kurtuldu ve David'in ardından kaçtı.|ahituv oɡlu ahimelekʔin oɡullarindan biri olan avijatar adli biri kurtuldu ve davidʔin ardindan kat͡ʃti. Old-Testament-Ezra-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıldığı gibi, Çardak Bayramı'nı tuttular ve kurala göre her günün görevi olarak, günlük yakmalık sunuları,|jazildiɡi ɡibiʔ t͡ʃardak bajramiʔni tuttular ve kurala ɡore her ɡunun ɡorevi olarakʔ ɡunluk jakmalik sunulariʔ Old-Testament-1-Samuel-014-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un oğulları Yonatan, İşvi ve Malkişua'ydı. İki kızının adları şunlardı: İlk doğanının adı Merav, küçüğünün adı da Mikal'di.|saulʔun oɡullari jonatanʔ isvi ve malkisuaʔjdi. iki kizinin adlari sunlardi ilk doɡaninin adi meravʔ kut͡ʃuɡunun adi da mikalʔdi. Old-Testament-Genesis-040-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef, “Onun yorumu budur” diye yanıtladı. “Üç sepet üç gündür.|josefʔ “onun jorumu budur” dije janitladi. “ut͡ʃ sepet ut͡ʃ ɡundur. Old-Testament-Psalms-108-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar arasında sana şükürler sunayım, ey Yahve. Halkların arasında seni ilahilerle öveyim.|uluslar arasinda sana sukurler sunajimʔ ej jahve. halklarin arasinda seni ilahilerle ovejim. Old-Testament-Exodus-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu atalarının Tanrısı, Avraham'ın Tanrısı, İshak'ın Tanrısı ve Yakov'un Tanrısı Yahve'nin sana göründüğüne iman etmeleri içindir.\"\"\"|\"\"\"bu atalarinin tanrisiʔ avrahamʔin tanrisiʔ ishakʔin tanrisi ve jakovʔun tanrisi jahveʔnin sana ɡorunduɡune iman etmeleri it͡ʃindir.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-030-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gazabımı Mısır'ın kalesi Sin'in üzerine dökeceğim. No'nun kalabalığını kesip atacağım.|ɡazabimi misirʔin kalesi sinʔin uzerine doket͡ʃeɡim. noʔnun kalabaliɡini kesip atat͡ʃaɡim. Old-Testament-Amos-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Edom’un üç, hatta dört suçundan ötürü cezasını geri çevirmeyeceğim, çünkü kardeşini kılıçla kovaladı, ve bütün acımasını yitirdi, ve öfkesi sürekli köpürdü, ve gazabını daima korudu.|jahve sojle dijor “edom’un ut͡ʃʔ hatta dort sut͡ʃundan oturu t͡ʃezasini ɡeri t͡ʃevirmejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku kardesini kilit͡ʃla kovaladiʔ ve butun at͡ʃimasini jitirdiʔ ve ofkesi surekli kopurduʔ ve ɡazabini daima korudu. Old-Testament-2-Kings-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda halkının tümü on altı yaşında olan Azarya'yı alıp babası Amatsya'nın yerine kral yaptı.|jahuda halkinin tumu on alti jasinda olan azarjaʔji alip babasi amatsjaʔnin jerine kral japti. Old-Testament-Ezekiel-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, yüzünü Sayda'ya çevir ve ona karşı peygamberlik et.|“ej insanoɡluʔ juzunu sajdaʔja t͡ʃevir ve ona karsi pejɡamberlik et. Old-Testament-Esther-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kral ve Haman Kraliçe Ester'in ziyafetine geldiler.|bojlet͡ʃe kral ve haman kralit͡ʃe esterʔin zijafetine ɡeldiler. Old-Testament-Joshua-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, aranızda kalan bu ulusların arasına girmeyesiniz; onların ilâhlarının adını anmayasınız, onlarla ant içmeyesiniz, onlara hizmet etmeyesiniz, ve onlara eğilmeyesiniz.|ojle kiʔ aranizda kalan bu uluslarin arasina ɡirmejesiniz; onlarin ilahlarinin adini anmajasinizʔ onlarla ant it͡ʃmejesinizʔ onlara hizmet etmejesinizʔ ve onlara eɡilmejesiniz. Old-Testament-2-Chronicles-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahuda Krallığı'nı güçlendirdiler ve Solomon oğlu Rehovam'ı üç yıl güçlü kıldılar; çünkü üç yıl David ve Solomon'un yolunda yürüdüler.|bojlet͡ʃe jahuda kralliɡiʔni ɡut͡ʃlendirdiler ve solomon oɡlu rehovamʔi ut͡ʃ jil ɡut͡ʃlu kildilar; t͡ʃunku ut͡ʃ jil david ve solomonʔun jolunda juruduler. Old-Testament-Judges-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam bulabildiği bir yerde yaşamak üzere kentten, Beytlehem Yahuda'dan ayrıldı; yolculuk sırasında Efraim'in dağlık bölgesine, Mika'nın evine geldi.|adam bulabildiɡi bir jerde jasamak uzere kenttenʔ bejtlehem jahudaʔdan ajrildi; jolt͡ʃuluk sirasinda efraimʔin daɡlik bolɡesineʔ mikaʔnin evine ɡeldi. New-Testament-Matthew-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kuzu postuna bürünerek size gelen sahte peygamberlerden sakının. Onlar içte avcı kurtlardır.|“kuzu postuna burunerek size ɡelen sahte pejɡamberlerden sakinin. onlar it͡ʃte avt͡ʃi kurtlardir. New-Testament-Luke-009-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Kim bu çocuğu benim adımla kabul ederse, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur. Hepinizin arasında en küçük olan, o büyük olacaktır” dedi.|onlaraʔ “kim bu t͡ʃot͡ʃuɡu benim adimla kabul ederseʔ beni kabul etmis olur. beni kabul eden de beni ɡondereni kabul etmis olur. hepinizin arasinda en kut͡ʃuk olanʔ o bujuk olat͡ʃaktir” dedi. New-Testament-Romans-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|David de şöyle der: “Sofraları onlara tuzak, kapan, tökez ve kendilerine ceza olsun.|david de sojle der “sofralari onlara tuzakʔ kapanʔ tokez ve kendilerine t͡ʃeza olsun. Old-Testament-Numbers-004-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'nda hizmet eden Kohatlı ailelerden sayılanlar bunlardı; Yahve'nin Moşe aracılığıyla verdiği buyruk uyarınca Moşe ile Aron'un saydıkları onlardı.|bulusma t͡ʃadiriʔnda hizmet eden kohatli ailelerden sajilanlar bunlardi; jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla verdiɡi bujruk ujarint͡ʃa mose ile aronʔun sajdiklari onlardi. New-Testament-Luke-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir kalabalık Yeşua’yla birlikte yol alıyordu. Dönüp onlara şöyle dedi:|bujuk bir kalabalik jesua’jla birlikte jol alijordu. donup onlara sojle dedi Old-Testament-Ecclesiastes-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü akıllının da akılsızın da sonsuza dek anısı yoktur. Çünkü gelecek günlerde her şey çoktan unutulmuş olacaktır. Gerçekten de akıllı adam da akılsız gibi ölmelidir!|t͡ʃunku akillinin da akilsizin da sonsuza dek anisi joktur. t͡ʃunku ɡelet͡ʃek ɡunlerde her sej t͡ʃoktan unutulmus olat͡ʃaktir. ɡert͡ʃekten de akilli adam da akilsiz ɡibi olmelidir! New-Testament-2-Thessalonians-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimsenin ekmeğini bedelini ödemeden yemedik. Tam tersine, hiçbirinize yük olmamak için uğraşıp didindik, gece gündüz çalıştık.|kimsenin ekmeɡini bedelini odemeden jemedik. tam tersineʔ hit͡ʃbirinize juk olmamak it͡ʃin uɡrasip didindikʔ ɡet͡ʃe ɡunduz t͡ʃalistik. New-Testament-Mark-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın öğrencileri ve Ferisiler oruç tutuyorlardı. Onlar Yeşua’ya gelip, “Yuhanna’nın ve Ferisiler’in öğrencileri oruç tutarken neden senin öğrencilerin oruç tutmuyor?” diye sordular.|juhanna’nin oɡrent͡ʃileri ve ferisiler orut͡ʃ tutujorlardi. onlar jesua’ja ɡelipʔ “juhanna’nin ve ferisiler’in oɡrent͡ʃileri orut͡ʃ tutarken neden senin oɡrent͡ʃilerin orut͡ʃ tutmujor?” dije sordular. Old-Testament-Psalms-067-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bize merhamet etsin ve bizi kutsasın, yüzüyle üzerimize ışık saçtırsın. Selah.|tanri bize merhamet etsin ve bizi kutsasinʔ juzujle uzerimize isik sat͡ʃtirsin. selah. Old-Testament-2-Chronicles-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|On masa da yaptı ve beşini sağda, beşi solda olmak üzere onları tapınağa koydu. Altından yüz leğen yaptı.|on masa da japti ve besini saɡdaʔ besi solda olmak uzere onlari tapinaɡa kojdu. altindan juz leɡen japti. Old-Testament-Psalms-038-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama düşmanlarım güçlü ve çoktur. Benden nedensiz yere nefret edenler çoktur.|ama dusmanlarim ɡut͡ʃlu ve t͡ʃoktur. benden nedensiz jere nefret edenler t͡ʃoktur. New-Testament-Acts-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus ona, “Tanrı’nın armağanını parayla elde edebileceğini sandığın için gümüşün de seninle birlikte yok olsun!” dedi.|ama petrus onaʔ “tanri’nin armaɡanini parajla elde edebilet͡ʃeɡini sandiɡin it͡ʃin ɡumusun de seninle birlikte jok olsun!” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-035-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun beyleri halka, kâhinlere ve Levililer'e gönüllü kurbanlar verdiler. Tanrı evinin yöneticileri Hilkiya, Zekariya ve Yehiel, kâhinlere Pesah kurbanları için iki bin altı yüz davar ve üç yüz sığır verdiler.|onun bejleri halkaʔ kahinlere ve levililerʔe ɡonullu kurbanlar verdiler. tanri evinin jonetit͡ʃileri hilkijaʔ zekarija ve jehielʔ kahinlere pesah kurbanlari it͡ʃin iki bin alti juz davar ve ut͡ʃ juz siɡir verdiler. Old-Testament-Job-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Günü lanetleyenler, Levyatan'ı uyandırmaya hazır olanlar onu lanetlesin.|ɡunu lanetlejenlerʔ levjatanʔi ujandirmaja hazir olanlar onu lanetlesin. Old-Testament-1-Samuel-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onu tavaya, kaba, kazana ya da tencereye daldırırdı. Kâhin çatalın kendisi için çıkardığı her şeyi alırdı. Bunu Şilo'ya gelen bütün İsraelliler'e yaparlardı.|ve onu tavajaʔ kabaʔ kazana ja da tent͡ʃereje daldirirdi. kahin t͡ʃatalin kendisi it͡ʃin t͡ʃikardiɡi her seji alirdi. bunu siloʔja ɡelen butun israellilerʔe japarlardi. Old-Testament-Exodus-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sizin için savaşacak, siz de sakin olacaksınız.”|jahve sizin it͡ʃin savasat͡ʃakʔ siz de sakin olat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-1-Samuel-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk Samuel, Eli’nin önünde Yahve’ye hizmet ediyordu. O günlerde Yahve’nin sözü nadirdi. Pek fazla görüm de yoktu.|t͡ʃot͡ʃuk samuelʔ eli’nin onunde jahve’je hizmet edijordu. o ɡunlerde jahve’nin sozu nadirdi. pek fazla ɡorum de joktu. New-Testament-Matthew-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa Yehoşafat’ın babasıydı. Yehoşafat Yoram’ın babasıydı. Yoram Uzziya’nın babasıydı.|asa jehosafat’in babasijdi. jehosafat joram’in babasijdi. joram uzzija’nin babasijdi. Old-Testament-Lamentations-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yayını gerdi, beni ok için hedef gibi dikti.|jajini ɡerdiʔ beni ok it͡ʃin hedef ɡibi dikti. Old-Testament-Lamentations-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam soluğumuz, Yahve'nin meshedilmişi, onların çukurlarında yakalandı; hani onun için, Uluslar arasında onun gölgesinde yaşayacağız dediğimiz.|jasam soluɡumuzʔ jahveʔnin meshedilmisiʔ onlarin t͡ʃukurlarinda jakalandi; hani onun it͡ʃinʔ uluslar arasinda onun ɡolɡesinde jasajat͡ʃaɡiz dediɡimiz. New-Testament-Matthew-027-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Dokuzuncu vakite doğru Yeşua yüksek sesle, “Eli, Eli, lama Şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden bıraktın?” diye bağırdı.|dokuzunt͡ʃu vakite doɡru jesua juksek sesleʔ “eliʔ eliʔ lama sevaktani?” janiʔ “tanrimʔ tanrimʔ beni neden biraktin?” dije baɡirdi. Old-Testament-Psalms-102-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntılı günümde yüzünü benden saklama. Kulağını bana çevir. Çağırdığım gün bana hemen yanıt ver.|sikintili ɡunumde juzunu benden saklama. kulaɡini bana t͡ʃevir. t͡ʃaɡirdiɡim ɡun bana hemen janit ver. Old-Testament-Isaiah-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskiliği eski günlere dayanan, ayakları onu yolculuk için uzaklara taşıyan neşeli kentiniz bu mu?|eskiliɡi eski ɡunlere dajananʔ ajaklari onu jolt͡ʃuluk it͡ʃin uzaklara tasijan neseli kentiniz bu mu? New-Testament-John-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler, kalabalığın Yeşua hakkında bu şekilde fısıldaştıklarını duydular. Başkâhinlerle Ferisiler O’nu tutuklamak için görevliler gönderdiler.|ferisilerʔ kalabaliɡin jesua hakkinda bu sekilde fisildastiklarini dujdular. baskahinlerle ferisiler o’nu tutuklamak it͡ʃin ɡorevliler ɡonderdiler. Old-Testament-Judges-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Mısır'dan çıktıkları zaman İsrael çölden Kızıldeniz'e kadar gitti ve Kadeş'e geldi,|ama misirʔdan t͡ʃiktiklari zaman israel t͡ʃolden kizildenizʔe kadar ɡitti ve kadesʔe ɡeldiʔ Old-Testament-Psalms-086-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana dön de merhamet et! Gücünü hizmetkârına ver. Hizmetkârının oğlunu kurtar.|bana don de merhamet et! ɡut͡ʃunu hizmetkarina ver. hizmetkarinin oɡlunu kurtar. New-Testament-Matthew-026-031|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua onlara: “Bu gece hepiniz benim yüzümden tökezleyip düşeceksiniz” dedi. “Çünkü ‘Çobanı vuracağım ve sürünün koyunları dağılacak’ yazılmıştır.|o zaman jesua onlara “bu ɡet͡ʃe hepiniz benim juzumden tokezlejip duset͡ʃeksiniz” dedi. “t͡ʃunku ‘t͡ʃobani vurat͡ʃaɡim ve surunun kojunlari daɡilat͡ʃak’ jazilmistir. Old-Testament-Ezekiel-045-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve yağın belirlenmiş payı, yağın batından, kordan batın onda biri, o on battır, yani bir homer (çünkü on bat bir homerdir),|ve jaɡin belirlenmis pajiʔ jaɡin batindanʔ kordan batin onda biriʔ o on battirʔ jani bir homer (t͡ʃunku on bat bir homerdir)ʔ Old-Testament-Proverbs-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrulukla azıcık, haksız çok gelirden iyidir.|doɡrulukla azit͡ʃikʔ haksiz t͡ʃok ɡelirden ijidir. New-Testament-John-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na iman eden yargılanmaz. İman etmeyen zaten yargılanmıştır, çünkü Tanrı’nın biricik Oğlu’nun adına iman etmemiştir.|o’na iman eden jarɡilanmaz. iman etmejen zaten jarɡilanmistirʔ t͡ʃunku tanri’nin birit͡ʃik oɡlu’nun adina iman etmemistir. Old-Testament-Psalms-103-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize günahlarımıza göre davranmadı, ne de kötülüklerimizin karşılığını ödetti.|bize ɡunahlarimiza ɡore davranmadiʔ ne de kotuluklerimizin karsiliɡini odetti. New-Testament-2-Peter-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi yüceliği ve erdemiyle bizi çağıranın tanrısal gücü, kendisini tanımamız aracılığıyla yaşamamız ve tanrısallık için bize her şeyi verdi.|kendi jut͡ʃeliɡi ve erdemijle bizi t͡ʃaɡiranin tanrisal ɡut͡ʃuʔ kendisini tanimamiz arat͡ʃiliɡijla jasamamiz ve tanrisallik it͡ʃin bize her seji verdi. Old-Testament-Isaiah-051-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efendin Yahve, halkının davasını savunan Tanrın şöyle diyor: \"\"İşte, elinden sersemlik kâsesini, gazabımın kâsesini aldım. Artık bir daha onu içmeyeceksin.\"|\"efendin jahveʔ halkinin davasini savunan tanrin sojle dijor \"\"isteʔ elinden sersemlik kasesiniʔ ɡazabimin kasesini aldim. artik bir daha onu it͡ʃmejet͡ʃeksin.\" Old-Testament-Job-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman ekeyim, başkası yesin. Evet, tarlamın ürünü kökünden sökülsün.\"\"\"|\"o zaman ekejimʔ baskasi jesin. evetʔ tarlamin urunu kokunden sokulsun.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-044-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Koreş için, 'O benim çobanımdır, benim bütün arzumu yerine getirecektir' diyen, Yeruşalem için de 'O bina edilecektir', tapınak için 'Temelin atılacaktır' diyen Yahve benim.”|kores it͡ʃinʔ ʔo benim t͡ʃobanimdirʔ benim butun arzumu jerine ɡetiret͡ʃektirʔ dijenʔ jerusalem it͡ʃin de ʔo bina edilet͡ʃektirʔʔ tapinak it͡ʃin ʔtemelin atilat͡ʃaktirʔ dijen jahve benim.” Old-Testament-Ruth-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi benim yakın bir akraba olduğum doğrudur. Ancak benden daha yakın bir akraba var.|simdi benim jakin bir akraba olduɡum doɡrudur. ant͡ʃak benden daha jakin bir akraba var. New-Testament-2-Corinthians-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben böyle bir adam tanıyorum bedende mi, yoksa beden dışında mı bilmiyorum; Tanrı bilir.|ben bojle bir adam tanijorum bedende miʔ joksa beden disinda mi bilmijorum; tanri bilir. New-Testament-John-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden sonra gelen, benden üstündür. Ben O’nun çarığının bağını çözmeye layık değilim.”|benden sonra ɡelenʔ benden ustundur. ben o’nun t͡ʃariɡinin baɡini t͡ʃozmeje lajik deɡilim.” New-Testament-John-009-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, “Ey Efendimiz, O kimdir ki, kendisine iman edeyim” diye yanıtladı.|adamʔ “ej efendimizʔ o kimdir kiʔ kendisine iman edejim” dije janitladi. Old-Testament-Deuteronomy-034-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve güneyi ve Soar'a kadar palmiye ağaçları kenti olan Yeriha Kenti vadisindeki ovayı gösterdi.|ve ɡuneji ve soarʔa kadar palmije aɡat͡ʃlari kenti olan jeriha kenti vadisindeki ovaji ɡosterdi. New-Testament-John-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna O’nun hakkında tanıklık etti. Yüksek sesle şöyle dedi: “‘Benden sonra gelen benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı’ dediğim kişi işte budur.”|juhanna o’nun hakkinda taniklik etti. juksek sesle sojle dedi “‘benden sonra ɡelen benden ustundur. t͡ʃunku o benden ont͡ʃe vardi’ dediɡim kisi iste budur.” Old-Testament-Isaiah-036-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse efendimin en küçük hizmetkârlarından bir komutanının yüzünü nasıl çevirip savaş arabaları ve atlılar için Mısır'a güvenebilirsin?|ojlejse efendimin en kut͡ʃuk hizmetkarlarindan bir komutaninin juzunu nasil t͡ʃevirip savas arabalari ve atlilar it͡ʃin misirʔa ɡuvenebilirsin? Old-Testament-Isaiah-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar'ı Mısırlılar'a karşı ayağa kaldıracağım; herkes kardeşine, herkes komşusuna karşı; kent kente karşı, krallık krallığa karşı savaşacaklar.|misirlilarʔi misirlilarʔa karsi ajaɡa kaldirat͡ʃaɡim; herkes kardesineʔ herkes komsusuna karsi; kent kente karsiʔ krallik kralliɡa karsi savasat͡ʃaklar. New-Testament-1-Corinthians-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beden birdir ve birçok üyeden oluşur ve bedenin bütün üyeleri çok olmasına rağmen tek bir beden oluşturur; Mesih de öyledir.|t͡ʃunku beden birdir ve birt͡ʃok ujeden olusur ve bedenin butun ujeleri t͡ʃok olmasina raɡmen tek bir beden olusturur; mesih de ojledir. Old-Testament-Exodus-032-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Aron'a, \"\"Bu halk sana ne yaptı da onların üzerine büyük bir günah getirdin?\"\" dedi.\"|\"mose aronʔaʔ \"\"bu halk sana ne japti da onlarin uzerine bujuk bir ɡunah ɡetirdin?\"\" dedi.\" New-Testament-1-John-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun sözünü tutan kişide ise Tanrı’nın sevgisi gerçekten tamamlanmıştır. O’nda olduğumuzu bununla biliriz.|o’nun sozunu tutan kiside ise tanri’nin sevɡisi ɡert͡ʃekten tamamlanmistir. o’nda olduɡumuzu bununla biliriz. New-Testament-Hebrews-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğul, O’nun yüceliğinin ışıltısı, Tanrı özünün tam suretidir. Güçlü sözüyle her şeyi bir arada tutar. Günahlarımızdan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde Heybetli’nin sağında oturdu.|oɡulʔ o’nun jut͡ʃeliɡinin isiltisiʔ tanri ozunun tam suretidir. ɡut͡ʃlu sozujle her seji bir arada tutar. ɡunahlarimizdan arinmaji saɡladiktan sonraʔ jut͡ʃelerde hejbetli’nin saɡinda oturdu. Old-Testament-Jeremiah-050-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, “Keldaniler'in üzerine, Babil sakinlerinin üzerine, onun beylerinin üzerine, ve onun bilge adamlarının üzerine kılıç\"\" diyor.\"|\"jahveʔ “keldanilerʔin uzerineʔ babil sakinlerinin uzerineʔ onun bejlerinin uzerineʔ ve onun bilɡe adamlarinin uzerine kilit͡ʃ\"\" dijor.\" New-Testament-Acts-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşağılanmasında O'nun yargısı kaldırıldı. O’nun soyunu kim beyan edecek? Çünkü O'nun yaşamı yeryüzünden alınıyor.”|asaɡilanmasinda oʔnun jarɡisi kaldirildi. o’nun sojunu kim bejan edet͡ʃek? t͡ʃunku oʔnun jasami jerjuzunden alinijor.” New-Testament-John-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimsede, birinin dostları uğruna hayatını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur.|hit͡ʃ kimsedeʔ birinin dostlari uɡruna hajatini vermesinden daha bujuk bir sevɡi joktur. Old-Testament-Genesis-046-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun'un oğulları: Seret, Elon, Yahleel.|zevulunʔun oɡullari seretʔ elonʔ jahleel. Old-Testament-Job-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi adımlarımı sayıyorsun. Günahımı gözetmiyor musun?|ama simdi adimlarimi sajijorsun. ɡunahimi ɡozetmijor musun? Old-Testament-Psalms-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi hep önüme koydum. O benim sağımda olduğu için sarsılmam.|jahve’ji hep onume kojdum. o benim saɡimda olduɡu it͡ʃin sarsilmam. Old-Testament-Nehemiah-009-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke günahlarımız yüzünden başımıza koyduğun krallara çok ürün veriyor. Bedenlerimiz ve hayvanlarımız üzerinde de istedikleri yetkiye sahipler ve biz büyük sıkıntı içindeyiz.|ulke ɡunahlarimiz juzunden basimiza kojduɡun krallara t͡ʃok urun verijor. bedenlerimiz ve hajvanlarimiz uzerinde de istedikleri jetkije sahipler ve biz bujuk sikinti it͡ʃindejiz. Old-Testament-Ezekiel-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürekleri erisin ve tökezlemeleri çoğalsın diye, bütün kapılarına tehdit kılıcını koydum. Ah! Onu şimşek gibi yaptılar. Boğazlasın diye sivrilttiler.|jurekleri erisin ve tokezlemeleri t͡ʃoɡalsin dijeʔ butun kapilarina tehdit kilit͡ʃini kojdum. ah! onu simsek ɡibi japtilar. boɡazlasin dije sivrilttiler. New-Testament-Ephesians-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Mesih’e ilk umut bağlayan bizler, sonuna dek O’nun yüceliği için övgü nedeni olalım.|ojle kiʔ mesih’e ilk umut baɡlajan bizlerʔ sonuna dek o’nun jut͡ʃeliɡi it͡ʃin ovɡu nedeni olalim. New-Testament-Luke-002-044|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun yol arkadaşlarıyla birlikte olduğunu düşünerek bir günlük yol mesafesi gittiler. Sonra O’nu akrabalar ve tanıdıklar arasında aradılar.|o’nun jol arkadaslarijla birlikte olduɡunu dusunerek bir ɡunluk jol mesafesi ɡittiler. sonra o’nu akrabalar ve tanidiklar arasinda aradilar. New-Testament-1-Corinthians-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ruhsal olan kişi her şeyi fark eder, ama kendisi kimse tarafından yargılanamaz.|ama ruhsal olan kisi her seji fark ederʔ ama kendisi kimse tarafindan jarɡilanamaz. Old-Testament-Ezekiel-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekerleklere gelince, “dönen tekerlekler” dendiğini duydum.|tekerleklere ɡelint͡ʃeʔ “donen tekerlekler” dendiɡini dujdum. Old-Testament-Deuteronomy-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu kapılardan hiçbirinde Pesah kurbanı kesemezsin.|tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu kapilardan hit͡ʃbirinde pesah kurbani kesemezsin. Old-Testament-Ezekiel-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun parçalarını içine topla, her iyi parçayı: Budu ve döşü. İçini seçme kemiklerle doldur.|onun part͡ʃalarini it͡ʃine toplaʔ her iji part͡ʃaji budu ve dosu. it͡ʃini set͡ʃme kemiklerle doldur. Old-Testament-Proverbs-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru tanık canlar kurtarır, ama yalancı tanık aldatıcıdır.|doɡru tanik t͡ʃanlar kurtarirʔ ama jalant͡ʃi tanik aldatit͡ʃidir. New-Testament-Mark-014-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemen, Yeşua daha konuşurken, Onikiler’den biri olan Yahuda geldi. Onunla birlikte başkâhinler, yazıcılar ve ihtiyarlar tarafından gönderilmiş kılıçlı sopalı bir kalabalık vardı.|hemenʔ jesua daha konusurkenʔ onikiler’den biri olan jahuda ɡeldi. onunla birlikte baskahinlerʔ jazit͡ʃilar ve ihtijarlar tarafindan ɡonderilmis kilit͡ʃli sopali bir kalabalik vardi. New-Testament-Matthew-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle, Peygamber Daniel’in bildirdiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüzde -okuyan anlasın-|“bu nedenleʔ pejɡamber daniel’in bildirdiɡi jikit͡ʃi iɡrent͡ʃ sejin kutsal jerde dikildiɡini ɡorduɡunuzde -okujan anlasin- Old-Testament-Deuteronomy-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Tanrın Yahve Balam'ı dinlemedi, tersine Tanrın Yahve laneti sizin için berekete çevirdi, çünkü Tanrın Yahve seni sevdi.|ant͡ʃak tanrin jahve balamʔi dinlemediʔ tersine tanrin jahve laneti sizin it͡ʃin berekete t͡ʃevirdiʔ t͡ʃunku tanrin jahve seni sevdi. Old-Testament-2-Chronicles-033-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve, Aşur Kralı'nın ordu komutanlarını onların üzerine gönderdi. Onlar Manaşşe'yi zincire vurdular, onu prangalarla bağladılar ve Babil'e götürdüler.|bu juzden jahveʔ asur kraliʔnin ordu komutanlarini onlarin uzerine ɡonderdi. onlar manasseʔji zint͡ʃire vurdularʔ onu pranɡalarla baɡladilar ve babilʔe ɡoturduler. Old-Testament-1-Samuel-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi işte, senin kesin olarak kral olacağını ve İsrael Krallığı'nın senin elinde pekiştirileceğini biliyorum.|simdi isteʔ senin kesin olarak kral olat͡ʃaɡini ve israel kralliɡiʔnin senin elinde pekistirilet͡ʃeɡini bilijorum. Old-Testament-Ezekiel-047-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O yabancı hangi oymakta yaşıyorsa, mirasını orada vereceksiniz.” diyor Efendi Yahve.|o jabant͡ʃi hanɡi ojmakta jasijorsaʔ mirasini orada veret͡ʃeksiniz.” dijor efendi jahve. Old-Testament-Psalms-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilikle dolu muhteşem sevgini göster, sana sığınanları sağ elinle düşmanlarından kurtaran sensin.|ijilikle dolu muhtesem sevɡini ɡosterʔ sana siɡinanlari saɡ elinle dusmanlarindan kurtaran sensin. Old-Testament-1-Chronicles-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin meleği Gad'a, David'e çıkıp Yevuslu Ornan'ın harman yerinde Yahve'ye bir sunak kurmasını söylemesini buyurdu.|o zaman jahveʔnin meleɡi ɡadʔaʔ davidʔe t͡ʃikip jevuslu ornanʔin harman jerinde jahveʔje bir sunak kurmasini sojlemesini bujurdu. Old-Testament-Ezekiel-043-020|und|SPEAKER_00_Turkish|'Onun kanından alıp dört boynuzu üzerine, kenarın dört köşesi üzerine ve çevresindeki pervazın üzerine süreceksin. Onu temizleyeceksin ve böylece onun için kefaret edeceksin.|ʔonun kanindan alip dort bojnuzu uzerineʔ kenarin dort kosesi uzerine ve t͡ʃevresindeki pervazin uzerine suret͡ʃeksin. onu temizlejet͡ʃeksin ve bojlet͡ʃe onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃeksin. Old-Testament-Deuteronomy-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü sizin için düşmanlarınıza karşı savaşmak ve sizi kurtarmak üzere sizinle birlikte giden Tanrınız Yahve'dir.”|t͡ʃunku sizin it͡ʃin dusmanlariniza karsi savasmak ve sizi kurtarmak uzere sizinle birlikte ɡiden tanriniz jahveʔdir.” New-Testament-Acts-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Grekler’in hepsi havranın yöneticisi Sostenis’i tutup yargı kürsüsü önünde dövdüler. Gallio ise olanlara hiç aldırış etmedi.|bunun uzerine ɡrekler’in hepsi havranin jonetit͡ʃisi sostenis’i tutup jarɡi kursusu onunde dovduler. ɡallio ise olanlara hit͡ʃ aldiris etmedi. Old-Testament-1-Kings-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun ona, \"\"Peki, benim yanımda ne eksiğin var ki, işte, kendi ülkene gitmek istiyorsun?\"\" dedi. O, \"\"Hiçbir şey, yalnızca bırak gideyim\"\" diye yanıtladı.\"|\"firavun onaʔ \"\"pekiʔ benim janimda ne eksiɡin var kiʔ isteʔ kendi ulkene ɡitmek istijorsun?\"\" dedi. oʔ \"\"hit͡ʃbir sejʔ jalnizt͡ʃa birak ɡidejim\"\" dije janitladi.\" New-Testament-Acts-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’in kurduğu düzenler yüzünden başıma gelen denenmelerde tam bir alçakgönüllülükle ve çok gözyaşları içinde Efendi’ye hizmet ettim.|jahudiler’in kurduɡu duzenler juzunden basima ɡelen denenmelerde tam bir alt͡ʃakɡonullulukle ve t͡ʃok ɡozjaslari it͡ʃinde efendi’je hizmet ettim. Old-Testament-1-Samuel-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ben dışarı çıkıp senin olduğun tarlada babamın yanında duracağım ve babamla senin hakkında konuşacağım; eğer bir şey görürsem sana bildireceğim.\"\"\"|\"ben disari t͡ʃikip senin olduɡun tarlada babamin janinda durat͡ʃaɡim ve babamla senin hakkinda konusat͡ʃaɡim; eɡer bir sej ɡorursem sana bildiret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Genesis-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Paddan Aram'dan Kenan ülkesindeki Şekem Kenti'ne esenlikle vardı. Kentin önünde konakladı.|jakov paddan aramʔdan kenan ulkesindeki sekem kentiʔne esenlikle vardi. kentin onunde konakladi. Old-Testament-2-Kings-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sandıkta çok para olduğunu görünce, kralın kâtibi ve başkâhin gelip parayı torbalara koydular ve Yahve'nin evinde bulunan parayı saydılar.|sandikta t͡ʃok para olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ kralin katibi ve baskahin ɡelip paraji torbalara kojdular ve jahveʔnin evinde bulunan paraji sajdilar. Old-Testament-Isaiah-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama şimdi Yahve söyleyip dedi: \"\"Anlaşmaya bağlı bir işçinin sayacağı üç yıl içinde, Moav'ın görkemi, bütün büyük kalabalığıyla birlikte küçük düşürülecek; geriye kalan da çok küçük ve zayıf olacak.”\"|\"ama simdi jahve sojlejip dedi \"\"anlasmaja baɡli bir ist͡ʃinin sajat͡ʃaɡi ut͡ʃ jil it͡ʃindeʔ moavʔin ɡorkemiʔ butun bujuk kalabaliɡijla birlikte kut͡ʃuk dusurulet͡ʃek; ɡerije kalan da t͡ʃok kut͡ʃuk ve zajif olat͡ʃak.”\" New-Testament-Matthew-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Karşınızdaki köye gidin, hemen orada bağlı bir eşekle yanında bir sıpa bulacaksınız” dedi. “Onları çözerek bana getirin.|onlaraʔ “karsinizdaki koje ɡidinʔ hemen orada baɡli bir esekle janinda bir sipa bulat͡ʃaksiniz” dedi. “onlari t͡ʃozerek bana ɡetirin. Old-Testament-Jeremiah-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunlardan dolayı onları cezalandırmaz mıyım?” diyor Yahve. “Böyle bir ulustan canım öç almaz mı?\"\"\"|\"bunlardan dolaji onlari t͡ʃezalandirmaz mijim?” dijor jahve. “bojle bir ulustan t͡ʃanim ot͡ʃ almaz mi?\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, ey Yahve Tanrı, hizmetkârın hakkında ve evi hakkında söylediğin sözü sonsuza kadar doğrula ve söylediğin gibi yap.|simdiʔ ej jahve tanriʔ hizmetkarin hakkinda ve evi hakkinda sojlediɡin sozu sonsuza kadar doɡrula ve sojlediɡin ɡibi jap. Old-Testament-Psalms-037-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın adımları Yahve tarafından pekiştirilir. Onun yolundan hoşnuttur.|insanin adimlari jahve tarafindan pekistirilir. onun jolundan hosnuttur. Old-Testament-Psalms-147-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözünü Yakov'a, kurallarını ve hükümlerini İsrael'e gösterir.|sozunu jakovʔaʔ kurallarini ve hukumlerini israelʔe ɡosterir. New-Testament-Matthew-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Giyim konusunda neden kaygılanıyorsunuz? Kır zambaklarının, nasıl büyüdüğünü bir düşünün. Ne çalışırlar ne de iplik eğirirler.|ɡijim konusunda neden kajɡilanijorsunuz? kir zambaklarininʔ nasil bujuduɡunu bir dusunun. ne t͡ʃalisirlar ne de iplik eɡirirler. Old-Testament-Psalms-083-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur da onlara katıldı. Lut'un çocuklarına yardım ettiler. Selah.|asur da onlara katildi. lutʔun t͡ʃot͡ʃuklarina jardim ettiler. selah. Old-Testament-Exodus-035-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ışık için yağ, mesh yağı ve hoş kokulu buhur için baharatlar,|isik it͡ʃin jaɡʔ mesh jaɡi ve hos kokulu buhur it͡ʃin baharatlarʔ Old-Testament-Isaiah-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efendi şöyle dedi: \"\"Çünkü bu halk ağızlarıyla yaklaşıyor ve dudaklarıyla beni sayıyor, ama yüreklerini benden uzaklaştırdılar ve benden korkmaları öğretilmiş olan insan buyruğudur;\"|\"efendi sojle dedi \"\"t͡ʃunku bu halk aɡizlarijla jaklasijor ve dudaklarijla beni sajijorʔ ama jureklerini benden uzaklastirdilar ve benden korkmalari oɡretilmis olan insan bujruɡudur;\" Old-Testament-Exodus-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şimdi elimi uzatmış olsaydım, seni ve halkını vebayla vururdum, sen de yeryüzünden kesilip koparılırdın.|t͡ʃunku simdi elimi uzatmis olsajdimʔ seni ve halkini vebajla vururdumʔ sen de jerjuzunden kesilip koparilirdin. Old-Testament-Psalms-018-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Adımlarımın yerini genişlettin, ayaklarım kaymadı.|adimlarimin jerini ɡenislettinʔ ajaklarim kajmadi. Old-Testament-Isaiah-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarkı eşliğinde şarap içmeyecekler. Ağır içki, onu içenlere acı gelecek.|sarki esliɡinde sarap it͡ʃmejet͡ʃekler. aɡir it͡ʃkiʔ onu it͡ʃenlere at͡ʃi ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Nahum-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuş ve Mısır onun sınırsız gücüydü. Put ve Libya onun yardımcılarıydı.|kus ve misir onun sinirsiz ɡut͡ʃujdu. put ve libja onun jardimt͡ʃilarijdi. New-Testament-Luke-004-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle, “Ey Nasıralı Yeşua! Seninle ne işimiz var? Bizi yok etmek için mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrı’nın Kutsalı’sın!” diye bağırdı.|juksek sesleʔ “ej nasirali jesua! seninle ne isimiz var? bizi jok etmek it͡ʃin mi ɡeldin? senin kim olduɡunu bilijorumʔ tanri’nin kutsali’sin!” dije baɡirdi. Old-Testament-Leviticus-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ancak bu yedinci ayın onuncu günü kefaret günüdür. Bu sizin için kutsal toplantı olacaktır. Kendinize acı çektireceksiniz ve Yahve'ye ateşle yapılan bir sunu sunacaksınız.|“ant͡ʃak bu jedint͡ʃi ajin onunt͡ʃu ɡunu kefaret ɡunudur. bu sizin it͡ʃin kutsal toplanti olat͡ʃaktir. kendinize at͡ʃi t͡ʃektiret͡ʃeksiniz ve jahveʔje atesle japilan bir sunu sunat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Numbers-031-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Sığırlar otuz altı bindi; bunlardan Yahve'nin vergisi yetmiş ikiydi.|siɡirlar otuz alti bindi; bunlardan jahveʔnin verɡisi jetmis ikijdi. Old-Testament-Ezekiel-044-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Başlarını tıraş etmeyecekler, saçlarını da uzatmayacaklar. Yalnızca başlarının saçını kesecekler.\"|\"\"\"\"\"ʔbaslarini tiras etmejet͡ʃeklerʔ sat͡ʃlarini da uzatmajat͡ʃaklar. jalnizt͡ʃa baslarinin sat͡ʃini keset͡ʃekler.\" Old-Testament-Numbers-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruvenliler'in soyları bunlardır; ve onlardan sayılanlar kırk üç bin yedi yüz otuz kişiydi.|ruvenlilerʔin sojlari bunlardir; ve onlardan sajilanlar kirk ut͡ʃ bin jedi juz otuz kisijdi. Old-Testament-Deuteronomy-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır diyarında köle olduğunu ve Tanrın Yahve'nin seni kurtardığını hatırlayacaksın. Bu nedenle bugün sana bu şeyi buyuruyorum.|misir dijarinda kole olduɡunu ve tanrin jahveʔnin seni kurtardiɡini hatirlajat͡ʃaksin. bu nedenle buɡun sana bu seji bujurujorum. Old-Testament-1-Kings-012-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci ayın on beşinci günü, kendi yüreğinden uydurduğu ayda, Beytel'de yapmış olduğu sunağın yanına çıktı; İsrael'in çocukları için bir bayram atadı ve buhur yakmak üzere sunağın yanına çıktı.|sekizint͡ʃi ajin on besint͡ʃi ɡunuʔ kendi jureɡinden ujdurduɡu ajdaʔ bejtelʔde japmis olduɡu sunaɡin janina t͡ʃikti; israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin bir bajram atadi ve buhur jakmak uzere sunaɡin janina t͡ʃikti. Old-Testament-2-Chronicles-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda geriye baktığında, işte, savaş önlerinde ve arkalarındaydı; ve Yahve'ye feryat ettiler ve kâhinler boruları çaldılar.|jahuda ɡerije baktiɡindaʔ isteʔ savas onlerinde ve arkalarindajdi; ve jahveʔje ferjat ettiler ve kahinler borulari t͡ʃaldilar. Old-Testament-Isaiah-059-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece batıdan olanlar Yahve'nin adından, gün doğumundakiler de görkeminden korkacaklar; çünkü Yahve'nin soluğunun önüne kattığı, coşkun bir ırmak gibi o gelecek.|bojlet͡ʃe batidan olanlar jahveʔnin adindanʔ ɡun doɡumundakiler de ɡorkeminden korkat͡ʃaklar; t͡ʃunku jahveʔnin soluɡunun onune kattiɡiʔ t͡ʃoskun bir irmak ɡibi o ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-077-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulutlar suyunu boşalttı. Gökler gök gürültüsüyle ses verdi. Okların da etrafta ışık çaktı.|bulutlar sujunu bosaltti. ɡokler ɡok ɡurultusujle ses verdi. oklarin da etrafta isik t͡ʃakti. New-Testament-Acts-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu tahttan indirdikten sonra, David’i kralları olmak üzere yükseltti. Ona ilişkin: ‘İsteğimi yerine getirecek yüreğime göre bir adam olarak Yişay oğlu David’i buldum.’ diye tanıklık etti.|onu tahttan indirdikten sonraʔ david’i krallari olmak uzere jukseltti. ona iliskin ‘isteɡimi jerine ɡetiret͡ʃek jureɡime ɡore bir adam olarak jisaj oɡlu david’i buldum.’ dije taniklik etti. Old-Testament-Psalms-104-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara verirsin ve toplarlar. Elini açarsın, iyilikle doyarlar.|onlara verirsin ve toplarlar. elini at͡ʃarsinʔ ijilikle dojarlar. Old-Testament-Haggai-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Darius'un ikinci yılında, dokuzuncu ayın yirmi dördüncü günü, Peygamber Hagay aracılığıyla Yahve'nin şu sözü geldi:|dariusʔun ikint͡ʃi jilindaʔ dokuzunt͡ʃu ajin jirmi dordunt͡ʃu ɡunuʔ pejɡamber haɡaj arat͡ʃiliɡijla jahveʔnin su sozu ɡeldi New-Testament-Philippians-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, bütün saray muhafızları ve geri kalan herkes Mesih uğruna tutuklu olduğumu açıkça gördü.|ojle kiʔ butun saraj muhafizlari ve ɡeri kalan herkes mesih uɡruna tutuklu olduɡumu at͡ʃikt͡ʃa ɡordu. New-Testament-John-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Biz Avraham’ın soyundanız ve hiçbir zaman kimseye kölelik etmedik” diye karşılık verdiler. Nasıl olur da sen bize, ‘Özgür kılınacaksınız’ diyorsun?”|o’naʔ “biz avraham’in sojundaniz ve hit͡ʃbir zaman kimseje kolelik etmedik” dije karsilik verdiler. nasil olur da sen bizeʔ ‘ozɡur kilinat͡ʃaksiniz’ dijorsun?” Old-Testament-2-Kings-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, Kâhin Hilkiya'ya, Şafan oğlu Ahikam'a, Mikaya oğlu Akvor'a, Kâtip Şafan'a ve kralın hizmetkârı Asaya'ya şöyle buyurdu:|kralʔ kahin hilkijaʔjaʔ safan oɡlu ahikamʔaʔ mikaja oɡlu akvorʔaʔ katip safanʔa ve kralin hizmetkari asajaʔja sojle bujurdu Old-Testament-Psalms-037-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun azı, birçok kötünün bolluğundan daha iyidir.|doɡrunun aziʔ birt͡ʃok kotunun bolluɡundan daha ijidir. Old-Testament-1-Chronicles-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ezgi söyleyenler, Heman, Asaf ve Etan'a yüksek sesle çalmaları için tunç ziller verildi;|bojlet͡ʃe ezɡi sojlejenlerʔ hemanʔ asaf ve etanʔa juksek sesle t͡ʃalmalari it͡ʃin tunt͡ʃ ziller verildi; New-Testament-Luke-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin efendisine şöyle deyin: ‘Öğretmen size, öğrencilerimle birlikte Pesah yemeğini yiyebileceğim misafir odası nerede? diyor.’|evin efendisine sojle dejin ‘oɡretmen sizeʔ oɡrent͡ʃilerimle birlikte pesah jemeɡini jijebilet͡ʃeɡim misafir odasi nerede? dijor.’ Old-Testament-2-Samuel-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallarının tacını başından çıkardı; ağırlığı bir talant altındı ve onda değerli taşlar vardı; ve David'in başına konuldu. Kentten çok miktarda ganimet çıkardı.|krallarinin tat͡ʃini basindan t͡ʃikardi; aɡirliɡi bir talant altindi ve onda deɡerli taslar vardi; ve davidʔin basina konuldu. kentten t͡ʃok miktarda ɡanimet t͡ʃikardi. Old-Testament-Isaiah-034-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünün ordusunun tümü eriyecek. Gökyüzü bir tomar gibi dürülecek, asma ya da incir ağacı yaprağın solması gibi onun bütün orduları gözden kaybolacak.|ɡokjuzunun ordusunun tumu erijet͡ʃek. ɡokjuzu bir tomar ɡibi durulet͡ʃekʔ asma ja da int͡ʃir aɡat͡ʃi japraɡin solmasi ɡibi onun butun ordulari ɡozden kajbolat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-116-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halkının önünde, Yahve’ye adaklarımı yerine getireceğim.|butun halkinin onundeʔ jahve’je adaklarimi jerine ɡetiret͡ʃeɡim. New-Testament-Luke-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı gözlüyorlardı. O’nu kendi sözüyle tuzağa düşürüp valinin yetki ve yargısına teslim edebilmek için kendilerini dürüstmüş gibi gösteren bazı muhbirler gönderdiler.|jesua’ji ɡozlujorlardi. o’nu kendi sozujle tuzaɡa dusurup valinin jetki ve jarɡisina teslim edebilmek it͡ʃin kendilerini durustmus ɡibi ɡosteren bazi muhbirler ɡonderdiler. Old-Testament-Psalms-109-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye ağzımla çok şükürler sunacağım. Kalabalığın arasında O’nu öveceğim.|jahve’je aɡzimla t͡ʃok sukurler sunat͡ʃaɡim. kalabaliɡin arasinda o’nu ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Chronicles-006-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Sefanya oğlu Azarya oğlu Yoel oğlu Elkana oğlu,|sefanja oɡlu azarja oɡlu joel oɡlu elkana oɡluʔ Old-Testament-Hosea-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularından yoksun kalmış bir ayı gibi onlarla karşılaşacağım, ve yüreklerinin zarını yırtacağım. Onları orada dişi aslan gibi yiyip bitireceğim. Yabanıl hayvan onları parçalayacak.|javrularindan joksun kalmis bir aji ɡibi onlarla karsilasat͡ʃaɡimʔ ve jureklerinin zarini jirtat͡ʃaɡim. onlari orada disi aslan ɡibi jijip bitiret͡ʃeɡim. jabanil hajvan onlari part͡ʃalajat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına de ki: 'Bir kimse Yahve'nin yapılmamasını buyurduğu şeylerden birinde bilmeden günah işlerse ve bunlardan herhangi birini yaparsa,\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de ki ʔbir kimse jahveʔnin japilmamasini bujurduɡu sejlerden birinde bilmeden ɡunah islerse ve bunlardan herhanɡi birini japarsaʔ\" Old-Testament-Ezekiel-040-033|und|SPEAKER_00_Turkish|odaları, bölme duvarları ve eyvanıyla birlikte, bu ölçülere göreydi. Onda ve eyvanda çepeçevre pencereler vardı. Uzunluğu elli, genişliği yirmi beş arşındı.|odalariʔ bolme duvarlari ve ejvanijla birlikteʔ bu olt͡ʃulere ɡorejdi. onda ve ejvanda t͡ʃepet͡ʃevre pent͡ʃereler vardi. uzunluɡu elliʔ ɡenisliɡi jirmi bes arsindi. Old-Testament-Nehemiah-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua'da, Molada'da, Beyt Pelet'te,|jesuaʔdaʔ moladaʔdaʔ bejt peletʔteʔ Old-Testament-Judges-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidyon'un kendi bedeninden yetmiş oğlu oldu; çünkü çok karısı vardı.|ɡidjonʔun kendi bedeninden jetmis oɡlu oldu; t͡ʃunku t͡ʃok karisi vardi. Old-Testament-Judges-001-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali, Beyt Şemeş sakinlerini ve Beyt Anat sakinlerini kovmadı; ama memleketin sakinleri olan Kenanlılar arasında yaşıyordu. Ancak Beyt Şemeş ve Beyt Anat sakinleri angaryaya tabi tutuldular.|naftaliʔ bejt semes sakinlerini ve bejt anat sakinlerini kovmadi; ama memleketin sakinleri olan kenanlilar arasinda jasijordu. ant͡ʃak bejt semes ve bejt anat sakinleri anɡarjaja tabi tutuldular. New-Testament-1-Peter-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Doğru insanın kurtulması güçse, tanrısız ve günahkâra ne olacak?”|“doɡru insanin kurtulmasi ɡut͡ʃseʔ tanrisiz ve ɡunahkara ne olat͡ʃak?” Old-Testament-Amos-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bundan vazgeçti. “Bu olmayacak” diyor Yahve.|jahve bundan vazɡet͡ʃti. “bu olmajat͡ʃak” dijor jahve. New-Testament-Romans-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O, sünnetlilerin de babası oldu; yalnız sünnetli oldukları için değil, atamız Avraham’ın sünnetsizken taşıdığı imanın izinden gittikleri için.|oʔ sunnetlilerin de babasi oldu; jalniz sunnetli olduklari it͡ʃin deɡilʔ atamiz avraham’in sunnetsizken tasidiɡi imanin izinden ɡittikleri it͡ʃin. Old-Testament-Leviticus-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer bir adam mülkü olan tarlanın bir kısmını Yahve'ye adarsa, o zaman biçeceğin değer onun tohumuna göre olacaktır. Bir homer arpa ekiminin değeri elli şekel gümüş olacak.\"|\"\"\"ʔeɡer bir adam mulku olan tarlanin bir kismini jahveʔje adarsaʔ o zaman bit͡ʃet͡ʃeɡin deɡer onun tohumuna ɡore olat͡ʃaktir. bir homer arpa ekiminin deɡeri elli sekel ɡumus olat͡ʃak.\" New-Testament-1-Corinthians-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle size yalvarıyorum, beni örnek alın.|bu nedenle size jalvarijorumʔ beni ornek alin. New-Testament-Mark-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“İnsanoğlu kendisi hakkında yazılmış olduğu gibi gidiyor, ama İnsanoğlu’na ihanet eden o adamın vay haline! O adam hiç doğmamış olsaydı, kendisi için daha iyi olurdu.”|“insanoɡlu kendisi hakkinda jazilmis olduɡu ɡibi ɡidijorʔ ama insanoɡlu’na ihanet eden o adamin vaj haline! o adam hit͡ʃ doɡmamis olsajdiʔ kendisi it͡ʃin daha iji olurdu.” Old-Testament-Joshua-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Moşe iki oymakla yarım oymağın mirasını Yarden'in ötesinde vermişti; ama Levililer'e onların arasında hiç miras vermedi.|t͡ʃunku mose iki ojmakla jarim ojmaɡin mirasini jardenʔin otesinde vermisti; ama levililerʔe onlarin arasinda hit͡ʃ miras vermedi. Old-Testament-2-Chronicles-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinleri ve Levililer'i içeri getirip onları doğudaki geniş yere topladı.|kahinleri ve levililerʔi it͡ʃeri ɡetirip onlari doɡudaki ɡenis jere topladi. New-Testament-Matthew-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada tekne denizin ortasında dalgalarla boğuşuyordu. Çünkü rüzgâr onlara tersti.|o sirada tekne denizin ortasinda dalɡalarla boɡusujordu. t͡ʃunku ruzɡar onlara tersti. Old-Testament-2-Kings-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Manaşşe, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaparak Yahuda'ya işlettirdiği günahın üstüne, Yeruşalem'i bir uçtan öbür uca doldurana dek çok fazla suçsuz kanı döktü.|dahasi manasseʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japarak jahudaʔja islettirdiɡi ɡunahin ustuneʔ jerusalemʔi bir ut͡ʃtan obur ut͡ʃa doldurana dek t͡ʃok fazla sut͡ʃsuz kani doktu. New-Testament-2-Timothy-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz sadık kalmasak da, O sadık kalacak. Çünkü kendini inkâr edemez.”|biz sadik kalmasak daʔ o sadik kalat͡ʃak. t͡ʃunku kendini inkar edemez.” Old-Testament-Joshua-010-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Gezer Kralı Horam Lakiş'e yardıma geldi; ve Yeşu, kendisinden kimse kalmayana kadar onu ve halkını vurdu.|bunun uzerine ɡezer krali horam lakisʔe jardima ɡeldi; ve jesuʔ kendisinden kimse kalmajana kadar onu ve halkini vurdu. New-Testament-Mark-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua ona, “Önce çocuklar doysun, çünkü çocukların ekmeğini alıp köpeklere atmak uygun değildir” dedi.|ama jesua onaʔ “ont͡ʃe t͡ʃot͡ʃuklar dojsunʔ t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuklarin ekmeɡini alip kopeklere atmak ujɡun deɡildir” dedi. New-Testament-Mark-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın yaşadığını ve Mariyam’a göründüğünü duymalarına rağmen inanmadılar.|jesua’nin jasadiɡini ve marijam’a ɡorunduɡunu dujmalarina raɡmen inanmadilar. New-Testament-2-Timothy-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlardan bazıları, evlere gizlice girip günah yüklü, çeşitli arzulara kapılan saf kadınları esir aldılar.|t͡ʃunku onlardan bazilariʔ evlere ɡizlit͡ʃe ɡirip ɡunah jukluʔ t͡ʃesitli arzulara kapilan saf kadinlari esir aldilar. Old-Testament-Numbers-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle Yahve'nin Savaşları Kitabı'nda şöyle deniyor: \"\"Vahev, Arnon vadilerindeki Sufa'da,\"|\"bu nedenle jahveʔnin savaslari kitabiʔnda sojle denijor \"\"vahevʔ arnon vadilerindeki sufaʔdaʔ\" Old-Testament-Exodus-029-045|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları arasında oturacağım ve onların Tanrısı olacağım.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda oturat͡ʃaɡim ve onlarin tanrisi olat͡ʃaɡim. Old-Testament-Proverbs-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Alçakgönüllülüğün ve Yahve korkusunun sonucu, servet, onur ve yaşamdır.|alt͡ʃakɡonulluluɡun ve jahve korkusunun sonut͡ʃuʔ servetʔ onur ve jasamdir. Old-Testament-Numbers-031-047|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının yarısından, insandan olsun, hayvandan olsun, her elliden çekilmiş olsun birisini, Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi Yahve'nin konutu görevini gerçekleştiren Levililer'e verdi.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jarisindanʔ insandan olsunʔ hajvandan olsunʔ her elliden t͡ʃekilmis olsun birisiniʔ jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi jahveʔnin konutu ɡorevini ɡert͡ʃeklestiren levililerʔe verdi. Old-Testament-Malachi-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahuda ve Yeruşalem'in sunusu, eski günlerde ve eski yıllarda olduğu gibi Yahve'ye hoş gelecek.|o zaman jahuda ve jerusalemʔin sunusuʔ eski ɡunlerde ve eski jillarda olduɡu ɡibi jahveʔje hos ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-138-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yüreğimle sana şükrederim. İlahlar önünde seni ilahilerle överim.|butun jureɡimle sana sukrederim. ilahlar onunde seni ilahilerle overim. New-Testament-Revelation-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte bilgelik buradadır. Anlayışa sahip olan, canavarın sayısını hesaplasın. Çünkü bu bir insanın sayısıdır. Sayısı altı yüz altmış altıdır.|iste bilɡelik buradadir. anlajisa sahip olanʔ t͡ʃanavarin sajisini hesaplasin. t͡ʃunku bu bir insanin sajisidir. sajisi alti juz altmis altidir. Old-Testament-2-Kings-010-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehu'nun Samariya'da İsrael üzerinde krallık ettiği zaman yirmi sekiz yıldı.|jehuʔnun samarijaʔda israel uzerinde krallik ettiɡi zaman jirmi sekiz jildi. New-Testament-Acts-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ey efendim, sen kimsin?’ diye karşılık verdim. O da bana, ’Ben senin zulmettiğin Nasıralı Yeşua’yım’ dedi.’’|‘ej efendimʔ sen kimsin?’ dije karsilik verdim. o da banaʔ ’ben senin zulmettiɡin nasirali jesua’jim’ dedi.’’ Old-Testament-2-Samuel-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tavayı alıp önüne döktü, ama o yemek istemedi. Amnon, \"\"Herkesi yanımdan çıkarın\"\" dedi. Sonra herkes yanından çıktı.\"|\"tavaji alip onune doktuʔ ama o jemek istemedi. amnonʔ \"\"herkesi janimdan t͡ʃikarin\"\" dedi. sonra herkes janindan t͡ʃikti.\" Old-Testament-1-Samuel-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve Yerubbaal'ı, Bedan'ı, Yeftah'ı ve Samuel'i gönderdi ve sizi her yandan düşmanlarınızın elinden kurtardı; ve güvenlik içinde yaşadınız.\"|\"\"\"jahve jerubbaalʔiʔ bedanʔiʔ jeftahʔi ve samuelʔi ɡonderdi ve sizi her jandan dusmanlarinizin elinden kurtardi; ve ɡuvenlik it͡ʃinde jasadiniz.\" New-Testament-Matthew-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu kuşağı neye benzeteyim? Çarşı meydanlarında oturup arkadaşlarına,|“bu kusaɡi neje benzetejim? t͡ʃarsi mejdanlarinda oturup arkadaslarinaʔ Old-Testament-Psalms-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar neden öfkeleniyor, halklar neden boş düzen kuruyor?|uluslar neden ofkelenijorʔ halklar neden bos duzen kurujor? Old-Testament-Isaiah-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Lübnan'ın yüksek ve yukarı kaldırılmış tüm sedir ağaçları için, Başan'ın bütün meşeleri için,|lubnanʔin juksek ve jukari kaldirilmis tum sedir aɡat͡ʃlari it͡ʃinʔ basanʔin butun meseleri it͡ʃinʔ Old-Testament-Judges-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İvsan öldü ve Beytlehem'de gömüldü.|ivsan oldu ve bejtlehemʔde ɡomuldu. Old-Testament-Psalms-145-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsinin gözleri seni bekler. Onlara yiyeceklerini mevsiminde verirsin.|hepsinin ɡozleri seni bekler. onlara jijet͡ʃeklerini mevsiminde verirsin. Old-Testament-Lamentations-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Çekilin!” diye bağırdılar onlara. “Kirli! Çekilin! Çekilin! Dokunmayın! Kaçıp başıboş dolaştıklarında, insanlar uluslar arasında.\"\" “Artık burada yaşayamazlar” dediler.\"|\"“t͡ʃekilin!” dije baɡirdilar onlara. “kirli! t͡ʃekilin! t͡ʃekilin! dokunmajin! kat͡ʃip basibos dolastiklarindaʔ insanlar uluslar arasinda.\"\" “artik burada jasajamazlar” dediler.\" Old-Testament-2-Chronicles-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam'ın krallığı sağlamlaşıp güçlenince, o ve kendisiyle birlikte bütün İsrael Yahve'nin Yasası'nı bıraktı.|rehovamʔin kralliɡi saɡlamlasip ɡut͡ʃlenint͡ʃeʔ o ve kendisijle birlikte butun israel jahveʔnin jasasiʔni birakti. Old-Testament-1-Samuel-017-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, \"\"Şimdi ben ne yaptım? Bir nedeni yok mu ki?\"\" dedi.\"|\"davidʔ \"\"simdi ben ne japtim? bir nedeni jok mu ki?\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-034-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama seni Yahve'ye danışmak için gönderen Yahuda Kralı'na şunu söyleyeceksin: 'İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor: \"\"Senin duyduğun sözlere gelince,\"|\"ama seni jahveʔje danismak it͡ʃin ɡonderen jahuda kraliʔna sunu sojlejet͡ʃeksin ʔisraelʔin tanrisi jahve sojle dijor \"\"senin dujduɡun sozlere ɡelint͡ʃeʔ\" New-Testament-Acts-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İyileşen adamın Petrus ve Yuhanna’nın yanlarında durduğunu görünce, hiçbir karşılık veremediler.|ijilesen adamin petrus ve juhanna’nin janlarinda durduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ hit͡ʃbir karsilik veremediler. Old-Testament-Numbers-033-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hahirot'un önünden yola çıkıp denizin ortasından çöle doğru ilerlediler. Etam çölünde üç günlük bir yol alıp Mara'da konakladılar.|hahirotʔun onunden jola t͡ʃikip denizin ortasindan t͡ʃole doɡru ilerlediler. etam t͡ʃolunde ut͡ʃ ɡunluk bir jol alip maraʔda konakladilar. Old-Testament-Zechariah-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Siyon'a döndüm ve Yeruşalem'in içinde oturacağım. Yeruşalem'e 'Doğruluk Kenti' denecek; Ordular Yahvesi'nin dağına ise 'Kutsal Dağ' denecek.\"\"\"|\"ordular jahvesi sojle dijor \"\"sijonʔa dondum ve jerusalemʔin it͡ʃinde oturat͡ʃaɡim. jerusalemʔe ʔdoɡruluk kentiʔ denet͡ʃek; ordular jahvesiʔnin daɡina ise ʔkutsal daɡʔ denet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Psalms-075-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde oturanların tümü sarsılıyor. Onun direklerini sağlam bir şekilde ben tutuyorum. Selah.|jerjuzunde oturanlarin tumu sarsilijor. onun direklerini saɡlam bir sekilde ben tutujorum. selah. New-Testament-1-Corinthians-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hiç kimse atılan temelden, yani Yeşua Mesih’ten başka bir temel atamaz.|t͡ʃunku hit͡ʃ kimse atilan temeldenʔ jani jesua mesih’ten baska bir temel atamaz. Old-Testament-Psalms-069-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bense ey Yahve, uygun zamanda duam sanadır. Ey Tanrı, sevgi dolu iyiliğinin bolluğuyla, kurtarışının gerçeğiyle yanıtla beni.|bense ej jahveʔ ujɡun zamanda duam sanadir. ej tanriʔ sevɡi dolu ijiliɡinin bolluɡujlaʔ kurtarisinin ɡert͡ʃeɡijle janitla beni. Old-Testament-Psalms-134-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakın! Ey sizler Yahve’nin bütün hizmetkârları, geceyi Yahve'nin evinde geçirenler, Yahve’yi övün!|bakin! ej sizler jahve’nin butun hizmetkarlariʔ ɡet͡ʃeji jahveʔnin evinde ɡet͡ʃirenlerʔ jahve’ji ovun! New-Testament-Galatians-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın lütfunu reddetmiyorum. Çünkü doğruluk Yasa aracılığıyla ise, o zaman Mesih boş yere ölmüştür!”|tanri’nin lutfunu reddetmijorum. t͡ʃunku doɡruluk jasa arat͡ʃiliɡijla iseʔ o zaman mesih bos jere olmustur!” Old-Testament-Psalms-045-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinle kızım, düşün ve kulak ver. Halkını, babanın evini de unut.|dinle kizimʔ dusun ve kulak ver. halkiniʔ babanin evini de unut. Old-Testament-Psalms-118-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölmeyeceğim, yaşayacağım, Yah'ın işlerini ilan edeceğim.|olmejet͡ʃeɡimʔ jasajat͡ʃaɡimʔ jahʔin islerini ilan edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Joshua-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların sınırları Mahanayim'den, Başan'ın tamamı, Başan Kralı Og'un bütün krallığı ve Başan'daki Yair'in bütün köyleri, altmış kentti.|onlarin sinirlari mahanajimʔdenʔ basanʔin tamamiʔ basan krali oɡʔun butun kralliɡi ve basanʔdaki jairʔin butun kojleriʔ altmis kentti. Old-Testament-Proverbs-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayışlı insana bir azar, akılsıza yüz vuruştan daha derin etki eder.|anlajisli insana bir azarʔ akilsiza juz vurustan daha derin etki eder. Old-Testament-Jeremiah-041-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Netanya oğlu İşmael ve onunla birlikte olan on kişi kalkıp, Babil Kralı'nın ülkeye vali atadığı Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalya'yı kılıçla vurup öldürdüler.|sonra netanja oɡlu ismael ve onunla birlikte olan on kisi kalkipʔ babil kraliʔnin ulkeje vali atadiɡi safan oɡlu ahikam oɡlu ɡedaljaʔji kilit͡ʃla vurup oldurduler. New-Testament-Matthew-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde, bölge kralı olan Hirodes, Yeşua’yla ilgili haberi duydu.|o ɡunlerdeʔ bolɡe krali olan hirodesʔ jesua’jla ilɡili haberi dujdu. Old-Testament-Hosea-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Baallar'ın adlarını onun ağzından kaldıracağım, ve artık adlarıyla anılmayacaklar.|t͡ʃunku baallarʔin adlarini onun aɡzindan kaldirat͡ʃaɡimʔ ve artik adlarijla anilmajat͡ʃaklar. Old-Testament-Ezekiel-016-061|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kendi yollarını hatırlayacak ve kız kardeşlerini, büyük kız kardeşlerini ve küçük kız kardeşlerini yanına aldığın zaman utanacaksın; ve onları sana kızların olarak vereceğim, ama senin antlaşmana göre değil.|o zaman kendi jollarini hatirlajat͡ʃak ve kiz kardesleriniʔ bujuk kiz kardeslerini ve kut͡ʃuk kiz kardeslerini janina aldiɡin zaman utanat͡ʃaksin; ve onlari sana kizlarin olarak veret͡ʃeɡimʔ ama senin antlasmana ɡore deɡil. New-Testament-Revelation-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun ardından gelen ikinci bir melek, “Düştü! Kendi cinsel ahlaksızlığının gazabının şarabını bütün uluslara içiren koca Babil düştü!” dedi.|onun ardindan ɡelen ikint͡ʃi bir melekʔ “dustu! kendi t͡ʃinsel ahlaksizliɡinin ɡazabinin sarabini butun uluslara it͡ʃiren kot͡ʃa babil dustu!” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-036-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ülke halkı Yoşiya oğlu Yehoahaz'ı alıp babasının yerine onu Yeruşalem'de kral yaptı.|o zaman ulke halki josija oɡlu jehoahazʔi alip babasinin jerine onu jerusalemʔde kral japti. Old-Testament-Psalms-077-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gürleyişinin sesi kasırgadaydı. Şimşekler dünyayı aydınlattı. Yer titredi ve sarsıldı.|ɡurlejisinin sesi kasirɡadajdi. simsekler dunjaji ajdinlatti. jer titredi ve sarsildi. Old-Testament-Leviticus-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Canlı kuşa gelince, onu, sedir ağacını, kırmızıyı ve mercanköşkotunu alacak; onları ve canlı kuşu akarsu üzerinde kesilen kuşun kanına batıracak.|t͡ʃanli kusa ɡelint͡ʃeʔ onuʔ sedir aɡat͡ʃiniʔ kirmiziji ve mert͡ʃankoskotunu alat͡ʃak; onlari ve t͡ʃanli kusu akarsu uzerinde kesilen kusun kanina batirat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-030-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halk Yeruşalem'deki Siyon'da oturacaktır. Artık ağlamayacaksın. Feryadının sesi üzerine kesinlikle size lütufta bulunacaktır. Seni duyduğunda sana yanıt verecektir.|t͡ʃunku halk jerusalemʔdeki sijonʔda oturat͡ʃaktir. artik aɡlamajat͡ʃaksin. ferjadinin sesi uzerine kesinlikle size lutufta bulunat͡ʃaktir. seni dujduɡunda sana janit veret͡ʃektir. New-Testament-John-001-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Andreas ilkin kendi kardeşi Simon’u buldu ve ona, “Mesih’i bulduk!” dedi. Mesih, meshedilmiş diye tercüme edilir.|andreas ilkin kendi kardesi simon’u buldu ve onaʔ “mesih’i bulduk!” dedi. mesihʔ meshedilmis dije tert͡ʃume edilir. New-Testament-Romans-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle imanla aklandığımıza göre, Efendimiz Yeşua Mesih aracılığıyla Tanrı’yla barış içindeyiz.|bu nedenle imanla aklandiɡimiza ɡoreʔ efendimiz jesua mesih arat͡ʃiliɡijla tanri’jla baris it͡ʃindejiz. Old-Testament-Ezekiel-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael beyleri için de ağıt yak.|“israel bejleri it͡ʃin de aɡit jak. New-Testament-Matthew-022-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyan kalabalık, Yeşua’nın öğretişine şaşakaldılar.|bunu dujan kalabalikʔ jesua’nin oɡretisine sasakaldilar. New-Testament-1-Corinthians-015-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Topraktan yaratılmış olanın suretinde doğduğumuz gibi, göksel olanın da suretini taşıyalım.|topraktan jaratilmis olanin suretinde doɡduɡumuz ɡibiʔ ɡoksel olanin da suretini tasijalim. Old-Testament-Job-038-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yavruları Tanrı'ya feryat edip açlıktan dolaştıklarında, kargaya avını kim sağlıyor?\"\"\"|\"javrulari tanriʔja ferjat edip at͡ʃliktan dolastiklarindaʔ karɡaja avini kim saɡlijor?\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|mutlaka o kentte yaşayanları kılıçtan geçirecek, onu, içindeki her şeyle ve hayvanlarıyla birlikte tamamen yok edeceksin.|mutlaka o kentte jasajanlari kilit͡ʃtan ɡet͡ʃiret͡ʃekʔ onuʔ it͡ʃindeki her sejle ve hajvanlarijla birlikte tamamen jok edet͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onların arasındaki karışık halk aşırı derecede iştahlandı; İsrael'in çocukları da yine ağlayıp dediler: \"\"Bize yememiz için kim et verecek?\"\"\"|\"onlarin arasindaki karisik halk asiri deret͡ʃede istahlandi; israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da jine aɡlajip dediler \"\"bize jememiz it͡ʃin kim et veret͡ʃek?\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Geşur ve Aram, Yair'in kasabalarını, Kenat'ı ve köylerini, altmış kenti onlardan aldılar. Bunların hepsi Gilad'ın babası Makir'in oğullarıydı.|ɡesur ve aramʔ jairʔin kasabalariniʔ kenatʔi ve kojleriniʔ altmis kenti onlardan aldilar. bunlarin hepsi ɡiladʔin babasi makirʔin oɡullarijdi. Old-Testament-Proverbs-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük tasarlayana düzenbaz denir.|kotuluk tasarlajana duzenbaz denir. New-Testament-Mark-014-069|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetçi kız Petrus’u görünce orada duranlara tekrar, “Bu onlardan biri” demeye başladı.|hizmett͡ʃi kiz petrus’u ɡorunt͡ʃe orada duranlara tekrarʔ “bu onlardan biri” demeje basladi. Old-Testament-Exodus-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve Firavun'un yüreğini katılaştırdı ve o onların gitmesine izin vermedi.|ama jahve firavunʔun jureɡini katilastirdi ve o onlarin ɡitmesine izin vermedi. Old-Testament-Joshua-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra iki adam geri dönüp dağdan indiler, nehri geçerek Nun oğlu Yeşu'nun yanına geldiler. Başlarına gelen her şeyi ona anlattılar.|sonra iki adam ɡeri donup daɡdan indilerʔ nehri ɡet͡ʃerek nun oɡlu jesuʔnun janina ɡeldiler. baslarina ɡelen her seji ona anlattilar. Old-Testament-Jeremiah-038-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeremya’yı alıp muhafız avlusunda bulunan kralın oğlu Malkiya’nın zindanına attılar. Yeremya’yı iplerle sarkıttılar. Zindanda su yoktu, sadece çamur vardı ve Yeremya çamura battı.|o zaman jeremja’ji alip muhafiz avlusunda bulunan kralin oɡlu malkija’nin zindanina attilar. jeremja’ji iplerle sarkittilar. zindanda su joktuʔ sadet͡ʃe t͡ʃamur vardi ve jeremja t͡ʃamura batti. New-Testament-Acts-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, ve o günlerde erkek kadın hizmetkârlarımın üzerine Ruhum‘u dökeceğim, onlar da peygamberlik edecekler.|evetʔ ve o ɡunlerde erkek kadin hizmetkarlarimin uzerine ruhum‘u doket͡ʃeɡimʔ onlar da pejɡamberlik edet͡ʃekler. New-Testament-Acts-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu arada Asya İli’nden bazı Yahudiler beni tapınakta, bir kalabalığın ya da kargaşanın ortasında değil, arınmış durumda buldular.|bu arada asja ili’nden bazi jahudiler beni tapinaktaʔ bir kalabaliɡin ja da karɡasanin ortasinda deɡilʔ arinmis durumda buldular. Old-Testament-Ezekiel-040-029|und|SPEAKER_00_Turkish|onun odaları, bölme duvarları ve eyvanıyla birlikte, bu ölçülere göreydi. İçinde ve onda ve eyvanda çepeçevre pencereler vardı. Uzunluğu elli, genişliği yirmi beş arşındı.|onun odalariʔ bolme duvarlari ve ejvanijla birlikteʔ bu olt͡ʃulere ɡorejdi. it͡ʃinde ve onda ve ejvanda t͡ʃepet͡ʃevre pent͡ʃereler vardi. uzunluɡu elliʔ ɡenisliɡi jirmi bes arsindi. Old-Testament-Jeremiah-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çobanlar sürüleriyle ona gelecekler. Her yanına çadırlarını ona karşı kuracaklar. Herkes kendi yerinde otlatacak.”|t͡ʃobanlar surulerijle ona ɡelet͡ʃekler. her janina t͡ʃadirlarini ona karsi kurat͡ʃaklar. herkes kendi jerinde otlatat͡ʃak.” Old-Testament-1-Chronicles-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Oved Edom'a güneye; ve oğullarına ambar evine.|oved edomʔa ɡuneje; ve oɡullarina ambar evine. Old-Testament-Numbers-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordularına göre İsrael'in çocuklarının yola çıkışları şöyleydi; ve onlar göç ettiler.|ordularina ɡore israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jola t͡ʃikislari sojlejdi; ve onlar ɡot͡ʃ ettiler. Old-Testament-1-Kings-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral yüzünü çevirdi ve İsrael topluluğunun hepsini kutsadı. İsrael topluluğunun hepsi ayaktaydı.|kral juzunu t͡ʃevirdi ve israel topluluɡunun hepsini kutsadi. israel topluluɡunun hepsi ajaktajdi. New-Testament-Acts-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Dün o Mısırlı’yı öldürdüğün gibi, beni de mi öldürmek istiyorsun?’ dedi.|dun o misirli’ji oldurduɡun ɡibiʔ beni de mi oldurmek istijorsun?’ dedi. New-Testament-1-Corinthians-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Vicdan diyorum, senin değil, diğerinin vicdanı; neden özgürlüğüm başka birinin vicdanını yargılasın?|vit͡ʃdan dijorumʔ senin deɡilʔ diɡerinin vit͡ʃdani; neden ozɡurluɡum baska birinin vit͡ʃdanini jarɡilasin? New-Testament-Mark-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi incir ağacından bu benzetmeyi öğrenin. Dalı yumuşayıp, yaprakları yeşerince, yaz mevsiminin yakın olduğunu bilirsiniz.|“simdi int͡ʃir aɡat͡ʃindan bu benzetmeji oɡrenin. dali jumusajipʔ japraklari jeserint͡ʃeʔ jaz mevsiminin jakin olduɡunu bilirsiniz. Old-Testament-1-Chronicles-001-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Bela öldü ve yerine Bosralı Zerah oğlu Yovav kral oldu.|bela oldu ve jerine bosrali zerah oɡlu jovav kral oldu. Old-Testament-Lamentations-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın umut etmesi, ve Yahve'nin kurtarışını sessizce beklemesi iyidir.|insanin umut etmesiʔ ve jahveʔnin kurtarisini sessizt͡ʃe beklemesi ijidir. Old-Testament-1-Chronicles-006-064|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları, Levililer'e otlaklarıyla birlikte o kentleri verdiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ levililerʔe otlaklarijla birlikte o kentleri verdiler. Old-Testament-1-Kings-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şunu yap: Kralları, her adamı yerinden al ve onların yerlerine komutanlar koy.|sunu jap krallariʔ her adami jerinden al ve onlarin jerlerine komutanlar koj. Old-Testament-Exodus-028-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kardeşin Aron'a ve onunla birlikte olan oğullarına giydireceksin; onları meshedeceksin, atayacaksın ve kutsal kılacaksın ki, kâhinlik makamında bana hizmet etsinler.|onlari kardesin aronʔa ve onunla birlikte olan oɡullarina ɡijdiret͡ʃeksin; onlari meshedet͡ʃeksinʔ atajat͡ʃaksin ve kutsal kilat͡ʃaksin kiʔ kahinlik makaminda bana hizmet etsinler. Old-Testament-Genesis-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular yüz elli gün boyunca yeryüzünü kapladı.|sular juz elli ɡun bojunt͡ʃa jerjuzunu kapladi. Old-Testament-Jeremiah-025-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çobanlar kaçamayacak, sürü önderi kaçıp kurtulamayacak.|t͡ʃobanlar kat͡ʃamajat͡ʃakʔ suru onderi kat͡ʃip kurtulamajat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Yahve diyor’ diyenler, yalan ve yalan falcılık gördüler; ama Yahve onları göndermedi. Söz doğrulanacak diye insanlara umut verdiler.|‘jahve dijor’ dijenlerʔ jalan ve jalan falt͡ʃilik ɡorduler; ama jahve onlari ɡondermedi. soz doɡrulanat͡ʃak dije insanlara umut verdiler. Old-Testament-Job-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Boşluğun üzerine kuzeyi yayar, hiçliğin üzerine de dünyayı asar.|bosluɡun uzerine kuzeji jajarʔ hit͡ʃliɡin uzerine de dunjaji asar. Old-Testament-Deuteronomy-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ona razı olmayacak, onu dinlemeyeceksin; gözün ona acımayacak, onu esirgemeyeceksin, onu gizlemeyeceksin;|ona razi olmajat͡ʃakʔ onu dinlemejet͡ʃeksin; ɡozun ona at͡ʃimajat͡ʃakʔ onu esirɡemejet͡ʃeksinʔ onu ɡizlemejet͡ʃeksin; Old-Testament-1-Chronicles-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un günlerinde, onların eliyle düşen Hagriler ile savaştılar; ve Gilad'ın doğusundaki bütün ülkede çadırlarında yaşadılar.|saulʔun ɡunlerindeʔ onlarin elijle dusen haɡriler ile savastilar; ve ɡiladʔin doɡusundaki butun ulkede t͡ʃadirlarinda jasadilar. Old-Testament-Judges-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimşon ona, \"\"Eğer beni kurumamış yedi yeşil sırımla bağlarlarsa, o zaman zayıflarım ve başka bir adam gibi olurum\"\" dedi.\"|\"simson onaʔ \"\"eɡer beni kurumamis jedi jesil sirimla baɡlarlarsaʔ o zaman zajiflarim ve baska bir adam ɡibi olurum\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat başını yere eğdi; bütün Yahuda ve Yeruşalem'de oturanlar Yahve'nin önünde yere kapanıp Yahve'ye tapındılar.|jehosafat basini jere eɡdi; butun jahuda ve jerusalemʔde oturanlar jahveʔnin onunde jere kapanip jahveʔje tapindilar. Old-Testament-Exodus-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyücüler çıbanlardan dolayı Moşe'nin önünde duramadılar. Çünkü büyücülerin ve bütün Mısırlılar'ın üzerinde çıbanlar vardı.|bujut͡ʃuler t͡ʃibanlardan dolaji moseʔnin onunde duramadilar. t͡ʃunku bujut͡ʃulerin ve butun misirlilarʔin uzerinde t͡ʃibanlar vardi. Old-Testament-1-Samuel-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi bana, benden sonra soyumu kesmeyeceğine ve adımı babamın evinden yok etmeyeceğine Yahve aracılığıyla ant iç.\"\"\"|\"simdi banaʔ benden sonra sojumu kesmejet͡ʃeɡine ve adimi babamin evinden jok etmejet͡ʃeɡine jahve arat͡ʃiliɡijla ant it͡ʃ.\"\"\" Old-Testament-Exodus-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu ay sizin için ayların başlangıcı olacak. Bu sizin için yılın ilk ayı olacak.|“bu aj sizin it͡ʃin ajlarin baslanɡit͡ʃi olat͡ʃak. bu sizin it͡ʃin jilin ilk aji olat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yeryüzünde insanı yarattığına üzüldü ve yüreği kederlendi.|jahve jerjuzunde insani jarattiɡina uzuldu ve jureɡi kederlendi. Old-Testament-Job-035-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada feryat ediyorlar, ama kötü insanların gururu yüzünden kimse yanıt vermiyor.|orada ferjat edijorlarʔ ama kotu insanlarin ɡururu juzunden kimse janit vermijor. Old-Testament-Leviticus-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarına şöyle diyeceksin: 'Kim Tanrısı'na lanet ederse, günahını yüklenecektir.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle dijet͡ʃeksin ʔkim tanrisiʔna lanet ederseʔ ɡunahini juklenet͡ʃektir. Old-Testament-Genesis-041-052|und|SPEAKER_00_Turkish|İkincisinin adını Efraim koydu. “Çünkü Tanrı sıkıntı çektiğim diyarda beni verimli kıldı.” dedi.|ikint͡ʃisinin adini efraim kojdu. “t͡ʃunku tanri sikinti t͡ʃektiɡim dijarda beni verimli kildi.” dedi. Old-Testament-Judges-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Midyan yüzünden Yahve'ye yakarınca,|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari midjan juzunden jahveʔje jakarint͡ʃaʔ Old-Testament-Ecclesiastes-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam yüz çocuk babası olsa da, uzun yıllar yaşasa da, yıllarının günleri çok olsa da, ama canı iyiliğe doymamışsa ve dahası gömülmemişse, derim ki, ölü doğmuş bir çocuk ondan iyidir;|bir adam juz t͡ʃot͡ʃuk babasi olsa daʔ uzun jillar jasasa daʔ jillarinin ɡunleri t͡ʃok olsa daʔ ama t͡ʃani ijiliɡe dojmamissa ve dahasi ɡomulmemisseʔ derim kiʔ olu doɡmus bir t͡ʃot͡ʃuk ondan ijidir; Old-Testament-Job-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|ruhunu Tanrı'ya karşı döndürüyorsun, ve ağzından böyle sözler çıkarıyorsun?|ruhunu tanriʔja karsi dondurujorsunʔ ve aɡzindan bojle sozler t͡ʃikarijorsun? Old-Testament-Daniel-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Git, Daniel, çünkü sözler son zamana kadar saklı ve mühürlüdür” dedi.|“ɡitʔ danielʔ t͡ʃunku sozler son zamana kadar sakli ve muhurludur” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|on üçüncüsü Şubael'e, oğulları ve kardeşleri, on iki;|on ut͡ʃunt͡ʃusu subaelʔeʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; Old-Testament-Hosea-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ona, \"\"Adını Yizreel koy\"\" dedi, \"\"Çünkü Yizreel'in kanının öcünü kısa bir süre sonra Yehu evinden alacağım ve İsrael evi krallığının sonunu getireceğim.\"|\"jahve onaʔ \"\"adini jizreel koj\"\" dediʔ \"\"t͡ʃunku jizreelʔin kaninin ot͡ʃunu kisa bir sure sonra jehu evinden alat͡ʃaɡim ve israel evi kralliɡinin sonunu ɡetiret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Isaiah-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Önde Suriyeliler, arkada Filistliler; İsrael'i ağızları açık yiyip bitirecekler. Bütün bunlara rağmen öfkesi dönmedi, ama eli hâlâ uzanmış duruyor.|onde surijelilerʔ arkada filistliler; israelʔi aɡizlari at͡ʃik jijip bitiret͡ʃekler. butun bunlara raɡmen ofkesi donmediʔ ama eli hala uzanmis durujor. New-Testament-Matthew-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ne görmeye gittiniz? Yumuşak giysiler giymiş bir adam mı? Bakın, yumuşak giysiler giyinenler kral saraylarında bulunur.|ama ne ɡormeje ɡittiniz? jumusak ɡijsiler ɡijmis bir adam mi? bakinʔ jumusak ɡijsiler ɡijinenler kral sarajlarinda bulunur. New-Testament-Mark-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|On iki yıldır kanaması olan bir kadın,|on iki jildir kanamasi olan bir kadinʔ Old-Testament-Psalms-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük ellerindedir, sağ elleri rüşvetle doludur.|kotuluk ellerindedirʔ saɡ elleri rusvetle doludur. New-Testament-1-Corinthians-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tüm beden göz olsaydı, nasıl işitirdik? Eğer tüm beden kulak olsaydı, nasıl koku alırdık?|tum beden ɡoz olsajdiʔ nasil isitirdik? eɡer tum beden kulak olsajdiʔ nasil koku alirdik? Old-Testament-1-Chronicles-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Levi ve Benyamin'i onların arasında saymadı, çünkü kralın sözü Yoav'a iğrenç geldi.|ama levi ve benjaminʔi onlarin arasinda sajmadiʔ t͡ʃunku kralin sozu joavʔa iɡrent͡ʃ ɡeldi. Old-Testament-Deuteronomy-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Size şöyle dedim: \"\"Tanrımız Yahve'nin bize vermekte olduğu Amorlular'ın dağlık bölgesine geldiniz.\"|\"size sojle dedim \"\"tanrimiz jahveʔnin bize vermekte olduɡu amorlularʔin daɡlik bolɡesine ɡeldiniz.\" New-Testament-Romans-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kutsallara yaraşır biçimde, Efendi’de kabul edin. Herhangi bir konuda ihtiyacı olursa kendisine yardım edin. Çünkü o da birçoklarına ve bana yardım etti.|onu kutsallara jarasir bit͡ʃimdeʔ efendi’de kabul edin. herhanɡi bir konuda ihtijat͡ʃi olursa kendisine jardim edin. t͡ʃunku o da birt͡ʃoklarina ve bana jardim etti. Old-Testament-Deuteronomy-001-033|und|SPEAKER_00_Turkish|önünüzden yolda giden Tanrınız Yahve'ye bu şeyde inanmadınız.|onunuzden jolda ɡiden tanriniz jahveʔje bu sejde inanmadiniz. Old-Testament-1-Samuel-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel, Yahve'nin söylediğini yaptı ve Beytlehem'e geldi. Kentin ihtiyarları titreyerek onu karşılamaya geldiler ve, \"\"Barışçıl bir şekilde mi geliyorsun?\"\" dediler.\"|\"samuelʔ jahveʔnin sojlediɡini japti ve bejtlehemʔe ɡeldi. kentin ihtijarlari titrejerek onu karsilamaja ɡeldiler veʔ \"\"barist͡ʃil bir sekilde mi ɡelijorsun?\"\" dediler.\" Old-Testament-Deuteronomy-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrın Yahve seni güzel ülkeye, derelerin, pınarların, vadilerin ve tepelerin içine akan yer altı sularının diyarına;|t͡ʃunku tanrin jahve seni ɡuzel ulkejeʔ derelerinʔ pinarlarinʔ vadilerin ve tepelerin it͡ʃine akan jer alti sularinin dijarina; Old-Testament-Psalms-126-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözyaşları içinde ekenler, sevinçle biçecekler.|ɡozjaslari it͡ʃinde ekenlerʔ sevint͡ʃle bit͡ʃet͡ʃekler. Old-Testament-Proverbs-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sakın, yanından geçme. Yönünü çevir ve geç.|ondan sakinʔ janindan ɡet͡ʃme. jonunu t͡ʃevir ve ɡet͡ʃ. New-Testament-John-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahudi yetkililer, ta ki gözleri açılan adamın annesiyle babasını çağırana dek, onun önceden kör olduğuna ve gözlerinin açıldığına inanmadılar.|bu nedenle jahudi jetkililerʔ ta ki ɡozleri at͡ʃilan adamin annesijle babasini t͡ʃaɡirana dekʔ onun ont͡ʃeden kor olduɡuna ve ɡozlerinin at͡ʃildiɡina inanmadilar. Old-Testament-Leviticus-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ya da bir kimse kötülük yapmak ya da iyilik yapmak için dudaklarıyla aceleyle ant içerse—bir insanın aceleyle söylediği her ne olursa olsun ve bunun farkına varmazsa—onu bildiğinde, o zaman bunlardan birinden suçlu olur.\"|\"\"\"ʔja da bir kimse kotuluk japmak ja da ijilik japmak it͡ʃin dudaklarijla at͡ʃelejle ant it͡ʃerse—bir insanin at͡ʃelejle sojlediɡi her ne olursa olsun ve bunun farkina varmazsa—onu bildiɡindeʔ o zaman bunlardan birinden sut͡ʃlu olur.\" Old-Testament-Job-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O geceye gelince, onu koyu karanlık yakalasın. Yılın günleri arasında sevinmesin. Ayların sayısına girmesin.|o ɡet͡ʃeje ɡelint͡ʃeʔ onu koju karanlik jakalasin. jilin ɡunleri arasinda sevinmesin. ajlarin sajisina ɡirmesin. Old-Testament-Ezekiel-036-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Uluslar arasında bir daha kıtlık ayıbı çekmeyeceksiniz diye ağacın meyvesini ve tarlanın ürününü çoğaltacağım.\"\"\"\"'\"|\"uluslar arasinda bir daha kitlik ajibi t͡ʃekmejet͡ʃeksiniz dije aɡat͡ʃin mejvesini ve tarlanin urununu t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Revelation-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuda üç kapı, kuzeyde üç kapı, güneyde üç kapı, batıda üç kapı vardı.|doɡuda ut͡ʃ kapiʔ kuzejde ut͡ʃ kapiʔ ɡunejde ut͡ʃ kapiʔ batida ut͡ʃ kapi vardi. Old-Testament-Zechariah-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"O günlerde, bütün ulusların her çeşit dillerinden on kişi bir Yahudi'nin eteğinden tutup, 'Biz de seninle gideceğiz, çünkü Tanrı'nın sizinle birlikte olduğunu duyduk' diyecekler.\"\"\"|\"ordular jahvesi sojle dijor \"\"o ɡunlerdeʔ butun uluslarin her t͡ʃesit dillerinden on kisi bir jahudiʔnin eteɡinden tutupʔ ʔbiz de seninle ɡidet͡ʃeɡizʔ t͡ʃunku tanriʔnin sizinle birlikte olduɡunu dujdukʔ dijet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Psalms-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sesi çölü sarsar. Yahve Kadeş Çölü’nü sarsar.|jahveʔnin sesi t͡ʃolu sarsar. jahve kades t͡ʃolu’nu sarsar. Old-Testament-1-Chronicles-011-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Hititli Uriya, Ahlay oğlu Savad,|hititli urijaʔ ahlaj oɡlu savadʔ Old-Testament-Judges-020-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Benyamin'i İsrael'in önünde vurdu; ve İsrael'in çocukları o gün Benyamin'den yirmi beş bin yüz kişiyi yok ettiler. Bunların hepsi kılıç çekenlerdi.|jahve benjaminʔi israelʔin onunde vurdu; ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari o ɡun benjaminʔden jirmi bes bin juz kisiji jok ettiler. bunlarin hepsi kilit͡ʃ t͡ʃekenlerdi. Old-Testament-Numbers-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Atalarının evlerine göre yirmi yaş ve üzeri İsrael'in çocuklarından tüm topluluğu, İsrael'de savaşa çıkabileceklerin tümünü sayın.\"\"\"|\"\"\"atalarinin evlerine ɡore jirmi jas ve uzeri israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan tum topluluɡuʔ israelʔde savasa t͡ʃikabilet͡ʃeklerin tumunu sajin.\"\"\" Old-Testament-Genesis-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı, geceleyin bir düşte Avimelek'e gelip ona şöyle dedi: “Aldığın kadın yüzünden işte, sen bir ölüsün; çünkü o bir adamın karısıdır.”|ama tanriʔ ɡet͡ʃelejin bir duste avimelekʔe ɡelip ona sojle dedi “aldiɡin kadin juzunden isteʔ sen bir olusun; t͡ʃunku o bir adamin karisidir.” Old-Testament-2-Kings-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kral Hizkiya'nın hizmetkârları Yeşaya'ya geldiler.|bojlet͡ʃe kral hizkijaʔnin hizmetkarlari jesajaʔja ɡeldiler. Old-Testament-Jeremiah-031-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten ondan sonra döndüm. Tövbe ettim. Ondan sonra eğitildim. Kalçamı vurdum. Gençlik ayıbını taşıdığım için utandım, rezil oldum.'|ɡert͡ʃekten ondan sonra dondum. tovbe ettim. ondan sonra eɡitildim. kalt͡ʃami vurdum. ɡent͡ʃlik ajibini tasidiɡim it͡ʃin utandimʔ rezil oldum.ʔ Old-Testament-Proverbs-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Meşaleler, oklar ve ölüm saçan bir deli neyse,|mesalelerʔ oklar ve olum sat͡ʃan bir deli nejseʔ New-Testament-Revelation-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin aydınlanması için güneşe ya da aya ihtiyacı yoktur. Çünkü kenti Tanrı’nın yüceliği aydınlatıyor. Şamdanı da Kuzu’dur.|kentin ajdinlanmasi it͡ʃin ɡunese ja da aja ihtijat͡ʃi joktur. t͡ʃunku kenti tanri’nin jut͡ʃeliɡi ajdinlatijor. samdani da kuzu’dur. Old-Testament-Ezekiel-040-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzeye bakan dış avlunun kapısının uzunluğunu ve genişliğini ölçtü.|kuzeje bakan dis avlunun kapisinin uzunluɡunu ve ɡenisliɡini olt͡ʃtu. New-Testament-Mark-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun öğrencilerinden bazılarının murdar, yani yıkanmamış ellerle yemek yediğini görünce, kusur buldular.|o’nun oɡrent͡ʃilerinden bazilarinin murdarʔ jani jikanmamis ellerle jemek jediɡini ɡorunt͡ʃeʔ kusur buldular. Old-Testament-2-Chronicles-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Edom, Yahuda'nın eli altından bugüne dek başkaldırmış durumdadır. Sonra Livna da aynı zamanda onun eli altından başkaldırdı, çünkü atalarının Tanrısı Yahve'yi bırakmıştı.|bojlet͡ʃe edomʔ jahudaʔnin eli altindan buɡune dek baskaldirmis durumdadir. sonra livna da ajni zamanda onun eli altindan baskaldirdiʔ t͡ʃunku atalarinin tanrisi jahveʔji birakmisti. Old-Testament-Genesis-041-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi iyi sığır, yedi yıldır ve yedi iyi başak yedi yıldır. Düş birdir.|jedi iji siɡirʔ jedi jildir ve jedi iji basak jedi jildir. dus birdir. Old-Testament-1-Kings-001-048|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral da şöyle dedi: \"\"İsrael’in Tanrısı Yahve yücelsin! Bugün tahtım üzerine oturan birini verdi, gözlerim de bunu görüyor.'”\"|\"kral da sojle dedi \"\"israel’in tanrisi jahve jut͡ʃelsin! buɡun tahtim uzerine oturan birini verdiʔ ɡozlerim de bunu ɡorujor.ʔ”\" Old-Testament-Psalms-059-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtar beni düşmanlarımdan, ey Tanrım. Bana karşı ayaklananlardan beni yükseğe çıkar.|kurtar beni dusmanlarimdanʔ ej tanrim. bana karsi ajaklananlardan beni jukseɡe t͡ʃikar. Old-Testament-Ezekiel-046-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra bana, \"\"Bunlar kaynatma evleridir, evin hizmetkârları halkın kurbanını orada kaynatacaklar\"\" dedi.\"|\"sonra banaʔ \"\"bunlar kajnatma evleridirʔ evin hizmetkarlari halkin kurbanini orada kajnatat͡ʃaklar\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-056-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarım gün boyu beni yutmak istiyorlar, çünkü bana karşı gururla savaşanlar çoktur.|dusmanlarim ɡun boju beni jutmak istijorlarʔ t͡ʃunku bana karsi ɡururla savasanlar t͡ʃoktur. Old-Testament-Genesis-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham aceleyle çadıra, Sarah’ın yanına gidip, “Hemen üç ölçek has un hazırla, yoğur ve pide yap” dedi.|avraham at͡ʃelejle t͡ʃadiraʔ sarah’in janina ɡidipʔ “hemen ut͡ʃ olt͡ʃek has un hazirlaʔ joɡur ve pide jap” dedi. Old-Testament-Haggai-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ordular Yahvesi şöyle diyor: Bu halk, ‘Yahve'nin evinin yapılması için zaman henüz gelmedi’ diyor.”|“ordular jahvesi sojle dijor bu halkʔ ‘jahveʔnin evinin japilmasi it͡ʃin zaman henuz ɡelmedi’ dijor.” Old-Testament-Exodus-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Firavun'un yanına git ve ona şunu söyle: 'İbraniler'in Tanrısı Yahve şöyle dedi: Halkımı salıver de bana hizmet etsinler.\"|\"bunun uzerine jahve moseʔje sojle dedi \"\"firavunʔun janina ɡit ve ona sunu sojle ʔibranilerʔin tanrisi jahve sojle dedi halkimi saliver de bana hizmet etsinler.\" Old-Testament-Judges-009-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek'e Şekem Kulesi'ndeki bütün insanların toplandığı söylendi.|avimelekʔe sekem kulesiʔndeki butun insanlarin toplandiɡi sojlendi. Old-Testament-Leviticus-011-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer ekilecek tohumun üzerine onların leşinin bir kısmı düşerse, o size temiz olacaktır.|eɡer ekilet͡ʃek tohumun uzerine onlarin lesinin bir kismi duserseʔ o size temiz olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-121-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerimi tepelere kaldırıyorum. Yardımım nereden gelecek?|ɡozlerimi tepelere kaldirijorum. jardimim nereden ɡelet͡ʃek? Old-Testament-Hosea-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey İsrael'in çocukları, Yahve'nin sözünü dinleyin, çünkü Yahve'nin ülkede yaşayanlara karşı davası var: \"\"Gerçekten ülkede gerçek, iyilik, ve Tanrı bilgisi yok.\"|\"ej israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jahveʔnin sozunu dinlejinʔ t͡ʃunku jahveʔnin ulkede jasajanlara karsi davasi var \"\"ɡert͡ʃekten ulkede ɡert͡ʃekʔ ijilikʔ ve tanri bilɡisi jok.\" New-Testament-Matthew-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Zina etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz.|‘zina etmejet͡ʃeksin’ dendiɡini dujdunuz. Old-Testament-Proverbs-030-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetçi kral olduğunda, akılsız yiyeceğe doyduğunda.|hizmett͡ʃi kral olduɡundaʔ akilsiz jijet͡ʃeɡe dojduɡunda. Old-Testament-Nehemiah-011-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'daki Levililer'den bazı bölükler Benyamin bölgesine yerleştiler.|jahudaʔdaki levililerʔden bazi bolukler benjamin bolɡesine jerlestiler. Old-Testament-Judges-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra çölden geçip Edom ülkesinin ve Moav ülkesinin çevresini dolaştılar, Moav ülkesinin doğu yakasına geldiler ve Arnon Nehri'nin karşı yakasında konakladılar; ama Moav sınırı içine girmediler; çünkü Arnon Moav sınırıydı.|sonra t͡ʃolden ɡet͡ʃip edom ulkesinin ve moav ulkesinin t͡ʃevresini dolastilarʔ moav ulkesinin doɡu jakasina ɡeldiler ve arnon nehriʔnin karsi jakasinda konakladilar; ama moav siniri it͡ʃine ɡirmediler; t͡ʃunku arnon moav sinirijdi. Old-Testament-Deuteronomy-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağ ateşle yanarken, karanlığın içinden sesi duyduğunuzda, bütün oymak başlarınız ve ihtiyarlarınız bana yaklaştınız;|daɡ atesle janarkenʔ karanliɡin it͡ʃinden sesi dujduɡunuzdaʔ butun ojmak baslariniz ve ihtijarlariniz bana jaklastiniz; New-Testament-Romans-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama soruyorum: Duymadılar mı? Kuşkusuz duydular. “Sesleri bütün yeryüzüne, sözleri dünyanın uçlarına vardı.”|ama sorujorum dujmadilar mi? kuskusuz dujdular. “sesleri butun jerjuzuneʔ sozleri dunjanin ut͡ʃlarina vardi.” Old-Testament-Genesis-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri dönüp Eyn Mişpat'a (Kadeş de denir) geldiler. Amalekliler'in ve Hazazon Tamar'da yaşayan Amorlular'ın bütün ülkesini vurdular.|ɡeri donup ejn mispatʔa (kades de denir) ɡeldiler. amaleklilerʔin ve hazazon tamarʔda jasajan amorlularʔin butun ulkesini vurdular. New-Testament-Luke-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Rastlantı sonucu o yoldan bir kâhin iniyordu. Adamı görünce öbür yandan gelip geçti.|rastlanti sonut͡ʃu o joldan bir kahin inijordu. adami ɡorunt͡ʃe obur jandan ɡelip ɡet͡ʃti. Old-Testament-Genesis-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençlerin yediklerinden ve benimle birlikte gelen Aner, Eşkol ve Mamre'nin payından başka senden hiçbir şey kabul etmeyeceğim. Paylarına düşeni alsınlar.”|ɡent͡ʃlerin jediklerinden ve benimle birlikte ɡelen anerʔ eskol ve mamreʔnin pajindan baska senden hit͡ʃbir sej kabul etmejet͡ʃeɡim. pajlarina duseni alsinlar.” New-Testament-2-Thessalonians-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, Efendimiz Yeşua Mesih’in adıyla size buyuruyoruz: Bizden aldıkları öğretilere göre yürümeyip isyan içinde olan bütün kardeşlerden uzak durun.|kardeslerʔ efendimiz jesua mesih’in adijla size bujurujoruz bizden aldiklari oɡretilere ɡore jurumejip isjan it͡ʃinde olan butun kardeslerden uzak durun. Old-Testament-Leviticus-013-057|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer giysinin çözgüsünde, atkısında ya da deriden herhangi bir şeyde tekrar görünürse, yayılmaktadır. Kendisinde veba olan o şeyi ateşle yakacaksın.|eɡer ɡijsinin t͡ʃozɡusundeʔ atkisinda ja da deriden herhanɡi bir sejde tekrar ɡorunurseʔ jajilmaktadir. kendisinde veba olan o seji atesle jakat͡ʃaksin. New-Testament-Mark-014-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus’u, Yakov’u ve Yuhanna’yı yanına aldı. Kederlenmeye ve ağır bir sıkıntı duymaya başladı.|petrus’uʔ jakov’u ve juhanna’ji janina aldi. kederlenmeje ve aɡir bir sikinti dujmaja basladi. New-Testament-Luke-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin Mesih’ini görmeden ölmeyeceği Kutsal Ruh tarafından kendisine açıklanmıştı.|efendi’nin mesih’ini ɡormeden olmejet͡ʃeɡi kutsal ruh tarafindan kendisine at͡ʃiklanmisti. Old-Testament-Exodus-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen rüzgârınla üfledin. Deniz onları örttü. Güçlü sularda kurşun gibi battılar.|sen ruzɡarinla ufledin. deniz onlari orttu. ɡut͡ʃlu sularda kursun ɡibi battilar. New-Testament-Hebrews-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim” diyeni biliyoruz. Yine, “Efendi halkını yargılayacak” diyor.|t͡ʃunkuʔ “ot͡ʃ benimdirʔ karsiliɡini ben veret͡ʃeɡim” dijeni bilijoruz. jineʔ “efendi halkini jarɡilajat͡ʃak” dijor. Old-Testament-Job-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Hızlı gemiler gibi, avına saldıran kartal gibi geçip gittiler.|hizli ɡemiler ɡibiʔ avina saldiran kartal ɡibi ɡet͡ʃip ɡittiler. New-Testament-Mark-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne dediğini kendi de bilmiyordu. Çünkü çok korkmuşlardı.|ne dediɡini kendi de bilmijordu. t͡ʃunku t͡ʃok korkmuslardi. Old-Testament-Exodus-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun Moşe'yle Aron'u çağırıp onlara şöyle dedi: \"\"Bu sefer günah işledim. Yahve doğrudur, ben ve halkım kötüyüz.\"|\"firavun moseʔjle aronʔu t͡ʃaɡirip onlara sojle dedi \"\"bu sefer ɡunah isledim. jahve doɡrudurʔ ben ve halkim kotujuz.\" Old-Testament-Psalms-039-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, ey Efendim, ben neyi bekliyorum? Umudum sende.|simdiʔ ej efendimʔ ben neji beklijorum? umudum sende. Old-Testament-Proverbs-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge ol, oğlum, yüreğime sevinç getir, o zaman bana eziyet edene yanıt verebilirim.|bilɡe olʔ oɡlumʔ jureɡime sevint͡ʃ ɡetirʔ o zaman bana ezijet edene janit verebilirim. New-Testament-2-Corinthians-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her şey sizin içindir. Öyle ki, lütuf bir çokları aracılığıyla çoğalıp, Tanrı'nın yüceliği için şükranı artırsın.|t͡ʃunku her sej sizin it͡ʃindir. ojle kiʔ lutuf bir t͡ʃoklari arat͡ʃiliɡijla t͡ʃoɡalipʔ tanriʔnin jut͡ʃeliɡi it͡ʃin sukrani artirsin. Old-Testament-2-Chronicles-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, 'Ramot Gilad'a çıkıp düşsün diye İsrael Kralı Ahav'ı kim kandıracak?' dedi. Biri böyle, öteki şöyle diyordu.|jahveʔ ʔramot ɡiladʔa t͡ʃikip dussun dije israel krali ahavʔi kim kandirat͡ʃak?ʔ dedi. biri bojleʔ oteki sojle dijordu. Old-Testament-2-Chronicles-034-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın onlara şöyle dedi: “İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor, 'Sizi bana gönderen adama deyin ki,|kadin onlara sojle dedi “israelʔin tanrisi jahve sojle dijorʔ ʔsizi bana ɡonderen adama dejin kiʔ Old-Testament-Psalms-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, şükran sesini duyurayım ve tüm harika işlerini anlatayım.|ta kiʔ sukran sesini dujurajim ve tum harika islerini anlatajim. Old-Testament-Nehemiah-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar hakkında kralın buyruğu vardı, ezgicilerin günlük ihtiyaçları için maaş sağlanmıştı.|t͡ʃunku onlar hakkinda kralin bujruɡu vardiʔ ezɡit͡ʃilerin ɡunluk ihtijat͡ʃlari it͡ʃin maas saɡlanmisti. New-Testament-Revelation-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Birincisi gidip tasını yeryüzüne boşalttı. Canavarın işaretini taşıyan ve onun suretine tapan insanların üzerinde acı veren, iğrenç yaralar oluştu.|birint͡ʃisi ɡidip tasini jerjuzune bosaltti. t͡ʃanavarin isaretini tasijan ve onun suretine tapan insanlarin uzerinde at͡ʃi verenʔ iɡrent͡ʃ jaralar olustu. Old-Testament-Genesis-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin meleği ona, “Hanımına dön ve kendini onun ellerine teslim et” dedi.|jahve’nin meleɡi onaʔ “hanimina don ve kendini onun ellerine teslim et” dedi. Old-Testament-Nehemiah-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle yazıyordu: “Uluslar arasında bildirildiğine, Gaşmu’nun söylediğine göre, siz ve Yahudiler isyan etmeyi düşünüyormuşsunuz. Bu yüzden duvarı yapıyormuşsun. Bu sözlere göre sen onların kralı olacakmışsın.|sojle jazijordu “uluslar arasinda bildirildiɡineʔ ɡasmu’nun sojlediɡine ɡoreʔ siz ve jahudiler isjan etmeji dusunujormussunuz. bu juzden duvari japijormussun. bu sozlere ɡore sen onlarin krali olat͡ʃakmissin. Old-Testament-Leviticus-022-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu nedenle buyruklarımı tutacak ve yapacaksınız. Ben Yahve'yim.\"|\"\"\"bu nedenle bujruklarimi tutat͡ʃak ve japat͡ʃaksiniz. ben jahveʔjim.\" Old-Testament-Exodus-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun'un angaryacılarının üzerlerine atadığı İsrael'in çocuklarının memurları dövüldü ve onlara, \"\"Daha önce olduğu gibi kerpiç yapımında neden dün de bugün de kotanızı doldurmadınız?\"\" diye soruldu.\"|\"firavunʔun anɡarjat͡ʃilarinin uzerlerine atadiɡi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin memurlari dovuldu ve onlaraʔ \"\"daha ont͡ʃe olduɡu ɡibi kerpit͡ʃ japiminda neden dun de buɡun de kotanizi doldurmadiniz?\"\" dije soruldu.\" Old-Testament-Deuteronomy-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun hakkında şöyle dedi, “Ey Zevulun, dışarı çıkışınla, ey İssakar çadırlarında sevinin.|zevulun hakkinda sojle dediʔ “ej zevulunʔ disari t͡ʃikisinlaʔ ej issakar t͡ʃadirlarinda sevinin. New-Testament-Philippians-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O, Tanrı suretinde olduğu halde, Tanrı’yla eşitliği tutunacak bir hak saymadı,|oʔ tanri suretinde olduɡu haldeʔ tanri’jla esitliɡi tutunat͡ʃak bir hak sajmadiʔ Old-Testament-2-Chronicles-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler kutsal yerden çıktıklarında (çünkü orada bulunan bütün kâhinler bölüklerini gözetmeden kendilerini kutsamışlardı;|kahinler kutsal jerden t͡ʃiktiklarinda (t͡ʃunku orada bulunan butun kahinler boluklerini ɡozetmeden kendilerini kutsamislardi; Old-Testament-Exodus-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer insanlar kavga edip gebe bir kadını incitir, kadın da düşük yaparsa ve hiçbir zarar gelmese de, mutlaka kadının kocasının talep edeceği ve hakimlerin izin vereceği ölçüde para cezasına çarptırılacaktır.\"|\"\"\"eɡer insanlar kavɡa edip ɡebe bir kadini int͡ʃitirʔ kadin da dusuk japarsa ve hit͡ʃbir zarar ɡelmese deʔ mutlaka kadinin kot͡ʃasinin talep edet͡ʃeɡi ve hakimlerin izin veret͡ʃeɡi olt͡ʃude para t͡ʃezasina t͡ʃarptirilat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Numbers-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Aron'un oğlu Eleazar'ın oğlu Pinehas bunu görünce topluluğun ortasından kalktı ve eline bir mızrak aldı.|kahin aronʔun oɡlu eleazarʔin oɡlu pinehas bunu ɡorunt͡ʃe topluluɡun ortasindan kalkti ve eline bir mizrak aldi. Old-Testament-Leviticus-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael evinden kim olursa olsun, ordugâhta bir boğayı, kuzuyu ya da keçiyi kesen ya da ordugâhın dışında kesen kişi,|israel evinden kim olursa olsunʔ orduɡahta bir boɡajiʔ kuzuju ja da ket͡ʃiji kesen ja da orduɡahin disinda kesen kisiʔ Old-Testament-Deuteronomy-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yarden'in ötesine geçip Tanrınız Yahve'nin size miras olarak vereceği ülkede oturduğunuzda ve güvenlik içinde oturmak üzere çevrenizdeki tüm düşmanlarınızdan size rahat verdiğinde,|ama jardenʔin otesine ɡet͡ʃip tanriniz jahveʔnin size miras olarak veret͡ʃeɡi ulkede oturduɡunuzda ve ɡuvenlik it͡ʃinde oturmak uzere t͡ʃevrenizdeki tum dusmanlarinizdan size rahat verdiɡindeʔ Old-Testament-Exodus-040-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şamdanı Buluşma Çadırı'nın içine, konutun güneyine, masanın karşısına koydu.|samdani bulusma t͡ʃadiriʔnin it͡ʃineʔ konutun ɡunejineʔ masanin karsisina kojdu. Old-Testament-Psalms-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötünün kolunu kır. Kötüye gelince, kötülüğü kalmayıncaya kadar ondan hesabını sor.|kotunun kolunu kir. kotuje ɡelint͡ʃeʔ kotuluɡu kalmajint͡ʃaja kadar ondan hesabini sor. Old-Testament-Leviticus-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu bir suç sunusudur. O, Yahve'nin önünde kesin olarak suçludur.”|bu bir sut͡ʃ sunusudur. oʔ jahveʔnin onunde kesin olarak sut͡ʃludur.” Old-Testament-Psalms-048-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve büyüktür, Tanrımız’ın kentinde, kutsal dağında övülmeye çok lâyıktır.|jahve bujukturʔ tanrimiz’in kentindeʔ kutsal daɡinda ovulmeje t͡ʃok lajiktir. Old-Testament-1-Chronicles-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bu sözlere ve bütün bu görüme göre, Natan David’e böyle söyledi.|butun bu sozlere ve butun bu ɡorume ɡoreʔ natan david’e bojle sojledi. New-Testament-1-John-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Size gelince, O’ndan aldığınız mesh sizde kalır ve kimsenin size öğretmesine gerek yoktur. O’nun size her şeyi öğreten meshi gerçektir, yalan değildir. Size öğrettiği gibi, O’nda kalın.|size ɡelint͡ʃeʔ o’ndan aldiɡiniz mesh sizde kalir ve kimsenin size oɡretmesine ɡerek joktur. o’nun size her seji oɡreten meshi ɡert͡ʃektirʔ jalan deɡildir. size oɡrettiɡi ɡibiʔ o’nda kalin. Old-Testament-Proverbs-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuvasından uzak kalan kuş neyse, evinden uzak kalan insan da öyledir.|juvasindan uzak kalan kus nejseʔ evinden uzak kalan insan da ojledir. New-Testament-Revelation-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle diyorlardı: ‘‘Sana şükrederiz. Her Şeye Gücü Yeten, var olan, var olmuş olan Efendi Tanrı! Çünkü büyük gücünü eline alıp hüküm sürmeye başladın.|sojle dijorlardi ‘‘sana sukrederiz. her seje ɡut͡ʃu jetenʔ var olanʔ var olmus olan efendi tanri! t͡ʃunku bujuk ɡut͡ʃunu eline alip hukum surmeje basladin. New-Testament-Mark-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ölümden dirildikten sonra sizden önce Galile’ye gideceğim.”|ama olumden dirildikten sonra sizden ont͡ʃe ɡalile’je ɡidet͡ʃeɡim.” Old-Testament-1-Kings-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon bütün İsrael topluluğunun önünde Yahve'nin sunağının önünde durdu ve ellerini göğe açtı;|solomon butun israel topluluɡunun onunde jahveʔnin sunaɡinin onunde durdu ve ellerini ɡoɡe at͡ʃti; Old-Testament-Jeremiah-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yedi çocuk doğuran kadın cansızlaşıp, ruhunu teslim etti. Onun güneşi daha gündüzken battı. Hayal kırıklığına uğradı ve utandı. Geriye kalanlarını düşmanlarının önünde kılıca teslim edeceğim.\"\" diyor Yahve.\"|\"jedi t͡ʃot͡ʃuk doɡuran kadin t͡ʃansizlasipʔ ruhunu teslim etti. onun ɡunesi daha ɡunduzken batti. hajal kirikliɡina uɡradi ve utandi. ɡerije kalanlarini dusmanlarinin onunde kilit͡ʃa teslim edet͡ʃeɡim.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Exodus-026-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Konutun bir tarafındaki çerçeveler için beş, konutun diğer tarafındaki çerçeveler için beş,\"|\"\"\"konutun bir tarafindaki t͡ʃert͡ʃeveler it͡ʃin besʔ konutun diɡer tarafindaki t͡ʃert͡ʃeveler it͡ʃin besʔ\" Old-Testament-1-Chronicles-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakbakkar, Hereş, Galal ve Asaf oğlu Zikri oğlu Mika oğlu Mattanya;|bakbakkarʔ heresʔ ɡalal ve asaf oɡlu zikri oɡlu mika oɡlu mattanja; Old-Testament-Joshua-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad'ın yarısı, Başan'da Og Krallığı'nın, Aştarot ve Edrei kentleri, Manaşşe oğlu Makir'in çocukları için, boylarına göre Makir'in çocuklarının yarısı içindi.|ɡiladʔin jarisiʔ basanʔda oɡ kralliɡiʔninʔ astarot ve edrei kentleriʔ manasse oɡlu makirʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃinʔ bojlarina ɡore makirʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jarisi it͡ʃindi. Old-Testament-Ezekiel-016-059|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: “Sen ki, antlaşmayı bozarak andı hor gördün, sen nasıl yaptınsa ben de sana öyle yapacağım.\"|\"\"\"ʔt͡ʃunku efendi jahve sojle dijor “sen kiʔ antlasmaji bozarak andi hor ɡordunʔ sen nasil japtinsa ben de sana ojle japat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-1-Kings-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Orada bir mağaraya geldi ve orada konakladı; ve işte, Yahve'nin sözü geldi ve ona dedi, \"\"Eliya, burada ne yapıyorsun?\"\"\"|\"orada bir maɡaraja ɡeldi ve orada konakladi; ve isteʔ jahveʔnin sozu ɡeldi ve ona dediʔ \"\"elijaʔ burada ne japijorsun?\"\"\" New-Testament-James-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey zina edenler, dünyayla dostluğun Tanrı’ya düşmanlık olduğunu bilmiyor musunuz? Dünyayla dost olmak isteyen, kendini Tanrı’ya düşman eder.|ej zina edenlerʔ dunjajla dostluɡun tanri’ja dusmanlik olduɡunu bilmijor musunuz? dunjajla dost olmak istejenʔ kendini tanri’ja dusman eder. New-Testament-Galatians-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes kendi işini denetlesin. O zaman başkasıyla değil, yalnız kendi yaptıklarıyla övünebilir.|herkes kendi isini denetlesin. o zaman baskasijla deɡilʔ jalniz kendi japtiklarijla ovunebilir. Old-Testament-2-Samuel-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Huşay Avşalom'un yanına gelince, Avşalom ona, \"\"Ahitofel böyle konuştu. Onun dediğini yapalım mı? Değilse, konuş.\"\" dedi.\"|\"husaj avsalomʔun janina ɡelint͡ʃeʔ avsalom onaʔ \"\"ahitofel bojle konustu. onun dediɡini japalim mi? deɡilseʔ konus.\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalar evleri başlarının, cesur yiğitlerin toplam sayısı iki bin altı yüzdü.|atalar evleri baslarininʔ t͡ʃesur jiɡitlerin toplam sajisi iki bin alti juzdu. Old-Testament-Isaiah-040-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilmedin mi? Duymadın mı? Dünyanın uçlarının Yaratıcısı, sonsuz Tanrı Yahve zayıflamaz. O yorulmaz. O'nun anlayışı incelenemez.|bilmedin mi? dujmadin mi? dunjanin ut͡ʃlarinin jaratit͡ʃisiʔ sonsuz tanri jahve zajiflamaz. o jorulmaz. oʔnun anlajisi int͡ʃelenemez. Old-Testament-Ezekiel-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“Arabistan ve Kedar'ın bütün beyleri, kuzuda, koçta ve keçide senin gözde tüccarlarındı. Bunlarda senin tüccarlarındı.\"\"\"\"'\"|\"“‘“arabistan ve kedarʔin butun bejleriʔ kuzudaʔ kot͡ʃta ve ket͡ʃide senin ɡozde tut͡ʃt͡ʃarlarindi. bunlarda senin tut͡ʃt͡ʃarlarindi.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Samuel-017-028|und|SPEAKER_00_Turkish|yataklar, leğenler, toprak kaplar ve David ve yanındaki halk yesin diye buğday, arpa, un, kavrulmuş tahıl, bakla, mercimek, kavrulmuş nohut,|jataklarʔ leɡenlerʔ toprak kaplar ve david ve janindaki halk jesin dije buɡdajʔ arpaʔ unʔ kavrulmus tahilʔ baklaʔ mert͡ʃimekʔ kavrulmus nohutʔ Old-Testament-2-Samuel-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David kendisine bunu anlatan genç adama, “Nerelisin?” dedi. Adam, \"\"Ben bir yabancının, bir Amalekli'nin oğluyum\"\" diye yanıt verdi.\"|\"david kendisine bunu anlatan ɡent͡ʃ adamaʔ “nerelisin?” dedi. adamʔ \"\"ben bir jabant͡ʃininʔ bir amalekliʔnin oɡlujum\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-Exodus-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Moşe'nin elleri ağırlaştı, bir taş alıp altına koydular, o da üzerine oturdu. Aron ve Hur, biri bir tarafta, diğeri öbür tarafta onun ellerini kaldırdılar. Gün batımına kadar elleri sabit kaldı.|ama moseʔnin elleri aɡirlastiʔ bir tas alip altina kojdularʔ o da uzerine oturdu. aron ve hurʔ biri bir taraftaʔ diɡeri obur tarafta onun ellerini kaldirdilar. ɡun batimina kadar elleri sabit kaldi. New-Testament-Acts-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kırk yaşına gelince, yüreğine kardeşleri olan İsrael'in çocuklarını görme isteği geldi.|ama kirk jasina ɡelint͡ʃeʔ jureɡine kardesleri olan israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini ɡorme isteɡi ɡeldi. New-Testament-Romans-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler de bu ulusların arasında Yeşua Mesih'e ait olmaya çağrıldınız.|sizler de bu uluslarin arasinda jesua mesihʔe ait olmaja t͡ʃaɡrildiniz. New-Testament-Luke-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çarşı meydanında oturup birbirine şöyle çağıran çocuklara benziyorlar: ‘Size kaval çaldık, ama oynamadınız! Ağıt yaktık, ama ağlamadınız’.|t͡ʃarsi mejdaninda oturup birbirine sojle t͡ʃaɡiran t͡ʃot͡ʃuklara benzijorlar ‘size kaval t͡ʃaldikʔ ama ojnamadiniz! aɡit jaktikʔ ama aɡlamadiniz’. Old-Testament-Isaiah-064-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkelenme, ey Yahve. Kötülüğü sonsuza dek anma. Bak ve gör, sana yalvarıyoruz, biz hepimiz senin halkınız.|ofkelenmeʔ ej jahve. kotuluɡu sonsuza dek anma. bak ve ɡorʔ sana jalvarijoruzʔ biz hepimiz senin halkiniz. Old-Testament-Isaiah-030-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir insanın tehdidinden bin kişi kaçacak. Beş insanın tehdidiyle, siz dağın tepesinde bir fener gibi, tepede bir sancak gibi kalıncaya dek kaçacaksınız.|bir insanin tehdidinden bin kisi kat͡ʃat͡ʃak. bes insanin tehdidijleʔ siz daɡin tepesinde bir fener ɡibiʔ tepede bir sant͡ʃak ɡibi kalint͡ʃaja dek kat͡ʃat͡ʃaksiniz. New-Testament-Ephesians-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için yalanı üzerinizden atın, her biriniz komşusuyla gerçeği konuşsun. Çünkü biz birbirimizin üyeleriyiz.|bunun it͡ʃin jalani uzerinizden atinʔ her biriniz komsusujla ɡert͡ʃeɡi konussun. t͡ʃunku biz birbirimizin ujelerijiz. Old-Testament-1-Chronicles-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar onların kuşaklarıdır: İşmael'in ilk oğlu Nevayot; sonra Kedar, Adbeel, Mivsam,|bunlar onlarin kusaklaridir ismaelʔin ilk oɡlu nevajot; sonra kedarʔ adbeelʔ mivsamʔ New-Testament-Revelation-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelene, saklı mandan vereceğim. Ona beyaz bir taş da vereceğim. Bu taşın üzerinde onu alandan başka kimsenin bilmediği yeni bir ad yazılıdır.”|kulaɡi olanʔ ruh’un kiliselere ne dediɡini isitsin. ɡalip ɡeleneʔ sakli mandan veret͡ʃeɡim. ona bejaz bir tas da veret͡ʃeɡim. bu tasin uzerinde onu alandan baska kimsenin bilmediɡi jeni bir ad jazilidir.” New-Testament-Luke-022-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan bir taş atımı kadar uzaklaştı. Orada diz çöküp dua etti.|onlardan bir tas atimi kadar uzaklasti. orada diz t͡ʃokup dua etti. Old-Testament-Numbers-029-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yedinci ayın on beşinci günü kutsal toplantınız olacaktır. Olağan hiçbir iş yapmayacaksınız. Yedi gün Yahve'ye bayram tutacaksınız.\"|\"\"\"ʔjedint͡ʃi ajin on besint͡ʃi ɡunu kutsal toplantiniz olat͡ʃaktir. olaɡan hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz. jedi ɡun jahveʔje bajram tutat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-2-Samuel-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine İsrael'in bütün oymakları Hevron'a, David'in yanına gelip şöyle dediler: \"\"İşte, biz senin kemiğin ve etiniz.\"|\"bunun uzerine israelʔin butun ojmaklari hevronʔaʔ davidʔin janina ɡelip sojle dediler \"\"isteʔ biz senin kemiɡin ve etiniz.\" Old-Testament-2-Kings-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâtip Şafan krala geldi ve krala yine haber getirip, \"\"Hizmetkârların evde bulunan parayı boşalttılar ve onu Yahve'nin evinin işine koyulan işçilerin eline teslim ettiler\"\" dedi.\"|\"katip safan krala ɡeldi ve krala jine haber ɡetiripʔ \"\"hizmetkarlarin evde bulunan paraji bosalttilar ve onu jahveʔnin evinin isine kojulan ist͡ʃilerin eline teslim ettiler\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yollarında O'nu tanı, O senin yollarını düzeltir.|butun jollarinda oʔnu taniʔ o senin jollarini duzeltir. Old-Testament-Isaiah-040-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Avutun, halkımı avutun\"\" diyor Tanrınız.\"|\"\"\"avutunʔ halkimi avutun\"\" dijor tanriniz.\" Old-Testament-Jeremiah-049-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey dönek kız, neden vadilerde, sulak vadinle övünüyorsun? Hazinelerine güvenip, ‘Kim bana gelecek?’ diyordun.|ej donek kizʔ neden vadilerdeʔ sulak vadinle ovunujorsun? hazinelerine ɡuvenipʔ ‘kim bana ɡelet͡ʃek?’ dijordun. New-Testament-Acts-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece askerler aldıkları buyruk uyarınca Pavlus’u alıp geceleyin Antipatris’e götürdüler.|bojlet͡ʃe askerler aldiklari bujruk ujarint͡ʃa pavlus’u alip ɡet͡ʃelejin antipatris’e ɡoturduler. Old-Testament-Judges-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ehud haraç sunmayı bitirince, haracı taşıyan adamları gönderdi.|ehud harat͡ʃ sunmaji bitirint͡ʃeʔ harat͡ʃi tasijan adamlari ɡonderdi. Old-Testament-Daniel-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bir el bana dokundu, beni dizlerimin ve ellerimin üzerine koydu.|isteʔ bir el bana dokunduʔ beni dizlerimin ve ellerimin uzerine kojdu. Old-Testament-Job-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kovaları sütle doludur. Kemiklerinin iliği canlıdır.|kovalari sutle doludur. kemiklerinin iliɡi t͡ʃanlidir. Old-Testament-2-Samuel-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün İsrael'in çocuklarıyla birlikte yürüdüğüm yerlerin tümünde, halkım İsrael'in çobanı olmasını buyurduğum İsrael oymaklarından birine, 'Neden bana sedirden konut yapmadınız?' diye bir söz söyledim mi?”'|butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte juruduɡum jerlerin tumundeʔ halkim israelʔin t͡ʃobani olmasini bujurduɡum israel ojmaklarindan birineʔ ʔneden bana sedirden konut japmadiniz?ʔ dije bir soz sojledim mi?”ʔ Old-Testament-Numbers-001-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef çocuklarından: Efraim'in çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|josef t͡ʃot͡ʃuklarindan efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar Old-Testament-Daniel-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Anlatılmış olan bu akşam ve sabah görümü gerçektir; ama görümü mühürle, çünkü çok günler sonrasına aittir.”|“anlatilmis olan bu aksam ve sabah ɡorumu ɡert͡ʃektir; ama ɡorumu muhurleʔ t͡ʃunku t͡ʃok ɡunler sonrasina aittir.” Old-Testament-Psalms-033-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Madem umudumuz sende, sevgi dolu iyiliğin üzerimizde olsun, ey Yahve!|madem umudumuz sendeʔ sevɡi dolu ijiliɡin uzerimizde olsunʔ ej jahve! Old-Testament-Proverbs-016-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavaş öfkelenen kişi yiğitten iyidir, kendi ruhuna hükmeden de kent ele geçirenden iyidir.|javas ofkelenen kisi jiɡitten ijidirʔ kendi ruhuna hukmeden de kent ele ɡet͡ʃirenden ijidir. Old-Testament-Proverbs-023-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, denizin ortasında yatan, ya da gemi direğinin başında yatan biri gibi olursun.|evetʔ denizin ortasinda jatanʔ ja da ɡemi direɡinin basinda jatan biri ɡibi olursun. Old-Testament-Exodus-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun'un kızı ona, \"\"Bu çocuğu al ve benim için emzir, ben de ücretini veririm\"\" dedi. Kadın çocuğu alıp emzirdi.\"|\"firavunʔun kizi onaʔ \"\"bu t͡ʃot͡ʃuɡu al ve benim it͡ʃin emzirʔ ben de ut͡ʃretini veririm\"\" dedi. kadin t͡ʃot͡ʃuɡu alip emzirdi.\" Old-Testament-Numbers-014-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sabah erkenden kalkıp dağın tepesine çıkıp şöyle dediler: \"\"İşte, biz buradayız ve Yahve'nin söz verdiği yere çıkacağız; çünkü günah işledik.”\"|\"sabah erkenden kalkip daɡin tepesine t͡ʃikip sojle dediler \"\"isteʔ biz buradajiz ve jahveʔnin soz verdiɡi jere t͡ʃikat͡ʃaɡiz; t͡ʃunku ɡunah isledik.”\" New-Testament-John-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine O’nu tekneye almak istediler. Tekne hemen gitmekte oldukları karaya ulaştı.|bunun uzerine o’nu tekneje almak istediler. tekne hemen ɡitmekte olduklari karaja ulasti. New-Testament-Luke-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ülke halkı adamdan nefret ediyordu. Peşinden elçiler gönderip, ‘Biz bu adamın üzerimizde hüküm sürmesini istemiyoruz’ dediler.|ama ulke halki adamdan nefret edijordu. pesinden elt͡ʃiler ɡonderipʔ ‘biz bu adamin uzerimizde hukum surmesini istemijoruz’ dediler. Old-Testament-Ezekiel-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman onlara, ‘Gittiğiniz yüksek yer ne anlama geliyor?’ diye sordum. Bu yüzden onun adı bugüne kadar Bama diye anılır.\"\"\"\"'\"|\"o zaman onlaraʔ ‘ɡittiɡiniz juksek jer ne anlama ɡelijor?’ dije sordum. bu juzden onun adi buɡune kadar bama dije anilir.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Jeremiah-050-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O günlerde ve o zamanda,\"\" diyor Yahve, \"\"İsrael'in suçları aranacak, ve bulunmayacak, Yahuda'nın günahları da bulunmayacak. Çünkü kalıntı olarak bıraktıklarımı bağışlayacağım.\"\"\"|\"o ɡunlerde ve o zamandaʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"israelʔin sut͡ʃlari aranat͡ʃakʔ ve bulunmajat͡ʃakʔ jahudaʔnin ɡunahlari da bulunmajat͡ʃak. t͡ʃunku kalinti olarak biraktiklarimi baɡislajat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Numbers-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|'Çünkü Yahve bu halkı kendilerine ant içerek söz verdiği ülkeye götüremediği için onları çölde katletti.'|ʔt͡ʃunku jahve bu halki kendilerine ant it͡ʃerek soz verdiɡi ulkeje ɡoturemediɡi it͡ʃin onlari t͡ʃolde katletti.ʔ Old-Testament-Proverbs-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hasat zamanıda karın soğuğu neyse, sadık bir haberci de kendisini gönderenlere öyledir, çünkü efendilerinin canını tazeler.|hasat zamanida karin soɡuɡu nejseʔ sadik bir habert͡ʃi de kendisini ɡonderenlere ojledirʔ t͡ʃunku efendilerinin t͡ʃanini tazeler. Old-Testament-Psalms-072-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkının yoksullarına hakkını versin. Muhtaçların çocuklarını kurtarsın, zalimi parçalasın.|halkinin joksullarina hakkini versin. muhtat͡ʃlarin t͡ʃot͡ʃuklarini kurtarsinʔ zalimi part͡ʃalasin. New-Testament-Mark-005-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu kimin yaptığını görmek için etrafına bakındı.|jesua bunu kimin japtiɡini ɡormek it͡ʃin etrafina bakindi. Old-Testament-2-Samuel-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Siva krala, “Efendim kral hizmetkârına ne buyurursa, hizmetkârın da öyle yapacaktır” dedi. Böylece Mefiboşet kralın oğullarından biri gibi kralın sofrasında yemek yedi.|siva kralaʔ “efendim kral hizmetkarina ne bujurursaʔ hizmetkarin da ojle japat͡ʃaktir” dedi. bojlet͡ʃe mefiboset kralin oɡullarindan biri ɡibi kralin sofrasinda jemek jedi. Old-Testament-Joshua-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü bizi ve atalarımızı Mısır diyarından, kölelik evinden çıkaran, gözümüzün önünde o büyük belirtileri yapan, gittiğimiz bütün yolda ve ortasından geçtiğimiz bütün halklar arasında bizi koruyan Tanrımız Yahve'dir.|t͡ʃunku bizi ve atalarimizi misir dijarindanʔ kolelik evinden t͡ʃikaranʔ ɡozumuzun onunde o bujuk belirtileri japanʔ ɡittiɡimiz butun jolda ve ortasindan ɡet͡ʃtiɡimiz butun halklar arasinda bizi korujan tanrimiz jahveʔdir. Old-Testament-Hosea-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Tanrım, biz İsrael, seni tanıyoruz!’ diye bana feryat ediyorlar.|‘tanrimʔ biz israelʔ seni tanijoruz!’ dije bana ferjat edijorlar. New-Testament-2-Corinthians-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kovalanıyoruz, ancak terk edilmedik. Yere vurulmuşuz, ancak yok olmadık.|kovalanijoruzʔ ant͡ʃak terk edilmedik. jere vurulmusuzʔ ant͡ʃak jok olmadik. Old-Testament-Genesis-029-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah olunca Yakov bir baktı ki, yanında Lea! Lavan'a, “Bana bu yaptığın nedir?” dedi. “Sana Rahel için hizmet etmedim mi? O zaman neden beni aldattın?”|sabah olunt͡ʃa jakov bir bakti kiʔ janinda lea! lavanʔaʔ “bana bu japtiɡin nedir?” dedi. “sana rahel it͡ʃin hizmet etmedim mi? o zaman neden beni aldattin?” Old-Testament-Psalms-018-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü savaş için bana güç verdin. Bana karşı çıkanları bana boyun eğdirdin.|t͡ʃunku savas it͡ʃin bana ɡut͡ʃ verdin. bana karsi t͡ʃikanlari bana bojun eɡdirdin. Old-Testament-Psalms-083-018|und|SPEAKER_00_Turkish|bilsinler ki, yalnız sen, adı Yahve olan, tüm yeryüzü üzerinde En Yüce’dir.|bilsinler kiʔ jalniz senʔ adi jahve olanʔ tum jerjuzu uzerinde en jut͡ʃe’dir. Old-Testament-Psalms-079-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarının cesetlerini gökteki kuşlara, kutsallarının etini yeryüzündeki hayvanlara yem olsun diye verdiler.|hizmetkarlarinin t͡ʃesetlerini ɡokteki kuslaraʔ kutsallarinin etini jerjuzundeki hajvanlara jem olsun dije verdiler. New-Testament-Hebrews-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İman sayesinde İshak, Yakov’la Esav’ı gelecek olaylarla ilgili olarak kutsadı.|iman sajesinde ishakʔ jakov’la esav’i ɡelet͡ʃek olajlarla ilɡili olarak kutsadi. Old-Testament-1-Chronicles-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürgün olan Yekonya'nın oğulları: Onun oğlu Şealtiel,|surɡun olan jekonjaʔnin oɡullari onun oɡlu sealtielʔ Old-Testament-Isaiah-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Efendi Yahve şöyle diyor: “İşte, Siyon'da temel olarak bir taş, denenmiş bir taş, sağlam temelin değerli köşe taşını koydum. İman eden aceleci davranmayacak.|bu nedenle efendi jahve sojle dijor “isteʔ sijonʔda temel olarak bir tasʔ denenmis bir tasʔ saɡlam temelin deɡerli kose tasini kojdum. iman eden at͡ʃelet͡ʃi davranmajat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yemeyeceğiniz hayvanlar şunlardır: Kartal, akbaba, balıkkartalı,|ant͡ʃak jemejet͡ʃeɡiniz hajvanlar sunlardir kartalʔ akbabaʔ balikkartaliʔ New-Testament-Revelation-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kente hiçbir şekilde kirli hiçbir şey, iğrenç ya da aldatıcı hiç kimse girmeyecek; yalnızca Kuzu’nun yaşam kitabında yazılmış olanlar girecek.|kente hit͡ʃbir sekilde kirli hit͡ʃbir sejʔ iɡrent͡ʃ ja da aldatit͡ʃi hit͡ʃ kimse ɡirmejet͡ʃek; jalnizt͡ʃa kuzu’nun jasam kitabinda jazilmis olanlar ɡiret͡ʃek. Old-Testament-2-Chronicles-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrımız, onları yargılamayacak mısın? Çünkü bize karşı gelen bu büyük topluluğa karşı gücümüz yok. Ne yapacağımızı bilmiyoruz, ama gözlerimiz senin üzerindedir.”|ej tanrimizʔ onlari jarɡilamajat͡ʃak misin? t͡ʃunku bize karsi ɡelen bu bujuk topluluɡa karsi ɡut͡ʃumuz jok. ne japat͡ʃaɡimizi bilmijoruzʔ ama ɡozlerimiz senin uzerindedir.” Old-Testament-Proverbs-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İnce bir yaşam akılsıza yakışmaz, hizmetçinin beylere hükmetmesi de hiç yakışmaz.|int͡ʃe bir jasam akilsiza jakismazʔ hizmett͡ʃinin bejlere hukmetmesi de hit͡ʃ jakismaz. Old-Testament-Psalms-105-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal adıyla övünün. Yahve’yi arayanların yüreği sevinsin.|kutsal adijla ovunun. jahve’ji arajanlarin jureɡi sevinsin. Old-Testament-Leviticus-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin onları sunakta yakacak; hoş koku olarak ateşle yapılan sunu yemeğidir bu; tüm yağlar Yahve'nindir.'\"\"\"|\"kahin onlari sunakta jakat͡ʃak; hos koku olarak atesle japilan sunu jemeɡidir bu; tum jaɡlar jahveʔnindir.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan'ın Filistliler'in yanına geçmek için çabaladığı geçitlerin arasında bir yanda sivri bir kaya, öbür yanda sivri bir kaya vardı. Birinin adı Boses, öbürünün adı Sene'ydi.|jonatanʔin filistlilerʔin janina ɡet͡ʃmek it͡ʃin t͡ʃabaladiɡi ɡet͡ʃitlerin arasinda bir janda sivri bir kajaʔ obur janda sivri bir kaja vardi. birinin adi bosesʔ oburunun adi seneʔjdi. Old-Testament-Psalms-063-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen bana yardımcı oldun. Kanatlarının gölgesinde sevineceğim.|t͡ʃunku sen bana jardimt͡ʃi oldun. kanatlarinin ɡolɡesinde sevinet͡ʃeɡim. Old-Testament-Numbers-031-040|und|SPEAKER_00_Turkish|On altı bin kişi vardı; bunlardan Yahve'nin vergisi otuz iki kişiydi.|on alti bin kisi vardi; bunlardan jahveʔnin verɡisi otuz iki kisijdi. Old-Testament-Psalms-137-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü orada bizi tutsak edenler bizden ezgiler. Bize eziyet edenler sevinç ezgileri istediler: “Bize Siyon ezgilerinden birini söyleyin!” dediler.|t͡ʃunku orada bizi tutsak edenler bizden ezɡiler. bize ezijet edenler sevint͡ʃ ezɡileri istediler “bize sijon ezɡilerinden birini sojlejin!” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-004-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin ve sizden sonra çocuklarınızın hali iyi olsun ve Tanrınız Yahve'nin sonsuza dek size vermekte olduğu ülkede günleriniz uzun olsun diye, bugün size buyurmakta olduğum kuralları ve buyrukları tutacaksınız.|sizin ve sizden sonra t͡ʃot͡ʃuklarinizin hali iji olsun ve tanriniz jahveʔnin sonsuza dek size vermekte olduɡu ulkede ɡunleriniz uzun olsun dijeʔ buɡun size bujurmakta olduɡum kurallari ve bujruklari tutat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Ezekiel-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekerleklerin görünümü ve yapısı beril gibiydi. Dördünün de bir benzeyişi birdi. Görünüşleri ve yapıları sanki bir tekerleğin içinde tekerlek gibiydi.|tekerleklerin ɡorunumu ve japisi beril ɡibijdi. dordunun de bir benzejisi birdi. ɡorunusleri ve japilari sanki bir tekerleɡin it͡ʃinde tekerlek ɡibijdi. Old-Testament-Job-038-039|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dişi aslan için sen av avlayabilir misin, ya da genç aslanların karnını doyurabilir misin,|“disi aslan it͡ʃin sen av avlajabilir misinʔ ja da ɡent͡ʃ aslanlarin karnini dojurabilir misinʔ Old-Testament-Proverbs-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O nesil ki, gözleri ne yüksekte! Göz kapakları yukarı kalkıktır.|o nesil kiʔ ɡozleri ne juksekte! ɡoz kapaklari jukari kalkiktir. Old-Testament-2-Chronicles-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoaş iki kadın aldı ve oğullar ve kızlar babası oldu.|joas iki kadin aldi ve oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Psalms-143-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İsteğini yapmayı bana öğret, çünkü sen benim Tanrım’sın. Senin Ruh’un iyidir. Doğruluk diyarında bana öncülük et.|isteɡini japmaji bana oɡretʔ t͡ʃunku sen benim tanrim’sin. senin ruh’un ijidir. doɡruluk dijarinda bana ont͡ʃuluk et. Old-Testament-Deuteronomy-034-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe için yas gözyaşları günleri sona erinceye kadar İsrael'in çocukları Moav ovalarında Moşe için otuz gün ağladılar.|mose it͡ʃin jas ɡozjaslari ɡunleri sona erint͡ʃeje kadar israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari moav ovalarinda mose it͡ʃin otuz ɡun aɡladilar. Old-Testament-Exodus-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Mayalı hiçbir şey yemeyeceksiniz. Yaşadığınız her yerde mayasız ekmek yiyeceksiniz.'”|majali hit͡ʃbir sej jemejet͡ʃeksiniz. jasadiɡiniz her jerde majasiz ekmek jijet͡ʃeksiniz.ʔ” Old-Testament-Psalms-149-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Dans ederek O'nun adını övsünler! Tef ve arp çalarak O'nu ilahilerle yüceltsinler!|dans ederek oʔnun adini ovsunler! tef ve arp t͡ʃalarak oʔnu ilahilerle jut͡ʃeltsinler! Old-Testament-1-Samuel-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine savaş çıktı. David çıktı ve Filistliler'le savaştı ve onları büyük bir kıyımla öldürdü; ve onlar onun önünden kaçtılar.|jine savas t͡ʃikti. david t͡ʃikti ve filistlilerʔle savasti ve onlari bujuk bir kijimla oldurdu; ve onlar onun onunden kat͡ʃtilar. Old-Testament-Jeremiah-030-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi sorun da görün, bir erkek doğum sancısı çeker mi? Neden her erkeğin ellerini beline koyduğunu, bütün yüzlerinin solduğunu, doğum sancısı çeken bir kadın gibi görüyorum?|simdi sorun da ɡorunʔ bir erkek doɡum sant͡ʃisi t͡ʃeker mi? neden her erkeɡin ellerini beline kojduɡunuʔ butun juzlerinin solduɡunuʔ doɡum sant͡ʃisi t͡ʃeken bir kadin ɡibi ɡorujorum? Old-Testament-Ezekiel-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ticaretinin bolluğundan dolayı, için zorbalıkla doldu ve günah işledin. Bu yüzden kirli şey gibi seni Tanrı'nın dağından attım. Ey koruyucu Keruv, ateş taşlarının arasından seni harap ettim.|tit͡ʃaretinin bolluɡundan dolajiʔ it͡ʃin zorbalikla doldu ve ɡunah isledin. bu juzden kirli sej ɡibi seni tanriʔnin daɡindan attim. ej korujut͡ʃu keruvʔ ates taslarinin arasindan seni harap ettim. Old-Testament-Hosea-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen, ey İsrael, fahişelik yapsan da, Yahuda suç işlemese bari; Gilgal'a gelmeyin, Beyt Aven'e çıkmayın, 'Yaşayan Yahve'nin hakkı için' diye ant içmeyin.|“senʔ ej israelʔ fahiselik japsan daʔ jahuda sut͡ʃ islemese bari; ɡilɡalʔa ɡelmejinʔ bejt avenʔe t͡ʃikmajinʔ ʔjasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ dije ant it͡ʃmejin. Old-Testament-Psalms-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen onları koruyacaksın, ey Yahve. Onları bu kuşaktan daima koruyacaksın.|sen onlari korujat͡ʃaksinʔ ej jahve. onlari bu kusaktan daima korujat͡ʃaksin. Old-Testament-Amos-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, günler geliyor\"\" diyor Efendi Yahve, \"\"Ülkeye kıtlık göndereceğim; ekmek kıtlığı değil, ve suya susamışlık değil, ancak Yahve'nin sözlerini duymak kıtlığı.\"|\"isteʔ ɡunler ɡelijor\"\" dijor efendi jahveʔ \"\"ulkeje kitlik ɡonderet͡ʃeɡim; ekmek kitliɡi deɡilʔ ve suja susamislik deɡilʔ ant͡ʃak jahveʔnin sozlerini dujmak kitliɡi.\" Old-Testament-Nehemiah-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Köy ve kırlarına gelince, Yahuda'nın çocuklarından bazıları Kiryat Arba ve kasabalarında, Divon ve kasabalarında, Yekavzeel ve köylerinde,|koj ve kirlarina ɡelint͡ʃeʔ jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindan bazilari kirjat arba ve kasabalarindaʔ divon ve kasabalarindaʔ jekavzeel ve kojlerindeʔ New-Testament-Acts-016-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Zindancı gecenin o saatinde onları götürüp yaralarını yıkadı. Kendisi ve bütün ev halkı hemen vaftiz oldu.|zindant͡ʃi ɡet͡ʃenin o saatinde onlari ɡoturup jaralarini jikadi. kendisi ve butun ev halki hemen vaftiz oldu. New-Testament-Mark-014-068|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o bunu inkâr edip, “Neden söz ettiğini bilmiyorum ve seni anlamıyorum” dedi. Dış kapıya çıktı ve horoz öttü.|ama o bunu inkar edipʔ “neden soz ettiɡini bilmijorum ve seni anlamijorum” dedi. dis kapija t͡ʃikti ve horoz ottu. Old-Testament-Isaiah-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün, Ordular Yahvesi, halkının geri kalanı için bir görkem tacı ve güzellik tacı olacak;|o ɡunʔ ordular jahvesiʔ halkinin ɡeri kalani it͡ʃin bir ɡorkem tat͡ʃi ve ɡuzellik tat͡ʃi olat͡ʃak; Old-Testament-Ezekiel-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, bulduğunu ye. Bu tomarı ye ve git, İsrael evine söyle.”|bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ bulduɡunu je. bu tomari je ve ɡitʔ israel evine sojle.” Old-Testament-Proverbs-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Dertlinin bütün günleri kötüdür, ama neşeli yüreğe sahip olan sürekli ziyafet çeker.|dertlinin butun ɡunleri kotudurʔ ama neseli jureɡe sahip olan surekli zijafet t͡ʃeker. Old-Testament-2-Chronicles-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda çevresindeki bütün krallıkların üzerinde Yahve korkusu çöktü, öyle ki, Yehoşafat'a karşı savaşmadılar.|jahuda t͡ʃevresindeki butun kralliklarin uzerinde jahve korkusu t͡ʃoktuʔ ojle kiʔ jehosafatʔa karsi savasmadilar. Old-Testament-1-Kings-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|David atalarıyla uyudu ve David'in kentinde gömüldü.|david atalarijla ujudu ve davidʔin kentinde ɡomuldu. Old-Testament-Genesis-046-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahel'in Yakov’a doğurduğu oğulları şunlardır: Toplam on dört candı.|rahelʔin jakov’a doɡurduɡu oɡullari sunlardir toplam on dort t͡ʃandi. New-Testament-Titus-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’yı bildiklerini açıkça söylerler, ama yaptıklarıyla O’nu inkâr ederler. İğrenç, söz dinlemez ve hiçbir iyi iş için uygun değildirler.|tanri’ji bildiklerini at͡ʃikt͡ʃa sojlerlerʔ ama japtiklarijla o’nu inkar ederler. iɡrent͡ʃʔ soz dinlemez ve hit͡ʃbir iji is it͡ʃin ujɡun deɡildirler. New-Testament-Luke-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinlerle yöneticilerimiz O’nun ölüme mahkûm edilmesi ve çarmıha gerilmesi için O'nu nasıl da teslim ettiler.|baskahinlerle jonetit͡ʃilerimiz o’nun olume mahkum edilmesi ve t͡ʃarmiha ɡerilmesi it͡ʃin oʔnu nasil da teslim ettiler. Old-Testament-Psalms-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben senin sevgi dolu iyiliğine güveniyorum. Yüreğim senin kurtuluşunla seviniyor.|ama ben senin sevɡi dolu ijiliɡine ɡuvenijorum. jureɡim senin kurtulusunla sevinijor. Old-Testament-Proverbs-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer öğüt dinlemeyi bırakırsan oğlum, Bilgi sözlerinden saparsın.|eɡer oɡut dinlemeji birakirsan oɡlumʔ bilɡi sozlerinden saparsin. Old-Testament-Job-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulları yoldan saptırıyorlar. Yeryüzünün yoksulları hep saklanmaktalar.|joksullari joldan saptirijorlar. jerjuzunun joksullari hep saklanmaktalar. Old-Testament-Joshua-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael adamları Hivliler'e, \"\"Ya aramızda yaşıyorsanız?\"\" dediler. \"\"Sizinle nasıl bir antlaşma yapabiliriz?”\"|\"israel adamlari hivlilerʔeʔ \"\"ja aramizda jasijorsaniz?\"\" dediler. \"\"sizinle nasil bir antlasma japabiliriz?”\" Old-Testament-Micah-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Söz dinlemeyen uluslardan öfke ve gazapla öç alacağım.”|soz dinlemejen uluslardan ofke ve ɡazapla ot͡ʃ alat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Ezekiel-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benim Yahve olduğumu bileceksiniz, çünkü kurallarımda yürümediniz. İlkelerimi yerine getirmediniz, ama çevrenizdeki ulusların ilkelerine göre yaptınız.\"\"'\"\"\"|\"benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksinizʔ t͡ʃunku kurallarimda jurumediniz. ilkelerimi jerine ɡetirmedinizʔ ama t͡ʃevrenizdeki uluslarin ilkelerine ɡore japtiniz.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Zechariah-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Başına temiz sarık koysunlar\"\" dedim. Başına temiz bir sarık koyup onu giydirdiler. Yahve'nin meleği de yanında duruyordu.\"|\"\"\"basina temiz sarik kojsunlar\"\" dedim. basina temiz bir sarik kojup onu ɡijdirdiler. jahveʔnin meleɡi de janinda durujordu.\" Old-Testament-Song-of-Songs-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Evimizin kirişleri sedirlerdir. Tavanlarımız köknarlardır.|evimizin kirisleri sedirlerdir. tavanlarimiz koknarlardir. Old-Testament-Isaiah-057-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kur, kur, yolu hazırla! Halkımın yolundan tökezleme taşını kaldır.” diyecek.|“kurʔ kurʔ jolu hazirla! halkimin jolundan tokezleme tasini kaldir.” dijet͡ʃek. New-Testament-Colossians-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde olan şeyleri değil, yukarıda olan şeyleri düşünün.|jerjuzunde olan sejleri deɡilʔ jukarida olan sejleri dusunun. Old-Testament-Deuteronomy-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|(Burası da Refalar diyarı sayılır. Geçmişte Refalar orada yaşamıştı, ama Ammonlular onlara Zamzumlar derler;|(burasi da refalar dijari sajilir. ɡet͡ʃmiste refalar orada jasamistiʔ ama ammonlular onlara zamzumlar derler; Old-Testament-Isaiah-066-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle bir şeyi kim duydu? Böyle şeyleri kim gördü? Bir ülke bir günde doğar mı? Bir ulus birden doğar mı? Çünkü Siyon ağrı çeker çekmez çocuklarını doğurdu.|bojle bir seji kim dujdu? bojle sejleri kim ɡordu? bir ulke bir ɡunde doɡar mi? bir ulus birden doɡar mi? t͡ʃunku sijon aɡri t͡ʃeker t͡ʃekmez t͡ʃot͡ʃuklarini doɡurdu. Old-Testament-1-Samuel-017-052|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler ve Yahudalılar kalkıp bağırdılar ve Filistliler'i Gay’a ve Ekron kapılarına kadar kovaladılar. Filistliler'in yaralıları Şaaraim yolunda, Gat’a kadar, Ekron’a kadar düştüler.|israelliler ve jahudalilar kalkip baɡirdilar ve filistlilerʔi ɡaj’a ve ekron kapilarina kadar kovaladilar. filistlilerʔin jaralilari saaraim jolundaʔ ɡat’a kadarʔ ekron’a kadar dustuler. New-Testament-Matthew-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun denizin üzerinde yürüdüğünü gören öğrenciler sıkıntı içinde kaldılar. “Bu bir hayalet!” diyerek korkuyla bağrıştılar.|o’nun denizin uzerinde juruduɡunu ɡoren oɡrent͡ʃiler sikinti it͡ʃinde kaldilar. “bu bir hajalet!” dijerek korkujla baɡristilar. Old-Testament-Psalms-095-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk yıl boyunca o kuşakla kederlendim, “Bunlar, yürekleri kusurlu bir halktır” dedim. “Yollarımı bilmediler.”|kirk jil bojunt͡ʃa o kusakla kederlendimʔ “bunlarʔ jurekleri kusurlu bir halktir” dedim. “jollarimi bilmediler.” New-Testament-John-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Beni gördüğün için mi iman ettin?” dedi. “Görmeden iman edenlere ne mutlu.”|jesua onaʔ “beni ɡorduɡun it͡ʃin mi iman ettin?” dedi. “ɡormeden iman edenlere ne mutlu.” Old-Testament-Leviticus-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin isteği kendilerine bildirilene kadar onu gözaltında tuttular.|jahveʔnin isteɡi kendilerine bildirilene kadar onu ɡozaltinda tuttular. Old-Testament-Psalms-073-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bense o denli akılsız ve bilgisiz, önünde vahşi bir hayvan gibiydim.|bense o denli akilsiz ve bilɡisizʔ onunde vahsi bir hajvan ɡibijdim. Old-Testament-Ezra-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bebay'ın çocukları, altı yüz yirmi üç.|bebajʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ alti juz jirmi ut͡ʃ. Old-Testament-Jeremiah-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey kuşak, Yahve'nin sözünü düşünün. Ben İsrael'e çöl mü oldum? Ya da koyu karanlık bir diyar? Halkım neden, 'Çözülüp kaçtık, artık sana gelmeyeceğiz' diyor?\"\"\"|\"ej kusakʔ jahveʔnin sozunu dusunun. ben israelʔe t͡ʃol mu oldum? ja da koju karanlik bir dijar? halkim nedenʔ ʔt͡ʃozulup kat͡ʃtikʔ artik sana ɡelmejet͡ʃeɡizʔ dijor?\"\"\" Old-Testament-Proverbs-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gittiğinde adımların takılmayacak. Koştuğunda tökezlemeyeceksin.|ɡittiɡinde adimlarin takilmajat͡ʃak. kostuɡunda tokezlemejet͡ʃeksin. Old-Testament-Psalms-081-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onun omzunu yükten kurtardım. Elleri küfeden kurtuldu.|“onun omzunu jukten kurtardim. elleri kufeden kurtuldu. New-Testament-1-Corinthians-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama her biri kendi sırasıyla: İlk ürün olarak Mesih, sonra O’nun gelişinde Mesih’e ait olanlar.|ama her biri kendi sirasijla ilk urun olarak mesihʔ sonra o’nun ɡelisinde mesih’e ait olanlar. Old-Testament-Numbers-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Herhangi bir insan ölüsüne dokunan kişi yedi gün kirli olacaktır.|“herhanɡi bir insan olusune dokunan kisi jedi ɡun kirli olat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan ekmek sunusu ince unundan ve yağından bir avuç dolusu alacak ve tahıl sunusu üzerindeki tüm günnükleri anma payı, Yahve'ye hoş koku olarak sunakta yakacak.|oradan ekmek sunusu int͡ʃe unundan ve jaɡindan bir avut͡ʃ dolusu alat͡ʃak ve tahil sunusu uzerindeki tum ɡunnukleri anma pajiʔ jahveʔje hos koku olarak sunakta jakat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben kendim İsrael'in çocukları arasından kardeşleriniz Levililer'i aldım. Bunlar, Buluşma Çadırı'nın hizmetini yapmak için Yahve'ye adanmış olarak size verilen bir armağandır.|isteʔ ben kendim israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasindan kardesleriniz levililerʔi aldim. bunlarʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin hizmetini japmak it͡ʃin jahveʔje adanmis olarak size verilen bir armaɡandir. Old-Testament-Leviticus-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak eğer onları yıkamaz ya da bedenini yıkamazsa, o zaman kötülüğünü taşıyacaktır.'”|ant͡ʃak eɡer onlari jikamaz ja da bedenini jikamazsaʔ o zaman kotuluɡunu tasijat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-Judges-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevah ile Salmunna Karkor'daydı ve kendileriyle birlikte yaklaşık on beş bin kişilik orduları vardı; bunların hepsi doğu çocuklarının ordusundan arta kalanlardı; çünkü kılıç çeken yüz yirmi bin adam düşmüştü.|zevah ile salmunna karkorʔdajdi ve kendilerijle birlikte jaklasik on bes bin kisilik ordulari vardi; bunlarin hepsi doɡu t͡ʃot͡ʃuklarinin ordusundan arta kalanlardi; t͡ʃunku kilit͡ʃ t͡ʃeken juz jirmi bin adam dusmustu. Old-Testament-Genesis-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece adamı kovdu; ve yaşam ağacına giden yolu korumak için Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yöne dönen alevli bir kılıç koydu.|bojlet͡ʃe adami kovdu; ve jasam aɡat͡ʃina ɡiden jolu korumak it͡ʃin aden baht͡ʃesinin doɡusuna keruvlar ve her jone donen alevli bir kilit͡ʃ kojdu. Old-Testament-Judges-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği, 'Meroz'a lanetleyin' dedi. ‘Orada yaşayanları ağır bir şekilde lanetleyin, Çünkü onlar Yahve'nin yardımına, Güçlülere karşı Yahve'nin yardımına gelmediler.’\"\"\"|\"jahveʔnin meleɡiʔ ʔmerozʔa lanetlejinʔ dedi. ‘orada jasajanlari aɡir bir sekilde lanetlejinʔ t͡ʃunku onlar jahveʔnin jardiminaʔ ɡut͡ʃlulere karsi jahveʔnin jardimina ɡelmediler.’\"\"\" Old-Testament-Job-037-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı sesiyle şaşılacak biçimde gürler. Anlayamadığımız büyük şeyler yapar.|tanri sesijle sasilat͡ʃak bit͡ʃimde ɡurler. anlajamadiɡimiz bujuk sejler japar. Old-Testament-Isaiah-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulunan herkes delik deşik edilecek. Yakalanan herkes kılıçla düşecek.|bulunan herkes delik desik edilet͡ʃek. jakalanan herkes kilit͡ʃla duset͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bundan böyle bana, ‘Baba, gençliğimden bana yol gösteren sensin!’ diye haykırmayacak mısın?\"\"\"|\"bundan bojle banaʔ ‘babaʔ ɡent͡ʃliɡimden bana jol ɡosteren sensin!’ dije hajkirmajat͡ʃak misin?\"\"\" Old-Testament-Exodus-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kez bütün belalarımı yüreğine, görevlilerine ve halkına göndereceğim, öyle ki, bütün yeryüzünde benim gibisinin olmadığını bilesin.|bu kez butun belalarimi jureɡineʔ ɡorevlilerine ve halkina ɡonderet͡ʃeɡimʔ ojle kiʔ butun jerjuzunde benim ɡibisinin olmadiɡini bilesin. Old-Testament-1-Chronicles-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliezer'in oğlu baş Rehavya'ydı. Eliezer'in başka oğlu yoktu. Ama Rehavya'nın oğulları çoktu.|eliezerʔin oɡlu bas rehavjaʔjdi. eliezerʔin baska oɡlu joktu. ama rehavjaʔnin oɡullari t͡ʃoktu. Old-Testament-Isaiah-040-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çağıranın sesi şöyle diyor, “Çölde Yahve'nin yolunu hazırlayın! Tanrımız için bozkırda düz ana yol yapın.|t͡ʃaɡiranin sesi sojle dijorʔ “t͡ʃolde jahveʔnin jolunu hazirlajin! tanrimiz it͡ʃin bozkirda duz ana jol japin. New-Testament-Acts-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kilikya ve Pamfilya açıklarından denizi geçerek Likya’nın Mira Kenti’ne geldik.|kilikja ve pamfilja at͡ʃiklarindan denizi ɡet͡ʃerek likja’nin mira kenti’ne ɡeldik. Old-Testament-Job-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Şuahlı Bildad şöyle yanıt verdi:|o zaman suahli bildad sojle janit verdi New-Testament-Mark-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinler O’nu birçok şeyle suçladılar.|baskahinler o’nu birt͡ʃok sejle sut͡ʃladilar. New-Testament-Luke-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kafatası” denilen yere geldiklerinde Yeşua’yı, biri sağında diğeri solunda olmak üzere iki suçluyla birlikte çarmıha gerdiler.|“kafatasi” denilen jere ɡeldiklerinde jesua’jiʔ biri saɡinda diɡeri solunda olmak uzere iki sut͡ʃlujla birlikte t͡ʃarmiha ɡerdiler. Old-Testament-Song-of-Songs-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana altın küpeler yapacağız, gümüş düğmelerle.|sana altin kupeler japat͡ʃaɡizʔ ɡumus duɡmelerle. Old-Testament-Zechariah-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve'nin günü geliyor, senin ganimetini senin içinde bölecekler.|isteʔ jahveʔnin ɡunu ɡelijorʔ senin ɡanimetini senin it͡ʃinde bolet͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-036-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef oğlu Manaşşe'nin oğullarının soyları içinde evlendiler. Mirasları atalarının soyunun oymağında kaldı.|josef oɡlu manasseʔnin oɡullarinin sojlari it͡ʃinde evlendiler. miraslari atalarinin sojunun ojmaɡinda kaldi. Old-Testament-Haggai-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ordular Yahvesi şöyle diyor: Şimdi kâhinlere yasa hakkında sor ve de,|“ordular jahvesi sojle dijor simdi kahinlere jasa hakkinda sor ve deʔ Old-Testament-Genesis-050-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yosef yüz on yaşında öldü. Onu mumyaladılar ve Mısır'da bir tabuta koydular.|bojlet͡ʃe josef juz on jasinda oldu. onu mumjaladilar ve misirʔda bir tabuta kojdular. New-Testament-Ephesians-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ta ki, yüreklerinizin gözleri aydınlansın, kendi çağrısının umudunun ne olduğunu, kutsallarda bulunan mirasının yüce zenginliğinin ne olduğunu,|ta kiʔ jureklerinizin ɡozleri ajdinlansinʔ kendi t͡ʃaɡrisinin umudunun ne olduɡunuʔ kutsallarda bulunan mirasinin jut͡ʃe zenɡinliɡinin ne olduɡunuʔ Old-Testament-Joel-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey çiftçiler, utanın! Ey bağcılar, buğday ve arpa için ağıt yakın; çünkü tarlanın ürünü yok oldu.|ej t͡ʃiftt͡ʃilerʔ utanin! ej baɡt͡ʃilarʔ buɡdaj ve arpa it͡ʃin aɡit jakin; t͡ʃunku tarlanin urunu jok oldu. Old-Testament-Psalms-031-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sizler, Yahve’ye umut bağlayanlar, hepiniz, güçlü olun ve yüreğiniz cesaretli olsun.|ej sizlerʔ jahve’je umut baɡlajanlarʔ hepinizʔ ɡut͡ʃlu olun ve jureɡiniz t͡ʃesaretli olsun. Old-Testament-Proverbs-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkaldırıyı seven çekişmeyi sever. Yüksek kapı yapan yıkım arar.|baskaldiriji seven t͡ʃekismeji sever. juksek kapi japan jikim arar. Old-Testament-Zechariah-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Yahve'nin Yeruşalem'e karşı savaşan bütün halklara vuracağı beladır: Ayakta dururken etleri eriyecek, gözleri yuvaları içinde eriyecek ve dilleri ağızlarında eriyecek.|buʔ jahveʔnin jerusalemʔe karsi savasan butun halklara vurat͡ʃaɡi beladir ajakta dururken etleri erijet͡ʃekʔ ɡozleri juvalari it͡ʃinde erijet͡ʃek ve dilleri aɡizlarinda erijet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-027-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıcınla yaşayacak ve kardeşine hizmet edeceksin. Özgür olmak isteyince, onun boyunduruğunu kırıp atacaksın.”|kilit͡ʃinla jasajat͡ʃak ve kardesine hizmet edet͡ʃeksin. ozɡur olmak istejint͡ʃeʔ onun bojunduruɡunu kirip atat͡ʃaksin.” Old-Testament-2-Samuel-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ve dördüncüsü Hagit'in oğlu Adoniya; ve beşincisi Avital'ın oğlu Şefatya'ydı;|ve dordunt͡ʃusu haɡitʔin oɡlu adonija; ve besint͡ʃisi avitalʔin oɡlu sefatjaʔjdi; New-Testament-1-Timothy-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa öğretmeni olmayı arzuluyorlar, ancak ne söyledikleri sözleri anlıyorlar ne de ileri sürdükleri konuları.|kutsal jasa oɡretmeni olmaji arzulujorlarʔ ant͡ʃak ne sojledikleri sozleri anlijorlar ne de ileri surdukleri konulari. Old-Testament-Genesis-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü doğru ve adil olanı yaparak yolumda yürümeyi kendisinden sonra çocuklarına ve ev halkına buyursun diye onu tanıdım. Öyle ki, Yahve onun hakkında söylemiş olduğunu Avraham’ın üzerine getirsin.”|t͡ʃunku doɡru ve adil olani japarak jolumda jurumeji kendisinden sonra t͡ʃot͡ʃuklarina ve ev halkina bujursun dije onu tanidim. ojle kiʔ jahve onun hakkinda sojlemis olduɡunu avraham’in uzerine ɡetirsin.” Old-Testament-Ruth-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O, “Kızım, Yahve tarafından kutsanmışsın” dedi. “Sonunda başlangıçtan daha çok iyilik gösterdin, çünkü ister yoksul ister zengin olsun, genç adamların peşinden gitmedin.|oʔ “kizimʔ jahve tarafindan kutsanmissin” dedi. “sonunda baslanɡit͡ʃtan daha t͡ʃok ijilik ɡosterdinʔ t͡ʃunku ister joksul ister zenɡin olsunʔ ɡent͡ʃ adamlarin pesinden ɡitmedin. Old-Testament-Exodus-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine halk Moşe'yle tartışıp, \"\"Bize içecek su ver\"\" dediler. Moşe onlara şöyle dedi: “Neden benimle tartışıyorsunuz? Neden Yahve’yi sınıyorsunuz?”\"|\"bunun uzerine halk moseʔjle tartisipʔ \"\"bize it͡ʃet͡ʃek su ver\"\" dediler. mose onlara sojle dedi “neden benimle tartisijorsunuz? neden jahve’ji sinijorsunuz?”\" New-Testament-Mark-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Havradan çıkınca, Yakov ve Yuhanna’yla birlikte hemen Simon ve Andreas’ın evine geldiler.|havradan t͡ʃikint͡ʃaʔ jakov ve juhanna’jla birlikte hemen simon ve andreas’in evine ɡeldiler. Old-Testament-Nehemiah-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onlara karşı tanıklık edip şöyle dedim, “Neden duvarın çevresinde kalıyorsunuz? Bir daha böyle yaparsanız, ellerimi üzerinize koyacağım.” O zamandan sonra Şabat Günü gelmediler.|o zaman onlara karsi taniklik edip sojle dedimʔ “neden duvarin t͡ʃevresinde kalijorsunuz? bir daha bojle japarsanizʔ ellerimi uzerinize kojat͡ʃaɡim.” o zamandan sonra sabat ɡunu ɡelmediler. New-Testament-Philemon-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamız Tanrı’dan ve Efendi Yeşua Mesih’ten sizlere lütuf ve esenlik olsun.|babamiz tanri’dan ve efendi jesua mesih’ten sizlere lutuf ve esenlik olsun. New-Testament-Acts-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes’in onu ortaya çıkaracağı aynı gece, Petrus çift zincirle bağlı iki asker arasında uyuyordu. Kapının önündeki gardiyanlar da zindanı koruyorlardı.|hirodes’in onu ortaja t͡ʃikarat͡ʃaɡi ajni ɡet͡ʃeʔ petrus t͡ʃift zint͡ʃirle baɡli iki asker arasinda ujujordu. kapinin onundeki ɡardijanlar da zindani korujorlardi. Old-Testament-Lamentations-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Merhametli kadınların elleri kendi çocuklarını kaynattı. Onlar halkım kızının yıkımında yiyecekleri oldular.|merhametli kadinlarin elleri kendi t͡ʃot͡ʃuklarini kajnatti. onlar halkim kizinin jikiminda jijet͡ʃekleri oldular. New-Testament-1-John-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklar, bunlar son zamanlardır. Mesih Karşıtı’nın geleceğini duydunuz. Şimdiden birçok Mesih Karşıtı çıkmış durumda. Son saat olduğunu bundan biliyoruz.|t͡ʃot͡ʃuklarʔ bunlar son zamanlardir. mesih karsiti’nin ɡelet͡ʃeɡini dujdunuz. simdiden birt͡ʃok mesih karsiti t͡ʃikmis durumda. son saat olduɡunu bundan bilijoruz. New-Testament-Philippians-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ve her dil, Baba Tanrı’nın yüceliği için Yeşua Mesih’in Efendi olduğunu itiraf etsin.|ve her dilʔ baba tanri’nin jut͡ʃeliɡi it͡ʃin jesua mesih’in efendi olduɡunu itiraf etsin. New-Testament-Luke-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua birinciden sonraki ikinci Şabat'ta buğday tarlalarından geçiyordu. Öğrencileri başakları koparıyor, avuçlarında ufalayıp yiyorlardı.|jesua birint͡ʃiden sonraki ikint͡ʃi sabatʔta buɡdaj tarlalarindan ɡet͡ʃijordu. oɡrent͡ʃileri basaklari koparijorʔ avut͡ʃlarinda ufalajip jijorlardi. New-Testament-Hebrews-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Melkisedek Avraham’la karşılaştığında, Levi daha atasının bedenindeydi.|t͡ʃunku melkisedek avraham’la karsilastiɡindaʔ levi daha atasinin bedenindejdi. Old-Testament-Nehemiah-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Evet, onları kırk yıl çölde besledin. Hiçbir eksikleri olmadı. Giysileri eskimedi, ayakları şişmedi.\"|\"\"\"evetʔ onlari kirk jil t͡ʃolde besledin. hit͡ʃbir eksikleri olmadi. ɡijsileri eskimediʔ ajaklari sismedi.\" Old-Testament-Ezekiel-040-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Her oda bir kamış uzunluğunda ve bir kamış enindeydi. Odalar arası beş arşındı. Eve bakan eyvanın kapı eşiği bir kamıştı.|her oda bir kamis uzunluɡunda ve bir kamis enindejdi. odalar arasi bes arsindi. eve bakan ejvanin kapi esiɡi bir kamisti. Old-Testament-Exodus-039-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğüslük üzerine saf altından örmeci işi kordona benzer zincirler yaptılar.|ɡoɡusluk uzerine saf altindan ormet͡ʃi isi kordona benzer zint͡ʃirler japtilar. New-Testament-1-Thessalonians-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ayartıcının sizi herhangi bir şekilde ayartmasından ve emeğimizin boşa gitmesinden korktuğum için, daha fazla dayanamadım. İmanınızın durumunu öğrenmek için Timoteos’u gönderdim.|bu nedenleʔ ajartit͡ʃinin sizi herhanɡi bir sekilde ajartmasindan ve emeɡimizin bosa ɡitmesinden korktuɡum it͡ʃinʔ daha fazla dajanamadim. imaninizin durumunu oɡrenmek it͡ʃin timoteos’u ɡonderdim. Old-Testament-Exodus-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe ona şöyle dedi: \"\"Kentten çıkar çıkmaz ellerimi Yahve'ye açacağım. Gök gürlemeleri kesilecek ve artık dolu olmayacak, ta ki, yeryüzünün Yahve'ye ait olduğunu bilesin.\"|\"mose ona sojle dedi \"\"kentten t͡ʃikar t͡ʃikmaz ellerimi jahveʔje at͡ʃat͡ʃaɡim. ɡok ɡurlemeleri kesilet͡ʃek ve artik dolu olmajat͡ʃakʔ ta kiʔ jerjuzunun jahveʔje ait olduɡunu bilesin.\" New-Testament-Luke-006-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü iyi ağaç yoktur ki, kötü meyve versin, ya da yine kötü ağaç yoktur ki, iyi meyve versin.|t͡ʃunku iji aɡat͡ʃ joktur kiʔ kotu mejve versinʔ ja da jine kotu aɡat͡ʃ joktur kiʔ iji mejve versin. Old-Testament-Leviticus-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de ki: 'Bir adam bir kişiyi Yahve'ye adak olarak adadığında, senin biçtiğin değere göre,\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ki ʔbir adam bir kisiji jahveʔje adak olarak adadiɡindaʔ senin bit͡ʃtiɡin deɡere ɡoreʔ\" Old-Testament-Song-of-Songs-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tümüyle güzelsin, sevgilim. Sende hiç kusur yok.|tumujle ɡuzelsinʔ sevɡilim. sende hit͡ʃ kusur jok. Old-Testament-Isaiah-048-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar kendilerini kutsal kentin yurttaşlarıyız derler, İsrael'in Tanrısı'na güvenirler; Ordular Yahvesi'dir O'nun adı.|t͡ʃunku onlar kendilerini kutsal kentin jurttaslarijiz derlerʔ israelʔin tanrisiʔna ɡuvenirler; ordular jahvesiʔdir oʔnun adi. New-Testament-Luke-002-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçoklarının yüreğindeki düşünceleri açığa çıkarırken, senin kendi canını da bir kılıç delecek.”|birt͡ʃoklarinin jureɡindeki dusunt͡ʃeleri at͡ʃiɡa t͡ʃikarirkenʔ senin kendi t͡ʃanini da bir kilit͡ʃ delet͡ʃek.” Old-Testament-1-Samuel-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece Tanrı'nın Sandığı'nı Ekron'a gönderdiler. Tanrı'nın Sandığı Ekron'a gelince, Ekronlular, \"\"İsrael Tanrısı'nın Sandığı'nı buraya bize, bizi ve halkımızı öldürmek için getirdiler\"\" diye feryat ettiler.\"|\"bojlet͡ʃe tanriʔnin sandiɡiʔni ekronʔa ɡonderdiler. tanriʔnin sandiɡi ekronʔa ɡelint͡ʃeʔ ekronlularʔ \"\"israel tanrisiʔnin sandiɡiʔni buraja bizeʔ bizi ve halkimizi oldurmek it͡ʃin ɡetirdiler\"\" dije ferjat ettiler.\" New-Testament-Acts-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Apollos Korint’teyken, Pavlus ülkenin üst bölgelerinden geçerek Efes’e geldi. Orada bazı öğrenciler buldu.|apollos korint’tejkenʔ pavlus ulkenin ust bolɡelerinden ɡet͡ʃerek efes’e ɡeldi. orada bazi oɡrent͡ʃiler buldu. Old-Testament-Psalms-086-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârının canını sevindir, çünkü canımı sana kaldırıyorum, ey Efendim.|hizmetkarinin t͡ʃanini sevindirʔ t͡ʃunku t͡ʃanimi sana kaldirijorumʔ ej efendim. Old-Testament-Haggai-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çok şey beklediniz ve işte, az geldi; ve siz onu eve getirdiğinizde, ben onu üfledim. Neden?” diyor Ordular Yahvesi, “Yıkık duran evim yüzünden, oysa her biriniz kendi eviyle meşgul.|“t͡ʃok sej beklediniz ve isteʔ az ɡeldi; ve siz onu eve ɡetirdiɡinizdeʔ ben onu ufledim. neden?” dijor ordular jahvesiʔ “jikik duran evim juzundenʔ ojsa her biriniz kendi evijle mesɡul. Old-Testament-Leviticus-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerine yağ döküp günnük koyacaksın. Bu bir ekmek sunusudur.|uzerine jaɡ dokup ɡunnuk kojat͡ʃaksin. bu bir ekmek sunusudur. Old-Testament-Ruth-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaynanası Naomi ona, “Kızım, sana iyilik olsun diye senin için rahat bir yer aramayayım mı?” dedi.|kajnanasi naomi onaʔ “kizimʔ sana ijilik olsun dije senin it͡ʃin rahat bir jer aramajajim mi?” dedi. New-Testament-Luke-009-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Tilkilerin inleri, gökyüzünün kuşlarının yuvaları var, ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri yok” dedi.|jesua onaʔ “tilkilerin inleriʔ ɡokjuzunun kuslarinin juvalari varʔ ama insanoɡlu’nun basini jaslajat͡ʃak bir jeri jok” dedi. Old-Testament-Judges-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Şekemliler ona karşı dağların başlarında pusu kurdular ve o yoldan yanlarından geçenlerin hepsini soydular; Avimelek'e de bundan söz edildi.|sekemliler ona karsi daɡlarin baslarinda pusu kurdular ve o joldan janlarindan ɡet͡ʃenlerin hepsini sojdular; avimelekʔe de bundan soz edildi. Old-Testament-Ruth-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadınlar Naomi'ye, \"\"Bugün seni yakın akrabasız bırakmayan Yahve yücelsin\"\" dediler. \"\"Adı İsrael'de tanınmış olsun.\"|\"kadinlar naomiʔjeʔ \"\"buɡun seni jakin akrabasiz birakmajan jahve jut͡ʃelsin\"\" dediler. \"\"adi israelʔde taninmis olsun.\" Old-Testament-1-Samuel-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi kırkıcılarının olduğunu duydum. İşte, senin çobanların yanımızdaydı ve onlara zarar vermedik. Karmel'de oldukları bütün zaman boyunca onlardan hiçbir şey eksilmedi.|simdi kirkit͡ʃilarinin olduɡunu dujdum. isteʔ senin t͡ʃobanlarin janimizdajdi ve onlara zarar vermedik. karmelʔde olduklari butun zaman bojunt͡ʃa onlardan hit͡ʃbir sej eksilmedi. New-Testament-Matthew-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de onların ortasındayım.”|t͡ʃunku nerede iki ja da ut͡ʃ kisi benim adimla toplanirsaʔ ben de onlarin ortasindajim.” Old-Testament-Psalms-108-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevdiklerin kurtulsun diye, sağ elinle kurtar ve yanıt ver bize.|sevdiklerin kurtulsun dijeʔ saɡ elinle kurtar ve janit ver bize. New-Testament-Romans-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama istemediğimi yaparsam, Yasa’nın iyi olduğunu kabul etmiş oluyorum.|ama istemediɡimi japarsamʔ jasa’nin iji olduɡunu kabul etmis olujorum. Old-Testament-1-Chronicles-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün olduğu gibi, buyruklarımı ve kurallarımı yerine getirmeyi sürdürürse, onun krallığını daima pekiştireceğim.'|buɡun olduɡu ɡibiʔ bujruklarimi ve kurallarimi jerine ɡetirmeji surdururseʔ onun kralliɡini daima pekistiret͡ʃeɡim.ʔ Old-Testament-Judges-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Sus, elini ağzının üzerine koy ve bizimle gel\"\" dediler. \"\"Bize baba ve kâhin ol. Senin için bir adamın evine kâhin olmak mı daha iyi, yoksa İsrael'de bir oymağa ve bir soya kâhin olmak mı?”\"|\"onaʔ \"\"susʔ elini aɡzinin uzerine koj ve bizimle ɡel\"\" dediler. \"\"bize baba ve kahin ol. senin it͡ʃin bir adamin evine kahin olmak mi daha ijiʔ joksa israelʔde bir ojmaɡa ve bir soja kahin olmak mi?”\" New-Testament-2-Timothy-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk Sözü'nü uygunca kullanan, kendini Tanrı tarafından beğenilen, alnı ak bir işçi olarak sunmaya gayret et.|doɡruluk sozuʔnu ujɡunt͡ʃa kullananʔ kendini tanri tarafindan beɡenilenʔ alni ak bir ist͡ʃi olarak sunmaja ɡajret et. Old-Testament-Deuteronomy-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|onlardan korkmayacaksın. Tanrın Yahve'nin Firavun'a ve tüm Mısır'a yaptıklarını,|onlardan korkmajat͡ʃaksin. tanrin jahveʔnin firavunʔa ve tum misirʔa japtiklariniʔ Old-Testament-Genesis-034-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bizi dinlemez ve sünnet olmazsanız, kız kardeşimizi alıp gideriz.” dediler.|ama bizi dinlemez ve sunnet olmazsanizʔ kiz kardesimizi alip ɡideriz.” dediler. Old-Testament-Jeremiah-033-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor: \"\"Eğer gündüz ve geceyle olan antlaşmam bozulursa, eğer göklerin ve yerin yasalarını saptamazsam,\"|\"jahve sojle dijor \"\"eɡer ɡunduz ve ɡet͡ʃejle olan antlasmam bozulursaʔ eɡer ɡoklerin ve jerin jasalarini saptamazsamʔ\" Old-Testament-Judges-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gidyon şöyle dedi: \"\"Bu nedenle Yahve Zevah'ı ve Salmunna'yı elime verdiğinde, o zaman etini çöldeki dikenlerle ve çalılarla yaracağım.\"\"\"|\"ɡidjon sojle dedi \"\"bu nedenle jahve zevahʔi ve salmunnaʔji elime verdiɡindeʔ o zaman etini t͡ʃoldeki dikenlerle ve t͡ʃalilarla jarat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-1-Timothy-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Timoteos, sana emanet edileni koru! Boş gevezeliklerden ve yalan yere bilgi denen şeylerin karşı çıkışlarından sakın,|ej timoteosʔ sana emanet edileni koru! bos ɡevezeliklerden ve jalan jere bilɡi denen sejlerin karsi t͡ʃikislarindan sakinʔ New-Testament-Matthew-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, yöneticinin evine girip kaval çalanları ve kargaşa içindeki gürültülü kalabalığı görünce,|jesuaʔ jonetit͡ʃinin evine ɡirip kaval t͡ʃalanlari ve karɡasa it͡ʃindeki ɡurultulu kalabaliɡi ɡorunt͡ʃeʔ New-Testament-3-John-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgili kardeşim, kardeşler ve yabancılar için yaptığın her işi sadakatle yapıyorsun.|sevɡili kardesimʔ kardesler ve jabant͡ʃilar it͡ʃin japtiɡin her isi sadakatle japijorsun. Old-Testament-Ezekiel-040-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona çıkmak için yedi basamak vardı ve eyvanı onların önündeydi. Bölme duvarları üzerinde biri bu tarafta, diğeri o tarafta palmiye ağaçları vardı.|ona t͡ʃikmak it͡ʃin jedi basamak vardi ve ejvani onlarin onundejdi. bolme duvarlari uzerinde biri bu taraftaʔ diɡeri o tarafta palmije aɡat͡ʃlari vardi. Old-Testament-Proverbs-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki seni yabancı kadından, sözleriyle yaltaklanan yabancıdan korusun.|ta ki seni jabant͡ʃi kadindanʔ sozlerijle jaltaklanan jabant͡ʃidan korusun. New-Testament-Luke-020-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısı’dır, çünkü hepsi O’na diridirler.”|tanri olulerin deɡilʔ dirilerin tanrisi’dirʔ t͡ʃunku hepsi o’na diridirler.” New-Testament-Matthew-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi çiftçi benzetmesini dinleyin.|“simdi t͡ʃiftt͡ʃi benzetmesini dinlejin. Old-Testament-1-Samuel-020-042|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan David'e, \"\"Esenlik içinde git, çünkü ikimiz de Yahve'nin adıyla ant içtik, 'Yahve benimle senin aranda, benim soyumla senin soyun arasında sonsuza dek' dedik.\"\" Kalkıp gitti; Yonatan da kente girdi.\"|\"jonatan davidʔeʔ \"\"esenlik it͡ʃinde ɡitʔ t͡ʃunku ikimiz de jahveʔnin adijla ant it͡ʃtikʔ ʔjahve benimle senin arandaʔ benim sojumla senin sojun arasinda sonsuza dekʔ dedik.\"\" kalkip ɡitti; jonatan da kente ɡirdi.\" Old-Testament-Job-037-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Evet, buna yüreğim titrer, ve yerinden oynar.|“evetʔ buna jureɡim titrerʔ ve jerinden ojnar. Old-Testament-Esther-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Haman onlara zenginliğinin şanını, çocuklarının çokluğunu, kralın kendisini yükselttiği bütün işleri ve kralın beylerinden ve hizmetkârlarından kendisini nasıl öne geçirdiğini anlattı.|haman onlara zenɡinliɡinin saniniʔ t͡ʃot͡ʃuklarinin t͡ʃokluɡunuʔ kralin kendisini jukselttiɡi butun isleri ve kralin bejlerinden ve hizmetkarlarindan kendisini nasil one ɡet͡ʃirdiɡini anlatti. Old-Testament-2-Kings-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoahaz'ın oğlu Yehoaş, Hazael'in oğlu Benhadad'ın elinden savaşla babası Yehoahaz'ın elinden aldığı kentleri geri aldı. Yoaş onu üç kez vurdu ve İsrael kentlerini geri aldı.|jehoahazʔin oɡlu jehoasʔ hazaelʔin oɡlu benhadadʔin elinden savasla babasi jehoahazʔin elinden aldiɡi kentleri ɡeri aldi. joas onu ut͡ʃ kez vurdu ve israel kentlerini ɡeri aldi. New-Testament-John-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyledikten sonra arkasına döndü ve Yeşua’nın durduğunu gördü. O’nun Yeşua olduğunu bilmiyordu.|bunu sojledikten sonra arkasina dondu ve jesua’nin durduɡunu ɡordu. o’nun jesua olduɡunu bilmijordu. New-Testament-Matthew-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri O'na şöyle yanıt verdiler: “Böylesine ıssız bir yerde bu kadar büyük kalabalığa doyuracak kadar ekmek nereden bulabiliriz?”|oɡrent͡ʃileri oʔna sojle janit verdiler “bojlesine issiz bir jerde bu kadar bujuk kalabaliɡa dojurat͡ʃak kadar ekmek nereden bulabiliriz?” Old-Testament-Judges-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, Manoah'ın sesini duydu ve Tanrı'nın meleği, kadın tarlada otururken ona yeniden geldi; ama kocası Manoah onun yanında değildi.|tanriʔ manoahʔin sesini dujdu ve tanriʔnin meleɡiʔ kadin tarlada otururken ona jeniden ɡeldi; ama kot͡ʃasi manoah onun janinda deɡildi. Old-Testament-1-Kings-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın, Eliya'ya, \"\"Şimdi biliyorum ki, sen Tanrı adamısın ve ağzındaki Yahve'nin sözü gerçektir\"\" dedi.\"|\"kadinʔ elijaʔjaʔ \"\"simdi bilijorum kiʔ sen tanri adamisin ve aɡzindaki jahveʔnin sozu ɡert͡ʃektir\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-055-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bilmediğin bir ulusu çağıracaksın; ve seni bilmeyen bir ulus, Tanrın Yahve'den ve İsrael'in Kutsalı'ndan dolayı sana koşacak; çünkü O seni yüceltti.”|isteʔ bilmediɡin bir ulusu t͡ʃaɡirat͡ʃaksin; ve seni bilmejen bir ulusʔ tanrin jahveʔden ve israelʔin kutsaliʔndan dolaji sana kosat͡ʃak; t͡ʃunku o seni jut͡ʃeltti.” Old-Testament-Psalms-034-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi her zaman öveceğim. O’nun övgüsü hep ağzımda olacak.|jahve’ji her zaman ovet͡ʃeɡim. o’nun ovɡusu hep aɡzimda olat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|David Saul'a ant içti. Saul evine gitti ama David ve adamları kaleye çıktılar.|david saulʔa ant it͡ʃti. saul evine ɡitti ama david ve adamlari kaleje t͡ʃiktilar. New-Testament-1-Corinthians-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama çeviri yapacak biri yoksa, o kişi toplulukta sussun, kendi kendine ve Tanrı’yla konuşsun.|ama t͡ʃeviri japat͡ʃak biri joksaʔ o kisi toplulukta sussunʔ kendi kendine ve tanri’jla konussun. Old-Testament-2-Samuel-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Hizmetkârın Yoav, meselenin yüzünü değiştirmek için bunu yaptı. Efendim, Tanrı'nın meleğinin bilgeliğine göre, yeryüzünde olan her şeyi bilmek için bilgedir.\"\"\"|\"\"\"hizmetkarin joavʔ meselenin juzunu deɡistirmek it͡ʃin bunu japti. efendimʔ tanriʔnin meleɡinin bilɡeliɡine ɡoreʔ jerjuzunde olan her seji bilmek it͡ʃin bilɡedir.\"\"\" New-Testament-Ephesians-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, Mesih Yeşua’da bize gösterdiği iyilikle, lütfunun aşırı zenginliğini gelecek çağlarda göstermek için yaptı.|bunuʔ mesih jesua’da bize ɡosterdiɡi ijilikleʔ lutfunun asiri zenɡinliɡini ɡelet͡ʃek t͡ʃaɡlarda ɡostermek it͡ʃin japti. Old-Testament-2-Kings-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Menahem'in işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|menahemʔin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sej israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Esther-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ester, “Bir düşman ve bir hasım, bu kötü Haman!” dedi. O zaman Haman kral ve kraliçenin önünde korktu.|esterʔ “bir dusman ve bir hasimʔ bu kotu haman!” dedi. o zaman haman kral ve kralit͡ʃenin onunde korktu. Old-Testament-Psalms-097-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler O’nun doğruluğunu ilan eder. Bütün halklar O’nun yüceliğini gördü.|ɡokler o’nun doɡruluɡunu ilan eder. butun halklar o’nun jut͡ʃeliɡini ɡordu. Old-Testament-Exodus-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ertesi gün çıktı, işte iki İbrani birbiriyle kavga ediyordu. Yanlış yapana, \"\"Neden arkadaşına vuruyorsun?\"\" dedi.\"|\"ertesi ɡun t͡ʃiktiʔ iste iki ibrani birbirijle kavɡa edijordu. janlis japanaʔ \"\"neden arkadasina vurujorsun?\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Kral Yoşiya günlerinde de bana şöyle dedi: “Dönek İsrael’in yaptığını gördün mü? Her yüksek dağın üzerine çıktı, her yeşil ağacın altına gidip orada fahişelik yaptı.|jahveʔ kral josija ɡunlerinde de bana sojle dedi “donek israel’in japtiɡini ɡordun mu? her juksek daɡin uzerine t͡ʃiktiʔ her jesil aɡat͡ʃin altina ɡidip orada fahiselik japti. Old-Testament-Ezekiel-036-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“O zaman kötü yollarınızı ve iyi olmayan işlerinizi hatırlayacaksınız; ve suçlarınız ve iğrençlikleriniz yüzünden kendi gözlerinizde kendinizden tiksineceksiniz.|“‘“o zaman kotu jollarinizi ve iji olmajan islerinizi hatirlajat͡ʃaksiniz; ve sut͡ʃlariniz ve iɡrent͡ʃlikleriniz juzunden kendi ɡozlerinizde kendinizden tiksinet͡ʃeksiniz. Old-Testament-2-Kings-004-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra geri döndü ve evin içinde bir kez ileri geri yürüdü, sonra yukarı çıkıp onun üzerine uzandı. Sonra çocuk yedi kez aksırdı ve çocuk gözlerini açtı.|sonra ɡeri dondu ve evin it͡ʃinde bir kez ileri ɡeri juruduʔ sonra jukari t͡ʃikip onun uzerine uzandi. sonra t͡ʃot͡ʃuk jedi kez aksirdi ve t͡ʃot͡ʃuk ɡozlerini at͡ʃti. Old-Testament-Jeremiah-049-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Elam'da tahtımı kuracağım, ve oradan kral ve beyleri yok edeceğim.' diyor Yahve.|elamʔda tahtimi kurat͡ʃaɡimʔ ve oradan kral ve bejleri jok edet͡ʃeɡim.ʔ dijor jahve. Old-Testament-Genesis-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı görünüşü güzel ve yemek için iyi olan her ağacı, bahçenin ortasındaki yaşam ağacını ve iyiyle kötüyü bilme ağacını yerden bitirdi.|jahve tanri ɡorunusu ɡuzel ve jemek it͡ʃin iji olan her aɡat͡ʃiʔ baht͡ʃenin ortasindaki jasam aɡat͡ʃini ve ijijle kotuju bilme aɡat͡ʃini jerden bitirdi. New-Testament-2-Peter-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, ey sevgililer, bunları beklediğinize göre, O’nun gözünde lekesiz ve kusursuz olarak esenlik içinde olmaya gayret edin.|ojlejseʔ ej sevɡililerʔ bunlari beklediɡinize ɡoreʔ o’nun ɡozunde lekesiz ve kusursuz olarak esenlik it͡ʃinde olmaja ɡajret edin. Old-Testament-Leviticus-007-036|und|SPEAKER_00_Turkish|bunu İsrael'in çocukları tarafından onlara verilmesini, kendilerini meshettiği günde Yahve buyurdu. Kuşaklar boyunca daima onların payı budur.|bunu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari tarafindan onlara verilmesiniʔ kendilerini meshettiɡi ɡunde jahve bujurdu. kusaklar bojunt͡ʃa daima onlarin paji budur. New-Testament-Philippians-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de, eriştiğimiz düzeye uygun ilkeyle yürüyelim. Aynı düşüncede olalım.|jine deʔ eristiɡimiz duzeje ujɡun ilkejle jurujelim. ajni dusunt͡ʃede olalim. Old-Testament-Job-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağları yerinden oynatır, ama onlar bunu anlamazlar, öfkesiyle onları devirdiğinde.|daɡlari jerinden ojnatirʔ ama onlar bunu anlamazlarʔ ofkesijle onlari devirdiɡinde. Old-Testament-2-Samuel-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav, Avner'in ardından döndü; bütün halkı topladığında David'in ve Asahel'in on dokuz adamı yoktu.|joavʔ avnerʔin ardindan dondu; butun halki topladiɡinda davidʔin ve asahelʔin on dokuz adami joktu. New-Testament-Acts-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ey Efendim ne yapmalıyım?’ diye sordum. Efendi bana, ‘Kalk, Damaskus’a git’ dedi. ‘ Orada yapman için belirlenmiş her şey sana bildirilecek.’|‘ej efendim ne japmalijim?’ dije sordum. efendi banaʔ ‘kalkʔ damaskus’a ɡit’ dedi. ‘ orada japman it͡ʃin belirlenmis her sej sana bildirilet͡ʃek.’ Old-Testament-Numbers-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi onları Sina Çölü'nde saydı.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi onlari sina t͡ʃoluʔnde sajdi. Old-Testament-1-Chronicles-004-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Şemaya oğlu, Şimri'nin oğlu, Yedaya'nın oğlu, Allon'un oğlu, Şifi'nin oğlu Ziza.|ve semaja oɡluʔ simriʔnin oɡluʔ jedajaʔnin oɡluʔ allonʔun oɡluʔ sifiʔnin oɡlu ziza. New-Testament-Luke-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna, kendisi tarafından vaftiz edilmek üzere çıkıp gelen kalabalıklara şöyle dedi: “Ey engerekler soyu! Gelecek gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı?|juhannaʔ kendisi tarafindan vaftiz edilmek uzere t͡ʃikip ɡelen kalabaliklara sojle dedi “ej enɡerekler soju! ɡelet͡ʃek ɡazaptan kat͡ʃmaniz it͡ʃin sizi kim ujardi? Old-Testament-Numbers-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocukları ona, \"\"Ana yoldan yukarı çıkacağız\"\" dediler. \"\"Eğer ben ve hayvanlarım senin suyundan içersek, o zaman bedelini vereceğim. Başka hiçbir şey yapmadan yürüyüp geçmeme izin ver.”\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari onaʔ \"\"ana joldan jukari t͡ʃikat͡ʃaɡiz\"\" dediler. \"\"eɡer ben ve hajvanlarim senin sujundan it͡ʃersekʔ o zaman bedelini veret͡ʃeɡim. baska hit͡ʃbir sej japmadan jurujup ɡet͡ʃmeme izin ver.”\" Old-Testament-Judges-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Mika'nın evinden epey uzaklaşınca, Mika'nın evinin yakınındaki evlerde bulunan adamlar toplanıp Dan'ın çocuklarına yetiştiler.|mikaʔnin evinden epej uzaklasint͡ʃaʔ mikaʔnin evinin jakinindaki evlerde bulunan adamlar toplanip danʔin t͡ʃot͡ʃuklarina jetistiler. Old-Testament-Joshua-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu giysilerini yırttı ve kendisi ve İsrael'in ihtiyarları akşama kadar Yahve'nin Sandığı'nın önünde yüzüstü yere kapandılar ve başları üzerine toz saçtılar.|jesu ɡijsilerini jirtti ve kendisi ve israelʔin ihtijarlari aksama kadar jahveʔnin sandiɡiʔnin onunde juzustu jere kapandilar ve baslari uzerine toz sat͡ʃtilar. New-Testament-Ephesians-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|o zamanlar Mesih’ten ayrı olduğunuzu unutmayın. İsrael’in ortak zenginliğinden yoksun, vaat antlaşmalarına yabancı, dünyada umutsuz ve tanrısızdınız.|o zamanlar mesih’ten ajri olduɡunuzu unutmajin. israel’in ortak zenɡinliɡinden joksunʔ vaat antlasmalarina jabant͡ʃiʔ dunjada umutsuz ve tanrisizdiniz. New-Testament-Luke-006-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer size iyilik edenlere iyilik ederseniz, bu size ne kazandırır ? Çünkü günahkârlar bile aynısını yapar.|eɡer size ijilik edenlere ijilik edersenizʔ bu size ne kazandirir ? t͡ʃunku ɡunahkarlar bile ajnisini japar. Old-Testament-Proverbs-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi sıkıntıdan kurtulur, onun yerini kötüler alır.|doɡru kisi sikintidan kurtulurʔ onun jerini kotuler alir. New-Testament-John-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri ilk başta bu şeyleri anlamadılar. Ama Yeşua yüceltildikten sonra bu şeylerin O’nun hakkında yazıldığını ve onların bu şeyleri O’nun için yaptığını hatırladılar.|oɡrent͡ʃileri ilk basta bu sejleri anlamadilar. ama jesua jut͡ʃeltildikten sonra bu sejlerin o’nun hakkinda jazildiɡini ve onlarin bu sejleri o’nun it͡ʃin japtiɡini hatirladilar. New-Testament-Galatians-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yasa imandan değildir. Ama, \"\"Onları yapan kişi onlar aracılığıyla yaşayacaktır.\"\"\"|\"jasa imandan deɡildir. amaʔ \"\"onlari japan kisi onlar arat͡ʃiliɡijla jasajat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni bilgeliğin yolunda eğittim. Seni dosdoğru yollara yönelttim.|seni bilɡeliɡin jolunda eɡittim. seni dosdoɡru jollara jonelttim. Old-Testament-Isaiah-056-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Adaleti koruyun ve doğru olanı yapın; çünkü kurtarışım yakındır, doğruluğum da yakında meydana çıkacaktır.|jahve sojle dijor “adaleti korujun ve doɡru olani japin; t͡ʃunku kurtarisim jakindirʔ doɡruluɡum da jakinda mejdana t͡ʃikat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Komşuna bir şey satarsan ya da komşundan satın alırsan, birbirinize haksızlık etmeyeceksiniz.\"|\"\"\"ʔkomsuna bir sej satarsan ja da komsundan satin alirsanʔ birbirinize haksizlik etmejet͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-Leviticus-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Ülkeye barış vereceğim, siz de yatacaksınız ve kimse sizi korkutmayacak. Kötü hayvanları diyardan kovacağım ve ülkenizden kılıç geçmeyecektir.|“ʔulkeje baris veret͡ʃeɡimʔ siz de jatat͡ʃaksiniz ve kimse sizi korkutmajat͡ʃak. kotu hajvanlari dijardan kovat͡ʃaɡim ve ulkenizden kilit͡ʃ ɡet͡ʃmejet͡ʃektir. New-Testament-John-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda dışarı çıkınca Yeşua, “Şimdi İnsanoğlu yüceltildi ve Tanrı O’nda yüceltildi” dedi.|jahuda disari t͡ʃikint͡ʃa jesuaʔ “simdi insanoɡlu jut͡ʃeltildi ve tanri o’nda jut͡ʃeltildi” dedi. Old-Testament-Ezekiel-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır ülkesi ıssız ve çöl olacak. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"' \"\"\"\"'Çünkü, ‘Irmak benimdir ve onu ben yaptım’ dedi,\"|\"misir ulkesi issiz ve t͡ʃol olat͡ʃak. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ \"\"\"\"ʔt͡ʃunkuʔ ‘irmak benimdir ve onu ben japtim’ dediʔ\" Old-Testament-Hosea-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Fuhuş, şarap ve yeni şarap anlayışı ortadan kaldırır.|fuhusʔ sarap ve jeni sarap anlajisi ortadan kaldirir. Old-Testament-2-Samuel-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|David ve bütün İsrael evi, selvi ağacından yapılmış her türlü çalgıyla, arplarla, telli çalgılarla, teflerle, çıngıraklarla ve zillerle Yahve'nin önünde oynuyordu.|david ve butun israel eviʔ selvi aɡat͡ʃindan japilmis her turlu t͡ʃalɡijlaʔ arplarlaʔ telli t͡ʃalɡilarlaʔ teflerleʔ t͡ʃinɡiraklarla ve zillerle jahveʔnin onunde ojnujordu. Old-Testament-Nehemiah-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle çalışıyorduk. Halkın yarısı gün doğumundan yıldızlar görünene dek mızrakları tutuyordu.|bojle t͡ʃalisijorduk. halkin jarisi ɡun doɡumundan jildizlar ɡorunene dek mizraklari tutujordu. New-Testament-John-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İbranice, Latince ve Grekçe yazılan bu yazıyı Yahudiler’in birçoğu okudu. Çünkü Yeşua’nın çarmıha gerildiği yer kente yakındı.|ibranit͡ʃeʔ latint͡ʃe ve ɡrekt͡ʃe jazilan bu jaziji jahudiler’in birt͡ʃoɡu okudu. t͡ʃunku jesua’nin t͡ʃarmiha ɡerildiɡi jer kente jakindi. Old-Testament-Psalms-132-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, David’i ve bütün sıkıntılarını hatırla,|ej jahveʔ david’i ve butun sikintilarini hatirlaʔ Old-Testament-Hosea-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona şöyle dedim, “Çok günler yanımda kalacaksın. Fahişelik etmeyeceksin ve başka bir erkekle birlikte olmayacaksın. Ben de sana öyle olacağım.”|ona sojle dedimʔ “t͡ʃok ɡunler janimda kalat͡ʃaksin. fahiselik etmejet͡ʃeksin ve baska bir erkekle birlikte olmajat͡ʃaksin. ben de sana ojle olat͡ʃaɡim.” New-Testament-Matthew-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu küçüklerden birini hor görmekten sakının! Çünkü size derim ki, onların gökteki melekleri, gökteki Babam’ın yüzünü her zaman görürler.|bu kut͡ʃuklerden birini hor ɡormekten sakinin! t͡ʃunku size derim kiʔ onlarin ɡokteki melekleriʔ ɡokteki babam’in juzunu her zaman ɡorurler. Old-Testament-1-Chronicles-016-041|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onlarla birlikte Heman'ı, Yedutun'u ve adları anılan seçilmiş geri kalanları bıraktı, Yahve'ye şükretmek için, çünkü O'nun sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer;|ve onlarla birlikte hemanʔiʔ jedutunʔu ve adlari anilan set͡ʃilmis ɡeri kalanlari biraktiʔ jahveʔje sukretmek it͡ʃinʔ t͡ʃunku oʔnun sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer; Old-Testament-Deuteronomy-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sularda olanların hepsinden şunları yiyebilirsiniz; yüzgeçli ve pullu olanları yiyebilirsiniz.|sularda olanlarin hepsinden sunlari jijebilirsiniz; juzɡet͡ʃli ve pullu olanlari jijebilirsiniz. Old-Testament-2-Kings-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, koluna dayandığı başkomutanı kapının başına getirmişti. Halk onu kapıda çiğnedi ve kral yanına indiğinde Tanrı adamının söylediği gibi o da öldü.|kralʔ koluna dajandiɡi baskomutani kapinin basina ɡetirmisti. halk onu kapida t͡ʃiɡnedi ve kral janina indiɡinde tanri adaminin sojlediɡi ɡibi o da oldu. New-Testament-Luke-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ona, ‘Efendimiz, onun on minası var’ dediler.|“onaʔ ‘efendimizʔ onun on minasi var’ dediler. Old-Testament-Leviticus-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer bir adam bir kadınla yatar gibi bir erkekle yatarsa, ikisi iğrençlik etmiştir. Kesinlikle öldürülecekler. Onların kanı kendi üzerlerinde olacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔeɡer bir adam bir kadinla jatar ɡibi bir erkekle jatarsaʔ ikisi iɡrent͡ʃlik etmistir. kesinlikle oldurulet͡ʃekler. onlarin kani kendi uzerlerinde olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" New-Testament-Acts-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael’e tövbe ve günahların bağışlanmasını vermek için Tanrı O’nu Hükümdar ve Kurtarıcı olarak kendi sağına yükseltti.|israel’e tovbe ve ɡunahlarin baɡislanmasini vermek it͡ʃin tanri o’nu hukumdar ve kurtarit͡ʃi olarak kendi saɡina jukseltti. Old-Testament-Amos-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Çoban aslanın ağzından iki bacağı ya da bir kulak parçasını nasıl kurtarırsa, Samariya'da sedirin köşesinde ve yatağın ipekli yastıkları üzerinde oturan İsrael'in çocukları da öyle kurtarılacak.”|jahve sojle dijor “t͡ʃoban aslanin aɡzindan iki bat͡ʃaɡi ja da bir kulak part͡ʃasini nasil kurtarirsaʔ samarijaʔda sedirin kosesinde ve jataɡin ipekli jastiklari uzerinde oturan israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da ojle kurtarilat͡ʃak.” Old-Testament-Genesis-049-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Toplanın ve dinleyin, ey Yakov'un oğulları. Babanız İsrael'i dinleyin.”|toplanin ve dinlejinʔ ej jakovʔun oɡullari. babaniz israelʔi dinlejin.” New-Testament-Acts-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şifa mucizesinin yapıldığı adam kırk yaşını geçmişti.|bu sifa mut͡ʃizesinin japildiɡi adam kirk jasini ɡet͡ʃmisti. Old-Testament-1-Kings-022-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Edom'da kral yoktu. Bir vekil yönetiyordu.|edomʔda kral joktu. bir vekil jonetijordu. Old-Testament-Genesis-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşları, evcil hayvanları ve yerde sürünen sürüngenleri, yanınızda olan her canlıyı çıkarın ki, yeryüzünde bol bol üresinler ve verimli olup yeryüzünde çoğalsınlar.”|kuslariʔ evt͡ʃil hajvanlari ve jerde surunen surunɡenleriʔ janinizda olan her t͡ʃanliji t͡ʃikarin kiʔ jerjuzunde bol bol uresinler ve verimli olup jerjuzunde t͡ʃoɡalsinlar.” Old-Testament-Genesis-041-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun mühür yüzüğünü elinden çıkarıp Yosef'in eline taktı, ona ince ketenden kaftan giydirdi. Boynuna altın bir zincir taktı.|firavun muhur juzuɡunu elinden t͡ʃikarip josefʔin eline taktiʔ ona int͡ʃe ketenden kaftan ɡijdirdi. bojnuna altin bir zint͡ʃir takti. New-Testament-Luke-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya sen, ey Kafernahum, göğe mi çıkarılacaksın? Hayır, Hades’e indirileceksin.|ja senʔ ej kafernahumʔ ɡoɡe mi t͡ʃikarilat͡ʃaksin? hajirʔ hades’e indirilet͡ʃeksin. Old-Testament-Jeremiah-046-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Peygamber Yeremya'ya uluslar hakkında gelen sözü.|jahveʔnin pejɡamber jeremjaʔja uluslar hakkinda ɡelen sozu. Old-Testament-1-Samuel-020-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan çocuğun ardından bağırarak, \"\"Çabuk git! Acele et! Gecikme!\"\" dedi. Yonatan'ın genci okları toplayıp efendisinin yanına geldi.\"|\"jonatan t͡ʃot͡ʃuɡun ardindan baɡirarakʔ \"\"t͡ʃabuk ɡit! at͡ʃele et! ɡet͡ʃikme!\"\" dedi. jonatanʔin ɡent͡ʃi oklari toplajip efendisinin janina ɡeldi.\" Old-Testament-Jeremiah-046-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad'a çık da merhem al, ey sen, Mısır'ın el değmemiş kızı. Boşuna çok ilaç kullanıyorsun. Senin için şifa yok.|ɡiladʔa t͡ʃik da merhem alʔ ej senʔ misirʔin el deɡmemis kizi. bosuna t͡ʃok ilat͡ʃ kullanijorsun. senin it͡ʃin sifa jok. New-Testament-John-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlar ve nöbetçiler kömür ateşi yakmış duruyorlardı, çünkü hava soğuktu. Petrus'da onlarla birlikte durmuş ısınıyordu.|hizmetkarlar ve nobett͡ʃiler komur atesi jakmis durujorlardiʔ t͡ʃunku hava soɡuktu. petrusʔda onlarla birlikte durmus isinijordu. Old-Testament-Isaiah-049-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey adalar, beni dinleyin. Ey uzaktaki halklar, dinleyin: Yahve beni ana rahminden çağırdı; annemin içinden benim adımı andı.|ej adalarʔ beni dinlejin. ej uzaktaki halklarʔ dinlejin jahve beni ana rahminden t͡ʃaɡirdi; annemin it͡ʃinden benim adimi andi. Old-Testament-Habakkuk-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman rüzgâr gibi savrulup gidiyorlar. Gerçekten suçludurlar, gücü kendi ilâhıdır.”|o zaman ruzɡar ɡibi savrulup ɡidijorlar. ɡert͡ʃekten sut͡ʃludurlarʔ ɡut͡ʃu kendi ilahidir.” Old-Testament-Proverbs-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eş bulan iyilik bulur, ve Yahve'nin lütfunu erer.|es bulan ijilik bulurʔ ve jahveʔnin lutfunu erer. Old-Testament-Isaiah-043-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsalınız, İsrael'in Yaratıcısı, Kralınız Yahve benim.”|kutsalinizʔ israelʔin jaratit͡ʃisiʔ kraliniz jahve benim.” Old-Testament-Exodus-028-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Etek kısmı boyunca mavi, mor ve kırmızı narlar yapacaksın; tüm etek boyunca aralarında ve çevresinde altın çıngıraklar olacak:|etek kismi bojunt͡ʃa maviʔ mor ve kirmizi narlar japat͡ʃaksin; tum etek bojunt͡ʃa aralarinda ve t͡ʃevresinde altin t͡ʃinɡiraklar olat͡ʃak New-Testament-John-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Magdalalı Mariyam öğrencilere gelip Efendi’yi gördüğünü ve Efendi’nin kendisine bu şeyleri söylediğini onlara bildirdi.|maɡdalali marijam oɡrent͡ʃilere ɡelip efendi’ji ɡorduɡunu ve efendi’nin kendisine bu sejleri sojlediɡini onlara bildirdi. Old-Testament-Ruth-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Oved, Yişay'ın babası oldu. Yişay da David'in babası oldu.|ovedʔ jisajʔin babasi oldu. jisaj da davidʔin babasi oldu. New-Testament-Hebrews-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazılarının alışkanlık edindiği gibi, bir araya gelmeyi bırakmayalım; o günün yaklaştığını gördükçe birbirimizi daha da cesaretlendirelim.|bazilarinin aliskanlik edindiɡi ɡibiʔ bir araja ɡelmeji birakmajalim; o ɡunun jaklastiɡini ɡordukt͡ʃe birbirimizi daha da t͡ʃesaretlendirelim. New-Testament-Romans-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu işi tamamlayıp bu ürünü onlara mühürledikten sonra sizin yolunuzdan İspanya'ya gideceğim.|bu isi tamamlajip bu urunu onlara muhurledikten sonra sizin jolunuzdan ispanjaʔja ɡidet͡ʃeɡim. New-Testament-Acts-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Günümüz dolunca ayrılıp yola çıktık. Hepsi, eşleri ve çocuklarıyla birlikte bizi kentin dışına kadar yolcu ettiler. Sahilde diz çöküp dua ettik.|ɡunumuz dolunt͡ʃa ajrilip jola t͡ʃiktik. hepsiʔ esleri ve t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte bizi kentin disina kadar jolt͡ʃu ettiler. sahilde diz t͡ʃokup dua ettik. Old-Testament-Psalms-140-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, kötülerin dileklerini verme. Kötü planları başarıya ulaşmasın, yoksa gurura kapılırlar. Selah.|ej jahveʔ kotulerin dileklerini verme. kotu planlari basarija ulasmasinʔ joksa ɡurura kapilirlar. selah. Old-Testament-Psalms-055-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sendin, benim gibi biri, arkadaşım ve yakın dostum.|ama sendinʔ benim ɡibi biriʔ arkadasim ve jakin dostum. Old-Testament-Psalms-107-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları karanlıktan ve ölümün gölgesinden çıkardı, zincirlerini kırdı.|onlari karanliktan ve olumun ɡolɡesinden t͡ʃikardiʔ zint͡ʃirlerini kirdi. Old-Testament-Joshua-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam kentlerden birine kaçacak, kent kapısının girişinde duracak ve davasını o kentin ihtiyarlarının kulağına bildirecek. Onu yanlarında kente götürecekler ve aralarında yaşaması için ona bir yer verecekler.|adam kentlerden birine kat͡ʃat͡ʃakʔ kent kapisinin ɡirisinde durat͡ʃak ve davasini o kentin ihtijarlarinin kulaɡina bildiret͡ʃek. onu janlarinda kente ɡoturet͡ʃekler ve aralarinda jasamasi it͡ʃin ona bir jer veret͡ʃekler. Old-Testament-Deuteronomy-028-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün sınırlarında zeytin ağaçların olacak, ama kendini yağla meshetmeyeceksin, çünkü zeytinlerin dökülecek.|butun sinirlarinda zejtin aɡat͡ʃlarin olat͡ʃakʔ ama kendini jaɡla meshetmejet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku zejtinlerin dokulet͡ʃek. Old-Testament-Ecclesiastes-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben, Vaiz, Yeruşalem'de İsrael üzerinde kraldım.|benʔ vaizʔ jerusalemʔde israel uzerinde kraldim. New-Testament-Luke-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adamın kendi bahçesine alıp ektiği hardal tohumuna benzer. O büyüyüp iri bir ağaç oldu. Göğün kuşları onun dallarında yaşadılar.”|bir adamin kendi baht͡ʃesine alip ektiɡi hardal tohumuna benzer. o bujujup iri bir aɡat͡ʃ oldu. ɡoɡun kuslari onun dallarinda jasadilar.” Old-Testament-Proverbs-029-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetçisini çocukluğundan beri şımartan, sonunda o kendisine bir oğul olur.|hizmett͡ʃisini t͡ʃot͡ʃukluɡundan beri simartanʔ sonunda o kendisine bir oɡul olur. Old-Testament-Proverbs-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzına ve diline bekçilik eden, canını sıkıntılardan korur.|aɡzina ve diline bekt͡ʃilik edenʔ t͡ʃanini sikintilardan korur. Old-Testament-Jeremiah-036-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Baruk'a, \"\"Şimdi bize söyle, bütün bu sözleri onun ağzından nasıl yazdın?\"\" diye sordular.\"|\"barukʔaʔ \"\"simdi bize sojleʔ butun bu sozleri onun aɡzindan nasil jazdin?\"\" dije sordular.\" Old-Testament-Job-036-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer zincirlere vurulurlarsa, ve sıkıntı bağlarına tutulurlarsa,|eɡer zint͡ʃirlere vurulurlarsaʔ ve sikinti baɡlarina tutulurlarsaʔ New-Testament-1-Corinthians-015-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Son boru çalınınca hepimiz bir anda, göz açıp kapayıncaya dek değiştirileceğiz. Çünkü boru çalacak ve ölüler çürümez olarak dirilecek ve biz de değiştirileceğiz.|son boru t͡ʃalinint͡ʃa hepimiz bir andaʔ ɡoz at͡ʃip kapajint͡ʃaja dek deɡistirilet͡ʃeɡiz. t͡ʃunku boru t͡ʃalat͡ʃak ve oluler t͡ʃurumez olarak dirilet͡ʃek ve biz de deɡistirilet͡ʃeɡiz. Old-Testament-Psalms-125-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kendi eğri yollarına sapanlara gelince, Yahve onları kötülüğün işçileriyle birlikte uzaklaştıracak. Esenlik İsrael’in üzerinde olsun.|ama kendi eɡri jollarina sapanlara ɡelint͡ʃeʔ jahve onlari kotuluɡun ist͡ʃilerijle birlikte uzaklastirat͡ʃak. esenlik israel’in uzerinde olsun. Old-Testament-Nehemiah-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Açlıklarında onlara gökten ekmek verdin, susuzluklarında kayadan su çıkardın, kendilerine vermek üzere ant içtiğin ülkeyi mülk edinmek için girsinler diye buyurdun.\"\"\"|\"at͡ʃliklarinda onlara ɡokten ekmek verdinʔ susuzluklarinda kajadan su t͡ʃikardinʔ kendilerine vermek uzere ant it͡ʃtiɡin ulkeji mulk edinmek it͡ʃin ɡirsinler dije bujurdun.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-006-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Toah oğlu, Eliel oğlu, Yeroham oğlu, Elkana oğlu,|toah oɡluʔ eliel oɡluʔ jeroham oɡluʔ elkana oɡluʔ Old-Testament-2-Chronicles-036-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakim hüküm sürmeye başladığında yirmi beş yaşındaydı ve Yeruşalem'de on bir yıl hüküm sürdü. Tanrısı Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|jehojakim hukum surmeje basladiɡinda jirmi bes jasindajdi ve jerusalemʔde on bir jil hukum surdu. tanrisi jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. New-Testament-Romans-008-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi: “Senin uğruna bütün gün öldürülüyoruz. Boğazlanacak koyun sayıldık.”|jazilmis olduɡu ɡibi “senin uɡruna butun ɡun oldurulujoruz. boɡazlanat͡ʃak kojun sajildik.” New-Testament-Mark-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç yüz dinardan fazlaya satılıp parası yoksullara dağıtılabilirdi” diyerek kadına karşı homurdandılar.|ut͡ʃ juz dinardan fazlaja satilip parasi joksullara daɡitilabilirdi” dijerek kadina karsi homurdandilar. Old-Testament-Psalms-078-067|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik Yosef'in çadırını da reddetti, Efraim oymağını seçmedi,|ustelik josefʔin t͡ʃadirini da reddettiʔ efraim ojmaɡini set͡ʃmediʔ Old-Testament-Proverbs-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Zengin olmak için kendini yorma. Bilgeliğinle kendini dizginle.|zenɡin olmak it͡ʃin kendini jorma. bilɡeliɡinle kendini dizɡinle. Old-Testament-Proverbs-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın adımları Yahve'dendir. O zaman insan kendi yollarını nasıl anlayabilir?|insanin adimlari jahveʔdendir. o zaman insan kendi jollarini nasil anlajabilir? Old-Testament-1-Kings-008-050|und|SPEAKER_00_Turkish|ve sana karşı günah işleyen halkını ve sana karşı işledikleri bütün suçları bağışla; ve onları esir alıp götürenlerin önünde sen onlara acı ki, onlar da onlara acısınlar|ve sana karsi ɡunah islejen halkini ve sana karsi isledikleri butun sut͡ʃlari baɡisla; ve onlari esir alip ɡoturenlerin onunde sen onlara at͡ʃi kiʔ onlar da onlara at͡ʃisinlar Old-Testament-2-Samuel-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Arvalı Avialvon, Barhumlu Azmavet,|arvali avialvonʔ barhumlu azmavetʔ New-Testament-1-Timothy-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölümsüzlük yalnızca O’na özgüdür. Kimsenin yaklaşamayacağı ışıkta yaşar. O’nu kimse görmedi ve göremez. O’na onur ve sonsuz kudret olsun! Amin.|olumsuzluk jalnizt͡ʃa o’na ozɡudur. kimsenin jaklasamajat͡ʃaɡi isikta jasar. o’nu kimse ɡormedi ve ɡoremez. o’na onur ve sonsuz kudret olsun! amin. New-Testament-Revelation-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O’nun gazabının büyük günü geldi. Buna kim dayanabilir?”|t͡ʃunku o’nun ɡazabinin bujuk ɡunu ɡeldi. buna kim dajanabilir?” Old-Testament-Psalms-074-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezilen utanç içinde geri dönmesin. Yoksul ve muhtaçlar senin adını yüceltsinler.|ezilen utant͡ʃ it͡ʃinde ɡeri donmesin. joksul ve muhtat͡ʃlar senin adini jut͡ʃeltsinler. Old-Testament-Exodus-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe'nin kayınpederi ona şöyle dedi: \"\"Yaptığın şey iyi değil.\"|\"moseʔnin kajinpederi ona sojle dedi \"\"japtiɡin sej iji deɡil.\" Old-Testament-Isaiah-044-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onlar akarsu kenarlarındaki söğüt ağaçları gibi Otlar arasında bitecekler.|ve onlar akarsu kenarlarindaki soɡut aɡat͡ʃlari ɡibi otlar arasinda bitet͡ʃekler. New-Testament-Galatians-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse fırsatımız varken bütün insanlara, özellikle de iman ev halkına iyilik yapalım.|ojlejse firsatimiz varken butun insanlaraʔ ozellikle de iman ev halkina ijilik japalim. Old-Testament-Leviticus-011-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürünen hiçbir şeyle kendinizi iğrenç kılmayacaksınız. Onlar tarafından kirletileceksiniz diye kendinizi onlarla kirletmeyeceksiniz.|surunen hit͡ʃbir sejle kendinizi iɡrent͡ʃ kilmajat͡ʃaksiniz. onlar tarafindan kirletilet͡ʃeksiniz dije kendinizi onlarla kirletmejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Zechariah-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, benimle konuşan meleğe hoş ve avutucu sözlerle karşılık verdi.|jahveʔ benimle konusan meleɡe hos ve avutut͡ʃu sozlerle karsilik verdi. New-Testament-Matthew-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu yanıtı verdi: “Gidin, duyduğunuz ve gördüğünüz şeyleri Yuhanna’ya bildirin.|jesua onlara su janiti verdi “ɡidinʔ dujduɡunuz ve ɡorduɡunuz sejleri juhanna’ja bildirin. Old-Testament-Psalms-072-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yişay oğlu David'in duası sona erer.|bojlet͡ʃe jisaj oɡlu davidʔin duasi sona erer. Old-Testament-Deuteronomy-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların sunaklarını yıkacaksın, dikili taşlarını parçalayacaksın, Aşera putlarını ateşle yakacaksın. Onların ilâhlarının oyma putlarını keseceksin. Adlarını o yerden yok edeceksiniz.|onlarin sunaklarini jikat͡ʃaksinʔ dikili taslarini part͡ʃalajat͡ʃaksinʔ asera putlarini atesle jakat͡ʃaksin. onlarin ilahlarinin ojma putlarini keset͡ʃeksin. adlarini o jerden jok edet͡ʃeksiniz. New-Testament-1-Corinthians-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim şimdi, yanınıza gelip başka dillerle konuşsam, size vahiy, bilgi, peygamberlik ya da öğreti yoluyla konuşmazsam, size ne yararım olur?|kardeslerim simdiʔ janiniza ɡelip baska dillerle konussamʔ size vahijʔ bilɡiʔ pejɡamberlik ja da oɡreti jolujla konusmazsamʔ size ne jararim olur? Old-Testament-Ezekiel-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yıkımının haberini ulusların arasına, tanımadığın ülkelere eriştirince, birçok halkın yüreğini de sıkıntıya sokacağım.|“jikiminin haberini uluslarin arasinaʔ tanimadiɡin ulkelere eristirint͡ʃeʔ birt͡ʃok halkin jureɡini de sikintija sokat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-032-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dolu ormanı dümdüz edecek, kent de tamamen yerle bir olacak.|ama dolu ormani dumduz edet͡ʃekʔ kent de tamamen jerle bir olat͡ʃak. New-Testament-Acts-013-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, kardeşlerim, bilin ki, bu Kişi aracılığıyla günahlarınızın bağışlanacağı size bildirilmiş bulunuyor.|bu nedenleʔ kardeslerimʔ bilin kiʔ bu kisi arat͡ʃiliɡijla ɡunahlarinizin baɡislanat͡ʃaɡi size bildirilmis bulunujor. Old-Testament-Genesis-031-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızlarımı incitirsen ya da kızlarımın üzerine başka eşler alırsan, yanımızda kimse olmasa bile Tanrı tanık olacaktır.”|kizlarimi int͡ʃitirsen ja da kizlarimin uzerine baska esler alirsanʔ janimizda kimse olmasa bile tanri tanik olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Ezra-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, İsrael Tanrısı'nın sözlerinden titreyenlerin hepsi, sürgünlerin suçu yüzünden yanıma toplandılar; akşam sunusuna kadar şaşkın şaşkın oturdum.|o zamanʔ israel tanrisiʔnin sozlerinden titrejenlerin hepsiʔ surɡunlerin sut͡ʃu juzunden janima toplandilar; aksam sunusuna kadar saskin saskin oturdum. Old-Testament-2-Chronicles-034-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“İşte, seni atalarına kavuşturacağım, esenlikle mezarına götürüleceksin. Gözlerin bu yerin üzerine ve onda oturanların üzerine getirecek olduğum bütün kötülüğü görmeyecek.\"\"'\"\" Bu haberi krala geri getirdiler.\"|\"“isteʔ seni atalarina kavusturat͡ʃaɡimʔ esenlikle mezarina ɡoturulet͡ʃeksin. ɡozlerin bu jerin uzerine ve onda oturanlarin uzerine ɡetiret͡ʃek olduɡum butun kotuluɡu ɡormejet͡ʃek.\"\"ʔ\"\" bu haberi krala ɡeri ɡetirdiler.\" Old-Testament-Proverbs-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Demir demiri biler, insan da dostunun yüzünü öyle biler.|demir demiri bilerʔ insan da dostunun juzunu ojle biler. Old-Testament-Ezekiel-040-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıyı bir yan odanın damından öbür yan odanın damına kadar ölçtü, kapı kapıya karşı yirmi beş arşın genişliğindeydi.|kapiji bir jan odanin damindan obur jan odanin damina kadar olt͡ʃtuʔ kapi kapija karsi jirmi bes arsin ɡenisliɡindejdi. New-Testament-Mark-012-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İkincisi de bunun gibi: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Bunlardan daha büyük bir buyruk yoktur.”|ikint͡ʃisi de bunun ɡibi ‘komsunu kendin ɡibi sevet͡ʃeksin.’ bunlardan daha bujuk bir bujruk joktur.” Old-Testament-Genesis-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham kutsamasını sana ve seninle birlikte soyuna versin. Öyle ki, Tanrı’nın Avraham’a verdiği ve üzerinden geçmekte olduğun diyarı miras alasın.” dedi.|avraham kutsamasini sana ve seninle birlikte sojuna versin. ojle kiʔ tanri’nin avraham’a verdiɡi ve uzerinden ɡet͡ʃmekte olduɡun dijari miras alasin.” dedi. Old-Testament-Job-038-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O mühür altındaki balçık gibi değişir, ve giysi gibi ortaya koyulur.|o muhur altindaki balt͡ʃik ɡibi deɡisirʔ ve ɡijsi ɡibi ortaja kojulur. Old-Testament-1-Samuel-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel, \"\"Nasıl gidebilirim? Saul bunu duyarsa beni öldürür.\"\" dedi. Yahve, \"\"Yanına bir düve al ve, 'Yahve'ye kurban sunmaya geldim' de.\"\" dedi.\"|\"samuelʔ \"\"nasil ɡidebilirim? saul bunu dujarsa beni oldurur.\"\" dedi. jahveʔ \"\"janina bir duve al veʔ ʔjahveʔje kurban sunmaja ɡeldimʔ de.\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi adaletin yollarını saptırmak için gizlice rüşvet alır.|kotu kisi adaletin jollarini saptirmak it͡ʃin ɡizlit͡ʃe rusvet alir. Old-Testament-1-Chronicles-002-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Zavad, Eflal'ın babası oldu ve Eflal, Oved'in babası oldu.|zavadʔ eflalʔin babasi oldu ve eflalʔ ovedʔin babasi oldu. New-Testament-Matthew-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua tapınağa girmiş öğretirken, başkâhinler ve halkın ihtiyarları O’na gelip, “Bu şeyleri hangi yetkiyle yapıyorsun? Sana bu yetkiyi kim verdi?” dediler.|jesua tapinaɡa ɡirmis oɡretirkenʔ baskahinler ve halkin ihtijarlari o’na ɡelipʔ “bu sejleri hanɡi jetkijle japijorsun? sana bu jetkiji kim verdi?” dediler. Old-Testament-Genesis-050-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesindeki Atad'ın harman yerine varınca, yüksek sesle acı acı ağıt yaktılar. Babası için yedi gün yas tuttular.|jardenʔin otesindeki atadʔin harman jerine varint͡ʃaʔ juksek sesle at͡ʃi at͡ʃi aɡit jaktilar. babasi it͡ʃin jedi ɡun jas tuttular. Old-Testament-Psalms-078-003|und|SPEAKER_00_Turkish|onları işittik ve bildik, atalarımız bize anlattı.|onlari isittik ve bildikʔ atalarimiz bize anlatti. Old-Testament-Deuteronomy-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi yüksek duvarlarla, kapılarla ve sürgülerle sağlamlaştırılmış kentlerdi ve bunun yanı sıra çok sayıda duvarsız köy de vardı.|bunlarin hepsi juksek duvarlarlaʔ kapilarla ve surɡulerle saɡlamlastirilmis kentlerdi ve bunun jani sira t͡ʃok sajida duvarsiz koj de vardi. Old-Testament-Ezekiel-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şabatlarımı kutsal kılın. Benim Tanrınız Yahve olduğumu bilesiniz diye onlar benimle sizin aranızda bir belirti olacak.'\"\"\"\"\"|\"sabatlarimi kutsal kilin. benim tanriniz jahve olduɡumu bilesiniz dije onlar benimle sizin aranizda bir belirti olat͡ʃak.ʔ\"\"\"\"\" New-Testament-Acts-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Senin hakkında, öteki uluslar arasında yaşayan bütün Yahudiler’e, çocuklarını sünnet etmemelerini, törelerin ardınca yürümemelerini ve Moşe’nin Yasası’nı bırakmalarını öğretiyormuşsun diye haber almışlar.|‘‘senin hakkindaʔ oteki uluslar arasinda jasajan butun jahudiler’eʔ t͡ʃot͡ʃuklarini sunnet etmemeleriniʔ torelerin ardint͡ʃa jurumemelerini ve mose’nin jasasi’ni birakmalarini oɡretijormussun dije haber almislar. New-Testament-2-Corinthians-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, üçüncü kez yanınıza gelmeye hazırım ve size yük olmayacağım. Çünkü ben malınızı değil, sizi istiyorum. Çocuklar ebeveynleri için değil, ebeveynler çocuklar için para biriktirmelidir.|isteʔ ut͡ʃunt͡ʃu kez janiniza ɡelmeje hazirim ve size juk olmajat͡ʃaɡim. t͡ʃunku ben malinizi deɡilʔ sizi istijorum. t͡ʃot͡ʃuklar ebevejnleri it͡ʃin deɡilʔ ebevejnler t͡ʃot͡ʃuklar it͡ʃin para biriktirmelidir. New-Testament-2-Corinthians-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa, bugüne dek Moşe okunduğu zaman yüreklerinin üzerinde bir peçe kalıyor.|ojsaʔ buɡune dek mose okunduɡu zaman jureklerinin uzerinde bir pet͡ʃe kalijor. Old-Testament-Leviticus-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her Şabat'ta onu sürekli olarak Yahve'nin önünde hazırlayacak. Bu, İsrael'in çocukları adına kalıcı bir antlaşmadır.|her sabatʔta onu surekli olarak jahveʔnin onunde hazirlajat͡ʃak. buʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari adina kalit͡ʃi bir antlasmadir. Old-Testament-1-Kings-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıklar o kadar uzundu ki, sırıkların uçları iç odanın önündeki kutsal yerden görülüyordu, ama dışarıdan görünmüyorlardı. Bugüne kadar oradadırlar.|siriklar o kadar uzundu kiʔ siriklarin ut͡ʃlari it͡ʃ odanin onundeki kutsal jerden ɡorulujorduʔ ama disaridan ɡorunmujorlardi. buɡune kadar oradadirlar. New-Testament-Acts-010-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O yüzden hemen sana haber gönderdim. Sen de gelmekle bize iyilik ettin. Bu nedenle hepimiz burada, Tanrı’nın sana buyurduğu her şeyi duymak için Tanrı önünde hazırız.”|o juzden hemen sana haber ɡonderdim. sen de ɡelmekle bize ijilik ettin. bu nedenle hepimiz buradaʔ tanri’nin sana bujurduɡu her seji dujmak it͡ʃin tanri onunde haziriz.” Old-Testament-Job-036-028|und|SPEAKER_00_Turkish|göklerin döktüğü, ve insanın üzerine bol bol düştüğü yağmuru.|ɡoklerin doktuɡuʔ ve insanin uzerine bol bol dustuɡu jaɡmuru. Old-Testament-Exodus-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, İsrael çocuklarının feryadı bana ulaştı. Üstelik Mısırlılar'ın onlara ettiği zulmü gördüm.|isteʔ israel t͡ʃot͡ʃuklarinin ferjadi bana ulasti. ustelik misirlilarʔin onlara ettiɡi zulmu ɡordum. Old-Testament-Job-038-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ülker takımyıldızını bağlayabilir misin, ya da Orion'un bağlarını çözebilir misin?\"|\"\"\"ulker takimjildizini baɡlajabilir misinʔ ja da orionʔun baɡlarini t͡ʃozebilir misin?\" Old-Testament-Leviticus-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin günah sunusu kanının bir kısmını parmağıyla alıp yakmalık sunu sunağının boynuzlarına sürecek. Kanının geri kalanını yakmalık sunu sunağının dibine dökecek.|kahin ɡunah sunusu kaninin bir kismini parmaɡijla alip jakmalik sunu sunaɡinin bojnuzlarina suret͡ʃek. kaninin ɡeri kalanini jakmalik sunu sunaɡinin dibine doket͡ʃek. New-Testament-Ephesians-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyi ayaklarının altında boyun eğdirdi. O’nu her şeyin başı olarak imanlılar topluluğuna verdi.|her seji ajaklarinin altinda bojun eɡdirdi. o’nu her sejin basi olarak imanlilar topluluɡuna verdi. New-Testament-Acts-009-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus kalkıp onlarla birlikte gitti. Gelince, onu üst kattaki odaya götürdüler. Bütün dullar gözyaşıyla yanında durup, ona kendileriyle birlikteyken Ceylan’ın yapmış olduğu entari ve üstlükleri gösterdiler.|petrus kalkip onlarla birlikte ɡitti. ɡelint͡ʃeʔ onu ust kattaki odaja ɡoturduler. butun dullar ɡozjasijla janinda durupʔ ona kendilerijle birliktejken t͡ʃejlan’in japmis olduɡu entari ve ustlukleri ɡosterdiler. Old-Testament-Proverbs-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ağzını aç, doğrulukla yargıla, yoksullara ve muhtaçlara adalet ver.\"\"\"|\"aɡzini at͡ʃʔ doɡrulukla jarɡilaʔ joksullara ve muhtat͡ʃlara adalet ver.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurt kuzuyla birlikte yaşayacak, leopar da oğlakla birlikte yatacak, buzağı, genç aslan da besili buzağıyla birlikte; küçük bir çocuk onları güdecek.|kurt kuzujla birlikte jasajat͡ʃakʔ leopar da oɡlakla birlikte jatat͡ʃakʔ buzaɡiʔ ɡent͡ʃ aslan da besili buzaɡijla birlikte; kut͡ʃuk bir t͡ʃot͡ʃuk onlari ɡudet͡ʃek. Old-Testament-Joshua-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sikla, Beyt Markavot, Hasar Susa,|siklaʔ bejt markavotʔ hasar susaʔ New-Testament-Luke-012-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba oğula, oğul da babaya karşı bölünecek. Anne kızına, kızı da annesine karşı, kaynana gelinine, gelini de kaynanasına karşı olacaktır.”|baba oɡulaʔ oɡul da babaja karsi bolunet͡ʃek. anne kizinaʔ kizi da annesine karsiʔ kajnana ɡelinineʔ ɡelini de kajnanasina karsi olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Genesis-049-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi İsrael'in on iki oymağıdır. Babaları bunları söyleyip onları kutsadı. Herkesi kendi bereketine göre kutsadı.|bunlarin hepsi israelʔin on iki ojmaɡidir. babalari bunlari sojlejip onlari kutsadi. herkesi kendi bereketine ɡore kutsadi. Old-Testament-1-Samuel-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aynı yerden biri, \"\"Babaları kim?\"\" diye yanıt verdi. Bu yüzden, \"\"Saul da peygamberler arasında mı?\"\" sözü özdeyiş oldu.\"|\"ajni jerden biriʔ \"\"babalari kim?\"\" dije janit verdi. bu juzdenʔ \"\"saul da pejɡamberler arasinda mi?\"\" sozu ozdejis oldu.\" Old-Testament-Joshua-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk karşıya geçtikten sonra, halkın önünde Yahve'nin Sandığı kâhinlerle karşıya geçti.|butun halk karsija ɡet͡ʃtikten sonraʔ halkin onunde jahveʔnin sandiɡi kahinlerle karsija ɡet͡ʃti. New-Testament-Luke-002-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Seksen dört yıldır duldu. Tapınaktan ayrılmaz, gece gündüz oruçla, duayla tapınırdı.|seksen dort jildir duldu. tapinaktan ajrilmazʔ ɡet͡ʃe ɡunduz orut͡ʃlaʔ duajla tapinirdi. Old-Testament-Job-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kötülerin gözleri sönecek. Kaçacak yerleri olmayacak. Onların umudu ruhlarını teslim etmek olacaktır.”|ama kotulerin ɡozleri sonet͡ʃek. kat͡ʃat͡ʃak jerleri olmajat͡ʃak. onlarin umudu ruhlarini teslim etmek olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Esther-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu şey krala bildirilince, kral da Yahudiler'e karşı kurmuş olduğu kötü düzen kendi başına dönsün ve kendisinin ve oğullarının darağacına asılsın diye mektuplarla buyurdu.|ama bu sej krala bildirilint͡ʃeʔ kral da jahudilerʔe karsi kurmus olduɡu kotu duzen kendi basina donsun ve kendisinin ve oɡullarinin daraɡat͡ʃina asilsin dije mektuplarla bujurdu. Old-Testament-Job-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çaresizin sözleri rüzgâr gibi olduğundan, sözleri mi azarlamayı düşünüyorsunuz?|t͡ʃaresizin sozleri ruzɡar ɡibi olduɡundanʔ sozleri mi azarlamaji dusunujorsunuz? Old-Testament-2-Chronicles-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla ilgili yasaya göre on altın şamdan yaptı ve beşi sağda, beşi solda olmak üzere onları tapınağa koydu.|onlarla ilɡili jasaja ɡore on altin samdan japti ve besi saɡdaʔ besi solda olmak uzere onlari tapinaɡa kojdu. Old-Testament-2-Chronicles-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yotam, Tanrısı Yahve'nin önünde yollarını düzenlediği için güçlü oldu.|ve jotamʔ tanrisi jahveʔnin onunde jollarini duzenlediɡi it͡ʃin ɡut͡ʃlu oldu. Old-Testament-Genesis-049-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sahibi gelinceye dek, saltanat asası Yahuda'dan, hükümdarlık asası ayaklarının arasından ayrılmayacak. Ulusların itaati ona olacaktır.|sahibi ɡelint͡ʃeje dekʔ saltanat asasi jahudaʔdanʔ hukumdarlik asasi ajaklarinin arasindan ajrilmajat͡ʃak. uluslarin itaati ona olat͡ʃaktir. New-Testament-Hebrews-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçi her kâhin her gün ayakta durup hizmet eder ve günahları asla ortadan kaldıramayan aynı kurbanları tekrar tekrar sunar.|ɡert͡ʃi her kahin her ɡun ajakta durup hizmet eder ve ɡunahlari asla ortadan kaldiramajan ajni kurbanlari tekrar tekrar sunar. Old-Testament-Leviticus-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kâhin erkek kuzulardan birini alıp onu bir log yağla birlikte suç sunusu olarak sunacak ve sallamalık sunu olarak Yahve'nin önünde sallayacak.\"|\"\"\"kahin erkek kuzulardan birini alip onu bir loɡ jaɡla birlikte sut͡ʃ sunusu olarak sunat͡ʃak ve sallamalik sunu olarak jahveʔnin onunde sallajat͡ʃak.\" Old-Testament-Job-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetçimi çağırıyorum, bana yanıt vermiyor. Ağzımla yalvarıyorum.|hizmett͡ʃimi t͡ʃaɡirijorumʔ bana janit vermijor. aɡzimla jalvarijorum. New-Testament-Luke-022-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Sana şunu söyleyeyim, Petrus, beni tanıdığını üç kez inkâr etmeden, bugün horoz kesinlikle ötmeyecek” dedi.|jesuaʔ “sana sunu sojlejejimʔ petrusʔ beni tanidiɡini ut͡ʃ kez inkar etmedenʔ buɡun horoz kesinlikle otmejet͡ʃek” dedi. Old-Testament-Leviticus-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|küçük baykuş, karabatak, ve büyük baykuş|kut͡ʃuk bajkusʔ karabatakʔ ve bujuk bajkus Old-Testament-Exodus-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Angaryacılar aceleyle, \"\"Saman varken olduğu gibi gündelik iş kotanızı doldurun!\"\" diyorlardı!\"|\"anɡarjat͡ʃilar at͡ʃelejleʔ \"\"saman varken olduɡu ɡibi ɡundelik is kotanizi doldurun!\"\" dijorlardi!\" Old-Testament-Amos-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi, Ordular Yahvesi, yere dokunan O'dur, yer erir ve içinde oturanların hepsi yas tutacak; ve yer tümüyle Irmak gibi yükselecek ve Mısır Irmağı gibi yine batacak.|t͡ʃunku efendiʔ ordular jahvesiʔ jere dokunan oʔdurʔ jer erir ve it͡ʃinde oturanlarin hepsi jas tutat͡ʃak; ve jer tumujle irmak ɡibi jukselet͡ʃek ve misir irmaɡi ɡibi jine batat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-066-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı'dan korkanlar, gelin ve dinleyin. Canım için neler yapmış olduğunu bildireyim.|ej tanriʔdan korkanlarʔ ɡelin ve dinlejin. t͡ʃanim it͡ʃin neler japmis olduɡunu bildirejim. New-Testament-2-Peter-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük büyük konuşup boş sözler söylerler. Çünkü yanlış yolda yürüyenlerden henüz kaçıp kurtulanları, benliğin tutkularıyla, ahlaksızlıkla ayartırlar.|bujuk bujuk konusup bos sozler sojlerler. t͡ʃunku janlis jolda jurujenlerden henuz kat͡ʃip kurtulanlariʔ benliɡin tutkularijlaʔ ahlaksizlikla ajartirlar. Old-Testament-Joshua-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahaz, Kedemot, Mefaat,|jahazʔ kedemotʔ mefaatʔ Old-Testament-Exodus-037-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Masanın üzerindeki kapları, tabakları, kaşıkları, tasları, dökmelik sunu testileri saf altından yaptı.|masanin uzerindeki kaplariʔ tabaklariʔ kasiklariʔ taslariʔ dokmelik sunu testileri saf altindan japti. Old-Testament-Jeremiah-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşü olan peygamber düş anlatsın; sözüme sahip olan, sözümü sadakatle söylesin. Buğdayın yanında saman nedir?” diyor Yahve.|dusu olan pejɡamber dus anlatsin; sozume sahip olanʔ sozumu sadakatle sojlesin. buɡdajin janinda saman nedir?” dijor jahve. Old-Testament-1-Samuel-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve benim aracılığımla söylediği gibi sana yaptı. Yahve krallığı elinden kopardı ve onu komşuna, David'e verdi.\"|\"\"\"jahve benim arat͡ʃiliɡimla sojlediɡi ɡibi sana japti. jahve kralliɡi elinden kopardi ve onu komsunaʔ davidʔe verdi.\" Old-Testament-Jeremiah-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kimse demiri, kuzeyden gelen demiri ve tuncu kırabilir mi?|bir kimse demiriʔ kuzejden ɡelen demiri ve tunt͡ʃu kirabilir mi? Old-Testament-Ezekiel-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Büyük kanatlı, uzun tüylü, üzeri renk renk tüylerle dolu büyük bir kartal Lübnan'a geldi ve sedirin tepesini aldı.\"|\"ve deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"bujuk kanatliʔ uzun tujluʔ uzeri renk renk tujlerle dolu bujuk bir kartal lubnanʔa ɡeldi ve sedirin tepesini aldi.\" Old-Testament-2-Chronicles-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Manaşşe atalarıyla uyudu ve onu kendi evine gömdüler; ve oğlu Amon onun yerine kral oldu.|bojlet͡ʃe manasse atalarijla ujudu ve onu kendi evine ɡomduler; ve oɡlu amon onun jerine kral oldu. Old-Testament-1-Samuel-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öyle oldu ki, David Saul'a bu sözleri söylemeyi bitirdiğinde Saul şöyle dedi: \"\"Bu senin sesin mi, oğlum David?\"\" Saul sesini yükseltip ağladı.\"|\"ojle oldu kiʔ david saulʔa bu sozleri sojlemeji bitirdiɡinde saul sojle dedi \"\"bu senin sesin miʔ oɡlum david?\"\" saul sesini jukseltip aɡladi.\" Old-Testament-Job-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Davamı O'nun önünde sıraya koyar, ağzımı delillerle doldururdum.|davami oʔnun onunde siraja kojarʔ aɡzimi delillerle doldururdum. Old-Testament-Job-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahkûm olacağım. Öyleyse neden boşuna çabalıyorum?|mahkum olat͡ʃaɡim. ojlejse neden bosuna t͡ʃabalijorum? Old-Testament-Jeremiah-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yumurtlamadığı yumurtaların üzerinde oturan keklik gibi, haksızlıkla zengin olan da öyledir. Onlar onu günlerinin ortasında terk edecekler. Sonu geldiğinde akılsız olacak.|jumurtlamadiɡi jumurtalarin uzerinde oturan keklik ɡibiʔ haksizlikla zenɡin olan da ojledir. onlar onu ɡunlerinin ortasinda terk edet͡ʃekler. sonu ɡeldiɡinde akilsiz olat͡ʃak. New-Testament-Romans-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinize karşı aynı düşüncede olun. Yüksek şeyleri düşünmeyin, ama alçakgönüllülerle arkadaşlık edin. Kendi kendinize bilgiçlik taslamayın.|birbirinize karsi ajni dusunt͡ʃede olun. juksek sejleri dusunmejinʔ ama alt͡ʃakɡonullulerle arkadaslik edin. kendi kendinize bilɡit͡ʃlik taslamajin. Old-Testament-Jeremiah-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi, \"\"Yeremya, ne görüyorsun?\"\" Ben, \"\"Bir badem ağacı dalı görüyorum.\"\" dedim.\"|\"ve jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dediʔ \"\"jeremjaʔ ne ɡorujorsun?\"\" benʔ \"\"bir badem aɡat͡ʃi dali ɡorujorum.\"\" dedim.\" Old-Testament-1-Kings-001-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Adoniya Solomon yüzünden korktu; kalktı, gitti ve sunağın boynuzlarına sarıldı.|adonija solomon juzunden korktu; kalktiʔ ɡitti ve sunaɡin bojnuzlarina sarildi. Old-Testament-Exodus-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bir savaş adamıdır. Adı Yahve'dir.|jahve bir savas adamidir. adi jahveʔdir. New-Testament-Hebrews-010-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz mahvolmak için geri çekilenlerden değiliz, ancak canın kurtuluşu için iman edenlerdeniz.|ama biz mahvolmak it͡ʃin ɡeri t͡ʃekilenlerden deɡilizʔ ant͡ʃak t͡ʃanin kurtulusu it͡ʃin iman edenlerdeniz. Old-Testament-Ecclesiastes-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ağlamanın zamanı var, gülmenin de zamanı var; yas tutmanın zamanı var, oynamanın da zamanı var;|aɡlamanin zamani varʔ ɡulmenin de zamani var; jas tutmanin zamani varʔ ojnamanin da zamani var; New-Testament-Revelation-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Senin işlerini, sevgini, imanını, hizmetini, sabrını ve son işlerinin ilkinden çok olduğunu biliyorum.|“senin isleriniʔ sevɡiniʔ imaniniʔ hizmetiniʔ sabrini ve son islerinin ilkinden t͡ʃok olduɡunu bilijorum. New-Testament-2-Corinthians-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzündeki geçip gitmekte olanın sonunu İsrael'in çocukları görmesin diye, yüzünü peçeyle örten Moşe gibi değiliz.|juzundeki ɡet͡ʃip ɡitmekte olanin sonunu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡormesin dijeʔ juzunu pet͡ʃejle orten mose ɡibi deɡiliz. Old-Testament-Joshua-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe soylarına göre Ruven'in çocukları oymağına verdi.|mose sojlarina ɡore ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡina verdi. New-Testament-Romans-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer biz düşmanken, Oğlu’nun ölümü aracılığıyla Tanrı’yla barıştıysak, barışmış olarak Oğlu’nun yaşamıyla kurtulacağımız çok daha kesindir.|t͡ʃunku eɡer biz dusmankenʔ oɡlu’nun olumu arat͡ʃiliɡijla tanri’jla baristijsakʔ barismis olarak oɡlu’nun jasamijla kurtulat͡ʃaɡimiz t͡ʃok daha kesindir. Old-Testament-Genesis-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Noa soylarının tarihidir: Noa doğru bir adamdı, kendi kuşağının arasında kusursuz biriydi. Noa Tanrı’yla yürüdü.|buʔ noa sojlarinin tarihidir noa doɡru bir adamdiʔ kendi kusaɡinin arasinda kusursuz birijdi. noa tanri’jla jurudu. New-Testament-Mark-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan geçerken, vergi toplama yerinde oturan Alfay oğlu Levi’yi gördü. Ona “Ardımdan gel” dedi. O da kalkıp O'nun ardından gitti.|oradan ɡet͡ʃerkenʔ verɡi toplama jerinde oturan alfaj oɡlu levi’ji ɡordu. ona “ardimdan ɡel” dedi. o da kalkip oʔnun ardindan ɡitti. Old-Testament-Isaiah-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ahmak kötülük yapmak, Yahve'ye karşı sapık sözler söylemek, aç olanın canını boşaltmak, susayanın içeceğini bozmak için ahmakça konuşacak, yüreği de kötülük işleyecek.|t͡ʃunku ahmak kotuluk japmakʔ jahveʔje karsi sapik sozler sojlemekʔ at͡ʃ olanin t͡ʃanini bosaltmakʔ susajanin it͡ʃet͡ʃeɡini bozmak it͡ʃin ahmakt͡ʃa konusat͡ʃakʔ jureɡi de kotuluk islejet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gediklere çıkmadınız ve Yahve'nin gününde savaşta durmak için İsrael evi için duvar bina etmediniz.|ɡediklere t͡ʃikmadiniz ve jahveʔnin ɡununde savasta durmak it͡ʃin israel evi it͡ʃin duvar bina etmediniz. New-Testament-Luke-001-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Akrabalarından bu adla kimse yok” dediler.|onaʔ “akrabalarindan bu adla kimse jok” dediler. Old-Testament-Psalms-105-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na ezgilerle, ilahiler söyleyin! O’nun tüm şaşılası işlerini anlatın.|o’na ezɡilerleʔ ilahiler sojlejin! o’nun tum sasilasi islerini anlatin. New-Testament-Matthew-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua “Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz. Benim içmek üzere olduğum kâseden içebilir misiniz, benim edilmek üzre olduğum vaftizle vaftiz edilebilir misiniz?” dedi. O'na, “Yapabiliriz” dediler.|ama jesua “siz ne dilediɡinizi bilmijorsunuz. benim it͡ʃmek uzere olduɡum kaseden it͡ʃebilir misinizʔ benim edilmek uzre olduɡum vaftizle vaftiz edilebilir misiniz?” dedi. oʔnaʔ “japabiliriz” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-028-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve seni ve başına koyacağın kralını, senin ve atalarının bilmediği bir ulusa götürecek. Orada tahtadan ve taştan yapılmış başka ilâhlara hizmet edeceksin.|jahve seni ve basina kojat͡ʃaɡin kraliniʔ senin ve atalarinin bilmediɡi bir ulusa ɡoturet͡ʃek. orada tahtadan ve tastan japilmis baska ilahlara hizmet edet͡ʃeksin. Old-Testament-2-Chronicles-020-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası Asa'nın yolunda yürüdü, Yahve'nin gözünde doğru olanı yaparak ondan sapmadı.|babasi asaʔnin jolunda juruduʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japarak ondan sapmadi. Old-Testament-Jeremiah-031-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Sesini ağlamaktan, gözlerini gözyaşından alıkoy, çünkü emeğin ödüllendirilecek” diyor Yahve. “Düşman ülkesinden geri gelecekler.|jahve sojle dijor “sesini aɡlamaktanʔ ɡozlerini ɡozjasindan alikojʔ t͡ʃunku emeɡin odullendirilet͡ʃek” dijor jahve. “dusman ulkesinden ɡeri ɡelet͡ʃekler. Old-Testament-Ecclesiastes-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten haraç bilge adamı akılsızlaştırır, rüşvet de anlayışı yok eder.|ɡert͡ʃekten harat͡ʃ bilɡe adami akilsizlastirirʔ rusvet de anlajisi jok eder. Old-Testament-Proverbs-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana öğüt ve bilgi içeren otuz harika söz yazmadım mı?|sana oɡut ve bilɡi it͡ʃeren otuz harika soz jazmadim mi? Old-Testament-Psalms-135-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Adın, ey Yahve, sonsuza dek durur, ünün, ey Yahve, tüm kuşaklar boyuncadır.|adinʔ ej jahveʔ sonsuza dek dururʔ ununʔ ej jahveʔ tum kusaklar bojunt͡ʃadir. Old-Testament-Ecclesiastes-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik miras kadar iyidir. Evet, güneşi görenler için daha üstündür.|bilɡelik miras kadar ijidir. evetʔ ɡunesi ɡorenler it͡ʃin daha ustundur. New-Testament-1-Peter-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylelikle ateşle arıtılmış saf altından daha değerli olan imanınızın kanıtlanması, Yeşua Mesih göründüğünde size övgü, yücelik, saygınlık kazandıracak.|bojlelikle atesle aritilmis saf altindan daha deɡerli olan imaninizin kanitlanmasiʔ jesua mesih ɡorunduɡunde size ovɡuʔ jut͡ʃelikʔ sajɡinlik kazandirat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıl dönümünde, kralların dışarı çıktığı zaman, Yoav orduyu çıkardı ve Ammon'un çocuklarının ülkesini harap etti ve gelip Rabba'yı kuşattı. Ama David Yeruşalem'de kaldı. Yoav Rabba'yı vurdu ve onu yıktı.|jil donumundeʔ krallarin disari t͡ʃiktiɡi zamanʔ joav orduju t͡ʃikardi ve ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin ulkesini harap etti ve ɡelip rabbaʔji kusatti. ama david jerusalemʔde kaldi. joav rabbaʔji vurdu ve onu jikti. New-Testament-Romans-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman soruyorum: Düşmek için mi tökezlediler? Kesinlikle hayır! Ama kendilerini kıskandırmak için onların düşüşüyle öteki uluslara kurtuluş geldi.|o zaman sorujorum dusmek it͡ʃin mi tokezlediler? kesinlikle hajir! ama kendilerini kiskandirmak it͡ʃin onlarin dususujle oteki uluslara kurtulus ɡeldi. Old-Testament-Deuteronomy-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan çıktığınızda Tanrın Yahve'nin yolda Miryam'a ne yaptığını hatırlayın.|misirʔdan t͡ʃiktiɡinizda tanrin jahveʔnin jolda mirjamʔa ne japtiɡini hatirlajin. Old-Testament-Joshua-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte bu yüzden lanetlisiniz ve bazılarınız Tanrımın evi için hem odun kesici hem de su çekici olarak köleler olmaktan hiç geri kalmayacaksınız.\"\"\"|\"iste bu juzden lanetlisiniz ve bazilariniz tanrimin evi it͡ʃin hem odun kesit͡ʃi hem de su t͡ʃekit͡ʃi olarak koleler olmaktan hit͡ʃ ɡeri kalmajat͡ʃaksiniz.\"\"\" New-Testament-Acts-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle yargım şu ki, öteki uluslardan Tanrı’ya dönenlere sıkıntı çıkartmamalıyız.|bu nedenle jarɡim su kiʔ oteki uluslardan tanri’ja donenlere sikinti t͡ʃikartmamalijiz. Old-Testament-Jeremiah-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin öfkesi, yüreğinin tasarılarını yerine getirip onu gerçekleştirinceye kadar geri dönmeyecek. Son günlerde bunu çok iyi anlayacaksın.|jahveʔnin ofkesiʔ jureɡinin tasarilarini jerine ɡetirip onu ɡert͡ʃeklestirint͡ʃeje kadar ɡeri donmejet͡ʃek. son ɡunlerde bunu t͡ʃok iji anlajat͡ʃaksin. Old-Testament-Job-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahlarım ve suçlarım ne kadar çok? Bana itaatsizliğimi ve günahımı bildir.|ɡunahlarim ve sut͡ʃlarim ne kadar t͡ʃok? bana itaatsizliɡimi ve ɡunahimi bildir. Old-Testament-Genesis-036-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşmael'in kızı, Nevayot'un kız kardeşi Basemat.|ismaelʔin kiziʔ nevajotʔun kiz kardesi basemat. Old-Testament-2-Kings-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün kalın bir bez alıp suya batırdı, kralın yüzüne örttü ve kral öldü. Sonra Hazael onun yerine kral oldu.|ertesi ɡun kalin bir bez alip suja batirdiʔ kralin juzune orttu ve kral oldu. sonra hazael onun jerine kral oldu. Old-Testament-Isaiah-048-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babil'i terk edin! Keldaniler'den kaçın! Sevinç haykırışlarıyla bunu duyurun, dünyanın öbür ucuna kadar anlatın; \"\"Yahve hizmetkârı Yakov'u fidye ile kurtardı!\"\" deyin.\"|\"babilʔi terk edin! keldanilerʔden kat͡ʃin! sevint͡ʃ hajkirislarijla bunu dujurunʔ dunjanin obur ut͡ʃuna kadar anlatin; \"\"jahve hizmetkari jakovʔu fidje ile kurtardi!\"\" dejin.\" Old-Testament-Genesis-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Arpakşat Şelah'ın doğumundan sonra dört yüz üç yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|arpaksat selahʔin doɡumundan sonra dort juz ut͡ʃ jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Genesis-041-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Düş Firavun’a iki kez tekrar edildi. Çünkü bu olay Tanrı tarafından sabitlendi ve Tanrı yakında onu gerçekleştirecektir.”|dus firavun’a iki kez tekrar edildi. t͡ʃunku bu olaj tanri tarafindan sabitlendi ve tanri jakinda onu ɡert͡ʃeklestiret͡ʃektir.” Old-Testament-1-Samuel-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan David'i çağırdı ve Yonatan ona bütün bunları gösterdi. Sonra Yonatan, David'i Saul'a getirdi ve daha önce olduğu gibi onun önündeydi.|jonatan davidʔi t͡ʃaɡirdi ve jonatan ona butun bunlari ɡosterdi. sonra jonatanʔ davidʔi saulʔa ɡetirdi ve daha ont͡ʃe olduɡu ɡibi onun onundejdi. Old-Testament-Jeremiah-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden, işte günler geliyor,\"\" diyor Yahve, \"\"Bu yer artık 'Tofet' ya da 'Hinnomoğlu Vadisi' olarak değil, ancak 'Kıyım Vadisi' olarak anılacak.\"\"\"\"'\"|\"bu juzdenʔ iste ɡunler ɡelijorʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"bu jer artik ʔtofetʔ ja da ʔhinnomoɡlu vadisiʔ olarak deɡilʔ ant͡ʃak ʔkijim vadisiʔ olarak anilat͡ʃak.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Proverbs-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinleyin, harika şeyler söyleyeceğim. Dudaklarımın açılışı doğru şeyler içindir.|dinlejinʔ harika sejler sojlejet͡ʃeɡim. dudaklarimin at͡ʃilisi doɡru sejler it͡ʃindir. Old-Testament-2-Chronicles-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral, başta olan Yehoyada'yı çağırıp ona, \"\"Neden Levililer'den, Yahuda ve Yeruşalem'den, Yahve'nin hizmetkârı Moşe'nin ve İsrael topluluğunun, Tanıklık Çadırı için koyduğu vergiyi getirmelerini istemedin?\"\" dedi.\"|\"kralʔ basta olan jehojadaʔji t͡ʃaɡirip onaʔ \"\"neden levililerʔdenʔ jahuda ve jerusalemʔdenʔ jahveʔnin hizmetkari moseʔnin ve israel topluluɡununʔ taniklik t͡ʃadiri it͡ʃin kojduɡu verɡiji ɡetirmelerini istemedin?\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sünnet derinizden sünnet edileceksiniz. Bu sizinle benim aramdaki antlaşmanın bir işareti olacak.|sunnet derinizden sunnet edilet͡ʃeksiniz. bu sizinle benim aramdaki antlasmanin bir isareti olat͡ʃak. New-Testament-Galatians-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yazı, Tanrı’nın öteki ulusları imanla aklayacağını önceden görerek, “Bütün uluslar sende kutsanacak” diyerek Müjde’yi önceden Avraham’a duyurdu.|kutsal jaziʔ tanri’nin oteki uluslari imanla aklajat͡ʃaɡini ont͡ʃeden ɡorerekʔ “butun uluslar sende kutsanat͡ʃak” dijerek muʒde’ji ont͡ʃeden avraham’a dujurdu. Old-Testament-Genesis-042-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerine, “Param geri verilmiş” dedi. “İşte, çuvalımda!” Yürekleri yerinden oynadı ve titreyerek birbirlerine dönüp, “Tanrı'nın bize bu yaptığı nedir?” dediler.|kardeslerineʔ “param ɡeri verilmis” dedi. “isteʔ t͡ʃuvalimda!” jurekleri jerinden ojnadi ve titrejerek birbirlerine donupʔ “tanriʔnin bize bu japtiɡi nedir?” dediler. Old-Testament-Daniel-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Daniel kralın önüne getirildi. Kral konuşup Daniel'e şöyle dedi: \"\"Sen, babamın Yahuda'dan getirmiş olduğu Yahuda sürgünlerinden Daniel misin?\"|\"o zaman daniel kralin onune ɡetirildi. kral konusup danielʔe sojle dedi \"\"senʔ babamin jahudaʔdan ɡetirmis olduɡu jahuda surɡunlerinden daniel misin?\" Old-Testament-Deuteronomy-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|buğday, arpa, üzüm, incir ağaçları ve nar diyarı; zeytin ağaçları ve bal diyarına götürüyor;|buɡdajʔ arpaʔ uzumʔ int͡ʃir aɡat͡ʃlari ve nar dijari; zejtin aɡat͡ʃlari ve bal dijarina ɡoturujor; Old-Testament-Exodus-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron, Nahşon'un kız kardeşi Amminadav'ın kızı Elişeva'yı kendine eş olarak aldı ve ona Nadav'ı, Avihu'yu, Eleazar'ı ve İtamar'ı doğurdu.|aronʔ nahsonʔun kiz kardesi amminadavʔin kizi elisevaʔji kendine es olarak aldi ve ona nadavʔiʔ avihuʔjuʔ eleazarʔi ve itamarʔi doɡurdu. Old-Testament-Isaiah-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak halk kendilerini vurana dönmedi, Ordular Yahvesi'ni aramadı.|ant͡ʃak halk kendilerini vurana donmediʔ ordular jahvesiʔni aramadi. New-Testament-Titus-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eksiklikleri düzene sokman ve sana buyurduğum gibi her kente ihtiyarlar ataman için seni Girit’te bıraktım.|eksiklikleri duzene sokman ve sana bujurduɡum ɡibi her kente ihtijarlar ataman it͡ʃin seni ɡirit’te biraktim. Old-Testament-Psalms-132-009|und|SPEAKER_00_Turkish|kâhinleriniz doğrulukla giyinsin. Kutsallarınız sevinçle haykırsın!”|kahinleriniz doɡrulukla ɡijinsin. kutsallariniz sevint͡ʃle hajkirsin!” Old-Testament-2-Kings-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda evinden kurtulanların geri kalanı yine aşağıya doğru kök salacak ve yukarıya doğru meyve verecek.|jahuda evinden kurtulanlarin ɡeri kalani jine asaɡija doɡru kok salat͡ʃak ve jukarija doɡru mejve veret͡ʃek. Old-Testament-2-Chronicles-036-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakin hüküm sürmeye başladığında sekiz yaşındaydı ve Yeruşalem'de üç ay on gün hüküm sürdü. Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|jehojakin hukum surmeje basladiɡinda sekiz jasindajdi ve jerusalemʔde ut͡ʃ aj on ɡun hukum surdu. jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. Old-Testament-Job-041-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana önce kim verdi ki, ona ödeyeyim? Göklerin altında olan her şey benimdir.\"\"\"|\"bana ont͡ʃe kim verdi kiʔ ona odejejim? ɡoklerin altinda olan her sej benimdir.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-026-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri: Eliezer’den, oğlu Rehavya, onun oğlu Yeşaya, onun oğlu Yoram, onun oğlu Zikri ve onun oğlu Şelomot.|kardesleri eliezer’denʔ oɡlu rehavjaʔ onun oɡlu jesajaʔ onun oɡlu joramʔ onun oɡlu zikri ve onun oɡlu selomot. Old-Testament-Proverbs-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğin onun yollarına çevrilmesin. Onun yollarında yoldan sapmayın.|jureɡin onun jollarina t͡ʃevrilmesin. onun jollarinda joldan sapmajin. Old-Testament-Leviticus-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci gün Moşe Aron'la oğullarını ve İsrael'in ihtiyarlarını çağırdı;|sekizint͡ʃi ɡun mose aronʔla oɡullarini ve israelʔin ihtijarlarini t͡ʃaɡirdi; Old-Testament-Genesis-019-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız içeri girip babasıyla yattı. Lut yatıp kalktığını bilmiyordu.|o ɡet͡ʃe babalarina sarap it͡ʃirdiler. bujuk kiz it͡ʃeri ɡirip babasijla jatti. lut jatip kalktiɡini bilmijordu. Old-Testament-Isaiah-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam da bugün Nov'da duracak. Yeruşalem'in tepesi Siyon kızının dağında elini sallıyor.|tam da buɡun novʔda durat͡ʃak. jerusalemʔin tepesi sijon kizinin daɡinda elini sallijor. Old-Testament-1-Samuel-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tohumlarınızın ve bağlarınızın onda birini alıp memurlarına ve hizmetkârlarına verecek.|tohumlarinizin ve baɡlarinizin onda birini alip memurlarina ve hizmetkarlarina veret͡ʃek. Old-Testament-Deuteronomy-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve'nin ardından yürüyeceksiniz, O'ndan korkacaksınız, O'nun buyruklarını tutacaksınız ve O'nun sözünü dinleyeceksiniz. O'na hizmet edeceksiniz ve O'na yapışacaksınız.|tanriniz jahveʔnin ardindan jurujet͡ʃeksinizʔ oʔndan korkat͡ʃaksinizʔ oʔnun bujruklarini tutat͡ʃaksiniz ve oʔnun sozunu dinlejet͡ʃeksiniz. oʔna hizmet edet͡ʃeksiniz ve oʔna japisat͡ʃaksiniz. Old-Testament-2-Chronicles-036-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinlerin bütün önderleri de, halkla birlikte ulusların bütün iğrençliklerine göre çok büyük suç işlediler; ve Yahve'nin Yeruşalem'de kutsal kılmış olduğu kendi evini kirlettiler.|kahinlerin butun onderleri deʔ halkla birlikte uluslarin butun iɡrent͡ʃliklerine ɡore t͡ʃok bujuk sut͡ʃ islediler; ve jahveʔnin jerusalemʔde kutsal kilmis olduɡu kendi evini kirlettiler. New-Testament-Philippians-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana karşı beslediğiniz ilgiyi sonunda yeniden canlandırdığınız için Efendi’de çok sevindim. Aslında, her zaman ilginiz vardı. Ama bunu gösterme fırsatınız yoktu.|bana karsi beslediɡiniz ilɡiji sonunda jeniden t͡ʃanlandirdiɡiniz it͡ʃin efendi’de t͡ʃok sevindim. aslindaʔ her zaman ilɡiniz vardi. ama bunu ɡosterme firsatiniz joktu. Old-Testament-Psalms-056-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’ya, sözünü överim. Tanrı’ya güvenirim, korkmam. İnsan bana ne yapabilir?|tanri’jaʔ sozunu overim. tanri’ja ɡuvenirimʔ korkmam. insan bana ne japabilir? New-Testament-John-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlara, “Benim, korkmayın” dedi.|ama onlaraʔ “benimʔ korkmajin” dedi. Old-Testament-Judges-020-041|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler geri döndüler, Benyaminliler dehşete düştüler; çünkü üzerlerine felaket gelmiş olduğunu gördüler.|israelliler ɡeri dondulerʔ benjaminliler dehsete dustuler; t͡ʃunku uzerlerine felaket ɡelmis olduɡunu ɡorduler. Old-Testament-1-Kings-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi işte, Yahve senin bütün bu peygamberlerinin ağzına yalancı bir ruh koydu ve Yahve senin hakkında kötü konuştu.\"\"\"|\"simdi isteʔ jahve senin butun bu pejɡamberlerinin aɡzina jalant͡ʃi bir ruh kojdu ve jahve senin hakkinda kotu konustu.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Yahve diyor ki, \"\"Çıkmayın ve kardeşlerinize karşı savaşmayın! Herkes evine dönsün; çünkü bu şey bendendir.\"\"'\"\" Böylece Yahve'nin sözlerini dinlediler ve Yerovam'a karşı gitmekten döndüler.\"|\"ʔjahve dijor kiʔ \"\"t͡ʃikmajin ve kardeslerinize karsi savasmajin! herkes evine donsun; t͡ʃunku bu sej bendendir.\"\"ʔ\"\" bojlet͡ʃe jahveʔnin sozlerini dinlediler ve jerovamʔa karsi ɡitmekten donduler.\" Old-Testament-Ezra-002-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün tapınak görevlileri ve Solomon'un hizmetkârlarının çocukları üç yüz doksan iki kişiydi.|butun tapinak ɡorevlileri ve solomonʔun hizmetkarlarinin t͡ʃot͡ʃuklari ut͡ʃ juz doksan iki kisijdi. Old-Testament-Isaiah-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinç ortadan kalktı, verimli tarladan coşku da; bağlarda ne şarkı söylenecek, ne de neşeli ses çıkacak. Hiç kimse üzüm sıkma çukurlarında üzüm çiğnemeyecek. Bağrışı durdurdum.|sevint͡ʃ ortadan kalktiʔ verimli tarladan t͡ʃosku da; baɡlarda ne sarki sojlenet͡ʃekʔ ne de neseli ses t͡ʃikat͡ʃak. hit͡ʃ kimse uzum sikma t͡ʃukurlarinda uzum t͡ʃiɡnemejet͡ʃek. baɡrisi durdurdum. Old-Testament-Deuteronomy-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Anaklılar gibi çok sayıda ve uzun boylu, büyük bir halktı; ama Yahve onları İsrael'in önünden yok etti ve onlar onların yerine aldı ve yerlerinde yaşadılar).|anaklilar ɡibi t͡ʃok sajida ve uzun bojluʔ bujuk bir halkti; ama jahve onlari israelʔin onunden jok etti ve onlar onlarin jerine aldi ve jerlerinde jasadilar). New-Testament-Luke-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bundan kısa bir süre sonra Nain adlı bir kente gitti. Öğrencilerinden birçoğu büyük bir kalabalıkla O’nunla birlikte gitti.|jesua bundan kisa bir sure sonra nain adli bir kente ɡitti. oɡrent͡ʃilerinden birt͡ʃoɡu bujuk bir kalabalikla o’nunla birlikte ɡitti. New-Testament-Luke-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekne yol alırken Yeşua uykuya daldı. Gölün üzerine bir fırtına indi. Ciddi bir biçimde su almaya başladılar.|tekne jol alirken jesua ujkuja daldi. ɡolun uzerine bir firtina indi. t͡ʃiddi bir bit͡ʃimde su almaja basladilar. Old-Testament-Exodus-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün siz Aviv ayında çıkıyorsunuz.|buɡun siz aviv ajinda t͡ʃikijorsunuz. Old-Testament-Ezekiel-033-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi New-Testament-John-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Para kutusu Yahuda’da olduğundan bazıları Yeşua’nın ona, “Bayram için gerekli şeyleri satın al” ya da “Yoksullara bir şey ver’’ dediğini sandılar.|para kutusu jahuda’da olduɡundan bazilari jesua’nin onaʔ “bajram it͡ʃin ɡerekli sejleri satin al” ja da “joksullara bir sej ver’’ dediɡini sandilar. New-Testament-John-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna henüz hapse atılmamıştı.|juhanna henuz hapse atilmamisti. Old-Testament-2-Samuel-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıçla düştükleri için Saul ve oğlu Yonatan, Yahve'nin halkı ve İsrael evi için yas tuttular, ağladılar ve akşama kadar oruç tuttular.|kilit͡ʃla dustukleri it͡ʃin saul ve oɡlu jonatanʔ jahveʔnin halki ve israel evi it͡ʃin jas tuttularʔ aɡladilar ve aksama kadar orut͡ʃ tuttular. Old-Testament-Numbers-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Balam'la karşılaştı ve onun ağzına bir söz koyup, \"\"Balak'a dön ve şunu söyle\"\" dedi.\"|\"jahve balamʔla karsilasti ve onun aɡzina bir soz kojupʔ \"\"balakʔa don ve sunu sojle\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-012-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan getirdikleri hamurdan mayasız pideler pişirdiler, çünkü mayalanmamıştı, çünkü Mısır'dan kovuldular, bekleyemediler ve kendilerine yiyecek hazırlamamışlardı.|misirʔdan ɡetirdikleri hamurdan majasiz pideler pisirdilerʔ t͡ʃunku majalanmamistiʔ t͡ʃunku misirʔdan kovuldularʔ beklejemediler ve kendilerine jijet͡ʃek hazirlamamislardi. Old-Testament-2-Chronicles-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve şöyle dedi, “Bütün İsrael'i dağlar üzerinde çobansız koyunlar gibi dağılmış gördüm. Yahve, ‘Bunların efendisi yok. Her biri esenlikle evine dönsün.’ dedi.”|ve sojle dediʔ “butun israelʔi daɡlar uzerinde t͡ʃobansiz kojunlar ɡibi daɡilmis ɡordum. jahveʔ ‘bunlarin efendisi jok. her biri esenlikle evine donsun.’ dedi.” Old-Testament-Numbers-028-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'İlk ürünler günü, Haftalar Bayramı'nda Yahve'ye yeni ekmek sunusu sunduğunuz zaman, sizin için kutsal bir toplantı da olacaktır. Olağan hiçbir iş yapmayacaksınız;\"|\"\"\"ʔilk urunler ɡunuʔ haftalar bajramiʔnda jahveʔje jeni ekmek sunusu sunduɡunuz zamanʔ sizin it͡ʃin kutsal bir toplanti da olat͡ʃaktir. olaɡan hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz;\" Old-Testament-Ezekiel-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer bu adamın zorbalık eden, kan döken, ve bu şeylerden birini yapan bir oğlu olur,|“eɡer bu adamin zorbalik edenʔ kan dokenʔ ve bu sejlerden birini japan bir oɡlu olurʔ Old-Testament-Genesis-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünün altından yaşam soluğu taşıyan bütün canlıları yok etmek için yeryüzüne tufan getireceğim. Yeryüzündeki her şey ölecek.|ɡokjuzunun altindan jasam soluɡu tasijan butun t͡ʃanlilari jok etmek it͡ʃin jerjuzune tufan ɡetiret͡ʃeɡim. jerjuzundeki her sej olet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'e meydan okuyunca, David'in kardeşi Şimea'nın oğlu Yonatan onu öldürdü.|israelʔe mejdan okujunt͡ʃaʔ davidʔin kardesi simeaʔnin oɡlu jonatan onu oldurdu. Old-Testament-Nehemiah-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kral bana, \"\"Dileğin nedir?\"\" diye sordu. Bunun üzerine göğün Tanrısı'na dua ettim.\"|\"o zaman kral banaʔ \"\"dileɡin nedir?\"\" dije sordu. bunun uzerine ɡoɡun tanrisiʔna dua ettim.\" Old-Testament-Jeremiah-039-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama o gün seni kurtaracağım,\"\" diyor Yahve; \"\"ve korktuğun adamların eline verilmeyeceksin.\"|\"ama o ɡun seni kurtarat͡ʃaɡimʔ\"\" dijor jahve; \"\"ve korktuɡun adamlarin eline verilmejet͡ʃeksin.\" Old-Testament-Job-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Karnını doyurmak üzereyken, Tanrı gazabının kızgınlığını onun üzerine atacak. Yemek yerken üzerine onu yağdıracak.|karnini dojurmak uzerejkenʔ tanri ɡazabinin kizɡinliɡini onun uzerine atat͡ʃak. jemek jerken uzerine onu jaɡdirat͡ʃak. Old-Testament-Lamentations-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Efendi içimdeki bütün yiğitlerimi hiçe saydı. Gençlerimi kırıp geçirmek için bana karşı heybetli bir topluluk çağırdı. Efendi, Yahuda'nın el değmemiş kızını üzüm sıkma teknesinde çiğnedi.\"\"\"|\"“efendi it͡ʃimdeki butun jiɡitlerimi hit͡ʃe sajdi. ɡent͡ʃlerimi kirip ɡet͡ʃirmek it͡ʃin bana karsi hejbetli bir topluluk t͡ʃaɡirdi. efendiʔ jahudaʔnin el deɡmemis kizini uzum sikma teknesinde t͡ʃiɡnedi.\"\"\" Old-Testament-Genesis-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahalalel altmış beş yaşındayken Yeret'in babası oldu.|mahalalel altmis bes jasindajken jeretʔin babasi oldu. Old-Testament-1-Samuel-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'in beş beyi bunu görünce aynı gün Ekron'a döndüler.|filistlilerʔin bes beji bunu ɡorunt͡ʃe ajni ɡun ekronʔa donduler. New-Testament-Luke-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben size, size karşı çıkanların hiçbirinin karşı koyamayacağı ya da aksini söyleyemeyeceği bir ağız ve bilgelik vereceğim.|t͡ʃunku ben sizeʔ size karsi t͡ʃikanlarin hit͡ʃbirinin karsi kojamajat͡ʃaɡi ja da aksini sojlejemejet͡ʃeɡi bir aɡiz ve bilɡelik veret͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Samuel-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Akiş, \"\"Bugün kimlere karşı baskın düzenlediniz?\"\" dedi. David, \"\"Yahuda'nın güneyine, Yerahmeelliler'in güneyine ve Kenliler'in güneyine karşı\"\" dedi.\"|\"akisʔ \"\"buɡun kimlere karsi baskin duzenlediniz?\"\" dedi. davidʔ \"\"jahudaʔnin ɡunejineʔ jerahmeellilerʔin ɡunejine ve kenlilerʔin ɡunejine karsi\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-068-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün yüklerimizi taşıyan Efendi’ye, kurtuluşumuz olan Tanrı’ya övgüler olsun. Selah.|her ɡun juklerimizi tasijan efendi’jeʔ kurtulusumuz olan tanri’ja ovɡuler olsun. selah. New-Testament-1-Corinthians-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|El değmemiş kızlarla ilgili olarak, Efendi’den onlara ilişkin bir buyruğum yok. Ancak Efendi’nin merhamet gösterdiği güvenilir biri olarak yargımı veriyorum.|el deɡmemis kizlarla ilɡili olarakʔ efendi’den onlara iliskin bir bujruɡum jok. ant͡ʃak efendi’nin merhamet ɡosterdiɡi ɡuvenilir biri olarak jarɡimi verijorum. Old-Testament-Ezekiel-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Süsünün güzelliğine gelince, onu görkemli kıldı; ama iğrenç şeylerini ve iğrenç suretlerini ondan yaptılar. Bu yüzden onu kendilerine kirli bir şey gibi yaptım.|susunun ɡuzelliɡine ɡelint͡ʃeʔ onu ɡorkemli kildi; ama iɡrent͡ʃ sejlerini ve iɡrent͡ʃ suretlerini ondan japtilar. bu juzden onu kendilerine kirli bir sej ɡibi japtim. Old-Testament-Numbers-035-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesinde üç kent vereceksiniz ve Kenan ülkesinde de üç kent vereceksiniz. Bunlar sığınma kentleri olacaklar.|jardenʔin otesinde ut͡ʃ kent veret͡ʃeksiniz ve kenan ulkesinde de ut͡ʃ kent veret͡ʃeksiniz. bunlar siɡinma kentleri olat͡ʃaklar. New-Testament-Acts-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adama karşı bir tuzak kurulduğunun haberini alınca onu hemen sana gönderdim. Onu suçlayanların da şikayetlerini senin önüne getirsinler diye emir verdim. Hoşçakal.”|bu adama karsi bir tuzak kurulduɡunun haberini alint͡ʃa onu hemen sana ɡonderdim. onu sut͡ʃlajanlarin da sikajetlerini senin onune ɡetirsinler dije emir verdim. host͡ʃakal.” Old-Testament-Leviticus-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Artık ardlarınca zina ettikleri keçi putlarına kurban kesmeyecekler. Bu, onlara kuşaklar boyunca daima geçerli olacak bir kural olacak.'\"\"\"|\"artik ardlarint͡ʃa zina ettikleri ket͡ʃi putlarina kurban kesmejet͡ʃekler. buʔ onlara kusaklar bojunt͡ʃa daima ɡet͡ʃerli olat͡ʃak bir kural olat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Joshua-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin oymağından Givon'u otlaklarıyla, Geva'nı otlaklarıyla,|benjamin ojmaɡindan ɡivonʔu otlaklarijlaʔ ɡevaʔni otlaklarijlaʔ Old-Testament-Ezra-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Arah'ın çocukları, yedi yüz yetmiş beş.|arahʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jedi juz jetmis bes. Old-Testament-Deuteronomy-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunularınızı, kurbanlarınızı, ondalıklarınızı, sallama sunusunu, adaklarınızı, gönüllü sunularınızı, sığırlarınızın ve sürünüzün ilk doğanlarını oraya getireceksiniz.|jakmalik sunulariniziʔ kurbanlariniziʔ ondaliklariniziʔ sallama sunusunuʔ adaklariniziʔ ɡonullu sunulariniziʔ siɡirlarinizin ve surunuzun ilk doɡanlarini oraja ɡetiret͡ʃeksiniz. Old-Testament-Isaiah-037-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Geldiği yere dönecek ve bu kente gelmeyecek' diyor Yahve.|ɡeldiɡi jere donet͡ʃek ve bu kente ɡelmejet͡ʃekʔ dijor jahve. Old-Testament-1-Kings-007-045|und|SPEAKER_00_Turkish|kapları; kürekleri ve leğenleri. Hiram'ın Kral Solomon için Yahve'nin evinde yaptığı bütün bu kaplar cilalı tunçtandı.|kaplari; kurekleri ve leɡenleri. hiramʔin kral solomon it͡ʃin jahveʔnin evinde japtiɡi butun bu kaplar t͡ʃilali tunt͡ʃtandi. Old-Testament-1-Samuel-014-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, \"\"Halkın arasına dağılın ve onlara deyin, 'Herkes öküzünü, herkes koyununu bana getirsin, burada kesip yiyin, kanlı et yiyerek Yahve'ye karşı günah işlemeyin'\"\" dedi. O gece bütün halk herkes kendi öküzünü yanına alıp orada kesti.\"|\"saulʔ \"\"halkin arasina daɡilin ve onlara dejinʔ ʔherkes okuzunuʔ herkes kojununu bana ɡetirsinʔ burada kesip jijinʔ kanli et jijerek jahveʔje karsi ɡunah islemejinʔ\"\" dedi. o ɡet͡ʃe butun halk herkes kendi okuzunu janina alip orada kesti.\" New-Testament-Matthew-021-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çiftçiler adamın hizmetkârlarını yakalayıp, birini dövdü, birini öldürdü, diğerini de taşa tuttu.|t͡ʃiftt͡ʃiler adamin hizmetkarlarini jakalajipʔ birini dovduʔ birini oldurduʔ diɡerini de tasa tuttu. Old-Testament-Jeremiah-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor, o gün öyle olacak ki, onun boyunduruğunu senin boynundan kırıp çıkaracağım, bağlarını koparacağım. Yabancılar artık onları kendilerine köle yapmayacaklar;|ordular jahvesi sojle dijorʔ o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ onun bojunduruɡunu senin bojnundan kirip t͡ʃikarat͡ʃaɡimʔ baɡlarini koparat͡ʃaɡim. jabant͡ʃilar artik onlari kendilerine kole japmajat͡ʃaklar; Old-Testament-Psalms-036-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gururlunun ayağının bana karşı gelmesine, kötünün elinin beni kovmasına izin verme.|ɡururlunun ajaɡinin bana karsi ɡelmesineʔ kotunun elinin beni kovmasina izin verme. Old-Testament-Ezekiel-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|onu ulusların güçlüsünün eline teslim edeceğim. O kesinlikle onunla ilgilenecektir. Kötülüğünden dolayı onu kovdum.|onu uluslarin ɡut͡ʃlusunun eline teslim edet͡ʃeɡim. o kesinlikle onunla ilɡilenet͡ʃektir. kotuluɡunden dolaji onu kovdum. New-Testament-Matthew-022-044|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Efendi, Efendim’e dedi ki, düşmanlarını ayakların için tabure yapana dek, Sağımda otur’ .|‘efendiʔ efendim’e dedi kiʔ dusmanlarini ajaklarin it͡ʃin tabure japana dekʔ saɡimda otur’ . Old-Testament-1-Kings-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Yahve, İsrael üzerine kendisi için bir kral yükseltecek, o da Yarovam'ın evini kesip atacak. Bugün o gündür! Hatta şimdi.|dahasi jahveʔ israel uzerine kendisi it͡ʃin bir kral jukseltet͡ʃekʔ o da jarovamʔin evini kesip atat͡ʃak. buɡun o ɡundur! hatta simdi. Old-Testament-Genesis-042-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirlerine, “Kardeşimiz konusunda kesin olarak suçluyuz” dediler, “Bize yalvardığı zaman canının sıkıntısını gördük ve dinlemedik. Onun için bu sıkıntı başımıza geldi.”|birbirlerineʔ “kardesimiz konusunda kesin olarak sut͡ʃlujuz” dedilerʔ “bize jalvardiɡi zaman t͡ʃaninin sikintisini ɡorduk ve dinlemedik. onun it͡ʃin bu sikinti basimiza ɡeldi.” Old-Testament-1-Chronicles-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Hananya'nın oğulları: Pelatya ve Yeşaya; Refaya'nın oğulları, Arnan'ın oğulları, Ovadya'nın oğulları, Şekanya'nın oğulları.|hananjaʔnin oɡullari pelatja ve jesaja; refajaʔnin oɡullariʔ arnanʔin oɡullariʔ ovadjaʔnin oɡullariʔ sekanjaʔnin oɡullari. Old-Testament-Isaiah-047-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Değirmen taşlarını al da un öğüt. Peçeni çıkar, eteğini kaldır, bacaklarını aç da ırmaklardan yürü.|deɡirmen taslarini al da un oɡut. pet͡ʃeni t͡ʃikarʔ eteɡini kaldirʔ bat͡ʃaklarini at͡ʃ da irmaklardan juru. Old-Testament-Joshua-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in önünden kaçarken Beyt-Horon'un inişinde Yahve Azeka'ya kadar gökten üzerlerine büyük taşlar attı ve öldüler. Dolu taşları nedeniyle ölenler, İsrael'in çocuklarının kılıçla öldürdüklerinden daha fazlaydı.|israelʔin onunden kat͡ʃarken bejt-horonʔun inisinde jahve azekaʔja kadar ɡokten uzerlerine bujuk taslar atti ve olduler. dolu taslari nedenijle olenlerʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin kilit͡ʃla oldurduklerinden daha fazlajdi. Old-Testament-Numbers-031-045|und|SPEAKER_00_Turkish|otuz bin beş yüz eşek,|otuz bin bes juz esekʔ Old-Testament-Psalms-102-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon’da Yahve’nin adını, Yeruşalem’de övgüsünü ilan etsinler.|sijon’da jahve’nin adiniʔ jerusalem’de ovɡusunu ilan etsinler. New-Testament-Hebrews-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi her şey bu şekilde hazırlandıktan sonra kâhinler sürekli dış bölüme girip hizmetlerini yerine getirirler.|simdi her sej bu sekilde hazirlandiktan sonra kahinler surekli dis bolume ɡirip hizmetlerini jerine ɡetirirler. Old-Testament-Judges-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşon gece yarısına kadar yattı, sonra gece yarısı kalktı, kent kapısının kanatlarını iki direğiyle tuttu, sürgüyle birlikte hepsini kopardı, omuzlarına attı ve Hevron'un karşısındaki dağın tepesine taşıdı.|simson ɡet͡ʃe jarisina kadar jattiʔ sonra ɡet͡ʃe jarisi kalktiʔ kent kapisinin kanatlarini iki direɡijle tuttuʔ surɡujle birlikte hepsini kopardiʔ omuzlarina atti ve hevronʔun karsisindaki daɡin tepesine tasidi. Old-Testament-2-Samuel-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Aravna dışarı baktı ve kralla hizmetkârlarının kendisine doğru geldiğini gördü. Sonra Aravna dışarı çıktı ve yüzüstü yere kapanarak kralın önünde eğildi.|aravna disari bakti ve kralla hizmetkarlarinin kendisine doɡru ɡeldiɡini ɡordu. sonra aravna disari t͡ʃikti ve juzustu jere kapanarak kralin onunde eɡildi. Old-Testament-Jeremiah-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Adaleti ve doğruluğu yerine getirin, soyguna uğrayanı zorbanın elinden kurtarın. Haksızlık yapmayın. Yabancıya, yetime ve dul kadına zorbalık etmeyin. Bu yerde suçsuz kanı dökmeyin.|jahve sojle dijor “adaleti ve doɡruluɡu jerine ɡetirinʔ sojɡuna uɡrajani zorbanin elinden kurtarin. haksizlik japmajin. jabant͡ʃijaʔ jetime ve dul kadina zorbalik etmejin. bu jerde sut͡ʃsuz kani dokmejin. Old-Testament-Exodus-033-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Süt ve bal akan ülkeye gidin; ama ben sizin aranıza çıkmayacağım, çünkü siz sert enseli bir halksınız, yoksa yolda sizi tüketirim.”|sut ve bal akan ulkeje ɡidin; ama ben sizin araniza t͡ʃikmajat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku siz sert enseli bir halksinizʔ joksa jolda sizi tuketirim.” Old-Testament-Genesis-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökkuşağımı buluta yerleştirdim, benimle yerin arasında bir antlaşma işareti olacaktır.|ɡokkusaɡimi buluta jerlestirdimʔ benimle jerin arasinda bir antlasma isareti olat͡ʃaktir. Old-Testament-Amos-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey adaleti pelin otuna çevirenler, ve doğruluğu yere atanlar!|ej adaleti pelin otuna t͡ʃevirenlerʔ ve doɡruluɡu jere atanlar! Old-Testament-Psalms-132-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“O’nun meskenine gidelim. O’nun ayağının taburesinde tapınalım.|“o’nun meskenine ɡidelim. o’nun ajaɡinin taburesinde tapinalim. New-Testament-1-Corinthians-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Aç olan evinde yesin, öyle ki toplanmanız yargılanmanıza yol açmasın. Gerisini geldiğimde düzene koyacağım.|at͡ʃ olan evinde jesinʔ ojle ki toplanmaniz jarɡilanmaniza jol at͡ʃmasin. ɡerisini ɡeldiɡimde duzene kojat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-048-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moav'ın boynuzu kesildi, kolu kırıldı,\"\" diyor Yahve.\"|\"moavʔin bojnuzu kesildiʔ kolu kirildiʔ\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Psalms-105-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarına karşı düzen kursunlar diye, onların yüreklerini halkından nefret etmeye yöneltti,|hizmetkarlarina karsi duzen kursunlar dijeʔ onlarin jureklerini halkindan nefret etmeje jonelttiʔ Old-Testament-Job-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemlerini tarladan biçerler, kötülerin bağından kalanı devşirirler.|jemlerini tarladan bit͡ʃerlerʔ kotulerin baɡindan kalani devsirirler. Old-Testament-Psalms-143-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi dolu iyiliğinle düşmanlarımı yok et, canıma eziyet eden herkesi yok et, çünkü ben senin hizmetkârınım.|sevɡi dolu ijiliɡinle dusmanlarimi jok etʔ t͡ʃanima ezijet eden herkesi jok etʔ t͡ʃunku ben senin hizmetkarinim. New-Testament-Romans-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse iyi olan şey bana ölüm mü oldu? Kesinlikle hayır! Ama günahın, günah olduğu ortaya çıksın diye, iyi olanın aracılığıyla bende ölüm üretiyordu; taki, buyruk aracılığıyla günah fazlasıyla günahkâr olsun.|ojlejse iji olan sej bana olum mu oldu? kesinlikle hajir! ama ɡunahinʔ ɡunah olduɡu ortaja t͡ʃiksin dijeʔ iji olanin arat͡ʃiliɡijla bende olum uretijordu; takiʔ bujruk arat͡ʃiliɡijla ɡunah fazlasijla ɡunahkar olsun. Old-Testament-2-Samuel-022-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve dışında Tanrı kimdir? Tanrımız'ın dışında kaya kimdir?|t͡ʃunku jahve disinda tanri kimdir? tanrimizʔin disinda kaja kimdir? Old-Testament-Nahum-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o sürüldü. Sürgüne gitti. Yavruları da bütün sokak başlarında parçalandılar, onurlu adamları için kura çektiler, bütün büyük adamları zincire vuruldular.|ama o suruldu. surɡune ɡitti. javrulari da butun sokak baslarinda part͡ʃalandilarʔ onurlu adamlari it͡ʃin kura t͡ʃektilerʔ butun bujuk adamlari zint͡ʃire vuruldular. New-Testament-Luke-002-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Beni neden arıyorsunuz? Babamın evinde olmam gerektiğini bilmiyor muydunuz?” dedi.|onlaraʔ “beni neden arijorsunuz? babamin evinde olmam ɡerektiɡini bilmijor mujdunuz?” dedi. New-Testament-John-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için Pilatus O’nu salıvermek istedi. Ama Yahudiler bağırıp şöyle dediler, “Bu adamı salıverirsen, Sezar’ın dostu değilsin! Kendini kral yapan herkes Sezar’a karşı konuşur!” diye bağırdılar.|bunun it͡ʃin pilatus o’nu salivermek istedi. ama jahudiler baɡirip sojle dedilerʔ “bu adami saliverirsenʔ sezar’in dostu deɡilsin! kendini kral japan herkes sezar’a karsi konusur!” dije baɡirdilar. Old-Testament-Leviticus-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron kendisi için olan günah sunusu boğasını sunacak, kendisi ve evi için kefaret edecek ve kendisi için olan günah sunusu boğasını kesecek.\"|\"\"\"aron kendisi it͡ʃin olan ɡunah sunusu boɡasini sunat͡ʃakʔ kendisi ve evi it͡ʃin kefaret edet͡ʃek ve kendisi it͡ʃin olan ɡunah sunusu boɡasini keset͡ʃek.\" Old-Testament-Psalms-147-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yeruşalem'i bina ediyor. İsrael'in sürgünlerini bir araya topluyor.|jahve jerusalemʔi bina edijor. israelʔin surɡunlerini bir araja toplujor. Old-Testament-Psalms-031-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana gelince, aceleyle, “Gözlerinin önünden atıldım” dedim. Yine de sana seslendiğimde dileklerimin sesini duydun.|bana ɡelint͡ʃeʔ at͡ʃelejleʔ “ɡozlerinin onunden atildim” dedim. jine de sana seslendiɡimde dileklerimin sesini dujdun. Old-Testament-Deuteronomy-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve benimle konuşup şöyle dedi:|jahve benimle konusup sojle dedi Old-Testament-Job-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Güvenmiş oldukları için sıkıntıya düştüler. Oraya vardıklarında şaşkına döndüler.|ɡuvenmis olduklari it͡ʃin sikintija dustuler. oraja vardiklarinda saskina donduler. Old-Testament-Proverbs-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey tembel, daha ne kadar uyuyacaksın? Uykundan ne zaman kalkacaksın?|ej tembelʔ daha ne kadar ujujat͡ʃaksin? ujkundan ne zaman kalkat͡ʃaksin? Old-Testament-Exodus-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve'nin Mısırlılar ile İsraelliler arasında ayrım yaptığını bilesiniz diye, insandan hayvana dek, İsrael'in çocuklarından hiçbirine karşı bir köpek havlamayacak, dilini bile oynatmayacak.|ant͡ʃak jahveʔnin misirlilar ile israelliler arasinda ajrim japtiɡini bilesiniz dijeʔ insandan hajvana dekʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan hit͡ʃbirine karsi bir kopek havlamajat͡ʃakʔ dilini bile ojnatmajat͡ʃak. Old-Testament-Joel-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi bile” diyor Yahve, “Bütün yüreğinizle, oruçla, ağlayışla ve yasla bana dönün.”|“simdi bile” dijor jahveʔ “butun jureɡinizleʔ orut͡ʃlaʔ aɡlajisla ve jasla bana donun.” Old-Testament-Joshua-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeriha'ya ve kralına yaptığını Ay Kenti'ne ve onun kralına da yapacaksın; ancak kentin mallarını ve hayvanlarını kendinize alacaksınız. Kente arka tarafından pusu kur.”|jerihaʔja ve kralina japtiɡini aj kentiʔne ve onun kralina da japat͡ʃaksin; ant͡ʃak kentin mallarini ve hajvanlarini kendinize alat͡ʃaksiniz. kente arka tarafindan pusu kur.” Old-Testament-1-Samuel-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine David Yahve'ye danışıp, \"\"Gidip bu Filistlileri vurayım mı?\"\" dedi. Yahve David'e, \"\"Git Filistlileri vur ve Keila'yı kurtar\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine david jahveʔje danisipʔ \"\"ɡidip bu filistlileri vurajim mi?\"\" dedi. jahve davidʔeʔ \"\"ɡit filistlileri vur ve keilaʔji kurtar\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-036-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Selofhad'ın kızları Mahlah, Tirsa, Hoglah, Milka ve Noa, babalarının kardeşinin oğullarıyla evlendiler.|t͡ʃunku selofhadʔin kizlari mahlahʔ tirsaʔ hoɡlahʔ milka ve noaʔ babalarinin kardesinin oɡullarijla evlendiler. New-Testament-1-Corinthians-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bana büyük ve etkili bir kapı açıldı ve bana karşı koyanlar çoktur.|t͡ʃunku bana bujuk ve etkili bir kapi at͡ʃildi ve bana karsi kojanlar t͡ʃoktur. Old-Testament-Proverbs-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuğu gitmesi gereken yola göre eğit, yaşlandığında da o yoldan ayrılmaz.|t͡ʃot͡ʃuɡu ɡitmesi ɡereken jola ɡore eɡitʔ jaslandiɡinda da o joldan ajrilmaz. Old-Testament-Psalms-107-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin kurtardıkları böyle desinler, düşmanın elinden kurtardıkları,|jahve’nin kurtardiklari bojle desinlerʔ dusmanin elinden kurtardiklariʔ Old-Testament-Song-of-Songs-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilim benimdir, ben de onun. Zambakların arasında gezinir.|sevɡilim benimdirʔ ben de onun. zambaklarin arasinda ɡezinir. Old-Testament-Ezekiel-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şöyle dedim, “Ah, Efendi Yahve! İşte benim canım kirlenmedi; çünkü gençliğimden bu yana kendiliğinden ölen ya da hayvan tarafından parçalanan hiçbir şeyi yemedim. Ağzıma iğrenç bir et girmedi!”|o zaman sojle dedimʔ “ahʔ efendi jahve! iste benim t͡ʃanim kirlenmedi; t͡ʃunku ɡent͡ʃliɡimden bu jana kendiliɡinden olen ja da hajvan tarafindan part͡ʃalanan hit͡ʃbir seji jemedim. aɡzima iɡrent͡ʃ bir et ɡirmedi!” Old-Testament-Job-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden tuzaklar çevrendedir. Ansızın gelen korku seni sıkıntıya sokar,|bu juzden tuzaklar t͡ʃevrendedir. ansizin ɡelen korku seni sikintija sokarʔ Old-Testament-2-Chronicles-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoram hüküm sürmeye başladığında otuz iki yaşındaydı ve Yeruşalem'de sekiz yıl hüküm sürdü.|jehoram hukum surmeje basladiɡinda otuz iki jasindajdi ve jerusalemʔde sekiz jil hukum surdu. Old-Testament-Ezekiel-020-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi halkların çölüne getireceğim, orada sizinle yüz yüze yargıya gireceğim.|sizi halklarin t͡ʃolune ɡetiret͡ʃeɡimʔ orada sizinle juz juze jarɡija ɡiret͡ʃeɡim. New-Testament-Philippians-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, benim için kazanç olan bu şeyleri Mesih uğruna kayıp saydım.|bununla birlikteʔ benim it͡ʃin kazant͡ʃ olan bu sejleri mesih uɡruna kajip sajdim. Old-Testament-Judges-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin yöneticisi Zevul, Ebed oğlu Gaal'ın sözlerini duyunca öfkesi alevlendi.|kentin jonetit͡ʃisi zevulʔ ebed oɡlu ɡaalʔin sozlerini dujunt͡ʃa ofkesi alevlendi. Old-Testament-Psalms-097-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin önünde, tüm yeryüzünün Efendisi önünde dağlar balmumu gibi eridi.|jahve’nin onundeʔ tum jerjuzunun efendisi onunde daɡlar balmumu ɡibi eridi. New-Testament-Philippians-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Nezaketiniz bütün insanlar tarafından bilinsin. Efendi yakındır.|nezaketiniz butun insanlar tarafindan bilinsin. efendi jakindir. Old-Testament-Ezekiel-037-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin eli üzerimdeydi ve Yahve'nin Ruhu'nda beni dışarı çıkardı ve beni vadinin ortasına koydu; ve vadi kemiklerle doluydu.|jahveʔnin eli uzerimdejdi ve jahveʔnin ruhuʔnda beni disari t͡ʃikardi ve beni vadinin ortasina kojdu; ve vadi kemiklerle dolujdu. Old-Testament-Psalms-097-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Oyma putlara hizmet edenlerin hepsi, putlarıyla övünenler, utansınlar. Ey bütün ilâhlar, O’na tapın!|ojma putlara hizmet edenlerin hepsiʔ putlarijla ovunenlerʔ utansinlar. ej butun ilahlarʔ o’na tapin! Old-Testament-Jeremiah-044-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor, ‘İşte, Mısır Kralı Firavun Hofra'yı düşmanlarının eline ve hayatını arayanların eline vereceğim. Tıpkı Yahuda Kralı Sidkiya'yı, hayatını arayan ve düşmanı olan Babil Kralı Nebukadnetsar'ın eline verdiğim gibi.’”|jahve sojle dijorʔ ‘isteʔ misir krali firavun hofraʔji dusmanlarinin eline ve hajatini arajanlarin eline veret͡ʃeɡim. tipki jahuda krali sidkijaʔjiʔ hajatini arajan ve dusmani olan babil krali nebukadnetsarʔin eline verdiɡim ɡibi.’” Old-Testament-Job-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Böyle birçok şey duydum. Hepiniz zavallı tesellicilersiniz!|“bojle birt͡ʃok sej dujdum. hepiniz zavalli tesellit͡ʃilersiniz! Old-Testament-Jeremiah-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda kentlerinde ve Yeruşalem sokaklarında neler yaptıklarını görmüyor musun?|jahuda kentlerinde ve jerusalem sokaklarinda neler japtiklarini ɡormujor musun? Old-Testament-Isaiah-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendilerine yarar sağlayamayan halk yüzünden hepsi utanacaklar, o halk ne yardım ne yarardır, yalnızca utanç ve rezalettir.''|kendilerine jarar saɡlajamajan halk juzunden hepsi utanat͡ʃaklarʔ o halk ne jardim ne jarardirʔ jalnizt͡ʃa utant͡ʃ ve rezalettir.ʔʔ New-Testament-Revelation-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, canavarın adı ya da adının numarası olan o işarete sahip olmayan hiç kimse ne bir şey alabilsin, ne de satabilsin.|ojle kiʔ t͡ʃanavarin adi ja da adinin numarasi olan o isarete sahip olmajan hit͡ʃ kimse ne bir sej alabilsinʔ ne de satabilsin. Old-Testament-2-Samuel-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam iki yıl sonra Avşalom'un, Efraim’in yakınlarındaki Baal Hasor’da koyun kırkıcıları vardı ve Avşalom kralın bütün oğullarını çağırdı.|tam iki jil sonra avsalomʔunʔ efraim’in jakinlarindaki baal hasor’da kojun kirkit͡ʃilari vardi ve avsalom kralin butun oɡullarini t͡ʃaɡirdi. New-Testament-1-Corinthians-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Erkek başını örtmemelidir. Çünkü o Tanrı’nın sureti ve yüceliğidir, ama kadın erkeğin yüceliğidir.|erkek basini ortmemelidir. t͡ʃunku o tanri’nin sureti ve jut͡ʃeliɡidirʔ ama kadin erkeɡin jut͡ʃeliɡidir. Old-Testament-2-Samuel-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Avner Benyamin'in kulaklarına da söyledi; Avner İsrael'e iyi gelen ve bütün Benyamin evine iyi gelen her şeyi Hevron'da David'in kulağına söylemek için de gitti.|avner benjaminʔin kulaklarina da sojledi; avner israelʔe iji ɡelen ve butun benjamin evine iji ɡelen her seji hevronʔda davidʔin kulaɡina sojlemek it͡ʃin de ɡitti. New-Testament-1-Peter-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu ölümden diriltip yücelten Tanrı’ya O’nun aracılığıyla iman ediyorsunuz. Öyle ki, imanınız ve umudunuz Tanrı’da olsun.|o’nu olumden diriltip jut͡ʃelten tanri’ja o’nun arat͡ʃiliɡijla iman edijorsunuz. ojle kiʔ imaniniz ve umudunuz tanri’da olsun. Old-Testament-Job-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Işıktan karanlığa sürülecek ve dünyadan kovulacak.|isiktan karanliɡa surulet͡ʃek ve dunjadan kovulat͡ʃak. New-Testament-Luke-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Besili danayı getirip kesin, yiyelim, eğlenelim.|besili danaji ɡetirip kesinʔ jijelimʔ eɡlenelim. Old-Testament-Isaiah-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yükünün boyunduruğunu, sırtının değneğini, zulmünün sopasını, Midyan gününde olduğu gibi kırdın.|onun jukunun bojunduruɡunuʔ sirtinin deɡneɡiniʔ zulmunun sopasiniʔ midjan ɡununde olduɡu ɡibi kirdin. Old-Testament-Joshua-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yahve'nin buyruğu uyarınca bu kentleri ve otlaklarını miraslarından Levililer'e verdiler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔnin bujruɡu ujarint͡ʃa bu kentleri ve otlaklarini miraslarindan levililerʔe verdiler. New-Testament-Matthew-005-043|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Komşunu seveceksin ve düşmanından nefret edeceksin’ dendiğini duydunuz.|‘komsunu sevet͡ʃeksin ve dusmanindan nefret edet͡ʃeksin’ dendiɡini dujdunuz. New-Testament-Matthew-013-043|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman doğrular, Babaları’nın krallığında güneş gibi parlayacaklar. İşitecek kulağı olan, işitsin.”|o zaman doɡrularʔ babalari’nin kralliɡinda ɡunes ɡibi parlajat͡ʃaklar. isitet͡ʃek kulaɡi olanʔ isitsin.” New-Testament-John-011-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnızca ulus için değil, Tanrı’nın dağılmış çocuklarını bir araya toplamak için de öleceğini peygamberlik etti.|jalnizt͡ʃa ulus it͡ʃin deɡilʔ tanri’nin daɡilmis t͡ʃot͡ʃuklarini bir araja toplamak it͡ʃin de olet͡ʃeɡini pejɡamberlik etti. Old-Testament-Numbers-032-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven'in çocukları Heşvon'u, Eleale'yi, Kiriatayim'i,|ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklari hesvonʔuʔ elealeʔjiʔ kiriatajimʔiʔ Old-Testament-Deuteronomy-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayvanlar arasında tırnağı yarık, tırnağı çatal ve geviş getiren her hayvanı yiyebilirsiniz.|hajvanlar arasinda tirnaɡi jarikʔ tirnaɡi t͡ʃatal ve ɡevis ɡetiren her hajvani jijebilirsiniz. New-Testament-Revelation-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün genişliği üzerine çıktılar ve kutsalların ordugâhını ve sevilen kenti kuşattılar. Gökten inen, Tanrı’dan gelen ateş onları yakıp yuttu.|jerjuzunun ɡenisliɡi uzerine t͡ʃiktilar ve kutsallarin orduɡahini ve sevilen kenti kusattilar. ɡokten inenʔ tanri’dan ɡelen ates onlari jakip juttu. Old-Testament-Leviticus-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron çocukları arasındaki her erkek, Yahve'nin ateşle yapılan sunularından, kuşaklarınız boyunca daima kendi payları olarak yiyecek. Onlara kim dokunursa kutsal olacaktır.'”|aron t͡ʃot͡ʃuklari arasindaki her erkekʔ jahveʔnin atesle japilan sunularindanʔ kusaklariniz bojunt͡ʃa daima kendi pajlari olarak jijet͡ʃek. onlara kim dokunursa kutsal olat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-Deuteronomy-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'yi sevmek ve her zaman O'nun yollarında yürümek için bugün sana buyurmakta olduğum bu buyruğu yapmak için tutarsan,|tanrin jahveʔji sevmek ve her zaman oʔnun jollarinda jurumek it͡ʃin buɡun sana bujurmakta olduɡum bu bujruɡu japmak it͡ʃin tutarsanʔ Old-Testament-1-Chronicles-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohat'ın oğulları: Amram, Yitshar, Hevron ve Uzziel.|kohatʔin oɡullari amramʔ jitsharʔ hevron ve uzziel. Old-Testament-Genesis-030-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov kuzuları ayırdı ve sürülerin yüzünü Lavan'ın sürüsünün çizgili ve kara olanlarına çevirdi. Kendi sürülerini ayırdı, onları Lavan'ın sürüsüne koymadı.|jakov kuzulari ajirdi ve surulerin juzunu lavanʔin surusunun t͡ʃizɡili ve kara olanlarina t͡ʃevirdi. kendi surulerini ajirdiʔ onlari lavanʔin surusune kojmadi. Old-Testament-Judges-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimşon elinden tutan gence, \"\"İzin ver, evin üzerinde dayandığı sütunlara dokunayım da onlara yaslanayım\"\" dedi.\"|\"simson elinden tutan ɡent͡ʃeʔ \"\"izin verʔ evin uzerinde dajandiɡi sutunlara dokunajim da onlara jaslanajim\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Kings-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinde bulunan ve kadınların Aşera için perdeler dokudukları tapınak fahişelerinin evlerini yıktı.|jahveʔnin evinde bulunan ve kadinlarin asera it͡ʃin perdeler dokuduklari tapinak fahiselerinin evlerini jikti. Old-Testament-Numbers-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Lütfen izin ver ülkenden geçelim. Tarladan, bağdan geçmeyeceğiz, kuyu suyundan da içmeyeceğiz. Kralın yolundan gideceğiz. Sınırınızı geçinceye kadar ne sağa ne de sola sapacağız.”|“lutfen izin ver ulkenden ɡet͡ʃelim. tarladanʔ baɡdan ɡet͡ʃmejet͡ʃeɡizʔ kuju sujundan da it͡ʃmejet͡ʃeɡiz. kralin jolundan ɡidet͡ʃeɡiz. sinirinizi ɡet͡ʃint͡ʃeje kadar ne saɡa ne de sola sapat͡ʃaɡiz.” Old-Testament-Proverbs-023-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana vurdular ama yaralanmadım! Beni dövdüler ama hissetmedim! Ne zaman ayılacağım? Tekrar yapabilir, daha fazlasını ararım.|bana vurdular ama jaralanmadim! beni dovduler ama hissetmedim! ne zaman ajilat͡ʃaɡim? tekrar japabilirʔ daha fazlasini ararim. Old-Testament-1-Chronicles-001-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Reuel'in oğulları: Nahat, Zerah, Şamma ve Mizza.|reuelʔin oɡullari nahatʔ zerahʔ samma ve mizza. Old-Testament-Ezekiel-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, işte, Yeruşalem'de ekmek desteğini kıracağım. Ekmeği ölçüyle ve korkuyla yiyecekler. Ölçüyle ve dehşet içinde su içecekler.|ve bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ isteʔ jerusalemʔde ekmek desteɡini kirat͡ʃaɡim. ekmeɡi olt͡ʃujle ve korkujla jijet͡ʃekler. olt͡ʃujle ve dehset it͡ʃinde su it͡ʃet͡ʃekler. New-Testament-Hebrews-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yok olacak, ama sen kalıcısın. Hepsi bir giysi gibi eskiyecek.|onlar jok olat͡ʃakʔ ama sen kalit͡ʃisin. hepsi bir ɡijsi ɡibi eskijet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-050-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu Kenan ülkesine götürdüler. Avraham’ın mezar yeri olarak Hititli Efron’dan tarlasıyla birlikte mülk olarak satın almış olduğu Mamre karşısında Makpela Tarlası'ndaki mağaraya gömdüler.|onu kenan ulkesine ɡoturduler. avraham’in mezar jeri olarak hititli efron’dan tarlasijla birlikte mulk olarak satin almis olduɡu mamre karsisinda makpela tarlasiʔndaki maɡaraja ɡomduler. Old-Testament-Isaiah-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni makamından atacağım. Görev yerinden aşağı çekileceksin.|seni makamindan atat͡ʃaɡim. ɡorev jerinden asaɡi t͡ʃekilet͡ʃeksin. New-Testament-Acts-007-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe gördüklerine şaştı. Görmek için yaklaşınca, Efendi’nin sesi ona geldi.|mose ɡorduklerine sasti. ɡormek it͡ʃin jaklasint͡ʃaʔ efendi’nin sesi ona ɡeldi. New-Testament-John-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler Yuhanna’ya, “Sen kimsin?” diye sormak için Yeruşalem’den kâhinlerle Levililer’i gönderdiklerinde Yuhanna’nın tanıklığı şöyleydi.|jahudiler juhanna’jaʔ “sen kimsin?” dije sormak it͡ʃin jerusalem’den kahinlerle levililer’i ɡonderdiklerinde juhanna’nin tanikliɡi sojlejdi. New-Testament-Acts-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Pavlus’un eliyle görülmemiş mucizeler yaptı.|tanri pavlus’un elijle ɡorulmemis mut͡ʃizeler japti. Old-Testament-1-Chronicles-006-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Sol tarafta onların kardeşleri Merarioğulları: Malluk oğlu, Avdi oğlu, Kişi oğlu Etan,|sol tarafta onlarin kardesleri merarioɡullari malluk oɡluʔ avdi oɡluʔ kisi oɡlu etanʔ Old-Testament-Deuteronomy-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|'Babasının karısıyla yatana lanet olsun, çünkü babasının yatağına saygısızlık etmiştir.' Bütün halk, 'Amin' diyecek.|ʔbabasinin karisijla jatana lanet olsunʔ t͡ʃunku babasinin jataɡina sajɡisizlik etmistir.ʔ butun halkʔ ʔaminʔ dijet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-046-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğiliyorlar ve birlikte alçalıyorlar. Yükü kurtaramadılar, ama esaret altına gittiler.|eɡilijorlar ve birlikte alt͡ʃalijorlar. juku kurtaramadilarʔ ama esaret altina ɡittiler. New-Testament-Luke-019-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra sıpayı alıp Yeşua’ya getirdiler. Kendi giysilerini sıpanın üzerine attılar Yeşua’yı üstüne bindirdiler.|sonra sipaji alip jesua’ja ɡetirdiler. kendi ɡijsilerini sipanin uzerine attilar jesua’ji ustune bindirdiler. Old-Testament-2-Chronicles-020-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yehoşafat'ın ülkesi sakindi, çünkü Tanrısı ona her yandan rahat verdi.|bojlet͡ʃe jehosafatʔin ulkesi sakindiʔ t͡ʃunku tanrisi ona her jandan rahat verdi. Old-Testament-Psalms-089-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrusu şunu derim: “Sevgi sonsuza dek durur. Gökleri sen kurdun. Senin sadakatin onlardadır.”|doɡrusu sunu derim “sevɡi sonsuza dek durur. ɡokleri sen kurdun. senin sadakatin onlardadir.” Old-Testament-Jeremiah-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yahve bana, \"\"Kuzeyden, ülkenin bütün sakinleri üzerine bela patlayacak\"\" dedi.\"|\"o zaman jahve banaʔ \"\"kuzejdenʔ ulkenin butun sakinleri uzerine bela patlajat͡ʃak\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-022-045|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer David O’na Efendi diyorsa, O nasıl onun Oğlu olur?”|“eɡer david o’na efendi dijorsaʔ o nasil onun oɡlu olur?” New-Testament-1-John-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, şimdi Tanrı’nın çocuklarıyız. Ne olacağımız henüz bize gösterilmedi. Ama biliyoruz ki, O göründüğünde biz de O’nun gibi olacağız. Çünkü O’nu olduğu gibi göreceğiz.|ej sevɡililerʔ simdi tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklarijiz. ne olat͡ʃaɡimiz henuz bize ɡosterilmedi. ama bilijoruz kiʔ o ɡorunduɡunde biz de o’nun ɡibi olat͡ʃaɡiz. t͡ʃunku o’nu olduɡu ɡibi ɡoret͡ʃeɡiz. Old-Testament-1-Chronicles-004-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bol ve iyi otlaklar buldular. Ülke geniş, sakin ve huzurluydu. Çünkü daha önce orada yaşayanlar Ham soyundandı.|bol ve iji otlaklar buldular. ulke ɡenisʔ sakin ve huzurlujdu. t͡ʃunku daha ont͡ʃe orada jasajanlar ham sojundandi. Old-Testament-Deuteronomy-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve bugüne kadar size bilmek için yürek, görmek için göz, duymak için kulaklar vermedi.|ant͡ʃak jahve buɡune kadar size bilmek it͡ʃin jurekʔ ɡormek it͡ʃin ɡozʔ dujmak it͡ʃin kulaklar vermedi. Old-Testament-Numbers-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle söyle, 'İşte, ona esenlik antlaşmamı veriyorum.|bu nedenle sojleʔ ʔisteʔ ona esenlik antlasmami verijorum. Old-Testament-Judges-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve İsrael oymaklarına gedik açtığı için halk Benyamin için yas tuttu.|jahve israel ojmaklarina ɡedik at͡ʃtiɡi it͡ʃin halk benjamin it͡ʃin jas tuttu. New-Testament-James-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü nerede kıskançlık ve bencil hırs varsa, orada karışıklık ve her türlü kötü iş vardır.|t͡ʃunku nerede kiskant͡ʃlik ve bent͡ʃil hirs varsaʔ orada karisiklik ve her turlu kotu is vardir. New-Testament-Revelation-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin gününde Ruh’taydım. Arkamda boru sesine benzer yüksek bir ses işittim.|efendi’nin ɡununde ruh’tajdim. arkamda boru sesine benzer juksek bir ses isittim. Old-Testament-Leviticus-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bu nedenle, buyruğumu bozarlarsa günah yüklenmesinler ve onun içinde ölmesinler diye, buyruklarımı izleyecekler. Onları kutsal kılan Yahve benim.'\"\"\"|\"\"\"ʔbu nedenleʔ bujruɡumu bozarlarsa ɡunah juklenmesinler ve onun it͡ʃinde olmesinler dijeʔ bujruklarimi izlejet͡ʃekler. onlari kutsal kilan jahve benim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Daniel-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Yazılan yazı şudur: ‘MENE, MENE, TEKEL, UFARSİN.’\"\"\"|\"“jazilan jazi sudur ‘meneʔ meneʔ tekelʔ ufarsin.’\"\"\" Old-Testament-Joshua-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu kâhinlere şöyle dedi: \"\"Antlaşma Sandığı'nı kaldırın ve halkın önünde karşıya geçin.\"\" Antlaşma Sandığı'nı kaldırıp halkın önünden gittiler.\"|\"jesu kahinlere sojle dedi \"\"antlasma sandiɡiʔni kaldirin ve halkin onunde karsija ɡet͡ʃin.\"\" antlasma sandiɡiʔni kaldirip halkin onunden ɡittiler.\" New-Testament-Luke-008-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu duyunca ona, “Korkma. Yalnızca iman et ve kızın iyi olacak” dedi.|jesua bunu dujunt͡ʃa onaʔ “korkma. jalnizt͡ʃa iman et ve kizin iji olat͡ʃak” dedi. Old-Testament-Numbers-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|sizi orada oturtacağıma ant içtiğim ülkenin içine, Kalev, Yefunne oğlu ve Nun oğlu Yeşu dışında siz kesin olarak girmeyeceksiniz.|sizi orada oturtat͡ʃaɡima ant it͡ʃtiɡim ulkenin it͡ʃineʔ kalevʔ jefunne oɡlu ve nun oɡlu jesu disinda siz kesin olarak ɡirmejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Job-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|adımlarım tereyağıyla yıkanır, kaya bana yağ ırmakları dökerdi.|adimlarim terejaɡijla jikanirʔ kaja bana jaɡ irmaklari dokerdi. Old-Testament-Proverbs-027-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin yiyeceğin için, ailenin yiyeceği ve hizmetçi kızların beslenmesi için bol miktarda keçilerin sütü vardır.|senin jijet͡ʃeɡin it͡ʃinʔ ailenin jijet͡ʃeɡi ve hizmett͡ʃi kizlarin beslenmesi it͡ʃin bol miktarda ket͡ʃilerin sutu vardir. New-Testament-John-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları söyledikten sonra Yeşua ruhunda sıkıntı duydu. Şöyle tanıklık etti: “Size doğrusunu söyleyeyim, biriniz bana ihanet edecek.”|bunlari sojledikten sonra jesua ruhunda sikinti dujdu. sojle taniklik etti “size doɡrusunu sojlejejimʔ biriniz bana ihanet edet͡ʃek.” Old-Testament-Jeremiah-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni öfkelendirsinler diye, gökyüzünün kraliçesine pide pişirmek ve başka ilâhlara dökme sunular dökmek için, çocuklar odun topluyor, babalar ateşi yakıyor, kadınlar hamuru yoğuruyorlar.|beni ofkelendirsinler dijeʔ ɡokjuzunun kralit͡ʃesine pide pisirmek ve baska ilahlara dokme sunular dokmek it͡ʃinʔ t͡ʃot͡ʃuklar odun toplujorʔ babalar atesi jakijorʔ kadinlar hamuru joɡurujorlar. Old-Testament-2-Chronicles-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve dedi, \"\"Atalarımızın Tanrısı Yahve, sen gökteki Tanrı değil misin? Ulusların bütün krallıkları üzerinde hakim olan sen değil misin? Güç ve kudret senin elindedir, öyle ki, kimse sana karşı duramaz.\"|\"ve dediʔ \"\"atalarimizin tanrisi jahveʔ sen ɡokteki tanri deɡil misin? uluslarin butun kralliklari uzerinde hakim olan sen deɡil misin? ɡut͡ʃ ve kudret senin elindedirʔ ojle kiʔ kimse sana karsi duramaz.\" Old-Testament-Genesis-047-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Mısır ülkesinde, Goşen diyarında yaşıyordu. Orada kendilerine mal mülk edindiler, verimli olup fazlasıyla çoğaldılar.|israel misir ulkesindeʔ ɡosen dijarinda jasijordu. orada kendilerine mal mulk edindilerʔ verimli olup fazlasijla t͡ʃoɡaldilar. Old-Testament-Numbers-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Levililer'e verilen görev şudur: Yirmi beş yaş ve üstünde olanlar, Buluşma Çadırı hizmetinde hizmet etmek üzere içeri girecekler;|“levililerʔe verilen ɡorev sudur jirmi bes jas ve ustunde olanlarʔ bulusma t͡ʃadiri hizmetinde hizmet etmek uzere it͡ʃeri ɡiret͡ʃekler; Old-Testament-2-Samuel-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ner oğlu Avner'i tanıyorsun. O, seni kandırmak, çıkışını ve girişini fark etmek ve yaptığın her şeyi bilmek için geldi.”|ner oɡlu avnerʔi tanijorsun. oʔ seni kandirmakʔ t͡ʃikisini ve ɡirisini fark etmek ve japtiɡin her seji bilmek it͡ʃin ɡeldi.” Old-Testament-2-Kings-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya’nın üzerinden düşen cübbesini de aldı ve geri dönüp Yarden kıyısında durdu.|elija’nin uzerinden dusen t͡ʃubbesini de aldi ve ɡeri donup jarden kijisinda durdu. Old-Testament-1-Samuel-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün İsraelliler, her biri kendi saban demirini, kazmasını, baltasını ve orağını bilemek için Filistliler'in yanına inerlerdi.|ama butun israellilerʔ her biri kendi saban demiriniʔ kazmasiniʔ baltasini ve oraɡini bilemek it͡ʃin filistlilerʔin janina inerlerdi. Old-Testament-Proverbs-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik evini yaptı. Yedi sütununu oydu.|bilɡelik evini japti. jedi sutununu ojdu. Old-Testament-Ezekiel-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır'ın üzerine kılıç gelecek, ve Etiyopya'da sıkıntı olacak, Mısır'da öldürülenler düştüğünde. Onun kalabalığını alıp götürecekler, ve onun temelleri yıkılacak.\"\"\"\"'\"|\"misirʔin uzerine kilit͡ʃ ɡelet͡ʃekʔ ve etijopjaʔda sikinti olat͡ʃakʔ misirʔda oldurulenler dustuɡunde. onun kalabaliɡini alip ɡoturet͡ʃeklerʔ ve onun temelleri jikilat͡ʃak.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Isaiah-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Biri diğerine seslenip şöyle dedi: \"\"Ordular Yahvesi kutsal, kutsal, kutsaldır! Bütün yeryüzü O'nun görkemiyle dolu!”\"|\"biri diɡerine seslenip sojle dedi \"\"ordular jahvesi kutsalʔ kutsalʔ kutsaldir! butun jerjuzu oʔnun ɡorkemijle dolu!”\" Old-Testament-Exodus-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"İşte, senin için gökten ekmek yağdıracağım ve halk çıkıp her gün bir günlük pay toplayacak, böylece yasama göre yürüyüp yürümeyeceklerini sınayacağım.\"|\"bunun uzerine jahve moseʔje sojle dedi \"\"isteʔ senin it͡ʃin ɡokten ekmek jaɡdirat͡ʃaɡim ve halk t͡ʃikip her ɡun bir ɡunluk paj toplajat͡ʃakʔ bojlet͡ʃe jasama ɡore jurujup jurumejet͡ʃeklerini sinajat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Nehemiah-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Maaziah, Bilgay ve Şemaya. Bunlar kâhinlerdi.|maaziahʔ bilɡaj ve semaja. bunlar kahinlerdi. Old-Testament-Hosea-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael'in çocukları çok günler kralsız, beysiz, kurbansız, dikili taşsız, efodsuz ve putsuz yaşayacaklar.|t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari t͡ʃok ɡunler kralsizʔ bejsizʔ kurbansizʔ dikili tassizʔ efodsuz ve putsuz jasajat͡ʃaklar. Old-Testament-Nehemiah-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|atalar evlerinin başları olan kardeşleri iki yüz kırk iki; İmmer oğlu, Meşillemot oğlu, Ahzay oğlu, Azarel oğlu Amaşsay,|atalar evlerinin baslari olan kardesleri iki juz kirk iki; immer oɡluʔ mesillemot oɡluʔ ahzaj oɡluʔ azarel oɡlu amassajʔ Old-Testament-1-Chronicles-009-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Gedor, Ahio, Zekariya ve Miklot.|ɡedorʔ ahioʔ zekarija ve miklot. Old-Testament-2-Chronicles-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir adam komşusuna karşı günah işlerse ve yemin etmesi için üzerine bir ant yüklenirse ve gelip bu evde sunağın önünde yemin ederse,|“bir adam komsusuna karsi ɡunah islerse ve jemin etmesi it͡ʃin uzerine bir ant juklenirse ve ɡelip bu evde sunaɡin onunde jemin ederseʔ New-Testament-1-Peter-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu görmemiş olduğunuz halde seviyorsunuz. Şu anda O’nu görmediğiniz halde iman ediyorsunuz. Sözle anlatılamaz yücelik dolu bir sevinçle coşuyorsunuz.|o’nu ɡormemis olduɡunuz halde sevijorsunuz. su anda o’nu ɡormediɡiniz halde iman edijorsunuz. sozle anlatilamaz jut͡ʃelik dolu bir sevint͡ʃle t͡ʃosujorsunuz. Old-Testament-Psalms-034-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun dertleri çoktur, ama Yahve onu hepsinden kurtarır.|doɡrunun dertleri t͡ʃokturʔ ama jahve onu hepsinden kurtarir. Old-Testament-Psalms-095-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şükranla huzuruna çıkalım. O’nu ezgilerle yüceltelim!|sukranla huzuruna t͡ʃikalim. o’nu ezɡilerle jut͡ʃeltelim! New-Testament-Acts-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Kutsal Ruh’la dolu olan Saul, yani Pavlus, gözlerini ona dikti.|ama kutsal ruh’la dolu olan saulʔ jani pavlusʔ ɡozlerini ona dikti. New-Testament-1-Corinthians-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın bana verilen lütfuna göre, bilge bir yapı ustası olarak temel attım ve bir başkası onun üzerine bina ediyor. Herkes nasıl bina ettiğine dikkat etsin.|tanri’nin bana verilen lutfuna ɡoreʔ bilɡe bir japi ustasi olarak temel attim ve bir baskasi onun uzerine bina edijor. herkes nasil bina ettiɡine dikkat etsin. Old-Testament-Daniel-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral şöyle yanıt verdi, \"\"Zaman kazanmaya çalıştığınızı kesinlikle biliyorum, çünkü o şeyin benden gitmiş olduğunu görüyorsunuz.\"|\"kral sojle janit verdiʔ \"\"zaman kazanmaja t͡ʃalistiɡinizi kesinlikle bilijorumʔ t͡ʃunku o sejin benden ɡitmis olduɡunu ɡorujorsunuz.\" New-Testament-1-Thessalonians-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzünüzü görebilmek ve imanınızın eksiklerini tamamlayabilmek için gece gündüz gayretle dua ediyoruz.|juzunuzu ɡorebilmek ve imaninizin eksiklerini tamamlajabilmek it͡ʃin ɡet͡ʃe ɡunduz ɡajretle dua edijoruz. Old-Testament-Joshua-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan doğuya doğru Gat Hefer'e, Etkazin'e doğru ilerliyordu; ve Neah'a kadar uzanıp Rimmon'da çıkıyordu.|oradan doɡuja doɡru ɡat heferʔeʔ etkazinʔe doɡru ilerlijordu; ve neahʔa kadar uzanip rimmonʔda t͡ʃikijordu. Old-Testament-Deuteronomy-001-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman siz bana şöyle yanıt verdiniz: \"\"Yahve'ye karşı günah işledik. Tanrımız Yahve'nin bize buyurduğu her şeye göre çıkıp savaşacağız.” Her biriniz savaş silahlarını kuşandı ve dağlık bölgeye çıkmakla haddinizi aştınız.\"|\"o zaman siz bana sojle janit verdiniz \"\"jahveʔje karsi ɡunah isledik. tanrimiz jahveʔnin bize bujurduɡu her seje ɡore t͡ʃikip savasat͡ʃaɡiz.” her biriniz savas silahlarini kusandi ve daɡlik bolɡeje t͡ʃikmakla haddinizi astiniz.\" Old-Testament-Exodus-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğum sırasına göre altısının adı bir taşta, altısının adı ise diğer taşta olacak.|doɡum sirasina ɡore altisinin adi bir tastaʔ altisinin adi ise diɡer tasta olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Firavun bilgeleri ve büyücüleri de çağırdı. Mısır'ın büyücüleri, onlar da büyüleriyle aynı şeyi yaptılar.|bunun uzerine firavun bilɡeleri ve bujut͡ʃuleri de t͡ʃaɡirdi. misirʔin bujut͡ʃuleriʔ onlar da bujulerijle ajni seji japtilar. Old-Testament-Psalms-083-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gelin” diyorlar, “Onları ulus olarak yok edelim. Öyle ki, İsrael’in adı bir daha anılmasın.”|“ɡelin” dijorlarʔ “onlari ulus olarak jok edelim. ojle kiʔ israel’in adi bir daha anilmasin.” Old-Testament-Song-of-Songs-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bacakları saf altın ayaklıklar üzerine yerleştirilmiş mermer sütunlar gibidir. Görünüşü Lübnan gibidir, sedirler kadar harikadır.|bat͡ʃaklari saf altin ajakliklar uzerine jerlestirilmis mermer sutunlar ɡibidir. ɡorunusu lubnan ɡibidirʔ sedirler kadar harikadir. Old-Testament-Psalms-105-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayayı yardı ve sular fışkırdı. Kurak yerlerde ırmak gibi aktı.|kajaji jardi ve sular fiskirdi. kurak jerlerde irmak ɡibi akti. Old-Testament-Isaiah-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gürültülü savaşta zırhlı adamın bütün zırhları ve kana bulanmış giysileri yakılacak, ateşe yakıt olacak.|t͡ʃunku ɡurultulu savasta zirhli adamin butun zirhlari ve kana bulanmis ɡijsileri jakilat͡ʃakʔ atese jakit olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-045-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ülkenin bütün halkı İsrael'deki beye bu sunuyu verecek.|“ulkenin butun halki israelʔdeki beje bu sunuju veret͡ʃek. New-Testament-Revelation-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efes’teki kilisenin meleğine yaz: “Yedi yıldızı sağ elinde tutan, yedi altın kandilliğin arasında yürüyen şunları söylüyor:|“efes’teki kilisenin meleɡine jaz “jedi jildizi saɡ elinde tutanʔ jedi altin kandilliɡin arasinda jurujen sunlari sojlujor Old-Testament-2-Samuel-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David ona şöyle dedi: \"\"Kanın kendi başının üzerinde olsun, çünkü 'Yahve'nin meshettiğini öldürdüm' diyerek ağzın sana karşı tanıklık etti.\"\"\"|\"david ona sojle dedi \"\"kanin kendi basinin uzerinde olsunʔ t͡ʃunku ʔjahveʔnin meshettiɡini oldurdumʔ dijerek aɡzin sana karsi taniklik etti.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Her tedbirli insan bilgiyle hareket eder, ama akılsız ahmaklığını sergiler.|her tedbirli insan bilɡijle hareket ederʔ ama akilsiz ahmakliɡini serɡiler. New-Testament-1-Corinthians-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedence aranızda olmasam da ruhça aranızdayım. Bunu yapanı aranızdaymışım gibi çoktan yargılamış bulunuyorum.|bedent͡ʃe aranizda olmasam da ruht͡ʃa aranizdajim. bunu japani aranizdajmisim ɡibi t͡ʃoktan jarɡilamis bulunujorum. New-Testament-Revelation-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Haksızlık eden, yine haksızlık etsin. Kirli olan, yine kirli kalsın. Doğru olan, yine doğru olanı yapsın. Kutsal olan, yine kutsal olsun.”|“haksizlik edenʔ jine haksizlik etsin. kirli olanʔ jine kirli kalsin. doɡru olanʔ jine doɡru olani japsin. kutsal olanʔ jine kutsal olsun.” Old-Testament-Proverbs-029-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetçi sözlerle terbiye edilmez, anlasa da yanıt vermez.|hizmett͡ʃi sozlerle terbije edilmezʔ anlasa da janit vermez. Old-Testament-Proverbs-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru terazi ve ölçekler Yahve'nindir, torbadaki bütün ağırlıklar O'nun yapıtlarıdır.|doɡru terazi ve olt͡ʃekler jahveʔnindirʔ torbadaki butun aɡirliklar oʔnun japitlaridir. New-Testament-2-Corinthians-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu tür adamlar, Mesih’in elçileri kılığına giren sahte elçiler, düzenbaz işçilerdir.|t͡ʃunku bu tur adamlarʔ mesih’in elt͡ʃileri kiliɡina ɡiren sahte elt͡ʃilerʔ duzenbaz ist͡ʃilerdir. Old-Testament-Genesis-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden büyük bir çeyiz isteyin, ne dilerseniz veririm. Yeter ki, kızı bana eş olarak verin.”|benden bujuk bir t͡ʃejiz istejinʔ ne dilerseniz veririm. jeter kiʔ kizi bana es olarak verin.” Old-Testament-Amos-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ben, “Ey Efendi Yahve, yalvarırım dur! Yakov nasıl dayanacak? Çünkü o küçüktür.” dedim.|o zaman benʔ “ej efendi jahveʔ jalvaririm dur! jakov nasil dajanat͡ʃak? t͡ʃunku o kut͡ʃuktur.” dedim. Old-Testament-Numbers-033-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahat'tan yola çıkıp Terah'ta konakladılar.|tahatʔtan jola t͡ʃikip terahʔta konakladilar. Old-Testament-2-Kings-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle oldu ki, Tanrı adamı Elişa, İsrael Kralı'nın giysilerini yırttığını duyunca, krala haber gönderip, “Neden giysilerini yırttın? Hemen bana gelsin, İsrael'de bir peygamber olduğunu bilsin.” dedi.|ojle oldu kiʔ tanri adami elisaʔ israel kraliʔnin ɡijsilerini jirttiɡini dujunt͡ʃaʔ krala haber ɡonderipʔ “neden ɡijsilerini jirttin? hemen bana ɡelsinʔ israelʔde bir pejɡamber olduɡunu bilsin.” dedi. Old-Testament-Jeremiah-050-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Keldan diyarı av olacak. Onu avlayanların hepsi doyurulacak.\"\" diyor Yahve.\"|\"keldan dijari av olat͡ʃak. onu avlajanlarin hepsi dojurulat͡ʃak.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Micah-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey dağlar, yeryüzünün sağlam temelleri, Yahve'nin davasını dinleyin; çünkü Yahve'nin halkına karşı davası var, ve İsrael'le çekişecek.|ej daɡlarʔ jerjuzunun saɡlam temelleriʔ jahveʔnin davasini dinlejin; t͡ʃunku jahveʔnin halkina karsi davasi varʔ ve israelʔle t͡ʃekiset͡ʃek. New-Testament-John-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İkisi birlikte koşuyorlardı. Diğer öğrenci Petrus’u geride bırakıp mezara ilk gelen oldu.|ikisi birlikte kosujorlardi. diɡer oɡrent͡ʃi petrus’u ɡeride birakip mezara ilk ɡelen oldu. Old-Testament-Song-of-Songs-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaya kovuklarındaki, dağ yamaçlarının gizli yerlerindeki güvercinim, yüzünü bana göster. Sesini bana duyur; çünkü sesin tatlı, yüzün güzeldir.|kaja kovuklarindakiʔ daɡ jamat͡ʃlarinin ɡizli jerlerindeki ɡuvert͡ʃinimʔ juzunu bana ɡoster. sesini bana dujur; t͡ʃunku sesin tatliʔ juzun ɡuzeldir. Old-Testament-Exodus-035-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında mavi, mor, kırmızı, ince keten, keçi kılı, kırmızı boyalı koç derileri ve deniz ayısı derileri bulunan herkes bunları getirdi.|janinda maviʔ morʔ kirmiziʔ int͡ʃe ketenʔ ket͡ʃi kiliʔ kirmizi bojali kot͡ʃ derileri ve deniz ajisi derileri bulunan herkes bunlari ɡetirdi. Old-Testament-2-Kings-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kocasını çağırıp, “Lütfen hizmetçilerden birini ve eşeklerden birini bana gönder de Tanrı adamına koşup döneyim” dedi.|kot͡ʃasini t͡ʃaɡiripʔ “lutfen hizmett͡ʃilerden birini ve eseklerden birini bana ɡonder de tanri adamina kosup donejim” dedi. Old-Testament-Jeremiah-038-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Kral Sidkiya gizlice Yeremya'ya ant içerek, \"\"Canlarımızı yaratan Yahve'nin varlığı hakkı için seni öldürmeyeceğim, hayatını arayan bu adamların eline seni vermeyeceğim\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine kral sidkija ɡizlit͡ʃe jeremjaʔja ant it͡ʃerekʔ \"\"t͡ʃanlarimizi jaratan jahveʔnin varliɡi hakki it͡ʃin seni oldurmejet͡ʃeɡimʔ hajatini arajan bu adamlarin eline seni vermejet͡ʃeɡim\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Bak, kimseye söyleme; ama git, kendini kâhine göster ve onlara tanıklık için Moşe’nin buyurduğu sunuyu sun” dedi.|jesua onaʔ “bakʔ kimseje sojleme; ama ɡitʔ kendini kahine ɡoster ve onlara taniklik it͡ʃin mose’nin bujurduɡu sunuju sun” dedi. Old-Testament-Numbers-007-050|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik bir altın kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik bir altin kept͡ʃe; Old-Testament-Proverbs-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalancı tanık cezasız kalmaz. Yalan söyleyen yok olur.|jalant͡ʃi tanik t͡ʃezasiz kalmaz. jalan sojlejen jok olur. Old-Testament-Psalms-032-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sustuğumda gün boyu inlemelerimden kemiklerim eridi.|sustuɡumda ɡun boju inlemelerimden kemiklerim eridi. Old-Testament-Daniel-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sürekli yakılan kurban kaldırılıp harap edici iğrenç şey dikilinceye kadar bin iki yüz doksan gün olacak.|“surekli jakilan kurban kaldirilip harap edit͡ʃi iɡrent͡ʃ sej dikilint͡ʃeje kadar bin iki juz doksan ɡun olat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael, uluslar gibi sevinçle coşma; çünkü sen Tanrın'a vefasızlık ettin. Her harman yerinde fahişelik ücretini sevdin.|ej israelʔ uluslar ɡibi sevint͡ʃle t͡ʃosma; t͡ʃunku sen tanrinʔa vefasizlik ettin. her harman jerinde fahiselik ut͡ʃretini sevdin. New-Testament-2-Peter-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|bilginize özdenetimi, özdenetiminize dayanma gücünü, dayanma gücünüze tanrısallığı,|bilɡinize ozdenetimiʔ ozdenetiminize dajanma ɡut͡ʃunuʔ dajanma ɡut͡ʃunuze tanrisalliɡiʔ Old-Testament-1-Kings-022-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası Asa'nın günlerinde kalan Sodomlular'ın artıklarını ülkeden kovdu.|babasi asaʔnin ɡunlerinde kalan sodomlularʔin artiklarini ulkeden kovdu. New-Testament-Romans-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa’yla övünen sizler, Yasa’ya karşı gelerek Tanrı’yı aşağılar mısınız?|kutsal jasa’jla ovunen sizlerʔ jasa’ja karsi ɡelerek tanri’ji asaɡilar misiniz? Old-Testament-2-Samuel-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra, “Lütfen kral, Tanrın Yahve'yi hatırlasın ki, kan öcünü alan bir daha yok etmesin, yoksa oğlumu yok ederler” dedi. Ve dedi, “Yaşayan Yahve'nin hakkı için, oğlunun bir saç teli yere düşmeyecektir.”|sonraʔ “lutfen kralʔ tanrin jahveʔji hatirlasin kiʔ kan ot͡ʃunu alan bir daha jok etmesinʔ joksa oɡlumu jok ederler” dedi. ve dediʔ “jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ oɡlunun bir sat͡ʃ teli jere dusmejet͡ʃektir.” Old-Testament-Proverbs-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesinlikle kötü kişi cezasız kalmaz, ama doğruların soyu kurtulur.|kesinlikle kotu kisi t͡ʃezasiz kalmazʔ ama doɡrularin soju kurtulur. Old-Testament-2-Samuel-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Piratonlu Benaya, Gaaş derelerinden Hidday.|piratonlu benajaʔ ɡaas derelerinden hiddaj. New-Testament-Philippians-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçi bazıları Mesih’i kıskançlık ve çekişmeyle, bazıları da iyi niyetle duyuruyor.|ɡert͡ʃi bazilari mesih’i kiskant͡ʃlik ve t͡ʃekismejleʔ bazilari da iji nijetle dujurujor. New-Testament-Hebrews-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o ilk antlaşma kusursuz olsaydı, ikincisine gerek kalmazdı.|t͡ʃunku o ilk antlasma kusursuz olsajdiʔ ikint͡ʃisine ɡerek kalmazdi. Old-Testament-Job-032-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sözlerle doluyum. İçimdeki ruh beni sıkıştırıyor.|t͡ʃunku sozlerle dolujum. it͡ʃimdeki ruh beni sikistirijor. Old-Testament-1-Samuel-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, çevresinde duran hizmetkârlarına, \"\"Şimdi dinleyin, ey Benyaminliler! Yişay'ın oğlu hepinize tarla ve bağ mı verecek? Hepinizi binbaşı ve yüzbaşı mı yapacak?\"|\"saulʔ t͡ʃevresinde duran hizmetkarlarinaʔ \"\"simdi dinlejinʔ ej benjaminliler! jisajʔin oɡlu hepinize tarla ve baɡ mi veret͡ʃek? hepinizi binbasi ve juzbasi mi japat͡ʃak?\" Old-Testament-Haggai-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlara çıkın, ağaç getirin ve evi yapın. Ondan hoşnut olacağım ve yüceltileceğim.” diyor Yahve.|daɡlara t͡ʃikinʔ aɡat͡ʃ ɡetirin ve evi japin. ondan hosnut olat͡ʃaɡim ve jut͡ʃeltilet͡ʃeɡim.” dijor jahve. Old-Testament-Ezra-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yapıcılar Yahve'nin Tapınağı'nın temelini attıklarında, İsrael Kralı David'in talimatına göre, kâhinleri giysileriyle borularla, Levililer'i de Asafoğulları zillerle Yahve'yi övmek için yerleştirdiler.|japit͡ʃilar jahveʔnin tapinaɡiʔnin temelini attiklarindaʔ israel krali davidʔin talimatina ɡoreʔ kahinleri ɡijsilerijle borularlaʔ levililerʔi de asafoɡullari zillerle jahveʔji ovmek it͡ʃin jerlestirdiler. New-Testament-1-Corinthians-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama cinsel ahlaksızlıktan dolayı her erkeğin kendi karısı, her kadının da kendi kocası olsun.|ama t͡ʃinsel ahlaksizliktan dolaji her erkeɡin kendi karisiʔ her kadinin da kendi kot͡ʃasi olsun. Old-Testament-Jeremiah-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İki bütün yıl içinde, Babil Kralı Nebukadnetsar'ın buradan alıp Babil'e götürmüş olduğu Yahve'nin evinin bütün kaplarını buraya geri getireceğim.|iki butun jil it͡ʃindeʔ babil krali nebukadnetsarʔin buradan alip babilʔe ɡoturmus olduɡu jahveʔnin evinin butun kaplarini buraja ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in kentindeki gediklerin çok olduğunu gördün; aşağı havuzun sularını da bir araya topladınız.|davidʔin kentindeki ɡediklerin t͡ʃok olduɡunu ɡordun; asaɡi havuzun sularini da bir araja topladiniz. New-Testament-2-Corinthians-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle biriyle övüneceğim, ama kendi adıma, zayıflıklarım dışında övünmeyeceğim.|bojle birijle ovunet͡ʃeɡimʔ ama kendi adimaʔ zajifliklarim disinda ovunmejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Nimrim suları çöl olacak; çünkü çayır kurudu, taze çayır tükendi, yeşil bir şey kalmadı.|nimrim sulari t͡ʃol olat͡ʃak; t͡ʃunku t͡ʃajir kuruduʔ taze t͡ʃajir tukendiʔ jesil bir sej kalmadi. Old-Testament-Exodus-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun uzak tarafındaki köşeleri için iki çerçeve yapacaksın.|konutun uzak tarafindaki koseleri it͡ʃin iki t͡ʃert͡ʃeve japat͡ʃaksin. Old-Testament-Ezekiel-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ulusların gözünde sen kendiliğinden lekeleneceksin. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksin.\"\"\"\"'\"|\"uluslarin ɡozunde sen kendiliɡinden lekelenet͡ʃeksin. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-1-Samuel-025-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Avigail'e şöyle dedi: \"\"Bugün beni karşılamak üzere seni gönderen İsrael'in Tanrısı Yahve'ye övgüler olsun!\"|\"david aviɡailʔe sojle dedi \"\"buɡun beni karsilamak uzere seni ɡonderen israelʔin tanrisi jahveʔje ovɡuler olsun!\" New-Testament-Romans-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya eğer Tanrı, gazabını göstermek ve gücünü bildirmek isterken, yok edilmek üzere hazırlanan gazap kablarına büyük sabırla katlandıysa, ne diyelim?|ja eɡer tanriʔ ɡazabini ɡostermek ve ɡut͡ʃunu bildirmek isterkenʔ jok edilmek uzere hazirlanan ɡazap kablarina bujuk sabirla katlandijsaʔ ne dijelim? Old-Testament-2-Chronicles-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa, Yahve'nin evinin ve kral evinin hazinelerinden gümüş ve altın çıkarıp Damaskus'da yaşayan Suriye Kralı Ben Hadat'a haber gönderip şöyle dedi:|asaʔ jahveʔnin evinin ve kral evinin hazinelerinden ɡumus ve altin t͡ʃikarip damaskusʔda jasajan surije krali ben hadatʔa haber ɡonderip sojle dedi New-Testament-1-Thessalonians-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi’nin kendisi yüksek sesle, başmeleğin sesiyle, Tanrı’nın borusuyla gökten inecek. Önce Mesih’e ait ölüler dirilecek.|t͡ʃunku efendi’nin kendisi juksek sesleʔ basmeleɡin sesijleʔ tanri’nin borusujla ɡokten inet͡ʃek. ont͡ʃe mesih’e ait oluler dirilet͡ʃek. New-Testament-Jude-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sodom, Gomora ve çevresindeki kentler aynı şekilde kendilerini fuhşa kaptırıp garip bedenlerin peşine düştüler. Sonsuza dek ateşte yanma cezası çeken bu kentler örnek olarak gösterilmiştir.|sodomʔ ɡomora ve t͡ʃevresindeki kentler ajni sekilde kendilerini fuhsa kaptirip ɡarip bedenlerin pesine dustuler. sonsuza dek ateste janma t͡ʃezasi t͡ʃeken bu kentler ornek olarak ɡosterilmistir. Old-Testament-Leviticus-027-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam ondalığının bir kısmını geri alırsa, onun üzerine beşte birini ekleyecektir.|bir adam ondaliɡinin bir kismini ɡeri alirsaʔ onun uzerine beste birini eklejet͡ʃektir. New-Testament-Philippians-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Zaten bunlara kavuştuğumu ya da yetkinleştiğimi söylemiyorum. Ama tutmak için peşinden koşuyorum, çünkü ben de Mesih Yeşua tarafından tutuldum.|zaten bunlara kavustuɡumu ja da jetkinlestiɡimi sojlemijorum. ama tutmak it͡ʃin pesinden kosujorumʔ t͡ʃunku ben de mesih jesua tarafindan tutuldum. Old-Testament-Proverbs-031-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukları ayağa kalkar ve ona kutsanmış der. Kocası da onu över:|t͡ʃot͡ʃuklari ajaɡa kalkar ve ona kutsanmis der. kot͡ʃasi da onu over Old-Testament-Psalms-050-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen bunları yaptın, bense sustum. Beni de tıpkı kendin gibi mi sandın. Seni azarlıyor, gözlerinin önünde seni suçluyorum.”|sen bunlari japtinʔ bense sustum. beni de tipki kendin ɡibi mi sandin. seni azarlijorʔ ɡozlerinin onunde seni sut͡ʃlujorum.” Old-Testament-Zephaniah-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay halinize deniz kıyısı sakini Keret ulusu! Yahve'nin sözü size karşı, ey Filistliler ülkesi Kenan! Sende oturan kimse kalmayana dek seni yok edeceğim.|vaj halinize deniz kijisi sakini keret ulusu! jahveʔnin sozu size karsiʔ ej filistliler ulkesi kenan! sende oturan kimse kalmajana dek seni jok edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Leviticus-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek sunusuyla birlikte, Yahve'ye ateşle yapılan sunu, hoş koku olarak yağla yoğrulmuş onda iki efa ince un olacak; ve onunla birlikte dökmelik sunu da bir hinin dörtte biri kadar şaraptan olacak.|ekmek sunusujla birlikteʔ jahveʔje atesle japilan sunuʔ hos koku olarak jaɡla joɡrulmus onda iki efa int͡ʃe un olat͡ʃak; ve onunla birlikte dokmelik sunu da bir hinin dortte biri kadar saraptan olat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve'nin eli Aşdod halkına karşı ağırdı ve onları yok etti ve onları, Aşdod ve onun sınırlarını urlarla vurdu.|ama jahveʔnin eli asdod halkina karsi aɡirdi ve onlari jok etti ve onlariʔ asdod ve onun sinirlarini urlarla vurdu. Old-Testament-2-Samuel-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ahimaas seslenip krala, \"\"Her şey yolunda\"\" dedi. Kralın önünde eğilip yüzüstü yere kapandı ve şöyle dedi: “Efendim krala karşı el kaldıran adamları teslim eden Tanrın Yahve yücelsin!”\"|\"ahimaas seslenip kralaʔ \"\"her sej jolunda\"\" dedi. kralin onunde eɡilip juzustu jere kapandi ve sojle dedi “efendim krala karsi el kaldiran adamlari teslim eden tanrin jahve jut͡ʃelsin!”\" Old-Testament-2-Kings-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael Kralı, \"\"Eyvah! Çünkü Yahve bu üç kralı Moav'ın eline teslim etmek için bir araya çağırdı.\"\" dedi.\"|\"israel kraliʔ \"\"ejvah! t͡ʃunku jahve bu ut͡ʃ krali moavʔin eline teslim etmek it͡ʃin bir araja t͡ʃaɡirdi.\"\" dedi.\" Old-Testament-Nehemiah-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk yemeye, içmeye, pay göndermeye ve şenlik yapmaya gitti. Çünkü kendilerine bildirilen sözleri anlamışlardı.|butun halk jemejeʔ it͡ʃmejeʔ paj ɡondermeje ve senlik japmaja ɡitti. t͡ʃunku kendilerine bildirilen sozleri anlamislardi. New-Testament-2-Corinthians-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Titus gerçekten yalnızca ricamız üzerine değil, size duyduğu içten ilgiyle, kendi isteğiyle yanınıza geldi.|titus ɡert͡ʃekten jalnizt͡ʃa rit͡ʃamiz uzerine deɡilʔ size dujduɡu it͡ʃten ilɡijleʔ kendi isteɡijle janiniza ɡeldi. Old-Testament-Joshua-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|ama siz orada durmayın. Düşmanlarınızı kovalayın ve onlara arkadan saldırın. Kentlerine girmelerine izin vermeyin; çünkü Tanrınız Yahve onları sizin elinize teslim etti.”|ama siz orada durmajin. dusmanlarinizi kovalajin ve onlara arkadan saldirin. kentlerine ɡirmelerine izin vermejin; t͡ʃunku tanriniz jahve onlari sizin elinize teslim etti.” Old-Testament-1-Samuel-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıldan yıla Beytel'e, Gilgal'a ve Mispa'ya sırayla gidip dolaşır ve İsrael'e tüm bu yerlerde hükmederdi.|jildan jila bejtelʔeʔ ɡilɡalʔa ve mispaʔja sirajla ɡidip dolasir ve israelʔe tum bu jerlerde hukmederdi. Old-Testament-Jeremiah-050-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey siz, bütün yay gerenler, Babil'e karşı her yandan dizilin; ona ok atın. Okları esirgemeyin, çünkü o, Yahve'ye karşı günah işledi.|ej sizʔ butun jaj ɡerenlerʔ babilʔe karsi her jandan dizilin; ona ok atin. oklari esirɡemejinʔ t͡ʃunku oʔ jahveʔje karsi ɡunah isledi. Old-Testament-2-Samuel-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Avşalom İsrael’in bütün oymaklarına casuslar gönderip, “Boru sesini duyar duymaz, o zaman ‘Avşalom Hevron’da kraldır!’ diyeceksiniz” dedi.|ama avsalom israel’in butun ojmaklarina t͡ʃasuslar ɡonderipʔ “boru sesini dujar dujmazʔ o zaman ‘avsalom hevron’da kraldir!’ dijet͡ʃeksiniz” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Otuzlar'dan bir yiğit olup ve Otuzlar'ın önderi olan Givonlu İşmaya; Yeremya; Yahaziel; Yohanan; Gederalı Yozavad;|otuzlarʔdan bir jiɡit olup ve otuzlarʔin onderi olan ɡivonlu ismaja; jeremja; jahaziel; johanan; ɡederali jozavad; Old-Testament-Judges-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocukları, \"\"Bütün İsrael oymaklarından toplantıda Yahve'ye çıkmayan kim var?\"\" dediler. Çünkü Mispa'da Yahve'ye çıkmayan adam için, \"\"Mutlaka öldürülecektir\"\" diyerek büyük ant içmişlerdi.\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ \"\"butun israel ojmaklarindan toplantida jahveʔje t͡ʃikmajan kim var?\"\" dediler. t͡ʃunku mispaʔda jahveʔje t͡ʃikmajan adam it͡ʃinʔ \"\"mutlaka oldurulet͡ʃektir\"\" dijerek bujuk ant it͡ʃmislerdi.\" Old-Testament-2-Chronicles-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam atalarıyla uyudu ve David'in kentinde gömüldü; ve yerine oğlu Aviya kral oldu.|rehovam atalarijla ujudu ve davidʔin kentinde ɡomuldu; ve jerine oɡlu avija kral oldu. Old-Testament-Psalms-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğinin isteğini ona verdin, dudaklarının dileğini geri çevirmedin. Selah.|jureɡinin isteɡini ona verdinʔ dudaklarinin dileɡini ɡeri t͡ʃevirmedin. selah. Old-Testament-Exodus-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, yarın bu zamanlarda Mısır'da kurulduğu günden bu yana görülmemiş derecede şiddetli bir dolu yağdıracağım.|isteʔ jarin bu zamanlarda misirʔda kurulduɡu ɡunden bu jana ɡorulmemis deret͡ʃede siddetli bir dolu jaɡdirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-036-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya'yı dinlemeyin, çünkü Aşur Kralı şöyle diyor: 'Benimle barışın ve yanıma çıkın; ve her biriniz kendi asmasından, her biriniz kendi incir ağacından yesin ve her biriniz kendi sarnıcının sularından içsin;|hizkijaʔji dinlemejinʔ t͡ʃunku asur krali sojle dijor ʔbenimle barisin ve janima t͡ʃikin; ve her biriniz kendi asmasindanʔ her biriniz kendi int͡ʃir aɡat͡ʃindan jesin ve her biriniz kendi sarnit͡ʃinin sularindan it͡ʃsin; Old-Testament-Exodus-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Halkın önünde yürü, İsrael'in ihtiyarlarını da yanına al ve Nil'e vurduğun değneği eline alıp git.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"halkin onunde juruʔ israelʔin ihtijarlarini da janina al ve nilʔe vurduɡun deɡneɡi eline alip ɡit.\" Old-Testament-Genesis-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin kapısındaki adamları büyük küçük hepsini körlükle vurdular, öyle ki kapıyı aramaktan bitkin düştüler.|evin kapisindaki adamlari bujuk kut͡ʃuk hepsini korlukle vurdularʔ ojle ki kapiji aramaktan bitkin dustuler. Old-Testament-Psalms-116-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'yi seviyorum, çünkü sesimi, feryadımı merhametiyle duyar.|jahveʔji sevijorumʔ t͡ʃunku sesimiʔ ferjadimi merhametijle dujar. New-Testament-2-Corinthians-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü size okuduğunuzdan ya da kabul ettiğinizden başka bir şey yazmıyoruz,|t͡ʃunku size okuduɡunuzdan ja da kabul ettiɡinizden baska bir sej jazmijoruzʔ Old-Testament-Genesis-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanok'un tüm günleri üç yüz altmış beş yıldı.|hanokʔun tum ɡunleri ut͡ʃ juz altmis bes jildi. Old-Testament-Psalms-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün düşmanlarım utanıp dehşet içinde kalacak. Dönecekler, ansızın rezil olacaklar.|butun dusmanlarim utanip dehset it͡ʃinde kalat͡ʃak. donet͡ʃeklerʔ ansizin rezil olat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-150-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek ses çıkaran zillerle O'nu övün! Çınlayan zillerle O’nu övün!|juksek ses t͡ʃikaran zillerle oʔnu ovun! t͡ʃinlajan zillerle o’nu ovun! New-Testament-Colossians-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilin ki, miras ödülünüzü Efendi’den alacaksınız. Çünkü Efendi Mesih’e hizmet ediyorsunuz.|bilin kiʔ miras odulunuzu efendi’den alat͡ʃaksiniz. t͡ʃunku efendi mesih’e hizmet edijorsunuz. New-Testament-John-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni dünyaya gönderdiğin gibi, ben de onları dünyaya gönderdim.|beni dunjaja ɡonderdiɡin ɡibiʔ ben de onlari dunjaja ɡonderdim. Old-Testament-Numbers-031-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin Eleazar savaşa giden askerlere şöyle dedi: \"\"Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu yasanın kuralı budur.\"|\"kahin eleazar savasa ɡiden askerlere sojle dedi \"\"jahveʔnin moseʔje bujurduɡu jasanin kurali budur.\" Old-Testament-Job-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlaşılmaz büyük işler yapan, sayısız şaşılacak şeyler yaratan Tanrı'ya.|anlasilmaz bujuk isler japanʔ sajisiz sasilat͡ʃak sejler jaratan tanriʔja. Old-Testament-Ezekiel-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Ey sen, İsrael beyi, sonun kötülüğü zamanında günü gelmiş olan ağır yaralı kötü adam,|“‘ej senʔ israel bejiʔ sonun kotuluɡu zamaninda ɡunu ɡelmis olan aɡir jarali kotu adamʔ New-Testament-1-Timothy-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Himeneos ve İskender bunlardandır. Küfretmemeyi öğrensinler diye onları Şeytan’a teslim ettim.|himeneos ve iskender bunlardandir. kufretmemeji oɡrensinler dije onlari sejtan’a teslim ettim. Old-Testament-Genesis-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu topraklardan Aşur'a gitti ve Nineve ile büyük Kala kenti arasında Nineve, Rehovot-İr, Kalah|bu topraklardan asurʔa ɡitti ve nineve ile bujuk kala kenti arasinda nineveʔ rehovot-irʔ kalah Old-Testament-Exodus-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|rahmi açan her şeyi, sana ait olan hayvanın ilk doğanlarını Yahve'ye ayıracaksın. Erkekler Yahve'nin olacak.|rahmi at͡ʃan her sejiʔ sana ait olan hajvanin ilk doɡanlarini jahveʔje ajirat͡ʃaksin. erkekler jahveʔnin olat͡ʃak. New-Testament-Mark-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler ve yazıcılar Yeşua’ya “Öğrencilerin neden atalarımızın töresine göre yürümüyorlar? Murdar ellerle neden yemek yiyorlar?” diye sordular.|ferisiler ve jazit͡ʃilar jesua’ja “oɡrent͡ʃilerin neden atalarimizin toresine ɡore jurumujorlar? murdar ellerle neden jemek jijorlar?” dije sordular. New-Testament-2-Thessalonians-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin gününün çoktan geldiğini söyleyen bir ruh, bir söz ya da bizden gelmiş gibi gösterilen bir mektup hemen aklınızı karıştırmasın, sizi telaşlandırmasın.|efendi’nin ɡununun t͡ʃoktan ɡeldiɡini sojlejen bir ruhʔ bir soz ja da bizden ɡelmis ɡibi ɡosterilen bir mektup hemen aklinizi karistirmasinʔ sizi telaslandirmasin. Old-Testament-Psalms-135-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yah’ı övün! Yahve’nin adını övün! Ey Yahve'nin hizmetkârları, O'nu övün,|jah’i ovun! jahve’nin adini ovun! ej jahveʔnin hizmetkarlariʔ oʔnu ovunʔ Old-Testament-Numbers-026-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeser'den Yeseriler soyu; Şillem'den Şillemiler soyu.|jeserʔden jeseriler soju; sillemʔden sillemiler soju. Old-Testament-Psalms-037-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların kılıcı kendi yüreklerine girecek, yayları kırılacaktır.|onlarin kilit͡ʃi kendi jureklerine ɡiret͡ʃekʔ jajlari kirilat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Ahimelek'e, \"\"Elinin altında mızrak ya da kılıç yok mu?\"\" dedi. \"\"Kral'ın işi acele gerektirdiği için kılıcımı ya da silahlarımı yanımda getirmedim.\"\"\"|\"david ahimelekʔeʔ \"\"elinin altinda mizrak ja da kilit͡ʃ jok mu?\"\" dedi. \"\"kralʔin isi at͡ʃele ɡerektirdiɡi it͡ʃin kilit͡ʃimi ja da silahlarimi janimda ɡetirmedim.\"\"\" Old-Testament-Ecclesiastes-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızlık büyük makamda yer alıyor, zenginler de alçak yerde oturuyor.|akilsizlik bujuk makamda jer alijorʔ zenɡinler de alt͡ʃak jerde oturujor. Old-Testament-1-Kings-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam atalarıyla uyudu ve atalarının yanına David'in kentinde gömüldü. Annesinin adı Ammonlu Naama'ydı. Yerine oğlu Aviyam hüküm sürdü.|rehovam atalarijla ujudu ve atalarinin janina davidʔin kentinde ɡomuldu. annesinin adi ammonlu naamaʔjdi. jerine oɡlu avijam hukum surdu. Old-Testament-Jeremiah-050-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor: “İsrael'in çocukları ve Yahuda'nın çocukları birlikte eziliyor. Onları sürgün edenlerin hepsi onları sıkı tutuyor, salıvermeyi reddediyorlar.|ordular jahvesi sojle dijor “israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ve jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari birlikte ezilijor. onlari surɡun edenlerin hepsi onlari siki tutujorʔ salivermeji reddedijorlar. New-Testament-Luke-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Dışarı çıktığında onlarla konuşamadı. Onlar da tapınakta bir görüm gördüğünü anladılar. Onlara işaretler yapıyordu ama dili tutuk kalmıştı.|disari t͡ʃiktiɡinda onlarla konusamadi. onlar da tapinakta bir ɡorum ɡorduɡunu anladilar. onlara isaretler japijordu ama dili tutuk kalmisti. Old-Testament-Ezekiel-037-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mezarlarınızı açıp sizi mezarlarınızdan çıkardığım zaman, ey halkım, benim Yahve olduğumu bileceksiniz.|mezarlarinizi at͡ʃip sizi mezarlarinizdan t͡ʃikardiɡim zamanʔ ej halkimʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Chronicles-007-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşi Helem’in oğulları: Sofah, İmna, Şeleş ve Amal.|kardesi helem’in oɡullari sofahʔ imnaʔ seles ve amal. Old-Testament-Ezekiel-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan bir kaçını alıp giysinin kıvrımlarına bağlayacaksın.|bunlardan bir kat͡ʃini alip ɡijsinin kivrimlarina baɡlajat͡ʃaksin. Old-Testament-Leviticus-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrısı'nın ekmeğinden, hem çok kutsal olandan, hem de kutsal olandan yiyecektir.|tanrisiʔnin ekmeɡindenʔ hem t͡ʃok kutsal olandanʔ hem de kutsal olandan jijet͡ʃektir. Old-Testament-Job-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, yetimler için kura çekerdiniz, dostunuz için de pazarlık ederdiniz.|evetʔ jetimler it͡ʃin kura t͡ʃekerdinizʔ dostunuz it͡ʃin de pazarlik ederdiniz. Old-Testament-Deuteronomy-001-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Önünde duran Nun oğlu Yeşu oraya girecek. Onu yüreklendir, çünkü o, ülkeyi İsrael'e miras edindirecektir.|onunde duran nun oɡlu jesu oraja ɡiret͡ʃek. onu jureklendirʔ t͡ʃunku oʔ ulkeji israelʔe miras edindiret͡ʃektir. New-Testament-John-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Lokmadan sonra, o vakit Şeytan onun içine girdi. Sonra Yeşua ona, “Yapacağını çabuk yap” dedi.|lokmadan sonraʔ o vakit sejtan onun it͡ʃine ɡirdi. sonra jesua onaʔ “japat͡ʃaɡini t͡ʃabuk jap” dedi. Old-Testament-Ezekiel-039-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, ülkenin bütün halkı onları gömecek; ve yüceltileceğim günde onlara ün olacak.” diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"evetʔ ulkenin butun halki onlari ɡomet͡ʃek; ve jut͡ʃeltilet͡ʃeɡim ɡunde onlara un olat͡ʃak.” dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Song-of-Songs-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadınların en güzeli, senin sevgilin öteki sevgililerden nasıl daha iyidir? Senin sevgilin öteki sevgililerden nasıl daha iyidir ki, bize böyle ant içiriyorsun?|kadinlarin en ɡuzeliʔ senin sevɡilin oteki sevɡililerden nasil daha ijidir? senin sevɡilin oteki sevɡililerden nasil daha ijidir kiʔ bize bojle ant it͡ʃirijorsun? Old-Testament-Genesis-044-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamız, ‘Yine gidip bize biraz yiyecek satın alın’ dedi.|babamizʔ ‘jine ɡidip bize biraz jijet͡ʃek satin alin’ dedi. Old-Testament-1-Kings-007-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Tunçtan on kazan yaptı. Bir kazan kırk bat alıyordu. Her kazan dört arşındı. On ayağın her birinde bir kazan vardı.|tunt͡ʃtan on kazan japti. bir kazan kirk bat alijordu. her kazan dort arsindi. on ajaɡin her birinde bir kazan vardi. New-Testament-Mark-014-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalkın! Haydi gidelim. Bakın bana ihanet eden yaklaşıyor.”|kalkin! hajdi ɡidelim. bakin bana ihanet eden jaklasijor.” New-Testament-John-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus yine inkâr etti ve hemen horoz öttü.|petrus jine inkar etti ve hemen horoz ottu. Old-Testament-Jeremiah-049-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı Nebukadnetsar'ın vurduğu Kedar, Ve Hasor krallıkları hakkında Yahve şöyle diyor: “Kalkın, Kedar'a çıkın, ve doğunun çocuklarını yok edin.|babil krali nebukadnetsarʔin vurduɡu kedarʔ ve hasor kralliklari hakkinda jahve sojle dijor “kalkinʔ kedarʔa t͡ʃikinʔ ve doɡunun t͡ʃot͡ʃuklarini jok edin. New-Testament-Luke-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senden korktum. Zira sert bir adamsın. Sen koymadığını kaldırır, ekmediğini biçersin.’”|t͡ʃunku senden korktum. zira sert bir adamsin. sen kojmadiɡini kaldirirʔ ekmediɡini bit͡ʃersin.’” Old-Testament-Zechariah-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntı denizinden geçecek, ve denizde dalgaları vuracak, ve Nil'in bütün derinlikleri kuruyacak; ve Aşur'un gururu yıkılacak, ve Mısır'ın asası elden gidecek.|sikinti denizinden ɡet͡ʃet͡ʃekʔ ve denizde dalɡalari vurat͡ʃakʔ ve nilʔin butun derinlikleri kurujat͡ʃak; ve asurʔun ɡururu jikilat͡ʃakʔ ve misirʔin asasi elden ɡidet͡ʃek. New-Testament-Luke-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bu en ufak şeyi bile yapamıyorsanız, neden geri kalanlar için kaygılanıyorsunuz?|o zaman bu en ufak seji bile japamijorsanizʔ neden ɡeri kalanlar it͡ʃin kajɡilanijorsunuz? New-Testament-Luke-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı çok sözlerle sorguya çekti. Ama O hiç yanıt vermedi.|jesua’ji t͡ʃok sozlerle sorɡuja t͡ʃekti. ama o hit͡ʃ janit vermedi. Old-Testament-Numbers-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların eti senin olacak, sallamalık sunu döş ve sağ but gibi senin olacaklar.|onlarin eti senin olat͡ʃakʔ sallamalik sunu dos ve saɡ but ɡibi senin olat͡ʃaklar. Old-Testament-Hosea-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkemin kızgınlığını yerine getirmeyeceğim. Efraim'i yok etmek için geri dönmeyeceğim. Çünkü ben Tanrı'yım, insan değilim; aranızdaki Kutsal Olan'ım. Gazapla gelmeyeceğim.|ofkemin kizɡinliɡini jerine ɡetirmejet͡ʃeɡim. efraimʔi jok etmek it͡ʃin ɡeri donmejet͡ʃeɡim. t͡ʃunku ben tanriʔjimʔ insan deɡilim; aranizdaki kutsal olanʔim. ɡazapla ɡelmejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Proverbs-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusu bilginin başlangıcıdır, ama akılsızlar bilgeliği ve terbiyeyi küçümser.|jahve korkusu bilɡinin baslanɡit͡ʃidirʔ ama akilsizlar bilɡeliɡi ve terbijeji kut͡ʃumser. New-Testament-Revelation-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlara tanıklık eden, “Evet, yakında geliyorum” diyor. Amin! Evet, gel, Efendi Yeşua!|bunlara taniklik edenʔ “evetʔ jakinda ɡelijorum” dijor. amin! evetʔ ɡelʔ efendi jesua! Old-Testament-Nehemiah-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yanına Yerihalılar bina ettiler. Onların yanında da İmri oğlu Zakkur bina etti.|onun janina jerihalilar bina ettiler. onlarin janinda da imri oɡlu zakkur bina etti. Old-Testament-2-Samuel-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreği aslan yüreği gibi olan yiğit bile tamamen eriyecek; çünkü bütün İsrael, babanın güçlü bir adam olduğunu ve onunla birlikte olanların yiğit adamlar olduğunu biliyor.|jureɡi aslan jureɡi ɡibi olan jiɡit bile tamamen erijet͡ʃek; t͡ʃunku butun israelʔ babanin ɡut͡ʃlu bir adam olduɡunu ve onunla birlikte olanlarin jiɡit adamlar olduɡunu bilijor. New-Testament-Matthew-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı’nın evine girip kendisinin ve beraberindekilerin yemesi yasak olan, yalnızca kâhinlerin yiyebileceği sergi ekmeklerini yedi.|“tanri’nin evine ɡirip kendisinin ve beraberindekilerin jemesi jasak olanʔ jalnizt͡ʃa kahinlerin jijebilet͡ʃeɡi serɡi ekmeklerini jedi. New-Testament-Romans-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın doğruluğu, benim yalanımla O’nun yüceliği için çoğaldıysa, ben neden hâlâ bir günahkâr olarak yargılanıyorum?|tanri’nin doɡruluɡuʔ benim jalanimla o’nun jut͡ʃeliɡi it͡ʃin t͡ʃoɡaldijsaʔ ben neden hala bir ɡunahkar olarak jarɡilanijorum? Old-Testament-Genesis-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, yeryüzüne ışık vermesi, gündüze ve geceye hükmetmesi, ışığı karanlıktan ayırması için onları gökyüzündeki boşluğa yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.|tanriʔ jerjuzune isik vermesiʔ ɡunduze ve ɡet͡ʃeje hukmetmesiʔ isiɡi karanliktan ajirmasi it͡ʃin onlari ɡokjuzundeki bosluɡa jerlestirdi. tanri bunun iji olduɡunu ɡordu. Old-Testament-Nahum-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve senin hakkında şöyle buyurdu: “Artık senin adını taşıyacak bir kuşak olmayacak. Senin ilâhlarının evinden oyma sureti ve dökme sureti kesip atacağım. Senin mezarını yapacağım, çünkü sen aşağılıksın.”|jahve senin hakkinda sojle bujurdu “artik senin adini tasijat͡ʃak bir kusak olmajat͡ʃak. senin ilahlarinin evinden ojma sureti ve dokme sureti kesip atat͡ʃaɡim. senin mezarini japat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku sen asaɡiliksin.” Old-Testament-Jeremiah-031-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Eğer bu yasalar önümden kalkarsa,” diyor Yahve, \"\"o zaman İsrael soyundan gelenler de sonsuza dek önümde ulus olmaktan çıkacaktır.”\"|\"“eɡer bu jasalar onumden kalkarsaʔ” dijor jahveʔ \"\"o zaman israel sojundan ɡelenler de sonsuza dek onumde ulus olmaktan t͡ʃikat͡ʃaktir.”\" Old-Testament-Leviticus-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kendini kirletmek için hiçbir hayvanla yatmayacaksın. Hiçbir kadın kendini bir hayvana verip onunla yatmayacak; bu sapkınlıktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔkendini kirletmek it͡ʃin hit͡ʃbir hajvanla jatmajat͡ʃaksin. hit͡ʃbir kadin kendini bir hajvana verip onunla jatmajat͡ʃak; bu sapkinliktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-027-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Haran, Kanne, Eden, Şeba tüccarları, Aşur ve Kilmad senin tüccarlarındı.|“‘“haranʔ kanneʔ edenʔ seba tut͡ʃt͡ʃarlariʔ asur ve kilmad senin tut͡ʃt͡ʃarlarindi. Old-Testament-Exodus-028-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Efodun kaftanını tamamen mavi yapacaksın.\"|\"\"\"efodun kaftanini tamamen mavi japat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Job-034-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer şimdi sende anlayış varsa, bunu dinle. Sözlerime kulak ver.|“eɡer simdi sende anlajis varsaʔ bunu dinle. sozlerime kulak ver. Old-Testament-Nehemiah-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana dört kez böyle haber gönderdiler; ben de onlara aynı şekilde yanıt verdim.|bana dort kez bojle haber ɡonderdiler; ben de onlara ajni sekilde janit verdim. Old-Testament-Psalms-056-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’ya, sözünü överim. Yahve’ye, sözünü överim.|tanri’jaʔ sozunu overim. jahve’jeʔ sozunu overim. Old-Testament-Psalms-055-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bense, Tanrı'ya seslenirim. Yahve kurtarır beni.|benseʔ tanriʔja seslenirim. jahve kurtarir beni. New-Testament-Revelation-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci mührü açtığında, ikinci canlı yaratığın, “Gel!” dediğini duydum.|ikint͡ʃi muhru at͡ʃtiɡindaʔ ikint͡ʃi t͡ʃanli jaratiɡinʔ “ɡel!” dediɡini dujdum. New-Testament-1-Corinthians-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biri, bilgili olan seni bir putperest tapınağında sofraya oturmuş görürse, putlara kurban edilen şeyleri yemek için, eğer kendisi zayıfsa, vicdanı cesaret almaz mı?|t͡ʃunku biriʔ bilɡili olan seni bir putperest tapinaɡinda sofraja oturmus ɡorurseʔ putlara kurban edilen sejleri jemek it͡ʃinʔ eɡer kendisi zajifsaʔ vit͡ʃdani t͡ʃesaret almaz mi? Old-Testament-1-Samuel-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O günlerde Filistliler İsrael'le savaşmak üzere ordularını savaşa topladılar. Akiş, David'e, \"\"Sen ve adamların benimle birlikte orduda çıkacağınızı kesin bilin\"\" dedi.\"|\"o ɡunlerde filistliler israelʔle savasmak uzere ordularini savasa topladilar. akisʔ davidʔeʔ \"\"sen ve adamlarin benimle birlikte orduda t͡ʃikat͡ʃaɡinizi kesin bilin\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellinci yılı kutsal kılacaksınız ve ülke sakinlerinin hepsine özgürlük ilan edeceksiniz. Bu sizin için bir jübile olacak; ve her biriniz kendi mülküne, her biriniz kendi ailesine dönecek.|ellint͡ʃi jili kutsal kilat͡ʃaksiniz ve ulke sakinlerinin hepsine ozɡurluk ilan edet͡ʃeksiniz. bu sizin it͡ʃin bir ʒubile olat͡ʃak; ve her biriniz kendi mulkuneʔ her biriniz kendi ailesine donet͡ʃek. Old-Testament-Judges-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra Giladlı Yair ortaya çıktı. İsrael'e yirmi iki yıl hükmetti.|ondan sonra ɡiladli jair ortaja t͡ʃikti. israelʔe jirmi iki jil hukmetti. Old-Testament-2-Chronicles-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael uzun zamandır gerçek Tanrı'dan, öğreten kâhinden ve yasadan yoksundu.|israel uzun zamandir ɡert͡ʃek tanriʔdanʔ oɡreten kahinden ve jasadan joksundu. Old-Testament-Job-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yalnız iki şeyi bana yapma, o zaman kendimi senden saklamayacağım:|“jalniz iki seji bana japmaʔ o zaman kendimi senden saklamajat͡ʃaɡim Old-Testament-Numbers-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Benzetmesini şöyle sürdürdü ve dedi: “Beor oğlu Balam diyor ki, gözleri açık olan adam diyor ki;|benzetmesini sojle surdurdu ve dedi “beor oɡlu balam dijor kiʔ ɡozleri at͡ʃik olan adam dijor ki; New-Testament-Jude-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonsuz yaşam için Efendimiz Yeşua Mesih’in merhametini beklerken kendinizi Tanrı’nın sevgisinde tutun.|sonsuz jasam it͡ʃin efendimiz jesua mesih’in merhametini beklerken kendinizi tanri’nin sevɡisinde tutun. Old-Testament-Judges-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yeni ilâhlar seçtiler. O zaman savaş kapılardaydı. İsrael'de kırk bin arasında kalkan ya da mızrak görüldü mü?|onlar jeni ilahlar set͡ʃtiler. o zaman savas kapilardajdi. israelʔde kirk bin arasinda kalkan ja da mizrak ɡoruldu mu? Old-Testament-Deuteronomy-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe gidip bu sözleri bütün İsrael'e söyledi.|mose ɡidip bu sozleri butun israelʔe sojledi. Old-Testament-Micah-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük hazineleri, ve lanetli eksik efa hâlâ kötü insanın evinde mi?|kotuluk hazineleriʔ ve lanetli eksik efa hala kotu insanin evinde mi? New-Testament-Mark-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes yedi ve doydu. Arta kalan parçalardan yedi sepet dolusu kaldırdılar.|herkes jedi ve dojdu. arta kalan part͡ʃalardan jedi sepet dolusu kaldirdilar. Old-Testament-2-Samuel-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Yahve size sevgi dolu iyilik ve doğruluk göstersin. Bu şeyi yaptığınız için ben de sizi iyiliğiniz için ödüllendireceğim.|simdi jahve size sevɡi dolu ijilik ve doɡruluk ɡostersin. bu seji japtiɡiniz it͡ʃin ben de sizi ijiliɡiniz it͡ʃin odullendiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Ezekiel-045-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin günah sunusunun kanından alıp evin kapı söveleri üzerine, sunağın çıkıntısının dört köşesi üzerine ve iç avlunun kapı söveleri üzerine sürecek.|kahin ɡunah sunusunun kanindan alip evin kapi soveleri uzerineʔ sunaɡin t͡ʃikintisinin dort kosesi uzerine ve it͡ʃ avlunun kapi soveleri uzerine suret͡ʃek. Old-Testament-Job-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben dedim ki, 'Günler konuşmalı, yılların çokluğu bilgelik öğretmeli.'|ben dedim kiʔ ʔɡunler konusmaliʔ jillarin t͡ʃokluɡu bilɡelik oɡretmeli.ʔ New-Testament-2-Corinthians-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama utancın gizli şeylerini reddettik, kurnazlık içinde yürümedik, Tanrı sözünü aldatarak kullanmadık, ama gerçeği ortaya koyarak kendimizi Tanrı'nın önünde her insanın vicdanına tavsiye ediyoruz.|ama utant͡ʃin ɡizli sejlerini reddettikʔ kurnazlik it͡ʃinde jurumedikʔ tanri sozunu aldatarak kullanmadikʔ ama ɡert͡ʃeɡi ortaja kojarak kendimizi tanriʔnin onunde her insanin vit͡ʃdanina tavsije edijoruz. Old-Testament-Judges-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Devora ile Avinoam oğlu Barak ezgi söyleyip dediler:|o ɡun devora ile avinoam oɡlu barak ezɡi sojlejip dediler Old-Testament-Genesis-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Metuşelah toplam dokuz yüz altmış dokuz yıl yaşadıktan sonra öldü.|metuselah toplam dokuz juz altmis dokuz jil jasadiktan sonra oldu. Old-Testament-Deuteronomy-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, Yahve'nin atalarınıza ve onların soyuna vermek için ant içtiği süt ve bal akan diyarda günleriniz uzun olsun.|ojle kiʔ jahveʔnin atalariniza ve onlarin sojuna vermek it͡ʃin ant it͡ʃtiɡi sut ve bal akan dijarda ɡunleriniz uzun olsun. Old-Testament-1-Chronicles-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|David orada Yahve'ye bir sunak yaptı, yakmalık sunularını ve esenlik sunularını sundu ve Yahve'yi çağırdı. Yahve de yakmalık sunu sunağı üzerinde gökyüzünden ateşle ona yanıt verdi.|david orada jahveʔje bir sunak japtiʔ jakmalik sunularini ve esenlik sunularini sundu ve jahveʔji t͡ʃaɡirdi. jahve de jakmalik sunu sunaɡi uzerinde ɡokjuzunden atesle ona janit verdi. Old-Testament-Isaiah-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve senin hakkından gelecek ve seni şiddetle fırlatıp atacak. Evet, seni sıkıca kavrayacaktır.|isteʔ jahve senin hakkindan ɡelet͡ʃek ve seni siddetle firlatip atat͡ʃak. evetʔ seni sikit͡ʃa kavrajat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Samuel-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Avner ona, \"\"Sağına ya da soluna dön, gençlerden birini yakala ve zırhını al\"\" dedi. Ancak Asahel onu takip etmekten dönmedi.\"|\"avner onaʔ \"\"saɡina ja da soluna donʔ ɡent͡ʃlerden birini jakala ve zirhini al\"\" dedi. ant͡ʃak asahel onu takip etmekten donmedi.\" Old-Testament-1-Kings-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin İsrael'in çocuklarının önünden kovduğu Amorlular’ın yaptığı her şeye göre, putların peşinden giderek çok iğrenç şeyler yaptı.|jahve’nin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden kovduɡu amorlular’in japtiɡi her seje ɡoreʔ putlarin pesinden ɡiderek t͡ʃok iɡrent͡ʃ sejler japti. Old-Testament-Amos-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Yahve şöyle diyor: 'Senin karın kentte fahişe olacak, oğulların ve kızların kılıçla düşecekler, ülken ölçü ipiyle bölünecek; sen de kirli bir ülkede öleceksin ve İsrael kesinlikle ülkesinden sürülecektir.'\"\"\"|\"bu juzden jahve sojle dijor ʔsenin karin kentte fahise olat͡ʃakʔ oɡullarin ve kizlarin kilit͡ʃla duset͡ʃeklerʔ ulken olt͡ʃu ipijle bolunet͡ʃek; sen de kirli bir ulkede olet͡ʃeksin ve israel kesinlikle ulkesinden surulet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden sen kuşağını beline bağla, kalk ve sana buyurduğum her şeyi onlara söyle. Onlardan yılma, yoksa seni onların önünde ben yıldırırım.\"|\"\"\"bu juzden sen kusaɡini beline baɡlaʔ kalk ve sana bujurduɡum her seji onlara sojle. onlardan jilmaʔ joksa seni onlarin onunde ben jildiririm.\" Old-Testament-Psalms-112-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü haberden korkmaz. Yüreği kararlıdır, Yahve’ye güvenir.|kotu haberden korkmaz. jureɡi kararlidirʔ jahve’je ɡuvenir. Old-Testament-Genesis-026-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah erken kalkıp birbirlerine ant içtiler. İshak onları yolcu etti ve ondan barış içinde ayrıldılar.|sabah erken kalkip birbirlerine ant it͡ʃtiler. ishak onlari jolt͡ʃu etti ve ondan baris it͡ʃinde ajrildilar. New-Testament-Luke-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Onikiler’i yanına çağırıp onlara bütün iblislerin üzerinde ve hastalıkları iyileştirmek için güç ve yetki verdi.|jesua onikiler’i janina t͡ʃaɡirip onlara butun iblislerin uzerinde ve hastaliklari ijilestirmek it͡ʃin ɡut͡ʃ ve jetki verdi. Old-Testament-Amos-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü, işte, ben, İsrael evi, size karşı bir ulusu kaldıracağım.\"\" diyor Ordular Tanrısı Yahve; \"\"Ve onlar Hamat'ın girişinden Arava Vadisi'ne kadar sizi ezecekler.\"\"\"|\"t͡ʃunkuʔ isteʔ benʔ israel eviʔ size karsi bir ulusu kaldirat͡ʃaɡim.\"\" dijor ordular tanrisi jahve; \"\"ve onlar hamatʔin ɡirisinden arava vadisiʔne kadar sizi ezet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Psalms-037-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama gelip geçti işte, artık o yok. Onu aradım ama bulunamadı.|ama ɡelip ɡet͡ʃti isteʔ artik o jok. onu aradim ama bulunamadi. Old-Testament-Numbers-031-027|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ganimeti savaşta becerikli, savaşa giden adamlar ile tüm topluluk arasında ikiye böl.|ve ɡanimeti savasta bet͡ʃerikliʔ savasa ɡiden adamlar ile tum topluluk arasinda ikije bol. Old-Testament-Exodus-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer sahibi onun yanındaysa, ödemeyecektir. Eğer kiralık bir şeyse, kirasına sayılacaktır.\"\"\"|\"eɡer sahibi onun janindajsaʔ odemejet͡ʃektir. eɡer kiralik bir sejseʔ kirasina sajilat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı adamı, \"\"Nereye düştü?\"\" diye sordu. Ona yeri gösterdi. Bir ağaç kesti, oraya attı ve demir suyun üzerine çıktı.\"|\"tanri adamiʔ \"\"nereje dustu?\"\" dije sordu. ona jeri ɡosterdi. bir aɡat͡ʃ kestiʔ oraja atti ve demir sujun uzerine t͡ʃikti.\" New-Testament-Matthew-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua karşı yakadaki Gadaralılar’ın memleketine geldiği zaman, orada O’nu mezarlık mağaralardan çıkan iblislere tutsak iki kişi karşıladı, öyle azgınlardı ki, o yoldan kimse geçemiyordu.|jesua karsi jakadaki ɡadaralilar’in memleketine ɡeldiɡi zamanʔ orada o’nu mezarlik maɡaralardan t͡ʃikan iblislere tutsak iki kisi karsiladiʔ ojle azɡinlardi kiʔ o joldan kimse ɡet͡ʃemijordu. Old-Testament-1-Chronicles-016-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler sevinsin, yeryüzü coşsun! Uluslar arasında, “Yahve hüküm sürüyor!” desinler.|ɡokler sevinsinʔ jerjuzu t͡ʃossun! uluslar arasindaʔ “jahve hukum surujor!” desinler. New-Testament-Hebrews-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın bir kez ölmesi, sonra da yargılanması kaçınılmazdır.|insanin bir kez olmesiʔ sonra da jarɡilanmasi kat͡ʃinilmazdir. Old-Testament-Jeremiah-036-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın yanına, avluya girdiler; ama tomarı kâtip Elişama’nın odasına koymuşlardı. Sonra bütün sözleri kralın duyabileceği şekilde anlattılar.|kralin janinaʔ avluja ɡirdiler; ama tomari katip elisama’nin odasina kojmuslardi. sonra butun sozleri kralin dujabilet͡ʃeɡi sekilde anlattilar. Old-Testament-Genesis-030-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan, “Eğer şimdi gözünde lütuf bulduysam, burada kal” dedi, “Çünkü Yahve’nin senin sayende beni kutsadığını anladım.”|lavanʔ “eɡer simdi ɡozunde lutuf buldujsamʔ burada kal” dediʔ “t͡ʃunku jahve’nin senin sajende beni kutsadiɡini anladim.” Old-Testament-Micah-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Elleri kötülük yapmak için gayretlidir. Yönetici ve hâkim rüşvet istiyor. Güçlü adam canının kötü arzusunu zorla kabul ettiriyor. Böylece birlikte düzen kuruyorlar.|elleri kotuluk japmak it͡ʃin ɡajretlidir. jonetit͡ʃi ve hakim rusvet istijor. ɡut͡ʃlu adam t͡ʃaninin kotu arzusunu zorla kabul ettirijor. bojlet͡ʃe birlikte duzen kurujorlar. New-Testament-Romans-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik Tanrısı yakında Şeytan’ı ayaklarınızın altında ezecektir. Efendimiz Yeşua Mesih’in lütfu sizinle birlikte olsun.|esenlik tanrisi jakinda sejtan’i ajaklarinizin altinda ezet͡ʃektir. efendimiz jesua mesih’in lutfu sizinle birlikte olsun. Old-Testament-Exodus-038-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşma Çadırı'nda kullanılan malzemelerin miktarları bunlardı; Moşe'nin buyruğu uyarınca Levililer'in hizmeti için kâhin Aron oğlu İtamar'ın eliyle sayıldı.|antlasma t͡ʃadiriʔnda kullanilan malzemelerin miktarlari bunlardi; moseʔnin bujruɡu ujarint͡ʃa levililerʔin hizmeti it͡ʃin kahin aron oɡlu itamarʔin elijle sajildi. New-Testament-2-Corinthians-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mektuplarımla sizi korkutmak istermiş gibi görünmek istemiyorum.|mektuplarimla sizi korkutmak istermis ɡibi ɡorunmek istemijorum. Old-Testament-1-Kings-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral almug ağaçlarından Yahve'nin evi ve kralın evi için direkler yaptı, ezgiciler için de çenkler ve telli çalgılar yaptı; bugüne kadar böyle almug ağaçları gelmedi ve görülmedi.|kral almuɡ aɡat͡ʃlarindan jahveʔnin evi ve kralin evi it͡ʃin direkler japtiʔ ezɡit͡ʃiler it͡ʃin de t͡ʃenkler ve telli t͡ʃalɡilar japti; buɡune kadar bojle almuɡ aɡat͡ʃlari ɡelmedi ve ɡorulmedi. Old-Testament-2-Kings-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah, kurban sunma saatinde, işte, Edom yolundan su geldi ve diyar suyla doldu.|sabahʔ kurban sunma saatindeʔ isteʔ edom jolundan su ɡeldi ve dijar sujla doldu. New-Testament-Luke-019-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne yapacaklarını bulamıyorlardı. Çünkü bütün halk O’nun söylemiş olduğu her söze tutulmuştu.|ne japat͡ʃaklarini bulamijorlardi. t͡ʃunku butun halk o’nun sojlemis olduɡu her soze tutulmustu. Old-Testament-Psalms-037-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü doğruyu gözetler, onu öldürmenin yolunu arar.|kotu doɡruju ɡozetlerʔ onu oldurmenin jolunu arar. Old-Testament-Leviticus-016-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra Kutsal Konut için kefaret edecek; Buluşma Çadırı ile sunak için kefaret edecek; kâhinler ve topluluktaki tüm halk için kefaret edecek.|ondan sonra kutsal konut it͡ʃin kefaret edet͡ʃek; bulusma t͡ʃadiri ile sunak it͡ʃin kefaret edet͡ʃek; kahinler ve topluluktaki tum halk it͡ʃin kefaret edet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael evini kendi yüreklerinde tutayım, çünkü hepsi putları yüzünden bana yabancı oldular.\"\"'\"\"\"|\"israel evini kendi jureklerinde tutajimʔ t͡ʃunku hepsi putlari juzunden bana jabant͡ʃi oldular.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlığın içinden derin şeyleri ortaya çıkarır, ölüm gölgesini ışığa çıkarır.|karanliɡin it͡ʃinden derin sejleri ortaja t͡ʃikarirʔ olum ɡolɡesini isiɡa t͡ʃikarir. Old-Testament-Judges-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Lütfen ben yanına gelip hediyemi çıkarıncaya dek, önüne koyuncaya dek, buradan ayrılma.” \"\"Sen dönene dek bekleyeceğim\"\" dedi.\"|\"lutfen ben janina ɡelip hedijemi t͡ʃikarint͡ʃaja dekʔ onune kojunt͡ʃaja dekʔ buradan ajrilma.” \"\"sen donene dek beklejet͡ʃeɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Job-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni görmekte olanın gözü artık beni görmeyecek. Senin gözlerin üzerimde olacak, ama ben olmayacağım.|beni ɡormekte olanin ɡozu artik beni ɡormejet͡ʃek. senin ɡozlerin uzerimde olat͡ʃakʔ ama ben olmajat͡ʃaɡim. New-Testament-Matthew-021-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’ya şöyle dedi: “Bu sefil adamları sefil bir şekilde yok edecek; bağını ürününü kendisine mevsiminde verecek olan başka çiftçilere kiralayacak.”|jesua’ja sojle dedi “bu sefil adamlari sefil bir sekilde jok edet͡ʃek; baɡini urununu kendisine mevsiminde veret͡ʃek olan baska t͡ʃiftt͡ʃilere kiralajat͡ʃak.” Old-Testament-2-Samuel-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın ev halkını geçirmek ve onun iyi gördüğü şeyi yapmak için bir kayık gitti. Gera oğlu Şimei, kral Yarden'i geçince onun önünde yere kapandı.|kralin ev halkini ɡet͡ʃirmek ve onun iji ɡorduɡu seji japmak it͡ʃin bir kajik ɡitti. ɡera oɡlu simeiʔ kral jardenʔi ɡet͡ʃint͡ʃe onun onunde jere kapandi. New-Testament-Mark-008-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insan bütün dünyayı kazanıp da hayatını kaybederse, ne kazancı olur?|t͡ʃunku insan butun dunjaji kazanip da hajatini kajbederseʔ ne kazant͡ʃi olur? New-Testament-1-Thessalonians-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, bizim için dua edin.|kardeslerʔ bizim it͡ʃin dua edin. New-Testament-Mark-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Oğlu Yeşua Mesih’in Müjdesi’nin başlangıcı.|tanri oɡlu jesua mesih’in muʒdesi’nin baslanɡit͡ʃi. Old-Testament-Deuteronomy-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır diyarında hizmetçi olduğunu ve Tanrın Yahve'nin seni güçlü ve uzanmış koluyla oradan çıkardığını hatırlayacaksın. Bu nedenle Tanrın Yahve sana Şabat Günü'nü tutmanı buyurdu.\"\"\"|\"misir dijarinda hizmett͡ʃi olduɡunu ve tanrin jahveʔnin seni ɡut͡ʃlu ve uzanmis kolujla oradan t͡ʃikardiɡini hatirlajat͡ʃaksin. bu nedenle tanrin jahve sana sabat ɡunuʔnu tutmani bujurdu.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözün ona acımayacak, ama sana iyilik olsun diye suçsuz kanı İsrael'den temizleyeceksin.|ɡozun ona at͡ʃimajat͡ʃakʔ ama sana ijilik olsun dije sut͡ʃsuz kani israelʔden temizlejet͡ʃeksin. New-Testament-Matthew-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskiden olanlara, ‘Öldürmeyeceksin, adam öldüren yargılanacak’ dendiğini duydunuz.|eskiden olanlaraʔ ‘oldurmejet͡ʃeksinʔ adam olduren jarɡilanat͡ʃak’ dendiɡini dujdunuz. Old-Testament-Ezekiel-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kulağıma yüksek sesle şöyle bağırdı: “Kentin üzerinde konulmuş olanları, her birinin elinde yıkım silahı ile yaklaştırın.”|o zaman kulaɡima juksek sesle sojle baɡirdi “kentin uzerinde konulmus olanlariʔ her birinin elinde jikim silahi ile jaklastirin.” Old-Testament-Daniel-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Daniel, sonun vaktine dek, sözleri sakla ve kitabı mühürle. Birçokları ileri geri koşacaklar ve bilgi artacak.”|ama senʔ ej danielʔ sonun vaktine dekʔ sozleri sakla ve kitabi muhurle. birt͡ʃoklari ileri ɡeri kosat͡ʃaklar ve bilɡi artat͡ʃak.” Old-Testament-Zephaniah-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve, güçlü Kurtarıcı, senin içindedir. O sevinçle senin için sevinecek. Sevgisinde seni sakinleştirecek. Ezgi söyleyerek senin için coşacaktır.|tanriniz jahveʔ ɡut͡ʃlu kurtarit͡ʃiʔ senin it͡ʃindedir. o sevint͡ʃle senin it͡ʃin sevinet͡ʃek. sevɡisinde seni sakinlestiret͡ʃek. ezɡi sojlejerek senin it͡ʃin t͡ʃosat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-040-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıların yanında olan döşeme, kapıların uzunluğuna, alt döşemeye denkti.|kapilarin janinda olan dosemeʔ kapilarin uzunluɡunaʔ alt dosemeje denkti. Old-Testament-2-Chronicles-032-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman birçok kişi toplandı ve bütün pınarları ve ülkenin ortasından akan dereyi kestiler ve, \"\"Aşur kralları neden gelip bol su bulsunlar?\"\" dediler.\"|\"o zaman birt͡ʃok kisi toplandi ve butun pinarlari ve ulkenin ortasindan akan dereji kestiler veʔ \"\"asur krallari neden ɡelip bol su bulsunlar?\"\" dediler.\" Old-Testament-1-Chronicles-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekolu İkkeş oğlu İra, Anatotlu Aviezer,|tekolu ikkes oɡlu iraʔ anatotlu aviezerʔ Old-Testament-2-Kings-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Elişa ona, \"\"Git, ona, 'Kesinlikle iyileşeceksin' de; ama Yahve bana onun kesinlikle öleceğini gösterdi\"\" dedi.\"|\"elisa onaʔ \"\"ɡitʔ onaʔ ʔkesinlikle ijileset͡ʃeksinʔ de; ama jahve bana onun kesinlikle olet͡ʃeɡini ɡosterdi\"\" dedi.\" New-Testament-Hebrews-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınız beni orada sınayıp denediler. Ve kırk yıl boyunca işlerimi gördüler.|atalariniz beni orada sinajip denediler. ve kirk jil bojunt͡ʃa islerimi ɡorduler. New-Testament-Mark-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yine deniz kıyısına gitti. Bütün kalabalıklar O’na geliyor, O da onlara öğretiyordu.|jesua jine deniz kijisina ɡitti. butun kalabaliklar o’na ɡelijorʔ o da onlara oɡretijordu. New-Testament-Acts-010-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların başka dillerde konuştuklarını ve Tanrı’yı yücelttiklerini duydular. O zaman Petrus,|t͡ʃunku onlarin baska dillerde konustuklarini ve tanri’ji jut͡ʃelttiklerini dujdular. o zaman petrusʔ New-Testament-Hebrews-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun içindir ki, Yeşua da kendi kanıyla halkı kutsal kılmak için kent kapısının dışında acı çekti.|bunun it͡ʃindir kiʔ jesua da kendi kanijla halki kutsal kilmak it͡ʃin kent kapisinin disinda at͡ʃi t͡ʃekti. New-Testament-Colossians-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözünüz tuzla terbiye edilmiş gibi her zaman lütufkâr olsun. Öyle ki, herkese nasıl yanıt vermeniz gerektiğini bilesiniz.|sozunuz tuzla terbije edilmis ɡibi her zaman lutufkar olsun. ojle kiʔ herkese nasil janit vermeniz ɡerektiɡini bilesiniz. Old-Testament-Ezra-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ondan sonra sürekli yakmalık sunuyu, Yeni Aylar'ın sunularını, kutsanmış olan bütün Yahve'nin belli bayramlarının sunularını ve Yahve'ye gönüllü olarak gönüllü sunu sunan herkesin sunularını sundular.|ve ondan sonra surekli jakmalik sunujuʔ jeni ajlarʔin sunulariniʔ kutsanmis olan butun jahveʔnin belli bajramlarinin sunularini ve jahveʔje ɡonullu olarak ɡonullu sunu sunan herkesin sunularini sundular. Old-Testament-Ezekiel-043-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana hizmet etmek için bana yakın olan, Sadok soyundan Levili kâhinlere günah sunusu olarak genç bir boğa vereceksin.’ diyor Efendi Yahve.|bana hizmet etmek it͡ʃin bana jakin olanʔ sadok sojundan levili kahinlere ɡunah sunusu olarak ɡent͡ʃ bir boɡa veret͡ʃeksin.’ dijor efendi jahve. New-Testament-Acts-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinde, yeryüzünün her türden dört ayaklı hayvanları, sürüngenler ve gökyüzünün kuşları vardı.|it͡ʃindeʔ jerjuzunun her turden dort ajakli hajvanlariʔ surunɡenler ve ɡokjuzunun kuslari vardi. Old-Testament-Genesis-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Korktu ve “Bu yer ne heybetli! Burası Tanrı'nın evinden başka bir yer olamaz. Burası göğün kapısıdır.”|korktu ve “bu jer ne hejbetli! burasi tanriʔnin evinden baska bir jer olamaz. burasi ɡoɡun kapisidir.” Old-Testament-Leviticus-026-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Kovalayan yokken, sanki kılıç önündeymiş gibi birbirlerine çarpıp düşecekler. Düşmanlarınızın önünde duracak gücünüz olmayacak.|kovalajan jokkenʔ sanki kilit͡ʃ onundejmis ɡibi birbirlerine t͡ʃarpip duset͡ʃekler. dusmanlarinizin onunde durat͡ʃak ɡut͡ʃunuz olmajat͡ʃak. New-Testament-Hebrews-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar arasından alınan her başkâhin, günahlara karşılık hem sunular hem de kurbanlar sunmak üzere Tanrı’yla ilgili işlerde insanlar için atanır.|insanlar arasindan alinan her baskahinʔ ɡunahlara karsilik hem sunular hem de kurbanlar sunmak uzere tanri’jla ilɡili islerde insanlar it͡ʃin atanir. Old-Testament-Jeremiah-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim'in krallığının başlangıcında, Yahve'den Yeremya'ya şu söz geldi,|jahuda krali josija oɡlu jehojakimʔin kralliɡinin baslanɡit͡ʃindaʔ jahveʔden jeremjaʔja su soz ɡeldiʔ Old-Testament-Isaiah-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, o gün, bin gümüş şekel değerinde bin asmanın bulunduğu her yer çalılık ve dikenlik olacak.|ojle olat͡ʃak kiʔ o ɡunʔ bin ɡumus sekel deɡerinde bin asmanin bulunduɡu her jer t͡ʃalilik ve dikenlik olat͡ʃak. Old-Testament-Judges-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Haracı Moav Kralı Eglon'a sundu. Eglon çok şişman bir adamdı.|harat͡ʃi moav krali eɡlonʔa sundu. eɡlon t͡ʃok sisman bir adamdi. Old-Testament-2-Kings-015-037|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde Yahve, Suriye Kralı Resin'i ve Remalya oğlu Pekah'ı Yahuda'ya karşı göndermeye başladı.|o ɡunlerde jahveʔ surije krali resinʔi ve remalja oɡlu pekahʔi jahudaʔja karsi ɡondermeje basladi. Old-Testament-Exodus-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, size yolda bakması ve hazırladığım yere getirmesi için önünüzden bir Melek gönderiyorum.\"|\"\"\"isteʔ size jolda bakmasi ve hazirladiɡim jere ɡetirmesi it͡ʃin onunuzden bir melek ɡonderijorum.\" Old-Testament-2-Samuel-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Avner Yoav'a seslenip şöyle dedi: \"\"Kılıç sonsuza dek yiyip bitirecek mi? Sonunda acılık olacağını bilmiyor musun? O halde halka kardeşlerinizin ardından dönün demeniz daha ne kadar sürecek?”\"|\"bunun uzerine avner joavʔa seslenip sojle dedi \"\"kilit͡ʃ sonsuza dek jijip bitiret͡ʃek mi? sonunda at͡ʃilik olat͡ʃaɡini bilmijor musun? o halde halka kardeslerinizin ardindan donun demeniz daha ne kadar suret͡ʃek?”\" Old-Testament-2-Chronicles-033-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin İsrael'in çocuklarının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrençliklerine göre Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden kovmus olduɡu uluslarin iɡrent͡ʃliklerine ɡore jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. New-Testament-Luke-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Mevsiminde bağın ürününden payına düşeni alması için çiftçilere bir hizmetkârını gönderdi. Ama çiftçiler onu dövüp boş gönderdiler.|mevsiminde baɡin urununden pajina duseni almasi it͡ʃin t͡ʃiftt͡ʃilere bir hizmetkarini ɡonderdi. ama t͡ʃiftt͡ʃiler onu dovup bos ɡonderdiler. New-Testament-Philippians-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyim var, ben bolluk içindeyim. Epafroditus’un eliyle gönderdiklerinizi alınca dopdolu oldum. Bunlar hoş kokulu sunular, Tanrı tarafından kabul edilip beğenilen kurbanlardır.|her sejim varʔ ben bolluk it͡ʃindejim. epafroditus’un elijle ɡonderdiklerinizi alint͡ʃa dopdolu oldum. bunlar hos kokulu sunularʔ tanri tarafindan kabul edilip beɡenilen kurbanlardir. Old-Testament-Numbers-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Balam, Balak'ın hizmetkârlarına şöyle yanıt verdi: “Eğer Balak bana altın ve gümüş dolu evini verse bile, az olsun çok olsun, Tanrım Yahve'nin sözünün dışına çıkamam.|balamʔ balakʔin hizmetkarlarina sojle janit verdi “eɡer balak bana altin ve ɡumus dolu evini verse bileʔ az olsun t͡ʃok olsunʔ tanrim jahveʔnin sozunun disina t͡ʃikamam. Old-Testament-Isaiah-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarapla da sersemler ve ağır içkiyle sendelerler. Kâhin ve peygamber ağır içkiyle sendeliyor. Şaraba yutuldular. Ağır içkiyle sendeliyorlar. Görümde yanılıyorlar. Yargıda tökezliyorlar.|sarapla da sersemler ve aɡir it͡ʃkijle sendelerler. kahin ve pejɡamber aɡir it͡ʃkijle sendelijor. saraba jutuldular. aɡir it͡ʃkijle sendelijorlar. ɡorumde janilijorlar. jarɡida tokezlijorlar. New-Testament-Romans-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı Moşe’ye, “Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım” dedi.|t͡ʃunku tanri mose’jeʔ “merhamet ettiɡime merhamet edet͡ʃeɡimʔ at͡ʃidiɡima at͡ʃijat͡ʃaɡim” dedi. Old-Testament-Psalms-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Adını bilenler sana güvenecekler, çünkü sen, ey Yahve, seni arayanları terk etmezsin.|adini bilenler sana ɡuvenet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku senʔ ej jahveʔ seni arajanlari terk etmezsin. New-Testament-Luke-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşte, ayda ve yıldızlarda belirtiler olacak. Yeryüzündeki uluslar denizin ve dalgaların uğultusundan şaşkına dönüp sıkıntı içinde kalacak.|ɡunesteʔ ajda ve jildizlarda belirtiler olat͡ʃak. jerjuzundeki uluslar denizin ve dalɡalarin uɡultusundan saskina donup sikinti it͡ʃinde kalat͡ʃak. New-Testament-Luke-022-067|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer sen Mesih isen, söyle bize” dediler. Ama Yeşua onlara, “Eğer size söylersem inanmayacaksınız.|“eɡer sen mesih isenʔ sojle bize” dediler. ama jesua onlaraʔ “eɡer size sojlersem inanmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Genesis-026-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav kırk yaşındayken Hititli Beeri'nin kızı Yudit'le Hititli Elon'un kızı Basemat'ı eş olarak aldı.|esav kirk jasindajken hititli beeriʔnin kizi juditʔle hititli elonʔun kizi basematʔi es olarak aldi. New-Testament-2-Timothy-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençlik arzularından kaç. Temiz bir yürekle Efendi’yi çağıranlarla birlikte doğruluğun, imanın, sevginin ve esenliğin ardından koş.|ɡent͡ʃlik arzularindan kat͡ʃ. temiz bir jurekle efendi’ji t͡ʃaɡiranlarla birlikte doɡruluɡunʔ imaninʔ sevɡinin ve esenliɡin ardindan kos. Old-Testament-Numbers-001-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan oymağından sayılanlar altmış iki bin yedi yüz kişiydi.|dan ojmaɡindan sajilanlar altmis iki bin jedi juz kisijdi. Old-Testament-1-Kings-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bat Şeva kralın yanına, odasına girdi. Kral çok yaşlıydı ve Şunemli Abişag krala hizmet ediyordu.|bat seva kralin janinaʔ odasina ɡirdi. kral t͡ʃok jaslijdi ve sunemli abisaɡ krala hizmet edijordu. Old-Testament-Proverbs-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötünün kurbanı iğrençtir, hele onu kötü düşünceyle getirince!|kotunun kurbani iɡrent͡ʃtirʔ hele onu kotu dusunt͡ʃejle ɡetirint͡ʃe! New-Testament-Acts-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben Kilikya Tarsusu'nda doğmuş bir Yahudi’yim. Bu kentte, Gamaliel’in dizinin dibinde büyüdüm. Atalarımızın yasasının sıkı geleneğine göre eğitildim. Bugün hepinizin olduğu gibi, ben de Tanrı için gayretli birisiyim.|“ben kilikja tarsusuʔnda doɡmus bir jahudi’jim. bu kentteʔ ɡamaliel’in dizinin dibinde bujudum. atalarimizin jasasinin siki ɡeleneɡine ɡore eɡitildim. buɡun hepinizin olduɡu ɡibiʔ ben de tanri it͡ʃin ɡajretli birisijim. Old-Testament-Genesis-026-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak onlara bir ziyafet verdi, yiyip içtiler.|ishak onlara bir zijafet verdiʔ jijip it͡ʃtiler. Old-Testament-Jeremiah-036-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim'in beşinci yılında, dokuzuncu ayda, Yeruşalem'deki bütün halk ve Yahuda kentlerinden Yeruşalem'e gelen bütün halk, Yahve'nin önünde oruç ilan ettiler.|jahuda krali josija oɡlu jehojakimʔin besint͡ʃi jilindaʔ dokuzunt͡ʃu ajdaʔ jerusalemʔdeki butun halk ve jahuda kentlerinden jerusalemʔe ɡelen butun halkʔ jahveʔnin onunde orut͡ʃ ilan ettiler. Old-Testament-2-Kings-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Her surlu kenti ve her seçme kenti vuracaksınız, her iyi ağacı keseceksiniz, bütün su kaynaklarını kapatacaksınız ve her iyi toprak parçasını taşlarla bozacaksınız.’”|her surlu kenti ve her set͡ʃme kenti vurat͡ʃaksinizʔ her iji aɡat͡ʃi keset͡ʃeksinizʔ butun su kajnaklarini kapatat͡ʃaksiniz ve her iji toprak part͡ʃasini taslarla bozat͡ʃaksiniz.’” Old-Testament-2-Samuel-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David gidip Saul'un kemiklerini ve oğlu Yonatan'ın kemiklerini, Filistliler'in Saul'u Gilboa'da öldürdükleri gün Filistliler'in onları asmış oldukları Beyt Şan sokağından çalmış olan Yaveş Giladlılar'dan aldı;|bunun uzerine david ɡidip saulʔun kemiklerini ve oɡlu jonatanʔin kemikleriniʔ filistlilerʔin saulʔu ɡilboaʔda oldurdukleri ɡun filistlilerʔin onlari asmis olduklari bejt san sokaɡindan t͡ʃalmis olan javes ɡiladlilarʔdan aldi; Old-Testament-Genesis-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğulları İshak'la İşmael onu Mamre karşısındaki Makpela Mağarası'na, Hititli Zohar'ın oğlu Efron'un tarlasına gömdüler.|oɡullari ishakʔla ismael onu mamre karsisindaki makpela maɡarasiʔnaʔ hititli zoharʔin oɡlu efronʔun tarlasina ɡomduler. New-Testament-Acts-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler de saldırıya katıldılar ve bunların böyle olduğunu ileri sürdüler.|jahudiler de saldirija katildilar ve bunlarin bojle olduɡunu ileri surduler. Old-Testament-Ecclesiastes-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah tohumunu ek, akşam da elini çekme; çünkü hangisinin başarılı olacağını, bunun mu yoksa şunun mu, yoksa ikisinin de eşit derecede iyi olup olmayacağını bilmezsin.|sabah tohumunu ekʔ aksam da elini t͡ʃekme; t͡ʃunku hanɡisinin basarili olat͡ʃaɡiniʔ bunun mu joksa sunun muʔ joksa ikisinin de esit deret͡ʃede iji olup olmajat͡ʃaɡini bilmezsin. New-Testament-1-John-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kardeşinden nefret eden karanlıktadır, karanlıkta yürür ve nereye gittiğini bilmez. Çünkü karanlık onun gözlerini kör etmiştir.|ama kardesinden nefret eden karanliktadirʔ karanlikta jurur ve nereje ɡittiɡini bilmez. t͡ʃunku karanlik onun ɡozlerini kor etmistir. New-Testament-Romans-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sen yabani zeytin ağacından kesilip doğaya aykırı olarak iyi zeytin ağacına aşılandınsa, doğal dallar olan bunların kendi zeytin ağacına aşılanacakları çok daha kesindir!|eɡer sen jabani zejtin aɡat͡ʃindan kesilip doɡaja ajkiri olarak iji zejtin aɡat͡ʃina asilandinsaʔ doɡal dallar olan bunlarin kendi zejtin aɡat͡ʃina asilanat͡ʃaklari t͡ʃok daha kesindir! New-Testament-John-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, kardeşler arasında bu öğrencinin ölmeyeceğine dair bir söz çıktı. Ama Yeşua ona ölmeyeceğini söylememişti, “Eğer ben gelinceye dek kalmasını istiyorsam, bundan sana ne?” demişti.|bu nedenleʔ kardesler arasinda bu oɡrent͡ʃinin olmejet͡ʃeɡine dair bir soz t͡ʃikti. ama jesua ona olmejet͡ʃeɡini sojlememistiʔ “eɡer ben ɡelint͡ʃeje dek kalmasini istijorsamʔ bundan sana ne?” demisti. Old-Testament-Zechariah-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gerçekten, küçük şeyler gününü kim hor görür? Çünkü bu yediler sevinecek ve Zerubbabel'in elindeki çekülü görecekler. Bunlar, Yahve'nin bütün yeryüzünde gezinen gözleridir.\"\"\"|\"ɡert͡ʃektenʔ kut͡ʃuk sejler ɡununu kim hor ɡorur? t͡ʃunku bu jediler sevinet͡ʃek ve zerubbabelʔin elindeki t͡ʃekulu ɡoret͡ʃekler. bunlarʔ jahveʔnin butun jerjuzunde ɡezinen ɡozleridir.\"\"\" New-Testament-Matthew-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Zeytin Dağı’nda otururken, öğrencileri özel olarak O’na gelip, “Söyle bize, bu şeyler ne zaman olacak?” dediler. “Gelişini ve çağın sonunu gösteren işaret ne olacak?”|jesua zejtin daɡi’nda otururkenʔ oɡrent͡ʃileri ozel olarak o’na ɡelipʔ “sojle bizeʔ bu sejler ne zaman olat͡ʃak?” dediler. “ɡelisini ve t͡ʃaɡin sonunu ɡosteren isaret ne olat͡ʃak?” Old-Testament-Numbers-007-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; Old-Testament-Proverbs-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntı zamanında sadakatsiz birine güvenmek, çürük dişe ya da topal ayağa benzer.|sikinti zamaninda sadakatsiz birine ɡuvenmekʔ t͡ʃuruk dise ja da topal ajaɡa benzer. Old-Testament-Jeremiah-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor: “David'in, İsrael evi tahtı üzerinde oturacak adamı hiç eksik olmayacak.|t͡ʃunku jahve sojle dijor “davidʔinʔ israel evi tahti uzerinde oturat͡ʃak adami hit͡ʃ eksik olmajat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-029-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Topluluğun getirdiği yakmalık sunuların sayısı yetmiş boğa, yüz koç ve iki yüz kuzuydu. Bunların hepsi Yahve'ye yakmalık sunu içindi.|topluluɡun ɡetirdiɡi jakmalik sunularin sajisi jetmis boɡaʔ juz kot͡ʃ ve iki juz kuzujdu. bunlarin hepsi jahveʔje jakmalik sunu it͡ʃindi. New-Testament-Acts-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde yaklaşık kırk yıl boyunca onlara katlandı.|t͡ʃolde jaklasik kirk jil bojunt͡ʃa onlara katlandi. New-Testament-Luke-002-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Bayram günleri doldurup eve dönerlerken küçük Yeşua Yeruşalem’de geride kaldı. Mariyam’la Yosef bunu bilmiyordu.|bajram ɡunleri doldurup eve donerlerken kut͡ʃuk jesua jerusalem’de ɡeride kaldi. marijam’la josef bunu bilmijordu. New-Testament-Luke-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle karanlıkta söylediğiniz her şey aydınlıkta duyulacak. İç odalarda kulağa söylediğiniz damlardan duyurulacak.”|bu nedenle karanlikta sojlediɡiniz her sej ajdinlikta dujulat͡ʃak. it͡ʃ odalarda kulaɡa sojlediɡiniz damlardan dujurulat͡ʃak.” Old-Testament-Nehemiah-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana, \"\"Vilâyette sürgünden artakalanlar orada büyük sıkıntı ve utanç içindeler\"\" dediler. \"\"Yeruşalem'in surları da yıkıldı, kapıları da ateşle yakıldı.\"\"\"|\"banaʔ \"\"vilajette surɡunden artakalanlar orada bujuk sikinti ve utant͡ʃ it͡ʃindeler\"\" dediler. \"\"jerusalemʔin surlari da jikildiʔ kapilari da atesle jakildi.\"\"\" Old-Testament-Genesis-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Terah yetmiş yaşındayken Avram, Nahor ve Haran'ın babası oldu.|terah jetmis jasindajken avramʔ nahor ve haranʔin babasi oldu. New-Testament-John-018-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus, “Ben Yahudi miyim? Kendi ulusun ve başkâhinler seni bana teslim ettiler. Ne yaptın?” dedi.|pilatusʔ “ben jahudi mijim? kendi ulusun ve baskahinler seni bana teslim ettiler. ne japtin?” dedi. New-Testament-1-Corinthians-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu Müjde’de payım olsun diye, Müjde uğruna yapıyorum.|bunu muʒde’de pajim olsun dijeʔ muʒde uɡruna japijorum. Old-Testament-Psalms-132-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye nasıl ant içtiğini, Yakov'un Güçlüsü’ne olan adağını:|jahve’je nasil ant it͡ʃtiɡiniʔ jakovʔun ɡut͡ʃlusu’ne olan adaɡini Old-Testament-2-Chronicles-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman bazıları gelip Yehoşafat'a, \"\"Suriye'den denizin ötesinden sana karşı büyük bir kalabalık geliyor. İşte, Hatsatson Tamar'dalar.\"\" (o En Gedi'dir) dediler.\"|\"o zaman bazilari ɡelip jehosafatʔaʔ \"\"surijeʔden denizin otesinden sana karsi bujuk bir kalabalik ɡelijor. isteʔ hatsatson tamarʔdalar.\"\" (o en ɡediʔdir) dediler.\" New-Testament-Mark-004-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar kalabalığı bırakıp Yeşua’yı olduğu gibi tekneye aldılar. Yanında başka küçük tekneler de vardı.|onlar kalabaliɡi birakip jesua’ji olduɡu ɡibi tekneje aldilar. janinda baska kut͡ʃuk tekneler de vardi. New-Testament-Acts-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in acı çekip ölümden dirilmesi gerektiğini açıklayıp gösterdi. Onlara, “Size duyurduğum bu Yeşua, Mesih’tir” dedi.|mesih’in at͡ʃi t͡ʃekip olumden dirilmesi ɡerektiɡini at͡ʃiklajip ɡosterdi. onlaraʔ “size dujurduɡum bu jesuaʔ mesih’tir” dedi. Old-Testament-Esther-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gümüş halkalara ve mermer direklere ince keten ve mor iplerle bağlanmış beyaz ve mavi kumaştan perdeler vardı. Yataklar altın ve gümüştendi, kırmızı, beyaz, sarı ve siyah mermerden bir döşeme üzerindeydi.|ɡumus halkalara ve mermer direklere int͡ʃe keten ve mor iplerle baɡlanmis bejaz ve mavi kumastan perdeler vardi. jataklar altin ve ɡumustendiʔ kirmiziʔ bejazʔ sari ve sijah mermerden bir doseme uzerindejdi. Old-Testament-Exodus-032-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaptıkları buzağıyı alıp ateşte yaktı, toz haline gelinceye kadar ezdi suyun üzerine serpti ve İsrael'in çocuklarına içirdi.|japtiklari buzaɡiji alip ateste jaktiʔ toz haline ɡelint͡ʃeje kadar ezdi sujun uzerine serpti ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina it͡ʃirdi. New-Testament-Luke-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı vardır.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “saɡlamlarin deɡilʔ hastalarin hekime ihtijat͡ʃi vardir. Old-Testament-1-Chronicles-017-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen, Tanrım, hizmetkârına bir ev yapacağını açığa vurdun. Bu nedenle hizmetkârın önünde dua etme cesaretini buldu.|t͡ʃunku senʔ tanrimʔ hizmetkarina bir ev japat͡ʃaɡini at͡ʃiɡa vurdun. bu nedenle hizmetkarin onunde dua etme t͡ʃesaretini buldu. Old-Testament-Leviticus-014-046|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Üstelik, kapalıyken eve giren kişi akşama kadar kirli olacaktır.\"|\"\"\"ustelikʔ kapalijken eve ɡiren kisi aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-2-Samuel-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruya'nın üç oğlu da oradaydı: Yoav, Avişay ve Asahel. Asahel'in ayağı yaban ceylanı kadar hafifti.|serujaʔnin ut͡ʃ oɡlu da oradajdi joavʔ avisaj ve asahel. asahelʔin ajaɡi jaban t͡ʃejlani kadar hafifti. New-Testament-Luke-022-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kendisini yakalamaya gelen başkâhinlere, tapınak görevlileri ve ihtiyarlara şöyle dedi: “Bir hayduta karşıymış gibi kılıç ve sopalarla çıktınız?|jesua kendisini jakalamaja ɡelen baskahinlereʔ tapinak ɡorevlileri ve ihtijarlara sojle dedi “bir hajduta karsijmis ɡibi kilit͡ʃ ve sopalarla t͡ʃiktiniz? Old-Testament-Joshua-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yeşu'ya şöyle konuştu,|jahve jesuʔja sojle konustuʔ Old-Testament-Nehemiah-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in geri kalanı, kâhinler ve Levililer, Yahuda'nın bütün kentlerinde, her biri kendi mirasındaydı.|israelʔin ɡeri kalaniʔ kahinler ve levililerʔ jahudaʔnin butun kentlerindeʔ her biri kendi mirasindajdi. Old-Testament-1-Kings-001-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve efendim kralla birlikte olduğu gibi Solomon'la da birlikte olsun ve onun tahtını efendim Kral David'in tahtından daha büyük etsin.\"\"\"|\"\"\"jahve efendim kralla birlikte olduɡu ɡibi solomonʔla da birlikte olsun ve onun tahtini efendim kral davidʔin tahtindan daha bujuk etsin.\"\"\" New-Testament-Matthew-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tövbe edin, çünkü Göğün Krallığı yakındır!”|“tovbe edinʔ t͡ʃunku ɡoɡun kralliɡi jakindir!” Old-Testament-1-Samuel-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistli sabah akşam yaklaşıp kırk gün orada durdu.|filistli sabah aksam jaklasip kirk ɡun orada durdu. Old-Testament-1-Samuel-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, David'le yanında olan adamların bulunduğunu duydu. Saul, elinde mızrağıyla Giva'ya, Rama'daki tamarisk ağacının altında oturuyordu. Bütün hizmetkârları da çevresinde duruyordu.|saulʔ davidʔle janinda olan adamlarin bulunduɡunu dujdu. saulʔ elinde mizraɡijla ɡivaʔjaʔ ramaʔdaki tamarisk aɡat͡ʃinin altinda oturujordu. butun hizmetkarlari da t͡ʃevresinde durujordu. New-Testament-2-Corinthians-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamız Tanrı’dan ve Efendimiz Yeşua Mesih’ten size lütuf ve esenlik olsun.|babamiz tanri’dan ve efendimiz jesua mesih’ten size lutuf ve esenlik olsun. New-Testament-Revelation-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle, “Kurtarış, tahtta oturan Tanrımız’a ve Kuzu’ya özgüdür!” dediler.|juksek sesleʔ “kurtarisʔ tahtta oturan tanrimiz’a ve kuzu’ja ozɡudur!” dediler. New-Testament-Romans-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse bu mutluluk yalnız sünnetliler için mi, yoksa sünnetsizler için de geçerli mi? Çünkü diyoruz ki, Avraham'a iman doğruluk olarak sayıldı.|ojlejse bu mutluluk jalniz sunnetliler it͡ʃin miʔ joksa sunnetsizler it͡ʃin de ɡet͡ʃerli mi? t͡ʃunku dijoruz kiʔ avrahamʔa iman doɡruluk olarak sajildi. Old-Testament-Zechariah-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|bu vahiy onun sınırında olan Hamat'a da, Sur ve Sayda'ya yöneliktir, çünkü onlar çok bilgedirler.|bu vahij onun sinirinda olan hamatʔa daʔ sur ve sajdaʔja joneliktirʔ t͡ʃunku onlar t͡ʃok bilɡedirler. Old-Testament-Leviticus-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Babasına ya da annesine lanet eden herkes kesinlikle öldürülecektir. Babasına ya da annesine lanet etmiştir. Onun kanı kendi üzerinde olacaktır.'\"\"\"|\"“ʔbabasina ja da annesine lanet eden herkes kesinlikle oldurulet͡ʃektir. babasina ja da annesine lanet etmistir. onun kani kendi uzerinde olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar onu perişan ettiler. Kimsesiz karşımda yas tutuyor. Bütün ülke ıssız oldu, çünkü kimse aldırmıyor.|onlar onu perisan ettiler. kimsesiz karsimda jas tutujor. butun ulke issiz olduʔ t͡ʃunku kimse aldirmijor. New-Testament-Acts-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona şöyle dedi: “Ey İblis’in oğlu, her türlü hile ve kurnazlıkla dolusun, her doğruluğun düşmansın. Efendi’nin doğru yollarını saptırmaktan vazgeçmeyecek misin?|ona sojle dedi “ej iblis’in oɡluʔ her turlu hile ve kurnazlikla dolusunʔ her doɡruluɡun dusmansin. efendi’nin doɡru jollarini saptirmaktan vazɡet͡ʃmejet͡ʃek misin? Old-Testament-Hosea-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahuda'nın çocukları ve İsrael'in çocukları bir araya toplanacaklar, kendilerine tek bir baş atayıp ülkeden çıkacaklar; çünkü Yizreel günü büyük olacak.\"\"\"|\"jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari bir araja toplanat͡ʃaklarʔ kendilerine tek bir bas atajip ulkeden t͡ʃikat͡ʃaklar; t͡ʃunku jizreel ɡunu bujuk olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Genesis-049-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey canım, onların toplantılarına katılma. Ey yüceliğim, toplantılarında onlarla bir olma çünkü öfkelendiklerinde adam öldürdüler. İsteyerek sığırları sakatladılar.|ej t͡ʃanimʔ onlarin toplantilarina katilma. ej jut͡ʃeliɡimʔ toplantilarinda onlarla bir olma t͡ʃunku ofkelendiklerinde adam oldurduler. istejerek siɡirlari sakatladilar. New-Testament-Luke-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yla ilgili bu haber bütün Yahudiye’ye ve bütün çevre bölgelere yayıldı.|jesua’jla ilɡili bu haber butun jahudije’je ve butun t͡ʃevre bolɡelere jajildi. Old-Testament-Judges-011-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız ona, “Babam, ağzını Yahve'ye açtın; bana ağzından çıkmış olana göre yap, çünkü Yahve düşmanlarından, Ammon'un çocuklarından senin için öç aldı. ”|kiz onaʔ “babamʔ aɡzini jahveʔje at͡ʃtin; bana aɡzindan t͡ʃikmis olana ɡore japʔ t͡ʃunku jahve dusmanlarindanʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarindan senin it͡ʃin ot͡ʃ aldi. ” Old-Testament-Psalms-089-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen onların gücünün yüceliğisin. Senin lütfunla, boynuzumuz yükselir.|t͡ʃunku sen onlarin ɡut͡ʃunun jut͡ʃeliɡisin. senin lutfunlaʔ bojnuzumuz jukselir. Old-Testament-Numbers-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kalev Moşe'nin önünde halkı susturdu ve şöyle dedi: \"\"Hemen çıkıp orayı ele geçirelim; çünkü biz bunun üstesinden gelebiliriz!”\"|\"kalev moseʔnin onunde halki susturdu ve sojle dedi \"\"hemen t͡ʃikip oraji ele ɡet͡ʃirelim; t͡ʃunku biz bunun ustesinden ɡelebiliriz!”\" New-Testament-Luke-017-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayatını kurtarmaya çalışan onu yitirecek, hayatını yitiren ise onu koruyacaktır.|hajatini kurtarmaja t͡ʃalisan onu jitiret͡ʃekʔ hajatini jitiren ise onu korujat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-022-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ölülerin dirilişiyle ilgili olarak, Tanrı’nın size bildirdiği şu sözü okumadınız mı?|ama olulerin dirilisijle ilɡili olarakʔ tanri’nin size bildirdiɡi su sozu okumadiniz mi? Old-Testament-Zechariah-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bir talant ağırlığında kurşun bir kapak kaldırıldı ve efa sepetinin içinde oturan bir kadın vardı.|isteʔ bir talant aɡirliɡinda kursun bir kapak kaldirildi ve efa sepetinin it͡ʃinde oturan bir kadin vardi. Old-Testament-Isaiah-054-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün çocuklarınız Yahve tarafından eğitilecek, ve çocuklarının esenliği büyük olacak.|butun t͡ʃot͡ʃuklariniz jahve tarafindan eɡitilet͡ʃekʔ ve t͡ʃot͡ʃuklarinin esenliɡi bujuk olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın bütün zenginleri yiyecek ve tapınacaklar. Toprağa inen herkes O’nun önünde eğilecek, canını hayatta tutamayanlar bile.|dunjanin butun zenɡinleri jijet͡ʃek ve tapinat͡ʃaklar. topraɡa inen herkes o’nun onunde eɡilet͡ʃekʔ t͡ʃanini hajatta tutamajanlar bile. Old-Testament-2-Samuel-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|sonra Gilad'a ve Tahtim Hodşi diyarına geldiler; Dan Yaan'a ve Sayda'nın çevresine geldiler,|sonra ɡiladʔa ve tahtim hodsi dijarina ɡeldiler; dan jaanʔa ve sajdaʔnin t͡ʃevresine ɡeldilerʔ Old-Testament-2-Kings-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve İsrael'in sıkıntısını gördü; köle özgür herkes için çok acıydı; ve İsrael'e yardım eden yoktu.|t͡ʃunku jahve israelʔin sikintisini ɡordu; kole ozɡur herkes it͡ʃin t͡ʃok at͡ʃijdi; ve israelʔe jardim eden joktu. Old-Testament-Psalms-139-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü benim iç varlığımı sen biçimlendirdin. Annemin rahminde beni sen ördün.|t͡ʃunku benim it͡ʃ varliɡimi sen bit͡ʃimlendirdin. annemin rahminde beni sen ordun. New-Testament-John-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın O’na, “Efendim, su çekecek bir şeyin yok, kuyu da derin” dedi. “Peki bu yaşam suyunu nereden bulacaksın?|kadin o’naʔ “efendimʔ su t͡ʃeket͡ʃek bir sejin jokʔ kuju da derin” dedi. “peki bu jasam sujunu nereden bulat͡ʃaksin? New-Testament-John-006-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü benim bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir.|t͡ʃunku benim bedenim ɡert͡ʃek jijet͡ʃekʔ kanim ɡert͡ʃek it͡ʃet͡ʃektir. Old-Testament-Deuteronomy-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve ile suçsuz olacaksın.|tanrin jahve ile sut͡ʃsuz olat͡ʃaksin. Old-Testament-Ezekiel-043-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunağın ocağı on iki arşın uzunluğunda, on iki arşın genişliğinde, dört kenarı kare olacak.|sunaɡin ot͡ʃaɡi on iki arsin uzunluɡundaʔ on iki arsin ɡenisliɡindeʔ dort kenari kare olat͡ʃak. Old-Testament-Job-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Şuahlı Bildad şöyle yanıt verdi:|o zaman suahli bildad sojle janit verdi New-Testament-John-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov’un kuyusu oradaydı. Yolculuktan yorulmuş olan Yeşua kuyunun yanına oturdu. Altıncı vakit sularıydı.|jakov’un kujusu oradajdi. jolt͡ʃuluktan jorulmus olan jesua kujunun janina oturdu. altint͡ʃi vakit sularijdi. Old-Testament-1-Kings-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Solomon'a öfkelendi, çünkü kendisine iki kez görünmüş olan|jahveʔ solomonʔa ofkelendiʔ t͡ʃunku kendisine iki kez ɡorunmus olan Old-Testament-Numbers-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan olsun hayvan olsun Yahve'ye sundukları her canlıdan rahmi açan her şey sizin olacak. Bununla birlikte, mutlaka insanın ilk doğanı ile kirli hayvanların ilk doğanlarının bedelini alacaksın.|insan olsun hajvan olsun jahveʔje sunduklari her t͡ʃanlidan rahmi at͡ʃan her sej sizin olat͡ʃak. bununla birlikteʔ mutlaka insanin ilk doɡani ile kirli hajvanlarin ilk doɡanlarinin bedelini alat͡ʃaksin. New-Testament-1-Corinthians-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kendilerini denetleyemiyorlarsa evlensinler. Çünkü tutkuyla yanmaktansa evlenmek daha iyidir.|ama kendilerini denetlejemijorlarsa evlensinler. t͡ʃunku tutkujla janmaktansa evlenmek daha ijidir. Old-Testament-Isaiah-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yeruşalem harabe oldu, Yahuda düştü; çünkü O'nun yüceliğinin gözlerini öfkelendirmek için onların dilleri ve işleri Yahve'ye karşıdır.|t͡ʃunku jerusalem harabe olduʔ jahuda dustu; t͡ʃunku oʔnun jut͡ʃeliɡinin ɡozlerini ofkelendirmek it͡ʃin onlarin dilleri ve isleri jahveʔje karsidir. Old-Testament-Genesis-038-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaptığı şey Yahve’nin gözünde kötüydü ve onu da öldürdü.|japtiɡi sej jahve’nin ɡozunde kotujdu ve onu da oldurdu. Old-Testament-Jeremiah-048-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moav hakkında. İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Vay başına Nevo! Çünkü harap oldu. Kiryatayim hayal kırıklığına uğradı. Alındı. Misgav utandırıldı, ve yıkıldı.\"|\"moav hakkinda. israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor \"\"vaj basina nevo! t͡ʃunku harap oldu. kirjatajim hajal kirikliɡina uɡradi. alindi. misɡav utandirildiʔ ve jikildi.\" Old-Testament-1-Chronicles-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Gedor, Ahio, Zeker,|ɡedorʔ ahioʔ zekerʔ Old-Testament-Judges-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Lütfen Tanrı'dan öğüt iste de, gideceğimiz yolun başarılı olup olmayacağını bilelim\"\" dediler.\"|\"onaʔ \"\"lutfen tanriʔdan oɡut iste deʔ ɡidet͡ʃeɡimiz jolun basarili olup olmajat͡ʃaɡini bilelim\"\" dediler.\" Old-Testament-Exodus-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle dedi, \"\"Mısır'da olan halkımın sıkıntısını elbette gördüm, angarya görevlileri yüzünden feryatlarını duydum. Çünkü onların acılarını biliyorum.\"|\"jahve sojle dediʔ \"\"misirʔda olan halkimin sikintisini elbette ɡordumʔ anɡarja ɡorevlileri juzunden ferjatlarini dujdum. t͡ʃunku onlarin at͡ʃilarini bilijorum.\" New-Testament-Luke-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama başınızdaki saçların bile tamamı sayılıdır. Bu nedenle korkmayın. Siz birçok serçeden daha değerlisiniz.|ama basinizdaki sat͡ʃlarin bile tamami sajilidir. bu nedenle korkmajin. siz birt͡ʃok sert͡ʃeden daha deɡerlisiniz. Old-Testament-Ezra-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Lod, Hadid ve Ono'nun çocukları, yedi yüz yirmi beş.|lodʔ hadid ve onoʔnun t͡ʃot͡ʃuklariʔ jedi juz jirmi bes. New-Testament-Matthew-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yeşua bunu bilerek onlara, “Kadını neden rahatsız ediyorsunuz? Benim için iyi bir iş yaptı.|ant͡ʃak jesua bunu bilerek onlaraʔ “kadini neden rahatsiz edijorsunuz? benim it͡ʃin iji bir is japti. Old-Testament-Jonah-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden şimdi, ey Yahve, yalvarırım hayatımı benden al, çünkü benim için ölmek yaşamaktan daha iyidir.\"\"\"|\"bu juzden simdiʔ ej jahveʔ jalvaririm hajatimi benden alʔ t͡ʃunku benim it͡ʃin olmek jasamaktan daha ijidir.\"\"\" New-Testament-1-Peter-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah karşısında ölelim, doğruluk uğruna yaşayalım diye, günahlarımızı kendi bedeninde, ağaç üzerinde yüklendi. O’nun yaralarıyla iyileştiniz.|ɡunah karsisinda olelimʔ doɡruluk uɡruna jasajalim dijeʔ ɡunahlarimizi kendi bedenindeʔ aɡat͡ʃ uzerinde juklendi. o’nun jaralarijla ijilestiniz. New-Testament-Luke-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam bu şeyleri duyunca çok üzüldü, çünkü çok zengindi.|adam bu sejleri dujunt͡ʃa t͡ʃok uzulduʔ t͡ʃunku t͡ʃok zenɡindi. New-Testament-Romans-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ayakları kan dökmeye koşar.|“ajaklari kan dokmeje kosar. Old-Testament-Jeremiah-007-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Hinnomoğlu Vadisi'ndeki Tofet'te, oğullarını ve kızlarını ateşte yakmak için yüksek yerler yaptılar. Bunu ben buyurmadım, aklıma da gelmedi.|hinnomoɡlu vadisiʔndeki tofetʔteʔ oɡullarini ve kizlarini ateste jakmak it͡ʃin juksek jerler japtilar. bunu ben bujurmadimʔ aklima da ɡelmedi. Old-Testament-Ezekiel-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“Dedan, ata binmek için değerli eyer örtülerinde senin tüccarındı.\"\"\"\"'\"|\"“‘“dedanʔ ata binmek it͡ʃin deɡerli ejer ortulerinde senin tut͡ʃt͡ʃarindi.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-094-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yah görmez” diyorlar, “Yakov'un Tanrısı dikkate almaz.”|“jah ɡormez” dijorlarʔ “jakovʔun tanrisi dikkate almaz.” New-Testament-James-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi küstahlıklarınızla övünüyorsunuz. Bu tür övünmelerin hepsi kötüdür.|ama simdi kustahliklarinizla ovunujorsunuz. bu tur ovunmelerin hepsi kotudur. Old-Testament-Leviticus-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Halkının arasında iftiracı olarak dolaşmayacaksın.'\"\" “‘Komşunun hayatını tehlikeye atmayacaksın. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"\"\"ʔhalkinin arasinda iftirat͡ʃi olarak dolasmajat͡ʃaksin.ʔ\"\" “‘komsunun hajatini tehlikeje atmajat͡ʃaksin. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" New-Testament-Romans-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle “Eğer düşmanın açsa onu doyur, eğer Susamışsa su ver. Böyle yaparak onun başına kızgın ateş korlarını yığmış olursun.”|bu nedenle “eɡer dusmanin at͡ʃsa onu dojurʔ eɡer susamissa su ver. bojle japarak onun basina kizɡin ates korlarini jiɡmis olursun.” New-Testament-Matthew-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş doğunca kavruldular. Kökleri olmadığı için kurudular.|ɡunes doɡunt͡ʃa kavruldular. kokleri olmadiɡi it͡ʃin kurudular. Old-Testament-1-Kings-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sen de baban David'in yürüdüğü gibi, yürek bütünlüğü ile ve doğrulukla önümde yürürsen, sana buyurduğum her şeyi yapmak için, kurallarımı ve ilkelerimi tutarsan,|eɡer sen de baban davidʔin juruduɡu ɡibiʔ jurek butunluɡu ile ve doɡrulukla onumde jurursenʔ sana bujurduɡum her seji japmak it͡ʃinʔ kurallarimi ve ilkelerimi tutarsanʔ Old-Testament-Deuteronomy-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Yahve bütün bu ulusları önünüzden kovacak ve sizden daha büyük ve daha güçlü ulusları mülksüz bırakacaksınız.|o zaman jahve butun bu uluslari onunuzden kovat͡ʃak ve sizden daha bujuk ve daha ɡut͡ʃlu uluslari mulksuz birakat͡ʃaksiniz. New-Testament-Matthew-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama neden gittiniz? Bir peygamber görmek için mi? Evet, size derim, bir peygamberden fazlasıdır.|ama neden ɡittiniz? bir pejɡamber ɡormek it͡ʃin mi? evetʔ size derimʔ bir pejɡamberden fazlasidir. Old-Testament-Ruth-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Hayır, seninle birlikte halkına döneceğiz\"\" dediler.\"|\"onaʔ \"\"hajirʔ seninle birlikte halkina donet͡ʃeɡiz\"\" dediler.\" New-Testament-Luke-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Biri seni düğün ziyafetine davet ettiğinde, en iyi yere oturma. Olur ya belki senden daha saygın birini de davet etmiştir.|“biri seni duɡun zijafetine davet ettiɡindeʔ en iji jere oturma. olur ja belki senden daha sajɡin birini de davet etmistir. New-Testament-Acts-017-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Pavlus onların arasından çıkıp gitti.|bojlet͡ʃe pavlus onlarin arasindan t͡ʃikip ɡitti. Old-Testament-2-Chronicles-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinin üst kapısını yaptırdı ve Ofel suru üzerine çok şey yaptı.|jahveʔnin evinin ust kapisini japtirdi ve ofel suru uzerine t͡ʃok sej japti. Old-Testament-Deuteronomy-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, Yahve'nin atalarınıza vermek için ant içtiği o ülkede sizin ve çocuklarınızın günleri, yerin üzerindeki göklerin günleri gibi çoğalsın.|ojle kiʔ jahveʔnin atalariniza vermek it͡ʃin ant it͡ʃtiɡi o ulkede sizin ve t͡ʃot͡ʃuklarinizin ɡunleriʔ jerin uzerindeki ɡoklerin ɡunleri ɡibi t͡ʃoɡalsin. New-Testament-Acts-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan sonra, Peygamber Samuel’e kadar onlara hâkimler verdi.|bunlardan sonraʔ pejɡamber samuel’e kadar onlara hakimler verdi. New-Testament-Acts-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kurdukları düzenden Saul haberdar oldu. Onu öldürmek için gece gündüz kapıları gözlüyorlardı.|ama kurduklari duzenden saul haberdar oldu. onu oldurmek it͡ʃin ɡet͡ʃe ɡunduz kapilari ɡozlujorlardi. Old-Testament-Proverbs-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar kötülük etmedikçe uyumaz. Birisini düşürmedikçe uykuları kaçar.|t͡ʃunku onlar kotuluk etmedikt͡ʃe ujumaz. birisini dusurmedikt͡ʃe ujkulari kat͡ʃar. Old-Testament-1-Samuel-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Geldiğinde, Eli yol kenarındaki koltuğunda oturmuş bakıyordu; çünkü yüreği Tanrı'nın Sandığı için titriyordu. Adam kente girip olanları anlattığında, bütün kent feryat etti.|ɡeldiɡindeʔ eli jol kenarindaki koltuɡunda oturmus bakijordu; t͡ʃunku jureɡi tanriʔnin sandiɡi it͡ʃin titrijordu. adam kente ɡirip olanlari anlattiɡindaʔ butun kent ferjat etti. New-Testament-Mark-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Bir daha kimse senden meyve yemesin!” dedi. Öğrencileri bu sözü duydu.|jesua onaʔ “bir daha kimse senden mejve jemesin!” dedi. oɡrent͡ʃileri bu sozu dujdu. New-Testament-Luke-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölmüş olan kalkıp oturdu ve konuşmaya başladı. Yeşua onu annesine geri verdi.|olmus olan kalkip oturdu ve konusmaja basladi. jesua onu annesine ɡeri verdi. New-Testament-Philemon-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Pavlus bunu kendi elimle yazıyorum, sana ben ödeyeceğim. Kaldı ki, kendi canın için bana borçlu olduğunu söylememe bile gerek yok.|ben pavlus bunu kendi elimle jazijorumʔ sana ben odejet͡ʃeɡim. kaldi kiʔ kendi t͡ʃanin it͡ʃin bana bort͡ʃlu olduɡunu sojlememe bile ɡerek jok. Old-Testament-Ezekiel-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ki, onların üzerine göndereceğim, sizi yok etsin diye yıkım için olan kıtlığın kötü oklarını göndereceğim. Üzerinize kıtlığı artıracağım ve ekmek desteğinizi kıracağım.|o zaman kiʔ onlarin uzerine ɡonderet͡ʃeɡimʔ sizi jok etsin dije jikim it͡ʃin olan kitliɡin kotu oklarini ɡonderet͡ʃeɡim. uzerinize kitliɡi artirat͡ʃaɡim ve ekmek desteɡinizi kirat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Samuel-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Mefiboşet krala, “Evet, hepsini alsın, çünkü efendim kral kendi evine esenlik içinde geldi” dedi.|mefiboset kralaʔ “evetʔ hepsini alsinʔ t͡ʃunku efendim kral kendi evine esenlik it͡ʃinde ɡeldi” dedi. Old-Testament-Isaiah-038-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Şeol seni övemez. Ölüm seni anamaz. Çukura inenler senin gerçeğini umut edemezler.|t͡ʃunku seol seni ovemez. olum seni anamaz. t͡ʃukura inenler senin ɡert͡ʃeɡini umut edemezler. New-Testament-1-Corinthians-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle eski mayayla, kin ve kötülük mayasıyla değil, içtenlik ve gerçeğin mayasız ekmeğiyle bayramı tutalım.|bu nedenle eski majajlaʔ kin ve kotuluk majasijla deɡilʔ it͡ʃtenlik ve ɡert͡ʃeɡin majasiz ekmeɡijle bajrami tutalim. Old-Testament-Deuteronomy-029-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin öfkesinde ve gazabında yerle bir ettiği Sodom, Gomora, Adma ve Sevoyim gibi diyarının tümü kükürt, tuz ve yanıktır; ekilmez, ürün vermez ve ot yetiştirmez.|jahveʔnin ofkesinde ve ɡazabinda jerle bir ettiɡi sodomʔ ɡomoraʔ adma ve sevojim ɡibi dijarinin tumu kukurtʔ tuz ve janiktir; ekilmezʔ urun vermez ve ot jetistirmez. New-Testament-Ephesians-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü güreşimiz ete ve kana karşı değildir, ancak hükümdarlıklara karşı, güçlere karşı, bu çağdaki karanlığın dünya hükümdarlarına karşı, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır.|t͡ʃunku ɡuresimiz ete ve kana karsi deɡildirʔ ant͡ʃak hukumdarliklara karsiʔ ɡut͡ʃlere karsiʔ bu t͡ʃaɡdaki karanliɡin dunja hukumdarlarina karsiʔ kotuluɡun ɡoksel jerlerdeki ruhsal ordularina karsidir. Old-Testament-Genesis-019-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Lut'un iki kızı da babalarından hamile kaldılar.|bojlet͡ʃe lutʔun iki kizi da babalarindan hamile kaldilar. New-Testament-Luke-001-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Zekariya’nın evine girip Elizabet’i selamladı.|zekarija’nin evine ɡirip elizabet’i selamladi. Old-Testament-Psalms-109-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarım rezilliği giyinsin. Bir elbise gibi kendilerini kendi utançlarıyla örtsünler.|dusmanlarim rezilliɡi ɡijinsin. bir elbise ɡibi kendilerini kendi utant͡ʃlarijla ortsunler. New-Testament-Acts-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ertesi gün onlar kavga ederken onlara göründü. Onları barıştırmak isteyerek, ‘Efendiler, siz kardeşsiniz. Neden birbirinize haksızlık ediyorsunuz?’ dedi.|“ertesi ɡun onlar kavɡa ederken onlara ɡorundu. onlari baristirmak istejerekʔ ‘efendilerʔ siz kardessiniz. neden birbirinize haksizlik edijorsunuz?’ dedi. Old-Testament-2-Samuel-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimei lanet ederken, “Defol git, defol git, ey kanlı adam ve kötü adam!” diyordu.|simei lanet ederkenʔ “defol ɡitʔ defol ɡitʔ ej kanli adam ve kotu adam!” dijordu. Old-Testament-Hosea-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir tüccarın elinde hileli teraziler var. O aldatmayı sever.|bir tut͡ʃt͡ʃarin elinde hileli teraziler var. o aldatmaji sever. New-Testament-2-John-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gerçek uğruna içimizde duran sonsuza dek bizimle olacak.|t͡ʃunku ɡert͡ʃek uɡruna it͡ʃimizde duran sonsuza dek bizimle olat͡ʃak. Old-Testament-Job-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana yanıt vereceği sözleri bilir, bana ne söyleyeceğini anlardım.|bana janit veret͡ʃeɡi sozleri bilirʔ bana ne sojlejet͡ʃeɡini anlardim. Old-Testament-2-Chronicles-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam'ın yaptığı işler, ilk işleri de son işleri de, Peygamber Şemaya'nın ve Gören İddo'nun tarihlerinde, soy kütüklerinde yazılı değil midir? Rehovam ile Yerovam arasında sürekli savaşlar vardı.|rehovamʔin japtiɡi islerʔ ilk isleri de son isleri deʔ pejɡamber semajaʔnin ve ɡoren iddoʔnun tarihlerindeʔ soj kutuklerinde jazili deɡil midir? rehovam ile jerovam arasinda surekli savaslar vardi. Old-Testament-Nehemiah-003-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Köşe yokuşu ile Koyun Kapısı arasını kuyumcular ve tüccarlar onardı.|kose jokusu ile kojun kapisi arasini kujumt͡ʃular ve tut͡ʃt͡ʃarlar onardi. Old-Testament-Ezekiel-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ta ki, krallık alçalsın, kendini yükseltmesin, ama antlaşmasını yerine getirerek ayakta kalabilsin.|ta kiʔ krallik alt͡ʃalsinʔ kendini jukseltmesinʔ ama antlasmasini jerine ɡetirerek ajakta kalabilsin. Old-Testament-Psalms-037-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler kılıç çekip yaylarını gerdiler, yoksulları ve muhtaçları yere sermek, yolu doğru olanları öldürmek için.|kotuler kilit͡ʃ t͡ʃekip jajlarini ɡerdilerʔ joksullari ve muhtat͡ʃlari jere sermekʔ jolu doɡru olanlari oldurmek it͡ʃin. New-Testament-John-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, herkes Baba’ya saygı duyduğu gibi, Oğul’a da saygı duysun. Oğul’a saygı duymayan, O’nu gönderen Baba’ya da saygı duymaz.”|ojle kiʔ herkes baba’ja sajɡi dujduɡu ɡibiʔ oɡul’a da sajɡi dujsun. oɡul’a sajɡi dujmajanʔ o’nu ɡonderen baba’ja da sajɡi dujmaz.” Old-Testament-Jeremiah-051-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Seninle savaş arabasını, ve binicisini parçalayacağım. Seninle erkeği, ve kadını parçalayacağım. Seninle yaşlıyı, ve genci parçalayacağım. Seninle genci, ve el değmemiş kızı parçalayacağım.|seninle savas arabasiniʔ ve binit͡ʃisini part͡ʃalajat͡ʃaɡim. seninle erkeɡiʔ ve kadini part͡ʃalajat͡ʃaɡim. seninle jaslijiʔ ve ɡent͡ʃi part͡ʃalajat͡ʃaɡim. seninle ɡent͡ʃiʔ ve el deɡmemis kizi part͡ʃalajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-039-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tohumunu eve getireceğine, harman yerinin buğdayını toplayacağına güvenir misin?|tohumunu eve ɡetiret͡ʃeɡineʔ harman jerinin buɡdajini toplajat͡ʃaɡina ɡuvenir misin? Old-Testament-Psalms-144-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana yeni bir ezgi söyleyeyim, ey Tanrı. On telli lirle sana ezgiler söyleyeyim.|sana jeni bir ezɡi sojlejejimʔ ej tanri. on telli lirle sana ezɡiler sojlejejim. New-Testament-2-Corinthians-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Titus’un yüreğine sizin için aynı gayreti koyan Tanrı’ya şükürler olsun!|titus’un jureɡine sizin it͡ʃin ajni ɡajreti kojan tanri’ja sukurler olsun! New-Testament-Revelation-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Mesih’in vahyidir. Tanrı yakında olması gereken şeyleri hizmetkârlarına göstermesi için O’na bu vahyi verdi. O da gönderdiği meleği aracılığıyla bunu hizmetkârı Yuhanna’ya bildirdi.|jesua mesih’in vahjidir. tanri jakinda olmasi ɡereken sejleri hizmetkarlarina ɡostermesi it͡ʃin o’na bu vahji verdi. o da ɡonderdiɡi meleɡi arat͡ʃiliɡijla bunu hizmetkari juhanna’ja bildirdi. New-Testament-Matthew-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendisi ona, ‘Aferin, iyi ve sadık hizmetkâr’ dedi. Sen az şeyde sadık olduğunu gösterdin, ben de seni çok şeyin üzerine koyacağım. Efendinin şenliğine gir.’”|“efendisi onaʔ ‘aferinʔ iji ve sadik hizmetkar’ dedi. sen az sejde sadik olduɡunu ɡosterdinʔ ben de seni t͡ʃok sejin uzerine kojat͡ʃaɡim. efendinin senliɡine ɡir.’” Old-Testament-Isaiah-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Şeol arzusunu genişletti, ölçüsüzce ağzını açtı; ve onların görkemi, kalabalıkları, tantanası ve onların arasında sevinip coşan oraya inmekte.|bu nedenle seol arzusunu ɡenislettiʔ olt͡ʃusuzt͡ʃe aɡzini at͡ʃti; ve onlarin ɡorkemiʔ kalabaliklariʔ tantanasi ve onlarin arasinda sevinip t͡ʃosan oraja inmekte. Old-Testament-Psalms-139-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu bilgi beni aşıyor, yüce, ona erişemem.|bu bilɡi beni asijorʔ jut͡ʃeʔ ona erisemem. Old-Testament-Job-029-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Haksızın çenesini kırardım, ve avı onun dişlerinin arasından koparırdım.|haksizin t͡ʃenesini kirardimʔ ve avi onun dislerinin arasindan koparirdim. New-Testament-Acts-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, onun bedeninden mendiller ya da peşkirler hastalara götürülünce, hastalıkları gidiyor, kötü ruhlar çıkıyordu.|ojle kiʔ onun bedeninden mendiller ja da peskirler hastalara ɡoturulunt͡ʃeʔ hastaliklari ɡidijorʔ kotu ruhlar t͡ʃikijordu. Old-Testament-1-Chronicles-001-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Bey Magdiel ve Bey İram. Bunlar Edom'un beyleridir|bej maɡdiel ve bej iram. bunlar edomʔun bejleridir Old-Testament-Psalms-078-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece umutlarını Tanrı'ya bağlasınlar, Tanrı’nın yaptıklarını unutmasınlar, buyruklarını tutsunlar.|bojlet͡ʃe umutlarini tanriʔja baɡlasinlarʔ tanri’nin japtiklarini unutmasinlarʔ bujruklarini tutsunlar. Old-Testament-Leviticus-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kâhin vebayı inceleyecek; işte, eğer görünüşü deriden daha derinse ve içindeki tüyler sarı ve ince ise, o zaman kâhin onu kirli ilan edecektir. Bu bir kaşıntı. Bu, baş ya da sakal cüzzamıdır.|o zaman kahin vebaji int͡ʃelejet͡ʃek; isteʔ eɡer ɡorunusu deriden daha derinse ve it͡ʃindeki tujler sari ve int͡ʃe iseʔ o zaman kahin onu kirli ilan edet͡ʃektir. bu bir kasinti. buʔ bas ja da sakal t͡ʃuzzamidir. Old-Testament-Jeremiah-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bana şöyle diyor: \"\"Bağlar ve boyunduruklar yap, onları boynuna koy.\"|\"jahve bana sojle dijor \"\"baɡlar ve bojunduruklar japʔ onlari bojnuna koj.\" Old-Testament-Jeremiah-033-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya'ya Yahve'nin şu sözü geldi:|jeremjaʔja jahveʔnin su sozu ɡeldi Old-Testament-Joshua-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri kalan Kohat'ın çocuklarına Efraim oymağının boylarından, Dan oymağından ve Manaşşe oymağının yarısından kurayla on kent düştü.|ɡeri kalan kohatʔin t͡ʃot͡ʃuklarina efraim ojmaɡinin bojlarindanʔ dan ojmaɡindan ve manasse ojmaɡinin jarisindan kurajla on kent dustu. Old-Testament-Jeremiah-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yeruşalem’i taş yığınları, çakal yeri yapacağım. Yahuda kentlerini ıssız, kimsesiz bırakacağım.”|“jerusalem’i tas jiɡinlariʔ t͡ʃakal jeri japat͡ʃaɡim. jahuda kentlerini issizʔ kimsesiz birakat͡ʃaɡim.” Old-Testament-2-Kings-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Yehoahaz'ın işlerinin geri kalanı, ve yaptığı bütün işler ve kudreti, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|simdi jehoahazʔin islerinin ɡeri kalaniʔ ve japtiɡi butun isler ve kudretiʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? New-Testament-James-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse ayartıldığında, “Tanrı beni ayartıyor” demesin. Çünkü Tanrı kötülükle ayartılmadığı gibi kendisi de kimseyi ayartmaz.|hit͡ʃ kimse ajartildiɡindaʔ “tanri beni ajartijor” demesin. t͡ʃunku tanri kotulukle ajartilmadiɡi ɡibi kendisi de kimseji ajartmaz. Old-Testament-Judges-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hayvanları ve çadırlarıyla birlikte gelirlerdi. Çekirge gibi kalabalık gelirlerdi. Hem kendilerinin hem de develerinin sayısı çoktu; ve ülkeyi yok etmek için gelirlerdi.|t͡ʃunku hajvanlari ve t͡ʃadirlarijla birlikte ɡelirlerdi. t͡ʃekirɡe ɡibi kalabalik ɡelirlerdi. hem kendilerinin hem de develerinin sajisi t͡ʃoktu; ve ulkeji jok etmek it͡ʃin ɡelirlerdi. Old-Testament-Exodus-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|mayasız ekmek, yağla yoğrulmuş mayasız pideler ve yağla meshedilmiş mayasız yufkalar al. Bunları ince buğday unundan yapacaksın.|majasiz ekmekʔ jaɡla joɡrulmus majasiz pideler ve jaɡla meshedilmis majasiz jufkalar al. bunlari int͡ʃe buɡdaj unundan japat͡ʃaksin. New-Testament-Matthew-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü ve sadakatsiz kuşak bir belirti arıyor! Ama ona Peygamber Yona’nın belirtisinden başka bir belirti verilmeyecektir.” Yeşua onları bırakıp gitti.|kotu ve sadakatsiz kusak bir belirti arijor! ama ona pejɡamber jona’nin belirtisinden baska bir belirti verilmejet͡ʃektir.” jesua onlari birakip ɡitti. New-Testament-Mark-014-065|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları üzerine tükürmeye başladı. Yüzünü kapatıp yumrukladılar. “Peygamberlik et bakalım!” dediler. Görevliler O’nu tokatladılar.|bazilari uzerine tukurmeje basladi. juzunu kapatip jumrukladilar. “pejɡamberlik et bakalim!” dediler. ɡorevliler o’nu tokatladilar. Old-Testament-Zephaniah-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun kurallarını tutmuş olan ey diyarın bütün alçakgönüllüleri, Yahve'yi arayın. Doğruluğu arayın. Alçakgönüllülüğü arayın. Yahve'nin öfkesi gününde belki saklı kalabilirsiniz.|oʔnun kurallarini tutmus olan ej dijarin butun alt͡ʃakɡonulluleriʔ jahveʔji arajin. doɡruluɡu arajin. alt͡ʃakɡonulluluɡu arajin. jahveʔnin ofkesi ɡununde belki sakli kalabilirsiniz. New-Testament-2-Corinthians-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar İbrani mi? Ben de öyleyim. Onlar İsraelli mi? Ben de öyleyim. Onlar Avraham’ın soyundan mı ? Ben de öyleyim.|onlar ibrani mi? ben de ojlejim. onlar israelli mi? ben de ojlejim. onlar avraham’in sojundan mi ? ben de ojlejim. New-Testament-Hebrews-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Diri Tanrı’nın eline düşmek korkunç bir şeydir.|diri tanri’nin eline dusmek korkunt͡ʃ bir sejdir. Old-Testament-Job-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerinde durdu, ama görünüşünü seçemedim. Gözlerimin önünde bir suret vardı. Sessizlik oldu, o zaman bir ses duydum, şöyle diyordu:|jerinde durduʔ ama ɡorunusunu set͡ʃemedim. ɡozlerimin onunde bir suret vardi. sessizlik olduʔ o zaman bir ses dujdumʔ sojle dijordu Old-Testament-Numbers-035-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de: Yarden'i aşıp Kenan ülkesine girdiğinizde,\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de jardenʔi asip kenan ulkesine ɡirdiɡinizdeʔ\" Old-Testament-Genesis-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, Tanrı'nın kendisine buyurduğu gibi, oğlu İshak'ı sekiz günlükken sünnet etti.|avrahamʔ tanriʔnin kendisine bujurduɡu ɡibiʔ oɡlu ishakʔi sekiz ɡunlukken sunnet etti. Old-Testament-1-Kings-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kral Solomon zenginlikte ve bilgelikte yeryüzünün bütün krallarını geçti.|bojlet͡ʃe kral solomon zenɡinlikte ve bilɡelikte jerjuzunun butun krallarini ɡet͡ʃti. Old-Testament-Genesis-032-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Birincisine buyruk verip şöyle dedi: “Kardeşim Esav’la karşılaştığında, ‘Sen kiminsin? Nereye gidiyorsun? Önündekiler kimindir?’ diye sorduğunda,|birint͡ʃisine bujruk verip sojle dedi “kardesim esav’la karsilastiɡindaʔ ‘sen kiminsin? nereje ɡidijorsun? onundekiler kimindir?’ dije sorduɡundaʔ Old-Testament-Exodus-029-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer adama etinden ya da ekmekten sabaha kalırsa, o zaman kalanını ateşte yakacaksın. Yenmeyecektir çünkü kutsaldır.\"\"\"|\"eɡer adama etinden ja da ekmekten sabaha kalirsaʔ o zaman kalanini ateste jakat͡ʃaksin. jenmejet͡ʃektir t͡ʃunku kutsaldir.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-042-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney tarafını ölçtü, ölçü kamışıyla beş yüz kamış.|ɡunej tarafini olt͡ʃtuʔ olt͡ʃu kamisijla bes juz kamis. Old-Testament-Deuteronomy-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunularını, etini ve kanını Tanrın Yahve'nin sunağı üzerinde sunacaksın. Kurbanlarının kanı Tanrın Yahve'nin sunağı üzerine dökülecek ve eti yiyeceksin.|jakmalik sunulariniʔ etini ve kanini tanrin jahveʔnin sunaɡi uzerinde sunat͡ʃaksin. kurbanlarinin kani tanrin jahveʔnin sunaɡi uzerine dokulet͡ʃek ve eti jijet͡ʃeksin. New-Testament-Luke-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz İsrael’i kurtaracak kişinin O olacağını ummuştuk. Evet, tüm bunlarla birlikte üç gün sonra,|ama biz israel’i kurtarat͡ʃak kisinin o olat͡ʃaɡini ummustuk. evetʔ tum bunlarla birlikte ut͡ʃ ɡun sonraʔ New-Testament-Hebrews-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçi çıktıkları ülkeyi düşünselerdi, geri dönmek için yeterince zamanları olurdu.|ɡert͡ʃi t͡ʃiktiklari ulkeji dusunselerdiʔ ɡeri donmek it͡ʃin jeterint͡ʃe zamanlari olurdu. New-Testament-John-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara senin sözünü bildirdim. Dünya onlardan nefret etti, çünkü ben dünyadan olmadığım gibi onlar da dünyadan değiller.|onlara senin sozunu bildirdim. dunja onlardan nefret ettiʔ t͡ʃunku ben dunjadan olmadiɡim ɡibi onlar da dunjadan deɡiller. Old-Testament-Ezekiel-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa, Daniel ve İyov, bu üç adam orada olsalar bile, doğruluklarıyla yalnız kendi canlarını kurtarırlar” diyor Efendi Yahve.|noaʔ daniel ve ijovʔ bu ut͡ʃ adam orada olsalar bileʔ doɡruluklarijla jalniz kendi t͡ʃanlarini kurtarirlar” dijor efendi jahve. New-Testament-Luke-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim sizi dinlerse beni dinlemiş olur, kim sizi reddederse beni reddetmiş olur. Kim beni reddederse de beni göndereni reddetmiş olur.”|kim sizi dinlerse beni dinlemis olurʔ kim sizi reddederse beni reddetmis olur. kim beni reddederse de beni ɡondereni reddetmis olur.” Old-Testament-Judges-006-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine bütün Midyanlılar, Amalekliler ve doğunun çocukları bir araya toplandılar; ve geçip Yizreel Vadisi'nde ordugâh kurdular.|bunun uzerine butun midjanlilarʔ amalekliler ve doɡunun t͡ʃot͡ʃuklari bir araja toplandilar; ve ɡet͡ʃip jizreel vadisiʔnde orduɡah kurdular. Old-Testament-1-Chronicles-008-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulam'ın oğulları cesur, okçu yiğitlerdi ve oğulları ve torunları çoktu, yüz elli. Bunların hepsi Benyamin'in oğullarındandı.|ulamʔin oɡullari t͡ʃesurʔ okt͡ʃu jiɡitlerdi ve oɡullari ve torunlari t͡ʃoktuʔ juz elli. bunlarin hepsi benjaminʔin oɡullarindandi. New-Testament-2-Corinthians-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Size Baba olacağım. Siz benim oğullarım ve kızlarım olacaksınız.’ diyor Her Şeye Egemen Efendi.”|size baba olat͡ʃaɡim. siz benim oɡullarim ve kizlarim olat͡ʃaksiniz.’ dijor her seje eɡemen efendi.” New-Testament-Romans-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız bununla değil, sıkıntılarla da seviniyoruz.|jalniz bununla deɡilʔ sikintilarla da sevinijoruz. Old-Testament-Exodus-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir uçta bir keruv, diğer uçta öbür keruvu yap. Keruvların iki ucunu merhamet örtüsüyle birlikte tek parça yapacaksın.|bir ut͡ʃta bir keruvʔ diɡer ut͡ʃta obur keruvu jap. keruvlarin iki ut͡ʃunu merhamet ortusujle birlikte tek part͡ʃa japat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Chronicles-034-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü ellerinin bütün işleriyle beni öfkelendirmek için beni bırakıp başka ilâhlara buhur yaktılar, bu yüzden gazabım bu yerin üzerine döküldü ve sönmeyecektir.'\"\"'\"\"\"|\"t͡ʃunku ellerinin butun islerijle beni ofkelendirmek it͡ʃin beni birakip baska ilahlara buhur jaktilarʔ bu juzden ɡazabim bu jerin uzerine dokuldu ve sonmejet͡ʃektir.ʔ\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Aviya atalarıyla uyudu ve onu David'in kentinde gömdüler. Ve oğlu Asa onun yerine kral oldu. Onun günlerinde ülke on yıl sakin kaldı.|bojlet͡ʃe avija atalarijla ujudu ve onu davidʔin kentinde ɡomduler. ve oɡlu asa onun jerine kral oldu. onun ɡunlerinde ulke on jil sakin kaldi. Old-Testament-1-Chronicles-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Dokuzuncu ay için dokuzuncu komutan Benyaminliler'den Anatotlu Aviezer'di. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|dokuzunt͡ʃu aj it͡ʃin dokuzunt͡ʃu komutan benjaminlilerʔden anatotlu aviezerʔdi. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. New-Testament-Acts-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tutukevini kapalı ve kilitli bulduk. Nöbetçiler de kapılarda bekliyordu. Ama kapıları açtığımızda içeride kimseyi bulamadık!”|“tutukevini kapali ve kilitli bulduk. nobett͡ʃiler de kapilarda beklijordu. ama kapilari at͡ʃtiɡimizda it͡ʃeride kimseji bulamadik!” Old-Testament-Numbers-007-047|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Deuel oğlu Elyasaf'ın sunusuydu.|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ deuel oɡlu eljasafʔin sunusujdu. New-Testament-Revelation-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle, “Kutsal ve gerçek olan ey Efendimiz! Yeryüzünde oturanları ne zaman yargılayacak, onlardan kanımızın öcünü ne zaman alacaksın?” dediler.|juksek sesleʔ “kutsal ve ɡert͡ʃek olan ej efendimiz! jerjuzunde oturanlari ne zaman jarɡilajat͡ʃakʔ onlardan kanimizin ot͡ʃunu ne zaman alat͡ʃaksin?” dediler. Old-Testament-2-Samuel-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Siva'ya, \"\"Bunlarla ne demek istiyorsun?\"\" dedi. Siva, \"\"Eşekler kralın ev halkının binmesi için, ekmek ve yaz meyveleri genç adamların yemesi için, şarap da çölde bitkin düşenlerin içmesi için\"\" dedi.\"|\"kral sivaʔjaʔ \"\"bunlarla ne demek istijorsun?\"\" dedi. sivaʔ \"\"esekler kralin ev halkinin binmesi it͡ʃinʔ ekmek ve jaz mejveleri ɡent͡ʃ adamlarin jemesi it͡ʃinʔ sarap da t͡ʃolde bitkin dusenlerin it͡ʃmesi it͡ʃin\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|yiğidi, savaşçıyı, hakimi, peygamberi, falcıyı, ihtiyarı,|jiɡidiʔ savast͡ʃijiʔ hakimiʔ pejɡamberiʔ falt͡ʃijiʔ ihtijariʔ Old-Testament-2-Kings-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa, “Gelecek yıl bu mevsimde bir oğul kucaklayacaksın” dedi. Kadın, “Hayır efendim, Tanrı adamı, hizmetkârına yalan söyleme” dedi.|elisaʔ “ɡelet͡ʃek jil bu mevsimde bir oɡul kut͡ʃaklajat͡ʃaksin” dedi. kadinʔ “hajir efendimʔ tanri adamiʔ hizmetkarina jalan sojleme” dedi. New-Testament-Mark-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gittiler ve yol üzerinde, bir evin sokak kapısında bağlı bir sıpa buldular ve onu çözdüler.|ɡittiler ve jol uzerindeʔ bir evin sokak kapisinda baɡli bir sipa buldular ve onu t͡ʃozduler. New-Testament-John-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra leğene su koyup öğrencilerin ayaklarını yıkamaya ve beline sardığı havluyla silmeye başladı.|sonra leɡene su kojup oɡrent͡ʃilerin ajaklarini jikamaja ve beline sardiɡi havlujla silmeje basladi. Old-Testament-Daniel-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kral çok sevindi ve Daniel'i inden çıkarmalarını buyurdu. Böylece Daniel inden çıkarıldı ve Tanrısı'na güvendiği için üzerinde hiçbir hasar bulunmadı.|o zaman kral t͡ʃok sevindi ve danielʔi inden t͡ʃikarmalarini bujurdu. bojlet͡ʃe daniel inden t͡ʃikarildi ve tanrisiʔna ɡuvendiɡi it͡ʃin uzerinde hit͡ʃbir hasar bulunmadi. New-Testament-John-006-070|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle yanıt verdi: “Siz Onikiler’i ben seçmedim mi? Yine de biriniz iblis değil mi?”|jesua onlara sojle janit verdi “siz onikiler’i ben set͡ʃmedim mi? jine de biriniz iblis deɡil mi?” Old-Testament-Judges-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara şöyle dedi: \"\"Beni takip edin; çünkü Yahve düşmanlarınız Moavlılar'ı elinize teslim etti.” Onu takip ettiler ve Yarden'in geçitlerini Moavlılar'a karşı ele geçirdiler ve kimsenin geçmesine izin vermediler.\"|\"onlara sojle dedi \"\"beni takip edin; t͡ʃunku jahve dusmanlariniz moavlilarʔi elinize teslim etti.” onu takip ettiler ve jardenʔin ɡet͡ʃitlerini moavlilarʔa karsi ele ɡet͡ʃirdiler ve kimsenin ɡet͡ʃmesine izin vermediler.\" New-Testament-Colossians-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu mektup aranızda okunduktan sonra Laodikya kilisesinde de okunsun. Siz de Laodikya’dan olan mektubu okuyun.|bu mektup aranizda okunduktan sonra laodikja kilisesinde de okunsun. siz de laodikja’dan olan mektubu okujun. New-Testament-Romans-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi, bu bölgelerde artık yerim kalmadığından, bunca yıldır da size gelmeyi arzuladığımdan,|ama simdiʔ bu bolɡelerde artik jerim kalmadiɡindanʔ bunt͡ʃa jildir da size ɡelmeji arzuladiɡimdanʔ New-Testament-Luke-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisine, “Öğretmenimiz, bu şeyler ne zaman olacak?” diye sordular. “Bu şeyler olmak üzereyken, işaret ne olacak?”|kendisineʔ “oɡretmenimizʔ bu sejler ne zaman olat͡ʃak?” dije sordular. “bu sejler olmak uzerejkenʔ isaret ne olat͡ʃak?” Old-Testament-Isaiah-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar seslerini yükseltecekler. Yahve'nin görkeminden ötürü haykıracaklar. Denizden yüksek sesle bağırıyorlar.|bunlar seslerini jukseltet͡ʃekler. jahveʔnin ɡorkeminden oturu hajkirat͡ʃaklar. denizden juksek sesle baɡirijorlar. Old-Testament-Ezekiel-042-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneye doğru olan odaların kapıları gibi, yolun başında, duvarın önünde, odalara girilirken, doğuya doğru olan yolun hemen önünde bir kapı vardı.|ɡuneje doɡru olan odalarin kapilari ɡibiʔ jolun basindaʔ duvarin onundeʔ odalara ɡirilirkenʔ doɡuja doɡru olan jolun hemen onunde bir kapi vardi. Old-Testament-1-Kings-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kalk, Samariya'da oturan İsrael Kralı Ahav'ı karşılamaya in. İşte, Navot'un bağındadır; onu mülk edinmek için indi.\"|\"\"\"kalkʔ samarijaʔda oturan israel krali ahavʔi karsilamaja in. isteʔ navotʔun baɡindadir; onu mulk edinmek it͡ʃin indi.\" New-Testament-Matthew-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, havralarda öğreterek, krallığın Müjdesi’ni duyurarak, halk arasındaki her hastalığı, her illeti iyileştirerek bütün Galile’yi dolaştı.|jesuaʔ havralarda oɡreterekʔ kralliɡin muʒdesi’ni dujurarakʔ halk arasindaki her hastaliɡiʔ her illeti ijilestirerek butun ɡalile’ji dolasti. Old-Testament-Daniel-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer olursa, hizmet ettiğimiz Tanrımız bizi yanan kızgın fırından kurtarabilir; ey kral, senin elinden de bizi kurtaracaktır.|eɡer olursaʔ hizmet ettiɡimiz tanrimiz bizi janan kizɡin firindan kurtarabilir; ej kralʔ senin elinden de bizi kurtarat͡ʃaktir. Old-Testament-Amos-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öyle ki, Edom'un geri kalanını ve adımla çağırılan bütün ulusları mülk edinsinler.\"\" diyor bunu yapan Yahve.\"|\"ojle kiʔ edomʔun ɡeri kalanini ve adimla t͡ʃaɡirilan butun uluslari mulk edinsinler.\"\" dijor bunu japan jahve.\" New-Testament-John-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden önce gelenlerin hepsi hırsız ve hayduttu, ama koyunlar onları dinlemedi.|benden ont͡ʃe ɡelenlerin hepsi hirsiz ve hajduttuʔ ama kojunlar onlari dinlemedi. Old-Testament-Psalms-093-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Seller yükseldi, ey Yahve, seller sesini yükseltti. Seller, dalgalarını yükseltti.|seller jukseldiʔ ej jahveʔ seller sesini jukseltti. sellerʔ dalɡalarini jukseltti. Old-Testament-Joshua-019-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı kura Naftali'nin çocukları için, boylarına göre Naftali'nin çocuklarına düştü.|altint͡ʃi kura naftaliʔnin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃinʔ bojlarina ɡore naftaliʔnin t͡ʃot͡ʃuklarina dustu. Old-Testament-Esther-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu günler tamamlanınca, kral, Susa Sarayı'nda hazır bulunan büyük ve küçük bütün halk için, kral sarayının bahçesinin avlusunda yedi günlük bir ziyafet verdi.|bu ɡunler tamamlanint͡ʃaʔ kralʔ susa sarajiʔnda hazir bulunan bujuk ve kut͡ʃuk butun halk it͡ʃinʔ kral sarajinin baht͡ʃesinin avlusunda jedi ɡunluk bir zijafet verdi. Old-Testament-Leviticus-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Jübile'den sonraki yıl sayısına göre komşundan satın alacaksın. Ürünlerin yıl sayısına göre sana satacak.|ʒubileʔden sonraki jil sajisina ɡore komsundan satin alat͡ʃaksin. urunlerin jil sajisina ɡore sana satat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları yüzünden Yeriha sıkı sıkıya kapatılmıştı. Çıkan da ve giren de kimse yoktu.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari juzunden jeriha siki sikija kapatilmisti. t͡ʃikan da ve ɡiren de kimse joktu. Old-Testament-Psalms-133-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakın, ne iyi, ne hoştur kardeşlerin beraberce birlik içinde yaşaması!|bakinʔ ne ijiʔ ne hostur kardeslerin berabert͡ʃe birlik it͡ʃinde jasamasi! Old-Testament-Judges-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'de önderler öncülük ettikleri için, halk gönüllü olarak kendilerini sundukları için, yücelsin Yahve!\"\"\"|\"\"\"israelʔde onderler ont͡ʃuluk ettikleri it͡ʃinʔ halk ɡonullu olarak kendilerini sunduklari it͡ʃinʔ jut͡ʃelsin jahve!\"\"\" Old-Testament-Psalms-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin sevgi dolu iyiliğinle sevinip coşacağım, çünkü çektiğim sıkıntıyı gördün. Canımı sıkıntılar içinde bildin.|senin sevɡi dolu ijiliɡinle sevinip t͡ʃosat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku t͡ʃektiɡim sikintiji ɡordun. t͡ʃanimi sikintilar it͡ʃinde bildin. New-Testament-2-Corinthians-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, toplulukların önünde onlara sevginizi ve size duyduğumuz övüncü kanıtlayın.|bu nedenleʔ topluluklarin onunde onlara sevɡinizi ve size dujduɡumuz ovunt͡ʃu kanitlajin. Old-Testament-2-Samuel-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kral geri döndü ve Yarden'e geldi. Yahuda, kralı karşılamak, kralı Yarden'den geçirmek için Gilgal'a geldi.|bojlet͡ʃe kral ɡeri dondu ve jardenʔe ɡeldi. jahudaʔ krali karsilamakʔ krali jardenʔden ɡet͡ʃirmek it͡ʃin ɡilɡalʔa ɡeldi. Old-Testament-Job-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Orada doğru kişi O'nunla davacı olabilirdi, böylece Yargıcım'dan sonsuza dek kurtulurdum.\"\"\"|\"orada doɡru kisi oʔnunla davat͡ʃi olabilirdiʔ bojlet͡ʃe jarɡit͡ʃimʔdan sonsuza dek kurtulurdum.\"\"\" New-Testament-Mark-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh O’nu hemen çöle çıkardı.|ruh o’nu hemen t͡ʃole t͡ʃikardi. New-Testament-John-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlangıçta Söz vardı ve Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı.|baslanɡit͡ʃta soz vardi ve soz tanriʔjla birliktejdi ve soz tanri’jdi. Old-Testament-2-Chronicles-034-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Hilkiya'ya, Şafan oğlu Ahikam'a, Mika oğlu Avdon'a, kâtip Şafan'a ve kralın hizmetkârı Asaya'ya buyurup dedi,|kral hilkijaʔjaʔ safan oɡlu ahikamʔaʔ mika oɡlu avdonʔaʔ katip safanʔa ve kralin hizmetkari asajaʔja bujurup dediʔ Old-Testament-2-Samuel-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı'nın mirasından beni ve oğlumu birlikte yok etmek isteyen adamın elinden hizmetkârını kurtarmak için kral dinleyecektir.|t͡ʃunku tanriʔnin mirasindan beni ve oɡlumu birlikte jok etmek istejen adamin elinden hizmetkarini kurtarmak it͡ʃin kral dinlejet͡ʃektir. Old-Testament-1-Kings-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O da, “Benim” diye yanıt verdi. “Git, efendine, ‘İşte, Eliya burada!’ de.”|o daʔ “benim” dije janit verdi. “ɡitʔ efendineʔ ‘isteʔ elija burada!’ de.” Old-Testament-Leviticus-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'İsrael evinden ya da onların arasında yabancı olarak yaşayan yabancılardan her kim herhangi bir çeşit kan yerse, kan yiyen cana karşı yüzümü çevireceğim ve onu kendi halkının arasından atacağım.\"|\"\"\"ʔisrael evinden ja da onlarin arasinda jabant͡ʃi olarak jasajan jabant͡ʃilardan her kim herhanɡi bir t͡ʃesit kan jerseʔ kan jijen t͡ʃana karsi juzumu t͡ʃeviret͡ʃeɡim ve onu kendi halkinin arasindan atat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-2-Kings-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Azarya’nın elli ikinci yılında, Remalya’nın oğlu Pekah, Samariya'da İsrael üzerindeki yirmi yılllık hükmüne başladı.|jahuda krali azarja’nin elli ikint͡ʃi jilindaʔ remalja’nin oɡlu pekahʔ samarijaʔda israel uzerindeki jirmi jilllik hukmune basladi. Old-Testament-Proverbs-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun ağzı yaşam pınarıdır, ama kötülerin ağzını zorbalık kaplar.|doɡrunun aɡzi jasam pinaridirʔ ama kotulerin aɡzini zorbalik kaplar. Old-Testament-Isaiah-063-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün sıkıntılarında O sıkıntı çekti, ve huzurunda duran melek onları kurtardı. Sevgisiyle ve acımasıyla onları fidye ile kurtardı. Onları taşıdı, eskiden beri de onları taşıdı.|butun sikintilarinda o sikinti t͡ʃektiʔ ve huzurunda duran melek onlari kurtardi. sevɡisijle ve at͡ʃimasijla onlari fidje ile kurtardi. onlari tasidiʔ eskiden beri de onlari tasidi. Old-Testament-1-Samuel-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen Yahve'nin sözünü dinlemediğin ve Amalek'e olan kızgın gazabını yerine getirmediğin için, Yahve bugün sana bu şeyi yaptı.|sen jahveʔnin sozunu dinlemediɡin ve amalekʔe olan kizɡin ɡazabini jerine ɡetirmediɡin it͡ʃinʔ jahve buɡun sana bu seji japti. Old-Testament-Psalms-032-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece gündüz elin üzerimde ağırdı. Yaz sıcağında gücüm tükendi. Selah.|ɡet͡ʃe ɡunduz elin uzerimde aɡirdi. jaz sit͡ʃaɡinda ɡut͡ʃum tukendi. selah. Old-Testament-Isaiah-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahuda'ya karşı çıkalım, onu parçalayalım, onu kendi aramızda bölelim ve oraya bir kral koyalım; Tabeel'in oğlunu.”\"|\"\"\"jahudaʔja karsi t͡ʃikalimʔ onu part͡ʃalajalimʔ onu kendi aramizda bolelim ve oraja bir kral kojalim; tabeelʔin oɡlunu.”\" Old-Testament-Proverbs-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşusuna karşı yalancı tanıklık eden kişi, sopa, kılıç ya da sivri ok gibidir.|komsusuna karsi jalant͡ʃi taniklik eden kisiʔ sopaʔ kilit͡ʃ ja da sivri ok ɡibidir. Old-Testament-2-Kings-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya Yahve'nin önünde dua etti ve şöyle dedi: “Keruvlar'ın üzerinde taht kuran İsrael'in Tanrısı Yahve, yeryüzündeki bütün krallıkların Tanrısı sensin, yalnız sensin. Yeri ve göğü sen yarattın.|hizkija jahveʔnin onunde dua etti ve sojle dedi “keruvlarʔin uzerinde taht kuran israelʔin tanrisi jahveʔ jerjuzundeki butun kralliklarin tanrisi sensinʔ jalniz sensin. jeri ve ɡoɡu sen jarattin. Old-Testament-Ezekiel-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Baktım ve işte, Keruvlar'ın yanında dört tekerlek, her Keruv'un yanında bir tekerlek, öbür Keruv'un yanında başka bir tekerlek vardı. Tekerleklerin görünüşü beril taşına benziyordu.|baktim ve isteʔ keruvlarʔin janinda dort tekerlekʔ her keruvʔun janinda bir tekerlekʔ obur keruvʔun janinda baska bir tekerlek vardi. tekerleklerin ɡorunusu beril tasina benzijordu. New-Testament-John-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus bu sözü duyunca daha çok korktu.|pilatus bu sozu dujunt͡ʃa daha t͡ʃok korktu. Old-Testament-1-Kings-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa ile İsrael Kralı Baaşa arasında bütün günlerinde savaş vardı.|asa ile israel krali baasa arasinda butun ɡunlerinde savas vardi. Old-Testament-Jeremiah-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, “Ah, ey Efendi Yahve! İşte, ben nasıl konuşacağımı bilmiyorum, çünkü çocuğum.” dedim.|o zamanʔ “ahʔ ej efendi jahve! isteʔ ben nasil konusat͡ʃaɡimi bilmijorumʔ t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuɡum.” dedim. New-Testament-Acts-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Roma’ya girdiğimizde, yüzbaşı mahkûmları muhafız komutanına teslim etti. Ama Pavlus’un bir askerin gözetiminde tek başına kalmasına izin verildi.|roma’ja ɡirdiɡimizdeʔ juzbasi mahkumlari muhafiz komutanina teslim etti. ama pavlus’un bir askerin ɡozetiminde tek basina kalmasina izin verildi. Old-Testament-1-Samuel-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Saul'un hizmetkârlarından biri, Yahve'nin önünde alıkonmuştu. Adı Edomlu Doeg olup Saul'un çobanlarının en iyisiydi.|o ɡun saulʔun hizmetkarlarindan biriʔ jahveʔnin onunde alikonmustu. adi edomlu doeɡ olup saulʔun t͡ʃobanlarinin en ijisijdi. Old-Testament-Jeremiah-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden ve senden önce olan peygamberler, eskiden birçok ülkeye ve büyük krallıklara karşı savaş, kötülük ve salgın hastalık peygamberlik ettiler.|benden ve senden ont͡ʃe olan pejɡamberlerʔ eskiden birt͡ʃok ulkeje ve bujuk kralliklara karsi savasʔ kotuluk ve salɡin hastalik pejɡamberlik ettiler. Old-Testament-1-Samuel-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam yıldan yıla Şilo'da Ordular Yahvesi'ne tapınmak ve kurban kesmek için kentinden çıkardı. Eli'nin iki oğlu, Hofni ve Pinehas, Yahve'nin kâhinleri oradaydı.|bu adam jildan jila siloʔda ordular jahvesiʔne tapinmak ve kurban kesmek it͡ʃin kentinden t͡ʃikardi. eliʔnin iki oɡluʔ hofni ve pinehasʔ jahveʔnin kahinleri oradajdi. Old-Testament-1-Kings-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Temel değerli taşlardan, büyük taşlardan, on arşınlık ve sekiz arşınlık taşlardandı.|temel deɡerli taslardanʔ bujuk taslardanʔ on arsinlik ve sekiz arsinlik taslardandi. Old-Testament-Jeremiah-051-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Yahve doğruluğumuzu ortaya koydu. Gelin, Tanrımız Yahve'nin işini Siyon'da duyuralım.'\"\"\"|\"ʔjahve doɡruluɡumuzu ortaja kojdu. ɡelinʔ tanrimiz jahveʔnin isini sijonʔda dujuralim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-041-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Yosef'e, “İşte, seni bütün Mısır ülkesi üzerine atadım” dedi.|firavun josefʔeʔ “isteʔ seni butun misir ulkesi uzerine atadim” dedi. Old-Testament-Psalms-035-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı almak isteyenler hayal kırıklığına uğrayıp rezil olsunlar. Bana kötülük düşünenler geri dönüp şaşkına dönsünler.|t͡ʃanimi almak istejenler hajal kirikliɡina uɡrajip rezil olsunlar. bana kotuluk dusunenler ɡeri donup saskina donsunler. New-Testament-Mark-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus daha da üsteleyerek, “Seninle birlikte ölmem gerekse bile seni inkâr etmeyeceğim” dedi. Hepsi aynı şeyi söyledi.|ama petrus daha da ustelejerekʔ “seninle birlikte olmem ɡerekse bile seni inkar etmejet͡ʃeɡim” dedi. hepsi ajni seji sojledi. Old-Testament-Jeremiah-032-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Senedi imzaladım, mühürledim, tanıklar çağırdım ve parayı terazide ona tarttım.|senedi imzaladimʔ muhurledimʔ taniklar t͡ʃaɡirdim ve paraji terazide ona tarttim. Old-Testament-Isaiah-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi, kulaklarımda kendini açıkladı: \"\"Kesinlikle bu suçunuz, ölene dek bağışlanmayacaktır\"\" diyor Ordular Yahvesi Efendi.\"|\"ordular jahvesiʔ kulaklarimda kendini at͡ʃikladi \"\"kesinlikle bu sut͡ʃunuzʔ olene dek baɡislanmajat͡ʃaktir\"\" dijor ordular jahvesi efendi.\" Old-Testament-2-Samuel-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom hizmetkârlarına şöyle buyurdu: “Şimdi bakın, Amnon’un yüreği şarapla neşelendiğinde ve size, ‘Amnon’u vurun’ dediğimde o zaman onu öldürün. Korkmayın. Size buyuran ben değil miyim? Cesur ve yiğit olun!”|avsalom hizmetkarlarina sojle bujurdu “simdi bakinʔ amnon’un jureɡi sarapla neselendiɡinde ve sizeʔ ‘amnon’u vurun’ dediɡimde o zaman onu oldurun. korkmajin. size bujuran ben deɡil mijim? t͡ʃesur ve jiɡit olun!” Old-Testament-Ezekiel-032-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin kalabalığını yiğitlerin kılıçlarıyla düşüreceğim. Hepsi ulusların acımasızlarıdır. Mısır'ın övüncünü hiçe indirecekler, ve onun bütün kalabalığı yok olacak.|senin kalabaliɡini jiɡitlerin kilit͡ʃlarijla dusuret͡ʃeɡim. hepsi uluslarin at͡ʃimasizlaridir. misirʔin ovunt͡ʃunu hit͡ʃe indiret͡ʃeklerʔ ve onun butun kalabaliɡi jok olat͡ʃak. Old-Testament-Judges-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim, Gezer'de yaşayan Kenanlılar'ı kovmadı, ama Kenanlılar Gezer'de onların arasında yaşadılar.|efraimʔ ɡezerʔde jasajan kenanlilarʔi kovmadiʔ ama kenanlilar ɡezerʔde onlarin arasinda jasadilar. New-Testament-Romans-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinizi sevmekten başka kimseye bir şey borçlu olmayın. Çünkü komşusunu seven Yasa’yı yerine getirmiş olur.|birbirinizi sevmekten baska kimseje bir sej bort͡ʃlu olmajin. t͡ʃunku komsusunu seven jasa’ji jerine ɡetirmis olur. New-Testament-Ephesians-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, sevgili Olan’da karşılıksız olarak bize bağışladığı yüce lütfu övülsün.|ojle kiʔ sevɡili olan’da karsiliksiz olarak bize baɡisladiɡi jut͡ʃe lutfu ovulsun. New-Testament-Luke-017-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama önce O’nun çok şeyler çekmesi ve bu kuşak tarafından reddedilmesi gerekiyor.|ama ont͡ʃe o’nun t͡ʃok sejler t͡ʃekmesi ve bu kusak tarafindan reddedilmesi ɡerekijor. New-Testament-1-Corinthians-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, Kloi’nin evinden olanlar, aranızda çekişmeler olduğunu bana bildirdiler.|kardeslerimʔ kloi’nin evinden olanlarʔ aranizda t͡ʃekismeler olduɡunu bana bildirdiler. Old-Testament-Jeremiah-052-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sidkiya krallığa başladığında yirmi bir yaşındaydı. Yeruşalem'de on bir yıl krallık yaptı. Annesinin adı Livnalı Yeremya'nın kızı Hamutal'dı.|sidkija kralliɡa basladiɡinda jirmi bir jasindajdi. jerusalemʔde on bir jil krallik japti. annesinin adi livnali jeremjaʔnin kizi hamutalʔdi. Old-Testament-Genesis-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuş'un oğulları: Seva, Havila, Sevta, Raama, Savteka. Raama'nın oğulları: Şeva ve Dedan.|kusʔun oɡullari sevaʔ havilaʔ sevtaʔ raamaʔ savteka. raamaʔnin oɡullari seva ve dedan. Old-Testament-Numbers-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hazırlayacağınız sayıya göre, herkesin sayısına göre öyle yapacaksınız.'\"\"\"|\"hazirlajat͡ʃaɡiniz sajija ɡoreʔ herkesin sajisina ɡore ojle japat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Haggai-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ordular Yahvesi şöyle diyor: 'Bir kez daha, kısa bir zamanda, gökleri, yeri, denizi ve karayı sarsacağım;|t͡ʃunku ordular jahvesi sojle dijor ʔbir kez dahaʔ kisa bir zamandaʔ ɡokleriʔ jeriʔ denizi ve karaji sarsat͡ʃaɡim; New-Testament-Galatians-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan böyle kimse bana sıkıntı vermesin. Çünkü ben Efendi Yeşua ’nın işaretlerini bedenimde taşıyorum.|bundan bojle kimse bana sikinti vermesin. t͡ʃunku ben efendi jesua ’nin isaretlerini bedenimde tasijorum. Old-Testament-Daniel-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“O zaman halkının çocukları için duran büyük önder Mikael ayağa kalkacak; ve ulus var olduğundan beri o zamana dek hiç olmamış bir sıkıntı zamanı olacak. O zaman senin halkın, kitapta yazılı bulunan herkes kurtulacak.|“o zaman halkinin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin duran bujuk onder mikael ajaɡa kalkat͡ʃak; ve ulus var olduɡundan beri o zamana dek hit͡ʃ olmamis bir sikinti zamani olat͡ʃak. o zaman senin halkinʔ kitapta jazili bulunan herkes kurtulat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Adın uğruna bizden tiksinme. Görkeminin tahtını utandırma. Hatırla ve bizimle olan antlaşmanı bozma.|adin uɡruna bizden tiksinme. ɡorkeminin tahtini utandirma. hatirla ve bizimle olan antlasmani bozma. New-Testament-John-007-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kalabalığın çoğu bu sözleri duyunca, “Gerçekten bu o peygamberdir” dedi.|bunun uzerine kalabaliɡin t͡ʃoɡu bu sozleri dujunt͡ʃaʔ “ɡert͡ʃekten bu o pejɡamberdir” dedi. New-Testament-John-001-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Natanel ona, “Nasıra’dan iyi bir şey çıkabilir mi?” dedi. Filipus ona, “Gel de gör” dedi.|natanel onaʔ “nasira’dan iji bir sej t͡ʃikabilir mi?” dedi. filipus onaʔ “ɡel de ɡor” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptığında suçsuz kanı aranızdan kaldıracaksın.|bojlet͡ʃe jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japtiɡinda sut͡ʃsuz kani aranizdan kaldirat͡ʃaksin. Old-Testament-Leviticus-025-049|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da amcası, ya da amcasının oğlu, onu geri alabilir, ya da ailesinden ona yakın akrabası olan biri onun fidyesini verebilir; ya da eğer o zenginleşirse kendisi için fidye verebilir.|ja da amt͡ʃasiʔ ja da amt͡ʃasinin oɡluʔ onu ɡeri alabilirʔ ja da ailesinden ona jakin akrabasi olan biri onun fidjesini verebilir; ja da eɡer o zenɡinlesirse kendisi it͡ʃin fidje verebilir. Old-Testament-2-Samuel-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kadın, “Lütfen hizmetkârın efendim krala bir söz söylesin” dedi. “Söyle” dedi.|o zaman kadinʔ “lutfen hizmetkarin efendim krala bir soz sojlesin” dedi. “sojle” dedi. Old-Testament-Psalms-078-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelecek nesiller, hatta doğmamış çocuklar bilsin de, onlar da kalkıp kendi çocuklarına anlatsınlar.|ɡelet͡ʃek nesillerʔ hatta doɡmamis t͡ʃot͡ʃuklar bilsin deʔ onlar da kalkip kendi t͡ʃot͡ʃuklarina anlatsinlar. Old-Testament-1-Samuel-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul çölün önündeki Hakila Tepesi'nde, yol kenarında ordugâh kurdu. Ancak David çölde kaldı ve Saul'un çöle kendisinden sonra girdiğini gördü.|saul t͡ʃolun onundeki hakila tepesiʔndeʔ jol kenarinda orduɡah kurdu. ant͡ʃak david t͡ʃolde kaldi ve saulʔun t͡ʃole kendisinden sonra ɡirdiɡini ɡordu. Old-Testament-2-Kings-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael’in Tanrısı Yahve'ye güvendi; öyle ki, kendisinden sonra Yahuda kralları arasında ve kendisinden öncekiler arasında onun gibisi yoktu.|israel’in tanrisi jahveʔje ɡuvendi; ojle kiʔ kendisinden sonra jahuda krallari arasinda ve kendisinden ont͡ʃekiler arasinda onun ɡibisi joktu. Old-Testament-Genesis-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa ayılınca küçük oğlunun kendisine ne yaptığını bildi.|noa ajilint͡ʃa kut͡ʃuk oɡlunun kendisine ne japtiɡini bildi. Old-Testament-Joshua-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kent ve içindekilerin tümü Yahve'ye adanacak. Yalnızca fahişe Rahav ve onunla birlikte evde olanların hepsi yaşayacak, çünkü o, gönderdiğimiz habercileri sakladı.|kent ve it͡ʃindekilerin tumu jahveʔje adanat͡ʃak. jalnizt͡ʃa fahise rahav ve onunla birlikte evde olanlarin hepsi jasajat͡ʃakʔ t͡ʃunku oʔ ɡonderdiɡimiz habert͡ʃileri sakladi. Old-Testament-1-Chronicles-004-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan bazıları, Şimonoğulları'ndan beş yüz kişi, Seir dağına gittiler; ve onların başları Yişi'nin oğulları Pelatya, Nearya, Refaya ve Uzziel'di.|onlardan bazilariʔ simonoɡullariʔndan bes juz kisiʔ seir daɡina ɡittiler; ve onlarin baslari jisiʔnin oɡullari pelatjaʔ nearjaʔ refaja ve uzzielʔdi. Old-Testament-Psalms-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, lütfunla dağımı sağlamlaştırdın; ama sen yüzünü gizleyince sıkıntı duydum.|ej jahveʔ lutfunla daɡimi saɡlamlastirdin; ama sen juzunu ɡizlejint͡ʃe sikinti dujdum. Old-Testament-Jeremiah-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber Yeremya bunu Yahuda halkının tümüne ve Yeruşalem sakinlerinin tümüne söyledi:|pejɡamber jeremja bunu jahuda halkinin tumune ve jerusalem sakinlerinin tumune sojledi Old-Testament-Proverbs-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu yüksek tut, o da seni yükseltecektir. Onu kucakladığında sana saygınlık getirecektir.|onu juksek tutʔ o da seni jukseltet͡ʃektir. onu kut͡ʃakladiɡinda sana sajɡinlik ɡetiret͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-132-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada David'in boynuzunu yeşerteceğim. Meshedilmişim için bir kandil atadım.|orada davidʔin bojnuzunu jesertet͡ʃeɡim. meshedilmisim it͡ʃin bir kandil atadim. Old-Testament-Ezekiel-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni ve ırmaklarının bütün balıklarını çöle atacağım. Kırın üzerine düşeceksin. Bir araya getirilmeyeceksin, toplanmayacaksın. Seni yeryüzünün hayvanlarına, ve gökyüzünün kuşlarına yem olarak verdim.\"\"\"\"'\"|\"seni ve irmaklarinin butun baliklarini t͡ʃole atat͡ʃaɡim. kirin uzerine duset͡ʃeksin. bir araja ɡetirilmejet͡ʃeksinʔ toplanmajat͡ʃaksin. seni jerjuzunun hajvanlarinaʔ ve ɡokjuzunun kuslarina jem olarak verdim.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Acts-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Benimle birlikte buraya gelince, hiç vakit geçirmeden, ertesi gün yargı kürsüsüne oturdum ve adamın getirilmesini buyurdum.|benimle birlikte buraja ɡelint͡ʃeʔ hit͡ʃ vakit ɡet͡ʃirmedenʔ ertesi ɡun jarɡi kursusune oturdum ve adamin ɡetirilmesini bujurdum. Old-Testament-2-Kings-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya, Yahve'nin evinde ve kralın evinin hazinelerinde bulunan bütün gümüşü ona verdi.|hizkijaʔ jahveʔnin evinde ve kralin evinin hazinelerinde bulunan butun ɡumusu ona verdi. New-Testament-1-Corinthians-015-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölülerin dirilmesi de böyledir. Beden çürüyebilir olarak ekilir, çürümez olarak diriltilir.|olulerin dirilmesi de bojledir. beden t͡ʃurujebilir olarak ekilirʔ t͡ʃurumez olarak diriltilir. Old-Testament-1-Samuel-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir mağaranın bulunduğu yol kenarındaki koyun ağıllarına geldi; ve Saul ihtiyacını gidermek için içeri girdi. Şimdi David ve adamları mağaranın en iç kısımlarında kalıyorlardı.|bir maɡaranin bulunduɡu jol kenarindaki kojun aɡillarina ɡeldi; ve saul ihtijat͡ʃini ɡidermek it͡ʃin it͡ʃeri ɡirdi. simdi david ve adamlari maɡaranin en it͡ʃ kisimlarinda kalijorlardi. Old-Testament-Ezekiel-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve ben de onlara iyi olmayan kurallar ve yaşayamayacakları ilkeler verdim.|ve ben de onlara iji olmajan kurallar ve jasajamajat͡ʃaklari ilkeler verdim. New-Testament-John-008-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sözümü tutarsa, ölümü asla görmeyecektir.”|size doɡrusunu sojlejejimʔ bir kimse sozumu tutarsaʔ olumu asla ɡormejet͡ʃektir.” New-Testament-Luke-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber Yeşaya’nın sözleri kitabında yazıldığı gibi, “Çölde çağıranın sesi, ‘Efendi’nin yolunu hazırlayın. O'nun yollarını düzleyin’ diyor.|pejɡamber jesaja’nin sozleri kitabinda jazildiɡi ɡibiʔ “t͡ʃolde t͡ʃaɡiranin sesiʔ ‘efendi’nin jolunu hazirlajin. oʔnun jollarini duzlejin’ dijor. Old-Testament-2-Kings-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoahaz hükmetmeye başladığında yirmi üç yaşındaydı ve Yeruşalem'de üç ay krallık yaptı. Annesinin adı Livnalı Yeremya'nın kızı Hamutal'dı.|jehoahaz hukmetmeje basladiɡinda jirmi ut͡ʃ jasindajdi ve jerusalemʔde ut͡ʃ aj krallik japti. annesinin adi livnali jeremjaʔnin kizi hamutalʔdi. New-Testament-Galatians-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Kutsal Yazı ne diyor? “Köleyi ve oğlunu dışarı atın. Çünkü kölenin oğlu özgür kadının oğluyla birlikte miras almayacaktır.”|ant͡ʃak kutsal jazi ne dijor? “koleji ve oɡlunu disari atin. t͡ʃunku kolenin oɡlu ozɡur kadinin oɡlujla birlikte miras almajat͡ʃaktir.” Old-Testament-Psalms-078-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinleri kılıçla düştüler, dul karıları ağlayamadı.|kahinleri kilit͡ʃla dustulerʔ dul karilari aɡlajamadi. New-Testament-Galatians-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yakov’un yanından bazı kişiler gelmeden önce öteki uluslardan olanlarla birlikte yemek yerdi. Ama o kişiler gelince sünnetlilerden korktuğu için geri çekildi ve kendini sünnetsizlerden ayırdı.|t͡ʃunku jakov’un janindan bazi kisiler ɡelmeden ont͡ʃe oteki uluslardan olanlarla birlikte jemek jerdi. ama o kisiler ɡelint͡ʃe sunnetlilerden korktuɡu it͡ʃin ɡeri t͡ʃekildi ve kendini sunnetsizlerden ajirdi. New-Testament-Matthew-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’ya yanıt verip, “Bilmiyoruz” dediler. Yeşua onlara, “Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim” dedi.|jesua’ja janit veripʔ “bilmijoruz” dediler. jesua onlaraʔ “ben de size bunlari hanɡi jetkijle japtiɡimi sojlemejet͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Joshua-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Silahlı adamlar boru çalan kâhinlerin önünden gidiyor, sandık da onların ardından gidiyordu. Onlar ilerledikçe borular çalınıyordu.|silahli adamlar boru t͡ʃalan kahinlerin onunden ɡidijorʔ sandik da onlarin ardindan ɡidijordu. onlar ilerledikt͡ʃe borular t͡ʃalinijordu. Old-Testament-Isaiah-043-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte yeni bir şey yapacağım. Artık ortaya çıkıyor. Bilmiyor musun? Hatta çölde yol, bozkırda ırmaklar yapacağım.|iste jeni bir sej japat͡ʃaɡim. artik ortaja t͡ʃikijor. bilmijor musun? hatta t͡ʃolde jolʔ bozkirda irmaklar japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dinlemediler. Kulaklarını döndürmediler, ama duymasınlar ve ders almasınlar diye enselerini sertleştirdiler.|ama dinlemediler. kulaklarini dondurmedilerʔ ama dujmasinlar ve ders almasinlar dije enselerini sertlestirdiler. Old-Testament-Micah-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Davamı savunana, ve benim için yargılayana dek Yahve'nin öfkesine katlanacağım, çünkü O'na karşı günah işledim. O beni ışığa çıkaracak. O'nun doğruluğunu göreceğim.|davami savunanaʔ ve benim it͡ʃin jarɡilajana dek jahveʔnin ofkesine katlanat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku oʔna karsi ɡunah isledim. o beni isiɡa t͡ʃikarat͡ʃak. oʔnun doɡruluɡunu ɡoret͡ʃeɡim. Old-Testament-Job-041-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla kuşla oynar gibi oynar mısın? Ya da onu kızların için bağlar mısın?|onunla kusla ojnar ɡibi ojnar misin? ja da onu kizlarin it͡ʃin baɡlar misin? Old-Testament-Isaiah-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Karışıklık içindeki kent yıkıldı. Kimse içeri girmesin diye her ev kapandı.|karisiklik it͡ʃindeki kent jikildi. kimse it͡ʃeri ɡirmesin dije her ev kapandi. Old-Testament-Psalms-044-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkını bedavaya sattın, satışından da hiçbir şey kazanmadın.|halkini bedavaja sattinʔ satisindan da hit͡ʃbir sej kazanmadin. Old-Testament-Leviticus-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Bunun için kendinizi kutsal kılın ve kutsal olun; çünkü ben Tanrınız Yahve'yim.|“ʔbunun it͡ʃin kendinizi kutsal kilin ve kutsal olun; t͡ʃunku ben tanriniz jahveʔjim. New-Testament-Matthew-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın gelip Yeşua’ya tapındı ve “Efendimiz, bana yardım et” dedi.|kadin ɡelip jesua’ja tapindi ve “efendimizʔ bana jardim et” dedi. Old-Testament-Joel-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey diyar, korkma. Sevin ve coş, çünkü Yahve büyük işler yaptı.|ej dijarʔ korkma. sevin ve t͡ʃosʔ t͡ʃunku jahve bujuk isler japti. Old-Testament-Genesis-044-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Evinin kâhyasına şu buyruğu verdi: “Adamların çuvallarına taşıyabilecekleri kadar yiyecek doldur ve her birinin parasını çuvalının ağzına koy.|evinin kahjasina su bujruɡu verdi “adamlarin t͡ʃuvallarina tasijabilet͡ʃekleri kadar jijet͡ʃek doldur ve her birinin parasini t͡ʃuvalinin aɡzina koj. Old-Testament-Isaiah-042-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, eski şeyler oldu ve ben yeni şeyler bildiriyorum. Onlar olmadan önce size söylüyorum.”|isteʔ eski sejler oldu ve ben jeni sejler bildirijorum. onlar olmadan ont͡ʃe size sojlujorum.” New-Testament-Matthew-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Bu halk ağızlarıyla bana yaklaşırlar, dudaklarıyla da beni sayarlar; ama yürekleri benden uzaktır.|‘bu halk aɡizlarijla bana jaklasirlarʔ dudaklarijla da beni sajarlar; ama jurekleri benden uzaktir. Old-Testament-Joshua-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi aranızda olan yabancı ilâhları atın ve yüreğinizi İsrael'in Tanrısı Yahve'ye yöneltin.\"\"\"|\"\"\"simdi aranizda olan jabant͡ʃi ilahlari atin ve jureɡinizi israelʔin tanrisi jahveʔje joneltin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-048-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğu rüzgârıyla Tarşiş'in gemilerini parçalarsın.|doɡu ruzɡarijla tarsisʔin ɡemilerini part͡ʃalarsin. Old-Testament-Isaiah-043-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, gün gün olduğundan beri ben O'yum. Elimden kurtarabilecek kimse yok. Ben işleyeceğim ve buna kim engel olabilir?”|evetʔ ɡun ɡun olduɡundan beri ben oʔjum. elimden kurtarabilet͡ʃek kimse jok. ben islejet͡ʃeɡim ve buna kim enɡel olabilir?” New-Testament-Luke-002-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, bilgelikte ve boyda büyüyordu, Tanrı’nın ve insanların beğenisininde de öyle.|jesuaʔ bilɡelikte ve bojda bujujorduʔ tanri’nin ve insanlarin beɡenisininde de ojle. New-Testament-Romans-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Size zulmedenleri kutsayın; kutsayın, lanet etmeyin.|size zulmedenleri kutsajin; kutsajinʔ lanet etmejin. New-Testament-1-Corinthians-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözüm ve duyurduğum bildiri, insan bilgeliğinin ikna edici sözlerinde değil, Ruh’un kanıtlayıcı gücündeydi.|sozum ve dujurduɡum bildiriʔ insan bilɡeliɡinin ikna edit͡ʃi sozlerinde deɡilʔ ruh’un kanitlajit͡ʃi ɡut͡ʃundejdi. Old-Testament-Genesis-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı türüne göre çeşit çeşit yabanıl hayvanı, evcil hayvanı, sürüngenleri yaptı. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.|tanri turune ɡore t͡ʃesit t͡ʃesit jabanil hajvaniʔ evt͡ʃil hajvaniʔ surunɡenleri japti. tanri bunun iji olduɡunu ɡordu. Old-Testament-2-Samuel-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Harotlu Şamma, Harotlu Elika,|harotlu sammaʔ harotlu elikaʔ Old-Testament-Isaiah-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüyü reddedip iyiyi seçmeyi bildiği zaman tereyağı ve bal yiyecek.|kotuju reddedip ijiji set͡ʃmeji bildiɡi zaman terejaɡi ve bal jijet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kan dökmek için iftiracılar senin içindeydiler. Senin içindekiler dağlarda yemek yediler. Senin içindekiler ahlaksızlık ettiler.|kan dokmek it͡ʃin iftirat͡ʃilar senin it͡ʃindejdiler. senin it͡ʃindekiler daɡlarda jemek jediler. senin it͡ʃindekiler ahlaksizlik ettiler. Old-Testament-2-Chronicles-006-036|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer sana karşı günah işlerlerse (çünkü günah işlemeyen kimse yoktur), ve sen onlara öfkelenirsen ve onları düşmana teslim edersen, onun için onları uzak ya da yakın bir ülkeye sürgün olarak götürürlerse;|“eɡer sana karsi ɡunah islerlerse (t͡ʃunku ɡunah islemejen kimse joktur)ʔ ve sen onlara ofkelenirsen ve onlari dusmana teslim edersenʔ onun it͡ʃin onlari uzak ja da jakin bir ulkeje surɡun olarak ɡotururlerse; Old-Testament-Leviticus-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunuların derisini yüzecek ve onu parçalar halinde kesecek.|jakmalik sunularin derisini juzet͡ʃek ve onu part͡ʃalar halinde keset͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-051-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sen, çok sular üzerine oturup bol hazineleri olan, sonun geldi, açgözlülüğünün ölçeği doldu.|ej senʔ t͡ʃok sular uzerine oturup bol hazineleri olanʔ sonun ɡeldiʔ at͡ʃɡozluluɡunun olt͡ʃeɡi doldu. New-Testament-Acts-009-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus ona, “Aneas, Yeşua Mesih seni iyileştiriyor. Kalk ve yatağını yap!” dedi. O hemen kalktı.|petrus onaʔ “aneasʔ jesua mesih seni ijilestirijor. kalk ve jataɡini jap!” dedi. o hemen kalkti. New-Testament-1-John-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularım, kendinizi putlardan koruyun.|javrularimʔ kendinizi putlardan korujun. Old-Testament-Exodus-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kanın bir kısmını alıp onu içlerinde yiyecekleri evlerin iki kapı sövesine ve üst eşiği üzerine sürecekler.|kanin bir kismini alip onu it͡ʃlerinde jijet͡ʃekleri evlerin iki kapi sovesine ve ust esiɡi uzerine suret͡ʃekler. New-Testament-Luke-008-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızın anne ve babası şaştılar, ancak Yeşua onlara, bu yapılanları kimseye söylememelerini buyurdu.|kizin anne ve babasi sastilarʔ ant͡ʃak jesua onlaraʔ bu japilanlari kimseje sojlememelerini bujurdu. New-Testament-Luke-004-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş batarken, çeşitli hastalıklara yakalanmış olanların hepsini O’na getirdiler. Yeşua ellerini onların her birinin üzerine koydu ve onları iyileştirdi.|ɡunes batarkenʔ t͡ʃesitli hastaliklara jakalanmis olanlarin hepsini o’na ɡetirdiler. jesua ellerini onlarin her birinin uzerine kojdu ve onlari ijilestirdi. Old-Testament-Deuteronomy-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da sihirbaz, ya da ruh çağıran, ya da muskacı, ya da ruhlara danışan bulunmayacak.|ja da sihirbazʔ ja da ruh t͡ʃaɡiranʔ ja da muskat͡ʃiʔ ja da ruhlara danisan bulunmajat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hetsron'un kendisine doğan oğulları: Yerahmeel, Ram ve Keluva.|hetsronʔun kendisine doɡan oɡullari jerahmeelʔ ram ve keluva. Old-Testament-Psalms-071-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve’nin büyük işleriyle geleceğim. Senin doğruluğundan, yalnızca senin doğruluğundan söz edeceğim.|efendi jahve’nin bujuk islerijle ɡelet͡ʃeɡim. senin doɡruluɡundanʔ jalnizt͡ʃa senin doɡruluɡundan soz edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Hosea-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunularımın kurbanlarına gelince, et kurban edip onu yiyorlar, ama Yahve onları kabul etmiyor. Şimdi onların suçlarını hatırlayacak, ve günahlarını cezalandıracak. Onlar Mısır'a dönecekler.|sunularimin kurbanlarina ɡelint͡ʃeʔ et kurban edip onu jijorlarʔ ama jahve onlari kabul etmijor. simdi onlarin sut͡ʃlarini hatirlajat͡ʃakʔ ve ɡunahlarini t͡ʃezalandirat͡ʃak. onlar misirʔa donet͡ʃekler. Old-Testament-Deuteronomy-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|yolda seni nasıl karşıladığını ve siz baygın ve bitkinken, senin en geride kalanlarını, arkanda zayıf olan herkesi nasıl vurduğunu hatırla; Tanrı'dan da korkmadı.|jolda seni nasil karsiladiɡini ve siz bajɡin ve bitkinkenʔ senin en ɡeride kalanlariniʔ arkanda zajif olan herkesi nasil vurduɡunu hatirla; tanriʔdan da korkmadi. Old-Testament-Deuteronomy-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedeni bütün gece ağaç üzerinde kalmayacak, ama onu aynı günde mutlaka gömeceksiniz; çünkü asılan kişi Tanrı tarafından lanetlenmiştir. Tanrın Yahve'nin miras olarak sana vermekte olduğu diyarı kirletmeyeceksin.|bedeni butun ɡet͡ʃe aɡat͡ʃ uzerinde kalmajat͡ʃakʔ ama onu ajni ɡunde mutlaka ɡomet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku asilan kisi tanri tarafindan lanetlenmistir. tanrin jahveʔnin miras olarak sana vermekte olduɡu dijari kirletmejet͡ʃeksin. Old-Testament-Exodus-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıklar sandığın halkalarında kalacak. Ondan ayrılmayacaklar.|siriklar sandiɡin halkalarinda kalat͡ʃak. ondan ajrilmajat͡ʃaklar. Old-Testament-Micah-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman düşmanım görecek ve bana, \"\"Tanrın Yahve nerede?\"\" diyen onu utanç kaplayacak. Gözlerim onu görecek. Şimdi o, sokakların çamuru gibi çiğnenecek.\"|\"o zaman dusmanim ɡoret͡ʃek ve banaʔ \"\"tanrin jahve nerede?\"\" dijen onu utant͡ʃ kaplajat͡ʃak. ɡozlerim onu ɡoret͡ʃek. simdi oʔ sokaklarin t͡ʃamuru ɡibi t͡ʃiɡnenet͡ʃek.\" New-Testament-2-Corinthians-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yani Tanrı, onların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti.|jani tanriʔ onlarin sut͡ʃlarini sajmajarak dunjaji mesih’te kendisijle baristirdi ve baristirma sozunu bize emanet etti. Old-Testament-Habakkuk-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Utançla doldun, görkemle değil. İçip ifşa olacaksın! Yahve'nin sağ elinin kâsesi dolaşıp sana gelecek ve senin görkemini rezalet örtecek.|utant͡ʃla doldunʔ ɡorkemle deɡil. it͡ʃip ifsa olat͡ʃaksin! jahveʔnin saɡ elinin kasesi dolasip sana ɡelet͡ʃek ve senin ɡorkemini rezalet ortet͡ʃek. Old-Testament-Judges-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef'in evi de Beytel'e çıktı ve Yahve onlarla birlikteydi.|josefʔin evi de bejtelʔe t͡ʃikti ve jahve onlarla birliktejdi. New-Testament-2-Corinthians-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yeşua’nın yaşamı ölümlü bedenimizde açığa çıksın diye, biz yaşayanlar Yeşua uğruna sürekli ölüme teslim ediliyoruz.|t͡ʃunku jesua’nin jasami olumlu bedenimizde at͡ʃiɡa t͡ʃiksin dijeʔ biz jasajanlar jesua uɡruna surekli olume teslim edilijoruz. Old-Testament-1-Chronicles-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Karısının adı Maaka olan Givon'un babası Yeiel, Givon'da yaşardı.|karisinin adi maaka olan ɡivonʔun babasi jeielʔ ɡivonʔda jasardi. New-Testament-James-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Şifa bulabilmek için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru insanın ısrarcı duası çok güçlü ve etkilidir.|sifa bulabilmek it͡ʃin ɡunahlarinizi birbirinize itiraf edin ve birbiriniz it͡ʃin dua edin. doɡru insanin isrart͡ʃi duasi t͡ʃok ɡut͡ʃlu ve etkilidir. Old-Testament-Leviticus-025-055|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü İsrael'in çocukları benim hizmetkârlarımdır; Mısır diyarından çıkardığım kendi hizmetkârlarımdır. Ben Tanrınız Yahve'yim.'\"\"\"|\"t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari benim hizmetkarlarimdir; misir dijarindan t͡ʃikardiɡim kendi hizmetkarlarimdir. ben tanriniz jahveʔjim.ʔ\"\"\" New-Testament-Philemon-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’in lütfu ruhunuzla birlikte olsun! Amin.|efendimiz jesua mesih’in lutfu ruhunuzla birlikte olsun! amin. Old-Testament-Deuteronomy-032-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Oklarımı kanla sarhoş edeceğim. Kılıcım, düşman önderlerinin başıyla, öldürülmüş olanların ve esirlerin kanıyla et yiyecek.”|oklarimi kanla sarhos edet͡ʃeɡim. kilit͡ʃimʔ dusman onderlerinin basijlaʔ oldurulmus olanlarin ve esirlerin kanijla et jijet͡ʃek.” Old-Testament-Nehemiah-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'den: Haşşuv oğlu, Azrikam oğlu, Haşavya oğlu, Bunni oğlu Şemaya;|levililerʔden hassuv oɡluʔ azrikam oɡluʔ hasavja oɡluʔ bunni oɡlu semaja; Old-Testament-Exodus-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi, \"\"Mısır'a döndüğün zaman, sana verdiğim bütün harikaları Firavun'un önünde yapmaya bak, ama ben onun yüreğini katılaştıracağım ve o, halkın gitmesine izin vermeyecek.\"|\"jahve moseʔje sojle dediʔ \"\"misirʔa donduɡun zamanʔ sana verdiɡim butun harikalari firavunʔun onunde japmaja bakʔ ama ben onun jureɡini katilastirat͡ʃaɡim ve oʔ halkin ɡitmesine izin vermejet͡ʃek.\" Old-Testament-Ezekiel-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey insanoğlu, seni İsrael evine bekçi yaptım. Bu yüzden sözü ağzımdan işit ve benim tarafımdan onları uyar.\"|\"\"\"ej insanoɡluʔ seni israel evine bekt͡ʃi japtim. bu juzden sozu aɡzimdan isit ve benim tarafimdan onlari ujar.\" Old-Testament-Genesis-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Her Şeye Gücü Yeten Tanrı seni kutsasın, seni verimli kılıp çoğaltsın ki, halklar topluluğu olasınız.|her seje ɡut͡ʃu jeten tanri seni kutsasinʔ seni verimli kilip t͡ʃoɡaltsin kiʔ halklar topluluɡu olasiniz. Old-Testament-Ezekiel-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden artık yalan görümler görmeyecek, falcılık yapmayacaksınız. Halkımı sizin elinizden kurtaracağım. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.'\"\"\"|\"bu juzden artik jalan ɡorumler ɡormejet͡ʃekʔ falt͡ʃilik japmajat͡ʃaksiniz. halkimi sizin elinizden kurtarat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-059-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşamleyin köpekler gibi uluyarak geri dönerler, kentte dolaşırlar.|aksamlejin kopekler ɡibi ulujarak ɡeri donerlerʔ kentte dolasirlar. Old-Testament-Song-of-Songs-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Orman ağaçları arasında elma ağacı nasılsa, oğlanlar arasında sevgilim öyledir. Onun gölgesinde büyük bir zevkle oturdum, meyvesi damağıma tatlı geldi.|orman aɡat͡ʃlari arasinda elma aɡat͡ʃi nasilsaʔ oɡlanlar arasinda sevɡilim ojledir. onun ɡolɡesinde bujuk bir zevkle oturdumʔ mejvesi damaɡima tatli ɡeldi. New-Testament-Luke-014-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa diğeri daha çok uzaktayken bir elçi gönderip barış koşullarını sorar.|joksa diɡeri daha t͡ʃok uzaktajken bir elt͡ʃi ɡonderip baris kosullarini sorar. Old-Testament-Genesis-044-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz de efendime, ‘Yaşlı bir babamız ve onun yaşlılığında doğan küçük bir kardeşimiz var. O çocuğun kardeşi öldü, annesinden yalnız o kaldı. Babası onu sever.’ demiştik.|biz de efendimeʔ ‘jasli bir babamiz ve onun jasliliɡinda doɡan kut͡ʃuk bir kardesimiz var. o t͡ʃot͡ʃuɡun kardesi olduʔ annesinden jalniz o kaldi. babasi onu sever.’ demistik. New-Testament-Luke-008-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerasa yöresinden gelen bütün halk Yeşua’nın yanlarından ayrılması için O’na yalvardılar. Çünkü çok fazla korkuyorlardı. O da tekneye binip geri döndü.|ɡerasa joresinden ɡelen butun halk jesua’nin janlarindan ajrilmasi it͡ʃin o’na jalvardilar. t͡ʃunku t͡ʃok fazla korkujorlardi. o da tekneje binip ɡeri dondu. Old-Testament-Jeremiah-025-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor, “İşte, kötülük ulustan ulusa çıkacak, ve yeryüzünün uçlarından büyük bir kasırga kopacak.”|ordular jahvesi sojle dijorʔ “isteʔ kotuluk ulustan ulusa t͡ʃikat͡ʃakʔ ve jerjuzunun ut͡ʃlarindan bujuk bir kasirɡa kopat͡ʃak.” Old-Testament-Joshua-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Karılarınız, çocuklarınız ve hayvanlarınız Yarden ötesinde Moşe'nin size verdiği diyarda yaşayacak; ama siz, bütün güçlü yiğit adamlar silahlı olarak kardeşlerinizin önünden geçecek ve|karilarinizʔ t͡ʃot͡ʃuklariniz ve hajvanlariniz jarden otesinde moseʔnin size verdiɡi dijarda jasajat͡ʃak; ama sizʔ butun ɡut͡ʃlu jiɡit adamlar silahli olarak kardeslerinizin onunden ɡet͡ʃet͡ʃek ve Old-Testament-Psalms-069-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Nedensiz yere benden nefret edenler başımın saçından çoktur. Beni yok etmek isteyen haksız düşmanlarım güçlüdür. Almadığım şeyi geri vermem gerekiyor.|nedensiz jere benden nefret edenler basimin sat͡ʃindan t͡ʃoktur. beni jok etmek istejen haksiz dusmanlarim ɡut͡ʃludur. almadiɡim seji ɡeri vermem ɡerekijor. New-Testament-Luke-004-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Havrada bir adam vardı, kendisinde kirli bir iblis ruhu vardı.|havrada bir adam vardiʔ kendisinde kirli bir iblis ruhu vardi. New-Testament-Jude-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar yakınıp şikayet edip duran, kendi tutkularının peşinden giden, ağızları gururlu şeyler söyleyen, kendi çıkarları için insanlara saygı gösteren kişilerdir.|bunlar jakinip sikajet edip duranʔ kendi tutkularinin pesinden ɡidenʔ aɡizlari ɡururlu sejler sojlejenʔ kendi t͡ʃikarlari it͡ʃin insanlara sajɡi ɡosteren kisilerdir. Old-Testament-Ezekiel-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve bana şöyle dedi, “Yine yapmakta oldukları büyük iğrenç şeylerden daha fazlasını göreceksin.”|ve bana sojle dediʔ “jine japmakta olduklari bujuk iɡrent͡ʃ sejlerden daha fazlasini ɡoret͡ʃeksin.” New-Testament-Matthew-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu yas tutanlara, çünkü onlar teselli edilecekler.|ne mutlu jas tutanlaraʔ t͡ʃunku onlar teselli edilet͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin, Kâhin Eleazar'ın, beylerin ve bütün topluluğun önünde Buluşma Çadırı'nın kapısında durup şöyle dediler:|moseʔninʔ kahin eleazarʔinʔ bejlerin ve butun topluluɡun onunde bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda durup sojle dediler Old-Testament-Leviticus-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Sekizinci gün iki kumru ya da iki güvercin yavrusu alıp Yahve'nin önüne, Buluşma Çadırı'nın kapısına gelecek ve onları kâhine verecek.\"|\"\"\"ʔsekizint͡ʃi ɡun iki kumru ja da iki ɡuvert͡ʃin javrusu alip jahveʔnin onuneʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisina ɡelet͡ʃek ve onlari kahine veret͡ʃek.\" Old-Testament-Job-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz, ‘Tanrı suçunu çocukları için saklıyor’ diyorsunuz. Bunu kendisi ödesin ki, bilsin.|sizʔ ‘tanri sut͡ʃunu t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin saklijor’ dijorsunuz. bunu kendisi odesin kiʔ bilsin. New-Testament-Philippians-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir şeyde kaygılanmayın. Ama her şeyde dua ve dilekle, şükran dolu bir yürekle isteklerinizi Tanrı’ya bildirin.|hit͡ʃbir sejde kajɡilanmajin. ama her sejde dua ve dilekleʔ sukran dolu bir jurekle isteklerinizi tanri’ja bildirin. Old-Testament-2-Kings-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşaya kentin ortasına çıkmadan önce, Yahve'nin sözü ona geldi ve şöyle dedi:|jesaja kentin ortasina t͡ʃikmadan ont͡ʃeʔ jahveʔnin sozu ona ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Job-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ruhum tükendi. Günlerim söndü mezar benim için hazırdır.|“ruhum tukendi. ɡunlerim sondu mezar benim it͡ʃin hazirdir. New-Testament-Romans-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetkililer iyi işe değil, ama kötü işe korkudurlar. Yönetimden korkmak istemiyorsan, iyi olanı yap, böylece yönetimin övgüsünü kazanırsın.|jetkililer iji ise deɡilʔ ama kotu ise korkudurlar. jonetimden korkmak istemijorsanʔ iji olani japʔ bojlet͡ʃe jonetimin ovɡusunu kazanirsin. Old-Testament-2-Chronicles-036-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı Nebukadnetsar ona karşı geldi ve onu Babil'e götürmek için çift zincirle bağladı.|babil krali nebukadnetsar ona karsi ɡeldi ve onu babilʔe ɡoturmek it͡ʃin t͡ʃift zint͡ʃirle baɡladi. New-Testament-Mark-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İçlerinden geçen bu düşünceleri hemen ruhunda sezen Yeşua onlara, “Yüreğinizde neden bu şeyleri düşünüyorsunuz?|it͡ʃlerinden ɡet͡ʃen bu dusunt͡ʃeleri hemen ruhunda sezen jesua onlaraʔ “jureɡinizde neden bu sejleri dusunujorsunuz? Old-Testament-Exodus-040-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Avluyu konutun ve sunağın çevresinde yükseltti, avlu kapısının perdesini taktı. Böylece Moşe işi bitirdi.|avluju konutun ve sunaɡin t͡ʃevresinde jukselttiʔ avlu kapisinin perdesini takti. bojlet͡ʃe mose isi bitirdi. Old-Testament-Isaiah-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Geriye kalanlar, Yakov'dan artakalanlar, güçlü Tanrı'ya dönecek.|ɡerije kalanlarʔ jakovʔdan artakalanlarʔ ɡut͡ʃlu tanriʔja donet͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden, işte, günler geliyor,” diyor Yahve, “artık, ‘İsrael'in çocuklarını Mısır diyarından çıkarmış olan Yahve'nin varlığı hakkı için’ demeyecekler;|“bu juzdenʔ isteʔ ɡunler ɡelijorʔ” dijor jahveʔ “artikʔ ‘israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini misir dijarindan t͡ʃikarmis olan jahveʔnin varliɡi hakki it͡ʃin’ demejet͡ʃekler; Old-Testament-Nehemiah-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Soframda Yahudiler'den ve önderlerden yüz elli kişi vardı, ayrıca çevremizdeki uluslardan bize gelenler vardı.|soframda jahudilerʔden ve onderlerden juz elli kisi vardiʔ ajrit͡ʃa t͡ʃevremizdeki uluslardan bize ɡelenler vardi. Old-Testament-Ezekiel-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael ülkesine de, ‘Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, sana karşıyım, kılıcımı kınından çıkaracağım, doğruyu da kötüyü de senden kesip atacağım.\"|\"israel ulkesine deʔ ‘jahve sojle dijor \"\"isteʔ sana karsijimʔ kilit͡ʃimi kinindan t͡ʃikarat͡ʃaɡimʔ doɡruju da kotuju de senden kesip atat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-1-Kings-013-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Beytel’deki sunağa ve Samiriye kentlerindeki bütün yüksek yerlerin evlerine karşı Yahve'nin sözüyle haykırdığı söz kesinlikle olacaktır.”|t͡ʃunku bejtel’deki sunaɡa ve samirije kentlerindeki butun juksek jerlerin evlerine karsi jahveʔnin sozujle hajkirdiɡi soz kesinlikle olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Ezra-002-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikmas adamları, yüz yirmi iki.|mikmas adamlariʔ juz jirmi iki. Old-Testament-2-Samuel-022-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancılar bana boyun eğecekler. Benim hakkımda duyar duymaz bana itaat edecekler.|jabant͡ʃilar bana bojun eɡet͡ʃekler. benim hakkimda dujar dujmaz bana itaat edet͡ʃekler. Old-Testament-2-Kings-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa öldü ve onu gömdüler. Moavlılar'ın çeteleri yıl başlarında ülkeyi istila ederlerdi.|elisa oldu ve onu ɡomduler. moavlilarʔin t͡ʃeteleri jil baslarinda ulkeji istila ederlerdi. New-Testament-Acts-007-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı onlardan dönüp peygamberlerin kitabında yazılmış olduğu gibi, onları gökyüzü ordusuna hizmet etmeye terk etti. ‘Ey İsrael evi, çölde kırk yıl boyunca bana mı sunular ve kurbanlar sundunuz?|ama tanri onlardan donup pejɡamberlerin kitabinda jazilmis olduɡu ɡibiʔ onlari ɡokjuzu ordusuna hizmet etmeje terk etti. ‘ej israel eviʔ t͡ʃolde kirk jil bojunt͡ʃa bana mi sunular ve kurbanlar sundunuz? New-Testament-Luke-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler kötü olduğunuz halde çocuklarınıza nasıl güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göksel Babanız’ın kendisinden dileyenlere Kutsal Ruh’u ne kadar daha verecektir?”|sizler kotu olduɡunuz halde t͡ʃot͡ʃuklariniza nasil ɡuzel armaɡanlar vermeji bilijorsanizʔ ɡoksel babaniz’in kendisinden dilejenlere kutsal ruh’u ne kadar daha veret͡ʃektir?” New-Testament-Revelation-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çektiği azabın neden olduğu korkuyla uzakta durup, ‘Vay başına koca kent, vay başına güçlü kent Babil! Çünkü yargın bir saatte geldi’ diyecekler.|t͡ʃektiɡi azabin neden olduɡu korkujla uzakta durupʔ ‘vaj basina kot͡ʃa kentʔ vaj basina ɡut͡ʃlu kent babil! t͡ʃunku jarɡin bir saatte ɡeldi’ dijet͡ʃekler. Old-Testament-Jeremiah-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle dedi, “Elbette seni iyilik için güçlendireceğim. Kesinlikle düşmanın kötülük zamanında, ve sıkıntı zamanında sana yalvarmasını sağlayacağım.|jahve sojle dediʔ “elbette seni ijilik it͡ʃin ɡut͡ʃlendiret͡ʃeɡim. kesinlikle dusmanin kotuluk zamanindaʔ ve sikinti zamaninda sana jalvarmasini saɡlajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Habakkuk-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden bana kötülüğü gösteriyorsun ve sapıklığa bakıyorsun? Çünkü önümde yıkım ve zorbalık var. Çekişme var ve kavga yükseliyor.|neden bana kotuluɡu ɡosterijorsun ve sapikliɡa bakijorsun? t͡ʃunku onumde jikim ve zorbalik var. t͡ʃekisme var ve kavɡa jukselijor. Old-Testament-1-Samuel-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden görün ve saklandığı bütün yerleri tanıyın; ve kesin bilgiyle bana geri dönün, ben de sizinle geleceğim. Öyle olacak ki, eğer o diyardaysa, onu Yahuda'nın bütün binleri arasında arayacağım.”|bu juzden ɡorun ve saklandiɡi butun jerleri tanijin; ve kesin bilɡijle bana ɡeri donunʔ ben de sizinle ɡelet͡ʃeɡim. ojle olat͡ʃak kiʔ eɡer o dijardajsaʔ onu jahudaʔnin butun binleri arasinda arajat͡ʃaɡim.” Old-Testament-1-Samuel-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençlerinize sorun, size anlatacaklardır. Bu nedenle gençler senin gözünde lütuf bulsun, çünkü biz iyi günde geldik. Lütfen elinden geleni, hizmetkârlarına ve oğlun David'e ver.' deyin”|ɡent͡ʃlerinize sorunʔ size anlatat͡ʃaklardir. bu nedenle ɡent͡ʃler senin ɡozunde lutuf bulsunʔ t͡ʃunku biz iji ɡunde ɡeldik. lutfen elinden ɡeleniʔ hizmetkarlarina ve oɡlun davidʔe ver.ʔ dejin” New-Testament-Acts-027-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus bunları söyledikten sonra, ekmeği alıp herkesin önünde Tanrı’ya şükretti, sonra ekmeği bölüp yemeye başladı.|pavlus bunlari sojledikten sonraʔ ekmeɡi alip herkesin onunde tanri’ja sukrettiʔ sonra ekmeɡi bolup jemeje basladi. Old-Testament-Job-034-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü O, 'İnsanın Tanrı ile hoşnut olmasının hiçbir yararı yoktur' demiştir.\"\"\"|\"t͡ʃunku oʔ ʔinsanin tanri ile hosnut olmasinin hit͡ʃbir jarari jokturʔ demistir.\"\"\" Old-Testament-Song-of-Songs-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin erkenden bağlara çıkalım. Asma tomurcuk verdi mi, çiçeği açtı mı, narlar çiçeklendi mi görelim. Orada sana sevgimi vereceğim.|sabahlejin erkenden baɡlara t͡ʃikalim. asma tomurt͡ʃuk verdi miʔ t͡ʃit͡ʃeɡi at͡ʃti miʔ narlar t͡ʃit͡ʃeklendi mi ɡorelim. orada sana sevɡimi veret͡ʃeɡim. New-Testament-Acts-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi neden bekliyorsun? Kalk, vaftiz ol! Efendi’nin adını çağırarak günahlarından yıkan.’’|simdi neden beklijorsun? kalkʔ vaftiz ol! efendi’nin adini t͡ʃaɡirarak ɡunahlarindan jikan.’’ Old-Testament-Exodus-039-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Efodun kaftanını tamamen mavi dokuma kumaştan yaptı.|efodun kaftanini tamamen mavi dokuma kumastan japti. Old-Testament-Proverbs-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksula acıyan Yahve'ye ödünç verir, O da onu ödüllendirir.|joksula at͡ʃijan jahveʔje odunt͡ʃ verirʔ o da onu odullendirir. Old-Testament-Deuteronomy-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi tanıdığım günden beri Yahve'ye karşı isyankâr oldunuz.|sizi tanidiɡim ɡunden beri jahveʔje karsi isjankar oldunuz. Old-Testament-Leviticus-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İster inek, ister koyun olsun, onu ve yavrusunu aynı günde kesmeyeceksiniz.\"\"\"|\"ister inekʔ ister kojun olsunʔ onu ve javrusunu ajni ɡunde kesmejet͡ʃeksiniz.\"\"\" New-Testament-2-Corinthians-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu aynen size yazdım öyle ki, yanınıza geldiğimde beni sevindirmesi gerekenler beni kederlendirmesin. Sevincimin hepinizin sevinci olduğuna dair hepinize güvenim tamdır.|bunu ajnen size jazdim ojle kiʔ janiniza ɡeldiɡimde beni sevindirmesi ɡerekenler beni kederlendirmesin. sevint͡ʃimin hepinizin sevint͡ʃi olduɡuna dair hepinize ɡuvenim tamdir. New-Testament-Titus-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşlı erkekler ölçülü, ağırbaşlı, aklı başında, imanda, sevgide ve sabırda sağlam olsunlar.|jasli erkekler olt͡ʃuluʔ aɡirbasliʔ akli basindaʔ imandaʔ sevɡide ve sabirda saɡlam olsunlar. Old-Testament-1-Kings-018-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Taşlarla Yahve adına bir sunak yaptı. Sunağın etrafına iki sea tohum alabilecek kadar büyük bir hendek yaptı.|taslarla jahve adina bir sunak japti. sunaɡin etrafina iki sea tohum alabilet͡ʃek kadar bujuk bir hendek japti. Old-Testament-Genesis-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham kocamış, yıllara doymuş olarak güzel ihtiyarlıkta ruhunu teslim etti. Ölüp halkına kavuştu.|avraham kot͡ʃamisʔ jillara dojmus olarak ɡuzel ihtijarlikta ruhunu teslim etti. olup halkina kavustu. Old-Testament-2-Chronicles-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona şöyle dediler: “Bu halka iyilikle davranırsan, onları hoşnut eder ve onlara güzel sözler söylersen, daima senin hizmetkârın olurlar.”|ona sojle dediler “bu halka ijilikle davranirsanʔ onlari hosnut eder ve onlara ɡuzel sozler sojlersenʔ daima senin hizmetkarin olurlar.” Old-Testament-Jeremiah-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok çoban bağımı mahvetti. Payımı ayaklar altında çiğnediler. Hoş payımı ıssız bir çöl ettiler.|birt͡ʃok t͡ʃoban baɡimi mahvetti. pajimi ajaklar altinda t͡ʃiɡnediler. hos pajimi issiz bir t͡ʃol ettiler. Old-Testament-Exodus-035-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Hem kendisinin hem de Dan oymağından Ahisamak oğlu Oholiav'ın öğretmesini onun yüreğine koydu.|hem kendisinin hem de dan ojmaɡindan ahisamak oɡlu oholiavʔin oɡretmesini onun jureɡine kojdu. Old-Testament-1-Chronicles-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yirmi birincisi Yakin'e, yirmi ikincisi Gamul'a,|jirmi birint͡ʃisi jakinʔeʔ jirmi ikint͡ʃisi ɡamulʔaʔ Old-Testament-Proverbs-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Dost her zaman sever, ama sıkıntı için kardeş doğmuştur.|dost her zaman severʔ ama sikinti it͡ʃin kardes doɡmustur. Old-Testament-Psalms-097-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey doğrular, Yahve’de sevinin! O’nun kutsal Adına şükredin.|ej doɡrularʔ jahve’de sevinin! o’nun kutsal adina sukredin. Old-Testament-Genesis-047-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef, halkı Mısır’ın bir ucundan öbür ucuna kadar kentlere göçtürdü.|josefʔ halki misir’in bir ut͡ʃundan obur ut͡ʃuna kadar kentlere ɡot͡ʃturdu. Old-Testament-Psalms-036-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi dolu iyiliğin ne değerli, ey Tanrı! İnsanoğulları kanatlarının gölgesine sığınır.|sevɡi dolu ijiliɡin ne deɡerliʔ ej tanri! insanoɡullari kanatlarinin ɡolɡesine siɡinir. Old-Testament-Isaiah-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dalları kuruduğunda kırılacaklar. Kadınlar gelip onları ateşe verecekler; çünkü onlar anlayışsız bir halktır. Bu nedenle onları yaratan onlara acımayacak, onlara şekil veren de onlara lütfetmeyecek.|dallari kuruduɡunda kirilat͡ʃaklar. kadinlar ɡelip onlari atese veret͡ʃekler; t͡ʃunku onlar anlajissiz bir halktir. bu nedenle onlari jaratan onlara at͡ʃimajat͡ʃakʔ onlara sekil veren de onlara lutfetmejet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in yiğitlerinin sayısı şudur: Otuzlar'ın başı Hakmonit oğlu Yaşoveam; mızrağını üç yüze karşı kaldırdı ve onları bir kerede öldürdü.|davidʔin jiɡitlerinin sajisi sudur otuzlarʔin basi hakmonit oɡlu jasoveam; mizraɡini ut͡ʃ juze karsi kaldirdi ve onlari bir kerede oldurdu. Old-Testament-Daniel-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Daniel'in inine yaklaştığında, sıkıntılı bir sesle bağırdı. Kral konuşup Daniel'e şöyle dedi, \"\"Yaşayan Tanrı'nın hizmetkârı Daniel, durmadan hizmet ettiğin Tanrın seni aslanlardan kurtarabildi mi?\"\"\"|\"danielʔin inine jaklastiɡindaʔ sikintili bir sesle baɡirdi. kral konusup danielʔe sojle dediʔ \"\"jasajan tanriʔnin hizmetkari danielʔ durmadan hizmet ettiɡin tanrin seni aslanlardan kurtarabildi mi?\"\"\" Old-Testament-Psalms-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler Tanrı'nın görkemini bildirir. Gök boşluğu ellerinin eserini sergiler.|ɡokler tanriʔnin ɡorkemini bildirir. ɡok bosluɡu ellerinin eserini serɡiler. Old-Testament-Proverbs-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, sözlerimi tut. Buyruklarımı içinde sakla.|oɡlumʔ sozlerimi tut. bujruklarimi it͡ʃinde sakla. Old-Testament-Deuteronomy-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|kukumav, büyük baykuş, peçeli baykuş,|kukumavʔ bujuk bajkusʔ pet͡ʃeli bajkusʔ Old-Testament-2-Chronicles-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona karşı düzen kurdular ve onu kralın buyruğuyla Yahve'nin evinin avlusunda taşlarla taşladılar.|ona karsi duzen kurdular ve onu kralin bujruɡujla jahveʔnin evinin avlusunda taslarla tasladilar. Old-Testament-Ecclesiastes-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne çok doğru ol, ne de çok bilge. Neden kendini mahvedesin?|ne t͡ʃok doɡru olʔ ne de t͡ʃok bilɡe. neden kendini mahvedesin? Old-Testament-Jeremiah-051-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar boşunadır, aldatıcılığın işidir. Ziyaretleri zamanında yok olacaklardır.|onlar bosunadirʔ aldatit͡ʃiliɡin isidir. zijaretleri zamaninda jok olat͡ʃaklardir. New-Testament-John-004-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Belirtiler ve harikalar görmedikçe, asla iman etmeyeceksiniz” dedi.|jesua onaʔ “belirtiler ve harikalar ɡormedikt͡ʃeʔ asla iman etmejet͡ʃeksiniz” dedi. Old-Testament-Ezekiel-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün eller güçsüz olacak, bütün dizler su gibi zayıf olacak.|butun eller ɡut͡ʃsuz olat͡ʃakʔ butun dizler su ɡibi zajif olat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Gizonlu Haşem'in oğulları, Hararlı Şagee oğlu Yonatan,|ɡizonlu hasemʔin oɡullariʔ hararli saɡee oɡlu jonatanʔ New-Testament-Mark-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde, çok büyük bir kalabalık vardı. Yiyecek hiçbir şeyleri olmadığından Yeşua öğrencilerini yanına çağırıp onlara şöyle dedi,|o ɡunlerdeʔ t͡ʃok bujuk bir kalabalik vardi. jijet͡ʃek hit͡ʃbir sejleri olmadiɡindan jesua oɡrent͡ʃilerini janina t͡ʃaɡirip onlara sojle dediʔ Old-Testament-Jeremiah-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana şöyle dedi, “Bütün bu sözleri Yahuda kentlerinde ve Yeruşalem sokaklarında duyur: ‘Bu antlaşmanın sözlerini işitin ve onları yapın.|jahve bana sojle dediʔ “butun bu sozleri jahuda kentlerinde ve jerusalem sokaklarinda dujur ‘bu antlasmanin sozlerini isitin ve onlari japin. Old-Testament-Ezekiel-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi Yahve Sur'a şöyle diyor: ‘İçinde kırgın olduğunda, yaralılar inledikleri zaman, senin düşüşünün sesinden adalar sarsılmayacak mı?|“efendi jahve surʔa sojle dijor ‘it͡ʃinde kirɡin olduɡundaʔ jaralilar inledikleri zamanʔ senin dususunun sesinden adalar sarsilmajat͡ʃak mi? Old-Testament-Psalms-107-034|und|SPEAKER_00_Turkish|verimli toprağı orada oturanların kötülüğü yüzünden çorak alana döndürür.|verimli topraɡi orada oturanlarin kotuluɡu juzunden t͡ʃorak alana dondurur. New-Testament-John-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bildiğiniz bu şeyleri yaparsanız, ne mutlu size!” dedi.|eɡer bildiɡiniz bu sejleri japarsanizʔ ne mutlu size!” dedi. Old-Testament-1-Kings-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Direklerin tepelerine koymak için dökme tunçtan iki başlık yaptı. Bir başlığın yüksekliği beş arşın, öbür başlığın yüksekliği beş arşındı.|direklerin tepelerine kojmak it͡ʃin dokme tunt͡ʃtan iki baslik japti. bir basliɡin juksekliɡi bes arsinʔ obur basliɡin juksekliɡi bes arsindi. New-Testament-Luke-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içlerinden bazıları, “İblisleri iblislerin önderi Baalzevul aracılığıyla kovuyor” dediler.|ama it͡ʃlerinden bazilariʔ “iblisleri iblislerin onderi baalzevul arat͡ʃiliɡijla kovujor” dediler. New-Testament-Revelation-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek bana Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtından çıkan kristal gibi berrak yaşam suyu ırmağını gösterdi.|melek bana tanri’nin ve kuzu’nun tahtindan t͡ʃikan kristal ɡibi berrak jasam suju irmaɡini ɡosterdi. Old-Testament-Zechariah-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Ne görüyorsun?” dedi. “Gördüm” dedim. “İşte, tümüyle altından bir şamdan, tepesinde kendi yağ kabı ve üzerinde yedi kandili var; ve tepesindeki her kandil için yedi boru var.|banaʔ “ne ɡorujorsun?” dedi. “ɡordum” dedim. “isteʔ tumujle altindan bir samdanʔ tepesinde kendi jaɡ kabi ve uzerinde jedi kandili var; ve tepesindeki her kandil it͡ʃin jedi boru var. Old-Testament-2-Chronicles-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ve iç odanın önünde, kurala göre yanmak üzere kandilleri ile birlikte şamdanlar saf altındandı;|ve it͡ʃ odanin onundeʔ kurala ɡore janmak uzere kandilleri ile birlikte samdanlar saf altindandi; Old-Testament-Genesis-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İşmael'in ömrünün yılları yüz otuz yedi yıldı. Ruhunu teslim edip öldü ve halkına kavuştu.|ismaelʔin omrunun jillari juz otuz jedi jildi. ruhunu teslim edip oldu ve halkina kavustu. Old-Testament-Deuteronomy-028-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, Yahve size iyilik yapmak ve sizi çoğaltmak için nasıl sevindiyse, Yahve sizi mahvetmek ve yok etmek için de öyle sevinecektir. Mülk edinmek için girmekte olduğunuz ülkeden söküleceksiniz.|ojle olat͡ʃak kiʔ jahve size ijilik japmak ve sizi t͡ʃoɡaltmak it͡ʃin nasil sevindijseʔ jahve sizi mahvetmek ve jok etmek it͡ʃin de ojle sevinet͡ʃektir. mulk edinmek it͡ʃin ɡirmekte olduɡunuz ulkeden sokulet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Job-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O ki, yeryüzüne yağmur verir, tarlaların üzerine su gönderir;|o kiʔ jerjuzune jaɡmur verirʔ tarlalarin uzerine su ɡonderir; Old-Testament-Ecclesiastes-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar için sevinmekten ve yaşadıkları sürece iyilik yapmaktan daha iyi bir şey olmadığını biliyorum.|onlar it͡ʃin sevinmekten ve jasadiklari suret͡ʃe ijilik japmaktan daha iji bir sej olmadiɡini bilijorum. Old-Testament-Job-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayalarından safir çıkar. Altın tozu ondadır.|kajalarindan safir t͡ʃikar. altin tozu ondadir. Old-Testament-Hosea-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona yasamın birçok şeyini yazdım, ama bunlar garip bir şey gibi sayıldı.|ona jasamin birt͡ʃok sejini jazdimʔ ama bunlar ɡarip bir sej ɡibi sajildi. Old-Testament-Deuteronomy-033-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Mutlusun, ey İsrael! Senin gibi, yardımının kalkanı, haşmetinin kılıcı olan, Yahve tarafından kurtarılan bir halk var mı? Düşmanların kendilerini sana teslim edecekler. Onların yüksek yerlerine basacaksın.”|mutlusunʔ ej israel! senin ɡibiʔ jardiminin kalkaniʔ hasmetinin kilit͡ʃi olanʔ jahve tarafindan kurtarilan bir halk var mi? dusmanlarin kendilerini sana teslim edet͡ʃekler. onlarin juksek jerlerine basat͡ʃaksin.” New-Testament-Acts-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O peygamberi dinlemeyen her can halkın arasından tümüyle yok edilecektir.’|o pejɡamberi dinlemejen her t͡ʃan halkin arasindan tumujle jok edilet͡ʃektir.’ Old-Testament-1-Samuel-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David'in adamları ona, \"\"İşte, biz burada Yahuda'da korkuyoruz. Filistli ordularına karşı Keila'ya gidersek daha da çok korkarız?\"\" dediler.\"|\"davidʔin adamlari onaʔ \"\"isteʔ biz burada jahudaʔda korkujoruz. filistli ordularina karsi keilaʔja ɡidersek daha da t͡ʃok korkariz?\"\" dediler.\" Old-Testament-Judges-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Krallar gelip savaştılar; sonra Kenan kralları Megiddo suları kıyısındaki Taanak'ta savaştılar. Hiç gümüş yağmalamadılar.|“krallar ɡelip savastilar; sonra kenan krallari meɡiddo sulari kijisindaki taanakʔta savastilar. hit͡ʃ ɡumus jaɡmalamadilar. Old-Testament-Isaiah-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"çünkü Ordular Yahvesi, \"\"Halkım Mısır, ellerimin işi Aşur ve mirasım İsrael kutsansın\"\" diyerek onları kutsadı.\"|\"t͡ʃunku ordular jahvesiʔ \"\"halkim misirʔ ellerimin isi asur ve mirasim israel kutsansin\"\" dijerek onlari kutsadi.\" New-Testament-2-Timothy-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen her şeyde ayık ol, sıkıntıya dayan, müjdeci olarak işini yap, hizmetini tamamla.|ama sen her sejde ajik olʔ sikintija dajanʔ muʒdet͡ʃi olarak isini japʔ hizmetini tamamla. Old-Testament-Numbers-031-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yalnız erkekle yatmamış, erkek bilmeyen bütün kızları kendiniz için sağ bırakın.\"\"\"|\"jalniz erkekle jatmamisʔ erkek bilmejen butun kizlari kendiniz it͡ʃin saɡ birakin.\"\"\" Old-Testament-Ruth-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eviniz, Yahve'nin bu genç kadından sana vereceği soyla, Tamar'ın Yahuda'ya doğurduğu Perez'in evi gibi olsun.\"\"\"|\"evinizʔ jahveʔnin bu ɡent͡ʃ kadindan sana veret͡ʃeɡi sojlaʔ tamarʔin jahudaʔja doɡurduɡu perezʔin evi ɡibi olsun.\"\"\" Old-Testament-Joshua-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu onlara şöyle dedi: \"\"Korkmayın ve yılmayın. Güçlü ve cesur olun; çünkü Yahve, savaşmakta olduğunuz bütün düşmanlarınıza böyle yapacaktır.”\"|\"jesu onlara sojle dedi \"\"korkmajin ve jilmajin. ɡut͡ʃlu ve t͡ʃesur olun; t͡ʃunku jahveʔ savasmakta olduɡunuz butun dusmanlariniza bojle japat͡ʃaktir.”\" New-Testament-Luke-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte size işaret: Kundağa sarılmış ve yemlikte yatan bir bebek bulacaksınız.”|iste size isaret kundaɡa sarilmis ve jemlikte jatan bir bebek bulat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Numbers-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu olarak bir teke;|ɡunah sunusu olarak bir teke; Old-Testament-Psalms-036-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni tanıyanlara sevgi dolu iyiliğini, yüreği doğru olanlara karşı doğruluğunu sürdür.|seni tanijanlara sevɡi dolu ijiliɡiniʔ jureɡi doɡru olanlara karsi doɡruluɡunu surdur. Old-Testament-Ezekiel-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyeceğin yiyecek ağırlığına göre, günde yirmi şekel olacak. Zaman zaman yiyeceksin.|jijet͡ʃeɡin jijet͡ʃek aɡirliɡina ɡoreʔ ɡunde jirmi sekel olat͡ʃak. zaman zaman jijet͡ʃeksin. Old-Testament-Psalms-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana öğüt veren Yahve’yi yücelteceğim. Evet, geceleyin yüreğim beni uyarır.|bana oɡut veren jahve’ji jut͡ʃeltet͡ʃeɡim. evetʔ ɡet͡ʃelejin jureɡim beni ujarir. New-Testament-1-Corinthians-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sizi öyle geçerken görmek istemiyorum, ama Efendi izin verirse, sizinle bir süre kalmayı umuyorum.|t͡ʃunku sizi ojle ɡet͡ʃerken ɡormek istemijorumʔ ama efendi izin verirseʔ sizinle bir sure kalmaji umujorum. Old-Testament-Deuteronomy-005-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için Tanrınız Yahve'nin size buyurduğu gibi yapmaya dikkat edeceksiniz. Sağa ve sola sapmayacaksınız.|bunun it͡ʃin tanriniz jahveʔnin size bujurduɡu ɡibi japmaja dikkat edet͡ʃeksiniz. saɡa ve sola sapmajat͡ʃaksiniz. New-Testament-Acts-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bugün sakat bir adama yapılan iyilik nedeniyle bizden hesap soruluyorsa, bu adamın nasıl iyileştirildiği konusunda,|eɡer buɡun sakat bir adama japilan ijilik nedenijle bizden hesap sorulujorsaʔ bu adamin nasil ijilestirildiɡi konusundaʔ New-Testament-Matthew-021-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ürün zamanı yaklaşınca, ürününü almak için hizmetkârlarını çiftçilere gönderdi.|urun zamani jaklasint͡ʃaʔ urununu almak it͡ʃin hizmetkarlarini t͡ʃiftt͡ʃilere ɡonderdi. New-Testament-Matthew-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Atalarımızın günlerinde yaşamış olsaydık, onlarla peygamberlerin kanına girmezdik diyorsunuz.|‘atalarimizin ɡunlerinde jasamis olsajdikʔ onlarla pejɡamberlerin kanina ɡirmezdik dijorsunuz. New-Testament-James-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, “Komşunu kendin gibi seveceksin” diyen Kutsal Yazı’ya göre krallık yasasını yerine getiriyorsanız, iyi ediyorsunuz.|bununla birlikteʔ “komsunu kendin ɡibi sevet͡ʃeksin” dijen kutsal jazi’ja ɡore krallik jasasini jerine ɡetirijorsanizʔ iji edijorsunuz. Old-Testament-Ecclesiastes-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şey dile getirilemeyecek kadar yorgunlukla dolu. Göz görmekle doymaz, kulak duymakla dolmaz.|her sej dile ɡetirilemejet͡ʃek kadar jorɡunlukla dolu. ɡoz ɡormekle dojmazʔ kulak dujmakla dolmaz. New-Testament-Acts-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Her zaman her yerde tam şükranla bunu kabul ediyoruz.|her zaman her jerde tam sukranla bunu kabul edijoruz. Old-Testament-Ruth-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Boaz, Rut’a, “Dinle kızım. Başka bir tarlada başak toplamaya gitme, buradan da ayrılma, kızlarımın yanında burada kal.|sonra boazʔ rut’aʔ “dinle kizim. baska bir tarlada basak toplamaja ɡitmeʔ buradan da ajrilmaʔ kizlarimin janinda burada kal. Old-Testament-1-Samuel-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Saul şöyle dedi: “Günah işledim. Geri dön oğlum David; çünkü artık sana zarar vermeyeceğim, çünkü bugün hayatım senin gözünde değerliydi. İşte ben akılsızlık ettim ve çok fazla yanlış yaptım.”|bunun uzerine saul sojle dedi “ɡunah isledim. ɡeri don oɡlum david; t͡ʃunku artik sana zarar vermejet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku buɡun hajatim senin ɡozunde deɡerlijdi. iste ben akilsizlik ettim ve t͡ʃok fazla janlis japtim.” New-Testament-Luke-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Dikkat edin! Açgözlülükten sakının. Çünkü bir insanın hayatı, sahip olduğu şeylerin bolluğundan oluşmaz.”|onlaraʔ “dikkat edin! at͡ʃɡozlulukten sakinin. t͡ʃunku bir insanin hajatiʔ sahip olduɡu sejlerin bolluɡundan olusmaz.” Old-Testament-1-Samuel-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Araba Beyt Şemeşli Yeşu'nun tarlasına girdi ve orada durdu, orada büyük bir taş vardı. Sonra arabanın odununu yardılar ve inekleri Yahve'ye yakmalık sunu olarak sundular.|araba bejt semesli jesuʔnun tarlasina ɡirdi ve orada durduʔ orada bujuk bir tas vardi. sonra arabanin odununu jardilar ve inekleri jahveʔje jakmalik sunu olarak sundular. Old-Testament-Ezekiel-048-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Gad sınırı yanında, güney tarafında güneye doğru, sınır Tamar'dan Meribat Kadeş sularına kadar, dereye ve büyük denize kadar olacak.\"\"\"|\"“ɡad siniri janindaʔ ɡunej tarafinda ɡuneje doɡruʔ sinir tamarʔdan meribat kades sularina kadarʔ dereje ve bujuk denize kadar olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Genesis-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram doksan dokuz yaşındayken Yahve Avram'a görünüp ona şöyle dedi: “Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı'yım. Önümde yürü ve suçsuz ol.|avram doksan dokuz jasindajken jahve avramʔa ɡorunup ona sojle dedi “ben her seje ɡut͡ʃu jeten tanriʔjim. onumde juru ve sut͡ʃsuz ol. New-Testament-John-005-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinizden övgüler kabul eden ve tek olan Tanrı’nın övgüsünü aramayan sizler bana nasıl iman edebilirsiniz?”|birbirinizden ovɡuler kabul eden ve tek olan tanri’nin ovɡusunu aramajan sizler bana nasil iman edebilirsiniz?” Old-Testament-Joshua-021-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre bunların hepsi Merari'nin çocuklarının, Levililer'in geri kalan boylarının kentleridir. Onların kurası on iki kentti.|bojlarina ɡore bunlarin hepsi merariʔnin t͡ʃot͡ʃuklarininʔ levililerʔin ɡeri kalan bojlarinin kentleridir. onlarin kurasi on iki kentti. Old-Testament-1-Chronicles-029-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'de kırk yıl hüküm sürdü; Hevron'da yedi yıl hüküm sürdü, Yeruşalem'de de otuz üç yıl hüküm sürdü.|israelʔde kirk jil hukum surdu; hevronʔda jedi jil hukum surduʔ jerusalemʔde de otuz ut͡ʃ jil hukum surdu. Old-Testament-Isaiah-048-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Soyun da kum gibi, bedeninden çıkan torunların da onun taneleri gibi olurdu. Onun adı benden kesilip atılmazdı, önümden yok olmazdı.”|sojun da kum ɡibiʔ bedeninden t͡ʃikan torunlarin da onun taneleri ɡibi olurdu. onun adi benden kesilip atilmazdiʔ onumden jok olmazdi.” Old-Testament-Joshua-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaşa hazır ve silahlanmış yaklaşık kırk bin kişi, savaşmak için Yahve'nin önünden Yeriha ovalarına geçti.|savasa hazir ve silahlanmis jaklasik kirk bin kisiʔ savasmak it͡ʃin jahveʔnin onunden jeriha ovalarina ɡet͡ʃti. Old-Testament-Amos-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkım İsrael'i sürgünden geri getireceğim; ve yıkılmış kentleri yeniden kuracaklar, onlarda oturacaklar; ve bağlar dikecekler, onların şaraplarını içecekler. Bahçeler de yapacaklar, ve onların meyvesini yiyecekler.|halkim israelʔi surɡunden ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim; ve jikilmis kentleri jeniden kurat͡ʃaklarʔ onlarda oturat͡ʃaklar; ve baɡlar diket͡ʃeklerʔ onlarin saraplarini it͡ʃet͡ʃekler. baht͡ʃeler de japat͡ʃaklarʔ ve onlarin mejvesini jijet͡ʃekler. New-Testament-1-Thessalonians-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bildiğiniz gibi, hiçbir zaman ne pohpohlayıcı sözlerle ne de açgözlülüğü gizleyen bir maskeyle gelmedik. Tanrı tanığımızdır.|bildiɡiniz ɡibiʔ hit͡ʃbir zaman ne pohpohlajit͡ʃi sozlerle ne de at͡ʃɡozluluɡu ɡizlejen bir maskejle ɡelmedik. tanri taniɡimizdir. New-Testament-Ephesians-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzınızdan hiç kötü söz çıkmasın. İşitenlere lütuf versin diye, ihtiyaca göre başkalarını bina etmeye yarayan sözler söyleyin.|aɡzinizdan hit͡ʃ kotu soz t͡ʃikmasin. isitenlere lutuf versin dijeʔ ihtijat͡ʃa ɡore baskalarini bina etmeje jarajan sozler sojlejin. Old-Testament-Leviticus-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|böyle bir şeye dokunan akşama kadar kirli sayılacak ve bedenini suda yıkamadıkça kutsal şeylerden yemeyecektir.|bojle bir seje dokunan aksama kadar kirli sajilat͡ʃak ve bedenini suda jikamadikt͡ʃa kutsal sejlerden jemejet͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-106-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordugâhta da Moşe’yi, Yahve'nin kutsalı Aron’u kıskandılar.|orduɡahta da mose’jiʔ jahveʔnin kutsali aron’u kiskandilar. Old-Testament-Numbers-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenin nasıl olduğuna bakın; ve orada oturanlar, güçlü mü yoksa zayıf mı, az mı yoksa çok mu;|ulkenin nasil olduɡuna bakin; ve orada oturanlarʔ ɡut͡ʃlu mu joksa zajif miʔ az mi joksa t͡ʃok mu; New-Testament-Matthew-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bütün bu olanlar, Efendi’nin peygamber aracılığıyla söylediği şu söz yerine gelsin diye oldu:|simdi butun bu olanlarʔ efendi’nin pejɡamber arat͡ʃiliɡijla sojlediɡi su soz jerine ɡelsin dije oldu Old-Testament-Jeremiah-051-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil'in yiğitleri savaşmayı bıraktılar, kalelerinde kaldılar. Güçleri tükendi. Kadın gibi oldular. Meskenleri ateşe verildi. Kapı sürgüleri kırıldı.|babilʔin jiɡitleri savasmaji biraktilarʔ kalelerinde kaldilar. ɡut͡ʃleri tukendi. kadin ɡibi oldular. meskenleri atese verildi. kapi surɡuleri kirildi. New-Testament-Matthew-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Siyon kızına de ki, işte, alçakgönüllü Kralın sana geliyor, eşek üzerine, sıpaya, eşek yavrusu üzerine binmiş sana geliyor.”|“sijon kizina de kiʔ isteʔ alt͡ʃakɡonullu kralin sana ɡelijorʔ esek uzerineʔ sipajaʔ esek javrusu uzerine binmis sana ɡelijor.” Old-Testament-Ezra-002-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer: Hodaviya'nın çocuklarından, Yeşua ve Kadmiel'in çocukları, yetmiş dört.|levililer hodavijaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ jesua ve kadmielʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jetmis dort. Old-Testament-1-Chronicles-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlar, ataları evlerinin başlarına göre, Yediael'in oğullarıydı; savaşa gidebilecek kadar güçlü, cesur yiğitlerdi. On yedi bin iki yüz.|butun bunlarʔ atalari evlerinin baslarina ɡoreʔ jediaelʔin oɡullarijdi; savasa ɡidebilet͡ʃek kadar ɡut͡ʃluʔ t͡ʃesur jiɡitlerdi. on jedi bin iki juz. Old-Testament-1-Samuel-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul amcasına, \"\"Eşeklerin bulunduğunu bize açıkça söyledi\"\" dedi. Ama Samuel'in söylemiş olduğu krallık meselesini ona söylemedi.\"|\"saul amt͡ʃasinaʔ \"\"eseklerin bulunduɡunu bize at͡ʃikt͡ʃa sojledi\"\" dedi. ama samuelʔin sojlemis olduɡu krallik meselesini ona sojlemedi.\" Old-Testament-Ezekiel-032-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“Yakacakları ağıt budur. Ulusların kızları bununla ağıt yakacaklar. Mısır üzerine, onun bütün kalabalığı üzerine, bu ağıtı yakacaklar.\"\" diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"“‘“jakat͡ʃaklari aɡit budur. uluslarin kizlari bununla aɡit jakat͡ʃaklar. misir uzerineʔ onun butun kalabaliɡi uzerineʔ bu aɡiti jakat͡ʃaklar.\"\" dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Proverbs-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu tuttu ve öptü. Utanmaz bir yüzle ona şöyle dedi:|onu tuttu ve optu. utanmaz bir juzle ona sojle dedi Old-Testament-Proverbs-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilik yapmak elindeyken, iyiliğe hakkı olanlardan esirgeme.|ijilik japmak elindejkenʔ ijiliɡe hakki olanlardan esirɡeme. Old-Testament-Numbers-026-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Naftali soyları şunlardır; ve onlardan sayılanlar kırk beş bin dört yüz kişiydi.|sojlarina ɡore naftali sojlari sunlardir; ve onlardan sajilanlar kirk bes bin dort juz kisijdi. New-Testament-Luke-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in evinden Yosef adlı bir adamla nişanlı olan el değmemiş bir kıza gönderdi. Bakirenin adı Mariyam’dı.|davidʔin evinden josef adli bir adamla nisanli olan el deɡmemis bir kiza ɡonderdi. bakirenin adi marijam’di. New-Testament-2-Timothy-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse Efendimiz’in tanıklığından da O’nun tutsağı olan benden de utanma; ama Tanrı’nın gücü uyarınca Müjde için benimle birlikte sıkıntıya dayan.|ojlejse efendimiz’in tanikliɡindan da o’nun tutsaɡi olan benden de utanma; ama tanri’nin ɡut͡ʃu ujarint͡ʃa muʒde it͡ʃin benimle birlikte sikintija dajan. Old-Testament-Deuteronomy-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammonlular'ın sınırına yaklaştığınızda onları rahatsız etmeyin, onlarla çekişmeyin. Çünkü Ammon'un çocuklarına ait diyardan hiçbirini mülk olarak sana vermeyeceğim; çünkü onu mülk olarak Lut'un çocuklarına verdim.”|ammonlularʔin sinirina jaklastiɡinizda onlari rahatsiz etmejinʔ onlarla t͡ʃekismejin. t͡ʃunku ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina ait dijardan hit͡ʃbirini mulk olarak sana vermejet͡ʃeɡim; t͡ʃunku onu mulk olarak lutʔun t͡ʃot͡ʃuklarina verdim.” Old-Testament-2-Kings-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak ülke halkı, Kral Amon'a karşı düzen kuranların hepsini öldürdü ve ülke halkı, oğlu Yoşiya'yı onun yerine kral yaptı.|ant͡ʃak ulke halkiʔ kral amonʔa karsi duzen kuranlarin hepsini oldurdu ve ulke halkiʔ oɡlu josijaʔji onun jerine kral japti. New-Testament-Revelation-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek bana, “Neden şaştın?” diye sordu. “Sana kadının ve onu taşıyan yedi başlı, on boynuzlu canavarın sırrını anlatayım.|melek banaʔ “neden sastin?” dije sordu. “sana kadinin ve onu tasijan jedi basliʔ on bojnuzlu t͡ʃanavarin sirrini anlatajim. Old-Testament-Proverbs-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge oğul babasını sevindirir, ahmak kişi annesini küçümser.|bilɡe oɡul babasini sevindirirʔ ahmak kisi annesini kut͡ʃumser. Old-Testament-Ezekiel-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, seni İsrael'in çocuklarına, bana başkaldıran asi bir ulusa gönderiyorum. Onlar ve ataları bugüne kadar bana karşı geldiler.|bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ seni israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ bana baskaldiran asi bir ulusa ɡonderijorum. onlar ve atalari buɡune kadar bana karsi ɡeldiler. New-Testament-Matthew-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu yanıtı verdi: “Siz Kutsal Yazılar’ı ve Tanrı’nın gücünü bilmediğiniz için yanılıyorsunuz.|jesua onlara su janiti verdi “siz kutsal jazilar’i ve tanri’nin ɡut͡ʃunu bilmediɡiniz it͡ʃin janilijorsunuz. Old-Testament-2-Chronicles-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kralın oğlunu çıkarıp başına taç koydular, ona antlaşmayı verdiler ve onu kral yaptılar. Yehoyada ve oğulları onu meshettiler ve, “Yaşasın kral!” dediler.|o zaman kralin oɡlunu t͡ʃikarip basina tat͡ʃ kojdularʔ ona antlasmaji verdiler ve onu kral japtilar. jehojada ve oɡullari onu meshettiler veʔ “jasasin kral!” dediler. New-Testament-Luke-020-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıcılardan bazıları, “Öğretmenimiz, güzel konuştun” diye yanıtladı.|jazit͡ʃilardan bazilariʔ “oɡretmenimizʔ ɡuzel konustun” dije janitladi. Old-Testament-Job-038-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulutları bilgelikle kim sayabilir? Ya da göğün kaplarını kim boşaltabilir,|bulutlari bilɡelikle kim sajabilir? ja da ɡoɡun kaplarini kim bosaltabilirʔ Old-Testament-Ruth-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakın akraba Boaz’a, “Kendin için satın al” dedi, ardından çarığını çıkardı.|jakin akraba boaz’aʔ “kendin it͡ʃin satin al” dediʔ ardindan t͡ʃariɡini t͡ʃikardi. New-Testament-Mark-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Size doğrusunu söyleyeyim, burada bulunanlardan, Tanrı Krallığı'nın güçle geldiğini görmeden ölümü hiç tatmayacak olanlar var” dedi.|jesua onlaraʔ “size doɡrusunu sojlejejimʔ burada bulunanlardanʔ tanri kralliɡiʔnin ɡut͡ʃle ɡeldiɡini ɡormeden olumu hit͡ʃ tatmajat͡ʃak olanlar var” dedi. Old-Testament-Proverbs-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin yolu doğrular için kaledir, ama kötülüğün işçileri için yıkımdır.|jahveʔnin jolu doɡrular it͡ʃin kaledirʔ ama kotuluɡun ist͡ʃileri it͡ʃin jikimdir. Old-Testament-Numbers-004-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Merarioğulları ailelerinin, Kâhin Aron oğlu İtamar'ın eli altında Buluşma Çadırı'nda yaptıkları bütün hizmetlerine göre hizmeti budur.”|merarioɡullari ailelerininʔ kahin aron oɡlu itamarʔin eli altinda bulusma t͡ʃadiriʔnda japtiklari butun hizmetlerine ɡore hizmeti budur.” New-Testament-Mark-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içlerinden bazıları, “Bu yağ neden böyle boş yere harcandı?|ama it͡ʃlerinden bazilariʔ “bu jaɡ neden bojle bos jere hart͡ʃandi? Old-Testament-Nehemiah-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerlerinde durup Tanrıları Yahve'nin Yasa Kitabı'nı günün dörtte birinde okudular; dörtte birinde de itiraf edip Tanrıları Yahve'ye tapındılar.|jerlerinde durup tanrilari jahveʔnin jasa kitabiʔni ɡunun dortte birinde okudular; dortte birinde de itiraf edip tanrilari jahveʔje tapindilar. Old-Testament-2-Chronicles-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav'ın evi gibi, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı, çünkü onun yıkımı için babasının ölümünden sonra öğütçüleri onlardı.|ahavʔin evi ɡibiʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtiʔ t͡ʃunku onun jikimi it͡ʃin babasinin olumunden sonra oɡutt͡ʃuleri onlardi. Old-Testament-Nehemiah-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Anatot'ta, Nov'da, Ananya'da,|anatotʔtaʔ novʔdaʔ ananjaʔdaʔ Old-Testament-Genesis-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeret toplam dokuz yüz altmış iki yıl yaşadıktan sonra öldü.|jeret toplam dokuz juz altmis iki jil jasadiktan sonra oldu. New-Testament-John-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dış görünüşe göre yargılamayın, ama doğru yargılayın.”|dis ɡorunuse ɡore jarɡilamajinʔ ama doɡru jarɡilajin.” New-Testament-Romans-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sünnetsizler Yasa’nın buyruklarını tutarsa, sünnetli sayılmaz mı?|eɡer sunnetsizler jasa’nin bujruklarini tutarsaʔ sunnetli sajilmaz mi? Old-Testament-Zephaniah-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Siyon kızı, ezgi söyle! Ey İsrael, haykır! Ey Yeruşalem kızı, bütün yüreğinle sevin ve coş.|ej sijon kiziʔ ezɡi sojle! ej israelʔ hajkir! ej jerusalem kiziʔ butun jureɡinle sevin ve t͡ʃos. Old-Testament-Psalms-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'den tek bir şey diledim ve onu ararım: Yahve’nin güzelliğini görüp, O’nun tapınağında hayran olmak için, Hayatımın bütün günlerinde Yahve’nin evinde oturmaktır.|jahveʔden tek bir sej diledim ve onu ararim jahve’nin ɡuzelliɡini ɡorupʔ o’nun tapinaɡinda hajran olmak it͡ʃinʔ hajatimin butun ɡunlerinde jahve’nin evinde oturmaktir. Old-Testament-Isaiah-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzen birinin yüzmek için ellerini uzatması gibi, onun ortasında ellerini uzatacak, ama ellerinin ustalığıyla birlikte onun gururu da alçaltılacak.|juzen birinin juzmek it͡ʃin ellerini uzatmasi ɡibiʔ onun ortasinda ellerini uzatat͡ʃakʔ ama ellerinin ustaliɡijla birlikte onun ɡururu da alt͡ʃaltilat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece işçiler çalıştılar ve onarım işi onların elinde ilerledi. Tanrı'nın evini tasarlandığı gibi kurdular ve sağlamlaştırdılar.|bojlet͡ʃe ist͡ʃiler t͡ʃalistilar ve onarim isi onlarin elinde ilerledi. tanriʔnin evini tasarlandiɡi ɡibi kurdular ve saɡlamlastirdilar. New-Testament-Acts-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuğu canlı olarak içeri aldılar ve çok teselli buldular.|t͡ʃot͡ʃuɡu t͡ʃanli olarak it͡ʃeri aldilar ve t͡ʃok teselli buldular. Old-Testament-1-Kings-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ahav, Eliya’ya, \"\"Beni buldun mu, düşmanım?\"\" dedi. Eliya, \"\"Seni buldum, çünkü kendini Yahve'nin gözünde kötü olanı yapmak için sattın.\"\" diye karşılık verdi.\"|\"ahavʔ elija’jaʔ \"\"beni buldun muʔ dusmanim?\"\" dedi. elijaʔ \"\"seni buldumʔ t͡ʃunku kendini jahveʔnin ɡozunde kotu olani japmak it͡ʃin sattin.\"\" dije karsilik verdi.\" Old-Testament-Deuteronomy-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik Tanrın Yahve, geride kalanları ve gizlenenleri önünden yok oluncaya dek onların aralarına eşekarısı gönderecektir.|ustelik tanrin jahveʔ ɡeride kalanlari ve ɡizlenenleri onunden jok olunt͡ʃaja dek onlarin aralarina esekarisi ɡonderet͡ʃektir. Old-Testament-Leviticus-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin sağ parmağını sol elindeki yağa batıracak ve Yahve'nin önünde yedi kez parmağıyla yağdan biraz serpecek.|kahin saɡ parmaɡini sol elindeki jaɡa batirat͡ʃak ve jahveʔnin onunde jedi kez parmaɡijla jaɡdan biraz serpet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Felaket günahkârları kovalar, ama bolluk doğruları ödüllendirir.|felaket ɡunahkarlari kovalarʔ ama bolluk doɡrulari odullendirir. Old-Testament-Deuteronomy-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin gözünde iyi ve doğru olanı yaptığında, senin ve senden sonra çocukların daima iyilik olsun diye, sana buyurmakta olduğum bütün bu sözleri tut ve dinle.|tanrin jahveʔnin ɡozunde iji ve doɡru olani japtiɡindaʔ senin ve senden sonra t͡ʃot͡ʃuklarin daima ijilik olsun dijeʔ sana bujurmakta olduɡum butun bu sozleri tut ve dinle. New-Testament-Romans-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bende, yani benliğimde iyi bir şeyin durmadığını biliyorum. Çünkü içimde istek hazırdır, ama iyi olanı yapmak yoktur.|t͡ʃunku bendeʔ jani benliɡimde iji bir sejin durmadiɡini bilijorum. t͡ʃunku it͡ʃimde istek hazirdirʔ ama iji olani japmak joktur. Old-Testament-1-Kings-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisiyle birlikte büyüyen gençler ona, “Sana, ‘Baban boyunduruğumuzu ağırlaştırdı, ama bizim için onu hafiflet’ diyen bu halka de ki, ‘Benim küçük parmağım babamın belinden daha kalındır.|kendisijle birlikte bujujen ɡent͡ʃler onaʔ “sanaʔ ‘baban bojunduruɡumuzu aɡirlastirdiʔ ama bizim it͡ʃin onu hafiflet’ dijen bu halka de kiʔ ‘benim kut͡ʃuk parmaɡim babamin belinden daha kalindir. Old-Testament-1-Kings-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir karış kalınlığındaydı. Kenarı bir kâse kenarı gibi, bir zambak çiçeği gibi işlenmişti. İki bin bat su alıyordu.|bir karis kalinliɡindajdi. kenari bir kase kenari ɡibiʔ bir zambak t͡ʃit͡ʃeɡi ɡibi islenmisti. iki bin bat su alijordu. New-Testament-Acts-017-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın soyundan olduğumuza göre, İlahi Doğa'nın, insan sanatı ve tasarımıyla oyulmuş altına, gümüşe ya da taşa benzer sanmamalıyız.|tanriʔnin sojundan olduɡumuza ɡoreʔ ilahi doɡaʔninʔ insan sanati ve tasarimijla ojulmus altinaʔ ɡumuse ja da tasa benzer sanmamalijiz. Old-Testament-Joshua-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk Yeşu'ya, \"\"Tanrımız Yahve'ye hizmet edeceğiz ve O'nun sözünü dinleyeceğiz\"\" dedi.\"|\"halk jesuʔjaʔ \"\"tanrimiz jahveʔje hizmet edet͡ʃeɡiz ve oʔnun sozunu dinlejet͡ʃeɡiz\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü iyilik bereketleriyle onu karşıladın. Başına saf altından taç koydun.|t͡ʃunku ijilik bereketlerijle onu karsiladin. basina saf altindan tat͡ʃ kojdun. Old-Testament-2-Chronicles-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ulaklar Efraim ve Manaşşe diyarından, Zevulun'a kadar kentten kente geçtiler. Ama halk onlarla alay etti ve onlarla eğlendiler.|bojlet͡ʃe ulaklar efraim ve manasse dijarindanʔ zevulunʔa kadar kentten kente ɡet͡ʃtiler. ama halk onlarla alaj etti ve onlarla eɡlendiler. Old-Testament-Proverbs-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın yüreğindeki niyet derin su gibidir, ama anlayışlı kişi onu çekip çıkarır.|insanin jureɡindeki nijet derin su ɡibidirʔ ama anlajisli kisi onu t͡ʃekip t͡ʃikarir. Old-Testament-Joel-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağların tepelerinde savaş arabalarının gürültüsü gibi, anızı yiyip bitiren ateş alevinin gürültüsü gibi, savaş düzenine girmiş güçlü bir halk gibi sıçrıyorlar.|daɡlarin tepelerinde savas arabalarinin ɡurultusu ɡibiʔ anizi jijip bitiren ates alevinin ɡurultusu ɡibiʔ savas duzenine ɡirmis ɡut͡ʃlu bir halk ɡibi sit͡ʃrijorlar. Old-Testament-Exodus-030-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu buhuru derlemesine göre kendiniz için yapmayacaksınız; o senin için Yahve'ye kutsal olacaktır.|bu buhuru derlemesine ɡore kendiniz it͡ʃin japmajat͡ʃaksiniz; o senin it͡ʃin jahveʔje kutsal olat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-037-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onlarda yaşayanların pek az gücü vardı. Dehşete düşmüş ve şaşkındılar. Onlar kırın çayırına, yeşil otlara, damların otuna ve ürünü henüz yetişmemiş tarlaya benziyordu.|bu nedenle onlarda jasajanlarin pek az ɡut͡ʃu vardi. dehsete dusmus ve saskindilar. onlar kirin t͡ʃajirinaʔ jesil otlaraʔ damlarin otuna ve urunu henuz jetismemis tarlaja benzijordu. Old-Testament-Psalms-066-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yeryüzü sana tapınacak, sana ilahi söyleyip Adına ezgiler söyleyecekler.” Selah.|butun jerjuzu sana tapinat͡ʃakʔ sana ilahi sojlejip adina ezɡiler sojlejet͡ʃekler.” selah. New-Testament-Matthew-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, O’na döşek üzerinde felçli bir adam getirdiler. Onların imanını gören Yeşua felçliye, “Oğul cesur ol! Günahların bağışlandı” dedi.|isteʔ o’na dosek uzerinde felt͡ʃli bir adam ɡetirdiler. onlarin imanini ɡoren jesua felt͡ʃlijeʔ “oɡul t͡ʃesur ol! ɡunahlarin baɡislandi” dedi. Old-Testament-Genesis-031-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahel babasına, “Efendim, senin huzurunda kalkamadığım için bana kızma, çünkü adet görüyorum da” dedi. Araştırdı ama terafimi bulamadı.|rahel babasinaʔ “efendimʔ senin huzurunda kalkamadiɡim it͡ʃin bana kizmaʔ t͡ʃunku adet ɡorujorum da” dedi. arastirdi ama terafimi bulamadi. Old-Testament-2-Samuel-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|David’e, “Uriya evine inmedi” diye bildirildiğinde, David, Uriya’ya, “Yolculuktan gelmedin mi? Niçin evine inmedin?” dedi.|david’eʔ “urija evine inmedi” dije bildirildiɡindeʔ davidʔ urija’jaʔ “jolt͡ʃuluktan ɡelmedin mi? nit͡ʃin evine inmedin?” dedi. New-Testament-Matthew-024-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Değirmende öğüten iki kadın olacak: Biri alınacak, diğeri bırakılacak.|deɡirmende oɡuten iki kadin olat͡ʃak biri alinat͡ʃakʔ diɡeri birakilat͡ʃak. New-Testament-Hebrews-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, göklerdeki şeylerin örneklerinin bunlarla, göksel şeylerin kendilerinin ise bunlardan daha iyi kurbanlarla temiz kılınması gerekliydi.|bu nedenleʔ ɡoklerdeki sejlerin orneklerinin bunlarlaʔ ɡoksel sejlerin kendilerinin ise bunlardan daha iji kurbanlarla temiz kilinmasi ɡereklijdi. New-Testament-Matthew-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ayrıldıktan sonra, işte, Efendi’nin bir meleği rüyada Yosef’e görünerek şöyle dedi: “Kalk, çocukla annesini al, Mısır’a kaç ve ben sana söyleyinceye dek orada kal. Çünkü Hirodes öldürmek için çocuğu arayacak.”|onlar ajrildiktan sonraʔ isteʔ efendi’nin bir meleɡi rujada josef’e ɡorunerek sojle dedi “kalkʔ t͡ʃot͡ʃukla annesini alʔ misir’a kat͡ʃ ve ben sana sojlejint͡ʃeje dek orada kal. t͡ʃunku hirodes oldurmek it͡ʃin t͡ʃot͡ʃuɡu arajat͡ʃak.” Old-Testament-Ecclesiastes-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, çoktan ölmüş olan ölüleri, hâlâ yaşayanlardan daha çok övdüm.|bu juzdenʔ t͡ʃoktan olmus olan oluleriʔ hala jasajanlardan daha t͡ʃok ovdum. New-Testament-Acts-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, Derbe ve Listra’ya geldi. İşte, orada Timoteos adında bir öğrenci vardı. Annesi Yahudi bir imanlı, babası ise bir Grek’ti.|pavlusʔ derbe ve listra’ja ɡeldi. isteʔ orada timoteos adinda bir oɡrent͡ʃi vardi. annesi jahudi bir imanliʔ babasi ise bir ɡrek’ti. Old-Testament-2-Chronicles-035-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu Pesah, Yoşiya'nın krallığının on sekizinci yılında tutuldu.|bu pesahʔ josijaʔnin kralliɡinin on sekizint͡ʃi jilinda tutuldu. Old-Testament-Deuteronomy-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve o sırada bana, mülk edinmek üzere geçmekte olduğunuz ülkede yapabilesiniz diye size kurallar ve ilkeler öğretmemi buyurdu.|jahve o sirada banaʔ mulk edinmek uzere ɡet͡ʃmekte olduɡunuz ulkede japabilesiniz dije size kurallar ve ilkeler oɡretmemi bujurdu. Old-Testament-Job-041-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Demiri saman, tuncu da çürük odun sayar.|demiri samanʔ tunt͡ʃu da t͡ʃuruk odun sajar. Old-Testament-Numbers-029-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız; bu, sürekli yakmalık sunuya, onun ekmek sunusuna ve onun dökmelik sunusuna ektir.'\"\"\"|\"ɡunah sunusu olarak bir teke sunat͡ʃaksiniz; buʔ surekli jakmalik sunujaʔ onun ekmek sunusuna ve onun dokmelik sunusuna ektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk bunu duyup korkacak ve artık küstahlık etmeyecekler.|butun halk bunu dujup korkat͡ʃak ve artik kustahlik etmejet͡ʃekler. Old-Testament-Job-041-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde korkusuz olarak yaratılmış, onun bir eşi benzeri yoktur.|jerjuzunde korkusuz olarak jaratilmisʔ onun bir esi benzeri joktur. New-Testament-1-Thessalonians-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|bu konuda hiç kimse kardeşine ya da kız kardeşine kötülük etmesin, faydalanmaya kalkışmasın. Önceden size tanıklık ettiğimiz, sizi uyardığımız gibi, Efendi bütün bu şeylerden ötürü öç alıcıdır.|bu konuda hit͡ʃ kimse kardesine ja da kiz kardesine kotuluk etmesinʔ fajdalanmaja kalkismasin. ont͡ʃeden size taniklik ettiɡimizʔ sizi ujardiɡimiz ɡibiʔ efendi butun bu sejlerden oturu ot͡ʃ alit͡ʃidir. Old-Testament-1-Samuel-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Avişay'a, \"\"Onu öldürme, çünkü kim Yahve'nin meshedilmişine elini uzatıp da suçsuz olabilir?\"\" dedi.\"|\"david avisajʔaʔ \"\"onu oldurmeʔ t͡ʃunku kim jahveʔnin meshedilmisine elini uzatip da sut͡ʃsuz olabilir?\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-046-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Efendi Yahve şöyle diyor: “Doğuya bakan iç avlunun kapısı altı iş günü kapalı kalacak; ama Şabat Günü açılacak ve Yeni Ay Günü açılacak.|“‘efendi jahve sojle dijor “doɡuja bakan it͡ʃ avlunun kapisi alti is ɡunu kapali kalat͡ʃak; ama sabat ɡunu at͡ʃilat͡ʃak ve jeni aj ɡunu at͡ʃilat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ner oğlu Avner ve Saul oğlu İşboşet'in hizmetkârları Mahanayim'den Givon'a doğru yola çıktılar.|ner oɡlu avner ve saul oɡlu isbosetʔin hizmetkarlari mahanajimʔden ɡivonʔa doɡru jola t͡ʃiktilar. Old-Testament-Leviticus-026-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi ıssız bırakacağım; içinde oturan düşmanlarınız buna şaşacaklar.|ulkeji issiz birakat͡ʃaɡim; it͡ʃinde oturan dusmanlariniz buna sasat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Samuel-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Hanna, Şilo'da yiyip içtikten sonra kalktı. Kâhin Eli ise Yahve'nin tapınağının kapı sövesinin yanındaki koltuğunda oturuyordu.|bojlet͡ʃe hannaʔ siloʔda jijip it͡ʃtikten sonra kalkti. kahin eli ise jahveʔnin tapinaɡinin kapi sovesinin janindaki koltuɡunda oturujordu. Old-Testament-2-Samuel-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un oğlu, Avner'in Hevron'da öldüğünü duyunca elleri güçsüzleşti ve bütün İsraelliler tedirgin oldu.|saulʔun oɡluʔ avnerʔin hevronʔda olduɡunu dujunt͡ʃa elleri ɡut͡ʃsuzlesti ve butun israelliler tedirɡin oldu. New-Testament-Acts-028-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle demiştir: ‘Bu halka git ve söyle, duyduğunuzda duyacaksınız, ama hiçbir şekilde anlamayacaksınız. Gördüğünüzde göreceksiniz, ama hiçbir şekilde kavramayacaksınız.|sojle demistir ‘bu halka ɡit ve sojleʔ dujduɡunuzda dujat͡ʃaksinizʔ ama hit͡ʃbir sekilde anlamajat͡ʃaksiniz. ɡorduɡunuzde ɡoret͡ʃeksinizʔ ama hit͡ʃbir sekilde kavramajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-2-Chronicles-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gönderip onu çağırdılar; Yarovam ve bütün İsrael gelip Rehovam'a şöyle dediler:|ɡonderip onu t͡ʃaɡirdilar; jarovam ve butun israel ɡelip rehovamʔa sojle dediler Old-Testament-Exodus-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şabat Günü'nü kutsal tutmak için onu hatırla.|“sabat ɡunuʔnu kutsal tutmak it͡ʃin onu hatirla. Old-Testament-1-Samuel-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öyleyse neden Mısırlılar'ın ve Firavun'un yüreklerini katılaştırdıkları gibi siz de yüreklerinizi katılaştırıyorsunuz? O, aralarında harikalar yaptığında, halkı salıvermediler mi? Onlar da gittiler.\"\"\"|\"ojlejse neden misirlilarʔin ve firavunʔun jureklerini katilastirdiklari ɡibi siz de jureklerinizi katilastirijorsunuz? oʔ aralarinda harikalar japtiɡindaʔ halki salivermediler mi? onlar da ɡittiler.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaratıldığın günden beri, sende haksızlık bulunana dek yollarında kusursuzdun.|jaratildiɡin ɡunden beriʔ sende haksizlik bulunana dek jollarinda kusursuzdun. New-Testament-Hebrews-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe’nin Yasası’nı hiçe sayan, iki ya da üç tanığın sözü üzerine acımasızca öldürülür.|mose’nin jasasi’ni hit͡ʃe sajanʔ iki ja da ut͡ʃ taniɡin sozu uzerine at͡ʃimasizt͡ʃa oldurulur. Old-Testament-1-Chronicles-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kidon'un harman yerine geldiklerinde, Uzza elini uzatıp sandığı tuttu; çünkü öküzler tökezlemişti.|kidonʔun harman jerine ɡeldiklerindeʔ uzza elini uzatip sandiɡi tuttu; t͡ʃunku okuzler tokezlemisti. Old-Testament-Leviticus-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun altındaki herhangi bir şeye dokunan kişi akşama kadar kirli sayılacaktır. Bunları taşıyan kişi giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır.'\"\"\"|\"onun altindaki herhanɡi bir seje dokunan kisi aksama kadar kirli sajilat͡ʃaktir. bunlari tasijan kisi ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-049-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benyamin yırtıcı bir kurttur. Sabah avını yutar. Akşam ganimeti paylaşır.”|“benjamin jirtit͡ʃi bir kurttur. sabah avini jutar. aksam ɡanimeti pajlasir.” Old-Testament-1-Chronicles-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yaves kardeşlerinden daha saygındı. Annesi ona Yaves adını verdi, \"\"Çünkü onu acı çekerek doğurdum\"\" dedi.\"|\"javes kardeslerinden daha sajɡindi. annesi ona javes adini verdiʔ \"\"t͡ʃunku onu at͡ʃi t͡ʃekerek doɡurdum\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Yine de siz, ‘Yahve'nin yolu denk değil’ diyorsunuz. Şimdi dinleyin, ey İsrael evi: Benim yolum mu denk değil? Denk olmayan sizi yollarınız değil mi?\"\"\"|\"“jine de sizʔ ‘jahveʔnin jolu denk deɡil’ dijorsunuz. simdi dinlejinʔ ej israel evi benim jolum mu denk deɡil? denk olmajan sizi jollariniz deɡil mi?\"\"\" Old-Testament-Zechariah-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ayda üç çobanı kesip attım; çünkü canım onlardan bıktı, onların canları da benden tiksindi.|bir ajda ut͡ʃ t͡ʃobani kesip attim; t͡ʃunku t͡ʃanim onlardan biktiʔ onlarin t͡ʃanlari da benden tiksindi. New-Testament-Luke-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona şunu sordu, “Bana neden iyi diyorsun? İyi olan yalnız biri var, O da Tanrı’dır.|jesua ona sunu sorduʔ “bana neden iji dijorsun? iji olan jalniz biri varʔ o da tanri’dir. New-Testament-John-008-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Babanız Avraham benim günümü göreceği için sevinmişti. Gördü ve sevindi.”|babaniz avraham benim ɡunumu ɡoret͡ʃeɡi it͡ʃin sevinmisti. ɡordu ve sevindi.” Old-Testament-Judges-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahudalılar, \"\"Neden bize karşı çıktınız?\"\" dediler. \"\"Şimşon'u bağlamak ve bize yaptığı gibi ona yapmak için geldik\"\" dediler.\"|\"jahudalilarʔ \"\"neden bize karsi t͡ʃiktiniz?\"\" dediler. \"\"simsonʔu baɡlamak ve bize japtiɡi ɡibi ona japmak it͡ʃin ɡeldik\"\" dediler.\" Old-Testament-Judges-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efraimliler toplanıp kuzeye doğru geçtiler ve Yeftah'a dediler: \"\"Neden Ammon'un çocuklarıyla savaşmak için geçtin de seninle birlikte gitmemiz için bizi çağırmadın? Çepeçevre senin üzerine evini ateşle yakacağız!”\"|\"efraimliler toplanip kuzeje doɡru ɡet͡ʃtiler ve jeftahʔa dediler \"\"neden ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarijla savasmak it͡ʃin ɡet͡ʃtin de seninle birlikte ɡitmemiz it͡ʃin bizi t͡ʃaɡirmadin? t͡ʃepet͡ʃevre senin uzerine evini atesle jakat͡ʃaɡiz!”\" Old-Testament-2-Kings-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Elişa ona, “Adam arabasından inip seni karşılamaya çıktığında yüreğim seninle birlikte gitmedi mi?” dedi. \"\"Para, giysi, zeytinlikler, bağlar, koyunlar, sığırlar, erkek ve kadın hizmetçiler alma zamanı mı?\"|\"elisa onaʔ “adam arabasindan inip seni karsilamaja t͡ʃiktiɡinda jureɡim seninle birlikte ɡitmedi mi?” dedi. \"\"paraʔ ɡijsiʔ zejtinliklerʔ baɡlarʔ kojunlarʔ siɡirlarʔ erkek ve kadin hizmett͡ʃiler alma zamani mi?\" Old-Testament-Isaiah-036-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Hizkiya'nın krallığının on dördüncü yılında Aşur Kralı Sanherib, Yahuda'nın surlu kentlerinin tümüne saldırıp onları ele geçirdi.|kral hizkijaʔnin kralliɡinin on dordunt͡ʃu jilinda asur krali sanheribʔ jahudaʔnin surlu kentlerinin tumune saldirip onlari ele ɡet͡ʃirdi. New-Testament-Acts-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları daha fazla tehdit ettikten sonra, halk yüzünden onları cezalandırmanın bir yolunu bulamayıp serbest bıraktılar. Çünkü yapılan bu şey için herkes Tanrı'yı yüceltiyordu.|onlari daha fazla tehdit ettikten sonraʔ halk juzunden onlari t͡ʃezalandirmanin bir jolunu bulamajip serbest biraktilar. t͡ʃunku japilan bu sej it͡ʃin herkes tanriʔji jut͡ʃeltijordu. Old-Testament-Proverbs-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk dürüstlüğün yolunu korur, ama kötülük günahkârı alaşağı eder.|doɡruluk durustluɡun jolunu korurʔ ama kotuluk ɡunahkari alasaɡi eder. Old-Testament-Job-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden yolu gizli olan, Tanrı'nın çitle çevirdiği adama ışık verilir?|neden jolu ɡizli olanʔ tanriʔnin t͡ʃitle t͡ʃevirdiɡi adama isik verilir? Old-Testament-Deuteronomy-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Size kırk yıl çölde yol gösterdim. Üzerinizdeki elbiseleriniz eskimedi, ayağınızda çarığınız eskimedi.|size kirk jil t͡ʃolde jol ɡosterdim. uzerinizdeki elbiseleriniz eskimediʔ ajaɡinizda t͡ʃariɡiniz eskimedi. Old-Testament-1-Chronicles-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yitshariler'den Şelomot; Şelomot'un oğullarından Yahat.|jitsharilerʔden selomot; selomotʔun oɡullarindan jahat. Old-Testament-1-Chronicles-012-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin yarım oymağından: David'i kral yapmak için gelip adlarıyla anılan on sekiz bin kişi.|manasseʔnin jarim ojmaɡindan davidʔi kral japmak it͡ʃin ɡelip adlarijla anilan on sekiz bin kisi. New-Testament-1-Corinthians-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bu şeyler, onlar gibi biz de kötü şeylere arzu duymayalım diye bizim için bir örnekti.|simdi bu sejlerʔ onlar ɡibi biz de kotu sejlere arzu dujmajalim dije bizim it͡ʃin bir ornekti. Old-Testament-Genesis-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu olaylardan sonra bir görümde Avram’a Yahve’nin şu sözü geldi: “Korkma, ey Avram. Ben senin kalkanınım, senin çok büyük ödülünüm.”|bu olajlardan sonra bir ɡorumde avram’a jahve’nin su sozu ɡeldi “korkmaʔ ej avram. ben senin kalkaninimʔ senin t͡ʃok bujuk odulunum.” Old-Testament-Proverbs-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşlerini Yahve'ye teslim et, o zaman tasarıların başarıya ulaşır.|islerini jahveʔje teslim etʔ o zaman tasarilarin basarija ulasir. New-Testament-2-Corinthians-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayali fikirleri, Tanrı bilgisine karşı kendini yücelten her yüksek şeyi yıkıyor, her düşünceyi Mesih’in itaatine tutsak kılıyoruz.|hajali fikirleriʔ tanri bilɡisine karsi kendini jut͡ʃelten her juksek seji jikijorʔ her dusunt͡ʃeji mesih’in itaatine tutsak kilijoruz. Old-Testament-Exodus-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun halkının tümüne şöyle buyurdu, \"\"Doğan her erkek çocuğu nehre atın, her kız çocuğu canlı kurtarın.\"\"\"|\"firavun halkinin tumune sojle bujurduʔ \"\"doɡan her erkek t͡ʃot͡ʃuɡu nehre atinʔ her kiz t͡ʃot͡ʃuɡu t͡ʃanli kurtarin.\"\"\" New-Testament-2-Peter-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu şeylere artan ölçüde sahip olursanız, Efendimiz Yeşua Mesih’i tanımakta tembel ya da verimsiz olmazsınız.|t͡ʃunku bu sejlere artan olt͡ʃude sahip olursanizʔ efendimiz jesua mesih’i tanimakta tembel ja da verimsiz olmazsiniz. Old-Testament-Psalms-136-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Başan Kralı Og’u, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|basan krali oɡ’uʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-1-Peter-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendine lanet edildiğinde lanetle karşılık vermedi. Acı çektiğinde tehdit etmedi, ancak kendisini adaletle yargılayana teslim etti.|kendine lanet edildiɡinde lanetle karsilik vermedi. at͡ʃi t͡ʃektiɡinde tehdit etmediʔ ant͡ʃak kendisini adaletle jarɡilajana teslim etti. Old-Testament-Judges-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine İsrael halkı Gidyon'a şöyle dediler: \"\"Hem sen, hem oğlun, hem de oğlunun oğlu bize hükmetsin; çünkü bizi Midyan'ın elinden kurtardın.”\"|\"bunun uzerine israel halki ɡidjonʔa sojle dediler \"\"hem senʔ hem oɡlunʔ hem de oɡlunun oɡlu bize hukmetsin; t͡ʃunku bizi midjanʔin elinden kurtardin.”\" Old-Testament-Psalms-090-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkenin gücünü, gazabını sana duyulan korkuya göre kim bilebilir?|ofkenin ɡut͡ʃunuʔ ɡazabini sana dujulan korkuja ɡore kim bilebilir? New-Testament-Luke-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzbaşı Yeşua hakkında duyunca, gelip hizmetkârını kurtarsın diye rica için Yahudiler’in ihtiyarlarını O'na gönderdi.|juzbasi jesua hakkinda dujunt͡ʃaʔ ɡelip hizmetkarini kurtarsin dije rit͡ʃa it͡ʃin jahudiler’in ihtijarlarini oʔna ɡonderdi. New-Testament-Matthew-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimde varsa, ona verilecek ve bolca sahip olacak. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da ondan alınacak.|kimde varsaʔ ona verilet͡ʃek ve bolt͡ʃa sahip olat͡ʃak. ama kimde joksaʔ kendisinde olan da ondan alinat͡ʃak. Old-Testament-Ruth-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen kimsin?” diye sordu. Kadın, “Ben hizmetkârın Rut’um” diye yanıt verdi. “Bu yüzden giysinin ucunu hizmetkârının üzerine ört; çünkü sen yakın akrabasın.”|“sen kimsin?” dije sordu. kadinʔ “ben hizmetkarin rut’um” dije janit verdi. “bu juzden ɡijsinin ut͡ʃunu hizmetkarinin uzerine ort; t͡ʃunku sen jakin akrabasin.” Old-Testament-Jeremiah-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımın yaralarını da yüzeysel olarak iyileştirdiler, Esenlik olmadığı halde, ‘Esenlik, esenlik!’ dediler.|halkimin jaralarini da juzejsel olarak ijilestirdilerʔ esenlik olmadiɡi haldeʔ ‘esenlikʔ esenlik!’ dediler. Old-Testament-Joshua-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hâlâ beklemekte olan yer şudur: Filistliler'in bütün bölgeleri ve Geşur'un tamamı;|“hala beklemekte olan jer sudur filistlilerʔin butun bolɡeleri ve ɡesurʔun tamami; New-Testament-Revelation-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtta oturan yeşime, kırmızı akik taşına benziyordu. Tahtın etrafında görünüşü zümrüdü andıran bir gökkuşağı vardı.|tahtta oturan jesimeʔ kirmizi akik tasina benzijordu. tahtin etrafinda ɡorunusu zumrudu andiran bir ɡokkusaɡi vardi. Old-Testament-Ezekiel-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni elinden tuttuklarında kırıldın, onların bütün omuzlarını yardın. Sana yaslandıklarında kırıldın, bütün bellerini felç ettin.\"\"\"\"'\"|\"seni elinden tuttuklarinda kirildinʔ onlarin butun omuzlarini jardin. sana jaslandiklarinda kirildinʔ butun bellerini felt͡ʃ ettin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Samuel-013-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonadav krala, “İşte, kralın oğulları geliyor! Hizmetkârının söylediği gibi.” dedi.|jonadav kralaʔ “isteʔ kralin oɡullari ɡelijor! hizmetkarinin sojlediɡi ɡibi.” dedi. Old-Testament-1-Kings-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Orada, Yahve'nin atalarımızı Mısır diyarından çıkardığı zaman onlarla yaptığı antlaşmanın içinde bulunduğu sandık için bir yer hazırladım.\"\"\"|\"oradaʔ jahveʔnin atalarimizi misir dijarindan t͡ʃikardiɡi zaman onlarla japtiɡi antlasmanin it͡ʃinde bulunduɡu sandik it͡ʃin bir jer hazirladim.\"\"\" Old-Testament-Exodus-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hayvanlarımız da bizimle birlikte gidecek. Geride tek bir toynak bile kalmayacak. Çünkü Tanrımız Yahve'ye hizmet etmek için onlardan almalıyız. Oraya varıncaya dek Yahve'ye neyle hizmet etmemiz gerektiğini bilmiyoruz.\"\"\"|\"hajvanlarimiz da bizimle birlikte ɡidet͡ʃek. ɡeride tek bir tojnak bile kalmajat͡ʃak. t͡ʃunku tanrimiz jahveʔje hizmet etmek it͡ʃin onlardan almalijiz. oraja varint͡ʃaja dek jahveʔje nejle hizmet etmemiz ɡerektiɡini bilmijoruz.\"\"\" New-Testament-Acts-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|öğlen vakti, ey kral, yolda gökyüzünden güneşten daha parlak bir ışığın etrafımı ve benimle birlikte yolculuk edenleri aydınlattığını gördüm.|oɡlen vaktiʔ ej kralʔ jolda ɡokjuzunden ɡunesten daha parlak bir isiɡin etrafimi ve benimle birlikte jolt͡ʃuluk edenleri ajdinlattiɡini ɡordum. Old-Testament-Leviticus-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Aron sunağa yaklaştı ve kendisi için olan günah sunusunun buzağısını kesti.|bunun uzerine aron sunaɡa jaklasti ve kendisi it͡ʃin olan ɡunah sunusunun buzaɡisini kesti. Old-Testament-Judges-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama hâkim ölünce geri döndüler, başka ilâhlara hizmet edip onlara eğilmek için, onların peşinden gitmekte atalarından daha da çok yozlaştılar; Yaptıklarını bırakmadılar ve inatçı yollarından vazgeçmediler.|ama hakim olunt͡ʃe ɡeri dondulerʔ baska ilahlara hizmet edip onlara eɡilmek it͡ʃinʔ onlarin pesinden ɡitmekte atalarindan daha da t͡ʃok jozlastilar; japtiklarini birakmadilar ve inatt͡ʃi jollarindan vazɡet͡ʃmediler. Old-Testament-1-Kings-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şemer'in Samariya Tepesi'ni iki talant gümüşe satın aldı; tepenin üzerine bina ederek yapmış olduğu kentin adını, tepenin sahibi Şemer'in adına göre Samariya koydu.|semerʔin samarija tepesiʔni iki talant ɡumuse satin aldi; tepenin uzerine bina ederek japmis olduɡu kentin adiniʔ tepenin sahibi semerʔin adina ɡore samarija kojdu. New-Testament-Matthew-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|adağını orada sunağın önünde bırak ve git. Önce kardeşinle barış, sonra gel adağını sun.|adaɡini orada sunaɡin onunde birak ve ɡit. ont͡ʃe kardesinle barisʔ sonra ɡel adaɡini sun. New-Testament-Matthew-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler, Yeşua’nın kendilerine buyurduğu gibi yaptılar ve Pesah'ı hazırladılar.|oɡrent͡ʃilerʔ jesua’nin kendilerine bujurduɡu ɡibi japtilar ve pesahʔi hazirladilar. New-Testament-Matthew-021-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onu alıp bağdan dışarı attılar ve sonra onu öldürdüler.|bojlet͡ʃe onu alip baɡdan disari attilar ve sonra onu oldurduler. Old-Testament-Proverbs-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben bilgelik, sağduyuyu kendime mesken edindim. Bilgi ve tedbiri öğrenin.|“ben bilɡelikʔ saɡdujuju kendime mesken edindim. bilɡi ve tedbiri oɡrenin. New-Testament-James-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözü yerine getirenler de olun. Yoksa kendinizi aldatmış olursunuz.|tanri sozunu jalniz dujmakla kalmajinʔ sozu jerine ɡetirenler de olun. joksa kendinizi aldatmis olursunuz. Old-Testament-Proverbs-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dürüstçe kazanılmayan servet azalır, ama elle toplayan çoğaltır.|durustt͡ʃe kazanilmajan servet azalirʔ ama elle toplajan t͡ʃoɡaltir. Old-Testament-Isaiah-029-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü acımasızlar yok oldu, alaycılar sona erdi ve kötülük yapmaya hazır olanların hepsi kesilip atıldı;|t͡ʃunku at͡ʃimasizlar jok olduʔ alajt͡ʃilar sona erdi ve kotuluk japmaja hazir olanlarin hepsi kesilip atildi; Old-Testament-1-Samuel-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer Yahve'nin sözünü dinlemez, Yahve'nin buyruğuna karşı gelirseniz, Yahve'nin eli atalarınıza karşı olduğu gibi size karşı da olacaktır.\"\"\"|\"ama eɡer jahveʔnin sozunu dinlemezʔ jahveʔnin bujruɡuna karsi ɡelirsenizʔ jahveʔnin eli atalariniza karsi olduɡu ɡibi size karsi da olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Lamentations-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıfındaki oklarını böbreklerime sapladı.|kilifindaki oklarini bobreklerime sapladi. Old-Testament-2-Samuel-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç yiğit Filist ordusunu yarıp, Beytlehem'in kapısındaki kuyudan su çekip aldılar ve David'e getirdiler; ama David onu içmek istemedi, ama onu Yahve'ye döktü.|ut͡ʃ jiɡit filist ordusunu jaripʔ bejtlehemʔin kapisindaki kujudan su t͡ʃekip aldilar ve davidʔe ɡetirdiler; ama david onu it͡ʃmek istemediʔ ama onu jahveʔje doktu. Old-Testament-Exodus-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un kızı yıkanmak için nehre indi. Onun hizmetçileri nehrin kenarında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti gördü ve onu alması için hizmetçilerini gönderdi.|firavunʔun kizi jikanmak it͡ʃin nehre indi. onun hizmett͡ʃileri nehrin kenarinda jurujorlardi. sazlarin arasindaki sepeti ɡordu ve onu almasi it͡ʃin hizmett͡ʃilerini ɡonderdi. Old-Testament-Exodus-029-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Adama koçunu alıp etini kutsal bir yerde haşlayacaksın.\"|\"\"\"adama kot͡ʃunu alip etini kutsal bir jerde haslajat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Jeremiah-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, ben peygamberlere karşıyım,\"\" diyor Yahve, \"\"kendi dillerini kullanıp, 'O diyor' diyenlere.\"|\"isteʔ ben pejɡamberlere karsijimʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"kendi dillerini kullanipʔ ʔo dijorʔ dijenlere.\" Old-Testament-1-Chronicles-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'in başı Kenanya ezgiyi yönetiyordu. Yetenekli olduğu için ezgicilere o öğretiyordu.|levililerʔin basi kenanja ezɡiji jonetijordu. jetenekli olduɡu it͡ʃin ezɡit͡ʃilere o oɡretijordu. New-Testament-Philippians-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir şeyi çekişmeyle ya da kendini beğenmişlikle yapmayın. Tersine, alçakgönüllülükle diğerlerini kendinizden üstün sayın.|hit͡ʃbir seji t͡ʃekismejle ja da kendini beɡenmislikle japmajin. tersineʔ alt͡ʃakɡonullulukle diɡerlerini kendinizden ustun sajin. New-Testament-Luke-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Tomurcuklandıklarında, yazın yakın olduğunu kendiliğinizden bilirsiniz.|tomurt͡ʃuklandiklarindaʔ jazin jakin olduɡunu kendiliɡinizden bilirsiniz. Old-Testament-Deuteronomy-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir yabancıdan bunu talep edebilirsin; ama kardeşinin yanında neyin varsa, elin serbest bırakacak.|bir jabant͡ʃidan bunu talep edebilirsin; ama kardesinin janinda nejin varsaʔ elin serbest birakat͡ʃak. Old-Testament-Zephaniah-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Benden kork\"\" dedim. \"\"Ders al\"\"; ve onun için belirlediğim her şeye göre meskeni kesilip atılmayacaktır. Ama onlar erken davranıp bütün işlerini bozdular.\"|\"\"\"benden kork\"\" dedim. \"\"ders al\"\"; ve onun it͡ʃin belirlediɡim her seje ɡore meskeni kesilip atilmajat͡ʃaktir. ama onlar erken davranip butun islerini bozdular.\" New-Testament-Acts-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, çok günler daha Korint’de kaldıktan sonra kardeşlerle vedalaşıp Priskilla ve Akvila'yla birlikte oradan Suriye’ye yelken açtı. Adakta bulunduğu için saçını Kenhere’de kestirmişti.|pavlusʔ t͡ʃok ɡunler daha korint’de kaldiktan sonra kardeslerle vedalasip priskilla ve akvilaʔjla birlikte oradan surije’je jelken at͡ʃti. adakta bulunduɡu it͡ʃin sat͡ʃini kenhere’de kestirmisti. Old-Testament-2-Samuel-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Sandığı Gatlı Ovet-Edom'un evinde üç ay kaldı; ve Yahve Ovet-Edom'u ve bütün evini kutsadı.|jahveʔnin sandiɡi ɡatli ovet-edomʔun evinde ut͡ʃ aj kaldi; ve jahve ovet-edomʔu ve butun evini kutsadi. Old-Testament-Psalms-073-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenim ve yüreğim tükeniyor, ama Tanrı yüreğimin gücü, sonsuza dek bana düşen paydır.|bedenim ve jureɡim tukenijorʔ ama tanri jureɡimin ɡut͡ʃuʔ sonsuza dek bana dusen pajdir. New-Testament-1-Timothy-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan ötürü, genç dulların evlenmelerini, çocuk yetiştirmelerini, evlerini yönetmelerini ve düşmana hiçbir aşağılama fırsatı vermemelerini istiyorum.|bundan oturuʔ ɡent͡ʃ dullarin evlenmeleriniʔ t͡ʃot͡ʃuk jetistirmeleriniʔ evlerini jonetmelerini ve dusmana hit͡ʃbir asaɡilama firsati vermemelerini istijorum. Old-Testament-Ezra-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya'dan Ater'in çocukları, doksan sekiz.|hizkijaʔdan aterʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ doksan sekiz. Old-Testament-Judges-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Kenanlılar, Hititliler, Amorlular, Perizililer, Hivliler ve Yevuslular arasında yaşadılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari kenanlilarʔ hititlilerʔ amorlularʔ perizililerʔ hivliler ve jevuslular arasinda jasadilar. Old-Testament-Genesis-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram Yahve’ye iman etti ve Yahve bunu ona doğruluk saydı.|avram jahve’je iman etti ve jahve bunu ona doɡruluk sajdi. Old-Testament-Esther-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral, \"\"Haman'ı hemen getirin, Ester'in söylediği gibi olsun\"\" dedi. Böylece kral ve Haman, Ester'in hazırladığı ziyafete geldiler.\"|\"kralʔ \"\"hamanʔi hemen ɡetirinʔ esterʔin sojlediɡi ɡibi olsun\"\" dedi. bojlet͡ʃe kral ve hamanʔ esterʔin hazirladiɡi zijafete ɡeldiler.\" Old-Testament-Numbers-007-065|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Gideoni oğlu Avidan'ın sunusuydu|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ ɡideoni oɡlu avidanʔin sunusujdu Old-Testament-Amos-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü günü uzaklaştıranlar, zorbalık kürsüsünü yaklaştıranlar,|kotu ɡunu uzaklastiranlarʔ zorbalik kursusunu jaklastiranlarʔ Old-Testament-Isaiah-065-012|und|SPEAKER_00_Turkish|sizi kılıca kısmet edeceğim, hepiniz boğazlanmak için eğileceksiniz; çünkü sizi çağırdığım zaman yanıt vermediniz. Konuştuğum zaman dinlemediniz; ama gözümde kötü olanı yaptınız, hoşlanmadığım şeyi seçtiniz.”|sizi kilit͡ʃa kismet edet͡ʃeɡimʔ hepiniz boɡazlanmak it͡ʃin eɡilet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku sizi t͡ʃaɡirdiɡim zaman janit vermediniz. konustuɡum zaman dinlemediniz; ama ɡozumde kotu olani japtinizʔ hoslanmadiɡim seji set͡ʃtiniz.” Old-Testament-Proverbs-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız kişiden uzak dur, çünkü onun dudaklarında bilgi bulamazsın.|akilsiz kisiden uzak durʔ t͡ʃunku onun dudaklarinda bilɡi bulamazsin. Old-Testament-Amos-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kış evini yaz eviyle birlikte vuracağım; ve fildişi evler yok olacak, ve büyük evlerin sonu gelecek” diyor Yahve.|kis evini jaz evijle birlikte vurat͡ʃaɡim; ve fildisi evler jok olat͡ʃakʔ ve bujuk evlerin sonu ɡelet͡ʃek” dijor jahve. Old-Testament-Isaiah-046-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları keseden altın döküp gümüşü terazide tartıyorlar. Bir kuyumcu tutarlar ve o da onu ilâh yapar. Yere kapanırlar, evet tapınırlar.|bazilari keseden altin dokup ɡumusu terazide tartijorlar. bir kujumt͡ʃu tutarlar ve o da onu ilah japar. jere kapanirlarʔ evet tapinirlar. Old-Testament-Ezekiel-037-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üzerinize kaslar koyacağım ve üzerinizde et bitireceğim ve sizi deriyle örteceğim ve içinize soluk koyacağım ve yaşayacaksınız. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.\"\"\"\"'\"|\"uzerinize kaslar kojat͡ʃaɡim ve uzerinizde et bitiret͡ʃeɡim ve sizi derijle ortet͡ʃeɡim ve it͡ʃinize soluk kojat͡ʃaɡim ve jasajat͡ʃaksiniz. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-John-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin Yeşua Mesih’i bilmeleridir.|sonsuz jasamʔ tek ɡert͡ʃek tanri olan seni ve ɡonderdiɡin jesua mesih’i bilmeleridir. Old-Testament-Numbers-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Kohat'ın oğullarına hiçbir şey vermedi; çünkü kutsal yerin hizmeti onlara aitti; onu omuzlarında taşırlardı.|ant͡ʃak kohatʔin oɡullarina hit͡ʃbir sej vermedi; t͡ʃunku kutsal jerin hizmeti onlara aitti; onu omuzlarinda tasirlardi. Old-Testament-Daniel-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bilge adamlar, büyücüler bu yazıyı okusunlar ve bana yorumunu bildirsinler diye önüme getirildiler; ama bu şeyin yorumunu gösteremediler.|simdi bilɡe adamlarʔ bujut͡ʃuler bu jaziji okusunlar ve bana jorumunu bildirsinler dije onume ɡetirildiler; ama bu sejin jorumunu ɡosteremediler. New-Testament-Acts-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Antakya’daki toplulukta bazı peygamberler ve öğretmenler vardı: Barnabas, Niger denilen Şimon, Kireneli Lukius, bölge kralı Hirodes’le birlikte büyümüş olan Menahem ve Saul.|antakja’daki toplulukta bazi pejɡamberler ve oɡretmenler vardi barnabasʔ niɡer denilen simonʔ kireneli lukiusʔ bolɡe krali hirodes’le birlikte bujumus olan menahem ve saul. New-Testament-2-Peter-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğiyle gelmedi. Tersine, Tanrı’nın kutsal insanları, Kutsal Ruh tarafından yönlendirilerek konuştular.|t͡ʃunku hit͡ʃbir pejɡamberlik sozu insan isteɡijle ɡelmedi. tersineʔ tanri’nin kutsal insanlariʔ kutsal ruh tarafindan jonlendirilerek konustular. Old-Testament-Jeremiah-035-007|und|SPEAKER_00_Turkish|'Ev yapmayacaksınız, tohum ekmeyeceksiniz, bağ dikmeyeceksiniz ve bunların hiçbirine sahip olmayacaksınız; ama göçebe olarak yaşadığınız ülkede çok günler yaşayasınız diye bütün günlerinizde çadırlarda oturacaksınız.'|ʔev japmajat͡ʃaksinizʔ tohum ekmejet͡ʃeksinizʔ baɡ dikmejet͡ʃeksiniz ve bunlarin hit͡ʃbirine sahip olmajat͡ʃaksiniz; ama ɡot͡ʃebe olarak jasadiɡiniz ulkede t͡ʃok ɡunler jasajasiniz dije butun ɡunlerinizde t͡ʃadirlarda oturat͡ʃaksiniz.ʔ Old-Testament-Psalms-103-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi yollarını Moşe’ye, işlerini İsrael’in çocuklarına bildirdi.|kendi jollarini mose’jeʔ islerini israel’in t͡ʃot͡ʃuklarina bildirdi. Old-Testament-Ezekiel-034-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü böğürle ve omuzla itiyorsunuz, bütün hastaları dışarılara dağıtıncaya kadar boynuzlarınızla kakıyorsunuz,|t͡ʃunku boɡurle ve omuzla itijorsunuzʔ butun hastalari disarilara daɡitint͡ʃaja kadar bojnuzlarinizla kakijorsunuzʔ New-Testament-Romans-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Benlikten ötürü zayıf olan Yasa’nın yapamadığını, Tanrı yaptı. Öz Oğlu’nu günah bedeni benzerliğinde günah için gönderip günahı benlikte mahkûm etti.|benlikten oturu zajif olan jasa’nin japamadiɡiniʔ tanri japti. oz oɡlu’nu ɡunah bedeni benzerliɡinde ɡunah it͡ʃin ɡonderip ɡunahi benlikte mahkum etti. Old-Testament-Proverbs-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, dinle ve bilge ol, yüreğini doğru yolda tut.|oɡlumʔ dinle ve bilɡe olʔ jureɡini doɡru jolda tut. Old-Testament-1-Kings-001-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, kâhin Sadok’u, Peygamber Natan’ı, Yehoyada’nın oğlu Benaya’yı, Keretiler’i ve Peletliler’i onunla birlikte gönderdi; ve onu kralın katırına bindirdiler.|kralʔ kahin sadok’uʔ pejɡamber natan’iʔ jehojada’nin oɡlu benaja’jiʔ keretiler’i ve peletliler’i onunla birlikte ɡonderdi; ve onu kralin katirina bindirdiler. Old-Testament-Judges-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar, \"\"Onlara seve seve veririz\"\" dediler. Bir giysi serdiler ve herkes ganimetinin küpelerini onun içine attı.\"|\"onlarʔ \"\"onlara seve seve veririz\"\" dediler. bir ɡijsi serdiler ve herkes ɡanimetinin kupelerini onun it͡ʃine atti.\" Old-Testament-Ezekiel-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer ülkenin içinden kötü hayvanları geçirirsem, onu harap edip ıssız olursa, hayvanlar yüzünden kimse geçemezse,|“eɡer ulkenin it͡ʃinden kotu hajvanlari ɡet͡ʃirirsemʔ onu harap edip issiz olursaʔ hajvanlar juzunden kimse ɡet͡ʃemezseʔ Old-Testament-2-Kings-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral adam gönderip Yahuda ve Yeruşalem'in bütün ihtiyarlarını yanına topladı.|kral adam ɡonderip jahuda ve jerusalemʔin butun ihtijarlarini janina topladi. Old-Testament-2-Kings-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan Beytel’e çıktı. Yoldan yukarı çıkarken, kentten bazı gençler çıkıp onunla alay ettiler ve ona, “Çık, kel adam! Çık, kel adam!” dediler.|oradan bejtel’e t͡ʃikti. joldan jukari t͡ʃikarkenʔ kentten bazi ɡent͡ʃler t͡ʃikip onunla alaj ettiler ve onaʔ “t͡ʃikʔ kel adam! t͡ʃikʔ kel adam!” dediler. Old-Testament-Psalms-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi neden Tanrı'yı suçlasın? Yüreğinden “Tanrı hesap sormaz” desin.|kotu kisi neden tanriʔji sut͡ʃlasin? jureɡinden “tanri hesap sormaz” desin. Old-Testament-Isaiah-040-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Zayıflara güç verir. Gücü olmayanın gücünü artırır.|zajiflara ɡut͡ʃ verir. ɡut͡ʃu olmajanin ɡut͡ʃunu artirir. Old-Testament-Jonah-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve'ye feryat edip, “Sana yalvarıyoruz, ey Yahve, sana yalvarıyoruz, bu adamın canından dolayı ölmeyelim, suçsuz kanı üzerimize yükleme; çünkü sen, ey Yahve, hoşnut olduğun gibi öyle yaptın” dediler.|bu juzden jahveʔje ferjat edipʔ “sana jalvarijoruzʔ ej jahveʔ sana jalvarijoruzʔ bu adamin t͡ʃanindan dolaji olmejelimʔ sut͡ʃsuz kani uzerimize jukleme; t͡ʃunku senʔ ej jahveʔ hosnut olduɡun ɡibi ojle japtin” dediler. New-Testament-1-Timothy-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz’in lütfu, Mesih Yeşua’da olan iman ve sevgiyle bollukla bana verildi.|efendimiz’in lutfuʔ mesih jesua’da olan iman ve sevɡijle bollukla bana verildi. New-Testament-Mark-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman artık babasına ya da annesine hiçbir şey yapmasın’ diyorsunuz.|o zaman artik babasina ja da annesine hit͡ʃbir sej japmasin’ dijorsunuz. Old-Testament-Numbers-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, kendisi ve İsrael'in ihtiyarları ordugâha girdiler.|moseʔ kendisi ve israelʔin ihtijarlari orduɡaha ɡirdiler. Old-Testament-1-Kings-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocukları arasında oturacağım ve halkım İsrael'i terk etmeyeceğim.\"\"\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda oturat͡ʃaɡim ve halkim israelʔi terk etmejet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Psalms-073-014|und|SPEAKER_00_Turkish|gün boyunca sıkıntı çektim, her sabah cezalandırıldım.|ɡun bojunt͡ʃa sikinti t͡ʃektimʔ her sabah t͡ʃezalandirildim. Old-Testament-Esther-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Mordekay bu şeyeri yazıp Kral Ahaşveroş'un bütün illerinde, yakında ve uzakta olan Yahudiler'in hepsine mektuplar gönderdi,|mordekaj bu sejeri jazip kral ahasverosʔun butun illerindeʔ jakinda ve uzakta olan jahudilerʔin hepsine mektuplar ɡonderdiʔ Old-Testament-1-Chronicles-016-038|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Obed Edom'u ve altmış sekiz akrabasını; Yedutun oğlu Obed Edom'u ve Hosa'yı kapı bekçisi olarak bıraktı;|ve obed edomʔu ve altmis sekiz akrabasini; jedutun oɡlu obed edomʔu ve hosaʔji kapi bekt͡ʃisi olarak birakti; Old-Testament-Isaiah-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluyun, ey Tarşiş gemileri, çünkü kaleniz harap oldu!|ulujunʔ ej tarsis ɡemileriʔ t͡ʃunku kaleniz harap oldu! New-Testament-Galatians-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şunu diyorum, mirasçı çocuk olduğu sürece her şeyin efendisi olsa da, köleden farkı yoktur.|ama sunu dijorumʔ mirast͡ʃi t͡ʃot͡ʃuk olduɡu suret͡ʃe her sejin efendisi olsa daʔ koleden farki joktur. Old-Testament-Exodus-040-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kazanı Buluşma Çadırı ile sunak arasına koydu ve içine yıkanmak üzere su koydu.|kazani bulusma t͡ʃadiri ile sunak arasina kojdu ve it͡ʃine jikanmak uzere su kojdu. Old-Testament-Psalms-069-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yaşam kitabından silinsinler, doğrularla birlikte yazılmasınlar.|onlar jasam kitabindan silinsinlerʔ doɡrularla birlikte jazilmasinlar. New-Testament-Matthew-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kör budalalar! Hangisi daha büyük, altın mı yoksa altını kutsal kılan tapınak mı?|ej kor budalalar! hanɡisi daha bujukʔ altin mi joksa altini kutsal kilan tapinak mi? Old-Testament-Leviticus-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Testisleri vurulmuş, ezilmiş, burulmuş ya da kesilmiş olanı Yahve'ye sunmayacaksınız. Bunu diyarınızda yapmamalısınız.|testisleri vurulmusʔ ezilmisʔ burulmus ja da kesilmis olani jahveʔje sunmajat͡ʃaksiniz. bunu dijarinizda japmamalisiniz. Old-Testament-Amos-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben Teman üzerine ateş göndereceğim, ve Bostra'nın saraylarını yiyip bitirecek.”|ama ben teman uzerine ates ɡonderet͡ʃeɡimʔ ve bostraʔnin sarajlarini jijip bitiret͡ʃek.” New-Testament-Mark-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın da kocasını boşayıp bir başkasıyla evlenirse, zina etmiş olur.”|kadin da kot͡ʃasini bosajip bir baskasijla evlenirseʔ zina etmis olur.” New-Testament-Luke-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama üzerlerinde hüküm sürmemi istemeyen şu düşmanlarımı buraya getirin ve önümde öldürün.’”|ama uzerlerinde hukum surmemi istemejen su dusmanlarimi buraja ɡetirin ve onumde oldurun.’” Old-Testament-Psalms-055-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana karşı yapılan savaştan esenlik içinde kurtarır canımı, gerçi bana karşı çıkanlar da çoktur.|bana karsi japilan savastan esenlik it͡ʃinde kurtarir t͡ʃanimiʔ ɡert͡ʃi bana karsi t͡ʃikanlar da t͡ʃoktur. New-Testament-Luke-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam bir üçüncüsünü daha gönderdi. Onlar onu da yaralayıp dışarı attılar.|adam bir ut͡ʃunt͡ʃusunu daha ɡonderdi. onlar onu da jaralajip disari attilar. Old-Testament-Malachi-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kâhinin dudakları bilgiyi korumalı ve onlar onun ağzından yasayı aramalılar; çünkü o, Ordular Yahvesi'nin habercisidir.|t͡ʃunku kahinin dudaklari bilɡiji korumali ve onlar onun aɡzindan jasaji aramalilar; t͡ʃunku oʔ ordular jahvesiʔnin habert͡ʃisidir. New-Testament-2-Corinthians-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan ötürü, Mesih uğruna zayıflıkları, aşağılanmaları, zorlukları, zulümleri ve sıkıntıları memnuniyetle karşılıyorum. Çünkü ne zaman zayıfsam, o zaman güçlüyüm.|bundan oturuʔ mesih uɡruna zajifliklariʔ asaɡilanmalariʔ zorluklariʔ zulumleri ve sikintilari memnunijetle karsilijorum. t͡ʃunku ne zaman zajifsamʔ o zaman ɡut͡ʃlujum. Old-Testament-Psalms-037-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülükten uzak dur, iyilik et. Sonsuza dek güven içinde yaşa.|kotulukten uzak durʔ ijilik et. sonsuza dek ɡuven it͡ʃinde jasa. Old-Testament-Psalms-062-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bir kez konuştu; Ben şunu iki kez işittim: Güç Tanrı’ya aittir.|tanri bir kez konustu; ben sunu iki kez isittim ɡut͡ʃ tanri’ja aittir. Old-Testament-Numbers-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocuklarının bütün topluluğuna şöyle dediler: \"\"Araştırmak için içinden geçtiğimiz ülke son derece iyi bir ülkedir.\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡuna sojle dediler \"\"arastirmak it͡ʃin it͡ʃinden ɡet͡ʃtiɡimiz ulke son deret͡ʃe iji bir ulkedir.\" New-Testament-Mark-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral buna çok üzüldüyse de kendi antlarından ve sofrada kendisiyle oturanlardan dolayı kızı reddetmek istemedi.|kral buna t͡ʃok uzuldujse de kendi antlarindan ve sofrada kendisijle oturanlardan dolaji kizi reddetmek istemedi. Old-Testament-1-Chronicles-006-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Adaya oğlu, Serah oğlu Etni oğlu,|adaja oɡluʔ serah oɡlu etni oɡluʔ New-Testament-1-Corinthians-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer dilin anlamını bilmezsem, konuşana yabancı olurum ve konuşan da bana yabancı olur.|eɡer dilin anlamini bilmezsemʔ konusana jabant͡ʃi olurum ve konusan da bana jabant͡ʃi olur. Old-Testament-Jeremiah-036-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kral Yehudi’yi tomarı almaya gönderdi ve o da Kâtip Elişama’nın odasından çıkardı. Yehudi tomarı kralın ve kralın yanında duran bütün beylerin duyabileceği şekilde okudu.|bojlet͡ʃe kral jehudi’ji tomari almaja ɡonderdi ve o da katip elisama’nin odasindan t͡ʃikardi. jehudi tomari kralin ve kralin janinda duran butun bejlerin dujabilet͡ʃeɡi sekilde okudu. Old-Testament-Isaiah-054-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk içinde sabitleneceksiniz. Baskıdan uzak olacaksın çünkü korkmayacaksın; dehşetten uzak olacaksın çünkü sana yaklaşmayacak.|doɡruluk it͡ʃinde sabitlenet͡ʃeksiniz. baskidan uzak olat͡ʃaksin t͡ʃunku korkmajat͡ʃaksin; dehsetten uzak olat͡ʃaksin t͡ʃunku sana jaklasmajat͡ʃak. Old-Testament-Job-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşfedilemez büyük şeyler yapan, evet, sayısız şaşılacak şeyler yapan O'dur.|kesfedilemez bujuk sejler japanʔ evetʔ sajisiz sasilat͡ʃak sejler japan oʔdur. Old-Testament-Jeremiah-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|evet, İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi, Yahve'nin evinde, Yahuda Kralı'nın evinde ve Yeruşalem'de kalan kaplar hakkında şöyle diyor:|evetʔ israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesiʔ jahveʔnin evindeʔ jahuda kraliʔnin evinde ve jerusalemʔde kalan kaplar hakkinda sojle dijor Old-Testament-Leviticus-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|kâhin bunun iyi mi ya da kötü mü olduğunun değerini biçecek. Kâhin ona nasıl değer biçerse, öyle olacaktır.|kahin bunun iji mi ja da kotu mu olduɡunun deɡerini bit͡ʃet͡ʃek. kahin ona nasil deɡer bit͡ʃerseʔ ojle olat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada orada bulunanlardan bazıları, Pilatus’un Galileliler’in kanlarını kendi kurbanlarının kanıyla karıştırdığını O'na bildirdiler.|o sirada orada bulunanlardan bazilariʔ pilatus’un ɡalileliler’in kanlarini kendi kurbanlarinin kanijla karistirdiɡini oʔna bildirdiler. New-Testament-Matthew-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama adam ödeyemediğinden efendisi onun, karısının, çocuklarının ve sahip olduğu bütün malının satılıp borcun ödenmesini buyurdu.|ama adam odejemediɡinden efendisi onunʔ karisininʔ t͡ʃot͡ʃuklarinin ve sahip olduɡu butun malinin satilip bort͡ʃun odenmesini bujurdu. Old-Testament-Numbers-031-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ve Kâhin Eleazar, Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi yaptılar.|mose ve kahin eleazarʔ jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi japtilar. Old-Testament-Jeremiah-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlardan geriye hiçbir şey kalmayacak. Çünkü ziyaret edildikleri yılda, Anatot halkının başına kötülük getireceğim.'\"\"\"|\"onlardan ɡerije hit͡ʃbir sej kalmajat͡ʃak. t͡ʃunku zijaret edildikleri jildaʔ anatot halkinin basina kotuluk ɡetiret͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Joshua-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü Manaşşe'nin kızları onun oğulları arasında mirası oldu. Gilad diyarı Manaşşe'nin geri kalan oğullarına aitti.|t͡ʃunku manasseʔnin kizlari onun oɡullari arasinda mirasi oldu. ɡilad dijari manasseʔnin ɡeri kalan oɡullarina aitti. New-Testament-Hebrews-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu zamana dek öğretmen olmanız gerekirken, Tanrı vahiylerinin temel ilkelerini yeni baştan size öğretecek birine ihtiyacınız var. Katı yiyeceğe değil, süte ihtiyacınız var.|t͡ʃunku bu zamana dek oɡretmen olmaniz ɡerekirkenʔ tanri vahijlerinin temel ilkelerini jeni bastan size oɡretet͡ʃek birine ihtijat͡ʃiniz var. kati jijet͡ʃeɡe deɡilʔ sute ihtijat͡ʃiniz var. Old-Testament-Nehemiah-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onları kendi yasana döndüresin diye onlara karşı tanıklık ettin. Ama kibirlendiler ve buyruklarını dinlemediler, ve hükümlerine karşı günah işlediler (ki, eğer insan yaparsa, onlarda yaşar), sırtlarını döndüler, boyunlarını dikleştirdiler ve dinlemediler.|ve onlari kendi jasana donduresin dije onlara karsi taniklik ettin. ama kibirlendiler ve bujruklarini dinlemedilerʔ ve hukumlerine karsi ɡunah islediler (kiʔ eɡer insan japarsaʔ onlarda jasar)ʔ sirtlarini dondulerʔ bojunlarini diklestirdiler ve dinlemediler. Old-Testament-Proverbs-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tedbirli kişi tehlikeyi görür ve saklanır, ama saf kişi geçip gider ve bunun acısını çeker.|tedbirli kisi tehlikeji ɡorur ve saklanirʔ ama saf kisi ɡet͡ʃip ɡider ve bunun at͡ʃisini t͡ʃeker. Old-Testament-Psalms-088-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Harikaların karanlıkta, sadakatin unutulmuşluk diyarında mı bilinir?|harikalarin karanliktaʔ sadakatin unutulmusluk dijarinda mi bilinir? New-Testament-Mark-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeş kardeşi, baba çocuğunu ölüme teslim edecek. Çocuklar anne babalarına başkaldırıp onların öldürülmesine neden olacak.|“kardes kardesiʔ baba t͡ʃot͡ʃuɡunu olume teslim edet͡ʃek. t͡ʃot͡ʃuklar anne babalarina baskaldirip onlarin oldurulmesine neden olat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-002-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalev'in cariyesi Maaka, Şeber ve Tirhana'yı doğurdu.|kalevʔin t͡ʃarijesi maakaʔ seber ve tirhanaʔji doɡurdu. Old-Testament-Deuteronomy-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bizi bu yere getirip bu diyarı, süt ve bal akan diyarı bize verdi.|ve bizi bu jere ɡetirip bu dijariʔ sut ve bal akan dijari bize verdi. New-Testament-Galatians-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedensel yanım sizin için bir sınanma olmasına karşın beni hor görüp reddetmediniz. Beni Tanrı’nın bir meleğini, hatta Mesih Yeşua’yı kabul eder gibi kabul ettiniz.|bedensel janim sizin it͡ʃin bir sinanma olmasina karsin beni hor ɡorup reddetmediniz. beni tanri’nin bir meleɡiniʔ hatta mesih jesua’ji kabul eder ɡibi kabul ettiniz. Old-Testament-Ezekiel-040-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapı eyvanında bu tarafında iki masa, o tarafında iki masa vardı. Bunlar yakmalık sunuyu, günah sunusunu ve suç sunusunu kesmek içindi.|kapi ejvaninda bu tarafinda iki masaʔ o tarafinda iki masa vardi. bunlar jakmalik sunujuʔ ɡunah sunusunu ve sut͡ʃ sunusunu kesmek it͡ʃindi. Old-Testament-Psalms-059-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bense gücüne ezgiler söyleyeceğim. Evet, sabahları sevgi dolu iyiliğini yüksek sesle ezgiyle dile getireceğim. Çünkü sen benim yüksek kulem, sıkıntılı günümde sığınağım oldun.|bense ɡut͡ʃune ezɡiler sojlejet͡ʃeɡim. evetʔ sabahlari sevɡi dolu ijiliɡini juksek sesle ezɡijle dile ɡetiret͡ʃeɡim. t͡ʃunku sen benim juksek kulemʔ sikintili ɡunumde siɡinaɡim oldun. Old-Testament-1-Samuel-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinlerin halkla olan âdeti şuydu: Birisi kurban sunduğunda, kâhinin hizmetkârı et haşlanırken elinde üç dişli bir çatalla gelirdi;|kahinlerin halkla olan adeti sujdu birisi kurban sunduɡundaʔ kahinin hizmetkari et haslanirken elinde ut͡ʃ disli bir t͡ʃatalla ɡelirdi; New-Testament-John-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın günahkârları dinlemediğini biliyoruz. Tanrı kendisine tapan ve isteğini yerine getiren insanı dinler.|tanri’nin ɡunahkarlari dinlemediɡini bilijoruz. tanri kendisine tapan ve isteɡini jerine ɡetiren insani dinler. Old-Testament-Judges-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efendisi ona şöyle dedi: \"\"İsrael'in çocuklarından olmayan bir yabancının kentine girmeyeceğiz; ama biz Giva’ya geçeceğiz.”\"|\"efendisi ona sojle dedi \"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan olmajan bir jabant͡ʃinin kentine ɡirmejet͡ʃeɡiz; ama biz ɡiva’ja ɡet͡ʃet͡ʃeɡiz.”\" Old-Testament-Numbers-026-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sayılanlar, bir aylık ve daha yukarı hepsi erkek olmak üzere, yirmi üç bin kişiydi; çünkü İsrael'in çocukları arasında sayılmadılar, çünkü İsrael'in çocukları arasında onlara miras verilmedi.|onlardan sajilanlarʔ bir ajlik ve daha jukari hepsi erkek olmak uzereʔ jirmi ut͡ʃ bin kisijdi; t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda sajilmadilarʔ t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda onlara miras verilmedi. New-Testament-Matthew-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral buna üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği antlardan dolayı verilmesini buyurdu.|kral buna uzuldujse deʔ konuklarinin onunde it͡ʃtiɡi antlardan dolaji verilmesini bujurdu. New-Testament-2-Corinthians-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepinizin itaatini, kendisini nasıl titreyerek korkuyla kabul ettiğinizi hatırladıkça size karşı olan sevgisi daha da çoğaldı.|hepinizin itaatiniʔ kendisini nasil titrejerek korkujla kabul ettiɡinizi hatirladikt͡ʃa size karsi olan sevɡisi daha da t͡ʃoɡaldi. New-Testament-Mark-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sana söylüyorum, kalk yatağını topla, evine git”|“sana sojlujorumʔ kalk jataɡini toplaʔ evine ɡit” Old-Testament-2-Kings-017-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrınız Yahve'den korkacaksınız, O da sizi bütün düşmanlarınızın elinden kurtaracak.”|ama tanriniz jahveʔden korkat͡ʃaksinizʔ o da sizi butun dusmanlarinizin elinden kurtarat͡ʃak.” New-Testament-1-Corinthians-012-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz en üstün armağanları gayretle isteyin. Üstelik ben size en mükemmel yolu göstereyim.|ama siz en ustun armaɡanlari ɡajretle istejin. ustelik ben size en mukemmel jolu ɡosterejim. Old-Testament-Job-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|geri dönmeyeceğim bir yere, karanlık ve ölüm gölgesi diyarına gitmeden önce;|ɡeri donmejet͡ʃeɡim bir jereʔ karanlik ve olum ɡolɡesi dijarina ɡitmeden ont͡ʃe; Old-Testament-Esther-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler'in düşmanlarından rahat ettikleri günler olarak, üzüntüden sevince, yastan bayrama döndüğü bir ay olarak; bu günleri ziyafet ve sevinç günleri yapmalarını, birbirlerine yiyecek ve yoksullara armağanlar göndermelerini buyurdu.|jahudilerʔin dusmanlarindan rahat ettikleri ɡunler olarakʔ uzuntuden sevint͡ʃeʔ jastan bajrama donduɡu bir aj olarak; bu ɡunleri zijafet ve sevint͡ʃ ɡunleri japmalariniʔ birbirlerine jijet͡ʃek ve joksullara armaɡanlar ɡondermelerini bujurdu. Old-Testament-Job-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan karanlığı sona erdirir, ve en uzak sınıra kadar, Bilinmezliğin ve koyu karanlığın taşlarını araştırır.|insan karanliɡi sona erdirirʔ ve en uzak sinira kadarʔ bilinmezliɡin ve koju karanliɡin taslarini arastirir. Old-Testament-Deuteronomy-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün ücretini ona vereceksin, güneş de onun üzerine batmayacak; çünkü o yoksuldur ve yüreğini ona bağlamıştır, yoksa sana karşı Yahve'ye feryat eder, bu da sana günah olur.|o ɡun ut͡ʃretini ona veret͡ʃeksinʔ ɡunes de onun uzerine batmajat͡ʃak; t͡ʃunku o joksuldur ve jureɡini ona baɡlamistirʔ joksa sana karsi jahveʔje ferjat ederʔ bu da sana ɡunah olur. New-Testament-Mark-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz, ‘Bir adam babasına ya da annesine, benden sana yararlı olacak şey kurbandır, yani Tanrı’ya adanmıştır derse,|ama sizʔ ‘bir adam babasina ja da annesineʔ benden sana jararli olat͡ʃak sej kurbandirʔ jani tanri’ja adanmistir derseʔ Old-Testament-Numbers-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kocası bunu duyarsa ve duyduğu gün ona hiçbir şey söylemezse; o zaman onun adakları geçerli olacak ve canını bağladığı sözleri yerinde duracaktır.|ve kot͡ʃasi bunu dujarsa ve dujduɡu ɡun ona hit͡ʃbir sej sojlemezse; o zaman onun adaklari ɡet͡ʃerli olat͡ʃak ve t͡ʃanini baɡladiɡi sozleri jerinde durat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-009-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralarında içlerinde kimin en üstün olduğu hakkında bir tartışma çıktı.|aralarinda it͡ʃlerinde kimin en ustun olduɡu hakkinda bir tartisma t͡ʃikti. Old-Testament-Genesis-041-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanımızda muhafız birliği komutanının hizmetkârı İbrani bir genç vardı, ona anlattık ve bize düşlerimizi yorumladı. Her birimize düşüne göre bir yorum verdi.|janimizda muhafiz birliɡi komutaninin hizmetkari ibrani bir ɡent͡ʃ vardiʔ ona anlattik ve bize duslerimizi jorumladi. her birimize dusune ɡore bir jorum verdi. Old-Testament-Genesis-041-040|und|SPEAKER_00_Turkish|“Evimin başında olacaksın. Bütün halkım senin sözüne göre yönetilecek. Ben yalnız tahtta senden daha büyük olacağım.”|“evimin basinda olat͡ʃaksin. butun halkim senin sozune ɡore jonetilet͡ʃek. ben jalniz tahtta senden daha bujuk olat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Proverbs-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Hileli terazi Yahve için iğrençtir, ama doğru tartı O'nun sevincidir.|hileli terazi jahve it͡ʃin iɡrent͡ʃtirʔ ama doɡru tarti oʔnun sevint͡ʃidir. Old-Testament-Joshua-019-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre Aşer'in çocukları oymağının mirası budur, köyleriyle birlikte bu kentlerdir.|bojlarina ɡore aserʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin mirasi budurʔ kojlerijle birlikte bu kentlerdir. New-Testament-Matthew-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, benim seçtiğim Hizmetkârım, canımın kendisinden hoşnut olduğu sevgili. Ruhum’u O’nun üzerine koyacağım, O, adaleti uluslara duyuracaktır.|“isteʔ benim set͡ʃtiɡim hizmetkarimʔ t͡ʃanimin kendisinden hosnut olduɡu sevɡili. ruhum’u o’nun uzerine kojat͡ʃaɡimʔ oʔ adaleti uluslara dujurat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaçıp kurtulan biri gelip İbrani Avram'a durumu bildirdi. O sırada Eşkol'un ve Aner'in kardeşi Amorlu Mamre'nin meşeliğinde yaşıyordu. Bunların hepsi Avram’dan yanaydılar.|kat͡ʃip kurtulan biri ɡelip ibrani avramʔa durumu bildirdi. o sirada eskolʔun ve anerʔin kardesi amorlu mamreʔnin meseliɡinde jasijordu. bunlarin hepsi avram’dan janajdilar. Old-Testament-2-Kings-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız birliği komutanı Seraya'yı, ikinci kâhin Sefanya'yı ve eşiğin üç bekçisini aldı;|muhafiz birliɡi komutani serajaʔjiʔ ikint͡ʃi kahin sefanjaʔji ve esiɡin ut͡ʃ bekt͡ʃisini aldi; New-Testament-Acts-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh Filipus’a, “Yaklaş, şu arabaya katıl” dedi.|ruh filipus’aʔ “jaklasʔ su arabaja katil” dedi. Old-Testament-1-Samuel-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi lütfen günahımı bağışla ve benimle birlikte dön ki, Yahve'ye tapınayım.” dedi.|simdi lutfen ɡunahimi baɡisla ve benimle birlikte don kiʔ jahveʔje tapinajim.” dedi. New-Testament-Acts-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzbaşıya, Pavlus'un gözaltında tutulmasını ve bazı ayrıcalıklara sahip olmasını, arkadaşlarından hiçbirinin kendisine hizmet etmesini ya da onu ziyaret etmesini engellememesini buyurdu.|juzbasijaʔ pavlusʔun ɡozaltinda tutulmasini ve bazi ajrit͡ʃaliklara sahip olmasiniʔ arkadaslarindan hit͡ʃbirinin kendisine hizmet etmesini ja da onu zijaret etmesini enɡellememesini bujurdu. New-Testament-2-Timothy-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözü duyur. Zamanlı zamansız ısrarcı ol. Tam bir sabırla eğiterek, ikna et, uyar ve teşvik et.|sozu dujur. zamanli zamansiz isrart͡ʃi ol. tam bir sabirla eɡiterekʔ ikna etʔ ujar ve tesvik et. Old-Testament-Zechariah-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu ise kirli giysiler giymişti ve meleğin önünde duruyordu.|jesu ise kirli ɡijsiler ɡijmisti ve meleɡin onunde durujordu. Old-Testament-Jeremiah-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara, beni, Yahve olduğumu bilmeleri için yürek vereceğim. Onlar benim halkım olacak, ben de onların Tanrısı olacağım. Çünkü bütün yürekleriyle bana dönecekler.\"\"'\"|\"onlaraʔ beniʔ jahve olduɡumu bilmeleri it͡ʃin jurek veret͡ʃeɡim. onlar benim halkim olat͡ʃakʔ ben de onlarin tanrisi olat͡ʃaɡim. t͡ʃunku butun jureklerijle bana donet͡ʃekler.\"\"ʔ\" New-Testament-Acts-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyleyince, Ferisiler’le Sadukiler arasında bir tartışma çıktı ve kalabalık ikiye bölündü.|bunu sojlejint͡ʃeʔ ferisiler’le sadukiler arasinda bir tartisma t͡ʃikti ve kalabalik ikije bolundu. Old-Testament-Isaiah-032-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kaygısız kadınlar, günler bir yılı aşınca sıkıntı çekeceksiniz; çünkü bağbozumu boşa çıkacak. Hasat gelmeyecek.|ej kajɡisiz kadinlarʔ ɡunler bir jili asint͡ʃa sikinti t͡ʃeket͡ʃeksiniz; t͡ʃunku baɡbozumu bosa t͡ʃikat͡ʃak. hasat ɡelmejet͡ʃek. Old-Testament-Job-039-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yurdunu bozkır, meskenini de tuz diyarı yaptım.|onun jurdunu bozkirʔ meskenini de tuz dijari japtim. Old-Testament-Jeremiah-039-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sidkiya'nın on birinci yılında, dördüncü ayda, ayın dokuzuncu günü kentte bir gedik açıldı.|sidkijaʔnin on birint͡ʃi jilindaʔ dordunt͡ʃu ajdaʔ ajin dokuzunt͡ʃu ɡunu kentte bir ɡedik at͡ʃildi. Old-Testament-Exodus-028-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'un oğulları için gömlekler yapacaksın. Onlar için kuşak yapacaksın. Görkem ve güzellik için onlara başlıklar yapacaksın.\"|\"\"\"aronʔun oɡullari it͡ʃin ɡomlekler japat͡ʃaksin. onlar it͡ʃin kusak japat͡ʃaksin. ɡorkem ve ɡuzellik it͡ʃin onlara basliklar japat͡ʃaksin.\" Old-Testament-2-Kings-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin yapmış olduğu her şeye göre, onun dökmüş olduğu suçsuz kandan dolayı oldu, çünkü Yeruşalem'i suçsuz kanla doldurdu; ve Yahve bağışlamadı.|manasseʔnin japmis olduɡu her seje ɡoreʔ onun dokmus olduɡu sut͡ʃsuz kandan dolaji olduʔ t͡ʃunku jerusalemʔi sut͡ʃsuz kanla doldurdu; ve jahve baɡislamadi. Old-Testament-Ezekiel-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Canlı yaratıkların görünümüne gelince, görünüşleri yanan ateş közleri, meşalelerin görünümüne benziyordu. Ateş canlı yaratıkların arasında inip çıkıyordu. Ateş parlaktı ve ateşten şimşek çıkıyordu.|t͡ʃanli jaratiklarin ɡorunumune ɡelint͡ʃeʔ ɡorunusleri janan ates kozleriʔ mesalelerin ɡorunumune benzijordu. ates t͡ʃanli jaratiklarin arasinda inip t͡ʃikijordu. ates parlakti ve atesten simsek t͡ʃikijordu. Old-Testament-Numbers-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Sunağın adanması için her bey kendi gününde kendi sunularını sunacaklar.\"\"\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"sunaɡin adanmasi it͡ʃin her bej kendi ɡununde kendi sunularini sunat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Ecclesiastes-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin altında bilgeliği de bu şekilde gördüm ve bana büyük göründü.|ɡunesin altinda bilɡeliɡi de bu sekilde ɡordum ve bana bujuk ɡorundu. Old-Testament-Jeremiah-035-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Babil Kralı Nebukadnetsar ülkeye çıkınca, 'Gelin! Keldaniler ordusu korkusu yüzünden, Suriye ordusu korkusu yüzünden Yeruşalem'e girelim; Yeruşalem'de oturalım.' dedik.\"\"\"|\"ama babil krali nebukadnetsar ulkeje t͡ʃikint͡ʃaʔ ʔɡelin! keldaniler ordusu korkusu juzundenʔ surije ordusu korkusu juzunden jerusalemʔe ɡirelim; jerusalemʔde oturalim.ʔ dedik.\"\"\" Old-Testament-Psalms-088-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgiliyi, dostu benden uzaklaştırdın, dostlarım da karanlıktadır.|sevɡilijiʔ dostu benden uzaklastirdinʔ dostlarim da karanliktadir. New-Testament-Matthew-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Dirilişte insanlar artık ne evlenir ne de evlendirilir, ancak Tanrı’nın gökteki melekleri gibidirler.|diriliste insanlar artik ne evlenir ne de evlendirilirʔ ant͡ʃak tanri’nin ɡokteki melekleri ɡibidirler. Old-Testament-Isaiah-014-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusun habercilerine ne yanıt verecekler? Yahve'nin Siyon'u kurduğunu ve halkının mazlumlarının ona sığınacağını.|ulusun habert͡ʃilerine ne janit veret͡ʃekler? jahveʔnin sijonʔu kurduɡunu ve halkinin mazlumlarinin ona siɡinat͡ʃaɡini. New-Testament-Luke-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar bunun şaşkınlığı içindeyken, işte, parlak giysilerle iki adam yanlarında durdu.|onlar bunun saskinliɡi it͡ʃindejkenʔ isteʔ parlak ɡijsilerle iki adam janlarinda durdu. Old-Testament-Ezekiel-048-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Çevresi on sekiz bin kamış olacak. Kentin adı o günden itibaren ‘Yahve oradadır’ olacak.\"\"\"|\"“t͡ʃevresi on sekiz bin kamis olat͡ʃak. kentin adi o ɡunden itibaren ‘jahve oradadir’ olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ater, Hizkiya, Azzur,|aterʔ hizkijaʔ azzurʔ Old-Testament-Job-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan ölürse, yeniden dirilir mi? Kurtuluşum gelinceye dek, Savaş günlerimin hepsini beklerdim,|insan olurseʔ jeniden dirilir mi? kurtulusum ɡelint͡ʃeje dekʔ savas ɡunlerimin hepsini beklerdimʔ Old-Testament-2-Samuel-019-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Barzillay krala, \"\"Hayatımın yıllarının kaç günü var ki, kralla birlikte Yeruşalem'e çıkayım?\"\" dedi.\"|\"barzillaj kralaʔ \"\"hajatimin jillarinin kat͡ʃ ɡunu var kiʔ kralla birlikte jerusalemʔe t͡ʃikajim?\"\" dedi.\" Old-Testament-Micah-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama son günlerde, Yahve'nin Tapınağı'nın dağı dağların tepesinde pekiştirilecek, ve tepelerden yukarı yükselecek, ve halklar ona akın edecek.|ama son ɡunlerdeʔ jahveʔnin tapinaɡiʔnin daɡi daɡlarin tepesinde pekistirilet͡ʃekʔ ve tepelerden jukari jukselet͡ʃekʔ ve halklar ona akin edet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gürültücü ve dik başlı biridir. Ayakları evinde durmaz.|ɡurultut͡ʃu ve dik basli biridir. ajaklari evinde durmaz. Old-Testament-Joshua-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim senin buyruğuna isyan eder ve kendisine buyurduğun her şeyde senin sözlerini dinlemezse, kendisi ölümle cezalandırılacak. Yalnızca güçlü ve cesur ol.”|kim senin bujruɡuna isjan eder ve kendisine bujurduɡun her sejde senin sozlerini dinlemezseʔ kendisi olumle t͡ʃezalandirilat͡ʃak. jalnizt͡ʃa ɡut͡ʃlu ve t͡ʃesur ol.” Old-Testament-Job-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Demir topraktan çıkarılır, ve bakır cevherden eritilir.|demir topraktan t͡ʃikarilirʔ ve bakir t͡ʃevherden eritilir. Old-Testament-Numbers-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven'in çocuklarının ve Gad'ın çocuklarının çok sayıda hayvanı vardı. Yazer ülkesini ve Gilad ülkesini gördüler. İşte, o yer hayvanlara göre bir yerdi.|ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ve ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin t͡ʃok sajida hajvani vardi. jazer ulkesini ve ɡilad ulkesini ɡorduler. isteʔ o jer hajvanlara ɡore bir jerdi. Old-Testament-Malachi-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz lanetle lanetlendiniz; çünkü siz, bütün bu ulus, beni soymaktasınız.|siz lanetle lanetlendiniz; t͡ʃunku sizʔ butun bu ulusʔ beni sojmaktasiniz. Old-Testament-Joshua-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır, Kana Çayı'nın güneyinde, Kana Çayı'na kadar iniyordu. Bu kentler Manaşşe kentleri arasında Efraim'e aitti. Manaşşe sınırı çayın kuzey tarafındaydı ve denizde sona eriyordu.|sinirʔ kana t͡ʃajiʔnin ɡunejindeʔ kana t͡ʃajiʔna kadar inijordu. bu kentler manasse kentleri arasinda efraimʔe aitti. manasse siniri t͡ʃajin kuzej tarafindajdi ve denizde sona erijordu. Old-Testament-Exodus-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Akasya ağacından sırıklar yapacaksın ve onları altınla kaplayacaksın.|akasja aɡat͡ʃindan siriklar japat͡ʃaksin ve onlari altinla kaplajat͡ʃaksin. Old-Testament-Joel-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'da boru çalın, kutsal dağımda uyarı sesi verin! Ülkenin bütün sakinleri titresin, çünkü Yahve'nin günü geliyor, çünkü yakındır:|sijonʔda boru t͡ʃalinʔ kutsal daɡimda ujari sesi verin! ulkenin butun sakinleri titresinʔ t͡ʃunku jahveʔnin ɡunu ɡelijorʔ t͡ʃunku jakindir Old-Testament-Amos-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana, “Amos, ne görüyorsun?” dedi. “Bir çekül ipi” dedim. O zaman Yahve, “İşte, halkım İsrael’in ortasına bir çekül ipi koyacağım” dedi. “Bir daha yanlarından geçmeyeceğim.|jahve banaʔ “amosʔ ne ɡorujorsun?” dedi. “bir t͡ʃekul ipi” dedim. o zaman jahveʔ “isteʔ halkim israel’in ortasina bir t͡ʃekul ipi kojat͡ʃaɡim” dedi. “bir daha janlarindan ɡet͡ʃmejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Leviticus-026-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Buna rağmen beni dinlemezseniz, bana karşı yürürseniz,\"|\"\"\"ʔbuna raɡmen beni dinlemezsenizʔ bana karsi jurursenizʔ\" New-Testament-Mark-010-039|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Olabiliriz” dediler. Yeşua onlara, “Gerçekten benim içtiğim kâseden siz de içeceksiniz, benim olacağım vaftizle siz de vaftiz olacaksınız.|o’naʔ “olabiliriz” dediler. jesua onlaraʔ “ɡert͡ʃekten benim it͡ʃtiɡim kaseden siz de it͡ʃet͡ʃeksinizʔ benim olat͡ʃaɡim vaftizle siz de vaftiz olat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Jeremiah-046-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır hakkında: Mısır Kralı Firavun Neko'nun Fırat Irmağı yanında Karkemiş'te bulunan ordusu hakkında; Babil Kralı Nebukadnetsar, Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim'in dördüncü yılında onu vurdu.|misir hakkinda misir krali firavun nekoʔnun firat irmaɡi janinda karkemisʔte bulunan ordusu hakkinda; babil krali nebukadnetsarʔ jahuda krali josija oɡlu jehojakimʔin dordunt͡ʃu jilinda onu vurdu. Old-Testament-1-Chronicles-002-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Azarya, Heles'in babası oldu ve Heles, Eleasa'nın babası oldu.|azarjaʔ helesʔin babasi oldu ve helesʔ eleasaʔnin babasi oldu. Old-Testament-1-Kings-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda kentlerinde yaşayan İsrael'in çocuklarına gelince, Rehovam onların üzerinde hüküm sürdü.|jahuda kentlerinde jasajan israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ɡelint͡ʃeʔ rehovam onlarin uzerinde hukum surdu. New-Testament-Hebrews-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci perdeden sonra Kutsallar Kutsalı denen iç çadır vardı.|ikint͡ʃi perdeden sonra kutsallar kutsali denen it͡ʃ t͡ʃadir vardi. Old-Testament-Exodus-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle olacak, oğlun ileride sana, 'Bu nedir?' diye sorduğunda, ona diyeceksin ki, 'Yahve bizi Mısır'dan, esaret evinden elinin gücüyle çıkardı.|bojle olat͡ʃakʔ oɡlun ileride sanaʔ ʔbu nedir?ʔ dije sorduɡundaʔ ona dijet͡ʃeksin kiʔ ʔjahve bizi misirʔdanʔ esaret evinden elinin ɡut͡ʃujle t͡ʃikardi. Old-Testament-Genesis-041-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelecek bu iyi yılların bütün yiyeceğini toplasınlar. Kentlerde yiyecek olmak üzere Firavun’un eli altında tahılı depolayıp saklasınlar.|ɡelet͡ʃek bu iji jillarin butun jijet͡ʃeɡini toplasinlar. kentlerde jijet͡ʃek olmak uzere firavun’un eli altinda tahili depolajip saklasinlar. New-Testament-2-Corinthians-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|bizi kısmen kabul ettiğiniz gibi, umarım sonuna dek bizi kabul edeceksiniz. Efendimiz Yeşua’nın gününde bizim övüncümüz siz olduğunuz gibi, sizin övüncünüz de biziz.|bizi kismen kabul ettiɡiniz ɡibiʔ umarim sonuna dek bizi kabul edet͡ʃeksiniz. efendimiz jesua’nin ɡununde bizim ovunt͡ʃumuz siz olduɡunuz ɡibiʔ sizin ovunt͡ʃunuz de biziz. Old-Testament-Isaiah-051-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben onun dalgaları kükresin diye, denizi karıştıran senin Tanrın Yahve'yim. Ordular Yahvesi'dir O'nun adı.|t͡ʃunku ben onun dalɡalari kukresin dijeʔ denizi karistiran senin tanrin jahveʔjim. ordular jahvesiʔdir oʔnun adi. New-Testament-2-Corinthians-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkalarının emeğiyle övünüp haddimizi aşmıyoruz. Ama imanınız büyüdükçe etki alanımızın sizin sayenizde olabildiğince genişleyeceğini umuyoruz.|baskalarinin emeɡijle ovunup haddimizi asmijoruz. ama imaniniz bujudukt͡ʃe etki alanimizin sizin sajenizde olabildiɡint͡ʃe ɡenislejet͡ʃeɡini umujoruz. New-Testament-Matthew-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|size buyurduğum her şeyi tutmalarını onlara öğretin. İşte ben, çağın sonuna dek her zaman sizinle birlikteyim.” Amin.|size bujurduɡum her seji tutmalarini onlara oɡretin. iste benʔ t͡ʃaɡin sonuna dek her zaman sizinle birliktejim.” amin. Old-Testament-Isaiah-047-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtarıcımız, Ordular Yahvesi'dir O'nun adı, İsrael'in Kutsalı'dır.|kurtarit͡ʃimizʔ ordular jahvesiʔdir oʔnun adiʔ israelʔin kutsaliʔdir. New-Testament-Mark-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Güvey yanlarındayken davetliler oruç tutabilirler mi?” dedi. “Güvey yanlarında olduğu sürece oruç tutamazlar!|jesua onlaraʔ “ɡuvej janlarindajken davetliler orut͡ʃ tutabilirler mi?” dedi. “ɡuvej janlarinda olduɡu suret͡ʃe orut͡ʃ tutamazlar! Old-Testament-Isaiah-066-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan kâhinler ve Levililer de seçeceğim.” diyor Yahve.|onlardan kahinler ve levililer de set͡ʃet͡ʃeɡim.” dijor jahve. Old-Testament-Exodus-035-007|und|SPEAKER_00_Turkish|kırmızı boyalı koç derileri, deniz ayısı derisi, akasya ağacı,|kirmizi bojali kot͡ʃ derileriʔ deniz ajisi derisiʔ akasja aɡat͡ʃiʔ Old-Testament-Jeremiah-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, kötülüğümüzü, ve atalarımızın suçunu kabul ediyoruz; çünkü sana karşı günah işledik.|ej jahveʔ kotuluɡumuzuʔ ve atalarimizin sut͡ʃunu kabul edijoruz; t͡ʃunku sana karsi ɡunah isledik. Old-Testament-Judges-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte Barak Sisera'yı kovalarken Yael onu karşılamaya çıktı ve ona, \"\"Gel, sana aradığın adamı göstereyim\"\" dedi. Yanına geldi; ve işte, Sisera ölü yatıyordu ve çadır kazığı şakaklarındaydı.\"|\"iste barak siseraʔji kovalarken jael onu karsilamaja t͡ʃikti ve onaʔ \"\"ɡelʔ sana aradiɡin adami ɡosterejim\"\" dedi. janina ɡeldi; ve isteʔ sisera olu jatijordu ve t͡ʃadir kaziɡi sakaklarindajdi.\" New-Testament-2-Corinthians-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hazır olduğunuzu biliyorum. Ahaya’da bulunan sizlerin geçen yıldan beri hazırlıklı olduğunuzu söyleyerek Makedonyalılar karşısında hakkınızda övünmekteyim. Gayretiniz birçoklarını harekete geçirdi.|t͡ʃunku hazir olduɡunuzu bilijorum. ahaja’da bulunan sizlerin ɡet͡ʃen jildan beri hazirlikli olduɡunuzu sojlejerek makedonjalilar karsisinda hakkinizda ovunmektejim. ɡajretiniz birt͡ʃoklarini harekete ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-Deuteronomy-032-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Bugün size tanıklık ettiğim, çocuklarınıza bu yasanın tüm sözlerini tutup yapmaya buyuracağınız bütün sözlere yüreğinizi koyun.|onlaraʔ “buɡun size taniklik ettiɡimʔ t͡ʃot͡ʃuklariniza bu jasanin tum sozlerini tutup japmaja bujurat͡ʃaɡiniz butun sozlere jureɡinizi kojun. Old-Testament-Proverbs-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancıya kefil olanın giysilerini al, onu aksi bir kadın için rehin olarak tut.|jabant͡ʃija kefil olanin ɡijsilerini alʔ onu aksi bir kadin it͡ʃin rehin olarak tut. Old-Testament-Isaiah-057-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek ve yüce bir dağa yatağını yerleştirdin. Kurban sunmak için de oraya çıktın.|juksek ve jut͡ʃe bir daɡa jataɡini jerlestirdin. kurban sunmak it͡ʃin de oraja t͡ʃiktin. Old-Testament-Exodus-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ebeler Tanrı'dan korktukları için Tanrı onlara aileler verdi.|ebeler tanriʔdan korktuklari it͡ʃin tanri onlara aileler verdi. Old-Testament-Judges-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bütün düşmanların yok olsun, ey Yahve, ama O'nu sevenler, gücünde doğan güneş gibi olsunlar.” Ondan sonra ülke kırk yıl rahat etti.|“butun dusmanlarin jok olsunʔ ej jahveʔ ama oʔnu sevenlerʔ ɡut͡ʃunde doɡan ɡunes ɡibi olsunlar.” ondan sonra ulke kirk jil rahat etti. New-Testament-Luke-024-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kutsarken onlardan çekildi, göğe alındı.|onlari kutsarken onlardan t͡ʃekildiʔ ɡoɡe alindi. Old-Testament-Isaiah-063-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra eski günleri, Moşe'yi ve halkını anımsadı ve şöyle dedi: \"\"Onları sürüsünün çobanlarıyla birlikte denizden çıkaran nerede? Kutsal Ruhu'nu aralarına koyan nerede?\"\"\"|\"sonra eski ɡunleriʔ moseʔji ve halkini animsadi ve sojle dedi \"\"onlari surusunun t͡ʃobanlarijla birlikte denizden t͡ʃikaran nerede? kutsal ruhuʔnu aralarina kojan nerede?\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-025-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar seni kovalamak ve canını aramak için ayağa kalksa da, efendimin canı Tanrın Yahve'nin yanında yaşam demeti içinde bağlı olacaktır. Düşmanlarının canlarını sapanın ortasından atar gibi atacaktır.|insanlar seni kovalamak ve t͡ʃanini aramak it͡ʃin ajaɡa kalksa daʔ efendimin t͡ʃani tanrin jahveʔnin janinda jasam demeti it͡ʃinde baɡli olat͡ʃaktir. dusmanlarinin t͡ʃanlarini sapanin ortasindan atar ɡibi atat͡ʃaktir. Old-Testament-Joshua-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşu, bütün savaşçılarıyla birlikte Merom suları yanında ansızın onların üzerine geldi ve onlara saldırdı.|bunun uzerine jesuʔ butun savast͡ʃilarijla birlikte merom sulari janinda ansizin onlarin uzerine ɡeldi ve onlara saldirdi. New-Testament-Luke-018-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar bu şeylerin ne anlama geldiğini anlamadılar. Bu sözün anlamı onlardan gizlenmiş olduğu için söylenenleri anlamadılar.|onlar bu sejlerin ne anlama ɡeldiɡini anlamadilar. bu sozun anlami onlardan ɡizlenmis olduɡu it͡ʃin sojlenenleri anlamadilar. Old-Testament-Esther-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Ester, kendi hizmetine kralın koymuş olduğu hadımlarından biri olan Hatak'ı çağırdı ve ona Mordekay'a gidip bunun ne olduğunu ve nedenini öğrenmesini buyurdu.|o zaman esterʔ kendi hizmetine kralin kojmus olduɡu hadimlarindan biri olan hatakʔi t͡ʃaɡirdi ve ona mordekajʔa ɡidip bunun ne olduɡunu ve nedenini oɡrenmesini bujurdu. Old-Testament-Genesis-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruk, Nahor'un doğumundan sonra iki yüz yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|serukʔ nahorʔun doɡumundan sonra iki juz jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Isaiah-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayyat'a geldi. Migron'dan geçti. Yükünü Mikmaş'ta depoluyor.|ajjatʔa ɡeldi. miɡronʔdan ɡet͡ʃti. jukunu mikmasʔta depolujor. Old-Testament-Exodus-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Neden bana feryat ediyorsun? İsrael'in çocuklarına ileri gitmelerini söyle.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"neden bana ferjat edijorsun? israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ileri ɡitmelerini sojle.\" Old-Testament-Numbers-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin konutuna yaklaşan herkes ölüyor! Hepimiz yok mu olacağız?”|jahveʔnin konutuna jaklasan herkes olujor! hepimiz jok mu olat͡ʃaɡiz?” New-Testament-John-009-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Eğer kör olsaydınız, günahınız olmazdı; ama şimdi ‘Görüyoruz’ dediğiniz için günahınız yerinde duruyor” dedi.|jesua onlaraʔ “eɡer kor olsajdinizʔ ɡunahiniz olmazdi; ama simdi ‘ɡorujoruz’ dediɡiniz it͡ʃin ɡunahiniz jerinde durujor” dedi. Old-Testament-Obadiah-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşin Yakov’a yapılan zorbalık yüzünden seni utanç kaplayacak ve sonsuza dek kesilip atılacaksın.|kardesin jakov’a japilan zorbalik juzunden seni utant͡ʃ kaplajat͡ʃak ve sonsuza dek kesilip atilat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Kings-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Baal dikili taşlarını yıktılar ve Baal evini yıktılar ve onu bugüne dek hela yaptılar.|baal dikili taslarini jiktilar ve baal evini jiktilar ve onu buɡune dek hela japtilar. Old-Testament-1-Chronicles-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ham'ın oğulları: Kûş, Misrayim, Pût, Kenan.|hamʔin oɡullari kusʔ misrajimʔ putʔ kenan. New-Testament-Acts-002-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus daha birçok sözle tanıklıkta bulundu. “Kendinizi bu çarpık kuşaktan kurtarın!” diyerek onları uyardı.|petrus daha birt͡ʃok sozle taniklikta bulundu. “kendinizi bu t͡ʃarpik kusaktan kurtarin!” dijerek onlari ujardi. Old-Testament-Job-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Güvenilenlerin sözlerini ortadan kaldırır, ihtiyarların anlayışını alır.|ɡuvenilenlerin sozlerini ortadan kaldirirʔ ihtijarlarin anlajisini alir. Old-Testament-2-Kings-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizkiya, Yeşaya'ya, \"\"Yahve'nin beni iyileştireceğine ve üçüncü gün Yahve'nin evine çıkacağıma dair işaret ne olacak?\"\" dedi.\"|\"hizkijaʔ jesajaʔjaʔ \"\"jahveʔnin beni ijilestiret͡ʃeɡine ve ut͡ʃunt͡ʃu ɡun jahveʔnin evine t͡ʃikat͡ʃaɡima dair isaret ne olat͡ʃak?\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-020-046|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey insanoğlu, yüzünü güneye çevir, güneye doğru duyur, güneydeki kır ormanına karşı peygamberlik et.\"|\"\"\"ej insanoɡluʔ juzunu ɡuneje t͡ʃevirʔ ɡuneje doɡru dujurʔ ɡunejdeki kir ormanina karsi pejɡamberlik et.\" Old-Testament-Exodus-026-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Masayı perdenin dışına koyacaksın, şamdanı da masanın karşısına, çadırın güney tarafına koyacaksın. Masayı kuzey tarafına koyacaksın.\"\"\"|\"masaji perdenin disina kojat͡ʃaksinʔ samdani da masanin karsisinaʔ t͡ʃadirin ɡunej tarafina kojat͡ʃaksin. masaji kuzej tarafina kojat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Amasa'ya de ki, 'Sen benim kemiğim ve etim değil misin? Eğer sen benim önümde Yoav'ın yerine sürekli olarak ordunun komutanı olmazsan, Tanrı bana aynısını, daha da fazlasını yapsın.'\"\"\"|\"amasaʔja de kiʔ ʔsen benim kemiɡim ve etim deɡil misin? eɡer sen benim onumde joavʔin jerine surekli olarak ordunun komutani olmazsanʔ tanri bana ajnisiniʔ daha da fazlasini japsin.ʔ\"\"\" New-Testament-Mark-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizin karşı yakasına, Gerasalılar’ın memleketine geldiler.|denizin karsi jakasinaʔ ɡerasalilar’in memleketine ɡeldiler. Old-Testament-Nehemiah-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, Henadad oğlu Binnuy, Azarya'nın evinden duvarın döndüğü yere kadar, köşeye kadar başka bir kısmı onardı.|ondan sonraʔ henadad oɡlu binnujʔ azarjaʔnin evinden duvarin donduɡu jere kadarʔ koseje kadar baska bir kismi onardi. Old-Testament-Joshua-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu çakmaktaşından bıçaklar yaptı ve İsrael'in çocuklarını Beytel'in kuzeyinde sünnet derisi üzerinden sünnet etti.|jesu t͡ʃakmaktasindan bit͡ʃaklar japti ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini bejtelʔin kuzejinde sunnet derisi uzerinden sunnet etti. New-Testament-Luke-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O kentte yaşayan dul bir kadın vardı. Sık sık yargıca gelip, ‘Davalımdan hakkımı al!’ diyordu.|o kentte jasajan dul bir kadin vardi. sik sik jarɡit͡ʃa ɡelipʔ ‘davalimdan hakkimi al!’ dijordu. Old-Testament-Exodus-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamların üzerine daha ağır işler yüklensinler ki, çalışsınlar. Yalan sözlere aldırış etmesinler.”|adamlarin uzerine daha aɡir isler juklensinler kiʔ t͡ʃalissinlar. jalan sozlere aldiris etmesinler.” New-Testament-Hebrews-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için, Tanrı’nın ölüleri bile diriltebileceğini düşündü. Böylece İshak’ı simgesel şekilde ölümden geri aldı.|bunun it͡ʃinʔ tanri’nin oluleri bile diriltebilet͡ʃeɡini dusundu. bojlet͡ʃe ishak’i simɡesel sekilde olumden ɡeri aldi. Old-Testament-Ezekiel-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, İsrael Tanrısı'nın altında Kevar Irmağı'nın yanında gördüğüm canlı yaratıktır; ve ben bunların Keruvlar olduğunu bildim.|buʔ israel tanrisiʔnin altinda kevar irmaɡiʔnin janinda ɡorduɡum t͡ʃanli jaratiktir; ve ben bunlarin keruvlar olduɡunu bildim. Old-Testament-Psalms-107-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye sevgi dolu iyiliği için, insanoğullarına olan harika işleri için, övsünler!|jahve’je sevɡi dolu ijiliɡi it͡ʃinʔ insanoɡullarina olan harika isleri it͡ʃinʔ ovsunler! New-Testament-Matthew-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bedenin ışığı gözdür. Bu nedenle gözünüz sağlamsa, bütün bedeniniz ışıkla dolu olur.|“bedenin isiɡi ɡozdur. bu nedenle ɡozunuz saɡlamsaʔ butun bedeniniz isikla dolu olur. Old-Testament-Leviticus-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bu Jübile Yılı'nda her biriniz kendi mülküne dönecek.'\"\"\"|\"\"\"ʔbu ʒubile jiliʔnda her biriniz kendi mulkune donet͡ʃek.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-023-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalktılar ve Saul'un önünde Zif'e gittiler; ama David ve adamları, çölün güneyindeki Arava'da, Maon Çölü'ndeydiler.|kalktilar ve saulʔun onunde zifʔe ɡittiler; ama david ve adamlariʔ t͡ʃolun ɡunejindeki aravaʔdaʔ maon t͡ʃoluʔndejdiler. Old-Testament-Esther-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahudi Mordekay, Kral Ahaşveroş'tan sonra ikinci, Yahudiler arasında büyük, kalabalık olan kardeşleri tarafından kabul gören, halkının iyiliğini arayan ve bütün soyuna barış konuşan bir adamdı.|t͡ʃunku jahudi mordekajʔ kral ahasverosʔtan sonra ikint͡ʃiʔ jahudiler arasinda bujukʔ kalabalik olan kardesleri tarafindan kabul ɡorenʔ halkinin ijiliɡini arajan ve butun sojuna baris konusan bir adamdi. Old-Testament-Obadiah-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtarıcılar Esav'ın dağlarını yargılamak için Siyon Dağı'na çıkacaklar ve krallık Yahve'nin olacak.|kurtarit͡ʃilar esavʔin daɡlarini jarɡilamak it͡ʃin sijon daɡiʔna t͡ʃikat͡ʃaklar ve krallik jahveʔnin olat͡ʃak. New-Testament-John-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Burada beş arpa ekmeği ve iki balığı olan bir çocuk var. Ama bu kadar çok insana bunlar nedir?”|“burada bes arpa ekmeɡi ve iki baliɡi olan bir t͡ʃot͡ʃuk var. ama bu kadar t͡ʃok insana bunlar nedir?” Old-Testament-Jeremiah-049-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, kartal gibi yükselip uçacak, ve kanatlarını Bosra'ya karşı gerecek. O gün Edom'un yiğitlerinin yüreği, sancı çeken bir kadının yüreği gibi olacak.|isteʔ kartal ɡibi jukselip ut͡ʃat͡ʃakʔ ve kanatlarini bosraʔja karsi ɡeret͡ʃek. o ɡun edomʔun jiɡitlerinin jureɡiʔ sant͡ʃi t͡ʃeken bir kadinin jureɡi ɡibi olat͡ʃak. New-Testament-Mark-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ilahi söyledikten sonra Zeytin Dağı’na çıktılar.|bir ilahi sojledikten sonra zejtin daɡi’na t͡ʃiktilar. New-Testament-Acts-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yuhanna suyla vaftiz etmişti, ama siz çok gün geçmeden Kutsal Ruh’la vaftiz edileceksiniz.”|t͡ʃunku juhanna sujla vaftiz etmistiʔ ama siz t͡ʃok ɡun ɡet͡ʃmeden kutsal ruh’la vaftiz edilet͡ʃeksiniz.” Old-Testament-Psalms-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların soyunu yeryüzünden, gelecek kuşaklarını insanoğulları arasından yok edeceksin.|onlarin sojunu jerjuzundenʔ ɡelet͡ʃek kusaklarini insanoɡullari arasindan jok edet͡ʃeksin. New-Testament-Hebrews-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sahip olduğumuz bu umut, can için gemi çapası gibi güvenilir ve sarsılmazdır, perdenin ardındaki iç bölmeye girer.|sahip olduɡumuz bu umutʔ t͡ʃan it͡ʃin ɡemi t͡ʃapasi ɡibi ɡuvenilir ve sarsilmazdirʔ perdenin ardindaki it͡ʃ bolmeje ɡirer. New-Testament-John-004-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlunun iyileşmeye başladığı saati onlara sordu. “Dün yedinci vakitte ateş onu bıraktı” dediler.|oɡlunun ijilesmeje basladiɡi saati onlara sordu. “dun jedint͡ʃi vakitte ates onu birakti” dediler. Old-Testament-Psalms-068-033|und|SPEAKER_00_Turkish|kadim göklerin göğü üstüne binmiş olana. İşte, sesini ortaya koyuyor, heybetli sesini.|kadim ɡoklerin ɡoɡu ustune binmis olana. isteʔ sesini ortaja kojujorʔ hejbetli sesini. Old-Testament-Genesis-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesed, Hazo, Pildaş, Yidlaf, Betuel.”|kesedʔ hazoʔ pildasʔ jidlafʔ betuel.” Old-Testament-1-Samuel-014-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul İsrael Krallığı'nı aldığında, her yandan bütün düşmanlarına karşı savaştı: Moav'a, Ammon'un çocuklarına, Edom'a, Sova krallarına ve Filistliler'e karşı. Nereye yöneldiyse onları yendi.|saul israel kralliɡiʔni aldiɡindaʔ her jandan butun dusmanlarina karsi savasti moavʔaʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ edomʔaʔ sova krallarina ve filistlilerʔe karsi. nereje joneldijse onlari jendi. Old-Testament-Exodus-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Konutun çerçevelerini dik duracak şekilde akasya ağacından yapacaksın.\"|\"\"\"konutun t͡ʃert͡ʃevelerini dik durat͡ʃak sekilde akasja aɡat͡ʃindan japat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Leviticus-013-053|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kâhin onu incelediğinde vebanın giysiye, çözgüye, atkıya ya da deriden herhangi bir şeye yayılmamışsa;\"|\"\"\"kahin onu int͡ʃelediɡinde vebanin ɡijsijeʔ t͡ʃozɡujeʔ atkija ja da deriden herhanɡi bir seje jajilmamissa;\" Old-Testament-Ezekiel-041-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çepeçevre evin her yanında odalar arasında yirmi arşın genişlik vardı.|t͡ʃepet͡ʃevre evin her janinda odalar arasinda jirmi arsin ɡenislik vardi. Old-Testament-1-Samuel-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, iç yağını yakmadan önce kâhinin hizmetkârı gelip kurban kesen adama, \"\"Kâhine kızartmalık et ver; çünkü senden haşlanmış et kabul etmeyecek, çiğ et alacak.\"\" derdi.\"|\"evetʔ it͡ʃ jaɡini jakmadan ont͡ʃe kahinin hizmetkari ɡelip kurban kesen adamaʔ \"\"kahine kizartmalik et ver; t͡ʃunku senden haslanmis et kabul etmejet͡ʃekʔ t͡ʃiɡ et alat͡ʃak.\"\" derdi.\" New-Testament-Acts-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kasırgaya yakalanan gemi rüzgâra karşı koyamayınca, ona boyun eğdik ve sürüklendik.|kasirɡaja jakalanan ɡemi ruzɡara karsi kojamajint͡ʃaʔ ona bojun eɡdik ve suruklendik. Old-Testament-Nehemiah-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı zamanda halka, “Herkes hizmetkârıyla birlikte Yeruşalem’de konaklasın ki, gece bize bekçilik etsinler, gündüz de çalışsınlar” dedim.|ajni zamanda halkaʔ “herkes hizmetkarijla birlikte jerusalem’de konaklasin kiʔ ɡet͡ʃe bize bekt͡ʃilik etsinlerʔ ɡunduz de t͡ʃalissinlar” dedim. New-Testament-Romans-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle şeyler yapanları yargılayan ve aynısını yapan ey insan, Tanrı'nın yargısından kaçıp kurtulabileceğini mi sanıyorsun?|bojle sejler japanlari jarɡilajan ve ajnisini japan ej insanʔ tanriʔnin jarɡisindan kat͡ʃip kurtulabilet͡ʃeɡini mi sanijorsun? Old-Testament-Proverbs-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıllı insanın yüreği bilgi edinir, bilgelerin kulağı bilgi arar.|akilli insanin jureɡi bilɡi edinirʔ bilɡelerin kulaɡi bilɡi arar. New-Testament-Romans-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, “Ben aşılanayım diye dallar kesildi” diyeceksin.|o zamanʔ “ben asilanajim dije dallar kesildi” dijet͡ʃeksin. Old-Testament-Jeremiah-046-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Uluslar senin utancını duydular, ve yeryüzü feryadınla doldu; çünkü yiğit yiğide karşı tökezledi, ikisi de birlikte düştüler.\"\"\"|\"uluslar senin utant͡ʃini dujdularʔ ve jerjuzu ferjadinla doldu; t͡ʃunku jiɡit jiɡide karsi tokezlediʔ ikisi de birlikte dustuler.\"\"\" Old-Testament-Psalms-145-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini açarsın, her canlıyı dilediğince doyurursun.|elini at͡ʃarsinʔ her t͡ʃanliji dilediɡint͡ʃe dojurursun. New-Testament-2-Thessalonians-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’in kendisi ve bizi sevip lütufla bize sonsuz teselli ve iyi bir umut veren Babamız Tanrı yüreklerinizi teselli etsin, sizi her iyi iş ve sözde pekiştirsin.|efendimiz jesua mesih’in kendisi ve bizi sevip lutufla bize sonsuz teselli ve iji bir umut veren babamiz tanri jureklerinizi teselli etsinʔ sizi her iji is ve sozde pekistirsin. Old-Testament-Isaiah-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi bize çok küçük bir kalıntı bırakmamış olsaydı, Sodom gibi olurduk. Gomora'ya benzerdik.|ordular jahvesi bize t͡ʃok kut͡ʃuk bir kalinti birakmamis olsajdiʔ sodom ɡibi olurduk. ɡomoraʔja benzerdik. Old-Testament-Judges-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi sen Moav Kralı Sippor oğlu Balak'tan daha mı iyisin? O hiç İsrael'e karşı çekişti mi ya da onlara karşı hiç savaştı mı?|simdi sen moav krali sippor oɡlu balakʔtan daha mi ijisin? o hit͡ʃ israelʔe karsi t͡ʃekisti mi ja da onlara karsi hit͡ʃ savasti mi? Old-Testament-Jeremiah-040-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kareah oğlu Yohanan ve kırdaki bütün ordu komutanları, Mispa'ya, Gedalya'nın yanına gelip,|kareah oɡlu johanan ve kirdaki butun ordu komutanlariʔ mispaʔjaʔ ɡedaljaʔnin janina ɡelipʔ New-Testament-2-Timothy-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben zaten kurban ediliyorum ve ayrılma zamanım geldi.|t͡ʃunku ben zaten kurban edilijorum ve ajrilma zamanim ɡeldi. Old-Testament-Job-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|böylece alçak olanları yüksek yere koyar, yas tutanları güvenliğe çıkarır.|bojlet͡ʃe alt͡ʃak olanlari juksek jere kojarʔ jas tutanlari ɡuvenliɡe t͡ʃikarir. New-Testament-Philippians-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Öncekiler, sıkıntıma sıkıntı katacaklarını düşünerek, Mesih’i pak yürekle değil, bencil tutkularla duyuruyorlar.|ont͡ʃekilerʔ sikintima sikinti katat͡ʃaklarini dusunerekʔ mesih’i pak jurekle deɡilʔ bent͡ʃil tutkularla dujurujorlar. New-Testament-John-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonunda Pilatus Yeşua’yı, çarmıha gerilmek üzere onlara teslim etti. Böylece O’nu alıp götürdüler.|sonunda pilatus jesua’jiʔ t͡ʃarmiha ɡerilmek uzere onlara teslim etti. bojlet͡ʃe o’nu alip ɡoturduler. Old-Testament-Psalms-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana karşı ağızlarını sonuna kadar açıyorlar, avını parçalayan aslanlar gibi kükrüyorlar.|bana karsi aɡizlarini sonuna kadar at͡ʃijorlarʔ avini part͡ʃalajan aslanlar ɡibi kukrujorlar. New-Testament-Luke-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus başkâhinlere ve kalabalığa, “Bu adamı suçlamak için hiçbir neden bulmuyorum” dedi.|pilatus baskahinlere ve kalabaliɡaʔ “bu adami sut͡ʃlamak it͡ʃin hit͡ʃbir neden bulmujorum” dedi. Old-Testament-Job-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Şeytan'a, \"\"Nereden geldin?\"\" diye sordu. Şeytan Yahve'ye yanıt verip, \"\"Yeryüzünde dolaşmaktan, inip çıkmaktan\"\" dedi.\"|\"jahve sejtanʔaʔ \"\"nereden ɡeldin?\"\" dije sordu. sejtan jahveʔje janit veripʔ \"\"jerjuzunde dolasmaktanʔ inip t͡ʃikmaktan\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Avraham karısı Sarah'ı Kenan ülkesindeki Mamre'nin (yani Hebron'un) önündeki Makpela tarlasında bulunan mağaraya gömdü.|bundan sonra avraham karisi sarahʔi kenan ulkesindeki mamreʔnin (jani hebronʔun) onundeki makpela tarlasinda bulunan maɡaraja ɡomdu. Old-Testament-Genesis-041-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bütün Mısır diyarında yedi büyük bolluk yılı geliyor.|isteʔ butun misir dijarinda jedi bujuk bolluk jili ɡelijor. New-Testament-1-Corinthians-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, dünyanın aşağı şeylerini, hor görülen şeylerini ve var olmayan şeyleri seçti, ta ki var olan şeyleri hiçe indirsin.|tanriʔ dunjanin asaɡi sejleriniʔ hor ɡorulen sejlerini ve var olmajan sejleri set͡ʃtiʔ ta ki var olan sejleri hit͡ʃe indirsin. Old-Testament-1-Kings-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Direklerin tepesindeki başlıklar için örgü işi ağlar ve zincir işi çelenkler vardı: Bir başlık için yedi, öbür başlık için yedi.|direklerin tepesindeki basliklar it͡ʃin orɡu isi aɡlar ve zint͡ʃir isi t͡ʃelenkler vardi bir baslik it͡ʃin jediʔ obur baslik it͡ʃin jedi. Old-Testament-2-Chronicles-032-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim ve atalarımın ülkelerin bütün halklarına ne yaptığımızı bilmiyor musunuz? O ülkelerin uluslarının ilâhları ülkelerini elimden kurtarabildiler mi?|benim ve atalarimin ulkelerin butun halklarina ne japtiɡimizi bilmijor musunuz? o ulkelerin uluslarinin ilahlari ulkelerini elimden kurtarabildiler mi? Old-Testament-Numbers-022-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yahve Balam'ın gözlerini açtı ve Yahve'nin meleğinin elinde kılıcını çekmiş yolda durduğunu gördü; ve başını eğip yüzüstü yere kapandı.|sonra jahve balamʔin ɡozlerini at͡ʃti ve jahveʔnin meleɡinin elinde kilit͡ʃini t͡ʃekmis jolda durduɡunu ɡordu; ve basini eɡip juzustu jere kapandi. New-Testament-Acts-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bugün size tanıklık ediyorum ki, ben bütün insanların kanından temizim,|bu nedenle buɡun size taniklik edijorum kiʔ ben butun insanlarin kanindan temizimʔ Old-Testament-2-Samuel-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David ona, \"\"Eğer benimle birlikte devam edersen, bana yük olursun\"\" dedi;\"|\"david onaʔ \"\"eɡer benimle birlikte devam edersenʔ bana juk olursun\"\" dedi;\" New-Testament-1-Peter-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O günah işlemedi, ‘‘ağzından hileli söz çıkmadı.’’|o ɡunah islemediʔ ‘‘aɡzindan hileli soz t͡ʃikmadi.’’ New-Testament-Matthew-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanı kirleten yıkanmamış eller değil, bu şeylerdir” dedi.|insani kirleten jikanmamis eller deɡilʔ bu sejlerdir” dedi. Old-Testament-Jeremiah-049-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Elam'ın üzerine gökyüzünün dört yanından dört rüzgârı getireceğim, ve onları bütün o rüzgârlara dağıtacağım. Elam'ın sürgünlerinin gelmediği hiçbir ulus kalmayacak.|elamʔin uzerine ɡokjuzunun dort janindan dort ruzɡari ɡetiret͡ʃeɡimʔ ve onlari butun o ruzɡarlara daɡitat͡ʃaɡim. elamʔin surɡunlerinin ɡelmediɡi hit͡ʃbir ulus kalmajat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad'da, Başan'da ve kasabalarında, Şaron'un bütün otlaklarında da, onların sınırlarına kadar yaşıyorlardı.|ɡiladʔdaʔ basanʔda ve kasabalarindaʔ saronʔun butun otlaklarinda daʔ onlarin sinirlarina kadar jasijorlardi. Old-Testament-Judges-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu halkı gönderdiğinde, İsrael'in çocukları ülkeyi mülk edinmek için her biri kendi mirasına gitti.|jesu halki ɡonderdiɡindeʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ulkeji mulk edinmek it͡ʃin her biri kendi mirasina ɡitti. Old-Testament-2-Samuel-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David ve bütün İsrael evi, bağırışlarla ve boru sesiyle Yahve'nin Sandığı'nı çıkarıyorlardı.|bunun uzerine david ve butun israel eviʔ baɡirislarla ve boru sesijle jahveʔnin sandiɡiʔni t͡ʃikarijorlardi. New-Testament-Colossians-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne yaparsanız yapın, insanlar için değil, Efendi için candan yapın.|ne japarsaniz japinʔ insanlar it͡ʃin deɡilʔ efendi it͡ʃin t͡ʃandan japin. New-Testament-Colossians-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de her yönetimin ve hükümranlığın başı olan Mesih’te doluluğa kavuştunuz.|siz de her jonetimin ve hukumranliɡin basi olan mesih’te doluluɡa kavustunuz. Old-Testament-2-Chronicles-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama gök ve göklerin gökleri O'nu içine alamazken, O'na kim bir ev yapabilir? Öyleyse ben kimim ki, O'na bir ev yapayım? Yalnızca O'nun önünde buhur yakmak için yapıyorum.\"\"\"|\"ama ɡok ve ɡoklerin ɡokleri oʔnu it͡ʃine alamazkenʔ oʔna kim bir ev japabilir? ojlejse ben kimim kiʔ oʔna bir ev japajim? jalnizt͡ʃa oʔnun onunde buhur jakmak it͡ʃin japijorum.\"\"\" New-Testament-Luke-018-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu kırbaçlayıp öldürecekler. O üçüncü gün dirilecektir.”|o’nu kirbat͡ʃlajip olduret͡ʃekler. o ut͡ʃunt͡ʃu ɡun dirilet͡ʃektir.” Old-Testament-Exodus-034-035|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Moşe'nin yüzünü gördüler, Moşe'nin yüzünün derisi parlıyordu; Moşe O'nunla konuşmak için içeri girene kadar peçeyi tekrar yüzüne kordu.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari moseʔnin juzunu ɡordulerʔ moseʔnin juzunun derisi parlijordu; mose oʔnunla konusmak it͡ʃin it͡ʃeri ɡirene kadar pet͡ʃeji tekrar juzune kordu. Old-Testament-Proverbs-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgenin oturduğu yerde değerli hazine ve yağ vardır, ama akılsız kişi onu yutar.|bilɡenin oturduɡu jerde deɡerli hazine ve jaɡ vardirʔ ama akilsiz kisi onu jutar. Old-Testament-Job-036-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginliğin sıkıntıda sana destek olur mu, ya da gücünün bütün kuvveti?|zenɡinliɡin sikintida sana destek olur muʔ ja da ɡut͡ʃunun butun kuvveti? Old-Testament-Deuteronomy-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan Gudgoda'ya ve Gudgoda'dan Yotvata'ya gittiler.|oradan ɡudɡodaʔja ve ɡudɡodaʔdan jotvataʔja ɡittiler. Old-Testament-Judges-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yetmiş sıpaya binen kırk oğlu ve otuz torunu vardı. İsrael'e sekiz yıl hükmetti.|onun jetmis sipaja binen kirk oɡlu ve otuz torunu vardi. israelʔe sekiz jil hukmetti. New-Testament-Acts-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Misya’dan geçerek Troas’a indiler.|misja’dan ɡet͡ʃerek troas’a indiler. Old-Testament-Job-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O yolu hiçbir yırtıcı kuş bilmez, ve şahinin gözü onu görmemiştir.|o jolu hit͡ʃbir jirtit͡ʃi kus bilmezʔ ve sahinin ɡozu onu ɡormemistir. Old-Testament-1-Chronicles-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Amram'ın oğulları: Aron, Moşe ve Miryam. Aron'un oğulları: Nadav, Avihu, Eleazar ve İtamar.|amramʔin oɡullari aronʔ mose ve mirjam. aronʔun oɡullari nadavʔ avihuʔ eleazar ve itamar. New-Testament-Jude-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Mesih’in hizmetkârı ve Yakov’un kardeşi Yahuda, Baba Tanrı tarafından kutsal kılınıp Yeşua Mesih için korunmuş olan çağrılmışlara:|jesua mesih’in hizmetkari ve jakov’un kardesi jahudaʔ baba tanri tarafindan kutsal kilinip jesua mesih it͡ʃin korunmus olan t͡ʃaɡrilmislara Old-Testament-Psalms-137-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer seni hatırlamazsam eğer Yeruşalem’i baş sevincimden üstün tutmazsam, dilim damağıma yapışsın,|eɡer seni hatirlamazsam eɡer jerusalem’i bas sevint͡ʃimden ustun tutmazsamʔ dilim damaɡima japissinʔ Old-Testament-2-Chronicles-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Hizkiya onlara Yahve'nin evinde odalar hazırlamalarını buyurdu ve onlar da hazırladılar.|o zaman hizkija onlara jahveʔnin evinde odalar hazirlamalarini bujurdu ve onlar da hazirladilar. Old-Testament-Jeremiah-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Başıboş besili atlar gibi oldular. Herkes komşusunun karısına kişniyor.|basibos besili atlar ɡibi oldular. herkes komsusunun karisina kisnijor. Old-Testament-Numbers-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Edom ülkesinin etrafından dolanmak için Hor Dağı'ndan, Kızıldeniz yolundan yol aldılar. Yolculuktan dolayı halkın canı çok sıkkındı.|edom ulkesinin etrafindan dolanmak it͡ʃin hor daɡiʔndanʔ kizildeniz jolundan jol aldilar. jolt͡ʃuluktan dolaji halkin t͡ʃani t͡ʃok sikkindi. Old-Testament-Ezekiel-036-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, ben sizden yanayım ve size geleceğim. Siz de işlenip ekileceksiniz.|t͡ʃunku isteʔ ben sizden janajim ve size ɡelet͡ʃeɡim. siz de islenip ekilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Deuteronomy-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle yabancıyı sevin; çünkü siz de Mısır diyarında yabancıydınız.|bu nedenle jabant͡ʃiji sevin; t͡ʃunku siz de misir dijarinda jabant͡ʃijdiniz. Old-Testament-Genesis-050-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef hekim hizmetkârlarına babasını mumyalamalarını buyurdu. Hekimler İsrael'i mumyaladılar.|josef hekim hizmetkarlarina babasini mumjalamalarini bujurdu. hekimler israelʔi mumjaladilar. Old-Testament-Psalms-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve halkları yargılar, beni doğruluğuma göre yargıla, ey Yahve, dürüstlüğüme göre.|jahve halklari jarɡilarʔ beni doɡruluɡuma ɡore jarɡilaʔ ej jahveʔ durustluɡume ɡore. Old-Testament-Numbers-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael onu kılıçla vurdu ve Arnon'dan Yabbok'a kadar, Ammon'un çocuklarına kadar, onun diyarına sahip oldu; çünkü Ammon'un çocuklarının sınırı güçlüydü.|israel onu kilit͡ʃla vurdu ve arnonʔdan jabbokʔa kadarʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina kadarʔ onun dijarina sahip oldu; t͡ʃunku ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin siniri ɡut͡ʃlujdu. Old-Testament-2-Kings-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav oğlu Yehoram, Yahuda Kralı Yehoşafat'ın on sekizinci yılında Samariya'da İsrael'in üzerinde hüküm sürmeye başladı ve on iki yıl hüküm sürdü.|ahav oɡlu jehoramʔ jahuda krali jehosafatʔin on sekizint͡ʃi jilinda samarijaʔda israelʔin uzerinde hukum surmeje basladi ve on iki jil hukum surdu. Old-Testament-Job-040-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve kasırganın içinden İyov'a yanıt verdi:|o zaman jahve kasirɡanin it͡ʃinden ijovʔa janit verdi Old-Testament-Exodus-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sayılmış olanlar tarafına geçen herkes, Kutsal Yer'in şekeline göre yarım şekel, (bir şekel yirmi geradır ) Yahve'ye sunu olarak yarım şekel verecektir.|sajilmis olanlar tarafina ɡet͡ʃen herkesʔ kutsal jerʔin sekeline ɡore jarim sekelʔ (bir sekel jirmi ɡeradir ) jahveʔje sunu olarak jarim sekel veret͡ʃektir. Old-Testament-Psalms-050-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yukarıdaki göklere sesleniyor, halkını yargılamak için yeryüzüne:|jukaridaki ɡoklere seslenijorʔ halkini jarɡilamak it͡ʃin jerjuzune New-Testament-Acts-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, Avraham soyunun çocukları ve aranızda olup Tanrı’dan korkan sizler, bu kurtuluş sözü size gönderildi.|kardeslerʔ avraham sojunun t͡ʃot͡ʃuklari ve aranizda olup tanri’dan korkan sizlerʔ bu kurtulus sozu size ɡonderildi. Old-Testament-Proverbs-027-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürünün durumunu iyi bil, sığırlarına da dikkat et.|surunun durumunu iji bilʔ siɡirlarina da dikkat et. Old-Testament-1-Kings-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak evi sen yapmayacaksın; ama senin bedeninden gelecek oğlun adım için evi yapacaktır.'|ant͡ʃak evi sen japmajat͡ʃaksin; ama senin bedeninden ɡelet͡ʃek oɡlun adim it͡ʃin evi japat͡ʃaktir.ʔ Old-Testament-Job-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Arkadan gelenler, öncekilerin korktuğu gibi, onun gününe şaşacaklar.|arkadan ɡelenlerʔ ont͡ʃekilerin korktuɡu ɡibiʔ onun ɡunune sasat͡ʃaklar. New-Testament-Mark-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi toprağa ekilenler ise, sözü işitip kabul eden, kimi otuz, kimi altmış, kimi yüz kat ürün verenlerdir.”|iji topraɡa ekilenler iseʔ sozu isitip kabul edenʔ kimi otuzʔ kimi altmisʔ kimi juz kat urun verenlerdir.” New-Testament-1-Corinthians-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer biri size, “Bu, putlara sunulmuştur” derse, hem size söyleyenin hatırı için hem de vicdan için ondan yemeyin. Çünkü “Yeryüzü ve onun bütün doluluğu Efendi’nindir.”|ama eɡer biri sizeʔ “buʔ putlara sunulmustur” derseʔ hem size sojlejenin hatiri it͡ʃin hem de vit͡ʃdan it͡ʃin ondan jemejin. t͡ʃunku “jerjuzu ve onun butun doluluɡu efendi’nindir.” Old-Testament-Jeremiah-040-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeremya Mispa’ya, Ahikam oğlu Gedalya’nın yanına gitti ve onunla birlikte ülkede kalan halkın arasında yaşadı.|o zaman jeremja mispa’jaʔ ahikam oɡlu ɡedalja’nin janina ɡitti ve onunla birlikte ulkede kalan halkin arasinda jasadi. Old-Testament-Deuteronomy-028-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ağaçlarını ve toprağının ürününü çekirge yiyip bitirecek.|butun aɡat͡ʃlarini ve topraɡinin urununu t͡ʃekirɡe jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-Exodus-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkı her zaman yargıladılar. Zor davaları Moşe'ye getirdiler, ama her küçük meseleyi kendileri yargıladılar.|halki her zaman jarɡiladilar. zor davalari moseʔje ɡetirdilerʔ ama her kut͡ʃuk meseleji kendileri jarɡiladilar. Old-Testament-1-Samuel-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in Filistliler'i öldürmesinden döndükleri sırada, İsrael'in bütün kentlerinden gelen kadınlar, teflerle, sevinçle ve müzik aletleriyle Kral Saul'u karşılamak için şarkı söyleyip dans ederek çıktılar.|davidʔin filistlilerʔi oldurmesinden dondukleri siradaʔ israelʔin butun kentlerinden ɡelen kadinlarʔ teflerleʔ sevint͡ʃle ve muzik aletlerijle kral saulʔu karsilamak it͡ʃin sarki sojlejip dans ederek t͡ʃiktilar. Old-Testament-Ezekiel-016-058|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendi ahlaksızlığını ve iğrençliklerini taşıdın.\"\" diyor Yahve.\"\"'\"|\"kendi ahlaksizliɡini ve iɡrent͡ʃliklerini tasidin.\"\" dijor jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Proverbs-031-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerini örekeye koyar, elleri iği tutar.|ellerini orekeje kojarʔ elleri iɡi tutar. Old-Testament-Jeremiah-038-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve şöyle diyor, ‘Bu kentte kalan kılıçtan, kıtlıktan ve salgın hastalıktan ölecek; ama Keldaniler'e çıkan yaşayacak. Hayatını kurtarıp yaşayacaktır.’|“jahve sojle dijorʔ ‘bu kentte kalan kilit͡ʃtanʔ kitliktan ve salɡin hastaliktan olet͡ʃek; ama keldanilerʔe t͡ʃikan jasajat͡ʃak. hajatini kurtarip jasajat͡ʃaktir.’ Old-Testament-Jeremiah-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler, peygamberler ve bütün halk, Yeremya'nın Yahve'nin evinde bu sözleri söylediğini duydular.|kahinlerʔ pejɡamberler ve butun halkʔ jeremjaʔnin jahveʔnin evinde bu sozleri sojlediɡini dujdular. Old-Testament-1-Chronicles-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Mülkleri ve yerleşim yerleri Beytel ve kasabaları, doğuda Naaran, batıda Gezer ve kasabaları, Şekem ve kasabaları, Azza ve kasabalarına kadar;|mulkleri ve jerlesim jerleri bejtel ve kasabalariʔ doɡuda naaranʔ batida ɡezer ve kasabalariʔ sekem ve kasabalariʔ azza ve kasabalarina kadar; Old-Testament-Proverbs-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü insan doğru insanın fidyesidir, hain de dürüstün.|kotu insan doɡru insanin fidjesidirʔ hain de durustun. New-Testament-Romans-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Tanrı onları rezil tutkulara teslim etti. Çünkü kadınları doğal ilişkiyi doğaya aykırı olanla değiştirdiler.|bu nedenle tanri onlari rezil tutkulara teslim etti. t͡ʃunku kadinlari doɡal iliskiji doɡaja ajkiri olanla deɡistirdiler. New-Testament-1-Corinthians-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bir araya geldiğinizde, yediğiniz Efendi'nin sofrası değildir.|bu nedenleʔ bir araja ɡeldiɡinizdeʔ jediɡiniz efendiʔnin sofrasi deɡildir. Old-Testament-1-Chronicles-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman David, ilk olarak o gün Asaf ve kardeşleri eli aracılığıyla Yahve'ye şükretme işini verdi.|o zaman davidʔ ilk olarak o ɡun asaf ve kardesleri eli arat͡ʃiliɡijla jahveʔje sukretme isini verdi. New-Testament-1-Corinthians-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler belirtiler isterler, Grekler bilgelik ararlar.|jahudiler belirtiler isterlerʔ ɡrekler bilɡelik ararlar. New-Testament-John-006-071|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon İskariot’un oğlu Yahuda’dan söz ediyordu. Çünkü kendisine ihanet edecek olan Onikiler’den birisi oydu.|simon iskariot’un oɡlu jahuda’dan soz edijordu. t͡ʃunku kendisine ihanet edet͡ʃek olan onikiler’den birisi ojdu. Old-Testament-Deuteronomy-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Genç kadının babası ihtiyarlara şöyle diyecek: \"\"Kızımı bu adama eş olarak verdim, o da ondan nefret ediyor.\"|\"ɡent͡ʃ kadinin babasi ihtijarlara sojle dijet͡ʃek \"\"kizimi bu adama es olarak verdimʔ o da ondan nefret edijor.\" Old-Testament-Deuteronomy-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman araştırıp, soruşturacak ve özenle soracaksın. İşte, eğer aranızda böyle bir iğrençliğin yapıldığı doğruysa ve kesinse,|o zaman arastiripʔ sorusturat͡ʃak ve ozenle sorat͡ʃaksin. isteʔ eɡer aranizda bojle bir iɡrent͡ʃliɡin japildiɡi doɡrujsa ve kesinseʔ Old-Testament-Genesis-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sam'ın Tanrısı Yahve'ye övgüler olsun. Kenan onun hizmetkârı olsun.|“samʔin tanrisi jahveʔje ovɡuler olsun. kenan onun hizmetkari olsun. Old-Testament-Deuteronomy-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe oğlu Yair, Geşurlular ile Maakalılar sınırına kadar olan Argov bölgesinin tamamını ele geçirdi ve onlara Başan'a, kendi adına göre Havvot Yair adını verdi, bugüne kadar böyle denir.)|manasse oɡlu jairʔ ɡesurlular ile maakalilar sinirina kadar olan arɡov bolɡesinin tamamini ele ɡet͡ʃirdi ve onlara basanʔaʔ kendi adina ɡore havvot jair adini verdiʔ buɡune kadar bojle denir.) Old-Testament-1-Samuel-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanna yüreğinde konuşuyordu. Sadece dudakları oynuyordu, ama sesi duyulmuyordu. Bu yüzden Eli onun sarhoş olduğunu sandı.|hanna jureɡinde konusujordu. sadet͡ʃe dudaklari ojnujorduʔ ama sesi dujulmujordu. bu juzden eli onun sarhos olduɡunu sandi. Old-Testament-Ezekiel-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün iğrençliklerinde ve fahişeliklerinde, çıplak ve açık olduğun, kanında yuvarlandığın gençlik günlerini hatırlamadın.\"\"\"\"'\"|\"butun iɡrent͡ʃliklerinde ve fahiseliklerindeʔ t͡ʃiplak ve at͡ʃik olduɡunʔ kaninda juvarlandiɡin ɡent͡ʃlik ɡunlerini hatirlamadin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Psalms-050-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kötüye Tanrı şöyle diyor: “Kurallarımı ilan etmeye, antlaşmamı ağzına almaya ne hakkın var?|ama kotuje tanri sojle dijor “kurallarimi ilan etmejeʔ antlasmami aɡzina almaja ne hakkin var? New-Testament-Luke-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onları uyarıp bunu kimseye söylememelerini buyurdu.|jesua onlari ujarip bunu kimseje sojlememelerini bujurdu. Old-Testament-1-Chronicles-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar'ın bütün boyları arasında, soy kütüğüne göre sayılan cesur yiğitler, kardeşleri seksen yedi bindi.|issakarʔin butun bojlari arasindaʔ soj kutuɡune ɡore sajilan t͡ʃesur jiɡitlerʔ kardesleri seksen jedi bindi. New-Testament-Acts-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yere düştüm ve bir sesin bana, ‘Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?’ dediğini duydum.|jere dustum ve bir sesin banaʔ ‘saulʔ saulʔ neden bana zulmedijorsun?’ dediɡini dujdum. Old-Testament-Proverbs-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun güzelliğine yüreğinde tutku duyma, göz kapakları seni büyülemesin.|onun ɡuzelliɡine jureɡinde tutku dujmaʔ ɡoz kapaklari seni bujulemesin. New-Testament-John-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona yine, “Sana ne yaptı? Gözlerini nasıl açtı?” dediler.|ona jineʔ “sana ne japti? ɡozlerini nasil at͡ʃti?” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-028-059|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Yahve senin belalarını ve soyunun belalarını korkunç, büyük uzun süreli vebalar, ağır ve uzun süreli hastalıklar yapacak.|o zaman jahve senin belalarini ve sojunun belalarini korkunt͡ʃʔ bujuk uzun sureli vebalarʔ aɡir ve uzun sureli hastaliklar japat͡ʃak. New-Testament-John-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasanızda da iki kişinin tanıklığının geçerli olduğu yazılıdır.|jasanizda da iki kisinin tanikliɡinin ɡet͡ʃerli olduɡu jazilidir. Old-Testament-Leviticus-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Annenin kız kardeşinin çıplaklığını açmayacaksın; çünkü o, annenin yakın akrabasıdır.'\"\"\"|\"\"\"ʔannenin kiz kardesinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku oʔ annenin jakin akrabasidir.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün savaş çok şiddetliydi; ve Avner ile İsraelliler David'in hizmetkârlarının önünde yenildiler.|o ɡun savas t͡ʃok siddetlijdi; ve avner ile israelliler davidʔin hizmetkarlarinin onunde jenildiler. Old-Testament-Exodus-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve Tanrı, \"\"Ben kesinlikle seninle olacağım. Seni gönderdiğimin belirtisi şu olacak, halkı Mısır'dan çıkardığın zaman, bu dağda Tanrı'ya hizmet edeceksiniz\"\" dedi.\"|\"ve tanriʔ \"\"ben kesinlikle seninle olat͡ʃaɡim. seni ɡonderdiɡimin belirtisi su olat͡ʃakʔ halki misirʔdan t͡ʃikardiɡin zamanʔ bu daɡda tanriʔja hizmet edet͡ʃeksiniz\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat atalarıyla uyudu ve atalarıyla birlikte David Kenti'nde gömüldü; ve oğlu Yehoram onun yerine kral oldu.|jehosafat atalarijla ujudu ve atalarijla birlikte david kentiʔnde ɡomuldu; ve oɡlu jehoram onun jerine kral oldu. Old-Testament-Isaiah-028-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dereotu keskin bir aletle dövülmez, kimyonun üzerinde de araba tekerleği döndürülmez; ama dereotu çubukla, kimyon da bir değnekle dövülür.|t͡ʃunku dereotu keskin bir aletle dovulmezʔ kimjonun uzerinde de araba tekerleɡi dondurulmez; ama dereotu t͡ʃubuklaʔ kimjon da bir deɡnekle dovulur. New-Testament-1-Corinthians-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde’yi duyuruyorum diye övünmeye hakkım yok, çünkü üzerime yüklenmiş zorunluluktur. Ama eğer Müjde’yi duyurmazsam vay halime!|muʒde’ji dujurujorum dije ovunmeje hakkim jokʔ t͡ʃunku uzerime juklenmis zorunluluktur. ama eɡer muʒde’ji dujurmazsam vaj halime! Old-Testament-Genesis-036-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Akbor oğlu Baal Hanan ölünce yerine Hadar kral oldu. Kentinin adı Pau'ydu. Karısının adı Mezahav'ın kızı Matret'in kızı Mehetavel'di.|akbor oɡlu baal hanan olunt͡ʃe jerine hadar kral oldu. kentinin adi pauʔjdu. karisinin adi mezahavʔin kizi matretʔin kizi mehetavelʔdi. Old-Testament-Joshua-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu şöyle dedi: \"\"Ah, Efendi, Yahve, bizi Amorlular'ın eline teslim etmek ve yok ettirmek için bu halkı neden Yarden'den geçirdin? Keşke yetinseydik ve Yarden'in ötesinde yaşasaydık!\"|\"jesu sojle dedi \"\"ahʔ efendiʔ jahveʔ bizi amorlularʔin eline teslim etmek ve jok ettirmek it͡ʃin bu halki neden jardenʔden ɡet͡ʃirdin? keske jetinsejdik ve jardenʔin otesinde jasasajdik!\" Old-Testament-Job-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Söz çokluğu yanıtsız mı kalsın? Çok konuşan haklı mı sayılsın?|“soz t͡ʃokluɡu janitsiz mi kalsin? t͡ʃok konusan hakli mi sajilsin? Old-Testament-Esther-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü halkıma gelecek kötülüğü görmeye nasıl dayanabilirim? Akrabalarımın yok edilmesini görmeye nasıl dayanabilirim?”\"|\"\"\"t͡ʃunku halkima ɡelet͡ʃek kotuluɡu ɡormeje nasil dajanabilirim? akrabalarimin jok edilmesini ɡormeje nasil dajanabilirim?”\" Old-Testament-Exodus-036-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yirmi çerçevenin altına kırk gümüş taban; bir çerçevenin altında iki kol için iki taban, başka bir çerçevenin altında iki kol için iki taban yaptı.|jirmi t͡ʃert͡ʃevenin altina kirk ɡumus taban; bir t͡ʃert͡ʃevenin altinda iki kol it͡ʃin iki tabanʔ baska bir t͡ʃert͡ʃevenin altinda iki kol it͡ʃin iki taban japti. Old-Testament-1-Chronicles-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey hizmetkârı İsrael'in soyu, ey seçilmişleri, Yakov'un çocukları.|ej hizmetkari israelʔin sojuʔ ej set͡ʃilmisleriʔ jakovʔun t͡ʃot͡ʃuklari. New-Testament-Romans-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenhere’de bulunan topluluğun hizmetkârı olan kız kardeşimiz Fibi’yi size tavsiye ederim.|kenhere’de bulunan topluluɡun hizmetkari olan kiz kardesimiz fibi’ji size tavsije ederim. Old-Testament-Psalms-105-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkelerinin ilk doğanlarının hepsini, güçlerinin ilk ürünlerini vurdu.|ulkelerinin ilk doɡanlarinin hepsiniʔ ɡut͡ʃlerinin ilk urunlerini vurdu. Old-Testament-1-Chronicles-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onam'ın oğulları, Şammay ve Yada'ydı. Şammay'ın oğulları, Nadav ve Avişar'dı.|onamʔin oɡullariʔ sammaj ve jadaʔjdi. sammajʔin oɡullariʔ nadav ve avisarʔdi. Old-Testament-Esther-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kralın hizmetkârları ona, \"\"İşte, Haman avluda duruyor\"\" dediler. Kral, \"\"İçeri girsin\"\" dedi.\"|\"kralin hizmetkarlari onaʔ \"\"isteʔ haman avluda durujor\"\" dediler. kralʔ \"\"it͡ʃeri ɡirsin\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-007-058|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu için bir teke;|ɡunah sunusu it͡ʃin bir teke; New-Testament-Matthew-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Ne mutlu sana, Yona oğlu Simon! Çünkü bunu sana açan et ve kan değil, gökteki Babam’dır.|jesua onaʔ “ne mutlu sanaʔ jona oɡlu simon! t͡ʃunku bunu sana at͡ʃan et ve kan deɡilʔ ɡokteki babam’dir. Old-Testament-Isaiah-057-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun açgözlülüğünün kötülüğünden ötürü öfkelendim ve onu vurdum. Kendimi gizledim ve öfkelendim; ve o yüreğinin yolunda döneklik etmeye devam etti.|onun at͡ʃɡozluluɡunun kotuluɡunden oturu ofkelendim ve onu vurdum. kendimi ɡizledim ve ofkelendim; ve o jureɡinin jolunda doneklik etmeje devam etti. New-Testament-Luke-024-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve ayaklarını gösterdi.|bunu sojledikten sonra onlara ellerini ve ajaklarini ɡosterdi. Old-Testament-Numbers-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Levililer, Aron'un ve oğullarının önünde hizmetlerini yapmak üzere Buluşma Çadırı'na girdiler; Yahve'nin Levililer hakkında Moşe'ye buyurduğu gibi onlara öyle yaptılar.|bundan sonra levililerʔ aronʔun ve oɡullarinin onunde hizmetlerini japmak uzere bulusma t͡ʃadiriʔna ɡirdiler; jahveʔnin levililer hakkinda moseʔje bujurduɡu ɡibi onlara ojle japtilar. Old-Testament-2-Chronicles-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babam size ağır bir boyunduruk yüklediyse, ben boyunduruğunuzu artıracağım; babam sizi kamçılarla terbiye ettiyse; ama ben sizi akreplerle terbiye edeceğim.'\"\"\"|\"babam size aɡir bir bojunduruk jukledijseʔ ben bojunduruɡunuzu artirat͡ʃaɡim; babam sizi kamt͡ʃilarla terbije ettijse; ama ben sizi akreplerle terbije edet͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-070-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bense yoksul ve muhtacım. Tez bana gel, ey Tanrı. Sensin benim yardımcım ve kurtarıcım. Geç kalma ey Yahve.|bense joksul ve muhtat͡ʃim. tez bana ɡelʔ ej tanri. sensin benim jardimt͡ʃim ve kurtarit͡ʃim. ɡet͡ʃ kalma ej jahve. Old-Testament-Joshua-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ancak aranızda Levililer'in payı yoktur. Çünkü Yahve'nin kâhinliği onların mirasıdır. Gad, Ruven ve Manaşşe oymağının yarısı, Yahve'nin hizmetkârı Moşe'nin kendilerine verdiği Yarden'in doğusunda miraslarını aldılar.\"\"\"|\"ant͡ʃak aranizda levililerʔin paji joktur. t͡ʃunku jahveʔnin kahinliɡi onlarin mirasidir. ɡadʔ ruven ve manasse ojmaɡinin jarisiʔ jahveʔnin hizmetkari moseʔnin kendilerine verdiɡi jardenʔin doɡusunda miraslarini aldilar.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-027-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Seslerini senin için duyuracaklar, ve acı acı ağlayacaklar. Başlarına toprak atacaklar. Külde yuvarlanacaklar.|seslerini senin it͡ʃin dujurat͡ʃaklarʔ ve at͡ʃi at͡ʃi aɡlajat͡ʃaklar. baslarina toprak atat͡ʃaklar. kulde juvarlanat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Konut indirildi; ve konutu taşıyan Gerşon'un oğulları ile Merari'nin oğulları yola çıktılar.|konut indirildi; ve konutu tasijan ɡersonʔun oɡullari ile merariʔnin oɡullari jola t͡ʃiktilar. Old-Testament-Genesis-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahve Tanrı, içinden alındığı toprağı işlemesi için onu Aden bahçesinden gönderdi.|bu nedenle jahve tanriʔ it͡ʃinden alindiɡi topraɡi islemesi it͡ʃin onu aden baht͡ʃesinden ɡonderdi. Old-Testament-Isaiah-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, avlanan bir ceylan gibi ve kimsenin toplamadığı koyunlar gibi, her biri kendi halkına dönecek ve her biri kendi ülkesine kaçacak.|ojle olat͡ʃak kiʔ avlanan bir t͡ʃejlan ɡibi ve kimsenin toplamadiɡi kojunlar ɡibiʔ her biri kendi halkina donet͡ʃek ve her biri kendi ulkesine kat͡ʃat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-046-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve bana, “Bu, kâhinlerin suç sunusunu ve günah sunusunu kaynatacakları ve ekmek sunusunu pişirecekleri yerdir; halkı kutsamamak için bunları dış avluya çıkarmasınlar” dedi.|ve banaʔ “buʔ kahinlerin sut͡ʃ sunusunu ve ɡunah sunusunu kajnatat͡ʃaklari ve ekmek sunusunu pisiret͡ʃekleri jerdir; halki kutsamamak it͡ʃin bunlari dis avluja t͡ʃikarmasinlar” dedi. New-Testament-Revelation-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona tapınmak için ayaklarına kapandım. Bana “Sakın yapma! Ben de seninle ve Yeşua’nın tanıklığını tutan kardeşlerinle birlikte ortak hizmetkârım. Tanrı’ya tap! Yeşua’ya tanıklık Peygamberlik Ruhu'dur” dedi.|ona tapinmak it͡ʃin ajaklarina kapandim. bana “sakin japma! ben de seninle ve jesua’nin tanikliɡini tutan kardeslerinle birlikte ortak hizmetkarim. tanri’ja tap! jesua’ja taniklik pejɡamberlik ruhuʔdur” dedi. New-Testament-Luke-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârına buyurduğu şeyleri yaptığı için ona teşekkür eder mi? Düşüncem hayır.|hizmetkarina bujurduɡu sejleri japtiɡi it͡ʃin ona tesekkur eder mi? dusunt͡ʃem hajir. Old-Testament-Jeremiah-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, beni kandırdın, ben de kandım. Sen benden güçlüsün ve galip geldin. Bütün gün alay konusu oldum. Herkes benimle alay ediyor.|ej jahveʔ beni kandirdinʔ ben de kandim. sen benden ɡut͡ʃlusun ve ɡalip ɡeldin. butun ɡun alaj konusu oldum. herkes benimle alaj edijor. Old-Testament-Psalms-135-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve halkını yargılar, hizmetkârlarına merhamet gösterir.|t͡ʃunku jahve halkini jarɡilarʔ hizmetkarlarina merhamet ɡosterir. Old-Testament-Isaiah-029-014|und|SPEAKER_00_Turkish|bu nedenle işte, bu halk arasında harika bir iş, harika bir iş ve şaşılacak bir şey yapmaya devam edeceğim; ve onların bilge adamlarının bilgeliği yok olacak ve onların sağduyulu adamlarının anlayışı gizlenecek.”|bu nedenle isteʔ bu halk arasinda harika bir isʔ harika bir is ve sasilat͡ʃak bir sej japmaja devam edet͡ʃeɡim; ve onlarin bilɡe adamlarinin bilɡeliɡi jok olat͡ʃak ve onlarin saɡdujulu adamlarinin anlajisi ɡizlenet͡ʃek.” Old-Testament-2-Samuel-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David İttay'a dedi: \"\"Koyul ve geç.\"\" Gittili İttay ve bütün adamları ve onunla birlikte olan bütün çocuklar geçtiler.\"|\"david ittajʔa dedi \"\"kojul ve ɡet͡ʃ.\"\" ɡittili ittaj ve butun adamlari ve onunla birlikte olan butun t͡ʃot͡ʃuklar ɡet͡ʃtiler.\" New-Testament-James-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun gibi, tek başına işleri olmayan iman da ölüdür.|bunun ɡibiʔ tek basina isleri olmajan iman da oludur. Old-Testament-Song-of-Songs-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaç gel, sevgilim! Hoş kokulu dağların üzerinde, bir ceylan gibi, ya da geyik yavrusu gibi ol!|kat͡ʃ ɡelʔ sevɡilim! hos kokulu daɡlarin uzerindeʔ bir t͡ʃejlan ɡibiʔ ja da ɡejik javrusu ɡibi ol! Old-Testament-Psalms-089-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşmamı bozmayacak, dudaklarımın söylediklerini değiştirmeyeceğim.|antlasmami bozmajat͡ʃakʔ dudaklarimin sojlediklerini deɡistirmejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Jeremiah-030-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyleri onlardan biri olacak, yöneticileri onların arasından çıkacak. Onu yaklaştıracağım, bana yaklaşacak; çünkü kimdir o, bana yaklaşmaya cesaret eden?” diyor Yahve.|bejleri onlardan biri olat͡ʃakʔ jonetit͡ʃileri onlarin arasindan t͡ʃikat͡ʃak. onu jaklastirat͡ʃaɡimʔ bana jaklasat͡ʃak; t͡ʃunku kimdir oʔ bana jaklasmaja t͡ʃesaret eden?” dijor jahve. Old-Testament-Genesis-038-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız hamile kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Yahuda çocuğa Er adını verdi.|kiz hamile kaldi ve bir erkek t͡ʃot͡ʃuk doɡurdu. jahuda t͡ʃot͡ʃuɡa er adini verdi. Old-Testament-Numbers-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sayılanlara göre Yahuda soyları bunlardır; yetmiş altı bin beş yüz.|onlardan sajilanlara ɡore jahuda sojlari bunlardir; jetmis alti bin bes juz. Old-Testament-Numbers-026-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Zevulun'un oğulları: Sered'ten Serediler soyu; Elon'dan Eloniler soyu; Yahleel'den Yahleeliler soyu.|sojlarina ɡore zevulunʔun oɡullari seredʔten serediler soju; elonʔdan eloniler soju; jahleelʔden jahleeliler soju. New-Testament-Mark-009-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim bana iman eden bu küçüklerden birini tökezletirse, boynuna büyük bir değirmen taşı bağlanıp denize atılması kendisi için daha iyidir.|kim bana iman eden bu kut͡ʃuklerden birini tokezletirseʔ bojnuna bujuk bir deɡirmen tasi baɡlanip denize atilmasi kendisi it͡ʃin daha ijidir. New-Testament-2-Thessalonians-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Tanrı yalana inansınlar diye onlara güçlü bir yanılgı gönderiyor.|bu nedenle tanri jalana inansinlar dije onlara ɡut͡ʃlu bir janilɡi ɡonderijor. Old-Testament-Deuteronomy-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün İsrael Tanrın Yahve'nin önünde, seçeceği yere görünmek için geldiğinde, bu yasayı bütün İsrael'in önünde, onların duyacağı şekilde okuyacaksın.|butun israel tanrin jahveʔnin onundeʔ set͡ʃet͡ʃeɡi jere ɡorunmek it͡ʃin ɡeldiɡindeʔ bu jasaji butun israelʔin onundeʔ onlarin dujat͡ʃaɡi sekilde okujat͡ʃaksin. Old-Testament-Hosea-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralı kötülükleriyle, ve beyleri yalanlarıyla sevindiriyorlar.|krali kotuluklerijleʔ ve bejleri jalanlarijla sevindirijorlar. Old-Testament-Jonah-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yona'yı tutup denize attılar; denizin hiddeti dindi.|bunun uzerine jonaʔji tutup denize attilar; denizin hiddeti dindi. Old-Testament-Genesis-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hazırladığı lezzetli yemeği ve ekmeği oğlu Yakov'un eline verdi.|hazirladiɡi lezzetli jemeɡi ve ekmeɡi oɡlu jakovʔun eline verdi. Old-Testament-2-Kings-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bütün İsrael'in soyunu reddetti, onları sıkıntıya soktu ve onları akıncıların eline teslim etti, ta ki onları gözü önünden atana dek.|jahve butun israelʔin sojunu reddettiʔ onlari sikintija soktu ve onlari akint͡ʃilarin eline teslim ettiʔ ta ki onlari ɡozu onunden atana dek. Old-Testament-Ezekiel-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gündüzleri eşyalarını onların gözü önünde, taşınma eşyası olarak çıkaracaksın. Sürgüne çıkanlar nasılsa, sen de onların gözü önünde akşamları öyle çıkacaksın.|ɡunduzleri esjalarini onlarin ɡozu onundeʔ tasinma esjasi olarak t͡ʃikarat͡ʃaksin. surɡune t͡ʃikanlar nasilsaʔ sen de onlarin ɡozu onunde aksamlari ojle t͡ʃikat͡ʃaksin. Old-Testament-Numbers-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer kocanın yetkisi altındayken yoldan sapmışsan, kirlenmişsen ve kocandan başka bir adam seninle yatmışsa…”|ama eɡer kot͡ʃanin jetkisi altindajken joldan sapmissanʔ kirlenmissen ve kot͡ʃandan baska bir adam seninle jatmissa…” Old-Testament-Proverbs-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kavgacı bir kadınla aynı evi paylaşmaktansa, damın köşesinde oturmak daha iyidir.|kavɡat͡ʃi bir kadinla ajni evi pajlasmaktansaʔ damin kosesinde oturmak daha ijidir. Old-Testament-Deuteronomy-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Övgüde, ünde ve saygınlıkta seni yarattığı bütün uluslardan üstün kılacak, öyle ki, söylediği gibi Tanrın Yahve'ye kutsal bir halk olasın.|ovɡudeʔ unde ve sajɡinlikta seni jarattiɡi butun uluslardan ustun kilat͡ʃakʔ ojle kiʔ sojlediɡi ɡibi tanrin jahveʔje kutsal bir halk olasin. Old-Testament-Isaiah-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Efraim'in Yahuda'dan ayrıldığı günden bu yana, senin, halkının ve babanın evinin başına henüz gelmemiş günleri getirecek, Aşur Kralı'nı.|jahveʔ efraimʔin jahudaʔdan ajrildiɡi ɡunden bu janaʔ seninʔ halkinin ve babanin evinin basina henuz ɡelmemis ɡunleri ɡetiret͡ʃekʔ asur kraliʔni. Old-Testament-Psalms-083-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkına karşı kurnazca düzen kuruyorlar. Değer verdiğin insanlara karşı öğütleşiyorlar.|halkina karsi kurnazt͡ʃa duzen kurujorlar. deɡer verdiɡin insanlara karsi oɡutlesijorlar. Old-Testament-2-Kings-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Eliya'nın söylediği Yahve'nin sözüne göre öldü. Yehoşafat'ın oğlu Yehoram'ın ikinci yılında onun yerine Yehoram hükmetmeye başladı; çünkü oğlu yoktu.|bojlet͡ʃe elijaʔnin sojlediɡi jahveʔnin sozune ɡore oldu. jehosafatʔin oɡlu jehoramʔin ikint͡ʃi jilinda onun jerine jehoram hukmetmeje basladi; t͡ʃunku oɡlu joktu. Old-Testament-Job-029-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Güvenleri olmadığında ben onlara gülümserdim. Yüzümün ışığını reddetmezlerdi.|ɡuvenleri olmadiɡinda ben onlara ɡulumserdim. juzumun isiɡini reddetmezlerdi. Old-Testament-2-Samuel-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahuda'nın bütün adamlarının yüreğini tek bir adam gibi eğdi, öyle ki krala haber gönderip, \"\"Sen ve bütün hizmetkârların geri dönün' dediler.\"|\"jahudaʔnin butun adamlarinin jureɡini tek bir adam ɡibi eɡdiʔ ojle ki krala haber ɡonderipʔ \"\"sen ve butun hizmetkarlarin ɡeri donunʔ dediler.\" Old-Testament-Joel-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinden ekmek sunusu ve dökmelik sunu kesildi. Yahve'nin hizmetkârları olan kâhinler yas tutuyor.|jahveʔnin evinden ekmek sunusu ve dokmelik sunu kesildi. jahveʔnin hizmetkarlari olan kahinler jas tutujor. New-Testament-Acts-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisiyle birlikte Galile’den ve Yeruşalem’den çıkmış olanlara çok günler göründü. Onlar halk önünde O’nun tanıklarıdır.|kendisijle birlikte ɡalile’den ve jerusalem’den t͡ʃikmis olanlara t͡ʃok ɡunler ɡorundu. onlar halk onunde o’nun taniklaridir. Old-Testament-1-Chronicles-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onların kardeşleri, soylarına göre, dokuz yüz elli altı. Bunların hepsi ataları evlerine göre atalar evlerinin başlarıydı.|ve onlarin kardesleriʔ sojlarina ɡoreʔ dokuz juz elli alti. bunlarin hepsi atalari evlerine ɡore atalar evlerinin baslarijdi. Old-Testament-Ezekiel-016-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"her yolun başına kubbeli yer bina ediyorsun, ve her caddede yüksek yerini yapıyorsun, fahişe gibi de olmadın, çünkü ücreti küçümsedin.\"\"\"\"'\"|\"her jolun basina kubbeli jer bina edijorsunʔ ve her t͡ʃaddede juksek jerini japijorsunʔ fahise ɡibi de olmadinʔ t͡ʃunku ut͡ʃreti kut͡ʃumsedin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-1-Kings-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkede Sodomlular da vardı. Yahve'nin İsrael'in çocuklarının önünden kovduğu ulusların bütün iğrençliklerine göre yaptılar.|ulkede sodomlular da vardi. jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden kovduɡu uluslarin butun iɡrent͡ʃliklerine ɡore japtilar. New-Testament-Matthew-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Körler görüyor, kötürümler yürüyor, cüzamlılar temiz kılınıyor, sağırlar duyuyor, ölüler diriliyor ve Müjde yoksullara duyuruluyor.|korler ɡorujorʔ koturumler jurujorʔ t͡ʃuzamlilar temiz kilinijorʔ saɡirlar dujujorʔ oluler dirilijor ve muʒde joksullara dujurulujor. New-Testament-Matthew-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu şeyleri söylemeyi bitirince, halk O’nun öğretişine şaşıp kaldı.|jesua bu sejleri sojlemeji bitirint͡ʃeʔ halk o’nun oɡretisine sasip kaldi. Old-Testament-Leviticus-013-048|und|SPEAKER_00_Turkish|ister çözgü ister atkı, ister keten, ister yün; ister deri olsun, ister deriden yapılmış herhangi bir şey olsun;|ister t͡ʃozɡu ister atkiʔ ister ketenʔ ister jun; ister deri olsunʔ ister deriden japilmis herhanɡi bir sej olsun; New-Testament-John-005-041|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlardan övgü kabul etmiyorum.|insanlardan ovɡu kabul etmijorum. New-Testament-Acts-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Uykudan uyanan ve zindan kapılarının açıldığını gören zindancı, kılıcını çekti, mahkûmların kaçtığını sanıp kendini öldürmek üzereydi.|ujkudan ujanan ve zindan kapilarinin at͡ʃildiɡini ɡoren zindant͡ʃiʔ kilit͡ʃini t͡ʃektiʔ mahkumlarin kat͡ʃtiɡini sanip kendini oldurmek uzerejdi. Old-Testament-Micah-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü seni Mısır diyarından ben çıkardım, ve seni kölelik evinden kurtardım. Önünden Moşe'yi, Aron'u ve Miryam'ı gönderdim.|t͡ʃunku seni misir dijarindan ben t͡ʃikardimʔ ve seni kolelik evinden kurtardim. onunden moseʔjiʔ aronʔu ve mirjamʔi ɡonderdim. Old-Testament-Proverbs-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Alaycılar kenti karıştırır, ama bilgeler öfkeyi yatıştırır.|alajt͡ʃilar kenti karistirirʔ ama bilɡeler ofkeji jatistirir. Old-Testament-2-Kings-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Uzziya'nın otuz dokuzuncu yılında Yaveş oğlu Şallum hükmetmeye başladı ve Samariya'da bir ay hükmetti.|jahuda krali uzzijaʔnin otuz dokuzunt͡ʃu jilinda javes oɡlu sallum hukmetmeje basladi ve samarijaʔda bir aj hukmetti. Old-Testament-1-Samuel-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel sabaha kadar yattı ve Yahve'nin evinin kapılarını açtı. Samuel, Eli'ye görümü göstermekten korkuyordu.|samuel sabaha kadar jatti ve jahveʔnin evinin kapilarini at͡ʃti. samuelʔ eliʔje ɡorumu ɡostermekten korkujordu. New-Testament-Matthew-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “David’in acıktığı zaman beraberindekilerle birlikte ne yaptığını okumadınız mı?” dedi.|jesua onlaraʔ “david’in at͡ʃiktiɡi zaman beraberindekilerle birlikte ne japtiɡini okumadiniz mi?” dedi. New-Testament-Ephesians-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için, nasıl yürüdüğünüze dikkat edin. Bilge olmayanlar gibi değil, bilgeler gibi yürüyün.|bunun it͡ʃinʔ nasil juruduɡunuze dikkat edin. bilɡe olmajanlar ɡibi deɡilʔ bilɡeler ɡibi jurujun. Old-Testament-Psalms-118-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye sığınmak, beylere güvenmekten iyidir.|jahve’je siɡinmakʔ bejlere ɡuvenmekten ijidir. Old-Testament-Psalms-135-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve kendisi için Yakov'u, kendi mülkü olarak İsrael’i seçti.|t͡ʃunku jahve kendisi it͡ʃin jakovʔuʔ kendi mulku olarak israel’i set͡ʃti. New-Testament-Matthew-021-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinler ve Ferisiler, Yeşua’nın benzetmelerini duyunca, O'nun kendilerinden söz ettiğini anladılar.|baskahinler ve ferisilerʔ jesua’nin benzetmelerini dujunt͡ʃaʔ oʔnun kendilerinden soz ettiɡini anladilar. New-Testament-Luke-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona şöyle karşılık verdi: “’Tanrın Efendi’yi denemeyeceksin’ diye buyrulmuştur.”|jesua ona sojle karsilik verdi “’tanrin efendi’ji denemejet͡ʃeksin’ dije bujrulmustur.” Old-Testament-Deuteronomy-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'den korkacaksın. O'na hizmet edeceksin. O'na bağlanacaksın ve O'nun adıyla ant içeceksin.|tanrin jahveʔden korkat͡ʃaksin. oʔna hizmet edet͡ʃeksin. oʔna baɡlanat͡ʃaksin ve oʔnun adijla ant it͡ʃet͡ʃeksin. New-Testament-John-003-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba Oğul’u sever ve her şeyi O’nun eline vermiştir.|baba oɡul’u sever ve her seji o’nun eline vermistir. Old-Testament-Daniel-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi düştüklerinde, onlara az bir yardımla yardım edilecek; ama birçokları yaltaklanarak onlara katılacaklar.|simdi dustuklerindeʔ onlara az bir jardimla jardim edilet͡ʃek; ama birt͡ʃoklari jaltaklanarak onlara katilat͡ʃaklar. New-Testament-John-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ben kendim için tanıklık ediyorum, beni gönderen Baba da benim için tanıklık ediyor.”|bir ben kendim it͡ʃin taniklik edijorumʔ beni ɡonderen baba da benim it͡ʃin taniklik edijor.” Old-Testament-Psalms-078-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama O, merhametli davranarak kötülüğü bağışladı ve onları yok etmedi. Evet, birçok kez öfkesini yatıştırdı, gazabını tümüyle uyandırmadı.|ama oʔ merhametli davranarak kotuluɡu baɡisladi ve onlari jok etmedi. evetʔ birt͡ʃok kez ofkesini jatistirdiʔ ɡazabini tumujle ujandirmadi. New-Testament-Luke-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazı tohumlar kaya üzerine düştü, filizlendiğinde susuzluktan kuruyup gitti.|bazi tohumlar kaja uzerine dustuʔ filizlendiɡinde susuzluktan kurujup ɡitti. Old-Testament-Numbers-028-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sürekli yakmalık sunu ve ekmek sunusu dışında, bunları ve onların dökmelik sunuları da sunacaksınız. Onların kusursuz olmasına dikkat edin.'\"\"\"|\"surekli jakmalik sunu ve ekmek sunusu disindaʔ bunlari ve onlarin dokmelik sunulari da sunat͡ʃaksiniz. onlarin kusursuz olmasina dikkat edin.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Varlıklı bir adam vardı. Mor, ince keten giysiler giyer, zevk içinde her gün yaşardı.|“varlikli bir adam vardi. morʔ int͡ʃe keten ɡijsiler ɡijerʔ zevk it͡ʃinde her ɡun jasardi. Old-Testament-Job-039-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarp kaya üzerinde oturuyor ve yuvasını yapıyor, uçurumun ucunda ve sığınakta.|sarp kaja uzerinde oturujor ve juvasini japijorʔ ut͡ʃurumun ut͡ʃunda ve siɡinakta. Old-Testament-Nehemiah-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hattuş, Şecanya, Malluk,|hattusʔ set͡ʃanjaʔ mallukʔ Old-Testament-Psalms-058-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların zehiri yılanın zehiri gibidir, kulağını tıkayan sağır bir kobraya benzerler,|onlarin zehiri jilanin zehiri ɡibidirʔ kulaɡini tikajan saɡir bir kobraja benzerlerʔ New-Testament-Acts-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Pavlus ve Barnabas onlarla büyük bir çekişme ve tartışmaya tutuşunca, Pavlus, Barnabas ve onlardan bazılarını bu soruyla ilgili olarak Yeruşalem'e, elçilere ve ihtiyarlara çıksınlar diye atadılar.|bu nedenleʔ pavlus ve barnabas onlarla bujuk bir t͡ʃekisme ve tartismaja tutusunt͡ʃaʔ pavlusʔ barnabas ve onlardan bazilarini bu sorujla ilɡili olarak jerusalemʔeʔ elt͡ʃilere ve ihtijarlara t͡ʃiksinlar dije atadilar. Old-Testament-Isaiah-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Tanrı benim kurtuluşumdur. Güveneceğim ve korkmayacağım; çünkü Yah, Yahve benim gücüm ve ezgimdir; O benim kurtuluşum oldu.”|isteʔ tanri benim kurtulusumdur. ɡuvenet͡ʃeɡim ve korkmajat͡ʃaɡim; t͡ʃunku jahʔ jahve benim ɡut͡ʃum ve ezɡimdir; o benim kurtulusum oldu.” Old-Testament-1-Kings-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevresindeki büyük avluda, Yahve'nin evinin iç avlusu ve evin eyvanı gibi, üç sıra yontulmuş taş ve bir sıra sedir kirişleri vardı.|t͡ʃevresindeki bujuk avludaʔ jahveʔnin evinin it͡ʃ avlusu ve evin ejvani ɡibiʔ ut͡ʃ sira jontulmus tas ve bir sira sedir kirisleri vardi. Old-Testament-2-Kings-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları Yarden'e kadar takip ettiler; ve işte, bütün yol, Suriyeliler'in aceleyle attıkları giysiler ve eşyalarla doluydu. Haberciler geri dönüp krala bildirdiler.|onlari jardenʔe kadar takip ettiler; ve isteʔ butun jolʔ surijelilerʔin at͡ʃelejle attiklari ɡijsiler ve esjalarla dolujdu. habert͡ʃiler ɡeri donup krala bildirdiler. Old-Testament-1-Samuel-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama adamlar bize çok iyi davrandılar, zarar görmedik ve kırlarda onlarla birlikte gittiğimiz sürece hiçbir şeyimiz eksilmedi.|ama adamlar bize t͡ʃok iji davrandilarʔ zarar ɡormedik ve kirlarda onlarla birlikte ɡittiɡimiz suret͡ʃe hit͡ʃbir sejimiz eksilmedi. New-Testament-Acts-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İtalya’ya yelken açmamıza karar verilince, Pavlus’la diğer bazı mahkûmları Avgustus taburundan Yulius adlı bir yüzbaşıya teslim ettiler.|italja’ja jelken at͡ʃmamiza karar verilint͡ʃeʔ pavlus’la diɡer bazi mahkumlari avɡustus taburundan julius adli bir juzbasija teslim ettiler. Old-Testament-Exodus-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye dua edin, çünkü güçlü gök gürültüsü ve dolu yetti. Gitmenize izin vereceğim ve artık durmayacaksınız.”|jahveʔje dua edinʔ t͡ʃunku ɡut͡ʃlu ɡok ɡurultusu ve dolu jetti. ɡitmenize izin veret͡ʃeɡim ve artik durmajat͡ʃaksiniz.” New-Testament-Mark-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle İnsanoğlu Şabat'ın da Efendisi’dir.”|bu nedenle insanoɡlu sabatʔin da efendisi’dir.” New-Testament-James-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Özgürlük Yasası’na göre yargılanacak insanlar gibi konuşun ve yapın.|ozɡurluk jasasi’na ɡore jarɡilanat͡ʃak insanlar ɡibi konusun ve japin. Old-Testament-Jeremiah-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in umudu ey Yahve, seni bırakanların hepsi hayal kırıklığına uğrayacak. Benden ayrılanlar yeryüzüne yazılacak, çünkü diri suların kaynağı olan Yahve'yi bıraktılar.|israelʔin umudu ej jahveʔ seni birakanlarin hepsi hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃak. benden ajrilanlar jerjuzune jazilat͡ʃakʔ t͡ʃunku diri sularin kajnaɡi olan jahveʔji biraktilar. Old-Testament-Jeremiah-052-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Nebukadnetsar'ın yirmi üçüncü yılında muhafız komutanı Nebuzaradan yedi yüz kırk beş kişiyi sürgün etti. Tüm halkın sayısı dört bin altı yüzdü.|nebukadnetsarʔin jirmi ut͡ʃunt͡ʃu jilinda muhafiz komutani nebuzaradan jedi juz kirk bes kisiji surɡun etti. tum halkin sajisi dort bin alti juzdu. Old-Testament-Nehemiah-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara öğretmek için iyi Ruhu'nu da verdin, ağızlarından manını esirgemedin ve susadıklarında onlara su verdin.\"\"\"|\"onlara oɡretmek it͡ʃin iji ruhuʔnu da verdinʔ aɡizlarindan manini esirɡemedin ve susadiklarinda onlara su verdin.\"\"\" Old-Testament-Genesis-046-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef kardeşlerine ve babasının ev halkına şöyle dedi: “Gidip Firavun'la konuşacağım ve ona, ‘Kenan ülkesinde olan kardeşlerim ve babamın ev halkı bana geldi’ diyeceğim.|josef kardeslerine ve babasinin ev halkina sojle dedi “ɡidip firavunʔla konusat͡ʃaɡim ve onaʔ ‘kenan ulkesinde olan kardeslerim ve babamin ev halki bana ɡeldi’ dijet͡ʃeɡim. New-Testament-Matthew-022-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa’nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa bağlıdır.”|jasa’nin tumu ve pejɡamberlerin sozleri bu iki bujruɡa baɡlidir.” Old-Testament-Jeremiah-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ulustan ve bir krallıktan, onu kurup dikmek için söz ettiğim anda,|bir ulustan ve bir kralliktanʔ onu kurup dikmek it͡ʃin soz ettiɡim andaʔ New-Testament-Luke-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara bir benzetme anlattı: “Zengin bir adamın toprağı bol ürün verdi.|jesua onlara bir benzetme anlatti “zenɡin bir adamin topraɡi bol urun verdi. Old-Testament-Proverbs-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Harika konuşma bir ahmağa yakışmaz, yalan söyleyen dudaklar da bir beye hiç yakışmaz.|harika konusma bir ahmaɡa jakismazʔ jalan sojlejen dudaklar da bir beje hit͡ʃ jakismaz. New-Testament-James-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinizden biri acı mı çekiyor? Dua etsin. Birisi sevinçli mi? İlahi söylesin.|it͡ʃinizden biri at͡ʃi mi t͡ʃekijor? dua etsin. birisi sevint͡ʃli mi? ilahi sojlesin. New-Testament-John-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’yı hiç kimse hiçbir zaman görmedi. Baba’nın bağrında olan biricik Oğul O’nu ilan etti.|tanri’ji hit͡ʃ kimse hit͡ʃbir zaman ɡormedi. baba’nin baɡrinda olan birit͡ʃik oɡul o’nu ilan etti. Old-Testament-Deuteronomy-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|ve hakimler titizlikle soruşturacaklar; ve işte, eğer tanık yalancı tanıksa ve kardeşi aleyhine yalan yere tanıklık etmişse,|ve hakimler titizlikle sorusturat͡ʃaklar; ve isteʔ eɡer tanik jalant͡ʃi taniksa ve kardesi alejhine jalan jere taniklik etmisseʔ Old-Testament-Nehemiah-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece duvarı bina ettik; ve yüksekliğinin yarısına kadar bütün duvar bitiştirildi; çünkü halk çalışmak için istekliydi.|bojlet͡ʃe duvari bina ettik; ve juksekliɡinin jarisina kadar butun duvar bitistirildi; t͡ʃunku halk t͡ʃalismak it͡ʃin isteklijdi. Old-Testament-Zephaniah-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gazap gününde ne gümüşleri ne de altınları onları kurtaramayacak, ama O'nun kıskançlık ateşi bütün ülkeyi yiyip bitirecek; çünkü ülkede oturanların hepsini sona erdirecek, hem de korkunç bir sona.|jahveʔnin ɡazap ɡununde ne ɡumusleri ne de altinlari onlari kurtaramajat͡ʃakʔ ama oʔnun kiskant͡ʃlik atesi butun ulkeji jijip bitiret͡ʃek; t͡ʃunku ulkede oturanlarin hepsini sona erdiret͡ʃekʔ hem de korkunt͡ʃ bir sona. Old-Testament-Isaiah-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilime, sevgilimin bağıyla ilgili bir ezgi söyleyeyim. Çok verimli bir tepede sevgilimin bir bağı vardı.|sevɡilimeʔ sevɡilimin baɡijla ilɡili bir ezɡi sojlejejim. t͡ʃok verimli bir tepede sevɡilimin bir baɡi vardi. Old-Testament-Isaiah-051-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Yahve Siyon'u avuttu. Onun bütün ıssız yerlerini teselli etti, onun çölünü Aden gibi, bozkırını da Yahve'nin bahçesi gibi yaptı. Onlarda neşe ve sevinç, şükran ve nağme sesi bulunacak.\"\"\"|\"t͡ʃunku jahve sijonʔu avuttu. onun butun issiz jerlerini teselli ettiʔ onun t͡ʃolunu aden ɡibiʔ bozkirini da jahveʔnin baht͡ʃesi ɡibi japti. onlarda nese ve sevint͡ʃʔ sukran ve naɡme sesi bulunat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-1-Thessalonians-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Efendimiz Yeşua bütün kutsallarıyla birlikte gelişinde, Babamız Tanrı’nın önünde kutsallıkta kusursuz olmanız için yüreklerinizi sonuna dek pekiştirsin.|ojle kiʔ efendimiz jesua butun kutsallarijla birlikte ɡelisindeʔ babamiz tanri’nin onunde kutsallikta kusursuz olmaniz it͡ʃin jureklerinizi sonuna dek pekistirsin. Old-Testament-Ecclesiastes-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kuşak geçer, öbür kuşak gelir; ama yeryüzü daima durur.|bir kusak ɡet͡ʃerʔ obur kusak ɡelir; ama jerjuzu daima durur. Old-Testament-Proverbs-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayış, ona sahip olan için yaşam kaynağıdır, ama akılsızların cezası ahmaklıklarıdır.|anlajisʔ ona sahip olan it͡ʃin jasam kajnaɡidirʔ ama akilsizlarin t͡ʃezasi ahmakliklaridir. New-Testament-Luke-001-065|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevrede bulunanların hepsinin üzerine korku geldi. Bütün bu sözler Yahudiye’nin dağlık bölgesinin her yerinde konuşuldu.|t͡ʃevrede bulunanlarin hepsinin uzerine korku ɡeldi. butun bu sozler jahudije’nin daɡlik bolɡesinin her jerinde konusuldu. Old-Testament-Leviticus-013-033|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman kişi tıraş edilecek, ancak kaşıntıyı tıraş etmeyecektir. Daha sonra kâhin kaşıntısı olan kişiyi yedi gün daha kapayacak.|o zaman kisi tiras edilet͡ʃekʔ ant͡ʃak kasintiji tiras etmejet͡ʃektir. daha sonra kahin kasintisi olan kisiji jedi ɡun daha kapajat͡ʃak. New-Testament-John-010-036|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ben Tanrı’nın Oğlu’yum’ dediğim için, Baba'nın ayırıp dünyaya gönderdiği kişiye mi, ‘Küfrediyorsun’ diyorsunuz?|‘ben tanri’nin oɡlu’jum’ dediɡim it͡ʃinʔ babaʔnin ajirip dunjaja ɡonderdiɡi kisije miʔ ‘kufredijorsun’ dijorsunuz? Old-Testament-Numbers-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şunu yapın: Ey Korah ve yanındakiler kendinize buhurdanlar alın,|sunu japin ej korah ve janindakiler kendinize buhurdanlar alinʔ Old-Testament-Deuteronomy-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Akasya ağacından bir sandık yaptım, ilki gibi iki taş levha kestim ve elimde iki levhayla dağa çıktım.|akasja aɡat͡ʃindan bir sandik japtimʔ ilki ɡibi iki tas levha kestim ve elimde iki levhajla daɡa t͡ʃiktim. New-Testament-John-006-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda.|bedenimi jijip kanimi it͡ʃen bende jasarʔ ben de onda. Old-Testament-Ezekiel-041-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece tapınağı ölçtü, yüz arşın uzunluğundaydı; ayrılmış yer ve yapı, duvarlarıyla birlikte yüz arşın uzunluğundaydı;|bojlet͡ʃe tapinaɡi olt͡ʃtuʔ juz arsin uzunluɡundajdi; ajrilmis jer ve japiʔ duvarlarijla birlikte juz arsin uzunluɡundajdi; Old-Testament-Exodus-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Heybetinin büyüklüğüyle sana karşı ayaklananları alt edersin. Gazabını gönderirsin. Onları anız gibi tüketir.|hejbetinin bujukluɡujle sana karsi ajaklananlari alt edersin. ɡazabini ɡonderirsin. onlari aniz ɡibi tuketir. Old-Testament-Deuteronomy-033-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Yeşurun, sana yardım için göklere, haşmetiyle gökyüzüne binen Tanrı gibisi yoktur.|“ej jesurunʔ sana jardim it͡ʃin ɡoklereʔ hasmetijle ɡokjuzune binen tanri ɡibisi joktur. Old-Testament-1-Chronicles-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Nahşon, Salma'nın babası oldu; Salma, Boaz'ın babası oldu.|nahsonʔ salmaʔnin babasi oldu; salmaʔ boazʔin babasi oldu. New-Testament-Luke-001-078|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız’ın şefkatli merhameti sayesinde, yücelerden doğan güneş bizi ziyaret edecek.|tanrimiz’in sefkatli merhameti sajesindeʔ jut͡ʃelerden doɡan ɡunes bizi zijaret edet͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan hiçbirini bir yabancının elinden Tanrınız'ın ekmeği olarak sunmayacaksınız; çünkü onların bozukluğu kendilerindedir. Onlarda kusur vardır. Bunlar sizin için kabul edilmeyecektir.'”|bunlardan hit͡ʃbirini bir jabant͡ʃinin elinden tanrinizʔin ekmeɡi olarak sunmajat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku onlarin bozukluɡu kendilerindedir. onlarda kusur vardir. bunlar sizin it͡ʃin kabul edilmejet͡ʃektir.ʔ” Old-Testament-Jeremiah-038-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama beyler seninle konuştuğumu duyarlarsa ve sana gelip, ‘Krala söylediklerini bize bildir, kral da sana ne dedi ise bize bildir, bizden saklama ve seni öldürmeyiz derlerse,'\"|\"\"\"ama bejler seninle konustuɡumu dujarlarsa ve sana ɡelipʔ ‘krala sojlediklerini bize bildirʔ kral da sana ne dedi ise bize bildirʔ bizden saklama ve seni oldurmejiz derlerseʔʔ\" Old-Testament-1-Chronicles-011-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruvenliler'in başlarından Ruvenli Şitsa oğlu Adina ve onunla birlikte otuz kişi,|ruvenlilerʔin baslarindan ruvenli sitsa oɡlu adina ve onunla birlikte otuz kisiʔ New-Testament-Matthew-025-044|und|SPEAKER_00_Turkish|“O zaman onlar da, ‘Efendimiz, biz seni ne zaman aç, susuz, yabancı, çıplak, hasta ya da zindanda gördük de sana yardım etmedik?’ diye yanıt verecekler.”|“o zaman onlar daʔ ‘efendimizʔ biz seni ne zaman at͡ʃʔ susuzʔ jabant͡ʃiʔ t͡ʃiplakʔ hasta ja da zindanda ɡorduk de sana jardim etmedik?’ dije janit veret͡ʃekler.” Old-Testament-Micah-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Hileli terazilere, hileli ağırlık torbalarına göz yumar mıyım?|hileli terazilereʔ hileli aɡirlik torbalarina ɡoz jumar mijim? Old-Testament-Isaiah-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle güçlü bir halk seni yüceltecek. Korkunç uluslardan oluşan bir kent senden korkacak.|bu nedenle ɡut͡ʃlu bir halk seni jut͡ʃeltet͡ʃek. korkunt͡ʃ uluslardan olusan bir kent senden korkat͡ʃak. Old-Testament-Nahum-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dikenler gibi dolanmış, içkileriyle sarhoş olmuşken, kuru anız gibi tümüyle yanıp kül oldular.|t͡ʃunku dikenler ɡibi dolanmisʔ it͡ʃkilerijle sarhos olmuskenʔ kuru aniz ɡibi tumujle janip kul oldular. Old-Testament-2-Kings-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Yoahaz oğlu Yoaş'ın ikinci yılında, Yahuda Kralı Yoaş oğlu Amatsya hüküm sürmeye başladı.|israel krali joahaz oɡlu joasʔin ikint͡ʃi jilindaʔ jahuda krali joas oɡlu amatsja hukum surmeje basladi. Old-Testament-Genesis-037-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Yosef'i bütün çocuklarından daha çok severdi. Çünkü o yaşlılığının oğluydu ve ona rengârenk uzun bir giysi yaptı.|israel josefʔi butun t͡ʃot͡ʃuklarindan daha t͡ʃok severdi. t͡ʃunku o jasliliɡinin oɡlujdu ve ona renɡarenk uzun bir ɡijsi japti. Old-Testament-Ezekiel-048-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Benyamin sınırı yanında, doğu tarafından batı tarafına kadar, Şimon, bir pay.\"\"\"|\"“benjamin siniri janindaʔ doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ simonʔ bir paj.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşusunu küçümseyen günah işler, ama yoksula acıyan kutsanır.|komsusunu kut͡ʃumsejen ɡunah islerʔ ama joksula at͡ʃijan kutsanir. Old-Testament-Deuteronomy-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Yahve'nin Horev'de İsrael'in çocuklarına yapmış olduğu antlaşmaya ek olarak Moşe'ye Moav diyarında onlarla yapmasını buyurduğu antlaşmanın sözleridir.|bunlarʔ jahveʔnin horevʔde israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina japmis olduɡu antlasmaja ek olarak moseʔje moav dijarinda onlarla japmasini bujurduɡu antlasmanin sozleridir. Old-Testament-1-Kings-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, efendisi Sova kralı Hadadezer'den kaçmış olan Eliada oğlu Rezon'u bir düşman olarak Solomon'a karşı kaldırdı.|tanriʔ efendisi sova krali hadadezerʔden kat͡ʃmis olan eliada oɡlu rezonʔu bir dusman olarak solomonʔa karsi kaldirdi. Old-Testament-2-Kings-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Yehoaş, Ahazya oğlu Yehoaş'ın oğlu Yahuda Kralı Amatsya'yı Beyt Şemeş'te tuttu ve Yeruşalem'e geldi, sonra Yeruşalem surunu Efraim Kapısı'ndan köşe kapısına kadar dört yüz arşın yıktı.|israel krali jehoasʔ ahazja oɡlu jehoasʔin oɡlu jahuda krali amatsjaʔji bejt semesʔte tuttu ve jerusalemʔe ɡeldiʔ sonra jerusalem surunu efraim kapisiʔndan kose kapisina kadar dort juz arsin jikti. Old-Testament-1-Samuel-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|David kaçtı ve kurtuldu, Rama'daki Samuel'in yanına geldi ve Saul'un kendisine yaptığı her şeyi ona anlattı. O ve Samuel gidip Nayot'ta yaşadılar.|david kat͡ʃti ve kurtulduʔ ramaʔdaki samuelʔin janina ɡeldi ve saulʔun kendisine japtiɡi her seji ona anlatti. o ve samuel ɡidip najotʔta jasadilar. Old-Testament-Leviticus-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer işlediği günah kendisine bildirilirse, o zaman işlediği günaha karşılık kusursuz bir dişi keçi getirecektir.|eɡer islediɡi ɡunah kendisine bildirilirseʔ o zaman islediɡi ɡunaha karsilik kusursuz bir disi ket͡ʃi ɡetiret͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Topalın sarkık bacakları neyse, akılsızların ağzındaki benzetme de öyledir.|topalin sarkik bat͡ʃaklari nejseʔ akilsizlarin aɡzindaki benzetme de ojledir. Old-Testament-Psalms-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Yahve, uzak durma! Sensin benim yardımcım. Bana yardım etmek için acele et!|ama senʔ ej jahveʔ uzak durma! sensin benim jardimt͡ʃim. bana jardim etmek it͡ʃin at͡ʃele et! Old-Testament-Psalms-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaldırın başınızı, ey kapılar, yükselin ey ebedi kapılar, yücelik Kralı içeri girsin.|kaldirin basiniziʔ ej kapilarʔ jukselin ej ebedi kapilarʔ jut͡ʃelik krali it͡ʃeri ɡirsin. New-Testament-1-Corinthians-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü herkes Adem’de nasıl ölüyorsa, herkes Mesih’te diriltilecektir.|t͡ʃunku herkes adem’de nasil olujorsaʔ herkes mesih’te diriltilet͡ʃektir. New-Testament-Luke-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Kutsal Ruh o saatte size ne söylemeniz gerektiğini öğretecektir.”|t͡ʃunku kutsal ruh o saatte size ne sojlemeniz ɡerektiɡini oɡretet͡ʃektir.” Old-Testament-Daniel-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, onun lezzetli yemeklerinden yiyenler onu yok edecek ve ordusu süpürülecek. Birçoğu düşüp ölecekler.|evetʔ onun lezzetli jemeklerinden jijenler onu jok edet͡ʃek ve ordusu supurulet͡ʃek. birt͡ʃoɡu dusup olet͡ʃekler. New-Testament-Mark-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak bu çağın kaygıları, zenginliğin aldatıcılığı ve diğer şeylerin arzuları araya girip sözü boğar ve ürün vermesine engel olur.|ant͡ʃak bu t͡ʃaɡin kajɡilariʔ zenɡinliɡin aldatit͡ʃiliɡi ve diɡer sejlerin arzulari araja ɡirip sozu boɡar ve urun vermesine enɡel olur. Old-Testament-Psalms-037-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Kusursuz adamın üzerine bir nişan koy, doğru adama bak, çünkü gelecek esenlik adamınındır.|kusursuz adamin uzerine bir nisan kojʔ doɡru adama bakʔ t͡ʃunku ɡelet͡ʃek esenlik adaminindir. New-Testament-Mark-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bayramda olmasın, yoksa halk arasında kargaşa çıkabilir” diyorlardı.|“bajramda olmasinʔ joksa halk arasinda karɡasa t͡ʃikabilir” dijorlardi. Old-Testament-Genesis-043-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda ona şöyle dedi: “O adam, ‘Kardeşiniz yanınızda olmadan yüzümü göremezsiniz’ diyerek bizi ciddi bir şekilde uyardı.|jahuda ona sojle dedi “o adamʔ ‘kardesiniz janinizda olmadan juzumu ɡoremezsiniz’ dijerek bizi t͡ʃiddi bir sekilde ujardi. New-Testament-Romans-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu günahı hiçbir şekilde Efendi tarafından sayılmayana!”|ne mutlu ɡunahi hit͡ʃbir sekilde efendi tarafindan sajilmajana!” Old-Testament-Job-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|nerede kaldı bir kurtçuk olan insan, insanoğlu bir kurtçağızdır!”|nerede kaldi bir kurtt͡ʃuk olan insanʔ insanoɡlu bir kurtt͡ʃaɡizdir!” Old-Testament-Exodus-034-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve şöyle dedi: \"\"Eğer şimdi senin gözünde lütuf bulduysam, ey Efendi, ensesi sert bir halk olsa da, lütfen Efendi bizimle birlikte gelsin; suçumuzu ve günahımızı bağışla ve bizi mirasın olarak al.”\"|\"ve sojle dedi \"\"eɡer simdi senin ɡozunde lutuf buldujsamʔ ej efendiʔ ensesi sert bir halk olsa daʔ lutfen efendi bizimle birlikte ɡelsin; sut͡ʃumuzu ve ɡunahimizi baɡisla ve bizi mirasin olarak al.”\" Old-Testament-Job-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|üzerime korku ve titreme geldi, bütün kemiklerimi titretti.|uzerime korku ve titreme ɡeldiʔ butun kemiklerimi titretti. Old-Testament-Jonah-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı bir asma hazırladı ve onu Yona'nın üzerine çıkardı, ta ki, başının üzerinde bir gölge olsun ve onu sıkıntısından kurtarsın. Böylece Yona asma yüzünden çok sevindi.|jahve tanri bir asma hazirladi ve onu jonaʔnin uzerine t͡ʃikardiʔ ta kiʔ basinin uzerinde bir ɡolɡe olsun ve onu sikintisindan kurtarsin. bojlet͡ʃe jona asma juzunden t͡ʃok sevindi. Old-Testament-Daniel-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bu adamlar kralın yanına toplandılar ve krala, “Ey kral, bil ki, Medler ve Persler'in yasasıdır; kralın koyduğu hiçbir kanun ve yasa değiştirilemez” dediler.|o zaman bu adamlar kralin janina toplandilar ve kralaʔ “ej kralʔ bil kiʔ medler ve perslerʔin jasasidir; kralin kojduɡu hit͡ʃbir kanun ve jasa deɡistirilemez” dediler. New-Testament-Luke-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yohanan oğlu, Reşa oğlu, Zerubbabil oğlu, Şealtiel oğlu, Neri oğlu,|johanan oɡluʔ resa oɡluʔ zerubbabil oɡluʔ sealtiel oɡluʔ neri oɡluʔ Old-Testament-Zechariah-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün peygamberlik eden peygamberlerin her biri gördüğü görümlerden utanacak, aldatmak için çul giysi giymeyecekler.|o ɡun pejɡamberlik eden pejɡamberlerin her biri ɡorduɡu ɡorumlerden utanat͡ʃakʔ aldatmak it͡ʃin t͡ʃul ɡijsi ɡijmejet͡ʃekler. Old-Testament-1-Samuel-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul adında genç ve yakışıklı bir oğlu vardı. İsraelliler arasında ondan daha yakışıklısı yoktu. Omuzlarından yukarısı halkın hepsinden daha uzundu.|saul adinda ɡent͡ʃ ve jakisikli bir oɡlu vardi. israelliler arasinda ondan daha jakisiklisi joktu. omuzlarindan jukarisi halkin hepsinden daha uzundu. Old-Testament-Jeremiah-031-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ölçü ipi, daha öteye, dosdoğru Gareb Tepesi'ne kadar uzanacak ve Goah'a doğru dönecek.\"|\"\"\"olt͡ʃu ipiʔ daha otejeʔ dosdoɡru ɡareb tepesiʔne kadar uzanat͡ʃak ve ɡoahʔa doɡru donet͡ʃek.\" Old-Testament-Hosea-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim rüzgârı güdüyor, doğu rüzgârını kovalıyor. Sürekli yalanı ve yıkımı artırıyor. Aşur'la antlaşma yapıyor, ve yağ Mısır'a götürülüyor.|efraim ruzɡari ɡudujorʔ doɡu ruzɡarini kovalijor. surekli jalani ve jikimi artirijor. asurʔla antlasma japijorʔ ve jaɡ misirʔa ɡoturulujor. Old-Testament-Joshua-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocuklarına şöyle dedi: \"\"İleride çocuklarınız babalarına 'Bu taşların anlamı nedir?' diye sorduklarında,\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle dedi \"\"ileride t͡ʃot͡ʃuklariniz babalarina ʔbu taslarin anlami nedir?ʔ dije sorduklarindaʔ\" Old-Testament-Proverbs-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü haberci belaya düşer, ama güvenilir elçi şifa kazanır.|kotu habert͡ʃi belaja duserʔ ama ɡuvenilir elt͡ʃi sifa kazanir. Old-Testament-Esther-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ester henüz akrabalarını ve halkını, Mordekay'ın kendisine buyurduğu gibi bildirmemişti; çünkü Ester, Mordekay tarafından büyütüldüğünde yaptığı gibi, ona itaat ediyordu.|ester henuz akrabalarini ve halkiniʔ mordekajʔin kendisine bujurduɡu ɡibi bildirmemisti; t͡ʃunku esterʔ mordekaj tarafindan bujutulduɡunde japtiɡi ɡibiʔ ona itaat edijordu. New-Testament-Luke-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Tersine, ne mutlu Tanrı’nın sözünü duyup tutanlara!” dedi.|jesuaʔ “tersineʔ ne mutlu tanri’nin sozunu dujup tutanlara!” dedi. Old-Testament-Psalms-105-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O, antlaşmasını, bin kuşağa buyurduğu sözü,|oʔ antlasmasiniʔ bin kusaɡa bujurduɡu sozuʔ Old-Testament-Isaiah-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün ona şu ezgiyi söyleyin: “Hoş bir bağ!|o ɡun ona su ezɡiji sojlejin “hos bir baɡ! Old-Testament-Leviticus-025-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer onu geri alamazsa, sattığı şey Jübile Yılı'na kadar onu satın alanın elinde kalacaktır. Jübile'de serbest bırakılacak ve o, mülküne geri dönecektir.'\"\"\"|\"ama eɡer onu ɡeri alamazsaʔ sattiɡi sej ʒubile jiliʔna kadar onu satin alanin elinde kalat͡ʃaktir. ʒubileʔde serbest birakilat͡ʃak ve oʔ mulkune ɡeri donet͡ʃektir.ʔ\"\"\" New-Testament-Ephesians-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yeşua’ya olan imanınızı ve bütün kutsallara karşı beslediğiniz aranızdaki sevgiyi duydum.|efendi jesua’ja olan imaninizi ve butun kutsallara karsi beslediɡiniz aranizdaki sevɡiji dujdum. Old-Testament-Numbers-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un oğullarının adları şunlardır: İlk doğan Nadav, Avihu, Eleazar ve İtamar.|aronʔun oɡullarinin adlari sunlardir ilk doɡan nadavʔ avihuʔ eleazar ve itamar. Old-Testament-Numbers-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Gad oymağı: Gad'ın çocuklarının beyi Reuel oğlu Elyasaf olacak.\"|\"\"\"ɡad ojmaɡi ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin beji reuel oɡlu eljasaf olat͡ʃak.\" Old-Testament-Jonah-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gemi kaptanı yanına gelip, “Neyin var senin, ey uyuyan adam? Kalk, Tanrın'a feryat et! Belki senin Tanrın bizi fark eder de yok olmayız.” dedi.|ɡemi kaptani janina ɡelipʔ “nejin var seninʔ ej ujujan adam? kalkʔ tanrinʔa ferjat et! belki senin tanrin bizi fark eder de jok olmajiz.” dedi. Old-Testament-Daniel-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine hizmetkâr onların lezzetli yiyeceklerini ve içecekleri şarabı kaldırdı, onlara sebze verdi.|bunun uzerine hizmetkar onlarin lezzetli jijet͡ʃeklerini ve it͡ʃet͡ʃekleri sarabi kaldirdiʔ onlara sebze verdi. Old-Testament-Ezekiel-041-014|und|SPEAKER_00_Turkish|tapınağın yüzünün ve doğuya doğru ayrılmış yerin genişliği de yüz arşındı.|tapinaɡin juzunun ve doɡuja doɡru ajrilmis jerin ɡenisliɡi de juz arsindi. Old-Testament-Judges-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Penuel adamlarıyla da konuşarak, \"\"Esenlik içinde geri döndüğümde bu kuleyi yıkacağım\"\" dedi.\"|\"penuel adamlarijla da konusarakʔ \"\"esenlik it͡ʃinde ɡeri donduɡumde bu kuleji jikat͡ʃaɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Esther-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bu günler her kuşakta, her ailede, her ilde ve her kentte hatırlansın ve tutulsun; Yahudiler arasında bu Purim günleri geçirilmeyip, onların anılması soyları arasından yok olmasın diye kendilerine bir kural koydular.|ve bu ɡunler her kusaktaʔ her ailedeʔ her ilde ve her kentte hatirlansin ve tutulsun; jahudiler arasinda bu purim ɡunleri ɡet͡ʃirilmejipʔ onlarin anilmasi sojlari arasindan jok olmasin dije kendilerine bir kural kojdular. Old-Testament-Isaiah-063-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, neden bizi yollarından saptırıyorsun, ve yüreğimizi de korkundan katılaştırıyorsun? Hizmetkârların uğruna, mirasının oymakları uğruna geri dön.|ej jahveʔ neden bizi jollarindan saptirijorsunʔ ve jureɡimizi de korkundan katilastirijorsun? hizmetkarlarin uɡrunaʔ mirasinin ojmaklari uɡruna ɡeri don. Old-Testament-Exodus-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un yüreğini katılaştıracağım, Mısır diyarında belirtilerimi ve harikalarımı çoğaltacağım.|firavunʔun jureɡini katilastirat͡ʃaɡimʔ misir dijarinda belirtilerimi ve harikalarimi t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim. Old-Testament-Job-037-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulutların işleyişini, bilgide kusursuz olanın şaşılası işlerini biliyor musun?|bulutlarin islejisiniʔ bilɡide kusursuz olanin sasilasi islerini bilijor musun? Old-Testament-Genesis-050-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef babasının yüzü üzerine kapandı. Onun üzerinde ağladı ve onu öptü.|josef babasinin juzu uzerine kapandi. onun uzerinde aɡladi ve onu optu. New-Testament-Titus-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizimkiler de kendilerini iyi işlere vermeyi öğrensinler. Böylece temel ihtiyaçları karşılamış ve verimsiz olmamış olurlar.|bizimkiler de kendilerini iji islere vermeji oɡrensinler. bojlet͡ʃe temel ihtijat͡ʃlari karsilamis ve verimsiz olmamis olurlar. New-Testament-Matthew-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeruşalem’den Ferisiler ve yazıcılar Yeşua’ya gelip şöyle dediler:|bunun uzerine jerusalem’den ferisiler ve jazit͡ʃilar jesua’ja ɡelip sojle dediler Old-Testament-Psalms-144-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman oğullarımız iyi yetişmiş fidanlar gibi, kızlarımız sarayın oymalı sütunları gibi olacak.|o zaman oɡullarimiz iji jetismis fidanlar ɡibiʔ kizlarimiz sarajin ojmali sutunlari ɡibi olat͡ʃak. New-Testament-Luke-014-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, içinizden kim sahip olduğu her şeyden vazgeçmezse, öğrencim olamaz.|bu nedenleʔ it͡ʃinizden kim sahip olduɡu her sejden vazɡet͡ʃmezseʔ oɡrent͡ʃim olamaz. Old-Testament-Job-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin önünde o yeşildir, Filizleri bahçesinin üzerine uzanır.|ɡunesin onunde o jesildirʔ filizleri baht͡ʃesinin uzerine uzanir. New-Testament-Matthew-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua’ya ihanet eden Yahuda, O’nun mahkûm edildiğini görünce pişman oldu ve otuz parça gümüşü başkâhinlere ve ihtiyarlara geri getirip şöyle dedi,|o zaman jesua’ja ihanet eden jahudaʔ o’nun mahkum edildiɡini ɡorunt͡ʃe pisman oldu ve otuz part͡ʃa ɡumusu baskahinlere ve ihtijarlara ɡeri ɡetirip sojle dediʔ New-Testament-Acts-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Agrippa Festus’a, “Bu adamı ben de dinlemek isterim” dedi. Festus, “Yarın onu dinleyeceksin” dedi.|aɡrippa festus’aʔ “bu adami ben de dinlemek isterim” dedi. festusʔ “jarin onu dinlejet͡ʃeksin” dedi. Old-Testament-Isaiah-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Alçaltılacaksın ve topraktan konuşacaksın. Konuşman tozun içinden mırıldanarak gelecek. Sesin yerden ruh çağıran birinin sesi gibi olacak ve konuşman tozdan fısıltı gibi çıkacak.|alt͡ʃaltilat͡ʃaksin ve topraktan konusat͡ʃaksin. konusman tozun it͡ʃinden mirildanarak ɡelet͡ʃek. sesin jerden ruh t͡ʃaɡiran birinin sesi ɡibi olat͡ʃak ve konusman tozdan fisilti ɡibi t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-104-032|und|SPEAKER_00_Turkish|O yeryüzüne bakar, yer titrer. Dağlara dokunur ve onlar tüter.|o jerjuzune bakarʔ jer titrer. daɡlara dokunur ve onlar tuter. New-Testament-John-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba’ya dua edeceğim, O da daima sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhu’nu verecek.|baba’ja dua edet͡ʃeɡimʔ o da daima sizinle birlikte olsun dije size baska bir jardimt͡ʃiʔ ɡert͡ʃeɡin ruhu’nu veret͡ʃek. Old-Testament-1-Samuel-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kente girer girmez, yemek için yüksek yere çıkmadan önce onu hemen bulacaksınız; çünkü halk o gelmeden yemek yemeyecek, çünkü o kurbanı kutsar. Daha sonra davet edilenler yer. Şimdi çıkın; çünkü onu bu zamanda bulacaksınız.”|kente ɡirer ɡirmezʔ jemek it͡ʃin juksek jere t͡ʃikmadan ont͡ʃe onu hemen bulat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku halk o ɡelmeden jemek jemejet͡ʃekʔ t͡ʃunku o kurbani kutsar. daha sonra davet edilenler jer. simdi t͡ʃikin; t͡ʃunku onu bu zamanda bulat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Nehemiah-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İddo'dan Zekariya; Ginneton'dan Meşullam;|iddoʔdan zekarija; ɡinnetonʔdan mesullam; Old-Testament-1-Samuel-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer, ‘İyi’ derse, hizmetkârın esenliğe kavuşacaktır; ama öfkelenirse, bil ki onun tarafından kötülük kararlaştırılmıştır.|eɡerʔ ‘iji’ derseʔ hizmetkarin esenliɡe kavusat͡ʃaktir; ama ofkelenirseʔ bil ki onun tarafindan kotuluk kararlastirilmistir. Old-Testament-Ezekiel-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Togarma evinden olanlar senin malların karşılığında atlar, savaş atları ve katırlar takas ederlerdi.|“‘“toɡarma evinden olanlar senin mallarin karsiliɡinda atlarʔ savas atlari ve katirlar takas ederlerdi. Old-Testament-2-Samuel-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye'den, Moav'dan, Ammon'un çocuklarından, Filistliler'den, Amalekliler'den ve Sova Kralı Rehov oğlu Hadadezer'den adadığı gümüş ve altınla birlikte Yahve'ye adadı.|surijeʔdenʔ moavʔdanʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ filistlilerʔdenʔ amaleklilerʔden ve sova krali rehov oɡlu hadadezerʔden adadiɡi ɡumus ve altinla birlikte jahveʔje adadi. Old-Testament-Jeremiah-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yahve bana, \"\"Ne görüyorsun, Yeremya?\"\" diye sordu. \"\"İncirler\"\" dedim. \"\"İyi incirler çok iyi, kötüler ise yenmeyecek kadar çok kötü.\"\"\"|\"o zaman jahve banaʔ \"\"ne ɡorujorsunʔ jeremja?\"\" dije sordu. \"\"int͡ʃirler\"\" dedim. \"\"iji int͡ʃirler t͡ʃok ijiʔ kotuler ise jenmejet͡ʃek kadar t͡ʃok kotu.\"\"\" New-Testament-Matthew-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Güvey yanlarındayken arkadaşları yas tutabilir mi? Ama güveyin yanlarından alınacağı günler gelecek ve o zaman oruç tutacaklar.|jesua onlara sojle dedi “ɡuvej janlarindajken arkadaslari jas tutabilir mi? ama ɡuvejin janlarindan alinat͡ʃaɡi ɡunler ɡelet͡ʃek ve o zaman orut͡ʃ tutat͡ʃaklar. New-Testament-Luke-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi Yeşua için evinde büyük bir şölen düzenledi. Bir çok vergi görevlileriyle başka kişilerden oluşan büyük bir kalabalık onlarla birlikte sofradaydı.|levi jesua it͡ʃin evinde bujuk bir solen duzenledi. bir t͡ʃok verɡi ɡorevlilerijle baska kisilerden olusan bujuk bir kalabalik onlarla birlikte sofradajdi. New-Testament-John-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi havra dışı edecekler. Evet, öyle bir zaman geliyor ki, her kim sizi öldürürse Tanrı’ya hizmet ettiğini sanacak.|sizi havra disi edet͡ʃekler. evetʔ ojle bir zaman ɡelijor kiʔ her kim sizi oldururse tanri’ja hizmet ettiɡini sanat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Gün güne söz söyler, gece geceye bilgi gösterir.|ɡun ɡune soz sojlerʔ ɡet͡ʃe ɡet͡ʃeje bilɡi ɡosterir. Old-Testament-Judges-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda, Hevron'da yaşayan Kenanlılar'a karşı gitti. (Hevron'un bundan önceki adı Kiryat Arba'ydı.) Şeşay'ı, Ahiman'ı ve Talmay'ı vurdular.|jahudaʔ hevronʔda jasajan kenanlilarʔa karsi ɡitti. (hevronʔun bundan ont͡ʃeki adi kirjat arbaʔjdi.) sesajʔiʔ ahimanʔi ve talmajʔi vurdular. Old-Testament-Leviticus-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Meshedilmiş kâhin boğanın kanının bir kısmını Buluşma Çadırı'na getirecek.|meshedilmis kahin boɡanin kaninin bir kismini bulusma t͡ʃadiriʔna ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğer koçu, adama koçunu sundu. Aron'la oğulları ellerini koçun başı üzerine koydular.|diɡer kot͡ʃuʔ adama kot͡ʃunu sundu. aronʔla oɡullari ellerini kot͡ʃun basi uzerine kojdular. New-Testament-Romans-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı önceden bildiği kişileri Oğlu’nun suretine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, birçok kardeş arasında O ilk doğan olsun.|t͡ʃunku tanri ont͡ʃeden bildiɡi kisileri oɡlu’nun suretine donusturmek uzere ont͡ʃeden belirledi. ojle kiʔ birt͡ʃok kardes arasinda o ilk doɡan olsun. Old-Testament-2-Chronicles-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sadok evinden Başkâhin Azarya ona yanıt verip dedi: “Halk sunuları Yahve'nin evine getirmeye başladığından beri yedik, doyduk ve bol bol da arttı. Çünkü Yahve halkını kutsadı. Geriye kalan da bu büyük ambardır.”|sadok evinden baskahin azarja ona janit verip dedi “halk sunulari jahveʔnin evine ɡetirmeje basladiɡindan beri jedikʔ dojduk ve bol bol da artti. t͡ʃunku jahve halkini kutsadi. ɡerije kalan da bu bujuk ambardir.” Old-Testament-Nehemiah-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael soyu bütün yabancılardan ayrılıp ayağa kalktılar ve günahlarını ve atalarının suçlarını itiraf ettiler.|israel soju butun jabant͡ʃilardan ajrilip ajaɡa kalktilar ve ɡunahlarini ve atalarinin sut͡ʃlarini itiraf ettiler. New-Testament-Romans-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O bizim suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için dirildi.|o bizim sut͡ʃlarimiz it͡ʃin olume teslim edildi ve aklanmamiz it͡ʃin dirildi. Old-Testament-Leviticus-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir adamın onu geri alacak kimsesi yoksa ve bolluğa kavuşup onu geri almak için yeterli yolu bulursa,|eɡer bir adamin onu ɡeri alat͡ʃak kimsesi joksa ve bolluɡa kavusup onu ɡeri almak it͡ʃin jeterli jolu bulursaʔ Old-Testament-Isaiah-056-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu yapan insana, onu sımsıkı tutan insanoğluna ne mutlu; o, Şabat'ı kirletmeden tutar, elini her türlü kötülükten de alıkoyar.”|bunu japan insanaʔ onu simsiki tutan insanoɡluna ne mutlu; oʔ sabatʔi kirletmeden tutarʔ elini her turlu kotulukten de alikojar.” Old-Testament-Numbers-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Boruları Aron'un oğulları, kâhinler çalacaklar. Bu sizin için kuşaklar boyu daima geçerli bir kural olacaktır.\"|\"\"\"borulari aronʔun oɡullariʔ kahinler t͡ʃalat͡ʃaklar. bu sizin it͡ʃin kusaklar boju daima ɡet͡ʃerli bir kural olat͡ʃaktir.\" New-Testament-Titus-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan biri, kendi peygamberlerinden biri, “Giritliler hep yalancıdır, azgın canavarlar, tembel oburlardır” demiştir.|onlardan biriʔ kendi pejɡamberlerinden biriʔ “ɡiritliler hep jalant͡ʃidirʔ azɡin t͡ʃanavarlarʔ tembel oburlardir” demistir. New-Testament-3-John-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar kilise önünde sevgine tanıklık ettiler. Onları Tanrı’ya yaraşır biçimde yolcu edersen iyi edersin.|onlar kilise onunde sevɡine taniklik ettiler. onlari tanri’ja jarasir bit͡ʃimde jolt͡ʃu edersen iji edersin. Old-Testament-1-Kings-011-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un işlerinin geri kalanı, yaptığı her şey ve bilgeliği, Solomon'un İşler'i kitabında yazılı değil midir?|solomonʔun islerinin ɡeri kalaniʔ japtiɡi her sej ve bilɡeliɡiʔ solomonʔun islerʔi kitabinda jazili deɡil midir? Old-Testament-Numbers-033-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Livna'dan yola çıkıp Rissa'da konakladılar.|livnaʔdan jola t͡ʃikip rissaʔda konakladilar. Old-Testament-Song-of-Songs-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Duman sütunları gibi çölden çıkan, mür ve günlükle, tüccarın bütün baharatlarıyla kokulandırılmış olan bu kimdir?|duman sutunlari ɡibi t͡ʃolden t͡ʃikanʔ mur ve ɡunlukleʔ tut͡ʃt͡ʃarin butun baharatlarijla kokulandirilmis olan bu kimdir? Old-Testament-2-Samuel-022-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar baktılar, ama kurtaracak kimse yoktu; Yahve'ye baktılar, ama onlara yanıt vermedi.|onlar baktilarʔ ama kurtarat͡ʃak kimse joktu; jahveʔje baktilarʔ ama onlara janit vermedi. New-Testament-Romans-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Her bakımdan çoktur! Çünkü her şeyden önce Tanrı’nın sözleri onlara emanet edilmiştir.|her bakimdan t͡ʃoktur! t͡ʃunku her sejden ont͡ʃe tanri’nin sozleri onlara emanet edilmistir. Old-Testament-2-Chronicles-025-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoaş'ın oğlu Amatsya, İsrael Kralı Yehoahaz'ın oğlu Yoaş'ın ölümünden sonra on beş yıl yaşadı.|jahuda krali joasʔin oɡlu amatsjaʔ israel krali jehoahazʔin oɡlu joasʔin olumunden sonra on bes jil jasadi. Old-Testament-Ecclesiastes-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü emeği bilgelikle, bilgiyle ve beceriklilikle olan bir adam vardır; ama onu emek vermemiş olan bir adama pay olarak bırakır. Bu da boş ve büyük bir kötülüktür.|t͡ʃunku emeɡi bilɡelikleʔ bilɡijle ve bet͡ʃeriklilikle olan bir adam vardir; ama onu emek vermemis olan bir adama paj olarak birakir. bu da bos ve bujuk bir kotuluktur. New-Testament-Revelation-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Baktım, göğün ortasında uçan bir kartalın yüksek sesle, “Vay! Vay! Henüz borularını çalmamış olan öteki üç meleğin boru sesleri yüzünden yeryüzünde yaşayanların vay haline!” dediğini duydum.|baktimʔ ɡoɡun ortasinda ut͡ʃan bir kartalin juksek sesleʔ “vaj! vaj! henuz borularini t͡ʃalmamis olan oteki ut͡ʃ meleɡin boru sesleri juzunden jerjuzunde jasajanlarin vaj haline!” dediɡini dujdum. Old-Testament-1-Chronicles-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Neraya'nın oğulları: Elyoenay, Hizkiya ve Azrikam, üç.|nerajaʔnin oɡullari eljoenajʔ hizkija ve azrikamʔ ut͡ʃ. New-Testament-Hebrews-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Yeni bir antlaşma” demekle ilkini eski kılmıştır. Eskiyip yaşlanansa yok olmaya yakındır.|tanriʔ “jeni bir antlasma” demekle ilkini eski kilmistir. eskijip jaslanansa jok olmaja jakindir. New-Testament-Acts-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, her Şabat'da havrada tartışarak hem Yahudiler’i hem de Grekler’i ikna etmeye çalışıyordu.|pavlusʔ her sabatʔda havrada tartisarak hem jahudiler’i hem de ɡrekler’i ikna etmeje t͡ʃalisijordu. New-Testament-John-007-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkaları, “Bu Mesih’tir” diyordu. Ama bazıları, “Ne! Mesih Galile’den mi çıkacak?” dediler.|baskalariʔ “bu mesih’tir” dijordu. ama bazilariʔ “ne! mesih ɡalile’den mi t͡ʃikat͡ʃak?” dediler. Old-Testament-Leviticus-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|onun kursağını ve tüylerini alıp sunağın yanına, doğu tarafına, küllerin yerine atacaktır.|onun kursaɡini ve tujlerini alip sunaɡin janinaʔ doɡu tarafinaʔ kullerin jerine atat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-036-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, kralın oğlu Yerahmeel'e, Azriel'in oğlu Seraya'ya ve Abdeel'in oğlu Şelemya'ya, Yazıcı Baruk'u ve Peygamber Yeremya'yı tutuklamalarını buyurdu; ama Yahve onları gizledi.|kralʔ kralin oɡlu jerahmeelʔeʔ azrielʔin oɡlu serajaʔja ve abdeelʔin oɡlu selemjaʔjaʔ jazit͡ʃi barukʔu ve pejɡamber jeremjaʔji tutuklamalarini bujurdu; ama jahve onlari ɡizledi. Old-Testament-2-Chronicles-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenaana oğlu Sidkiya kendine demir boynuzlar yapıp şöyle dedi: “Yahve şöyle diyor, ‘Suriyeliler’i tükeninceye dek bunlarla iteceksiniz.’”|kenaana oɡlu sidkija kendine demir bojnuzlar japip sojle dedi “jahve sojle dijorʔ ‘surijeliler’i tukenint͡ʃeje dek bunlarla itet͡ʃeksiniz.’” New-Testament-Luke-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğul ona, ‘Baba, göğe karşı ve senin gözünde günah işledim’ dedi. ‘Artık oğlun olarak anılmaya layık değilim.’”|oɡul onaʔ ‘babaʔ ɡoɡe karsi ve senin ɡozunde ɡunah isledim’ dedi. ‘artik oɡlun olarak anilmaja lajik deɡilim.’” New-Testament-John-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana doğrusunu söyleyeyim, biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze tanıklık ediyoruz ve siz bizim tanıklığımızı kabul etmiyorsunuz.|sana doɡrusunu sojlejejimʔ biz bildiɡimizi sojlujoruzʔ ɡorduɡumuze taniklik edijoruz ve siz bizim tanikliɡimizi kabul etmijorsunuz. New-Testament-Luke-023-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama diğer suçlu karşılık verip onu azarladı. “Sen Tanrı'dan korkmuyor musun? Sen de aynı cezayı çekiyorsun.|ama diɡer sut͡ʃlu karsilik verip onu azarladi. “sen tanriʔdan korkmujor musun? sen de ajni t͡ʃezaji t͡ʃekijorsun. Old-Testament-Exodus-030-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'la oğullarını meshedecek ve onları kutsal kılacaksın ki, onlar bana kâhinlik makamında hizmet etsinler.|aronʔla oɡullarini meshedet͡ʃek ve onlari kutsal kilat͡ʃaksin kiʔ onlar bana kahinlik makaminda hizmet etsinler. New-Testament-Matthew-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, ‘İşte, senin yüzünün önünde habercimi gönderiyorum; o senin önünde yolunu hazırlayacaktır’ diye kendisi için yazılmış olan kişi budur.|t͡ʃunkuʔ ‘isteʔ senin juzunun onunde habert͡ʃimi ɡonderijorum; o senin onunde jolunu hazirlajat͡ʃaktir’ dije kendisi it͡ʃin jazilmis olan kisi budur. New-Testament-1-Corinthians-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir bedel karşılığı satın alındınız. O halde Tanrı’ya ait olan bedeninizde ve ruhunuzda Tanrı’yı yüceltin.|bir bedel karsiliɡi satin alindiniz. o halde tanri’ja ait olan bedeninizde ve ruhunuzda tanri’ji jut͡ʃeltin. Old-Testament-Psalms-107-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O buyruk verir, fırtına rüzgârını kaldırır, denizin dalgalarını yükseltir.|t͡ʃunku o bujruk verirʔ firtina ruzɡarini kaldirirʔ denizin dalɡalarini jukseltir. Old-Testament-Jeremiah-044-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve'nin adıyla bize söylediğin sözü dinlemeyeceğiz.|“jahveʔnin adijla bize sojlediɡin sozu dinlemejet͡ʃeɡiz. New-Testament-Mark-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Birkaç gün sonra Yeşua tekrar Kafernahum’a geldiğinde evde olduğu duyuldu.|birkat͡ʃ ɡun sonra jesua tekrar kafernahum’a ɡeldiɡinde evde olduɡu dujuldu. Old-Testament-Zechariah-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sur kendine bir kale yaptı, ve toz gibi gümüş, ve sokakların çamuru gibi saf altın yığdı.|sur kendine bir kale japtiʔ ve toz ɡibi ɡumusʔ ve sokaklarin t͡ʃamuru ɡibi saf altin jiɡdi. New-Testament-Acts-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ruh henüz hiçbirinin üzerine inmemişti. Yalnızca Mesih Yeşua adıyla vaftiz olmuşlardı.|t͡ʃunku ruh henuz hit͡ʃbirinin uzerine inmemisti. jalnizt͡ʃa mesih jesua adijla vaftiz olmuslardi. Old-Testament-Isaiah-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Seraflar'dan biri, elinde maşayla sunaktan aldığı canlı korla yanıma uçtu.|bunun uzerine seraflarʔdan biriʔ elinde masajla sunaktan aldiɡi t͡ʃanli korla janima ut͡ʃtu. New-Testament-2-Corinthians-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi ekene tohum ve yiyecek ekmek sağlayan Tanrı, ekecek tohumunuzu sağlayıp çoğaltsın, doğruluğunuzun ürünlerini artırsın,|simdi ekene tohum ve jijet͡ʃek ekmek saɡlajan tanriʔ eket͡ʃek tohumunuzu saɡlajip t͡ʃoɡaltsinʔ doɡruluɡunuzun urunlerini artirsinʔ Old-Testament-1-Kings-008-061|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu nedenle bugün olduğu gibi, O'nun kurallarına göre yürümek için ve buyruklarını tutmak için yüreğiniz Tanrımız Yahve'ye karşı tam olsun.\"\"\"|\"\"\"bu nedenle buɡun olduɡu ɡibiʔ oʔnun kurallarina ɡore jurumek it͡ʃin ve bujruklarini tutmak it͡ʃin jureɡiniz tanrimiz jahveʔje karsi tam olsun.\"\"\" Old-Testament-Psalms-025-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerim hep Yahve’nin üstündedir, çünkü ayaklarımı ağdan O çıkarır.|ɡozlerim hep jahve’nin ustundedirʔ t͡ʃunku ajaklarimi aɡdan o t͡ʃikarir. Old-Testament-Jeremiah-037-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı Nebukadnetsar'ın Yahuda ülkesinde kral yaptığı Yehoyakim oğlu Konia'nın yerine Yoşiya oğlu Sidkiya kral oldu.|babil krali nebukadnetsarʔin jahuda ulkesinde kral japtiɡi jehojakim oɡlu koniaʔnin jerine josija oɡlu sidkija kral oldu. Old-Testament-Psalms-103-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi övün, O’nun bütün orduları, isteğini yerine getiren hizmetkârları.|jahve’ji ovunʔ o’nun butun ordulariʔ isteɡini jerine ɡetiren hizmetkarlari. Old-Testament-Judges-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kökü Amalek'te olanlar, senin halklarının arasında Senden sonra Benyamin'den, Efraim'den çıktılar. Yöneticiler Makir'den indiler. Mareşalin asasını idare edenler Zevulun'dan geldi.|koku amalekʔte olanlarʔ senin halklarinin arasinda senden sonra benjaminʔdenʔ efraimʔden t͡ʃiktilar. jonetit͡ʃiler makirʔden indiler. maresalin asasini idare edenler zevulunʔdan ɡeldi. New-Testament-Acts-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemen gözlerinden balık pulunu andıran bir şey düştü ve gözleri yeniden açıldı. Kalktı ve vaftiz oldu.|hemen ɡozlerinden balik pulunu andiran bir sej dustu ve ɡozleri jeniden at͡ʃildi. kalkti ve vaftiz oldu. Old-Testament-Psalms-073-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onların halkları onlara geri döner, bolluk sularından içerler.|bu nedenle onlarin halklari onlara ɡeri donerʔ bolluk sularindan it͡ʃerler. Old-Testament-1-Kings-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, kâhinler bulut yüzünden hizmet etmek için ayakta duramadılar; çünkü Yahve'nin görkemi Yahve'nin evini doldurmuştu.|ojle kiʔ kahinler bulut juzunden hizmet etmek it͡ʃin ajakta duramadilar; t͡ʃunku jahveʔnin ɡorkemi jahveʔnin evini doldurmustu. Old-Testament-2-Kings-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, Yahve, Manaşşe'nin kendisini öfkelendirdiği bütün kışkırtmalardan ötürü, Yahuda'ya karşı alevlenen büyük gazabının kızgınlığından dönmedi.|bununla birlikteʔ jahveʔ manasseʔnin kendisini ofkelendirdiɡi butun kiskirtmalardan oturuʔ jahudaʔja karsi alevlenen bujuk ɡazabinin kizɡinliɡindan donmedi. New-Testament-Ephesians-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyi kendi isteğinin öğüdüne göre yapan Tanrı’nın amacına göre önceden belirlenip Mesih’te mirasçı atandık.|her seji kendi isteɡinin oɡudune ɡore japan tanri’nin amat͡ʃina ɡore ont͡ʃeden belirlenip mesih’te mirast͡ʃi atandik. Old-Testament-Numbers-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki, Korah'ın oğulları ölmedi.|ne var kiʔ korahʔin oɡullari olmedi. Old-Testament-Genesis-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Pelek, Reu'nun babası olduktan sonra iki yüz dokuz yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|pelekʔ reuʔnun babasi olduktan sonra iki juz dokuz jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Psalms-094-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yardımcım olmasaydı, canım hemen sessizlik içinde çökerdi.|jahve jardimt͡ʃim olmasajdiʔ t͡ʃanim hemen sessizlik it͡ʃinde t͡ʃokerdi. Old-Testament-Isaiah-055-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi kendi yolunu, haksız kişi kendi düşüncelerini bıraksın. Yahve'ye, Tanrımız'a dönsün, O da ona merhamet eder; çünkü O serbestçe bağışlayacaktır.|kotu kisi kendi jolunuʔ haksiz kisi kendi dusunt͡ʃelerini biraksin. jahveʔjeʔ tanrimizʔa donsunʔ o da ona merhamet eder; t͡ʃunku o serbestt͡ʃe baɡislajat͡ʃaktir. Old-Testament-Judges-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan'ın çocuklarından savaş silahlarıyla kuşanmış altı yüz adam kapı girişi yanında duruyordu.|danʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan savas silahlarijla kusanmis alti juz adam kapi ɡirisi janinda durujordu. New-Testament-Romans-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle herkese hakkını verin: Vergi hakkı olana vergiyi, gümrük hakkı olana gümrüğü, saygı hakkı olana saygıyı, onur hakkı olana onuru verin.|bu nedenle herkese hakkini verin verɡi hakki olana verɡijiʔ ɡumruk hakki olana ɡumruɡuʔ sajɡi hakki olana sajɡijiʔ onur hakki olana onuru verin. New-Testament-Hebrews-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yedinci günle ilgili bir yerde şunu demiştir: “Tanrı bütün işlerinden yedinci günde dinlendi.”|t͡ʃunku jedint͡ʃi ɡunle ilɡili bir jerde sunu demistir “tanri butun islerinden jedint͡ʃi ɡunde dinlendi.” Old-Testament-2-Samuel-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerin dolduğunda ve atalarınla uyuduğunda, senden sonra senin bedeninden çıkacak soyunu yerleştireceğim ve onun krallığını pekiştireceğim.|ɡunlerin dolduɡunda ve atalarinla ujuduɡundaʔ senden sonra senin bedeninden t͡ʃikat͡ʃak sojunu jerlestiret͡ʃeɡim ve onun kralliɡini pekistiret͡ʃeɡim. New-Testament-Colossians-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kolose’deki Mesih’e ait kutsallara ve sadık kardeşlere: Babamız Tanrı’dan ve Efendi Yeşua Mesih’ten sizlere lütuf ve esenlik olsun.|kolose’deki mesih’e ait kutsallara ve sadik kardeslere babamiz tanri’dan ve efendi jesua mesih’ten sizlere lutuf ve esenlik olsun. Old-Testament-Jeremiah-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Herkes komşusundan sakınsın, ve hiçbir kardeşe güvenmeyin; çünkü her kardeş bütün bütün birbirinin ayağını kaydıracak, her komşu iftiracı gibi dolaşacak.|“herkes komsusundan sakinsinʔ ve hit͡ʃbir kardese ɡuvenmejin; t͡ʃunku her kardes butun butun birbirinin ajaɡini kajdirat͡ʃakʔ her komsu iftirat͡ʃi ɡibi dolasat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-027-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi oğlum, sözümü dinle. Kalk, Haran'daki kardeşim Lavan'a kaç.|simdi oɡlumʔ sozumu dinle. kalkʔ haranʔdaki kardesim lavanʔa kat͡ʃ. Old-Testament-Psalms-035-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, benimle çekişenlerle sen çekiş, bana karşı savaşanlarla sen savaş.|ej jahveʔ benimle t͡ʃekisenlerle sen t͡ʃekisʔ bana karsi savasanlarla sen savas. Old-Testament-Numbers-033-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Punon'dan yola çıkıp Ovot'ta konakladılar.|punonʔdan jola t͡ʃikip ovotʔta konakladilar. Old-Testament-2-Kings-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse oğlunu ya da kızını Molek'e ateşten geçirmesin diye, Hinnom'un Çocukları Vadisi'ndeki Tofet'i kirletti.|hit͡ʃ kimse oɡlunu ja da kizini molekʔe atesten ɡet͡ʃirmesin dijeʔ hinnomʔun t͡ʃot͡ʃuklari vadisiʔndeki tofetʔi kirletti. Old-Testament-1-Chronicles-011-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimri oğlu Yediael, kardeşi Tizli Yoha,|simri oɡlu jediaelʔ kardesi tizli johaʔ Old-Testament-Psalms-104-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey canım, Yahve’yi öv, ey Yahve, Tanrım, çok büyüksün. Saygınlık ve heybetle giyinmişsin.|ej t͡ʃanimʔ jahve’ji ovʔ ej jahveʔ tanrimʔ t͡ʃok bujuksun. sajɡinlik ve hejbetle ɡijinmissin. Old-Testament-Esther-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde Mordekay kralın kapısında otururken, kralın kapı bekçisi iki hadım, Bigtan ve Tereş öfkelendiler ve Kral Ahaşveroş'a el uzatmak istediler.|o ɡunlerde mordekaj kralin kapisinda otururkenʔ kralin kapi bekt͡ʃisi iki hadimʔ biɡtan ve teres ofkelendiler ve kral ahasverosʔa el uzatmak istediler. Old-Testament-Deuteronomy-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yere geldiğinizde Heşbon Kralı Sihon ile Başan Kralı Og savaşmak için bize karşı çıktılar, biz de onları vurduk.|bu jere ɡeldiɡinizde hesbon krali sihon ile basan krali oɡ savasmak it͡ʃin bize karsi t͡ʃiktilarʔ biz de onlari vurduk. Old-Testament-Jeremiah-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yeruşalem, ders al ki, canım senden ayrılmasın, yoksa seni ıssız, oturulmaz bir diyar yaparım.”|ej jerusalemʔ ders al kiʔ t͡ʃanim senden ajrilmasinʔ joksa seni issizʔ oturulmaz bir dijar japarim.” Old-Testament-Job-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman önümden bir ruh geçti. Bedenimin tüyleri ürperdi.|o zaman onumden bir ruh ɡet͡ʃti. bedenimin tujleri urperdi. Old-Testament-Psalms-073-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyanınca görülen bir rüya gibi, sen de ey Efendi, uyanınca onların hayallerini hor göreceksin.|ujanint͡ʃa ɡorulen bir ruja ɡibiʔ sen de ej efendiʔ ujanint͡ʃa onlarin hajallerini hor ɡoret͡ʃeksin. Old-Testament-Proverbs-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında varken komşuna, “Git de tekrar gel, yarın vereyim” deme.|janinda varken komsunaʔ “ɡit de tekrar ɡelʔ jarin verejim” deme. Old-Testament-Psalms-109-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de onlara yüzkarası oldum. Beni gördüklerinde başlarını sallıyorlar.|ben de onlara juzkarasi oldum. beni ɡorduklerinde baslarini sallijorlar. Old-Testament-2-Kings-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk dışarı çıkıp Suriyeliler'in ordugâhını yağmaladı. Böylece Yahve'nin sözü uyarınca bir sea ince un bir şekele, iki ölçek arpa bir şekele satıldı.|halk disari t͡ʃikip surijelilerʔin orduɡahini jaɡmaladi. bojlet͡ʃe jahveʔnin sozu ujarint͡ʃa bir sea int͡ʃe un bir sekeleʔ iki olt͡ʃek arpa bir sekele satildi. Old-Testament-Numbers-034-014|und|SPEAKER_00_Turkish|atalarının evlerine göre Ruven'in çocukları oymağı, atalarının evlerine göre Gad'ın çocukları oymağı ve Manaşşe oymağının yarısı miraslarını aldılar.|atalarinin evlerine ɡore ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡiʔ atalarinin evlerine ɡore ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡi ve manasse ojmaɡinin jarisi miraslarini aldilar. Old-Testament-Psalms-079-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar Yakov'u yuttular, yurdunu yok ettiler.|t͡ʃunku onlar jakovʔu juttularʔ jurdunu jok ettiler. Old-Testament-Nehemiah-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik onlara paylarına göre bölüştürdüğün krallıklar ve halklar verdin. Böylece Sihon'un ülkesini, Heşbon Kralı'nın ülkesini ve Başan Kralı Og'un ülkesini mülk edindiler.|ustelik onlara pajlarina ɡore bolusturduɡun kralliklar ve halklar verdin. bojlet͡ʃe sihonʔun ulkesiniʔ hesbon kraliʔnin ulkesini ve basan krali oɡʔun ulkesini mulk edindiler. Old-Testament-Esther-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kraliçe Vaşti'yi, kraliyet tacını takmış olarak, onun güzelliğinin halka ve beylere göstermek için, kralın önüne getirilmesini buyurdu; çünkü o çok güzeldi.|kralit͡ʃe vastiʔjiʔ kralijet tat͡ʃini takmis olarakʔ onun ɡuzelliɡinin halka ve bejlere ɡostermek it͡ʃinʔ kralin onune ɡetirilmesini bujurdu; t͡ʃunku o t͡ʃok ɡuzeldi. Old-Testament-Deuteronomy-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin seçeceği yerden sana verilecek hüküm uyarınca hareket edeceksin. Sana öğretecekleri her şeye göre yapmaya dikkat edeceksin.|jahveʔnin set͡ʃet͡ʃeɡi jerden sana verilet͡ʃek hukum ujarint͡ʃa hareket edet͡ʃeksin. sana oɡretet͡ʃekleri her seje ɡore japmaja dikkat edet͡ʃeksin. Old-Testament-Deuteronomy-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin yollarında yürümek ve O'ndan korkmak için O'nun buyruklarını tutacaksın.|tanrin jahveʔnin jollarinda jurumek ve oʔndan korkmak it͡ʃin oʔnun bujruklarini tutat͡ʃaksin. Old-Testament-Jeremiah-035-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Rekavlılar evi oğullarının önüne şarap dolu kâseler ve kadehler koydum. Onlara, “Şarap için!” dedim.|rekavlilar evi oɡullarinin onune sarap dolu kaseler ve kadehler kojdum. onlaraʔ “sarap it͡ʃin!” dedim. Old-Testament-2-Chronicles-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"hâkimlere, \"\"Yaptıklarınızı düşünün, çünkü insan için değil, Yahve adına hükmediyorsunuz. O da hükümde sizinle birliktedir.\"\" dedi.\"|\"hakimlereʔ \"\"japtiklarinizi dusununʔ t͡ʃunku insan it͡ʃin deɡilʔ jahve adina hukmedijorsunuz. o da hukumde sizinle birliktedir.\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelerin dudakları bilgi yayar, akılsızların yüreği öyle değildir.|bilɡelerin dudaklari bilɡi jajarʔ akilsizlarin jureɡi ojle deɡildir. New-Testament-2-Corinthians-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, bu aynı şey, yani çektiğiniz tanrısal keder, sizde ne büyük ciddiyet, savunma, öfke, korku, özlem, gayret ve intikam ortaya çıkardı. Bu konuda pak olduğunuzu her bakımdan gösterdiniz.|t͡ʃunku isteʔ bu ajni sejʔ jani t͡ʃektiɡiniz tanrisal kederʔ sizde ne bujuk t͡ʃiddijetʔ savunmaʔ ofkeʔ korkuʔ ozlemʔ ɡajret ve intikam ortaja t͡ʃikardi. bu konuda pak olduɡunuzu her bakimdan ɡosterdiniz. New-Testament-John-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İnkâr etmeden açıkça, “Ben Mesih değilim” dedi.|inkar etmeden at͡ʃikt͡ʃaʔ “ben mesih deɡilim” dedi. New-Testament-Mark-006-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua çıkınca büyük bir kalabalık gördü. Onlara acıdı çünkü çobansız koyunlar gibiydiler ve onlara birçok şey öğretmeye başladı.|jesua t͡ʃikint͡ʃa bujuk bir kalabalik ɡordu. onlara at͡ʃidi t͡ʃunku t͡ʃobansiz kojunlar ɡibijdiler ve onlara birt͡ʃok sej oɡretmeje basladi. Old-Testament-Numbers-029-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız; bu, sürekli yakmalık sunuya, onun ekmek sunusuna ve onun dökmelik sunusuna ektir.'\"\"\"|\"ɡunah sunusu olarak bir teke sunat͡ʃaksiniz; buʔ surekli jakmalik sunujaʔ onun ekmek sunusuna ve onun dokmelik sunusuna ektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-034-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürülerini, sığırlarını, eşeklerini, kentte ve kırda ne varsa hepsini aldılar.|suruleriniʔ siɡirlariniʔ esekleriniʔ kentte ve kirda ne varsa hepsini aldilar. New-Testament-Revelation-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman çok ağladım, çünkü kitabı açmaya, içine bakmaya layık kimse bulunmadı.|o zaman t͡ʃok aɡladimʔ t͡ʃunku kitabi at͡ʃmajaʔ it͡ʃine bakmaja lajik kimse bulunmadi. Old-Testament-Jeremiah-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin gibisi yoktur, ey Yahve. Sen büyüksün, ve adın kudretinde büyüktür.|senin ɡibisi jokturʔ ej jahve. sen bujuksunʔ ve adin kudretinde bujuktur. Old-Testament-Genesis-043-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef önünden onlara pay ayırdı, ama Benyamin'in payı onların her birinin payından beş kat daha fazlaydı. İçtiler ve onunla birlikte hoş vakit geçirdiler.|josef onunden onlara paj ajirdiʔ ama benjaminʔin paji onlarin her birinin pajindan bes kat daha fazlajdi. it͡ʃtiler ve onunla birlikte hos vakit ɡet͡ʃirdiler. Old-Testament-Numbers-034-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe İsrael'in çocuklarına buyruk verip şöyle dedi: “Bu, kurayla miras alacağınız Yahve'nin dokuz buçuk oymağa verilmesini buyurmuş olduğu ülkedir;|mose israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bujruk verip sojle dedi “buʔ kurajla miras alat͡ʃaɡiniz jahveʔnin dokuz but͡ʃuk ojmaɡa verilmesini bujurmus olduɡu ulkedir; Old-Testament-2-Samuel-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Uzza'ya karşı patladığı için David hoşnutsuzdu; ve bugüne dek o yere Peres Uzza denilir.|jahve uzzaʔja karsi patladiɡi it͡ʃin david hosnutsuzdu; ve buɡune dek o jere peres uzza denilir. New-Testament-Revelation-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yılan ağzından, kadını selle süpürüp götürmek için onun ardından ırmak gibi su kustu.|jilan aɡzindanʔ kadini selle supurup ɡoturmek it͡ʃin onun ardindan irmak ɡibi su kustu. New-Testament-1-Corinthians-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bunların hepsini yapan tek ve aynı Ruh’tur. Ruh herkese dilediği gibi ayrı ayrı dağıtır.|ama bunlarin hepsini japan tek ve ajni ruh’tur. ruh herkese dilediɡi ɡibi ajri ajri daɡitir. Old-Testament-2-Kings-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yehu, \"\"Onları sağ yakalayın!\"\" dedi. Onları sağ yakalayıp kırkım evinin çukurunda kırk iki kişiyi öldürdüler. Hiçbirini bırakmadı.\"|\"jehuʔ \"\"onlari saɡ jakalajin!\"\" dedi. onlari saɡ jakalajip kirkim evinin t͡ʃukurunda kirk iki kisiji oldurduler. hit͡ʃbirini birakmadi.\" Old-Testament-Genesis-043-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhya, “Esenlik olsun size” dedi. “Korkmayın Tanrınız, babanızın Tanrısı size çuvallarınızda hazine verdi. Paranızı aldım.” Şimon'u yanlarına getirdi.|kahjaʔ “esenlik olsun size” dedi. “korkmajin tanrinizʔ babanizin tanrisi size t͡ʃuvallarinizda hazine verdi. paranizi aldim.” simonʔu janlarina ɡetirdi. Old-Testament-Isaiah-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, edindikleri bolluğu ve biriktirdiklerini, Söğüt Vadi'si üzerinden taşıyıp götürecekler.|bu nedenleʔ edindikleri bolluɡu ve biriktirdikleriniʔ soɡut vadiʔsi uzerinden tasijip ɡoturet͡ʃekler. New-Testament-Revelation-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci melek tasını denize boşalttı. Deniz ölü kanına dönüştü. Denizdeki her canlı öldü.|ikint͡ʃi melek tasini denize bosaltti. deniz olu kanina donustu. denizdeki her t͡ʃanli oldu. New-Testament-Hebrews-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Görüyoruz ki, bazılarının oraya gireceği kesindir. Daha önce iyi haberi duymuş olanlar itaatsizlik nedeniyle içeri giremediler.|ɡorujoruz kiʔ bazilarinin oraja ɡiret͡ʃeɡi kesindir. daha ont͡ʃe iji haberi dujmus olanlar itaatsizlik nedenijle it͡ʃeri ɡiremediler. Old-Testament-1-Chronicles-006-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşan otlaklarıyla ve Beyt Şemeş otlaklarıyla;|asan otlaklarijla ve bejt semes otlaklarijla; Old-Testament-2-Kings-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunusunu ve ekmek sunusunu yaktı, dökmelik sunusunu döktü ve esenlik sunularının kanını sunağın üzerine serpti.|jakmalik sunusunu ve ekmek sunusunu jaktiʔ dokmelik sunusunu doktu ve esenlik sunularinin kanini sunaɡin uzerine serpti. Old-Testament-Micah-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor, \"\"O gün öyle olacak ki, senden atlarını söküp atacağım, ve senin savaş arabalarını yok edeceğim.\"|\"jahve sojle dijorʔ \"\"o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ senden atlarini sokup atat͡ʃaɡimʔ ve senin savas arabalarini jok edet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Genesis-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|gökyüzünün kuşlarından da erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift al.|ɡokjuzunun kuslarindan da erkek ve disi olmak uzere jediser t͡ʃift al. New-Testament-Revelation-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Dört yaratık, “Amin!” dediler. Sonra ihtiyarlar yere kapanıp tapındılar.|dort jaratikʔ “amin!” dediler. sonra ihtijarlar jere kapanip tapindilar. Old-Testament-Psalms-105-040|und|SPEAKER_00_Turkish|İstediler, O da bıldırcın getirdi, onları gökyüzünün ekmeğiyle doyurdu.|istedilerʔ o da bildirt͡ʃin ɡetirdiʔ onlari ɡokjuzunun ekmeɡijle dojurdu. Old-Testament-Ezekiel-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni öldürenin önünde, ‘Ben Tanrı'yım’ mı diyeceksin? Ama seni yaralayanın elinde, sen insansın, Tanrı değil.|seni oldurenin onundeʔ ‘ben tanriʔjim’ mi dijet͡ʃeksin? ama seni jaralajanin elindeʔ sen insansinʔ tanri deɡil. Old-Testament-1-Samuel-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların birbirlerine dans ederek, 'Saul binlerini, David de onbinlerini öldürdü' diye ezgi söyledikleri David bu değil mi?”|insanlarin birbirlerine dans ederekʔ ʔsaul binleriniʔ david de onbinlerini oldurduʔ dije ezɡi sojledikleri david bu deɡil mi?” Old-Testament-Psalms-103-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve tahtını göklerde kurdu. O’nun krallığı her şeye hükmediyor.|jahve tahtini ɡoklerde kurdu. o’nun kralliɡi her seje hukmedijor. New-Testament-Luke-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O taşın üzerine düşen herkes parçalanacak. Ancak taş kimin üstüne düşerse onu ezip toz edecek.”|o tasin uzerine dusen herkes part͡ʃalanat͡ʃak. ant͡ʃak tas kimin ustune duserse onu ezip toz edet͡ʃek.” New-Testament-Mark-009-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra küçük bir çocuğu alıp onların ortasına koydu. Onu kollarına alıp onlara şöyle dedi:|sonra kut͡ʃuk bir t͡ʃot͡ʃuɡu alip onlarin ortasina kojdu. onu kollarina alip onlara sojle dedi Old-Testament-Job-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençler beni görüp saklanırdı. Yaşlılar ayağa kalkıp dikilirdi.|ɡent͡ʃler beni ɡorup saklanirdi. jaslilar ajaɡa kalkip dikilirdi. New-Testament-Luke-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağcıya, ‘Bak, bu üç yıldır bu incir ağacında ürün aramaya geliyorum, ama hiç bulmadım’ dedi. Ağacı kes. Toprağı neden boşa harcasın?’|baɡt͡ʃijaʔ ‘bakʔ bu ut͡ʃ jildir bu int͡ʃir aɡat͡ʃinda urun aramaja ɡelijorumʔ ama hit͡ʃ bulmadim’ dedi. aɡat͡ʃi kes. topraɡi neden bosa hart͡ʃasin?’ Old-Testament-Isaiah-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yatak uzanılmayacak kadar kısa, battaniye de sarınamayacak kadar dar.|t͡ʃunku jatak uzanilmajat͡ʃak kadar kisaʔ battanije de sarinamajat͡ʃak kadar dar. Old-Testament-Psalms-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|bana baskı yapan kötülerden, Etrafımı saran ölümcül düşmanlarımdan.|bana baski japan kotulerdenʔ etrafimi saran olumt͡ʃul dusmanlarimdan. Old-Testament-Psalms-042-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çağlayanların ses çıkarınca derin derinliğe sesleniyor. Bütün dalgaların ve sellerin üzerimden geçti.|t͡ʃaɡlajanlarin ses t͡ʃikarint͡ʃa derin derinliɡe seslenijor. butun dalɡalarin ve sellerin uzerimden ɡet͡ʃti. New-Testament-Acts-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef haber gönderip babası Yakov’u, bütün akrabalarını, yetmiş beş canı çağırttı.|josef haber ɡonderip babasi jakov’uʔ butun akrabalariniʔ jetmis bes t͡ʃani t͡ʃaɡirtti. Old-Testament-Ezekiel-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yalan dinleyen halkıma yalan söyleyerek, ölmeyecek canları öldürmek, yaşamayacak canları kurtarmak için, avuçlar dolusu arpa ve ekmek parçaları için halkımın arasında beni küçük düşürdünüz.'\"\"\"|\"jalan dinlejen halkima jalan sojlejerekʔ olmejet͡ʃek t͡ʃanlari oldurmekʔ jasamajat͡ʃak t͡ʃanlari kurtarmak it͡ʃinʔ avut͡ʃlar dolusu arpa ve ekmek part͡ʃalari it͡ʃin halkimin arasinda beni kut͡ʃuk dusurdunuz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Joshua-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu'ya ve İsrael'e karşı savaşmak üzere fikir birliğiyle bir araya toplandılar.|jesuʔja ve israelʔe karsi savasmak uzere fikir birliɡijle bir araja toplandilar. New-Testament-2-Timothy-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Görev başındaki asker kendisini askerliğe çağıranı hoşnut etmek için günlük işlere karışmaz.|ɡorev basindaki asker kendisini askerliɡe t͡ʃaɡirani hosnut etmek it͡ʃin ɡunluk islere karismaz. Old-Testament-Job-034-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey bilgeler, sözlerimi dinleyin. Bilgi sahibi olanlar, bana kulak verin.|“ej bilɡelerʔ sozlerimi dinlejin. bilɡi sahibi olanlarʔ bana kulak verin. Old-Testament-1-Kings-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Ben Hadad'ın ulaklarına, \"\"Efendim krala, 'Hizmetkârına ilk gönderdiğin her şeyi yapacağım, ama bu şeyi yapamam' deyin\"\" dedi. Ulaklar gidip ona haberi getirdiler.\"|\"bunun uzerine ben hadadʔin ulaklarinaʔ \"\"efendim kralaʔ ʔhizmetkarina ilk ɡonderdiɡin her seji japat͡ʃaɡimʔ ama bu seji japamamʔ dejin\"\" dedi. ulaklar ɡidip ona haberi ɡetirdiler.\" Old-Testament-Exodus-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Sabah erkenden kalk, Firavun'un huzuruna çık ve ona söyle: İbraniler'in Tanrısı Yahve şöyle diyor: Halkımı salıver de bana hizmet etsinler.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"sabah erkenden kalkʔ firavunʔun huzuruna t͡ʃik ve ona sojle ibranilerʔin tanrisi jahve sojle dijor halkimi saliver de bana hizmet etsinler.\" Old-Testament-Leviticus-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Temiz kılınacak olan kişi giysilerini yıkayacak, bütün kıllarını tıraş edecek ve suda yıkanacak; o da temiz olacak. Bundan sonra ordugâhın içine gelecek ama yedi gün çadırının dışında kalacak.|“temiz kilinat͡ʃak olan kisi ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ butun killarini tiras edet͡ʃek ve suda jikanat͡ʃak; o da temiz olat͡ʃak. bundan sonra orduɡahin it͡ʃine ɡelet͡ʃek ama jedi ɡun t͡ʃadirinin disinda kalat͡ʃak. New-Testament-Acts-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus içeri girince Kornelius onu karşıladı, ayaklarına kapandı ve ona tapındı.|petrus it͡ʃeri ɡirint͡ʃe kornelius onu karsiladiʔ ajaklarina kapandi ve ona tapindi. Old-Testament-Genesis-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavan'ın oğulları: Elişa, Tarşiş, Kittim, Rodanim.|javanʔin oɡullari elisaʔ tarsisʔ kittimʔ rodanim. New-Testament-Revelation-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunaktan gelen bir sesin, “Evet, Her Şeye Gücü Yeten Efendi Tanrı, yargıların doğru ve adildir” dediğini işittim.|sunaktan ɡelen bir sesinʔ “evetʔ her seje ɡut͡ʃu jeten efendi tanriʔ jarɡilarin doɡru ve adildir” dediɡini isittim. Old-Testament-Leviticus-011-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama tohumun üzerine su konulur da leşinin bir kısmı üzerine düşerse, o sizin için kirli olacaktır.'\"\"\"|\"ama tohumun uzerine su konulur da lesinin bir kismi uzerine duserseʔ o sizin it͡ʃin kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-033-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman, ülkeyi yaptıkları bütün iğrençlikler yüzünden ıssız bırakıp şaşılacak bir yer ettiğimde, benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"o zamanʔ ulkeji japtiklari butun iɡrent͡ʃlikler juzunden issiz birakip sasilat͡ʃak bir jer ettiɡimdeʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-012-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancı ve ücretli hizmetçi ondan yemeyecektir.|jabant͡ʃi ve ut͡ʃretli hizmett͡ʃi ondan jemejet͡ʃektir. New-Testament-John-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler O’nun çevresini sardılar ve O’na, “Bizi daha ne kadar kuşku içinde bırakacaksın? Eğer Mesih isen, bize açıkça söyle” dediler.|bunun uzerine jahudiler o’nun t͡ʃevresini sardilar ve o’naʔ “bizi daha ne kadar kusku it͡ʃinde birakat͡ʃaksin? eɡer mesih isenʔ bize at͡ʃikt͡ʃa sojle” dediler. Old-Testament-Genesis-049-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarla ve içindeki mağara Het'in çocuklarından satın alınmıştı.|tarla ve it͡ʃindeki maɡara hetʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan satin alinmisti. Old-Testament-Jeremiah-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalkın! Geceleyin çıkalım, onun saraylarını yıkalım.”|kalkin! ɡet͡ʃelejin t͡ʃikalimʔ onun sarajlarini jikalim.” New-Testament-Ephesians-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Efendi’nin tutuklusu olan ben, aldığınız çağrıya layık bir şekilde yürümenizi rica ediyorum.|bu nedenleʔ efendi’nin tutuklusu olan benʔ aldiɡiniz t͡ʃaɡrija lajik bir sekilde jurumenizi rit͡ʃa edijorum. Old-Testament-Jeremiah-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün uluslar, oğluna ve oğlunun oğluna, kendi ülkesinin zamanı gelinceye kadar ona hizmet edecekler. O zaman birçok ulus ve büyük krallar onu kendilerine köle yapacaklar.'\"\"'\"\"\"|\"butun uluslarʔ oɡluna ve oɡlunun oɡlunaʔ kendi ulkesinin zamani ɡelint͡ʃeje kadar ona hizmet edet͡ʃekler. o zaman birt͡ʃok ulus ve bujuk krallar onu kendilerine kole japat͡ʃaklar.ʔ\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Feryat et ve ağıt yak, ey insanoğlu; çünkü bu benim halkımın üzerindedir. İsrael'in bütün beylerinin üzerindedir. Halkımla birlikte kılıca teslim edildiler. Bu nedenle kalçanı döv.|ferjat et ve aɡit jakʔ ej insanoɡlu; t͡ʃunku bu benim halkimin uzerindedir. israelʔin butun bejlerinin uzerindedir. halkimla birlikte kilit͡ʃa teslim edildiler. bu nedenle kalt͡ʃani dov. New-Testament-1-Thessalonians-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların -ne sizin ne de başkalarının- övgüsünü aramadık. Mesih’in elçileri olarak yetkimizi kullanabilirdik.|insanlarin -ne sizin ne de baskalarinin- ovɡusunu aramadik. mesih’in elt͡ʃileri olarak jetkimizi kullanabilirdik. New-Testament-Luke-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün halkların önünde hazırladığın;|butun halklarin onunde hazirladiɡin; Old-Testament-Psalms-048-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğum sancısı çeken bir kadın gibi, orada onları bir titreme aldı.|doɡum sant͡ʃisi t͡ʃeken bir kadin ɡibiʔ orada onlari bir titreme aldi. Old-Testament-Exodus-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hem sen, hem de seninle birlikte olan bu halk kesin olarak usanacaksınız. Çünkü bu şey senin için çok ağır. Bunu tek başına kendin yapamazsın.|hem senʔ hem de seninle birlikte olan bu halk kesin olarak usanat͡ʃaksiniz. t͡ʃunku bu sej senin it͡ʃin t͡ʃok aɡir. bunu tek basina kendin japamazsin. New-Testament-Luke-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Halktan büyük bir kalabalık Yeşua’nın ardından gidiyordu. Yas tutan ve O’nun için ağıt yakan kadınlar da bunların arasındaydı.|halktan bujuk bir kalabalik jesua’nin ardindan ɡidijordu. jas tutan ve o’nun it͡ʃin aɡit jakan kadinlar da bunlarin arasindajdi. New-Testament-1-Peter-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Mesih’in elçisi Petrus, Baba Tanrı’nın ön bilgisi uyarınca,|jesua mesih’in elt͡ʃisi petrusʔ baba tanri’nin on bilɡisi ujarint͡ʃaʔ Old-Testament-Psalms-033-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey doğrular, Yahve ile sevinin! Doğrulara övgü yaraşır.|ej doɡrularʔ jahve ile sevinin! doɡrulara ovɡu jarasir. Old-Testament-Joshua-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre Merari'nin çocuklarına Ruven oymağından, Gad oymağından ve Zevulun oymağından on iki kent düştü.|bojlarina ɡore merariʔnin t͡ʃot͡ʃuklarina ruven ojmaɡindanʔ ɡad ojmaɡindan ve zevulun ojmaɡindan on iki kent dustu. Old-Testament-Judges-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Moav o gün İsrael'in eli altında boyun eğdirildi. Daha sonra ülke seksen yıl rahat etti.|bojlet͡ʃe moav o ɡun israelʔin eli altinda bojun eɡdirildi. daha sonra ulke seksen jil rahat etti. Old-Testament-Leviticus-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yedinci gün böyle olacak, saçını, sakalını ve kaşlarını tıraş edecek. Bütün kıllarını tıraş edecek. Giysilerini yıkayacak ve bedenini suda yıkayacak. O zaman temiz olacaktır.\"\"\"|\"jedint͡ʃi ɡun bojle olat͡ʃakʔ sat͡ʃiniʔ sakalini ve kaslarini tiras edet͡ʃek. butun killarini tiras edet͡ʃek. ɡijsilerini jikajat͡ʃak ve bedenini suda jikajat͡ʃak. o zaman temiz olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-078-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gündüzleri bulutla, gece boyu ateş ışığıyla onlara yol gösterdi.|ɡunduzleri bulutlaʔ ɡet͡ʃe boju ates isiɡijla onlara jol ɡosterdi. Old-Testament-Ezekiel-046-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek sunusu hazırlayacak: Boğa için bir efa, koç için bir efa ve kuzular için elinden geldiğince ekmek sunusu ve bir efa için bir hin yağ.|ekmek sunusu hazirlajat͡ʃak boɡa it͡ʃin bir efaʔ kot͡ʃ it͡ʃin bir efa ve kuzular it͡ʃin elinden ɡeldiɡint͡ʃe ekmek sunusu ve bir efa it͡ʃin bir hin jaɡ. Old-Testament-Exodus-028-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Saf altından bir levha yapacaksın ve üzerine mühür oyması gibi 'Yahve'ye kutsaldır' yazısını oyacaksın.\"|\"\"\"saf altindan bir levha japat͡ʃaksin ve uzerine muhur ojmasi ɡibi ʔjahveʔje kutsaldirʔ jazisini ojat͡ʃaksin.\" New-Testament-Galatians-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’ya sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin.|tanri’ja sonsuzlara dek jut͡ʃelik olsun! amin. Old-Testament-Judges-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün sözleriyle onu sıkıştırıp baskı yapınca, canı ölesiye sıkıntıya girdi.|her ɡun sozlerijle onu sikistirip baski japint͡ʃaʔ t͡ʃani olesije sikintija ɡirdi. New-Testament-Hebrews-011-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yerin yarıklarında dolanıp durdular.|dunja onlara lajik deɡildi. t͡ʃollerdeʔ daɡlardaʔ maɡaralardaʔ jerin jariklarinda dolanip durdular. Old-Testament-Isaiah-038-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey Yahve, sana yalvarırım, senin önünde nasıl doğrulukla, kusursuz bir yürekle yürüdüğümü, gözünde iyi olanı yaptığımı şimdi hatırla.\"\" Bunun üzerine Hizkiya acı acı ağladı.\"|\"\"\"ej jahveʔ sana jalvaririmʔ senin onunde nasil doɡruluklaʔ kusursuz bir jurekle juruduɡumuʔ ɡozunde iji olani japtiɡimi simdi hatirla.\"\" bunun uzerine hizkija at͡ʃi at͡ʃi aɡladi.\" Old-Testament-Job-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yükselirler; ancak kısa bir süre sonra yok olurlar. Evet, alçalırlar, tüm diğerleri gibi alınıp götürülürler, ve başak başı gibi kesilirler.|jukselirler; ant͡ʃak kisa bir sure sonra jok olurlar. evetʔ alt͡ʃalirlarʔ tum diɡerleri ɡibi alinip ɡoturulurlerʔ ve basak basi ɡibi kesilirler. New-Testament-Matthew-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti bugüne dek Yahudiler arasında yayılmıştır.|bojlet͡ʃe paraji aldilar ve kendilerine sojlendiɡi ɡibi japtilar. bu sojlenti buɡune dek jahudiler arasinda jajilmistir. Old-Testament-Numbers-003-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü uyarınca Moşe, Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi bedel parasını Aron'la oğullarına verdi.|jahveʔnin sozu ujarint͡ʃa moseʔ jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi bedel parasini aronʔla oɡullarina verdi. New-Testament-Luke-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizden dileyen herkese verin, malınızı alandan geri istemeyin.”|sizden dilejen herkese verinʔ malinizi alandan ɡeri istemejin.” Old-Testament-1-Samuel-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Elkana Rama'daki evine gitti. Çocuk, kâhin Eli'nin önünde Yahve'ye hizmet ediyordu.|elkana ramaʔdaki evine ɡitti. t͡ʃot͡ʃukʔ kahin eliʔnin onunde jahveʔje hizmet edijordu. Old-Testament-Psalms-076-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünde acı çekenleri kurtarmak için Tanrı yargılamaya kalktığında,|jerjuzunde at͡ʃi t͡ʃekenleri kurtarmak it͡ʃin tanri jarɡilamaja kalktiɡindaʔ Old-Testament-Deuteronomy-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırdığın önceki levhaların üzerindeki sözleri bu levhaların üzerine yazacağım ve onları sandığa koyacaksın.”|kirdiɡin ont͡ʃeki levhalarin uzerindeki sozleri bu levhalarin uzerine jazat͡ʃaɡim ve onlari sandiɡa kojat͡ʃaksin.” Old-Testament-Leviticus-014-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin içinin her tarafı kazınacak. Kazıdıkları harcı şehrin dışına, kirli bir yere dökecekler.|evin it͡ʃinin her tarafi kazinat͡ʃak. kazidiklari hart͡ʃi sehrin disinaʔ kirli bir jere doket͡ʃekler. Old-Testament-Lamentations-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Etimi ve derimi yıprattı, kemiklerimi kırdı.|etimi ve derimi jiprattiʔ kemiklerimi kirdi. New-Testament-Revelation-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte ben gelene dek sizde olana sıkıca tutunun.|bununla birlikte ben ɡelene dek sizde olana sikit͡ʃa tutunun. New-Testament-1-Corinthians-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Acaba bu şeyleri insanların yöntemlerine göre mi söylüyorum? Kutsal Yasa da aynı şeyi söylemiyor mu?|at͡ʃaba bu sejleri insanlarin jontemlerine ɡore mi sojlujorum? kutsal jasa da ajni seji sojlemijor mu? Old-Testament-Psalms-032-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu Yahve tarafından suçu sayılmayan, ruhunda hile olmayan insana.|ne mutlu jahve tarafindan sut͡ʃu sajilmajanʔ ruhunda hile olmajan insana. Old-Testament-Isaiah-041-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksullar ve muhtaçlar su arıyor ama yok. Susuzluktan dilleri kuruyor. Ben, Yahve onlara yanıt vereceğim. Ben, İsrael'in Tanrısı, onları bırakmayacağım.|joksullar ve muhtat͡ʃlar su arijor ama jok. susuzluktan dilleri kurujor. benʔ jahve onlara janit veret͡ʃeɡim. benʔ israelʔin tanrisiʔ onlari birakmajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Proverbs-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapana koşan bir kuş gibi, ta ki ciğerine ok saplanana dek, ve bunun yaşamına mal olacağını bilmeden.|kapana kosan bir kus ɡibiʔ ta ki t͡ʃiɡerine ok saplanana dekʔ ve bunun jasamina mal olat͡ʃaɡini bilmeden. Old-Testament-Exodus-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocukları arasında insan olsun hayvan olsun rahmi açan tüm ilk doğanları bana ayır. O benimdir.”\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda insan olsun hajvan olsun rahmi at͡ʃan tum ilk doɡanlari bana ajir. o benimdir.”\" Old-Testament-Song-of-Songs-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Dudakların al iplik gibi. Ağzın ne güzel. Yanakların peçenin ardındaki nar parçası gibi.|dudaklarin al iplik ɡibi. aɡzin ne ɡuzel. janaklarin pet͡ʃenin ardindaki nar part͡ʃasi ɡibi. New-Testament-Philippians-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben kendim de yakında gelme konusunda Efendi’ye güveniyorum.|ben kendim de jakinda ɡelme konusunda efendi’je ɡuvenijorum. Old-Testament-Joshua-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kapının kapanmasına doğru hava kararınca adamlar dışarı çıktılar. Adamların nereye gittiğini bilmiyorum. Çabuk onları kovalayın. Onlara yetişebilirsiniz.\"\"\"|\"kapinin kapanmasina doɡru hava kararint͡ʃa adamlar disari t͡ʃiktilar. adamlarin nereje ɡittiɡini bilmijorum. t͡ʃabuk onlari kovalajin. onlara jetisebilirsiniz.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Manaşşe'ye ve halkına seslendi, ama onlar dinlemediler.|jahve manasseʔje ve halkina seslendiʔ ama onlar dinlemediler. Old-Testament-Ezra-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Magbiş'in çocukları, yüz elli altı.|maɡbisʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ juz elli alti. Old-Testament-Numbers-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sina Çölü'nden yola çıkıp Kivrot Hattaava'da konakladılar.|sina t͡ʃoluʔnden jola t͡ʃikip kivrot hattaavaʔda konakladilar. Old-Testament-Proverbs-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazın toplayan bilge oğuldur, hasatta uyuyan oğul utanç getirir.|jazin toplajan bilɡe oɡuldurʔ hasatta ujujan oɡul utant͡ʃ ɡetirir. Old-Testament-Genesis-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar oradan dönüp Sodom'a doğru gittiler, ama Avraham hâlâ Yahve’nin huzurunda duruyordu.|adamlar oradan donup sodomʔa doɡru ɡittilerʔ ama avraham hala jahve’nin huzurunda durujordu. Old-Testament-Numbers-001-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan'ın çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|danʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar Old-Testament-1-Chronicles-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Patruslular'ın, Filistliler'in ataları olan Kasluhlular'ın (Filistliler bunlardan geldi) ve Kaftorlular'ın atasıydı.|patruslularʔinʔ filistlilerʔin atalari olan kasluhlularʔin (filistliler bunlardan ɡeldi) ve kaftorlularʔin atasijdi. New-Testament-Revelation-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.’’|kulaɡi olanʔ ruh’un kiliselere ne dediɡini isitsin.’’ Old-Testament-2-Kings-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ravşake onlara şöyle dedi: “Şimdi Hizkiya’ya söyleyin, ‘Büyük kral, Aşur Kralı diyor ki, ‘Senin güvenmekte olduğun bu güven nedir? diyor.|ravsake onlara sojle dedi “simdi hizkija’ja sojlejinʔ ‘bujuk kralʔ asur krali dijor kiʔ ‘senin ɡuvenmekte olduɡun bu ɡuven nedir? dijor. Old-Testament-Numbers-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin oymağından Rafu oğlu Palti.|benjamin ojmaɡindan rafu oɡlu palti. Old-Testament-Exodus-039-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi, efodun ustaca dokunmuş şeridi üzerinde olsun ve göğüslük efodtan ayrılmasın diye, göğüslüğü halkalarıyla efodun halkalarına mavi bir kordonla bağladılar.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibiʔ efodun ustat͡ʃa dokunmus seridi uzerinde olsun ve ɡoɡusluk efodtan ajrilmasin dijeʔ ɡoɡusluɡu halkalarijla efodun halkalarina mavi bir kordonla baɡladilar. Old-Testament-Joshua-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte şimdi senin elindeyiz. Sana nasıl iyi ve doğru geliyorsa bize onu yap.”|iste simdi senin elindejiz. sana nasil iji ve doɡru ɡelijorsa bize onu jap.” Old-Testament-Isaiah-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun kayası dehşetten yok olacak, beyleri sancaktan korkacaklar.” diyor ateşi Siyon'da, ocağı Yeruşalem'de olan Yahve.|onun kajasi dehsetten jok olat͡ʃakʔ bejleri sant͡ʃaktan korkat͡ʃaklar.” dijor atesi sijonʔdaʔ ot͡ʃaɡi jerusalemʔde olan jahve. Old-Testament-1-Kings-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Eliya'nın sesini duydu; çocuğun canı yeniden içine girdi ve çocuk canlandı.|jahveʔ elijaʔnin sesini dujdu; t͡ʃot͡ʃuɡun t͡ʃani jeniden it͡ʃine ɡirdi ve t͡ʃot͡ʃuk t͡ʃanlandi. Old-Testament-Psalms-118-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye şükredin, çünkü O iyidir, sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|jahve’je sukredinʔ t͡ʃunku o ijidirʔ sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-2-Timothy-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama daha ileri gidemeyecekler. Çünkü onların akılsızlığı nasıl belli olduysa, bunlarınki de herkese belli olacaktır.|ama daha ileri ɡidemejet͡ʃekler. t͡ʃunku onlarin akilsizliɡi nasil belli oldujsaʔ bunlarinki de herkese belli olat͡ʃaktir. New-Testament-Colossians-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yustus diye bilinen Yeşua da selam eder. Tanrı’nın Krallığı için çalışan ve bana teselli olan emektaşım sünnetliler yalnız bunlardır.|justus dije bilinen jesua da selam eder. tanri’nin kralliɡi it͡ʃin t͡ʃalisan ve bana teselli olan emektasim sunnetliler jalniz bunlardir. New-Testament-Luke-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak onların gözleri O’nu tanımaktan alıkoyulmuştu.|ant͡ʃak onlarin ɡozleri o’nu tanimaktan alikojulmustu. Old-Testament-2-Chronicles-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahazya da onların öğüdüne uyup İsrael Kralı Ahav'ın oğlu Yehoram'la birlikte Ramot Gilad'da Suriye Kralı Hazael'e karşı savaşmaya gitti; Suriyeliler Yoram'ı yaraladılar.|ahazja da onlarin oɡudune ujup israel krali ahavʔin oɡlu jehoramʔla birlikte ramot ɡiladʔda surije krali hazaelʔe karsi savasmaja ɡitti; surijeliler joramʔi jaraladilar. Old-Testament-Joshua-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin ardınca gitmekten dönmek için ya da eğer üzerinde yakmalık sunu ya da ekmek sunusunu ya da eğer üzerinde esenlik sunularını sunmak için, kendimize sunak yaptıysak;|jahveʔnin ardint͡ʃa ɡitmekten donmek it͡ʃin ja da eɡer uzerinde jakmalik sunu ja da ekmek sunusunu ja da eɡer uzerinde esenlik sunularini sunmak it͡ʃinʔ kendimize sunak japtijsak; New-Testament-John-008-039|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Bizim babamız Avraham’dır” diye yanıt verdiler. Yeşua onlara, “Eğer Avraham'ın çocukları olsaydınız, Avraham’ın işlerini yapardınız.|o’naʔ “bizim babamiz avraham’dir” dije janit verdiler. jesua onlaraʔ “eɡer avrahamʔin t͡ʃot͡ʃuklari olsajdinizʔ avraham’in islerini japardiniz. Old-Testament-Exodus-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, kayınpederi Midyanlı Yetro'nun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün arka tarafına götürüp Tanrı Dağı'na, Horev'e geldi.|moseʔ kajinpederi midjanli jetroʔnun surusunu ɡudujordu. suruju t͡ʃolun arka tarafina ɡoturup tanri daɡiʔnaʔ horevʔe ɡeldi. Old-Testament-Leviticus-023-035|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk gün kutsal toplantı olacak. Olağan işleri yapmayacaksınız.|ilk ɡun kutsal toplanti olat͡ʃak. olaɡan isleri japmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-1-Kings-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin arka tarafını tabandan tavana kadar sedir tahtalarıyla yirmi arşın yaptı. Bunu içeride, iç oda olarak, En Kutsal Yer olarak yaptı.|evin arka tarafini tabandan tavana kadar sedir tahtalarijla jirmi arsin japti. bunu it͡ʃerideʔ it͡ʃ oda olarakʔ en kutsal jer olarak japti. Old-Testament-Leviticus-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Topluluğun ihtiyarları Yahve'nin önünde ellerini boğanın başına koyacaklar; boğa Yahve'nin önünde kesilecek.|topluluɡun ihtijarlari jahveʔnin onunde ellerini boɡanin basina kojat͡ʃaklar; boɡa jahveʔnin onunde kesilet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-044-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilmezler ve düşünmezler; çünkü O, onların göremeyen gözlerini, onların anlayamayan yüreklerini kapatmıştır.|bilmezler ve dusunmezler; t͡ʃunku oʔ onlarin ɡoremejen ɡozleriniʔ onlarin anlajamajan jureklerini kapatmistir. Old-Testament-Daniel-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Koçun yanına yaklaştığını gördüm ve ona karşı öfkelendi, koça vurdu ve iki boynuzunu kırdı. Koçta onun önünde duracak güç yoktu; onu yere devirdi ve çiğnedi. Koçu onun elinden kurtarabilecek kimse yoktu.|kot͡ʃun janina jaklastiɡini ɡordum ve ona karsi ofkelendiʔ kot͡ʃa vurdu ve iki bojnuzunu kirdi. kot͡ʃta onun onunde durat͡ʃak ɡut͡ʃ joktu; onu jere devirdi ve t͡ʃiɡnedi. kot͡ʃu onun elinden kurtarabilet͡ʃek kimse joktu. Old-Testament-Jeremiah-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sana dost olmayı kendilerine öğrettiğin kişileri senin üzerine baş olarak koyduğunda ne diyeceksin? Doğuran kadın gibi, ağrılar seni ele geçirmeyecek mi?\"\"\"|\"sana dost olmaji kendilerine oɡrettiɡin kisileri senin uzerine bas olarak kojduɡunda ne dijet͡ʃeksin? doɡuran kadin ɡibiʔ aɡrilar seni ele ɡet͡ʃirmejet͡ʃek mi?\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyada kendisi, bütün halk ve kral arasında, Yahve'nin halkı olsunlar diye antlaşma yaptı.|jehojada kendisiʔ butun halk ve kral arasindaʔ jahveʔnin halki olsunlar dije antlasma japti. Old-Testament-1-Samuel-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Neden böyle şeyler yapıyorsunuz?” dedi, “Çünkü bütün bu halktan sizin kötü işlerinizi duyuyorum.|onlaraʔ “neden bojle sejler japijorsunuz?” dediʔ “t͡ʃunku butun bu halktan sizin kotu islerinizi dujujorum. Old-Testament-Ezekiel-039-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim Tanrıları Yahve olduğumu bilecekler, çünkü onları ulusların arasına sürgüne ben gönderdim ve kendi ülkelerine ben topladım. O zaman onlardan hiçbirini artık tutsak bırakmayacağım.|benim tanrilari jahve olduɡumu bilet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku onlari uluslarin arasina surɡune ben ɡonderdim ve kendi ulkelerine ben topladim. o zaman onlardan hit͡ʃbirini artik tutsak birakmajat͡ʃaɡim. New-Testament-Matthew-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra öğrencileri O’na gelip, “Biliyor musun? Bu sözü duyunca Ferisiler alındılar” dediler.|sonra oɡrent͡ʃileri o’na ɡelipʔ “bilijor musun? bu sozu dujunt͡ʃa ferisiler alindilar” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman senin ihtiyarların ve hakimlerin çıkacaklar ve öldürülen insanın çevresinde olan kentlere uzaklığını ölçecekler.|o zaman senin ihtijarlarin ve hakimlerin t͡ʃikat͡ʃaklar ve oldurulen insanin t͡ʃevresinde olan kentlere uzakliɡini olt͡ʃet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-141-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların yargıçları kayanın yanına atıldı. Sözlerimi duyacaklar, çünkü yerinde söylenmiştir.|onlarin jarɡit͡ʃlari kajanin janina atildi. sozlerimi dujat͡ʃaklarʔ t͡ʃunku jerinde sojlenmistir. New-Testament-Romans-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğüt veren, öğütte bulunsun. Veren, bunu cömertçe yapsın. Yöneten, gayretle yönetsin. Merhamet gösteren, neşeyle yapsın.|oɡut verenʔ oɡutte bulunsun. verenʔ bunu t͡ʃomertt͡ʃe japsin. jonetenʔ ɡajretle jonetsin. merhamet ɡosterenʔ nesejle japsin. Old-Testament-1-Chronicles-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıncılara karşı David'e yardım ettiler. Çünkü hepsi de cesur yiğitlerdi, ordu komutanlarıydı.|akint͡ʃilara karsi davidʔe jardim ettiler. t͡ʃunku hepsi de t͡ʃesur jiɡitlerdiʔ ordu komutanlarijdi. Old-Testament-1-Samuel-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şimdi geri dönün ve esenlik içinde gidin, öyle ki, Filist beylerini gücendirmeyesiniz.”|bu nedenle simdi ɡeri donun ve esenlik it͡ʃinde ɡidinʔ ojle kiʔ filist bejlerini ɡut͡ʃendirmejesiniz.” New-Testament-Luke-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sezar’a vergi vermemiz Yasa’ya uygun mudur, değil midir?” diye sordular.|sezar’a verɡi vermemiz jasa’ja ujɡun mudurʔ deɡil midir?” dije sordular. New-Testament-Acts-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senin acılık zehrinde ve kötülüğün tutsaklığında görüyorum.”|t͡ʃunku senin at͡ʃilik zehrinde ve kotuluɡun tutsakliɡinda ɡorujorum.” New-Testament-Romans-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi, içinde hapsolduğumuz şeye ölmüş olarak Yasa’dan özgür kılındık. Öyle ki, artık harfin eskiliğinde değil, ruhun yeniliğinde hizmet edelim.|ama simdiʔ it͡ʃinde hapsolduɡumuz seje olmus olarak jasa’dan ozɡur kilindik. ojle kiʔ artik harfin eskiliɡinde deɡilʔ ruhun jeniliɡinde hizmet edelim. Old-Testament-1-Chronicles-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriyeliler İsrael'in önünden kaçtılar; David Suriyeliler'den yedi bin arabacı ve kırk bin yaya asker öldürdü, ordunun başkomutanı Şofak'ı da öldürdü.|surijeliler israelʔin onunden kat͡ʃtilar; david surijelilerʔden jedi bin arabat͡ʃi ve kirk bin jaja asker oldurduʔ ordunun baskomutani sofakʔi da oldurdu. New-Testament-Galatians-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunca şeyi boşuna mı çektiniz? Gerçekten de boşuna mıydı?|bunt͡ʃa seji bosuna mi t͡ʃektiniz? ɡert͡ʃekten de bosuna mijdi? Old-Testament-Jeremiah-051-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yay gerene karşı, ve zırhı ile övünene karşı okçu yayını gersin; gençlerini esirgemeyin! Bütün ordusunu tümüyle yok edin!|jaj ɡerene karsiʔ ve zirhi ile ovunene karsi okt͡ʃu jajini ɡersin; ɡent͡ʃlerini esirɡemejin! butun ordusunu tumujle jok edin! New-Testament-Philippians-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’daki bütün kutsallara selam söyleyin. Yanımdaki kardeşler size selam söylüyor.|mesih jesua’daki butun kutsallara selam sojlejin. janimdaki kardesler size selam sojlujor. New-Testament-Acts-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Pavlus Atina’dan ayrılıp Korint’e geldi.|bu sejlerden sonra pavlus atina’dan ajrilip korint’e ɡeldi. Old-Testament-1-Chronicles-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David özlemle, \"\"Keşke biri bana Beytlehem'deki kapının yanındaki kuyudan su verse!\"\" dedi.\"|\"david ozlemleʔ \"\"keske biri bana bejtlehemʔdeki kapinin janindaki kujudan su verse!\"\" dedi.\" New-Testament-1-Corinthians-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğal insan, Tanrı’nın Ruhu’na ait şeyleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona akılsızlık gelir, ruhça fark edildikleri için bunları bilemez.|doɡal insanʔ tanri’nin ruhu’na ait sejleri kabul etmez. t͡ʃunku bunlar ona akilsizlik ɡelirʔ ruht͡ʃa fark edildikleri it͡ʃin bunlari bilemez. Old-Testament-Leviticus-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Erkek kuzuyu, günah sunusunu ve yakmalık sunuyu kestikleri yerde, kutsal yerde kesecek; çünkü günah sunusu gibi suç sunusu da kâhinindir. Çok kutsaldır.|erkek kuzujuʔ ɡunah sunusunu ve jakmalik sunuju kestikleri jerdeʔ kutsal jerde keset͡ʃek; t͡ʃunku ɡunah sunusu ɡibi sut͡ʃ sunusu da kahinindir. t͡ʃok kutsaldir. Old-Testament-Deuteronomy-001-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kaldığınız günlere göre, Kadeş'te birçok günler oturdunuz.|bojlet͡ʃe kaldiɡiniz ɡunlere ɡoreʔ kadesʔte birt͡ʃok ɡunler oturdunuz. Old-Testament-Exodus-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama hizmetçi açıkça, 'Efendimi, karımı ve çocuklarımı seviyorum' derse;\"\"\"|\"ama hizmett͡ʃi at͡ʃikt͡ʃaʔ ʔefendimiʔ karimi ve t͡ʃot͡ʃuklarimi sevijorumʔ derse;\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârını kötü bir kadın sanma, çünkü yakınmamın ve kızgınlığımın çokluğundan konuşuyordum.”|hizmetkarini kotu bir kadin sanmaʔ t͡ʃunku jakinmamin ve kizɡinliɡimin t͡ʃokluɡundan konusujordum.” Old-Testament-Psalms-065-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahlar beni bunalttı, ama Sen suçlarımızın kefaretini ödedin.|ɡunahlar beni bunalttiʔ ama sen sut͡ʃlarimizin kefaretini odedin. New-Testament-Matthew-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilerine şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, zengin bir adam Cennetin Krallığı'na zorlukla girecek.|jesua oɡrent͡ʃilerine sojle dedi “size doɡrusunu sojlejejimʔ zenɡin bir adam t͡ʃennetin kralliɡiʔna zorlukla ɡiret͡ʃek. Old-Testament-2-Samuel-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav'ın zırhını taşıyan on genç adam Avşalom'u kuşatıp vurdular ve onu öldürdüler.|joavʔin zirhini tasijan on ɡent͡ʃ adam avsalomʔu kusatip vurdular ve onu oldurduler. Old-Testament-Genesis-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Elam Kralı Kedorlaomer, Goyim Kralı Tidal, Şinar Kralı Amrafel ve Ellasar Kralı Aryok'a karşı dört kral beşe karşı Siddim Vadisi'nde savaş düzenine girdiler.|elam krali kedorlaomerʔ ɡojim krali tidalʔ sinar krali amrafel ve ellasar krali arjokʔa karsi dort kral bese karsi siddim vadisiʔnde savas duzenine ɡirdiler. Old-Testament-Judges-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtaran yoktu, çünkü Sayda'dan uzaktı ve başka kimseyle ilişkileri yoktu; Beyt Rehov'un yanındaki vadideydi. Kenti bina ettiler ve içinde yaşadılar.|kurtaran joktuʔ t͡ʃunku sajdaʔdan uzakti ve baska kimsejle iliskileri joktu; bejt rehovʔun janindaki vadidejdi. kenti bina ettiler ve it͡ʃinde jasadilar. Old-Testament-Psalms-109-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona iyilik eden kimse olmasın, yetimlerine acıyacak kimse olmasın.|ona ijilik eden kimse olmasinʔ jetimlerine at͡ʃijat͡ʃak kimse olmasin. Old-Testament-Psalms-037-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük zamanında hayal kırıklığına uğramayacaklar. Kıtlık günlerinde doyurulacaklar.|kotuluk zamaninda hajal kirikliɡina uɡramajat͡ʃaklar. kitlik ɡunlerinde dojurulat͡ʃaklar. Old-Testament-Genesis-043-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar bu hediyeyi, ellerine iki kat parayı ve Benyamin’i alıp kalktılar ve Mısır’a gittiler. Yosef’in önünde durdular.|adamlar bu hedijejiʔ ellerine iki kat paraji ve benjamin’i alip kalktilar ve misir’a ɡittiler. josef’in onunde durdular. Old-Testament-Deuteronomy-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolu hazırlayacaksın ve Tanrın Yahve'nin sana miras olarak vermekte olduğu ülkenin sınırlarını üçe böleceksin; böylece her adam öldüren oraya kaçabilsin.|jolu hazirlajat͡ʃaksin ve tanrin jahveʔnin sana miras olarak vermekte olduɡu ulkenin sinirlarini ut͡ʃe bolet͡ʃeksin; bojlet͡ʃe her adam olduren oraja kat͡ʃabilsin. Old-Testament-Zephaniah-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, o zaman seni sıkıntıya sokanların hepsiyle ilgileneceğim; ve topal olanları kurtaracağım, sürülmüş olanları toplayacağım. Onlara övgü ve saygınlık vereceğim, utançları bütün yeryüzünde olanlara.|isteʔ o zaman seni sikintija sokanlarin hepsijle ilɡilenet͡ʃeɡim; ve topal olanlari kurtarat͡ʃaɡimʔ surulmus olanlari toplajat͡ʃaɡim. onlara ovɡu ve sajɡinlik veret͡ʃeɡimʔ utant͡ʃlari butun jerjuzunde olanlara. Old-Testament-Isaiah-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|'Burada ne yapıyorsun? Burada kimin var ki, bu yerde mezar kazdın?' Yüksekte kendine bir mezar kesiyor, kayada kendine bir mesken oyuyor!”|ʔburada ne japijorsun? burada kimin var kiʔ bu jerde mezar kazdin?ʔ juksekte kendine bir mezar kesijorʔ kajada kendine bir mesken ojujor!” Old-Testament-Ezra-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Adin'in çocukları, dört yüz elli dört.|adinʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ dort juz elli dort. Old-Testament-Ezekiel-045-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Efa ve bat aynı ölçüde olacak, öyle ki bat homerin onda birini, efa da homerin onda birini içerecek. Ölçüsü homere göre aynı olacak.|efa ve bat ajni olt͡ʃude olat͡ʃakʔ ojle ki bat homerin onda biriniʔ efa da homerin onda birini it͡ʃeret͡ʃek. olt͡ʃusu homere ɡore ajni olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-139-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlık bile senden gizlenemez, gece gündüz gibi parlar. Karanlık senin için ışık gibidir.|karanlik bile senden ɡizlenemezʔ ɡet͡ʃe ɡunduz ɡibi parlar. karanlik senin it͡ʃin isik ɡibidir. Old-Testament-Leviticus-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Bu nedenle kurallarımı yapacaksınız, ilkelerimi tutacaksınız ve onları yapacaksınız; ülkede güvenlik içinde oturacaksınız.|“ʔbu nedenle kurallarimi japat͡ʃaksinizʔ ilkelerimi tutat͡ʃaksiniz ve onlari japat͡ʃaksiniz; ulkede ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Genesis-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya kentte elli doğru varsa? O yeri içinde bulunan elli doğru için esirgemeyecek misin?|ja kentte elli doɡru varsa? o jeri it͡ʃinde bulunan elli doɡru it͡ʃin esirɡemejet͡ʃek misin? New-Testament-Acts-013-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Öteki uluslardan olanlar bunu duyunca sevindiler ve Tanrı’nın sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti.|oteki uluslardan olanlar bunu dujunt͡ʃa sevindiler ve tanri’nin sozunu jut͡ʃelttiler. sonsuz jasam it͡ʃin belirlenmis olanlarin hepsi iman etti. New-Testament-Mark-014-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi başkâhinler ve bütün kurul, Yeşua’yı öldürmek için O’na karşı tanık aradılar ve bulamadılar.|simdi baskahinler ve butun kurulʔ jesua’ji oldurmek it͡ʃin o’na karsi tanik aradilar ve bulamadilar. Old-Testament-Judges-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yahve'ye feryat edip “Tanrımızı bırakıp Baallar'a hizmet ettiğimiz için sana karşı günah işledik” dediler.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔje ferjat edip “tanrimizi birakip baallarʔa hizmet ettiɡimiz it͡ʃin sana karsi ɡunah isledik” dediler. Old-Testament-Genesis-037-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam onu bulduğunda o kırda dolanıyordu. Adam, “Ne arıyorsun?” diye ona sordu.|bir adam onu bulduɡunda o kirda dolanijordu. adamʔ “ne arijorsun?” dije ona sordu. Old-Testament-2-Chronicles-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ülkenin bütün halkı sevindi ve kent sakindi. Atalya'yı kılıçla öldürmüşlerdi.|bojlet͡ʃe ulkenin butun halki sevindi ve kent sakindi. ataljaʔji kilit͡ʃla oldurmuslerdi. Old-Testament-Numbers-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Buluşma Çadırı'ndaki kardeşlerinin görevi yerine getirmesine yardım edecekler ve hizmet etmeyecekler. Levililer'e görevlerini böyle yaptıracaksın.”|ant͡ʃak bulusma t͡ʃadiriʔndaki kardeslerinin ɡorevi jerine ɡetirmesine jardim edet͡ʃekler ve hizmet etmejet͡ʃekler. levililerʔe ɡorevlerini bojle japtirat͡ʃaksin.” New-Testament-Revelation-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Tapınağın dışındaki avluyu ölçme, onu ayrı bırak. Çünkü orası uluslara verilmiştir. Uluslar kırk iki ay kutsal kenti ayaklar altında çiğneyecekler.|‘‘tapinaɡin disindaki avluju olt͡ʃmeʔ onu ajri birak. t͡ʃunku orasi uluslara verilmistir. uluslar kirk iki aj kutsal kenti ajaklar altinda t͡ʃiɡnejet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana karşı bir ordu konaklasa, yüreğim korkmaz. Bana karşı savaş açılsa, yine de güvenimi korurum.|bana karsi bir ordu konaklasaʔ jureɡim korkmaz. bana karsi savas at͡ʃilsaʔ jine de ɡuvenimi korurum. Old-Testament-Jeremiah-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, öfkem ve gazabım bu yerin üzerine, insanın üzerine, hayvanın üzerine, kırın ağaçları üzerine ve toprağın ürünü üzerine dökülecek; yanacak ve söndürülmeyecek.\"\"\"|\"bu juzden efendi jahve sojle dijor \"\"isteʔ ofkem ve ɡazabim bu jerin uzerineʔ insanin uzerineʔ hajvanin uzerineʔ kirin aɡat͡ʃlari uzerine ve topraɡin urunu uzerine dokulet͡ʃek; janat͡ʃak ve sondurulmejet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Psalms-065-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Müthiş doğruluk işleriyle bizi yanıtlarsın. Ey kurtuluşumuzun Tanrısı. Ey Sen, dünyanın bütün uçlarının, uzak denizde bulunanların umudusun.|muthis doɡruluk islerijle bizi janitlarsin. ej kurtulusumuzun tanrisi. ej senʔ dunjanin butun ut͡ʃlarininʔ uzak denizde bulunanlarin umudusun. Old-Testament-Exodus-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı halkı Kızıldeniz kıyısındaki çöl yolundan götürdü. İsrael'in çocukları Mısır diyarından silahlı olarak çıktılar.|ama tanri halki kizildeniz kijisindaki t͡ʃol jolundan ɡoturdu. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari misir dijarindan silahli olarak t͡ʃiktilar. Old-Testament-Deuteronomy-002-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Arnon Vadisi kıyısındaki Aroer'den ve vadideki kentten Gilad'a kadar bizden daha üstün bir kent yoktu. Tanrımız Yahve önümüzde hepsini teslim etti.|arnon vadisi kijisindaki aroerʔden ve vadideki kentten ɡiladʔa kadar bizden daha ustun bir kent joktu. tanrimiz jahve onumuzde hepsini teslim etti. New-Testament-Mark-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Benden ne dilersen, krallığımın yarısı bile olsa sana vereceğim” diye ant içti.|onaʔ “benden ne dilersenʔ kralliɡimin jarisi bile olsa sana veret͡ʃeɡim” dije ant it͡ʃti. Old-Testament-Leviticus-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Aron'a söyle: 'Senin soyundan kuşaklar boyunca kusurlu olan hiç kimse Tanrısı'nın ekmeğini sunmak için yaklaşmasın.|“aronʔa sojle ʔsenin sojundan kusaklar bojunt͡ʃa kusurlu olan hit͡ʃ kimse tanrisiʔnin ekmeɡini sunmak it͡ʃin jaklasmasin. Old-Testament-Ezekiel-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"onlar ki, Yeruşalem hakkında peygamberlik ediyorlar ve esenlik yokken, onun için esenlik görümleri görüyorlar'\"\" diyor Efendi Yahve.'\"\"\"|\"onlar kiʔ jerusalem hakkinda pejɡamberlik edijorlar ve esenlik jokkenʔ onun it͡ʃin esenlik ɡorumleri ɡorujorlarʔ\"\" dijor efendi jahve.ʔ\"\"\" Old-Testament-Song-of-Songs-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilim bir ceylan ya da geyik yavrusuna benzer. İşte, duvarımızın arkasında duruyor! Pencerelerden içeri bakıyor. Kafeslerden bakış atıyor.|sevɡilim bir t͡ʃejlan ja da ɡejik javrusuna benzer. isteʔ duvarimizin arkasinda durujor! pent͡ʃerelerden it͡ʃeri bakijor. kafeslerden bakis atijor. Old-Testament-Job-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü halkları önderlerinin anlayışını alır, onları yolu olmayan bir çölde dolaştırır.|jerjuzu halklari onderlerinin anlajisini alirʔ onlari jolu olmajan bir t͡ʃolde dolastirir. Old-Testament-Exodus-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi: “Git, aşağı in; çünkü Mısır diyarından çıkardığın halkın bozuldu!|jahve moseʔje sojle dedi “ɡitʔ asaɡi in; t͡ʃunku misir dijarindan t͡ʃikardiɡin halkin bozuldu! Old-Testament-Isaiah-065-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bahçelerde kurban keserek, tuğlalarda buhur yakarak sürekli yüzüme karşı beni kışkırtan;|baht͡ʃelerde kurban keserekʔ tuɡlalarda buhur jakarak surekli juzume karsi beni kiskirtan; New-Testament-Matthew-027-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada, olup bitenleri uzaktan izleyen birçok kadın vardı. Bunlar, Galile’den Yeşua’nın ardından gelip O’na hizmet etmişlerdi.|oradaʔ olup bitenleri uzaktan izlejen birt͡ʃok kadin vardi. bunlarʔ ɡalile’den jesua’nin ardindan ɡelip o’na hizmet etmislerdi. Old-Testament-1-Kings-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Oturacağı ev, eyvanın içindeki diğer avlu, aynı yapıdaydı. Solomon kendine eş olarak aldığı Firavun'un kızı için de bu eyvana benzer bir ev yaptı.|oturat͡ʃaɡi evʔ ejvanin it͡ʃindeki diɡer avluʔ ajni japidajdi. solomon kendine es olarak aldiɡi firavunʔun kizi it͡ʃin de bu ejvana benzer bir ev japti. Old-Testament-Psalms-069-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Gök ve yeryüzü, denizler ve içinde kımıldayan her şey O’nu övsün!|ɡok ve jerjuzuʔ denizler ve it͡ʃinde kimildajan her sej o’nu ovsun! New-Testament-Luke-009-051|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun alınacağı günler yaklaşınca, gitmek üzere yüzünü kararlı bir biçimde Yeruşalem'e doğru çevirdi,|oʔnun alinat͡ʃaɡi ɡunler jaklasint͡ʃaʔ ɡitmek uzere juzunu kararli bir bit͡ʃimde jerusalemʔe doɡru t͡ʃevirdiʔ Old-Testament-Leviticus-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer Yahve'ye yakmalık sunu kuşlardansa, sunusunu kumrulardan ya da güvercin yavrularından sunacaktır.\"|\"\"\"ʔeɡer jahveʔje jakmalik sunu kuslardansaʔ sunusunu kumrulardan ja da ɡuvert͡ʃin javrularindan sunat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Exodus-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlunun uzunluğu yüz arşın, eni elli arşın, yüksekliği beş arşın olacak ve özenle dokunmuş ince ketenden olacak; tabanları tunçtan olacak.|avlunun uzunluɡu juz arsinʔ eni elli arsinʔ juksekliɡi bes arsin olat͡ʃak ve ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden olat͡ʃak; tabanlari tunt͡ʃtan olat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Samuel'i üçüncü kez yeniden çağırdı. Samuel kalkıp Eli'nin yanına gitti ve, \"\"İşte buradayım, çünkü beni çağırdın\"\" dedi. Eli, Yahve'nin çocuğu çağırdığını fark etti.\"|\"jahve samuelʔi ut͡ʃunt͡ʃu kez jeniden t͡ʃaɡirdi. samuel kalkip eliʔnin janina ɡitti veʔ \"\"iste buradajimʔ t͡ʃunku beni t͡ʃaɡirdin\"\" dedi. eliʔ jahveʔnin t͡ʃot͡ʃuɡu t͡ʃaɡirdiɡini fark etti.\" Old-Testament-Genesis-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de hizmet edecekleri o ulusu yargılayacağım. Sonra büyük bir servetle çıkacaklar.|ben de hizmet edet͡ʃekleri o ulusu jarɡilajat͡ʃaɡim. sonra bujuk bir servetle t͡ʃikat͡ʃaklar. New-Testament-Mark-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Size bir soru soracağım. Bana yanıt verin, ben de size bu şeyleri hangi yetkiyle yaptığımı söyleyeyim” dedi.|jesua onlaraʔ “size bir soru sorat͡ʃaɡim. bana janit verinʔ ben de size bu sejleri hanɡi jetkijle japtiɡimi sojlejejim” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve seni atalarının mülk edindiği ülkeye getirecek ve onu mülk edineceksin. O sana iyilik edecek ve sayını atalarından fazla çoğaltacak.|tanrin jahve seni atalarinin mulk edindiɡi ulkeje ɡetiret͡ʃek ve onu mulk edinet͡ʃeksin. o sana ijilik edet͡ʃek ve sajini atalarindan fazla t͡ʃoɡaltat͡ʃak. New-Testament-Acts-027-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yüzbaşı, Pavlus’u kurtarmak için onları bu niyetlerinden vazgeçirdi. Önce yüzebilenlerin gemiden atlayıp karaya çıkmaları için buyruk verdi.|ama juzbasiʔ pavlus’u kurtarmak it͡ʃin onlari bu nijetlerinden vazɡet͡ʃirdi. ont͡ʃe juzebilenlerin ɡemiden atlajip karaja t͡ʃikmalari it͡ʃin bujruk verdi. Old-Testament-2-Chronicles-029-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer David'in çalgılarıyla, kâhinler de borularla durdu.|levililer davidʔin t͡ʃalɡilarijlaʔ kahinler de borularla durdu. Old-Testament-2-Chronicles-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün bütün kralları, Tanrı'nın onun yüreğine koymuş olduğu bilgeliği duymak için Solomon'un yüzünü ararlardı.|jerjuzunun butun krallariʔ tanriʔnin onun jureɡine kojmus olduɡu bilɡeliɡi dujmak it͡ʃin solomonʔun juzunu ararlardi. Old-Testament-Psalms-031-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayal kırıklığına uğramayayım, ey Yahve, çünkü seni çağırdım. Kötüler hayal kırıklığına uğrasınlar. Şeol'de sessiz kalsınlar.|hajal kirikliɡina uɡramajajimʔ ej jahveʔ t͡ʃunku seni t͡ʃaɡirdim. kotuler hajal kirikliɡina uɡrasinlar. seolʔde sessiz kalsinlar. Old-Testament-Job-039-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavruları güçlenir, kırda büyürler, çıkarlar ve bir daha geri dönmezler.|javrulari ɡut͡ʃlenirʔ kirda bujurlerʔ t͡ʃikarlar ve bir daha ɡeri donmezler. Old-Testament-Job-041-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse onu kışkırtmaya cürret edecek kadar sert değildir. Öyleyse benim önümde durabilecek olan kimdir?|hit͡ʃ kimse onu kiskirtmaja t͡ʃurret edet͡ʃek kadar sert deɡildir. ojlejse benim onumde durabilet͡ʃek olan kimdir? Old-Testament-Genesis-035-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ona, “Adın Yakov'dur” dedi. “Artık adın Yakov olmayacak, adın İsrael olacak.” Adını İsrael koydu.|tanri onaʔ “adin jakovʔdur” dedi. “artik adin jakov olmajat͡ʃakʔ adin israel olat͡ʃak.” adini israel kojdu. Old-Testament-Lamentations-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sevgi dolu iyiliklerinden ötürü tükenmedik, çünkü merhametleri son bulmaz.|jahveʔnin sevɡi dolu ijiliklerinden oturu tukenmedikʔ t͡ʃunku merhametleri son bulmaz. Old-Testament-Jeremiah-039-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü seni kesinlikle kurtaracağım. Kılıçla düşmeyeceksin, ama hayatını kurtaracaksın, çünkü bana güvendin.\"\" diyor Yahve.'\"\"\"|\"t͡ʃunku seni kesinlikle kurtarat͡ʃaɡim. kilit͡ʃla dusmejet͡ʃeksinʔ ama hajatini kurtarat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku bana ɡuvendin.\"\" dijor jahve.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sevgi dolu iyiliğini ben ölmeyeyim diye yalnızca ben hayattayken göstermeyeceksin;|jahveʔnin sevɡi dolu ijiliɡini ben olmejejim dije jalnizt͡ʃa ben hajattajken ɡostermejet͡ʃeksin; Old-Testament-Jeremiah-049-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü onların düşüş sesinden titriyor; Kızıldeniz'de duyulan çığlık, bir gürültü var.|jerjuzu onlarin dusus sesinden titrijor; kizildenizʔde dujulan t͡ʃiɡlikʔ bir ɡurultu var. Old-Testament-Job-038-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sabah yıldızları birlikte ezgi söylerken, ve bütün Tanrı oğulları sevinçle haykırırken?\"\"\"|\"sabah jildizlari birlikte ezɡi sojlerkenʔ ve butun tanri oɡullari sevint͡ʃle hajkirirken?\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, 'Kızınızda bekaret nişanlarını bulamadım' diyerek onu utanç verici şeylerle suçladı; oysa bunlar kızımın bekaret nişanlarıdır.\"\" Bezi kentin ihtiyarlarının önüne serecekler.\"|\"isteʔ ʔkizinizda bekaret nisanlarini bulamadimʔ dijerek onu utant͡ʃ verit͡ʃi sejlerle sut͡ʃladi; ojsa bunlar kizimin bekaret nisanlaridir.\"\" bezi kentin ihtijarlarinin onune seret͡ʃekler.\" Old-Testament-Ezekiel-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi gazabımı üzerine, yakında boşaltacağım, sana karşı öfkemi tamam edeceğim, kendi yollarına göre seni yargılayacağım. Bütün iğrençliklerini senin üzerinize getireceğim.|simdi ɡazabimi uzerineʔ jakinda bosaltat͡ʃaɡimʔ sana karsi ofkemi tamam edet͡ʃeɡimʔ kendi jollarina ɡore seni jarɡilajat͡ʃaɡim. butun iɡrent͡ʃliklerini senin uzerinize ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kendisini tanıttı. Yargısını gerçekleştirdi. Kötü kişi kendi ellerinin işiyle tuzağa düştü. Higayon - Selah.|jahve kendisini tanitti. jarɡisini ɡert͡ʃeklestirdi. kotu kisi kendi ellerinin isijle tuzaɡa dustu. hiɡajon - selah. New-Testament-Luke-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana sevinç ve coşku verecek ve birçokları onun doğumuna sevinecek.|sana sevint͡ʃ ve t͡ʃosku veret͡ʃek ve birt͡ʃoklari onun doɡumuna sevinet͡ʃek. Old-Testament-2-Chronicles-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa'nın Yahuda'dan büyük kalkan ve mızrak taşıyan üç yüz bin kişilik bir ordusu ve Benyamin'den küçük kalkan taşıyan ve yay çeken iki yüz seksen bin kişilik bir ordusu vardı. Bunların hepsi cesur yiğitlerdi.|asaʔnin jahudaʔdan bujuk kalkan ve mizrak tasijan ut͡ʃ juz bin kisilik bir ordusu ve benjaminʔden kut͡ʃuk kalkan tasijan ve jaj t͡ʃeken iki juz seksen bin kisilik bir ordusu vardi. bunlarin hepsi t͡ʃesur jiɡitlerdi. New-Testament-Matthew-012-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini öğrencilerine doğru uzatarak, “İşte, annem ve kardeşlerim!|elini oɡrent͡ʃilerine doɡru uzatarakʔ “isteʔ annem ve kardeslerim! Old-Testament-Psalms-078-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ağızlarıyla O'nu överken, dilleriyle O’na yalan söylediler.|ama aɡizlarijla oʔnu overkenʔ dillerijle o’na jalan sojlediler. Old-Testament-Genesis-033-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov ona şöyle dedi: “Efendim, çocukların narin olduğunu bilirsin. Yanımdaki davarların ve sığırların yavruları var. Bir gün daha yürümeye zorlanırsa sürünün hepsi ölür.|jakov ona sojle dedi “efendimʔ t͡ʃot͡ʃuklarin narin olduɡunu bilirsin. janimdaki davarlarin ve siɡirlarin javrulari var. bir ɡun daha jurumeje zorlanirsa surunun hepsi olur. Old-Testament-2-Kings-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Lütfen damda küçük bir oda yapalım. Oraya onun için bir yatak, bir masa, bir sandalye ve bir kandillik koyalım. Bize geldiğinde orada kalabilir.”\"|\"\"\"lutfen damda kut͡ʃuk bir oda japalim. oraja onun it͡ʃin bir jatakʔ bir masaʔ bir sandalje ve bir kandillik kojalim. bize ɡeldiɡinde orada kalabilir.”\" Old-Testament-Genesis-043-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Birisi, adamları Yosef’in evine getirdi, onlara su verdi ve ayaklarını yıkadılar. Eşeklerine yem verdi.|birisiʔ adamlari josef’in evine ɡetirdiʔ onlara su verdi ve ajaklarini jikadilar. eseklerine jem verdi. Old-Testament-2-Chronicles-033-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin, \"\"Adım daima Yeruşalem'de olacak\"\" demiş olduğu Yahve evinde sunaklar yaptı.\"|\"jahveʔninʔ \"\"adim daima jerusalemʔde olat͡ʃak\"\" demis olduɡu jahve evinde sunaklar japti.\" New-Testament-Matthew-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, size söylediklerinin hepsini tutun ve yapın, ama onların işlerini yapmayın. Çünkü onlar söyler ama yapmazlar.|bu nedenleʔ size sojlediklerinin hepsini tutun ve japinʔ ama onlarin islerini japmajin. t͡ʃunku onlar sojler ama japmazlar. Old-Testament-Deuteronomy-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüreğinde, \"\"Bu uluslar benden çoktur, onları nasıl mülksüz bırakabilirim?” dersen,\"|\"jureɡindeʔ \"\"bu uluslar benden t͡ʃokturʔ onlari nasil mulksuz birakabilirim?” dersenʔ\" Old-Testament-Numbers-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Arod'tan Arodiler soyu; Areli'den Areliler soyu.|arodʔtan arodiler soju; areliʔden areliler soju. Old-Testament-Leviticus-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da kaybolan şeyi bulup onun hakkında yalan söylerse ve yalan üzerine ant içerse; bir kişi bu şeylerden herhangi birinde, yaptıklarıyla günah işlerse,|ja da kajbolan seji bulup onun hakkinda jalan sojlerse ve jalan uzerine ant it͡ʃerse; bir kisi bu sejlerden herhanɡi birindeʔ japtiklarijla ɡunah islerseʔ New-Testament-James-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemleri olmayan iman da ölüdür.|ruhsuz beden nasil olujseʔ ejlemleri olmajan iman da oludur. New-Testament-Philippians-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, başıma gelenlerin daha çok Müjde’nin yayılmasına yaradığını bilmenizi isterim.|kardeslerʔ basima ɡelenlerin daha t͡ʃok muʒde’nin jajilmasina jaradiɡini bilmenizi isterim. Old-Testament-Jeremiah-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana karşı savaşacaklar, ama sana galip gelemeyecekler. Çünkü seni kurtarmak için ben seninleyim.” diyor Yahve.|sana karsi savasat͡ʃaklarʔ ama sana ɡalip ɡelemejet͡ʃekler. t͡ʃunku seni kurtarmak it͡ʃin ben seninlejim.” dijor jahve. Old-Testament-Psalms-036-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini beğendiği için, günahını fark edemez ve ondan nefret etmez.|kendini beɡendiɡi it͡ʃinʔ ɡunahini fark edemez ve ondan nefret etmez. Old-Testament-2-Kings-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârları yaklaşıp ona şöyle dediler, “Babam, peygamber senden büyük bir şey yapmanı isteseydi, yapmaz mıydın? Onun yerine sana, ‘Yıkan ve temiz ol’ diyor, ne kadar daha iyi?”|hizmetkarlari jaklasip ona sojle dedilerʔ “babamʔ pejɡamber senden bujuk bir sej japmani istesejdiʔ japmaz mijdin? onun jerine sanaʔ ‘jikan ve temiz ol’ dijorʔ ne kadar daha iji?” Old-Testament-Exodus-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O senin halka karşı sözcün olacak. Öyle olacak ki, o sana ağız ve sen de ona Tanrı gibi olacaksın.|o senin halka karsi sozt͡ʃun olat͡ʃak. ojle olat͡ʃak kiʔ o sana aɡiz ve sen de ona tanri ɡibi olat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Chronicles-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael krallarının yollarında yürüdü ve Baallar için dökme suretler de yaptı.|israel krallarinin jollarinda jurudu ve baallar it͡ʃin dokme suretler de japti. New-Testament-Revelation-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzu’nun yedi mühürden birini açtığını gördüm. Dört canlı yaratıktan birinin, gök gürültüsünü andıran bir sesle, “Gel de gör!” dediğini duydum.|kuzu’nun jedi muhurden birini at͡ʃtiɡini ɡordum. dort t͡ʃanli jaratiktan birininʔ ɡok ɡurultusunu andiran bir sesleʔ “ɡel de ɡor!” dediɡini dujdum. New-Testament-Acts-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Helenistlerle konuşup tartışıyordu. Ama onlar onu öldürmeye çalışıyordu.|helenistlerle konusup tartisijordu. ama onlar onu oldurmeje t͡ʃalisijordu. Old-Testament-Exodus-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Merhamet örtüsünü sandığın üstüne koyacaksın ve sana vereceğim antlaşmayı sandığın içine koyacaksın.|merhamet ortusunu sandiɡin ustune kojat͡ʃaksin ve sana veret͡ʃeɡim antlasmaji sandiɡin it͡ʃine kojat͡ʃaksin. New-Testament-Revelation-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncüsü tasını güneşe boşalttı. Ona insanları ateşle kavurmak için yetki verildi.|dordunt͡ʃusu tasini ɡunese bosaltti. ona insanlari atesle kavurmak it͡ʃin jetki verildi. Old-Testament-Joel-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekirgenin bıraktığını büyük çekirge yedi. Büyük çekirgenin bıraktığını küçük çekirge yedi. Onun bıraktığını tırtıl yedi.|t͡ʃekirɡenin biraktiɡini bujuk t͡ʃekirɡe jedi. bujuk t͡ʃekirɡenin biraktiɡini kut͡ʃuk t͡ʃekirɡe jedi. onun biraktiɡini tirtil jedi. New-Testament-John-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu söyleyince, yanında duran görevlilerden biri, “Başkâhine böyle mi yanıt veriyorsun?” diyerek O’na bir tokat attı.|jesua bunu sojlejint͡ʃeʔ janinda duran ɡorevlilerden biriʔ “baskahine bojle mi janit verijorsun?” dijerek o’na bir tokat atti. Old-Testament-1-Kings-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali oymağından dul bir kadının oğluydu ve babası Surlu bir tunç işçisiydi. Ve tunçtan her türlü işi yapmak için bilgelik, anlayış ve beceriyle doluydu. Kral Solomon'a geldi ve onun bütün işlerini yaptı.|naftali ojmaɡindan dul bir kadinin oɡlujdu ve babasi surlu bir tunt͡ʃ ist͡ʃisijdi. ve tunt͡ʃtan her turlu isi japmak it͡ʃin bilɡelikʔ anlajis ve bet͡ʃerijle dolujdu. kral solomonʔa ɡeldi ve onun butun islerini japti. Old-Testament-Obadiah-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer hırsızlar sana gelselerdi, gece haydutlar gelselerdi, yalnızca yetecek kadar çalmazlar mı? Üzüm toplayıcıları sana gelselerdi, bir kaç salkım üzüm bırakmazlar mıydı? Ah, seni ne felaket bekliyor.\"|\"\"\"eɡer hirsizlar sana ɡelselerdiʔ ɡet͡ʃe hajdutlar ɡelselerdiʔ jalnizt͡ʃa jetet͡ʃek kadar t͡ʃalmazlar mi? uzum toplajit͡ʃilari sana ɡelselerdiʔ bir kat͡ʃ salkim uzum birakmazlar mijdi? ahʔ seni ne felaket beklijor.\" Old-Testament-Psalms-129-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla orakçı elini, demetçi kucağını doldurmaz.|onunla orakt͡ʃi eliniʔ demett͡ʃi kut͡ʃaɡini doldurmaz. Old-Testament-Jeremiah-043-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kareah oğlu Yohanan, bütün ordu komutanları ve bütün halk, Yahuda ülkesinde oturmak için Yahve'nin buyruğuna itaat etmediler.|bojlet͡ʃe kareah oɡlu johananʔ butun ordu komutanlari ve butun halkʔ jahuda ulkesinde oturmak it͡ʃin jahveʔnin bujruɡuna itaat etmediler. Old-Testament-Isaiah-041-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğudan birini kim yükseltti? Kim onu doğrulukla ayağa kaldırdı? Ulusları ona teslim eder ve krallara hükmetmesini sağlar. Onları toz gibi onun kılıcına, rüzgârın sürdüğü anız gibi onun yayına veriyor.|doɡudan birini kim jukseltti? kim onu doɡrulukla ajaɡa kaldirdi? uluslari ona teslim eder ve krallara hukmetmesini saɡlar. onlari toz ɡibi onun kilit͡ʃinaʔ ruzɡarin surduɡu aniz ɡibi onun jajina verijor. New-Testament-Acts-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Perge’de Tanrı sözünü duyurduktan sonra Antalya’ya indiler.|perɡe’de tanri sozunu dujurduktan sonra antalja’ja indiler. New-Testament-John-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Yeşua, Taberiye Denizi olarak da adlandırılan Galile Denizi’nin karşı yakasına gitti.|bu sejlerden sonra jesuaʔ taberije denizi olarak da adlandirilan ɡalile denizi’nin karsi jakasina ɡitti. Old-Testament-Isaiah-063-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir zaman üzerlerinde hüküm sürmediğin, adınla çağrılmamış olanlar gibi olduk.|hit͡ʃbir zaman uzerlerinde hukum surmediɡinʔ adinla t͡ʃaɡrilmamis olanlar ɡibi olduk. New-Testament-Romans-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İçsel kişiliğimde Tanrı’nın Yasası’ndan zevk alıyorum.|it͡ʃsel kisiliɡimde tanri’nin jasasi’ndan zevk alijorum. New-Testament-Mark-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o günlerde öyle bir sıkıntı olacak ki, Tanrı yaratılışının başlangıcından beri böylesi olmamış, olmayacaktır da.|t͡ʃunku o ɡunlerde ojle bir sikinti olat͡ʃak kiʔ tanri jaratilisinin baslanɡit͡ʃindan beri bojlesi olmamisʔ olmajat͡ʃaktir da. Old-Testament-2-Samuel-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkım İsrael'e bir yer belirleyip onları dikeceğim ki, kendi yerlerinde otursunlar ve artık kıpırdamasınlar. Kötülüğün çocukları, ilk başta olduğu gibi,|halkim israelʔe bir jer belirlejip onlari diket͡ʃeɡim kiʔ kendi jerlerinde otursunlar ve artik kipirdamasinlar. kotuluɡun t͡ʃot͡ʃuklariʔ ilk basta olduɡu ɡibiʔ Old-Testament-Lamentations-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sokaklarda körler gibi dolaşıyorlar. Kanla kirlenmişler, Öyle ki, insanlar giysilerine dokunamaz oldu.|sokaklarda korler ɡibi dolasijorlar. kanla kirlenmislerʔ ojle kiʔ insanlar ɡijsilerine dokunamaz oldu. Old-Testament-2-Kings-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa, “Onu çağır” dedi. Kadını çağırdıktan sonra kapıda durdu.|elisaʔ “onu t͡ʃaɡir” dedi. kadini t͡ʃaɡirdiktan sonra kapida durdu. New-Testament-Luke-002-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlarla birlikte yola koyulup Nasıra’ya geldi. Onlara itaat ederdi. Annesi bütün bu sözleri yüreğinde sakladı.|jesua onlarla birlikte jola kojulup nasira’ja ɡeldi. onlara itaat ederdi. annesi butun bu sozleri jureɡinde sakladi. Old-Testament-Song-of-Songs-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben sevgiliminim. Onun arzusu banadır.|ben sevɡiliminim. onun arzusu banadir. Old-Testament-1-Kings-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadad, babasının hizmetkârlarından bazı Edomlular'la birlikte Mısır'a gitmek için kaçtı. O sırada Hadad daha küçük bir çocuktu.|hadadʔ babasinin hizmetkarlarindan bazi edomlularʔla birlikte misirʔa ɡitmek it͡ʃin kat͡ʃti. o sirada hadad daha kut͡ʃuk bir t͡ʃot͡ʃuktu. Old-Testament-Jeremiah-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Seninle bolluğunda konuştum, ama sen, ‘Dinlemeyeceğim’ dedin. Gençliğinden beri yolun bu oldu, sözüme itaat etmedin.|seninle bolluɡunda konustumʔ ama senʔ ‘dinlemejet͡ʃeɡim’ dedin. ɡent͡ʃliɡinden beri jolun bu olduʔ sozume itaat etmedin. Old-Testament-Genesis-035-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ona, “Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı'yım” dedi. “Verimli ol ve çoğal. Senden bir ulus ve uluslar topluluğu olacak ve bedeninden krallar çıkacak.|tanri onaʔ “ben her seje ɡut͡ʃu jeten tanriʔjim” dedi. “verimli ol ve t͡ʃoɡal. senden bir ulus ve uluslar topluluɡu olat͡ʃak ve bedeninden krallar t͡ʃikat͡ʃak. New-Testament-Acts-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Onbirler’le birlikte ayağa kalkan Petrus sesini yükselterek onlara şöyle dedi: “Ey Yahudiyeliler ve Yeruşalem’de oturan herkes, sözlerime kulak verin, bu durumu size açıklayayım.|ama onbirler’le birlikte ajaɡa kalkan petrus sesini jukselterek onlara sojle dedi “ej jahudijeliler ve jerusalem’de oturan herkesʔ sozlerime kulak verinʔ bu durumu size at͡ʃiklajajim. Old-Testament-Ezekiel-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman bana şöyle dedi, \"\"Ey insanoğlu, şimdi gözlerini kuzeye doğru kaldır.\"\" Böylece gözlerimi kuzeye doğru kaldırdım ve sunağın kapısının kuzeyinde, girişte kıskançlık suretinin olduğunu gördüm.\"|\"o zaman bana sojle dediʔ \"\"ej insanoɡluʔ simdi ɡozlerini kuzeje doɡru kaldir.\"\" bojlet͡ʃe ɡozlerimi kuzeje doɡru kaldirdim ve sunaɡin kapisinin kuzejindeʔ ɡiriste kiskant͡ʃlik suretinin olduɡunu ɡordum.\" New-Testament-1-Corinthians-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, amaçsızca koşan biri gibi koşmuyorum. Havayı döven biri gibi dövüşmüyorum.|bu nedenleʔ amat͡ʃsizt͡ʃa kosan biri ɡibi kosmujorum. havaji doven biri ɡibi dovusmujorum. Old-Testament-Jeremiah-048-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey sen, Divon’da oturan kız, görkeminden aşağı in, ve susuz yerde otur; Çünkü Moav’ın yıkıcısı sana karşı çıktı. Senin kalelerini yıktı.|“ej senʔ divon’da oturan kizʔ ɡorkeminden asaɡi inʔ ve susuz jerde otur; t͡ʃunku moav’in jikit͡ʃisi sana karsi t͡ʃikti. senin kalelerini jikti. Old-Testament-Ecclesiastes-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, iyi ve uygun gördüğüm şey, Tanrı'nın kendisine verdiği ömrünün bütün günlerinde insanın yemesi, içmesi ve güneşin altında çalıştığı bütün emeğinde, iyiliğin tadını çıkarmasıdır; çünkü bu onun payıdır.|isteʔ iji ve ujɡun ɡorduɡum sejʔ tanriʔnin kendisine verdiɡi omrunun butun ɡunlerinde insanin jemesiʔ it͡ʃmesi ve ɡunesin altinda t͡ʃalistiɡi butun emeɡindeʔ ijiliɡin tadini t͡ʃikarmasidir; t͡ʃunku bu onun pajidir. Old-Testament-Psalms-045-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın sonsuza dek kalıcıdır, ey Tanrı. Krallığının asası adalet asasıdır.|tahtin sonsuza dek kalit͡ʃidirʔ ej tanri. kralliɡinin asasi adalet asasidir. Old-Testament-2-Chronicles-035-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte Yoşiya ondan yüzünü çevirmedi, ama onunla savaşmak için kılık değiştirdi ve Tanrı'nın ağzından olan Neko'nun sözlerini dinlemedi ve Megiddo Vadisi'nde savaşmaya geldi.|bununla birlikte josija ondan juzunu t͡ʃevirmediʔ ama onunla savasmak it͡ʃin kilik deɡistirdi ve tanriʔnin aɡzindan olan nekoʔnun sozlerini dinlemedi ve meɡiddo vadisiʔnde savasmaja ɡeldi. New-Testament-Matthew-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine kral başka hizmetkârlarını gönderip onlara, ‘Davet edilenlere şunu söyleyin: İşte, yemeğimi hazırladım. Sığırlarım ve besili hayvanlarım kesildi. Her şey hazır. Düğün ziyafetine gelin!’|jine kral baska hizmetkarlarini ɡonderip onlaraʔ ‘davet edilenlere sunu sojlejin isteʔ jemeɡimi hazirladim. siɡirlarim ve besili hajvanlarim kesildi. her sej hazir. duɡun zijafetine ɡelin!’ New-Testament-Mark-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Eğer inanabilirsen, inanan biri için her şey mümkündür!” dedi.|jesua onaʔ “eɡer inanabilirsenʔ inanan biri it͡ʃin her sej mumkundur!” dedi. Old-Testament-1-Kings-007-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlığın içinde ve üstünde ağzı bir arşındı. Ağzı bir kaide işi gibi yuvarlaktı, bir buçuk arşındı; ve ağzında da oymalar vardı ve onların levhaları yuvarlak değil, kareydi.|basliɡin it͡ʃinde ve ustunde aɡzi bir arsindi. aɡzi bir kaide isi ɡibi juvarlaktiʔ bir but͡ʃuk arsindi; ve aɡzinda da ojmalar vardi ve onlarin levhalari juvarlak deɡilʔ karejdi. New-Testament-1-Corinthians-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyden önce, bir araya geldiğinizde aranızda ayrılıklar olduğunu duyuyorum, buna kısmen de inanıyorum.|her sejden ont͡ʃeʔ bir araja ɡeldiɡinizde aranizda ajriliklar olduɡunu dujujorumʔ buna kismen de inanijorum. Old-Testament-Proverbs-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerine getirilen dilek cana tatlıdır, ama akılsızlar kötülükten dönmekten nefret eder.|jerine ɡetirilen dilek t͡ʃana tatlidirʔ ama akilsizlar kotulukten donmekten nefret eder. Old-Testament-Genesis-031-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamın Tanrısı, Avraham'ın Tanrısı ve İshak'ın Korktuğu benimle birlikte olmasaydı, şimdi beni kesin boş gönderirdin. Tanrı çektiğim sıkıntıyı ve verdiğim emeği gördü ve dün gece seni azarladı.”|babamin tanrisiʔ avrahamʔin tanrisi ve ishakʔin korktuɡu benimle birlikte olmasajdiʔ simdi beni kesin bos ɡonderirdin. tanri t͡ʃektiɡim sikintiji ve verdiɡim emeɡi ɡordu ve dun ɡet͡ʃe seni azarladi.” Old-Testament-Proverbs-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğini terbiyeye, kulaklarını bilgi sözlerine ver.|jureɡini terbijejeʔ kulaklarini bilɡi sozlerine ver. Old-Testament-Leviticus-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|ben de size şunu yapacağım: Üzerinize dehşeti, gözleri yiyip bitiren ve canı perişan eden veremi, ateşi üzerinize atayacağım. Tohumunu boşuna ekeceksin, çünkü onu düşmanların yiyecek.|ben de size sunu japat͡ʃaɡim uzerinize dehsetiʔ ɡozleri jijip bitiren ve t͡ʃani perisan eden veremiʔ atesi uzerinize atajat͡ʃaɡim. tohumunu bosuna eket͡ʃeksinʔ t͡ʃunku onu dusmanlarin jijet͡ʃek. Old-Testament-1-Samuel-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de Saul o gün bir şey söylemedi, çünkü “Ona bir şey olmuştur. Temiz değil. Kesin temiz değil.” diye düşündü.|jine de saul o ɡun bir sej sojlemediʔ t͡ʃunku “ona bir sej olmustur. temiz deɡil. kesin temiz deɡil.” dije dusundu. Old-Testament-1-Chronicles-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|onun oğlu Şimea, onun oğlu Haggya, onun oğlu Asaya.|onun oɡlu simeaʔ onun oɡlu haɡɡjaʔ onun oɡlu asaja. Old-Testament-Ezekiel-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden onu oynaşlarının eline, kendilerine tutkun olduğu Aşurlular'ın eline teslim ettim.|“bu juzden onu ojnaslarinin elineʔ kendilerine tutkun olduɡu asurlularʔin eline teslim ettim. Old-Testament-2-Kings-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoaş, kâhin Yehoyada'nın kendisine öğrettiği bütün günlerinde, Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı.|jehoasʔ kahin jehojadaʔnin kendisine oɡrettiɡi butun ɡunlerindeʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti. Old-Testament-Ezekiel-039-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin için kestiğim kurbandan, doyuncaya dek yağ yiyeceksiniz, sarhoş oluncaya dek kan içeceksiniz.|sizin it͡ʃin kestiɡim kurbandanʔ dojunt͡ʃaja dek jaɡ jijet͡ʃeksinizʔ sarhos olunt͡ʃaja dek kan it͡ʃet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Ezra-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın, danışmanlarının, beylerinin ve orada bulunan bütün İsrael'in Tanrımız'ın evi için sunmuş olduğu armağanı, gümüşü, altını ve kapları tarttım.|kralinʔ danismanlarininʔ bejlerinin ve orada bulunan butun israelʔin tanrimizʔin evi it͡ʃin sunmus olduɡu armaɡaniʔ ɡumusuʔ altini ve kaplari tarttim. Old-Testament-Jeremiah-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalan peygamberlik eden peygamberlerin, kendi yüreklerinin aldatmacası olan bu şey, peygamberlerin yüreğinde ne zamana kadar olacak?|jalan pejɡamberlik eden pejɡamberlerinʔ kendi jureklerinin aldatmat͡ʃasi olan bu sejʔ pejɡamberlerin jureɡinde ne zamana kadar olat͡ʃak? Old-Testament-Ezekiel-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben peygamberlik edince, Benaya oğlu Pelatya öldü. O zaman yüzüstü yere kapandım, yüksek sesle feryat edip, “Ah, Efendi Yahve! İsrael’in kalıntılarını tümüyle mi yok edeceksin?” dedim.|ben pejɡamberlik edint͡ʃeʔ benaja oɡlu pelatja oldu. o zaman juzustu jere kapandimʔ juksek sesle ferjat edipʔ “ahʔ efendi jahve! israel’in kalintilarini tumujle mi jok edet͡ʃeksin?” dedim. Old-Testament-Exodus-016-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe şöyle dedi: \"\"Yahve'nin buyurduğu şey şudur: 'Mısır diyarından sizi çıkardığım zaman, çölde size yedirdiğim ekmeği görsünler diye bundan bir omer dolusu kuşaklarınız boyunca saklansın.'\"\"\"|\"mose sojle dedi \"\"jahveʔnin bujurduɡu sej sudur ʔmisir dijarindan sizi t͡ʃikardiɡim zamanʔ t͡ʃolde size jedirdiɡim ekmeɡi ɡorsunler dije bundan bir omer dolusu kusaklariniz bojunt͡ʃa saklansin.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-029-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemanoğulları'ndan Yehuel ve Şimei; Yedutunoğulları'ndan Şemaya ve Uzziel.|hemanoɡullariʔndan jehuel ve simei; jedutunoɡullariʔndan semaja ve uzziel. Old-Testament-Psalms-136-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşkünlüğümüzde bizi hatırlayana, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|duskunluɡumuzde bizi hatirlajanaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Leviticus-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kişinin yakmalık sunusunu sunan kâhin, sunduğu yakmalık sunuların derisini kendisine alacaktır.|bir kisinin jakmalik sunusunu sunan kahinʔ sunduɡu jakmalik sunularin derisini kendisine alat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gemide pencere de yapacaksın ve onu yukarıya doğru bir arşına tamamlayacaksın. Geminin kapısını yanına koyacaksın. Alt, ikinci ve üçüncü katlı seviyeler yapacaksın.|ɡemide pent͡ʃere de japat͡ʃaksin ve onu jukarija doɡru bir arsina tamamlajat͡ʃaksin. ɡeminin kapisini janina kojat͡ʃaksin. altʔ ikint͡ʃi ve ut͡ʃunt͡ʃu katli sevijeler japat͡ʃaksin. New-Testament-Colossians-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunda Grek ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ya da özgür ayrımı yoktur. Mesih her şeydir ve her şeydedir.|bunda ɡrek ve jahudiʔ sunnetli ve sunnetsizʔ barbarʔ iskitʔ kole ja da ozɡur ajrimi joktur. mesih her sejdir ve her sejdedir. Old-Testament-Daniel-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aryok, Daniel'i aceleyle kralın önüne getirdi ve şöyle dedi: \"\"Yahuda sürgünlerinden krala yorumunu bildirecek bir adam buldum.\"\"\"|\"arjokʔ danielʔi at͡ʃelejle kralin onune ɡetirdi ve sojle dedi \"\"jahuda surɡunlerinden krala jorumunu bildiret͡ʃek bir adam buldum.\"\"\" New-Testament-Acts-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, kötülüklerinizden döndürüp sizi kutsamak için Hizmetkârı’nı, Yeşua’yı diriltip önce size gönderdi.”|tanriʔ kotuluklerinizden dondurup sizi kutsamak it͡ʃin hizmetkari’niʔ jesua’ji diriltip ont͡ʃe size ɡonderdi.” Old-Testament-Psalms-140-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtuluşumun gücü, ey Efendi Yahve, savaş gününde başımı örttün.|kurtulusumun ɡut͡ʃuʔ ej efendi jahveʔ savas ɡununde basimi orttun. Old-Testament-Leviticus-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama boğayı, derisini, etini ve gübresini Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi ordugâhın dışında ateşle yaktı.|ama boɡajiʔ derisiniʔ etini ve ɡubresini jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi orduɡahin disinda atesle jakti. Old-Testament-Isaiah-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Baltayla kesen adama karşı balta övünmeli mi? Testere, testereyle kesenden kendisini daha mı yüceltmeli? Sanki sopa kendini kaldıranı kaldırıyormuş gibi, ya da sopa odun olmayan insanı kaldırıyormuş gibi.|baltajla kesen adama karsi balta ovunmeli mi? testereʔ testerejle kesenden kendisini daha mi jut͡ʃeltmeli? sanki sopa kendini kaldirani kaldirijormus ɡibiʔ ja da sopa odun olmajan insani kaldirijormus ɡibi. New-Testament-Revelation-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek bana, “Bu sözler sadık ve gerçektir” dedi. “Peygamberlerin ruhlarının Tanrısı Efendi, yakında olması gereken olayları hizmetkârına göstermek için meleğini gönderdi.”|melek banaʔ “bu sozler sadik ve ɡert͡ʃektir” dedi. “pejɡamberlerin ruhlarinin tanrisi efendiʔ jakinda olmasi ɡereken olajlari hizmetkarina ɡostermek it͡ʃin meleɡini ɡonderdi.” Old-Testament-Genesis-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kain karısını bildi. Gebe kalıp Hanok'u doğurdu. Bir kent kurdu ve kente oğlu Hanok'un adını verdi.|kain karisini bildi. ɡebe kalip hanokʔu doɡurdu. bir kent kurdu ve kente oɡlu hanokʔun adini verdi. Old-Testament-Psalms-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kusursuzca yürüyen, doğru olanı yapan, yüreğinde gerçeği söyleyen,|kusursuzt͡ʃa jurujenʔ doɡru olani japanʔ jureɡinde ɡert͡ʃeɡi sojlejenʔ New-Testament-Hebrews-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biri bir yerde şöyle tanıklık etmiştir: “İnsan nedir ki onu düşünesin? Ya da insanoğlu ne ki, onu önemseyesin?|ama biri bir jerde sojle taniklik etmistir “insan nedir ki onu dusunesin? ja da insanoɡlu ne kiʔ onu onemsejesin? Old-Testament-Deuteronomy-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tabera'da, Massa'da ve Kivrot Hattaava'da Yahve'yi öfkelendirdiniz.|taberaʔdaʔ massaʔda ve kivrot hattaavaʔda jahveʔji ofkelendirdiniz. Old-Testament-Numbers-007-087|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu için bütün sığırlar on iki boğa, on iki koç, bir yaşında on iki erkek kuzu ve bunların ekmek sunusu; ve günah sunusu olarak on iki teke;|jakmalik sunu it͡ʃin butun siɡirlar on iki boɡaʔ on iki kot͡ʃʔ bir jasinda on iki erkek kuzu ve bunlarin ekmek sunusu; ve ɡunah sunusu olarak on iki teke; Old-Testament-Amos-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, günler geliyor\"\" diyor Yahve, \"\"Çift süren orakçıya, üzüm ezen tohum ekene erişecek; ve dağlar tatlı şarap damlatacak, tepelerden akacak.\"|\"\"\"isteʔ ɡunler ɡelijor\"\" dijor jahveʔ \"\"t͡ʃift suren orakt͡ʃijaʔ uzum ezen tohum ekene eriset͡ʃek; ve daɡlar tatli sarap damlatat͡ʃakʔ tepelerden akat͡ʃak.\" Old-Testament-Joshua-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe boylarına göre Gad oymağına, Gad'ın çocuklarına verdi.|mose bojlarina ɡore ɡad ojmaɡinaʔ ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklarina verdi. New-Testament-Mark-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi öğrencilerine ve Petrus’a gidip şöyle deyin: ‘O sizden önce Galile’ye gidiyor. Size bildirdiği gibi O’nu orada göreceksiniz.’”|simdi oɡrent͡ʃilerine ve petrus’a ɡidip sojle dejin ‘o sizden ont͡ʃe ɡalile’je ɡidijor. size bildirdiɡi ɡibi o’nu orada ɡoret͡ʃeksiniz.’” Old-Testament-2-Kings-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"efendinizin oğullarından en iyi ve en uygun olanını seçin, onu babasının tahtına koyun ve efendinizin evi için savaşın.\"\"\"|\"efendinizin oɡullarindan en iji ve en ujɡun olanini set͡ʃinʔ onu babasinin tahtina kojun ve efendinizin evi it͡ʃin savasin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-086-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen iyisin, bağışlamaya hazırsın, ey Efendi seni çağıran herkese karşı boldur sevgi dolu iyiliğin.|t͡ʃunku sen ijisinʔ baɡislamaja hazirsinʔ ej efendi seni t͡ʃaɡiran herkese karsi boldur sevɡi dolu ijiliɡin. Old-Testament-Jeremiah-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, bugün seni bütün ülkeye karşı, Yahuda krallarına karşı, onun beylerine karşı, kâhinlerine karşı ve ülke halkına karşı surlu bir kent, demir bir direk ve tunç bir duvar yaptım.|t͡ʃunku isteʔ buɡun seni butun ulkeje karsiʔ jahuda krallarina karsiʔ onun bejlerine karsiʔ kahinlerine karsi ve ulke halkina karsi surlu bir kentʔ demir bir direk ve tunt͡ʃ bir duvar japtim. Old-Testament-2-Chronicles-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de halk yüksek yerlerde kurban kesmeye devam etti, ama yalnız Tanrıları Yahve'ye.|jine de halk juksek jerlerde kurban kesmeje devam ettiʔ ama jalniz tanrilari jahveʔje. Old-Testament-Jeremiah-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve senin adını, “Güzel, iyi meyveli yeşil zeytin ağacı” diye koydu. Büyük bir kükreme sesiyle üzerinde ateş tutuşturdu, ve dalları kırıldı.|jahve senin adiniʔ “ɡuzelʔ iji mejveli jesil zejtin aɡat͡ʃi” dije kojdu. bujuk bir kukreme sesijle uzerinde ates tutusturduʔ ve dallari kirildi. Old-Testament-Leviticus-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer biri şunda günah işlerse; tanıklık etmek üzere bir yemini duyup, bir tanık olarak ister görmüş olsun ister bilsin ve bunu bildirmezse, o zaman suçunu yüklenecektir.'\"\"\"|\"\"\"ʔeɡer biri sunda ɡunah islerse; taniklik etmek uzere bir jemini dujupʔ bir tanik olarak ister ɡormus olsun ister bilsin ve bunu bildirmezseʔ o zaman sut͡ʃunu juklenet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak başımıza gelen her şeyde sen adilsin; çünkü sen doğru davrandın, ama biz kötülük yaptık.|ant͡ʃak basimiza ɡelen her sejde sen adilsin; t͡ʃunku sen doɡru davrandinʔ ama biz kotuluk japtik. Old-Testament-Psalms-055-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Birlikte tatlı tatlı dostluk ederdik. Toplulukla Tanrı'nın evine yürürdük.|birlikte tatli tatli dostluk ederdik. toplulukla tanriʔnin evine jururduk. Old-Testament-Jeremiah-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerinizi kaldırın da kuzeyden gelenleri görün. Sana verilen sürü, güzel sürün nerede?|ɡozlerinizi kaldirin da kuzejden ɡelenleri ɡorun. sana verilen suruʔ ɡuzel surun nerede? Old-Testament-1-Kings-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın su almaya giderken, kadına seslenip, \"\"Lütfen elinde bir lokma ekmek de getir\"\" dedi.\"|\"kadin su almaja ɡiderkenʔ kadina seslenipʔ \"\"lutfen elinde bir lokma ekmek de ɡetir\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey İsraelliler, yardım edin!” diye bağırdılar. “Bu adam, her yerde herkese, halkımıza, Yasa’ya ve bu yere karşı öğretiyor. Üstelik tapınağa Grekler’i sokarak bu kutsal yeri de kirletti.”|“ej israellilerʔ jardim edin!” dije baɡirdilar. “bu adamʔ her jerde herkeseʔ halkimizaʔ jasa’ja ve bu jere karsi oɡretijor. ustelik tapinaɡa ɡrekler’i sokarak bu kutsal jeri de kirletti.” Old-Testament-Job-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"nerede kaldı ki, iğrenç ve bozulmuş insan, o insan ki, haksızlığı su gibi içmektedir!\"\"\"|\"nerede kaldi kiʔ iɡrent͡ʃ ve bozulmus insanʔ o insan kiʔ haksizliɡi su ɡibi it͡ʃmektedir!\"\"\" New-Testament-Luke-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, krallığımda soframda yiyip içesiniz. Tahtlarda oturup İsrael’in on iki oymağını yargılayasınız.”|ojle kiʔ kralliɡimda soframda jijip it͡ʃesiniz. tahtlarda oturup israel’in on iki ojmaɡini jarɡilajasiniz.” Old-Testament-Exodus-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bu iki belirtiye de inanmazlarsa ya da sözünü dinlemezlerse, şöyle olacak, ırmağın suyundan alıp kuru toprağa dökeceksin. Irmaktan çıkaracağın su, kuru toprak üzerinde kana dönüşecek.”|eɡer bu iki belirtije de inanmazlarsa ja da sozunu dinlemezlerseʔ sojle olat͡ʃakʔ irmaɡin sujundan alip kuru topraɡa doket͡ʃeksin. irmaktan t͡ʃikarat͡ʃaɡin suʔ kuru toprak uzerinde kana donuset͡ʃek.” Old-Testament-2-Kings-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'in üzerine Samariya ipini, Ahav'ın evinin çekülünü gereceğim; bir adamın tabağı sildiği gibi, silip onu alt üst edeceğim.|jerusalemʔin uzerine samarija ipiniʔ ahavʔin evinin t͡ʃekulunu ɡeret͡ʃeɡim; bir adamin tabaɡi sildiɡi ɡibiʔ silip onu alt ust edet͡ʃeɡim. New-Testament-John-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyada onlarla birlikteyken, adınla onları korudum. Bana verdiklerini korudum. Kutsal Yazı yerine gelsin diye, mahv oğlundan başkası mahvolmadı.|dunjada onlarla birliktejkenʔ adinla onlari korudum. bana verdiklerini korudum. kutsal jazi jerine ɡelsin dijeʔ mahv oɡlundan baskasi mahvolmadi. Old-Testament-Jeremiah-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü küçüğünden büyüğüne hepsi açgözlülüğe kapılmış. Peygamberden kâhine kadar hepsi hile yapıyor.\"|\"\"\"t͡ʃunku kut͡ʃuɡunden bujuɡune hepsi at͡ʃɡozluluɡe kapilmis. pejɡamberden kahine kadar hepsi hile japijor.\" Old-Testament-Isaiah-045-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ben karanlık diyarın bir yerinde gizlice konuşmadım. Yakov'un soyuna, 'Beni boşuna arayın' demedim. Ben, Yahve, doğruluk konuşuyorum. Doğru olan şeyleri bildiriyorum.\"\"\"|\"ben karanlik dijarin bir jerinde ɡizlit͡ʃe konusmadim. jakovʔun sojunaʔ ʔbeni bosuna arajinʔ demedim. benʔ jahveʔ doɡruluk konusujorum. doɡru olan sejleri bildirijorum.\"\"\" Old-Testament-Job-041-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O kendini kaldırdığında, güçlüler korkar. Onun dayağı karşısında geri çekilirler.|o kendini kaldirdiɡindaʔ ɡut͡ʃluler korkar. onun dajaɡi karsisinda ɡeri t͡ʃekilirler. New-Testament-Hebrews-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz iman edenler o dinlenmeye gireriz. Çünkü Tanrı şöyle demiştir: “Gazabımda ant içtiğim gibi, benim dinlenmeme girmeyecekler.” Bununla birlikte O’nun işleri dünyanın kuruluşundan beri bitmiştir.|t͡ʃunku biz iman edenler o dinlenmeje ɡireriz. t͡ʃunku tanri sojle demistir “ɡazabimda ant it͡ʃtiɡim ɡibiʔ benim dinlenmeme ɡirmejet͡ʃekler.” bununla birlikte o’nun isleri dunjanin kurulusundan beri bitmistir. New-Testament-1-John-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama O ışıkta olduğu gibi biz de ışıkta yürürsek, birbirimizle paydaşlığımız olur ve Oğlu Yeşua Mesih’in kanı bizi her günahtan arındırır.|ama o isikta olduɡu ɡibi biz de isikta jurursekʔ birbirimizle pajdasliɡimiz olur ve oɡlu jesua mesih’in kani bizi her ɡunahtan arindirir. Old-Testament-Jeremiah-023-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygambere, ‘Yahve sana ne yanıt verdi?’ ve ‘Yahve ne söyledi?’ diyeceksiniz.|pejɡambereʔ ‘jahve sana ne janit verdi?’ ve ‘jahve ne sojledi?’ dijet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Psalms-034-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrular feryat eder, Yahve duyar, onları bütün sıkıntılarından kurtarır.|doɡrular ferjat ederʔ jahve dujarʔ onlari butun sikintilarindan kurtarir. Old-Testament-Zechariah-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana gelince, antlaşmanın kanı yüzünden, senin tutsaklarını susuz çukurdan kurtardım.|sana ɡelint͡ʃeʔ antlasmanin kani juzundenʔ senin tutsaklarini susuz t͡ʃukurdan kurtardim. Old-Testament-Joshua-021-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Helkat'ı otlaklarıyla ve Rehov'u otlaklarıyla: Dört kent.|helkatʔi otlaklarijla ve rehovʔu otlaklarijla dort kent. New-Testament-2-Corinthians-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi de işi bitirin ki, istekli olmada hazır olunduğu gibi, imkânınız ölçüsüne göre tamamlama da olsun.|ama simdi de isi bitirin kiʔ istekli olmada hazir olunduɡu ɡibiʔ imkaniniz olt͡ʃusune ɡore tamamlama da olsun. New-Testament-Revelation-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle şöyle diyorlardı: “Öldürülmüş Kuzu, gücü, zenginliği, bilgeliği, kudreti, saygıyı, yüceliği, övgüyü almaya layıktır.”|juksek sesle sojle dijorlardi “oldurulmus kuzuʔ ɡut͡ʃuʔ zenɡinliɡiʔ bilɡeliɡiʔ kudretiʔ sajɡijiʔ jut͡ʃeliɡiʔ ovɡuju almaja lajiktir.” New-Testament-Revelation-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün uluslar onun cinsel ahlaksızlığının gazabının şarabından içtiler. Dünya kralları onunla fuhuş yaptılar. Dünyanın tüccarları onun lüksünün bolluğuyla zengin oldular.’’|t͡ʃunku butun uluslar onun t͡ʃinsel ahlaksizliɡinin ɡazabinin sarabindan it͡ʃtiler. dunja krallari onunla fuhus japtilar. dunjanin tut͡ʃt͡ʃarlari onun luksunun bolluɡujla zenɡin oldular.’’ Old-Testament-Judges-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği ona, \"\"Adım hakkında neden soruyorsun? Çünkü onu akıl almaz. \"\" dedi.\"|\"jahveʔnin meleɡi onaʔ \"\"adim hakkinda neden sorujorsun? t͡ʃunku onu akil almaz. \"\" dedi.\" New-Testament-Acts-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece yarısına doğru Pavlus’la Silas dua ediyor, Tanrı’yı ilahilerle yüceltiyor, tutsaklar da onları dinliyordu.|ɡet͡ʃe jarisina doɡru pavlus’la silas dua edijorʔ tanri’ji ilahilerle jut͡ʃeltijorʔ tutsaklar da onlari dinlijordu. Old-Testament-Exodus-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron elini Mısır suları üzerine uzattı ve kurbağalar çıkıp Mısır diyarını kapladılar.|aron elini misir sulari uzerine uzatti ve kurbaɡalar t͡ʃikip misir dijarini kapladilar. New-Testament-James-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Görüyorsunuz, insan yalnız imanla değil, işleriyle de aklanır.|ɡorujorsunuzʔ insan jalniz imanla deɡilʔ islerijle de aklanir. Old-Testament-1-Chronicles-012-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in öte yakasında, Ruvenliler'den, Gadlılar'dan ve Manaşşe'nin yarım oymağından, savaş için her türlü savaş aletiyle: Yüz yirmi bin kişi.|jardenʔin ote jakasindaʔ ruvenlilerʔdenʔ ɡadlilarʔdan ve manasseʔnin jarim ojmaɡindanʔ savas it͡ʃin her turlu savas aletijle juz jirmi bin kisi. Old-Testament-Judges-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dağlar Yahve'nin önünde, Sina Dağı bile İsrael'in Tanrısı Yahve'nin önünde sarsıldı.\"\"\"|\"daɡlar jahveʔnin onundeʔ sina daɡi bile israelʔin tanrisi jahveʔnin onunde sarsildi.\"\"\" Old-Testament-Exodus-032-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de onlara, 'Kimde altın varsa çıkarsın' dedim. Onlar da bana verdi; onu ateşe attım ve bu buzağı çıktı.”|ben de onlaraʔ ʔkimde altin varsa t͡ʃikarsinʔ dedim. onlar da bana verdi; onu atese attim ve bu buzaɡi t͡ʃikti.” New-Testament-Matthew-026-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size şunu söyleyeyim, Babam’ın Krallığı'nda sizinle birlikte taze olarak içeceğim o güne dek asmanın bu ürününden artık içmeyeceğim” dedi.|ama size sunu sojlejejimʔ babam’in kralliɡiʔnda sizinle birlikte taze olarak it͡ʃet͡ʃeɡim o ɡune dek asmanin bu urununden artik it͡ʃmejet͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Psalms-066-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Diriler arasında yaşamımızı koruyan, ayaklarımızın kaymasına izin vermeyen O’dur.|diriler arasinda jasamimizi korujanʔ ajaklarimizin kajmasina izin vermejen o’dur. New-Testament-Ephesians-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde kocalar da karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidirler. Karısını seven kendini sever.|ajni sekilde kot͡ʃalar da karilarini kendi bedenleri ɡibi sevmelidirler. karisini seven kendini sever. Old-Testament-Psalms-046-003|und|SPEAKER_00_Turkish|suları kükreyip çalkalansa, kabaran deniz dağları titretse bile, biz korkmayız. Selah.|sulari kukrejip t͡ʃalkalansaʔ kabaran deniz daɡlari titretse bileʔ biz korkmajiz. selah. Old-Testament-Jeremiah-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kuşatma altında yaşayanlar, mallarınızı ülkeden toplayın.|ej kusatma altinda jasajanlarʔ mallarinizi ulkeden toplajin. Old-Testament-Psalms-051-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni huzurundan atma, ve Kutsal Ruhun’u benden alma.|beni huzurundan atmaʔ ve kutsal ruhun’u benden alma. Old-Testament-Psalms-085-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesinlikle O'nun kurtarışı, kendisinden korkanlara yakındır; ta ki görkem topraklarımızda otursun.|kesinlikle oʔnun kurtarisiʔ kendisinden korkanlara jakindir; ta ki ɡorkem topraklarimizda otursun. New-Testament-Acts-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü benim adım uğruna ne kadar şeyler çekmesi gerektiğini ona göstereceğim.”|t͡ʃunku benim adim uɡruna ne kadar sejler t͡ʃekmesi ɡerektiɡini ona ɡosteret͡ʃeɡim.” New-Testament-Acts-016-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi Yeşua Mesih’e iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz” dediler.|“efendi jesua mesih’e iman etʔ sen de ev halkin da kurtulursunuz” dediler. New-Testament-Hebrews-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinlenmeme girmeyeceklerine dair itaat etmeyenlerden başka kime ant içti?|dinlenmeme ɡirmejet͡ʃeklerine dair itaat etmejenlerden baska kime ant it͡ʃti? Old-Testament-Genesis-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, yeryüzünde sürünen her canlı ve insan, yeryüzünde yaşayan tüm canlılar öldü.|kuslarʔ evt͡ʃil ve jabanil hajvanlarʔ jerjuzunde surunen her t͡ʃanli ve insanʔ jerjuzunde jasajan tum t͡ʃanlilar oldu. New-Testament-Mark-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalabalıktan ayrılıp eve girince, öğrenciler O’na bu benzetmeyi sordular.|jesua kalabaliktan ajrilip eve ɡirint͡ʃeʔ oɡrent͡ʃiler o’na bu benzetmeji sordular. Old-Testament-2-Chronicles-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Solomon Tanrı'ya, \"\"Sen babam David'e büyük sevgi dolu iyiliğini gösterdin ve beni onun yerine kral yaptın\"\" dedi.\"|\"solomon tanriʔjaʔ \"\"sen babam davidʔe bujuk sevɡi dolu ijiliɡini ɡosterdin ve beni onun jerine kral japtin\"\" dedi.\" New-Testament-Romans-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü umutla kurtulduk, ama görülen umut umut değildir. Kim gördüğü şeyi umut eder?|t͡ʃunku umutla kurtuldukʔ ama ɡorulen umut umut deɡildir. kim ɡorduɡu seji umut eder? Old-Testament-Psalms-046-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin, Yahve’nin işlerini görün, yeryüzünde ne büyük yıkımlar yaptı.|ɡelinʔ jahve’nin islerini ɡorunʔ jerjuzunde ne bujuk jikimlar japti. New-Testament-Mark-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı’nın Krallığı, toprağa tohum saçan bir adama benzer.|“tanri’nin kralliɡiʔ topraɡa tohum sat͡ʃan bir adama benzer. New-Testament-Philippians-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Tanrı da O’nu çok yükseltti ve O’na her adın üstünde olan adı verdi.|bu nedenleʔ tanri da o’nu t͡ʃok jukseltti ve o’na her adin ustunde olan adi verdi. Old-Testament-1-Chronicles-006-079|und|SPEAKER_00_Turkish|Kedemot ile otlaklarını Mefaat ile otlaklarını,|kedemot ile otlaklarini mefaat ile otlaklariniʔ Old-Testament-Joshua-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece halk bağırdı ve kâhinler boruları çaldı. Halk boruların sesini duyunca yüksek sesle bağırdılar ve duvar dümdüz çöktü, öyle ki, herkes kendi önüne doğru halk kente çıktı ve kenti aldılar.|bojlet͡ʃe halk baɡirdi ve kahinler borulari t͡ʃaldi. halk borularin sesini dujunt͡ʃa juksek sesle baɡirdilar ve duvar dumduz t͡ʃoktuʔ ojle kiʔ herkes kendi onune doɡru halk kente t͡ʃikti ve kenti aldilar. Old-Testament-2-Kings-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra, \"\"Hangi yoldan çıkalım?\"\" diye sordu. Yehoram, \"\"Edom Çölü yolundan\"\" diye yanıtladı.\"|\"sonraʔ \"\"hanɡi joldan t͡ʃikalim?\"\" dije sordu. jehoramʔ \"\"edom t͡ʃolu jolundan\"\" dije janitladi.\" Old-Testament-Isaiah-049-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Krallar sana süt baba, onların kraliçeleri de sana sütanne olacaklar. Yüzleri yere doğru önünde eğilip ayaklarının tozunu yalayacaklar. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksin; beni bekleyenler de hayal kırıklığına uğramayacaklar.\"\"\"|\"krallar sana sut babaʔ onlarin kralit͡ʃeleri de sana sutanne olat͡ʃaklar. juzleri jere doɡru onunde eɡilip ajaklarinin tozunu jalajat͡ʃaklar. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksin; beni beklejenler de hajal kirikliɡina uɡramajat͡ʃaklar.\"\"\" New-Testament-Ephesians-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, topluluk üzerinde leke, buruşukluk ya da buna benzer bir şey olmadan, görkemli bir biçimde kendine sunsun.|ojle kiʔ topluluk uzerinde lekeʔ burusukluk ja da buna benzer bir sej olmadanʔ ɡorkemli bir bit͡ʃimde kendine sunsun. Old-Testament-Jeremiah-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor, “İsrael’in arta kalanını asma gibi tamamen toplayacaklar. Elini üzüm toplayıcısı gibi sepetlere geri döndür.”|ordular jahvesi sojle dijorʔ “israel’in arta kalanini asma ɡibi tamamen toplajat͡ʃaklar. elini uzum toplajit͡ʃisi ɡibi sepetlere ɡeri dondur.” Old-Testament-Proverbs-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızlık çocuğun yüreğinde bağlıdır, terbiye değneği onu ondan uzaklaştırır.|akilsizlik t͡ʃot͡ʃuɡun jureɡinde baɡlidirʔ terbije deɡneɡi onu ondan uzaklastirir. Old-Testament-1-Kings-006-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinin temeli dördüncü yılda Ziv ayında atıldı.|jahveʔnin evinin temeli dordunt͡ʃu jilda ziv ajinda atildi. Old-Testament-1-Chronicles-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kûş'un oğulları: Seva, Havila, Savta, Raama, Savteka. Raama'nın oğulları: Şeva, Dedan.|kusʔun oɡullari sevaʔ havilaʔ savtaʔ raamaʔ savteka. raamaʔnin oɡullari sevaʔ dedan. New-Testament-Acts-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben Yafa Kenti'nde dua ettiğim sırada kendimden geçtim ve bir görüm gördüm” dedi. “Büyük bir örtüyü andıran bir kap dört köşesinden sarkıtılıp, gökten indiğini ve yanıma kadar geldiğini gördüm.|“ben jafa kentiʔnde dua ettiɡim sirada kendimden ɡet͡ʃtim ve bir ɡorum ɡordum” dedi. “bujuk bir ortuju andiran bir kap dort kosesinden sarkitilipʔ ɡokten indiɡini ve janima kadar ɡeldiɡini ɡordum. Old-Testament-Judges-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki Sisera, Kenli Hever'in karısı Yael'in çadırına yaya kaçtı; çünkü Hasor Kralı Yavin ile Kenli Hever'in evi arasında barış vardı.|ne var ki siseraʔ kenli heverʔin karisi jaelʔin t͡ʃadirina jaja kat͡ʃti; t͡ʃunku hasor krali javin ile kenli heverʔin evi arasinda baris vardi. New-Testament-Mark-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, kayalık yerlere ekilenler şunlardır, sözü duydukları zaman onu hemen sevinçle kabul ederler.|ajni sekildeʔ kajalik jerlere ekilenler sunlardirʔ sozu dujduklari zaman onu hemen sevint͡ʃle kabul ederler. Old-Testament-Psalms-078-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemek için üzerlerine man yağdırdı, onlara gökten yiyecek verdi.|jemek it͡ʃin uzerlerine man jaɡdirdiʔ onlara ɡokten jijet͡ʃek verdi. Old-Testament-1-Samuel-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kötülük yapmaya devam ederseniz, hem siz hem de kralınız yok olacak.”|ama kotuluk japmaja devam edersenizʔ hem siz hem de kraliniz jok olat͡ʃak.” Old-Testament-Psalms-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğime verdiğin sevinç, onların tahıllarının ve yeni şaraplarının çoğaldığı zamankinden fazladır.|jureɡime verdiɡin sevint͡ʃʔ onlarin tahillarinin ve jeni saraplarinin t͡ʃoɡaldiɡi zamankinden fazladir. Old-Testament-Judges-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimşon onlara, \"\"Eğer böyle davranırsanız, kesinlikle sizden öç alırım ve ondan sonra da dururum\"\" dedi.\"|\"simson onlaraʔ \"\"eɡer bojle davranirsanizʔ kesinlikle sizden ot͡ʃ alirim ve ondan sonra da dururum\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Kings-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kentten, savaşçıların başında bulunan bir subayı ve kralın yüzünü görenlerden kentte bulunan beş adamı ve ülke halkını sayan ordunun başı olan kâtibi ve kentte bulunan ülke halkından altmış kişiyi aldı.|ve kenttenʔ savast͡ʃilarin basinda bulunan bir subaji ve kralin juzunu ɡorenlerden kentte bulunan bes adami ve ulke halkini sajan ordunun basi olan katibi ve kentte bulunan ulke halkindan altmis kisiji aldi. New-Testament-John-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda lokmayı alınca hemen dışarı çıktı. Geceydi.|jahuda lokmaji alint͡ʃa hemen disari t͡ʃikti. ɡet͡ʃejdi. Old-Testament-Proverbs-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonunda yılan gibi ısırır, engerek gibi zehirler.|sonunda jilan ɡibi isirirʔ enɡerek ɡibi zehirler. Old-Testament-Jonah-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dağların diplerine indim. Yeryüzü bana sonsuza dek yasaklandı; ama sen hayatımı çukurdan çıkardın, ey Tanrım Yahve.\"\"\"|\"daɡlarin diplerine indim. jerjuzu bana sonsuza dek jasaklandi; ama sen hajatimi t͡ʃukurdan t͡ʃikardinʔ ej tanrim jahve.\"\"\" Old-Testament-Numbers-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balam Balak'a, \"\"Burada bana yedi sunak yap, burada benim için yedi boğayla yedi koç hazırla\"\" dedi.\"|\"balam balakʔaʔ \"\"burada bana jedi sunak japʔ burada benim it͡ʃin jedi boɡajla jedi kot͡ʃ hazirla\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi evini sıkıntıya sokanın mirası yeldir. Akılsız kişi yüreği bilge olanın hizmetkârı olur.|kendi evini sikintija sokanin mirasi jeldir. akilsiz kisi jureɡi bilɡe olanin hizmetkari olur. New-Testament-Luke-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Yasa’da ne yazılmıştır? Sen onu nasıl okuyorsun?”|jesua onaʔ “jasa’da ne jazilmistir? sen onu nasil okujorsun?” Old-Testament-2-Kings-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yanına indiklerinde, Elişa Yahve'ye dua etti ve, “Lütfen bu halkı körlükle vur” dedi. Ve Elişa’nın sözüne göre onları körlükle vurdu.|onlar janina indiklerindeʔ elisa jahveʔje dua etti veʔ “lutfen bu halki korlukle vur” dedi. ve elisa’nin sozune ɡore onlari korlukle vurdu. New-Testament-Matthew-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus, yargı kürsüsünde otururken, karısı haber gönderip, “O doğru adamla bir işin olmasın. Çünkü bugün rüyamda O’ndan ötürü çok sıkıntı çektim” dedi.|pilatusʔ jarɡi kursusunde otururkenʔ karisi haber ɡonderipʔ “o doɡru adamla bir isin olmasin. t͡ʃunku buɡun rujamda o’ndan oturu t͡ʃok sikinti t͡ʃektim” dedi. New-Testament-Ephesians-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in kanıyla Mesih’te kurtuluşa, suçlarımızın bağışına sahibiz.|mesih’in kanijla mesih’te kurtulusaʔ sut͡ʃlarimizin baɡisina sahibiz. New-Testament-Mark-005-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Bunu kimse bilmesin” diyerek onları sıkı sıkıya uyardı. Kıza yiyecek bir şeyler verilmesini buyurdu.|jesuaʔ “bunu kimse bilmesin” dijerek onlari siki sikija ujardi. kiza jijet͡ʃek bir sejler verilmesini bujurdu. Old-Testament-1-Samuel-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha sonra David'in yüreği, Saul'un eteğini kestiği için kendisini suçladı.|daha sonra davidʔin jureɡiʔ saulʔun eteɡini kestiɡi it͡ʃin kendisini sut͡ʃladi. Old-Testament-Genesis-041-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'da yedi bolluk yılı sona erdi.|misirʔda jedi bolluk jili sona erdi. Old-Testament-1-Samuel-025-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Avigail Naval'ın yanına geldi; ve işte, adam evinde kral ziyafeti gibi bir ziyafet düzenlemişti. Çok sarhoş olduğundan Naval'ın yüreği içinde sevinçliydi. Bu nedenle sabah ışığına dek ona hiçbir şey söylemedi.|aviɡail navalʔin janina ɡeldi; ve isteʔ adam evinde kral zijafeti ɡibi bir zijafet duzenlemisti. t͡ʃok sarhos olduɡundan navalʔin jureɡi it͡ʃinde sevint͡ʃlijdi. bu nedenle sabah isiɡina dek ona hit͡ʃbir sej sojlemedi. New-Testament-Revelation-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama galip gelmediler. Gökte artık onlar için yer bulunmadı.|ama ɡalip ɡelmediler. ɡokte artik onlar it͡ʃin jer bulunmadi. Old-Testament-Joshua-021-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarmut'u otlaklarıyla, En Gannim'i otlaklarıyla: Dört kent.|jarmutʔu otlaklarijlaʔ en ɡannimʔi otlaklarijla dort kent. Old-Testament-Leviticus-013-058|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yıkayacağınız giysi, çözgü, atkı ya da deriden herhangi bir şey, eğer üzerinden veba geçmişse, o zaman ikinci kez yıkanacak ve temiz olacaktır.\"\"\"|\"jikajat͡ʃaɡiniz ɡijsiʔ t͡ʃozɡuʔ atki ja da deriden herhanɡi bir sejʔ eɡer uzerinden veba ɡet͡ʃmisseʔ o zaman ikint͡ʃi kez jikanat͡ʃak ve temiz olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığının dördüncü yılında, ikinci ayın ikinci gününde yapmaya başladı.|kralliɡinin dordunt͡ʃu jilindaʔ ikint͡ʃi ajin ikint͡ʃi ɡununde japmaja basladi. Old-Testament-Isaiah-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar'ı zalim bir efendinin eline teslim edeceğim. Onlara sert bir kral hükmedecek.” diyor Ordular Yahvesi Efendi.|misirlilarʔi zalim bir efendinin eline teslim edet͡ʃeɡim. onlara sert bir kral hukmedet͡ʃek.” dijor ordular jahvesi efendi. Old-Testament-Ecclesiastes-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız yolda yürürken de anlayışı eksiktir ve herkese kendisinin bir akılsız olduğunu söyler.|akilsiz jolda jururken de anlajisi eksiktir ve herkese kendisinin bir akilsiz olduɡunu sojler. Old-Testament-Ecclesiastes-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü çok düşte olduğu gibi, çok sözde de boş şeyler vardır; ama Tanrı'dan korkmalısınız.|t͡ʃunku t͡ʃok duste olduɡu ɡibiʔ t͡ʃok sozde de bos sejler vardir; ama tanriʔdan korkmalisiniz. New-Testament-Acts-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu işitince Tanrı’yı yücelttiler. Ona, ‘‘Kardeş, Yahudiler arasında binlerce imanlı olduğunu görüyorsun. Hepsi Yasa için gayretlidirler” dediler.|bunu isitint͡ʃe tanri’ji jut͡ʃelttiler. onaʔ ‘‘kardesʔ jahudiler arasinda binlert͡ʃe imanli olduɡunu ɡorujorsun. hepsi jasa it͡ʃin ɡajretlidirler” dediler. Old-Testament-Numbers-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle şimdi lütfen, bu gece de burada kalın ki, Yahve'nin bana başka neler söyleyeceğini bileyim.\"\"\"|\"bu nedenle simdi lutfenʔ bu ɡet͡ʃe de burada kalin kiʔ jahveʔnin bana baska neler sojlejet͡ʃeɡini bilejim.\"\"\" New-Testament-Luke-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hiç kimse kandil yaktığı zaman onu bir kapla örtmez ya da yatağın altına koymaz; ama içeri girenler ışığı görsün diye onu kandilliğe koyar.|“hit͡ʃ kimse kandil jaktiɡi zaman onu bir kapla ortmez ja da jataɡin altina kojmaz; ama it͡ʃeri ɡirenler isiɡi ɡorsun dije onu kandilliɡe kojar. Old-Testament-Psalms-137-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin yavrularını alıp kayaya çarpacak olana ne mutlu!|senin javrularini alip kajaja t͡ʃarpat͡ʃak olana ne mutlu! New-Testament-Romans-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru, onlar imansızlıkları yüzünden kesildiler ve sen imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!|doɡruʔ onlar imansizliklari juzunden kesildiler ve sen imanla jerinde durujorsun. boburlenmeʔ kork! Old-Testament-Exodus-035-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ışık için şamdanı, onun takımlarını, kandillerini, ışık için yağı;|isik it͡ʃin samdaniʔ onun takimlariniʔ kandilleriniʔ isik it͡ʃin jaɡi; Old-Testament-Joshua-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaklaşık beş bin kişiyi alıp Beytel ile Ay Kenti arasında, kentin batı yakasında onları pusuya koydu.|jaklasik bes bin kisiji alip bejtel ile aj kenti arasindaʔ kentin bati jakasinda onlari pusuja kojdu. Old-Testament-1-Samuel-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"İşte, sen yaşlandın, oğulların da senin yollarında yürümüyor. Şimdi bütün uluslar gibi bize hükmedecek bir kral ata.\"\" dediler.\"|\"onaʔ \"\"isteʔ sen jaslandinʔ oɡullarin da senin jollarinda jurumujor. simdi butun uluslar ɡibi bize hukmedet͡ʃek bir kral ata.\"\" dediler.\" Old-Testament-2-Samuel-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin öfkesi Uzza'ya karşı alevlendi ve Tanrı, suçu nedeniyle onu orada vurdu; ve orada Tanrı'nın Sandığı'nın yanında öldü.|jahveʔnin ofkesi uzzaʔja karsi alevlendi ve tanriʔ sut͡ʃu nedenijle onu orada vurdu; ve orada tanriʔnin sandiɡiʔnin janinda oldu. Old-Testament-Psalms-115-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'den korkanları, küçüğü de büyüğü de kutsayacak.|jahveʔden korkanlariʔ kut͡ʃuɡu de bujuɡu de kutsajat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Rehovam'ın beşinci yılında, Mısır Kralı Şişak, Yahve'ye karşı suç işledikleri için,|kral rehovamʔin besint͡ʃi jilindaʔ misir krali sisakʔ jahveʔje karsi sut͡ʃ isledikleri it͡ʃinʔ Old-Testament-Deuteronomy-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve onu önümüze teslim etti; biz de onu, oğullarını ve bütün halkını vurduk.|tanrimiz jahve onu onumuze teslim etti; biz de onuʔ oɡullarini ve butun halkini vurduk. Old-Testament-Leviticus-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron kendisi için günah sunusu olan boğayı sunacak, kendisi ve evi için kefaret edecektir.\"|\"\"\"aron kendisi it͡ʃin ɡunah sunusu olan boɡaji sunat͡ʃakʔ kendisi ve evi it͡ʃin kefaret edet͡ʃektir.\" New-Testament-John-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunları onlara söyledikten sonra Galile’de kaldı.|jesua bunlari onlara sojledikten sonra ɡalile’de kaldi. New-Testament-John-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, beni belirtiler gördüğünüz için değil, ekmeklerden yiyip doyduğunuz için arıyorsunuz.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “size doɡrusunu sojlejejimʔ beni belirtiler ɡorduɡunuz it͡ʃin deɡilʔ ekmeklerden jijip dojduɡunuz it͡ʃin arijorsunuz. Old-Testament-Genesis-029-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Lea'dan nefret edildiğini görünce onun rahmini açtı, ama Rahel kısırdı.|jahve leaʔdan nefret edildiɡini ɡorunt͡ʃe onun rahmini at͡ʃtiʔ ama rahel kisirdi. Old-Testament-Judges-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kentin insanları Yoaş'a, \"\"Oğlunu dışarı çıkar da ölsün\"\" dediler, \"\"Çünkü o Baal'ın sunağını yıktı ve onun yanındaki Aşera'yı kesti.\"\"\"|\"kentin insanlari joasʔaʔ \"\"oɡlunu disari t͡ʃikar da olsun\"\" dedilerʔ \"\"t͡ʃunku o baalʔin sunaɡini jikti ve onun janindaki aseraʔji kesti.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Salay'dan Kallay; Amok'dan Eber;|salajʔdan kallaj; amokʔdan eber; New-Testament-1-Corinthians-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı Ruh aracılığıyla bunları bize açıkladı. Çünkü Ruh her şeyi, Tanrı'nın derin şeylerini bile araştırır.|ama tanri ruh arat͡ʃiliɡijla bunlari bize at͡ʃikladi. t͡ʃunku ruh her sejiʔ tanriʔnin derin sejlerini bile arastirir. Old-Testament-Ruth-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sen nerede ölürsen ben de orada öleceğim ve oraya gömüleceğim. Eğer seni ve beni ölümden başka bir şey ayırırsa, Yahve bana öyle, fazlasını da yapsın.\"\" dedi.\"|\"sen nerede olursen ben de orada olet͡ʃeɡim ve oraja ɡomulet͡ʃeɡim. eɡer seni ve beni olumden baska bir sej ajirirsaʔ jahve bana ojleʔ fazlasini da japsin.\"\" dedi.\" Old-Testament-Lamentations-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda sıkıntı çekmek, ve ağır kölelik etmek için sürgüne gitti. Uluslar arasında oturuyor. Rahat bulamıyor. Sıkıntısında bütün zulmedenleri ona yetişti.|jahuda sikinti t͡ʃekmekʔ ve aɡir kolelik etmek it͡ʃin surɡune ɡitti. uluslar arasinda oturujor. rahat bulamijor. sikintisinda butun zulmedenleri ona jetisti. Old-Testament-Psalms-073-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleri şişmanlıktan dışarı fırlamış, akılları kibrin sınırlarını aşmıştır.|ɡozleri sismanliktan disari firlamisʔ akillari kibrin sinirlarini asmistir. Old-Testament-1-Chronicles-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların hepsi, zillerle, telli çalgılarla ve çenklerle, Tanrı evinin hizmeti için, babalarının eli altında, Yahve'nin evinde ezgi söylemek içindiler: Asaf, Yedutun ve Heman, kralın buyruğu altındaydılar.|onlarin hepsiʔ zillerleʔ telli t͡ʃalɡilarla ve t͡ʃenklerleʔ tanri evinin hizmeti it͡ʃinʔ babalarinin eli altindaʔ jahveʔnin evinde ezɡi sojlemek it͡ʃindiler asafʔ jedutun ve hemanʔ kralin bujruɡu altindajdilar. Old-Testament-Ezekiel-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Küreklerini Başan meşelerinden yaptılar. Sehpalarını Kittim adalarından selvi ağacına kakılmış fildişinden yaptılar.|kureklerini basan meselerinden japtilar. sehpalarini kittim adalarindan selvi aɡat͡ʃina kakilmis fildisinden japtilar. Old-Testament-Ezekiel-036-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yeni bir yürek vereceğim ve içinize yeni bir ruh koyacağım. Taş yüreği bedeninizden çıkaracağım ve size etten bir yürek vereceğim.|size jeni bir jurek veret͡ʃeɡim ve it͡ʃinize jeni bir ruh kojat͡ʃaɡim. tas jureɡi bedeninizden t͡ʃikarat͡ʃaɡim ve size etten bir jurek veret͡ʃeɡim. New-Testament-Matthew-013-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, peygamber aracılığıyla söylenen şu söz yerine gelsin diye oldu: “Ağzımı benzetmelerle açacağım, dünyanın kuruluşundan beri saklı kalmış sırları dile getireceğim.”|buʔ pejɡamber arat͡ʃiliɡijla sojlenen su soz jerine ɡelsin dije oldu “aɡzimi benzetmelerle at͡ʃat͡ʃaɡimʔ dunjanin kurulusundan beri sakli kalmis sirlari dile ɡetiret͡ʃeɡim.” Old-Testament-1-Samuel-030-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Horma'da olanlara, Boraşan'da olanlara, Atak'ta olanlara,|hormaʔda olanlaraʔ borasanʔda olanlaraʔ atakʔta olanlaraʔ Old-Testament-Hosea-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim vuruldu. Kökleri kurudu. Meyve vermeyecekler. Doğursalar bile, yine de rahimlerinin sevgililerini öldüreceğim.”|efraim vuruldu. kokleri kurudu. mejve vermejet͡ʃekler. doɡursalar bileʔ jine de rahimlerinin sevɡililerini olduret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Psalms-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün bütün uçları hatırlayacak ve Yahve’ye dönecek. Ulusların bütün soyları senin önünde tapınacaklar.|jerjuzunun butun ut͡ʃlari hatirlajat͡ʃak ve jahve’je donet͡ʃek. uluslarin butun sojlari senin onunde tapinat͡ʃaklar. New-Testament-Matthew-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunun üzerine hizmetkâr arkadaşı onun ayaklarına kapandı ve ‘Bana karşı sabırlı ol, borcumu sana ödeyeceğim’ diyerek ona yalvardı.|“bunun uzerine hizmetkar arkadasi onun ajaklarina kapandi ve ‘bana karsi sabirli olʔ bort͡ʃumu sana odejet͡ʃeɡim’ dijerek ona jalvardi. Old-Testament-Judges-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin kayınbiraderi Kenit'in çocukları, Yahuda'nın çocuklarıyla birlikte Palmiye Ağaçları Kenti'nden çıkıp Arad'ın güneyindeki Yahuda Çölü'ne gittiler ve gidip halkla birlikte yaşadılar.|moseʔnin kajinbiraderi kenitʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte palmije aɡat͡ʃlari kentiʔnden t͡ʃikip aradʔin ɡunejindeki jahuda t͡ʃoluʔne ɡittiler ve ɡidip halkla birlikte jasadilar. Old-Testament-Numbers-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordugâh göç edince Aronoğulları'yla birlikte içeri girecek ve bölme perdesini indirecekler, Levha Sandığı'nı onunla örtecekler,|orduɡah ɡot͡ʃ edint͡ʃe aronoɡullariʔjla birlikte it͡ʃeri ɡiret͡ʃek ve bolme perdesini indiret͡ʃeklerʔ levha sandiɡiʔni onunla ortet͡ʃeklerʔ New-Testament-1-Timothy-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlikle ve ihtiyarlar kurulunun ellerini senin üzerine koymasıyla sana verilen ve sende olan armağanı ihmal etme.|pejɡamberlikle ve ihtijarlar kurulunun ellerini senin uzerine kojmasijla sana verilen ve sende olan armaɡani ihmal etme. Old-Testament-Genesis-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarla ve içindeki mağara, Het oğulları tarafından mezarlık yeri olmak üzere Avraham’a mülk edildi.|tarla ve it͡ʃindeki maɡaraʔ het oɡullari tarafindan mezarlik jeri olmak uzere avraham’a mulk edildi. Old-Testament-Jeremiah-040-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalya onlara ve adamlarına ant içerek, \"\"Keldaniler'e hizmet etmekten korkmayın. Ülkede oturun ve Babil Kralı'na hizmet edin, o zaman sizin için iyi olur.\"\" dedi.\"|\"safan oɡlu ahikam oɡlu ɡedalja onlara ve adamlarina ant it͡ʃerekʔ \"\"keldanilerʔe hizmet etmekten korkmajin. ulkede oturun ve babil kraliʔna hizmet edinʔ o zaman sizin it͡ʃin iji olur.\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Kings-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece gidip Yahve'nin sözüne göre yaptı; çünkü gidip Yarden'in önündeki Kerit Deresi'nin yanında yaşadı.|bojlet͡ʃe ɡidip jahveʔnin sozune ɡore japti; t͡ʃunku ɡidip jardenʔin onundeki kerit deresiʔnin janinda jasadi. Old-Testament-2-Kings-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Ahav’ın oğlu Yoram’ın beşinci yılında, o zaman Yehoşafat Yahuda kralıydı, Yehoşafat’ın oğlu Yehoram Yahuda kralı oldu.|israel krali ahav’in oɡlu joram’in besint͡ʃi jilindaʔ o zaman jehosafat jahuda kralijdiʔ jehosafat’in oɡlu jehoram jahuda krali oldu. Old-Testament-Jeremiah-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden onları çöl rüzgârıyla savrulan anız gibi dağıtacağım.\"|\"\"\"bu juzden onlari t͡ʃol ruzɡarijla savrulan aniz ɡibi daɡitat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-1-Samuel-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul gelmeden bir gün önce Yahve Samuel’e açıp demişti,|saul ɡelmeden bir ɡun ont͡ʃe jahve samuel’e at͡ʃip demistiʔ Old-Testament-Genesis-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Noa'ya, “Bu, benimle yeryüzündeki bütün canlılar arasında kurduğum antlaşmanın işaretidir” dedi.|tanri noaʔjaʔ “buʔ benimle jerjuzundeki butun t͡ʃanlilar arasinda kurduɡum antlasmanin isaretidir” dedi. Old-Testament-Jeremiah-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bütün karışık halka, ve Uts diyarının bütün krallarına, Filistliler'in bütün krallarına, Aşkelon'a, Gaza'ya, Ekron'a ve Aşdod'un artakalanına;|ve butun karisik halkaʔ ve uts dijarinin butun krallarinaʔ filistlilerʔin butun krallarinaʔ askelonʔaʔ ɡazaʔjaʔ ekronʔa ve asdodʔun artakalanina; Old-Testament-Ezekiel-033-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, sen onlar için güzel sesli, iyi çalgı çalan birinin çok sevimli ezgisi gibisin; çünkü senin sözlerini duyarlar, ama yapmazlar.\"\"\"|\"isteʔ sen onlar it͡ʃin ɡuzel sesliʔ iji t͡ʃalɡi t͡ʃalan birinin t͡ʃok sevimli ezɡisi ɡibisin; t͡ʃunku senin sozlerini dujarlarʔ ama japmazlar.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|David hükmetmeye başladığında otuz yaşındaydı ve kırk yıl hüküm sürdü.|david hukmetmeje basladiɡinda otuz jasindajdi ve kirk jil hukum surdu. Old-Testament-Jeremiah-048-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onu sarhoş edin, çünkü Yahve'ye karşı kendini yüceltti. Moav kendi kusmuğunda yuvarlanacak, ve o da alay konusu olacak.\"|\"\"\"onu sarhos edinʔ t͡ʃunku jahveʔje karsi kendini jut͡ʃeltti. moav kendi kusmuɡunda juvarlanat͡ʃakʔ ve o da alaj konusu olat͡ʃak.\" Old-Testament-1-Samuel-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, David'i mızrakla duvara çakmaya çalıştı, ama o Saul'un önünden yana kaydı; ve mızrağı duvara sapladı. David o gece kaçıp kurtuldu.|saulʔ davidʔi mizrakla duvara t͡ʃakmaja t͡ʃalistiʔ ama o saulʔun onunden jana kajdi; ve mizraɡi duvara sapladi. david o ɡet͡ʃe kat͡ʃip kurtuldu. Old-Testament-Numbers-026-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Yarden yanında, Yeriha'daki Moav ovalarında İsrael'in çocuklarını sayan Moşe ve Kâhin Eleazar'ın saydıkları kişilerdir.|bunlarʔ jarden janindaʔ jerihaʔdaki moav ovalarinda israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini sajan mose ve kahin eleazarʔin sajdiklari kisilerdir. Old-Testament-Proverbs-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik kazanmak altından ne kadar daha iyidir! Evet, anlayış edinmek seçme gümüşten üstün tutulmalıdır.|bilɡelik kazanmak altindan ne kadar daha ijidir! evetʔ anlajis edinmek set͡ʃme ɡumusten ustun tutulmalidir. Old-Testament-Nehemiah-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in oğulları şunlardır: Meşullam oğlu, Yoed oğlu, Pedaya oğlu, Kolaya oğlu, Maaseya oğlu, İtiel oğlu, Yeşaya oğlu.|benjaminʔin oɡullari sunlardir mesullam oɡluʔ joed oɡluʔ pedaja oɡluʔ kolaja oɡluʔ maaseja oɡluʔ itiel oɡluʔ jesaja oɡlu. Old-Testament-2-Kings-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda İsrael tarafından yenildi; her adam da çadırına kaçtı.|jahuda israel tarafindan jenildi; her adam da t͡ʃadirina kat͡ʃti. Old-Testament-Jeremiah-052-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İki direği, denizi ve Kral Solomon'un Yahve'nin evi için yaptırmış olduğu ayaklıkların altındaki on iki tunç boğayı aldılar. Bütün bu kapların tunçları tartıya gelmezdi.|iki direɡiʔ denizi ve kral solomonʔun jahveʔnin evi it͡ʃin japtirmis olduɡu ajakliklarin altindaki on iki tunt͡ʃ boɡaji aldilar. butun bu kaplarin tunt͡ʃlari tartija ɡelmezdi. Old-Testament-Jonah-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü ikinci kez Yona'ya geldi ve dedi:|jahveʔnin sozu ikint͡ʃi kez jonaʔja ɡeldi ve dedi New-Testament-2-Thessalonians-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte o zaman yasa tanımaz adam meydana çıkacak. Efendi onu ağzının soluğuyla öldürecek, gelişinin görkemiyle yok edecek.|iste o zaman jasa tanimaz adam mejdana t͡ʃikat͡ʃak. efendi onu aɡzinin soluɡujla olduret͡ʃekʔ ɡelisinin ɡorkemijle jok edet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızın yolu kendi gözünde doğrudur, ama bilge kişi öğüdü dinler.|akilsizin jolu kendi ɡozunde doɡrudurʔ ama bilɡe kisi oɡudu dinler. Old-Testament-Job-038-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sesini bulutlara yükseltebilir misin ki, bol sular seni örtsün?|“sesini bulutlara jukseltebilir misin kiʔ bol sular seni ortsun? Old-Testament-Leviticus-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|çıban yerinde beyaz bir şişlik ya da kırmızımsı beyaz parlak leke olursa, o zaman kâhine gösterilecek.|t͡ʃiban jerinde bejaz bir sislik ja da kirmizimsi bejaz parlak leke olursaʔ o zaman kahine ɡosterilet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-065-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeruşalem'de sevineceğim, halkımdan da hoşnut olacağım; artık onda ağlayış sesi ve feryat sesi duyulmayacak.\"\"\"|\"jerusalemʔde sevinet͡ʃeɡimʔ halkimdan da hosnut olat͡ʃaɡim; artik onda aɡlajis sesi ve ferjat sesi dujulmajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen benim kandilimsin, ey Yahve. Benim karanlığımı Yahve aydınlatacaktır.|t͡ʃunku sen benim kandilimsinʔ ej jahve. benim karanliɡimi jahve ajdinlatat͡ʃaktir. Old-Testament-Job-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yaşlı aslan av eksikliğinden yok oluyor. Dişi aslanın yavruları dağılıyor.\"\"\"|\"jasli aslan av eksikliɡinden jok olujor. disi aslanin javrulari daɡilijor.\"\"\" New-Testament-Mark-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadınlar mezardan çıkıp kaçtılar. Çünkü üzerlerine bir titreme ve şaşkınlık gelmişti. Korkudan kimseye bir şey söylemediler.|kadinlar mezardan t͡ʃikip kat͡ʃtilar. t͡ʃunku uzerlerine bir titreme ve saskinlik ɡelmisti. korkudan kimseje bir sej sojlemediler. Old-Testament-Lamentations-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaş dökmekten gözlerim tükendi. Yüreğim sıkıntılı. Halkımın kızının yıkımı yüzünden Ciğerim yere döküldü, çünkü çocuklar ve emziktekiler kentin sokaklarında bayılmakta.|jas dokmekten ɡozlerim tukendi. jureɡim sikintili. halkimin kizinin jikimi juzunden t͡ʃiɡerim jere dokulduʔ t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuklar ve emziktekiler kentin sokaklarinda bajilmakta. Old-Testament-Isaiah-052-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini tozdan silkele! Kalk, otur, Yeruşalem! Kendini boynunun bağlarından kurtar, Siyon'un sürgün kızı!|kendini tozdan silkele! kalkʔ oturʔ jerusalem! kendini bojnunun baɡlarindan kurtarʔ sijonʔun surɡun kizi! New-Testament-Matthew-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar O’nun adına umut bağlayacaklar.”|uluslar o’nun adina umut baɡlajat͡ʃaklar.” Old-Testament-Psalms-110-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Efendim’e: “Ben düşmanlarını ayakların için tabure edene dek, sağımda otur” dedi.|jahve efendim’e “ben dusmanlarini ajaklarin it͡ʃin tabure edene dekʔ saɡimda otur” dedi. New-Testament-Luke-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinlerle yazıcılar ayağa kalkıp Yeşua’yı sert sözlerle suçladı.|baskahinlerle jazit͡ʃilar ajaɡa kalkip jesua’ji sert sozlerle sut͡ʃladi. Old-Testament-Daniel-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O gece Keldani Kralı Belşatsar öldürüldü.|o ɡet͡ʃe keldani krali belsatsar olduruldu. Old-Testament-2-Samuel-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Geçmişte, Saul üzerimizde kral iken, İsrael'i dışarı çıkaran içeri getiren sendin. Yahve sana, 'Halkım İsrael'in çobanı olacaksın, İsrael üzerine sen hükümdar olacaksın' dedi.”|ɡet͡ʃmisteʔ saul uzerimizde kral ikenʔ israelʔi disari t͡ʃikaran it͡ʃeri ɡetiren sendin. jahve sanaʔ ʔhalkim israelʔin t͡ʃobani olat͡ʃaksinʔ israel uzerine sen hukumdar olat͡ʃaksinʔ dedi.” Old-Testament-Isaiah-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kanat açmış kuşlar gibi, Ordular Yahvesi de Yeruşalem'i öyle koruyacak. Onu koruyacak ve kurtaracaktır. O geçip gidecek ve onu muhafaza edecektir.”|kanat at͡ʃmis kuslar ɡibiʔ ordular jahvesi de jerusalemʔi ojle korujat͡ʃak. onu korujat͡ʃak ve kurtarat͡ʃaktir. o ɡet͡ʃip ɡidet͡ʃek ve onu muhafaza edet͡ʃektir.” Old-Testament-Joshua-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama bugüne kadar yaptığınız gibi, Tanrınız Yahve'ye sımsıkı sarılın.\"\"\"|\"ama buɡune kadar japtiɡiniz ɡibiʔ tanriniz jahveʔje simsiki sarilin.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yişay'ın üç büyük oğlu Saul'un ardından savaşa gitmişti. Savaşa giden üç oğlunun adları ilk oğul Eliav, ondan sonra Avinadav ve üçüncüsü Şamma'ydı.|jisajʔin ut͡ʃ bujuk oɡlu saulʔun ardindan savasa ɡitmisti. savasa ɡiden ut͡ʃ oɡlunun adlari ilk oɡul eliavʔ ondan sonra avinadav ve ut͡ʃunt͡ʃusu sammaʔjdi. Old-Testament-Genesis-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Beer-Şeva'dan Harran'a doğru yola çıktı.|jakov beer-sevaʔdan harranʔa doɡru jola t͡ʃikti. Old-Testament-Deuteronomy-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu yemeyeceksin. Onu su gibi yere dökeceksin.|onu jemejet͡ʃeksin. onu su ɡibi jere doket͡ʃeksin. Old-Testament-2-Kings-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gedalya onlara ve adamlarına ant içip şöyle dedi: \"\"Keldaniler'in hizmetkârlarından korkmayın. Ülkede oturun ve Babil Kralı'na hizmet edin. O zaman sizin için iyi olur.\"\"\"|\"ɡedalja onlara ve adamlarina ant it͡ʃip sojle dedi \"\"keldanilerʔin hizmetkarlarindan korkmajin. ulkede oturun ve babil kraliʔna hizmet edin. o zaman sizin it͡ʃin iji olur.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim'in krallığının başlangıcında, Yahve'den şu söz geldi:|jahuda krali josija oɡlu jehojakimʔin kralliɡinin baslanɡit͡ʃindaʔ jahveʔden su soz ɡeldi Old-Testament-2-Samuel-013-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Avşalom kaçtı. Nöbetçi genç adam gözlerini kaldırıp baktı ve işte, arkasındaki yamaç yolundan gelen bir sürü insan vardı.|ama avsalom kat͡ʃti. nobett͡ʃi ɡent͡ʃ adam ɡozlerini kaldirip bakti ve isteʔ arkasindaki jamat͡ʃ jolundan ɡelen bir suru insan vardi. New-Testament-Philippians-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonuncular ise, Müjde’yi savunmakla görevlendirildiğimi bilerek bunu sevgiyle yapıyorlar.|sonunt͡ʃular iseʔ muʒde’ji savunmakla ɡorevlendirildiɡimi bilerek bunu sevɡijle japijorlar. Old-Testament-Joshua-019-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Adama, Rama, Hator,|adamaʔ ramaʔ hatorʔ Old-Testament-Daniel-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Şadrak, Meşak ve Abednego’nun Tanrısı’na karşı kötü söz söyleyen her halkın, ulusun ve dilin parçalanması ve evlerinin çöplüğe çevrilmesi için buyruk çıkarıyorum. Çünkü böyle kurtarabilen başka bir ilâh yoktur.”|bu nedenleʔ sadrakʔ mesak ve abedneɡo’nun tanrisi’na karsi kotu soz sojlejen her halkinʔ ulusun ve dilin part͡ʃalanmasi ve evlerinin t͡ʃopluɡe t͡ʃevrilmesi it͡ʃin bujruk t͡ʃikarijorum. t͡ʃunku bojle kurtarabilen baska bir ilah joktur.” Old-Testament-Hosea-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Mısır diyarına dönmeyecekler; ama Aşurlu onların kralı olacak, çünkü tövbe etmeyi reddettiler.|“misir dijarina donmejet͡ʃekler; ama asurlu onlarin krali olat͡ʃakʔ t͡ʃunku tovbe etmeji reddettiler. Old-Testament-Song-of-Songs-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Vücudun yuvarlak bir kadeh gibi, karışık şaraptan yoksun değil. Belin zambaklarla süslenmiş bir buğday yığını gibi.|vut͡ʃudun juvarlak bir kadeh ɡibiʔ karisik saraptan joksun deɡil. belin zambaklarla suslenmis bir buɡdaj jiɡini ɡibi. Old-Testament-Psalms-082-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sizler ilâhlarsınız” dedim. “Hepiniz Yüceler Yücesi'nin oğullarısınız.|“sizler ilahlarsiniz” dedim. “hepiniz jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin oɡullarisiniz. Old-Testament-Deuteronomy-032-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Baban olan Kaya'yı aklından çıkardın, seni dünyaya getiren Tanrı'yı unuttun.|baban olan kajaʔji aklindan t͡ʃikardinʔ seni dunjaja ɡetiren tanriʔji unuttun. Old-Testament-Psalms-139-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bak, içimde kötü bir yol var mı, sonsuzluk yolunda bana öncülük et.|bakʔ it͡ʃimde kotu bir jol var miʔ sonsuzluk jolunda bana ont͡ʃuluk et. Old-Testament-Jeremiah-036-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral tomarı ve Baruk'un Yeremya'nın ağzından yazdığı sözleri yaktıktan sonra, Yahve'nin sözü Yeremya'ya geldi ve şöyle dedi:|kral tomari ve barukʔun jeremjaʔnin aɡzindan jazdiɡi sozleri jaktiktan sonraʔ jahveʔnin sozu jeremjaʔja ɡeldi ve sojle dedi New-Testament-Mark-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara İnsanoğlu’nun çok şeyler çekmesi, ihtiyarlar, başkâhinler ve yazıcılar tarafından reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı.|onlara insanoɡlu’nun t͡ʃok sejler t͡ʃekmesiʔ ihtijarlarʔ baskahinler ve jazit͡ʃilar tarafindan reddedilmesiʔ oldurulmesi ve ut͡ʃ ɡun sonra dirilmesi ɡerektiɡini onlara anlatmaja basladi. Old-Testament-Isaiah-059-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü elleriniz kanla kirlendi, parmaklarınız da kötülükle. Dudaklarınız yalan söyledi, diliniz kötülük fısıldıyor.|t͡ʃunku elleriniz kanla kirlendiʔ parmaklariniz da kotulukle. dudaklariniz jalan sojlediʔ diliniz kotuluk fisildijor. Old-Testament-Isaiah-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Siyon Dağı'ndaki bütün yerleşimin ve onun toplulukları üzerinde gündüzleri bir bulut ve duman, geceleri ise alevli ateş ışıltısı yaratacak, çünkü görkemin tamamı üzerinde örtü olacak.|jahveʔ sijon daɡiʔndaki butun jerlesimin ve onun topluluklari uzerinde ɡunduzleri bir bulut ve dumanʔ ɡet͡ʃeleri ise alevli ates isiltisi jaratat͡ʃakʔ t͡ʃunku ɡorkemin tamami uzerinde ortu olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dedikodu sözleri tatlı lokma gibidir, insanın en derinliklerine kadar iner.|dedikodu sozleri tatli lokma ɡibidirʔ insanin en derinliklerine kadar iner. Old-Testament-Isaiah-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Mısırlılar kadınlar gibi olacaklar. Ordular Yahvesi'nin üzerlerine salladığı elinin sallanmasından dolayı titreyecekler ve korkacaklar.|o ɡun misirlilar kadinlar ɡibi olat͡ʃaklar. ordular jahvesiʔnin uzerlerine salladiɡi elinin sallanmasindan dolaji titrejet͡ʃekler ve korkat͡ʃaklar. New-Testament-2-Corinthians-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Size her şeyde güvenebildiğim için seviniyorum.|size her sejde ɡuvenebildiɡim it͡ʃin sevinijorum. New-Testament-Luke-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Adın ne?” diye sordu. “Tümen” dedi. Çünkü adamın içine birçok iblis girmişti.|jesua onaʔ “adin ne?” dije sordu. “tumen” dedi. t͡ʃunku adamin it͡ʃine birt͡ʃok iblis ɡirmisti. Old-Testament-Hosea-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden işte, onu kandıracağım, ve onu çöle getireceğim, ve ona şefkatle konuşacağım.\"|\"\"\"bu juzden isteʔ onu kandirat͡ʃaɡimʔ ve onu t͡ʃole ɡetiret͡ʃeɡimʔ ve ona sefkatle konusat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-2-Chronicles-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Levililer ve bütün Yahuda, kâhin Yehoyada'nın buyurduğu her şeyi yaptılar. Şabat'ta girenlerle Şabat'ta çıkanları, her biri kendi adamını aldı, çünkü kâhin Yehoyada bölükleri bırakmamıştı.|bojlet͡ʃe levililer ve butun jahudaʔ kahin jehojadaʔnin bujurduɡu her seji japtilar. sabatʔta ɡirenlerle sabatʔta t͡ʃikanlariʔ her biri kendi adamini aldiʔ t͡ʃunku kahin jehojada bolukleri birakmamisti. Old-Testament-Psalms-069-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bense acı ve sıkıntı içindeyim. Senin kurtarışın, ey Tanrı, beni korusun.|bense at͡ʃi ve sikinti it͡ʃindejim. senin kurtarisinʔ ej tanriʔ beni korusun. Old-Testament-Ecclesiastes-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne olmuşsa, onun adı çoktan konmuştur; insanın da ne olduğu bilinir; ve kendisinden daha güçlü olanla çekişemez.|ne olmussaʔ onun adi t͡ʃoktan konmustur; insanin da ne olduɡu bilinir; ve kendisinden daha ɡut͡ʃlu olanla t͡ʃekisemez. New-Testament-Mark-014-071|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus lanet edip, “O adamı tanımıyorum” diyerek ant içti.|ama petrus lanet edipʔ “o adami tanimijorum” dijerek ant it͡ʃti. Old-Testament-Numbers-033-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sin Çölü'nden yola çıkıp Dofka'da konakladılar.|sin t͡ʃoluʔnden jola t͡ʃikip dofkaʔda konakladilar. Old-Testament-Ezekiel-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama kötü adam, işlemiş olduğu bütün günahlardan döner, bütün kurallarımı tutar, adil ve doğru olanı yaparsa, kesinlikle yaşayacaktır. Ölmeyecektir.\"|\"\"\"ama kotu adamʔ islemis olduɡu butun ɡunahlardan donerʔ butun kurallarimi tutarʔ adil ve doɡru olani japarsaʔ kesinlikle jasajat͡ʃaktir. olmejet͡ʃektir.\" Old-Testament-Judges-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yair öldü ve Kamon'a gömüldü.|jair oldu ve kamonʔa ɡomuldu. Old-Testament-Ezra-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci ayın birinci gününden itibaren Yahve'ye yakmalık sunular sunmaya başladılar; ancak Yahve'nin Tapınağı'nın temeli henüz atılmamıştı.|jedint͡ʃi ajin birint͡ʃi ɡununden itibaren jahveʔje jakmalik sunular sunmaja basladilar; ant͡ʃak jahveʔnin tapinaɡiʔnin temeli henuz atilmamisti. Old-Testament-Proverbs-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusunun içi güvenli bir kaledir, O, onun çocuklarına da sığınak olur.|jahve korkusunun it͡ʃi ɡuvenli bir kaledirʔ oʔ onun t͡ʃot͡ʃuklarina da siɡinak olur. Old-Testament-1-Kings-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçü kuzeye, üçü batıya, üçü güneye, üçü doğuya bakan on iki öküz üzerinde duruyordu; deniz yukarıdan üzerlerine yerleştirilmişti ve onların bütün arka kısımları içe dönüktü.|ut͡ʃu kuzejeʔ ut͡ʃu batijaʔ ut͡ʃu ɡunejeʔ ut͡ʃu doɡuja bakan on iki okuz uzerinde durujordu; deniz jukaridan uzerlerine jerlestirilmisti ve onlarin butun arka kisimlari it͡ʃe donuktu. New-Testament-Acts-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhin, “Bu şeyler böyle mi?” dedi.|baskahinʔ “bu sejler bojle mi?” dedi. Old-Testament-Ezekiel-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü onların suç yıllarını sana gün sayısı olarak belirledim, üç yüz doksan gün. İsrael evinin suçunu böyle yükleneceksin.\"\"\"|\"t͡ʃunku onlarin sut͡ʃ jillarini sana ɡun sajisi olarak belirledimʔ ut͡ʃ juz doksan ɡun. israel evinin sut͡ʃunu bojle juklenet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-032-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Oğullarını ve kızlarını Molek'e ateşten geçirmek için, Hinnom Oğlu Vadisi'nde Baal'ın yüksek yerlerini bina ettiler, ben onlara bunu buyurmadım. Yahuda'yı günah işletmek için bu iğrençliği yapmaları aklımdan bile geçmedi.\"\"\"|\"oɡullarini ve kizlarini molekʔe atesten ɡet͡ʃirmek it͡ʃinʔ hinnom oɡlu vadisiʔnde baalʔin juksek jerlerini bina ettilerʔ ben onlara bunu bujurmadim. jahudaʔji ɡunah isletmek it͡ʃin bu iɡrent͡ʃliɡi japmalari aklimdan bile ɡet͡ʃmedi.\"\"\" Old-Testament-Numbers-035-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Levililer'e vereceğiniz kentlerdeki otlaklar kentin surlarından başlayıp çevresine doğru bin arşın olacak.|“levililerʔe veret͡ʃeɡiniz kentlerdeki otlaklar kentin surlarindan baslajip t͡ʃevresine doɡru bin arsin olat͡ʃak. New-Testament-Galatians-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizden sadece yoksulları hatırlamamızı istediler. Zaten ben de bunu yapmanın gayreti içindeydim.|bizden sadet͡ʃe joksullari hatirlamamizi istediler. zaten ben de bunu japmanin ɡajreti it͡ʃindejdim. New-Testament-Acts-017-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölülerin dirilmesi konusunu duyunca bazıları alay etti, ama diğerleri, “Bunun hakkında seni tekrar dinlemek isteriz” dedi.|olulerin dirilmesi konusunu dujunt͡ʃa bazilari alaj ettiʔ ama diɡerleriʔ “bunun hakkinda seni tekrar dinlemek isteriz” dedi. Old-Testament-Zechariah-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün,' diyor Ordular Yahvesi, 'herkes asma altına ve incir ağacı altına komşusunu çağıracak.'”|o ɡunʔʔ dijor ordular jahvesiʔ ʔherkes asma altina ve int͡ʃir aɡat͡ʃi altina komsusunu t͡ʃaɡirat͡ʃak.ʔ” New-Testament-Titus-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Artemas’ı ya da Tihikos’u sana gönderdiğim zaman, Nikopolis’e, yanıma gelmeye gayret et. Çünkü kışı orada geçirmeye karar verdim.|artemas’i ja da tihikos’u sana ɡonderdiɡim zamanʔ nikopolis’eʔ janima ɡelmeje ɡajret et. t͡ʃunku kisi orada ɡet͡ʃirmeje karar verdim. Old-Testament-1-Kings-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların adları şunlardır: Efraim dağlık bölgesinde Ben Hur;|bunlarin adlari sunlardir efraim daɡlik bolɡesinde ben hur; New-Testament-Matthew-012-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney Kraliçesi yargı günü bu kuşakla birlikte ayağa kalkıp onu yargılayacaktır. Çünkü o, Solomon’un bilgeliğini duymak için dünyanın öbür uçlarından geldi. Solomon’dan daha büyük olan buradadır.|ɡunej kralit͡ʃesi jarɡi ɡunu bu kusakla birlikte ajaɡa kalkip onu jarɡilajat͡ʃaktir. t͡ʃunku oʔ solomon’un bilɡeliɡini dujmak it͡ʃin dunjanin obur ut͡ʃlarindan ɡeldi. solomon’dan daha bujuk olan buradadir. Old-Testament-Isaiah-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Heşbon Eleale ile feryat ediyor. Sesleri Yahas'dan bile duyuluyor. Bu nedenle Moav'ın silahlı adamları yüksek sesle bağırıyorlar. Canları içlerinde titriyor.|hesbon eleale ile ferjat edijor. sesleri jahasʔdan bile dujulujor. bu nedenle moavʔin silahli adamlari juksek sesle baɡirijorlar. t͡ʃanlari it͡ʃlerinde titrijor. Old-Testament-Genesis-037-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek yemek için oturduklarında gözlerini kaldırıp baktılar. İşte, Gilad’dan İşmaeli kervanı geliyordu. Develerin baharat, pelesenk ve mür yüklüydü. Mısır’a götürmek için gidiyorlardı.|ekmek jemek it͡ʃin oturduklarinda ɡozlerini kaldirip baktilar. isteʔ ɡilad’dan ismaeli kervani ɡelijordu. develerin baharatʔ pelesenk ve mur juklujdu. misir’a ɡoturmek it͡ʃin ɡidijorlardi. Old-Testament-Psalms-114-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Titreyin, ey yeryüzü, Efendi’nin önünde, Yakov'un Tanrısı'nın huzurunda,|titrejinʔ ej jerjuzuʔ efendi’nin onundeʔ jakovʔun tanrisiʔnin huzurundaʔ Old-Testament-Ezekiel-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Devireceğim, devireceğim, onu devireceğim. Bu da, hakkı olan gelinceye kadar, artık olmayacak; ve ben ona vereceğim.'\"\"\"\"\"|\"deviret͡ʃeɡimʔ deviret͡ʃeɡimʔ onu deviret͡ʃeɡim. bu daʔ hakki olan ɡelint͡ʃeje kadarʔ artik olmajat͡ʃak; ve ben ona veret͡ʃeɡim.ʔ\"\"\"\"\" Old-Testament-Exodus-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kötülük yapmak için kalabalığın peşinden gitmeyeceksin. Adaleti saptırmak için mahkemede kalabalığın yanında tanıklık yapmayacaksın.|“kotuluk japmak it͡ʃin kalabaliɡin pesinden ɡitmejet͡ʃeksin. adaleti saptirmak it͡ʃin mahkemede kalabaliɡin janinda taniklik japmajat͡ʃaksin. New-Testament-Luke-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Şüphesiz bana şu özdeyişi diyeceksiniz: ‘Ey hekim, kendini iyileştir! Kafernahum’da yapıldığını duyduğumuz şeyleri, burada kendi memleketinde de yap.’”|onlara sojle dedi “suphesiz bana su ozdejisi dijet͡ʃeksiniz ‘ej hekimʔ kendini ijilestir! kafernahum’da japildiɡini dujduɡumuz sejleriʔ burada kendi memleketinde de jap.’” Old-Testament-Genesis-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tulumdaki su bitince çocuğu bir çalının altına bıraktı.|tulumdaki su bitint͡ʃe t͡ʃot͡ʃuɡu bir t͡ʃalinin altina birakti. Old-Testament-Proverbs-025-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhunu dizginlemeyen kişi, yıkılmış sursuz kent gibidir.|ruhunu dizɡinlemejen kisiʔ jikilmis sursuz kent ɡibidir. Old-Testament-Job-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kimse Tanrı’ya bilgi öğretebilir mi? Çünkü yüksektekilere O hükmeder.|“kimse tanri’ja bilɡi oɡretebilir mi? t͡ʃunku juksektekilere o hukmeder. New-Testament-John-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine, Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi.|ant͡ʃak kendisini kabul edip adina iman edenlerin hepsineʔ tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklari olma hakkini verdi. Old-Testament-Nehemiah-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'in başları Haşavya, Şerevya ve Kadmiel oğlu Yeşua, nöbet nöbete kardeşleriyle birlikte, Tanrı adamı David'in buyruğuna göre övgü ve şükran sunmak üzere yanlarındaydılar.|levililerʔin baslari hasavjaʔ serevja ve kadmiel oɡlu jesuaʔ nobet nobete kardeslerijle birlikteʔ tanri adami davidʔin bujruɡuna ɡore ovɡu ve sukran sunmak uzere janlarindajdilar. Old-Testament-Job-015-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğe gebe kalırlar ve kötülük doğururlar. Yürekleri hile hazırlar.”|kotuluɡe ɡebe kalirlar ve kotuluk doɡururlar. jurekleri hile hazirlar.” New-Testament-2-Thessalonians-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun içindir ki, biz kendimiz, katlandığınız bütün zulüm ve sıkıntılar karşısındaki gösterdiğiniz sabır ve imanınızdan ötürü Tanrı’nın kiliselerinde sizinle övünüyoruz.|bunun it͡ʃindir kiʔ biz kendimizʔ katlandiɡiniz butun zulum ve sikintilar karsisindaki ɡosterdiɡiniz sabir ve imaninizdan oturu tanri’nin kiliselerinde sizinle ovunujoruz. Old-Testament-2-Chronicles-034-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem ve Benyamin'de bulunanların hepsini ayağa kaldırdı. Yeruşalem sakinleri atalarının Tanrısı Tanrı'nın antlaşmasına göre yaptılar.|jerusalem ve benjaminʔde bulunanlarin hepsini ajaɡa kaldirdi. jerusalem sakinleri atalarinin tanrisi tanriʔnin antlasmasina ɡore japtilar. New-Testament-Galatians-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|On dört yıl sonra Titus’u da yanıma alarak Barnabas’la birlikte yeniden Yeruşalem’e çıktım.|on dort jil sonra titus’u da janima alarak barnabas’la birlikte jeniden jerusalem’e t͡ʃiktim. New-Testament-Matthew-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yeşua evden çıkıp göl kıyısında oturdu.|o ɡun jesua evden t͡ʃikip ɡol kijisinda oturdu. Old-Testament-Proverbs-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun lezzetli yemeklerine heveslenme, çünkü onlar hileli yemeklerdir.|onun lezzetli jemeklerine heveslenmeʔ t͡ʃunku onlar hileli jemeklerdir. Old-Testament-2-Samuel-022-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yaşıyor! Kayam yücelsin! Kurtuluşumun kayası, Tanrı yücelsin,|jahve jasijor! kajam jut͡ʃelsin! kurtulusumun kajasiʔ tanri jut͡ʃelsinʔ Old-Testament-Isaiah-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk, Efraim ve Samariyalılar da dahil olmak üzere, gururla ve yürek kibiri ile şöyle diyenleri bilecek,|butun halkʔ efraim ve samarijalilar da dahil olmak uzereʔ ɡururla ve jurek kibiri ile sojle dijenleri bilet͡ʃekʔ Old-Testament-Jeremiah-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kenti şaşkınlık ve ıslık konusu yapacağım. Her geçen, başına gelen bütün belalardan ötürü şaşıp ıslık çalacak.|bu kenti saskinlik ve islik konusu japat͡ʃaɡim. her ɡet͡ʃenʔ basina ɡelen butun belalardan oturu sasip islik t͡ʃalat͡ʃak. New-Testament-1-Corinthians-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan başka, burada kâhyalardan istenilen, sadık bulunmalarıdır.|bundan baskaʔ burada kahjalardan istenilenʔ sadik bulunmalaridir. Old-Testament-Jonah-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kim bilir? Belki Tanrı döner ve vazgeçer, kızgın öfkesinden döner de, mahvolmayız.\"\"\"|\"kim bilir? belki tanri doner ve vazɡet͡ʃerʔ kizɡin ofkesinden doner deʔ mahvolmajiz.\"\"\" Old-Testament-Daniel-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi, ey kral, kararı koy ve yazıyı imzala ki, Medler ve Persler'in değişmez kanununa göre değişmesin.\"\"\"|\"simdiʔ ej kralʔ karari koj ve jaziji imzala kiʔ medler ve perslerʔin deɡismez kanununa ɡore deɡismesin.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar bunu, yontma taş ve çatı için kereste satın almaları ve Yahuda krallarının yıktığı evlerin kirişlerini yapmaları için marangozlara ve yapıcılara verdiler.|onlar bunuʔ jontma tas ve t͡ʃati it͡ʃin kereste satin almalari ve jahuda krallarinin jiktiɡi evlerin kirislerini japmalari it͡ʃin maranɡozlara ve japit͡ʃilara verdiler. Old-Testament-Psalms-091-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslanın ve kobranın üzerine basacaksın. Genç aslanı ve yılanı ayaklarının altında çiğneyeceksin.|aslanin ve kobranin uzerine basat͡ʃaksin. ɡent͡ʃ aslani ve jilani ajaklarinin altinda t͡ʃiɡnejet͡ʃeksin. Old-Testament-1-Kings-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin duvarlarını içeriden sedir tahtalarıyla yaptı; evin tabanından tavan duvarlarına kadar, bunları içeriden tahtayla kapladı. Evin tabanını selvi tahtalarıyla kapladı.|evin duvarlarini it͡ʃeriden sedir tahtalarijla japti; evin tabanindan tavan duvarlarina kadarʔ bunlari it͡ʃeriden tahtajla kapladi. evin tabanini selvi tahtalarijla kapladi. Old-Testament-Joshua-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|'Çünkü Tanrınız Yahve biz karşıya geçinceye kadar kurutmuş olduğu Kızıldeniz'e yaptığı gibi, Tanrınız Yahve siz karşıya geçinceye kadar Yarden'in sularını önünüzden kuruttu,|ʔt͡ʃunku tanriniz jahve biz karsija ɡet͡ʃint͡ʃeje kadar kurutmus olduɡu kizildenizʔe japtiɡi ɡibiʔ tanriniz jahve siz karsija ɡet͡ʃint͡ʃeje kadar jardenʔin sularini onunuzden kuruttuʔ Old-Testament-Jeremiah-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Birçok ulus bu kentin yanından geçip her biri komşusuna, 'Yahve neden bu büyük kente bunu yaptı?' diye soracak.\"|\"\"\"birt͡ʃok ulus bu kentin janindan ɡet͡ʃip her biri komsusunaʔ ʔjahve neden bu bujuk kente bunu japti?ʔ dije sorat͡ʃak.\" New-Testament-Luke-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Birkaç gün sonra, küçük oğul her şeyini toplayıp uzak bir ülkeye gitti. Orada sefahat içinde bir yaşam sürerek varını yoğunu çarçur etti.|birkat͡ʃ ɡun sonraʔ kut͡ʃuk oɡul her sejini toplajip uzak bir ulkeje ɡitti. orada sefahat it͡ʃinde bir jasam surerek varini joɡunu t͡ʃart͡ʃur etti. Old-Testament-Psalms-104-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek dağlar yaban keçileri içindir. Kayalar, kaya porsuklarının sığınağıdır.|juksek daɡlar jaban ket͡ʃileri it͡ʃindir. kajalarʔ kaja porsuklarinin siɡinaɡidir. Old-Testament-Proverbs-030-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yürüyüşte muhteşem üç şey var, gidişi görkemli dört şey:\"|\"\"\"jurujuste muhtesem ut͡ʃ sej varʔ ɡidisi ɡorkemli dort sej\" Old-Testament-Jeremiah-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|sonra da bütün bu iğrençlikleri yapmak için gelip, adımla çağırılan bu evde önümde durup, 'Kurtulduk' diyorsunuz, öyle mi?|sonra da butun bu iɡrent͡ʃlikleri japmak it͡ʃin ɡelipʔ adimla t͡ʃaɡirilan bu evde onumde durupʔ ʔkurtuldukʔ dijorsunuzʔ ojle mi? Old-Testament-Leviticus-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü jübiledir; sizin için kutsal olacaktır. Onun ürününü tarladan yiyeceksiniz.'\"\"\"|\"t͡ʃunku ʒubiledir; sizin it͡ʃin kutsal olat͡ʃaktir. onun urununu tarladan jijet͡ʃeksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Kings-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve İsrael'e çok öfkelendi, onları gözü önünden kaldırdı. Geriye yalnızca Yahuda oymağı kaldı.|bu juzden jahve israelʔe t͡ʃok ofkelendiʔ onlari ɡozu onunden kaldirdi. ɡerije jalnizt͡ʃa jahuda ojmaɡi kaldi. Old-Testament-1-Kings-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babam size ağır bir boyunduruk yükledi, ama ben boyunduruğunuzu artıracağım. Babam sizi kamçılarla terbiye etti, ama ben sizi akreplerle terbiye edeceğim.'\"\"\"|\"babam size aɡir bir bojunduruk juklediʔ ama ben bojunduruɡunuzu artirat͡ʃaɡim. babam sizi kamt͡ʃilarla terbije ettiʔ ama ben sizi akreplerle terbije edet͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" New-Testament-Mark-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|‘İnsandan’ dersek…’” Halktan korkuyorlardı. Çünkü herkes Yuhanna’yı gerçekten peygamber sayıyordu.|‘insandan’ dersek…’” halktan korkujorlardi. t͡ʃunku herkes juhanna’ji ɡert͡ʃekten pejɡamber sajijordu. New-Testament-Mark-007-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamın kulakları hemen açıldı, dili çözüldü ve düzgün bir şekilde konuşmaya başladı.|adamin kulaklari hemen at͡ʃildiʔ dili t͡ʃozuldu ve duzɡun bir sekilde konusmaja basladi. New-Testament-Acts-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, Stefanos’un öldürülmesini uygun bulmuştu. O gün Yeruşalem’de bulunan kiliseye karşı büyük bir baskı dönemi başladı. Elçiler dışında imanlıların tümü Yahudiye ve Samariya bölgelerine dağıldılar.|saulʔ stefanos’un oldurulmesini ujɡun bulmustu. o ɡun jerusalem’de bulunan kiliseje karsi bujuk bir baski donemi basladi. elt͡ʃiler disinda imanlilarin tumu jahudije ve samarija bolɡelerine daɡildilar. Old-Testament-Isaiah-040-023|und|SPEAKER_00_Turkish|beyleri bir hiç eden, yeryüzü hakimlerini boş kılan O'dur.|bejleri bir hit͡ʃ edenʔ jerjuzu hakimlerini bos kilan oʔdur. New-Testament-Luke-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun yerine ona, ‘Yemeğimi hazırla, güzelce giyin, ben yiyip içerken bana hizmet et. Sonra sen yiyip içersin’ demez mi?|bunun jerine onaʔ ‘jemeɡimi hazirlaʔ ɡuzelt͡ʃe ɡijinʔ ben jijip it͡ʃerken bana hizmet et. sonra sen jijip it͡ʃersin’ demez mi? Old-Testament-Daniel-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Birçokları kendini temizleyecek, ağartacak ve arıtılacaklar, ama kötüler kötülük yapacak; ve kötülerin hiçbiri anlamayacak, ama bilge olanlar anlayacaklar.\"\"\"|\"\"\"birt͡ʃoklari kendini temizlejet͡ʃekʔ aɡartat͡ʃak ve aritilat͡ʃaklarʔ ama kotuler kotuluk japat͡ʃak; ve kotulerin hit͡ʃbiri anlamajat͡ʃakʔ ama bilɡe olanlar anlajat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'a, \"\"İşte David Rama'daki Nayot'ta\"\" diye bildirildi.\"|\"saulʔaʔ \"\"iste david ramaʔdaki najotʔta\"\" dije bildirildi.\" New-Testament-Romans-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Oğlu’nun Müjdesi’ni yaymakta ruhumla hizmet ettiğim Tanrı, sizi durmadan, her zaman dualarımda andığıma tanıktır.|t͡ʃunku oɡlu’nun muʒdesi’ni jajmakta ruhumla hizmet ettiɡim tanriʔ sizi durmadanʔ her zaman dualarimda andiɡima taniktir. Old-Testament-Nehemiah-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gidecekleri yolda onlara ışık vermek için gündüz bulut sütunuyla, gece ateş sütunuyla kendilerine yol gösterdin.\"\"\"|\"ɡidet͡ʃekleri jolda onlara isik vermek it͡ʃin ɡunduz bulut sutunujlaʔ ɡet͡ʃe ates sutunujla kendilerine jol ɡosterdin.\"\"\" Old-Testament-Ezra-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Netofa adamları, elli altı.|netofa adamlariʔ elli alti. New-Testament-Mark-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara benzetmelerle birçok şey öğretti. Öğretirken şöyle dedi:|onlara benzetmelerle birt͡ʃok sej oɡretti. oɡretirken sojle dedi New-Testament-Mark-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da çıkıp sözü her yerde duyurdular. Efendi onlarla birlikte çalışıyor ve takip eden belirtilerle sözü doğruluyordu. Amin.|onlar da t͡ʃikip sozu her jerde dujurdular. efendi onlarla birlikte t͡ʃalisijor ve takip eden belirtilerle sozu doɡrulujordu. amin. New-Testament-Revelation-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu mallar sayesinde zenginleşen tüccarlar, kentin çektiği azaptan korkacaklar. Uzakta durup göz yaşıyla yas tutacaklar.|bu mallar sajesinde zenɡinlesen tut͡ʃt͡ʃarlarʔ kentin t͡ʃektiɡi azaptan korkat͡ʃaklar. uzakta durup ɡoz jasijla jas tutat͡ʃaklar. Old-Testament-Job-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama düşen dağ yok olur. Kaya yerinden kaldırılır.|“ama dusen daɡ jok olur. kaja jerinden kaldirilir. Old-Testament-Isaiah-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün öyle olacak ki, Aşur'dan, Mısır'dan, Patros'tan, Kûş'tan, Elam'dan, Şinar'dan, Hamat'tan ve denizin adalarından halkının geride kalanlarını kurtarmak için Efendi yine ikinci kez elini uzatacak.|o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ asurʔdanʔ misirʔdanʔ patrosʔtanʔ kusʔtanʔ elamʔdanʔ sinarʔdanʔ hamatʔtan ve denizin adalarindan halkinin ɡeride kalanlarini kurtarmak it͡ʃin efendi jine ikint͡ʃi kez elini uzatat͡ʃak. Old-Testament-Judges-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra İsrael'e Piratonlu Hillel oğlu Avdon hükmetti.|ondan sonra israelʔe piratonlu hillel oɡlu avdon hukmetti. Old-Testament-Genesis-029-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan, “Onu başka bir adama vermektense sana vermem daha iyi” dedi. Benimle kal.”|lavanʔ “onu baska bir adama vermektense sana vermem daha iji” dedi. benimle kal.” Old-Testament-2-Kings-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada, Yahve'nin önlerinden kovmuş olduğu ulusların yaptığı gibi, bütün yüksek yerlerde buhur yaktılar; ve Yahve'yi öfkelendirmek için kötü şeyler yaptılar.|oradaʔ jahveʔnin onlerinden kovmus olduɡu uluslarin japtiɡi ɡibiʔ butun juksek jerlerde buhur jaktilar; ve jahveʔji ofkelendirmek it͡ʃin kotu sejler japtilar. New-Testament-1-Thessalonians-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan ötürü Tanrı’ya durmadan şükrediyoruz. Çünkü bizden duyduğunuz Tanrı’nın bildirisi olan sözü insan sözü olarak değil, gerçekte olduğu gibi, Tanrı sözü olarak kabul ettiniz. İman eden sizlerde işleyen de bu sözdür.|bundan oturu tanri’ja durmadan sukredijoruz. t͡ʃunku bizden dujduɡunuz tanri’nin bildirisi olan sozu insan sozu olarak deɡilʔ ɡert͡ʃekte olduɡu ɡibiʔ tanri sozu olarak kabul ettiniz. iman eden sizlerde islejen de bu sozdur. Old-Testament-Ezekiel-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gümüş, tunç, demir, kurşun ve kalay nasıl ocakta üzerine ateş üfleyip eritmek için toplanırsa, ben de sizi öfkemle ve gazabımla öyle toplayacağım ve sizi oraya koyup eriteceğim.|ɡumusʔ tunt͡ʃʔ demirʔ kursun ve kalaj nasil ot͡ʃakta uzerine ates uflejip eritmek it͡ʃin toplanirsaʔ ben de sizi ofkemle ve ɡazabimla ojle toplajat͡ʃaɡim ve sizi oraja kojup eritet͡ʃeɡim. Old-Testament-Job-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ipini çözdü ve beni ezdi; ve onlar benim önümde dizginleri sıyırdılar.|t͡ʃunku ipini t͡ʃozdu ve beni ezdi; ve onlar benim onumde dizɡinleri sijirdilar. Old-Testament-Psalms-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senin sayende akıncıların üstüne çıkarım, Tanrım’la surları aşarım.|t͡ʃunku senin sajende akint͡ʃilarin ustune t͡ʃikarimʔ tanrim’la surlari asarim. Old-Testament-Isaiah-032-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Hoş tarlalar için ve verimli asma için göğsünüzü dövün.|hos tarlalar it͡ʃin ve verimli asma it͡ʃin ɡoɡsunuzu dovun. Old-Testament-Isaiah-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar'ın ruhu içlerinde tükenecek. Onların öğütlerini yok edeceğim. Putları, sihirbazları, ruh çağıranları ve büyücüleri arayacaklar.|misirlilarʔin ruhu it͡ʃlerinde tukenet͡ʃek. onlarin oɡutlerini jok edet͡ʃeɡim. putlariʔ sihirbazlariʔ ruh t͡ʃaɡiranlari ve bujut͡ʃuleri arajat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Chronicles-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O David'le Pasdammim'deydi. Filistliler orada savaşmak için toplanmışlardı. Orada arpa dolu bir tarla vardı. Halk Filistliler'in önünden kaçtı.|o davidʔle pasdammimʔdejdi. filistliler orada savasmak it͡ʃin toplanmislardi. orada arpa dolu bir tarla vardi. halk filistlilerʔin onunden kat͡ʃti. Old-Testament-Genesis-049-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Lanet olsun öfkelerine, çünkü şiddetlidir. Lanet olsun gazaplarına, çünkü zalimcedir. Onları Yakov'da böleceğim, Onları İsrael'de dağıtacağım.”|lanet olsun ofkelerineʔ t͡ʃunku siddetlidir. lanet olsun ɡazaplarinaʔ t͡ʃunku zalimt͡ʃedir. onlari jakovʔda bolet͡ʃeɡimʔ onlari israelʔde daɡitat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Isaiah-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in ışığı ateş, Kutsalı da alev olacak; ve onun dikenlerini ve çalılarını bir günde yakacak ve yiyip bitirecek.|israelʔin isiɡi atesʔ kutsali da alev olat͡ʃak; ve onun dikenlerini ve t͡ʃalilarini bir ɡunde jakat͡ʃak ve jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-2-Chronicles-035-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine hizmetkârları onu arabadan çıkarıp kendisinin ikinci arabasına koydular ve Yeruşalem'e götürdüler; ve öldü ve atalarının mezarlarına gömüldü. Bütün Yahuda ve Yeruşalem Yoşiya için yas tuttu.|bunun uzerine hizmetkarlari onu arabadan t͡ʃikarip kendisinin ikint͡ʃi arabasina kojdular ve jerusalemʔe ɡoturduler; ve oldu ve atalarinin mezarlarina ɡomuldu. butun jahuda ve jerusalem josija it͡ʃin jas tuttu. Old-Testament-Genesis-041-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, onlardan sonra solgun, cılız ve doğu rüzgârıyla kavrulmuş yedi başak daha bitti.|isteʔ onlardan sonra solɡunʔ t͡ʃiliz ve doɡu ruzɡarijla kavrulmus jedi basak daha bitti. New-Testament-John-001-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben O’nu tanımıyordum, ama suyla vaftiz etmem için beni gönderen bana, ‘Ruh’un kimin üzerine inip durduğunu görürsen, Kutsal Ruh’ta vaftiz eden O’dur’ dedi.|ben o’nu tanimijordumʔ ama sujla vaftiz etmem it͡ʃin beni ɡonderen banaʔ ‘ruh’un kimin uzerine inip durduɡunu ɡorursenʔ kutsal ruh’ta vaftiz eden o’dur’ dedi. Old-Testament-1-Chronicles-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ziklag'a gittiğinde, Manaşşe'den binlerin başları olan Adna, Yozavad, Yediael, Mikael, Yozavad, Elihu ve Silletay, Manaşşe'den ona katıldılar.|ziklaɡʔa ɡittiɡindeʔ manasseʔden binlerin baslari olan adnaʔ jozavadʔ jediaelʔ mikaelʔ jozavadʔ elihu ve silletajʔ manasseʔden ona katildilar. Old-Testament-Psalms-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kudretli olanın oğulları, Yahve’ye verin, Yahve’ye yücelik ve güç verin.|ej kudretli olanin oɡullariʔ jahve’je verinʔ jahve’je jut͡ʃelik ve ɡut͡ʃ verin. Old-Testament-Jeremiah-033-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael'in Tanrısı Yahve, kuşatma rampalarına ve kılıca karşı siper olsun diye yıkılmış olan bu kentin evleri ve Yahuda krallarının evleri hakkında şöyle diyor:|t͡ʃunku israelʔin tanrisi jahveʔ kusatma rampalarina ve kilit͡ʃa karsi siper olsun dije jikilmis olan bu kentin evleri ve jahuda krallarinin evleri hakkinda sojle dijor Old-Testament-Numbers-004-047|und|SPEAKER_00_Turkish|otuz yaşından elli yaşına kadar hizmet işini ve Buluşma Çadırı'nda yükler taşıma işini yapmak için girenlerin hepsi,|otuz jasindan elli jasina kadar hizmet isini ve bulusma t͡ʃadiriʔnda jukler tasima isini japmak it͡ʃin ɡirenlerin hepsiʔ Old-Testament-2-Kings-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral evinin başında olan Elyakim'i, Kâtip Şevna'yı ve kâhinlerin ihtiyarlarını çula sarınmış olarak Amots oğlu Peygamber Yeşaya'ya gönderdi.|kral evinin basinda olan eljakimʔiʔ katip sevnaʔji ve kahinlerin ihtijarlarini t͡ʃula sarinmis olarak amots oɡlu pejɡamber jesajaʔja ɡonderdi. Old-Testament-Numbers-031-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaşa çıkanların payına düşen yarının sayısı üç yüz otuz yedi bin beş yüz koyundu;|savasa t͡ʃikanlarin pajina dusen jarinin sajisi ut͡ʃ juz otuz jedi bin bes juz kojundu; Old-Testament-Psalms-079-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkeni seni tanımayan ulusların üzerine, senin adını anmayan krallıkların üzerine dök.|ofkeni seni tanimajan uluslarin uzerineʔ senin adini anmajan kralliklarin uzerine dok. Old-Testament-Numbers-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu görüyorum, ama şimdi değil. Ona bakıyorum ama yakın değil. Yakov'dan bir yıldız çıkacak. İsrael'den bir asa yükselecek, Moav'ı dört bir yanından vuracak ve Şet'in bütün oğullarını ezecek.|onu ɡorujorumʔ ama simdi deɡil. ona bakijorum ama jakin deɡil. jakovʔdan bir jildiz t͡ʃikat͡ʃak. israelʔden bir asa jukselet͡ʃekʔ moavʔi dort bir janindan vurat͡ʃak ve setʔin butun oɡullarini ezet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun evi Şeol'ün yoludur, ölüm odalarına iner.|onun evi seolʔun joludurʔ olum odalarina iner. New-Testament-Matthew-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey yılanlar, ey engereklerin soyu! Gehenna yargısından nasıl kaçacaksınız?|ej jilanlarʔ ej enɡereklerin soju! ɡehenna jarɡisindan nasil kat͡ʃat͡ʃaksiniz? New-Testament-Mark-003-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Kimdir annem ve erkek kardeşlerim?” diye karşılık verdi.|jesua onlaraʔ “kimdir annem ve erkek kardeslerim?” dije karsilik verdi. Old-Testament-Ecclesiastes-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi bir yere gidiyor. Hepsi topraktandır ve hepsi yine toprağa dönüyor.|hepsi bir jere ɡidijor. hepsi topraktandir ve hepsi jine topraɡa donujor. Old-Testament-Exodus-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu saf altınla kaplayacaksın. İçini ve dışını kaplayacaksın, çevresine de altın pervaz yapacaksın.|onu saf altinla kaplajat͡ʃaksin. it͡ʃini ve disini kaplajat͡ʃaksinʔ t͡ʃevresine de altin pervaz japat͡ʃaksin. Old-Testament-Deuteronomy-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar senin halkındır ve senin büyük gücünle ve uzanmış kolunla çıkardığın mirasındır.”|ama onlar senin halkindir ve senin bujuk ɡut͡ʃunle ve uzanmis kolunla t͡ʃikardiɡin mirasindir.” Old-Testament-2-Kings-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Peygamber Yeşaya Kral Hizkiya'nın yanına geldi ve ona, \"\"Bu adamlar ne dediler? Sana nereden geldiler?\"\" dedi. Hizkiya, \"\"Uzak bir ülkeden, Babil'den geldiler\"\" dedi.\"|\"o zaman pejɡamber jesaja kral hizkijaʔnin janina ɡeldi ve onaʔ \"\"bu adamlar ne dediler? sana nereden ɡeldiler?\"\" dedi. hizkijaʔ \"\"uzak bir ulkedenʔ babilʔden ɡeldiler\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuş Nimrod'un babası oldu. Yeryüzünde kudretli biri olmaya başladı.|kus nimrodʔun babasi oldu. jerjuzunde kudretli biri olmaja basladi. New-Testament-Mark-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Başkâhin Aviyatar’ın zamanında David Tanrı’nın evine nasıl girdi? Kâhinlerden başkasının yemesi yasak olan sergi ekmeklerini yedi ve yanındakilere de verdi.”|“baskahin avijatar’in zamaninda david tanri’nin evine nasil ɡirdi? kahinlerden baskasinin jemesi jasak olan serɡi ekmeklerini jedi ve janindakilere de verdi.” Old-Testament-Isaiah-028-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrısı ona doğru hükmü öğretir ve onu bilgilendirir.|t͡ʃunku tanrisi ona doɡru hukmu oɡretir ve onu bilɡilendirir. New-Testament-Ephesians-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Önceki yaşam biçiminize gelince, aldatıcı tutkulara göre yozlaşan eski insanı üzerinizden çıkarıp atın.|ont͡ʃeki jasam bit͡ʃiminize ɡelint͡ʃeʔ aldatit͡ʃi tutkulara ɡore jozlasan eski insani uzerinizden t͡ʃikarip atin. Old-Testament-Amos-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tuzak kurulmadan yerdeki kapana kuş düşer mi? Bir şey yakalanmadan, yerden kapan fırlar mı?|tuzak kurulmadan jerdeki kapana kus duser mi? bir sej jakalanmadanʔ jerden kapan firlar mi? Old-Testament-Genesis-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Olur ki, Mısırlılar seni görünce, ‘Bu onun karısı’ derler. Beni öldürürler, ama seni sağ bırakırlar.|“olur kiʔ misirlilar seni ɡorunt͡ʃeʔ ‘bu onun karisi’ derler. beni oldururlerʔ ama seni saɡ birakirlar. Old-Testament-2-Chronicles-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun yanında değersiz ve kötü adamlar toplandı, Rehovam genç ve yumuşak yürekli olup onlara karşı koyamayınca, Solomon oğlu Rehovam'a karşı güçlendiler.|onun janinda deɡersiz ve kotu adamlar toplandiʔ rehovam ɡent͡ʃ ve jumusak jurekli olup onlara karsi kojamajint͡ʃaʔ solomon oɡlu rehovamʔa karsi ɡut͡ʃlendiler. New-Testament-1-Timothy-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın sessizce, tam bir itaatle öğrensin.|kadin sessizt͡ʃeʔ tam bir itaatle oɡrensin. New-Testament-Romans-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi, “Yakov’u sevdim, Esav’dan ise nefret ettim.”|jazilmis olduɡu ɡibiʔ “jakov’u sevdimʔ esav’dan ise nefret ettim.” New-Testament-Luke-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Ginnesar Gölü’nün kıyısında duruyordu. Kalabalık Tanrı sözünü dinlemek için O’nun çevresine üşüşmüştü.|jesua ɡinnesar ɡolu’nun kijisinda durujordu. kalabalik tanri sozunu dinlemek it͡ʃin o’nun t͡ʃevresine ususmustu. Old-Testament-Ezekiel-036-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Issız kalmış olan ülke, gelip geçenlerin gözü önünde ıssız olmaktan çıkıp işlenecek.|issiz kalmis olan ulkeʔ ɡelip ɡet͡ʃenlerin ɡozu onunde issiz olmaktan t͡ʃikip islenet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yahve'nin sözü bana gelip şöyle dedi:|ve jahveʔnin sozu bana ɡelip sojle dedi Old-Testament-Psalms-141-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Nasıl biri toprağı sürüp yararsa, kemiklerimiz de Şeol'ün ağzında öyle dağılmış durumda.”|“nasil biri topraɡi surup jararsaʔ kemiklerimiz de seolʔun aɡzinda ojle daɡilmis durumda.” New-Testament-Philippians-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa ben bedene güvenebilirdim. Herhangi birisi bedene güvenebileceğini düşünüyorsa, ben daha çok güvenebilirim.|ojsa ben bedene ɡuvenebilirdim. herhanɡi birisi bedene ɡuvenebilet͡ʃeɡini dusunujorsaʔ ben daha t͡ʃok ɡuvenebilirim. Old-Testament-Isaiah-040-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Avucunun içiyle suları ölçen, karışıyla gökyüzünü işaretleyen, ölçü sepetinde yerin tozunu hesaplayan, dağları kantarla, tepeleri teraziyle tartan kimdir?|avut͡ʃunun it͡ʃijle sulari olt͡ʃenʔ karisijla ɡokjuzunu isaretlejenʔ olt͡ʃu sepetinde jerin tozunu hesaplajanʔ daɡlari kantarlaʔ tepeleri terazijle tartan kimdir? Old-Testament-Obadiah-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Siyon Dağı'nda kaçıp kurtulanlar olacak ve orası kutsal olacak. Yakov'un soyu kendi mülklerini mülk edinecek.|ama sijon daɡiʔnda kat͡ʃip kurtulanlar olat͡ʃak ve orasi kutsal olat͡ʃak. jakovʔun soju kendi mulklerini mulk edinet͡ʃek. Old-Testament-Joshua-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının ülkesinde Anaklılar'dan kimse kalmamıştı. Yalnızca Gaza'da, Gat'ta ve Aşdod'da biraz kaldı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ulkesinde anaklilarʔdan kimse kalmamisti. jalnizt͡ʃa ɡazaʔdaʔ ɡatʔta ve asdodʔda biraz kaldi. Old-Testament-Ezekiel-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahve’nin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Ezekiel-027-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Malların denizden çıktıkça birçok halkı doyurdun. Zenginliğinin ve mallarının çokluğuyla yeryüzünün krallarını zenginleştirdin.|mallarin denizden t͡ʃiktikt͡ʃa birt͡ʃok halki dojurdun. zenɡinliɡinin ve mallarinin t͡ʃokluɡujla jerjuzunun krallarini zenɡinlestirdin. Old-Testament-Ezekiel-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal şeylerimi hor gördün, Şabatlarımı lekeledin.|kutsal sejlerimi hor ɡordunʔ sabatlarimi lekeledin. Old-Testament-2-Kings-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrıları Yahve'nin sözüne itaat etmediler, O'nun antlaşmasını, Yahve'nin hizmetkârı Moşe'nin buyurmuş olduğu her şeyi çiğnediler ve dinlemediler ve yapmadılar.|t͡ʃunku tanrilari jahveʔnin sozune itaat etmedilerʔ oʔnun antlasmasiniʔ jahveʔnin hizmetkari moseʔnin bujurmus olduɡu her seji t͡ʃiɡnediler ve dinlemediler ve japmadilar. New-Testament-John-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek. Buna iman ediyor musun?”|jasajan ve bana iman eden asla olmejet͡ʃek. buna iman edijor musun?” Old-Testament-2-Kings-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|bu nedenle İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor, 'İşte, ben Yeruşalem'in ve Yahuda'nın üzerine öyle bir kötülük getireceğim ki, bunu duyan herkesin kulakları çınlayacak.|bu nedenle israelʔin tanrisi jahve sojle dijorʔ ʔisteʔ ben jerusalemʔin ve jahudaʔnin uzerine ojle bir kotuluk ɡetiret͡ʃeɡim kiʔ bunu dujan herkesin kulaklari t͡ʃinlajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-035-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben ise, onlar hastalandıklarında çul kuşanırdım. Oruçla canımı alçaltırdım. Duam kendi bağrıma dönerdi.|ben iseʔ onlar hastalandiklarinda t͡ʃul kusanirdim. orut͡ʃla t͡ʃanimi alt͡ʃaltirdim. duam kendi baɡrima donerdi. Old-Testament-Jeremiah-049-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'den bir haber işittim, ve uluslar arasında bir elçi gönderildi, \"\"Bir araya toplanın! Ona karşı gelin! Savaşa kalkın!\"\" dedi.\"|\"jahveʔden bir haber isittimʔ ve uluslar arasinda bir elt͡ʃi ɡonderildiʔ \"\"bir araja toplanin! ona karsi ɡelin! savasa kalkin!\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-048-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Nasıl, ‘Biz yiğitleriz, ve savaş için cesur adamlarız’ diyorsunuz?|“nasilʔ ‘biz jiɡitlerizʔ ve savas it͡ʃin t͡ʃesur adamlariz’ dijorsunuz? New-Testament-Philippians-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|size karşı olanlardan hiç korkmadığınızı duyayım. Bu, onların mahva gideceğinin, sizinse Tanrı’da kurtuluş bulacağının kanıtıdır. Bu da Tanrı’dandır.|size karsi olanlardan hit͡ʃ korkmadiɡinizi dujajim. buʔ onlarin mahva ɡidet͡ʃeɡininʔ sizinse tanri’da kurtulus bulat͡ʃaɡinin kanitidir. bu da tanri’dandir. New-Testament-Matthew-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Beş talant alan beş talant daha getirip, ‘Efendim, bana beş talant teslim etmiştin; işte, beş talant daha kazandım.’ dedi.”|bes talant alan bes talant daha ɡetiripʔ ‘efendimʔ bana bes talant teslim etmistin; isteʔ bes talant daha kazandim.’ dedi.” Old-Testament-Genesis-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Yer ot, tohum veren bitki ve türlerine göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları versin” dedi ve öyle oldu.|tanriʔ “jer otʔ tohum veren bitki ve turlerine ɡore tohumu mejvesinde bulunan mejve aɡat͡ʃlari versin” dedi ve ojle oldu. New-Testament-John-008-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz O’nu bilmiyorsunuz, ama ben O'nu biliyorum. ‘O’nu bilmiyorum’ dersem sizin gibi yalancı olurum. Ama O’nu biliyor ve sözünü tutuyorum.|siz o’nu bilmijorsunuzʔ ama ben oʔnu bilijorum. ‘o’nu bilmijorum’ dersem sizin ɡibi jalant͡ʃi olurum. ama o’nu bilijor ve sozunu tutujorum. Old-Testament-Numbers-032-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar, \"\"Eğer senin gözünde lütuf bulduysak, bu diyar mülk olarak hizmetkârlarına verilsin\"\" dediler. \"\"Bizi Yarden'den geçirmeyin.\"\"\"|\"onlarʔ \"\"eɡer senin ɡozunde lutuf buldujsakʔ bu dijar mulk olarak hizmetkarlarina verilsin\"\" dediler. \"\"bizi jardenʔden ɡet͡ʃirmejin.\"\"\" New-Testament-Revelation-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşekler çaktı, sesler ve gök gürlemeleri oldu. Öyle büyük bir deprem oldu ki, yeryüzünde insan var olduğundan beri böylesine büyük bir deprem olmamıştı.|simsekler t͡ʃaktiʔ sesler ve ɡok ɡurlemeleri oldu. ojle bujuk bir deprem oldu kiʔ jerjuzunde insan var olduɡundan beri bojlesine bujuk bir deprem olmamisti. Old-Testament-Deuteronomy-032-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni Tanrı olmayanla kıskandırdılar. Kibirleriyle beni öfkelendirdiler. Ben de onları halk olmayanlarla kıskandıracağım. Akılsız bir ulusla onları öfkelendireceğim.|beni tanri olmajanla kiskandirdilar. kibirlerijle beni ofkelendirdiler. ben de onlari halk olmajanlarla kiskandirat͡ʃaɡim. akilsiz bir ulusla onlari ofkelendiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğin dehşeti düşünecek. Hani sayan nerede? Hani tartan nerede? Hani kuleleri sayan nerede?|jureɡin dehseti dusunet͡ʃek. hani sajan nerede? hani tartan nerede? hani kuleleri sajan nerede? New-Testament-Acts-010-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözü’nü İsrael'in çocuklarına gönderdi, herkesin Efendisi olan Yeşua Mesih aracılığıyla esenliği müjdeledi.|sozu’nu israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ɡonderdiʔ herkesin efendisi olan jesua mesih arat͡ʃiliɡijla esenliɡi muʒdeledi. New-Testament-Revelation-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünün yıldızları, büyük bir rüzgârla sarsılan incir ağacının ham incirlerini dökmesi gibi, yeryüzüne düştü.|ɡokjuzunun jildizlariʔ bujuk bir ruzɡarla sarsilan int͡ʃir aɡat͡ʃinin ham int͡ʃirlerini dokmesi ɡibiʔ jerjuzune dustu. Old-Testament-Leviticus-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bunlara rağmen beni dinlemezseniz, günahlarınız için sizi yedi kat daha cezalandıracağım.\"|\"\"\"ʔbunlara raɡmen beni dinlemezsenizʔ ɡunahlariniz it͡ʃin sizi jedi kat daha t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Deuteronomy-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman kardeşinin karısı ihtiyarların önünde onun yanına gelecek, çarığını ayağından çıkaracak ve yüzüne tükürecek. Kadın yanıt verip, \"\"Kardeşinin evini bina etmeyen adama böyle yapılacak\"\" diyecek.\"|\"o zaman kardesinin karisi ihtijarlarin onunde onun janina ɡelet͡ʃekʔ t͡ʃariɡini ajaɡindan t͡ʃikarat͡ʃak ve juzune tukuret͡ʃek. kadin janit veripʔ \"\"kardesinin evini bina etmejen adama bojle japilat͡ʃak\"\" dijet͡ʃek.\" Old-Testament-Daniel-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tahtlar kuruluncaya ve Günleri Eski Olan oturuncaya dek bekledim. Giysileri kar gibi beyazdı ve başının saçı saf yün gibiydi. Tahtı ateşli alevlerdi ve tekerlekleri yanan ateşti.|“tahtlar kurulunt͡ʃaja ve ɡunleri eski olan oturunt͡ʃaja dek bekledim. ɡijsileri kar ɡibi bejazdi ve basinin sat͡ʃi saf jun ɡibijdi. tahti atesli alevlerdi ve tekerlekleri janan atesti. Old-Testament-Micah-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Senden Aşera direklerini söküp atacağım; ve senin kentlerini harap edeceğim.|senden asera direklerini sokup atat͡ʃaɡim; ve senin kentlerini harap edet͡ʃeɡim. New-Testament-1-Timothy-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İmana ve temiz vicdana sarıl. Bazıları bunları iterek iman konusunda battılar.|imana ve temiz vit͡ʃdana saril. bazilari bunlari iterek iman konusunda battilar. New-Testament-Luke-022-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerini bağlayıp yüzüne vurdular ve O'na, “Peygamberlik et! Sana vuran kimdir?” diye sordular.|ɡozlerini baɡlajip juzune vurdular ve oʔnaʔ “pejɡamberlik et! sana vuran kimdir?” dije sordular. New-Testament-John-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benim buyruğum şudur: Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin.|“benim bujruɡum sudur sizi sevdiɡim ɡibi siz de birbirinizi sevin. Old-Testament-Ezekiel-020-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi halkların arasından çıkaracağım, dağılmış olduğunuz ülkelerden güçlü elle, uzanmış kolla ve taşkın öfkeyle sizi toplayacağım.|sizi halklarin arasindan t͡ʃikarat͡ʃaɡimʔ daɡilmis olduɡunuz ulkelerden ɡut͡ʃlu elleʔ uzanmis kolla ve taskin ofkejle sizi toplajat͡ʃaɡim. New-Testament-1-Corinthians-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’yle birleşen kişi O’nunla tek ruh olur.|efendi’jle birlesen kisi o’nunla tek ruh olur. New-Testament-Acts-027-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeterince yedikten sonra buğdayı denize atıp gemiyi hafiflettiler.|jeterint͡ʃe jedikten sonra buɡdaji denize atip ɡemiji hafiflettiler. Old-Testament-Numbers-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Paran Çölü'ne, Kadeş'e gidip Moşe'nin, Aron'un ve İsrael'in çocuklarının bütün topluluğunun yanına geldiler; ve onlara ve tüm topluluğa haber getirdiler. Onlara memleketin ürününü gösterdiler.|paran t͡ʃoluʔneʔ kadesʔe ɡidip moseʔninʔ aronʔun ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡunun janina ɡeldiler; ve onlara ve tum topluluɡa haber ɡetirdiler. onlara memleketin urununu ɡosterdiler. New-Testament-Luke-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçiler Efendi’ye, “İmanımızı artır” dediler.|elt͡ʃiler efendi’jeʔ “imanimizi artir” dediler. Old-Testament-Proverbs-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Aramızda senin de payın olsun. Tek bir kesemiz olacak.”|aramizda senin de pajin olsun. tek bir kesemiz olat͡ʃak.” Old-Testament-Exodus-016-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Aron'a, \"\"Bir testi al, içine bir omer dolusu man koy\"\" dedi, \"\"Kuşaklar boyu saklanmak üzere onu Yahve'nin huzuruna koy.\"\"\"|\"mose aronʔaʔ \"\"bir testi alʔ it͡ʃine bir omer dolusu man koj\"\" dediʔ \"\"kusaklar boju saklanmak uzere onu jahveʔnin huzuruna koj.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bilgeliğine göre davran ve onun ak saçlı başının esenlik içinde Şeol’e inmesine izin verme.|bu nedenle bilɡeliɡine ɡore davran ve onun ak sat͡ʃli basinin esenlik it͡ʃinde seol’e inmesine izin verme. Old-Testament-Proverbs-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Alaycı cezalandırıldığında saf kişi bilgelik kazanır. Bilge kişi öğretildiğinde bilgi alır.|alajt͡ʃi t͡ʃezalandirildiɡinda saf kisi bilɡelik kazanir. bilɡe kisi oɡretildiɡinde bilɡi alir. Old-Testament-Genesis-031-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Torunlarımı ve kızlarımı öpmeme izin vermedin. Şimdi akılsızca davrandın.|torunlarimi ve kizlarimi opmeme izin vermedin. simdi akilsizt͡ʃa davrandin. Old-Testament-2-Chronicles-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hüküm sürmeye başladığında yirmi beş yaşındaydı ve Yeruşalem'de on altı yıl hüküm sürdü.|hukum surmeje basladiɡinda jirmi bes jasindajdi ve jerusalemʔde on alti jil hukum surdu. Old-Testament-2-Kings-018-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Hamat ve Arpad'ın ilâhları nerede? Sefarvaim, Hena ve İvvah'ın ilâhları nerede? Samariya'yı elimden kurtardılar mı?|hamat ve arpadʔin ilahlari nerede? sefarvaimʔ hena ve ivvahʔin ilahlari nerede? samarijaʔji elimden kurtardilar mi? Old-Testament-Psalms-130-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'yi bekliyorum. Canım bekliyor. O’nun sözüne umut bağlıyorum.|jahveʔji beklijorum. t͡ʃanim beklijor. o’nun sozune umut baɡlijorum. Old-Testament-Isaiah-060-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bulut gibi, pencerelerine uçan kumrular gibi, bu uçanlar kimlerdir?|“bulut ɡibiʔ pent͡ʃerelerine ut͡ʃan kumrular ɡibiʔ bu ut͡ʃanlar kimlerdir? Old-Testament-1-Chronicles-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçler'in başı Yoav'ın kardeşi Avişay'dı; çünkü mızrağını üç yüze doğru kaldırıp onları öldürdü ve Üçler arasında üne sahipti.|ut͡ʃlerʔin basi joavʔin kardesi avisajʔdi; t͡ʃunku mizraɡini ut͡ʃ juze doɡru kaldirip onlari oldurdu ve ut͡ʃler arasinda une sahipti. New-Testament-James-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeniden dua etti, gökyüzü yağmur, toprak da ürün verdi.|jeniden dua ettiʔ ɡokjuzu jaɡmurʔ toprak da urun verdi. Old-Testament-2-Kings-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Amatsya dinlemedi. Böylece İsrael Kralı Yehoaş çıktı; ve o ve Yahuda Kralı Amatsya, Yahuda'ya ait Beyt Şemeş'te yüz yüze baktılar.|amatsja dinlemedi. bojlet͡ʃe israel krali jehoas t͡ʃikti; ve o ve jahuda krali amatsjaʔ jahudaʔja ait bejt semesʔte juz juze baktilar. Old-Testament-Judges-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Levili adamın yanında oturmaktan memnundu; genç adam da onun için oğullarından biri gibiydi.|levili adamin janinda oturmaktan memnundu; ɡent͡ʃ adam da onun it͡ʃin oɡullarindan biri ɡibijdi. Old-Testament-Psalms-046-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, dünya altüst olsa, dağlar denizlerin bağrına yıkılsa,|bu nedenleʔ dunja altust olsaʔ daɡlar denizlerin baɡrina jikilsaʔ New-Testament-Philemon-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sana herhangi bir konuda haksızlık etmiş ya da bir borcu varsa, bunu benim hesabıma yaz.|eɡer sana herhanɡi bir konuda haksizlik etmis ja da bir bort͡ʃu varsaʔ bunu benim hesabima jaz. Old-Testament-Judges-001-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Amorlular'ın sınırı, Akrabbim'in yokuşundan, kayadan yukarıya doğruydu.|amorlularʔin siniriʔ akrabbimʔin jokusundanʔ kajadan jukarija doɡrujdu. New-Testament-Philippians-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, kusursuz ve zararsız bir biçimde, bu eğri ve sapmış kuşağın ortasında, dünyaya ışıklar gibi görünen Tanrı’nın saf çocukları olasınız.|ojle kiʔ kusursuz ve zararsiz bir bit͡ʃimdeʔ bu eɡri ve sapmis kusaɡin ortasindaʔ dunjaja isiklar ɡibi ɡorunen tanri’nin saf t͡ʃot͡ʃuklari olasiniz. Old-Testament-Leviticus-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe onları ellerinden aldı ve sunakta yakmalık sunu üzerinde yaktı. Bunlar hoş koku olarak adama sunusuydu. Bu, Yahve'ye ateşle yapılan bir sunuydu.|mose onlari ellerinden aldi ve sunakta jakmalik sunu uzerinde jakti. bunlar hos koku olarak adama sunusujdu. buʔ jahveʔje atesle japilan bir sunujdu. Old-Testament-1-Samuel-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Garnizondaki adamlar Yonatan'a ve silah taşıyıcısına yanıt verip, \"\"Yanımıza çıkın, size bir şey göstereceğiz!\"\" dediler. Yonatan silah taşıyıcısına, \"\"Ardımdan gel, çünkü Yahve onları İsrael'in eline teslim etti\"\" dedi.\"|\"ɡarnizondaki adamlar jonatanʔa ve silah tasijit͡ʃisina janit veripʔ \"\"janimiza t͡ʃikinʔ size bir sej ɡosteret͡ʃeɡiz!\"\" dediler. jonatan silah tasijit͡ʃisinaʔ \"\"ardimdan ɡelʔ t͡ʃunku jahve onlari israelʔin eline teslim etti\"\" dedi.\" New-Testament-Revelation-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinelim, coşalım! O’nu yüceltelim! Çünkü Kuzu’nun düğün günü geldi, O'nun eşi hazırlandı.|sevinelimʔ t͡ʃosalim! o’nu jut͡ʃeltelim! t͡ʃunku kuzu’nun duɡun ɡunu ɡeldiʔ oʔnun esi hazirlandi. Old-Testament-Nahum-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü o çekici fahişenin, büyücüler hanımının fahişeliğinin çokluğu yüzündendir, fuhuşuyla ulusları, büyücülüğüyle aileleri satıyor.|t͡ʃunku o t͡ʃekit͡ʃi fahiseninʔ bujut͡ʃuler haniminin fahiseliɡinin t͡ʃokluɡu juzundendirʔ fuhusujla uluslariʔ bujut͡ʃuluɡujle aileleri satijor. New-Testament-1-Corinthians-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kimse onu hor görmesin. Bana gelmesi için onu esenlikle yolcu edip gönderin. Çünkü kardeşlerle birlikte onu bekliyorum.|bu nedenle kimse onu hor ɡormesin. bana ɡelmesi it͡ʃin onu esenlikle jolt͡ʃu edip ɡonderin. t͡ʃunku kardeslerle birlikte onu beklijorum. Old-Testament-Isaiah-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halkın İsrael denizin kumu gibi olsa da, onlardan yalnızca küçük bir kısmı geri dönecek. Doğrulukla dolup taşan bir yıkım kararlaştırıldı.|t͡ʃunku halkin israel denizin kumu ɡibi olsa daʔ onlardan jalnizt͡ʃa kut͡ʃuk bir kismi ɡeri donet͡ʃek. doɡrulukla dolup tasan bir jikim kararlastirildi. New-Testament-Acts-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi Kutsal Ruh'la doldu ve Ruh onlara konuşma yeteneği verdiği için başka dillerde konuşmaya başladılar.|hepsi kutsal ruhʔla doldu ve ruh onlara konusma jeteneɡi verdiɡi it͡ʃin baska dillerde konusmaja basladilar. New-Testament-Matthew-027-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk, “O’nun kanı bizim ve çocuklarımızın üzerine olsun!” diye karşılık verdi.|butun halkʔ “o’nun kani bizim ve t͡ʃot͡ʃuklarimizin uzerine olsun!” dije karsilik verdi. New-Testament-2-Corinthians-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yapmakta olduğumu yapmayı sürdüreceğim. Öyle ki, fırsatçıların fırsatını kesip atayım. Onlar övündükleri şeyde bizim gibi tanınmak istiyorlar.|ant͡ʃak japmakta olduɡumu japmaji surduret͡ʃeɡim. ojle kiʔ firsatt͡ʃilarin firsatini kesip atajim. onlar ovundukleri sejde bizim ɡibi taninmak istijorlar. Old-Testament-Isaiah-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Görüm Vadisi'nin yükü. Şimdi sizi ne rahatsız etmekte de hepiniz damlara çıktınız?|ɡorum vadisiʔnin juku. simdi sizi ne rahatsiz etmekte de hepiniz damlara t͡ʃiktiniz? Old-Testament-Genesis-041-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sonra, çirkinlikte onlar gibi tüm Mısır ülkesinde hiç görmediğim, zavallı, çirkin ve cılız yedi inek daha çıktı.|onlardan sonraʔ t͡ʃirkinlikte onlar ɡibi tum misir ulkesinde hit͡ʃ ɡormediɡimʔ zavalliʔ t͡ʃirkin ve t͡ʃiliz jedi inek daha t͡ʃikti. New-Testament-1-Corinthians-014-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlerin ruhları peygamberlere tabidir.|pejɡamberlerin ruhlari pejɡamberlere tabidir. Old-Testament-1-Kings-001-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon da krallığın tahtında oturuyor.|solomon da kralliɡin tahtinda oturujor. Old-Testament-2-Samuel-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruya oğlu Yoav ordu komutanıydı, Ahilud oğlu Yehoşafat katipti,|seruja oɡlu joav ordu komutanijdiʔ ahilud oɡlu jehosafat katiptiʔ Old-Testament-Isaiah-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kural üstüne kural, kural üstüne kural; yöntem üstüne yöntem, yöntem üstüne yöntem; biraz burada, biraz şurada.|t͡ʃunku kural ustune kuralʔ kural ustune kural; jontem ustune jontemʔ jontem ustune jontem; biraz buradaʔ biraz surada. Old-Testament-2-Samuel-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve şöyle diyor: 'İşte, kendi evinden sana karşı kötülük çıkaracağım; ve gözlerinin önünde karılarını alıp komşuna vereceğim; o da bu güneşin gözü önünde karılarınla yatacak.|“jahve sojle dijor ʔisteʔ kendi evinden sana karsi kotuluk t͡ʃikarat͡ʃaɡim; ve ɡozlerinin onunde karilarini alip komsuna veret͡ʃeɡim; o da bu ɡunesin ɡozu onunde karilarinla jatat͡ʃak. New-Testament-Mark-013-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o günü ve o saati ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir, yalnızca Baba bilir.|ama o ɡunu ve o saati ne ɡokteki meleklerʔ ne de oɡul bilirʔ jalnizt͡ʃa baba bilir. New-Testament-Matthew-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kral, hizmetkârlara, ‘Onun elini ayağını bağlayın, götürün ve dış karanlığa atın’ dedi. ‘Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.’|bunun uzerine kralʔ hizmetkarlaraʔ ‘onun elini ajaɡini baɡlajinʔ ɡoturun ve dis karanliɡa atin’ dedi. ‘orada aɡlajis ve dis ɡit͡ʃirtisi olat͡ʃaktir.’ New-Testament-1-Corinthians-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizden dolayı Efendimiz Mesih Yeşua’da olan övüncümün hakkı için her gün ölüyorum.|sizden dolaji efendimiz mesih jesua’da olan ovunt͡ʃumun hakki it͡ʃin her ɡun olujorum. Old-Testament-Deuteronomy-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yasanın bütün sözlerini taşların üzerine çok açık bir şekilde yazacaksın.”|bu jasanin butun sozlerini taslarin uzerine t͡ʃok at͡ʃik bir sekilde jazat͡ʃaksin.” Old-Testament-Judges-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk ellerine yiyecek ve borularını aldı; ve geri kalan İsrael adamlarının hepsini kendi çadırlarına gönderdi, ama üç yüz kişiyi alıkoydu; Midyan'ın ordugâhı onun altında, vadideydi.|halk ellerine jijet͡ʃek ve borularini aldi; ve ɡeri kalan israel adamlarinin hepsini kendi t͡ʃadirlarina ɡonderdiʔ ama ut͡ʃ juz kisiji alikojdu; midjanʔin orduɡahi onun altindaʔ vadidejdi. New-Testament-Luke-023-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Cesedi indirip keten bir beze sardı ve O’nu daha önce kimsenin yatırılmadığı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırdı.|t͡ʃesedi indirip keten bir beze sardi ve o’nu daha ont͡ʃe kimsenin jatirilmadiɡiʔ kajaja ojulmus bir mezara jatirdi. New-Testament-Matthew-025-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendisi ona, ‘Aferin, iyi ve sadık hizmetkâr’ dedi. Sen az şeyde sadık olduğunu gösterdin, ben de seni büyük şeylerin üzerine koyacağım. Efendinin şenliğine gir.’”|“efendisi onaʔ ‘aferinʔ iji ve sadik hizmetkar’ dedi. sen az sejde sadik olduɡunu ɡosterdinʔ ben de seni bujuk sejlerin uzerine kojat͡ʃaɡim. efendinin senliɡine ɡir.’” Old-Testament-Amos-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ülkenin otunu yemeyi bitirdiklerinde, ben, “Ey Efendi Yahve, yalvarırım bağışla! Yakov nasıl dayanacak? Çünkü o küçüktür.” dedim.|onlar ulkenin otunu jemeji bitirdiklerindeʔ benʔ “ej efendi jahveʔ jalvaririm baɡisla! jakov nasil dajanat͡ʃak? t͡ʃunku o kut͡ʃuktur.” dedim. Old-Testament-Jeremiah-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü işte, aranıza yılanlar, engerekler göndereceğim, ki onlara büyü yapılmaz; ve sizi sokacaklar.\"\" diyor Yahve.\"|\"\"\"t͡ʃunku isteʔ araniza jilanlarʔ enɡerekler ɡonderet͡ʃeɡimʔ ki onlara buju japilmaz; ve sizi sokat͡ʃaklar.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Genesis-044-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu da benden alırsanız ve ona bir zarar gelirse, ak saçımı kederle Şeol'e indirirsiniz.|bunu da benden alirsaniz ve ona bir zarar ɡelirseʔ ak sat͡ʃimi kederle seolʔe indirirsiniz. Old-Testament-Proverbs-030-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü sütü çalkalayınca yağ, burnu sıkınca kan çıktığı gibi, öfkeyi, zorlayınca da kavga çıkar.\"\"\"|\"t͡ʃunku sutu t͡ʃalkalajint͡ʃa jaɡʔ burnu sikint͡ʃa kan t͡ʃiktiɡi ɡibiʔ ofkejiʔ zorlajint͡ʃa da kavɡa t͡ʃikar.\"\"\" Old-Testament-Job-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Suları kalın bulutlarıyla sarar, ve bulut onların altında patlamaz.|sulari kalin bulutlarijla sararʔ ve bulut onlarin altinda patlamaz. Old-Testament-Proverbs-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve korkusu yaşama, ardından doygunluğa götürür, o kişi dinlenir ve sıkıntı ona dokunmaz.|jahve korkusu jasamaʔ ardindan dojɡunluɡa ɡotururʔ o kisi dinlenir ve sikinti ona dokunmaz. Old-Testament-2-Chronicles-035-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoşiya Yeruşalem'de Yahve için Pesah tuttu. Pesah kurbanını birinci ayın on dördüncü günü kestiler.|josija jerusalemʔde jahve it͡ʃin pesah tuttu. pesah kurbanini birint͡ʃi ajin on dordunt͡ʃu ɡunu kestiler. Old-Testament-Numbers-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun bölüğü ve ondan sayılanlar kırk altı bin beş yüz kişiydi.|onun boluɡu ve ondan sajilanlar kirk alti bin bes juz kisijdi. New-Testament-John-012-040|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onların gözlerini kör etti, Yüreklerini katılaştırdı, gözleriyle görmesinler, ve yürekleriyle anlamasınlar, ve dönmesinler. Ben de onları iyileştirmeyeyim.”|“onlarin ɡozlerini kor ettiʔ jureklerini katilastirdiʔ ɡozlerijle ɡormesinlerʔ ve jureklerijle anlamasinlarʔ ve donmesinler. ben de onlari ijilestirmejejim.” New-Testament-Matthew-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua onlara, “Bu sözü herkes kabul edemez, ancak kendilerine verilmiş olanlar bunu kabul edebilir.|ama jesua onlaraʔ “bu sozu herkes kabul edemezʔ ant͡ʃak kendilerine verilmis olanlar bunu kabul edebilir. Old-Testament-2-Chronicles-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahazya'nın annesi Atalya, oğlunun öldüğünü görünce kalkıp Yahuda evinin bütün kral soyunu yok etti.|ahazjaʔnin annesi ataljaʔ oɡlunun olduɡunu ɡorunt͡ʃe kalkip jahuda evinin butun kral sojunu jok etti. Old-Testament-1-Chronicles-001-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Şaul öldü ve yerine Akvor oğlu Baal Hanan kral oldu.|saul oldu ve jerine akvor oɡlu baal hanan kral oldu. Old-Testament-Psalms-115-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael, Yahve’ye güven! O’dur onların yardımcısı ve kalkanı.|ej israelʔ jahve’je ɡuven! o’dur onlarin jardimt͡ʃisi ve kalkani. Old-Testament-1-Chronicles-007-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Bezer, Hod, Şamma, Şilshah, İtran ve Beera.|bezerʔ hodʔ sammaʔ silshahʔ itran ve beera. New-Testament-Luke-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Her vadi doldurulacak. Her dağ ve tepe alçaltılacaktır. Eğri olan doğrultulacak, sarp yollar düzleştirilecek.|‘her vadi doldurulat͡ʃak. her daɡ ve tepe alt͡ʃaltilat͡ʃaktir. eɡri olan doɡrultulat͡ʃakʔ sarp jollar duzlestirilet͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|iki böbreği, onların üzerinde belin yanında olan yağı, böbrekleriyle birlikte karaciğerinin üzerindeki zarı,|iki bobreɡiʔ onlarin uzerinde belin janinda olan jaɡiʔ bobreklerijle birlikte karat͡ʃiɡerinin uzerindeki zariʔ New-Testament-Matthew-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz, ‘Kim babasına ya da annesine, benden alacağın bütün yardım Tanrı’ya adanmıştır derse, babasına ya da annesine saygı göstermeyecektir’ diyorsunuz.|ama sizʔ ‘kim babasina ja da annesineʔ benden alat͡ʃaɡin butun jardim tanri’ja adanmistir derseʔ babasina ja da annesine sajɡi ɡostermejet͡ʃektir’ dijorsunuz. New-Testament-Matthew-012-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Kirli ruh insandan çıktığı zaman, susuz yerlerden geçerek dinlenme arar, ama bulamaz.|kirli ruh insandan t͡ʃiktiɡi zamanʔ susuz jerlerden ɡet͡ʃerek dinlenme ararʔ ama bulamaz. Old-Testament-Ezekiel-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'\"\"Dahası çevrendeki uluslar arasında, yoldan geçen herkesin gözü önünde seni perişan edecek ve utanç konusu yapacağım.\"|\"ʔ\"\"dahasi t͡ʃevrendeki uluslar arasindaʔ joldan ɡet͡ʃen herkesin ɡozu onunde seni perisan edet͡ʃek ve utant͡ʃ konusu japat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Genesis-036-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Lotan'ın oğulları: Hori ve Heman. Lotan'ın kız kardeşi Timna'dır.|lotanʔin oɡullari hori ve heman. lotanʔin kiz kardesi timnaʔdir. Old-Testament-1-Samuel-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan David'e, \"\"İsrael'in Tanrısı Yahve aracılığıyla, yarın bu saatlerde ya da üçüncü gün babamı soruşturduğumda, işte, David'e karşı iyilik varsa, o zaman sana gönderip açmaz mıyım?\"\" dedi.\"|\"jonatan davidʔeʔ \"\"israelʔin tanrisi jahve arat͡ʃiliɡijlaʔ jarin bu saatlerde ja da ut͡ʃunt͡ʃu ɡun babami sorusturduɡumdaʔ isteʔ davidʔe karsi ijilik varsaʔ o zaman sana ɡonderip at͡ʃmaz mijim?\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama kocası bunu duyduğu gün onu yasaklarsa, o zaman onun üzerine olan adağını ve canını bağladığı dudaklarının aceleci sözlerini geçersiz kılmış olur. Yahve onu bağışlayacaktır.\"\"\"|\"ama kot͡ʃasi bunu dujduɡu ɡun onu jasaklarsaʔ o zaman onun uzerine olan adaɡini ve t͡ʃanini baɡladiɡi dudaklarinin at͡ʃelet͡ʃi sozlerini ɡet͡ʃersiz kilmis olur. jahve onu baɡislajat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-147-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O, kırık yürekleri iyileştirir, yaralarını sarar.|oʔ kirik jurekleri ijilestirirʔ jaralarini sarar. Old-Testament-Job-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzeye doğru çalışır, ama O'nu göremem. Güney'e döner, ama O'nu bir an bile göremem.|kuzeje doɡru t͡ʃalisirʔ ama oʔnu ɡoremem. ɡunejʔe donerʔ ama oʔnu bir an bile ɡoremem. New-Testament-Romans-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer O’nunkine benzer bir ölümle O’nunla birleştiysek, O’nun dirilişinin de bir parçası olacağız.|eɡer o’nunkine benzer bir olumle o’nunla birlestijsekʔ o’nun dirilisinin de bir part͡ʃasi olat͡ʃaɡiz. Old-Testament-Numbers-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Bu yedinci ayın onuncu günü kutsal toplantınız olacak. Canlarınıza acı çektireceksiniz. Hiçbir iş yapmayacaksınız;|“ʔbu jedint͡ʃi ajin onunt͡ʃu ɡunu kutsal toplantiniz olat͡ʃak. t͡ʃanlariniza at͡ʃi t͡ʃektiret͡ʃeksiniz. hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz; New-Testament-Acts-009-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus çok günler Yafa’da, Simon adında bir dericinin yanında kaldı.|petrus t͡ʃok ɡunler jafa’daʔ simon adinda bir derit͡ʃinin janinda kaldi. Old-Testament-Psalms-047-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’ın Tanrısı’na halk olmak üzere, halkların beyleri bir araya toplandılar. Çünkü yeryüzünün kalkanları Tanrı’ya aittir. O çok yücedir!|avraham’in tanrisi’na halk olmak uzereʔ halklarin bejleri bir araja toplandilar. t͡ʃunku jerjuzunun kalkanlari tanri’ja aittir. o t͡ʃok jut͡ʃedir! Old-Testament-Proverbs-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bırak içsin, yoksulluğunu unutsun, artık sefaletini de hatırlamasın.|birak it͡ʃsinʔ joksulluɡunu unutsunʔ artik sefaletini de hatirlamasin. Old-Testament-Leviticus-025-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yıl tutulan bir hizmetçi olarak onun yanında olacak. O, senin önünde, ona sert bir şekilde hükmetmeyecektir.|her jil tutulan bir hizmett͡ʃi olarak onun janinda olat͡ʃak. oʔ senin onundeʔ ona sert bir sekilde hukmetmejet͡ʃektir. Old-Testament-2-Samuel-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Huşay Avşalom'a, \"\"Hayır; yalnız Yahve, bu halk ve bütün İsraelliler kimi seçerse, ben onun olacağım ve onunla kalacağım\"\" dedi.\"|\"husaj avsalomʔaʔ \"\"hajir; jalniz jahveʔ bu halk ve butun israelliler kimi set͡ʃerseʔ ben onun olat͡ʃaɡim ve onunla kalat͡ʃaɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Daniel-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bu adamlar toplandılar ve Daniel'in Tanrısı'na dilekte bulunup yakarmakta buldular.|o zaman bu adamlar toplandilar ve danielʔin tanrisiʔna dilekte bulunup jakarmakta buldular. Old-Testament-Genesis-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ever, Pelek'in babası olduktan sonra dört yüz otuz yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|everʔ pelekʔin babasi olduktan sonra dort juz otuz jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. New-Testament-Matthew-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda gümüş paraları tapınağın içine atıp gitti. Sonra da gidip kendini astı.|jahuda ɡumus paralari tapinaɡin it͡ʃine atip ɡitti. sonra da ɡidip kendini asti. Old-Testament-Ezekiel-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Zorbalık kalkıp kötülük sopasına dönüştü. Onlardan, kalabalıklarından kimse, servetlerinden bir şey kalmayacak. Aralarında değerli hiçbir şey kalmayacak.|zorbalik kalkip kotuluk sopasina donustu. onlardanʔ kalabaliklarindan kimseʔ servetlerinden bir sej kalmajat͡ʃak. aralarinda deɡerli hit͡ʃbir sej kalmajat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-060-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş artık senin gündüz ışığın olmayacak, Ay'ın parlaklığı da sana ışık vermeyecek. Ama Yahve senin sonsuz ışığın olacak, Tanrın da senin görkemin olacak.|ɡunes artik senin ɡunduz isiɡin olmajat͡ʃakʔ ajʔin parlakliɡi da sana isik vermejet͡ʃek. ama jahve senin sonsuz isiɡin olat͡ʃakʔ tanrin da senin ɡorkemin olat͡ʃak. Old-Testament-Lamentations-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetim ve babasız kaldık. Annelerimiz dul kadınlar gibi.|jetim ve babasiz kaldik. annelerimiz dul kadinlar ɡibi. New-Testament-Luke-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tersine davet edildiğinde, git en alt yere otur. Öyle ki, seni davet eden geldiğinde, ‘Dostum, yukarı çıkmaz mısın?’ desin. O zaman, seninle sofrada oturanların hepsinin önünde onurlandırılmış olursun.|tersine davet edildiɡindeʔ ɡit en alt jere otur. ojle kiʔ seni davet eden ɡeldiɡindeʔ ‘dostumʔ jukari t͡ʃikmaz misin?’ desin. o zamanʔ seninle sofrada oturanlarin hepsinin onunde onurlandirilmis olursun. Old-Testament-Proverbs-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler yıkılır ve yok olur, ama doğruların evi ayakta kalır.|kotuler jikilir ve jok olurʔ ama doɡrularin evi ajakta kalir. Old-Testament-Jeremiah-035-019|und|SPEAKER_00_Turkish|bu nedenle İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: ‘Rekav oğlu Yonadav'ın sonsuza dek benim önümde duracak bir adamı eksik olmayacaktır.’”|bu nedenle israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor ‘rekav oɡlu jonadavʔin sonsuza dek benim onumde durat͡ʃak bir adami eksik olmajat͡ʃaktir.’” Old-Testament-Job-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin doğru olman Yüce Tanrı'ya zevk verir mi? Ya da kendi yollarını kusursuzlaştırman O'na yarar sağlar mı?|senin doɡru olman jut͡ʃe tanriʔja zevk verir mi? ja da kendi jollarini kusursuzlastirman oʔna jarar saɡlar mi? Old-Testament-2-Kings-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Hüküm sürmeye başladığında yirmi beş yaşındaydı ve Yeruşalem'de on altı yıl krallık yaptı. Annesinin adı Sadok'un kızı Yeruşa'ydı.|hukum surmeje basladiɡinda jirmi bes jasindajdi ve jerusalemʔde on alti jil krallik japti. annesinin adi sadokʔun kizi jerusaʔjdi. New-Testament-Acts-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyayı ve içinde olan her şeyi yaratan Tanrı, göğün ve yerin Efendisi olduğundan elle yapılmış tapınaklarda oturmaz.|dunjaji ve it͡ʃinde olan her seji jaratan tanriʔ ɡoɡun ve jerin efendisi olduɡundan elle japilmis tapinaklarda oturmaz. Old-Testament-Proverbs-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İncir ağacını budayan meyvesini yer. Efendisine göz kulak olan kişi onurlandırılır.|int͡ʃir aɡat͡ʃini budajan mejvesini jer. efendisine ɡoz kulak olan kisi onurlandirilir. New-Testament-John-008-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Bende iblis yok” dedi. “Ancak ben Babam’ı onurlandırıyorum ve siz beni aşağılıyorsunuz.|jesuaʔ “bende iblis jok” dedi. “ant͡ʃak ben babam’i onurlandirijorum ve siz beni asaɡilijorsunuz. Old-Testament-Joshua-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yeşu'ya şöyle dedi: “Onlar yüzünden korkma; yarın bu saatlerde, hepsini İsrael'in önünde öldürülmüş olarak teslim edeceğim. Atlarını sakatlayacaksın ve savaş arabalarını ateşle yakacaksın.”|jahve jesuʔja sojle dedi “onlar juzunden korkma; jarin bu saatlerdeʔ hepsini israelʔin onunde oldurulmus olarak teslim edet͡ʃeɡim. atlarini sakatlajat͡ʃaksin ve savas arabalarini atesle jakat͡ʃaksin.” Old-Testament-Ecclesiastes-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük işler yaptım. Kendime evler yaptım. Kendim için bağlar diktim.|bujuk isler japtim. kendime evler japtim. kendim it͡ʃin baɡlar diktim. Old-Testament-Leviticus-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kutsal şeyle ilgili yaptığı yanlışın bedelini ödeyecek, onun üzerine beşte birini ekleyip kâhine verecek; kâhin suç sunusu olarak sunulan koçla onun için kefaret edecek ve o bağışlanacaktır.\"\"\"|\"kutsal sejle ilɡili japtiɡi janlisin bedelini odejet͡ʃekʔ onun uzerine beste birini eklejip kahine veret͡ʃek; kahin sut͡ʃ sunusu olarak sunulan kot͡ʃla onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃek ve o baɡislanat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün hepiniz, başlarınız, oymaklarınız, ihtiyarlarınız, görevlileriniz, bütün İsrael erkekleri,|buɡun hepinizʔ baslarinizʔ ojmaklarinizʔ ihtijarlarinizʔ ɡorevlilerinizʔ butun israel erkekleriʔ Old-Testament-Psalms-078-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları çocuklarından saklamayacağız, Yahve’nin övgülerini, gücünü ve yaptığı şaşılası işleri, gelecek kuşağa anlatacağız.|onlari t͡ʃot͡ʃuklarindan saklamajat͡ʃaɡizʔ jahve’nin ovɡuleriniʔ ɡut͡ʃunu ve japtiɡi sasilasi isleriʔ ɡelet͡ʃek kusaɡa anlatat͡ʃaɡiz. New-Testament-Mark-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu çarmıha gerdiklerinde üçüncü vakitti.|o’nu t͡ʃarmiha ɡerdiklerinde ut͡ʃunt͡ʃu vakitti. Old-Testament-2-Kings-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral kadının sözlerini duyunca giysilerini yırttı. Duvarın üzerinden geçiyordu ve halk baktı, işte, bedeninin altında çul vardı.|kral kadinin sozlerini dujunt͡ʃa ɡijsilerini jirtti. duvarin uzerinden ɡet͡ʃijordu ve halk baktiʔ isteʔ bedeninin altinda t͡ʃul vardi. Old-Testament-2-Samuel-022-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü savaş için beni güçle donattın. Bana karşı kalkanları altımda boyun eğdirdin.|t͡ʃunku savas it͡ʃin beni ɡut͡ʃle donattin. bana karsi kalkanlari altimda bojun eɡdirdin. New-Testament-Luke-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|yine bu dul kadın beni rahatsız ettiği için onun hakkını alacağım. Yoksa sürekli gelip beni yıpratacak’ dedi.”|jine bu dul kadin beni rahatsiz ettiɡi it͡ʃin onun hakkini alat͡ʃaɡim. joksa surekli ɡelip beni jipratat͡ʃak’ dedi.” Old-Testament-Genesis-044-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk yanımda olmadan babamın yanına nasıl giderim? Babamın başına gelecek kötülüğü görmeyeyim.”|t͡ʃot͡ʃuk janimda olmadan babamin janina nasil ɡiderim? babamin basina ɡelet͡ʃek kotuluɡu ɡormejejim.” New-Testament-Luke-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluttan gelen bir ses, “Bu benim sevgili Oğlum’dur. O’nu dinleyin!” dedi.|buluttan ɡelen bir sesʔ “bu benim sevɡili oɡlum’dur. o’nu dinlejin!” dedi. Old-Testament-Judges-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gilad'ın karısı ona oğullar doğurdu. Karısının oğulları büyüyünce Yeftah'ı dışarı çıkarıp ona, \"\"Babamızın evinde mirasçı olmayacaksın, çünkü sen başka bir kadının oğlusun\"\" dediler.\"|\"ɡiladʔin karisi ona oɡullar doɡurdu. karisinin oɡullari bujujunt͡ʃe jeftahʔi disari t͡ʃikarip onaʔ \"\"babamizin evinde mirast͡ʃi olmajat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku sen baska bir kadinin oɡlusun\"\" dediler.\" New-Testament-James-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|biriniz ona, “Esenlikle git, ısınmanı ve doymanı dilerim” der, ama bedenin ihtiyaçlarını vermezse, bu neye yarar?|biriniz onaʔ “esenlikle ɡitʔ isinmani ve dojmani dilerim” derʔ ama bedenin ihtijat͡ʃlarini vermezseʔ bu neje jarar? Old-Testament-1-Samuel-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yişay, ekmek yüklü bir eşek, bir tulum şarap ve bir oğlak aldı ve bunları oğlu David'in aracılığıyla Saul'a gönderdi.|jisajʔ ekmek juklu bir esekʔ bir tulum sarap ve bir oɡlak aldi ve bunlari oɡlu davidʔin arat͡ʃiliɡijla saulʔa ɡonderdi. Old-Testament-Ezekiel-040-046|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yüzü kuzeye doğru olan oda sunak nöbetini tutan kâhinler içindir. Bunlar Levioğulları'ndan, Yahve'ye hizmet etmek için ona yaklaşan Sadokoğulları'dır.\"\"\"|\"\"\"juzu kuzeje doɡru olan oda sunak nobetini tutan kahinler it͡ʃindir. bunlar levioɡullariʔndanʔ jahveʔje hizmet etmek it͡ʃin ona jaklasan sadokoɡullariʔdir.\"\"\" New-Testament-1-Thessalonians-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizinle birlikteyken, kesin bir dille sıkıntı çekeceğinize ilişkin sizi önceden uyarmıştık. Bildiğiniz gibi, öyle oldu da.|sizinle birliktejkenʔ kesin bir dille sikinti t͡ʃeket͡ʃeɡinize iliskin sizi ont͡ʃeden ujarmistik. bildiɡiniz ɡibiʔ ojle oldu da. New-Testament-John-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık size hizmetkâr demiyorum, çünkü hizmetkâr efendisinin ne yaptığını bilmez. Ama ben size dostlar dedim, çünkü Babam’dan duyduğum her şeyi size bildirdim.|artik size hizmetkar demijorumʔ t͡ʃunku hizmetkar efendisinin ne japtiɡini bilmez. ama ben size dostlar dedimʔ t͡ʃunku babam’dan dujduɡum her seji size bildirdim. Old-Testament-Proverbs-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle yol var ki, insana doğru görünür, ama sonu ölüme götürür.|ojle jol var kiʔ insana doɡru ɡorunurʔ ama sonu olume ɡoturur. Old-Testament-2-Samuel-015-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, onların yanında iki oğulları var: Sadok'un oğlu Ahimaas ve Aviyatar'ın oğlu Yonatan. Onlardan duyacağın her şeyi bana ilet.\"\"\"|\"isteʔ onlarin janinda iki oɡullari var sadokʔun oɡlu ahimaas ve avijatarʔin oɡlu jonatan. onlardan dujat͡ʃaɡin her seji bana ilet.\"\"\" Old-Testament-Exodus-040-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun kapısının perdesini taktı.|konutun kapisinin perdesini takti. Old-Testament-2-Samuel-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ve halkım İsrael'in üzerinde hâkimlere buyurduğum günden beri olduğu gibi artık onları sarsmayacaklar. Seni bütün düşmanlarından rahat ettireceğim. Yahve sana Yahve'nin sana bir ev yapacağını da bildiriyor.|ve halkim israelʔin uzerinde hakimlere bujurduɡum ɡunden beri olduɡu ɡibi artik onlari sarsmajat͡ʃaklar. seni butun dusmanlarindan rahat ettiret͡ʃeɡim. jahve sana jahveʔnin sana bir ev japat͡ʃaɡini da bildirijor. Old-Testament-Ruth-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Naomi gelinine, “Yaşayanlara ve ölülere karşı iyiliğini esirgemeyen Yahve tarafından o kutsansın” dedi. Naomi ona, “Bu adam bize yakın akrabadır, yakın akrabalarımızdan biridir” dedi.|naomi ɡelinineʔ “jasajanlara ve olulere karsi ijiliɡini esirɡemejen jahve tarafindan o kutsansin” dedi. naomi onaʔ “bu adam bize jakin akrabadirʔ jakin akrabalarimizdan biridir” dedi. New-Testament-Matthew-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Nişanlısı Yosef, doğru biri olduğundan ve onu halkın önünde utandırmak istemediğinden, ondan gizlice ayrılmak niyetindeydi.|nisanlisi josefʔ doɡru biri olduɡundan ve onu halkin onunde utandirmak istemediɡindenʔ ondan ɡizlit͡ʃe ajrilmak nijetindejdi. Old-Testament-Isaiah-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|bu yüzden Efendi Siyon kadınlarının başlarının tepesinde yaralar açacak, Yahve onların kafa derilerini de kel edecek.''|bu juzden efendi sijon kadinlarinin baslarinin tepesinde jaralar at͡ʃat͡ʃakʔ jahve onlarin kafa derilerini de kel edet͡ʃek.ʔʔ New-Testament-Revelation-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Alfa ve Omega, Başlangıç ve Son Ben’im” dedi. “Susayana yaşam suyunun pınarından karşılıksız olarak vereceğim.|banaʔ “alfa ve omeɡaʔ baslanɡit͡ʃ ve son ben’im” dedi. “susajana jasam sujunun pinarindan karsiliksiz olarak veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Numbers-033-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Almon Divlatayim'den yola çıkıp Nevo'nun önündeki Avarim dağlarında konakladılar.|almon divlatajimʔden jola t͡ʃikip nevoʔnun onundeki avarim daɡlarinda konakladilar. Old-Testament-Leviticus-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Aron'un soyundan cüzzamlı ya da akıntısı olan kişi temiz oluncaya dek kutsal şeylerden yemeyecek. Kim ölü nedeniyle kirli olmuş bir şeye, ya da meni çıkmış bir adama dokunursa,\"|\"\"\"ʔaronʔun sojundan t͡ʃuzzamli ja da akintisi olan kisi temiz olunt͡ʃaja dek kutsal sejlerden jemejet͡ʃek. kim olu nedenijle kirli olmus bir sejeʔ ja da meni t͡ʃikmis bir adama dokunursaʔ\" Old-Testament-Song-of-Songs-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi kılıç kullanır ve savaşta ustadır. Gecenin dehşetinden, her birinin kılıcı belindedir.|hepsi kilit͡ʃ kullanir ve savasta ustadir. ɡet͡ʃenin dehsetindenʔ her birinin kilit͡ʃi belindedir. Old-Testament-Joshua-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü çıkanların hepsi sünnetliydi; ancak Mısır'dan çıktıktan sonra çölde doğanların hiçbiri sünnet edilmemişti.|t͡ʃunku t͡ʃikanlarin hepsi sunnetlijdi; ant͡ʃak misirʔdan t͡ʃiktiktan sonra t͡ʃolde doɡanlarin hit͡ʃbiri sunnet edilmemisti. Old-Testament-Exodus-040-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi, onun üzerinde hoş kokulu buhur yaktı.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibiʔ onun uzerinde hos kokulu buhur jakti. New-Testament-2-John-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin çocuklarından bazılarının, Baba’nın bize buyurduğu gibi gerçekte yürüdüğünü gördüğüm için çok sevindim.|senin t͡ʃot͡ʃuklarindan bazilarininʔ baba’nin bize bujurduɡu ɡibi ɡert͡ʃekte juruduɡunu ɡorduɡum it͡ʃin t͡ʃok sevindim. Old-Testament-Malachi-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve'nin büyük ve korkunç günü gelmeden önce, size Peygamber Eliya'yı göndereceğim.|isteʔ jahveʔnin bujuk ve korkunt͡ʃ ɡunu ɡelmeden ont͡ʃeʔ size pejɡamber elijaʔji ɡonderet͡ʃeɡim. New-Testament-Romans-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleri kararsın, görmesinler. Bellerini hep iki büklüm et.”|ɡozleri kararsinʔ ɡormesinler. bellerini hep iki buklum et.” Old-Testament-Job-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerden bir gün, oğulları ve kızları, ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken,|ɡunlerden bir ɡunʔ oɡullari ve kizlariʔ aɡabejlerinin evinde jemek jijip sarap it͡ʃerkenʔ Old-Testament-Jeremiah-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama gözlerin ve yüreğin yalnızca açgözlülüğün, suçsuz kan dökmek, zulüm ve zorbalık yapmak içindir.”\"|\"\"\"ama ɡozlerin ve jureɡin jalnizt͡ʃa at͡ʃɡozluluɡunʔ sut͡ʃsuz kan dokmekʔ zulum ve zorbalik japmak it͡ʃindir.”\" Old-Testament-Exodus-012-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Dört yüz otuz yılın sonunda Yahve'nin bütün orduları Mısır diyarından aynı günde çıktılar.|dort juz otuz jilin sonunda jahveʔnin butun ordulari misir dijarindan ajni ɡunde t͡ʃiktilar. Old-Testament-Job-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama o, ona, \"\"Akılsız kadınlardan biri gibi konuşuyorsun. Ne? Tanrı'nın elinden iyilik kabul edelim de, kötülük kabul etmeyelim mi?\"\" dedi. Bütün bunlarda İyov dudaklarıyla günah işlemedi.\"|\"ama oʔ onaʔ \"\"akilsiz kadinlardan biri ɡibi konusujorsun. ne? tanriʔnin elinden ijilik kabul edelim deʔ kotuluk kabul etmejelim mi?\"\" dedi. butun bunlarda ijov dudaklarijla ɡunah islemedi.\" Old-Testament-Lamentations-003-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, canımın davalarını sen gördün. Hayatımı kurtardın.|ej jahveʔ t͡ʃanimin davalarini sen ɡordun. hajatimi kurtardin. New-Testament-2-Corinthians-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|yücelikte ve onursuzlukta, iyi ünde ve kötü ünde, kendimizi her durumda tavsiye ediyoruz. Aldatanlar sayılıyorsak da doğru kişileriz.|jut͡ʃelikte ve onursuzluktaʔ iji unde ve kotu undeʔ kendimizi her durumda tavsije edijoruz. aldatanlar sajilijorsak da doɡru kisileriz. Old-Testament-1-Kings-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çok günler sonra, üçüncü yılda, Yahve'nin sözü Eliya'ya geldi ve dedi: \"\"Git, kendini Ahav'a göster; ben de yeryüzüne yağmur göndereceğim.\"\"\"|\"t͡ʃok ɡunler sonraʔ ut͡ʃunt͡ʃu jildaʔ jahveʔnin sozu elijaʔja ɡeldi ve dedi \"\"ɡitʔ kendini ahavʔa ɡoster; ben de jerjuzune jaɡmur ɡonderet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Genesis-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve diyor ki, kendi üzerime ant içiyorum. Bunu yaptığın için, biricik oğlunu benden esirgemediğin için|“jahve dijor kiʔ kendi uzerime ant it͡ʃijorum. bunu japtiɡin it͡ʃinʔ birit͡ʃik oɡlunu benden esirɡemediɡin it͡ʃin New-Testament-Mark-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi aralarında tartışıp dediler: “‘Gökten’ dersek, ‘Öyleyse ona neden inanmadınız?’ diyecek.|kendi aralarinda tartisip dediler “‘ɡokten’ dersekʔ ‘ojlejse ona neden inanmadiniz?’ dijet͡ʃek. New-Testament-Acts-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Sayda’ya uğradık. Yulius, Pavlus’a dostça davrandı ve ferahlaması için dostlarının yanına gitmesine izin verdi.|ertesi ɡun sajda’ja uɡradik. juliusʔ pavlus’a dostt͡ʃa davrandi ve ferahlamasi it͡ʃin dostlarinin janina ɡitmesine izin verdi. Old-Testament-Psalms-118-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen benim Tanrım’sın, sana şükrederim. Sen benim Tanrım’sın, seni yüceltirim.|sen benim tanrim’sinʔ sana sukrederim. sen benim tanrim’sinʔ seni jut͡ʃeltirim. Old-Testament-1-Chronicles-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|David gözlerini kaldırdı ve elinde çekilmiş bir kılıçla Yeruşalem üzerine uzatmış, yeryüzüyle gökyüzü arasında duran Yahve'nin meleğini gördü. O zaman çul giymiş olan David ve ihtiyarlar yüzüstü yere kapandılar.|david ɡozlerini kaldirdi ve elinde t͡ʃekilmis bir kilit͡ʃla jerusalem uzerine uzatmisʔ jerjuzujle ɡokjuzu arasinda duran jahveʔnin meleɡini ɡordu. o zaman t͡ʃul ɡijmis olan david ve ihtijarlar juzustu jere kapandilar. Old-Testament-Ezekiel-041-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerden kapının üstüne kadar Keruvlar ve palmiye ağaçları yapılmıştı. Tapınağın duvarı da böyleydi.|jerden kapinin ustune kadar keruvlar ve palmije aɡat͡ʃlari japilmisti. tapinaɡin duvari da bojlejdi. Old-Testament-Ezekiel-043-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi fahişeliklerini ve krallarının cesetlerini benden uzaklaştırsınlar. O zaman sonsuza dek aralarında otururum.\"\"\"|\"simdi fahiseliklerini ve krallarinin t͡ʃesetlerini benden uzaklastirsinlar. o zaman sonsuza dek aralarinda otururum.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Tanrı adamı Yahve'nin buyruğuyla Yahuda'dan Beytel'e geldi. Yarovam da buhur yakmak için sunağın yanında duruyordu.|isteʔ tanri adami jahveʔnin bujruɡujla jahudaʔdan bejtelʔe ɡeldi. jarovam da buhur jakmak it͡ʃin sunaɡin janinda durujordu. New-Testament-1-Corinthians-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü “Yeryüzü ve onun doluluğu Efendi’nindir.”|t͡ʃunku “jerjuzu ve onun doluluɡu efendi’nindir.” Old-Testament-Job-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yüzünü şişmanlığıyla örttü, beli üzerinde de yağ biriktirdi.|t͡ʃunku juzunu sismanliɡijla orttuʔ beli uzerinde de jaɡ biriktirdi. Old-Testament-Numbers-028-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürekli yakmalık sunu olarak sunulan sabah yakmalık sunularına ek olarak bunları da sunacaksınız.|surekli jakmalik sunu olarak sunulan sabah jakmalik sunularina ek olarak bunlari da sunat͡ʃaksiniz. New-Testament-Galatians-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık hiç kimsenin Tanrı önünde Yasa’yla aklanmadığı açıktır. Çünkü, “Doğru kişi imanla yaşayacaktır.”|artik hit͡ʃ kimsenin tanri onunde jasa’jla aklanmadiɡi at͡ʃiktir. t͡ʃunkuʔ “doɡru kisi imanla jasajat͡ʃaktir.” New-Testament-Galatians-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, benim tarafımdan duyurulan Müjde’nin insana göre olmadığını size bildiririm.|kardeslerimʔ benim tarafimdan dujurulan muʒde’nin insana ɡore olmadiɡini size bildiririm. Old-Testament-Psalms-074-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen pınarı ve kaynağı fışkırttın. Güçlü ırmakları kuruttun.|sen pinari ve kajnaɡi fiskirttin. ɡut͡ʃlu irmaklari kuruttun. Old-Testament-Lamentations-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, ey Yahve, sonsuza dek kalırsın. Tahtın kuşaktan kuşağa sürer.|senʔ ej jahveʔ sonsuza dek kalirsin. tahtin kusaktan kusaɡa surer. Old-Testament-Job-033-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Meselelerinin hiçbiri için yanıt vermiyor diye, neden O'nunla çekişiyorsun?|meselelerinin hit͡ʃbiri it͡ʃin janit vermijor dijeʔ neden oʔnunla t͡ʃekisijorsun? Old-Testament-Isaiah-037-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu nedenle Yahve Aşur Kralı için şöyle diyor: 'Bu kente gelmeyecek, orada ok atmayacak, önüne kalkanla gelmeyecek, ona karşı rampa kurmayacak.\"|\"\"\"bu nedenle jahve asur krali it͡ʃin sojle dijor ʔbu kente ɡelmejet͡ʃekʔ orada ok atmajat͡ʃakʔ onune kalkanla ɡelmejet͡ʃekʔ ona karsi rampa kurmajat͡ʃak.\" Old-Testament-Lamentations-003-062|und|SPEAKER_00_Turkish|bana karşı çıkanların dudaklarını, ve bütün gün bana karşı kurdukları düzenlerini duydun.|bana karsi t͡ʃikanlarin dudaklariniʔ ve butun ɡun bana karsi kurduklari duzenlerini dujdun. Old-Testament-Jeremiah-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Oruç tuttuklarında feryatlarını duymayacağım, yakmalık sunu ve tahıl sunusu sunduklarında onları kabul etmeyeceğim; ama onları kılıçla, kıtlıkla ve vebayla tüketeceğim.\"\"\"|\"\"\"orut͡ʃ tuttuklarinda ferjatlarini dujmajat͡ʃaɡimʔ jakmalik sunu ve tahil sunusu sunduklarinda onlari kabul etmejet͡ʃeɡim; ama onlari kilit͡ʃlaʔ kitlikla ve vebajla tuketet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, yüzünü özenle aramak için seni karşılamaya çıktım ve seni buldum.|bu nedenleʔ juzunu ozenle aramak it͡ʃin seni karsilamaja t͡ʃiktim ve seni buldum. New-Testament-John-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama doğru tapınanların Baba’ya ruhta ve gerçekte tapınacakları saat geliyor ve şimdidir. Çünkü Baba kendisine böyle tapınanları arıyor.|ama doɡru tapinanlarin baba’ja ruhta ve ɡert͡ʃekte tapinat͡ʃaklari saat ɡelijor ve simdidir. t͡ʃunku baba kendisine bojle tapinanlari arijor. Old-Testament-Psalms-072-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarşiş ve ada kralları ona haraç getirsin. Saba ve Seva kralları armağanlar sunsun.|tarsis ve ada krallari ona harat͡ʃ ɡetirsin. saba ve seva krallari armaɡanlar sunsun. Old-Testament-2-Chronicles-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yehoram komutanlarıyla ve bütün savaş arabalarıyla oraya gitti. Gece kalkıp kendisini kuşatan Edomlular'ı ve savaş arabalarının komutanlarını vurdu.|o zaman jehoram komutanlarijla ve butun savas arabalarijla oraja ɡitti. ɡet͡ʃe kalkip kendisini kusatan edomlularʔi ve savas arabalarinin komutanlarini vurdu. Old-Testament-Jeremiah-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bu halka şöyle diyor: \"\"Böyle dolaşmayı sevdiler. Ayaklarını alıkoymadılar. Bu yüzden Yahve onları kabul etmiyor. Şimdi suçlarını hatırlayacak, ve günahları için onları cezalandıracak.\"\"\"|\"jahve bu halka sojle dijor \"\"bojle dolasmaji sevdiler. ajaklarini alikojmadilar. bu juzden jahve onlari kabul etmijor. simdi sut͡ʃlarini hatirlajat͡ʃakʔ ve ɡunahlari it͡ʃin onlari t͡ʃezalandirat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendiliğinden ölmüş, ya da hayvanlar tarafından parçalanmış hayvanın leşini, onunla kendisini kirletmek üzere yemeyecektir. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"kendiliɡinden olmusʔ ja da hajvanlar tarafindan part͡ʃalanmis hajvanin lesiniʔ onunla kendisini kirletmek uzere jemejet͡ʃektir. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-034-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Exodus-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ona, \"\"Aşağı in!\"\" dedi. \"\"Aron'u da yanında getireceksin, ama kâhinler ve halk Yahve'ye doğru çıkmasınlar, yoksa onlara saldırır.\"\"\"|\"jahve onaʔ \"\"asaɡi in!\"\" dedi. \"\"aronʔu da janinda ɡetiret͡ʃeksinʔ ama kahinler ve halk jahveʔje doɡru t͡ʃikmasinlarʔ joksa onlara saldirir.\"\"\" New-Testament-Romans-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer Tanrı’nın Ruhu içinizde yaşıyorsa, benlikte değil, Ruh’tasınız. Ama bir kimsede Mesih’in Ruhu yoksa, o kişi Mesih’in değildir.|ama eɡer tanri’nin ruhu it͡ʃinizde jasijorsaʔ benlikte deɡilʔ ruh’tasiniz. ama bir kimsede mesih’in ruhu joksaʔ o kisi mesih’in deɡildir. Old-Testament-Psalms-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulak ver bana. Beni tez kurtar. Bana güçlü bir kaya, beni kurtarmak için sığınacak ev ol.|kulak ver bana. beni tez kurtar. bana ɡut͡ʃlu bir kajaʔ beni kurtarmak it͡ʃin siɡinat͡ʃak ev ol. Old-Testament-Proverbs-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruların dudakları birçok kişiyi besler, ama budalalar anlayış yoksunluğundan ölür.|doɡrularin dudaklari birt͡ʃok kisiji beslerʔ ama budalalar anlajis joksunluɡundan olur. Old-Testament-2-Chronicles-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|miras olarak bize verdiğin senin mülkünden bizi kovmaya gelerek, işte, bize nasıl karşılık veriyorlar.|miras olarak bize verdiɡin senin mulkunden bizi kovmaja ɡelerekʔ isteʔ bize nasil karsilik verijorlar. Old-Testament-Hosea-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in gururu kendi yüzüne tanıklık ediyor. Bu yüzden İsrael ve Efraim suçlarında tökezleyecekler. Yahuda da onlarla birlikte tökezleyecek.|israelʔin ɡururu kendi juzune taniklik edijor. bu juzden israel ve efraim sut͡ʃlarinda tokezlejet͡ʃekler. jahuda da onlarla birlikte tokezlejet͡ʃek. Old-Testament-1-Samuel-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan, \"\"İşte, adamların yanına geçeceğiz ve kendimizi onlara göstereceğiz\"\" dedi.\"|\"jonatanʔ \"\"isteʔ adamlarin janina ɡet͡ʃet͡ʃeɡiz ve kendimizi onlara ɡosteret͡ʃeɡiz\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hangi eve girerseniz, önce, ‘Bu eve esenlik olsun’ deyin.|hanɡi eve ɡirersenizʔ ont͡ʃeʔ ‘bu eve esenlik olsun’ dejin. Old-Testament-Genesis-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav o gün Seir'e dönmek üzere yola çıktı.|esav o ɡun seirʔe donmek uzere jola t͡ʃikti. Old-Testament-2-Chronicles-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kente kalkanlar ve mızraklar koydu ve onları çok güçlendirdi. Yahuda ve Benyamin ona aitti.|her kente kalkanlar ve mizraklar kojdu ve onlari t͡ʃok ɡut͡ʃlendirdi. jahuda ve benjamin ona aitti. Old-Testament-1-Chronicles-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci Yohanan, dokuzuncusu Elzavad,|sekizint͡ʃi johananʔ dokuzunt͡ʃusu elzavadʔ Old-Testament-Isaiah-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni kesinlikle döndürüp döndürüp, top gibi geniş bir ülkeye atacak. Orada öleceksin ve görkeminin savaş arabaları orada olacak, ey sen, efendisinin evinin utancı.|seni kesinlikle dondurup dondurupʔ top ɡibi ɡenis bir ulkeje atat͡ʃak. orada olet͡ʃeksin ve ɡorkeminin savas arabalari orada olat͡ʃakʔ ej senʔ efendisinin evinin utant͡ʃi. Old-Testament-Proverbs-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi yalandan nefret eder, ama kötü kişi utanç ve rezalet getirir.|doɡru kisi jalandan nefret ederʔ ama kotu kisi utant͡ʃ ve rezalet ɡetirir. Old-Testament-Leviticus-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'a şöyle konuştu:|jahve mose ve aronʔa sojle konustu Old-Testament-Haggai-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bütün ulusları sarsacağım. Bütün ulusların hazinesi gelecek ve bu evi görkemle dolduracağım, diyor Ordular Yahvesi.|ve butun uluslari sarsat͡ʃaɡim. butun uluslarin hazinesi ɡelet͡ʃek ve bu evi ɡorkemle doldurat͡ʃaɡimʔ dijor ordular jahvesi. Old-Testament-Judges-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün halk tek bir adammış gibi ayağa kalkıp şöyle dedi: \"\"Hiçbirimiz çadırına gitmeyecek, hiçbirimiz evine dönmeyecek.\"|\"butun halk tek bir adammis ɡibi ajaɡa kalkip sojle dedi \"\"hit͡ʃbirimiz t͡ʃadirina ɡitmejet͡ʃekʔ hit͡ʃbirimiz evine donmejet͡ʃek.\" New-Testament-Ephesians-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanı iyi değerlendirin. Çünkü günler kötüdür.|zamani iji deɡerlendirin. t͡ʃunku ɡunler kotudur. New-Testament-Matthew-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yaşamını kurtarmak isteyen onu yitirecek, yaşamını benim uğruma yitiren ise onu bulacaktır.|t͡ʃunku jasamini kurtarmak istejen onu jitiret͡ʃekʔ jasamini benim uɡruma jitiren ise onu bulat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-037-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Yosef'e şöyle dedi: “Kardeşlerin Şekem'de sürüyü güdüyor mu? Gel, seni onlara göndereyim.” Ona, “İşte buradayım” dedi.|israel josefʔe sojle dedi “kardeslerin sekemʔde suruju ɡudujor mu? ɡelʔ seni onlara ɡonderejim.” onaʔ “iste buradajim” dedi. Old-Testament-Exodus-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kendine başka bir kadın alırsa, öncekinin yiyeceğini, giyeceğini ve evlilik haklarını kısmayacaktır.|eɡer kendine baska bir kadin alirsaʔ ont͡ʃekinin jijet͡ʃeɡiniʔ ɡijet͡ʃeɡini ve evlilik haklarini kismajat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Chronicles-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Solomon'un bütün işi, Yahve'nin evinin temelinin atıldığı günden bitinceye kadar tamamlandı. Böylece Yahve'nin evi tamamlandı.|ve solomonʔun butun isiʔ jahveʔnin evinin temelinin atildiɡi ɡunden bitint͡ʃeje kadar tamamlandi. bojlet͡ʃe jahveʔnin evi tamamlandi. Old-Testament-1-Chronicles-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın evinin hizmeti için beş bin talant altın, on bin darik, on bin talant gümüş, on sekiz bin talant tunç ve yüz bin talant demir verdiler.|tanriʔnin evinin hizmeti it͡ʃin bes bin talant altinʔ on bin darikʔ on bin talant ɡumusʔ on sekiz bin talant tunt͡ʃ ve juz bin talant demir verdiler. Old-Testament-Deuteronomy-028-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranda, incelik ve şefkat uğruna ayağının tabanını yere koymaya alışmamış olan şefkatli ve duyarlı kadının, sevdiği kocasına karşı, oğluna karşı, kızına karşı,|arandaʔ int͡ʃelik ve sefkat uɡruna ajaɡinin tabanini jere kojmaja alismamis olan sefkatli ve dujarli kadininʔ sevdiɡi kot͡ʃasina karsiʔ oɡluna karsiʔ kizina karsiʔ Old-Testament-Psalms-074-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınağını yakıp yıktılar. Adını taşıyan konutu kirlettiler.|tapinaɡini jakip jiktilar. adini tasijan konutu kirlettiler. Old-Testament-Ecclesiastes-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimi bilgeliği, deliliği ve akılsızlığı bilmeye adadım. Anladım ki, bu da rüzgârı kovalamakmış.|jureɡimi bilɡeliɡiʔ deliliɡi ve akilsizliɡi bilmeje adadim. anladim kiʔ bu da ruzɡari kovalamakmis. Old-Testament-Joshua-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları çadırın ortasından alıp Yeşu'ya ve bütün İsrael'in çocuklarına getirdiler. Onları Yahve'nin önüne koydular.|onlari t͡ʃadirin ortasindan alip jesuʔja ve butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ɡetirdiler. onlari jahveʔnin onune kojdular. New-Testament-Revelation-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ey gökler ve onlarda oturanlar, sevinin! Yeryüzünün de, denizin de vay başına! Çünkü İblis vaktinin az olduğunu bilerek büyük gazapla üzerinize indi.”|bu nedenleʔ ej ɡokler ve onlarda oturanlarʔ sevinin! jerjuzunun deʔ denizin de vaj basina! t͡ʃunku iblis vaktinin az olduɡunu bilerek bujuk ɡazapla uzerinize indi.” Old-Testament-Numbers-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk Yahve'nin kulağına yakınıyordu. Yahve bunu duyunca öfkesi alevlendi; ve Yahve'nin ateşi onların arasında yandı ve ordugâhın bazı kenar kısımlarını kül etti.|halk jahveʔnin kulaɡina jakinijordu. jahve bunu dujunt͡ʃa ofkesi alevlendi; ve jahveʔnin atesi onlarin arasinda jandi ve orduɡahin bazi kenar kisimlarini kul etti. Old-Testament-Zechariah-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman gözlerimi kaldırıp baktım ve işte, iki kadın vardı; ve rüzgâr onların kanatlarındaydı. Ve leylek kanatları gibi kanatları vardı ve efa sepetini yer ile gökyüzü arasına kaldırdılar.|o zaman ɡozlerimi kaldirip baktim ve isteʔ iki kadin vardi; ve ruzɡar onlarin kanatlarindajdi. ve lejlek kanatlari ɡibi kanatlari vardi ve efa sepetini jer ile ɡokjuzu arasina kaldirdilar. Old-Testament-Isaiah-041-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıplak tepeler üzerinde ırmaklar, vadilerin ortasında pınarlar açacağım. Çölü su havuzu, kuru toprakları su pınarları yapacağım.|t͡ʃiplak tepeler uzerinde irmaklarʔ vadilerin ortasinda pinarlar at͡ʃat͡ʃaɡim. t͡ʃolu su havuzuʔ kuru topraklari su pinarlari japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-057-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi yok oluyor, ama kimse bunu yüreğine koymuyor. Merhametliler alınıp götürülüyor, ama kimse doğrunun kötülüğün önünden alınıp götürüldüğünü görmüyor.|doɡru kisi jok olujorʔ ama kimse bunu jureɡine kojmujor. merhametliler alinip ɡoturulujorʔ ama kimse doɡrunun kotuluɡun onunden alinip ɡoturulduɡunu ɡormujor. New-Testament-Acts-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada Müjde’yi duyurdular.|orada muʒde’ji dujurdular. Old-Testament-Deuteronomy-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız kan yemediğinden emin ol; çünkü kan yaşamdır. Yaşamı etle birlikte yemeyeceksin.|jalniz kan jemediɡinden emin ol; t͡ʃunku kan jasamdir. jasami etle birlikte jemejet͡ʃeksin. Old-Testament-Exodus-030-032|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan bedeni üzerine dökülmeyecek ve derlemesine göre onun benzerini yapmayacaksınız. Bu kutsaldır. Sizin için kutsal olacaktır.|insan bedeni uzerine dokulmejet͡ʃek ve derlemesine ɡore onun benzerini japmajat͡ʃaksiniz. bu kutsaldir. sizin it͡ʃin kutsal olat͡ʃaktir. New-Testament-Revelation-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Başı ve saçları yün gibi ak, kar gibi beyazdı. Gözleri ateş alevine benziyordu.|basi ve sat͡ʃlari jun ɡibi akʔ kar ɡibi bejazdi. ɡozleri ates alevine benzijordu. New-Testament-Philemon-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama senin rızan olmadan hiçbir şey yapmak istemedim. Öyle ki, iyiliğin zorunluluktan değil, gönülden olsun.|ama senin rizan olmadan hit͡ʃbir sej japmak istemedim. ojle kiʔ ijiliɡin zorunluluktan deɡilʔ ɡonulden olsun. Old-Testament-Ezekiel-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh nereye gitmek isterse oraya gidiyorlardı. Ruh oraya gidiyordu. Tekerlekler yanlarında yükseliyordu; çünkü canlı yaratığın ruhu tekerleklerdeydi.|ruh nereje ɡitmek isterse oraja ɡidijorlardi. ruh oraja ɡidijordu. tekerlekler janlarinda jukselijordu; t͡ʃunku t͡ʃanli jaratiɡin ruhu tekerleklerdejdi. New-Testament-Luke-001-069|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârı David’in soyundan bizim için kurtuluş boynuzu çıkardı.|hizmetkari david’in sojundan bizim it͡ʃin kurtulus bojnuzu t͡ʃikardi. New-Testament-Acts-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tanrı'nın sağ eliyle yüceltilmiş ve Baba'dan Kutsal Ruh'un vaadini almış olarak, şimdi sizin bu gördüğünüzü ve işittiğinizi dökmüştür.|bojlet͡ʃe tanriʔnin saɡ elijle jut͡ʃeltilmis ve babaʔdan kutsal ruhʔun vaadini almis olarakʔ simdi sizin bu ɡorduɡunuzu ve isittiɡinizi dokmustur. Old-Testament-Joshua-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu, Yarden'den aldıkları on iki taşı Gilgal'da dikti.|jesuʔ jardenʔden aldiklari on iki tasi ɡilɡalʔda dikti. New-Testament-James-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Altınınız ve gümüşünüz pas tutmuştur. Onların pası size karşı tanıklıkta bulunacak, etinizi ateş gibi yiyecek. Son günlerde hazine biriktirdiniz.|altininiz ve ɡumusunuz pas tutmustur. onlarin pasi size karsi taniklikta bulunat͡ʃakʔ etinizi ates ɡibi jijet͡ʃek. son ɡunlerde hazine biriktirdiniz. Old-Testament-Psalms-150-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlü işlerinden ötürü O’nu övün! Harika büyüklüğüne yaraşır biçimde O’nu övün!|ɡut͡ʃlu islerinden oturu o’nu ovun! harika bujukluɡune jarasir bit͡ʃimde o’nu ovun! New-Testament-2-Timothy-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yeşua Mesih ruhunuzla birlikte olsun. Lütuf sizlerle olsun. Amin.|efendi jesua mesih ruhunuzla birlikte olsun. lutuf sizlerle olsun. amin. New-Testament-1-Timothy-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|bazıları bunu öne sürdüler ve böylece imandan saptılar. Lütuf sizinle birlikte olsun! Amin.|bazilari bunu one surduler ve bojlet͡ʃe imandan saptilar. lutuf sizinle birlikte olsun! amin. Old-Testament-Exodus-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kim bir hayvanla cinsel ilişkiye girerse kesinlikle öldürülecektir.\"\"\"|\"\"\"kim bir hajvanla t͡ʃinsel iliskije ɡirerse kesinlikle oldurulet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve'nin evine kâhinler ve hizmet eden Levililer'in dışında hiç kimse girmesin. Onlar içeri girecekler, çünkü kutsaldırlar; ama bütün halk Yahve'nin buyruklarına uyacaklar.|ant͡ʃak jahveʔnin evine kahinler ve hizmet eden levililerʔin disinda hit͡ʃ kimse ɡirmesin. onlar it͡ʃeri ɡiret͡ʃeklerʔ t͡ʃunku kutsaldirlar; ama butun halk jahveʔnin bujruklarina ujat͡ʃaklar. Old-Testament-Numbers-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon'un çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre teker teker, onlardan sayılanlar, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanların hepsi:|simonʔun t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡore teker tekerʔ onlardan sajilanlarʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlarin hepsi New-Testament-2-Corinthians-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|bizi bu denli büyük bir ölümden kurtaran ve kurtarmaya devam edecek olan Tanrı'ya güvendik. O'nun bizi daha da kurtaracağına dair umudumuzu O'na bağladık,|bizi bu denli bujuk bir olumden kurtaran ve kurtarmaja devam edet͡ʃek olan tanriʔja ɡuvendik. oʔnun bizi daha da kurtarat͡ʃaɡina dair umudumuzu oʔna baɡladikʔ Old-Testament-Exodus-025-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıkları akasya ağacından yapacaksın, onları altınla kaplayacaksın ve masa onlarla taşınacak.|siriklari akasja aɡat͡ʃindan japat͡ʃaksinʔ onlari altinla kaplajat͡ʃaksin ve masa onlarla tasinat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, Yoav'a, \"\"Bana Hititli Uriya'yı gönder\"\" dedi. Yoav, Uriya’yı David'e gönderdi.\"|\"davidʔ joavʔaʔ \"\"bana hititli urijaʔji ɡonder\"\" dedi. joavʔ urija’ji davidʔe ɡonderdi.\" Old-Testament-Exodus-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onların iniltilerini duydu ve Tanrı Avraham'la, İshak'la ve Yakov'la yaptığı antlaşmayı hatırladı.|tanri onlarin iniltilerini dujdu ve tanri avrahamʔlaʔ ishakʔla ve jakovʔla japtiɡi antlasmaji hatirladi. Old-Testament-Ezekiel-037-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, bu kemikler bütün İsrael evidir. İşte onlar, şöyle diyorlar, ‘Kemiklerimiz kurudu, umudumuz kayboldu. Tamamen yok olduk.’|sonra bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ bu kemikler butun israel evidir. iste onlarʔ sojle dijorlarʔ ‘kemiklerimiz kuruduʔ umudumuz kajboldu. tamamen jok olduk.’ New-Testament-Matthew-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Petrus, “İşte, her şeyi bıraktık ve seni izliyoruz. O zaman bizim neyimiz olacak?” diye yanıtladı.|sonra petrusʔ “isteʔ her seji biraktik ve seni izlijoruz. o zaman bizim nejimiz olat͡ʃak?” dije janitladi. Old-Testament-Isaiah-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sofrayı hazırlıyorlar. Nöbeti belirliyorlar. Yiyorlar içiyorlar. Kalkın siz ey beyler, kalkanı yağlayın!|sofraji hazirlijorlar. nobeti belirlijorlar. jijorlar it͡ʃijorlar. kalkin siz ej bejlerʔ kalkani jaɡlajin! Old-Testament-Deuteronomy-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|kendinizi yozlaştırmayasınız ve kendinize herhangi bir biçimde erkek ya da kadın benzerliğinde,|kendinizi jozlastirmajasiniz ve kendinize herhanɡi bir bit͡ʃimde erkek ja da kadin benzerliɡindeʔ Old-Testament-Job-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kötülerin kandili kaç kez söndü, felaketleri başlarına geldi, Tanrı öfkesinde onlara pay olarak keder vermiştir?\"|\"\"\"kotulerin kandili kat͡ʃ kez sonduʔ felaketleri baslarina ɡeldiʔ tanri ofkesinde onlara paj olarak keder vermistir?\" New-Testament-Mark-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dinleyin! İşte, çiftçi tohum ekmek için dışarı çıktı.|“dinlejin! isteʔ t͡ʃiftt͡ʃi tohum ekmek it͡ʃin disari t͡ʃikti. New-Testament-2-Corinthians-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi seviniyorum, kederlenmenize değil, bu kederin sizi tövbeye sevketmiş olmasına seviniyorum. Tanrısal yolla kederlendiniz. Böylelikle tarafımızdan size hiçbir zarar gelmedi.|ama simdi sevinijorumʔ kederlenmenize deɡilʔ bu kederin sizi tovbeje sevketmis olmasina sevinijorum. tanrisal jolla kederlendiniz. bojlelikle tarafimizdan size hit͡ʃbir zarar ɡelmedi. Old-Testament-Deuteronomy-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bu sözleri dağda ateşin, bulutun ve koyu karanlığın içinden yüksek sesle tüm topluluğunuza söyledi. Başka bir şey eklemedi. Bunları iki taş levhaya yazdı ve onları bana verdi.|jahve bu sozleri daɡda atesinʔ bulutun ve koju karanliɡin it͡ʃinden juksek sesle tum topluluɡunuza sojledi. baska bir sej eklemedi. bunlari iki tas levhaja jazdi ve onlari bana verdi. Old-Testament-Psalms-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye övgüler olsun, çünkü dileklerimin sesini duydu.|jahve’je ovɡuler olsunʔ t͡ʃunku dileklerimin sesini dujdu. Old-Testament-Job-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine İyov kalktı, cübbesini yırttı, başını tıraş etti, yere kapanıp tapındı.|bunun uzerine ijov kalktiʔ t͡ʃubbesini jirttiʔ basini tiras ettiʔ jere kapanip tapindi. New-Testament-Revelation-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, beyaz bir bulut ve bulutun üzerinde insanoğlu gibi oturan, başında altından bir taç, elinde keskin bir orak olan birini gördüm.|isteʔ bejaz bir bulut ve bulutun uzerinde insanoɡlu ɡibi oturanʔ basinda altindan bir tat͡ʃʔ elinde keskin bir orak olan birini ɡordum. Old-Testament-Ezekiel-030-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘Yahve şöyle diyor: \"\"Mısır'ı destekleyenler de düşecek. Gücünün övünçü aşağı inecek. Sevene Kulesi'nden ötesi kılıçla düşecekler.\"\" Diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"“‘jahve sojle dijor \"\"misirʔi desteklejenler de duset͡ʃek. ɡut͡ʃunun ovunt͡ʃu asaɡi inet͡ʃek. sevene kulesiʔnden otesi kilit͡ʃla duset͡ʃekler.\"\" dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Isaiah-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım Yeni Aylar'ınızdan ve belirlenmiş bayramlarınızdan nefret ediyor. Onlar bana yüktür. Bunları taşımaktan yoruldum.|t͡ʃanim jeni ajlarʔinizdan ve belirlenmis bajramlarinizdan nefret edijor. onlar bana juktur. bunlari tasimaktan joruldum. Old-Testament-Jeremiah-032-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü İsrael’in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: ‘Bu ülkede yine evler, tarlalar ve bağlar satın alınacak.'\"\"\"|\"t͡ʃunku israel’in tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor ‘bu ulkede jine evlerʔ tarlalar ve baɡlar satin alinat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Amos-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her sunağın yanında rehin alınan giysiler üzerinde yatıyorlar. Tanrıları'nın evinde cezaya çarptırılanların şarabını içiyorlar.|her sunaɡin janinda rehin alinan ɡijsiler uzerinde jatijorlar. tanrilariʔnin evinde t͡ʃezaja t͡ʃarptirilanlarin sarabini it͡ʃijorlar. New-Testament-1-Corinthians-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Kardeşler, Tanrı’nın tanıklığını bildirmek için size geldiğimde, üstün bir konuşmacı olarak ya da bilgelikle gelmedim.|ej kardeslerʔ tanri’nin tanikliɡini bildirmek it͡ʃin size ɡeldiɡimdeʔ ustun bir konusmat͡ʃi olarak ja da bilɡelikle ɡelmedim. Old-Testament-Ezekiel-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Arpa pidesi gibi yiyeceksin ve insandan çıkan dışkıyla onların gözü önünde pişireceksin.”|arpa pidesi ɡibi jijet͡ʃeksin ve insandan t͡ʃikan diskijla onlarin ɡozu onunde pisiret͡ʃeksin.” Old-Testament-Jeremiah-025-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin kızgın öfkesi yüzünden esenlik ağılları susturuldu.|jahveʔnin kizɡin ofkesi juzunden esenlik aɡillari susturuldu. Old-Testament-Job-042-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İyov kocamış ve günlere doymuş olarak öldü.|bojlet͡ʃe ijov kot͡ʃamis ve ɡunlere dojmus olarak oldu. Old-Testament-Psalms-115-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Aron Evi, Yahve’ye güvenin! O’dur onların yardımcısı ve kalkanı.|ej aron eviʔ jahve’je ɡuvenin! o’dur onlarin jardimt͡ʃisi ve kalkani. Old-Testament-Psalms-106-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve’nin öfkesi halkına karşı tutuştu. Mirasından nefret etti.|bu juzden jahve’nin ofkesi halkina karsi tutustu. mirasindan nefret etti. Old-Testament-Numbers-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balak ona, “Lütfen benimle birlikte onları görebileceğin başka bir yere gel” dedi. \"\"Sadece bir kısmını göreceksin, hepsini görmeyeceksin. Benim için onlara oradan lanet et.”\"|\"balak onaʔ “lutfen benimle birlikte onlari ɡorebilet͡ʃeɡin baska bir jere ɡel” dedi. \"\"sadet͡ʃe bir kismini ɡoret͡ʃeksinʔ hepsini ɡormejet͡ʃeksin. benim it͡ʃin onlara oradan lanet et.”\" New-Testament-Mark-006-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Kaç ekmeğiniz var? Gidip bakın” dedi. Öğrenip, “Beş ekmek ile iki balık” dediler.|jesua onlaraʔ “kat͡ʃ ekmeɡiniz var? ɡidip bakin” dedi. oɡrenipʔ “bes ekmek ile iki balik” dediler. Old-Testament-Proverbs-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağını çevir ve bilgelerin sözlerini dinle. Yüreğin öğrettiklerimi uygulasın.|kulaɡini t͡ʃevir ve bilɡelerin sozlerini dinle. jureɡin oɡrettiklerimi ujɡulasin. Old-Testament-Proverbs-003-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin laneti kötülerin evindedir, ama doğruların oturduğu yeri kutsar.|jahveʔnin laneti kotulerin evindedirʔ ama doɡrularin oturduɡu jeri kutsar. Old-Testament-1-Chronicles-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Batıya doğru Parbar için, geçitte dört ve Parbar'da iki.|batija doɡru parbar it͡ʃinʔ ɡet͡ʃitte dort ve parbarʔda iki. New-Testament-Revelation-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanıklıklarını bitirdiklerinde, Abis'ten çıkan canavar onlarla savaşacak, onları yenip öldürecek.|tanikliklarini bitirdiklerindeʔ abisʔten t͡ʃikan t͡ʃanavar onlarla savasat͡ʃakʔ onlari jenip olduret͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-041-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, bunu Yahve'nin elinin yaptığını, bunu İsrael'in Kutsalı'nın yarattığını görebilsinler, bilsinler, düşünsünler ve birlikte anlasınlar.|ta kiʔ bunu jahveʔnin elinin japtiɡiniʔ bunu israelʔin kutsaliʔnin jarattiɡini ɡorebilsinlerʔ bilsinlerʔ dusunsunler ve birlikte anlasinlar. Old-Testament-Ezekiel-027-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Adaların bütün sakinleri sana şaştı, ve kralları dehşet verici bir şekilde korktular. Yüzlerinde sıkıntı var.|adalarin butun sakinleri sana sastiʔ ve krallari dehset verit͡ʃi bir sekilde korktular. juzlerinde sikinti var. Old-Testament-Genesis-044-012|und|SPEAKER_00_Turkish|En büyüğünden en küçüğüne kadar aradı. Kâse Benyamin'in çuvalında bulundu.|en bujuɡunden en kut͡ʃuɡune kadar aradi. kase benjaminʔin t͡ʃuvalinda bulundu. Old-Testament-Psalms-078-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayadan dereler çıkardı, suları ırmaklar gibi akıttı.|kajadan dereler t͡ʃikardiʔ sulari irmaklar ɡibi akitti. Old-Testament-2-Samuel-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gov'da Filistliler ile yine savaş çıktı. Beytlehemli Yaare Oregim oğlu Elhanan, Gatlı Golyat'ın kardeşini öldürdü. Golyat'ın mızrağının değneği dokumacı kirişi gibiydi.|ɡovʔda filistliler ile jine savas t͡ʃikti. bejtlehemli jaare oreɡim oɡlu elhananʔ ɡatli ɡoljatʔin kardesini oldurdu. ɡoljatʔin mizraɡinin deɡneɡi dokumat͡ʃi kirisi ɡibijdi. Old-Testament-Jeremiah-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınızın Mısır diyarından çıktığı günden bu yana, her gün erken davranıp göndererek, size bütün hizmetkârlarımı, peygamberleri gönderdim.|atalarinizin misir dijarindan t͡ʃiktiɡi ɡunden bu janaʔ her ɡun erken davranip ɡondererekʔ size butun hizmetkarlarimiʔ pejɡamberleri ɡonderdim. Old-Testament-Job-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinleri soyulmuş olarak sürer, güçlüleri devirir.|kahinleri sojulmus olarak surerʔ ɡut͡ʃluleri devirir. Old-Testament-Proverbs-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ki, karanlığın yollarında yürümek için doğruluk yolundan ayrılır,|onlar kiʔ karanliɡin jollarinda jurumek it͡ʃin doɡruluk jolundan ajrilirʔ New-Testament-Matthew-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler Yeşua’ya geldiler, O’nu sınayarak, “Erkeğin herhangi bir nedenle karısını boşaması Yasa’ya uygun mudur?” dediler.|ferisiler jesua’ja ɡeldilerʔ o’nu sinajarakʔ “erkeɡin herhanɡi bir nedenle karisini bosamasi jasa’ja ujɡun mudur?” dediler. Old-Testament-Proverbs-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Başına zarif bir çelenk verecektir. Sana ihtişam tacı sunacaktır.\"\"\"|\"basina zarif bir t͡ʃelenk veret͡ʃektir. sana ihtisam tat͡ʃi sunat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-John-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Baba’nın benim adımla göndereceği Tesellici, Kutsal Ruh size her şeyi öğretecek ve söylediklerimin hepsini size hatırlatacak.|ama baba’nin benim adimla ɡonderet͡ʃeɡi tesellit͡ʃiʔ kutsal ruh size her seji oɡretet͡ʃek ve sojlediklerimin hepsini size hatirlatat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Mısır Kralı Şişak Yeruşalem'e karşı geldi ve Yahve'nin evinin hazinelerini ve kral evinin hazinelerini alıp götürdü. Hepsini alıp götürdü. Solomon'un yapmış olduğu altın kalkanları da alıp götürdü.|bojlet͡ʃe misir krali sisak jerusalemʔe karsi ɡeldi ve jahveʔnin evinin hazinelerini ve kral evinin hazinelerini alip ɡoturdu. hepsini alip ɡoturdu. solomonʔun japmis olduɡu altin kalkanlari da alip ɡoturdu. Old-Testament-Joshua-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır, kuzeydeki Refaim Vadisi'ndeki Hinnom Oğlu Vadisi'nin önündeki dağın en uzak kısmına kadar iniyordu. Hinnom Vadisi'ne, Yeuslular'ın güneyine doğru iniyor ve En Rogel'e kadar iniyordu.|sinirʔ kuzejdeki refaim vadisiʔndeki hinnom oɡlu vadisiʔnin onundeki daɡin en uzak kismina kadar inijordu. hinnom vadisiʔneʔ jeuslularʔin ɡunejine doɡru inijor ve en roɡelʔe kadar inijordu. Old-Testament-Daniel-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrım meleğini gönderdi ve aslanların ağızlarını kapattı, ve bana zarar vermediler, çünkü onun önünde bende suç bulunmadı; ve senin önünde de, ey kral, hiçbir kötülük yapmadım.\"\" dedi.\"|\"tanrim meleɡini ɡonderdi ve aslanlarin aɡizlarini kapattiʔ ve bana zarar vermedilerʔ t͡ʃunku onun onunde bende sut͡ʃ bulunmadi; ve senin onunde deʔ ej kralʔ hit͡ʃbir kotuluk japmadim.\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Kings-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Adoniya, En Rogel'in yanındaki Sohelet taşının yanında koyun, sığır ve besili hayvanlar kesti; ve bütün kardeşlerini, kralın oğullarını ve kralın hizmetkârları olan Yahudalılar'ı çağırdı;|adonijaʔ en roɡelʔin janindaki sohelet tasinin janinda kojunʔ siɡir ve besili hajvanlar kesti; ve butun kardesleriniʔ kralin oɡullarini ve kralin hizmetkarlari olan jahudalilarʔi t͡ʃaɡirdi; Old-Testament-Proverbs-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksul merhamet diler, zengin sert yanıt verir.|joksul merhamet dilerʔ zenɡin sert janit verir. Old-Testament-Job-034-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü oldukları için onları vurur, başkalarının gözü önünde;|kotu olduklari it͡ʃin onlari vururʔ baskalarinin ɡozu onunde; Old-Testament-Joshua-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok günler sonra, Yahve İsrael'i çevresindeki bütün düşmanlarından rahat verdiği ve Yeşu yaşlanıp yılları oldukça ilerlediği zaman,|t͡ʃok ɡunler sonraʔ jahve israelʔi t͡ʃevresindeki butun dusmanlarindan rahat verdiɡi ve jesu jaslanip jillari oldukt͡ʃa ilerlediɡi zamanʔ Old-Testament-Zechariah-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çobanların yas sesi! Çünkü onların görkemi yok edildi, genç aslanların kükremesi sesi! Çünkü Yarden'in gururu harap edildi.|t͡ʃobanlarin jas sesi! t͡ʃunku onlarin ɡorkemi jok edildiʔ ɡent͡ʃ aslanlarin kukremesi sesi! t͡ʃunku jardenʔin ɡururu harap edildi. Old-Testament-Judges-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği Gilgal'dan Bokim'e çıktı. Ve şöyle dedi, \"\"Sizi Mısır'dan çıkardım ve atalarınıza vermeye ant içtiğim ülkeye getirdim. 'Sizinle olan antlaşmamı asla bozmayacağım dedim.\"|\"jahveʔnin meleɡi ɡilɡalʔdan bokimʔe t͡ʃikti. ve sojle dediʔ \"\"sizi misirʔdan t͡ʃikardim ve atalariniza vermeje ant it͡ʃtiɡim ulkeje ɡetirdim. ʔsizinle olan antlasmami asla bozmajat͡ʃaɡim dedim.\" Old-Testament-Exodus-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'la konuştu ve onlara İsrael'in çocuklarına ve Mısır Kralı Firavun'a, İsrael'in çocuklarını Mısır diyarından çıkarmaları buyruğunu verdi.|jahve mose ve aronʔla konustu ve onlara israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ve misir krali firavunʔaʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini misir dijarindan t͡ʃikarmalari bujruɡunu verdi. Old-Testament-Judges-020-048|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler yine Benyamin'in çocuklarına karşı döndüler ve onları, bütün kenti, hayvanları ve buldukları her şeyi kılıçtan geçirdiler. Dahası buldukları bütün kentleri ateşe verdiler.|israelliler jine benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarina karsi donduler ve onlariʔ butun kentiʔ hajvanlari ve bulduklari her seji kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler. dahasi bulduklari butun kentleri atese verdiler. New-Testament-Matthew-025-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek vermediniz. Susamıştım bana içecek vermediniz.|t͡ʃunku at͡ʃikmistimʔ bana jijet͡ʃek vermediniz. susamistim bana it͡ʃet͡ʃek vermediniz. Old-Testament-1-Chronicles-009-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Miklot, Şimeam'ın babası oldu. Onlar da akrabalarının yanında, Yeruşalem'de onlara yakın yaşıyorlardı.|miklotʔ simeamʔin babasi oldu. onlar da akrabalarinin janindaʔ jerusalemʔde onlara jakin jasijorlardi. Old-Testament-Psalms-055-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüm üzerlerine ansızın gelsin. Diri diri Şeol'e insinler. Çünkü kötülük onların arasında, evlerinin içindedir.|olum uzerlerine ansizin ɡelsin. diri diri seolʔe insinler. t͡ʃunku kotuluk onlarin arasindaʔ evlerinin it͡ʃindedir. Old-Testament-Leviticus-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinin elindeki yağın geri kalanını, Yahve'nin önünde kefaret etmek üzere temiz kılınacak insanın başı üzerine sürecek.|kahinin elindeki jaɡin ɡeri kalaniniʔ jahveʔnin onunde kefaret etmek uzere temiz kilinat͡ʃak insanin basi uzerine suret͡ʃek. Old-Testament-Numbers-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bunu duyunca yüzüstü kapandı.|mose bunu dujunt͡ʃa juzustu kapandi. Old-Testament-Genesis-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham koyun ve sığır alıp Avimelek'e verdi. İkisi bir antlaşma yaptılar.|avraham kojun ve siɡir alip avimelekʔe verdi. ikisi bir antlasma japtilar. Old-Testament-Job-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|her sabah onu ziyaret edip her an onu sınayasın?|her sabah onu zijaret edip her an onu sinajasin? Old-Testament-Psalms-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Oklarını gönderip onları dağıttı. Onları büyük yıldırımlarla bozguna uğrattı.|oklarini ɡonderip onlari daɡitti. onlari bujuk jildirimlarla bozɡuna uɡratti. Old-Testament-Isaiah-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman, \"\"Efendi, ne kadar süre?\"\" dedim. Şöyle yanıt verdi: \"\"Kentler oturan olmadan ıssız kalana, evler insansız kalana, ülke tamamen ıssız olana kadar,\"|\"o zamanʔ \"\"efendiʔ ne kadar sure?\"\" dedim. sojle janit verdi \"\"kentler oturan olmadan issiz kalanaʔ evler insansiz kalanaʔ ulke tamamen issiz olana kadarʔ\" Old-Testament-Deuteronomy-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman onunla yatan adam kadının babasına elli şekel gümüş verecektir. Onu alçalttığı için kadın onun karısı olacaktır. Adam bütün günlerince onu bir kenara bırakamayacaktır.|o zaman onunla jatan adam kadinin babasina elli sekel ɡumus veret͡ʃektir. onu alt͡ʃalttiɡi it͡ʃin kadin onun karisi olat͡ʃaktir. adam butun ɡunlerint͡ʃe onu bir kenara birakamajat͡ʃaktir. Old-Testament-Nehemiah-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Duvarları yapanlar ve yük taşıyanlar kendilerini yüklediler; herkes bir eliyle iş yapıyor, öbür eliyle de silahını tutuyordu.|duvarlari japanlar ve juk tasijanlar kendilerini juklediler; herkes bir elijle is japijorʔ obur elijle de silahini tutujordu. Old-Testament-1-Samuel-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Haber getiren adam, “İsraelliler Filistliler’in önünden kaçtılar ve halk arasında büyük bir kıyım oldu. İki oğlun da, Hofni ve Pinehas, öldüler ve Tanrı’nın Sandığı ele geçirildi.” diye yanıt verdi.|haber ɡetiren adamʔ “israelliler filistliler’in onunden kat͡ʃtilar ve halk arasinda bujuk bir kijim oldu. iki oɡlun daʔ hofni ve pinehasʔ olduler ve tanri’nin sandiɡi ele ɡet͡ʃirildi.” dije janit verdi. New-Testament-Ephesians-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yapı, Efendi’de kutsal bir tapınak olmak üzere O’nda kenetlenip yükseliyor.|butun japiʔ efendi’de kutsal bir tapinak olmak uzere o’nda kenetlenip jukselijor. Old-Testament-1-Samuel-025-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaklaşık on gün sonra Yahve, Naval'ı vurdu, o da öldü.|jaklasik on ɡun sonra jahveʔ navalʔi vurduʔ o da oldu. Old-Testament-Genesis-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa tufan sularından ötürü oğulları, karısı ve oğullarının karılarıyla birlikte gemiye bindi.|noa tufan sularindan oturu oɡullariʔ karisi ve oɡullarinin karilarijla birlikte ɡemije bindi. Old-Testament-Isaiah-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|ve yargıda oturana adalet ruhu ve kapıdaki savaşı geri döndürenlere güç olacak.|ve jarɡida oturana adalet ruhu ve kapidaki savasi ɡeri dondurenlere ɡut͡ʃ olat͡ʃak. New-Testament-1-Corinthians-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden biz her saat tehlikede bulunuyoruz?|neden biz her saat tehlikede bulunujoruz? Old-Testament-Ezekiel-036-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Çünkü sizi ulusların arasından alacağım, bütün ülkelerden toplayacağım ve kendi ülkenize getireceğim.\"|\"\"\"\"\"ʔt͡ʃunku sizi uluslarin arasindan alat͡ʃaɡimʔ butun ulkelerden toplajat͡ʃaɡim ve kendi ulkenize ɡetiret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Psalms-098-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Arpla Yahve’ye ezgiler söyleyin, arp ve melodiyle ezgiler söyleyin.|arpla jahve’je ezɡiler sojlejinʔ arp ve melodijle ezɡiler sojlejin. Old-Testament-Psalms-145-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve lütufkârdır, merhametlidir, yavaş öfkelenir, sevgi dolu iyiliği büyüktür.|jahve lutufkardirʔ merhametlidirʔ javas ofkelenirʔ sevɡi dolu ijiliɡi bujuktur. Old-Testament-Genesis-037-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Şimdi git, kardeşlerinin ve sürünün iyi olup olmadığına bak ve bana bildir” dedi. Onu Hebron vadisinden gönderdi ve Şekem'e vardı.|onaʔ “simdi ɡitʔ kardeslerinin ve surunun iji olup olmadiɡina bak ve bana bildir” dedi. onu hebron vadisinden ɡonderdi ve sekemʔe vardi. Old-Testament-Psalms-146-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yabancıları korur. Yetime ve dul kadına destek olur, kötülerin yolunuysa altüst eder.|jahve jabant͡ʃilari korur. jetime ve dul kadina destek olurʔ kotulerin jolunujsa altust eder. Old-Testament-1-Chronicles-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Vadide bulunan bütün İsraelliler, onların kaçtıklarını ve Saul'un ve oğullarının öldüklerini görünce, kentlerini terk edip kaçtılar; Filistliler de gelip içlerinde yaşamaya başladılar.|vadide bulunan butun israellilerʔ onlarin kat͡ʃtiklarini ve saulʔun ve oɡullarinin olduklerini ɡorunt͡ʃeʔ kentlerini terk edip kat͡ʃtilar; filistliler de ɡelip it͡ʃlerinde jasamaja basladilar. Old-Testament-Jeremiah-042-016|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman öyle olacak ki, korktuğunuz kılıç orada, Mısır diyarında size yetişecek ve korktuğunuz kıtlık orada, Mısır'da, ardınızda yakın takipte olacak ve orada öleceksiniz.|o zaman ojle olat͡ʃak kiʔ korktuɡunuz kilit͡ʃ oradaʔ misir dijarinda size jetiset͡ʃek ve korktuɡunuz kitlik oradaʔ misirʔdaʔ ardinizda jakin takipte olat͡ʃak ve orada olet͡ʃeksiniz. New-Testament-Philippians-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların sonu yıkımdır, tanrıları karınlarıdır. Ayıplarıyla övünürler, dünyasal şeyleri düşünürler.|onlarin sonu jikimdirʔ tanrilari karinlaridir. ajiplarijla ovunurlerʔ dunjasal sejleri dusunurler. Old-Testament-Hosea-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürekleri bölündü. Şimdi suçlu bulunacaklar. Sunaklarını yıkacak. Dikili taşlarını yok edecek.|jurekleri bolundu. simdi sut͡ʃlu bulunat͡ʃaklar. sunaklarini jikat͡ʃak. dikili taslarini jok edet͡ʃek. New-Testament-Philippians-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Tanrı’nın her anlayışı aşan esenliği Mesih Yeşua aracılığıyla yüreklerinizi ve düşüncelerinizi koruyacaktır.|ve tanri’nin her anlajisi asan esenliɡi mesih jesua arat͡ʃiliɡijla jureklerinizi ve dusunt͡ʃelerinizi korujat͡ʃaktir. Old-Testament-Judges-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ama zeytin ağacı onlara şöyle dedi: 'Benim aracılığımla Tanrı'yı ve insanı onurlandırdıkları yağımı üretmeyi bırakıp, ağaçların üzerinde ileri geri sallanmaya mı gideyim?'\"\"\"|\"“ama zejtin aɡat͡ʃi onlara sojle dedi ʔbenim arat͡ʃiliɡimla tanriʔji ve insani onurlandirdiklari jaɡimi uretmeji birakipʔ aɡat͡ʃlarin uzerinde ileri ɡeri sallanmaja mi ɡidejim?ʔ\"\"\" Old-Testament-Numbers-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu için bir genç boğa, bir koç ve bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu it͡ʃin bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃ ve bir jasinda bir erkek kuzu; New-Testament-2-Corinthians-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı şöyle diyor: “Uygun zamanda seni işittim. Kurtuluş gününde sana yardım ettim.” İşte, uygun zaman şimdidir. Kurtuluş günü de işte şimdidir.|t͡ʃunku tanri sojle dijor “ujɡun zamanda seni isittim. kurtulus ɡununde sana jardim ettim.” isteʔ ujɡun zaman simdidir. kurtulus ɡunu de iste simdidir. Old-Testament-Deuteronomy-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bugün sana buyurduğum buyrukları, kuralları ve ilkeleri tutacaksın.|bu nedenleʔ buɡun sana bujurduɡum bujruklariʔ kurallari ve ilkeleri tutat͡ʃaksin. Old-Testament-Numbers-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bölüğü ve ondan sayılanlar elli yedi bin dört yüz kişiydi.\"\"\"|\"onun boluɡu ve ondan sajilanlar elli jedi bin dort juz kisijdi.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-040-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adam bana şöyle dedi, \"\"Ey insanoğlu, gözlerinle gör, kulaklarınla duy ve sana göstereceğim her şeye yüreğini koy; çünkü sana göstereyim diye buraya getirildin. Gördüğün her şeyi İsrael evine bildir.\"\"\"|\"adam bana sojle dediʔ \"\"ej insanoɡluʔ ɡozlerinle ɡorʔ kulaklarinla duj ve sana ɡosteret͡ʃeɡim her seje jureɡini koj; t͡ʃunku sana ɡosterejim dije buraja ɡetirildin. ɡorduɡun her seji israel evine bildir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük edenlerin hiçbirinin bilgisi yok mu? Halkımı ekmek yer gibi yiyorlar. Yahve’yi çağırmıyorlar.|kotuluk edenlerin hit͡ʃbirinin bilɡisi jok mu? halkimi ekmek jer ɡibi jijorlar. jahve’ji t͡ʃaɡirmijorlar. Old-Testament-Jeremiah-032-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, onlara iyilik etmekle sevineceğim ve onları kesinlikle bütün yüreğimle ve bütün canımla bu ülkeye dikeceğim.”|evetʔ onlara ijilik etmekle sevinet͡ʃeɡim ve onlari kesinlikle butun jureɡimle ve butun t͡ʃanimla bu ulkeje diket͡ʃeɡim.” Old-Testament-Ruth-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Naomi gitti, gelip tarlada orakçıların ardından başak topladı; ve Elimelek soyundan Boaz'ın tarlasındaki paya denk geldi.|naomi ɡittiʔ ɡelip tarlada orakt͡ʃilarin ardindan basak topladi; ve elimelek sojundan boazʔin tarlasindaki paja denk ɡeldi. Old-Testament-Exodus-036-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Çerçeveleri altınla kapladı, kirişlerin yeri olarak onların halkalarını altın yaptı, kirişleri de altınla kapladı.|t͡ʃert͡ʃeveleri altinla kapladiʔ kirislerin jeri olarak onlarin halkalarini altin japtiʔ kirisleri de altinla kapladi. Old-Testament-Psalms-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni kötülerle, kötülüğün işçileriyle aynı yere çekme. Onlar komşularıyla barış konuşurlar ama yüreklerinde kötülük vardır.|beni kotulerleʔ kotuluɡun ist͡ʃilerijle ajni jere t͡ʃekme. onlar komsularijla baris konusurlar ama jureklerinde kotuluk vardir. New-Testament-Ephesians-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh’un birliğini esenlik bağıyla korumaya gayret edin.|ruh’un birliɡini esenlik baɡijla korumaja ɡajret edin. Old-Testament-Proverbs-026-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalancı dil incittiği kişilerden nefret eder, yaltaklanan ağız da harap eder.|jalant͡ʃi dil int͡ʃittiɡi kisilerden nefret ederʔ jaltaklanan aɡiz da harap eder. New-Testament-Matthew-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben de yetki altında bir adamım, altımda askerlerim var. Birine ‘Git’ derim, gider; diğerine ‘Gel’ derim, gelir; hizmetçime ‘Şunu yap’ derim, o da yapar.”|t͡ʃunku ben de jetki altinda bir adamimʔ altimda askerlerim var. birine ‘ɡit’ derimʔ ɡider; diɡerine ‘ɡel’ derimʔ ɡelir; hizmett͡ʃime ‘sunu jap’ derimʔ o da japar.” Old-Testament-1-Chronicles-006-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak kentin tarlalarını ve köylerini Yefunne oğlu Kalev'e verdiler.|ant͡ʃak kentin tarlalarini ve kojlerini jefunne oɡlu kalevʔe verdiler. New-Testament-Matthew-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Zerubbabil Avihut’un babasıydı. Avihut Elyakim’in babasıydı. Elyakim Azor’un babasıydı.|zerubbabil avihut’un babasijdi. avihut eljakim’in babasijdi. eljakim azor’un babasijdi. Old-Testament-Genesis-043-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğleyin Yosef’in gelişine kadar hediyeler hazırladılar. Orada ekmek yiyeceklerini duymuşlardı.|oɡlejin josef’in ɡelisine kadar hedijeler hazirladilar. orada ekmek jijet͡ʃeklerini dujmuslardi. Old-Testament-Ecclesiastes-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey ülke, kralın çocuk olduğunda, beylerin de sabahleyin yemek yediklerinde, vay haline!|ej ulkeʔ kralin t͡ʃot͡ʃuk olduɡundaʔ bejlerin de sabahlejin jemek jediklerindeʔ vaj haline! New-Testament-Matthew-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan koyundan ne kadar daha değerlidir! Bu nedenle Şabat Günü iyilik yapmak Yasa’ya uygundur.”|insan kojundan ne kadar daha deɡerlidir! bu nedenle sabat ɡunu ijilik japmak jasa’ja ujɡundur.” Old-Testament-Job-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Derinlik, 'Benim içimde değil' der. Deniz, 'Benim yanımda değil' der.|derinlikʔ ʔbenim it͡ʃimde deɡilʔ der. denizʔ ʔbenim janimda deɡilʔ der. Old-Testament-Hosea-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sözleri yanına al ve Yahve'ye dönün. O'na deyin, \"\"Bütün günahlarımızı bağışla, ve iyi olanı kabul et; öyle ki, dudaklarımızın adadığı gibi boğalar sunalım.\"|\"sozleri janina al ve jahveʔje donun. oʔna dejinʔ \"\"butun ɡunahlarimizi baɡislaʔ ve iji olani kabul et; ojle kiʔ dudaklarimizin adadiɡi ɡibi boɡalar sunalim.\" Old-Testament-1-Kings-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ülkeyi aralarında bölüştüler ve içinden geçtiler. Ahav tek başına bir yoldan, Ovadya tek başına başka bir yoldan gitti.|bojlet͡ʃe ulkeji aralarinda bolustuler ve it͡ʃinden ɡet͡ʃtiler. ahav tek basina bir joldanʔ ovadja tek basina baska bir joldan ɡitti. Old-Testament-1-Samuel-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael’in Güçlüsü de ne yalan söyler ne de tövbe eder; çünkü o insan değil ki tövbe etsin.”\"|\"\"\"israel’in ɡut͡ʃlusu de ne jalan sojler ne de tovbe eder; t͡ʃunku o insan deɡil ki tovbe etsin.”\" Old-Testament-Job-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gözlerimle bir antlaşma yaptım; o zaman genç bir kadına şehvetle nasıl bakarım?|“ɡozlerimle bir antlasma japtim; o zaman ɡent͡ʃ bir kadina sehvetle nasil bakarim? Old-Testament-Ezra-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bani'nin çocukları, altı yüz kırk iki.|baniʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ alti juz kirk iki. New-Testament-2-Corinthians-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle ona olan sevginizi onaylamanızı rica ediyorum.|bu nedenle ona olan sevɡinizi onajlamanizi rit͡ʃa edijorum. New-Testament-Matthew-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ardına dönüp onu görünce, “Kızım, cesur ol! İmanın seni iyi etti” dedi. Ve kadın o saatte iyi oldu.|jesua ardina donup onu ɡorunt͡ʃeʔ “kizimʔ t͡ʃesur ol! imanin seni iji etti” dedi. ve kadin o saatte iji oldu. Old-Testament-Psalms-044-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlar başımıza geldi, yine de seni unutmadık. Antlaşmana ihanet etmedik.|butun bunlar basimiza ɡeldiʔ jine de seni unutmadik. antlasmana ihanet etmedik. New-Testament-Revelation-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece olmayacak, kandil ışığına da güneş ışığına da ihtiyaçları olmayacak. Çünkü Efendi Tanrı onları aydınlatacak. Sonsuza dek hüküm sürecekler.|ɡet͡ʃe olmajat͡ʃakʔ kandil isiɡina da ɡunes isiɡina da ihtijat͡ʃlari olmajat͡ʃak. t͡ʃunku efendi tanri onlari ajdinlatat͡ʃak. sonsuza dek hukum suret͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-007-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; Old-Testament-Psalms-056-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, adakların üzerimdedir, sana şükran kurbanları sunacağım.|ej tanriʔ adaklarin uzerimdedirʔ sana sukran kurbanlari sunat͡ʃaɡim. New-Testament-1-John-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları, Tanrı Oğlu’nun adına iman eden sizlere, sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz ve Tanrı Oğlu’nun adına iman etmeye sürdüresiniz diye yazdım.|bunlariʔ tanri oɡlu’nun adina iman eden sizlereʔ sonsuz jasama sahip olduɡunuzu bilesiniz ve tanri oɡlu’nun adina iman etmeje surduresiniz dije jazdim. Old-Testament-2-Kings-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı ve atası David'in bütün yollarında yürüdü, sağa sola sapmadı.|jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti ve atasi davidʔin butun jollarinda juruduʔ saɡa sola sapmadi. Old-Testament-Proverbs-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye karşı ne bilgelik, ne anlayış, ne de öğüt vardır.|jahveʔje karsi ne bilɡelikʔ ne anlajisʔ ne de oɡut vardir. Old-Testament-1-Kings-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Baaşa Yahuda'ya karşı çıktı ve Rama'yı bina etti; böylece Yahuda Kralı Asa'nın yanına kimsenin girip çıkmasına izin vermedi.|israel krali baasa jahudaʔja karsi t͡ʃikti ve ramaʔji bina etti; bojlet͡ʃe jahuda krali asaʔnin janina kimsenin ɡirip t͡ʃikmasina izin vermedi. New-Testament-1-Corinthians-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mektubumda size zina edenlerle arkadaşlık etmemenizi yazdım.|mektubumda size zina edenlerle arkadaslik etmemenizi jazdim. Old-Testament-Numbers-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Leviticus-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin onun için Yahve'nin önünde kefaret edecek ve suçlu sayılmış olmak için ne yapmış olursa olsun bağışlanacaktır.\"\"\"|\"kahin onun it͡ʃin jahveʔnin onunde kefaret edet͡ʃek ve sut͡ʃlu sajilmis olmak it͡ʃin ne japmis olursa olsun baɡislanat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Genesis-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş batıp karanlık çökünce, bu parçaların arasından tüten bir fırın ve yanan bir meşale geçti.|ɡunes batip karanlik t͡ʃokunt͡ʃeʔ bu part͡ʃalarin arasindan tuten bir firin ve janan bir mesale ɡet͡ʃti. Old-Testament-2-Chronicles-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızgın öfkesi bizden dönsün diye, şimdi, İsrael'in Tanrısı Yahve ile bir antlaşma yapmak yüreğimdedir.|kizɡin ofkesi bizden donsun dijeʔ simdiʔ israelʔin tanrisi jahve ile bir antlasma japmak jureɡimdedir. Old-Testament-Isaiah-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kötülerin asasını, hükümdarların asasını kırdı,|jahve kotulerin asasiniʔ hukumdarlarin asasini kirdiʔ Old-Testament-1-Samuel-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi seçtiğiniz ve istediğiniz kralı görün. İşte, Yahve sizin üzerinize bir kral koydu.|simdi set͡ʃtiɡiniz ve istediɡiniz krali ɡorun. isteʔ jahve sizin uzerinize bir kral kojdu. Old-Testament-Psalms-120-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlünün sivri oklarıyla, ardıç kömürü.|ɡut͡ʃlunun sivri oklarijlaʔ ardit͡ʃ komuru. New-Testament-Luke-022-047|und|SPEAKER_00_Turkish|O daha konuşurken bir kalabalık belirdi. Onikiler’den biri, Yahuda onlara öncülük ediyordu. Yahuda öpmek için Yeşua’ya yaklaştı.|o daha konusurken bir kalabalik belirdi. onikiler’den biriʔ jahuda onlara ont͡ʃuluk edijordu. jahuda opmek it͡ʃin jesua’ja jaklasti. Old-Testament-Leviticus-025-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer mülkü olan kentteki satılmış evi geri alabilirler, Jübile'de serbest bırakılacaktır, çünkü Levililer'in kentlerdeki evleri İsrael'in çocukları arasında onların mülküdür.|levililer mulku olan kentteki satilmis evi ɡeri alabilirlerʔ ʒubileʔde serbest birakilat͡ʃaktirʔ t͡ʃunku levililerʔin kentlerdeki evleri israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda onlarin mulkudur. Old-Testament-Exodus-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe kayınpederine şöyle dedi: \"\"Çünkü halk Tanrı'ya sormak için bana geliyor.\"|\"mose kajinpederine sojle dedi \"\"t͡ʃunku halk tanriʔja sormak it͡ʃin bana ɡelijor.\" Old-Testament-Isaiah-042-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Körleri bilmedikleri bir yoldan getireceğim. Onlara bilmedikleri yollarda öncülük edeceğim. Önlerindeki karanlığı ışık, eğri yerleri düz edeceğim. Bunları yapacağım ve onları bırakmayacağım.\"\"\"|\"korleri bilmedikleri bir joldan ɡetiret͡ʃeɡim. onlara bilmedikleri jollarda ont͡ʃuluk edet͡ʃeɡim. onlerindeki karanliɡi isikʔ eɡri jerleri duz edet͡ʃeɡim. bunlari japat͡ʃaɡim ve onlari birakmajat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-Matthew-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yosef kalktı. Çocukla annesini alıp geceleyin Mısır’a gitti,|bunun uzerine josef kalkti. t͡ʃot͡ʃukla annesini alip ɡet͡ʃelejin misir’a ɡittiʔ Old-Testament-Jeremiah-052-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı Sidkiya'nın oğullarını onun gözleri önünde öldürdü. Rivla'da Yahuda'nın bütün beylerini de öldürdü.|babil krali sidkijaʔnin oɡullarini onun ɡozleri onunde oldurdu. rivlaʔda jahudaʔnin butun bejlerini de oldurdu. New-Testament-1-Peter-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in adından ötürü aşağılanırsanız, ne mutlu size! Çünkü Tanrı’nın yüce Ruhu üzerinizde duruyor. Onlar açısından O'na küfrediliyor, ama sizin açınızdan O yüceltiliyor.|mesih’in adindan oturu asaɡilanirsanizʔ ne mutlu size! t͡ʃunku tanri’nin jut͡ʃe ruhu uzerinizde durujor. onlar at͡ʃisindan oʔna kufredilijorʔ ama sizin at͡ʃinizdan o jut͡ʃeltilijor. Old-Testament-Numbers-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ateşten gelen çok kutsal şeylerden biri bu olacak: Onların bana sunacakları her sunu, onların her ekmek sunusu, onların her günah sunusu ve onların her suç sunusu senin ve oğulların için çok kutsal olacaktır.|atesten ɡelen t͡ʃok kutsal sejlerden biri bu olat͡ʃak onlarin bana sunat͡ʃaklari her sunuʔ onlarin her ekmek sunusuʔ onlarin her ɡunah sunusu ve onlarin her sut͡ʃ sunusu senin ve oɡullarin it͡ʃin t͡ʃok kutsal olat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-031-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Durumum buydu: Gündüz kuraklık, gece ayaz beni yiyip bitirdi. Gözümü kırpmadım.|durumum bujdu ɡunduz kuraklikʔ ɡet͡ʃe ajaz beni jijip bitirdi. ɡozumu kirpmadim. New-Testament-Mark-009-040|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü bize karşı olmayan bizden yanadır.|“t͡ʃunku bize karsi olmajan bizden janadir. Old-Testament-Genesis-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Saray Avram'a, “Bu senin suçun” dedi. “Hizmetçimi senin koynuna verdim, hamile kaldığını görünce beni hor gördü. Yahve benimle senin aranda hüküm versin.”|saraj avramʔaʔ “bu senin sut͡ʃun” dedi. “hizmett͡ʃimi senin kojnuna verdimʔ hamile kaldiɡini ɡorunt͡ʃe beni hor ɡordu. jahve benimle senin aranda hukum versin.” New-Testament-Hebrews-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama herkesin gördüğü terbiyeden yoksunsanız, o zaman çocuklar değil, gayrimeşru evlatlarsınız.|ama herkesin ɡorduɡu terbijeden joksunsanizʔ o zaman t͡ʃot͡ʃuklar deɡilʔ ɡajrimesru evlatlarsiniz. Old-Testament-1-Kings-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, buhur yakan ve ilâhlarına kurban sunan bütün yabancı karıları için yaptı.|bunuʔ buhur jakan ve ilahlarina kurban sunan butun jabant͡ʃi karilari it͡ʃin japti. Old-Testament-Zechariah-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyip içtiğinizde, kendiniz için yiyip içmiyor musunuz?|jijip it͡ʃtiɡinizdeʔ kendiniz it͡ʃin jijip it͡ʃmijor musunuz? New-Testament-Mark-015-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Dokuzuncu vakitte Yeşua yüksek sesle, “Elohi, Elohi, lama şevaktani?” tercümesi şöyledir, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı.|dokuzunt͡ʃu vakitte jesua juksek sesleʔ “elohiʔ elohiʔ lama sevaktani?” tert͡ʃumesi sojledirʔ “tanrimʔ tanrimʔ beni neden terk ettin?” dije baɡirdi. Old-Testament-2-Kings-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın onun yanından ayrıldı, kapıyı kendi ve oğullarının üzerine kapattı. Kapları ona getirdiler ve yağ döktü.|kadin onun janindan ajrildiʔ kapiji kendi ve oɡullarinin uzerine kapatti. kaplari ona ɡetirdiler ve jaɡ doktu. Old-Testament-Ezekiel-036-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, üzerinizde insanları, halkım İsrael'i yürüteceğim. Seni mülk edinecekler ve onların mirası olacaksın ve onları bir daha asla çocuklarından mahrum bırakmayacaksın.\"\"\"\"'\"|\"evetʔ uzerinizde insanlariʔ halkim israelʔi jurutet͡ʃeɡim. seni mulk edinet͡ʃekler ve onlarin mirasi olat͡ʃaksin ve onlari bir daha asla t͡ʃot͡ʃuklarindan mahrum birakmajat͡ʃaksin.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Acts-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içlerinden Kıbrıslı ve Kireneli olan bazıları, Antakya’ya geldiklerinde Helenistler ile konuşup onlara Efendi Yeşua’yı duyurdular.|ama it͡ʃlerinden kibrisli ve kireneli olan bazilariʔ antakja’ja ɡeldiklerinde helenistler ile konusup onlara efendi jesua’ji dujurdular. Old-Testament-Genesis-026-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak onlara, “Benden nefret ettiğiniz halde neden yanıma geldiniz? Üstelik beni yanınızdan göndermiştiniz.” dedi.|ishak onlaraʔ “benden nefret ettiɡiniz halde neden janima ɡeldiniz? ustelik beni janinizdan ɡondermistiniz.” dedi. Old-Testament-Isaiah-034-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin bir öç alma günü, Siyon davasının karşılığının bir yılı vardır.|t͡ʃunku jahveʔnin bir ot͡ʃ alma ɡunuʔ sijon davasinin karsiliɡinin bir jili vardir. Old-Testament-Leviticus-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kutsal bir yerde kendini suyla yıkayacak, giysilerini giyecek ve dışarı çıkıp kendi yakmalık sunusunu ve halkın yakmalık sunusunu sunacak, kendisi ve halk için kefaret edecektir.|sonra kutsal bir jerde kendini sujla jikajat͡ʃakʔ ɡijsilerini ɡijet͡ʃek ve disari t͡ʃikip kendi jakmalik sunusunu ve halkin jakmalik sunusunu sunat͡ʃakʔ kendisi ve halk it͡ʃin kefaret edet͡ʃektir. New-Testament-Matthew-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama birincilerin çoğu sonuncu, sonuncular da birinci olacaklardır” dedi.|ama birint͡ʃilerin t͡ʃoɡu sonunt͡ʃuʔ sonunt͡ʃular da birint͡ʃi olat͡ʃaklardir” dedi. Old-Testament-Ezekiel-038-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle diyeceksin, 'Sursuz köyler diyarına çıkacağım. Rahatta olanlara, güvenlikte oturanlara gideyim, hepsi sursuz, sürgüsüz ve kapısız oturuyorlar.|sojle dijet͡ʃeksinʔ ʔsursuz kojler dijarina t͡ʃikat͡ʃaɡim. rahatta olanlaraʔ ɡuvenlikte oturanlara ɡidejimʔ hepsi sursuzʔ surɡusuz ve kapisiz oturujorlar. Old-Testament-2-Kings-019-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Aşur Kralı Sanherib ayrıldı, evine gitti ve Ninova’da yaşadı.|bojlet͡ʃe asur krali sanherib ajrildiʔ evine ɡitti ve ninova’da jasadi. Old-Testament-Leviticus-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci günde iki kumru ya da iki güvercin yavrusu alıp onları kâhine, Buluşma Çadırı'nın kapısına getirecek.|sekizint͡ʃi ɡunde iki kumru ja da iki ɡuvert͡ʃin javrusu alip onlari kahineʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisina ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-2-Chronicles-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Levililer otlaklarını ve mallarını bırakıp Yahuda ve Yeruşalem'e geldiler; çünkü Yerovam ve oğulları onları Yahve'ye kâhinlik görevini yerine getirmesinler diye attılar.|t͡ʃunku levililer otlaklarini ve mallarini birakip jahuda ve jerusalemʔe ɡeldiler; t͡ʃunku jerovam ve oɡullari onlari jahveʔje kahinlik ɡorevini jerine ɡetirmesinler dije attilar. Old-Testament-Hosea-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim putlara bağlandı. Bırak onu!|efraim putlara baɡlandi. birak onu! Old-Testament-1-Chronicles-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşom'dan: Onun oğlu Livni, onun oğlu Yahat, onun oğlu Zimmah,|ɡersomʔdan onun oɡlu livniʔ onun oɡlu jahatʔ onun oɡlu zimmahʔ Old-Testament-Ezekiel-041-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yan odaların dış duvarının kalınlığı beş arşındı. Geriye kalan, eve ait olan yan odaların yeriydi.|jan odalarin dis duvarinin kalinliɡi bes arsindi. ɡerije kalanʔ eve ait olan jan odalarin jerijdi. Old-Testament-Ecclesiastes-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğri olan doğrultulamaz, eksik olan sayılamaz.|eɡri olan doɡrultulamazʔ eksik olan sajilamaz. New-Testament-1-John-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nunla paydaşlığımız var deyip karanlıkta yürüyorsak, yalan söylüyor ve gerçeği söylemiyoruz.|o’nunla pajdasliɡimiz var dejip karanlikta jurujorsakʔ jalan sojlujor ve ɡert͡ʃeɡi sojlemijoruz. Old-Testament-Genesis-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Örtülen dağları sular on beş arşın aştı.|ortulen daɡlari sular on bes arsin asti. Old-Testament-1-Kings-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya bütün halka, “Bana yaklaşın!” dedi; bütün halk da ona yaklaştı. Yıkılmış olan Yahve'nin sunağını onardı.|elija butun halkaʔ “bana jaklasin!” dedi; butun halk da ona jaklasti. jikilmis olan jahveʔnin sunaɡini onardi. Old-Testament-Genesis-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Işığa “gündüz”, karanlığa “gece” adını verdi. Akşam oldu ve sabah oldu, ilk gün.|isiɡa “ɡunduz”ʔ karanliɡa “ɡet͡ʃe” adini verdi. aksam oldu ve sabah olduʔ ilk ɡun. New-Testament-1-Corinthians-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yakov’a, ardından bütün elçilere göründü,|sonra jakov’aʔ ardindan butun elt͡ʃilere ɡorunduʔ Old-Testament-Job-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da evlerini gümüşle doldurmuş olan, Altın sahibi beylerle birlikte rahat etmiş olurdum.|ja da evlerini ɡumusle doldurmus olanʔ altin sahibi bejlerle birlikte rahat etmis olurdum. Old-Testament-Daniel-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama yargı kurulacak ve hakimiyetini elinden alacaklar, onu tüketip sonuna kadar yok edecekler.|“ama jarɡi kurulat͡ʃak ve hakimijetini elinden alat͡ʃaklarʔ onu tuketip sonuna kadar jok edet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-050-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim şükran kurbanını sunarsa beni yüceltir; kendisine Tanrı’nın kurtuluşunu göstermem için yolunu hazırlamış olur.”|kim sukran kurbanini sunarsa beni jut͡ʃeltir; kendisine tanri’nin kurtulusunu ɡostermem it͡ʃin jolunu hazirlamis olur.” Old-Testament-2-Chronicles-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan yetmiş binini yük taşımaya, seksen binini dağlarda taş kesmeye, üç bin altı yüz kişiyi de halka işlerini tayin etmeye koydu.|onlardan jetmis binini juk tasimajaʔ seksen binini daɡlarda tas kesmejeʔ ut͡ʃ bin alti juz kisiji de halka islerini tajin etmeje kojdu. New-Testament-Acts-027-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine askerler, filikanın iplerini keserek tekneyi düşürdüler.|bunun uzerine askerlerʔ filikanin iplerini keserek tekneji dusurduler. New-Testament-1-Timothy-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh açıkça diyor ki, son zamanlarda bazıları ayartıcı ruhlara ve iblislerin öğretilerine kulak vererek imandan sapacaklar.|ruh at͡ʃikt͡ʃa dijor kiʔ son zamanlarda bazilari ajartit͡ʃi ruhlara ve iblislerin oɡretilerine kulak vererek imandan sapat͡ʃaklar. New-Testament-Luke-001-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Hükümdarları tahtlarından indirdi, sıradan insanları yükseltti.|hukumdarlari tahtlarindan indirdiʔ siradan insanlari jukseltti. Old-Testament-2-Samuel-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un evi ile David'in evi arasında savaş varken, Avner Saul'un evinde kendini güçlendirdi.|saulʔun evi ile davidʔin evi arasinda savas varkenʔ avner saulʔun evinde kendini ɡut͡ʃlendirdi. New-Testament-Galatians-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa aracılığıyla aklanmak isteyen sizler Mesih’ten uzaklaştınız. Lütuftan ayrı düştünüz.|jasa arat͡ʃiliɡijla aklanmak istejen sizler mesih’ten uzaklastiniz. lutuftan ajri dustunuz. Old-Testament-1-Kings-013-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarovam'ın evini yeryüzünden söküp atmak ve yok etmek için bu şey ona günah oldu.|jarovamʔin evini jerjuzunden sokup atmak ve jok etmek it͡ʃin bu sej ona ɡunah oldu. Old-Testament-Numbers-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balam sabah kalktı ve Balak'ın beylerine şöyle dedi: \"\"Ülkenize gidin; çünkü Yahve sizinle gelmeme izin vermiyor.”\"|\"balam sabah kalkti ve balakʔin bejlerine sojle dedi \"\"ulkenize ɡidin; t͡ʃunku jahve sizinle ɡelmeme izin vermijor.”\" Old-Testament-Daniel-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Önünden bir ateş ırmağı çıkıyor ve akıyordu. Binlerce binler O'na hizmet ediyorlardı. On binlerce on binler önünde ayakta duruyordu. Yargı kuruldu. Kitaplar açıldı.\"\"\"|\"onunden bir ates irmaɡi t͡ʃikijor ve akijordu. binlert͡ʃe binler oʔna hizmet edijorlardi. on binlert͡ʃe on binler onunde ajakta durujordu. jarɡi kuruldu. kitaplar at͡ʃildi.\"\"\" Old-Testament-Joel-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır ıssız kalacak, Edom da Yahuda'nın çocuklarına yaptıkları zorbalık yüzünden ıssız bir çöl olacak, çünkü ülkelerinde suçsuz kanı döktüler.|misir issiz kalat͡ʃakʔ edom da jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarina japtiklari zorbalik juzunden issiz bir t͡ʃol olat͡ʃakʔ t͡ʃunku ulkelerinde sut͡ʃsuz kani doktuler. Old-Testament-Lamentations-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Suyumuzu parayla içmek zorunda kaldık. Odunumuz bize satılıyor.|sujumuzu parajla it͡ʃmek zorunda kaldik. odunumuz bize satilijor. Old-Testament-Numbers-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız; bu, kefaret günah sunusuna, sürekli yakmalık sunuya, onun ekmek sunusuna ve onun dökmelik sunularına ektir.'\"\"\"|\"ɡunah sunusu olarak bir teke sunat͡ʃaksiniz; buʔ kefaret ɡunah sunusunaʔ surekli jakmalik sunujaʔ onun ekmek sunusuna ve onun dokmelik sunularina ektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram Lut'a şöyle dedi: Rica ederim, seninle benim, senin çobanlarınla benim çobanlarımın arasında çekişme olmasın; çünkü biz akrabayız.|avram lutʔa sojle dedi rit͡ʃa ederimʔ seninle benimʔ senin t͡ʃobanlarinla benim t͡ʃobanlarimin arasinda t͡ʃekisme olmasin; t͡ʃunku biz akrabajiz. Old-Testament-1-Kings-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesi Maaka'yı da kraliçelikten aldı, çünkü Aşera için iğrenç bir put yapmıştı. Asa onun putunu kesip Kidron Deresi'nde yaktı.|annesi maakaʔji da kralit͡ʃelikten aldiʔ t͡ʃunku asera it͡ʃin iɡrent͡ʃ bir put japmisti. asa onun putunu kesip kidron deresiʔnde jakti. Old-Testament-Proverbs-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Terbiyeyi çocuktan esirgeme. Eğer onu değnekle döversen ölmez.|terbijeji t͡ʃot͡ʃuktan esirɡeme. eɡer onu deɡnekle doversen olmez. New-Testament-Romans-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesinlikle hayır! Herkes yalancı olsa bile, Tanrı’nın doğru olduğu bilinmelidir. Yazılmış olduğu gibi: “Öyle ki sözlerinde haklı çıkasın, ve yargıladığında galip gelesin.”|kesinlikle hajir! herkes jalant͡ʃi olsa bileʔ tanri’nin doɡru olduɡu bilinmelidir. jazilmis olduɡu ɡibi “ojle ki sozlerinde hakli t͡ʃikasinʔ ve jarɡiladiɡinda ɡalip ɡelesin.” Old-Testament-Leviticus-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün hiçbir iş yapmayacaksınız; çünkü bu, sizin için Tanrınız Yahve'nin önünde kefaret etmek üzere kefaret günüdür.|o ɡun hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku buʔ sizin it͡ʃin tanriniz jahveʔnin onunde kefaret etmek uzere kefaret ɡunudur. Old-Testament-Joshua-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu, Akan'a şöyle dedi: \"\"Oğlum, lütfen İsrael'in Tanrısı Yahve'yi yücelt ve O'na itiraf et. Şimdi bana ne yaptığını söyle! Bunu benden saklama!\"\"\"|\"jesuʔ akanʔa sojle dedi \"\"oɡlumʔ lutfen israelʔin tanrisi jahveʔji jut͡ʃelt ve oʔna itiraf et. simdi bana ne japtiɡini sojle! bunu benden saklama!\"\"\" New-Testament-Matthew-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi yiyip doydu. Artakalan parçalardan on iki sepet dolusu kaldırdılar.|hepsi jijip dojdu. artakalan part͡ʃalardan on iki sepet dolusu kaldirdilar. Old-Testament-Lamentations-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in bütün boynuzunu kızgın öfkeyle kesti. Sağ elini düşmanın önünden geri çekti. Yakov'u her tarafını yiyip bitiren alevli ateş gibi yaktı.|israelʔin butun bojnuzunu kizɡin ofkejle kesti. saɡ elini dusmanin onunden ɡeri t͡ʃekti. jakovʔu her tarafini jijip bitiren alevli ates ɡibi jakti. Old-Testament-1-Chronicles-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O, Tanrımız Yahve'dir. Hükümleri bütün yeryüzündedir.|oʔ tanrimiz jahveʔdir. hukumleri butun jerjuzundedir. New-Testament-Matthew-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama kral konukları görmeye geldiğinde, orada üzerinde düğün giysisi olmayan bir adam gördü.|“ama kral konuklari ɡormeje ɡeldiɡindeʔ orada uzerinde duɡun ɡijsisi olmajan bir adam ɡordu. Old-Testament-2-Kings-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O, “Korkma, çünkü bizimle olanlar, onlarla olanlardan daha çoktur” diye karşılık verdi.|oʔ “korkmaʔ t͡ʃunku bizimle olanlarʔ onlarla olanlardan daha t͡ʃoktur” dije karsilik verdi. Old-Testament-Ezekiel-041-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruv ve palmiye ağaçlarından yapılmıştı. Keruv ve Keruv arasında bir palmiye ağacı vardı ve her Keruv'un iki yüzü vardı.|keruv ve palmije aɡat͡ʃlarindan japilmisti. keruv ve keruv arasinda bir palmije aɡat͡ʃi vardi ve her keruvʔun iki juzu vardi. Old-Testament-Ezekiel-038-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Efendi Yahve şöyle diyor: “Onlara karşı seni getireceğim diye o günlerde yıllarca peygamberlik etmiş olan hizmetkârlarım İsrael peygamberleri aracılığıyla eskiden kendisi hakkında söylemiş olduğum kişi sen misin?|“‘efendi jahve sojle dijor “onlara karsi seni ɡetiret͡ʃeɡim dije o ɡunlerde jillart͡ʃa pejɡamberlik etmis olan hizmetkarlarim israel pejɡamberleri arat͡ʃiliɡijla eskiden kendisi hakkinda sojlemis olduɡum kisi sen misin? Old-Testament-Ezekiel-040-048|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman beni evin eyvanına getirdi ve eyvanın her sövesini ölçtü, bu tarafta beş arşın, o tarafta beş arşındı. Kapının genişliği bu tarafta üç arşın, o tarafta üç arşındı.|o zaman beni evin ejvanina ɡetirdi ve ejvanin her sovesini olt͡ʃtuʔ bu tarafta bes arsinʔ o tarafta bes arsindi. kapinin ɡenisliɡi bu tarafta ut͡ʃ arsinʔ o tarafta ut͡ʃ arsindi. Old-Testament-Ecclesiastes-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam yalnız olana üstün gelirse, iki kişi ona karşı koyar; üç kat iplik de çabucak kopmaz.|bir adam jalniz olana ustun ɡelirseʔ iki kisi ona karsi kojar; ut͡ʃ kat iplik de t͡ʃabut͡ʃak kopmaz. New-Testament-Luke-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Önceden birbirlerine düşman olan Hirodes ve Pilatus o günde birbirleriyle dost oldular.|ont͡ʃeden birbirlerine dusman olan hirodes ve pilatus o ɡunde birbirlerijle dost oldular. New-Testament-Luke-011-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama vay halinize Ferisiler! Çünkü nanenin, sedef otunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz ama adaleti ve Tanrı’nın sevgisini atlarsınız. Ötekini bırakmadan bunları da yapmanız gerekmez miydi?|ama vaj halinize ferisiler! t͡ʃunku naneninʔ sedef otunun ve her tur sebzenin ondaliɡini verirsiniz ama adaleti ve tanri’nin sevɡisini atlarsiniz. otekini birakmadan bunlari da japmaniz ɡerekmez mijdi? Old-Testament-Psalms-133-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Baştaki değerli yağ gibi, sakaldan, Aron’un sakalından akan, kaftanlarının yakasına dek inen yağ gibi.|bastaki deɡerli jaɡ ɡibiʔ sakaldanʔ aron’un sakalindan akanʔ kaftanlarinin jakasina dek inen jaɡ ɡibi. Old-Testament-Ecclesiastes-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yılan büyü yapılmadan önce sokarsa, büyü yapanın dilinin yararı olmaz.|eɡer jilan buju japilmadan ont͡ʃe sokarsaʔ buju japanin dilinin jarari olmaz. Old-Testament-2-Kings-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra indi, Tanrı adamının sözüne göre Yarden'de yedi kez daldı. Eti küçük bir çocuğun eti gibi eski haline döndü, temizlendi.|sonra indiʔ tanri adaminin sozune ɡore jardenʔde jedi kez daldi. eti kut͡ʃuk bir t͡ʃot͡ʃuɡun eti ɡibi eski haline donduʔ temizlendi. New-Testament-Acts-019-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Soruşturacağınız başka konular varsa, bunun karara bağlanacağı yer yasal toplantıdır.|sorusturat͡ʃaɡiniz baska konular varsaʔ bunun karara baɡlanat͡ʃaɡi jer jasal toplantidir. Old-Testament-Ezekiel-032-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: “Babil Kralı'nın kılıcı senin üzerine gelecek.|t͡ʃunku efendi jahve sojle dijor “babil kraliʔnin kilit͡ʃi senin uzerine ɡelet͡ʃek. Old-Testament-2-Chronicles-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o sırada bunu tutamadılar; çünkü yeterli sayıda kâhinler kendilerini kutsamamışlardı ve halk da Yeruşalem'de toplanmamıştı.|t͡ʃunku o sirada bunu tutamadilar; t͡ʃunku jeterli sajida kahinler kendilerini kutsamamislardi ve halk da jerusalemʔde toplanmamisti. Old-Testament-Genesis-042-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Hayır, siz ülkenin açıklarını görmek için geldiniz!” dedi.|onlaraʔ “hajirʔ siz ulkenin at͡ʃiklarini ɡormek it͡ʃin ɡeldiniz!” dedi. Old-Testament-Proverbs-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi dudaklarıyla kendini gizler, ama yüreğinde kötülük barındırır.|kotu kisi dudaklarijla kendini ɡizlerʔ ama jureɡinde kotuluk barindirir. Old-Testament-Judges-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisi sabah kalktı, evin kapılarını açtı ve yola çıkmak üzere dışarı çıktı; ve işte, cariyesi kadın, elleri eşikte, evin kapısında yere düşmüştü.|efendisi sabah kalktiʔ evin kapilarini at͡ʃti ve jola t͡ʃikmak uzere disari t͡ʃikti; ve isteʔ t͡ʃarijesi kadinʔ elleri esikteʔ evin kapisinda jere dusmustu. Old-Testament-Isaiah-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Amots oğlu Yeşaya'nın Yahuda kralları Uzziah, Yotam, Ahaz ve Hizkiya'nın günlerinde Yahuda ve Yeruşalem ile ilgili gördüğü görüm.|amots oɡlu jesajaʔnin jahuda krallari uzziahʔ jotamʔ ahaz ve hizkijaʔnin ɡunlerinde jahuda ve jerusalem ile ilɡili ɡorduɡu ɡorum. New-Testament-Revelation-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Demirden yapılmış zırhlara benzer göğüs zırhları vardı. Kanatlarının sesi savaş arabalarının, savaşa koşan birçok atın sesine benziyordu.|demirden japilmis zirhlara benzer ɡoɡus zirhlari vardi. kanatlarinin sesi savas arabalarininʔ savasa kosan birt͡ʃok atin sesine benzijordu. Old-Testament-2-Kings-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı adamı krala, \"\"Yarın bu zamanlarda Samariya Kapısı'nda iki sea arpa bir şekel, bir sea ince un bir şekel olacak\"\" demiş olduğu gibi oldu.\"|\"tanri adami kralaʔ \"\"jarin bu zamanlarda samarija kapisiʔnda iki sea arpa bir sekelʔ bir sea int͡ʃe un bir sekel olat͡ʃak\"\" demis olduɡu ɡibi oldu.\" Old-Testament-1-Kings-018-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“İkinci kez yapın” dedi; ve ikinci kez yaptılar. “Üçüncü kez yapın” dedi; ve üçüncü kez yaptılar.|“ikint͡ʃi kez japin” dedi; ve ikint͡ʃi kez japtilar. “ut͡ʃunt͡ʃu kez japin” dedi; ve ut͡ʃunt͡ʃu kez japtilar. New-Testament-Matthew-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzını açıp onlara öğretip dedi:|aɡzini at͡ʃip onlara oɡretip dedi Old-Testament-1-Kings-007-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklığın tepesinde yarım arşın yüksekliğinde yuvarlak bir şerit vardı; ayaklığın tepesinde destekleri ve levhaları aynıydı.|ajakliɡin tepesinde jarim arsin juksekliɡinde juvarlak bir serit vardi; ajakliɡin tepesinde destekleri ve levhalari ajnijdi. Old-Testament-Jeremiah-036-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bu sözleri duyan kral ve hizmetkârları korkmadılar ve giysilerini yırtmadılar.|butun bu sozleri dujan kral ve hizmetkarlari korkmadilar ve ɡijsilerini jirtmadilar. Old-Testament-Amos-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yeryüzünün bütün soyları arasından yalnız sizi seçtim. Bu yüzden bütün günahlarınızın cezasını vereceğim.”|“jerjuzunun butun sojlari arasindan jalniz sizi set͡ʃtim. bu juzden butun ɡunahlarinizin t͡ʃezasini veret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Job-037-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Odasından fırtına, kuzeyden soğuk gelir.|odasindan firtinaʔ kuzejden soɡuk ɡelir. Old-Testament-Joshua-022-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şey İsrael'in çocuklarını memnun etti; ve İsrael'in çocukları Tanrı'yı yücelttiler ve Ruven'in çocukları ile Gad'ın çocukları yaşadığı diyarı yok etmek için onlara karşı savaşa gitmekten bir daha söz etmediler.|bu sej israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini memnun etti; ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari tanriʔji jut͡ʃelttiler ve ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklari ile ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari jasadiɡi dijari jok etmek it͡ʃin onlara karsi savasa ɡitmekten bir daha soz etmediler. Old-Testament-Psalms-083-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, düşmanların ayağa kalkıyor. Senden nefret edenler başlarını kaldırdılar.|t͡ʃunku isteʔ dusmanlarin ajaɡa kalkijor. senden nefret edenler baslarini kaldirdilar. Old-Testament-Deuteronomy-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Mülk edinmek için gitmekte olduğun ülkeden seni tüketinceye kadar, Yahve vebayı sana yapıştıracak.|mulk edinmek it͡ʃin ɡitmekte olduɡun ulkeden seni tuketint͡ʃeje kadarʔ jahve vebaji sana japistirat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-008-060|und|SPEAKER_00_Turkish|\"öyle ki, yeryüzünün bütün halkları, Yahve'nin kendisinin Tanrı olduğunu bilsinler. Başka kimse yoktur.\"\"\"|\"ojle kiʔ jerjuzunun butun halklariʔ jahveʔnin kendisinin tanri olduɡunu bilsinler. baska kimse joktur.\"\"\" Old-Testament-Psalms-135-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların topraklarını mülk olarak, kendi halkı İsrael'e miras olarak verdi.|onlarin topraklarini mulk olarakʔ kendi halki israelʔe miras olarak verdi. New-Testament-Romans-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan bazıları iman etmemişse ne olmuş? Onların imansızlıkları Tanrı’nın sadakatini geçersiz kılar mı?|onlardan bazilari iman etmemisse ne olmus? onlarin imansizliklari tanri’nin sadakatini ɡet͡ʃersiz kilar mi? Old-Testament-Genesis-044-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra giysilerini yırttılar ve her biri eşeğini yükleyip kente döndüler.|sonra ɡijsilerini jirttilar ve her biri eseɡini juklejip kente donduler. Old-Testament-Deuteronomy-029-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu Yasa Kitabı'nda yazılı olan antlaşmanın bütün lanetlerine göre, Yahve onu İsrael'in bütün oymaklarından bela için ayıracak.|bu jasa kitabiʔnda jazili olan antlasmanin butun lanetlerine ɡoreʔ jahve onu israelʔin butun ojmaklarindan bela it͡ʃin ajirat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-074-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi kumrunun canını canavarlara teslim etme. Yoksullarının yaşamını sonsuza dek unutma.|kendi kumrunun t͡ʃanini t͡ʃanavarlara teslim etme. joksullarinin jasamini sonsuza dek unutma. New-Testament-Acts-002-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben düşmanlarını ayaklarının altına serene dek, sağımda otur. ’”|ben dusmanlarini ajaklarinin altina serene dekʔ saɡimda otur. ’” Old-Testament-Proverbs-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelikten yoksun olan için ahmaklık neşedir, ama anlayışlı kişi yolunu doğru tutar.|bilɡelikten joksun olan it͡ʃin ahmaklik nesedirʔ ama anlajisli kisi jolunu doɡru tutar. Old-Testament-Deuteronomy-028-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedeninin ürünü, toprağının ürünü, hayvanlarının ürünü, sığırlarının yavruları ve sürünün yavruları kutsanacak.|bedeninin urunuʔ topraɡinin urunuʔ hajvanlarinin urunuʔ siɡirlarinin javrulari ve surunun javrulari kutsanat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-050-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin için tuzak kurdum, ve sen de farkında olmadan ona tutuldun, ey Babil. Bulundun, ve yakalandın, çünkü Yahve'ye karşı savaştın.|senin it͡ʃin tuzak kurdumʔ ve sen de farkinda olmadan ona tutuldunʔ ej babil. bulundunʔ ve jakalandinʔ t͡ʃunku jahveʔje karsi savastin. New-Testament-John-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanan O’nu bağlı olarak başkâhin Kayafa’ya gönderdi.|hanan o’nu baɡli olarak baskahin kajafa’ja ɡonderdi. Old-Testament-Deuteronomy-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve, ilâhların Tanrısı, efendilerin Efendi'si, büyük, güçlü ve heybetli Tanrı'dır, insanları kayırmaz ve rüşvet almaz.|tanriniz jahveʔ ilahlarin tanrisiʔ efendilerin efendiʔsiʔ bujukʔ ɡut͡ʃlu ve hejbetli tanriʔdirʔ insanlari kajirmaz ve rusvet almaz. Old-Testament-Numbers-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşuv'dan Yaşuviler soyu; Şimron'dan Şimroniler soyu.|jasuvʔdan jasuviler soju; simronʔdan simroniler soju. Old-Testament-2-Kings-019-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Geldiği yoldan geri dönecek ve bu kente gelmeyecek’ diyor Yahve.|ɡeldiɡi joldan ɡeri donet͡ʃek ve bu kente ɡelmejet͡ʃek’ dijor jahve. New-Testament-2-Corinthians-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’dan aldığımız teselliyle her türlü sıkıntıda olanları teselli edebilmemiz için bizi tüm sıkıntılarımızda teselli eden O’dur.|tanri’dan aldiɡimiz tesellijle her turlu sikintida olanlari teselli edebilmemiz it͡ʃin bizi tum sikintilarimizda teselli eden o’dur. New-Testament-Luke-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralarında en büyük hangisinin olduğu konusunda da bir anlaşmazlık çıktı.|aralarinda en bujuk hanɡisinin olduɡu konusunda da bir anlasmazlik t͡ʃikti. New-Testament-1-Corinthians-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|son olarak da vakitsiz doğan bir çocuğu andıran bana da göründü.|son olarak da vakitsiz doɡan bir t͡ʃot͡ʃuɡu andiran bana da ɡorundu. New-Testament-Revelation-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bin yıl doluncaya dek ulusları bir daha kandırmasın diye onu Abis'e attı. Bulunduğu yere kapayıp girişi mühürledi. Bundan sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.|bin jil dolunt͡ʃaja dek uluslari bir daha kandirmasin dije onu abisʔe atti. bulunduɡu jere kapajip ɡirisi muhurledi. bundan sonra kisa bir sure it͡ʃin serbest birakilmasi ɡerekijor. New-Testament-1-Corinthians-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz kendiniz tartın: Kadının açık başla Tanrı’ya dua etmesi uygun mudur?|siz kendiniz tartin kadinin at͡ʃik basla tanri’ja dua etmesi ujɡun mudur? Old-Testament-Exodus-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk bulut sütununun Çadır'ın kapısında durduğunu görürdü. Herkes ayağa kalkıp kendi çadırının kapısında tapınırdı.|butun halk bulut sutununun t͡ʃadirʔin kapisinda durduɡunu ɡorurdu. herkes ajaɡa kalkip kendi t͡ʃadirinin kapisinda tapinirdi. New-Testament-Romans-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, Efendimiz Yeşua Mesih için ve Ruh’un sevgisi için size yalvarıyorum; benimle birlikte Tanrı’ya dua ederek uğraşıma katılın.|kardeslerʔ efendimiz jesua mesih it͡ʃin ve ruh’un sevɡisi it͡ʃin size jalvarijorum; benimle birlikte tanri’ja dua ederek uɡrasima katilin. Old-Testament-Ezekiel-048-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu, Levililer sınırı yanında, ülkenin sunularından, onlar için çok kutsal bir şey olacak.\"\"\"|\"buʔ levililer siniri janindaʔ ulkenin sunularindanʔ onlar it͡ʃin t͡ʃok kutsal bir sej olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası Uzziya'nın yapmış olduğu her şeye göre, Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı. Ancak Yahve'nin Tapınağı'na girmedi. Halk hâlâ kötülük yapıyordu.|babasi uzzijaʔnin japmis olduɡu her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti. ant͡ʃak jahveʔnin tapinaɡiʔna ɡirmedi. halk hala kotuluk japijordu. New-Testament-Luke-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Çünkü size şunu söyleyeyim, davet edilen o kişilerin hiçbiri benim yemeğimi tatmayacak. Çünkü çağrılanlar çok, ama seçilenler azdır. ’”|‘t͡ʃunku size sunu sojlejejimʔ davet edilen o kisilerin hit͡ʃbiri benim jemeɡimi tatmajat͡ʃak. t͡ʃunku t͡ʃaɡrilanlar t͡ʃokʔ ama set͡ʃilenler azdir. ’” Old-Testament-Psalms-107-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onların yüreğini emekle alçalttı. Düştüler, yardım edecek kimse yoktu.|bu nedenle onlarin jureɡini emekle alt͡ʃaltti. dustulerʔ jardim edet͡ʃek kimse joktu. New-Testament-2-Corinthians-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer mahkûmiyet hizmetinin yüceliği varsa, doğruluk hizmetinin yüceliği çok daha aşkındır.|eɡer mahkumijet hizmetinin jut͡ʃeliɡi varsaʔ doɡruluk hizmetinin jut͡ʃeliɡi t͡ʃok daha askindir. Old-Testament-1-Kings-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordugâh kuran halk, Zimri'nin düzen kurduğunu ve kralı da öldürdüğünü duydu. Bunun üzerine bütün İsrael, ordu komutanı Omri'yi o gün ordugâhta İsrael üzerine kral yaptı.|orduɡah kuran halkʔ zimriʔnin duzen kurduɡunu ve krali da oldurduɡunu dujdu. bunun uzerine butun israelʔ ordu komutani omriʔji o ɡun orduɡahta israel uzerine kral japti. Old-Testament-Psalms-064-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin gizli tasarılarından, fesat işleyenlerin gürültücü kalabalığından sakla beni.|kotulerin ɡizli tasarilarindanʔ fesat islejenlerin ɡurultut͡ʃu kalabaliɡindan sakla beni. Old-Testament-Psalms-132-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinlerine de kurtuluş giydireceğim. Kutsalları sevinç içinde yüksek sesle haykıracaklar.|kahinlerine de kurtulus ɡijdiret͡ʃeɡim. kutsallari sevint͡ʃ it͡ʃinde juksek sesle hajkirat͡ʃaklar. Old-Testament-Job-034-027|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü O'nu izlemekten saptılar, yollarından hiçbirine dikkat etmediler,|t͡ʃunku oʔnu izlemekten saptilarʔ jollarindan hit͡ʃbirine dikkat etmedilerʔ Old-Testament-Amos-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dinleyin ve Yakov evine karşı tanıklık edin” diyor Ordular Tanrısı Efendi Yahve.|“dinlejin ve jakov evine karsi taniklik edin” dijor ordular tanrisi efendi jahve. Old-Testament-Job-042-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve bu sözleri İyov'a söyledikten sonra Temanlı Elifaz'a, “Öfkem sana ve iki dostuna karşı alevlendi; çünkü hizmetkârım İyov gibi benim hakkımda doğru olanı söylemediniz.|bojlet͡ʃe jahve bu sozleri ijovʔa sojledikten sonra temanli elifazʔaʔ “ofkem sana ve iki dostuna karsi alevlendi; t͡ʃunku hizmetkarim ijov ɡibi benim hakkimda doɡru olani sojlemediniz. Old-Testament-Nehemiah-011-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Lod'da ve Zanaatkârlar Vadisi Ono'da yaşadılar.|lodʔda ve zanaatkarlar vadisi onoʔda jasadilar. Old-Testament-Ruth-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıda bulunan bütün halk ve ihtiyarlar, “Biz tanığız” dediler, “Yahve, evine gelen kadını, ikisi İsrael evini kuran Rahel ve Lea gibi yapsın; seni Efrata’da layık görsün ve Beytlehem’de tanınmış kılsın.|kapida bulunan butun halk ve ihtijarlarʔ “biz taniɡiz” dedilerʔ “jahveʔ evine ɡelen kadiniʔ ikisi israel evini kuran rahel ve lea ɡibi japsin; seni efrata’da lajik ɡorsun ve bejtlehem’de taninmis kilsin. Old-Testament-Proverbs-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi canı doyana kadar yer, ama kötünün karnı aç kalır.|doɡru kisi t͡ʃani dojana kadar jerʔ ama kotunun karni at͡ʃ kalir. New-Testament-Ephesians-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz de bir zamanlar onların arasında bedenimizin tutkularına göre yaşadık, bedenin ve aklın isteklerini yaptık ve ötekiler gibi doğal olarak gazap çocuklarıydık.|biz de bir zamanlar onlarin arasinda bedenimizin tutkularina ɡore jasadikʔ bedenin ve aklin isteklerini japtik ve otekiler ɡibi doɡal olarak ɡazap t͡ʃot͡ʃuklarijdik. Old-Testament-Psalms-043-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden umutsuzluk içindesin, ey canım? Neden içim huzursuz? Tanrı’ya umut bağla! Çünkü yine O’nu öveceğim. Kurtarıcım, yardımcım, Tanrım benim.|neden umutsuzluk it͡ʃindesinʔ ej t͡ʃanim? neden it͡ʃim huzursuz? tanri’ja umut baɡla! t͡ʃunku jine o’nu ovet͡ʃeɡim. kurtarit͡ʃimʔ jardimt͡ʃimʔ tanrim benim. Old-Testament-Ecclesiastes-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkesin başına gelen her şey benzerdir. Doğruyla kötünün, iyinin ve temizin, kirlinin, kurban kesenle kesmeyenin başına gelen olay birdir. İyi nasılsa, günahkâr da öyledir; ant içen de anttan korkan gibidir.|herkesin basina ɡelen her sej benzerdir. doɡrujla kotununʔ ijinin ve temizinʔ kirlininʔ kurban kesenle kesmejenin basina ɡelen olaj birdir. iji nasilsaʔ ɡunahkar da ojledir; ant it͡ʃen de anttan korkan ɡibidir. Old-Testament-Job-041-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Topuzlar anız sayılır. Cirit atışlarına güler.|topuzlar aniz sajilir. t͡ʃirit atislarina ɡuler. New-Testament-Acts-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları düşünerek Mariyam’ın evine gitti. Mariyam Markos da denilen Yuhanna’nın annesiydi. Orada birçok kişi dua ediyordu.|bunlari dusunerek marijam’in evine ɡitti. marijam markos da denilen juhanna’nin annesijdi. orada birt͡ʃok kisi dua edijordu. Old-Testament-Zechariah-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Mısır boyu çıkıp gelmezse, onların üzerine yağmur yağmayacak. Bu, Çardak Bayramı'nı tutmak için çıkmayan ulusları Yahve'nin vuracağı bela olacak.|eɡer misir boju t͡ʃikip ɡelmezseʔ onlarin uzerine jaɡmur jaɡmajat͡ʃak. buʔ t͡ʃardak bajramiʔni tutmak it͡ʃin t͡ʃikmajan uluslari jahveʔnin vurat͡ʃaɡi bela olat͡ʃak. New-Testament-Revelation-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey gök, kutsallar, elçiler ve peygamberler! Onun başına gelenlere sevinin! Çünkü Tanrı onu yargılayıp hakkınızı aldı.”|ej ɡokʔ kutsallarʔ elt͡ʃiler ve pejɡamberler! onun basina ɡelenlere sevinin! t͡ʃunku tanri onu jarɡilajip hakkinizi aldi.” Old-Testament-Jeremiah-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yeremya bütün beylere ve bütün halka söyleyip, \"\"Yahve beni bu eve karşı ve bu kente karşı duyduğunuz bütün sözleri peygamberlik etmem için gönderdi\"\" dedi.\"|\"o zaman jeremja butun bejlere ve butun halka sojlejipʔ \"\"jahve beni bu eve karsi ve bu kente karsi dujduɡunuz butun sozleri pejɡamberlik etmem it͡ʃin ɡonderdi\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-138-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve yükseklerde ise de, alçakgönüllülerle ilgilenir, ama kibirliyi uzaktan tanır.|t͡ʃunku jahve jukseklerde ise deʔ alt͡ʃakɡonullulerle ilɡilenirʔ ama kibirliji uzaktan tanir. Old-Testament-1-Kings-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona söyleyip diyeceksin, ‘Yahve şöyle diyor, \"\"Öldürdün, hem de mülk mü edindin?\"\" Ona söyleyip diyeceksin, 'Yahve şöyle diyor, \"\"Navot'un kanını köpeklerin yaladığı yerde, senin, senin de kanını köpekler yalayacaklar.\"\"'\"\"\"|\"ona sojlejip dijet͡ʃeksinʔ ‘jahve sojle dijorʔ \"\"oldurdunʔ hem de mulk mu edindin?\"\" ona sojlejip dijet͡ʃeksinʔ ʔjahve sojle dijorʔ \"\"navotʔun kanini kopeklerin jaladiɡi jerdeʔ seninʔ senin de kanini kopekler jalajat͡ʃaklar.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Numbers-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bir adam çadırda öldüğünde yasa şudur: Çadıra giren ve çadırda bulunan herkes yedi gün kirli olacaktır.\"|\"\"\"bir adam t͡ʃadirda olduɡunde jasa sudur t͡ʃadira ɡiren ve t͡ʃadirda bulunan herkes jedi ɡun kirli olat͡ʃaktir.\" New-Testament-Acts-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Dönüş yolunda arabasında oturmuş, Peygamber Yeşaya’yı okuyordu.|donus jolunda arabasinda oturmusʔ pejɡamber jesaja’ji okujordu. New-Testament-1-Thessalonians-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, bu sıkıntılar nedeniyle hiçbiriniz sarsılmasın. Bu görev için atandığımızı biliyorsunuz.|ojle kiʔ bu sikintilar nedenijle hit͡ʃbiriniz sarsilmasin. bu ɡorev it͡ʃin atandiɡimizi bilijorsunuz. New-Testament-Matthew-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua sabah kente döndüğünde acıkmıştı.|jesua sabah kente donduɡunde at͡ʃikmisti. Old-Testament-Job-029-012|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü feryat eden yoksulu, ve kendisine yardım edecek kimsesi olmayan babasızı da kurtarırdım.|t͡ʃunku ferjat eden joksuluʔ ve kendisine jardim edet͡ʃek kimsesi olmajan babasizi da kurtarirdim. New-Testament-1-John-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunda, yargı gününde cesaretimiz olsun diye sevgi aramızda tam kılındı. Çünkü O nasılsa, biz de bu dünyada öyleyiz.|bundaʔ jarɡi ɡununde t͡ʃesaretimiz olsun dije sevɡi aramizda tam kilindi. t͡ʃunku o nasilsaʔ biz de bu dunjada ojlejiz. Old-Testament-Judges-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar beklerken Ehud kaçtı, taş putların ötesine geçerek Seira'ya kaçtı.|onlar beklerken ehud kat͡ʃtiʔ tas putlarin otesine ɡet͡ʃerek seiraʔja kat͡ʃti. Old-Testament-Deuteronomy-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrın Yahve'yi hatırlayacaksın; çünkü atalarına ettiği andı bugün olduğu gibi pekiştirmek için sana servet kazanma gücünü veren O'dur.|ama tanrin jahveʔji hatirlajat͡ʃaksin; t͡ʃunku atalarina ettiɡi andi buɡun olduɡu ɡibi pekistirmek it͡ʃin sana servet kazanma ɡut͡ʃunu veren oʔdur. Old-Testament-Jeremiah-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve, kendilerini göndermediğim halde benim adımla peygamberlik eden peygamberler hakkında şöyle diyor: ‘Bu ülkede kılıç ve kıtlık olmayacak’ diyorlar. Bu peygamberler kılıç ve kıtlıkla tükenecekler.|bu juzden jahveʔ kendilerini ɡondermediɡim halde benim adimla pejɡamberlik eden pejɡamberler hakkinda sojle dijor ‘bu ulkede kilit͡ʃ ve kitlik olmajat͡ʃak’ dijorlar. bu pejɡamberler kilit͡ʃ ve kitlikla tukenet͡ʃekler. Old-Testament-2-Chronicles-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın başına savaş komutanları koydu, onları kentin kapısındaki geniş alanda topladı ve onlara cesaret verici bir şekilde konuşup dedi:|halkin basina savas komutanlari kojduʔ onlari kentin kapisindaki ɡenis alanda topladi ve onlara t͡ʃesaret verit͡ʃi bir sekilde konusup dedi Old-Testament-Ezekiel-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kurallarımı yerine getirmediler, ilkelerimi reddettiler, Şabatlarımı lekelediler ve gözleri babalarının putlarına yöneldi.|t͡ʃunku kurallarimi jerine ɡetirmedilerʔ ilkelerimi reddettilerʔ sabatlarimi lekelediler ve ɡozleri babalarinin putlarina joneldi. Old-Testament-Psalms-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin dostluğu kendisinden korkanlarladır. Onlara antlaşmasını gösterecektir.|jahve’nin dostluɡu kendisinden korkanlarladir. onlara antlasmasini ɡosteret͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe gidip kayınpederi Yetro'nun yanına döndü ve ona, \"\"Lütfen izin ver de gidip Mısır'daki kardeşlerimin yanına döneyim, onlar hâlâ hayatta mı göreyim?\"\" dedi. Yetro Moşe'ye, \"\"Esenlikle git\"\" dedi.\"|\"mose ɡidip kajinpederi jetroʔnun janina dondu ve onaʔ \"\"lutfen izin ver de ɡidip misirʔdaki kardeslerimin janina donejimʔ onlar hala hajatta mi ɡorejim?\"\" dedi. jetro moseʔjeʔ \"\"esenlikle ɡit\"\" dedi.\" New-Testament-Philippians-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih uğruna size yalnızca O’na iman etmek değil, aynı zamanda O’nun uğruna acı çekme bağışı da verildi.|t͡ʃunku mesih uɡruna size jalnizt͡ʃa o’na iman etmek deɡilʔ ajni zamanda o’nun uɡruna at͡ʃi t͡ʃekme baɡisi da verildi. Old-Testament-2-Chronicles-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kralın, Huram'ın hizmetkârlarıyla Tarşiş'e giden gemileri vardı. Tarşiş gemileri üç yılda bir altın, gümüş, fildişi, maymunlar ve tavus kuşları getirirdi.|t͡ʃunku kralinʔ huramʔin hizmetkarlarijla tarsisʔe ɡiden ɡemileri vardi. tarsis ɡemileri ut͡ʃ jilda bir altinʔ ɡumusʔ fildisiʔ majmunlar ve tavus kuslari ɡetirirdi. New-Testament-Matthew-013-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Tüccar, çok değerli bir inci bulunca gitti, sahip olduğu her şeyi satıp o inciyi satın aldı.”|tut͡ʃt͡ʃarʔ t͡ʃok deɡerli bir int͡ʃi bulunt͡ʃa ɡittiʔ sahip olduɡu her seji satip o int͡ʃiji satin aldi.” Old-Testament-Genesis-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahalalel, Yeret'in babası olduktan sonra sekiz yüz otuz yıl daha yaşadı ve başka oğulları ve kızları oldu.|mahalalelʔ jeretʔin babasi olduktan sonra sekiz juz otuz jil daha jasadi ve baska oɡullari ve kizlari oldu. Old-Testament-Leviticus-023-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yedinci ayın on beşinci günü, ülkenin ürünlerini topladığınızda, Yahve'nin bayramını yedi gün tutacaksınız. Birinci gün tam dinlenme olacak ve sekizinci gün tam dinlenme olacak.\"|\"\"\"ʔjedint͡ʃi ajin on besint͡ʃi ɡunuʔ ulkenin urunlerini topladiɡinizdaʔ jahveʔnin bajramini jedi ɡun tutat͡ʃaksiniz. birint͡ʃi ɡun tam dinlenme olat͡ʃak ve sekizint͡ʃi ɡun tam dinlenme olat͡ʃak.\" Old-Testament-Numbers-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Birinci ayın on dördüncü günü Yahve'nin Pesah'ıdır.\"|\"\"\"ʔbirint͡ʃi ajin on dordunt͡ʃu ɡunu jahveʔnin pesahʔidir.\" Old-Testament-Job-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse insan Tanrı önünde nasıl doğru olabilir? Ya da kadından doğan nasıl temiz olabilir?|ojlejse insan tanri onunde nasil doɡru olabilir? ja da kadindan doɡan nasil temiz olabilir? Old-Testament-Psalms-078-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya karşı konuşup, “Tanrı çölde sofra kurabilir mi?” dediler.|tanriʔja karsi konusupʔ “tanri t͡ʃolde sofra kurabilir mi?” dediler. New-Testament-Luke-024-042|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na bir parça kızarmış balık ve biraz bal peteği verdiler.|o’na bir part͡ʃa kizarmis balik ve biraz bal peteɡi verdiler. New-Testament-Matthew-013-047|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yine Göğün Krallığı, denize atılan ve her çeşit balığı denizden toplayan bir ağa benzer.|“jine ɡoɡun kralliɡiʔ denize atilan ve her t͡ʃesit baliɡi denizden toplajan bir aɡa benzer. Old-Testament-Ruth-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaynanasının yanına gelince, “Nasıl geçti kızım?” dedi. Adamın kendisi için yaptığı her şeyi ona anlattı.|kajnanasinin janina ɡelint͡ʃeʔ “nasil ɡet͡ʃti kizim?” dedi. adamin kendisi it͡ʃin japtiɡi her seji ona anlatti. Old-Testament-2-Chronicles-033-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârları ona karşı düzen kurdular ve onu kendi evinde öldürdüler.|hizmetkarlari ona karsi duzen kurdular ve onu kendi evinde oldurduler. New-Testament-Mark-006-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk onların gittiğini gördü ve birçoğu O'nu tanıdı, bütün kentlerden de yürüyerek oraya koştular. Onlardan önce vardılar ve O'nun yanına toplandılar.|halk onlarin ɡittiɡini ɡordu ve birt͡ʃoɡu oʔnu tanidiʔ butun kentlerden de jurujerek oraja kostular. onlardan ont͡ʃe vardilar ve oʔnun janina toplandilar. Old-Testament-Psalms-033-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve gökten bakar. Bütün insanoğullarını görür.|jahve ɡokten bakar. butun insanoɡullarini ɡorur. Old-Testament-Micah-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Peygamberlik etmeyin!”—peygamberlik ediyorlar— “Bu şeyler hakkında peygamberlik etmeyin. Utanç bize erişmeyecek.”|“pejɡamberlik etmejin!”—pejɡamberlik edijorlar— “bu sejler hakkinda pejɡamberlik etmejin. utant͡ʃ bize erismejet͡ʃek.” Old-Testament-Genesis-033-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Lütfen efendim, hizmetkârının önünden geçsin, ben de efendimin yanına, Seir'e varıncaya kadar önümde olan hayvanların hızına ve çocukların hızına göre yavaşça yol alacağım.”|lutfen efendimʔ hizmetkarinin onunden ɡet͡ʃsinʔ ben de efendimin janinaʔ seirʔe varint͡ʃaja kadar onumde olan hajvanlarin hizina ve t͡ʃot͡ʃuklarin hizina ɡore javast͡ʃa jol alat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Job-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman beni düşlerle korkutuyor, Görümlerle dehşete düşürüyorsun.|o zaman beni duslerle korkutujorʔ ɡorumlerle dehsete dusurujorsun. Old-Testament-2-Samuel-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Yahve'ye sorup şöyle dedi: \"\"Filistliler'e karşı çıkayım mı? Onları elime teslim edecek misin?” Yahve David'e şöyle dedi: “Çık; çünkü Filistliler'i kesinlikle eline teslim edeceğim.”\"|\"david jahveʔje sorup sojle dedi \"\"filistlilerʔe karsi t͡ʃikajim mi? onlari elime teslim edet͡ʃek misin?” jahve davidʔe sojle dedi “t͡ʃik; t͡ʃunku filistlilerʔi kesinlikle eline teslim edet͡ʃeɡim.”\" New-Testament-3-John-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiliseye yazdım, ama aralarında birinci olma sevdasında olan Diotrefis söylediklerimizi kabul etmiyor.|kiliseje jazdimʔ ama aralarinda birint͡ʃi olma sevdasinda olan diotrefis sojlediklerimizi kabul etmijor. Old-Testament-Judges-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Size şöyle dedim: \"\"Ben Tanrınız Yahve'yim. Ülkesinde oturduğunuz Amorlular'ın ilâhlarından korkmayacaksınız.” Ama siz sözümü dinlemediniz.'”\"|\"size sojle dedim \"\"ben tanriniz jahveʔjim. ulkesinde oturduɡunuz amorlularʔin ilahlarindan korkmajat͡ʃaksiniz.” ama siz sozumu dinlemediniz.ʔ”\" Old-Testament-Psalms-071-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ana rahminden beri sana güvendim. Beni ana rahminden çıkaran sensin. Seni hep öveceğim.|ana rahminden beri sana ɡuvendim. beni ana rahminden t͡ʃikaran sensin. seni hep ovet͡ʃeɡim. Old-Testament-Exodus-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır Kralı, birinin adı Şifrah, diğerinin adı Puah olan İbrani ebelerle konuştu.|misir kraliʔ birinin adi sifrahʔ diɡerinin adi puah olan ibrani ebelerle konustu. Old-Testament-2-Chronicles-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve hastalık yüzünden günden güne bağırsakların çıkıncıya dek bağırsak hastalığı ile ağır hastalanacaksın.'”|ve hastalik juzunden ɡunden ɡune baɡirsaklarin t͡ʃikint͡ʃija dek baɡirsak hastaliɡi ile aɡir hastalanat͡ʃaksin.ʔ” New-Testament-Colossians-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Efendi Mesih Yeşua’yı kabul ettiğiniz gibi, O’nda yürüyün.|bu nedenleʔ efendi mesih jesua’ji kabul ettiɡiniz ɡibiʔ o’nda jurujun. Old-Testament-Isaiah-053-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Zulüm ve yargı yüzünden götürüldü. Onun kuşağına gelince, yaşayanlar diyarından kesilip atılmasının, vurulmasının halkımın başkaldırısı yüzünden olduğunu kim düşündü?|zulum ve jarɡi juzunden ɡoturuldu. onun kusaɡina ɡelint͡ʃeʔ jasajanlar dijarindan kesilip atilmasininʔ vurulmasinin halkimin baskaldirisi juzunden olduɡunu kim dusundu? Old-Testament-Job-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurnazların planlarını bozar, öyle ki, elleri düzenlerini yapamaz.|kurnazlarin planlarini bozarʔ ojle kiʔ elleri duzenlerini japamaz. Old-Testament-Job-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların yüreğini anlayışa kapadın, bu yüzden onları yükseltmeyeceksin.|t͡ʃunku onlarin jureɡini anlajisa kapadinʔ bu juzden onlari jukseltmejet͡ʃeksin. Old-Testament-1-Chronicles-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|David kalede yaşıyordu; bu yüzden ona David kenti dediler.|david kalede jasijordu; bu juzden ona david kenti dediler. New-Testament-Romans-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürekleri araştıran Tanrı, Ruh’un düşüncesini bilir. Çünkü Ruh, Tanrı'ya göre kutsallar için aracılık eder.|jurekleri arastiran tanriʔ ruh’un dusunt͡ʃesini bilir. t͡ʃunku ruhʔ tanriʔja ɡore kutsallar it͡ʃin arat͡ʃilik eder. Old-Testament-2-Samuel-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kral Amasa’ya, “Üç gün içinde Yahudalıları bana çağır ve burada hazır ol” dedi.|sonra kral amasa’jaʔ “ut͡ʃ ɡun it͡ʃinde jahudalilari bana t͡ʃaɡir ve burada hazir ol” dedi. New-Testament-Mark-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemen ağlarını bırakıp O’nun ardından gittiler.|hemen aɡlarini birakip o’nun ardindan ɡittiler. Old-Testament-Lamentations-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden bizi daima unutuyorsun, ve bizi bu kadar uzun bir süre bırakıyorsun?|neden bizi daima unutujorsunʔ ve bizi bu kadar uzun bir sure birakijorsun? Old-Testament-Lamentations-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanları baş oldu. Düşmanlarının işi yolunda; çünkü Yahve, günahlarının çokluğu yüzünden onu sıkıntıya soktu. Yavruları düşmanın önünde sürgüne gitti.|dusmanlari bas oldu. dusmanlarinin isi jolunda; t͡ʃunku jahveʔ ɡunahlarinin t͡ʃokluɡu juzunden onu sikintija soktu. javrulari dusmanin onunde surɡune ɡitti. Old-Testament-Ecclesiastes-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yaşayanlar öleceklerini bilirler; ama ölüler bir şey bilmezler, artık onlar için bir ödül de yoktur; çünkü onların anısı unutulmuştur.|t͡ʃunku jasajanlar olet͡ʃeklerini bilirler; ama oluler bir sej bilmezlerʔ artik onlar it͡ʃin bir odul de joktur; t͡ʃunku onlarin anisi unutulmustur. Old-Testament-Proverbs-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük eken bela biçer, öfkesinin değneği yok olur.|kotuluk eken bela bit͡ʃerʔ ofkesinin deɡneɡi jok olur. Old-Testament-Ezekiel-046-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şabat Günü beyin Yahve'ye sunacağı yakmalık sunu, kusursuz altı kuzu ve kusursuz bir koç olacak;|sabat ɡunu bejin jahveʔje sunat͡ʃaɡi jakmalik sunuʔ kusursuz alti kuzu ve kusursuz bir kot͡ʃ olat͡ʃak; Old-Testament-2-Samuel-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Nöbetçi koşan başka bir adam gördü. Nöbetçi kapıcıya seslendi ve \"\"İşte tek başına koşan bir adam!\"\" dedi. Kral, \"\"O da haber getiriyor\"\" dedi.\"|\"nobett͡ʃi kosan baska bir adam ɡordu. nobett͡ʃi kapit͡ʃija seslendi ve \"\"iste tek basina kosan bir adam!\"\" dedi. kralʔ \"\"o da haber ɡetirijor\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler bunu görünce, “İncir ağacı hemen nasıl da kurudu?” diyerek hayret ettiler.|oɡrent͡ʃiler bunu ɡorunt͡ʃeʔ “int͡ʃir aɡat͡ʃi hemen nasil da kurudu?” dijerek hajret ettiler. Old-Testament-Isaiah-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'in kıskançlığı da gidecek, Yahuda'ya zulmedenler kesilip atılacaklar. Efraim Yahuda'yı kıskanmayacak, Yahuda da Efraim'e zulmetmeyecek.|efraimʔin kiskant͡ʃliɡi da ɡidet͡ʃekʔ jahudaʔja zulmedenler kesilip atilat͡ʃaklar. efraim jahudaʔji kiskanmajat͡ʃakʔ jahuda da efraimʔe zulmetmejet͡ʃek. New-Testament-John-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Haftanın o ilk günü akşam olunca, öğrenciler Yahudiler'den korktukları için bulundukları yerin kapıları kilitli vaziyette toplanmışlardı. Yeşua gelip ortada durdu ve onlara “Size esenlik olsun!” dedi.|haftanin o ilk ɡunu aksam olunt͡ʃaʔ oɡrent͡ʃiler jahudilerʔden korktuklari it͡ʃin bulunduklari jerin kapilari kilitli vazijette toplanmislardi. jesua ɡelip ortada durdu ve onlara “size esenlik olsun!” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-033-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası Manaşşe'nin yaptığı gibi, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı; ve Amon, babası Manaşşe'nin yaptığı bütün oyma suretlere kurbanlar kesti ve onlara hizmet etti.|babasi manasseʔnin japtiɡi ɡibiʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti; ve amonʔ babasi manasseʔnin japtiɡi butun ojma suretlere kurbanlar kesti ve onlara hizmet etti. Old-Testament-Ezra-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Adonikam'ın çocukları, altı yüz altmış altı.|adonikamʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ alti juz altmis alti. Old-Testament-Numbers-014-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi araştırdığınız günlerin sayısı kadar, kırk gün, her gün için bir yıl, kırk yıl boyunca suçlarınıza katlanacaksınız ve size yabancı olduğumu bileceksiniz.'|ulkeji arastirdiɡiniz ɡunlerin sajisi kadarʔ kirk ɡunʔ her ɡun it͡ʃin bir jilʔ kirk jil bojunt͡ʃa sut͡ʃlariniza katlanat͡ʃaksiniz ve size jabant͡ʃi olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.ʔ Old-Testament-Ezekiel-044-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak tapınağımda hizmetkâr olacaklar, evin kapılarında gözetmenlik yapacaklar ve evde hizmet edecekler. Yakılan sunuyu ve halk için kurbanı kesecekler ve onlara hizmet etmek üzere onların önünde duracaklar.|ant͡ʃak tapinaɡimda hizmetkar olat͡ʃaklarʔ evin kapilarinda ɡozetmenlik japat͡ʃaklar ve evde hizmet edet͡ʃekler. jakilan sunuju ve halk it͡ʃin kurbani keset͡ʃekler ve onlara hizmet etmek uzere onlarin onunde durat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Chronicles-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş Otuzlar'dan üçü kayaya, David'in yanına, Adullam Mağarası'na indiler. Filistliler'in ordusu Refaim Vadisi'nde ordugâh kurmuştu.|bas otuzlarʔdan ut͡ʃu kajajaʔ davidʔin janinaʔ adullam maɡarasiʔna indiler. filistlilerʔin ordusu refaim vadisiʔnde orduɡah kurmustu. Old-Testament-Joshua-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu şöyle dedi, \"\"Yaşayan Tanrı'nın aranızda olduğunu bununla bileceksiniz ve Kenanlılar'ı, Hititliler'i, Hivliler'i, Perizziler'i, Girgaşiler'i, Amorlular'ı ve Yevuslular'ı önünüzden mutlaka kovacaktır.\"|\"jesu sojle dediʔ \"\"jasajan tanriʔnin aranizda olduɡunu bununla bilet͡ʃeksiniz ve kenanlilarʔiʔ hititlilerʔiʔ hivlilerʔiʔ perizzilerʔiʔ ɡirɡasilerʔiʔ amorlularʔi ve jevuslularʔi onunuzden mutlaka kovat͡ʃaktir.\" Old-Testament-2-Kings-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı, ama babası ve annesi gibi değildi; çünkü babasının yaptırdığı Baal dikili taşını kaldırdı.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtiʔ ama babasi ve annesi ɡibi deɡildi; t͡ʃunku babasinin japtirdiɡi baal dikili tasini kaldirdi. Old-Testament-Psalms-118-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi İsrael, “Sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer” desin.|simdi israelʔ “sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer” desin. New-Testament-Matthew-024-042|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde uyanık kalın! Efendiniz’in hangi saatte geleceğini bilemezsiniz.|o halde ujanik kalin! efendiniz’in hanɡi saatte ɡelet͡ʃeɡini bilemezsiniz. Old-Testament-Numbers-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabaha kadar ondan bir şey bırakmayacaklar, bir kemiğini bile kırmayacaklar. Pesah kuralına göre onu tutacaklar.|sabaha kadar ondan bir sej birakmajat͡ʃaklarʔ bir kemiɡini bile kirmajat͡ʃaklar. pesah kuralina ɡore onu tutat͡ʃaklar. New-Testament-Matthew-027-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralarında Magdalalı Mariyam, Yakov ile Yosef’in annesi Mariyam ve Zebedi oğullarının annesi de vardı.|aralarinda maɡdalali marijamʔ jakov ile josef’in annesi marijam ve zebedi oɡullarinin annesi de vardi. New-Testament-Luke-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua büyüdüğü Nasıra kentine geldi. Şabat Günü her zaman olduğu gibi havraya gitti. Kutsal Yazılar’ı okumak üzere ayağa kalktı.|jesua bujuduɡu nasira kentine ɡeldi. sabat ɡunu her zaman olduɡu ɡibi havraja ɡitti. kutsal jazilar’i okumak uzere ajaɡa kalkti. Old-Testament-Psalms-074-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanın seninle alay ettiğini unutma, ey Yahve. Akılsız bir halk senin adına küfretti.|dusmanin seninle alaj ettiɡini unutmaʔ ej jahve. akilsiz bir halk senin adina kufretti. Old-Testament-Psalms-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni görenlerin hepsi benimle alay ediyor. Dudaklarıyla beni aşağılıyorlar. Başlarını sallayıp şöyle diyorlar:|beni ɡorenlerin hepsi benimle alaj edijor. dudaklarijla beni asaɡilijorlar. baslarini sallajip sojle dijorlar Old-Testament-Proverbs-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, bir haydut gibi pusuda yatar, insanlar arasında sadık olmayanları çoğaltır.|evetʔ bir hajdut ɡibi pusuda jatarʔ insanlar arasinda sadik olmajanlari t͡ʃoɡaltir. New-Testament-Luke-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Size belirlenmiş olandan fazlasını toplamayın” dedi.|onlaraʔ “size belirlenmis olandan fazlasini toplamajin” dedi. Old-Testament-Psalms-036-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada kötülük yapanlar düştü. Yıkıldılar ve kalkamazlar.|orada kotuluk japanlar dustu. jikildilar ve kalkamazlar. Old-Testament-Proverbs-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok fazla şarap içenlerle, ya da ete düşkün oburların arasında bulunma.|t͡ʃok fazla sarap it͡ʃenlerleʔ ja da ete duskun oburlarin arasinda bulunma. Old-Testament-1-Samuel-017-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, David’in Filistli’ye karşı çıktığını görünce, ordu komutanı Avner’e, “Avner, bu genç kimin oğlu?” diye sordu. Avner, “Canının hakkı için, ey kral, söyleyemiyorum” dedi.|saulʔ david’in filistli’je karsi t͡ʃiktiɡini ɡorunt͡ʃeʔ ordu komutani avner’eʔ “avnerʔ bu ɡent͡ʃ kimin oɡlu?” dije sordu. avnerʔ “t͡ʃaninin hakki it͡ʃinʔ ej kralʔ sojlejemijorum” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de kralın sözü Yoav'a karşı üstün geldi. Bunun üzerine Yoav ayrılıp bütün İsrael'i dolaştıktan sonra Yeruşalem'e geldi.|jine de kralin sozu joavʔa karsi ustun ɡeldi. bunun uzerine joav ajrilip butun israelʔi dolastiktan sonra jerusalemʔe ɡeldi. New-Testament-Philippians-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa yurttaşlığımız göklerdedir. Oradan Kurtarıcı’yı, Efendi Yeşua Mesih’i bekliyoruz.|ojsa jurttasliɡimiz ɡoklerdedir. oradan kurtarit͡ʃi’jiʔ efendi jesua mesih’i beklijoruz. Old-Testament-Isaiah-041-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte onların bütün yaptıkları boştur ve hiçtir. Dökme suretleri rüzgâr ve karışıklıktır.\"\"\"|\"iste onlarin butun japtiklari bostur ve hit͡ʃtir. dokme suretleri ruzɡar ve karisikliktir.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir haberci David’e gelip, “İsraelliler'in yürekleri Avşalom’un peşinde” dedi.|bir habert͡ʃi david’e ɡelipʔ “israellilerʔin jurekleri avsalom’un pesinde” dedi. Old-Testament-Proverbs-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, eğer günahkârlar seni ayartmaya kalkarsa razı olma.|oɡlumʔ eɡer ɡunahkarlar seni ajartmaja kalkarsa razi olma. Old-Testament-Isaiah-044-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman insana yakacak olur; bir kısmını alıp kendini ısıtır. Evet onu yakar ve ekmek pişirir. Evet, bir ilâh yapar ve ona tapar; onu oyma bir suret yapar, önünde de kapanır.|o zaman insana jakat͡ʃak olur; bir kismini alip kendini isitir. evet onu jakar ve ekmek pisirir. evetʔ bir ilah japar ve ona tapar; onu ojma bir suret japarʔ onunde de kapanir. Old-Testament-Esther-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, Abihayil'in kızı olan Kraliçe Ester ve Yahudi Mordekay, Purim'in bu ikinci mektubunun onayı için tam yetkiyle yazdılar.|o zamanʔ abihajilʔin kizi olan kralit͡ʃe ester ve jahudi mordekajʔ purimʔin bu ikint͡ʃi mektubunun onaji it͡ʃin tam jetkijle jazdilar. Old-Testament-2-Chronicles-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Uzziya öfkelendi. Elinde buhur yakmak için bir buhurdan vardı ve kâhinlere öfkelenirken, kâhinlerin önünde, Yahve'nin evinde, buhur sunağının yanında alnında cüzzam çıktı.|o zaman uzzija ofkelendi. elinde buhur jakmak it͡ʃin bir buhurdan vardi ve kahinlere ofkelenirkenʔ kahinlerin onundeʔ jahveʔnin evindeʔ buhur sunaɡinin janinda alninda t͡ʃuzzam t͡ʃikti. Old-Testament-1-Samuel-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David'le adamları kente vardıklarında, işte, kent ateşle yakılmıştı; onların eşleri, oğulları ve kızları esir alınmıştı.|davidʔle adamlari kente vardiklarindaʔ isteʔ kent atesle jakilmisti; onlarin esleriʔ oɡullari ve kizlari esir alinmisti. Old-Testament-Deuteronomy-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu taşlarla taşlayarak öldüreceksin; çünkü o, seni Mısır diyarından, esaret evinden çıkaran Tanrın Yahve'den uzaklaştırmaya çalıştı.|onu taslarla taslajarak olduret͡ʃeksin; t͡ʃunku oʔ seni misir dijarindanʔ esaret evinden t͡ʃikaran tanrin jahveʔden uzaklastirmaja t͡ʃalisti. New-Testament-Luke-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O da her şeyi bırakıp, Yeşua’nın ardından gitti.|o da her seji birakipʔ jesua’nin ardindan ɡitti. Old-Testament-2-Chronicles-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama David Tanrı'nın Sandığı'nı Kiryat Yearim'den onun için David'in hazırlamış olduğu yere çıkarmıştı. Çünkü David onun için Yeruşalem'de bir çadır kurmuştu.|ama david tanriʔnin sandiɡiʔni kirjat jearimʔden onun it͡ʃin davidʔin hazirlamis olduɡu jere t͡ʃikarmisti. t͡ʃunku david onun it͡ʃin jerusalemʔde bir t͡ʃadir kurmustu. New-Testament-Mark-001-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kent halkı kapıda toplanmıştı.|butun kent halki kapida toplanmisti. Old-Testament-Exodus-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve onun bakmaya geldiğini görünce, Tanrı ona çalının ortasından seslenip şöyle dedi, \"\"Moşe! Moşe!\"\" O, \"\"İşte buradayım\"\" dedi.\"|\"jahve onun bakmaja ɡeldiɡini ɡorunt͡ʃeʔ tanri ona t͡ʃalinin ortasindan seslenip sojle dediʔ \"\"mose! mose!\"\" oʔ \"\"iste buradajim\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-013-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün kâhin kaşıntıyı inceleyecek; işte, eğer kaşıntı deriye yayılmamışsa ve görünüşü deriden daha derin değilse, o zaman kâhin onu temiz ilan edecek. Elbiselerini yıkayacak ve temiz olacaktır.|jedint͡ʃi ɡun kahin kasintiji int͡ʃelejet͡ʃek; isteʔ eɡer kasinti derije jajilmamissa ve ɡorunusu deriden daha derin deɡilseʔ o zaman kahin onu temiz ilan edet͡ʃek. elbiselerini jikajat͡ʃak ve temiz olat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Kings-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra at sırtında ikinci birini gönderdi, o da yanlarına geldi ve, “Kral, ‘Barış için mi?’ diyor” dedi. Yehu, “Barışla ne işin var? Arkama geçin!” diye karşılık verdi.|sonra at sirtinda ikint͡ʃi birini ɡonderdiʔ o da janlarina ɡeldi veʔ “kralʔ ‘baris it͡ʃin mi?’ dijor” dedi. jehuʔ “barisla ne isin var? arkama ɡet͡ʃin!” dije karsilik verdi. New-Testament-Matthew-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua elini uzatıp ona dokunarak, “İsterim, temiz ol” dedi. Adam hemen cüzamdan temizlendi.|jesua elini uzatip ona dokunarakʔ “isterimʔ temiz ol” dedi. adam hemen t͡ʃuzamdan temizlendi. New-Testament-John-006-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba’nın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek. Bana geleni, hiçbir zaman dışarı atmam.|baba’nin bana verdiklerinin hepsi bana ɡelet͡ʃek. bana ɡeleniʔ hit͡ʃbir zaman disari atmam. New-Testament-John-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, ölülerin Tanrı Oğlu’nun sesini duyacakları ve duyanların yaşayacakları saat geliyor, geldi bile.|size doɡrusunu sojlejejimʔ olulerin tanri oɡlu’nun sesini dujat͡ʃaklari ve dujanlarin jasajat͡ʃaklari saat ɡelijorʔ ɡeldi bile. New-Testament-2-Corinthians-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Övünmemiz şundandır: Dünyaya ve özellikle size, insan bilgeliğiyle değil, Tanrı’nın lütfuyla, Tanrı’nın kutsallığıyla ve içtenliğiyle davrandığımıza vicdanımız tanıktır.|ovunmemiz sundandir dunjaja ve ozellikle sizeʔ insan bilɡeliɡijle deɡilʔ tanri’nin lutfujlaʔ tanri’nin kutsalliɡijla ve it͡ʃtenliɡijle davrandiɡimiza vit͡ʃdanimiz taniktir. Old-Testament-Numbers-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesinlikle Yakov'a büyü tutmaz; İsrael'e fal işlemez. Şimdi Yakov ve İsrael için, 'Tanrı neler yaptı?' denilecektir.|kesinlikle jakovʔa buju tutmaz; israelʔe fal islemez. simdi jakov ve israel it͡ʃinʔ ʔtanri neler japti?ʔ denilet͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle doğuda Yahve'yi, denizdeki adalarda İsrael'in Tanrısı Yahve'nin adını yüceltin!|bu nedenle doɡuda jahveʔjiʔ denizdeki adalarda israelʔin tanrisi jahveʔnin adini jut͡ʃeltin! Old-Testament-1-Chronicles-006-077|und|SPEAKER_00_Turkish|Merarioğulları'na, Levililer'in geri kalanına, Zevulun oymağından, Rimmon ile otlaklarını ve Tabor ile otlaklarını,|merarioɡullariʔnaʔ levililerʔin ɡeri kalaninaʔ zevulun ojmaɡindanʔ rimmon ile otlaklarini ve tabor ile otlaklariniʔ Old-Testament-Ecclesiastes-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendime bahçeler ve parklar yaptım ve onlarda her türlü meyve ağaçları diktim.|kendime baht͡ʃeler ve parklar japtim ve onlarda her turlu mejve aɡat͡ʃlari diktim. Old-Testament-Jeremiah-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırdaki tepeler üzerinde iğrençliklerini, zinalarını, ve kişnemelerini, fahişeliğinin arsızlığını gördüm. Vay haline, ey Yeruşalem! Temizlenmeyeceksin. Daha ne vakte kadar?”|kirdaki tepeler uzerinde iɡrent͡ʃlikleriniʔ zinalariniʔ ve kisnemeleriniʔ fahiseliɡinin arsizliɡini ɡordum. vaj halineʔ ej jerusalem! temizlenmejet͡ʃeksin. daha ne vakte kadar?” Old-Testament-Isaiah-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O şöyle dedi: \"\"Git ve bu halka şunu söyle: 'Gerçekten duymaktasın ama anlamıyorsun. Gerçekten görmektesin ama kavramıyorsun.'\"|\"o sojle dedi \"\"ɡit ve bu halka sunu sojle ʔɡert͡ʃekten dujmaktasin ama anlamijorsun. ɡert͡ʃekten ɡormektesin ama kavramijorsun.ʔ\" New-Testament-Ephesians-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Benimle ilgili şeyleri, yaptıklarımı bilmeniz için sevgili kardeşimiz, Efendi’nin sadık hizmetkârı Tihikos size her şeyi bildirecektir.|benimle ilɡili sejleriʔ japtiklarimi bilmeniz it͡ʃin sevɡili kardesimizʔ efendi’nin sadik hizmetkari tihikos size her seji bildiret͡ʃektir. Old-Testament-2-Kings-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dinlemediler ve Yahve Tanrıları'na inanmayan atalarının boynu gibi, boyunlarını sertleştirdiler.|ama dinlemediler ve jahve tanrilariʔna inanmajan atalarinin bojnu ɡibiʔ bojunlarini sertlestirdiler. Old-Testament-2-Kings-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi yılın sonunda kadın Filistliler ülkesinden döndü. O zaman evi ve toprağı için krala yalvarmaya çıktı.|jedi jilin sonunda kadin filistliler ulkesinden dondu. o zaman evi ve topraɡi it͡ʃin krala jalvarmaja t͡ʃikti. Old-Testament-Proverbs-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onun başına korlar yığarsın, Yahve de seni ödüllendirir.|t͡ʃunku onun basina korlar jiɡarsinʔ jahve de seni odullendirir. New-Testament-1-Corinthians-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|yas tutanlar, yas tutmuyormuş gibi; sevinenler sevinmiyormuş gibi; satın alanlar malı yokmuş gibi;|jas tutanlarʔ jas tutmujormus ɡibi; sevinenler sevinmijormus ɡibi; satin alanlar mali jokmus ɡibi; Old-Testament-2-Samuel-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruya oğlu Yoav ile David'in hizmetkârları çıktılar ve onlarla Givon havuzunun yanında karşılaştılar. Bunlar havuzun bir tarafına, onlar havuzun diğer tarafına oturdular.|seruja oɡlu joav ile davidʔin hizmetkarlari t͡ʃiktilar ve onlarla ɡivon havuzunun janinda karsilastilar. bunlar havuzun bir tarafinaʔ onlar havuzun diɡer tarafina oturdular. New-Testament-Mark-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral hemen muhafız askerlerinden birini gönderip Yuhanna’nın başını getirmesini buyurdu. Asker gidip zindanda Yuhanna’nın başını kesti.|kral hemen muhafiz askerlerinden birini ɡonderip juhanna’nin basini ɡetirmesini bujurdu. asker ɡidip zindanda juhanna’nin basini kesti. Old-Testament-Zechariah-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar orada oturacaklar ve artık lanet olmayacak; ama Yeruşalem güvenlik içinde oturacak.|insanlar orada oturat͡ʃaklar ve artik lanet olmajat͡ʃak; ama jerusalem ɡuvenlik it͡ʃinde oturat͡ʃak. Old-Testament-Haggai-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Peygamber Hagay aracılığıyla Yahve'nin şu sözü geldi:|o zaman pejɡamber haɡaj arat͡ʃiliɡijla jahveʔnin su sozu ɡeldi Old-Testament-Isaiah-036-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kral evi üzerinde olan Hilkiya oğlu Elyakim, Yazıcı Şevna ve Kâtip Asaf oğlu Yoah onun yanına çıktılar.|bunun uzerine kral evi uzerinde olan hilkija oɡlu eljakimʔ jazit͡ʃi sevna ve katip asaf oɡlu joah onun janina t͡ʃiktilar. New-Testament-James-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, birbirinize karşı söylenmeyin ki, yargılanmayasınız. İşte, Yargıç kapıda duruyor.|kardeslerʔ birbirinize karsi sojlenmejin kiʔ jarɡilanmajasiniz. isteʔ jarɡit͡ʃ kapida durujor. Old-Testament-Zechariah-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'ın cezası ve Çardak Bayramı'nı tutmak için çıkmayan bütün ulusların cezası bu olacak.|misirʔin t͡ʃezasi ve t͡ʃardak bajramiʔni tutmak it͡ʃin t͡ʃikmajan butun uluslarin t͡ʃezasi bu olat͡ʃak. Old-Testament-Judges-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç kadının babası kayınpederi onu orada tuttu; ve üç gün onun yanında kaldı. Böylece yediler, içtiler ve orada kaldılar.|ɡent͡ʃ kadinin babasi kajinpederi onu orada tuttu; ve ut͡ʃ ɡun onun janinda kaldi. bojlet͡ʃe jedilerʔ it͡ʃtiler ve orada kaldilar. Old-Testament-Jeremiah-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor, 'Babil Kralı'nın boyunduruğunu kırdım.|“israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijorʔ ʔbabil kraliʔnin bojunduruɡunu kirdim. Old-Testament-2-Kings-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Azarya’nın ellinci yılında, Menahem oğlu Pekahya, Samariya'da İsrael üzerindeki iki yıllık hükmüne başladı.|jahuda krali azarja’nin ellint͡ʃi jilindaʔ menahem oɡlu pekahjaʔ samarijaʔda israel uzerindeki iki jillik hukmune basladi. Old-Testament-Genesis-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevdiğim lezzetli bir yemek yap ve bana getir de yiyeyim. Ölmeden önce canım seni kutsasın.”|sevdiɡim lezzetli bir jemek jap ve bana ɡetir de jijejim. olmeden ont͡ʃe t͡ʃanim seni kutsasin.” New-Testament-Matthew-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Galile Gölü kıyısında yürürken iki kardeşi gördü; Petrus denilen Simon ve kardeşi Andreas denize ağ atıyordu; çünkü onlar balıkçıydı.|jesuaʔ ɡalile ɡolu kijisinda jururken iki kardesi ɡordu; petrus denilen simon ve kardesi andreas denize aɡ atijordu; t͡ʃunku onlar balikt͡ʃijdi. Old-Testament-Psalms-078-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar meleklerin ekmeğini yedi. Onlara doyasıya yiyecek gönderdi.|insanlar meleklerin ekmeɡini jedi. onlara dojasija jijet͡ʃek ɡonderdi. Old-Testament-Ezekiel-016-063|und|SPEAKER_00_Turkish|\"böylece yaptığın her şeyi sana bağışladığım zaman, hatırlayıp utanacaksın ve utancından bir daha ağzını açmayacaksın.” diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"bojlet͡ʃe japtiɡin her seji sana baɡisladiɡim zamanʔ hatirlajip utanat͡ʃaksin ve utant͡ʃindan bir daha aɡzini at͡ʃmajat͡ʃaksin.” dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-1-Chronicles-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, \"\"Yevuslular'ı önce vuran, baş ve komutan olacak\"\" demişti. Seruya oğlu Yoav önce çıktı ve baş oldu.\"|\"davidʔ \"\"jevuslularʔi ont͡ʃe vuranʔ bas ve komutan olat͡ʃak\"\" demisti. seruja oɡlu joav ont͡ʃe t͡ʃikti ve bas oldu.\" Old-Testament-Ezekiel-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece büyüklüğüyle, dallarının uzunluğuyla güzeldi; çünkü kökü çok suların yanındaydı.|bojlet͡ʃe bujukluɡujleʔ dallarinin uzunluɡujla ɡuzeldi; t͡ʃunku koku t͡ʃok sularin janindajdi. New-Testament-Acts-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus her zamanki gibi onların yanına gitti. Üç Şabat Günü boyunca Kutsal Yazılar üzerine onlarla tartıştı.|pavlus her zamanki ɡibi onlarin janina ɡitti. ut͡ʃ sabat ɡunu bojunt͡ʃa kutsal jazilar uzerine onlarla tartisti. Old-Testament-Micah-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlalara göz dikiyorlar ve onları ellerinden alıyorlar, evlere de göz dikiyorlar, onları da ellerinden alıyorlar. Bir adamı ve evini, bir adamı ve mirasını sıkıştırıyorlar.|tarlalara ɡoz dikijorlar ve onlari ellerinden alijorlarʔ evlere de ɡoz dikijorlarʔ onlari da ellerinden alijorlar. bir adami ve eviniʔ bir adami ve mirasini sikistirijorlar. New-Testament-Romans-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, umutsuzluğa karşı, birçok ulusun babası olacağına, “Senin soyun böyle olacak”|avrahamʔ umutsuzluɡa karsiʔ birt͡ʃok ulusun babasi olat͡ʃaɡinaʔ “senin sojun bojle olat͡ʃak” New-Testament-Colossians-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylediğiniz ya da yaptığınız her şeyi Efendi Yeşua’nın adıyla, O’nun aracılığıyla Baba Tanrı’ya şükrederek yapın.|sojlediɡiniz ja da japtiɡiniz her seji efendi jesua’nin adijlaʔ o’nun arat͡ʃiliɡijla baba tanri’ja sukrederek japin. Old-Testament-2-Kings-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyada, Yahve, kral ve halk arasında, Yahve'nin halkı olsunlar diye antlaşma yaptı; kral ve halk arasında da antlaşma yaptı.|jehojadaʔ jahveʔ kral ve halk arasindaʔ jahveʔnin halki olsunlar dije antlasma japti; kral ve halk arasinda da antlasma japti. Old-Testament-Leviticus-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önüne yaklaştıkları zaman ölen Aron'un iki oğlunun ölümünden sonra, Yahve Moşe'ye şöyle konuştu;|jahveʔnin onune jaklastiklari zaman olen aronʔun iki oɡlunun olumunden sonraʔ jahve moseʔje sojle konustu; Old-Testament-Ezekiel-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine içeri girip baktım ve duvarda resmedilmiş her türlü sürüngeni, iğrenç hayvanı ve İsrael evinin bütün putlarını gördüm.|bunun uzerine it͡ʃeri ɡirip baktim ve duvarda resmedilmis her turlu surunɡeniʔ iɡrent͡ʃ hajvani ve israel evinin butun putlarini ɡordum. Old-Testament-Ezekiel-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Baktım, işte, bana bir el uzandı; ve işte, içinde bir kitap tomarı vardı.|baktimʔ isteʔ bana bir el uzandi; ve isteʔ it͡ʃinde bir kitap tomari vardi. New-Testament-Matthew-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızlar kandillerini aldıklarında yanlarına yağ almadılar.|akilsizlar kandillerini aldiklarinda janlarina jaɡ almadilar. Old-Testament-Judges-009-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kentin içinde güçlü bir kule vardı; kentin bütün kadın ve erkekleri oraya kaçıp kendilerini içeri kapattılar ve kulenin damına çıktılar.|ama kentin it͡ʃinde ɡut͡ʃlu bir kule vardi; kentin butun kadin ve erkekleri oraja kat͡ʃip kendilerini it͡ʃeri kapattilar ve kulenin damina t͡ʃiktilar. New-Testament-Mark-003-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Etrafında oturanlara bakarak, “İşte, annem ve erkek kardeşlerim!|etrafinda oturanlara bakarakʔ “isteʔ annem ve erkek kardeslerim! Old-Testament-Joshua-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Nun oğlu Yeşu kâhinleri çağırıp onlara şöyle dedi, \"\"Antlaşma Sandığı'nı kaldırın ve Yahve'nin sandığı önünde yedi kâhin koç boynuzundan yedi boru taşısın.\"\"\"|\"nun oɡlu jesu kahinleri t͡ʃaɡirip onlara sojle dediʔ \"\"antlasma sandiɡiʔni kaldirin ve jahveʔnin sandiɡi onunde jedi kahin kot͡ʃ bojnuzundan jedi boru tasisin.\"\"\" New-Testament-2-Timothy-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen benim öğretimi, davranışımı, amacımı, imanımı, sabrımı, sevgimi, kararlılığımı,|ama sen benim oɡretimiʔ davranisimiʔ amat͡ʃimiʔ imanimiʔ sabrimiʔ sevɡimiʔ kararliliɡimiʔ New-Testament-1-Corinthians-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, şunu diyorum: Kalan süre az. Bundan böyle, karıları olanlar yokmuş gibi;|kardeslerʔ sunu dijorum kalan sure az. bundan bojleʔ karilari olanlar jokmus ɡibi; Old-Testament-Ezekiel-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O Keruv elini Keruvlar'ın arasından Keruvlar'ın arasındaki ateşe uzattı ve ondan biraz alıp keten giysili adamın ellerine koydu. O da alıp dışarı çıktı.|o keruv elini keruvlarʔin arasindan keruvlarʔin arasindaki atese uzatti ve ondan biraz alip keten ɡijsili adamin ellerine kojdu. o da alip disari t͡ʃikti. Old-Testament-Ezekiel-048-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kâhinlerin sınırı boyunca, Levililer yirmi beş bin arşın uzunluğa ve on bin arşın genişliğe sahip olacaklar. Bütün uzunluk yirmi beş bin, genişlik on bin olacak.|“kahinlerin siniri bojunt͡ʃaʔ levililer jirmi bes bin arsin uzunluɡa ve on bin arsin ɡenisliɡe sahip olat͡ʃaklar. butun uzunluk jirmi bes binʔ ɡenislik on bin olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-090-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıllarımızın günleri yetmiş, ya da gücünle sekseni bulursa, yine de onların en parlak zamanı emek ve kederdir, çünkü çabuk geçiyor ve uçup gidiyoruz.|jillarimizin ɡunleri jetmisʔ ja da ɡut͡ʃunle sekseni bulursaʔ jine de onlarin en parlak zamani emek ve kederdirʔ t͡ʃunku t͡ʃabuk ɡet͡ʃijor ve ut͡ʃup ɡidijoruz. Old-Testament-Micah-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon kızı, ağrı çek, doğuran kadın gibi ağrı çek. Çünkü şimdi kentten çıkacaksın, ve kırda oturacaksın, ve Babil'e kadar varacaksın. Orada kurtarılacaksın. Orada Yahve seni düşmanlarının elinden kurtaracak.|sijon kiziʔ aɡri t͡ʃekʔ doɡuran kadin ɡibi aɡri t͡ʃek. t͡ʃunku simdi kentten t͡ʃikat͡ʃaksinʔ ve kirda oturat͡ʃaksinʔ ve babilʔe kadar varat͡ʃaksin. orada kurtarilat͡ʃaksin. orada jahve seni dusmanlarinin elinden kurtarat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-061-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonsuza dek çadırında kalayım. Kanatlarının koruması altına sığınayım. Selah.|sonsuza dek t͡ʃadirinda kalajim. kanatlarinin korumasi altina siɡinajim. selah. Old-Testament-1-Kings-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Sandığı'nı, Buluşma Çadırı'nı ve Çadır'da bulunan bütün kutsal takımları yukarı getirdiler. Kâhinler ve Levililer bunları yukarı getirdiler.|jahveʔnin sandiɡiʔniʔ bulusma t͡ʃadiriʔni ve t͡ʃadirʔda bulunan butun kutsal takimlari jukari ɡetirdiler. kahinler ve levililer bunlari jukari ɡetirdiler. Old-Testament-Isaiah-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Geçtiği her sefer sizi yakalayacak; çünkü sabahtan sabaha, gece gündüz geçecek; haberini bilmek de dehşet verici olacak.”|ɡet͡ʃtiɡi her sefer sizi jakalajat͡ʃak; t͡ʃunku sabahtan sabahaʔ ɡet͡ʃe ɡunduz ɡet͡ʃet͡ʃek; haberini bilmek de dehset verit͡ʃi olat͡ʃak.” New-Testament-Romans-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın doğruluğuna Yeşua Mesih’e iman etmekle kavuşulur. Buna iman eden herkes kavuşur. Hiç ayrım yoktur.|tanri’nin doɡruluɡuna jesua mesih’e iman etmekle kavusulur. buna iman eden herkes kavusur. hit͡ʃ ajrim joktur. Old-Testament-Genesis-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan ayrılıp başka bir kuyu kazdılar. Bunun için kavga etmediler. Bu yüzden ona Rehovot adını verdi. “Çünkü Yahve bize şimdi yer verdi ve biz bu ülkede verimli olacağız.” dedi.|oradan ajrilip baska bir kuju kazdilar. bunun it͡ʃin kavɡa etmediler. bu juzden ona rehovot adini verdi. “t͡ʃunku jahve bize simdi jer verdi ve biz bu ulkede verimli olat͡ʃaɡiz.” dedi. New-Testament-Matthew-013-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Ardından onları fırın ateşine atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.”|ardindan onlari firin atesine atat͡ʃaklar. orada aɡlajis ve dis ɡit͡ʃirtisi olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Genesis-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Noa Yahve'nin gözünde lütuf buldu.|ama noa jahveʔnin ɡozunde lutuf buldu. New-Testament-Matthew-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini bildirmesinler diye onları uyardı.|kendini bildirmesinler dije onlari ujardi. Old-Testament-Jeremiah-051-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden işte, Babil'in oyma suretlerini yargılayacağım günler geliyor; ve bütün ülkesi utandırılacak. Bütün öldürülmüşleri onun ortasında düşecek.|bu juzden isteʔ babilʔin ojma suretlerini jarɡilajat͡ʃaɡim ɡunler ɡelijor; ve butun ulkesi utandirilat͡ʃak. butun oldurulmusleri onun ortasinda duset͡ʃek. Old-Testament-Nehemiah-012-043|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün çok kurbanlar sundular ve sevindiler, çünkü Tanrı onları büyük sevinçle sevindirmişti; kadınlar ve çocuklar da sevindiler, öyle ki Yeruşalem'in sevinci çok uzaklardan bile duyuldu.|o ɡun t͡ʃok kurbanlar sundular ve sevindilerʔ t͡ʃunku tanri onlari bujuk sevint͡ʃle sevindirmisti; kadinlar ve t͡ʃot͡ʃuklar da sevindilerʔ ojle ki jerusalemʔin sevint͡ʃi t͡ʃok uzaklardan bile dujuldu. Old-Testament-Jeremiah-051-061|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeremya, Seraya'ya şöyle dedi: \"\"Babil'e vardığında, o zaman bak, bütün bu sözleri oku.\"|\"jeremjaʔ serajaʔja sojle dedi \"\"babilʔe vardiɡindaʔ o zaman bakʔ butun bu sozleri oku.\" New-Testament-Galatians-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’le birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor. Şimdi bedende yaşadığım bu hayatı, beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğlu’ndaki imanla yaşıyorum.|mesih’le birlikte t͡ʃarmiha ɡerildim. artik ben jasamijorumʔ mesih bende jasijor. simdi bedende jasadiɡim bu hajatiʔ beni seven ve benim it͡ʃin kendini feda eden tanri oɡlu’ndaki imanla jasijorum. Old-Testament-2-Chronicles-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı adamı Moşe'nin Yasası'na göre, düzenleri uyarınca kendi yerlerinde durdular. Kâhinler, Levililer'in elinden aldıkları kanı serptiler.|tanri adami moseʔnin jasasiʔna ɡoreʔ duzenleri ujarint͡ʃa kendi jerlerinde durdular. kahinlerʔ levililerʔin elinden aldiklari kani serptiler. New-Testament-Hebrews-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, dikkat edin, hiçbirinizde diri Tanrı’dan uzaklaşan imansızlığın kötü yüreği bulunmasın.|kardeslerʔ dikkat edinʔ hit͡ʃbirinizde diri tanri’dan uzaklasan imansizliɡin kotu jureɡi bulunmasin. New-Testament-1-Peter-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülükten sakınıp iyilik etsin. Esenliği arasın, ve onun ardınca gitsin.|kotulukten sakinip ijilik etsin. esenliɡi arasinʔ ve onun ardint͡ʃa ɡitsin. New-Testament-2-Timothy-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk savunmamda kimse yardıma gelmedi, hepsi beni bıraktı. Bunun hesabı onlardan sorulmasın.|ilk savunmamda kimse jardima ɡelmediʔ hepsi beni birakti. bunun hesabi onlardan sorulmasin. Old-Testament-Proverbs-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkeli kişi cezasını çekmelidir, çünkü onu kurtarırsan, bunu tekrar yapman gerekir.|ofkeli kisi t͡ʃezasini t͡ʃekmelidirʔ t͡ʃunku onu kurtarirsanʔ bunu tekrar japman ɡerekir. Old-Testament-2-Chronicles-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın altı basamağı, tahta tutturulmuş altın ayak taburesi, koltuğun bulunduğu yerin iki yanında kollukları ve kollukların yanında duran iki aslan vardı.|tahtin alti basamaɡiʔ tahta tutturulmus altin ajak taburesiʔ koltuɡun bulunduɡu jerin iki janinda kolluklari ve kolluklarin janinda duran iki aslan vardi. Old-Testament-Psalms-078-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde kayaları yardı, derinliklerden geliyormuşçasına onlara bol bol içirdi.|t͡ʃolde kajalari jardiʔ derinliklerden ɡelijormust͡ʃasina onlara bol bol it͡ʃirdi. Old-Testament-Psalms-099-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve’yi yüceltin. Kutsal dağında tapının, çünkü Tanrımız Yahve kutsaldır!|tanrimiz jahve’ji jut͡ʃeltin. kutsal daɡinda tapininʔ t͡ʃunku tanrimiz jahve kutsaldir! Old-Testament-Lamentations-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevreme duvar ördü, dışarı çıkamıyorum. Zincirlerimi ağırlaştırdı.|t͡ʃevreme duvar orduʔ disari t͡ʃikamijorum. zint͡ʃirlerimi aɡirlastirdi. Old-Testament-2-Kings-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun nedeni, İsrael'in çocuklarının, kendilerini Mısır Kralı Firavun'un eli altından Mısır diyarından çıkarmış olan Tanrıları Yahve'ye karşı günah işlemeleri ve başka ilâhlardan korkmalarıydı.|bunun nedeniʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarininʔ kendilerini misir krali firavunʔun eli altindan misir dijarindan t͡ʃikarmis olan tanrilari jahveʔje karsi ɡunah islemeleri ve baska ilahlardan korkmalarijdi. Old-Testament-Zechariah-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onların üzerinde görünecek. Oku şimşek gibi çakacak. Efendi Yahve boruyu çalacak, ve güneyin kasırgalarıyla gidecek.|jahve onlarin uzerinde ɡorunet͡ʃek. oku simsek ɡibi t͡ʃakat͡ʃak. efendi jahve boruju t͡ʃalat͡ʃakʔ ve ɡunejin kasirɡalarijla ɡidet͡ʃek. Old-Testament-2-Samuel-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kalkıp sayıyla geçtiler: Benyamin ve Saul oğlu İşboşet için on iki kişi ve David'in hizmetkârlarından on iki kişi.|bunun uzerine kalkip sajijla ɡet͡ʃtiler benjamin ve saul oɡlu isboset it͡ʃin on iki kisi ve davidʔin hizmetkarlarindan on iki kisi. Old-Testament-Ezekiel-038-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sen kalkacaksın. Bir fırtına gibi geleceksiniz. Ülkeyi örtmek için bir bulut gibi olacaksın, sen ve bütün orduların ve seninle birlikte çok halklar.\"\"\"\"'\"|\"sen kalkat͡ʃaksin. bir firtina ɡibi ɡelet͡ʃeksiniz. ulkeji ortmek it͡ʃin bir bulut ɡibi olat͡ʃaksinʔ sen ve butun ordularin ve seninle birlikte t͡ʃok halklar.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Isaiah-040-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Öyleyse beni kime benzeteceksin? Benim eşitim kim?” diyor Kutsal Olan.|“ojlejse beni kime benzetet͡ʃeksin? benim esitim kim?” dijor kutsal olan. Old-Testament-Exodus-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun dönüp evine gitti, ama bunu ciddiye bile almadı.|firavun donup evine ɡittiʔ ama bunu t͡ʃiddije bile almadi. New-Testament-Romans-011-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her şey O'ndan, O'nun aracılığıyla ve O'nun içindir. O’na sonsuza dek yücelik olsun! Amin.|t͡ʃunku her sej oʔndanʔ oʔnun arat͡ʃiliɡijla ve oʔnun it͡ʃindir. o’na sonsuza dek jut͡ʃelik olsun! amin. Old-Testament-Numbers-033-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Aron, İsrael'in çocuklarının Mısır diyarından çıkışının kırkıncı yılında, beşinci ayın, ayın birinci günü, Yahve'nin buyruğu uyarınca Hor Dağı'na çıktı ve orada öldü.|kahin aronʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin misir dijarindan t͡ʃikisinin kirkint͡ʃi jilindaʔ besint͡ʃi ajinʔ ajin birint͡ʃi ɡunuʔ jahveʔnin bujruɡu ujarint͡ʃa hor daɡiʔna t͡ʃikti ve orada oldu. Old-Testament-Psalms-089-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Seçtiğim kişiyle antlaşma yaptım, hizmetkârım David’e ant içtim:|“set͡ʃtiɡim kisijle antlasma japtimʔ hizmetkarim david’e ant it͡ʃtim New-Testament-Acts-007-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır’da olan halkımın sıkıntısını gerçekten gördüm, iniltilerini duydum ve onları kurtarmak için aşağıya indim. Şimdi gel, seni Mısır’a göndereceğim.’”|misir’da olan halkimin sikintisini ɡert͡ʃekten ɡordumʔ iniltilerini dujdum ve onlari kurtarmak it͡ʃin asaɡija indim. simdi ɡelʔ seni misir’a ɡonderet͡ʃeɡim.’” New-Testament-Revelation-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük ve yüksek surlara sahipti. On iki kapısı vardı. Kapılarda on iki melek duruyordu. Kapıların üzerinde İsrael'in çocuklarının on iki oymağının adları yazılıydı.|bujuk ve juksek surlara sahipti. on iki kapisi vardi. kapilarda on iki melek durujordu. kapilarin uzerinde israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin on iki ojmaɡinin adlari jazilijdi. Old-Testament-Joshua-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven'in çocuklarına, Gad'ın çocuklarına ve Manaşşe oymağının yarısına, Gilad diyarına geldiler ve onlarla konuşup şöyle dediler:|ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ve manasse ojmaɡinin jarisinaʔ ɡilad dijarina ɡeldiler ve onlarla konusup sojle dediler Old-Testament-Exodus-032-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ertesi gün Moşe halka şöyle dedi: \"\"Büyük bir günah işlediniz. Şimdi Yahve'nin önüne çıkacağım. Belki günahınız için kefaret ederim.”\"|\"ertesi ɡun mose halka sojle dedi \"\"bujuk bir ɡunah islediniz. simdi jahveʔnin onune t͡ʃikat͡ʃaɡim. belki ɡunahiniz it͡ʃin kefaret ederim.”\" Old-Testament-Ezekiel-032-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, Mısır kalabalığı için ağıt yak, onu ve ünlü ulusların kızlarını da çukura inenlerle birlikte onları yeryüzünün derinliklerine at.|“ej insanoɡluʔ misir kalabaliɡi it͡ʃin aɡit jakʔ onu ve unlu uluslarin kizlarini da t͡ʃukura inenlerle birlikte onlari jerjuzunun derinliklerine at. New-Testament-Luke-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın evine girdi, yalnızca kâhinler dışında yemesi yasak olan sergi ekmeklerini alıp yedi ve yanındakilere de verdi.”|tanri’nin evine ɡirdiʔ jalnizt͡ʃa kahinler disinda jemesi jasak olan serɡi ekmeklerini alip jedi ve janindakilere de verdi.” Old-Testament-Exodus-038-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüz talant gümüş, kutsal yerin ve perdenin tabanlarının dökümü içindi; yüz talant için yüz taban, taban başına bir talanttı.|juz talant ɡumusʔ kutsal jerin ve perdenin tabanlarinin dokumu it͡ʃindi; juz talant it͡ʃin juz tabanʔ taban basina bir talantti. Old-Testament-Job-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden tiksiniyorlar, benden uzak duruyorlar, yüzüme tükürmekten çekinmiyorlar.|benden tiksinijorlarʔ benden uzak durujorlarʔ juzume tukurmekten t͡ʃekinmijorlar. Old-Testament-Genesis-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yakov'a, “Atalarının ülkesine, akrabalarının yanına dön” dedi, “Seninle birlikte olacağım.”|jahve jakovʔaʔ “atalarinin ulkesineʔ akrabalarinin janina don” dediʔ “seninle birlikte olat͡ʃaɡim.” Old-Testament-2-Kings-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı onları görünce Elişa’ya, “Baba, onları vurayım mı? Onları vurayım mı?” dedi.|israel krali onlari ɡorunt͡ʃe elisa’jaʔ “babaʔ onlari vurajim mi? onlari vurajim mi?” dedi. Old-Testament-Jeremiah-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'yi inkar ettiler ve, “O değil” dediler, “Bize kötülük gelmeyecek. Kılıç ya da kıtlık görmeyeceğiz.|jahveʔji inkar ettiler veʔ “o deɡil” dedilerʔ “bize kotuluk ɡelmejet͡ʃek. kilit͡ʃ ja da kitlik ɡormejet͡ʃeɡiz. Old-Testament-Jeremiah-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Etiyopyalı kendi derisini, ya da leopar beneklerini değiştirebilir mi? O zaman kötülük yapmaya alışmış olan sizler de iyilik yapabilirsin.|etijopjali kendi derisiniʔ ja da leopar beneklerini deɡistirebilir mi? o zaman kotuluk japmaja alismis olan sizler de ijilik japabilirsin. New-Testament-John-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Petrus’la öteki öğrenci çıkıp mezara doğru gittiler.|bunun uzerine petrus’la oteki oɡrent͡ʃi t͡ʃikip mezara doɡru ɡittiler. Old-Testament-Isaiah-040-031|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Yahve'yi bekleyenler güçlerini tazeleyecekler. Kartal gibi kanatlarla yükselecekler. Koşacaklar ve yorulmayacaklar. Yürüyecekler ve zayıflamayacaklar.|ama jahveʔji beklejenler ɡut͡ʃlerini tazelejet͡ʃekler. kartal ɡibi kanatlarla jukselet͡ʃekler. kosat͡ʃaklar ve jorulmajat͡ʃaklar. jurujet͡ʃekler ve zajiflamajat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-026-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çerçeveleri altınla kaplayacaksın, ve kirişlerin yeri olarak altın halkalar yapacaksın. Kirişleri altınla kaplayacaksın.|t͡ʃert͡ʃeveleri altinla kaplajat͡ʃaksinʔ ve kirislerin jeri olarak altin halkalar japat͡ʃaksin. kirisleri altinla kaplajat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Samuel-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul David’ten daha da çok korktu ve Saul sürekli olarak David'in düşmanı oldu.|saul david’ten daha da t͡ʃok korktu ve saul surekli olarak davidʔin dusmani oldu. Old-Testament-Ruth-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası, ölenin adı kardeşleri arasından ve yerinin kapısından kesilmesin diye, ölenin adını mirasında yükseltmek için Mahlon’un karısı Moavlı Rut’u da karım olarak satın aldım. Bugün sizler tanıksınız.” dedi.|dahasiʔ olenin adi kardesleri arasindan ve jerinin kapisindan kesilmesin dijeʔ olenin adini mirasinda jukseltmek it͡ʃin mahlon’un karisi moavli rut’u da karim olarak satin aldim. buɡun sizler taniksiniz.” dedi. New-Testament-Acts-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni ne tapınakta, ne havralarda, ne de kentte kimseyle tartışırken ya da kalabalığı kışkırtırken buldular.|beni ne tapinaktaʔ ne havralardaʔ ne de kentte kimsejle tartisirken ja da kalabaliɡi kiskirtirken buldular. New-Testament-Mark-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, havra yöneticilerinden Yair adında biri geldi. Yeşua’yı görünce ayaklarına kapandı.|isteʔ havra jonetit͡ʃilerinden jair adinda biri ɡeldi. jesua’ji ɡorunt͡ʃe ajaklarina kapandi. Old-Testament-Jeremiah-036-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Başka bir tomar daha al ve Yahuda Kralı Yehoyakim'in yaktığı ilk tomarda bulunan önceki sözlerin hepsini yaz.\"|\"\"\"baska bir tomar daha al ve jahuda krali jehojakimʔin jaktiɡi ilk tomarda bulunan ont͡ʃeki sozlerin hepsini jaz.\" Old-Testament-Isaiah-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahve'nin dalı güzel ve görkemli olacak, ülkenin ürünü de İsrael'in sağ kalanlarının güzelliği ve görkemi olacak.|o ɡun jahveʔnin dali ɡuzel ve ɡorkemli olat͡ʃakʔ ulkenin urunu de israelʔin saɡ kalanlarinin ɡuzelliɡi ve ɡorkemi olat͡ʃak. Old-Testament-Job-028-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Rüzgârın kuvvetini belirler. Evet, suları ölçüyle ölçer.|ruzɡarin kuvvetini belirler. evetʔ sulari olt͡ʃujle olt͡ʃer. Old-Testament-Proverbs-031-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir tarlayı gözüne kestirir ve satın alır. Ellerinin ürünüyle bağ diker.|bir tarlaji ɡozune kestirir ve satin alir. ellerinin urunujle baɡ diker. Old-Testament-Judges-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Okçuların gürültüsünden uzak, su çekilen yerlerde, Yahve'nin doğru işlerini, O'nun İsrael'deki yönetiminin doğru işlerini anlatacaklar. “O zaman Yahve'nin halkı kapılara indi.\"\"\"|\"okt͡ʃularin ɡurultusunden uzakʔ su t͡ʃekilen jerlerdeʔ jahveʔnin doɡru isleriniʔ oʔnun israelʔdeki jonetiminin doɡru islerini anlatat͡ʃaklar. “o zaman jahveʔnin halki kapilara indi.\"\"\" Old-Testament-Job-030-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağ tarafımda ayaktakımı yükseliyor. Ayaklarımı bir kenara itiyorlar. Yıkım yollarını bana karşı kuruyorlar.|saɡ tarafimda ajaktakimi jukselijor. ajaklarimi bir kenara itijorlar. jikim jollarini bana karsi kurujorlar. Old-Testament-Ezekiel-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“El işlerinin çokluğu nedeniyle Suriye senin tüccarındı. Senin malların karşılığında zümrütler, mor, işlemeli işler, ince keten, mercan ve yakutlar takas ederlerdi.|“‘“el islerinin t͡ʃokluɡu nedenijle surije senin tut͡ʃt͡ʃarindi. senin mallarin karsiliɡinda zumrutlerʔ morʔ islemeli islerʔ int͡ʃe ketenʔ mert͡ʃan ve jakutlar takas ederlerdi. New-Testament-Luke-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı suçlu çıkaracak bir neden bulabilmek için yazıcılarla Ferisiler, Şabat'ta iyileştirip iyileştirmeyeceğini görmek için O'nu gözlüyorlardı.|jesua’ji sut͡ʃlu t͡ʃikarat͡ʃak bir neden bulabilmek it͡ʃin jazit͡ʃilarla ferisilerʔ sabatʔta ijilestirip ijilestirmejet͡ʃeɡini ɡormek it͡ʃin oʔnu ɡozlujorlardi. Old-Testament-Obadiah-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kartal gibi yükseklere çıksan da, yuvanı yıldızların arasına koysan da, seni oradan indireceğim.\"\" diyor Yahve.\"|\"kartal ɡibi jukseklere t͡ʃiksan daʔ juvani jildizlarin arasina kojsan daʔ seni oradan indiret͡ʃeɡim.\"\" dijor jahve.\" New-Testament-Ephesians-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bu “çıktı” sözü, Mesih ilk olarak yeryüzünün alt kısımlarına indi demek değil de nedir?|simdi bu “t͡ʃikti” sozuʔ mesih ilk olarak jerjuzunun alt kisimlarina indi demek deɡil de nedir? Old-Testament-2-Samuel-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Hadadezer'in hizmetkârlarının üzerindeki altın kalkanları alıp Yeruşalem'e getirdi.|davidʔ hadadezerʔin hizmetkarlarinin uzerindeki altin kalkanlari alip jerusalemʔe ɡetirdi. Old-Testament-2-Chronicles-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam Yeruşalem'de yaşadı ve Yahuda'da savunma için kentler yaptı.|rehovam jerusalemʔde jasadi ve jahudaʔda savunma it͡ʃin kentler japti. Old-Testament-Deuteronomy-030-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O göklerde değil ki, \"\"Kim bizim için göğe çıkacak, onu bize getirecek ve onu bize duyuracak da, onu yapalım?\"\" diyesin.\"|\"o ɡoklerde deɡil kiʔ \"\"kim bizim it͡ʃin ɡoɡe t͡ʃikat͡ʃakʔ onu bize ɡetiret͡ʃek ve onu bize dujurat͡ʃak daʔ onu japalim?\"\" dijesin.\" Old-Testament-Job-031-018|und|SPEAKER_00_Turkish|(Hayır, gençliğimden beri benimle birlikte büyüdü, baba yanındaymış gibi, annemin rahminden beri dul kadına yol gösterdim),|(hajirʔ ɡent͡ʃliɡimden beri benimle birlikte bujuduʔ baba janindajmis ɡibiʔ annemin rahminden beri dul kadina jol ɡosterdim)ʔ New-Testament-2-Corinthians-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, size üçüncü gelişim olacak. “İki ya da üç tanığın ağzıyla her söz sabit olacaktır.”|buʔ size ut͡ʃunt͡ʃu ɡelisim olat͡ʃak. “iki ja da ut͡ʃ taniɡin aɡzijla her soz sabit olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Leviticus-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle onu kutsal kılacaksın; çünkü Tanrınız'ın ekmeğini o sunuyor. O sizin için kutsal olacaktır; çünkü sizi kutsal kılan ben Yahve, kutsalım.'\"\"\"|\"bu nedenle onu kutsal kilat͡ʃaksin; t͡ʃunku tanrinizʔin ekmeɡini o sunujor. o sizin it͡ʃin kutsal olat͡ʃaktir; t͡ʃunku sizi kutsal kilan ben jahveʔ kutsalim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Exodus-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk, \"\"Ne içelim?\"\" diye Moşe'ye karşı söylendiler.\"|\"halkʔ \"\"ne it͡ʃelim?\"\" dije moseʔje karsi sojlendiler.\" New-Testament-Hebrews-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman O’nun sesi yeri sarsmıştı. Ama şimdi, ‘‘Artık bir kez daha yalnızca yeri değil, gökleri de sarsacağım” diyerek söz vermiştir.|o zaman o’nun sesi jeri sarsmisti. ama simdiʔ ‘‘artik bir kez daha jalnizt͡ʃa jeri deɡilʔ ɡokleri de sarsat͡ʃaɡim” dijerek soz vermistir. New-Testament-Acts-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dışarı çıkıp ardından gitti. Meleğin yaptığının gerçek olduğunu bilmiyordu, yalnızca bir görüm gördüğünü sanıyordu.|disari t͡ʃikip ardindan ɡitti. meleɡin japtiɡinin ɡert͡ʃek olduɡunu bilmijorduʔ jalnizt͡ʃa bir ɡorum ɡorduɡunu sanijordu. Old-Testament-1-Samuel-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün kendiniz için seçmiş olduğunuz kralınız yüzünden feryat edeceksiniz; Yahve de o gün size yanıt vermeyecek.\"\"\"|\"o ɡun kendiniz it͡ʃin set͡ʃmis olduɡunuz kraliniz juzunden ferjat edet͡ʃeksiniz; jahve de o ɡun size janit vermejet͡ʃek.\"\"\" New-Testament-Matthew-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bana, ‘Efendim, Efendim’ diyen herkes Cennetin Krallığı'na girmeyecek, ancak göklerdeki Babam’ın isteğini yerine getiren girecektir.|“banaʔ ‘efendimʔ efendim’ dijen herkes t͡ʃennetin kralliɡiʔna ɡirmejet͡ʃekʔ ant͡ʃak ɡoklerdeki babam’in isteɡini jerine ɡetiren ɡiret͡ʃektir. Old-Testament-1-Chronicles-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi'nin çocuklarından: Dört bin altı yüz kişi.|leviʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindan dort bin alti juz kisi. Old-Testament-Isaiah-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ay şaşkına dönecek, güneş utanacak; çünkü Ordular Yahvesi Siyon Dağı'nda ve Yeruşalem'de hüküm sürecek; görkem de O'nun ihtiyarlarının önünde olacak.|o zaman aj saskina donet͡ʃekʔ ɡunes utanat͡ʃak; t͡ʃunku ordular jahvesi sijon daɡiʔnda ve jerusalemʔde hukum suret͡ʃek; ɡorkem de oʔnun ihtijarlarinin onunde olat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınağın eyvanına direkleri dikti. Sağdaki direği dikti ve onun adını Yakin koydu; soldaki direği dikti ve onun adını Boaz koydu.|tapinaɡin ejvanina direkleri dikti. saɡdaki direɡi dikti ve onun adini jakin kojdu; soldaki direɡi dikti ve onun adini boaz kojdu. Old-Testament-2-Chronicles-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'yı dolaşıp Yahuda'nın bütün kentlerinden Levililer'i ve İsrael'in atalar evlerinin başlarını topladılar ve Yeruşalem'e geldiler.|jahudaʔji dolasip jahudaʔnin butun kentlerinden levililerʔi ve israelʔin atalar evlerinin baslarini topladilar ve jerusalemʔe ɡeldiler. Old-Testament-Deuteronomy-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse şimdi neden ölelim? Çünkü bu büyük ateş bizi tüketecek. Eğer Tanrımız Yahve'nin sesini bir daha duyarsak, o zaman öleceğiz.|ojlejse simdi neden olelim? t͡ʃunku bu bujuk ates bizi tuketet͡ʃek. eɡer tanrimiz jahveʔnin sesini bir daha dujarsakʔ o zaman olet͡ʃeɡiz. Old-Testament-2-Kings-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Yoşiya'nın on sekizinci yılında kral, Meşullam oğlu Asalya'nın oğlu Kâtip Şafan'ı Yahve'nin evine gönderip şöyle dedi:|kral josijaʔnin on sekizint͡ʃi jilinda kralʔ mesullam oɡlu asaljaʔnin oɡlu katip safanʔi jahveʔnin evine ɡonderip sojle dedi New-Testament-Revelation-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine meleğe gittim, kitabı bana vermesini istedim. Bana, “Al ve ye” dedi. ‘‘Midende acılık yapacak, ama ağzına bal gibi tatlı olacak.”|bunun uzerine meleɡe ɡittimʔ kitabi bana vermesini istedim. banaʔ “al ve je” dedi. ‘‘midende at͡ʃilik japat͡ʃakʔ ama aɡzina bal ɡibi tatli olat͡ʃak.” Old-Testament-Ezra-002-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Harim'in çocukları, üç yüz yirmi.|harimʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ut͡ʃ juz jirmi. Old-Testament-1-Kings-001-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan, Adoniya’ya yanıt verdi, “Gerçekten efendimiz Kral David, Solomon’u kral yaptı.|jonatanʔ adonija’ja janit verdiʔ “ɡert͡ʃekten efendimiz kral davidʔ solomon’u kral japti. New-Testament-James-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kim Yasa’nın tümünü tutar ve bir noktada tökezlerse, hepsinde suçlu olur.|t͡ʃunku kim jasa’nin tumunu tutar ve bir noktada tokezlerseʔ hepsinde sut͡ʃlu olur. New-Testament-Acts-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle bir buyruktan sonra zindancı onları iç zindana attı ve ayaklarını tomruğa vurdu.|bojle bir bujruktan sonra zindant͡ʃi onlari it͡ʃ zindana atti ve ajaklarini tomruɡa vurdu. Old-Testament-Psalms-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yüreğimle Yahve’ye şükredeceğim. Şaşkınlık verici işlerinin hepsini anlatacağım.|butun jureɡimle jahve’je sukredet͡ʃeɡim. saskinlik verit͡ʃi islerinin hepsini anlatat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve'den korkanlar, O’nu övün! Ey Yakov soyu, O'nu yüceltin! Ey İsrael soyu, O'ndan korkun!|ej jahveʔden korkanlarʔ o’nu ovun! ej jakov sojuʔ oʔnu jut͡ʃeltin! ej israel sojuʔ oʔndan korkun! Old-Testament-Ezekiel-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama yürekleri kendi iğrenç şeylerinin ve iğrençliklerinin ardından gidenlere gelince, ben onların yolunu kendi başlarına getireceğim.' diyor Efendi Yahve.\"\"\"|\"ama jurekleri kendi iɡrent͡ʃ sejlerinin ve iɡrent͡ʃliklerinin ardindan ɡidenlere ɡelint͡ʃeʔ ben onlarin jolunu kendi baslarina ɡetiret͡ʃeɡim.ʔ dijor efendi jahve.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Zina etmeyeceksin.\"\"\"|\"\"\"zina etmejet͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-Luke-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler çıkıp köy köy dolaşarak her yerde Müjde’yi duyurup hastaları iyileştirdiler.|oɡrent͡ʃiler t͡ʃikip koj koj dolasarak her jerde muʒde’ji dujurup hastalari ijilestirdiler. Old-Testament-1-Kings-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un bütün İsrael'in başında on iki görevlisi vardı. Bunlar krala ve ev halkına yiyecek sağlıyorlardı. Her biri yılda bir aylık yiyecek sağlamak zorundaydı.|solomonʔun butun israelʔin basinda on iki ɡorevlisi vardi. bunlar krala ve ev halkina jijet͡ʃek saɡlijorlardi. her biri jilda bir ajlik jijet͡ʃek saɡlamak zorundajdi. Old-Testament-Ezekiel-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bedenleri, sırtları, elleri, kanatları ve tekerlekler, dördünün de tekerlekleri her yandan gözlerle doluydu.|butun bedenleriʔ sirtlariʔ elleriʔ kanatlari ve tekerleklerʔ dordunun de tekerlekleri her jandan ɡozlerle dolujdu. New-Testament-1-Corinthians-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne istiyorsunuz? Size değnekle mi geleyim, yoksa sevgi ve yumuşak bir ruhla mı?|ne istijorsunuz? size deɡnekle mi ɡelejimʔ joksa sevɡi ve jumusak bir ruhla mi? New-Testament-Luke-011-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece atalarınızın işlerine tanıklık ediyor, onları da onaylamış oluyorsunuz. Çünkü onlar peygamberleri öldürdüler, siz de onların anıt mezarlarını yapıyorsunuz.|bojlet͡ʃe atalarinizin islerine taniklik edijorʔ onlari da onajlamis olujorsunuz. t͡ʃunku onlar pejɡamberleri oldurdulerʔ siz de onlarin anit mezarlarini japijorsunuz. Old-Testament-Numbers-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Elim'den yola çıkıp Kızıldeniz'in yanında konakladılar.|elimʔden jola t͡ʃikip kizildenizʔin janinda konakladilar. Old-Testament-Genesis-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham ülke halkının önünde eğildi.|avraham ulke halkinin onunde eɡildi. Old-Testament-Jeremiah-025-025|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bütün Zimri krallarına, bütün Elam krallarına, bütün Med krallarına;|ve butun zimri krallarinaʔ butun elam krallarinaʔ butun med krallarina; New-Testament-Matthew-018-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yapılanı gören öteki hizmetkâr arkadaşları çok üzüldüler. Efendilerine gidip bütün olup biteni anlattılar.|japilani ɡoren oteki hizmetkar arkadaslari t͡ʃok uzulduler. efendilerine ɡidip butun olup biteni anlattilar. Old-Testament-2-Chronicles-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|işte, Yahve senin halkını, çocuklarını, karılarını ve bütün mallını büyük bir felaketle vuracak.|isteʔ jahve senin halkiniʔ t͡ʃot͡ʃuklariniʔ karilarini ve butun mallini bujuk bir felaketle vurat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Oraya dört sıra taş yuvası koyacaksın; ilk sırada yakut, topaz ve beril olacak;|oraja dort sira tas juvasi kojat͡ʃaksin; ilk sirada jakutʔ topaz ve beril olat͡ʃak; Old-Testament-Genesis-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bakın, erkek eli değmemiş iki kızım var. Onları size getireyim, ne isterseniz yapın. Yalnız bu adamlara bir şey yapmayın, çünkü onlar benim çatımın gölgesi altına girdiler.”|“bakinʔ erkek eli deɡmemis iki kizim var. onlari size ɡetirejimʔ ne isterseniz japin. jalniz bu adamlara bir sej japmajinʔ t͡ʃunku onlar benim t͡ʃatimin ɡolɡesi altina ɡirdiler.” Old-Testament-1-Samuel-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|David'le adamları çıkıp Geşurlular'a, Girzliler'e ve Amalekliler'e baskın düzenlediler; çünkü bunlar, Şur yolunda, Mısır diyarına kadar, ülkenin eskiden beri sakinleriydi.|davidʔle adamlari t͡ʃikip ɡesurlularʔaʔ ɡirzlilerʔe ve amaleklilerʔe baskin duzenlediler; t͡ʃunku bunlarʔ sur jolundaʔ misir dijarina kadarʔ ulkenin eskiden beri sakinlerijdi. Old-Testament-Jeremiah-033-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları bana karşı işledikleri bütün suçlarından temizleyeceğim. Bana karşı işledikleri bütün suçlarını, bana karşı işledikleri bütün kötülüklerini bağışlayacağım.|onlari bana karsi isledikleri butun sut͡ʃlarindan temizlejet͡ʃeɡim. bana karsi isledikleri butun sut͡ʃlariniʔ bana karsi isledikleri butun kotuluklerini baɡislajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Genesis-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşinin adı Yubal'dı. O, çenk ve kaval çalan herkesin atasıydı.|kardesinin adi jubalʔdi. oʔ t͡ʃenk ve kaval t͡ʃalan herkesin atasijdi. Old-Testament-2-Kings-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona böyle oldu, halk onu kapıda çiğnedi, o da öldü.|ona bojle olduʔ halk onu kapida t͡ʃiɡnediʔ o da oldu. New-Testament-Mark-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, kim şu dağa, ‘Kalk denize atıl’ derse ve yüreğinde kuşku duymadan, ancak söylediklerinin gerçekleşmekte olduğuna inanırsa, ne söylerse sahip olacaktır.|size doɡrusunu sojlejejimʔ kim su daɡaʔ ‘kalk denize atil’ derse ve jureɡinde kusku dujmadanʔ ant͡ʃak sojlediklerinin ɡert͡ʃeklesmekte olduɡuna inanirsaʔ ne sojlerse sahip olat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Çekirgeler için elini Mısır toprakları üzerine uzat da Mısır topraklarına çıksınlar ve diyarın bütün otlarını, doludan arta kalanları yesinler.\"\"\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"t͡ʃekirɡeler it͡ʃin elini misir topraklari uzerine uzat da misir topraklarina t͡ʃiksinlar ve dijarin butun otlariniʔ doludan arta kalanlari jesinler.\"\"\" New-Testament-Matthew-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onlara benzetmelerle konuşuyorum. Çünkü onlar bakar ama görmezler, işitir ama duymazlar ve anlamazlar.|bu nedenle onlara benzetmelerle konusujorum. t͡ʃunku onlar bakar ama ɡormezlerʔ isitir ama dujmazlar ve anlamazlar. Old-Testament-Hosea-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın Lo Ruhama'yı sütten kesince gebe kaldı ve bir oğul doğurdu.|kadin lo ruhamaʔji sutten kesint͡ʃe ɡebe kaldi ve bir oɡul doɡurdu. New-Testament-1-Corinthians-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve yine, “Efendi, bilgelerin düşüncelerinin boş olduğunu bilir.”|ve jineʔ “efendiʔ bilɡelerin dusunt͡ʃelerinin bos olduɡunu bilir.” New-Testament-Acts-025-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben onun ölümü gerektirecek bir şey yapmadığını buldum. Kendisi İmparator’a başvurduğundan, onu göndermeye karar verdim.|ama ben onun olumu ɡerektiret͡ʃek bir sej japmadiɡini buldum. kendisi imparator’a basvurduɡundanʔ onu ɡondermeje karar verdim. Old-Testament-Isaiah-060-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Lübnan'ın görkemi, selvi ağacı, çam ve şimşir ağacı birlikte, konutumu süslemek için sana gelecekler. Ayaklarımın yerini görkemli kılacağım.|“lubnanʔin ɡorkemiʔ selvi aɡat͡ʃiʔ t͡ʃam ve simsir aɡat͡ʃi birlikteʔ konutumu suslemek it͡ʃin sana ɡelet͡ʃekler. ajaklarimin jerini ɡorkemli kilat͡ʃaɡim. Old-Testament-Ezekiel-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzleri böyleydi. Kanatları yukarıdan açılmıştı. Her birinin iki kanadı birbirine değiyordu ve ikisi de bedenlerini örtüyordu.|juzleri bojlejdi. kanatlari jukaridan at͡ʃilmisti. her birinin iki kanadi birbirine deɡijordu ve ikisi de bedenlerini ortujordu. Old-Testament-Psalms-114-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda kutsal yeri, İsrael O’nun krallığı oldu.|jahuda kutsal jeriʔ israel o’nun kralliɡi oldu. Old-Testament-Genesis-021-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham Beer-Şeva'da bir ılgın ağacı dikti ve orada Ebedi Tanrı Yahve’nin adını çağırdı.|avraham beer-sevaʔda bir ilɡin aɡat͡ʃi dikti ve orada ebedi tanri jahve’nin adini t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-2-Kings-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evini, kralın evini ve Yeruşalem'in bütün evlerini yaktı. Her büyük evi ateşe verdi.|jahveʔnin eviniʔ kralin evini ve jerusalemʔin butun evlerini jakti. her bujuk evi atese verdi. New-Testament-Acts-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadım Filipus’a, “Peygamber kimden söz ediyor? Kendisinden mi, yoksa başka birisinden mi?” diye karşılık verdi.|hadim filipus’aʔ “pejɡamber kimden soz edijor? kendisinden miʔ joksa baska birisinden mi?” dije karsilik verdi. Old-Testament-1-Samuel-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel, \"\"Öyleyse kulağımdaki koyunların melemesi ve sığırların böğürmesi ne anlama geliyor?\"\" dedi.\"|\"samuelʔ \"\"ojlejse kulaɡimdaki kojunlarin melemesi ve siɡirlarin boɡurmesi ne anlama ɡelijor?\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yeruşalem'de kendisine bunlar doğdu: Şimea, Şovav, Natan ve Solomon, dördü, Ammiel'in kızı Batşua'dan;|ve jerusalemʔde kendisine bunlar doɡdu simeaʔ sovavʔ natan ve solomonʔ dorduʔ ammielʔin kizi batsuaʔdan; Old-Testament-Psalms-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtar, ey Yahve! Seslendiğimizde Kral bize yanıt versin!|kurtarʔ ej jahve! seslendiɡimizde kral bize janit versin! Old-Testament-Exodus-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve şöyle dedi, \"\"İbrani kadınlara ebelik yaptığınızda, onları doğum sandalyesinde gördüğünüzde, eğer çocuk erkekse, öldürün, kızsa yaşasın.\"\"\"|\"ve sojle dediʔ \"\"ibrani kadinlara ebelik japtiɡinizdaʔ onlari doɡum sandaljesinde ɡorduɡunuzdeʔ eɡer t͡ʃot͡ʃuk erkekseʔ oldurunʔ kizsa jasasin.\"\"\" New-Testament-Hebrews-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü birçok çocuğu yüceliğe getirirken, onların kurtuluş öncüsünü acılarla yetkinliğe erdirmesi, her şeyi kendisi için ve kendisi aracılığıyla var eden Tanrı’ya uygun olandı.|t͡ʃunku birt͡ʃok t͡ʃot͡ʃuɡu jut͡ʃeliɡe ɡetirirkenʔ onlarin kurtulus ont͡ʃusunu at͡ʃilarla jetkinliɡe erdirmesiʔ her seji kendisi it͡ʃin ve kendisi arat͡ʃiliɡijla var eden tanri’ja ujɡun olandi. New-Testament-Matthew-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama ne mutlu sizin gözlerinize, çünkü görüyorlar, kulaklarınıza, çünkü duyuyorlar!|“ama ne mutlu sizin ɡozlerinizeʔ t͡ʃunku ɡorujorlarʔ kulaklarinizaʔ t͡ʃunku dujujorlar! Old-Testament-Judges-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öldürülen kadının kocası Levili şöyle yanıt verdi: \"\"Cariyemle birlikte geceyi geçirmek üzere Benyamin'in Giva'sına geldim.\"|\"oldurulen kadinin kot͡ʃasi levili sojle janit verdi \"\"t͡ʃarijemle birlikte ɡet͡ʃeji ɡet͡ʃirmek uzere benjaminʔin ɡivaʔsina ɡeldim.\" Old-Testament-Exodus-028-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaftanının eteğinde bir altın çıngırak, bir nar, bir altın çıngırak ve bir nar olacak.|kaftaninin eteɡinde bir altin t͡ʃinɡirakʔ bir narʔ bir altin t͡ʃinɡirak ve bir nar olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kenarda birbirine bağlı iki geçmesi olacak; çadırın bütün çerçevelerini böyle yapacaksın.|her kenarda birbirine baɡli iki ɡet͡ʃmesi olat͡ʃak; t͡ʃadirin butun t͡ʃert͡ʃevelerini bojle japat͡ʃaksin. Old-Testament-1-Kings-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarovam'ın hüküm sürdüğü günler yirmi iki yıldı; sonra atalarıyla uyudu ve oğlu Nadav onun yerinde hüküm sürdü.|jarovamʔin hukum surduɡu ɡunler jirmi iki jildi; sonra atalarijla ujudu ve oɡlu nadav onun jerinde hukum surdu. Old-Testament-Psalms-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhumu ellerine emanet ediyorum. Gerçeğin Tanrısı, ey Yahve, beni kurtar.|ruhumu ellerine emanet edijorum. ɡert͡ʃeɡin tanrisiʔ ej jahveʔ beni kurtar. Old-Testament-2-Samuel-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O, “Ama ne olursa olsun, koşacağım” dedi. O da ona, “Koş!” dedi. Sonra Ahimaas ova yolundan koştu ve Kuşlu'yu geçti.|oʔ “ama ne olursa olsunʔ kosat͡ʃaɡim” dedi. o da onaʔ “kos!” dedi. sonra ahimaas ova jolundan kostu ve kusluʔju ɡet͡ʃti. Old-Testament-Genesis-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Avraham kesin olarak büyük ve güçlü bir ulus olacak, yeryüzünün bütün ulusları onda kutsanacaklar.|“avraham kesin olarak bujuk ve ɡut͡ʃlu bir ulus olat͡ʃakʔ jerjuzunun butun uluslari onda kutsanat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Chronicles-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Solomon kendi işi için İsrael'in çocuklarını hizmetçi etmedi, ama bunlar savaşçılar, komutanların önderi, savaş arabalarının ve atlılarının başları oldular.|ama solomon kendi isi it͡ʃin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini hizmett͡ʃi etmediʔ ama bunlar savast͡ʃilarʔ komutanlarin onderiʔ savas arabalarinin ve atlilarinin baslari oldular. Old-Testament-Proverbs-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembelin isteği onu öldürür, çünkü elleri çalışmayı reddeder.|tembelin isteɡi onu oldururʔ t͡ʃunku elleri t͡ʃalismaji reddeder. Old-Testament-Deuteronomy-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öyle olacak ki, seni ve evini sevdiği için, seninle iyi olduğu için, \"\"Yanından çıkmayacağım\"\" derse,\"|\"ojle olat͡ʃak kiʔ seni ve evini sevdiɡi it͡ʃinʔ seninle iji olduɡu it͡ʃinʔ \"\"janindan t͡ʃikmajat͡ʃaɡim\"\" derseʔ\" Old-Testament-Leviticus-014-047|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evde yatan giysilerini yıkayacak; evde yemek yiyen de giysilerini yıkayacak.\"\"\"|\"evde jatan ɡijsilerini jikajat͡ʃak; evde jemek jijen de ɡijsilerini jikajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav halkın yazılan sayısını David'e verdi. İsrael'in hepsi kılıç çeken bir milyon yüz bin kişiydi; Yahuda'da ise kılıç çeken dört yüz yetmiş bin kişi vardı.|joav halkin jazilan sajisini davidʔe verdi. israelʔin hepsi kilit͡ʃ t͡ʃeken bir miljon juz bin kisijdi; jahudaʔda ise kilit͡ʃ t͡ʃeken dort juz jetmis bin kisi vardi. Old-Testament-Genesis-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Adem soylarının kitabıdır. Tanrı insanı yarattığı gün, onu Tanrı'nın benzerliğinde yarattı.|buʔ adem sojlarinin kitabidir. tanri insani jarattiɡi ɡunʔ onu tanriʔnin benzerliɡinde jaratti. New-Testament-Mark-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar O'na, “Yazıcılar neden Eliya’nın önce gelmesi gerektiğini söylüyor?” diye sordular.|onlar oʔnaʔ “jazit͡ʃilar neden elija’nin ont͡ʃe ɡelmesi ɡerektiɡini sojlujor?” dije sordular. Old-Testament-Exodus-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlaya ekmiş olduğunuz emeğinizin ilk ürünü olan Hasat Bayramı'nı; yıl sonunda, tarladan emeklerinizi topladığınız zaman Toplama Bayramı'nı tutacaksınız.|tarlaja ekmis olduɡunuz emeɡinizin ilk urunu olan hasat bajramiʔni; jil sonundaʔ tarladan emeklerinizi topladiɡiniz zaman toplama bajramiʔni tutat͡ʃaksiniz. Old-Testament-1-Samuel-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul o gün onu aldı ve bir daha babasının evine gitmesine izin vermedi.|saul o ɡun onu aldi ve bir daha babasinin evine ɡitmesine izin vermedi. Old-Testament-Numbers-026-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Yosef'in oğulları: Manaşşe ve Efraim.|sojlarina ɡore josefʔin oɡullari manasse ve efraim. Old-Testament-2-Kings-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikili taşları parçaladı, Aşera direklerini kesti ve yerlerini insan kemikleriyle doldurdu.|dikili taslari part͡ʃaladiʔ asera direklerini kesti ve jerlerini insan kemiklerijle doldurdu. New-Testament-Colossians-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Tanrı’nın kutsal ve sevgili seçilmişleri olarak yürekten şefkati, nezaketi, alçakgönüllülüğü, sabrı giyinin.|bu nedenleʔ tanri’nin kutsal ve sevɡili set͡ʃilmisleri olarak jurekten sefkatiʔ nezaketiʔ alt͡ʃakɡonulluluɡuʔ sabri ɡijinin. Old-Testament-Exodus-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şimdi git, ben de senin ağzınla olacağım ve ne konuşacağını sana öğreteceğim.”|bu nedenle simdi ɡitʔ ben de senin aɡzinla olat͡ʃaɡim ve ne konusat͡ʃaɡini sana oɡretet͡ʃeɡim.” Old-Testament-Exodus-037-008|und|SPEAKER_00_Turkish|bir uçta bir Keruv, diğer uçta bir Keruv olmak üzere yaptı. Keruvlar'ı iki ucunda Merhamet Örtüsü olacak şekilde tek parça yaptı.|bir ut͡ʃta bir keruvʔ diɡer ut͡ʃta bir keruv olmak uzere japti. keruvlarʔi iki ut͡ʃunda merhamet ortusu olat͡ʃak sekilde tek part͡ʃa japti. Old-Testament-Numbers-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Amminadav oğlu Nahşon'un sunusuydu.|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ amminadav oɡlu nahsonʔun sunusujdu. Old-Testament-Nahum-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Ninova eskiden beri su havuzu gibidir, yine de kaçıp gidiyorlar. \"\"Durun! Durun!\"\" diye bağırıyorlar, ama kimse geriye bakmıyor.\"|\"ama ninova eskiden beri su havuzu ɡibidirʔ jine de kat͡ʃip ɡidijorlar. \"\"durun! durun!\"\" dije baɡirijorlarʔ ama kimse ɡerije bakmijor.\" Old-Testament-Leviticus-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mülkünüz olan tüm topraklarda, toprak için fidye kabul edeceksiniz.'\"\"\"|\"mulkunuz olan tum topraklardaʔ toprak it͡ʃin fidje kabul edet͡ʃeksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-046-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçoğunu tökezletti. Evet, birbirlerinin üzerine düştüler. 'Kalkın zalim kılıçtan halkımıza, doğduğumuz diyara dönelim!' dediler.|birt͡ʃoɡunu tokezletti. evetʔ birbirlerinin uzerine dustuler. ʔkalkin zalim kilit͡ʃtan halkimizaʔ doɡduɡumuz dijara donelim!ʔ dediler. Old-Testament-Numbers-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Aylarınızın başında Yahve'ye yakmalık sunu sunacaksınız: İki genç boğa, bir koç, bir yaşında kusursuz yedi erkek kuzu,|“ʔajlarinizin basinda jahveʔje jakmalik sunu sunat͡ʃaksiniz iki ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda kusursuz jedi erkek kuzuʔ Old-Testament-Ezekiel-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adları, büyüğünün Ohola, kız kardeşinin Oholiva'ydı. Benim oldular ve oğullar ve kızlar doğurdular. Adlarına gelince, Ohola Samariya'dır, Oholiva Yeruşalem'dir.\"\"\"|\"adlariʔ bujuɡunun oholaʔ kiz kardesinin oholivaʔjdi. benim oldular ve oɡullar ve kizlar doɡurdular. adlarina ɡelint͡ʃeʔ ohola samarijaʔdirʔ oholiva jerusalemʔdir.\"\"\" Old-Testament-Genesis-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk oğlu Uts, kardeşi Buz, Aram'ın atası olan Kemuel,|ilk oɡlu utsʔ kardesi buzʔ aramʔin atasi olan kemuelʔ Old-Testament-Hosea-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Harman yeri ve şarap teknesi onları doyurmayacak, yeni şarap da onu yüzüstü bırakacak.|harman jeri ve sarap teknesi onlari dojurmajat͡ʃakʔ jeni sarap da onu juzustu birakat͡ʃak. Old-Testament-Ecclesiastes-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkelenmekte ruhun acele etmesin, çünkü öfke akılsızların koynunda yatar.|ofkelenmekte ruhun at͡ʃele etmesinʔ t͡ʃunku ofke akilsizlarin kojnunda jatar. Old-Testament-Psalms-058-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eriyip giden salyangoz gibi, güneşi görmeden düşük çocuk gibi olsunlar.|erijip ɡiden saljanɡoz ɡibiʔ ɡunesi ɡormeden dusuk t͡ʃot͡ʃuk ɡibi olsunlar. New-Testament-Luke-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Hades’te, ıstırap çeken zengin adam başını kaldırıp uzakta Avraham’ı ve kucağında duran Lazar’ı gördü.|hades’teʔ istirap t͡ʃeken zenɡin adam basini kaldirip uzakta avraham’i ve kut͡ʃaɡinda duran lazar’i ɡordu. Old-Testament-2-Chronicles-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda kentlerinde oturan İsrael'in çocukları ve Yahudalılar da sığır ve koyunların ondalığını, Tanrıları Yahve'ye adanmış olanların ondalığını getirdiler ve bunları yığın yığın koydular.|jahuda kentlerinde oturan israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ve jahudalilar da siɡir ve kojunlarin ondaliɡiniʔ tanrilari jahveʔje adanmis olanlarin ondaliɡini ɡetirdiler ve bunlari jiɡin jiɡin kojdular. New-Testament-Luke-009-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün, dağdan indiklerinde, Yeşua’yı büyük bir kalabalık karşıladı.|ertesi ɡunʔ daɡdan indiklerindeʔ jesua’ji bujuk bir kalabalik karsiladi. Old-Testament-Job-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer yüreğini doğru tutarsan, ellerini O'na doğru açarsan;|“eɡer jureɡini doɡru tutarsanʔ ellerini oʔna doɡru at͡ʃarsan; Old-Testament-1-Chronicles-012-032|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar'ın çocuklarından, İsrael'in ne yapması gerektiğini bilmek için zamanların anlayışına sahip olanlar, onların başları iki yüz kişiydi; bütün kardeşleri de onların buyruğundaydı.|issakarʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ israelʔin ne japmasi ɡerektiɡini bilmek it͡ʃin zamanlarin anlajisina sahip olanlarʔ onlarin baslari iki juz kisijdi; butun kardesleri de onlarin bujruɡundajdi. Old-Testament-Isaiah-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|En seçkin vadileriniz savaş arabalarıyla doldu ve atlılar kapıda sıraya dizildi.|en set͡ʃkin vadileriniz savas arabalarijla doldu ve atlilar kapida siraja dizildi. Old-Testament-1-Samuel-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, habercileri David'i görmeye gönderdi ve, \"\"Onu yatağında getirin de öldüreyim\"\" dedi.\"|\"saulʔ habert͡ʃileri davidʔi ɡormeje ɡonderdi veʔ \"\"onu jataɡinda ɡetirin de oldurejim\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin yoluna girme. Kötü kişilerin yolunda yürüme.|kotulerin joluna ɡirme. kotu kisilerin jolunda jurume. Old-Testament-Genesis-035-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Rebeka'nın dadısı Debora öldü ve Beytel'in alt tarafındaki meşe ağacının altına gömüldü. Oraya Allon-Bakut (Yas meşesi) adı koyuldu.|rebekaʔnin dadisi debora oldu ve bejtelʔin alt tarafindaki mese aɡat͡ʃinin altina ɡomuldu. oraja allon-bakut (jas mesesi) adi kojuldu. Old-Testament-Job-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bana acıyın. Ey dostlarım, bana acıyın, Çünkü Tanrı'nın eli bana dokundu.|“bana at͡ʃijin. ej dostlarimʔ bana at͡ʃijinʔ t͡ʃunku tanriʔnin eli bana dokundu. Old-Testament-2-Kings-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehu'nun işlerinin geri kalanı, yaptığı her şey ve bütün kudreti, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|jehuʔnun islerinin ɡeri kalaniʔ japtiɡi her sej ve butun kudretiʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Zechariah-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kutsal diyarda Yahuda'yı kendi payı olarak miras alacak ve Yeruşalem'i yine seçecek.|jahve kutsal dijarda jahudaʔji kendi paji olarak miras alat͡ʃak ve jerusalemʔi jine set͡ʃet͡ʃek. Old-Testament-1-Kings-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon'un Yahve için yaptığı evin uzunluğu altmış arşın, genişliği yirmi, yüksekliği otuz arşındı.|kral solomonʔun jahve it͡ʃin japtiɡi evin uzunluɡu altmis arsinʔ ɡenisliɡi jirmiʔ juksekliɡi otuz arsindi. New-Testament-Acts-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, “Biri bana açıklamadıkça nasıl anlayabilirim ki?” dedi. Filipus’a binip yanına oturması için yalvardı.|adamʔ “biri bana at͡ʃiklamadikt͡ʃa nasil anlajabilirim ki?” dedi. filipus’a binip janina oturmasi it͡ʃin jalvardi. Old-Testament-Genesis-041-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef, Firavun'a, “Bende yok” diye yanıtladı. “Esenlik yanıtını Tanrı Firavun'a verecektir.”|josefʔ firavunʔaʔ “bende jok” dije janitladi. “esenlik janitini tanri firavunʔa veret͡ʃektir.” Old-Testament-Ezekiel-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni söndürdüğümde gökleri örteceğim, ve onun yıldızlarını karartacağım. Güneşi bulutla örteceğim, ve ay kendi ışığını vermeyecek.|seni sondurduɡumde ɡokleri ortet͡ʃeɡimʔ ve onun jildizlarini karartat͡ʃaɡim. ɡunesi bulutla ortet͡ʃeɡimʔ ve aj kendi isiɡini vermejet͡ʃek. Old-Testament-Amos-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Gaza’nın üç, hatta dört suçundan ötürü cezasını geri çevirmeyeceğim; çünkü bütün topluluğu Edom’a teslim etmek için sürgün ettiler;|jahve sojle dijor “ɡaza’nin ut͡ʃʔ hatta dort sut͡ʃundan oturu t͡ʃezasini ɡeri t͡ʃevirmejet͡ʃeɡim; t͡ʃunku butun topluluɡu edom’a teslim etmek it͡ʃin surɡun ettiler; Old-Testament-2-Kings-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı adamı İsrael Kralı'na haber gönderip, \"\"Buradan sakın geçme, çünkü Suriyeliler oraya iniyor\"\" dedi.\"|\"tanri adami israel kraliʔna haber ɡonderipʔ \"\"buradan sakin ɡet͡ʃmeʔ t͡ʃunku surijeliler oraja inijor\"\" dedi.\" New-Testament-Romans-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa’yı bilenlere söylüyorum, kardeşler Yasa’nın insanın yaşadığı sürece üzerinde hâkimiyetinin olduğunu bilmiyor musunuz?|kutsal jasa’ji bilenlere sojlujorumʔ kardesler jasa’nin insanin jasadiɡi suret͡ʃe uzerinde hakimijetinin olduɡunu bilmijor musunuz? Old-Testament-1-Samuel-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in iki karısı, Yizreelli Ahinoam ve Karmelli Naval'ın karısı Avigail esir alınmıştı.|davidʔin iki karisiʔ jizreelli ahinoam ve karmelli navalʔin karisi aviɡail esir alinmisti. New-Testament-Romans-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge olan tek Tanrı’ya Yeşua Mesih aracılığıyla sonsuza dek yücelik olsun! Amin.|bilɡe olan tek tanri’ja jesua mesih arat͡ʃiliɡijla sonsuza dek jut͡ʃelik olsun! amin. Old-Testament-Proverbs-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|yollarında eğri, kendi patikalarında dik başlıdırlar.|jollarinda eɡriʔ kendi patikalarinda dik baslidirlar. Old-Testament-Deuteronomy-032-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, aynı gün Moşe'ye konuşup dedi,|jahveʔ ajni ɡun moseʔje konusup dediʔ New-Testament-James-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Övgü ve sövgü aynı ağızdan çıkar. Kardeşlerim, bu böyle olmamalı.|ovɡu ve sovɡu ajni aɡizdan t͡ʃikar. kardeslerimʔ bu bojle olmamali. Old-Testament-Job-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sende insan gözü mü var? Yoksa insanların gördüğü gibi mi görüyorsun?|sende insan ɡozu mu var? joksa insanlarin ɡorduɡu ɡibi mi ɡorujorsun? Old-Testament-Psalms-066-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizi kuru toprağa çevirdi. Onlar ırmağı yürüyerek geçtiler. Orada O’nda sevindik.|denizi kuru topraɡa t͡ʃevirdi. onlar irmaɡi jurujerek ɡet͡ʃtiler. orada o’nda sevindik. Old-Testament-Genesis-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin meleği onu çölde, Şur yolundaki bir pınarın yanında buldu.|jahve’nin meleɡi onu t͡ʃoldeʔ sur jolundaki bir pinarin janinda buldu. Old-Testament-Ezekiel-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey insanoğlu, peygamberlik et ve de, 'Yahve şöyle diyor: \"\"Kılıç! Kılıç! Bilendi, ve hem de cilalandı.\"|\"\"\"ej insanoɡluʔ pejɡamberlik et ve deʔ ʔjahve sojle dijor \"\"kilit͡ʃ! kilit͡ʃ! bilendiʔ ve hem de t͡ʃilalandi.\" Old-Testament-Psalms-086-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Duy, ey Yahve, yanıtla beni, çünkü ben yoksul ve muhtacım.|dujʔ ej jahveʔ janitla beniʔ t͡ʃunku ben joksul ve muhtat͡ʃim. Old-Testament-2-Kings-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Azarya atalarıyla uyudu; ve onu David'in kentinde atalarının yanına gömdüler; ve oğlu Yotam onun yerine kral oldu.|azarja atalarijla ujudu; ve onu davidʔin kentinde atalarinin janina ɡomduler; ve oɡlu jotam onun jerine kral oldu. New-Testament-Romans-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşarsak, Efendi için yaşarız. Ya da ölürsek, Efendi için ölürüz. Öyleyse, yaşarsak da ölürsek de Efendi’ye aitiz.|jasarsakʔ efendi it͡ʃin jasariz. ja da olursekʔ efendi it͡ʃin oluruz. ojlejseʔ jasarsak da olursek de efendi’je aitiz. Old-Testament-Joshua-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adamlar ona, \"\"Eğer bu işimizden söz etmezsen, canlarımız senin canındır\"\" dediler; \"\"Yahve de bize ülkeyi verdiğinde, sana nezaketle ve doğrulukla davranacağız.”\"|\"adamlar onaʔ \"\"eɡer bu isimizden soz etmezsenʔ t͡ʃanlarimiz senin t͡ʃanindir\"\" dediler; \"\"jahve de bize ulkeji verdiɡindeʔ sana nezaketle ve doɡrulukla davranat͡ʃaɡiz.”\" Old-Testament-Exodus-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocuklarının memurları, \"\"Günlük kerpiç kotanızdan hiçbir şey eksiltmeyeceksiniz!\"\" denildiğinde başlarının belada olduğunu anladılar.\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin memurlariʔ \"\"ɡunluk kerpit͡ʃ kotanizdan hit͡ʃbir sej eksiltmejet͡ʃeksiniz!\"\" denildiɡinde baslarinin belada olduɡunu anladilar.\" Old-Testament-Judges-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Piratonlu Hillel oğlu Avdon öldü ve Amalekliler'in dağlık bölgesindeki Efraim ülkesindeki Piraton'da gömüldü.|piratonlu hillel oɡlu avdon oldu ve amaleklilerʔin daɡlik bolɡesindeki efraim ulkesindeki piratonʔda ɡomuldu. Old-Testament-2-Chronicles-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler, Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı, içeriye, evin iç odasına, en kutsal yere, Keruvlar'ın kanatlarının altına getirdiler.|kahinlerʔ jahveʔnin antlasma sandiɡiʔniʔ it͡ʃerijeʔ evin it͡ʃ odasinaʔ en kutsal jereʔ keruvlarʔin kanatlarinin altina ɡetirdiler. New-Testament-Matthew-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Biz size, kaval çaldık, siz oynamadınız; biz yas tuttuk siz dövünmediniz’ diyen çocuklara benzerler.|‘biz sizeʔ kaval t͡ʃaldikʔ siz ojnamadiniz; biz jas tuttuk siz dovunmediniz’ dijen t͡ʃot͡ʃuklara benzerler. Old-Testament-1-Chronicles-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı taşıyan Levililer'e yardım edince, yedi boğa ve yedi koç kurban ettiler.|tanriʔ jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni tasijan levililerʔe jardim edint͡ʃeʔ jedi boɡa ve jedi kot͡ʃ kurban ettiler. Old-Testament-Daniel-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kral buyurdu ve Daniel'i getirip aslanların inine attılar. Kral Daniel'e söyleyip dedi, “Durmadan hizmet ettiğin Tanrın seni O kurtaracaktır.”|sonra kral bujurdu ve danielʔi ɡetirip aslanlarin inine attilar. kral danielʔe sojlejip dediʔ “durmadan hizmet ettiɡin tanrin seni o kurtarat͡ʃaktir.” Old-Testament-Isaiah-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Elimi sana çevireceğim, süprüntünü tamamen temizleyeceğim, bütün kalayını kaldıracağım.|elimi sana t͡ʃeviret͡ʃeɡimʔ supruntunu tamamen temizlejet͡ʃeɡimʔ butun kalajini kaldirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-066-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların başımıza çıkmasına izin verdin. Ateşin ve suyun içinden geçtik, ama bizi bolluğun bulunduğu yere getirdin.|insanlarin basimiza t͡ʃikmasina izin verdin. atesin ve sujun it͡ʃinden ɡet͡ʃtikʔ ama bizi bolluɡun bulunduɡu jere ɡetirdin. Old-Testament-Psalms-064-004|und|SPEAKER_00_Turkish|masum insanları vurmak için pusuda yatan onlardır. Ansızın onu vururlar hiç korkmadan.|masum insanlari vurmak it͡ʃin pusuda jatan onlardir. ansizin onu vururlar hit͡ʃ korkmadan. Old-Testament-Psalms-037-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'yi bekle, O’nun yolunu tut, ülkeyi miras almak için seni yükseltecektir. Kötüler kesilip atıldığı zaman, bunu göreceksin.|jahveʔji bekleʔ o’nun jolunu tutʔ ulkeji miras almak it͡ʃin seni jukseltet͡ʃektir. kotuler kesilip atildiɡi zamanʔ bunu ɡoret͡ʃeksin. Old-Testament-Daniel-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öteki hayvanlara gelince, hakimiyetleri ellerinden alındı; ancak yaşamları bir vakit ve bir zaman için uzatıldı.\"\"\"|\"oteki hajvanlara ɡelint͡ʃeʔ hakimijetleri ellerinden alindi; ant͡ʃak jasamlari bir vakit ve bir zaman it͡ʃin uzatildi.\"\"\" Old-Testament-Ruth-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Naomi, Moav ülkesinden dönen gelini Moavlı Rut'la birlikte geri döndü. Arpa hasadının başlangıcında Beytlehem'e geldiler.|bojlet͡ʃe naomiʔ moav ulkesinden donen ɡelini moavli rutʔla birlikte ɡeri dondu. arpa hasadinin baslanɡit͡ʃinda bejtlehemʔe ɡeldiler. Old-Testament-Psalms-081-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntıda çağırdın ve sizi kurtardım. Gök gürültüsünün gizli yerinden sana yanıt verdim. Seni Meriva sularında sınadım.” Selah.|sikintida t͡ʃaɡirdin ve sizi kurtardim. ɡok ɡurultusunun ɡizli jerinden sana janit verdim. seni meriva sularinda sinadim.” selah. New-Testament-Mark-006-036|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onları gönder de çevredeki çiftlik ve köylere gitsinler ve kendilerine ekmek satın alsınlar, çünkü yiyecek hiçbir şeyleri yok.”|“onlari ɡonder de t͡ʃevredeki t͡ʃiftlik ve kojlere ɡitsinler ve kendilerine ekmek satin alsinlarʔ t͡ʃunku jijet͡ʃek hit͡ʃbir sejleri jok.” New-Testament-1-Corinthians-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de aynı şekilde, anlaşılır bir dille sözler söylemezseniz, söylenenler nasıl bilinirdi? Çünkü havaya konuşmuş olurdunuz.|siz de ajni sekildeʔ anlasilir bir dille sozler sojlemezsenizʔ sojlenenler nasil bilinirdi? t͡ʃunku havaja konusmus olurdunuz. Old-Testament-Numbers-003-045|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in çocukları arasında ilk doğanların tümü yerine Levililer'i, onların hayvanları yerine de Levililer'in hayvanlarını al; Levililer de benim olacak. Ben Yahve'yim.|“israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda ilk doɡanlarin tumu jerine levililerʔiʔ onlarin hajvanlari jerine de levililerʔin hajvanlarini al; levililer de benim olat͡ʃak. ben jahveʔjim. Old-Testament-Joshua-010-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu, kendisiyle birlikte bütün İsrael, Gilgal'daki ordugâha döndüler.|jesuʔ kendisijle birlikte butun israelʔ ɡilɡalʔdaki orduɡaha donduler. New-Testament-Matthew-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua çıktı ve büyük bir kalabalık gördü. Onlara acıdı ve hasta olanlarını iyileştirdi.|jesua t͡ʃikti ve bujuk bir kalabalik ɡordu. onlara at͡ʃidi ve hasta olanlarini ijilestirdi. Old-Testament-2-Kings-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Ahav ölünce, Moav Kralı İsrael Kralı'na başkaldırdı.|ama ahav olunt͡ʃeʔ moav krali israel kraliʔna baskaldirdi. Old-Testament-Joel-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Önlerinde ateş yiyip bitiriyor, arkalarında alev yakıyor. Ülke önlerinde Aden bahçesi gibi, arkalarında ıssız bir çöl. Evet, onlardan kaçıp kurtulan kimse de yok.|onlerinde ates jijip bitirijorʔ arkalarinda alev jakijor. ulke onlerinde aden baht͡ʃesi ɡibiʔ arkalarinda issiz bir t͡ʃol. evetʔ onlardan kat͡ʃip kurtulan kimse de jok. Old-Testament-1-Kings-022-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat atalarıyla uyudu ve babası David'in Kenti'nde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yehoram kral oldu.|jehosafat atalarijla ujudu ve babasi davidʔin kentiʔnde atalarinin janina ɡomuldu. jerine oɡlu jehoram kral oldu. Old-Testament-Isaiah-065-004|und|SPEAKER_00_Turkish|mezarların arasında oturan, gizli yerlerde geceleyen, domuz eti yiyen, kaplarında da iğrenç şeylerin suyu bulunan;|mezarlarin arasinda oturanʔ ɡizli jerlerde ɡet͡ʃelejenʔ domuz eti jijenʔ kaplarinda da iɡrent͡ʃ sejlerin suju bulunan; Old-Testament-1-Kings-001-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın hizmetkârları da efendimiz Kral David'i kutsamak için geldiler ve, 'Tanrın Solomon'un adını senin adından daha iyi yapsın ve tahtını senin tahtından daha büyük yapsın' dediler; kral da yatak üzerinde eğildi.|kralin hizmetkarlari da efendimiz kral davidʔi kutsamak it͡ʃin ɡeldiler veʔ ʔtanrin solomonʔun adini senin adindan daha iji japsin ve tahtini senin tahtindan daha bujuk japsinʔ dediler; kral da jatak uzerinde eɡildi. Old-Testament-Psalms-037-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kısa bir süre sonra kötüler yok olacak. Yerini arasan bile artık orada bulunmayacak.|kisa bir sure sonra kotuler jok olat͡ʃak. jerini arasan bile artik orada bulunmajat͡ʃak. New-Testament-Mark-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, bu Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacaktır.”|size doɡrusunu sojlejejimʔ bu muʒde dunjanin neresinde dujurulursaʔ bu kadinin japtiɡi da onun anilmasi it͡ʃin anlatilat͡ʃaktir.” New-Testament-1-Thessalonians-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlik sözlerini hor görmeyin.|pejɡamberlik sozlerini hor ɡormejin. Old-Testament-Isaiah-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ona şöyle diyecek, \"\"Burası dinlenme yeridir. Yorgunları dinlendirin.” ve “Canlanma budur”; yine de duymadılar.\"|\"ona sojle dijet͡ʃekʔ \"\"burasi dinlenme jeridir. jorɡunlari dinlendirin.” ve “t͡ʃanlanma budur”; jine de dujmadilar.\" Old-Testament-Psalms-094-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sizler, halk arasındaki akılsızlar, dikkat edin, siz ey ahmaklar, ne zaman akıllanacaksınız?|ej sizlerʔ halk arasindaki akilsizlarʔ dikkat edinʔ siz ej ahmaklarʔ ne zaman akillanat͡ʃaksiniz? Old-Testament-Jeremiah-051-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Babil'i iyileştirmek isterdik, ama iyileşmedi. Onu terk edin, gidelim, her birimiz kendi ülkesine; çünkü onun yargısı göğe erişiyor, gökyüzüne kadar yükseliyor.|“babilʔi ijilestirmek isterdikʔ ama ijilesmedi. onu terk edinʔ ɡidelimʔ her birimiz kendi ulkesine; t͡ʃunku onun jarɡisi ɡoɡe erisijorʔ ɡokjuzune kadar jukselijor. Old-Testament-Genesis-041-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı gece ben ve o birer düş gördük. Herkes kendi düşünün yorumuna göre bir düş görmüştü.|ajni ɡet͡ʃe ben ve o birer dus ɡorduk. herkes kendi dusunun jorumuna ɡore bir dus ɡormustu. Old-Testament-Isaiah-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye ezgiler söyleyin, çünkü O harika işler yaptı! Bütün yeryüzünde bu bilinsin!|jahveʔje ezɡiler sojlejinʔ t͡ʃunku o harika isler japti! butun jerjuzunde bu bilinsin! Old-Testament-Deuteronomy-032-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların şarabı yılanların zehiri, engereklerin zalim zehiridir.|onlarin sarabi jilanlarin zehiriʔ enɡereklerin zalim zehiridir. Old-Testament-1-Chronicles-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişama, Eliyeda ve Elifelet, dokuz.|elisamaʔ elijeda ve elifeletʔ dokuz. New-Testament-John-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua geçerken doğuştan kör bir adam gördü.|jesua ɡet͡ʃerken doɡustan kor bir adam ɡordu. New-Testament-Luke-019-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıpayı çözerken, sahipleri onlara, “Sıpayı neden çözüyorsunuz?” dediler.|sipaji t͡ʃozerkenʔ sahipleri onlaraʔ “sipaji neden t͡ʃozujorsunuz?” dediler. Old-Testament-1-Samuel-014-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Saul, Yonatan'a, \"\"Ne yaptığını söyle bana!\"\" dedi. Yonatan ona, \"\"Elimde olan değneğin ucuyla biraz bal tattım; ve işte, ben ölmeliyim\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine saulʔ jonatanʔaʔ \"\"ne japtiɡini sojle bana!\"\" dedi. jonatan onaʔ \"\"elimde olan deɡneɡin ut͡ʃujla biraz bal tattim; ve isteʔ ben olmelijim\"\" dedi.\" New-Testament-John-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Madem Moşe’nin Yasası bozulmasın diye Şabat'da bir erkek çocuğu sünnet ediyorsunuz da, Şabat'da bir adamı tamamen sağlıklı ettim diye bana neden kızıyorsunuz?|madem mose’nin jasasi bozulmasin dije sabatʔda bir erkek t͡ʃot͡ʃuɡu sunnet edijorsunuz daʔ sabatʔda bir adami tamamen saɡlikli ettim dije bana neden kizijorsunuz? Old-Testament-Jeremiah-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor: ‘Bu iyi incirler gibi, bu yerden Keldaniler ülkesine gönderdiğim Yahuda sürgünlerini de iyi sayacağım.|“israelʔin tanrisi jahve sojle dijor ‘bu iji int͡ʃirler ɡibiʔ bu jerden keldaniler ulkesine ɡonderdiɡim jahuda surɡunlerini de iji sajat͡ʃaɡim. New-Testament-Luke-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyrukları biliyorsun: ‘Zina etmeyeceksin’, ‘Adam öldürmeyeceksin’, ‘Çalmayacaksın’, ‘Yalan yere tanıklık etmeyeceksin’, ‘Babana ve annene saygı göstereceksin’”|bujruklari bilijorsun ‘zina etmejet͡ʃeksin’ʔ ‘adam oldurmejet͡ʃeksin’ʔ ‘t͡ʃalmajat͡ʃaksin’ʔ ‘jalan jere taniklik etmejet͡ʃeksin’ʔ ‘babana ve annene sajɡi ɡosteret͡ʃeksin’” New-Testament-Ephesians-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir zamanlar bu dünyanın gidişine, havadaki gücün hükümdarına, şimdi itaatsizlik çocuklarında etkin olan ruha göre yürümekteydiniz.|bir zamanlar bu dunjanin ɡidisineʔ havadaki ɡut͡ʃun hukumdarinaʔ simdi itaatsizlik t͡ʃot͡ʃuklarinda etkin olan ruha ɡore jurumektejdiniz. Old-Testament-Psalms-089-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer çocukları yasamı terkederse, kurallarıma göre yürümezlerse;|eɡer t͡ʃot͡ʃuklari jasami terkederseʔ kurallarima ɡore jurumezlerse; Old-Testament-1-Kings-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Yahve'nin evinin, kralın evinin ve Solomon'un yapmak istediği bütün arzuladığı şeylerin yapımını bitirince,|solomonʔ jahveʔnin evininʔ kralin evinin ve solomonʔun japmak istediɡi butun arzuladiɡi sejlerin japimini bitirint͡ʃeʔ Old-Testament-Genesis-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram, “İşte, bana çocuk vermedin” dedi, “İşte, evimde doğan mirasçım olacaktır.”|avramʔ “isteʔ bana t͡ʃot͡ʃuk vermedin” dediʔ “isteʔ evimde doɡan mirast͡ʃim olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Job-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtının yüzünü kapatır, ve üzerine bulutunu yayar.|tahtinin juzunu kapatirʔ ve uzerine bulutunu jajar. Old-Testament-Ezekiel-029-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır diyarını ettiği hizmet için ona verdim, çünkü onlar benim için çalıştılar.' diyor Efendi Yahve.\"\"\"|\"misir dijarini ettiɡi hizmet it͡ʃin ona verdimʔ t͡ʃunku onlar benim it͡ʃin t͡ʃalistilar.ʔ dijor efendi jahve.\"\"\" New-Testament-Colossians-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar gelecek şeylerin gölgesidir; beden ise Mesih'indir.|bunlar ɡelet͡ʃek sejlerin ɡolɡesidir; beden ise mesihʔindir. Old-Testament-Judges-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir eşeğin taze çene kemiğini buldu, elini uzatıp aldı, onunla da bin insana vurdu.|bir eseɡin taze t͡ʃene kemiɡini bulduʔ elini uzatip aldiʔ onunla da bin insana vurdu. New-Testament-Mark-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak bu söz üzerine adamın yüzü asıldı, kederli bir biçimde oradan uzaklaştı. Çünkü çok varlıklıydı.|ant͡ʃak bu soz uzerine adamin juzu asildiʔ kederli bir bit͡ʃimde oradan uzaklasti. t͡ʃunku t͡ʃok varliklijdi. Old-Testament-Ezekiel-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yine bunları tamamlayınca sağ yanına yatacaksın ve Yahuda evinin suçunu taşıyacaksın. Sana kırk gün, her gün bir yıl olacak şekilde belirledim.|“jine bunlari tamamlajint͡ʃa saɡ janina jatat͡ʃaksin ve jahuda evinin sut͡ʃunu tasijat͡ʃaksin. sana kirk ɡunʔ her ɡun bir jil olat͡ʃak sekilde belirledim. New-Testament-Ephesians-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|suçlarımız yüzünden ölüyken, bizi Mesih’le birlikte diriltti, lütfuyla kurtuldunuz.|sut͡ʃlarimiz juzunden olujkenʔ bizi mesih’le birlikte dirilttiʔ lutfujla kurtuldunuz. Old-Testament-Exodus-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için dört altın halka dökeceksin ve onları dört ayağına takacaksın. Bir tarafında iki halka, diğer tarafında iki halka bulunacaktır.|onun it͡ʃin dort altin halka doket͡ʃeksin ve onlari dort ajaɡina takat͡ʃaksin. bir tarafinda iki halkaʔ diɡer tarafinda iki halka bulunat͡ʃaktir. Old-Testament-Judges-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge hanımları ona yanıt verdi, evet, kendi kendine yanıt verdi,|bilɡe hanimlari ona janit verdiʔ evetʔ kendi kendine janit verdiʔ Old-Testament-Ezekiel-048-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in bütün oymaklarından kentte çalışanlar o toprağı işleyecekler.|israelʔin butun ojmaklarindan kentte t͡ʃalisanlar o topraɡi islejet͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-004-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ve Aron'un Yahve'nin buyruğu uyarınca saydıkları, Buluşma Çadırı'nda hizmet eden Gerşon'un oğullarının ailelerinden sayılanlar bunlardı.|mose ve aronʔun jahveʔnin bujruɡu ujarint͡ʃa sajdiklariʔ bulusma t͡ʃadiriʔnda hizmet eden ɡersonʔun oɡullarinin ailelerinden sajilanlar bunlardi. Old-Testament-2-Samuel-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu işi yaptığı ve acımadığı için kuzuyu dört kat geri ödemelidir!”|bu isi japtiɡi ve at͡ʃimadiɡi it͡ʃin kuzuju dort kat ɡeri odemelidir!” Old-Testament-Genesis-036-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Magdiel ve İram. Sahip oldukları diyardaki yerlerine göre Edom beyleri bunlardı. Edomlular'ın atası Esav’dır.|maɡdiel ve iram. sahip olduklari dijardaki jerlerine ɡore edom bejleri bunlardi. edomlularʔin atasi esav’dir. Old-Testament-Zephaniah-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Söz dinlemedi. Ders almadı. Yahve'ye güvenmedi. Tanrısı'na yaklaşmadı.|soz dinlemedi. ders almadi. jahveʔje ɡuvenmedi. tanrisiʔna jaklasmadi. Old-Testament-Genesis-029-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan hizmetçisi Zilpa'yı kızı Lea’nın hizmetine verdi.|lavan hizmett͡ʃisi zilpaʔji kizi lea’nin hizmetine verdi. Old-Testament-2-Kings-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç yılın sonunda onu aldılar. Hizkiya'nın altıncı yılında, İsrael Kralı Hoşea'nın dokuzuncu yılında Samariya alındı.|ut͡ʃ jilin sonunda onu aldilar. hizkijaʔnin altint͡ʃi jilindaʔ israel krali hoseaʔnin dokuzunt͡ʃu jilinda samarija alindi. Old-Testament-Leviticus-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin bunlardan birini günah sunusu, diğerini yakmalık sunu olarak sunacak. Kâhin akıntısından dolayı Yahve'nin önünde onun için kefaret edecek.'\"\"\"|\"kahin bunlardan birini ɡunah sunusuʔ diɡerini jakmalik sunu olarak sunat͡ʃak. kahin akintisindan dolaji jahveʔnin onunde onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃek.ʔ\"\"\" New-Testament-Revelation-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle şöyle bağırdı: ‘‘Yıkıldı! Büyük Babil yıkıldı! İblislerin barınağı, her kirli ruhun, her murdar ve iğrenç kuşun zindanı oldu!|juksek sesle sojle baɡirdi ‘‘jikildi! bujuk babil jikildi! iblislerin barinaɡiʔ her kirli ruhunʔ her murdar ve iɡrent͡ʃ kusun zindani oldu! Old-Testament-1-Chronicles-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Peres'in oğulları: Hetsron ve Hamul.|peresʔin oɡullari hetsron ve hamul. Old-Testament-Judges-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimşon onlara şöyle dedi: \"\"Bu sefer Filistliler'e zarar verdiğimde onlardan dolayı suçsuz olacağım.\"\"\"|\"simson onlara sojle dedi \"\"bu sefer filistlilerʔe zarar verdiɡimde onlardan dolaji sut͡ʃsuz olat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-047-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden başına felaket gelecek.\"\" Onun ne zaman doğacağını bilemezsin. Fesat senin üzerine düşecek. Onu bir kenara koyamayacaksın. Bilmediğin ıssızlık ansızın üzerine gelecek.\"|\"bu juzden basina felaket ɡelet͡ʃek.\"\" onun ne zaman doɡat͡ʃaɡini bilemezsin. fesat senin uzerine duset͡ʃek. onu bir kenara kojamajat͡ʃaksin. bilmediɡin issizlik ansizin uzerine ɡelet͡ʃek.\" New-Testament-2-Thessalonians-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bu mektuptaki sözlerimize itaat etmeyen olursa, onu mimleyin. Onunla ilişkinizi kesin ki, sonunda utansın.|eɡer bu mektuptaki sozlerimize itaat etmejen olursaʔ onu mimlejin. onunla iliskinizi kesin kiʔ sonunda utansin. Old-Testament-Deuteronomy-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Aron'u yok edecek kadar öfkeliydi. Aynı zamanda Aron için de dua ettim.|jahve aronʔu jok edet͡ʃek kadar ofkelijdi. ajni zamanda aron it͡ʃin de dua ettim. New-Testament-Acts-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan yelken açıp, artık tamamlamış oldukları göreve başlamadan önce Tanrı’nın lütfuna teslim edilmiş oldukları yere, Antakya’ya döndüler.|oradan jelken at͡ʃipʔ artik tamamlamis olduklari ɡoreve baslamadan ont͡ʃe tanri’nin lutfuna teslim edilmis olduklari jereʔ antakja’ja donduler. Old-Testament-Genesis-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onun üzerinde durup, “Ben, atan Avraham’ın, İshak'ın Tanrısı Yahve’yim” dedi. “Üzerinde yatmakta olduğun diyarı sana ve soyuna vereceğim.|jahve onun uzerinde durupʔ “benʔ atan avraham’inʔ ishakʔin tanrisi jahve’jim” dedi. “uzerinde jatmakta olduɡun dijari sana ve sojuna veret͡ʃeɡim. New-Testament-John-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu şeyleri size söylüyorum. Öyle ki, zamanı gelince bunları size söylediğimi hatırlayasınız. Bu şeyleri size başlangıçta söylemedim çünkü sizinle birlikteydim.|ama bu sejleri size sojlujorum. ojle kiʔ zamani ɡelint͡ʃe bunlari size sojlediɡimi hatirlajasiniz. bu sejleri size baslanɡit͡ʃta sojlemedim t͡ʃunku sizinle birliktejdim. Old-Testament-Genesis-046-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisiyle birlikte oğullarını, oğullarının oğullarını, kızlarını, oğullarının kızlarını ve bütün soyunu Mısır'a getirdi.|kendisijle birlikte oɡullariniʔ oɡullarinin oɡullariniʔ kizlariniʔ oɡullarinin kizlarini ve butun sojunu misirʔa ɡetirdi. Old-Testament-Ezekiel-046-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Bayramlarda ve belli günlerde, ekmek sunusu, boğa için bir efa, koç için bir efa ve kuzular için elinden geldiğince, bir efa için bir hin yağ olacak.|“‘“bajramlarda ve belli ɡunlerdeʔ ekmek sunusuʔ boɡa it͡ʃin bir efaʔ kot͡ʃ it͡ʃin bir efa ve kuzular it͡ʃin elinden ɡeldiɡint͡ʃeʔ bir efa it͡ʃin bir hin jaɡ olat͡ʃak. Old-Testament-Judges-011-039|und|SPEAKER_00_Turkish|İki ayın sonunda, babasına döndü, adamış olduğu anda göre ona yaptı. El değmemiş bir kızdı. İsrael'de bir gelenek oldu,|iki ajin sonundaʔ babasina donduʔ adamis olduɡu anda ɡore ona japti. el deɡmemis bir kizdi. israelʔde bir ɡelenek olduʔ Old-Testament-Job-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü kesilen bir ağaç için umut vardır, yeniden filizlenir, taze dalı tükenmez.|“t͡ʃunku kesilen bir aɡat͡ʃ it͡ʃin umut vardirʔ jeniden filizlenirʔ taze dali tukenmez. New-Testament-Revelation-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci kez, “Haleluya! Onun dumanı sonsuza dek tütecek” dediler.|ikint͡ʃi kezʔ “haleluja! onun dumani sonsuza dek tutet͡ʃek” dediler. Old-Testament-2-Samuel-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ve altıncısı David'in karısı Egla'dan olan İtream'dı. Bunlar Hevron'da David'e doğdular.|ve altint͡ʃisi davidʔin karisi eɡlaʔdan olan itreamʔdi. bunlar hevronʔda davidʔe doɡdular. Old-Testament-Exodus-036-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Besalel'i ve Oholiav'ı, Yahve'nin yüreğine bilgelik koyduğu tüm bilge yürekli adamları, bu işe gelme konusunda yüreği harekete geçen herkesi çağırdı.|moseʔ besalelʔi ve oholiavʔiʔ jahveʔnin jureɡine bilɡelik kojduɡu tum bilɡe jurekli adamlariʔ bu ise ɡelme konusunda jureɡi harekete ɡet͡ʃen herkesi t͡ʃaɡirdi. New-Testament-Matthew-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ama kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas yiyip bitirir ne de hırsızlar girip çalar.|ama kendinize ɡokte hazineler biriktirin. orada ne ɡuve ne pas jijip bitirir ne de hirsizlar ɡirip t͡ʃalar. Old-Testament-2-Chronicles-035-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya Yoşiya için ağıt okudu ve bütün ezgi söyleyen erkekler ve kadınlar bu güne dek ağıtlarında Yoşiya'dan söz ettiler; ve bunları İsrael'de bir gelenek haline getirdiler. İşte, bunlar ağıtlarda yazılıdırlar.|jeremja josija it͡ʃin aɡit okudu ve butun ezɡi sojlejen erkekler ve kadinlar bu ɡune dek aɡitlarinda josijaʔdan soz ettiler; ve bunlari israelʔde bir ɡelenek haline ɡetirdiler. isteʔ bunlar aɡitlarda jazilidirlar. Old-Testament-Isaiah-044-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim bir ilâha şekil verdi, ya da hiçbir yararı olmayan bir suret döktü?|kim bir ilaha sekil verdiʔ ja da hit͡ʃbir jarari olmajan bir suret doktu? Old-Testament-Jeremiah-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak şunu kesinlikle bilin ki, beni öldürürseniz, suçsuz kanını kendi üzerinize, bu kentin ve onun sakinleri üzerine getirmiş olursunuz. Çünkü gerçekte, Yahve beni size bütün bu sözleri kulağınıza söylemek için gönderdi.”|ant͡ʃak sunu kesinlikle bilin kiʔ beni oldurursenizʔ sut͡ʃsuz kanini kendi uzerinizeʔ bu kentin ve onun sakinleri uzerine ɡetirmis olursunuz. t͡ʃunku ɡert͡ʃekteʔ jahve beni size butun bu sozleri kulaɡiniza sojlemek it͡ʃin ɡonderdi.” New-Testament-Mark-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na sağır ve dili tutuk bir adam getirdiler. Elini üzerine koyması için yalvardılar.|o’na saɡir ve dili tutuk bir adam ɡetirdiler. elini uzerine kojmasi it͡ʃin jalvardilar. New-Testament-Matthew-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlara kendi yazıcıları gibi değil, yetkiyle öğretiyordu.|t͡ʃunku onlara kendi jazit͡ʃilari ɡibi deɡilʔ jetkijle oɡretijordu. New-Testament-John-006-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua içinden öğrencilerinin buna söylendiklerini bilerek, onlara şöyle dedi, “Bu sizin tökezlemenize mi neden oluyor?” dedi.|jesua it͡ʃinden oɡrent͡ʃilerinin buna sojlendiklerini bilerekʔ onlara sojle dediʔ “bu sizin tokezlemenize mi neden olujor?” dedi. Old-Testament-Job-033-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’ya dua eder ve O da ondan hoşnut olur, öyle ki, yüzünü sevinçle görür. O, insana doğruluğunu geri verir.|tanri’ja dua eder ve o da ondan hosnut olurʔ ojle kiʔ juzunu sevint͡ʃle ɡorur. oʔ insana doɡruluɡunu ɡeri verir. Old-Testament-Exodus-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halkına şöyle dedi, \"\"İşte , İsrael'in çocuklarının halkı bizden daha çok ve daha güçlü.\"|\"halkina sojle dediʔ \"\"iste ʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin halki bizden daha t͡ʃok ve daha ɡut͡ʃlu.\" New-Testament-John-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri O’na, “Rabbuni, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?” diye sordular.|oɡrent͡ʃileri o’naʔ “rabbuniʔ kim ɡunah isledi de bu adam kor doɡdu? kendisi miʔ joksa annesi babasi mi?” dije sordular. Old-Testament-Numbers-015-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona ne yapılacağı bildirilmediği için onu gözaltına aldılar.|ona ne japilat͡ʃaɡi bildirilmediɡi it͡ʃin onu ɡozaltina aldilar. Old-Testament-Jeremiah-037-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral Sidkiya buyurdu ve Yeremya'yı muhafız avlusuna koydular. Kentteki bütün ekmek bitene kadar ona her gün fırıncılar sokağından bir somun ekmek verdiler. Böylece Yeremya muhafız avlusunda kaldı.|o zaman kral sidkija bujurdu ve jeremjaʔji muhafiz avlusuna kojdular. kentteki butun ekmek bitene kadar ona her ɡun firint͡ʃilar sokaɡindan bir somun ekmek verdiler. bojlet͡ʃe jeremja muhafiz avlusunda kaldi. Old-Testament-Daniel-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve dedi, “Ey çok sevilen adam, korkma” dedi. “Sana esenlik olsun. Güçlü ol. Evet, güçlü ol.” O benimle konuşunca güçlendim ve, “Efendim konuş, çünkü beni güçlendirdin” dedim.|ve dediʔ “ej t͡ʃok sevilen adamʔ korkma” dedi. “sana esenlik olsun. ɡut͡ʃlu ol. evetʔ ɡut͡ʃlu ol.” o benimle konusunt͡ʃa ɡut͡ʃlendim veʔ “efendim konusʔ t͡ʃunku beni ɡut͡ʃlendirdin” dedim. New-Testament-Mark-009-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, Mesih’e ait olduğunuz için, size bir bardak su veren kesinlikle ödülsüz kalmayacaktır.|size doɡrusunu sojlejejimʔ mesih’e ait olduɡunuz it͡ʃinʔ size bir bardak su veren kesinlikle odulsuz kalmajat͡ʃaktir. New-Testament-Acts-007-041|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde bir buzağı yaptılar ve o puta kurban sundular. Ellerinin işleriyle sevindiler.|o ɡunlerde bir buzaɡi japtilar ve o puta kurban sundular. ellerinin islerijle sevindiler. Old-Testament-1-Chronicles-001-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yovav öldü ve yerine Temanlılar ülkesinden Huşam kral oldu.|jovav oldu ve jerine temanlilar ulkesinden husam kral oldu. Old-Testament-Psalms-107-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye sevgi dolu iyiliği için, insanoğullarına olan harika işleri için, övsünler!|jahve’je sevɡi dolu ijiliɡi it͡ʃinʔ insanoɡullarina olan harika isleri it͡ʃinʔ ovsunler! Old-Testament-1-Chronicles-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Adaya, Beraya, Şimrat, Şimei'nin oğulları,|adajaʔ berajaʔ simratʔ simeiʔnin oɡullariʔ Old-Testament-Jeremiah-033-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, İsrael evi ve Yahuda evi hakkında söylediğim iyi sözü yerine getireceğim günler geliyor” diyor Yahve.|“isteʔ israel evi ve jahuda evi hakkinda sojlediɡim iji sozu jerine ɡetiret͡ʃeɡim ɡunler ɡelijor” dijor jahve. Old-Testament-Esther-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın kapısının önüne kadar geldi, çünkü çul giymiş hiç kimse kralın kapısından içeri giremezdi.|kralin kapisinin onune kadar ɡeldiʔ t͡ʃunku t͡ʃul ɡijmis hit͡ʃ kimse kralin kapisindan it͡ʃeri ɡiremezdi. Old-Testament-2-Chronicles-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ona yol verdiler. Kralın evinin at kapısının girişine gitti; ve onu orada öldürdüler.|bojlet͡ʃe ona jol verdiler. kralin evinin at kapisinin ɡirisine ɡitti; ve onu orada oldurduler. Old-Testament-Job-036-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten, bulutların yayılmasını, ve çadırının gök gürültülerini insan anlayabilir mi?|ɡert͡ʃektenʔ bulutlarin jajilmasiniʔ ve t͡ʃadirinin ɡok ɡurultulerini insan anlajabilir mi? Old-Testament-Ezekiel-043-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Üst sunak dört arşın olacak; sunak ocağından yukarıya doğru dört boynuz olacak.|ust sunak dort arsin olat͡ʃak; sunak ot͡ʃaɡindan jukarija doɡru dort bojnuz olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Akasya ağacından bir sandık yapacaklar. Uzunluğu iki buçuk arşın, eni bir buçuk arşın ve yüksekliği bir buçuk arşın olacak.|“akasja aɡat͡ʃindan bir sandik japat͡ʃaklar. uzunluɡu iki but͡ʃuk arsinʔ eni bir but͡ʃuk arsin ve juksekliɡi bir but͡ʃuk arsin olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sunağını kesilmemiş taşlardan yapacaksın. Üzerinde Tanrın Yahve'ye yakmalık sunular sunacaksın.|tanrin jahveʔnin sunaɡini kesilmemis taslardan japat͡ʃaksin. uzerinde tanrin jahveʔje jakmalik sunular sunat͡ʃaksin. Old-Testament-Ezekiel-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Boşluğun altında, kanatları birbirine doğru düzdü. Her birinin bedenlerinin bu tarafını örten iki kanadı ve her birinin öbür tarafını örten iki kanadı vardı.|bosluɡun altindaʔ kanatlari birbirine doɡru duzdu. her birinin bedenlerinin bu tarafini orten iki kanadi ve her birinin obur tarafini orten iki kanadi vardi. Old-Testament-Numbers-032-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz Yarden'in karşı yakasında ve ötesinde miras almayacağız; çünkü mirasımız bize Yarden'in bu yakasında, doğuya doğru düştü.”|t͡ʃunku biz jardenʔin karsi jakasinda ve otesinde miras almajat͡ʃaɡiz; t͡ʃunku mirasimiz bize jardenʔin bu jakasindaʔ doɡuja doɡru dustu.” Old-Testament-Exodus-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sen de bir koç alacaksın; Aron'la oğulları ellerini koçun başına koyacaklar.\"|\"\"\"sen de bir kot͡ʃ alat͡ʃaksin; aronʔla oɡullari ellerini kot͡ʃun basina kojat͡ʃaklar.\" Old-Testament-1-Kings-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un atları Mısır'dan getirildi. Kralın tüccarları onları sürüler halinde bir bedelle alırlardı.|solomonʔun atlari misirʔdan ɡetirildi. kralin tut͡ʃt͡ʃarlari onlari suruler halinde bir bedelle alirlardi. New-Testament-Matthew-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoşiya, Babil sürgünü sırasında doğan Yehoyakin ve kardeşlerinin babasıydı.|josijaʔ babil surɡunu sirasinda doɡan jehojakin ve kardeslerinin babasijdi. New-Testament-Acts-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onların kuruldan dışarı çıkarılmalarını buyurduktan sonra, kendi aralarında tartıştılar.|ama onlarin kuruldan disari t͡ʃikarilmalarini bujurduktan sonraʔ kendi aralarinda tartistilar. Old-Testament-Nehemiah-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onlara, “Gidin, yağlı olanı yiyin, tatlı olanı için ve hazırlığı olmayana pay gönderin. Çünkü bugün Efendimiz için kutsaldır. Kederlenmeyin, çünkü Yahve'nin sevinci sizin gücünüzdür.” dedi.|o zaman onlaraʔ “ɡidinʔ jaɡli olani jijinʔ tatli olani it͡ʃin ve hazirliɡi olmajana paj ɡonderin. t͡ʃunku buɡun efendimiz it͡ʃin kutsaldir. kederlenmejinʔ t͡ʃunku jahveʔnin sevint͡ʃi sizin ɡut͡ʃunuzdur.” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Buna rağmen sende iyi şeyler bulundu, çünkü Aşeralar'ı ülkeden kaldırıp attın ve yüreğine Tanrı'yı aramayı koydun.\"\"\"|\"buna raɡmen sende iji sejler bulunduʔ t͡ʃunku aseralarʔi ulkeden kaldirip attin ve jureɡine tanriʔji aramaji kojdun.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünün bütün kuşları dallarında yuva yaptılar. Kırın bütün hayvanları dallarının altında yavrularını doğurdular. Bütün büyük uluslar onun gölgesinde yaşadılar.|ɡokjuzunun butun kuslari dallarinda juva japtilar. kirin butun hajvanlari dallarinin altinda javrularini doɡurdular. butun bujuk uluslar onun ɡolɡesinde jasadilar. Old-Testament-Psalms-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, dön. Canımı özgür kıl, iyilik dolu sevgin uğruna beni kurtar.|ej jahveʔ don. t͡ʃanimi ozɡur kilʔ ijilik dolu sevɡin uɡruna beni kurtar. Old-Testament-2-Samuel-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral kadına, “Evine git, seninle ilgili buyruk vereceğim” dedi.|kral kadinaʔ “evine ɡitʔ seninle ilɡili bujruk veret͡ʃeɡim” dedi. New-Testament-Luke-002-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Anne babası her yıl Pesah Bayramı’nda Yeruşalem’e giderdi.|anne babasi her jil pesah bajrami’nda jerusalem’e ɡiderdi. Old-Testament-1-Chronicles-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı evinin yöneticisi Ahitiuv'un oğlu, Merayot'un oğlu, Sadok'un oğlu, Meşullam'ın oğlu, Hilkiya'nın oğlu Azarya;|tanri evinin jonetit͡ʃisi ahitiuvʔun oɡluʔ merajotʔun oɡluʔ sadokʔun oɡluʔ mesullamʔin oɡluʔ hilkijaʔnin oɡlu azarja; Old-Testament-Genesis-027-037|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak, Esav'a şu karşılığı verdi: “İşte, onu senin efendin yaptım ve bütün kardeşlerini ona hizmetkâr atadım. Onu tahıl ve yeni şarapla besledim. O zaman senin için ne yapayım oğlum?”|ishakʔ esavʔa su karsiliɡi verdi “isteʔ onu senin efendin japtim ve butun kardeslerini ona hizmetkar atadim. onu tahil ve jeni sarapla besledim. o zaman senin it͡ʃin ne japajim oɡlum?” New-Testament-Galatians-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi size yazdığım şeyler, işte, Tanrı önünde yalan söylemiyorum.|simdi size jazdiɡim sejlerʔ isteʔ tanri onunde jalan sojlemijorum. Old-Testament-2-Kings-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Lütfen Yarden'e gidelim, her birimiz oradan birer tahta alıp orada kendimize yaşayabileceğimiz bir yer yapalım.\"\" Elişa, \"\"Gidin!\"\" diye karşılık verdi.\"|\"lutfen jardenʔe ɡidelimʔ her birimiz oradan birer tahta alip orada kendimize jasajabilet͡ʃeɡimiz bir jer japalim.\"\" elisaʔ \"\"ɡidin!\"\" dije karsilik verdi.\" New-Testament-John-007-036|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Beni arayacaksınız, bulmayacaksınız’ ve ‘olduğum yere siz gelemezsiniz’ dediği bu söz nedir?”|‘beni arajat͡ʃaksinizʔ bulmajat͡ʃaksiniz’ ve ‘olduɡum jere siz ɡelemezsiniz’ dediɡi bu soz nedir?” Old-Testament-1-Chronicles-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar arasında görkemini, bütün halklar arasında şaşılası işlerini duyurun.|uluslar arasinda ɡorkeminiʔ butun halklar arasinda sasilasi islerini dujurun. Old-Testament-Judges-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bin yüz parça gümüşü annesine geri verdi, sonra annesi şöyle dedi: “Gümüşü oğlum için bir oyma suret ve bir dökme suret yapmak üzere tarafımdan Yahve'ye kesin bir şekilde adadım. Bu yüzden şimdi onu sana geri vereceğim.”|bin juz part͡ʃa ɡumusu annesine ɡeri verdiʔ sonra annesi sojle dedi “ɡumusu oɡlum it͡ʃin bir ojma suret ve bir dokme suret japmak uzere tarafimdan jahveʔje kesin bir sekilde adadim. bu juzden simdi onu sana ɡeri veret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Isaiah-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in evinin anahtarını onun omzuna koyacağım. O açacak ve kimse kapamayacak. O kapayacak ve kimse açmayacak.|davidʔin evinin anahtarini onun omzuna kojat͡ʃaɡim. o at͡ʃat͡ʃak ve kimse kapamajat͡ʃak. o kapajat͡ʃak ve kimse at͡ʃmajat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Yahve şöyle diyor, \"\"Eğer dönersen, seni geri getireceğim, ki önümde durasın; ve eğer değerli olanı değersizden ayırırsan, benim ağzımmış gibi olursun. Onlar sana dönecekler, ama sen onlara dönmeyeceksin.\"|\"bu juzden jahve sojle dijorʔ \"\"eɡer donersenʔ seni ɡeri ɡetiret͡ʃeɡimʔ ki onumde durasin; ve eɡer deɡerli olani deɡersizden ajirirsanʔ benim aɡzimmis ɡibi olursun. onlar sana donet͡ʃeklerʔ ama sen onlara donmejet͡ʃeksin.\" New-Testament-Mark-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir Şabat Günü Yeşua ekin tarlalarından geçiyordu. Öğrencileri giderken başakları koparmaya başladılar.|bir sabat ɡunu jesua ekin tarlalarindan ɡet͡ʃijordu. oɡrent͡ʃileri ɡiderken basaklari koparmaja basladilar. Old-Testament-Numbers-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"vadilerin Ar yerleşkesine doğru uzanan yamacı Moav sınırına kadar dayanır.\"\"\"|\"vadilerin ar jerleskesine doɡru uzanan jamat͡ʃi moav sinirina kadar dajanir.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-051-044|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babil'de Bel'i yargılayacağım, ve yuttuğunu ağzından çıkaracağım. Uluslar artık ona akmayacak. Evet, Babil'in duvarı düşecek.\"\"\"|\"babilʔde belʔi jarɡilajat͡ʃaɡimʔ ve juttuɡunu aɡzindan t͡ʃikarat͡ʃaɡim. uluslar artik ona akmajat͡ʃak. evetʔ babilʔin duvari duset͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Lamentations-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımız günah işledi, artık yoklar. Onların suçlarını biz yüklendik.|atalarimiz ɡunah islediʔ artik joklar. onlarin sut͡ʃlarini biz juklendik. New-Testament-Galatians-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlarca ya da insan aracılığıyla değil, Yeşua Mesih ve O’nu ölümden dirilten Baba Tanrı aracılığıyla elçi olan ben Pavlus,|insanlart͡ʃa ja da insan arat͡ʃiliɡijla deɡilʔ jesua mesih ve o’nu olumden dirilten baba tanri arat͡ʃiliɡijla elt͡ʃi olan ben pavlusʔ New-Testament-1-Timothy-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalancıların ikiyüzlülüğü nedeniyle vicdanları kızgın demirle dağlanmış gibi olacak.|jalant͡ʃilarin ikijuzluluɡu nedenijle vit͡ʃdanlari kizɡin demirle daɡlanmis ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır Kralı ebeleri çağırıp onlara, \"\"Neden bunu yapıp erkek çocukları canlı kurtardınız?\"\" dedi.\"|\"misir krali ebeleri t͡ʃaɡirip onlaraʔ \"\"neden bunu japip erkek t͡ʃot͡ʃuklari t͡ʃanli kurtardiniz?\"\" dedi.\" New-Testament-1-Thessalonians-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O bizim için öldü. Öyle ki, ister uyanık ister uykuda olalım, O’nunla birlikte yaşayalım.|o bizim it͡ʃin oldu. ojle kiʔ ister ujanik ister ujkuda olalimʔ o’nunla birlikte jasajalim. Old-Testament-Proverbs-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Saf olan buraya gelsin.” anlayıştan yoksun olan insana şöyle der:|“saf olan buraja ɡelsin.” anlajistan joksun olan insana sojle der Old-Testament-Ezekiel-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Canlı yaratıkların kanatları birbirine dokundukça onların sesini ve yanlarındaki tekerleklerin sesini, büyük gürleme sesini duydum.|t͡ʃanli jaratiklarin kanatlari birbirine dokundukt͡ʃa onlarin sesini ve janlarindaki tekerleklerin sesiniʔ bujuk ɡurleme sesini dujdum. Old-Testament-Isaiah-059-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaptıklarına göre, uygun karşılık verecek, hasımlarına gazap, düşmanlarına ceza. Adalara hak ettiklerini ödeyecek.|japtiklarina ɡoreʔ ujɡun karsilik veret͡ʃekʔ hasimlarina ɡazapʔ dusmanlarina t͡ʃeza. adalara hak ettiklerini odejet͡ʃek. Old-Testament-Deuteronomy-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bugün önünüze bereketi ve laneti koyuyorum:|isteʔ buɡun onunuze bereketi ve laneti kojujorum New-Testament-Matthew-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğerleri, toprağı az olan kayalık yere düştü ve toprağın derinliği olmadığından hemen filizlendiler.|diɡerleriʔ topraɡi az olan kajalik jere dustu ve topraɡin derinliɡi olmadiɡindan hemen filizlendiler. Old-Testament-Psalms-034-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin yüzü kötülük yapanlara karşıdır, onların anılarını yeryüzünden kesip atar.|jahve’nin juzu kotuluk japanlara karsidirʔ onlarin anilarini jerjuzunden kesip atar. New-Testament-John-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Size söyledim, ama inanmıyorsunuz. Babam’ın adıyla yaptığım işler benim hakkımda tanıklık ediyor.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “size sojledimʔ ama inanmijorsunuz. babam’in adijla japtiɡim isler benim hakkimda taniklik edijor. Old-Testament-Job-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Naamalı Sofar şöyle yanıt verdi:|o zaman naamali sofar sojle janit verdi Old-Testament-2-Samuel-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Kim sana bir şey söylerse onu bana getir, bir daha seni rahatsız etmeyecektir” dedi.|kralʔ “kim sana bir sej sojlerse onu bana ɡetirʔ bir daha seni rahatsiz etmejet͡ʃektir” dedi. Old-Testament-Exodus-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Midyanlı bir kâhinin yedi kızı vardı. Gelip su çektiler ve babalarının sürüsünü sulamak için yalakları doldurdular.|midjanli bir kahinin jedi kizi vardi. ɡelip su t͡ʃektiler ve babalarinin surusunu sulamak it͡ʃin jalaklari doldurdular. Old-Testament-Leviticus-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu New-Testament-Colossians-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşamımız olan Mesih göründüğünde, siz de O’nunla birlikte yücelik içinde görüneceksiniz.|jasamimiz olan mesih ɡorunduɡundeʔ siz de o’nunla birlikte jut͡ʃelik it͡ʃinde ɡorunet͡ʃeksiniz. New-Testament-Colossians-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih Yeşua’da olan imanınızı ve bütün kutsallara karşı sevginizi duyduk.|t͡ʃunku mesih jesua’da olan imaninizi ve butun kutsallara karsi sevɡinizi dujduk. Old-Testament-Exodus-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayak,|ɡoze karsilik ɡozʔ dise karsilik disʔ ele karsilik elʔ ajaɡa karsilik ajakʔ New-Testament-John-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba, bana verdiğin kişilerin de bulunduğum yerde benimle birlikte olmalarını istiyorum. Öyle ki, bana vermiş olduğun yüceliğimi görsünler. Çünkü sen beni dünyanın kuruluşundan önce sevdin.|babaʔ bana verdiɡin kisilerin de bulunduɡum jerde benimle birlikte olmalarini istijorum. ojle kiʔ bana vermis olduɡun jut͡ʃeliɡimi ɡorsunler. t͡ʃunku sen beni dunjanin kurulusundan ont͡ʃe sevdin. New-Testament-Revelation-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğü ve onda olanları, yeri ve onda olanları, denizi ve onda olanları yaratanın, sonsuzluklar boyunca yaşayanın hakkı için ant içip dedi, “Artık gecikme olmayacak.|ɡoɡu ve onda olanlariʔ jeri ve onda olanlariʔ denizi ve onda olanlari jarataninʔ sonsuzluklar bojunt͡ʃa jasajanin hakki it͡ʃin ant it͡ʃip dediʔ “artik ɡet͡ʃikme olmajat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamberlik etmeyi bitirince, yüksek yere geldi.|pejɡamberlik etmeji bitirint͡ʃeʔ juksek jere ɡeldi. Old-Testament-Isaiah-042-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Uzun zamandır sessizdim. Sessiz kaldım ve kendimi tuttum. Şimdi doğum yapan bir kadın gibi feryat edeceğim. Hem nefesimi tutacağım, hem kesik kesik soluyacağım.|“uzun zamandir sessizdim. sessiz kaldim ve kendimi tuttum. simdi doɡum japan bir kadin ɡibi ferjat edet͡ʃeɡim. hem nefesimi tutat͡ʃaɡimʔ hem kesik kesik solujat͡ʃaɡim. New-Testament-Luke-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar Yeşua’nın yanına gelip, “Vaftizci Yuhanna, ‘Gelecek Olan sen misin, yoksa başka birini mi arayalım?’ demek için bizi sana gönderdi dediler.”|adamlar jesua’nin janina ɡelipʔ “vaftizt͡ʃi juhannaʔ ‘ɡelet͡ʃek olan sen misinʔ joksa baska birini mi arajalim?’ demek it͡ʃin bizi sana ɡonderdi dediler.” New-Testament-Matthew-023-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bu şeyler bu kuşağın üzerine gelecektir.”|size doɡrusunu sojlejejimʔ butun bu sejler bu kusaɡin uzerine ɡelet͡ʃektir.” New-Testament-Luke-007-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size derim ki, kadından doğanlar arasında Vaftizci Yuhanna’dan daha büyük bir peygamber yoktur, ancak Tanrı’nın Krallığı'nda en küçük olan ondan daha büyüktür.”|“size derim kiʔ kadindan doɡanlar arasinda vaftizt͡ʃi juhanna’dan daha bujuk bir pejɡamber jokturʔ ant͡ʃak tanri’nin kralliɡiʔnda en kut͡ʃuk olan ondan daha bujuktur.” Old-Testament-Hosea-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad kötüyse, kesinlikle onlar değersizdirler. Gilgal'da boğalar kurban ediyorlar. Gerçekten de sunakları tarlanın karıklarındaki yığınlar gibidir.|ɡilad kotujseʔ kesinlikle onlar deɡersizdirler. ɡilɡalʔda boɡalar kurban edijorlar. ɡert͡ʃekten de sunaklari tarlanin kariklarindaki jiɡinlar ɡibidir. Old-Testament-2-Kings-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek yerleri kaldırdı, dikili taşları kırdı ve Aşera’yı kesti. Moşe’nin yapmış olduğu tunç yılanı da parçaladı, çünkü o günlerde İsrael'in çocukları ona buhur yakıyorlardı; ve ona Nehuştan adını verdi.|juksek jerleri kaldirdiʔ dikili taslari kirdi ve asera’ji kesti. mose’nin japmis olduɡu tunt͡ʃ jilani da part͡ʃaladiʔ t͡ʃunku o ɡunlerde israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ona buhur jakijorlardi; ve ona nehustan adini verdi. Old-Testament-Ezekiel-040-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Direkleri dış avluya doğruydu. Bu tarafta ve o tarafta bölme duvarları üzerinde palmiye ağaçları vardı. Ona çıkmak için sekiz basamak vardı.|direkleri dis avluja doɡrujdu. bu tarafta ve o tarafta bolme duvarlari uzerinde palmije aɡat͡ʃlari vardi. ona t͡ʃikmak it͡ʃin sekiz basamak vardi. New-Testament-1-Corinthians-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün düşmanları ayaklarının altına serilene dek Mesih’in hüküm sürmesi gerekir.|t͡ʃunku butun dusmanlari ajaklarinin altina serilene dek mesih’in hukum surmesi ɡerekir. Old-Testament-2-Chronicles-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Solomon, Sur Kralı Huram'a haber gönderip şöyle dedi: \"\"Babam David'e yaptığın ve kendisine oturacağı bir ev yapmak üzere sedir ağaçları gönderdiğin gibi, bana da öyle yap.\"|\"solomonʔ sur krali huramʔa haber ɡonderip sojle dedi \"\"babam davidʔe japtiɡin ve kendisine oturat͡ʃaɡi bir ev japmak uzere sedir aɡat͡ʃlari ɡonderdiɡin ɡibiʔ bana da ojle jap.\" Old-Testament-Exodus-029-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Koçu parçalara ayıracaksın, içini ve bacaklarını yıkayacak, parçalarıyla ve başıyla birlikte koyacaksın.|kot͡ʃu part͡ʃalara ajirat͡ʃaksinʔ it͡ʃini ve bat͡ʃaklarini jikajat͡ʃakʔ part͡ʃalarijla ve basijla birlikte kojat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Samuel-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntıda Yahve'yi çağırdım. Evet, Tanrım'ı çağırdım. Tapınağından sesimi duydu. Feryadım O'nun kulaklarına ulaştı.|sikintida jahveʔji t͡ʃaɡirdim. evetʔ tanrimʔi t͡ʃaɡirdim. tapinaɡindan sesimi dujdu. ferjadim oʔnun kulaklarina ulasti. Old-Testament-1-Chronicles-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|On üçüncüsü Hupa'ya, on dördüncüsü Yeşevav'a,|on ut͡ʃunt͡ʃusu hupaʔjaʔ on dordunt͡ʃusu jesevavʔaʔ Old-Testament-Daniel-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadımlar beyi onlara adlar koydu: Daniel'e Belteşatsar, Hananya'ya Şadrak, Mişael'e Meşak ve Azarya'ya Abednego adını verdi.|hadimlar beji onlara adlar kojdu danielʔe beltesatsarʔ hananjaʔja sadrakʔ misaelʔe mesak ve azarjaʔja abedneɡo adini verdi. Old-Testament-Judges-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O, Efraim'in dağlık bölgesindeki Rama ile Beytel arasındaki Devora'nın palmiye ağacının altında yaşıyordu; İsrael'in çocukları da hüküm için onun yanına çıkarlardı.|oʔ efraimʔin daɡlik bolɡesindeki rama ile bejtel arasindaki devoraʔnin palmije aɡat͡ʃinin altinda jasijordu; israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da hukum it͡ʃin onun janina t͡ʃikarlardi. Old-Testament-Exodus-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe ile Aron bütün İsrael'in çocuklarına şöyle dediler: \"\"Akşam, Yahve'nin sizi Mısır diyarından çıkardığını bileceksiniz.\"|\"mose ile aron butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle dediler \"\"aksamʔ jahveʔnin sizi misir dijarindan t͡ʃikardiɡini bilet͡ʃeksiniz.\" New-Testament-Mark-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yazıcılara, “Onlara ne soruyorsunuz?” diye sordu.|jesua jazit͡ʃilaraʔ “onlara ne sorujorsunuz?” dije sordu. Old-Testament-Psalms-094-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve benim yüksek kulem oldu, Tanrım sığındığım kaya oldu.|ama jahve benim juksek kulem olduʔ tanrim siɡindiɡim kaja oldu. New-Testament-Acts-005-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurul üyelerine şöyle dedi: “Ey İsraelliler, bu adamlar hakkında yapmak üzere olduğunuz şeye dikkat edin.|kurul ujelerine sojle dedi “ej israellilerʔ bu adamlar hakkinda japmak uzere olduɡunuz seje dikkat edin. Old-Testament-Numbers-026-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha çok olana daha çok miras verecekseniz, daha az olana daha az miras vereceksiniz. Kendisinden sayılanlara göre herkese mirası verilecektir.|daha t͡ʃok olana daha t͡ʃok miras veret͡ʃeksenizʔ daha az olana daha az miras veret͡ʃeksiniz. kendisinden sajilanlara ɡore herkese mirasi verilet͡ʃektir. New-Testament-James-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama daha çok lütuf verir. Bu nedenle, “Tanrı kibirlilere karşı durur, ama alçakgönüllülere lütfeder” der.|ama daha t͡ʃok lutuf verir. bu nedenleʔ “tanri kibirlilere karsi dururʔ ama alt͡ʃakɡonullulere lutfeder” der. Old-Testament-Lamentations-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon kızının ihtiyarları yerde oturuyorlar. Sessiz kalıyorlar. Başları üzerine toprak attılar. Çul giydiler. Yeruşalem'in kızları başlarını yere eğdiler.|sijon kizinin ihtijarlari jerde oturujorlar. sessiz kalijorlar. baslari uzerine toprak attilar. t͡ʃul ɡijdiler. jerusalemʔin kizlari baslarini jere eɡdiler. Old-Testament-Isaiah-042-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, destek olduğum, canımın hoşnut olduğu seçilmiş hizmetkârım; onun üzerine Ruhu'mu koydum. Uluslara adaleti getirecek.\"|\"\"\"isteʔ destek olduɡumʔ t͡ʃanimin hosnut olduɡu set͡ʃilmis hizmetkarim; onun uzerine ruhuʔmu kojdum. uluslara adaleti ɡetiret͡ʃek.\" New-Testament-1-John-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın Mesih olduğuna iman eden herkes, Tanrı’dan doğmuştur. Baba’yı seven herkes O’ndan doğmuş olan çocuğunu da sever.|jesua’nin mesih olduɡuna iman eden herkesʔ tanri’dan doɡmustur. baba’ji seven herkes o’ndan doɡmus olan t͡ʃot͡ʃuɡunu da sever. New-Testament-Colossians-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’in sözü zenginlikle içinizde bulunsun. Bütün bilgelikle birbirinize öğretin, öğüt verin. Mezmurlar, ilahiler ve ruhsal ezgiler söyleyin. Şükran dolu yürekle Efendi’ye nağmeler yükseltin.|mesih’in sozu zenɡinlikle it͡ʃinizde bulunsun. butun bilɡelikle birbirinize oɡretinʔ oɡut verin. mezmurlarʔ ilahiler ve ruhsal ezɡiler sojlejin. sukran dolu jurekle efendi’je naɡmeler jukseltin. New-Testament-Matthew-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağ elin tökezlemene neden oluyorsa, onu kes ve kendinden at. Çünkü bütün bedeninin Gehenna'ya atılmasındansa, senin bir azanın yok olması daha iyidir.|saɡ elin tokezlemene neden olujorsaʔ onu kes ve kendinden at. t͡ʃunku butun bedeninin ɡehennaʔja atilmasindansaʔ senin bir azanin jok olmasi daha ijidir. Old-Testament-Job-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkının arasında ne oğlu ne de torunu olacak, yaşadığı yerde de geride kalanı olmayacak.|halkinin arasinda ne oɡlu ne de torunu olat͡ʃakʔ jasadiɡi jerde de ɡeride kalani olmajat͡ʃak. New-Testament-Mark-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Size Tanrı Krallığı’nın sırrı verildi, ama dışarıdakilere her şey benzetmelerle olur.|onlara sojle dedi “size tanri kralliɡi’nin sirri verildiʔ ama disaridakilere her sej benzetmelerle olur. New-Testament-Matthew-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabası elindedir. Harman yerini iyice temizleyip buğdayını ambarda toplayacak, samanı ise sönmez ateşte yakacaktır.”|jabasi elindedir. harman jerini ijit͡ʃe temizlejip buɡdajini ambarda toplajat͡ʃakʔ samani ise sonmez ateste jakat͡ʃaktir.” Old-Testament-Psalms-105-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral gönderip onu özgür kıldı. Halklara hükmeden onu salıverdi.|kral ɡonderip onu ozɡur kildi. halklara hukmeden onu saliverdi. Old-Testament-2-Chronicles-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Yehoyada ordunun başında olan yüz başlarını dışarı çıkardı ve onlara, “Onu safların arasından çıkarın; onu izleyen herkes kılıçla öldürülsün” dedi. Çünkü kâhin, “Onu Yahve'nin evinde öldürmeyin” demişti.|kahin jehojada ordunun basinda olan juz baslarini disari t͡ʃikardi ve onlaraʔ “onu saflarin arasindan t͡ʃikarin; onu izlejen herkes kilit͡ʃla oldurulsun” dedi. t͡ʃunku kahinʔ “onu jahveʔnin evinde oldurmejin” demisti. Old-Testament-Numbers-016-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin yanından gelen ateş buhur sunan iki yüz elli kişiyi yiyip bitirdi.|jahveʔnin janindan ɡelen ates buhur sunan iki juz elli kisiji jijip bitirdi. New-Testament-Ephesians-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle akılsız olmayın, Efendi’nin isteğinin ne olduğunu anlayın.|bu nedenle akilsiz olmajinʔ efendi’nin isteɡinin ne olduɡunu anlajin. Old-Testament-Song-of-Songs-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sol eli başımın altında olurdu. Sağ eli beni kucaklardı.|sol eli basimin altinda olurdu. saɡ eli beni kut͡ʃaklardi. Old-Testament-Proverbs-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bilgeysen, kendin için bilgesin. Eğer alay edersen, bunu yalnız kendin çekersin.|eɡer bilɡejsenʔ kendin it͡ʃin bilɡesin. eɡer alaj edersenʔ bunu jalniz kendin t͡ʃekersin. Old-Testament-Genesis-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek, “Bize bu yaptığın nedir? Halkımdan birisi karınla kolayca yatabilirdi ve sen de suçu üzerimize atmış olurdun!” dedi.|avimelekʔ “bize bu japtiɡin nedir? halkimdan birisi karinla kolajt͡ʃa jatabilirdi ve sen de sut͡ʃu uzerimize atmis olurdun!” dedi. New-Testament-Revelation-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kandilliklerin arasında İnsanoğlu'na benzeyen biri vardı. Giysileri ayağına kadar uzanmış, göğsüne altın bir kuşak sarınmıştı.|kandilliklerin arasinda insanoɡluʔna benzejen biri vardi. ɡijsileri ajaɡina kadar uzanmisʔ ɡoɡsune altin bir kusak sarinmisti. Old-Testament-Job-032-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, sözlerinizi bekledim, siz söz araştırırken, düşüncelerinizi dinledim,\"|\"\"\"isteʔ sozlerinizi bekledimʔ siz soz arastirirkenʔ dusunt͡ʃelerinizi dinledimʔ\" Old-Testament-Numbers-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Amalek Güney ülkesinde oturuyor. Hititler, Yebuslular ve Amorlular dağlık bölgede oturuyorlar. Kenanlılar deniz kıyısında ve Yarden kıyısı boyunca oturuyorlar.”|amalek ɡunej ulkesinde oturujor. hititlerʔ jebuslular ve amorlular daɡlik bolɡede oturujorlar. kenanlilar deniz kijisinda ve jarden kijisi bojunt͡ʃa oturujorlar.” New-Testament-Revelation-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Dört canlı yaratığın ortasında bir sesin şöyle dediğini duydum: “Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara! Yağa ve şaraba zarar verme!”|dort t͡ʃanli jaratiɡin ortasinda bir sesin sojle dediɡini dujdum “bir olt͡ʃek buɡdaj bir dinaraʔ ut͡ʃ olt͡ʃek arpa bir dinara! jaɡa ve saraba zarar verme!” Old-Testament-Ezra-002-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Delaya'nın çocukları Toviya'nın çocukları, Nekoda'nın çocukları, altı yüz elli iki.|delajaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari tovijaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ nekodaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ alti juz elli iki. Old-Testament-1-Kings-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı dışarı çıktı ve atları ve arabaları vurdu ve Suriyeliler'i büyük bir kıyımla öldürdü.|israel krali disari t͡ʃikti ve atlari ve arabalari vurdu ve surijelilerʔi bujuk bir kijimla oldurdu. Old-Testament-Deuteronomy-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü adam dövülmeyi hak ediyorsa, hakim onu kendi önünde yere yatırtacak ve kötülüğüne göre, sayıyla onu dövdürecektir.|kotu adam dovulmeji hak edijorsaʔ hakim onu kendi onunde jere jatirtat͡ʃak ve kotuluɡune ɡoreʔ sajijla onu dovduret͡ʃektir. Old-Testament-2-Kings-019-035|und|SPEAKER_00_Turkish|O gece Yahve'nin meleği çıkıp Aşur ordugâhında yüz seksen beş bin kişiyi vurdu. Sabahleyin adamlar erkenden kalktıklarında, işte, bunların hepsi ölmüş leşlerdi.|o ɡet͡ʃe jahveʔnin meleɡi t͡ʃikip asur orduɡahinda juz seksen bes bin kisiji vurdu. sabahlejin adamlar erkenden kalktiklarindaʔ isteʔ bunlarin hepsi olmus leslerdi. Old-Testament-Job-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Akrabalarım gitti. Yakın dostlarım beni unuttu.|akrabalarim ɡitti. jakin dostlarim beni unuttu. Old-Testament-Psalms-106-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece işleriyle O'nu öfkelendirdiler. Üstlerine veba geldi.|bojlet͡ʃe islerijle oʔnu ofkelendirdiler. ustlerine veba ɡeldi. Old-Testament-Exodus-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"İsrael'in çocuklarına bunu söyleyeceksin: 'Sizinle gökten konuştuğumu kendiniz gördünüz.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bunu sojlejet͡ʃeksin ʔsizinle ɡokten konustuɡumu kendiniz ɡordunuz.\" New-Testament-Luke-001-077|und|SPEAKER_00_Turkish|ve O’nun halkına, günahlarının bağışlanmasıyla kurtulacaklarının bilgisini vereceksin.|ve o’nun halkinaʔ ɡunahlarinin baɡislanmasijla kurtulat͡ʃaklarinin bilɡisini veret͡ʃeksin. New-Testament-Mark-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü taş çok büyüktü. Yukarıya baktıklarında taşın yuvarlanmış olduğunu gördüler.|t͡ʃunku tas t͡ʃok bujuktu. jukarija baktiklarinda tasin juvarlanmis olduɡunu ɡorduler. New-Testament-2-Corinthians-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O herkes için öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, onlar uğruna ölüp dirilen için yaşasınlar.|o herkes it͡ʃin oldu. ojle kiʔ jasajanlar artik kendileri it͡ʃin deɡilʔ onlar uɡruna olup dirilen it͡ʃin jasasinlar. Old-Testament-1-Samuel-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Saul halkı üç bölüğe ayırdı. Sabah nöbetinde ordugâhın ortasına gelip Ammonlular'ı gün ısınıncaya kadar vurdular. Geriye kalanlar dağıldı, öyle ki, içlerinden ikisi bile bir arada kalmadı.|ertesi ɡun saul halki ut͡ʃ boluɡe ajirdi. sabah nobetinde orduɡahin ortasina ɡelip ammonlularʔi ɡun isinint͡ʃaja kadar vurdular. ɡerije kalanlar daɡildiʔ ojle kiʔ it͡ʃlerinden ikisi bile bir arada kalmadi. Old-Testament-Proverbs-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çalışkanların elleri yönetir, ama tembellik kölelikle sonuçlanır.|t͡ʃaliskanlarin elleri jonetirʔ ama tembellik kolelikle sonut͡ʃlanir. Old-Testament-Proverbs-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları sürekli yüreğinin üzerine bağla. Onları boynuna tak.|onlari surekli jureɡinin uzerine baɡla. onlari bojnuna tak. Old-Testament-1-Samuel-028-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu Saul'un ve hizmetkârlarının önüne getirdi, onlar da yediler. Sonra o gece kalkıp gittiler.|onu saulʔun ve hizmetkarlarinin onune ɡetirdiʔ onlar da jediler. sonra o ɡet͡ʃe kalkip ɡittiler. Old-Testament-Jeremiah-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, Orduların Tanrısı Yahve şöyle diyor, “Mademki bu sözü söylüyorsunuz, işte, ben sözlerimi senin ağzında ateş, bu halkı da odun yapacağım ve onları yiyip bitirecek.|bu juzdenʔ ordularin tanrisi jahve sojle dijorʔ “mademki bu sozu sojlujorsunuzʔ isteʔ ben sozlerimi senin aɡzinda atesʔ bu halki da odun japat͡ʃaɡim ve onlari jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama tarla Jübile'de çıktığı zaman, Yahve'ye adanmış bir tarla gibi kutsal olacak. Mülkiyeti kâhinlere ait olacak.'\"\"\"|\"ama tarla ʒubileʔde t͡ʃiktiɡi zamanʔ jahveʔje adanmis bir tarla ɡibi kutsal olat͡ʃak. mulkijeti kahinlere ait olat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-040-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey Siyon'a müjde veren, yüksek dağa çık. Ey Yeruşalem'e müjde veren, sesini kuvvetle yükselt! Yükselt! Korkma! Yahuda kentlerine, \"\"İşte, Tanrınız!\"\" de.\"|\"ej sijonʔa muʒde verenʔ juksek daɡa t͡ʃik. ej jerusalemʔe muʒde verenʔ sesini kuvvetle jukselt! jukselt! korkma! jahuda kentlerineʔ \"\"isteʔ tanriniz!\"\" de.\" Old-Testament-Exodus-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun ona, \"\"Benden uzak dur!\"\" dedi. \"\"Dikkatli ol, artık yüzümü görme. Çünkü yüzümü gördüğün gün öleceksin!”\"|\"firavun onaʔ \"\"benden uzak dur!\"\" dedi. \"\"dikkatli olʔ artik juzumu ɡorme. t͡ʃunku juzumu ɡorduɡun ɡun olet͡ʃeksin!”\" New-Testament-Acts-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Filipus ağzını açtı ve bu Kutsal Yazı’dan başlayarak ona Yeşua’yla ilgili Müjde’yi duyurdu.|filipus aɡzini at͡ʃti ve bu kutsal jazi’dan baslajarak ona jesua’jla ilɡili muʒde’ji dujurdu. New-Testament-Mark-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua artık yanıt vermedi. Pilatus buna hayret etti.|ama jesua artik janit vermedi. pilatus buna hajret etti. Old-Testament-Numbers-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak ordugâhta iki kişi kaldı. Birinin adı Eldad, diğerinin adı Medad'dı; ve Ruh onların üzerine durdu. Onlar yazılanlar arasındaydı, ama Çadır'dan çıkmamış olanlardandı; ve ordugâhta peygamberlik ettiler.|ant͡ʃak orduɡahta iki kisi kaldi. birinin adi eldadʔ diɡerinin adi medadʔdi; ve ruh onlarin uzerine durdu. onlar jazilanlar arasindajdiʔ ama t͡ʃadirʔdan t͡ʃikmamis olanlardandi; ve orduɡahta pejɡamberlik ettiler. Old-Testament-Isaiah-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Amots'un oğlu Yeşaya'nın gördüğü Babil'in yükü.|amotsʔun oɡlu jesajaʔnin ɡorduɡu babilʔin juku. Old-Testament-Job-033-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, dehşetim seni korkutmaz, baskım sana ağır gelmez.\"\"\"|\"isteʔ dehsetim seni korkutmazʔ baskim sana aɡir ɡelmez.\"\"\" Old-Testament-Psalms-068-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal konutundaki Tanrı, yetimin babası ve dul kadınların savunucusudur.|kutsal konutundaki tanriʔ jetimin babasi ve dul kadinlarin savunut͡ʃusudur. Old-Testament-Ezekiel-045-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan kutsal yer için beş yüze beş yüz kare biçiminde olacak, çevresindeki açık yeri için de elli arşın olacak.|bundan kutsal jer it͡ʃin bes juze bes juz kare bit͡ʃiminde olat͡ʃakʔ t͡ʃevresindeki at͡ʃik jeri it͡ʃin de elli arsin olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaşmak için bir kente yaklaştığında, ona barış ilan edin.|savasmak it͡ʃin bir kente jaklastiɡindaʔ ona baris ilan edin. Old-Testament-Genesis-046-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'un karısı Rahel'in oğulları: Yosef ve Benyamin.|jakovʔun karisi rahelʔin oɡullari josef ve benjamin. New-Testament-Acts-010-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizler Yahudiler’in ülkesinde ve Yeruşalem’de O’nun yaptığı işlerin tanıklarıyız. O’nu bir ağaca asarak öldürdüler.|bizler jahudiler’in ulkesinde ve jerusalem’de o’nun japtiɡi islerin taniklarijiz. o’nu bir aɡat͡ʃa asarak oldurduler. Old-Testament-Genesis-021-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Beer-Şeva'da bir antlaşma yaptılar. Avimelek, ordusunun komutanı Fikol'la birlikte kalkıp Filist ülkesine döndüler.|bojlet͡ʃe beer-sevaʔda bir antlasma japtilar. avimelekʔ ordusunun komutani fikolʔla birlikte kalkip filist ulkesine donduler. New-Testament-Galatians-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih Yeşua’ya olan imanınız aracılığıyla hepiniz Tanrı’nın çocuklarısınız.|t͡ʃunku mesih jesua’ja olan imaniniz arat͡ʃiliɡijla hepiniz tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklarisiniz. Old-Testament-1-Samuel-020-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk gider gitmez, David güneyden kalktı, yüzüstü yere kapandı ve üç kez eğildi. Birbirlerini öptüler ve birbirleriyle ağladılar ve David en çok ağlayan oldu.|t͡ʃot͡ʃuk ɡider ɡitmezʔ david ɡunejden kalktiʔ juzustu jere kapandi ve ut͡ʃ kez eɡildi. birbirlerini optuler ve birbirlerijle aɡladilar ve david en t͡ʃok aɡlajan oldu. Old-Testament-Psalms-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Madem Yahve’nin işlerine, ellerinin işine saygı duymuyorlar, Yahve onları yıkacak ve bina etmeyecektir.|madem jahve’nin islerineʔ ellerinin isine sajɡi dujmujorlarʔ jahve onlari jikat͡ʃak ve bina etmejet͡ʃektir. Old-Testament-1-Chronicles-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncü ay için dördüncü komutan Yoav'ın kardeşi Asahel ve kendisinden sonra oğlu Zevadya'ydı. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|dordunt͡ʃu aj it͡ʃin dordunt͡ʃu komutan joavʔin kardesi asahel ve kendisinden sonra oɡlu zevadjaʔjdi. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. Old-Testament-Psalms-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin sesi şimşek gibi çakar.|jahve’nin sesi simsek ɡibi t͡ʃakar. Old-Testament-Leviticus-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Öç almayacaksın, halkının çocuklarına kin tutmayacaksın, komşunu ise kendin gibi seveceksin. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"\"\"ʔot͡ʃ almajat͡ʃaksinʔ halkinin t͡ʃot͡ʃuklarina kin tutmajat͡ʃaksinʔ komsunu ise kendin ɡibi sevet͡ʃeksin. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-038-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, esenlik için büyük acılar çektim, ama sen canımı sevdiğin için çürüme çukurundan kurtardın; çünkü bütün günahlarımı arkana attın.|isteʔ esenlik it͡ʃin bujuk at͡ʃilar t͡ʃektimʔ ama sen t͡ʃanimi sevdiɡin it͡ʃin t͡ʃurume t͡ʃukurundan kurtardin; t͡ʃunku butun ɡunahlarimi arkana attin. New-Testament-1-Corinthians-007-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın, kocası yaşadığı sürece yasayla kocasına bağlıdır. Koca ölürse dilediği kişiyle evlenmekte özgürdür; ancak Efendi’de olsun.|kadinʔ kot͡ʃasi jasadiɡi suret͡ʃe jasajla kot͡ʃasina baɡlidir. kot͡ʃa olurse dilediɡi kisijle evlenmekte ozɡurdur; ant͡ʃak efendi’de olsun. Old-Testament-1-Kings-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Yehoşafat, \"\"Burada Yahve'nin peygamberi yok mu ki, ona soralım?\"\" dedi.\"|\"ama jehosafatʔ \"\"burada jahveʔnin pejɡamberi jok mu kiʔ ona soralim?\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-035-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov, Tanrı'nın kendisiyle konuştuğu yerin adını “Beytel” koydu.|jakovʔ tanriʔnin kendisijle konustuɡu jerin adini “bejtel” kojdu. Old-Testament-Numbers-033-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneyde Kenan ülkesinde yaşayan Kenanlı Arad Kralı, İsrael'in çocuklarının geldiğini duydu.|ɡunejde kenan ulkesinde jasajan kenanli arad kraliʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ɡeldiɡini dujdu. Old-Testament-Leviticus-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer o bunu şükran için sunuyorsa, o zaman şükran kurbanıyla birlikte, yağla karıştırılmış mayasız pideler, yağla meshedilmiş mayasız yufkalar ve yağla yoğrulmuş pideler sunacaktır.|eɡer o bunu sukran it͡ʃin sunujorsaʔ o zaman sukran kurbanijla birlikteʔ jaɡla karistirilmis majasiz pidelerʔ jaɡla meshedilmis majasiz jufkalar ve jaɡla joɡrulmus pideler sunat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Chronicles-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|ve maşalar, leğenler, kaşıklar ve tablaları saf altındandı. Evin girişi, en kutsal yerin iç kapıları ve tapınağın ana salonunun kapıları altındandı.|ve masalarʔ leɡenlerʔ kasiklar ve tablalari saf altindandi. evin ɡirisiʔ en kutsal jerin it͡ʃ kapilari ve tapinaɡin ana salonunun kapilari altindandi. Old-Testament-Psalms-127-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ok kılıfı onlarla dolu olan adama ne mutlu. Düşmanlarıyla kapıda konuşurken, hayal kırıklığına uğramazlar.|ok kilifi onlarla dolu olan adama ne mutlu. dusmanlarijla kapida konusurkenʔ hajal kirikliɡina uɡramazlar. New-Testament-Matthew-015-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalabalıklara yere oturmalarını buyurdu;|jesua kalabaliklara jere oturmalarini bujurdu; Old-Testament-Deuteronomy-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de, Tanrın Yahve'nin sana verdiği berekete göre, canının dilediği her ne ise, bütün kapılarında kesebilir ve et yiyebilirsin. Ceylan ve geyik gibi, kirli ve temiz olanlar da ondan yiyebilir.|jine deʔ tanrin jahveʔnin sana verdiɡi berekete ɡoreʔ t͡ʃaninin dilediɡi her ne iseʔ butun kapilarinda kesebilir ve et jijebilirsin. t͡ʃejlan ve ɡejik ɡibiʔ kirli ve temiz olanlar da ondan jijebilir. Old-Testament-Isaiah-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruya, onlar için iyi olacağını söyle; çünkü onlar işlerinin ürününü yiyecekler.|doɡrujaʔ onlar it͡ʃin iji olat͡ʃaɡini sojle; t͡ʃunku onlar islerinin urununu jijet͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-028-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sürekli yakmalık sunu ve dökmelik sunuya ek olarak Yahve'ye günah sunusu olarak bir teke de sunulacaktır.'\"\"\"|\"surekli jakmalik sunu ve dokmelik sunuja ek olarak jahveʔje ɡunah sunusu olarak bir teke de sunulat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Vaftizci Yuhanna geldiğinde oruç tutup şarap içmedi. Ama siz ona, ‘onda iblis var’ diyorsunuz.|vaftizt͡ʃi juhanna ɡeldiɡinde orut͡ʃ tutup sarap it͡ʃmedi. ama siz onaʔ ‘onda iblis var’ dijorsunuz. Old-Testament-Psalms-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin yollarını tuttum, ve kötülükle Tanrım’dan uzaklaşmadım.|t͡ʃunku jahveʔnin jollarini tuttumʔ ve kotulukle tanrim’dan uzaklasmadim. New-Testament-Matthew-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|yanına bir kadın geldi. Kadın kaymaktaşından bir kap içinde çok değerli, güzel kokulu bir yağ getirmişti. Yeşua sofrada otururken, kadın bu yağı O’nun başına döktü.|janina bir kadin ɡeldi. kadin kajmaktasindan bir kap it͡ʃinde t͡ʃok deɡerliʔ ɡuzel kokulu bir jaɡ ɡetirmisti. jesua sofrada otururkenʔ kadin bu jaɡi o’nun basina doktu. New-Testament-1-John-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’yı sevip O’nun buyruklarını tuttuğumuzda, Tanrı’nın çocuklarını sevdiğimizi bununla anlarız.|tanri’ji sevip o’nun bujruklarini tuttuɡumuzdaʔ tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklarini sevdiɡimizi bununla anlariz. Old-Testament-1-Chronicles-029-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral David'in işleri, ilk ve son işleri, işte bunlar, gören Samuel'in tarihinde, Peygamber Natan'ın tarihinde ve gören Gad'ın tarihinde,|kral davidʔin isleriʔ ilk ve son isleriʔ iste bunlarʔ ɡoren samuelʔin tarihindeʔ pejɡamber natanʔin tarihinde ve ɡoren ɡadʔin tarihindeʔ Old-Testament-Job-042-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Her şeyi yapabileceğini, ve hiçbir amacının engellenemeyeceğini biliyorum.|“her seji japabilet͡ʃeɡiniʔ ve hit͡ʃbir amat͡ʃinin enɡellenemejet͡ʃeɡini bilijorum. Old-Testament-2-Chronicles-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yapacağınız şey şudur: Şabat'ta giren kâhinlerin ve Levililer'in üçte biri eşiklerin kapı bekçisi olacak.\"|\"\"\"japat͡ʃaɡiniz sej sudur sabatʔta ɡiren kahinlerin ve levililerʔin ut͡ʃte biri esiklerin kapi bekt͡ʃisi olat͡ʃak.\" Old-Testament-Proverbs-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasayı tutan bilge oğuldur, ama oburlarla arkadaşlık eden babasını utandırır.|jasaji tutan bilɡe oɡuldurʔ ama oburlarla arkadaslik eden babasini utandirir. New-Testament-2-Corinthians-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü savaşımızın silahları bedensel değil, ama Tanrı önünde kaleleri yıkan güçlü silahlardır.|t͡ʃunku savasimizin silahlari bedensel deɡilʔ ama tanri onunde kaleleri jikan ɡut͡ʃlu silahlardir. Old-Testament-1-Kings-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Baaşa'ya karşı Hanani oğlu Yehu'ya Yahve'nin sözü geldi ve şöyle dedi,|baasaʔja karsi hanani oɡlu jehuʔja jahveʔnin sozu ɡeldi ve sojle dediʔ New-Testament-Ephesians-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde aracılığıyla Mesih Yeşua’da öteki uluslar da mirasçı, bedenin ortak üyeleri ve vaade paydaştırlar.|muʒde arat͡ʃiliɡijla mesih jesua’da oteki uluslar da mirast͡ʃiʔ bedenin ortak ujeleri ve vaade pajdastirlar. Old-Testament-Genesis-017-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı gün Avraham’la oğlu İşmael sünnet edildi.|ajni ɡun avraham’la oɡlu ismael sunnet edildi. Old-Testament-Esther-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Kral Ahaşveroş, Yahudiler'in düşmanı Haman'ın evini kraliçe Ester'e verdi. Mordekay kralın önüne geldi; çünkü Ester ona kendisinin nesi olduğunu ona söylemişti.|o ɡun kral ahasverosʔ jahudilerʔin dusmani hamanʔin evini kralit͡ʃe esterʔe verdi. mordekaj kralin onune ɡeldi; t͡ʃunku ester ona kendisinin nesi olduɡunu ona sojlemisti. Old-Testament-Exodus-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerlerine korku ve dehşet indi. Senin halkın geçene kadar, ey Yahve, kendine satın aldığın halkın geçene kadar, kolunun büyüklüğünden taş gibi kesildiler.|uzerlerine korku ve dehset indi. senin halkin ɡet͡ʃene kadarʔ ej jahveʔ kendine satin aldiɡin halkin ɡet͡ʃene kadarʔ kolunun bujukluɡunden tas ɡibi kesildiler. Old-Testament-Jeremiah-036-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman beyler Baruk'a, \"\"Sen ve Yeremya saklanın\"\" dediler. \"\"Nerede olduğunuzu kimse bilmesin.”\"|\"o zaman bejler barukʔaʔ \"\"sen ve jeremja saklanin\"\" dediler. \"\"nerede olduɡunuzu kimse bilmesin.”\" New-Testament-Mark-006-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilere, “Onlara siz yiyecek bir şeyler verin” diye yanıt verdi. O’na, “Gidip iki yüz dinarlık ekmek alıp da onlara yiyecek bir şey mi verelim?” diye sordular.|jesua oɡrent͡ʃilereʔ “onlara siz jijet͡ʃek bir sejler verin” dije janit verdi. o’naʔ “ɡidip iki juz dinarlik ekmek alip da onlara jijet͡ʃek bir sej mi verelim?” dije sordular. New-Testament-Luke-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilerine, “Tökezlerin hiç gelmemesi olanaksızdır; ama gelişine aracılık edenin vay haline!” dedi.|jesua oɡrent͡ʃilerineʔ “tokezlerin hit͡ʃ ɡelmemesi olanaksizdir; ama ɡelisine arat͡ʃilik edenin vaj haline!” dedi. New-Testament-Titus-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın tüm insanlığa kurtuluş getiren lütfu göründü.|t͡ʃunku tanri’nin tum insanliɡa kurtulus ɡetiren lutfu ɡorundu. Old-Testament-Jeremiah-036-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda evi, kendilerine yapmayı düşündüğüm bütün kötülüğü belki duyar, böylece her biri kötü yolundan döner; ben de suçlarını ve günahlarını bağışlarım.”|jahuda eviʔ kendilerine japmaji dusunduɡum butun kotuluɡu belki dujarʔ bojlet͡ʃe her biri kotu jolundan doner; ben de sut͡ʃlarini ve ɡunahlarini baɡislarim.” Old-Testament-2-Chronicles-030-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya, Yahve'ye hizmette anlayışlı olan bütün Levililer'e yüreklendirici sözler söyledi. Böylece yedi gün bayram boyunca yediler, esenlik kurbanları sundular ve atalarının Tanrısı Yahve'ye itirafta bulundular.|hizkijaʔ jahveʔje hizmette anlajisli olan butun levililerʔe jureklendirit͡ʃi sozler sojledi. bojlet͡ʃe jedi ɡun bajram bojunt͡ʃa jedilerʔ esenlik kurbanlari sundular ve atalarinin tanrisi jahveʔje itirafta bulundular. Old-Testament-1-Kings-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarovam güçlü ve yiğit bir adamdı; Solomon genç adamın çalışkan olduğunu gördü ve onu Yosef evinin bütün işleri üzerine koydu.|jarovam ɡut͡ʃlu ve jiɡit bir adamdi; solomon ɡent͡ʃ adamin t͡ʃaliskan olduɡunu ɡordu ve onu josef evinin butun isleri uzerine kojdu. Old-Testament-1-Chronicles-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bu şeyden hoşnut değildi ve bu yüzden İsrael'i vurdu.|tanri bu sejden hosnut deɡildi ve bu juzden israelʔi vurdu. Old-Testament-Proverbs-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa içerler yasayı unuturlar, adaleti de düşkünler için saptırırlar.|joksa it͡ʃerler jasaji unuturlarʔ adaleti de duskunler it͡ʃin saptirirlar. New-Testament-Matthew-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer ben iblisleri Baalzevul ile kovuyorsam, çocuklarınız kiminle kovuyor? Bu nedenle onlar sizin hâkimleriniz olacaklardır.|eɡer ben iblisleri baalzevul ile kovujorsamʔ t͡ʃot͡ʃuklariniz kiminle kovujor? bu nedenle onlar sizin hakimleriniz olat͡ʃaklardir. Old-Testament-2-Chronicles-032-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok kişi Yeruşalem'e, Yahve'ye armağanlar, Yahuda Kralı Hizkiya'ya da değerli şeyler getirdi, öyle ki, ondan sonra bütün ulusların gözünde yükseldi.|birt͡ʃok kisi jerusalemʔeʔ jahveʔje armaɡanlarʔ jahuda krali hizkijaʔja da deɡerli sejler ɡetirdiʔ ojle kiʔ ondan sonra butun uluslarin ɡozunde jukseldi. Old-Testament-Exodus-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşon'un oğulları: Ailelerine göre Livni ve Şimi.|ɡersonʔun oɡullari ailelerine ɡore livni ve simi. New-Testament-Hebrews-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir sunağımız var ki, tapınma çadırında hizmet edenlerin ondan yemeye hakları yoktur.|bir sunaɡimiz var kiʔ tapinma t͡ʃadirinda hizmet edenlerin ondan jemeje haklari joktur. Old-Testament-Deuteronomy-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra atalarımızın Tanrısı Yahve'ye feryat ettik. Yahve sesimizi duydu ve sıkıntımızı, emeğimizi ve boyunduruğumuzu gördü.|sonra atalarimizin tanrisi jahveʔje ferjat ettik. jahve sesimizi dujdu ve sikintimiziʔ emeɡimizi ve bojunduruɡumuzu ɡordu. New-Testament-Galatians-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Ruh’un yönetimindeyseniz, Yasa altında değilsiniz.|ama ruh’un jonetimindejsenizʔ jasa altinda deɡilsiniz. Old-Testament-Psalms-042-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarım kemiklerime saplanmış bir kılıç gibi, hakaret ediyorlar, bana sürekli “Tanrın nerede?” diye soruyorlar.|dusmanlarim kemiklerime saplanmis bir kilit͡ʃ ɡibiʔ hakaret edijorlarʔ bana surekli “tanrin nerede?” dije sorujorlar. Old-Testament-Genesis-049-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir birlik Gad'a saldıracak, ama onların topuklarını ezecek.”|“bir birlik ɡadʔa saldirat͡ʃakʔ ama onlarin topuklarini ezet͡ʃek.” New-Testament-John-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra öğrencilerine, “Yine Yahudiye’ye gidelim” dedi.|bundan sonra oɡrent͡ʃilerineʔ “jine jahudije’je ɡidelim” dedi. Old-Testament-1-Samuel-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel halkın bütün sözlerini duydu ve bunları Yahve'nin kulağına söyledi.|samuel halkin butun sozlerini dujdu ve bunlari jahveʔnin kulaɡina sojledi. Old-Testament-Joshua-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır batıya, kuzeydeki Mikmetat'a doğru çıkıyordu. Sınır doğuya doğru Taanat Şilo'ya dönüyor ve Yanoah'ın doğusundan geçiyordu.|sinir batijaʔ kuzejdeki mikmetatʔa doɡru t͡ʃikijordu. sinir doɡuja doɡru taanat siloʔja donujor ve janoahʔin doɡusundan ɡet͡ʃijordu. Old-Testament-Zechariah-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Dördüncü, beşinci, yedinci ve onuncu ayların oruçları Yahuda evi için sevinç, coşku ve neşeli bayramlar olacak. Bu nedenle doğruluğu ve esenliği sevin.\"\"\"|\"ordular jahvesi sojle dijor \"\"dordunt͡ʃuʔ besint͡ʃiʔ jedint͡ʃi ve onunt͡ʃu ajlarin orut͡ʃlari jahuda evi it͡ʃin sevint͡ʃʔ t͡ʃosku ve neseli bajramlar olat͡ʃak. bu nedenle doɡruluɡu ve esenliɡi sevin.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, sana bir oğul doğacak, o barış adamı olacak. Ona çevresindeki bütün düşmanlarından rahat vereceğim; çünkü onun adı Solomon olacak ve İsrael'e onun günlerinde barış ve huzur vereceğim.|isteʔ sana bir oɡul doɡat͡ʃakʔ o baris adami olat͡ʃak. ona t͡ʃevresindeki butun dusmanlarindan rahat veret͡ʃeɡim; t͡ʃunku onun adi solomon olat͡ʃak ve israelʔe onun ɡunlerinde baris ve huzur veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Lamentations-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, feryat edip yardım çağırınca, duama set çekiyor.|evetʔ ferjat edip jardim t͡ʃaɡirint͡ʃaʔ duama set t͡ʃekijor. Old-Testament-Numbers-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Korah'a şöyle dedi: \"\"Şimdi dinleyin, ey Levioğulları!\"|\"mose korahʔa sojle dedi \"\"simdi dinlejinʔ ej levioɡullari!\" Old-Testament-Judges-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi Mısırlılar'ın elinden ve size baskı yapanların hepsinin elinden ben kurtardım, onları sizin önünüzden kovdum ve onların ülkelerini size verdim.|sizi misirlilarʔin elinden ve size baski japanlarin hepsinin elinden ben kurtardimʔ onlari sizin onunuzden kovdum ve onlarin ulkelerini size verdim. Old-Testament-Psalms-104-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökteki kuşlar onların yanında yuva yapar. Dalların arasında öterler.|ɡokteki kuslar onlarin janinda juva japar. dallarin arasinda oterler. New-Testament-Luke-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Hayır, Avraham baba, ama ölülerden birisi onlara giderse, tövbe ederler’ dedi.”|“‘hajirʔ avraham babaʔ ama olulerden birisi onlara ɡiderseʔ tovbe ederler’ dedi.” Old-Testament-Nahum-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen de sarhoş olacaksın, saklanacaksın. Sen de düşman yüzünden kendine bir kale arayacaksın.|sen de sarhos olat͡ʃaksinʔ saklanat͡ʃaksin. sen de dusman juzunden kendine bir kale arajat͡ʃaksin. New-Testament-Acts-025-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ertesi gün, Agrippa ve Berniki büyük bir şatafatla gelip komutanlar ve kentin ileri gelenleriyle birlikte duruşma salonuna girdiler. Festus’un buyruğuyla Pavlus içeri getirildi.|bojlet͡ʃe ertesi ɡunʔ aɡrippa ve berniki bujuk bir satafatla ɡelip komutanlar ve kentin ileri ɡelenlerijle birlikte durusma salonuna ɡirdiler. festus’un bujruɡujla pavlus it͡ʃeri ɡetirildi. Old-Testament-Genesis-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin önünde güçlü bir avcıydı. Bu nedenle, “Yahve'nin önünde Nimrod gibi güçlü bir avcı” denir.|jahve’nin onunde ɡut͡ʃlu bir avt͡ʃijdi. bu nedenleʔ “jahveʔnin onunde nimrod ɡibi ɡut͡ʃlu bir avt͡ʃi” denir. Old-Testament-1-Samuel-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, gence, 'Git, okları bul!' diyeceğim. Eğer gence, 'İşte, oklar senin bu yanındadır. Onları al' dersem, o zaman gelirsin, çünkü yaşayan Yahve'nin hakkı için senin için esenlik vardır ve tehlike yoktur.|isteʔ ɡent͡ʃeʔ ʔɡitʔ oklari bul!ʔ dijet͡ʃeɡim. eɡer ɡent͡ʃeʔ ʔisteʔ oklar senin bu janindadir. onlari alʔ dersemʔ o zaman ɡelirsinʔ t͡ʃunku jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃin senin it͡ʃin esenlik vardir ve tehlike joktur. Old-Testament-Numbers-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bölüklerine göre Dan ordugâhının bayrağı kuzey tarafında olacak. Dan'ın çocuklarının beyi Ammişadday oğlu Ahiezer olacak.\"|\"\"\"boluklerine ɡore dan orduɡahinin bajraɡi kuzej tarafinda olat͡ʃak. danʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin beji ammisaddaj oɡlu ahiezer olat͡ʃak.\" Old-Testament-Ezekiel-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Ruh içime girdi ve beni ayaklarımın üzerine durdurdu. Benimle konuştu ve bana, \"\"Git, evinin içine kapan\"\" dedi.\"|\"o zaman ruh it͡ʃime ɡirdi ve beni ajaklarimin uzerine durdurdu. benimle konustu ve banaʔ \"\"ɡitʔ evinin it͡ʃine kapan\"\" dedi.\" New-Testament-John-008-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşua onlara, “Tanrı Babanız olsaydı, beni severdiniz, çünkü ben Tanrı’dan çıkıp geldim. Çünkü kendiliğimden gelmedim, ama beni O gönderdi.|bunun uzerine jesua onlaraʔ “tanri babaniz olsajdiʔ beni severdinizʔ t͡ʃunku ben tanri’dan t͡ʃikip ɡeldim. t͡ʃunku kendiliɡimden ɡelmedimʔ ama beni o ɡonderdi. Old-Testament-Micah-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yılan gibi toprak yalayacaklar. Yerin sürüngenleri gibi, inlerinden titreyerek çıkacaklar. Tanrımız Yahve'ye korkuyla gelecekler, ve senden ötürü korkacaklar.|jilan ɡibi toprak jalajat͡ʃaklar. jerin surunɡenleri ɡibiʔ inlerinden titrejerek t͡ʃikat͡ʃaklar. tanrimiz jahveʔje korkujla ɡelet͡ʃeklerʔ ve senden oturu korkat͡ʃaklar. Old-Testament-Proverbs-023-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarabın başında uzun süre kalanlar, Karışık şarap aramaya gidenlerdir.|sarabin basinda uzun sure kalanlarʔ karisik sarap aramaja ɡidenlerdir. Old-Testament-Judges-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama adam o gece orada kalmadı, ama kalkıp Yevus'un (Yeruşalem olarak da bilinir) yanına gitti. Yanında eyerlenmiş birkaç eşek vardı. Cariyesi de yanındaydı.|ama adam o ɡet͡ʃe orada kalmadiʔ ama kalkip jevusʔun (jerusalem olarak da bilinir) janina ɡitti. janinda ejerlenmis birkat͡ʃ esek vardi. t͡ʃarijesi de janindajdi. Old-Testament-Psalms-104-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan işine gider, akşama kadar çalışır.|insan isine ɡiderʔ aksama kadar t͡ʃalisir. Old-Testament-Deuteronomy-030-018|und|SPEAKER_00_Turkish|bugün sana kesin olarak yok olacağını bildiriyorum. Yarden'i aşarak mülk edinmek için girmekte olduğun ülkede günlerin uzun olmayacak.|buɡun sana kesin olarak jok olat͡ʃaɡini bildirijorum. jardenʔi asarak mulk edinmek it͡ʃin ɡirmekte olduɡun ulkede ɡunlerin uzun olmajat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-044-025|und|SPEAKER_00_Turkish|yalancıların belirtilerini boşa çıkaran, falcıları çılgına çeviren; bilgeleri geri döndüren, bilgilerini saçmalık eden;|jalant͡ʃilarin belirtilerini bosa t͡ʃikaranʔ falt͡ʃilari t͡ʃilɡina t͡ʃeviren; bilɡeleri ɡeri dondurenʔ bilɡilerini sat͡ʃmalik eden; New-Testament-Matthew-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda kim büyük olmak isterse, hizmetkâr olsun.|sizin aranizda bojle olmajat͡ʃak. aranizda kim bujuk olmak isterseʔ hizmetkar olsun. Old-Testament-Isaiah-038-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendim, insanlar bunlarla yaşarlar; ruhum da hepsinde hayat bulur. Beni iyi et de beni yaşat.|ej efendimʔ insanlar bunlarla jasarlar; ruhum da hepsinde hajat bulur. beni iji et de beni jasat. Old-Testament-Psalms-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, sana sığınıyorum, hiçbir zaman beni hayal kırıklığına uğratma. Beni kendi doğruluğunla kurtar.|ej jahveʔ sana siɡinijorumʔ hit͡ʃbir zaman beni hajal kirikliɡina uɡratma. beni kendi doɡruluɡunla kurtar. Old-Testament-Judges-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptılar ve Baal'lara hizmet ettiler.|israelliler jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtilar ve baalʔlara hizmet ettiler. New-Testament-Luke-019-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senin üzerine günler gelecek ki, düşmanların çevrende siper kurup seni kuşatacaklar, her yandan sıkıştıracaklar.|t͡ʃunku senin uzerine ɡunler ɡelet͡ʃek kiʔ dusmanlarin t͡ʃevrende siper kurup seni kusatat͡ʃaklarʔ her jandan sikistirat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-118-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye sığınmak, insana güvenmekten iyidir.|jahve’je siɡinmakʔ insana ɡuvenmekten ijidir. New-Testament-2-Corinthians-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Övünmek istesem bile akılsızlık etmeyeceğim. Çünkü gerçeği söyleyeceğim. Ama kimse hakkımda, gördüğünden ya da işittiğinden daha fazlasını düşünmesin diye övünmekten kaçınıyorum.|ovunmek istesem bile akilsizlik etmejet͡ʃeɡim. t͡ʃunku ɡert͡ʃeɡi sojlejet͡ʃeɡim. ama kimse hakkimdaʔ ɡorduɡunden ja da isittiɡinden daha fazlasini dusunmesin dije ovunmekten kat͡ʃinijorum. Old-Testament-Deuteronomy-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin buyruklarını tutar ve O'nun yollarında yürürsen, Yahve sana ant içtiği gibi seni kendisi için kutsal bir halk olarak pekiştirecektir.|tanrin jahveʔnin bujruklarini tutar ve oʔnun jollarinda jurursenʔ jahve sana ant it͡ʃtiɡi ɡibi seni kendisi it͡ʃin kutsal bir halk olarak pekistiret͡ʃektir. Old-Testament-Zechariah-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama peygamber hizmetkârlarıma buyurduğum sözlerim ve kurallarım atalarınıza ulaşmadı mı? “O zaman tövbe edip, ‘Ordular Yahvesi, yollarımıza ve uygulamalarımıza göre bize nasıl davranmayı kararlaştırdıysa, bize öyle davrandı’ dediler.”|ama pejɡamber hizmetkarlarima bujurduɡum sozlerim ve kurallarim atalariniza ulasmadi mi? “o zaman tovbe edipʔ ‘ordular jahvesiʔ jollarimiza ve ujɡulamalarimiza ɡore bize nasil davranmaji kararlastirdijsaʔ bize ojle davrandi’ dediler.” New-Testament-1-Thessalonians-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüceliğimiz ve sevincimiz sizsiniz.|jut͡ʃeliɡimiz ve sevint͡ʃimiz sizsiniz. Old-Testament-Judges-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İlk oğlu Yeter'e, \"\"Kalk, onları öldür!\"\" dedi. Ama genç kılıcını çekmedi; çünkü korkuyordu, çünkü henüz gençti.\"|\"ilk oɡlu jeterʔeʔ \"\"kalkʔ onlari oldur!\"\" dedi. ama ɡent͡ʃ kilit͡ʃini t͡ʃekmedi; t͡ʃunku korkujorduʔ t͡ʃunku henuz ɡent͡ʃti.\" Old-Testament-1-Kings-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Benimle senin aranda, babamla baban arasında olduğu gibi bir antlaşma olsun. İşte, sana bir armağan olarak gümüş ve altın gönderdim. Git, İsrael Kralı Baaşa ile yaptığın antlaşmayı boz ki, benden gitsin.”\"|\"\"\"benimle senin arandaʔ babamla baban arasinda olduɡu ɡibi bir antlasma olsun. isteʔ sana bir armaɡan olarak ɡumus ve altin ɡonderdim. ɡitʔ israel krali baasa ile japtiɡin antlasmaji boz kiʔ benden ɡitsin.”\" New-Testament-1-Corinthians-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü boru belirsiz bir ses çıkarsaydı, savaşa kim hazırlanırdı?|t͡ʃunku boru belirsiz bir ses t͡ʃikarsajdiʔ savasa kim hazirlanirdi? Old-Testament-Genesis-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram'ın karısı Saray ona çocuk doğurmadı. Saray’ın adı Hagar olan Mısırlı bir hizmetçisi vardı.|avramʔin karisi saraj ona t͡ʃot͡ʃuk doɡurmadi. saraj’in adi haɡar olan misirli bir hizmett͡ʃisi vardi. Old-Testament-Exodus-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efodu altın, mavi, mor, kırmızı ve özenle dokunmuş ince ketenden usta işi olarak yapacaklar.|“efodu altinʔ maviʔ morʔ kirmizi ve ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden usta isi olarak japat͡ʃaklar. New-Testament-Galatians-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bedene göre doğmuş olan, Ruh’a göre doğmuş olana o zaman nasıl zulmettiyse, şimdi de öyledir.|ama bedene ɡore doɡmus olanʔ ruh’a ɡore doɡmus olana o zaman nasil zulmettijseʔ simdi de ojledir. Old-Testament-2-Chronicles-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçte biri kralın evinde olacak; üçte biri de temel kapısında olacak. Bütün halk Yahve'nin evinin avlularında olacak.|ut͡ʃte biri kralin evinde olat͡ʃak; ut͡ʃte biri de temel kapisinda olat͡ʃak. butun halk jahveʔnin evinin avlularinda olat͡ʃak. New-Testament-Luke-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu oğlu, Eliezer oğlu, Yorim oğlu, Mattat oğlu, Levi oğlu,|jesu oɡluʔ eliezer oɡluʔ jorim oɡluʔ mattat oɡluʔ levi oɡluʔ Old-Testament-1-Chronicles-025-030|und|SPEAKER_00_Turkish|yirmi üçüncüsü Mahaziot'a, oğulları ve kardeşleri on iki;|jirmi ut͡ʃunt͡ʃusu mahaziotʔaʔ oɡullari ve kardesleri on iki; New-Testament-Matthew-024-050|und|SPEAKER_00_Turkish|o hizmetkârın efendisi beklemediği bir saatte ve bilmediği bir günde gelecek.|o hizmetkarin efendisi beklemediɡi bir saatte ve bilmediɡi bir ɡunde ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Lavan'ın yüzünü gördü ve kendisine karşı eskisi gibi değildi.|jakov lavanʔin juzunu ɡordu ve kendisine karsi eskisi ɡibi deɡildi. New-Testament-Luke-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sezar Tiberius’un hükmünün on beşinci yılında, Pontius Pilatus Yahudiye valisiydi. Galile’yi Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesini, Hirodes’in kardeşi Filipus, Avilini’yi Lisanias yönetiyordu.|sezar tiberius’un hukmunun on besint͡ʃi jilindaʔ pontius pilatus jahudije valisijdi. ɡalile’ji hirodesʔ itureja ve trahonitis bolɡesiniʔ hirodes’in kardesi filipusʔ avilini’ji lisanias jonetijordu. New-Testament-Matthew-023-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, işte, size peygamberler, bilge kişiler ve yazıcıları gönderiyorum. Bazılarını öldürecek ve çarmıha gereceksiniz. Bazılarını havralarınızda kırbaçlayacak, kentten kente onlara zulmedeceksiniz.|bu nedenleʔ isteʔ size pejɡamberlerʔ bilɡe kisiler ve jazit͡ʃilari ɡonderijorum. bazilarini olduret͡ʃek ve t͡ʃarmiha ɡeret͡ʃeksiniz. bazilarini havralarinizda kirbat͡ʃlajat͡ʃakʔ kentten kente onlara zulmedet͡ʃeksiniz. New-Testament-Acts-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onları yargı kürsüsünden kovdu.|bojlet͡ʃe onlari jarɡi kursusunden kovdu. Old-Testament-Genesis-040-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Biz bir düş gördük, onu yorumlayacak kimse yok” dediler. Yosef onlara, “Yorum Tanrı'ya ait değil mi? Lütfen düşünüzü bana anlatın.” dedi.|onaʔ “biz bir dus ɡordukʔ onu jorumlajat͡ʃak kimse jok” dediler. josef onlaraʔ “jorum tanriʔja ait deɡil mi? lutfen dusunuzu bana anlatin.” dedi. Old-Testament-Job-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama doğru adam yolunu tutacak. Elleri temiz olan, giderek güçlenecek.|ama doɡru adam jolunu tutat͡ʃak. elleri temiz olanʔ ɡiderek ɡut͡ʃlenet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-035-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Çünkü, ‘Bu iki ulus ve bu iki ülke benim olacak ve onları mülk edineceğiz’ dedin, oysa Yahve oradaydı.\"|\"\"\"\"\"ʔt͡ʃunkuʔ ‘bu iki ulus ve bu iki ulke benim olat͡ʃak ve onlari mulk edinet͡ʃeɡiz’ dedinʔ ojsa jahve oradajdi.\" Old-Testament-Nehemiah-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Anladım ve işte, Tanrı onu göndermemişti, ama bana karşı bu peygamberliği ilan etmişti. Toviya ve Sanballat onu ücretle tutmuşlardı.|anladim ve isteʔ tanri onu ɡondermemistiʔ ama bana karsi bu pejɡamberliɡi ilan etmisti. tovija ve sanballat onu ut͡ʃretle tutmuslardi. Old-Testament-Psalms-130-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendim, sesimi duy. Dikkatli olsun kulakların dileklerimin sesine.|ej efendimʔ sesimi duj. dikkatli olsun kulaklarin dileklerimin sesine. Old-Testament-1-Samuel-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, iki oğlun Hofni ve Pinehas'ın üzerine gelecek belirti şu olacak: Bir günde ikisi de ölecek.|buʔ iki oɡlun hofni ve pinehasʔin uzerine ɡelet͡ʃek belirti su olat͡ʃak bir ɡunde ikisi de olet͡ʃek. Old-Testament-Deuteronomy-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine oymaklarınızdan bilge ve saygın adamların başlarını aldım ve onları üzerinize başlar, binbaşılar, yüzbaşılar, ellibaşılar ve onbaşılar ve oymaklarınıza göre görevliler yaptım.|bunun uzerine ojmaklarinizdan bilɡe ve sajɡin adamlarin baslarini aldim ve onlari uzerinize baslarʔ binbasilarʔ juzbasilarʔ ellibasilar ve onbasilar ve ojmaklariniza ɡore ɡorevliler japtim. New-Testament-1-Thessalonians-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü öğüdümüz yalandan, kötü niyetten ya da aldatmacadan değildir.|t͡ʃunku oɡudumuz jalandanʔ kotu nijetten ja da aldatmat͡ʃadan deɡildir. Old-Testament-Joshua-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de pusudan kalkıp kenti ele geçireceksiniz; çünkü Tanrınız Yahve onu elinize teslim edecek.|siz de pusudan kalkip kenti ele ɡet͡ʃiret͡ʃeksiniz; t͡ʃunku tanriniz jahve onu elinize teslim edet͡ʃek. New-Testament-Luke-002-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer oymağından Fanuel’in kızı Anna adında çok yaşlı bir peygamber vardı. Kızlığından sonra kocasıyla yedi yıl yaşamıştı.|aser ojmaɡindan fanuel’in kizi anna adinda t͡ʃok jasli bir pejɡamber vardi. kizliɡindan sonra kot͡ʃasijla jedi jil jasamisti. New-Testament-Mark-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşitecek kulağı olan işitsin” dedi.|isitet͡ʃek kulaɡi olan isitsin” dedi. Old-Testament-2-Samuel-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in Hevron'da Yahuda halkı üzerinde kral olduğu süre yedi yıl altı ay sürdü.|davidʔin hevronʔda jahuda halki uzerinde kral olduɡu sure jedi jil alti aj surdu. Old-Testament-Leviticus-011-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrınız olmak için sizi Mısır diyarından çıkaran Yahve benim. Bu nedenle siz de kutsal olacaksınız, çünkü ben kutsalım.|t͡ʃunku tanriniz olmak it͡ʃin sizi misir dijarindan t͡ʃikaran jahve benim. bu nedenle siz de kutsal olat͡ʃaksinizʔ t͡ʃunku ben kutsalim. Old-Testament-Psalms-103-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi öv, ey canım, iyiliklerinin hiçbirini unutma.|jahve’ji ovʔ ej t͡ʃanimʔ ijiliklerinin hit͡ʃbirini unutma. Old-Testament-Proverbs-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğini tam bir özenle koru, çünkü yaşam ondan kaynaklanır.|jureɡini tam bir ozenle koruʔ t͡ʃunku jasam ondan kajnaklanir. Old-Testament-Genesis-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak Yakov'u gönderdi. Paddan Aram'a, Yakov'la Esav'ın annesi Rebeka'nın kardeşi Aramlı Betuel'in oğlu Lavan'ın yanına gitti.|ishak jakovʔu ɡonderdi. paddan aramʔaʔ jakovʔla esavʔin annesi rebekaʔnin kardesi aramli betuelʔin oɡlu lavanʔin janina ɡitti. New-Testament-Matthew-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, iki alan da iki talant daha kazandı.|ajni sekildeʔ iki alan da iki talant daha kazandi. New-Testament-Acts-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“Klavdius Lisias’tan, Sayın Vali Feliks’e: Selamlar!|“klavdius lisias’tanʔ sajin vali feliks’e selamlar! Old-Testament-2-Samuel-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|David Damaskus Suriyesi'ne garnizonlar yerleştirdi. Suriyeliler David’e hizmetçi oldular ve haraç getirdiler. Yahve David'e gittiği her yerde zafer verdi.|david damaskus surijesiʔne ɡarnizonlar jerlestirdi. surijeliler david’e hizmett͡ʃi oldular ve harat͡ʃ ɡetirdiler. jahve davidʔe ɡittiɡi her jerde zafer verdi. Old-Testament-Isaiah-052-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Halkımın bir hiç uğruna götürüldüğünü görünce şimdi ben burada ne yapayım” diyor Yahve. \"\"Onlara hükmedenler alay ediyor” diyor Yahve, “Gün boyu sürekli adıma küfrediliyor.\"|\"“halkimin bir hit͡ʃ uɡruna ɡoturulduɡunu ɡorunt͡ʃe simdi ben burada ne japajim” dijor jahve. \"\"onlara hukmedenler alaj edijor” dijor jahveʔ “ɡun boju surekli adima kufredilijor.\" New-Testament-Acts-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada öğrencilerle birlikte uzun süre kaldılar.|orada oɡrent͡ʃilerle birlikte uzun sure kaldilar. New-Testament-Luke-002-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin Yasası uyarınca gereken her şeyi tamamladıktan sonra Yosef’le Mariyam Galile’ye, kendi kentleri Nasıra’ya döndüler.|efendi’nin jasasi ujarint͡ʃa ɡereken her seji tamamladiktan sonra josef’le marijam ɡalile’jeʔ kendi kentleri nasira’ja donduler. Old-Testament-Deuteronomy-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana iyilik olsun ve günlerin uzasın diye anayı kesinlikle salıvereceksin, ama yavrularını kendin için alabilirsin.|sana ijilik olsun ve ɡunlerin uzasin dije anaji kesinlikle saliveret͡ʃeksinʔ ama javrularini kendin it͡ʃin alabilirsin. Old-Testament-Deuteronomy-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin adını koymak için seçeceği yer senden çok uzaksa, o zaman Yahve'nin sana verdiği sığırlarını ve sürülerini sana buyurduğum gibi keseceksin ve canının bütün arzusuna göre kapılarında yiyebilirsin.|tanrin jahveʔnin adini kojmak it͡ʃin set͡ʃet͡ʃeɡi jer senden t͡ʃok uzaksaʔ o zaman jahveʔnin sana verdiɡi siɡirlarini ve surulerini sana bujurduɡum ɡibi keset͡ʃeksin ve t͡ʃaninin butun arzusuna ɡore kapilarinda jijebilirsin. Old-Testament-Genesis-042-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük kardeşinizi bana getirin. Böylece sözleriniz doğrulanacak ve ölmeyeceksiniz.” Öyle yaptılar.|kut͡ʃuk kardesinizi bana ɡetirin. bojlet͡ʃe sozleriniz doɡrulanat͡ʃak ve olmejet͡ʃeksiniz.” ojle japtilar. Old-Testament-Psalms-143-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski günleri hatırlıyorum. Yaptıklarının tümü üzerinde derin derin düşünüyorum. Ellerinin işi üzerinde düşünceye dalıyorum.|eski ɡunleri hatirlijorum. japtiklarinin tumu uzerinde derin derin dusunujorum. ellerinin isi uzerinde dusunt͡ʃeje dalijorum. New-Testament-Hebrews-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kanları başkâhin tarafından günah sunusu olarak kutsal yere getirilen hayvanların cesetleri ordugâhın dışında yakılır.|t͡ʃunku kanlari baskahin tarafindan ɡunah sunusu olarak kutsal jere ɡetirilen hajvanlarin t͡ʃesetleri orduɡahin disinda jakilir. Old-Testament-Leviticus-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler arasındaki her erkek ondan yiyecek. Çok kutsaldır.|kahinler arasindaki her erkek ondan jijet͡ʃek. t͡ʃok kutsaldir. Old-Testament-Numbers-032-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe onlara şöyle dedi: \"\"Eğer bunu yaparsanız, Yahve'nin önünde savaşa gitmek üzere silahlanırsanız,\"|\"mose onlara sojle dedi \"\"eɡer bunu japarsanizʔ jahveʔnin onunde savasa ɡitmek uzere silahlanirsanizʔ\" Old-Testament-1-Samuel-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|David o gün Saul'dan korktuğu için kalkıp kaçtı ve Gat Kralı Akiş'in yanına gitti.|david o ɡun saulʔdan korktuɡu it͡ʃin kalkip kat͡ʃti ve ɡat krali akisʔin janina ɡitti. New-Testament-1-Thessalonians-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizim sizi sevdiğimiz gibi, birbirinize ve bütün insanlara karşı Efendi sizi sevgide artırıp çoğaltsın.|bizim sizi sevdiɡimiz ɡibiʔ birbirinize ve butun insanlara karsi efendi sizi sevɡide artirip t͡ʃoɡaltsin. Old-Testament-Psalms-109-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Efendim Yahve, adın uğruna benimle ilgilen, çünkü sevgi dolu şefkatin iyidir, kurtar beni.|ama senʔ ej efendim jahveʔ adin uɡruna benimle ilɡilenʔ t͡ʃunku sevɡi dolu sefkatin ijidirʔ kurtar beni. New-Testament-1-Corinthians-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkesin yararı için herkese Ruh’un belli edilişi verilmiştir.|herkesin jarari it͡ʃin herkese ruh’un belli edilisi verilmistir. Old-Testament-Amos-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslan kükrer de kim korkmaz? Efendi Yahve söyler de kim peygamberlik etmez?|aslan kukrer de kim korkmaz? efendi jahve sojler de kim pejɡamberlik etmez? Old-Testament-Genesis-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşünde yeryüzünün üzerine dikilmiş, tepesi göğe ulaşan bir merdiven gördü. İşte, Tanrı’nın melekleri onun üzerine inip çıkıyorlardı.|dusunde jerjuzunun uzerine dikilmisʔ tepesi ɡoɡe ulasan bir merdiven ɡordu. isteʔ tanri’nin melekleri onun uzerine inip t͡ʃikijorlardi. Old-Testament-1-Samuel-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Samuel halka, “Hadi, Gilgal'a gidelim, orada krallığı yenileyelim” dedi.|sonra samuel halkaʔ “hadiʔ ɡilɡalʔa ɡidelimʔ orada kralliɡi jenilejelim” dedi. Old-Testament-Jeremiah-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor, “Yas evine girme, ağıt yakmaya gitme. Onlar için yas tutma. Çünkü bu halktan esenliğimi, sevgi dolu iyiliği ve sevecen merhametlerimi kaldırdım.” diyor Yahve|t͡ʃunku jahve sojle dijorʔ “jas evine ɡirmeʔ aɡit jakmaja ɡitme. onlar it͡ʃin jas tutma. t͡ʃunku bu halktan esenliɡimiʔ sevɡi dolu ijiliɡi ve sevet͡ʃen merhametlerimi kaldirdim.” dijor jahve New-Testament-Galatians-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biliyorsunuz ki, Müjde’yi size ilk kez bedensel zayıflığımdan ötürü bildirdim.|ama bilijorsunuz kiʔ muʒde’ji size ilk kez bedensel zajifliɡimdan oturu bildirdim. Old-Testament-2-Chronicles-035-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Yoşiya'nın işlerinin geri kalanı ve Yahve'nin Yasası'nda yazılı olana göre iyilikleri,|simdi josijaʔnin islerinin ɡeri kalani ve jahveʔnin jasasiʔnda jazili olana ɡore ijilikleriʔ Old-Testament-Psalms-091-010|und|SPEAKER_00_Turkish|başına kötülük gelmeyecek, evine felaket yaklaşmayacak.|basina kotuluk ɡelmejet͡ʃekʔ evine felaket jaklasmajat͡ʃak. New-Testament-Ephesians-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kadınlar, Efendi’ye tabi olduğunuz gibi kocalarınıza tabi olun.|ej kadinlarʔ efendi’je tabi olduɡunuz ɡibi kot͡ʃalariniza tabi olun. New-Testament-Romans-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa gelene kadar dünyada günah vardı; ama Yasa olmadığında günah sayılmaz.|kutsal jasa ɡelene kadar dunjada ɡunah vardi; ama jasa olmadiɡinda ɡunah sajilmaz. Old-Testament-Job-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benimle birlikte o Şeol'ün kapılarına inecek mi, yoksa birlikte toprağa mı ineceğiz?\"\"\"|\"benimle birlikte o seolʔun kapilarina inet͡ʃek miʔ joksa birlikte topraɡa mi inet͡ʃeɡiz?\"\"\" Old-Testament-Psalms-066-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Günaha yüreğimde yer verseydim, Efendi dinlemezdi.|ɡunaha jureɡimde jer versejdimʔ efendi dinlemezdi. New-Testament-Romans-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, birlik içinde bir ağızdan Efendimiz Yeşua Mesih’in Tanrısı’nı ve Babası’nı yüceltesiniz.|ojle kiʔ birlik it͡ʃinde bir aɡizdan efendimiz jesua mesih’in tanrisi’ni ve babasi’ni jut͡ʃeltesiniz. New-Testament-Luke-017-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, o gece bir yatakta iki kişi bulunacak; biri alınacak, öteki bırakılacak.|size sunu sojlejejimʔ o ɡet͡ʃe bir jatakta iki kisi bulunat͡ʃak; biri alinat͡ʃakʔ oteki birakilat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudanın oğlu Peretsin çocuklarından: Bani'nin oğlu, İmri'nin oğlu, Omri'nin oğlu, Ammihud'un oğlu Utay.|jahudanin oɡlu peretsin t͡ʃot͡ʃuklarindan baniʔnin oɡluʔ imriʔnin oɡluʔ omriʔnin oɡluʔ ammihudʔun oɡlu utaj. New-Testament-2-Peter-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu şeylerden yoksun olan kördür, yalnızca yakını görür. Eski günahlarından arındığını unutmuştur.|t͡ʃunku bu sejlerden joksun olan kordurʔ jalnizt͡ʃa jakini ɡorur. eski ɡunahlarindan arindiɡini unutmustur. Old-Testament-Amos-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeol'u kazsalar bile, elim onları oradan alacak; göklere çıksalar bile, onları oradan indireceğim.|seolʔu kazsalar bileʔ elim onlari oradan alat͡ʃak; ɡoklere t͡ʃiksalar bileʔ onlari oradan indiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Ecclesiastes-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece büyük oldum ve Yeruşalem'de benden önce olanların hepsinden daha çok büyüdüm. Bilgeliğim de bende kaldı.|bojlet͡ʃe bujuk oldum ve jerusalemʔde benden ont͡ʃe olanlarin hepsinden daha t͡ʃok bujudum. bilɡeliɡim de bende kaldi. Old-Testament-2-Kings-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendisi ve bütün yanındakilerle birlikte Tanrı adamının yanına döndü ve gelip onun önünde durdu. Naaman, \"\"İşte, şimdi biliyorum ki, İsrael'den başka yeryüzünde Tanrı yoktur. Şimdi lütfen hizmetkârından bir armağan al.\"\" dedi.\"|\"kendisi ve butun janindakilerle birlikte tanri adaminin janina dondu ve ɡelip onun onunde durdu. naamanʔ \"\"isteʔ simdi bilijorum kiʔ israelʔden baska jerjuzunde tanri joktur. simdi lutfen hizmetkarindan bir armaɡan al.\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Kente girdiğinizde, testiyle su taşıyan bir adam karşınıza çıkacak. Adamın gireceği eve onun ardından girin.|onlara sojle dedi “kente ɡirdiɡinizdeʔ testijle su tasijan bir adam karsiniza t͡ʃikat͡ʃak. adamin ɡiret͡ʃeɡi eve onun ardindan ɡirin. Old-Testament-Ezekiel-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kalktım ve ovaya çıktım ve işte, Yahve'nin görkemi, Kevar Irmağı'nın yanında gördüğüm görkem gibi orada duruyordu. Sonra yüzüstü düştüm.|o zaman kalktim ve ovaja t͡ʃiktim ve isteʔ jahveʔnin ɡorkemiʔ kevar irmaɡiʔnin janinda ɡorduɡum ɡorkem ɡibi orada durujordu. sonra juzustu dustum. Old-Testament-Leviticus-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kim kan yerse, o can halkının arasından atılacaktır.'”|her kim kan jerseʔ o t͡ʃan halkinin arasindan atilat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-Ezekiel-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve şöyle diyor: “Sarığı çıkar, tacı kaldır. Eskisi gibi olmayacak. Alçak olanı yükselt, yüksek olanı alçalt.|efendi jahve sojle dijor “sariɡi t͡ʃikarʔ tat͡ʃi kaldir. eskisi ɡibi olmajat͡ʃak. alt͡ʃak olani jukseltʔ juksek olani alt͡ʃalt. Old-Testament-Deuteronomy-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bana şöyle dedi: \"\"Söylediklerin iyi dediler.\"|\"jahve bana sojle dedi \"\"sojlediklerin iji dediler.\" New-Testament-Colossians-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh’tan gelen sevginizi de bize o bildirdi.|ruh’tan ɡelen sevɡinizi de bize o bildirdi. Old-Testament-Exodus-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğullarını getirip üzerlerine gömlek giydireceksin.|oɡullarini ɡetirip uzerlerine ɡomlek ɡijdiret͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-034-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun'un çocukları oymağından bey olarak, Parnak oğlu Elisafan.|zevulunʔun t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan bej olarakʔ parnak oɡlu elisafan. Old-Testament-Genesis-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Avraham’a şöyle dedi: “Oğlun ve hizmetçin için üzülme. Sarah'ın sana söylediği her şeyde, onun sözünü dinle. Çünkü senin soyun İshak’ın adından çıkacak.|tanri avraham’a sojle dedi “oɡlun ve hizmett͡ʃin it͡ʃin uzulme. sarahʔin sana sojlediɡi her sejdeʔ onun sozunu dinle. t͡ʃunku senin sojun ishak’in adindan t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Esther-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudi Mordekay ve Kraliçe Ester'in emretmiş olduğu üzere, oruçlar ve yaslar konusunda kendilerine ve çocuklarına yükledikleri gibi, Purim günlerinin belli zamanlarında onaylamak için,|jahudi mordekaj ve kralit͡ʃe esterʔin emretmis olduɡu uzereʔ orut͡ʃlar ve jaslar konusunda kendilerine ve t͡ʃot͡ʃuklarina jukledikleri ɡibiʔ purim ɡunlerinin belli zamanlarinda onajlamak it͡ʃinʔ Old-Testament-Jeremiah-042-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kareah oğlu Yohanan'ı ve onunla birlikte olan bütün ordu komutanlarını, küçüğünden büyüğüne kadar bütün halkı çağırdı.|o zaman kareah oɡlu johananʔi ve onunla birlikte olan butun ordu komutanlariniʔ kut͡ʃuɡunden bujuɡune kadar butun halki t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Numbers-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrılık günlerini Yahve'ye ayıracak ve suç sunusu olarak bir yaşında bir erkek kuzu getirecek; ancak önceki günler boşa gidecektir, çünkü onun ayrılığı kirlenmiştir.|ajrilik ɡunlerini jahveʔje ajirat͡ʃak ve sut͡ʃ sunusu olarak bir jasinda bir erkek kuzu ɡetiret͡ʃek; ant͡ʃak ont͡ʃeki ɡunler bosa ɡidet͡ʃektirʔ t͡ʃunku onun ajriliɡi kirlenmistir. New-Testament-Mark-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman İnsanoğlu’nun bulutlar içinde büyük bir güç ve görkemle geldiğini görecekler.|o zaman insanoɡlu’nun bulutlar it͡ʃinde bujuk bir ɡut͡ʃ ve ɡorkemle ɡeldiɡini ɡoret͡ʃekler. New-Testament-1-John-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizim O’nda, O’nun bizde kaldığını şundan biliyoruz: Çünkü O bize kendi Ruh’undan vermiştir.|bizim o’ndaʔ o’nun bizde kaldiɡini sundan bilijoruz t͡ʃunku o bize kendi ruh’undan vermistir. New-Testament-2-Peter-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, şimdi bu size yazdığım ikinci mektuptur. İkisinde de hatırlatma yoluyla samimi düşüncenizi harekete geçirmeye çalıştım.|ej sevɡililerʔ simdi bu size jazdiɡim ikint͡ʃi mektuptur. ikisinde de hatirlatma jolujla samimi dusunt͡ʃenizi harekete ɡet͡ʃirmeje t͡ʃalistim. Old-Testament-Genesis-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram Sodom Kralı’na şöyle dedi: “Sana ait hiçbir şey, bir iplik, bir çarık bağı bile almayacağıma göğün ve yerin sahibi Yüce Tanrı Yahve'ye elimi kaldırdım. Öyle ki, ‘Avram'ı zengin ettim’ demeyesin.|avram sodom krali’na sojle dedi “sana ait hit͡ʃbir sejʔ bir iplikʔ bir t͡ʃarik baɡi bile almajat͡ʃaɡima ɡoɡun ve jerin sahibi jut͡ʃe tanri jahveʔje elimi kaldirdim. ojle kiʔ ‘avramʔi zenɡin ettim’ demejesin. Old-Testament-Psalms-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni bekleyen hiç kimse utanmayacak. Sebepsiz yere hainlik edenler utanacaklar.|seni beklejen hit͡ʃ kimse utanmajat͡ʃak. sebepsiz jere hainlik edenler utanat͡ʃaklar. Old-Testament-Proverbs-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama doğruların yolu şafak ışığı gibidir, gün tamamına erene dek gitgide parlar.|ama doɡrularin jolu safak isiɡi ɡibidirʔ ɡun tamamina erene dek ɡitɡide parlar. Old-Testament-2-Chronicles-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael'in çocukları o vakitte alt edildiler ve Yahuda'nın çocukları galip geldi, çünkü atalarının Tanrısı Yahve'ye güvendiler.|bojlet͡ʃe israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari o vakitte alt edildiler ve jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ɡalip ɡeldiʔ t͡ʃunku atalarinin tanrisi jahveʔje ɡuvendiler. Old-Testament-Ezra-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu duyduğumda, giysimi ve kaftanımı yırttım, saçımı ve sakalımı yoldum, şaşkın şaşkın oturdum.|bunu dujduɡumdaʔ ɡijsimi ve kaftanimi jirttimʔ sat͡ʃimi ve sakalimi joldumʔ saskin saskin oturdum. Old-Testament-Job-030-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece vakti kemiklerim içimde deliniyor, ve beni kemiren ağrılar hiç rahat vermiyor.|ɡet͡ʃe vakti kemiklerim it͡ʃimde delinijorʔ ve beni kemiren aɡrilar hit͡ʃ rahat vermijor. Old-Testament-Numbers-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Dördüncü gün Ruvenoğulları beyi Şedeur oğlu Elizur sunusunu sundu:|dordunt͡ʃu ɡun ruvenoɡullari beji sedeur oɡlu elizur sunusunu sundu New-Testament-Mark-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan altı gün sonra Yeşua, yanına yalnız Petrus, Yakov ve Yuhanna’yı alıp onları yüksek bir dağa çıkardı. Onların önünde Yeşua başka bir biçime büründü.|bundan alti ɡun sonra jesuaʔ janina jalniz petrusʔ jakov ve juhanna’ji alip onlari juksek bir daɡa t͡ʃikardi. onlarin onunde jesua baska bir bit͡ʃime burundu. Old-Testament-Nehemiah-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların feryatlarını ve bu sözlerini duyduğumda çok öfkelendim.|onlarin ferjatlarini ve bu sozlerini dujduɡumda t͡ʃok ofkelendim. Old-Testament-Numbers-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşek Yahve'nin meleğini görünce Balam'ın altında yattı. Balam'ın öfkesi alevlendi ve değneğiyle eşeğe vurdu.|esek jahveʔnin meleɡini ɡorunt͡ʃe balamʔin altinda jatti. balamʔin ofkesi alevlendi ve deɡneɡijle eseɡe vurdu. New-Testament-Mark-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü birçokları, ‘O benim!’ diyerek benim adımla gelecek ve birçoklarını saptıracaklar.”|t͡ʃunku birt͡ʃoklariʔ ‘o benim!’ dijerek benim adimla ɡelet͡ʃek ve birt͡ʃoklarini saptirat͡ʃaklar.” Old-Testament-Numbers-001-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar New-Testament-Acts-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sorun sözler, adlar ve kendi yasanızla ilgili olduğu için, buna siz kendiniz bakın. Ben bu konularda yargıçlık etmek istemem.”|ama sorun sozlerʔ adlar ve kendi jasanizla ilɡili olduɡu it͡ʃinʔ buna siz kendiniz bakin. ben bu konularda jarɡit͡ʃlik etmek istemem.” Old-Testament-Deuteronomy-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer Tanrın Yahve atalarına ant içtiği gibi senin sınırlarını genişletirse ve atalarına vermeyi vaat ettiği bütün diyarı sana verirse, o zaman kendin için bu üç kentin üzerine üç daha ekleyeceksin.|eɡer tanrin jahve atalarina ant it͡ʃtiɡi ɡibi senin sinirlarini ɡenisletirse ve atalarina vermeji vaat ettiɡi butun dijari sana verirseʔ o zaman kendin it͡ʃin bu ut͡ʃ kentin uzerine ut͡ʃ daha eklejet͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-007-071|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Ammişadday oğlu Ahiezer'in sunusuydu.|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ ammisaddaj oɡlu ahiezerʔin sunusujdu. New-Testament-1-Corinthians-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şu ana dek aç, susuz, çıplağız, dövülüyoruz. Oturacak bir yerimiz yok.|su ana dek at͡ʃʔ susuzʔ t͡ʃiplaɡizʔ dovulujoruz. oturat͡ʃak bir jerimiz jok. Old-Testament-Numbers-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'un tozunu kim sayabilir, İsrael'in dörtte birini hesap edebilir? Doğruların ölümüyle öleyim! Benim sonum onunki gibi olsun!”|jakovʔun tozunu kim sajabilirʔ israelʔin dortte birini hesap edebilir? doɡrularin olumujle olejim! benim sonum onunki ɡibi olsun!” Old-Testament-Psalms-036-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Evinin bolluğuyla bol bol doyacaklar. Senin zevklerinin ırmağından onlara içireceksin.|evinin bolluɡujla bol bol dojat͡ʃaklar. senin zevklerinin irmaɡindan onlara it͡ʃiret͡ʃeksin. Old-Testament-Deuteronomy-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Heşbon Kralı Sihon onun yanından geçmemize izin vermedi; çünkü Tanrınız Yahve, onu bugün olduğu gibi elinize teslim etmek için onun ruhunu katılaştırdı ve yüreğini inatçı yaptı.|ama hesbon krali sihon onun janindan ɡet͡ʃmemize izin vermedi; t͡ʃunku tanriniz jahveʔ onu buɡun olduɡu ɡibi elinize teslim etmek it͡ʃin onun ruhunu katilastirdi ve jureɡini inatt͡ʃi japti. Old-Testament-Psalms-074-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücünle denizi yardın. Sulardaki deniz canavarlarının kafasını kırdın.|ɡut͡ʃunle denizi jardin. sulardaki deniz t͡ʃanavarlarinin kafasini kirdin. New-Testament-Galatians-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa yukarıdan olan Yeruşalem özgürdür ve hepimizin annesi odur.|ojsa jukaridan olan jerusalem ozɡurdur ve hepimizin annesi odur. Old-Testament-Deuteronomy-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer aranızda, Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu kapılardan herhangi birinde, Tanrın Yahve'nin gözünde kötü olanı yapan, antlaşmasını bozan, bir erkek ya da kadın bulunursa,|eɡer aranizdaʔ tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu kapilardan herhanɡi birindeʔ tanrin jahveʔnin ɡozunde kotu olani japanʔ antlasmasini bozanʔ bir erkek ja da kadin bulunursaʔ Old-Testament-1-Chronicles-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David ve Eleazaroğulları'ndan Sadok ve İtamaroğulları'ndan Ahimelek, onları kendi hizmetlerindeki sıraya göre ayırdı.|david ve eleazaroɡullariʔndan sadok ve itamaroɡullariʔndan ahimelekʔ onlari kendi hizmetlerindeki siraja ɡore ajirdi. Old-Testament-Judges-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yael, Sisera'yı karşılamaya çıktı ve ona şöyle dedi: \"\"Efendim, dön, bana dön; korkma.” Çadırın içine onun yanına girdi ve onu bir kilimle örttü.\"|\"jaelʔ siseraʔji karsilamaja t͡ʃikti ve ona sojle dedi \"\"efendimʔ donʔ bana don; korkma.” t͡ʃadirin it͡ʃine onun janina ɡirdi ve onu bir kilimle orttu.\" Old-Testament-Daniel-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yüreği yükselip, ruhu katılaşınca, kibirlendi, krallık tahtından indirildi ve yüceliği ondan alındı.|ama jureɡi jukselipʔ ruhu katilasint͡ʃaʔ kibirlendiʔ krallik tahtindan indirildi ve jut͡ʃeliɡi ondan alindi. Old-Testament-Jeremiah-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiryat Yearimli Şemaya oğlu Uriya adında Yahve'nin adıyla peygamberlik eden bir adam daha vardı. Yeremya'nın bütün sözlerine göre bu kente ve bu ülkeye karşı peygamberlik etti.|kirjat jearimli semaja oɡlu urija adinda jahveʔnin adijla pejɡamberlik eden bir adam daha vardi. jeremjaʔnin butun sozlerine ɡore bu kente ve bu ulkeje karsi pejɡamberlik etti. Old-Testament-Exodus-026-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun kuzey tarafı, ikinci yanı için yirmi çerçeve,|konutun kuzej tarafiʔ ikint͡ʃi jani it͡ʃin jirmi t͡ʃert͡ʃeveʔ Old-Testament-Psalms-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Alçakgönüllülere adalet yolunda yol gösterecek. Kendi yolunu onlara öğretecek.|alt͡ʃakɡonullulere adalet jolunda jol ɡosteret͡ʃek. kendi jolunu onlara oɡretet͡ʃek. Old-Testament-1-Kings-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentte ölen Baaşa'nın soyundan gelenleri köpekler yiyecek; ve kırda öleni gökteki kuşlar yiyecek.”|kentte olen baasaʔnin sojundan ɡelenleri kopekler jijet͡ʃek; ve kirda oleni ɡokteki kuslar jijet͡ʃek.” Old-Testament-Psalms-094-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yargı adalete dönecektir. Dürüst yüreklilerin hepsi onu izleyecektir.|t͡ʃunku jarɡi adalete donet͡ʃektir. durust jureklilerin hepsi onu izlejet͡ʃektir. New-Testament-2-Corinthians-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın yaşamı bedenimizde görünsün diye, Efendi Yeşua’nın ölümünü her zaman bedenimizde taşıyoruz.|jesua’nin jasami bedenimizde ɡorunsun dijeʔ efendi jesua’nin olumunu her zaman bedenimizde tasijoruz. Old-Testament-Song-of-Songs-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Farkına varmadan, arzum beni soylu halkımın arabalarıyla oturttu.|farkina varmadanʔ arzum beni sojlu halkimin arabalarijla oturttu. Old-Testament-Deuteronomy-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam babasının karısını almayacak ve babasının eteğini açmayacaktır.|bir adam babasinin karisini almajat͡ʃak ve babasinin eteɡini at͡ʃmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla konuşacaksın ve sözleri onun ağzına koyacaksın. Ben senin ağzınla ve onun ağzıyla olacağım ve yapacağınız şeyi size öğreteceğim.|onunla konusat͡ʃaksin ve sozleri onun aɡzina kojat͡ʃaksin. ben senin aɡzinla ve onun aɡzijla olat͡ʃaɡim ve japat͡ʃaɡiniz seji size oɡretet͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Samuel-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden onu bulunacağı bir yerde üzerine gideceğiz ve yere çiy düşer gibi onun üzerine düşeceğiz; o zaman onu ve kendisiyle birlikte olan adamların hepsinden tek bir kişi bile bırakmayacağız.|bu juzden onu bulunat͡ʃaɡi bir jerde uzerine ɡidet͡ʃeɡiz ve jere t͡ʃij duser ɡibi onun uzerine duset͡ʃeɡiz; o zaman onu ve kendisijle birlikte olan adamlarin hepsinden tek bir kisi bile birakmajat͡ʃaɡiz. Old-Testament-1-Chronicles-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohat'ın oğulları: Amram, Yitshar, Hevron ve Uzziel'di.|kohatʔin oɡullari amramʔ jitsharʔ hevron ve uzzielʔdi. New-Testament-Acts-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın kutsal peygamberlerinin ağzından çok önceden söylediği, her şeyin yeniden kurulacağı zamana dek, gök O'nu kabul etmelidir.|tanriʔnin kutsal pejɡamberlerinin aɡzindan t͡ʃok ont͡ʃeden sojlediɡiʔ her sejin jeniden kurulat͡ʃaɡi zamana dekʔ ɡok oʔnu kabul etmelidir. Old-Testament-Ezekiel-020-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu nedenle İsrael evine de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Atalarınızın yolunda kendinizi mi kirletiyorsunuz? Onların iğrençliklerinin ardınca fahişelik mi yapıyorsunuz?\"|\"“bu nedenle israel evine deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"atalarinizin jolunda kendinizi mi kirletijorsunuz? onlarin iɡrent͡ʃliklerinin ardint͡ʃa fahiselik mi japijorsunuz?\" Old-Testament-Exodus-021-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kendisi üzerine bir fidye konulursa, o zaman yaşamının fidyesi olarak üzerine konulan ne ise ödeyecektir.|eɡer kendisi uzerine bir fidje konulursaʔ o zaman jasaminin fidjesi olarak uzerine konulan ne ise odejet͡ʃektir. Old-Testament-Leviticus-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe şöyle dedi: \"\"Yahve'nin size yapmanızı buyurduğu şey budur; Yahve'nin yüceliği size görünecektir.\"\"\"|\"mose sojle dedi \"\"jahveʔnin size japmanizi bujurduɡu sej budur; jahveʔnin jut͡ʃeliɡi size ɡorunet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Job-030-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni çamura attı. Toz gibi ve kül gibi oldum.|beni t͡ʃamura atti. toz ɡibi ve kul ɡibi oldum. Old-Testament-Psalms-139-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke sen, ey Tanrı, kötüleri öldürsen. Uzak durun benden, siz kana susamış insanlar!|keske senʔ ej tanriʔ kotuleri oldursen. uzak durun bendenʔ siz kana susamis insanlar! Old-Testament-2-Kings-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı Yahve'nin Gat Hefer'den olan Amittay oğlu Yona Peygamber aracılığıyla söylediği söze göre, İsrael'in sınırını Hamat'ın girişinden Aravah Denizi'ne kadar eski durumuna o getirdi.|israelʔin tanrisi jahveʔnin ɡat heferʔden olan amittaj oɡlu jona pejɡamber arat͡ʃiliɡijla sojlediɡi soze ɡoreʔ israelʔin sinirini hamatʔin ɡirisinden aravah deniziʔne kadar eski durumuna o ɡetirdi. Old-Testament-Daniel-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çıktığında, krallığı kırılacak ve gökyüzünün dört rüzgârına doğru bölünecek, ama kendi soyuna ya da hükmettiği krallığına göre olmayacak; çünkü krallığı sökülüp atılacak, onlardan olmayan başkalarının olacak.\"\"\"|\"t͡ʃiktiɡindaʔ kralliɡi kirilat͡ʃak ve ɡokjuzunun dort ruzɡarina doɡru bolunet͡ʃekʔ ama kendi sojuna ja da hukmettiɡi kralliɡina ɡore olmajat͡ʃak; t͡ʃunku kralliɡi sokulup atilat͡ʃakʔ onlardan olmajan baskalarinin olat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Colossians-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Pavlus bu selamı kendi elimle yazıyorum. Zincirlerimi hatırlayın. Lütuf sizinle olsun. Amin.|ben pavlus bu selami kendi elimle jazijorum. zint͡ʃirlerimi hatirlajin. lutuf sizinle olsun. amin. Old-Testament-Exodus-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu, üstünü, yanlarını ve boynuzlarını saf altınla kaplayacaksın; çevresine altın pervaz yapacaksın.|onuʔ ustunuʔ janlarini ve bojnuzlarini saf altinla kaplajat͡ʃaksin; t͡ʃevresine altin pervaz japat͡ʃaksin. New-Testament-Romans-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, esenlik getiren ve birbirimizin gelişmesini sağlayan şeylerin peşinden gidelim.|ojlejseʔ esenlik ɡetiren ve birbirimizin ɡelismesini saɡlajan sejlerin pesinden ɡidelim. Old-Testament-Numbers-014-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe şöyle dedi: \"\"Başarılı olunmayacak şey için neden şimdi Yahve'nin buyruğuna karşı geliyorsunuz?\"|\"mose sojle dedi \"\"basarili olunmajat͡ʃak sej it͡ʃin neden simdi jahveʔnin bujruɡuna karsi ɡelijorsunuz?\" Old-Testament-1-Chronicles-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|David Gad'a, “Sıkıntıdayım” dedi, “Duacıyım, Yahve'nin eline düşeyim, çünkü O'nun merhametleri çok büyüktür. İnsan eline düşmeyeyim.”|david ɡadʔaʔ “sikintidajim” dediʔ “duat͡ʃijimʔ jahveʔnin eline dusejimʔ t͡ʃunku oʔnun merhametleri t͡ʃok bujuktur. insan eline dusmejejim.” Old-Testament-Isaiah-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama düşmanlarının çokluğu ince toz gibi olacak, acımasızların çokluğu da uçup giden saman çöpü gibi olacak. Evet, bir anda, ansızın olacak.|ama dusmanlarinin t͡ʃokluɡu int͡ʃe toz ɡibi olat͡ʃakʔ at͡ʃimasizlarin t͡ʃokluɡu da ut͡ʃup ɡiden saman t͡ʃopu ɡibi olat͡ʃak. evetʔ bir andaʔ ansizin olat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Silah taşıyıcısı ona, \"\"Yüreğindeki her şeyi yap. Git, işte, yüreğine göre ben seninleyim.\"\" dedi.\"|\"silah tasijit͡ʃisi onaʔ \"\"jureɡindeki her seji jap. ɡitʔ isteʔ jureɡine ɡore ben seninlejim.\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Lanet edeni ordugâhın dışına çıkar; ve onu duyan herkes ellerini onun başı üzerine koysun ve bütün topluluk onu taşlasın.\"|\"\"\"lanet edeni orduɡahin disina t͡ʃikar; ve onu dujan herkes ellerini onun basi uzerine kojsun ve butun topluluk onu taslasin.\" Old-Testament-Exodus-025-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Huzur ekmeğini her zaman önüme koyacaksın.\"\"\"|\"huzur ekmeɡini her zaman onume kojat͡ʃaksin.\"\"\" New-Testament-John-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam, Yeşua’nın bulunduğu yere gelince O'nu gördü ve ayaklarına kapanıp O'na, “Efendimiz, burada olsaydın, kardeşim ölmezdi” dedi.|marijamʔ jesua’nin bulunduɡu jere ɡelint͡ʃe oʔnu ɡordu ve ajaklarina kapanip oʔnaʔ “efendimizʔ burada olsajdinʔ kardesim olmezdi” dedi. New-Testament-Luke-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua dua ederken yüzünün görünümü değişti, giysisi göz kamaştırıcı bir beyazlığa büründü.|jesua dua ederken juzunun ɡorunumu deɡistiʔ ɡijsisi ɡoz kamastirit͡ʃi bir bejazliɡa burundu. Old-Testament-Nehemiah-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ve sen Sina Dağı'na indin, gökten onlarla konuştun, onlara doğru ilkeler ve gerçek yasalar, iyi kurallar ve buyruklar verdin.|“ve sen sina daɡiʔna indinʔ ɡokten onlarla konustunʔ onlara doɡru ilkeler ve ɡert͡ʃek jasalarʔ iji kurallar ve bujruklar verdin. Old-Testament-1-Kings-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ve başka ilâhların ardınca gitme, diye bunun için ona buyurmuş olan İsrael'in Tanrısı Yahve'den yüreği saptı; ve Yahve'nin buyurduğu şeyi tutmadı.|ve baska ilahlarin ardint͡ʃa ɡitmeʔ dije bunun it͡ʃin ona bujurmus olan israelʔin tanrisi jahveʔden jureɡi sapti; ve jahveʔnin bujurduɡu seji tutmadi. New-Testament-Luke-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah kurbanının kesilmesi gereken Mayasız Ekmek Günü geldi.|pesah kurbaninin kesilmesi ɡereken majasiz ekmek ɡunu ɡeldi. Old-Testament-1-Kings-008-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sözlerim, Yahve'nin önünde yakarırken gece gündüz Tanrımız Yahve'ye yakın olsun ki, hizmetkârının davasını ve halkı İsrael'in davasını her gün gerektiği gibi savunsun;|bu sozlerimʔ jahveʔnin onunde jakarirken ɡet͡ʃe ɡunduz tanrimiz jahveʔje jakin olsun kiʔ hizmetkarinin davasini ve halki israelʔin davasini her ɡun ɡerektiɡi ɡibi savunsun; Old-Testament-Daniel-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Gördüğün iki boynuzu olan koç, Medya ve Pers krallarıdır.|ɡorduɡun iki bojnuzu olan kot͡ʃʔ medja ve pers krallaridir. Old-Testament-Exodus-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, \"\"Ey Efendim, lütfen başka birisini gönder\"\" dedi.\"|\"moseʔ \"\"ej efendimʔ lutfen baska birisini ɡonder\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik kazan. Anlayış edin. Unutma ve ağzımın sözlerinden sapma.|bilɡelik kazan. anlajis edin. unutma ve aɡzimin sozlerinden sapma. Old-Testament-Ezra-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeriha'nın çocukları, üç yüz kırk beş.|jerihaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ ut͡ʃ juz kirk bes. New-Testament-2-Corinthians-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Korintliler, ağzımız size açık. Yüreğimiz genişlemiştir.|ej korintlilerʔ aɡzimiz size at͡ʃik. jureɡimiz ɡenislemistir. New-Testament-Matthew-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz merhamet işleri yaparken, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin,|ama siz merhamet isleri japarkenʔ sol eliniz saɡ elinizin ne japtiɡini bilmesinʔ Old-Testament-2-Chronicles-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, Yeruşalem'de gümüşü taş kadar sıradan yaptı ve sedirleri ovadaki yabanıl ağaçlar kadar bol yaptı.|kralʔ jerusalemʔde ɡumusu tas kadar siradan japti ve sedirleri ovadaki jabanil aɡat͡ʃlar kadar bol japti. Old-Testament-Genesis-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada uzun süre kaldıktan sonra, Filist Kralı Avimelek pencereden dışarı bakıp gördü ve işte, İshak karısı Rebeka'yı okşuyordu.|orada uzun sure kaldiktan sonraʔ filist krali avimelek pent͡ʃereden disari bakip ɡordu ve isteʔ ishak karisi rebekaʔji oksujordu. Old-Testament-Leviticus-026-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi uluslar arasına dağıtacağım ve ardınızdan kılıç çekeceğim. Ülkeniz ıssız kalacak, kentleriniz çöl olacak.|sizi uluslar arasina daɡitat͡ʃaɡim ve ardinizdan kilit͡ʃ t͡ʃeket͡ʃeɡim. ulkeniz issiz kalat͡ʃakʔ kentleriniz t͡ʃol olat͡ʃak. New-Testament-Luke-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı götürürken, Kireneli Simon adında bir adam kırdan geliyordu. Onu Yeşua’nın çarmıhını taşıması için yakaladılar. Yeşua'nın ardından çarmıhı ona yüklediler.|jesua’ji ɡotururkenʔ kireneli simon adinda bir adam kirdan ɡelijordu. onu jesua’nin t͡ʃarmihini tasimasi it͡ʃin jakaladilar. jesuaʔnin ardindan t͡ʃarmihi ona juklediler. Old-Testament-Daniel-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|bacakları demirden, ayaklarının bir kısmı demirden, bir kısmı kildendi.|bat͡ʃaklari demirdenʔ ajaklarinin bir kismi demirdenʔ bir kismi kildendi. Old-Testament-Jeremiah-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Belindeki satın aldığın kuşağı al, kalk, Fırat’a git, orada bir kaya kovuğuna sakla.”|“belindeki satin aldiɡin kusaɡi alʔ kalkʔ firat’a ɡitʔ orada bir kaja kovuɡuna sakla.” Old-Testament-Exodus-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Firavun'un atları savaş arabalarıyla ve atlılarıyla birlikte denize girdiler ve Yahve denizin sularını üzerlerine geri getirdi. Ama İsrael'in çocukları denizin ortasındaki kuru yerden yürüdüler.|t͡ʃunku firavunʔun atlari savas arabalarijla ve atlilarijla birlikte denize ɡirdiler ve jahve denizin sularini uzerlerine ɡeri ɡetirdi. ama israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari denizin ortasindaki kuru jerden juruduler. Old-Testament-Genesis-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yokşan, Şeva'yla Dedan'ın babası oldu. Dedan'ın oğulları, Aşurlular, Letuşlular ve Leumlular’dır.|joksanʔ sevaʔjla dedanʔin babasi oldu. dedanʔin oɡullariʔ asurlularʔ letuslular ve leumlular’dir. Old-Testament-Psalms-069-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Önlerindeki sofra tuzak olsun, bu onlara ceza ve kapan olsun.|onlerindeki sofra tuzak olsunʔ bu onlara t͡ʃeza ve kapan olsun. Old-Testament-1-Chronicles-006-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağında duran onun kardeşi Asaf, Şimea oğlu, Berekya oğlu Asaf,|saɡinda duran onun kardesi asafʔ simea oɡluʔ berekja oɡlu asafʔ Old-Testament-Jeremiah-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey uluslar, Yahve'nin sözünü dinleyin, ve uzak adalarda duyurup deyin, ‘İsrael’i dağıtan onu toplayacak, ve çoban sürüsünü nasıl korursa onu öyle koruyacak.’|“ej uluslarʔ jahveʔnin sozunu dinlejinʔ ve uzak adalarda dujurup dejinʔ ‘israel’i daɡitan onu toplajat͡ʃakʔ ve t͡ʃoban surusunu nasil korursa onu ojle korujat͡ʃak.’ Old-Testament-Numbers-036-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Selofhad'ın kızları hakkında Yahve'nin buyurup söylediği şey şudur: Onlar en iyisinin kim olduğunu düşünüyorsa onunla evlensinler, yalnız babalarının oymağının soyu içinde evlenecekler.|selofhadʔin kizlari hakkinda jahveʔnin bujurup sojlediɡi sej sudur onlar en ijisinin kim olduɡunu dusunujorsa onunla evlensinlerʔ jalniz babalarinin ojmaɡinin soju it͡ʃinde evlenet͡ʃekler. Old-Testament-Genesis-031-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Yirmi yıldır senin evindeyim. İki kızın için sana on dört yıl, sürün için altı yıl hizmet ettim ve sen benim ücretimi on kez değiştirdin.|jirmi jildir senin evindejim. iki kizin it͡ʃin sana on dort jilʔ surun it͡ʃin alti jil hizmet ettim ve sen benim ut͡ʃretimi on kez deɡistirdin. Old-Testament-2-Samuel-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Avner Yoav'a, \"\"Lütfen gençler kalkıp önümüzde yarışsınlar\"\" dedi. Yoav, \"\"Kalksınlar!\"\" dedi.\"|\"avner joavʔaʔ \"\"lutfen ɡent͡ʃler kalkip onumuzde jarissinlar\"\" dedi. joavʔ \"\"kalksinlar!\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, günler gelecek ki, ‘Kısır kadınlara, hiç doğurmamış rahimlere, emzirmemiş memelere ne mutlu!’ diyecekler.|t͡ʃunku isteʔ ɡunler ɡelet͡ʃek kiʔ ‘kisir kadinlaraʔ hit͡ʃ doɡurmamis rahimlereʔ emzirmemis memelere ne mutlu!’ dijet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yardım et, ey Yahve, çünkü tanrısal kişi kalmadı. İnsanoğulları arasında sadık olanlar tükeniyor.|jardim etʔ ej jahveʔ t͡ʃunku tanrisal kisi kalmadi. insanoɡullari arasinda sadik olanlar tukenijor. Old-Testament-Job-031-034|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü büyük kalabalıktan korktuğum için, boyların hor görmesi beni dehşete düşürdü diye, sustum ve kapıdan çıkmadıysam.|t͡ʃunku bujuk kalabaliktan korktuɡum it͡ʃinʔ bojlarin hor ɡormesi beni dehsete dusurdu dijeʔ sustum ve kapidan t͡ʃikmadijsam. Old-Testament-2-Chronicles-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası kâhinlerin avlusunu, büyük avluyu ve avlunun kapılarını yaptı ve onların kapılarını tunçla kapladı.|dahasi kahinlerin avlusunuʔ bujuk avluju ve avlunun kapilarini japti ve onlarin kapilarini tunt͡ʃla kapladi. Old-Testament-2-Samuel-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bunlar David'in son sözleridir. Yişay oğlu David, yükseğe çıkarılan adam, Yakov'un Tanrısı'nın meshedilmişi, İsrael'in tatlı mezmur yazarı şöyle diyor:|simdi bunlar davidʔin son sozleridir. jisaj oɡlu davidʔ jukseɡe t͡ʃikarilan adamʔ jakovʔun tanrisiʔnin meshedilmisiʔ israelʔin tatli mezmur jazari sojle dijor Old-Testament-Exodus-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu kasıtsızsa, Tanrı bunun olmasına izin vermişse, o zaman sana onun kaçacağı bir yer tayin edeceğim.|ama bu kasitsizsaʔ tanri bunun olmasina izin vermisseʔ o zaman sana onun kat͡ʃat͡ʃaɡi bir jer tajin edet͡ʃeɡim. New-Testament-Matthew-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hanginiz kaygılanmakla ömrüne bir an ekleyebilir?|“hanɡiniz kajɡilanmakla omrune bir an eklejebilir? Old-Testament-1-Samuel-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bugün gözlerin Yahve'nin bugün mağarada seni nasıl elime teslim ettiğini gördü. Bazıları seni öldürmem için beni kışkırttı ama ben seni esirgedim. 'Efendime elimi uzatmayacağım, çünkü o Yahve'nin meshettiğidir' dedim.|isteʔ buɡun ɡozlerin jahveʔnin buɡun maɡarada seni nasil elime teslim ettiɡini ɡordu. bazilari seni oldurmem it͡ʃin beni kiskirtti ama ben seni esirɡedim. ʔefendime elimi uzatmajat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku o jahveʔnin meshettiɡidirʔ dedim. New-Testament-Luke-001-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine, çocuğa hangi adı koymak istediğini babasına işaretle sordular.|bunun uzerineʔ t͡ʃot͡ʃuɡa hanɡi adi kojmak istediɡini babasina isaretle sordular. Old-Testament-Psalms-061-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğim bunaldığında sana seslenirim yeryüzünün öbür ucundan. Beni benden daha yüksek olan kayaya götür.|jureɡim bunaldiɡinda sana seslenirim jerjuzunun obur ut͡ʃundan. beni benden daha juksek olan kajaja ɡotur. Old-Testament-Judges-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Uyan, uyan, Devora! Uyan, uyan, bir ezgi söyle! Kalk ey Barak, ey Abinoam oğlu, tutsaklarını götür.'\"\"\"|\"ʔujanʔ ujanʔ devora! ujanʔ ujanʔ bir ezɡi sojle! kalk ej barakʔ ej abinoam oɡluʔ tutsaklarini ɡotur.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yuhanna, “Benim senin tarafından vaftiz edilmem gerekirken sen mi bana geliyorsun?” diyerek O’na engel olmak istedi.|ama juhannaʔ “benim senin tarafindan vaftiz edilmem ɡerekirken sen mi bana ɡelijorsun?” dijerek o’na enɡel olmak istedi. Old-Testament-1-Samuel-025-043|und|SPEAKER_00_Turkish|David Yizreelli Ahinoam'ı da aldı; ve ikisi de onun karısı oldu.|david jizreelli ahinoamʔi da aldi; ve ikisi de onun karisi oldu. New-Testament-1-Corinthians-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyip içmeye hakkımız yok mu?|jijip it͡ʃmeje hakkimiz jok mu? Old-Testament-Daniel-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yehoyakim'in krallığının üçüncü yılında, Babil Kralı Nebukadnetsar Yeruşalem'e gelip onu kuşattı.|jahuda krali jehojakimʔin kralliɡinin ut͡ʃunt͡ʃu jilindaʔ babil krali nebukadnetsar jerusalemʔe ɡelip onu kusatti. New-Testament-Hebrews-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi, ‘O günlerden sonra onlarla yapacağım antlaşma şudur: Yasalarımı yüreklerine koyacağım, zihinleri üzerinde de onları yazacağım’ diyor.” Sonra şöyle diyor,|“efendiʔ ‘o ɡunlerden sonra onlarla japat͡ʃaɡim antlasma sudur jasalarimi jureklerine kojat͡ʃaɡimʔ zihinleri uzerinde de onlari jazat͡ʃaɡim’ dijor.” sonra sojle dijorʔ Old-Testament-Proverbs-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembel elini tabağa daldırır. Onu tekrar ağzına götüremeyecek kadar tembeldir.|tembel elini tabaɡa daldirir. onu tekrar aɡzina ɡoturemejet͡ʃek kadar tembeldir. Old-Testament-Job-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer evim olarak Şeol'ü arıyorsam, yatağımı karanlığa serdimse,|eɡer evim olarak seolʔu arijorsamʔ jataɡimi karanliɡa serdimseʔ Old-Testament-Deuteronomy-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Tanrın Yahve'nin sözünü dikkatle dinlersen ve bugün sana buyurmakta olduğum bütün buyrukları yapmak için tutarsan, öyle olacak ki, Tanrın Yahve seni dünyadaki bütün uluslardan üstün kılacaktır.|eɡer tanrin jahveʔnin sozunu dikkatle dinlersen ve buɡun sana bujurmakta olduɡum butun bujruklari japmak it͡ʃin tutarsanʔ ojle olat͡ʃak kiʔ tanrin jahve seni dunjadaki butun uluslardan ustun kilat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-014-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra bütün İsrael’e, “Siz bir tarafta olun, ben ve oğlum Yonatan öbür tarafta olacağız” dedi. Halk Saul’a, “Sana iyi görüneni yap” dedi.|sonra butun israel’eʔ “siz bir tarafta olunʔ ben ve oɡlum jonatan obur tarafta olat͡ʃaɡiz” dedi. halk saul’aʔ “sana iji ɡoruneni jap” dedi. Old-Testament-Psalms-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Avına karşı doyumsuz bir aslan, pusuya yatmış genç bir aslan gibi.|avina karsi dojumsuz bir aslanʔ pusuja jatmis ɡent͡ʃ bir aslan ɡibi. Old-Testament-1-Samuel-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Hanna'ya iki kat pay verirdi. Çünkü Hanna'yı severdi, ancak Yahve onun rahmini kapatmıştı.|ant͡ʃak hannaʔja iki kat paj verirdi. t͡ʃunku hannaʔji severdiʔ ant͡ʃak jahve onun rahmini kapatmisti. Old-Testament-Ezekiel-038-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu yüzden, ey insanoğlu, peygamberlik et ve Gog'a de, 'Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Halkım İsrael güvenlik içinde oturduğu gün, sen bilmeyecek misin?\"|\"“bu juzdenʔ ej insanoɡluʔ pejɡamberlik et ve ɡoɡʔa deʔ ʔefendi jahve sojle dijor \"\"halkim israel ɡuvenlik it͡ʃinde oturduɡu ɡunʔ sen bilmejet͡ʃek misin?\" Old-Testament-Judges-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babası şöyle dedi: “Senin ondan kesin olarak nefret ettiğini düşündüm; bu yüzden onu arkadaşına verdim. Küçük kız kardeşi ondan daha güzel değil mi? Lütfen onun yerine onu al.\"\"\"|\"babasi sojle dedi “senin ondan kesin olarak nefret ettiɡini dusundum; bu juzden onu arkadasina verdim. kut͡ʃuk kiz kardesi ondan daha ɡuzel deɡil mi? lutfen onun jerine onu al.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama David, kendisi ve dört yüz adamla birlikte kovaladı; geride kalan iki yüz kişi o kadar bitkindi ki, Besor Çayı'nı geçemediler.|ama davidʔ kendisi ve dort juz adamla birlikte kovaladi; ɡeride kalan iki juz kisi o kadar bitkindi kiʔ besor t͡ʃajiʔni ɡet͡ʃemediler. Old-Testament-Joshua-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu Ruvenliler'e, Gadlılar'a ve Manaşşe'nin yarım oymağına şöyle dedi,|jesu ruvenlilerʔeʔ ɡadlilarʔa ve manasseʔnin jarim ojmaɡina sojle dediʔ Old-Testament-Numbers-034-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Ezekiel-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|kimseye haksızlık etmemişse, rehin almamışsa, soygunculuk etmemişse, ekmeğini aç olana vermişse, çıplağı giysiyle örtmüşse,|kimseje haksizlik etmemisseʔ rehin almamissaʔ sojɡunt͡ʃuluk etmemisseʔ ekmeɡini at͡ʃ olana vermisseʔ t͡ʃiplaɡi ɡijsijle ortmusseʔ Old-Testament-Ezekiel-043-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin görkemi, doğuya bakan kapının yolundan eve girdi.|jahveʔnin ɡorkemiʔ doɡuja bakan kapinin jolundan eve ɡirdi. Old-Testament-Exodus-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşeğin her ilk doğanı için bir kuzu fidye vereceksin. Eğer fidye veremeyeceksen o zaman onun boynunu kıracaksın. Oğullarının arasında insanın ilk doğanlarının hepsinin fidyesini vereceksin.|eseɡin her ilk doɡani it͡ʃin bir kuzu fidje veret͡ʃeksin. eɡer fidje veremejet͡ʃeksen o zaman onun bojnunu kirat͡ʃaksin. oɡullarinin arasinda insanin ilk doɡanlarinin hepsinin fidjesini veret͡ʃeksin. New-Testament-2-Peter-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Haksız kazancı seven Beor oğlu Balam’ın yolunu izleyerek doğru yolu bırakıp saptılar.|haksiz kazant͡ʃi seven beor oɡlu balam’in jolunu izlejerek doɡru jolu birakip saptilar. Old-Testament-Psalms-143-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, adın uğruna beni dirilt. Doğruluğunla canımı sıkıntıdan kurtar.|ej jahveʔ adin uɡruna beni dirilt. doɡruluɡunla t͡ʃanimi sikintidan kurtar. Old-Testament-Zechariah-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kimse hâlâ peygamberlik ederse, onu doğuran annesiyle babası, ‘Öleceksin, çünkü Yahve adına yalan söylüyorsun’ diyecekler. Peygamberlik ettiğinde de onu doğuran annesiyle babası onun bedenini deşecekler.|bir kimse hala pejɡamberlik ederseʔ onu doɡuran annesijle babasiʔ ‘olet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku jahve adina jalan sojlujorsun’ dijet͡ʃekler. pejɡamberlik ettiɡinde de onu doɡuran annesijle babasi onun bedenini deset͡ʃekler. Old-Testament-Genesis-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Paran Çölü'nde yaşadı. Annesi ona Mısır diyarından bir eş aldı.|paran t͡ʃoluʔnde jasadi. annesi ona misir dijarindan bir es aldi. Old-Testament-Nehemiah-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Mattanya, Bakbukya, Ovadya, Meşullam, Talmon ve Akkuv, kapı ambarlarını gözeten kapı bekçileriydi.|mattanjaʔ bakbukjaʔ ovadjaʔ mesullamʔ talmon ve akkuvʔ kapi ambarlarini ɡozeten kapi bekt͡ʃilerijdi. Old-Testament-1-Kings-022-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav oğlu Ahazya, Yahuda Kralı Yehoşafat'ın on yedinci yılında Samariya'da İsrael üzerinde hüküm sürmeye başladı ve iki yıl İsrael üzerinde hüküm sürdü.|ahav oɡlu ahazjaʔ jahuda krali jehosafatʔin on jedint͡ʃi jilinda samarijaʔda israel uzerinde hukum surmeje basladi ve iki jil israel uzerinde hukum surdu. Old-Testament-Psalms-038-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben düşmek üzereyim. Kederim hep önümde.|t͡ʃunku ben dusmek uzerejim. kederim hep onumde. Old-Testament-1-Samuel-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızlarınızı alıp attar, aşçı ve fırıncı yapacak.|kizlarinizi alip attarʔ ast͡ʃi ve firint͡ʃi japat͡ʃak. New-Testament-Hebrews-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, sarkık elleri ve zayıf dizleri doğrultun.|ojlejseʔ sarkik elleri ve zajif dizleri doɡrultun. New-Testament-Philemon-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, uygun olanı sana buyurmaya Mesih’te tam cesaretim olduğu halde,|bu nedenleʔ ujɡun olani sana bujurmaja mesih’te tam t͡ʃesaretim olduɡu haldeʔ New-Testament-Matthew-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus O’na, “Bize bu benzetmeyi açıkla” dedi.|petrus o’naʔ “bize bu benzetmeji at͡ʃikla” dedi. New-Testament-Matthew-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi ağaç kötü meyve, çürük ağaç da iyi meyve veremez.|iji aɡat͡ʃ kotu mejveʔ t͡ʃuruk aɡat͡ʃ da iji mejve veremez. New-Testament-Galatians-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Günleri, ayları, mevsimleri, yılları tutuyorsunuz!|ɡunleriʔ ajlariʔ mevsimleriʔ jillari tutujorsunuz! Old-Testament-Numbers-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Geçmeyeceksin\"\" dedi. Edom birçok kişiyle ve güçlü bir el ile ona karşı çıktı.\"|\"\"\"ɡet͡ʃmejet͡ʃeksin\"\" dedi. edom birt͡ʃok kisijle ve ɡut͡ʃlu bir el ile ona karsi t͡ʃikti.\" Old-Testament-1-Samuel-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine David Hititli Ahimelek'e ve Yoav'ın kardeşi Seruya oğlu Avişay'a yanıt verip şöyle dedi: \"\"Kim benimle Saul'un yanına, ordugâha inecek?\"\" Avişay, \"\"Ben de seninle ineceğim\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine david hititli ahimelekʔe ve joavʔin kardesi seruja oɡlu avisajʔa janit verip sojle dedi \"\"kim benimle saulʔun janinaʔ orduɡaha inet͡ʃek?\"\" avisajʔ \"\"ben de seninle inet͡ʃeɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-121-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin koruyucun Yahve’dir. Sağ yanında Yahve sana gölgedir.|senin korujut͡ʃun jahve’dir. saɡ janinda jahve sana ɡolɡedir. Old-Testament-Genesis-049-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıpasını asmaya, eşeğinin yavrusunu seçme bir asmaya bağlayarak, giysilerini şarapta, Kaftanını üzümlerin kanında yıkadı.|sipasini asmajaʔ eseɡinin javrusunu set͡ʃme bir asmaja baɡlajarakʔ ɡijsilerini saraptaʔ kaftanini uzumlerin kaninda jikadi. Old-Testament-Psalms-096-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Görkemini uluslar arasında, şaşılası işlerini bütün halklar arasında ilan edin.|ɡorkemini uluslar arasindaʔ sasilasi islerini butun halklar arasinda ilan edin. Old-Testament-1-Kings-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Hadad ve kralları bu haberi duyduklarında, çadırlarda içki içiyorlardı ve hizmetkârlarına, “Saldırıya hazırlanın!” dedi. Böylece kente saldırmaya hazırlandılar.|ben hadad ve krallari bu haberi dujduklarindaʔ t͡ʃadirlarda it͡ʃki it͡ʃijorlardi ve hizmetkarlarinaʔ “saldirija hazirlanin!” dedi. bojlet͡ʃe kente saldirmaja hazirlandilar. Old-Testament-Psalms-086-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana merhamet et, ey Efendim, çünkü bütün gün sana sesleniyorum.|bana merhamet etʔ ej efendimʔ t͡ʃunku butun ɡun sana seslenijorum. New-Testament-John-017-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Adını onlara bildirdim ve bildireceğim. Öyle ki, bana olan sevgin onlarda olsun, ben de onlarda olayım.”|adini onlara bildirdim ve bildiret͡ʃeɡim. ojle kiʔ bana olan sevɡin onlarda olsunʔ ben de onlarda olajim.” Old-Testament-Joshua-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Aron'un çocuklarına Hevron'u otlaklarıyla birlikte, adam öldüren için sığınak kenti Livna'yı, otlağıyla,|kahin aronʔun t͡ʃot͡ʃuklarina hevronʔu otlaklarijla birlikteʔ adam olduren it͡ʃin siɡinak kenti livnaʔjiʔ otlaɡijlaʔ New-Testament-1-Corinthians-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer peygamberlik armağanım olsa, bütün sırları ve her bilgiyi bilsem, eğer dağları yerinden oynatacak kadar tam imanım olsa, ama sevgim olmazsa, bir hiçim.|eɡer pejɡamberlik armaɡanim olsaʔ butun sirlari ve her bilɡiji bilsemʔ eɡer daɡlari jerinden ojnatat͡ʃak kadar tam imanim olsaʔ ama sevɡim olmazsaʔ bir hit͡ʃim. Old-Testament-2-Samuel-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyada oğlu Benaya bu şeyleri yaptı ve üç yiğit arasında ünü vardı.|jehojada oɡlu benaja bu sejleri japti ve ut͡ʃ jiɡit arasinda unu vardi. Old-Testament-Genesis-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Havila'dan Aşur'a doğru giderken Mısır’ın yakınındaki Şur arasındaki bölgeye yerleştiler. Akrabalarının hepsinin karşısında yaşadı.|havilaʔdan asurʔa doɡru ɡiderken misir’in jakinindaki sur arasindaki bolɡeje jerlestiler. akrabalarinin hepsinin karsisinda jasadi. Old-Testament-Habakkuk-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Ordular Yahvesi'nden değil mi ki, halklar ateş için çalışıyor, uluslar boşuna yoruluyor?|isteʔ ordular jahvesiʔnden deɡil mi kiʔ halklar ates it͡ʃin t͡ʃalisijorʔ uluslar bosuna jorulujor? Old-Testament-Deuteronomy-031-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Çadırda bir bulut sütunu içinde göründü ve bulut sütunu Çadırın kapısının üzerinde durdu.|jahve t͡ʃadirda bir bulut sutunu it͡ʃinde ɡorundu ve bulut sutunu t͡ʃadirin kapisinin uzerinde durdu. Old-Testament-Ezekiel-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, elimi senin üzerine uzattım, payını küçülttüm, ve seni senden nefret edenlerin, Filistli kızlarının dileğine bıraktım, onlar ki senin namussuzluk yolundan utanıyorlar.|isteʔ elimi senin uzerine uzattimʔ pajini kut͡ʃulttumʔ ve seni senden nefret edenlerinʔ filistli kizlarinin dileɡine biraktimʔ onlar ki senin namussuzluk jolundan utanijorlar. Old-Testament-Deuteronomy-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sorunlarınıza, yüklerinize, çekişmelerinize ben tek başıma nasıl katlanabilirim?|sorunlarinizaʔ juklerinizeʔ t͡ʃekismelerinize ben tek basima nasil katlanabilirim? New-Testament-Acts-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkede Yosef’i tanımayan başka bir kral çıktı.|ulkede josef’i tanimajan baska bir kral t͡ʃikti. Old-Testament-2-Samuel-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Avşalom için evin damına bir çadır kurdular ve Avşalom bütün İsrael'in gözü önünde babasının cariyelerinin yanına girdi.|bojlet͡ʃe avsalom it͡ʃin evin damina bir t͡ʃadir kurdular ve avsalom butun israelʔin ɡozu onunde babasinin t͡ʃarijelerinin janina ɡirdi. New-Testament-John-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariyalı bir kadın su çekmeye geldi. Yeşua ona, “Bana su ver içeyim” dedi.|samarijali bir kadin su t͡ʃekmeje ɡeldi. jesua onaʔ “bana su ver it͡ʃejim” dedi. Old-Testament-1-Kings-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|tüccarların, alış veriş yapanların ve karma halkın bütün krallarının ve ülke valilerinin getirdiklerinin yanı sıra, altı yüz altmış altı talant altındı.|tut͡ʃt͡ʃarlarinʔ alis veris japanlarin ve karma halkin butun krallarinin ve ulke valilerinin ɡetirdiklerinin jani siraʔ alti juz altmis alti talant altindi. New-Testament-2-Thessalonians-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’in lütfu hepinizle birlikte olsun! Amin.|efendimiz jesua mesih’in lutfu hepinizle birlikte olsun! amin. New-Testament-Acts-027-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Demirleri kaldırıp denize attılar. Aynı zamanda dümen iplerini çözüp ön yelkeni rüzgâra bırakıp kumsala doğru yöneldiler.|demirleri kaldirip denize attilar. ajni zamanda dumen iplerini t͡ʃozup on jelkeni ruzɡara birakip kumsala doɡru joneldiler. New-Testament-Revelation-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İki tanığıma güç vereceğim ve çula sarınmış olarak bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.”|iki taniɡima ɡut͡ʃ veret͡ʃeɡim ve t͡ʃula sarinmis olarak bin iki juz altmis ɡun pejɡamberlik edet͡ʃekler.” New-Testament-Luke-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu duyunca ona, “Hâlâ bir eksiğin var. Sahip olduğun her şeyi sat, yoksullara dağıt. O zaman gökte hazinen olur. Sonra gel, beni takip et” dedi.|jesua bunu dujunt͡ʃa onaʔ “hala bir eksiɡin var. sahip olduɡun her seji satʔ joksullara daɡit. o zaman ɡokte hazinen olur. sonra ɡelʔ beni takip et” dedi. Old-Testament-2-Samuel-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Givon'daki büyük taşın yanındayken Amasa onları karşılamaya geldi. Yoav savaş giysilerini giymişti ve onun üzerinde, belinde kınında bir kılıç bulunan bir kemer vardı; ve yürürken kılıç düştü.|ɡivonʔdaki bujuk tasin janindajken amasa onlari karsilamaja ɡeldi. joav savas ɡijsilerini ɡijmisti ve onun uzerindeʔ belinde kininda bir kilit͡ʃ bulunan bir kemer vardi; ve jururken kilit͡ʃ dustu. Old-Testament-2-Samuel-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dut ağaçlarının tepelerinde yürüyüş sesini duyduğunuzda, o zaman harekete geçin; çünkü o zaman Yahve Filist ordusunu vurmak için senin önünde çıkmıştır.”|dut aɡat͡ʃlarinin tepelerinde jurujus sesini dujduɡunuzdaʔ o zaman harekete ɡet͡ʃin; t͡ʃunku o zaman jahve filist ordusunu vurmak it͡ʃin senin onunde t͡ʃikmistir.” Old-Testament-Exodus-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bana kâhinlik makamında hizmet edebilmeleri için onları kutsal kılmak üzere şunları yapacaksın: Kusursuz bir boğa ve iki koç,\"|\"\"\"bana kahinlik makaminda hizmet edebilmeleri it͡ʃin onlari kutsal kilmak uzere sunlari japat͡ʃaksin kusursuz bir boɡa ve iki kot͡ʃʔ\" Old-Testament-Proverbs-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin zorbalığı onları kovar, çünkü doğru olanı yapmayı reddederler.|kotulerin zorbaliɡi onlari kovarʔ t͡ʃunku doɡru olani japmaji reddederler. Old-Testament-Proverbs-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötü insana ödül verilmeyecek. Kötülerin kandili sönecek.|t͡ʃunku kotu insana odul verilmejet͡ʃek. kotulerin kandili sonet͡ʃek. New-Testament-Luke-008-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua, “Evine dön ve Tanrı’nın senin için ne büyük şeyler yaptığını anlat” diyerek onu gönderdi. O da gidip, Yeşua’nın kendisi için ne büyük şeyler yaptığını bütün kentte duyurdu.|ama jesuaʔ “evine don ve tanri’nin senin it͡ʃin ne bujuk sejler japtiɡini anlat” dijerek onu ɡonderdi. o da ɡidipʔ jesua’nin kendisi it͡ʃin ne bujuk sejler japtiɡini butun kentte dujurdu. Old-Testament-Zechariah-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin! Gelin! Kuzey ülkesinden kaçın,’ diyor Yahve, ‘Çünkü sizi gökyüzünün dört rüzgârı gibi dağıttım,’ diyor Yahve.|ɡelin! ɡelin! kuzej ulkesinden kat͡ʃinʔ’ dijor jahveʔ ‘t͡ʃunku sizi ɡokjuzunun dort ruzɡari ɡibi daɡittimʔ’ dijor jahve. Old-Testament-Leviticus-013-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin vebayı inceleyecek ve vebayı yedi gün kapayacaktır.|kahin vebaji int͡ʃelejet͡ʃek ve vebaji jedi ɡun kapajat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-069-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyecek için bana zehir verdiler. Susadığımda içmem için bana sirke verdiler.|jijet͡ʃek it͡ʃin bana zehir verdiler. susadiɡimda it͡ʃmem it͡ʃin bana sirke verdiler. New-Testament-1-Corinthians-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana öyle geliyor ki, Tanrı biz elçileri en sondan gelen ölüm mahkûmları gibi sergiledi. Çünkü bizler bütün dünyanın, hem meleklere hem de insanlara, seyirlik oyunu olduk.|bana ojle ɡelijor kiʔ tanri biz elt͡ʃileri en sondan ɡelen olum mahkumlari ɡibi serɡiledi. t͡ʃunku bizler butun dunjaninʔ hem meleklere hem de insanlaraʔ sejirlik ojunu olduk. Old-Testament-1-Samuel-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve, Samuel'e, \"\"Onların sözünü dinle ve onlara bir kral ata\"\" dedi. Samuel, İsraelliler'e, \"\"Herkes kendi kentine gitsin\"\" dedi.\"|\"jahveʔ samuelʔeʔ \"\"onlarin sozunu dinle ve onlara bir kral ata\"\" dedi. samuelʔ israellilerʔeʔ \"\"herkes kendi kentine ɡitsin\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde gebe olan, çocuk emzirenlerin vay haline! Çünkü ülkede büyük sıkıntı olacak ve bu halka gazap gelecektir.|o ɡunlerde ɡebe olanʔ t͡ʃot͡ʃuk emzirenlerin vaj haline! t͡ʃunku ulkede bujuk sikinti olat͡ʃak ve bu halka ɡazap ɡelet͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımı ezmekle, yoksulların yüzünü övütmekle ne demek istiyorsunuz?” diyor Ordular Yahve'si Efendi.|halkimi ezmekleʔ joksullarin juzunu ovutmekle ne demek istijorsunuz?” dijor ordular jahveʔsi efendi. Old-Testament-Isaiah-045-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay haline, yerin toprak çömleklerinin arasında bir toprak çömlek olup da Yaratıcısı'yla çekişen adamın! Balçık kendisini yapana 'Ne yapıyorsun' ya da elinin işi sana 'Onun elleri yok' der mi?|vaj halineʔ jerin toprak t͡ʃomleklerinin arasinda bir toprak t͡ʃomlek olup da jaratit͡ʃisiʔjla t͡ʃekisen adamin! balt͡ʃik kendisini japana ʔne japijorsunʔ ja da elinin isi sana ʔonun elleri jokʔ der mi? Old-Testament-Ezra-002-065|und|SPEAKER_00_Turkish|erkek hizmetçileri ve kadın hizmetçileri hariç, yedi bin üç yüz otuz yedi kişi vardı; iki yüz ezgi söyleyen erkek ve kadın vardı.|erkek hizmett͡ʃileri ve kadin hizmett͡ʃileri harit͡ʃʔ jedi bin ut͡ʃ juz otuz jedi kisi vardi; iki juz ezɡi sojlejen erkek ve kadin vardi. New-Testament-John-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Önceden kör olan adamı Ferisiler’e getirdiler.|ont͡ʃeden kor olan adami ferisiler’e ɡetirdiler. Old-Testament-Genesis-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Yafet’e bolluk versin, Sam'ın çadırlarında yaşasın. Kenan onun hizmetkârı olsun.”|tanri jafet’e bolluk versinʔ samʔin t͡ʃadirlarinda jasasin. kenan onun hizmetkari olsun.” New-Testament-Matthew-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemen ağlarını bırakıp O’nun ardından gittiler.|hemen aɡlarini birakip o’nun ardindan ɡittiler. New-Testament-Luke-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu bende tökezlemek için bir neden bulmayana!”|ne mutlu bende tokezlemek it͡ʃin bir neden bulmajana!” Old-Testament-Joshua-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Yeşu, Yahve'nin Amorlular'ı İsrael'in çocuklarının önünde teslim ettiği gün Yahve'ye konuştu. İsrael'in gözü önünde şöyle dedi: \"\"Ey güneş, Givon üzerinde dur! Sen, ey ay, Ayalon Vadisi'nde kal!”\"|\"sonra jesuʔ jahveʔnin amorlularʔi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunde teslim ettiɡi ɡun jahveʔje konustu. israelʔin ɡozu onunde sojle dedi \"\"ej ɡunesʔ ɡivon uzerinde dur! senʔ ej ajʔ ajalon vadisiʔnde kal!”\" Old-Testament-Psalms-136-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye şükredin, çünkü O iyidir, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|jahve’je sukredinʔ t͡ʃunku o ijidirʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-2-Kings-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoşiya'nın işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|josijaʔnin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sejʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-Deuteronomy-031-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi bu ezgiyi kendiniz için yazın ve İsrael'in çocuklarına öğretin. Bunu onların ağzına koy ki, bu ezgi İsrael'in çocuklarına karşı benim için tanık olsun.\"|\"\"\"simdi bu ezɡiji kendiniz it͡ʃin jazin ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina oɡretin. bunu onlarin aɡzina koj kiʔ bu ezɡi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina karsi benim it͡ʃin tanik olsun.\" Old-Testament-2-Samuel-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul ve Yonatan hayatlarında sevimli ve hoş idiler. Ölümlerinde de ayrılmadılar. Kartallardan daha hızlıydılar. Aslanlardan daha güçlüydüler.|saul ve jonatan hajatlarinda sevimli ve hos idiler. olumlerinde de ajrilmadilar. kartallardan daha hizlijdilar. aslanlardan daha ɡut͡ʃlujduler. New-Testament-Matthew-010-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim bu küçüklerden birine öğrenci olduğu için bir bardak soğuk su verirse, size doğrusunu söyleyeyim, kesinlikle ödülünü kaybetmeyecektir.”|kim bu kut͡ʃuklerden birine oɡrent͡ʃi olduɡu it͡ʃin bir bardak soɡuk su verirseʔ size doɡrusunu sojlejejimʔ kesinlikle odulunu kajbetmejet͡ʃektir.” Old-Testament-Jeremiah-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şöyle dedim, “Gerçekten bunlar yoksuldur. Akılsızdırlar; çünkü Yahve'nin yolunu ve Tanrıları'nın yasasını bilmiyorlar.|o zaman sojle dedimʔ “ɡert͡ʃekten bunlar joksuldur. akilsizdirlar; t͡ʃunku jahveʔnin jolunu ve tanrilariʔnin jasasini bilmijorlar. New-Testament-Matthew-015-036|und|SPEAKER_00_Turkish|yedi ekmeği ve balıkları aldı, şükredip onları böldü ve öğrencilere verdi. Öğrenciler de kalabalıklara verdi.|jedi ekmeɡi ve baliklari aldiʔ sukredip onlari boldu ve oɡrent͡ʃilere verdi. oɡrent͡ʃiler de kalabaliklara verdi. Old-Testament-Isaiah-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, Yahve seni kederinden, sıkıntından, sana ettirdikleri ağır hizmetten dinlendirdiği gün,|ojle olat͡ʃak kiʔ jahve seni kederindenʔ sikintindanʔ sana ettirdikleri aɡir hizmetten dinlendirdiɡi ɡunʔ Old-Testament-Psalms-078-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte kayaya vurdu ve sular fışkırdı, ırmaklar taştı. Ekmek de verebilir mi? Halkına et sağlayabilir mi?”|“iste kajaja vurdu ve sular fiskirdiʔ irmaklar tasti. ekmek de verebilir mi? halkina et saɡlajabilir mi?” Old-Testament-Job-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama şimdi elini uzat da sahip olduğu her şeye dokun, yüzüne karşı seni inkâr edecektir.\"\" dedi.\"|\"ama simdi elini uzat da sahip olduɡu her seje dokunʔ juzune karsi seni inkar edet͡ʃektir.\"\" dedi.\" New-Testament-John-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi sana geliyorum ve sevincim onlarda tamamlansın diye bunları dünyadayken söylüyorum.|ama simdi sana ɡelijorum ve sevint͡ʃim onlarda tamamlansin dije bunlari dunjadajken sojlujorum. Old-Testament-Jonah-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kalk, Ninova'ya, o büyük kente git ve ona karşı duyur; çünkü onların kötülükleri önüme kadar çıktı.”|“kalkʔ ninovaʔjaʔ o bujuk kente ɡit ve ona karsi dujur; t͡ʃunku onlarin kotulukleri onume kadar t͡ʃikti.” New-Testament-Acts-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sizin ağaca asıp öldürdüğünüz Yeşua’yı atalarımızın Tanrısı diriltti.|“sizin aɡat͡ʃa asip oldurduɡunuz jesua’ji atalarimizin tanrisi diriltti. Old-Testament-2-Kings-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra yağ şişesini al, başına dök ve, ‘Yahve şöyle diyor, \"\"Seni İsrael üzerine kral olarak meshettim\"\" de.’ Sonra kapıyı aç, kaç ve bekleme.”\"|\"sonra jaɡ sisesini alʔ basina dok veʔ ‘jahve sojle dijorʔ \"\"seni israel uzerine kral olarak meshettim\"\" de.’ sonra kapiji at͡ʃʔ kat͡ʃ ve bekleme.”\" Old-Testament-Numbers-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisi ve kendisinden sonra soyu için sonsuz bir kâhinlik antlaşması olacaktır; çünkü o, Tanrı için kıskandı ve İsrael'in çocukları için kefaret etti.'”|kendisi ve kendisinden sonra soju it͡ʃin sonsuz bir kahinlik antlasmasi olat͡ʃaktir; t͡ʃunku oʔ tanri it͡ʃin kiskandi ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin kefaret etti.ʔ” New-Testament-Acts-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’e tapınmak için çıkışımın üzerinden on iki gün bile geçmediğini sen kendin de öğrenebilirsin.|jerusalem’e tapinmak it͡ʃin t͡ʃikisimin uzerinden on iki ɡun bile ɡet͡ʃmediɡini sen kendin de oɡrenebilirsin. Old-Testament-1-Samuel-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, Saul'un kendisine kötülük tasarladığını biliyordu. Kâhin Aviyatar'a, \"\"Efodu buraya getir\"\" dedi.\"|\"davidʔ saulʔun kendisine kotuluk tasarladiɡini bilijordu. kahin avijatarʔaʔ \"\"efodu buraja ɡetir\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları iki sıra halinde, altışar tane olmak üzere Yahve'nin önünde saf altın masanın üzerine koyacaksın.|onlari iki sira halindeʔ altisar tane olmak uzere jahveʔnin onunde saf altin masanin uzerine kojat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Kings-017-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yakov'un çocuklarıyla bir antlaşma yapmış ve onlara şöyle buyurmuştu: “Başka ilâhlardan korkmayacaksınız, onlara eğilmeyeceksiniz, onlara hizmet etmeyeceksiniz, onlara kurban kesmeyeceksiniz.|jahve jakovʔun t͡ʃot͡ʃuklarijla bir antlasma japmis ve onlara sojle bujurmustu “baska ilahlardan korkmajat͡ʃaksinizʔ onlara eɡilmejet͡ʃeksinizʔ onlara hizmet etmejet͡ʃeksinizʔ onlara kurban kesmejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Obadiah-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Teman, yiğitlerin öyle bir dehşete düşecek ki, Esav’ın dağındaki herkes kıyımla kesilip atılacak.|ej temanʔ jiɡitlerin ojle bir dehsete duset͡ʃek kiʔ esav’in daɡindaki herkes kijimla kesilip atilat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olmaz! Ey erkekler, şimdi gidin ve Yahve'ye hizmet edin, çünkü istediğiniz şey de bu!” Sonra onlar Firavun'un huzurundan kovuldular.|ojle olmaz! ej erkeklerʔ simdi ɡidin ve jahveʔje hizmet edinʔ t͡ʃunku istediɡiniz sej de bu!” sonra onlar firavunʔun huzurundan kovuldular. Old-Testament-Job-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bela birden bire öldürürse, masumun denenmesiyle alay edecektir.|eɡer bela birden bire oldururseʔ masumun denenmesijle alaj edet͡ʃektir. Old-Testament-Judges-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yahve'ye sorup (çünkü Tanrı'nın Antlaşma Sandığı o günlerde oradaydı;|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔje sorup (t͡ʃunku tanriʔnin antlasma sandiɡi o ɡunlerde oradajdi; New-Testament-Matthew-025-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, elindeki talantı alın ve on talantı olana verin.|bu nedenleʔ elindeki talanti alin ve on talanti olana verin. Old-Testament-Psalms-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral senin gücüne sevinir, ey Yahve! Kurtarışınla ne büyük sevinç duyar!|kral senin ɡut͡ʃune sevinirʔ ej jahve! kurtarisinla ne bujuk sevint͡ʃ dujar! Old-Testament-Job-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kırın taşlarıyla dost olacaksın. Kırın hayvanları seninle barış içinde olacak.|t͡ʃunku kirin taslarijla dost olat͡ʃaksin. kirin hajvanlari seninle baris it͡ʃinde olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-058-003|und|SPEAKER_00_Turkish|'Neden oruç tuttuk da görmüyorsun?' diyorlar, 'neden canımızı ezdik de fark etmiyorsun?'” “İşte oruç tuttuğun gün zevk alıyorsun, bütün işçilerine de baskı yapıyorsun.|ʔneden orut͡ʃ tuttuk da ɡormujorsun?ʔ dijorlarʔ ʔneden t͡ʃanimizi ezdik de fark etmijorsun?ʔ” “iste orut͡ʃ tuttuɡun ɡun zevk alijorsunʔ butun ist͡ʃilerine de baski japijorsun. Old-Testament-Song-of-Songs-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Entarimi çıkardım. Gerçekten giymeli miyim? Ayaklarımı yıkadım. Gerçekten onları kirletmeli miyim?|entarimi t͡ʃikardim. ɡert͡ʃekten ɡijmeli mijim? ajaklarimi jikadim. ɡert͡ʃekten onlari kirletmeli mijim? Old-Testament-Exodus-029-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kuzuyu sabahleyin sunacaksın; ve diğer kuzuyu akşam üstü sunacaksın;|bir kuzuju sabahlejin sunat͡ʃaksin; ve diɡer kuzuju aksam ustu sunat͡ʃaksin; Old-Testament-Proverbs-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü bilgelik yakutlardan iyidir. Arzu edilen bütün şeyler onunla kıyaslanamaz.\"\"\"|\"t͡ʃunku bilɡelik jakutlardan ijidir. arzu edilen butun sejler onunla kijaslanamaz.\"\"\" Old-Testament-Genesis-027-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav babasının sözlerini işitince çok büyük ve acı bir feryatla ağladı ve babasına, “Beni de kutsa, ey baba” dedi.|esav babasinin sozlerini isitint͡ʃe t͡ʃok bujuk ve at͡ʃi bir ferjatla aɡladi ve babasinaʔ “beni de kutsaʔ ej baba” dedi. New-Testament-Luke-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hizmetkâr efendisine gelip bu şeyleri bildirdi. Sonra evin efendisi öfkeyle hizmetkârına, ‘Çabuk kentin meydanlarına ve sokaklarına çık! Yoksulları, sakatları, körleri ve topalları buraya getir’ dedi.|“hizmetkar efendisine ɡelip bu sejleri bildirdi. sonra evin efendisi ofkejle hizmetkarinaʔ ‘t͡ʃabuk kentin mejdanlarina ve sokaklarina t͡ʃik! joksullariʔ sakatlariʔ korleri ve topallari buraja ɡetir’ dedi. Old-Testament-Ecclesiastes-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve orada yoksul bir bilge adam bulundu ve bilgeliğiyle kenti kurtardı; ama hiç kimse o yoksul adamı hatırlamadı.|ve orada joksul bir bilɡe adam bulundu ve bilɡeliɡijle kenti kurtardi; ama hit͡ʃ kimse o joksul adami hatirlamadi. Old-Testament-Ezekiel-040-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney yönünde iç avlunun bir kapısı vardı. Kapıdan kapıya güneye doğru ölçtü, yüz arşındı.|ɡunej jonunde it͡ʃ avlunun bir kapisi vardi. kapidan kapija ɡuneje doɡru olt͡ʃtuʔ juz arsindi. Old-Testament-Isaiah-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Elam, adamla dolu savaş arabaları ve atlılarla birlikte ok kılıfını taşıyordu; Kir de kalkanı ortaya çıkardı.|elamʔ adamla dolu savas arabalari ve atlilarla birlikte ok kilifini tasijordu; kir de kalkani ortaja t͡ʃikardi. Old-Testament-Judges-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Manoah karısına, \"\"Kesin öleceğiz, çünkü Tanrı'yı gördük\"\" dedi.\"|\"manoah karisinaʔ \"\"kesin olet͡ʃeɡizʔ t͡ʃunku tanriʔji ɡorduk\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bir bulut sütunu içinde indi, Çadır'ın kapısında durup Aron'la Miryam'ı çağırdı; ve ikisi de öne çıktı.|jahve bir bulut sutunu it͡ʃinde indiʔ t͡ʃadirʔin kapisinda durup aronʔla mirjamʔi t͡ʃaɡirdi; ve ikisi de one t͡ʃikti. Old-Testament-2-Samuel-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunu bir adam gördü ve Yoav'a bildirdi ve, \"\"Bak, Avşalom'u bir meşe ağacına asılı gördüm\"\" dedi.\"|\"bunu bir adam ɡordu ve joavʔa bildirdi veʔ \"\"bakʔ avsalomʔu bir mese aɡat͡ʃina asili ɡordum\"\" dedi.\" New-Testament-Mark-014-046|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun üzerine ellerine koyup O'nu tuttular.|oʔnun uzerine ellerine kojup oʔnu tuttular. New-Testament-Matthew-027-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Başının üzerine, “BU, YAHUDİLER’İN KRALI YEŞUA’DIR” yazan bir suç yaftası koydular.|basinin uzerineʔ “buʔ jahudiler’in krali jesua’dir” jazan bir sut͡ʃ jaftasi kojdular. Old-Testament-Judges-020-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama altı yüz kişi dönüp çöldeki Rimmon Kayası'na kaçtılar ve Rimmon Kayası'nda dört ay kaldılar.|ama alti juz kisi donup t͡ʃoldeki rimmon kajasiʔna kat͡ʃtilar ve rimmon kajasiʔnda dort aj kaldilar. Old-Testament-Psalms-040-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük toplulukta doğruluk müjdesini ilan ettim. İşte, dudaklarımı mühürlemeyeceğim, ey Yahve, sen bilirsin.|bujuk toplulukta doɡruluk muʒdesini ilan ettim. isteʔ dudaklarimi muhurlemejet͡ʃeɡimʔ ej jahveʔ sen bilirsin. Old-Testament-Judges-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç yüz adamı üç bölüğe ayırdı ve hepsinin eline boruları, içi meşalelerle birlikte boş testileri verdi.|ut͡ʃ juz adami ut͡ʃ boluɡe ajirdi ve hepsinin eline borulariʔ it͡ʃi mesalelerle birlikte bos testileri verdi. Old-Testament-Joshua-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu yedi parçaya bölecekler. Yahuda güneydeki sınırlarında yaşayacak, Yosef'in evi de kuzeydeki sınırlarında yaşayacak.|onu jedi part͡ʃaja bolet͡ʃekler. jahuda ɡunejdeki sinirlarinda jasajat͡ʃakʔ josefʔin evi de kuzejdeki sinirlarinda jasajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-089-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzündeki sadık tanık ay gibi, sonsuza dek duracak.” Selah.|ɡokjuzundeki sadik tanik aj ɡibiʔ sonsuza dek durat͡ʃak.” selah. New-Testament-John-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Baba’dan dünyaya geldim. Yine dünyadan ayrılıp Baba’ya dönüyorum.”|ben baba’dan dunjaja ɡeldim. jine dunjadan ajrilip baba’ja donujorum.” Old-Testament-2-Chronicles-031-018|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bütün toplulukta, soy kütüğüne göre sayılan bütün küçüklerine, karılarına, oğullarına ve kızlarına dağıtırlardı; çünkü emanet görevlerinde kendilerini kutsallıkta kutsadılar.|ve butun topluluktaʔ soj kutuɡune ɡore sajilan butun kut͡ʃuklerineʔ karilarinaʔ oɡullarina ve kizlarina daɡitirlardi; t͡ʃunku emanet ɡorevlerinde kendilerini kutsallikta kutsadilar. Old-Testament-Genesis-030-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov alabildiğince çoğaldı. Sürüleri, kadın ve erkek hizmetçileri, develeri, eşekleri oldu.|jakov alabildiɡint͡ʃe t͡ʃoɡaldi. suruleriʔ kadin ve erkek hizmett͡ʃileriʔ develeriʔ esekleri oldu. New-Testament-Mark-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Hardal tohumuna benzer, hardal tohumu yeryüzünde toprağa ekilen en küçük tohum olmasına karşın,|hardal tohumuna benzerʔ hardal tohumu jerjuzunde topraɡa ekilen en kut͡ʃuk tohum olmasina karsinʔ Old-Testament-Genesis-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik o gerçekten de benim kız kardeşimdir, babamın kızıdır, ama annemin kızı değildir ve benim karım oldu.|ustelik o ɡert͡ʃekten de benim kiz kardesimdirʔ babamin kizidirʔ ama annemin kizi deɡildir ve benim karim oldu. Old-Testament-1-Kings-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kalk, evine git. Ayakların kente girince, çocuk ölecek.|bu nedenle kalkʔ evine ɡit. ajaklarin kente ɡirint͡ʃeʔ t͡ʃot͡ʃuk olet͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron, tanıklık perdesinin dışında, Buluşma Çadırı'nda onu akşamdan sabaha dek sürekli olarak Yahve'nin önünde tutacak. Kuşaklarınız boyunca daima geçerli bir kural olacak.|aronʔ taniklik perdesinin disindaʔ bulusma t͡ʃadiriʔnda onu aksamdan sabaha dek surekli olarak jahveʔnin onunde tutat͡ʃak. kusaklariniz bojunt͡ʃa daima ɡet͡ʃerli bir kural olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-062-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayam, kurtuluşum ve kalem yalnız O’dur. Asla şiddetli sarsılmam.|kajamʔ kurtulusum ve kalem jalniz o’dur. asla siddetli sarsilmam. Old-Testament-Jeremiah-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben ise senin ardından çoban olmakta acele etmedim. Ben o kötü günü dilemedim. Biliyorsun. Dudaklarımdan çıkanlar senin yüzünün önündeydi.|ben ise senin ardindan t͡ʃoban olmakta at͡ʃele etmedim. ben o kotu ɡunu dilemedim. bilijorsun. dudaklarimdan t͡ʃikanlar senin juzunun onundejdi. Old-Testament-Numbers-016-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Numbers-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Aron oğlu İtamar'ın yönetimi altında Merari'nin oğullarına hizmetlerine göre dört araba ve sekiz öküz verdi.|kahin aron oɡlu itamarʔin jonetimi altinda merariʔnin oɡullarina hizmetlerine ɡore dort araba ve sekiz okuz verdi. Old-Testament-Psalms-149-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve halkından hoşlanır. Alçakgönüllüleri kurtuluşla taçlandırır.|t͡ʃunku jahve halkindan hoslanir. alt͡ʃakɡonulluleri kurtulusla tat͡ʃlandirir. Old-Testament-Psalms-040-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğunu yüreğimin içinde saklamadım. Sadakatini ve kurtuluşunu ilan ettim. Sevgi dolu iyiliğini ve gerçeğini büyük topluluktan gizlemedim.|doɡruluɡunu jureɡimin it͡ʃinde saklamadim. sadakatini ve kurtulusunu ilan ettim. sevɡi dolu ijiliɡini ve ɡert͡ʃeɡini bujuk topluluktan ɡizlemedim. Old-Testament-Exodus-021-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İster oğlunu, ister kızını süsmüş olsun, ona bu hükme göre yapılacaktır.|ister oɡlunuʔ ister kizini susmus olsunʔ ona bu hukme ɡore japilat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Kings-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve geri döndün ve sana, 'Ekmek yeme, su içme' dediği yerde ekmek yedin ve su içtin, bedenin atalarının mezarına varmayacak.'\"\"\"|\"ve ɡeri dondun ve sanaʔ ʔekmek jemeʔ su it͡ʃmeʔ dediɡi jerde ekmek jedin ve su it͡ʃtinʔ bedenin atalarinin mezarina varmajat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Leviticus-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerli için de, yabancı için de, tek bir yasa olacak; çünkü ben Tanrınız Yahve'yim.'”|jerli it͡ʃin deʔ jabant͡ʃi it͡ʃin deʔ tek bir jasa olat͡ʃak; t͡ʃunku ben tanriniz jahveʔjim.ʔ” Old-Testament-Psalms-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin ey çocuklar, beni dinleyin. Size Yahve korkusunu öğreteyim.|ɡelin ej t͡ʃot͡ʃuklarʔ beni dinlejin. size jahve korkusunu oɡretejim. New-Testament-Acts-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı O’nun ölüm acılarına son vererek O’nu diriltti. Çünkü O’nun ölüm tarafından tutulması olanaksızdı.|tanri o’nun olum at͡ʃilarina son vererek o’nu diriltti. t͡ʃunku o’nun olum tarafindan tutulmasi olanaksizdi. Old-Testament-Numbers-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ve toprağın nasıl, verimli mi yoksa zayıf mı, içinde ağaç var mı yoksa yok mu? Cesur olun ve memleketin ürününden biraz getirin.” Şimdi vakit üzüm turfandası zamanıydı.|ve topraɡin nasilʔ verimli mi joksa zajif miʔ it͡ʃinde aɡat͡ʃ var mi joksa jok mu? t͡ʃesur olun ve memleketin urununden biraz ɡetirin.” simdi vakit uzum turfandasi zamanijdi. Old-Testament-Exodus-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe ve Aron'a şöyle dedi: \"\"Ocak külünden avuç dolusu alın ve Moşe onu Firavun'un gözü önünde havaya saçsın.\"|\"jahve mose ve aronʔa sojle dedi \"\"ot͡ʃak kulunden avut͡ʃ dolusu alin ve mose onu firavunʔun ɡozu onunde havaja sat͡ʃsin.\" Old-Testament-2-Chronicles-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|bin iki yüz savaş arabası ve altmış bin atlıyla Yeruşalem'e karşı geldi. Mısır'dan onunla birlikte gelen halk sayısızdı: Luvlu, Suklu ve Etiyopyalılar.|bin iki juz savas arabasi ve altmis bin atlijla jerusalemʔe karsi ɡeldi. misirʔdan onunla birlikte ɡelen halk sajisizdi luvluʔ suklu ve etijopjalilar. Old-Testament-Leviticus-026-041|und|SPEAKER_00_Turkish|ben de onlara karşı yürüdüm ve onları düşmanlarının ülkesine getirdim; eğer o zaman sünnetsiz yürekleri alçakgönüllü olur ve kötülüklerinin cezasını kabul ederlerse,|ben de onlara karsi jurudum ve onlari dusmanlarinin ulkesine ɡetirdim; eɡer o zaman sunnetsiz jurekleri alt͡ʃakɡonullu olur ve kotuluklerinin t͡ʃezasini kabul ederlerseʔ Old-Testament-Numbers-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Gerşonlu ailelerin hizmet ve yük taşımakta hizmeti şudur:\"|\"\"\"ɡersonlu ailelerin hizmet ve juk tasimakta hizmeti sudur\" New-Testament-Luke-006-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenci öğretmeninden üstün değildir, ancak eğitimini tamamlayan her öğrenci öğretmeni gibi olacaktır.|oɡrent͡ʃi oɡretmeninden ustun deɡildirʔ ant͡ʃak eɡitimini tamamlajan her oɡrent͡ʃi oɡretmeni ɡibi olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı günahkârlarla, hayatımı kana susamış adamlarla bir araya getirme.|t͡ʃanimi ɡunahkarlarlaʔ hajatimi kana susamis adamlarla bir araja ɡetirme. Old-Testament-Psalms-085-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçek yerden bitecek. Doğruluk gökten aşağıya bakacak.|ɡert͡ʃek jerden bitet͡ʃek. doɡruluk ɡokten asaɡija bakat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama eğer babası duyduğu gün onu yasaklarsa, onun canını bağladığı adakların ya da verdiği sözlerin hiçbiri geçerli olmayacaktır. Babası onu yasakladığı için Yahve onu bağışlayacaktır.\"\"\"|\"ama eɡer babasi dujduɡu ɡun onu jasaklarsaʔ onun t͡ʃanini baɡladiɡi adaklarin ja da verdiɡi sozlerin hit͡ʃbiri ɡet͡ʃerli olmajat͡ʃaktir. babasi onu jasakladiɡi it͡ʃin jahve onu baɡislajat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-Colossians-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü göklerde ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen her şey; tahtlar, egemenlikler, hükümdarlıklar, güçler O’nda yaratıldı. Her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratılmıştır.|t͡ʃunku ɡoklerde ve jerjuzundeʔ ɡorunen ve ɡorunmejen her sej; tahtlarʔ eɡemenliklerʔ hukumdarliklarʔ ɡut͡ʃler o’nda jaratildi. her sej o’nun arat͡ʃiliɡijla ve o’nun it͡ʃin jaratilmistir. Old-Testament-Psalms-089-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin sevgi dolu iyiliğini daima ezgilerle öveceğim. Senin sadakatini bütün kuşaklara ağzımla duyuracağım.|jahve’nin sevɡi dolu ijiliɡini daima ezɡilerle ovet͡ʃeɡim. senin sadakatini butun kusaklara aɡzimla dujurat͡ʃaɡim. Old-Testament-Micah-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'u kanla, ve Yeruşalem'i haksızlıkla kuran sizler, lütfen bunu dinleyin.|sijonʔu kanlaʔ ve jerusalemʔi haksizlikla kuran sizlerʔ lutfen bunu dinlejin. New-Testament-Acts-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Büyük atalar Yosef’i kıskanıp onu Mısır’a sattılar. Tanrı onunla birlikteydi.|“bujuk atalar josef’i kiskanip onu misir’a sattilar. tanri onunla birliktejdi. Old-Testament-1-Kings-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, yılda üç kez Yahve'ye yaptığı sunak üzerinde yakmalık sunular ve esenlik sunuları sunardı, onlarla birlikte Yahve'nin önündeki sunakta buhur yakardı. Böylece evi bitirdi.|solomonʔ jilda ut͡ʃ kez jahveʔje japtiɡi sunak uzerinde jakmalik sunular ve esenlik sunulari sunardiʔ onlarla birlikte jahveʔnin onundeki sunakta buhur jakardi. bojlet͡ʃe evi bitirdi. Old-Testament-Ezekiel-030-020|und|SPEAKER_00_Turkish|On birinci yılda, birinci ayda, ayın yedinci gününde, Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|on birint͡ʃi jildaʔ birint͡ʃi ajdaʔ ajin jedint͡ʃi ɡunundeʔ jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Isaiah-060-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tunç yerine altın, demir yerine gümüş, ağaç yerine tunç, taş yerine demir getireceğim. Esenliği valin, doğruluğu da yöneticin yapacağım.|tunt͡ʃ jerine altinʔ demir jerine ɡumusʔ aɡat͡ʃ jerine tunt͡ʃʔ tas jerine demir ɡetiret͡ʃeɡim. esenliɡi valinʔ doɡruluɡu da jonetit͡ʃin japat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Samuel-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bacakları üzerinden tunç kaval zırhı, omuzlarının arasında tunç bir kargı vardı.|bat͡ʃaklari uzerinden tunt͡ʃ kaval zirhiʔ omuzlarinin arasinda tunt͡ʃ bir karɡi vardi. Old-Testament-1-Kings-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Keruvlar kanatlarını sandığın yeri üzerine germişlerdi ve Keruvlar sandığı ve onun sırıklarını üstten örtüyorlardı.|t͡ʃunku keruvlar kanatlarini sandiɡin jeri uzerine ɡermislerdi ve keruvlar sandiɡi ve onun siriklarini ustten ortujorlardi. Old-Testament-Leviticus-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin onu inceleyecek. İşte, eğer veba beyaza dönmüşse, o zaman kâhin onu vebadan temiz ilan edecek. O kişi temizdir.\"\"\"|\"kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek. isteʔ eɡer veba bejaza donmusseʔ o zaman kahin onu vebadan temiz ilan edet͡ʃek. o kisi temizdir.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-034-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral yasanın sözlerini duyunca giysilerini yırttı.|kral jasanin sozlerini dujunt͡ʃa ɡijsilerini jirtti. New-Testament-Matthew-024-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Tufan gelip hepsini alıp götürünceye dek bilmiyorlardı. İnsanoğlu’nun gelişi de öyle olacak.|tufan ɡelip hepsini alip ɡoturunt͡ʃeje dek bilmijorlardi. insanoɡlu’nun ɡelisi de ojle olat͡ʃak. New-Testament-Mark-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua, “Kadını bırakın. Neden onu rahatsız ediyorsunuz? Benim için iyi bir iş yaptı.|ama jesuaʔ “kadini birakin. neden onu rahatsiz edijorsunuz? benim it͡ʃin iji bir is japti. New-Testament-Luke-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, eğer haksızlık mamonunda sadık olmamışsanız, gerçek zenginliği size kim emanet eder?|bu nedenleʔ eɡer haksizlik mamonunda sadik olmamissanizʔ ɡert͡ʃek zenɡinliɡi size kim emanet eder? Old-Testament-2-Samuel-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü ben Suriye’deki Geşur’da kalırken senin hizmetkârın adak adadı ve şöyle dedi: ‘Eğer gerçekten Yahve beni Yeruşalem’e geri getirirse, o zaman Yahve'ye hizmet edeceğim.'\"\"\"|\"\"\"t͡ʃunku ben surije’deki ɡesur’da kalirken senin hizmetkarin adak adadi ve sojle dedi ‘eɡer ɡert͡ʃekten jahve beni jerusalem’e ɡeri ɡetirirseʔ o zaman jahveʔje hizmet edet͡ʃeɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-044-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Biri yanımdan gitti ve ben, \"\"Kesin parçalanmış dedim\"\" ve o zamandan beri onu görmedim.\"|\"biri janimdan ɡitti ve benʔ \"\"kesin part͡ʃalanmis dedim\"\" ve o zamandan beri onu ɡormedim.\" Old-Testament-Isaiah-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün yedi kadın bir erkeği tutup şöyle diyecek: \"\"Kendi ekmeğimizi yiyeceğiz, kendi giysilerimizi de giyeceğiz. Yeter ki, senin adınla çağrılalım. Utancımızı kaldır.”\"|\"o ɡun jedi kadin bir erkeɡi tutup sojle dijet͡ʃek \"\"kendi ekmeɡimizi jijet͡ʃeɡizʔ kendi ɡijsilerimizi de ɡijet͡ʃeɡiz. jeter kiʔ senin adinla t͡ʃaɡrilalim. utant͡ʃimizi kaldir.”\" New-Testament-Luke-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Şeytan’ın gökten yıldırım gibi düştüğünü gördüm.|jesua onlara sojle dedi “sejtan’in ɡokten jildirim ɡibi dustuɡunu ɡordum. Old-Testament-Hosea-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael, Tanrın Yahve'ye dön; çünkü günahın yüzünden düştün.|ej israelʔ tanrin jahveʔje don; t͡ʃunku ɡunahin juzunden dustun. Old-Testament-1-Kings-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikaya’yı çağırmaya giden ulak ona söyleyip dedi: “Bak, peygamberler hep bir ağızdan krala iyi bildiriyorlar. Lütfen senin sözün de onlardan birinin sözü gibi olsun ve iyi konuş.”|mikaja’ji t͡ʃaɡirmaja ɡiden ulak ona sojlejip dedi “bakʔ pejɡamberler hep bir aɡizdan krala iji bildirijorlar. lutfen senin sozun de onlardan birinin sozu ɡibi olsun ve iji konus.” Old-Testament-Ezekiel-044-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyin ilk ürünlerinin ilki ve her şeyin her sunusu, bütün sunularınız kâhin için olacak. Bereketin evinizin üzerinde durması için hamurunuzun ilkini kâhinlere vereceksiniz.|her sejin ilk urunlerinin ilki ve her sejin her sunusuʔ butun sunulariniz kahin it͡ʃin olat͡ʃak. bereketin evinizin uzerinde durmasi it͡ʃin hamurunuzun ilkini kahinlere veret͡ʃeksiniz. New-Testament-Luke-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahat oğlu, Mattitya oğlu, Şimi oğlu, Yosek oğlu, Yoda oğlu,|mahat oɡluʔ mattitja oɡluʔ simi oɡluʔ josek oɡluʔ joda oɡluʔ Old-Testament-Isaiah-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölümle yaptığınız antlaşma bozulacak ve Şeol ile yaptığınız antlaşma yerinde durmayacak. Taşkın bela geçerken, o zaman onunla çiğneneceksiniz.|olumle japtiɡiniz antlasma bozulat͡ʃak ve seol ile japtiɡiniz antlasma jerinde durmajat͡ʃak. taskin bela ɡet͡ʃerkenʔ o zaman onunla t͡ʃiɡnenet͡ʃeksiniz. Old-Testament-2-Samuel-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendisine anlatan genç adam şöyle dedi: \"\"Bir raslantı eseri Gilboa Dağı'nda karşılaştım, işte, Saul mızrağına yaslanmıştı; işte savaş arabaları ve atlılar onun ardında, yakından takip ediyordu.\"|\"kendisine anlatan ɡent͡ʃ adam sojle dedi \"\"bir raslanti eseri ɡilboa daɡiʔnda karsilastimʔ isteʔ saul mizraɡina jaslanmisti; iste savas arabalari ve atlilar onun ardindaʔ jakindan takip edijordu.\" Old-Testament-1-Chronicles-027-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak David yirmi yaş ve altındakilerin sayısını almadı. Çünkü Yahve İsrael'i gökyüzünün yıldızları gibi çoğaltacağını söylemişti.|ant͡ʃak david jirmi jas ve altindakilerin sajisini almadi. t͡ʃunku jahve israelʔi ɡokjuzunun jildizlari ɡibi t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡini sojlemisti. Old-Testament-2-Kings-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya'ya vardığında, Yahve'nin Eliya'ya söylediği söz uyarınca, Samariya'da Ahav'dan geri kalan herkesi yok edinceye kadar vurdu.|samarijaʔja vardiɡindaʔ jahveʔnin elijaʔja sojlediɡi soz ujarint͡ʃaʔ samarijaʔda ahavʔdan ɡeri kalan herkesi jok edint͡ʃeje kadar vurdu. Old-Testament-Numbers-007-063|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu için bir genç boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu it͡ʃin bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda bir erkek kuzu; Old-Testament-Genesis-035-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada bir sunak yapıp oraya El-Beytel (Beytel’in Tanrısı) adını verdi. Çünkü kardeşinden kaçtığı zaman Tanrı orada kendisine görünmüştü.|orada bir sunak japip oraja el-bejtel (bejtel’in tanrisi) adini verdi. t͡ʃunku kardesinden kat͡ʃtiɡi zaman tanri orada kendisine ɡorunmustu. New-Testament-Acts-017-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, kendisini arayıp el yordamıyla bile olsa bulabilsinler diye yaptı. Çünkü O hiçbirimizden uzak değildir.|bunuʔ kendisini arajip el jordamijla bile olsa bulabilsinler dije japti. t͡ʃunku o hit͡ʃbirimizden uzak deɡildir. Old-Testament-Psalms-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri tövbe etmezse kılıcını biler, eğip yayını gerer.|biri tovbe etmezse kilit͡ʃini bilerʔ eɡip jajini ɡerer. New-Testament-Luke-009-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua dönüp onları azarladı ve şöyle dedi, “Siz hangi ruhtan olduğunuzu bilmiyorsunuz.|ama jesua donup onlari azarladi ve sojle dediʔ “siz hanɡi ruhtan olduɡunuzu bilmijorsunuz. Old-Testament-2-Chronicles-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat Yeruşalem'de yaşadı; ve yeniden Beer Şeva'dan Efraim dağlık bölgesine kadar halkın arasına çıktı ve onları atalarının Tanrısı Yahve'ye geri getirdi.|jehosafat jerusalemʔde jasadi; ve jeniden beer sevaʔdan efraim daɡlik bolɡesine kadar halkin arasina t͡ʃikti ve onlari atalarinin tanrisi jahveʔje ɡeri ɡetirdi. Old-Testament-Genesis-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kain, Yahve’ye, “Cezam dayanamayacağım kadar ağır” dedi,|kainʔ jahve’jeʔ “t͡ʃezam dajanamajat͡ʃaɡim kadar aɡir” dediʔ Old-Testament-Ezekiel-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kimseye haksızlık etmemişse, ama borçluya rehinini geri vermişse, soygunculuk etmemişse, ekmeğini aç olana vermişse, çıplağı giysiyle örtmüşse;|ve kimseje haksizlik etmemisseʔ ama bort͡ʃluja rehinini ɡeri vermisseʔ sojɡunt͡ʃuluk etmemisseʔ ekmeɡini at͡ʃ olana vermisseʔ t͡ʃiplaɡi ɡijsijle ortmusse; Old-Testament-Genesis-046-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, Yosef'e, “Hâlâ yaşıyorsun yüzünü de gördüğüme göre, şimdi bırak öleyim” dedi.|israelʔ josefʔeʔ “hala jasijorsun juzunu de ɡorduɡume ɡoreʔ simdi birak olejim” dedi. Old-Testament-Numbers-016-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kâhin Aron oğlu Eleazar'a söyle, o da yangından buhurdanları alıp ordugâhın dışına dağıtsın; çünkü onlar kutsaldır,\"|\"\"\"kahin aron oɡlu eleazarʔa sojleʔ o da janɡindan buhurdanlari alip orduɡahin disina daɡitsin; t͡ʃunku onlar kutsaldirʔ\" New-Testament-Luke-020-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İkincisi de kadını aldı ve çocuksuz öldü.|ikint͡ʃisi de kadini aldi ve t͡ʃot͡ʃuksuz oldu. Old-Testament-Leviticus-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bunu duyduğunda bu onun gözüne hoş göründü.|mose bunu dujduɡunda bu onun ɡozune hos ɡorundu. New-Testament-2-Thessalonians-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle olanlara, Efendi Yeşua Mesih’te sessizce çalışmalarını, kendi ekmeklerini yemelerini buyuruyor ve öğütlüyoruz.|bojle olanlaraʔ efendi jesua mesih’te sessizt͡ʃe t͡ʃalismalariniʔ kendi ekmeklerini jemelerini bujurujor ve oɡutlujoruz. Old-Testament-Psalms-103-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğu batıdan ne kadar uzaksa, isyanlarımızı bizden o kadar uzaklaştırdı.|doɡu batidan ne kadar uzaksaʔ isjanlarimizi bizden o kadar uzaklastirdi. Old-Testament-Job-034-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yüreğini kendi üzerine çevirirse, eğer ruhunu ve nefesini kendine toplarsa,|eɡer jureɡini kendi uzerine t͡ʃevirirseʔ eɡer ruhunu ve nefesini kendine toplarsaʔ Old-Testament-Psalms-071-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben hep umut ederim, övgülerine övgü eklerim.|ama ben hep umut ederimʔ ovɡulerine ovɡu eklerim. New-Testament-John-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama gerçeği yerine getiren kişi, işlerinin Tanrı’da yapıldığı ortaya çıksın diye ışığa gelir.”|ama ɡert͡ʃeɡi jerine ɡetiren kisiʔ islerinin tanri’da japildiɡi ortaja t͡ʃiksin dije isiɡa ɡelir.” Old-Testament-Proverbs-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim, “Yüreğimi pak kıldım. Temiz ve günahsızım” diyebilir?|kimʔ “jureɡimi pak kildim. temiz ve ɡunahsizim” dijebilir? Old-Testament-Jeremiah-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Seni halkımın arasında madenlerin deneyicisi ve bir kale yaptım ki, bilip onların yollarını deneyesin.|“seni halkimin arasinda madenlerin denejit͡ʃisi ve bir kale japtim kiʔ bilip onlarin jollarini denejesin. Old-Testament-Hosea-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onların dönekliklerini iyileştireceğim. Onları gönülden seveceğim; çünkü öfkem onlardan döndü.\"|\"\"\"onlarin donekliklerini ijilestiret͡ʃeɡim. onlari ɡonulden sevet͡ʃeɡim; t͡ʃunku ofkem onlardan dondu.\" Old-Testament-Genesis-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi silahlarını, ok kılıfını ve yayını al, kıra çıkıp bana av eti getir.|simdi silahlariniʔ ok kilifini ve jajini alʔ kira t͡ʃikip bana av eti ɡetir. Old-Testament-2-Chronicles-030-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalkıp Yeruşalem'deki sunakları kaldırdılar, bütün buhur sunaklarını da kaldırıp Kidron Vadisi'ne attılar.|kalkip jerusalemʔdeki sunaklari kaldirdilarʔ butun buhur sunaklarini da kaldirip kidron vadisiʔne attilar. Old-Testament-Genesis-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, “Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana haykırıyor.|jahveʔ “ne japtin? kardesinin kaninin sesi topraktan bana hajkirijor. Old-Testament-Psalms-068-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücü Tanrı'ya atfedin! O’nun yüceliği İsrael'in üzerindedir, gücü göklerdedir.|ɡut͡ʃu tanriʔja atfedin! o’nun jut͡ʃeliɡi israelʔin uzerindedirʔ ɡut͡ʃu ɡoklerdedir. Old-Testament-Exodus-030-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan, tuzlanmış, saf ve kutsal bir buhur, attar işine göre bir koku yapacaksın.|ondanʔ tuzlanmisʔ saf ve kutsal bir buhurʔ attar isine ɡore bir koku japat͡ʃaksin. New-Testament-Acts-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa’yı ve peygamberlerin sözlerini okuduktan sonra, havranın yöneticileri onlara haber gönderip, “Kardeşler, halka teşvik sözünüz varsa, söyleyin” dediler.|kutsal jasa’ji ve pejɡamberlerin sozlerini okuduktan sonraʔ havranin jonetit͡ʃileri onlara haber ɡonderipʔ “kardeslerʔ halka tesvik sozunuz varsaʔ sojlejin” dediler. Old-Testament-Isaiah-066-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuma kadar getirir de Doğurtmaz mıyım?” diyor Yahve. “Doğurtmaya güç veren ben, rahmi kapatır mıyım?” diyor Tanrın.|doɡuma kadar ɡetirir de doɡurtmaz mijim?” dijor jahve. “doɡurtmaja ɡut͡ʃ veren benʔ rahmi kapatir mijim?” dijor tanrin. New-Testament-1-John-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın Tanrı’nın Oğlu olduğuna iman edenden başka dünyayı yenen kimdir?|jesua’nin tanri’nin oɡlu olduɡuna iman edenden baska dunjaji jenen kimdir? Old-Testament-Leviticus-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yağla yoğrulmuş, ya da kuru, her ekmek sunusu, tek tek Aron'un oğullarının hepsine aittir.'\"\"\"|\"jaɡla joɡrulmusʔ ja da kuruʔ her ekmek sunusuʔ tek tek aronʔun oɡullarinin hepsine aittir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-031-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey dönek kız, ne zamana dek oradan oraya dolaşacaksın? Çünkü Yahve yeryüzünde yeni bir şey yarattı: Kadın erkeği koruyacak.\"\"\"|\"ej donek kizʔ ne zamana dek oradan oraja dolasat͡ʃaksin? t͡ʃunku jahve jerjuzunde jeni bir sej jaratti kadin erkeɡi korujat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-033-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancı ilâhları ve putu Yahve'nin evinden, Yahve'nin evinin dağında ve Yeruşalem'de yapmış olduğu bütün sunakları alıp kentin dışına attı.|jabant͡ʃi ilahlari ve putu jahveʔnin evindenʔ jahveʔnin evinin daɡinda ve jerusalemʔde japmis olduɡu butun sunaklari alip kentin disina atti. New-Testament-Luke-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona kimseye söyleme diye buyurdu. “Git kendini kâhine göster ve temizliğin hakkında onlara tanıklık olsun diye, Moşe’nin buyurduğu sunuları sun” dedi.|jesua ona kimseje sojleme dije bujurdu. “ɡit kendini kahine ɡoster ve temizliɡin hakkinda onlara taniklik olsun dijeʔ mose’nin bujurduɡu sunulari sun” dedi. Old-Testament-Judges-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinin yüreği sevindi ve efodu, terafimi ve oyma sureti alıp halkla birlikte gitti.|kahinin jureɡi sevindi ve efoduʔ terafimi ve ojma sureti alip halkla birlikte ɡitti. Old-Testament-Psalms-116-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin gözünde kutsallarının ölümü değerlidir.|jahve’nin ɡozunde kutsallarinin olumu deɡerlidir. Old-Testament-Job-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman çağır da, ben yanıt vereyim, ya da ben konuşayım da, sen bana yanıt ver.|o zaman t͡ʃaɡir daʔ ben janit verejimʔ ja da ben konusajim daʔ sen bana janit ver. New-Testament-Acts-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan yüreğini bilen Tanrı, tıpkı bize verdiği gibi onlara da Kutsal Ruh’u vererek, onlar hakkında tanıklık etti.|insan jureɡini bilen tanriʔ tipki bize verdiɡi ɡibi onlara da kutsal ruh’u vererekʔ onlar hakkinda taniklik etti. New-Testament-Jude-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, bunları bildiğiniz halde, size hatırlatmak isterim ki, Efendi halkı Mısır diyarından kurtardıktan sonra iman etmeyenleri yok etti.|simdiʔ bunlari bildiɡiniz haldeʔ size hatirlatmak isterim kiʔ efendi halki misir dijarindan kurtardiktan sonra iman etmejenleri jok etti. New-Testament-Matthew-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onları bırakıp kentten, Beytanya’ya çıktı ve orada konakladı.|jesua onlari birakip kenttenʔ bejtanja’ja t͡ʃikti ve orada konakladi. New-Testament-Revelation-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.’”|kulaɡi olanʔ ruh’un kiliselere ne dediɡini isitsin.’” Old-Testament-Job-035-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer günah işlediysen, O'na ne etkin olur? Suçların çoğalırsa, O'na yaptığın nedir?|eɡer ɡunah isledijsenʔ oʔna ne etkin olur? sut͡ʃlarin t͡ʃoɡalirsaʔ oʔna japtiɡin nedir? Old-Testament-Isaiah-057-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz ki, meşelerin arasında, her yeşil ağacın altında kendinizi kızıştırır, vadilerde, kayaların kovukları altında çocukları öldürürsünüz.|siz kiʔ meselerin arasindaʔ her jesil aɡat͡ʃin altinda kendinizi kizistirirʔ vadilerdeʔ kajalarin kovuklari altinda t͡ʃot͡ʃuklari oldurursunuz. Old-Testament-Jeremiah-033-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü Yeremya'ya gelip şöyle dedi:|jahveʔnin sozu jeremjaʔja ɡelip sojle dedi Old-Testament-Ezekiel-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu, onlara ant içmiş olanların gözünde yalan bir fal gibi olacak. Ama o, tutulsunlar diye suçlarını anımsatıyor.\"\"\"|\"buʔ onlara ant it͡ʃmis olanlarin ɡozunde jalan bir fal ɡibi olat͡ʃak. ama oʔ tutulsunlar dije sut͡ʃlarini animsatijor.\"\"\" New-Testament-Galatians-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi Mesih’in lütfuyla çağıranı bırakıp farklı bir “müjde” ye bu kadar çabuk dönmenize şaşıyorum.|sizi mesih’in lutfujla t͡ʃaɡirani birakip farkli bir “muʒde” je bu kadar t͡ʃabuk donmenize sasijorum. New-Testament-1-Corinthians-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenlerinizin Mesih’in üyeleri olduğunu bilmiyor musunuz? O zaman Mesih’in üyelerini alıp bir fahişenin üyeleri mi yapayım? Kesinlikle hayır!|bedenlerinizin mesih’in ujeleri olduɡunu bilmijor musunuz? o zaman mesih’in ujelerini alip bir fahisenin ujeleri mi japajim? kesinlikle hajir! Old-Testament-Proverbs-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksula zulmeden muhtaç kişi, geride ürün bırakmayan sağanak yağmur gibidir.|joksula zulmeden muhtat͡ʃ kisiʔ ɡeride urun birakmajan saɡanak jaɡmur ɡibidir. New-Testament-1-Peter-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kısa bir süre acı çektikten sonra sizi Mesih Yeşua aracılığıyla sonsuz yüceliğine çağıran tüm lütfun kaynağı olan Tanrı sizi yetkinleştirip, pekiştirecek, güçlendirip temellendirecektir.|kisa bir sure at͡ʃi t͡ʃektikten sonra sizi mesih jesua arat͡ʃiliɡijla sonsuz jut͡ʃeliɡine t͡ʃaɡiran tum lutfun kajnaɡi olan tanri sizi jetkinlestiripʔ pekistiret͡ʃekʔ ɡut͡ʃlendirip temellendiret͡ʃektir. New-Testament-Acts-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendileri de peygamber olan Yahuda ve Silas, kardeşleri birçok sözle cesaretlendirip güçlendirdiler.|kendileri de pejɡamber olan jahuda ve silasʔ kardesleri birt͡ʃok sozle t͡ʃesaretlendirip ɡut͡ʃlendirdiler. Old-Testament-Job-036-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Elihu yine devam edip dedi,|elihu jine devam edip dediʔ Old-Testament-Leviticus-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına de ki: 'Hiç yağ, boğa, koyun ya da keçi yağı yemeyeceksiniz.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de ki ʔhit͡ʃ jaɡʔ boɡaʔ kojun ja da ket͡ʃi jaɡi jemejet͡ʃeksiniz.\" Old-Testament-1-Chronicles-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hadadezer'in hizmetkârları İsrael tarafından yenildiklerini görünce, David'le barış yaptılar ve ona hizmet ettiler. Suriyeliler artık Ammon'un çocuklarına yardım etmediler.|hadadezerʔin hizmetkarlari israel tarafindan jenildiklerini ɡorunt͡ʃeʔ davidʔle baris japtilar ve ona hizmet ettiler. surijeliler artik ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina jardim etmediler. New-Testament-Mark-014-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o keten bezi bırakıp çıplak olarak onlardan kaçtı.|ama o keten bezi birakip t͡ʃiplak olarak onlardan kat͡ʃti. New-Testament-John-008-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi beni, Tanrı’dan duyduğum gerçeği size bildiren adamı öldürmeye çalışıyorsunuz. Avraham bunu yapmadı.|ama simdi beniʔ tanri’dan dujduɡum ɡert͡ʃeɡi size bildiren adami oldurmeje t͡ʃalisijorsunuz. avraham bunu japmadi. Old-Testament-Numbers-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Rimmon Peres'ten yola çıkıp Livna'da konakladılar.|rimmon peresʔten jola t͡ʃikip livnaʔda konakladilar. New-Testament-Colossians-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgili doktor Luka ve Dimas size selam ederler.|sevɡili doktor luka ve dimas size selam ederler. Old-Testament-Genesis-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’ın günlerinde olan ilk kıtlıktan başka, ülkede bir kıtlık daha oldu. İshak, Filist Kralı Avimelek'e, Gerar'a gitti.|avraham’in ɡunlerinde olan ilk kitliktan baskaʔ ulkede bir kitlik daha oldu. ishakʔ filist krali avimelekʔeʔ ɡerarʔa ɡitti. Old-Testament-Job-037-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzeyden altın ihtişam geliyor. Tanrı ile birlikte korkunç bir görkem.|kuzejden altin ihtisam ɡelijor. tanri ile birlikte korkunt͡ʃ bir ɡorkem. Old-Testament-Isaiah-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü çocuk 'Babam' ve 'Annem' demeyi öğrenmeden Damaskus'un zenginlikleri ve Samariya'nın çapul malı Aşur Kralı tarafından götürülecektir.”|t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuk ʔbabamʔ ve ʔannemʔ demeji oɡrenmeden damaskusʔun zenɡinlikleri ve samarijaʔnin t͡ʃapul mali asur krali tarafindan ɡoturulet͡ʃektir.” New-Testament-Luke-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradaki bayırda otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. İblisler domuzların içine girmelerine izin vermesi için Yeşua’ya yalvardılar. O da onlara izin verdi.|oradaki bajirda otlajan bujuk bir domuz surusu vardi. iblisler domuzlarin it͡ʃine ɡirmelerine izin vermesi it͡ʃin jesua’ja jalvardilar. o da onlara izin verdi. Old-Testament-2-Samuel-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yoav boru çaldı; bütün halk durdu ve artık İsrael'i kovalamadı, artık bir daha da savaşmadılar.|bunun uzerine joav boru t͡ʃaldi; butun halk durdu ve artik israelʔi kovalamadiʔ artik bir daha da savasmadilar. Old-Testament-Deuteronomy-028-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağlar dikeceksin ve onları işleyeceksin, ama ne şarabından içeceksin ne de devşiriceksin, çünkü onları kurt yiyecek.|baɡlar diket͡ʃeksin ve onlari islejet͡ʃeksinʔ ama ne sarabindan it͡ʃet͡ʃeksin ne de devsirit͡ʃeksinʔ t͡ʃunku onlari kurt jijet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız biriyle haber gönderen kişi, kendi ayaklarını keser ve şiddet içer.|akilsiz birijle haber ɡonderen kisiʔ kendi ajaklarini keser ve siddet it͡ʃer. Old-Testament-Ezekiel-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Onuncu yılda, onuncu ayda, ayın on ikinci günü, Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|onunt͡ʃu jildaʔ onunt͡ʃu ajdaʔ ajin on ikint͡ʃi ɡunuʔ jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Numbers-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benzetmesini sürdürdü ve şöyle dedi: \"\"Ne yazık ki, Tanrı bunu yaptığı zaman kim yaşayacak?\"|\"benzetmesini surdurdu ve sojle dedi \"\"ne jazik kiʔ tanri bunu japtiɡi zaman kim jasajat͡ʃak?\" Old-Testament-Proverbs-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürek paklığını seven, lütufkâr konuşan kişi, kralın dostudur.|jurek pakliɡini sevenʔ lutufkar konusan kisiʔ kralin dostudur. New-Testament-Romans-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O’nun öldüğü ölüm, günaha karşı bir kez ölmüştür. Yaşamakta olduğu hayatı ise Tanrı için yaşamaktadır.|t͡ʃunku o’nun olduɡu olumʔ ɡunaha karsi bir kez olmustur. jasamakta olduɡu hajati ise tanri it͡ʃin jasamaktadir. Old-Testament-Psalms-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sıkıntı gününde beni gizlice çardağında tutacak. Beni çadırının gizli yerinde saklayacak. Kaya üzerinde beni yükseltecek.|t͡ʃunku sikinti ɡununde beni ɡizlit͡ʃe t͡ʃardaɡinda tutat͡ʃak. beni t͡ʃadirinin ɡizli jerinde saklajat͡ʃak. kaja uzerinde beni jukseltet͡ʃek. Old-Testament-Judges-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Moavlılar'ın her biri güçlü ve yiğit olmak üzere yaklaşık on bin kişiyi vurdular. Kimse kaçamadı.|o sirada moavlilarʔin her biri ɡut͡ʃlu ve jiɡit olmak uzere jaklasik on bin kisiji vurdular. kimse kat͡ʃamadi. Old-Testament-2-Chronicles-033-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklarını da Hinnomoğlu Vadisi'ndeki ateşten geçirdi. Büyücülük, falcılık ve sihirbazlık yaptı ve ruh çağıranlarla ve büyücülerle uğraştı. Yahve'yi öfkelendirmek için gözünde çok kötülük yaptı.|t͡ʃot͡ʃuklarini da hinnomoɡlu vadisiʔndeki atesten ɡet͡ʃirdi. bujut͡ʃulukʔ falt͡ʃilik ve sihirbazlik japti ve ruh t͡ʃaɡiranlarla ve bujut͡ʃulerle uɡrasti. jahveʔji ofkelendirmek it͡ʃin ɡozunde t͡ʃok kotuluk japti. Old-Testament-Psalms-034-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kemiklerini korur. Onlardan hiçbiri kırılmaz.|butun kemiklerini korur. onlardan hit͡ʃbiri kirilmaz. Old-Testament-Jeremiah-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölen için ağlamayın. Onun için ağıt yakmayın; ancak giden için acı acı ağlayın, çünkü bir daha geri dönmeyecek, ve memleketini görmeyecek.|olen it͡ʃin aɡlamajin. onun it͡ʃin aɡit jakmajin; ant͡ʃak ɡiden it͡ʃin at͡ʃi at͡ʃi aɡlajinʔ t͡ʃunku bir daha ɡeri donmejet͡ʃekʔ ve memleketini ɡormejet͡ʃek. Old-Testament-Daniel-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde ben Daniel, üç hafta boyunca yas tutuyordum.|o ɡunlerde ben danielʔ ut͡ʃ hafta bojunt͡ʃa jas tutujordum. Old-Testament-Psalms-068-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yükseğe çıktın. Tutsakları götürdün. İnsanlardan, isyan edenlerden bile armağanlar aldın, oraya yerleşmek için ey Yah Tanrı.|jukseɡe t͡ʃiktin. tutsaklari ɡoturdun. insanlardanʔ isjan edenlerden bile armaɡanlar aldinʔ oraja jerlesmek it͡ʃin ej jah tanri. Old-Testament-2-Samuel-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral yüzünü örttü ve kral yüksek sesle, \"\"Oğlum Avşalom, Avşalom, oğlum, oğlum!\"\" diye bağırdı.\"|\"kral juzunu orttu ve kral juksek sesleʔ \"\"oɡlum avsalomʔ avsalomʔ oɡlumʔ oɡlum!\"\" dije baɡirdi.\" Old-Testament-Genesis-042-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven babasına şöyle dedi: “Onu sana getirmezsem iki oğlumu öldür. Onu bana emanet et, ben de onu sana tekrar getiririm.”|ruven babasina sojle dedi “onu sana ɡetirmezsem iki oɡlumu oldur. onu bana emanet etʔ ben de onu sana tekrar ɡetiririm.” New-Testament-Romans-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yazı ne diyor? “Avraham Tanrı’ya iman etti ve bu ona doğruluk sayıldı.”|kutsal jazi ne dijor? “avraham tanri’ja iman etti ve bu ona doɡruluk sajildi.” Old-Testament-1-Samuel-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yakov Mısır’a girdiğinde ve atalarınız Yahve'ye yakardığında, Yahve, atalarınızı Mısır’dan çıkaran ve onları bu yerde oturtan Moşe ve Aron’u gönderdi.|“jakov misir’a ɡirdiɡinde ve atalariniz jahveʔje jakardiɡindaʔ jahveʔ atalarinizi misir’dan t͡ʃikaran ve onlari bu jerde oturtan mose ve aron’u ɡonderdi. Old-Testament-Leviticus-019-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sizde bulunan terazi doğru, tartı doğru, efa doğru, hin doğru olacak. Ben sizi Mısır diyarından çıkaran Tanrınız Yahve'yim.'\"\"\"|\"sizde bulunan terazi doɡruʔ tarti doɡruʔ efa doɡruʔ hin doɡru olat͡ʃak. ben sizi misir dijarindan t͡ʃikaran tanriniz jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-064-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar böyleyken kendini geri mi çekeceksin, ey Yahve? Sessiz kalıp bizi ağır bir şekilde cezalandıracak mısın?|bunlar bojlejken kendini ɡeri mi t͡ʃeket͡ʃeksinʔ ej jahve? sessiz kalip bizi aɡir bir sekilde t͡ʃezalandirat͡ʃak misin? Old-Testament-Numbers-035-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarına mülk olarak vereceğiniz kentlerin çoğundan çoğunu, azından da azını alacaksınız. Herkes miras aldığı mirasa göre kentlerinden bazılarını Levililer'e verecek.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina mulk olarak veret͡ʃeɡiniz kentlerin t͡ʃoɡundan t͡ʃoɡunuʔ azindan da azini alat͡ʃaksiniz. herkes miras aldiɡi mirasa ɡore kentlerinden bazilarini levililerʔe veret͡ʃek. Old-Testament-Genesis-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Enoş doksan yaşındayken Kenan'ın babası oldu.|enos doksan jasindajken kenanʔin babasi oldu. Old-Testament-2-Kings-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe atalarıyla uyudu, kendi evinin bahçesine, Uzza Bahçesi'ne gömüldü; oğlu Amon onun yerine kral oldu.|manasse atalarijla ujuduʔ kendi evinin baht͡ʃesineʔ uzza baht͡ʃesiʔne ɡomuldu; oɡlu amon onun jerine kral oldu. Old-Testament-Ezekiel-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman sürgünlere, Yahve'nin bana göstermiş olduğu her şeyi söyledim.|o zaman surɡunlereʔ jahveʔnin bana ɡostermis olduɡu her seji sojledim. Old-Testament-Isaiah-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bulutların yükseklerine çıkacağım! Kendimi En Yüce Olan gibi yapacağım!”\"|\"\"\"bulutlarin jukseklerine t͡ʃikat͡ʃaɡim! kendimi en jut͡ʃe olan ɡibi japat͡ʃaɡim!”\" New-Testament-James-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa Kutsal Yazı boşuna mı, “İçimizde yaşayan Ruh kıskançlıkla özler” diyor?|joksa kutsal jazi bosuna miʔ “it͡ʃimizde jasajan ruh kiskant͡ʃlikla ozler” dijor? Old-Testament-2-Kings-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Lütfen hemen koş, onu karşıla ve ona, 'İyi misin? Kocan iyi mi? Çocuğun iyi mi?' diye sor.\"\" Kadın, \"\"İyi\"\" diye yanıtladı.\"|\"\"\"lutfen hemen kosʔ onu karsila ve onaʔ ʔiji misin? kot͡ʃan iji mi? t͡ʃot͡ʃuɡun iji mi?ʔ dije sor.\"\" kadinʔ \"\"iji\"\" dije janitladi.\" New-Testament-Matthew-027-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün, yani Hazırlık Günü’nden sonraki gün, başkâhinler ve Ferisiler Pilatus’un yanında toplandılar.|ertesi ɡunʔ jani hazirlik ɡunu’nden sonraki ɡunʔ baskahinler ve ferisiler pilatus’un janinda toplandilar. Old-Testament-2-Samuel-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendim Yahve, bu senin gözünde henüz küçük bir şeydi, ama uzun bir süre için hizmetkârının evi hakkında da söyledin; bu da insanların arasında, ey Efendim Yahve!|ej efendim jahveʔ bu senin ɡozunde henuz kut͡ʃuk bir sejdiʔ ama uzun bir sure it͡ʃin hizmetkarinin evi hakkinda da sojledin; bu da insanlarin arasindaʔ ej efendim jahve! Old-Testament-Ecclesiastes-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş altında yapılan her şeyde bir kötülük vardır ki, herkesin başına gelen olay birdir. Evet, insanoğullarının yüreği kötülükle doludur ve yaşarken yüreklerinde delilik vardır ve ondan sonra ölülere giderler.|ɡunes altinda japilan her sejde bir kotuluk vardir kiʔ herkesin basina ɡelen olaj birdir. evetʔ insanoɡullarinin jureɡi kotulukle doludur ve jasarken jureklerinde delilik vardir ve ondan sonra olulere ɡiderler. Old-Testament-Isaiah-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen nasıl da gökten düştün, parlak olan, ey şafağın oğlu! Ulusları yere seren, sen nasıl da yerle bir oldun!|sen nasil da ɡokten dustunʔ parlak olanʔ ej safaɡin oɡlu! uluslari jere serenʔ sen nasil da jerle bir oldun! Old-Testament-1-Chronicles-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimei'nin oğulları: Yahat, Sina, Yeuş ve Beria. Bu dördü Şimei'nin oğullarıydı.|simeiʔnin oɡullari jahatʔ sinaʔ jeus ve beria. bu dordu simeiʔnin oɡullarijdi. Old-Testament-Nahum-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin muhafızların çekirgeler gibidir, memurların çekirge sürüleri gibidir. Soğuk bir günde surlara konarlar, ama güneş çıkınca kaçarlar ve nerede oldukları bilinmez.|senin muhafizlarin t͡ʃekirɡeler ɡibidirʔ memurlarin t͡ʃekirɡe suruleri ɡibidir. soɡuk bir ɡunde surlara konarlarʔ ama ɡunes t͡ʃikint͡ʃa kat͡ʃarlar ve nerede olduklari bilinmez. New-Testament-Luke-001-073|und|SPEAKER_00_Turkish|Atamız Avraham'a ant içerek,|atamiz avrahamʔa ant it͡ʃerekʔ Old-Testament-Daniel-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Daniel ve arkadaşları Babil'in diğer bilge adamlarıyla birlikte yok olmasınlar diye, bu sır konusunda göğün Tanrısı'nın merhametini dileyeceklerdi.|ojle kiʔ daniel ve arkadaslari babilʔin diɡer bilɡe adamlarijla birlikte jok olmasinlar dijeʔ bu sir konusunda ɡoɡun tanrisiʔnin merhametini dilejet͡ʃeklerdi. New-Testament-Mark-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim adım uğruna herkes sizden nefret edecek. Ama sonuna dek dayanan kurtulacaktır.|benim adim uɡruna herkes sizden nefret edet͡ʃek. ama sonuna dek dajanan kurtulat͡ʃaktir. Old-Testament-Proverbs-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yüreğinle Yahve'ye güven, kendi anlayışına dayanma.|butun jureɡinle jahveʔje ɡuvenʔ kendi anlajisina dajanma. Old-Testament-Ezekiel-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Efendi Yahve şöyle diyor: 'Ben de sedirin yüksek tepesinden bir parça alıp dikeceğim. Genç dallarının en tepesinden taze bir dal koparıp yüksek ve yüce bir dağın üzerine dikeceğim.\"|\"\"\"efendi jahve sojle dijor ʔben de sedirin juksek tepesinden bir part͡ʃa alip diket͡ʃeɡim. ɡent͡ʃ dallarinin en tepesinden taze bir dal koparip juksek ve jut͡ʃe bir daɡin uzerine diket͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Deuteronomy-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancıyı ya da yetimi adaletten yoksun bırakmayacak, dul kadının giysilerini rehin almayacaksın;|jabant͡ʃiji ja da jetimi adaletten joksun birakmajat͡ʃakʔ dul kadinin ɡijsilerini rehin almajat͡ʃaksin; Old-Testament-Ezekiel-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, onlardan güçlerini, görkemlerinin sevincini, gözlerinin arzusunu ve yüreklerini koydukları şeyi, oğullarını ve kızlarını aldığım gün,|“ej insanoɡluʔ onlardan ɡut͡ʃleriniʔ ɡorkemlerinin sevint͡ʃiniʔ ɡozlerinin arzusunu ve jureklerini kojduklari sejiʔ oɡullarini ve kizlarini aldiɡim ɡunʔ Old-Testament-Joshua-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların yerine yetiştirdiği çocukları Yeşu tarafından sünnet edildi; çünkü onlar sünnetsizdi, çünkü yolda onları sünnet etmemişlerdi.|onlarin jerine jetistirdiɡi t͡ʃot͡ʃuklari jesu tarafindan sunnet edildi; t͡ʃunku onlar sunnetsizdiʔ t͡ʃunku jolda onlari sunnet etmemislerdi. Old-Testament-Judges-020-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Benyamin'in çocukları vurulduklarını gördüler; çünkü İsraelliler Giva'ya karşı kurdukları pusuculara güvendikleri için Benyamin'e yol vermişlerdi.|bojlet͡ʃe benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari vurulduklarini ɡorduler; t͡ʃunku israelliler ɡivaʔja karsi kurduklari pusut͡ʃulara ɡuvendikleri it͡ʃin benjaminʔe jol vermislerdi. Old-Testament-Psalms-111-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Harika işlerinin hatırlanmasını sağladı. Yahve lütufkâr ve merhametlidir.|harika islerinin hatirlanmasini saɡladi. jahve lutufkar ve merhametlidir. Old-Testament-1-Kings-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev, yapılmaktayken, taş ocağında hazırlanmış taştan yapılmıştı; ve yapılmaktayken evde çekiç, balta ya da herhangi bir demir aletin sesi duyulmadı.|evʔ japilmaktajkenʔ tas ot͡ʃaɡinda hazirlanmis tastan japilmisti; ve japilmaktajken evde t͡ʃekit͡ʃʔ balta ja da herhanɡi bir demir aletin sesi dujulmadi. Old-Testament-Deuteronomy-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrın Yahve aranızda kıskanç bir Tanrı'dır, öyle ki, Tanrınız Yahve'nin öfkesi sana karşı alevlenmesin ve seni yeryüzünden yok etmesin.|t͡ʃunku tanrin jahve aranizda kiskant͡ʃ bir tanriʔdirʔ ojle kiʔ tanriniz jahveʔnin ofkesi sana karsi alevlenmesin ve seni jerjuzunden jok etmesin. New-Testament-John-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri bile O’na iman etmiyordu.|kardesleri bile o’na iman etmijordu. New-Testament-John-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisi için, ‘Benden sonra benden üstün biri geliyor, çünkü O benden önce vardı’ diye bildirdiğim kişi budur.|kendisi it͡ʃinʔ ‘benden sonra benden ustun biri ɡelijorʔ t͡ʃunku o benden ont͡ʃe vardi’ dije bildirdiɡim kisi budur. Old-Testament-1-Samuel-028-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama o reddetti ve \"\"Yemek yemeyeceğim\"\" dedi. Ama hizmetkârları kadınla birlikte onu zorladılar; o da onların sözünü dinledi. Böylece yerden kalkıp yatağın üzerine oturdu.\"|\"ama o reddetti ve \"\"jemek jemejet͡ʃeɡim\"\" dedi. ama hizmetkarlari kadinla birlikte onu zorladilar; o da onlarin sozunu dinledi. bojlet͡ʃe jerden kalkip jataɡin uzerine oturdu.\" Old-Testament-Leviticus-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik sunularınızın sağ budunu, kaldırma sunusu olarak kâhine vereceksiniz.|esenlik sunularinizin saɡ budunuʔ kaldirma sunusu olarak kahine veret͡ʃeksiniz. New-Testament-Revelation-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten işittiğim ses yine benimle konuştu: “Git, denizde ve karada duran meleğin elindeki açık kitabı al” dedi.|ɡokten isittiɡim ses jine benimle konustu “ɡitʔ denizde ve karada duran meleɡin elindeki at͡ʃik kitabi al” dedi. Old-Testament-Isaiah-047-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, onlar anıza benziyorlar. Ateş onları yakacak. Kendilerini alevin gücünden kurtaramayacaklar. O ne ısınacak bir kor, ne de yanında oturulacak bir ateş olacak.|isteʔ onlar aniza benzijorlar. ates onlari jakat͡ʃak. kendilerini alevin ɡut͡ʃunden kurtaramajat͡ʃaklar. o ne isinat͡ʃak bir korʔ ne de janinda oturulat͡ʃak bir ates olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-046-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ben doğruluğumu yaklaştırıyorum. Uzakta değil, kurtarışım da beklemeyecek. Yüceliğim olan İsrael için Siyon'a kurtuluş vereceğim.\"\"\"|\"ben doɡruluɡumu jaklastirijorum. uzakta deɡilʔ kurtarisim da beklemejet͡ʃek. jut͡ʃeliɡim olan israel it͡ʃin sijonʔa kurtulus veret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel öldü; ve bütün İsrael toplanıp onun için yas tuttu ve onu Rama'daki evine gömdüler. Sonra David kalkıp Paran Çölü'ne indi.|samuel oldu; ve butun israel toplanip onun it͡ʃin jas tuttu ve onu ramaʔdaki evine ɡomduler. sonra david kalkip paran t͡ʃoluʔne indi. Old-Testament-Exodus-028-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gömleği ince ketenden dokuyacaksın. İnce ketenden sarık yapacaksın. Nakışçı işi kuşak yapacaksın.\"\"\"|\"ɡomleɡi int͡ʃe ketenden dokujat͡ʃaksin. int͡ʃe ketenden sarik japat͡ʃaksin. nakist͡ʃi isi kusak japat͡ʃaksin.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü erkek kadından değil, kadın erkektendir;|t͡ʃunku erkek kadindan deɡilʔ kadin erkektendir; Old-Testament-Malachi-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Keşke içinizden biri sunağımın üzerinde boş yere ateş yakmamanız için kapıları kapatsa!\"\" diyor Ordular Yahvesi, “Sizden hoşnut değilim, elinizden sunu kabul etmeyeceğim.\"|\"“keske it͡ʃinizden biri sunaɡimin uzerinde bos jere ates jakmamaniz it͡ʃin kapilari kapatsa!\"\" dijor ordular jahvesiʔ “sizden hosnut deɡilimʔ elinizden sunu kabul etmejet͡ʃeɡim.\" New-Testament-Matthew-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ama kendisinde kök yoktur, ancak bir süre dayanır; sözden dolayı baskı ya da zulüm olduğunda hemen tökezler.|ama kendisinde kok jokturʔ ant͡ʃak bir sure dajanir; sozden dolaji baski ja da zulum olduɡunda hemen tokezler. New-Testament-Luke-013-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğudan, batıdan, kuzeyden ve güneyden gelecekler ve Tanrı’nın Krallığı'nda sofraya oturacaklar.|doɡudanʔ batidanʔ kuzejden ve ɡunejden ɡelet͡ʃekler ve tanri’nin kralliɡiʔnda sofraja oturat͡ʃaklar. Old-Testament-Hosea-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve önce Hoşea aracılığıyla konuştuğunda, Yahve Hoşea'ya, \"\"Git, kendine fahişe bir kadın ve sadakatsizlik çocukları al; çünkü ülke Yahve'yi terk ederek büyük zina ediyor\"\" dedi.\"|\"jahve ont͡ʃe hosea arat͡ʃiliɡijla konustuɡundaʔ jahve hoseaʔjaʔ \"\"ɡitʔ kendine fahise bir kadin ve sadakatsizlik t͡ʃot͡ʃuklari al; t͡ʃunku ulke jahveʔji terk ederek bujuk zina edijor\"\" dedi.\" New-Testament-Revelation-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün onu beslemeleri için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.|kadin t͡ʃole kat͡ʃti. orada bin iki juz altmis ɡun onu beslemeleri it͡ʃin tanri tarafindan hazirlanmis bir jeri vardi. Old-Testament-2-Kings-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşaya, \"\"Bir kuru incir al\"\" dedi. Onlar da alıp çıbanın üzerine koydular ve iyileşti.\"|\"jesajaʔ \"\"bir kuru int͡ʃir al\"\" dedi. onlar da alip t͡ʃibanin uzerine kojdular ve ijilesti.\" Old-Testament-Deuteronomy-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezilerek ya da kesilerek hadım edilen kişi Yahve'nin topluluğuna girmeyecek.|ezilerek ja da kesilerek hadim edilen kisi jahveʔnin topluluɡuna ɡirmejet͡ʃek. Old-Testament-1-Samuel-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler Tanrı’nın Sandığı'nı alıp Evenezer’den Aşdod’a getirdiler.|filistliler tanri’nin sandiɡiʔni alip evenezer’den asdod’a ɡetirdiler. Old-Testament-Jeremiah-050-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yay ve mızrak alıyorlar. Zalimdirler ve merhametleri yoktur. Sesleri deniz gibi kükrüyor. Atlara binmişler, her biri sana karşı dizilmiş, bir savaşçı gibi, ey Babil kızı.|jaj ve mizrak alijorlar. zalimdirler ve merhametleri joktur. sesleri deniz ɡibi kukrujor. atlara binmislerʔ her biri sana karsi dizilmisʔ bir savast͡ʃi ɡibiʔ ej babil kizi. Old-Testament-Isaiah-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“O gün öyle olacak ki, Yakov'un görkemi zayıflayacak, etinin yağı da zayıflayacak.|“o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ jakovʔun ɡorkemi zajiflajat͡ʃakʔ etinin jaɡi da zajiflajat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-017-057|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Filistli’yi öldürüp dönünce, Avner onu alıp Saul’un önüne getirdi, Filistli’nin başı elindeydi.|davidʔ filistli’ji oldurup donunt͡ʃeʔ avner onu alip saul’un onune ɡetirdiʔ filistli’nin basi elindejdi. Old-Testament-Joshua-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|doğuda ve batıda Kenanlılar'a, Amorlular'a, Hititler'e, Perizliler'e, dağlık bölgede Yevuslular'a ve Hermon'un altındaki Mispa diyarında olan Hivliler'e haber gönderdi.|doɡuda ve batida kenanlilarʔaʔ amorlularʔaʔ hititlerʔeʔ perizlilerʔeʔ daɡlik bolɡede jevuslularʔa ve hermonʔun altindaki mispa dijarinda olan hivlilerʔe haber ɡonderdi. Old-Testament-Proverbs-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tanrı'nın ve insanların gözünde lütuf ve iyi anlayış bulacaksın.|bojlet͡ʃe tanriʔnin ve insanlarin ɡozunde lutuf ve iji anlajis bulat͡ʃaksin. Old-Testament-Nehemiah-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|çocuklarının yarısı Aşdod dilini konuşuyor, her bir halk diline göre konuşuyor, Yahudi dilinde konuşamıyordu.|t͡ʃot͡ʃuklarinin jarisi asdod dilini konusujorʔ her bir halk diline ɡore konusujorʔ jahudi dilinde konusamijordu. Old-Testament-2-Samuel-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Gilboa dağları, üzerinizde ne çiy, ne yağmur, ne de adak tarlaları olmasın; çünkü orada yiğitlerin kalkanı kirlendi ve atıldı; Saul'un kalkanı yağla meshedilmedi.|ej ɡilboa daɡlariʔ uzerinizde ne t͡ʃijʔ ne jaɡmurʔ ne de adak tarlalari olmasin; t͡ʃunku orada jiɡitlerin kalkani kirlendi ve atildi; saulʔun kalkani jaɡla meshedilmedi. Old-Testament-Proverbs-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın dehşeti aslanın kükremesi gibidir. Onu öfkelendiren kendi yaşamını kaybeder.|kralin dehseti aslanin kukremesi ɡibidir. onu ofkelendiren kendi jasamini kajbeder. New-Testament-Matthew-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Eve girince körler yanına geldi. Yeşua onlara, “Bunu yapabileceğime inanıyor musunuz?” dedi. O'na, “Evet, Efendimiz” dediler.|eve ɡirint͡ʃe korler janina ɡeldi. jesua onlaraʔ “bunu japabilet͡ʃeɡime inanijor musunuz?” dedi. oʔnaʔ “evetʔ efendimiz” dediler. Old-Testament-Genesis-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tüm yeryüzü üzerinde bulunan tohumlarının hayatta kalması için, yanına her temiz hayvandan, erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift, temiz olmayan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere birer çift,|tum jerjuzu uzerinde bulunan tohumlarinin hajatta kalmasi it͡ʃinʔ janina her temiz hajvandanʔ erkek ve disi olmak uzere jediser t͡ʃiftʔ temiz olmajan hajvanlardan erkek ve disi olmak uzere birer t͡ʃiftʔ Old-Testament-Leviticus-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de: 'Size vermekte olduğum ülkeye girdiğinizde, diyar Yahve'ye Şabat tutacaktır.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ʔsize vermekte olduɡum ulkeje ɡirdiɡinizdeʔ dijar jahveʔje sabat tutat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Psalms-102-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O yücelerdeki kutsal yerinden aşağıya baktı. Yahve gökten yeryüzünü gördü,|t͡ʃunku o jut͡ʃelerdeki kutsal jerinden asaɡija bakti. jahve ɡokten jerjuzunu ɡorduʔ Old-Testament-2-Samuel-003-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral, Avner için yas tutarak şöyle dedi: \"\"Avner bir akılsız gibi ölmeli miydi?\"|\"kralʔ avner it͡ʃin jas tutarak sojle dedi \"\"avner bir akilsiz ɡibi olmeli mijdi?\" Old-Testament-Numbers-016-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Tüm bu sözleri söylemeyi bitirince, onların altındaki yer yarıldı.|tum bu sozleri sojlemeji bitirint͡ʃeʔ onlarin altindaki jer jarildi. Old-Testament-Zechariah-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'de oturulurken ve bolluk içindeyken, onun çevresindeki kentlerde, güneyde ve ovada oturulurken, Yahve'nin önceki peygamberler aracılığıyla ilan ettiği sözler bunlar değil midir?'”|jerusalemʔde oturulurken ve bolluk it͡ʃindejkenʔ onun t͡ʃevresindeki kentlerdeʔ ɡunejde ve ovada oturulurkenʔ jahveʔnin ont͡ʃeki pejɡamberler arat͡ʃiliɡijla ilan ettiɡi sozler bunlar deɡil midir?ʔ” Old-Testament-Judges-020-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benyamin'in çocukları, \"\"İlk başta olduğu gibi önümüzde vuruldular\"\" dediler. Ama İsrael'in çocukları, \"\"Kaçalım ve onları kentten ana yollara çekelim\"\" dediler.\"|\"benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ \"\"ilk basta olduɡu ɡibi onumuzde vuruldular\"\" dediler. ama israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ \"\"kat͡ʃalim ve onlari kentten ana jollara t͡ʃekelim\"\" dediler.\" Old-Testament-Psalms-033-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Lir çalarak Yahve’ye şükredin. On telli arpla O'nu ilahilerle övün.|lir t͡ʃalarak jahve’je sukredin. on telli arpla oʔnu ilahilerle ovun. Old-Testament-Job-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahim onu unutacaktır. Kurt ondan tatlı tatlı beslenecektir. Artık hatırlanmayacak. Haksızlık bir ağaç gibi kırılacaktır.|rahim onu unutat͡ʃaktir. kurt ondan tatli tatli beslenet͡ʃektir. artik hatirlanmajat͡ʃak. haksizlik bir aɡat͡ʃ ɡibi kirilat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için, bulunabileceğin sırada, tanrısal olan herkes sana dua etsin. Büyük sular taştığında kesinlikle ona erişemezler.|bunun it͡ʃinʔ bulunabilet͡ʃeɡin siradaʔ tanrisal olan herkes sana dua etsin. bujuk sular tastiɡinda kesinlikle ona erisemezler. Old-Testament-Psalms-089-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşayıp da ölümü görmeyen, Şeol'ün gücünden canını kurtaran biri var mı? Selah.|jasajip da olumu ɡormejenʔ seolʔun ɡut͡ʃunden t͡ʃanini kurtaran biri var mi? selah. New-Testament-1-Timothy-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık yalnızca su içme, miden için ve sık sık baş gösteren hastalıkların için biraz şarap iç.|artik jalnizt͡ʃa su it͡ʃmeʔ miden it͡ʃin ve sik sik bas ɡosteren hastaliklarin it͡ʃin biraz sarap it͡ʃ. New-Testament-Matthew-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama İnsanoğlu’nun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye.” Sonra felçliye, “Kalk, döşeğini kaldır ve evine git” dedi.|ama insanoɡlu’nun jerjuzunde ɡunahlari baɡislama jetkisine sahip olduɡunu bilesiniz dije.” sonra felt͡ʃlijeʔ “kalkʔ doseɡini kaldir ve evine ɡit” dedi. Old-Testament-Job-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Emniyette olacaksın, çünkü umut var. Evet, araştıracaksın ve güven içinde dinleneceksin.|emnijette olat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku umut var. evetʔ arastirat͡ʃaksin ve ɡuven it͡ʃinde dinlenet͡ʃeksin. Old-Testament-1-Kings-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|baban David'e söz verdiğim gibi, İsrael üzerinde krallığının tahtını sonsuza dek sağlamlaştıracağım: 'İsrael tahtı üzerinde senden hiç kimse eksik olmayacaktır.'|baban davidʔe soz verdiɡim ɡibiʔ israel uzerinde kralliɡinin tahtini sonsuza dek saɡlamlastirat͡ʃaɡim ʔisrael tahti uzerinde senden hit͡ʃ kimse eksik olmajat͡ʃaktir.ʔ Old-Testament-Deuteronomy-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri arasında onların mirası olmayacak. Yahve'nin onlara söylediği gibi, kendisi onların mirasıdır.|kardesleri arasinda onlarin mirasi olmajat͡ʃak. jahveʔnin onlara sojlediɡi ɡibiʔ kendisi onlarin mirasidir. Old-Testament-Judges-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ehud kendine iki ağızlı, bir arşın uzunluğunda bir pala yaptı. Bunu sağ uyluğunda, giysisinin altında kuşandı.|ehud kendine iki aɡizliʔ bir arsin uzunluɡunda bir pala japti. bunu saɡ ujluɡundaʔ ɡijsisinin altinda kusandi. Old-Testament-Ezekiel-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözlerimi onlara bildireceksin, ister dinlesinler, ister reddetsinler; çünkü onlar çok isyankârdırlar.|sozlerimi onlara bildiret͡ʃeksinʔ ister dinlesinlerʔ ister reddetsinler; t͡ʃunku onlar t͡ʃok isjankardirlar. Old-Testament-Psalms-057-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, göklerin üstünde yücel! Yüceliğin tüm yeryüzünü kaplasın!|ej tanriʔ ɡoklerin ustunde jut͡ʃel! jut͡ʃeliɡin tum jerjuzunu kaplasin! Old-Testament-Genesis-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “İşte, hakkında söylediğin kenti yıkmayacağıma ilişkin isteğini kabul ettim” dedi.|onaʔ “isteʔ hakkinda sojlediɡin kenti jikmajat͡ʃaɡima iliskin isteɡini kabul ettim” dedi. Old-Testament-Proverbs-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Zorba insana imrenme. Onun yollarından hiçbirini seçme.|zorba insana imrenme. onun jollarindan hit͡ʃbirini set͡ʃme. Old-Testament-Jeremiah-043-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelip Mısır ülkesini vuracak; ölüm için olanlar ölüme, sürgün için olanlar sürgüne, kılıç için olanlar kılıca verilecek.|ɡelip misir ulkesini vurat͡ʃak; olum it͡ʃin olanlar olumeʔ surɡun it͡ʃin olanlar surɡuneʔ kilit͡ʃ it͡ʃin olanlar kilit͡ʃa verilet͡ʃek. New-Testament-John-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua onlara, “Çocuklar, yiyecek bir şeyiniz var mı?” dedi. O’na “Hayır” diye yanıt verdiler.|o zaman jesua onlaraʔ “t͡ʃot͡ʃuklarʔ jijet͡ʃek bir sejiniz var mi?” dedi. o’na “hajir” dije janit verdiler. Old-Testament-Deuteronomy-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Edomlu'dan nefret etmeyeceksin, çünkü o senin kardeşindir. Mısırlı'dan nefret etmeyeceksin, çünkü onun ülkesinde yabancı olarak yaşadın.|edomluʔdan nefret etmejet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku o senin kardesindir. misirliʔdan nefret etmejet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku onun ulkesinde jabant͡ʃi olarak jasadin. Old-Testament-Hosea-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin kutsal toplantı gününde, ve Yahve'nin bayramı gününde ne yapacaksınız?|jahveʔnin kutsal toplanti ɡunundeʔ ve jahveʔnin bajrami ɡununde ne japat͡ʃaksiniz? Old-Testament-Daniel-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Nebukadnetsar, yüksekliği altmış arşın, genişliği altı arşın olan altın bir suret yaptı. Onu Babil eyaletindeki Dura Ovası'na dikti.|kral nebukadnetsarʔ juksekliɡi altmis arsinʔ ɡenisliɡi alti arsin olan altin bir suret japti. onu babil ejaletindeki dura ovasiʔna dikti. Old-Testament-Exodus-039-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kare biçimindeydi. Göğüslüğü iki kat yaptılar. İki katı olarak uzunluğu bir karış, eni bir karıştı.|kare bit͡ʃimindejdi. ɡoɡusluɡu iki kat japtilar. iki kati olarak uzunluɡu bir karisʔ eni bir karisti. Old-Testament-Psalms-102-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarının çocukları devam edecek. Onların soyu senin önünde sağlamlaştırılacak.”|hizmetkarlarinin t͡ʃot͡ʃuklari devam edet͡ʃek. onlarin soju senin onunde saɡlamlastirilat͡ʃak.” Old-Testament-Jeremiah-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Utancımız içinde yatalım ve rezilliğimiz bizi örtsün; çünkü gençliğimizden bu güne dek biz ve atalarımız Tanrımız Yahve'ye karşı günah işledik. Tanrımız Yahve'nin sözüne itaat etmedik.\"\"\"|\"utant͡ʃimiz it͡ʃinde jatalim ve rezilliɡimiz bizi ortsun; t͡ʃunku ɡent͡ʃliɡimizden bu ɡune dek biz ve atalarimiz tanrimiz jahveʔje karsi ɡunah isledik. tanrimiz jahveʔnin sozune itaat etmedik.\"\"\" Old-Testament-Genesis-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa'nın oğulları ile Sam'ın, Ham'ın ve Yafet'in soylarının öyküsü bunlardır. Tufandan sonra onlara oğullar doğdu.|noaʔnin oɡullari ile samʔinʔ hamʔin ve jafetʔin sojlarinin ojkusu bunlardir. tufandan sonra onlara oɡullar doɡdu. New-Testament-Romans-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevginiz iki yüzlü olmasın. Kötülükten nefret edin, iyiliğe sarılın.|sevɡiniz iki juzlu olmasin. kotulukten nefret edinʔ ijiliɡe sarilin. New-Testament-Acts-021-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalığın arasında kimisi bir şey, kimisi başka bir şey bağırıyordu. Gürültüden gerçeği öğrenemeyince, onun kaleye götürülmesini buyurdu.|kalabaliɡin arasinda kimisi bir sejʔ kimisi baska bir sej baɡirijordu. ɡurultuden ɡert͡ʃeɡi oɡrenemejint͡ʃeʔ onun kaleje ɡoturulmesini bujurdu. Old-Testament-Ezekiel-034-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları ve tepemin çevresindeki yerleri bereketli kılacağım. Sağanağı zamanında yağdıracağım. Bereket sağanakları olacak.|onlari ve tepemin t͡ʃevresindeki jerleri bereketli kilat͡ʃaɡim. saɡanaɡi zamaninda jaɡdirat͡ʃaɡim. bereket saɡanaklari olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün topluluk sesini yükseltip bağırdı; ve insanlar o gece ağladılar.|butun topluluk sesini jukseltip baɡirdi; ve insanlar o ɡet͡ʃe aɡladilar. Old-Testament-Ezekiel-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinde peygamberlerinin kurduğu bir düzen var, kükreyen bir aslan gibi avını parçalıyor. Canları yediler. Hazineleri ve değerli şeyleri ele geçirdiler. İçinde birçok kadını dul bıraktılar.|it͡ʃinde pejɡamberlerinin kurduɡu bir duzen varʔ kukrejen bir aslan ɡibi avini part͡ʃalijor. t͡ʃanlari jediler. hazineleri ve deɡerli sejleri ele ɡet͡ʃirdiler. it͡ʃinde birt͡ʃok kadini dul biraktilar. Old-Testament-Genesis-041-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ülkeler tahıl satın almak için Yosef’in yanına, Mısır'a geldiler. Çünkü bütün yeryüzünde kıtlık şiddetliydi.|butun ulkeler tahil satin almak it͡ʃin josef’in janinaʔ misirʔa ɡeldiler. t͡ʃunku butun jerjuzunde kitlik siddetlijdi. New-Testament-Luke-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçiler döndüklerinde, yaptıkları her şeyi Yeşua’ya anlattılar. Yeşua onları ayrı olarak yanına alıp Beytsayda kentinin ıssız bir bölgesine çekildi.|elt͡ʃiler donduklerindeʔ japtiklari her seji jesua’ja anlattilar. jesua onlari ajri olarak janina alip bejtsajda kentinin issiz bir bolɡesine t͡ʃekildi. New-Testament-Revelation-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizde ve karada durduğunu gördüğüm melek sağ elini gökyüzüne kaldırdı.|denizde ve karada durduɡunu ɡorduɡum melek saɡ elini ɡokjuzune kaldirdi. New-Testament-Romans-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, kardeşlerim, siz de ölümden dirilmiş Olan'a varmak üzere, Mesih’in bedeni aracılığıyla Yasa karşısında öldünüz; ta ki, Tanrı’ya ürün yetiştirelim.|bu nedenleʔ kardeslerimʔ siz de olumden dirilmis olanʔa varmak uzereʔ mesih’in bedeni arat͡ʃiliɡijla jasa karsisinda oldunuz; ta kiʔ tanri’ja urun jetistirelim. Old-Testament-2-Chronicles-032-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya atalarıyla birlikte uyudu ve onu Davidoğulları mezarları yokuşuna gömdüler. Bütün Yahuda ve Yeruşalem sakinleri ölümünde onu onurlandırdılar. Oğlu Manaşşe onun yerine kral oldu.|hizkija atalarijla birlikte ujudu ve onu davidoɡullari mezarlari jokusuna ɡomduler. butun jahuda ve jerusalem sakinleri olumunde onu onurlandirdilar. oɡlu manasse onun jerine kral oldu. Old-Testament-Numbers-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlu olmadığı için babamızın adı neden soyu arasından kaldırılsın? Bize babamızın kardeşleri arasında bir mülk verin.”|oɡlu olmadiɡi it͡ʃin babamizin adi neden soju arasindan kaldirilsin? bize babamizin kardesleri arasinda bir mulk verin.” Old-Testament-Genesis-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Terah'ın günleri iki yüz beş yıldı. Terah, Haran'da öldü.|terahʔin ɡunleri iki juz bes jildi. terahʔ haranʔda oldu. Old-Testament-Psalms-084-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, avlularında bir gün, bin günden iyidir. Kötülük çadırlarında oturmaktansa, Tanrım’ın evinin kapıcısı olmayı yeğlerim.|t͡ʃunkuʔ avlularinda bir ɡunʔ bin ɡunden ijidir. kotuluk t͡ʃadirlarinda oturmaktansaʔ tanrim’in evinin kapit͡ʃisi olmaji jeɡlerim. Old-Testament-Isaiah-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüler yaşamayacaklar. Göçüp giden ruhlar kalmayacaklar. Bu nedenle onları ziyaret edip helâk ettin, onların tüm anılarını yok ettin.|oluler jasamajat͡ʃaklar. ɡot͡ʃup ɡiden ruhlar kalmajat͡ʃaklar. bu nedenle onlari zijaret edip helak ettinʔ onlarin tum anilarini jok ettin. New-Testament-Matthew-013-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua tüm bu benzetmeleri bitirince oradan ayrıldı.|jesua tum bu benzetmeleri bitirint͡ʃe oradan ajrildi. Old-Testament-Numbers-031-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların yarısından alıp Yahve'ye sallamalık sunu olarak kâhin Eleazar'a vereceksin.|onlarin jarisindan alip jahveʔje sallamalik sunu olarak kahin eleazarʔa veret͡ʃeksin. Old-Testament-Isaiah-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Taçlar veren, tüccarları beyler olan, tüccarları yeryüzünün saygınları olan Sur'a karşı bunu kim tasarladı?|tat͡ʃlar verenʔ tut͡ʃt͡ʃarlari bejler olanʔ tut͡ʃt͡ʃarlari jerjuzunun sajɡinlari olan surʔa karsi bunu kim tasarladi? Old-Testament-Numbers-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balak, Balam'a, \"\"Onlara ne hiç lanet et, ne de onları hiç kutsa\"\" dedi.\"|\"balakʔ balamʔaʔ \"\"onlara ne hit͡ʃ lanet etʔ ne de onlari hit͡ʃ kutsa\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-001-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Baal Hanan öldü ve yerine Hadad kral oldu; kentinin adı Pai idi. Karısının adı Mezahav kızı Matred'in kızı Mehetabel'di.|baal hanan oldu ve jerine hadad kral oldu; kentinin adi pai idi. karisinin adi mezahav kizi matredʔin kizi mehetabelʔdi. Old-Testament-Numbers-028-028|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onların ekmek sunusu, yağla yoğrulmuş ince un, her boğa için onda üç, bir koç için onda iki,|ve onlarin ekmek sunusuʔ jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unʔ her boɡa it͡ʃin onda ut͡ʃʔ bir kot͡ʃ it͡ʃin onda ikiʔ Old-Testament-Jeremiah-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü kardeşlerin ve babanın evi bile, sana hainlik ettiler! Ardından yüksek sesle sana bağırdılar! Sana güzel sözler söyleseler bile, onlara inanma.\"\"\"|\"t͡ʃunku kardeslerin ve babanin evi bileʔ sana hainlik ettiler! ardindan juksek sesle sana baɡirdilar! sana ɡuzel sozler sojleseler bileʔ onlara inanma.\"\"\" New-Testament-Luke-017-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Değirmende birlikte buğday öğüten iki kişi olacak. Biri alınacak ve diğeri bırakılacak.”|deɡirmende birlikte buɡdaj oɡuten iki kisi olat͡ʃak. biri alinat͡ʃak ve diɡeri birakilat͡ʃak.” New-Testament-Romans-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde’ye gelince onlar sizin uğrunuza düşman oldular. Ama seçime gelince ataları uğruna onlar sevgililerdir.|muʒde’je ɡelint͡ʃe onlar sizin uɡrunuza dusman oldular. ama set͡ʃime ɡelint͡ʃe atalari uɡruna onlar sevɡililerdir. New-Testament-1-Corinthians-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|bizim için tek bir Baba Tanrı vardır, her şey O'ndandır ve bizler O’nun içiniz; ve Tek bir Efendi, Yeşua Mesih vardır; her şey O’nun aracılığıyla var oldu, biz de O’nun aracılığıyla yaşamaktayız.|bizim it͡ʃin tek bir baba tanri vardirʔ her sej oʔndandir ve bizler o’nun it͡ʃiniz; ve tek bir efendiʔ jesua mesih vardir; her sej o’nun arat͡ʃiliɡijla var olduʔ biz de o’nun arat͡ʃiliɡijla jasamaktajiz. Old-Testament-Isaiah-037-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Etiyopya Kralı Tirhakah'la ilgili şöyle bir haber duydu: \"\"Sana karşı savaşmak için çıktı.\"\" Bunu duyunca Hizkiya'ya ulaklar göndererek şöyle dedi:\"|\"etijopja krali tirhakahʔla ilɡili sojle bir haber dujdu \"\"sana karsi savasmak it͡ʃin t͡ʃikti.\"\" bunu dujunt͡ʃa hizkijaʔja ulaklar ɡondererek sojle dedi\" Old-Testament-Leviticus-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sekizinci yıl ekim yapacaksın ve dokuzuncu yıla kadar ambarın eski ürününden yiyeceksin. Ürünü gelinceye kadar eski ambardan yiyeceksin.'\"\"\"|\"sekizint͡ʃi jil ekim japat͡ʃaksin ve dokuzunt͡ʃu jila kadar ambarin eski urununden jijet͡ʃeksin. urunu ɡelint͡ʃeje kadar eski ambardan jijet͡ʃeksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-136-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri anlayışla yapana, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|ɡokleri anlajisla japanaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Psalms-037-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötülerin gücü kırılacak, ama Yahve doğrulara destek olur.|t͡ʃunku kotulerin ɡut͡ʃu kirilat͡ʃakʔ ama jahve doɡrulara destek olur. Old-Testament-Ezekiel-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşlediği günahlardan hiçbiri kendisine karşı anılmayacaktır. O, doğru ve adil olanı yapmıştır. Kesinlikle yaşayacaktır.\"\"'\"|\"islediɡi ɡunahlardan hit͡ʃbiri kendisine karsi anilmajat͡ʃaktir. oʔ doɡru ve adil olani japmistir. kesinlikle jasajat͡ʃaktir.\"\"ʔ\" New-Testament-1-Peter-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar tarafından reddedilmiş, ama Tanrı’ya göre seçkin, değerli taşa, O’na gelin.|insanlar tarafindan reddedilmisʔ ama tanri’ja ɡore set͡ʃkinʔ deɡerli tasaʔ o’na ɡelin. New-Testament-Acts-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi burada, Tanrı'nın atalarımıza verdiği vaadin umudu uğruna yargılanmak üzere duruyorum.|simdi buradaʔ tanriʔnin atalarimiza verdiɡi vaadin umudu uɡruna jarɡilanmak uzere durujorum. Old-Testament-Deuteronomy-032-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kurak bir diyarda, uluyan bir çölde buldu. Onun çevresini sardı. Onunla ilgilendi. Onu kendi gözbebeği gibi korudu.|onu kurak bir dijardaʔ ulujan bir t͡ʃolde buldu. onun t͡ʃevresini sardi. onunla ilɡilendi. onu kendi ɡozbebeɡi ɡibi korudu. New-Testament-Philippians-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Selanik’te de, ihtiyacım olduğunda birkaç kez bana yardım gönderdiniz.|selanik’te deʔ ihtijat͡ʃim olduɡunda birkat͡ʃ kez bana jardim ɡonderdiniz. New-Testament-1-John-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın sevgisi şununla bize gösterildi: Tanrı biricik Oğlu’nu, O’nun aracılığıyla yaşayalım diye dünyaya gönderdi.|tanri’nin sevɡisi sununla bize ɡosterildi tanri birit͡ʃik oɡlu’nuʔ o’nun arat͡ʃiliɡijla jasajalim dije dunjaja ɡonderdi. Old-Testament-Exodus-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe şöyle dedi: \"\"Tanrımız Yahve'ye kurban sunmamız için bize kurbanlar ve yakmalık sunular da vermelisin.\"|\"mose sojle dedi \"\"tanrimiz jahveʔje kurban sunmamiz it͡ʃin bize kurbanlar ve jakmalik sunular da vermelisin.\" Old-Testament-Numbers-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Her biriniz kendi buhurdanını alıp üzerine buhur koysun. Her biriniz kendi buhurdanını, iki yüz elli buhurdanını Yahve'nin önüne getirsin; sen ve Aron da, ikiniz de kendi buhurdanınızı getirin.”|her biriniz kendi buhurdanini alip uzerine buhur kojsun. her biriniz kendi buhurdaniniʔ iki juz elli buhurdanini jahveʔnin onune ɡetirsin; sen ve aron daʔ ikiniz de kendi buhurdaninizi ɡetirin.” New-Testament-Luke-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Galile’nin bir kenti olan Kafernahum’a geldi. Şabat Günü onlara öğretiyordu.|jesua ɡalile’nin bir kenti olan kafernahum’a ɡeldi. sabat ɡunu onlara oɡretijordu. Old-Testament-Judges-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin meleği bu sözleri bütün İsrael'in çocuklarına söylediğinde, halk seslerini yükseltip ağladı.|jahveʔnin meleɡi bu sozleri butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojlediɡindeʔ halk seslerini jukseltip aɡladi. Old-Testament-1-Kings-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam ile Yarovam arasında yaşamının bütün günlerinde savaş vardı.|rehovam ile jarovam arasinda jasaminin butun ɡunlerinde savas vardi. New-Testament-1-Timothy-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Karıları da aynı şekilde saygılı, iftiracı değil, ölçülü ve her bakımdan sadık olmalıdır.|karilari da ajni sekilde sajɡiliʔ iftirat͡ʃi deɡilʔ olt͡ʃulu ve her bakimdan sadik olmalidir. Old-Testament-Exodus-034-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İlki gibi iki taş levhayı yonttu; sonra Moşe sabah erkenden kalktı, Yahve'nin kendisine buyurduğu gibi Sina Dağı'na çıktı ve eline iki taş levha aldı.|ilki ɡibi iki tas levhaji jonttu; sonra mose sabah erkenden kalktiʔ jahveʔnin kendisine bujurduɡu ɡibi sina daɡiʔna t͡ʃikti ve eline iki tas levha aldi. New-Testament-Colossians-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın isteğiyle Mesih Yeşua’nın elçisi olan ben Pavlus ve kardeşimiz Timoteos,|tanri’nin isteɡijle mesih jesua’nin elt͡ʃisi olan ben pavlus ve kardesimiz timoteosʔ Old-Testament-Deuteronomy-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Adaleti saptırmayacaksın. Taraf tutmayacaksın. Rüşvet almayacaksın; çünkü rüşvet bilgelerin gözlerini kör eder ve doğruların sözlerini saptırır.|adaleti saptirmajat͡ʃaksin. taraf tutmajat͡ʃaksin. rusvet almajat͡ʃaksin; t͡ʃunku rusvet bilɡelerin ɡozlerini kor eder ve doɡrularin sozlerini saptirir. Old-Testament-Psalms-035-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğuna göre beni haklı çıkar, ey Yahve Tanrım. Bana karşı sevinmelerine izin verme.|doɡruluɡuna ɡore beni hakli t͡ʃikarʔ ej jahve tanrim. bana karsi sevinmelerine izin verme. New-Testament-Hebrews-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları söyleyeni sakın reddetmeyin. Yeryüzünde kendilerini uyaranı reddedenler kaçamadılarsa, bizi gökten uyarana yüz çevirirsek kaçamayacağımız çok daha kesindir.|bunlari sojlejeni sakin reddetmejin. jerjuzunde kendilerini ujarani reddedenler kat͡ʃamadilarsaʔ bizi ɡokten ujarana juz t͡ʃevirirsek kat͡ʃamajat͡ʃaɡimiz t͡ʃok daha kesindir. Old-Testament-Jeremiah-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü kentlerinin sayısına göre ilâhları var, Yahuda; ve Yeruşalem sokaklarının sayısına göre utanç verici şeylere sunaklar, Baal'a buhur yakmak için sunaklar kurdunuz.\"\"'\"|\"t͡ʃunku kentlerinin sajisina ɡore ilahlari varʔ jahuda; ve jerusalem sokaklarinin sajisina ɡore utant͡ʃ verit͡ʃi sejlere sunaklarʔ baalʔa buhur jakmak it͡ʃin sunaklar kurdunuz.\"\"ʔ\" Old-Testament-2-Kings-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun günlerinde Mısır Kralı Firavun Neko, Aşur Kralı'na karşı Fırat Irmağı'na çıktı. Kral Yoşiya da ona karşı çıktı. Ama Firavun Neko onu görünce Megiddo'da öldürdü.|onun ɡunlerinde misir krali firavun nekoʔ asur kraliʔna karsi firat irmaɡiʔna t͡ʃikti. kral josija da ona karsi t͡ʃikti. ama firavun neko onu ɡorunt͡ʃe meɡiddoʔda oldurdu. Old-Testament-Job-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da yeryüzüne konuş, o da sana öğretsin. Denizin balıkları sana bildirsinler.|ja da jerjuzune konusʔ o da sana oɡretsin. denizin baliklari sana bildirsinler. Old-Testament-Amos-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke bundan dolayı titremeyecek mi, ve içinde oturan herkes yas tutmayacak mı? Evet, ülke bütünüyle Irmak gibi yükselecek; ve Mısır Irmağı gibi kabarıp yine inecek.|ulke bundan dolaji titremejet͡ʃek miʔ ve it͡ʃinde oturan herkes jas tutmajat͡ʃak mi? evetʔ ulke butunujle irmak ɡibi jukselet͡ʃek; ve misir irmaɡi ɡibi kabarip jine inet͡ʃek. Old-Testament-Job-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü olmadığımı bildiğin halde, senin elinden beni kurtaracak kimse yoktur.|kotu olmadiɡimi bildiɡin haldeʔ senin elinden beni kurtarat͡ʃak kimse joktur. Old-Testament-Numbers-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, kendisine buyurduğu gibi değneği Yahve'nin önünden aldı.|moseʔ kendisine bujurduɡu ɡibi deɡneɡi jahveʔnin onunden aldi. Old-Testament-Numbers-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşonlular'ın aileleri konutun arkasında batıya doğru konaklayacaklar.|ɡersonlularʔin aileleri konutun arkasinda batija doɡru konaklajat͡ʃaklar. New-Testament-Ephesians-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim için de dua edin, ağzımı açtığımda Müjde’nin sırrını cesaretle anlatabileyim diye söz verilsin.|benim it͡ʃin de dua edinʔ aɡzimi at͡ʃtiɡimda muʒde’nin sirrini t͡ʃesaretle anlatabilejim dije soz verilsin. Old-Testament-Amos-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Avı olmayan aslan ormanda kükrer mi? Genç aslan bir şey tutmadan ininden sesini çıkarır mı?|avi olmajan aslan ormanda kukrer mi? ɡent͡ʃ aslan bir sej tutmadan ininden sesini t͡ʃikarir mi? New-Testament-John-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ne kandan, ne bedenin isteğinden ne de insan isteğinden değil, ama Tanrı’dan doğdular.|onlar ne kandanʔ ne bedenin isteɡinden ne de insan isteɡinden deɡilʔ ama tanri’dan doɡdular. Old-Testament-Ezekiel-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Senin el işlerinin çokluğundan, her çeşit zenginliğin çokluğu nedeniyle Damaskus, Helbon şarabı ve beyaz yünle, senin tüccarındı.|“‘“senin el islerinin t͡ʃokluɡundanʔ her t͡ʃesit zenɡinliɡin t͡ʃokluɡu nedenijle damaskusʔ helbon sarabi ve bejaz junleʔ senin tut͡ʃt͡ʃarindi. Old-Testament-Jeremiah-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden sağanak yağışlar alıkoyuldu ve son yağmur olmadı; yine de fahişe alnına sahip oldun ve utanmayı reddettin.|bu juzden saɡanak jaɡislar alikojuldu ve son jaɡmur olmadi; jine de fahise alnina sahip oldun ve utanmaji reddettin. Old-Testament-2-Chronicles-031-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunuları, ondalıkları ve adanmış şeyleri sadakatle getirdiler. Levili Konanya onların başındaydı ve kardeşi Şimei ikinciydi.|sunulariʔ ondaliklari ve adanmis sejleri sadakatle ɡetirdiler. levili konanja onlarin basindajdi ve kardesi simei ikint͡ʃijdi. New-Testament-1-Thessalonians-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz emziren bir annenin kendi çocuklarına değer verdiği gibi aranızda uysal olduk.|ama biz emziren bir annenin kendi t͡ʃot͡ʃuklarina deɡer verdiɡi ɡibi aranizda ujsal olduk. Old-Testament-Judges-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Barak ona şöyle dedi: “Benimle geleceksen giderim; ama sen benimle gelmeyeceksen ben de gitmem.”|barak ona sojle dedi “benimle ɡelet͡ʃeksen ɡiderim; ama sen benimle ɡelmejet͡ʃeksen ben de ɡitmem.” Old-Testament-Proverbs-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, yüreğim sevinecek, dudakların doğru olanı konuştuğunda.|evetʔ jureɡim sevinet͡ʃekʔ dudaklarin doɡru olani konustuɡunda. Old-Testament-Jeremiah-051-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke titriyor ve acı çekiyor; çünkü Babil ülkesini ıssız, kimsesiz kılmak için Yahve'nin Babil'e karşı olan tasarıları yerinde duruyor.|ulke titrijor ve at͡ʃi t͡ʃekijor; t͡ʃunku babil ulkesini issizʔ kimsesiz kilmak it͡ʃin jahveʔnin babilʔe karsi olan tasarilari jerinde durujor. New-Testament-1-Corinthians-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlar başkalarına örnek olsun diye onların başına geldi. Çağların sonuna gelmiş olan bizlere öğüt olsun diye yazıldı.|butun bunlar baskalarina ornek olsun dije onlarin basina ɡeldi. t͡ʃaɡlarin sonuna ɡelmis olan bizlere oɡut olsun dije jazildi. Old-Testament-2-Samuel-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriyeliler İsraelliler tarafından yenildiklerini görünce, bir araya toplandılar.|surijeliler israelliler tarafindan jenildiklerini ɡorunt͡ʃeʔ bir araja toplandilar. Old-Testament-Jeremiah-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"eğer gözümde kötü olanı yaparlarsa, sözümü dinlemezlerse, onlara iyilik edeceğimi söylediğim iyilikten tövbe ederim.\"\"\"|\"eɡer ɡozumde kotu olani japarlarsaʔ sozumu dinlemezlerseʔ onlara ijilik edet͡ʃeɡimi sojlediɡim ijilikten tovbe ederim.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana kulak ver, ey Yahve, ve benimle çekişenlerin sözünü duy.|bana kulak verʔ ej jahveʔ ve benimle t͡ʃekisenlerin sozunu duj. Old-Testament-Deuteronomy-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve onları önünde teslim ettiği ve onları vurduğunda, o zaman onları tümüyle yok edeceksin. Onlarla antlaşma yapmayacaksın ve onlara merhamet göstermeyeceksin.|tanrin jahve onlari onunde teslim ettiɡi ve onlari vurduɡundaʔ o zaman onlari tumujle jok edet͡ʃeksin. onlarla antlasma japmajat͡ʃaksin ve onlara merhamet ɡostermejet͡ʃeksin. Old-Testament-Lamentations-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim için pusuda yatan bir ayı, gizlenmiş bir aslandır.|benim it͡ʃin pusuda jatan bir ajiʔ ɡizlenmis bir aslandir. Old-Testament-Hosea-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in gururu kendi yüzüne tanıklık ediyor; yine de Tanrıları Yahve'ye dönmediler, ve bütün bunlara rağmen O'nu aramadılar.|israelʔin ɡururu kendi juzune taniklik edijor; jine de tanrilari jahveʔje donmedilerʔ ve butun bunlara raɡmen oʔnu aramadilar. New-Testament-Luke-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua öğrencilerine, hiç vazgeçmeden, sürekli dua etmeleri gerektiğine dair şu benzetmeyi de anlattı:|jesua oɡrent͡ʃilerineʔ hit͡ʃ vazɡet͡ʃmedenʔ surekli dua etmeleri ɡerektiɡine dair su benzetmeji de anlatti New-Testament-Hebrews-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanok ölümü tatmamak üzere imanı sayesinde götürüldü ve bulunamadı. Çünkü Tanrı onu almıştı. Çünkü alınmadan önce Tanrı’yı hoşnut eden biri olduğuna tanıklık edildi.|hanok olumu tatmamak uzere imani sajesinde ɡoturuldu ve bulunamadi. t͡ʃunku tanri onu almisti. t͡ʃunku alinmadan ont͡ʃe tanri’ji hosnut eden biri olduɡuna taniklik edildi. New-Testament-Ephesians-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şöyle deniyor, “Uyan ey uyuyan! Ölümden diril! Mesih üzerinde parlayacak.”|bu nedenle sojle denijorʔ “ujan ej ujujan! olumden diril! mesih uzerinde parlajat͡ʃak.” New-Testament-Galatians-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’in çarmıhından başka bir şeyle övünmek benden uzak olsun. O’nun çarmıhı aracılığıyla dünya benim için çarmıha gerildi, ben de dünya için.|efendimiz jesua mesih’in t͡ʃarmihindan baska bir sejle ovunmek benden uzak olsun. o’nun t͡ʃarmihi arat͡ʃiliɡijla dunja benim it͡ʃin t͡ʃarmiha ɡerildiʔ ben de dunja it͡ʃin. Old-Testament-Isaiah-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahve onların halhallarını, baş çatlığı, hilal kolyelerini,|o ɡun jahve onlarin halhallariniʔ bas t͡ʃatliɡiʔ hilal koljeleriniʔ Old-Testament-Psalms-105-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralarında mucizeler, Ham diyarında harikalar gerçekleştirdiler.|aralarinda mut͡ʃizelerʔ ham dijarinda harikalar ɡert͡ʃeklestirdiler. New-Testament-Hebrews-011-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizden ayrı olarak kusursuz kılınmasınlar diye, Tanrı bize daha üstün bir şey sağlamıştır.|bizden ajri olarak kusursuz kilinmasinlar dijeʔ tanri bize daha ustun bir sej saɡlamistir. Old-Testament-Psalms-063-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar kılıcın gücüne teslim edilecekler. Çakallara yem olacaklar.|onlar kilit͡ʃin ɡut͡ʃune teslim edilet͡ʃekler. t͡ʃakallara jem olat͡ʃaklar. New-Testament-Mark-010-041|und|SPEAKER_00_Turkish|On öğrenci bunları duyunca, Yakov ve Yuhanna’ya kızmaya başladılar.|on oɡrent͡ʃi bunlari dujunt͡ʃaʔ jakov ve juhanna’ja kizmaja basladilar. Old-Testament-Leviticus-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer tarlasını Jübile Yılı'ndan itibaren adarsa, senin biçtiğin değere göre kalacaktır.|eɡer tarlasini ʒubile jiliʔndan itibaren adarsaʔ senin bit͡ʃtiɡin deɡere ɡore kalat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı doğuya doğru, Aden'de bir bahçe dikti ve biçim vermiş olduğu Adem’i oraya koydu.|jahve tanri doɡuja doɡruʔ adenʔde bir baht͡ʃe dikti ve bit͡ʃim vermis olduɡu adem’i oraja kojdu. New-Testament-Romans-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|bedensel olarak David'in soyundan doğmuş,|bedensel olarak davidʔin sojundan doɡmusʔ Old-Testament-Psalms-092-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, senin düşmanların, ey Yahve, çünkü işte, düşmanların yok olacak. Bütün kötülük yapanlar dağılacaktır.|t͡ʃunku isteʔ senin dusmanlarinʔ ej jahveʔ t͡ʃunku isteʔ dusmanlarin jok olat͡ʃak. butun kotuluk japanlar daɡilat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Samuel-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra Hararlı Age oğlu Şamma geldi. Filistliler mercimek dolu bir tarlanın olduğu yerde birlik halinde toplanmışlardı, halk da Filistliler'den kaçtı.|ondan sonra hararli aɡe oɡlu samma ɡeldi. filistliler mert͡ʃimek dolu bir tarlanin olduɡu jerde birlik halinde toplanmislardiʔ halk da filistlilerʔden kat͡ʃti. Old-Testament-1-Kings-011-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama krallığı oğlunun elinden alacağım ve sana vereceğim, on oymağı.|ama kralliɡi oɡlunun elinden alat͡ʃaɡim ve sana veret͡ʃeɡimʔ on ojmaɡi. Old-Testament-Exodus-037-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için dört altın halka döktü ve halkaları dört ayağı üzerinde olan dört köşesine yerleştirdi.|onun it͡ʃin dort altin halka doktu ve halkalari dort ajaɡi uzerinde olan dort kosesine jerlestirdi. Old-Testament-Ecclesiastes-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden güneşin altında çektiğim bütün emekten dolayı yüreğimi umutsuzluğa sevketmeye başladım.|bu juzden ɡunesin altinda t͡ʃektiɡim butun emekten dolaji jureɡimi umutsuzluɡa sevketmeje basladim. New-Testament-Romans-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü yapmak istediğim şeyi yapmıyorum; ama nefret ettiğim şeyi yapıyorum.|t͡ʃunku ne japtiɡimi anlamijorum. t͡ʃunku japmak istediɡim seji japmijorum; ama nefret ettiɡim seji japijorum. New-Testament-Romans-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizim için çok emek vermiş olan Mariyam’a selam söyleyin.|bizim it͡ʃin t͡ʃok emek vermis olan marijam’a selam sojlejin. Old-Testament-Job-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü diyorsunuz ki, ‘Beyin evi nerede? Kötülerin yaşadığı çadır nerede?’|t͡ʃunku dijorsunuz kiʔ ‘bejin evi nerede? kotulerin jasadiɡi t͡ʃadir nerede?’ New-Testament-1-Corinthians-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, putlara kurban edilen şeylerin yenmesine gelince, dünyada putun bir hiç olduğunu, tek Tanrı’dan başka bir Tanrı olmadığını biliyoruz.|bu nedenleʔ putlara kurban edilen sejlerin jenmesine ɡelint͡ʃeʔ dunjada putun bir hit͡ʃ olduɡunuʔ tek tanri’dan baska bir tanri olmadiɡini bilijoruz. Old-Testament-Proverbs-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer akıllı biri bir akılsızla mahkemeye giderse, akılsız hiddetlenir ya da alay eder ve barış olmaz.|eɡer akilli biri bir akilsizla mahkemeje ɡiderseʔ akilsiz hiddetlenir ja da alaj eder ve baris olmaz. New-Testament-Ephesians-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nda bütün beden, her eklemin yardımıyla kenetlenip birleşerek her üyesinin işleyiş ölçüsüne göre büyüyüp sevgide bina olmaktadır.|o’nda butun bedenʔ her eklemin jardimijla kenetlenip birleserek her ujesinin islejis olt͡ʃusune ɡore bujujup sevɡide bina olmaktadir. Old-Testament-Jeremiah-034-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve'nin sözü Yahve'den Yeremya'ya geldi ve şöyle dedi:|bu juzden jahveʔnin sozu jahveʔden jeremjaʔja ɡeldi ve sojle dedi New-Testament-Ephesians-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu bütün yönetimlerin, yetkilerin, güç ve egemenliklerin, yalnızca bu çağda değil, gelecek çağda da anılacak her adın çok üstüne çıkardı.|o’nu butun jonetimlerinʔ jetkilerinʔ ɡut͡ʃ ve eɡemenliklerinʔ jalnizt͡ʃa bu t͡ʃaɡda deɡilʔ ɡelet͡ʃek t͡ʃaɡda da anilat͡ʃak her adin t͡ʃok ustune t͡ʃikardi. New-Testament-2-John-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ihtiyardan, gerçekten sevdiğim, seçilmiş hanımefendiye ve çocuklarına, yalnız ben değil, gerçeği bilenlerin hepsi de sizi seviyor.|bu ihtijardanʔ ɡert͡ʃekten sevdiɡimʔ set͡ʃilmis hanimefendije ve t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ jalniz ben deɡilʔ ɡert͡ʃeɡi bilenlerin hepsi de sizi sevijor. Old-Testament-Isaiah-033-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Samana gebe kalacaksınız. Anız doğuracaksınız. Kendi soluğunuz sizi yiyip bitirecek bir ateştir.|samana ɡebe kalat͡ʃaksiniz. aniz doɡurat͡ʃaksiniz. kendi soluɡunuz sizi jijip bitiret͡ʃek bir atestir. Old-Testament-Hosea-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar, Adem gibi, antlaşmayı bozdular. Orada bana sadakatsizlik ettiler.|ama onlarʔ adem ɡibiʔ antlasmaji bozdular. orada bana sadakatsizlik ettiler. Old-Testament-Exodus-028-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu mavi bir kordon üzerine koyacaksın, sarığın üzerinde olacak, sarığın ön tarafında olacaktır.|onu mavi bir kordon uzerine kojat͡ʃaksinʔ sariɡin uzerinde olat͡ʃakʔ sariɡin on tarafinda olat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Kings-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ancak bunu senin günlerinde, baban David'in hatırı için yapmayacağım; ama onu oğlunun elinden koparıp alacağım.\"|\"\"\"ant͡ʃak bunu senin ɡunlerindeʔ baban davidʔin hatiri it͡ʃin japmajat͡ʃaɡim; ama onu oɡlunun elinden koparip alat͡ʃaɡim.\" New-Testament-Hebrews-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama katı yiyecek, yetişkinler içindir; onlar iyi ve kötüyü ayırt etmek üzere duyularını alıştırmayla eğitmiş kişilerdir.|ama kati jijet͡ʃekʔ jetiskinler it͡ʃindir; onlar iji ve kotuju ajirt etmek uzere dujularini alistirmajla eɡitmis kisilerdir. Old-Testament-Nehemiah-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı evinin yöneticisi Ahituv oğlu, Merayot oğlu, Sadok oğlu, Meşullam oğlu, Hilkiya oğlu Seraya,|tanri evinin jonetit͡ʃisi ahituv oɡluʔ merajot oɡluʔ sadok oɡluʔ mesullam oɡluʔ hilkija oɡlu serajaʔ Old-Testament-2-Chronicles-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklıkları ve ayaklıkların üzerindeki kazanları da yaptı,|ajakliklari ve ajakliklarin uzerindeki kazanlari da japtiʔ Old-Testament-Genesis-033-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisi de onların önünden geçerek kardeşinin yanına gelene kadar yedi kez yere eğildi.|kendisi de onlarin onunden ɡet͡ʃerek kardesinin janina ɡelene kadar jedi kez jere eɡildi. New-Testament-James-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse kardeşler, Efendi’nin gelişine dek sabırlı olun. Bakın, çiftçi, ilk ve son yağmurları alana dek toprağın değerli ürününü nasıl sabırla bekliyor!|ojlejse kardeslerʔ efendi’nin ɡelisine dek sabirli olun. bakinʔ t͡ʃiftt͡ʃiʔ ilk ve son jaɡmurlari alana dek topraɡin deɡerli urununu nasil sabirla beklijor! Old-Testament-Psalms-062-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey halkım, O'na her zaman güven. Yüreğini O’nun önünde dök. Tanrı bizim için bir sığınaktır. Selah.|ej halkimʔ oʔna her zaman ɡuven. jureɡini o’nun onunde dok. tanri bizim it͡ʃin bir siɡinaktir. selah. Old-Testament-2-Kings-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Ravşake onlara, \"\"Efendim beni bu sözleri söylemem için efendinize ve size mi gönderdi?\"\" dedi. \"\"Beni, duvarda oturan, kendi pisliklerini yiyip kendi idrarlarını sizinle birlikte içecek adamlara göndermedi mi?\"\"\"|\"ama ravsake onlaraʔ \"\"efendim beni bu sozleri sojlemem it͡ʃin efendinize ve size mi ɡonderdi?\"\" dedi. \"\"beniʔ duvarda oturanʔ kendi pisliklerini jijip kendi idrarlarini sizinle birlikte it͡ʃet͡ʃek adamlara ɡondermedi mi?\"\"\" Old-Testament-Leviticus-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Kızını fahişe ederek onu kirletme; öyle ki, ülke fuhuş edip diyar kötülükle dolmasın.'\"\"\"|\"“ʔkizini fahise ederek onu kirletme; ojle kiʔ ulke fuhus edip dijar kotulukle dolmasin.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-022-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Ferisiler, Yeşua’nın Sadukiler’i susturduğunu duyunca toplandılar.|ama ferisilerʔ jesua’nin sadukiler’i susturduɡunu dujunt͡ʃa toplandilar. Old-Testament-2-Chronicles-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kenaana oğlu Sidkiya yaklaşıp Mikaya'nın yanağına vurdu ve, 'Yahve'nin Ruhu benden sana hangi yoldan geçti?' dedi.|o zaman kenaana oɡlu sidkija jaklasip mikajaʔnin janaɡina vurdu veʔ ʔjahveʔnin ruhu benden sana hanɡi joldan ɡet͡ʃti?ʔ dedi. New-Testament-Matthew-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz insanlara suçlarını bağışlamazsanız, Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz.”|ama siz insanlara sut͡ʃlarini baɡislamazsanizʔ babaniz da sizin sut͡ʃlarinizi baɡislamaz.” New-Testament-Revelation-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Köpekler, büyücüler, fuhuş yapanlar, adam öldürenler, putperestler, yalanı sevip hilekâr olanların hepsi dışarıda kalacak.|kopeklerʔ bujut͡ʃulerʔ fuhus japanlarʔ adam oldurenlerʔ putperestlerʔ jalani sevip hilekar olanlarin hepsi disarida kalat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, kralın Yahuda'nın her yerindeki surlu kentlere yerleştirdiği askerlere ek olarak, krala hizmet edenlerdi.|bunlarʔ kralin jahudaʔnin her jerindeki surlu kentlere jerlestirdiɡi askerlere ek olarakʔ krala hizmet edenlerdi. New-Testament-Revelation-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci mührü açtığında, gökte yarım saat kadar sessizlik oldu.|jedint͡ʃi muhru at͡ʃtiɡindaʔ ɡokte jarim saat kadar sessizlik oldu. Old-Testament-Psalms-056-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Korktuğumda, sana güvenirim.|korktuɡumdaʔ sana ɡuvenirim. Old-Testament-Nehemiah-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sözleri duyduğumda oturup ağladım ve günlerce yas tuttum ve oruç tutup göğün Tanrısı'nın önünde dua ettim,|bu sozleri dujduɡumda oturup aɡladim ve ɡunlert͡ʃe jas tuttum ve orut͡ʃ tutup ɡoɡun tanrisiʔnin onunde dua ettimʔ Old-Testament-Judges-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde İsrael'de kral yoktu. Herkes kendi gözünde doğru olanı yapardı.|o ɡunlerde israelʔde kral joktu. herkes kendi ɡozunde doɡru olani japardi. Old-Testament-Exodus-035-033|und|SPEAKER_00_Turkish|taş kesmede ve kakmada, ağaç oymacılığında, her türlü ustalık gerektiren işçilikte çalışmak üzere, Tanrı onu kendi ruhuyla doldurdu.|tas kesmede ve kakmadaʔ aɡat͡ʃ ojmat͡ʃiliɡindaʔ her turlu ustalik ɡerektiren ist͡ʃilikte t͡ʃalismak uzereʔ tanri onu kendi ruhujla doldurdu. Old-Testament-Judges-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek'ten sonra, İsrael'i kurtarmak için İssakar'dan biri olan Dodo oğlu, Puah oğlu Tola, ortaya çıktı. Efraim'in dağlık bölgesinde Şamir'de yaşıyordu.|avimelekʔten sonraʔ israelʔi kurtarmak it͡ʃin issakarʔdan biri olan dodo oɡluʔ puah oɡlu tolaʔ ortaja t͡ʃikti. efraimʔin daɡlik bolɡesinde samirʔde jasijordu. Old-Testament-Nehemiah-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk, Su Kapısı'nın önündeki geniş yere bir adammış gibi toplandılar; ve Yazıcı Ezra'ya, Yahve'nin İsrael'e buyurmuş olduğu Moşe'nin Yasa Kitabı'nı getirmesini söylediler.|butun halkʔ su kapisiʔnin onundeki ɡenis jere bir adammis ɡibi toplandilar; ve jazit͡ʃi ezraʔjaʔ jahveʔnin israelʔe bujurmus olduɡu moseʔnin jasa kitabiʔni ɡetirmesini sojlediler. Old-Testament-Psalms-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen sıkıntı ve kederi görürsün. Onu eline almayı düşünürsün. Mağdura ve babasızlara yardım edersin.|ama sen sikinti ve kederi ɡorursun. onu eline almaji dusunursun. maɡdura ve babasizlara jardim edersin. Old-Testament-Proverbs-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yün ve keten arar, istekli bir şekilde elleriyle çalışır.|jun ve keten ararʔ istekli bir sekilde ellerijle t͡ʃalisir. Old-Testament-Deuteronomy-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün boyunca bütün sınırının içinde maya görülmeyecek; birinci gün akşam kurban edeceğin etten bütün gece sabaha kadar kalmayacak.|jedi ɡun bojunt͡ʃa butun sinirinin it͡ʃinde maja ɡorulmejet͡ʃek; birint͡ʃi ɡun aksam kurban edet͡ʃeɡin etten butun ɡet͡ʃe sabaha kadar kalmajat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Elişa, \"\"Git, bütün komşularından boş kaplar ödünç al. Yalnızca birkaç olmasın.\"\" dedi.\"|\"elisaʔ \"\"ɡitʔ butun komsularindan bos kaplar odunt͡ʃ al. jalnizt͡ʃa birkat͡ʃ olmasin.\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Kings-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|bunların dışında Solomon'un işte çalışan halkı yöneten, işin başında olan üç bin üç yüz baş görevlisi vardı.|bunlarin disinda solomonʔun iste t͡ʃalisan halki jonetenʔ isin basinda olan ut͡ʃ bin ut͡ʃ juz bas ɡorevlisi vardi. New-Testament-John-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkaları ise, “Bunlar iblise tutulmuş bir adamın sözleri değil” dedi. “İblis, körlerin gözlerini açabilir mi hiç?”|baskalari iseʔ “bunlar iblise tutulmus bir adamin sozleri deɡil” dedi. “iblisʔ korlerin ɡozlerini at͡ʃabilir mi hit͡ʃ?” Old-Testament-Ezekiel-048-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahuda sınırı ile Benyamin sınırı arasında, beye ait olanın ortasındaki Levililer'in mülkünden ve kent mülkünden başkası, beyin olacak.\"\"\"|\"jahuda siniri ile benjamin siniri arasindaʔ beje ait olanin ortasindaki levililerʔin mulkunden ve kent mulkunden baskasiʔ bejin olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Yeruşalem'de bu halkı yöneten siz alaycılar, Yahve'nin şu sözünü dinleyin:|bu nedenleʔ jerusalemʔde bu halki joneten siz alajt͡ʃilarʔ jahveʔnin su sozunu dinlejin Old-Testament-Ezekiel-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Kanlı kente, içinde pası olan, ve pası çıkmamış kazanın vay başına! Onun için kura çekmeden, ondan parça parça çıkarın.\"\"\"\"'\"|\"\"\"ʔbu juzden efendi jahve sojle dijor \"\"kanli kenteʔ it͡ʃinde pasi olanʔ ve pasi t͡ʃikmamis kazanin vaj basina! onun it͡ʃin kura t͡ʃekmedenʔ ondan part͡ʃa part͡ʃa t͡ʃikarin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-035-013|und|SPEAKER_00_Turkish|masayla sırıklarını, bütün takımlarını ve huzur ekmeğini;|masajla siriklariniʔ butun takimlarini ve huzur ekmeɡini; Old-Testament-1-Chronicles-029-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrım, yüreği sınadığını ve doğruluktan hoşlandığını da biliyorum. Bense yüreğimin doğruluğuyla bütün bunları gönülden sundum. Şimdi burada bulunan halkının sana gönülden sunduğunu sevinçle gördüm.|ej tanrimʔ jureɡi sinadiɡini ve doɡruluktan hoslandiɡini da bilijorum. bense jureɡimin doɡruluɡujla butun bunlari ɡonulden sundum. simdi burada bulunan halkinin sana ɡonulden sunduɡunu sevint͡ʃle ɡordum. Old-Testament-Isaiah-039-007|und|SPEAKER_00_Turkish|'Senden çıkacak, sana doğacak oğullarını alıp götürecekler ve onlar Babil Kralı'nın sarayında hadım olacaklar.'”|ʔsenden t͡ʃikat͡ʃakʔ sana doɡat͡ʃak oɡullarini alip ɡoturet͡ʃekler ve onlar babil kraliʔnin sarajinda hadim olat͡ʃaklar.ʔ” Old-Testament-Judges-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael ektikten sonra Midyanlılar, Amalekliler ve doğunun çocukları onlara karşı çıkarlardı.|bojlet͡ʃe israel ektikten sonra midjanlilarʔ amalekliler ve doɡunun t͡ʃot͡ʃuklari onlara karsi t͡ʃikarlardi. Old-Testament-Ezekiel-041-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Batıya doğru yan taraftaki ayrılmış yerin önündeki yapı yetmiş arşın genişliğindeydi; yapının duvarı her yandan beş arşın kalınlığındaydı ve uzunluğu doksan arşındı.|batija doɡru jan taraftaki ajrilmis jerin onundeki japi jetmis arsin ɡenisliɡindejdi; japinin duvari her jandan bes arsin kalinliɡindajdi ve uzunluɡu doksan arsindi. New-Testament-1-Corinthians-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer ayrılırsa evlenmesin ya da kocasıyla barışsın. Koca da karısını bırakmasın.|eɡer ajrilirsa evlenmesin ja da kot͡ʃasijla barissin. kot͡ʃa da karisini birakmasin. New-Testament-Acts-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki geri kalan insanlar, öteki uluslardan adımla çağrılanların hepsi Efendi’yi arayabilsin. Bunları gerçekleştiren Efendi bildiriyor.’’’|ojle ki ɡeri kalan insanlarʔ oteki uluslardan adimla t͡ʃaɡrilanlarin hepsi efendi’ji arajabilsin. bunlari ɡert͡ʃeklestiren efendi bildirijor.’’’ New-Testament-Matthew-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Öğretmen, Moşe şöyle demiştir: ‘Eğer bir adam çocuk sahibi olmadan ölürse, kardeşi onun karısıyla evlensin, kardeşi için soy yetiştirsin.|“oɡretmenʔ mose sojle demistir ‘eɡer bir adam t͡ʃot͡ʃuk sahibi olmadan olurseʔ kardesi onun karisijla evlensinʔ kardesi it͡ʃin soj jetistirsin. New-Testament-Hebrews-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef ölümü yaklaştığında iman sayesinde İsrael'in çocuklarının ayrılışını anlattı ve kemikleri hakkında talimat verdi.|josef olumu jaklastiɡinda iman sajesinde israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ajrilisini anlatti ve kemikleri hakkinda talimat verdi. Old-Testament-Deuteronomy-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Dönüp dağdan indim ve levhaları yapmış olduğum sandığa koydum; ve onlar Yahve'nin bana buyurduğu gibi oradalar.|donup daɡdan indim ve levhalari japmis olduɡum sandiɡa kojdum; ve onlar jahveʔnin bana bujurduɡu ɡibi oradalar. Old-Testament-Jeremiah-032-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece hem şartları ve koşulları içeren mühürlenmiş olanı, hem de açık olanı, satın alma senedini aldım.|bojlet͡ʃe hem sartlari ve kosullari it͡ʃeren muhurlenmis olaniʔ hem de at͡ʃik olaniʔ satin alma senedini aldim. Old-Testament-2-Samuel-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kral kalkıp kapıda oturdu. Halka, “İşte, kral kapıda oturuyor” diye bildirildi. Bütün halk kralın önüne geldi. İsraelliler ise her biri çadırına kaçmıştı.|sonra kral kalkip kapida oturdu. halkaʔ “isteʔ kral kapida oturujor” dije bildirildi. butun halk kralin onune ɡeldi. israelliler ise her biri t͡ʃadirina kat͡ʃmisti. Old-Testament-Proverbs-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gel, ekmeğinden biraz ye, karıştırdığım şaraptan biraz iç!|“ɡelʔ ekmeɡinden biraz jeʔ karistirdiɡim saraptan biraz it͡ʃ! Old-Testament-Numbers-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının yüreğini Yahve'nin kendilerine verdiği ülkeye gitmekten neden vazgeçiriyorsunuz?|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jureɡini jahveʔnin kendilerine verdiɡi ulkeje ɡitmekten neden vazɡet͡ʃirijorsunuz? Old-Testament-Genesis-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Noa'ya ve oğullarına şöyle dedi:|tanri noaʔja ve oɡullarina sojle dedi Old-Testament-Exodus-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye, \"\"Elini uzat ve kuyruğundan tut\"\" dedi. O elini uzattı ve tuttu. Elinde bir değnek oldu.\"|\"jahve moseʔjeʔ \"\"elini uzat ve kujruɡundan tut\"\" dedi. o elini uzatti ve tuttu. elinde bir deɡnek oldu.\" New-Testament-Luke-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa’da yazıldığı gibi, “Rahmi açan her erkek çocuk Efendi’ye kutsal sayılacak,”|jasa’da jazildiɡi ɡibiʔ “rahmi at͡ʃan her erkek t͡ʃot͡ʃuk efendi’je kutsal sajilat͡ʃakʔ” Old-Testament-Job-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Keşke, eski aylarda, Tanrı'nın beni gözettiği günlerdeki gibi olsaydım;|“keskeʔ eski ajlardaʔ tanriʔnin beni ɡozettiɡi ɡunlerdeki ɡibi olsajdim; Old-Testament-Psalms-066-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kesinlikle, Tanrı dinledi. Duamın sesini işitti.|ama kesinlikleʔ tanri dinledi. duamin sesini isitti. New-Testament-Acts-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerini üzerlerine koydular ve ertesi güne kadar gözaltında tuttular, çünkü artık akşam olmuştu.|ellerini uzerlerine kojdular ve ertesi ɡune kadar ɡozaltinda tuttularʔ t͡ʃunku artik aksam olmustu. Old-Testament-Psalms-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzımdan çıkan sözler ve yüreğimin düşüncesi senin önünde kabul görsün, ey Yahve, kayam ve kurtarıcım.|aɡzimdan t͡ʃikan sozler ve jureɡimin dusunt͡ʃesi senin onunde kabul ɡorsunʔ ej jahveʔ kajam ve kurtarit͡ʃim. New-Testament-John-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size anlatacak daha çok şeyim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız.|“size anlatat͡ʃak daha t͡ʃok sejim varʔ ama simdi bunlara dajanamazsiniz. Old-Testament-Genesis-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Arpakşat Şelah'ın babası oldu. Şelah, Eber'in babası oldu.|arpaksat selahʔin babasi oldu. selahʔ eberʔin babasi oldu. Old-Testament-2-Kings-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Baal evindeki dikili taşları çıkarıp yaktılar.|baal evindeki dikili taslari t͡ʃikarip jaktilar. New-Testament-Philippians-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne önemi var ki? İster sahte isterse gönülden olsun, Mesih her durumda duyurulmuş oluyor. İşte buna seviniyorum, sevineceğim de.|ne onemi var ki? ister sahte isterse ɡonulden olsunʔ mesih her durumda dujurulmus olujor. iste buna sevinijorumʔ sevinet͡ʃeɡim de. Old-Testament-Leviticus-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Esenlik kurbanının yağı gibi, yağının tamamını sunakta yakacak; kâhin onun günahına kefaret edecek, o da bağışlanacaktır.'\"\"\"|\"esenlik kurbaninin jaɡi ɡibiʔ jaɡinin tamamini sunakta jakat͡ʃak; kahin onun ɡunahina kefaret edet͡ʃekʔ o da baɡislanat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-118-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Arılar gibi çevremi sardılar. Diken ateşi gibi söndüler. Yahve’nin adıyla kopardım onları.|arilar ɡibi t͡ʃevremi sardilar. diken atesi ɡibi sonduler. jahve’nin adijla kopardim onlari. Old-Testament-1-Kings-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav, Navot'un öldüğünü duyunca, Yizreelli Navot'un bağını mülk edinmek üzere inmek için ayağa kalktı.|ahavʔ navotʔun olduɡunu dujunt͡ʃaʔ jizreelli navotʔun baɡini mulk edinmek uzere inmek it͡ʃin ajaɡa kalkti. New-Testament-Revelation-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ses, “Gördüklerini kitaba yaz ve yedi kiliseye, yani Efes, Simirna, Bergama, Tiyatira, Sardes, Filadelfya ve Laodikya’ya gönder” dedi.|sesʔ “ɡorduklerini kitaba jaz ve jedi kilisejeʔ jani efesʔ simirnaʔ berɡamaʔ tijatiraʔ sardesʔ filadelfja ve laodikja’ja ɡonder” dedi. Old-Testament-Isaiah-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Utan, Sayda; çünkü deniz, denizin kalesi konuştu ve şöyle dedi: \"\"Doğum sancısı çekmedim, doğurmadım, gençleri beslemedim, el değmemiş kızlar yetiştirmedim.\"\"\"|\"utanʔ sajda; t͡ʃunku denizʔ denizin kalesi konustu ve sojle dedi \"\"doɡum sant͡ʃisi t͡ʃekmedimʔ doɡurmadimʔ ɡent͡ʃleri beslemedimʔ el deɡmemis kizlar jetistirmedim.\"\"\" Old-Testament-Numbers-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün topluluk onları taşlamakla tehdit etti. Yahve'nin görkemi Buluşma Çadırı'nda bütün İsrael'in çocuklarına göründü.|ama butun topluluk onlari taslamakla tehdit etti. jahveʔnin ɡorkemi bulusma t͡ʃadiriʔnda butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ɡorundu. Old-Testament-Joshua-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve Yeşu'yla birlikteydi; onun ünü de ülkenin her yanındaydı.|bojlet͡ʃe jahve jesuʔjla birliktejdi; onun unu de ulkenin her janindajdi. Old-Testament-1-Kings-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı Yahve'yi putlarıyla öfkelendirmek için Baaşa'nın bütün günahları, oğlu Ela'nın günahları, işledikleri ve İsrael'e işlettirdikleri günahlar yüzünden,|israelʔin tanrisi jahveʔji putlarijla ofkelendirmek it͡ʃin baasaʔnin butun ɡunahlariʔ oɡlu elaʔnin ɡunahlariʔ isledikleri ve israelʔe islettirdikleri ɡunahlar juzundenʔ Old-Testament-2-Chronicles-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral'a, \"\"Yaptıkların ve bilgeliğin hakkında kendi ülkemde duyduğum haber doğruymuş\"\" dedi.\"|\"kralʔaʔ \"\"japtiklarin ve bilɡeliɡin hakkinda kendi ulkemde dujduɡum haber doɡrujmus\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Alaycı azarlanmayı sevmez, bilgenin yanına gitmez.|alajt͡ʃi azarlanmaji sevmezʔ bilɡenin janina ɡitmez. Old-Testament-Leviticus-022-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın olmak için seni Mısır'dan çıkardım. Ben Yahve'yim.”|tanrin olmak it͡ʃin seni misirʔdan t͡ʃikardim. ben jahveʔjim.” Old-Testament-Psalms-106-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun ruhuna karşı isyan ettikleri için düşünmeden dudaklarıyla konuştu.|oʔnun ruhuna karsi isjan ettikleri it͡ʃin dusunmeden dudaklarijla konustu. Old-Testament-Ezekiel-027-032|und|SPEAKER_00_Turkish|İnlemelerinde senin için ağıt yakacaklar, ve senin için yas tutup, 'Denizin ortasında susturulan sur gibi kim var?' diyecekler.|inlemelerinde senin it͡ʃin aɡit jakat͡ʃaklarʔ ve senin it͡ʃin jas tutupʔ ʔdenizin ortasinda susturulan sur ɡibi kim var?ʔ dijet͡ʃekler. Old-Testament-Proverbs-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçeğin dudakları daima durur, ama yalancı dil yalnızca geçicidir.|ɡert͡ʃeɡin dudaklari daima dururʔ ama jalant͡ʃi dil jalnizt͡ʃa ɡet͡ʃit͡ʃidir. Old-Testament-1-Kings-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Tanrı adamına, \"\"Benimle eve gel ve biraz dinlen, sana ödül vereceğim\"\" dedi.\"|\"kral tanri adaminaʔ \"\"benimle eve ɡel ve biraz dinlenʔ sana odul veret͡ʃeɡim\"\" dedi.\" New-Testament-2-Corinthians-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer taşlar üzerine kazınmış ölüm hizmeti yücelik içinde geldiyse, öyle ki İsrael'in çocukları, Moşe’nin yüzündeki geçici yüceliğe bakamamışlardı,|ama eɡer taslar uzerine kazinmis olum hizmeti jut͡ʃelik it͡ʃinde ɡeldijseʔ ojle ki israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ mose’nin juzundeki ɡet͡ʃit͡ʃi jut͡ʃeliɡe bakamamislardiʔ Old-Testament-Leviticus-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aron Moşe'ye şöyle dedi: \"\"İşte, bugün onların günah sunusunu ve yakmalık sunusunu Yahve'nin önünde sundular; buna benzer şeyler başıma geldi. Eğer bugün günah sunusunu yemiş olsaydım, bu Yahve'nin gözünde hoş olur muydu?”\"|\"aron moseʔje sojle dedi \"\"isteʔ buɡun onlarin ɡunah sunusunu ve jakmalik sunusunu jahveʔnin onunde sundular; buna benzer sejler basima ɡeldi. eɡer buɡun ɡunah sunusunu jemis olsajdimʔ bu jahveʔnin ɡozunde hos olur mujdu?”\" Old-Testament-Amos-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çabuk koşan kaçamayacak. Güçlü olan kendi kuvvetini gösteremeyecek. Yiğit olan kendini kurtaramayacak.|t͡ʃabuk kosan kat͡ʃamajat͡ʃak. ɡut͡ʃlu olan kendi kuvvetini ɡosteremejet͡ʃek. jiɡit olan kendini kurtaramajat͡ʃak. Old-Testament-Job-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Zina edenin gözü de alacakaranlığı bekler, ‘Hiçbir göz beni görmez’ der. Yüzünü gizler.|zina edenin ɡozu de alat͡ʃakaranliɡi beklerʔ ‘hit͡ʃbir ɡoz beni ɡormez’ der. juzunu ɡizler. Old-Testament-Job-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini benden uzaklaştır, dehşetin beni korkutmasın.|elini benden uzaklastirʔ dehsetin beni korkutmasin. Old-Testament-1-Chronicles-004-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların adları anılanlar, kendi ailelerinde beylerdi. Atalarının evleri çok çoğaldı.|bunlarin adlari anilanlarʔ kendi ailelerinde bejlerdi. atalarinin evleri t͡ʃok t͡ʃoɡaldi. Old-Testament-Proverbs-030-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Karıncalar güçlü bir halk değildir, yine de yiyeceklerini yazın sağlarlar.|karint͡ʃalar ɡut͡ʃlu bir halk deɡildirʔ jine de jijet͡ʃeklerini jazin saɡlarlar. Old-Testament-1-Chronicles-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Naaman, Ahiya ve Gera, onları sürgün eden buydu ve Uzza ile Ahihud'un babası oldu.|naamanʔ ahija ve ɡeraʔ onlari surɡun eden bujdu ve uzza ile ahihudʔun babasi oldu. Old-Testament-Exodus-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'a neler yaptığımı, onların arasında yaptığım belirtilerimi oğluna ve oğlunun oğlunun duyacağı şekilde anlat, öyle ki, benim Yahve olduğumu bilesiniz.”|misirʔa neler japtiɡimiʔ onlarin arasinda japtiɡim belirtilerimi oɡluna ve oɡlunun oɡlunun dujat͡ʃaɡi sekilde anlatʔ ojle kiʔ benim jahve olduɡumu bilesiniz.” New-Testament-Luke-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua adamın birisinden sağır bir iblisi kovuyordu. İblis çıkınca dilsiz adam konuştu. Kalabalık şaştı.|jesua adamin birisinden saɡir bir iblisi kovujordu. iblis t͡ʃikint͡ʃa dilsiz adam konustu. kalabalik sasti. Old-Testament-Hosea-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'i tanıyorum, ve İsrael benden gizli değil; çünkü şimdi, ey Efraim, fahişelik yaptın. İsrael kirlendi.|efraimʔi tanijorumʔ ve israel benden ɡizli deɡil; t͡ʃunku simdiʔ ej efraimʔ fahiselik japtin. israel kirlendi. Old-Testament-Numbers-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Aron'a şöyle dedi: \"\"Kutsal yerin kötülüğünü sen ve seninle birlikte, oğulların ve atalarının evi taşıyacaksınız; sen ve seninle birlikte oğulların kâhinliğinizin suçunu taşıyacaksınız.\"|\"jahve aronʔa sojle dedi \"\"kutsal jerin kotuluɡunu sen ve seninle birlikteʔ oɡullarin ve atalarinin evi tasijat͡ʃaksiniz; sen ve seninle birlikte oɡullarin kahinliɡinizin sut͡ʃunu tasijat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-Jeremiah-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Git, Yeruşalem'e duyurup şöyle de, ‘Yahve diyor ki, ‘Gençliğindeki iyiliğini, gelinliğindeki sevgini, çölde, ekilmemiş bir ülkede ardımdan nasıl gittiğini hatırlıyorum.|“ɡitʔ jerusalemʔe dujurup sojle deʔ ‘jahve dijor kiʔ ‘ɡent͡ʃliɡindeki ijiliɡiniʔ ɡelinliɡindeki sevɡiniʔ t͡ʃoldeʔ ekilmemis bir ulkede ardimdan nasil ɡittiɡini hatirlijorum. Old-Testament-Numbers-035-026|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Ama adam öldüren kişi herhangi bir zamanda kaçmış olduğu sığındığı kentin sınırlarının dışına çıkarsa,|“ʔama adam olduren kisi herhanɡi bir zamanda kat͡ʃmis olduɡu siɡindiɡi kentin sinirlarinin disina t͡ʃikarsaʔ Old-Testament-Numbers-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır Şefam'dan Ain'in doğusundaki Rivla'ya kadar inecek. Sınır aşağıya inecek ve doğuya doğru Kinneret Denizi kıyısına kadar ulaşacak.|sinir sefamʔdan ainʔin doɡusundaki rivlaʔja kadar inet͡ʃek. sinir asaɡija inet͡ʃek ve doɡuja doɡru kinneret denizi kijisina kadar ulasat͡ʃak. Old-Testament-Job-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun orduları sayılabilir mi? O'nun ışığı kimin üzerine doğmaz?|oʔnun ordulari sajilabilir mi? oʔnun isiɡi kimin uzerine doɡmaz? New-Testament-Matthew-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu yumuşak huylulara, çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.|ne mutlu jumusak hujlularaʔ t͡ʃunku onlar jerjuzunu miras alat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Samuel-017-047|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve bütün bu topluluk Yahve'nin kılıç ve mızrakla kurtarmadığını bilsin; çünkü savaş Yahve'nindir ve seni elimize teslim edecektir.\"\"\"|\"ve butun bu topluluk jahveʔnin kilit͡ʃ ve mizrakla kurtarmadiɡini bilsin; t͡ʃunku savas jahveʔnindir ve seni elimize teslim edet͡ʃektir.\"\"\" New-Testament-1-John-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, dünya sizden nefret ederse şaşırmayın.|kardeslerimʔ dunja sizden nefret ederse sasirmajin. New-Testament-Mark-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Barabba adında biri vardı, ayaklanma sırasında adam öldürmüş isyancılara bağlı bir adamdı.|barabba adinda biri vardiʔ ajaklanma sirasinda adam oldurmus isjant͡ʃilara baɡli bir adamdi. Old-Testament-Jeremiah-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözlerin bulundu, ve onları yedim. Sözlerin bana neşe ve yüreğime sevinç oldu, çünkü senin adınla çağırılıyorum, ey Ordular Tanrısı Yahve.|sozlerin bulunduʔ ve onlari jedim. sozlerin bana nese ve jureɡime sevint͡ʃ olduʔ t͡ʃunku senin adinla t͡ʃaɡirilijorumʔ ej ordular tanrisi jahve. New-Testament-Mark-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua bunu görünce öfkelendi. Onlara, “Bırakın çocuklar bana gelsin!” dedi. “Onlara engel olmayın! Çünkü Tanrı’nın Krallığı böylelerine aittir.|ama jesua bunu ɡorunt͡ʃe ofkelendi. onlaraʔ “birakin t͡ʃot͡ʃuklar bana ɡelsin!” dedi. “onlara enɡel olmajin! t͡ʃunku tanri’nin kralliɡi bojlelerine aittir. Old-Testament-Genesis-037-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri, babalarının onu bütün kardeşlerinden daha çok sevdiğini gördüler, ondan nefret ettiler ve onunla hoş konuşmaz oldular.|kardesleriʔ babalarinin onu butun kardeslerinden daha t͡ʃok sevdiɡini ɡordulerʔ ondan nefret ettiler ve onunla hos konusmaz oldular. New-Testament-Luke-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Zekariya meleğe, “Bundan nasıl emin olabilirim? Çünkü ben yaşlı bir adamım ve karımın yaşı da oldukça ilerledi” dedi.|zekarija meleɡeʔ “bundan nasil emin olabilirim? t͡ʃunku ben jasli bir adamim ve karimin jasi da oldukt͡ʃa ilerledi” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-028-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşamın önünde belirsizlik üzerinde asılı olacak. Gece gündüz korkacaksın ve yaşamının güvencesi olmayacak.|jasamin onunde belirsizlik uzerinde asili olat͡ʃak. ɡet͡ʃe ɡunduz korkat͡ʃaksin ve jasaminin ɡuvent͡ʃesi olmajat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yasa Kitabı'nda yazılı olanların hepsine göre yasadaki bütün sözleri, bereketi ve laneti okudu.|sonra jasa kitabiʔnda jazili olanlarin hepsine ɡore jasadaki butun sozleriʔ bereketi ve laneti okudu. Old-Testament-Job-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Düşmanım kötüler gibi olsun. Bana karşı ayaklanan, haksızlar gibi olsun.|“dusmanim kotuler ɡibi olsun. bana karsi ajaklananʔ haksizlar ɡibi olsun. New-Testament-Matthew-027-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus, yapılacak bir şey olmadığını, tam tersine bir kargaşanın başladığını görünce su aldı ve kalabalığın önünde ellerini yıkayıp şöyle dedi: “Bu doğru kişinin kanından ben suçsuzum. Buna siz kendiniz bakın!”|pilatusʔ japilat͡ʃak bir sej olmadiɡiniʔ tam tersine bir karɡasanin basladiɡini ɡorunt͡ʃe su aldi ve kalabaliɡin onunde ellerini jikajip sojle dedi “bu doɡru kisinin kanindan ben sut͡ʃsuzum. buna siz kendiniz bakin!” Old-Testament-Numbers-033-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ritma'dan yola çıkıp Rimmon Peres'te konakladılar.|ritmaʔdan jola t͡ʃikip rimmon peresʔte konakladilar. Old-Testament-1-Kings-002-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimei kalktı, eşeğine eyer vurdu ve kölelerini aramak için Gat'a Akiş'in yanına gitti. Şimei de gidip kölelerini Gat'tan getirdi.|simei kalktiʔ eseɡine ejer vurdu ve kolelerini aramak it͡ʃin ɡatʔa akisʔin janina ɡitti. simei de ɡidip kolelerini ɡatʔtan ɡetirdi. Old-Testament-Exodus-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sana gösterdiğim her şeye, konutun örneğine ve içindeki tüm takımların örneğine göre, öyle yapacaksın.\"\"\"|\"sana ɡosterdiɡim her sejeʔ konutun orneɡine ve it͡ʃindeki tum takimlarin orneɡine ɡoreʔ ojle japat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'un çocukları, David’e karşı kendilerini iğrenç ettiklerini görünce, Hanun ve Ammon'un çocukları, Mezopotamya’dan, Aram Maaka’dan ve Sova’dan savaş arabaları ve atlılar tutmak için bin talant gümüş gönderdiler.|ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ david’e karsi kendilerini iɡrent͡ʃ ettiklerini ɡorunt͡ʃeʔ hanun ve ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ mezopotamja’danʔ aram maaka’dan ve sova’dan savas arabalari ve atlilar tutmak it͡ʃin bin talant ɡumus ɡonderdiler. Old-Testament-1-Samuel-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler’in beyleri de dışarı çıktılar, ve her dışarı çıktıklarında David, Saul'un bütün hizmetkârlarından daha akıllıca davranıyordu; öyle ki, adı oldukça saygınlaştı.|filistliler’in bejleri de disari t͡ʃiktilarʔ ve her disari t͡ʃiktiklarinda davidʔ saulʔun butun hizmetkarlarindan daha akillit͡ʃa davranijordu; ojle kiʔ adi oldukt͡ʃa sajɡinlasti. Old-Testament-Ecclesiastes-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kazan altındaki dikenlerin çıtırtısı nasılsa, akılsızın gülmesi de öyledir. Bu da boştur.|t͡ʃunku kazan altindaki dikenlerin t͡ʃitirtisi nasilsaʔ akilsizin ɡulmesi de ojledir. bu da bostur. New-Testament-1-Timothy-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|yaşlı kadınları annenmiş gibi, genç kadınları tam bir saflıkla kardeşinmiş gibi yüreklendir.|jasli kadinlari annenmis ɡibiʔ ɡent͡ʃ kadinlari tam bir saflikla kardesinmis ɡibi jureklendir. Old-Testament-Jeremiah-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden, Yahve şöyle diyor, \"\"Artık ‘Tofet’ ya da ‘Hinnomoğlu Vadisi’ denmeyecek, ama ‘Kıyım Vadisi’ denileceği günler işte geliyor. Çünkü gömecek yer kalmayana dek Tofet'te gömecekler.\"|\"bu juzdenʔ jahve sojle dijorʔ \"\"artik ‘tofet’ ja da ‘hinnomoɡlu vadisi’ denmejet͡ʃekʔ ama ‘kijim vadisi’ denilet͡ʃeɡi ɡunler iste ɡelijor. t͡ʃunku ɡomet͡ʃek jer kalmajana dek tofetʔte ɡomet͡ʃekler.\" New-Testament-Matthew-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yosef, ilk oğlunu doğurana dek Mariyam’a dokunmadı ve O'na Yeşua adını verdi.|ant͡ʃak josefʔ ilk oɡlunu doɡurana dek marijam’a dokunmadi ve oʔna jesua adini verdi. Old-Testament-Proverbs-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onun yere serdiği yaralılar çoktur. Evet, öldürdükleri koca bir ordudur.|t͡ʃunku onun jere serdiɡi jaralilar t͡ʃoktur. evetʔ oldurdukleri kot͡ʃa bir ordudur. Old-Testament-Deuteronomy-018-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aile mülkü satışından elde edilene ek olarak aynı yiyecek payları olacaktır.|aile mulku satisindan elde edilene ek olarak ajni jijet͡ʃek pajlari olat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da öyle yaptılar ve Aron değneğiyle elini uzattı ve yerin toprağına vurdu. İnsanların ve hayvanların üzerinde bit vardı. Mısır diyarında yerin bütün tozu bit oldu.|onlar da ojle japtilar ve aron deɡneɡijle elini uzatti ve jerin topraɡina vurdu. insanlarin ve hajvanlarin uzerinde bit vardi. misir dijarinda jerin butun tozu bit oldu. Old-Testament-Joshua-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşu Ay Kenti'ni yaktı ve onu bugüne dek sonsuz bir yığına, harabeye çevirdi.|bojlet͡ʃe jesu aj kentiʔni jakti ve onu buɡune dek sonsuz bir jiɡinaʔ harabeje t͡ʃevirdi. Old-Testament-Jeremiah-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi Şilo’daki yerime gidin, ilk başta adımı oraya yerleştirmiştim ve halkım İsrael’in kötülüğü için ona ne yaptığımı görün.|“simdi silo’daki jerime ɡidinʔ ilk basta adimi oraja jerlestirmistim ve halkim israel’in kotuluɡu it͡ʃin ona ne japtiɡimi ɡorun. Old-Testament-1-Kings-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiram, Solomon’un sözlerini duyunca çok sevindi ve şöyle dedi: “Bugün Yahve övülsün! David’e bu büyük halka hükmedecek bilge bir oğul verdi.”|hiramʔ solomon’un sozlerini dujunt͡ʃa t͡ʃok sevindi ve sojle dedi “buɡun jahve ovulsun! david’e bu bujuk halka hukmedet͡ʃek bilɡe bir oɡul verdi.” Old-Testament-Ezekiel-038-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ülkeyi örten bir bulut gibi halkım İsrael'e karşı çıkacaksın. Son günlerde ulusların gözü önünde sende kutsal kılındığımda, ey Gog, onlar beni tanısınlar diye, seni ülkeme karşı getireceğim.\"\"\"\"'\"|\"ulkeji orten bir bulut ɡibi halkim israelʔe karsi t͡ʃikat͡ʃaksin. son ɡunlerde uluslarin ɡozu onunde sende kutsal kilindiɡimdaʔ ej ɡoɡʔ onlar beni tanisinlar dijeʔ seni ulkeme karsi ɡetiret͡ʃeɡim.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Daniel-002-036|und|SPEAKER_00_Turkish|“Düş budur; ve yorumunu kralın önünde bildireceğiz.|“dus budur; ve jorumunu kralin onunde bildiret͡ʃeɡiz. New-Testament-Revelation-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben nasıl galip gelip Babam’la birlikte O'nun tahtına oturduysam, galip gelene de benimle birlikte tahtıma oturma hakkı vereceğim.|ben nasil ɡalip ɡelip babam’la birlikte oʔnun tahtina oturdujsamʔ ɡalip ɡelene de benimle birlikte tahtima oturma hakki veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Joshua-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kivsaim'i otlaklarıyla ve Beyt Horon'u otlaklarıyla birlikte verdiler: Dört kent.|kivsaimʔi otlaklarijla ve bejt horonʔu otlaklarijla birlikte verdiler dort kent. Old-Testament-Job-031-022|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman omuzum kürek kemiğinden düşsün, kolum kemiğinden kırılsın.|o zaman omuzum kurek kemiɡinden dussunʔ kolum kemiɡinden kirilsin. Old-Testament-Joshua-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yattir'i otlağıyla, Eştemoa'yı otlaklarıyla,|jattirʔi otlaɡijlaʔ estemoaʔji otlaklarijlaʔ New-Testament-John-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra Simon Petrus’a geldi. Simon, “Efendimiz, ayaklarımı sen mi yıkayacaksın?” dedi.|ondan sonra simon petrus’a ɡeldi. simonʔ “efendimizʔ ajaklarimi sen mi jikajat͡ʃaksin?” dedi. Old-Testament-Ezekiel-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin Ruhu üzerime indi ve bana dedi, \"\"Söyle, 'Yahve şöyle diyor: \"\"Ey İsrael evi, siz böyle söylediniz; çünkü aklına gelen şeyleri ben biliyorum.\"|\"jahveʔnin ruhu uzerime indi ve bana dediʔ \"\"sojleʔ ʔjahve sojle dijor \"\"ej israel eviʔ siz bojle sojlediniz; t͡ʃunku aklina ɡelen sejleri ben bilijorum.\" Old-Testament-Nehemiah-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yine de çok yıllar onlara katlandın ve peygamberlerin aracılığıyla Ruhun'la onlara karşı tanıklık ettin. Yine de dinlemediler. Bu yüzden onları ülkelerin halklarının eline verdin.\"\"\"|\"jine de t͡ʃok jillar onlara katlandin ve pejɡamberlerin arat͡ʃiliɡijla ruhunʔla onlara karsi taniklik ettin. jine de dinlemediler. bu juzden onlari ulkelerin halklarinin eline verdin.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Yahuda Beytlehem’inden Yişay adında bir Efratlı’nın oğluydu; sekiz oğlu vardı. Saul'un günlerinde bu adam yaşlı bir ihtiyardı.|davidʔ jahuda bejtlehem’inden jisaj adinda bir efratli’nin oɡlujdu; sekiz oɡlu vardi. saulʔun ɡunlerinde bu adam jasli bir ihtijardi. Old-Testament-2-Kings-012-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası işi yapanlara vermek üzere parayı ellerine teslim ettikleri adamlarla hesaplaşmadılar; çünkü onlar sadakatle davrandılar.|dahasi isi japanlara vermek uzere paraji ellerine teslim ettikleri adamlarla hesaplasmadilar; t͡ʃunku onlar sadakatle davrandilar. Old-Testament-Psalms-078-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın antlaşmasına uymadılar, O’nun yasasında yürümeyi reddettiler.|tanriʔnin antlasmasina ujmadilarʔ o’nun jasasinda jurumeji reddettiler. Old-Testament-2-Samuel-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada Benyaminli Bikri oğlu Şeva adında kötü bir adam vardı. Boru çaldı ve şöyle dedi, “David’te payımız yoktur, Yişay oğlunda da mirasımız yoktur. Herkes çadırlarına, ey İsrael!”|orada benjaminli bikri oɡlu seva adinda kotu bir adam vardi. boru t͡ʃaldi ve sojle dediʔ “david’te pajimiz jokturʔ jisaj oɡlunda da mirasimiz joktur. herkes t͡ʃadirlarinaʔ ej israel!” Old-Testament-Exodus-030-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'na girdikleri zaman, ya da hizmet etmek için Yahve'ye ateşle yapılan sunuyu yakmak için sunağa yaklaştıkları zaman, ölmesinler diye suyla yıkanacaklar.|bulusma t͡ʃadiriʔna ɡirdikleri zamanʔ ja da hizmet etmek it͡ʃin jahveʔje atesle japilan sunuju jakmak it͡ʃin sunaɡa jaklastiklari zamanʔ olmesinler dije sujla jikanat͡ʃaklar. Old-Testament-Deuteronomy-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|kırkıncı yıl, on birinci ayın birinci günü Moşe, Yahve'nin kendisine verdiği buyrukların hepsini İsrael'in çocuklarına söyledi.|kirkint͡ʃi jilʔ on birint͡ʃi ajin birint͡ʃi ɡunu moseʔ jahveʔnin kendisine verdiɡi bujruklarin hepsini israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojledi. New-Testament-1-Thessalonians-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyi sınayın ve iyi olana sıkıca sarılın.|her seji sinajin ve iji olana sikit͡ʃa sarilin. New-Testament-Romans-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kardeşlerimin, soydaşlarımın uğruna ben kendim lanetlenip Mesih’ten koparılmayı dilerdim.|t͡ʃunku kardesleriminʔ sojdaslarimin uɡruna ben kendim lanetlenip mesih’ten koparilmaji dilerdim. Old-Testament-1-Samuel-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaveş Gilad sakinleri, Filistliler'in Saul'a yaptıklarını duyunca,|javes ɡilad sakinleriʔ filistlilerʔin saulʔa japtiklarini dujunt͡ʃaʔ Old-Testament-Jeremiah-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Gördüm, ve işte, insan yoktu ve göğün bütün kuşları kaçmıştı.|ɡordumʔ ve isteʔ insan joktu ve ɡoɡun butun kuslari kat͡ʃmisti. New-Testament-Acts-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus bir süre Antakya’da kaldıktan sonra oradan ayrıldı. Sırasıyla Galatya ve Frikya bölgesinden geçerek bütün öğrencileri imanda güçlendirdi.|pavlus bir sure antakja’da kaldiktan sonra oradan ajrildi. sirasijla ɡalatja ve frikja bolɡesinden ɡet͡ʃerek butun oɡrent͡ʃileri imanda ɡut͡ʃlendirdi. New-Testament-John-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine komşuları ve onun daha önceden kör olduğunu görenler, “Oturup dilenen adam bu değil mi?” dediler.|bunun uzerine komsulari ve onun daha ont͡ʃeden kor olduɡunu ɡorenlerʔ “oturup dilenen adam bu deɡil mi?” dediler. Old-Testament-2-Chronicles-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun günlerinde Edom, Yahuda'nın eli altından başkaldırdı ve kendi üzerlerine bir kral atadılar.|onun ɡunlerinde edomʔ jahudaʔnin eli altindan baskaldirdi ve kendi uzerlerine bir kral atadilar. Old-Testament-Micah-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve binlerce koçtan hoşnut olur mu? On binlerce ırmak dolusu yağdan? İlk doğanımı itaatsizliğim için, canımın günahı için bedenimin ürününü mü vereyim?|jahve binlert͡ʃe kot͡ʃtan hosnut olur mu? on binlert͡ʃe irmak dolusu jaɡdan? ilk doɡanimi itaatsizliɡim it͡ʃinʔ t͡ʃanimin ɡunahi it͡ʃin bedenimin urununu mu verejim? Old-Testament-Deuteronomy-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve bana şöyle dedi: \"\"Moav'ı rahatsız etme, onlarla savaşa girişme; çünkü Ar'ı mülk olarak Lut'un çocuklarına verdim.\"\"\"|\"jahve bana sojle dedi \"\"moavʔi rahatsiz etmeʔ onlarla savasa ɡirisme; t͡ʃunku arʔi mulk olarak lutʔun t͡ʃot͡ʃuklarina verdim.\"\"\" New-Testament-Mark-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi, onlarla konuştuktan sonra göğe alındı ve Tanrı’nın sağına oturdu.|efendiʔ onlarla konustuktan sonra ɡoɡe alindi ve tanri’nin saɡina oturdu. New-Testament-Acts-013-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar, ayaklarının tozunu silkeleyip Konya’ya geldiler.|ama onlarʔ ajaklarinin tozunu silkelejip konja’ja ɡeldiler. New-Testament-1-John-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şununla Tanrı’nın Ruhu’nu bileceksiniz: Yeşua Mesih’in beden alıp geldiğini açıkça söyleyen her ruh Tanrı’dandır.|sununla tanri’nin ruhu’nu bilet͡ʃeksiniz jesua mesih’in beden alip ɡeldiɡini at͡ʃikt͡ʃa sojlejen her ruh tanri’dandir. Old-Testament-Jeremiah-036-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeremya, Neriya oğlu Baruk'u çağırdı; Baruk, Yahve'nin kendisine söylediği bütün sözleri Yeremya'nın ağzından kitap tomarı üzerine yazdı.|o zaman jeremjaʔ nerija oɡlu barukʔu t͡ʃaɡirdi; barukʔ jahveʔnin kendisine sojlediɡi butun sozleri jeremjaʔnin aɡzindan kitap tomari uzerine jazdi. Old-Testament-Isaiah-052-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü aceleyle çıkmayacaksınız, kaçarak da gitmeyeceksiniz; çünkü Yahve önünüzden gidecek ve İsrael'in Tanrısı ardınızda korumanız olacak.|t͡ʃunku at͡ʃelejle t͡ʃikmajat͡ʃaksinizʔ kat͡ʃarak da ɡitmejet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku jahve onunuzden ɡidet͡ʃek ve israelʔin tanrisi ardinizda korumaniz olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balam'a gelip şöyle dediler: \"\"Sippor oğlu Balak şöyle diyor: 'Lütfen, hiçbir şey bana gelmene engel olmasın.\"|\"balamʔa ɡelip sojle dediler \"\"sippor oɡlu balak sojle dijor ʔlutfenʔ hit͡ʃbir sej bana ɡelmene enɡel olmasin.\" New-Testament-Matthew-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Beş talant alan hemen gidip onlarla ticaret yaptı ve beş talant daha kazandı.|bes talant alan hemen ɡidip onlarla tit͡ʃaret japti ve bes talant daha kazandi. Old-Testament-Isaiah-048-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları çöllerde götürürken susamadılar. Onlar için kayadan sular akıttı. Kayayı da yardı, sular da fışkırdı.|onlari t͡ʃollerde ɡotururken susamadilar. onlar it͡ʃin kajadan sular akitti. kajaji da jardiʔ sular da fiskirdi. Old-Testament-Proverbs-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, yeryüzünde doğrulardan hesabı soruluyor, kötülerle günahkarlardan ne kadar daha çok sorulacak!|isteʔ jerjuzunde doɡrulardan hesabi sorulujorʔ kotulerle ɡunahkarlardan ne kadar daha t͡ʃok sorulat͡ʃak! Old-Testament-2-Kings-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizden iki bölük, Şabat'ta dışarı çıkanların hepsi kralın çevresinde Yahve'nin evinin bekçiliğini yapacak.|sizden iki bolukʔ sabatʔta disari t͡ʃikanlarin hepsi kralin t͡ʃevresinde jahveʔnin evinin bekt͡ʃiliɡini japat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-030-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kertenkeleyi elle yakalayabilirsin, ama o kralların saraylarındadır.\"\"\"|\"kertenkeleji elle jakalajabilirsinʔ ama o krallarin sarajlarindadir.\"\"\" Old-Testament-Joshua-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında İsrael'in her oymağından bir ata evi beyi olmak üzere on bey vardı; ve İsrael'in binlercesinin arasında her biri atalar evlerinin beyleriydi.|janinda israelʔin her ojmaɡindan bir ata evi beji olmak uzere on bej vardi; ve israelʔin binlert͡ʃesinin arasinda her biri atalar evlerinin bejlerijdi. Old-Testament-Jeremiah-051-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü ülkeleri İsrael’in Kutsalı’na karşı suçla dolu olsa bile, İsrael ve Yahuda, Tanrısı Ordular Yahvesi tarafından terk edilmedi.\"\"\"|\"t͡ʃunku ulkeleri israel’in kutsali’na karsi sut͡ʃla dolu olsa bileʔ israel ve jahudaʔ tanrisi ordular jahvesi tarafindan terk edilmedi.\"\"\" New-Testament-Luke-019-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua tapınağa girip oradaki alıp satanları kovmaya başladı.|jesua tapinaɡa ɡirip oradaki alip satanlari kovmaja basladi. Old-Testament-Deuteronomy-032-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayaları onları satmış olmasaydı, Yahve onları teslim etmiş olmasaydı, nasıl biri bin kişiyi kovalardı ikisi de on bin kişiyi kaçırırdı?|kajalari onlari satmis olmasajdiʔ jahve onlari teslim etmis olmasajdiʔ nasil biri bin kisiji kovalardi ikisi de on bin kisiji kat͡ʃirirdi? New-Testament-Acts-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi ona, ‘‘Yoluna git, çünkü o benim adımı öteki ulusların, kralların ve İsrael'in çocuklarının önünde taşımak üzere seçtiğim kaptır.|efendi onaʔ ‘‘joluna ɡitʔ t͡ʃunku o benim adimi oteki uluslarinʔ krallarin ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunde tasimak uzere set͡ʃtiɡim kaptir. Old-Testament-Psalms-018-032|und|SPEAKER_00_Turkish|O Tanrı ki, beni güçle donatır ve yolumu kusursuz kılar.|o tanri kiʔ beni ɡut͡ʃle donatir ve jolumu kusursuz kilar. Old-Testament-Ruth-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yakın akrabaya, \"\"Moav ülkesinden dönen Naomi, kardeşimiz Elimelek'in olan tarla hissesini satıyor\"\" dedi.\"|\"jakin akrabajaʔ \"\"moav ulkesinden donen naomiʔ kardesimiz elimelekʔin olan tarla hissesini satijor\"\" dedi.\" Old-Testament-Deuteronomy-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin mülk edinmek için sana vermekte olduğu diyarda alacağın mirasında, eskilerin koymuş oldukları komşunun sınır işaretini kaldırmayacaksın.|tanrin jahveʔnin mulk edinmek it͡ʃin sana vermekte olduɡu dijarda alat͡ʃaɡin mirasindaʔ eskilerin kojmus olduklari komsunun sinir isaretini kaldirmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Deuteronomy-028-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bu lanetler üzerine gelecek, sen yok oluncaya dek seni kovalayıp sana yetişecekler; çünkü sana buyurduğu buyrukları ve kuralları tutmak için Tanrın Yahve'nin sözünü dinlemedin.|butun bu lanetler uzerine ɡelet͡ʃekʔ sen jok olunt͡ʃaja dek seni kovalajip sana jetiset͡ʃekler; t͡ʃunku sana bujurduɡu bujruklari ve kurallari tutmak it͡ʃin tanrin jahveʔnin sozunu dinlemedin. Old-Testament-Psalms-073-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğüdünle bana yol gösterirsin, sonunda beni yüceliğe alırsın.|oɡudunle bana jol ɡosterirsinʔ sonunda beni jut͡ʃeliɡe alirsin. Old-Testament-Job-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz hepiniz, geri gelin. Aranızda bilge bir adam bulmayacağım.|ama siz hepinizʔ ɡeri ɡelin. aranizda bilɡe bir adam bulmajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-094-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, sen öcün sahibi olan Tanrı’sın, ey öcün sahibi olan Tanrı, parla.|ej jahveʔ sen ot͡ʃun sahibi olan tanri’sinʔ ej ot͡ʃun sahibi olan tanriʔ parla. Old-Testament-1-Kings-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral buyurdu ve evin temelini yontulmuş taşla atmak için büyük taşlar, değerli taşlar kestiler.|kral bujurdu ve evin temelini jontulmus tasla atmak it͡ʃin bujuk taslarʔ deɡerli taslar kestiler. Old-Testament-Job-037-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kara, ‘Yeryüzüne düş’ der, aynı şekilde yağmur sağanağına, ve güçlü yağmur sağanaklarına.|t͡ʃunku karaʔ ‘jerjuzune dus’ derʔ ajni sekilde jaɡmur saɡanaɡinaʔ ve ɡut͡ʃlu jaɡmur saɡanaklarina. New-Testament-Mark-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua tapınağın karşısındaki Zeytin Dağı’nda otururken Petrus, Yakov, Yuhanna ve Andreas O’na ayrı olarak şunu sordular:|jesua tapinaɡin karsisindaki zejtin daɡi’nda otururken petrusʔ jakovʔ juhanna ve andreas o’na ajri olarak sunu sordular Old-Testament-Job-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun boyu göklere, başı bulutlara ulaşsa bile,|onun boju ɡoklereʔ basi bulutlara ulassa bileʔ Old-Testament-Esther-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ester, “Eğer kral uygun görürse, Susa’daki Yahudiler'e, bugünün emrine göre yarın da aynısını yapmaları ve Haman’ın on oğlunun darağacına asılmaları için izin verilsin” dedi.|esterʔ “eɡer kral ujɡun ɡorurseʔ susa’daki jahudilerʔeʔ buɡunun emrine ɡore jarin da ajnisini japmalari ve haman’in on oɡlunun daraɡat͡ʃina asilmalari it͡ʃin izin verilsin” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David ve ordu komutanları, Asaf'ın, Heman'ın ve Yedutu'nun oğullarından bazılarını, çenklerle, telli çalgılar ve zillerle peygamberlik etmek üzere hizmet için ayırdılar. Hizmetlerine göre işi yapanların sayısı şöyleydi:|david ve ordu komutanlariʔ asafʔinʔ hemanʔin ve jedutuʔnun oɡullarindan bazilariniʔ t͡ʃenklerleʔ telli t͡ʃalɡilar ve zillerle pejɡamberlik etmek uzere hizmet it͡ʃin ajirdilar. hizmetlerine ɡore isi japanlarin sajisi sojlejdi Old-Testament-2-Chronicles-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un işlerinin geri kalanı, ilk işleri de son işleri de, Peygamber Natan'ın tarihinde, Şilolu Ahiya'nın peygamberliğinde ve Nevat oğlu Yerovam'la ilgili Gören İddo'nun görümlerinde yazılı değil midir?|solomonʔun islerinin ɡeri kalaniʔ ilk isleri de son isleri deʔ pejɡamber natanʔin tarihindeʔ silolu ahijaʔnin pejɡamberliɡinde ve nevat oɡlu jerovamʔla ilɡili ɡoren iddoʔnun ɡorumlerinde jazili deɡil midir? New-Testament-Hebrews-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek imkânsızdır. Çünkü Tanrı’ya gelen kişi, O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendirdiğine inanmalıdır.|iman olmadan tanri’ji hosnut etmek imkansizdir. t͡ʃunku tanri’ja ɡelen kisiʔ o’nun var olduɡuna ve kendisini arajanlari odullendirdiɡine inanmalidir. Old-Testament-2-Samuel-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav, kendisine bildiren adama, \"\"İşte, gördün de, neden onu orada yere sermedin? Sana on gümüş ve bir kemer verirdim.\"\" dedi.\"|\"joavʔ kendisine bildiren adamaʔ \"\"isteʔ ɡordun deʔ neden onu orada jere sermedin? sana on ɡumus ve bir kemer verirdim.\"\" dedi.\" Old-Testament-Joshua-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ay Kenti'nde ya da Beytel'de İsrael'in peşinden gitmeyen tek kişi kalmamıştı. Kenti açık bırakıp İsrael'i kovaladılar.|aj kentiʔnde ja da bejtelʔde israelʔin pesinden ɡitmejen tek kisi kalmamisti. kenti at͡ʃik birakip israelʔi kovaladilar. Old-Testament-2-Chronicles-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve şöyle dedi, \"\"Dinleyin, bütün Yahuda ve Yeruşalem sakinleri ve sen, Kral Yehoşafat. Yahve size şöyle diyor, 'Korkmayın ve bu büyük kalabalıktan dolayı yılmayın; çünkü savaş sizin değil, ama Tanrı'nındır.\"|\"ve sojle dediʔ \"\"dinlejinʔ butun jahuda ve jerusalem sakinleri ve senʔ kral jehosafat. jahve size sojle dijorʔ ʔkorkmajin ve bu bujuk kalabaliktan dolaji jilmajin; t͡ʃunku savas sizin deɡilʔ ama tanriʔnindir.\" Old-Testament-Jeremiah-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların ok kılıfı açık bir mezardır. Hepsi yiğitlerdir.|onlarin ok kilifi at͡ʃik bir mezardir. hepsi jiɡitlerdir. Old-Testament-1-Kings-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam Şekem'e gitti, çünkü bütün İsrael onu kral yapmak için Şekem'e gelmişti.|rehovam sekemʔe ɡittiʔ t͡ʃunku butun israel onu kral japmak it͡ʃin sekemʔe ɡelmisti. Old-Testament-1-Kings-008-051|und|SPEAKER_00_Turkish|(çünkü onlar senin halkın ve mirasındır; onları Mısır'dan, demir ocağının içinden çıkardın);|(t͡ʃunku onlar senin halkin ve mirasindir; onlari misirʔdanʔ demir ot͡ʃaɡinin it͡ʃinden t͡ʃikardin); Old-Testament-Psalms-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü krallık Yahve’nindir. Uluslar üzerinde hükümdar O’dur.|t͡ʃunku krallik jahve’nindir. uluslar uzerinde hukumdar o’dur. Old-Testament-Leviticus-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası Mısırlı olan İsraelli bir kadının oğlu, İsrael'in çocukları arasına çıktı; İsraelli kadının oğluyla İsraelli bir adam ordugâhta kavga ettiler.|babasi misirli olan israelli bir kadinin oɡluʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasina t͡ʃikti; israelli kadinin oɡlujla israelli bir adam orduɡahta kavɡa ettiler. Old-Testament-Joshua-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidip dağa vardılar ve kovalayanlar dönene kadar üç gün orada kaldılar. Kovalayanlar yol boyunca onları aradılar ama bulamadılar.|ɡidip daɡa vardilar ve kovalajanlar donene kadar ut͡ʃ ɡun orada kaldilar. kovalajanlar jol bojunt͡ʃa onlari aradilar ama bulamadilar. Old-Testament-Ezekiel-012-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael evi içinde artık hiç yalan görüm ya da dalkavukluk falcılığı olmayacak.|t͡ʃunku israel evi it͡ʃinde artik hit͡ʃ jalan ɡorum ja da dalkavukluk falt͡ʃiliɡi olmajat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-035-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahel öldü ve Efrat (Beytlehem de denir) yolunda gömüldü.|rahel oldu ve efrat (bejtlehem de denir) jolunda ɡomuldu. Old-Testament-2-Kings-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Remalya'nın oğlu Pekah'ın ikinci yılında, Yahuda Kralı Uzziya'nın oğlu Yotam hükmetmeye başladı.|israel krali remaljaʔnin oɡlu pekahʔin ikint͡ʃi jilindaʔ jahuda krali uzzijaʔnin oɡlu jotam hukmetmeje basladi. Old-Testament-Numbers-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci yıl, ikinci ayın yirminci günü, bulut antlaşma konutunun üzerinden kaldırıldı.|ikint͡ʃi jilʔ ikint͡ʃi ajin jirmint͡ʃi ɡunuʔ bulut antlasma konutunun uzerinden kaldirildi. Old-Testament-2-Samuel-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Daha dün gelmiştin, bugün seni bizimle yukarı aşağı mı dolaştırayım, çünkü ben istediğim yere gidebilirim? Dön, kardeşlerini de geri döndür. Merhamet ve gerçek seninle olsun.\"\"\"|\"daha dun ɡelmistinʔ buɡun seni bizimle jukari asaɡi mi dolastirajimʔ t͡ʃunku ben istediɡim jere ɡidebilirim? donʔ kardeslerini de ɡeri dondur. merhamet ve ɡert͡ʃek seninle olsun.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer yaya gidenlerle koştuysan, ve seni yordularsa, o zaman atlarla nasıl çekişebilirsin? Esenlik ülkesinde güvende olsan da, ama Yarden'in gururunda nasıl yapacaksın?|“eɡer jaja ɡidenlerle kostujsanʔ ve seni jordularsaʔ o zaman atlarla nasil t͡ʃekisebilirsin? esenlik ulkesinde ɡuvende olsan daʔ ama jardenʔin ɡururunda nasil japat͡ʃaksin? New-Testament-Matthew-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Ben İsrael’in kayıp koyunlarından başkasına gönderilmedim” diye yanıtladı.|jesuaʔ “ben israel’in kajip kojunlarindan baskasina ɡonderilmedim” dije janitladi. Old-Testament-Isaiah-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kurtuluş kuyularından sevinçle su çekeceksiniz.|bu nedenle kurtulus kujularindan sevint͡ʃle su t͡ʃeket͡ʃeksiniz. Old-Testament-Genesis-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen, karın, oğullarınız ve oğullarınızın karılarıyla birlikte gemiden çıkın.|“senʔ karinʔ oɡullariniz ve oɡullarinizin karilarijla birlikte ɡemiden t͡ʃikin. Old-Testament-Joshua-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hüküm için topluluğun önüne çıkana dek, o günlerde başkâhinin ölümüne kadar o kentte oturacak. O zaman adam öldüren geri dönecek ve kendi kentine, kendi evine, kaçtığı kente gelecektir.'”|hukum it͡ʃin topluluɡun onune t͡ʃikana dekʔ o ɡunlerde baskahinin olumune kadar o kentte oturat͡ʃak. o zaman adam olduren ɡeri donet͡ʃek ve kendi kentineʔ kendi evineʔ kat͡ʃtiɡi kente ɡelet͡ʃektir.ʔ” New-Testament-John-007-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Bayramın son ve en büyük gününde, Yeşua ayağa kalkıp yüksek sesle, “Eğer bir kimse susadıysa, bana gelsin ve içsin!|bajramin son ve en bujuk ɡunundeʔ jesua ajaɡa kalkip juksek sesleʔ “eɡer bir kimse susadijsaʔ bana ɡelsin ve it͡ʃsin! New-Testament-Acts-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün havralarda dolaşıp sık sık onları cezalandırır, küfrettirmeye zorlardım. Öfkeden öylesine çıldırmıştım ki, yabancı kentlerde bile onlara zulmettim.’’|butun havralarda dolasip sik sik onlari t͡ʃezalandirirʔ kufrettirmeje zorlardim. ofkeden ojlesine t͡ʃildirmistim kiʔ jabant͡ʃi kentlerde bile onlara zulmettim.’’ New-Testament-Matthew-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“O’na, ‘Çünkü bizi kimse işe almadı’ dediler.” “Onlara, ‘Siz de bağa gidin, hakkınız neyse alacaksınız’ dedi.”|“o’naʔ ‘t͡ʃunku bizi kimse ise almadi’ dediler.” “onlaraʔ ‘siz de baɡa ɡidinʔ hakkiniz nejse alat͡ʃaksiniz’ dedi.” Old-Testament-Ezekiel-047-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve geri döndüğümde, işte, ırmağın kıyısında, bir tarafta ve öbür tarafta çok ağaçlar vardı.|ve ɡeri donduɡumdeʔ isteʔ irmaɡin kijisindaʔ bir tarafta ve obur tarafta t͡ʃok aɡat͡ʃlar vardi. Old-Testament-Ezekiel-047-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve şöyle diyor: “Bu, İsrael'in on iki oymağına göre ülkeyi miras olarak böleceğiniz sınır olacak. Yosef'in iki payı olacak.|efendi jahve sojle dijor “buʔ israelʔin on iki ojmaɡina ɡore ulkeji miras olarak bolet͡ʃeɡiniz sinir olat͡ʃak. josefʔin iki paji olat͡ʃak. Old-Testament-Esther-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Agaglı Hammedata'nın oğlu, bütün Yahudiler'in düşmanı olan Haman, Yahudiler'i yok etmek için onlara düzen kurmuş ve onları tüketip yok etmek için kura olan \"\"Pur\"\"u kura olarak atmıştı.\"|\"t͡ʃunku aɡaɡli hammedataʔnin oɡluʔ butun jahudilerʔin dusmani olan hamanʔ jahudilerʔi jok etmek it͡ʃin onlara duzen kurmus ve onlari tuketip jok etmek it͡ʃin kura olan \"\"pur\"\"u kura olarak atmisti.\" Old-Testament-1-Chronicles-006-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, sınırlarında ordugâhlarına göre meskenleri şunlardır: Kohatlılar'ın boylarından Aronoğulları'na (çünkü ilk kura onlarındı),|simdiʔ sinirlarinda orduɡahlarina ɡore meskenleri sunlardir kohatlilarʔin bojlarindan aronoɡullariʔna (t͡ʃunku ilk kura onlarindi)ʔ New-Testament-Mark-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Bütün dünyaya gidin, Müjde’yi bütün yaratılışa duyurun.|jesua onlara sojle dedi “butun dunjaja ɡidinʔ muʒde’ji butun jaratilisa dujurun. Old-Testament-Psalms-074-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşmanı say, çünkü yeryüzünün karanlık yerleri Zorbalık inleriyle dolmuş.|antlasmani sajʔ t͡ʃunku jerjuzunun karanlik jerleri zorbalik inlerijle dolmus. Old-Testament-1-Kings-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eliya kadına, \"\"Korkma\"\" dedi. \"\"Git ve dediğin gibi yap. Ama önce ondan bana küçük bir pide yap, sonra bana getir, ondan sonra da kendin ve oğlun için biraz yaparsın.\"|\"elija kadinaʔ \"\"korkma\"\" dedi. \"\"ɡit ve dediɡin ɡibi jap. ama ont͡ʃe ondan bana kut͡ʃuk bir pide japʔ sonra bana ɡetirʔ ondan sonra da kendin ve oɡlun it͡ʃin biraz japarsin.\" Old-Testament-1-Samuel-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ile çekişenler paramparça olacaklar. Onların üzerine gökyüzünden gürleyecektir.\"\" “Yahve yeryüzünün uçlarını yargılayacaktır. Kralı'na güç verecek, meshedilmişinin boynuzunu yükseltecek.”\"|\"jahve ile t͡ʃekisenler parampart͡ʃa olat͡ʃaklar. onlarin uzerine ɡokjuzunden ɡurlejet͡ʃektir.\"\" “jahve jerjuzunun ut͡ʃlarini jarɡilajat͡ʃaktir. kraliʔna ɡut͡ʃ veret͡ʃekʔ meshedilmisinin bojnuzunu jukseltet͡ʃek.”\" Old-Testament-Genesis-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Var gücümle babanıza hizmet ettiğimi biliyorsunuz.|var ɡut͡ʃumle babaniza hizmet ettiɡimi bilijorsunuz. Old-Testament-2-Kings-018-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak halk sustu ve ona tek bir söz karşılık vermedi. Çünkü kralın buyruğu, “Ona karşılık vermeyin” idi.|ant͡ʃak halk sustu ve ona tek bir soz karsilik vermedi. t͡ʃunku kralin bujruɡuʔ “ona karsilik vermejin” idi. Old-Testament-Job-030-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Derim kararıyor ve üzerimden soyuluyor. Kemiklerim ateşten yanıyor.|derim kararijor ve uzerimden sojulujor. kemiklerim atesten janijor. New-Testament-James-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendini görür, gider ve nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur.|t͡ʃunku kendini ɡorurʔ ɡider ve nasil bir kisi olduɡunu hemen unutur. Old-Testament-Psalms-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen doğru kişiyi kutsayacaksın, ey Yahve çevresini kalkan gibi lütfunla saracaksın.|t͡ʃunku sen doɡru kisiji kutsajat͡ʃaksinʔ ej jahve t͡ʃevresini kalkan ɡibi lutfunla sarat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Samuel-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|birisi bana, müjde getirdiğini düşünerek, 'İşte, Saul öldü' dediğinde onu yakaladım ve onu Ziklag'da öldürdüm. Haberi için ona verdiğim ödül buydu.|birisi banaʔ muʒde ɡetirdiɡini dusunerekʔ ʔisteʔ saul olduʔ dediɡinde onu jakaladim ve onu ziklaɡʔda oldurdum. haberi it͡ʃin ona verdiɡim odul bujdu. Old-Testament-Ruth-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Boaz, orakçıların başında duran hizmetçisine, \"\"Bu genç kız kimin?\"\" diye sordu.\"|\"boazʔ orakt͡ʃilarin basinda duran hizmett͡ʃisineʔ \"\"bu ɡent͡ʃ kiz kimin?\"\" dije sordu.\" Old-Testament-Isaiah-035-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin fidye ile kurtardıkları dönecek, ezgilerle Siyon'a gelecekler; başlarında da sonsuz sevinç olacak. Sevinç ve neşe bulacaklar, üzüntü ve inilti kaçıp gidecek.”|o zaman jahveʔnin fidje ile kurtardiklari donet͡ʃekʔ ezɡilerle sijonʔa ɡelet͡ʃekler; baslarinda da sonsuz sevint͡ʃ olat͡ʃak. sevint͡ʃ ve nese bulat͡ʃaklarʔ uzuntu ve inilti kat͡ʃip ɡidet͡ʃek.” Old-Testament-Deuteronomy-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, oğlun, kızın, erkek hizmetçin, kadın hizmetçin, kapılarında olan Levili, yabancı, yetim ve kapılarındaki dul kadın bayramında sevineceksiniz.|senʔ oɡlunʔ kizinʔ erkek hizmett͡ʃinʔ kadin hizmett͡ʃinʔ kapilarinda olan leviliʔ jabant͡ʃiʔ jetim ve kapilarindaki dul kadin bajraminda sevinet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Job-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun yüceliği sizi korkutmayacak mı, dehşeti üzerinize düşmeyecek mi?|oʔnun jut͡ʃeliɡi sizi korkutmajat͡ʃak miʔ dehseti uzerinize dusmejet͡ʃek mi? Old-Testament-Deuteronomy-033-016|und|SPEAKER_00_Turkish|yeryüzünün değerli şeyleriyle ve onun doluluğuyla, çalıda yaşayanın iyiliğiyle kutsansın. Bunlar Yosef'in başı üzerine, kardeşlerinden ayrı olanın başının tacı üzerine gelsin.|jerjuzunun deɡerli sejlerijle ve onun doluluɡujlaʔ t͡ʃalida jasajanin ijiliɡijle kutsansin. bunlar josefʔin basi uzerineʔ kardeslerinden ajri olanin basinin tat͡ʃi uzerine ɡelsin. Old-Testament-Psalms-148-009|und|SPEAKER_00_Turkish|dağlar ve bütün tepeler; meyve ağaçları ve bütün sedirler,|daɡlar ve butun tepeler; mejve aɡat͡ʃlari ve butun sedirlerʔ Old-Testament-Numbers-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Eğer babası onun yüzüne tükürseydi, yedi gün utanması gerekmez miydi? Yedi gün orduğâhın dışında kapalı kalsın, ondan sonra tekrar içeri getirilecek.”\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"eɡer babasi onun juzune tukursejdiʔ jedi ɡun utanmasi ɡerekmez mijdi? jedi ɡun orduɡahin disinda kapali kalsinʔ ondan sonra tekrar it͡ʃeri ɡetirilet͡ʃek.”\" Old-Testament-Isaiah-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kent ıssız kaldı, kapı da vuruşla yıkıldı.|kent issiz kaldiʔ kapi da vurusla jikildi. Old-Testament-Joshua-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar erzaklarının tadına baktılar ve Yahve'nin ağzından öğüt istemediler.|adamlar erzaklarinin tadina baktilar ve jahveʔnin aɡzindan oɡut istemediler. New-Testament-Philippians-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde, sevgili kardeşlerim, her zaman itaat ettiğiniz gibi, yalnız ben yanınızdayken değil, ama şimdi yokluğumda çok daha fazla, korku ve titremeyle kurtuluşunuzu sonuçlandırın.|o haldeʔ sevɡili kardeslerimʔ her zaman itaat ettiɡiniz ɡibiʔ jalniz ben janinizdajken deɡilʔ ama simdi jokluɡumda t͡ʃok daha fazlaʔ korku ve titremejle kurtulusunuzu sonut͡ʃlandirin. Old-Testament-Numbers-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Balam Balak'a şu karşılığı verdi: \"\"Ben sana, 'Yahve ne söylerse hepsini yapmalıyım' demedim mi?\"\"\"|\"ama balam balakʔa su karsiliɡi verdi \"\"ben sanaʔ ʔjahve ne sojlerse hepsini japmalijimʔ demedim mi?\"\"\" Old-Testament-Exodus-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi, \"\"Aron'a de ki, 'Değneğini uzat ve yerin toprağına vur ki, bütün Mısır'da bit olsun.'\"\"\"|\"jahve moseʔje sojle dediʔ \"\"aronʔa de kiʔ ʔdeɡneɡini uzat ve jerin topraɡina vur kiʔ butun misirʔda bit olsun.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-022-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Adıma ev yapacak olan odur; ve o bana oğul olacak, ben ona baba olacağım; ve İsrael üzerinde krallığının tahtını sonsuza dek pekiştireceğim.|adima ev japat͡ʃak olan odur; ve o bana oɡul olat͡ʃakʔ ben ona baba olat͡ʃaɡim; ve israel uzerinde kralliɡinin tahtini sonsuza dek pekistiret͡ʃeɡim. New-Testament-2-Corinthians-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer sizi kederlendirirsem, kederlendirdiğim sizlerden başka kim beni sevindirecek?|t͡ʃunku eɡer sizi kederlendirirsemʔ kederlendirdiɡim sizlerden baska kim beni sevindiret͡ʃek? New-Testament-Mark-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Haftanın ilk günü çok erkenden, güneş doğarken mezara geldiler.|haftanin ilk ɡunu t͡ʃok erkendenʔ ɡunes doɡarken mezara ɡeldiler. Old-Testament-2-Kings-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahazya'nın annesi Atalya, oğlunun öldüğünü görünce kalkıp bütün kral soyunu yok etti.|ahazjaʔnin annesi ataljaʔ oɡlunun olduɡunu ɡorunt͡ʃe kalkip butun kral sojunu jok etti. Old-Testament-2-Chronicles-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'de ve Tanrı evi uğruna iyilik yaptığı için onu David'in kentinde kralların arasına gömdüler.|israelʔde ve tanri evi uɡruna ijilik japtiɡi it͡ʃin onu davidʔin kentinde krallarin arasina ɡomduler. Old-Testament-1-Chronicles-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şemaya'nın oğulları: Otni, Refael, Oved ve Elzavad; akrabaları yiğit adamlardı, Elihu ve Semakya.|semajaʔnin oɡullari otniʔ refaelʔ oved ve elzavad; akrabalari jiɡit adamlardiʔ elihu ve semakja. New-Testament-Galatians-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih Yeşua’da ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin değeri vardır, ancak değerli olan sevgiyle işleyen imandır.|t͡ʃunku mesih jesua’da ne sunnetliliɡin ne de sunnetsizliɡin deɡeri vardirʔ ant͡ʃak deɡerli olan sevɡijle islejen imandir. Old-Testament-2-Kings-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ela'nın oğlu Hoşea, Remalya'nın oğlu Pekah'a karşı bir düzen kurdu, ona saldırdı, onu öldürdü ve Uzziya'nın oğlu Yotam'ın yirminci yılında onun yerine kral oldu.|elaʔnin oɡlu hoseaʔ remaljaʔnin oɡlu pekahʔa karsi bir duzen kurduʔ ona saldirdiʔ onu oldurdu ve uzzijaʔnin oɡlu jotamʔin jirmint͡ʃi jilinda onun jerine kral oldu. Old-Testament-Psalms-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|hepsi saptı. Hepsi birlikte yozlaştılar. İyilik eden kimse yok, bir kişi bile yok.|hepsi sapti. hepsi birlikte jozlastilar. ijilik eden kimse jokʔ bir kisi bile jok. Old-Testament-Leviticus-023-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yedi gün Yahve'ye ateşle yapılan sunu sunacaksınız. Sekizinci gün size kutsal toplantı olacak. Yahve'ye ateşle yapılan sunu sunacaksınız. Bu tam toplantıdır; olağan işleri yapmayacaksın.'\"\"\"|\"jedi ɡun jahveʔje atesle japilan sunu sunat͡ʃaksiniz. sekizint͡ʃi ɡun size kutsal toplanti olat͡ʃak. jahveʔje atesle japilan sunu sunat͡ʃaksiniz. bu tam toplantidir; olaɡan isleri japmajat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" New-Testament-2-Thessalonians-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, Silvanus ve Timoteos, Babamız Tanrı’da ve Efendi Yeşua Mesih’te olan Selanik kilisesine:|pavlusʔ silvanus ve timoteosʔ babamiz tanri’da ve efendi jesua mesih’te olan selanik kilisesine New-Testament-Acts-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes onu arattı, bulamayınca da nöbetçileri sorguya çekti ve öldürülsünler diye buyruk verdi. Hirodes Yahudiye’den Sezariye’ye inip bir süre orada kaldı.|hirodes onu arattiʔ bulamajint͡ʃa da nobett͡ʃileri sorɡuja t͡ʃekti ve oldurulsunler dije bujruk verdi. hirodes jahudije’den sezarije’je inip bir sure orada kaldi. Old-Testament-2-Samuel-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün hizmetkârları onun yanından geçtiler; ve bütün Keretililer, bütün Peletliler ve bütün Gittililer, Gat'tan gelen altı yüz adam kralın önünden geçtiler.|butun hizmetkarlari onun janindan ɡet͡ʃtiler; ve butun keretililerʔ butun peletliler ve butun ɡittililerʔ ɡatʔtan ɡelen alti juz adam kralin onunden ɡet͡ʃtiler. New-Testament-Galatians-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse Yasa Tanrı’nın vaatlerine aykırı mı? Kesinlikle hayır! Çünkü yaşam sağlayabilen bir yasa verilmiş olsaydı, kesinlikle doğruluk yasayla olurdu.|ojlejse jasa tanri’nin vaatlerine ajkiri mi? kesinlikle hajir! t͡ʃunku jasam saɡlajabilen bir jasa verilmis olsajdiʔ kesinlikle doɡruluk jasajla olurdu. Old-Testament-1-Kings-022-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı, babasının yolunda, annesinin yolunda ve İsrael'i günah işlettirmiş olan Nevat oğlu Yarovam'ın yolunda yürüdü.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtiʔ babasinin jolundaʔ annesinin jolunda ve israelʔi ɡunah islettirmis olan nevat oɡlu jarovamʔin jolunda jurudu. Old-Testament-Psalms-050-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Güzelliğin kusursuzluğu Siyon'dan, Tanrı parlıyor.|ɡuzelliɡin kusursuzluɡu sijonʔdanʔ tanri parlijor. Old-Testament-2-Chronicles-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Hizkiya kâhinlere ve Levililer'e yığınlar hakkında sordu.|o zaman hizkija kahinlere ve levililerʔe jiɡinlar hakkinda sordu. Old-Testament-Isaiah-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o sırada Yahve, Amots'un oğlu Yeşaya aracılığıyla söyleyip dedi: \"\"Git, belindeki çulu çöz, ayağındaki çarığı çıkar.\"\" O da öyle yaptı, çıplak ve yalınayak yürüdü.\"|\"o sirada jahveʔ amotsʔun oɡlu jesaja arat͡ʃiliɡijla sojlejip dedi \"\"ɡitʔ belindeki t͡ʃulu t͡ʃozʔ ajaɡindaki t͡ʃariɡi t͡ʃikar.\"\" o da ojle japtiʔ t͡ʃiplak ve jalinajak jurudu.\" New-Testament-Titus-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle birinin sapmış olduğunu, günah işleyerek kendi kendini mahkûm etmiş olduğunu bilirsin.|bojle birinin sapmis olduɡunuʔ ɡunah islejerek kendi kendini mahkum etmis olduɡunu bilirsin. Old-Testament-2-Kings-019-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama senin oturuşunu, çıkışını, girişini ve bana karşı öfkeni biliyorum.|ama senin oturusunuʔ t͡ʃikisiniʔ ɡirisini ve bana karsi ofkeni bilijorum. Old-Testament-2-Kings-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı Pul ülkeye karşı geldi; krallığı kendi elinde sağlamlaştırmak için Pul'un kendisiyle birlikte olması için Menahem ona bin talant gümüş verdi.|asur krali pul ulkeje karsi ɡeldi; kralliɡi kendi elinde saɡlamlastirmak it͡ʃin pulʔun kendisijle birlikte olmasi it͡ʃin menahem ona bin talant ɡumus verdi. Old-Testament-Jeremiah-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem, yüreğini kötülükten yıka ki kurtulasın. Kötü düşüncelerin ne zamana kadar içinde kalacak?|jerusalemʔ jureɡini kotulukten jika ki kurtulasin. kotu dusunt͡ʃelerin ne zamana kadar it͡ʃinde kalat͡ʃak? Old-Testament-Job-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeryüzü kötülerin eline verilmiş. Hâkimlerinin yüzlerini örten O'dur. Eğer O değilse, kimdir?\"\"\"|\"jerjuzu kotulerin eline verilmis. hakimlerinin juzlerini orten oʔdur. eɡer o deɡilseʔ kimdir?\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-033-005|und|SPEAKER_00_Turkish|'Keldaniler'e karşı savaşmak için ve öfkemle ve gazabımla öldürdüğüm insanların cesetleriyle o evleri doldurmak için geliyorlar, o insanlar ki, kötülükleri yüzünden yüzümü bu kentten gizledim.|ʔkeldanilerʔe karsi savasmak it͡ʃin ve ofkemle ve ɡazabimla oldurduɡum insanlarin t͡ʃesetlerijle o evleri doldurmak it͡ʃin ɡelijorlarʔ o insanlar kiʔ kotulukleri juzunden juzumu bu kentten ɡizledim. Old-Testament-Psalms-069-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağlamaktan yoruldum. Boğazım kurudu. Gözlerim Tanrı’yı aramayı bırakıyor.|aɡlamaktan joruldum. boɡazim kurudu. ɡozlerim tanri’ji aramaji birakijor. Old-Testament-Joshua-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama tepecikleri üzerinde duran kentlere gelince, İsrael, Hasor dışında hiçbirini yakmadı. Yeşu onu yaktı.|ama tepet͡ʃikleri uzerinde duran kentlere ɡelint͡ʃeʔ israelʔ hasor disinda hit͡ʃbirini jakmadi. jesu onu jakti. Old-Testament-Deuteronomy-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz, Tanrınız Yahve'ye sadık olanlar, hepiniz bugün hayattasınız.|ama sizʔ tanriniz jahveʔje sadik olanlarʔ hepiniz buɡun hajattasiniz. Old-Testament-Joshua-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenti ve içindekilerin hepsini ateşe verdiler. Yalnızca gümüşü, altını, tunç ve demir eşyaları Yahve'nin evinin hazinesine koydular.|kenti ve it͡ʃindekilerin hepsini atese verdiler. jalnizt͡ʃa ɡumusuʔ altiniʔ tunt͡ʃ ve demir esjalari jahveʔnin evinin hazinesine kojdular. Old-Testament-1-Kings-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü David Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı ve yaşamının bütün günlerinde Yahve'nin kendisine buyurduğu hiçbir şeyden sapmadı, yalnızca Hititli Uriya meselesi hariç.|t͡ʃunku david jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti ve jasaminin butun ɡunlerinde jahveʔnin kendisine bujurduɡu hit͡ʃbir sejden sapmadiʔ jalnizt͡ʃa hititli urija meselesi harit͡ʃ. New-Testament-Luke-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Mariyam bütün bu sözleri yüreğinde saklıyor, üzerinde derin derin düşünüyordu.|ama marijam butun bu sozleri jureɡinde saklijorʔ uzerinde derin derin dusunujordu. Old-Testament-Deuteronomy-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu, oğullarını benim ardımca gitmekten saptırır ve başka ilahlara hizmet ederler. Böylece Yahve'nin öfkesi size karşı alevlenir ve sizi çabucak yok eder.|t͡ʃunku buʔ oɡullarini benim ardimt͡ʃa ɡitmekten saptirir ve baska ilahlara hizmet ederler. bojlet͡ʃe jahveʔnin ofkesi size karsi alevlenir ve sizi t͡ʃabut͡ʃak jok eder. Old-Testament-Judges-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Manoah, Yahve'nin meleğine, \"\"Lütfen bizimle kal, sana bir oğlak hazırlayalım\"\" dedi.\"|\"manoahʔ jahveʔnin meleɡineʔ \"\"lutfen bizimle kalʔ sana bir oɡlak hazirlajalim\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-009-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir başkasına, “Ardımdan gel!” dedi. Ama o, “Efendimiz, önce gidip babamı gömmeme izin ver” dedi.|bir baskasinaʔ “ardimdan ɡel!” dedi. ama oʔ “efendimizʔ ont͡ʃe ɡidip babami ɡommeme izin ver” dedi. Old-Testament-Exodus-039-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Taşlar İsrael'in çocuklarının adlarına göre, on iki oymak için her birinin kendi adına göre, mühür oymaları gibi adlarına göre, on ikiydi.|taslar israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin adlarina ɡoreʔ on iki ojmak it͡ʃin her birinin kendi adina ɡoreʔ muhur ojmalari ɡibi adlarina ɡoreʔ on ikijdi. Old-Testament-Leviticus-015-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin birini günah sunusu, diğerini yakmalık sunu olarak sunacak; kâhin onun için, akıntısının kirliliğinden dolayı Yahve'nin önünde kefaret edecektir.'\"\"\"|\"kahin birini ɡunah sunusuʔ diɡerini jakmalik sunu olarak sunat͡ʃak; kahin onun it͡ʃinʔ akintisinin kirliliɡinden dolaji jahveʔnin onunde kefaret edet͡ʃektir.ʔ\"\"\" New-Testament-John-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu ilk olarak, o yıl başkâhin olan Kayafa’nın kayınbabası Hanan’a götürdüler.|o’nu ilk olarakʔ o jil baskahin olan kajafa’nin kajinbabasi hanan’a ɡoturduler. New-Testament-2-Corinthians-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bedende yaşarken iyi ya da kötü, yaptıklarımızın karşılığını almak için hepimizin Mesih’in yargı kürsüsü önüne görünmesi gerekiyor.|t͡ʃunku bedende jasarken iji ja da kotuʔ japtiklarimizin karsiliɡini almak it͡ʃin hepimizin mesih’in jarɡi kursusu onune ɡorunmesi ɡerekijor. Old-Testament-Ezekiel-038-020|und|SPEAKER_00_Turkish|denizdeki balıklar, gökyüzündeki kuşlar, kırdaki hayvanlar, yeryüzünde sürünen bütün yaratıklar ve yeryüzündeki bütün insanlar önümde titreyecekler. O zaman dağlar yıkılacak, sarp yerler düşecek ve her duvar yerle bir olacak.|denizdeki baliklarʔ ɡokjuzundeki kuslarʔ kirdaki hajvanlarʔ jerjuzunde surunen butun jaratiklar ve jerjuzundeki butun insanlar onumde titrejet͡ʃekler. o zaman daɡlar jikilat͡ʃakʔ sarp jerler duset͡ʃek ve her duvar jerle bir olat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim azarlama gününde harap olacak. İsrael oymaklar arasında, kesinlikle olacak olanı bildirdim.|efraim azarlama ɡununde harap olat͡ʃak. israel ojmaklar arasindaʔ kesinlikle olat͡ʃak olani bildirdim. Old-Testament-Ecclesiastes-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunları boş günlerimde gördüm: Doğruluğunun içinde yok olan doğru adam vardı, kendi kötülüğünün içinde de uzun yaşayan kötü adam vardır.|butun bunlari bos ɡunlerimde ɡordum doɡruluɡunun it͡ʃinde jok olan doɡru adam vardiʔ kendi kotuluɡunun it͡ʃinde de uzun jasajan kotu adam vardir. New-Testament-Luke-017-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Lut’un günlerinde öyle oldu. Onlar yiyip içiyor, satın alıyor, tohum ekiyor, bina ediyorlardı.|lut’un ɡunlerinde ojle oldu. onlar jijip it͡ʃijorʔ satin alijorʔ tohum ekijorʔ bina edijorlardi. New-Testament-Luke-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna onların hepsine şu yanıtı verdi: “Ben sizi suyla vaftiz ediyorum, ama benden daha güçlü Olan geliyor. Ben O’nun çarıklarının bağını çözmeye layık değilim. O sizi Kutsal Ruh’la ve ateşle vaftiz edecek.|juhanna onlarin hepsine su janiti verdi “ben sizi sujla vaftiz edijorumʔ ama benden daha ɡut͡ʃlu olan ɡelijor. ben o’nun t͡ʃariklarinin baɡini t͡ʃozmeje lajik deɡilim. o sizi kutsal ruh’la ve atesle vaftiz edet͡ʃek. New-Testament-Acts-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci seferde Yosef kardeşlerine belli edildi, Yosef’in soyu da Firavun'a belli edildi.|ikint͡ʃi seferde josef kardeslerine belli edildiʔ josef’in soju da firavunʔa belli edildi. New-Testament-Acts-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçilerin üzerine ellerini koyduktan sonra onları göz altına aldılar.|elt͡ʃilerin uzerine ellerini kojduktan sonra onlari ɡoz altina aldilar. Old-Testament-Ecclesiastes-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimi bilgeliği anlamaya ve yeryüzünde yapılan işi görmeye adadığımda (gözler gece gündüz uyumasa bile),|jureɡimi bilɡeliɡi anlamaja ve jerjuzunde japilan isi ɡormeje adadiɡimda (ɡozler ɡet͡ʃe ɡunduz ujumasa bile)ʔ Old-Testament-Joshua-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adamlara şöyle dedi: \"\"Yahve'nin size ülkeyi verdiğini biliyorum, sizin korkunuz üzerimize çöktü ve ülkede oturanların hepsi önünüzde eriyip gidiyor.\"|\"adamlara sojle dedi \"\"jahveʔnin size ulkeji verdiɡini bilijorumʔ sizin korkunuz uzerimize t͡ʃoktu ve ulkede oturanlarin hepsi onunuzde erijip ɡidijor.\" Old-Testament-Daniel-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Belşatsar buyurdu ve Daniel'e mor giydirdiler, boynuna altın bir zincir taktılar ve krallıkta üçüncü yönetici olacaktır diye onun hakkında duyuru yaptılar.|bunun uzerine belsatsar bujurdu ve danielʔe mor ɡijdirdilerʔ bojnuna altin bir zint͡ʃir taktilar ve krallikta ut͡ʃunt͡ʃu jonetit͡ʃi olat͡ʃaktir dije onun hakkinda dujuru japtilar. Old-Testament-Proverbs-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar seninle birlikte yabancılar için değil, yalnız senin için olsunlar.|onlar seninle birlikte jabant͡ʃilar it͡ʃin deɡilʔ jalniz senin it͡ʃin olsunlar. New-Testament-Acts-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu adamları ne yapacağız? Çünkü onlar aracılığıyla, Yeruşalem'de oturan herkesin açıkça görebileceği gibi, dikkate değer bir mucize yapıldı ve bunu inkâr edemeyiz.|“bu adamlari ne japat͡ʃaɡiz? t͡ʃunku onlar arat͡ʃiliɡijlaʔ jerusalemʔde oturan herkesin at͡ʃikt͡ʃa ɡorebilet͡ʃeɡi ɡibiʔ dikkate deɡer bir mut͡ʃize japildi ve bunu inkar edemejiz. Old-Testament-Isaiah-056-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Gelin\"\" diyorlar, \"\"Şarap alayım, ağır içkiye doyalım; yarın da bugünkü gibi, haddinden fazla iyi olacak.”\"|\"\"\"ɡelin\"\" dijorlarʔ \"\"sarap alajimʔ aɡir it͡ʃkije dojalim; jarin da buɡunku ɡibiʔ haddinden fazla iji olat͡ʃak.”\" Old-Testament-1-Samuel-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu çocuk için dua ettim ve Yahve kendisinden istemiş olduğum dileğimi bana verdi.\"|\"\"\"bu t͡ʃot͡ʃuk it͡ʃin dua ettim ve jahve kendisinden istemis olduɡum dileɡimi bana verdi.\" Old-Testament-Isaiah-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle halkım bilgi eksikliğinden dolayı sürgüne gidiyor. Saygın adamları açlıktan ölmekte, onların kalabalıkları da susuzluktan kavrulmakta.|bu nedenle halkim bilɡi eksikliɡinden dolaji surɡune ɡidijor. sajɡin adamlari at͡ʃliktan olmekteʔ onlarin kalabaliklari da susuzluktan kavrulmakta. Old-Testament-Isaiah-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlü olan kav gibi, işi ise kıvılcım gibi olacaktır. İkisi birlikte yanacak ve kimse onları söndüremeyecek.”|ɡut͡ʃlu olan kav ɡibiʔ isi ise kivilt͡ʃim ɡibi olat͡ʃaktir. ikisi birlikte janat͡ʃak ve kimse onlari sonduremejet͡ʃek.” Old-Testament-Isaiah-060-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıların da sürekli açık olacak; gece gündüz kapanmayacaklar ki, insanlar ulusların servetini ve onların tutsak edilmiş krallarını sana getirsin.|kapilarin da surekli at͡ʃik olat͡ʃak; ɡet͡ʃe ɡunduz kapanmajat͡ʃaklar kiʔ insanlar uluslarin servetini ve onlarin tutsak edilmis krallarini sana ɡetirsin. Old-Testament-Ezekiel-034-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben, Tanrıları Yahve'nin onlarla birlikte olduğumu, İsrael evinin de benim halkım olduğunu bilecekler, diyor Efendi Yahve.|benʔ tanrilari jahveʔnin onlarla birlikte olduɡumuʔ israel evinin de benim halkim olduɡunu bilet͡ʃeklerʔ dijor efendi jahve. Old-Testament-1-Kings-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eliya, \"\"Önünde durduğum Ordular Yahvesi hakkı için, bugün kesinlikle ona görüneceğim\"\" dedi.\"|\"elijaʔ \"\"onunde durduɡum ordular jahvesi hakki it͡ʃinʔ buɡun kesinlikle ona ɡorunet͡ʃeɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Ecclesiastes-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızların emeği kendilerini yorar; çünkü kente nasıl gideceğini bilmez.|akilsizlarin emeɡi kendilerini jorar; t͡ʃunku kente nasil ɡidet͡ʃeɡini bilmez. New-Testament-Mark-010-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onları çağırıp şöyle dedi: “Biliyorsunuz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen olurlar, onların büyükleri üzerlerinde ağırlıklarını hissettirirler.|jesua onlari t͡ʃaɡirip sojle dedi “bilijorsunuz kiʔ uluslarin onderleri sajilanlarʔ onlara eɡemen olurlarʔ onlarin bujukleri uzerlerinde aɡirliklarini hissettirirler. Old-Testament-Genesis-019-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük olanın bir oğlu oldu, adını Moav koydu. O bugünkü Moavlılar’ın atasıdır.|bujuk olanin bir oɡlu olduʔ adini moav kojdu. o buɡunku moavlilar’in atasidir. Old-Testament-Job-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar aşağı attıklarında, sen, ‘kalk’ diyeceksin. O, alçakgönüllü kişiyi kurtarır.|onlar asaɡi attiklarindaʔ senʔ ‘kalk’ dijet͡ʃeksin. oʔ alt͡ʃakɡonullu kisiji kurtarir. Old-Testament-Ezekiel-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“Senin kirliliğinde ahlaksızlık var. Çünkü seni temizledim ve sen temizlenmedin, sana olan gazabımı dindirinceye kadar bir daha kirliliğinden temizlenmeyeceksin.\"\"\"\"'\"|\"“‘“senin kirliliɡinde ahlaksizlik var. t͡ʃunku seni temizledim ve sen temizlenmedinʔ sana olan ɡazabimi dindirint͡ʃeje kadar bir daha kirliliɡinden temizlenmejet͡ʃeksin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Numbers-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile Aron adları anılan bu adamları aldılar.|mose ile aron adlari anilan bu adamlari aldilar. Old-Testament-Psalms-107-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye şükredin, çünkü O iyidir, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|jahve’je sukredinʔ t͡ʃunku o ijidirʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Numbers-031-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe onlara şöyle dedi: \"\"Kadınların hepsini sağ mı bıraktınız?\"|\"mose onlara sojle dedi \"\"kadinlarin hepsini saɡ mi biraktiniz?\" Old-Testament-Deuteronomy-028-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ülkende güvenmiş olduğun yüksek ve sağlam duvarların yıkılıncaya kadar seni bütün kapılarında kuşatacaklar. Tanrın Yahve'nin sana verdiği ülkenin her yerinde seni bütün kapılarında kuşatacaklar.|butun ulkende ɡuvenmis olduɡun juksek ve saɡlam duvarlarin jikilint͡ʃaja kadar seni butun kapilarinda kusatat͡ʃaklar. tanrin jahveʔnin sana verdiɡi ulkenin her jerinde seni butun kapilarinda kusatat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Chronicles-001-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Seir'in oğulları: Lotan, Şoval, Siveon, Ana, Dişon, Ezer ve Dişan.|seirʔin oɡullari lotanʔ sovalʔ siveonʔ anaʔ disonʔ ezer ve disan. Old-Testament-Ruth-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Amminadav, Nahşon'un babası oldu. Nahşon, Salmon'un babası oldu.|amminadavʔ nahsonʔun babasi oldu. nahsonʔ salmonʔun babasi oldu. New-Testament-John-005-038|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun sözü içinizde yaşamıyor. Çünkü gönderdiği kişiye iman etmiyorsunuz.”|o’nun sozu it͡ʃinizde jasamijor. t͡ʃunku ɡonderdiɡi kisije iman etmijorsunuz.” Old-Testament-Numbers-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, herkesin çadırının kapısında, aile boyu ağladığını duydu; ve Yahve'nin öfkesi çok alevlendi; Moşe de hoşnutsuzdu.|moseʔ herkesin t͡ʃadirinin kapisindaʔ aile boju aɡladiɡini dujdu; ve jahveʔnin ofkesi t͡ʃok alevlendi; mose de hosnutsuzdu. Old-Testament-1-Chronicles-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yişay, ilk oğlu Eliav'ın, ikinci oğlu Avinadav'ın, üçüncü oğlu Şimea'nın,|jisajʔ ilk oɡlu eliavʔinʔ ikint͡ʃi oɡlu avinadavʔinʔ ut͡ʃunt͡ʃu oɡlu simeaʔninʔ Old-Testament-Nehemiah-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların yanında Hakkots oğlu Uriya oğlu Meremot onardı. Onların yanında Meşezabel oğlu Berekya oğlu Meşullam onardı. Onların yanında Baana oğlu Sadok onardı.|onlarin janinda hakkots oɡlu urija oɡlu meremot onardi. onlarin janinda mesezabel oɡlu berekja oɡlu mesullam onardi. onlarin janinda baana oɡlu sadok onardi. New-Testament-Romans-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Her türlü haksızlıkla, cinsel ahlaksızlıkla, kötülükle, açgözlülükle, fesatla doldular. Kıskançlık, cinayet, çekişme, hile, kötü alışkanlıklarla ve iftirayla doludurlar.|her turlu haksizliklaʔ t͡ʃinsel ahlaksizliklaʔ kotulukleʔ at͡ʃɡozlulukleʔ fesatla doldular. kiskant͡ʃlikʔ t͡ʃinajetʔ t͡ʃekismeʔ hileʔ kotu aliskanliklarla ve iftirajla doludurlar. Old-Testament-Deuteronomy-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün temiz kuşlardan yiyebilirsiniz.|butun temiz kuslardan jijebilirsiniz. Old-Testament-Proverbs-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahmağın konuşması sırtına değnek getirir, ama bilgelerin dudakları kendilerini korur.|ahmaɡin konusmasi sirtina deɡnek ɡetirirʔ ama bilɡelerin dudaklari kendilerini korur. Old-Testament-Ezekiel-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte keten giysili, belinde kâtip diviti olan adam, durumu bildirdi ve, \"\"Bana buyurduğun gibi yaptım\"\" dedi.\"|\"iste keten ɡijsiliʔ belinde katip diviti olan adamʔ durumu bildirdi veʔ \"\"bana bujurduɡun ɡibi japtim\"\" dedi.\" Old-Testament-Joshua-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu Yasa Kitabı ağzından ayrılmayacak; ama içinde yazılanların hepsine göre yapmaya dikkat edesin diye gece gündüz onun üzerinde düşüneceksin; çünkü o zaman yolunu başarıya ulaştıracak ve o zaman sağlam başarıya kavuşacaksın.|bu jasa kitabi aɡzindan ajrilmajat͡ʃak; ama it͡ʃinde jazilanlarin hepsine ɡore japmaja dikkat edesin dije ɡet͡ʃe ɡunduz onun uzerinde dusunet͡ʃeksin; t͡ʃunku o zaman jolunu basarija ulastirat͡ʃak ve o zaman saɡlam basarija kavusat͡ʃaksin. Old-Testament-Genesis-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|oradan ilk yaptığı sunağın bulunduğu yere kadar gitti. Avram orada Yahve’nin adını çağırdı.|oradan ilk japtiɡi sunaɡin bulunduɡu jere kadar ɡitti. avram orada jahve’nin adini t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Ezekiel-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halklar arasında seni tanıyanların hepsi sana şaşacak. Sen bir dehşet oldun, artık yok olacaksın.\"\"\"\"'\"|\"halklar arasinda seni tanijanlarin hepsi sana sasat͡ʃak. sen bir dehset oldunʔ artik jok olat͡ʃaksin.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-2-Peter-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kişiler, “Hani O’nun gelişiyle ilgili vaade ne oldu? Çünkü ataların uykuya daldıkları günden beri her şey yaratılışın başlangıcında olduğu gibi duruyor” diyecekler.|bu kisilerʔ “hani o’nun ɡelisijle ilɡili vaade ne oldu? t͡ʃunku atalarin ujkuja daldiklari ɡunden beri her sej jaratilisin baslanɡit͡ʃinda olduɡu ɡibi durujor” dijet͡ʃekler. New-Testament-Colossians-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanı değerlendirin. Dışarıda olanlara karşı bilgelikle yürüyün.|zamani deɡerlendirin. disarida olanlara karsi bilɡelikle jurujun. Old-Testament-Leviticus-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|geko, varan, duvar kertenkelesi, keler ve bukalemun.|ɡekoʔ varanʔ duvar kertenkelesiʔ keler ve bukalemun. Old-Testament-Job-034-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayışlı adamlar bana, beni dinleyen her bilge adam şöyle diyecek:|anlajisli adamlar banaʔ beni dinlejen her bilɡe adam sojle dijet͡ʃek Old-Testament-1-Kings-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Gerçekten sana bir konut evi, daima oturacağın bir yer yaptım.”\"|\"\"\"ɡert͡ʃekten sana bir konut eviʔ daima oturat͡ʃaɡin bir jer japtim.”\" Old-Testament-2-Kings-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin Yehu'ya söylediği söz şuydu: \"\"Oğulların dördüncü kuşağa kadar İsrael tahtında oturacak.\"\" Ve öyle oldu.\"|\"jahveʔnin jehuʔja sojlediɡi soz sujdu \"\"oɡullarin dordunt͡ʃu kusaɡa kadar israel tahtinda oturat͡ʃak.\"\" ve ojle oldu.\" New-Testament-Revelation-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal kentin, Yeni Yeruşalem’in gökten, güveyi için süslenmiş bir gelin gibi hazırlanmış olarak Tanrı’nın yanından indiğini gördüm.|kutsal kentinʔ jeni jerusalem’in ɡoktenʔ ɡuveji it͡ʃin suslenmis bir ɡelin ɡibi hazirlanmis olarak tanri’nin janindan indiɡini ɡordum. Old-Testament-1-Chronicles-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David sandığı kendisiyle birlikte David Kenti'ne götürmedi, ama onu Gadlı Oved Edom'un evine saptırıp götürdü.|bunun uzerine david sandiɡi kendisijle birlikte david kentiʔne ɡoturmediʔ ama onu ɡadli oved edomʔun evine saptirip ɡoturdu. Old-Testament-Psalms-104-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin yüceliği sonsuza dek sürsün. Yahve işleriyle sevinsin.|jahve’nin jut͡ʃeliɡi sonsuza dek sursun. jahve islerijle sevinsin. New-Testament-Luke-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Simon Petrus bunu görünce Yeşua’nın dizlerine kapanıp, “Efendimiz benden uzak dur, çünkü ben günahkâr bir adamım” dedi.|ama simon petrus bunu ɡorunt͡ʃe jesua’nin dizlerine kapanipʔ “efendimiz benden uzak durʔ t͡ʃunku ben ɡunahkar bir adamim” dedi. Old-Testament-1-Kings-008-056|und|SPEAKER_00_Turkish|“Vaat ettiği her şeye göre halkı İsrael'e rahatlık vermiş olan Yahve yücelsin. Hizmetkârı Moşe aracılığıyla vaat ettiği bütün iyi vaatlerinden tek bir söz bile boşa çıkmadı.|“vaat ettiɡi her seje ɡore halki israelʔe rahatlik vermis olan jahve jut͡ʃelsin. hizmetkari mose arat͡ʃiliɡijla vaat ettiɡi butun iji vaatlerinden tek bir soz bile bosa t͡ʃikmadi. Old-Testament-Genesis-040-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Asmada üç dal vardı. Sanki tomurcuklanmış gibiydi. Çiçek açtı, salkımları olgun üzümler verdi.|asmada ut͡ʃ dal vardi. sanki tomurt͡ʃuklanmis ɡibijdi. t͡ʃit͡ʃek at͡ʃtiʔ salkimlari olɡun uzumler verdi. Old-Testament-Ecclesiastes-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun önüne çıkmakta acele etme. Kötü bir şeyde ısrar etme, çünkü o ne dilerse onu yapar.|onun onune t͡ʃikmakta at͡ʃele etme. kotu bir sejde israr etmeʔ t͡ʃunku o ne dilerse onu japar. New-Testament-Revelation-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtta oturan, “İşte her şeyi yeni yapıyorum” dedi. “Yaz, çünkü Tanrı’nın bu sözleri sadık ve gerçektir.”|tahtta oturanʔ “iste her seji jeni japijorum” dedi. “jazʔ t͡ʃunku tanri’nin bu sozleri sadik ve ɡert͡ʃektir.” Old-Testament-Proverbs-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Babanla annen sevinsin! Seni doğuran sevinsin!|babanla annen sevinsin! seni doɡuran sevinsin! Old-Testament-2-Kings-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının yaptığı gibi, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı. Nevat oğlu Yarovam'ın İsrael'e işlettirdiği günahlarından ayrılmadı.|atalarinin japtiɡi ɡibiʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. nevat oɡlu jarovamʔin israelʔe islettirdiɡi ɡunahlarindan ajrilmadi. Old-Testament-Numbers-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Lanet getiren acılık suyunu kadına içirecek; ve lanete neden olan su onun içine girecek ve acılaşacak.|lanet ɡetiren at͡ʃilik sujunu kadina it͡ʃiret͡ʃek; ve lanete neden olan su onun it͡ʃine ɡiret͡ʃek ve at͡ʃilasat͡ʃak. New-Testament-Matthew-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kalk, çocuğu ve annesini al ve İsrael diyarına geri dön. Çünkü çocuğun yaşamını isteyenler öldü.”|“kalkʔ t͡ʃot͡ʃuɡu ve annesini al ve israel dijarina ɡeri don. t͡ʃunku t͡ʃot͡ʃuɡun jasamini istejenler oldu.” New-Testament-Luke-018-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanından geçen kalabalığın sesini duyunca, “Bunun anlamı nedir?” diye sordu.|janindan ɡet͡ʃen kalabaliɡin sesini dujunt͡ʃaʔ “bunun anlami nedir?” dije sordu. New-Testament-1-Corinthians-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi ellerimizle didinip çalışıyoruz. Bizi lanetleyenleri kutsuyoruz. Zulmedenlere katlanıyoruz.|kendi ellerimizle didinip t͡ʃalisijoruz. bizi lanetlejenleri kutsujoruz. zulmedenlere katlanijoruz. Old-Testament-Psalms-084-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu, gücü sende olanlara, yüreklerini Siyon’u ziyaret etmeye koyanlara.|ne mutluʔ ɡut͡ʃu sende olanlaraʔ jureklerini sijon’u zijaret etmeje kojanlara. Old-Testament-Psalms-109-027|und|SPEAKER_00_Turkish|bilsinler ki bu senin elindir, bunu yapan sensin ey Yahve.|bilsinler ki bu senin elindirʔ bunu japan sensin ej jahve. Old-Testament-Judges-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara şöyle dedi: \"\"Sizinle karşılaştırıldığında benim şimdi yaptığım nedir? Efraim'in üzümlerinin toplanması Aviezer'in bağbozumundan daha iyi değil mi?\"|\"onlara sojle dedi \"\"sizinle karsilastirildiɡinda benim simdi japtiɡim nedir? efraimʔin uzumlerinin toplanmasi aviezerʔin baɡbozumundan daha iji deɡil mi?\" New-Testament-Luke-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve, ‘Ayağın bir taşa çarpmasın diye seni elleri üzerinde taşıyacaklar.’”|veʔ ‘ajaɡin bir tasa t͡ʃarpmasin dije seni elleri uzerinde tasijat͡ʃaklar.’” New-Testament-Matthew-009-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yeşua kalabalıkları görünce, onlara acıdı. Bitkin ve dağılmış, çobansız koyunlar gibiydiler.|ant͡ʃak jesua kalabaliklari ɡorunt͡ʃeʔ onlara at͡ʃidi. bitkin ve daɡilmisʔ t͡ʃobansiz kojunlar ɡibijdiler. Old-Testament-1-Chronicles-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Geçmişte, Saul kralken, İsrael'i dışarı çıkaran ve içeri sokan sendin. Tanrın Yahve sana, 'Halkım İsrael'in çobanı sen olacaksın ve halkım İsrael'in üzerine sen hükümdar olacaksın' dedi.\"\"\"|\"ɡet͡ʃmisteʔ saul kralkenʔ israelʔi disari t͡ʃikaran ve it͡ʃeri sokan sendin. tanrin jahve sanaʔ ʔhalkim israelʔin t͡ʃobani sen olat͡ʃaksin ve halkim israelʔin uzerine sen hukumdar olat͡ʃaksinʔ dedi.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'un oğlu Yonatan'ın oğlu Mefiboşet David'in yanına geldi, yüzüstü yere kapandı ve saygı gösterdi. David, \"\"Mefiboşet misin?\"\" dedi. Mefiboşet, \"\"İşte, hizmetkârın!\"\" diye yanıt verdi.\"|\"saulʔun oɡlu jonatanʔin oɡlu mefiboset davidʔin janina ɡeldiʔ juzustu jere kapandi ve sajɡi ɡosterdi. davidʔ \"\"mefiboset misin?\"\" dedi. mefibosetʔ \"\"isteʔ hizmetkarin!\"\" dije janit verdi.\" New-Testament-Galatians-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih Yeşua’da sünnetli olup olmamanın bir önemi yoktur, önemli olan yeni yaratılıştır.|t͡ʃunku mesih jesua’da sunnetli olup olmamanin bir onemi jokturʔ onemli olan jeni jaratilistir. Old-Testament-Genesis-036-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav eşlerini Kenan'ın kızlarından aldı: Hititli Elon'un kızı Âda ve Hivli Sivon'un kızı Âna'nın kızı Oholivama;|esav eslerini kenanʔin kizlarindan aldi hititli elonʔun kizi ada ve hivli sivonʔun kizi anaʔnin kizi oholivama; Old-Testament-Jeremiah-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenin kapılarında onları yabayla savurdum. Çocuksuz bıraktım. Halkımı yok ettim. Yollarından dönmediler.|ulkenin kapilarinda onlari jabajla savurdum. t͡ʃot͡ʃuksuz biraktim. halkimi jok ettim. jollarindan donmediler. Old-Testament-Job-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmaklara, akan bal ve tereyağına bakmayacak.|irmaklaraʔ akan bal ve terejaɡina bakmajat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenaana oğlu Sidkiya kendine demir boynuzlar yaptı ve şöyle dedi: “Yahve diyor ki, ‘Suriyeliler tükeninceye kadar onları bunlarla iteceksiniz.’”|kenaana oɡlu sidkija kendine demir bojnuzlar japti ve sojle dedi “jahve dijor kiʔ ‘surijeliler tukenint͡ʃeje kadar onlari bunlarla itet͡ʃeksiniz.’” Old-Testament-Numbers-001-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer oymağından sayılanlar kırk bir bin beş yüz kişi vardı.|aser ojmaɡindan sajilanlar kirk bir bin bes juz kisi vardi. New-Testament-Acts-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada sekiz yıldır yatalak olan felçli birini buldu. Adamın adı Aneas’dı.|orada sekiz jildir jatalak olan felt͡ʃli birini buldu. adamin adi aneas’di. New-Testament-Matthew-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O’nu kıskançlık nedeniyle kendisine teslim ettiklerini biliyordu.|t͡ʃunku o’nu kiskant͡ʃlik nedenijle kendisine teslim ettiklerini bilijordu. Old-Testament-Psalms-039-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Her insan kuşkusuz gölge gibi dolaşır. Gerçekten boş yere didinir durur. Yığar ama onu kimin toplayacağını bilmez.|“her insan kuskusuz ɡolɡe ɡibi dolasir. ɡert͡ʃekten bos jere didinir durur. jiɡar ama onu kimin toplajat͡ʃaɡini bilmez. New-Testament-1-Corinthians-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’te on bin öğretmeniniz olsa da çok sayıda babanız yoktur. Çünkü Müjde aracılığıyla Mesih Yeşua’da babanız oldum.|mesih’te on bin oɡretmeniniz olsa da t͡ʃok sajida babaniz joktur. t͡ʃunku muʒde arat͡ʃiliɡijla mesih jesua’da babaniz oldum. Old-Testament-1-Chronicles-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye adına yaraşır görkemi verin. Sunu getirin ve O'nun önüne çıkın. Kutsal giysiler içinde Yahve'ye tapının.|jahveʔje adina jarasir ɡorkemi verin. sunu ɡetirin ve oʔnun onune t͡ʃikin. kutsal ɡijsiler it͡ʃinde jahveʔje tapinin. New-Testament-Mark-006-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekneye yanlarına bindi, rüzgâr da dindi. Onlarsa büyük bir şaşkınlık ve hayret içindeydi.|tekneje janlarina bindiʔ ruzɡar da dindi. onlarsa bujuk bir saskinlik ve hajret it͡ʃindejdi. Old-Testament-Proverbs-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrısız kişi ağzıyla komşusunu yok eder, ama doğrular bilgi sayesinde kurtulur.|tanrisiz kisi aɡzijla komsusunu jok ederʔ ama doɡrular bilɡi sajesinde kurtulur. New-Testament-Romans-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, öteki uluslar arasında olduğu gibi, hizmetimin sizin aranızda da ürün vermesi için yanınıza kaç kez gelmeye niyetlendiğimi, ama şimdiye dek hep engellendiğimi bilmenizi isterim.|kardeslerimʔ oteki uluslar arasinda olduɡu ɡibiʔ hizmetimin sizin aranizda da urun vermesi it͡ʃin janiniza kat͡ʃ kez ɡelmeje nijetlendiɡimiʔ ama simdije dek hep enɡellendiɡimi bilmenizi isterim. Old-Testament-Genesis-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarah, “Tanrı beni güldürdü” dedi. “Duyan herkes benimle birlikte gülecek.”|sarahʔ “tanri beni ɡuldurdu” dedi. “dujan herkes benimle birlikte ɡulet͡ʃek.” New-Testament-Matthew-026-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyanık durup dua edin ki, ayartıya düşmeyesiniz. Gerçi Ruh isteklidir, ama beden zayıftır” dedi.|ujanik durup dua edin kiʔ ajartija dusmejesiniz. ɡert͡ʃi ruh isteklidirʔ ama beden zajiftir” dedi. Old-Testament-Numbers-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha sonra halk Haserot'tan ayrıldı ve Paran Çölü'nde konakladı.|daha sonra halk haserotʔtan ajrildi ve paran t͡ʃoluʔnde konakladi. Old-Testament-2-Kings-017-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte her ulus kendine ait ilâhlar yaptı ve her ulus yaşamakta oldukları kentlere, Samariyalılar'ın yapmış olduğu yüksek yerler evlerine bunları koydu.|bununla birlikte her ulus kendine ait ilahlar japti ve her ulus jasamakta olduklari kentlereʔ samarijalilarʔin japmis olduɡu juksek jerler evlerine bunlari kojdu. Old-Testament-Joel-002-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, her kim Yahve'nin adını çağırırsa kurtulacak; çünkü Yahve'nin söylediği gibi, Siyon Dağı'nda ve Yeruşalem'de kaçıp kurtulanlar, geride kalanlar arasında Yahve'nin çağırdığı kimseler olacak.|ojle olat͡ʃak kiʔ her kim jahveʔnin adini t͡ʃaɡirirsa kurtulat͡ʃak; t͡ʃunku jahveʔnin sojlediɡi ɡibiʔ sijon daɡiʔnda ve jerusalemʔde kat͡ʃip kurtulanlarʔ ɡeride kalanlar arasinda jahveʔnin t͡ʃaɡirdiɡi kimseler olat͡ʃak. Old-Testament-Job-037-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden insanlar O'na saygı gösterir. Yürekte bilge olanların hiç birini dikkate almaz.\"\"\"|\"bu juzden insanlar oʔna sajɡi ɡosterir. jurekte bilɡe olanlarin hit͡ʃ birini dikkate almaz.\"\"\" Old-Testament-Genesis-046-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef'e Mısır'da doğan oğulları iki candı. Mısır'a gelen Yakov'un ev halkının toplam canları yetmiş kişiydi.|josefʔe misirʔda doɡan oɡullari iki t͡ʃandi. misirʔa ɡelen jakovʔun ev halkinin toplam t͡ʃanlari jetmis kisijdi. Old-Testament-Numbers-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara yetecek kadar davar ve sığır onlar için boğazlanacak mı? Onlara yetecek kadar denizin bütün balıkları onlar için toplanacak mı?”|onlara jetet͡ʃek kadar davar ve siɡir onlar it͡ʃin boɡazlanat͡ʃak mi? onlara jetet͡ʃek kadar denizin butun baliklari onlar it͡ʃin toplanat͡ʃak mi?” Old-Testament-Job-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kötülük ağzında tatlı olsa da, dilinin altında onu saklasa da,\"|\"\"\"kotuluk aɡzinda tatli olsa daʔ dilinin altinda onu saklasa daʔ\" Old-Testament-Numbers-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sonra Buluşma Çadırı yola çıkacak, Levililer'in ordugâhı ordugâhların ortasında olacak. Konakladıkları gibi, herkes kendi bayraklarına göre, her kişi kendi yerinden yola çıkacak.\"\"\"|\"\"\"sonra bulusma t͡ʃadiri jola t͡ʃikat͡ʃakʔ levililerʔin orduɡahi orduɡahlarin ortasinda olat͡ʃak. konakladiklari ɡibiʔ herkes kendi bajraklarina ɡoreʔ her kisi kendi jerinden jola t͡ʃikat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Hizmetkârı efendisine kötüleme, yoksa sana lanet eder, sen de suçlu çıkarsın.\"|\"\"\"hizmetkari efendisine kotulemeʔ joksa sana lanet ederʔ sen de sut͡ʃlu t͡ʃikarsin.\" Old-Testament-Ezekiel-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Elimi onların üzerine uzatacağım ve çölden Divla'ya kadar, bütün oturdukları yerlerde, ülkeyi harap edip ıssız bırakacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.'\"\"\"|\"elimi onlarin uzerine uzatat͡ʃaɡim ve t͡ʃolden divlaʔja kadarʔ butun oturduklari jerlerdeʔ ulkeji harap edip issiz birakat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz.ʔ\"\"\" New-Testament-Revelation-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Son yedi belayla dolu yedi kâseyi taşıyan yedi melekten biri geldi ve benimle konuştu. “Buraya gel” dedi. “Sana Kuzu’ya eş olacak gelini göstereyim.”|son jedi belajla dolu jedi kaseji tasijan jedi melekten biri ɡeldi ve benimle konustu. “buraja ɡel” dedi. “sana kuzu’ja es olat͡ʃak ɡelini ɡosterejim.” Old-Testament-Psalms-076-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yakov'un Tanrısı, sen azarlayınca, savaş arabası da atlar da ölüm uykusuna daldılar.|ej jakovʔun tanrisiʔ sen azarlajint͡ʃaʔ savas arabasi da atlar da olum ujkusuna daldilar. Old-Testament-Proverbs-006-031|und|SPEAKER_00_Turkish|ama onu bulurlarsa, yedi katını geri öder. Evinin bütün malını verir.|ama onu bulurlarsaʔ jedi katini ɡeri oder. evinin butun malini verir. Old-Testament-Zechariah-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'e karşı gelmiş olan bütün uluslardan arta kalan herkes, yıldan yıla Ordular Yahvesi'ne, Kral'a tapınmak ve Çardak Bayramı'nı tutmak için çıkacak.|jerusalemʔe karsi ɡelmis olan butun uluslardan arta kalan herkesʔ jildan jila ordular jahvesiʔneʔ kralʔa tapinmak ve t͡ʃardak bajramiʔni tutmak it͡ʃin t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-059-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden adalet bizden uzaktır, ve doğruluk da bize yetişmiyor. Işık arıyoruz, ama karanlık görüyoruz; parıltı arıyoruz, ama karanlıkta yürüyoruz.|bu juzden adalet bizden uzaktirʔ ve doɡruluk da bize jetismijor. isik arijoruzʔ ama karanlik ɡorujoruz; parilti arijoruzʔ ama karanlikta jurujoruz. Old-Testament-2-Chronicles-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğullarım, şimdi ihmal etmeyin; çünkü Yahve, kendisine hizmet edesiniz, buhur yakasınız diye, önünde durmak ve kendisine hizmet etmek için sizi seçti.|oɡullarimʔ simdi ihmal etmejin; t͡ʃunku jahveʔ kendisine hizmet edesinizʔ buhur jakasiniz dijeʔ onunde durmak ve kendisine hizmet etmek it͡ʃin sizi set͡ʃti. Old-Testament-1-Samuel-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Erkenden kalktılar; ve gün ağarırken, Samuel damda Saul’u çağırdı ve, “Kalk, seni göndereyim” dedi. Saul kalktı ve kendisi ve Samuel, ikisi birlikte dışarı çıktılar.|erkenden kalktilar; ve ɡun aɡarirkenʔ samuel damda saul’u t͡ʃaɡirdi veʔ “kalkʔ seni ɡonderejim” dedi. saul kalkti ve kendisi ve samuelʔ ikisi birlikte disari t͡ʃiktilar. Old-Testament-Exodus-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun'un kızı ona, \"\"Git\"\" dedi. Genç kız gidip çocuğun annesini çağırdı.\"|\"firavunʔun kizi onaʔ \"\"ɡit\"\" dedi. ɡent͡ʃ kiz ɡidip t͡ʃot͡ʃuɡun annesini t͡ʃaɡirdi.\" Old-Testament-Joshua-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe oymağının yarısından Taanak'ı otlaklarıyla, Gat Rimmon'u otlaklarıyla: İki kent.|manasse ojmaɡinin jarisindan taanakʔi otlaklarijlaʔ ɡat rimmonʔu otlaklarijla iki kent. Old-Testament-Ecclesiastes-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Her insanın yiyip içmesi ve bütün emeğinde iyilikten zevk alması da Tanrı'nın armağanıdır.|her insanin jijip it͡ʃmesi ve butun emeɡinde ijilikten zevk almasi da tanriʔnin armaɡanidir. Old-Testament-Isaiah-037-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, kulağını çevir ve duy. Ey Yahve, gözlerini aç ve gör. Sanherib'in yaşayan Tanrı'ya meydan okumak için gönderdiği bütün o sözlerini duy.|ej jahveʔ kulaɡini t͡ʃevir ve duj. ej jahveʔ ɡozlerini at͡ʃ ve ɡor. sanheribʔin jasajan tanriʔja mejdan okumak it͡ʃin ɡonderdiɡi butun o sozlerini duj. Old-Testament-Habakkuk-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke içinden gazapla yürüdün, ulusları öfkeyle çiğnedin.|ulke it͡ʃinden ɡazapla jurudunʔ uluslari ofkejle t͡ʃiɡnedin. Old-Testament-Jeremiah-032-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onların önünde Baruk’a şöyle buyurdum:|“onlarin onunde baruk’a sojle bujurdum Old-Testament-Exodus-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"yanmaya karşılık yanma, yaraya karşılık yara, bereye karşılık bere alacaksın.\"\"\"|\"janmaja karsilik janmaʔ jaraja karsilik jaraʔ bereje karsilik bere alat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-046-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onun ortasındadır. Sarsılmaz o. Gün doğarken Tanrı ona yardım eder.|tanri onun ortasindadir. sarsilmaz o. ɡun doɡarken tanri ona jardim eder. New-Testament-1-Timothy-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dul kadının çocukları ya da torunları varsa, bunlar önce kendi ailesine sevgi gösterip büyüklerine borçlarını ödesinler. Çünkü bu Tanrı’yı hoşnut eder.|ama dul kadinin t͡ʃot͡ʃuklari ja da torunlari varsaʔ bunlar ont͡ʃe kendi ailesine sevɡi ɡosterip bujuklerine bort͡ʃlarini odesinler. t͡ʃunku bu tanri’ji hosnut eder. New-Testament-Acts-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bir peygamber olarak ve Tanrı'nın kendisine ant içerek, kendi bedeninin ürününden, bedene göre, Mesih'i tahtına oturtmak üzere dirilteceğini bildiğinden,|bu nedenleʔ bir pejɡamber olarak ve tanriʔnin kendisine ant it͡ʃerekʔ kendi bedeninin urunundenʔ bedene ɡoreʔ mesihʔi tahtina oturtmak uzere diriltet͡ʃeɡini bildiɡindenʔ Old-Testament-Psalms-049-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayıştan yoksun zenginlik sahibi olan insan, yok olup giden hayvanlara benzer.|anlajistan joksun zenɡinlik sahibi olan insanʔ jok olup ɡiden hajvanlara benzer. Old-Testament-Proverbs-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, neden zina eden bir kadınla büyülenesin, başka birini kucaklayasın?|oɡlumʔ neden zina eden bir kadinla bujulenesinʔ baska birini kut͡ʃaklajasin? Old-Testament-Nahum-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Aslan yavrularına yetecek kadar parçaladı, ve dişi aslanları için avını boğdu, ve mağaralarını öldürdükleriyle, ve inlerini avla doldurdu.|aslan javrularina jetet͡ʃek kadar part͡ʃaladiʔ ve disi aslanlari it͡ʃin avini boɡduʔ ve maɡaralarini oldurduklerijleʔ ve inlerini avla doldurdu. Old-Testament-Deuteronomy-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrın Yahve, sana söz verdiği gibi seni kutsayacaktır. Birçok ulusa borç vereceksin ama sen ödünç almayacaksın. Birçok ulusa hükmedeceksin, ama onlar sana hükmetmeyecekler.|t͡ʃunku tanrin jahveʔ sana soz verdiɡi ɡibi seni kutsajat͡ʃaktir. birt͡ʃok ulusa bort͡ʃ veret͡ʃeksin ama sen odunt͡ʃ almajat͡ʃaksin. birt͡ʃok ulusa hukmedet͡ʃeksinʔ ama onlar sana hukmetmejet͡ʃekler. New-Testament-John-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariyalı kadın O’na, “Sen bir Yahudi’sin. Nasıl olur da benden, Samariyalı bir kadından su istersin?” dedi. Yahudiler’in Samariyalılar’la ilişkileri yoktur.|samarijali kadin o’naʔ “sen bir jahudi’sin. nasil olur da bendenʔ samarijali bir kadindan su istersin?” dedi. jahudiler’in samarijalilar’la iliskileri joktur. Old-Testament-2-Samuel-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Nöbetçi bağırıp krala bildirdi. Kral, \"\"Tek başınaysa ağzında haber var\"\" dedi. Gittikçe yaklaştı.\"|\"nobett͡ʃi baɡirip krala bildirdi. kralʔ \"\"tek basinajsa aɡzinda haber var\"\" dedi. ɡittikt͡ʃe jaklasti.\" Old-Testament-2-Kings-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoahaz atalarıyla uyudu; ve onu Samariya'da gömdüler; ve oğlu Yoaş onun yerine kral oldu.|jehoahaz atalarijla ujudu; ve onu samarijaʔda ɡomduler; ve oɡlu joas onun jerine kral oldu. Old-Testament-2-Chronicles-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlu Yehoşafat onun yerine kral oldu ve İsrael'e karşı kendini güçlendirdi.|oɡlu jehosafat onun jerine kral oldu ve israelʔe karsi kendini ɡut͡ʃlendirdi. Old-Testament-Judges-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine halkı suya indirdi; ve Yahve Gidyon'a şöyle dedi: \"\"Köpek gibi suyu diliyle içen her kişiyi ayrı; içmek için dizleri üzerine çöken her kişiyi de ayrı koyacaksın.”\"|\"bunun uzerine halki suja indirdi; ve jahve ɡidjonʔa sojle dedi \"\"kopek ɡibi suju dilijle it͡ʃen her kisiji ajri; it͡ʃmek it͡ʃin dizleri uzerine t͡ʃoken her kisiji de ajri kojat͡ʃaksin.”\" New-Testament-Matthew-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam gönderdi ve Yuhanna’nın başını kestirdi.|adam ɡonderdi ve juhanna’nin basini kestirdi. New-Testament-John-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün, büyük bir kalabalık bayrama geldi. Yeşua’nın Yeruşalem’e gelmekte olduğunu duyduklarında,|ertesi ɡunʔ bujuk bir kalabalik bajrama ɡeldi. jesua’nin jerusalem’e ɡelmekte olduɡunu dujduklarindaʔ New-Testament-Acts-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, ise savunmasında, “Ne Yahudiler’in yasasına karşı, ne tapınağa, ne de Sezar’a karşı hiçbir günah işlemedim” dedi.|pavlusʔ ise savunmasindaʔ “ne jahudiler’in jasasina karsiʔ ne tapinaɡaʔ ne de sezar’a karsi hit͡ʃbir ɡunah islemedim” dedi. New-Testament-Acts-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerce ağır ağır yol aldıktan sonra Knidos Kenti’nin açıklarına güçlükle gelebildik. Rüzgâr izin vermeyince, Salmone karşısında Girit’in rüzgâr altında yelken açtık.|ɡunlert͡ʃe aɡir aɡir jol aldiktan sonra knidos kenti’nin at͡ʃiklarina ɡut͡ʃlukle ɡelebildik. ruzɡar izin vermejint͡ʃeʔ salmone karsisinda ɡirit’in ruzɡar altinda jelken at͡ʃtik. Old-Testament-Genesis-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hagar Avram'a bir oğul doğurdu. Avram, Hagar'ın doğurduğu oğlunun adını İşmael koydu.|haɡar avramʔa bir oɡul doɡurdu. avramʔ haɡarʔin doɡurduɡu oɡlunun adini ismael kojdu. Old-Testament-Numbers-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarından bazılarıyla birlikte, topluluğun iki yüz elli beyi, meclise çağrılanlar, tanınmış kişiler Moşe'nin önünde kalktılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan bazilarijla birlikteʔ topluluɡun iki juz elli bejiʔ met͡ʃlise t͡ʃaɡrilanlarʔ taninmis kisiler moseʔnin onunde kalktilar. Old-Testament-Numbers-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|içlerine ateş koyun ve yarın Yahve'nin önünde üzerlerine buhur koyun. Yahve'nin seçeceği kişi kutsal olacaktır. Siz çok ileri gittiniz, Levioğulları!”|it͡ʃlerine ates kojun ve jarin jahveʔnin onunde uzerlerine buhur kojun. jahveʔnin set͡ʃet͡ʃeɡi kisi kutsal olat͡ʃaktir. siz t͡ʃok ileri ɡittinizʔ levioɡullari!” Old-Testament-Genesis-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gemi yedinci ayın on yedinci günü, Ararat dağlarının üzerine oturdu.|ɡemi jedint͡ʃi ajin on jedint͡ʃi ɡunuʔ ararat daɡlarinin uzerine oturdu. New-Testament-Hebrews-010-037|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gelecek olan pek yakında gelecek, ve gecikmeyecek.|“ɡelet͡ʃek olan pek jakinda ɡelet͡ʃekʔ ve ɡet͡ʃikmejet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'da bedava yediğimiz balığı hatırlıyoruz; salatalıkları, kavunları, pırasaları, soğanlar ve sarımsakları;|misirʔda bedava jediɡimiz baliɡi hatirlijoruz; salataliklariʔ kavunlariʔ pirasalariʔ soɡanlar ve sarimsaklari; Old-Testament-Psalms-041-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana gelince, dürüstlüğümde bana destek olur, sonsuza dek beni huzurunda durdurursun.|bana ɡelint͡ʃeʔ durustluɡumde bana destek olurʔ sonsuza dek beni huzurunda durdurursun. Old-Testament-Exodus-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık onu daha fazla gizleyemeyince, papirüs ağacından bir sepet alıp onu katranla kapladı. Çocuğu içine koydu ve nehrin kıyısındaki sazlığa bıraktı.|artik onu daha fazla ɡizlejemejint͡ʃeʔ papirus aɡat͡ʃindan bir sepet alip onu katranla kapladi. t͡ʃot͡ʃuɡu it͡ʃine kojdu ve nehrin kijisindaki sazliɡa birakti. New-Testament-Acts-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus, “Kardeşler, onun başkâhin olduğunu bilmiyordum” dedi. ‘‘Çünkü, ‘Halkının bir yöneticisi hakkında kötü konuşmayacaksın’ diye yazılmıştır.”|pavlusʔ “kardeslerʔ onun baskahin olduɡunu bilmijordum” dedi. ‘‘t͡ʃunkuʔ ‘halkinin bir jonetit͡ʃisi hakkinda kotu konusmajat͡ʃaksin’ dije jazilmistir.” Old-Testament-Isaiah-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden kalçalarım acıyla dolu. Doğum yapan bir kadının sancıları gibi ağrılar beni ele geçirdi. O kadar çok acı çekiyorum ki, duyamıyorum. O kadar korkuyorum ki, göremiyorum.|bu juzden kalt͡ʃalarim at͡ʃijla dolu. doɡum japan bir kadinin sant͡ʃilari ɡibi aɡrilar beni ele ɡet͡ʃirdi. o kadar t͡ʃok at͡ʃi t͡ʃekijorum kiʔ dujamijorum. o kadar korkujorum kiʔ ɡoremijorum. New-Testament-Matthew-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağdan inerlerken Yeşua onlara, “İnsanoğlu ölümden dirilinceye dek, bu gördüğünüzden kimseye söz etmeyin” diye buyurdu.|daɡdan inerlerken jesua onlaraʔ “insanoɡlu olumden dirilint͡ʃeje dekʔ bu ɡorduɡunuzden kimseje soz etmejin” dije bujurdu. Old-Testament-Ezekiel-034-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size gelince, ey sürüm, Efendi Yahve şöyle diyor: ‘İşte, koyunla koyun arasında, koçla teke arasında ben yargıçlık ediyorum.|“size ɡelint͡ʃeʔ ej surumʔ efendi jahve sojle dijor ‘isteʔ kojunla kojun arasindaʔ kot͡ʃla teke arasinda ben jarɡit͡ʃlik edijorum. New-Testament-2-Timothy-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kış gelmeden gelmeye gayret et. Evvulus, Pudens, Linus, Klavdiya ve bütün kardeşler sana selam ederler.|kis ɡelmeden ɡelmeje ɡajret et. evvulusʔ pudensʔ linusʔ klavdija ve butun kardesler sana selam ederler. Old-Testament-2-Kings-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa bunu gördü ve bağırdı, “Babam, babam, İsrael’in arabaları ve atlıları!” Onu bir daha görmedi. Sonra kendi giysilerini tuttu ve onları ikiye yırttı.|elisa bunu ɡordu ve baɡirdiʔ “babamʔ babamʔ israel’in arabalari ve atlilari!” onu bir daha ɡormedi. sonra kendi ɡijsilerini tuttu ve onlari ikije jirtti. New-Testament-2-Corinthians-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Ruh’tur ve Efendi’nin Ruh’u neredeyse orada özgürlük vardır.|efendi ruh’tur ve efendi’nin ruh’u neredejse orada ozɡurluk vardir. Old-Testament-2-Samuel-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bundan sonra David Yahve'ye sorup, \"\"Yahuda'nın herhangi bir kentine gideyim mi?\"\" dedi. Yahve ona, \"\"Çık\"\" dedi. David, \"\"Nereye çıkayım?\"\" dedi. \"\"Hevron'a\"\" dedi.\"|\"bundan sonra david jahveʔje sorupʔ \"\"jahudaʔnin herhanɡi bir kentine ɡidejim mi?\"\" dedi. jahve onaʔ \"\"t͡ʃik\"\" dedi. davidʔ \"\"nereje t͡ʃikajim?\"\" dedi. \"\"hevronʔa\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Yahve bizden hoşnutsa, bizi bu ülkeye, süt ve bal akan ülkeye getirecek ve onu bize verecektir.|eɡer jahve bizden hosnutsaʔ bizi bu ulkejeʔ sut ve bal akan ulkeje ɡetiret͡ʃek ve onu bize veret͡ʃektir. New-Testament-1-Peter-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerde kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara gösterildi. Bunları gökten gönderilen Kutsal Ruh aracılığıyla size Müjde’yi iletenler şimdi bildirdi. Melekler bu şeylere yakından bakmak isterler.|bu sejlerde kendilerine deɡilʔ size hizmet ettikleri onlara ɡosterildi. bunlari ɡokten ɡonderilen kutsal ruh arat͡ʃiliɡijla size muʒde’ji iletenler simdi bildirdi. melekler bu sejlere jakindan bakmak isterler. Old-Testament-Hosea-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya suçunu taşıyacak, çünkü Tanrısı'na başkaldırdı. Kılıçla düşecekler. Bebekleri parçalanacak, ve gebe kadınların karnı yarılacak.”|samarija sut͡ʃunu tasijat͡ʃakʔ t͡ʃunku tanrisiʔna baskaldirdi. kilit͡ʃla duset͡ʃekler. bebekleri part͡ʃalanat͡ʃakʔ ve ɡebe kadinlarin karni jarilat͡ʃak.” Old-Testament-Proverbs-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Özgür can semiz olur. Sulayanın kendisi de sulanacaktır.|ozɡur t͡ʃan semiz olur. sulajanin kendisi de sulanat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu günah için sunan kâhin onu yiyecek. Kutsal bir yerde, Buluşma Çadırı'nın avlusunda yenilecek.|onu ɡunah it͡ʃin sunan kahin onu jijet͡ʃek. kutsal bir jerdeʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin avlusunda jenilet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama toprak kurduyum ben, insan değilim, insanların yüz karasıyım, halkın hor gördüğü biri.|ama toprak kurdujum benʔ insan deɡilimʔ insanlarin juz karasijimʔ halkin hor ɡorduɡu biri. Old-Testament-Numbers-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Gerşon'un oğullarını da atalarının evlerine, ailelerine göre say;\"|\"\"\"ɡersonʔun oɡullarini da atalarinin evlerineʔ ailelerine ɡore saj;\" New-Testament-Mark-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak güneş doğduğunda kavruldular ve kök salamadıkları için kuruyup gittiler.|ant͡ʃak ɡunes doɡduɡunda kavruldular ve kok salamadiklari it͡ʃin kurujup ɡittiler. Old-Testament-Psalms-045-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün giysilerin mür, öd ve tarçın kokar. Fildişi saraylardan telli çalgılar seni sevindirir.|butun ɡijsilerin murʔ od ve tart͡ʃin kokar. fildisi sarajlardan telli t͡ʃalɡilar seni sevindirir. Old-Testament-Exodus-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun başına sarığı koyacaksın, sarığın üstüne de kutsal tacı koyacaksın.|onun basina sariɡi kojat͡ʃaksinʔ sariɡin ustune de kutsal tat͡ʃi kojat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Chronicles-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sıkıntı içinde İsrael'in Tanrısı Yahve'ye dönünce, O'nu arayınca; O onlar tarafından bulundu.|ama sikinti it͡ʃinde israelʔin tanrisi jahveʔje donunt͡ʃeʔ oʔnu arajint͡ʃa; o onlar tarafindan bulundu. Old-Testament-Isaiah-065-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü işte, yeni gökler ve yeni bir yer yaratıyorum; önceki şeyler de hatırlanmayacak, akla gelmeyecek.\"|\"\"\"t͡ʃunku isteʔ jeni ɡokler ve jeni bir jer jaratijorum; ont͡ʃeki sejler de hatirlanmajat͡ʃakʔ akla ɡelmejet͡ʃek.\" Old-Testament-2-Chronicles-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığının otuz dokuzuncu yılında Asa ayaklarından hastalandı. Hastalığı çok ağırdı; oysa hastalığında Yahve'yi değil, yalnızca hekimleri aradı.|kralliɡinin otuz dokuzunt͡ʃu jilinda asa ajaklarindan hastalandi. hastaliɡi t͡ʃok aɡirdi; ojsa hastaliɡinda jahveʔji deɡilʔ jalnizt͡ʃa hekimleri aradi. Old-Testament-Judges-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üç bölük boru çaldılar, testileri kırdılar, meşaleleri sol ellerinde, boruları çalmak için sağ ellerinde tuttular; ve \"\"Yahve'nin ve Gidyon'un kılıcı!\"\" diye bağırdılar.\"|\"ut͡ʃ boluk boru t͡ʃaldilarʔ testileri kirdilarʔ mesaleleri sol ellerindeʔ borulari t͡ʃalmak it͡ʃin saɡ ellerinde tuttular; ve \"\"jahveʔnin ve ɡidjonʔun kilit͡ʃi!\"\" dije baɡirdilar.\" Old-Testament-Zechariah-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Darius'un dördüncü yılında, dokuzuncu ayın dördüncü günü, Kislev ayında, Yahve'nin sözü Zekariya'ya geldi.|kral dariusʔun dordunt͡ʃu jilindaʔ dokuzunt͡ʃu ajin dordunt͡ʃu ɡunuʔ kislev ajindaʔ jahveʔnin sozu zekarijaʔja ɡeldi. Old-Testament-1-Kings-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Makaz'da, Şaalvim'de, Beyt Şemeş'te ve Elon Beyt Hanan'da Ben Deker;|makazʔdaʔ saalvimʔdeʔ bejt semesʔte ve elon bejt hananʔda ben deker; Old-Testament-Psalms-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sana karşı kötülük etmeye niyetlendiler. Sana karşı başarılı olamayacak bir kötülük tasarladılar.|t͡ʃunku sana karsi kotuluk etmeje nijetlendiler. sana karsi basarili olamajat͡ʃak bir kotuluk tasarladilar. Old-Testament-Joel-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin büyük ve korkunç günü gelmeden önce güneş karanlığa, ay kana dönecek.|jahveʔnin bujuk ve korkunt͡ʃ ɡunu ɡelmeden ont͡ʃe ɡunes karanliɡaʔ aj kana donet͡ʃek. New-Testament-John-004-053|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman baba bunun, Yeşua’nın kendisine, “Oğlun yaşıyor” dediği saat olduğunu anladı. Kendisi ve tüm ev halkı iman etti.|o zaman baba bununʔ jesua’nin kendisineʔ “oɡlun jasijor” dediɡi saat olduɡunu anladi. kendisi ve tum ev halki iman etti. Old-Testament-Exodus-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Küllerini uzaklaştırmak için onun kaplarını, küreklerini, leğenlerini, et çatallarını ve ateş kaplarını yapacaksın. Onun bütün takımlarını tunçtan yapacaksın.|kullerini uzaklastirmak it͡ʃin onun kaplariniʔ kurekleriniʔ leɡenleriniʔ et t͡ʃatallarini ve ates kaplarini japat͡ʃaksin. onun butun takimlarini tunt͡ʃtan japat͡ʃaksin. Old-Testament-Jeremiah-048-045|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kaçanlar Heşbon’un gölgesinde güçsüzce duruyorlar; çünkü Heşbon’dan ateş çıktı, Sihon’un ortasından alev, Moav’ın köşesini ve gürültücülerin başlarının tepesini yiyip bitirdi.|“kat͡ʃanlar hesbon’un ɡolɡesinde ɡut͡ʃsuzt͡ʃe durujorlar; t͡ʃunku hesbon’dan ates t͡ʃiktiʔ sihon’un ortasindan alevʔ moav’in kosesini ve ɡurultut͡ʃulerin baslarinin tepesini jijip bitirdi. Old-Testament-1-Samuel-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi krallığın devam etmeyecek. Yahve, kendi yüreğine göre bir adam aradı ve Yahve onu halkının başına hükümdar olarak atadı. Çünkü sen Yahve'nin sana buyurduğunu tutmadın.”|ama simdi kralliɡin devam etmejet͡ʃek. jahveʔ kendi jureɡine ɡore bir adam aradi ve jahve onu halkinin basina hukumdar olarak atadi. t͡ʃunku sen jahveʔnin sana bujurduɡunu tutmadin.” Old-Testament-1-Samuel-014-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un babası Kiş, Avner'in babası Ner, Aviel'in oğluydu.|saulʔun babasi kisʔ avnerʔin babasi nerʔ avielʔin oɡlujdu. Old-Testament-Daniel-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben, ben Daniel, görümü gördüğümde, onu anlamaya çalıştım. O zaman işte, önümde insana benzeyen biri duruyordu.|benʔ ben danielʔ ɡorumu ɡorduɡumdeʔ onu anlamaja t͡ʃalistim. o zaman isteʔ onumde insana benzejen biri durujordu. New-Testament-1-Corinthians-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben elçilerin en küçüğüyüm. Tanrı’nın topluluğuna zulmettiğim için elçi adıyla çağrılmaya bile layık değilim.|t͡ʃunku ben elt͡ʃilerin en kut͡ʃuɡujum. tanri’nin topluluɡuna zulmettiɡim it͡ʃin elt͡ʃi adijla t͡ʃaɡrilmaja bile lajik deɡilim. Old-Testament-Genesis-035-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, Yakov’la konuştuğu yerden, onun yanından yukarıya çıktı.|tanriʔ jakov’la konustuɡu jerdenʔ onun janindan jukarija t͡ʃikti. New-Testament-1-Corinthians-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, kimse benim adımla vaftiz edildiğini söylemesin.|ojle kiʔ kimse benim adimla vaftiz edildiɡini sojlemesin. New-Testament-2-Corinthians-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız Efendi’nin gözünde değil, insanların gözünde de saygın olmaya özen gösteriyoruz.|jalniz efendi’nin ɡozunde deɡilʔ insanlarin ɡozunde de sajɡin olmaja ozen ɡosterijoruz. Old-Testament-1-Chronicles-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakaroğulları'ndan: Tola, Pua, Yaşuv ve Şimron, dört.|issakaroɡullariʔndan tolaʔ puaʔ jasuv ve simronʔ dort. Old-Testament-Esther-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|krallığının üçüncü yılında, bütün beyleri ve hizmetkârları için bir ziyafet verdi; Pers ve Medya orduları, illerin ileri gelenleri ve beyleri önündeydi.|kralliɡinin ut͡ʃunt͡ʃu jilindaʔ butun bejleri ve hizmetkarlari it͡ʃin bir zijafet verdi; pers ve medja ordulariʔ illerin ileri ɡelenleri ve bejleri onundejdi. Old-Testament-Exodus-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Adam kızlarına, \"\"Nerede o? Adamı neden bıraktınız? Onu çağırın da yemek yesin\"\" dedi.\"|\"adam kizlarinaʔ \"\"nerede o? adami neden biraktiniz? onu t͡ʃaɡirin da jemek jesin\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dünya ulusları hep bu şeyleri ararlar. Ama Babanız sizin bu şeylere ihtiyacınız olduğunu bilir.|t͡ʃunku dunja uluslari hep bu sejleri ararlar. ama babaniz sizin bu sejlere ihtijat͡ʃiniz olduɡunu bilir. Old-Testament-Numbers-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bölüğü ve onlardan sayılanlar elli üç bin dört yüz kişiydi.\"\"\"|\"onun boluɡu ve onlardan sajilanlar elli ut͡ʃ bin dort juz kisijdi.\"\"\" New-Testament-Galatians-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa, ruhsal olan sizler, böyle birini yumuşak bir ruhla yola getirin. Siz de ayartılmamak için kendinize dikkat edin.|kardeslerʔ eɡer biri sut͡ʃ islerken jakalanirsaʔ ruhsal olan sizlerʔ bojle birini jumusak bir ruhla jola ɡetirin. siz de ajartilmamak it͡ʃin kendinize dikkat edin. Old-Testament-Genesis-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şekem'in babası Hamor, Yakov'la konuşmak için yanına gitti.|sekemʔin babasi hamorʔ jakovʔla konusmak it͡ʃin janina ɡitti. Old-Testament-Joshua-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının Kenan diyarında aldıkları, kâhin Eleazar'ın, Nun oğlu Yeşu'nun ve İsrael'in çocukları oymaklarının ata evleri başlarının onlara dağıttığı miraslar bunlardır.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin kenan dijarinda aldiklariʔ kahin eleazarʔinʔ nun oɡlu jesuʔnun ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaklarinin ata evleri baslarinin onlara daɡittiɡi miraslar bunlardir. Old-Testament-Daniel-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey kral, bundan sonra ne olacak diye yatağında sana düşünceler geldi; ve sırları açan sana ne olacağını bildirdi.|“ej kralʔ bundan sonra ne olat͡ʃak dije jataɡinda sana dusunt͡ʃeler ɡeldi; ve sirlari at͡ʃan sana ne olat͡ʃaɡini bildirdi. New-Testament-Acts-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada bulduğumuz kardeşler, yanlarında bir hafta kalmamız için ricada bulundular. Böylece Roma’ya vardık.|orada bulduɡumuz kardeslerʔ janlarinda bir hafta kalmamiz it͡ʃin rit͡ʃada bulundular. bojlet͡ʃe roma’ja vardik. Old-Testament-Ezekiel-020-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Varlığım hakkı için.\"\" diyor Efendi Yahve, \"\"Kesinlikle güçlü elle, uzanmış kolla ve taşkın gazapla üzerinizde kral olacağım.\"|\"varliɡim hakki it͡ʃin.\"\" dijor efendi jahveʔ \"\"kesinlikle ɡut͡ʃlu elleʔ uzanmis kolla ve taskin ɡazapla uzerinizde kral olat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-2-Chronicles-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"onlara, \"\"Siz tutsakları buraya getirmemelisiniz. Çünkü Yahve'ye karşı suç işlememizi, günahlarımıza ve suçlarımıza suç katmamızı istiyorsunuz. Çünkü suçumuz büyük, İsrael'e karşı da kızgın bir gazap var.\"\" dediler.\"|\"onlaraʔ \"\"siz tutsaklari buraja ɡetirmemelisiniz. t͡ʃunku jahveʔje karsi sut͡ʃ islememiziʔ ɡunahlarimiza ve sut͡ʃlarimiza sut͡ʃ katmamizi istijorsunuz. t͡ʃunku sut͡ʃumuz bujukʔ israelʔe karsi da kizɡin bir ɡazap var.\"\" dediler.\" New-Testament-Romans-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer çocuklarsak, o zaman mirasçılarız. Eğer Mesih’le birlikte yüceltilmek üzere acı çekiyorsak, Tanrı’nın mirasçılarıyız, Mesih’le ortak mirasçılarız.|eɡer t͡ʃot͡ʃuklarsakʔ o zaman mirast͡ʃilariz. eɡer mesih’le birlikte jut͡ʃeltilmek uzere at͡ʃi t͡ʃekijorsakʔ tanri’nin mirast͡ʃilarijizʔ mesih’le ortak mirast͡ʃilariz. Old-Testament-Genesis-035-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerindeki bütün yabancı ilâhları, kulaklarındaki küpeleri Yakov'a verdiler. Yakov onları Şekem yanındaki meşe ağacının altına gömdü.|ellerindeki butun jabant͡ʃi ilahlariʔ kulaklarindaki kupeleri jakovʔa verdiler. jakov onlari sekem janindaki mese aɡat͡ʃinin altina ɡomdu. Old-Testament-1-Samuel-017-051|und|SPEAKER_00_Turkish|David koşup Filistli’nin üzerine çıktı, kılıcını aldı, kınından çekip onu öldürdü, onunla da başını kesti. Filistliler savaşçılarının öldüğünü görünce kaçtılar.|david kosup filistli’nin uzerine t͡ʃiktiʔ kilit͡ʃini aldiʔ kinindan t͡ʃekip onu oldurduʔ onunla da basini kesti. filistliler savast͡ʃilarinin olduɡunu ɡorunt͡ʃe kat͡ʃtilar. New-Testament-Jude-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtarıcımız bilge olan tek Tanrı, onları düşmekten alıkoyacak, büyük sevinç içinde lekesiz olarak kendi yüce huzuruna çıkaracak güçtedir.|kurtarit͡ʃimiz bilɡe olan tek tanriʔ onlari dusmekten alikojat͡ʃakʔ bujuk sevint͡ʃ it͡ʃinde lekesiz olarak kendi jut͡ʃe huzuruna t͡ʃikarat͡ʃak ɡut͡ʃtedir. New-Testament-Titus-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanımdakilerin hepsi sana selam eder. İmanda bizi sevenlere selam söyleyin. Lütuf hepinizle birlikte olsun. Amin.|janimdakilerin hepsi sana selam eder. imanda bizi sevenlere selam sojlejin. lutuf hepinizle birlikte olsun. amin. Old-Testament-Proverbs-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü memnun olduğu oğlunu azarlayan bir baba gibi, Yahve sevdiğini yola getirir.|t͡ʃunku memnun olduɡu oɡlunu azarlajan bir baba ɡibiʔ jahve sevdiɡini jola ɡetirir. New-Testament-1-Corinthians-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylelikle, Efendimiz Yeşua Mesih’in görünmesini beklerken hiçbir ruhsal armağandan geri kalmış değilsiniz.|bojlelikleʔ efendimiz jesua mesih’in ɡorunmesini beklerken hit͡ʃbir ruhsal armaɡandan ɡeri kalmis deɡilsiniz. New-Testament-2-Timothy-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bayağı, boş sözlerden kaçın. Çünkü bunlara kapılanlar tanrısızlıkta daha da ileri gidecekler.|ama bajaɡiʔ bos sozlerden kat͡ʃin. t͡ʃunku bunlara kapilanlar tanrisizlikta daha da ileri ɡidet͡ʃekler. New-Testament-Colossians-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nda kurtuluşa, günahlarımızın bağışına sahibiz.|o’nda kurtulusaʔ ɡunahlarimizin baɡisina sahibiz. Old-Testament-Deuteronomy-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin seçeceği yerde, Tanrın Yahve'ye yedi gün bayram yapacaksın, çünkü Tanrın Yahve, bütün ürününde ve ellerinin tüm işlerinde seni kutsayacak ve çok sevineceksin.|jahveʔnin set͡ʃet͡ʃeɡi jerdeʔ tanrin jahveʔje jedi ɡun bajram japat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku tanrin jahveʔ butun urununde ve ellerinin tum islerinde seni kutsajat͡ʃak ve t͡ʃok sevinet͡ʃeksin. Old-Testament-2-Samuel-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahohlu Salmon, Netofalı Maharay,|ahohlu salmonʔ netofali maharajʔ Old-Testament-Numbers-007-088|und|SPEAKER_00_Turkish|ve esenlik sunuları kurbanı için bütün sığırlar: Yirmi dört boğa, altmış koç, altmış teke ve birer yaşında altmış erkek kuzu. Bu, sunağın meshedilmesinden sonra sunulan adama sunusuydu.|ve esenlik sunulari kurbani it͡ʃin butun siɡirlar jirmi dort boɡaʔ altmis kot͡ʃʔ altmis teke ve birer jasinda altmis erkek kuzu. buʔ sunaɡin meshedilmesinden sonra sunulan adama sunusujdu. Old-Testament-Jeremiah-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İğrençlik yaptıklarında utandılar mı? Hayır, hiç utanmadılar ve kızarmadılar. Bu yüzden düşenlerin arasında onlar da düşecekler. Onları ziyaret ettiğimde, aşağı atılacaklar.\"\" diyor Yahve.\"|\"iɡrent͡ʃlik japtiklarinda utandilar mi? hajirʔ hit͡ʃ utanmadilar ve kizarmadilar. bu juzden dusenlerin arasinda onlar da duset͡ʃekler. onlari zijaret ettiɡimdeʔ asaɡi atilat͡ʃaklar.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-1-Samuel-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'a karşı savaş çetinleşti; okçular ona yetişti; ve okçuların yüzünden çok sıkıntılıydı.|saulʔa karsi savas t͡ʃetinlesti; okt͡ʃular ona jetisti; ve okt͡ʃularin juzunden t͡ʃok sikintilijdi. Old-Testament-Genesis-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkelerinde her biri kendi diline göre, ailelerine göre, uluslarına göre ulusların adaları bunlardan bölündü.|ulkelerinde her biri kendi diline ɡoreʔ ailelerine ɡoreʔ uluslarina ɡore uluslarin adalari bunlardan bolundu. Old-Testament-2-Samuel-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav, \"\"Seninle böyle bekleyemem\"\" dedi. Eline üç ok aldı ve henüz meşe ağacının ortasında sağken Avşalom'un yüreğine sapladı.\"|\"joavʔ \"\"seninle bojle beklejemem\"\" dedi. eline ut͡ʃ ok aldi ve henuz mese aɡat͡ʃinin ortasinda saɡken avsalomʔun jureɡine sapladi.\" Old-Testament-1-Samuel-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'in beyleri yüzlerle, binlerle geçti; David'le adamları Akiş'le birlikte arkadan geçtiler.|filistlilerʔin bejleri juzlerleʔ binlerle ɡet͡ʃti; davidʔle adamlari akisʔle birlikte arkadan ɡet͡ʃtiler. Old-Testament-Jeremiah-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi de çok asi ve gezip dolaşan iftiracılardır. Bunlar tunç ve demirdir. Bunların hepsi bozukturlar.|hepsi de t͡ʃok asi ve ɡezip dolasan iftirat͡ʃilardir. bunlar tunt͡ʃ ve demirdir. bunlarin hepsi bozukturlar. New-Testament-Luke-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, halkın önünde konuşmasını bitirdikten sonra Kafernahum’a gitti.|jesuaʔ halkin onunde konusmasini bitirdikten sonra kafernahum’a ɡitti. Old-Testament-Jeremiah-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman onlara şöyle de, ‘Yahve şöyle diyor, \"\"İşte, ben bu ülkenin bütün sakinlerini, David’in tahtında oturan kralları, kâhinleri, peygamberleri ve Yeruşalem’in bütün sakinlerini sarhoşlukla dolduracağım.\"|\"o zaman onlara sojle deʔ ‘jahve sojle dijorʔ \"\"isteʔ ben bu ulkenin butun sakinleriniʔ david’in tahtinda oturan krallariʔ kahinleriʔ pejɡamberleri ve jerusalem’in butun sakinlerini sarhoslukla doldurat͡ʃaɡim.\" New-Testament-Matthew-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yüzbaşıya, “Yoluna git. Sana inandığın gibi olsun” dedi. Ve uşak o saatte iyileşti.|jesua juzbasijaʔ “joluna ɡit. sana inandiɡin ɡibi olsun” dedi. ve usak o saatte ijilesti. New-Testament-1-Thessalonians-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın ölüp dirildiğine inandığımız gibi, Tanrı aynı biçimde Yeşua'da uyumuş olanları da O’nunla birlikte geri getirecektir.|jesua’nin olup dirildiɡine inandiɡimiz ɡibiʔ tanri ajni bit͡ʃimde jesuaʔda ujumus olanlari da o’nunla birlikte ɡeri ɡetiret͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin diyarında Anatot'ta bulunan kâhinlerden Hilkiya oğlu Yeremya'nın sözleri.|benjamin dijarinda anatotʔta bulunan kahinlerden hilkija oɡlu jeremjaʔnin sozleri. New-Testament-Luke-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes, “Yuhanna’nın başını ben kestirdim, ama hakkında böyle şeyler duyduğum bu adam kim?” diyor, Yeşua’yı görmek istiyordu.|hirodesʔ “juhanna’nin basini ben kestirdimʔ ama hakkinda bojle sejler dujduɡum bu adam kim?” dijorʔ jesua’ji ɡormek istijordu. Old-Testament-1-Chronicles-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuya doğru altı Levili, kuzeye günde dört, güneye günde dört ve ambar için ikişer ikişer.|doɡuja doɡru alti leviliʔ kuzeje ɡunde dortʔ ɡuneje ɡunde dort ve ambar it͡ʃin ikiser ikiser. Old-Testament-Ecclesiastes-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, ikisinden de daha iyi olan, henüz var olmamış olan, güneş altında yapılan kötü işi görmemiş olandır.|evetʔ ikisinden de daha iji olanʔ henuz var olmamis olanʔ ɡunes altinda japilan kotu isi ɡormemis olandir. Old-Testament-Genesis-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlu olduğundan bu durum Avraham’ı çok üzdü.|oɡlu olduɡundan bu durum avraham’i t͡ʃok uzdu. Old-Testament-1-Chronicles-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, David'in Gören'i Gad'a şöyle dedi:|jahveʔ davidʔin ɡorenʔi ɡadʔa sojle dedi Old-Testament-Psalms-082-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilmiyorlar ve anlamıyorlar. Karanlıkta ileri geri yürüyorlar. Yeryüzünün bütün temelleri sarsılıyor.|bilmijorlar ve anlamijorlar. karanlikta ileri ɡeri jurujorlar. jerjuzunun butun temelleri sarsilijor. Old-Testament-Isaiah-043-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben kendim Yahve'yim. Benden başka kurtarıcı yok.|ben kendim jahveʔjim. benden baska kurtarit͡ʃi jok. Old-Testament-2-Samuel-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan daha da onursuz olacağım ve kendi gözümde değersiz olacağım. Ama sözünü ettiğin cariyeler beni onurlandıracaklardır.”|bundan daha da onursuz olat͡ʃaɡim ve kendi ɡozumde deɡersiz olat͡ʃaɡim. ama sozunu ettiɡin t͡ʃarijeler beni onurlandirat͡ʃaklardir.” Old-Testament-Jeremiah-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte bana, \"\"Yahve'nin sözü nerede? Şimdi yerine gelsin.\"\" diye soruyorlar.\"|\"iste banaʔ \"\"jahveʔnin sozu nerede? simdi jerine ɡelsin.\"\" dije sorujorlar.\" Old-Testament-Ezekiel-045-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘“Kentin mülkünü, kutsal payın sunusunun yanında, beş bin arşın genişliğinde ve yirmi beş bin arşın uzunluğunda belirleyeceksiniz. Bu, bütün İsrael evi için olacak.\"\"\"\"'\"|\"“‘“kentin mulkunuʔ kutsal pajin sunusunun janindaʔ bes bin arsin ɡenisliɡinde ve jirmi bes bin arsin uzunluɡunda belirlejet͡ʃeksiniz. buʔ butun israel evi it͡ʃin olat͡ʃak.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Joel-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş ve ay karardı, yıldızlar da ışıltılarını geri çekti.|ɡunes ve aj karardiʔ jildizlar da isiltilarini ɡeri t͡ʃekti. Old-Testament-Psalms-037-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yakında ot gibi biçilecekler, yeşil bitki gibi solup gidecekler.|t͡ʃunku jakinda ot ɡibi bit͡ʃilet͡ʃeklerʔ jesil bitki ɡibi solup ɡidet͡ʃekler. Old-Testament-Isaiah-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıklar olsun Ariel'e! Ariel, David'in ordugâh kurduğu kent! Yıla yıl katın; bayramlar gelsin;|jaziklar olsun arielʔe! arielʔ davidʔin orduɡah kurduɡu kent! jila jil katin; bajramlar ɡelsin; New-Testament-Luke-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua’yı salıvermek isteyen Pilatus onlara yeniden seslendi.|sonra jesua’ji salivermek istejen pilatus onlara jeniden seslendi. Old-Testament-Ezekiel-037-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden peygamberlik et ve onlara de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, mezarlarınızı ben açacağım, mezarlarınızdan sizi çıkaracağım, ey halkım; ve sizi İsrael ülkesine getireceğim.\"|\"bu juzden pejɡamberlik et ve onlara deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"isteʔ mezarlarinizi ben at͡ʃat͡ʃaɡimʔ mezarlarinizdan sizi t͡ʃikarat͡ʃaɡimʔ ej halkim; ve sizi israel ulkesine ɡetiret͡ʃeɡim.\" New-Testament-Luke-004-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yla ilgili haberler bütün yöreye yayıldı.|jesua’jla ilɡili haberler butun joreje jajildi. Old-Testament-Judges-006-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"işte, harman yerine yün yapağı koyacağım. Yalnızca yapağının üzerinde çiy varsa ve toprağın tümü kuruysa, o zaman söylediğin gibi İsrael'i benim ellerimle kurtaracağını bileceğim.\"\"\"|\"isteʔ harman jerine jun japaɡi kojat͡ʃaɡim. jalnizt͡ʃa japaɡinin uzerinde t͡ʃij varsa ve topraɡin tumu kurujsaʔ o zaman sojlediɡin ɡibi israelʔi benim ellerimle kurtarat͡ʃaɡini bilet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Joshua-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Yeşu geri dönüp Hasor'u aldı ve kralını kılıçla vurdu; çünkü Hasor bütün bu krallıkların başıydı.|o sirada jesu ɡeri donup hasorʔu aldi ve kralini kilit͡ʃla vurdu; t͡ʃunku hasor butun bu kralliklarin basijdi. Old-Testament-Leviticus-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kız kardeşi hayattayken, çıplaklığını açmak için ona rakip olarak kardeşini eş olarak almayacaksın.\"|\"\"\"ʔkiz kardesi hajattajkenʔ t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmak it͡ʃin ona rakip olarak kardesini es olarak almajat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Job-036-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerini doğrudan ayırmaz, ama taht üzerinde krallarla birlikte, onları daima oturtur ve yükseltir.|ɡozlerini doɡrudan ajirmazʔ ama taht uzerinde krallarla birlikteʔ onlari daima oturtur ve jukseltir. Old-Testament-Ezekiel-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşurlular'la da fahişelik yaptın, çünkü doymak bilmiyordun; evet, onlarla fahişelik yaptın, ve yine de doymadın.|asurlularʔla da fahiselik japtinʔ t͡ʃunku dojmak bilmijordun; evetʔ onlarla fahiselik japtinʔ ve jine de dojmadin. New-Testament-John-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın çamur yapıp gözlerini açtığı gün Şabat'dı.|jesua’nin t͡ʃamur japip ɡozlerini at͡ʃtiɡi ɡun sabatʔdi. Old-Testament-1-Kings-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıcılar Şişa'nın oğulları Elihoref ve Ahiya; tarihçi Ahilud oğlu Yehoşafat;|jazit͡ʃilar sisaʔnin oɡullari elihoref ve ahija; tariht͡ʃi ahilud oɡlu jehosafat; Old-Testament-Jeremiah-048-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Luhit yokuşundan ağlaya ağlaya çıkıyorlar. Çünkü Horonayim'in inişinde yıkım çığlığının sıkıntısını duydular.|t͡ʃunku luhit jokusundan aɡlaja aɡlaja t͡ʃikijorlar. t͡ʃunku horonajimʔin inisinde jikim t͡ʃiɡliɡinin sikintisini dujdular. Old-Testament-Leviticus-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelli kadının oğlu Ad'a küfretti; ve onu Moşe'ye getirdiler. Annesinin adı Dan oymağından Divri'nin kızı Şelomit'ti.|israelli kadinin oɡlu adʔa kufretti; ve onu moseʔje ɡetirdiler. annesinin adi dan ojmaɡindan divriʔnin kizi selomitʔti. Old-Testament-Isaiah-043-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sulardan geçtiğinde ben seninle olacağım, ırmakların içinden geçerken senin üzerine taşmayacak. Ateşin içinden yürürken yanmayacaksın, alev de seni yakmayacak.|sulardan ɡet͡ʃtiɡinde ben seninle olat͡ʃaɡimʔ irmaklarin it͡ʃinden ɡet͡ʃerken senin uzerine tasmajat͡ʃak. atesin it͡ʃinden jururken janmajat͡ʃaksinʔ alev de seni jakmajat͡ʃak. Old-Testament-Daniel-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Güney Kralı öfkelenecek ve çıkıp onunla, Kuzey Kralı'yla savaşacak. O da büyük bir kalabalık çıkaracak ve kalabalık onun eline teslim edilecek.|“ɡunej krali ofkelenet͡ʃek ve t͡ʃikip onunlaʔ kuzej kraliʔjla savasat͡ʃak. o da bujuk bir kalabalik t͡ʃikarat͡ʃak ve kalabalik onun eline teslim edilet͡ʃek. Old-Testament-2-Chronicles-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael Kralı Ahav, Yahuda Kralı Yehoşafat'a, \"\"Benimle Ramot Gilad'a gider misin?\"\" diye sordu. O, \"\"Beni kendin gibi say, halkımı da halkın gibi say. Savaşta seninle olacağız.\"\" diye karşılık verdi.\"|\"israel krali ahavʔ jahuda krali jehosafatʔaʔ \"\"benimle ramot ɡiladʔa ɡider misin?\"\" dije sordu. oʔ \"\"beni kendin ɡibi sajʔ halkimi da halkin ɡibi saj. savasta seninle olat͡ʃaɡiz.\"\" dije karsilik verdi.\" Old-Testament-Job-041-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Burnundan duman çıkar, kamış ateşinin üzerindeki kaynayan kazan gibi.|burnundan duman t͡ʃikarʔ kamis atesinin uzerindeki kajnajan kazan ɡibi. Old-Testament-Isaiah-038-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Hizkiya'nın hastalanıp iyileştiğinde yazdığı yazı:|jahuda krali hizkijaʔnin hastalanip ijilestiɡinde jazdiɡi jazi Old-Testament-Numbers-021-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Ondan korkma; çünkü onu, bütün halkıyla ve ülkesiyle birlikte senin eline teslim ettim. Heşbon'da yaşayan Amorlular'ın Kralı Sihon'a yaptığın gibi yapacaksın.\"\"\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"ondan korkma; t͡ʃunku onuʔ butun halkijla ve ulkesijle birlikte senin eline teslim ettim. hesbonʔda jasajan amorlularʔin krali sihonʔa japtiɡin ɡibi japat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Genesis-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa Yahve’nin kendisine buyurduğu her şeyi yaptı.|noa jahve’nin kendisine bujurduɡu her seji japti. Old-Testament-Leviticus-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsalla sıradan olanı, kirliyle temizi birbirinden ayıracaksınız.|kutsalla siradan olaniʔ kirlijle temizi birbirinden ajirat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Genesis-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham ayağa kalkıp ülke halkı olan Het oğullarının önünde eğildi.|avraham ajaɡa kalkip ulke halki olan het oɡullarinin onunde eɡildi. Old-Testament-Ezekiel-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de ellerimi çırpacağım, ve gazabımı dindireceğim. Bunu ben, Yahve söyledim.”|ben de ellerimi t͡ʃirpat͡ʃaɡimʔ ve ɡazabimi dindiret͡ʃeɡim. bunu benʔ jahve sojledim.” New-Testament-John-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı tarafından gönderilen Yuhanna adlı bir adam geldi.|tanri tarafindan ɡonderilen juhanna adli bir adam ɡeldi. Old-Testament-Psalms-120-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım uzun zamandır esenlikten nefret edenle mesken tutuyor.|t͡ʃanim uzun zamandir esenlikten nefret edenle mesken tutujor. Old-Testament-Song-of-Songs-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İki memen, sanki bir çift geyik yavrusu, zambaklar arasında otlayan, ikiz ceylan yavrusu.|iki memenʔ sanki bir t͡ʃift ɡejik javrusuʔ zambaklar arasinda otlajanʔ ikiz t͡ʃejlan javrusu. Old-Testament-1-Samuel-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Samuel’i çağırdı. O, “Buradayım” dedi.|jahve samuel’i t͡ʃaɡirdi. oʔ “buradajim” dedi. Old-Testament-Psalms-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ezilenler için bir sığınak, sıkıntılı zamanlarda yüksek bir kuledir.|jahve ezilenler it͡ʃin bir siɡinakʔ sikintili zamanlarda juksek bir kuledir. Old-Testament-Exodus-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için tunç ağdan bir ızgara yapacaksın. Ağın dört köşesine dört tunç halka yapacaksın.|onun it͡ʃin tunt͡ʃ aɡdan bir izɡara japat͡ʃaksin. aɡin dort kosesine dort tunt͡ʃ halka japat͡ʃaksin. Old-Testament-Proverbs-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgeliği seven babasına sevinç getirir, fahişelerle dostluk eden servetini çarçur eder.|bilɡeliɡi seven babasina sevint͡ʃ ɡetirirʔ fahiselerle dostluk eden servetini t͡ʃart͡ʃur eder. Old-Testament-1-Kings-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra fahişe olan iki kadın kralın yanına geldi ve önünde durdu.|sonra fahise olan iki kadin kralin janina ɡeldi ve onunde durdu. Old-Testament-Genesis-037-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Midyanlılar onu Mısır'da, Firavun'un bir memuruna, muhafız birliği komutanı Potifar'a sattılar.|midjanlilar onu misirʔdaʔ firavunʔun bir memurunaʔ muhafiz birliɡi komutani potifarʔa sattilar. New-Testament-Luke-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“O da ona, ‘Sen de beş kent üzerinde yetkili olacaksın.’|“o da onaʔ ‘sen de bes kent uzerinde jetkili olat͡ʃaksin.’ New-Testament-Mark-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İkincisi de kadını aldı, o da ardında çocuk bırakmadan öldü. Üçüncüsü de öyle.|ikint͡ʃisi de kadini aldiʔ o da ardinda t͡ʃot͡ʃuk birakmadan oldu. ut͡ʃunt͡ʃusu de ojle. New-Testament-Matthew-012-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua onlara şöyle yanıt verdi: “Kötü ve sadakatsiz kuşak bir belirti arıyor! Ona Yona’nın belirtisinden başka bir belirti verilmeyecektir.|ama jesua onlara sojle janit verdi “kotu ve sadakatsiz kusak bir belirti arijor! ona jona’nin belirtisinden baska bir belirti verilmejet͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Açken karnını doyurmak için çalan bir hırsızı kimse küçümsemez,|at͡ʃken karnini dojurmak it͡ʃin t͡ʃalan bir hirsizi kimse kut͡ʃumsemezʔ Old-Testament-Exodus-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin buyurduğu gibi onu sabaha kadar bir kenara koydular, kokmadı, onda kurt da yoktu.|moseʔnin bujurduɡu ɡibi onu sabaha kadar bir kenara kojdularʔ kokmadiʔ onda kurt da joktu. Old-Testament-2-Samuel-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Avşalom onu sıkıştırdı ve Amnon’un ve kralın bütün oğullarının onunla gitmesine izin verdi.|ama avsalom onu sikistirdi ve amnon’un ve kralin butun oɡullarinin onunla ɡitmesine izin verdi. New-Testament-Philippians-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın Mesih Yeşua’da bulunan yüce çağrısındaki ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum.|tanri’nin mesih jesua’da bulunan jut͡ʃe t͡ʃaɡrisindaki odulu kazanmak it͡ʃin hedefe doɡru kosujorum. Old-Testament-1-Kings-002-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kral Yehoyada oğlu Benaya'ya buyurdu; o da çıkıp onun üzerine indi, ve o öldü. Krallık Solomon'un elinde sağlamlaştırıldı.|bunun uzerine kral jehojada oɡlu benajaʔja bujurdu; o da t͡ʃikip onun uzerine indiʔ ve o oldu. krallik solomonʔun elinde saɡlamlastirildi. Old-Testament-Isaiah-038-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dedim ki, “Yaşayanlar diyarında Yah'ı, Yah'ı görmeyeceğim. İnsanı artık dünya sakinleriyle görmeyeceğim.|dedim kiʔ “jasajanlar dijarinda jahʔiʔ jahʔi ɡormejet͡ʃeɡim. insani artik dunja sakinlerijle ɡormejet͡ʃeɡim. New-Testament-Luke-002-045|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nu bulamayınca, O’nu arayarak Yeruşalem’e döndüler.|o’nu bulamajint͡ʃaʔ o’nu arajarak jerusalem’e donduler. Old-Testament-1-Chronicles-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu Yakov'a bir yasa olarak, İsrael'e de ebedi bir antlaşma olarak onayladı.|bunu jakovʔa bir jasa olarakʔ israelʔe de ebedi bir antlasma olarak onajladi. Old-Testament-Genesis-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı yedinci günü kutsadı ve onu kutsal kıldı. Çünkü Tanrı yaptığı bütün yaratılış işini tamamlayıp o gün dinlendi.|tanri jedint͡ʃi ɡunu kutsadi ve onu kutsal kildi. t͡ʃunku tanri japtiɡi butun jaratilis isini tamamlajip o ɡun dinlendi. Old-Testament-2-Chronicles-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam, Maaka'nın oğlu Aviya'yı kardeşleri arasında hükümdar, baş olarak atadı; çünkü onu kral yapmayı düşünüyordu.|rehovamʔ maakaʔnin oɡlu avijaʔji kardesleri arasinda hukumdarʔ bas olarak atadi; t͡ʃunku onu kral japmaji dusunujordu. New-Testament-Acts-002-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu vaat size, çocuklarınıza ve Tanrımız Efendi’nin kendine çağıracağı uzaktaki herkesedir.”|t͡ʃunku bu vaat sizeʔ t͡ʃot͡ʃuklariniza ve tanrimiz efendi’nin kendine t͡ʃaɡirat͡ʃaɡi uzaktaki herkesedir.” Old-Testament-1-Samuel-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber Gad David’e, “Kalede kalma. Ayrıl ve Yahuda diyarına git.” dedi. Bunun üzerine David ayrıldı ve Heret Ormanı'na girdi.|pejɡamber ɡad david’eʔ “kalede kalma. ajril ve jahuda dijarina ɡit.” dedi. bunun uzerine david ajrildi ve heret ormaniʔna ɡirdi. Old-Testament-Isaiah-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama orada artakalanlar zeytin ağacının silkelenmesi gibi olacak; en üst dalın ucunda iki ya da üç zeytin, verimli ağacın dalları ucunda dört ya da beş tane.” diyor İsrael'in Tanrısı Yahve.|ama orada artakalanlar zejtin aɡat͡ʃinin silkelenmesi ɡibi olat͡ʃak; en ust dalin ut͡ʃunda iki ja da ut͡ʃ zejtinʔ verimli aɡat͡ʃin dallari ut͡ʃunda dort ja da bes tane.” dijor israelʔin tanrisi jahve. Old-Testament-Jeremiah-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana şöyle dedi, “Yahuda halkı ve Yeruşalem sakinleri arasında bir düzen kurulduğu bulundu.|jahve bana sojle dediʔ “jahuda halki ve jerusalem sakinleri arasinda bir duzen kurulduɡu bulundu. New-Testament-Luke-022-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben imanın tükenmesin diye senin için dua ettim. Sen de geri döndüğünde kardeşlerini pekiştir.”|ben imanin tukenmesin dije senin it͡ʃin dua ettim. sen de ɡeri donduɡunde kardeslerini pekistir.” New-Testament-Luke-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölümden sonra dirilişi inkâr eden Sadukiler’den bazıları Yeşua’ya geldi.|olumden sonra dirilisi inkar eden sadukiler’den bazilari jesua’ja ɡeldi. Old-Testament-2-Kings-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzbaşılar kâhin Yehoyada'nın buyurduğu her şeye göre yaptılar. Her biri, Şabat'ta içeri girecek olanlarla Şabat'ta dışarı çıkacak olan adamlarını alıp kâhin Yehoyada'nın yanına geldiler.|juzbasilar kahin jehojadaʔnin bujurduɡu her seje ɡore japtilar. her biriʔ sabatʔta it͡ʃeri ɡiret͡ʃek olanlarla sabatʔta disari t͡ʃikat͡ʃak olan adamlarini alip kahin jehojadaʔnin janina ɡeldiler. Old-Testament-Ezra-008-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın emirlerini kralın yerel valilerine ve Irmak'ın ötesindeki valilere ilettiler. Onlar da halka ve Tanrı'nın evine destek oldular.|kralin emirlerini kralin jerel valilerine ve irmakʔin otesindeki valilere ilettiler. onlar da halka ve tanriʔnin evine destek oldular. Old-Testament-1-Chronicles-007-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Sofah’ın oğulları: Suah, Harnefer, Şual, Beri, İmra,|sofah’in oɡullari suahʔ harneferʔ sualʔ beriʔ imraʔ New-Testament-2-Thessalonians-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamız Tanrı’dan ve Efendi Yeşua Mesih’ten sizlere lütuf ve esenlik olsun.|babamiz tanri’dan ve efendi jesua mesih’ten sizlere lutuf ve esenlik olsun. Old-Testament-Isaiah-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasının evinin bütün görkemini, soyunu ve çocuklarını, taslardan bütün testilere kadar her küçük kabı onun üzerine asacaklar.|babasinin evinin butun ɡorkeminiʔ sojunu ve t͡ʃot͡ʃuklariniʔ taslardan butun testilere kadar her kut͡ʃuk kabi onun uzerine asat͡ʃaklar. New-Testament-Romans-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama buyruk aracılığıyla fırsat bulan günah içimde her türlü açgözlülüğü üretti. Çünkü Yasa yokken günah ölüdür.|ama bujruk arat͡ʃiliɡijla firsat bulan ɡunah it͡ʃimde her turlu at͡ʃɡozluluɡu uretti. t͡ʃunku jasa jokken ɡunah oludur. Old-Testament-Leviticus-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Babasının karısıyla yatan, babasının çıplaklığını açmıştır. Her ikisi de kesinlikle öldürülecektir. Onların kanı kendi üzerlerinde olacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔbabasinin karisijla jatanʔ babasinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmistir. her ikisi de kesinlikle oldurulet͡ʃektir. onlarin kani kendi uzerlerinde olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" New-Testament-Revelation-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda oymağından on iki bin kişi mühürlendi. Ruven oymağından on iki bin, Gad oymağından on iki bin,|jahuda ojmaɡindan on iki bin kisi muhurlendi. ruven ojmaɡindan on iki binʔ ɡad ojmaɡindan on iki binʔ New-Testament-Hebrews-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Meleklerin tümü, kurtuluşu miras alacak olanlara hizmet etmek üzere gönderilmiş görevli ruhlar değil midir?|meleklerin tumuʔ kurtulusu miras alat͡ʃak olanlara hizmet etmek uzere ɡonderilmis ɡorevli ruhlar deɡil midir? Old-Testament-Numbers-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohatoğulları'nın aileleri konutun güney tarafında konaklayacaklar.|kohatoɡullariʔnin aileleri konutun ɡunej tarafinda konaklajat͡ʃaklar. Old-Testament-Amos-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Efendi Yahve bana gösterdi: İşte, bir sepet yaz meyvesi.|bojlet͡ʃe efendi jahve bana ɡosterdi isteʔ bir sepet jaz mejvesi. Old-Testament-Psalms-050-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağların bütün kuşlarını bilirim. Kırdaki yabani hayvanlar benimdir.|daɡlarin butun kuslarini bilirim. kirdaki jabani hajvanlar benimdir. Old-Testament-Numbers-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'nda Gerşon oğullarının görevi konut, çadır, onun örtüsü, Buluşma Çadırı'nın kapı perdesi,|bulusma t͡ʃadiriʔnda ɡerson oɡullarinin ɡorevi konutʔ t͡ʃadirʔ onun ortusuʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapi perdesiʔ Old-Testament-Exodus-036-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Perdeyi mavi, mor, kırmızı ve özenle dokunmuş ince ketenden Keruvlar'la yaptı. Bunu usta işi bir işçilikle yaptı.|perdeji maviʔ morʔ kirmizi ve ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden keruvlarʔla japti. bunu usta isi bir ist͡ʃilikle japti. New-Testament-Revelation-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözümü tutarak dayandığın için, ben de seni yeryüzünde oturanları sınamak için bütün dünyanın üzerine gelecek olan denenme saatinden esirgeyeceğim.|sozumu tutarak dajandiɡin it͡ʃinʔ ben de seni jerjuzunde oturanlari sinamak it͡ʃin butun dunjanin uzerine ɡelet͡ʃek olan denenme saatinden esirɡejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Micah-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'ye feryat edecekler, ama onlara yanıt vermeyecek. Evet, o zaman yüzünü onlardan gizleyecek, çünkü işlerini kötü yaptılar.”|o zaman jahveʔje ferjat edet͡ʃeklerʔ ama onlara janit vermejet͡ʃek. evetʔ o zaman juzunu onlardan ɡizlejet͡ʃekʔ t͡ʃunku islerini kotu japtilar.” Old-Testament-Leviticus-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sularda yüzgeçleri ve pulları olmayanlar sizin için iğrençtir.'\"\"\"|\"sularda juzɡet͡ʃleri ve pullari olmajanlar sizin it͡ʃin iɡrent͡ʃtir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Zechariah-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi evi boyu ayrı ve karıları ayrı; Şimi boyu ayrı ve karıları ayrı;|levi evi boju ajri ve karilari ajri; simi boju ajri ve karilari ajri; Old-Testament-Genesis-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bana gelince, işte, antlaşmam seninledir. Birçok ulusun babası olacaksın.|“bana ɡelint͡ʃeʔ isteʔ antlasmam seninledir. birt͡ʃok ulusun babasi olat͡ʃaksin. New-Testament-Matthew-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendim, uşağım evde felçli, acı içinde yatıyor” diyerek yardım istedi.|“efendimʔ usaɡim evde felt͡ʃliʔ at͡ʃi it͡ʃinde jatijor” dijerek jardim istedi. Old-Testament-Jeremiah-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Meskenin hilenin ortasındadır. Hile yüzünden beni tanımayı reddediyorlar.\"\" diyor Yahve.\"|\"meskenin hilenin ortasindadir. hile juzunden beni tanimaji reddedijorlar.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-1-Samuel-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Delilerden yoksun muyum ki, bu adamı delilik etsin diye önüme getirdiniz? Bu adam evime girmeli mi?\"\"\"|\"\"\"delilerden joksun mujum kiʔ bu adami delilik etsin dije onume ɡetirdiniz? bu adam evime ɡirmeli mi?\"\"\" New-Testament-Romans-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Demek ki, Tanrı dilediğine merhamet eder, dilediğini katılaştırır.|demek kiʔ tanri dilediɡine merhamet ederʔ dilediɡini katilastirir. Old-Testament-Job-042-004|und|SPEAKER_00_Turkish|'Şimdi dinle, konuşayım; ben sana sorayım, sen de bana yanıt ver' dedin.|ʔsimdi dinleʔ konusajim; ben sana sorajimʔ sen de bana janit verʔ dedin. Old-Testament-1-Samuel-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, Ahiya'ya, \"\"Tanrı'nın Sandığı'nı buraya getir\"\" dedi. Çünkü Tanrı'nın Sandığı o sırada İsrael'in çocuklarıyla birlikteydi.\"|\"saulʔ ahijaʔjaʔ \"\"tanriʔnin sandiɡiʔni buraja ɡetir\"\" dedi. t͡ʃunku tanriʔnin sandiɡi o sirada israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla birliktejdi.\" Old-Testament-Ezekiel-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dal versin, meyve çıkarsın, iyi bir asma olsun diye, bol suların olduğu iyi bir toprağa dikildi.\"\"'\"\"\"|\"dal versinʔ mejve t͡ʃikarsinʔ iji bir asma olsun dijeʔ bol sularin olduɡu iji bir topraɡa dikildi.\"\"ʔ\"\"\" New-Testament-2-Corinthians-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklarıma söyler gibi söylüyorum: Aynı karşılığı vererek siz de yüreğinizi açın.|t͡ʃot͡ʃuklarima sojler ɡibi sojlujorum ajni karsiliɡi vererek siz de jureɡinizi at͡ʃin. New-Testament-Acts-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus çağrılınca, Tertullus onu suçlamaya başladı. “Saygıdeğer Feliks! Senin sayende büyük esenlik içindeyiz. Senin öngörünle ulusumuz kalkınmaktadır.|pavlus t͡ʃaɡrilint͡ʃaʔ tertullus onu sut͡ʃlamaja basladi. “sajɡideɡer feliks! senin sajende bujuk esenlik it͡ʃindejiz. senin onɡorunle ulusumuz kalkinmaktadir. Old-Testament-1-Chronicles-006-075|und|SPEAKER_00_Turkish|Hukok ile otlaklarını, Rehov ile otlaklarını;|hukok ile otlaklariniʔ rehov ile otlaklarini; Old-Testament-Isaiah-054-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü bu benim için Noa'nın suları gibidir; çünkü Noa'nın suları artık yeryüzünden aşmayacak diye nasıl ant içtimse, sana kızmayacağıma ve seni azarlamayacağıma da öyle ant içtim.|“t͡ʃunku bu benim it͡ʃin noaʔnin sulari ɡibidir; t͡ʃunku noaʔnin sulari artik jerjuzunden asmajat͡ʃak dije nasil ant it͡ʃtimseʔ sana kizmajat͡ʃaɡima ve seni azarlamajat͡ʃaɡima da ojle ant it͡ʃtim. Old-Testament-Genesis-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerine ve ensesinin tüysüz kısmına oğlak derisiyle kapladı.|ellerine ve ensesinin tujsuz kismina oɡlak derisijle kapladi. Old-Testament-Psalms-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman yeryüzü sarsılıp titredi. Dağların temelleri de yerinden oynadı, çünkü Yahve öfkelenmişti.|o zaman jerjuzu sarsilip titredi. daɡlarin temelleri de jerinden ojnadiʔ t͡ʃunku jahve ofkelenmisti. Old-Testament-Lamentations-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçlarının cezası tamamlandı, ey Siyon kızı. Artık seni sürgüne götürmeyecek. Ey Edom kızı, senin suçlarını ziyaret edecek. Senin günahlarını ortaya çıkaracak.|sut͡ʃlarinin t͡ʃezasi tamamlandiʔ ej sijon kizi. artik seni surɡune ɡoturmejet͡ʃek. ej edom kiziʔ senin sut͡ʃlarini zijaret edet͡ʃek. senin ɡunahlarini ortaja t͡ʃikarat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ve üçüncü günde hazır olsunlar, çünkü üçüncü gün Yahve bütün halkın gözü önünde Sina Dağı'na inecek.|ve ut͡ʃunt͡ʃu ɡunde hazir olsunlarʔ t͡ʃunku ut͡ʃunt͡ʃu ɡun jahve butun halkin ɡozu onunde sina daɡiʔna inet͡ʃek. Old-Testament-Job-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin zaferi kısadır, tanrısızların sevinci ise bir anlıktır.|kotulerin zaferi kisadirʔ tanrisizlarin sevint͡ʃi ise bir anliktir. Old-Testament-Job-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Hatırası yeryüzünden silinecek. Sokakta adı olmayacak.|hatirasi jerjuzunden silinet͡ʃek. sokakta adi olmajat͡ʃak. Old-Testament-Job-038-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"toprak sertleştiğinde, Ve yerin parçaları birbirine yapıştığında?\"\"\"|\"toprak sertlestiɡindeʔ ve jerin part͡ʃalari birbirine japistiɡinda?\"\"\" Old-Testament-2-Kings-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yehu, komutanı Bidkar'a, \"\"Onu kaldır ve Yizreelli Navot'un tarlasına at\"\" dedi. \"\"Çünkü hatırla, sen ve ben babası Ahav'ın ardından birlikte bindiğimizde, Yahve bu yükü onun üzerine yükledi:\"|\"o zaman jehuʔ komutani bidkarʔaʔ \"\"onu kaldir ve jizreelli navotʔun tarlasina at\"\" dedi. \"\"t͡ʃunku hatirlaʔ sen ve ben babasi ahavʔin ardindan birlikte bindiɡimizdeʔ jahve bu juku onun uzerine jukledi\" New-Testament-Acts-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus ve Yuhanna dua zamanı olan dokuzuncu vakitte tapınağa çıkıyorlardı.|petrus ve juhanna dua zamani olan dokuzunt͡ʃu vakitte tapinaɡa t͡ʃikijorlardi. Old-Testament-2-Chronicles-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman göklerden işit, halkın İsrael'in günahını bağışla ve onları kendilerine ve atalarına verdiğin ülkeye geri getir.\"\"\"|\"o zaman ɡoklerden isitʔ halkin israelʔin ɡunahini baɡisla ve onlari kendilerine ve atalarina verdiɡin ulkeje ɡeri ɡetir.\"\"\" Old-Testament-Numbers-029-036|und|SPEAKER_00_Turkish|yalnız yakmalık sunu, ateşte yapılan sunu, hoş koku olarak Yahve'ye, bir boğa, bir koç, bir yaşında kusursuz yedi erkek kuzu;|jalniz jakmalik sunuʔ ateste japilan sunuʔ hos koku olarak jahveʔjeʔ bir boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda kusursuz jedi erkek kuzu; Old-Testament-Psalms-074-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gür bir ormanı kesen baltalı adamlar gibi davrandılar.|ɡur bir ormani kesen baltali adamlar ɡibi davrandilar. Old-Testament-Esther-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Parmaşta'yı, Arisay'ı, Arida'yı ve Vaizata'yı,|parmastaʔjiʔ arisajʔiʔ aridaʔji ve vaizataʔjiʔ New-Testament-Romans-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesinlikle hayır! Böyle olsaydı, Tanrı dünyayı nasıl yargılayacaktır?|kesinlikle hajir! bojle olsajdiʔ tanri dunjaji nasil jarɡilajat͡ʃaktir? Old-Testament-Leviticus-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|işledikleri günah bilindiği zaman topluluk günah sunusu olarak bir boğa sunacak ve onu Buluşma Çadırı'nın önüne getirecekler.|isledikleri ɡunah bilindiɡi zaman topluluk ɡunah sunusu olarak bir boɡa sunat͡ʃak ve onu bulusma t͡ʃadiriʔnin onune ɡetiret͡ʃekler. Old-Testament-Daniel-002-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Daniel kraldan rica etti ve o da Şadrak, Meşak ve Abednego'yu Babil eyaleti işleri üzerine atadı; ancak Daniel kralın kapısındaydı.|daniel kraldan rit͡ʃa etti ve o da sadrakʔ mesak ve abedneɡoʔju babil ejaleti isleri uzerine atadi; ant͡ʃak daniel kralin kapisindajdi. New-Testament-Luke-022-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir hizmetçi kız ateşin ışığında oturan Petrus’u gördü. Onu dikkatlice bakıp, “Bu adam da O’nunla birlikteydi” dedi|bir hizmett͡ʃi kiz atesin isiɡinda oturan petrus’u ɡordu. onu dikkatlit͡ʃe bakipʔ “bu adam da o’nunla birliktejdi” dedi Old-Testament-Numbers-016-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onlar Korah'ın, Datan'ın ve Aviram'ın çadırının her yanından uzaklaştılar. Datan ile Aviram dışarı çıkıp karıları, oğulları ve küçük çocuklarıyla birlikte çadırlarının kapısında durdular.|bojlet͡ʃe onlar korahʔinʔ datanʔin ve aviramʔin t͡ʃadirinin her janindan uzaklastilar. datan ile aviram disari t͡ʃikip karilariʔ oɡullari ve kut͡ʃuk t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte t͡ʃadirlarinin kapisinda durdular. Old-Testament-Proverbs-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|bunların yatıp beklemesi kendi kanları içindir. Gizlice pusuya yatmaları kendi yaşamları içindir.|bunlarin jatip beklemesi kendi kanlari it͡ʃindir. ɡizlit͡ʃe pusuja jatmalari kendi jasamlari it͡ʃindir. Old-Testament-Deuteronomy-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kitap onun yanında olacak ve Tanrısı Yahve'den korkmayı, bu yasanın bütün sözlerini ve bu kuralları yapmak üzere onları tutmayı öğrenmesi için yaşamının bütün günlerinde ondan okuyacak;|bu kitap onun janinda olat͡ʃak ve tanrisi jahveʔden korkmajiʔ bu jasanin butun sozlerini ve bu kurallari japmak uzere onlari tutmaji oɡrenmesi it͡ʃin jasaminin butun ɡunlerinde ondan okujat͡ʃak; Old-Testament-1-Chronicles-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|On ikinci ay için on ikinci komutan, Otniel'den Netofalı Helday'dı. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|on ikint͡ʃi aj it͡ʃin on ikint͡ʃi komutanʔ otnielʔden netofali heldajʔdi. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. Old-Testament-Numbers-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Levililer ellerini boğaların başları üzerine koyacaklar; sen de Levililer'in günahlarını bağışlatmak için birini günah sunusu, diğerini de yakmalık sunu olarak Yahve'ye sunacaksın.\"|\"\"\"levililer ellerini boɡalarin baslari uzerine kojat͡ʃaklar; sen de levililerʔin ɡunahlarini baɡislatmak it͡ʃin birini ɡunah sunusuʔ diɡerini de jakmalik sunu olarak jahveʔje sunat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Daniel-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerin toprağında uyuyanların çoğu uyanacak, kimisi sonsuz yaşama, kimisi utanca ve sonsuz nefrete.|jerin topraɡinda ujujanlarin t͡ʃoɡu ujanat͡ʃakʔ kimisi sonsuz jasamaʔ kimisi utant͡ʃa ve sonsuz nefrete. Old-Testament-Isaiah-044-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Biri, 'Ben Yahve'ye aitim' diyecek. Bir diğeri Yakov'un adıyla çağrılacak; bir başkası eline 'Yahve için' yazacak ve İsrael'in adını yüceltecek.\"\"\"|\"biriʔ ʔben jahveʔje aitimʔ dijet͡ʃek. bir diɡeri jakovʔun adijla t͡ʃaɡrilat͡ʃak; bir baskasi eline ʔjahve it͡ʃinʔ jazat͡ʃak ve israelʔin adini jut͡ʃeltet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya kendini Ahav'a göstermeye gitti. Samariya'da kıtlık şiddetliydi.|elija kendini ahavʔa ɡostermeje ɡitti. samarijaʔda kitlik siddetlijdi. Old-Testament-Exodus-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları gidip öyle yaptılar, Yahve'nin Moşe ve Aron'a buyurduğu gibi öyle yaptılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡidip ojle japtilarʔ jahveʔnin mose ve aronʔa bujurduɡu ɡibi ojle japtilar. Old-Testament-2-Kings-017-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bu uluslar Yahve'den korktular, oyma suretlere de hizmet ettiler. Çocukları da aynısını yaptı ve çocuklarının çocukları da aynısını yaptı. Onlar da bugüne dek atalarının yaptığı gibi yapıyorlar.|bojlet͡ʃe bu uluslar jahveʔden korktularʔ ojma suretlere de hizmet ettiler. t͡ʃot͡ʃuklari da ajnisini japti ve t͡ʃot͡ʃuklarinin t͡ʃot͡ʃuklari da ajnisini japti. onlar da buɡune dek atalarinin japtiɡi ɡibi japijorlar. Old-Testament-Jeremiah-049-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü kendi üzerime ant içtim,\"\" diyor Yahve, \"\"Bosra şaşılacak, utanılacak şey, çöl ve lanetlik olacak. Bütün kentleri ebedi harabeler olacak.\"\"\"|\"t͡ʃunku kendi uzerime ant it͡ʃtimʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"bosra sasilat͡ʃakʔ utanilat͡ʃak sejʔ t͡ʃol ve lanetlik olat͡ʃak. butun kentleri ebedi harabeler olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Elişa öküzleri bırakıp Eliya'nın peşinden koştu ve, \"\"Bırak da babamı ve annemi öpeyim, sonra senin ardından geleyim\"\" dedi. Ona, \"\"Geri dön; ben sana ne yaptım ki?\"\" dedi.\"|\"elisa okuzleri birakip elijaʔnin pesinden kostu veʔ \"\"birak da babami ve annemi opejimʔ sonra senin ardindan ɡelejim\"\" dedi. onaʔ \"\"ɡeri don; ben sana ne japtim ki?\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü Tanrı'nın önünde bozulmuştu ve yeryüzü zorbalıkla doluydu.|jerjuzu tanriʔnin onunde bozulmustu ve jerjuzu zorbalikla dolujdu. Old-Testament-Leviticus-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim onun üzerinde oturduğu herhangi bir şeye dokunursa, giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır.|kim onun uzerinde oturduɡu herhanɡi bir seje dokunursaʔ ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O ses verince göklerdeki sular gürler, ve buharları yeryüzünün uçlarından yükseltir. Yağmur için şimşekler yapar, ve hazinelerinden rüzgâr çıkarır.|o ses verint͡ʃe ɡoklerdeki sular ɡurlerʔ ve buharlari jerjuzunun ut͡ʃlarindan jukseltir. jaɡmur it͡ʃin simsekler japarʔ ve hazinelerinden ruzɡar t͡ʃikarir. New-Testament-John-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah Bayramı’ndan önceydi. Yeşua, bu dünyadan Baba’ya gitme vaktinin gelmiş olduğunu biliyordu. Dünyada kendisinin olanları sevmişti ve onları sonuna dek sevdi.|pesah bajrami’ndan ont͡ʃejdi. jesuaʔ bu dunjadan baba’ja ɡitme vaktinin ɡelmis olduɡunu bilijordu. dunjada kendisinin olanlari sevmisti ve onlari sonuna dek sevdi. Old-Testament-Leviticus-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kurallarımı tutacak ve onları yapacaksınız. Sizi kutsal kılan Yahve benim.'\"\"\"|\"kurallarimi tutat͡ʃak ve onlari japat͡ʃaksiniz. sizi kutsal kilan jahve benim.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın yanına gelince, kral ona şöyle dedi: “Mikaya, Ramot Gilad’a savaşa gidelim mi, yoksa vaz mı geçeyim?” O, “Çıkın, başarılı olun. Onlar senin eline teslim edilecekler.” dedi.|kralin janina ɡelint͡ʃeʔ kral ona sojle dedi “mikajaʔ ramot ɡilad’a savasa ɡidelim miʔ joksa vaz mi ɡet͡ʃejim?” oʔ “t͡ʃikinʔ basarili olun. onlar senin eline teslim edilet͡ʃekler.” dedi. Old-Testament-Jeremiah-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şabat Günü evlerinizden yük çıkarmayın. Hiçbir iş yapmayın, ama atalarınıza buyurduğum gibi Şabat Günü'nü kutsal kılın.|sabat ɡunu evlerinizden juk t͡ʃikarmajin. hit͡ʃbir is japmajinʔ ama atalariniza bujurduɡum ɡibi sabat ɡunuʔnu kutsal kilin. Old-Testament-Proverbs-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kocam evde değil. Uzun bir yola gitti.|t͡ʃunku kot͡ʃam evde deɡil. uzun bir jola ɡitti. Old-Testament-Exodus-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve onun önünden geçerken ilan etti: \"\"Yahve! Yahve, merhametli ve lütufkâr, geç öfkelenen, sevgi dolu iyiliği ve gerçeği bol olan,\"|\"jahve onun onunden ɡet͡ʃerken ilan etti \"\"jahve! jahveʔ merhametli ve lutufkarʔ ɡet͡ʃ ofkelenenʔ sevɡi dolu ijiliɡi ve ɡert͡ʃeɡi bol olanʔ\" Old-Testament-Isaiah-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Duvarlarınızın yüksek kalesini yıktı, alçalttı ve yerle bir etti.|duvarlarinizin juksek kalesini jiktiʔ alt͡ʃaltti ve jerle bir etti. Old-Testament-Jeremiah-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle de, ‘Ey Yahuda kralları, bütün Yahuda ve Yeruşalem sakinlerinin hepsi, bu kapılardan girenler, Yahve'nin sözünü dinleyin:|onlara sojle deʔ ‘ej jahuda krallariʔ butun jahuda ve jerusalem sakinlerinin hepsiʔ bu kapilardan ɡirenlerʔ jahveʔnin sozunu dinlejin Old-Testament-Leviticus-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye suç sunusunu, Buluşma Çadırı'nın kapısına, suç sunusu olarak bir koç getirecek.|jahveʔje sut͡ʃ sunusunuʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinaʔ sut͡ʃ sunusu olarak bir kot͡ʃ ɡetiret͡ʃek. New-Testament-John-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon Petrus, başka bir öğrenciyle birlikte Yeşua’nın ardından gidiyordu. Bu öğrenci başkâhinin tanıdığı olduğundan Yeşua’yla birlikte başkâhinin avlusuna girdi;|simon petrusʔ baska bir oɡrent͡ʃijle birlikte jesua’nin ardindan ɡidijordu. bu oɡrent͡ʃi baskahinin tanidiɡi olduɡundan jesua’jla birlikte baskahinin avlusuna ɡirdi; Old-Testament-Hosea-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk, nasılsa kâhin de öyle olacak, ve onları yollarından ötürü cezalandıracağım, ve işlerinin karşılığını onlara ödeyeceğim.|halkʔ nasilsa kahin de ojle olat͡ʃakʔ ve onlari jollarindan oturu t͡ʃezalandirat͡ʃaɡimʔ ve islerinin karsiliɡini onlara odejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Judges-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşon Timna'ya gitti ve Timna'da Filistliler'in kızlarından bir kadın gördü.|simson timnaʔja ɡitti ve timnaʔda filistlilerʔin kizlarindan bir kadin ɡordu. New-Testament-Acts-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Halka öğrettikleri ve Yeşua aracılığıyla ölülerden dirilişi duyurdukları için sinirlenmişlerdi.|halka oɡrettikleri ve jesua arat͡ʃiliɡijla olulerden dirilisi dujurduklari it͡ʃin sinirlenmislerdi. New-Testament-Hebrews-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak daha küçük olanın daha büyük olan tarafından kutsandığı tartışmasızdır.|ant͡ʃak daha kut͡ʃuk olanin daha bujuk olan tarafindan kutsandiɡi tartismasizdir. New-Testament-John-011-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler, “Bakın, onu ne kadar seviyormuş!” dediler.|bunun uzerine jahudilerʔ “bakinʔ onu ne kadar sevijormus!” dediler. Old-Testament-Zephaniah-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|surlu kentlere ve yüksek kulelere karşı boru ve nara günüdür.|surlu kentlere ve juksek kulelere karsi boru ve nara ɡunudur. Old-Testament-Nehemiah-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yapıcılar arasında herkes kılıcını yanında taşıyordu ve böyle bina ediyordu. Boru çalan benim yanımdaydı.|japit͡ʃilar arasinda herkes kilit͡ʃini janinda tasijordu ve bojle bina edijordu. boru t͡ʃalan benim janimdajdi. Old-Testament-Psalms-097-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru için ışık, yüreği dürüst olanlara sevinç ekilmiştir.|doɡru it͡ʃin isikʔ jureɡi durust olanlara sevint͡ʃ ekilmistir. Old-Testament-Exodus-039-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'la oğulları için ince ketenden dokunmuş gömlekler,|aronʔla oɡullari it͡ʃin int͡ʃe ketenden dokunmus ɡomleklerʔ Old-Testament-Ecclesiastes-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra bir adamın komşusunun kıskançlığı olan bütün emeği ve başarıyı gördüm. Bu da boştur ve rüzgârı kovalamaktır.|sonra bir adamin komsusunun kiskant͡ʃliɡi olan butun emeɡi ve basariji ɡordum. bu da bostur ve ruzɡari kovalamaktir. Old-Testament-Ecclesiastes-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu tutman iyi olur. Evet, elini ondan da çekme; çünkü Tanrı'dan korkan, bunların hepsinin arasından çıkar.|bunu tutman iji olur. evetʔ elini ondan da t͡ʃekme; t͡ʃunku tanriʔdan korkanʔ bunlarin hepsinin arasindan t͡ʃikar. Old-Testament-Psalms-057-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğim değişmez, ey Tanrı. Yüreğim değişmez. Ezgiler, ilahiler söyleyeceğim.|jureɡim deɡismezʔ ej tanri. jureɡim deɡismez. ezɡilerʔ ilahiler sojlejet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Samuel-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Sandığı'nı arabaya koydular ve altın farelerle dolu kutuyu, urların suretlerini de koydular.|jahveʔnin sandiɡiʔni arabaja kojdular ve altin farelerle dolu kutujuʔ urlarin suretlerini de kojdular. New-Testament-2-Corinthians-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O bana, “Lütfum sana yeter, çünkü gücüm zayıflıkta tamam olur” dedi. Bu nedenle, Mesih’in gücü üzerimde olsun diye, zayıflıklarımla sevinip daha çok övüneceğim.|o banaʔ “lutfum sana jeterʔ t͡ʃunku ɡut͡ʃum zajiflikta tamam olur” dedi. bu nedenleʔ mesih’in ɡut͡ʃu uzerimde olsun dijeʔ zajifliklarimla sevinip daha t͡ʃok ovunet͡ʃeɡim. Old-Testament-Leviticus-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin kızıl eti inceleyecek ve onu kirli ilan edecek; kızıl et kirlidir. Bu cüzzamdır.|kahin kizil eti int͡ʃelejet͡ʃek ve onu kirli ilan edet͡ʃek; kizil et kirlidir. bu t͡ʃuzzamdir. Old-Testament-Job-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“İnsan Tanrı'ya yararlı olabilir mi? Elbette bilge olanın yararı kendisinedir.|“insan tanriʔja jararli olabilir mi? elbette bilɡe olanin jarari kendisinedir. New-Testament-Luke-020-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk dinlerken Yeşua öğrencilerine şöyle dedi:|butun halk dinlerken jesua oɡrent͡ʃilerine sojle dedi Old-Testament-Genesis-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidip onları aldı ve annesine getirdi. Annesi, babasının sevdiği gibi lezzetli bir yemek yaptı.|ɡidip onlari aldi ve annesine ɡetirdi. annesiʔ babasinin sevdiɡi ɡibi lezzetli bir jemek japti. Old-Testament-Genesis-040-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç güne kadar Firavun başını üzerinden kaldıracak ve seni bir ağaca asacak. Kuşlar senin etini yiyecekler.”|ut͡ʃ ɡune kadar firavun basini uzerinden kaldirat͡ʃak ve seni bir aɡat͡ʃa asat͡ʃak. kuslar senin etini jijet͡ʃekler.” Old-Testament-Joshua-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendinize her oymaktan üç adam belirleyin. Onları göndereceğim, onlar da kalkıp ülkeyi dolaşacaklar ve miraslarına göre onu çizip sonra yanıma gelecekler.|kendinize her ojmaktan ut͡ʃ adam belirlejin. onlari ɡonderet͡ʃeɡimʔ onlar da kalkip ulkeji dolasat͡ʃaklar ve miraslarina ɡore onu t͡ʃizip sonra janima ɡelet͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Giladlı Barzillay’ın oğullarına iyilik et ve sofranda yemek yiyenler arasında olsunlar. Çünkü kardeşin Avşalom’dan kaçtığım zaman bana böyle geldiler.\"\"\"|\"ama ɡiladli barzillaj’in oɡullarina ijilik et ve sofranda jemek jijenler arasinda olsunlar. t͡ʃunku kardesin avsalom’dan kat͡ʃtiɡim zaman bana bojle ɡeldiler.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada görmeyen, duymayan, yemeyen, koklamayan, insan eli işi, tahta ve taştan ilâhlara tapacaksınız.|orada ɡormejenʔ dujmajanʔ jemejenʔ koklamajanʔ insan eli isiʔ tahta ve tastan ilahlara tapat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Esther-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Hatak, kral kapısının önündeki kent meydanına, Mordekay'ın yanına gitti.|bunun uzerine hatakʔ kral kapisinin onundeki kent mejdaninaʔ mordekajʔin janina ɡitti. Old-Testament-Joel-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Orağı sallayın, çünkü hasat olgunlaştı. Gelin, çiğneyin, çünkü şarap teknesi doldu, tekneler taşıyor, çünkü kötülükleri büyüktür.\"\"\"|\"oraɡi sallajinʔ t͡ʃunku hasat olɡunlasti. ɡelinʔ t͡ʃiɡnejinʔ t͡ʃunku sarap teknesi dolduʔ tekneler tasijorʔ t͡ʃunku kotulukleri bujuktur.\"\"\" New-Testament-Luke-020-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha sonra kadın da öldü.|daha sonra kadin da oldu. Old-Testament-Numbers-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|bir sepet mayasız ekmek, yağla yoğrulmuş ince undan pideler ve onların ekmek sunusuyla ve onların dökmelik sunusuyla birlikte yağ sürülmüş mayasız yufkalar sunacaktır.|bir sepet majasiz ekmekʔ jaɡla joɡrulmus int͡ʃe undan pideler ve onlarin ekmek sunusujla ve onlarin dokmelik sunusujla birlikte jaɡ surulmus majasiz jufkalar sunat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bölüğü ve onlardan sayılanlar altmış iki bin yedi yüz kişiydi.\"\"\"|\"onun boluɡu ve onlardan sajilanlar altmis iki bin jedi juz kisijdi.\"\"\" New-Testament-John-006-036|und|SPEAKER_00_Turkish|“Beni gördüğünüzü söyledim ama yine de iman etmiyorsunuz.|“beni ɡorduɡunuzu sojledim ama jine de iman etmijorsunuz. Old-Testament-Ezekiel-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, duvar yıkılınca, size, \"\"Sıvadığınız sıva nerede?\"\" denmeyecek mi?\"\"'\"|\"isteʔ duvar jikilint͡ʃaʔ sizeʔ \"\"sivadiɡiniz siva nerede?\"\" denmejet͡ʃek mi?\"\"ʔ\" New-Testament-Acts-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Ferisi mezhebinden gelen bazı imanlılar, “Onları sünnet etmek ve Moşe’nin Yasası’nı tutmayı buyurmak gerekir” diyerek ayağa kalktılar.|ama ferisi mezhebinden ɡelen bazi imanlilarʔ “onlari sunnet etmek ve mose’nin jasasi’ni tutmaji bujurmak ɡerekir” dijerek ajaɡa kalktilar. Old-Testament-Judges-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptılar ve Tanrıları Yahve'yi unuttular ve Baal'lara ve Aşera'ya hizmet ettiler.|israellilerʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtilar ve tanrilari jahveʔji unuttular ve baalʔlara ve aseraʔja hizmet ettiler. Old-Testament-2-Chronicles-028-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın her kentinde başka ilâhlara buhur yakmak için yüksek yerler yaptı ve atalarının Tanrısı Yahve'yi öfkelendirdi.|jahudaʔnin her kentinde baska ilahlara buhur jakmak it͡ʃin juksek jerler japti ve atalarinin tanrisi jahveʔji ofkelendirdi. Old-Testament-Leviticus-014-043|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer taşlar çıkarıldıktan, evi kazıdıktan ve sıvandıktan sonra veba evde yine meydana çıkarsa,|“eɡer taslar t͡ʃikarildiktanʔ evi kazidiktan ve sivandiktan sonra veba evde jine mejdana t͡ʃikarsaʔ Old-Testament-Daniel-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kralın sorduğu bu şey nadirdir, meskeni insanlar arasında olmayan ilâhlar dışında, kralın önünde bunu gösterebilecek kimse yoktur.\"\" dediler.\"|\"kralin sorduɡu bu sej nadirdirʔ meskeni insanlar arasinda olmajan ilahlar disindaʔ kralin onunde bunu ɡosterebilet͡ʃek kimse joktur.\"\" dediler.\" New-Testament-1-Corinthians-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse ne yapmalıyım? Ruhla dua edeceğim, zihnimle de dua edeceğim. Ruhla ilahi söyleyeceğim, zihnimle de ilahi söyleyeceğim.|ojlejse ne japmalijim? ruhla dua edet͡ʃeɡimʔ zihnimle de dua edet͡ʃeɡim. ruhla ilahi sojlejet͡ʃeɡimʔ zihnimle de ilahi sojlejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-081-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke halkım beni dinleseydi, İsrael benim yollarımda yürüseydi!|keske halkim beni dinlesejdiʔ israel benim jollarimda jurusejdi! Old-Testament-Job-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kobra zehiri emecek. Engereğin dili onu öldürecek.|kobra zehiri emet͡ʃek. enɡereɡin dili onu olduret͡ʃek. Old-Testament-Psalms-089-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonsuza dek övgüler olsun Yahve’ye. Amin ve Amin.|sonsuza dek ovɡuler olsun jahve’je. amin ve amin. Old-Testament-Micah-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyeceksin, ama doymayacaksın. Açlığın içinde olacak. Biriktireceksin, ama tutamayacaksın. Biriktirdiğini de kılıca teslim edeceğim.|jijet͡ʃeksinʔ ama dojmajat͡ʃaksin. at͡ʃliɡin it͡ʃinde olat͡ʃak. biriktiret͡ʃeksinʔ ama tutamajat͡ʃaksin. biriktirdiɡini de kilit͡ʃa teslim edet͡ʃeɡim. New-Testament-Matthew-009-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Ferisiler, “İblisleri iblislerin önderiyle kovuyor” diyorlardı.|ama ferisilerʔ “iblisleri iblislerin onderijle kovujor” dijorlardi. Old-Testament-Proverbs-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertelenen umut yüreği hasta eder, ama hasret giderildiğinde yaşam ağacıdır.|ertelenen umut jureɡi hasta ederʔ ama hasret ɡiderildiɡinde jasam aɡat͡ʃidir. New-Testament-Romans-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar için tanıklık ederim ki, Tanrı için gayretleri var, ama bu bilgiye göre değildir.|t͡ʃunku onlar it͡ʃin taniklik ederim kiʔ tanri it͡ʃin ɡajretleri varʔ ama bu bilɡije ɡore deɡildir. Old-Testament-Deuteronomy-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızda oğlunu ya da kızını ateşten geçiren, falcı, bilici, büyücü, medyum,|aranizda oɡlunu ja da kizini atesten ɡet͡ʃirenʔ falt͡ʃiʔ bilit͡ʃiʔ bujut͡ʃuʔ medjumʔ Old-Testament-2-Kings-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'de ona karşı bir düzen kurdular ve Lakiş'e kaçtı; ama onun ardından Lakiş'e adam gönderip onu orada öldürdüler.|jerusalemʔde ona karsi bir duzen kurdular ve lakisʔe kat͡ʃti; ama onun ardindan lakisʔe adam ɡonderip onu orada oldurduler. Old-Testament-Isaiah-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün insanlar kendilerini yaratana bakacak, gözleri de İsrael'in Kutsalı'na saygı duyacak.|o ɡun insanlar kendilerini jaratana bakat͡ʃakʔ ɡozleri de israelʔin kutsaliʔna sajɡi dujat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel bütün halka, \"\"Yahve'nin seçtiği adamı görüyor musunuz? Bütün halk arasında onun gibisi yok.\"\" dedi. Bütün halk bağırdı ve \"\"Yaşasın kral!\"\" dedi.\"|\"samuel butun halkaʔ \"\"jahveʔnin set͡ʃtiɡi adami ɡorujor musunuz? butun halk arasinda onun ɡibisi jok.\"\" dedi. butun halk baɡirdi ve \"\"jasasin kral!\"\" dedi.\" New-Testament-James-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tek Yasa koyucu vardır, kurtarmaya da mahvetmeye de gücü yeten O’dur. Sen kim oluyorsun ki, başkasını yargılıyorsun?|tek jasa kojut͡ʃu vardirʔ kurtarmaja da mahvetmeje de ɡut͡ʃu jeten o’dur. sen kim olujorsun kiʔ baskasini jarɡilijorsun? Old-Testament-Deuteronomy-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Adanmış olandan hiçbir şey eline yapışmayacak ta ki, Tanrın Yahve'nin gözünde doğru olanı yapmak için, bugün sana buyurmakta olduğum Yahve'nin bütün buyruklarını tutmak üzere,|adanmis olandan hit͡ʃbir sej eline japismajat͡ʃak ta kiʔ tanrin jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japmak it͡ʃinʔ buɡun sana bujurmakta olduɡum jahveʔnin butun bujruklarini tutmak uzereʔ Old-Testament-1-Chronicles-009-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Mika'nın oğulları: Piton, Melek, Tahrea ve Ahaz.|mikaʔnin oɡullari pitonʔ melekʔ tahrea ve ahaz. Old-Testament-Daniel-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Baktım, o boynuz kutsallarla savaşıyordu,|baktimʔ o bojnuz kutsallarla savasijorduʔ Old-Testament-Deuteronomy-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Evinde oturduğunda, yolda yürürken, yattığında ve kalktığında onlardan söz edecek bunları çocuklarına öğreteceksin.|evinde oturduɡundaʔ jolda jururkenʔ jattiɡinda ve kalktiɡinda onlardan soz edet͡ʃek bunlari t͡ʃot͡ʃuklarina oɡretet͡ʃeksin. Old-Testament-Psalms-078-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızgın öfkesini üzerlerine, gazap, hışım ve sıkıntı, bir alay kötülük meleği gönderdi.|kizɡin ofkesini uzerlerineʔ ɡazapʔ hisim ve sikintiʔ bir alaj kotuluk meleɡi ɡonderdi. New-Testament-2-Corinthians-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Görünen şeylere değil, görünmeyen şeylere bakıyoruz. Çünkü görülenler geçici, görülmeyenler ise sonsuzdur.|ɡorunen sejlere deɡilʔ ɡorunmejen sejlere bakijoruz. t͡ʃunku ɡorulenler ɡet͡ʃit͡ʃiʔ ɡorulmejenler ise sonsuzdur. New-Testament-Luke-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, iki kişi O’nunla konuşuyordu. Bunlar Moşe’yle Eliya’ydı.|isteʔ iki kisi o’nunla konusujordu. bunlar mose’jle elija’jdi. Old-Testament-Zechariah-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle Yahve, \"\"Yeruşalem'e merhametle döndüm\"\" diyor. “Evim orada yapılacak,” diyor Ordular Yahvesi, “Ve Yeruşalem’in üzerine ölçü ipi çekilecektir.”\"|\"bu nedenle jahveʔ \"\"jerusalemʔe merhametle dondum\"\" dijor. “evim orada japilat͡ʃakʔ” dijor ordular jahvesiʔ “ve jerusalem’in uzerine olt͡ʃu ipi t͡ʃekilet͡ʃektir.”\" Old-Testament-Proverbs-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Her ağır işte kazanç vardır, ama dudakların konuşması yalnızca yoksulluğa götürür.|her aɡir iste kazant͡ʃ vardirʔ ama dudaklarin konusmasi jalnizt͡ʃa joksulluɡa ɡoturur. New-Testament-Romans-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve yalnız bu değil, bizi şimdi barıştırmış olan Efendimiz Yeşua Mesih aracılığıyla Tanrı’yla da seviniyoruz.|ve jalniz bu deɡilʔ bizi simdi baristirmis olan efendimiz jesua mesih arat͡ʃiliɡijla tanri’jla da sevinijoruz. Old-Testament-2-Chronicles-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|onun yanında başkomutan Yehohanan ve onunla birlikte iki yüz seksen bin;|onun janinda baskomutan jehohanan ve onunla birlikte iki juz seksen bin; Old-Testament-2-Samuel-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Avner ve adamları bütün gece Arava boyunca gittiler; Yarden'i de aşıp bütün Bitron'u geçerek Mahanayim'e geldiler.|avner ve adamlari butun ɡet͡ʃe arava bojunt͡ʃa ɡittiler; jardenʔi de asip butun bitronʔu ɡet͡ʃerek mahanajimʔe ɡeldiler. Old-Testament-Song-of-Songs-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bahçelerde oturan, dostlarınla birlikte hazır bulunan ey sen, sesini duyur bana!|baht͡ʃelerde oturanʔ dostlarinla birlikte hazir bulunan ej senʔ sesini dujur bana! Old-Testament-Nahum-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çobanların uyuyor, ey Aşur Kralı. Soyluların yatıyor. Halkın dağlar üzerinde dağılmış, onları toplayacak kimse yok.|t͡ʃobanlarin ujujorʔ ej asur krali. sojlularin jatijor. halkin daɡlar uzerinde daɡilmisʔ onlari toplajat͡ʃak kimse jok. Old-Testament-Ecclesiastes-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Döndüm, bilmek ve ortaya çıkarmak, bilgeliği ve şeylerin düzenini aramak, kötülüğün aptallık olduğunu, akılsızlığın da delilik olduğunu bilmek için yüreğim de aradı.|dondumʔ bilmek ve ortaja t͡ʃikarmakʔ bilɡeliɡi ve sejlerin duzenini aramakʔ kotuluɡun aptallik olduɡunuʔ akilsizliɡin da delilik olduɡunu bilmek it͡ʃin jureɡim de aradi. Old-Testament-Daniel-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bu Daniel, Darius'un ve Persli Koreş'in krallığında başarılı oldu.|bojlet͡ʃe bu danielʔ dariusʔun ve persli koresʔin kralliɡinda basarili oldu. New-Testament-1-Corinthians-014-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Karılarınız toplulukta sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Yasa’nın da dediği gibi, tabi olsunlar.|karilariniz toplulukta sessiz kalsin. konusmalarina izin joktur. jasa’nin da dediɡi ɡibiʔ tabi olsunlar. New-Testament-Revelation-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Kuzu gelip tahtta oturanın sağ elinden kitabı aldı.|sonra kuzu ɡelip tahtta oturanin saɡ elinden kitabi aldi. Old-Testament-Isaiah-041-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde sedir, akasya, mersin ve zeytin ağaçları koyacağım. Bozkırda selvi, çam ve şimşir ağaçlarını birlikte dikeceğim;|t͡ʃolde sedirʔ akasjaʔ mersin ve zejtin aɡat͡ʃlari kojat͡ʃaɡim. bozkirda selviʔ t͡ʃam ve simsir aɡat͡ʃlarini birlikte diket͡ʃeɡim; Old-Testament-Genesis-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ona, “Bunun üzerine, Kain'i kim öldürürse, ondan yedi kez öç alınacak” dedi. Yahve, Kain’in üzerine bir işaret koydu, öyle ki, onu bulan kimse ona vurmasın.|jahve onaʔ “bunun uzerineʔ kainʔi kim oldururseʔ ondan jedi kez ot͡ʃ alinat͡ʃak” dedi. jahveʔ kain’in uzerine bir isaret kojduʔ ojle kiʔ onu bulan kimse ona vurmasin. Old-Testament-Exodus-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle olacak, Yahve seni atalarına vereceğine dair ant içtiği Kenan, Hitit, Amor, Hiv ve Yevus topraklarına, süt ve bal akan ülkeye getirdiği zaman, bu ay bu hizmeti tutacaksın.|bojle olat͡ʃakʔ jahve seni atalarina veret͡ʃeɡine dair ant it͡ʃtiɡi kenanʔ hititʔ amorʔ hiv ve jevus topraklarinaʔ sut ve bal akan ulkeje ɡetirdiɡi zamanʔ bu aj bu hizmeti tutat͡ʃaksin. Old-Testament-Micah-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkını kendi değneğinle, kendi başlarına ormanda oturan mirasının sürüsünü güt. Eski günlerde olduğu gibi, başan ve Gilad'da verimli otlakların ortasında otlasınlar.|halkini kendi deɡneɡinleʔ kendi baslarina ormanda oturan mirasinin surusunu ɡut. eski ɡunlerde olduɡu ɡibiʔ basan ve ɡiladʔda verimli otlaklarin ortasinda otlasinlar. Old-Testament-1-Kings-004-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Lübnan'daki sedirden duvarda biten mercanköşküne kadar ağaçlardan söz ederdi; ayrıca hayvanlardan, kuşlardan, sürüngenlerden ve balıklardan söz ederdi.|lubnanʔdaki sedirden duvarda biten mert͡ʃankoskune kadar aɡat͡ʃlardan soz ederdi; ajrit͡ʃa hajvanlardanʔ kuslardanʔ surunɡenlerden ve baliklardan soz ederdi. Old-Testament-Numbers-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Balak, Balam'ın söylediği gibi yaptı; ve Balak ile Balam her sunakta bir boğa ve bir koç sundular.|balakʔ balamʔin sojlediɡi ɡibi japti; ve balak ile balam her sunakta bir boɡa ve bir kot͡ʃ sundular. Old-Testament-Jeremiah-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İyiliğe karşı kötülük mü verilmeli ? Çünkü canım için çukur kazdılar. Senin gazabını onlardan döndürmek üzere onlar için iyi söz söyleyeyim diye, senin önünde nasıl durduğumu hatırla.|ijiliɡe karsi kotuluk mu verilmeli ? t͡ʃunku t͡ʃanim it͡ʃin t͡ʃukur kazdilar. senin ɡazabini onlardan dondurmek uzere onlar it͡ʃin iji soz sojlejejim dijeʔ senin onunde nasil durduɡumu hatirla. Old-Testament-Psalms-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin sözleri kusursuzdur, toprak ocakta eritilmiş, yedi kez arıtılmış gümüşe benzer.|jahve’nin sozleri kusursuzdurʔ toprak ot͡ʃakta eritilmisʔ jedi kez aritilmis ɡumuse benzer. New-Testament-1-Thessalonians-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı bizi ahlaksızlığa değil, kutsallaşmaya çağırdı.|t͡ʃunku tanri bizi ahlaksizliɡa deɡilʔ kutsallasmaja t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Ezekiel-046-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Efendi Yahve şöyle diyor: “Eğer bey oğullarından birine armağan verirse, bu onun mirasıdır. Oğullarına ait olacaktır. Miras yoluyla onların mülküdür.|“‘efendi jahve sojle dijor “eɡer bej oɡullarindan birine armaɡan verirseʔ bu onun mirasidir. oɡullarina ait olat͡ʃaktir. miras jolujla onlarin mulkudur. New-Testament-John-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesiyle babası Yahudiler'den korktukları için bu şeyleri söylediler. Çünkü Yahudiler, her kim Yeşua’nın Mesih olduğunu açıkça söylerse, havra dışı edilecek diye anlaşmışlardı.|annesijle babasi jahudilerʔden korktuklari it͡ʃin bu sejleri sojlediler. t͡ʃunku jahudilerʔ her kim jesua’nin mesih olduɡunu at͡ʃikt͡ʃa sojlerseʔ havra disi edilet͡ʃek dije anlasmislardi. Old-Testament-Psalms-078-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bunu duyunca öfkelendi, İsrael'den büsbütün iğrendi,|tanri bunu dujunt͡ʃa ofkelendiʔ israelʔden busbutun iɡrendiʔ Old-Testament-Numbers-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Balam'ın ağzına bir söz koydu, \"\"Balak'a dön, böylece konuşacaksın\"\" dedi.\"|\"jahve balamʔin aɡzina bir soz kojduʔ \"\"balakʔa donʔ bojlet͡ʃe konusat͡ʃaksin\"\" dedi.\" New-Testament-Philippians-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yaşam biçiminiz Mesih’in Müjdesi’ne layık olsun. Öyle ki, gelip sizi görsem de gelmesem de durumunuzu, tek bir ruhta dimdik durduğunuzu, Müjde’de açıklanan iman uğruna tek can halinde birlikte mücadele ettiğinizi,|ant͡ʃak jasam bit͡ʃiminiz mesih’in muʒdesi’ne lajik olsun. ojle kiʔ ɡelip sizi ɡorsem de ɡelmesem de durumunuzuʔ tek bir ruhta dimdik durduɡunuzuʔ muʒde’de at͡ʃiklanan iman uɡruna tek t͡ʃan halinde birlikte mut͡ʃadele ettiɡiniziʔ New-Testament-Luke-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu gördüklerinde, çocuk hakkında kendilerine anlatılanları etrafa yaydılar.|bunu ɡorduklerindeʔ t͡ʃot͡ʃuk hakkinda kendilerine anlatilanlari etrafa jajdilar. New-Testament-John-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’in Ferisiler’den olan Nikodim adında bir önderi vardı.|jahudiler’in ferisiler’den olan nikodim adinda bir onderi vardi. Old-Testament-1-Chronicles-006-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Evi'nin çadırının bütün hizmeti için kardeşleri Levililer atandı.|tanri eviʔnin t͡ʃadirinin butun hizmeti it͡ʃin kardesleri levililer atandi. Old-Testament-Jeremiah-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor, ‘Atalarınız bende ne haksızlık buldular da, benden uzaklaştılar, değersiz boşluğun ardından yürüdüler, ve değersiz oldular?|jahve sojle dijorʔ ‘atalariniz bende ne haksizlik buldular daʔ benden uzaklastilarʔ deɡersiz bosluɡun ardindan jurudulerʔ ve deɡersiz oldular? Old-Testament-Numbers-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Cesetleriniz bu çöle serilecek; bana karşı söylenen yirmi yaş ve üzeri, tam sayınıza göre sizden tüm sayılanlar,|t͡ʃesetleriniz bu t͡ʃole serilet͡ʃek; bana karsi sojlenen jirmi jas ve uzeriʔ tam sajiniza ɡore sizden tum sajilanlarʔ Old-Testament-1-Chronicles-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Azuvah öldü ve Kalev, kendisine Hur'u doğuran Efrat'la evlendi.|azuvah oldu ve kalevʔ kendisine hurʔu doɡuran efratʔla evlendi. Old-Testament-Job-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir düş gibi uçup gidecek ve o bulunmayacak. Evet, bir gece görümü gibi kovalanacaktır.|bir dus ɡibi ut͡ʃup ɡidet͡ʃek ve o bulunmajat͡ʃak. evetʔ bir ɡet͡ʃe ɡorumu ɡibi kovalanat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin onlara ant içtiği gibi, ordugâhın ortasından bütün savaş adamlarının kuşağı tükeninceye dek, Kadeş-Barnea'dan Zered Deresi'ne varıncaya kadar geldiğimiz günler otuz sekiz yıldı.|jahveʔnin onlara ant it͡ʃtiɡi ɡibiʔ orduɡahin ortasindan butun savas adamlarinin kusaɡi tukenint͡ʃeje dekʔ kades-barneaʔdan zered deresiʔne varint͡ʃaja kadar ɡeldiɡimiz ɡunler otuz sekiz jildi. New-Testament-Acts-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralarında dururken, ‘Ölülerin dirilişiyle ilgili olarak önünüzde bugün tarafınızdan yargılanmaktayım’ diye bağırmıştım. Olsa olsa beni tek bu şey için suçlayabilirler” dedi.|aralarinda dururkenʔ ‘olulerin dirilisijle ilɡili olarak onunuzde buɡun tarafinizdan jarɡilanmaktajim’ dije baɡirmistim. olsa olsa beni tek bu sej it͡ʃin sut͡ʃlajabilirler” dedi. Old-Testament-Nehemiah-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden duvarın arkasındaki açık yerlerin en alçak kısımlarına bekçiler yerleştirdim. Halkı kılıçları, mızrakları ve yaylarıyla boylarına göre koydum.|bu juzden duvarin arkasindaki at͡ʃik jerlerin en alt͡ʃak kisimlarina bekt͡ʃiler jerlestirdim. halki kilit͡ʃlariʔ mizraklari ve jajlarijla bojlarina ɡore kojdum. New-Testament-Luke-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “İnsanoğlu’nun çok acı çekmesi, ihtiyarlar, başkâhinler ve yazıcılar tarafından reddedilmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gereklidir” dedi.|onlaraʔ “insanoɡlu’nun t͡ʃok at͡ʃi t͡ʃekmesiʔ ihtijarlarʔ baskahinler ve jazit͡ʃilar tarafindan reddedilmesiʔ oldurulmesi ve ut͡ʃunt͡ʃu ɡun dirilmesi ɡereklidir” dedi. New-Testament-Mark-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinlerle yazıcılar bunu duydular, O’nu nasıl yok edebileceklerinin yolunu araştırıyorlardı. O’ndan korkuyorlardı. Çünkü bütün kalabalık O’nun öğretisine şaştılar.|baskahinlerle jazit͡ʃilar bunu dujdularʔ o’nu nasil jok edebilet͡ʃeklerinin jolunu arastirijorlardi. o’ndan korkujorlardi. t͡ʃunku butun kalabalik o’nun oɡretisine sastilar. Old-Testament-1-Chronicles-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevron'da David'e doğan oğulları şunlardır: İlk oğlu, Yizreelli Ahinoam'dan Amnon; ikincisi, Karmelli Avigail'den Daniel;|hevronʔda davidʔe doɡan oɡullari sunlardir ilk oɡluʔ jizreelli ahinoamʔdan amnon; ikint͡ʃisiʔ karmelli aviɡailʔden daniel; Old-Testament-Proverbs-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa onun yollarını öğrenir, canını tuzağa düşürürsün.|joksa onun jollarini oɡrenirʔ t͡ʃanini tuzaɡa dusurursun. Old-Testament-2-Kings-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye Kralı Hazael öldü; yerine de oğlu Benhadad kral oldu.|surije krali hazael oldu; jerine de oɡlu benhadad kral oldu. Old-Testament-Joshua-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin bir adamın sesini dinlediği ne ondan önce ne de sonra böyle bir gün olmadı; çünkü Yahve İsrael için savaştı.|jahveʔnin bir adamin sesini dinlediɡi ne ondan ont͡ʃe ne de sonra bojle bir ɡun olmadi; t͡ʃunku jahve israel it͡ʃin savasti. New-Testament-1-Corinthians-015-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Topraktan yaratılmış olan nasılsa, topraktan yaratılmış olanlar da öyledir; göksel olan nasılsa, göksel olanlar da öyledir.|topraktan jaratilmis olan nasilsaʔ topraktan jaratilmis olanlar da ojledir; ɡoksel olan nasilsaʔ ɡoksel olanlar da ojledir. Old-Testament-2-Chronicles-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviya'nın günlerinde Yerovam bir daha güçlenmedi. Yahve onu vurdu ve öldü.|avijaʔnin ɡunlerinde jerovam bir daha ɡut͡ʃlenmedi. jahve onu vurdu ve oldu. Old-Testament-Song-of-Songs-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, güzelsin, sevgilim. İşte, güzelsin. Gözlerin güvercinler gibi.|isteʔ ɡuzelsinʔ sevɡilim. isteʔ ɡuzelsin. ɡozlerin ɡuvert͡ʃinler ɡibi. Old-Testament-Psalms-096-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye yeni bir ezgi söyleyin! Tüm yeryüzü Yahve’ye ezgi söyleyin.|jahve’je jeni bir ezɡi sojlejin! tum jerjuzu jahve’je ezɡi sojlejin. New-Testament-Matthew-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“İki talant alan da geldi ve ‘Efendim, bana iki talant teslim etmiştin; işte, iki talant daha kazandım’ dedi.”|“iki talant alan da ɡeldi ve ‘efendimʔ bana iki talant teslim etmistin; isteʔ iki talant daha kazandim’ dedi.” Old-Testament-Judges-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden koyun ağıllarının arasında oturdun? Sürülerin ıslık sesini duymak için mi? Ruven'in su yollarında yüreğin önemli arayışları vardı.|neden kojun aɡillarinin arasinda oturdun? surulerin islik sesini dujmak it͡ʃin mi? ruvenʔin su jollarinda jureɡin onemli arajislari vardi. Old-Testament-Leviticus-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onların etini yemeyeceksiniz. Onların leşlerine dokunmayacaksınız. Onlar sizin için kirlidir.'\"\"\"|\"onlarin etini jemejet͡ʃeksiniz. onlarin leslerine dokunmajat͡ʃaksiniz. onlar sizin it͡ʃin kirlidir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-105-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulustan ulusa, bir krallıktan öteki halka dolaşıp durdular.|ulustan ulusaʔ bir kralliktan oteki halka dolasip durdular. Old-Testament-Psalms-145-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve düşen herkese destek olur, eğilenlerin hepsini doğrultur.|jahve dusen herkese destek olurʔ eɡilenlerin hepsini doɡrultur. Old-Testament-Lamentations-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençler değirmen taşı taşıdılar. Çocuklar odun yükleri altında tökezledi.|ɡent͡ʃler deɡirmen tasi tasidilar. t͡ʃot͡ʃuklar odun jukleri altinda tokezledi. Old-Testament-2-Samuel-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Ey kralın oğlu, günden güne neden bu kadar üzgünsün? Bana anlatmayacak mısın?\"\" dedi. Amnon ona, \"\"Kardeşim Avşalom'un kız kardeşi Tamar'ı seviyorum\"\" dedi.\"|\"onaʔ \"\"ej kralin oɡluʔ ɡunden ɡune neden bu kadar uzɡunsun? bana anlatmajat͡ʃak misin?\"\" dedi. amnon onaʔ \"\"kardesim avsalomʔun kiz kardesi tamarʔi sevijorum\"\" dedi.\" New-Testament-Ephesians-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih topluluğu kutsal kılmak için sözle, suyla yıkayıp temizledi.|mesih topluluɡu kutsal kilmak it͡ʃin sozleʔ sujla jikajip temizledi. Old-Testament-2-Samuel-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün kuralları önümdeydi, ilkelerine gelince, onlardan ayrılmadım.|t͡ʃunku butun kurallari onumdejdiʔ ilkelerine ɡelint͡ʃeʔ onlardan ajrilmadim. Old-Testament-2-Chronicles-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyt Sur, Soko, Adullam,|bejt surʔ sokoʔ adullamʔ Old-Testament-Isaiah-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'ya doğru basacak. Taşıp içinden geçecek. Boynuna kadar ulaşacak. Kanatlarının gerilmesi senin topraklarının genişliğini dolduracak, ey İmmanuel.|jahudaʔja doɡru basat͡ʃak. tasip it͡ʃinden ɡet͡ʃet͡ʃek. bojnuna kadar ulasat͡ʃak. kanatlarinin ɡerilmesi senin topraklarinin ɡenisliɡini doldurat͡ʃakʔ ej immanuel. New-Testament-John-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yargı hakkında, çünkü bu dünyanın hükümdarı yargılandı.”|jarɡi hakkindaʔ t͡ʃunku bu dunjanin hukumdari jarɡilandi.” New-Testament-Romans-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’de sevdiğim Ampliatus’a selam söyleyin.|efendi’de sevdiɡim ampliatus’a selam sojlejin. Old-Testament-Joshua-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Akan Yeşu'ya şöyle yanıt verdi: \"\"İsrael'in Tanrısı Yahve'ye karşı gerçekten günah işledim ve bunu yaptım.\"|\"akan jesuʔja sojle janit verdi \"\"israelʔin tanrisi jahveʔje karsi ɡert͡ʃekten ɡunah isledim ve bunu japtim.\" Old-Testament-Zechariah-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrım Yahve şöyle diyor: “Boğazlanacak olan sürüyü güt.|tanrim jahve sojle dijor “boɡazlanat͡ʃak olan suruju ɡut. Old-Testament-Proverbs-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü doğru kişi yedi kez düşer ve yeniden kalkar, ama kötüler felaketle çöker.|t͡ʃunku doɡru kisi jedi kez duser ve jeniden kalkarʔ ama kotuler felaketle t͡ʃoker. Old-Testament-Proverbs-025-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzey rüzgârı yağmur getirir, iftiracı dil de yüzü öfkelendirir.|kuzej ruzɡari jaɡmur ɡetirirʔ iftirat͡ʃi dil de juzu ofkelendirir. Old-Testament-2-Chronicles-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Her biri vergi getirirdi: Her yıl gümüş kaplar, altın kaplar, giysiler, zırhlar, baharatlar, atlar ve katırlar.|her biri verɡi ɡetirirdi her jil ɡumus kaplarʔ altin kaplarʔ ɡijsilerʔ zirhlarʔ baharatlarʔ atlar ve katirlar. Old-Testament-Jeremiah-049-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dehşetine gelince, yüreğinin gururu seni aldattı, ey kaya yarıklarında oturan, tepenin doruğunu tutan, yuvanı kartal kadar yüksek yapsan bile, seni oradan indireceğim.” diyor Yahve.|dehsetine ɡelint͡ʃeʔ jureɡinin ɡururu seni aldattiʔ ej kaja jariklarinda oturanʔ tepenin doruɡunu tutanʔ juvani kartal kadar juksek japsan bileʔ seni oradan indiret͡ʃeɡim.” dijor jahve. New-Testament-Romans-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların günahlarını kaldıracağım zaman onlarla yapacağım antlaşma budur.”|onlarin ɡunahlarini kaldirat͡ʃaɡim zaman onlarla japat͡ʃaɡim antlasma budur.” New-Testament-Galatians-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar ise yalnızca, \"\"Bir zamanlar bize zulmeden, bir zamanlar yıkmaya çalıştığı imanı şimdi duyuruyor\"\" diyorlardı.\"|\"onlar ise jalnizt͡ʃaʔ \"\"bir zamanlar bize zulmedenʔ bir zamanlar jikmaja t͡ʃalistiɡi imani simdi dujurujor\"\" dijorlardi.\" New-Testament-1-Corinthians-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben Pentikost’a kadar Efes’te kalacağım.|ama ben pentikost’a kadar efes’te kalat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Kings-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeba Kraliçesi, Solomon'un Yahve'nin adıyla ilgili ününü duyunca, onu zor sorularla sınamaya geldi.|seba kralit͡ʃesiʔ solomonʔun jahveʔnin adijla ilɡili ununu dujunt͡ʃaʔ onu zor sorularla sinamaja ɡeldi. Old-Testament-Psalms-101-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hileci kişi evimde oturmayacak. Yalan söyleyen, gözümün önünde durmayacak.|hilet͡ʃi kisi evimde oturmajat͡ʃak. jalan sojlejenʔ ɡozumun onunde durmajat͡ʃak. Old-Testament-Ezra-002-070|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kâhinler, Levililer ve halkın bir kısmı, ezgiciler, kapıcılar ve tapınak görevlileri kendi kentlerinde, bütün İsraelliler de kendi kentlerinde oturdular.|bojlet͡ʃe kahinlerʔ levililer ve halkin bir kismiʔ ezɡit͡ʃilerʔ kapit͡ʃilar ve tapinak ɡorevlileri kendi kentlerindeʔ butun israelliler de kendi kentlerinde oturdular. Old-Testament-Proverbs-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge kişi kötülükten korkar ve sakınır, ama akılsız kişi sinirli ve düşüncesizdir.|bilɡe kisi kotulukten korkar ve sakinirʔ ama akilsiz kisi sinirli ve dusunt͡ʃesizdir. Old-Testament-2-Chronicles-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral yüzünü çevirdi ve bütün İsrael topluluğunu kutsadı. Bütün İsrael topluluğu ayakta duruyordu.|kral juzunu t͡ʃevirdi ve butun israel topluluɡunu kutsadi. butun israel topluluɡu ajakta durujordu. Old-Testament-Proverbs-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Geç öfkelenen insanın anlayışı büyüktür, ama çabuk öfkelenen kişi akılsızlık gösterir.|ɡet͡ʃ ofkelenen insanin anlajisi bujukturʔ ama t͡ʃabuk ofkelenen kisi akilsizlik ɡosterir. Old-Testament-Ruth-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece arpa hasatı ve buğday hasatı sonuna kadar başak toplamak için Boaz'ın kızlarının yanında kaldı; kaynanasıyla birlikte yaşadı.|bojlet͡ʃe arpa hasati ve buɡdaj hasati sonuna kadar basak toplamak it͡ʃin boazʔin kizlarinin janinda kaldi; kajnanasijla birlikte jasadi. Old-Testament-Exodus-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun'un hizmetkârları ona, \"\"Bu adam bize ne zamana dek tuzak olacak?\"\" dediler. \"\"Adamları bırak gitsinler de Tanrıları Yahve'ye hizmet etsinler. Mısır'ın harap olduğunu hala bilmiyor musun?”\"|\"firavunʔun hizmetkarlari onaʔ \"\"bu adam bize ne zamana dek tuzak olat͡ʃak?\"\" dediler. \"\"adamlari birak ɡitsinler de tanrilari jahveʔje hizmet etsinler. misirʔin harap olduɡunu hala bilmijor musun?”\" Old-Testament-2-Chronicles-018-034|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün savaş arttı. Ancak İsrael Kralı akşama kadar Suriyeliler'e karşı savaş arabasınla direndi; ve gün batımına doğru öldü.|o ɡun savas artti. ant͡ʃak israel krali aksama kadar surijelilerʔe karsi savas arabasinla direndi; ve ɡun batimina doɡru oldu. Old-Testament-Psalms-060-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, sen bizi reddetmedin mi? Ordularımızla yola çıkmıyorsun, ey Tanrı.|ej tanriʔ sen bizi reddetmedin mi? ordularimizla jola t͡ʃikmijorsunʔ ej tanri. New-Testament-1-Corinthians-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak, başka bir dille on bin söz söylemektense, başkalarını eğitebilmek için kilisede anlayışımla beş söz söylemeyi yeğlerim.|ant͡ʃakʔ baska bir dille on bin soz sojlemektenseʔ baskalarini eɡitebilmek it͡ʃin kilisede anlajisimla bes soz sojlemeji jeɡlerim. Old-Testament-Job-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kardeşinden boşuna rehin aldın, çıplakları da giysilerinden soydun.|t͡ʃunku kardesinden bosuna rehin aldinʔ t͡ʃiplaklari da ɡijsilerinden sojdun. Old-Testament-1-Chronicles-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Naara ona Ahuzzam, Hefer, Temeni ve Haahaştari'yi doğurdu. Bunlar Naara'nın oğullarıydı.|naara ona ahuzzamʔ heferʔ temeni ve haahastariʔji doɡurdu. bunlar naaraʔnin oɡullarijdi. Old-Testament-2-Samuel-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul oğlu Mefiboşet, kralı karşılamaya indi. Kral gittiği günden esenlik içinde eve döndüğü güne dek ne ayaklarına bakmış, ne sakalını düzeltmiş, ne de giysilerini yıkamıştı.|saul oɡlu mefibosetʔ krali karsilamaja indi. kral ɡittiɡi ɡunden esenlik it͡ʃinde eve donduɡu ɡune dek ne ajaklarina bakmisʔ ne sakalini duzeltmisʔ ne de ɡijsilerini jikamisti. New-Testament-Revelation-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tahtın ortasında olan Kuzu onları güdecek ve yaşam veren suların pınarlarına götürecek. Tanrı onların gözlerinden bütün gözyaşlarını silecek.”|t͡ʃunku tahtin ortasinda olan kuzu onlari ɡudet͡ʃek ve jasam veren sularin pinarlarina ɡoturet͡ʃek. tanri onlarin ɡozlerinden butun ɡozjaslarini silet͡ʃek.” New-Testament-John-001-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’yı duyup Yeşua’nın ardından giden iki kişiden biri Simon Petrus’un kardeşi Andreas’tı.|juhanna’ji dujup jesua’nin ardindan ɡiden iki kisiden biri simon petrus’un kardesi andreas’ti. Old-Testament-1-Samuel-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Silah taşıyıcısı Saul'un öldüğünü görünce o da kılıcının üzerine düştü ve onunla birlikte öldü.|silah tasijit͡ʃisi saulʔun olduɡunu ɡorunt͡ʃe o da kilit͡ʃinin uzerine dustu ve onunla birlikte oldu. Old-Testament-Jeremiah-048-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael senin için alay konusu mu oldu? Hırsızlar arasında mı bulundu? Çünkü ondan söz ettikçe, baş sallıyorsun.|t͡ʃunku israel senin it͡ʃin alaj konusu mu oldu? hirsizlar arasinda mi bulundu? t͡ʃunku ondan soz ettikt͡ʃeʔ bas sallijorsun. Old-Testament-1-Samuel-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel Saul'un yanına geldi. Saul ona, \"\"Sen Yahve tarafından kutsanasın! Ben Yahve'nin buyruğunu yerine getirdim.\"\" dedi.\"|\"samuel saulʔun janina ɡeldi. saul onaʔ \"\"sen jahve tarafindan kutsanasin! ben jahveʔnin bujruɡunu jerine ɡetirdim.\"\" dedi.\" Old-Testament-Nehemiah-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Lütfen bugün onlara tarlalarını, bağlarını, zeytinliklerini ve evlerini, kendilerinden talep ettiğiniz paranın, buğdayın, yeni şarabın ve yağın yüzde birini de geri verin.”|lutfen buɡun onlara tarlalariniʔ baɡlariniʔ zejtinliklerini ve evleriniʔ kendilerinden talep ettiɡiniz paraninʔ buɡdajinʔ jeni sarabin ve jaɡin juzde birini de ɡeri verin.” Old-Testament-Daniel-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Güney Kralı güçlü olacak. Beylerinden biri ondan daha güçlü olacak ve hüküm sürecek. Hakimiyeti büyük bir hakimiyet olacak.|“ɡunej krali ɡut͡ʃlu olat͡ʃak. bejlerinden biri ondan daha ɡut͡ʃlu olat͡ʃak ve hukum suret͡ʃek. hakimijeti bujuk bir hakimijet olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-035-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Habersiz yıkım üzerine gelsin. Gizlediği ağ kendisini yakalasın. O yıkımın içine kendisi düşsün.|habersiz jikim uzerine ɡelsin. ɡizlediɡi aɡ kendisini jakalasin. o jikimin it͡ʃine kendisi dussun. New-Testament-Acts-010-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın vaftiz çağrısından sonra Galile’den başlayarak tüm Yahudiye’de duyurulan olayı siz kendiniz biliyorsunuz.|juhanna’nin vaftiz t͡ʃaɡrisindan sonra ɡalile’den baslajarak tum jahudije’de dujurulan olaji siz kendiniz bilijorsunuz. Old-Testament-Deuteronomy-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada Tanrın Yahve'nin önünde hizmet etmek üzere duran kâhini ya da hakimi dinlemeyerek küstahça davranan kişi ölecektir. Kötülüğü İsrael'den uzaklaştıracaksın.|orada tanrin jahveʔnin onunde hizmet etmek uzere duran kahini ja da hakimi dinlemejerek kustaht͡ʃa davranan kisi olet͡ʃektir. kotuluɡu israelʔden uzaklastirat͡ʃaksin. Old-Testament-Deuteronomy-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman onun kardeşine yapmayı düşündüğünü ona yapacaksın. Böylece kötülüğü aranızdan kaldıracaksın.|o zaman onun kardesine japmaji dusunduɡunu ona japat͡ʃaksin. bojlet͡ʃe kotuluɡu aranizdan kaldirat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-037-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Şamdanda badem çiçeğine benzer dört çanak, tomurcukları ve çiçekleri vardı;|samdanda badem t͡ʃit͡ʃeɡine benzer dort t͡ʃanakʔ tomurt͡ʃuklari ve t͡ʃit͡ʃekleri vardi; Old-Testament-Isaiah-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu putperest bir ulusun üzerine göndereceğim, beni öfkelendiren halkın üzerine, çapulu alması, avı yakalaması ve onları sokakların çamuru gibi çiğnemesi için ona buyuracağım.|onu putperest bir ulusun uzerine ɡonderet͡ʃeɡimʔ beni ofkelendiren halkin uzerineʔ t͡ʃapulu almasiʔ avi jakalamasi ve onlari sokaklarin t͡ʃamuru ɡibi t͡ʃiɡnemesi it͡ʃin ona bujurat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Samuel-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin David'e ant içmiş olduğu gibi ona yapmazsam, Tanrı Avner'e böyle, daha da fazlasını yapsın.\"\"\"|\"jahveʔnin davidʔe ant it͡ʃmis olduɡu ɡibi ona japmazsamʔ tanri avnerʔe bojleʔ daha da fazlasini japsin.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağları gördüm ve işte, titriyor ve bütün tepeler ileri geri oynuyordu.|daɡlari ɡordum ve isteʔ titrijor ve butun tepeler ileri ɡeri ojnujordu. New-Testament-Luke-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef de David’in aile evinden olduğu için Galile’nin Nasıra kentinden Yahudiye’ye, David’in kenti Beytlehem’e gitti.|josef de david’in aile evinden olduɡu it͡ʃin ɡalile’nin nasira kentinden jahudije’jeʔ david’in kenti bejtlehem’e ɡitti. Old-Testament-Deuteronomy-032-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu sizin için boş bir şey değildir, çünkü bu sizin yaşamınızdır, mülk edinmek için Yarden üzerinden geçmekte olduğunuz ülkede bununla günleriniz uzayacaktır.”|t͡ʃunku bu sizin it͡ʃin bos bir sej deɡildirʔ t͡ʃunku bu sizin jasaminizdirʔ mulk edinmek it͡ʃin jarden uzerinden ɡet͡ʃmekte olduɡunuz ulkede bununla ɡunleriniz uzajat͡ʃaktir.” New-Testament-Matthew-024-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şunu bilin ki, evin sahibi hırsızın gecenin hangi saatinde geleceğini bilseydi, uyanık kalır ve evinin soyulmasına izin vermezdi.|ama sunu bilin kiʔ evin sahibi hirsizin ɡet͡ʃenin hanɡi saatinde ɡelet͡ʃeɡini bilsejdiʔ ujanik kalir ve evinin sojulmasina izin vermezdi. Old-Testament-1-Kings-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Önce il beylerinin gençleri çıktı; ve Ben Hadad adam gönderdi, ve kendisine, “Samariya’dan adamlar çıkıyor” dediler.|ont͡ʃe il bejlerinin ɡent͡ʃleri t͡ʃikti; ve ben hadad adam ɡonderdiʔ ve kendisineʔ “samarija’dan adamlar t͡ʃikijor” dediler. Old-Testament-Exodus-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Tanrı'ya şöyle dedi, \"\"İşte, İsrael'in çocuklarının yanına gelip onlara, 'Beni size atalarınızın Tanrısı gönderdi' dediğimde, onlar bana, 'O'nun adı nedir?' diye sorduklarında, onlara ne diyeyim?\"\"\"|\"mose tanriʔja sojle dediʔ \"\"isteʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin janina ɡelip onlaraʔ ʔbeni size atalarinizin tanrisi ɡonderdiʔ dediɡimdeʔ onlar banaʔ ʔoʔnun adi nedir?ʔ dije sorduklarindaʔ onlara ne dijejim?\"\"\" Old-Testament-Psalms-074-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen Livyatan'ın başlarını parçaladın. Onu yiyecek olarak insanlara ve çöl canlılarına verdin.|sen livjatanʔin baslarini part͡ʃaladin. onu jijet͡ʃek olarak insanlara ve t͡ʃol t͡ʃanlilarina verdin. Old-Testament-Job-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer günah işlediysem, sana ne yaptım, ey insan gözcüsü? Neden beni kendine hedef koydun, böylece ben kendime yük oldum?|eɡer ɡunah isledijsemʔ sana ne japtimʔ ej insan ɡozt͡ʃusu? neden beni kendine hedef kojdunʔ bojlet͡ʃe ben kendime juk oldum? New-Testament-Mark-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Yalnız giysisine dokunsam, iyileşeceğim” dedi.|t͡ʃunkuʔ “jalniz ɡijsisine dokunsamʔ ijileset͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Leviticus-025-046|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunları sizden sonra çocuklarınıza mülk olarak miras bırakabilirsiniz. Kölelerinizi sonsuza kadar onlardan alabilirsiniz, ama kardeşleriniz İsrael'in çocuklarına, birbirinize sertlikle hükmetmeyeceksiniz.'\"\"\"|\"bunlari sizden sonra t͡ʃot͡ʃuklariniza mulk olarak miras birakabilirsiniz. kolelerinizi sonsuza kadar onlardan alabilirsinizʔ ama kardesleriniz israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ birbirinize sertlikle hukmetmejet͡ʃeksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-037-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi, ey Tanrımız Yahve, bizi onun elinden kurtar ki, yeryüzünün bütün krallıkları senin, yalnızca senin Yahve olduğunu bilsinler.\"\"\"|\"simdiʔ ej tanrimiz jahveʔ bizi onun elinden kurtar kiʔ jerjuzunun butun kralliklari seninʔ jalnizt͡ʃa senin jahve olduɡunu bilsinler.\"\"\" Old-Testament-Numbers-022-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balak, Balam'a şöyle dedi: \"\"Seni çağırtmak için ciddiyetle çağrıda bulunmadım mı? Neden bana gelmedin? Seni gerçekten saygınlık için yükseltmeye ben yeterli değil miyim?”\"|\"balakʔ balamʔa sojle dedi \"\"seni t͡ʃaɡirtmak it͡ʃin t͡ʃiddijetle t͡ʃaɡrida bulunmadim mi? neden bana ɡelmedin? seni ɡert͡ʃekten sajɡinlik it͡ʃin jukseltmeje ben jeterli deɡil mijim?”\" Old-Testament-Exodus-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle olacak, Yahve'nin söz verdiği gibi size vereceği ülkeye geldiğiniz zaman bu hizmeti tutacaksınız.|bojle olat͡ʃakʔ jahveʔnin soz verdiɡi ɡibi size veret͡ʃeɡi ulkeje ɡeldiɡiniz zaman bu hizmeti tutat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Exodus-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle konuştu, \"\"Firavun'un yanına git ve ona söyle, 'Yahve şöyle diyor, Halkımın gitmesine izin ver de bana hizmet etsinler.\"|\"jahve moseʔje sojle konustuʔ \"\"firavunʔun janina ɡit ve ona sojleʔ ʔjahve sojle dijorʔ halkimin ɡitmesine izin ver de bana hizmet etsinler.\" Old-Testament-Jeremiah-037-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyler Yeremya'ya öfkelendiler, onu dövdüler ve onu Kâtip Yonatan'ın evine hapse koydular; çünkü orayı hapishane yapmışlardı.|bejler jeremjaʔja ofkelendilerʔ onu dovduler ve onu katip jonatanʔin evine hapse kojdular; t͡ʃunku oraji hapishane japmislardi. Old-Testament-Judges-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahuda, kardeşi Şimon'a, \"\"Bana düşen paya benimle birlikte gel, Kenanlılar'a karşı savaşalım; ben de sana düşen paya seninle birlikte gideceğim\"\" dedi. Böylece Şimon onunla birlikte gitti.\"|\"jahudaʔ kardesi simonʔaʔ \"\"bana dusen paja benimle birlikte ɡelʔ kenanlilarʔa karsi savasalim; ben de sana dusen paja seninle birlikte ɡidet͡ʃeɡim\"\" dedi. bojlet͡ʃe simon onunla birlikte ɡitti.\" Old-Testament-Job-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu da benim kurtuluşum olacak, tanrısız bir adam O'nun önüne gelmeyecektir.|bu da benim kurtulusum olat͡ʃakʔ tanrisiz bir adam oʔnun onune ɡelmejet͡ʃektir. Old-Testament-2-Chronicles-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehu, Ahav'ın evini yargılarken, Yahuda beyleri ile Ahazya'nın kardeşlerinin oğullarını Ahazya'ya hizmet ederken buldu ve onları öldürdü.|jehuʔ ahavʔin evini jarɡilarkenʔ jahuda bejleri ile ahazjaʔnin kardeslerinin oɡullarini ahazjaʔja hizmet ederken buldu ve onlari oldurdu. Old-Testament-2-Kings-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeriha'da bulunan peygamber oğulları Elişa'nın yanına varıp, \"\"Yahve'nin bugün efendini senin üzerinden alacağını biliyor musun?\"\" dediler. Elişa, \"\"Evet, biliyorum. Susun.\"\" diye karşılık verdi.\"|\"jerihaʔda bulunan pejɡamber oɡullari elisaʔnin janina varipʔ \"\"jahveʔnin buɡun efendini senin uzerinden alat͡ʃaɡini bilijor musun?\"\" dediler. elisaʔ \"\"evetʔ bilijorum. susun.\"\" dije karsilik verdi.\" Old-Testament-Ezekiel-023-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yahve bana şöyle dedi: “Ey insanoğlu, Ohola ve Oholiva’yı yargılayacak mısın? O zaman onlara iğrençliklerini bildir.|ve jahve bana sojle dedi “ej insanoɡluʔ ohola ve oholiva’ji jarɡilajat͡ʃak misin? o zaman onlara iɡrent͡ʃliklerini bildir. Old-Testament-Psalms-044-016|und|SPEAKER_00_Turkish|hakaret ve sövgüde bulunanın alayıyla, düşmanın ve intikamcının yüzünden.|hakaret ve sovɡude bulunanin alajijlaʔ dusmanin ve intikamt͡ʃinin juzunden. New-Testament-Philippians-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bedende yaşamayı sürdürürsem, bu işimden ürün getirecek. Yine de neyi seçeceğimi bilmiyorum.|ama bedende jasamaji surdurursemʔ bu isimden urun ɡetiret͡ʃek. jine de neji set͡ʃet͡ʃeɡimi bilmijorum. New-Testament-Revelation-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, soluk renkli bir at gördüm. Binicisinin adı Ölüm’dü. Hades onu takip ediyordu. Ona kılıçla, kıtlıkla, ölümle ve yeryüzünün vahşi hayvanlarıyla öldürmek üzere yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.|isteʔ soluk renkli bir at ɡordum. binit͡ʃisinin adi olum’du. hades onu takip edijordu. ona kilit͡ʃlaʔ kitliklaʔ olumle ve jerjuzunun vahsi hajvanlarijla oldurmek uzere jerjuzunun dortte biri uzerinde jetki verildi. Old-Testament-Genesis-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam bütün yaşayanların annesi olacağı için karısına Havva adını verdi.|adam butun jasajanlarin annesi olat͡ʃaɡi it͡ʃin karisina havva adini verdi. Old-Testament-Zephaniah-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'ya ve Yeruşalem'in bütün sakinlerine karşı elimi uzatacağım. Bu yerden Baal'ın kalıntılarını, putperest ve putperest kâhinlerin adını,|jahudaʔja ve jerusalemʔin butun sakinlerine karsi elimi uzatat͡ʃaɡim. bu jerden baalʔin kalintilariniʔ putperest ve putperest kahinlerin adiniʔ Old-Testament-1-Chronicles-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının Tanrısı'na karşı suç işlediler ve Tanrı'nın önlerinden yok ettiği ülke halklarının ilâhları ardınca fahişelik ettiler.|atalarinin tanrisiʔna karsi sut͡ʃ islediler ve tanriʔnin onlerinden jok ettiɡi ulke halklarinin ilahlari ardint͡ʃa fahiselik ettiler. Old-Testament-Numbers-026-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Benyamin'in oğulları şunlardır; ve onlardan sayılanlar kırk beş bin altı yüz.|sojlarina ɡore benjaminʔin oɡullari sunlardir; ve onlardan sajilanlar kirk bes bin alti juz. Old-Testament-Jeremiah-002-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden yollarını değiştirmek için bu kadar çok dolaşık gidiyorsun? Aşur’dan utandığın gibi, Mısır’dan da utanacaksın.|neden jollarini deɡistirmek it͡ʃin bu kadar t͡ʃok dolasik ɡidijorsun? asur’dan utandiɡin ɡibiʔ misir’dan da utanat͡ʃaksin. Old-Testament-Genesis-031-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Vahşi hayvanların parçaladıklarını sana getirmedim. Zararını ben çektim. Gerek gündüz gerekse gece, çalınmış hayvanın karşılığını benim elimden istedin.|vahsi hajvanlarin part͡ʃaladiklarini sana ɡetirmedim. zararini ben t͡ʃektim. ɡerek ɡunduz ɡerekse ɡet͡ʃeʔ t͡ʃalinmis hajvanin karsiliɡini benim elimden istedin. Old-Testament-Numbers-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven ordugâhının bayrağı ordularına göre yola çıktı. Şedeur oğlu Elizur ordusunun başındaydı.|ruven orduɡahinin bajraɡi ordularina ɡore jola t͡ʃikti. sedeur oɡlu elizur ordusunun basindajdi. Old-Testament-2-Chronicles-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Keruvlar kanatlarını sandığın yeri üzerine germişlerdi ve Keruvlar sandığı ve onun sırıklarını yukarıdan örtüyorlardı.|t͡ʃunku keruvlar kanatlarini sandiɡin jeri uzerine ɡermislerdi ve keruvlar sandiɡi ve onun siriklarini jukaridan ortujorlardi. Old-Testament-Exodus-040-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kazanı Buluşma Çadırı ile sunak arasına koyacaksın ve içine su koyacaksın.|kazani bulusma t͡ʃadiri ile sunak arasina kojat͡ʃaksin ve it͡ʃine su kojat͡ʃaksin. New-Testament-James-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, “Avraham Tanrı’ya iman etti ve bu ona doğruluk sayıldı” diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu. Ona Tanrı’nın dostu denildi.|bojlet͡ʃeʔ “avraham tanri’ja iman etti ve bu ona doɡruluk sajildi” dijen kutsal jazi jerine ɡelmis oldu. ona tanri’nin dostu denildi. Old-Testament-1-Samuel-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece yıldan yıla Yahve'nin evine çıktığında, rakibi onu kızdırıyordu. Bu yüzden ağlar ve yemek yemezdi.|bojlet͡ʃe jildan jila jahveʔnin evine t͡ʃiktiɡindaʔ rakibi onu kizdirijordu. bu juzden aɡlar ve jemek jemezdi. Old-Testament-1-Kings-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeba Kraliçesi, Solomon'un bütün bilgeliğini, yaptığı evi,|seba kralit͡ʃesiʔ solomonʔun butun bilɡeliɡiniʔ japtiɡi eviʔ New-Testament-Mark-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri çıkıp kente geldiler ve orada her şeyi kendilerine söylenmiş olduğu gibi buldular. Pesah'ı hazırladılar.|oɡrent͡ʃileri t͡ʃikip kente ɡeldiler ve orada her seji kendilerine sojlenmis olduɡu ɡibi buldular. pesahʔi hazirladilar. Old-Testament-1-Samuel-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Sandığı Filistliler ülkesinde yedi ay kaldı.|jahveʔnin sandiɡi filistliler ulkesinde jedi aj kaldi. New-Testament-Revelation-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sağ elinde yedi yıldız vardı. Ağzından iki ucu keskin bir kılıç çıktı. Yüzü bütün gücüyle parlayan güneş gibiydi.|saɡ elinde jedi jildiz vardi. aɡzindan iki ut͡ʃu keskin bir kilit͡ʃ t͡ʃikti. juzu butun ɡut͡ʃujle parlajan ɡunes ɡibijdi. Old-Testament-Hosea-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürekleriyle bana feryat etmediler, yatakları üzerinde uluyorlar. Buğday ve yeni şarap için toplanıyorlar. Benden yüz çeviriyorlar.|jureklerijle bana ferjat etmedilerʔ jataklari uzerinde ulujorlar. buɡdaj ve jeni sarap it͡ʃin toplanijorlar. benden juz t͡ʃevirijorlar. Old-Testament-1-Chronicles-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyada oğlu Benaya Keretiler ve Peletliler'in başındaydı; David'in oğulları ise krala hizmet eden baş görevlilerdi.|jehojada oɡlu benaja keretiler ve peletlilerʔin basindajdi; davidʔin oɡullari ise krala hizmet eden bas ɡorevlilerdi. Old-Testament-Amos-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü işte, Yahve buyuruyor, büyük ev ezilecek, küçük ev de parçalanacak.|“t͡ʃunku isteʔ jahve bujurujorʔ bujuk ev ezilet͡ʃekʔ kut͡ʃuk ev de part͡ʃalanat͡ʃak. New-Testament-Luke-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Efendi’nin uygun yılını ilan etmek için beni gönderdi.”|ve efendi’nin ujɡun jilini ilan etmek it͡ʃin beni ɡonderdi.” New-Testament-Revelation-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bulutlarla geliyor! O’nun bedenini deşmiş olanlar da dahil, her göz O’nu görecek. Yeryüzünün bütün kabileleri, O’nun için yas tutacak. Böyle olacak! Amin.|isteʔ bulutlarla ɡelijor! o’nun bedenini desmis olanlar da dahilʔ her ɡoz o’nu ɡoret͡ʃek. jerjuzunun butun kabileleriʔ o’nun it͡ʃin jas tutat͡ʃak. bojle olat͡ʃak! amin. Old-Testament-Deuteronomy-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Horlular'ı onların önlerinden yok ettiğinde Seir'de oturan Esav'ın çocukları için yaptığı gibi, onlar da onların yerini aldı ve bugüne dek onların yerinde yaşadılar.|horlularʔi onlarin onlerinden jok ettiɡinde seirʔde oturan esavʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin japtiɡi ɡibiʔ onlar da onlarin jerini aldi ve buɡune dek onlarin jerinde jasadilar. Old-Testament-Numbers-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşon'un oğullarının bütün hizmetinde, tüm yükleri ve tüm hizmetleri Aron'la oğullarının buyruğuyla olacak; ve tüm sorumluluklarında onlara görev atayacaksın.|ɡersonʔun oɡullarinin butun hizmetindeʔ tum jukleri ve tum hizmetleri aronʔla oɡullarinin bujruɡujla olat͡ʃak; ve tum sorumluluklarinda onlara ɡorev atajat͡ʃaksin. Old-Testament-Deuteronomy-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik Yahve sizin yüzünüzden bana öfkelendi ve Yarden'den geçmemem ve Tanrınız Yahve'nin miras olarak size vermekte olduğu o güzel ülkeye girmemem için ant içti.|ustelik jahve sizin juzunuzden bana ofkelendi ve jardenʔden ɡet͡ʃmemem ve tanriniz jahveʔnin miras olarak size vermekte olduɡu o ɡuzel ulkeje ɡirmemem it͡ʃin ant it͡ʃti. Old-Testament-Ruth-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakın akraba, “Kendim için satın alamam, yoksa kendi mirasımı tehlikeye atarım. Satın alma hakkımı kendi üzerine al; çünkü satın alamam.” dedi.|jakin akrabaʔ “kendim it͡ʃin satin alamamʔ joksa kendi mirasimi tehlikeje atarim. satin alma hakkimi kendi uzerine al; t͡ʃunku satin alamam.” dedi. Old-Testament-Numbers-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun yanına geldi ve işte, kendisi ve Moav beyleri de yakmalık sunusunun yanında duruyordu. Balak ona, \"\"Yahve ne söyledi?\"\" dedi.\"|\"onun janina ɡeldi ve isteʔ kendisi ve moav bejleri de jakmalik sunusunun janinda durujordu. balak onaʔ \"\"jahve ne sojledi?\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalya ülke üzerinde hüküm sürerken, altı yıl boyunca o onlarla birlikte Tanrı'nın evinde saklandı.|atalja ulke uzerinde hukum surerkenʔ alti jil bojunt͡ʃa o onlarla birlikte tanriʔnin evinde saklandi. Old-Testament-Psalms-136-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkına çölde öncülük edene, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|halkina t͡ʃolde ont͡ʃuluk edeneʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-2-Samuel-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral ona, “Esenlikle git” dedi. Bunun üzerine Avşalom kalkıp Hevron’a gitti.|kral onaʔ “esenlikle ɡit” dedi. bunun uzerine avsalom kalkip hevron’a ɡitti. New-Testament-Galatians-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık ne Yahudi ne de Grek, ne köle ne de özgür, ne erkek ne de kadın ayrımı vardır. Çünkü hepiniz Mesih Yeşua’da birsiniz.|artik ne jahudi ne de ɡrekʔ ne kole ne de ozɡurʔ ne erkek ne de kadin ajrimi vardir. t͡ʃunku hepiniz mesih jesua’da birsiniz. Old-Testament-Ezekiel-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece sabahleyin halka söyledim ve akşamleyin karım öldü. Sabahleyin bana buyrulduğu gibi yaptım.|bojlet͡ʃe sabahlejin halka sojledim ve aksamlejin karim oldu. sabahlejin bana bujrulduɡu ɡibi japtim. Old-Testament-Psalms-103-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir baba çocuklarına nasıl acırsa, Yahve kendisinden korkanlara öyle acır.|bir baba t͡ʃot͡ʃuklarina nasil at͡ʃirsaʔ jahve kendisinden korkanlara ojle at͡ʃir. New-Testament-Luke-004-041|und|SPEAKER_00_Turkish|İblisler de, “Sen Tanrı’nın Oğlu Mesih'sin!” diyerek çığlık atarak birçoklarının içinden çıkıyordu. Ama Yeşua onları azarlayarak konuşmalarına izin vermiyordu. Çünkü O’nun Mesih olduğunu biliyorlardı.|iblisler deʔ “sen tanri’nin oɡlu mesihʔsin!” dijerek t͡ʃiɡlik atarak birt͡ʃoklarinin it͡ʃinden t͡ʃikijordu. ama jesua onlari azarlajarak konusmalarina izin vermijordu. t͡ʃunku o’nun mesih olduɡunu bilijorlardi. New-Testament-Luke-012-035|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kuşaklarınız belinizde bağlı kandilleriniz de yanar olsun.|“kusaklariniz belinizde baɡli kandilleriniz de janar olsun. Old-Testament-Joshua-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha sonra Yeşu onları vurup öldürdü ve onları beş ağaç üzerine astı. Akşama kadar ağaçların üzerinde asılı kaldılar.|daha sonra jesu onlari vurup oldurdu ve onlari bes aɡat͡ʃ uzerine asti. aksama kadar aɡat͡ʃlarin uzerinde asili kaldilar. Old-Testament-Nehemiah-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|şükran duasını başlatan önder, Asaf oğlu Zavdi oğlu Mika oğlu Mattanya ve kardeşleri arasında ikinci olan Bakbukya; ve Yedutun'un oğlu, Galal oğlu Şammua oğlu Avda.|sukran duasini baslatan onderʔ asaf oɡlu zavdi oɡlu mika oɡlu mattanja ve kardesleri arasinda ikint͡ʃi olan bakbukja; ve jedutunʔun oɡluʔ ɡalal oɡlu sammua oɡlu avda. New-Testament-Mark-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Siz de mi anlayışsızsınız? İnsana dışarıdan giren hiçbir şeyin onu kirletemeyeceğini anlamıyor musunuz?|onlaraʔ “siz de mi anlajissizsiniz? insana disaridan ɡiren hit͡ʃbir sejin onu kirletemejet͡ʃeɡini anlamijor musunuz? Old-Testament-1-Kings-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya kadına, “Oğlunu bana ver” dedi. Onu kadının koynundan aldı, kaldığı odaya taşıdı, onu yatağının üzerine yatırdı.|elija kadinaʔ “oɡlunu bana ver” dedi. onu kadinin kojnundan aldiʔ kaldiɡi odaja tasidiʔ onu jataɡinin uzerine jatirdi. Old-Testament-Proverbs-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşusunu küçümseyen bilgelikten yoksundur, anlayışlı kişi esenliğini korur.|komsusunu kut͡ʃumsejen bilɡelikten joksundurʔ anlajisli kisi esenliɡini korur. Old-Testament-Psalms-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler etimi yemek için üzerime geldiklerinde, hasımlarım ve düşmanlarım bile tökezlediler ve düştüler.|kotuler etimi jemek it͡ʃin uzerime ɡeldiklerindeʔ hasimlarim ve dusmanlarim bile tokezlediler ve dustuler. New-Testament-Matthew-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eve girdiler ve çocuğu annesi Mariyam’la gördüler. Yere kapanıp O’na tapındılar. Hazinelerini açıp O’na hediye olarak altın, günnük ve mür sundular.|eve ɡirdiler ve t͡ʃot͡ʃuɡu annesi marijam’la ɡorduler. jere kapanip o’na tapindilar. hazinelerini at͡ʃip o’na hedije olarak altinʔ ɡunnuk ve mur sundular. Old-Testament-2-Kings-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün güçlü adamları, yedi bin kişiyi, zanaatkârları ve demircileri, bin kişi; bütün bu yiğitleri ve savaşçıları, Babil Kralı onları da Babil'e sürgün getirdi.|butun ɡut͡ʃlu adamlariʔ jedi bin kisijiʔ zanaatkarlari ve demirt͡ʃileriʔ bin kisi; butun bu jiɡitleri ve savast͡ʃilariʔ babil krali onlari da babilʔe surɡun ɡetirdi. Old-Testament-Job-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusları çoğaltır, onları yok eder. Ulusları genişletir, onları sürgün eder.|uluslari t͡ʃoɡaltirʔ onlari jok eder. uluslari ɡenisletirʔ onlari surɡun eder. Old-Testament-Jeremiah-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halkımın arasında kötü adamlar bulunuyor. Kuşçuların pusuda yattığı gibi gözetliyorlar. Tuzak kuruyorlar, insanları yakalıyorlar.|t͡ʃunku halkimin arasinda kotu adamlar bulunujor. kust͡ʃularin pusuda jattiɡi ɡibi ɡozetlijorlar. tuzak kurujorlarʔ insanlari jakalijorlar. Old-Testament-Proverbs-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski sınır taşını yerinden oynatma, yetimlerin tarlalarına el sürme.|eski sinir tasini jerinden ojnatmaʔ jetimlerin tarlalarina el surme. Old-Testament-Genesis-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben sizinle yaşayan garip ve bir yabancıyım. Yanınızda bana mülk olarak bir mezar verin ki, ölümü önümden kaldırıp gömeyim.”|“ben sizinle jasajan ɡarip ve bir jabant͡ʃijim. janinizda bana mulk olarak bir mezar verin kiʔ olumu onumden kaldirip ɡomejim.” Old-Testament-Numbers-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sunağın küllerini kaldırıp üzerine mor bir bez serecekler.\"|\"\"\"sunaɡin kullerini kaldirip uzerine mor bir bez seret͡ʃekler.\" Old-Testament-Exodus-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Mayasız Ekmek Bayramı'nı tutacaksınız, çünkü aynı gün ordularınızı Mısır diyarından çıkardım. Bu nedenle bu günü kuşaklarınız boyunca daima süren bir kuralla tutacaksınız.|majasiz ekmek bajramiʔni tutat͡ʃaksinizʔ t͡ʃunku ajni ɡun ordularinizi misir dijarindan t͡ʃikardim. bu nedenle bu ɡunu kusaklariniz bojunt͡ʃa daima suren bir kuralla tutat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Joshua-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin çocuklarının mirasının arasında Efraim'in çocuklarına ayrılan kentlerle birlikte bütün kentleri ve köyleri budur.|manasseʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin mirasinin arasinda efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarina ajrilan kentlerle birlikte butun kentleri ve kojleri budur. New-Testament-Matthew-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, merhamet işleriniz gizli olsun. Gizlide gören Babanız sizi açıkça ödüllendirecektir.”|ojle kiʔ merhamet isleriniz ɡizli olsun. ɡizlide ɡoren babaniz sizi at͡ʃikt͡ʃa odullendiret͡ʃektir.” Old-Testament-Exodus-033-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle demişti: \"\"İsrael'in çocuklarına de ki, 'Siz sert enseli bir halksınız. Bir an aranıza çıksam, sizi tüketirim. Bu nedenle şimdi takılarını çıkar da sana ne yapacağımı bileyim.’”\"|\"jahve moseʔje sojle demisti \"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de kiʔ ʔsiz sert enseli bir halksiniz. bir an araniza t͡ʃiksamʔ sizi tuketirim. bu nedenle simdi takilarini t͡ʃikar da sana ne japat͡ʃaɡimi bilejim.’”\" Old-Testament-1-Kings-022-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Baal'a hizmet etti, ona tapındı ve babasının yapmış olduğu her şeyle İsrael'in Tanrısı Yahve'yi öfkelendirdi.|baalʔa hizmet ettiʔ ona tapindi ve babasinin japmis olduɡu her sejle israelʔin tanrisi jahveʔji ofkelendirdi. Old-Testament-1-Samuel-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yişay Şamma’yı geçirdi. “Yahve bunu da seçmedi” dedi.|sonra jisaj samma’ji ɡet͡ʃirdi. “jahve bunu da set͡ʃmedi” dedi. Old-Testament-Job-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınırları yerlerinden kaldıran insanlar var. Sürüleri zorla götürüp otlatıyorlar.|sinirlari jerlerinden kaldiran insanlar var. suruleri zorla ɡoturup otlatijorlar. Old-Testament-Jeremiah-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mirasım bana benekli bir yırtıcı kuş gibi mi oldu? Her yandan yırtıcı kuşlar ona karşı mı? Git, kırın bütün hayvanlarını toplayın. Yiyip bitirmek için onları getirin.|mirasim bana benekli bir jirtit͡ʃi kus ɡibi mi oldu? her jandan jirtit͡ʃi kuslar ona karsi mi? ɡitʔ kirin butun hajvanlarini toplajin. jijip bitirmek it͡ʃin onlari ɡetirin. Old-Testament-2-Chronicles-006-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi, ey Yahve Tanrı, sen ve gücünün sandığı dinlenme yerine çık. Ey Yahve Tanrı, kâhinlerin kurtuluşla giyinsinler ve kutsalların iyilikle sevinsinler.\"\"\"|\"\"\"simdiʔ ej jahve tanriʔ sen ve ɡut͡ʃunun sandiɡi dinlenme jerine t͡ʃik. ej jahve tanriʔ kahinlerin kurtulusla ɡijinsinler ve kutsallarin ijilikle sevinsinler.\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Atalarımızın Mısır'daki sıkıntısını gördün, Kızıldeniz yanında olan feryatlarını duydun.|“atalarimizin misirʔdaki sikintisini ɡordunʔ kizildeniz janinda olan ferjatlarini dujdun. New-Testament-Hebrews-010-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, büyük bir ödülü olan cesaretinizi yitirmeyin.|bu nedenleʔ bujuk bir odulu olan t͡ʃesaretinizi jitirmejin. New-Testament-1-Corinthians-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Et pazarında satılan her şeyi vicdan sorunu yapmadan yiyin.|et pazarinda satilan her seji vit͡ʃdan sorunu japmadan jijin. Old-Testament-Proverbs-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerinde baş, gözetmen ya da hükümdar yokken,|uzerinde basʔ ɡozetmen ja da hukumdar jokkenʔ Old-Testament-Psalms-035-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ziyafetlerdeki kirli soytarılar gibi, bana dişlerini gıcırdattılar.|zijafetlerdeki kirli sojtarilar ɡibiʔ bana dislerini ɡit͡ʃirdattilar. Old-Testament-2-Chronicles-031-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Yasası'nda yazılmış olduğu gibi, sabah ve akşam yakmalık sunular, Şabatlar, Yeni Ay'lar, belli bayramlar için ve yakmalık sunular için, kral payını kendi mülkünden belirledi.|jahveʔnin jasasiʔnda jazilmis olduɡu ɡibiʔ sabah ve aksam jakmalik sunularʔ sabatlarʔ jeni ajʔlarʔ belli bajramlar it͡ʃin ve jakmalik sunular it͡ʃinʔ kral pajini kendi mulkunden belirledi. New-Testament-Luke-009-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri Yakov ve Yuhanna bunu görünce, “Efendimiz, Eliya’nın yaptığı gibi bunları yok etmek için bir buyrukla gökten ateş yağdırmamızı ister misin?” dediler.|oɡrent͡ʃileri jakov ve juhanna bunu ɡorunt͡ʃeʔ “efendimizʔ elija’nin japtiɡi ɡibi bunlari jok etmek it͡ʃin bir bujrukla ɡokten ates jaɡdirmamizi ister misin?” dediler. New-Testament-Matthew-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Vay size ey yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Çünkü siz gösteriş için uzun dualar ederken, dulların evlerini yutarsınız. Bu nedenle siz daha büyük yargıya uğrayacaksınız.”|“vaj size ej jazit͡ʃilar ve ferisilerʔ ikijuzluler! t͡ʃunku siz ɡosteris it͡ʃin uzun dualar ederkenʔ dullarin evlerini jutarsiniz. bu nedenle siz daha bujuk jarɡija uɡrajat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-1-Kings-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama yarın bu vakitte sana hizmetkârımı göndereceğim ve evini ve hizmetkârlarının evlerini arayacaklar. Senin gözünde hoş olan her şeyi kendi ellerine koyup alıp götürecekler.\"\"\"\"\"|\"ama jarin bu vakitte sana hizmetkarimi ɡonderet͡ʃeɡim ve evini ve hizmetkarlarinin evlerini arajat͡ʃaklar. senin ɡozunde hos olan her seji kendi ellerine kojup alip ɡoturet͡ʃekler.\"\"\"\"\" Old-Testament-Psalms-078-072|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece yüreğinin dürüstlüğüne göre onların çobanı oldu, becerikli elleriyle onlara yol gösterdi.|bojlet͡ʃe jureɡinin durustluɡune ɡore onlarin t͡ʃobani olduʔ bet͡ʃerikli ellerijle onlara jol ɡosterdi. Old-Testament-Proverbs-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü size sağlam eğitim veriyorum. Yasamı bırakmayın.|t͡ʃunku size saɡlam eɡitim verijorum. jasami birakmajin. Old-Testament-Psalms-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni överim, ey Yahve, çünkü beni ayağa kaldırdın, düşmanlarımı bana sevindirmedin.|seni overimʔ ej jahveʔ t͡ʃunku beni ajaɡa kaldirdinʔ dusmanlarimi bana sevindirmedin. Old-Testament-Hosea-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama ben Mısır diyarından Tanrınız Yahve'yim. Kutsal bayram günlerinde olduğu gibi. Sizi yine çadırlarda oturtacağım,|“ama ben misir dijarindan tanriniz jahveʔjim. kutsal bajram ɡunlerinde olduɡu ɡibi. sizi jine t͡ʃadirlarda oturtat͡ʃaɡimʔ New-Testament-2-Corinthians-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Cesaretliyiz diyorum ve bedenden uzakta bulunmayı, Efendi’yle yuvada olmayı yeğleriz.|t͡ʃesaretlijiz dijorum ve bedenden uzakta bulunmajiʔ efendi’jle juvada olmaji jeɡleriz. Old-Testament-2-Samuel-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Peygamber Natan'ın eliyle gönderdi ve Yahve'nin hatırına ona Yedidyah adını verdi.|ve pejɡamber natanʔin elijle ɡonderdi ve jahveʔnin hatirina ona jedidjah adini verdi. New-Testament-Matthew-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıldızı gördüklerinde olağanüstü bir sevinçle doldular.|jildizi ɡorduklerinde olaɡanustu bir sevint͡ʃle doldular. Old-Testament-1-Chronicles-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|on dördüncüsü Mattitya'ya, oğulları ve kardeşleri, on iki;|on dordunt͡ʃusu mattitjaʔjaʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; Old-Testament-1-Samuel-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Filistliler korktular, \"\"Tanrı ordugâha geldi\"\" dediler. \"\"Vay başımıza! Daha önce böyle bir şey olmamıştı\"\" dediler.\"|\"filistliler korktularʔ \"\"tanri orduɡaha ɡeldi\"\" dediler. \"\"vaj basimiza! daha ont͡ʃe bojle bir sej olmamisti\"\" dediler.\" Old-Testament-Deuteronomy-031-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı taşıyan Levililer'e şöyle buyurdu:|moseʔ jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni tasijan levililerʔe sojle bujurdu Old-Testament-Psalms-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlığı kendisine saklanacak yer, karanlık suları, gökyüzünün koyu bulutlarını, çevresine çardak yaptı.|karanliɡi kendisine saklanat͡ʃak jerʔ karanlik sulariʔ ɡokjuzunun koju bulutlariniʔ t͡ʃevresine t͡ʃardak japti. Old-Testament-Joshua-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle oldu ki, Yeşu halkla konuştuğunda, Yahve'nin önünde koç boynuzundan yapılmış yedi boru taşıyan yedi kâhin ilerlediler ve boruları çaldılar; Yahve'nin Antlaşma Sandığı da onları takip etti.|ojle oldu kiʔ jesu halkla konustuɡundaʔ jahveʔnin onunde kot͡ʃ bojnuzundan japilmis jedi boru tasijan jedi kahin ilerlediler ve borulari t͡ʃaldilar; jahveʔnin antlasma sandiɡi da onlari takip etti. New-Testament-John-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’in Pesah'ı yakındı ve Yeşua Yeruşalem’e çıktı.|jahudiler’in pesahʔi jakindi ve jesua jerusalem’e t͡ʃikti. New-Testament-1-Peter-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer iyilik yapmayı kendinize örnek alırsanız, size kim kötülük edecek?|eɡer ijilik japmaji kendinize ornek alirsanizʔ size kim kotuluk edet͡ʃek? Old-Testament-Psalms-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sevgi dolu iyiliğin gözlerimin önündedir. Senin gerçeğinde yürüdüm.|t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡin ɡozlerimin onundedir. senin ɡert͡ʃeɡinde jurudum. New-Testament-Acts-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Stefanos’un konuşmasındaki bilgeliğe ve Ruh’a karşı koyamadılar.|ama stefanos’un konusmasindaki bilɡeliɡe ve ruh’a karsi kojamadilar. Old-Testament-Job-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman umudum nerede? Umudumu, onu kim görecek?|o zaman umudum nerede? umudumuʔ onu kim ɡoret͡ʃek? Old-Testament-Exodus-038-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla Buluşma Çadırı'nın kapısının tabanlarını, tunç sunağı, onun için olan tunç ızgarayı, sunağın tüm takımlarını,|bununla bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinin tabanlariniʔ tunt͡ʃ sunaɡiʔ onun it͡ʃin olan tunt͡ʃ izɡarajiʔ sunaɡin tum takimlariniʔ Old-Testament-Jeremiah-032-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Sidkiya Keldaniler'in elinden kaçıp kurtulamayacak, ama kesin olarak Babil Kralı'nın eline teslim edilecek, onunla ağız ağıza konuşacak, gözleri onun gözlerini görecek;|jahuda krali sidkija keldanilerʔin elinden kat͡ʃip kurtulamajat͡ʃakʔ ama kesin olarak babil kraliʔnin eline teslim edilet͡ʃekʔ onunla aɡiz aɡiza konusat͡ʃakʔ ɡozleri onun ɡozlerini ɡoret͡ʃek; Old-Testament-Ezekiel-033-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar sana halk gibi gelirler, senin önünde benim halkım gibi otururlar ve senin sözlerini duyarlar, ama onları yapmazlar; çünkü ağızlarıyla çok sevgi gösterirler, ama yürekleri kendi kazançlarının peşindedir.|onlar sana halk ɡibi ɡelirlerʔ senin onunde benim halkim ɡibi otururlar ve senin sozlerini dujarlarʔ ama onlari japmazlar; t͡ʃunku aɡizlarijla t͡ʃok sevɡi ɡosterirlerʔ ama jurekleri kendi kazant͡ʃlarinin pesindedir. Old-Testament-2-Kings-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin öfkesi İsrael'e karşı alevlendi ve onları sürekli olarak Suriye Kralı Hazael'in eline ve Hazael oğlu Benhadad'ın eline teslim etti.|jahveʔnin ofkesi israelʔe karsi alevlendi ve onlari surekli olarak surije krali hazaelʔin eline ve hazael oɡlu benhadadʔin eline teslim etti. New-Testament-Galatians-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin için korkuyorum. Yoksa size harcadığım emek boşuna mıydı?|sizin it͡ʃin korkujorum. joksa size hart͡ʃadiɡim emek bosuna mijdi? Old-Testament-Judges-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kıra çıktılar, bağlarını topladılar, üzümleri çiğnediler, kutlama yaptılar, ilâhlarının evine girdiler, yiyip içtiler ve Avimelek'e lanet ettiler.|kira t͡ʃiktilarʔ baɡlarini topladilarʔ uzumleri t͡ʃiɡnedilerʔ kutlama japtilarʔ ilahlarinin evine ɡirdilerʔ jijip it͡ʃtiler ve avimelekʔe lanet ettiler. Old-Testament-Psalms-088-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Şiddetli öfken üzerime çöktü. Dehşetlerin beni yok etti.|siddetli ofken uzerime t͡ʃoktu. dehsetlerin beni jok etti. Old-Testament-Numbers-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ve günah sunusu olarak sizin için kefaret etmek üzere bir teke sunacaksınız;|ve ɡunah sunusu olarak sizin it͡ʃin kefaret etmek uzere bir teke sunat͡ʃaksiniz; New-Testament-1-John-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler Kutsal Olan tarafından meshedildiniz ve hepiniz bilgilisiniz.|sizler kutsal olan tarafindan meshedildiniz ve hepiniz bilɡilisiniz. Old-Testament-Proverbs-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Terbiye değneği bilgelik verir, ama kendi başına bırakılan çocuk annesini utandırır.|terbije deɡneɡi bilɡelik verirʔ ama kendi basina birakilan t͡ʃot͡ʃuk annesini utandirir. New-Testament-Acts-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sana şunu itiraf ediyorum ki, onların tarikat dedikleri Yol’a göre atalarımızın Tanrısı’na hizmet ediyorum. Kutsal Yasa’ya göre olan şeylere ve peygamberlerde yazılanların hepsine inanıyorum.|ama sana sunu itiraf edijorum kiʔ onlarin tarikat dedikleri jol’a ɡore atalarimizin tanrisi’na hizmet edijorum. kutsal jasa’ja ɡore olan sejlere ve pejɡamberlerde jazilanlarin hepsine inanijorum. New-Testament-Titus-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü asi, boşboğaz ve aldatıcı birçok kimse var. Özellikle sünnet yanlıları bunlardandır.|t͡ʃunku asiʔ bosboɡaz ve aldatit͡ʃi birt͡ʃok kimse var. ozellikle sunnet janlilari bunlardandir. Old-Testament-Jeremiah-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Yahve şöyle diyor, \"\"işte, halkım İsrael ve Yahuda'nın sürgününü geri çevireceğim günler geliyor. 'Onları atalarına verdiğim ülkeye geri getireceğim ve orayı mülk edinecekler.'\"\"\"|\"t͡ʃunku jahve sojle dijorʔ \"\"isteʔ halkim israel ve jahudaʔnin surɡununu ɡeri t͡ʃeviret͡ʃeɡim ɡunler ɡelijor. ʔonlari atalarina verdiɡim ulkeje ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim ve oraji mulk edinet͡ʃekler.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-029-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün topluluk tapındı, ezgi söyleyenler söyledi ve boru çalanlar çaldılar. Yakmalık sunu bitirilinceye kadar bütün bunlar devam etti.|butun topluluk tapindiʔ ezɡi sojlejenler sojledi ve boru t͡ʃalanlar t͡ʃaldilar. jakmalik sunu bitirilint͡ʃeje kadar butun bunlar devam etti. Old-Testament-Proverbs-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüler iyilerin önünde, aşağılık olanlar da doğruların kapılarında eğilir.|kotuler ijilerin onundeʔ asaɡilik olanlar da doɡrularin kapilarinda eɡilir. Old-Testament-1-Kings-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ordu komutanı Yehoyada oğlu Benaya; kâhin Sadok ve Aviyatar;|ordu komutani jehojada oɡlu benaja; kahin sadok ve avijatar; Old-Testament-Deuteronomy-028-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşatmada ve düşmanlarının seni sıkıntıya sokacağı sıkıntı sırasında, kendi bedeninin ürününü, Tanrın Yahve'nin sana verdiği oğullarının ve kızlarının etini yiyeceksin.|kusatmada ve dusmanlarinin seni sikintija sokat͡ʃaɡi sikinti sirasindaʔ kendi bedeninin urununuʔ tanrin jahveʔnin sana verdiɡi oɡullarinin ve kizlarinin etini jijet͡ʃeksin. Old-Testament-Numbers-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona yetki vereceksin ki, İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu itaat etsinler.|ona jetki veret͡ʃeksin kiʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu itaat etsinler. Old-Testament-Isaiah-051-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyan, uyan, gücü kuşan, ey Yahve'nin kolu! Uyan, eski günlerde, çok eski zaman kuşaklarında olduğu gibi. Rahav'ı parçalayan, canavarı delen sen değil misin?|ujanʔ ujanʔ ɡut͡ʃu kusanʔ ej jahveʔnin kolu! ujanʔ eski ɡunlerdeʔ t͡ʃok eski zaman kusaklarinda olduɡu ɡibi. rahavʔi part͡ʃalajanʔ t͡ʃanavari delen sen deɡil misin? New-Testament-James-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yüreğinizde acı bir kıskançlık ve bencil bir hırs varsa, övünmeyin, gerçeğe karşı yalan söylemeyin.|ama jureɡinizde at͡ʃi bir kiskant͡ʃlik ve bent͡ʃil bir hirs varsaʔ ovunmejinʔ ɡert͡ʃeɡe karsi jalan sojlemejin. New-Testament-1-John-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşinin ölüme götürmeyen bir günah işlediğini gören, dilekte bulunsun. Tanrı ona yaşam verecektir. Bu, ölüme götürmeyen günah işleyenler içindir. Ölüme götüren günah da vardır. Bunun için istekte bulunsun demiyorum.|kardesinin olume ɡoturmejen bir ɡunah islediɡini ɡorenʔ dilekte bulunsun. tanri ona jasam veret͡ʃektir. buʔ olume ɡoturmejen ɡunah islejenler it͡ʃindir. olume ɡoturen ɡunah da vardir. bunun it͡ʃin istekte bulunsun demijorum. Old-Testament-Joshua-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef'in çocukları için kura, Yarden'den Yeriha'ya, doğuda Yeriha sularına, çöle, Yeriha'dan dağlık bölgeyi geçerek Beytel'e kadar düştü.|josefʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin kuraʔ jardenʔden jerihaʔjaʔ doɡuda jeriha sularinaʔ t͡ʃoleʔ jerihaʔdan daɡlik bolɡeji ɡet͡ʃerek bejtelʔe kadar dustu. Old-Testament-Judges-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoaş oğlu Gidyon, Heres Yokuşu'ndan savaştan döndü.|joas oɡlu ɡidjonʔ heres jokusuʔndan savastan dondu. Old-Testament-Psalms-123-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârların gözleri efendilerinin eline, hizmetçinin gözleri hanımının eline baktığı gibi, işte, bizim gözlerimiz de Tanrımız Yahve’ye öyle bakar, O bize merhamet edene kadar.|hizmetkarlarin ɡozleri efendilerinin elineʔ hizmett͡ʃinin ɡozleri haniminin eline baktiɡi ɡibiʔ isteʔ bizim ɡozlerimiz de tanrimiz jahve’je ojle bakarʔ o bize merhamet edene kadar. New-Testament-Luke-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Efendi ona şu karşılığı verdi: “Sizi ikiyüzlüler! Her biriniz Şabat'ta öküzünü ya da eşeğini yemlikten çözüp suya götürmez misiniz?|bu nedenle efendi ona su karsiliɡi verdi “sizi ikijuzluler! her biriniz sabatʔta okuzunu ja da eseɡini jemlikten t͡ʃozup suja ɡoturmez misiniz? New-Testament-Philippians-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam sözüne sarılın. Öyle ki, boşuna koşmadığımı, boşuna emek vermediğimi görerek Mesih’in gününde övünecek bir şeyim olsun.|jasam sozune sarilin. ojle kiʔ bosuna kosmadiɡimiʔ bosuna emek vermediɡimi ɡorerek mesih’in ɡununde ovunet͡ʃek bir sejim olsun. Old-Testament-Ezekiel-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kendine mahzen yeri yaptın, her sokakta kendine yüksek bir yer yaptın.|“kendine mahzen jeri japtinʔ her sokakta kendine juksek bir jer japtin. Old-Testament-Job-035-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"bu yüzden İyov boş konuşmayla ağzını açıyor, ve bilgisizce sözleri çoğaltıyor.\"\"\"|\"bu juzden ijov bos konusmajla aɡzini at͡ʃijorʔ ve bilɡisizt͡ʃe sozleri t͡ʃoɡaltijor.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraimli yiğit, Zikri, kralın oğlu Maaseya'yı, kral evinin beyi Azrikam'ı ve kraldan sonra ikinci adam olan Elkana'yı öldürdü.|efraimli jiɡitʔ zikriʔ kralin oɡlu maasejaʔjiʔ kral evinin beji azrikamʔi ve kraldan sonra ikint͡ʃi adam olan elkanaʔji oldurdu. Old-Testament-2-Samuel-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Git, hizmetkârım David'e söyle: 'Yahve diyor ki, \"\"Oturmam için sen mi bana konut yapacaksın?\"|\"\"\"ɡitʔ hizmetkarim davidʔe sojle ʔjahve dijor kiʔ \"\"oturmam it͡ʃin sen mi bana konut japat͡ʃaksin?\" Old-Testament-Jeremiah-026-006|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman bu evi Şilo gibi yapacağım, bu kenti yeryüzündeki bütün uluslar için lanetlik yapacağım.'”|o zaman bu evi silo ɡibi japat͡ʃaɡimʔ bu kenti jerjuzundeki butun uluslar it͡ʃin lanetlik japat͡ʃaɡim.ʔ” Old-Testament-Jeremiah-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öyle olacak ki, sana, ‘Nereye çıkacağız?’ diye sorduklarında, onlara şöyle diyeceksin, ‘Yahve şöyle diyor: \"\"Ölüm için olanlar ölüme, kılıç için olanlar kılıca, kıtlık için olanlar kıtlığa, sürgün için olanlar sürgüne.\"\"\"\"'\"|\"ojle olat͡ʃak kiʔ sanaʔ ‘nereje t͡ʃikat͡ʃaɡiz?’ dije sorduklarindaʔ onlara sojle dijet͡ʃeksinʔ ‘jahve sojle dijor \"\"olum it͡ʃin olanlar olumeʔ kilit͡ʃ it͡ʃin olanlar kilit͡ʃaʔ kitlik it͡ʃin olanlar kitliɡaʔ surɡun it͡ʃin olanlar surɡune.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Judges-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onunla konuşup dediler: \"\"Hayır, ama seni sağlam bir şekilde bağlayıp onların ellerine teslim edeceğiz; ama seni kesinlikle öldürmeyeceğiz.” Onu iki yeni urganla bağlayıp kayadan çıkardılar.\"|\"onunla konusup dediler \"\"hajirʔ ama seni saɡlam bir sekilde baɡlajip onlarin ellerine teslim edet͡ʃeɡiz; ama seni kesinlikle oldurmejet͡ʃeɡiz.” onu iki jeni urɡanla baɡlajip kajadan t͡ʃikardilar.\" New-Testament-Romans-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın vaadini yerine getirebileceğinden tam emindi.|tanri’nin vaadini jerine ɡetirebilet͡ʃeɡinden tam emindi. New-Testament-Luke-022-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi şöyle dedi: “Simon, Simon, işte, Şeytan buğday gibi kalburdan geçireyim diye sizin hepinizi istedi.|efendi sojle dedi “simonʔ simonʔ isteʔ sejtan buɡdaj ɡibi kalburdan ɡet͡ʃirejim dije sizin hepinizi istedi. Old-Testament-Ezekiel-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle dedi, “İsrael'in çocukları da kendilerini süreceğim ulusların arasında ekmeklerini böyle kirli yiyecekler.”|jahve sojle dediʔ “israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da kendilerini suret͡ʃeɡim uluslarin arasinda ekmeklerini bojle kirli jijet͡ʃekler.” Old-Testament-Isaiah-059-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama suçlarınız sizi ve Tanrınız'ı ayırdı, günahlarınız O'nun yüzünü sizden gizledi, böylece duymayacak.|ama sut͡ʃlariniz sizi ve tanrinizʔi ajirdiʔ ɡunahlariniz oʔnun juzunu sizden ɡizlediʔ bojlet͡ʃe dujmajat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Eğer akıntısı olan kişi temiz olana tükürürse, o zaman o kişi giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır.'\"\"\"|\"“ʔeɡer akintisi olan kisi temiz olana tukururseʔ o zaman o kisi ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-030-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle İsrael'in Kutsalı şöyle diyor: \"\"Madem bu sözü küçümsediniz, baskı ve sapkınlığa güvendiniz ve ona bel bağladınız,\"|\"bu nedenle israelʔin kutsali sojle dijor \"\"madem bu sozu kut͡ʃumsedinizʔ baski ve sapkinliɡa ɡuvendiniz ve ona bel baɡladinizʔ\" Old-Testament-Numbers-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun kovalarından su akacaktır. Onun tohumu birçok sularda olacaktır. Onun Kralı Agag'dan daha üstün olacaktır. Onun krallığı yüceltilecektir.|onun kovalarindan su akat͡ʃaktir. onun tohumu birt͡ʃok sularda olat͡ʃaktir. onun krali aɡaɡʔdan daha ustun olat͡ʃaktir. onun kralliɡi jut͡ʃeltilet͡ʃektir. Old-Testament-1-Samuel-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'la konuşmasını bitirince, Yonatan'ın canı David'in canına bağlandı ve Yonatan onu kendi canı gibi sevdi.|saulʔla konusmasini bitirint͡ʃeʔ jonatanʔin t͡ʃani davidʔin t͡ʃanina baɡlandi ve jonatan onu kendi t͡ʃani ɡibi sevdi. Old-Testament-Job-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|o dereler ki, buz yüzünden karanlıktır, kar onların içinde saklanır.|o dereler kiʔ buz juzunden karanliktirʔ kar onlarin it͡ʃinde saklanir. New-Testament-Luke-008-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes ağlıyor ve kızın yasını tutuyordu. Yeşua, “Ağlamayın” dedi. “Kız ölmedi, uyuyor.”|herkes aɡlijor ve kizin jasini tutujordu. jesuaʔ “aɡlamajin” dedi. “kiz olmediʔ ujujor.” Old-Testament-Deuteronomy-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin nefret ettiği dikili bir taş kendinize dikmeyeceksin.|tanrin jahveʔnin nefret ettiɡi dikili bir tas kendinize dikmejet͡ʃeksin. Old-Testament-Deuteronomy-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu ülkedeki kapılardan birinde kardeşlerinden biri, yoksul bir adam yanındaysa, yüreğini katılaştırmayacak, yoksul kardeşine elini kapatmayacaksın;|tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu ulkedeki kapilardan birinde kardeslerinden biriʔ joksul bir adam janindajsaʔ jureɡini katilastirmajat͡ʃakʔ joksul kardesine elini kapatmajat͡ʃaksin; Old-Testament-Jeremiah-045-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim'in dördüncü yılında, Neriya oğlu Baruk'a, Yeremya'nın ağzından bu sözleri bir kitaba yazdığında, Peygamber Yeremya ona şu sözü söyledi:|jahuda krali josija oɡlu jehojakimʔin dordunt͡ʃu jilindaʔ nerija oɡlu barukʔaʔ jeremjaʔnin aɡzindan bu sozleri bir kitaba jazdiɡindaʔ pejɡamber jeremja ona su sozu sojledi Old-Testament-Psalms-108-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, sen bizi reddetmedin mi? Ordularımızla yola çıkmıyorsun, ey Tanrı.|ej tanriʔ sen bizi reddetmedin mi? ordularimizla jola t͡ʃikmijorsunʔ ej tanri. Old-Testament-Ezekiel-023-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü zina ettiler ve ellerinde kan var. Putlarıyla zina ettiler. Bana doğurmuş oldukları oğullarını da yiyecek olsun diye onlara ateşten geçirdiler.|t͡ʃunku zina ettiler ve ellerinde kan var. putlarijla zina ettiler. bana doɡurmus olduklari oɡullarini da jijet͡ʃek olsun dije onlara atesten ɡet͡ʃirdiler. Old-Testament-2-Chronicles-035-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoşiya halkın çocuklarına, orada bulunan herkese, hepsi Pesah kurbanları için, sürüden sayıca otuz bin kuzular ve oğlaklar, üç bin de boğa verdi. Bunlar kralın malıydı.|josija halkin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ orada bulunan herkeseʔ hepsi pesah kurbanlari it͡ʃinʔ suruden sajit͡ʃa otuz bin kuzular ve oɡlaklarʔ ut͡ʃ bin de boɡa verdi. bunlar kralin malijdi. Old-Testament-Deuteronomy-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bunları yapan kişi Yahve'ye iğrençtir. Bu iğrenç şeyler yüzünden Tanrın Yahve onları senin önünden kovuyor.|t͡ʃunku bunlari japan kisi jahveʔje iɡrent͡ʃtir. bu iɡrent͡ʃ sejler juzunden tanrin jahve onlari senin onunden kovujor. Old-Testament-Joshua-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci gün kentin çevresini bir kez dolanıp ordugâha döndüler. Bunu altı gün yaptılar.|ikint͡ʃi ɡun kentin t͡ʃevresini bir kez dolanip orduɡaha donduler. bunu alti ɡun japtilar. New-Testament-Matthew-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar bütün işlerini insanlara görünmek için yaparlar. Hamaillerini geniş ve giysilerinin saçaklarını uzun yaparlar.|ama onlar butun islerini insanlara ɡorunmek it͡ʃin japarlar. hamaillerini ɡenis ve ɡijsilerinin sat͡ʃaklarini uzun japarlar. Old-Testament-Numbers-014-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size gelince, cesetleriniz bu çöle serilecek.|ama size ɡelint͡ʃeʔ t͡ʃesetleriniz bu t͡ʃole serilet͡ʃek. Old-Testament-1-Kings-008-048|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer kendilerini esir alıp götüren düşmanlarının diyarında bütün yürekleriyle ve bütün canlarıyla sana dönerlerse, atalarına verdiğin diyarlarına, seçtiğin kente ve adın için yaptığım eve doğru sana dua ederlerse,|eɡer kendilerini esir alip ɡoturen dusmanlarinin dijarinda butun jureklerijle ve butun t͡ʃanlarijla sana donerlerseʔ atalarina verdiɡin dijarlarinaʔ set͡ʃtiɡin kente ve adin it͡ʃin japtiɡim eve doɡru sana dua ederlerseʔ Old-Testament-1-Kings-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Bat Şeva yüzünü yere eğdi ve krala saygı göstererek, \"\"Efendim Kral David daima yaşasın!\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine bat seva juzunu jere eɡdi ve krala sajɡi ɡostererekʔ \"\"efendim kral david daima jasasin!\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Kings-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağın yanındaki göbeğin yakınında, iki direğin üstünde de başlıklar vardı. Öbür başlığın çevresinde sıra sıra iki yüz nar vardı.|aɡin janindaki ɡobeɡin jakinindaʔ iki direɡin ustunde de basliklar vardi. obur basliɡin t͡ʃevresinde sira sira iki juz nar vardi. Old-Testament-1-Kings-001-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yehoyada oğlu Benaya krala yanıt verip, \"\"Amin, efendim kralın Tanrısı Yahve böyle desin\"\" dedi.\"|\"jehojada oɡlu benaja krala janit veripʔ \"\"aminʔ efendim kralin tanrisi jahve bojle desin\"\" dedi.\" New-Testament-Romans-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mesih de kendini hoşnut etmedi. Ancak, yazılmış olduğu gibi: “Sana hakaret edenlerin hakaretleri benim üzerime düştü.”|t͡ʃunku mesih de kendini hosnut etmedi. ant͡ʃakʔ jazilmis olduɡu ɡibi “sana hakaret edenlerin hakaretleri benim uzerime dustu.” Old-Testament-Numbers-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocukları arasında yerli olsun, aralarında oturan yabancı olsun, bilmeden yanlış bir şey yapan için, tek bir yasanız olacaktır.'\"\"\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari arasinda jerli olsunʔ aralarinda oturan jabant͡ʃi olsunʔ bilmeden janlis bir sej japan it͡ʃinʔ tek bir jasaniz olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Exodus-016-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi Aron onu saklanmak üzere Tanıklığın önüne koydu.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi aron onu saklanmak uzere tanikliɡin onune kojdu. Old-Testament-Isaiah-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, o gün bir adam bir genç ineği ve iki koyunu yaşatacak.|ojle olat͡ʃak kiʔ o ɡun bir adam bir ɡent͡ʃ ineɡi ve iki kojunu jasatat͡ʃak. Old-Testament-Esther-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral şarap ziyafetinden öfkeyle kalkıp saray bahçesine girdi. Haman, kralın kendisine karşı kötü bir şey kararlaştırdığını gördüğü için, Kraliçe Ester’den hayatını dilenmek için ayağa kalktı.|kral sarap zijafetinden ofkejle kalkip saraj baht͡ʃesine ɡirdi. hamanʔ kralin kendisine karsi kotu bir sej kararlastirdiɡini ɡorduɡu it͡ʃinʔ kralit͡ʃe ester’den hajatini dilenmek it͡ʃin ajaɡa kalkti. Old-Testament-Numbers-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|ama onlara şöyle yapın ki, çok kutsal şeylere yaklaştıklarında ölmesinler, yaşasınlar. Aron'la oğulları içeri girecekler ve herkesi kendi hizmetine ve yüküne atayacaklar;|ama onlara sojle japin kiʔ t͡ʃok kutsal sejlere jaklastiklarinda olmesinlerʔ jasasinlar. aronʔla oɡullari it͡ʃeri ɡiret͡ʃekler ve herkesi kendi hizmetine ve jukune atajat͡ʃaklar; New-Testament-Ephesians-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İçimizde işleyen kudrete göre, dilediğimiz ya da düşündüğümüz her şeyden çok daha fazlasını yapabilecek güçte olan Tanrı’ya, kilisede ve Mesih Yeşua’da bütün kuşaklar boyunca sonsuza dek yücelik olsun! Amin.|it͡ʃimizde islejen kudrete ɡoreʔ dilediɡimiz ja da dusunduɡumuz her sejden t͡ʃok daha fazlasini japabilet͡ʃek ɡut͡ʃte olan tanri’jaʔ kilisede ve mesih jesua’da butun kusaklar bojunt͡ʃa sonsuza dek jut͡ʃelik olsun! amin. Old-Testament-Isaiah-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi alaycı olmayın, yoksa zincirleriniz güçlendirilir; çünkü Ordular Yahvesi Efendi'den bütün dünyayı yok etme kararını duydum.|simdi alajt͡ʃi olmajinʔ joksa zint͡ʃirleriniz ɡut͡ʃlendirilir; t͡ʃunku ordular jahvesi efendiʔden butun dunjaji jok etme kararini dujdum. Old-Testament-Judges-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocukları Giva'dan çıkıp o gün İsraelliler'den yirmi iki bin kişiyi yere serdi.|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡivaʔdan t͡ʃikip o ɡun israellilerʔden jirmi iki bin kisiji jere serdi. New-Testament-John-004-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve O’nun işini tamamlamaktır” dedi.|jesua onlaraʔ “benim jemeɡimʔ beni ɡonderenin isteɡini jerine ɡetirmek ve o’nun isini tamamlamaktir” dedi. New-Testament-Acts-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin bir meleği Filipus’a şöyle dedi: “Kalk, Yeruşalem’den Gaza’ya inen yola, güneye doğru git; orası çöldür.”|efendi’nin bir meleɡi filipus’a sojle dedi “kalkʔ jerusalem’den ɡaza’ja inen jolaʔ ɡuneje doɡru ɡit; orasi t͡ʃoldur.” Old-Testament-Jeremiah-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halkların gelenekleri boştur; çünkü biri ormandan bir ağaç keser, baltayla usta eli işidir.|t͡ʃunku halklarin ɡelenekleri bostur; t͡ʃunku biri ormandan bir aɡat͡ʃ keserʔ baltajla usta eli isidir. New-Testament-2-Corinthians-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Demek siz, bende konuşan, zayıf olmayan, ama aranızda güçlü olan Mesih'in kanıtını arıyorsunuz.|demek sizʔ bende konusanʔ zajif olmajanʔ ama aranizda ɡut͡ʃlu olan mesihʔin kanitini arijorsunuz. New-Testament-Acts-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin elinin ve tasarının önceden olmasını kararlaştırdığı her şeyi yapmak için bir araya toplandılar.|senin elinin ve tasarinin ont͡ʃeden olmasini kararlastirdiɡi her seji japmak it͡ʃin bir araja toplandilar. Old-Testament-Deuteronomy-032-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Hem genci, hem el değmemiş kızı, emzikteki çocukla, ak saçlı adamı, dışarıda kılıç, içeride dehşet yok edecek.|hem ɡent͡ʃiʔ hem el deɡmemis kiziʔ emzikteki t͡ʃot͡ʃuklaʔ ak sat͡ʃli adamiʔ disarida kilit͡ʃʔ it͡ʃeride dehset jok edet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-043-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, “Adama başka bir kardeşinizin olduğunu söyleyerek neden bana bu kötülüğü ettiniz?” dedi.|israelʔ “adama baska bir kardesinizin olduɡunu sojlejerek neden bana bu kotuluɡu ettiniz?” dedi. Old-Testament-1-Samuel-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yararı olmayan ve kurtaramayan boş şeylerin peşinden gitmek için sapmayın, çünkü onlar boştur.|jarari olmajan ve kurtaramajan bos sejlerin pesinden ɡitmek it͡ʃin sapmajinʔ t͡ʃunku onlar bostur. Old-Testament-2-Samuel-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|David elçiler gönderip kadını aldırdı; ve kadın onun yanına girdi ve o, kadınla yattı (çünkü kirliliğinden arınmıştı); ve kendi evine döndü.|david elt͡ʃiler ɡonderip kadini aldirdi; ve kadin onun janina ɡirdi ve oʔ kadinla jatti (t͡ʃunku kirliliɡinden arinmisti); ve kendi evine dondu. New-Testament-Luke-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıcılar ve Ferisiler tartışmaya başlayıp, “Küfreden bu adam da kim? Tanrı dışında günahları kim bağışlayabilir?” dediler.|jazit͡ʃilar ve ferisiler tartismaja baslajipʔ “kufreden bu adam da kim? tanri disinda ɡunahlari kim baɡislajabilir?” dediler. New-Testament-Philippians-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, biz olgun olanlar böyle düşünelim. Aksini düşünen varsa, Tanrı onu da size açıklayacaktır.|bu nedenleʔ biz olɡun olanlar bojle dusunelim. aksini dusunen varsaʔ tanri onu da size at͡ʃiklajat͡ʃaktir. New-Testament-2-Corinthians-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|yoksa, bazı Makedonyalılar benimle birlikte gelip sizi hazırlıksız bulursa, sizler bir yana, bizler hakkınızdaki bu emin övüncümüzden ötürü hayal kırıklığına uğramayalım.|joksaʔ bazi makedonjalilar benimle birlikte ɡelip sizi hazirliksiz bulursaʔ sizler bir janaʔ bizler hakkinizdaki bu emin ovunt͡ʃumuzden oturu hajal kirikliɡina uɡramajalim. New-Testament-2-Corinthians-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Övünmekle akılsızca davrandım. Beni buna siz zorladınız. Aslında sizin tarafınızdan tavsiye edilmeliydim. Çünkü bir hiç olsam da, üstün elçilerden hiç de aşağı değilim.|ovunmekle akilsizt͡ʃa davrandim. beni buna siz zorladiniz. aslinda sizin tarafinizdan tavsije edilmelijdim. t͡ʃunku bir hit͡ʃ olsam daʔ ustun elt͡ʃilerden hit͡ʃ de asaɡi deɡilim. Old-Testament-Proverbs-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü insanın yolları Yahve'nin gözü önündedir. O onun bütün yollarını sınar.|t͡ʃunku insanin jollari jahveʔnin ɡozu onundedir. o onun butun jollarini sinar. New-Testament-1-Corinthians-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şöyle yazılmıştır: “Bilgelerin bilgeliğini yok edeceğim. Anlayışlıların anlayışını hiçe indireceğim.”|t͡ʃunku sojle jazilmistir “bilɡelerin bilɡeliɡini jok edet͡ʃeɡim. anlajislilarin anlajisini hit͡ʃe indiret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Isaiah-061-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve'nin Ruhu benim üzerimdedir, çünkü Yahve alçakgönüllülere iyi haberi duyurmak için beni meshetti. Kırık yüreklileri sarmak, tutsaklara özgürlük, bağlı olanlara serbest bırakılacaklarını ilan etmek için,|efendi jahveʔnin ruhu benim uzerimdedirʔ t͡ʃunku jahve alt͡ʃakɡonullulere iji haberi dujurmak it͡ʃin beni meshetti. kirik jureklileri sarmakʔ tutsaklara ozɡurlukʔ baɡli olanlara serbest birakilat͡ʃaklarini ilan etmek it͡ʃinʔ Old-Testament-Job-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece boyunca giysisiz, çıplak yatarlar, soğukta örtüleri yok.|ɡet͡ʃe bojunt͡ʃa ɡijsisizʔ t͡ʃiplak jatarlarʔ soɡukta ortuleri jok. Old-Testament-1-Samuel-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Başında tunç bir miğfer, üzerinde bir zırh vardı; zırhın ağırlığı beş bin şekel tunçtu.|basinda tunt͡ʃ bir miɡferʔ uzerinde bir zirh vardi; zirhin aɡirliɡi bes bin sekel tunt͡ʃtu. Old-Testament-1-Samuel-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Saul'a şöyle dedi: \"\"Neden, 'İşte David senin zararını arıyor' diyen insanların sözünü dinliyorsun?\"|\"david saulʔa sojle dedi \"\"nedenʔ ʔiste david senin zararini arijorʔ dijen insanlarin sozunu dinlijorsun?\" New-Testament-Matthew-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ulus ulusa, krallık krallığa karşı gelecek, yer yer kıtlıklar, salgın hastalıklar ve depremler olacak.|t͡ʃunku ulus ulusaʔ krallik kralliɡa karsi ɡelet͡ʃekʔ jer jer kitliklarʔ salɡin hastaliklar ve depremler olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-029-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yakmalık sunularınız, ekmek sunularınız, dökmelik sunularınız ve esenlik sunularınız olarak, adaklarınızın ve gönüllü sunularınızın yanısıra, bunları da belirlenen bayramlarınızda Yahve'ye sunacaksınız.'\"\"\"|\"\"\"ʔjakmalik sunularinizʔ ekmek sunularinizʔ dokmelik sunulariniz ve esenlik sunulariniz olarakʔ adaklarinizin ve ɡonullu sunularinizin janisiraʔ bunlari da belirlenen bajramlarinizda jahveʔje sunat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Kings-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı ve İsrael'i günah işlettiren Nevat oğlu Yarovam'ın günahlarını izledi. Ondan ayrılmadı.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti ve israelʔi ɡunah islettiren nevat oɡlu jarovamʔin ɡunahlarini izledi. ondan ajrilmadi. Old-Testament-Deuteronomy-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonsuza dek bütün günlerin boyunca onların esenliğini ve iyiliğini aramayacaksın.|sonsuza dek butun ɡunlerin bojunt͡ʃa onlarin esenliɡini ve ijiliɡini aramajat͡ʃaksin. Old-Testament-Numbers-007-081|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu için bir genç boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu it͡ʃin bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda bir erkek kuzu; Old-Testament-Ezekiel-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu nedenle de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Onları ulusların arasına uzaklaştırdım, ülkeler arasına dağıttım, ama geldikleri ülkelerde kısa bir süre için onlara kutsal yer olacağım.\"\"'\"\"\"|\"“bu nedenle deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"onlari uluslarin arasina uzaklastirdimʔ ulkeler arasina daɡittimʔ ama ɡeldikleri ulkelerde kisa bir sure it͡ʃin onlara kutsal jer olat͡ʃaɡim.\"\"ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-006-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara bir benzetme söyledi: “Kör köre yol gösterebilir mi? İkisi de çukura düşmez mi?|jesua onlara bir benzetme sojledi “kor kore jol ɡosterebilir mi? ikisi de t͡ʃukura dusmez mi? Old-Testament-Job-036-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ışığını kendi çevresine yayar. Denizin dibini örter.|isteʔ isiɡini kendi t͡ʃevresine jajar. denizin dibini orter. Old-Testament-Exodus-026-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Perde için akasya ağacından beş direk yapacaksın ve onları altınla kaplayacaksın. Çengelleri altından olacak. Onlar için beş tunç taban dökeceksin.\"\"\"|\"perde it͡ʃin akasja aɡat͡ʃindan bes direk japat͡ʃaksin ve onlari altinla kaplajat͡ʃaksin. t͡ʃenɡelleri altindan olat͡ʃak. onlar it͡ʃin bes tunt͡ʃ taban doket͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Psalms-103-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi öv, ey canım! İçimde var olan her şey, O’nun kutsal adını övsün!|jahve’ji ovʔ ej t͡ʃanim! it͡ʃimde var olan her sejʔ o’nun kutsal adini ovsun! Old-Testament-Leviticus-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron ellerini halka doğru kaldırıp onları kutsadı; günah sunusunu, yakmalık sunuyu ve esenlik sunularını sunduktan sonra indi.|aron ellerini halka doɡru kaldirip onlari kutsadi; ɡunah sunusunuʔ jakmalik sunuju ve esenlik sunularini sunduktan sonra indi. Old-Testament-1-Samuel-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'in Yahve'ye suç sunusu olarak geri verdikleri altın urlar şunlardır: Aşdod için bir, Gaza için bir, Aşkelon için bir, Gat için bir, Ekron için bir;|filistlilerʔin jahveʔje sut͡ʃ sunusu olarak ɡeri verdikleri altin urlar sunlardir asdod it͡ʃin birʔ ɡaza it͡ʃin birʔ askelon it͡ʃin birʔ ɡat it͡ʃin birʔ ekron it͡ʃin bir; Old-Testament-Jeremiah-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, Paşhur ve evinde oturanların hepsi sürgüne gideceksiniz. Sen ve kendilerine yalancı peygamberlik ettiğin bütün dostların, Babil'e geleceksin, orada öleceksin ve orada gömüleceksin.'”|senʔ pashur ve evinde oturanlarin hepsi surɡune ɡidet͡ʃeksiniz. sen ve kendilerine jalant͡ʃi pejɡamberlik ettiɡin butun dostlarinʔ babilʔe ɡelet͡ʃeksinʔ orada olet͡ʃeksin ve orada ɡomulet͡ʃeksin.ʔ” Old-Testament-Job-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yandan beni kırdı, ve yok oldum. Umudumu bir ağaç gibi söktü.|her jandan beni kirdiʔ ve jok oldum. umudumu bir aɡat͡ʃ ɡibi soktu. Old-Testament-Jeremiah-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor: “Titreme sesi duyduk; korku sesi, esenlik sesi değil.|t͡ʃunku jahve sojle dijor “titreme sesi dujduk; korku sesiʔ esenlik sesi deɡil. New-Testament-Acts-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Kutsal Ruh ve biz, üzerinize şu gerekli şeylerden daha büyük bir yük koymamayı uygun gördük:|t͡ʃunku kutsal ruh ve bizʔ uzerinize su ɡerekli sejlerden daha bujuk bir juk kojmamaji ujɡun ɡorduk New-Testament-John-006-068|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon Petrus O’na, “Efendimiz, kime gidelim? Sonsuz yaşamın sözleri sendedir.|simon petrus o’naʔ “efendimizʔ kime ɡidelim? sonsuz jasamin sozleri sendedir. New-Testament-Acts-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu tutup Ares Tepesi Kurulu’na götürdüler. Ona, “Duyurmakta olduğun bu yeni öğretinin ne olduğunu öğrenebilir miyiz?|onu tutup ares tepesi kurulu’na ɡoturduler. onaʔ “dujurmakta olduɡun bu jeni oɡretinin ne olduɡunu oɡrenebilir mijiz? New-Testament-2-Timothy-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin hizmetkârı tartışmamalı, herkese karşı uysal olmalı, öğretme becerisi olmalı ve sabırlı olmalı.|efendi’nin hizmetkari tartismamaliʔ herkese karsi ujsal olmaliʔ oɡretme bet͡ʃerisi olmali ve sabirli olmali. Old-Testament-Judges-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeftah, Ammon çocuklarının Kralı'na ulaklar göndererek şöyle dedi: \"\"Ülkemle savaşmak için bana geldin de benimle ne işin var ki?\"\"\"|\"jeftahʔ ammon t͡ʃot͡ʃuklarinin kraliʔna ulaklar ɡondererek sojle dedi \"\"ulkemle savasmak it͡ʃin bana ɡeldin de benimle ne isin var ki?\"\"\" Old-Testament-Proverbs-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız kişi babasının uyarısını küçümser, ama azarlamaya kulak veren sağduyu gösterir.|akilsiz kisi babasinin ujarisini kut͡ʃumserʔ ama azarlamaja kulak veren saɡduju ɡosterir. Old-Testament-Genesis-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sodom Kralı Bera ile savaştılar. Gomora Kralı Birşa’ya Adma Kralı Şinav’a, Sevoim Kralı Şemever’e ve Bala (Zoar da denir) Kralı’na karşı savaş açtı.|sodom krali bera ile savastilar. ɡomora krali birsa’ja adma krali sinav’aʔ sevoim krali semever’e ve bala (zoar da denir) krali’na karsi savas at͡ʃti. Old-Testament-Jeremiah-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu halkın cesetleri gökyüzünün kuşlarına ve yeryüzünün hayvanlarına yem olacak. Onları korkutup kaçıracak kimse olmayacak.|bu halkin t͡ʃesetleri ɡokjuzunun kuslarina ve jerjuzunun hajvanlarina jem olat͡ʃak. onlari korkutup kat͡ʃirat͡ʃak kimse olmajat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi sen, ‘Git, efendine, \"\"İşte, Eliya burada!’ diyorsun.\"|\"simdi senʔ ‘ɡitʔ efendineʔ \"\"isteʔ elija burada!’ dijorsun.\" Old-Testament-2-Samuel-003-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben meshedilmiş bir kral olmama rağmen bugün zayıfım. Seruya'nın oğulları olan bu adamlar benim için çok aşırıdırlar. Yahve kötülük yapana, yaptığı kötülüğe göre karşılığını versin.”|ben meshedilmis bir kral olmama raɡmen buɡun zajifim. serujaʔnin oɡullari olan bu adamlar benim it͡ʃin t͡ʃok asiridirlar. jahve kotuluk japanaʔ japtiɡi kotuluɡe ɡore karsiliɡini versin.” Old-Testament-Ezekiel-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama öfkeyle söküldü. Yere atıldı. Ve doğu rüzgârı onun meyvesini kuruttu. Güçlü dalları koparıldı ve kurudu. Ateş onları yiyip bitirdi.|ama ofkejle sokuldu. jere atildi. ve doɡu ruzɡari onun mejvesini kuruttu. ɡut͡ʃlu dallari koparildi ve kurudu. ates onlari jijip bitirdi. New-Testament-Mark-005-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Petrus, Yakov ve Yakov’un kardeşi Yuhanna dışında kimsenin ardından gelmesine izin vermedi.|jesuaʔ petrusʔ jakov ve jakov’un kardesi juhanna disinda kimsenin ardindan ɡelmesine izin vermedi. Old-Testament-2-Chronicles-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur Kralı Tilgat Pilneser ona geldi ve ona sıkıntı verdi, ama onu güçlendirmedi.|asur krali tilɡat pilneser ona ɡeldi ve ona sikinti verdiʔ ama onu ɡut͡ʃlendirmedi. Old-Testament-Exodus-029-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada İsrael'in çocuklarıyla buluşacağım; bu yer benim yüceliğim aracılığıyla kutsal kılınacak.|orada israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla bulusat͡ʃaɡim; bu jer benim jut͡ʃeliɡim arat͡ʃiliɡijla kutsal kilinat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-044-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Yahve ve onun Kurtarıcısı Ordular Yahvesi şöyle diyor: “İlk benim, son da benim; benden başka Tanrı da yoktur.|israel krali jahve ve onun kurtarit͡ʃisi ordular jahvesi sojle dijor “ilk benimʔ son da benim; benden baska tanri da joktur. New-Testament-Acts-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün onlar yol alıp kente yaklaşırken, Petrus öğleye doğru dua etmek için dama çıktı.|ertesi ɡun onlar jol alip kente jaklasirkenʔ petrus oɡleje doɡru dua etmek it͡ʃin dama t͡ʃikti. Old-Testament-Ezekiel-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ulusların gözünde adım lekelenmesin diye, kendi adım uğruna çalıştım, bu ulusların gözü önünde onları çıkarmıştım.|ama uluslarin ɡozunde adim lekelenmesin dijeʔ kendi adim uɡruna t͡ʃalistimʔ bu uluslarin ɡozu onunde onlari t͡ʃikarmistim. New-Testament-Hebrews-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancılara konukseverlik göstermeyi unutmayın. Çünkü bunu yapmakla bazıları bilmeden melekleri ağırladı.|jabant͡ʃilara konukseverlik ɡostermeji unutmajin. t͡ʃunku bunu japmakla bazilari bilmeden melekleri aɡirladi. Old-Testament-Song-of-Songs-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Başı en saf altına benzer. Saçları gür, kuzgun gibi siyahtır.|basi en saf altina benzer. sat͡ʃlari ɡurʔ kuzɡun ɡibi sijahtir. New-Testament-Acts-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Öldürülmesi için bir neden bulamamalarına rağmen yine de Pilatus’tan O’nu öldürmesini istediler.|oldurulmesi it͡ʃin bir neden bulamamalarina raɡmen jine de pilatus’tan o’nu oldurmesini istediler. Old-Testament-1-Samuel-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikal terafimi alıp yatağa koydu ve başına keçi kılından bir yastık koydu ve üzerini giysilerle örttü.|mikal terafimi alip jataɡa kojdu ve basina ket͡ʃi kilindan bir jastik kojdu ve uzerini ɡijsilerle orttu. New-Testament-Mark-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Annesiyle kardeşleri geldi, dışarıda durup O’nu çağırmaları için haber gönderdiler.|annesijle kardesleri ɡeldiʔ disarida durup o’nu t͡ʃaɡirmalari it͡ʃin haber ɡonderdiler. Old-Testament-Ezekiel-033-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi harabe ve şaşılacak bir yer edeceğim. Gücünün övünmesi sona erecek. İsrael dağları ıssız kalacak, öyle ki onlardan kimse geçmeyecek.|ulkeji harabe ve sasilat͡ʃak bir jer edet͡ʃeɡim. ɡut͡ʃunun ovunmesi sona eret͡ʃek. israel daɡlari issiz kalat͡ʃakʔ ojle ki onlardan kimse ɡet͡ʃmejet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa’nın bütün günleri dokuz yüz elli yıldı ve sonra öldü.|noa’nin butun ɡunleri dokuz juz elli jildi ve sonra oldu. New-Testament-James-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, biri, “Senin imanın var, benimse işlerim. Bana işlerin olmadan imanını göster, ben de sana işlerimle imanımı göstereyim” diyebilir.|evetʔ biriʔ “senin imanin varʔ benimse islerim. bana islerin olmadan imanini ɡosterʔ ben de sana islerimle imanimi ɡosterejim” dijebilir. Old-Testament-Psalms-101-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir rezil şeyi gözümün önüne koymayacağım. Güvenilmez insanların işlerinden nefret ederim. Bana tutunmayacaklar.|hit͡ʃbir rezil seji ɡozumun onune kojmajat͡ʃaɡim. ɡuvenilmez insanlarin islerinden nefret ederim. bana tutunmajat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Chronicles-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Nadav'ın oğulları, Seled ve Appaim'di; ama Seled çocuksuz öldü.|nadavʔin oɡullariʔ seled ve appaimʔdi; ama seled t͡ʃot͡ʃuksuz oldu. New-Testament-1-Peter-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yoldan sapan koyunlar gibiydiniz, şimdiyse canlarınızın Çobanı’na ve Gözetmeni’ne geri döndünüz.|t͡ʃunku joldan sapan kojunlar ɡibijdinizʔ simdijse t͡ʃanlarinizin t͡ʃobani’na ve ɡozetmeni’ne ɡeri dondunuz. Old-Testament-Proverbs-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç kızlarını gönderdi. Kentin en yüksek yerlerinden çağırıyor:|ɡent͡ʃ kizlarini ɡonderdi. kentin en juksek jerlerinden t͡ʃaɡirijor Old-Testament-2-Samuel-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şöyle dedi, \"\"Ey Yahve, bunu yapmak benden uzak olsun! Bu, yaşamlarını tehlikeye atarak gidenlerin kanı değil mi?\"\" Bu yüzden içmek istemedi. Bu üç yiğit bu şeyleri yaptı.\"|\"sojle dediʔ \"\"ej jahveʔ bunu japmak benden uzak olsun! buʔ jasamlarini tehlikeje atarak ɡidenlerin kani deɡil mi?\"\" bu juzden it͡ʃmek istemedi. bu ut͡ʃ jiɡit bu sejleri japti.\" Old-Testament-Numbers-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bölüğü ve onlardan sayılanlar yetmiş dört bin altı yüz kişiydi.\"\"\"|\"onun boluɡu ve onlardan sajilanlar jetmis dort bin alti juz kisijdi.\"\"\" Old-Testament-Numbers-034-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınırınız Akravvim yokuşunun güneyine doğru dönecek ve Zin'e kadar geçecek; ve Kadeş-Barnea'nın güneyinden geçecek; ve oradan Hazar Addar'a gidecek ve Asmon'a geçecek.|siniriniz akravvim jokusunun ɡunejine doɡru donet͡ʃek ve zinʔe kadar ɡet͡ʃet͡ʃek; ve kades-barneaʔnin ɡunejinden ɡet͡ʃet͡ʃek; ve oradan hazar addarʔa ɡidet͡ʃek ve asmonʔa ɡet͡ʃet͡ʃek. New-Testament-1-Corinthians-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha sonra beş yüzden fazla kardeşe aynı anda göründü. Bunların çoğu hâlâ hayatta, bazılarıysa uyudular.|daha sonra bes juzden fazla kardese ajni anda ɡorundu. bunlarin t͡ʃoɡu hala hajattaʔ bazilarijsa ujudular. Old-Testament-Deuteronomy-004-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Tanrı olduğunu bilesiniz diye bu size gösterildi. O'nun dışında kimse yok.|jahveʔnin tanri olduɡunu bilesiniz dije bu size ɡosterildi. oʔnun disinda kimse jok. Old-Testament-Jeremiah-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve'nin fırtınası, gazabı çıktı. Evet, bir kasırga! Kötülerin başına patlayacak.|isteʔ jahveʔnin firtinasiʔ ɡazabi t͡ʃikti. evetʔ bir kasirɡa! kotulerin basina patlajat͡ʃak. Old-Testament-Ecclesiastes-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Akıllının yüreği sağındadır, ama akılsızın yüreği solundadır.|akillinin jureɡi saɡindadirʔ ama akilsizin jureɡi solundadir. Old-Testament-Proverbs-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları gözünden ayırma. Yüreğinin merkezinde koru onları.|bunlari ɡozunden ajirma. jureɡinin merkezinde koru onlari. Old-Testament-2-Samuel-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Kral David bütün bunları duyunca çok öfkelendi.|ant͡ʃak kral david butun bunlari dujunt͡ʃa t͡ʃok ofkelendi. New-Testament-Acts-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona orada miras, ayak basacak kadar bile yer vermedi. Ona ve kendisinden sonra gelecek soyuna, henüz çocuğu yokken, orayı mülk olarak vereceğine söz verdi.|ona orada mirasʔ ajak basat͡ʃak kadar bile jer vermedi. ona ve kendisinden sonra ɡelet͡ʃek sojunaʔ henuz t͡ʃot͡ʃuɡu jokkenʔ oraji mulk olarak veret͡ʃeɡine soz verdi. New-Testament-Luke-001-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Elizabet’in doğurma vakti gelince, bir oğul doğurdu.|elizabet’in doɡurma vakti ɡelint͡ʃeʔ bir oɡul doɡurdu. Old-Testament-Genesis-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem bütün evcil hayvanlara, göklerin kuşlarına ve kırdaki her hayvana ad koydu. Ama Adem için ona denk bir yardımcı bulunamadı.|adem butun evt͡ʃil hajvanlaraʔ ɡoklerin kuslarina ve kirdaki her hajvana ad kojdu. ama adem it͡ʃin ona denk bir jardimt͡ʃi bulunamadi. Old-Testament-Proverbs-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapının kendi menteşeleri üzerinde döndüğü gibi, tembel de yatağında öyle döner.|kapinin kendi menteseleri uzerinde donduɡu ɡibiʔ tembel de jataɡinda ojle doner. Old-Testament-Ezekiel-032-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Etini dağların üzerine sereceğim, ve vadileri senin yüksekliğinle dolduracağım.|etini daɡlarin uzerine seret͡ʃeɡimʔ ve vadileri senin juksekliɡinle doldurat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Chronicles-026-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yitsharlılar'dan Kenanya ve oğulları, İsrael üzerine memurlar ve hâkimler olarak dışarıdaki işlere bakmak üzere atandılar.|jitsharlilarʔdan kenanja ve oɡullariʔ israel uzerine memurlar ve hakimler olarak disaridaki islere bakmak uzere atandilar. New-Testament-1-Corinthians-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi kutsallar için toplanan paraya gelince, Galatya kiliselerine ne buyurduysam, siz de öyle yapın.|simdi kutsallar it͡ʃin toplanan paraja ɡelint͡ʃeʔ ɡalatja kiliselerine ne bujurdujsamʔ siz de ojle japin. New-Testament-Mark-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler Yeşua’ya, “Bak, Şabat Günü yasak olanı neden yapıyorlar?” dediler.|ferisiler jesua’jaʔ “bakʔ sabat ɡunu jasak olani neden japijorlar?” dediler. Old-Testament-Judges-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'un ve Amalek'in çocuklarını yanına topladı. Gidip İsrael'i vurdu. Palmiye Ağaçları Kenti'ni ele geçirdiler.|ammonʔun ve amalekʔin t͡ʃot͡ʃuklarini janina topladi. ɡidip israelʔi vurdu. palmije aɡat͡ʃlari kentiʔni ele ɡet͡ʃirdiler. New-Testament-Acts-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi sizi cesur olmaya çağırıyorum. Çünkü aranızda hiç can kaybı olmayacak, yalnızca gemi harap olacak.|simdi sizi t͡ʃesur olmaja t͡ʃaɡirijorum. t͡ʃunku aranizda hit͡ʃ t͡ʃan kajbi olmajat͡ʃakʔ jalnizt͡ʃa ɡemi harap olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Dedikodu getiren kişi güvene ihanet eder, güvenilir ruhlu kişi sır saklayandır.|dedikodu ɡetiren kisi ɡuvene ihanet ederʔ ɡuvenilir ruhlu kisi sir saklajandir. New-Testament-Acts-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Mektubu okuyunca imanlılar duydukları teşvik sözleriyle sevindiler.|mektubu okujunt͡ʃa imanlilar dujduklari tesvik sozlerijle sevindiler. New-Testament-Luke-019-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer biri size, ‘Onu neden çözüyorsun?’ diye sorarsa, ‘Efendi’nin ihtiyacı var’ deyin” dedi.|eɡer biri sizeʔ ‘onu neden t͡ʃozujorsun?’ dije sorarsaʔ ‘efendi’nin ihtijat͡ʃi var’ dejin” dedi. New-Testament-Acts-007-044|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çölde atalarımızın Tanıklık Çadırı vardı. Moşe bunu, kendisiyle konuşan Tanrı’nın buyurduğu gibi, gördüğü örneğe göre yapmıştı.|“t͡ʃolde atalarimizin taniklik t͡ʃadiri vardi. mose bunuʔ kendisijle konusan tanri’nin bujurduɡu ɡibiʔ ɡorduɡu orneɡe ɡore japmisti. Old-Testament-Ezekiel-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mısır'ı ateşe verdiğimde, ve bütün yardımcıları yok olduğunda, benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"|\"misirʔi atese verdiɡimdeʔ ve butun jardimt͡ʃilari jok olduɡundaʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kocası ağlayarak onunla birlikte gitti, Bahurim'e kadar onu takip etti. Bunun üzerine Avner ona, “Git! Geri dön!\"\" dedi, adam da geri döndü.\"|\"kot͡ʃasi aɡlajarak onunla birlikte ɡittiʔ bahurimʔe kadar onu takip etti. bunun uzerine avner onaʔ “ɡit! ɡeri don!\"\" dediʔ adam da ɡeri dondu.\" Old-Testament-Joshua-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Givon kral kentlerinden biriydi, büyük bir kentti, ve Ay Kenti'nden daha büyüktü, onun bütün adamları da güçlüydü.|t͡ʃunku ɡivon kral kentlerinden birijdiʔ bujuk bir kenttiʔ ve aj kentiʔnden daha bujuktuʔ onun butun adamlari da ɡut͡ʃlujdu. Old-Testament-Joshua-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, Yahuda'nın dağlık bölgesinde, çevresindeki otlaklarla birlikte, Anak'ın babasının adını taşıyan Kiryat Arba'yı (Hevron da denir) verdiler.|onlaraʔ jahudaʔnin daɡlik bolɡesindeʔ t͡ʃevresindeki otlaklarla birlikteʔ anakʔin babasinin adini tasijan kirjat arbaʔji (hevron da denir) verdiler. Old-Testament-Psalms-078-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Ataları gibi geri dönüp hainlik yaptılar. Aldatıcı bir yay gibi eğrildiler.|atalari ɡibi ɡeri donup hainlik japtilar. aldatit͡ʃi bir jaj ɡibi eɡrildiler. New-Testament-Ephesians-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bizi Mesih Yeşua’da, O’nunla birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu.|tanri bizi mesih jesua’daʔ o’nunla birlikte diriltip ɡoksel jerlerde oturttu. New-Testament-Matthew-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı, ‘Babana ve annene saygı göstereceksin’ diye buyurdu ve ‘Babasına ya da annesine kötü konuşan, öldürülsün.’|t͡ʃunku tanriʔ ‘babana ve annene sajɡi ɡosteret͡ʃeksin’ dije bujurdu ve ‘babasina ja da annesine kotu konusanʔ oldurulsun.’ Old-Testament-Jeremiah-037-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Keldani ordusu Firavun'un ordusundan korktuğu için Yeruşalem'den çekilince,|keldani ordusu firavunʔun ordusundan korktuɡu it͡ʃin jerusalemʔden t͡ʃekilint͡ʃeʔ Old-Testament-Exodus-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama sana ve hizmetkârlarına gelince, Yahve Tanrı'dan henüz korkmadığınızı biliyorum.\"\"\"|\"ama sana ve hizmetkarlarina ɡelint͡ʃeʔ jahve tanriʔdan henuz korkmadiɡinizi bilijorum.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonsuza dek antlaşmasını, bin kuşağa kadar buyurduğu sözünü,|sonsuza dek antlasmasiniʔ bin kusaɡa kadar bujurduɡu sozunuʔ Old-Testament-Judges-009-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gaal tekrar konuştu ve şöyle dedi: \"\"İşte, insanlar diyarın ortasından aşağıya iniyor ve bir bölük de Meonenim Meşesi yolundan geliyor.\"\"\"|\"ɡaal tekrar konustu ve sojle dedi \"\"isteʔ insanlar dijarin ortasindan asaɡija inijor ve bir boluk de meonenim mesesi jolundan ɡelijor.\"\"\" Old-Testament-Exodus-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşin Aron'a görkem ve güzellik için kutsal giysiler yapacaksın.|kardesin aronʔa ɡorkem ve ɡuzellik it͡ʃin kutsal ɡijsiler japat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Buluşma Çadırı'nı, Antlaşma Sandığı'nı, onun üzerindeki Merhamet Örtüsü'nü, Çadır'ın bütün takımlarını,|bulusma t͡ʃadiriʔniʔ antlasma sandiɡiʔniʔ onun uzerindeki merhamet ortusuʔnuʔ t͡ʃadirʔin butun takimlariniʔ Old-Testament-Song-of-Songs-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerindeki başın Karmel gibi. Başındaki saçlar mora çalıyor. Kral senin kaküllerine tutsak oldu.|uzerindeki basin karmel ɡibi. basindaki sat͡ʃlar mora t͡ʃalijor. kral senin kakullerine tutsak oldu. Old-Testament-Numbers-003-048|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve onlardan geri kalan bedel parasını Aron'la oğullarına vereceksin.\"\"\"|\"ve onlardan ɡeri kalan bedel parasini aronʔla oɡullarina veret͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-2-Corinthians-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanınızdayken ihtiyaç içinde olduğum halde kimseye yük olmadım. Çünkü gereksinimlerimi Makedonya’dan gelen kardeşler karşıladılar. Her konuda size yük olmaktan kendimi alıkoydum ve böyle yapmaya devam edeceğim.|janinizdajken ihtijat͡ʃ it͡ʃinde olduɡum halde kimseje juk olmadim. t͡ʃunku ɡereksinimlerimi makedonja’dan ɡelen kardesler karsiladilar. her konuda size juk olmaktan kendimi alikojdum ve bojle japmaja devam edet͡ʃeɡim. Old-Testament-Leviticus-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sizden beşiniz yüz kişiyi kovalayacak, yüzünüz de on bin kişiyi kovalayacak; düşmanlarınız da önünüzde kılıçla düşecekler.'\"\"\"|\"sizden besiniz juz kisiji kovalajat͡ʃakʔ juzunuz de on bin kisiji kovalajat͡ʃak; dusmanlariniz da onunuzde kilit͡ʃla duset͡ʃekler.ʔ\"\"\" New-Testament-John-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık gün doğarken, Yeşua kıyıda duruyordu. Ancak öğrenciler O’nun Yeşua olduğunu bilmediler.|artik ɡun doɡarkenʔ jesua kijida durujordu. ant͡ʃak oɡrent͡ʃiler o’nun jesua olduɡunu bilmediler. Old-Testament-Deuteronomy-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinle, ey İsrael! Senden daha büyük ve güçlü ulusları, büyük uzun boylu bir halkı,|dinleʔ ej israel! senden daha bujuk ve ɡut͡ʃlu uluslariʔ bujuk uzun bojlu bir halkiʔ New-Testament-2-Corinthians-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü güçlerine göre değil, evet güçlerini aşan bir biçimde, kendi istekleriyle verdiklerine tanıklık ederim.|t͡ʃunku ɡut͡ʃlerine ɡore deɡilʔ evet ɡut͡ʃlerini asan bir bit͡ʃimdeʔ kendi isteklerijle verdiklerine taniklik ederim. Old-Testament-Numbers-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ayrıca Levililer'le konuşup onlara şöyle diyeceksin: 'İsrael'in çocuklarından mirasınız olarak size verdiğim ondalığı aldığınız zaman, ondan Yahve'ye sallamalık sunu olarak ondalığın ondalığını sunacaksınız.\"|\"\"\"ajrit͡ʃa levililerʔle konusup onlara sojle dijet͡ʃeksin ʔisraelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan mirasiniz olarak size verdiɡim ondaliɡi aldiɡiniz zamanʔ ondan jahveʔje sallamalik sunu olarak ondaliɡin ondaliɡini sunat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-Jeremiah-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak, ‘İsrael'in çocuklarını kuzey ülkesinden ve sürmüş olduğu bütün ülkelerden çıkarmış olan Yahve'nin varlığı hakkı için’ denilecek. Onları atalarına vermiş olduğum topraklara geri getireceğim.|ant͡ʃakʔ ‘israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini kuzej ulkesinden ve surmus olduɡu butun ulkelerden t͡ʃikarmis olan jahveʔnin varliɡi hakki it͡ʃin’ denilet͡ʃek. onlari atalarina vermis olduɡum topraklara ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-049-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İçlerindeki düşünce, meskenlerinin tüm kuşaklar boyunca, evlerinin daima kalacağıdır. Topraklarına kendi adlarını verirler.|it͡ʃlerindeki dusunt͡ʃeʔ meskenlerinin tum kusaklar bojunt͡ʃaʔ evlerinin daima kalat͡ʃaɡidir. topraklarina kendi adlarini verirler. New-Testament-Romans-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ne deniyor? “Söz sana yakındır; ağzında ve yüreğindedir.” İşte duyurduğumuz iman sözü budur.|ama ne denijor? “soz sana jakindir; aɡzinda ve jureɡindedir.” iste dujurduɡumuz iman sozu budur. New-Testament-James-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun yerine, ‘‘Eğer Efendi dilerse yaşayacağız, şunu ya da bunu yapacağız” demelisiniz.|bunun jerineʔ ‘‘eɡer efendi dilerse jasajat͡ʃaɡizʔ sunu ja da bunu japat͡ʃaɡiz” demelisiniz. Old-Testament-Job-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana karşı gazabını alevlendirdi. Beni hasımları arasında sayıyor.|bana karsi ɡazabini alevlendirdi. beni hasimlari arasinda sajijor. Old-Testament-Proverbs-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|bulutları yukarıya yerleştirdiğinde, derinliklerin kaynaklarını kuvvetlendirdiğinde,|bulutlari jukarija jerlestirdiɡindeʔ derinliklerin kajnaklarini kuvvetlendirdiɡindeʔ Old-Testament-Psalms-106-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onları çölde devirmeye,|bu nedenle onlari t͡ʃolde devirmejeʔ Old-Testament-Genesis-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Baktı ve kırda bir kuyu gördü ve yanında yatan üç koyun sürüsü vardı. Çünkü o kuyudan sürüleri su verirlerdi. Kuyunun ağzındaki taş büyüktü.|bakti ve kirda bir kuju ɡordu ve janinda jatan ut͡ʃ kojun surusu vardi. t͡ʃunku o kujudan suruleri su verirlerdi. kujunun aɡzindaki tas bujuktu. Old-Testament-Isaiah-041-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey adalar, önümde sessiz olun da halklar güçlerini tazelesin. Yaklaşsınlar, sonra konuşsunlar. Yargı için bir araya gelelim.\"|\"\"\"ej adalarʔ onumde sessiz olun da halklar ɡut͡ʃlerini tazelesin. jaklassinlarʔ sonra konussunlar. jarɡi it͡ʃin bir araja ɡelelim.\" Old-Testament-Isaiah-028-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve'nin güçlü ve kudretli bir adamı var. Dolu fırtınası gibi, yok edici bir fırtına gibi ve taşan güçlü suların fırtınası gibi, onları eliyle yeryüzüne fırlatacak.|isteʔ jahveʔnin ɡut͡ʃlu ve kudretli bir adami var. dolu firtinasi ɡibiʔ jok edit͡ʃi bir firtina ɡibi ve tasan ɡut͡ʃlu sularin firtinasi ɡibiʔ onlari elijle jerjuzune firlatat͡ʃak. Old-Testament-Lamentations-003-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün intikamlarını, ve bana karşı yaptıkları bütün tasarıları gördün.|butun intikamlariniʔ ve bana karsi japtiklari butun tasarilari ɡordun. New-Testament-Matthew-026-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ikinci kez gidip şöyle dua etti: “Baba, eğer ben içmeden bu kâse benden geçemeyecek ise, senin isteğin olsun.”|jesua ikint͡ʃi kez ɡidip sojle dua etti “babaʔ eɡer ben it͡ʃmeden bu kase benden ɡet͡ʃemejet͡ʃek iseʔ senin isteɡin olsun.” Old-Testament-Jeremiah-052-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerinde tunçtan bir başlık vardı; bir başlığın yüksekliği beş arşındı; başlığın her yanında ağ ve nar motifleri vardı, hepsi tunçtandı. İkinci direk ve narları da aynıydı.|uzerinde tunt͡ʃtan bir baslik vardi; bir basliɡin juksekliɡi bes arsindi; basliɡin her janinda aɡ ve nar motifleri vardiʔ hepsi tunt͡ʃtandi. ikint͡ʃi direk ve narlari da ajnijdi. Old-Testament-Exodus-037-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Şamdanı saf altından yaptı. Onu dövmeci işi olarak yaptı. Tabanı, gövdesi, çanakları, tomurcukları ve çiçekleri ondan tek parçaydı.|samdani saf altindan japti. onu dovmet͡ʃi isi olarak japti. tabaniʔ ɡovdesiʔ t͡ʃanaklariʔ tomurt͡ʃuklari ve t͡ʃit͡ʃekleri ondan tek part͡ʃajdi. Old-Testament-Jeremiah-052-025|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kentten savaşçıların başında bulunan bir görevliyi ve kralın yüzünü görenlerden kentte bulunan yedi kişiyi; ülke halkını askere yazan ordu başkomutanının kâtibini; ve kent içinde bulunan ülke halkından altmış kişiyi aldı.|ve kentten savast͡ʃilarin basinda bulunan bir ɡorevliji ve kralin juzunu ɡorenlerden kentte bulunan jedi kisiji; ulke halkini askere jazan ordu baskomutaninin katibini; ve kent it͡ʃinde bulunan ulke halkindan altmis kisiji aldi. Old-Testament-Numbers-026-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Beria'nın oğullarından: Heber'den Heberiler soyu; Malkiel'den Malkieliler soyu.|beriaʔnin oɡullarindan heberʔden heberiler soju; malkielʔden malkieliler soju. Old-Testament-Numbers-032-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ülke Yahve'nin önünde boyunduruk altına alınınca; sonra geri döneceksiniz ve Yahve'ye ve İsrael'e karşı yükümlülüklerinizden kurtulacaksınız. O zaman bu diyar Yahve'nin önünde sizin mülkünüz olacaktır.\"\"\"|\"ulke jahveʔnin onunde bojunduruk altina alinint͡ʃa; sonra ɡeri donet͡ʃeksiniz ve jahveʔje ve israelʔe karsi jukumluluklerinizden kurtulat͡ʃaksiniz. o zaman bu dijar jahveʔnin onunde sizin mulkunuz olat͡ʃaktir.\"\"\" New-Testament-Luke-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra öğrencileri O’na, “Bu benzetme ne anlama geliyor?” diye sordular.|sonra oɡrent͡ʃileri o’naʔ “bu benzetme ne anlama ɡelijor?” dije sordular. Old-Testament-Psalms-045-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral kızları senin saygın kadınların arasındadır. Kraliçe, Ofir altınları içinde senin sağında duruyor.|kral kizlari senin sajɡin kadinlarin arasindadir. kralit͡ʃeʔ ofir altinlari it͡ʃinde senin saɡinda durujor. New-Testament-1-Corinthians-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yalnızca bu yaşam için Mesih’e umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız.|eɡer jalnizt͡ʃa bu jasam it͡ʃin mesih’e umut baɡlamissakʔ herkesten t͡ʃok at͡ʃinat͡ʃak durumdajiz. Old-Testament-Joshua-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve'nin Sandığı'nı kentin çevresinde bir kez dolandırdı. Sonra ordugâha girdiler ve ordugâhta kaldılar.|bunun uzerine jahveʔnin sandiɡiʔni kentin t͡ʃevresinde bir kez dolandirdi. sonra orduɡaha ɡirdiler ve orduɡahta kaldilar. New-Testament-Luke-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları iyi toprağa düştü ve büyüyüp yüz kat ürün verdi.” Bu şeyleri söyledikten sonra, yüksek sesle, “İşitecek kulağı olan işitsin!” dedi.|bazilari iji topraɡa dustu ve bujujup juz kat urun verdi.” bu sejleri sojledikten sonraʔ juksek sesleʔ “isitet͡ʃek kulaɡi olan isitsin!” dedi. New-Testament-Revelation-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünden çıkan başka bir canavar gördüm. Kuzu gibi iki boynuzu vardı ve ejderha gibi konuşuyordu.|jerjuzunden t͡ʃikan baska bir t͡ʃanavar ɡordum. kuzu ɡibi iki bojnuzu vardi ve eʒderha ɡibi konusujordu. Old-Testament-Isaiah-054-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çadırının yerini genişlet, konutlarının perdelerini gersinler; esirgeme; iplerini uzat ve kazıklarını güçlendir.|“t͡ʃadirinin jerini ɡenisletʔ konutlarinin perdelerini ɡersinler; esirɡeme; iplerini uzat ve kaziklarini ɡut͡ʃlendir. Old-Testament-2-Samuel-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Amnon yatıp hastaymış gibi yaptı. Kral onu görmeye geldiğinde, Amnon krala, \"\"Lütfen kız kardeşim Tamar gelip gözümün önünde bana iki pide yapsın da, elinden yiyeyim\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine amnon jatip hastajmis ɡibi japti. kral onu ɡormeje ɡeldiɡindeʔ amnon kralaʔ \"\"lutfen kiz kardesim tamar ɡelip ɡozumun onunde bana iki pide japsin daʔ elinden jijejim\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size şunu söyleyeyim, Tanrı’nın Krallığı gelene dek asmanın ürününden bir daha hiç içmeyeceğim.”|“size sunu sojlejejimʔ tanri’nin kralliɡi ɡelene dek asmanin urununden bir daha hit͡ʃ it͡ʃmejet͡ʃeɡim.” Old-Testament-2-Chronicles-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'a bir yılda gelen altının ağırlığı, tüccarların ve alış veriş eden adamların getirdiklerinden başka, altı yüz altmış altı talant altındı,|solomonʔa bir jilda ɡelen altinin aɡirliɡiʔ tut͡ʃt͡ʃarlarin ve alis veris eden adamlarin ɡetirdiklerinden baskaʔ alti juz altmis alti talant altindiʔ New-Testament-John-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim olan her şey senindir, seninkiler de benim. Ve ben onlarda yüceltildim.|benim olan her sej senindirʔ seninkiler de benim. ve ben onlarda jut͡ʃeltildim. Old-Testament-Ezekiel-007-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıkım geliyor! Esenlik arayacaklar, ama bulunmayacak.|jikim ɡelijor! esenlik arajat͡ʃaklarʔ ama bulunmajat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-049-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Damaskus hakkında: \"\"Hamat ve Arpad utandılar, Çünkü kötü haber duydular. Eridiler. Denizde keder var. Sakin kalamaz.\"|\"damaskus hakkinda \"\"hamat ve arpad utandilarʔ t͡ʃunku kotu haber dujdular. eridiler. denizde keder var. sakin kalamaz.\" New-Testament-Luke-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı yörede, sürülerinin başında nöbet tutarak geceleyin kırda kalan çobanlar vardı.|ajni joredeʔ surulerinin basinda nobet tutarak ɡet͡ʃelejin kirda kalan t͡ʃobanlar vardi. Old-Testament-1-Chronicles-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Levili olan dört baş kapı bekçisi, görevdeydiler ve Tanrı evindeki odaların ve hazinelerin başındaydı.|t͡ʃunku levili olan dort bas kapi bekt͡ʃisiʔ ɡorevdejdiler ve tanri evindeki odalarin ve hazinelerin basindajdi. Old-Testament-Ezekiel-048-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Bu, İsrael oymaklarına miras olarak kura ile böleceğiniz diyardır ve bunlar onların paylarıdır, diyor Efendi Yahve.\"\"\"|\"“buʔ israel ojmaklarina miras olarak kura ile bolet͡ʃeɡiniz dijardir ve bunlar onlarin pajlaridirʔ dijor efendi jahve.\"\"\" Old-Testament-Exodus-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer bir boğa bir erkeği ya da kadını süsüp öldürürse, boğa kesinlikle taşlanacak ve eti yenmeyecektir; ancak boğanın sahibi sorumlu tutulmayacaktır.\"|\"\"\"eɡer bir boɡa bir erkeɡi ja da kadini susup oldururseʔ boɡa kesinlikle taslanat͡ʃak ve eti jenmejet͡ʃektir; ant͡ʃak boɡanin sahibi sorumlu tutulmajat͡ʃaktir.\" New-Testament-Luke-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon onları kutsadı ve annesi Mariyam’a şöyle dedi: “İşte, bu çocuk İsrael’de birçoklarının düşmesi ve kalkması için atanmıştır. Hem de karşı konuşulacak bir belirtidir.|simon onlari kutsadi ve annesi marijam’a sojle dedi “isteʔ bu t͡ʃot͡ʃuk israel’de birt͡ʃoklarinin dusmesi ve kalkmasi it͡ʃin atanmistir. hem de karsi konusulat͡ʃak bir belirtidir. Old-Testament-Psalms-054-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana gönülden kurban sunacağım. Ey Yahve adına şükredeceğim, çünkü adın iyidir.|sana ɡonulden kurban sunat͡ʃaɡim. ej jahve adina sukredet͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku adin ijidir. Old-Testament-1-Kings-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle hizmetkârları ona, “Efendim kral için el değmemiş genç bir kız aransın. Kralın önünde dursun, ona baksın ve koynunda yatsın da efendim kral ısınsın.” dediler.|bu nedenle hizmetkarlari onaʔ “efendim kral it͡ʃin el deɡmemis ɡent͡ʃ bir kiz aransin. kralin onunde dursunʔ ona baksin ve kojnunda jatsin da efendim kral isinsin.” dediler. Old-Testament-Genesis-040-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız birliği komutanı Yosef’i onların üzerine atadı ve Yosef onlarla ilgilendi. Bir süre cezaevinde kaldılar.|muhafiz birliɡi komutani josef’i onlarin uzerine atadi ve josef onlarla ilɡilendi. bir sure t͡ʃezaevinde kaldilar. New-Testament-Hebrews-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse kardeşler, Yeşua’nın kanı aracılığıyla perdeden, kendi bedeninde bize adadığı yeni ve diri yoldan Kutsal Yer’e girmeye cesaretimiz vardır.|ojlejse kardeslerʔ jesua’nin kani arat͡ʃiliɡijla perdedenʔ kendi bedeninde bize adadiɡi jeni ve diri joldan kutsal jer’e ɡirmeje t͡ʃesaretimiz vardir. Old-Testament-2-Chronicles-034-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar yük taşıyıcılarının da başındaydılar ve her türlü hizmette çalışan herkese yol gösteriyorlardı. Levililer'den kâtipler, görevliler, kapıcılar da vardı.|bunlar juk tasijit͡ʃilarinin da basindajdilar ve her turlu hizmette t͡ʃalisan herkese jol ɡosterijorlardi. levililerʔden katiplerʔ ɡorevlilerʔ kapit͡ʃilar da vardi. New-Testament-Luke-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, ‘Senin önünde yedik, içtik, bizim sokaklarımızda öğrettin’ demeye başlayacaksınız.|o zamanʔ ‘senin onunde jedikʔ it͡ʃtikʔ bizim sokaklarimizda oɡrettin’ demeje baslajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Isaiah-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yine benimle konuşup şöyle dedi,|jahve jine benimle konusup sojle dediʔ Old-Testament-1-Chronicles-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenaz'ın oğulları: Otniel ve Seraya. Otniel’in oğulları: Hatat.|kenazʔin oɡullari otniel ve seraja. otniel’in oɡullari hatat. Old-Testament-Nehemiah-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Levioğulları, atalar evlerinin başları, Elyaşiv oğlu Yohanan'ın günlerine kadar tarihler kitabına yazılmıştır.|levioɡullariʔ atalar evlerinin baslariʔ eljasiv oɡlu johananʔin ɡunlerine kadar tarihler kitabina jazilmistir. Old-Testament-Job-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü sabah onların hepsi için koyu karanlık gibidir, çünkü koyu karanlığın dehşetlerini bilirler.\"\"\"|\"t͡ʃunku sabah onlarin hepsi it͡ʃin koju karanlik ɡibidirʔ t͡ʃunku koju karanliɡin dehsetlerini bilirler.\"\"\" Old-Testament-Ecclesiastes-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgenin yüreği yas evindedir; ama akılsızın yüreği neşe evindedir.|bilɡenin jureɡi jas evindedir; ama akilsizin jureɡi nese evindedir. Old-Testament-2-Chronicles-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer gökyüzünü kaparsam ve yağmur olmazsa, eğer çekirgeye ülkeyi yiyip bitirsin diye buyruk verirsem, halkımın arasına veba gönderirsem,\"|\"\"\"eɡer ɡokjuzunu kaparsam ve jaɡmur olmazsaʔ eɡer t͡ʃekirɡeje ulkeji jijip bitirsin dije bujruk verirsemʔ halkimin arasina veba ɡonderirsemʔ\" Old-Testament-Isaiah-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşlı ve saygın adam baştır, yalan öğreten peygamber de kuyruktur.|jasli ve sajɡin adam bastirʔ jalan oɡreten pejɡamber de kujruktur. Old-Testament-Nehemiah-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|kardeşleri, cesur yiğitler, yüz yirmi sekiz; ve onların gözetmenleri Haggedolim oğlu Zavdiel idi.|kardesleriʔ t͡ʃesur jiɡitlerʔ juz jirmi sekiz; ve onlarin ɡozetmenleri haɡɡedolim oɡlu zavdiel idi. Old-Testament-Jeremiah-046-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey atlar, şahlanın! Öfkelenin, ey savaş arabaları! Yiğitler: Kalkanı kullanan Kuş ve Put; yayı kullanan ve geren Ludim çıksınlar.|ej atlarʔ sahlanin! ofkeleninʔ ej savas arabalari! jiɡitler kalkani kullanan kus ve put; jaji kullanan ve ɡeren ludim t͡ʃiksinlar. Old-Testament-Psalms-124-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımız kuş avcısının tuzağından bir kuş gibi kurtuldu. Tuzak kırıldı, biz kurtulduk.|t͡ʃanimiz kus avt͡ʃisinin tuzaɡindan bir kus ɡibi kurtuldu. tuzak kirildiʔ biz kurtulduk. Old-Testament-2-Kings-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları gizlice Tanrıları Yahve'ye karşı doğru olmayan şeyler yaptılar; ve bütün kentlerinde, bekçi kulesinden surlu kente kadar kendilerine yüksek yerler yaptılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡizlit͡ʃe tanrilari jahveʔje karsi doɡru olmajan sejler japtilar; ve butun kentlerindeʔ bekt͡ʃi kulesinden surlu kente kadar kendilerine juksek jerler japtilar. Old-Testament-Esther-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Ahaşveroş adına yazdı ve kralın yüzüğüyle mühürledi ve mektupları, hızlı atlardan yetiştirilmiş krallık atlarına binerek, at sırtında ulakların eliyle gönderdi.|kral ahasveros adina jazdi ve kralin juzuɡujle muhurledi ve mektuplariʔ hizli atlardan jetistirilmis krallik atlarina binerekʔ at sirtinda ulaklarin elijle ɡonderdi. Old-Testament-2-Kings-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kocası, “Bugün neden ona gitmek istiyorsun? Yeni ay ya da Şabat değil” dedi. Kadın, “Önemli değil.” dedi.|kot͡ʃasiʔ “buɡun neden ona ɡitmek istijorsun? jeni aj ja da sabat deɡil” dedi. kadinʔ “onemli deɡil.” dedi. Old-Testament-1-Kings-002-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üç yılın sonunda Şimei'nin iki kölesi Gat Kralı Maaka oğlu Akiş'in yanına kaçtı. Şimei'ye, \"\"İşte, kölelerin Gat'ta\"\" diye bildirdiler.\"|\"ut͡ʃ jilin sonunda simeiʔnin iki kolesi ɡat krali maaka oɡlu akisʔin janina kat͡ʃti. simeiʔjeʔ \"\"isteʔ kolelerin ɡatʔta\"\" dije bildirdiler.\" New-Testament-John-009-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında duran Ferisiler'den olanlar bunu duyunca, “Yoksa biz de mi körüz?” dediler.|janinda duran ferisilerʔden olanlar bunu dujunt͡ʃaʔ “joksa biz de mi koruz?” dediler. Old-Testament-Isaiah-035-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman topal kişi geyik gibi sıçrayacak, dilsizin dili de ezgi söyleyecek; çünkü çölde sular, bozkırda dereler fışkıracak.|o zaman topal kisi ɡejik ɡibi sit͡ʃrajat͡ʃakʔ dilsizin dili de ezɡi sojlejet͡ʃek; t͡ʃunku t͡ʃolde sularʔ bozkirda dereler fiskirat͡ʃak. New-Testament-Romans-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa’dan öğretilmiş olarak Tanrı'nın isteğini biliyor ve en üstün şeyleri onaylıyorsun,|jasa’dan oɡretilmis olarak tanriʔnin isteɡini bilijor ve en ustun sejleri onajlijorsunʔ New-Testament-2-Corinthians-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ne zaman biri Efendi’ye dönerse, o peçe kaldırılır.|ama ne zaman biri efendi’je donerseʔ o pet͡ʃe kaldirilir. Old-Testament-Jeremiah-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onlar diyorlar ki, ‘Bir adam karısını boşar, kadın ondan ayrılır ve başka bir adamın olursa, adam yine o kadına döner mi?’ O diyar çok kirlenmez mi? Ama sen birçok sevgiliyle fahişelik ettin; yine de bana dön.” diyor Yahve.|“onlar dijorlar kiʔ ‘bir adam karisini bosarʔ kadin ondan ajrilir ve baska bir adamin olursaʔ adam jine o kadina doner mi?’ o dijar t͡ʃok kirlenmez mi? ama sen birt͡ʃok sevɡilijle fahiselik ettin; jine de bana don.” dijor jahve. Old-Testament-Psalms-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Alçaklık insanoğulları arasında yüceltildiğinde, kötüler her yanda dolaşır.|alt͡ʃaklik insanoɡullari arasinda jut͡ʃeltildiɡindeʔ kotuler her janda dolasir. Old-Testament-Job-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yeryüzünün uçlarına kadar bakar, ve bütün gökyüzünün altında olanı görür.|t͡ʃunku jerjuzunun ut͡ʃlarina kadar bakarʔ ve butun ɡokjuzunun altinda olani ɡorur. Old-Testament-Nehemiah-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Magpiaş, Meşullam, Hezir,|maɡpiasʔ mesullamʔ hezirʔ Old-Testament-Nahum-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi onun boyunduruğunu senin üzerinden kıracağım ve senin bağlarını koparacağım.\"\"\"|\"simdi onun bojunduruɡunu senin uzerinden kirat͡ʃaɡim ve senin baɡlarini koparat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-018-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu gören bütün halk yüzüstü yere kapandı. “Yahve, Tanrı’dır! Yahve, Tanrı’dır!” dediler.|bunu ɡoren butun halk juzustu jere kapandi. “jahveʔ tanri’dir! jahveʔ tanri’dir!” dediler. Old-Testament-Job-031-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Tanrı'nın felaketi bana dehşet verir, O'nun görkemi yüzünden bir şey yapamam.\"\"\"|\"t͡ʃunku tanriʔnin felaketi bana dehset verirʔ oʔnun ɡorkemi juzunden bir sej japamam.\"\"\" New-Testament-John-012-050|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun buyruğu sonsuz yaşamdır. Bunun için söylediğim şeyleri, Baba’nın bana bildirdiği gibi söylüyorum.”|o’nun bujruɡu sonsuz jasamdir. bunun it͡ʃin sojlediɡim sejleriʔ baba’nin bana bildirdiɡi ɡibi sojlujorum.” Old-Testament-Leviticus-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi New-Testament-Matthew-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin bana buyurduğu gibi, çömlekçi Tarlası için verdiler.”|efendi’nin bana bujurduɡu ɡibiʔ t͡ʃomlekt͡ʃi tarlasi it͡ʃin verdiler.” Old-Testament-Numbers-026-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Nadav ile Avihu, Yahve'nin önünde yabancı ateş sundukları zaman öldüler.|nadav ile avihuʔ jahveʔnin onunde jabant͡ʃi ates sunduklari zaman olduler. Old-Testament-Exodus-036-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun kuzey tarafındaki ikinci tarafı için yirmi çerçeve,|konutun kuzej tarafindaki ikint͡ʃi tarafi it͡ʃin jirmi t͡ʃert͡ʃeveʔ Old-Testament-Nahum-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve öfkelenmekte yavaştır ve kuvvette büyüktür ve suçluyu asla cezasız bırakmaz. Yahve'nin yolu kasırgada ve fırtınadadır ve bulutlar O'nun ayaklarının tozudur.|jahve ofkelenmekte javastir ve kuvvette bujuktur ve sut͡ʃluju asla t͡ʃezasiz birakmaz. jahveʔnin jolu kasirɡada ve firtinadadir ve bulutlar oʔnun ajaklarinin tozudur. Old-Testament-Exodus-035-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe İsrael'in çocuklarına şöyle dedi: \"\"İşte, Yahve Yahuda oymağından Hur oğlu Uri oğlu Bezalel'i adıyla çağırdı.\"|\"mose israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle dedi \"\"isteʔ jahve jahuda ojmaɡindan hur oɡlu uri oɡlu bezalelʔi adijla t͡ʃaɡirdi.\" New-Testament-Revelation-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeni bir gökle yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü ilk gökle ilk yeryüzü gelip geçmişti. Artık deniz de yoktu.|jeni bir ɡokle jeni bir jerjuzu ɡordum. t͡ʃunku ilk ɡokle ilk jerjuzu ɡelip ɡet͡ʃmisti. artik deniz de joktu. Old-Testament-Proverbs-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar da bilgelerin sözleridir: Yargıda taraf tutmak iyi değildir.|bunlar da bilɡelerin sozleridir jarɡida taraf tutmak iji deɡildir. Old-Testament-Ecclesiastes-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra döndüm ve güneş altında boşluk gördüm.|sonra dondum ve ɡunes altinda bosluk ɡordum. New-Testament-Matthew-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kıt imanlılar, bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrı, sizi daha çok giydirmeyecek mi?”|ej kit imanlilarʔ buɡun var olup jarin ot͡ʃaɡa atilat͡ʃak olan kir otunu bojle ɡijdiren tanriʔ sizi daha t͡ʃok ɡijdirmejet͡ʃek mi?” Old-Testament-Ezekiel-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Başınızda sarıklarınız, ayaklarınızda çarıklarınız olacak. Yas tutmayacak, ağlamayacaksınız; ama günahlarınız içinde eriyip gideceksiniz ve birbirinize inleyeceksiniz.|basinizda sariklarinizʔ ajaklarinizda t͡ʃariklariniz olat͡ʃak. jas tutmajat͡ʃakʔ aɡlamajat͡ʃaksiniz; ama ɡunahlariniz it͡ʃinde erijip ɡidet͡ʃeksiniz ve birbirinize inlejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Nehemiah-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Şekanya, Rehum, Meremot,|sekanjaʔ rehumʔ meremotʔ New-Testament-Acts-027-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus yüzbaşıya ve askerlere, “Bu adamlar gemide kalmazlarsa siz kurtulamazsınız” dedi.|pavlus juzbasija ve askerlereʔ “bu adamlar ɡemide kalmazlarsa siz kurtulamazsiniz” dedi. Old-Testament-Proverbs-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyarımı duyun ve bilge olun. Reddetmeyin.|ujarimi dujun ve bilɡe olun. reddetmejin. Old-Testament-Genesis-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, ne bana, ne oğluma, ne de oğlumun oğluna karşı haksızlık etmeyeceğine dair Tanrı önünde bana ant iç. Bana ve konuk olarak yaşadığın bu ülkeye, benim sana yaptığım gibi davranacaksın.”|simdiʔ ne banaʔ ne oɡlumaʔ ne de oɡlumun oɡluna karsi haksizlik etmejet͡ʃeɡine dair tanri onunde bana ant it͡ʃ. bana ve konuk olarak jasadiɡin bu ulkejeʔ benim sana japtiɡim ɡibi davranat͡ʃaksin.” Old-Testament-1-Kings-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak halk yüksek yerlerde kurban kesiyordu, çünkü henüz Yahve adına bir ev yapılmamıştı.|ant͡ʃak halk juksek jerlerde kurban kesijorduʔ t͡ʃunku henuz jahve adina bir ev japilmamisti. Old-Testament-Jeremiah-033-003|und|SPEAKER_00_Turkish|'Beni çağır da sana yanıt vereyim, bilmediğin büyük ve zor şeyleri sana göstereyim.'|ʔbeni t͡ʃaɡir da sana janit verejimʔ bilmediɡin bujuk ve zor sejleri sana ɡosterejim.ʔ New-Testament-Romans-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ne diyelim? Doğruluğun peşinden gitmeyen uluslar doğruluğa, imandan olan doğruluğa eriştiler;|o zaman ne dijelim? doɡruluɡun pesinden ɡitmejen uluslar doɡruluɡaʔ imandan olan doɡruluɡa eristiler; Old-Testament-Proverbs-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerin yüksekliği ve yerin derinliği neyse, kralların yürekleri de araştırılamaz.|ɡoklerin juksekliɡi ve jerin derinliɡi nejseʔ krallarin jurekleri de arastirilamaz. Old-Testament-Leviticus-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önünde, Buluşma Çadırı'nda bulunan sunağın boynuzlarına kanın bir kısmını sürecek; kanın geri kalanını Buluşma Çadırı'nın kapısındaki yakmalık sunu sunağının dibine dökecek.|jahveʔnin onundeʔ bulusma t͡ʃadiriʔnda bulunan sunaɡin bojnuzlarina kanin bir kismini suret͡ʃek; kanin ɡeri kalanini bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisindaki jakmalik sunu sunaɡinin dibine doket͡ʃek. Old-Testament-Job-042-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Birincisinin adını Yemima, ikincisinin adını Ketsia, üçüncüsünün adını Keren Happuk koydu.|birint͡ʃisinin adini jemimaʔ ikint͡ʃisinin adini ketsiaʔ ut͡ʃunt͡ʃusunun adini keren happuk kojdu. Old-Testament-Genesis-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Haberciler Yakov'a dönerek, “Kardeşin Esav'ın yanına vardık” dediler. “Seni karşılamaya geliyor ve yanında dört yüz adam var.”|habert͡ʃiler jakovʔa donerekʔ “kardesin esavʔin janina vardik” dediler. “seni karsilamaja ɡelijor ve janinda dort juz adam var.” Old-Testament-Exodus-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halkın angarya görevlileri memurlarıyla birlikte dışarı çıktılar ve halka şöyle konuşup dediler, \"\"Firavun şöyle diyor, 'Size saman vermeyeceğim.\"|\"halkin anɡarja ɡorevlileri memurlarijla birlikte disari t͡ʃiktilar ve halka sojle konusup dedilerʔ \"\"firavun sojle dijorʔ ʔsize saman vermejet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Deuteronomy-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|ve atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeyi bize vermek üzere bizi içeri getirmek için oradan çıkardı.|ve atalarimiza ant it͡ʃerek soz verdiɡi ulkeji bize vermek uzere bizi it͡ʃeri ɡetirmek it͡ʃin oradan t͡ʃikardi. Old-Testament-Isaiah-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin dehşetinden, heybetinin görkeminden kayaya girin ve toza toprağa saklanın.|jahveʔnin dehsetindenʔ hejbetinin ɡorkeminden kajaja ɡirin ve toza topraɡa saklanin. Old-Testament-Exodus-039-035|und|SPEAKER_00_Turkish|sırıklarıyla birlikte Antlaşma Sandığı'nı, Merhamet Örtüsü'nü,|siriklarijla birlikte antlasma sandiɡiʔniʔ merhamet ortusuʔnuʔ New-Testament-Luke-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıçtan geçirilip, bütün uluslara tutsak olarak sürülecekler. Yeruşalem, öteki ulusların zamanları doluncaya dek, öteki uluslar tarafından çiğnenecektir.|kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirilipʔ butun uluslara tutsak olarak surulet͡ʃekler. jerusalemʔ oteki uluslarin zamanlari dolunt͡ʃaja dekʔ oteki uluslar tarafindan t͡ʃiɡnenet͡ʃektir. Old-Testament-Leviticus-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hayvanlar arasında, çatal ve yarık tırnaklı olup geviş getiren her hayvanı yiyebilirsiniz.'\"\"\"|\"hajvanlar arasindaʔ t͡ʃatal ve jarik tirnakli olup ɡevis ɡetiren her hajvani jijebilirsiniz.ʔ\"\"\" New-Testament-John-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Işık karanlıkta parlar ve karanlık onu yenemedi.|isik karanlikta parlar ve karanlik onu jenemedi. Old-Testament-Genesis-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham Tanrı'ya dua etti. Böylece Tanrı Avimelek'i, karısını ve cariyelerini iyileştirdi ve çocuk doğurdular.|avraham tanriʔja dua etti. bojlet͡ʃe tanri avimelekʔiʔ karisini ve t͡ʃarijelerini ijilestirdi ve t͡ʃot͡ʃuk doɡurdular. New-Testament-Acts-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Dua edip dediler, “Ey Efendimiz, bütün insanların yüreğini bilen sen, bu ikisinden hangisini seçtiğini göster de,|dua edip dedilerʔ “ej efendimizʔ butun insanlarin jureɡini bilen senʔ bu ikisinden hanɡisini set͡ʃtiɡini ɡoster deʔ Old-Testament-Numbers-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Proverbs-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bak, bunu bilmiyorduk\"\" dersen, yürekleri tartan bunu görmez mi? Senin canını koruyan, bunu bilmez mi? Herkese işine göre geri vermez mi?\"|\"\"\"bakʔ bunu bilmijorduk\"\" dersenʔ jurekleri tartan bunu ɡormez mi? senin t͡ʃanini korujanʔ bunu bilmez mi? herkese isine ɡore ɡeri vermez mi?\" Old-Testament-Joshua-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu, Yosef'in evine, Efraim ve Manaşşe'ye şöyle dedi: \"\"Sen kalabalık bir halksın ve büyük bir güce sahipsin. Yalnızca tek bir kuran olmayacak;\"|\"jesuʔ josefʔin evineʔ efraim ve manasseʔje sojle dedi \"\"sen kalabalik bir halksin ve bujuk bir ɡut͡ʃe sahipsin. jalnizt͡ʃa tek bir kuran olmajat͡ʃak;\" New-Testament-1-Thessalonians-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bildiğiniz gibi, önceden Filipi Kenti’nde zulüm görmüş ve aşağılanmıştık. Yine de sıkıntıların içinde, Tanrı’dan aldığımız cesaretle Müjde’yi size duyurduk.|bildiɡiniz ɡibiʔ ont͡ʃeden filipi kenti’nde zulum ɡormus ve asaɡilanmistik. jine de sikintilarin it͡ʃindeʔ tanri’dan aldiɡimiz t͡ʃesaretle muʒde’ji size dujurduk. Old-Testament-Habakkuk-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi zorbalık için geliyor. Onların kalabalıkları öne doğru bakıyor. Kum gibi esir topluyorlar.|hepsi zorbalik it͡ʃin ɡelijor. onlarin kalabaliklari one doɡru bakijor. kum ɡibi esir toplujorlar. New-Testament-John-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Yeşua yine onlara şöyle dedi: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.”|bundan sonra jesua jine onlara sojle dedi “ben dunjanin isiɡijim. benim ardimdan ɡelen karanlikta jurumezʔ jasam isiɡina sahip olur.” Old-Testament-Esther-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine, surlarla çevrili olmayan kentlerde oturan köy Yahudiler'i, Adar ayının on dördüncü gününü sevinç ve ziyafet günü, bayram ve birbirlerine yiyecek gönderme günü yaptılar.|bunun uzerineʔ surlarla t͡ʃevrili olmajan kentlerde oturan koj jahudilerʔiʔ adar ajinin on dordunt͡ʃu ɡununu sevint͡ʃ ve zijafet ɡunuʔ bajram ve birbirlerine jijet͡ʃek ɡonderme ɡunu japtilar. New-Testament-John-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yasa Moşe aracılığıyla verildi. Lütuf ve gerçek Yeşua Mesih aracılığıyla gerçekleşti.|t͡ʃunku jasa mose arat͡ʃiliɡijla verildi. lutuf ve ɡert͡ʃek jesua mesih arat͡ʃiliɡijla ɡert͡ʃeklesti. Old-Testament-Hosea-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efraim hastalığını, Yahuda yarasını görünce, Efraim Aşur'a gitti, Ve Kral Yareb'e haber gönderdi; ama o size şifa veremez, yaranızı da iyileştiremez.|“efraim hastaliɡiniʔ jahuda jarasini ɡorunt͡ʃeʔ efraim asurʔa ɡittiʔ ve kral jarebʔe haber ɡonderdi; ama o size sifa veremezʔ jaranizi da ijilestiremez. New-Testament-Romans-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Her can, başta bulunan yetkililere tabi olsun. Çünkü Tanrı’dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından atanmıştır.|her t͡ʃanʔ basta bulunan jetkililere tabi olsun. t͡ʃunku tanri’dan olmajan jonetim joktur. var olanlar tanri tarafindan atanmistir. Old-Testament-Numbers-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Adak adayan Neziri'nin, gücünün yettiği diğer şeylerin yanı sıra, ayrılığı için Yahve'ye sunusunun yasası budur. Adadığı adak uyarınca, kendi ayrılığının yasasına göre böyle yapmalıdır.'”\"|\"\"\"ʔadak adajan neziriʔninʔ ɡut͡ʃunun jettiɡi diɡer sejlerin jani siraʔ ajriliɡi it͡ʃin jahveʔje sunusunun jasasi budur. adadiɡi adak ujarint͡ʃaʔ kendi ajriliɡinin jasasina ɡore bojle japmalidir.ʔ”\" Old-Testament-1-Kings-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı, “Mikaya’yı alıp kentin valisi Amon’a ve kralın oğlu Yoaş’a götürün” dedi.|israel kraliʔ “mikaja’ji alip kentin valisi amon’a ve kralin oɡlu joas’a ɡoturun” dedi. Old-Testament-Leviticus-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ya da insan kirliliğine dokunursa, onu kirliliğiyle kirleten kirlilik ne olursa olsun ve bunun farkına varmazsa, onu bildiği zaman suçlu olacaktır.'\"\"\"|\"“ja da insan kirliliɡine dokunursaʔ onu kirliliɡijle kirleten kirlilik ne olursa olsun ve bunun farkina varmazsaʔ onu bildiɡi zaman sut͡ʃlu olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-078-069|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınağını yükseklikler gibi, sonsuza dek kurduğu yeryüzü gibi yaptı.|tapinaɡini jukseklikler ɡibiʔ sonsuza dek kurduɡu jerjuzu ɡibi japti. Old-Testament-Psalms-034-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi aradım ve bana yanıt verdi, ve beni tüm korkularımdan kurtardı.|jahve’ji aradim ve bana janit verdiʔ ve beni tum korkularimdan kurtardi. New-Testament-Acts-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Efes’e ulaştıklarında onlardan ayrıldı. Kendisi havraya girip Yahudiler ile tartıştı.|efes’e ulastiklarinda onlardan ajrildi. kendisi havraja ɡirip jahudiler ile tartisti. Old-Testament-2-Samuel-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz ey İsrael kızları, size narin kırmızıyla giydiren, giysilerinize altın süsler takan Saul için ağlayın.|siz ej israel kizlariʔ size narin kirmizijla ɡijdirenʔ ɡijsilerinize altin susler takan saul it͡ʃin aɡlajin. Old-Testament-Job-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece yedi gün yedi gece onunla birlikte yerde oturdular ve kimse ona tek bir söz söylemedi, çünkü kederinin çok büyük olduğunu gördüler.|bojlet͡ʃe jedi ɡun jedi ɡet͡ʃe onunla birlikte jerde oturdular ve kimse ona tek bir soz sojlemediʔ t͡ʃunku kederinin t͡ʃok bujuk olduɡunu ɡorduler. Old-Testament-Psalms-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tufan'da tahtına oturdu. Evet, Yahve sonsuza dek Kral olarak oturur.|jahve tufanʔda tahtina oturdu. evetʔ jahve sonsuza dek kral olarak oturur. Old-Testament-Deuteronomy-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey gökler, kulak verin, konuşayım. Ağzımın sözlerini yeryüzü duysun.|ej ɡoklerʔ kulak verinʔ konusajim. aɡzimin sozlerini jerjuzu dujsun. Old-Testament-Numbers-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Aron halkına kavuşacak; çünkü Meriva sularında sözüme karşı isyan ettiğiniz için İsrael'in çocuklarına verdiğim diyara girmeyecek.|“aron halkina kavusat͡ʃak; t͡ʃunku meriva sularinda sozume karsi isjan ettiɡiniz it͡ʃin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina verdiɡim dijara ɡirmejet͡ʃek. Old-Testament-Joshua-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar ülkeyi dolaştılar ve onu kentlere göre bir kitapta yedi pay olarak ayırdılar. Yeşu'nun yanına, Şilo'daki ordugâha geldiler.|adamlar ulkeji dolastilar ve onu kentlere ɡore bir kitapta jedi paj olarak ajirdilar. jesuʔnun janinaʔ siloʔdaki orduɡaha ɡeldiler. New-Testament-John-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz bedene göre yargıda bulunuyorsunuz. Ben kimseyi yargılamam.|siz bedene ɡore jarɡida bulunujorsunuz. ben kimseji jarɡilamam. Old-Testament-1-Kings-015-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı ve Yarovam'ın yolunda yürüdü; İsrael'e işlettiği günahının içinde yürüdü.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti ve jarovamʔin jolunda jurudu; israelʔe islettiɡi ɡunahinin it͡ʃinde jurudu. Old-Testament-Numbers-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeyi araştıranlardan Nun oğlu Yeşu ile Yefunne oğlu Kalev giysilerini yırttılar.|ulkeji arastiranlardan nun oɡlu jesu ile jefunne oɡlu kalev ɡijsilerini jirttilar. Old-Testament-1-Kings-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon Firavun'un kızıyla birlikte birçok yabancı kadını sevdi: Moavlı, Ammonlu, Edomlu, Saydalı ve Hititli kadınlar.|kral solomon firavunʔun kizijla birlikte birt͡ʃok jabant͡ʃi kadini sevdi moavliʔ ammonluʔ edomluʔ sajdali ve hititli kadinlar. Old-Testament-1-Samuel-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Üzerinizde hüküm sürecek olan kralın yolu şu olacak: Oğullarınızı alıp, savaş arabaları ve atlıları için onları hizmetkârları olarak atayacak; onlar da onun savaş arabalarının önünde koşacaklar.\"|\"\"\"uzerinizde hukum suret͡ʃek olan kralin jolu su olat͡ʃak oɡullarinizi alipʔ savas arabalari ve atlilari it͡ʃin onlari hizmetkarlari olarak atajat͡ʃak; onlar da onun savas arabalarinin onunde kosat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Genesis-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı büyük deniz canavarlarını ve suların içinde kaynaşan canlıları ve kanatlı her kuşu kendi türüne göre yarattı. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.|tanri bujuk deniz t͡ʃanavarlarini ve sularin it͡ʃinde kajnasan t͡ʃanlilari ve kanatli her kusu kendi turune ɡore jaratti. tanri bunun iji olduɡunu ɡordu. New-Testament-Acts-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisini kayışlarla bağladıklarında, Pavlus yanında duran yüzbaşıya, “Mahkûm edilmemiş bir Romalı’yı kamçılamak sizce yasal mıdır?” diye sordu.|kendisini kajislarla baɡladiklarindaʔ pavlus janinda duran juzbasijaʔ “mahkum edilmemis bir romali’ji kamt͡ʃilamak sizt͡ʃe jasal midir?” dije sordu. Old-Testament-Ezra-002-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün topluluk toplam kırk iki bin üç yüz altmış kişiydi,|butun topluluk toplam kirk iki bin ut͡ʃ juz altmis kisijdiʔ Old-Testament-2-Kings-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral ona, \"\"Sorunun ne?\"\" diye sordu. Kadın, \"\"Bu kadın bana, 'Oğlunu ver, bugün yiyelim, yarın da benim oğlumu yiyelim' dedi\"\" diye yanıtladı.\"|\"kral onaʔ \"\"sorunun ne?\"\" dije sordu. kadinʔ \"\"bu kadin banaʔ ʔoɡlunu verʔ buɡun jijelimʔ jarin da benim oɡlumu jijelimʔ dedi\"\" dije janitladi.\" Old-Testament-1-Samuel-030-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David ona, \"\"Beni bu akıncıların yanına indirir misin?\"\" dedi. Genç, \"\"Beni öldürmeyeceğine ve efendimin eline teslim etmeyeceğine dair Tanrı aracılığıyla ant iç, ben de seni bu birliğin yanına indireceğim\"\" dedi.\"|\"david onaʔ \"\"beni bu akint͡ʃilarin janina indirir misin?\"\" dedi. ɡent͡ʃʔ \"\"beni oldurmejet͡ʃeɡine ve efendimin eline teslim etmejet͡ʃeɡine dair tanri arat͡ʃiliɡijla ant it͡ʃʔ ben de seni bu birliɡin janina indiret͡ʃeɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimei'nin on altı oğlu ve altı kızı vardı; ama kardeşlerinin çok çocuğu yoktu ve bütün boyları Yahuda'nın çocukları gibi çoğalmadı.|simeiʔnin on alti oɡlu ve alti kizi vardi; ama kardeslerinin t͡ʃok t͡ʃot͡ʃuɡu joktu ve butun bojlari jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ɡibi t͡ʃoɡalmadi. Old-Testament-Isaiah-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben Yahve, onun koruyucusuyum. Her an onu sulayacağım. Kimse ona zarar vermesin diye, onu gece gündüz koruyacağım.|ben jahveʔ onun korujut͡ʃusujum. her an onu sulajat͡ʃaɡim. kimse ona zarar vermesin dijeʔ onu ɡet͡ʃe ɡunduz korujat͡ʃaɡim. Old-Testament-Joshua-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun üzerine bugüne kadar duran büyük bir taş yığını yığdılar. Yahve kızgın öfkesinden döndü. Bu nedenle o yerin adı bugüne dek “Akor Vadisi” olarak anıldı.|onun uzerine buɡune kadar duran bujuk bir tas jiɡini jiɡdilar. jahve kizɡin ofkesinden dondu. bu nedenle o jerin adi buɡune dek “akor vadisi” olarak anildi. New-Testament-1-Timothy-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer gecikirsem, Tanrı’nın evi içinde, yani gerçeğin direği ve temeli olan yaşayan Tanrı’nın kilisesinde nasıl davranmak gerektiğini bilesin diye yazıyorum.|ama eɡer ɡet͡ʃikirsemʔ tanri’nin evi it͡ʃindeʔ jani ɡert͡ʃeɡin direɡi ve temeli olan jasajan tanri’nin kilisesinde nasil davranmak ɡerektiɡini bilesin dije jazijorum. New-Testament-Luke-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size şunu söyleyeyim, Tanrı’nın Krallığı'nda tamamlanıncaya dek, ondan bir daha hiçbir şekilde yemeyeceğim.”|“size sunu sojlejejimʔ tanri’nin kralliɡiʔnda tamamlanint͡ʃaja dekʔ ondan bir daha hit͡ʃbir sekilde jemejet͡ʃeɡim.” Old-Testament-Ezekiel-042-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuya doğru avlunun duvarının kalınlığı içinde, ayrılmış yerin önünde ve yapının önünde odalar vardı.|doɡuja doɡru avlunun duvarinin kalinliɡi it͡ʃindeʔ ajrilmis jerin onunde ve japinin onunde odalar vardi. New-Testament-Ephesians-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sır öteki kuşaklara, insanoğullarına bildirilmemişti. Oysa şimdi Ruh aracılığıyla Mesih’in kutsal elçilerine ve peygamberlerine açıklandı.|bu sir oteki kusaklaraʔ insanoɡullarina bildirilmemisti. ojsa simdi ruh arat͡ʃiliɡijla mesih’in kutsal elt͡ʃilerine ve pejɡamberlerine at͡ʃiklandi. Old-Testament-Joshua-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Gezer'de yaşayan Kenanlılar'ı kovmadılar; ama Kenanlılar bugüne dek Efraim bölgesinde oturmaktadırlar ve angarya hizmetçisi oldular.|onlar ɡezerʔde jasajan kenanlilarʔi kovmadilar; ama kenanlilar buɡune dek efraim bolɡesinde oturmaktadirlar ve anɡarja hizmett͡ʃisi oldular. Old-Testament-Psalms-076-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız sensin korkulması gereken. Öfkelendiğinde kim karşında durabilir?|jalniz sensin korkulmasi ɡereken. ofkelendiɡinde kim karsinda durabilir? Old-Testament-Haggai-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün o zaman boyunca, biri yirmi ölçeklik bir yığına geldiğinde, on ölçeklik bir yığın olurdu. Biri şarap teknesinden elli kap çıkarmaya geldiğinde, yirmi kap şarap olurdu.|butun o zaman bojunt͡ʃaʔ biri jirmi olt͡ʃeklik bir jiɡina ɡeldiɡindeʔ on olt͡ʃeklik bir jiɡin olurdu. biri sarap teknesinden elli kap t͡ʃikarmaja ɡeldiɡindeʔ jirmi kap sarap olurdu. Old-Testament-Genesis-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve şöyle dedi: Kenan lanetlendi. Kardeşlerine hizmetkârlar hizmetkârı olacak.”|ve sojle dedi kenan lanetlendi. kardeslerine hizmetkarlar hizmetkari olat͡ʃak.” Old-Testament-Daniel-011-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonun vaktine kadar kendilerini arındırmak, temizlemek ve ağartmak için bilge olanlardan bazıları düşecek; çünkü daha belirlenen zamana kadardır.\"\"\"|\"sonun vaktine kadar kendilerini arindirmakʔ temizlemek ve aɡartmak it͡ʃin bilɡe olanlardan bazilari duset͡ʃek; t͡ʃunku daha belirlenen zamana kadardir.\"\"\" Old-Testament-Numbers-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Mısır diyarından çıkışlarının ikinci yılında, ikinci ayın birinci günü, Sina Çölü'nde, Buluşma Çadırı'nda Moşe'yle konuşup şöyle dedi:|jahveʔ misir dijarindan t͡ʃikislarinin ikint͡ʃi jilindaʔ ikint͡ʃi ajin birint͡ʃi ɡunuʔ sina t͡ʃoluʔndeʔ bulusma t͡ʃadiriʔnda moseʔjle konusup sojle dedi New-Testament-Matthew-005-038|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz.|‘ɡoze ɡozʔ dise dis’ dendiɡini dujdunuz. New-Testament-Acts-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gallio, Ahaya Valisi’yken, Yahudiler hep birlikte Pavlus’a karşı çıkıp onu yargı kürsüsüne çıkardılar.|ɡallioʔ ahaja valisi’jkenʔ jahudiler hep birlikte pavlus’a karsi t͡ʃikip onu jarɡi kursusune t͡ʃikardilar. Old-Testament-Esther-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Adar ayının on üçüncü günü yapıldı; ve on dördüncü gününde dinlendiler, ve onu ziyafet ve sevinç günü yaptılar.|buʔ adar ajinin on ut͡ʃunt͡ʃu ɡunu japildi; ve on dordunt͡ʃu ɡununde dinlendilerʔ ve onu zijafet ve sevint͡ʃ ɡunu japtilar. New-Testament-Matthew-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua onlara, “Korkmayın. Gidip kardeşlerime haber verin, Galile’ye gitmelerini söyleyin, beni orada görecekler” dedi.|sonra jesua onlaraʔ “korkmajin. ɡidip kardeslerime haber verinʔ ɡalile’je ɡitmelerini sojlejinʔ beni orada ɡoret͡ʃekler” dedi. Old-Testament-1-Samuel-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin oymağı ailelerine göre yaklaştırdı ve Matriler ailesi seçildi. Sonra Kiş oğlu Saul seçildi; ama onu aradılar, ama o bulunamadı.|benjamin ojmaɡi ailelerine ɡore jaklastirdi ve matriler ailesi set͡ʃildi. sonra kis oɡlu saul set͡ʃildi; ama onu aradilarʔ ama o bulunamadi. New-Testament-2-John-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba Tanrı’dan ve Baba’nın Oğlu Efendi Yeşua Mesih’ten gelen lütuf, merhamet ve esenlik gerçekte ve sevgide bizimle olacaktır.|baba tanri’dan ve baba’nin oɡlu efendi jesua mesih’ten ɡelen lutufʔ merhamet ve esenlik ɡert͡ʃekte ve sevɡide bizimle olat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul Yahve'ye sorduğunda Yahve ona rüyalarla, Urim'le ya da peygamberlerle yanıt vermedi.|saul jahveʔje sorduɡunda jahve ona rujalarlaʔ urimʔle ja da pejɡamberlerle janit vermedi. Old-Testament-Job-033-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözlerim yüreğimin doğruluğunu dile getirecek. Dudaklarımın bildiklerini içtenlikle söyleyecek.|sozlerim jureɡimin doɡruluɡunu dile ɡetiret͡ʃek. dudaklarimin bildiklerini it͡ʃtenlikle sojlejet͡ʃek. New-Testament-Mark-015-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri koşup bir süngeri sirkeyle doldurdu, bir kamışın ucuna takarak Yeşua’ya içirdi. “Durun bakalım, Eliya gelip O’nu aşağı indirecek mi?” dedi.|biri kosup bir sunɡeri sirkejle doldurduʔ bir kamisin ut͡ʃuna takarak jesua’ja it͡ʃirdi. “durun bakalimʔ elija ɡelip o’nu asaɡi indiret͡ʃek mi?” dedi. Old-Testament-Numbers-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıldığı günler boyunca, çekirdeklerinden kabuğuna kadar asmadan yapılan hiçbir şeyi yemeyecektir.|ajrildiɡi ɡunler bojunt͡ʃaʔ t͡ʃekirdeklerinden kabuɡuna kadar asmadan japilan hit͡ʃbir seji jemejet͡ʃektir. New-Testament-Mark-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınaktan ayrılırken öğrencilerinden biri O’na, “Öğretmenim, bak, ne biçim taşlar ve ne biçim binalar!” dedi.|tapinaktan ajrilirken oɡrent͡ʃilerinden biri o’naʔ “oɡretmenimʔ bakʔ ne bit͡ʃim taslar ve ne bit͡ʃim binalar!” dedi. Old-Testament-Psalms-051-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, ben suç içinde doğdum. Annem günah içinde bana hamile kaldı.|isteʔ ben sut͡ʃ it͡ʃinde doɡdum. annem ɡunah it͡ʃinde bana hamile kaldi. New-Testament-Luke-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beş kardeşim var, Lazar onlara tanıklık etsin ki, onlar da bu işkence yerine gelmesinler.’”|t͡ʃunku bes kardesim varʔ lazar onlara taniklik etsin kiʔ onlar da bu iskent͡ʃe jerine ɡelmesinler.’” Old-Testament-2-Samuel-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Beerotlu Rimmon'un oğulları Rekav ve kardeşi Baana'ya yanıt verip onlara şöyle dedi: \"\"Canımı her sıkıntıdan kurtaran yaşayan Yahve'nin hakkı için,\"|\"david beerotlu rimmonʔun oɡullari rekav ve kardesi baanaʔja janit verip onlara sojle dedi \"\"t͡ʃanimi her sikintidan kurtaran jasajan jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ\" Old-Testament-Jeremiah-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çocuklarınızı boşuna vurdum. Terbiyeyi kabul etmediler. Kendi kılıcın peygamberlerini yiyip bitirdi, yok edici bir aslan gibi.\"|\"\"\"t͡ʃot͡ʃuklarinizi bosuna vurdum. terbijeji kabul etmediler. kendi kilit͡ʃin pejɡamberlerini jijip bitirdiʔ jok edit͡ʃi bir aslan ɡibi.\" New-Testament-Luke-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara bir benzetme anlattı:|jesua onlara bir benzetme anlatti Old-Testament-Ezekiel-036-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi bütün kirliliğinizden kurtaracağım. Buğdayı çağıracağım ve onu çoğaltacağım, üzerinize kıtlık getirmeyeceğim.|sizi butun kirliliɡinizden kurtarat͡ʃaɡim. buɡdaji t͡ʃaɡirat͡ʃaɡim ve onu t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡimʔ uzerinize kitlik ɡetirmejet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Kings-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve İzebel için de söyleyip dedi: “İzebel’i Yizreel surları yanında köpekler yiyecek.|jahve izebel it͡ʃin de sojlejip dedi “izebel’i jizreel surlari janinda kopekler jijet͡ʃek. New-Testament-Acts-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus ayağa kalktı ve eliyle işaret ederek, “İsraelliler ve siz Tanrı’dan korkanlar, dinleyin” dedi.|pavlus ajaɡa kalkti ve elijle isaret ederekʔ “israelliler ve siz tanri’dan korkanlarʔ dinlejin” dedi. Old-Testament-Ecclesiastes-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı'ya ant içtiği için, \"\"Kralın buyruğunu tut!\"\" diyorum.\"|\"tanriʔja ant it͡ʃtiɡi it͡ʃinʔ \"\"kralin bujruɡunu tut!\"\" dijorum.\" Old-Testament-Genesis-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla konuşmasını bitirince, Tanrı Avraham’ın yanından yukarı çıktı.|onunla konusmasini bitirint͡ʃeʔ tanri avraham’in janindan jukari t͡ʃikti. New-Testament-John-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir rüzgârdan deniz kabardı.|bujuk bir ruzɡardan deniz kabardi. Old-Testament-Ezekiel-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar kurallarımı reddettiler, ilkelerimde yürümediler, Şabatlarımı lekelediler; çünkü yürekleri putlarının ardınca gidiyordu.|t͡ʃunku onlar kurallarimi reddettilerʔ ilkelerimde jurumedilerʔ sabatlarimi lekelediler; t͡ʃunku jurekleri putlarinin ardint͡ʃa ɡidijordu. Old-Testament-Joshua-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Size üzerinde emek vermediğiniz ülkeyi, bina etmediğiniz kentleri verdim ve siz onlarda yaşıyorsunuz. Kendi dikmediğiniz bağlardan, zeytinliklerden yiyorsunuz.'|size uzerinde emek vermediɡiniz ulkejiʔ bina etmediɡiniz kentleri verdim ve siz onlarda jasijorsunuz. kendi dikmediɡiniz baɡlardanʔ zejtinliklerden jijorsunuz.ʔ Old-Testament-Nehemiah-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Tanrım, Toviya ve Sanballat’ı bu işlerine göre hatırla, ayrıca beni korkutmak isteyen Peygamber Noadiya’yı ve diğer peygamberleri de.”|“ej tanrimʔ tovija ve sanballat’i bu islerine ɡore hatirlaʔ ajrit͡ʃa beni korkutmak istejen pejɡamber noadija’ji ve diɡer pejɡamberleri de.” Old-Testament-2-Samuel-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu dördü Gat'ta deve doğmuştu; David'in ve hizmetkârlarının eliyle düştüler.|bu dordu ɡatʔta deve doɡmustu; davidʔin ve hizmetkarlarinin elijle dustuler. Old-Testament-Isaiah-042-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'u yağma olarak, İsrael'i soygunculara kim verdi? Kendisine karşı günah işlediğimiz Yahve değil mi? Çünkü O'nun yollarında yürümediler, O'nun yasasına da itaatsizlik ettiler.|jakovʔu jaɡma olarakʔ israelʔi sojɡunt͡ʃulara kim verdi? kendisine karsi ɡunah islediɡimiz jahve deɡil mi? t͡ʃunku oʔnun jollarinda jurumedilerʔ oʔnun jasasina da itaatsizlik ettiler. Old-Testament-Leviticus-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye ateşle yapılan sunuları kendi elleriyle getirecek. Döş Yahve'nin önünde sallamalık sunu olarak sallanmak üzere, yağı döşle birlikte getirecek.|jahveʔje atesle japilan sunulari kendi ellerijle ɡetiret͡ʃek. dos jahveʔnin onunde sallamalik sunu olarak sallanmak uzereʔ jaɡi dosle birlikte ɡetiret͡ʃek. New-Testament-Acts-007-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Taşa tutarlarken Stefanos, “Efendi Yeşua, ruhumu al!” diye haykırdı.|tasa tutarlarken stefanosʔ “efendi jesuaʔ ruhumu al!” dije hajkirdi. Old-Testament-Judges-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları yine Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı; ve Yahve onları kırk yıl Filistliler'in eline teslim etti.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jine jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti; ve jahve onlari kirk jil filistlilerʔin eline teslim etti. Old-Testament-2-Chronicles-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Direkleri tapınağın önüne, birini sağ tarafa, öbürünü sol tarafa dikti; ve sağdakinin adını Yakin, soldakinin adını Boaz koydu.|direkleri tapinaɡin onuneʔ birini saɡ tarafaʔ oburunu sol tarafa dikti; ve saɡdakinin adini jakinʔ soldakinin adini boaz kojdu. Old-Testament-Exodus-030-027|und|SPEAKER_00_Turkish|sofrayı ve içindeki bütün eşyaları, şamdan ve takımlarını, buhur sunağını,|sofraji ve it͡ʃindeki butun esjalariʔ samdan ve takimlariniʔ buhur sunaɡiniʔ Old-Testament-Ruth-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Orakçıların başındaki hizmetçi, “Moav ülkesinden Naomi ile birlikte dönen Moavlı genç kadındır” diye yanıtladı.|orakt͡ʃilarin basindaki hizmett͡ʃiʔ “moav ulkesinden naomi ile birlikte donen moavli ɡent͡ʃ kadindir” dije janitladi. Old-Testament-Isaiah-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu çorak bir araziye çevireceğim. Budanmayacak ya da çapalanmayacak ama çalılar ve dikenler büyüyecek. Bulutlara da üzerine yağmur yağdırmamalarını buyuracağım.”|onu t͡ʃorak bir arazije t͡ʃeviret͡ʃeɡim. budanmajat͡ʃak ja da t͡ʃapalanmajat͡ʃak ama t͡ʃalilar ve dikenler bujujet͡ʃek. bulutlara da uzerine jaɡmur jaɡdirmamalarini bujurat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Leviticus-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kör, yaralı, sakat, siğilli, iltihaplı ya da yarası açık olanı Yahve'ye sunmayacaksınız; bunları sunak üzerinde Yahve'ye ateşle sunmayacaksınız.|korʔ jaraliʔ sakatʔ siɡilliʔ iltihapli ja da jarasi at͡ʃik olani jahveʔje sunmajat͡ʃaksiniz; bunlari sunak uzerinde jahveʔje atesle sunmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Joshua-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yosef'in çocukları Yeşu'ya şöyle dediler: \"\"Yahve bizi bugüne dek kutsadığından, madem kalabalık bir halkız, neden bana miras olarak yalnızca bir kura ve bir pay verdin?\"\"\"|\"josefʔin t͡ʃot͡ʃuklari jesuʔja sojle dediler \"\"jahve bizi buɡune dek kutsadiɡindanʔ madem kalabalik bir halkizʔ neden bana miras olarak jalnizt͡ʃa bir kura ve bir paj verdin?\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Avşalom Ahitofel'e, \"\"Öğüdünüzü verin, ne yapacağız\"\" dedi.\"|\"sonra avsalom ahitofelʔeʔ \"\"oɡudunuzu verinʔ ne japat͡ʃaɡiz\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yalan görüm görmedin mi, yalan falcılık söylemedin mi? Bununla da, ‘Yahve diyor’ diyorsun; ama ben söylemedim.\"\"'\"\"\"|\"jalan ɡorum ɡormedin miʔ jalan falt͡ʃilik sojlemedin mi? bununla daʔ ‘jahve dijor’ dijorsun; ama ben sojlemedim.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-048-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün sunu yirmi beş bine, yirmi beş bin kare olacak. Bunu kentin mülküyle birlikte kutsal sunu olarak sunacaksınız.\"\"\"|\"butun sunu jirmi bes bineʔ jirmi bes bin kare olat͡ʃak. bunu kentin mulkujle birlikte kutsal sunu olarak sunat͡ʃaksiniz.\"\"\" New-Testament-Galatians-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bilin ki, imandan olanlar Avraham’ın çocukları onlardır.|bu nedenle bilin kiʔ imandan olanlar avraham’in t͡ʃot͡ʃuklari onlardir. Old-Testament-Psalms-080-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece senden ayrılmayacağız. Canlandır bizi, biz de senin adını çağıralım.|bojlet͡ʃe senden ajrilmajat͡ʃaɡiz. t͡ʃanlandir biziʔ biz de senin adini t͡ʃaɡiralim. Old-Testament-Hosea-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklarını büyütseler bile, onları çocuklarından edeceğim, öyle ki kimse kalmayacak. Gerçekten, onlardan ayrıldığımda vay başlarına!|t͡ʃot͡ʃuklarini bujutseler bileʔ onlari t͡ʃot͡ʃuklarindan edet͡ʃeɡimʔ ojle ki kimse kalmajat͡ʃak. ɡert͡ʃektenʔ onlardan ajrildiɡimda vaj baslarina! New-Testament-Hebrews-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İman sayesinde karadan geçermiş gibi Kızıldeniz’den geçtiler. Mısırlılar aynı şeyi yapmaya kalkıştıklarında boğuldular.|iman sajesinde karadan ɡet͡ʃermis ɡibi kizildeniz’den ɡet͡ʃtiler. misirlilar ajni seji japmaja kalkistiklarinda boɡuldular. New-Testament-Mark-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse yeni şarabı eski şarap tulumlarına koymaz; yoksa şarap tulumları patlatır, şarap da tulumlar da mahvolur. Yeni şarabı ancak yeni şarap tulumlarına koyarlar”|hit͡ʃ kimse jeni sarabi eski sarap tulumlarina kojmaz; joksa sarap tulumlari patlatirʔ sarap da tulumlar da mahvolur. jeni sarabi ant͡ʃak jeni sarap tulumlarina kojarlar” New-Testament-2-Corinthians-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Mesih’in hizmetkârları mı? Kendinde olmayan biri gibi konuşuyorum. Ben daha üstünüm. Daha çok emek verdim, daha çok zindana girdim, ölçüsüz dayak yedim, sık sık ölümle yüz yüze geldim.|onlar mesih’in hizmetkarlari mi? kendinde olmajan biri ɡibi konusujorum. ben daha ustunum. daha t͡ʃok emek verdimʔ daha t͡ʃok zindana ɡirdimʔ olt͡ʃusuz dajak jedimʔ sik sik olumle juz juze ɡeldim. New-Testament-John-007-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Sen de mi Galilelisin? Araştır bak, Galile’den hiç peygamber çıkmaz” diye karşılık verdiler.|onaʔ “sen de mi ɡalilelisin? arastir bakʔ ɡalile’den hit͡ʃ pejɡamber t͡ʃikmaz” dije karsilik verdiler. New-Testament-Romans-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Mesih’i, kanıyla günahları bağışlatan ve iman yoluyla benimsenen kurban olarak gönderdi. Böylece adaletini gösterdi. Çünkü sabredip önceden işlenmiş günahları cezasız bıraktı.|tanri mesih’iʔ kanijla ɡunahlari baɡislatan ve iman jolujla benimsenen kurban olarak ɡonderdi. bojlet͡ʃe adaletini ɡosterdi. t͡ʃunku sabredip ont͡ʃeden islenmis ɡunahlari t͡ʃezasiz birakti. New-Testament-Galatians-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Şunu söylüyorum: Dört yüz otuz yıl sonra gelen Yasa, Tanrı tarafından önceden Mesih’te onaylanan antlaşmayı iptal etmez, vaadi hükümsüz kılmaz.|sunu sojlujorum dort juz otuz jil sonra ɡelen jasaʔ tanri tarafindan ont͡ʃeden mesih’te onajlanan antlasmaji iptal etmezʔ vaadi hukumsuz kilmaz. Old-Testament-Proverbs-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşunun evinde ayağın seyrek bulunsun, yoksa bıkar ve senden nefret eder.|komsunun evinde ajaɡin sejrek bulunsunʔ joksa bikar ve senden nefret eder. Old-Testament-Genesis-041-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun, Yosef’e, “Bir düş gördüm” dedi, “Onu yorumlayacak kimse yok. Senin duyduğun düşleri yorumlayabildiğinin söylendiğini duydum.”|firavunʔ josef’eʔ “bir dus ɡordum” dediʔ “onu jorumlajat͡ʃak kimse jok. senin dujduɡun dusleri jorumlajabildiɡinin sojlendiɡini dujdum.” Old-Testament-Leviticus-026-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Issız kaldığı sürece, siz onun üzerinde yaşarken Şabat'larınızda sahip olmadığı dinlenmeye sahip olacak.'\"\"\"|\"issiz kaldiɡi suret͡ʃeʔ siz onun uzerinde jasarken sabatʔlarinizda sahip olmadiɡi dinlenmeje sahip olat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Daniel-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların arasında Yahuda'nın çocuklarından Daniel, Hananya, Mişael ve Azarya da vardı.|onlarin arasinda jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindan danielʔ hananjaʔ misael ve azarja da vardi. New-Testament-Acts-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Hananya adında bir adam, karısı Safira’yla birlikte bir mülk sattı.|ant͡ʃak hananja adinda bir adamʔ karisi safira’jla birlikte bir mulk satti. Old-Testament-Judges-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine bütün İsrael'in çocukları çıktılar ve Gilad ülkesiyle Dan'dan Beerşeva'ya kadar topluluk bir adammış gibi Mispa'da Yahve'nin önünde toplandı.|bunun uzerine butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari t͡ʃiktilar ve ɡilad ulkesijle danʔdan beersevaʔja kadar topluluk bir adammis ɡibi mispaʔda jahveʔnin onunde toplandi. Old-Testament-Hosea-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya onun buzağı putunu atsın! Öfkem onlara karşı alevlendi! Ne zamana dek temizliğe erişemeyecekler?|samarija onun buzaɡi putunu atsin! ofkem onlara karsi alevlendi! ne zamana dek temizliɡe erisemejet͡ʃekler? New-Testament-Colossians-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın gazabı bu şeyler yüzünden itaatsizlik çocukları üzerine geliyor.|tanri’nin ɡazabi bu sejler juzunden itaatsizlik t͡ʃot͡ʃuklari uzerine ɡelijor. Old-Testament-Numbers-007-040|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu için bir teke;|ɡunah sunusu it͡ʃin bir teke; Old-Testament-Judges-009-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün halk kıra çıktı; Avimelek'e de söylediler.|ertesi ɡun halk kira t͡ʃikti; avimelekʔe de sojlediler. Old-Testament-Psalms-135-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağızları var ama konuşmazlar. Gözleri var ama görmezler.|aɡizlari var ama konusmazlar. ɡozleri var ama ɡormezler. New-Testament-Mark-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler O’nun bu sözlerine şaşırdılar. Ama Yeşua yine, “Çocuklar, zenginliğe güvenenlerin Tanrı Krallığı'na girmesi ne kadar güçtür!|oɡrent͡ʃiler o’nun bu sozlerine sasirdilar. ama jesua jineʔ “t͡ʃot͡ʃuklarʔ zenɡinliɡe ɡuvenenlerin tanri kralliɡiʔna ɡirmesi ne kadar ɡut͡ʃtur! Old-Testament-Psalms-108-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, göklerin üstünde yücel! Görkemin tüm yeryüzünü kaplasın.|ej tanriʔ ɡoklerin ustunde jut͡ʃel! ɡorkemin tum jerjuzunu kaplasin. Old-Testament-1-Kings-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael'in Tanrısı Yahve diyor ki, ‘Yahve yeryüzüne yağmur göndereceği güne dek un küpü tükenmeyecek, yağ testisi eksilmeyecek.’”|t͡ʃunku israelʔin tanrisi jahve dijor kiʔ ‘jahve jerjuzune jaɡmur ɡonderet͡ʃeɡi ɡune dek un kupu tukenmejet͡ʃekʔ jaɡ testisi eksilmejet͡ʃek.’” Old-Testament-Job-029-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şöyle derdim, 'Kendi evimde öleceğim, günlerimi kum gibi sayacağım.|o zaman sojle derdimʔ ʔkendi evimde olet͡ʃeɡimʔ ɡunlerimi kum ɡibi sajat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Chronicles-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Heman'dan, Heman'ın oğulları: Bukkiya, Mattanya, Uzziel, Şevuel, Yerimot, Hananya, Hanani, Eliyata, Giddalti, Romamti Ezer, Yoşvekaşah, Malloti, Hotir ve Mahaziot.|hemanʔdanʔ hemanʔin oɡullari bukkijaʔ mattanjaʔ uzzielʔ sevuelʔ jerimotʔ hananjaʔ hananiʔ elijataʔ ɡiddaltiʔ romamti ezerʔ josvekasahʔ mallotiʔ hotir ve mahaziot. New-Testament-Mark-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İman edip vaftiz olan kurtulacak; ama iman etmeyen hüküm giyecek.|iman edip vaftiz olan kurtulat͡ʃak; ama iman etmejen hukum ɡijet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-016-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Eleazar, yakılan adamların sunduğu tunç buhurdanları aldı;|kahin eleazarʔ jakilan adamlarin sunduɡu tunt͡ʃ buhurdanlari aldi; Old-Testament-Exodus-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yahve'ye dönüp şöyle dedi, \"\"Ey Efendi, neden bu halkın başına dert açtın? Beni neden gönderdin?\"|\"mose jahveʔje donup sojle dediʔ \"\"ej efendiʔ neden bu halkin basina dert at͡ʃtin? beni neden ɡonderdin?\" New-Testament-Luke-022-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon Yeşua’ya, “Efendimiz, seninle birlikte zindana da, ölüme de hazırım” dedi.|simon jesua’jaʔ “efendimizʔ seninle birlikte zindana daʔ olume de hazirim” dedi. New-Testament-Luke-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Başınızdaki saçlardan bir tel bile yok olmayacaktır.”|basinizdaki sat͡ʃlardan bir tel bile jok olmajat͡ʃaktir.” Old-Testament-Exodus-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve çok kuvvetli bir batı rüzgârı göndererek çekirgeleri alıp Kızıldeniz'e sürdü. Mısır'ın bütün sınırlarında tek bir çekirge kalmadı.|jahve t͡ʃok kuvvetli bir bati ruzɡari ɡondererek t͡ʃekirɡeleri alip kizildenizʔe surdu. misirʔin butun sinirlarinda tek bir t͡ʃekirɡe kalmadi. Old-Testament-2-Kings-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav'ın ölümünden sonra Moav İsrael'e karşı başkaldırdı.|ahavʔin olumunden sonra moav israelʔe karsi baskaldirdi. Old-Testament-Psalms-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasımı benim için raksa çevirdin. Çulumu çıkardın ve bana sevinç giydirdin,|jasimi benim it͡ʃin raksa t͡ʃevirdin. t͡ʃulumu t͡ʃikardin ve bana sevint͡ʃ ɡijdirdinʔ New-Testament-1-Corinthians-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyayla birlikte mahkûm olmayalım diye Efendi tarafından yargılanıp yola getiriliyoruz.|dunjajla birlikte mahkum olmajalim dije efendi tarafindan jarɡilanip jola ɡetirilijoruz. Old-Testament-Job-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|sen çağırırdın, ben de sana yanıt verirdim. Ellerinin işini isterdin.|sen t͡ʃaɡirirdinʔ ben de sana janit verirdim. ellerinin isini isterdin. Old-Testament-Numbers-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav bu halktan çok korkuyordu, çünkü çoktular. Moav, İsrael'in çocukları yüzünden sıkıntı çekiyordu.|moav bu halktan t͡ʃok korkujorduʔ t͡ʃunku t͡ʃoktular. moavʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari juzunden sikinti t͡ʃekijordu. Old-Testament-Job-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Her canlının yaşamı, bütün insanların soluğu O'nun elindedir.|her t͡ʃanlinin jasamiʔ butun insanlarin soluɡu oʔnun elindedir. New-Testament-Luke-012-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi şöyle dedi: “O halde efendinin, ev halkına zamanında yiyecek vermesi için başlarına atadığı sadık ve bilge kâhya kimdir?|efendi sojle dedi “o halde efendininʔ ev halkina zamaninda jijet͡ʃek vermesi it͡ʃin baslarina atadiɡi sadik ve bilɡe kahja kimdir? New-Testament-Acts-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam yollarını bana bildirdin. Varlığınla beni sevinçle dolduracaksın.’|jasam jollarini bana bildirdin. varliɡinla beni sevint͡ʃle doldurat͡ʃaksin.’ Old-Testament-Exodus-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|üçüncü sırada gök yakut, agat, ametist;|ut͡ʃunt͡ʃu sirada ɡok jakutʔ aɡatʔ ametist; Old-Testament-Ezekiel-042-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölçü kamışıyla doğu tarafını ölçtü, her yanı ölçü kamışıyla beş yüz kamış.|olt͡ʃu kamisijla doɡu tarafini olt͡ʃtuʔ her jani olt͡ʃu kamisijla bes juz kamis. Old-Testament-2-Chronicles-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Levililer, her biri elinde silahlarıyla kralı kuşatacaklar. Eve kim girerse öldürülsün. Kral girdiğinde ve çıktığında onunla birlikte olun.\"\"\"|\"levililerʔ her biri elinde silahlarijla krali kusatat͡ʃaklar. eve kim ɡirerse oldurulsun. kral ɡirdiɡinde ve t͡ʃiktiɡinda onunla birlikte olun.\"\"\" New-Testament-Romans-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|akılsızların eğitmeni, çocukların öğretmeni olduğuna inanmışsın.|akilsizlarin eɡitmeniʔ t͡ʃot͡ʃuklarin oɡretmeni olduɡuna inanmissin. Old-Testament-Proverbs-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şarap alaycı, içki kavgacıdır. Onlar tarafından baştan çıkarılan bilge değildir.|sarap alajt͡ʃiʔ it͡ʃki kavɡat͡ʃidir. onlar tarafindan bastan t͡ʃikarilan bilɡe deɡildir. Old-Testament-Psalms-037-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrısı’nın yasası yüreğindedir. Adımlarından hiçbiri kaymaz.|tanrisi’nin jasasi jureɡindedir. adimlarindan hit͡ʃbiri kajmaz. Old-Testament-Numbers-032-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe oğlu Makir'in çocukları Gilad'a giderek orayı aldılar ve orada yaşayan Amorlular'ın mülklerinden ettiler.|manasse oɡlu makirʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡiladʔa ɡiderek oraji aldilar ve orada jasajan amorlularʔin mulklerinden ettiler. Old-Testament-Genesis-041-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Yosef'e, “Ben Firavun'um” dedi. “Mısır diyarında sensiz hiç kimse elini ve ayağını kaldırmayacak.”|firavun josefʔeʔ “ben firavunʔum” dedi. “misir dijarinda sensiz hit͡ʃ kimse elini ve ajaɡini kaldirmajat͡ʃak.” Old-Testament-Isaiah-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi, Yakov içine bir söz gönderdi, ve İsrael'in üzerine indi.|efendiʔ jakov it͡ʃine bir soz ɡonderdiʔ ve israelʔin uzerine indi. Old-Testament-Jeremiah-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve şöyle diyor: ‘Yahve'nin evinin avlusunda dur ve Yahve'nin evinde tapınmak için gelen bütün Yahuda kentlerine, onlara söylemeni buyurduğum bütün sözleri söyle. Tek söz eksiltme.|“jahve sojle dijor ‘jahveʔnin evinin avlusunda dur ve jahveʔnin evinde tapinmak it͡ʃin ɡelen butun jahuda kentlerineʔ onlara sojlemeni bujurduɡum butun sozleri sojle. tek soz eksiltme. Old-Testament-1-Samuel-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadınlar oynarken birbirlerine ezgi söylüyorlardı ve şöyle diyorlardı, “Saul binlerini öldürdü, David de on binlerini.”|kadinlar ojnarken birbirlerine ezɡi sojlujorlardi ve sojle dijorlardiʔ “saul binlerini oldurduʔ david de on binlerini.” Old-Testament-Job-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücünü açlık bitirecek. Felaket onun yanında hazır bulunacak.|ɡut͡ʃunu at͡ʃlik bitiret͡ʃek. felaket onun janinda hazir bulunat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası David'in yapmış olduğu her şeye göre, Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı.|babasi davidʔin japmis olduɡu her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti. New-Testament-Acts-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O size, senin ve tüm ev halkının kurtuluş bulacağı sözler söyleyecek’ diye bildirmiş.|o sizeʔ senin ve tum ev halkinin kurtulus bulat͡ʃaɡi sozler sojlejet͡ʃek’ dije bildirmis. New-Testament-Revelation-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bak, Şeytan’ın havrasından olanları, Yahudi olmadıkları halde Yahudi olduklarını söyleyen yalancıları ne yapacağımı gör! Onları önüne getirip ayaklarına kapandıracağım ve seni sevdiğimi anlamalarını sağlayacağım.|bakʔ sejtan’in havrasindan olanlariʔ jahudi olmadiklari halde jahudi olduklarini sojlejen jalant͡ʃilari ne japat͡ʃaɡimi ɡor! onlari onune ɡetirip ajaklarina kapandirat͡ʃaɡim ve seni sevdiɡimi anlamalarini saɡlajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Micah-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyücülüğü elinden yok edeceğim. Falcıların olmayacak.|bujut͡ʃuluɡu elinden jok edet͡ʃeɡim. falt͡ʃilarin olmajat͡ʃak. New-Testament-John-011-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yeşua artık Yahudiler arasında açıktan dolaşamaz oldu. Oradan çöle yakın bir yere, Efraim adlı kente gitti. Öğrencileriyle birlikte orada kaldı.|bu nedenle jesua artik jahudiler arasinda at͡ʃiktan dolasamaz oldu. oradan t͡ʃole jakin bir jereʔ efraim adli kente ɡitti. oɡrent͡ʃilerijle birlikte orada kaldi. New-Testament-Luke-001-071|und|SPEAKER_00_Turkish|bizden nefret eden herkesin elinden kurtuluşumuzu sağladı.|bizden nefret eden herkesin elinden kurtulusumuzu saɡladi. Old-Testament-Psalms-091-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen yalnız gözlerinle bakacak, kötülerin cezasını göreceksin.|sen jalniz ɡozlerinle bakat͡ʃakʔ kotulerin t͡ʃezasini ɡoret͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-031-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov yakınlarına, “Taş toplayın” dedi. Taşları alıp bir yığın yaptılar. Orada yığının yanında yemek yediler.|jakov jakinlarinaʔ “tas toplajin” dedi. taslari alip bir jiɡin japtilar. orada jiɡinin janinda jemek jediler. Old-Testament-Jeremiah-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Peygamber Hananya, Peygamber Yeremya'nın boynundaki boyunduruğu alıp kırdı.|o zaman pejɡamber hananjaʔ pejɡamber jeremjaʔnin bojnundaki bojunduruɡu alip kirdi. Old-Testament-1-Chronicles-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedutun oğlu, Galal oğlu Şemaya oğlu, Ovadya; ve Netofalılar'ın köylerinde yaşayan Elkana oğlu, Asa oğlu Berekya.|jedutun oɡluʔ ɡalal oɡlu semaja oɡluʔ ovadja; ve netofalilarʔin kojlerinde jasajan elkana oɡluʔ asa oɡlu berekja. New-Testament-Acts-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeşler, Yeşua’yı tutuklayanlara yol gösteren Yahuda hakkında Kutsal Ruh’un David’in ağzıyla önceden söylemiş olduğu şu Kutsal Yazı’nın yerine gelmesi gerekiyordu.|“kardeslerʔ jesua’ji tutuklajanlara jol ɡosteren jahuda hakkinda kutsal ruh’un david’in aɡzijla ont͡ʃeden sojlemis olduɡu su kutsal jazi’nin jerine ɡelmesi ɡerekijordu. Old-Testament-Deuteronomy-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana yanıt verip dediniz: \"\"Söylemiş olduğun şeyin yapılması iyidir.\"\"\"|\"bana janit verip dediniz \"\"sojlemis olduɡun sejin japilmasi ijidir.\"\"\" New-Testament-Revelation-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci yaratık aslana, ikinci yaratık danaya, üçüncü yaratığın yüzü insana, dördüncü yaratık da uçan kartala benziyordu.|birint͡ʃi jaratik aslanaʔ ikint͡ʃi jaratik danajaʔ ut͡ʃunt͡ʃu jaratiɡin juzu insanaʔ dordunt͡ʃu jaratik da ut͡ʃan kartala benzijordu. Old-Testament-Job-021-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Vadinin toprakları ona tatlı gelecek. Ondan önce sayısız olanlar gibi, bütün insanlar onun ardınca sürüklenecek.|vadinin topraklari ona tatli ɡelet͡ʃek. ondan ont͡ʃe sajisiz olanlar ɡibiʔ butun insanlar onun ardint͡ʃa suruklenet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-039-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef Mısır'a getirildi. Firavun'un bir memuru, muhafız birliği komutanı, Mısırlı Potifar, onu oraya getiren İşmaelliler’in elinden satın aldı.|josef misirʔa ɡetirildi. firavunʔun bir memuruʔ muhafiz birliɡi komutaniʔ misirli potifarʔ onu oraja ɡetiren ismaelliler’in elinden satin aldi. Old-Testament-Amos-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları kendi ülkelerine dikeceğim, Ve kendilerine verdiğim topraklardan bir daha sökülmeyecekler.” diyor senin Tanrın Yahve.|onlari kendi ulkelerine diket͡ʃeɡimʔ ve kendilerine verdiɡim topraklardan bir daha sokulmejet͡ʃekler.” dijor senin tanrin jahve. Old-Testament-1-Kings-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Taanak ve Megiddo'da ve Yizreel'in altında, Zerathan'ın yanında bulunan bütün Beyt Şean, Beyt Şean'dan Avel Meholah'a, Yokmeam'ın ötesine kadar Ahilud oğlu Baana;|taanak ve meɡiddoʔda ve jizreelʔin altindaʔ zerathanʔin janinda bulunan butun bejt seanʔ bejt seanʔdan avel meholahʔaʔ jokmeamʔin otesine kadar ahilud oɡlu baana; New-Testament-2-Timothy-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca, spor yarışmasında yarışan biri, kurallara göre yarışmadıkça taç giyemez.|ajrit͡ʃaʔ spor jarismasinda jarisan biriʔ kurallara ɡore jarismadikt͡ʃa tat͡ʃ ɡijemez. Old-Testament-Isaiah-059-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağlarından giysi olmayacak, kendilerini işleriyle örtmeyecekler. Onların işleri kötülük işleridir zorbalık eylemleri de onların ellerindedir.|aɡlarindan ɡijsi olmajat͡ʃakʔ kendilerini islerijle ortmejet͡ʃekler. onlarin isleri kotuluk isleridir zorbalik ejlemleri de onlarin ellerindedir. Old-Testament-Nehemiah-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Benim gibi bir adam kaçar mı?\"\" dedim. \"\"Kim benim yerimde olur da hayatını kurtarayım diye tapınağa girer? Girmeyeceğim\"\".\"|\"\"\"benim ɡibi bir adam kat͡ʃar mi?\"\" dedim. \"\"kim benim jerimde olur da hajatini kurtarajim dije tapinaɡa ɡirer? ɡirmejet͡ʃeɡim\"\".\" New-Testament-Matthew-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün peygamberler ve Yasa, Yuhanna’ya dek peygamberlik etti.|t͡ʃunku butun pejɡamberler ve jasaʔ juhanna’ja dek pejɡamberlik etti. Old-Testament-Ezekiel-041-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin çevresinde yükseltilmiş bir taban olduğunu da gördüm. Yan odaların temelleri altı büyük arşınlık tam bir kamıştı.|evin t͡ʃevresinde jukseltilmis bir taban olduɡunu da ɡordum. jan odalarin temelleri alti bujuk arsinlik tam bir kamisti. New-Testament-1-John-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun buyruklarını tutan O’nda kalır, O da o kişide. O’nun bizde kaldığını bize verdiği Ruh’tan biliriz.|o’nun bujruklarini tutan o’nda kalirʔ o da o kiside. o’nun bizde kaldiɡini bize verdiɡi ruh’tan biliriz. New-Testament-1-Timothy-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca, kilisenin dışındakiler tarafından da iyi biri olarak tanınmalıdır. Öyle ki, ayıplanacak bir duruma ve İblis’in tuzağına düşmesin.|ajrit͡ʃaʔ kilisenin disindakiler tarafindan da iji biri olarak taninmalidir. ojle kiʔ ajiplanat͡ʃak bir duruma ve iblis’in tuzaɡina dusmesin. New-Testament-Hebrews-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Görünüm o kadar korkunçtu ki, Moşe, “Korkuyorum ve titriyorum” dedi.|ɡorunum o kadar korkunt͡ʃtu kiʔ moseʔ “korkujorum ve titrijorum” dedi. Old-Testament-Proverbs-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Değerli bir kadını kim bulabilir? Onun değeri yakutların çok üstündedir.|deɡerli bir kadini kim bulabilir? onun deɡeri jakutlarin t͡ʃok ustundedir. Old-Testament-Joel-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve ülkesi için kıskanç oldu ve halkına acıdı.|o zaman jahve ulkesi it͡ʃin kiskant͡ʃ oldu ve halkina at͡ʃidi. New-Testament-Matthew-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle korkmayın. Siz birçok serçeden daha değerlisiniz.|bu nedenle korkmajin. siz birt͡ʃok sert͡ʃeden daha deɡerlisiniz. Old-Testament-Jeremiah-034-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ancak, ey Yahuda Kralı Sidkiya, Yahve'nin sözünü dinle. Yahve senin için şöyle diyor: ‘Kılıçla ölmeyeceksin.|“ant͡ʃakʔ ej jahuda krali sidkijaʔ jahveʔnin sozunu dinle. jahve senin it͡ʃin sojle dijor ‘kilit͡ʃla olmejet͡ʃeksin. Old-Testament-1-Samuel-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhin David'e yanıt verip, \"\"Benim olağan ekmeğim yok, ancak kutsal ekmek var; keşke gençler kadından uzak dursalardı\"\" dedi.\"|\"kahin davidʔe janit veripʔ \"\"benim olaɡan ekmeɡim jokʔ ant͡ʃak kutsal ekmek var; keske ɡent͡ʃler kadindan uzak dursalardi\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onun için aranızdan yetkili kişiler benimle birlikte insinler, eğer adamda bir suç varsa, onu suçlasınlar” dedi.|“onun it͡ʃin aranizdan jetkili kisiler benimle birlikte insinlerʔ eɡer adamda bir sut͡ʃ varsaʔ onu sut͡ʃlasinlar” dedi. Old-Testament-1-Samuel-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eli'nin oğulları kötü adamlardı. Yahve'yi bilmiyorlardı.|eliʔnin oɡullari kotu adamlardi. jahveʔji bilmijorlardi. New-Testament-Acts-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan yelken açıp ertesi gün Sakız Adası’nın karşısına geldik. Daha ertesi gün Samos’u geçip Troglium'da kaldık, sonraki gün de Milet’e ulaştık.|oradan jelken at͡ʃip ertesi ɡun sakiz adasi’nin karsisina ɡeldik. daha ertesi ɡun samos’u ɡet͡ʃip troɡliumʔda kaldikʔ sonraki ɡun de milet’e ulastik. Old-Testament-1-Samuel-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve'nin sözü Samuel'e geldi ve şöyle dedi,|bunun uzerine jahveʔnin sozu samuelʔe ɡeldi ve sojle dediʔ Old-Testament-Nehemiah-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Hoşea, Hananya, Hasşuv,|hoseaʔ hananjaʔ hassuvʔ Old-Testament-Job-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukları çoğalırsa, kılıç içindir. Soyundan gelenler ekmekle doymayacaklar.|t͡ʃot͡ʃuklari t͡ʃoɡalirsaʔ kilit͡ʃ it͡ʃindir. sojundan ɡelenler ekmekle dojmajat͡ʃaklar. Old-Testament-Isaiah-049-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, seni avuçlarıma kazıdım. Duvarların sürekli karşımda.|isteʔ seni avut͡ʃlarima kazidim. duvarlarin surekli karsimda. Old-Testament-1-Samuel-017-049|und|SPEAKER_00_Turkish|David elini torbasına koydu, bir taş alıp fırlattı ve Filistli'nin alnına vurdu. Taş alnına saplandı ve yüzüstü yere düştü.|david elini torbasina kojduʔ bir tas alip firlatti ve filistliʔnin alnina vurdu. tas alnina saplandi ve juzustu jere dustu. Old-Testament-Jeremiah-051-051|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ayıplamalar işittiğimiz için utandık. Yüzümüz şaşkınlıkla örtüldü, çünkü yabancılar Yahve'nin evinin kutsal yerlerine girdi.”|“ajiplamalar isittiɡimiz it͡ʃin utandik. juzumuz saskinlikla ortulduʔ t͡ʃunku jabant͡ʃilar jahveʔnin evinin kutsal jerlerine ɡirdi.” Old-Testament-Amos-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Moav’ın üzerine ateş göndereceğim, ve Keriyot'un saraylarını yiyip bitirecek; ve Moav kargaşayla, bağırışlarla ve boru sesiyle ölecek.|ama moav’in uzerine ates ɡonderet͡ʃeɡimʔ ve kerijotʔun sarajlarini jijip bitiret͡ʃek; ve moav karɡasajlaʔ baɡirislarla ve boru sesijle olet͡ʃek. Old-Testament-Exodus-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ayrıca ona, \"\"Şimdi elini abanın içine koy\"\" dedi. Elini abasının içine soktu ve onu çıkardığında, işte, eli kar gibi beyaz cüzamlıydı.\"|\"jahve ajrit͡ʃa onaʔ \"\"simdi elini abanin it͡ʃine koj\"\" dedi. elini abasinin it͡ʃine soktu ve onu t͡ʃikardiɡindaʔ isteʔ eli kar ɡibi bejaz t͡ʃuzamlijdi.\" Old-Testament-Ecclesiastes-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bunun tümünü araştırmak için hepsini yüreğime koydum: Doğrular, bilgeler ve onların işleri Tanrı'nın elindedir; sevgi mi, nefret mi, insan bunu bilmez; hepsi onların önündedir.|t͡ʃunku bunun tumunu arastirmak it͡ʃin hepsini jureɡime kojdum doɡrularʔ bilɡeler ve onlarin isleri tanriʔnin elindedir; sevɡi miʔ nefret miʔ insan bunu bilmez; hepsi onlarin onundedir. Old-Testament-2-Chronicles-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Amatsya dinlemek istemedi; çünkü bu, onları düşmanlarının eline teslim etmek için Tanrı'dandı; çünkü Edom'un ilâhlarını aramışlardı.|ama amatsja dinlemek istemedi; t͡ʃunku buʔ onlari dusmanlarinin eline teslim etmek it͡ʃin tanriʔdandi; t͡ʃunku edomʔun ilahlarini aramislardi. New-Testament-Matthew-014-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Karşıya geçtiklerinde Ginnesar diyarına geldiler.|karsija ɡet͡ʃtiklerinde ɡinnesar dijarina ɡeldiler. Old-Testament-Psalms-086-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Efendi Tanrım, bütün yüreğimle seni öveceğim. Adını daima yücelteceğim.|ej efendi tanrimʔ butun jureɡimle seni ovet͡ʃeɡim. adini daima jut͡ʃeltet͡ʃeɡim. Old-Testament-Numbers-007-052|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu olarak bir teke;|ɡunah sunusu olarak bir teke; Old-Testament-Ezekiel-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: “İşte, ben kendim koyunlarımı arayıp soruşturacağım.\"|\"\"\"ʔt͡ʃunku efendi jahve sojle dijor “isteʔ ben kendim kojunlarimi arajip sorusturat͡ʃaɡim.\" New-Testament-1-Corinthians-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur.|eɡer mesih dirilmemisseʔ bildirimiz de imaniniz da bostur. Old-Testament-Daniel-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Daniel şöyle yanıt verdi, \"\"Tanrı'nın adı daima ve hep yücelsin; çünkü bilgelik ve güç O'nundur.\"|\"daniel sojle janit verdiʔ \"\"tanriʔnin adi daima ve hep jut͡ʃelsin; t͡ʃunku bilɡelik ve ɡut͡ʃ oʔnundur.\" New-Testament-John-012-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni reddedip sözlerimi kabul etmeyeni yargılayacak olan biri vardır. O kişiyi son günde yargılayacak olan söylediğim sözdür.|beni reddedip sozlerimi kabul etmejeni jarɡilajat͡ʃak olan biri vardir. o kisiji son ɡunde jarɡilajat͡ʃak olan sojlediɡim sozdur. Old-Testament-Numbers-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizinle birlikte duracak adamların adları şunlardır: Ruven'den: Şedeur oğlu Elizur.|sizinle birlikte durat͡ʃak adamlarin adlari sunlardir ruvenʔden sedeur oɡlu elizur. New-Testament-Acts-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Teofilos, ilk kitapta, Yeşua’nın yapmaya ve öğretmeye başladığı,|ej teofilosʔ ilk kitaptaʔ jesua’nin japmaja ve oɡretmeje basladiɡiʔ New-Testament-Philippians-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de sıkıntılarıma ortak olmakla iyi ettiniz.|jine de sikintilarima ortak olmakla iji ettiniz. Old-Testament-Psalms-090-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü senin öfkenle tükeniriz. Gazabınla şaşkına döneriz.|t͡ʃunku senin ofkenle tukeniriz. ɡazabinla saskina doneriz. Old-Testament-Deuteronomy-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve seni mülk edinmek için gitmekte olduğun ülkeye getirdiğinde, bereketi Gerizim Dağı üzerine, laneti ise Eval Dağı üzerine koyacaksın.|tanrin jahve seni mulk edinmek it͡ʃin ɡitmekte olduɡun ulkeje ɡetirdiɡindeʔ bereketi ɡerizim daɡi uzerineʔ laneti ise eval daɡi uzerine kojat͡ʃaksin. New-Testament-John-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine, orada duran ve bunu duyan kalabalık, “Gök gürledi” dedi. Diğerleri, “O’nunla bir melek konuştu” dedi.|bunun uzerineʔ orada duran ve bunu dujan kalabalikʔ “ɡok ɡurledi” dedi. diɡerleriʔ “o’nunla bir melek konustu” dedi. Old-Testament-Ezekiel-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim üzmediğim doğru insanın yüreğini mademki yalanlarla siz kederlendirdiniz, hayatını kurtarmak için kötü yolundan dönmesin diye kötü kişinin ellerini güçlendirdiniz.|benim uzmediɡim doɡru insanin jureɡini mademki jalanlarla siz kederlendirdinizʔ hajatini kurtarmak it͡ʃin kotu jolundan donmesin dije kotu kisinin ellerini ɡut͡ʃlendirdiniz. Old-Testament-Psalms-035-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Haklı davamı destekleyenler, sevinçle haykırıp coşsunlar. Sürekli şöyle desinler: “Hizmetkârının bolluk içinde olmasından hoşlanan Yahve yücelsin!”|hakli davami desteklejenlerʔ sevint͡ʃle hajkirip t͡ʃossunlar. surekli sojle desinler “hizmetkarinin bolluk it͡ʃinde olmasindan hoslanan jahve jut͡ʃelsin!” Old-Testament-Numbers-007-089|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Yahve'yle konuşmak için Buluşma Çadırı'na girdiğinde, Levha Sandığı'nın üzerindeki Merhamet Örtüsü'nün üzerinden, iki keruvun arasından, kendisiyle konuşan O'nun sesini duydu; ve O'nunla konuştu.|moseʔ jahveʔjle konusmak it͡ʃin bulusma t͡ʃadiriʔna ɡirdiɡindeʔ levha sandiɡiʔnin uzerindeki merhamet ortusuʔnun uzerindenʔ iki keruvun arasindanʔ kendisijle konusan oʔnun sesini dujdu; ve oʔnunla konustu. New-Testament-Matthew-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onların önüne başka bir benzetme koyup dedi: “Göğün Krallığı tarlasına iyi tohum eken bir adama benzer.|jesua onlarin onune baska bir benzetme kojup dedi “ɡoɡun kralliɡi tarlasina iji tohum eken bir adama benzer. Old-Testament-1-Kings-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendim kralın tahtına kendisinden sonra kimin oturacağını onlara söyleyesin diye, sen, efendim kral, bütün İsrael'in gözleri senin üzerindedir.|efendim kralin tahtina kendisinden sonra kimin oturat͡ʃaɡini onlara sojlejesin dijeʔ senʔ efendim kralʔ butun israelʔin ɡozleri senin uzerindedir. Old-Testament-Psalms-109-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukları yetim, karısı dul kalsın.|t͡ʃot͡ʃuklari jetimʔ karisi dul kalsin. Old-Testament-Exodus-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin kayınpederi Yetro, Moşe'nin oğulları ve karısıyla birlikte Moşe'nin konakladığı çöle, Tanrı Dağı'na geldi.|moseʔnin kajinpederi jetroʔ moseʔnin oɡullari ve karisijla birlikte moseʔnin konakladiɡi t͡ʃoleʔ tanri daɡiʔna ɡeldi. Old-Testament-Exodus-025-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Makasları ve tablaları saf altından olacak.|makaslari ve tablalari saf altindan olat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tamar, kardeşi Amnon’un evine gitti, o yatıyordu. Hamur alıp yoğurdu, önünde pideler yaptı ve pideleri pişirdi.|bojlet͡ʃe tamarʔ kardesi amnon’un evine ɡittiʔ o jatijordu. hamur alip joɡurduʔ onunde pideler japti ve pideleri pisirdi. New-Testament-Matthew-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kutsal olanı köpeklere vermeyin, incilerinizi de domuzların önüne atmayın. Yoksa onları ayakları altında çiğnerler ve dönüp sizi paramparça ederler.”|“kutsal olani kopeklere vermejinʔ int͡ʃilerinizi de domuzlarin onune atmajin. joksa onlari ajaklari altinda t͡ʃiɡnerler ve donup sizi parampart͡ʃa ederler.” New-Testament-John-006-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam ekmeği Ben’im.|jasam ekmeɡi ben’im. New-Testament-Matthew-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Para kuşaklarınıza altın, gümüş ya da bakır koymayın.|para kusaklariniza altinʔ ɡumus ja da bakir kojmajin. New-Testament-John-019-032|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman askerler gelip birinci adamın ve O'nunla birlikte çarmıha gerilmiş olan öbür adamın bacaklarını kırdılar.|o zaman askerler ɡelip birint͡ʃi adamin ve oʔnunla birlikte t͡ʃarmiha ɡerilmis olan obur adamin bat͡ʃaklarini kirdilar. New-Testament-Acts-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk, “Bu bir insan sesi değil, bir ilâhın sesidir!” diye bağırıyordu.|halkʔ “bu bir insan sesi deɡilʔ bir ilahin sesidir!” dije baɡirijordu. Old-Testament-Job-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Zengin olmayacak, ve malı durmayacak, malları da yeryüzünde genişlemeyecektir.|zenɡin olmajat͡ʃakʔ ve mali durmajat͡ʃakʔ mallari da jerjuzunde ɡenislemejet͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşman, 'Ben kovalayacağım' dedi. 'Yetişeceğim. Ganimeti paylaşacağım. Arzum onlarda yerine gelecek. Kılıcımı çekeceğim. Elim onları yok edecek.’|dusmanʔ ʔben kovalajat͡ʃaɡimʔ dedi. ʔjetiset͡ʃeɡim. ɡanimeti pajlasat͡ʃaɡim. arzum onlarda jerine ɡelet͡ʃek. kilit͡ʃimi t͡ʃeket͡ʃeɡim. elim onlari jok edet͡ʃek.’ Old-Testament-Psalms-074-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün bütün sınırlarını sen belirledin. Yazı ve kışı yaratan sensin.|jerjuzunun butun sinirlarini sen belirledin. jazi ve kisi jaratan sensin. Old-Testament-Nahum-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana bakanların hepsi senden kaçacak ve, ‘Ninova yıkıldı! Onun için kim yas tutacak?’ diyecek. Senin için nereden teselliciler arayayım?”|sana bakanlarin hepsi senden kat͡ʃat͡ʃak veʔ ‘ninova jikildi! onun it͡ʃin kim jas tutat͡ʃak?’ dijet͡ʃek. senin it͡ʃin nereden tesellit͡ʃiler arajajim?” New-Testament-Hebrews-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine şöyle dedim: ‘Kutsal Yazı tomarında benim hakkımda yazılmış olduğu gibi, senin isteğini yapmak üzere, ey Tanrı, işte geldim.’”|bunun uzerine sojle dedim ‘kutsal jazi tomarinda benim hakkimda jazilmis olduɡu ɡibiʔ senin isteɡini japmak uzereʔ ej tanriʔ iste ɡeldim.’” Old-Testament-1-Samuel-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, “Bütün çocukların burada mı?” diye sordu. “Daha en küçüğü kaldı. İşte, koyunları güdüyor.” dedi. Samuel, “Gönder de onu getirt, çünkü o buraya gelmeden oturmayacağız” dedi.|samuelʔ “butun t͡ʃot͡ʃuklarin burada mi?” dije sordu. “daha en kut͡ʃuɡu kaldi. isteʔ kojunlari ɡudujor.” dedi. samuelʔ “ɡonder de onu ɡetirtʔ t͡ʃunku o buraja ɡelmeden oturmajat͡ʃaɡiz” dedi. Old-Testament-Numbers-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bunların ekmek sunuları olarak, yağla yoğrulmuş ince un; boğa için onda üç, koç için onda iki,|ve bunlarin ekmek sunulari olarakʔ jaɡla joɡrulmus int͡ʃe un; boɡa it͡ʃin onda ut͡ʃʔ kot͡ʃ it͡ʃin onda ikiʔ New-Testament-John-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Kalk, yatağını topla ve yürü” dedi.|jesua onaʔ “kalkʔ jataɡini topla ve juru” dedi. Old-Testament-Judges-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda üstelik Gaza'yı sınırıyla, Aşkelon'u sınırıyla, Ekron'u sınırıyla aldı.|jahuda ustelik ɡazaʔji sinirijlaʔ askelonʔu sinirijlaʔ ekronʔu sinirijla aldi. New-Testament-John-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı dünyayı o kadar sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman eden hiç kimse mahvolmasın, ancak sonsuz yaşama sahip olsun.|t͡ʃunku tanri dunjaji o kadar sevdi kiʔ birit͡ʃik oɡlu’nu verdi. ojle kiʔ o’na iman eden hit͡ʃ kimse mahvolmasinʔ ant͡ʃak sonsuz jasama sahip olsun. Old-Testament-Exodus-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sukkot'tan yola çıkıp çölün kıyısındaki Etam'da konakladılar.|sukkotʔtan jola t͡ʃikip t͡ʃolun kijisindaki etamʔda konakladilar. Old-Testament-Exodus-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kare şeklinde ve ikiye katlanmış olacak; bir karış uzunluğu, bir karış da eni olacak.|kare seklinde ve ikije katlanmis olat͡ʃak; bir karis uzunluɡuʔ bir karis da eni olat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-035-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Okçular Kral Yoşiya'ya ok attılar; ve kral hizmetkârlarına, \"\"Beni götürün, çünkü ağır yaralandım!\"\" dedi.\"|\"okt͡ʃular kral josijaʔja ok attilar; ve kral hizmetkarlarinaʔ \"\"beni ɡoturunʔ t͡ʃunku aɡir jaralandim!\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Pavlus yüksek sesle, “Kendine zarar verme, hepimiz buradayız!” diye bağırdı.|ama pavlus juksek sesleʔ “kendine zarar vermeʔ hepimiz buradajiz!” dije baɡirdi. New-Testament-Luke-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa uzmanı şöyle yanıt verdi: “Tanrın Efendi’ni bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin ve komşunu kendin gibi seveceksin.”|kutsal jasa uzmani sojle janit verdi “tanrin efendi’ni butun jureɡinleʔ butun t͡ʃaninlaʔ butun ɡut͡ʃunle ve butun aklinla sevet͡ʃeksin ve komsunu kendin ɡibi sevet͡ʃeksin.” Old-Testament-Job-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Elbette gümüş için bir maden, ve arıttıkları altın için bir yer vardır.|“elbette ɡumus it͡ʃin bir madenʔ ve arittiklari altin it͡ʃin bir jer vardir. Old-Testament-Psalms-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Pusuya yatmış aslan gibi, gizlice pusudadır. Çaresizi yakalamak için yatıp bekler. Çaresizi ağına çekip yakalar.|pusuja jatmis aslan ɡibiʔ ɡizlit͡ʃe pusudadir. t͡ʃaresizi jakalamak it͡ʃin jatip bekler. t͡ʃaresizi aɡina t͡ʃekip jakalar. Old-Testament-Exodus-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Önümde başka ilâhların olmayacak.\"\"\"|\"“onumde baska ilahlarin olmajat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Mark-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna tutuklandıktan sonra Yeşua, Tanrı Krallığı'nın Müjdesi’ni duyurarak Galile’ye geldi.|juhanna tutuklandiktan sonra jesuaʔ tanri kralliɡiʔnin muʒdesi’ni dujurarak ɡalile’je ɡeldi. Old-Testament-Ezekiel-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen, ey insanoğlu, keskin bir kılıç al. Onu kendine bir berber usturası gibi alacaksın, başının ve sakalının üzerinden onu geçireceksin. Sonra teraziler al, kılları tart ve ayır.|“senʔ ej insanoɡluʔ keskin bir kilit͡ʃ al. onu kendine bir berber usturasi ɡibi alat͡ʃaksinʔ basinin ve sakalinin uzerinden onu ɡet͡ʃiret͡ʃeksin. sonra teraziler alʔ killari tart ve ajir. Old-Testament-Ezekiel-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden ulusların en kötülerini getireceğim ve onların evlerini mülk edinecekler. Güçlülerin övüncüne de son vereceğim . Onların kutsal yerleri kirletilecek.|bu juzden uluslarin en kotulerini ɡetiret͡ʃeɡim ve onlarin evlerini mulk edinet͡ʃekler. ɡut͡ʃlulerin ovunt͡ʃune de son veret͡ʃeɡim . onlarin kutsal jerleri kirletilet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-108-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kim beni surlu kente götürecek? Bana kim Edom'a kadar yol gösterecek?|kim beni surlu kente ɡoturet͡ʃek? bana kim edomʔa kadar jol ɡosteret͡ʃek? Old-Testament-Amos-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğullarınızdan bazılarını peygamber, gençlerinizden bazılarını da adanmış kişiler olarak yetiştirdim. Ey İsrael'in çocukları, bu doğru değil mi?” diyor Yahve.|oɡullarinizdan bazilarini pejɡamberʔ ɡent͡ʃlerinizden bazilarini da adanmis kisiler olarak jetistirdim. ej israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ bu doɡru deɡil mi?” dijor jahve. New-Testament-Luke-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde neden paramı bankaya vermedin? Geldiğimde onu faiziyle alırdım.’|o halde neden parami bankaja vermedin? ɡeldiɡimde onu faizijle alirdim.’ New-Testament-2-Corinthians-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz bizim yüreklerimize yazılmış, herkes tarafından bilinen ve okunan mektubumuzsunuz.|siz bizim jureklerimize jazilmisʔ herkes tarafindan bilinen ve okunan mektubumuzsunuz. New-Testament-Revelation-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünde savaş oldu. Mikael ile melekleri ejderhaya karşı savaştılar. Ejderha da melekleriyle birlikte savaştı.|ɡokjuzunde savas oldu. mikael ile melekleri eʒderhaja karsi savastilar. eʒderha da meleklerijle birlikte savasti. Old-Testament-Ezekiel-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dört yanlarında, kanatlarının altında insan elleri vardı. Dördünün de yüzleri ve kanatları şöyleydi:|dort janlarindaʔ kanatlarinin altinda insan elleri vardi. dordunun de juzleri ve kanatlari sojlejdi Old-Testament-2-Kings-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kâhin Yehoyada bir sandık aldı, kapağına bir delik açtı ve onu sunağın yanına, Yahve'nin evine girilirken sağ tarafa koydu. Eşiği koruyan kâhinler, Yahve'nin evine getirilen bütün parayı içine koydular.|ama kahin jehojada bir sandik aldiʔ kapaɡina bir delik at͡ʃti ve onu sunaɡin janinaʔ jahveʔnin evine ɡirilirken saɡ tarafa kojdu. esiɡi korujan kahinlerʔ jahveʔnin evine ɡetirilen butun paraji it͡ʃine kojdular. Old-Testament-Numbers-033-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Haşmona'dan yola çıkıp Moserot'ta konakladılar.|hasmonaʔdan jola t͡ʃikip moserotʔta konakladilar. New-Testament-Luke-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Zekariya onu görünce şaştı ve üzerine korku çöktü.|zekarija onu ɡorunt͡ʃe sasti ve uzerine korku t͡ʃoktu. New-Testament-Matthew-028-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı gördüklerinde O’nun önünde eğildiler. Ama bazıları şüphe içindeydi.|jesua’ji ɡorduklerinde o’nun onunde eɡildiler. ama bazilari suphe it͡ʃindejdi. Old-Testament-Exodus-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Masayı taşıyacak sırıkların yeri için halkalar kenara yakın olacak.|masaji tasijat͡ʃak siriklarin jeri it͡ʃin halkalar kenara jakin olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-034-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara ün kazandıracak bir fidan çıkaracağım, artık ülkede kıtlıkla yok olmayacaklar, ulusların utancını taşımayacaklar.|onlara un kazandirat͡ʃak bir fidan t͡ʃikarat͡ʃaɡimʔ artik ulkede kitlikla jok olmajat͡ʃaklarʔ uluslarin utant͡ʃini tasimajat͡ʃaklar. Old-Testament-Deuteronomy-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar da şöyle yanıt verecekler: \"\"Bu kanı ellerimiz dökmedi, gözlerimiz de görmedi.\"|\"onlar da sojle janit veret͡ʃekler \"\"bu kani ellerimiz dokmediʔ ɡozlerimiz de ɡormedi.\" New-Testament-Colossians-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler, Laodikya’dakiler ve yüzümü bedence hiç görmemiş olanlar için ne denli büyük bir mücadele verdiğimi bilmenizi isterim.|sizlerʔ laodikja’dakiler ve juzumu bedent͡ʃe hit͡ʃ ɡormemis olanlar it͡ʃin ne denli bujuk bir mut͡ʃadele verdiɡimi bilmenizi isterim. Old-Testament-Isaiah-059-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve'nin eli kısalmadı ki, kurtaramasın; kulağı ağırlaşmadı ki, duymasın.|isteʔ jahveʔnin eli kisalmadi kiʔ kurtaramasin; kulaɡi aɡirlasmadi kiʔ dujmasin. Old-Testament-Job-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizden sular nasıl çekilir, ırmak nasıl kurur ve tükenirse,|denizden sular nasil t͡ʃekilirʔ irmak nasil kurur ve tukenirseʔ Old-Testament-Numbers-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Topluluk toplanacağı zaman çalacaksınız, ancak yüksek sesle çalmayacaksınız.\"\"\"|\"topluluk toplanat͡ʃaɡi zaman t͡ʃalat͡ʃaksinizʔ ant͡ʃak juksek sesle t͡ʃalmajat͡ʃaksiniz.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-026-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Bunlarla bana geri dönmezseniz ve bana karşı yürürseniz,|“ʔbunlarla bana ɡeri donmezseniz ve bana karsi jurursenizʔ Old-Testament-Psalms-103-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi övün, ey O’nun melekleri, güçte büyük olup sözünün sesine itaat eden ve sözünü yerine getiren ey sizler.|jahve’ji ovunʔ ej o’nun melekleriʔ ɡut͡ʃte bujuk olup sozunun sesine itaat eden ve sozunu jerine ɡetiren ej sizler. New-Testament-John-006-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten inen ekmek budur. Atalarınızın yiyip öldüğü man gibi değildir. Bu ekmeği yiyen sonsuza dek yaşar.”|ɡokten inen ekmek budur. atalarinizin jijip olduɡu man ɡibi deɡildir. bu ekmeɡi jijen sonsuza dek jasar.” Old-Testament-Isaiah-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi'nin gazabıyla ülke yandı; halk da ateş için yakıttır. Kimse kardeşini esirgemiyor.|ordular jahvesiʔnin ɡazabijla ulke jandi; halk da ates it͡ʃin jakittir. kimse kardesini esirɡemijor. Old-Testament-Deuteronomy-028-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin seni götüreceği bütün halklar arasında şaşılacak şey, özdeyiş ve dile düşmüş olacaksın.|jahveʔnin seni ɡoturet͡ʃeɡi butun halklar arasinda sasilat͡ʃak sejʔ ozdejis ve dile dusmus olat͡ʃaksin. Old-Testament-Isaiah-047-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Emek verdiğin şeyler şöyle olacak: Gençliğinden beri seninle ticaret yapanların her biri Kendi yolunda dolaşacak. Seni kurtaracak kimse olmayacak.\"\"\"|\"emek verdiɡin sejler sojle olat͡ʃak ɡent͡ʃliɡinden beri seninle tit͡ʃaret japanlarin her biri kendi jolunda dolasat͡ʃak. seni kurtarat͡ʃak kimse olmajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgece rehberliğin olmadığı yerde ulus düşer, ama öğüt verenlerin çokluğunda zafer vardır.|bilɡet͡ʃe rehberliɡin olmadiɡi jerde ulus duserʔ ama oɡut verenlerin t͡ʃokluɡunda zafer vardir. Old-Testament-Ecclesiastes-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzının sözlerinin başlangıcı akılsızlıktır; konuşmasının sonu da kötü deliliktir.|aɡzinin sozlerinin baslanɡit͡ʃi akilsizliktir; konusmasinin sonu da kotu deliliktir. New-Testament-Revelation-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Abis çukurunu açtı. Çukurdan ocaktan çıkarcasına duman yükseldi. Çukurun dumanından güneş ve hava karardı.|abis t͡ʃukurunu at͡ʃti. t͡ʃukurdan ot͡ʃaktan t͡ʃikart͡ʃasina duman jukseldi. t͡ʃukurun dumanindan ɡunes ve hava karardi. Old-Testament-Nehemiah-009-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallarımız, beylerimiz, kâhinlerimiz ve babalarımız da senin yasanı tutmadılar, senin buyruklarını ve onlara karşı tanıklık ettiğin tanıklıkları dinlemediler.|krallarimizʔ bejlerimizʔ kahinlerimiz ve babalarimiz da senin jasani tutmadilarʔ senin bujruklarini ve onlara karsi taniklik ettiɡin tanikliklari dinlemediler. New-Testament-1-Peter-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanın sonunda açığa çıkmaya hazır kurtuluş için iman aracılığıyla Tanrı’nın gücüyle korunuyorsunuz.|zamanin sonunda at͡ʃiɡa t͡ʃikmaja hazir kurtulus it͡ʃin iman arat͡ʃiliɡijla tanri’nin ɡut͡ʃujle korunujorsunuz. Old-Testament-1-Kings-018-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Su sunağın çevresinde aktı; hendeği de suyla doldurdu.|su sunaɡin t͡ʃevresinde akti; hendeɡi de sujla doldurdu. Old-Testament-Deuteronomy-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen Tanrın Yahve'ye kutsal bir halksın. Tanrın Yahve, kendine ait halk olman için, yeryüzündeki bütün halkların üstünde seni seçti.|t͡ʃunku sen tanrin jahveʔje kutsal bir halksin. tanrin jahveʔ kendine ait halk olman it͡ʃinʔ jerjuzundeki butun halklarin ustunde seni set͡ʃti. Old-Testament-Numbers-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Suar oğlu Netanel, İssakar'ın çocukları oymağının ordusunun başındaydı.|suar oɡlu netanelʔ issakarʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin ordusunun basindajdi. New-Testament-Luke-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de aynı şekilde, size buyrulan her şeyi yaptığınız zaman, ‘Biz değersiz hizmetkârlarız. Biz görevimizi yaptık’ deyin.”|siz de ajni sekildeʔ size bujrulan her seji japtiɡiniz zamanʔ ‘biz deɡersiz hizmetkarlariz. biz ɡorevimizi japtik’ dejin.” Old-Testament-Psalms-039-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kamçını benden uzaklaştır. Elinin vuruşuyla mahvoldum.|kamt͡ʃini benden uzaklastir. elinin vurusujla mahvoldum. New-Testament-Acts-016-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Zindancı bu sözleri Pavlus’a iletti. “Yargıçlar salıverilmeniz için haber gönderdi. Şimdi dışarı çıkıp esenlik içinde gidebilirsiniz” dedi.|zindant͡ʃi bu sozleri pavlus’a iletti. “jarɡit͡ʃlar saliverilmeniz it͡ʃin haber ɡonderdi. simdi disari t͡ʃikip esenlik it͡ʃinde ɡidebilirsiniz” dedi. Old-Testament-Psalms-115-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları yapanlar ve onlara güvenen herkes, onlar gibi olacak.|onlari japanlar ve onlara ɡuvenen herkesʔ onlar ɡibi olat͡ʃak. New-Testament-Galatians-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey akılsız Galatyalılar! Gerçeğe itaat etmemeniz için sizi kim büyüledi? Yeşua Mesih, aranızda çarmıha gerilmiş olarak açıkça sizin gözlerinizin önünde tasvir edilmedi mi?|ej akilsiz ɡalatjalilar! ɡert͡ʃeɡe itaat etmemeniz it͡ʃin sizi kim bujuledi? jesua mesihʔ aranizda t͡ʃarmiha ɡerilmis olarak at͡ʃikt͡ʃa sizin ɡozlerinizin onunde tasvir edilmedi mi? Old-Testament-1-Chronicles-006-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, Yeruşalem'de Yahve'nin evini bina edene kadar, Buluşma Çadırı meskeni önünde ilahi söyleyerek hizmet ettiler. Görevlerini sıralarına göre yerine getirdiler.|solomonʔ jerusalemʔde jahveʔnin evini bina edene kadarʔ bulusma t͡ʃadiri meskeni onunde ilahi sojlejerek hizmet ettiler. ɡorevlerini siralarina ɡore jerine ɡetirdiler. Old-Testament-1-Samuel-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David gözcüler gönderdi ve Saul'un kesin olarak gelmiş olduğunu anladı.|bunun uzerine david ɡozt͡ʃuler ɡonderdi ve saulʔun kesin olarak ɡelmis olduɡunu anladi. New-Testament-1-Corinthians-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, Mesih’in ölümden dirildiği duyuruluyorsa, nasıl oluyor da aranızdan bazıları ölülerin dirilişi yoktur diyor?|simdiʔ mesih’in olumden dirildiɡi dujurulujorsaʔ nasil olujor da aranizdan bazilari olulerin dirilisi joktur dijor? Old-Testament-Genesis-038-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok zaman sonra Yahuda'nın karısı Şua'nın kızı öldü. Yahuda teselli bulduktan sonra arkadaşı Adullamlı Hira ile koyun kırkıcılarının yanına, Timna'ya gitti.|t͡ʃok zaman sonra jahudaʔnin karisi suaʔnin kizi oldu. jahuda teselli bulduktan sonra arkadasi adullamli hira ile kojun kirkit͡ʃilarinin janinaʔ timnaʔja ɡitti. New-Testament-Matthew-021-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kiracılar adamın oğlunu görünce kendi aralarında, ‘Bu varis; gelin onu öldürelim ve mirasına el koyalım’ dediler.|ama kirat͡ʃilar adamin oɡlunu ɡorunt͡ʃe kendi aralarindaʔ ‘bu varis; ɡelin onu oldurelim ve mirasina el kojalim’ dediler. Old-Testament-Exodus-025-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bu takımlarla birlikte bir talant saf altından yapılacak.|butun bu takimlarla birlikte bir talant saf altindan japilat͡ʃak. New-Testament-2-Corinthians-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gerçeğe karşı değil, ancak gerçek için bir şey yapabiliriz.|t͡ʃunku ɡert͡ʃeɡe karsi deɡilʔ ant͡ʃak ɡert͡ʃek it͡ʃin bir sej japabiliriz. New-Testament-Acts-023-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Vali mektubu okuduktan sonra Pavlus’un hangi ilden olduğunu sordu. Kilikyalı olduğunu anlayınca,|vali mektubu okuduktan sonra pavlus’un hanɡi ilden olduɡunu sordu. kilikjali olduɡunu anlajint͡ʃaʔ New-Testament-Mark-014-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü kez geri gelip onlara, “Hâlâ uyuyor, dinleniyor musunuz?” dedi. “Yeter, artık saat geldi. İşte, İnsanoğlu günahkârların eline teslim ediliyor.|ut͡ʃunt͡ʃu kez ɡeri ɡelip onlaraʔ “hala ujujorʔ dinlenijor musunuz?” dedi. “jeterʔ artik saat ɡeldi. isteʔ insanoɡlu ɡunahkarlarin eline teslim edilijor. Old-Testament-Genesis-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham şöyle yanıt verdi: “İşte, ben toz ve kül olduğum halde Efendi’yle konuşma cesaretini göstereceğim.|avraham sojle janit verdi “isteʔ ben toz ve kul olduɡum halde efendi’jle konusma t͡ʃesaretini ɡosteret͡ʃeɡim. New-Testament-Mark-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara yanıt verip, “Onikiler’den biridir, ekmeği benimle birlikte tabağa daldırandır” dedi.|jesua onlara janit veripʔ “onikiler’den biridirʔ ekmeɡi benimle birlikte tabaɡa daldirandir” dedi. Old-Testament-Exodus-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe halka, \"\"Korkmayın, çünkü Tanrı sizi sınamak ve günah işlemeyesiniz, O'nun korkusu önünüzde olsun diye geldi\"\" dedi.\"|\"mose halkaʔ \"\"korkmajinʔ t͡ʃunku tanri sizi sinamak ve ɡunah islemejesinizʔ oʔnun korkusu onunuzde olsun dije ɡeldi\"\" dedi.\" New-Testament-Galatians-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Benliğin işleri bellidir: Zina, cinsel ahlaksızlık, pislik, sefahat,|benliɡin isleri bellidir zinaʔ t͡ʃinsel ahlaksizlikʔ pislikʔ sefahatʔ Old-Testament-Deuteronomy-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve'nin önünde, siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek hizmetçileriniz, kadın hizmetçileriniz ve kapılarınızda olan Levili sevineceksiniz; çünkü Levili'nin sizinle hiç payı ve mirası yoktur.|tanriniz jahveʔnin onundeʔ sizʔ oɡullarinizʔ kizlarinizʔ erkek hizmett͡ʃilerinizʔ kadin hizmett͡ʃileriniz ve kapilarinizda olan levili sevinet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku leviliʔnin sizinle hit͡ʃ paji ve mirasi joktur. Old-Testament-Isaiah-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü korkunç adamların köpürmesi, duvara vuran güçlü esinti gibi olduğunda, sen yoksullara kale, sıkıntı içindeki yoksullara kale, güçlü esintiye karşı sığınak, sıcaktan gölge oldun.|t͡ʃunku korkunt͡ʃ adamlarin kopurmesiʔ duvara vuran ɡut͡ʃlu esinti ɡibi olduɡundaʔ sen joksullara kaleʔ sikinti it͡ʃindeki joksullara kaleʔ ɡut͡ʃlu esintije karsi siɡinakʔ sit͡ʃaktan ɡolɡe oldun. New-Testament-John-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kimse bende kalmazsa, çubuk gibi dışarı atılır ve kurur. Bunları toplayıp ateşe atarlar, onlar da yanar.|bir kimse bende kalmazsaʔ t͡ʃubuk ɡibi disari atilir ve kurur. bunlari toplajip atese atarlarʔ onlar da janar. Old-Testament-Job-041-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Seninle bir antlaşma yapar mı ki, onu daima hizmetkâr olarak alasın?|seninle bir antlasma japar mi kiʔ onu daima hizmetkar olarak alasin? Old-Testament-Deuteronomy-001-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve sizin yüzünüzden bana da kızıp şöyle dedi: \"\"Sen de oraya girmeyeceksin.\"|\"jahve sizin juzunuzden bana da kizip sojle dedi \"\"sen de oraja ɡirmejet͡ʃeksin.\" Old-Testament-Job-037-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nunla birlikte, dökme metal ayna gibi sert olan gökyüzünü yayabilir misin?|oʔnunla birlikteʔ dokme metal ajna ɡibi sert olan ɡokjuzunu jajabilir misin? Old-Testament-Deuteronomy-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin oturmak için sana vermekte olduğu kentlerden birinde,|tanrin jahveʔnin oturmak it͡ʃin sana vermekte olduɡu kentlerden birindeʔ New-Testament-Galatians-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Aldanmayın, Tanrı’yla alay edilmez. İnsan ne ekerse onu biçer.|aldanmajinʔ tanri’jla alaj edilmez. insan ne ekerse onu bit͡ʃer. New-Testament-Mark-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|O da gelip kadını elinden tutup kaldırdı. Ateş hemen kadını terk etti, kadın da onlara hizmet etti.|o da ɡelip kadini elinden tutup kaldirdi. ates hemen kadini terk ettiʔ kadin da onlara hizmet etti. Old-Testament-Exodus-037-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Akasya ağacından sırıklar yapıp onları altınla kapladı.|akasja aɡat͡ʃindan siriklar japip onlari altinla kapladi. Old-Testament-Isaiah-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Aroer kentleri terk edildi. Bunlar sürülerin yatacak yeri için olacak ve kimse onları korkutmayacak.|aroer kentleri terk edildi. bunlar surulerin jatat͡ʃak jeri it͡ʃin olat͡ʃak ve kimse onlari korkutmajat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yakalanacaklarını ya da öldürüleceklerini söylediğiniz çocuklarınızı oraya götüreceğim ve sizin reddettiğiniz ülkeyi onlar bilecekler.|ama jakalanat͡ʃaklarini ja da oldurulet͡ʃeklerini sojlediɡiniz t͡ʃot͡ʃuklarinizi oraja ɡoturet͡ʃeɡim ve sizin reddettiɡiniz ulkeji onlar bilet͡ʃekler. Old-Testament-Isaiah-037-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral evi üzerinde olan Elyakim'i, Yazıcı Şevna'yı ve kâhinlerin ihtiyarlarını çula sarılı olarak Amots oğlu Peygamber Yeşaya'ya gönderdi.|kral evi uzerinde olan eljakimʔiʔ jazit͡ʃi sevnaʔji ve kahinlerin ihtijarlarini t͡ʃula sarili olarak amots oɡlu pejɡamber jesajaʔja ɡonderdi. Old-Testament-Ezra-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Zakkay'ın çocukları, yedi yüz altmış.|zakkajʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ jedi juz altmis. New-Testament-Mark-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yanıt verip onlara şöyle anlatmaya başladı: “Dikkat edin, kimse sizi saptırmasın.|jesua janit verip onlara sojle anlatmaja basladi “dikkat edinʔ kimse sizi saptirmasin. Old-Testament-1-Kings-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, senin üzerine kötülük getireceğim, seni tümüyle süpürüp atacağım ve İsrael'de tutsak olsun özgür olsun Ahav’dan duvara karşı çöğdüren herkesi kesip atacağım.\"|\"\"\"isteʔ senin uzerine kotuluk ɡetiret͡ʃeɡimʔ seni tumujle supurup atat͡ʃaɡim ve israelʔde tutsak olsun ozɡur olsun ahav’dan duvara karsi t͡ʃoɡduren herkesi kesip atat͡ʃaɡim.\" New-Testament-1-Corinthians-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama herkes peygamberlik ederse ve inanmayan ya da yeni imanlı biri içeri girerse, herkes tarafından kınanır ve yargılanır.|ama herkes pejɡamberlik ederse ve inanmajan ja da jeni imanli biri it͡ʃeri ɡirerseʔ herkes tarafindan kinanir ve jarɡilanir. Old-Testament-Numbers-033-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler Ramses'ten yola çıkıp Sukkot'ta konakladılar.|israelliler ramsesʔten jola t͡ʃikip sukkotʔta konakladilar. Old-Testament-Ezekiel-045-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Efendi Yahve şöyle diyor: “Birinci ayda, ayın birinci gününde kusursuz bir genç boğa alacaksın ve kutsal yeri temiz kılacaksın.|“‘efendi jahve sojle dijor “birint͡ʃi ajdaʔ ajin birint͡ʃi ɡununde kusursuz bir ɡent͡ʃ boɡa alat͡ʃaksin ve kutsal jeri temiz kilat͡ʃaksin. New-Testament-1-Corinthians-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Tanrı’nın Ruhu aracılığıyla konuşan hiç kimsenin, “Yeşua lanetlidir” demeyeceğini bilmenizi isterim. Kutsal Ruh’un aracılığı olmadan da hiç kimse, “Yeşua Efendi’dir” diyemez.|bu nedenleʔ tanri’nin ruhu arat͡ʃiliɡijla konusan hit͡ʃ kimseninʔ “jesua lanetlidir” demejet͡ʃeɡini bilmenizi isterim. kutsal ruh’un arat͡ʃiliɡi olmadan da hit͡ʃ kimseʔ “jesua efendi’dir” dijemez. Old-Testament-Judges-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael adamları Naftali'den, Aşer'den ve bütün Manaşşe'den toplanıp Midyan'ı kovaladılar.|israel adamlari naftaliʔdenʔ aserʔden ve butun manasseʔden toplanip midjanʔi kovaladilar. Old-Testament-Ezra-002-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazlut'un çocukları, Mehida'nın çocukları, Harşa'nın çocukları,|bazlutʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ mehidaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ harsaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-Judges-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yahuda'yla birlikteydi ve dağlık bölgenin sakinlerini kovdu; ancak vadi sakinlerini kovamadı, çünkü demirden arabaları vardı.|jahve jahudaʔjla birliktejdi ve daɡlik bolɡenin sakinlerini kovdu; ant͡ʃak vadi sakinlerini kovamadiʔ t͡ʃunku demirden arabalari vardi. Old-Testament-Joshua-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali'nin dağlık bölgesindeki Galile'deki Kedeş'i ve Efraim'in dağlık bölgesindeki Şekem'i ve Yahuda'nın dağlık bölgesindeki Kiryat Arba'yı (Hevron da denilir) ayırdılar.|naftaliʔnin daɡlik bolɡesindeki ɡalileʔdeki kedesʔi ve efraimʔin daɡlik bolɡesindeki sekemʔi ve jahudaʔnin daɡlik bolɡesindeki kirjat arbaʔji (hevron da denilir) ajirdilar. Old-Testament-Leviticus-027-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Yahve'nin Sina Dağı'nda İsrael'in çocukları için Moşe'ye buyurduğu buyruklardır.|bunlarʔ jahveʔnin sina daɡiʔnda israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin moseʔje bujurduɡu bujruklardir. Old-Testament-Joel-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlık ve kasvet günü, bulut ve koyu karanlık günü. Dağlara yayılan şafak gibi, büyük ve güçlü bir halk; benzeri hiç olmadı, onlardan sonra da çok kuşakların yıllarında bir daha olmayacak.|karanlik ve kasvet ɡunuʔ bulut ve koju karanlik ɡunu. daɡlara jajilan safak ɡibiʔ bujuk ve ɡut͡ʃlu bir halk; benzeri hit͡ʃ olmadiʔ onlardan sonra da t͡ʃok kusaklarin jillarinda bir daha olmajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-124-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bizim tarafımızda olmasaydı, insanlar bize karşı çıktığında,|jahve bizim tarafimizda olmasajdiʔ insanlar bize karsi t͡ʃiktiɡindaʔ Old-Testament-Leviticus-008-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe döşü alıp sallamalık sunu olarak Yahve'nin önünde onu salladı. Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi bu, adama koçundan Moşe'nin payıydı.|mose dosu alip sallamalik sunu olarak jahveʔnin onunde onu salladi. jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi buʔ adama kot͡ʃundan moseʔnin pajijdi. New-Testament-Matthew-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, tapınaktan daha büyük olan buradadır.|size sunu sojlejejimʔ tapinaktan daha bujuk olan buradadir. New-Testament-Romans-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Mesih’le birlikte öldüysek, O’nunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz.|eɡer mesih’le birlikte oldujsekʔ o’nunla birlikte jasajat͡ʃaɡimiza da inanijoruz. Old-Testament-Numbers-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulut konutun üzerinde çok günler kaldığı zaman İsrael'in çocukları Yahve'nin buyruğunu tutar ve yola çıkmazlardı.|bulut konutun uzerinde t͡ʃok ɡunler kaldiɡi zaman israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔnin bujruɡunu tutar ve jola t͡ʃikmazlardi. Old-Testament-Leviticus-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan tiksineceksiniz. Onların etini yemeyeceksiniz ve leşlerinden tiksineceksiniz.|onlardan tiksinet͡ʃeksiniz. onlarin etini jemejet͡ʃeksiniz ve leslerinden tiksinet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Leviticus-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer bir kimse günah işlerse, Yahve'ye karşı suç işlerse, komşusuna emanet, pazarlık ya da hırsızlık konusunda yalan söylerse, ya da komşusuna baskı yaparsa,\"|\"\"\"eɡer bir kimse ɡunah islerseʔ jahveʔje karsi sut͡ʃ islerseʔ komsusuna emanetʔ pazarlik ja da hirsizlik konusunda jalan sojlerseʔ ja da komsusuna baski japarsaʔ\" Old-Testament-2-Kings-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı, ama kendisinden önceki İsrael kralları gibi değildi.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtiʔ ama kendisinden ont͡ʃeki israel krallari ɡibi deɡildi. Old-Testament-Psalms-105-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu evinin efendisi, tüm malının yöneticisi yaptı,|onu evinin efendisiʔ tum malinin jonetit͡ʃisi japtiʔ Old-Testament-Job-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Birisi can acılığı içinde ölür, ve hiç iyilik tatmamıştır.|birisi t͡ʃan at͡ʃiliɡi it͡ʃinde olurʔ ve hit͡ʃ ijilik tatmamistir. New-Testament-Mark-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua eve geldiğinde öğrencileri özel olarak kendisine, “Biz neden onu çıkaramadık?” diye sordular.|jesua eve ɡeldiɡinde oɡrent͡ʃileri ozel olarak kendisineʔ “biz neden onu t͡ʃikaramadik?” dije sordular. Old-Testament-2-Samuel-022-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtarışının kalkanını da bana verdin. Yumuşaklığın beni büyük yaptı.|kurtarisinin kalkanini da bana verdin. jumusakliɡin beni bujuk japti. New-Testament-Luke-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Tanrı Krallığı'nın sırlarını bilmek size verildi, ama başkalarına benzetmelerle verilir. Öyle ki, ‘Baktıkları halde görmesinler, işittikleri halde anlamasınlar.’|jesuaʔ “tanri kralliɡiʔnin sirlarini bilmek size verildiʔ ama baskalarina benzetmelerle verilir. ojle kiʔ ‘baktiklari halde ɡormesinlerʔ isittikleri halde anlamasinlar.’ Old-Testament-1-Chronicles-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşincisi Elam, altıncısı Yehohanan ve yedincisi Elihoenay.|besint͡ʃisi elamʔ altint͡ʃisi jehohanan ve jedint͡ʃisi elihoenaj. Old-Testament-Numbers-007-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşinci gün Şimonoğulları beyi Surişadday oğlu Şelumiel sunusunu sundu:|besint͡ʃi ɡun simonoɡullari beji surisaddaj oɡlu selumiel sunusunu sundu Old-Testament-1-Chronicles-016-036|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı Yahve, sonsuzluktan sonsuza dek övülsün. Bütün halk, “Amin” dedi ve Yahve'ye övgüler sundu.|israelʔin tanrisi jahveʔ sonsuzluktan sonsuza dek ovulsun. butun halkʔ “amin” dedi ve jahveʔje ovɡuler sundu. Old-Testament-1-Chronicles-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Yahve'nin Sandığı'nı hazırladığı yere çıkarmak için bütün İsrael'i Yeruşalem'de topladı.|davidʔ jahveʔnin sandiɡiʔni hazirladiɡi jere t͡ʃikarmak it͡ʃin butun israelʔi jerusalemʔde topladi. Old-Testament-Ezekiel-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürüdüklerinde, kanatlarının sesini, büyük suların sesi gibi, Yüceler Yücesi'nin sesi gibi, bir kargaşalık sesi gibi, bir ordunun sesi gibi duydum. Durdukları zaman, kanatlarını indiriyorlardı.|juruduklerindeʔ kanatlarinin sesiniʔ bujuk sularin sesi ɡibiʔ jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin sesi ɡibiʔ bir karɡasalik sesi ɡibiʔ bir ordunun sesi ɡibi dujdum. durduklari zamanʔ kanatlarini indirijorlardi. New-Testament-Luke-022-069|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan böyle İnsanoğlu, Tanrı’nın gücünün sağında oturacaktır” dedi.|bundan bojle insanoɡluʔ tanri’nin ɡut͡ʃunun saɡinda oturat͡ʃaktir” dedi. Old-Testament-Lamentations-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Karşıma duvar yaptı, beni acı ve sıkıntıyla kuşattı.|karsima duvar japtiʔ beni at͡ʃi ve sikintijla kusatti. Old-Testament-Judges-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşlı adam şöyle dedi: “Size esenlik olsun! Bütün ihtiyaçlarınızı ben karşılayayım ama sakın sokakta uyumayın.”|jasli adam sojle dedi “size esenlik olsun! butun ihtijat͡ʃlarinizi ben karsilajajim ama sakin sokakta ujumajin.” Old-Testament-Isaiah-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da gücüme tutunsun da benimle barışsın. Benimle barışsın.”|ja da ɡut͡ʃume tutunsun da benimle barissin. benimle barissin.” Old-Testament-2-Chronicles-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Solomon, o sırada yedi gün boyunca bayram yaptı ve Hamat'ın girişinden Mısır Vadisi'ne kadar çok büyük bir toplulukla, bütün İsrael de onunla birlikteydi.|bojlet͡ʃe solomonʔ o sirada jedi ɡun bojunt͡ʃa bajram japti ve hamatʔin ɡirisinden misir vadisiʔne kadar t͡ʃok bujuk bir topluluklaʔ butun israel de onunla birliktejdi. Old-Testament-Proverbs-003-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sapkın kişi Yahve'ye iğrençtir, ama O'nun dostluğu doğrularladır.|t͡ʃunku sapkin kisi jahveʔje iɡrent͡ʃtirʔ ama oʔnun dostluɡu doɡrularladir. Old-Testament-Job-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğulları gider ve her biri kendi doğum gününde evinde bir ziyafet verirdi; gönderip üç kız kardeşlerini de kendileriyle birlikte yiyip içmeleri için çağırırlardı.|oɡullari ɡider ve her biri kendi doɡum ɡununde evinde bir zijafet verirdi; ɡonderip ut͡ʃ kiz kardeslerini de kendilerijle birlikte jijip it͡ʃmeleri it͡ʃin t͡ʃaɡirirlardi. New-Testament-Romans-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kardeşlerim, Tanrı'nın merhametleri için size yalvarırım, bedenlerinizi diri, kutsal, Tanrı'ya yaraşır birer kurban olarak sunun. Bu sizin ruhsal tapınmanızdır.|bu nedenle kardeslerimʔ tanriʔnin merhametleri it͡ʃin size jalvaririmʔ bedenlerinizi diriʔ kutsalʔ tanriʔja jarasir birer kurban olarak sunun. bu sizin ruhsal tapinmanizdir. Old-Testament-Genesis-037-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin, onu İşmaeloğulları’na satalım ve elimiz ona bulaşmasın. Çünkü o bizim kardeşimiz, etimizdir.” Kardeşleri onu dinlediler.|ɡelinʔ onu ismaeloɡullari’na satalim ve elimiz ona bulasmasin. t͡ʃunku o bizim kardesimizʔ etimizdir.” kardesleri onu dinlediler. Old-Testament-Job-038-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Işığın oturduğu yerin, yolu nerededir? Ya karanlık, onun yeri nerededir?\"|\"\"\"isiɡin oturduɡu jerinʔ jolu nerededir? ja karanlikʔ onun jeri nerededir?\" New-Testament-Romans-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|iyilik eden herkese, önce Yahudi’ye, sonra Yahudi olmayana, yücelik, saygınlık, esenlik verecektir.|ijilik eden herkeseʔ ont͡ʃe jahudi’jeʔ sonra jahudi olmajanaʔ jut͡ʃelikʔ sajɡinlikʔ esenlik veret͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-038-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Efendim kral, bu adamlar Peygamber Yeremya’ya yaptıkları her şeyde kötülük yaptılar; onu zindana attılar. Bulunduğu yerde açlıktan ölmesi muhtemeldir; çünkü kentte artık ekmek kalmadı.\"\"\"|\"“efendim kralʔ bu adamlar pejɡamber jeremja’ja japtiklari her sejde kotuluk japtilar; onu zindana attilar. bulunduɡu jerde at͡ʃliktan olmesi muhtemeldir; t͡ʃunku kentte artik ekmek kalmadi.\"\"\" New-Testament-Acts-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında duranlar, “Tanrı’nın başkâhinine küfür mü ediyorsun?” dediler.|janinda duranlarʔ “tanri’nin baskahinine kufur mu edijorsun?” dediler. Old-Testament-Zechariah-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınız, onlar nerede? Peygamberler, onlar sonsuza dek yaşar mı?|atalarinizʔ onlar nerede? pejɡamberlerʔ onlar sonsuza dek jasar mi? Old-Testament-Genesis-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Kain'e, “Niçin öfkelendin? Niçin suratını astın?|jahve kainʔeʔ “nit͡ʃin ofkelendin? nit͡ʃin suratini astin? Old-Testament-Numbers-032-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, Yahve'nin İsrael'e karşı öfkesini artırmak için, günahkâr artışıyla, atalarınızın yerine siz kalktınız.\"|\"\"\"isteʔ jahveʔnin israelʔe karsi ofkesini artirmak it͡ʃinʔ ɡunahkar artisijlaʔ atalarinizin jerine siz kalktiniz.\" New-Testament-Luke-011-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay halinize! Çünkü peygamberlerin anıt mezarlarını yapıyorsunuz ve onları atalarınız öldürdü.|vaj halinize! t͡ʃunku pejɡamberlerin anit mezarlarini japijorsunuz ve onlari atalariniz oldurdu. Old-Testament-Job-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Akılda kalan sözleriniz küllerden özdeyişlerdir. Savunmalarınız kilden savunmalardır.\"\"\"|\"akilda kalan sozleriniz kullerden ozdejislerdir. savunmalariniz kilden savunmalardir.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, yüreğini bana ver, gözlerin yollarımda olsun.|oɡlumʔ jureɡini bana verʔ ɡozlerin jollarimda olsun. New-Testament-Luke-024-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz bu şeylerin tanıklarısınız.|siz bu sejlerin taniklarisiniz. Old-Testament-1-Kings-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eliya çocuğu alıp odadan eve indirdi ve annesine teslim etti. Eliya, \"\"İşte oğlun yaşıyor\"\" dedi.\"|\"elija t͡ʃot͡ʃuɡu alip odadan eve indirdi ve annesine teslim etti. elijaʔ \"\"iste oɡlun jasijor\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğuya doğru kura Şelemya'ya düştü. Sonra bilge bir danışman olan oğlu Zekariya için kura çektiler; ve onun kurası kuzeye çıktı.|doɡuja doɡru kura selemjaʔja dustu. sonra bilɡe bir danisman olan oɡlu zekarija it͡ʃin kura t͡ʃektiler; ve onun kurasi kuzeje t͡ʃikti. New-Testament-Revelation-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü atların gücü ağızlarında ve kuyruklarındadır. Kuyrukları yılana benzer, başları vardır ve bunlarla zarar verirler.|t͡ʃunku atlarin ɡut͡ʃu aɡizlarinda ve kujruklarindadir. kujruklari jilana benzerʔ baslari vardir ve bunlarla zarar verirler. New-Testament-John-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam onlara, “Ne kadar hayret verici! Nereden geldiğini bilmiyorsunuz ama gözlerimi O açtı.|adam onlaraʔ “ne kadar hajret verit͡ʃi! nereden ɡeldiɡini bilmijorsunuz ama ɡozlerimi o at͡ʃti. Old-Testament-Judges-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Tanrı, Avimelek'le Şekemliler'in arasına kötü bir ruh gönderdi,|bunun uzerine tanriʔ avimelekʔle sekemlilerʔin arasina kotu bir ruh ɡonderdiʔ Old-Testament-Proverbs-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge adamın büyük gücü vardır. Anlayışlı adam gücünü artırır,|bilɡe adamin bujuk ɡut͡ʃu vardir. anlajisli adam ɡut͡ʃunu artirirʔ Old-Testament-Leviticus-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir kadının ve onun kızının çıplaklığını açmayacaksın. Çıplaklığını açmak için onun oğlunun kızını ya da kızının kızını almayacaksın. Onlar yakın akrabadır. Bu kötülüktür.\"|\"\"\"ʔbir kadinin ve onun kizinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin. t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmak it͡ʃin onun oɡlunun kizini ja da kizinin kizini almajat͡ʃaksin. onlar jakin akrabadir. bu kotuluktur.\" Old-Testament-2-Chronicles-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Huram Avi Kral Solomon için, Yahve'nin evi için, tencereleri, kürekleri, çatalları ve onun bütün kaplarını da parlak tunçtan yaptı.|huram avi kral solomon it͡ʃinʔ jahveʔnin evi it͡ʃinʔ tent͡ʃereleriʔ kurekleriʔ t͡ʃatallari ve onun butun kaplarini da parlak tunt͡ʃtan japti. Old-Testament-Jonah-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak hem insan hem de hayvan, çul sarınıp Tanrı'ya güçlü bir şekilde feryat etsinler. Evet, herkes kötü yolundan ve ellerindeki zorbalıktan dönsün.|ant͡ʃak hem insan hem de hajvanʔ t͡ʃul sarinip tanriʔja ɡut͡ʃlu bir sekilde ferjat etsinler. evetʔ herkes kotu jolundan ve ellerindeki zorbaliktan donsun. Old-Testament-Deuteronomy-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|kendi ilâhları için yaptıkları bütün iğrençliklerin peşinden gitmeyi size öğretmesinler; yoksa siz de Tanrınız Yahve'ye karşı günah işlersiniz.|kendi ilahlari it͡ʃin japtiklari butun iɡrent͡ʃliklerin pesinden ɡitmeji size oɡretmesinler; joksa siz de tanriniz jahveʔje karsi ɡunah islersiniz. Old-Testament-Numbers-033-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Divon Gad'dan yola çıkıp Almon Divlatayim'de konakladılar.|divon ɡadʔdan jola t͡ʃikip almon divlatajimʔde konakladilar. Old-Testament-Psalms-069-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Gazabını üzerlerine dök. Öfkenin şiddeti onlara yetişsin.|ɡazabini uzerlerine dok. ofkenin siddeti onlara jetissin. Old-Testament-Genesis-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram Mısır'a geldiğinde bazı Mısırlılar kadının çok güzel olduğunu gördüler.|avram misirʔa ɡeldiɡinde bazi misirlilar kadinin t͡ʃok ɡuzel olduɡunu ɡorduler. New-Testament-2-Peter-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü doğruluk yolunu bildikten sonra kendilerine verilen kutsal buyruktan geri dönmektense, bu yolu hiç bilmemiş olmak onlar için daha iyi olurdu.|t͡ʃunku doɡruluk jolunu bildikten sonra kendilerine verilen kutsal bujruktan ɡeri donmektenseʔ bu jolu hit͡ʃ bilmemis olmak onlar it͡ʃin daha iji olurdu. New-Testament-1-Corinthians-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinin üzerine bina ettiği iş ayakta kalırsa, ödülünü alacaktır.|birinin uzerine bina ettiɡi is ajakta kalirsaʔ odulunu alat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Kings-001-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kâhin Sadok ve Peygamber Natan onu orada İsrael’in üzerine kral olarak meshetsinler. Boruyu çalın ve, 'Yaşasın Kral Solomon!' deyin.\"|\"\"\"kahin sadok ve pejɡamber natan onu orada israel’in uzerine kral olarak meshetsinler. boruju t͡ʃalin veʔ ʔjasasin kral solomon!ʔ dejin.\" Old-Testament-Nehemiah-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama onlar ve atalarımız gururla davrandılar, boyunlarını sertleştirdiler, senin buyruklarını dinlemediler,|“ama onlar ve atalarimiz ɡururla davrandilarʔ bojunlarini sertlestirdilerʔ senin bujruklarini dinlemedilerʔ Old-Testament-Numbers-035-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Vereceğiniz kentler sizin için altı sığınak kent olacak.|veret͡ʃeɡiniz kentler sizin it͡ʃin alti siɡinak kent olat͡ʃak. Old-Testament-Nehemiah-012-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Tanrıları'nın görevini ve arınma görevini yerine getirdiler, ezgiciler ve kapı bekçileri de David'in ve oğlu Solomon'un buyruğuna göre öyle yaptılar.|onlar tanrilariʔnin ɡorevini ve arinma ɡorevini jerine ɡetirdilerʔ ezɡit͡ʃiler ve kapi bekt͡ʃileri de davidʔin ve oɡlu solomonʔun bujruɡuna ɡore ojle japtilar. Old-Testament-Psalms-139-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin Ruhun’dan nereye gidebilirim? Ya da senin varlığından nereye kaçabilirim?|senin ruhun’dan nereje ɡidebilirim? ja da senin varliɡindan nereje kat͡ʃabilirim? Old-Testament-Joel-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın çocuklarını ve Yeruşalem'in çocuklarını kendi sınırlarından uzaklaştırmak için Grekler'in oğullarına sattınız.|jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarini ve jerusalemʔin t͡ʃot͡ʃuklarini kendi sinirlarindan uzaklastirmak it͡ʃin ɡreklerʔin oɡullarina sattiniz. Old-Testament-Psalms-107-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Baskı, sıkıntı ve keder yüzünden yine azalırlar ve alçalırlar.|baskiʔ sikinti ve keder juzunden jine azalirlar ve alt͡ʃalirlar. Old-Testament-2-Chronicles-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bütün İsraelliler, yedinci ayda olan bayramda kralın yanında toplandılar.|bojlet͡ʃe butun israellilerʔ jedint͡ʃi ajda olan bajramda kralin janinda toplandilar. Old-Testament-Jeremiah-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü o, çöldeki çalı gibidir; iyilik geldiğinde görmeyecek, ama çölün kurak yerlerinde, kimsenin oturmadığı tuz diyarında oturacaktır.\"\"\"|\"t͡ʃunku oʔ t͡ʃoldeki t͡ʃali ɡibidir; ijilik ɡeldiɡinde ɡormejet͡ʃekʔ ama t͡ʃolun kurak jerlerindeʔ kimsenin oturmadiɡi tuz dijarinda oturat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Samuel'e, \"\"İşte İsrael'de öyle bir şey yapacağım ki, onu işiten herkesin kulağı çınlayacak.\"|\"jahve samuelʔeʔ \"\"iste israelʔde ojle bir sej japat͡ʃaɡim kiʔ onu isiten herkesin kulaɡi t͡ʃinlajat͡ʃak.\" Old-Testament-1-Samuel-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|David çölde Naval'ın koyunlarını kırktığını duydu.|david t͡ʃolde navalʔin kojunlarini kirktiɡini dujdu. Old-Testament-Zephaniah-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İçindeki beyleri kükreyen aslanlardır. Hâkimleri akşam kurtlarıdır. Ertesi güne hiçbir şey bırakmazlar.|it͡ʃindeki bejleri kukrejen aslanlardir. hakimleri aksam kurtlaridir. ertesi ɡune hit͡ʃbir sej birakmazlar. Old-Testament-Judges-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ama incir ağacı onlara şöyle dedi: 'Tatlılığımı ve güzel meyvemi bırakıp da ağaçların üzerinde ileri geri sallanmaya mı gideyim?'\"\"\"|\"“ama int͡ʃir aɡat͡ʃi onlara sojle dedi ʔtatliliɡimi ve ɡuzel mejvemi birakip da aɡat͡ʃlarin uzerinde ileri ɡeri sallanmaja mi ɡidejim?ʔ\"\"\" New-Testament-Acts-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus’la Yuhanna’yı ortalarında durdurup, “Bunu hangi güçle ya da hangi adla yaptınız?” diye sordular.|petrus’la juhanna’ji ortalarinda durdurupʔ “bunu hanɡi ɡut͡ʃle ja da hanɡi adla japtiniz?” dije sordular. Old-Testament-Ezekiel-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir araya gel. Sağa git. Sıraya gir. Yüzünüzün döndüğü yere, sola git.|bir araja ɡel. saɡa ɡit. siraja ɡir. juzunuzun donduɡu jereʔ sola ɡit. Old-Testament-Exodus-032-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi git, halkı sana söylediğim yere götür. İşte, meleğim senin önünden gidecek. Ancak cezalandıracağım gün, onları günahlarından ötürü cezalandıracağım.”|simdi ɡitʔ halki sana sojlediɡim jere ɡotur. isteʔ meleɡim senin onunden ɡidet͡ʃek. ant͡ʃak t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim ɡunʔ onlari ɡunahlarindan oturu t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim.” Old-Testament-2-Chronicles-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün, getirdikleri ganimetten, yedi yüz sığır ve yedi bin koyun kurban ettiler.|o ɡunʔ ɡetirdikleri ɡanimettenʔ jedi juz siɡir ve jedi bin kojun kurban ettiler. Old-Testament-1-Samuel-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve o gün İsrael'i kurtardı; ve savaş Beyt Aven'den ileriye geçti.|bojlet͡ʃe jahve o ɡun israelʔi kurtardi; ve savas bejt avenʔden ilerije ɡet͡ʃti. Old-Testament-Ecclesiastes-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik, Vaiz bilge olduğu için halka hâlâ bilgi öğretti. Evet, düşündü, araştırdı ve birçok özdeyişleri sıraya koydu.|ustelikʔ vaiz bilɡe olduɡu it͡ʃin halka hala bilɡi oɡretti. evetʔ dusunduʔ arastirdi ve birt͡ʃok ozdejisleri siraja kojdu. Old-Testament-Numbers-029-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız; bu, sürekli yakmalık sunuya, onun ekmek sunusuna ve onun dökmelik sunusuna ektir.'\"\"\"|\"ɡunah sunusu olarak bir teke sunat͡ʃaksiniz; buʔ surekli jakmalik sunujaʔ onun ekmek sunusuna ve onun dokmelik sunusuna ektir.ʔ\"\"\" New-Testament-John-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşua, “Bu lokmayı batırıp kendisine vereceğim kim ise, odur” dedi. Böylece lokmayı batırdıktan sonra, onu Simon İskariot’un oğlu Yahuda’ya verdi.|bunun uzerine jesuaʔ “bu lokmaji batirip kendisine veret͡ʃeɡim kim iseʔ odur” dedi. bojlet͡ʃe lokmaji batirdiktan sonraʔ onu simon iskariot’un oɡlu jahuda’ja verdi. New-Testament-1-Corinthians-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın örtünmüyorsa, saçı da kesilsin. Ama bir kadının saçını kestirmesi ya da traş etmesi ayıpsa, örtünsün.|kadin ortunmujorsaʔ sat͡ʃi da kesilsin. ama bir kadinin sat͡ʃini kestirmesi ja da tras etmesi ajipsaʔ ortunsun. New-Testament-Revelation-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin dışında üzüm sıkma çukurunda çiğnendi. Üzüm sıkma çukurundan bin altı yüz stadia mesafede kan atların gemlerine kadar yükseldi.|kentin disinda uzum sikma t͡ʃukurunda t͡ʃiɡnendi. uzum sikma t͡ʃukurundan bin alti juz stadia mesafede kan atlarin ɡemlerine kadar jukseldi. Old-Testament-Numbers-026-053|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ülke adlarının sayısına göre miras olarak bunlara bölünecektir.|“ulke adlarinin sajisina ɡore miras olarak bunlara bolunet͡ʃektir. Old-Testament-1-Kings-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Yehoşafat’a, “Ben kılık değiştirip savaşa gireceğim, ama sen giysilerini giy” dedi. İsrael Kralı kılık değiştirip savaşa girdi.|israel krali jehosafat’aʔ “ben kilik deɡistirip savasa ɡiret͡ʃeɡimʔ ama sen ɡijsilerini ɡij” dedi. israel krali kilik deɡistirip savasa ɡirdi. Old-Testament-Leviticus-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini yakmalık sununun başına koyacak ve kendisi için kefaret etmek üzere kabul olunacaktır.|elini jakmalik sununun basina kojat͡ʃak ve kendisi it͡ʃin kefaret etmek uzere kabul olunat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-089-021|und|SPEAKER_00_Turkish|elimi onunla pekiştireceğim. Kolum da onu güçlendirecektir.|elimi onunla pekistiret͡ʃeɡim. kolum da onu ɡut͡ʃlendiret͡ʃektir. Old-Testament-Nehemiah-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|kardeşlerimden biri, Hanani kendisi ve Yahuda'dan bazı adamlar geldi. Onlara sürgünden kaçıp kurtulan Yahudiler, sürgünden artakalanlar ve Yeruşalem hakkında sordum.|kardeslerimden biriʔ hanani kendisi ve jahudaʔdan bazi adamlar ɡeldi. onlara surɡunden kat͡ʃip kurtulan jahudilerʔ surɡunden artakalanlar ve jerusalem hakkinda sordum. Old-Testament-Nehemiah-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sanballat, Tobiya, Araplar, Ammonlular ve Aşdodlular, Yeruşalem surlarının onarımının ilerlediğini ve gediklerin doldurulmaya başladığını duyduklarında çok öfkelendiler.|sanballatʔ tobijaʔ araplarʔ ammonlular ve asdodlularʔ jerusalem surlarinin onariminin ilerlediɡini ve ɡediklerin doldurulmaja basladiɡini dujduklarinda t͡ʃok ofkelendiler. Old-Testament-Ezekiel-036-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerinizde insanı ve hayvanı çoğaltacağım. Çoğalacaklar ve verimli olacaklar. Eskiden olduğunuz gibi sizde insanlar oturtacağım ve sizi başlangıçtan daha iyi yapacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.|uzerinizde insani ve hajvani t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim. t͡ʃoɡalat͡ʃaklar ve verimli olat͡ʃaklar. eskiden olduɡunuz ɡibi sizde insanlar oturtat͡ʃaɡim ve sizi baslanɡit͡ʃtan daha iji japat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Deuteronomy-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan korkmayacaksın; çünkü Tanrın Yahve, büyük ve heybetli bir Tanrı olarak arandadır.|onlardan korkmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku tanrin jahveʔ bujuk ve hejbetli bir tanri olarak arandadir. Old-Testament-Malachi-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Tanrı’ya hizmet etmek boşuna’ dediniz, ‘O'nun buyruklarını izleyip, Ordular Yahvesi'nin önünde yas tutarak yürümemizin bize ne yararı oldu?|‘tanri’ja hizmet etmek bosuna’ dedinizʔ ‘oʔnun bujruklarini izlejipʔ ordular jahvesiʔnin onunde jas tutarak jurumemizin bize ne jarari oldu? New-Testament-John-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle adamın anne babası, “Yaşını almıştır, kendisine sorun” demişlerdi.|bu nedenle adamin anne babasiʔ “jasini almistirʔ kendisine sorun” demislerdi. Old-Testament-Deuteronomy-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kardeşin, İbrani bir erkek ya da İbrani bir kadın sana satılır ve altı yıl sana hizmet ederse, yedinci yılda onu yanından özgür olarak salıvereceksin.|eɡer kardesinʔ ibrani bir erkek ja da ibrani bir kadin sana satilir ve alti jil sana hizmet ederseʔ jedint͡ʃi jilda onu janindan ozɡur olarak saliveret͡ʃeksin. Old-Testament-Psalms-136-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Amorluları'ın kralı Sihon’u, çünkü sevgi dolu iyiliği Sonsuza dek sürer.|amorlulariʔin krali sihon’uʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Jeremiah-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama, onu halkın eline verip öldürmesinler diye, Şafan oğlu Ahikam'ın eli Yeremya'yla birlikteydi.|amaʔ onu halkin eline verip oldurmesinler dijeʔ safan oɡlu ahikamʔin eli jeremjaʔjla birliktejdi. Old-Testament-Zechariah-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ülkede, diyor Yahve, iki parçası kesilip atılacak ve ölecek. Üçüncüsü ise orada kalacak.|butun ulkedeʔ dijor jahveʔ iki part͡ʃasi kesilip atilat͡ʃak ve olet͡ʃek. ut͡ʃunt͡ʃusu ise orada kalat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-067-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bizi kutsasın. Bütün dünya uçları O’ndan korksun.|tanri bizi kutsasin. butun dunja ut͡ʃlari o’ndan korksun. New-Testament-Acts-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu işte senin ne payın ne de hissen var. Çünkü yüreğin Tanrı’nın önünde doğru değildir.|“bu iste senin ne pajin ne de hissen var. t͡ʃunku jureɡin tanri’nin onunde doɡru deɡildir. Old-Testament-Isaiah-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü yas tutuyor ve unutulup gidiyor. Dünya zayıflıyor ve unutulup gidiyor. Dünyanın yüksek halkları zayıflıyor.|jerjuzu jas tutujor ve unutulup ɡidijor. dunja zajiflijor ve unutulup ɡidijor. dunjanin juksek halklari zajiflijor. Old-Testament-Exodus-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe İsrael'i Kızıldeniz'den ileri götürdü ve Şur Çölü'ne çıktılar. Çölde üç gün gittiler ve su bulamadılar.|mose israelʔi kizildenizʔden ileri ɡoturdu ve sur t͡ʃoluʔne t͡ʃiktilar. t͡ʃolde ut͡ʃ ɡun ɡittiler ve su bulamadilar. Old-Testament-Ezekiel-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Oraya gelecekler ve oradan onun bütün iğrenç şeylerini, onun bütün iğrençliklerini kaldıracaklar.\"|\"\"\"ʔoraja ɡelet͡ʃekler ve oradan onun butun iɡrent͡ʃ sejleriniʔ onun butun iɡrent͡ʃliklerini kaldirat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Exodus-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Mısır Kralı Firavun'un yüreğini katılaştırdı ve İsrael'in çocuklarının peşine düştü. Çünkü İsrael'in çocukları yüksek elle dışarı çıkmışlardı.|jahve misir krali firavunʔun jureɡini katilastirdi ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin pesine dustu. t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari juksek elle disari t͡ʃikmislardi. Old-Testament-2-Kings-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Bak, hizmetkârlarının yanında elli güçlü adam var. Lütfen gidip efendini arasınlar. Belki de Yahve'nin Ruhu onu kaldırıp bir dağa ya da vadiye koymuştur.\"\" dediler. O, \"\"Göndermeyin\"\" dedi.\"|\"onaʔ \"\"bakʔ hizmetkarlarinin janinda elli ɡut͡ʃlu adam var. lutfen ɡidip efendini arasinlar. belki de jahveʔnin ruhu onu kaldirip bir daɡa ja da vadije kojmustur.\"\" dediler. oʔ \"\"ɡondermejin\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İster dinlesinler, ister reddetsinler, çünkü asi bir evdir, yine de aralarında bir peygamber olduğunu bilecekler.|ister dinlesinlerʔ ister reddetsinlerʔ t͡ʃunku asi bir evdirʔ jine de aralarinda bir pejɡamber olduɡunu bilet͡ʃekler. New-Testament-2-Corinthians-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine, kendimizi size karşı savunduğumuzu mu sanıyorsunuz? Tanrı’nın önünde, Mesih’te konuşuyoruz. Ey sevgililer, her şey sizin bina olmanız içindir.|jineʔ kendimizi size karsi savunduɡumuzu mu sanijorsunuz? tanri’nin onundeʔ mesih’te konusujoruz. ej sevɡililerʔ her sej sizin bina olmaniz it͡ʃindir. Old-Testament-Proverbs-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğüdü dinle, terbiyeyi kabul et ki, kendi sonunda bilge olasın.|oɡudu dinleʔ terbijeji kabul et kiʔ kendi sonunda bilɡe olasin. Old-Testament-Isaiah-062-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Geçin, kapılardan geçin! Halkın yolunu hazırlayın! Yapın, ana yolu yapın! Taşları toplayın! Halklar için bir sancak kaldırın.|ɡet͡ʃinʔ kapilardan ɡet͡ʃin! halkin jolunu hazirlajin! japinʔ ana jolu japin! taslari toplajin! halklar it͡ʃin bir sant͡ʃak kaldirin. Old-Testament-Exodus-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Amalek gelip Refidim'de İsrael'le savaştı.|sonra amalek ɡelip refidimʔde israelʔle savasti. Old-Testament-Joshua-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu o gün Makkeda'yı aldı ve kralıyla birlikte onu kılıçtan geçirdi. Onu ve içinde bulunan bütün canları tamamen yok etti. Geride kimseyi bırakmadı. Yeriha Kralı'na yaptığını Makkeda Kralı'na da yaptı.|jesu o ɡun makkedaʔji aldi ve kralijla birlikte onu kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdi. onu ve it͡ʃinde bulunan butun t͡ʃanlari tamamen jok etti. ɡeride kimseji birakmadi. jeriha kraliʔna japtiɡini makkeda kraliʔna da japti. Old-Testament-Exodus-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yaklaşma. Çarıklarını çıkar, çünkü üzerinde durduğun yer kutsal topraktır\"\" dedi.\"|\"\"\"jaklasma. t͡ʃariklarini t͡ʃikarʔ t͡ʃunku uzerinde durduɡun jer kutsal topraktir\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-037-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Rengârenk giysiyi alıp babalarına getirdiler ve ona, “Bunu bulduk” dediler. “Bak, bakalım, oğlunun mu değil mi?”|renɡarenk ɡijsiji alip babalarina ɡetirdiler ve onaʔ “bunu bulduk” dediler. “bakʔ bakalimʔ oɡlunun mu deɡil mi?” Old-Testament-Isaiah-041-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, seni yeni, dişli, keskin bir harman döveni yaptım. Dağları dövecek, onları ufalayacak, tepeleri saman gibi edeceksin.|isteʔ seni jeniʔ disliʔ keskin bir harman doveni japtim. daɡlari dovet͡ʃekʔ onlari ufalajat͡ʃakʔ tepeleri saman ɡibi edet͡ʃeksin. Old-Testament-2-Chronicles-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama Tanrı gerçekten yeryüzünde insanlarla birlikte mi oturacak? İşte, gökler ve göklerin gökleri seni alamaz; nerede kaldı ki, benim bu yaptığım ev!|“ama tanri ɡert͡ʃekten jerjuzunde insanlarla birlikte mi oturat͡ʃak? isteʔ ɡokler ve ɡoklerin ɡokleri seni alamaz; nerede kaldi kiʔ benim bu japtiɡim ev! Old-Testament-1-Kings-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Nevat oğlu Yarovam'ın bütün yolunda, İsrael'in Tanrısı Yahve'yi putlarıyla onun İsrael'e işlettiği günahlarında yürüdü.|t͡ʃunku nevat oɡlu jarovamʔin butun jolundaʔ israelʔin tanrisi jahveʔji putlarijla onun israelʔe islettiɡi ɡunahlarinda jurudu. Old-Testament-Exodus-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca bütün halk arasından Tanrı'dan korkan yetenekli adamlar, haksız kazançtan nefret eden dürüst adamlar çıkar. Onları, binlerin başı, yüzlerin başı, ellilerin başı ve onların başı olarak onların üzerine koy.|ajrit͡ʃa butun halk arasindan tanriʔdan korkan jetenekli adamlarʔ haksiz kazant͡ʃtan nefret eden durust adamlar t͡ʃikar. onlariʔ binlerin basiʔ juzlerin basiʔ ellilerin basi ve onlarin basi olarak onlarin uzerine koj. Old-Testament-Leviticus-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile Aron Buluşma Çadırı'na girip çıktılar ve halkı kutsadılar; ve Yahve'nin yüceliği bütün halka göründü.|mose ile aron bulusma t͡ʃadiriʔna ɡirip t͡ʃiktilar ve halki kutsadilar; ve jahveʔnin jut͡ʃeliɡi butun halka ɡorundu. Old-Testament-2-Kings-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"kâhinler, her biri hazine görevlisinden alsınlar; ve evin neresinde hasar bulunursa, hasarı onarsınlar\"\" dedi.\"|\"kahinlerʔ her biri hazine ɡorevlisinden alsinlar; ve evin neresinde hasar bulunursaʔ hasari onarsinlar\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Harsit Kapısı'nın girişinde bulunan Hinnomoğlu Vadisi'ne çık, orada sana söyleyeceğim sözleri duyur.|harsit kapisiʔnin ɡirisinde bulunan hinnomoɡlu vadisiʔne t͡ʃikʔ orada sana sojlejet͡ʃeɡim sozleri dujur. Old-Testament-Psalms-037-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrular ülkeyi miras alacak, ve daima içinde yaşayacaklar.|doɡrular ulkeji miras alat͡ʃakʔ ve daima it͡ʃinde jasajat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Chronicles-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|on beşincisi Yeremot'a, oğulları ve kardeşleri, on iki;|on besint͡ʃisi jeremotʔaʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; Old-Testament-Psalms-116-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşayanlar diyarında Yahve’nin önünde yürüyeceğim.|jasajanlar dijarinda jahve’nin onunde jurujet͡ʃeɡim. New-Testament-1-Corinthians-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Şükrederek payımı alırsam, şükrettiğim yiyecekten dolayı neden kınanayım?|sukrederek pajimi alirsamʔ sukrettiɡim jijet͡ʃekten dolaji neden kinanajim? New-Testament-Revelation-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Sakın yapma!” dedi. “Ben seninle, peygamber kardeşlerinle ve bu kitabın sözlerini tutanlarla ortak bir hizmetkârım. Tanrı’ya tap!”|banaʔ “sakin japma!” dedi. “ben seninleʔ pejɡamber kardeslerinle ve bu kitabin sozlerini tutanlarla ortak bir hizmetkarim. tanri’ja tap!” Old-Testament-Psalms-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük toplulukta övgüm sendendir. O’ndan korkanların önünde adaklarımı yerine getireceğim.|bujuk toplulukta ovɡum sendendir. o’ndan korkanlarin onunde adaklarimi jerine ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Proverbs-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ama sonu pelin otu kadar acıdır, iki ağızlı kılıç kadar keskindir.|ama sonu pelin otu kadar at͡ʃidirʔ iki aɡizli kilit͡ʃ kadar keskindir. Old-Testament-1-Chronicles-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeşan'ın oğlu yoktu, yalnız kızları vardı. Şeşan'ın bir hizmetkârı vardı, Mısırlı, adı Yarha'ydı.|sesanʔin oɡlu joktuʔ jalniz kizlari vardi. sesanʔin bir hizmetkari vardiʔ misirliʔ adi jarhaʔjdi. Old-Testament-Genesis-047-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef babasına, kardeşlerine ve babasının bütün ev halkına ailelerinin sayısına göre yiyecek sağladı.|josef babasinaʔ kardeslerine ve babasinin butun ev halkina ailelerinin sajisina ɡore jijet͡ʃek saɡladi. Old-Testament-2-Chronicles-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ammon'un çocukları ve Moav, Seir Dağı'nda oturanlara karşı durup onları tamamen öldürmek ve yok etmek için kalktılar. Seir halkını bitirdikten sonra, herkes birbirini yok etmek için yardımlaştı.|t͡ʃunku ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklari ve moavʔ seir daɡiʔnda oturanlara karsi durup onlari tamamen oldurmek ve jok etmek it͡ʃin kalktilar. seir halkini bitirdikten sonraʔ herkes birbirini jok etmek it͡ʃin jardimlasti. New-Testament-Romans-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama soruyorum: İsrael bilmiyor muydu? İlkin Moşe şöyle diyor: “Sizi ulus olmayanla kıskandıracağım.’ Anlayıştan yoksun bir ulusla sizi öfkelendireceğim.”|ama sorujorum israel bilmijor mujdu? ilkin mose sojle dijor “sizi ulus olmajanla kiskandirat͡ʃaɡim.’ anlajistan joksun bir ulusla sizi ofkelendiret͡ʃeɡim.” New-Testament-Revelation-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci melek boru çaldı. Gökteki yüksek sesler bunun ardından şöyle dediler: “Dünyanın krallığı Efendimiz’in ve O’nun Mesihi’nin oldu. O sonsuzlara dek hüküm sürecek!”|jedint͡ʃi melek boru t͡ʃaldi. ɡokteki juksek sesler bunun ardindan sojle dediler “dunjanin kralliɡi efendimiz’in ve o’nun mesihi’nin oldu. o sonsuzlara dek hukum suret͡ʃek!” Old-Testament-1-Kings-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca, her biri görevine göre memurların bulundukları yere, atlar ve hızlı atlar için arpa ve saman getirirlerdi.|ajrit͡ʃaʔ her biri ɡorevine ɡore memurlarin bulunduklari jereʔ atlar ve hizli atlar it͡ʃin arpa ve saman ɡetirirlerdi. Old-Testament-Exodus-027-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tahtadan içi boş olarak yapacaksın. Dağda sana gösterildiği gibi yapacaklar.\"\"\"|\"tahtadan it͡ʃi bos olarak japat͡ʃaksin. daɡda sana ɡosterildiɡi ɡibi japat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“İşte, İsrael beylerinin her biri gücüne göre senin içinde kan dökmek için bulundular.|“‘“isteʔ israel bejlerinin her biri ɡut͡ʃune ɡore senin it͡ʃinde kan dokmek it͡ʃin bulundular. New-Testament-John-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua şöyle karşılık verdi, “Bu ses benim için değil, sizin için geldi”|jesua sojle karsilik verdiʔ “bu ses benim it͡ʃin deɡilʔ sizin it͡ʃin ɡeldi” Old-Testament-Psalms-089-051|und|SPEAKER_00_Turkish|düşmanların onunla alay ettiler, ey Yahve, meshettiğinin ayak izleriyle alay ettiler.|dusmanlarin onunla alaj ettilerʔ ej jahveʔ meshettiɡinin ajak izlerijle alaj ettiler. Old-Testament-Isaiah-062-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve yeryüzünün sonuna dek duyurdu: “Siyon kızına de ki, ‘İşte, kurtuluşun geldi! İşte, ödülü onunla birlikte, karşılığı da önündedir!’”|isteʔ jahve jerjuzunun sonuna dek dujurdu “sijon kizina de kiʔ ‘isteʔ kurtulusun ɡeldi! isteʔ odulu onunla birlikteʔ karsiliɡi da onundedir!’” Old-Testament-Ecclesiastes-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ziyafet gülmek için yapılır, şarap hayatı sevindirir; para da her şeyin yanıtıdır.|zijafet ɡulmek it͡ʃin japilirʔ sarap hajati sevindirir; para da her sejin janitidir. New-Testament-Luke-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Matta, Tomas, Alfay oğlu Yakov, Yurtsever diye tanınan Simon,|mattaʔ tomasʔ alfaj oɡlu jakovʔ jurtsever dije taninan simonʔ Old-Testament-2-Samuel-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|üçüncü gün, işte, Saul'un yanından, ordugâhtan giysileri yırtılmış ve başında toprak olan bir adam geldi. David'in yanına gelince yere kapanıp saygı gösterdi.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡunʔ isteʔ saulʔun janindanʔ orduɡahtan ɡijsileri jirtilmis ve basinda toprak olan bir adam ɡeldi. davidʔin janina ɡelint͡ʃe jere kapanip sajɡi ɡosterdi. Old-Testament-2-Chronicles-033-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası Manaşşe'nin kendini alçalttığı gibi, Yahve'nin önünde o kendini alçaltmadı; ama bu Amon gittikçe daha fazla suç işledi.|babasi manasseʔnin kendini alt͡ʃalttiɡi ɡibiʔ jahveʔnin onunde o kendini alt͡ʃaltmadi; ama bu amon ɡittikt͡ʃe daha fazla sut͡ʃ isledi. Old-Testament-2-Kings-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sana işaret şu olacak: Bu yıl kendiliğinden yetişeni yiyeceksin, ikinci yılda ondan çıkanı; üçüncü yılda ekin, biçin, bağlar dikin ve meyvesini yiyin.\"|\"\"\"sana isaret su olat͡ʃak bu jil kendiliɡinden jetiseni jijet͡ʃeksinʔ ikint͡ʃi jilda ondan t͡ʃikani; ut͡ʃunt͡ʃu jilda ekinʔ bit͡ʃinʔ baɡlar dikin ve mejvesini jijin.\" New-Testament-Matthew-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Siz ne düşünüyorsunuz? Bir adamın yüz koyunu olup da onlardan biri yolundan sapsa, doksan dokuzunu dağlarda bırakıp yolundan sapmış olanı aramaya gitmez mi?|“siz ne dusunujorsunuz? bir adamin juz kojunu olup da onlardan biri jolundan sapsaʔ doksan dokuzunu daɡlarda birakip jolundan sapmis olani aramaja ɡitmez mi? Old-Testament-Ezekiel-031-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dallarının çokluğuyla onu güzelleştirdim; öyle ki, Tanrı'nın bahçesindeki bütün Aden ağaçları onu kıskandılar.\"\"'\"|\"dallarinin t͡ʃokluɡujla onu ɡuzellestirdim; ojle kiʔ tanriʔnin baht͡ʃesindeki butun aden aɡat͡ʃlari onu kiskandilar.\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-035-015|und|SPEAKER_00_Turkish|buhur sunağını ve sırıklarını, mesh yağını, hoş kokulu buhuru, çadırın kapısındaki kapı perdesini;|buhur sunaɡini ve siriklariniʔ mesh jaɡiniʔ hos kokulu buhuruʔ t͡ʃadirin kapisindaki kapi perdesini; Old-Testament-Job-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sıkıntı topraktan çıkmaz, dert de yerden bitmez.|t͡ʃunku sikinti topraktan t͡ʃikmazʔ dert de jerden bitmez. Old-Testament-Psalms-039-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle dedim: “Dilimle günah işlemeyeyim diye yollarıma dikkat edeceğim. Kötü kişi karşımdayken, ağzıma gem vuracağım.”|sojle dedim “dilimle ɡunah islemejejim dije jollarima dikkat edet͡ʃeɡim. kotu kisi karsimdajkenʔ aɡzima ɡem vurat͡ʃaɡim.” New-Testament-Romans-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Yasa’nın hükmü, benliğe göre değil, Ruh’a göre yaşayan bizlerde yerine gelsin.|ojle kiʔ jasa’nin hukmuʔ benliɡe ɡore deɡilʔ ruh’a ɡore jasajan bizlerde jerine ɡelsin. Old-Testament-Ezekiel-040-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Avluyu ölçtü, yüz arşın uzunluğunda ve yüz arşın genişliğinde, kareydi. Sunak evin önündeydi.|avluju olt͡ʃtuʔ juz arsin uzunluɡunda ve juz arsin ɡenisliɡindeʔ karejdi. sunak evin onundejdi. Old-Testament-1-Chronicles-029-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"oğlum Solomon'a da senin buyruklarını, tanıklıklarını ve kurallarını tutmak için, bütün bu şeyleri yapmak için ve hazırlığını yaptığım sarayı bina etmek için bütün bir yürek ver.\"\"\"|\"oɡlum solomonʔa da senin bujruklariniʔ tanikliklarini ve kurallarini tutmak it͡ʃinʔ butun bu sejleri japmak it͡ʃin ve hazirliɡini japtiɡim saraji bina etmek it͡ʃin butun bir jurek ver.\"\"\" Old-Testament-Exodus-040-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi ekmeği onun üzerine Yahve'nin önünde dizdi.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi ekmeɡi onun uzerine jahveʔnin onunde dizdi. Old-Testament-Jeremiah-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara oğullarının ve kızlarının etini yedireceğim. Düşmanlarının ve hayatlarını arayanların kuşatması ve sıkıntısı içinde, her biri dostunun etini yiyecek.\"\"\"\"'\"|\"onlara oɡullarinin ve kizlarinin etini jediret͡ʃeɡim. dusmanlarinin ve hajatlarini arajanlarin kusatmasi ve sikintisi it͡ʃindeʔ her biri dostunun etini jijet͡ʃek.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Genesis-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya elli doğru kişiden beş eksik olursa? Beş kişi eksik diye tüm kenti yok edecek misin?” Yahve, “Eğer orada kırk beş kişi bulursam kenti yok etmeyeceğim” dedi.|ja elli doɡru kisiden bes eksik olursa? bes kisi eksik dije tum kenti jok edet͡ʃek misin?” jahveʔ “eɡer orada kirk bes kisi bulursam kenti jok etmejet͡ʃeɡim” dedi. Old-Testament-Numbers-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|yalnızca hoş koku olarak Yahve'ye yakmalık sunu olarak: Bir genç boğa, bir koç, bir yaşında yedi erkek kuzu; hepsi kusursuz olacaklar;|jalnizt͡ʃa hos koku olarak jahveʔje jakmalik sunu olarak bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda jedi erkek kuzu; hepsi kusursuz olat͡ʃaklar; Old-Testament-Psalms-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, Tanrım, sana sığınıyorum. Peşime düşenlerin hepsinden kurtar beni, özgür kıl.|ej jahveʔ tanrimʔ sana siɡinijorum. pesime dusenlerin hepsinden kurtar beniʔ ozɡur kil. New-Testament-John-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama gece yürüyen sendeler. Çünkü kendisinde ışık yoktur.”|ama ɡet͡ʃe jurujen sendeler. t͡ʃunku kendisinde isik joktur.” New-Testament-Luke-005-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara bir de benzetme anlattı. “Hiç kimse yeni bir giysiden bir parçayı yırtıp eski bir giysinin üzerine yamamaz. Yoksa hem yeni giysi yırtılır, hem de o giysiden koparılan yama eskisiyle uyuşmaz.|jesua onlara bir de benzetme anlatti. “hit͡ʃ kimse jeni bir ɡijsiden bir part͡ʃaji jirtip eski bir ɡijsinin uzerine jamamaz. joksa hem jeni ɡijsi jirtilirʔ hem de o ɡijsiden koparilan jama eskisijle ujusmaz. Old-Testament-Exodus-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Toprağınızın seçme ilk ürünlerini Tanrınız Yahve'nin Tapınağı'na getireceksiniz.\"\" “Oğlağı anasının sütünde kaynatmayacaksınız.\"\"\"|\"topraɡinizin set͡ʃme ilk urunlerini tanriniz jahveʔnin tapinaɡiʔna ɡetiret͡ʃeksiniz.\"\" “oɡlaɡi anasinin sutunde kajnatmajat͡ʃaksiniz.\"\"\" New-Testament-John-007-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Görevliler, “Hiç kimse bu adam gibi konuşmamıştır!” diye karşılık verdiler.|ɡorevlilerʔ “hit͡ʃ kimse bu adam ɡibi konusmamistir!” dije karsilik verdiler. New-Testament-Mark-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Kaç ekmeğiniz var?” diye sordu. “Yedi” dediler.|jesua onlaraʔ “kat͡ʃ ekmeɡiniz var?” dije sordu. “jedi” dediler. New-Testament-Acts-013-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahudiler kalabalıkları görünce kıskançlıkla doldular. Pavlus’un sözlerine karşı çıkıp küfrettiler.|ama jahudiler kalabaliklari ɡorunt͡ʃe kiskant͡ʃlikla doldular. pavlus’un sozlerine karsi t͡ʃikip kufrettiler. Old-Testament-1-Kings-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun beyleri şunlardı: Kâhin Sadok oğlu Azarya;|onun bejleri sunlardi kahin sadok oɡlu azarja; New-Testament-John-009-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı’nın Moşe ile konuştuğunu biliyoruz. Ama bu adama gelince, O’nun nereden geldiğini bilmiyoruz.”|“tanri’nin mose ile konustuɡunu bilijoruz. ama bu adama ɡelint͡ʃeʔ o’nun nereden ɡeldiɡini bilmijoruz.” Old-Testament-Joshua-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle İsrael'in çocukları düşmanlarının önünde duramıyor. Yıkıma adandıkları için düşmanlarının önünde sırtlarını çeviriyorlar. Aranızdaki adanmış şeyleri yok etmediğiniz sürece artık yanınızda olmayacağım.|bu nedenle israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari dusmanlarinin onunde duramijor. jikima adandiklari it͡ʃin dusmanlarinin onunde sirtlarini t͡ʃevirijorlar. aranizdaki adanmis sejleri jok etmediɡiniz suret͡ʃe artik janinizda olmajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Exodus-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü gün sabah olduğunda gök gürlemeleri, şimşekler, dağın üzerinde koyu bir bulut ve çok güçlü boru sesi oldu ve ordugâhta bulunan herkes titredi.|ut͡ʃunt͡ʃu ɡun sabah olduɡunda ɡok ɡurlemeleriʔ simseklerʔ daɡin uzerinde koju bir bulut ve t͡ʃok ɡut͡ʃlu boru sesi oldu ve orduɡahta bulunan herkes titredi. Old-Testament-2-Kings-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı Nebukadnetsar'ın Yahuda topraklarında bıraktığı halkın üzerine, Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalya'yı vali atadı.|babil krali nebukadnetsarʔin jahuda topraklarinda biraktiɡi halkin uzerineʔ safan oɡlu ahikam oɡlu ɡedaljaʔji vali atadi. New-Testament-2-Corinthians-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu bollukla ilgili verdiğimiz hizmetin kimse tarafından kınanmamasına dikkat ediyoruz.|bu bollukla ilɡili verdiɡimiz hizmetin kimse tarafindan kinanmamasina dikkat edijoruz. Old-Testament-Genesis-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek halka, “Bu adama ya da karısına dokunan kesin olarak öldürülecek” diye buyruk verdi.|avimelek halkaʔ “bu adama ja da karisina dokunan kesin olarak oldurulet͡ʃek” dije bujruk verdi. Old-Testament-Job-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü benim için kararlaştırılmış olanı yapar. O'nun yanında bunların niceleri vardır.|t͡ʃunku benim it͡ʃin kararlastirilmis olani japar. oʔnun janinda bunlarin nit͡ʃeleri vardir. Old-Testament-Numbers-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çömeldi, aslan gibi yattı, dişi aslan gibi; onu kim kaldıracak? Seni kutsayan herkes kutsansın. Seni lanetleyen herkes lanetlensin.”|t͡ʃomeldiʔ aslan ɡibi jattiʔ disi aslan ɡibi; onu kim kaldirat͡ʃak? seni kutsajan herkes kutsansin. seni lanetlejen herkes lanetlensin.” Old-Testament-2-Chronicles-035-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk çocukları, kardeşlerinizin atalar evleri bölüklerine göre kutsal yerde durun ve Levililer'den atalar evinin bir payı onlardan her biri için olsun.|halk t͡ʃot͡ʃuklariʔ kardeslerinizin atalar evleri boluklerine ɡore kutsal jerde durun ve levililerʔden atalar evinin bir paji onlardan her biri it͡ʃin olsun. Old-Testament-Psalms-139-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Desem ki, “Karanlık beni mutlaka örter, çevremdeki ışık gece olsun.”|desem kiʔ “karanlik beni mutlaka orterʔ t͡ʃevremdeki isik ɡet͡ʃe olsun.” Old-Testament-Exodus-035-016|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu sunağını, tunç ızgarasını, sırıklarını, bütün takımlarını, kazanı ve ayağını;|jakmalik sunu sunaɡiniʔ tunt͡ʃ izɡarasiniʔ siriklariniʔ butun takimlariniʔ kazani ve ajaɡini; New-Testament-Acts-016-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları evine götürüp önlerine sofra kurdu. Tanrı’ya bütün ev halkıyla birlikte inanmış olmak çok sevindirdi.|onlari evine ɡoturup onlerine sofra kurdu. tanri’ja butun ev halkijla birlikte inanmis olmak t͡ʃok sevindirdi. Old-Testament-Isaiah-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarşiş'in kızı Nil Nehri gibi diyarından geç. Artık alıkoyan yok.|tarsisʔin kizi nil nehri ɡibi dijarindan ɡet͡ʃ. artik alikojan jok. New-Testament-Revelation-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka bir melek geldi, elinde altın bir buhurdanla sunağın başında durdu. Tahtın önündeki altın sunakta bütün kutsalların dualarına katsın diye ona bol buhur verildi.|baska bir melek ɡeldiʔ elinde altin bir buhurdanla sunaɡin basinda durdu. tahtin onundeki altin sunakta butun kutsallarin dualarina katsin dije ona bol buhur verildi. Old-Testament-Ezekiel-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Onlara de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Bu yük Yeruşalem'deki bey ve aralarında bulundukları bütün İsrael evi içindir.\"\"'\"\"\"|\"“onlara deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"bu juk jerusalemʔdeki bej ve aralarinda bulunduklari butun israel evi it͡ʃindir.\"\"ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık dışarı çıkarıldıktan sonra, Yeşua içeri girdi. Kızın elinden tuttu ve kız ayağa kalktı.|kalabalik disari t͡ʃikarildiktan sonraʔ jesua it͡ʃeri ɡirdi. kizin elinden tuttu ve kiz ajaɡa kalkti. Old-Testament-Numbers-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|ve on dört kuzunun her kuzusu için onda biri;|ve on dort kuzunun her kuzusu it͡ʃin onda biri; Old-Testament-Micah-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi sen, ey ordular kızı, ordu halinde toplanacaksın. O, bize karşı kuşatma kurdu. İsrael yargıcının yanağına değnekle vuracaklar.|simdi senʔ ej ordular kiziʔ ordu halinde toplanat͡ʃaksin. oʔ bize karsi kusatma kurdu. israel jarɡit͡ʃinin janaɡina deɡnekle vurat͡ʃaklar. Old-Testament-Song-of-Songs-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|nardin ve safran, kamış ve tarçın, her türlü günnük ağacıyla, mür ve öd ağacı, en iyisinden her çeşit baharatlarla,|nardin ve safranʔ kamis ve tart͡ʃinʔ her turlu ɡunnuk aɡat͡ʃijlaʔ mur ve od aɡat͡ʃiʔ en ijisinden her t͡ʃesit baharatlarlaʔ Old-Testament-1-Kings-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev bitinceye kadar bütün evi altınla kapladı. Ayrıca iç odaya ait olan bütün sunağı da altınla kapladı.|ev bitint͡ʃeje kadar butun evi altinla kapladi. ajrit͡ʃa it͡ʃ odaja ait olan butun sunaɡi da altinla kapladi. Old-Testament-Numbers-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Miryam ile Aron, evlendiği Kûşlu kadın yüzünden Moşe'ye karşı konuştular; çünkü Kûşlu bir kadınla evlenmişti.|mirjam ile aronʔ evlendiɡi kuslu kadin juzunden moseʔje karsi konustular; t͡ʃunku kuslu bir kadinla evlenmisti. Old-Testament-Job-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolumu bozuyorlar. Kimsenin yardımı olmadan yıkımımı teşvik ediyorlar.|jolumu bozujorlar. kimsenin jardimi olmadan jikimimi tesvik edijorlar. Old-Testament-Proverbs-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|kulağını bilgeliğe çevirirsen, yüreğini anlayışa yöneltirsen,|kulaɡini bilɡeliɡe t͡ʃevirirsenʔ jureɡini anlajisa joneltirsenʔ Old-Testament-Ezekiel-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine ağzımı açtım ve tomarı bana yedirdi.|bunun uzerine aɡzimi at͡ʃtim ve tomari bana jedirdi. Old-Testament-Genesis-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Yahve Tanrı’nın yeri ve gökleri yaptığı günde, göklerin ve yerin yaratılış hikayesidir.|buʔ jahve tanri’nin jeri ve ɡokleri japtiɡi ɡundeʔ ɡoklerin ve jerin jaratilis hikajesidir. Old-Testament-Jeremiah-051-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Babil’in ortasından kaçın! Herkes kendi hayatını kurtarsın! Onun kötülüğü içinde yok olmayın, çünkü bu, Yahve'nin öç alma zamanıdır. Ona karşılığını verecektir.|“babil’in ortasindan kat͡ʃin! herkes kendi hajatini kurtarsin! onun kotuluɡu it͡ʃinde jok olmajinʔ t͡ʃunku buʔ jahveʔnin ot͡ʃ alma zamanidir. ona karsiliɡini veret͡ʃektir. Old-Testament-Proverbs-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Safların arasında birini gördüm. Gençlerin arasında anlayıştan yoksun bir genci fark ettim.|saflarin arasinda birini ɡordum. ɡent͡ʃlerin arasinda anlajistan joksun bir ɡent͡ʃi fark ettim. Old-Testament-Deuteronomy-001-044|und|SPEAKER_00_Turkish|O dağlık bölgede yaşayan Amorlular size karşı çıktılar, sizi arılar gibi kovaladılar, Seir'de, Horma'ya kadar sizi yendiler.|o daɡlik bolɡede jasajan amorlular size karsi t͡ʃiktilarʔ sizi arilar ɡibi kovaladilarʔ seirʔdeʔ hormaʔja kadar sizi jendiler. Old-Testament-Numbers-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yüzünü sizin üzerinizde ışıldatsın ve size lütfetsin.|jahve juzunu sizin uzerinizde isildatsin ve size lutfetsin. Old-Testament-Leviticus-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer parlak leke yerinde duruyorsa ve deriye yayılmayıp solmuşsa, bu yanıktan kaynaklanan şişliktir. Kâhin onu temiz ilan edecektir; çünkü yanık kabuğudur.\"\"\"|\"eɡer parlak leke jerinde durujorsa ve derije jajilmajip solmussaʔ bu janiktan kajnaklanan sisliktir. kahin onu temiz ilan edet͡ʃektir; t͡ʃunku janik kabuɡudur.\"\"\" New-Testament-Philemon-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’nın tutuklusu olan ben Pavlus ve kardeşimiz Timoteos’tan sevgili emektaşımız Filimon’a,|mesih jesua’nin tutuklusu olan ben pavlus ve kardesimiz timoteos’tan sevɡili emektasimiz filimon’aʔ Old-Testament-Jeremiah-039-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız komutanı Nebuzaradan, kentte kalan halkın geri kalanını, kendi tarafına geçmiş olanları ve kalmış olan halkın geri kalanını Babil'e sürdü.|muhafiz komutani nebuzaradanʔ kentte kalan halkin ɡeri kalaniniʔ kendi tarafina ɡet͡ʃmis olanlari ve kalmis olan halkin ɡeri kalanini babilʔe surdu. Old-Testament-2-Chronicles-020-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarşiş'e gitmek için gemiler yapmak üzere onunla anlaştı. Gemileri Etsyon Gever'de yaptılar.|tarsisʔe ɡitmek it͡ʃin ɡemiler japmak uzere onunla anlasti. ɡemileri etsjon ɡeverʔde japtilar. New-Testament-Matthew-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yine derim ki, bir devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin bir adamın Tanrı’nın Krallığı’na girmesinden daha kolaydır.”|size jine derim kiʔ bir devenin iɡne deliɡinden ɡet͡ʃmesiʔ zenɡin bir adamin tanri’nin kralliɡi’na ɡirmesinden daha kolajdir.” Old-Testament-Isaiah-032-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu size, bütün suların yanında tohum ekenlere, öküzle eşeğin ayaklarını salanlara.|ne mutlu sizeʔ butun sularin janinda tohum ekenlereʔ okuzle eseɡin ajaklarini salanlara. New-Testament-Matthew-025-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü bu, başka bir ülkeye giden bir adamın, hizmetkârlarını çağırıp mallarını onlara emanet etmesine benzer.|“t͡ʃunku buʔ baska bir ulkeje ɡiden bir adaminʔ hizmetkarlarini t͡ʃaɡirip mallarini onlara emanet etmesine benzer. New-Testament-Revelation-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra büyük yetkiye sahip başka bir meleğin gökyüzünden indiğini gördüm. Yeryüzü onun görkemiyle aydınlandı.|bundan sonra bujuk jetkije sahip baska bir meleɡin ɡokjuzunden indiɡini ɡordum. jerjuzu onun ɡorkemijle ajdinlandi. Old-Testament-Micah-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben Yahve'ye bakacağım. Kurtuluşumun Tanrısı'nı bekleyeceğim. Tanrım beni duyacak.|ama ben jahveʔje bakat͡ʃaɡim. kurtulusumun tanrisiʔni beklejet͡ʃeɡim. tanrim beni dujat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Atası David’in yapmış olduğu her şeye göre, Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı.|atasi david’in japmis olduɡu her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti. New-Testament-Acts-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Çünkü ben seninleyim; kimse sana zarar vermeyecek, sana saldırmayacak. Çünkü bu kentte halkım çoktur.”|‘‘t͡ʃunku ben seninlejim; kimse sana zarar vermejet͡ʃekʔ sana saldirmajat͡ʃak. t͡ʃunku bu kentte halkim t͡ʃoktur.” Old-Testament-Isaiah-050-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni dövenlere sırtımı, saçımı yolanlara yanaklarımı verdim. Utançtan ve tükürükten yüzümü gizlemedim.|beni dovenlere sirtimiʔ sat͡ʃimi jolanlara janaklarimi verdim. utant͡ʃtan ve tukurukten juzumu ɡizlemedim. Old-Testament-Nahum-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırbaç sesleri, tekerlek takırtıları, dörtnala koşan atlar ve sıçrayan savaş arabaları,|kirbat͡ʃ sesleriʔ tekerlek takirtilariʔ dortnala kosan atlar ve sit͡ʃrajan savas arabalariʔ Old-Testament-Psalms-102-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yok olacak, ama sen duracaksın. Evet, hepsi bir giysi gibi eskiyecek. Onları bir kaftan gibi değiştireceksin, onlar da değişecek.|onlar jok olat͡ʃakʔ ama sen durat͡ʃaksin. evetʔ hepsi bir ɡijsi ɡibi eskijet͡ʃek. onlari bir kaftan ɡibi deɡistiret͡ʃeksinʔ onlar da deɡiset͡ʃek. New-Testament-Acts-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tiyatira Kenti’nden mor kumaş satıcısı Lidya adında Tanrı’ya tapan bir kadın bizi duydu. Efendi, Pavlus’un söylediklerini dinlemesi için onun yüreğini açtı.|tijatira kenti’nden mor kumas satit͡ʃisi lidja adinda tanri’ja tapan bir kadin bizi dujdu. efendiʔ pavlus’un sojlediklerini dinlemesi it͡ʃin onun jureɡini at͡ʃti. New-Testament-Revelation-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Dört canlı yaratıktan biri yedi meleğe, sonsuzluklar boyunca yaşayan Tanrı’nın gazabıyla dolu yedi altın tas verdi.|dort t͡ʃanli jaratiktan biri jedi meleɡeʔ sonsuzluklar bojunt͡ʃa jasajan tanri’nin ɡazabijla dolu jedi altin tas verdi. Old-Testament-Job-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücüm nedir ki, bekleyeyim? Sonum nedir ki, sabredeyim?|ɡut͡ʃum nedir kiʔ beklejejim? sonum nedir kiʔ sabredejim? Old-Testament-Exodus-035-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Erkek olsun kadın olsun, yüreği istekli olan herkes geldi, hepsi Yahve'ye altın sunular sundular, broşlar, küpeler, mühür yüzükleri, bilezikler getirdiler; hepsi altın takıydı.|erkek olsun kadin olsunʔ jureɡi istekli olan herkes ɡeldiʔ hepsi jahveʔje altin sunular sundularʔ broslarʔ kupelerʔ muhur juzukleriʔ bilezikler ɡetirdiler; hepsi altin takijdi. Old-Testament-Exodus-037-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Masayı taşımak için sırıkları akasya ağacından yaptı ve altınla kapladı.|masaji tasimak it͡ʃin siriklari akasja aɡat͡ʃindan japti ve altinla kapladi. Old-Testament-Judges-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi Giva'ya şunu yapacağız: Ona kurayla karşı çıkacağız;|ama simdi ɡivaʔja sunu japat͡ʃaɡiz ona kurajla karsi t͡ʃikat͡ʃaɡiz; Old-Testament-Isaiah-061-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'de çok sevineceğim! Canım Tanrım'da sevinç duyacak, çünkü O beni kurtuluş giysisiyle sardı. Damadın çelenkle süslenmesi gibi, gelinin de mücevherleriyle süslenmesi gibi, doğruluk kaftanıyla beni örttü.|jahveʔde t͡ʃok sevinet͡ʃeɡim! t͡ʃanim tanrimʔda sevint͡ʃ dujat͡ʃakʔ t͡ʃunku o beni kurtulus ɡijsisijle sardi. damadin t͡ʃelenkle suslenmesi ɡibiʔ ɡelinin de mut͡ʃevherlerijle suslenmesi ɡibiʔ doɡruluk kaftanijla beni orttu. New-Testament-James-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir pınar aynı gözden tatlı ve acı su akıtır mı?|bir pinar ajni ɡozden tatli ve at͡ʃi su akitir mi? Old-Testament-Genesis-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Habel de sürüsünün ilk doğanlarından ve yağından getirdi. Yahve Habel'i ve onun sunusunu saydı.|habel de surusunun ilk doɡanlarindan ve jaɡindan ɡetirdi. jahve habelʔi ve onun sunusunu sajdi. Old-Testament-Isaiah-049-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, rahimden bana hizmetkârı olmak için biçim veren Yahve, Yakov'u yeniden kendisine getirmemi ve İsrael'i de O'nun yanında toplamamı söylüyor; çünkü ben Yahve'nin gözünde saygınım, Tanrı da benim gücüm oldu.|simdiʔ rahimden bana hizmetkari olmak it͡ʃin bit͡ʃim veren jahveʔ jakovʔu jeniden kendisine ɡetirmemi ve israelʔi de oʔnun janinda toplamami sojlujor; t͡ʃunku ben jahveʔnin ɡozunde sajɡinimʔ tanri da benim ɡut͡ʃum oldu. New-Testament-Acts-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra gizlice adamları kandırıp onlara, “Stefanos’un Moşe’ye ve Tanrı’ya karşı küfür dolu sözler söylediğini duyduk” dedirttiler.|sonra ɡizlit͡ʃe adamlari kandirip onlaraʔ “stefanos’un mose’je ve tanri’ja karsi kufur dolu sozler sojlediɡini dujduk” dedirttiler. Old-Testament-Joshua-013-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Heşbon'dan Ramat Mispe'ye ve Betonim'e kadar; ve Mahanayim'den Devir sınırına kadar;|hesbonʔdan ramat mispeʔje ve betonimʔe kadar; ve mahanajimʔden devir sinirina kadar; Old-Testament-Isaiah-056-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in sürgünlerini toplayan Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Toplanılmışlarına ek olarak başkalarını da onun yanına toplayacağım.\"\"\"|\"israelʔin surɡunlerini toplajan efendi jahve sojle dijor \"\"toplanilmislarina ek olarak baskalarini da onun janina toplajat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'ın ortasında Mısır Kralı Firavun'a ve onun bütün ülkesine yaptığını;|misirʔin ortasinda misir krali firavunʔa ve onun butun ulkesine japtiɡini; New-Testament-Luke-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kendini haklı çıkarmak isteyerek Yeşua’ya, “Komşum kim benim?” diye sordu.|ama kendini hakli t͡ʃikarmak istejerek jesua’jaʔ “komsum kim benim?” dije sordu. Old-Testament-Job-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Mezarı bulduklarında, fazlasıyla coşup sevinç duyarlar?|mezari bulduklarindaʔ fazlasijla t͡ʃosup sevint͡ʃ dujarlar? Old-Testament-2-Kings-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kâhin Hilkiya, Ahikam, Akvor, Şafan ve Asaya, Harhas oğlu Tikva oğlu Şallum'un karısı olan kadın Peygamber Hulda'nın yanına gittiler (o sırada Yeruşalem'in ikinci mahallesinde oturuyordu); ve onunla konuştular.|bojlet͡ʃe kahin hilkijaʔ ahikamʔ akvorʔ safan ve asajaʔ harhas oɡlu tikva oɡlu sallumʔun karisi olan kadin pejɡamber huldaʔnin janina ɡittiler (o sirada jerusalemʔin ikint͡ʃi mahallesinde oturujordu); ve onunla konustular. Old-Testament-Jeremiah-031-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yol işaretleri dik. İşaret direkleri yap. Yüreğini ana yola, gittiğin yola koy. Dön, el değmemiş İsrael kızı. Dön bu kendi kentlerine.\"|\"\"\"jol isaretleri dik. isaret direkleri jap. jureɡini ana jolaʔ ɡittiɡin jola koj. donʔ el deɡmemis israel kizi. don bu kendi kentlerine.\" New-Testament-Mark-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Bu şeyleri hangi yetkiyle yapıyorsun? Ya da bunları yapma yetkisini sana kim verdi?” demeye başladılar.|o’naʔ “bu sejleri hanɡi jetkijle japijorsun? ja da bunlari japma jetkisini sana kim verdi?” demeje basladilar. Old-Testament-1-Chronicles-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahuda kardeşlerinden üstün geldi ve hükümdar ondan çıktı; ama ilk oğulluk hakkı Yosef''indi)|t͡ʃunku jahuda kardeslerinden ustun ɡeldi ve hukumdar ondan t͡ʃikti; ama ilk oɡulluk hakki josefʔʔindi) Old-Testament-2-Chronicles-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzlerin başlarını, soyluları, halkın valilerini ve ülkenin bütün halkını alıp kralı Yahve'nin evinden indirdi. Üst kapıdan kralın evine geldiler ve kralı krallık tahtı üzerine oturttular.|juzlerin baslariniʔ sojlulariʔ halkin valilerini ve ulkenin butun halkini alip krali jahveʔnin evinden indirdi. ust kapidan kralin evine ɡeldiler ve krali krallik tahti uzerine oturttular. Old-Testament-Genesis-041-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Kıtlık bütün yeryüzünü kaplamıştı. Yosef erzak depolarının hepsini açtı ve Mısırlılar’a satmaya başladı. Mısır diyarında kıtlık şiddetliydi.|kitlik butun jerjuzunu kaplamisti. josef erzak depolarinin hepsini at͡ʃti ve misirlilar’a satmaja basladi. misir dijarinda kitlik siddetlijdi. New-Testament-Luke-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua aralarından geçip gitti.|ama jesua aralarindan ɡet͡ʃip ɡitti. Old-Testament-Habakkuk-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İhtişamı gün doğumu gibidir. Elinden ışınlar parlar, gücü orada gizlidir.|ihtisami ɡun doɡumu ɡibidir. elinden isinlar parlarʔ ɡut͡ʃu orada ɡizlidir. Old-Testament-Jeremiah-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden ormandan çıkan aslan onları öldürecek. Akşamın kurdu onları yok edecek. Bir leopar kentlerine karşı gözcülük edecek. Oraya çıkan herkes parçalanacak, çünkü isyanları çok ve döneklikleri arttı.|bu juzden ormandan t͡ʃikan aslan onlari olduret͡ʃek. aksamin kurdu onlari jok edet͡ʃek. bir leopar kentlerine karsi ɡozt͡ʃuluk edet͡ʃek. oraja t͡ʃikan herkes part͡ʃalanat͡ʃakʔ t͡ʃunku isjanlari t͡ʃok ve doneklikleri artti. Old-Testament-Joshua-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın iki adamı alıp sakladı. Sonra şöyle dedi: “Evet, adamlar bana geldi ama nereden geldiklerini bilmiyordum.|kadin iki adami alip sakladi. sonra sojle dedi “evetʔ adamlar bana ɡeldi ama nereden ɡeldiklerini bilmijordum. Old-Testament-Psalms-053-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi geri döndü. Birlikte kirlendiler. İyilik eden kimse yok, bir kişi bile.|hepsi ɡeri dondu. birlikte kirlendiler. ijilik eden kimse jokʔ bir kisi bile. Old-Testament-Job-036-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Tanrı güçlüdür ve kimseyi hor görmez. Anlayış gücünde kudretlidir.|“isteʔ tanri ɡut͡ʃludur ve kimseji hor ɡormez. anlajis ɡut͡ʃunde kudretlidir. New-Testament-Matthew-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve işte, orada eli sakat bir adam vardı. Yeşua’yı suçlamak için kendisine, ‘Şabat Günü şifa vermenin uygun olup olmadığını’ sordular.|ve isteʔ orada eli sakat bir adam vardi. jesua’ji sut͡ʃlamak it͡ʃin kendisineʔ ‘sabat ɡunu sifa vermenin ujɡun olup olmadiɡini’ sordular. New-Testament-Mark-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları O’nu suçlamak için Şabat Günü hastayı iyileştirip iyileştirmeyeceğini gözlüyorlardı.|bazilari o’nu sut͡ʃlamak it͡ʃin sabat ɡunu hastaji ijilestirip ijilestirmejet͡ʃeɡini ɡozlujorlardi. New-Testament-Mark-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece olunca uyur gündüz olunca kalkar. Kendisi nasıl olduğunu bilmez, tohum filizlenir ve büyür” dedi.|ɡet͡ʃe olunt͡ʃa ujur ɡunduz olunt͡ʃa kalkar. kendisi nasil olduɡunu bilmezʔ tohum filizlenir ve bujur” dedi. New-Testament-Luke-020-044|und|SPEAKER_00_Turkish|“David O’na Efendi diyorsa, O nasıl David’in Oğlu olabilir?”|“david o’na efendi dijorsaʔ o nasil david’in oɡlu olabilir?” Old-Testament-Isaiah-056-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'ye bağlanan hiçbir yabancı, \"\"Yahve beni halkından kesin olarak ayıracak\"\" diye konuşmasın. Hadım, \"\"İşte ben kuru bir ağacım\"\" demesin.\"|\"jahveʔje baɡlanan hit͡ʃbir jabant͡ʃiʔ \"\"jahve beni halkindan kesin olarak ajirat͡ʃak\"\" dije konusmasin. hadimʔ \"\"iste ben kuru bir aɡat͡ʃim\"\" demesin.\" Old-Testament-Genesis-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak, babası Avraham’ın günlerinde kazdıkları su kuyularını yeniden açtı. Çünkü Avraham’ın ölümünden sonra Filistliler onları kapatmışlardı. Babasının onlara verdiği aynı adlarla onları adlandırdı.|ishakʔ babasi avraham’in ɡunlerinde kazdiklari su kujularini jeniden at͡ʃti. t͡ʃunku avraham’in olumunden sonra filistliler onlari kapatmislardi. babasinin onlara verdiɡi ajni adlarla onlari adlandirdi. Old-Testament-Nahum-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Parça parça eden senin karşına çıktı. Kaleyi koru! Yolu gözet! Belini güçlendir! Gücünü kuvvetlice sağlamlaştır!|part͡ʃa part͡ʃa eden senin karsina t͡ʃikti. kaleji koru! jolu ɡozet! belini ɡut͡ʃlendir! ɡut͡ʃunu kuvvetlit͡ʃe saɡlamlastir! Old-Testament-Job-036-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençlikte ölürler. Yaşamları kirli olanlar arasında yok olur.|ɡent͡ʃlikte olurler. jasamlari kirli olanlar arasinda jok olur. New-Testament-Colossians-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler için dua ettiğimizde Efendimiz Yeşua Mesih’in Babası Tanrı’ya, her zaman şükrediyoruz.|sizler it͡ʃin dua ettiɡimizde efendimiz jesua mesih’in babasi tanri’jaʔ her zaman sukredijoruz. Old-Testament-Proverbs-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sapık kişi kavgayı kışkırtır. Fısıltıcı yakın dostları ayırır.|sapik kisi kavɡaji kiskirtir. fisiltit͡ʃi jakin dostlari ajirir. Old-Testament-Leviticus-025-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yılların uzunluğuna göre bedelini artıracaksın, yılların kısalığına göre de bedelini azaltacaksın; çünkü o sana ürünlerinin sayısını satıyor.|jillarin uzunluɡuna ɡore bedelini artirat͡ʃaksinʔ jillarin kisaliɡina ɡore de bedelini azaltat͡ʃaksin; t͡ʃunku o sana urunlerinin sajisini satijor. Old-Testament-Numbers-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Ayrılık adağı günleri boyunca, kendisini Yahve'ye ayıracağı günler doluncaya dek başına ustura gelmeyecek. O kutsal olacaktır. Başındaki saçlarını uzatacaktır.|“ʔajrilik adaɡi ɡunleri bojunt͡ʃaʔ kendisini jahveʔje ajirat͡ʃaɡi ɡunler dolunt͡ʃaja dek basina ustura ɡelmejet͡ʃek. o kutsal olat͡ʃaktir. basindaki sat͡ʃlarini uzatat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Chronicles-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, gözlerin gece gündüz bu eve, adını koyacağını söylediğin yere, hizmetkârının bu yere doğru edeceği duayı dinlemek için açık olsun.|ojle kiʔ ɡozlerin ɡet͡ʃe ɡunduz bu eveʔ adini kojat͡ʃaɡini sojlediɡin jereʔ hizmetkarinin bu jere doɡru edet͡ʃeɡi duaji dinlemek it͡ʃin at͡ʃik olsun. New-Testament-2-Thessalonians-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Efendi güvenilirdir. O sizi pekiştirecek, kötü olandan koruyacaktır.|ama efendi ɡuvenilirdir. o sizi pekistiret͡ʃekʔ kotu olandan korujat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yahve yargıç olsun, seninle aramda hüküm versin, görsün, davamı savunsun ve beni senin elinden kurtarsın.''|bu nedenle jahve jarɡit͡ʃ olsunʔ seninle aramda hukum versinʔ ɡorsunʔ davami savunsun ve beni senin elinden kurtarsin.ʔʔ Old-Testament-1-Kings-002-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öyleyse neden Yahve'nin andını ve sana verdiğim buyruğu tutmadın?\"\" dedi.\"|\"ojlejse neden jahveʔnin andini ve sana verdiɡim bujruɡu tutmadin?\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Döktüğün kanınla suçlu oldun, ve yaptığın putlarla kirlendin! Günlerini yaklaştırdın, ve yıllarının sonuna geldin. Bu yüzden seni uluslara utanç ve bütün ülkelere alay konusu ettim.|doktuɡun kaninla sut͡ʃlu oldunʔ ve japtiɡin putlarla kirlendin! ɡunlerini jaklastirdinʔ ve jillarinin sonuna ɡeldin. bu juzden seni uluslara utant͡ʃ ve butun ulkelere alaj konusu ettim. Old-Testament-Numbers-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin meleği daha da ileri gitti, ne sağa ne de sola sapmak için yolun olmadığı dar bir yerde durdu.|jahveʔnin meleɡi daha da ileri ɡittiʔ ne saɡa ne de sola sapmak it͡ʃin jolun olmadiɡi dar bir jerde durdu. Old-Testament-Ezekiel-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu nedenle, ey Oholiva, Efendi Yahve şöyle diyor: 'İşte, canının soğuduğu oynaşlarını sana karşı kaldıracağım, onları her yandan sana karşı getireceğim:\"|\"\"\"bu nedenleʔ ej oholivaʔ efendi jahve sojle dijor ʔisteʔ t͡ʃaninin soɡuduɡu ojnaslarini sana karsi kaldirat͡ʃaɡimʔ onlari her jandan sana karsi ɡetiret͡ʃeɡim\" Old-Testament-Numbers-035-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu altı kent İsrael'in çocuklarına, gariplere ve aralarında yaşayan yabancılara sığınak olacak; öyle ki, kasıtsız birini öldüren herkes oraya kaçabilsin.\"\"\"|\"bu alti kent israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ ɡariplere ve aralarinda jasajan jabant͡ʃilara siɡinak olat͡ʃak; ojle kiʔ kasitsiz birini olduren herkes oraja kat͡ʃabilsin.\"\"\" New-Testament-Acts-013-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa Tanrı’nın dirilttiği Kişi çürüme görmedi.|ojsa tanri’nin dirilttiɡi kisi t͡ʃurume ɡormedi. Old-Testament-2-Kings-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hüküm sürmeye başladığında yirmi beş yaşındaydı ve Yeruşalem’de yirmi dokuz yıl krallık yaptı. Annesinin adı Zekariya kızı Avi’ydi.|hukum surmeje basladiɡinda jirmi bes jasindajdi ve jerusalem’de jirmi dokuz jil krallik japti. annesinin adi zekarija kizi avi’jdi. Old-Testament-Job-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü yoksulları ezdi ve bıraktı. Evi zorla çekip aldı ve onu bina etmeyecek.\"\"\"|\"t͡ʃunku joksullari ezdi ve birakti. evi zorla t͡ʃekip aldi ve onu bina etmejet͡ʃek.\"\"\" New-Testament-Luke-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kendisini davet edene de şöyle dedi, “Bir yemek ya da ziyafet düzenlediğin zaman, arkadaşlarını, kardeşlerini, akrabalarını, zengin komşularını çağırma” dedi. “Yoksa onlar da seni çağırıp iyiliğinin karşılığını verirler.|jesua kendisini davet edene de sojle dediʔ “bir jemek ja da zijafet duzenlediɡin zamanʔ arkadaslariniʔ kardesleriniʔ akrabalariniʔ zenɡin komsularini t͡ʃaɡirma” dedi. “joksa onlar da seni t͡ʃaɡirip ijiliɡinin karsiliɡini verirler. New-Testament-Matthew-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinciler gelince, daha fazlasını alacaklarını sandılar; onlar da her biri bir dinar aldılar.|birint͡ʃiler ɡelint͡ʃeʔ daha fazlasini alat͡ʃaklarini sandilar; onlar da her biri bir dinar aldilar. Old-Testament-Psalms-135-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok ulusu vurdu, güçlü kralları öldürdü,|birt͡ʃok ulusu vurduʔ ɡut͡ʃlu krallari oldurduʔ Old-Testament-Genesis-027-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası İshak ona şu karşılığı verdi: “İşte, meskenin göklerin çiğinde, yerin veriminde olacak.|babasi ishak ona su karsiliɡi verdi “isteʔ meskenin ɡoklerin t͡ʃiɡindeʔ jerin veriminde olat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınır oradan Luz'a, güneyde Luz'a (Beytel de denir) doğru uzanıyordu. Sınır, Beyt Horon'un güneyinde yer alan dağın yanındaki Atarot Addar'a kadar iniyordu.|sinir oradan luzʔaʔ ɡunejde luzʔa (bejtel de denir) doɡru uzanijordu. sinirʔ bejt horonʔun ɡunejinde jer alan daɡin janindaki atarot addarʔa kadar inijordu. Old-Testament-Job-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Doğuya gitsem, orada değildir. Batıya gitsem, O'nu bulamam.|“doɡuja ɡitsemʔ orada deɡildir. batija ɡitsemʔ oʔnu bulamam. Old-Testament-2-Kings-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah erken kalktılar, güneş su üzerinde parlıyordu ve Moavlılar karşılarındaki suyun kan gibi kırmızı olduğunu gördüler.|sabah erken kalktilarʔ ɡunes su uzerinde parlijordu ve moavlilar karsilarindaki sujun kan ɡibi kirmizi olduɡunu ɡorduler. Old-Testament-Numbers-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman kâhin kadına lanet andı içirtip kâhin kadına şöyle diyecek: \"\"Yahve kalçanın düşmesine ve vücudunun şişmesine izin verdiğinde, Yahve seni halkının arasında bir lanet ve küfür yapsın;\"|\"o zaman kahin kadina lanet andi it͡ʃirtip kahin kadina sojle dijet͡ʃek \"\"jahve kalt͡ʃanin dusmesine ve vut͡ʃudunun sismesine izin verdiɡindeʔ jahve seni halkinin arasinda bir lanet ve kufur japsin;\" Old-Testament-Deuteronomy-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam bir kadın alıp onunla evlendiğinde, eğer kadında yakışıksız bir şey bulduğu için kadın onun gözünde lütuf bulmazsa, ona bir boşanma belgesi yazıp eline verecek ve onu evinden gönderecektir.|bir adam bir kadin alip onunla evlendiɡindeʔ eɡer kadinda jakisiksiz bir sej bulduɡu it͡ʃin kadin onun ɡozunde lutuf bulmazsaʔ ona bir bosanma belɡesi jazip eline veret͡ʃek ve onu evinden ɡonderet͡ʃektir. Old-Testament-Ezekiel-020-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Atalarınızla Mısır diyarının çölünde yargıya girdiğim gibi, sizinle de yargıya gireceğim.\"\" diyor Efendi Yahve.\"|\"atalarinizla misir dijarinin t͡ʃolunde jarɡija ɡirdiɡim ɡibiʔ sizinle de jarɡija ɡiret͡ʃeɡim.\"\" dijor efendi jahve.\" Old-Testament-Numbers-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Temiz bir adam düvenin külünü toplayacak ve onları ordugâhın dışında, temiz bir yere koyacak; ve kirliliklerini temizleyen suda kullanılmak üzere İsrael'in çocukları topluluğu için saklanacaktır. Bu bir günah sunusudur.\"|\"\"\"temiz bir adam duvenin kulunu toplajat͡ʃak ve onlari orduɡahin disindaʔ temiz bir jere kojat͡ʃak; ve kirliliklerini temizlejen suda kullanilmak uzere israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari topluluɡu it͡ʃin saklanat͡ʃaktir. bu bir ɡunah sunusudur.\" Old-Testament-Numbers-036-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Selofhad'ın kızları, Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi yaptı:|selofhadʔin kizlariʔ jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi japti Old-Testament-1-Kings-002-044|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral ayrıca Şimei'ye, \"\"Babam David'e yaptığın bütün kötülüğü yüreğinde biliyorsun. Bu yüzden Yahve kötülüğünü kendi başın üzerine döndürecektir.\"\" dedi.\"|\"kral ajrit͡ʃa simeiʔjeʔ \"\"babam davidʔe japtiɡin butun kotuluɡu jureɡinde bilijorsun. bu juzden jahve kotuluɡunu kendi basin uzerine donduret͡ʃektir.\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Chronicles-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve bütün halkı, her biri elinde silahıyla, evin sağından soluna kadar, sunağın ve evin yanına, kralın etrafına yerleştirdi.|ve butun halkiʔ her biri elinde silahijlaʔ evin saɡindan soluna kadarʔ sunaɡin ve evin janinaʔ kralin etrafina jerlestirdi. New-Testament-Matthew-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hangi yargıyla yargılarsanız onunla yargılanacaksınız; ve hangi ölçekle ölçerseniz onunla size ölçülecektir.|t͡ʃunku hanɡi jarɡijla jarɡilarsaniz onunla jarɡilanat͡ʃaksiniz; ve hanɡi olt͡ʃekle olt͡ʃerseniz onunla size olt͡ʃulet͡ʃektir. New-Testament-Galatians-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa’nın işlerinden olanların hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Yasa Kitabı’nda yazılmış olan her şeyi yapmak üzere sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir.”|jasa’nin islerinden olanlarin hepsi lanet altindadir. t͡ʃunku sojle jazilmistir “jasa kitabi’nda jazilmis olan her seji japmak uzere surekli jerine ɡetirmejen herkes lanetlidir.” Old-Testament-Job-040-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kemikleri tunç borular gibidir. Kaburgaları demir çubuklar gibi.|kemikleri tunt͡ʃ borular ɡibidir. kaburɡalari demir t͡ʃubuklar ɡibi. Old-Testament-Zechariah-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Geceleyin bir görüm gördüm ve işte, kızıl ata binmiş bir adam, vadide bulunan mersin ağaçlarının arasında duruyordu. Arkasında kızıl, kahverengi ve beyaz atlar vardı.|“ɡet͡ʃelejin bir ɡorum ɡordum ve isteʔ kizil ata binmis bir adamʔ vadide bulunan mersin aɡat͡ʃlarinin arasinda durujordu. arkasinda kizilʔ kahverenɡi ve bejaz atlar vardi. Old-Testament-Genesis-018-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerini kaldırıp baktı ve üç kişinin karşısında durduğunu gördü. Onları görünce çadırın kapısından onları karşılamak için koştu ve yere kapandı.|ɡozlerini kaldirip bakti ve ut͡ʃ kisinin karsisinda durduɡunu ɡordu. onlari ɡorunt͡ʃe t͡ʃadirin kapisindan onlari karsilamak it͡ʃin kostu ve jere kapandi. New-Testament-Matthew-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim adımdan ötürü insanların tümü sizden nefret edecek. Ama sonuna kadar dayanan kişi kurtulacaktır.|benim adimdan oturu insanlarin tumu sizden nefret edet͡ʃek. ama sonuna kadar dajanan kisi kurtulat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Kings-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrıları Yahve'nin bütün buyruklarını terk ettiler, kendilerine dökme putlar, iki buzağı yaptılar, bir Aşera yaptılar, gökyüzünün bütün ordusuna tapındılar ve Baal'a hizmet ettiler.|tanrilari jahveʔnin butun bujruklarini terk ettilerʔ kendilerine dokme putlarʔ iki buzaɡi japtilarʔ bir asera japtilarʔ ɡokjuzunun butun ordusuna tapindilar ve baalʔa hizmet ettiler. Old-Testament-Ezekiel-044-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâhinler, ister kuş, ister hayvan olsun, kendiliğinden ölen ya da parçalanmış hiçbir şeyden yemeyecekler.\"\"'\"|\"kahinlerʔ ister kusʔ ister hajvan olsunʔ kendiliɡinden olen ja da part͡ʃalanmis hit͡ʃbir sejden jemejet͡ʃekler.\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruvlar kanatlarını yukarıya doğru açacak, yüzleri birbirine bakacak şekilde merhamet örtüsünü kanatlarıyla örtecekler. Keruvların yüzleri merhamet örtüsüne doğru olacak.|keruvlar kanatlarini jukarija doɡru at͡ʃat͡ʃakʔ juzleri birbirine bakat͡ʃak sekilde merhamet ortusunu kanatlarijla ortet͡ʃekler. keruvlarin juzleri merhamet ortusune doɡru olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-102-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen kalkıp Siyon'a merhamet edeceksin, çünkü ona acıma vakti geldi. Evet, belirlenen zaman geldi.|sen kalkip sijonʔa merhamet edet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku ona at͡ʃima vakti ɡeldi. evetʔ belirlenen zaman ɡeldi. Old-Testament-Proverbs-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi insan çocuklarının çocuklarına miras bırakır, ama günahkârın serveti doğrular için saklanır.|iji insan t͡ʃot͡ʃuklarinin t͡ʃot͡ʃuklarina miras birakirʔ ama ɡunahkarin serveti doɡrular it͡ʃin saklanir. Old-Testament-1-Samuel-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gelen habercilere, \"\"Yaveş Giladlılar'a, 'Yarın güneş iyice ısınınca kurtulacaksınız' deyin\"\" dediler. Haberciler gelip Yaveşliler'e bildirdiler; onlar da sevindiler.\"|\"ɡelen habert͡ʃilereʔ \"\"javes ɡiladlilarʔaʔ ʔjarin ɡunes ijit͡ʃe isinint͡ʃa kurtulat͡ʃaksinizʔ dejin\"\" dediler. habert͡ʃiler ɡelip javeslilerʔe bildirdiler; onlar da sevindiler.\" Old-Testament-1-Chronicles-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|David, kâhinleri, Sadok'u ve Aviyatar'ı ve Levililer'i, Uriel, Asaya, Yoel, Şemaya, Eliel ve Amminadav'ı çağırdı.|davidʔ kahinleriʔ sadokʔu ve avijatarʔi ve levililerʔiʔ urielʔ asajaʔ joelʔ semajaʔ eliel ve amminadavʔi t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Job-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gücüm taşların gücü müdür? Ya da etim tunçtan mıdır?|ɡut͡ʃum taslarin ɡut͡ʃu mudur? ja da etim tunt͡ʃtan midir? New-Testament-1-Corinthians-015-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi ey kardeşler, söylemek istediğim, et ve kan Tanrı’nın Krallığı'nı miras alamaz. Çürüyen de çürümezliği miras almaz.|simdi ej kardeslerʔ sojlemek istediɡimʔ et ve kan tanri’nin kralliɡiʔni miras alamaz. t͡ʃurujen de t͡ʃurumezliɡi miras almaz. Old-Testament-Exodus-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin sağ elin, ey Yahve, kudrette yücedir. Senin sağ elin, ey Yahve, düşmanı parçalara ayırır.|senin saɡ elinʔ ej jahveʔ kudrette jut͡ʃedir. senin saɡ elinʔ ej jahveʔ dusmani part͡ʃalara ajirir. New-Testament-Ephesians-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Babamız Tanrı’dan ve Efendi Yeşua Mesih’ten size lütuf ve esenlik olsun.|babamiz tanri’dan ve efendi jesua mesih’ten size lutuf ve esenlik olsun. New-Testament-1-Corinthians-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak tamamen bu dünyanın zina edenlerinden, açgözlülerinden, soyguncularından ya da putperestlerinden söz etmiyorum. Böyle olsaydı, dünyadan ayrılmak zorunda kalırdınız.|ant͡ʃak tamamen bu dunjanin zina edenlerindenʔ at͡ʃɡozlulerindenʔ sojɡunt͡ʃularindan ja da putperestlerinden soz etmijorum. bojle olsajdiʔ dunjadan ajrilmak zorunda kalirdiniz. Old-Testament-Isaiah-047-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkıma kızgındım. Mirasımı kirlettim ve onları senin eline verdim. Sen onlara hiç merhamet göstermedin. Yaşlıların üzerine çok ağır bir boyunduruk yükledin.|halkima kizɡindim. mirasimi kirlettim ve onlari senin eline verdim. sen onlara hit͡ʃ merhamet ɡostermedin. jaslilarin uzerine t͡ʃok aɡir bir bojunduruk jukledin. Old-Testament-Ezekiel-035-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve ona de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: 'İşte, sana karşıyım, ey Seir Dağı, ve elimi sana karşı uzatacağım. Seni harabeye çevirip şaşılacak bir şey yapacağım.|ve ona deʔ ‘efendi jahve sojle dijor ʔisteʔ sana karsijimʔ ej seir daɡiʔ ve elimi sana karsi uzatat͡ʃaɡim. seni harabeje t͡ʃevirip sasilat͡ʃak bir sej japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-049-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana, \"\"Sen benim kendisinde yüceltileceğim hizmetkârım İsrael'sin\"\" dedi.\"|\"banaʔ \"\"sen benim kendisinde jut͡ʃeltilet͡ʃeɡim hizmetkarim israelʔsin\"\" dedi.\" Old-Testament-Ecclesiastes-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Rüzgâr güneye doğru gider, kuzeye döner. Döne döne gider ve rüzgâr yine kendi yollarına döner.|ruzɡar ɡuneje doɡru ɡiderʔ kuzeje doner. done done ɡider ve ruzɡar jine kendi jollarina doner. Old-Testament-Isaiah-064-002|und|SPEAKER_00_Turkish|ateşin çalıyı tutuşturduğu gibi, ateşin suyu kaynattığı gibi. Adını düşmanlarına duyur ki, uluslar senin huzurunda titresinler!|atesin t͡ʃaliji tutusturduɡu ɡibiʔ atesin suju kajnattiɡi ɡibi. adini dusmanlarina dujur kiʔ uluslar senin huzurunda titresinler! Old-Testament-Nahum-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kıskanç bir Tanrı'dır ve öç alır. Yahve öç alır ve gazapla doludur. Yahve hasımlarından öç alır ve düşmanlarına karşı gazabını sürdürür.|jahve kiskant͡ʃ bir tanriʔdir ve ot͡ʃ alir. jahve ot͡ʃ alir ve ɡazapla doludur. jahve hasimlarindan ot͡ʃ alir ve dusmanlarina karsi ɡazabini surdurur. New-Testament-Matthew-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerden gelen bir ses, “İşte, kendisinden hoşnut olduğum sevgili Oğlum budur” dedi.|ɡoklerden ɡelen bir sesʔ “isteʔ kendisinden hosnut olduɡum sevɡili oɡlum budur” dedi. Old-Testament-Isaiah-044-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekinme, korkma. Bunu sana çok önceden bildirip göstermemiş miydim? Sizler benim tanıklarımsınız. Benden başka Tanrı var mı? Gerçekten yok. Ben başka bir Kaya bilmiyorum.”|t͡ʃekinmeʔ korkma. bunu sana t͡ʃok ont͡ʃeden bildirip ɡostermemis mijdim? sizler benim taniklarimsiniz. benden baska tanri var mi? ɡert͡ʃekten jok. ben baska bir kaja bilmijorum.” New-Testament-Mark-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Krallığı'na girmesinden daha kolaydır.”|devenin iɡne deliɡinden ɡet͡ʃmesiʔ zenɡinin tanri kralliɡiʔna ɡirmesinden daha kolajdir.” New-Testament-Romans-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bir bedende aynı işleve sahip olmayan birçok üyenin olduğu gibi, çok sayıda olan bizler de Mesih’te bir bedeniz ve birbirimizin üyeleriyiz.|t͡ʃunku bir bedende ajni isleve sahip olmajan birt͡ʃok ujenin olduɡu ɡibiʔ t͡ʃok sajida olan bizler de mesih’te bir bedeniz ve birbirimizin ujelerijiz. New-Testament-Acts-007-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Sina Dağı’nda kendisine konuşan melekle birlikte çöldeki toplulukta bulunan ve bize vermek üzere diri vahiyleri alan kişidir.|buʔ sina daɡi’nda kendisine konusan melekle birlikte t͡ʃoldeki toplulukta bulunan ve bize vermek uzere diri vahijleri alan kisidir. Old-Testament-Nehemiah-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehum, Haşavna, Maaseya,|rehumʔ hasavnaʔ maasejaʔ Old-Testament-Numbers-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Sina Dağı'nda Moşe'yle konuştuğu gün Aron'la Moşe'nin soylarının tarihi şöyledir.|jahveʔnin sina daɡiʔnda moseʔjle konustuɡu ɡun aronʔla moseʔnin sojlarinin tarihi sojledir. Old-Testament-Proverbs-024-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembelin tarlasından, anlayışsız insanın bağından geçtim.|tembelin tarlasindanʔ anlajissiz insanin baɡindan ɡet͡ʃtim. Old-Testament-Genesis-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu bütün işi bitirdi; ve yaptığı işten yedinci günde dinlendi.|jedint͡ʃi ɡune ɡelindiɡinde tanri japmakta olduɡu butun isi bitirdi; ve japtiɡi isten jedint͡ʃi ɡunde dinlendi. Old-Testament-Psalms-079-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Adının yüceliği uğruna bize yardım et, ey kurtuluşumuzun Tanrısı. Adın uğruna bizi kurtar ve günahlarımızı bağışla.|adinin jut͡ʃeliɡi uɡruna bize jardim etʔ ej kurtulusumuzun tanrisi. adin uɡruna bizi kurtar ve ɡunahlarimizi baɡisla. New-Testament-Matthew-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne de efendiler diye çağırılın. Çünkü efendiniz birdir, Mesih’tir.|ne de efendiler dije t͡ʃaɡirilin. t͡ʃunku efendiniz birdirʔ mesih’tir. Old-Testament-Psalms-144-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, gökleri yar ve aşağı in. Dağlara dokun da tütsünler.|ej jahveʔ ɡokleri jar ve asaɡi in. daɡlara dokun da tutsunler. Old-Testament-Leviticus-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları yakan kişi giysilerini yıkayacak, bedenini suda yıkayacak ondan sonra ordugâha girecektir.|bunlari jakan kisi ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ bedenini suda jikajat͡ʃak ondan sonra orduɡaha ɡiret͡ʃektir. Old-Testament-Ezekiel-039-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkelerinde güven içinde oturduklarında, utançlarını ve bana karşı işledikleri bütün suçları unutacaklar. Onları korkutan olmayacak.|ulkelerinde ɡuven it͡ʃinde oturduklarindaʔ utant͡ʃlarini ve bana karsi isledikleri butun sut͡ʃlari unutat͡ʃaklar. onlari korkutan olmajat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu parçalara ayırıp üzerine yağ dökeceksin. Bu bir ekmek sunusudur.|onu part͡ʃalara ajirip uzerine jaɡ doket͡ʃeksin. bu bir ekmek sunusudur. Old-Testament-Job-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bunlar yalnızca O'nun yollarının kenarlarıdır. O'nun hakkında duyduğumuz fısıltı ne kadar da küçük! Ama O'nun kudretinin gürlemesini kim anlayabilir?”|isteʔ bunlar jalnizt͡ʃa oʔnun jollarinin kenarlaridir. oʔnun hakkinda dujduɡumuz fisilti ne kadar da kut͡ʃuk! ama oʔnun kudretinin ɡurlemesini kim anlajabilir?” New-Testament-Ephesians-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçlarınızın ve günahlarınızın içinde ölüyken diriltildiniz.|sut͡ʃlarinizin ve ɡunahlarinizin it͡ʃinde olujken diriltildiniz. Old-Testament-Isaiah-030-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"siz sağa ve sola sapınca, arkandan kulakların şöyle bir ses duyacak: \"\"Yol budur. İçinde yürüyün.\"\"\"|\"siz saɡa ve sola sapint͡ʃaʔ arkandan kulaklarin sojle bir ses dujat͡ʃak \"\"jol budur. it͡ʃinde jurujun.\"\"\" Old-Testament-Exodus-026-027|und|SPEAKER_00_Turkish|ve konutun doğu uzak tarafındaki çerçeveler için beş olmak üzere akasya ağacından kirişler yapacaksın.|ve konutun doɡu uzak tarafindaki t͡ʃert͡ʃeveler it͡ʃin bes olmak uzere akasja aɡat͡ʃindan kirisler japat͡ʃaksin. Old-Testament-Proverbs-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözleri bilgiyi korur, ama sadakatsizin sözlerini boşa çıkarır.|jahveʔnin ɡozleri bilɡiji korurʔ ama sadakatsizin sozlerini bosa t͡ʃikarir. Old-Testament-Psalms-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Elleri temiz, yüreği pak olan; canını yalana kaptırmamış, hileyle yemin etmemiştir böylesi.|elleri temizʔ jureɡi pak olan; t͡ʃanini jalana kaptirmamisʔ hilejle jemin etmemistir bojlesi. Old-Testament-Deuteronomy-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk gün kırk gecenin sonunda Yahve bana iki taş levhayı, antlaşma levhalarını verdi.|kirk ɡun kirk ɡet͡ʃenin sonunda jahve bana iki tas levhajiʔ antlasma levhalarini verdi. Old-Testament-Jeremiah-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Dinleyin ve kulak verin. Gururlanmayın, çünkü Yahve söyledi.|dinlejin ve kulak verin. ɡururlanmajinʔ t͡ʃunku jahve sojledi. Old-Testament-2-Samuel-019-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Kimham benimle birlikte geçecek, sana iyi gelen şeyi ona yapacağım. Benden ne dilersen senin için onu yapacağım.” diye yanıt verdi.|kralʔ “kimham benimle birlikte ɡet͡ʃet͡ʃekʔ sana iji ɡelen seji ona japat͡ʃaɡim. benden ne dilersen senin it͡ʃin onu japat͡ʃaɡim.” dije janit verdi. Old-Testament-1-Chronicles-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Mişma, Duma, Massa, Hadad, Tema,|mismaʔ dumaʔ massaʔ hadadʔ temaʔ Old-Testament-Deuteronomy-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan para karşılığında yiyecek satın alacaksınız. İçmek için suyu da onlardan para karşılığında satın alacaksınız.’”|onlardan para karsiliɡinda jijet͡ʃek satin alat͡ʃaksiniz. it͡ʃmek it͡ʃin suju da onlardan para karsiliɡinda satin alat͡ʃaksiniz.’” New-Testament-Luke-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Günbatımına doğru Onikiler gelip Yeşua’ya, “Kalabalığı gönder. Çevredeki köylere ve çiftliklere gitsinler. Orada kendilerine kalacak yer ve yiyecek bulsunlar. Çünkü burada ıssız bir yerdeyiz” dediler.|ɡunbatimina doɡru onikiler ɡelip jesua’jaʔ “kalabaliɡi ɡonder. t͡ʃevredeki kojlere ve t͡ʃiftliklere ɡitsinler. orada kendilerine kalat͡ʃak jer ve jijet͡ʃek bulsunlar. t͡ʃunku burada issiz bir jerdejiz” dediler. Old-Testament-1-Chronicles-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Korahlılar'dan Elkana, İşşiya, Azarel, Yoezer ve Yaşoveam;|korahlilarʔdan elkanaʔ issijaʔ azarelʔ joezer ve jasoveam; New-Testament-Matthew-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine yaklaşık altıncı, dokuzuncu vakitte çıktı ve aynı şekilde yaptı.|jine jaklasik altint͡ʃiʔ dokuzunt͡ʃu vakitte t͡ʃikti ve ajni sekilde japti. Old-Testament-2-Kings-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Kral Yehoaş kâhin Yehoyada'yı ve öbür kâhinleri çağırıp onlara, \"\"Neden evin hasarını onarmıyorsunuz? Şimdi hazine görevlilerinizden artık para almayın, ancak onu evin hasarını onarmak için teslim edin.\"\" dedi.\"|\"sonra kral jehoas kahin jehojadaʔji ve obur kahinleri t͡ʃaɡirip onlaraʔ \"\"neden evin hasarini onarmijorsunuz? simdi hazine ɡorevlilerinizden artik para almajinʔ ant͡ʃak onu evin hasarini onarmak it͡ʃin teslim edin.\"\" dedi.\" New-Testament-Romans-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, sıkıntının dayanıklılığı, dayanıklılığın, kanıtlanmış kişiliği, kanıtlanmış kişiliğin de umudu yarattığını biliyoruz.|t͡ʃunkuʔ sikintinin dajanikliliɡiʔ dajanikliliɡinʔ kanitlanmis kisiliɡiʔ kanitlanmis kisiliɡin de umudu jarattiɡini bilijoruz. Old-Testament-Esther-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Haman, Mordekay'ın eğilmediğini ve önünde yere kapanmadığını görünce öfkeyle doldu.|hamanʔ mordekajʔin eɡilmediɡini ve onunde jere kapanmadiɡini ɡorunt͡ʃe ofkejle doldu. Old-Testament-Jeremiah-041-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Netanya oğlu İşmael sekiz adamla birlikte Yohanan'dan kaçıp kurtularak Ammon'un çocuklarının yanına gitti.|ama netanja oɡlu ismael sekiz adamla birlikte johananʔdan kat͡ʃip kurtularak ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin janina ɡitti. Old-Testament-2-Chronicles-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sora, Ayalon ve Hevron'u yaptı; bunlar Yahuda ve Benyamin'de surlu kentlerdi.|soraʔ ajalon ve hevronʔu japti; bunlar jahuda ve benjaminʔde surlu kentlerdi. Old-Testament-1-Chronicles-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyada oğlu Benaya bu şeyleri yaptı ve üç yiğit arasında ünü vardı.|jehojada oɡlu benaja bu sejleri japti ve ut͡ʃ jiɡit arasinda unu vardi. Old-Testament-Psalms-087-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon için şöyle denecek: “Bu ve şu onda doğmuştur.” En Yüce Olan’ın kendisi onu pekiştirecektir.|sijon it͡ʃin sojle denet͡ʃek “bu ve su onda doɡmustur.” en jut͡ʃe olan’in kendisi onu pekistiret͡ʃektir. Old-Testament-Esther-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Mordekay, Ester'in nasıl olduğunu ve başına ne geleceğini öğrenmek için, her gün kadınlar evinin avlusunun önünde yürüyordu.|mordekajʔ esterʔin nasil olduɡunu ve basina ne ɡelet͡ʃeɡini oɡrenmek it͡ʃinʔ her ɡun kadinlar evinin avlusunun onunde jurujordu. Old-Testament-Isaiah-040-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle bir sunuya gücü yetmeyen yoksul kişi, çürümez bir ağaç seçer. Kendisi için yerinden oynamayacak oyma bir suret diksin diye usta işçi arar.|bojle bir sunuja ɡut͡ʃu jetmejen joksul kisiʔ t͡ʃurumez bir aɡat͡ʃ set͡ʃer. kendisi it͡ʃin jerinden ojnamajat͡ʃak ojma bir suret diksin dije usta ist͡ʃi arar. Old-Testament-Deuteronomy-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Beyt-Peor yakınındaki vadide kaldık.|bojlet͡ʃe bejt-peor jakinindaki vadide kaldik. New-Testament-Luke-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ve bazıları ise haftanın ilk gününde, şafak vaktinde, hazırladıkları baharatları yanlarına alıp mezara geldiler.|onlar ve bazilari ise haftanin ilk ɡunundeʔ safak vaktindeʔ hazirladiklari baharatlari janlarina alip mezara ɡeldiler. New-Testament-Romans-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer Tanrı doğal dalları esirgemediyse, seni de esirgemeyecektir.|t͡ʃunku eɡer tanri doɡal dallari esirɡemedijseʔ seni de esirɡemejet͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-042-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi doğruluğu uğruna yasayı büyütmek, onu saygın kılmak Yahve'yi hoşnut etti.|kendi doɡruluɡu uɡruna jasaji bujutmekʔ onu sajɡin kilmak jahveʔji hosnut etti. Old-Testament-1-Samuel-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İkisi de Yahve'nin önünde bir antlaşma yaptılar. Sonra David ormanda kaldı, Yonatan da evine gitti.|ikisi de jahveʔnin onunde bir antlasma japtilar. sonra david ormanda kaldiʔ jonatan da evine ɡitti. Old-Testament-Ecclesiastes-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendi yüreğin de biliyor ki, sen kendin de çok kereler başkalarına sövdün.|t͡ʃunku kendi jureɡin de bilijor kiʔ sen kendin de t͡ʃok kereler baskalarina sovdun. Old-Testament-1-Chronicles-029-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrımız Yahve, kutsal adına bir ev yapmak için hazırladığımız bütün bu hazine senin elinden gelmiştir ve hepsi senindir.|ej tanrimiz jahveʔ kutsal adina bir ev japmak it͡ʃin hazirladiɡimiz butun bu hazine senin elinden ɡelmistir ve hepsi senindir. Old-Testament-Jeremiah-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman, 'Çünkü Tanrıları Yahve'nin antlaşmasını bıraktılar, başka ilâhlara taptılar ve onlara hizmet ettiler' diye yanıt verecekler.\"\"\"|\"o zamanʔ ʔt͡ʃunku tanrilari jahveʔnin antlasmasini biraktilarʔ baska ilahlara taptilar ve onlara hizmet ettilerʔ dije janit veret͡ʃekler.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa Efendi’yi kıskandırmaya mı çalışıyoruz? Biz O’ndan daha mı güçlüyüz?|joksa efendi’ji kiskandirmaja mi t͡ʃalisijoruz? biz o’ndan daha mi ɡut͡ʃlujuz? Old-Testament-Leviticus-027-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'İster toprağın tohumu, ister ağaçların meyvesi olsun, toprağın bütün ondalığı Yahve'ye aittir. Yahve'ye kutsaldır.\"|\"\"\"ʔister topraɡin tohumuʔ ister aɡat͡ʃlarin mejvesi olsunʔ topraɡin butun ondaliɡi jahveʔje aittir. jahveʔje kutsaldir.\" New-Testament-Acts-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Köle olacakları ulusu yargılayacağım” dedi, “ve ondan sonra çıkıp bu yerde bana hizmet edecekler.”|tanriʔ “kole olat͡ʃaklari ulusu jarɡilajat͡ʃaɡim” dediʔ “ve ondan sonra t͡ʃikip bu jerde bana hizmet edet͡ʃekler.” Old-Testament-Numbers-033-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızıldeniz'den yola çıkıp Sin Çölü'nde konakladılar.|kizildenizʔden jola t͡ʃikip sin t͡ʃoluʔnde konakladilar. Old-Testament-1-Kings-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“İsrael'in Tanrısı Yahve yücelsin” dedi. \"\"O, baban David'e ağzıyla söyledi,\"|\"“israelʔin tanrisi jahve jut͡ʃelsin” dedi. \"\"oʔ baban davidʔe aɡzijla sojlediʔ\" Old-Testament-Job-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|(Çünkü ömrümün uzunluğu hâlâ içimde, Tanrı'nın Ruhu burnumdadır);|(t͡ʃunku omrumun uzunluɡu hala it͡ʃimdeʔ tanriʔnin ruhu burnumdadir); Old-Testament-Deuteronomy-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak onlara şöyle yapacaksın: Sunaklarını yıkacaksın, dikili taşlarını parçalayacaksın, Aşera putlarını keseceksin ve oyma putlarını ateşle yakacaksın.|ant͡ʃak onlara sojle japat͡ʃaksin sunaklarini jikat͡ʃaksinʔ dikili taslarini part͡ʃalajat͡ʃaksinʔ asera putlarini keset͡ʃeksin ve ojma putlarini atesle jakat͡ʃaksin. Old-Testament-Isaiah-047-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey zevk düşkünü, güvenlik içinde oturan, yüreğinde, 'Ben varım ve benden başka kimse yok' diyen sen, şimdi şunu dinle. 'Dul bir kadın olarak oturmayacağım, evlatlar kaybını da bilmeyeceğim.'|“ej zevk duskunuʔ ɡuvenlik it͡ʃinde oturanʔ jureɡindeʔ ʔben varim ve benden baska kimse jokʔ dijen senʔ simdi sunu dinle. ʔdul bir kadin olarak oturmajat͡ʃaɡimʔ evlatlar kajbini da bilmejet͡ʃeɡim.ʔ Old-Testament-Amos-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Gerçekten de onlar, saraylarında ganimet ve yağma biriktirenler doğru olanı yapmayı bilmiyorlar.”|jahve sojle dijor “ɡert͡ʃekten de onlarʔ sarajlarinda ɡanimet ve jaɡma biriktirenler doɡru olani japmaji bilmijorlar.” Old-Testament-1-Kings-007-043|und|SPEAKER_00_Turkish|on ayaklığı; ayaklıklar üzerindeki on kazanı;|on ajakliɡi; ajakliklar uzerindeki on kazani; Old-Testament-Psalms-081-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben senin Tanrın Yahve'yim, seni Mısır diyarından kim çıkardı? Ağzını iyice aç da onu doldurayım.|ben senin tanrin jahveʔjimʔ seni misir dijarindan kim t͡ʃikardi? aɡzini ijit͡ʃe at͡ʃ da onu doldurajim. Old-Testament-1-Chronicles-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Tanrı'ya yine sordu ve Tanrı ona, \"\"Onların peşinden çıkmayacaksın. Onlardan dön ve dut ağaçlarının karşısında onların üzerine gel.\"\" dedi.\"|\"david tanriʔja jine sordu ve tanri onaʔ \"\"onlarin pesinden t͡ʃikmajat͡ʃaksin. onlardan don ve dut aɡat͡ʃlarinin karsisinda onlarin uzerine ɡel.\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-079-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tutsakların iniltisi senin önüne gelsin. Gücünün büyüklüğüne göre, ölüme mahkûm olanları koru.|tutsaklarin iniltisi senin onune ɡelsin. ɡut͡ʃunun bujukluɡune ɡoreʔ olume mahkum olanlari koru. Old-Testament-Jeremiah-050-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, Kuzey ülkesinden büyük uluslardan oluşan bir topluluğu Babil'e karşı kışkırtıp çıkaracağım; ve ona karşı dizilecekler. Oradan alınacak. Okları usta bir yiğidin okları gibi olacak. Hiçbiri boş dönmeyecek.|t͡ʃunku isteʔ kuzej ulkesinden bujuk uluslardan olusan bir topluluɡu babilʔe karsi kiskirtip t͡ʃikarat͡ʃaɡim; ve ona karsi dizilet͡ʃekler. oradan alinat͡ʃak. oklari usta bir jiɡidin oklari ɡibi olat͡ʃak. hit͡ʃbiri bos donmejet͡ʃek. New-Testament-Colossians-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun yerine bilgide yenilenen, Yaratıcısı’na benzer yeni insanı giyindiniz.|bunun jerine bilɡide jenilenenʔ jaratit͡ʃisi’na benzer jeni insani ɡijindiniz. New-Testament-1-Timothy-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi yöneten ihtiyarlar, özellikle sözde ve öğretmede emek verenler, iki kat saygıya layık görülsün.|iji joneten ihtijarlarʔ ozellikle sozde ve oɡretmede emek verenlerʔ iki kat sajɡija lajik ɡorulsun. Old-Testament-Joshua-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşu fahişe Rahav'ı, babasının ev halkını ve sahip olduğu her şeyi sağ kurtardı. Yeşu'nun Yeriha'yı araştırmak için gönderdiği habercileri sakladığı için bugüne dek İsrael'in ortasında yaşıyor.|ama jesu fahise rahavʔiʔ babasinin ev halkini ve sahip olduɡu her seji saɡ kurtardi. jesuʔnun jerihaʔji arastirmak it͡ʃin ɡonderdiɡi habert͡ʃileri sakladiɡi it͡ʃin buɡune dek israelʔin ortasinda jasijor. New-Testament-Luke-003-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Amminadav oğlu, Aram oğlu, Hetsron oğlu, Peres oğlu, Yahuda oğlu,|amminadav oɡluʔ aram oɡluʔ hetsron oɡluʔ peres oɡluʔ jahuda oɡluʔ Old-Testament-Proverbs-025-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Susamış cana soğuk su nasılsa, uzak ülkeden gelen iyi haber de öyledir.|susamis t͡ʃana soɡuk su nasilsaʔ uzak ulkeden ɡelen iji haber de ojledir. Old-Testament-Psalms-102-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, gelecek kuşak için yazılacak. yaratılacak bir halk Yah'ı övecek,|buʔ ɡelet͡ʃek kusak it͡ʃin jazilat͡ʃak. jaratilat͡ʃak bir halk jahʔi ovet͡ʃekʔ Old-Testament-Genesis-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek sabah erkenden kalkıp bütün hizmetkârlarını çağırdı ve bütün bunları onlara söyledi. Adamlar çok korktular.|avimelek sabah erkenden kalkip butun hizmetkarlarini t͡ʃaɡirdi ve butun bunlari onlara sojledi. adamlar t͡ʃok korktular. Old-Testament-1-Samuel-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Bizi dolandırmadın, bize zulmetmedin, kimsenin elinden de bir şey almadın” dediler.|onlarʔ “bizi dolandirmadinʔ bize zulmetmedinʔ kimsenin elinden de bir sej almadin” dediler. Old-Testament-1-Chronicles-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David yaşlanmış ve günlere doymuştu. Oğlu Solomon'u İsrael üzerine kral yaptı.|david jaslanmis ve ɡunlere dojmustu. oɡlu solomonʔu israel uzerine kral japti. Old-Testament-Proverbs-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öküzlerin olmadığı yerde, yemlik temizdir, ama bol artış öküzün gücündendir.|okuzlerin olmadiɡi jerdeʔ jemlik temizdirʔ ama bol artis okuzun ɡut͡ʃundendir. Old-Testament-Isaiah-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Balıkçılar yas tutacak, Nil'de balık tutanların hepsi ağlayacak, suya ağ atanlar da perişan olacaklar.|balikt͡ʃilar jas tutat͡ʃakʔ nilʔde balik tutanlarin hepsi aɡlajat͡ʃakʔ suja aɡ atanlar da perisan olat͡ʃaklar. Old-Testament-Malachi-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hizmetkârım Moşe'nin yasasını, bütün İsrael için Horev'de kendisine buyurduğum kuralları ve ilkeleri hatırlayın.|“hizmetkarim moseʔnin jasasiniʔ butun israel it͡ʃin horevʔde kendisine bujurduɡum kurallari ve ilkeleri hatirlajin. Old-Testament-Job-040-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman sağ elinin seni kurtarabileceğini ben de kabul ederim.\"\"\"|\"o zaman saɡ elinin seni kurtarabilet͡ʃeɡini ben de kabul ederim.\"\"\" New-Testament-Romans-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahkûm eden kimdir? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih Yeşua, Tanrı’nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir.|mahkum eden kimdir? olmusʔ ustelik dirilmis olan mesih jesuaʔ tanri’nin saɡindadir ve bizim it͡ʃin arat͡ʃilik etmektedir. Old-Testament-Daniel-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kırılmış ve yerine dört boynuz çıkmış olana gelince, uluslardan dört krallık yükselecek, ama onun gücüyle değil.\"\"\"|\"kirilmis ve jerine dort bojnuz t͡ʃikmis olana ɡelint͡ʃeʔ uluslardan dort krallik jukselet͡ʃekʔ ama onun ɡut͡ʃujle deɡil.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve seni veremle, ateşle, iltihapla, yüksek ateşle, kılıçla, küfle vuracak. Sen yok olana dek seni kovalayacaklar.|jahve seni veremleʔ atesleʔ iltihaplaʔ juksek atesleʔ kilit͡ʃlaʔ kufle vurat͡ʃak. sen jok olana dek seni kovalajat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurbağalar hem senin, hem halkının, hem de bütün hizmetkârlarının üzerine çıkacak.'”|kurbaɡalar hem seninʔ hem halkininʔ hem de butun hizmetkarlarinin uzerine t͡ʃikat͡ʃak.ʔ” New-Testament-Luke-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nunla birlikte sofrada oturanlardan biri bunları duyunca, “Tanrı Krallığı'nda ekmek yiyecek insana ne mutlu!” dedi.|o’nunla birlikte sofrada oturanlardan biri bunlari dujunt͡ʃaʔ “tanri kralliɡiʔnda ekmek jijet͡ʃek insana ne mutlu!” dedi. Old-Testament-Nehemiah-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Harim, Meremot, Ovadya,|harimʔ meremotʔ ovadjaʔ Old-Testament-Judges-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Şimşon'un karısı Şimşon'a eşlik eden arkadaşına verildi.|ama simsonʔun karisi simsonʔa eslik eden arkadasina verildi. Old-Testament-Psalms-082-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, ey Tanrı, yeryüzünü yargıla, çünkü bütün ulusları sen miras alacaksın.|kalkʔ ej tanriʔ jerjuzunu jarɡilaʔ t͡ʃunku butun uluslari sen miras alat͡ʃaksin. New-Testament-Acts-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar susunca Yakov şöyle karşılık verdi: “Kardeşler, beni dinleyin” dedi.|onlar susunt͡ʃa jakov sojle karsilik verdi “kardeslerʔ beni dinlejin” dedi. New-Testament-Revelation-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar yetkisini canavara verdiği için ejderhaya şu sözlerle tapındılar: “Canavar gibisi var mı? Kimin gücü yeter onunla savaşmaya?”|insanlar jetkisini t͡ʃanavara verdiɡi it͡ʃin eʒderhaja su sozlerle tapindilar “t͡ʃanavar ɡibisi var mi? kimin ɡut͡ʃu jeter onunla savasmaja?” Old-Testament-Numbers-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Vebadan sonra Yahve Moşe'ye ve kâhin Aron oğlu Eleazar'a şöyle dedi:|vebadan sonra jahve moseʔje ve kahin aron oɡlu eleazarʔa sojle dedi New-Testament-John-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Marta Yeşua’ya, “Efendimiz, sen burada olsaydın, kardeşim ölmezdi” dedi.|marta jesua’jaʔ “efendimizʔ sen burada olsajdinʔ kardesim olmezdi” dedi. Old-Testament-Psalms-089-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahav'ı öldürülmüş bir adam gibi parçaladın. Güçlü kolunla düşmanlarını dağıttın.|rahavʔi oldurulmus bir adam ɡibi part͡ʃaladin. ɡut͡ʃlu kolunla dusmanlarini daɡittin. New-Testament-John-006-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yapmak için gökten indim.|t͡ʃunku ben kendi isteɡimi deɡilʔ beni ɡonderenin isteɡini japmak it͡ʃin ɡokten indim. Old-Testament-Hosea-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları eğitip kollarını güçlendirdiğim halde, bana karşı kötülük tasarlıyorlar.|onlari eɡitip kollarini ɡut͡ʃlendirdiɡim haldeʔ bana karsi kotuluk tasarlijorlar. Old-Testament-Leviticus-014-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Evi kuşun kanıyla, akan suyla, canlı kuşla, sedir ağacıyla, mercanköşkotuyla ve kırmızıyla temizleyecek;|evi kusun kanijlaʔ akan sujlaʔ t͡ʃanli kuslaʔ sedir aɡat͡ʃijlaʔ mert͡ʃankoskotujla ve kirmizijla temizlejet͡ʃek; Old-Testament-Psalms-076-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiğitler yağmalanmış halde yatıyor, son uykuya yattılar. Hiçbir savaş eri elini kaldıramaz.|jiɡitler jaɡmalanmis halde jatijorʔ son ujkuja jattilar. hit͡ʃbir savas eri elini kaldiramaz. Old-Testament-Psalms-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkeyle kalk, ey Yahve. Düşmanlarımın öfkesine karşı yüksel. Benim için uyan. Yargıyı sen buyurdun.|ofkejle kalkʔ ej jahve. dusmanlarimin ofkesine karsi juksel. benim it͡ʃin ujan. jarɡiji sen bujurdun. New-Testament-1-Corinthians-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Koca karısına, ona olan sevgi borcunu versin; aynı şekilde karısı da kocasına.|kot͡ʃa karisinaʔ ona olan sevɡi bort͡ʃunu versin; ajni sekilde karisi da kot͡ʃasina. New-Testament-Mark-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Duaya durduğunuz zaman, birine karşı bir şeyiniz varsa onu bağışlayın ki, gökteki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlasın.|duaja durduɡunuz zamanʔ birine karsi bir sejiniz varsa onu baɡislajin kiʔ ɡokteki babaniz da sizin sut͡ʃlarinizi baɡislasin. Old-Testament-Genesis-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Lut Soar'a geldiğinde güneş yer üzerine doğmuştu.|lut soarʔa ɡeldiɡinde ɡunes jer uzerine doɡmustu. Old-Testament-1-Kings-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ahav, Navot'a söyleyip dedi: \"\"Bağını bana ver de bana sebze bahçesi olsun. Çünkü o evimin yakınındadır. Onun yerine sana ondan daha iyi bir bağ vereyim. Ya da sana iyi gelirse, değerini para olarak öderim.\"\"\"|\"ahavʔ navotʔa sojlejip dedi \"\"baɡini bana ver de bana sebze baht͡ʃesi olsun. t͡ʃunku o evimin jakinindadir. onun jerine sana ondan daha iji bir baɡ verejim. ja da sana iji ɡelirseʔ deɡerini para olarak oderim.\"\"\" Old-Testament-Zephaniah-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün Yeruşalem'e, \"\"Korkma, Siyon. Ellerin zayıflamasın.\"\" denecek.\"|\"o ɡun jerusalemʔeʔ \"\"korkmaʔ sijon. ellerin zajiflamasin.\"\" denet͡ʃek.\" Old-Testament-Isaiah-065-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar bina edip de başkası oturmayacak. Onlar dikip de başkası yemeyecek. Çünkü halkımın günleri ağacın günleri gibi olacak. Seçtiklerim de kendi ellerinin işinden uzun süre zevk alacaklar.|onlar bina edip de baskasi oturmajat͡ʃak. onlar dikip de baskasi jemejet͡ʃek. t͡ʃunku halkimin ɡunleri aɡat͡ʃin ɡunleri ɡibi olat͡ʃak. set͡ʃtiklerim de kendi ellerinin isinden uzun sure zevk alat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-047-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusları altımıza, halkları ayaklarımızın altına serdi.|uluslari altimizaʔ halklari ajaklarimizin altina serdi. New-Testament-2-Timothy-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Efendi yanımda durup beni güçlendirdi. Öyle ki, Tanrı bildirisi aracılığımla tam olarak duyurulsun, ulusların hepsi bunu işitsin. Böylece aslanın ağzından kurtuldum.|ama efendi janimda durup beni ɡut͡ʃlendirdi. ojle kiʔ tanri bildirisi arat͡ʃiliɡimla tam olarak dujurulsunʔ uluslarin hepsi bunu isitsin. bojlet͡ʃe aslanin aɡzindan kurtuldum. New-Testament-1-Corinthians-015-055|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Hades zaferin nerede? Ey ölüm dikenin nerede?”|“ej hades zaferin nerede? ej olum dikenin nerede?” New-Testament-2-Corinthians-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|her türlü cömertlik için her şeyde zenginleşesiniz, bu da, bizim aracılığımızla Tanrı'ya şükür üretsin.|her turlu t͡ʃomertlik it͡ʃin her sejde zenɡinlesesinizʔ bu daʔ bizim arat͡ʃiliɡimizla tanriʔja sukur uretsin. New-Testament-Acts-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden orada uzun bir süre kalan Pavlus’la Barnabas, Efendi'de cesaretle konuştular. Efendi de onların elleriyle belirtiler ve harikalar yapılmasını sağlayarak kendi lütfunun sözüne tanıklık etti.|bu juzden orada uzun bir sure kalan pavlus’la barnabasʔ efendiʔde t͡ʃesaretle konustular. efendi de onlarin ellerijle belirtiler ve harikalar japilmasini saɡlajarak kendi lutfunun sozune taniklik etti. New-Testament-2-Corinthians-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendimiz Yeşua Mesih’in lütfunu bilirsiniz. Kendisi zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu. Öyle ki O’nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız.|t͡ʃunku efendimiz jesua mesih’in lutfunu bilirsiniz. kendisi zenɡin olduɡu halde sizin uɡrunuza joksul oldu. ojle ki o’nun joksulluɡujla siz zenɡin olasiniz. New-Testament-Luke-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın yanına dokunması için bebekleri bile getiriyorlardı. Ama öğrenciler bunu görünce onları azarladılar.|jesua’nin janina dokunmasi it͡ʃin bebekleri bile ɡetirijorlardi. ama oɡrent͡ʃiler bunu ɡorunt͡ʃe onlari azarladilar. Old-Testament-Isaiah-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|sonra yeryüzüne bakacaklar ve sıkıntıyı, karanlığı ve ızdırap kasvetini görecekler. Koyu karanlığın içine sürülecekler.|sonra jerjuzune bakat͡ʃaklar ve sikintijiʔ karanliɡi ve izdirap kasvetini ɡoret͡ʃekler. koju karanliɡin it͡ʃine surulet͡ʃekler. Old-Testament-Jeremiah-025-022|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bütün Sur krallarına, bütün Sayda krallarına ve denizin ötesindeki adanın krallarına;|ve butun sur krallarinaʔ butun sajda krallarina ve denizin otesindeki adanin krallarina; New-Testament-John-011-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyledikten sonra yüksek sesle, “Lazar, dışarı gel!” diye bağırdı.|bunu sojledikten sonra juksek sesleʔ “lazarʔ disari ɡel!” dije baɡirdi. Old-Testament-Exodus-022-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Siz benim için kutsal insanlar olacaksınız; bu nedenle kırda hayvanların parçaladığı etleri yemeyeceksiniz. Onu köpeklere atacaksınız.\"\"\"|\"\"\"siz benim it͡ʃin kutsal insanlar olat͡ʃaksiniz; bu nedenle kirda hajvanlarin part͡ʃaladiɡi etleri jemejet͡ʃeksiniz. onu kopeklere atat͡ʃaksiniz.\"\"\" New-Testament-Luke-001-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek ona şöyle yanıt verdi: “Kutsal Ruh üzerine gelecek ve Yüce Olan'ın gücü üzerine gölge salacak. Bu nedenle, senden doğacak olan kutsal Olan'a, Tanrı’nın Oğlu denecek.|melek ona sojle janit verdi “kutsal ruh uzerine ɡelet͡ʃek ve jut͡ʃe olanʔin ɡut͡ʃu uzerine ɡolɡe salat͡ʃak. bu nedenleʔ senden doɡat͡ʃak olan kutsal olanʔaʔ tanri’nin oɡlu denet͡ʃek. Old-Testament-Judges-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Ehud verandaya çıktı, üst kattaki odanın kapılarını onun üzerine kapatıp kilitledi.|bunun uzerine ehud verandaja t͡ʃiktiʔ ust kattaki odanin kapilarini onun uzerine kapatip kilitledi. Old-Testament-Exodus-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Elini yine abanın içine koy\"\" dedi. Elini tekrar abasının içine soktu ve onu abasından çıkardığında, işte, yine diğer eti gibi olmuştu.\"|\"\"\"elini jine abanin it͡ʃine koj\"\" dedi. elini tekrar abasinin it͡ʃine soktu ve onu abasindan t͡ʃikardiɡindaʔ isteʔ jine diɡer eti ɡibi olmustu.\" New-Testament-Romans-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız bu değil, Rebeka da birinden, atamız İshak’tan gebe kaldı.|jalniz bu deɡilʔ rebeka da birindenʔ atamiz ishak’tan ɡebe kaldi. Old-Testament-Isaiah-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşur kralı da, Mısır tutsaklarını ve Etiyopya sürgünlerini genç, yaşlı, çıplak olarak, Mısır'ı utandıracak şekilde yalınayak, mahrem yerleri açık öyle götürecektir.|asur krali daʔ misir tutsaklarini ve etijopja surɡunlerini ɡent͡ʃʔ jasliʔ t͡ʃiplak olarakʔ misirʔi utandirat͡ʃak sekilde jalinajakʔ mahrem jerleri at͡ʃik ojle ɡoturet͡ʃektir. Old-Testament-Esther-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler Susa Kalesi'nde beş yüz kişiyi öldürüp yok ettiler.|jahudiler susa kalesiʔnde bes juz kisiji oldurup jok ettiler. Old-Testament-Judges-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ehud öldüğünde İsrael'in çocukları yine Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptılar.|ehud olduɡunde israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jine jahveʔnin ɡozunde kotu olani japtilar. Old-Testament-Jeremiah-031-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama herkes kendi suçu yüzünden ölecek. Koruk yiyen herkesin kendi dişleri kamaşacak.|ama herkes kendi sut͡ʃu juzunden olet͡ʃek. koruk jijen herkesin kendi disleri kamasat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in oğulları şunlardır: Ruven, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun,|israelʔin oɡullari sunlardir ruvenʔ simonʔ leviʔ jahudaʔ issakarʔ zevulunʔ New-Testament-2-Peter-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Balam kendi itaatsizliğinden ötürü azarlandı. Dilsiz eşek insan diliyle konuşarak bu peygamberin deliliğini durdurdu.|balam kendi itaatsizliɡinden oturu azarlandi. dilsiz esek insan dilijle konusarak bu pejɡamberin deliliɡini durdurdu. Old-Testament-1-Chronicles-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaflet’in oğulları: Pasak, Bimhal ve Aşvat. Bunlar Yaflet’in oğullarıydı.|jaflet’in oɡullari pasakʔ bimhal ve asvat. bunlar jaflet’in oɡullarijdi. Old-Testament-Genesis-041-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan sonra, cılız ve doğu rüzgârıyla kavrulmuş yedi başak daha bitti.|onlardan sonraʔ t͡ʃiliz ve doɡu ruzɡarijla kavrulmus jedi basak daha bitti. Old-Testament-Psalms-087-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ulusları yazarken sayacak, “Bu orada doğmuştur.” Selah.|jahve uluslari jazarken sajat͡ʃakʔ “bu orada doɡmustur.” selah. Old-Testament-Numbers-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Topluluk için su yoktu; Moşe'ye ve Aron'a karşı bir araya toplandılar.|topluluk it͡ʃin su joktu; moseʔje ve aronʔa karsi bir araja toplandilar. Old-Testament-Deuteronomy-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Erkekler birbirleriyle kavga ederken ve birinin karısı, kocasını kendisine vuran insanın elinden kurtarmak için yaklaşıp, elini uzatır onu mahrem yerlerinden tutarsa,|erkekler birbirlerijle kavɡa ederken ve birinin karisiʔ kot͡ʃasini kendisine vuran insanin elinden kurtarmak it͡ʃin jaklasipʔ elini uzatir onu mahrem jerlerinden tutarsaʔ Old-Testament-Psalms-088-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ölüler arasına ayrılmış, artık hatırlamadığın, Mezarda yatan öldürülmüşler gibiyim. Onlar senin elinden ayrılmıştır.|oluler arasina ajrilmisʔ artik hatirlamadiɡinʔ mezarda jatan oldurulmusler ɡibijim. onlar senin elinden ajrilmistir. Old-Testament-Isaiah-048-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtarıcın, İsrael'in Kutsalı Yahve şöyle diyor: “Yararlı olanı sana öğreten, gitmen gereken yolda sana öncülük eden, ben Tanrın Yahve'yim.|kurtarit͡ʃinʔ israelʔin kutsali jahve sojle dijor “jararli olani sana oɡretenʔ ɡitmen ɡereken jolda sana ont͡ʃuluk edenʔ ben tanrin jahveʔjim. Old-Testament-Jeremiah-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Geri dönün, ey dönek çocuklar, ve ben sizin dönekliğinizi iyi edeceğim. “İşte, biz sana geldik; çünkü sen Tanrımız Yahve’sin.|ɡeri donunʔ ej donek t͡ʃot͡ʃuklarʔ ve ben sizin donekliɡinizi iji edet͡ʃeɡim. “isteʔ biz sana ɡeldik; t͡ʃunku sen tanrimiz jahve’sin. Old-Testament-Genesis-042-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ülkenin efendisi olan adam bizimle sert konuştu ve bizi ülkenin casusları sandı.|“ulkenin efendisi olan adam bizimle sert konustu ve bizi ulkenin t͡ʃasuslari sandi. Old-Testament-Jeremiah-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama bu halkın yüreği başkaldıran ve asi bir yürektir. Başkaldırıp gittiler.|“ama bu halkin jureɡi baskaldiran ve asi bir jurektir. baskaldirip ɡittiler. Old-Testament-Joel-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Siyon'dan kükreyecek, Yeruşalem'den gürleyecek; gökler de yeryüzü de sarsılacak; ama Yahve, halkına sığınak, İsrael'in çocuklarına kale olacak.|jahve sijonʔdan kukrejet͡ʃekʔ jerusalemʔden ɡurlejet͡ʃek; ɡokler de jerjuzu de sarsilat͡ʃak; ama jahveʔ halkina siɡinakʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina kale olat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O, “Barış için çıktılarsa, onları canlı yakalayın; ya da savaş için çıktılarsa, onları canlı yakalayın” dedi.|oʔ “baris it͡ʃin t͡ʃiktilarsaʔ onlari t͡ʃanli jakalajin; ja da savas it͡ʃin t͡ʃiktilarsaʔ onlari t͡ʃanli jakalajin” dedi. Old-Testament-Genesis-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenanlılar'ın sınırı Sayda'dan Gerar, Gaza, Sodom, Gomora, Adma ve Sevoyim'e doğru Laşa'ya kadar uzanıyordu.|kenanlilarʔin siniri sajdaʔdan ɡerarʔ ɡazaʔ sodomʔ ɡomoraʔ adma ve sevojimʔe doɡru lasaʔja kadar uzanijordu. Old-Testament-2-Samuel-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra kral Gatlı İttay'a dedi: \"\"Sen de neden bizimle geliyorsun? Dön ve kralla kal; çünkü sen hem yabancısın hem de sürgünsün. Kendi yerine dön.\"|\"sonra kral ɡatli ittajʔa dedi \"\"sen de neden bizimle ɡelijorsun? don ve kralla kal; t͡ʃunku sen hem jabant͡ʃisin hem de surɡunsun. kendi jerine don.\" Old-Testament-Genesis-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Altı yüz birinci yılının birinci ayında, ayın birinci gününde sular kurudu. Noa geminin örtüsünü kaldırdı ve baktı. Toprağın yüzünün kuru olduğunu gördü.|alti juz birint͡ʃi jilinin birint͡ʃi ajindaʔ ajin birint͡ʃi ɡununde sular kurudu. noa ɡeminin ortusunu kaldirdi ve bakti. topraɡin juzunun kuru olduɡunu ɡordu. Old-Testament-Genesis-037-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri onu kıskandılar, ama babası bu sözü yüreğinde sakladı.|kardesleri onu kiskandilarʔ ama babasi bu sozu jureɡinde sakladi. Old-Testament-Job-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni sıkıp buruşturdun. Bana karşı bu tanıktır. Zayıflığım bana karşı kalkıyor. Yüzüme karşı tanıklık ediyor.|beni sikip burusturdun. bana karsi bu taniktir. zajifliɡim bana karsi kalkijor. juzume karsi taniklik edijor. New-Testament-Acts-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın yardımıyla bugüne dek büyük küçük herkese tanıklık etmekteyim. Peygamberlerin ve Moşe’nin önceden olacağını bildirdiklerinden başka hiçbir şey söylemiyorum.|tanri’nin jardimijla buɡune dek bujuk kut͡ʃuk herkese taniklik etmektejim. pejɡamberlerin ve mose’nin ont͡ʃeden olat͡ʃaɡini bildirdiklerinden baska hit͡ʃbir sej sojlemijorum. Old-Testament-1-Chronicles-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Saul, Yahve'ye karşı işlediği suçtan, Yahve'nin sözünü tutmadığı için ve Yahve'ye sormayıp ruh çağıranlardan öğüt almak için sorduğu için,|bojlet͡ʃe saulʔ jahveʔje karsi islediɡi sut͡ʃtanʔ jahveʔnin sozunu tutmadiɡi it͡ʃin ve jahveʔje sormajip ruh t͡ʃaɡiranlardan oɡut almak it͡ʃin sorduɡu it͡ʃinʔ Old-Testament-Isaiah-048-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskiden beri geçmişin şeylerini bildirdim. Evet, bunlar ağzımdan çıktı, ben de onları ortaya çıkardım. Bunları ansızın yaptım ve oldular.|eskiden beri ɡet͡ʃmisin sejlerini bildirdim. evetʔ bunlar aɡzimdan t͡ʃiktiʔ ben de onlari ortaja t͡ʃikardim. bunlari ansizin japtim ve oldular. Old-Testament-1-Chronicles-007-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi Aşer'in çocuklarıydı, ata evlerinin başlarıydı, cesur seçkin yiğitlerdi, beylerin başlarıydılar. Savaşta hizmet için soy kütüğüne göre sayılanların sayısı yirmi altı bin kişiydi.|bunlarin hepsi aserʔin t͡ʃot͡ʃuklarijdiʔ ata evlerinin baslarijdiʔ t͡ʃesur set͡ʃkin jiɡitlerdiʔ bejlerin baslarijdilar. savasta hizmet it͡ʃin soj kutuɡune ɡore sajilanlarin sajisi jirmi alti bin kisijdi. Old-Testament-Isaiah-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, selvi ağaçları, Lübnan sedirleriyle birlikte, \"\"Sen alçaltıldığından beri hiçbir oduncu bize karşı çıkmadı\"\" diyerek seninle seviniyorlar.\"|\"evetʔ selvi aɡat͡ʃlariʔ lubnan sedirlerijle birlikteʔ \"\"sen alt͡ʃaltildiɡindan beri hit͡ʃbir odunt͡ʃu bize karsi t͡ʃikmadi\"\" dijerek seninle sevinijorlar.\" Old-Testament-Jeremiah-044-003|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü onların, sizin ve atalarınızın bilmediği başka ilâhlara buhur yakmaya ve hizmet etmeye giderek beni öfkelendirmek için yapmış oldukları kötülükler yüzünden, işte, o kentler harap ve içlerinde kimse oturmuyor.|t͡ʃunku onlarinʔ sizin ve atalarinizin bilmediɡi baska ilahlara buhur jakmaja ve hizmet etmeje ɡiderek beni ofkelendirmek it͡ʃin japmis olduklari kotulukler juzundenʔ isteʔ o kentler harap ve it͡ʃlerinde kimse oturmujor. Old-Testament-Numbers-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, Yahve'ye hoş koku olarak, ateşle yapılan sununun yiyeceğini her gün, yedi gün boyunca sunacaksınız. Sürekli yakmalık sunu ve dökmelik sunuya ek olarak sunulacaktır.|bojlet͡ʃeʔ jahveʔje hos koku olarakʔ atesle japilan sununun jijet͡ʃeɡini her ɡunʔ jedi ɡun bojunt͡ʃa sunat͡ʃaksiniz. surekli jakmalik sunu ve dokmelik sunuja ek olarak sunulat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-049-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Aşer'in yiyeceği zengin olacak. Kraliyet lezzetleri üretecek.”|“aserʔin jijet͡ʃeɡi zenɡin olat͡ʃak. kralijet lezzetleri uretet͡ʃek.” Old-Testament-Proverbs-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü fahişe seni bir parça ekmeğe düşürür. Zina eden kadın senin değerli yaşamını avlar.|t͡ʃunku fahise seni bir part͡ʃa ekmeɡe dusurur. zina eden kadin senin deɡerli jasamini avlar. Old-Testament-1-Chronicles-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzziel oğullarının başı Amminadav ve kardeşleri yüz on iki kişi.|uzziel oɡullarinin basi amminadav ve kardesleri juz on iki kisi. New-Testament-John-019-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah'ın Hazırlık Günü’ydü. Altıncı vakit sularıydı. Yahudiler’e, “İşte, Kralınız!” dedi.|pesahʔin hazirlik ɡunu’jdu. altint͡ʃi vakit sularijdi. jahudiler’eʔ “isteʔ kraliniz!” dedi. Old-Testament-Lamentations-003-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Oturuşlarını ve kalkışlarını görüyorsun. Ben onların türküsü oldum.|oturuslarini ve kalkislarini ɡorujorsun. ben onlarin turkusu oldum. New-Testament-Acts-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|yüksek sesle, “Kalk ayaklarının üzerinde dikil!” dedi. O da sıçrayıp yürüdü.|juksek sesleʔ “kalk ajaklarinin uzerinde dikil!” dedi. o da sit͡ʃrajip jurudu. New-Testament-Luke-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendisi ona, ‘Ey kötü hizmetkâr, seni kendi ağzınla yargılayacağım! Benim koymadığımı toplayan, ekmediğimi biçen sert bir adam olduğumu biliyordun.|“efendisi onaʔ ‘ej kotu hizmetkarʔ seni kendi aɡzinla jarɡilajat͡ʃaɡim! benim kojmadiɡimi toplajanʔ ekmediɡimi bit͡ʃen sert bir adam olduɡumu bilijordun. New-Testament-Philippians-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Son olarak, kardeşlerim, gerçek, saygıdeğer, doğru, pak, sevimli, iyi haberden olan, erdemli, övgüye değer ne varsa, onlar hakkında düşünün.|son olarakʔ kardeslerimʔ ɡert͡ʃekʔ sajɡideɡerʔ doɡruʔ pakʔ sevimliʔ iji haberden olanʔ erdemliʔ ovɡuje deɡer ne varsaʔ onlar hakkinda dusunun. New-Testament-Luke-023-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Olanı gören yüzbaşı Tanrı’yı yücelterek, “Hiç kuşkusuz, bu adam doğru biriydi” dedi.|olani ɡoren juzbasi tanri’ji jut͡ʃelterekʔ “hit͡ʃ kuskusuzʔ bu adam doɡru birijdi” dedi. Old-Testament-Joshua-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Yeşu'ya şöyle dedi: \"\"Onlardan korkma, çünkü onları senin ellerine teslim ettim. Onlardan hiç kimse senin önünde duramayacak.”\"|\"jahve jesuʔja sojle dedi \"\"onlardan korkmaʔ t͡ʃunku onlari senin ellerine teslim ettim. onlardan hit͡ʃ kimse senin onunde duramajat͡ʃak.”\" New-Testament-Mark-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Evde öğrencileri bu konu üzerinde O’na yine sorular sordular.|evde oɡrent͡ʃileri bu konu uzerinde o’na jine sorular sordular. Old-Testament-Ezekiel-018-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İşlemiş olduğunuz bütün suçları kendinizden atın ve kendinize yeni bir yürek ve yeni bir ruh yapın. Çünkü neden ölesiniz, ey İsrael evi?|islemis olduɡunuz butun sut͡ʃlari kendinizden atin ve kendinize jeni bir jurek ve jeni bir ruh japin. t͡ʃunku neden olesinizʔ ej israel evi? Old-Testament-Judges-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Benyamin'in yanı sıra kılıç çeken dört yüz bin kişi sayıldı. Bunların hepsi savaş adamlarıydı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari benjaminʔin jani sira kilit͡ʃ t͡ʃeken dort juz bin kisi sajildi. bunlarin hepsi savas adamlarijdi. Old-Testament-Genesis-033-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetçilerle çocuklarını öne, Lea'yla çocuklarını arkaya, Rahel'le Yosef'i en arkaya koydu.|hizmett͡ʃilerle t͡ʃot͡ʃuklarini oneʔ leaʔjla t͡ʃot͡ʃuklarini arkajaʔ rahelʔle josefʔi en arkaja kojdu. Old-Testament-Ezekiel-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğumuna gelince, doğduğun gün göbeğin kesilmedi. Temizlemek için seni suyla yıkamadılar. Hiç tuzlanmadın ve kundakla sarılmadın.|doɡumuna ɡelint͡ʃeʔ doɡduɡun ɡun ɡobeɡin kesilmedi. temizlemek it͡ʃin seni sujla jikamadilar. hit͡ʃ tuzlanmadin ve kundakla sarilmadin. Old-Testament-Ecclesiastes-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün yaşayanlarla bağı olan için umut vardır; çünkü yaşayan köpek ölü aslandan iyidir.|t͡ʃunku butun jasajanlarla baɡi olan it͡ʃin umut vardir; t͡ʃunku jasajan kopek olu aslandan ijidir. New-Testament-Acts-027-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Askerler, mahkûmların hiçbiri yüzerek kaçmasın diye onları öldürmeye niyetlendiler.|askerlerʔ mahkumlarin hit͡ʃbiri juzerek kat͡ʃmasin dije onlari oldurmeje nijetlendiler. Old-Testament-Lamentations-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halkım kızının suçu, el değmeden bir anda yıkılan Sodom'un günahından daha büyüktür.|t͡ʃunku halkim kizinin sut͡ʃuʔ el deɡmeden bir anda jikilan sodomʔun ɡunahindan daha bujuktur. Old-Testament-Genesis-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov, “Hayır, lütfen, eğer şimdi gözünde lütuf bulduysam, hediyemi al” dedi, “Çünkü senin yüzünü görmek Tanrı'nın yüzünü görmek gibi. Sen benden hoşnut oldun.|jakovʔ “hajirʔ lutfenʔ eɡer simdi ɡozunde lutuf buldujsamʔ hedijemi al” dediʔ “t͡ʃunku senin juzunu ɡormek tanriʔnin juzunu ɡormek ɡibi. sen benden hosnut oldun. Old-Testament-1-Samuel-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan David'e olan sevgisinden dolayı ona yeniden ant içirtti; çünkü onu kendi canı gibi seviyordu.|jonatan davidʔe olan sevɡisinden dolaji ona jeniden ant it͡ʃirtti; t͡ʃunku onu kendi t͡ʃani ɡibi sevijordu. Old-Testament-Leviticus-015-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir adam bir kadınla yatarsa ve meni çıkarsa, ikisi de suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaklar.'\"\"\"|\"bir adam bir kadinla jatarsa ve meni t͡ʃikarsaʔ ikisi de suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaklar.ʔ\"\"\" Old-Testament-Judges-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Adoni-Bezek kaçtı. Onu kovaladılar, yakaladılar ve ellerinin ve ayaklarının başparmaklarını kestiler.|ama adoni-bezek kat͡ʃti. onu kovaladilarʔ jakaladilar ve ellerinin ve ajaklarinin basparmaklarini kestiler. Old-Testament-Isaiah-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi ant içerek şöyle dedi: “Kesinlikle düşündüğüm gibi olacak; ve tasarladığım gibi duracak;|ordular jahvesi ant it͡ʃerek sojle dedi “kesinlikle dusunduɡum ɡibi olat͡ʃak; ve tasarladiɡim ɡibi durat͡ʃak; Old-Testament-1-Kings-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Asa ile Baaşa arasında bütün günlerinde savaş vardı.|israel krali asa ile baasa arasinda butun ɡunlerinde savas vardi. Old-Testament-2-Chronicles-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoaş hüküm sürmeye başladığında yedi yaşındaydı ve Yeruşalem'de kırk yıl hüküm sürdü. Annesinin adı Beerşeva'lı Sivya'ydı.|joas hukum surmeje basladiɡinda jedi jasindajdi ve jerusalemʔde kirk jil hukum surdu. annesinin adi beersevaʔli sivjaʔjdi. Old-Testament-Numbers-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocukları, herkes kendi bayrağının yanında, atalarının evlerinin sancaklarıyla konaklayacak. Buluşma Çadırı'nın çevresinde, ondan uzakta konaklayacaklar.\"\"\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ herkes kendi bajraɡinin janindaʔ atalarinin evlerinin sant͡ʃaklarijla konaklajat͡ʃak. bulusma t͡ʃadiriʔnin t͡ʃevresindeʔ ondan uzakta konaklajat͡ʃaklar.\"\"\" New-Testament-Acts-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Bunlardan sonra geri döneceğim, David’in yıkılmış olan çadırını yeniden kuracağım. Onun kalıntılarını yeniden inşa edeceğim. Onu ayağa kaldıracağım.|‘bunlardan sonra ɡeri donet͡ʃeɡimʔ david’in jikilmis olan t͡ʃadirini jeniden kurat͡ʃaɡim. onun kalintilarini jeniden insa edet͡ʃeɡim. onu ajaɡa kaldirat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Chronicles-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Şemida'nın oğulları: Ahian, Şekem, Likhi ve Aniam idi.|semidaʔnin oɡullari ahianʔ sekemʔ likhi ve aniam idi. Old-Testament-1-Chronicles-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın oğulları: Er, Onan ve Şela. Bu üçü, Kenanlı Şua'nın kızından olan oğluydu. Yahuda'nın ilk oğlu olan Er, Yahve'nin gözünde kötüydü ve onu öldürdü.|jahudaʔnin oɡullari erʔ onan ve sela. bu ut͡ʃuʔ kenanli suaʔnin kizindan olan oɡlujdu. jahudaʔnin ilk oɡlu olan erʔ jahveʔnin ɡozunde kotujdu ve onu oldurdu. Old-Testament-Psalms-055-003|und|SPEAKER_00_Turkish|düşmanın sesi, kötünün zulmü yüzünden. Çünkü üstüme sıkıntı getiriyorlar. Öfkeyle bana kin besliyorlar.|dusmanin sesiʔ kotunun zulmu juzunden. t͡ʃunku ustume sikinti ɡetirijorlar. ofkejle bana kin beslijorlar. Old-Testament-Psalms-136-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârı İsrael'e miras olarak verene, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|hizmetkari israelʔe miras olarak vereneʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-Matthew-025-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıplaktım beni giydirdiniz. Hastaydım beni ziyaret ettiniz. Hapisteydim yanıma geldiniz’ diyecek.”|t͡ʃiplaktim beni ɡijdirdiniz. hastajdim beni zijaret ettiniz. hapistejdim janima ɡeldiniz’ dijet͡ʃek.” Old-Testament-Deuteronomy-004-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruvenililer için ovadaki kırsal, çöldeki Beser; Gadlılar için Gilad'da Ramot; ve Manaşşeliler için Başan'daki Golan.|ruvenililer it͡ʃin ovadaki kirsalʔ t͡ʃoldeki beser; ɡadlilar it͡ʃin ɡiladʔda ramot; ve manasseliler it͡ʃin basanʔdaki ɡolan. Old-Testament-Nehemiah-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Krala, \"\"Kral daima yaşasın! Kent, atalarımın mezarlarının bulunduğu yer harap olmuşken ve kapıları ateşle yakılmışken, yüzüm neden kederli olmasın?\"\" dedim.\"|\"kralaʔ \"\"kral daima jasasin! kentʔ atalarimin mezarlarinin bulunduɡu jer harap olmusken ve kapilari atesle jakilmiskenʔ juzum neden kederli olmasin?\"\" dedim.\" Old-Testament-Proverbs-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülerin yüzüne karşı taraf tutmak da, suçsuzdan adaleti esirgemek de iyi değildir.|kotulerin juzune karsi taraf tutmak daʔ sut͡ʃsuzdan adaleti esirɡemek de iji deɡildir. Old-Testament-Exodus-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırın perdelerinden artan yarım perde, çadırın arka kısmından sarkacak.|t͡ʃadirin perdelerinden artan jarim perdeʔ t͡ʃadirin arka kismindan sarkat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Konutun üzerini örtmek için keçi kılından perdeler yapacaksın. On bir perde yapacaksın.\"|\"\"\"konutun uzerini ortmek it͡ʃin ket͡ʃi kilindan perdeler japat͡ʃaksin. on bir perde japat͡ʃaksin.\" New-Testament-1-Thessalonians-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğün her türünden sakının.|kotuluɡun her turunden sakinin. New-Testament-Matthew-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşitecek kulağı olan işitsin.”|isitet͡ʃek kulaɡi olan isitsin.” New-Testament-Matthew-025-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Korktum, gidip verdiğin talantı toprağa gömdüm. İşte, senin olan sende’ dedi.”|korktumʔ ɡidip verdiɡin talanti topraɡa ɡomdum. isteʔ senin olan sende’ dedi.” Old-Testament-Leviticus-025-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kardeşin yoksul düştüyse ve eli aranızda kendini geçindiremiyorsa, ona destek olacaksın. O, sizinle bir yabancı ve konuk gibi yaşayacak.\"|\"\"\"ʔkardesin joksul dustujse ve eli aranizda kendini ɡet͡ʃindiremijorsaʔ ona destek olat͡ʃaksin. oʔ sizinle bir jabant͡ʃi ve konuk ɡibi jasajat͡ʃak.\" New-Testament-1-Corinthians-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hâlâ benliktesiniz. Aranızda kıskançlık, çekişme ve bölünmeler var; benlikte değil misiniz, insana göre yürümüyor musunuz?|t͡ʃunku hala benliktesiniz. aranizda kiskant͡ʃlikʔ t͡ʃekisme ve bolunmeler var; benlikte deɡil misinizʔ insana ɡore jurumujor musunuz? Old-Testament-Psalms-103-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve’nin sevgi dolu iyiliği kendisinden korkanlara karşı sonsuzdur, doğruluğu çocuklarının çocuklarınadır,|ama jahve’nin sevɡi dolu ijiliɡi kendisinden korkanlara karsi sonsuzdurʔ doɡruluɡu t͡ʃot͡ʃuklarinin t͡ʃot͡ʃuklarinadirʔ New-Testament-1-Corinthians-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hem benim hem de sizin ruhunuzu tazelediler. Bu nedenle böylelerini tanıyın.|t͡ʃunku hem benim hem de sizin ruhunuzu tazelediler. bu nedenle bojlelerini tanijin. Old-Testament-Nehemiah-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Düşmanlarımız, \"\"Biz aralarına girip onları öldürüp işi durdurana kadar, bilmeyecekler ve görmeyecekler\"\" dediler.\"|\"dusmanlarimizʔ \"\"biz aralarina ɡirip onlari oldurup isi durdurana kadarʔ bilmejet͡ʃekler ve ɡormejet͡ʃekler\"\" dediler.\" Old-Testament-Isaiah-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü surlu kent ıssız, çöl gibi bırakılmış ve kimsesiz bir yerleşim olmuş. Buzağı orada otlayacak, orada yatacak ve onun dallarını yiyip bitirecek.|t͡ʃunku surlu kent issizʔ t͡ʃol ɡibi birakilmis ve kimsesiz bir jerlesim olmus. buzaɡi orada otlajat͡ʃakʔ orada jatat͡ʃak ve onun dallarini jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-Numbers-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef'in çocuklarından: Efraim'den: Ammihud oğlu Elişama; Manaşşe'den: Pedahsur oğlu Gamaliel.|josefʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan efraimʔden ammihud oɡlu elisama; manasseʔden pedahsur oɡlu ɡamaliel. Old-Testament-Numbers-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu odun toplarken bulanlar onu Moşe'yle Aron'un ve bütün topluluğun yanına getirdiler.|onu odun toplarken bulanlar onu moseʔjle aronʔun ve butun topluluɡun janina ɡetirdiler. Old-Testament-Proverbs-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman yolunda güvenlik içinde yürüyeceksin. Ayağın tökezlemeyecek.|o zaman jolunda ɡuvenlik it͡ʃinde jurujet͡ʃeksin. ajaɡin tokezlemejet͡ʃek. Old-Testament-Job-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de bunları yüreğinde sakladın. Şunun senin yanında olduğunu bilirim:|jine de bunlari jureɡinde sakladin. sunun senin janinda olduɡunu bilirim Old-Testament-1-Samuel-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve Samuel’e, “Yüzüne ya da boyunun uzunluğuna bakma, çünkü onu reddettim; çünkü ben insanın gördüğü gibi görmem. Çünkü insan dışa bakar, Yahve ise yüreğe bakar.” dedi.|ama jahve samuel’eʔ “juzune ja da bojunun uzunluɡuna bakmaʔ t͡ʃunku onu reddettim; t͡ʃunku ben insanin ɡorduɡu ɡibi ɡormem. t͡ʃunku insan disa bakarʔ jahve ise jureɡe bakar.” dedi. New-Testament-Hebrews-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine bu yerde şöyle diyor: ‘‘Benim dinlenmeme girmeyecekler.”|jine bu jerde sojle dijor ‘‘benim dinlenmeme ɡirmejet͡ʃekler.” Old-Testament-2-Kings-017-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugüne dek daha önce yaptıklarını yapıyorlar. Yahve'den korkmuyorlar. Yahve'nin Yakov'un çocuklarına, İsrael adını verdiği çocuklarına buyurduğu kuralları, ilkeleri, yasayı ve buyruğu izlemiyorlar.|buɡune dek daha ont͡ʃe japtiklarini japijorlar. jahveʔden korkmujorlar. jahveʔnin jakovʔun t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ israel adini verdiɡi t͡ʃot͡ʃuklarina bujurduɡu kurallariʔ ilkeleriʔ jasaji ve bujruɡu izlemijorlar. Old-Testament-Amos-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıda azarlayandan nefret ederler, ve doğrulukla konuşandan iğrenirler.|kapida azarlajandan nefret ederlerʔ ve doɡrulukla konusandan iɡrenirler. Old-Testament-Job-039-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini kaldırıp yükselttiğinde, atı ve binicisini küçümser.|kendini kaldirip jukselttiɡindeʔ ati ve binit͡ʃisini kut͡ʃumser. Old-Testament-Deuteronomy-033-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi hakkında şöyle dedi, “Tummim'in ve Urim'in Tanrısal olanladır, Massa'da onu denedin, Meriva sularında onunla çekiştin.|levi hakkinda sojle dediʔ “tummimʔin ve urimʔin tanrisal olanladirʔ massaʔda onu denedinʔ meriva sularinda onunla t͡ʃekistin. Old-Testament-Judges-006-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve'nin Ruhu Gidyon'un üzerine indi ve o boru çaldı. Aviezer de onu takip etmek üzere toplandı.|ama jahveʔnin ruhu ɡidjonʔun uzerine indi ve o boru t͡ʃaldi. aviezer de onu takip etmek uzere toplandi. New-Testament-Luke-024-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar da yolda olanları, ekmeği kırdığı zaman Yeşua’yı nasıl tanıdıklarını anlattılar.|onlar da jolda olanlariʔ ekmeɡi kirdiɡi zaman jesua’ji nasil tanidiklarini anlattilar. Old-Testament-Psalms-065-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, Siyon'da seni övgü bekliyor. Adaklar yerine getirilecek.|ej tanriʔ sijonʔda seni ovɡu beklijor. adaklar jerine ɡetirilet͡ʃek. Old-Testament-Exodus-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İçini kaplayan yağın tamamını, karaciğerin zarını, iki böbreği ve üzerlerindeki yağı alıp onları sunak üzerinde yakacaksın.|it͡ʃini kaplajan jaɡin tamaminiʔ karat͡ʃiɡerin zariniʔ iki bobreɡi ve uzerlerindeki jaɡi alip onlari sunak uzerinde jakat͡ʃaksin. New-Testament-James-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, daha ağır bir yargılamadan geçeceğimizi bilerek, çoğunuz öğretmen olmayın.|kardeslerimʔ daha aɡir bir jarɡilamadan ɡet͡ʃet͡ʃeɡimizi bilerekʔ t͡ʃoɡunuz oɡretmen olmajin. Old-Testament-Psalms-074-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklarını sonsuz yıkıntılara doğru kaldır, düşman kutsal yerde her kötülüğü etti.|ajaklarini sonsuz jikintilara doɡru kaldirʔ dusman kutsal jerde her kotuluɡu etti. Old-Testament-Proverbs-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Davasını ilk savunan haklı görünür, ta ki başkası gelip onu sorgulayana dek.|davasini ilk savunan hakli ɡorunurʔ ta ki baskasi ɡelip onu sorɡulajana dek. New-Testament-Matthew-025-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne zaman seni yabancı görüp içeri aldık, ya da çıplaktın giydirdik?|ne zaman seni jabant͡ʃi ɡorup it͡ʃeri aldikʔ ja da t͡ʃiplaktin ɡijdirdik? Old-Testament-Exodus-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her biri kendi değneğini attı ve yılana dönüştüler, ama Aron'un değneği onların değneklerini yuttu.|t͡ʃunku her biri kendi deɡneɡini atti ve jilana donustulerʔ ama aronʔun deɡneɡi onlarin deɡneklerini juttu. Old-Testament-Psalms-088-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Duam senin önüne gelsin. Yakarışıma kulağını eğ.|duam senin onune ɡelsin. jakarisima kulaɡini eɡ. Old-Testament-Ezekiel-040-012|und|SPEAKER_00_Turkish|ve odaların önünde, bu tarafta bir arşınlık bir kenar duvar, o tarafta bir arşınlık bir kenar duvar vardı; odalar bu tarafta altı arşın, öbür tarafta altı arşındı.|ve odalarin onundeʔ bu tarafta bir arsinlik bir kenar duvarʔ o tarafta bir arsinlik bir kenar duvar vardi; odalar bu tarafta alti arsinʔ obur tarafta alti arsindi. Old-Testament-Psalms-130-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael, Yahve’ye umut bağla, çünkü Yahve’nin sevgi dolu iyiliği vardır. O’nda bol kurtuluş vardır.|ej israelʔ jahve’je umut baɡlaʔ t͡ʃunku jahve’nin sevɡi dolu ijiliɡi vardir. o’nda bol kurtulus vardir. Old-Testament-Exodus-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Mara'ya vardıklarında Mara sularından içemediler. Çünkü onlar acıydı. Bu nedenle adına Mara denildi.|maraʔja vardiklarinda mara sularindan it͡ʃemediler. t͡ʃunku onlar at͡ʃijdi. bu nedenle adina mara denildi. Old-Testament-2-Kings-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuğun annesi, “Yaşayan Yahve'nin hakkı ve senin canın hakkı için senden ayrılmayacağım” dedi. O da kalkıp kadının ardından gitti.|t͡ʃot͡ʃuɡun annesiʔ “jasajan jahveʔnin hakki ve senin t͡ʃanin hakki it͡ʃin senden ajrilmajat͡ʃaɡim” dedi. o da kalkip kadinin ardindan ɡitti. Old-Testament-1-Kings-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şey günah oldu, çünkü halk oradakinin önünde tapınmak için Dan’a kadar gidiyordu.|bu sej ɡunah olduʔ t͡ʃunku halk oradakinin onunde tapinmak it͡ʃin dan’a kadar ɡidijordu. Old-Testament-Numbers-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, Amorlular'ın Kralı Sihon'a ulaklar göndererek şöyle dedi:|israelʔ amorlularʔin krali sihonʔa ulaklar ɡondererek sojle dedi Old-Testament-Jeremiah-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine Samariya dağlarında bağlar dikeceksin. Bağcılar dikecek, ve meyvesini tadacaklar.|jine samarija daɡlarinda baɡlar diket͡ʃeksin. baɡt͡ʃilar diket͡ʃekʔ ve mejvesini tadat͡ʃaklar. Old-Testament-Deuteronomy-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, geviş getirenlerden ya da tırnağı yarık olanlardan deveyi, tavşanı ve kaya porsuğunu yemeyeceksiniz. Çünkü geviş getirirler ama çatal tırnaklı değildirler, onlar size kirlidirler.|bununla birlikteʔ ɡevis ɡetirenlerden ja da tirnaɡi jarik olanlardan devejiʔ tavsani ve kaja porsuɡunu jemejet͡ʃeksiniz. t͡ʃunku ɡevis ɡetirirler ama t͡ʃatal tirnakli deɡildirlerʔ onlar size kirlidirler. Old-Testament-Deuteronomy-032-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar öğütten yoksun bir ulustur. Onlarda anlayış yoktur.|t͡ʃunku onlar oɡutten joksun bir ulustur. onlarda anlajis joktur. New-Testament-John-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Size söylediğim sözden dolayı siz zaten temizsiniz.|size sojlediɡim sozden dolaji siz zaten temizsiniz. New-Testament-Luke-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yasa’da da denildiği gibi, kurban olarak “bir çift kumru ya da iki güvercin” sunmaya götürdüler.|ve jasa’da da denildiɡi ɡibiʔ kurban olarak “bir t͡ʃift kumru ja da iki ɡuvert͡ʃin” sunmaja ɡoturduler. Old-Testament-Proverbs-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O yakutlardan daha değerlidir. Arzu edebileceğin hiçbir şey onunla kıyaslanamaz.|o jakutlardan daha deɡerlidir. arzu edebilet͡ʃeɡin hit͡ʃbir sej onunla kijaslanamaz. Old-Testament-Proverbs-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğüdün olmadığı yerde planlar başarısız olur, ama danışmanların çokluğu ile onlar pekiştirilir.|oɡudun olmadiɡi jerde planlar basarisiz olurʔ ama danismanlarin t͡ʃokluɡu ile onlar pekistirilir. New-Testament-1-John-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, her ruha inanmayın. Tersine Tanrı’dan olup olmadıklarını anlamak için ruhları sınayın. Çünkü birçok sahte peygamber dünyaya yayılmış durumda.|ej sevɡililerʔ her ruha inanmajin. tersine tanri’dan olup olmadiklarini anlamak it͡ʃin ruhlari sinajin. t͡ʃunku birt͡ʃok sahte pejɡamber dunjaja jajilmis durumda. Old-Testament-2-Kings-019-037|und|SPEAKER_00_Turkish|İlâhı Nisrok’un evinde tapınırken, Adrammelek ve Şaretser onu kılıçla vurdular ve Ararat diyarına kaçtılar. Yerine oğlu Esar Haddon kral oldu.|ilahi nisrok’un evinde tapinirkenʔ adrammelek ve saretser onu kilit͡ʃla vurdular ve ararat dijarina kat͡ʃtilar. jerine oɡlu esar haddon kral oldu. Old-Testament-1-Chronicles-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Yahve'nin adıyla söylediği Gad'ın sözü üzerine yukarı çıktı.|davidʔ jahveʔnin adijla sojlediɡi ɡadʔin sozu uzerine jukari t͡ʃikti. Old-Testament-Numbers-033-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Terah'tan yola çıkıp Mitka'da konakladılar.|terahʔtan jola t͡ʃikip mitkaʔda konakladilar. Old-Testament-Joel-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ülkemin üzerine güçlü ve sayılamaz bir ulus çıktı. Onun dişleri aslan dişleri, onda dişi aslan azı dişleri var.|t͡ʃunku ulkemin uzerine ɡut͡ʃlu ve sajilamaz bir ulus t͡ʃikti. onun disleri aslan disleriʔ onda disi aslan azi disleri var. Old-Testament-Job-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onu savurur, ama esirgemez, Elinden kaçmaya çalışırken.|t͡ʃunku onu savururʔ ama esirɡemezʔ elinden kat͡ʃmaja t͡ʃalisirken. Old-Testament-Psalms-147-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doluyu çakıl taşları gibi yağdırır. Kim O'nun soğuğuna dayanabilir?|doluju t͡ʃakil taslari ɡibi jaɡdirir. kim oʔnun soɡuɡuna dajanabilir? New-Testament-Ephesians-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimse sizi boş sözlerle kandırmasın. Çünkü bu şeyler yüzünden Tanrı’nın gazabı itaatsizlik çocukları üzerine geliyor.|kimse sizi bos sozlerle kandirmasin. t͡ʃunku bu sejler juzunden tanri’nin ɡazabi itaatsizlik t͡ʃot͡ʃuklari uzerine ɡelijor. Old-Testament-2-Chronicles-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ataları evlerine göre sayıları şöyleydi: Yahuda'dan binlerin başları: Başkomutan Adna ve onunla birlikte üç yüz bin cesur yiğit;|atalari evlerine ɡore sajilari sojlejdi jahudaʔdan binlerin baslari baskomutan adna ve onunla birlikte ut͡ʃ juz bin t͡ʃesur jiɡit; New-Testament-Hebrews-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ey sevgililer, böyle konuşmamıza rağmen sizin durumunuzun daha iyi olduğuna, kurtuluşa eşlik eden şeyleriniz hakkında eminiz.|ama ej sevɡililerʔ bojle konusmamiza raɡmen sizin durumunuzun daha iji olduɡunaʔ kurtulusa eslik eden sejleriniz hakkinda eminiz. New-Testament-John-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Yeşua’nın yapmış olduğu bu belirtiyi duyan kalabalık da O’nu karşılamaya çıktı.|bu nedenle jesua’nin japmis olduɡu bu belirtiji dujan kalabalik da o’nu karsilamaja t͡ʃikti. Old-Testament-Deuteronomy-032-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Üzerlerine kötülükler yığacağım. Oklarımı onların üzerinde tüketeceğim.|“uzerlerine kotulukler jiɡat͡ʃaɡim. oklarimi onlarin uzerinde tuketet͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-073-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı'ya yaklaşmak benim için iyidir. Senin bütün işlerini bildireyim diye, Efendi Yahve’yi kendime sığınak yaptım.|ama tanriʔja jaklasmak benim it͡ʃin ijidir. senin butun islerini bildirejim dijeʔ efendi jahve’ji kendime siɡinak japtim. Old-Testament-2-Samuel-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama David'in hizmetkârları Benyaminli Avner'in adamlarını vurdular böylece üç yüz altmış kişi öldü.|ama davidʔin hizmetkarlari benjaminli avnerʔin adamlarini vurdular bojlet͡ʃe ut͡ʃ juz altmis kisi oldu. Old-Testament-Genesis-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, “Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak” dedi. Böylece ikisi birlikte gittiler.|avrahamʔ “oɡlumʔ jakmalik sunu it͡ʃin kuzuju tanri kendisi saɡlajat͡ʃak” dedi. bojlet͡ʃe ikisi birlikte ɡittiler. New-Testament-Revelation-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Canavarın başlarından biri ölümcül yara almış gibi görünüyordu. Ancak ölümcül yarası iyileşti ve bütün dünya canavara şaştı.|t͡ʃanavarin baslarindan biri olumt͡ʃul jara almis ɡibi ɡorunujordu. ant͡ʃak olumt͡ʃul jarasi ijilesti ve butun dunja t͡ʃanavara sasti. Old-Testament-Ezekiel-023-042|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onunla birlikte kaygısız bir kalabalığın sesi vardı. Sıradan adamlarla çölden sarhoşlar getirildi; onların kollarına bilezikler, onların başlarına güzel taçlar taktılar.|“onunla birlikte kajɡisiz bir kalabaliɡin sesi vardi. siradan adamlarla t͡ʃolden sarhoslar ɡetirildi; onlarin kollarina bileziklerʔ onlarin baslarina ɡuzel tat͡ʃlar taktilar. Old-Testament-Ezekiel-037-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırım da onlarla birlikte olacak. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacak.|t͡ʃadirim da onlarla birlikte olat͡ʃak. ben onlarin tanrisi olat͡ʃaɡimʔ onlar da benim halkim olat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökkuşağı bulutta olacaktır. Tanrı’yla yeryüzünde yaşayan her canlı yaratık arasındaki sonsuz antlaşmayı hatırlamak için ona bakacağım.”|ɡokkusaɡi bulutta olat͡ʃaktir. tanri’jla jerjuzunde jasajan her t͡ʃanli jaratik arasindaki sonsuz antlasmaji hatirlamak it͡ʃin ona bakat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Jeremiah-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ordular Yahvesi şöyle dedi: “Ağaçları kesin, Yeruşalem’e karşı rampa kurun. Ziyaret edilecek kent burasıdır. Kendi içinde zulümle doludur.|t͡ʃunku ordular jahvesi sojle dedi “aɡat͡ʃlari kesinʔ jerusalem’e karsi rampa kurun. zijaret edilet͡ʃek kent burasidir. kendi it͡ʃinde zulumle doludur. Old-Testament-Proverbs-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgenin yüreği ağzına öğretir, dudaklarına da bilgi katar.|bilɡenin jureɡi aɡzina oɡretirʔ dudaklarina da bilɡi katar. New-Testament-Hebrews-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendimiz’in Yahuda oymağından çıktığı bellidir. Moşe bu oymaktan söz ederken kâhinlere yönelik hiçbir şey söylemedi.|t͡ʃunku efendimiz’in jahuda ojmaɡindan t͡ʃiktiɡi bellidir. mose bu ojmaktan soz ederken kahinlere jonelik hit͡ʃbir sej sojlemedi. New-Testament-Revelation-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tahtın, dört yaratığın ve ihtiyarların önünde yeni bir ezgi söylüyorlardı. Yeryüzünden kurtarılmış olan yüz kırk dört bin kişi dışında kimse o ezgiyi öğrenemedi.|tahtinʔ dort jaratiɡin ve ihtijarlarin onunde jeni bir ezɡi sojlujorlardi. jerjuzunden kurtarilmis olan juz kirk dort bin kisi disinda kimse o ezɡiji oɡrenemedi. Old-Testament-Proverbs-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğindeki kaygı insanı çökertir, ama hoş söz onun yüreğini sevindirir.|jureɡindeki kajɡi insani t͡ʃokertirʔ ama hos soz onun jureɡini sevindirir. Old-Testament-Numbers-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu gördükten sonra, kardeşin Aron gibi sen de halkına kavuşacaksın.|onu ɡordukten sonraʔ kardesin aron ɡibi sen de halkina kavusat͡ʃaksin. Old-Testament-Exodus-012-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk hamurlarını daha mayalanmadan aldılar, hamur tekneleri giysilerine sarılmış omuzlarındaydı.|halk hamurlarini daha majalanmadan aldilarʔ hamur tekneleri ɡijsilerine sarilmis omuzlarindajdi. New-Testament-Matthew-012-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri O’na, “İşte, annenle kardeşlerin dışarıda duruyorlar, seninle konuşmak istiyorlar” dedi.|biri o’naʔ “isteʔ annenle kardeslerin disarida durujorlarʔ seninle konusmak istijorlar” dedi. Old-Testament-Isaiah-037-035|und|SPEAKER_00_Turkish|'Kendim ve hizmetkârım David'in hatırı için kurtarayım diye bu kenti koruyacağım.'”|ʔkendim ve hizmetkarim davidʔin hatiri it͡ʃin kurtarajim dije bu kenti korujat͡ʃaɡim.ʔ” Old-Testament-Isaiah-029-021|und|SPEAKER_00_Turkish|onlar ki, bir kişiyi bir sözle dava açarlar, ve kapıda azarlayana tuzak kurarlar. Yalancı tanıklıkla masumu adaletten yoksun bırakırlar.|onlar kiʔ bir kisiji bir sozle dava at͡ʃarlarʔ ve kapida azarlajana tuzak kurarlar. jalant͡ʃi taniklikla masumu adaletten joksun birakirlar. New-Testament-Titus-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi tüm kötülüklerden kurtarmak, arıtıp kendisine ait, iyi işlerde gayretli bir halk yapmak üzere kendisini bizim için feda eden büyük Tanrımız ve Kurtarıcımız Yeşua Mesih’in kutlu umudunu, yücelik içinde görünmesini bekliyoruz.|bizi tum kotuluklerden kurtarmakʔ aritip kendisine aitʔ iji islerde ɡajretli bir halk japmak uzere kendisini bizim it͡ʃin feda eden bujuk tanrimiz ve kurtarit͡ʃimiz jesua mesih’in kutlu umudunuʔ jut͡ʃelik it͡ʃinde ɡorunmesini beklijoruz. New-Testament-Matthew-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Öğrencileri geceleyin gelip biz uyurken O’nun cesedini çalıp götürdüler diyeceksiniz.|“oɡrent͡ʃileri ɡet͡ʃelejin ɡelip biz ujurken o’nun t͡ʃesedini t͡ʃalip ɡoturduler dijet͡ʃeksiniz. New-Testament-Luke-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus O’na, “Sen Yahudiler’in Kralı mısın?” diye sordu. “Söylediğin gibidir” yanıtını verdi.|pilatus o’naʔ “sen jahudiler’in krali misin?” dije sordu. “sojlediɡin ɡibidir” janitini verdi. Old-Testament-Psalms-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İnlemekten yoruldum. Her gece yatağım su içinde. Gözyaşlarımla döşeğimi ıslatıyorum.|inlemekten joruldum. her ɡet͡ʃe jataɡim su it͡ʃinde. ɡozjaslarimla doseɡimi islatijorum. Old-Testament-1-Samuel-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yonatan, babasının halka ant içirdiğini duymamıştı. Bu yüzden elindeki değneğin ucunu uzattı ve bal peteğine batırdı ve elini ağzına koydu; ve gözleri parladı.|ant͡ʃak jonatanʔ babasinin halka ant it͡ʃirdiɡini dujmamisti. bu juzden elindeki deɡneɡin ut͡ʃunu uzatti ve bal peteɡine batirdi ve elini aɡzina kojdu; ve ɡozleri parladi. Old-Testament-1-Kings-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İzebel, Navot'un taşlanarak öldürüldüğünü duyunca, Ahav'a, \"\"Kalk, Yizreelli Navot'un sana para karşılığında vermeyi reddettiği bağını mülk edin; çünkü Navot hayatta değil, öldü\"\" dedi.\"|\"izebelʔ navotʔun taslanarak oldurulduɡunu dujunt͡ʃaʔ ahavʔaʔ \"\"kalkʔ jizreelli navotʔun sana para karsiliɡinda vermeji reddettiɡi baɡini mulk edin; t͡ʃunku navot hajatta deɡilʔ oldu\"\" dedi.\" Old-Testament-Proverbs-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi, oğullarım, beni dinleyin, çünkü ne mutlu yollarımı tutanlara.\"|\"\"\"simdiʔ oɡullarimʔ beni dinlejinʔ t͡ʃunku ne mutlu jollarimi tutanlara.\" New-Testament-Luke-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dayanmakla hayatınızı kazanacaksınız.”|“dajanmakla hajatinizi kazanat͡ʃaksiniz.” Old-Testament-Daniel-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Daniel, hadımlar beyinin Daniel'in, Hananya'nın, Mişael'in ve Azarya'nın üzerine atadığı kâhyaya şöyle dedi:|o zaman danielʔ hadimlar bejinin danielʔinʔ hananjaʔninʔ misaelʔin ve azarjaʔnin uzerine atadiɡi kahjaja sojle dedi Old-Testament-Proverbs-028-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Cimri kişi zenginliğin peşinde koşar, yoksulluğun kendisini beklediğini bilmez.|t͡ʃimri kisi zenɡinliɡin pesinde kosarʔ joksulluɡun kendisini beklediɡini bilmez. Old-Testament-Genesis-050-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef, kendisi, kardeşleri ve babasını gömmek için onunla birlikte gelenlerin hepsi babasını gömdükten sonra Mısır'a döndüler.|josefʔ kendisiʔ kardesleri ve babasini ɡommek it͡ʃin onunla birlikte ɡelenlerin hepsi babasini ɡomdukten sonra misirʔa donduler. Old-Testament-1-Kings-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, orada kurban kesmek için Givon'a gitti, çünkü orası büyük yüksek yerdi. Solomon o sunak üzerinde bin yakmalık sunu sundu.|kralʔ orada kurban kesmek it͡ʃin ɡivonʔa ɡittiʔ t͡ʃunku orasi bujuk juksek jerdi. solomon o sunak uzerinde bin jakmalik sunu sundu. Old-Testament-Psalms-089-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârının antlaşmasından vazgeçtin. Onun tacını toz toprakla kirlettin.|hizmetkarinin antlasmasindan vazɡet͡ʃtin. onun tat͡ʃini toz toprakla kirlettin. Old-Testament-Judges-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benyamin'in çocuklarına şu buyruğu verip dediler: \"\"Gidin, bağlarda pusuya yatın;\"|\"benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklarina su bujruɡu verip dediler \"\"ɡidinʔ baɡlarda pusuja jatin;\" Old-Testament-2-Samuel-019-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârın kralla birlikte Yarden'i geçecek. Kral bana neden böyle bir ödülle karşılık versin?|hizmetkarin kralla birlikte jardenʔi ɡet͡ʃet͡ʃek. kral bana neden bojle bir odulle karsilik versin? Old-Testament-Psalms-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Dilimizle galip geleceğiz. Dudaklarımız bizimdir. Kim bizim üzerimizde efendidir?” derler.|onlarʔ “dilimizle ɡalip ɡelet͡ʃeɡiz. dudaklarimiz bizimdir. kim bizim uzerimizde efendidir?” derler. New-Testament-Luke-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkesi şaşkınlık sardı. Tanrı’yı yücelttiler. Korku içinde, “Bugün garip şeyler gördük” dediler.|herkesi saskinlik sardi. tanri’ji jut͡ʃelttiler. korku it͡ʃindeʔ “buɡun ɡarip sejler ɡorduk” dediler. Old-Testament-Joshua-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Gilgal'da konakladılar. Ayın on dördüncü günü akşam üstü Yeriha ovalarında Pesah'ı tuttular.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡilɡalʔda konakladilar. ajin on dordunt͡ʃu ɡunu aksam ustu jeriha ovalarinda pesahʔi tuttular. Old-Testament-Proverbs-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklarının yolunu düzle. Bütün yolların sağlam olsun.|ajaklarinin jolunu duzle. butun jollarin saɡlam olsun. Old-Testament-Psalms-064-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakındığımda sesimi duy, ey Tanrı. Yaşamımı düşman korkusundan koru.|jakindiɡimda sesimi dujʔ ej tanri. jasamimi dusman korkusundan koru. New-Testament-Luke-023-050|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yüksek Kurul üyesi Yosef adında iyi ve doğru bir adam vardı.|isteʔ juksek kurul ujesi josef adinda iji ve doɡru bir adam vardi. Old-Testament-Joshua-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentte yaşayanların tümü onları kovalamak için bir araya çağrıldı. Yeşu'yu kovaladılar ve kentten uzaklaştırıldılar.|kentte jasajanlarin tumu onlari kovalamak it͡ʃin bir araja t͡ʃaɡrildi. jesuʔju kovaladilar ve kentten uzaklastirildilar. Old-Testament-2-Chronicles-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte Aşer, Manaşşe ve Zevulun'dan bazı adamlar kendilerini alçalttılar ve Yeruşalem'e geldiler.|bununla birlikte aserʔ manasse ve zevulunʔdan bazi adamlar kendilerini alt͡ʃalttilar ve jerusalemʔe ɡeldiler. Old-Testament-Isaiah-028-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazıklar olsun Efraim'deki sarhoşların gurur tacına ve şarapla yenilenlerin verimli vadisinin başındaki onun muhteşem güzelliğinin solmakta olan çiçeğine!|jaziklar olsun efraimʔdeki sarhoslarin ɡurur tat͡ʃina ve sarapla jenilenlerin verimli vadisinin basindaki onun muhtesem ɡuzelliɡinin solmakta olan t͡ʃit͡ʃeɡine! Old-Testament-Jeremiah-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlangıçtan yükseltilmiş görkemli taht, tapınağımızın yeridir.|baslanɡit͡ʃtan jukseltilmis ɡorkemli tahtʔ tapinaɡimizin jeridir. New-Testament-Matthew-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradan geçerken, iki kör, “Bize merhamet et, ey David Oğlu!” diye haykırıp O’nun ardından gittiler.|jesua oradan ɡet͡ʃerkenʔ iki korʔ “bize merhamet etʔ ej david oɡlu!” dije hajkirip o’nun ardindan ɡittiler. Old-Testament-2-Kings-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yehoyakim atalarıyla uyudu ve yerine oğlu Yehoyakin kral oldu.|bojlet͡ʃe jehojakim atalarijla ujudu ve jerine oɡlu jehojakin kral oldu. New-Testament-Luke-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ilk kayıt, Kirinius’un Suriye valisi olduğu zaman yapıldı.|bu ilk kajitʔ kirinius’un surije valisi olduɡu zaman japildi. Old-Testament-1-Chronicles-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onu öldürdü ve krallığı Yişay oğlu David'e devretti.|jahve onu oldurdu ve kralliɡi jisaj oɡlu davidʔe devretti. Old-Testament-1-Samuel-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Güçlülerin yayları kırıldı. Tökezleyenler güçle kuşandı.|“ɡut͡ʃlulerin jajlari kirildi. tokezlejenler ɡut͡ʃle kusandi. Old-Testament-Numbers-034-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Batı sınırında Büyük Deniz ve onun sınırı olacaktır. Burası sizin batı sınırınız olacaktır.'\"\"\"|\"“ʔbati sinirinda bujuk deniz ve onun siniri olat͡ʃaktir. burasi sizin bati siniriniz olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O günlerde kâhin olana gelip şöyle diyeceksin: \"\"Bugün senin Tanrın Yahve'ye, Yahve'nin bize vereceğine dair atalarımıza ant içtiği ülkeye geldiğimi açıkça söylüyorum.\"\"\"|\"o ɡunlerde kahin olana ɡelip sojle dijet͡ʃeksin \"\"buɡun senin tanrin jahveʔjeʔ jahveʔnin bize veret͡ʃeɡine dair atalarimiza ant it͡ʃtiɡi ulkeje ɡeldiɡimi at͡ʃikt͡ʃa sojlujorum.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-040-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Netanya oğlu İşmael, Kareahoğulları Yohanan ve Yonatan, Tanhumet oğlu Seraya, Netofalı Efa'nın oğulları ve Maakalı oğlu Yezanya adamları ile birlikte Mispa'ya, Gedalya'nın yanına geldiler.|netanja oɡlu ismaelʔ kareahoɡullari johanan ve jonatanʔ tanhumet oɡlu serajaʔ netofali efaʔnin oɡullari ve maakali oɡlu jezanja adamlari ile birlikte mispaʔjaʔ ɡedaljaʔnin janina ɡeldiler. Old-Testament-Jeremiah-038-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor, ‘Bu kent kesinlikle Babil Kralı'nın ordusunun eline verilecek ve onu alacak.’”|jahve sojle dijorʔ ‘bu kent kesinlikle babil kraliʔnin ordusunun eline verilet͡ʃek ve onu alat͡ʃak.’” New-Testament-Galatians-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama birbirinizi ısırıp yerseniz, dikkat edin, birbirinizi yok etmeyin.|ama birbirinizi isirip jersenizʔ dikkat edinʔ birbirinizi jok etmejin. Old-Testament-Ezekiel-047-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu toprakları kendinize İsrael oymaklarına göre böleceksiniz.|“bu topraklari kendinize israel ojmaklarina ɡore bolet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Jeremiah-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor, “Ey dönek çocuklar, geri dönün; çünkü ben size kocayım. Birinizi kentten, ikinizi bir boydan alıp sizi Siyon’a getireceğim.|jahve sojle dijorʔ “ej donek t͡ʃot͡ʃuklarʔ ɡeri donun; t͡ʃunku ben size kot͡ʃajim. birinizi kenttenʔ ikinizi bir bojdan alip sizi sijon’a ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Exodus-040-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi Old-Testament-Judges-020-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bulut bir duman sütunu halinde kentin içinden yükselmeye başlayınca, Benyamin'in çocukları arkalarına baktılar; ve işte, bütün kent dumanlar içinde gökyüzüne yükseliyordu.|ama bulut bir duman sutunu halinde kentin it͡ʃinden jukselmeje baslajint͡ʃaʔ benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari arkalarina baktilar; ve isteʔ butun kent dumanlar it͡ʃinde ɡokjuzune jukselijordu. New-Testament-Revelation-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, kendilerini kadınlarla lekelememiş, bakir olanlardır. Kuzu nereye giderse, onlar da peşinden gidenlerdir. Yeşua tarafından insanlar arasından kurtarılan bu kişiler Tanrı’ya ve Kuzu’ya sunulan ilk ürünlerdir.|bunlarʔ kendilerini kadinlarla lekelememisʔ bakir olanlardir. kuzu nereje ɡiderseʔ onlar da pesinden ɡidenlerdir. jesua tarafindan insanlar arasindan kurtarilan bu kisiler tanri’ja ve kuzu’ja sunulan ilk urunlerdir. Old-Testament-Malachi-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün ondalığı ambara getirin ki, evimde yiyecek olsun ve beni şimdi bununla sınayın.\"\" diyor Ordular Yahvesi, \"\"Göklerin pencerelerini açmayacak mıyım, yer kalmayacak kadar size bol bol bereket dökmeyecek miyim?\"|\"butun ondaliɡi ambara ɡetirin kiʔ evimde jijet͡ʃek olsun ve beni simdi bununla sinajin.\"\" dijor ordular jahvesiʔ \"\"ɡoklerin pent͡ʃerelerini at͡ʃmajat͡ʃak mijimʔ jer kalmajat͡ʃak kadar size bol bol bereket dokmejet͡ʃek mijim?\" Old-Testament-Jeremiah-042-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Korkmakta olduğunuz Babil Kralı'ndan korkmayın. Ondan korkmayın.' diyor Yahve, 'Çünkü sizi kurtarmak ve onun elinden özgür kılmak için sizinle birlikteyim.|korkmakta olduɡunuz babil kraliʔndan korkmajin. ondan korkmajin.ʔ dijor jahveʔ ʔt͡ʃunku sizi kurtarmak ve onun elinden ozɡur kilmak it͡ʃin sizinle birliktejim. Old-Testament-Exodus-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ve Aron, Yahve'nin buyurduğu gibi yaptılar. Firavun'un ve hizmetkârlarının gözü önünde değneği kaldırdı ve ırmaktaki sulara vurdu ve ırmaktaki bütün sular kana döndü.|mose ve aronʔ jahveʔnin bujurduɡu ɡibi japtilar. firavunʔun ve hizmetkarlarinin ɡozu onunde deɡneɡi kaldirdi ve irmaktaki sulara vurdu ve irmaktaki butun sular kana dondu. Old-Testament-1-Kings-007-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral bunları Yarden Ovası'nda, Sukkot ile Saretan arasındaki balçık toprakta döktü.|kral bunlari jarden ovasiʔndaʔ sukkot ile saretan arasindaki balt͡ʃik toprakta doktu. New-Testament-Matthew-013-045|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yine Göğün Krallığı, güzel inciler arayan bir tüccara benzer.|“jine ɡoɡun kralliɡiʔ ɡuzel int͡ʃiler arajan bir tut͡ʃt͡ʃara benzer. Old-Testament-1-Chronicles-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey Yahve, büyüklük, güç, görkem, zafer ve heybet senindir! Çünkü göklerde ve yerde olan her şey senindir. Ey Yahve, krallık senindir ve sen baş olarak her şeyden yükseksin.\"|\"\"\"ej jahveʔ bujuklukʔ ɡut͡ʃʔ ɡorkemʔ zafer ve hejbet senindir! t͡ʃunku ɡoklerde ve jerde olan her sej senindir. ej jahveʔ krallik senindir ve sen bas olarak her sejden jukseksin.\" Old-Testament-Deuteronomy-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onun bütün kentlerini aldık. Onlardan almadığımız bir kent bile kalmadı: Altmış kent, Argov bölgesinin tamamı, Başan'daki Og Krallığı.|o zaman onun butun kentlerini aldik. onlardan almadiɡimiz bir kent bile kalmadi altmis kentʔ arɡov bolɡesinin tamamiʔ basanʔdaki oɡ kralliɡi. Old-Testament-Genesis-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı yılana şöyle dedi: “Bunu yaptığın için, tüm evcil ve kır hayvanlarının en lanetlisi sen olacaksın. Karnının üstünde sürünecek, ömrünün bütün günlerinde toprak yiyeceksin.|jahve tanri jilana sojle dedi “bunu japtiɡin it͡ʃinʔ tum evt͡ʃil ve kir hajvanlarinin en lanetlisi sen olat͡ʃaksin. karninin ustunde surunet͡ʃekʔ omrunun butun ɡunlerinde toprak jijet͡ʃeksin. Old-Testament-Isaiah-044-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Oyma suret yapan herkes boştur. Zevk buldukları şeyler fayda getirmez. Kendi tanıkları bile onların hayal kırıklığına uğrayabileceklerini görmezler ve bilmezler.|ojma suret japan herkes bostur. zevk bulduklari sejler fajda ɡetirmez. kendi taniklari bile onlarin hajal kirikliɡina uɡrajabilet͡ʃeklerini ɡormezler ve bilmezler. Old-Testament-Genesis-036-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Oholivama Yeuş, Yalam ve Korah'ı doğurdu. Esav'ın Kenan diyarında dünyaya gelen oğulları bunlardır.|oholivama jeusʔ jalam ve korahʔi doɡurdu. esavʔin kenan dijarinda dunjaja ɡelen oɡullari bunlardir. Old-Testament-Psalms-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim kalkanım Tanrı’yla olmaktır, yüreği doğru olanı O kurtarır.|benim kalkanim tanri’jla olmaktirʔ jureɡi doɡru olani o kurtarir. New-Testament-Romans-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa Tanrı yalnızca Yahudiler’in Tanrısı mı? O, öteki ulusların da Tanrısı değil mi? Evet öteki ulusların da,|joksa tanri jalnizt͡ʃa jahudiler’in tanrisi mi? oʔ oteki uluslarin da tanrisi deɡil mi? evet oteki uluslarin daʔ Old-Testament-Genesis-038-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın ilk oğlu Er, Yahve’nin gözünde kötüydü. Bu nedenle Yahve onu öldürdü.|jahudaʔnin ilk oɡlu erʔ jahve’nin ɡozunde kotujdu. bu nedenle jahve onu oldurdu. Old-Testament-1-Samuel-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David adamlarına, \"\"Herkes kılıcını kuşansın!\"\" dedi. Herkes kılıcını kuşandı. David de kılıcını kuşandı. Yaklaşık dört yüz kişi David'i takip etti ve iki yüz kişi eşyaların yanında kaldı.\"|\"david adamlarinaʔ \"\"herkes kilit͡ʃini kusansin!\"\" dedi. herkes kilit͡ʃini kusandi. david de kilit͡ʃini kusandi. jaklasik dort juz kisi davidʔi takip etti ve iki juz kisi esjalarin janinda kaldi.\" Old-Testament-Numbers-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Nadav ile Avihu, Sina Çölü'nde Yahve'nin önünde yabancı ateş sundukları zaman Yahve'nin önünde öldüler; onların çocukları yoktu. Eleazar ve İtamar, babaları Aron'un önünde kâhinlik makamında hizmet ettiler.|nadav ile avihuʔ sina t͡ʃoluʔnde jahveʔnin onunde jabant͡ʃi ates sunduklari zaman jahveʔnin onunde olduler; onlarin t͡ʃot͡ʃuklari joktu. eleazar ve itamarʔ babalari aronʔun onunde kahinlik makaminda hizmet ettiler. Old-Testament-Exodus-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa halkımın gitmesine izin vermezsen, işte, senin, hizmetkârlarının, halkının ve evlerinin üzerine sinek sürüleri göndereceğim. Mısırlılar'ın evleri ve bulundukları toprak sinek sürüleriyle dolu olacak.|joksa halkimin ɡitmesine izin vermezsenʔ isteʔ seninʔ hizmetkarlarininʔ halkinin ve evlerinin uzerine sinek suruleri ɡonderet͡ʃeɡim. misirlilarʔin evleri ve bulunduklari toprak sinek surulerijle dolu olat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-030-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük olsun, büyük olsun, oğullarından, kızlarından, yağmaladıklarından, onların almış olduklarından hiçbir şey eksik değildi. David hepsini geri getirdi.|kut͡ʃuk olsunʔ bujuk olsunʔ oɡullarindanʔ kizlarindanʔ jaɡmaladiklarindanʔ onlarin almis olduklarindan hit͡ʃbir sej eksik deɡildi. david hepsini ɡeri ɡetirdi. New-Testament-1-Corinthians-015-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Her et aynı değildir. İnsan eti başka, hayvan eti başka, balık eti başka, kuş eti başkadır.|her et ajni deɡildir. insan eti baskaʔ hajvan eti baskaʔ balik eti baskaʔ kus eti baskadir. Old-Testament-Ezekiel-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, yüreğine al ve sana söylediğim bütün sözlerimi kulaklarınla işit.|ve bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ jureɡine al ve sana sojlediɡim butun sozlerimi kulaklarinla isit. Old-Testament-Proverbs-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|henüz O, ne yeryüzünü, ne kırları, ne de dünya toprağının başlangıcını yapmamıştı.|henuz oʔ ne jerjuzunuʔ ne kirlariʔ ne de dunja topraɡinin baslanɡit͡ʃini japmamisti. Old-Testament-Psalms-132-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarını utançla örteceğim ama kendi üzerindeki tacı parlayacak.”|dusmanlarini utant͡ʃla ortet͡ʃeɡim ama kendi uzerindeki tat͡ʃi parlajat͡ʃak.” New-Testament-1-Peter-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah işleyip dövüldüğünüzde sabırla katlanırsanız, bunda ne yücelik var? Ama iyilik edip acıya sabırla katlanırsanız, bu, Tanrı katında övgüye değerdir.|ɡunah islejip dovulduɡunuzde sabirla katlanirsanizʔ bunda ne jut͡ʃelik var? ama ijilik edip at͡ʃija sabirla katlanirsanizʔ buʔ tanri katinda ovɡuje deɡerdir. Old-Testament-Psalms-116-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Telaşla şöyle dedim: “Bütün insanlar yalancıdır.”|telasla sojle dedim “butun insanlar jalant͡ʃidir.” Old-Testament-Job-035-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nu görmediğini söylediğinde bile, davan O'nun önündedir, ve sen O'nu bekle!|oʔnu ɡormediɡini sojlediɡinde bileʔ davan oʔnun onundedirʔ ve sen oʔnu bekle! Old-Testament-Proverbs-024-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Biraz uyku, biraz uyuklama, Uyumak için biraz elleri kavuşturma,|biraz ujkuʔ biraz ujuklamaʔ ujumak it͡ʃin biraz elleri kavusturmaʔ Old-Testament-1-Chronicles-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Elpaal'ın oğulları: Ever, Mişam, Ono ve Lod ile kasabalarını kuran Şemed;|elpaalʔin oɡullari everʔ misamʔ ono ve lod ile kasabalarini kuran semed; Old-Testament-Psalms-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve halkına güç verir. Yahve halkını esenlikle kutsar.|jahve halkina ɡut͡ʃ verir. jahve halkini esenlikle kutsar. Old-Testament-1-Chronicles-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş Ezer, ikincisi Ovadya, üçüncüsü Eliav,|bas ezerʔ ikint͡ʃisi ovadjaʔ ut͡ʃunt͡ʃusu eliavʔ Old-Testament-Numbers-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası, annesi, erkek kardeşi ya da kız kardeşi öldüğü zaman onlar için kendini kirletmeyecektir; çünkü Tanrı'ya ayrılması onun başı üzerindedir.|babasiʔ annesiʔ erkek kardesi ja da kiz kardesi olduɡu zaman onlar it͡ʃin kendini kirletmejet͡ʃektir; t͡ʃunku tanriʔja ajrilmasi onun basi uzerindedir. New-Testament-1-Corinthians-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizden birinin komşusuna karşı bir davası olursa, kutsalların önünde değil de, doğru olmayanların önünde yargılanmaya cesaret edebilir mi?|sizden birinin komsusuna karsi bir davasi olursaʔ kutsallarin onunde deɡil deʔ doɡru olmajanlarin onunde jarɡilanmaja t͡ʃesaret edebilir mi? Old-Testament-1-Kings-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael Kralı, \"\"Söylediğin gibi, efendim, ey kral. Kendim ve sahip olduğum her şey de senindir.\"\" diye yanıt verdi.\"|\"israel kraliʔ \"\"sojlediɡin ɡibiʔ efendimʔ ej kral. kendim ve sahip olduɡum her sej de senindir.\"\" dije janit verdi.\" New-Testament-Revelation-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’ya küfretmek, O’nun adına, konutuna, gökte oturanlara küfretmek için ağzını açtı.|tanri’ja kufretmekʔ o’nun adinaʔ konutunaʔ ɡokte oturanlara kufretmek it͡ʃin aɡzini at͡ʃti. Old-Testament-Deuteronomy-033-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle dedi, “Yahve Sina'dan geldi, Seir'den onlara yükseldi. Paran Dağı'ndan parladı. On binlerce kutsalıyla geldi. Sağ elinde onlar için ateşli bir yasa vardı.|sojle dediʔ “jahve sinaʔdan ɡeldiʔ seirʔden onlara jukseldi. paran daɡiʔndan parladi. on binlert͡ʃe kutsalijla ɡeldi. saɡ elinde onlar it͡ʃin atesli bir jasa vardi. Old-Testament-Daniel-002-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İnsan çocuklarının oturduğu her yerde, kır hayvanlarını ve gökyüzünün kuşlarını senin eline verdi ve seni onların hepsinin üzerinde hakim kıldı. Sen altından olan başsın.\"\"\"|\"insan t͡ʃot͡ʃuklarinin oturduɡu her jerdeʔ kir hajvanlarini ve ɡokjuzunun kuslarini senin eline verdi ve seni onlarin hepsinin uzerinde hakim kildi. sen altindan olan bassin.\"\"\" Old-Testament-Numbers-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-1-Kings-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yarovam Efraim dağlık bölgesinde Şekem'i kurdu ve orada yaşadı; oradan çıkıp Penuel'i kurdu.|sonra jarovam efraim daɡlik bolɡesinde sekemʔi kurdu ve orada jasadi; oradan t͡ʃikip penuelʔi kurdu. Old-Testament-Ezekiel-039-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen ve bütün orduların ve seninle beraber olan halklar İsrael dağları üzerinde düşeceksin. Seni her çeşit yırtıcı kuşa ve kırdaki hayvanlara yiyip bitirsinler diye vereceğim.|sen ve butun ordularin ve seninle beraber olan halklar israel daɡlari uzerinde duset͡ʃeksin. seni her t͡ʃesit jirtit͡ʃi kusa ve kirdaki hajvanlara jijip bitirsinler dije veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Jeremiah-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yetmiş yıl tamamlanınca, Babil Kralı'nı ve o ulusu suçlarından ötürü cezalandıracağım\"\" diyor Yahve. \"\"Keldaniler ülkesini sonsuza dek harabe edeceğim.\"|\"\"\"jetmis jil tamamlanint͡ʃaʔ babil kraliʔni ve o ulusu sut͡ʃlarindan oturu t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim\"\" dijor jahve. \"\"keldaniler ulkesini sonsuza dek harabe edet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Psalms-079-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşularımıza yüz karası, etrafımızdakilere eğlence ve alay konusu olduk.|komsularimiza juz karasiʔ etrafimizdakilere eɡlent͡ʃe ve alaj konusu olduk. Old-Testament-Ruth-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Naomi çocuğu alıp kucağına yatırdı ve ona dadı oldu.|naomi t͡ʃot͡ʃuɡu alip kut͡ʃaɡina jatirdi ve ona dadi oldu. Old-Testament-Ezekiel-039-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hamona da bir kent adı olacak. Böylece ülkeyi temizleyecekler.\"\"\"\"'\"|\"hamona da bir kent adi olat͡ʃak. bojlet͡ʃe ulkeji temizlejet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun adam gönderdi ve işte, İsrael'in çocuklarının tek bir hayvanı bile ölmemişti. Ancak Firavun'un yüreği inatçıydı ve halkın gitmesine izin vermedi.|firavun adam ɡonderdi ve isteʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin tek bir hajvani bile olmemisti. ant͡ʃak firavunʔun jureɡi inatt͡ʃijdi ve halkin ɡitmesine izin vermedi. Old-Testament-Ezekiel-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, tamken bir işe yaramıyordu. Ateş onu yiyip bitirdiğinde ve kavrulduğunda, artık bir işe yarar mı?”|isteʔ tamken bir ise jaramijordu. ates onu jijip bitirdiɡinde ve kavrulduɡundaʔ artik bir ise jarar mi?” Old-Testament-Genesis-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, “Ant içerim” dedi.|avrahamʔ “ant it͡ʃerim” dedi. New-Testament-John-007-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler kendi aralarında, “Bu adam nereye gidecek de O’nu bulamayacağız?” dediler. “Grekler arasına dağılmış olanlara mı gidip Greklere mi öğretecek?|bunun uzerine jahudiler kendi aralarindaʔ “bu adam nereje ɡidet͡ʃek de o’nu bulamajat͡ʃaɡiz?” dediler. “ɡrekler arasina daɡilmis olanlara mi ɡidip ɡreklere mi oɡretet͡ʃek? Old-Testament-Leviticus-026-028|und|SPEAKER_00_Turkish|ben de öfkeyle size karşı yürüyeceğim. Günahlarınız için de sizi yedi kat cezalandıracağım.|ben de ofkejle size karsi jurujet͡ʃeɡim. ɡunahlariniz it͡ʃin de sizi jedi kat t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. New-Testament-John-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu şeyleri size söylediğim için yüreğinizi keder doldurdu.|ama bu sejleri size sojlediɡim it͡ʃin jureɡinizi keder doldurdu. Old-Testament-Job-038-040|und|SPEAKER_00_Turkish|inlerinde sindiklerinde, ve çalılıkta pusuya yattıklarında?|inlerinde sindiklerindeʔ ve t͡ʃalilikta pusuja jattiklarinda? Old-Testament-2-Samuel-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Avşalom daha sağken, kral vadisindeki sütunu almış ve kendisi için dikmişti; çünkü, \"\"Adımı hatırlatacak bir oğlum yok\"\" demişti. Sütuna kendi adını verdi. Bugüne dek Avşalom'un anıtı denilir.\"|\"avsalom daha saɡkenʔ kral vadisindeki sutunu almis ve kendisi it͡ʃin dikmisti; t͡ʃunkuʔ \"\"adimi hatirlatat͡ʃak bir oɡlum jok\"\" demisti. sutuna kendi adini verdi. buɡune dek avsalomʔun aniti denilir.\" New-Testament-1-Corinthians-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih'in lütfu sizinle olsun.|efendimiz jesua mesihʔin lutfu sizinle olsun. Old-Testament-2-Kings-017-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Babilliler Sukkot Benot'u, Kutlular Nergal'i, Hamatlılar Aşima'yı yaptılar.|babilliler sukkot benotʔuʔ kutlular nerɡalʔiʔ hamatlilar asimaʔji japtilar. Old-Testament-Joshua-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin hizmetkârı Moşe ile İsrael'in çocukları onları vurdu. Yahve'nin hizmetkârı Moşe onu mülk olarak Ruvenliler'e, Gadlılar'a ve Manaşşe oymağının yarısına verdi.|jahveʔnin hizmetkari mose ile israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari onlari vurdu. jahveʔnin hizmetkari mose onu mulk olarak ruvenlilerʔeʔ ɡadlilarʔa ve manasse ojmaɡinin jarisina verdi. Old-Testament-Leviticus-019-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ak saçlının önünde ayağa kalkacaksın, yaşlıların yüzüne hürmet edeceksin; Tanrın'dan korkacaksın. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"\"\"ʔak sat͡ʃlinin onunde ajaɡa kalkat͡ʃaksinʔ jaslilarin juzune hurmet edet͡ʃeksin; tanrinʔdan korkat͡ʃaksin. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar arasında bir anlaşmazlık olur da yargıya gelirlerse ve hakimler onları yargılarsa, o zaman doğruyu haklı çıkaracak ve kötüyü mahkûm edeceklerdir.|insanlar arasinda bir anlasmazlik olur da jarɡija ɡelirlerse ve hakimler onlari jarɡilarsaʔ o zaman doɡruju hakli t͡ʃikarat͡ʃak ve kotuju mahkum edet͡ʃeklerdir. Old-Testament-Psalms-107-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye sevgi dolu iyiliği için, insanoğullarına olan harika işleri için, övsünler!|jahve’je sevɡi dolu ijiliɡi it͡ʃinʔ insanoɡullarina olan harika isleri it͡ʃinʔ ovsunler! New-Testament-Mark-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüler ve diriliş hakkında, Moşe’nin Kitabı’nda, yanan çalı konusunda Tanrı’nın, ‘Ben Avraham’ın Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakov’un Tanrısı’yım’ dediğini okumadınız mı?|oluler ve dirilis hakkindaʔ mose’nin kitabi’ndaʔ janan t͡ʃali konusunda tanri’ninʔ ‘ben avraham’in tanrisiʔ ishak’in tanrisi ve jakov’un tanrisi’jim’ dediɡini okumadiniz mi? Old-Testament-1-Samuel-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul’un hizmetkârları ona, “Bak, Tanrı’dan kötü bir ruh seni rahatsız ediyor” dediler.|saul’un hizmetkarlari onaʔ “bakʔ tanri’dan kotu bir ruh seni rahatsiz edijor” dediler. Old-Testament-Jeremiah-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Siyon'a doğru sancak dikin. Güvenlik için kaçın! Durmayın; çünkü ben kuzeyden kötülük ve büyük yıkım getireceğim.\"\"\"|\"sijonʔa doɡru sant͡ʃak dikin. ɡuvenlik it͡ʃin kat͡ʃin! durmajin; t͡ʃunku ben kuzejden kotuluk ve bujuk jikim ɡetiret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Daniel-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama sen sonuna kadar git; çünkü dinleneceksin ve günlerin sonunda mirasında kalkacaksın.”|“ama sen sonuna kadar ɡit; t͡ʃunku dinlenet͡ʃeksin ve ɡunlerin sonunda mirasinda kalkat͡ʃaksin.” Old-Testament-Numbers-031-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşekler otuz bin beş yüzdü; bunların Yahve'nin vergisi altmış birdi.|esekler otuz bin bes juzdu; bunlarin jahveʔnin verɡisi altmis birdi. Old-Testament-Psalms-049-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama insan zenginliğine rağmen dayanamaz. Yok olup giden hayvanlara benzer.|ama insan zenɡinliɡine raɡmen dajanamaz. jok olup ɡiden hajvanlara benzer. Old-Testament-Proverbs-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Taşı sapana bağlayan biri neyse, akılsızı da onurlandıran öyledir.|tasi sapana baɡlajan biri nejseʔ akilsizi da onurlandiran ojledir. Old-Testament-Psalms-033-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onları ölümden kurtarır, kıtlık içinde onları yaşatır.|bojlet͡ʃe onlari olumden kurtarirʔ kitlik it͡ʃinde onlari jasatir. Old-Testament-Psalms-129-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyümeden önce kuruyan, damlardaki ot gibi olsunlar.|bujumeden ont͡ʃe kurujanʔ damlardaki ot ɡibi olsunlar. Old-Testament-Psalms-068-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen, ey Tanrı, bol yağmur gönderdin. Yorulduğu zaman mirasına kuvvet verdin.|senʔ ej tanriʔ bol jaɡmur ɡonderdin. jorulduɡu zaman mirasina kuvvet verdin. Old-Testament-Ezra-002-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Keros'un çocukları, Siaha'nın çocukları, Padon'un çocukları,|kerosʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ siahaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ padonʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-2-Chronicles-006-037|und|SPEAKER_00_Turkish|ama sürgün edildikleri ülkede akılları başlarına gelir de, dönüp sürgün edildikleri ülkede sana yalvarıp, 'Günah işledik, sapkınlık ettik, kötülük yaptık' derlerse;|ama surɡun edildikleri ulkede akillari baslarina ɡelir deʔ donup surɡun edildikleri ulkede sana jalvaripʔ ʔɡunah isledikʔ sapkinlik ettikʔ kotuluk japtikʔ derlerse; New-Testament-Ephesians-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şunu söylüyor ve Efendi'de tanıklık ediyorum: Artık öteki uluslar gibi boş düşüncelerle yürümeyin.|bu nedenle sunu sojlujor ve efendiʔde taniklik edijorum artik oteki uluslar ɡibi bos dusunt͡ʃelerle jurumejin. Old-Testament-Ezekiel-033-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine kötü adama, “Kesinlikle öleceksin” dediğimde, eğer günahından döner ve doğru ve adil olanı yaparsa,|jine kotu adamaʔ “kesinlikle olet͡ʃeksin” dediɡimdeʔ eɡer ɡunahindan doner ve doɡru ve adil olani japarsaʔ New-Testament-Matthew-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara yine benzetmelerle söyleyip dedi,|jesua onlara jine benzetmelerle sojlejip dediʔ Old-Testament-Amos-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Sur'un suru üzerine ateş göndereceğim, onun saraylarını yiyip bitirecek.”|ama surʔun suru uzerine ates ɡonderet͡ʃeɡimʔ onun sarajlarini jijip bitiret͡ʃek.” Old-Testament-Deuteronomy-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları evinin kapı sövelerine ve kapılarının üzerine yazacaksın.|bunlari evinin kapi sovelerine ve kapilarinin uzerine jazat͡ʃaksin. New-Testament-Matthew-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle halk toplandığında Pilatus onlara, “Kimi salıvermemi istersiniz? Barabba’yı mı, yoksa Mesih denen Yeşua’yı mı?” dedi.|bu nedenle halk toplandiɡinda pilatus onlaraʔ “kimi salivermemi istersiniz? barabba’ji miʔ joksa mesih denen jesua’ji mi?” dedi. New-Testament-Jude-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz, ey sevgililer, daha önce Efendimiz Yeşua Mesih’in elçileri tarafından söylenmiş olan sözleri hatırlayın.|ama sizʔ ej sevɡililerʔ daha ont͡ʃe efendimiz jesua mesih’in elt͡ʃileri tarafindan sojlenmis olan sozleri hatirlajin. New-Testament-Revelation-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tövbe etmesi için ona zaman verdim, ama zina etmekten tövbe etmeyi reddediyor.|tovbe etmesi it͡ʃin ona zaman verdimʔ ama zina etmekten tovbe etmeji reddedijor. Old-Testament-1-Chronicles-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa, Sam, Ham, Yafet|noaʔ samʔ hamʔ jafet Old-Testament-Judges-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerubbaal oğlu Avimelek, Şekem'e annesinin kardeşlerinin yanına gitti ve onlarla ve annesinin babasının evindeki bütün aile üyeleriyle konuştu ve şöyle dedi:|jerubbaal oɡlu avimelekʔ sekemʔe annesinin kardeslerinin janina ɡitti ve onlarla ve annesinin babasinin evindeki butun aile ujelerijle konustu ve sojle dedi New-Testament-Luke-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İçeri girdiklerinde Efendi Yeşua’nın cesedini bulamadılar.|it͡ʃeri ɡirdiklerinde efendi jesua’nin t͡ʃesedini bulamadilar. Old-Testament-Exodus-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu ne çiğ, ne de suda haşlanmış yiyin, yalnızca başı, bacakları ve iç kısımlarıyla birlikte ateşte kızarmış olarak yiyin.|onu ne t͡ʃiɡʔ ne de suda haslanmis jijinʔ jalnizt͡ʃa basiʔ bat͡ʃaklari ve it͡ʃ kisimlarijla birlikte ateste kizarmis olarak jijin. Old-Testament-2-Chronicles-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün topluluk Tanrı'nın evinde kralla bir antlaşma yaptı. Yehoyada onlara, \"\"Yahve'nin Davidoğulları için söylemiş olduğu gibi, işte, kralın oğlu hüküm sürmeli\"\" dedi.\"|\"butun topluluk tanriʔnin evinde kralla bir antlasma japti. jehojada onlaraʔ \"\"jahveʔnin davidoɡullari it͡ʃin sojlemis olduɡu ɡibiʔ isteʔ kralin oɡlu hukum surmeli\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Kings-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Benimle gel ve Yahve için olan gayretimi gör\"\" dedi. Böylece onu arabasına bindirdiler.\"|\"\"\"benimle ɡel ve jahve it͡ʃin olan ɡajretimi ɡor\"\" dedi. bojlet͡ʃe onu arabasina bindirdiler.\" Old-Testament-Deuteronomy-012-030|und|SPEAKER_00_Turkish|dikkatli ol, onlar önünden yok edildikten sonra onları takip ederek tuzağa düşme “Bu uluslar kendi ilâhlarına nasıl hizmet ediyorlar ben de öyle yapacağım” diye onların ilâhlarını arama.|dikkatli olʔ onlar onunden jok edildikten sonra onlari takip ederek tuzaɡa dusme “bu uluslar kendi ilahlarina nasil hizmet edijorlar ben de ojle japat͡ʃaɡim” dije onlarin ilahlarini arama. Old-Testament-Ezekiel-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Babil Kralı, fal bakmak için yolun ayrımında, iki yolun başında durdu. Okları ileri geri salladı. Terafime danıştı. Karaciğere baktı.|t͡ʃunku babil kraliʔ fal bakmak it͡ʃin jolun ajrimindaʔ iki jolun basinda durdu. oklari ileri ɡeri salladi. terafime danisti. karat͡ʃiɡere bakti. New-Testament-Hebrews-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşittikleri zaman başkaldıranlar kimlerdi? Moşe önderliğinde Mısır’dan çıkanların hepsi değil mi?|isittikleri zaman baskaldiranlar kimlerdi? mose onderliɡinde misir’dan t͡ʃikanlarin hepsi deɡil mi? Old-Testament-Job-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|yine de bağırsaklarındaki yiyecek değişir. Onun içindeki kobra zehiridir.|jine de baɡirsaklarindaki jijet͡ʃek deɡisir. onun it͡ʃindeki kobra zehiridir. New-Testament-Matthew-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhinler ve ihtiyarlar, Barabba’yı isteyip, Yeşua’yı mahvetmek için halkın aklını çeldiler.|baskahinler ve ihtijarlarʔ barabba’ji istejipʔ jesua’ji mahvetmek it͡ʃin halkin aklini t͡ʃeldiler. Old-Testament-Numbers-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"lanet getiren bu su bağırsaklarına girecek, vücudunu şişirecek, kalçanı düşürecek.'' Kadın “Amin, Amin” diyecek.'\"\"\"|\"lanet ɡetiren bu su baɡirsaklarina ɡiret͡ʃekʔ vut͡ʃudunu sisiret͡ʃekʔ kalt͡ʃani dusuret͡ʃek.ʔʔ kadin “aminʔ amin” dijet͡ʃek.ʔ\"\"\" Old-Testament-Habakkuk-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sular denizi nasıl kaplıyorsa, yeryüzü Yahve'nin görkeminin bilgisiyle öyle dolacak.|t͡ʃunku sular denizi nasil kaplijorsaʔ jerjuzu jahveʔnin ɡorkeminin bilɡisijle ojle dolat͡ʃak. New-Testament-1-Timothy-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yasa’yı uygun biçimde kullanan için Yasa’nın iyi olduğunu biliyoruz.|ant͡ʃak jasa’ji ujɡun bit͡ʃimde kullanan it͡ʃin jasa’nin iji olduɡunu bilijoruz. Old-Testament-Genesis-034-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün çocuklarını ve eşlerini esir aldılar, evlerindeki her şeyi yağmaladılar.|butun t͡ʃot͡ʃuklarini ve eslerini esir aldilarʔ evlerindeki her seji jaɡmaladilar. Old-Testament-Judges-011-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu görünce giysilerini yırttı ve “Eyvah, kızım! Beni fena yıktın ve beni sıkıntıya sokanlardan birisi oldun; çünkü ağzımı Yahve'ye açtım ve geri dönemem. ”|onu ɡorunt͡ʃe ɡijsilerini jirtti ve “ejvahʔ kizim! beni fena jiktin ve beni sikintija sokanlardan birisi oldun; t͡ʃunku aɡzimi jahveʔje at͡ʃtim ve ɡeri donemem. ” Old-Testament-Proverbs-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolları tatlılık yollarıdır. Bütün yolları esenliktir.|jollari tatlilik jollaridir. butun jollari esenliktir. Old-Testament-Proverbs-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi dudaklarının günahıyla kapana kıstırılır, ama doğru kişi sıkıntıdan kurtulur.|kotu kisi dudaklarinin ɡunahijla kapana kistirilirʔ ama doɡru kisi sikintidan kurtulur. New-Testament-Mark-008-037|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan kendi hayatına karşılık ne verebilir?|insan kendi hajatina karsilik ne verebilir? Old-Testament-Exodus-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'nin sözüne göre yaptı ve evlerde, avlularda ve kırlarda kurbağalar öldü.|jahve moseʔnin sozune ɡore japti ve evlerdeʔ avlularda ve kirlarda kurbaɡalar oldu. New-Testament-Revelation-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar şiddetli ısıyla kavruldular. Bu belalar üzerinde hâkimiyeti olan Tanrı’nın adına küfrettiler. Tövbe edip O’nu yüceltmediler.|insanlar siddetli isijla kavruldular. bu belalar uzerinde hakimijeti olan tanri’nin adina kufrettiler. tovbe edip o’nu jut͡ʃeltmediler. Old-Testament-Ruth-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Perez'in kuşaklarının öyküsü şudur: Perez, Hetsron'un babası oldu.|perezʔin kusaklarinin ojkusu sudur perezʔ hetsronʔun babasi oldu. Old-Testament-2-Chronicles-024-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi oğulları, ona yüklenen yüklerin büyüklüğü ve Tanrı'nın evinin yeniden bina edilmesi, işte, bunlar krallar kitabının yorumunda yazılıdır. Oğlu Amatsya onun yerine kral oldu.|simdi oɡullariʔ ona juklenen juklerin bujukluɡu ve tanriʔnin evinin jeniden bina edilmesiʔ isteʔ bunlar krallar kitabinin jorumunda jazilidir. oɡlu amatsja onun jerine kral oldu. Old-Testament-1-Chronicles-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yirmi üçüncüsü Delaya'ya, yirmi dördüncüsü Maaziya'ya çıktı.|jirmi ut͡ʃunt͡ʃusu delajaʔjaʔ jirmi dordunt͡ʃusu maazijaʔja t͡ʃikti. Old-Testament-Hosea-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin ülkesinde oturmayacaklar; ama Efraim Mısır'a dönecek, ve Aşur'da kirli yiyecekler yiyecekler.|jahveʔnin ulkesinde oturmajat͡ʃaklar; ama efraim misirʔa donet͡ʃekʔ ve asurʔda kirli jijet͡ʃekler jijet͡ʃekler. New-Testament-Mark-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua teknede karşı kıyıya geçtiğinde, büyük bir kalabalık çevresinde toplandı. Kendisi deniz kıyısındaydı.|jesua teknede karsi kijija ɡet͡ʃtiɡindeʔ bujuk bir kalabalik t͡ʃevresinde toplandi. kendisi deniz kijisindajdi. Old-Testament-2-Kings-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Amon hükmetmeye başladığında yirmi iki yaşındaydı ve Yeruşalem'de iki yıl krallık yaptı. Annesinin adı Yotvalı Haruts'un kızı Meşullemet'ti.|amon hukmetmeje basladiɡinda jirmi iki jasindajdi ve jerusalemʔde iki jil krallik japti. annesinin adi jotvali harutsʔun kizi mesullemetʔti. Old-Testament-Ruth-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Boaz yiyip içtikten ve yüreği neşelendikten sonra, gidip buğday yığınının ucuna uzandı. Kadın yavaşça geldi, ayaklarını açtı ve yattı.|boaz jijip it͡ʃtikten ve jureɡi neselendikten sonraʔ ɡidip buɡdaj jiɡininin ut͡ʃuna uzandi. kadin javast͡ʃa ɡeldiʔ ajaklarini at͡ʃti ve jatti. New-Testament-Hebrews-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembel olmayın, vaat edilenleri iman ve sabır yoluyla miras alanları örnek alın.|tembel olmajinʔ vaat edilenleri iman ve sabir jolujla miras alanlari ornek alin. Old-Testament-Jeremiah-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar hem budala hem de akılsızdır, putlar tarafından eğitilmişlerdir! O yalnızca odundur.|ama onlar hem budala hem de akilsizdirʔ putlar tarafindan eɡitilmislerdir! o jalnizt͡ʃa odundur. New-Testament-John-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onların ayaklarını yıkadıktan sonra üstlüğünü giyip yine sofraya oturdu. Onlara, “Size ne yaptığımı biliyor musunuz?|bojlet͡ʃe onlarin ajaklarini jikadiktan sonra ustluɡunu ɡijip jine sofraja oturdu. onlaraʔ “size ne japtiɡimi bilijor musunuz? Old-Testament-Psalms-058-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey siz susanlar, gerçekten doğrulukla mı konuşursunuz? Ey insanoğulları, kusursuzca mı yargılarsınız?|ej siz susanlarʔ ɡert͡ʃekten doɡrulukla mi konusursunuz? ej insanoɡullariʔ kusursuzt͡ʃa mi jarɡilarsiniz? Old-Testament-Haggai-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi Yahuda Valisi Şealtiel oğlu Zerubbabel'e, Başkâhin Yehosadak oğlu Yeşu'ya ve halkın geri kalanına söyleyip de:|“simdi jahuda valisi sealtiel oɡlu zerubbabelʔeʔ baskahin jehosadak oɡlu jesuʔja ve halkin ɡeri kalanina sojlejip de Old-Testament-Hosea-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine onu kendime on beş gümüş ve bir homer ve yarım arpaya satın aldım.|bunun uzerine onu kendime on bes ɡumus ve bir homer ve jarim arpaja satin aldim. Old-Testament-Isaiah-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve Kedar çocuklarının yiğitleri olan okçuların sayısından arta kalanlar az olacak; çünkü bunu İsrael'in Tanrısı Yahve söyledi.\"\"\"|\"ve kedar t͡ʃot͡ʃuklarinin jiɡitleri olan okt͡ʃularin sajisindan arta kalanlar az olat͡ʃak; t͡ʃunku bunu israelʔin tanrisi jahve sojledi.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-051-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü güve onları giysi gibi yiyip bitirecek, kurt da yün gibi yiyecek; ama doğruluğum sonsuz, ve kurtarışım tüm kuşaklara olacak.”|t͡ʃunku ɡuve onlari ɡijsi ɡibi jijip bitiret͡ʃekʔ kurt da jun ɡibi jijet͡ʃek; ama doɡruluɡum sonsuzʔ ve kurtarisim tum kusaklara olat͡ʃak.” New-Testament-1-Peter-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan, çürüyüp giden gümüşle ya da altınla kurtulmadığınızı biliyorsunuz.|t͡ʃunku atalarinizdan kalma bos jasajisinizdanʔ t͡ʃurujup ɡiden ɡumusle ja da altinla kurtulmadiɡinizi bilijorsunuz. Old-Testament-Job-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Haydutların çadırları rahatlık içindedir. Tanrı'yı kışkırtanlar, ellerinde ilâhını taşıyanlar güvendedir.\"\"\"|\"hajdutlarin t͡ʃadirlari rahatlik it͡ʃindedir. tanriʔji kiskirtanlarʔ ellerinde ilahini tasijanlar ɡuvendedir.\"\"\" Old-Testament-Genesis-043-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onu göndermezsen gitmeyiz. Çünkü adam bize, ‘Kardeşiniz yanınızda olmadıkça yüzümü göremezsiniz’ dedi.”|ama onu ɡondermezsen ɡitmejiz. t͡ʃunku adam bizeʔ ‘kardesiniz janinizda olmadikt͡ʃa juzumu ɡoremezsiniz’ dedi.” Old-Testament-Deuteronomy-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin eli de, onları ordugâhın ortasından tükeninceye kadar yok etmek üzere onlara karşıydı.|jahveʔnin eli deʔ onlari orduɡahin ortasindan tukenint͡ʃeje kadar jok etmek uzere onlara karsijdi. Old-Testament-Numbers-033-055|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama eğer ülkede yaşayanları önünüzden kovmazsanız, onlardan geriye bıraktıklarınız gözlerinizde iğne, böğrünüzde diken gibi olacak. İçinde oturduğunuz ülkeden sizi sıkıştıracaklar.\"|\"\"\"ama eɡer ulkede jasajanlari onunuzden kovmazsanizʔ onlardan ɡerije biraktiklariniz ɡozlerinizde iɡneʔ boɡrunuzde diken ɡibi olat͡ʃak. it͡ʃinde oturduɡunuz ulkeden sizi sikistirat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Leviticus-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dördüncü yılda bütün meyvesi Yahve'ye övgü sunmak için kutsal olacaktır.|ama dordunt͡ʃu jilda butun mejvesi jahveʔje ovɡu sunmak it͡ʃin kutsal olat͡ʃaktir. New-Testament-Acts-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona Asya İli’ne kadar eşlik edenler şunlardı: Veriya’lı Piros oğlu Sopater, Selanikli Aristarhus ile Sekundus, Derbeli Gayus, Timoteos, Asya İli’nden Tihikos ile Trofimos.|ona asja ili’ne kadar eslik edenler sunlardi verija’li piros oɡlu sopaterʔ selanikli aristarhus ile sekundusʔ derbeli ɡajusʔ timoteosʔ asja ili’nden tihikos ile trofimos. Old-Testament-Proverbs-031-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisine halılar yapar, giysileri ince keten ve mordur.|kendisine halilar japarʔ ɡijsileri int͡ʃe keten ve mordur. Old-Testament-Isaiah-063-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal halkın onu kısa bir süre için mülk edindi. Düşmanlarımız senin kutsal yerini çiğnediler.|kutsal halkin onu kisa bir sure it͡ʃin mulk edindi. dusmanlarimiz senin kutsal jerini t͡ʃiɡnediler. Old-Testament-1-Samuel-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|David ve yaklaşık altı yüz kişi olan adamları kalkıp Keila’dan ayrıldılar ve gidebildikleri her yere gittiler. Saul, David’in Keila’dan kaçtığını öğrendi ve oraya gitmekten vazgeçti.|david ve jaklasik alti juz kisi olan adamlari kalkip keila’dan ajrildilar ve ɡidebildikleri her jere ɡittiler. saulʔ david’in keila’dan kat͡ʃtiɡini oɡrendi ve oraja ɡitmekten vazɡet͡ʃti. Old-Testament-Deuteronomy-032-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na karşı çürük davrandılar. Kusurlarından dolayı O'nun çocukları değillerdir. Onlar sapık ve çarpık bir kuşaktır.|oʔna karsi t͡ʃuruk davrandilar. kusurlarindan dolaji oʔnun t͡ʃot͡ʃuklari deɡillerdir. onlar sapik ve t͡ʃarpik bir kusaktir. New-Testament-1-Peter-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efendi’nin gözleri doğruların üzerindedir, kulakları onların duasına açıktır. Ama Efendi’nin yüzü kötülük edenlere karşıdır.”|t͡ʃunku efendi’nin ɡozleri doɡrularin uzerindedirʔ kulaklari onlarin duasina at͡ʃiktir. ama efendi’nin juzu kotuluk edenlere karsidir.” New-Testament-Luke-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarından birçoğunu Tanrıları Efendi’ye döndürecek.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan birt͡ʃoɡunu tanrilari efendi’je donduret͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-006-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Aron ve oğulları, Tanrı'nın hizmetkârı Moşe'nin buyurduğu her şeye göre, yakmalık sunu sunağında ve buhur sunağında, En Kutsal Yer'in bütün işleri için ve İsrael için kefaret etmek üzere sunular sundular.|ama aron ve oɡullariʔ tanriʔnin hizmetkari moseʔnin bujurduɡu her seje ɡoreʔ jakmalik sunu sunaɡinda ve buhur sunaɡindaʔ en kutsal jerʔin butun isleri it͡ʃin ve israel it͡ʃin kefaret etmek uzere sunular sundular. Old-Testament-Ezekiel-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk bana, “Böyle davranmanın bizim için ne anlama geldiğini bize söylemeyecek misin?” diye sordu.|halk banaʔ “bojle davranmanin bizim it͡ʃin ne anlama ɡeldiɡini bize sojlemejet͡ʃek misin?” dije sordu. Old-Testament-Job-039-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yaban eşeğini kim serbest bıraktı? Ya da çevik eşeğin bağlarını kim çözdü?|“jaban eseɡini kim serbest birakti? ja da t͡ʃevik eseɡin baɡlarini kim t͡ʃozdu? Old-Testament-2-Samuel-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Avişay’a ve bütün hizmetkârlarına, “İşte, içimden çıkan oğlum canımı arıyor. Şimdi bu Benyaminli ne kadar daha fazlasını? Onu bırakın da lanet etsin; çünkü Yahve onu çağırdı.|davidʔ avisaj’a ve butun hizmetkarlarinaʔ “isteʔ it͡ʃimden t͡ʃikan oɡlum t͡ʃanimi arijor. simdi bu benjaminli ne kadar daha fazlasini? onu birakin da lanet etsin; t͡ʃunku jahve onu t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Ezra-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Paroş'un çocukları, iki bin yüz yetmiş iki.|parosʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ iki bin juz jetmis iki. Old-Testament-Ezekiel-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu İsrael'in yüksek dağına dikeceğim; dal sürüp meyve verecek ve iyi bir sedir olacak. Dallarının gölgesinde her çeşit kuş barınacak.|onu israelʔin juksek daɡina diket͡ʃeɡim; dal surup mejve veret͡ʃek ve iji bir sedir olat͡ʃak. dallarinin ɡolɡesinde her t͡ʃesit kus barinat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bu halk Yeruşalem’deki Yahve'nin evine kurban sunmaya çıkarsa, o zaman bu halkın yüreği yine efendilerine, Yahuda Kralı Rehovam’a dönecek; beni öldürüp Yahuda Kralı Rehovam’a dönecekler.”|eɡer bu halk jerusalem’deki jahveʔnin evine kurban sunmaja t͡ʃikarsaʔ o zaman bu halkin jureɡi jine efendilerineʔ jahuda krali rehovam’a donet͡ʃek; beni oldurup jahuda krali rehovam’a donet͡ʃekler.” Old-Testament-2-Kings-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler halktan artık para almamayı ve evin hasarını onarmamayı kabul ettiler.|kahinler halktan artik para almamaji ve evin hasarini onarmamaji kabul ettiler. Old-Testament-2-Chronicles-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının Tanrısı Yahve'ye karşı suç işleyen atalarınız ve kardeşleriniz gibi olmayın; onun için, gördüğünüz gibi onları haraplığa verdi.|atalarinin tanrisi jahveʔje karsi sut͡ʃ islejen atalariniz ve kardesleriniz ɡibi olmajin; onun it͡ʃinʔ ɡorduɡunuz ɡibi onlari harapliɡa verdi. Old-Testament-2-Kings-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama öldürenlerin çocuklarını, Moşe'nin Yasa Kitabı'nda yazılı olduğu gibi öldürmedi. Yahve şöyle buyurup demişti: \"\"Babalar çocukları için, çocuklar da babaları için öldürülmeyecek; ama herkes kendi günahı için ölecektir.”\"|\"ama oldurenlerin t͡ʃot͡ʃuklariniʔ moseʔnin jasa kitabiʔnda jazili olduɡu ɡibi oldurmedi. jahve sojle bujurup demisti \"\"babalar t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃinʔ t͡ʃot͡ʃuklar da babalari it͡ʃin oldurulmejet͡ʃek; ama herkes kendi ɡunahi it͡ʃin olet͡ʃektir.”\" New-Testament-Hebrews-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, yaşamları boyunca ölüm korkusuyla tutsaklık altında olanların hepsini özgür kılmak için yaptı.|bunuʔ jasamlari bojunt͡ʃa olum korkusujla tutsaklik altinda olanlarin hepsini ozɡur kilmak it͡ʃin japti. Old-Testament-Esther-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler, Mordekay'ın kendilerine yazdığı gibi, başlattıkları geleneği kabul ettiler.|jahudilerʔ mordekajʔin kendilerine jazdiɡi ɡibiʔ baslattiklari ɡeleneɡi kabul ettiler. Old-Testament-Joel-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin hizmetkârları olan kâhinler, eyvanla sunak arasında ağlayıp desinler, “Ey Yahve, halkını esirge, kendi mirasını aşağılanmaya verme ki, uluslar onlara hakim olmasın. Halklar arasında neden ‘Onların Tanrıları nerede?’ denilsin?”|jahveʔnin hizmetkarlari olan kahinlerʔ ejvanla sunak arasinda aɡlajip desinlerʔ “ej jahveʔ halkini esirɡeʔ kendi mirasini asaɡilanmaja verme kiʔ uluslar onlara hakim olmasin. halklar arasinda neden ‘onlarin tanrilari nerede?’ denilsin?” Old-Testament-1-Samuel-006-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kiryat Yearim sakinlerine, \"\"Filistliler Yahve'nin Sandığı'nı geri getirdiler. Aşağı inin de onu kendinize çıkarın.\"\" diye ulaklar gönderdiler.\"|\"kirjat jearim sakinlerineʔ \"\"filistliler jahveʔnin sandiɡiʔni ɡeri ɡetirdiler. asaɡi inin de onu kendinize t͡ʃikarin.\"\" dije ulaklar ɡonderdiler.\" New-Testament-1-Corinthians-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Apollos da kim Pavlus da kim? Onlar iman etmenize aracılık etmiş olan Efendi’nin verdiği hizmetkârlardır.|apollos da kim pavlus da kim? onlar iman etmenize arat͡ʃilik etmis olan efendi’nin verdiɡi hizmetkarlardir. Old-Testament-2-Kings-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yabancı sular kazdım ve içtim, Mısır'ın bütün ırmaklarını ayaklarımın tabanıyla kurutacağım.\"\"\"|\"jabant͡ʃi sular kazdim ve it͡ʃtimʔ misirʔin butun irmaklarini ajaklarimin tabanijla kurutat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-Luke-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“İçlerinden küçüğü babasına, ‘Baba, malından payıma düşeni bana ver’ dedi. Baba da varını iki oğlu arasında paylaştırdı.|“it͡ʃlerinden kut͡ʃuɡu babasinaʔ ‘babaʔ malindan pajima duseni bana ver’ dedi. baba da varini iki oɡlu arasinda pajlastirdi. Old-Testament-Micah-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar görüp bütün zorbalıklarından utanacaklar. Ellerini ağızlarına koyacaklar. Kulakları sağır olacak.|uluslar ɡorup butun zorbaliklarindan utanat͡ʃaklar. ellerini aɡizlarina kojat͡ʃaklar. kulaklari saɡir olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-004-035|und|SPEAKER_00_Turkish|otuz yaşından elli yaşına kadar, Buluşma Çadırı'nda çalışmak üzere hizmete giren herkesi saydılar.|otuz jasindan elli jasina kadarʔ bulusma t͡ʃadiriʔnda t͡ʃalismak uzere hizmete ɡiren herkesi sajdilar. Old-Testament-1-Chronicles-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|On yedincisi Hezir'e, on sekizincisi Hapitsets'e,|on jedint͡ʃisi hezirʔeʔ on sekizint͡ʃisi hapitsetsʔeʔ Old-Testament-Isaiah-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün görüm sizin için, insanların eğitimli birine, \"\"Lütfen bunu oku\"\" diyerek teslim ettiği mühürlü bir kitabın sözleri gibi oldu; ve o, \"\"Okuyamam, çünkü mühürlü\"\" diyor;\"|\"butun ɡorum sizin it͡ʃinʔ insanlarin eɡitimli birineʔ \"\"lutfen bunu oku\"\" dijerek teslim ettiɡi muhurlu bir kitabin sozleri ɡibi oldu; ve oʔ \"\"okujamamʔ t͡ʃunku muhurlu\"\" dijor;\" Old-Testament-Psalms-095-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin, Yahve'ye ezgiler söyleyelim. Kurtuluşumuzun kayasına yüksek sesle haykıralım!|ɡelinʔ jahveʔje ezɡiler sojlejelim. kurtulusumuzun kajasina juksek sesle hajkiralim! New-Testament-Mark-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırdan dönen Simon adında Kireneli bir adam geçiyordu. İskender ve Rufus’un babası olan bu adama, Yeşua’nın çarmıhını zorla taşıttılar.|kirdan donen simon adinda kireneli bir adam ɡet͡ʃijordu. iskender ve rufus’un babasi olan bu adamaʔ jesua’nin t͡ʃarmihini zorla tasittilar. Old-Testament-Isaiah-041-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Adalar gördü ve korktu. Yeryüzünün uçları titriyor. Onlar yaklaşıp geliyorlar.|adalar ɡordu ve korktu. jerjuzunun ut͡ʃlari titrijor. onlar jaklasip ɡelijorlar. Old-Testament-1-Chronicles-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Meshedilmişlerime dokunmayın! Peygamberlerime kötülük etmeyin!\"\"\"|\"\"\"meshedilmislerime dokunmajin! pejɡamberlerime kotuluk etmejin!\"\"\" Old-Testament-Leviticus-019-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Medyumlara ya da büyücülere yönelmeyin. Onları aramayın, onlar tarafından kirletilmeyin. Ben Tanrınız Yahve'yim.'\"\"\"|\"“ʔmedjumlara ja da bujut͡ʃulere jonelmejin. onlari aramajinʔ onlar tarafindan kirletilmejin. ben tanriniz jahveʔjim.ʔ\"\"\" New-Testament-John-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Bu adam kötülük eden biri olmasaydı, O’nu sana getirmezdik” diye karşılık verdiler.|onaʔ “bu adam kotuluk eden biri olmasajdiʔ o’nu sana ɡetirmezdik” dije karsilik verdiler. Old-Testament-Ezekiel-048-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Güney tarafında ölçüye göre dört bin beş yüz kamış ve üç kapı: Şimon Kapısı, bir; İssakar Kapısı, bir; Zevulun Kapısı, bir.\"\"\"|\"“ɡunej tarafinda olt͡ʃuje ɡore dort bin bes juz kamis ve ut͡ʃ kapi simon kapisiʔ bir; issakar kapisiʔ bir; zevulun kapisiʔ bir.\"\"\" New-Testament-Romans-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik yolunu bilmezler.”|esenlik jolunu bilmezler.” Old-Testament-Leviticus-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kendi annenin kız kardeşinin ya da babanın kız kardeşinin çıplaklığını açmayacaksın; çünkü o, yakın akrabasını çıplak etmiştir. Onlar kötülüklerini taşıyacaklar.'\"\"\"|\"\"\"ʔkendi annenin kiz kardesinin ja da babanin kiz kardesinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku oʔ jakin akrabasini t͡ʃiplak etmistir. onlar kotuluklerini tasijat͡ʃaklar.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Evi, kirişleri, eşikleri, duvarlarını ve kapılarını da altınla kapladı ve duvarlara Keruvlar oydu.|eviʔ kirisleriʔ esikleriʔ duvarlarini ve kapilarini da altinla kapladi ve duvarlara keruvlar ojdu. Old-Testament-Psalms-078-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları güvenlik içinde götürdü ve korkmadılar. Ama deniz düşmanlarını alt etti.|onlari ɡuvenlik it͡ʃinde ɡoturdu ve korkmadilar. ama deniz dusmanlarini alt etti. Old-Testament-Daniel-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Kittim gemileri ona karşı gelecek. Bu yüzden üzülecek ve geri dönecek, kutsal antlaşmaya karşı öfkelenecek ve harekete geçecek. Geri dönecek ve kutsal antlaşmayı terk edenlere saygı gösterecek.\"\"\"|\"t͡ʃunku kittim ɡemileri ona karsi ɡelet͡ʃek. bu juzden uzulet͡ʃek ve ɡeri donet͡ʃekʔ kutsal antlasmaja karsi ofkelenet͡ʃek ve harekete ɡet͡ʃet͡ʃek. ɡeri donet͡ʃek ve kutsal antlasmaji terk edenlere sajɡi ɡosteret͡ʃek.\"\"\" New-Testament-Romans-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer ilk ürün kutsalsa, hamur da kutsaldır. Eğer kök kutsalsa, dallar da kutsaldır.|eɡer ilk urun kutsalsaʔ hamur da kutsaldir. eɡer kok kutsalsaʔ dallar da kutsaldir. Old-Testament-Hosea-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü İsrael Yaratıcısı'nı unuttu ve saraylar yaptı; Yahuda ise surlu kentleri çoğalttı; ama ben onun kentleri üzerine ateş göndereceğim, ve onun kalelerini yiyip bitirecek.\"\"\"|\"t͡ʃunku israel jaratit͡ʃisiʔni unuttu ve sarajlar japti; jahuda ise surlu kentleri t͡ʃoɡaltti; ama ben onun kentleri uzerine ates ɡonderet͡ʃeɡimʔ ve onun kalelerini jijip bitiret͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kral, “Birisi, ‘Bu yaşayan benim oğlum, ölen senin oğlun\"\" diyor; öbürü, ‘Hayır! Ama ölen senin oğlun yaşayan benim oğlum\"\" diyor.\"|\"o zaman kralʔ “birisiʔ ‘bu jasajan benim oɡlumʔ olen senin oɡlun\"\" dijor; oburuʔ ‘hajir! ama olen senin oɡlun jasajan benim oɡlum\"\" dijor.\" Old-Testament-Psalms-084-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Tanrı bir güneş, bir kalkandır. Yahve lütuf ve yücelik verir. Suçsuz olarak yürüyenlerden hiçbir iyiliği esirgemez.|t͡ʃunku jahve tanri bir ɡunesʔ bir kalkandir. jahve lutuf ve jut͡ʃelik verir. sut͡ʃsuz olarak jurujenlerden hit͡ʃbir ijiliɡi esirɡemez. New-Testament-Luke-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ansızın melekle birlikte kalabalık bir göksel ordu Tanrı’yı överek şöyle dediler:|ansizin melekle birlikte kalabalik bir ɡoksel ordu tanri’ji overek sojle dediler Old-Testament-Genesis-032-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Lütfen kurtar beni kardeşimin elinden, Esav'ın elinden. Çünkü gelip bana, annelerine ve çocuklara vurmasından korkuyorum.|lutfen kurtar beni kardesimin elindenʔ esavʔin elinden. t͡ʃunku ɡelip banaʔ annelerine ve t͡ʃot͡ʃuklara vurmasindan korkujorum. New-Testament-John-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık, “Sende iblis var! Kim seni öldürmeye çalışıyor?” diye karşılık verdi.|kalabalikʔ “sende iblis var! kim seni oldurmeje t͡ʃalisijor?” dije karsilik verdi. Old-Testament-Ezekiel-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey insanoğlu, işte, İsrael evinden olanlar, 'Gördüğü görüm gelecek çok günler içindir, ve o uzakta olan zamanlar için peygamberlik ediyor' diyor.\"\"\"|\"\"\"ej insanoɡluʔ isteʔ israel evinden olanlarʔ ʔɡorduɡu ɡorum ɡelet͡ʃek t͡ʃok ɡunler it͡ʃindirʔ ve o uzakta olan zamanlar it͡ʃin pejɡamberlik edijorʔ dijor.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ama iç organlarını ve bacaklarını suyla yıkayacak. Kâhin hepsini sunacak ve sunak üzerinde yakacaktır. Bu yakılan bir sunudur, ateşle yapılan, Yahve'ye hoş kokudur.'\"\"\"|\"ama it͡ʃ orɡanlarini ve bat͡ʃaklarini sujla jikajat͡ʃak. kahin hepsini sunat͡ʃak ve sunak uzerinde jakat͡ʃaktir. bu jakilan bir sunudurʔ atesle japilanʔ jahveʔje hos kokudur.ʔ\"\"\" Old-Testament-Numbers-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Seçeceğim adamın değneği tomurcuklanacak. İsrael'in çocuklarının size karşı söylenmelerini benden kaldıracağım.”|set͡ʃet͡ʃeɡim adamin deɡneɡi tomurt͡ʃuklanat͡ʃak. israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin size karsi sojlenmelerini benden kaldirat͡ʃaɡim.” New-Testament-Titus-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Ruhu'nu Kurtarıcımız Yeşua Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktü.|kutsal ruhuʔnu kurtarit͡ʃimiz jesua mesih arat͡ʃiliɡijla uzerimize bol bol doktu. Old-Testament-2-Samuel-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, kralın sözü Yoav'a ve ordu komutanlarına karşı üstün geldi. Yoav ve ordu komutanları, İsrael halkını saymak için kralın önünden çıktılar.|bununla birlikteʔ kralin sozu joavʔa ve ordu komutanlarina karsi ustun ɡeldi. joav ve ordu komutanlariʔ israel halkini sajmak it͡ʃin kralin onunden t͡ʃiktilar. Old-Testament-Zechariah-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Atın, katırın, devenin, eşeğin ve o ordugâhlarda bulunacak bütün hayvanların üzerine böyle bir bela düşecek.|atinʔ katirinʔ deveninʔ eseɡin ve o orduɡahlarda bulunat͡ʃak butun hajvanlarin uzerine bojle bir bela duset͡ʃek. New-Testament-John-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kadın su testisini bırakıp kente gitti ve halka şöyle dedi:|bojlet͡ʃe kadin su testisini birakip kente ɡitti ve halka sojle dedi Old-Testament-Judges-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak tıraş olduktan sonra başındaki saçlar yeniden çıkmaya başladı.|ant͡ʃak tiras olduktan sonra basindaki sat͡ʃlar jeniden t͡ʃikmaja basladi. Old-Testament-Nehemiah-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman halk ve karıları, kardeşleri Yahudiler'e karşı büyük bir feryat kopardılar.|o zaman halk ve karilariʔ kardesleri jahudilerʔe karsi bujuk bir ferjat kopardilar. Old-Testament-1-Samuel-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler Saul'la oğullarına yetiştiler; Filistliler Saul'un oğulları Yonatan'ı, Avinadav'ı ve Malkişua'yı öldürdüler.|filistliler saulʔla oɡullarina jetistiler; filistliler saulʔun oɡullari jonatanʔiʔ avinadavʔi ve malkisuaʔji oldurduler. Old-Testament-Ezekiel-043-008|und|SPEAKER_00_Turkish|eşiklerini eşiğimin yanına, kapı sövelerini kapı sövemin yanına koymaktaydılar. Benimle onlar arasında bir duvar vardı; ve işledikleri iğrençliklerle kutsal adımı kirlettiler. Bu yüzden onları öfkemle tükettim.|esiklerini esiɡimin janinaʔ kapi sovelerini kapi sovemin janina kojmaktajdilar. benimle onlar arasinda bir duvar vardi; ve isledikleri iɡrent͡ʃliklerle kutsal adimi kirlettiler. bu juzden onlari ofkemle tukettim. New-Testament-Hebrews-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü temelleri olan, mimarı ve yapıcısı Tanrı olan kenti arıyordu.|t͡ʃunku temelleri olanʔ mimari ve japit͡ʃisi tanri olan kenti arijordu. Old-Testament-Exodus-031-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle İsrael'in çocukları, daimi bir antlaşma gereği olarak, kuşaklar boyunca Şabat'a uymak için Şabat'ı tutacaklar.|bu nedenle israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ daimi bir antlasma ɡereɡi olarakʔ kusaklar bojunt͡ʃa sabatʔa ujmak it͡ʃin sabatʔi tutat͡ʃaklar. Old-Testament-Jeremiah-031-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine uyandım ve baktım; uykum bana tatlı geldi.|bunun uzerine ujandim ve baktim; ujkum bana tatli ɡeldi. New-Testament-1-John-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar bizden çıktılar, ama bize ait değillerdi. Çünkü bize ait olsalardı, bizimle kalmayı sürdürürlerdi. Ama hiçbirinin bize ait olmadığı ortaya çıksın diye ayrıldılar.|onlar bizden t͡ʃiktilarʔ ama bize ait deɡillerdi. t͡ʃunku bize ait olsalardiʔ bizimle kalmaji surdururlerdi. ama hit͡ʃbirinin bize ait olmadiɡi ortaja t͡ʃiksin dije ajrildilar. Old-Testament-Genesis-041-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Kıtlık yılı gelmeden önce Yosef’in iki oğlu oldu. On Kenti'nin kâhini Potifera'nın kızı Asenat ona doğurdu.|kitlik jili ɡelmeden ont͡ʃe josef’in iki oɡlu oldu. on kentiʔnin kahini potiferaʔnin kizi asenat ona doɡurdu. New-Testament-Acts-010-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı tarafından ölülerle dirilerin Yargıcı olarak atanan kişinin O olduğunu halka duyurmamızı ve buna tanıklık etmemizi buyurdu.|tanri tarafindan olulerle dirilerin jarɡit͡ʃi olarak atanan kisinin o olduɡunu halka dujurmamizi ve buna taniklik etmemizi bujurdu. New-Testament-Romans-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hiç kimse Yasa’nın işleriyle Tanrı önünde aklanmaz. Çünkü Yasa aracılığıyla günah bilgisi gelir.|t͡ʃunku hit͡ʃ kimse jasa’nin islerijle tanri onunde aklanmaz. t͡ʃunku jasa arat͡ʃiliɡijla ɡunah bilɡisi ɡelir. Old-Testament-2-Chronicles-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un atları Mısır'dan ve Keve'den getiriliyordu. Kralın tüccarları onları Keve'den satın alıyordu.|solomonʔun atlari misirʔdan ve keveʔden ɡetirilijordu. kralin tut͡ʃt͡ʃarlari onlari keveʔden satin alijordu. New-Testament-1-Corinthians-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu konuda çekişmek isteyen biri varsa, ne bizim ne de Tanrı’nın topluluklarının böyle bir adeti yoktur.|ama bu konuda t͡ʃekismek istejen biri varsaʔ ne bizim ne de tanri’nin topluluklarinin bojle bir adeti joktur. Old-Testament-1-Samuel-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul ve yanındaki bütün adamlar toplandılar ve savaşa geldiler; ve işte, hepsi kılıçlarıyla birbirlerine vuruyorlardı, çok büyük bir kargaşa içindeydiler.|saul ve janindaki butun adamlar toplandilar ve savasa ɡeldiler; ve isteʔ hepsi kilit͡ʃlarijla birbirlerine vurujorlardiʔ t͡ʃok bujuk bir karɡasa it͡ʃindejdiler. Old-Testament-Isaiah-048-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, duymadın. Evet bilmedin. Evet, eskiden beri kulağın açılmadı, çünkü çok hain davrandığını, ana rahminden sana günahkâr dendiğini biliyordum.|evetʔ dujmadin. evet bilmedin. evetʔ eskiden beri kulaɡin at͡ʃilmadiʔ t͡ʃunku t͡ʃok hain davrandiɡiniʔ ana rahminden sana ɡunahkar dendiɡini bilijordum. New-Testament-Mark-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bu kötü şeyler içten gelir ve insanı kirletir.”|butun bu kotu sejler it͡ʃten ɡelir ve insani kirletir.” Old-Testament-Ecclesiastes-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|evet, yükseklerden korkacaklar yolda dehşetler olacak; badem ağacı çiçek açacak, çekirge yük olacak, arzu zayıflayacak; çünkü insan kendi ebedî evine gidiyor, yas tutanlar da sokaklarda dolaşacak;|evetʔ jukseklerden korkat͡ʃaklar jolda dehsetler olat͡ʃak; badem aɡat͡ʃi t͡ʃit͡ʃek at͡ʃat͡ʃakʔ t͡ʃekirɡe juk olat͡ʃakʔ arzu zajiflajat͡ʃak; t͡ʃunku insan kendi ebedi evine ɡidijorʔ jas tutanlar da sokaklarda dolasat͡ʃak; New-Testament-Luke-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu arada, halktan binlerce kişi birbirlerini ezercesine toplanıyordu. Yeşua hepsinden önce kendi öğrencilerine şunları anlatmaya başladı: “Ferisiler’in mayasından, yani ikiyüzlülükten sakının.|bu aradaʔ halktan binlert͡ʃe kisi birbirlerini ezert͡ʃesine toplanijordu. jesua hepsinden ont͡ʃe kendi oɡrent͡ʃilerine sunlari anlatmaja basladi “ferisiler’in majasindanʔ jani ikijuzlulukten sakinin. Old-Testament-1-Chronicles-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Pedaya'nın oğulları: Zerubbabel ve Şimei. Zerubbabel'in oğulları: Meşullam ve Hananya; onların kız kardeşi Şelomit'ti;|pedajaʔnin oɡullari zerubbabel ve simei. zerubbabelʔin oɡullari mesullam ve hananja; onlarin kiz kardesi selomitʔti; Old-Testament-Leviticus-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Demetini sallayacağın gün, yakmalık sunu olarak Yahve'ye bir yaşında kusursuz bir erkek kuzu sunacaksınız.|demetini sallajat͡ʃaɡin ɡunʔ jakmalik sunu olarak jahveʔje bir jasinda kusursuz bir erkek kuzu sunat͡ʃaksiniz. Old-Testament-1-Kings-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra, Yizreelli Navot'un, Yizreel'de, Samariya Kralı Ahav'ın sarayının yanında bir bağı vardı.|bu sejlerden sonraʔ jizreelli navotʔunʔ jizreelʔdeʔ samarija krali ahavʔin sarajinin janinda bir baɡi vardi. New-Testament-Revelation-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlü bir melek gördüm, yüksek sesle, “Kitabı açmaya ve mühürlerini kırmaya kim layıktır?” dedi.|ɡut͡ʃlu bir melek ɡordumʔ juksek sesleʔ “kitabi at͡ʃmaja ve muhurlerini kirmaja kim lajiktir?” dedi. Old-Testament-Joshua-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Aron'nun çocuklarının kentlerinin tümü, otlaklarıyla birlikte on üç kentti.|kahin aronʔnun t͡ʃot͡ʃuklarinin kentlerinin tumuʔ otlaklarijla birlikte on ut͡ʃ kentti. Old-Testament-Ezekiel-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Senin yanından geçtiğimde, seni kanında yuvarlanırken gördüm. Sana, ‘Kanında olsan da yaşa!’ dedim. Evet, sana, ‘Kanında olsan da yaşa!’ dedim.|“‘“senin janindan ɡet͡ʃtiɡimdeʔ seni kaninda juvarlanirken ɡordum. sanaʔ ‘kaninda olsan da jasa!’ dedim. evetʔ sanaʔ ‘kaninda olsan da jasa!’ dedim. Old-Testament-Psalms-116-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve lütufkâr ve doğrudur. Merhametlidir Tanrımız.|jahve lutufkar ve doɡrudur. merhametlidir tanrimiz. New-Testament-Romans-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Her birimiz komşusunu geliştirmek ve iyiliği için onu hoşnut etsin.|her birimiz komsusunu ɡelistirmek ve ijiliɡi it͡ʃin onu hosnut etsin. Old-Testament-Genesis-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Sodom ve Gomora üzerine gökten kükürt ve ateş yağdırdı.|jahve sodom ve ɡomora uzerine ɡokten kukurt ve ates jaɡdirdi. Old-Testament-Genesis-041-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Yosef’in adını Safenat-Paneah koydu. On Kenti kâhini Potifera'nın kızı Asenat'ı ona eş olarak verdi. Yosef Mısır diyarını boydan boya dolaştı.|firavun josef’in adini safenat-paneah kojdu. on kenti kahini potiferaʔnin kizi asenatʔi ona es olarak verdi. josef misir dijarini bojdan boja dolasti. Old-Testament-Leviticus-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman o insana ve ailesine karşı yüzümü çevireceğim ve onu ve onun ardınca Molek'le fahişelik yapmak üzere fahişelik edenlerin hepsini halkının arasından atacağım.'\"\"\"|\"o zaman o insana ve ailesine karsi juzumu t͡ʃeviret͡ʃeɡim ve onu ve onun ardint͡ʃa molekʔle fahiselik japmak uzere fahiselik edenlerin hepsini halkinin arasindan atat͡ʃaɡim.ʔ\"\"\" New-Testament-Acts-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Beş gün sonra başkâhin Hananya, bazı ihtiyarlar ve Tertullus adlı bir sözcüyle Sezariye’ye indiler. Bunlar Pavlus’la ilgili şikayetlerini valiye bildirdiler.|bes ɡun sonra baskahin hananjaʔ bazi ihtijarlar ve tertullus adli bir sozt͡ʃujle sezarije’je indiler. bunlar pavlus’la ilɡili sikajetlerini valije bildirdiler. Old-Testament-Proverbs-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Rüşvet onu verenin gözünde değerli bir taştır, nereye dönerse dönsün başarılı olur.|rusvet onu verenin ɡozunde deɡerli bir tastirʔ nereje donerse donsun basarili olur. Old-Testament-1-Kings-006-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Zeytin ağacından iki kapı yaptı; üzerlerine Keruvlar, palmiye ağacı ve çiçek oymaları oyup altınla kapladı. Altını Keruvlar'ın ve palmiye ağaçlarının üzerine serpti.|zejtin aɡat͡ʃindan iki kapi japti; uzerlerine keruvlarʔ palmije aɡat͡ʃi ve t͡ʃit͡ʃek ojmalari ojup altinla kapladi. altini keruvlarʔin ve palmije aɡat͡ʃlarinin uzerine serpti. Old-Testament-Micah-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan ötürü ağıt yakıp dövüneceğim. Soyunmuş ve çıplak olarak gideceğim. Çakallar gibi uluyacağım, ve devekuşları gibi yas tutacağım.|bundan oturu aɡit jakip dovunet͡ʃeɡim. sojunmus ve t͡ʃiplak olarak ɡidet͡ʃeɡim. t͡ʃakallar ɡibi ulujat͡ʃaɡimʔ ve devekuslari ɡibi jas tutat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-128-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu Yahve’den korkan, O’nun yolunda yürüyen herkese.|ne mutlu jahve’den korkanʔ o’nun jolunda jurujen herkese. Old-Testament-1-Kings-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Önüne iki adam, kötü adamlar oturtun, onlar da ona karşı tanıklık etsinler, ‘Sen Tanrı’ya ve krala lanet ettin!’ desinler. Sonra onu dışarı çıkarıp taşlayarak öldürün.”\"|\"\"\"onune iki adamʔ kotu adamlar oturtunʔ onlar da ona karsi taniklik etsinlerʔ ‘sen tanri’ja ve krala lanet ettin!’ desinler. sonra onu disari t͡ʃikarip taslajarak oldurun.”\" Old-Testament-2-Chronicles-020-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yüksek yerler kaldırılmamıştı ve halk henüz atalarının Tanrısı'nı yüreklerine koymamıştı.|ant͡ʃak juksek jerler kaldirilmamisti ve halk henuz atalarinin tanrisiʔni jureklerine kojmamisti. Old-Testament-Jeremiah-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Uluslara söyle, işte, Yeruşalem'e karşı ilan etsinler, ‘Uzak bir ülkeden gözcüler geliyor ve Yahuda kentlerine karşı seslerini yükseltiyorlar.|“uluslara sojleʔ isteʔ jerusalemʔe karsi ilan etsinlerʔ ‘uzak bir ulkeden ɡozt͡ʃuler ɡelijor ve jahuda kentlerine karsi seslerini jukseltijorlar. Old-Testament-1-Samuel-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, Saul’u ve hizmetkârını alıp misafir odasına götürdü ve otuz kadar davetlinin arasında en iyi yere oturttu.|samuelʔ saul’u ve hizmetkarini alip misafir odasina ɡoturdu ve otuz kadar davetlinin arasinda en iji jere oturttu. New-Testament-1-John-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Babalar, size yazıyorum, çünkü başlangıçtan beri var Olan’ı biliyorsunuz. Gençler, size yazıyorum, çünkü kötü olanı yendiniz. Çocuklar, size yazıyorum, çünkü Baba’yı tanıyorsunuz.|babalarʔ size jazijorumʔ t͡ʃunku baslanɡit͡ʃtan beri var olan’i bilijorsunuz. ɡent͡ʃlerʔ size jazijorumʔ t͡ʃunku kotu olani jendiniz. t͡ʃot͡ʃuklarʔ size jazijorumʔ t͡ʃunku baba’ji tanijorsunuz. New-Testament-Luke-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam başka bir hizmetkâr daha gönderdi. Onu da aynı şekilde dövdüler, aşağıladılar ve boş gönderdiler.|adam baska bir hizmetkar daha ɡonderdi. onu da ajni sekilde dovdulerʔ asaɡiladilar ve bos ɡonderdiler. Old-Testament-1-Samuel-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla konuşurken, işte, adı Golyat olan Gatlı Filistli savaşçı, Filistliler'in saflarından çıktı ve aynı sözleri söyledi; David de bunları duydu.|onlarla konusurkenʔ isteʔ adi ɡoljat olan ɡatli filistli savast͡ʃiʔ filistlilerʔin saflarindan t͡ʃikti ve ajni sozleri sojledi; david de bunlari dujdu. Old-Testament-Psalms-103-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerine rüzgâr esince gelip geçer. Bulunduğu yer artık onu hatırlamaz.|uzerine ruzɡar esint͡ʃe ɡelip ɡet͡ʃer. bulunduɡu jer artik onu hatirlamaz. Old-Testament-2-Chronicles-036-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının Tanrısı Yahve, erken yükselip göndererek, ulakları aracılığıyla onlara gönderdi, çünkü halkına ve meskenine acıdı;|atalarinin tanrisi jahveʔ erken jukselip ɡondererekʔ ulaklari arat͡ʃiliɡijla onlara ɡonderdiʔ t͡ʃunku halkina ve meskenine at͡ʃidi; Old-Testament-Judges-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra Anat'ın oğlu Şamgar vardı ve Filistliler'den altı yüz kişiyi öküz üvendiresiyle vurdu. O da İsrael'i kurtardı.|ondan sonra anatʔin oɡlu samɡar vardi ve filistlilerʔden alti juz kisiji okuz uvendiresijle vurdu. o da israelʔi kurtardi. Old-Testament-Numbers-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|elli yaşını doldurduktan sonra hizmetten ayrılacaklar ve artık hizmet etmeyecekler.|elli jasini doldurduktan sonra hizmetten ajrilat͡ʃaklar ve artik hizmet etmejet͡ʃekler. Old-Testament-2-Kings-019-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle Yahve, Aşur Kralı hakkında şöyle diyor: ‘Bu kente gelmeyecek, oraya ok atmayacak. Kalkanla onun önüne gelmeyecek, ona karşı rampa kurmayacak.|“bu nedenle jahveʔ asur krali hakkinda sojle dijor ‘bu kente ɡelmejet͡ʃekʔ oraja ok atmajat͡ʃak. kalkanla onun onune ɡelmejet͡ʃekʔ ona karsi rampa kurmajat͡ʃak. New-Testament-Matthew-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakin, Babil sürgününden sonra doğan Şealtiel’in babasıydı. Şealtiel Zerubbabil’in babasıydı.|jehojakinʔ babil surɡununden sonra doɡan sealtiel’in babasijdi. sealtiel zerubbabil’in babasijdi. Old-Testament-Numbers-022-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği Balam'a şöyle dedi: \"\"Adamlarla birlikte git; ama yalnızca sana söyleyeceğim sözü söyleyeceksin.” Balam Balak'ın beyleriyle birlikte gitti.\"|\"jahveʔnin meleɡi balamʔa sojle dedi \"\"adamlarla birlikte ɡit; ama jalnizt͡ʃa sana sojlejet͡ʃeɡim sozu sojlejet͡ʃeksin.” balam balakʔin bejlerijle birlikte ɡitti.\" New-Testament-2-Corinthians-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|dayaklarda, zindanlarda, kargaşalıkta, emekte, uykusuzlukta, oruçlarda,|dajaklardaʔ zindanlardaʔ karɡasaliktaʔ emekteʔ ujkusuzluktaʔ orut͡ʃlardaʔ New-Testament-Revelation-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Surlar yeşimden yapılmıştı. Kent, cam gibi saydam saf altındandı.|surlar jesimden japilmisti. kentʔ t͡ʃam ɡibi sajdam saf altindandi. New-Testament-Matthew-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Bu nedenle gidin, ana yolların kavşaklarında bulabildiğiniz herkesi düğün ziyafetine davet edin.’|‘bu nedenle ɡidinʔ ana jollarin kavsaklarinda bulabildiɡiniz herkesi duɡun zijafetine davet edin.’ Old-Testament-Leviticus-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bir adamın bedeninin derisinde şişlik, yara kabuğu ya da parlak bir leke varsa ve bu durum bedeninin derisinde cüzzam haline gelirse, o zaman o kişi kâhin Aron'a ya da onun oğullarından biri olan kâhinlere getirilecek.\"|\"\"\"bir adamin bedeninin derisinde sislikʔ jara kabuɡu ja da parlak bir leke varsa ve bu durum bedeninin derisinde t͡ʃuzzam haline ɡelirseʔ o zaman o kisi kahin aronʔa ja da onun oɡullarindan biri olan kahinlere ɡetirilet͡ʃek.\" New-Testament-Matthew-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes onu öldürtmek istediyse de halktan korktu. Çünkü halk Yuhanna’yı bir peygamber sayıyordu.|hirodes onu oldurtmek istedijse de halktan korktu. t͡ʃunku halk juhanna’ji bir pejɡamber sajijordu. Old-Testament-Proverbs-029-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi yoksullar için adalete önem verir. Kötüler bilgiyle ilgilenmezler.|doɡru kisi joksullar it͡ʃin adalete onem verir. kotuler bilɡijle ilɡilenmezler. Old-Testament-Isaiah-062-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar senin doğruluğunu, bütün krallar da senin görkemini görecek. Yahve'nin ağzının vereceği yeni bir adla çağırılacaksın.|uluslar senin doɡruluɡunuʔ butun krallar da senin ɡorkemini ɡoret͡ʃek. jahveʔnin aɡzinin veret͡ʃeɡi jeni bir adla t͡ʃaɡirilat͡ʃaksin. New-Testament-Matthew-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk bunu görünce hayret içinde kaldı. İnsana böyle bir yetki vermiş olan Tanrı’yı yücelttiler.|halk bunu ɡorunt͡ʃe hajret it͡ʃinde kaldi. insana bojle bir jetki vermis olan tanri’ji jut͡ʃelttiler. Old-Testament-Zephaniah-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru olan Yahve onun içindedir. O haksızlık etmez. Her sabah adaletini ışığa çıkarır. O başarısız olmaz, ama haksız kişi utanma bilmez.|doɡru olan jahve onun it͡ʃindedir. o haksizlik etmez. her sabah adaletini isiɡa t͡ʃikarir. o basarisiz olmazʔ ama haksiz kisi utanma bilmez. New-Testament-2-Corinthians-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi, “Her yana saçtı, yoksullara verdi. Doğruluğu sonsuza dek kalıcıdır.”|jazilmis olduɡu ɡibiʔ “her jana sat͡ʃtiʔ joksullara verdi. doɡruluɡu sonsuza dek kalit͡ʃidir.” Old-Testament-Psalms-059-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrım sevgi dolu iyiliğiyle önümde yürüyecek. Tanrı düşmanlarıma zaferle bakmamı sağlayacak.|tanrim sevɡi dolu ijiliɡijle onumde jurujet͡ʃek. tanri dusmanlarima zaferle bakmami saɡlajat͡ʃak. New-Testament-Acts-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O dururken, senin değil miydi? Satıldıktan sonra senin elinde değil miydi? Nasıl oldu da bu şeyi yüreğine koydun? Sen insanlara değil, Tanrı’ya yalan söyledin.”|o dururkenʔ senin deɡil mijdi? satildiktan sonra senin elinde deɡil mijdi? nasil oldu da bu seji jureɡine kojdun? sen insanlara deɡilʔ tanri’ja jalan sojledin.” Old-Testament-Ezekiel-046-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlunun dört köşesinde kırk arşın uzunluğunda ve otuz arşın genişliğinde kapalı avlular vardı. Köşelerde dördünün de ölçüsü birdi.|avlunun dort kosesinde kirk arsin uzunluɡunda ve otuz arsin ɡenisliɡinde kapali avlular vardi. koselerde dordunun de olt͡ʃusu birdi. Old-Testament-2-Kings-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa, oğlunu diriltmiş olduğu kadına şöyle dedi: “Kalk, sen ve ev halkınla birlikte git, bir süre nerede kalabilirsen orada kal; çünkü Yahve kıtlık çağırdı, ülkenin üzerine de yedi yıllığına gelecek.”|elisaʔ oɡlunu diriltmis olduɡu kadina sojle dedi “kalkʔ sen ve ev halkinla birlikte ɡitʔ bir sure nerede kalabilirsen orada kal; t͡ʃunku jahve kitlik t͡ʃaɡirdiʔ ulkenin uzerine de jedi jilliɡina ɡelet͡ʃek.” Old-Testament-2-Chronicles-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviya, Efraim’in dağlık kesiminde bulunan Semarayim Dağı’nda ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Beni dinleyin, ey Yerovam ve bütün İsrael:|avijaʔ efraim’in daɡlik kesiminde bulunan semarajim daɡi’nda ajaɡa kalkti ve sojle dedi “beni dinlejinʔ ej jerovam ve butun israel New-Testament-Romans-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın zenginliği, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O’nun yargılarına akıl ermez, yollarının izi sürülemez!|tanri’nin zenɡinliɡiʔ bilɡeliɡi ve bilɡisi ne derindir! o’nun jarɡilarina akil ermezʔ jollarinin izi surulemez! Old-Testament-1-Samuel-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğulları onun yollarında yürümediler, haksız kazancın ardına saptılar, rüşvet aldılar ve adaleti çarpıttılar.|oɡullari onun jollarinda jurumedilerʔ haksiz kazant͡ʃin ardina saptilarʔ rusvet aldilar ve adaleti t͡ʃarpittilar. New-Testament-Luke-011-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Vay size ey Yasa uzmanları! Çünkü bilgi anahtarını kaldırdınız. Kendiniz içeri girmediğiniz gibi, girenleri de engellediniz.”|vaj size ej jasa uzmanlari! t͡ʃunku bilɡi anahtarini kaldirdiniz. kendiniz it͡ʃeri ɡirmediɡiniz ɡibiʔ ɡirenleri de enɡellediniz.” Old-Testament-Ezekiel-040-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Pencereleri, eyvanları ve palmiye ağaçları doğuya bakan kapının ölçüsüne eşitti. Ona yedi basamakla çıkılıyordu. Eyvanı onların önündeydi.|pent͡ʃereleriʔ ejvanlari ve palmije aɡat͡ʃlari doɡuja bakan kapinin olt͡ʃusune esitti. ona jedi basamakla t͡ʃikilijordu. ejvani onlarin onundejdi. Old-Testament-Leviticus-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da kim kendisini kirletecek sürünen bir şeye, ya da kirliliği ne olursa olsun insanı kirleten bir insana dokunursa,|ja da kim kendisini kirletet͡ʃek surunen bir sejeʔ ja da kirliliɡi ne olursa olsun insani kirleten bir insana dokunursaʔ Old-Testament-Psalms-146-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beylere, kendisinde yardım olmayan insanoğluna güvenmeyin.|bejlereʔ kendisinde jardim olmajan insanoɡluna ɡuvenmejin. Old-Testament-2-Samuel-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Natan David'e, “Sen o adamsın!” dedi, “İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor: 'Seni İsrael üzerine kral olarak meshettim ve seni Saul'un elinden kurtardım.|natan davidʔeʔ “sen o adamsin!” dediʔ “israelʔin tanrisi jahve sojle dijor ʔseni israel uzerine kral olarak meshettim ve seni saulʔun elinden kurtardim. Old-Testament-Numbers-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk Moşe'ye gelip şöyle dedi: \"\"Günah işledik, çünkü Yahve'ye ve sana karşı konuştuk. Yılanları bizden uzaklaştırması için Yahve'ye dua et.\"\" Moşe halk için dua etti.\"|\"halk moseʔje ɡelip sojle dedi \"\"ɡunah isledikʔ t͡ʃunku jahveʔje ve sana karsi konustuk. jilanlari bizden uzaklastirmasi it͡ʃin jahveʔje dua et.\"\" mose halk it͡ʃin dua etti.\" New-Testament-Romans-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde onlar da şimdi itaatsiz oldular ki, size gösterilen merhametle onlar da merhamete kavuşsunlar.|ajni sekilde onlar da simdi itaatsiz oldular kiʔ size ɡosterilen merhametle onlar da merhamete kavussunlar. Old-Testament-Isaiah-051-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu sana eziyet edenlerin, canına, 'Eğil de senin üzerinden yürüyelim' diyenlerin eline vereceğim; sen de sırtını toprak gibi, sokak gibi üzerinde yürüyenlere serdin.\"\"\"|\"onu sana ezijet edenlerinʔ t͡ʃaninaʔ ʔeɡil de senin uzerinden jurujelimʔ dijenlerin eline veret͡ʃeɡim; sen de sirtini toprak ɡibiʔ sokak ɡibi uzerinde jurujenlere serdin.\"\"\" Old-Testament-Genesis-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek ona yaklaşmamıştı. Avimelek, “Efendim, doğru bir ulusu da öldürecek misin?|avimelek ona jaklasmamisti. avimelekʔ “efendimʔ doɡru bir ulusu da olduret͡ʃek misin? Old-Testament-1-Chronicles-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şallum, Hilkiya'nın babası oldu. Hilkiya, Azarya'nın babası oldu.|sallumʔ hilkijaʔnin babasi oldu. hilkijaʔ azarjaʔnin babasi oldu. Old-Testament-Proverbs-016-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Sapıklık yapmak için göz kırpan ve dudaklarını bastıran kişi kötülüğe yatkındır.|sapiklik japmak it͡ʃin ɡoz kirpan ve dudaklarini bastiran kisi kotuluɡe jatkindir. Old-Testament-Exodus-032-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aron şöyle dedi: \"\"Efendimin öfkesi alevlenmesin. Halkı sen bilirsin, kötülüğe eğilimlidir.\"|\"aron sojle dedi \"\"efendimin ofkesi alevlenmesin. halki sen bilirsinʔ kotuluɡe eɡilimlidir.\" Old-Testament-Malachi-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, habercimi gönderiyorum, ve önümde yolu hazırlayacak! Aradığınız Efendi, ansızın tapınağına gelecek. İşte, arzuladığınız antlaşma habercisi geliyor!” diyor Ordular Yahvesi.|“isteʔ habert͡ʃimi ɡonderijorumʔ ve onumde jolu hazirlajat͡ʃak! aradiɡiniz efendiʔ ansizin tapinaɡina ɡelet͡ʃek. isteʔ arzuladiɡiniz antlasma habert͡ʃisi ɡelijor!” dijor ordular jahvesi. New-Testament-Luke-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben iblisleri Tanrı’nın eliyle kovuyorsam, Tanrı’nın Krallığı size kadar gelmiştir.”|ama ben iblisleri tanri’nin elijle kovujorsamʔ tanri’nin kralliɡi size kadar ɡelmistir.” Old-Testament-Nehemiah-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, Zavvay oğlu Baruk, duvarın döndüğü yerden Başkâhin Elyaşiv'in evinin kapısına kadar olan kısmı gayretle onardı.|ondan sonraʔ zavvaj oɡlu barukʔ duvarin donduɡu jerden baskahin eljasivʔin evinin kapisina kadar olan kismi ɡajretle onardi. Old-Testament-Micah-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, harman döv, ey Siyon kızı, çünkü boynuzunu demir yapacağım, ve toynaklarını tunç yapacağım. Birçok halkı ezeceksin. Onların kazançlarını Yahve'ye, ve mallarını da bütün yeryüzünün Efendisi'ne adayacağım.|kalkʔ harman dovʔ ej sijon kiziʔ t͡ʃunku bojnuzunu demir japat͡ʃaɡimʔ ve tojnaklarini tunt͡ʃ japat͡ʃaɡim. birt͡ʃok halki ezet͡ʃeksin. onlarin kazant͡ʃlarini jahveʔjeʔ ve mallarini da butun jerjuzunun efendisiʔne adajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-049-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana zulmedenleri kendi etleriyle doyuracağım; tatlı şarap içmiş gibi kendi kanlarıyla sarhoş olacaklar. O zaman bütün insanlık bilecek ki, ben Yahve, senin Kurtarıcın, seni fidye ile kurtaran, Yakov'un Güçlüsü'yüm.''|sana zulmedenleri kendi etlerijle dojurat͡ʃaɡim; tatli sarap it͡ʃmis ɡibi kendi kanlarijla sarhos olat͡ʃaklar. o zaman butun insanlik bilet͡ʃek kiʔ ben jahveʔ senin kurtarit͡ʃinʔ seni fidje ile kurtaranʔ jakovʔun ɡut͡ʃlusuʔjum.ʔʔ Old-Testament-2-Kings-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakin hükmetmeye başladığında on sekiz yaşındaydı ve Yeruşalem'de üç ay krallık yaptı. Annesinin adı Yeruşalemli Elnatan'ın kızı Nehuşta'ydı.|jehojakin hukmetmeje basladiɡinda on sekiz jasindajdi ve jerusalemʔde ut͡ʃ aj krallik japti. annesinin adi jerusalemli elnatanʔin kizi nehustaʔjdi. New-Testament-Luke-012-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle siz de hazır olun, çünkü İnsanoğlu O'nu hiç beklemediğiniz bir saatte gelecektir.”|bu nedenle siz de hazir olunʔ t͡ʃunku insanoɡlu oʔnu hit͡ʃ beklemediɡiniz bir saatte ɡelet͡ʃektir.” New-Testament-Mark-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nunla alay edecekler, üzerine tükürecekler, O’nu kırbaçlayıp öldürecekler. Üçüncü gün dirilecek” dedi.|o’nunla alaj edet͡ʃeklerʔ uzerine tukuret͡ʃeklerʔ o’nu kirbat͡ʃlajip olduret͡ʃekler. ut͡ʃunt͡ʃu ɡun dirilet͡ʃek” dedi. Old-Testament-Jeremiah-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Evini haksızlıkla, ve odalarını adaletsizlikle yapan, komşusunu bedava çalıştırıp ücretini ona vermeyen,|“evini haksizliklaʔ ve odalarini adaletsizlikle japanʔ komsusunu bedava t͡ʃalistirip ut͡ʃretini ona vermejenʔ New-Testament-1-Corinthians-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, şimdi size yalvarırım, Ahaya’nın ilk ürünü olup kendilerini kutsallara hizmet etmeye adamış olan Stefanas’ı ve ev halkını bilirsiniz.|kardeslerʔ simdi size jalvaririmʔ ahaja’nin ilk urunu olup kendilerini kutsallara hizmet etmeje adamis olan stefanas’i ve ev halkini bilirsiniz. Old-Testament-2-Samuel-023-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Maakalı oğlu Ahasbay oğlu Elifelet, Gilolu Ahitofel oğlu Eliam,|maakali oɡlu ahasbaj oɡlu elifeletʔ ɡilolu ahitofel oɡlu eliamʔ New-Testament-Romans-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bize verilen lütfa göre, farklı ruhsal armağanlara sahibiz. Armağanımız peygamberlikse, imanımız oranında peygamberlik edelim.|bize verilen lutfa ɡoreʔ farkli ruhsal armaɡanlara sahibiz. armaɡanimiz pejɡamberlikseʔ imanimiz oraninda pejɡamberlik edelim. Old-Testament-Proverbs-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge oğul babasının öğrettiğini dinler, ama alaycı azarı dinlemez.|bilɡe oɡul babasinin oɡrettiɡini dinlerʔ ama alajt͡ʃi azari dinlemez. Old-Testament-Genesis-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Misraim, Ludiler’in, Anamiler’in, Lehabiler'in, Naftuhiler’in,|misraimʔ ludiler’inʔ anamiler’inʔ lehabilerʔinʔ naftuhiler’inʔ Old-Testament-Deuteronomy-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu en fazla kırk sopayla cezalandırabilir. Daha fazlasını vermeyecek, yoksa daha fazlasını verirse ve onu bu kadar çok sopayla döverse, o zaman kardeşin senin gözünde alçalır.|onu en fazla kirk sopajla t͡ʃezalandirabilir. daha fazlasini vermejet͡ʃekʔ joksa daha fazlasini verirse ve onu bu kadar t͡ʃok sopajla doverseʔ o zaman kardesin senin ɡozunde alt͡ʃalir. Old-Testament-Numbers-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ölüye, ölmüş birinin bedenine dokunan ve kendini arındırmayan kişi, Yahve'nin konutunu kirletmiş olur; ve o can İsrael'den atılacaktır; üzerine kirlilik suyu serpilmediği için kirli olacaktır. Kirliliği hâlâ üzerindedir.\"\"\"|\"olujeʔ olmus birinin bedenine dokunan ve kendini arindirmajan kisiʔ jahveʔnin konutunu kirletmis olur; ve o t͡ʃan israelʔden atilat͡ʃaktir; uzerine kirlilik suju serpilmediɡi it͡ʃin kirli olat͡ʃaktir. kirliliɡi hala uzerindedir.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Mikal, David'i pencereden aşağı indirdi. O gidip kaçtı ve kurtuldu.|bunun uzerine mikalʔ davidʔi pent͡ʃereden asaɡi indirdi. o ɡidip kat͡ʃti ve kurtuldu. Old-Testament-Amos-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Karmel'in tepesinde saklansalar bile, onları oradan arayıp çıkaracağım; denizin dibinde saklansalar gözümden uzak olsalar bile, orada yılana buyuracağım, onları sokacak.|karmelʔin tepesinde saklansalar bileʔ onlari oradan arajip t͡ʃikarat͡ʃaɡim; denizin dibinde saklansalar ɡozumden uzak olsalar bileʔ orada jilana bujurat͡ʃaɡimʔ onlari sokat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bende gazap yok; ama çalılar ve dikenler bulmuş olsaydım savaşırdım! Üzerlerine yürür ve onları birlikte yakardım.|bende ɡazap jok; ama t͡ʃalilar ve dikenler bulmus olsajdim savasirdim! uzerlerine jurur ve onlari birlikte jakardim. Old-Testament-Hosea-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda beyleri, sınır taşlarının yerini değiştirenlere benzer. Gazabımı su gibi onların üzerine dökeceğim.|jahuda bejleriʔ sinir taslarinin jerini deɡistirenlere benzer. ɡazabimi su ɡibi onlarin uzerine doket͡ʃeɡim. Old-Testament-Nahum-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun öfkesinin önünde kim durabilir? Öfkesinin şiddetine kim dayanabilir? Gazabı ateş gibi dökülür, kayalar O'nun tarafından parçalanır.|oʔnun ofkesinin onunde kim durabilir? ofkesinin siddetine kim dajanabilir? ɡazabi ates ɡibi dokulurʔ kajalar oʔnun tarafindan part͡ʃalanir. Old-Testament-1-Kings-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün peygamberler böyle peygamberlik edip şöyle dediler: “Ramot Gilad’a çık ve başarılı ol; çünkü Yahve onu kralın eline teslim edecektir.”|butun pejɡamberler bojle pejɡamberlik edip sojle dediler “ramot ɡilad’a t͡ʃik ve basarili ol; t͡ʃunku jahve onu kralin eline teslim edet͡ʃektir.” Old-Testament-Judges-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mika ona, \"\"Nereden geldin?\"\" dedi. Ona, \"\"Ben Beytlehem Yahuda'dan bir Levili'yim ve yaşayacak bir yer arıyorum\"\" dedi.\"|\"mika onaʔ \"\"nereden ɡeldin?\"\" dedi. onaʔ \"\"ben bejtlehem jahudaʔdan bir leviliʔjim ve jasajat͡ʃak bir jer arijorum\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-038-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğum sırasında biri elini uzattı. Ebe, “Önce bu doğdu” diyerek onun eline kırmızı bir iplik bağladı.|doɡum sirasinda biri elini uzatti. ebeʔ “ont͡ʃe bu doɡdu” dijerek onun eline kirmizi bir iplik baɡladi. Old-Testament-Numbers-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Gadoğulları'ndan sayılanlara göre soyları bunlardır, kırk bin beş yüz.|ɡadoɡullariʔndan sajilanlara ɡore sojlari bunlardirʔ kirk bin bes juz. Old-Testament-Exodus-035-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürekleri bilgelikle harekete geçen kadınların tümü keçi kılı eğirdiler.|jurekleri bilɡelikle harekete ɡet͡ʃen kadinlarin tumu ket͡ʃi kili eɡirdiler. Old-Testament-Daniel-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine o sırada bütün halklar, uluslar ve diller, boru, ney, lir, kanun, çenk, kaval ve her çeşit çalgı sesini duyduklarında, yere kapanıp Kral Nebukadnetsar'ın diktiği altın heykele taptılar.|bunun uzerine o sirada butun halklarʔ uluslar ve dillerʔ boruʔ nejʔ lirʔ kanunʔ t͡ʃenkʔ kaval ve her t͡ʃesit t͡ʃalɡi sesini dujduklarindaʔ jere kapanip kral nebukadnetsarʔin diktiɡi altin hejkele taptilar. Old-Testament-Genesis-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Günün serinliğinde bahçede yürüyen Yahve Tanrı'nın sesini duydular. Adamla karısı Yahve Tanrı'nın huzurundan bahçedeki ağaçların arasına saklandılar.|ɡunun serinliɡinde baht͡ʃede jurujen jahve tanriʔnin sesini dujdular. adamla karisi jahve tanriʔnin huzurundan baht͡ʃedeki aɡat͡ʃlarin arasina saklandilar. New-Testament-Mark-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Köye girme, köyde kimseye bir şey söyleme” diyerek onu evine gönderdi.|jesuaʔ “koje ɡirmeʔ kojde kimseje bir sej sojleme” dijerek onu evine ɡonderdi. Old-Testament-2-Chronicles-029-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik sunularının yağı ve her yakmalık sununun dökmelik sunularıyla birlikte yakmalık sunular da boldu. Böylece Yahve'nin evinin hizmeti düzene konuldu.|esenlik sunularinin jaɡi ve her jakmalik sununun dokmelik sunularijla birlikte jakmalik sunular da boldu. bojlet͡ʃe jahveʔnin evinin hizmeti duzene konuldu. Old-Testament-Psalms-129-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençliğimden beri bana çok kez eziyet ettiler, yine de bana karşı galip gelemediler.|ɡent͡ʃliɡimden beri bana t͡ʃok kez ezijet ettilerʔ jine de bana karsi ɡalip ɡelemediler. Old-Testament-Ezekiel-032-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok sular yanından onun bütün hayvanlarını da yok edeceğim. İnsan ayağı onları artık rahatsız etmeyecek, hayvanların toynakları da onları rahatsız etmeyecek.|t͡ʃok sular janindan onun butun hajvanlarini da jok edet͡ʃeɡim. insan ajaɡi onlari artik rahatsiz etmejet͡ʃekʔ hajvanlarin tojnaklari da onlari rahatsiz etmejet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Nezir, ayrılığının başını Buluşma Çadırı'nın kapısında tıraş edecek, ayrılık başının saçını alıp esenlik sunuları kurbanının altındaki ateşin üzerine koyacak.|nezirʔ ajriliɡinin basini bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda tiras edet͡ʃekʔ ajrilik basinin sat͡ʃini alip esenlik sunulari kurbaninin altindaki atesin uzerine kojat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav'la yanındaki bütün ordu geldiğinde Yoav'a, \"\"Ner oğlu Avner kralın yanına geldi, onu gönderdi, o da esenlik içinde gitti\"\" dediler.\"|\"joavʔla janindaki butun ordu ɡeldiɡinde joavʔaʔ \"\"ner oɡlu avner kralin janina ɡeldiʔ onu ɡonderdiʔ o da esenlik it͡ʃinde ɡitti\"\" dediler.\" Old-Testament-Joshua-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu bu kralların hepsiyle uzunca bir süre savaştı.|jesu bu krallarin hepsijle uzunt͡ʃa bir sure savasti. Old-Testament-2-Chronicles-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam Şekem'e gitti, çünkü bütün İsrael onu kral yapmak için Şekem'e gelmişti.|rehovam sekemʔe ɡittiʔ t͡ʃunku butun israel onu kral japmak it͡ʃin sekemʔe ɡelmisti. Old-Testament-1-Samuel-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, oğlu Yonatan'a ve bütün hizmetkârlarına David'i öldürmelerini söyledi. Ama Saul'un oğlu Yonatan, David'den çok hoşnuttu.|saulʔ oɡlu jonatanʔa ve butun hizmetkarlarina davidʔi oldurmelerini sojledi. ama saulʔun oɡlu jonatanʔ davidʔden t͡ʃok hosnuttu. Old-Testament-Isaiah-040-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ot kurur, çiçek solar; ama Tanrımız'ın sözü sonsuza dek durur.”|ot kururʔ t͡ʃit͡ʃek solar; ama tanrimizʔin sozu sonsuza dek durur.” Old-Testament-Deuteronomy-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınızın Tanrısı Yahve, sizi olduğunuzdan bin kat daha fazla kılsın ve söz verdiği gibi sizi kutsasın!|atalarinizin tanrisi jahveʔ sizi olduɡunuzdan bin kat daha fazla kilsin ve soz verdiɡi ɡibi sizi kutsasin! Old-Testament-Exodus-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer hırsız içeri girerken yakalanır ve vurularak ölürse, onun için kan dökme suçu yoktur.|eɡer hirsiz it͡ʃeri ɡirerken jakalanir ve vurularak olurseʔ onun it͡ʃin kan dokme sut͡ʃu joktur. New-Testament-1-John-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer günahlarımızı itiraf edersek, bize günahlarımızı bağışlayıp bizi her haksızlıktan arındırmak için O sadık ve adildir.|eɡer ɡunahlarimizi itiraf edersekʔ bize ɡunahlarimizi baɡislajip bizi her haksizliktan arindirmak it͡ʃin o sadik ve adildir. Old-Testament-Malachi-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gözlerin görecek ve siz, “İsrael sınırlarının ötesinde bile Yahve büyüktür!\"\" diyeceksiniz.”\"|\"ɡozlerin ɡoret͡ʃek ve sizʔ “israel sinirlarinin otesinde bile jahve bujuktur!\"\" dijet͡ʃeksiniz.”\" Old-Testament-Genesis-041-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Cılız başaklar yedi iyi başağı yuttu. Büyücülere bunu anlattım, bana yorumlayabilen kimse çıkmadı.”|t͡ʃiliz basaklar jedi iji basaɡi juttu. bujut͡ʃulere bunu anlattimʔ bana jorumlajabilen kimse t͡ʃikmadi.” Old-Testament-Jeremiah-051-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “İşte, Babil’e ve Levkamay’da oturanlara karşı yıkıcı bir rüzgâr kaldıracağım.|jahve sojle dijor “isteʔ babil’e ve levkamaj’da oturanlara karsi jikit͡ʃi bir ruzɡar kaldirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-041-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci ayda, kral soyundan ve kralın baş görevlilerinden bir olan Elişama oğlu Netanya oğlu İşmael, on kişiyle birlikte Mispa'ya, Ahikam oğlu Gedalya'nın yanına geldi; orada, Mispa'da birlikte yemek yediler.|jedint͡ʃi ajdaʔ kral sojundan ve kralin bas ɡorevlilerinden bir olan elisama oɡlu netanja oɡlu ismaelʔ on kisijle birlikte mispaʔjaʔ ahikam oɡlu ɡedaljaʔnin janina ɡeldi; oradaʔ mispaʔda birlikte jemek jediler. Old-Testament-Proverbs-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, oğullar, beni dinleyin. Ağzımın sözlerine dikkat edin.|simdiʔ oɡullarʔ beni dinlejin. aɡzimin sozlerine dikkat edin. Old-Testament-1-Chronicles-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulustan ulusa, bir krallıktan başka bir halka dolaştınız.|ulustan ulusaʔ bir kralliktan baska bir halka dolastiniz. New-Testament-Luke-009-039|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bir ruh onu tutuyor, birdenbire bağırıyor, onu öyle sarsıyor ki, köpürüyor; ve ondan güçlükle ayrılıp şiddetli bir biçimde onu yaralıyor.|isteʔ bir ruh onu tutujorʔ birdenbire baɡirijorʔ onu ojle sarsijor kiʔ kopurujor; ve ondan ɡut͡ʃlukle ajrilip siddetli bir bit͡ʃimde onu jaralijor. New-Testament-1-Corinthians-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse ne eken bir şeydir, ne de sulayan, ama büyüten Tanrı.|ojlejse ne eken bir sejdirʔ ne de sulajanʔ ama bujuten tanri. New-Testament-Acts-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yakov Mısır’da buğday olduğunu duyunca, ilk kez atalarımızı oraya gönderdi.|ama jakov misir’da buɡdaj olduɡunu dujunt͡ʃaʔ ilk kez atalarimizi oraja ɡonderdi. Old-Testament-Ecclesiastes-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Giysilerin her zaman beyaz olsun, ve başında yağ eksik olmasın.|ɡijsilerin her zaman bejaz olsunʔ ve basinda jaɡ eksik olmasin. Old-Testament-Genesis-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoktan, Almodad, Şelef, Hatsarmavet, Yerah,|joktanʔ almodadʔ selefʔ hatsarmavetʔ jerahʔ Old-Testament-Deuteronomy-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Harman döverken öküzün ağzını bağlamayacaksın.|harman doverken okuzun aɡzini baɡlamajat͡ʃaksin. Old-Testament-Proverbs-014-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik anlayışlı insanın yüreğinde durur, hatta kendini akılsızların arasında bile bildirir.|bilɡelik anlajisli insanin jureɡinde dururʔ hatta kendini akilsizlarin arasinda bile bildirir. Old-Testament-Proverbs-003-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten O alaycılarla alay eder, Ama alçakgönüllülere lütfeder.|ɡert͡ʃekten o alajt͡ʃilarla alaj ederʔ ama alt͡ʃakɡonullulere lutfeder. New-Testament-Acts-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi ona, ‘Çarıklarını çıkar, çünkü durduğun yer kutsal topraktır’ dedi.|efendi onaʔ ‘t͡ʃariklarini t͡ʃikarʔ t͡ʃunku durduɡun jer kutsal topraktir’ dedi. Old-Testament-Genesis-027-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav babasına, “Baba, sende yalnız bir kutsamamı var? Beni kutsa, beni de baba.” dedi. Esav yüksek sesle ağladı.|esav babasinaʔ “babaʔ sende jalniz bir kutsamami var? beni kutsaʔ beni de baba.” dedi. esav juksek sesle aɡladi. New-Testament-Matthew-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencilerinden bir başkası O’na, “Efendim, önce gidip babamı gömmeme izin ver” dedi.|oɡrent͡ʃilerinden bir baskasi o’naʔ “efendimʔ ont͡ʃe ɡidip babami ɡommeme izin ver” dedi. Old-Testament-Judges-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yotam kardeşi Avimelek'ten korktuğu için kaçıp Beer'e gitti ve orada yaşadı.|jotam kardesi avimelekʔten korktuɡu it͡ʃin kat͡ʃip beerʔe ɡitti ve orada jasadi. New-Testament-Luke-001-072|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımıza merhamet ederek kutsal antlaşmasını anmış oldu.|atalarimiza merhamet ederek kutsal antlasmasini anmis oldu. Old-Testament-1-Samuel-020-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çocuğa, \"\"Koş, attığım okları bul\"\" dedi. Çocuk koşarken, onun ötesine bir ok attı.\"|\"t͡ʃot͡ʃuɡaʔ \"\"kosʔ attiɡim oklari bul\"\" dedi. t͡ʃot͡ʃuk kosarkenʔ onun otesine bir ok atti.\" Old-Testament-1-Kings-007-044|und|SPEAKER_00_Turkish|bir denizi; deniz altındaki on iki öküzü;|bir denizi; deniz altindaki on iki okuzu; New-Testament-Revelation-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|yirmi dört ihtiyar tahtta oturanın önünde yere kapanıp sonsuza dek diri Olan’a tapınıyorlar ve taçlarını tahtın önüne atarak şöyle diyorlardı:|jirmi dort ihtijar tahtta oturanin onunde jere kapanip sonsuza dek diri olan’a tapinijorlar ve tat͡ʃlarini tahtin onune atarak sojle dijorlardi Old-Testament-Isaiah-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Artık sevinmeyeceksin\"\" dedi, \"\"Ey sen, Sayda'nın kirletilmiş el değmemiş kızı. Kalk, Kittim'e geç. Orada bile dinlenmeyeceksin.”\"|\"\"\"artik sevinmejet͡ʃeksin\"\" dediʔ \"\"ej senʔ sajdaʔnin kirletilmis el deɡmemis kizi. kalkʔ kittimʔe ɡet͡ʃ. orada bile dinlenmejet͡ʃeksin.”\" New-Testament-John-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Bana dokunma! Çünkü henüz Babam’ın yanına çıkmadım. Ama kardeşlerime git ve onlara de ki, ‘Benim Babam’ın ve sizin Babanız’ın, benim Tanrım’ın ve sizin Tanrınız’ın yanına çıkıyorum’” dedi.|jesua onaʔ “bana dokunma! t͡ʃunku henuz babam’in janina t͡ʃikmadim. ama kardeslerime ɡit ve onlara de kiʔ ‘benim babam’in ve sizin babaniz’inʔ benim tanrim’in ve sizin tanriniz’in janina t͡ʃikijorum’” dedi. Old-Testament-Leviticus-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırımı aranıza kuracağım, canım sizden nefret etmeyecek.|t͡ʃadirimi araniza kurat͡ʃaɡimʔ t͡ʃanim sizden nefret etmejet͡ʃek. Old-Testament-Zephaniah-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o zaman halkların dudaklarını temizleyeceğim, öyle ki, hepsi Yahve'nin adını çağırsınlar, omuz omuza O'na hizmet etsinler.|t͡ʃunku o zaman halklarin dudaklarini temizlejet͡ʃeɡimʔ ojle kiʔ hepsi jahveʔnin adini t͡ʃaɡirsinlarʔ omuz omuza oʔna hizmet etsinler. Old-Testament-Ezra-002-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Bakbuk'un çocukları, Hakupa'nın çocukları, Harhur'un çocukları,|bakbukʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ hakupaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ harhurʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-2-Chronicles-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyada'nın ölümünden sonra Yahuda beyleri gelip krala eğildiler. O zaman kral da onları dinledi.|jehojadaʔnin olumunden sonra jahuda bejleri ɡelip krala eɡildiler. o zaman kral da onlari dinledi. Old-Testament-Jeremiah-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Yahve, beni biliyorsun. Beni görüyorsun ve yüreğimi sana karşı sınıyorsun. Onları kesim koyunları gibi çıkar, ve onları kesim gününe hazırla.|ama senʔ ej jahveʔ beni bilijorsun. beni ɡorujorsun ve jureɡimi sana karsi sinijorsun. onlari kesim kojunlari ɡibi t͡ʃikarʔ ve onlari kesim ɡunune hazirla. Old-Testament-1-Kings-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle bağırıp usullerine göre bıçaklarla ve mızraklarla kendilerini kestiler, ta ki kanları üzerlerine fışkırana dek.|juksek sesle baɡirip usullerine ɡore bit͡ʃaklarla ve mizraklarla kendilerini kestilerʔ ta ki kanlari uzerlerine fiskirana dek. Old-Testament-2-Chronicles-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın Ruhu Oded oğlu Azarya'nın üzerine geldi.|tanriʔnin ruhu oded oɡlu azarjaʔnin uzerine ɡeldi. Old-Testament-2-Kings-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sabahleyin dışarı çıkıp durdu ve bütün halka, \"\"Siz doğrusunuz\"\" dedi, \"\"İşte ben efendime karşı bir düzen kurdum ve onu öldürdüm, ama bunların hepsini kim öldürdü?\"|\"sabahlejin disari t͡ʃikip durdu ve butun halkaʔ \"\"siz doɡrusunuz\"\" dediʔ \"\"iste ben efendime karsi bir duzen kurdum ve onu oldurdumʔ ama bunlarin hepsini kim oldurdu?\" Old-Testament-Psalms-069-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzünü hizmetkârından gizleme, çünkü sıkıntıdayım. Bana tez yanıt ver!|juzunu hizmetkarindan ɡizlemeʔ t͡ʃunku sikintidajim. bana tez janit ver! New-Testament-Philemon-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Dualarımda seni anıyor, Efendi Yeşua’ya ve bütün kutsallara karşı beslediğin sevgiyi ve imanını duydukça Tanrım’a her zaman şükrediyorum.|dualarimda seni anijorʔ efendi jesua’ja ve butun kutsallara karsi beslediɡin sevɡiji ve imanini dujdukt͡ʃa tanrim’a her zaman sukredijorum. Old-Testament-Exodus-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Konutun avlusunu yapacaksın; güney tarafı için güneye doğru, avlunun bir tarafı için yüz arşın uzunluğunda özenle dokunmuş ince ketenden perdeler olacak.\"|\"\"\"konutun avlusunu japat͡ʃaksin; ɡunej tarafi it͡ʃin ɡuneje doɡruʔ avlunun bir tarafi it͡ʃin juz arsin uzunluɡunda ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden perdeler olat͡ʃak.\" Old-Testament-2-Chronicles-015-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa'nın krallığının otuz beşinci yılına kadar savaş olmadı.|asaʔnin kralliɡinin otuz besint͡ʃi jilina kadar savas olmadi. Old-Testament-Psalms-078-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayvanlarını doluya, sürüleri yakıcı yıldırımlara teslim etti.|hajvanlarini dolujaʔ suruleri jakit͡ʃi jildirimlara teslim etti. Old-Testament-Obadiah-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneyliler Esav'ın dağını, ovadakiler Filistliler'i mülk edinecekler. Efraim kırını ve Samariya kırını mülk edinecekler. Benyamin Gilad'ı mülk edinecek.|ɡunejliler esavʔin daɡiniʔ ovadakiler filistlilerʔi mulk edinet͡ʃekler. efraim kirini ve samarija kirini mulk edinet͡ʃekler. benjamin ɡiladʔi mulk edinet͡ʃek. New-Testament-Acts-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O ve ev halkı vaftiz olduktan sonra, “Eğer beni Efendi’ye sadık saydınızsa, lütfen evime gelin ve bizimle kalın” diye yalvardı. Böylece bizi ikna etti.|o ve ev halki vaftiz olduktan sonraʔ “eɡer beni efendi’je sadik sajdinizsaʔ lutfen evime ɡelin ve bizimle kalin” dije jalvardi. bojlet͡ʃe bizi ikna etti. Old-Testament-Psalms-109-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarıma, canım için kötülük söyleyenlere Yahve’nin verdiği karşılık budur.|dusmanlarimaʔ t͡ʃanim it͡ʃin kotuluk sojlejenlere jahve’nin verdiɡi karsilik budur. New-Testament-Matthew-015-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradan çıkıp Sur ve Sayda bölgesine çekildi.|jesua oradan t͡ʃikip sur ve sajda bolɡesine t͡ʃekildi. New-Testament-Acts-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus onu kaldırıp, “Kalk! Ben de bir insanım” dedi.|ama petrus onu kaldiripʔ “kalk! ben de bir insanim” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yotam'ın işlerinin geri kalanı, bütün savaşları ve yolları, işte, onlar İsrael ve Yahuda krallarının kitabında yazılıdır.|ve jotamʔin islerinin ɡeri kalaniʔ butun savaslari ve jollariʔ isteʔ onlar israel ve jahuda krallarinin kitabinda jazilidir. Old-Testament-Jeremiah-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama o günlerde bile,” diyor Yahve, “sizi tamamen bitirmeyeceğim.|“ama o ɡunlerde bileʔ” dijor jahveʔ “sizi tamamen bitirmejet͡ʃeɡim. New-Testament-Luke-023-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı vakit sıralarıydı, dokuzuncu vakte kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.|altint͡ʃi vakit siralarijdiʔ dokuzunt͡ʃu vakte kadar butun ulkenin uzerine karanlik t͡ʃoktu. Old-Testament-Jeremiah-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Beni reddettin.\"\" diyor Yahve. \"\"Geri gittin. Bu yüzden elimi sana karşı uzattım, ve seni yok ettim. Acımaktan yoruldum.\"|\"beni reddettin.\"\" dijor jahve. \"\"ɡeri ɡittin. bu juzden elimi sana karsi uzattimʔ ve seni jok ettim. at͡ʃimaktan joruldum.\" Old-Testament-Daniel-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece yalnız kaldım ve bu büyük görümü gördüm. İçimde hiç güç kalmadı; çünkü yüzüm ölümcül derecede solgunlaştı ve hiç gücümü tutamadım.|bojlet͡ʃe jalniz kaldim ve bu bujuk ɡorumu ɡordum. it͡ʃimde hit͡ʃ ɡut͡ʃ kalmadi; t͡ʃunku juzum olumt͡ʃul deret͡ʃede solɡunlasti ve hit͡ʃ ɡut͡ʃumu tutamadim. Old-Testament-Numbers-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, söyleyip dediğin gibi, lütfen Efendi'nin gücü büyük olsun,|simdiʔ sojlejip dediɡin ɡibiʔ lutfen efendiʔnin ɡut͡ʃu bujuk olsunʔ Old-Testament-Leviticus-015-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Akıntısı olanın üzerine bindiği eyer kirli olacaktır.\"|\"\"\"ʔakintisi olanin uzerine bindiɡi ejer kirli olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-1-Chronicles-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben onun babası olacağım ve o da benim oğlum olacak. Senden öncekinden geri aldığım gibi, sevgi dolu iyiliğimi ondan geri almayacağım.|ben onun babasi olat͡ʃaɡim ve o da benim oɡlum olat͡ʃak. senden ont͡ʃekinden ɡeri aldiɡim ɡibiʔ sevɡi dolu ijiliɡimi ondan ɡeri almajat͡ʃaɡim. New-Testament-Acts-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus aşağıya inip adamlara, “İşte, aradığınız kişi benim” dedi. “Neden geldiniz?”|petrus asaɡija inip adamlaraʔ “isteʔ aradiɡiniz kisi benim” dedi. “neden ɡeldiniz?” Old-Testament-Nehemiah-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece Vadi Kapısı'ndan Çakal Kuyusu'na, sonra Gübre Kapısı'na doğru çıktım; ve Yeruşalem'in yıkılmış duvarlarını ve ateşin yiyip bitirmiş olduğu kapılarını inceledim.|ɡet͡ʃe vadi kapisiʔndan t͡ʃakal kujusuʔnaʔ sonra ɡubre kapisiʔna doɡru t͡ʃiktim; ve jerusalemʔin jikilmis duvarlarini ve atesin jijip bitirmis olduɡu kapilarini int͡ʃeledim. Old-Testament-Exodus-039-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İçine dört sıra taş dizdiler. İlk sırada bir sıra yakut, topaz ve zümrüt;|it͡ʃine dort sira tas dizdiler. ilk sirada bir sira jakutʔ topaz ve zumrut; New-Testament-Luke-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon oğlu, Yahuda oğlu, Yosef oğlu, Yonam oğlu, Elyakim oğlu,|simon oɡluʔ jahuda oɡluʔ josef oɡluʔ jonam oɡluʔ eljakim oɡluʔ New-Testament-2-Corinthians-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biliyoruz ki, eğer dünyasal çadır evimiz yıkılırsa, göklerde Tanrı’dan bir binamız, elle yapılmamış, ebedi bir evimiz vardır.|t͡ʃunku bilijoruz kiʔ eɡer dunjasal t͡ʃadir evimiz jikilirsaʔ ɡoklerde tanri’dan bir binamizʔ elle japilmamisʔ ebedi bir evimiz vardir. Old-Testament-Deuteronomy-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve'nin buyruklarını, tanıklıklarını, size buyurduğu kuralları özenle tutacaksınız.|tanriniz jahveʔnin bujruklariniʔ tanikliklariniʔ size bujurduɡu kurallari ozenle tutat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Isaiah-065-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Adınızı seçilmişlerime lanet andı olarak bırakacaksınız, Efendi Yahve de sizi öldürecek. Hizmetkârlarını başka bir adla çağıracak,|adinizi set͡ʃilmislerime lanet andi olarak birakat͡ʃaksinizʔ efendi jahve de sizi olduret͡ʃek. hizmetkarlarini baska bir adla t͡ʃaɡirat͡ʃakʔ Old-Testament-Deuteronomy-033-014|und|SPEAKER_00_Turkish|güneş ürününün değerli şeyleriyle, ayların verdiği değerli şeylerle,|ɡunes urununun deɡerli sejlerijleʔ ajlarin verdiɡi deɡerli sejlerleʔ Old-Testament-Hosea-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden halkınızın arasında bir savaş kükremesi yükselecek, ve bütün kaleleriniz yıkılacak, tıpkı Şalman'ın savaş günü Beyt Arbel'i yıkması gibi. Anne çocuklarıyla birlikte paramparça edildi.|bu juzden halkinizin arasinda bir savas kukremesi jukselet͡ʃekʔ ve butun kaleleriniz jikilat͡ʃakʔ tipki salmanʔin savas ɡunu bejt arbelʔi jikmasi ɡibi. anne t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte parampart͡ʃa edildi. Old-Testament-Lamentations-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kıtlığın yakıcı sıcağından derimiz fırın gibi karardı.|kitliɡin jakit͡ʃi sit͡ʃaɡindan derimiz firin ɡibi karardi. Old-Testament-Hosea-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi zina yapanlardır. Hamur yoğurulup mayalanana dek, ateşi karıştırmayı bırakan fırıncının kızdırdığı fırın gibidirler.|hepsi zina japanlardir. hamur joɡurulup majalanana dekʔ atesi karistirmaji birakan firint͡ʃinin kizdirdiɡi firin ɡibidirler. Old-Testament-Psalms-052-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Tanrı'yı kendine kuvvet edinmeyen, zenginliğinin bolluğuna güvenen, Kötülüğünde güçlenen adam budur.”|“isteʔ tanriʔji kendine kuvvet edinmejenʔ zenɡinliɡinin bolluɡuna ɡuvenenʔ kotuluɡunde ɡut͡ʃlenen adam budur.” Old-Testament-Exodus-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sunağı akasya ağacından, uzunluğu beş arşın, eni beş arşın olacak şekilde yapacaksın. Sunak kare şeklinde olacak. Yüksekliği üç arşın olacak.\"|\"\"\"sunaɡi akasja aɡat͡ʃindanʔ uzunluɡu bes arsinʔ eni bes arsin olat͡ʃak sekilde japat͡ʃaksin. sunak kare seklinde olat͡ʃak. juksekliɡi ut͡ʃ arsin olat͡ʃak.\" New-Testament-1-Peter-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, Tanrı’nın isteği doğrultusunda acı çekenler, iyilik ederek canlarını güvenilir Yaradan’a emanet etsinler.|ojlejseʔ tanri’nin isteɡi doɡrultusunda at͡ʃi t͡ʃekenlerʔ ijilik ederek t͡ʃanlarini ɡuvenilir jaradan’a emanet etsinler. Old-Testament-Isaiah-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle yüreğim Moav için, içim de Kir Heres için arp gibi inliyor.|bu nedenle jureɡim moav it͡ʃinʔ it͡ʃim de kir heres it͡ʃin arp ɡibi inlijor. Old-Testament-Psalms-102-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İniltimin sesinden, kemiklerim derime yapışıyor.|iniltimin sesindenʔ kemiklerim derime japisijor. New-Testament-Luke-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Onlara siz yiyecek bir şeyler verin” dedi. “Eğer bunca insan için gidip yiyecek satın almazsak, yanımızda beş ekmekle iki balıktan başka bir şey yok” dediler.|jesuaʔ “onlara siz jijet͡ʃek bir sejler verin” dedi. “eɡer bunt͡ʃa insan it͡ʃin ɡidip jijet͡ʃek satin almazsakʔ janimizda bes ekmekle iki baliktan baska bir sej jok” dediler. Old-Testament-Numbers-032-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenizzi Yefunne oğlu Kalev ve Nun oğlu Yeşu dışında, tamamen beni izlemediler; çünkü onlar tamamen Yahve'nin ardınca gittiler.'|kenizzi jefunne oɡlu kalev ve nun oɡlu jesu disindaʔ tamamen beni izlemediler; t͡ʃunku onlar tamamen jahveʔnin ardint͡ʃa ɡittiler.ʔ New-Testament-Mark-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eliya ve Moşe onlara göründü. Yeşua’yla konuşuyorlardı.|elija ve mose onlara ɡorundu. jesua’jla konusujorlardi. Old-Testament-2-Kings-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı, Yehoyakin'in babasının kardeşi Mattanya'yı kendi yerine kral yaptı ve adını Sidkiya olarak değiştirdi.|babil kraliʔ jehojakinʔin babasinin kardesi mattanjaʔji kendi jerine kral japti ve adini sidkija olarak deɡistirdi. Old-Testament-Deuteronomy-028-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar sana ve soyuna daima bir belirti ve harika olacak.|bunlar sana ve sojuna daima bir belirti ve harika olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-094-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Dul kadını ve garibi katlediyorlar, yetimleri öldürüyorlar.|dul kadini ve ɡaribi katledijorlarʔ jetimleri oldurujorlar. Old-Testament-Ezekiel-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, sizi toplayacağım ve üzerinize gazabımın ateşini üfleyeceğim ve siz onun içinde eriyeceksiniz.|evetʔ sizi toplajat͡ʃaɡim ve uzerinize ɡazabimin atesini uflejet͡ʃeɡim ve siz onun it͡ʃinde erijet͡ʃeksiniz. Old-Testament-2-Kings-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Senden çıkacak, babası olacağın oğullarından bazılarını alıp götürecekler; ve Babil Kralı'nın sarayında hadım olacaklar.”|“senden t͡ʃikat͡ʃakʔ babasi olat͡ʃaɡin oɡullarindan bazilarini alip ɡoturet͡ʃekler; ve babil kraliʔnin sarajinda hadim olat͡ʃaklar.” Old-Testament-1-Samuel-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye feryat edip, “Günah işledik, çünkü Yahve'yi bıraktık, Baallar’a ve Aştoretler’e hizmet ettik; ama şimdi bizi düşmanlarımızın elinden kurtar da sana hizmet edeceğiz” dediler.|jahveʔje ferjat edipʔ “ɡunah isledikʔ t͡ʃunku jahveʔji biraktikʔ baallar’a ve astoretler’e hizmet ettik; ama simdi bizi dusmanlarimizin elinden kurtar da sana hizmet edet͡ʃeɡiz” dediler. Old-Testament-1-Samuel-031-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Zırhını Aştoret'in evine koydular ve cesedini Beyt Şan'ın surlarına bağladılar.|zirhini astoretʔin evine kojdular ve t͡ʃesedini bejt sanʔin surlarina baɡladilar. Old-Testament-Nehemiah-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Hatsor'da, Rama'da, Gittaim'de,|hatsorʔdaʔ ramaʔdaʔ ɡittaimʔdeʔ Old-Testament-Deuteronomy-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İki levhayı alıp iki elimden attım ve onları gözünüzün önünde kırdım.|iki levhaji alip iki elimden attim ve onlari ɡozunuzun onunde kirdim. Old-Testament-1-Kings-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"De ki, \"\"Kral şöyle diyor, ‘Bu adamı zindana atın ve ben esenlikle dönünceye dek ona sıkıntı ekmeği ve sıkıntı suyu verin.’”\"|\"de kiʔ \"\"kral sojle dijorʔ ‘bu adami zindana atin ve ben esenlikle donunt͡ʃeje dek ona sikinti ekmeɡi ve sikinti suju verin.’”\" New-Testament-Mark-007-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Sur ve Sayda sınırlarından ayrılıp Dekapolis bölgesinin ortasından geçerek yine Galile Denizi’ne geldi.|jesua sur ve sajda sinirlarindan ajrilip dekapolis bolɡesinin ortasindan ɡet͡ʃerek jine ɡalile denizi’ne ɡeldi. Old-Testament-Exodus-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer halkımdan yanında olan yoksul birine borç verirsen, ona tefeci gibi olmayacaksın. Ondan faiz almayacaksın.\"|\"\"\"eɡer halkimdan janinda olan joksul birine bort͡ʃ verirsenʔ ona tefet͡ʃi ɡibi olmajat͡ʃaksin. ondan faiz almajat͡ʃaksin.\" New-Testament-Acts-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir çekişme çıkınca komutan, Pavlus’u parçalayacaklar diye korktu. Askerlere aşağı inip onu aralarından zorla alıp kaleye götürmelerini buyurdu.|bujuk bir t͡ʃekisme t͡ʃikint͡ʃa komutanʔ pavlus’u part͡ʃalajat͡ʃaklar dije korktu. askerlere asaɡi inip onu aralarindan zorla alip kaleje ɡoturmelerini bujurdu. Old-Testament-Job-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bilgelik ve kudret Tanrı'dadır. Öğüt ve anlayış O'nundur.|“bilɡelik ve kudret tanriʔdadir. oɡut ve anlajis oʔnundur. Old-Testament-Deuteronomy-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahınızı, yaptığınız buzağıyı alıp ateşle yaktım ve onu parçaladım ve toz haline gelinceye kadar onu iyice ezdim. Tozunu dağdan inen dereye attım.|ɡunahiniziʔ japtiɡiniz buzaɡiji alip atesle jaktim ve onu part͡ʃaladim ve toz haline ɡelint͡ʃeje kadar onu ijit͡ʃe ezdim. tozunu daɡdan inen dereje attim. Old-Testament-Ezekiel-044-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü putlarının önünde onlara hizmet ettiler ve İsrael evi için suç tökezi oldular, bu yüzden elimi onlara karşı kaldırdım.” diyor Efendi Yahve, “Ve suçlarını yüklenecekler.|t͡ʃunku putlarinin onunde onlara hizmet ettiler ve israel evi it͡ʃin sut͡ʃ tokezi oldularʔ bu juzden elimi onlara karsi kaldirdim.” dijor efendi jahveʔ “ve sut͡ʃlarini juklenet͡ʃekler. New-Testament-Matthew-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şu karşılığı verdi: “Dikkat edin, kimse sizi saptırmasın.|jesua onlara su karsiliɡi verdi “dikkat edinʔ kimse sizi saptirmasin. Old-Testament-Genesis-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemesi için onu babana götüreceksin, ölmeden önce seni kutsasın.”|jemesi it͡ʃin onu babana ɡoturet͡ʃeksinʔ olmeden ont͡ʃe seni kutsasin.” Old-Testament-Jeremiah-052-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Fakat Keldaniler ordusu kralı kovaladılar ve Yeriha ovalarında Sidkiya'ya yetiştiler; ve bütün ordusu yanından dağıldı.|fakat keldaniler ordusu krali kovaladilar ve jeriha ovalarinda sidkijaʔja jetistiler; ve butun ordusu janindan daɡildi. Old-Testament-2-Kings-009-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoram ellerini çevirip kaçtı ve Ahazya'ya, \"\"Bu hainlik, ey Ahazya!\"\" dedi.\"|\"joram ellerini t͡ʃevirip kat͡ʃti ve ahazjaʔjaʔ \"\"bu hainlikʔ ej ahazja!\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yevuslular'ın, Amorlular'ın, Girgaşlılar'ın,|jevuslularʔinʔ amorlularʔinʔ ɡirɡaslilarʔinʔ Old-Testament-1-Chronicles-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ladan'ın oğulları: Baş Yehiel, Zetam ve Yoel, üç kişi.|ladanʔin oɡullari bas jehielʔ zetam ve joelʔ ut͡ʃ kisi. Old-Testament-Judges-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne dediklerini duyacaksın; ve sonra ordugâha inmek için ellerin kuvvetlendirilecek.” Sonra uşağı Purah'la birlikte ordugâhtaki silahlı adamların en dış kısmına indiler.|ne dediklerini dujat͡ʃaksin; ve sonra orduɡaha inmek it͡ʃin ellerin kuvvetlendirilet͡ʃek.” sonra usaɡi purahʔla birlikte orduɡahtaki silahli adamlarin en dis kismina indiler. Old-Testament-Numbers-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk gün sonra ülkeyi araştırmaktan döndüler.|kirk ɡun sonra ulkeji arastirmaktan donduler. New-Testament-James-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerim, çeşitli ayartılara düştüğünüzde bunu tam bir sevinç sayın.|kardeslerimʔ t͡ʃesitli ajartilara dustuɡunuzde bunu tam bir sevint͡ʃ sajin. Old-Testament-Haggai-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ordular Yahvesi şöyle diyor: Yollarınızı iyi düşünün.|“ordular jahvesi sojle dijor jollarinizi iji dusunun. Old-Testament-Numbers-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen ve seninle birlikte olan oğulların, sunağın her şeyi ve perdenin iç tarafı için kâhinliğinizi tutacaksınız. Hizmet edeceksiniz. Size kâhinlik hizmetini bir armağan olarak veriyorum. Yaklaşan yabancı öldürülecektir.”|sen ve seninle birlikte olan oɡullarinʔ sunaɡin her seji ve perdenin it͡ʃ tarafi it͡ʃin kahinliɡinizi tutat͡ʃaksiniz. hizmet edet͡ʃeksiniz. size kahinlik hizmetini bir armaɡan olarak verijorum. jaklasan jabant͡ʃi oldurulet͡ʃektir.” New-Testament-Luke-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Petrus’la Yuhanna’yı, “Gidin Pesah'ı yiyebilmemiz için hazırlık yapın” diyerek gönderdi.|jesuaʔ petrus’la juhanna’jiʔ “ɡidin pesahʔi jijebilmemiz it͡ʃin hazirlik japin” dijerek ɡonderdi. Old-Testament-Proverbs-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve onların davasını savunur, onları soyanların canlarını soyar.|t͡ʃunku jahve onlarin davasini savunurʔ onlari sojanlarin t͡ʃanlarini sojar. Old-Testament-Isaiah-030-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve'nin adı uzaklardan geliyor, yükselen koyu duman içinde öfkesiyle yanıyor. Dudakları kızgınlık dolu. Dili, yiyip bitiren ateş gibidir.|isteʔ jahveʔnin adi uzaklardan ɡelijorʔ jukselen koju duman it͡ʃinde ofkesijle janijor. dudaklari kizɡinlik dolu. diliʔ jijip bitiren ates ɡibidir. Old-Testament-Job-042-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden kendimden iğreniyorum, toz ve kül içinde tövbe ediyorum.”|bu juzden kendimden iɡrenijorumʔ toz ve kul it͡ʃinde tovbe edijorum.” Old-Testament-1-Chronicles-027-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael oymaklarının başında da şunlar vardı: Ruvenliler'den baş Zikri'nin oğlu Eliezer; Şimonlular'dan Maaka'nın oğlu Şefatya;|israel ojmaklarinin basinda da sunlar vardi ruvenlilerʔden bas zikriʔnin oɡlu eliezer; simonlularʔdan maakaʔnin oɡlu sefatja; Old-Testament-1-Chronicles-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral David de, bütün bu uluslardan Edom'dan, Moav'dan, Ammon'un çocuklarından, Filistliler'den ve Amalek'ten getirmiş olduğu gümüş ve altınla birlikte bunları Yahve'ye adadı.|kral david deʔ butun bu uluslardan edomʔdanʔ moavʔdanʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ filistlilerʔden ve amalekʔten ɡetirmis olduɡu ɡumus ve altinla birlikte bunlari jahveʔje adadi. New-Testament-2-Corinthians-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak sözde acemi olabilirim, ama bilgide acemi değilim. Hayır, bunu size her bakımdan, her şeyde gösterdik.|ant͡ʃak sozde at͡ʃemi olabilirimʔ ama bilɡide at͡ʃemi deɡilim. hajirʔ bunu size her bakimdanʔ her sejde ɡosterdik. Old-Testament-Zephaniah-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin ardından geri dönenleri, Yahve'yi aramayanları ve O'na danışmayanları bu yerden kesip atacağım.|jahveʔnin ardindan ɡeri donenleriʔ jahveʔji aramajanlari ve oʔna danismajanlari bu jerden kesip atat͡ʃaɡim. New-Testament-Acts-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin sözünü hatırladım: ‘Gerçi Yuhanna suyla vaftiz etti, ama siz Kutsal Ruh’la vaftiz edileceksiniz.’|efendi’nin sozunu hatirladim ‘ɡert͡ʃi juhanna sujla vaftiz ettiʔ ama siz kutsal ruh’la vaftiz edilet͡ʃeksiniz.’ New-Testament-Acts-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Hananya şöyle yanıt verdi: “Efendim, bu adamın Yeruşalem’de bulunan kutsallarına ne denli kötülük etmiş olduğunu birçok kişiden duydum.|ama hananja sojle janit verdi “efendimʔ bu adamin jerusalem’de bulunan kutsallarina ne denli kotuluk etmis olduɡunu birt͡ʃok kisiden dujdum. Old-Testament-Ezekiel-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin duvarlarına karşı koçbaşı kütüklerini koyacak, baltalarıyla kulelerini yıkacak.|senin duvarlarina karsi kot͡ʃbasi kutuklerini kojat͡ʃakʔ baltalarijla kulelerini jikat͡ʃak. Old-Testament-Job-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölçüsü yeryüzünden uzun, denizden daha geniştir.|olt͡ʃusu jerjuzunden uzunʔ denizden daha ɡenistir. Old-Testament-Psalms-036-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötünün itaatsizliği hakkında yüreğimde bir esin var: “Gözünde Tanrı korkusu yoktur.”|kotunun itaatsizliɡi hakkinda jureɡimde bir esin var “ɡozunde tanri korkusu joktur.” Old-Testament-Leviticus-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|ama yedinci yılda ülke için tam dinlenme Şabat'ı, Yahve'ye Şabat olacak. Tarlanı ekmeyecek, bağını budamayacaksın.|ama jedint͡ʃi jilda ulke it͡ʃin tam dinlenme sabatʔiʔ jahveʔje sabat olat͡ʃak. tarlani ekmejet͡ʃekʔ baɡini budamajat͡ʃaksin. Old-Testament-Job-034-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü günahına isyanı katıyor. Aramızda ellerini çırpıyor, ve Tanrı'ya karşı sözlerini çoğaltıyor.”|t͡ʃunku ɡunahina isjani katijor. aramizda ellerini t͡ʃirpijorʔ ve tanriʔja karsi sozlerini t͡ʃoɡaltijor.” Old-Testament-2-Kings-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehu bütün İsrael'e haber gönderdi; ve bütün Baal'a tapınanlar geldi; öyle ki gelmeyen kimse kalmadı. Baal evine girdiler; ve Baal evi bir uçtan öbür uca doldu.|jehu butun israelʔe haber ɡonderdi; ve butun baalʔa tapinanlar ɡeldi; ojle ki ɡelmejen kimse kalmadi. baal evine ɡirdiler; ve baal evi bir ut͡ʃtan obur ut͡ʃa doldu. Old-Testament-Isaiah-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün insanlar tapınmak için kendilerine yapmış oldukları gümüş, ve altından putlarını köstebeklere ve yarasalara atacaklar,|o ɡun insanlar tapinmak it͡ʃin kendilerine japmis olduklari ɡumusʔ ve altindan putlarini kostebeklere ve jarasalara atat͡ʃaklarʔ Old-Testament-2-Kings-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hazael, “Ama senin bu hizmetkârın, daha köpekken, bu büyük işi nasıl yapabilir?” diye sordu. Elişa, “Yahve bana senin Suriye üzerinde kral olacağını gösterdi” diye karşılık verdi.|hazaelʔ “ama senin bu hizmetkarinʔ daha kopekkenʔ bu bujuk isi nasil japabilir?” dije sordu. elisaʔ “jahve bana senin surije uzerinde kral olat͡ʃaɡini ɡosterdi” dije karsilik verdi. New-Testament-Mark-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama çiftçiler kendi aralarında, ‘Mirasçı budur’ dediler. ‘Gelin onu öldürelim, miras da bizim olur.’|ama t͡ʃiftt͡ʃiler kendi aralarindaʔ ‘mirast͡ʃi budur’ dediler. ‘ɡelin onu oldurelimʔ miras da bizim olur.’ Old-Testament-Song-of-Songs-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyuyordum, ama yüreğim uyanıktı. Kapıyı çalan sevgilimin sesi: “Aç bana, kız kardeşim, aşkım, güvercinim, lekesizim; çünkü başım çiyle dolu, saçlarım da gecenin nemiyle.”|ujujordumʔ ama jureɡim ujanikti. kapiji t͡ʃalan sevɡilimin sesi “at͡ʃ banaʔ kiz kardesimʔ askimʔ ɡuvert͡ʃinimʔ lekesizim; t͡ʃunku basim t͡ʃijle doluʔ sat͡ʃlarim da ɡet͡ʃenin nemijle.” New-Testament-Acts-007-051|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sizi sert enseli, yürekleri ve kulakları sünnetsiz olanlar! Tıpkı atalarınızın yaptığı gibi, sizler de her zaman Kutsal Ruh’a karşı koyuyorsunuz.|“sizi sert enseliʔ jurekleri ve kulaklari sunnetsiz olanlar! tipki atalarinizin japtiɡi ɡibiʔ sizler de her zaman kutsal ruh’a karsi kojujorsunuz. New-Testament-John-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yağ neden üç yüz dinara satılıp yoksullara verilmedi?” dedi.|“bu jaɡ neden ut͡ʃ juz dinara satilip joksullara verilmedi?” dedi. Old-Testament-2-Samuel-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David tepenin az ötesine geçince, Mefiboşet'in hizmetkârı Siva, iki yüz somun ekmek, yüz salkım kuru üzüm, yüz yaz meyvesi ve bir tulum şarapla yüklü eğerlenmiş iki eşekle onu karşıladı.|david tepenin az otesine ɡet͡ʃint͡ʃeʔ mefibosetʔin hizmetkari sivaʔ iki juz somun ekmekʔ juz salkim kuru uzumʔ juz jaz mejvesi ve bir tulum sarapla juklu eɡerlenmis iki esekle onu karsiladi. Old-Testament-Proverbs-025-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın önünde kendini yüceltme, ya da büyüklerin arasında yer talep etme,|kralin onunde kendini jut͡ʃeltmeʔ ja da bujuklerin arasinda jer talep etmeʔ Old-Testament-Jeremiah-023-038|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve’den gelen haber\"\" deseniz de, bu yüzden Yahve şöyle diyor: ‘Mademki siz bu söz, ‘Yahve’den gelen haberdir’ diyorsunuz ve ben sizi, ‘Yahve’den gelen haber’ dememenizi söyleyerek gönderdim.\"|\"\"\"jahve’den ɡelen haber\"\" deseniz deʔ bu juzden jahve sojle dijor ‘mademki siz bu sozʔ ‘jahve’den ɡelen haberdir’ dijorsunuz ve ben siziʔ ‘jahve’den ɡelen haber’ dememenizi sojlejerek ɡonderdim.\" Old-Testament-Proverbs-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yake oğlu Agur'un sözleri; Vahiy: Adam İtiel'e, İtiel'e ve Ukal'a şöyle diyor:|jake oɡlu aɡurʔun sozleri; vahij adam itielʔeʔ itielʔe ve ukalʔa sojle dijor Old-Testament-Isaiah-042-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O, ezilmiş kamışı kırmayacak. Tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle getirecektir.|oʔ ezilmis kamisi kirmajat͡ʃak. tuten fitili sondurmejet͡ʃek. adaleti sadakatle ɡetiret͡ʃektir. Old-Testament-1-Kings-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü o bugün aşağı indi ve çok sayıda sığır, besili dana ve koyun kesti ve kralın bütün oğullarını, ordu komutanlarını ve kâhin Aviyatar’ı çağırdı. İşte, onun önünde yiyip içiyorlar ve, ‘Yaşasın Kral Adoniya!’ diyorlar.\"|\"\"\"t͡ʃunku o buɡun asaɡi indi ve t͡ʃok sajida siɡirʔ besili dana ve kojun kesti ve kralin butun oɡullariniʔ ordu komutanlarini ve kahin avijatar’i t͡ʃaɡirdi. isteʔ onun onunde jijip it͡ʃijorlar veʔ ‘jasasin kral adonija!’ dijorlar.\" Old-Testament-Psalms-079-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar neden “Nerede onların Tanrısı?” desin? Hizmetkârlarının dökülen kanının intikamı alındığı, gözlerimizin önünde, uluslar arasında bilinsin.|uluslar neden “nerede onlarin tanrisi?” desin? hizmetkarlarinin dokulen kaninin intikami alindiɡiʔ ɡozlerimizin onundeʔ uluslar arasinda bilinsin. Old-Testament-1-Samuel-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yişay'ı kurban sunmaya çağır ve sana ne yapacağını göstereceğim. Sana kimi söylersem onu bana meshedeceksin.\"\"\"|\"\"\"jisajʔi kurban sunmaja t͡ʃaɡir ve sana ne japat͡ʃaɡini ɡosteret͡ʃeɡim. sana kimi sojlersem onu bana meshedet͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-Mark-010-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeriha kentine geldiler. Yeşua, öğrencileri ve büyük bir kalabalıkla Yeriha’dan çıkarken, Timay oğlu Bartimay adlı kör bir dilenci yol kenarında oturuyordu.|jeriha kentine ɡeldiler. jesuaʔ oɡrent͡ʃileri ve bujuk bir kalabalikla jeriha’dan t͡ʃikarkenʔ timaj oɡlu bartimaj adli kor bir dilent͡ʃi jol kenarinda oturujordu. Old-Testament-Deuteronomy-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu öldürmek için önce tanıkların eli, sonra da bütün halkın eli onun üzerinde olacak. Böylece kötülüğü aranızdan uzaklaştıracaksın.|onu oldurmek it͡ʃin ont͡ʃe taniklarin eliʔ sonra da butun halkin eli onun uzerinde olat͡ʃak. bojlet͡ʃe kotuluɡu aranizdan uzaklastirat͡ʃaksin. New-Testament-John-005-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe’ye iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz. Çünkü o benim hakkımda yazmıştır.|mose’je iman etmis olsajdinizʔ bana da iman ederdiniz. t͡ʃunku o benim hakkimda jazmistir. Old-Testament-Ezekiel-031-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar da, evet, onun kolu olanlar, ulusların arasında onun gölgesinde yaşayanlar, onunla birlikte Şeol'e, kılıçla öldürülmüş olanların yanına indiler.\"\"'\"|\"onlar daʔ evetʔ onun kolu olanlarʔ uluslarin arasinda onun ɡolɡesinde jasajanlarʔ onunla birlikte seolʔeʔ kilit͡ʃla oldurulmus olanlarin janina indiler.\"\"ʔ\" Old-Testament-Proverbs-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim sayemde günlerin katlanacak. Yaşamının yılları artacak.|benim sajemde ɡunlerin katlanat͡ʃak. jasaminin jillari artat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-032-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve kendi halkını yargılayacak, hizmetkârlarının gücünün tükendiğini, kimsenin kalmadığını, kapalı ya da serbest kimsenin kalmadığını görünce, onlara acıyacaktır.|t͡ʃunku jahve kendi halkini jarɡilajat͡ʃakʔ hizmetkarlarinin ɡut͡ʃunun tukendiɡiniʔ kimsenin kalmadiɡiniʔ kapali ja da serbest kimsenin kalmadiɡini ɡorunt͡ʃeʔ onlara at͡ʃijat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Chronicles-009-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan'ın oğlu Merib Baal'dı. Merib Baal, Mika'nın babası oldu.|jonatanʔin oɡlu merib baalʔdi. merib baalʔ mikaʔnin babasi oldu. Old-Testament-Esther-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onun yanında Karşena, Şetar, Admata, Tarşiş, Meres, Marsena ve Memukan vardı; kralın yüzünü gören ve krallıkta başta oturan Pers ve Medya'nın yedi beyi):|ve onun janinda karsenaʔ setarʔ admataʔ tarsisʔ meresʔ marsena ve memukan vardi; kralin juzunu ɡoren ve krallikta basta oturan pers ve medjaʔnin jedi beji) Old-Testament-Jeremiah-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarşiş'ten dövülmüş gümüş levhalar, ve Ufaz'dan altın getirilir, oymacı ve kuyumcu eli işidir. Giysileri mavi ve mordur. Hepsi usta adamların işidir.|tarsisʔten dovulmus ɡumus levhalarʔ ve ufazʔdan altin ɡetirilirʔ ojmat͡ʃi ve kujumt͡ʃu eli isidir. ɡijsileri mavi ve mordur. hepsi usta adamlarin isidir. Old-Testament-Isaiah-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerin kralı güzelliğinde görecek. Onlar uzak bir diyarı görecekler.|ɡozlerin krali ɡuzelliɡinde ɡoret͡ʃek. onlar uzak bir dijari ɡoret͡ʃekler. Old-Testament-1-Samuel-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yahve'nin Sandığı'nı alın ve arabanın üzerine koyun. O'na suç sunusu olarak geri vereceğiniz altın mücevherleri, onun yanında bir kutuya koyun; gönderin de gitsin.|ve jahveʔnin sandiɡiʔni alin ve arabanin uzerine kojun. oʔna sut͡ʃ sunusu olarak ɡeri veret͡ʃeɡiniz altin mut͡ʃevherleriʔ onun janinda bir kutuja kojun; ɡonderin de ɡitsin. Old-Testament-Hosea-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efraim çok acı öfkelendirdi. Bu yüzden kanı onun üzerinde kalacak, ve Efendisi onun aşağılamasını ödeyecek.\"\"\"|\"efraim t͡ʃok at͡ʃi ofkelendirdi. bu juzden kani onun uzerinde kalat͡ʃakʔ ve efendisi onun asaɡilamasini odejet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Psalms-103-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün günahlarını bağışlayan, bütün hastalıklarını iyileştiren,|butun ɡunahlarini baɡislajanʔ butun hastaliklarini ijilestirenʔ New-Testament-Matthew-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yeşua’ya, “Bunların ne dediğini duyuyor musun?” dediler. Yeşua onlara, “Evet. Peki siz, ‘Çocukların ve emzikteki bebeklerin ağzından övgüyü tamam ettin’ diyen sözü hiç okumadınız mı?”|ve jesua’jaʔ “bunlarin ne dediɡini dujujor musun?” dediler. jesua onlaraʔ “evet. peki sizʔ ‘t͡ʃot͡ʃuklarin ve emzikteki bebeklerin aɡzindan ovɡuju tamam ettin’ dijen sozu hit͡ʃ okumadiniz mi?” New-Testament-Luke-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların bütün topluluğu kalkıp Yeşua’yı Pilatus’un önüne götürdüler.|onlarin butun topluluɡu kalkip jesua’ji pilatus’un onune ɡoturduler. Old-Testament-Ezekiel-044-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Ama İsrael saptığında benden uzaklaşan, putlarının ardından giden Levililer, kendi suçlarını yüklenecekler.|“‘“ama israel saptiɡinda benden uzaklasanʔ putlarinin ardindan ɡiden levililerʔ kendi sut͡ʃlarini juklenet͡ʃekler. Old-Testament-Genesis-041-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'ın tamamı aç kalınca, halk ekmek için Firavun'a yakardı. Firavun tüm Mısırlılar’a, “Yosef’e gidin” dedi. “O size ne derse öyle yapın.”|misirʔin tamami at͡ʃ kalint͡ʃaʔ halk ekmek it͡ʃin firavunʔa jakardi. firavun tum misirlilar’aʔ “josef’e ɡidin” dedi. “o size ne derse ojle japin.” Old-Testament-Psalms-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin göklerini, ellerinin eserini, koyduğun ay ve yıldızları düşününce dedim:|senin ɡokleriniʔ ellerinin eseriniʔ kojduɡun aj ve jildizlari dusununt͡ʃe dedim Old-Testament-Deuteronomy-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin ülkelerini sana vermekte olduğu ulusları, Tanrın Yahve yok ettiğinde ve sen onların yerine geçip onların kentlerinde ve evlerinde oturduğun zaman,|tanrin jahveʔnin ulkelerini sana vermekte olduɡu uluslariʔ tanrin jahve jok ettiɡinde ve sen onlarin jerine ɡet͡ʃip onlarin kentlerinde ve evlerinde oturduɡun zamanʔ Old-Testament-Psalms-080-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları gözyaşı ekmeğiyle besledin, onlara içmeleri için bol miktarda gözyaşı verdin.|onlari ɡozjasi ekmeɡijle besledinʔ onlara it͡ʃmeleri it͡ʃin bol miktarda ɡozjasi verdin. Old-Testament-Jeremiah-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çobanların hepsi budala oldu, ve Yahve’ye danışmadılar. Bu yüzden başarılı olmadılar ve bütün sürüleri dağıldı.|t͡ʃobanlarin hepsi budala olduʔ ve jahve’je danismadilar. bu juzden basarili olmadilar ve butun suruleri daɡildi. Old-Testament-Exodus-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Diğer tarafta on beş arşınlık perdeler olacak; direkleri üç, tabanları da üç olacak.|diɡer tarafta on bes arsinlik perdeler olat͡ʃak; direkleri ut͡ʃʔ tabanlari da ut͡ʃ olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü seni büyük bir saygınlıkla yükselteceğim ve bana ne dersen onu yapacağım. Lütfen, gel de benim için bu halka lanet et.'”|t͡ʃunku seni bujuk bir sajɡinlikla jukseltet͡ʃeɡim ve bana ne dersen onu japat͡ʃaɡim. lutfenʔ ɡel de benim it͡ʃin bu halka lanet et.ʔ” Old-Testament-Numbers-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Koçu, mayasız ekmek sepetiyle birlikte Yahve'ye esenlik sunuları kurbanı olarak sunacak. Kâhin ayrıca onun ekmek sunusunu ve dökmelik sunusunu da sunacak.|kot͡ʃuʔ majasiz ekmek sepetijle birlikte jahveʔje esenlik sunulari kurbani olarak sunat͡ʃak. kahin ajrit͡ʃa onun ekmek sunusunu ve dokmelik sunusunu da sunat͡ʃak. New-Testament-John-007-042|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kutsal Yazı, Mesih’in David’in soyundan, David’in köyü Beytlehem’den gelecek demedi mi?”|“kutsal jaziʔ mesih’in david’in sojundanʔ david’in koju bejtlehem’den ɡelet͡ʃek demedi mi?” Old-Testament-Numbers-031-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile Kâhin Eleazar onlardan altınları, işlenmiş mücevherlerin hepsini aldılar.|mose ile kahin eleazar onlardan altinlariʔ islenmis mut͡ʃevherlerin hepsini aldilar. Old-Testament-Proverbs-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman doğruluk ve adaleti, hakkı ve her iyi yolu anlarsın.|o zaman doɡruluk ve adaletiʔ hakki ve her iji jolu anlarsin. Old-Testament-Hosea-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben İsrael'i iyileştirmek isterken, Efraim'in suçu, Samariya'nın kötülüğü meydana çıkıyor. Çünkü hile yapıyorlar, evlere hırsız giriyor, haydut çeteleri de dışarıda talan ediyor.|ben israelʔi ijilestirmek isterkenʔ efraimʔin sut͡ʃuʔ samarijaʔnin kotuluɡu mejdana t͡ʃikijor. t͡ʃunku hile japijorlarʔ evlere hirsiz ɡirijorʔ hajdut t͡ʃeteleri de disarida talan edijor. New-Testament-Acts-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri bulup orada yedi gün kaldık. Bunlar Ruh aracılığıyla Pavlus’u Yeruşalem’e çıkmaması gerektiğini söylediler|oɡrent͡ʃileri bulup orada jedi ɡun kaldik. bunlar ruh arat͡ʃiliɡijla pavlus’u jerusalem’e t͡ʃikmamasi ɡerektiɡini sojlediler New-Testament-John-004-043|und|SPEAKER_00_Turkish|İki gün sonra Yeşua oradan çıkıp Galile’ye gitti.|iki ɡun sonra jesua oradan t͡ʃikip ɡalile’je ɡitti. Old-Testament-Proverbs-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü adam ne değer biçerse, kendisi de öyledir. Sana, \"\"Ye, iç!\"\" der. Ama yüreği seninle değildir.\"|\"t͡ʃunku adam ne deɡer bit͡ʃerseʔ kendisi de ojledir. sanaʔ \"\"jeʔ it͡ʃ!\"\" der. ama jureɡi seninle deɡildir.\" Old-Testament-Psalms-081-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu İsrael için bir yasadır, Yakov'un Tanrısı'nın bir fermanıdır.|t͡ʃunku bu israel it͡ʃin bir jasadirʔ jakovʔun tanrisiʔnin bir fermanidir. New-Testament-Philippians-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni güçlendiren Mesih aracılığıyla her şeyi yapabilirim.|beni ɡut͡ʃlendiren mesih arat͡ʃiliɡijla her seji japabilirim. New-Testament-Romans-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı'nın doğruluğunu bilmedikleri ve kendi doğruluklarını kurmaya çalıştıkları için, Tanrı’nın doğruluğuna tabi olmadılar.|t͡ʃunku tanriʔnin doɡruluɡunu bilmedikleri ve kendi doɡruluklarini kurmaja t͡ʃalistiklari it͡ʃinʔ tanri’nin doɡruluɡuna tabi olmadilar. Old-Testament-Joshua-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hasar Şual, Bala, Ezem,|hasar sualʔ balaʔ ezemʔ Old-Testament-Numbers-035-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer elindeki bir adamı öldürebilecek bir taşla onu vurmuş ve o ölmüşse, o katildir. Katil kesinlikle öldürülecektir.|eɡer elindeki bir adami oldurebilet͡ʃek bir tasla onu vurmus ve o olmusseʔ o katildir. katil kesinlikle oldurulet͡ʃektir. Old-Testament-Exodus-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine İsrael'in çocuklarının memurları gelip Firavun'a şöyle feryat ettiler, \"\"Hizmetkârlarına neden böyle davranıyorsun?\"|\"bunun uzerine israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin memurlari ɡelip firavunʔa sojle ferjat ettilerʔ \"\"hizmetkarlarina neden bojle davranijorsun?\" New-Testament-John-019-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Önceden gece vakti Yeşua’nın yanına gelmiş olan Nikodim de otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır özü getirdi.|ont͡ʃeden ɡet͡ʃe vakti jesua’nin janina ɡelmis olan nikodim de otuz litre kadar karisik mur ve sarisabir ozu ɡetirdi. New-Testament-John-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu benzetmeyi onlara söyledi, ama onlar O’nun kendilerine ne söylediğini anlamadılar.|jesua bu benzetmeji onlara sojlediʔ ama onlar o’nun kendilerine ne sojlediɡini anlamadilar. Old-Testament-Psalms-055-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beni aşağılayan bir düşman değildi, yoksa buna katlanabilirdim. Benden nefret eden de bir hasım değildi, yoksa ondan gizlenirdim.|t͡ʃunku beni asaɡilajan bir dusman deɡildiʔ joksa buna katlanabilirdim. benden nefret eden de bir hasim deɡildiʔ joksa ondan ɡizlenirdim. New-Testament-Luke-012-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bilmeden dayağı hak eden şeyler yapan kişi, az dayak yiyecek. Kime çok verilmişse, ondan çok istenecektir ve kime çok emanet edilmişse, kendisinden daha fazla istenecektir.”|ama bilmeden dajaɡi hak eden sejler japan kisiʔ az dajak jijet͡ʃek. kime t͡ʃok verilmisseʔ ondan t͡ʃok istenet͡ʃektir ve kime t͡ʃok emanet edilmisseʔ kendisinden daha fazla istenet͡ʃektir.” Old-Testament-Psalms-071-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzım senin övgünle, gün boyu senin yüceliğinle dolu olacak.|aɡzim senin ovɡunleʔ ɡun boju senin jut͡ʃeliɡinle dolu olat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarımın yok ettiği ulusların ilâhları, Gozan, Haran, Rezef ve Telassar'da bulunan Aden'in çocuklarını kurtardı mı?|atalarimin jok ettiɡi uluslarin ilahlariʔ ɡozanʔ haranʔ rezef ve telassarʔda bulunan adenʔin t͡ʃot͡ʃuklarini kurtardi mi? New-Testament-Colossians-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi öfke, kin, kızgınlık, iftira ve ağzınızdan çıkabilecek utanç verici sözler dahil, hepsini üzerinizden atın.|ama simdi ofkeʔ kinʔ kizɡinlikʔ iftira ve aɡzinizdan t͡ʃikabilet͡ʃek utant͡ʃ verit͡ʃi sozler dahilʔ hepsini uzerinizden atin. Old-Testament-Haggai-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, Ordular Yahvesi şöyle diyor: 'Yollarınızı iyi düşünün.|simdiʔ ordular jahvesi sojle dijor ʔjollarinizi iji dusunun. Old-Testament-Leviticus-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir adam bir kadınla birlikte annesini alırsa, bu kötülüktür. Aranızda kötülük olmasın diye, hem kendisi hem de onlar ateşte yakılacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔbir adam bir kadinla birlikte annesini alirsaʔ bu kotuluktur. aranizda kotuluk olmasin dijeʔ hem kendisi hem de onlar ateste jakilat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-090-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse bize günlerimizi saymayı öğret, öyle ki, bilge bir yürek kazanalım.|ojlejse bize ɡunlerimizi sajmaji oɡretʔ ojle kiʔ bilɡe bir jurek kazanalim. Old-Testament-Ecclesiastes-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası güneşi görmemiş ve onu tanımamıştır. Bu, öbüründen daha rahattır.|dahasi ɡunesi ɡormemis ve onu tanimamistir. buʔ oburunden daha rahattir. New-Testament-Romans-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bana, “Tanrı neden hâlâ kusur buluyor? Çünkü kim O’nun iradesine karşı koyacak?” diyeceksin.|o zaman banaʔ “tanri neden hala kusur bulujor? t͡ʃunku kim o’nun iradesine karsi kojat͡ʃak?” dijet͡ʃeksin. New-Testament-1-Corinthians-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer yoksulları doyurmak için bütün malımı dağıtsam ve eğer bedenimi yakılmak üzere versem, ama sevgim olmazsa, bana hiçbir yararı olmaz.|eɡer joksullari dojurmak it͡ʃin butun malimi daɡitsam ve eɡer bedenimi jakilmak uzere versemʔ ama sevɡim olmazsaʔ bana hit͡ʃbir jarari olmaz. Old-Testament-Jeremiah-043-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin sözü Tahpanhes'te Yeremya'ya geldi ve şöyle dedi:|o zaman jahveʔnin sozu tahpanhesʔte jeremjaʔja ɡeldi ve sojle dedi New-Testament-1-John-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Tanrı’dandır. Seven herkes Tanrı’dan doğmuştur ve Tanrı’yı bilir.|ej sevɡililerʔ birbirimizi sevelim. t͡ʃunku sevɡi tanri’dandir. seven herkes tanri’dan doɡmustur ve tanri’ji bilir. New-Testament-John-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları söyledikten sonra onlara şöyle dedi, “Dostumuz Lazar uyudu, ama ben onu uykudan uyandırmaya gidiyorum.”|bunlari sojledikten sonra onlara sojle dediʔ “dostumuz lazar ujuduʔ ama ben onu ujkudan ujandirmaja ɡidijorum.” New-Testament-Matthew-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Dua ettiğinizde, putperestler gibi boş tekrarlar yapmayın. Çünkü onlar çok söylemekle duyulacaklarını sanırlar.|dua ettiɡinizdeʔ putperestler ɡibi bos tekrarlar japmajin. t͡ʃunku onlar t͡ʃok sojlemekle dujulat͡ʃaklarini sanirlar. Old-Testament-1-Chronicles-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Dut ağaçlarının tepelerinde yürüyüş sesi duyduğunda savaşa çık; çünkü Tanrı Filist ordusunu vurmak için senden önce çıkmıştır.\"\"\"|\"\"\"dut aɡat͡ʃlarinin tepelerinde jurujus sesi dujduɡunda savasa t͡ʃik; t͡ʃunku tanri filist ordusunu vurmak it͡ʃin senden ont͡ʃe t͡ʃikmistir.\"\"\" New-Testament-Luke-020-046|und|SPEAKER_00_Turkish|“Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, çarşı meydanlarında selamlanmayı, havralarda en iyi yerleri oturup ziyafetlerde baş yerleri seven yazıcılardan sakının.|“uzun kaftanlar it͡ʃinde dolasmaktan hoslananʔ t͡ʃarsi mejdanlarinda selamlanmajiʔ havralarda en iji jerleri oturup zijafetlerde bas jerleri seven jazit͡ʃilardan sakinin. Old-Testament-Jeremiah-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeremya onlara şöyle dedi: “Sidkiya'ya söyleyin:|o zaman jeremja onlara sojle dedi “sidkijaʔja sojlejin Old-Testament-Isaiah-039-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Yeşaya, Hizkiya'ya şöyle dedi: \"\"Ordular Yahvesi'nin sözünü dinle:\"|\"bunun uzerine jesajaʔ hizkijaʔja sojle dedi \"\"ordular jahvesiʔnin sozunu dinle\" Old-Testament-Psalms-120-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntı içinde Yahve’yi çağırdım. Bana yanıt verdi.|sikinti it͡ʃinde jahve’ji t͡ʃaɡirdim. bana janit verdi. Old-Testament-2-Samuel-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|David yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sunmayı bitirince, Ordular Yahvesi'nin adıyla halkı kutsadı.|david jakmalik sunulari ve esenlik sunularini sunmaji bitirint͡ʃeʔ ordular jahvesiʔnin adijla halki kutsadi. Old-Testament-Ezekiel-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Başlarının üstündeki boşluğun üstünde bir ses vardı. Durdukları zaman kanatlarını indiriyorlardı.|baslarinin ustundeki bosluɡun ustunde bir ses vardi. durduklari zaman kanatlarini indirijorlardi. Old-Testament-Ecclesiastes-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü o boşlukta gelir, ve karanlıkta gider, adı da karanlıkla örtülür.|t͡ʃunku o boslukta ɡelirʔ ve karanlikta ɡiderʔ adi da karanlikla ortulur. New-Testament-Mark-006-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız hemen kralın yanına gelip, “Vaftizci Yuhanna’nın başını bir tepside hemen bana vermeni istiyorum” diye dileğini söyledi.|kiz hemen kralin janina ɡelipʔ “vaftizt͡ʃi juhanna’nin basini bir tepside hemen bana vermeni istijorum” dije dileɡini sojledi. Old-Testament-Jeremiah-035-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Atamız Rekav oğlu Yonadav'ın bize buyurduğu her şeyde, biz, karılarımız, oğullarımız ve kızlarımız bütün günlerimiz boyunca şarap içmeyelim,|atamiz rekav oɡlu jonadavʔin bize bujurduɡu her sejdeʔ bizʔ karilarimizʔ oɡullarimiz ve kizlarimiz butun ɡunlerimiz bojunt͡ʃa sarap it͡ʃmejelimʔ Old-Testament-Proverbs-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|yazın ekmeğini karşılar, hasatta yiyeceğini toplar.|jazin ekmeɡini karsilarʔ hasatta jijet͡ʃeɡini toplar. New-Testament-Mark-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona sevgiyle bakarak, “Bir eksiğin var” dedi. “Git, neyin varsa sat, yoksullara dağıt; ve cennette hazinen olacaktır. Sonra da çarmıhını yüklenip ardımdan gel.”|jesua ona sevɡijle bakarakʔ “bir eksiɡin var” dedi. “ɡitʔ nejin varsa satʔ joksullara daɡit; ve t͡ʃennette hazinen olat͡ʃaktir. sonra da t͡ʃarmihini juklenip ardimdan ɡel.” Old-Testament-1-Chronicles-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan'dan Yeroham'ın oğlu Azarel. Bunlar İsrael oymaklarının komutanlarıydı.|danʔdan jerohamʔin oɡlu azarel. bunlar israel ojmaklarinin komutanlarijdi. New-Testament-2-Corinthians-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın.|birbirinizi kutsal opusle selamlajin. Old-Testament-Jeremiah-050-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'i tekrar kendi otlağına getireceğim, Karmel ve Başan'da otlayacak. Canı Efraim tepelerinde ve Gilad'da doyacak.|israelʔi tekrar kendi otlaɡina ɡetiret͡ʃeɡimʔ karmel ve basanʔda otlajat͡ʃak. t͡ʃani efraim tepelerinde ve ɡiladʔda dojat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-014-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael’i kurtaran yaşayan Yahve hakkı için, oğlum Yonatan’da bile olsa, o kesin olarak ölecektir.” dedi. Ama bütün halk arasında ona yanıt veren kimse yoktu.|t͡ʃunku israel’i kurtaran jasajan jahve hakki it͡ʃinʔ oɡlum jonatan’da bile olsaʔ o kesin olarak olet͡ʃektir.” dedi. ama butun halk arasinda ona janit veren kimse joktu. Old-Testament-Numbers-007-072|und|SPEAKER_00_Turkish|On birinci gün Aşeroğulları beyi Okran oğlu Pagiel sunusunu sundu:|on birint͡ʃi ɡun aseroɡullari beji okran oɡlu paɡiel sunusunu sundu Old-Testament-Exodus-025-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Akasya ağacından bir masa yapacaksın. Uzunluğu iki arşın, eni bir arşın ve yüksekliği bir buçuk arşın olacak.|“akasja aɡat͡ʃindan bir masa japat͡ʃaksin. uzunluɡu iki arsinʔ eni bir arsin ve juksekliɡi bir but͡ʃuk arsin olat͡ʃak. New-Testament-Mark-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sahte mesihler ve sahte peygamberler ortaya çıkacak. Öyle ki, gösterecekleri belirtilerle ve harikalarla mümkün olsa seçilmiş olanları saptıracaklar.|t͡ʃunku sahte mesihler ve sahte pejɡamberler ortaja t͡ʃikat͡ʃak. ojle kiʔ ɡosteret͡ʃekleri belirtilerle ve harikalarla mumkun olsa set͡ʃilmis olanlari saptirat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-120-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey aldatıcı dil, sana ne verilecek, senin için daha çok ne yapılacak?|ej aldatit͡ʃi dilʔ sana ne verilet͡ʃekʔ senin it͡ʃin daha t͡ʃok ne japilat͡ʃak? Old-Testament-Genesis-026-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bizim sana dokunmadığımız, sana hep iyilik edip seni esenlik içinde gönderdiğimiz gibi, senin de bize hiçbir kötülük etmeyeceğine dair seninle bir antlaşma yapalım. Artık sen Yahve’nin kutsadığı kişisin.”|“bizim sana dokunmadiɡimizʔ sana hep ijilik edip seni esenlik it͡ʃinde ɡonderdiɡimiz ɡibiʔ senin de bize hit͡ʃbir kotuluk etmejet͡ʃeɡine dair seninle bir antlasma japalim. artik sen jahve’nin kutsadiɡi kisisin.” Old-Testament-Ezekiel-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bilgeliğin ve ticaretinle servetini artırdın, zenginliğinden ötürü yüreğin yükseldi—”|bujuk bilɡeliɡin ve tit͡ʃaretinle servetini artirdinʔ zenɡinliɡinden oturu jureɡin jukseldi—” Old-Testament-1-Kings-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç yıl Yeruşalem'de hüküm sürdü. Annesinin adı Avişalom'un kızı Maaka'ydı.|ut͡ʃ jil jerusalemʔde hukum surdu. annesinin adi avisalomʔun kizi maakaʔjdi. Old-Testament-Proverbs-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrular dallanıp budaklanınca halk sevinir, ama kötüler hükmedince halk inler.|doɡrular dallanip budaklanint͡ʃa halk sevinirʔ ama kotuler hukmedint͡ʃe halk inler. New-Testament-Acts-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus’un bu görümü görmesiyle, Efendi’nin bizi Müjde’yi onlara duyurmamız için çağırdığı sonucuna vardık. Hemen Makedonya’ya gitmenin bir yolunu aradık.|pavlus’un bu ɡorumu ɡormesijleʔ efendi’nin bizi muʒde’ji onlara dujurmamiz it͡ʃin t͡ʃaɡirdiɡi sonut͡ʃuna vardik. hemen makedonja’ja ɡitmenin bir jolunu aradik. Old-Testament-Psalms-018-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yaşıyor! Kayam’a övgüler olsun! Kurtuluşumun Tanrısı yücelsin!|jahve jasijor! kajam’a ovɡuler olsun! kurtulusumun tanrisi jut͡ʃelsin! Old-Testament-Ecclesiastes-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreği tuzaklar ve kapanlar, elleri zincirler olan kadını ölümden daha acı buldum. Tanrı'yı hoşnut eden ondan kaçacaktır; ama günâhkar onun tarafından tuzağa düşürülecektir.|jureɡi tuzaklar ve kapanlarʔ elleri zint͡ʃirler olan kadini olumden daha at͡ʃi buldum. tanriʔji hosnut eden ondan kat͡ʃat͡ʃaktir; ama ɡunahkar onun tarafindan tuzaɡa dusurulet͡ʃektir. Old-Testament-1-Kings-008-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman gökte işit, hizmetkârlarının ve halkın İsrael'in günahını bağışla, onlara yürümeleri gereken iyi yolu öğrettiğinde; halkına da miras olarak verdiğin ülkene yağmur gönder.\"\"\"|\"o zaman ɡokte isitʔ hizmetkarlarinin ve halkin israelʔin ɡunahini baɡislaʔ onlara jurumeleri ɡereken iji jolu oɡrettiɡinde; halkina da miras olarak verdiɡin ulkene jaɡmur ɡonder.\"\"\" New-Testament-Acts-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus ve elçiler, “İnsanlardan çok Tanrı’ya itaat etmeliyiz” diye karşılık verdiler.|ama petrus ve elt͡ʃilerʔ “insanlardan t͡ʃok tanri’ja itaat etmelijiz” dije karsilik verdiler. Old-Testament-2-Kings-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes elinde silahlarıyla kralı saracak; safların içine giren öldürülsün. Kral dışarı çıktığında ve içeri girdiğinde onunla birlikte olun.”|herkes elinde silahlarijla krali sarat͡ʃak; saflarin it͡ʃine ɡiren oldurulsun. kral disari t͡ʃiktiɡinda ve it͡ʃeri ɡirdiɡinde onunla birlikte olun.” Old-Testament-Ezekiel-046-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar girdiğinde, bey de onlarla birlikte girecek. Onlar çıktığında, o da çıkacak.\"\"\"\"'\"|\"onlar ɡirdiɡindeʔ bej de onlarla birlikte ɡiret͡ʃek. onlar t͡ʃiktiɡindaʔ o da t͡ʃikat͡ʃak.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Ezekiel-041-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yan odalar üç katlıydı, üst üste ve her katta otuz. Evin yan odalarına ait olan duvarın içine giriyorlardı, ta ki, destek olsunlar da evin duvarına girmesinler.|jan odalar ut͡ʃ katlijdiʔ ust uste ve her katta otuz. evin jan odalarina ait olan duvarin it͡ʃine ɡirijorlardiʔ ta kiʔ destek olsunlar da evin duvarina ɡirmesinler. Old-Testament-Judges-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ebed oğlu Gaal dışarı çıkıp kentin kapısının girişinde durdu. Avimelek ve yanındaki halk pusudan kalktı.|ebed oɡlu ɡaal disari t͡ʃikip kentin kapisinin ɡirisinde durdu. avimelek ve janindaki halk pusudan kalkti. Old-Testament-Jeremiah-046-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Mısır çok güzel bir düvedir; ama kuzeyden yıkım geldi. Geldi.\"|\"\"\"misir t͡ʃok ɡuzel bir duvedir; ama kuzejden jikim ɡeldi. ɡeldi.\" Old-Testament-1-Chronicles-007-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Beria’nın oğulları: Hever ve Birzait'in babası olan Malkiel.|beria’nin oɡullari hever ve birzaitʔin babasi olan malkiel. Old-Testament-1-Chronicles-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, hizmetkârının hatırı için ve senin kendi yüreğine göre, bütün bu büyük şeyleri bildirmek için bütün bu büyüklüğü yaptın.|ej jahveʔ hizmetkarinin hatiri it͡ʃin ve senin kendi jureɡine ɡoreʔ butun bu bujuk sejleri bildirmek it͡ʃin butun bu bujukluɡu japtin. Old-Testament-Job-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kulak beni işitince, beni kutsardı; göz beni görünce, beni överdi;|t͡ʃunku kulak beni isitint͡ʃeʔ beni kutsardi; ɡoz beni ɡorunt͡ʃeʔ beni overdi; Old-Testament-1-Chronicles-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David Yeruşalem'de daha çok karılar aldı ve David daha çok oğullar ve kızlar babası oldu.|david jerusalemʔde daha t͡ʃok karilar aldi ve david daha t͡ʃok oɡullar ve kizlar babasi oldu. Old-Testament-Jeremiah-033-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gökyüzünün ordusu nasıl sayılamaz, denizin kumu ölçülemezse, hizmetkârım David'in soyunu ve bana hizmet eden Levililer'i öyle çoğaltacağım.'\"\"\"|\"ɡokjuzunun ordusu nasil sajilamazʔ denizin kumu olt͡ʃulemezseʔ hizmetkarim davidʔin sojunu ve bana hizmet eden levililerʔi ojle t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Amos-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarının önünde sürgün gitseler bile, orada kılıca buyuracağım, onları öldürecek. Onların üzerine iyilik için değil, kötülük için gözlerimi dikeceğim.|dusmanlarinin onunde surɡun ɡitseler bileʔ orada kilit͡ʃa bujurat͡ʃaɡimʔ onlari olduret͡ʃek. onlarin uzerine ijilik it͡ʃin deɡilʔ kotuluk it͡ʃin ɡozlerimi diket͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Samuel-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara, \"\"O burada\"\" dediler. \"\"İşte, önünüzde. Çabuk olun, çünkü bugün kente geldi; çünkü halkın bugün yüksek yerde kurbanı vardır.\"|\"onlaraʔ \"\"o burada\"\" dediler. \"\"isteʔ onunuzde. t͡ʃabuk olunʔ t͡ʃunku buɡun kente ɡeldi; t͡ʃunku halkin buɡun juksek jerde kurbani vardir.\" New-Testament-Luke-011-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içte bulunanlardan yoksullara verin. İşte, o zaman her şey sizin için temiz olacaktır.|ama it͡ʃte bulunanlardan joksullara verin. isteʔ o zaman her sej sizin it͡ʃin temiz olat͡ʃaktir. New-Testament-Ephesians-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O dünyanın kuruluşundan önce kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için bizi Mesih’te seçti.|o dunjanin kurulusundan ont͡ʃe kendi onunde sevɡide kutsal ve kusursuz olmamiz it͡ʃin bizi mesih’te set͡ʃti. Old-Testament-Exodus-031-005|und|SPEAKER_00_Turkish|taş kesmede ve kakmada, ağaç oymacılığında ve her çeşit ustalıkta işlesin.|tas kesmede ve kakmadaʔ aɡat͡ʃ ojmat͡ʃiliɡinda ve her t͡ʃesit ustalikta islesin. New-Testament-Romans-016-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimiz Yeşua Mesih’in lütfu hepinizle birlikte olsun! Amin.|efendimiz jesua mesih’in lutfu hepinizle birlikte olsun! amin. Old-Testament-Psalms-051-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen kurbandan hoşlanmazsın, yoksa sunardım sana. Yakmalık sunudan zevk almazsın.|t͡ʃunku sen kurbandan hoslanmazsinʔ joksa sunardim sana. jakmalik sunudan zevk almazsin. New-Testament-Luke-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney Kraliçesi yargı günü bu kuşağın insanlarıyla birlikte kalkıp onları mahkûm edecek. Çünkü kraliçe, Solomon’un bilgeliğini duymak için dünyanın öbür ucundan kalkıp geldi. İşte, Solomon’dan daha büyük olan buradadır.|ɡunej kralit͡ʃesi jarɡi ɡunu bu kusaɡin insanlarijla birlikte kalkip onlari mahkum edet͡ʃek. t͡ʃunku kralit͡ʃeʔ solomon’un bilɡeliɡini dujmak it͡ʃin dunjanin obur ut͡ʃundan kalkip ɡeldi. isteʔ solomon’dan daha bujuk olan buradadir. Old-Testament-Job-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim yakınmam insana mı? Neden sabırsızlanmayayım?|benim jakinmam insana mi? neden sabirsizlanmajajim? Old-Testament-Deuteronomy-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi kalkın ve Zered Deresi'ni geçin.” Zered Deresi'nin üzerinden geçtik.\"|\"\"\"simdi kalkin ve zered deresiʔni ɡet͡ʃin.” zered deresiʔnin uzerinden ɡet͡ʃtik.\" Old-Testament-Ezekiel-029-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Artık onlar, İsrael evinin dönüp onlara baktıkça suçlarını hatırlatan güvendikleri şey olmayacak. O zaman benim Efendi Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"artik onlarʔ israel evinin donup onlara baktikt͡ʃa sut͡ʃlarini hatirlatan ɡuvendikleri sej olmajat͡ʃak. o zaman benim efendi jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-2-Corinthians-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı’nın hizmetkârları olarak olağanüstü dayanmada, acılarda, zorluklarda, üzüntülerde,|ama tanri’nin hizmetkarlari olarak olaɡanustu dajanmadaʔ at͡ʃilardaʔ zorluklardaʔ uzuntulerdeʔ New-Testament-Mark-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir bulut inip onlara gölge saldı. Buluttan gelen bir ses, “Sevgili Oğlum budur. O’nu dinleyin!” dedi.|bir bulut inip onlara ɡolɡe saldi. buluttan ɡelen bir sesʔ “sevɡili oɡlum budur. o’nu dinlejin!” dedi. Old-Testament-Ecclesiastes-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü düşerlerse, biri arkadaşını kaldırır; ama düştüğünde yalnız olup da onu kaldıracak kimsesi olmayanın vay haline.|t͡ʃunku duserlerseʔ biri arkadasini kaldirir; ama dustuɡunde jalniz olup da onu kaldirat͡ʃak kimsesi olmajanin vaj haline. Old-Testament-Exodus-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara hükümleri ve yasaları öğretirsin, yürümeleri gereken yolu ve yapmaları gereken işi onlara gösterirsin.|onlara hukumleri ve jasalari oɡretirsinʔ jurumeleri ɡereken jolu ve japmalari ɡereken isi onlara ɡosterirsin. Old-Testament-Daniel-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral, Belteşatsar adındaki Daniel'e, \"\"Gördüğüm düşü ve yorumunu bana bildirebilir misin?\"\" diye karşılık verdi.\"|\"kralʔ beltesatsar adindaki danielʔeʔ \"\"ɡorduɡum dusu ve jorumunu bana bildirebilir misin?\"\" dije karsilik verdi.\" New-Testament-Acts-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sur’dan yolculuğumuzu bitirince Ptolemais’e vardık. Kardeşleri selamlayıp onlarla birlikte bir gün kaldık.|sur’dan jolt͡ʃuluɡumuzu bitirint͡ʃe ptolemais’e vardik. kardesleri selamlajip onlarla birlikte bir ɡun kaldik. Old-Testament-2-Chronicles-035-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinleri görev yerlerine koydu ve onları Yahve'nin evinin hizmetinde yüreklendirdi.|kahinleri ɡorev jerlerine kojdu ve onlari jahveʔnin evinin hizmetinde jureklendirdi. New-Testament-John-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Baba, Oğul’u sever ve kendisinin yaptığı her şeyi O’na gösterir. Şaşasınız diye O’na bunlardan daha büyük işler gösterecektir.|t͡ʃunku babaʔ oɡul’u sever ve kendisinin japtiɡi her seji o’na ɡosterir. sasasiniz dije o’na bunlardan daha bujuk isler ɡosteret͡ʃektir. Old-Testament-1-Chronicles-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan, Mahalalel, Yeret,|kenanʔ mahalalelʔ jeretʔ Old-Testament-1-Chronicles-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Cesur olun ve halkımız ve Tanrımız'ın kentleri için güçlü olalım. Yahve kendisine iyi görüneni yapsın.\"\"\"|\"t͡ʃesur olun ve halkimiz ve tanrimizʔin kentleri it͡ʃin ɡut͡ʃlu olalim. jahve kendisine iji ɡoruneni japsin.\"\"\" New-Testament-Mark-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçiler, Yeşua’nın yanına dönüp yaptıkları ve öğrettikleri her şeyi O’na anlattılar.|elt͡ʃilerʔ jesua’nin janina donup japtiklari ve oɡrettikleri her seji o’na anlattilar. Old-Testament-Ezekiel-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden, ey insanoğlu, taşınmak için eşyalarını hazırla ve gündüzleri onların gözü önünde göç et. Onların gözü önünde kendi yerinden başka bir yere göç edeceksin. Asi bir ev olmalarına rağmen, belki düşünürler.|“bu juzdenʔ ej insanoɡluʔ tasinmak it͡ʃin esjalarini hazirla ve ɡunduzleri onlarin ɡozu onunde ɡot͡ʃ et. onlarin ɡozu onunde kendi jerinden baska bir jere ɡot͡ʃ edet͡ʃeksin. asi bir ev olmalarina raɡmenʔ belki dusunurler. Old-Testament-Psalms-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Giysilerimi aralarında paylaşıyorlar. Elbisem için kura çekiyorlar.|ɡijsilerimi aralarinda pajlasijorlar. elbisem it͡ʃin kura t͡ʃekijorlar. Old-Testament-2-Samuel-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|David, “Siz Seruya oğulları, benim sizinle ne işim var ki, bugün bana düşman olasınız? Bugün İsrael'de biri öldürülür mü? Çünkü bugün İsrael'in üzerine kral olduğumu ben bilmiyor muyum?” dedi.|davidʔ “siz seruja oɡullariʔ benim sizinle ne isim var kiʔ buɡun bana dusman olasiniz? buɡun israelʔde biri oldurulur mu? t͡ʃunku buɡun israelʔin uzerine kral olduɡumu ben bilmijor mujum?” dedi. Old-Testament-Jeremiah-048-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav hayal kırıklığına uğradı; çünkü yıkıldı. Ağla ve feryat et! Arnon’un yanında Moav’ın harap olduğunu söyle.|moav hajal kirikliɡina uɡradi; t͡ʃunku jikildi. aɡla ve ferjat et! arnon’un janinda moav’in harap olduɡunu sojle. New-Testament-Mark-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Birkaç küçük balıkları da vardı. Yeşua onları da kutsadıktan sonra öğrencilerine dağıtmalarını söyledi.|birkat͡ʃ kut͡ʃuk baliklari da vardi. jesua onlari da kutsadiktan sonra oɡrent͡ʃilerine daɡitmalarini sojledi. Old-Testament-Genesis-034-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların sürüleri, malları ve bütün hayvanları bizim olmayacak mı? Yeter ki onlarla anlaşalım ve bizimle birlikte otursunlar.”|onlarin suruleriʔ mallari ve butun hajvanlari bizim olmajat͡ʃak mi? jeter ki onlarla anlasalim ve bizimle birlikte otursunlar.” Old-Testament-2-Kings-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Sizi karşılamaya çıkan ve size bu sözleri söyleyen adam ne biçim bir adamdı?” diye sordu.|onlaraʔ “sizi karsilamaja t͡ʃikan ve size bu sozleri sojlejen adam ne bit͡ʃim bir adamdi?” dije sordu. Old-Testament-1-Kings-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Üç günlüğüne gidin, sonra yanıma dönün” dedi. Böylece halk gitti.|onlaraʔ “ut͡ʃ ɡunluɡune ɡidinʔ sonra janima donun” dedi. bojlet͡ʃe halk ɡitti. Old-Testament-Joshua-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları bu kentlerdeki yağmalanan bütün malları hayvanlarla birlikte kendilerine yağma olarak aldılar; ama hepsini yok edinceye kadar onları kılıçtan geçirdiler. Nefes alan kimseyi bırakmadılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari bu kentlerdeki jaɡmalanan butun mallari hajvanlarla birlikte kendilerine jaɡma olarak aldilar; ama hepsini jok edint͡ʃeje kadar onlari kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler. nefes alan kimseji birakmadilar. Old-Testament-1-Kings-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Yarovam Yeruşalem'den çıktığında, Şilonlu Peygamber Ahiya onu yolda buldu. Ahiya yeni bir giysi giymişti ve ikisi de kırda yalnızdılar.|o sirada jarovam jerusalemʔden t͡ʃiktiɡindaʔ silonlu pejɡamber ahija onu jolda buldu. ahija jeni bir ɡijsi ɡijmisti ve ikisi de kirda jalnizdilar. Old-Testament-Ezekiel-033-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, halkının çocuklarına söyle ve onlara de, ‘Bir ülke üzerine kılıç getirdiğimde ve ülkenin halkı aralarından birini alıp kendileri için onu bekçi olarak koyduklarında,|“ej insanoɡluʔ halkinin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara deʔ ‘bir ulke uzerine kilit͡ʃ ɡetirdiɡimde ve ulkenin halki aralarindan birini alip kendileri it͡ʃin onu bekt͡ʃi olarak kojduklarindaʔ Old-Testament-Isaiah-032-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Görenlerin gözleri kararmayacak, işitenlerin kulakları da dinleyecek.|ɡorenlerin ɡozleri kararmajat͡ʃakʔ isitenlerin kulaklari da dinlejet͡ʃek. Old-Testament-Daniel-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmağın önünde durduğunu gördüğüm iki boynuzlu koçun yanına geldi ve kudretinin öfkesiyle ona doğru koştu.|irmaɡin onunde durduɡunu ɡorduɡum iki bojnuzlu kot͡ʃun janina ɡeldi ve kudretinin ofkesijle ona doɡru kostu. Old-Testament-Isaiah-029-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ellerimin eseri olan çocuklarını kendi ortasında görünce adımı kutsayacaklar. Evet, Yakov'un Kutsalı'nı kutsayacaklar ve İsrael'in Tanrısı'na saygı duyacaklar.|ama ellerimin eseri olan t͡ʃot͡ʃuklarini kendi ortasinda ɡorunt͡ʃe adimi kutsajat͡ʃaklar. evetʔ jakovʔun kutsaliʔni kutsajat͡ʃaklar ve israelʔin tanrisiʔna sajɡi dujat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çocuk büyüdü ve kadın onu Firavun'un kızına getirdi ve onun oğlu oldu. Ona Moşe adını verdi, \"\"Çünkü onu sudan çıkardım\"\" dedi.\"|\"t͡ʃot͡ʃuk bujudu ve kadin onu firavunʔun kizina ɡetirdi ve onun oɡlu oldu. ona mose adini verdiʔ \"\"t͡ʃunku onu sudan t͡ʃikardim\"\" dedi.\" New-Testament-Hebrews-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tersine, bu kurbanlar yıldan yıla günahları hatırlatmaktadır.|tersineʔ bu kurbanlar jildan jila ɡunahlari hatirlatmaktadir. Old-Testament-Leviticus-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğüslüğü onun üzerine yerleştirdi. Urim ve Tummim'i göğüslüğün içine koydu.|ɡoɡusluɡu onun uzerine jerlestirdi. urim ve tummimʔi ɡoɡusluɡun it͡ʃine kojdu. Old-Testament-Obadiah-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte , seni uluslar arasında küçük düşürdüm. Çok hor görülmektesin.\"|\"\"\"iste ʔ seni uluslar arasinda kut͡ʃuk dusurdum. t͡ʃok hor ɡorulmektesin.\" Old-Testament-Deuteronomy-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'yi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle seveceksin.|tanrin jahveʔji butun jureɡinleʔ butun t͡ʃaninlaʔ butun ɡut͡ʃunle sevet͡ʃeksin. New-Testament-2-Corinthians-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeniden kendimizi tavsiye etmeye mi başlıyoruz? Yoksa bazılarının yaptığı gibi bizim de size ya da sizden tavsiye mektuplarına mı ihtiyacımız var?|jeniden kendimizi tavsije etmeje mi baslijoruz? joksa bazilarinin japtiɡi ɡibi bizim de size ja da sizden tavsije mektuplarina mi ihtijat͡ʃimiz var? Old-Testament-Joshua-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Kenanlılar ve ülkede oturanların tümü bunu duyacak, etrafımızı saracak ve adımızı yeryüzünden kesip atacaklar. Kendi yüce ismin için ne yapacaksın?”|t͡ʃunku kenanlilar ve ulkede oturanlarin tumu bunu dujat͡ʃakʔ etrafimizi sarat͡ʃak ve adimizi jerjuzunden kesip atat͡ʃaklar. kendi jut͡ʃe ismin it͡ʃin ne japat͡ʃaksin?” Old-Testament-Leviticus-013-049|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer veba giyside, deride, çözgüde, atkıda ya da deriden yapılmış herhangi bir şeyde yeşilimsi ya da kırmızımsı ise; cüzzam vebasıdır ve kâhine gösterilecektir.|eɡer veba ɡijsideʔ derideʔ t͡ʃozɡudeʔ atkida ja da deriden japilmis herhanɡi bir sejde jesilimsi ja da kirmizimsi ise; t͡ʃuzzam vebasidir ve kahine ɡosterilet͡ʃektir. Old-Testament-Numbers-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, hoş koku olarak Sina Dağı'nda atanmış sürekli yakmalık sunudur, Yahve'ye ateşle yapılan bir sunudur.|buʔ hos koku olarak sina daɡiʔnda atanmis surekli jakmalik sunudurʔ jahveʔje atesle japilan bir sunudur. Old-Testament-Job-020-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu çekip çıkarır, o da bedeninden çıkar. Evet, parıldayan ucu ciğerinden çıkar. Dehşet onun üzerindedir.|onu t͡ʃekip t͡ʃikarirʔ o da bedeninden t͡ʃikar. evetʔ parildajan ut͡ʃu t͡ʃiɡerinden t͡ʃikar. dehset onun uzerindedir. Old-Testament-Genesis-027-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük oğlu Esav'ın sözleri Rebeka'ya iletildi. Rebeka küçük oğlu Yakov'u çağırttı ve ona şöyle dedi: “Kardeşin Esav seni öldürmeyi tasarlayarak kendini avutuyor.|bujuk oɡlu esavʔin sozleri rebekaʔja iletildi. rebeka kut͡ʃuk oɡlu jakovʔu t͡ʃaɡirtti ve ona sojle dedi “kardesin esav seni oldurmeji tasarlajarak kendini avutujor. Old-Testament-1-Kings-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Gümüşün ve altının benimdir. Karıların ve çocukların, en iyilerin bile benimdir.'\"\"\"|\"ʔɡumusun ve altinin benimdir. karilarin ve t͡ʃot͡ʃuklarinʔ en ijilerin bile benimdir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-039-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun yavruları da kan emer. Leş neredeyse, o da oradadır.\"\"\"|\"onun javrulari da kan emer. les neredejseʔ o da oradadir.\"\"\" Old-Testament-Judges-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidyon Yarden'e geldi, yanında bulunan üç yüz adamla birlikte bitkindi ama yine de kovalayarak geçti.|ɡidjon jardenʔe ɡeldiʔ janinda bulunan ut͡ʃ juz adamla birlikte bitkindi ama jine de kovalajarak ɡet͡ʃti. Old-Testament-Isaiah-059-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir insanın olmadığını gördü, aracılık edecek birinin de olmamasına şaştı. Bu yüzden kendi kolu ona kurtuluş getirdi; doğruluğu kendisine destek oldu.|hit͡ʃbir insanin olmadiɡini ɡorduʔ arat͡ʃilik edet͡ʃek birinin de olmamasina sasti. bu juzden kendi kolu ona kurtulus ɡetirdi; doɡruluɡu kendisine destek oldu. Old-Testament-2-Chronicles-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Mikaya, “Eğer esenlikle dönersen, Yahve benim aracılığımla konuşmamıştır.” dedi. “Ey halk, hepiniz dinleyin!” dedi.|mikajaʔ “eɡer esenlikle donersenʔ jahve benim arat͡ʃiliɡimla konusmamistir.” dedi. “ej halkʔ hepiniz dinlejin!” dedi. Old-Testament-Ezekiel-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Ezekiel-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizin ortasında ağların gerildiği bir yer olacak; çünkü ben söyledim.' diyor Efendi Yahve. 'Uluslar için yağma olacak.|denizin ortasinda aɡlarin ɡerildiɡi bir jer olat͡ʃak; t͡ʃunku ben sojledim.ʔ dijor efendi jahve. ʔuluslar it͡ʃin jaɡma olat͡ʃak. New-Testament-Colossians-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bedenin yeryüzündeki üyelerini -cinsel ahlaksızlığı, pisliği, şehveti, kötü arzuları ve putperestlik olan açgözlülüğü- öldürün.|bu nedenle bedenin jerjuzundeki ujelerini -t͡ʃinsel ahlaksizliɡiʔ pisliɡiʔ sehvetiʔ kotu arzulari ve putperestlik olan at͡ʃɡozluluɡu- oldurun. Old-Testament-Joshua-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ordugâhın ortasından geçin ve halka buyurup deyin, 'Yiyecek hazırlayın; çünkü üç gün içinde Tanrınız Yahve'nin size vermekte olduğu diyarı mülk olarak almak için bu Yarden'i geçeceksiniz.'”\"|\"\"\"orduɡahin ortasindan ɡet͡ʃin ve halka bujurup dejinʔ ʔjijet͡ʃek hazirlajin; t͡ʃunku ut͡ʃ ɡun it͡ʃinde tanriniz jahveʔnin size vermekte olduɡu dijari mulk olarak almak it͡ʃin bu jardenʔi ɡet͡ʃet͡ʃeksiniz.ʔ”\" Old-Testament-Deuteronomy-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ulusların kentlerinden olmayan senden çok uzakta olan bütün kentlere böyle yapacaksın.|bu uluslarin kentlerinden olmajan senden t͡ʃok uzakta olan butun kentlere bojle japat͡ʃaksin. Old-Testament-Psalms-140-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten doğrular senin adına şükredecekler. Doğrular senin huzurunda oturur.|ɡert͡ʃekten doɡrular senin adina sukredet͡ʃekler. doɡrular senin huzurunda oturur. Old-Testament-Joshua-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe o gün şöyle ant içti: 'Üzerinde yürüdüğün diyar kesin olarak daima sana ve çocuklarına miras olacak, çünkü sen tümüyle Tanrım Yahve'nin ardından gittin.'\"\"\"|\"mose o ɡun sojle ant it͡ʃti ʔuzerinde juruduɡun dijar kesin olarak daima sana ve t͡ʃot͡ʃuklarina miras olat͡ʃakʔ t͡ʃunku sen tumujle tanrim jahveʔnin ardindan ɡittin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-049-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Elam'ı düşmanlarının ve hayatlarını arayanların önünde Dehşete düşüreceğim. Onların üzerine kötülük, kızgın öfkemi getireceğim,' diyor Yahve; 've onları tüketinceye kadar arkalarından kılıç göndereceğim.|elamʔi dusmanlarinin ve hajatlarini arajanlarin onunde dehsete dusuret͡ʃeɡim. onlarin uzerine kotulukʔ kizɡin ofkemi ɡetiret͡ʃeɡimʔʔ dijor jahve; ʔve onlari tuketint͡ʃeje kadar arkalarindan kilit͡ʃ ɡonderet͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-133-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon tepelerine inen, Hermon’un çiyi gibidir, çünkü Yahve orada bereketi, sonsuz yaşamı verdi.|sijon tepelerine inenʔ hermon’un t͡ʃiji ɡibidirʔ t͡ʃunku jahve orada bereketiʔ sonsuz jasami verdi. Old-Testament-Psalms-050-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız geliyor ve susmuyor. Önününde ateş yiyip bitiriyor. Çevresi şiddetli fırtınayla kaplı.|tanrimiz ɡelijor ve susmujor. onununde ates jijip bitirijor. t͡ʃevresi siddetli firtinajla kapli. Old-Testament-Ecclesiastes-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyruğu tutan zarar görmez ve bilge yüreği zamanı ve yöntemi bilir.|bujruɡu tutan zarar ɡormez ve bilɡe jureɡi zamani ve jontemi bilir. Old-Testament-Job-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama beni halka alay konusu etti. Yüzüme tükürüyorlar.|“ama beni halka alaj konusu etti. juzume tukurujorlar. Old-Testament-Leviticus-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin parmağını kana batıracak ve onu Yahve'nin önünde, perdenin önünde yedi kez serpecek.|kahin parmaɡini kana batirat͡ʃak ve onu jahveʔnin onundeʔ perdenin onunde jedi kez serpet͡ʃek. Old-Testament-Deuteronomy-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kutsal konutundan, gökten aşağıya bak ve halkın İsrael'i ve atalarımıza ant içerek bize verdiğin diyarı, süt ve bal akan diyarı kutsa.\"\"\"|\"kutsal konutundanʔ ɡokten asaɡija bak ve halkin israelʔi ve atalarimiza ant it͡ʃerek bize verdiɡin dijariʔ sut ve bal akan dijari kutsa.\"\"\" New-Testament-Romans-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Yasa’ya bağlı olanlar mirasçı olursa, iman boşa çıkar ve vaat geçersiz sayılır.|eɡer jasa’ja baɡli olanlar mirast͡ʃi olursaʔ iman bosa t͡ʃikar ve vaat ɡet͡ʃersiz sajilir. Old-Testament-Exodus-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, \"\"Onu bugün yiyin\"\" dedi, \"\"Çünkü bugün Yahve için Şabat'dır. Bugün onu kırda bulamayacaksınız.\"|\"moseʔ \"\"onu buɡun jijin\"\" dediʔ \"\"t͡ʃunku buɡun jahve it͡ʃin sabatʔdir. buɡun onu kirda bulamajat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-1-Samuel-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, ‘Filistliler şimdi Gilgal’a kadar üzerime inecekler, ama ben Yahve'nin lütfunu dilememiştim’ dedim. Bu yüzden kendimi zorladım ve yakmalık sunuyu sundum.”|bu juzdenʔ ‘filistliler simdi ɡilɡal’a kadar uzerime inet͡ʃeklerʔ ama ben jahveʔnin lutfunu dilememistim’ dedim. bu juzden kendimi zorladim ve jakmalik sunuju sundum.” New-Testament-Romans-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın Krallığı yiyecek içecek değil, ama doğruluk, esenlik ve Kutsal Ruh’ta sevinçtir.|t͡ʃunku tanri’nin kralliɡi jijet͡ʃek it͡ʃet͡ʃek deɡilʔ ama doɡrulukʔ esenlik ve kutsal ruh’ta sevint͡ʃtir. Old-Testament-Esther-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte Haman kendini tuttu ve evine gitti. Orada dostlarını ve karısı Zereş'i çağırdı.|bununla birlikte haman kendini tuttu ve evine ɡitti. orada dostlarini ve karisi zeresʔi t͡ʃaɡirdi. Old-Testament-Ezekiel-043-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün sunak için kefaret edecekler ve onu temiz kılacaklar. Böylece onu adayacaklar.|jedi ɡun sunak it͡ʃin kefaret edet͡ʃekler ve onu temiz kilat͡ʃaklar. bojlet͡ʃe onu adajat͡ʃaklar. New-Testament-Matthew-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı hileyle tutuklayıp öldürmek için birlikte öğütleştiler.|jesua’ji hilejle tutuklajip oldurmek it͡ʃin birlikte oɡutlestiler. Old-Testament-Genesis-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam Yakov tarladan geldi. Lea onu karşılamaya çıkıp, “Benim yanıma gireceksin” dedi. “Çünkü seni oğlumun adamotuyla gerçekten tuttum.” O gece onunla yattı.|aksam jakov tarladan ɡeldi. lea onu karsilamaja t͡ʃikipʔ “benim janima ɡiret͡ʃeksin” dedi. “t͡ʃunku seni oɡlumun adamotujla ɡert͡ʃekten tuttum.” o ɡet͡ʃe onunla jatti. Old-Testament-2-Kings-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve şöyle diyor, 'İşte, bu yere ve burada oturanlara, Yahuda Kralı'nın okuduğu kitabın bütün sözlerine göre felaket getireceğim.\"|\"\"\"jahve sojle dijorʔ ʔisteʔ bu jere ve burada oturanlaraʔ jahuda kraliʔnin okuduɡu kitabin butun sozlerine ɡore felaket ɡetiret͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Numbers-007-070|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu için bir teke;|ɡunah sunusu it͡ʃin bir teke; Old-Testament-Exodus-038-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıkların yeri olarak tunç ızgaranın dört köşesine dört halka döktü.|siriklarin jeri olarak tunt͡ʃ izɡaranin dort kosesine dort halka doktu. New-Testament-Mark-015-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam oluyordu. O gün Hazırlık Günü, yani Şabat Günü’nden önceki gündü.|aksam olujordu. o ɡun hazirlik ɡunuʔ jani sabat ɡunu’nden ont͡ʃeki ɡundu. New-Testament-Matthew-024-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle siz de hazır olun! Çünkü İnsanoğlu beklemediğiniz bir saatte gelecektir.”|bu nedenle siz de hazir olun! t͡ʃunku insanoɡlu beklemediɡiniz bir saatte ɡelet͡ʃektir.” New-Testament-John-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Mariyam’ın ve onunla gelen Yahudiler’in ağladığını görünce, ruhunda inledi ve sıkıntı çekti.|jesuaʔ marijam’in ve onunla ɡelen jahudiler’in aɡladiɡini ɡorunt͡ʃeʔ ruhunda inledi ve sikinti t͡ʃekti. New-Testament-Romans-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bedenimin üyelerinde farklı bir yasa görüyorum. Aklımın yasasına karşı savaşıyor ve beni bedenimin üyelerindeki günah yasasına tutsak ediyor.|ama bedenimin ujelerinde farkli bir jasa ɡorujorum. aklimin jasasina karsi savasijor ve beni bedenimin ujelerindeki ɡunah jasasina tutsak edijor. Old-Testament-2-Chronicles-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahuda ve Yeruşalem'in her adamı, Yehoşafat önlerinde olmak üzere, sevinçle Yeruşalem'e döndüler; çünkü Yahve onlara düşmanları üzerinde sevinç vermişti.|o zaman jahuda ve jerusalemʔin her adamiʔ jehosafat onlerinde olmak uzereʔ sevint͡ʃle jerusalemʔe donduler; t͡ʃunku jahve onlara dusmanlari uzerinde sevint͡ʃ vermisti. Old-Testament-Isaiah-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulların ilk doğanları yiyecek, muhtaçlar güvenlik içinde yatacak; senin kökünü de kıtlıkla öldüreceğim, artakalanın da öldürülecek.|joksullarin ilk doɡanlari jijet͡ʃekʔ muhtat͡ʃlar ɡuvenlik it͡ʃinde jatat͡ʃak; senin kokunu de kitlikla olduret͡ʃeɡimʔ artakalanin da oldurulet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-072-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun yüce adına sonsuza dek övgüler olsun! Bütün yeryüzü O’nun yüceliğiyle dolsun! Amin ve amin.|oʔnun jut͡ʃe adina sonsuza dek ovɡuler olsun! butun jerjuzu o’nun jut͡ʃeliɡijle dolsun! amin ve amin. Old-Testament-Numbers-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'la konuş ve ona söyle: 'Kandilleri yaktığında, yedi kandil şamdanın önüne ışık verecek.'\"\"\"|\"\"\"aronʔla konus ve ona sojle ʔkandilleri jaktiɡindaʔ jedi kandil samdanin onune isik veret͡ʃek.ʔ\"\"\" Old-Testament-Numbers-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Edom mülk olacak. İsrael yiğitçe bunu yaparken, düşmanı Seir de mülk olacak.|edom mulk olat͡ʃak. israel jiɡitt͡ʃe bunu japarkenʔ dusmani seir de mulk olat͡ʃak. New-Testament-Luke-019-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Gönderilenler gittiler ve Yeşua’nın kendilerine söylediği gibi buldular.|ɡonderilenler ɡittiler ve jesua’nin kendilerine sojlediɡi ɡibi buldular. Old-Testament-Ezekiel-040-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni kuzey kapısına getirdi ve onu ölçtü, bu ölçülere göreydi:|beni kuzej kapisina ɡetirdi ve onu olt͡ʃtuʔ bu olt͡ʃulere ɡorejdi Old-Testament-Exodus-039-012|und|SPEAKER_00_Turkish|üçüncü sırada gökyakut, agat ve ametist;|ut͡ʃunt͡ʃu sirada ɡokjakutʔ aɡat ve ametist; Old-Testament-Numbers-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, yaptıkları hizmete, Buluşma Çadırı hizmetine karşılık, İsrael'deki tüm ondalığı miras olarak Levi çocuklarına verdim.|“isteʔ japtiklari hizmeteʔ bulusma t͡ʃadiri hizmetine karsilikʔ israelʔdeki tum ondaliɡi miras olarak levi t͡ʃot͡ʃuklarina verdim. Old-Testament-Ezekiel-047-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve balıkçılar onun yanında duracaklar. En Gedi'den En Eglaim'e kadar ağların yayılacağı bir yer olacak. Balıkları büyük denizin balıkları gibi, türlerine göre çok olacak.|ve balikt͡ʃilar onun janinda durat͡ʃaklar. en ɡediʔden en eɡlaimʔe kadar aɡlarin jajilat͡ʃaɡi bir jer olat͡ʃak. baliklari bujuk denizin baliklari ɡibiʔ turlerine ɡore t͡ʃok olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-031-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Keten giysiler yapar ve satar, tüccara kuşaklar teslim eder.|keten ɡijsiler japar ve satarʔ tut͡ʃt͡ʃara kusaklar teslim eder. Old-Testament-Exodus-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe onlara, \"\"Sabaha kadar kimse ondan bırakmasın\"\" dedi.\"|\"mose onlaraʔ \"\"sabaha kadar kimse ondan birakmasin\"\" dedi.\" Old-Testament-Judges-009-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek ve yanındaki halk geceleyin kalktılar ve dört bölük halinde Şekem'e karşı pusuda yattılar.|avimelek ve janindaki halk ɡet͡ʃelejin kalktilar ve dort boluk halinde sekemʔe karsi pusuda jattilar. Old-Testament-Amos-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Efendi Yahve bana gösterdi: İşte, Efendi Yahve yargılamak için ateşi çağırdı; ve ateş büyük derinliği kuruttu ve ülkeyi yutacaktı.|bojlet͡ʃe efendi jahve bana ɡosterdi isteʔ efendi jahve jarɡilamak it͡ʃin atesi t͡ʃaɡirdi; ve ates bujuk derinliɡi kuruttu ve ulkeji jutat͡ʃakti. Old-Testament-1-Kings-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev boyunca, her biri beş arşın yüksekliğinde katlar yaptı; ve sedir keresteleriyle evin üzerine oturdular.|ev bojunt͡ʃaʔ her biri bes arsin juksekliɡinde katlar japti; ve sedir kerestelerijle evin uzerine oturdular. Old-Testament-Judges-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|(çünkü babam sizin için savaştı, canını tehlikeye attı ve sizi Midyan'ın elinden kurtardı;|(t͡ʃunku babam sizin it͡ʃin savastiʔ t͡ʃanini tehlikeje atti ve sizi midjanʔin elinden kurtardi; Old-Testament-Psalms-104-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşüncem O’na hoş görünsün. Ben Yahve ile sevineceğim.|dusunt͡ʃem o’na hos ɡorunsun. ben jahve ile sevinet͡ʃeɡim. Old-Testament-Exodus-037-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruvlar kanatları yukarıya doğru açık, yüzleri birbirine dönük şekilde Merhamet Örtüsü'nü kanatlarıyla örtüyorlardı. Keruvlar'ın yüzleri Merhamet Örtüsü'ne doğruydu.|keruvlar kanatlari jukarija doɡru at͡ʃikʔ juzleri birbirine donuk sekilde merhamet ortusuʔnu kanatlarijla ortujorlardi. keruvlarʔin juzleri merhamet ortusuʔne doɡrujdu. New-Testament-Luke-018-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrı’nın Krallığı'nı küçük bir çocuk gibi kabul etmeyen, ona asla girmeyecektir.”|size doɡrusunu sojlejejimʔ tanri’nin kralliɡiʔni kut͡ʃuk bir t͡ʃot͡ʃuk ɡibi kabul etmejenʔ ona asla ɡirmejet͡ʃektir.” Old-Testament-Ezekiel-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jine jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Psalms-072-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Canlarını baskı ve şiddetten kurtarır. Gözünde onların kanı değerlidir.|t͡ʃanlarini baski ve siddetten kurtarir. ɡozunde onlarin kani deɡerlidir. Old-Testament-Deuteronomy-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve Horev'de bizimle bir antlaşma yaptı.|tanrimiz jahve horevʔde bizimle bir antlasma japti. New-Testament-Luke-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onların imanını görünce, “Ey adam, günahların bağışlandı” dedi.|jesua onlarin imanini ɡorunt͡ʃeʔ “ej adamʔ ɡunahlarin baɡislandi” dedi. Old-Testament-Job-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer elinde kötülük varsa, onu uzaklaştır, çadırlarında haksızlığın barınmasın;|eɡer elinde kotuluk varsaʔ onu uzaklastirʔ t͡ʃadirlarinda haksizliɡin barinmasin; Old-Testament-1-Chronicles-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bela'nın oğulları vardı: Addar, Gera, Avihud,|belaʔnin oɡullari vardi addarʔ ɡeraʔ avihudʔ Old-Testament-Deuteronomy-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kenti uzun süre kuşatıp onu almak için savaşırken, ağaçları balta kullanıp yok etmeyeceksin; çünkü onlardan yiyebilirsin. Onları kesmeyeceksin, çünkü kırın ağacı insan mıdır ki, senin tarafından kuşatılsın?|bir kenti uzun sure kusatip onu almak it͡ʃin savasirkenʔ aɡat͡ʃlari balta kullanip jok etmejet͡ʃeksin; t͡ʃunku onlardan jijebilirsin. onlari kesmejet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku kirin aɡat͡ʃi insan midir kiʔ senin tarafindan kusatilsin? Old-Testament-2-Samuel-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz kardeşlerimsiniz. Siz benim kemiğim ve etimsiniz. Öyleyse kralı geri getirmekte neden en sonuncu siz oldunuz?'|siz kardeslerimsiniz. siz benim kemiɡim ve etimsiniz. ojlejse krali ɡeri ɡetirmekte neden en sonunt͡ʃu siz oldunuz?ʔ Old-Testament-Psalms-136-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlü kralları öldürene, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|ɡut͡ʃlu krallari oldureneʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-Matthew-025-034|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral sağındakilere, ‘Gelin, Babam’ın kutsadıkları, dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan krallığı miras alın.|o zaman kral saɡindakilereʔ ‘ɡelinʔ babam’in kutsadiklariʔ dunja kurulduɡundan beri sizin it͡ʃin hazirlanmis olan kralliɡi miras alin. New-Testament-Colossians-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi kutsalların ışıktaki mirasına ortak olmaya uygun kılan Baba’ya şükretmeniz için dua ediyoruz.|bizi kutsallarin isiktaki mirasina ortak olmaja ujɡun kilan baba’ja sukretmeniz it͡ʃin dua edijoruz. Old-Testament-2-Kings-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz atalarıyla uyudu ve atalarının yanına David'in kentinde gömüldü. Yerine oğlu Hizkiya kral oldu.|ahaz atalarijla ujudu ve atalarinin janina davidʔin kentinde ɡomuldu. jerine oɡlu hizkija kral oldu. New-Testament-Matthew-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu sözleri bitirince, Galile’den ayrıldı ve Yarden ötesinde Yahudiye sınırlarına geldi.|jesua bu sozleri bitirint͡ʃeʔ ɡalile’den ajrildi ve jarden otesinde jahudije sinirlarina ɡeldi. Old-Testament-Deuteronomy-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|onu utanç verici şeylerle suçlar, adını kötülerse ve “Bu kadını aldım ve yanına yaklaştığımda onda bekaret nişanları bulmadım” derse;|onu utant͡ʃ verit͡ʃi sejlerle sut͡ʃlarʔ adini kotulerse ve “bu kadini aldim ve janina jaklastiɡimda onda bekaret nisanlari bulmadim” derse; Old-Testament-2-Kings-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Etiyopya Kralı Tirhaka için, \"\"İşte, sana karşı savaşmaya çıktı\"\" dendiğini duyunca, Hizkiya’ya yine haberciler gönderip şöyle dedi:\"|\"etijopja krali tirhaka it͡ʃinʔ \"\"isteʔ sana karsi savasmaja t͡ʃikti\"\" dendiɡini dujunt͡ʃaʔ hizkija’ja jine habert͡ʃiler ɡonderip sojle dedi\" Old-Testament-Jonah-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra ona, “Lütfen söyle, başımıza gelen bu bela kimin yüzünden? Sen ne iş yaparsın? Nereden geliyorsun? Ülken neresi? Hangi halktansın?” diye sordular.|sonra onaʔ “lutfen sojleʔ basimiza ɡelen bu bela kimin juzunden? sen ne is japarsin? nereden ɡelijorsun? ulken neresi? hanɡi halktansin?” dije sordular. Old-Testament-Isaiah-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Nil kıyısındaki, Nil yanındaki çayırlar ve Nil'in bütün ekili tarlaları kuruyacak, atılıp yok olacaklar.|nil kijisindakiʔ nil janindaki t͡ʃajirlar ve nilʔin butun ekili tarlalari kurujat͡ʃakʔ atilip jok olat͡ʃaklar. New-Testament-Acts-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun gelişinden önce, Yuhanna İsrael'e, tövbe vaftizini vaaz etmişti.|oʔnun ɡelisinden ont͡ʃeʔ juhanna israelʔeʔ tovbe vaftizini vaaz etmisti. Old-Testament-Genesis-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, ‘Kendisi benim kız kardeşimdir’ demedi mi? Kadın kendisi de, ‘O benim kardeşim’ dedi. Bunu temiz vicdanla, suçsuz ellerle yaptım” dedi.|banaʔ ‘kendisi benim kiz kardesimdir’ demedi mi? kadin kendisi deʔ ‘o benim kardesim’ dedi. bunu temiz vit͡ʃdanlaʔ sut͡ʃsuz ellerle japtim” dedi. Old-Testament-Ezekiel-037-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ruhumu içinize koyacağım, ve yaşayacaksınız. O zaman sizi kendi ülkenize yerleştireceğim; ve bunu ben, Yahve'nin söylediğini ve gerçekleştirdiğini bileceksiniz.\"\" diyor Yahve.'\"\"\"|\"ruhumu it͡ʃinize kojat͡ʃaɡimʔ ve jasajat͡ʃaksiniz. o zaman sizi kendi ulkenize jerlestiret͡ʃeɡim; ve bunu benʔ jahveʔnin sojlediɡini ve ɡert͡ʃeklestirdiɡini bilet͡ʃeksiniz.\"\" dijor jahve.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Kings-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Ravşake geri döndü ve Aşur Kralı'nın Livna’ya karşı savaşır buldu; çünkü onun Lakiş’ten ayrıldığını duymuştu.|bojlet͡ʃe ravsake ɡeri dondu ve asur kraliʔnin livna’ja karsi savasir buldu; t͡ʃunku onun lakis’ten ajrildiɡini dujmustu. New-Testament-1-Corinthians-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü herkesten özgür olduğum halde, daha çok insan kazanayım diye, kendimi herkese köle ettim.|t͡ʃunku herkesten ozɡur olduɡum haldeʔ daha t͡ʃok insan kazanajim dijeʔ kendimi herkese kole ettim. New-Testament-John-021-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Ben gelinceye dek onun kalmasını istiyorsam, bundan sana ne?” dedi. “Sen ardımdan gel.”|jesua onaʔ “ben ɡelint͡ʃeje dek onun kalmasini istijorsamʔ bundan sana ne?” dedi. “sen ardimdan ɡel.” Old-Testament-Job-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İçlerindeki çadır ipleri çekilip alınmıyor mu? Ölüyorlar, ama bilgelik olmadan.'\"\"\"|\"it͡ʃlerindeki t͡ʃadir ipleri t͡ʃekilip alinmijor mu? olujorlarʔ ama bilɡelik olmadan.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüksek sesle, bağırarak, borularla ve zurnalarla Yahve'ye ant içtiler.|juksek sesleʔ baɡirarakʔ borularla ve zurnalarla jahveʔje ant it͡ʃtiler. Old-Testament-Job-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bu üç adam İyov'a yanıt vermekten vazgeçtiler, çünkü o kendi gözünde doğruydu.|bojlet͡ʃe bu ut͡ʃ adam ijovʔa janit vermekten vazɡet͡ʃtilerʔ t͡ʃunku o kendi ɡozunde doɡrujdu. Old-Testament-2-Chronicles-031-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın evinin hizmetinde, yasada ve buyruklarda, Tanrısını aramak için başladığı her işte, onu bütün yüreğiyle yaptı ve başarılı oldu.|tanriʔnin evinin hizmetindeʔ jasada ve bujruklardaʔ tanrisini aramak it͡ʃin basladiɡi her isteʔ onu butun jureɡijle japti ve basarili oldu. New-Testament-Acts-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine, tanıklık edip Efendi’nin sözünü duyurduktan sonra, Yeruşalem’e döndüler. Samariya’nın birçok köyünde Müjde’yi duyurdular.|bunun uzerineʔ taniklik edip efendi’nin sozunu dujurduktan sonraʔ jerusalem’e donduler. samarija’nin birt͡ʃok kojunde muʒde’ji dujurdular. Old-Testament-Job-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman konuşurdum ve O'ndan korkmazdım; çünkü böyle ben kendimde değilim.\"\"\"|\"o zaman konusurdum ve oʔndan korkmazdim; t͡ʃunku bojle ben kendimde deɡilim.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan altı yüz şekel gümüşe bir savaş arabası, yüz elli şekel gümüşe bir at getirildi. Böylece bunları Hititler'in ve Suriye krallarının hepsine, dışa satılırdı.|misirʔdan alti juz sekel ɡumuse bir savas arabasiʔ juz elli sekel ɡumuse bir at ɡetirildi. bojlet͡ʃe bunlari hititlerʔin ve surije krallarinin hepsineʔ disa satilirdi. New-Testament-Revelation-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Galip gelen beyaz giysiler giyecek ve onun adını yaşam kitabından hiçbir şekilde silmeyeceğim. Adını Babam’ın ve meleklerinin önünde açıkça dile getireceğim.|ɡalip ɡelen bejaz ɡijsiler ɡijet͡ʃek ve onun adini jasam kitabindan hit͡ʃbir sekilde silmejet͡ʃeɡim. adini babam’in ve meleklerinin onunde at͡ʃikt͡ʃa dile ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Chronicles-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Babaları onlara Yahuda'da surlu kentlerle birlikte gümüşten, altından ve değerli şeylerden büyük armağanlar verdi; ama krallığı Yehoram'a verdi, çünkü o ilk doğandı.|babalari onlara jahudaʔda surlu kentlerle birlikte ɡumustenʔ altindan ve deɡerli sejlerden bujuk armaɡanlar verdi; ama kralliɡi jehoramʔa verdiʔ t͡ʃunku o ilk doɡandi. New-Testament-Romans-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabır ve cesaret Tanrısı, Mesih Yeşua’ya göre birbirinizle aynı düşüncede olmanızı sağlasın.|sabir ve t͡ʃesaret tanrisiʔ mesih jesua’ja ɡore birbirinizle ajni dusunt͡ʃede olmanizi saɡlasin. Old-Testament-1-Kings-018-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Odunları dizdi, boğayı parçalara kesti ve odunların üzerine koydu. “Dört testiyi suyla doldurup yakmalık sunu ve odunların üzerine dökün” dedi.|odunlari dizdiʔ boɡaji part͡ʃalara kesti ve odunlarin uzerine kojdu. “dort testiji sujla doldurup jakmalik sunu ve odunlarin uzerine dokun” dedi. New-Testament-Luke-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, arkadaşı olduğu için kalkıp ona istediğini vermese bile, adamın ısrarcılığından ötürü kalkar, ihtiyacı neyse ona verecektir.”|size sunu sojlejejimʔ arkadasi olduɡu it͡ʃin kalkip ona istediɡini vermese bileʔ adamin isrart͡ʃiliɡindan oturu kalkarʔ ihtijat͡ʃi nejse ona veret͡ʃektir.” Old-Testament-Jeremiah-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben bu peygamberleri göndermedim, yine de onlar koştular. Onlara söylemedim, yine de onlar peygamberlik ettiler.|ben bu pejɡamberleri ɡondermedimʔ jine de onlar kostular. onlara sojlemedimʔ jine de onlar pejɡamberlik ettiler. Old-Testament-1-Samuel-026-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Avner'e, \"\"Sen erkek değil misin?\"\" dedi. \"\"İsrael'de senin gibi kim var? O halde neden efendin krala bekçilik etmedin? Çünkü halktan biri efendin kralı yok etmek için geldi.\"|\"david avnerʔeʔ \"\"sen erkek deɡil misin?\"\" dedi. \"\"israelʔde senin ɡibi kim var? o halde neden efendin krala bekt͡ʃilik etmedin? t͡ʃunku halktan biri efendin krali jok etmek it͡ʃin ɡeldi.\" Old-Testament-2-Samuel-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Şaalbonlu Elyahba, Yaşenoğulları, Yonatan,|saalbonlu eljahbaʔ jasenoɡullariʔ jonatanʔ New-Testament-Luke-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayatını kurtarmak isteyen onu yitirecek, ama kim hayatını benim uğruma yitirirse onu kurtaracaktır.|hajatini kurtarmak istejen onu jitiret͡ʃekʔ ama kim hajatini benim uɡruma jitirirse onu kurtarat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ertesi gün Paşhur, Yeremya'yı tomruktan çıkardı. O zaman Yeremya ona, \"\"Yahve senin adını Paşhur değil, Magormissabib koydu.\"\" dedi.\"|\"ertesi ɡun pashurʔ jeremjaʔji tomruktan t͡ʃikardi. o zaman jeremja onaʔ \"\"jahve senin adini pashur deɡilʔ maɡormissabib kojdu.\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-035-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama çadırlarda yaşadık, itaat ettik ve atamız Yonadav'ın bize buyurduğu her şeye göre yaptık.|ama t͡ʃadirlarda jasadikʔ itaat ettik ve atamiz jonadavʔin bize bujurduɡu her seje ɡore japtik. Old-Testament-1-Samuel-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, \"\"Şimdi dinle, ey Ahituv oğlu!\"\" dedi. O, \"\"İşte buradayım, efendim!\"\" diye yanıt verdi.\"|\"saulʔ \"\"simdi dinleʔ ej ahituv oɡlu!\"\" dedi. oʔ \"\"iste buradajimʔ efendim!\"\" dije janit verdi.\" Old-Testament-Nehemiah-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstelik Yahuda diyarında vali olarak atandığım zamandan, Kral Artahşasta'nın yirminci yılından otuz ikinci yılına kadar, on iki yıl, ben ve kardeşlerim vali ekmeğini yemedik.|ustelik jahuda dijarinda vali olarak atandiɡim zamandanʔ kral artahsastaʔnin jirmint͡ʃi jilindan otuz ikint͡ʃi jilina kadarʔ on iki jilʔ ben ve kardeslerim vali ekmeɡini jemedik. New-Testament-Mark-015-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı vakit olunca, dokuzuncu vakte kadar bütün ülke üzerine karanlık çöktü.|altint͡ʃi vakit olunt͡ʃaʔ dokuzunt͡ʃu vakte kadar butun ulke uzerine karanlik t͡ʃoktu. New-Testament-Luke-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe’nin Yasası’na göre arınma günleri dolunca, Yosef’le Mariyam çocuğu Efendi’ye sunmak için Yeruşalem’e,|mose’nin jasasi’na ɡore arinma ɡunleri dolunt͡ʃaʔ josef’le marijam t͡ʃot͡ʃuɡu efendi’je sunmak it͡ʃin jerusalem’eʔ Old-Testament-1-Kings-001-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kâhin Sadok, Peygamber Natan, Yehoyada oğlu Benaya, Keretililer ve Peletliler inip Solomon'u Kral David'in katırına bindirdiler ve Gihon'a getirdiler.|bojlet͡ʃe kahin sadokʔ pejɡamber natanʔ jehojada oɡlu benajaʔ keretililer ve peletliler inip solomonʔu kral davidʔin katirina bindirdiler ve ɡihonʔa ɡetirdiler. New-Testament-Acts-010-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama her ulusta kendisinden korkan ve doğru olanı yapan O'nun tarafından kabul görür.|ama her ulusta kendisinden korkan ve doɡru olani japan oʔnun tarafindan kabul ɡorur. Old-Testament-Exodus-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle şimdi gel, halkım İsrael'in çocuklarını Mısır'dan çıkarman için seni Firavun'a göndereyim.\"\"\"|\"bu nedenle simdi ɡelʔ halkim israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini misirʔdan t͡ʃikarman it͡ʃin seni firavunʔa ɡonderejim.\"\"\" New-Testament-Luke-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Gönderilenler eve döndüklerinde hasta olan hizmetkârı iyileşmiş buldular.|ɡonderilenler eve donduklerinde hasta olan hizmetkari ijilesmis buldular. Old-Testament-Deuteronomy-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, eğer ondan hoşlanmazsan, onu istediği yere bırakacaksın; ama onu para karşılığında kesinlikle satmayacaksın. Ona köle muamelesi yapmayacaksın, çünkü onu alçalttın.|ojle olat͡ʃak kiʔ eɡer ondan hoslanmazsanʔ onu istediɡi jere birakat͡ʃaksin; ama onu para karsiliɡinda kesinlikle satmajat͡ʃaksin. ona kole muamelesi japmajat͡ʃaksinʔ t͡ʃunku onu alt͡ʃalttin. New-Testament-Romans-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazılarının bizi karalayarak, söylediğimizi iddia ettiği gibi niçin, “Kötülük yapalım da bundan iyilik çıksın” demeyelim? Bunu söyleyenler haklı olarak yargılanacaklar.|bazilarinin bizi karalajarakʔ sojlediɡimizi iddia ettiɡi ɡibi nit͡ʃinʔ “kotuluk japalim da bundan ijilik t͡ʃiksin” demejelim? bunu sojlejenler hakli olarak jarɡilanat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Kings-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önünde olan tunç sunağı evin önünden, kendi sunağıyla Yahve'nin evi arasından getirdi ve onu kendi sunağının kuzey tarafına koydu.|jahveʔnin onunde olan tunt͡ʃ sunaɡi evin onundenʔ kendi sunaɡijla jahveʔnin evi arasindan ɡetirdi ve onu kendi sunaɡinin kuzej tarafina kojdu. Old-Testament-2-Kings-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoaş, Yehu'nun yedinci yılında hükmetmeye başladı ve Yeruşalem'de kırk yıl hükmetti. Annesinin adı Beerşeva'lı Sivya'ydı.|jehoasʔ jehuʔnun jedint͡ʃi jilinda hukmetmeje basladi ve jerusalemʔde kirk jil hukmetti. annesinin adi beersevaʔli sivjaʔjdi. Old-Testament-1-Samuel-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle oldu ki, Samuel'den ayrılmak için sırtını döndüğünde, Tanrı ona başka bir yürek verdi; bütün bu belirtiler de o gün gerçekleşti.|ojle oldu kiʔ samuelʔden ajrilmak it͡ʃin sirtini donduɡundeʔ tanri ona baska bir jurek verdi; butun bu belirtiler de o ɡun ɡert͡ʃeklesti. Old-Testament-Judges-009-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek ve beraberindekiler ileri hücum ettiler ve kent kapısının girişinde durdular; iki bölük de kırda olanların üzerine hücum edip onları vurdular.|avimelek ve beraberindekiler ileri hut͡ʃum ettiler ve kent kapisinin ɡirisinde durdular; iki boluk de kirda olanlarin uzerine hut͡ʃum edip onlari vurdular. New-Testament-Mark-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı tutmaya çalıştılarsa da kalabalıktan korktular. Çünkü bu benzetmeyi kendilerine karşı söylemiş olduğunu anlamışlardı. O’nu bırakıp gittiler.|jesua’ji tutmaja t͡ʃalistilarsa da kalabaliktan korktular. t͡ʃunku bu benzetmeji kendilerine karsi sojlemis olduɡunu anlamislardi. o’nu birakip ɡittiler. New-Testament-Revelation-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın buyruklarını ve Yeşua’nın imanını tutan kutsalların sabrı işte buradadır.”|tanri’nin bujruklarini ve jesua’nin imanini tutan kutsallarin sabri iste buradadir.” New-Testament-Matthew-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrenciler hayret içinde kaldılar. “Bu nasıl bir adam ki, rüzgâr da deniz de O’na itaat ediyor?” dediler.|oɡrent͡ʃiler hajret it͡ʃinde kaldilar. “bu nasil bir adam kiʔ ruzɡar da deniz de o’na itaat edijor?” dediler. Old-Testament-Job-033-030|und|SPEAKER_00_Turkish|canını çukurdan çıkarmak için, yaşayanların ışığıyla aydınlansın diye.|t͡ʃanini t͡ʃukurdan t͡ʃikarmak it͡ʃinʔ jasajanlarin isiɡijla ajdinlansin dije. Old-Testament-Joshua-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayin, Rimmon, Eter ve Aşan; köyleriyle birlikte dört kent;|ajinʔ rimmonʔ eter ve asan; kojlerijle birlikte dort kent; Old-Testament-Song-of-Songs-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dişlerin yıkanmaktan çıkmış, yeni kırkılmış bir sürüye benzer. Her birinin ikizi var. Aralarında yavrusuz olan yok.|dislerin jikanmaktan t͡ʃikmisʔ jeni kirkilmis bir suruje benzer. her birinin ikizi var. aralarinda javrusuz olan jok. Old-Testament-Nehemiah-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yeruşalem'e geldim ve Elyaşiv'in Tobiya'ya Tanrı evinin avlularında bir oda hazırlayarak yaptığı kötülüğü anladım.|ve jerusalemʔe ɡeldim ve eljasivʔin tobijaʔja tanri evinin avlularinda bir oda hazirlajarak japtiɡi kotuluɡu anladim. Old-Testament-Numbers-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırların ne kadar güzel, ey Yakov, konutların da, ey İsrael!|t͡ʃadirlarin ne kadar ɡuzelʔ ej jakovʔ konutlarin daʔ ej israel! Old-Testament-1-Chronicles-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İfdeya, Penuel, Şaşak'ın oğulları,|ifdejaʔ penuelʔ sasakʔin oɡullariʔ Old-Testament-Exodus-034-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ülkede yaşayanlarla antlaşma yapma, yoksa onların ilâhlarının peşinden fahişelik ederler, ilâhlarına kurban sunarlar, biri seni çağırır, sen de onun kurbanından yersin;\"|\"\"\"ulkede jasajanlarla antlasma japmaʔ joksa onlarin ilahlarinin pesinden fahiselik ederlerʔ ilahlarina kurban sunarlarʔ biri seni t͡ʃaɡirirʔ sen de onun kurbanindan jersin;\" Old-Testament-1-Samuel-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Korkma, çünkü babam Saul’un eli seni bulamayacak; ve sen İsrael’in üzerine kral olacaksın, ben de senden sonra ikinci olacağım; babam Saul da bunu biliyor” dedi.|onaʔ “korkmaʔ t͡ʃunku babam saul’un eli seni bulamajat͡ʃak; ve sen israel’in uzerine kral olat͡ʃaksinʔ ben de senden sonra ikint͡ʃi olat͡ʃaɡim; babam saul da bunu bilijor” dedi. Old-Testament-Proverbs-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kibirlinin evini kökünden söker, ama dul kadının sınırlarına dokundurmaz.|jahve kibirlinin evini kokunden sokerʔ ama dul kadinin sinirlarina dokundurmaz. New-Testament-Philippians-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Yeşua’nın adında gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün,|ojle kiʔ jesua’nin adinda ɡoktekiʔ jerdeki ve jer altindakilerin hepsi diz t͡ʃoksunʔ Old-Testament-Job-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğün büyük değil mi? Ve suçlarının sonu yok.|kotuluɡun bujuk deɡil mi? ve sut͡ʃlarinin sonu jok. New-Testament-Acts-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus’u Yeruşalem’e göndermesi için ondan yardım istediler. Yolda onu öldürmek için düzen kurdular.|pavlus’u jerusalem’e ɡondermesi it͡ʃin ondan jardim istediler. jolda onu oldurmek it͡ʃin duzen kurdular. New-Testament-Revelation-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Senin işlerini, sıkıntını ve yoksulluğunu biliyorum. Yine de zenginsin! Yahudi olduklarını söyleyen, ama Yahudi değil de Şeytan’ın havrası olanların sövgülerini biliyorum.|“senin isleriniʔ sikintini ve joksulluɡunu bilijorum. jine de zenɡinsin! jahudi olduklarini sojlejenʔ ama jahudi deɡil de sejtan’in havrasi olanlarin sovɡulerini bilijorum. Old-Testament-Ezekiel-034-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sizler benim koyunlarım, otlağımın koyunları, insansınız, ben de sizin Tanrınız'ım.' diyor Efendi Yahve.\"\"\"|\"sizler benim kojunlarimʔ otlaɡimin kojunlariʔ insansinizʔ ben de sizin tanrinizʔim.ʔ dijor efendi jahve.\"\"\" New-Testament-Matthew-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler de böylece dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve fesatla dolusunuz.”|sizler de bojlet͡ʃe distan insanlara doɡru ɡorunursunuzʔ ama it͡ʃte ikijuzluluk ve fesatla dolusunuz.” Old-Testament-1-Chronicles-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Köylerindeki kardeşleri, zaman zaman onlarla birlikte olmak için her yedi günde bir gelirlerdi.|kojlerindeki kardesleriʔ zaman zaman onlarla birlikte olmak it͡ʃin her jedi ɡunde bir ɡelirlerdi. Old-Testament-Proverbs-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|fırtına gibi bela sizi yakaladığında, felaket kasırga gibi üzerinize geldiğinde, sıkıntı ve endişe üzerinize indiğinde, sizinle alay edeceğim.|firtina ɡibi bela sizi jakaladiɡindaʔ felaket kasirɡa ɡibi uzerinize ɡeldiɡindeʔ sikinti ve endise uzerinize indiɡindeʔ sizinle alaj edet͡ʃeɡim. New-Testament-John-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir şekilde bir yabancının ardından gitmezler, ondan kaçarlar. Çünkü yabancıların sesini tanımazlar.”|hit͡ʃbir sekilde bir jabant͡ʃinin ardindan ɡitmezlerʔ ondan kat͡ʃarlar. t͡ʃunku jabant͡ʃilarin sesini tanimazlar.” Old-Testament-Job-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer çağırmış olsaydım ve bana yanıt vermiş olsaydı, yine de sesime kulak verdi diye inanmazdım.|eɡer t͡ʃaɡirmis olsajdim ve bana janit vermis olsajdiʔ jine de sesime kulak verdi dije inanmazdim. Old-Testament-Genesis-044-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarından kimde bulunursa, öldürülsün, biz de efendimin köleleri oluruz.” dediler.|hizmetkarlarindan kimde bulunursaʔ oldurulsunʔ biz de efendimin koleleri oluruz.” dediler. New-Testament-John-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisine ihanet edecek kişiyi bildiği için, “Hepiniz temiz değilsiniz” demişti.|kendisine ihanet edet͡ʃek kisiji bildiɡi it͡ʃinʔ “hepiniz temiz deɡilsiniz” demisti. Old-Testament-Proverbs-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir öğüdümü istemediler. Bütün uyarılarımı küçümsediler.|hit͡ʃbir oɡudumu istemediler. butun ujarilarimi kut͡ʃumsediler. Old-Testament-Psalms-135-009|und|SPEAKER_00_Turkish|senin orta yerinde, ey Mısır, Firavun'nun ve onun bütün hizmetkârlarının üzerine, belirtiler ve harikalar gönderdi.|senin orta jerindeʔ ej misirʔ firavunʔnun ve onun butun hizmetkarlarinin uzerineʔ belirtiler ve harikalar ɡonderdi. Old-Testament-Isaiah-063-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Vadiye inen hayvanlar gibi, Yahve'nin Ruhu onları dinlendirdi. Böylece kendine görkemli bir ad yapmak için halkına yol gösterdin.|vadije inen hajvanlar ɡibiʔ jahveʔnin ruhu onlari dinlendirdi. bojlet͡ʃe kendine ɡorkemli bir ad japmak it͡ʃin halkina jol ɡosterdin. Old-Testament-Numbers-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve İsrael'in sesini duydu ve Kenanlılar'ı teslim etti; onları ve kentlerini tamamen yok ettiler. O yere Horma adı verildi.|jahve israelʔin sesini dujdu ve kenanlilarʔi teslim etti; onlari ve kentlerini tamamen jok ettiler. o jere horma adi verildi. Old-Testament-1-Chronicles-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz sayıca az, evet, çok az ve orada yabancıyken,|siz sajit͡ʃa azʔ evetʔ t͡ʃok az ve orada jabant͡ʃijkenʔ Old-Testament-Job-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgeleri kendi kurnazlıklarında yakalar; kurnazların öğüdü baş aşağı gider.|bilɡeleri kendi kurnazliklarinda jakalar; kurnazlarin oɡudu bas asaɡi ɡider. New-Testament-Acts-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın kardeşi Yakov’u kılıçla öldürttü.|juhanna’nin kardesi jakov’u kilit͡ʃla oldurttu. Old-Testament-2-Samuel-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|ve David oradan Saul'un kemiklerini ve oğlu Yonatan'ın kemiklerini çıkardı. Asılmış olanların kemiklerini de topladılar.|ve david oradan saulʔun kemiklerini ve oɡlu jonatanʔin kemiklerini t͡ʃikardi. asilmis olanlarin kemiklerini de topladilar. Old-Testament-1-Samuel-030-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine David, kendisi ve yanındaki altı yüz adamla birlikte gidip Besor Çayı'na geldi; geride kalanlar orada kaldı.|bunun uzerine davidʔ kendisi ve janindaki alti juz adamla birlikte ɡidip besor t͡ʃajiʔna ɡeldi; ɡeride kalanlar orada kaldi. New-Testament-1-Corinthians-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın Mesih Yeşua’da size verdiği lütfundan ötürü sizin için her zaman Tanrım’a şükrediyorum.|tanri’nin mesih jesua’da size verdiɡi lutfundan oturu sizin it͡ʃin her zaman tanrim’a sukredijorum. Old-Testament-Deuteronomy-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin seni kutsamasına göre vereceğin elinin gönüllü sunusunun vergisiyle, Tanrın Yahve'ye Haftalar Bayramı'nı tutacaksın.|tanrin jahveʔnin seni kutsamasina ɡore veret͡ʃeɡin elinin ɡonullu sunusunun verɡisijleʔ tanrin jahveʔje haftalar bajramiʔni tutat͡ʃaksin. Old-Testament-Deuteronomy-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama adak adamaktan kaçınırsan, bu senin için günah olmayacaktır.|ama adak adamaktan kat͡ʃinirsanʔ bu senin it͡ʃin ɡunah olmajat͡ʃaktir. New-Testament-Revelation-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Görümde atları ve binicilerini böyle gördüm. Göğüs zırhlarının ateş kırmızısı, gökyakut ve kükürt sarısı olduğunu gördüm. Atların başları aslan başına benziyordu. Ağızlarından ateş, duman ve kükürt fışkırıyordu.|ɡorumde atlari ve binit͡ʃilerini bojle ɡordum. ɡoɡus zirhlarinin ates kirmizisiʔ ɡokjakut ve kukurt sarisi olduɡunu ɡordum. atlarin baslari aslan basina benzijordu. aɡizlarindan atesʔ duman ve kukurt fiskirijordu. Old-Testament-Psalms-078-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları ordugâhlarının ortasına, oturdukları yerlerin çevresine düşürdü.|onlari orduɡahlarinin ortasinaʔ oturduklari jerlerin t͡ʃevresine dusurdu. Old-Testament-Ezekiel-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle onlara de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Bu özdeyişi sona erdireceğim ve İsrael’de bir daha özdeyiş olarak kullanmayacaklar.’” Ama onlara söyle, \"\"'Günler de, her görümün gerçekleşmesi de yakındır.\"|\"bu nedenle onlara deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"bu ozdejisi sona erdiret͡ʃeɡim ve israel’de bir daha ozdejis olarak kullanmajat͡ʃaklar.’” ama onlara sojleʔ \"\"ʔɡunler deʔ her ɡorumun ɡert͡ʃeklesmesi de jakindir.\" Old-Testament-Exodus-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'nin sözüne göre yaptı ve Firavun'un, hizmetkârlarının ve halkının üzerinden sinek sürülerini uzaklaştırdı. Bir tane bile kalmadı.|jahve moseʔnin sozune ɡore japti ve firavunʔunʔ hizmetkarlarinin ve halkinin uzerinden sinek surulerini uzaklastirdi. bir tane bile kalmadi. Old-Testament-Daniel-002-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Senden sonra senden aşağı başka bir krallık çıkacak; ve bütün dünya üzerinde hüküm sürecek olan tunçtan başka üçüncü bir krallık çıkacak.\"|\"\"\"senden sonra senden asaɡi baska bir krallik t͡ʃikat͡ʃak; ve butun dunja uzerinde hukum suret͡ʃek olan tunt͡ʃtan baska ut͡ʃunt͡ʃu bir krallik t͡ʃikat͡ʃak.\" Old-Testament-Isaiah-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve üzerinize derin uyku ruhu döktü ve gözlerinizi kapadı; peygamberlerin ve Görenler'in başlarını örttü.|t͡ʃunku jahve uzerinize derin ujku ruhu doktu ve ɡozlerinizi kapadi; pejɡamberlerin ve ɡorenlerʔin baslarini orttu. Old-Testament-Job-009-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine beni pislik çukuruna daldırırsın. Kendi giysilerim benden nefret eder.|jine beni pislik t͡ʃukuruna daldirirsin. kendi ɡijsilerim benden nefret eder. New-Testament-Romans-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi diyorum ki, Mesih Tanrı'nın gerçeği için sünnetlilerin hizmetkârı oldu, öyle ki atalara verilen vaatleri doğrulasın,|simdi dijorum kiʔ mesih tanriʔnin ɡert͡ʃeɡi it͡ʃin sunnetlilerin hizmetkari olduʔ ojle ki atalara verilen vaatleri doɡrulasinʔ Old-Testament-2-Chronicles-029-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya yakmalık sunuyu sunağın üzerinde sunmalarını buyurdu. Yakmalık sunu başlayınca, borularla, İsrael Kralı David'in çalgılarıyla birlikte, Yahve'nin ezgisi de başladı.|hizkija jakmalik sunuju sunaɡin uzerinde sunmalarini bujurdu. jakmalik sunu baslajint͡ʃaʔ borularlaʔ israel krali davidʔin t͡ʃalɡilarijla birlikteʔ jahveʔnin ezɡisi de basladi. New-Testament-James-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, birbirinizi yermeyin. Kardeşini yeren ya da kardeşini yargılayan, Yasa’yı yermiş ve yargılamış olur. Ama Yasa’yı yargılarsan, Yasa’yı yerine getiren değil, yargıç olursun.|kardeslerʔ birbirinizi jermejin. kardesini jeren ja da kardesini jarɡilajanʔ jasa’ji jermis ve jarɡilamis olur. ama jasa’ji jarɡilarsanʔ jasa’ji jerine ɡetiren deɡilʔ jarɡit͡ʃ olursun. Old-Testament-Psalms-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözüm kederden sönüyor, bütün düşmanlarımdan ötürü yaşlanıyor.|ɡozum kederden sonujorʔ butun dusmanlarimdan oturu jaslanijor. Old-Testament-2-Kings-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Amon'un hizmetkârları ona karşı düzen kurdular ve kralı kendi evinde öldürdüler.|amonʔun hizmetkarlari ona karsi duzen kurdular ve krali kendi evinde oldurduler. Old-Testament-Judges-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde İsrael'de kral yoktu. Herkes kendi gözünde doğru olanı yapardı.|o ɡunlerde israelʔde kral joktu. herkes kendi ɡozunde doɡru olani japardi. New-Testament-Luke-001-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Açları iyi şeylerle doyurdu. Zenginleri boş gönderdi.|at͡ʃlari iji sejlerle dojurdu. zenɡinleri bos ɡonderdi. Old-Testament-Exodus-032-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aron bunu görünce önünde bir sunak yaptı; Aron ilan edip şöyle dedi: \"\"Yarın Yahve'ye bayramdır.\"\"\"|\"aron bunu ɡorunt͡ʃe onunde bir sunak japti; aron ilan edip sojle dedi \"\"jarin jahveʔje bajramdir.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biri bir şey bildiğini sanıyorsa, henüz bilmesi gerektiği gibi bilmiyor demektir.|ama biri bir sej bildiɡini sanijorsaʔ henuz bilmesi ɡerektiɡi ɡibi bilmijor demektir. New-Testament-Mark-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kendi hakkında kimseye söz etmemelerini buyurdu.|jesua kendi hakkinda kimseje soz etmemelerini bujurdu. Old-Testament-Isaiah-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeniz ıssız. Kentleriniz ateşle yanmış. Yabancılar önünüzde ülkenizi yiyip bitiriyor, ıssız bırakılmış, yabancılar tarafından yıkılmış sanki.|ulkeniz issiz. kentleriniz atesle janmis. jabant͡ʃilar onunuzde ulkenizi jijip bitirijorʔ issiz birakilmisʔ jabant͡ʃilar tarafindan jikilmis sanki. New-Testament-John-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kendim hakkında tanıklık edersem, tanıklığım geçerli olmaz.|“kendim hakkinda taniklik edersemʔ tanikliɡim ɡet͡ʃerli olmaz. Old-Testament-Genesis-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Şit'in de bir oğlu oldu, adını Enoş koydu. O zaman insanlar Yahve’yi adıyla çağırmaya başladılar.|sitʔin de bir oɡlu olduʔ adini enos kojdu. o zaman insanlar jahve’ji adijla t͡ʃaɡirmaja basladilar. Old-Testament-1-Chronicles-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yaves, İsrael'in Tanrısı'na feryat edip, \"\"Keşke beni gerçekten kutsasan ve sınırımı genişletsen! Elin benimle olsun ve acı çekmeyeyim diye beni kötülükten koru!\"\" dedi. Tanrı ona istediğini verdi.\"|\"javesʔ israelʔin tanrisiʔna ferjat edipʔ \"\"keske beni ɡert͡ʃekten kutsasan ve sinirimi ɡenisletsen! elin benimle olsun ve at͡ʃi t͡ʃekmejejim dije beni kotulukten koru!\"\" dedi. tanri ona istediɡini verdi.\" Old-Testament-Psalms-139-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni arkadan ve önden kuşattın. Elini üzerime koydun.|beni arkadan ve onden kusattin. elini uzerime kojdun. Old-Testament-Psalms-060-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’yla yiğitlik ederiz, çünkü düşmanlarımızı ezecek olan O’dur.|tanri’jla jiɡitlik ederizʔ t͡ʃunku dusmanlarimizi ezet͡ʃek olan o’dur. Old-Testament-Ezekiel-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama içlerinden birkaçını kılıçtan, kıtlıktan, salgın hastalıktan bırakacağım. Ta ki, geldikleri uluslar arasında bütün iğrençliklerini bildirsinler. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.'\"\"\"|\"ama it͡ʃlerinden birkat͡ʃini kilit͡ʃtanʔ kitliktanʔ salɡin hastaliktan birakat͡ʃaɡim. ta kiʔ ɡeldikleri uluslar arasinda butun iɡrent͡ʃliklerini bildirsinler. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-092-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye şükretmek, ey Yüceler Yücesi, adını ilahilerle övmek,|jahve’je sukretmekʔ ej jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔ adini ilahilerle ovmekʔ New-Testament-Matthew-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. Barış değil, kılıç getirmeye geldim.|“jerjuzune baris ɡetirmeje ɡeldiɡimi sanmajin. baris deɡilʔ kilit͡ʃ ɡetirmeje ɡeldim. Old-Testament-Amos-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı Sodom ve Gomora’yı nasıl devirdiyse, sizden bazılarınızı öyle devirdim, ve ateşten çıkarılan yanmış bir odun gibiydiniz; yine de bana dönmediniz” diyor Yahve.|“tanri sodom ve ɡomora’ji nasil devirdijseʔ sizden bazilarinizi ojle devirdimʔ ve atesten t͡ʃikarilan janmis bir odun ɡibijdiniz; jine de bana donmediniz” dijor jahve. New-Testament-1-Corinthians-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama geri kalanı için Efendi değil, ben söylüyorum. Eğer bir kardeşin iman etmeyen bir karısı varsa ve onunla yaşamaya razıysa, onu bırakmasın.|ama ɡeri kalani it͡ʃin efendi deɡilʔ ben sojlujorum. eɡer bir kardesin iman etmejen bir karisi varsa ve onunla jasamaja razijsaʔ onu birakmasin. Old-Testament-Ezekiel-040-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapının yanında, dört masa bir tarafta, dört masa öbür taraftaydı; üzerlerinde kurban kestikleri sekiz masaydı.|kapinin janindaʔ dort masa bir taraftaʔ dort masa obur taraftajdi; uzerlerinde kurban kestikleri sekiz masajdi. Old-Testament-1-Samuel-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul Yişay'a gönderip dedi, \"\"Lütfen David önümde dursun, çünkü gözümde lütuf buldu.\"\"\"|\"saul jisajʔa ɡonderip dediʔ \"\"lutfen david onumde dursunʔ t͡ʃunku ɡozumde lutuf buldu.\"\"\" Old-Testament-Exodus-038-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal yerin bütün işlerinde kullanılan altının tamamı, sunu altınıyla birlikte kutsal yerin şekeline göre yirmi dokuz talant ve yedi yüz otuz şekeldi.|kutsal jerin butun islerinde kullanilan altinin tamamiʔ sunu altinijla birlikte kutsal jerin sekeline ɡore jirmi dokuz talant ve jedi juz otuz sekeldi. New-Testament-Luke-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalıktaki herkes O’na dokunmaya çalışıyordu. Çünkü O’ndan çıkan bir güç herkesi iyileştiriyordu.|kalabaliktaki herkes o’na dokunmaja t͡ʃalisijordu. t͡ʃunku o’ndan t͡ʃikan bir ɡut͡ʃ herkesi ijilestirijordu. Old-Testament-Genesis-030-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahel, “Tanrı davamı gördü, sesimi işitip bana bir oğul verdi” dedi. Bu nedenle onun adını Dan (Haklı) koydu.|rahelʔ “tanri davami ɡorduʔ sesimi isitip bana bir oɡul verdi” dedi. bu nedenle onun adini dan (hakli) kojdu. Old-Testament-Genesis-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi Yahve, onu miras alacağımı nereden bileceğim?” dedi.|“efendi jahveʔ onu miras alat͡ʃaɡimi nereden bilet͡ʃeɡim?” dedi. New-Testament-Ephesians-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanların doluluğunda yerine getireceği bu amaç uyarınca, yerdeki ve gökteki her şeyi Mesih’te birleştirecek.|zamanlarin doluluɡunda jerine ɡetiret͡ʃeɡi bu amat͡ʃ ujarint͡ʃaʔ jerdeki ve ɡokteki her seji mesih’te birlestiret͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama içinde kaynatıldığı toprak kap kırılacak; eğer tunç bir kapta kaynatılırsa, ovulacak ve suda durulanacaktır.|ama it͡ʃinde kajnatildiɡi toprak kap kirilat͡ʃak; eɡer tunt͡ʃ bir kapta kajnatilirsaʔ ovulat͡ʃak ve suda durulanat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-035-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Aranızda bilge yürekli olan her adam gelsin ve Yahve'nin buyurduğu her şeyi:|“ʔaranizda bilɡe jurekli olan her adam ɡelsin ve jahveʔnin bujurduɡu her seji Old-Testament-Zechariah-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları getireceğim ve Yeruşalem içinde oturacaklar. Onlar benim halkım olacak, ben de doğruluk ve adaletle onların Tanrısı olacağım.”|onlari ɡetiret͡ʃeɡim ve jerusalem it͡ʃinde oturat͡ʃaklar. onlar benim halkim olat͡ʃakʔ ben de doɡruluk ve adaletle onlarin tanrisi olat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Nehemiah-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Harif, Anatot, Nobay,|harifʔ anatotʔ nobajʔ New-Testament-2-Thessalonians-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, gerçeğe iman etmemiş olan, kötülükten hoşlananların hepsi yargılansın.|ojle kiʔ ɡert͡ʃeɡe iman etmemis olanʔ kotulukten hoslananlarin hepsi jarɡilansin. New-Testament-Acts-024-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İki yıl dolunca, Feliks’in yerine Porkius Festus geçti. Yahudiler’in gözüne girmek isteyen Feliks Pavlus’u bağlı bıraktı.|iki jil dolunt͡ʃaʔ feliks’in jerine porkius festus ɡet͡ʃti. jahudiler’in ɡozune ɡirmek istejen feliks pavlus’u baɡli birakti. Old-Testament-Esther-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Haman giysileri ve atı aldı, Mordekay'ı giyindirdi, onu ata bindirip kent meydanında gezdirdi ve önünde, “Kralın onurlandırmak istediği insana böyle yapılır!” diye ilan etti.|haman ɡijsileri ve ati aldiʔ mordekajʔi ɡijindirdiʔ onu ata bindirip kent mejdaninda ɡezdirdi ve onundeʔ “kralin onurlandirmak istediɡi insana bojle japilir!” dije ilan etti. Old-Testament-Job-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlıkta evleri delerler. Gündüzleri kendilerini kapatırlar. Işığı bilmezler.|karanlikta evleri delerler. ɡunduzleri kendilerini kapatirlar. isiɡi bilmezler. Old-Testament-Deuteronomy-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlü ve cesur olun. Onlardan korkmayın ve onlardan ürkmeyin; çünkü seninle birlikte giden Tanrın Yahve'nin kendisidir. Seni yüzüstü bırakmayacak ve seni terk etmeyecek.”|ɡut͡ʃlu ve t͡ʃesur olun. onlardan korkmajin ve onlardan urkmejin; t͡ʃunku seninle birlikte ɡiden tanrin jahveʔnin kendisidir. seni juzustu birakmajat͡ʃak ve seni terk etmejet͡ʃek.” Old-Testament-Daniel-002-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama bana gelince, bu sır bana bütün yaşayanlardan daha bilge olduğum için değil, ama yorumun krala bildirilsin de, sen kendi yüreğinin düşüncelerini bilesin diye açıklandı.\"\"\"|\"ama bana ɡelint͡ʃeʔ bu sir bana butun jasajanlardan daha bilɡe olduɡum it͡ʃin deɡilʔ ama jorumun krala bildirilsin deʔ sen kendi jureɡinin dusunt͡ʃelerini bilesin dije at͡ʃiklandi.\"\"\" Old-Testament-Job-033-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların önünde ezgi söyleyerek der: 'Günah işledim ve doğru olanı çarpıttım, ama bana yararı olmadı.|insanlarin onunde ezɡi sojlejerek der ʔɡunah isledim ve doɡru olani t͡ʃarpittimʔ ama bana jarari olmadi. Old-Testament-Deuteronomy-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman yapmanız gereken her şeyi size buyurmuştum.|o zaman japmaniz ɡereken her seji size bujurmustum. Old-Testament-1-Samuel-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası, benim için, sizin için dua etmekten vazgeçerek Yahve'ye karşı günah işlemek benden uzak olsun; ama sizi iyi ve doğru yolda eğiteceğim.|dahasiʔ benim it͡ʃinʔ sizin it͡ʃin dua etmekten vazɡet͡ʃerek jahveʔje karsi ɡunah islemek benden uzak olsun; ama sizi iji ve doɡru jolda eɡitet͡ʃeɡim. New-Testament-Luke-009-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İnsanoğlu, insanları yok etmeye değil, ama kurtarmaya geldi.” Başka bir köye gittiler.|t͡ʃunku insanoɡluʔ insanlari jok etmeje deɡilʔ ama kurtarmaja ɡeldi.” baska bir koje ɡittiler. Old-Testament-Jeremiah-052-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız komutanı, Başkâhin Seraya'yı, ikinci Kâhin Sefanya'yı ve eşiğin üç bekçisini aldı,|muhafiz komutaniʔ baskahin serajaʔjiʔ ikint͡ʃi kahin sefanjaʔji ve esiɡin ut͡ʃ bekt͡ʃisini aldiʔ Old-Testament-Deuteronomy-033-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali hakkında şöyle dedi, “Ey Naftali, lütufla doygundur, Yahve'nin bereketiyle dolu, batıyı ve güneyi mülk edin.”|naftali hakkinda sojle dediʔ “ej naftaliʔ lutufla dojɡundurʔ jahveʔnin bereketijle doluʔ batiji ve ɡuneji mulk edin.” Old-Testament-Psalms-091-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tüm yollarında seni korusunlar diye, senin için meleklerini sorumlu kılacak,|t͡ʃunku tum jollarinda seni korusunlar dijeʔ senin it͡ʃin meleklerini sorumlu kilat͡ʃakʔ New-Testament-Matthew-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü içinden, “Giysisine bir dokunsam, iyi olacağım” diyordu.|t͡ʃunku it͡ʃindenʔ “ɡijsisine bir dokunsamʔ iji olat͡ʃaɡim” dijordu. Old-Testament-1-Kings-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Yehoşafat’a, “Sana, benim hakkımda iyi peygamberlik etmeyeceğini, ama kötü peygamberlik edeceğini söylemedim mi?” dedi.|israel krali jehosafat’aʔ “sanaʔ benim hakkimda iji pejɡamberlik etmejet͡ʃeɡiniʔ ama kotu pejɡamberlik edet͡ʃeɡini sojlemedim mi?” dedi. New-Testament-Mark-010-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Siz ne istediğinizi bilmiyorsunuz. Benim içtiğim kâseden içebilir ve benim vaftiz olacağım vaftizle siz vaftiz olabilir misiniz?” dedi.|jesua onlaraʔ “siz ne istediɡinizi bilmijorsunuz. benim it͡ʃtiɡim kaseden it͡ʃebilir ve benim vaftiz olat͡ʃaɡim vaftizle siz vaftiz olabilir misiniz?” dedi. New-Testament-Mark-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemek yiyenler yaklaşık dört bin kişiydi. Sonra Yeşua onları gönderdi.|jemek jijenler jaklasik dort bin kisijdi. sonra jesua onlari ɡonderdi. Old-Testament-1-Kings-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral ona, “Söylediği gibi yap, üzerine in ve onu göm. Böylece Yoav’ın nedensiz yere döktüğü kanı benden ve babamın evinden kaldırasın.” dedi.|kral onaʔ “sojlediɡi ɡibi japʔ uzerine in ve onu ɡom. bojlet͡ʃe joav’in nedensiz jere doktuɡu kani benden ve babamin evinden kaldirasin.” dedi. Old-Testament-Nehemiah-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Vali Nehemya, Kâhin ve Yazıcı Ezra ve halka ders veren Levililer bütün halka, “Bugün Tanrınız Yahve için kutsaldır. Yas tutmayın, ağlamayın.” dediler. Çünkü bütün halk yasa sözlerini işitince ağladı.|vali nehemjaʔ kahin ve jazit͡ʃi ezra ve halka ders veren levililer butun halkaʔ “buɡun tanriniz jahve it͡ʃin kutsaldir. jas tutmajinʔ aɡlamajin.” dediler. t͡ʃunku butun halk jasa sozlerini isitint͡ʃe aɡladi. Old-Testament-Haggai-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ellerinizin bütün işlerinde sizi sam yeli, küf ve dolu ile vurdum; yine de bana dönmediniz' diyor Yahve.|ellerinizin butun islerinde sizi sam jeliʔ kuf ve dolu ile vurdum; jine de bana donmedinizʔ dijor jahve. Old-Testament-Proverbs-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Saflık yollarını bırakın da yaşayın. Anlayış yolunda yürüyün.”|saflik jollarini birakin da jasajin. anlajis jolunda jurujun.” Old-Testament-Ezekiel-027-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunlar, senin mallarının arasında, tüccarlarının seçme malları olarak, mavi ve işlemeli kumaş topları ve iplerle sarılmış zengin giysilerin sedir sandıkları vardı.\"\"\"\"'\"|\"bunlarʔ senin mallarinin arasindaʔ tut͡ʃt͡ʃarlarinin set͡ʃme mallari olarakʔ mavi ve islemeli kumas toplari ve iplerle sarilmis zenɡin ɡijsilerin sedir sandiklari vardi.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Song-of-Songs-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilim beyaz ve kızıldır. On binler arasında en iyisidir.|sevɡilim bejaz ve kizildir. on binler arasinda en ijisidir. Old-Testament-Zephaniah-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Belli bayramlar için kederli olanları senden uzaklaştıracağım. Onlar senin için yük ve utançtır.|belli bajramlar it͡ʃin kederli olanlari senden uzaklastirat͡ʃaɡim. onlar senin it͡ʃin juk ve utant͡ʃtir. New-Testament-Luke-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua şöyle devam etti: “Size doğrusunu söyleyeyim, hiçbir peygamber kendi memleketinde kabul görmez.|jesua sojle devam etti “size doɡrusunu sojlejejimʔ hit͡ʃbir pejɡamber kendi memleketinde kabul ɡormez. Old-Testament-Genesis-041-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef denizin kumu kadar çok tahıl biriktirdi, öyle ki artık saymayı bıraktı. Çünkü sayısızdı.|josef denizin kumu kadar t͡ʃok tahil biriktirdiʔ ojle ki artik sajmaji birakti. t͡ʃunku sajisizdi. Old-Testament-Ezekiel-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama İsrael evi, ‘Efendi'nin yolu adil değil’ diyor. Ey İsrael evi, benim yollarım mı adil değil? Adil olmayan sizin yollarınız değil mi?|ama israel eviʔ ‘efendiʔnin jolu adil deɡil’ dijor. ej israel eviʔ benim jollarim mi adil deɡil? adil olmajan sizin jollariniz deɡil mi? Old-Testament-Proverbs-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İşçinin iştahı onun için çalışır, boğazı onu sıkıştırır.|ist͡ʃinin istahi onun it͡ʃin t͡ʃalisirʔ boɡazi onu sikistirir. Old-Testament-Genesis-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram sürü, gümüş ve altın bakımından çok zengindi.|avram suruʔ ɡumus ve altin bakimindan t͡ʃok zenɡindi. Old-Testament-Jeremiah-038-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yeremya Sidkiya'ya, \"\"Sana bildirirsem beni kesinlikle öldürmeyecek misin? Sana öğüt verirsem beni dinlemeyeceksin.\"\" dedi.\"|\"o zaman jeremja sidkijaʔjaʔ \"\"sana bildirirsem beni kesinlikle oldurmejet͡ʃek misin? sana oɡut verirsem beni dinlemejet͡ʃeksin.\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hamat Kralı Tou, David'in Sova Kralı Hadadezer'in bütün ordusunu vurduğunu duyunca,|hamat krali touʔ davidʔin sova krali hadadezerʔin butun ordusunu vurduɡunu dujunt͡ʃaʔ Old-Testament-1-Samuel-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, “Yahve tarafından kutsanasınız, çünkü bana acıdınız” dedi.|saulʔ “jahve tarafindan kutsanasinizʔ t͡ʃunku bana at͡ʃidiniz” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı adamı Şemaya'ya Yahve'nin sözü geldi:|ama tanri adami semajaʔja jahveʔnin sozu ɡeldi New-Testament-Mark-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Petrus O’na, “Herkes tökezleyip düşse bile ben düşmem” dedi.|ama petrus o’naʔ “herkes tokezlejip dusse bile ben dusmem” dedi. Old-Testament-Genesis-026-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürüleri, sığırları ve evinde çok sayıda hizmetçisi vardı. Filistliler onu kıskandılar.|suruleriʔ siɡirlari ve evinde t͡ʃok sajida hizmett͡ʃisi vardi. filistliler onu kiskandilar. Old-Testament-Job-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yakın dostlarım benden iğreniyor. Sevdiklerim benden yüz çevirdiler.|butun jakin dostlarim benden iɡrenijor. sevdiklerim benden juz t͡ʃevirdiler. Old-Testament-Nehemiah-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İsrael'in çocuklarını ekmek ve suyla karşılamamışlardı, ama onlara lanet etmesi için Balam'ı ücretle tutmuşlardı; ancak Tanrımız laneti berekete döndürmüştü.|t͡ʃunku israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarini ekmek ve sujla karsilamamislardiʔ ama onlara lanet etmesi it͡ʃin balamʔi ut͡ʃretle tutmuslardi; ant͡ʃak tanrimiz laneti berekete dondurmustu. Old-Testament-Proverbs-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi yalnızca isyan arar, bundan ötürü ona zorba bir haberci gönderilir.|kotu kisi jalnizt͡ʃa isjan ararʔ bundan oturu ona zorba bir habert͡ʃi ɡonderilir. Old-Testament-Exodus-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle, bana sunu getirsinler. Yüreği istekli olan herkesten sunumu alacaksın.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojleʔ bana sunu ɡetirsinler. jureɡi istekli olan herkesten sunumu alat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Nehemiah-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Horonlu Sanballat, Ammonlu hizmetkâr Toviya ve Arap Geşem bunu duyunca bizimle alay ettiler ve bizi küçümsediler ve, “Ne yapıyorsunuz? Krala karşı isyan mı ediyorsunuz?” dediler.|ama horonlu sanballatʔ ammonlu hizmetkar tovija ve arap ɡesem bunu dujunt͡ʃa bizimle alaj ettiler ve bizi kut͡ʃumsediler veʔ “ne japijorsunuz? krala karsi isjan mi edijorsunuz?” dediler. Old-Testament-Psalms-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O kişi akarsu kıyısına dikilmiş ağaca benzer, meyvesini mevsiminde verir, yaprağı da solmaz. Ne yaparsa başarır.|o kisi akarsu kijisina dikilmis aɡat͡ʃa benzerʔ mejvesini mevsiminde verirʔ japraɡi da solmaz. ne japarsa basarir. New-Testament-Revelation-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Benimle konuşan sesi görmek için döndüm. Döndüğümde yedi altın kandillik gördüm.|benimle konusan sesi ɡormek it͡ʃin dondum. donduɡumde jedi altin kandillik ɡordum. Old-Testament-Ezekiel-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Öldürülenler aranızda düşecek ve bileceksiniz ki, ben Yahve'yim.\"\"'\"\"\"|\"oldurulenler aranizda duset͡ʃek ve bilet͡ʃeksiniz kiʔ ben jahveʔjim.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Exodus-030-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'la oğulları ellerini ve ayaklarını onda yıkayacaklar.|aronʔla oɡullari ellerini ve ajaklarini onda jikajat͡ʃaklar. New-Testament-Mark-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlada olan, ceketini almak için geri dönmesin.|tarlada olanʔ t͡ʃeketini almak it͡ʃin ɡeri donmesin. New-Testament-Luke-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Ulusların kralları onların üzerinde efendilik ederler, üzerlerindeki hüküm sahiplerine iyiliksever denilir.|jesua onlara sojle dedi “uluslarin krallari onlarin uzerinde efendilik ederlerʔ uzerlerindeki hukum sahiplerine ijiliksever denilir. New-Testament-2-Timothy-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrısalmış gibi görünüp onun gücünü inkâr edenler olacak. Bunlardan da yüz çevir.|tanrisalmis ɡibi ɡorunup onun ɡut͡ʃunu inkar edenler olat͡ʃak. bunlardan da juz t͡ʃevir. Old-Testament-Exodus-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yılda üç kez bana bayram edeceksiniz.|“jilda ut͡ʃ kez bana bajram edet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Jeremiah-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Yahve'nin tapınağı, Yahve'nin tapınağı, Yahve'nin tapınağı bunlardır’ deyip, yalan sözlere güvenmeyin.|‘jahveʔnin tapinaɡiʔ jahveʔnin tapinaɡiʔ jahveʔnin tapinaɡi bunlardir’ dejipʔ jalan sozlere ɡuvenmejin. Old-Testament-1-Chronicles-021-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Moşe'nin çölde yaptığı Yahve'nin çadırı ve yakmalık sunu sunağı o sırada Givon'daki yüksek yerdeydi.|t͡ʃunku moseʔnin t͡ʃolde japtiɡi jahveʔnin t͡ʃadiri ve jakmalik sunu sunaɡi o sirada ɡivonʔdaki juksek jerdejdi. Old-Testament-Genesis-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem de karısı da çıplaktı ve utançları yoktu.|adem de karisi da t͡ʃiplakti ve utant͡ʃlari joktu. Old-Testament-Psalms-104-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş doğar, çekilirler, inlerinde yatarlar.|ɡunes doɡarʔ t͡ʃekilirlerʔ inlerinde jatarlar. Old-Testament-Exodus-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer sana inanmazlarsa ya da ilk belirtinin sözünü dinlemezlerse, sonraki belirtinin sözüne inanacaklar.|“eɡer sana inanmazlarsa ja da ilk belirtinin sozunu dinlemezlerseʔ sonraki belirtinin sozune inanat͡ʃaklar. New-Testament-Mark-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Siz kendi törenizi tutmak için Tanrı buyruğunu ne güzel reddediyorsunuz?|jesua onlara sojle dedi “siz kendi torenizi tutmak it͡ʃin tanri bujruɡunu ne ɡuzel reddedijorsunuz? Old-Testament-Genesis-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Avram, “Efendim Yahve, bana ne vereceksin? Ben çocuksuz gidiyorum ve evimin sahibi bu Damaskus’lu Eliezer olacaktır.” dedi.|avramʔ “efendim jahveʔ bana ne veret͡ʃeksin? ben t͡ʃot͡ʃuksuz ɡidijorum ve evimin sahibi bu damaskus’lu eliezer olat͡ʃaktir.” dedi. New-Testament-Matthew-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Paralarını aldıktan sonra ev sahibine karşı homurdanıp dediler:|paralarini aldiktan sonra ev sahibine karsi homurdanip dediler Old-Testament-Exodus-022-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çalınan mal, ister öküz, ister eşek, ister koyun olsun, elinde canlı olarak bulunursa, iki katını ödeyecek.\"\"\"|\"t͡ʃalinan malʔ ister okuzʔ ister esekʔ ister kojun olsunʔ elinde t͡ʃanli olarak bulunursaʔ iki katini odejet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-063-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bosra'dan boyalı giysilerle Edom'dan gelen bu kimdir? Giysilerinde görkemli, gücünün büyüklüğü içinde bu yürüyen kimdir? \"\"O, doğrulukla konuşan, kurtarmakta kudretli olan benim.\"\"\"|\"bosraʔdan bojali ɡijsilerle edomʔdan ɡelen bu kimdir? ɡijsilerinde ɡorkemliʔ ɡut͡ʃunun bujukluɡu it͡ʃinde bu jurujen kimdir? \"\"oʔ doɡrulukla konusanʔ kurtarmakta kudretli olan benim.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Amatsya onları, Efraim'den kendisine gelen orduyu, evlerine dönsünler diye ayırdı. Bunun üzerine Yahuda'ya karşı onların öfkesi çok alevlendi ve kızgın öfkeyle evlerine döndüler.|o zaman amatsja onlariʔ efraimʔden kendisine ɡelen ordujuʔ evlerine donsunler dije ajirdi. bunun uzerine jahudaʔja karsi onlarin ofkesi t͡ʃok alevlendi ve kizɡin ofkejle evlerine donduler. Old-Testament-Joshua-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, koç boynuzundan boruyu uzun uzun çaldıklarında ve borunun sesini duyduğunuzda, bütün halk yüksek sesle bağıracak; o zaman kentin surları dümdüz yıkılacak ve halk, herkes kendi önüne doğru düz çıkacak.”|ojle olat͡ʃak kiʔ kot͡ʃ bojnuzundan boruju uzun uzun t͡ʃaldiklarinda ve borunun sesini dujduɡunuzdaʔ butun halk juksek sesle baɡirat͡ʃak; o zaman kentin surlari dumduz jikilat͡ʃak ve halkʔ herkes kendi onune doɡru duz t͡ʃikat͡ʃak.” Old-Testament-Ecclesiastes-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı, bilgeliği, bilgiyi ve sevinci kendisini hoşnut eden insana verir; ancak Tanrı kendisini hoşnut edene versin diye, toplama ve yığma zahmetini günahkâra verir. Bu da boş ve rüzgârı kovalamaktır.|t͡ʃunku tanriʔ bilɡeliɡiʔ bilɡiji ve sevint͡ʃi kendisini hosnut eden insana verir; ant͡ʃak tanri kendisini hosnut edene versin dijeʔ toplama ve jiɡma zahmetini ɡunahkara verir. bu da bos ve ruzɡari kovalamaktir. Old-Testament-Psalms-116-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, gerçekten ben senin hizmetkârınım. Hizmetkârın, hizmetçi kızın oğluyum. Zincirlerimden beni sen serbest bıraktın.|ej jahveʔ ɡert͡ʃekten ben senin hizmetkarinim. hizmetkarinʔ hizmett͡ʃi kizin oɡlujum. zint͡ʃirlerimden beni sen serbest biraktin. Old-Testament-Joshua-019-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Me Yarkon ve Yafa'nın karşısında olan sınırıyla Rakkon'dur.|me jarkon ve jafaʔnin karsisinda olan sinirijla rakkonʔdur. New-Testament-Matthew-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahudilerin Kralı olarak doğan O nerede? Çünkü doğuda O’nun yıldızını gördük ve O’na tapınmaya geldik.”|“jahudilerin krali olarak doɡan o nerede? t͡ʃunku doɡuda o’nun jildizini ɡorduk ve o’na tapinmaja ɡeldik.” Old-Testament-Psalms-139-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar sana karşı kötü konuşuyorlar. Düşmanların adını boş yere anıyorlar.|t͡ʃunku onlar sana karsi kotu konusujorlar. dusmanlarin adini bos jere anijorlar. Old-Testament-Psalms-078-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece yediler ve iyice doydular. Onlara dilediklerini verdi.|bojlet͡ʃe jediler ve ijit͡ʃe dojdular. onlara dilediklerini verdi. Old-Testament-Ezekiel-044-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Dul ya da boşanmış bir kadını kendilerine karı olarak almayacaklar; ancak İsrael evi soyundan gelen el değmemiş kızları ya da bir kâhinden dul kalmış bir kadını alacaklar.|dul ja da bosanmis bir kadini kendilerine kari olarak almajat͡ʃaklar; ant͡ʃak israel evi sojundan ɡelen el deɡmemis kizlari ja da bir kahinden dul kalmis bir kadini alat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Chronicles-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Appaim'in oğlu, İşi. İşi'nin oğlu, Şeşan'dı. Şeşan'ın oğlu: Ahlay.|appaimʔin oɡluʔ isi. isiʔnin oɡluʔ sesanʔdi. sesanʔin oɡlu ahlaj. Old-Testament-Jeremiah-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gözlerim iyilik için onların üzerinde olacak ve onları bu ülkeye geri getireceğim. Onları bina edeceğim, yıkmayacağım. Onları dikeceğim, sökmeyeceğim.|t͡ʃunku ɡozlerim ijilik it͡ʃin onlarin uzerinde olat͡ʃak ve onlari bu ulkeje ɡeri ɡetiret͡ʃeɡim. onlari bina edet͡ʃeɡimʔ jikmajat͡ʃaɡim. onlari diket͡ʃeɡimʔ sokmejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Leviticus-026-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlara rağmen, düşmanlarının ülkesinde olduklarında, onları tamamen yok etmek ve onlarla olan antlaşmamı bozmak için onları reddetmeyeceğim ve onlardan nefret etmeyeceğim; çünkü ben onların Tanrısı Yahve'yim.|butun bunlara raɡmenʔ dusmanlarinin ulkesinde olduklarindaʔ onlari tamamen jok etmek ve onlarla olan antlasmami bozmak it͡ʃin onlari reddetmejet͡ʃeɡim ve onlardan nefret etmejet͡ʃeɡim; t͡ʃunku ben onlarin tanrisi jahveʔjim. Old-Testament-Jeremiah-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Kittim adalarına geçin ve görün. Kedar'a gönderip dikkatle düşünün, böyle bir şey olup olmadığını görün.|t͡ʃunku kittim adalarina ɡet͡ʃin ve ɡorun. kedarʔa ɡonderip dikkatle dusununʔ bojle bir sej olup olmadiɡini ɡorun. Old-Testament-Proverbs-026-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Fısıltıcının sözleri tatlı lokmalar gibidir, en derin yerlere kadar iner.|fisiltit͡ʃinin sozleri tatli lokmalar ɡibidirʔ en derin jerlere kadar iner. Old-Testament-1-Chronicles-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun oğlu Şallum, onun oğlu Mivsam, onun oğlu Mişma.|onun oɡlu sallumʔ onun oɡlu mivsamʔ onun oɡlu misma. Old-Testament-Joshua-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ötekiler de kentten onlara karşı çıktılar; İsrael'in ortasında kaldılar; bazıları bu tarafta, bazıları da o taraftaydı. Onları vurdular; hiçbirinin geride kalmasına ya da kaçmasına izin vermediler.|otekiler de kentten onlara karsi t͡ʃiktilar; israelʔin ortasinda kaldilar; bazilari bu taraftaʔ bazilari da o taraftajdi. onlari vurdular; hit͡ʃbirinin ɡeride kalmasina ja da kat͡ʃmasina izin vermediler. New-Testament-Revelation-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Uluslar onun ışığında yürüyecekler. Yeryüzü kralları, ulusların görkemini ve saygınlığını onun içine getirecekler.|uluslar onun isiɡinda jurujet͡ʃekler. jerjuzu krallariʔ uluslarin ɡorkemini ve sajɡinliɡini onun it͡ʃine ɡetiret͡ʃekler. Old-Testament-1-Chronicles-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|onuncusu Şimei'ye, oğulları ve kardeşleri on iki;|onunt͡ʃusu simeiʔjeʔ oɡullari ve kardesleri on iki; Old-Testament-Genesis-038-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuk elini geri çekerken, işte, kardeşi doğdu ve ebe, “Neden kendine gedik açtın?” dedi. Bu nedenle ona Peres adı koyuldu.|t͡ʃot͡ʃuk elini ɡeri t͡ʃekerkenʔ isteʔ kardesi doɡdu ve ebeʔ “neden kendine ɡedik at͡ʃtin?” dedi. bu nedenle ona peres adi kojuldu. New-Testament-Matthew-026-045|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman öğrencilerin yanına gelerek, “Hâlâ uyuyor ve dinleniyor musunuz? İşte, saat yaklaştı ve İnsanoğlu günahkârların eline veriliyor.|o zaman oɡrent͡ʃilerin janina ɡelerekʔ “hala ujujor ve dinlenijor musunuz? isteʔ saat jaklasti ve insanoɡlu ɡunahkarlarin eline verilijor. New-Testament-Hebrews-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Melekler için şöyle diyor: “Kendi meleklerini rüzgârlar, ve hizmetkârlarını ateş alevi yapar.”|melekler it͡ʃin sojle dijor “kendi meleklerini ruzɡarlarʔ ve hizmetkarlarini ates alevi japar.” Old-Testament-Psalms-094-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, kötüler ne zamana dek, ne zamana dek zafer kazanacaklar?|ej jahveʔ kotuler ne zamana dekʔ ne zamana dek zafer kazanat͡ʃaklar? Old-Testament-Deuteronomy-031-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Yeşu'yu çağırıp bütün İsrael'in gözü önünde ona şöyle dedi: \"\"Güçlü ve cesur ol, çünkü Yahve'nin atalarına vermek için ant içtiği ülkeye bu halkla birlikte gideceksin; ve orayı onlara sen miras aldıracaksın.\"|\"mose jesuʔju t͡ʃaɡirip butun israelʔin ɡozu onunde ona sojle dedi \"\"ɡut͡ʃlu ve t͡ʃesur olʔ t͡ʃunku jahveʔnin atalarina vermek it͡ʃin ant it͡ʃtiɡi ulkeje bu halkla birlikte ɡidet͡ʃeksin; ve oraji onlara sen miras aldirat͡ʃaksin.\" Old-Testament-1-Chronicles-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü savaş Tanrı'dan olduğu için düşüp ölen çok oldu. Sürgüne dek onların yerinde yaşadılar.|t͡ʃunku savas tanriʔdan olduɡu it͡ʃin dusup olen t͡ʃok oldu. surɡune dek onlarin jerinde jasadilar. New-Testament-Acts-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu, halk arasında daha fazla yayılmasın diye, onları tehdit edelim. Öyle ki, bundan böyle Yeşua’nın adından kimseye söz etmesinler” dediler.|ama buʔ halk arasinda daha fazla jajilmasin dijeʔ onlari tehdit edelim. ojle kiʔ bundan bojle jesua’nin adindan kimseje soz etmesinler” dediler. Old-Testament-Exodus-036-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırın kapısına mavi, mor, kırmızı ve özenle dokunmuş ince ketenden nakış işi bir perde;|t͡ʃadirin kapisina maviʔ morʔ kirmizi ve ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden nakis isi bir perde; Old-Testament-Jeremiah-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|onların ülkesini şaşkınlık, ve sürekli ıslık konusu yapsınlar. Oradan geçen herkes şaşacak ve başını sallayacak.|onlarin ulkesini saskinlikʔ ve surekli islik konusu japsinlar. oradan ɡet͡ʃen herkes sasat͡ʃak ve basini sallajat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-050-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrımız Yahve'nin öcünü, tapınağının öcünü Siyon'da ilan etmek için, Babil diyarından kaçıp kurtulanları dinleyin.\"\"\"|\"tanrimiz jahveʔnin ot͡ʃunuʔ tapinaɡinin ot͡ʃunu sijonʔda ilan etmek it͡ʃinʔ babil dijarindan kat͡ʃip kurtulanlari dinlejin.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tavşan, çünkü o geviş getirir, ama çatal tırnaklı olmadığından sizin için kirlidir.|tavsanʔ t͡ʃunku o ɡevis ɡetirirʔ ama t͡ʃatal tirnakli olmadiɡindan sizin it͡ʃin kirlidir. Old-Testament-Malachi-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Atalarınızın günlerinden beri kurallarımdan saptınız ve onları tutmadınız. Bana dönün, ben de size dönerim.” diyor Ordular Yahvesi. \"\"Ama siz, ‘Nasıl döneceğiz?’ diyorsunuz.\"|\"atalarinizin ɡunlerinden beri kurallarimdan saptiniz ve onlari tutmadiniz. bana donunʔ ben de size donerim.” dijor ordular jahvesi. \"\"ama sizʔ ‘nasil donet͡ʃeɡiz?’ dijorsunuz.\" New-Testament-Matthew-022-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Öyleyse David Ruh’ta nasıl O’ndan Efendi diye söz ediyor? Şöyle diyor:|jesua onlara sojle dedi “ojlejse david ruh’ta nasil o’ndan efendi dije soz edijor? sojle dijor Old-Testament-Isaiah-060-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman göreceksin ve parlayacaksın, ve yüreğin heyecanlanacak ve genişleyecek; çünkü denizin bolluğu sana döndürülecek. Ulusların zenginliği sana gelecek.|o zaman ɡoret͡ʃeksin ve parlajat͡ʃaksinʔ ve jureɡin hejet͡ʃanlanat͡ʃak ve ɡenislejet͡ʃek; t͡ʃunku denizin bolluɡu sana dondurulet͡ʃek. uluslarin zenɡinliɡi sana ɡelet͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Kâhin günah sunusunu sunacak ve kirliliğinden dolayı temiz kılınacak olan insana kefaret edecek. Ondan sonra yakmalık sunuyu kesecek;\"|\"\"\"kahin ɡunah sunusunu sunat͡ʃak ve kirliliɡinden dolaji temiz kilinat͡ʃak olan insana kefaret edet͡ʃek. ondan sonra jakmalik sunuju keset͡ʃek;\" New-Testament-Acts-010-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bütün halka değil, Tanrı’nın önceden seçtiği tanıklar olan bizlere gösterdi. O, ölümden dirildikten sonra O’nunla birlikte yiyip içtik.|ama butun halka deɡilʔ tanri’nin ont͡ʃeden set͡ʃtiɡi taniklar olan bizlere ɡosterdi. oʔ olumden dirildikten sonra o’nunla birlikte jijip it͡ʃtik. New-Testament-Ephesians-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Her tür dua ve dileklerle, her zaman Ruh’ta dua edin. Bunun için, bütün kutsallar hakkında dileklerde bulunarak sonuna kadar tam direnişle uyanık durun.|her tur dua ve dileklerleʔ her zaman ruh’ta dua edin. bunun it͡ʃinʔ butun kutsallar hakkinda dileklerde bulunarak sonuna kadar tam direnisle ujanik durun. New-Testament-2-Corinthians-011-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer övünmem gerekirse, zayıflığımla ilgili şeylerle övüneceğim.|eɡer ovunmem ɡerekirseʔ zajifliɡimla ilɡili sejlerle ovunet͡ʃeɡim. Old-Testament-Exodus-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yirmi çerçevenin altına kırk gümüş taban; iki geçmesi için bir çerçevenin altında iki taban ve iki geçmesi için başka bir çerçevenin altında iki geçme yapacaksın.|jirmi t͡ʃert͡ʃevenin altina kirk ɡumus taban; iki ɡet͡ʃmesi it͡ʃin bir t͡ʃert͡ʃevenin altinda iki taban ve iki ɡet͡ʃmesi it͡ʃin baska bir t͡ʃert͡ʃevenin altinda iki ɡet͡ʃme japat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Kings-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Tüylü bir adamdı ve belinde deri bir kuşak vardı” diye yanıt verdiler. O, “Tişbeli Eliya’dır” dedi.|onaʔ “tujlu bir adamdi ve belinde deri bir kusak vardi” dije janit verdiler. oʔ “tisbeli elija’dir” dedi. Old-Testament-Habakkuk-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, kendilerine ait olmayan meskenleri mülk edinmek için yeryüzünün genişliğinde yürüyen, o acımasız ve hızlı ulusu, Keldaniler'i ayağa kaldırıyorum.|t͡ʃunku isteʔ kendilerine ait olmajan meskenleri mulk edinmek it͡ʃin jerjuzunun ɡenisliɡinde jurujenʔ o at͡ʃimasiz ve hizli ulusuʔ keldanilerʔi ajaɡa kaldirijorum. New-Testament-2-Peter-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu çadırda olduğum sürece bunları hatırlatarak sizi gayrete getirmeyi doğru buluyorum.|bu t͡ʃadirda olduɡum suret͡ʃe bunlari hatirlatarak sizi ɡajrete ɡetirmeji doɡru bulujorum. Old-Testament-Ezekiel-023-048|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Böylece ülkede ahlaksızlığı sona erdireceğim, ta ki bütün kadınlar sizin gibi fuhuş yapmasınlar diye ders alsınlar.|“‘bojlet͡ʃe ulkede ahlaksizliɡi sona erdiret͡ʃeɡimʔ ta ki butun kadinlar sizin ɡibi fuhus japmasinlar dije ders alsinlar. New-Testament-1-Thessalonians-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece artık daha fazla dayanamayınca, Atina’da yalnız kalmayı uygun gördük.|bojlet͡ʃe artik daha fazla dajanamajint͡ʃaʔ atina’da jalniz kalmaji ujɡun ɡorduk. Old-Testament-Ezekiel-026-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün sokaklarını atlarının toynaklarıyla çiğneyecek. Senin halkını kılıçla öldürecek. Gücünün direkleri yere inecek.|butun sokaklarini atlarinin tojnaklarijla t͡ʃiɡnejet͡ʃek. senin halkini kilit͡ʃla olduret͡ʃek. ɡut͡ʃunun direkleri jere inet͡ʃek. Old-Testament-1-Kings-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin sözü ona geldi ve şöyle dedi:|o zaman jahveʔnin sozu ona ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Exodus-036-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırın tek bir bütün olabilmesi için elli tunç kopça yaptı.|t͡ʃadirin tek bir butun olabilmesi it͡ʃin elli tunt͡ʃ kopt͡ʃa japti. Old-Testament-1-Chronicles-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Asafoğulları'ndan: Zakkur, Yosef, Netanya ve Aşarela. Asaf'ın oğulları, kralın buyruğuna göre peygamberlik eden Asaf'ın eli altındaydı.|asafoɡullariʔndan zakkurʔ josefʔ netanja ve asarela. asafʔin oɡullariʔ kralin bujruɡuna ɡore pejɡamberlik eden asafʔin eli altindajdi. Old-Testament-Leviticus-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin adına küfreden, kesinlikle öldürülecektir. Bütün topluluk onu mutlaka taşlayacaktır. Ad'a küfreden yabancı olsun, yerli olsun öldürülecektir.'\"\"\"|\"jahveʔnin adina kufredenʔ kesinlikle oldurulet͡ʃektir. butun topluluk onu mutlaka taslajat͡ʃaktir. adʔa kufreden jabant͡ʃi olsunʔ jerli olsun oldurulet͡ʃektir.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-005-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, gökteki Babanız kusursuz olduğu gibi, siz de kusursuz olacaksınız.’’|bu nedenleʔ ɡokteki babaniz kusursuz olduɡu ɡibiʔ siz de kusursuz olat͡ʃaksiniz.’’ New-Testament-Luke-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle dedi: “Siz, kendini insanların gözünde doğru çıkaranlardansınız, ama Tanrı yüreklerinizi biliyor. Çünkü insanların arasında yüceltilen şeyler, Tanrı gözünde iğrençtir.|jesua onlara sojle dedi “sizʔ kendini insanlarin ɡozunde doɡru t͡ʃikaranlardansinizʔ ama tanri jureklerinizi bilijor. t͡ʃunku insanlarin arasinda jut͡ʃeltilen sejlerʔ tanri ɡozunde iɡrent͡ʃtir. Old-Testament-Exodus-030-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarına şöyle diyeceksin: 'Bu, kuşaklarınız boyunca benim için kutsal mesh yağı olacak.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle dijet͡ʃeksin ʔbuʔ kusaklariniz bojunt͡ʃa benim it͡ʃin kutsal mesh jaɡi olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halklar duydu. Titriyorlar. Dehşetler Filist sakinlerini ele geçirdi.|halklar dujdu. titrijorlar. dehsetler filist sakinlerini ele ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-Psalms-137-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil ırmakları kıyısında, orada oturduk. Siyon'u hatırladığımızda, evet ağladık.|babil irmaklari kijisindaʔ orada oturduk. sijonʔu hatirladiɡimizdaʔ evet aɡladik. New-Testament-Luke-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalıktan biri Yeşua’ya, “Öğretmenim, kardeşime mirası benimle paylaşmasını söyle” dedi.|kalabaliktan biri jesua’jaʔ “oɡretmenimʔ kardesime mirasi benimle pajlasmasini sojle” dedi. New-Testament-Romans-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Benlikte olanlar Tanrı’yı hoşnut edemezler.|benlikte olanlar tanri’ji hosnut edemezler. Old-Testament-Psalms-056-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar kötülükle mi kurtulacaklar? Ey Tanrı, öfkeyle halkları yere çal.|onlar kotulukle mi kurtulat͡ʃaklar? ej tanriʔ ofkejle halklari jere t͡ʃal. Old-Testament-Jeremiah-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaram yüzünden vay halime! Yaram ciddi; ama dedim ki, “Gerçekten bu benim kederim ve buna katlanmalıyım.”|jaram juzunden vaj halime! jaram t͡ʃiddi; ama dedim kiʔ “ɡert͡ʃekten bu benim kederim ve buna katlanmalijim.” Old-Testament-1-Samuel-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler İsrael'e karşı dizildiler. Savaşa tutuştuklarında İsrael Filistliler tarafından yenildi ve ordudan dört bin kadarını kırda öldürdüler.|filistliler israelʔe karsi dizildiler. savasa tutustuklarinda israel filistliler tarafindan jenildi ve ordudan dort bin kadarini kirda oldurduler. Old-Testament-Proverbs-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah çeken kim? Kim kederli? Kim kavgalı? Kimin yakınmaları var? Kim boşuna yaralandı? Kimin gözleri kan çanağı?|ah t͡ʃeken kim? kim kederli? kim kavɡali? kimin jakinmalari var? kim bosuna jaralandi? kimin ɡozleri kan t͡ʃanaɡi? Old-Testament-Joshua-024-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, Yeşu'nun bütün günlerinde ve Yeşu'dan sonra sağ kalan ihtiyarların bütün günlerinde Yahve'ye hizmet etti ve Yahve'nin İsrael için yapmış olduğu bütün işlerini biliyordu.|israelʔ jesuʔnun butun ɡunlerinde ve jesuʔdan sonra saɡ kalan ihtijarlarin butun ɡunlerinde jahveʔje hizmet etti ve jahveʔnin israel it͡ʃin japmis olduɡu butun islerini bilijordu. New-Testament-1-Corinthians-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Timoteos gelirse, korkmadan yanınızda bulunmasına dikkat edin. Çünkü o da benim gibi Efendi’nin işini yapıyor.|timoteos ɡelirseʔ korkmadan janinizda bulunmasina dikkat edin. t͡ʃunku o da benim ɡibi efendi’nin isini japijor. Old-Testament-Nehemiah-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın başları: Paroş, Pahatmoav, Elam, Zattu, Bani,|halkin baslari parosʔ pahatmoavʔ elamʔ zattuʔ baniʔ New-Testament-Colossians-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam bu amaçla, içinde bulunduğumuz durumu bilmeniz ve yüreklerinizi teselli etmesi için onu size gönderiyorum.|tam bu amat͡ʃlaʔ it͡ʃinde bulunduɡumuz durumu bilmeniz ve jureklerinizi teselli etmesi it͡ʃin onu size ɡonderijorum. Old-Testament-Psalms-112-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bolluk ve zenginlik onun evindedir. Onun doğruluğu sonsuza dek sürer.|bolluk ve zenɡinlik onun evindedir. onun doɡruluɡu sonsuza dek surer. Old-Testament-Ezekiel-032-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve şöyle diyor: “Ağımı çok halkların topluluğuyla birlikte senin üzerine sereceğim. Seni benim ağımda dışarı çıkaracaklar.|efendi jahve sojle dijor “aɡimi t͡ʃok halklarin topluluɡujla birlikte senin uzerine seret͡ʃeɡim. seni benim aɡimda disari t͡ʃikarat͡ʃaklar. Old-Testament-Jonah-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yona bir günlük yolculukla kente girmeye başladı ve haykırıp, “Kırk gün içinde Ninova yıkılacak!” dedi.|jona bir ɡunluk jolt͡ʃulukla kente ɡirmeje basladi ve hajkiripʔ “kirk ɡun it͡ʃinde ninova jikilat͡ʃak!” dedi. New-Testament-Mark-004-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir fırtına çıktı. Dalgalar tekneye o kadar çok vurdu ki, tekne neredeyse suyla dolmuştu.|bujuk bir firtina t͡ʃikti. dalɡalar tekneje o kadar t͡ʃok vurdu kiʔ tekne neredejse sujla dolmustu. Old-Testament-Exodus-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç gün boyunca birbirlerini görmediler ve kimse yerinden kalkmadı, ancak bütün İsrael'in çocuklarının evlerinde ışık vardı.|ut͡ʃ ɡun bojunt͡ʃa birbirlerini ɡormediler ve kimse jerinden kalkmadiʔ ant͡ʃak butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin evlerinde isik vardi. Old-Testament-Numbers-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve'ye verdikleri yağın en iyisini, bağ bozumunun en iyisini, tahılın ve bunların ilk ürünlerini sana verdim.\"|\"\"\"jahveʔje verdikleri jaɡin en ijisiniʔ baɡ bozumunun en ijisiniʔ tahilin ve bunlarin ilk urunlerini sana verdim.\" Old-Testament-Isaiah-010-033|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Efendi, Ordular Yahvesi, dalları dehşetle budayacak. Uzunlar kısaltılacak, yüksekler alçaltılacak.|isteʔ efendiʔ ordular jahvesiʔ dallari dehsetle budajat͡ʃak. uzunlar kisaltilat͡ʃakʔ juksekler alt͡ʃaltilat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-036-016|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Tanrı'nın ulaklarıyla alay ettiler, sözlerini hor gördüler ve peygamberlerini aşağıladılar, ta ki Yahve'nin öfkesi halkına karşı yükselene ve çare kalmayana kadar.|ama tanriʔnin ulaklarijla alaj ettilerʔ sozlerini hor ɡorduler ve pejɡamberlerini asaɡiladilarʔ ta ki jahveʔnin ofkesi halkina karsi jukselene ve t͡ʃare kalmajana kadar. New-Testament-Galatians-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Yasa tek bir sözde, şunda tamamlanır: ‘‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’’|butun jasa tek bir sozdeʔ sunda tamamlanir ‘‘komsunu kendin ɡibi sevet͡ʃeksin.’’ Old-Testament-Hosea-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey İsrael, Giva günlerinden beri günah işledin. Orada kaldılar. Kötülük çocuklarına karşı olan savaş Giva'da onları yakalamaz.|“ej israelʔ ɡiva ɡunlerinden beri ɡunah isledin. orada kaldilar. kotuluk t͡ʃot͡ʃuklarina karsi olan savas ɡivaʔda onlari jakalamaz. Old-Testament-Exodus-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve ona şöyle dedi, \"\"İnsanın ağzını yapan kim? Ya da insanı dilsiz, sağır, gören ya da kör yapan kimdir? Ben Yahve değil miyim?\"|\"jahve ona sojle dediʔ \"\"insanin aɡzini japan kim? ja da insani dilsizʔ saɡirʔ ɡoren ja da kor japan kimdir? ben jahve deɡil mijim?\" Old-Testament-Job-032-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"çünkü o bana karşı sözlerini yöneltmedi, ben de ona sizin sözlerinizle yanıt vermeyeceğim.\"\"\"|\"t͡ʃunku o bana karsi sozlerini joneltmediʔ ben de ona sizin sozlerinizle janit vermejet͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Malachi-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Esav'dan nefret ettim, dağlarını ıssız bıraktım ve onun mirasını çölün çakallarına verdim.”|ama esavʔdan nefret ettimʔ daɡlarini issiz biraktim ve onun mirasini t͡ʃolun t͡ʃakallarina verdim.” New-Testament-Romans-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İnancın var mı? Onu Tanrı önünde kendine sakla. Onayladığı şeyden ötürü kendini yargılamayan insana ne mutlu.|inant͡ʃin var mi? onu tanri onunde kendine sakla. onajladiɡi sejden oturu kendini jarɡilamajan insana ne mutlu. Old-Testament-Genesis-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu şöyle yapacaksın: Geminin uzunluğu üç yüz arşın, genişliği elli arşın ve yüksekliği otuz arşın olacak.|onu sojle japat͡ʃaksin ɡeminin uzunluɡu ut͡ʃ juz arsinʔ ɡenisliɡi elli arsin ve juksekliɡi otuz arsin olat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Şalem Kralı Melkisedek ekmek ve şarap çıkardı. Yüce Tanrı'nın kâhiniydi.|salem krali melkisedek ekmek ve sarap t͡ʃikardi. jut͡ʃe tanriʔnin kahinijdi. Old-Testament-1-Samuel-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'dan çıkardığım günden bugüne dek beni bırakıp başka ilâhlara hizmet ederek yaptıkları bütün işlere göre, sana da öyle yapıyorlar.|misirʔdan t͡ʃikardiɡim ɡunden buɡune dek beni birakip baska ilahlara hizmet ederek japtiklari butun islere ɡoreʔ sana da ojle japijorlar. Old-Testament-Proverbs-031-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekicilik aldatıcıdır, güzellik de boştur, ama Yahve'den korkan kadın övülür.|t͡ʃekit͡ʃilik aldatit͡ʃidirʔ ɡuzellik de bosturʔ ama jahveʔden korkan kadin ovulur. New-Testament-Matthew-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeşin sana karşı günah işlerse, git, yalnızca onunla senin arasında suçunu ona göster. Seni dinlerse, kardeşini geri kazanmış olursun.|“kardesin sana karsi ɡunah islerseʔ ɡitʔ jalnizt͡ʃa onunla senin arasinda sut͡ʃunu ona ɡoster. seni dinlerseʔ kardesini ɡeri kazanmis olursun. New-Testament-Galatians-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu ikna çabası sizi çağırandan değildir.|bu ikna t͡ʃabasi sizi t͡ʃaɡirandan deɡildir. Old-Testament-Psalms-037-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençtim, şimdi yaşlandım, yine de doğruların terk edildiğini, ve de çocuklarının ekmek dilendiğini hiç görmedim.|ɡent͡ʃtimʔ simdi jaslandimʔ jine de doɡrularin terk edildiɡiniʔ ve de t͡ʃot͡ʃuklarinin ekmek dilendiɡini hit͡ʃ ɡormedim. New-Testament-Revelation-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için, nereden düştüğünü hatırla! Tövbe et ve ilk işlerini yap. Yoksa, tövbe etmezsen, hızla sana geleceğim ve kandilini yerinden kaldıracağım.|onun it͡ʃinʔ nereden dustuɡunu hatirla! tovbe et ve ilk islerini jap. joksaʔ tovbe etmezsenʔ hizla sana ɡelet͡ʃeɡim ve kandilini jerinden kaldirat͡ʃaɡim. New-Testament-2-Corinthians-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın tapınağının putlarla ne anlaşması olabilir? Çünkü siz diri Tanrı’nın tapınağısınız. Tanrı’nın dediği gibi, “Aralarında oturacak, aralarında yürüyeceğim. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacak.”|tanri’nin tapinaɡinin putlarla ne anlasmasi olabilir? t͡ʃunku siz diri tanri’nin tapinaɡisiniz. tanri’nin dediɡi ɡibiʔ “aralarinda oturat͡ʃakʔ aralarinda jurujet͡ʃeɡim. ben onlarin tanrisi olat͡ʃaɡimʔ onlar da benim halkim olat͡ʃak.” New-Testament-Mark-009-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer ayağın tökezlemene neden oluyorsa, onu kes! Tek ayakla yaşama girmen, iki ayakla Gehenna'ya atılmandan iyidir.|eɡer ajaɡin tokezlemene neden olujorsaʔ onu kes! tek ajakla jasama ɡirmenʔ iki ajakla ɡehennaʔja atilmandan ijidir. New-Testament-Romans-001-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, erkekleri de kadınla doğal ilişkiyi bırakıp birbirlerine karşı tutkuyla yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle uygunsuz şeyler yaptılar ve sapıklıklarına yaraşan karşılığı aldılar.|ajni sekildeʔ erkekleri de kadinla doɡal iliskiji birakip birbirlerine karsi tutkujla janip tutustular. erkekler erkeklerle ujɡunsuz sejler japtilar ve sapikliklarina jarasan karsiliɡi aldilar. New-Testament-Romans-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü benliğin düşüncesi Tanrı’ya düşmandır. Tanrı’nın Yasası’na boyun eğmez, eğemez de.|t͡ʃunku benliɡin dusunt͡ʃesi tanri’ja dusmandir. tanri’nin jasasi’na bojun eɡmezʔ eɡemez de. Old-Testament-Judges-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama kendisi Gilgal'ın yanındaki taş putlardan geri döndü ve, \"\"Ey kral, sana gizli bir haberim var\"\" dedi. Kral, \"\"Sus!\"\" dedi. Yanında duranların hepsi ayrıldı.\"|\"ama kendisi ɡilɡalʔin janindaki tas putlardan ɡeri dondu veʔ \"\"ej kralʔ sana ɡizli bir haberim var\"\" dedi. kralʔ \"\"sus!\"\" dedi. janinda duranlarin hepsi ajrildi.\" Old-Testament-1-Chronicles-006-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Hilkiya oğlu, Amatsya oğlu, Haşavya oğlu,|hilkija oɡluʔ amatsja oɡluʔ hasavja oɡluʔ Old-Testament-1-Chronicles-017-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halkın İsrael'i sonsuza dek kendi halkın yaptın ve sen, ey Yahve, onların Tanrısı oldun.|t͡ʃunku halkin israelʔi sonsuza dek kendi halkin japtin ve senʔ ej jahveʔ onlarin tanrisi oldun. Old-Testament-Genesis-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, toprakları enine boyuna dolaş çünkü onu sana vereceğim.”|kalkʔ topraklari enine bojuna dolas t͡ʃunku onu sana veret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Exodus-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yalan haber yaymayacaksın. Kötü niyetli tanık olmak için kötüye el vermeyeceksin.\"\"\"|\"\"\"jalan haber jajmajat͡ʃaksin. kotu nijetli tanik olmak it͡ʃin kotuje el vermejet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Suç sunusuyla ilgili yasa şudur: Çok kutsaldır.\"|\"\"\"ʔsut͡ʃ sunusujla ilɡili jasa sudur t͡ʃok kutsaldir.\" Old-Testament-2-Samuel-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Avşalom Yoav'ı çağırıp onu krala göndermek istedi, ama o yanına gelmedi. Sonra ikinci kez yine gönderdi, ama o gelmedi.|sonra avsalom joavʔi t͡ʃaɡirip onu krala ɡondermek istediʔ ama o janina ɡelmedi. sonra ikint͡ʃi kez jine ɡonderdiʔ ama o ɡelmedi. New-Testament-Philippians-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden öğrendiğiniz, aldığınız, duyduğunuz ve gördüğünüz şeyleri yapın. O zaman esenlik veren Tanrı sizinle olacaktır.|benden oɡrendiɡinizʔ aldiɡinizʔ dujduɡunuz ve ɡorduɡunuz sejleri japin. o zaman esenlik veren tanri sizinle olat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-022-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav ihtiyarlarıyla Midyan ihtiyarları ellerinde falcılık ödülleriyle yola çıktılar. Balam'a gelip Balak'ın sözlerini ona bildirdiler.|moav ihtijarlarijla midjan ihtijarlari ellerinde falt͡ʃilik odullerijle jola t͡ʃiktilar. balamʔa ɡelip balakʔin sozlerini ona bildirdiler. Old-Testament-Numbers-034-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ülkeyi miras olarak size bölecek olan adamların adları şunlardır: Kâhin Eleazar ve Nun oğlu Yeşu.\"|\"\"\"ulkeji miras olarak size bolet͡ʃek olan adamlarin adlari sunlardir kahin eleazar ve nun oɡlu jesu.\" Old-Testament-Amos-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Üstelik bütün kentlerinizde size diş temizliği, her kentte ekmek kıtlığı verdim; yine de bana dönmediniz” diyor Yahve.|“ustelik butun kentlerinizde size dis temizliɡiʔ her kentte ekmek kitliɡi verdim; jine de bana donmediniz” dijor jahve. Old-Testament-1-Kings-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Karısı İzebel ona, “Sen şimdi İsrael Krallığı'nı mı yönetiyorsun? Kalk, ekmek ye, yüreğin hoş olsun. Yizreelli Navot’un bağını ben sana vereceğim.” dedi.|karisi izebel onaʔ “sen simdi israel kralliɡiʔni mi jonetijorsun? kalkʔ ekmek jeʔ jureɡin hos olsun. jizreelli navot’un baɡini ben sana veret͡ʃeɡim.” dedi. Old-Testament-Job-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kayalar arasında kanallar yarar. O'nun gözü her değerli şeyi görür.|kajalar arasinda kanallar jarar. oʔnun ɡozu her deɡerli seji ɡorur. New-Testament-2-Corinthians-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine söylüyorum, kimse beni akılsız sanmasın. Ama öyle sansanız da, beni akılsız birini kabul eder gibi kabul edin ki, ben de azıcık övünebileyim!|jine sojlujorumʔ kimse beni akilsiz sanmasin. ama ojle sansaniz daʔ beni akilsiz birini kabul eder ɡibi kabul edin kiʔ ben de azit͡ʃik ovunebilejim! Old-Testament-Isaiah-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün öyle olacak ki, büyük bir boru çalınacak; Aşur diyarında yok olmaya hazır olanlar ve Mısır diyarındaki sürgünler gelecek; ve Yeruşalem'deki kutsal dağda Yahve'ye tapınacaklar.|o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ bujuk bir boru t͡ʃalinat͡ʃak; asur dijarinda jok olmaja hazir olanlar ve misir dijarindaki surɡunler ɡelet͡ʃek; ve jerusalemʔdeki kutsal daɡda jahveʔje tapinat͡ʃaklar. Old-Testament-Leviticus-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisine yakın olan akrabalarından annesi için, babası için, oğlu için, kızı için, erkek kardeşi için,|kendisine jakin olan akrabalarindan annesi it͡ʃinʔ babasi it͡ʃinʔ oɡlu it͡ʃinʔ kizi it͡ʃinʔ erkek kardesi it͡ʃinʔ Old-Testament-Exodus-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözüne saygı göstermeyen, hizmetçilerini ve hayvanlarını kırda bıraktı.|jahveʔnin sozune sajɡi ɡostermejenʔ hizmett͡ʃilerini ve hajvanlarini kirda birakti. Old-Testament-Psalms-059-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Suç işlemediğim halde bana saldırmaya hazırlanıyorlar. Bana yardım etmek için kalk ve bak!|sut͡ʃ islemediɡim halde bana saldirmaja hazirlanijorlar. bana jardim etmek it͡ʃin kalk ve bak! Old-Testament-2-Chronicles-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yine de onun hizmetkârları olacaklar, böylece benim hizmetimi ve ülkelerin krallıklarının hizmetini bilecekler.\"\"\"|\"jine de onun hizmetkarlari olat͡ʃaklarʔ bojlet͡ʃe benim hizmetimi ve ulkelerin kralliklarinin hizmetini bilet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Judges-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Zevah ile Salmunna şöyle dediler: \"\"Sen kalk da üzerimize in; çünkü adam nasılsa, gücü de öyledir.” Gidyon kalkıp Zevah'la Salmunna'yı öldürdü ve develerinin boyunlarındaki hilâlleri aldı.\"|\"bunun uzerine zevah ile salmunna sojle dediler \"\"sen kalk da uzerimize in; t͡ʃunku adam nasilsaʔ ɡut͡ʃu de ojledir.” ɡidjon kalkip zevahʔla salmunnaʔji oldurdu ve develerinin bojunlarindaki hilalleri aldi.\" Old-Testament-1-Kings-002-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'a, Şimei'nin Yeruşalem'den Gat'a gidip geri döndüğü bildirildi.|solomonʔaʔ simeiʔnin jerusalemʔden ɡatʔa ɡidip ɡeri donduɡu bildirildi. New-Testament-Revelation-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulun oymağından on iki bin, Yosef oymağından on iki bin, Benyamin oymağından on iki bin kişi mühürlendi.|zevulun ojmaɡindan on iki binʔ josef ojmaɡindan on iki binʔ benjamin ojmaɡindan on iki bin kisi muhurlendi. Old-Testament-Job-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tek başına gökleri gerer ve denizin dalgaları üzerinde yürür.|tek basina ɡokleri ɡerer ve denizin dalɡalari uzerinde jurur. Old-Testament-Job-034-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendimiz için doğru olanı seçelim. Kendi aramızda neyin iyi olduğunu bilelim.|kendimiz it͡ʃin doɡru olani set͡ʃelim. kendi aramizda nejin iji olduɡunu bilelim. Old-Testament-Genesis-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneyden Beytel'e, Beytel ile Ay arasındaki başlangıçta çadırının bulunduğu yere,|ɡunejden bejtelʔeʔ bejtel ile aj arasindaki baslanɡit͡ʃta t͡ʃadirinin bulunduɡu jereʔ New-Testament-Matthew-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, adamın biri Yeşua’ya gelip, “İyi öğretmen, sonsuz yaşama sahip olmak için ne iyilik yapmalıyım?” diye sordu.|isteʔ adamin biri jesua’ja ɡelipʔ “iji oɡretmenʔ sonsuz jasama sahip olmak it͡ʃin ne ijilik japmalijim?” dije sordu. Old-Testament-Isaiah-033-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tırtılın topladığı gibi, ganimetiniz de öyle toplanacak. İnsanlar da çekirgelerin sıçradığı gibi üzerine atlayacak.|tirtilin topladiɡi ɡibiʔ ɡanimetiniz de ojle toplanat͡ʃak. insanlar da t͡ʃekirɡelerin sit͡ʃradiɡi ɡibi uzerine atlajat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve'nin gazabı Yahuda ve Yeruşalem'in üzerine oldu ve onları oradan oraya savrulmaya, şaşkınlığa ve yuhalanmaya bıraktı, gözlerinizle gördüğünüz gibi.|bu juzden jahveʔnin ɡazabi jahuda ve jerusalemʔin uzerine oldu ve onlari oradan oraja savrulmajaʔ saskinliɡa ve juhalanmaja biraktiʔ ɡozlerinizle ɡorduɡunuz ɡibi. Old-Testament-Esther-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hatak gelip Mordekay'ın sözlerini Ester'e bildirdi.|hatak ɡelip mordekajʔin sozlerini esterʔe bildirdi. New-Testament-Galatians-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü şöyle yazılmıştır: “Sevin, doğurmayan ey kısır kadın. Doğum sancısı çekmeyen sen, coş ve haykır! Çünkü terk edilmiş kadının, kocası olandan daha çok çocuğu var.”|t͡ʃunku sojle jazilmistir “sevinʔ doɡurmajan ej kisir kadin. doɡum sant͡ʃisi t͡ʃekmejen senʔ t͡ʃos ve hajkir! t͡ʃunku terk edilmis kadininʔ kot͡ʃasi olandan daha t͡ʃok t͡ʃot͡ʃuɡu var.” New-Testament-Romans-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Belirli bir günü sayan, bunu Efendi için sayar; saymayan Efendi için saymaz. Yiyen, Tanrı’ya şükrederek Efendi için yer; yemeyen Efendi için yemez ve Tanrı’ya şükreder.|belirli bir ɡunu sajanʔ bunu efendi it͡ʃin sajar; sajmajan efendi it͡ʃin sajmaz. jijenʔ tanri’ja sukrederek efendi it͡ʃin jer; jemejen efendi it͡ʃin jemez ve tanri’ja sukreder. Old-Testament-Isaiah-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeni şarap yas tutuyor. Asma zayıflıyor. Bütün neşeli yürekler inliyor.|jeni sarap jas tutujor. asma zajiflijor. butun neseli jurekler inlijor. Old-Testament-Genesis-049-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana yardım edecek olan babanın Tanrısı’dır, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’dır seni kutsayacak olan. Yukarıdaki göğün, aşağıda yatan derinliğin bereketleriyle, memelerin ve rahmin bereketleriyle seni kutsayacak.|sana jardim edet͡ʃek olan babanin tanrisi’dirʔ her seje ɡut͡ʃu jeten tanri’dir seni kutsajat͡ʃak olan. jukaridaki ɡoɡunʔ asaɡida jatan derinliɡin bereketlerijleʔ memelerin ve rahmin bereketlerijle seni kutsajat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-047-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve bana dedi, \"\"Ey insanoğlu, bunu gördün mü?\"\" Sonra beni yine ırmağın kıyısına getirdi.\"|\"ve bana dediʔ \"\"ej insanoɡluʔ bunu ɡordun mu?\"\" sonra beni jine irmaɡin kijisina ɡetirdi.\" Old-Testament-Jeremiah-050-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael dağılmış koyundur. Aslanlar onu kaçırttı. Önce Aşur Kralı onu yedi, şimdi de en sonunda Babil Kralı Nebukadnetsar onun kemiklerini kırdı.”|“israel daɡilmis kojundur. aslanlar onu kat͡ʃirtti. ont͡ʃe asur krali onu jediʔ simdi de en sonunda babil krali nebukadnetsar onun kemiklerini kirdi.” New-Testament-Luke-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kentlerden birindeyken, işte, cüzamla dolu bir adam geldi. Adam Yeşua’yı görünce yüzüstü yere kapandı. O’na, “Efendimiz, istersen beni temiz kılabilirsin” diyerek yalvardı.|jesua kentlerden birindejkenʔ isteʔ t͡ʃuzamla dolu bir adam ɡeldi. adam jesua’ji ɡorunt͡ʃe juzustu jere kapandi. o’naʔ “efendimizʔ istersen beni temiz kilabilirsin” dijerek jalvardi. Old-Testament-Jeremiah-034-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi yılın sonunda, her biriniz size satılan ve altı yıl size hizmet eden İbrani kardeşini serbest bırakacak. Onu yanınızdan özgür bırakacaksınız. Ama atalarınız beni dinlemediler ve kulak asmadılar.|jedi jilin sonundaʔ her biriniz size satilan ve alti jil size hizmet eden ibrani kardesini serbest birakat͡ʃak. onu janinizdan ozɡur birakat͡ʃaksiniz. ama atalariniz beni dinlemediler ve kulak asmadilar. Old-Testament-Zechariah-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kaygısız olan uluslara çok öfkeleyim; çünkü ben birazcık hoşnutsuzdum, ama onlar felakete katkıda bulundular.\"\"\"|\"kajɡisiz olan uluslara t͡ʃok ofkelejim; t͡ʃunku ben birazt͡ʃik hosnutsuzdumʔ ama onlar felakete katkida bulundular.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Muhafız birliği komutanıyla birlikte olan bütün Keldani ordusu Yeruşalem'in çevresindeki surları yıktı.|muhafiz birliɡi komutanijla birlikte olan butun keldani ordusu jerusalemʔin t͡ʃevresindeki surlari jikti. Old-Testament-Zechariah-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra, “Bunlar, bütün yeryüzünün Efendisi'nin yanında duran iki meshedilmiş kişidir” dedi.|sonraʔ “bunlarʔ butun jerjuzunun efendisiʔnin janinda duran iki meshedilmis kisidir” dedi. Old-Testament-Proverbs-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Adil Olan, kötülerin evini göz önünde bulundurur, kötüleri yıkıma uğratır.|adil olanʔ kotulerin evini ɡoz onunde bulundururʔ kotuleri jikima uɡratir. Old-Testament-1-Chronicles-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hivliler'in, Arklılar'ın, Sinliler'in,|hivlilerʔinʔ arklilarʔinʔ sinlilerʔinʔ Old-Testament-1-Kings-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman gökten işit, halkın İsrael'in günahını bağışla ve onları atalarına verdiğin ülkeye geri getir.\"\"\"|\"o zaman ɡokten isitʔ halkin israelʔin ɡunahini baɡisla ve onlari atalarina verdiɡin ulkeje ɡeri ɡetir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-147-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu hiçbir ulus için yapmadı. Onlar O’nun hükümlerini bilmezler. Yah’ı övün!|bunu hit͡ʃbir ulus it͡ʃin japmadi. onlar o’nun hukumlerini bilmezler. jah’i ovun! Old-Testament-Exodus-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Firavun, “Yarın” dedi. Moşe şöyle dedi, \"\"Sözün uyarınca olsun, ta ki, Tanrımız Yahve gibisinin olmadığını bilesin.\"|\"firavunʔ “jarin” dedi. mose sojle dediʔ \"\"sozun ujarint͡ʃa olsunʔ ta kiʔ tanrimiz jahve ɡibisinin olmadiɡini bilesin.\" Old-Testament-Jeremiah-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Amon oğlu Yoşiya'nın on üçüncü yılından bu yana, yani yirmi üç yıldır, Yahve'nin sözü bana geldi, ve ben erken davranıp söyleyerek, size söyledim; ama siz dinlemediniz.|jahuda krali amon oɡlu josijaʔnin on ut͡ʃunt͡ʃu jilindan bu janaʔ jani jirmi ut͡ʃ jildirʔ jahveʔnin sozu bana ɡeldiʔ ve ben erken davranip sojlejerekʔ size sojledim; ama siz dinlemediniz. Old-Testament-Hosea-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Boruyu dudaklarına yerleştir! Kartal gibi bir şey Yahve'nin evi üzerindedir, çünkü antlaşmamı bozdular ve yasama karşı geldiler.|“boruju dudaklarina jerlestir! kartal ɡibi bir sej jahveʔnin evi uzerindedirʔ t͡ʃunku antlasmami bozdular ve jasama karsi ɡeldiler. Old-Testament-1-Chronicles-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi Yahuda Kralı Yotam'ın ve İsrael Kralı Yarovam'ın günlerinde soy kütüklerine göre sayıldı.|bunlarin hepsi jahuda krali jotamʔin ve israel krali jarovamʔin ɡunlerinde soj kutuklerine ɡore sajildi. Old-Testament-Ezekiel-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve söyle, 'Efendi Yahve Yeruşalem'e şöyle diyor: “Senin kökenin ve doğumun Kenan ülkesindendir. Baban Amorlu ve annen Hititli'ydi.|ve sojleʔ ʔefendi jahve jerusalemʔe sojle dijor “senin kokenin ve doɡumun kenan ulkesindendir. baban amorlu ve annen hititliʔjdi. New-Testament-Matthew-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar dışında, yaklaşık beş bin erkekti.|jemek jijenlerin sajisiʔ kadin ve t͡ʃot͡ʃuklar disindaʔ jaklasik bes bin erkekti. Old-Testament-Proverbs-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yürekte sapkın olanlar Yahve için iğrençtir, ama yolları kusursuz olanlar O'nun sevincidir.|jurekte sapkin olanlar jahve it͡ʃin iɡrent͡ʃtirʔ ama jollari kusursuz olanlar oʔnun sevint͡ʃidir. Old-Testament-Job-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Işık olmadan karanlıkta el yordamıyla dolaşırlar. Onları sarhoş biri gibi sendeletir.\"\"\"|\"isik olmadan karanlikta el jordamijla dolasirlar. onlari sarhos biri ɡibi sendeletir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-109-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Laneti giysisi gibi kuşandı. Su gibi iç kısımlarına, yağ gibi kemiklerine girdi.|laneti ɡijsisi ɡibi kusandi. su ɡibi it͡ʃ kisimlarinaʔ jaɡ ɡibi kemiklerine ɡirdi. Old-Testament-Ezekiel-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Evi kirletin ve avluları öldürülenlerle doldurun. Çıkın!” dedi. Çıktılar ve kentte vurdular.|onlaraʔ “evi kirletin ve avlulari oldurulenlerle doldurun. t͡ʃikin!” dedi. t͡ʃiktilar ve kentte vurdular. Old-Testament-Job-040-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kez konuştum, yanıt vermem; evet, ikinci kez, artık söylemem.”|bir kez konustumʔ janit vermem; evetʔ ikint͡ʃi kezʔ artik sojlemem.” Old-Testament-Isaiah-060-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kesinlikle adalar beni bekleyecekler, ta ki, önce de Tarşiş gemileri, oğullarını uzaktan, gümüşleri ve altınlarıyla birlikte, Tanrın Yahve'nin adı ve İsrael'in Kutsalı için getirsinler, çünkü o seni yüceltti.\"\"\"|\"kesinlikle adalar beni beklejet͡ʃeklerʔ ta kiʔ ont͡ʃe de tarsis ɡemileriʔ oɡullarini uzaktanʔ ɡumusleri ve altinlarijla birlikteʔ tanrin jahveʔnin adi ve israelʔin kutsali it͡ʃin ɡetirsinlerʔ t͡ʃunku o seni jut͡ʃeltti.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-030-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı'nın kollarını güçlendireceğim, kılıcımı eline vereceğim; ve Firavun'un kollarını kıracağım, ve o, ağır yaralı bir adam nasıl inlerse Babil Kralı'nın önünde öyle inleyecek.|babil kraliʔnin kollarini ɡut͡ʃlendiret͡ʃeɡimʔ kilit͡ʃimi eline veret͡ʃeɡim; ve firavunʔun kollarini kirat͡ʃaɡimʔ ve oʔ aɡir jarali bir adam nasil inlerse babil kraliʔnin onunde ojle inlejet͡ʃek. Old-Testament-1-Samuel-014-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Amalekliler'i yiğitçe vurdu ve İsrael'i onları yağma edenlerin elinden kurtardı.|amaleklilerʔi jiɡitt͡ʃe vurdu ve israelʔi onlari jaɡma edenlerin elinden kurtardi. Old-Testament-Exodus-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çobanlar gelip onları uzaklaştırdı. Ama Moşe kalktı ve onlara yardım etti ve sürülerini suladı.|t͡ʃobanlar ɡelip onlari uzaklastirdi. ama mose kalkti ve onlara jardim etti ve surulerini suladi. Old-Testament-Psalms-068-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı bizim için kurtuluş Tanrısı’dır. Ölümden kurtarış, Efendi Yahve’ye aittir.|tanri bizim it͡ʃin kurtulus tanrisi’dir. olumden kurtarisʔ efendi jahve’je aittir. Old-Testament-2-Samuel-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Melek elini Yeruşalem'i yok etmek için uzattığında, Yahve felaketten vazgeçti ve halkı yok eden meleğe, \"\"Yeter artık. Şimdi elini çek.\"\" dedi. Yahve'nin meleği Yevuslu Aravna'nın harman yerinin yanındaydı.\"|\"melek elini jerusalemʔi jok etmek it͡ʃin uzattiɡindaʔ jahve felaketten vazɡet͡ʃti ve halki jok eden meleɡeʔ \"\"jeter artik. simdi elini t͡ʃek.\"\" dedi. jahveʔnin meleɡi jevuslu aravnaʔnin harman jerinin janindajdi.\" New-Testament-Acts-013-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, dikkat edin, peygamberlerde söylenen sizin başınıza gelmesin:|bu nedenleʔ dikkat edinʔ pejɡamberlerde sojlenen sizin basiniza ɡelmesin Old-Testament-Job-035-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten Tanrı boş feryadı duymaz, Her Şeye Gücü Yeten de onu dikkate almaz.|ɡert͡ʃekten tanri bos ferjadi dujmazʔ her seje ɡut͡ʃu jeten de onu dikkate almaz. Old-Testament-Isaiah-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelecek günlerde Yakov kök salacak. İsrael çiçeklenip tomurcuklanacak. Dünyanın üzerini meyvelerle dolduracaklar.|ɡelet͡ʃek ɡunlerde jakov kok salat͡ʃak. israel t͡ʃit͡ʃeklenip tomurt͡ʃuklanat͡ʃak. dunjanin uzerini mejvelerle doldurat͡ʃaklar. New-Testament-John-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ben Mesih değilim, O’nun öncüsü olarak gönderildim’ dediğime siz kendiniz tanıksınız.|‘ben mesih deɡilimʔ o’nun ont͡ʃusu olarak ɡonderildim’ dediɡime siz kendiniz taniksiniz. New-Testament-John-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Ne o günah işledi, ne de anne babası” diye yanıtladı. “Tanrı’nın işleri onda açığa çıksın diye oldu.|jesuaʔ “ne o ɡunah islediʔ ne de anne babasi” dije janitladi. “tanri’nin isleri onda at͡ʃiɡa t͡ʃiksin dije oldu. Old-Testament-Psalms-075-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Belirlenen vakti seçtiğimde, kusursuzca ben yargılayacağım.|belirlenen vakti set͡ʃtiɡimdeʔ kusursuzt͡ʃa ben jarɡilajat͡ʃaɡim. New-Testament-John-012-045|und|SPEAKER_00_Turkish|“Beni gören de, beni göndereni görür.|“beni ɡoren deʔ beni ɡondereni ɡorur. Old-Testament-Exodus-031-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi Old-Testament-Leviticus-013-040|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir adamın saçları başından dökülmüşse o kişi keldir. O kişi temizdir.|“bir adamin sat͡ʃlari basindan dokulmusse o kisi keldir. o kisi temizdir. Old-Testament-2-Samuel-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'e meydan okuyunca, David'in kardeşi Şimei'nin oğlu Yonatan onu öldürdü.|israelʔe mejdan okujunt͡ʃaʔ davidʔin kardesi simeiʔnin oɡlu jonatan onu oldurdu. Old-Testament-Psalms-078-042|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun elini, düşmandan kurtardığı günü hatırlamadılar.|o’nun eliniʔ dusmandan kurtardiɡi ɡunu hatirlamadilar. Old-Testament-1-Chronicles-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Altıncı oğlu Otsem'in ve yedinci oğlu David'in babası oldu.|altint͡ʃi oɡlu otsemʔin ve jedint͡ʃi oɡlu davidʔin babasi oldu. New-Testament-Matthew-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman körlerin gözleri açıldı. Yeşua, “Sakın, bunu kimse bilmesin” diyerek onlara sıkı buyruk verdi.|o zaman korlerin ɡozleri at͡ʃildi. jesuaʔ “sakinʔ bunu kimse bilmesin” dijerek onlara siki bujruk verdi. Old-Testament-Psalms-106-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin büyük işlerini kim dile getirebilir? Ya da tüm övgülerini tam olarak kim ilan edebilir?|jahve’nin bujuk islerini kim dile ɡetirebilir? ja da tum ovɡulerini tam olarak kim ilan edebilir? New-Testament-Mark-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın öğrencileri bunu duyunca gelip cesedini aldılar ve mezara koydular.|juhanna’nin oɡrent͡ʃileri bunu dujunt͡ʃa ɡelip t͡ʃesedini aldilar ve mezara kojdular. Old-Testament-1-Samuel-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler ordularını savaşa topladılar. Yahuda'ya ait Soko'da toplandılar ve Efesdammim'de Soko ile Azeka arasında ordugâh kurdular.|filistliler ordularini savasa topladilar. jahudaʔja ait sokoʔda toplandilar ve efesdammimʔde soko ile azeka arasinda orduɡah kurdular. Old-Testament-2-Chronicles-034-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kâtip Şafan krala, \"\"Kâhin Hilkiya bana bir kitap getirdi\"\" diye bildirdi. Şafan onu krala okudu.\"|\"katip safan kralaʔ \"\"kahin hilkija bana bir kitap ɡetirdi\"\" dije bildirdi. safan onu krala okudu.\" Old-Testament-2-Kings-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın, \"\"Efendim, ben senden bir oğul istedim mi? 'Beni aldatma' demedim mi?\"\" dedi.\"|\"kadinʔ \"\"efendimʔ ben senden bir oɡul istedim mi? ʔbeni aldatmaʔ demedim mi?\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabası elindedir, harman yerini tamamen temizleyecek ve buğdayı ambarına toplayacak. Samanı ise sönmez ateşte yakacaktır.”|jabasi elindedirʔ harman jerini tamamen temizlejet͡ʃek ve buɡdaji ambarina toplajat͡ʃak. samani ise sonmez ateste jakat͡ʃaktir.” New-Testament-John-013-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Yıkanmış birinin yalnızca ayaklarının yıkanması gerekir, ama tamamen temizdir” dedi. “Siz temizsiniz, ama hepiniz değil.”|jesua onaʔ “jikanmis birinin jalnizt͡ʃa ajaklarinin jikanmasi ɡerekirʔ ama tamamen temizdir” dedi. “siz temizsinizʔ ama hepiniz deɡil.” Old-Testament-Psalms-058-011|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman insanlar şöyle diyecekler: “Kuşkusuz doğruların ödülü var. Kuşkusuz yeryüzünü yargılayan bir Tanrı var.”|o zaman insanlar sojle dijet͡ʃekler “kuskusuz doɡrularin odulu var. kuskusuz jerjuzunu jarɡilajan bir tanri var.” Old-Testament-Proverbs-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onları içinde saklarsan, eğer hepsi dudaklarında hazırsa hoştur bu.|t͡ʃunku onlari it͡ʃinde saklarsanʔ eɡer hepsi dudaklarinda hazirsa hostur bu. New-Testament-Acts-023-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu neden suçladıklarını öğrenmek istediğimden, onu onların Kurul'una götürdüm.|onu neden sut͡ʃladiklarini oɡrenmek istediɡimdenʔ onu onlarin kurulʔuna ɡoturdum. New-Testament-John-005-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’ya adamlar gönderdiniz, o da gerçeğe tanıklık etti.|juhanna’ja adamlar ɡonderdinizʔ o da ɡert͡ʃeɡe taniklik etti. New-Testament-1-Peter-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Yaşamı seven, güzel günler görmek isteyen, dilini kötülükten, dudaklarını yalandan korusun.|t͡ʃunkuʔ “jasami sevenʔ ɡuzel ɡunler ɡormek istejenʔ dilini kotuluktenʔ dudaklarini jalandan korusun. Old-Testament-Exodus-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Aron'a, \"\"Moşe'yi karşılamak için çöle git\"\" dedi. Gidip Tanrı'nın dağında onunla karşılaştı ve onu öptü.\"|\"jahve aronʔaʔ \"\"moseʔji karsilamak it͡ʃin t͡ʃole ɡit\"\" dedi. ɡidip tanriʔnin daɡinda onunla karsilasti ve onu optu.\" Old-Testament-1-Chronicles-008-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar kuşaklar boyunca atalar evlerinin başları, önderlerdi. Bunlar Yeruşalem'de yaşadılar.|bunlar kusaklar bojunt͡ʃa atalar evlerinin baslariʔ onderlerdi. bunlar jerusalemʔde jasadilar. Old-Testament-1-Chronicles-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Oved Edom'un oğulları: İlk oğlu Şemaya, ikincisi Yehozavad, üçüncüsü Yoah, dördüncüsü Sakar, beşincisi Netanel,|oved edomʔun oɡullari ilk oɡlu semajaʔ ikint͡ʃisi jehozavadʔ ut͡ʃunt͡ʃusu joahʔ dordunt͡ʃusu sakarʔ besint͡ʃisi netanelʔ Old-Testament-2-Chronicles-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın da bütün kentlerinden yüksek yerleri ve güneş suretlerini kaldırdı; ve krallık onun önünde sakindi.|jahudaʔnin da butun kentlerinden juksek jerleri ve ɡunes suretlerini kaldirdi; ve krallik onun onunde sakindi. Old-Testament-Judges-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve'nin Ruhu Yeftah'ın üzerine indi ve Gilad'dan ve Manaşşe'den geçti, Gilad'daki Mitspa'dan geçti ve Gilad'daki Mitspa'dan Ammon'un çocuklarına geçti.|bunun uzerine jahveʔnin ruhu jeftahʔin uzerine indi ve ɡiladʔdan ve manasseʔden ɡet͡ʃtiʔ ɡiladʔdaki mitspaʔdan ɡet͡ʃti ve ɡiladʔdaki mitspaʔdan ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina ɡet͡ʃti. Old-Testament-Ezekiel-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: “Onun içine koyduğunuz öldürülmüşlerin, onlar ettir ve bu da kazan; ama siz onun içinden çıkarılacaksınız.\"|\"\"\"ʔbu juzden efendi jahve sojle dijor “onun it͡ʃine kojduɡunuz oldurulmuslerinʔ onlar ettir ve bu da kazan; ama siz onun it͡ʃinden t͡ʃikarilat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-Deuteronomy-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü Tanrın Yahve seni kurtarmak, düşmanlarını önünde teslim etmek için ordugâhının ortasında yürüyor. Bu nedenle ordugâhın kutsal olacak ki, sen de kirli bir şey görmesin ve senden yüz çevirmesin.|t͡ʃunku tanrin jahve seni kurtarmakʔ dusmanlarini onunde teslim etmek it͡ʃin orduɡahinin ortasinda jurujor. bu nedenle orduɡahin kutsal olat͡ʃak kiʔ sen de kirli bir sej ɡormesin ve senden juz t͡ʃevirmesin. New-Testament-John-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı, Oğlu’nu dünyayı yargılamak için dünyaya göndermedi. Dünya O’nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi.|t͡ʃunku tanriʔ oɡlu’nu dunjaji jarɡilamak it͡ʃin dunjaja ɡondermedi. dunja o’nun arat͡ʃiliɡijla kurtulsun dije ɡonderdi. Old-Testament-Deuteronomy-017-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, yüreği kardeşlerinin üstüne çıkmasın ve kendisi ve çocukları, İsrael'in ortasında krallığındaki günlerini uzatmak için buyruktan sağa ya da sola sapmasın.|ta kiʔ jureɡi kardeslerinin ustune t͡ʃikmasin ve kendisi ve t͡ʃot͡ʃuklariʔ israelʔin ortasinda kralliɡindaki ɡunlerini uzatmak it͡ʃin bujruktan saɡa ja da sola sapmasin. Old-Testament-Jeremiah-041-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlardan korkuyorlardı; çünkü Netanya oğlu İşmael, Babil Kralı'nın ülkeye vali atadığı Ahikam oğlu Gedalya'yı öldürmüştü.|t͡ʃunku onlardan korkujorlardi; t͡ʃunku netanja oɡlu ismaelʔ babil kraliʔnin ulkeje vali atadiɡi ahikam oɡlu ɡedaljaʔji oldurmustu. New-Testament-Romans-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlik sevgisi içinde, birbirinizi şefkatle sevin. Saygıda birbirinize öncelik tanıyın.|kardeslik sevɡisi it͡ʃindeʔ birbirinizi sefkatle sevin. sajɡida birbirinize ont͡ʃelik tanijin. Old-Testament-1-Samuel-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Akiş o gün ona Ziklag'ı verdi; bu nedenle Ziklag bugüne dek Yahuda krallarınındır.|akis o ɡun ona ziklaɡʔi verdi; bu nedenle ziklaɡ buɡune dek jahuda krallarinindir. New-Testament-Hebrews-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yalnız yargının kaçınılmaz dehşetli beklenişi ve düşmanları yiyip bitirecek kızgın ateş kalır.|ama jalniz jarɡinin kat͡ʃinilmaz dehsetli beklenisi ve dusmanlari jijip bitiret͡ʃek kizɡin ates kalir. Old-Testament-2-Chronicles-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Amatsya Tanrı adamına, \"\"İsrael ordusuna verdiğim yüz talant için ne yapacağız?\"\" diye sordu. Tanrı adamı, \"\"Yahve sana bundan çok daha fazlasını verebilir\"\" diye yanıtladı.\"|\"amatsja tanri adaminaʔ \"\"israel ordusuna verdiɡim juz talant it͡ʃin ne japat͡ʃaɡiz?\"\" dije sordu. tanri adamiʔ \"\"jahve sana bundan t͡ʃok daha fazlasini verebilir\"\" dije janitladi.\" Old-Testament-Zechariah-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor: “Bu günlerde, Ordular Yahvesi'nin evinin, tapınağın temelinin atıldığı gün, orada bulunan peygamberlerin ağzından çıkan bu sözleri duyan sizler, elleriniz güçlü olsun.|ordular jahvesi sojle dijor “bu ɡunlerdeʔ ordular jahvesiʔnin evininʔ tapinaɡin temelinin atildiɡi ɡunʔ orada bulunan pejɡamberlerin aɡzindan t͡ʃikan bu sozleri dujan sizlerʔ elleriniz ɡut͡ʃlu olsun. Old-Testament-2-Kings-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yizreel'in tarlasında İzebel'i köpekler yiyecek ve onu gömecek kimse olmayacak.'” Sonra kapıyı açıp kaçtı.|jizreelʔin tarlasinda izebelʔi kopekler jijet͡ʃek ve onu ɡomet͡ʃek kimse olmajat͡ʃak.ʔ” sonra kapiji at͡ʃip kat͡ʃti. Old-Testament-Jeremiah-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dilleri öldürücü bir oktur. Hile konuşur. Bir kimse komşusuna ağzıyla esenlik der, ama yüreğinde onu pusuya düşürmeyi bekler.|dilleri oldurut͡ʃu bir oktur. hile konusur. bir kimse komsusuna aɡzijla esenlik derʔ ama jureɡinde onu pusuja dusurmeji bekler. Old-Testament-Ezekiel-047-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ülkenin sınırı şu olacak: Kuzey tarafında, büyük denizden, Hetlon yoluyla, Zedad girişine kadar;|“ulkenin siniri su olat͡ʃak kuzej tarafindaʔ bujuk denizdenʔ hetlon jolujlaʔ zedad ɡirisine kadar; New-Testament-2-Timothy-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Emek veren çiftçi üründen ilk pay alan olmalıdır.|emek veren t͡ʃiftt͡ʃi urunden ilk paj alan olmalidir. Old-Testament-Exodus-039-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal yerde hizmet etmek için mavi, mor ve kırmızı renklerden özenle dokunmuş giysiler yaptılar; Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi Aron için de kutsal giysiler yaptılar.|kutsal jerde hizmet etmek it͡ʃin maviʔ mor ve kirmizi renklerden ozenle dokunmus ɡijsiler japtilar; jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi aron it͡ʃin de kutsal ɡijsiler japtilar. New-Testament-Acts-008-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Arabasının durmasını buyurdu. İkisi birlikte, Filipus ve hadım suya girdiler ve Filipus onu vaftiz etti.|arabasinin durmasini bujurdu. ikisi birlikteʔ filipus ve hadim suja ɡirdiler ve filipus onu vaftiz etti. New-Testament-1-Peter-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Kutsal Yazı şunu içerir, “İşte, Siyon’a seçkin ve değerli bir köşe taşı koyuyorum. O’na iman eden düş kırıklığına uğramayacak.”|t͡ʃunku kutsal jazi sunu it͡ʃerirʔ “isteʔ sijon’a set͡ʃkin ve deɡerli bir kose tasi kojujorum. o’na iman eden dus kirikliɡina uɡramajat͡ʃak.” Old-Testament-Joshua-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bütün dünyanın Efendisi'nin Antlaşma Sandığı önünüzden Yarden'e giriyor.|isteʔ butun dunjanin efendisiʔnin antlasma sandiɡi onunuzden jardenʔe ɡirijor. New-Testament-John-003-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yukarıdan gelen herkesten üstündür. Yeryüzünden gelen, yeryüzüne aittir ve yeryüzünden söz eder. Gökten gelen herkesten üstündür.|jukaridan ɡelen herkesten ustundur. jerjuzunden ɡelenʔ jerjuzune aittir ve jerjuzunden soz eder. ɡokten ɡelen herkesten ustundur. New-Testament-John-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler, “Hiç eğitim görmemiş bu adam, yazıları nasıl biliyor?” diyerek şaştılar.|bunun uzerine jahudilerʔ “hit͡ʃ eɡitim ɡormemis bu adamʔ jazilari nasil bilijor?” dijerek sastilar. Old-Testament-1-Samuel-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İnekler Beyt Şemeş yolundan doğru gittiler. Yol boyunca ana yoldan böğürerek gittiler, sağa ya da sola sapmadılar; Filistliler'in beyleri de onları Beyt Şemeş sınırına kadar takip ettiler.|inekler bejt semes jolundan doɡru ɡittiler. jol bojunt͡ʃa ana joldan boɡurerek ɡittilerʔ saɡa ja da sola sapmadilar; filistlilerʔin bejleri de onlari bejt semes sinirina kadar takip ettiler. Old-Testament-Zephaniah-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yahve'nin önünde sessiz olun, çünkü Yahve'nin günü yakındır. Çünkü Yahve bir kurban hazırladı, kendi konuklarını kutsadı.|efendi jahveʔnin onunde sessiz olunʔ t͡ʃunku jahveʔnin ɡunu jakindir. t͡ʃunku jahve bir kurban hazirladiʔ kendi konuklarini kutsadi. Old-Testament-2-Samuel-019-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü babamın bütün evi efendim kralın önünde ölü adamlardı. Yine de hizmetkârını kendi sofranda yemek yiyenlerin arasına koydun. Öyleyse krala daha fazla başvurmaya ne hakkım var?”|t͡ʃunku babamin butun evi efendim kralin onunde olu adamlardi. jine de hizmetkarini kendi sofranda jemek jijenlerin arasina kojdun. ojlejse krala daha fazla basvurmaja ne hakkim var?” New-Testament-Luke-024-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Sizi akılsızlar, peygamberlerin bütün söylediklerine yürekleri geç inananlar!|jesua onlaraʔ “sizi akilsizlarʔ pejɡamberlerin butun sojlediklerine jurekleri ɡet͡ʃ inananlar! Old-Testament-Ezekiel-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ülke halkı zulmetti ve soygunculuk yaptı. Evet, yoksulu ve düşkünü sıkıştırdılar ve yabancıya haksız yere zulmettiler.\"\"\"|\"ulke halki zulmetti ve sojɡunt͡ʃuluk japti. evetʔ joksulu ve duskunu sikistirdilar ve jabant͡ʃija haksiz jere zulmettiler.\"\"\" New-Testament-Acts-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle sana söyleyeceğimizi yap. Aramızda adak adamamış dört kişi var.|bu nedenle sana sojlejet͡ʃeɡimizi jap. aramizda adak adamamis dort kisi var. Old-Testament-Numbers-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Levi oymağını yaklaştır ve onları kâhin Aron'un önünde, ona hizmet etsinler diye durdur.\"|\"\"\"levi ojmaɡini jaklastir ve onlari kahin aronʔun onundeʔ ona hizmet etsinler dije durdur.\" Old-Testament-Psalms-069-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşlerime yabancı, annemin çocuklarına el oldum.|kardeslerime jabant͡ʃiʔ annemin t͡ʃot͡ʃuklarina el oldum. New-Testament-Luke-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedeni yaralarla dolu olan Lazar adında yoksul bir adamı onun kapısının önüne götürürlerdi.|bedeni jaralarla dolu olan lazar adinda joksul bir adami onun kapisinin onune ɡotururlerdi. New-Testament-Luke-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes kayıt olmak için kendi kentine gitti.|herkes kajit olmak it͡ʃin kendi kentine ɡitti. Old-Testament-1-Samuel-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunaklarından kesip atmadığım senin adamın gözlerini söndürecek ve yüreğini kederlendirecek. Senin evinin bütün çocukları yaşlarının baharında ölecekler.|sunaklarindan kesip atmadiɡim senin adamin ɡozlerini sonduret͡ʃek ve jureɡini kederlendiret͡ʃek. senin evinin butun t͡ʃot͡ʃuklari jaslarinin baharinda olet͡ʃekler. Old-Testament-Job-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan geriye kalanlar ölüme gömülecek. Dul kadınları ağıt yakmayacak.|ondan ɡerije kalanlar olume ɡomulet͡ʃek. dul kadinlari aɡit jakmajat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Masumun doğruluğu ona yol gösterir, ama kötü kişi kendi kötülüğüyle düşer.|masumun doɡruluɡu ona jol ɡosterirʔ ama kotu kisi kendi kotuluɡujle duser. Old-Testament-Ezekiel-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Otuzuncu yılda, dördüncü ayda, ayın beşinci günü, ben Kevar Irmağı kıyısındaki sürgünler arasındayken, gökler açıldı ve Tanrı'nın görümlerini gördüm.|otuzunt͡ʃu jildaʔ dordunt͡ʃu ajdaʔ ajin besint͡ʃi ɡunuʔ ben kevar irmaɡi kijisindaki surɡunler arasindajkenʔ ɡokler at͡ʃildi ve tanriʔnin ɡorumlerini ɡordum. Old-Testament-Genesis-031-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Madem bütün eşyalarımı karıştırdın, kendi eşyalarından ne buldun? Onu burada benim yakınlarımın ve senin yakınlarının önüne koy da aramızda hüküm versinler.” dedi.|madem butun esjalarimi karistirdinʔ kendi esjalarindan ne buldun? onu burada benim jakinlarimin ve senin jakinlarinin onune koj da aramizda hukum versinler.” dedi. Old-Testament-Exodus-012-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak para karşılığında satın alınan her hizmetkâr, sünnet ettirildikten sonra ondan yiyecektir.|ant͡ʃak para karsiliɡinda satin alinan her hizmetkarʔ sunnet ettirildikten sonra ondan jijet͡ʃektir. New-Testament-Luke-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yine bir diğeri, ‘Ben evlendim, bu nedenle gelemem’ dedi.|“jine bir diɡeriʔ ‘ben evlendimʔ bu nedenle ɡelemem’ dedi. Old-Testament-Jeremiah-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor, “Düşünün ve yas tutan kadınları çağırın da gelsinler. Becerikli kadınları çağırtın da gelsinler.|ordular jahvesi sojle dijorʔ “dusunun ve jas tutan kadinlari t͡ʃaɡirin da ɡelsinler. bet͡ʃerikli kadinlari t͡ʃaɡirtin da ɡelsinler. Old-Testament-1-Kings-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytel'de yaşlı bir peygamber yaşıyordu. Oğullarından biri gelip Tanrı adamının o gün Beytel'de yaptığı bütün işleri ona anlattı. Krala söylediği sözleri de babalarına anlattılar.|bejtelʔde jasli bir pejɡamber jasijordu. oɡullarindan biri ɡelip tanri adaminin o ɡun bejtelʔde japtiɡi butun isleri ona anlatti. krala sojlediɡi sozleri de babalarina anlattilar. New-Testament-Hebrews-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kişi, Yasa’nın soyla ilgili buyruğuna göre değil, sonsuz yaşamın gücüne göre kâhin olmuştur.|bu kisiʔ jasa’nin sojla ilɡili bujruɡuna ɡore deɡilʔ sonsuz jasamin ɡut͡ʃune ɡore kahin olmustur. Old-Testament-2-Samuel-017-027|und|SPEAKER_00_Turkish|David Mahanayim'e gelince, Ammon'un çocuklarının Rabbalı Nahaş'ın oğlu Şovi, Lodevarlı Ammiel'in oğlu Makir ve Rogelim'den Giladlı Barzillay,|david mahanajimʔe ɡelint͡ʃeʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin rabbali nahasʔin oɡlu soviʔ lodevarli ammielʔin oɡlu makir ve roɡelimʔden ɡiladli barzillajʔ Old-Testament-Hosea-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama uluslar arasında kendilerini satmış olsalar da, şimdi onları toplayacağım; ve güçlülerin kralının baskısından ötürü tükenmeye başlıyorlar.|ama uluslar arasinda kendilerini satmis olsalar daʔ simdi onlari toplajat͡ʃaɡim; ve ɡut͡ʃlulerin kralinin baskisindan oturu tukenmeje baslijorlar. Old-Testament-Nahum-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaş arabaları sokaklarda hiddetlendi. Geniş yollarda ileri geri koştular. Görünüşleri meşaleler gibiydi. Şimşekler gibi koşuyorlardı.|savas arabalari sokaklarda hiddetlendi. ɡenis jollarda ileri ɡeri kostular. ɡorunusleri mesaleler ɡibijdi. simsekler ɡibi kosujorlardi. Old-Testament-1-Kings-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ama senden öncekilerin hepsinden daha çok kötülük yaptın. Beni öfkelendirmek için gidip kendine başka ilâhlar, dökme putlar yaptın ve beni arkana attın.|ama senden ont͡ʃekilerin hepsinden daha t͡ʃok kotuluk japtin. beni ofkelendirmek it͡ʃin ɡidip kendine baska ilahlarʔ dokme putlar japtin ve beni arkana attin. Old-Testament-Leviticus-013-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Saçları başının ön kısmından dökülmüşse alın keldir. O kişi temizdir.|sat͡ʃlari basinin on kismindan dokulmusse alin keldir. o kisi temizdir. Old-Testament-Job-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi günlerim bir koşucudan daha hızlı. İyilik görmeden kaçmaktalar.|“simdi ɡunlerim bir kosut͡ʃudan daha hizli. ijilik ɡormeden kat͡ʃmaktalar. Old-Testament-Hosea-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu İsrael'dendir! Onu işçi yaptı, ve o Tanrı değildir; gerçekten, Samariya'nın buzağısı parçalanacak.|t͡ʃunku bu israelʔdendir! onu ist͡ʃi japtiʔ ve o tanri deɡildir; ɡert͡ʃektenʔ samarijaʔnin buzaɡisi part͡ʃalanat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun hizmetini yapmak üzere onun ve tüm topluluğun gereksinimlerini Buluşma Çadırı'nın önünde onlar sağlayacaklar.|konutun hizmetini japmak uzere onun ve tum topluluɡun ɡereksinimlerini bulusma t͡ʃadiriʔnin onunde onlar saɡlajat͡ʃaklar. Old-Testament-Nehemiah-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onların yanında yaşayan Yahudiler gelince, her yerden on kez bize, \"\"Nereye dönerseniz dönün, bize saldıracaklar\"\" dediler.\"|\"onlarin janinda jasajan jahudiler ɡelint͡ʃeʔ her jerden on kez bizeʔ \"\"nereje donerseniz donunʔ bize saldirat͡ʃaklar\"\" dediler.\" Old-Testament-Psalms-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na baktılar, ışıl ışıl parladılar. Yüzlerini asla utanç kaplamayacak.|o’na baktilarʔ isil isil parladilar. juzlerini asla utant͡ʃ kaplamajat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'la konuşup onlara şöyle dedi:|jahve mose ve aronʔla konusup onlara sojle dedi Old-Testament-1-Kings-008-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız Yahve, atalarımızla olduğu gibi bizimle olsun. Bizi terk etmesin ve bırakmasın,|tanrimiz jahveʔ atalarimizla olduɡu ɡibi bizimle olsun. bizi terk etmesin ve birakmasinʔ Old-Testament-Habakkuk-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü taş duvardan haykıracak ve kerestesinden kiriş ona yanıt verecek.|t͡ʃunku tas duvardan hajkirat͡ʃak ve kerestesinden kiris ona janit veret͡ʃek. Old-Testament-Psalms-051-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman doğruluk kurbanlarından, yakmalık sunulardan ve tümüyle yakmalık sunulardan zevk alırsın. O zaman sunağında boğalar sunulur.|o zaman doɡruluk kurbanlarindanʔ jakmalik sunulardan ve tumujle jakmalik sunulardan zevk alirsin. o zaman sunaɡinda boɡalar sunulur. Old-Testament-Isaiah-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların kükremesi dişi aslanınki gibi olacak. Genç aslanlar gibi kükreyecekler. Evet, kükreyecekler, avlarını yakalayıp götürecekler ve kurtaracak kimse olmayacak.|onlarin kukremesi disi aslaninki ɡibi olat͡ʃak. ɡent͡ʃ aslanlar ɡibi kukrejet͡ʃekler. evetʔ kukrejet͡ʃeklerʔ avlarini jakalajip ɡoturet͡ʃekler ve kurtarat͡ʃak kimse olmajat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, işte, dikildikten sonra gelişecek mi? Doğu rüzgârı ona dokunduğunda tümüyle kurumayacak mı? Evet büyüdüğü yerde kuruyacak.\"\"'\"\"\"|\"evetʔ isteʔ dikildikten sonra ɡeliset͡ʃek mi? doɡu ruzɡari ona dokunduɡunda tumujle kurumajat͡ʃak mi? evet bujuduɡu jerde kurujat͡ʃak.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Numbers-007-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Dokuzuncu gün Benyaminoğulları beyi Gideoni oğlu Avidan sunusunu sundu:|dokuzunt͡ʃu ɡun benjaminoɡullari beji ɡideoni oɡlu avidan sunusunu sundu Old-Testament-1-Samuel-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan, babası Saul'a David'den iyilikle söz etti ve ona şöyle dedi: \"\"Kralın hizmetkârına, David'e karşı günah işlemesine izin verme; çünkü sana karşı günah işlemedi, çünkü sana karşı işleri de çok iyiydi.\"|\"jonatanʔ babasi saulʔa davidʔden ijilikle soz etti ve ona sojle dedi \"\"kralin hizmetkarinaʔ davidʔe karsi ɡunah islemesine izin verme; t͡ʃunku sana karsi ɡunah islemediʔ t͡ʃunku sana karsi isleri de t͡ʃok ijijdi.\" Old-Testament-1-Samuel-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aşdodlular bunu görünce, \"\"İsrael Tanrısı'nın Sandığı bizimle kalmayacak, çünkü eli bize ve ilâhımız Dagon'a karşı serttir\"\" dediler.\"|\"asdodlular bunu ɡorunt͡ʃeʔ \"\"israel tanrisiʔnin sandiɡi bizimle kalmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku eli bize ve ilahimiz daɡonʔa karsi serttir\"\" dediler.\" Old-Testament-2-Chronicles-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat'ın bol zenginliği ve saygınlığı vardı; Ahav'la ittifak yaptı.|jehosafatʔin bol zenɡinliɡi ve sajɡinliɡi vardi; ahavʔla ittifak japti. Old-Testament-Job-037-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dinle ey İyov. Dur da Tanrı'nın şaşılacak işlerini düşün.|“dinle ej ijov. dur da tanriʔnin sasilat͡ʃak islerini dusun. Old-Testament-Deuteronomy-031-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"İşte, öleceğin günler yaklaşıyor. Yeşu'yu çağır ve Buluşma Çadırı'nda hazır olun, ben de onu görevlendireyim.\"\" Moşe ile Yeşu geldiler ve Buluşma Çadırı'na hazır oldular.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"isteʔ olet͡ʃeɡin ɡunler jaklasijor. jesuʔju t͡ʃaɡir ve bulusma t͡ʃadiriʔnda hazir olunʔ ben de onu ɡorevlendirejim.\"\" mose ile jesu ɡeldiler ve bulusma t͡ʃadiriʔna hazir oldular.\" New-Testament-Luke-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra onlara, “Ulus ulusa, krallık krallığa karşı ayaklanacak.|sonra onlaraʔ “ulus ulusaʔ krallik kralliɡa karsi ajaklanat͡ʃak. Old-Testament-Nehemiah-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra ona, \"\"Senin söylediğin gibi şeyler olmamıştır, ama sen bunları kendi yüreğinden uyduruyorsun\"\" diye haber gönderdim.\"|\"sonra onaʔ \"\"senin sojlediɡin ɡibi sejler olmamistirʔ ama sen bunlari kendi jureɡinden ujdurujorsun\"\" dije haber ɡonderdim.\" New-Testament-Mark-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bizi yok etmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum: Sen Tanrı’nın Kutsalı’sın!”|“bizi jok etmeje mi ɡeldin? senin kim olduɡunu bilijorum sen tanri’nin kutsali’sin!” New-Testament-Matthew-016-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da dört bin kişinin yedi ekmeğini, kaç küfe yiyecek kaldırdığınızı fark etmiyor ve hatırlamıyor musunuz?|ja da dort bin kisinin jedi ekmeɡiniʔ kat͡ʃ kufe jijet͡ʃek kaldirdiɡinizi fark etmijor ve hatirlamijor musunuz? Old-Testament-Proverbs-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrular asla ortadan kaldırılmaz, ama kötüler ülkede oturamaz.|doɡrular asla ortadan kaldirilmazʔ ama kotuler ulkede oturamaz. New-Testament-Luke-011-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bütün bedenin ışıkla doluysa, hiçbir yanında karanlık yoksa, kandilin parıltısıyla seni aydınlattığı gibi, bedenin tamamen ışıkla dolu olacaktır.”|eɡer butun bedenin isikla dolujsaʔ hit͡ʃbir janinda karanlik joksaʔ kandilin pariltisijla seni ajdinlattiɡi ɡibiʔ bedenin tamamen isikla dolu olat͡ʃaktir.” Old-Testament-Joshua-018-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının bütün topluluğu Şilo'da toplanıp orada Buluşma Çadırı'nı kurdular. Ülke onların önünde boyun eğdirildi.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡu siloʔda toplanip orada bulusma t͡ʃadiriʔni kurdular. ulke onlarin onunde bojun eɡdirildi. Old-Testament-Zechariah-008-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi'nin şu sözü bana geldi.|ordular jahvesiʔnin su sozu bana ɡeldi. Old-Testament-Micah-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Samariya’yı tarlanın taş yığını, bağ dikme yerleri gibi yapacağım; ve onun taşlarını vadiye dökeceğim, ve temellerini açığa çıkaracağım.|bu juzden samarija’ji tarlanin tas jiɡiniʔ baɡ dikme jerleri ɡibi japat͡ʃaɡim; ve onun taslarini vadije doket͡ʃeɡimʔ ve temellerini at͡ʃiɡa t͡ʃikarat͡ʃaɡim. Old-Testament-Deuteronomy-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün Yahve'nin Tanrın olduğunu, O'nun yollarında yürüyeceğini, kurallarını, buyruklarını, ilkelerini tutacağını ve O'nun sözünü dinleyeceğini bildirdin.|buɡun jahveʔnin tanrin olduɡunuʔ oʔnun jollarinda jurujet͡ʃeɡiniʔ kurallariniʔ bujruklariniʔ ilkelerini tutat͡ʃaɡini ve oʔnun sozunu dinlejet͡ʃeɡini bildirdin. Old-Testament-Jeremiah-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ama kendi yüreklerinin inatçılığı ardından ve atalarının kendilerine öğrettiği Baallar’ın peşinden gittiler.”|ama kendi jureklerinin inatt͡ʃiliɡi ardindan ve atalarinin kendilerine oɡrettiɡi baallar’in pesinden ɡittiler.” New-Testament-Galatians-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi iman geldiğinden, artık bir eğitmen altında değiliz.|ama simdi iman ɡeldiɡindenʔ artik bir eɡitmen altinda deɡiliz. Old-Testament-Judges-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Giva'da kalmak üzere oraya girdiler. İçeri girdi ve şehrin sokağına oturdu; çünkü onları kalmaları için evine götüren kimse yoktu.|ɡivaʔda kalmak uzere oraja ɡirdiler. it͡ʃeri ɡirdi ve sehrin sokaɡina oturdu; t͡ʃunku onlari kalmalari it͡ʃin evine ɡoturen kimse joktu. Old-Testament-Proverbs-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kötülüğün karşılığını vereceğim” deme, Yahve'yi bekle, O seni kurtarır.|“kotuluɡun karsiliɡini veret͡ʃeɡim” demeʔ jahveʔji bekleʔ o seni kurtarir. Old-Testament-Leviticus-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Denizlerde ve ırmaklarda yüzgeçleri ve pulları olmayanların hepsi, sularda hareket edenlerin hepsi, sularda yaşayan tüm canlılar sizin için iğrençtir.|denizlerde ve irmaklarda juzɡet͡ʃleri ve pullari olmajanlarin hepsiʔ sularda hareket edenlerin hepsiʔ sularda jasajan tum t͡ʃanlilar sizin it͡ʃin iɡrent͡ʃtir. New-Testament-Revelation-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınaktan başka bir melek çıktı ve bulutun üzerinde oturana yüksek sesle, “Orağını gönder ve biç! Biçme saati geldi. Çünkü yerin ürünü olgunlaştı” dedi.|tapinaktan baska bir melek t͡ʃikti ve bulutun uzerinde oturana juksek sesleʔ “oraɡini ɡonder ve bit͡ʃ! bit͡ʃme saati ɡeldi. t͡ʃunku jerin urunu olɡunlasti” dedi. Old-Testament-Leviticus-013-054|und|SPEAKER_00_Turkish|sonra kâhin vebanın olduğu şeyi yıkamalarını buyuracak ve onu yedi gün daha kapayacak.|sonra kahin vebanin olduɡu seji jikamalarini bujurat͡ʃak ve onu jedi ɡun daha kapajat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendisini her çağırdığımızda Tanrımız Yahve'nin bize yakın olduğu gibi, kendilerine bu kadar yakın bir tanrısı olan hangi büyük ulus vardır?|t͡ʃunku kendisini her t͡ʃaɡirdiɡimizda tanrimiz jahveʔnin bize jakin olduɡu ɡibiʔ kendilerine bu kadar jakin bir tanrisi olan hanɡi bujuk ulus vardir? Old-Testament-1-Samuel-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanna, “Hayır efendim, ben ruhu kederli bir kadınım” diye yanıt verdi. “Ne şarap ne de içki içtim, yalnızca canımı Yahve'nin önüne döktüm.|hannaʔ “hajir efendimʔ ben ruhu kederli bir kadinim” dije janit verdi. “ne sarap ne de it͡ʃki it͡ʃtimʔ jalnizt͡ʃa t͡ʃanimi jahveʔnin onune doktum. New-Testament-Acts-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine yukarı çıkıp ekmek bölüp yemek yedi. Gün ağarana dek onlarla uzunca konuştuktan sonra oradan ayrıldı.|jine jukari t͡ʃikip ekmek bolup jemek jedi. ɡun aɡarana dek onlarla uzunt͡ʃa konustuktan sonra oradan ajrildi. Old-Testament-Isaiah-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu emin bir yere çivi gibi tutturacağım. Babasının evi için görkemli bir taht olacak.|onu emin bir jere t͡ʃivi ɡibi tutturat͡ʃaɡim. babasinin evi it͡ʃin ɡorkemli bir taht olat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevadya, Arad, Eder,|zevadjaʔ aradʔ ederʔ Old-Testament-Job-037-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na ne söyleyeceğimizi bize öğret, çünkü karanlık yüzünden davamızı ortaya koyamıyoruz.|oʔna ne sojlejet͡ʃeɡimizi bize oɡretʔ t͡ʃunku karanlik juzunden davamizi ortaja kojamijoruz. Old-Testament-Deuteronomy-004-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, bugün yukarıda gökte, aşağıda yeryüzünde bilin ve yüreğinize koyun ki, Yahve'nin kendisi Tanrı'dır. Başka biri yoktur.|bu nedenleʔ buɡun jukarida ɡokteʔ asaɡida jerjuzunde bilin ve jureɡinize kojun kiʔ jahveʔnin kendisi tanriʔdir. baska biri joktur. Old-Testament-Jeremiah-051-033|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Babil kızı, çiğnendiği zaman harman yerine benzer. Biraz daha, onun da hasat zamanı gelecek.\"\"\"|\"t͡ʃunku israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor \"\"babil kiziʔ t͡ʃiɡnendiɡi zaman harman jerine benzer. biraz dahaʔ onun da hasat zamani ɡelet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Ruth-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Naomi onun kendisiyle gitmeye kararlı olduğunu görünce, onu zorlamayı bıraktı.|naomi onun kendisijle ɡitmeje kararli olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ onu zorlamaji birakti. New-Testament-John-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, yoksullarla ilgilendiği için değil, hırsız olduğu için söylüyordu. Para kutusu ondaydı ve içine konulandan çalıyordu.|bunuʔ joksullarla ilɡilendiɡi it͡ʃin deɡilʔ hirsiz olduɡu it͡ʃin sojlujordu. para kutusu ondajdi ve it͡ʃine konulandan t͡ʃalijordu. Old-Testament-Judges-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Sisera'yı, savaş arabalarını ve ordusunu Barak'ın önünde kılıçtan geçirip şaşkına çevirdi. Sisera arabasını bırakıp yaya kaçtı.|jahve siseraʔjiʔ savas arabalarini ve ordusunu barakʔin onunde kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirip saskina t͡ʃevirdi. sisera arabasini birakip jaja kat͡ʃti. Old-Testament-Ecclesiastes-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir şeyin sonu başlangıcından iyidir. Ruhta sabırlı olan, ruhta kibirli olandan iyidir.|bir sejin sonu baslanɡit͡ʃindan ijidir. ruhta sabirli olanʔ ruhta kibirli olandan ijidir. New-Testament-Acts-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama görevliler zindana vardıklarında onları bulamadılar. Geri dönüp şu haberi verdiler:|ama ɡorevliler zindana vardiklarinda onlari bulamadilar. ɡeri donup su haberi verdiler Old-Testament-1-Kings-020-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine peygamber gitti, gözleri üzerine baş bağı koyup kılığını değiştirerek yol kenarında kralı bekledi.|bunun uzerine pejɡamber ɡittiʔ ɡozleri uzerine bas baɡi kojup kiliɡini deɡistirerek jol kenarinda krali bekledi. Old-Testament-Joshua-021-028|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar oymağından Kişion'u otlaklarıyla, Daverat'ı otlaklarıyla,|issakar ojmaɡindan kisionʔu otlaklarijlaʔ daveratʔi otlaklarijlaʔ Old-Testament-1-Samuel-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halk Samuel'e, “‘Saul bize krallık edecek mi?’ diyen kimdir? Onları getirin de öldürelim.\"\" dedi.\"|\"halk samuelʔeʔ “‘saul bize krallik edet͡ʃek mi?’ dijen kimdir? onlari ɡetirin de oldurelim.\"\" dedi.\" Old-Testament-Joshua-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulus düşmanlarından öç alana dek güneş durdu, ay da yerinde kaldı. Yaşar'ın Kitabı'nda bu yazılı değil mi? Güneş gökyüzünün ortasında kaldı ve neredeyse bütün gün batmakta acele etmedi.|ulus dusmanlarindan ot͡ʃ alana dek ɡunes durduʔ aj da jerinde kaldi. jasarʔin kitabiʔnda bu jazili deɡil mi? ɡunes ɡokjuzunun ortasinda kaldi ve neredejse butun ɡun batmakta at͡ʃele etmedi. Old-Testament-Psalms-043-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen benim gücümün Tanrısı’sın. Beni neden reddettin? Düşmanın zulmünden ötürü neden yas tutayım?|t͡ʃunku sen benim ɡut͡ʃumun tanrisi’sin. beni neden reddettin? dusmanin zulmunden oturu neden jas tutajim? New-Testament-Acts-018-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Kutsal Yazılar’dan Yeşua’nın Mesih olduğunu açıkça göstererek, Yahudiler’i güçlü bir şekilde çürüttü.|t͡ʃunku kutsal jazilar’dan jesua’nin mesih olduɡunu at͡ʃikt͡ʃa ɡostererekʔ jahudiler’i ɡut͡ʃlu bir sekilde t͡ʃuruttu. New-Testament-Acts-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanığın Stefanos’un kanı döküldüğünde, ben de orada duruyordum, onu öldürenlerin giysilerini bekleyerek ölümünü onayladım.’’|taniɡin stefanos’un kani dokulduɡundeʔ ben de orada durujordumʔ onu oldurenlerin ɡijsilerini beklejerek olumunu onajladim.’’ Old-Testament-2-Kings-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onu yakaladılar; ve atların giriş yolundan kralın evine doğru gitti ve orada öldürüldü.|bojlet͡ʃe onu jakaladilar; ve atlarin ɡiris jolundan kralin evine doɡru ɡitti ve orada olduruldu. New-Testament-Matthew-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sana şunu söyleyeyim, yargı günü Sodom diyarı senden daha katlanılır olacaktır.”|ama sana sunu sojlejejimʔ jarɡi ɡunu sodom dijari senden daha katlanilir olat͡ʃaktir.” New-Testament-2-Peter-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü görkemli ve Heybetli Olan’dan kendisine, “Bu benim sevgili Oğlum, O’ndan hoşnutum” diye ses geldiğinde, Baba Tanrı’dan onur ve yücelik aldı.|t͡ʃunku ɡorkemli ve hejbetli olan’dan kendisineʔ “bu benim sevɡili oɡlumʔ o’ndan hosnutum” dije ses ɡeldiɡindeʔ baba tanri’dan onur ve jut͡ʃelik aldi. New-Testament-Acts-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Nitekim Moşe atalarımıza şöyle demişti: ‘Efendi Tanrımız sizin için kardeşleriniz arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak. Size ne söylerse söylesin, her konuda O'nu dinleyeceksiniz.|nitekim mose atalarimiza sojle demisti ‘efendi tanrimiz sizin it͡ʃin kardesleriniz arasindan benim ɡibi bir pejɡamber t͡ʃikarat͡ʃak. size ne sojlerse sojlesinʔ her konuda oʔnu dinlejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Samuel-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler kenti Nov'u kılıçtan geçirdi; erkekleri, kadınları, çocukları, emzikteki bebekleri, sığırları, eşekleri, koyunları kılıçtan geçirdi.|kahinler kenti novʔu kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdi; erkekleriʔ kadinlariʔ t͡ʃot͡ʃuklariʔ emzikteki bebekleriʔ siɡirlariʔ esekleriʔ kojunlari kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-1-Chronicles-029-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yişay oğlu David bütün İsrael üzerinde hüküm sürdü.|jisaj oɡlu david butun israel uzerinde hukum surdu. New-Testament-Ephesians-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey babalar, çocuklarınızı öfkelendirmeyin. Onları Efendi’nin terbiye ve öğüdüyle yetiştirin.|ej babalarʔ t͡ʃot͡ʃuklarinizi ofkelendirmejin. onlari efendi’nin terbije ve oɡudujle jetistirin. Old-Testament-1-Samuel-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tok olanlar ekmek için kendilerini ücretli işçi ettiler. Aç olanlar doydu. Evet, kısır yedi çocuk doğurdu. Çok çocuğu olan kadın da cansızlaşıyor.\"\"\"|\"tok olanlar ekmek it͡ʃin kendilerini ut͡ʃretli ist͡ʃi ettiler. at͡ʃ olanlar dojdu. evetʔ kisir jedi t͡ʃot͡ʃuk doɡurdu. t͡ʃok t͡ʃot͡ʃuɡu olan kadin da t͡ʃansizlasijor.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|On ayaklığı tunçtan yaptı. Bir ayaklığın uzunluğu dört arşın, genişliği dört arşın ve yüksekliği üç arşındı.|on ajakliɡi tunt͡ʃtan japti. bir ajakliɡin uzunluɡu dort arsinʔ ɡenisliɡi dort arsin ve juksekliɡi ut͡ʃ arsindi. Old-Testament-Genesis-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov Rahel'i öptü, yüksek sesle ağladı.|jakov rahelʔi optuʔ juksek sesle aɡladi. Old-Testament-Proverbs-024-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşuna karşı nedensiz yere tanıklık etme. Dudaklarınla aldatma.|komsuna karsi nedensiz jere taniklik etme. dudaklarinla aldatma. New-Testament-John-012-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana iman eden hiç kimse karanlıkta kalmasın diye dünyaya ışık olarak geldim.|bana iman eden hit͡ʃ kimse karanlikta kalmasin dije dunjaja isik olarak ɡeldim. Old-Testament-Exodus-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babasına ya da annesine lanet eden kesinlikle öldürülecektir.\"\"\"|\"\"\"babasina ja da annesine lanet eden kesinlikle oldurulet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Daniel-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Güzel yemek yemedim, ağzıma et veya şarap girmedi. Üç hafta tamamlanana dek hiç yağ sürünmedim.|ɡuzel jemek jemedimʔ aɡzima et veja sarap ɡirmedi. ut͡ʃ hafta tamamlanana dek hit͡ʃ jaɡ surunmedim. Old-Testament-1-Chronicles-002-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiryat Yearim'in babası Şoval'ın oğulları vardı: Haroeh, Menuhot'un yarısı.|kirjat jearimʔin babasi sovalʔin oɡullari vardi haroehʔ menuhotʔun jarisi. Old-Testament-Ezekiel-047-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve bana dedi, \"\"Bu sular doğu bölgesine doğru çıkıyor ve Arava'ya inecekler. Sonra denize doğru gidecekler ve çıkarılacak bu sular deniz içine akacaklar; ve sular iyileşecek.\"|\"ve bana dediʔ \"\"bu sular doɡu bolɡesine doɡru t͡ʃikijor ve aravaʔja inet͡ʃekler. sonra denize doɡru ɡidet͡ʃekler ve t͡ʃikarilat͡ʃak bu sular deniz it͡ʃine akat͡ʃaklar; ve sular ijileset͡ʃek.\" Old-Testament-Deuteronomy-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Arden'den geçtiğinizde, halkı kutsamak için Gerizim Dağı'nda şunlar duracak: Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Yosef ve Benyamin.\"|\"\"\"ardenʔden ɡet͡ʃtiɡinizdeʔ halki kutsamak it͡ʃin ɡerizim daɡiʔnda sunlar durat͡ʃak simonʔ leviʔ jahudaʔ issakarʔ josef ve benjamin.\" Old-Testament-Psalms-101-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerim ülkedeki sadıkların üzerinde olacak, ta ki, benimle otursunlar. Kusursuzca yürüyen kişi, bana hizmet edecek.|ɡozlerim ulkedeki sadiklarin uzerinde olat͡ʃakʔ ta kiʔ benimle otursunlar. kusursuzt͡ʃa jurujen kisiʔ bana hizmet edet͡ʃek. New-Testament-James-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yukarıdan gelen bilgelik önce paktır, sonra barışçıldır, uysal ve akla uygundur. Merhametle ve iyi meyvelerle doludur. Taraf tutmaz, ikiyüzlülük yapmaz.|ama jukaridan ɡelen bilɡelik ont͡ʃe paktirʔ sonra barist͡ʃildirʔ ujsal ve akla ujɡundur. merhametle ve iji mejvelerle doludur. taraf tutmazʔ ikijuzluluk japmaz. New-Testament-Romans-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yani, bedensel çocuklar Tanrı'nın çocukları değil, vaat çocukları mirasçı sayılır.|janiʔ bedensel t͡ʃot͡ʃuklar tanriʔnin t͡ʃot͡ʃuklari deɡilʔ vaat t͡ʃot͡ʃuklari mirast͡ʃi sajilir. Old-Testament-Joshua-019-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehud, Bene Berak, Gat Rimmon,|jehudʔ bene berakʔ ɡat rimmonʔ New-Testament-Ephesians-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bir zamanlar karanlıktınız, ama şimdi Efendi’de ışıksınız. Işığın çocukları olarak yürüyün.|t͡ʃunku bir zamanlar karanliktinizʔ ama simdi efendi’de isiksiniz. isiɡin t͡ʃot͡ʃuklari olarak jurujun. Old-Testament-Jeremiah-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak, ey Yahve, beni öldürmek için onların bana karşı olan bütün niyetlerini biliyorsun. Suçlarını bağışlama. Önünde günahlarını silme, önünde devrilsinler. Öfken zamanında onlarla ilgilen.|ant͡ʃakʔ ej jahveʔ beni oldurmek it͡ʃin onlarin bana karsi olan butun nijetlerini bilijorsun. sut͡ʃlarini baɡislama. onunde ɡunahlarini silmeʔ onunde devrilsinler. ofken zamaninda onlarla ilɡilen. New-Testament-Matthew-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sonra bir talant alan da geldi. ‘Efendimiz, senin sert bir adam olduğunu, ekmediğin yerden biçtiğini, harman savurmadığın yerden devşirdiğini biliyordum.|“sonra bir talant alan da ɡeldi. ‘efendimizʔ senin sert bir adam olduɡunuʔ ekmediɡin jerden bit͡ʃtiɡiniʔ harman savurmadiɡin jerden devsirdiɡini bilijordum. New-Testament-Acts-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O sıralarda Yol ile ilgili büyük bir kargaşalık çıktı.|o siralarda jol ile ilɡili bujuk bir karɡasalik t͡ʃikti. Old-Testament-Isaiah-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu ağzıma dokundurup şöyle dedi: \"\"İşte, bu senin dudaklarına dokundu; ve kötülüğün ortadan kalktı, günahın da bağışlandı.”\"|\"onu aɡzima dokundurup sojle dedi \"\"isteʔ bu senin dudaklarina dokundu; ve kotuluɡun ortadan kalktiʔ ɡunahin da baɡislandi.”\" New-Testament-John-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar ruhta ve gerçekte tapınmaları gerektir.”|tanri ruhturʔ o’na tapinanlar ruhta ve ɡert͡ʃekte tapinmalari ɡerektir.” New-Testament-2-Corinthians-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazıları için ölümün ölüm kokusu, ötekiler içinse hoş bir koku olarak yaşamın yaşam kokusuyuz. Bu şeylere kim yeterli olabilir?|bazilari it͡ʃin olumun olum kokusuʔ otekiler it͡ʃinse hos bir koku olarak jasamin jasam kokusujuz. bu sejlere kim jeterli olabilir? Old-Testament-Psalms-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada dehşet içinde kaldılar. Çünkü Tanrı doğruların kuşağının yanındadır.|orada dehset it͡ʃinde kaldilar. t͡ʃunku tanri doɡrularin kusaɡinin janindadir. Old-Testament-Isaiah-033-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, onların yiğitleri dışarıda feryat ediyor; barış elçileri acı acı ağlıyor.|isteʔ onlarin jiɡitleri disarida ferjat edijor; baris elt͡ʃileri at͡ʃi at͡ʃi aɡlijor. Old-Testament-Joshua-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Önünüzden eşek arısını gönderdim; o, onları, Amorlular'ın iki kralını önünüzden kovdu; kılıcınla ya da yayınla değil.|onunuzden esek arisini ɡonderdim; oʔ onlariʔ amorlularʔin iki kralini onunuzden kovdu; kilit͡ʃinla ja da jajinla deɡil. New-Testament-Matthew-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman birçok kişi tökezleyecek, birbirini teslim edecek, birbirlerinden nefret edecek.|o zaman birt͡ʃok kisi tokezlejet͡ʃekʔ birbirini teslim edet͡ʃekʔ birbirlerinden nefret edet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-078-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de yukarıda göklere buyurdu, göklerin kapılarını açtı.|jine de jukarida ɡoklere bujurduʔ ɡoklerin kapilarini at͡ʃti. New-Testament-Acts-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Korkuyla gözlerini ona dikti, “Ne var ey Efendim?” dedi. Ona, “Duaların ve muhtaçlara olan bağışların anılmak üzere Tanrı önüne çıktılar.|korkujla ɡozlerini ona diktiʔ “ne var ej efendim?” dedi. onaʔ “dualarin ve muhtat͡ʃlara olan baɡislarin anilmak uzere tanri onune t͡ʃiktilar. Old-Testament-2-Kings-025-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yehoyakin'in sürgününün otuz yedinci yılında, on ikinci ayın yirmi yedinci günü, Babil Kralı Evilmerodak, hükmetmeye başladığı yıl, Yahuda Kralı Yehoyakin'i zindandan bıraktı.|jahuda krali jehojakinʔin surɡununun otuz jedint͡ʃi jilindaʔ on ikint͡ʃi ajin jirmi jedint͡ʃi ɡunuʔ babil krali evilmerodakʔ hukmetmeje basladiɡi jilʔ jahuda krali jehojakinʔi zindandan birakti. Old-Testament-1-Chronicles-026-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu Şelomot ve kardeşleri, Kral David’in ve atalar evlerinin başlarının, binlerin ve yüzlerin komutanlarının ve ordu komutanlarının adadığı bütün hazinelerin başındaydılar.|bu selomot ve kardesleriʔ kral david’in ve atalar evlerinin baslarininʔ binlerin ve juzlerin komutanlarinin ve ordu komutanlarinin adadiɡi butun hazinelerin basindajdilar. Old-Testament-Nehemiah-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Surlular'dan bazı adamlar da orada yaşıyorlardı. Balık ve her türlü mal getirip Şabat Günü Yahuda'nın çocuklarına ve Yeruşalem'e satıyorlardı.|surlularʔdan bazi adamlar da orada jasijorlardi. balik ve her turlu mal ɡetirip sabat ɡunu jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarina ve jerusalemʔe satijorlardi. Old-Testament-Hosea-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael evinde korkunç bir şey gördüm. Efraim'de fuhuş var. İsrael kirlendi.\"\"\"|\"israel evinde korkunt͡ʃ bir sej ɡordum. efraimʔde fuhus var. israel kirlendi.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Domuz, çatal tırnaklı olduğu halde geviş getirmediği için size kirlidir. Onların etini yemeyeceksiniz. Onların leşlerine dokunmayacaksınız.|domuzʔ t͡ʃatal tirnakli olduɡu halde ɡevis ɡetirmediɡi it͡ʃin size kirlidir. onlarin etini jemejet͡ʃeksiniz. onlarin leslerine dokunmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Hosea-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Efraim günah işlemek için sunakları çoğalttı, onlar da onun için günah işlemek için sunaklar oldular.|t͡ʃunku efraim ɡunah islemek it͡ʃin sunaklari t͡ʃoɡalttiʔ onlar da onun it͡ʃin ɡunah islemek it͡ʃin sunaklar oldular. New-Testament-Mark-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman biri size, ‘Bakın, Mesih burada!’ ya da ‘İşte şurada!’ derse, buna inanmayın.|o zaman biri sizeʔ ‘bakinʔ mesih burada!’ ja da ‘iste surada!’ derseʔ buna inanmajin. New-Testament-John-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onun yüzünden birçok Yahudi gidip Yeşua’ya iman ediyordu.|t͡ʃunku onun juzunden birt͡ʃok jahudi ɡidip jesua’ja iman edijordu. Old-Testament-Nahum-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor: \"\"Onlar güçte tam olsalar ve çok olsalar bile, yine de kesilip yok olacaklar. Seni ezdimse de, seni bir daha ezmeyeceğim.\"|\"jahve sojle dijor \"\"onlar ɡut͡ʃte tam olsalar ve t͡ʃok olsalar bileʔ jine de kesilip jok olat͡ʃaklar. seni ezdimse deʔ seni bir daha ezmejet͡ʃeɡim.\" New-Testament-Acts-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Birkaç gün sonra Feliks, Yahudi olan karısı Drusilla ile birlikte geldi. Pavlus’u çağırtıp Mesih Yeşua’ya olan inancı hakkında onu dinledi.|birkat͡ʃ ɡun sonra feliksʔ jahudi olan karisi drusilla ile birlikte ɡeldi. pavlus’u t͡ʃaɡirtip mesih jesua’ja olan inant͡ʃi hakkinda onu dinledi. New-Testament-Romans-015-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Makedonya ve Ahaya’dakiler, Yeruşalem’deki kutsallar arasındaki yoksullar için yardım toplamayı uygun gördüler.|t͡ʃunku makedonja ve ahaja’dakilerʔ jerusalem’deki kutsallar arasindaki joksullar it͡ʃin jardim toplamaji ujɡun ɡorduler. Old-Testament-2-Kings-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sidkiya hükmetmeye başladığında yirmi bir yaşındaydı ve Yeruşalem'de on bir yıl krallık yaptı. Annesinin adı Livnalı Yeremya'nın kızı Hamutal'dı.|sidkija hukmetmeje basladiɡinda jirmi bir jasindajdi ve jerusalemʔde on bir jil krallik japti. annesinin adi livnali jeremjaʔnin kizi hamutalʔdi. Old-Testament-Psalms-040-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi sabırla bekledim. Bana döndü ve feryadımı duydu.|jahve’ji sabirla bekledim. bana dondu ve ferjadimi dujdu. New-Testament-Luke-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua beş ekmekle iki balığı aldı, göğe bakıp onları kutsadı, kırdı ve kalabalığın önüne koymaları için öğrencilerine verdi.|jesua bes ekmekle iki baliɡi aldiʔ ɡoɡe bakip onlari kutsadiʔ kirdi ve kalabaliɡin onune kojmalari it͡ʃin oɡrent͡ʃilerine verdi. Old-Testament-Job-024-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğurmayan kısırları yutar. Dul kadına şefkat göstermez.|doɡurmajan kisirlari jutar. dul kadina sefkat ɡostermez. Old-Testament-Proverbs-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gizlide verilen armağan öfkeyi, örtülü rüşvet şiddetli gazabı yatıştırır.|ɡizlide verilen armaɡan ofkejiʔ ortulu rusvet siddetli ɡazabi jatistirir. New-Testament-John-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun doluluğundan hepimiz lütuf üzerine lütuf aldık.|o’nun doluluɡundan hepimiz lutuf uzerine lutuf aldik. New-Testament-Luke-001-036|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, akraban Elizabet de yaşlılığında bir oğula gebe kaldı. Kısır denilen bu kadın altıncı ayındadır.|isteʔ akraban elizabet de jasliliɡinda bir oɡula ɡebe kaldi. kisir denilen bu kadin altint͡ʃi ajindadir. Old-Testament-Genesis-027-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca lezzetli yemek yapıp babasına getirdi. Babasına, “Baba kalk ve oğlunun avından ye de canın beni kutsasın” dedi.|ajrit͡ʃa lezzetli jemek japip babasina ɡetirdi. babasinaʔ “baba kalk ve oɡlunun avindan je de t͡ʃanin beni kutsasin” dedi. Old-Testament-Job-042-003|und|SPEAKER_00_Turkish|'Bilgisizce tasarıyı karartan bu adam kimdir?' diye sordun. Bu yüzden anlamadığımı, benim için çok şaşılası olan, bilmediğim şeyleri söyledim.|ʔbilɡisizt͡ʃe tasariji karartan bu adam kimdir?ʔ dije sordun. bu juzden anlamadiɡimiʔ benim it͡ʃin t͡ʃok sasilasi olanʔ bilmediɡim sejleri sojledim. Old-Testament-Job-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Şeytan'a, \"\"İşte, nesi varsa senin elinde. Yalnız kendisine elini uzatma.\"\" dedi. Böylece Şeytan, Yahve'nin önünden çıktı.\"|\"jahve sejtanʔaʔ \"\"isteʔ nesi varsa senin elinde. jalniz kendisine elini uzatma.\"\" dedi. bojlet͡ʃe sejtanʔ jahveʔnin onunden t͡ʃikti.\" Old-Testament-Jeremiah-009-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'ı, Yahuda'yı, Edom'u, Ammon'un çocuklarını, Moav'ı ve çölde oturan saçlarının köşeleri kesilmiş olanların hepsini. Çünkü bütün uluslar sünnetsizdir ve bütün İsrael evi yürekte sünnetsizdir.”|misirʔiʔ jahudaʔjiʔ edomʔuʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklariniʔ moavʔi ve t͡ʃolde oturan sat͡ʃlarinin koseleri kesilmis olanlarin hepsini. t͡ʃunku butun uluslar sunnetsizdir ve butun israel evi jurekte sunnetsizdir.” Old-Testament-Deuteronomy-034-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Mısır ülkesinde yapması için onu Firavun'a ve bütün hizmetkârlarına, bütün diyarına gönderdiği belirtilerde ve harikalarda,|jahveʔnin misir ulkesinde japmasi it͡ʃin onu firavunʔa ve butun hizmetkarlarinaʔ butun dijarina ɡonderdiɡi belirtilerde ve harikalardaʔ New-Testament-John-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe size sünneti verdi - ki Moşe’den değil, atalardandır - Şabat'da bir erkek çocuğu sünnet ediyorsunuz.|mose size sunneti verdi - ki mose’den deɡilʔ atalardandir - sabatʔda bir erkek t͡ʃot͡ʃuɡu sunnet edijorsunuz. New-Testament-1-Peter-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü çürüyen değil, çürümez bir tohumdan, yani Tanrı’nın diri ve ebedi sözü aracılığıyla yeniden doğdunuz.|t͡ʃunku t͡ʃurujen deɡilʔ t͡ʃurumez bir tohumdanʔ jani tanri’nin diri ve ebedi sozu arat͡ʃiliɡijla jeniden doɡdunuz. New-Testament-Acts-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Antakya’ya vardıklarında, topluluğu bir araya topladılar. Tanrı’nın kendileri aracılığıyla yaptığı her şeyi, öteki uluslara iman kapısını nasıl açtığını anlattılar.|antakja’ja vardiklarindaʔ topluluɡu bir araja topladilar. tanri’nin kendileri arat͡ʃiliɡijla japtiɡi her sejiʔ oteki uluslara iman kapisini nasil at͡ʃtiɡini anlattilar. New-Testament-1-Corinthians-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama oturanlardan birine vahiy gelirse, ilk konuşan sussun.|ama oturanlardan birine vahij ɡelirseʔ ilk konusan sussun. Old-Testament-1-Kings-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıl dönümünde Ben Hadat, Suriyeliler'i topladı ve İsrael'e karşı savaşmak üzere Afek'e çıktı.|jil donumunde ben hadatʔ surijelilerʔi topladi ve israelʔe karsi savasmak uzere afekʔe t͡ʃikti. Old-Testament-Isaiah-030-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Gümüş kaplı oyma putlarınızı, altın kaplanmış dökme putlarınızı kirleteceksin. Onları kirli bir şeymiş gibi atacaksın. Ona, “Git buradan!” diyeceksin.|ɡumus kapli ojma putlariniziʔ altin kaplanmis dokme putlarinizi kirletet͡ʃeksin. onlari kirli bir sejmis ɡibi atat͡ʃaksin. onaʔ “ɡit buradan!” dijet͡ʃeksin. Old-Testament-Exodus-040-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Buhur için altın sunağı Antlaşma Sandığı'nın önüne koyacaksın ve konutun kapısının perdesini takacaksın.\"\"\"|\"buhur it͡ʃin altin sunaɡi antlasma sandiɡiʔnin onune kojat͡ʃaksin ve konutun kapisinin perdesini takat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi dostunu, babanın dostunu da bırakma. Felaket gününde kardeşinin evine gitme. Yakın komşu uzak kardeşten iyidir.|kendi dostunuʔ babanin dostunu da birakma. felaket ɡununde kardesinin evine ɡitme. jakin komsu uzak kardesten ijidir. New-Testament-Revelation-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|beşincisi damarlı akik, altıncı kırmızı akik, yedincisi sarı yakut, sekizincisi beril, dokuzuncusu topaz, onuncusu sarı zümrüt, on birincisi gökyakut, on ikincisi ametistti.|besint͡ʃisi damarli akikʔ altint͡ʃi kirmizi akikʔ jedint͡ʃisi sari jakutʔ sekizint͡ʃisi berilʔ dokuzunt͡ʃusu topazʔ onunt͡ʃusu sari zumrutʔ on birint͡ʃisi ɡokjakutʔ on ikint͡ʃisi ametistti. Old-Testament-Ecclesiastes-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük bir kent vardı ve içinde az sayıda insan vardı; ve büyük bir kral ona karşı geldi, onu kuşattı ve ona karşı büyük rampalar yaptı.|kut͡ʃuk bir kent vardi ve it͡ʃinde az sajida insan vardi; ve bujuk bir kral ona karsi ɡeldiʔ onu kusatti ve ona karsi bujuk rampalar japti. Old-Testament-Numbers-029-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız; bu, sürekli yakmalık sunuya, onun ekmek sunusuna ve onun dökmelik sunusuna ektir.'\"\"\"|\"ɡunah sunusu olarak bir teke sunat͡ʃaksiniz; buʔ surekli jakmalik sunujaʔ onun ekmek sunusuna ve onun dokmelik sunusuna ektir.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Karşı taraftaki köye gidin, oraya girince üzerine henüz hiç kimsenin binmediği, bağlı bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp getirin.|onlaraʔ “karsi taraftaki koje ɡidinʔ oraja ɡirint͡ʃe uzerine henuz hit͡ʃ kimsenin binmediɡiʔ baɡli bir sipa bulat͡ʃaksiniz. onu t͡ʃozup ɡetirin. Old-Testament-Job-038-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ya da denizi kapılarla kim kapattı, rahimden çıkıp fışkırdığında,|“ja da denizi kapilarla kim kapattiʔ rahimden t͡ʃikip fiskirdiɡindaʔ New-Testament-Matthew-012-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ya ağacı iyi, meyvesini de iyi yapın, ya da ağacı kötü, meyvesini de kötü yapın. Çünkü ağaç meyvesinden tanınır.|“ja aɡat͡ʃi ijiʔ mejvesini de iji japinʔ ja da aɡat͡ʃi kotuʔ mejvesini de kotu japin. t͡ʃunku aɡat͡ʃ mejvesinden taninir. Old-Testament-Numbers-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ve o topluluk öldüğünde, yer ağzını açıp Korah'la birlikte onları da yutmuştu; o sırada ateş iki yüz elli kişiyi yakıp tüketti ve onlar bir belirti haline geldiler.|ve o topluluk olduɡundeʔ jer aɡzini at͡ʃip korahʔla birlikte onlari da jutmustu; o sirada ates iki juz elli kisiji jakip tuketti ve onlar bir belirti haline ɡeldiler. Old-Testament-Deuteronomy-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok dikkatli olun; çünkü Yahve'nin Horev'de sizinle ateşin içinden konuştuğu gün hiçbir biçim görmediniz;|t͡ʃok dikkatli olun; t͡ʃunku jahveʔnin horevʔde sizinle atesin it͡ʃinden konustuɡu ɡun hit͡ʃbir bit͡ʃim ɡormediniz; Old-Testament-Proverbs-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi artışı için yoksulu ezen ve zengine veren kişi, ikisi de yoksullaşır.|kendi artisi it͡ʃin joksulu ezen ve zenɡine veren kisiʔ ikisi de joksullasir. Old-Testament-1-Chronicles-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'den: Merarioğulları'ndan Haşavya oğlu, Azrikam oğlu, Haşşuv oğlu Şemaya;|levililerʔden merarioɡullariʔndan hasavja oɡluʔ azrikam oɡluʔ hassuv oɡlu semaja; Old-Testament-Haggai-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda Valisi Zerubbabel'e söyle, 'Ben gökleri ve yeri sarsacağım.|“jahuda valisi zerubbabelʔe sojleʔ ʔben ɡokleri ve jeri sarsat͡ʃaɡim. New-Testament-Matthew-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Dikkat edin, Ferisiler’in ve Sadukiler’in mayasından sakının” dedi.|jesua onlaraʔ “dikkat edinʔ ferisiler’in ve sadukiler’in majasindan sakinin” dedi. Old-Testament-Genesis-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarah hamile kaldı ve Avraham’ın yaşlılığında, tam Tanrı'nın belirttiği zamanda bir oğul doğurdu.|sarah hamile kaldi ve avraham’in jasliliɡindaʔ tam tanriʔnin belirttiɡi zamanda bir oɡul doɡurdu. Old-Testament-Job-036-026|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Tanrı büyüktür ve biz O'nu bilmeyiz. O'nun yıllarının sayısı araştırılamaz.|isteʔ tanri bujuktur ve biz oʔnu bilmejiz. oʔnun jillarinin sajisi arastirilamaz. Old-Testament-Jeremiah-042-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Yahuda kalıntısı, Yahve sizin için, ‘Mısır’a girmeyin!’ dedi. Bugün size tanıklık ettiğimi kesinlikle bilin.|“ej jahuda kalintisiʔ jahve sizin it͡ʃinʔ ‘misir’a ɡirmejin!’ dedi. buɡun size taniklik ettiɡimi kesinlikle bilin. Old-Testament-1-Chronicles-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ram, Amminadav'ın babası oldu; Amminadav da Yahuda oğullarının beyi Nahşon'un babası oldu.|ramʔ amminadavʔin babasi oldu; amminadav da jahuda oɡullarinin beji nahsonʔun babasi oldu. New-Testament-Luke-008-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “İmanınız nerede?” dedi. Onlar korkup şaşmışlardı. Birbirlerine, “Bu adam kim ki, rüzgârlara ve suya buyruk veriyor, onlar da O’na itaat ediyor!” dediler.|onlaraʔ “imaniniz nerede?” dedi. onlar korkup sasmislardi. birbirlerineʔ “bu adam kim kiʔ ruzɡarlara ve suja bujruk verijorʔ onlar da o’na itaat edijor!” dediler. Old-Testament-Job-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Şeytan'a, \"\"Nereden geldin?\"\" dedi. O zaman Şeytan Yahve'ye yanıt verip, \"\"Yeryüzünde dolaşmaktan, inip çıkmaktan\"\" dedi.\"|\"jahve sejtanʔaʔ \"\"nereden ɡeldin?\"\" dedi. o zaman sejtan jahveʔje janit veripʔ \"\"jerjuzunde dolasmaktanʔ inip t͡ʃikmaktan\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-051-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benim, seni avutan benim. Sen kimsin ki ölecek insandan, ot gibi olacak insanoğlundan korkuyorsun?|“benimʔ seni avutan benim. sen kimsin ki olet͡ʃek insandanʔ ot ɡibi olat͡ʃak insanoɡlundan korkujorsun? Old-Testament-Ecclesiastes-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|yırtmanın zamanı var, dikmenin de zamanı var; susmanın zamanı var, konuşmanın da zamanı var;|jirtmanin zamani varʔ dikmenin de zamani var; susmanin zamani varʔ konusmanin da zamani var; New-Testament-Matthew-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Zebedi oğullarının annesi, oğullarıyla birlikte O’nun yanına geldi. Önünde diz çöküp O'ndan bir şey diledi.|o sirada zebedi oɡullarinin annesiʔ oɡullarijla birlikte o’nun janina ɡeldi. onunde diz t͡ʃokup oʔndan bir sej diledi. Old-Testament-Judges-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimşon onlara şöyle dedi: \"\"Şimdi size bir bilmece söyleyeyim. Yanıtını ziyafetin yedi günü içinde bulup bana söyleyebilirseniz, o zaman size otuz keten giysi ve otuz yedek giysi vereceğim;\"|\"simson onlara sojle dedi \"\"simdi size bir bilmet͡ʃe sojlejejim. janitini zijafetin jedi ɡunu it͡ʃinde bulup bana sojlejebilirsenizʔ o zaman size otuz keten ɡijsi ve otuz jedek ɡijsi veret͡ʃeɡim;\" New-Testament-Matthew-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle benim bu sözlerimi duyup yapan herkes, evini kaya üzerine kuran bilge adama benzer.|“bu nedenle benim bu sozlerimi dujup japan herkesʔ evini kaja uzerine kuran bilɡe adama benzer. Old-Testament-Jeremiah-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü halkım akılsız. Beni bilmiyorlar. Akılsız çocuklardır, anlayışları da yoktur. Kötülük yapmada ustadırlar, ama iyilik yapmayı bilmiyorlar.”|“t͡ʃunku halkim akilsiz. beni bilmijorlar. akilsiz t͡ʃot͡ʃuklardirʔ anlajislari da joktur. kotuluk japmada ustadirlarʔ ama ijilik japmaji bilmijorlar.” New-Testament-Luke-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu küçüklerden birini tökezletmektense, boynuna bir değirmen taşı takılıp denize atılması kendisi için daha iyi olur.|bu kut͡ʃuklerden birini tokezletmektenseʔ bojnuna bir deɡirmen tasi takilip denize atilmasi kendisi it͡ʃin daha iji olur. Old-Testament-1-Chronicles-002-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Beytlehem'in babası Salma ve Beyt Gader'in babası Haref.|bejtlehemʔin babasi salma ve bejt ɡaderʔin babasi haref. Old-Testament-Isaiah-057-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiminle alay ediyorsunuz? Ağzınızı kime açıyorsunuz ve dil çıkarıyorsunuz? Siz başkaldırı çocukları ve yalanın soyu değil misiniz?|kiminle alaj edijorsunuz? aɡzinizi kime at͡ʃijorsunuz ve dil t͡ʃikarijorsunuz? siz baskaldiri t͡ʃot͡ʃuklari ve jalanin soju deɡil misiniz? Old-Testament-1-Samuel-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin Ruhu senin üzerine güçlü bir şekilde gelecek, o zaman onlarla birlikte peygamberlik edeceksin ve başka bir adama dönüşeceksin.|o zaman jahveʔnin ruhu senin uzerine ɡut͡ʃlu bir sekilde ɡelet͡ʃekʔ o zaman onlarla birlikte pejɡamberlik edet͡ʃeksin ve baska bir adama donuset͡ʃeksin. Old-Testament-Ezekiel-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: 'İşte, ben, ben de sana karşıyım; ve ulusların gözü önünde içinde yargılar yürüteceğim.|bu juzden efendi jahve sojle dijor ʔisteʔ benʔ ben de sana karsijim; ve uluslarin ɡozu onunde it͡ʃinde jarɡilar jurutet͡ʃeɡim. Old-Testament-Job-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Küçük de büyük de oradadır. Hizmetçi efendisinden özgürdür.\"\"\"|\"kut͡ʃuk de bujuk de oradadir. hizmett͡ʃi efendisinden ozɡurdur.\"\"\" New-Testament-Luke-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Yeruşalem’e doğru giderken Samariya ve Galile sınırlarından geçiyordu.|jesua jerusalem’e doɡru ɡiderken samarija ve ɡalile sinirlarindan ɡet͡ʃijordu. Old-Testament-Genesis-025-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Birincisinin her yeri kıllı bir giysi gibi kıpkırmızı doğdu. Adını Esav koydular.|birint͡ʃisinin her jeri killi bir ɡijsi ɡibi kipkirmizi doɡdu. adini esav kojdular. Old-Testament-Ezekiel-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle dedi, “Ey insanoğlu, İsrael evine git ve sözlerimi onlara söyle.|bana sojle dediʔ “ej insanoɡluʔ israel evine ɡit ve sozlerimi onlara sojle. Old-Testament-1-Samuel-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk Samuel'e, “Hizmetkârların için Tanrın Yahve'ye dua et de ölmeyelim; çünkü bütün günahlarımıza bu kötülüğü, bir kral istemeyi kattık” dedi.|butun halk samuelʔeʔ “hizmetkarlarin it͡ʃin tanrin jahveʔje dua et de olmejelim; t͡ʃunku butun ɡunahlarimiza bu kotuluɡuʔ bir kral istemeji kattik” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevron'un oğulları: Baş Yeriah, ikincisi Amarya, üçüncüsü Yahaziel ve dördüncüsü Yekameam.|hevronʔun oɡullari bas jeriahʔ ikint͡ʃisi amarjaʔ ut͡ʃunt͡ʃusu jahaziel ve dordunt͡ʃusu jekameam. Old-Testament-Genesis-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzündeki hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere, içinde yaşam olan her şeye yeşil otları yiyecek olarak verdim.” ve öyle oldu.|jerjuzundeki hajvanlaraʔ ɡokteki kuslaraʔ surunɡenlereʔ it͡ʃinde jasam olan her seje jesil otlari jijet͡ʃek olarak verdim.” ve ojle oldu. Old-Testament-2-Chronicles-029-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallık için, kutsal yer için ve Yahuda için günah sunusu olarak yedi boğa, yedi koç, yedi kuzu ve yedi teke getirdiler. Aron'un oğulları olan kâhinlere bunları Yahve'nin sunağında sunmalarını buyurdu.|krallik it͡ʃinʔ kutsal jer it͡ʃin ve jahuda it͡ʃin ɡunah sunusu olarak jedi boɡaʔ jedi kot͡ʃʔ jedi kuzu ve jedi teke ɡetirdiler. aronʔun oɡullari olan kahinlere bunlari jahveʔnin sunaɡinda sunmalarini bujurdu. Old-Testament-2-Chronicles-036-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Keldaniler kralını getirdi. O, gençlerini kutsal yerlerinin evinde kılıçla öldürdü ve genç yiğide, el değmemiş kıza, yaşlıya, sakata acımadı. Hepsini eline verdi.|bunun uzerine keldaniler kralini ɡetirdi. oʔ ɡent͡ʃlerini kutsal jerlerinin evinde kilit͡ʃla oldurdu ve ɡent͡ʃ jiɡideʔ el deɡmemis kizaʔ jaslijaʔ sakata at͡ʃimadi. hepsini eline verdi. Old-Testament-Hosea-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni sadakatle kendime nişanlayacağım, ve Yahve'yi tanıyacaksın.|seni sadakatle kendime nisanlajat͡ʃaɡimʔ ve jahveʔji tanijat͡ʃaksin. Old-Testament-Ezekiel-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Psalms-128-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşin evinin içinde verimli bir asma gibi olacak, çocukların sofranın etrafındaki zeytin filizleri gibi.|esin evinin it͡ʃinde verimli bir asma ɡibi olat͡ʃakʔ t͡ʃot͡ʃuklarin sofranin etrafindaki zejtin filizleri ɡibi. Old-Testament-Psalms-089-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun bütün surlarını yıktın. Kalelerini harabeye çevirdin.|onun butun surlarini jiktin. kalelerini harabeje t͡ʃevirdin. New-Testament-John-019-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşua’nın cesedini alıp Yahudiler’in ölü gömme geleneğine göre baharatlarla keten beze sardılar.|bojlet͡ʃe jesua’nin t͡ʃesedini alip jahudiler’in olu ɡomme ɡeleneɡine ɡore baharatlarla keten beze sardilar. Old-Testament-Job-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bile, işte, tanığım göklerdedir. Bana kefil olan yücelerdedir.|simdi bileʔ isteʔ taniɡim ɡoklerdedir. bana kefil olan jut͡ʃelerdedir. New-Testament-John-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışıktan çok karanlığı sevdiler. Çünkü işleri kötüydü.|jarɡi da sudur dunjaja isik ɡeldiʔ ama insanlar isiktan t͡ʃok karanliɡi sevdiler. t͡ʃunku isleri kotujdu. Old-Testament-Job-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Beylerin üzerine aşağılama döker, güçlülerin kuşaklarını çözer.|bejlerin uzerine asaɡilama dokerʔ ɡut͡ʃlulerin kusaklarini t͡ʃozer. New-Testament-Galatians-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, biz de çocukken dünyanın temel ilkeleri altında esirdik.|bojlet͡ʃeʔ biz de t͡ʃot͡ʃukken dunjanin temel ilkeleri altinda esirdik. Old-Testament-Exodus-029-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“Boğayı Buluşma Çadırı'nın önüne getireceksin; Aron ile oğulları ellerini boğanın başına koyacaklar.|“boɡaji bulusma t͡ʃadiriʔnin onune ɡetiret͡ʃeksin; aron ile oɡullari ellerini boɡanin basina kojat͡ʃaklar. Old-Testament-2-Kings-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak yüksek yerler kaldırılmamıştı. Halk yüksek yerlerde kurban kesmeye ve buhur yakmaya devam etti.|ant͡ʃak juksek jerler kaldirilmamisti. halk juksek jerlerde kurban kesmeje ve buhur jakmaja devam etti. New-Testament-Luke-023-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu görmek için toplanan kalabalığın tümü olup bitenleri görünce göğüslerini döverek eve döndüler.|bunu ɡormek it͡ʃin toplanan kalabaliɡin tumu olup bitenleri ɡorunt͡ʃe ɡoɡuslerini doverek eve donduler. Old-Testament-Jeremiah-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse Yeruşalem halkı neden sürekli döneklikle geri düştü? Hileye sarılıyorlar. Geri dönmeyi reddediyorlar.|ojlejse jerusalem halki neden surekli doneklikle ɡeri dustu? hileje sarilijorlar. ɡeri donmeji reddedijorlar. New-Testament-Luke-006-045|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi insan yüreğindeki iyi hazinesinden iyilik, kötü insan yüreğindeki kötü hazinesinden kötülük çıkarır. Çünkü yürekten taşanı ağzı söyler.”|iji insan jureɡindeki iji hazinesinden ijilikʔ kotu insan jureɡindeki kotu hazinesinden kotuluk t͡ʃikarir. t͡ʃunku jurekten tasani aɡzi sojler.” Old-Testament-Isaiah-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmaklar kokacak. Mısır'ın kaynakları azalıp kuruyacak. Sazlıklar ve kamışlar kalmayacak.|irmaklar kokat͡ʃak. misirʔin kajnaklari azalip kurujat͡ʃak. sazliklar ve kamislar kalmajat͡ʃak. Old-Testament-2-Samuel-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlığı, göklerin koyu bulutlarını, suların toplanmasını, kendi çevresinde sığınak yaptı.|karanliɡiʔ ɡoklerin koju bulutlariniʔ sularin toplanmasiniʔ kendi t͡ʃevresinde siɡinak japti. New-Testament-2-Corinthians-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer ona sizin hakkınızda bir şeyde övündüysem, hayal kırıklığına uğramadım. Size söylediğimiz her şey nasıl doğru idiyse, Titus’a sizi övmemiz de aynı şekilde doğru bulundu.|t͡ʃunku eɡer ona sizin hakkinizda bir sejde ovundujsemʔ hajal kirikliɡina uɡramadim. size sojlediɡimiz her sej nasil doɡru idijseʔ titus’a sizi ovmemiz de ajni sekilde doɡru bulundu. Old-Testament-2-Kings-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav Kralı Meşa da koyun yetiştiricisiydi; İsrael Kralı'na yüz bin kuzu ve yüz bin koç yünü sağlıyordu.|moav krali mesa da kojun jetistirit͡ʃisijdi; israel kraliʔna juz bin kuzu ve juz bin kot͡ʃ junu saɡlijordu. New-Testament-Romans-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni ve tüm kiliseyi evinde konuk eden Gayus sizleri selamlıyor. Kent haznedarı Erastus ve Kuartus kardeş size selam eder.|beni ve tum kiliseji evinde konuk eden ɡajus sizleri selamlijor. kent haznedari erastus ve kuartus kardes size selam eder. Old-Testament-Numbers-035-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ölüm suçlusu katilin yaşamı için de fidye almayacaksınız. Kesinlikle öldürülecektir.'\"\"\"|\"\"\"ʔolum sut͡ʃlusu katilin jasami it͡ʃin de fidje almajat͡ʃaksiniz. kesinlikle oldurulet͡ʃektir.ʔ\"\"\" New-Testament-Hebrews-007-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Levioğulları’ndan olup kâhinlik görevini alanlar, Kutsal Yasa’ya göre halktan, yani kendi kardeşlerinden ondalık toplamak için buyruk almışlardır. Onlar da Avraham’ın bedeninden çıkmışlardır.|levioɡullari’ndan olup kahinlik ɡorevini alanlarʔ kutsal jasa’ja ɡore halktanʔ jani kendi kardeslerinden ondalik toplamak it͡ʃin bujruk almislardir. onlar da avraham’in bedeninden t͡ʃikmislardir. Old-Testament-Job-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tema kervanları baktılar. Şeba yolcuları onları bekliyorlar.|tema kervanlari baktilar. seba jolt͡ʃulari onlari beklijorlar. Old-Testament-1-Chronicles-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David o gün Tanrı'dan korkup, \"\"Tanrı'nın Sandığı'nı nasıl eve yanıma getireyim?\"\" dedi.\"|\"david o ɡun tanriʔdan korkupʔ \"\"tanriʔnin sandiɡiʔni nasil eve janima ɡetirejim?\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-012-049|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben yeryüzüne ateş atmaya geldim. Keşke o şimdiden tutuşmuş olsaydı.|“ben jerjuzune ates atmaja ɡeldim. keske o simdiden tutusmus olsajdi. New-Testament-Revelation-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Vay, vay başına koca kent” diyecekler. “İnce keten, mor ve kırmızı kumaş giyinmiş, altın, değerli taşlar ve incilerle süslenmiştin!|“vajʔ vaj basina kot͡ʃa kent” dijet͡ʃekler. “int͡ʃe ketenʔ mor ve kirmizi kumas ɡijinmisʔ altinʔ deɡerli taslar ve int͡ʃilerle suslenmistin! Old-Testament-1-Samuel-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer benimle dövüşebilir ve beni öldürebilirse, o zaman biz sizin hizmetkârlarınız oluruz; ama eğer ben ona karşı galip gelir ve onu öldürürsem, o zaman siz bizim hizmetkârlarımız olursunuz ve bize hizmet edersiniz.” dedi.|eɡer benimle dovusebilir ve beni oldurebilirseʔ o zaman biz sizin hizmetkarlariniz oluruz; ama eɡer ben ona karsi ɡalip ɡelir ve onu oldurursemʔ o zaman siz bizim hizmetkarlarimiz olursunuz ve bize hizmet edersiniz.” dedi. Old-Testament-Psalms-061-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın ömrünü uzat. Onun yılları kuşaklar boyunca sürsün,|kralin omrunu uzat. onun jillari kusaklar bojunt͡ʃa sursunʔ New-Testament-Galatians-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendi benliğine eken, benliğinden çürüme biçecektir. Ama Ruh’a eken, Ruh’tan sonsuz yaşam biçecektir.|t͡ʃunku kendi benliɡine ekenʔ benliɡinden t͡ʃurume bit͡ʃet͡ʃektir. ama ruh’a ekenʔ ruh’tan sonsuz jasam bit͡ʃet͡ʃektir. New-Testament-John-012-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözlerimi işitip de inanmayanı ben yargılamam. Çünkü ben dünyayı yargılamaya değil, kurtarmaya geldim.|sozlerimi isitip de inanmajani ben jarɡilamam. t͡ʃunku ben dunjaji jarɡilamaja deɡilʔ kurtarmaja ɡeldim. Old-Testament-Numbers-018-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu siz ve ev halkınız her yerde yiyebilirsiniz. Çünkü Buluşma Çadırı'ndaki hizmetinize karşılık bu sizin ödülünüzdür.|onu siz ve ev halkiniz her jerde jijebilirsiniz. t͡ʃunku bulusma t͡ʃadiriʔndaki hizmetinize karsilik bu sizin odulunuzdur. Old-Testament-Numbers-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin anma payı olarak ekmek sunusundan bir avuç alacak, onu sunakta yakacak, sonra da suyu kadına içirecek.|kahin anma paji olarak ekmek sunusundan bir avut͡ʃ alat͡ʃakʔ onu sunakta jakat͡ʃakʔ sonra da suju kadina it͡ʃiret͡ʃek. Old-Testament-2-Kings-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Peygamber oğullarının eşlerinden bir kadın Elişa'ya feryat edip, \"\"Kocam hizmetkârın öldü. Hizmetkârın Yahve'den korkardı bilirsin. Şimdi alacaklı iki çocuğumu kendisine köle olsunlar diye onları almaya geldi.\"\" dedi.\"|\"pejɡamber oɡullarinin eslerinden bir kadin elisaʔja ferjat edipʔ \"\"kot͡ʃam hizmetkarin oldu. hizmetkarin jahveʔden korkardi bilirsin. simdi alat͡ʃakli iki t͡ʃot͡ʃuɡumu kendisine kole olsunlar dije onlari almaja ɡeldi.\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Samuel-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra oradan ilerleyeceksin ve Tabor meşesine varacaksın. Orada seni Tanrı’ya, Beytel’e çıkan üç adam karşılayacak: Biri üç oğlak, biri üç somun ekmek, biri de bir tulum şarap taşıyor.|sonra oradan ilerlejet͡ʃeksin ve tabor mesesine varat͡ʃaksin. orada seni tanri’jaʔ bejtel’e t͡ʃikan ut͡ʃ adam karsilajat͡ʃak biri ut͡ʃ oɡlakʔ biri ut͡ʃ somun ekmekʔ biri de bir tulum sarap tasijor. Old-Testament-Psalms-071-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Her zaman gidebileceğim sığınacak kayam ol. Kurtulmam için buyruk ver, çünkü kayam ve kalem sensin benim.|her zaman ɡidebilet͡ʃeɡim siɡinat͡ʃak kajam ol. kurtulmam it͡ʃin bujruk verʔ t͡ʃunku kajam ve kalem sensin benim. Old-Testament-Lamentations-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, geceleyin, nöbetlerin başında bağır! Yahve'nin yüzü önünde yüreğini su gibi dök. Her sokak başında açlıktan bayılan çocuklarının canı için Ellerini O'na doğru kaldır.|kalkʔ ɡet͡ʃelejinʔ nobetlerin basinda baɡir! jahveʔnin juzu onunde jureɡini su ɡibi dok. her sokak basinda at͡ʃliktan bajilan t͡ʃot͡ʃuklarinin t͡ʃani it͡ʃin ellerini oʔna doɡru kaldir. Old-Testament-2-Samuel-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Yahve'ye sorunca şöyle dedi: \"\"Çıkmayacaksın. Arkalarından dolanın ve dut ağaçlarının önünde onlara saldırın.\"|\"david jahveʔje sorunt͡ʃa sojle dedi \"\"t͡ʃikmajat͡ʃaksin. arkalarindan dolanin ve dut aɡat͡ʃlarinin onunde onlara saldirin.\" Old-Testament-Leviticus-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Putlara dönmeyin, kendinize dökme ilâhlar yapmayın. Ben Tanrınız Yahve'yim.'\"\"\"|\"“ʔputlara donmejinʔ kendinize dokme ilahlar japmajin. ben tanriniz jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Başı Yoel, ikincisi Şafam, Yanay ve Başan'da Şafat.|basi joelʔ ikint͡ʃisi safamʔ janaj ve basanʔda safat. New-Testament-John-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Galile’nin Beytsayda Kenti’nden olan Filipus’a gelip ona, “Efendimiz, Yeşua’yı görmek istiyoruz” dediler.|bunlarʔ ɡalile’nin bejtsajda kenti’nden olan filipus’a ɡelip onaʔ “efendimizʔ jesua’ji ɡormek istijoruz” dediler. Old-Testament-Song-of-Songs-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizim için tilkileri, bağları yağmalayan küçük tilkileri yakalayın; çünkü bağlarımız çiçek açtı.|bizim it͡ʃin tilkileriʔ baɡlari jaɡmalajan kut͡ʃuk tilkileri jakalajin; t͡ʃunku baɡlarimiz t͡ʃit͡ʃek at͡ʃti. New-Testament-Matthew-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunu duyunca şaştı ve ardından gelenlere şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, ben İsrael’de bile böyle büyük bir iman bulmadım.|jesua bunu dujunt͡ʃa sasti ve ardindan ɡelenlere sojle dedi “size doɡrusunu sojlejejimʔ ben israel’de bile bojle bujuk bir iman bulmadim. New-Testament-Mark-009-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Tuz iyidir. Ama tuz tuzluluğunu kaybederse, ona yeniden neyle tat verilir? İçinizde tuz bulunsun ve birbirinizle esenlik içinde olun.”|tuz ijidir. ama tuz tuzluluɡunu kajbederseʔ ona jeniden nejle tat verilir? it͡ʃinizde tuz bulunsun ve birbirinizle esenlik it͡ʃinde olun.” Old-Testament-Nehemiah-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci gün, bütün halkın atalar evlerinin başları, kâhinler ve Levililer, yasanın sözlerini çalışmak üzere Yazıcı Ezra'nın yanına toplandılar.|ikint͡ʃi ɡunʔ butun halkin atalar evlerinin baslariʔ kahinler ve levililerʔ jasanin sozlerini t͡ʃalismak uzere jazit͡ʃi ezraʔnin janina toplandilar. Old-Testament-1-Samuel-030-017|und|SPEAKER_00_Turkish|David alacakaranlıktan ertesi günün akşamına kadar onları vurdu. Onlardan deveye binip kaçan dört yüz genç dışında oradan hiç kimse kurtulmadı.|david alat͡ʃakaranliktan ertesi ɡunun aksamina kadar onlari vurdu. onlardan deveje binip kat͡ʃan dort juz ɡent͡ʃ disinda oradan hit͡ʃ kimse kurtulmadi. Old-Testament-Jeremiah-048-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Horonayim'den feryat sesi, harabe ve büyük yıkım!|horonajimʔden ferjat sesiʔ harabe ve bujuk jikim! New-Testament-2-Corinthians-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer sıkıntı çekiyorsak, sizin teselliniz ve kurtuluşunuz içindir. Eğer teselli ediliyorsak bu, sizin teselliniz içindir. Bizim çekmekte olduğumuz aynı acılara katlanmanızda siz de etkin olan bu tesellidir.|ama eɡer sikinti t͡ʃekijorsakʔ sizin teselliniz ve kurtulusunuz it͡ʃindir. eɡer teselli edilijorsak buʔ sizin teselliniz it͡ʃindir. bizim t͡ʃekmekte olduɡumuz ajni at͡ʃilara katlanmanizda siz de etkin olan bu tesellidir. Old-Testament-Nehemiah-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyt Hakerem bölgesinin yöneticisi Rekav oğlu Malkiya Gübre Kapısı'nı onardı. Onu bina etti, kapı kanatlarını, sürgülerini ve kapı kollarını taktılar.|bejt hakerem bolɡesinin jonetit͡ʃisi rekav oɡlu malkija ɡubre kapisiʔni onardi. onu bina ettiʔ kapi kanatlariniʔ surɡulerini ve kapi kollarini taktilar. Old-Testament-1-Kings-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Solomon, dövme altından iki yüz kalkan yaptırdı; bir kalkan için altı yüz şekel altın gitti.|kral solomonʔ dovme altindan iki juz kalkan japtirdi; bir kalkan it͡ʃin alti juz sekel altin ɡitti. Old-Testament-Genesis-036-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Reuel'in oğulları: Nahat, Zerah, Şamma, Mizza. Bunlar Esav'ın karısı Basemat'ın soyundandır.|reuelʔin oɡullari nahatʔ zerahʔ sammaʔ mizza. bunlar esavʔin karisi basematʔin sojundandir. Old-Testament-Daniel-002-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sen, ey kral, gördün ve işte, büyük bir suret. Güçlü ve parlaklığı olağanüstü olan bu suret senin önünde duruyordu; görünüşü de korkunçtu.|“senʔ ej kralʔ ɡordun ve isteʔ bujuk bir suret. ɡut͡ʃlu ve parlakliɡi olaɡanustu olan bu suret senin onunde durujordu; ɡorunusu de korkunt͡ʃtu. Old-Testament-Exodus-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci ayın on dördüncü günü akşamından, yirmi birinci günü akşamına kadar mayasız ekmek yiyeceksiniz.|birint͡ʃi ajin on dordunt͡ʃu ɡunu aksamindanʔ jirmi birint͡ʃi ɡunu aksamina kadar majasiz ekmek jijet͡ʃeksiniz. Old-Testament-1-Kings-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O bunu görünce kalkıp yaşamı için kaçtı ve Yahuda'ya ait Beerşeva'ya geldi ve uşağını orada bıraktı.|o bunu ɡorunt͡ʃe kalkip jasami it͡ʃin kat͡ʃti ve jahudaʔja ait beersevaʔja ɡeldi ve usaɡini orada birakti. Old-Testament-Numbers-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balam Balak'a şöyle dedi: \"\"Bana gönderdiğin ulaklarına:\"|\"balam balakʔa sojle dedi \"\"bana ɡonderdiɡin ulaklarina\" Old-Testament-Proverbs-029-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçokları hükümdarın lütfunu arar, ama insanın adaleti Yahve'den gelir.|birt͡ʃoklari hukumdarin lutfunu ararʔ ama insanin adaleti jahveʔden ɡelir. Old-Testament-1-Samuel-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Keila halkı beni onun eline teslim edecek mi? Saul, hizmetkârının duyduğu gibi aşağı inecek mi? Ey İsrael'in Tanrısı Yahve, sana yalvarırım hizmetkârına söyle.\"\" Yahve, “O inecek” dedi.\"|\"\"\"keila halki beni onun eline teslim edet͡ʃek mi? saulʔ hizmetkarinin dujduɡu ɡibi asaɡi inet͡ʃek mi? ej israelʔin tanrisi jahveʔ sana jalvaririm hizmetkarina sojle.\"\" jahveʔ “o inet͡ʃek” dedi.\" New-Testament-Revelation-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç buçuk gün sonra onların içine Tanrı’dan yaşam soluğu girdi ve ayakları üzerine dikildiler. Onları görenlerin üzerine büyük bir korku düştü.|ut͡ʃ but͡ʃuk ɡun sonra onlarin it͡ʃine tanri’dan jasam soluɡu ɡirdi ve ajaklari uzerine dikildiler. onlari ɡorenlerin uzerine bujuk bir korku dustu. Old-Testament-2-Samuel-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Tuz Vadisi'nde Suriyeliler'i, on sekiz bin kişiyi yere çaldıktan sonra geri döndüğünde ün kazandı.|davidʔ tuz vadisiʔnde surijelilerʔiʔ on sekiz bin kisiji jere t͡ʃaldiktan sonra ɡeri donduɡunde un kazandi. Old-Testament-Leviticus-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmekle birlikte bir yaşında kusursuz yedi kuzu, bir genç boğa ve iki koç sunacaksınız. Ekmek sunuları ve dökmelik sunularıyla birlikte bunlar, Yahve'ye yakmalık sunu, ateşle yapılan sunu, Yahve'ye hoş koku olacak.|ekmekle birlikte bir jasinda kusursuz jedi kuzuʔ bir ɡent͡ʃ boɡa ve iki kot͡ʃ sunat͡ʃaksiniz. ekmek sunulari ve dokmelik sunularijla birlikte bunlarʔ jahveʔje jakmalik sunuʔ atesle japilan sunuʔ jahveʔje hos koku olat͡ʃak. Old-Testament-Esther-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, Haman'dan aldığı yüzüğünü çıkarıp Mordekay'a verdi. Ester, Mordekay'ı Haman'ın evi üzerine koydu.|kralʔ hamanʔdan aldiɡi juzuɡunu t͡ʃikarip mordekajʔa verdi. esterʔ mordekajʔi hamanʔin evi uzerine kojdu. Old-Testament-2-Chronicles-033-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe hüküm sürmeye başladığında on iki yaşındaydı ve Yeruşalem'de elli beş yıl hüküm sürdü.|manasse hukum surmeje basladiɡinda on iki jasindajdi ve jerusalemʔde elli bes jil hukum surdu. Old-Testament-Leviticus-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ölmemek için Buluşma Çadırı'nın kapısından çıkmayacaksınız; çünkü Yahve'nin mesh yağı senin üzerindedir.\"\" Moşe'nin sözüne göre yaptılar.\"|\"olmemek it͡ʃin bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisindan t͡ʃikmajat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku jahveʔnin mesh jaɡi senin uzerindedir.\"\" moseʔnin sozune ɡore japtilar.\" Old-Testament-Psalms-063-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yok etmek için canımı arayanlar, yerin diplerine inecekler.|ama jok etmek it͡ʃin t͡ʃanimi arajanlarʔ jerin diplerine inet͡ʃekler. Old-Testament-Isaiah-054-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve seni terk edilmiş ve ruhu kederli bir eş, gençliğinde atılmış bir eş gibi çağırdı” diyor Tanrın.|t͡ʃunku jahve seni terk edilmis ve ruhu kederli bir esʔ ɡent͡ʃliɡinde atilmis bir es ɡibi t͡ʃaɡirdi” dijor tanrin. Old-Testament-2-Chronicles-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi bana bilgelik ve bilgi ver ki, çıkıp bu halkın önüne gireyim; çünkü senin bu büyük halkına kim hükmedebilir?\"\"\"|\"simdi bana bilɡelik ve bilɡi ver kiʔ t͡ʃikip bu halkin onune ɡirejim; t͡ʃunku senin bu bujuk halkina kim hukmedebilir?\"\"\" New-Testament-Acts-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri gelip onlara, “İşte, zindana attığınız adamlar tapınakta durmuş halka öğretiyor” dedi.|biri ɡelip onlaraʔ “isteʔ zindana attiɡiniz adamlar tapinakta durmus halka oɡretijor” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon bütün İsrael'e, binlerin, yüzlerin başlarına, hâkimlere ve bütün İsrael'deki her beye, atalar evlerinin başlarına seslendi.|solomon butun israelʔeʔ binlerinʔ juzlerin baslarinaʔ hakimlere ve butun israelʔdeki her bejeʔ atalar evlerinin baslarina seslendi. Old-Testament-Genesis-044-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda, “Efendime ne diyelim? Ne söyleyelim? Kendimizi nasıl aklayalım? Tanrı, hizmetkârlarının suçunu ortaya çıkardı. Bakın, hem biz hem de kendisinde kâse bulunan efendimin köleleriyiz.” dedi.|jahudaʔ “efendime ne dijelim? ne sojlejelim? kendimizi nasil aklajalim? tanriʔ hizmetkarlarinin sut͡ʃunu ortaja t͡ʃikardi. bakinʔ hem biz hem de kendisinde kase bulunan efendimin kolelerijiz.” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-032-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O şöyle diyecek: \"\"Kurbanlarının yağını yiyen ve dökmelik sunu şarabını içen, sığındıkları kaya olan ilâhları nerede?\"|\"o sojle dijet͡ʃek \"\"kurbanlarinin jaɡini jijen ve dokmelik sunu sarabini it͡ʃenʔ siɡindiklari kaja olan ilahlari nerede?\" New-Testament-Acts-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu sorguya çekmek üzere olanlar hemen yanından ayrıldılar. Komutan da onun bir Romalı olduğunu anlayınca korktu. Çünkü onu bağlamıştı.|onu sorɡuja t͡ʃekmek uzere olanlar hemen janindan ajrildilar. komutan da onun bir romali olduɡunu anlajint͡ʃa korktu. t͡ʃunku onu baɡlamisti. Old-Testament-Nehemiah-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hodiya, Bani ve Beninu.|hodijaʔ bani ve beninu. New-Testament-2-Timothy-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Efendi ona merhamet göstersin. Efes’te ne denli hizmet ettiğini sen çok iyi biliyorsun.|o ɡun efendi ona merhamet ɡostersin. efes’te ne denli hizmet ettiɡini sen t͡ʃok iji bilijorsun. New-Testament-Galatians-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bunlara karşı yasa yoktur.|jumusak hujluluk ve ozdenetimdir. bunlara karsi jasa joktur. Old-Testament-Jeremiah-037-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi lütfen dinle, efendim kral: Yalvarışım senin önüne gelsin, beni Kâtip Yonatan'ın evine geri gönderme de, orada ölmeyeyim.\"\"\"|\"simdi lutfen dinleʔ efendim kral jalvarisim senin onune ɡelsinʔ beni katip jonatanʔin evine ɡeri ɡonderme deʔ orada olmejejim.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Antlaşma Sandığı David'in kentine geldiğinde, Saul'un kızı Mikal pencereden baktı ve Kral David'in dans edip oynadığını gördü; ve yüreğinde onu küçümsedi.|jahveʔnin antlasma sandiɡi davidʔin kentine ɡeldiɡindeʔ saulʔun kizi mikal pent͡ʃereden bakti ve kral davidʔin dans edip ojnadiɡini ɡordu; ve jureɡinde onu kut͡ʃumsedi. Old-Testament-Leviticus-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Aron'la oğullarının, meshedildiği gün Yahve'ye sunacakları sunu şudur: Yarısı sabah, yarısı akşam olmak üzere sürekli ekmek sunusu olarak efanın onda biri ince undur.|“aronʔla oɡullarininʔ meshedildiɡi ɡun jahveʔje sunat͡ʃaklari sunu sudur jarisi sabahʔ jarisi aksam olmak uzere surekli ekmek sunusu olarak efanin onda biri int͡ʃe undur. Old-Testament-Numbers-029-033|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bunların sayısına göre, usulüne göre, boğalar, koçlar ve kuzular için onların ekmek sunusunu ve onların dökmelik sunularını;|ve bunlarin sajisina ɡoreʔ usulune ɡoreʔ boɡalarʔ kot͡ʃlar ve kuzular it͡ʃin onlarin ekmek sunusunu ve onlarin dokmelik sunularini; Old-Testament-Psalms-130-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bekçilerin sabahı özlemesinden daha çok, sabah bekçilerinden daha çok, canım Efendi’yi özlüyor.|bekt͡ʃilerin sabahi ozlemesinden daha t͡ʃokʔ sabah bekt͡ʃilerinden daha t͡ʃokʔ t͡ʃanim efendi’ji ozlujor. Old-Testament-Ezekiel-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana nefretle davranacaklar, bütün emeğini alacaklar, seni çıplak ve açıkta bırakacaklar. Fahişeliğinin çıplaklığı, hem ahlaksızlığın hem de fahişeliğin açığa çıkacak.|sana nefretle davranat͡ʃaklarʔ butun emeɡini alat͡ʃaklarʔ seni t͡ʃiplak ve at͡ʃikta birakat͡ʃaklar. fahiseliɡinin t͡ʃiplakliɡiʔ hem ahlaksizliɡin hem de fahiseliɡin at͡ʃiɡa t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-034-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün sana buyurduğum şeyi tut. İşte, Amorlu, Kenanlı, Hititli, Perizli, Hivli ve Yevuslu'yu senin önünden kovacağım.|buɡun sana bujurduɡum seji tut. isteʔ amorluʔ kenanliʔ hititliʔ perizliʔ hivli ve jevusluʔju senin onunden kovat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-025-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır Kralı Firavuna, hizmetkârlarına, beylerine ve bütün halkına;|misir krali firavunaʔ hizmetkarlarinaʔ bejlerine ve butun halkina; Old-Testament-Job-033-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer elinden geliyorsa, bana yanıt ver. Sözlerini önümde sıraya koy, karşımda dur.|eɡer elinden ɡelijorsaʔ bana janit ver. sozlerini onumde siraja kojʔ karsimda dur. Old-Testament-Hosea-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'ye sadakatsizdirler; çünkü gayrimeşru çocuklar doğurdular. Şimdi Yeni Ay onları tarlalarıyla birlikte yiyip bitirecek.\"\"\"|\"jahveʔje sadakatsizdirler; t͡ʃunku ɡajrimesru t͡ʃot͡ʃuklar doɡurdular. simdi jeni aj onlari tarlalarijla birlikte jijip bitiret͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu gömdükten sonra oğullarına söyleyip dedi: “Ben öldükten sonra, Tanrı adamının gömüldüğü mezara beni gömün. Kemiklerimi onun kemiklerinin yanına koyun.|onu ɡomdukten sonra oɡullarina sojlejip dedi “ben oldukten sonraʔ tanri adaminin ɡomulduɡu mezara beni ɡomun. kemiklerimi onun kemiklerinin janina kojun. Old-Testament-Ezekiel-042-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dış avludan girildiğinde, bu odaların altından doğu tarafında giriş vardı.|dis avludan ɡirildiɡindeʔ bu odalarin altindan doɡu tarafinda ɡiris vardi. Old-Testament-Job-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, birçok insana sen ders verdin, zayıf elleri güçlendirdin.|isteʔ birt͡ʃok insana sen ders verdinʔ zajif elleri ɡut͡ʃlendirdin. Old-Testament-1-Samuel-014-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Saul, Filistliler'i takipten döndü; Filistliler de kendi yerlerine gittiler.|sonra saulʔ filistlilerʔi takipten dondu; filistliler de kendi jerlerine ɡittiler. Old-Testament-Job-033-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ancak ey İyov, lütfen sözümü dinle, ve bütün sözlerime kulak ver.|“ant͡ʃak ej ijovʔ lutfen sozumu dinleʔ ve butun sozlerime kulak ver. New-Testament-Mark-010-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Yoluna git, imanın seni iyileştirdi” dedi. Hemen gözleri gördü ve yol boyunca Yeşua’nın peşinden gitti.|jesua onaʔ “joluna ɡitʔ imanin seni ijilestirdi” dedi. hemen ɡozleri ɡordu ve jol bojunt͡ʃa jesua’nin pesinden ɡitti. Old-Testament-Leviticus-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Akıntısı olan kişi, ellerini suyla yıkamadan kime dokunursa, o kişi giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔakintisi olan kisiʔ ellerini sujla jikamadan kime dokunursaʔ o kisi ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek kadınlara şöyle yanıt verdi: “Korkmayın, çarmıha gerilmiş Yeşua’yı aradığınızı biliyorum.|melek kadinlara sojle janit verdi “korkmajinʔ t͡ʃarmiha ɡerilmis jesua’ji aradiɡinizi bilijorum. Old-Testament-Genesis-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov yola çıkıp Doğuoğulları’nın ülkesine geldi.|jakov jola t͡ʃikip doɡuoɡullari’nin ulkesine ɡeldi. Old-Testament-Deuteronomy-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisinden kaçıp sana gelen köleyi efendisine teslim etmeyeceksin.|efendisinden kat͡ʃip sana ɡelen koleji efendisine teslim etmejet͡ʃeksin. Old-Testament-Leviticus-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci gün sünnet derisinin eti sünnet edilecek.|sekizint͡ʃi ɡun sunnet derisinin eti sunnet edilet͡ʃek. Old-Testament-Proverbs-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçokları hükümdarın lütfunu diler, herkes hediye verenin dostudur.|birt͡ʃoklari hukumdarin lutfunu dilerʔ herkes hedije verenin dostudur. Old-Testament-Daniel-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kralın bütün bilgeleri içeri girdi; ama yazıyı okuyamadılar ve yorumu krala bildiremediler.|sonra kralin butun bilɡeleri it͡ʃeri ɡirdi; ama jaziji okujamadilar ve jorumu krala bildiremediler. Old-Testament-Isaiah-033-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kavrayamadığın karışık konuşması olan halkı, anlayamadığın tuhaf bir dille konuşan o sert halkı artık görmeyeceksin.|kavrajamadiɡin karisik konusmasi olan halkiʔ anlajamadiɡin tuhaf bir dille konusan o sert halki artik ɡormejet͡ʃeksin. Old-Testament-Ecclesiastes-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin altında gördüğüm bir kötülük var, yöneticiden kaynaklanan bir tür yanlış.|ɡunesin altinda ɡorduɡum bir kotuluk varʔ jonetit͡ʃiden kajnaklanan bir tur janlis. New-Testament-Mark-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah kurbanının kesildiği Mayasız Ekmek Bayramı’nın ilk gününde, öğrencileri Yeşua’ya, “Pesah'ı yemek için nereye gidip hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular.|pesah kurbaninin kesildiɡi majasiz ekmek bajrami’nin ilk ɡunundeʔ oɡrent͡ʃileri jesua’jaʔ “pesahʔi jemek it͡ʃin nereje ɡidip hazirlik japmamizi istersin?” dije sordular. New-Testament-John-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Mariyam!” dedi. Mariyam döndü ve O’na, “Rabbuni!” dedi. Öğretmenim demektir.|jesua onaʔ “marijam!” dedi. marijam dondu ve o’naʔ “rabbuni!” dedi. oɡretmenim demektir. Old-Testament-Psalms-090-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüklerimizi önüne, gizli günahlarımızı senin varlığının ışığına koydun.|kotuluklerimizi onuneʔ ɡizli ɡunahlarimizi senin varliɡinin isiɡina kojdun. Old-Testament-Job-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Suların yüzeyinde bir sınır çizdi, ışık ve karanlığın sınırlarına kadar.|sularin juzejinde bir sinir t͡ʃizdiʔ isik ve karanliɡin sinirlarina kadar. Old-Testament-Genesis-027-030|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak Yakov'u kutsadıktan ve Yakov babası İshak'ın yanından çıkar çıkmaz, kardeşi Esav avdan döndü.|ishak jakovʔu kutsadiktan ve jakov babasi ishakʔin janindan t͡ʃikar t͡ʃikmazʔ kardesi esav avdan dondu. Old-Testament-Leviticus-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman altıncı yılda kutsamamı üzerinize buyuracağım ve üç yıllık ürün verecektir.|o zaman altint͡ʃi jilda kutsamami uzerinize bujurat͡ʃaɡim ve ut͡ʃ jillik urun veret͡ʃektir. Old-Testament-Numbers-022-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Balak, Balam'ın geldiğini duyunca, onu karşılamak için Arnon sınırında, sınırın en uzak yerindeki Moav Kenti'ne gitti.|balakʔ balamʔin ɡeldiɡini dujunt͡ʃaʔ onu karsilamak it͡ʃin arnon sinirindaʔ sinirin en uzak jerindeki moav kentiʔne ɡitti. Old-Testament-Exodus-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Yahve'nin tüm sözlerini yazdı, sonra sabah erkenden kalktı ve dağın eteğinde İsrael'in on iki oymağı için on iki sütunlu bir sunak kurdu.|mose jahveʔnin tum sozlerini jazdiʔ sonra sabah erkenden kalkti ve daɡin eteɡinde israelʔin on iki ojmaɡi it͡ʃin on iki sutunlu bir sunak kurdu. Old-Testament-Zephaniah-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Kuşlular, siz de kılıcımla öldürüleceksiniz.|ej kuslularʔ siz de kilit͡ʃimla oldurulet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Daniel-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana şöyle dedi, “Ey Daniel, çok sevilen adam, sana söylediğim sözleri anla ve ayağa kalk, çünkü şimdi sana gönderildim.” Bana bu sözü söylediğinde titreyerek ayakta durdum.|bana sojle dediʔ “ej danielʔ t͡ʃok sevilen adamʔ sana sojlediɡim sozleri anla ve ajaɡa kalkʔ t͡ʃunku simdi sana ɡonderildim.” bana bu sozu sojlediɡinde titrejerek ajakta durdum. Old-Testament-Exodus-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer bir adam hizmetçisinin ya da kadın hizmetçisinin gözüne vurup onu sakatlarsa, gözü uğruna onu özgür bırakacaktır.\"|\"\"\"eɡer bir adam hizmett͡ʃisinin ja da kadin hizmett͡ʃisinin ɡozune vurup onu sakatlarsaʔ ɡozu uɡruna onu ozɡur birakat͡ʃaktir.\" Old-Testament-1-Chronicles-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Azarya, Seraya'nın babası oldu. Seraya, Yehotsadak'ın babası oldu.|azarjaʔ serajaʔnin babasi oldu. serajaʔ jehotsadakʔin babasi oldu. Old-Testament-Psalms-059-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen, ey Yahve, onlara gülersin. Bütün uluslarla eğlenirsin.|ama senʔ ej jahveʔ onlara ɡulersin. butun uluslarla eɡlenirsin. Old-Testament-Psalms-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O kişi Yahve’nin bereketini, kurtuluşunun Tanrısı’ndan gelen doğruluğu alacaktır.|o kisi jahve’nin bereketiniʔ kurtulusunun tanrisi’ndan ɡelen doɡruluɡu alat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezra-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Duvarcılara ve marangozlara da para verdiler. Pers Kralı Koreş'ten aldıkları izne göre, Lübnan'dan denize, Yafa'ya sedir ağaçları getirmeleri için Sayda ve Sur halkına yiyecek, içecek ve yağ da verdiler.|duvart͡ʃilara ve maranɡozlara da para verdiler. pers krali koresʔten aldiklari izne ɡoreʔ lubnanʔdan denizeʔ jafaʔja sedir aɡat͡ʃlari ɡetirmeleri it͡ʃin sajda ve sur halkina jijet͡ʃekʔ it͡ʃet͡ʃek ve jaɡ da verdiler. New-Testament-Matthew-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam, ‘Bunu bir düşman yaptı’ dedi. Hizmetkârları ona, ‘Gidip deliceleri toplamamızı ister misin?’ diye sordular.|adamʔ ‘bunu bir dusman japti’ dedi. hizmetkarlari onaʔ ‘ɡidip delit͡ʃeleri toplamamizi ister misin?’ dije sordular. Old-Testament-Leviticus-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"gücünün yettiği kadar iki kumru ya da iki güvercin yavrusu alacak; biri günah sunusu, diğeri yakmalık sunu olacak.\"\"\"|\"ɡut͡ʃunun jettiɡi kadar iki kumru ja da iki ɡuvert͡ʃin javrusu alat͡ʃak; biri ɡunah sunusuʔ diɡeri jakmalik sunu olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-024-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün kaçıp kurtulan sana gelip, bunu kulaklarına duyurması olmayacak mı?|o ɡun kat͡ʃip kurtulan sana ɡelipʔ bunu kulaklarina dujurmasi olmajat͡ʃak mi? New-Testament-James-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşkün durumdaki kardeş kendi yüksekliğiyle övünsün.|duskun durumdaki kardes kendi juksekliɡijle ovunsun. New-Testament-John-010-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer O, kendilerine Tanrı'nın sözü gelenlere, ilâhlar dediyse ve Kutsal Yazı bozulamaz,|eɡer oʔ kendilerine tanriʔnin sozu ɡelenlereʔ ilahlar dedijse ve kutsal jazi bozulamazʔ Old-Testament-Exodus-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe elini gökyüzüne doğru uzattı, bütün Mısır topraklarında üç gün boyunca koyu bir karanlık vardı.|mose elini ɡokjuzune doɡru uzattiʔ butun misir topraklarinda ut͡ʃ ɡun bojunt͡ʃa koju bir karanlik vardi. Old-Testament-Isaiah-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sokaklarında kendilerini çul içinde kuşandırdılar. Sokaklarında ve damların üzerinde, bol gözyaşı dökerek herkes ağıt yakıyor.|sokaklarinda kendilerini t͡ʃul it͡ʃinde kusandirdilar. sokaklarinda ve damlarin uzerindeʔ bol ɡozjasi dokerek herkes aɡit jakijor. Old-Testament-Leviticus-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir kâhinin sunduğu her ekmek sunusu tümüyle yakılacak. Ondan yenilmeyecektir.\"\"\"|\"bir kahinin sunduɡu her ekmek sunusu tumujle jakilat͡ʃak. ondan jenilmejet͡ʃektir.\"\"\" New-Testament-Romans-008-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruh’un kendisi, bizim ruhumuzla Tanrı’nın çocukları olduğumuza tanıklık eder.|ruh’un kendisiʔ bizim ruhumuzla tanri’nin t͡ʃot͡ʃuklari olduɡumuza taniklik eder. New-Testament-Matthew-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Göksel krallığın bu Müjdesi uluslara tanıklık için tüm dünyada duyurulacak ve son o zaman gelecektir.”|ɡoksel kralliɡin bu muʒdesi uluslara taniklik it͡ʃin tum dunjada dujurulat͡ʃak ve son o zaman ɡelet͡ʃektir.” New-Testament-Luke-024-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidecekleri köye yaklaştıklarında Yeşua daha ileri gidecekmiş gibi davrandı.|ɡidet͡ʃekleri koje jaklastiklarinda jesua daha ileri ɡidet͡ʃekmis ɡibi davrandi. Old-Testament-Judges-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Annesinin kardeşleri onun hakkında bütün bu sözleri Şekem halkının kulağına söylediler. Onların yürekleri Avimelek'in ardınca gitme eğilimindeydi; çünkü \"\"O bizim kardeşimizdir\"\" dediler.\"|\"annesinin kardesleri onun hakkinda butun bu sozleri sekem halkinin kulaɡina sojlediler. onlarin jurekleri avimelekʔin ardint͡ʃa ɡitme eɡilimindejdi; t͡ʃunku \"\"o bizim kardesimizdir\"\" dediler.\" New-Testament-Matthew-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu doğruluk uğruna zulme uğrayanlara, çünkü Cennetin Krallığı onlarındır.|ne mutlu doɡruluk uɡruna zulme uɡrajanlaraʔ t͡ʃunku t͡ʃennetin kralliɡi onlarindir. Old-Testament-Jeremiah-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözlerimi dinlemeyi reddeden atalarının suçlarına geri döndüler. Başka ilâhlara hizmet etmek için onların ardından gittiler. İsrael evi ve Yahuda evi, atalarıyla yaptığım antlaşmayı bozdular.|sozlerimi dinlemeji reddeden atalarinin sut͡ʃlarina ɡeri donduler. baska ilahlara hizmet etmek it͡ʃin onlarin ardindan ɡittiler. israel evi ve jahuda eviʔ atalarijla japtiɡim antlasmaji bozdular. Old-Testament-Leviticus-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un oğulları Nadav ile Avihu, her biri kendi buhurdanlığını alıp içine ateş koydular, üzerine buhur koydular ve Yahve'nin kendilerine buyurmadığı yabancı bir ateş sundular.|aronʔun oɡullari nadav ile avihuʔ her biri kendi buhurdanliɡini alip it͡ʃine ates kojdularʔ uzerine buhur kojdular ve jahveʔnin kendilerine bujurmadiɡi jabant͡ʃi bir ates sundular. Old-Testament-1-Kings-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğullarına, “Eşeği benim için eyerleyin” dedi ve eyerlediler.|oɡullarinaʔ “eseɡi benim it͡ʃin ejerlejin” dedi ve ejerlediler. Old-Testament-Isaiah-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|küpelerini, bileziklerini, peçelerini,|kupeleriniʔ bilezikleriniʔ pet͡ʃeleriniʔ New-Testament-John-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine ona, \"\"Sen kimsin? Bizi gönderenlere geri götürebileceğimiz bir yanıt ver. Kendin hakkında ne diyorsun?\"\" dediler.\"|\"bunun uzerine onaʔ \"\"sen kimsin? bizi ɡonderenlere ɡeri ɡoturebilet͡ʃeɡimiz bir janit ver. kendin hakkinda ne dijorsun?\"\" dediler.\" Old-Testament-Ezekiel-020-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölde çocuklarına, ‘Atalarınızın kurallarında yürümeyin, ilkelerini tutmayın, putlarıyla kendinizi kirletmeyin.’ dedim.|t͡ʃolde t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ ‘atalarinizin kurallarinda jurumejinʔ ilkelerini tutmajinʔ putlarijla kendinizi kirletmejin.’ dedim. New-Testament-Mark-013-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu, başka bir ülkeye gitmek için yola çıkan adama benzer. Evinden ayrılırken hizmetkârlarına yetki ve her birine iş verdi, kapıdaki bekçiye de uyanık kalmasını buyurdu.|“buʔ baska bir ulkeje ɡitmek it͡ʃin jola t͡ʃikan adama benzer. evinden ajrilirken hizmetkarlarina jetki ve her birine is verdiʔ kapidaki bekt͡ʃije de ujanik kalmasini bujurdu. Old-Testament-1-Chronicles-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|David bütün İsrael üzerinde hüküm sürdü ve halkının tümüne adalet ve doğruluk sağladı.|david butun israel uzerinde hukum surdu ve halkinin tumune adalet ve doɡruluk saɡladi. Old-Testament-Genesis-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Avimelek Avraham’ı çağırdı ve ona, “Bize ne yaptın? Sana karşı nasıl günah işledim ki, bana ve krallığıma büyük bir günah getirdin? Bana yapılmaması gereken şeyler yaptın!” dedi.|bunun uzerine avimelek avraham’i t͡ʃaɡirdi ve onaʔ “bize ne japtin? sana karsi nasil ɡunah isledim kiʔ bana ve kralliɡima bujuk bir ɡunah ɡetirdin? bana japilmamasi ɡereken sejler japtin!” dedi. New-Testament-Acts-007-056|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte! Göklerin açıldığını ve İnsanoğlu’nun Tanrı’nın sağında durmakta olduğunu görüyorum!” dedi.|“iste! ɡoklerin at͡ʃildiɡini ve insanoɡlu’nun tanri’nin saɡinda durmakta olduɡunu ɡorujorum!” dedi. Old-Testament-Ezekiel-044-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kutsal yere, iç avluya, kutsal yerde hizmet etmek için girdiği gün, günah sunusunu sunacaktır.” diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"kutsal jereʔ it͡ʃ avlujaʔ kutsal jerde hizmet etmek it͡ʃin ɡirdiɡi ɡunʔ ɡunah sunusunu sunat͡ʃaktir.” dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" New-Testament-1-Corinthians-015-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu çürüyen beden çürümezliği, bu ölümlü beden ölümsüzlüğü giyinmelidir.|t͡ʃunku bu t͡ʃurujen beden t͡ʃurumezliɡiʔ bu olumlu beden olumsuzluɡu ɡijinmelidir. Old-Testament-Proverbs-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam kucağına ateş koyar da, giysileri yanmaz mı?|bir adam kut͡ʃaɡina ates kojar daʔ ɡijsileri janmaz mi? New-Testament-Romans-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi biliyoruz ki, Kutsal Yasa’da söylenen her şey Yasa altında bulunan kişilere söylenmiştir; her ağız kapansın, bütün dünya Tanrı’nın yargısı altına getirilsin.|simdi bilijoruz kiʔ kutsal jasa’da sojlenen her sej jasa altinda bulunan kisilere sojlenmistir; her aɡiz kapansinʔ butun dunja tanri’nin jarɡisi altina ɡetirilsin. Old-Testament-Isaiah-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarşiş'e geçin! Ey kıyı sakinleri uluyun!|tarsisʔe ɡet͡ʃin! ej kiji sakinleri ulujun! Old-Testament-Ecclesiastes-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın insanoğullarına sıkıntı çekmeleri için verdiği yükü gördüm.|tanriʔnin insanoɡullarina sikinti t͡ʃekmeleri it͡ʃin verdiɡi juku ɡordum. Old-Testament-Ecclesiastes-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Adayıp ödememektense, adamaman daha iyidir.|adajip odememektenseʔ adamaman daha ijidir. New-Testament-John-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“O gün gelince bana hiçbir soru sormayacaksınız. Size doğrusunu söyleyeyim, benim adımla Baba’dan ne dilerseniz, onu size verecektir.|“o ɡun ɡelint͡ʃe bana hit͡ʃbir soru sormajat͡ʃaksiniz. size doɡrusunu sojlejejimʔ benim adimla baba’dan ne dilersenizʔ onu size veret͡ʃektir. Old-Testament-Genesis-036-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Samla ölünce onun yerine ırmak kıyısındaki Rehovotlu Şaul kral oldu.|samla olunt͡ʃe onun jerine irmak kijisindaki rehovotlu saul kral oldu. New-Testament-Luke-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon O’na şöyle yanıt verdi: “Efendim, bütün gece çabaladık, hiçbir şey tutamadık; ama senin sözün uyarınca ağları salacağım.”|simon o’na sojle janit verdi “efendimʔ butun ɡet͡ʃe t͡ʃabaladikʔ hit͡ʃbir sej tutamadik; ama senin sozun ujarint͡ʃa aɡlari salat͡ʃaɡim.” New-Testament-Matthew-021-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam bu kez ilkinden daha fazla hizmetkâr gönderdi; Çiftçiler onlara da aynı şeyi yaptılar.|adam bu kez ilkinden daha fazla hizmetkar ɡonderdi; t͡ʃiftt͡ʃiler onlara da ajni seji japtilar. Old-Testament-Ezekiel-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yahve'nin sözü bana gelip şöyle dedi:|ve jahveʔnin sozu bana ɡelip sojle dedi Old-Testament-Exodus-039-042|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu her şeye göre bütün işi öyle yaptılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jahveʔnin moseʔje bujurduɡu her seje ɡore butun isi ojle japtilar. New-Testament-1-Peter-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bunun için çağrıldınız. Mesih de bizim için acı çekti, O’nun adımlarını izleyesiniz diye size bir örnek bıraktı.|t͡ʃunku bunun it͡ʃin t͡ʃaɡrildiniz. mesih de bizim it͡ʃin at͡ʃi t͡ʃektiʔ o’nun adimlarini izlejesiniz dije size bir ornek birakti. New-Testament-1-Corinthians-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Evli erkekse, karısını nasıl hoşnut edeceğini düşünerek dünya işleriyle ilgilenir.|evli erkekseʔ karisini nasil hosnut edet͡ʃeɡini dusunerek dunja islerijle ilɡilenir. Old-Testament-Zechariah-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşkelon bunu görüp korkacak; Gaza da acı içinde kıvranacak; Ekron da öyle, çünkü beklentisi boşa çıkacak; ve kral Gaza’dan yok olacak, ve Aşkelon’da oturan olmayacak.|askelon bunu ɡorup korkat͡ʃak; ɡaza da at͡ʃi it͡ʃinde kivranat͡ʃak; ekron da ojleʔ t͡ʃunku beklentisi bosa t͡ʃikat͡ʃak; ve kral ɡaza’dan jok olat͡ʃakʔ ve askelon’da oturan olmajat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır'ı ateşe vereceğim. Sin büyük bir sıkıntı içinde olacak. No yarılacak. Memfis'in gündüzleri düşmanları olacak.|misirʔi atese veret͡ʃeɡim. sin bujuk bir sikinti it͡ʃinde olat͡ʃak. no jarilat͡ʃak. memfisʔin ɡunduzleri dusmanlari olat͡ʃak. New-Testament-Acts-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yazılar’dan okumakta olduğu bölüm şuydu: “Koyun gibi kesime götürüldü. Kırkıcının önünde sessiz bir kuzu gibi, öylece ağzını açmadı.|kutsal jazilar’dan okumakta olduɡu bolum sujdu “kojun ɡibi kesime ɡoturuldu. kirkit͡ʃinin onunde sessiz bir kuzu ɡibiʔ ojlet͡ʃe aɡzini at͡ʃmadi. Old-Testament-Psalms-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana yaşam yolunu göstereceksin. Bol sevinç senin huzurundadır. Sağ elinde sonsuz zevkler vardır.|bana jasam jolunu ɡosteret͡ʃeksin. bol sevint͡ʃ senin huzurundadir. saɡ elinde sonsuz zevkler vardir. Old-Testament-1-Kings-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın yanına gelince, Kral ona şöyle dedi: “Mikaya, Ramot Gilad’a savaşa gidelim mi, yoksa vazgeçelim mi?” O, “Çık ve başarılı ol; Yahve de onu Kral'ın eline teslim edecektir” diye ona yanıt verdi.|kralin janina ɡelint͡ʃeʔ kral ona sojle dedi “mikajaʔ ramot ɡilad’a savasa ɡidelim miʔ joksa vazɡet͡ʃelim mi?” oʔ “t͡ʃik ve basarili ol; jahve de onu kralʔin eline teslim edet͡ʃektir” dije ona janit verdi. Old-Testament-Jeremiah-047-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun Gaza'yı vurmadan önce, Peygamber Yeremya'ya Filistliler hakkında gelen Yahve'nin sözü.|firavun ɡazaʔji vurmadan ont͡ʃeʔ pejɡamber jeremjaʔja filistliler hakkinda ɡelen jahveʔnin sozu. Old-Testament-Psalms-018-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarımdan kurtarır. Bana karşı çıkanların üstüne çıkarırsın beni. Beni zorbadan kurtarırsın.|dusmanlarimdan kurtarir. bana karsi t͡ʃikanlarin ustune t͡ʃikarirsin beni. beni zorbadan kurtarirsin. Old-Testament-1-Samuel-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|David Saul'un yanına geldi ve önünde durdu. Saul onu çok sevdi ve onun silah taşıyıcısı oldu.|david saulʔun janina ɡeldi ve onunde durdu. saul onu t͡ʃok sevdi ve onun silah tasijit͡ʃisi oldu. Old-Testament-Malachi-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'den korkanlar birbirleriyle konuştular; Yahve de dinledi ve duydu ve Yahve'den korkanlar ve adını onurlandıranlar için O'nun önünde bir anı kitabı yazıldı.|o zaman jahveʔden korkanlar birbirlerijle konustular; jahve de dinledi ve dujdu ve jahveʔden korkanlar ve adini onurlandiranlar it͡ʃin oʔnun onunde bir ani kitabi jazildi. Old-Testament-Deuteronomy-029-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman insanlar şöyle diyecekler: \"\"Çünkü kendilerini Mısır diyarından çıkardığı zaman atalarının Tanrısı Yahve'nin kendileriyle yaptığı antlaşmayı bıraktılar;\"|\"o zaman insanlar sojle dijet͡ʃekler \"\"t͡ʃunku kendilerini misir dijarindan t͡ʃikardiɡi zaman atalarinin tanrisi jahveʔnin kendilerijle japtiɡi antlasmaji biraktilar;\" Old-Testament-Job-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kin, akılsızı öldürür, kıskançlık da saf insanı öldürür.|t͡ʃunku kinʔ akilsizi oldururʔ kiskant͡ʃlik da saf insani oldurur. New-Testament-Luke-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir ziyafet verdiğinde yoksulları, sakatları, topalları, körleri çağır.|bir zijafet verdiɡinde joksullariʔ sakatlariʔ topallariʔ korleri t͡ʃaɡir. New-Testament-Acts-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu Yeruşalem’de yaşayan herkes öğrendi. Tarlaya kendi dillerinde ‘Akeldama’ yani ‘Kan Tarlası’ dediler.|bunu jerusalem’de jasajan herkes oɡrendi. tarlaja kendi dillerinde ‘akeldama’ jani ‘kan tarlasi’ dediler. Old-Testament-Exodus-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer bir kişi kendisini öldürmek için komşusuna düzen kurar ve haddini bilmez bir şekilde komşusunun üstüne gelirse, onu ölsün diye sunağımdan alacaksınız.\"\"\"|\"eɡer bir kisi kendisini oldurmek it͡ʃin komsusuna duzen kurar ve haddini bilmez bir sekilde komsusunun ustune ɡelirseʔ onu olsun dije sunaɡimdan alat͡ʃaksiniz.\"\"\" Old-Testament-Judges-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sukkotlular'a şöyle dedi: \"\"Lütfen arkamdan gelenlere ekmek verin; çünkü bitkinler; ben de Midyan kralları Zevah'ı ve Salmunna'yı kovalıyorum.”\"|\"sukkotlularʔa sojle dedi \"\"lutfen arkamdan ɡelenlere ekmek verin; t͡ʃunku bitkinler; ben de midjan krallari zevahʔi ve salmunnaʔji kovalijorum.”\" Old-Testament-Deuteronomy-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle yüreğinizin sünnet derisini sünnet edin ve artık sert enseli olmayın.|bu nedenle jureɡinizin sunnet derisini sunnet edin ve artik sert enseli olmajin. Old-Testament-Proverbs-010-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kasırga geçtiği zaman kötü kişi kalmaz, ama doğrular daima sağlam durur.|kasirɡa ɡet͡ʃtiɡi zaman kotu kisi kalmazʔ ama doɡrular daima saɡlam durur. Old-Testament-Isaiah-030-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin sesiyle Aşurlu dehşete düşecek. Ona sopasıyla vuracak.|t͡ʃunku jahveʔnin sesijle asurlu dehsete duset͡ʃek. ona sopasijla vurat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası Yahuda dağlık bölgesinde kentler bina etti ve ormanlarda kaleler ve kuleler yaptı.|dahasi jahuda daɡlik bolɡesinde kentler bina etti ve ormanlarda kaleler ve kuleler japti. New-Testament-1-John-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih’te duran, günah işlemez. Günah işleyen O’nu görmemiş ve tanımamıştır.|mesih’te duranʔ ɡunah islemez. ɡunah islejen o’nu ɡormemis ve tanimamistir. Old-Testament-Deuteronomy-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'nin sana teslim edeceği bütün halkları tüketeceksin. Gözlerin onlara acımayacak. Onların ilâhlarına hizmet etmeyeceksin; çünkü bu sana tuzak olacaktır.|tanrin jahveʔnin sana teslim edet͡ʃeɡi butun halklari tuketet͡ʃeksin. ɡozlerin onlara at͡ʃimajat͡ʃak. onlarin ilahlarina hizmet etmejet͡ʃeksin; t͡ʃunku bu sana tuzak olat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Samuel-003-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Halkın tümü, henüz gündüzken David'e ekmek yeme konusunda ısrar etmeye geldi; ama David ant içip dedi: \"\"Güneş batana dek ekmek ya da başka bir şey tadarsam, Tanrı bana aynısını, daha da fazlasını yapsın.\"\"\"|\"halkin tumuʔ henuz ɡunduzken davidʔe ekmek jeme konusunda israr etmeje ɡeldi; ama david ant it͡ʃip dedi \"\"ɡunes batana dek ekmek ja da baska bir sej tadarsamʔ tanri bana ajnisiniʔ daha da fazlasini japsin.\"\"\" Old-Testament-Genesis-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham ölüsünün başından kalkıp Het oğullarına şöyle dedi:|avraham olusunun basindan kalkip het oɡullarina sojle dedi Old-Testament-1-Kings-008-044|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer halkın, onları gönderdiğin herhangi bir yoldan düşmanlarına karşı savaşa çıkarsa, ve Yahve'ye, seçtiğin kente ve adın için yaptığım eve doğru dua ederlerse,|“eɡer halkinʔ onlari ɡonderdiɡin herhanɡi bir joldan dusmanlarina karsi savasa t͡ʃikarsaʔ ve jahveʔjeʔ set͡ʃtiɡin kente ve adin it͡ʃin japtiɡim eve doɡru dua ederlerseʔ Old-Testament-Amos-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahuda’nın üzerine ateş göndereceğim, ve Yeruşalem'in saraylarını yiyip bitirecek.”|ama jahuda’nin uzerine ates ɡonderet͡ʃeɡimʔ ve jerusalemʔin sarajlarini jijip bitiret͡ʃek.” Old-Testament-Isaiah-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|bu nedenle şimdi Efendi, Nehrin güçlü tufan sularını, Aşur Kralı'nı ve onun tüm görkemini onların üzerine getiriyor. Bütün kanallarından çıkacak ve bütün kıyıları üzerinden taşacak.|bu nedenle simdi efendiʔ nehrin ɡut͡ʃlu tufan sulariniʔ asur kraliʔni ve onun tum ɡorkemini onlarin uzerine ɡetirijor. butun kanallarindan t͡ʃikat͡ʃak ve butun kijilari uzerinden tasat͡ʃak. New-Testament-Matthew-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O daha konuşurken, işte, parlak bir bulut onlara gölge saldı. Buluttan gelen bir ses, “Bu benim sevgili Oğlum’dur, O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin!” dedi.|o daha konusurkenʔ isteʔ parlak bir bulut onlara ɡolɡe saldi. buluttan ɡelen bir sesʔ “bu benim sevɡili oɡlum’durʔ o’ndan hosnudum. o’nu dinlejin!” dedi. Old-Testament-Psalms-092-002|und|SPEAKER_00_Turkish|sabahları sevgi dolu iyiliğini, her gece sadakatini,|sabahlari sevɡi dolu ijiliɡiniʔ her ɡet͡ʃe sadakatiniʔ Old-Testament-Genesis-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yer ot, türlerine göre tohum veren bitki ve tohumu meyvesinden bulunan meyve ağaçları verdi; ve Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.|jer otʔ turlerine ɡore tohum veren bitki ve tohumu mejvesinden bulunan mejve aɡat͡ʃlari verdi; ve tanri bunun iji olduɡunu ɡordu. Old-Testament-Ezekiel-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, İsrael evine bir bilmece söyle ve bir benzetme anlat.|“ej insanoɡluʔ israel evine bir bilmet͡ʃe sojle ve bir benzetme anlat. Old-Testament-1-Chronicles-006-071|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe yarım oymağının Gerşomoğulları'na, Başan'daki Golan ile otlaklarını, Aştarot ile otlaklarını;|manasse jarim ojmaɡinin ɡersomoɡullariʔnaʔ basanʔdaki ɡolan ile otlaklariniʔ astarot ile otlaklarini; Old-Testament-Job-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü o zaman Yüce Olan'da sevinç bulursun, ve yüzünü Tanrı'ya kaldırırsın.|t͡ʃunku o zaman jut͡ʃe olanʔda sevint͡ʃ bulursunʔ ve juzunu tanriʔja kaldirirsin. Old-Testament-Isaiah-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün denizin uğultusu gibi onlara karşı kükreyecekler. Bir kimse toprağa baktığında işte, karanlık ve sıkıntı. Bulutlarındaki ışık kararmıştır.|o ɡun denizin uɡultusu ɡibi onlara karsi kukrejet͡ʃekler. bir kimse topraɡa baktiɡinda isteʔ karanlik ve sikinti. bulutlarindaki isik kararmistir. New-Testament-Revelation-021-021|und|SPEAKER_00_Turkish|On iki kapı on iki inciydi. Kapıların her biri birer inciden yapılmıştı. Kentin ana yolu cam saydamlığında saf altındandı.|on iki kapi on iki int͡ʃijdi. kapilarin her biri birer int͡ʃiden japilmisti. kentin ana jolu t͡ʃam sajdamliɡinda saf altindandi. Old-Testament-1-Samuel-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Dagon kâhinleri ve Dagon’un evine gelen hiç kimse bugüne dek Aşdod’da Dagon’un eşiği üzerine basmaz.|bu nedenleʔ daɡon kahinleri ve daɡon’un evine ɡelen hit͡ʃ kimse buɡune dek asdod’da daɡon’un esiɡi uzerine basmaz. Old-Testament-1-Chronicles-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Zera'nın oğulları: Zimri, Etan, Heman, Kalkol ve Dara; bunların hepsi beştir.|zeraʔnin oɡullari zimriʔ etanʔ hemanʔ kalkol ve dara; bunlarin hepsi bestir. Old-Testament-1-Kings-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in İsrael üzerinde hüküm sürdüğü günler kırk yıldı. Hevron'da yedi yıl, Yeruşalem'de otuz üç yıl hüküm sürdü.|davidʔin israel uzerinde hukum surduɡu ɡunler kirk jildi. hevronʔda jedi jilʔ jerusalemʔde otuz ut͡ʃ jil hukum surdu. Old-Testament-1-Samuel-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'a, David'in Keila'ya geldiği bildirildi. Saul, \"\"Tanrı onu elime teslim etti, çünkü kapıları ve sürgüleri olan bir kente girerek kapandı\"\" dedi.\"|\"saulʔaʔ davidʔin keilaʔja ɡeldiɡi bildirildi. saulʔ \"\"tanri onu elime teslim ettiʔ t͡ʃunku kapilari ve surɡuleri olan bir kente ɡirerek kapandi\"\" dedi.\" New-Testament-Mark-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın evine vardığında, iblis çıkmış durumda, çocuğunu yatakta yatar buldu.|kadin evine vardiɡindaʔ iblis t͡ʃikmis durumdaʔ t͡ʃot͡ʃuɡunu jatakta jatar buldu. Old-Testament-Numbers-021-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Dönüp Başan yoluna çıktılar. Başan Kralı Og, kendisi ve tüm halkı Edrei'de savaşmak için onlara karşı çıktılar.|donup basan joluna t͡ʃiktilar. basan krali oɡʔ kendisi ve tum halki edreiʔde savasmak it͡ʃin onlara karsi t͡ʃiktilar. New-Testament-Acts-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onlar, Yeruşalem’e, Şabat günü yolculuğu yakınlığında olan Zeytinlik denilen dağdan Yeruşalem’e döndüler.|o zaman onlarʔ jerusalem’eʔ sabat ɡunu jolt͡ʃuluɡu jakinliɡinda olan zejtinlik denilen daɡdan jerusalem’e donduler. New-Testament-Luke-020-028|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na şunu sordular: “Öğretmenimiz, Moşe bize, ‘bir adamın evli kardeşi çocuksuz ölürse, adam ölenin karısını alıp kardeşine soy yetiştirsin’ diye yazmıştır.|o’na sunu sordular “oɡretmenimizʔ mose bizeʔ ‘bir adamin evli kardesi t͡ʃot͡ʃuksuz olurseʔ adam olenin karisini alip kardesine soj jetistirsin’ dije jazmistir. Old-Testament-1-Samuel-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Avigail acele edip iki yüz somun ekmek, iki tulum şarap, hazırlanmış beş koyun, beş sea kavrulmuş tahıl, yüz salkım kuru üzüm ve iki yüz parça kurutulmuş incir alıp eşeklerin üzerine yükletti.|bunun uzerine aviɡail at͡ʃele edip iki juz somun ekmekʔ iki tulum sarapʔ hazirlanmis bes kojunʔ bes sea kavrulmus tahilʔ juz salkim kuru uzum ve iki juz part͡ʃa kurutulmus int͡ʃir alip eseklerin uzerine jukletti. Old-Testament-Psalms-038-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben sana güveniyorum, ey Yahve. Sen yanıtlayacaksın, ey Efendi Tanrım.|t͡ʃunku ben sana ɡuvenijorumʔ ej jahve. sen janitlajat͡ʃaksinʔ ej efendi tanrim. Old-Testament-Job-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlarda İyov günah işlemedi, Tanrı'yı da suçlamadı.|butun bunlarda ijov ɡunah islemediʔ tanriʔji da sut͡ʃlamadi. Old-Testament-1-Chronicles-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama onu sonsuza dek evimde ve krallığımda yerleştireceğim. Tahtı sonsuza dek pekiştirilecektir.\"\"'\"\"\"|\"ama onu sonsuza dek evimde ve kralliɡimda jerlestiret͡ʃeɡim. tahti sonsuza dek pekistirilet͡ʃektir.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-054-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kısa bir an için seni bıraktım, ama büyük merhametlerle seni toplayacağım.|“kisa bir an it͡ʃin seni biraktimʔ ama bujuk merhametlerle seni toplajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Joshua-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hermon Dağı eteğindeki Baal Gad'dan Hamat'ın girişine kadar Geballılar ülkesi ve gün doğumuna kadar bütün Lübnan;|hermon daɡi eteɡindeki baal ɡadʔdan hamatʔin ɡirisine kadar ɡeballilar ulkesi ve ɡun doɡumuna kadar butun lubnan; New-Testament-Romans-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa, suç çoğalsın diye geldi; ama günahın çoğaldığı yerde, lütuf daha da çoğaldı.|kutsal jasaʔ sut͡ʃ t͡ʃoɡalsin dije ɡeldi; ama ɡunahin t͡ʃoɡaldiɡi jerdeʔ lutuf daha da t͡ʃoɡaldi. Old-Testament-Hosea-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Annenizle çekişin! Çekişin, çünkü o benim karım değil, ben de onun kocası değilim. Yüzünden fuhuşunu, zinalarını bağrından atsın.|annenizle t͡ʃekisin! t͡ʃekisinʔ t͡ʃunku o benim karim deɡilʔ ben de onun kot͡ʃasi deɡilim. juzunden fuhusunuʔ zinalarini baɡrindan atsin. Old-Testament-1-Kings-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi onu suçsuz tutma. Çünkü sen bilge bir adamsın. Ona ne yapacağını bileceksin ve onun ak başını kanla Şeol'e indireceksin.”|simdi onu sut͡ʃsuz tutma. t͡ʃunku sen bilɡe bir adamsin. ona ne japat͡ʃaɡini bilet͡ʃeksin ve onun ak basini kanla seolʔe indiret͡ʃeksin.” New-Testament-Acts-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunlar bittikten sonra Pavlus, Makedonya ve Ahaya'dan geçtikten sonra, Ruh'ta Yeruşalem'e gitmeye karar verdi ve şöyle dedi: \"\"Oraya vardıktan sonra Roma'yı da görmeliyim.\"\"\"|\"bunlar bittikten sonra pavlusʔ makedonja ve ahajaʔdan ɡet͡ʃtikten sonraʔ ruhʔta jerusalemʔe ɡitmeje karar verdi ve sojle dedi \"\"oraja vardiktan sonra romaʔji da ɡormelijim.\"\"\" Old-Testament-Esther-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|kralın giydiği krallık giysileri, kralın üzerine bindiği atı ve başına konulan tacı getirilsin.|kralin ɡijdiɡi krallik ɡijsileriʔ kralin uzerine bindiɡi ati ve basina konulan tat͡ʃi ɡetirilsin. Old-Testament-Proverbs-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın yüceliği halkın çokluğundadır, ama halkın yokluğunda beyin yıkımı olur.|kralin jut͡ʃeliɡi halkin t͡ʃokluɡundadirʔ ama halkin jokluɡunda bejin jikimi olur. Old-Testament-Ezra-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yora'nın çocukları, yüz on iki.|joraʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ juz on iki. Old-Testament-Jeremiah-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mısır'dan çıkardığım gün atalarınıza yakmalık sunular ya da kurbanlar hakkında söylemedim ya da onlara buyurmadım;|t͡ʃunku misirʔdan t͡ʃikardiɡim ɡun atalariniza jakmalik sunular ja da kurbanlar hakkinda sojlemedim ja da onlara bujurmadim; Old-Testament-Ezekiel-040-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni oraya götürdü; ve işte, görünüşü tunç gibi görünümü olan, elinde keten ip ve ölçü kamışı olan bir adam vardı; ve kapıda duruyordu.|beni oraja ɡoturdu; ve isteʔ ɡorunusu tunt͡ʃ ɡibi ɡorunumu olanʔ elinde keten ip ve olt͡ʃu kamisi olan bir adam vardi; ve kapida durujordu. Old-Testament-Deuteronomy-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bu antlaşmayı atalarımızla değil, bizimle, bugün burada hayatta olan bizlerle yaptı.|jahve bu antlasmaji atalarimizla deɡilʔ bizimleʔ buɡun burada hajatta olan bizlerle japti. Old-Testament-Esther-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Susa Kalesi'nde Mordekay adında bir Yahudi vardı. Mordekay, Yair'in oğlu, Şimei'nin oğlu, Kiş'in oğlu Benyaminli'ydi.|susa kalesiʔnde mordekaj adinda bir jahudi vardi. mordekajʔ jairʔin oɡluʔ simeiʔnin oɡluʔ kisʔin oɡlu benjaminliʔjdi. New-Testament-Matthew-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu doğruluk için acıkıp susayanlara, çünkü onlar doyurulacaklar.|ne mutlu doɡruluk it͡ʃin at͡ʃikip susajanlaraʔ t͡ʃunku onlar dojurulat͡ʃaklar. New-Testament-Matthew-005-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla siz iki bin adım yürüyün.|sizi bin adim jol jurumeje zorlajanla siz iki bin adim jurujun. New-Testament-Ephesians-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çağrınızın tek umuduyla çağrıldığınız gibi, beden bir ve Ruh birdir.|t͡ʃaɡrinizin tek umudujla t͡ʃaɡrildiɡiniz ɡibiʔ beden bir ve ruh birdir. Old-Testament-2-Kings-017-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, orada oturmaya başladıklarında, Yahve'den korkmadılar. Bunun için Yahve aralarına aslanlar gönderdi, bunlar da bazılarını öldürdü.|bojlet͡ʃeʔ orada oturmaja basladiklarindaʔ jahveʔden korkmadilar. bunun it͡ʃin jahve aralarina aslanlar ɡonderdiʔ bunlar da bazilarini oldurdu. New-Testament-Acts-023-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Pavlus ona, “Tanrı sana vuracak, seni badanalı duvar! Hem oturmuş Yasa’ya göre beni yargılıyorsun, hem de Yasa’ya aykırı olarak bana vurulmasını buyuruyorsun” dedi.|sonra pavlus onaʔ “tanri sana vurat͡ʃakʔ seni badanali duvar! hem oturmus jasa’ja ɡore beni jarɡilijorsunʔ hem de jasa’ja ajkiri olarak bana vurulmasini bujurujorsun” dedi. Old-Testament-Psalms-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Parasını tefeciye vermez, suçsuza karşı rüşvet almaz. Bunları yapan asla sarsılmaz.|parasini tefet͡ʃije vermezʔ sut͡ʃsuza karsi rusvet almaz. bunlari japan asla sarsilmaz. Old-Testament-1-Chronicles-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın Sandığı Oved Edom'un ailesiyle birlikte evinde üç ay kaldı. Yahve, Oved Edom'un evini ve sahip olduğu her şeyi kutsadı.|tanriʔnin sandiɡi oved edomʔun ailesijle birlikte evinde ut͡ʃ aj kaldi. jahveʔ oved edomʔun evini ve sahip olduɡu her seji kutsadi. Old-Testament-Leviticus-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir hayvana ölümcül bir darbe vuran, bedelini ödeyecek, yaşama karşılık yaşam verecektir.|bir hajvana olumt͡ʃul bir darbe vuranʔ bedelini odejet͡ʃekʔ jasama karsilik jasam veret͡ʃektir. New-Testament-1-Corinthians-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|herkesin işi açığa çıkacak. O gün ilan edilecek. Çünkü herkesin işinin ne tür bir iş olduğunu ateşin kendisi sınayacak, onu ateş ortaya çıkaracaktır.|herkesin isi at͡ʃiɡa t͡ʃikat͡ʃak. o ɡun ilan edilet͡ʃek. t͡ʃunku herkesin isinin ne tur bir is olduɡunu atesin kendisi sinajat͡ʃakʔ onu ates ortaja t͡ʃikarat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Chronicles-032-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Güçlü ve cesur olun. Aşur Kralı'ndan ve onunla birlikte olan bütün kalabalıktan korkmayın, yılmayın; çünkü bizimle birlikte olan, onunla birlikte olandan daha büyüktür.|“ɡut͡ʃlu ve t͡ʃesur olun. asur kraliʔndan ve onunla birlikte olan butun kalabaliktan korkmajinʔ jilmajin; t͡ʃunku bizimle birlikte olanʔ onunla birlikte olandan daha bujuktur. Old-Testament-Genesis-034-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak aramızdaki her erkeğin onlar gibi sünnet edilmesi koşuluyla bizimle yaşamayı ve bir halk olmayı kabul ediyorlar.|ant͡ʃak aramizdaki her erkeɡin onlar ɡibi sunnet edilmesi kosulujla bizimle jasamaji ve bir halk olmaji kabul edijorlar. New-Testament-Acts-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler peygamberlerin ve Tanrı’nın Avraham’a, ‘Yeryüzündeki bütün aileler senin soyun aracılığıyla kutsanacak’ diyerek atalarımızla yaptığı antlaşmanın çocuklarısınız.|sizler pejɡamberlerin ve tanri’nin avraham’aʔ ‘jerjuzundeki butun aileler senin sojun arat͡ʃiliɡijla kutsanat͡ʃak’ dijerek atalarimizla japtiɡi antlasmanin t͡ʃot͡ʃuklarisiniz. Old-Testament-Ezekiel-038-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kıskançlığımla ve gazabımın ateşiyle konuştum. Elbette o günlerde İsrael diyarında büyük sarsıntı olacak,|t͡ʃunku kiskant͡ʃliɡimla ve ɡazabimin atesijle konustum. elbette o ɡunlerde israel dijarinda bujuk sarsinti olat͡ʃakʔ New-Testament-Acts-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendimize onun hakkında yazacak kesin bir şeyim yok. Bu nedenle onu önünüze, özellikle Kral Agrippa’nın önüne çıkartmış bulunuyorum. Öyle ki onu sorguladıktan sonra yazacak bir şeyim olsun.|efendimize onun hakkinda jazat͡ʃak kesin bir sejim jok. bu nedenle onu onunuzeʔ ozellikle kral aɡrippa’nin onune t͡ʃikartmis bulunujorum. ojle ki onu sorɡuladiktan sonra jazat͡ʃak bir sejim olsun. Old-Testament-Jeremiah-051-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Babil Kralı Nebukadnetsar beni yedi, beni ezdi, Beni boş bir kap yaptı. Bir canavar gibi beni yuttu. Ağzını lezzetli yiyeceklerimle doldurdu. Beni kovdu.\"|\"\"\"babil krali nebukadnetsar beni jediʔ beni ezdiʔ beni bos bir kap japti. bir t͡ʃanavar ɡibi beni juttu. aɡzini lezzetli jijet͡ʃeklerimle doldurdu. beni kovdu.\" Old-Testament-Numbers-033-052|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman ülkede oturanların hepsini önünüzden kovacaksınız, bütün taştan putlarını yok edeceksiniz, bütün dökme putlarını yok edeceksiniz, ve tüm yüksek yerlerini yıkacaksınız.|o zaman ulkede oturanlarin hepsini onunuzden kovat͡ʃaksinizʔ butun tastan putlarini jok edet͡ʃeksinizʔ butun dokme putlarini jok edet͡ʃeksinizʔ ve tum juksek jerlerini jikat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Ezekiel-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: 'Mademki hepiniz cüruf oldunuz, bundan dolayı, işte, sizi Yeruşalem'in ortasına toplayacağım.|bu juzden efendi jahve sojle dijor ʔmademki hepiniz t͡ʃuruf oldunuzʔ bundan dolajiʔ isteʔ sizi jerusalemʔin ortasina toplajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Deuteronomy-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, ülkene yağmurunu mevsiminde vermek ve elinin bütün işlerini kutsamak için gökteki güzel hazinesini sana açacaktır. Birçok ulusa borç vereceksin, ama sen ödünç almayacaksın.|jahveʔ ulkene jaɡmurunu mevsiminde vermek ve elinin butun islerini kutsamak it͡ʃin ɡokteki ɡuzel hazinesini sana at͡ʃat͡ʃaktir. birt͡ʃok ulusa bort͡ʃ veret͡ʃeksinʔ ama sen odunt͡ʃ almajat͡ʃaksin. Old-Testament-Deuteronomy-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sepetin ve hamur teknen bereketli olacak.|sepetin ve hamur teknen bereketli olat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-010-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Eber'in bütün çocuklarının atası olan Sam’ın da (Yafet'in ağabeyi) çocukları oldu.|eberʔin butun t͡ʃot͡ʃuklarinin atasi olan sam’in da (jafetʔin aɡabeji) t͡ʃot͡ʃuklari oldu. New-Testament-John-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçoğu, “O'nda iblis var, delidir” dedi. “Neden O’nu dinliyorsunuz?”|birt͡ʃoɡuʔ “oʔnda iblis varʔ delidir” dedi. “neden o’nu dinlijorsunuz?” Old-Testament-Genesis-044-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra aceleyle herkes çuvalını yere indirip kendi çuvalını açtı.|sonra at͡ʃelejle herkes t͡ʃuvalini jere indirip kendi t͡ʃuvalini at͡ʃti. New-Testament-1-John-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü olandan olup kardeşini öldüren Kain gibi olmayalım. Kardeşini neden öldürdü? Çünkü kendi işleri kötü, kardeşininkilerse doğruydu.|kotu olandan olup kardesini olduren kain ɡibi olmajalim. kardesini neden oldurdu? t͡ʃunku kendi isleri kotuʔ kardesininkilerse doɡrujdu. Old-Testament-Job-040-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı usullerinin başıdır o. Onu yaratan ona kılıcını vermiştir.|tanri usullerinin basidir o. onu jaratan ona kilit͡ʃini vermistir. New-Testament-Matthew-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Galile, Dekapolis, Yeruşalem, Yahudiye ve Yarden'in ötesinden gelen büyük kalabalıklar O’nu izliyordu.|ɡalileʔ dekapolisʔ jerusalemʔ jahudije ve jardenʔin otesinden ɡelen bujuk kalabaliklar o’nu izlijordu. New-Testament-Romans-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle olanlar Efendimiz Yeşua Mesih’e değil, kendi karınlarına hizmet ediyorlar. Tatlı ve pohpohlayıcı sözlerle saf kişilerin yüreklerini kandırıyorlar.|bojle olanlar efendimiz jesua mesih’e deɡilʔ kendi karinlarina hizmet edijorlar. tatli ve pohpohlajit͡ʃi sozlerle saf kisilerin jureklerini kandirijorlar. New-Testament-Mark-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Pilatus onlara, “Neden, O ne kötülük yaptı ki?” dedi. Onlar ise seslerini daha da yükselterek, “O’nu çarmıha ger!” diyerek bağrıştılar.|pilatus onlaraʔ “nedenʔ o ne kotuluk japti ki?” dedi. onlar ise seslerini daha da jukselterekʔ “o’nu t͡ʃarmiha ɡer!” dijerek baɡristilar. New-Testament-1-Timothy-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|çocuk büyütmüş, konukseverlik göstermiş, kutsalların ayaklarını yıkamış, sıkıntıda olanlara yardım etmiş ve kendini iyi işlere vermiş olan dul kadının adı listeye yazılsın.|t͡ʃot͡ʃuk bujutmusʔ konukseverlik ɡostermisʔ kutsallarin ajaklarini jikamisʔ sikintida olanlara jardim etmis ve kendini iji islere vermis olan dul kadinin adi listeje jazilsin. Old-Testament-Jeremiah-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yüzden bu halk için dua etme. Onlar için bir feryat ya da dua yükseltme ya da aracılık etme, çünkü seni dinlemeyeceğim.|“bu juzden bu halk it͡ʃin dua etme. onlar it͡ʃin bir ferjat ja da dua jukseltme ja da arat͡ʃilik etmeʔ t͡ʃunku seni dinlemejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Ezekiel-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kuşat, ona karşı kaleler yap, ona karşı rampalar yığ. Ona karşı ordugâhlar da kur ve çevresine koçbaşı kütükler yerleştir.|onu kusatʔ ona karsi kaleler japʔ ona karsi rampalar jiɡ. ona karsi orduɡahlar da kur ve t͡ʃevresine kot͡ʃbasi kutukler jerlestir. Old-Testament-Psalms-118-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşeyim diye beni şiddetle geri ittin, ama Yahve bana yardım etti.|dusejim dije beni siddetle ɡeri ittinʔ ama jahve bana jardim etti. Old-Testament-1-Chronicles-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulam'ın oğulları: Bedan. Bunlar Manaşşe'nin oğlu Makir'in oğlu Gilad'ın oğullarıydı.|ulamʔin oɡullari bedan. bunlar manasseʔnin oɡlu makirʔin oɡlu ɡiladʔin oɡullarijdi. Old-Testament-Psalms-037-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızmaktan vazgeç, öfkeyi bırak. Üzülme, bu yalnızca kötülüğe sürükler.|kizmaktan vazɡet͡ʃʔ ofkeji birak. uzulmeʔ bu jalnizt͡ʃa kotuluɡe surukler. Old-Testament-Numbers-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün Moşe Tanıklık Çadırı'na girdi; ve işte, Aron'un Levi evi için olan değneği filizlenmiş, tomurcuklanmış, çiçek açmış ve olgun bademler vermişti.|ertesi ɡun mose taniklik t͡ʃadiriʔna ɡirdi; ve isteʔ aronʔun levi evi it͡ʃin olan deɡneɡi filizlenmisʔ tomurt͡ʃuklanmisʔ t͡ʃit͡ʃek at͡ʃmis ve olɡun bademler vermisti. Old-Testament-2-Samuel-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Seruya'nın oğlu Avişay ona yardım etti ve Filistli'yi vurup öldürdü. Sonra David'in adamları ona ant içerek, \"\"Bir daha bizimle savaşa çıkma ki, İsrael'in kandilini söndürmeyesin\"\" dediler.\"|\"ama serujaʔnin oɡlu avisaj ona jardim etti ve filistliʔji vurup oldurdu. sonra davidʔin adamlari ona ant it͡ʃerekʔ \"\"bir daha bizimle savasa t͡ʃikma kiʔ israelʔin kandilini sondurmejesin\"\" dediler.\" Old-Testament-Judges-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği ona görünüp şöyle dedi: \"\"Ey cesur yiğit, Yahve seninledir!\"\"\"|\"jahveʔnin meleɡi ona ɡorunup sojle dedi \"\"ej t͡ʃesur jiɡitʔ jahve seninledir!\"\"\" Old-Testament-Isaiah-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Feryat, Moav sınırlarını sardı, onun ağıdı Eglaim'e kadar, onun ağıdı Beer Elim'e kadar vardı.|ferjatʔ moav sinirlarini sardiʔ onun aɡidi eɡlaimʔe kadarʔ onun aɡidi beer elimʔe kadar vardi. New-Testament-Luke-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yol kenarındakiler sözü işitenlerdir, o zaman İblis gelir, inanıp kurtulmasınlar diye sözü yüreklerinden alıp götürür.|jol kenarindakiler sozu isitenlerdirʔ o zaman iblis ɡelirʔ inanip kurtulmasinlar dije sozu jureklerinden alip ɡoturur. New-Testament-Acts-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama iman etmeyen Yahudiler, öteki ulusların canlarını kardeşlere karşı kışkırtıp öfkelendirdiler.|ama iman etmejen jahudilerʔ oteki uluslarin t͡ʃanlarini kardeslere karsi kiskirtip ofkelendirdiler. New-Testament-James-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yargı merhamet göstermeyene karşı merhametsizdir. Merhamet yargıya galip gelir.|t͡ʃunku jarɡi merhamet ɡostermejene karsi merhametsizdir. merhamet jarɡija ɡalip ɡelir. Old-Testament-Psalms-107-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye sevgi dolu iyiliği için, insanoğullarına olan harika işleri için, övsünler!|jahve’je sevɡi dolu ijiliɡi it͡ʃinʔ insanoɡullarina olan harika isleri it͡ʃinʔ ovsunler! Old-Testament-Esther-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman kral altın asayı Ester'e uzattı. Ester kalkıp kralın önünde durdu.|o zaman kral altin asaji esterʔe uzatti. ester kalkip kralin onunde durdu. Old-Testament-Deuteronomy-028-055|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, kuşatmada ve düşmanının bütün kapılarında seni sıkıntıya sokacağı sıkıntı sırasında, kendine hiçbir şey kalmadığı için kendisinin yemekte olduğu çocuklarının etinden onlardan hiçbirine bir şey vermeyecek.|ojle kiʔ kusatmada ve dusmaninin butun kapilarinda seni sikintija sokat͡ʃaɡi sikinti sirasindaʔ kendine hit͡ʃbir sej kalmadiɡi it͡ʃin kendisinin jemekte olduɡu t͡ʃot͡ʃuklarinin etinden onlardan hit͡ʃbirine bir sej vermejet͡ʃek. Old-Testament-Habakkuk-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğün elinden kurtulmak üzere, yuvasını yüksek yere kurmak için, evine kötü kazanç edinenin vay haline!|kotuluɡun elinden kurtulmak uzereʔ juvasini juksek jere kurmak it͡ʃinʔ evine kotu kazant͡ʃ edinenin vaj haline! Old-Testament-1-Chronicles-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Eşton, Beyt Rafa, Paseah ve İr Nahaş'ın babası Tehinna'nın babası oldu. Bunlar Reka adamlarıdır.|estonʔ bejt rafaʔ paseah ve ir nahasʔin babasi tehinnaʔnin babasi oldu. bunlar reka adamlaridir. New-Testament-1-Timothy-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu söz güvenilirdir ve her bakımdan kabule layıktır.|bu soz ɡuvenilirdir ve her bakimdan kabule lajiktir. Old-Testament-Exodus-035-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe İsrael'in çocuklarının bütün topluluğuna şöyle dedi: “Yahve'nin buyurduğu şey şudur:|mose israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin butun topluluɡuna sojle dedi “jahveʔnin bujurduɡu sej sudur Old-Testament-Jeremiah-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda Kralı'nın evi için, Yahve'nin sözünü dinleyin:|“jahuda kraliʔnin evi it͡ʃinʔ jahveʔnin sozunu dinlejin Old-Testament-Job-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyler konuşmaktan çekinirler, ellerini ağızlarına koyarlardı.|bejler konusmaktan t͡ʃekinirlerʔ ellerini aɡizlarina kojarlardi. Old-Testament-1-Kings-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Batşeva, \"\"Tamam, senin için kralla konuşacağım\"\" dedi.\"|\"batsevaʔ \"\"tamamʔ senin it͡ʃin kralla konusat͡ʃaɡim\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yerin ve göğün geçmesi, Yasa’nın ufak bir noktasının düşmesinden daha kolaydır.|ama jerin ve ɡoɡun ɡet͡ʃmesiʔ jasa’nin ufak bir noktasinin dusmesinden daha kolajdir. New-Testament-2-Corinthians-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|paklıkta, bilgide, sabırda, yumuşaklıkta, Kutsal Ruh’ta, içten sevgide,|pakliktaʔ bilɡideʔ sabirdaʔ jumusakliktaʔ kutsal ruh’taʔ it͡ʃten sevɡideʔ Old-Testament-Joshua-009-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Beyler onlara, \"\"Yaşasınlar\"\" dediler. Böylece beylerin onlara söylediği gibi, bütün topluluk için odun kesici ve su çekici oldular.\"|\"bejler onlaraʔ \"\"jasasinlar\"\" dediler. bojlet͡ʃe bejlerin onlara sojlediɡi ɡibiʔ butun topluluk it͡ʃin odun kesit͡ʃi ve su t͡ʃekit͡ʃi oldular.\" Old-Testament-Genesis-030-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sürünün zayıf olanlarının yanına koymazdı. Böylece zayıf olanlar Lavan’ın, güçlüleriyse Yakov’un oldu.|ama surunun zajif olanlarinin janina kojmazdi. bojlet͡ʃe zajif olanlar lavan’inʔ ɡut͡ʃlulerijse jakov’un oldu. New-Testament-Acts-007-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz Molek’in çadırını, ilâh Refan’ın yıldızını, tapınmak için yaptığınız suretleri taşıdınız. Bu nedenle sizi Babil’in ötesine götüreceğim. ’”|siz molek’in t͡ʃadiriniʔ ilah refan’in jildiziniʔ tapinmak it͡ʃin japtiɡiniz suretleri tasidiniz. bu nedenle sizi babil’in otesine ɡoturet͡ʃeɡim. ’” New-Testament-1-Timothy-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İki ya da üç tanığın sözü olmadan, bir ihtiyara karşı yapılan suçlamayı kabul etme.|iki ja da ut͡ʃ taniɡin sozu olmadanʔ bir ihtijara karsi japilan sut͡ʃlamaji kabul etme. Old-Testament-Jeremiah-039-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı'nın bütün beyleri içeri gelip Orta Kapı'da oturdular: Nergal Şarezer, Samgarnebo, Rabsari Sarsehim, Rabmag Nergal Şarezer ve Babil Kralı'nın bütün diğer beyleri.|babil kraliʔnin butun bejleri it͡ʃeri ɡelip orta kapiʔda oturdular nerɡal sarezerʔ samɡarneboʔ rabsari sarsehimʔ rabmaɡ nerɡal sarezer ve babil kraliʔnin butun diɡer bejleri. New-Testament-Romans-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi saptı. Birlikte yararsız oldular. İyilik eden yok, bir kişi bile yok.”|hepsi sapti. birlikte jararsiz oldular. ijilik eden jokʔ bir kisi bile jok.” Old-Testament-Psalms-115-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sizi, sizi ve çocuklarınızı fazlasıyla artırsın.|jahve siziʔ sizi ve t͡ʃot͡ʃuklarinizi fazlasijla artirsin. Old-Testament-Jeremiah-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, bütün bu şeyleri yaptın,” diyor Yahve, “ve sana erken davranıp konuştum, ama dinlemedin; ve seni çağırdım, ama yanıt vermedin;|simdiʔ butun bu sejleri japtinʔ” dijor jahveʔ “ve sana erken davranip konustumʔ ama dinlemedin; ve seni t͡ʃaɡirdimʔ ama janit vermedin; Old-Testament-Numbers-035-024|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman topluluk, vuranla kan öcünü alan arasında bu hükümlere göre hüküm verecektir.|o zaman toplulukʔ vuranla kan ot͡ʃunu alan arasinda bu hukumlere ɡore hukum veret͡ʃektir. New-Testament-2-John-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Haddi aşan ve Mesih’in öğretisinde kalmayan hiç kimsede Tanrı yoktur. Bu öğretide kalanda ise hem Baba, hem de Oğul vardır.|haddi asan ve mesih’in oɡretisinde kalmajan hit͡ʃ kimsede tanri joktur. bu oɡretide kalanda ise hem babaʔ hem de oɡul vardir. Old-Testament-Exodus-020-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Komşunun evine göz dikmeyeceksin. Komşunun karısına, erkek hizmetçisine, kadın hizmetçisine, öküzüne, eşeğine ve komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin.”\"|\"\"\"komsunun evine ɡoz dikmejet͡ʃeksin. komsunun karisinaʔ erkek hizmett͡ʃisineʔ kadin hizmett͡ʃisineʔ okuzuneʔ eseɡine ve komsunun hit͡ʃbir sejine tamah etmejet͡ʃeksin.”\" Old-Testament-Jonah-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yona kentten çıktı ve kentin doğu tarafında oturdu. Orada kendine bir çardak yaptı ve kentin başına ne geleceğini görmek için gölgede oturdu.|jona kentten t͡ʃikti ve kentin doɡu tarafinda oturdu. orada kendine bir t͡ʃardak japti ve kentin basina ne ɡelet͡ʃeɡini ɡormek it͡ʃin ɡolɡede oturdu. Old-Testament-Deuteronomy-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Zeytin ağacını dövdüğünde bir daha dalların üzerinden geçmeyeceksin. Yabancının, yetimin ve dul kadının olacaktır.|zejtin aɡat͡ʃini dovduɡunde bir daha dallarin uzerinden ɡet͡ʃmejet͡ʃeksin. jabant͡ʃininʔ jetimin ve dul kadinin olat͡ʃaktir. Old-Testament-Job-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanlarından önce kapıp götürülenler, temeline ırmak dökülenler,|zamanlarindan ont͡ʃe kapip ɡoturulenlerʔ temeline irmak dokulenlerʔ Old-Testament-Esther-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O gece kral uyuyamadı. Tarihler Kitabı'nın getirilmesini buyurdu ve krala okundu.|o ɡet͡ʃe kral ujujamadi. tarihler kitabiʔnin ɡetirilmesini bujurdu ve krala okundu. New-Testament-1-Corinthians-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Uyanık kalın! İmanda sağlam durun! Cesur ve güçlü olun!|ujanik kalin! imanda saɡlam durun! t͡ʃesur ve ɡut͡ʃlu olun! Old-Testament-Jeremiah-035-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama onlar şöyle dedi, \"\"Şarap içmeyiz; çünkü atamız Rekav oğlu Yonadav bize, 'Siz ve çocuklarınız sonsuza dek şarap içmeyeceksiniz' diye buyurdu.\"|\"ama onlar sojle dediʔ \"\"sarap it͡ʃmejiz; t͡ʃunku atamiz rekav oɡlu jonadav bizeʔ ʔsiz ve t͡ʃot͡ʃuklariniz sonsuza dek sarap it͡ʃmejet͡ʃeksinizʔ dije bujurdu.\" Old-Testament-Ezekiel-034-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları iyi otlakta güdeceğim ve ağılları İsrael'in yüksek dağları üzerinde olacak. Orada iyi bir ağılda yatacaklar. İsrael dağlarındaki verimli otlakta otlayacaklar.|onlari iji otlakta ɡudet͡ʃeɡim ve aɡillari israelʔin juksek daɡlari uzerinde olat͡ʃak. orada iji bir aɡilda jatat͡ʃaklar. israel daɡlarindaki verimli otlakta otlajat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötünün yolları hep bolluk içindedir. Kibirlidir ve senin yasaların onun gözlerinden uzaktır. Düşmanlarının hepsini küçümser.|kotunun jollari hep bolluk it͡ʃindedir. kibirlidir ve senin jasalarin onun ɡozlerinden uzaktir. dusmanlarinin hepsini kut͡ʃumser. Old-Testament-Psalms-089-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençlik günlerini kısalttın. Onu utançla kapladın. Selah.|ɡent͡ʃlik ɡunlerini kisalttin. onu utant͡ʃla kapladin. selah. Old-Testament-Judges-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çıkıp babası ve annesine şöyle dedi: \"\"Timna'da Filistliler'in kızlarından bir kadın gördüm. Şimdi onu karım olarak bana alın.”\"|\"t͡ʃikip babasi ve annesine sojle dedi \"\"timnaʔda filistlilerʔin kizlarindan bir kadin ɡordum. simdi onu karim olarak bana alin.”\" Old-Testament-Zechariah-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Her insan yaşlılığı yüzünden elinde asasıyla, kocamış erkekler ve kocamış kadınlar yine Yeruşalem sokaklarında oturacaklar.\"|\"ordular jahvesi sojle dijor \"\"her insan jasliliɡi juzunden elinde asasijlaʔ kot͡ʃamis erkekler ve kot͡ʃamis kadinlar jine jerusalem sokaklarinda oturat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Exodus-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'un yüreği katılaştı ve Yahve'nin Moşe aracılığıyla söylemiş olduğu gibi İsrael'in çocuklarının gitmesine izin vermedi.|firavunʔun jureɡi katilasti ve jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla sojlemis olduɡu ɡibi israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ɡitmesine izin vermedi. Old-Testament-Psalms-071-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü benim umudum, gençliğimden beri güvendiğim sensin, ey Efendi Yahve.|t͡ʃunku benim umudumʔ ɡent͡ʃliɡimden beri ɡuvendiɡim sensinʔ ej efendi jahve. Old-Testament-Exodus-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve öyle yaptı. Firavun'un evine ve hizmetkârlarının evlerine korkunç sinek sürüleri geldi. Bütün Mısır diyarında sinek sürüleri yüzünden ülke harap oldu.|jahve ojle japti. firavunʔun evine ve hizmetkarlarinin evlerine korkunt͡ʃ sinek suruleri ɡeldi. butun misir dijarinda sinek suruleri juzunden ulke harap oldu. Old-Testament-Jeremiah-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa seni asil bir asma, saf ve sadık bir tohum dikmiştim. Öyleyse nasıl oldu da, bana yabancı bir asmanın yozlaşmış çubuklarına döndün?|ojsa seni asil bir asmaʔ saf ve sadik bir tohum dikmistim. ojlejse nasil oldu daʔ bana jabant͡ʃi bir asmanin jozlasmis t͡ʃubuklarina dondun? Old-Testament-Exodus-030-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kutsal mesh yağı haline getireceksin, attar işine göre hazırlanmış bir hoş koku; kutsal mesh yağı olacak.|onu kutsal mesh jaɡi haline ɡetiret͡ʃeksinʔ attar isine ɡore hazirlanmis bir hos koku; kutsal mesh jaɡi olat͡ʃak. New-Testament-2-Peter-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki, göklerin çok eskiden Tanrı’nın sözüyle var olduğunu, yerin sudan ve su aracılığıyla biçim aldığını kasıtlı bir biçimde unutuyorlar.|ne var kiʔ ɡoklerin t͡ʃok eskiden tanri’nin sozujle var olduɡunuʔ jerin sudan ve su arat͡ʃiliɡijla bit͡ʃim aldiɡini kasitli bir bit͡ʃimde unutujorlar. New-Testament-1-Timothy-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar da önce sınansınlar; suçlanacak bir yanları yoksa hizmet etsinler.|bunlar da ont͡ʃe sinansinlar; sut͡ʃlanat͡ʃak bir janlari joksa hizmet etsinler. Old-Testament-Joshua-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz onları kentten uzaklaştırıncaya kadar peşimizden gelecekler; çünkü onlar, 'İlk seferki gibi önümüzden kaçıyorlar' diyecekler. Biz de onların önünden kaçacağız.|biz onlari kentten uzaklastirint͡ʃaja kadar pesimizden ɡelet͡ʃekler; t͡ʃunku onlarʔ ʔilk seferki ɡibi onumuzden kat͡ʃijorlarʔ dijet͡ʃekler. biz de onlarin onunden kat͡ʃat͡ʃaɡiz. Old-Testament-Judges-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeftah altı yıl İsrael'e hükmetti. Sonra Giladlı Yeftah öldü ve Gilad kentlerinde gömüldü.|jeftah alti jil israelʔe hukmetti. sonra ɡiladli jeftah oldu ve ɡilad kentlerinde ɡomuldu. Old-Testament-Daniel-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Lütfen hizmetkârlarınızı on gün dene; bize yemek için sebze ve içmek için su versinler.\"|\"\"\"lutfen hizmetkarlarinizi on ɡun dene; bize jemek it͡ʃin sebze ve it͡ʃmek it͡ʃin su versinler.\" New-Testament-Luke-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İblis O’nu Yeruşalem’e götürüp tapınağın tepesine çıkardı. O’na şöyle dedi: “Eğer Tanrı’nın Oğlu’ysan, kendini buradan aşağı at.|iblis o’nu jerusalem’e ɡoturup tapinaɡin tepesine t͡ʃikardi. o’na sojle dedi “eɡer tanri’nin oɡlu’jsanʔ kendini buradan asaɡi at. Old-Testament-Ezekiel-032-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Aşur bütün topluluğuyla orada. Mezarları onun çevresinde. Hepsi kılıçla düşmüş, öldürülmüşler.|“asur butun topluluɡujla orada. mezarlari onun t͡ʃevresinde. hepsi kilit͡ʃla dusmusʔ oldurulmusler. New-Testament-Matthew-027-038|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman O’nunla birlikte biri sağında, biri solunda olmak üzere iki haydut çarmıha gerildi.|o zaman o’nunla birlikte biri saɡindaʔ biri solunda olmak uzere iki hajdut t͡ʃarmiha ɡerildi. Old-Testament-Job-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama şimdi elini uzat, kemiğine ve etine dokun, yüzüne karşı seni inkâr edecektir.\"\"\"|\"ama simdi elini uzatʔ kemiɡine ve etine dokunʔ juzune karsi seni inkar edet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün yüreğimde keder var, ne zamana dek canımı teselli edeceğim? Ne zamana dek düşmanım bana karşı zafer kazanacak?|her ɡun jureɡimde keder varʔ ne zamana dek t͡ʃanimi teselli edet͡ʃeɡim? ne zamana dek dusmanim bana karsi zafer kazanat͡ʃak? Old-Testament-Isaiah-041-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, sana öfkelenenlerin hepsi hayal kırıklığına uğrayacak ve şaşkına dönecek. Seninle uğraşanlar bir hiç gibi olacaklar ve yok olacaklar.|isteʔ sana ofkelenenlerin hepsi hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃak ve saskina donet͡ʃek. seninle uɡrasanlar bir hit͡ʃ ɡibi olat͡ʃaklar ve jok olat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Samuel-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul Amalek kentine geldi ve vadide pusu kurdu.|saul amalek kentine ɡeldi ve vadide pusu kurdu. Old-Testament-Leviticus-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|her tür kuzgun,|her tur kuzɡunʔ New-Testament-2-Corinthians-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bizim başarısız olmadığımızı bileceğinizi umuyorum.|ama bizim basarisiz olmadiɡimizi bilet͡ʃeɡinizi umujorum. Old-Testament-Deuteronomy-014-025|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman onu paraya çevireceksin, çevirdiğin parayı eline bağlayıp Tanrın Yahve'nin seçeceği yere gideceksin.|o zaman onu paraja t͡ʃeviret͡ʃeksinʔ t͡ʃevirdiɡin paraji eline baɡlajip tanrin jahveʔnin set͡ʃet͡ʃeɡi jere ɡidet͡ʃeksin. New-Testament-Acts-007-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Mısır ve Kenan diyarı üzerine kıtlık ve büyük sıkıntı geldi. Atalarımız yiyecek bulamadılar.|butun misir ve kenan dijari uzerine kitlik ve bujuk sikinti ɡeldi. atalarimiz jijet͡ʃek bulamadilar. Old-Testament-1-Chronicles-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun oğlu Mika, onun oğlu Reaya, onun oğlu Baal,|onun oɡlu mikaʔ onun oɡlu reajaʔ onun oɡlu baalʔ Old-Testament-Psalms-144-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallara kurtuluş veren, hizmetkârı David'i ölümcül kılıçtan kurtaran sensin.|krallara kurtulus verenʔ hizmetkari davidʔi olumt͡ʃul kilit͡ʃtan kurtaran sensin. Old-Testament-Leviticus-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|iki böbreği, onların üzerinde belin yanında olan yağı, böbreklerle birlikte karaciğerin zarını da ayıracak.|iki bobreɡiʔ onlarin uzerinde belin janinda olan jaɡiʔ bobreklerle birlikte karat͡ʃiɡerin zarini da ajirat͡ʃak. New-Testament-Mark-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü başkâhinlerin O’nu kıskançlıktan dolayı kendisine teslim ettiklerinin farkındaydı.|t͡ʃunku baskahinlerin o’nu kiskant͡ʃliktan dolaji kendisine teslim ettiklerinin farkindajdi. New-Testament-Titus-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimseyi kötülemesinler. Kavgacı değil, uysal olsunlar. Herkese karşı tam bir alçakgönüllülük göstersinler.|kimseji kotulemesinler. kavɡat͡ʃi deɡilʔ ujsal olsunlar. herkese karsi tam bir alt͡ʃakɡonulluluk ɡostersinler. Old-Testament-Numbers-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer kendilerini günahtan arındırıp giysilerini yıkadılar; Aron, Yahve'nin önünde onları sallamalık sunu olarak sundu ve Aron onları temizlemek üzere onlar için kefaret etti.|levililer kendilerini ɡunahtan arindirip ɡijsilerini jikadilar; aronʔ jahveʔnin onunde onlari sallamalik sunu olarak sundu ve aron onlari temizlemek uzere onlar it͡ʃin kefaret etti. New-Testament-Luke-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Hangi şeyler?” dedi. O’na, “Nasıralı Yeşua’yla ilgili şeyler” dediler. “O adam, Tanrı’nın ve bütün halkın önünde hem işte hem de sözde güçlü bir peygamberdi.|onlaraʔ “hanɡi sejler?” dedi. o’naʔ “nasirali jesua’jla ilɡili sejler” dediler. “o adamʔ tanri’nin ve butun halkin onunde hem iste hem de sozde ɡut͡ʃlu bir pejɡamberdi. New-Testament-1-Thessalonians-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürekli dua edin.|surekli dua edin. Old-Testament-1-Samuel-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin ve benim aramda konuştuğumuz konuya gelince, işte, Yahve daima seninle benim aramdadır.”|senin ve benim aramda konustuɡumuz konuja ɡelint͡ʃeʔ isteʔ jahve daima seninle benim aramdadir.” Old-Testament-Genesis-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Mamre önündeki Makpela’da olan Efron’un tarlası, çevresindeki bütün ağaçlarla ve içindeki mağarayla birlikte, kent kapısında toplanan Heth oğullarının önünde Avraham’a mülk edildi.|bojlet͡ʃe mamre onundeki makpela’da olan efron’un tarlasiʔ t͡ʃevresindeki butun aɡat͡ʃlarla ve it͡ʃindeki maɡarajla birlikteʔ kent kapisinda toplanan heth oɡullarinin onunde avraham’a mulk edildi. Old-Testament-Jeremiah-048-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moav'a kanat verin de uçup kaçabilsin; ve onun kentleri harap olacak, içlerinde oturacak kimse kalmayacak.\"\"\"|\"moavʔa kanat verin de ut͡ʃup kat͡ʃabilsin; ve onun kentleri harap olat͡ʃakʔ it͡ʃlerinde oturat͡ʃak kimse kalmajat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-1-Timothy-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtarıcımız Tanrı’nın ve umudumuz Efendi Yeşua Mesih’in buyruğuna göre Yeşua Mesih’in elçisi olan Pavlus,|kurtarit͡ʃimiz tanri’nin ve umudumuz efendi jesua mesih’in bujruɡuna ɡore jesua mesih’in elt͡ʃisi olan pavlusʔ New-Testament-John-004-035|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Hasata daha dört ay var’ demiyor musunuz? İşte, size söylüyorum, gözlerinizi kaldırın da hasat için çoktan ağarmış olan tarlalara bakın.|“‘hasata daha dort aj var’ demijor musunuz? isteʔ size sojlujorumʔ ɡozlerinizi kaldirin da hasat it͡ʃin t͡ʃoktan aɡarmis olan tarlalara bakin. Old-Testament-Genesis-034-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hamor ve oğlu Şekem, kent kapısına geldiler ve halkla konuşup şöyle dediler:|hamor ve oɡlu sekemʔ kent kapisina ɡeldiler ve halkla konusup sojle dediler Old-Testament-1-Kings-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Navot'un kentinin halkı, ihtiyarları ve kentte yaşayan soylular, İzebel’in kendilerine yazıp gönderdiği mektuplarda bildirdiği gibi yaptılar.|navotʔun kentinin halkiʔ ihtijarlari ve kentte jasajan sojlularʔ izebel’in kendilerine jazip ɡonderdiɡi mektuplarda bildirdiɡi ɡibi japtilar. Old-Testament-Genesis-017-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Evindeki bütün erkekler, evde doğanlar, bir yabancıdan parayla satın alınanlar, onunla birlikte sünnet oldular.|evindeki butun erkeklerʔ evde doɡanlarʔ bir jabant͡ʃidan parajla satin alinanlarʔ onunla birlikte sunnet oldular. Old-Testament-2-Chronicles-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Kral Asa bütün Yahuda'yı aldı ve Baaşa'nın yapmış olduğu Rama'nın taşlarını ve kerestelerini götürdüler; bunlarla da Geva ile Mispa'yı bina ettiler.|o zaman kral asa butun jahudaʔji aldi ve baasaʔnin japmis olduɡu ramaʔnin taslarini ve kerestelerini ɡoturduler; bunlarla da ɡeva ile mispaʔji bina ettiler. New-Testament-Luke-002-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam ve Yosef O’nu görünce şaşırdılar. O’na, “Oğlum, bize neden böyle davrandın? İşte, babanla ben kaygı içinde seni arıyorduk” dedi.|marijam ve josef o’nu ɡorunt͡ʃe sasirdilar. o’naʔ “oɡlumʔ bize neden bojle davrandin? isteʔ babanla ben kajɡi it͡ʃinde seni arijorduk” dedi. Old-Testament-Isaiah-058-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Her gün beni arıyorlar, yollarımı bilmekten zevk alıyorlarmış. Doğru olanı yapan ve Tanrıları'nın buyruklarını terk etmeyen bir ulus olarak, benden doğru yargılar istiyorlar. Tanrı'ya yaklaşmaktan zevk alıyorlar.|her ɡun beni arijorlarʔ jollarimi bilmekten zevk alijorlarmis. doɡru olani japan ve tanrilariʔnin bujruklarini terk etmejen bir ulus olarakʔ benden doɡru jarɡilar istijorlar. tanriʔja jaklasmaktan zevk alijorlar. New-Testament-Romans-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Kutsal Yazı’da Firavun'a şöyle deniliyor: “Gücümü sende göstermek ve adımı bütün dünyada duyurmak amacıyla, işte seni bunun için yükselttim.”|t͡ʃunku kutsal jazi’da firavunʔa sojle denilijor “ɡut͡ʃumu sende ɡostermek ve adimi butun dunjada dujurmak amat͡ʃijlaʔ iste seni bunun it͡ʃin jukselttim.” Old-Testament-Psalms-126-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bizim için büyük şeyler yaptı, bunun için sevinçliyiz.|jahve bizim it͡ʃin bujuk sejler japtiʔ bunun it͡ʃin sevint͡ʃlijiz. Old-Testament-Leviticus-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Konutun dışına çıkmayacak, Tanrısı'nın konutunu kirletmeyecek; çünkü Tanrısı'nın mesh yağının tacı onun üzerindedir. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"konutun disina t͡ʃikmajat͡ʃakʔ tanrisiʔnin konutunu kirletmejet͡ʃek; t͡ʃunku tanrisiʔnin mesh jaɡinin tat͡ʃi onun uzerindedir. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" New-Testament-Hebrews-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşimiz Timoteos’un serbest bırakıldığını bilmenizi istiyorum. Yakında gelebilirse, kendisiyle birlikte sizi göreceğim.|kardesimiz timoteos’un serbest birakildiɡini bilmenizi istijorum. jakinda ɡelebilirseʔ kendisijle birlikte sizi ɡoret͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Kings-016-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav Aşera'yı yaptı; ve Ahav İsrael'in Tanrısı Yahve'yi öfkelendirmek için kendisinden önceki bütün İsrael krallarından daha fazlasını yaptı.|ahav aseraʔji japti; ve ahav israelʔin tanrisi jahveʔji ofkelendirmek it͡ʃin kendisinden ont͡ʃeki butun israel krallarindan daha fazlasini japti. New-Testament-Luke-012-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzüne barış vermeye mi geldiğimi sanıyorsunuz? Size hayır diyorum, tam tersine bölmeye geldim.|jerjuzune baris vermeje mi ɡeldiɡimi sanijorsunuz? size hajir dijorumʔ tam tersine bolmeje ɡeldim. Old-Testament-Psalms-148-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nu övün, ey güneş ve ay! O’nu övün, ey bütün parlayan yıldızlar!|oʔnu ovunʔ ej ɡunes ve aj! o’nu ovunʔ ej butun parlajan jildizlar! Old-Testament-1-Kings-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiram, Solomon’a adam gönderip, “Bana gönderdiğin haberi duydum. Sedir kerestesi ve selvi kerestesi konusunda bütün isteğini yapacağım.|hiramʔ solomon’a adam ɡonderipʔ “bana ɡonderdiɡin haberi dujdum. sedir kerestesi ve selvi kerestesi konusunda butun isteɡini japat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Chronicles-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci gün, kutsal bir toplantı düzenlediler; çünkü sunağın adanmasını yedi gün, bayramı da yedi gün tuttular.|sekizint͡ʃi ɡunʔ kutsal bir toplanti duzenlediler; t͡ʃunku sunaɡin adanmasini jedi ɡunʔ bajrami da jedi ɡun tuttular. New-Testament-Luke-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama baba hizmetkârlarına, ‘En iyi giysiyi çıkarıp ona giydirin’ dedi. ‘Parmağına yüzük takın, ayaklarına çarık giydirin.|“ama baba hizmetkarlarinaʔ ‘en iji ɡijsiji t͡ʃikarip ona ɡijdirin’ dedi. ‘parmaɡina juzuk takinʔ ajaklarina t͡ʃarik ɡijdirin. Old-Testament-1-Kings-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Evin bütün duvarlarını içten ve dıştan oyma Keruvlar, palmiye ağacı ve çiçek motifleriyle oydu.|evin butun duvarlarini it͡ʃten ve distan ojma keruvlarʔ palmije aɡat͡ʃi ve t͡ʃit͡ʃek motiflerijle ojdu. New-Testament-John-005-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim hakkımda tanıklık eden başka biri vardır. O’nun benim hakkımdaki tanıklığının doğru olduğunu bilirim.|benim hakkimda taniklik eden baska biri vardir. o’nun benim hakkimdaki tanikliɡinin doɡru olduɡunu bilirim. Old-Testament-Exodus-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe şöyle dedi, “Böyle yapmak uygun değil. Çünkü Mısırlılar için iğrenç olanı Tanrımız Yahve'ye kurban edeceğiz. İşte, Mısırlılar için iğrenç olanı onların gözleri önünde kurban edersek, bizi taşlamazlar mı?|mose sojle dediʔ “bojle japmak ujɡun deɡil. t͡ʃunku misirlilar it͡ʃin iɡrent͡ʃ olani tanrimiz jahveʔje kurban edet͡ʃeɡiz. isteʔ misirlilar it͡ʃin iɡrent͡ʃ olani onlarin ɡozleri onunde kurban edersekʔ bizi taslamazlar mi? New-Testament-Luke-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendilerinden bu şeyi kim yapacak diye aralarında sorgulamaya başladılar.|kendilerinden bu seji kim japat͡ʃak dije aralarinda sorɡulamaja basladilar. Old-Testament-Judges-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Danlılar'dan Soralı bir adam vardı; adı Manoah'tı; karısı ise kısır ve çocuksuzdu.|danlilarʔdan sorali bir adam vardi; adi manoahʔti; karisi ise kisir ve t͡ʃot͡ʃuksuzdu. New-Testament-Matthew-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua tapınaktan çıkıp giderken, öğrencileri, tapınağın binalarını O’na göstermek için yanına geldiler.|jesua tapinaktan t͡ʃikip ɡiderkenʔ oɡrent͡ʃileriʔ tapinaɡin binalarini o’na ɡostermek it͡ʃin janina ɡeldiler. Old-Testament-Isaiah-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dehşete düşecekler. Sancılar ve acılar onları yakalayacak. Doğum yapan kadın gibi ağrı çekecekler. Şaşkınlıkla birbirlerine bakacaklar. Yüzleri alev yüzü olacak.|dehsete duset͡ʃekler. sant͡ʃilar ve at͡ʃilar onlari jakalajat͡ʃak. doɡum japan kadin ɡibi aɡri t͡ʃeket͡ʃekler. saskinlikla birbirlerine bakat͡ʃaklar. juzleri alev juzu olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-007-062|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik altın bir kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik altin bir kept͡ʃe; Old-Testament-Ezekiel-016-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğün açığa çıkmadan önce, gururunun gününde kız kardeşin Sodom senin ağzın tarafından anılmıyordu.|kotuluɡun at͡ʃiɡa t͡ʃikmadan ont͡ʃeʔ ɡururunun ɡununde kiz kardesin sodom senin aɡzin tarafindan anilmijordu. New-Testament-Romans-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba’nın yüceliği sayesinde Mesih ölümden nasıl dirildiyse, biz de yeni bir yaşamda yürüyelim diye, vaftiz yoluyla O’nunla birlikte ölüme gömüldük.|baba’nin jut͡ʃeliɡi sajesinde mesih olumden nasil dirildijseʔ biz de jeni bir jasamda jurujelim dijeʔ vaftiz jolujla o’nunla birlikte olume ɡomulduk. New-Testament-Luke-022-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Ben sizi kesesiz, torbasız ve çarıksız gönderdiğimde, bir eksiğiniz var mıydı?” diye sordu. “Hiçbir şey” dediler.|onlaraʔ “ben sizi kesesizʔ torbasiz ve t͡ʃariksiz ɡonderdiɡimdeʔ bir eksiɡiniz var mijdi?” dije sordu. “hit͡ʃbir sej” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|'Sanatçının el işi olan, Yahve'ye iğrenç olan oyma ya da dökme putu yapan ve onu gizlice diken adama lanet olsun!'|ʔsanatt͡ʃinin el isi olanʔ jahveʔje iɡrent͡ʃ olan ojma ja da dokme putu japan ve onu ɡizlit͡ʃe diken adama lanet olsun!ʔ New-Testament-Matthew-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kendinize, güve ve pasın yiyip bitirdiği, hırsızların girip çaldığı, yeryüzünde hazineler biriktirmeyin;|“kendinizeʔ ɡuve ve pasin jijip bitirdiɡiʔ hirsizlarin ɡirip t͡ʃaldiɡiʔ jerjuzunde hazineler biriktirmejin; Old-Testament-2-Chronicles-035-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunuları Moşe'nin kitabında yazılmış olduğu gibi, Yahve'ye sunsunlar diye halk çocuklarının atalar evleri bölüklerine vermek için onları bir yana kaldırdılar. Sığırlar için de aynısını yaptılar.|jakmalik sunulari moseʔnin kitabinda jazilmis olduɡu ɡibiʔ jahveʔje sunsunlar dije halk t͡ʃot͡ʃuklarinin atalar evleri boluklerine vermek it͡ʃin onlari bir jana kaldirdilar. siɡirlar it͡ʃin de ajnisini japtilar. New-Testament-Acts-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Dimitrios bu adamları ve benzer iş yapan başkalarını bir araya toplayarak, “Efendiler, bu işten zengin olduğumuzu biliyorsunuz” dedi.|dimitrios bu adamlari ve benzer is japan baskalarini bir araja toplajarakʔ “efendilerʔ bu isten zenɡin olduɡumuzu bilijorsunuz” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci ay için, birinci bölüğün başında Zavdiel oğlu Yaşoveam vardı. Onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|birint͡ʃi aj it͡ʃinʔ birint͡ʃi boluɡun basinda zavdiel oɡlu jasoveam vardi. onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. New-Testament-Mark-014-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Geldi ve onları uyurken buldu. Petrus’a şöyle dedi, “Simon, uyuyor musun? Bir saat uyanık kalamadın mı?|ɡeldi ve onlari ujurken buldu. petrus’a sojle dediʔ “simonʔ ujujor musun? bir saat ujanik kalamadin mi? Old-Testament-Numbers-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci gün kâhine, Buluşma Çadırı'nın kapısına iki kumru ya da iki güvercin yavrusu getirecek.|sekizint͡ʃi ɡun kahineʔ bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisina iki kumru ja da iki ɡuvert͡ʃin javrusu ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunaklarınız harap olacak, buhur sunaklarınız kırılacak. Öldürülmüş olanlarınızı putlarınızın önüne düşüreceğim.|sunaklariniz harap olat͡ʃakʔ buhur sunaklariniz kirilat͡ʃak. oldurulmus olanlarinizi putlarinizin onune dusuret͡ʃeɡim. Old-Testament-Job-038-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve, ‘Buraya kadar gelebilirsin, ama daha öteye gidemezsin, gururlu dalgaların burada duracak’ dediğimde?\"\"\"|\"veʔ ‘buraja kadar ɡelebilirsinʔ ama daha oteje ɡidemezsinʔ ɡururlu dalɡalarin burada durat͡ʃak’ dediɡimde?\"\"\" Old-Testament-Numbers-003-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Aron'un oğlu Eleazar, kutsal yerin gereksinimlerini sağlayanların üzerinde Levili beylerin beyi olacak.|kahin aronʔun oɡlu eleazarʔ kutsal jerin ɡereksinimlerini saɡlajanlarin uzerinde levili bejlerin beji olat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-012-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel halka, “Moşe ve Aron’u görevlendiren ve atalarınızı Mısır diyarından çıkaran Yahve’dir” dedi.|samuel halkaʔ “mose ve aron’u ɡorevlendiren ve atalarinizi misir dijarindan t͡ʃikaran jahve’dir” dedi. Old-Testament-Ezekiel-034-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları halklardan çıkaracağım, ülkelerden toplayacağım ve kendi topraklarına getireceğim. Onları İsrael dağlarında, su yollarında ve ülkenin bütün oturulan yerlerinde güdeceğim.|onlari halklardan t͡ʃikarat͡ʃaɡimʔ ulkelerden toplajat͡ʃaɡim ve kendi topraklarina ɡetiret͡ʃeɡim. onlari israel daɡlarindaʔ su jollarinda ve ulkenin butun oturulan jerlerinde ɡudet͡ʃeɡim. Old-Testament-Song-of-Songs-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bahçeme girdim, kız kardeşim, gelinim. Baharatımla mürümü topladım; balımla peteğimi yedim; sütümle şarabımı içtim. Dostlar Yiyin, ey dostlar! İçin, evet, bol bol için, ey sevgililer.|baht͡ʃeme ɡirdimʔ kiz kardesimʔ ɡelinim. baharatimla murumu topladim; balimla peteɡimi jedim; sutumle sarabimi it͡ʃtim. dostlar jijinʔ ej dostlar! it͡ʃinʔ evetʔ bol bol it͡ʃinʔ ej sevɡililer. New-Testament-Matthew-026-073|und|SPEAKER_00_Turkish|Kısa bir süre sonra yanında duranlar gelip Petrus’a, “Gerçekten sen de onlardansın, çünkü konuşman seni tanıtıyor” dediler.|kisa bir sure sonra janinda duranlar ɡelip petrus’aʔ “ɡert͡ʃekten sen de onlardansinʔ t͡ʃunku konusman seni tanitijor” dediler. New-Testament-Luke-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “İnsanoğlu Şabat'ın Efendisi’dir” dedi.|onlaraʔ “insanoɡlu sabatʔin efendisi’dir” dedi. Old-Testament-Nehemiah-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda oğlu Zerah'ın çocuklarından Meşezavel oğlu Petahya, halkla ilgili bütün konular için kralın yanındaydı.|jahuda oɡlu zerahʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan mesezavel oɡlu petahjaʔ halkla ilɡili butun konular it͡ʃin kralin janindajdi. Old-Testament-Lamentations-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, başımıza gelenleri hatırla. Bak da utancımızı gör.|ej jahveʔ basimiza ɡelenleri hatirla. bak da utant͡ʃimizi ɡor. Old-Testament-Daniel-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanları ve mevsimleri değiştiren O'dur. O kralları indirir ve krallar diker. Bilgelere bilgelik, anlayışlı olanlara bilgi verir.|zamanlari ve mevsimleri deɡistiren oʔdur. o krallari indirir ve krallar diker. bilɡelere bilɡelikʔ anlajisli olanlara bilɡi verir. Old-Testament-Job-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kuşkusuz, siz halksınız, bilgelik de sizinle birlikte ölecek.|“kuskusuzʔ siz halksinizʔ bilɡelik de sizinle birlikte olet͡ʃek. Old-Testament-Ruth-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O seni yaşama döndüren ve yaşlılığında seni taşıyan biri olacak; çünkü seni seven, yedi oğuldan daha iyi olan gelinin onu doğurdu.\"\"\"|\"o seni jasama donduren ve jasliliɡinda seni tasijan biri olat͡ʃak; t͡ʃunku seni sevenʔ jedi oɡuldan daha iji olan ɡelinin onu doɡurdu.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer'in oğulları: İmna, Yişva, Yişvi ve Beria. Serah kız kardeşleriydi.|aserʔin oɡullari imnaʔ jisvaʔ jisvi ve beria. serah kiz kardeslerijdi. Old-Testament-Numbers-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe şöyle dedi: \"\"Aralarında bulunduğum halk yaya olarak altı yüz bin kişidir; ve sen, 'Bir ay boyunca yiyebilmeleri için onlara et vereceğim' dedin.\"|\"mose sojle dedi \"\"aralarinda bulunduɡum halk jaja olarak alti juz bin kisidir; ve senʔ ʔbir aj bojunt͡ʃa jijebilmeleri it͡ʃin onlara et veret͡ʃeɡimʔ dedin.\" New-Testament-Luke-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü göğün altında, şimşek çaktığında göğü bir ucundan öbür ucuna dek nasıl aydınlatırsa, İnsanoğlu da kendi gününde öyle olacaktır.|t͡ʃunku ɡoɡun altindaʔ simsek t͡ʃaktiɡinda ɡoɡu bir ut͡ʃundan obur ut͡ʃuna dek nasil ajdinlatirsaʔ insanoɡlu da kendi ɡununde ojle olat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-001-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Atalarınıza vermeye ant içtiğim güzel ülkeyi, bu kötü kuşağın bu kötü adamlarından, Yefunne oğlu Kalev dışında hiç kimse kesinlikle görmeyecektir.\"|\"\"\"atalariniza vermeje ant it͡ʃtiɡim ɡuzel ulkejiʔ bu kotu kusaɡin bu kotu adamlarindanʔ jefunne oɡlu kalev disinda hit͡ʃ kimse kesinlikle ɡormejet͡ʃektir.\" Old-Testament-Exodus-031-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için Şabat'ı tutacaksınız, çünkü o sizin için kutsaldır. Onu bozan herkes kesinlikle öldürülecektir; çünkü onun içinde her kim bir iş işlerse, o can halkının arasından atılacaktır.|bunun it͡ʃin sabatʔi tutat͡ʃaksinizʔ t͡ʃunku o sizin it͡ʃin kutsaldir. onu bozan herkes kesinlikle oldurulet͡ʃektir; t͡ʃunku onun it͡ʃinde her kim bir is islerseʔ o t͡ʃan halkinin arasindan atilat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-047-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün ülkede ekmek yoktu. Çünkü kıtlık çok şiddetliydi, öyle ki Mısır diyarı ve Kenan diyarı kıtlıktan kırılıyordu.|butun ulkede ekmek joktu. t͡ʃunku kitlik t͡ʃok siddetlijdiʔ ojle ki misir dijari ve kenan dijari kitliktan kirilijordu. Old-Testament-Proverbs-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntı zamanında yalpalarsan, gücün azdır.|sikinti zamaninda jalpalarsanʔ ɡut͡ʃun azdir. Old-Testament-Leviticus-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan yapılan ekmek sunusunu Yahve'ye getireceksin. Kâhine verilecek, o da onu sunağa getirecek.|bunlardan japilan ekmek sunusunu jahveʔje ɡetiret͡ʃeksin. kahine verilet͡ʃekʔ o da onu sunaɡa ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, Efendi Yahve İsrael ülkesine, ‘Son! Ülkenin dört köşesine son geldi.' diyor.|“ej insanoɡluʔ efendi jahve israel ulkesineʔ ‘son! ulkenin dort kosesine son ɡeldi.ʔ dijor. New-Testament-Luke-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O burada değil, dirildi. Daha Galile’deyken size neler söylediğini hatırlayın.|o burada deɡilʔ dirildi. daha ɡalile’dejken size neler sojlediɡini hatirlajin. Old-Testament-Leviticus-023-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu yılın yedi günü Yahve'ye bayram olarak tutacaksınız. Kuşaklarınız boyunca daima geçerli olacak bir kuraldır. Onu yedinci ayda tutacaksınız.|bunu jilin jedi ɡunu jahveʔje bajram olarak tutat͡ʃaksiniz. kusaklariniz bojunt͡ʃa daima ɡet͡ʃerli olat͡ʃak bir kuraldir. onu jedint͡ʃi ajda tutat͡ʃaksiniz. Old-Testament-1-Samuel-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Dönüşü Rama'ya olurdu; çünkü evi oradaydı; İsrael'e oradan hükmederdi; orada Yahve'ye bir sunak kurdu.|donusu ramaʔja olurdu; t͡ʃunku evi oradajdi; israelʔe oradan hukmederdi; orada jahveʔje bir sunak kurdu. Old-Testament-Isaiah-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Dahası taranmış keten işleyenler ve beyaz kumaş dokuyanlar da şaşkına dönecek.|dahasi taranmis keten islejenler ve bejaz kumas dokujanlar da saskina donet͡ʃek. New-Testament-Matthew-012-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gökteki Babam’ın isteğini kim yerine getirirse, o kişi benim kardeşim, kız kardeşim ve annemdir.”|t͡ʃunku ɡokteki babam’in isteɡini kim jerine ɡetirirseʔ o kisi benim kardesimʔ kiz kardesim ve annemdir.” Old-Testament-Isaiah-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Mısır ülkesinin ortasında Yahve'ye bir sunak, sınırında da Yahve'ye bir sütun olacak.|o ɡun misir ulkesinin ortasinda jahveʔje bir sunakʔ sinirinda da jahveʔje bir sutun olat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-021-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin işerinin geri kalanı, yaptığı her şey, işlemiş olduğu günah, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|manasseʔnin iserinin ɡeri kalaniʔ japtiɡi her sejʔ islemis olduɡu ɡunahʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? Old-Testament-1-Kings-020-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârları ona, “İşte, İsrael evinin krallarının merhametli krallar olduğunu duyduk. Lütfen bedenlerimize çul, başlarımıza ipler bağlayalım ve İsrael Kralı'na gidelim. Belki o yaşamını kurtarır.” dediler.|hizmetkarlari onaʔ “isteʔ israel evinin krallarinin merhametli krallar olduɡunu dujduk. lutfen bedenlerimize t͡ʃulʔ baslarimiza ipler baɡlajalim ve israel kraliʔna ɡidelim. belki o jasamini kurtarir.” dediler. Old-Testament-Job-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötülüğün ağzını eğitiyor, ve kurnazların dilini seçiyorsun.|t͡ʃunku kotuluɡun aɡzini eɡitijorʔ ve kurnazlarin dilini set͡ʃijorsun. Old-Testament-Isaiah-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Emzikteki çocuk kobra deliğinin yanında oynayacak, sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna koyacak.|emzikteki t͡ʃot͡ʃuk kobra deliɡinin janinda ojnajat͡ʃakʔ sutten kesilmis t͡ʃot͡ʃuk elini enɡerek kovuɡuna kojat͡ʃak. New-Testament-John-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer biri bana hizmet edecekse, ardımdan gelsin. Ben neredeysem, hizmetkârım da orada olacaktır. Eğer biri bana hizmet ederse, Baba onu onurlandıracaktır.”|eɡer biri bana hizmet edet͡ʃekseʔ ardimdan ɡelsin. ben neredejsemʔ hizmetkarim da orada olat͡ʃaktir. eɡer biri bana hizmet ederseʔ baba onu onurlandirat͡ʃaktir.” Old-Testament-Ezekiel-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzakta olan salgın hastalıkla ölecek. Yakında olan kılıçla düşecek. Kuşatma altında kalan kıtlıkla ölecek. Böylece gazabımı onların üzerinde tamama erdireceğim.|uzakta olan salɡin hastalikla olet͡ʃek. jakinda olan kilit͡ʃla duset͡ʃek. kusatma altinda kalan kitlikla olet͡ʃek. bojlet͡ʃe ɡazabimi onlarin uzerinde tamama erdiret͡ʃeɡim. New-Testament-Matthew-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağıza girenin önce mideye sonra vücuttan dışarıya atıldığını bilmiyor musunuz?|aɡiza ɡirenin ont͡ʃe mideje sonra vut͡ʃuttan disarija atildiɡini bilmijor musunuz? Old-Testament-Psalms-106-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye övgüler olsun! Yahve’ye şükredin, çünkü O iyidir, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|jahve’je ovɡuler olsun! jahve’je sukredinʔ t͡ʃunku o ijidirʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Jeremiah-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yüreğime göre çobanlar vereceğim, sizi bilgi ve anlayışla besleyecekler.|size jureɡime ɡore t͡ʃobanlar veret͡ʃeɡimʔ sizi bilɡi ve anlajisla beslejet͡ʃekler. Old-Testament-Deuteronomy-032-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Nun oğlu Yeşu ile geldi ve bu ezginin bütün sözlerini insanların kulaklarına söyledi.|mose nun oɡlu jesu ile ɡeldi ve bu ezɡinin butun sozlerini insanlarin kulaklarina sojledi. Old-Testament-1-Samuel-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel Saul'a şöyle dedi: \"\"Yahve halkı üzerine, İsrael üzerine, kral olarak seni meshetmek için beni gönderdi. Şimdi Yahve'nin sözlerini dinle.\"|\"samuel saulʔa sojle dedi \"\"jahve halki uzerineʔ israel uzerineʔ kral olarak seni meshetmek it͡ʃin beni ɡonderdi. simdi jahveʔnin sozlerini dinle.\" Old-Testament-Exodus-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Melek'im önünüzden gidecek ve sizi Amorlular'ın, Hititler'in, Perizliler'in, Kenanlılar'ın, Hivliler'in ve Yevuslular'ın yanına getirecek; ben de onları kesip koparacağım.|t͡ʃunku melekʔim onunuzden ɡidet͡ʃek ve sizi amorlularʔinʔ hititlerʔinʔ perizlilerʔinʔ kenanlilarʔinʔ hivlilerʔin ve jevuslularʔin janina ɡetiret͡ʃek; ben de onlari kesip koparat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Chronicles-011-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Maaka oğlu Hanan, Mitnitli Yoşafat,|maaka oɡlu hananʔ mitnitli josafatʔ New-Testament-2-Corinthians-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama aynı iman ruhuna sahip olarak, “İman ettim ve bu nedenle konuştum” diye yazılmış olan söz uyarınca, biz de iman ediyor, bu nedenle biz de konuşuyoruz.|ama ajni iman ruhuna sahip olarakʔ “iman ettim ve bu nedenle konustum” dije jazilmis olan soz ujarint͡ʃaʔ biz de iman edijorʔ bu nedenle biz de konusujoruz. Old-Testament-Exodus-038-010|und|SPEAKER_00_Turkish|yirmi direği ve yirmi tabanı tunçtandı; direklerin çengelleri ve çemberleri gümüştendi.|jirmi direɡi ve jirmi tabani tunt͡ʃtandi; direklerin t͡ʃenɡelleri ve t͡ʃemberleri ɡumustendi. Old-Testament-Isaiah-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, senin hükümlerinin yolunda, ey Yahve, seni bekledik. Adın ve ünün canımızın arzusudur.|evetʔ senin hukumlerinin jolundaʔ ej jahveʔ seni bekledik. adin ve unun t͡ʃanimizin arzusudur. New-Testament-Mark-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözün ekildiği yerde, yol kenarında olanlar şunlardır; duydukları zaman Şeytan hemen gelir, onlarda ekilmiş olan sözü alıp götürür.|sozun ekildiɡi jerdeʔ jol kenarinda olanlar sunlardir; dujduklari zaman sejtan hemen ɡelirʔ onlarda ekilmis olan sozu alip ɡoturur. New-Testament-Luke-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İçlerinden Kleopas adında olan O’na, “Bu günlerde Yeruşalem’de olup da orada olan şeyleri bilmeyen tek yabancı sen misin?” diye yanıtladı.|it͡ʃlerinden kleopas adinda olan o’naʔ “bu ɡunlerde jerusalem’de olup da orada olan sejleri bilmejen tek jabant͡ʃi sen misin?” dije janitladi. Old-Testament-1-Kings-022-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat hüküm sürmeye başladığında otuz beş yaşındaydı ve Yeruşalem'de yirmi beş yıl hüküm sürdü. Annesinin adı Şilhi'nin kızı Azuva'ydı.|jehosafat hukum surmeje basladiɡinda otuz bes jasindajdi ve jerusalemʔde jirmi bes jil hukum surdu. annesinin adi silhiʔnin kizi azuvaʔjdi. Old-Testament-Proverbs-022-026|und|SPEAKER_00_Turkish|El vuruşturanlardan, borca kefil olanlardan olma.|el vurusturanlardanʔ bort͡ʃa kefil olanlardan olma. Old-Testament-Proverbs-028-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kim babasını ya da annesini soyar ve, \"\"Yanlış değil\"\" derse, yok ediciyle ortaktır.\"|\"kim babasini ja da annesini sojar veʔ \"\"janlis deɡil\"\" derseʔ jok edit͡ʃijle ortaktir.\" Old-Testament-Leviticus-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ekmek sunusuyla ilgili yasa şudur: Aron'un oğulları onu sunağın önünde Yahve'nin önünde sunacaklar.\"|\"\"\"ʔekmek sunusujla ilɡili jasa sudur aronʔun oɡullari onu sunaɡin onunde jahveʔnin onunde sunat͡ʃaklar.\" New-Testament-Luke-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Konuşmasını bitirince Simon’a, “Derinlere açılın, balık tutmak için ağlarınızı atın” dedi.|konusmasini bitirint͡ʃe simon’aʔ “derinlere at͡ʃilinʔ balik tutmak it͡ʃin aɡlarinizi atin” dedi. Old-Testament-Psalms-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve doğruların yolunu bilir, ancak kötülerin yolu yok olur.|t͡ʃunku jahve doɡrularin jolunu bilirʔ ant͡ʃak kotulerin jolu jok olur. New-Testament-Acts-007-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kırk yıl dolunca çölde, Sina Dağı yakınında, yanan bir çalının alevleri içinde Efendi’nin bir meleği Moşe’ye göründü.|“kirk jil dolunt͡ʃa t͡ʃoldeʔ sina daɡi jakinindaʔ janan bir t͡ʃalinin alevleri it͡ʃinde efendi’nin bir meleɡi mose’je ɡorundu. Old-Testament-Numbers-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu olarak bir genç boğa, bir koç ve bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu olarak bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃ ve bir jasinda bir erkek kuzu; Old-Testament-Isaiah-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kazdı, taşlarını topladı, en seçkin asmayı dikti, ortasında bir kule bina etti, bir de içinde üzüm sıkma kuyusu kazdı. Üzüm versin diye aradı ama o yaban üzümü verdi.|onu kazdiʔ taslarini topladiʔ en set͡ʃkin asmaji diktiʔ ortasinda bir kule bina ettiʔ bir de it͡ʃinde uzum sikma kujusu kazdi. uzum versin dije aradi ama o jaban uzumu verdi. Old-Testament-Song-of-Songs-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Size ant içiriyorum, ey Yeruşalem kızları, sevgiyi ayıltmayasınız, uyandırmayasınız diye, ta ki öyle arzu edene kadar.|size ant it͡ʃirijorumʔ ej jerusalem kizlariʔ sevɡiji ajiltmajasinizʔ ujandirmajasiniz dijeʔ ta ki ojle arzu edene kadar. New-Testament-2-Peter-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece her şey yok olacağına göre, sizler nasıl insanlar olmalısınız? Kutsallık içinde yaşayan, tanrısal,|bojlet͡ʃe her sej jok olat͡ʃaɡina ɡoreʔ sizler nasil insanlar olmalisiniz? kutsallik it͡ʃinde jasajanʔ tanrisalʔ Old-Testament-Genesis-044-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef onlara, “Yaptığınız bu iş nedir? Benim gibi bir adamın elbet fala bakabileceğini bilmiyor muydunuz?” dedi.|josef onlaraʔ “japtiɡiniz bu is nedir? benim ɡibi bir adamin elbet fala bakabilet͡ʃeɡini bilmijor mujdunuz?” dedi. Old-Testament-Exodus-033-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Çadır'a girince bulut sütuna inip Çadır'ın kapısında dururdu. Yahve Moşe'yle konuşurdu.|mose t͡ʃadirʔa ɡirint͡ʃe bulut sutuna inip t͡ʃadirʔin kapisinda dururdu. jahve moseʔjle konusurdu. New-Testament-Luke-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaklaşıp tabuta dokununca cenazeyi taşıyanlar durdu. “Genç adam, sana söylüyorum, kalk!” dedi.|jaklasip tabuta dokununt͡ʃa t͡ʃenazeji tasijanlar durdu. “ɡent͡ʃ adamʔ sana sojlujorumʔ kalk!” dedi. Old-Testament-2-Kings-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Naaman'ın cüzzam hastalığı daima sana ve soyuna yapışacaktır.\"\" Onun önünden kar gibi beyaz cüzzamlı olarak çıktı.\"|\"bu juzden naamanʔin t͡ʃuzzam hastaliɡi daima sana ve sojuna japisat͡ʃaktir.\"\" onun onunden kar ɡibi bejaz t͡ʃuzzamli olarak t͡ʃikti.\" Old-Testament-Job-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Senin güvendiğin kendi dindarlığın değil mi? Umudun kendi yollarının doğruluğu değil mi?\"\"\"|\"senin ɡuvendiɡin kendi dindarliɡin deɡil mi? umudun kendi jollarinin doɡruluɡu deɡil mi?\"\"\" Old-Testament-Judges-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Zevulunlu Elon öldü ve Zevulun diyarındaki Ayyalon'da gömüldü.|zevulunlu elon oldu ve zevulun dijarindaki ajjalonʔda ɡomuldu. Old-Testament-Ezekiel-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi o asi eve de, ‘Bunların ne anlama geldiğini bilmiyor musunuz?’ Onlara de, ‘İşte, Babil Kralı Yeruşalem'e geldi, onun kralını ve onun beylerini alıp Babil'e, kendi yanına götürdü.|“simdi o asi eve deʔ ‘bunlarin ne anlama ɡeldiɡini bilmijor musunuz?’ onlara deʔ ‘isteʔ babil krali jerusalemʔe ɡeldiʔ onun kralini ve onun bejlerini alip babilʔeʔ kendi janina ɡoturdu. Old-Testament-Deuteronomy-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla evlenmeyeceksin. Kızını onun oğluna vermeyeceksin, onun kızını da kendi oğluna almayacaksın.|onlarla evlenmejet͡ʃeksin. kizini onun oɡluna vermejet͡ʃeksinʔ onun kizini da kendi oɡluna almajat͡ʃaksin. Old-Testament-Jeremiah-042-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün size bildirdim; ama siz Tanrınız Yahve'nin beni size göndermiş olduğu hiçbir konuda O’nun sözüne itaat etmediniz.|buɡun size bildirdim; ama siz tanriniz jahveʔnin beni size ɡondermis olduɡu hit͡ʃbir konuda o’nun sozune itaat etmediniz. Old-Testament-Proverbs-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksulun bütün akrabaları ondan uzak durur, dostları ne kadar daha uzak duracaktır! Yalvarışlarla peşlerinden koşar, ama onlar gitmiştir.|joksulun butun akrabalari ondan uzak dururʔ dostlari ne kadar daha uzak durat͡ʃaktir! jalvarislarla peslerinden kosarʔ ama onlar ɡitmistir. Old-Testament-Isaiah-054-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Taşkın gazapla yüzümü bir anlığına senden gizledim, ama sonsuz sevgi dolu iyiliğimle sana merhamet edeceğim” diyor seni fidye ile kurtaran Yahve.|taskin ɡazapla juzumu bir anliɡina senden ɡizledimʔ ama sonsuz sevɡi dolu ijiliɡimle sana merhamet edet͡ʃeɡim” dijor seni fidje ile kurtaran jahve. Old-Testament-1-Samuel-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, Samuel’e, “Ama ben Yahve'nin sözünü dinledim, Yahve'nin beni gönderdiği yoldan gittim ve Amalek Kralı Agag’ı getirdim ve Amalekliler’i tümüyle yok ettim.|saulʔ samuel’eʔ “ama ben jahveʔnin sozunu dinledimʔ jahveʔnin beni ɡonderdiɡi joldan ɡittim ve amalek krali aɡaɡ’i ɡetirdim ve amalekliler’i tumujle jok ettim. Old-Testament-Hosea-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten Melek'le mücadele etti ve galip geldi; ağlayıp O'na yalvardı. O'nu Beytel'de buldu ve O orada bizimle konuştu.|ɡert͡ʃekten melekʔle mut͡ʃadele etti ve ɡalip ɡeldi; aɡlajip oʔna jalvardi. oʔnu bejtelʔde buldu ve o orada bizimle konustu. Old-Testament-Jeremiah-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|bu yüzden adımla çağırılan, güvendiğiniz eve, sana ve atalarına verdiğim yere, Şilo’ya yaptığım gibi yapacağım.|bu juzden adimla t͡ʃaɡirilanʔ ɡuvendiɡiniz eveʔ sana ve atalarina verdiɡim jereʔ silo’ja japtiɡim ɡibi japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayan, Tanrı’yı arayan birisi var mı diye, Yahve gökten insanoğullarına baktı,|anlajanʔ tanri’ji arajan birisi var mi dijeʔ jahve ɡokten insanoɡullarina baktiʔ Old-Testament-1-Chronicles-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|sergi ekmeğine, gerek mayasız yufkaların, gerek sacda pişirilen şeylerin, gerekse yoğrulmuş şeylerin ekmek sunusuna mahsus ince una, her çeşit ölçek ve ölçülere bakmak için;|serɡi ekmeɡineʔ ɡerek majasiz jufkalarinʔ ɡerek sat͡ʃda pisirilen sejlerinʔ ɡerekse joɡrulmus sejlerin ekmek sunusuna mahsus int͡ʃe unaʔ her t͡ʃesit olt͡ʃek ve olt͡ʃulere bakmak it͡ʃin; Old-Testament-Lamentations-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çakallar bile memelerini verir, yavrularını emzirirler. Ama halkım kızı, çöldeki devekuşları gibi acımasız oldu.|t͡ʃakallar bile memelerini verirʔ javrularini emzirirler. ama halkim kiziʔ t͡ʃoldeki devekuslari ɡibi at͡ʃimasiz oldu. Old-Testament-Job-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuraklık ve sıcaklık kar sularını tüketir, Şeol'de günah işleyenleri.|kuraklik ve sit͡ʃaklik kar sularini tuketirʔ seolʔde ɡunah islejenleri. Old-Testament-Job-037-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney rüzgârı nedeniyle dünya durgunlaştığında, giysileri sıcak olan sen misin?|ɡunej ruzɡari nedenijle dunja durɡunlastiɡindaʔ ɡijsileri sit͡ʃak olan sen misin? Old-Testament-Nehemiah-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, “Geri vericeğiz ve onlardan hiçbir şey istemeyeceğiz. Senin dediğin gibi yapacağız.” dediler. Bunun üzerine kâhinleri çağırdım ve bu vaade göre yapacaklarına dair onlara ant içtirdim.|o zamanʔ “ɡeri verit͡ʃeɡiz ve onlardan hit͡ʃbir sej istemejet͡ʃeɡiz. senin dediɡin ɡibi japat͡ʃaɡiz.” dediler. bunun uzerine kahinleri t͡ʃaɡirdim ve bu vaade ɡore japat͡ʃaklarina dair onlara ant it͡ʃtirdim. Old-Testament-Lamentations-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yollarıma yontma taşlarla duvar ördü, yollarımı eğri etti.|jollarima jontma taslarla duvar orduʔ jollarimi eɡri etti. New-Testament-Luke-005-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam onların önünde hemen ayağa kalktı. Üzerinde yattığı döşeği kaldırdı ve Tanrı’yı yücelterek evine gitti.|adam onlarin onunde hemen ajaɡa kalkti. uzerinde jattiɡi doseɡi kaldirdi ve tanri’ji jut͡ʃelterek evine ɡitti. Old-Testament-Psalms-038-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, öfkenle beni azarlama, gazapla beni yola getirme.|ej jahveʔ ofkenle beni azarlamaʔ ɡazapla beni jola ɡetirme. New-Testament-1-Timothy-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kirli ve kocakarı masallarını reddet. Kendini tanrısallıkta eğit.|ama kirli ve kot͡ʃakari masallarini reddet. kendini tanrisallikta eɡit. Old-Testament-1-Samuel-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel henüz Yahve'yi bilmiyordu, Yahve'nin sözü de henüz ona açıklanmamıştı.|samuel henuz jahveʔji bilmijorduʔ jahveʔnin sozu de henuz ona at͡ʃiklanmamisti. New-Testament-1-Corinthians-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kardeşler, sizinle ruhsallarla konuşur gibi konuşamadım, ama benliktekilerle, Mesih’te bebek olanlarla konuşur gibi konuştum.|ej kardeslerʔ sizinle ruhsallarla konusur ɡibi konusamadimʔ ama benliktekilerleʔ mesih’te bebek olanlarla konusur ɡibi konustum. Old-Testament-1-Kings-008-047|und|SPEAKER_00_Turkish|ama esir alınıp götürüldükleri diyarda tövbe ederlerse, geri dönerlerse ve kendilerini esir alanların diyarında sana yalvarırlarsa, 'Günah işledik, sapıklık ettik, kötülük yaptık' derlerse,|ama esir alinip ɡoturuldukleri dijarda tovbe ederlerseʔ ɡeri donerlerse ve kendilerini esir alanlarin dijarinda sana jalvarirlarsaʔ ʔɡunah isledikʔ sapiklik ettikʔ kotuluk japtikʔ derlerseʔ Old-Testament-Jeremiah-032-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Anatot'ta olan tarlayı amcamın oğlu Hanamel'den satın aldım ve ona parayı tarttım, on yedi şekel gümüş.|anatotʔta olan tarlaji amt͡ʃamin oɡlu hanamelʔden satin aldim ve ona paraji tarttimʔ on jedi sekel ɡumus. Old-Testament-1-Kings-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral Solomon'a, \"\"Yoav Yahve'nin Çadırı'na kaçtı; işte, sunağın yanında\"\" diye bildirildi. Bunun üzerine Solomon, Yehoyada oğlu Benaya'yı göndererek, \"\"Git, onun üzerine in\"\" dedi.\"|\"kral solomonʔaʔ \"\"joav jahveʔnin t͡ʃadiriʔna kat͡ʃti; isteʔ sunaɡin janinda\"\" dije bildirildi. bunun uzerine solomonʔ jehojada oɡlu benajaʔji ɡondererekʔ \"\"ɡitʔ onun uzerine in\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-037-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevresine bir karış genişliğinde bir kenar, onun çevresine de altın pervaz yaptı.|t͡ʃevresine bir karis ɡenisliɡinde bir kenarʔ onun t͡ʃevresine de altin pervaz japti. New-Testament-Mark-001-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon ve yanındakiler O'nu aradılar.|simon ve janindakiler oʔnu aradilar. Old-Testament-Ecclesiastes-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem'de kral olan David oğlu Vaiz'in sözleri:|jerusalemʔde kral olan david oɡlu vaizʔin sozleri Old-Testament-Jeremiah-048-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Moav sakini, dehşet, çukur ve tuzak senin üzerindedir.” diyor Yahve.|ej moav sakiniʔ dehsetʔ t͡ʃukur ve tuzak senin uzerindedir.” dijor jahve. Old-Testament-Psalms-068-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Tef çalan kızlar arasında, önde okuyucular, arkada çalgıcılar yürüdü.|tef t͡ʃalan kizlar arasindaʔ onde okujut͡ʃularʔ arkada t͡ʃalɡit͡ʃilar jurudu. Old-Testament-2-Kings-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin David'e ve oğlu Solomon'a, \"\"Bu evde ve İsrael'in bütün oymakları arasından seçtiğim Yeruşalem'de adımı daima koyacağım\"\" dediği eve yaptırdığı Aşera oyma suretini koydu.\"|\"jahveʔnin davidʔe ve oɡlu solomonʔaʔ \"\"bu evde ve israelʔin butun ojmaklari arasindan set͡ʃtiɡim jerusalemʔde adimi daima kojat͡ʃaɡim\"\" dediɡi eve japtirdiɡi asera ojma suretini kojdu.\" Old-Testament-Obadiah-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“O gün” diyor Yahve, “Ben Edom’dan bilge adamları, Esav’ın dağından anlayışı yok etmeyecek miyim?|“o ɡun” dijor jahveʔ “ben edom’dan bilɡe adamlariʔ esav’in daɡindan anlajisi jok etmejet͡ʃek mijim? Old-Testament-Ezekiel-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu nedenle onlara de, 'Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Sözlerimden hiçbiri artık gecikmeyecek, ama söylediğim söz yerine getirilecek\"\" diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"\"\"bu nedenle onlara deʔ ʔefendi jahve sojle dijor \"\"sozlerimden hit͡ʃbiri artik ɡet͡ʃikmejet͡ʃekʔ ama sojlediɡim soz jerine ɡetirilet͡ʃek\"\" dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Exodus-030-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Buhur yakmak için bir sunak yapacaksın. Onu akasya ağacından yapacaksın.\"|\"\"\"buhur jakmak it͡ʃin bir sunak japat͡ʃaksin. onu akasja aɡat͡ʃindan japat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Judges-020-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle İsraelliler'in önünde çöl yoluna sırtlarını döndüler, ama savaş onları sert bir şekilde takip etti; ve kentlerden çıkanlar onları ortalarında yok ettiler.|bu nedenle israellilerʔin onunde t͡ʃol joluna sirtlarini dondulerʔ ama savas onlari sert bir sekilde takip etti; ve kentlerden t͡ʃikanlar onlari ortalarinda jok ettiler. Old-Testament-Psalms-048-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon Dağı sevinsin! Yahuda kızları senin hükümlerinden ötürü coşsunlar.|sijon daɡi sevinsin! jahuda kizlari senin hukumlerinden oturu t͡ʃossunlar. Old-Testament-Psalms-150-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yah’ı övün! Kutsal yerinde Tanrı’yı övün! Güçlü işleri için O’nu göklerde övün!|jah’i ovun! kutsal jerinde tanri’ji ovun! ɡut͡ʃlu isleri it͡ʃin o’nu ɡoklerde ovun! New-Testament-Acts-028-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sözleri söyledikten sonra Yahudiler kendi aralarında çok çekişerek ayrıldılar.|bu sozleri sojledikten sonra jahudiler kendi aralarinda t͡ʃok t͡ʃekiserek ajrildilar. Old-Testament-1-Kings-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasının adadığı şeyleri, kendisinin de adadığı şeyleri, gümüşü, altını ve kapları Yahve'nin evine getirdi.|babasinin adadiɡi sejleriʔ kendisinin de adadiɡi sejleriʔ ɡumusuʔ altini ve kaplari jahveʔnin evine ɡetirdi. New-Testament-Revelation-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana değneğe benzer bir kamış verildi. Birisi, “Kalk ve Tanrı’nın tapınağını, sunağı ölç ve orada tapınanları say” dedi.|bana deɡneɡe benzer bir kamis verildi. birisiʔ “kalk ve tanri’nin tapinaɡiniʔ sunaɡi olt͡ʃ ve orada tapinanlari saj” dedi. Old-Testament-Isaiah-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Mısır Denizi'nin dilini tümüyle yok edecek; ve kavurucu rüzgârıyla elini Irmak üzerinde sallayacak, onu yedi kola ayıracak ve insanları çarıklarla yürütecek.|jahve misir deniziʔnin dilini tumujle jok edet͡ʃek; ve kavurut͡ʃu ruzɡarijla elini irmak uzerinde sallajat͡ʃakʔ onu jedi kola ajirat͡ʃak ve insanlari t͡ʃariklarla jurutet͡ʃek. New-Testament-Ephesians-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|ve her şeyi Mesih Yeşua’da yaratan Tanrı’da çağlar boyunca gizlenmiş sırrın nasıl düzenlediğini herkese gösterme lütfu yine de bana verildi.|ve her seji mesih jesua’da jaratan tanri’da t͡ʃaɡlar bojunt͡ʃa ɡizlenmis sirrin nasil duzenlediɡini herkese ɡosterme lutfu jine de bana verildi. Old-Testament-Isaiah-039-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra, “Evinde ne gördüler?” diye sordu. Hizkiya şöyle yanıt verdi: \"\"Evimdeki her şeyi gördüler. Hazinelerim arasında onlara göstermediğim hiçbir şey kalmadı.”\"|\"sonraʔ “evinde ne ɡorduler?” dije sordu. hizkija sojle janit verdi \"\"evimdeki her seji ɡorduler. hazinelerim arasinda onlara ɡostermediɡim hit͡ʃbir sej kalmadi.”\" New-Testament-Ephesians-004-026|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Öfkelenin, ama günah işlemeyin.’’ Öfkenizin üzerine güneş batmasın.|‘‘ofkeleninʔ ama ɡunah islemejin.’’ ofkenizin uzerine ɡunes batmasin. New-Testament-Matthew-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Kral Hirodes’in günlerinde Yahudiye’nin Beytlehem Kenti’nde doğduğunda, işte, doğudan yıldızbilimciler Yeruşalem’e gelip şöyle dediler:|jesuaʔ kral hirodes’in ɡunlerinde jahudije’nin bejtlehem kenti’nde doɡduɡundaʔ isteʔ doɡudan jildizbilimt͡ʃiler jerusalem’e ɡelip sojle dediler New-Testament-Luke-009-060|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün. Ama sen git ve Tanrı’nın Krallığı'nı duyur” dedi.|jesua onaʔ “birak oluleriʔ kendi olulerini kendileri ɡomsun. ama sen ɡit ve tanri’nin kralliɡiʔni dujur” dedi. Old-Testament-2-Kings-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama dinlemediler, Yahve'nin İsrael'in çocuklarının önünde yok etmiş olduğu uluslardan daha kötü olanı yapmak için Manaşşe onları baştan çıkardı.|ama dinlemedilerʔ jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunde jok etmis olduɡu uluslardan daha kotu olani japmak it͡ʃin manasse onlari bastan t͡ʃikardi. Old-Testament-Ecclesiastes-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşin altında gördüğüm bir kötülük var, insanlara da ağır geliyor:|ɡunesin altinda ɡorduɡum bir kotuluk varʔ insanlara da aɡir ɡelijor Old-Testament-Daniel-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babil eyalet işleri üzerine atamış olduğun bazı Yahudiler var: Şadrak, Meşak ve Abednego. Ey kral, bu adamlar sana saygı göstermediler. Senin ilâhlarına hizmet etmiyorlar ve dikmiş olduğun altın heykele tapmıyorlar.\"\"\"|\"babil ejalet isleri uzerine atamis olduɡun bazi jahudiler var sadrakʔ mesak ve abedneɡo. ej kralʔ bu adamlar sana sajɡi ɡostermediler. senin ilahlarina hizmet etmijorlar ve dikmis olduɡun altin hejkele tapmijorlar.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-065-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yaratmakta olduğumda sonsuza dek sevinin ve coşun; çünkü işte, Yeruşalem'i zevk kaynağı, ve halkını sevinç olarak yaratıyorum.|ama jaratmakta olduɡumda sonsuza dek sevinin ve t͡ʃosun; t͡ʃunku isteʔ jerusalemʔi zevk kajnaɡiʔ ve halkini sevint͡ʃ olarak jaratijorum. Old-Testament-Psalms-045-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Adını kuşaklar boyu anımsatacağım. Bunun için halklar daima sana şükredecekler.|adini kusaklar boju animsatat͡ʃaɡim. bunun it͡ʃin halklar daima sana sukredet͡ʃekler. New-Testament-1-Corinthians-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kocası iman etmeyen bir kadın varsa ve kocası onunla yaşamaya razıysa, kocasını bırakmasın.|kot͡ʃasi iman etmejen bir kadin varsa ve kot͡ʃasi onunla jasamaja razijsaʔ kot͡ʃasini birakmasin. Old-Testament-Proverbs-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilge kişi bilgi biriktirir, ama akılsızın ağzı yıkıma yakındır.|bilɡe kisi bilɡi biriktirirʔ ama akilsizin aɡzi jikima jakindir. New-Testament-Luke-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir yüzbaşının çok sevdiği hizmetkârı hastalanmış ve ölüm döşeğindeydi.|bir juzbasinin t͡ʃok sevdiɡi hizmetkari hastalanmis ve olum doseɡindejdi. Old-Testament-Joel-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, sana feryat ediyorum, çünkü ateş çölün otlaklarını yiyip bitirdi, alev de bütün kır ağaçlarını yaktı.|ej jahveʔ sana ferjat edijorumʔ t͡ʃunku ates t͡ʃolun otlaklarini jijip bitirdiʔ alev de butun kir aɡat͡ʃlarini jakti. New-Testament-Luke-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar bu şeyleri dinlerken, Yeşua bir benzetmeyle konuşmasını sürdürdü. Çünkü Yeruşalem’e yakın olduklarından onlar Tanrı’nın Krallığı'nın hemen ortaya çıkacağını sanıyorlardı.|onlar bu sejleri dinlerkenʔ jesua bir benzetmejle konusmasini surdurdu. t͡ʃunku jerusalem’e jakin olduklarindan onlar tanri’nin kralliɡiʔnin hemen ortaja t͡ʃikat͡ʃaɡini sanijorlardi. Old-Testament-1-Samuel-018-014|und|SPEAKER_00_Turkish|David bütün yollarında akıllıca davrandı; Yahve de onunla birlikteydi.|david butun jollarinda akillit͡ʃa davrandi; jahve de onunla birliktejdi. New-Testament-Luke-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan da yüceltilecektir.”|kendini jut͡ʃelten herkes alt͡ʃaltilat͡ʃakʔ kendini alt͡ʃaltan da jut͡ʃeltilet͡ʃektir.” Old-Testament-1-Chronicles-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün oğullarım arasından (çünkü Yahve bana birçok oğul verdi), İsrael üzerinde Yahve'nin krallığının tahtına oturması için oğlum Solomon'u seçti.|butun oɡullarim arasindan (t͡ʃunku jahve bana birt͡ʃok oɡul verdi)ʔ israel uzerinde jahveʔnin kralliɡinin tahtina oturmasi it͡ʃin oɡlum solomonʔu set͡ʃti. Old-Testament-Exodus-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Eğer İbrani bir hizmetçi satın alırsan, altı yıl hizmet edecek ve yedincisinde hiçbir şey ödemeden özgür olarak çıkacak.\"|\"\"\"eɡer ibrani bir hizmett͡ʃi satin alirsanʔ alti jil hizmet edet͡ʃek ve jedint͡ʃisinde hit͡ʃbir sej odemeden ozɡur olarak t͡ʃikat͡ʃak.\" New-Testament-Matthew-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Gök üzerine ant içen, Tanrı’nın tahtı ve onda oturanın üzerine ant içer.”|ɡok uzerine ant it͡ʃenʔ tanri’nin tahti ve onda oturanin uzerine ant it͡ʃer.” Old-Testament-Numbers-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan'dan: Ammişadday oğlu Ahiezer.|danʔdan ammisaddaj oɡlu ahiezer. New-Testament-2-Corinthians-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tanrısal keder, pişmanlık getirmeyen kurtuluşa götüren tövbeyi üretir. Ama dünyanın kederi ölüm üretir.|t͡ʃunku tanrisal kederʔ pismanlik ɡetirmejen kurtulusa ɡoturen tovbeji uretir. ama dunjanin kederi olum uretir. Old-Testament-1-Samuel-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Samuel bir taş alıp Mispa ile Şen arasına dikti ve adını Evenezer koyup, \"\"Yahve bize şimdiye kadar yardım etti\"\" dedi.\"|\"sonra samuel bir tas alip mispa ile sen arasina dikti ve adini evenezer kojupʔ \"\"jahve bize simdije kadar jardim etti\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Mısır'ın yardımı boş ve hiçtir; bu yüzden ona durgun oturan Rahav adını verdim.|t͡ʃunku misirʔin jardimi bos ve hit͡ʃtir; bu juzden ona durɡun oturan rahav adini verdim. Old-Testament-Jeremiah-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman gençlerle yaşlılar birlikte, el değmemiş kız oynayıp sevinecek; çünkü onların yasını sevince çevireceğim, onları teselli edeceğim, ve kederlerinden dolayı onları sevindireceğim.|o zaman ɡent͡ʃlerle jaslilar birlikteʔ el deɡmemis kiz ojnajip sevinet͡ʃek; t͡ʃunku onlarin jasini sevint͡ʃe t͡ʃeviret͡ʃeɡimʔ onlari teselli edet͡ʃeɡimʔ ve kederlerinden dolaji onlari sevindiret͡ʃeɡim. New-Testament-Revelation-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğün açıldığını gördüm. Baktım, beyaz bir at duruyordu. Binicisinin adı Sadık ve Gerçek’tir. Doğrulukta yargılar ve savaşır.|ɡoɡun at͡ʃildiɡini ɡordum. baktimʔ bejaz bir at durujordu. binit͡ʃisinin adi sadik ve ɡert͡ʃek’tir. doɡrulukta jarɡilar ve savasir. Old-Testament-Exodus-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Belirtileri onunla yapacağın bu değneği eline alacaksın.”|belirtileri onunla japat͡ʃaɡin bu deɡneɡi eline alat͡ʃaksin.” Old-Testament-Leviticus-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Eğer kurallarım içinde yürürseniz, buyruklarımı tutarsanız ve onları yaparsanız,|“ʔeɡer kurallarim it͡ʃinde jurursenizʔ bujruklarimi tutarsaniz ve onlari japarsanizʔ Old-Testament-Jeremiah-052-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı tarafından sürekli bir ödenek; ölümü gününe dek, yaşamı boyunca her gün kendisine ödenek olarak bir pay verildi.|babil krali tarafindan surekli bir odenek; olumu ɡunune dekʔ jasami bojunt͡ʃa her ɡun kendisine odenek olarak bir paj verildi. Old-Testament-Psalms-033-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Güvenlik için at boştur, büyük gücüne karşın kimseyi kurtarmaz.|ɡuvenlik it͡ʃin at bosturʔ bujuk ɡut͡ʃune karsin kimseji kurtarmaz. Old-Testament-Leviticus-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhinler İsrael'in çocuklarının Yahve'ye sundukları kutsal şeyleri bozmayacaklar,|kahinler israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jahveʔje sunduklari kutsal sejleri bozmajat͡ʃaklarʔ Old-Testament-Psalms-131-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, yüreğim gururlu, gözlerim yükseklerde değil, ne büyük meselelerle, ne de benim için fazlasıyla harika olan şeylerle ilgilenmiyorum.|ej jahveʔ jureɡim ɡururluʔ ɡozlerim jukseklerde deɡilʔ ne bujuk meselelerleʔ ne de benim it͡ʃin fazlasijla harika olan sejlerle ilɡilenmijorum. New-Testament-Matthew-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O sınırlardan, işte, Kenanlı bir kadın Yeşua’ya gelip feryat ederek şöyle dedi: “Ey David Oğlu, Efendimiz! Bana merhamet et! Kızım bir iblis tarafından kötü biçimde tutsak alındı!”|o sinirlardanʔ isteʔ kenanli bir kadin jesua’ja ɡelip ferjat ederek sojle dedi “ej david oɡluʔ efendimiz! bana merhamet et! kizim bir iblis tarafindan kotu bit͡ʃimde tutsak alindi!” New-Testament-Acts-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adamın peygamberlik eden, el değmemiş dört kızı vardı.|bu adamin pejɡamberlik edenʔ el deɡmemis dort kizi vardi. Old-Testament-Psalms-135-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kulakları var ama duymazlar. Ağızlarında hiç soluk bulunmaz.|kulaklari var ama dujmazlar. aɡizlarinda hit͡ʃ soluk bulunmaz. Old-Testament-Psalms-098-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Borularla ve koç boynuzu sesiyle, Kral olan Yahve’nin önünde sevinçle haykırın.|borularla ve kot͡ʃ bojnuzu sesijleʔ kral olan jahve’nin onunde sevint͡ʃle hajkirin. Old-Testament-Psalms-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kibirliler önünde duramaz. Kötülüğün tüm işçilerinden nefret edersin.|kibirliler onunde duramaz. kotuluɡun tum ist͡ʃilerinden nefret edersin. Old-Testament-Psalms-106-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçsuz kanı döktüler, oğullarının ve kızlarının kanlarını bile, Kenan putlarına kurban olarak sundular. Toprak kanla kirlendi.|sut͡ʃsuz kani doktulerʔ oɡullarinin ve kizlarinin kanlarini bileʔ kenan putlarina kurban olarak sundular. toprak kanla kirlendi. New-Testament-Romans-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlü olan bizler, güçsüzlerin zayıflıklarını taşımalı, kendimizi hoşnut etmemeliyiz.|ɡut͡ʃlu olan bizlerʔ ɡut͡ʃsuzlerin zajifliklarini tasimaliʔ kendimizi hosnut etmemelijiz. Old-Testament-Genesis-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş batarken Avram'ın üzerine derin bir uyku çöktü. Üzerine dehşet ve koyu bir karanlık çöktü.|ɡunes batarken avramʔin uzerine derin bir ujku t͡ʃoktu. uzerine dehset ve koju bir karanlik t͡ʃoktu. New-Testament-Revelation-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökte büyük bir belirti görüldü: Güneşe sarınmış bir kadın, ayaklarının altında ay ve başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı.|ɡokte bujuk bir belirti ɡoruldu ɡunese sarinmis bir kadinʔ ajaklarinin altinda aj ve basinda on iki jildizdan olusan bir tat͡ʃ vardi. New-Testament-Galatians-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi Tanrı’yı tanıdınız, daha doğrusu Tanrı tarafından tanındınız. Neden yine sizi köle eden bu zayıf ve sefil, temel ilkelere yeniden dönmeyi arzuluyorsunuz?|ama simdi tanri’ji tanidinizʔ daha doɡrusu tanri tarafindan tanindiniz. neden jine sizi kole eden bu zajif ve sefilʔ temel ilkelere jeniden donmeji arzulujorsunuz? Old-Testament-Nehemiah-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onları bütün yabancılardan temizledim;|bojlet͡ʃe onlari butun jabant͡ʃilardan temizledim; Old-Testament-2-Samuel-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav Kuşlu’ya, “Git, krala gördüklerini anlat!” dedi. Kuşlu, Yoav’ın önünde eğildi ve koştu.|joav kuslu’jaʔ “ɡitʔ krala ɡorduklerini anlat!” dedi. kusluʔ joav’in onunde eɡildi ve kostu. Old-Testament-Joshua-022-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Pinehas, topluluğun beyleri, yanında bulunan binlerce İsrael'in başları Ruven'in çocuklarının, Gad'ın çocuklarının ve Manaşşe'nin çocuklarının söylediklerini duyunca, bu onları çok memnun etti.|kahin pinehasʔ topluluɡun bejleriʔ janinda bulunan binlert͡ʃe israelʔin baslari ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklarininʔ ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ve manasseʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin sojlediklerini dujunt͡ʃaʔ bu onlari t͡ʃok memnun etti. New-Testament-Romans-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak içten Yahudi olan Yahudi’dir. Sünnet de yürektendir, harfte değil, ruhtadır; onun övgüsü insanlardan değil, Tanrı’dandır.|ant͡ʃak it͡ʃten jahudi olan jahudi’dir. sunnet de jurektendirʔ harfte deɡilʔ ruhtadir; onun ovɡusu insanlardan deɡilʔ tanri’dandir. Old-Testament-2-Kings-025-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yedinci ayda, kral soyundan Netanya oğlu, Elişama oğlu İşmael, on adamla birlikte geldi ve Gedalya'yı vurup öldürdüler, Mispa'da kendisiyle birlikte olan Yahudiler'i ve Keldaniler'i de vurdular.|ama jedint͡ʃi ajdaʔ kral sojundan netanja oɡluʔ elisama oɡlu ismaelʔ on adamla birlikte ɡeldi ve ɡedaljaʔji vurup oldurdulerʔ mispaʔda kendisijle birlikte olan jahudilerʔi ve keldanilerʔi de vurdular. Old-Testament-Psalms-085-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluk O’nun önünden gidecektir, adımlarına yol hazırlayacaktır.|doɡruluk o’nun onunden ɡidet͡ʃektirʔ adimlarina jol hazirlajat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-020-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama çocuk bir şey bilmiyordu. Konuyu yalnızca Yonatan ve David biliyordu.|ama t͡ʃot͡ʃuk bir sej bilmijordu. konuju jalnizt͡ʃa jonatan ve david bilijordu. Old-Testament-1-Chronicles-027-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlada çalışıp toprağı sürenlerin başında Keluv oğlu Ezri vardı.|tarlada t͡ʃalisip topraɡi surenlerin basinda keluv oɡlu ezri vardi. New-Testament-Luke-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün insanlık Tanrı’nın kurtarışını görecektir.’”|butun insanlik tanri’nin kurtarisini ɡoret͡ʃektir.’” New-Testament-Hebrews-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde, Yeşua aracılığıyla Tanrı’ya sürekli övgü kurbanı, yani O’nun adına sadakatimizi ilan eden dudakların ürününü sunalım.|o haldeʔ jesua arat͡ʃiliɡijla tanri’ja surekli ovɡu kurbaniʔ jani o’nun adina sadakatimizi ilan eden dudaklarin urununu sunalim. Old-Testament-2-Kings-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Zekariya'nın işlerinin geri kalanı, işte, onlar İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılıdır.|zekarijaʔnin islerinin ɡeri kalaniʔ isteʔ onlar israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazilidir. Old-Testament-Judges-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın ona şöyle dedi: \"\"Yüreğin benimle değilken nasıl 'Seni seviyorum' diyebilirsin? Benimle bu üç kezdir alay ettin ve bana büyük gücünün nereden kaynaklandığını söylemedin.”\"|\"kadin ona sojle dedi \"\"jureɡin benimle deɡilken nasil ʔseni sevijorumʔ dijebilirsin? benimle bu ut͡ʃ kezdir alaj ettin ve bana bujuk ɡut͡ʃunun nereden kajnaklandiɡini sojlemedin.”\" New-Testament-Hebrews-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kendisi yeryüzünde olsaydı, kâhin olamazdı. Kutsal Yasa’ya göre sunular sunanlar var.|eɡer kendisi jerjuzunde olsajdiʔ kahin olamazdi. kutsal jasa’ja ɡore sunular sunanlar var. Old-Testament-Numbers-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin kutsal suyu toprak bir kap içine alacak; ve kâhin konutun zemini üzerindeki tozun bir kısmını alıp suya koyacak.|kahin kutsal suju toprak bir kap it͡ʃine alat͡ʃak; ve kahin konutun zemini uzerindeki tozun bir kismini alip suja kojat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa böyle yaptı. Tanrı’nın kendisine buyurduğu her şeyi yerine getirdi.|noa bojle japti. tanri’nin kendisine bujurduɡu her seji jerine ɡetirdi. Old-Testament-2-Samuel-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra David Filistliler'i vurdu ve onlara boyun eğdirdi. David ana kentin dizginlerini Filistliler'in elinden aldı.|bundan sonra david filistlilerʔi vurdu ve onlara bojun eɡdirdi. david ana kentin dizɡinlerini filistlilerʔin elinden aldi. Old-Testament-Joshua-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci kura Şimon için, boylarına göre Şimon'un çocukları oymağına düştü. Onların mirası Yahuda'nın çocuklarının mirasının ortasındaydı.|ikint͡ʃi kura simon it͡ʃinʔ bojlarina ɡore simonʔun t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡina dustu. onlarin mirasi jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin mirasinin ortasindajdi. New-Testament-Acts-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara, \"\"Efendiler, yolculuğun yalnız yük ve gemi açısından değil, canlarımız açısından da çok zarar ve ziyanla sonuçlanacağını görüyorum\"\" dedi.\"|\"onlaraʔ \"\"efendilerʔ jolt͡ʃuluɡun jalniz juk ve ɡemi at͡ʃisindan deɡilʔ t͡ʃanlarimiz at͡ʃisindan da t͡ʃok zarar ve zijanla sonut͡ʃlanat͡ʃaɡini ɡorujorum\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kötülük yapanların hepsi benden uzak durun, çünkü Yahve ağlayışımı duydu.|ej kotuluk japanlarin hepsi benden uzak durunʔ t͡ʃunku jahve aɡlajisimi dujdu. Old-Testament-Psalms-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları demir sopayla kıracaksın, çömlekçi kabı gibi parçalayacaksın.”|onlari demir sopajla kirat͡ʃaksinʔ t͡ʃomlekt͡ʃi kabi ɡibi part͡ʃalajat͡ʃaksin.” New-Testament-Hebrews-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri aşmış olan büyük başkâhinimiz Tanrı Oğlu Yeşua varken, açıkça dile getirdiğimiz inancı sıkı tutalım.|ɡokleri asmis olan bujuk baskahinimiz tanri oɡlu jesua varkenʔ at͡ʃikt͡ʃa dile ɡetirdiɡimiz inant͡ʃi siki tutalim. Old-Testament-Exodus-037-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ondan çıkan altı kol için, iki kol altında kendisinden bir tomurcuk, iki kol altında kendisinden bir tomurcuk ve iki kol altında kendisinden bir tomurcuk vardı.|ve ondan t͡ʃikan alti kol it͡ʃinʔ iki kol altinda kendisinden bir tomurt͡ʃukʔ iki kol altinda kendisinden bir tomurt͡ʃuk ve iki kol altinda kendisinden bir tomurt͡ʃuk vardi. Old-Testament-1-Chronicles-021-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kral David Ornan'a, \"\"Hayır, ama kesinlikle tam değeriyle satın alacağım\"\" dedi. \"\"Çünkü senin olanı Yahve için almam, bana hiçe mal olmuş yakmalık sunu sunmam.\"\"\"|\"kral david ornanʔaʔ \"\"hajirʔ ama kesinlikle tam deɡerijle satin alat͡ʃaɡim\"\" dedi. \"\"t͡ʃunku senin olani jahve it͡ʃin almamʔ bana hit͡ʃe mal olmus jakmalik sunu sunmam.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-036-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral diyor ki, 'Hizkiya sizi aldatmasın; çünkü o sizi kurtaramayacak.|kral dijor kiʔ ʔhizkija sizi aldatmasin; t͡ʃunku o sizi kurtaramajat͡ʃak. Old-Testament-Job-032-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Buzlu Barakel oğlu Elihu, \"\"Ben gencim, siz ise çok yaşlısınız\"\" diye karşılık verdi, \"\"Bu yüzden kendimi tuttum ve size fikrimi açıklamaya cesaret edemedim.\"|\"buzlu barakel oɡlu elihuʔ \"\"ben ɡent͡ʃimʔ siz ise t͡ʃok jaslisiniz\"\" dije karsilik verdiʔ \"\"bu juzden kendimi tuttum ve size fikrimi at͡ʃiklamaja t͡ʃesaret edemedim.\" Old-Testament-Joshua-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesindeki Amorlular'ın iki kralına, Heşbon Kralı Sihon'a ve Aştarot'ta bulunan Başan Kralı Og'a yaptıklarının hepsini duyduk.|jardenʔin otesindeki amorlularʔin iki kralinaʔ hesbon krali sihonʔa ve astarotʔta bulunan basan krali oɡʔa japtiklarinin hepsini dujduk. Old-Testament-Genesis-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham yakmalık sunu odunlarını alıp oğlu İshak’a yükledi. Ateşi ve bıçağı eline aldı. İkisi birlikte gittiler.|avraham jakmalik sunu odunlarini alip oɡlu ishak’a jukledi. atesi ve bit͡ʃaɡi eline aldi. ikisi birlikte ɡittiler. Old-Testament-Psalms-094-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasayla kötülük eden şer tahtı, seninle paydaşlık içinde olur mu?|jasajla kotuluk eden ser tahtiʔ seninle pajdaslik it͡ʃinde olur mu? New-Testament-Matthew-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham İshak’ın babasıydı, İshak Yakov’un babasıydı, Yakov Yahuda ve kardeşlerinin babasıydı,|avraham ishak’in babasijdiʔ ishak jakov’un babasijdiʔ jakov jahuda ve kardeslerinin babasijdiʔ New-Testament-Luke-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İnsanoğlu kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi” dedi.|t͡ʃunku insanoɡlu kajbolani arajip kurtarmak it͡ʃin ɡeldi” dedi. Old-Testament-Exodus-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hırsız bulunamazsa, evin sahibi, komşusunun eşyasına el atıp atmadığını öğrenmek için Tanrı'ya yaklaşacaktır.|hirsiz bulunamazsaʔ evin sahibiʔ komsusunun esjasina el atip atmadiɡini oɡrenmek it͡ʃin tanriʔja jaklasat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinip coşanlar topluluğunda oturmadım. Senin elinden ötürü tek başıma oturdum, çünkü beni öfkeyle doldurdun.|sevinip t͡ʃosanlar topluluɡunda oturmadim. senin elinden oturu tek basima oturdumʔ t͡ʃunku beni ofkejle doldurdun. Old-Testament-Deuteronomy-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer aranızda gece başına gelen olay nedeniyle temiz olmayan biri varsa, o zaman ordugâhın dışına çıkacak. Ordugâhın içine girmeyecek;|eɡer aranizda ɡet͡ʃe basina ɡelen olaj nedenijle temiz olmajan biri varsaʔ o zaman orduɡahin disina t͡ʃikat͡ʃak. orduɡahin it͡ʃine ɡirmejet͡ʃek; Old-Testament-2-Chronicles-020-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan sonra Yahuda Kralı Yehoşafat, çok kötülük eden İsrael Kralı Ahazya ile anlaştı.|bundan sonra jahuda krali jehosafatʔ t͡ʃok kotuluk eden israel krali ahazja ile anlasti. Old-Testament-Psalms-045-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğu sevdin ve kötülükten nefret ettin. Bunun için Tanrı, senin Tanrın, seni akranlarından daha çok sevinç yağıyla meshetti.|doɡruluɡu sevdin ve kotulukten nefret ettin. bunun it͡ʃin tanriʔ senin tanrinʔ seni akranlarindan daha t͡ʃok sevint͡ʃ jaɡijla meshetti. Old-Testament-Deuteronomy-029-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün uluslar da şöyle diyecek: \"\"Yahve bu ülkeye bunu neden yaptı? Bu büyük öfkenin hiddeti ne anlama geliyor?”\"|\"butun uluslar da sojle dijet͡ʃek \"\"jahve bu ulkeje bunu neden japti? bu bujuk ofkenin hiddeti ne anlama ɡelijor?”\" Old-Testament-Hosea-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkaldıranlar öldürmekte derine indiler, ama ben onların hepsini terbiye edeceğim.|baskaldiranlar oldurmekte derine indilerʔ ama ben onlarin hepsini terbije edet͡ʃeɡim. New-Testament-Acts-002-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Her canın üzerine korku geldi. Elçiler aracılığıyla birçok harika ve belirti yapılıyordu.|her t͡ʃanin uzerine korku ɡeldi. elt͡ʃiler arat͡ʃiliɡijla birt͡ʃok harika ve belirti japilijordu. Old-Testament-Psalms-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Senden yaşam istedi, sonsuza dek sürecek uzun günler verdin ona.|senden jasam istediʔ sonsuza dek suret͡ʃek uzun ɡunler verdin ona. Old-Testament-Psalms-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kararı bildireceğim: Yahve bana, “Sen benim oğlumsun” dedi. “Bugün ben senin baban oldum.|karari bildiret͡ʃeɡim jahve banaʔ “sen benim oɡlumsun” dedi. “buɡun ben senin baban oldum. Old-Testament-Proverbs-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgisiz heves de, aceleci ayaklarla yolu kaçırmak da iyi değildir.|bilɡisiz heves deʔ at͡ʃelet͡ʃi ajaklarla jolu kat͡ʃirmak da iji deɡildir. Old-Testament-Proverbs-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, eğer yüreğin bilgeyse, o zaman yüreğim, evet, yüreğim sevinir.|oɡlumʔ eɡer jureɡin bilɡejseʔ o zaman jureɡimʔ evetʔ jureɡim sevinir. New-Testament-Acts-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon’un kendisi de iman edip vaftiz olduktan sonra Filipus’un yanından ayrılmadı. Belirtilerin ve büyük mucizelerin meydana geldiğini görünce şaştı.|simon’un kendisi de iman edip vaftiz olduktan sonra filipus’un janindan ajrilmadi. belirtilerin ve bujuk mut͡ʃizelerin mejdana ɡeldiɡini ɡorunt͡ʃe sasti. New-Testament-Hebrews-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Oğul için şöyle diyor, “Ey Tanrı, tahtın sonsuza dek kalıcıdır. doğruluk asası Krallığının asasıdır.|ama oɡul it͡ʃin sojle dijorʔ “ej tanriʔ tahtin sonsuza dek kalit͡ʃidir. doɡruluk asasi kralliɡinin asasidir. Old-Testament-Numbers-034-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Doğu sınırınızı Hazar Enan'dan Şefam'a kadar işaret koyacaksınız.\"|\"\"\"ʔdoɡu sinirinizi hazar enanʔdan sefamʔa kadar isaret kojat͡ʃaksiniz.\" Old-Testament-Job-034-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü Tanrı'ya, 'Suçluyum, ama bir daha suç işlemeyeceğim' diyen oldu mu?|“t͡ʃunku tanriʔjaʔ ʔsut͡ʃlujumʔ ama bir daha sut͡ʃ islemejet͡ʃeɡimʔ dijen oldu mu? Old-Testament-Job-030-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çakallara kardeş, deve kuşlarına yoldaş oldum.|t͡ʃakallara kardesʔ deve kuslarina joldas oldum. Old-Testament-Proverbs-027-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeol ve Avadon asla doymaz, insanın gözü de asla doymaz.|seol ve avadon asla dojmazʔ insanin ɡozu de asla dojmaz. Old-Testament-1-Chronicles-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkım İsrael için bir yer belirleyeceğim, onları dikeceğim, kendi yerlerinde oturacaklar ve bir daha yerinden oynatılmayacaklar. İlk başta olduğu gibi,|halkim israel it͡ʃin bir jer belirlejet͡ʃeɡimʔ onlari diket͡ʃeɡimʔ kendi jerlerinde oturat͡ʃaklar ve bir daha jerinden ojnatilmajat͡ʃaklar. ilk basta olduɡu ɡibiʔ New-Testament-Titus-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ortak imanımıza göre öz oğlum Titus’a Baba Tanrı’dan ve Kurtarıcımız Efendi Yeşua Mesih’ten lütuf, merhamet ve esenlik olsun.|ortak imanimiza ɡore oz oɡlum titus’a baba tanri’dan ve kurtarit͡ʃimiz efendi jesua mesih’ten lutufʔ merhamet ve esenlik olsun. Old-Testament-Isaiah-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün şöyle denecek: \"\"İşte, bu bizim Tanrımız'dır! Biz O'nu bekledik, O bizi kurtaracak! Bu Yahve'dir! O'nu bekledik. O'nun kurtarışıyla sevinip coşacağız!”\"|\"o ɡun sojle denet͡ʃek \"\"isteʔ bu bizim tanrimizʔdir! biz oʔnu bekledikʔ o bizi kurtarat͡ʃak! bu jahveʔdir! oʔnu bekledik. oʔnun kurtarisijla sevinip t͡ʃosat͡ʃaɡiz!”\" Old-Testament-Psalms-128-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, çocuklarının çocuklarını göresin. Esenlik İsrael’in üzerinde olsun.|evetʔ t͡ʃot͡ʃuklarinin t͡ʃot͡ʃuklarini ɡoresin. esenlik israel’in uzerinde olsun. Old-Testament-2-Samuel-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kral kadına yanıt verdi, \"\"Lütfen senden soracağım hiçbir şeyi benden gizleme.\"\" Kadın, \"\"Efendim kral şimdi konuşsun\"\" dedi.\"|\"o zaman kral kadina janit verdiʔ \"\"lutfen senden sorat͡ʃaɡim hit͡ʃbir seji benden ɡizleme.\"\" kadinʔ \"\"efendim kral simdi konussun\"\" dedi.\" Old-Testament-Hosea-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrım'la birlikte bir peygamber Efraim'i gözetiyor. Onun bütün yollarında kuşçu tuzağı, ve Tanrısı'nın evinde düşmanlık var.|tanrimʔla birlikte bir pejɡamber efraimʔi ɡozetijor. onun butun jollarinda kust͡ʃu tuzaɡiʔ ve tanrisiʔnin evinde dusmanlik var. Old-Testament-Leviticus-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Buhur bulutu, antlaşma üzerinde olan Merhamet Örtüsü'nü örtsün ve ölmesin diye, buhuru Yahve'nin önünde ateş üzerine koyacak.|buhur bulutuʔ antlasma uzerinde olan merhamet ortusuʔnu ortsun ve olmesin dijeʔ buhuru jahveʔnin onunde ates uzerine kojat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-011-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârım David'in Yeruşalem'de, adımı koymak için seçmiş olduğum kentte, her zaman önümde bir kandili olsun diye, oğluna bir oymak vereceğim.|hizmetkarim davidʔin jerusalemʔdeʔ adimi kojmak it͡ʃin set͡ʃmis olduɡum kentteʔ her zaman onumde bir kandili olsun dijeʔ oɡluna bir ojmak veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Ezekiel-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni süslerle süsledim, ellerine bilezikler, boynun üzerine gerdanlık taktım.|seni suslerle susledimʔ ellerine bileziklerʔ bojnun uzerine ɡerdanlik taktim. Old-Testament-Psalms-103-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ezilenlerin tümüne hak ve adalet sağlar.|jahve ezilenlerin tumune hak ve adalet saɡlar. New-Testament-James-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü güneş kavurucu rüzgârla doğar ve otu kurutur. Onun çiçeği düşer ve görünüşünün güzelliği kaybolur. Tıpkı bunun gibi zengin de kendi uğraşları içinde unutulup gidecektir.|t͡ʃunku ɡunes kavurut͡ʃu ruzɡarla doɡar ve otu kurutur. onun t͡ʃit͡ʃeɡi duser ve ɡorunusunun ɡuzelliɡi kajbolur. tipki bunun ɡibi zenɡin de kendi uɡraslari it͡ʃinde unutulup ɡidet͡ʃektir. New-Testament-Mark-004-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar çok korkmuş birbirlerine, “Bu adam kim ki, rüzgâr ve deniz bile O’na itaat ediyor?” dediler.|onlar t͡ʃok korkmus birbirlerineʔ “bu adam kim kiʔ ruzɡar ve deniz bile o’na itaat edijor?” dediler. New-Testament-1-Timothy-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|cinsel ahlaksızlık yapanlara, eşcinsellere, köle tüccarlarına, yalancılara, yalan yere ant içenlere, bunun dışında sağlam öğretiye karşı duran başka ne varsa onlar için yapılmış olduğunu biliyoruz.|t͡ʃinsel ahlaksizlik japanlaraʔ est͡ʃinsellereʔ kole tut͡ʃt͡ʃarlarinaʔ jalant͡ʃilaraʔ jalan jere ant it͡ʃenlereʔ bunun disinda saɡlam oɡretije karsi duran baska ne varsa onlar it͡ʃin japilmis olduɡunu bilijoruz. Old-Testament-Jeremiah-046-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sesi yürüyen yılan gibi olacak, çünkü bir orduyla yürüyecekler, ve odun kesenler gibi, baltalarla ona karşı gelecekler.|sesi jurujen jilan ɡibi olat͡ʃakʔ t͡ʃunku bir ordujla jurujet͡ʃeklerʔ ve odun kesenler ɡibiʔ baltalarla ona karsi ɡelet͡ʃekler. New-Testament-Philippians-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ey sevgililer, özlediğim kardeşlerim, sevincim ve başımın tacı sizsiniz. Böylece Efendi’de dimdik durun, sevgili kardeşlerim.|bu nedenleʔ ej sevɡililerʔ ozlediɡim kardeslerimʔ sevint͡ʃim ve basimin tat͡ʃi sizsiniz. bojlet͡ʃe efendi’de dimdik durunʔ sevɡili kardeslerim. Old-Testament-Proverbs-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşusunu pohpohlayan kişi, onun ayakları için ağ serer.|komsusunu pohpohlajan kisiʔ onun ajaklari it͡ʃin aɡ serer. Old-Testament-Amos-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey İsrael'in çocukları, Mısır diyarından çıkardığı bütün soya karşı, Yahve'nin size karşı söylediği şu sözü dinleyin dedi:|ej israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ misir dijarindan t͡ʃikardiɡi butun soja karsiʔ jahveʔnin size karsi sojlediɡi su sozu dinlejin dedi Old-Testament-Job-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı adına haksızca mı söyleyeceksiniz, O'nun için hileyle mi konuşacaksınız?|tanri adina haksizt͡ʃa mi sojlejet͡ʃeksinizʔ oʔnun it͡ʃin hilejle mi konusat͡ʃaksiniz? Old-Testament-Job-036-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikkat et, kötülüğe bakma; çünkü sen onu sıkıntıdan daha çok seçtin.|dikkat etʔ kotuluɡe bakma; t͡ʃunku sen onu sikintidan daha t͡ʃok set͡ʃtin. New-Testament-Acts-026-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben kendim de Nasıralı Yeşua’nın adına karşı elimden geleni yapmam gerektiğini düşünüyordum.|“ben kendim de nasirali jesua’nin adina karsi elimden ɡeleni japmam ɡerektiɡini dusunujordum. New-Testament-Mark-010-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızda birinci olmak isteyen hepinizin hizmetçisi olsun.|aranizda birint͡ʃi olmak istejen hepinizin hizmett͡ʃisi olsun. Old-Testament-Psalms-030-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü öfkesi bir an içindir. Lütfu ise bir ömür. Ağlayış bir gece kalabilir, ama sabahleyin sevinç gelir.|t͡ʃunku ofkesi bir an it͡ʃindir. lutfu ise bir omur. aɡlajis bir ɡet͡ʃe kalabilirʔ ama sabahlejin sevint͡ʃ ɡelir. Old-Testament-Isaiah-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün yeryüzü dinlenmekte ve sessizlik içinde. Ezgiyle coşarlar.|butun jerjuzu dinlenmekte ve sessizlik it͡ʃinde. ezɡijle t͡ʃosarlar. Old-Testament-Psalms-073-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Nasıl da ansızın yok oluyorlar! Dehşet içinde büsbütün süpürülüp atıldılar.|nasil da ansizin jok olujorlar! dehset it͡ʃinde busbutun supurulup atildilar. New-Testament-Mark-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İşitecek kulağı olan işitsin.”|isitet͡ʃek kulaɡi olan isitsin.” Old-Testament-1-Kings-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi yüz karısı, kral kızları ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onun yüreğini saptırdı.|jedi juz karisiʔ kral kizlari ve ut͡ʃ juz t͡ʃarijesi vardi. karilari onun jureɡini saptirdi. Old-Testament-1-Kings-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bunlar, il beylerinin gençleri ve onları izleyen ordu kentten çıktılar.|bojlet͡ʃe bunlarʔ il bejlerinin ɡent͡ʃleri ve onlari izlejen ordu kentten t͡ʃiktilar. Old-Testament-2-Kings-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşinci ayda, ayın yedinci günü, Babil Kralı Nebukadnetsar'ın on dokuzuncu yılında, Babil Kralı'nın hizmetkârı olan muhafız birliği komutanı Nebuzaradan Yeruşalem'e geldi.|besint͡ʃi ajdaʔ ajin jedint͡ʃi ɡunuʔ babil krali nebukadnetsarʔin on dokuzunt͡ʃu jilindaʔ babil kraliʔnin hizmetkari olan muhafiz birliɡi komutani nebuzaradan jerusalemʔe ɡeldi. Old-Testament-Genesis-035-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov, yanındakilerle birlikte Kenan ülkesindeki Luz'a, yani Beytel'e geldi.|jakovʔ janindakilerle birlikte kenan ulkesindeki luzʔaʔ jani bejtelʔe ɡeldi. Old-Testament-Genesis-007-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı.|jerjuzune kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe jaɡmur jaɡdi. New-Testament-Mark-013-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ansızın gelip sizi uyurken bulmasın.|ansizin ɡelip sizi ujurken bulmasin. Old-Testament-2-Samuel-024-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, halkı vuran meleği görünce Yahve'ye söyleyip dedi, \"\"İşte, ben günah işledim ve sapıklık ettim; ama bu koyunlar ne yaptılar? Lütfen elin bana ve babamın evine karşı olsun.\"\"\"|\"davidʔ halki vuran meleɡi ɡorunt͡ʃe jahveʔje sojlejip dediʔ \"\"isteʔ ben ɡunah isledim ve sapiklik ettim; ama bu kojunlar ne japtilar? lutfen elin bana ve babamin evine karsi olsun.\"\"\" Old-Testament-Amos-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten Efendi Yahve, hizmetkârları peygamberlere sırrını açmadıkça hiçbir şey yapmaz.|ɡert͡ʃekten efendi jahveʔ hizmetkarlari pejɡamberlere sirrini at͡ʃmadikt͡ʃa hit͡ʃbir sej japmaz. Old-Testament-Job-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kemiklerim derimle ve etime yapışıyor. Dişlerimin derisinden kaçıp kurtuldum.\"\"\"|\"kemiklerim derimle ve etime japisijor. dislerimin derisinden kat͡ʃip kurtuldum.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-035-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Pesah kurbanını kurala göre ateşte kızarttılar. Kutsal sunuları tencerelerde, kazanlarda ve tavalarda haşladılar ve çabucak bütün halk çocuklarına götürdüler.|pesah kurbanini kurala ɡore ateste kizarttilar. kutsal sunulari tent͡ʃerelerdeʔ kazanlarda ve tavalarda hasladilar ve t͡ʃabut͡ʃak butun halk t͡ʃot͡ʃuklarina ɡoturduler. Old-Testament-Ezekiel-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tekerleklerin çemberlerine gelince, yüksek ve korkunçtu; ve dördünün çemberleri her tarafta gözlerle doluydu.|tekerleklerin t͡ʃemberlerine ɡelint͡ʃeʔ juksek ve korkunt͡ʃtu; ve dordunun t͡ʃemberleri her tarafta ɡozlerle dolujdu. Old-Testament-Isaiah-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Gümüşünüz süprüntü oldu, şarabınız suyla karıştırıldı.|ɡumusunuz supruntu olduʔ sarabiniz sujla karistirildi. Old-Testament-Jeremiah-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ey uluslar, dinleyin ve ey topluluk, aralarında ne olduğunu bilin.|bu nedenleʔ ej uluslarʔ dinlejin ve ej toplulukʔ aralarinda ne olduɡunu bilin. New-Testament-Luke-001-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam o günlerde Yahuda’nın dağlık bölgesindeki bir kente gitmek üzere aceleyle gitti.|marijam o ɡunlerde jahuda’nin daɡlik bolɡesindeki bir kente ɡitmek uzere at͡ʃelejle ɡitti. Old-Testament-Judges-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ta ki, atalarının tuttuğu gibi Yahve'nin yolunda yürüyüp yürümeyeceklerini, görmek için onlarla İsrael'i sınayacağım.\"\"\"|\"ta kiʔ atalarinin tuttuɡu ɡibi jahveʔnin jolunda jurujup jurumejet͡ʃekleriniʔ ɡormek it͡ʃin onlarla israelʔi sinajat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Numbers-035-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kinden dolayı onu iterse, ya da pusuya yatıp ona bir şey fırlatmışsa ve o ölmüşse,|eɡer kinden dolaji onu iterseʔ ja da pusuja jatip ona bir sej firlatmissa ve o olmusseʔ New-Testament-Hebrews-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün insanlarla barış içinde yaşamaya ve kutsal olmaya gayret gösterin. Bu olmadan kimse Efendi’yi göremeyecek.|butun insanlarla baris it͡ʃinde jasamaja ve kutsal olmaja ɡajret ɡosterin. bu olmadan kimse efendi’ji ɡoremejet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-039-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Hizkiya Yeşaya'ya şöyle dedi: “Yahve'nin söylediği söz iyidir.” Dahası, \"\"Çünkü benim günlerimde barış ve doğruluk olacak\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine hizkija jesajaʔja sojle dedi “jahveʔnin sojlediɡi soz ijidir.” dahasiʔ \"\"t͡ʃunku benim ɡunlerimde baris ve doɡruluk olat͡ʃak\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-031-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon’un yüksek yerine gelip ezgi söyleyecekler, ve Yahve'nin iyiliğine, tahıla, yeni şaraba, yağa, sürünün ve sığırın yavrularına akacaklar. Canları sulanmış bir bahçe gibi olacak. Artık hiç kederlenmeyecekler.|sijon’un juksek jerine ɡelip ezɡi sojlejet͡ʃeklerʔ ve jahveʔnin ijiliɡineʔ tahilaʔ jeni sarabaʔ jaɡaʔ surunun ve siɡirin javrularina akat͡ʃaklar. t͡ʃanlari sulanmis bir baht͡ʃe ɡibi olat͡ʃak. artik hit͡ʃ kederlenmejet͡ʃekler. New-Testament-Colossians-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi kullanıldıkça yok olup giden şeylerdir, insanların kurallarından ve öğretilerinden gelir.|bunlarin hepsi kullanildikt͡ʃa jok olup ɡiden sejlerdirʔ insanlarin kurallarindan ve oɡretilerinden ɡelir. Old-Testament-Ezra-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu iğrençlikleri yapan halklara katılıp buyruklarını yine çiğneyecek miyiz? Bizi tüketinceye kadar ve artakalan ve kaçıp kurtulan kalmayıncaya kadar bize karşı öfkelenmeyecek misin?|bu iɡrent͡ʃlikleri japan halklara katilip bujruklarini jine t͡ʃiɡnejet͡ʃek mijiz? bizi tuketint͡ʃeje kadar ve artakalan ve kat͡ʃip kurtulan kalmajint͡ʃaja kadar bize karsi ofkelenmejet͡ʃek misin? Old-Testament-Proverbs-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Pınarın kutsansın. Gençliğinin karısıyla sevin.|pinarin kutsansin. ɡent͡ʃliɡinin karisijla sevin. Old-Testament-Numbers-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Böylece İsrael'in çocukları üzerine adımı koyacaklar; ve ben onları kutsayacağım.”|“bojlet͡ʃe israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari uzerine adimi kojat͡ʃaklar; ve ben onlari kutsajat͡ʃaɡim.” Old-Testament-Esther-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın illerindeki öbür Yahudiler de toplandılar, hayatlarını savundular, düşmanlarından rahat ettiler ve kendilerinden nefret eden yetmiş beş bin kişiyi öldürdüler; ama yağmaya el sürmediler.|kralin illerindeki obur jahudiler de toplandilarʔ hajatlarini savundularʔ dusmanlarindan rahat ettiler ve kendilerinden nefret eden jetmis bes bin kisiji oldurduler; ama jaɡmaja el surmediler. New-Testament-Philippians-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Evodiya’ya ve Sintihi’ye rica ediyorum, Efendi’de aynı düşüncede olun.|evodija’ja ve sintihi’je rit͡ʃa edijorumʔ efendi’de ajni dusunt͡ʃede olun. Old-Testament-Psalms-124-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Övgüler olsun, bizi onların dişlerine yem etmeyen Yahve’ye.|ovɡuler olsunʔ bizi onlarin dislerine jem etmejen jahve’je. Old-Testament-1-Kings-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Yahve Solomon'a, \"\"Mademki bu senin tarafından yapıldı, sana buyurduğum antlaşmamı ve kurallarımı tutmadın, kesinlikle krallığı senden koparacağım ve onu senin hizmetkârına vereceğim\"\" dedi.\"|\"bu juzden jahve solomonʔaʔ \"\"mademki bu senin tarafindan japildiʔ sana bujurduɡum antlasmami ve kurallarimi tutmadinʔ kesinlikle kralliɡi senden koparat͡ʃaɡim ve onu senin hizmetkarina veret͡ʃeɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Ezekiel-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Söyle, ‘Ben sizin belirtinizim. Ben ne yaptıysam, onlara da öyle yapılacak. Sürgüne, esarete gidecekler.'\"\"\"|\"“sojleʔ ‘ben sizin belirtinizim. ben ne japtijsamʔ onlara da ojle japilat͡ʃak. surɡuneʔ esarete ɡidet͡ʃekler.ʔ\"\"\" New-Testament-John-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Pesah'tan altı gün önce Yeşua, ölümden dirilttiği Lazar’ın bulunduğu Beytanya’ya geldi.|o zaman pesahʔtan alti ɡun ont͡ʃe jesuaʔ olumden dirilttiɡi lazar’in bulunduɡu bejtanja’ja ɡeldi. Old-Testament-Joshua-021-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kentlerin her birinin çevresinde otlakları vardı. Bütün bu kentlerde böyleydi.|bu kentlerin her birinin t͡ʃevresinde otlaklari vardi. butun bu kentlerde bojlejdi. Old-Testament-Psalms-069-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşağılanma kalbimi kırdı ve içim ağırlaştı. Acıyacak birilerini aradım ama yoktu, teselli edecek kimseyi bulamadım.|asaɡilanma kalbimi kirdi ve it͡ʃim aɡirlasti. at͡ʃijat͡ʃak birilerini aradim ama joktuʔ teselli edet͡ʃek kimseji bulamadim. New-Testament-Revelation-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten bir sesin, “Yaz, bundan böyle Efendi’de ölenlere ne mutlu” dediğini duydum. Ruh, “Evet” diyor, “İşlerinden dinlenecekler. Çünkü işleri onları izleyecek.”|ɡokten bir sesinʔ “jazʔ bundan bojle efendi’de olenlere ne mutlu” dediɡini dujdum. ruhʔ “evet” dijorʔ “islerinden dinlenet͡ʃekler. t͡ʃunku isleri onlari izlejet͡ʃek.” Old-Testament-Genesis-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa’nın kendisi yerin yüzeyindeki suların çekilip çekilmediğini görmek için bir güvercin gönderdi.|noa’nin kendisi jerin juzejindeki sularin t͡ʃekilip t͡ʃekilmediɡini ɡormek it͡ʃin bir ɡuvert͡ʃin ɡonderdi. Old-Testament-Deuteronomy-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, bugün seni kendi halkı olarak pekiştirsin ve sana söylediği ve atalarına, Avraham'a, İshak'a ve Yakov'a ant içtiği gibi, O senin Tanrın olsun.|ta kiʔ buɡun seni kendi halki olarak pekistirsin ve sana sojlediɡi ve atalarinaʔ avrahamʔaʔ ishakʔa ve jakovʔa ant it͡ʃtiɡi ɡibiʔ o senin tanrin olsun. Old-Testament-Lamentations-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon kızının bütün görkemi kendisinden ayrıldı. Beyleri otlak bulamayan geyiklere döndüler. Kovalayanın önünde güçsüz kaldılar.|sijon kizinin butun ɡorkemi kendisinden ajrildi. bejleri otlak bulamajan ɡejiklere donduler. kovalajanin onunde ɡut͡ʃsuz kaldilar. New-Testament-Luke-019-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua giderken, onlar giysilerini yola serdi.|jesua ɡiderkenʔ onlar ɡijsilerini jola serdi. New-Testament-Acts-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık Pavlus’un ne yaptığını görünce Likaonya dilinde seslerini yükseltip, “İlâhlar insan suretinde yanımıza indiler!” dediler.|kalabalik pavlus’un ne japtiɡini ɡorunt͡ʃe likaonja dilinde seslerini jukseltipʔ “ilahlar insan suretinde janimiza indiler!” dediler. Old-Testament-Ezekiel-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Varlığımın hakkı için' diyor Efendi Yahve, 'Kesinlikle, kendisini kral etmiş olan, andını hor görüp antlaşmasını bozduğu o kralın oturduğu yerde, Babil'in içinde, onun yanında ölecek.\"|\"\"\"ʔvarliɡimin hakki it͡ʃinʔ dijor efendi jahveʔ ʔkesinlikleʔ kendisini kral etmis olanʔ andini hor ɡorup antlasmasini bozduɡu o kralin oturduɡu jerdeʔ babilʔin it͡ʃindeʔ onun janinda olet͡ʃek.\" New-Testament-John-006-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahudiler, “Gökten inen ekmek Ben’im” dediği için Yeşua’ya karşı söylenip dediler.|bunun uzerine jahudilerʔ “ɡokten inen ekmek ben’im” dediɡi it͡ʃin jesua’ja karsi sojlenip dediler. New-Testament-Luke-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir kadının alıp hepsi mayalanana dek üç ölçek unun içine sakladığı mayaya benzer.”|bir kadinin alip hepsi majalanana dek ut͡ʃ olt͡ʃek unun it͡ʃine sakladiɡi majaja benzer.” New-Testament-Mark-010-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Zebedi’nin oğulları Yakov’la Yuhanna O’na yaklaşıp, “Öğretmenimiz, senden her ne dilersek bizim için yapmanı istiyoruz” dediler.|zebedi’nin oɡullari jakov’la juhanna o’na jaklasipʔ “oɡretmenimizʔ senden her ne dilersek bizim it͡ʃin japmani istijoruz” dediler. New-Testament-Philippians-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepinizin adına böyle düşünmem yerindedir. Çünkü yüreğimdesiniz. İster tutuklu olayım, ister Müjde’yi savunup doğrulamakta, hepiniz benimle birlikte lütfa ortaksınız.|hepinizin adina bojle dusunmem jerindedir. t͡ʃunku jureɡimdesiniz. ister tutuklu olajimʔ ister muʒde’ji savunup doɡrulamaktaʔ hepiniz benimle birlikte lutfa ortaksiniz. Old-Testament-Psalms-021-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen onu daima en kutsanmış kıldın. Huzurunda onu sevinçle coşturdun.|t͡ʃunku sen onu daima en kutsanmis kildin. huzurunda onu sevint͡ʃle t͡ʃosturdun. Old-Testament-Exodus-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Midyan'da Moşe'ye şöyle dedi, \"\"Git, Mısır'a dön; çünkü seni öldürmeye çalışan bütün insanlar öldü.”\"|\"jahve midjanʔda moseʔje sojle dediʔ \"\"ɡitʔ misirʔa don; t͡ʃunku seni oldurmeje t͡ʃalisan butun insanlar oldu.”\" New-Testament-Luke-013-035|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, eviniz ıssız kalacak. Size şunu söyleyeyim, ‘Efendi’nin adıyla gelene övgüler olsun!’ deyinceye dek beni görmeyeceksiniz.”|isteʔ eviniz issiz kalat͡ʃak. size sunu sojlejejimʔ ‘efendi’nin adijla ɡelene ovɡuler olsun!’ dejint͡ʃeje dek beni ɡormejet͡ʃeksiniz.” Old-Testament-Leviticus-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin onlara kuşlardan birini akan suyun üzerinde toprak bir kapta kesmelerini buyuracak.|kahin onlara kuslardan birini akan sujun uzerinde toprak bir kapta kesmelerini bujurat͡ʃak. Old-Testament-Daniel-011-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının ilâhlarına ya da kadının arzusuna ya da herhangi bir ilâha saygı duymayacak; çünkü kendini hepsinden büyük edecek.|atalarinin ilahlarina ja da kadinin arzusuna ja da herhanɡi bir ilaha sajɡi dujmajat͡ʃak; t͡ʃunku kendini hepsinden bujuk edet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Fahişeliğini artırdı; çünkü duvarda çizilmiş insan resimleri gördü, kırmızıyla çizilmiş Keldani resimleri,|“fahiseliɡini artirdi; t͡ʃunku duvarda t͡ʃizilmis insan resimleri ɡorduʔ kirmizijla t͡ʃizilmis keldani resimleriʔ New-Testament-Revelation-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük bir kalabalığın, çok suların, güçlü gök gürlemelerinin sesine benzer bir şeyin şöyle dediğini duydum: “Haleluya! Her Şeye Gücü Yeten Efendi Tanrımız hüküm sürüyor.|bujuk bir kalabaliɡinʔ t͡ʃok sularinʔ ɡut͡ʃlu ɡok ɡurlemelerinin sesine benzer bir sejin sojle dediɡini dujdum “haleluja! her seje ɡut͡ʃu jeten efendi tanrimiz hukum surujor. Old-Testament-Exodus-034-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eşeğin ilk doğanı için bir kuzunun fidyesini vereceksin. Eğer fidyesini veremeyeceksen, o zaman boynunu kıracaksın. Oğullarının tüm ilk doğanlarının fidyesini vereceksin. Hiç kimse karşımda boş görünmeyecek.\"\"\"|\"eseɡin ilk doɡani it͡ʃin bir kuzunun fidjesini veret͡ʃeksin. eɡer fidjesini veremejet͡ʃeksenʔ o zaman bojnunu kirat͡ʃaksin. oɡullarinin tum ilk doɡanlarinin fidjesini veret͡ʃeksin. hit͡ʃ kimse karsimda bos ɡorunmejet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Numbers-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üzerinde örtüsü bağlı olmayan her açık kap kirlidir.\"\"\"|\"uzerinde ortusu baɡli olmajan her at͡ʃik kap kirlidir.\"\"\" Old-Testament-Psalms-142-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakınmamı O’nun önünde döküyorum. O’na dertlerimi anlatıyorum.|jakinmami o’nun onunde dokujorum. o’na dertlerimi anlatijorum. Old-Testament-Job-029-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüm tehlikesinde olanın kutsaması üzerime gelirdi, ve dul kadının yüreğini sevinçle ezgi söylettirirdim.|olum tehlikesinde olanin kutsamasi uzerime ɡelirdiʔ ve dul kadinin jureɡini sevint͡ʃle ezɡi sojlettirirdim. Old-Testament-Ecclesiastes-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Mal çoğalınca, onu yiyen de çoğalır; sahibine, gözleriyle ziyafet çekmekten başka ne faydası olur?|mal t͡ʃoɡalint͡ʃaʔ onu jijen de t͡ʃoɡalir; sahibineʔ ɡozlerijle zijafet t͡ʃekmekten baska ne fajdasi olur? New-Testament-1-Corinthians-012-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, bedende bölünme olmasın, üyeler birbirine eşit özen göstersin.|ojle kiʔ bedende bolunme olmasinʔ ujeler birbirine esit ozen ɡostersin. Old-Testament-Isaiah-038-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Diri olan, diri olan, benim bugün yaptığım gibi, seni o övecek. Baba senin gerçeğini çocuklara bildirecek.|diri olanʔ diri olanʔ benim buɡun japtiɡim ɡibiʔ seni o ovet͡ʃek. baba senin ɡert͡ʃeɡini t͡ʃot͡ʃuklara bildiret͡ʃek. Old-Testament-Nahum-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Boş, faydasız ve haraptır. Yürek eriyor, dizler birbirine çarpıyor, bedenleri ve yüzleri solmuş.|bosʔ fajdasiz ve haraptir. jurek erijorʔ dizler birbirine t͡ʃarpijorʔ bedenleri ve juzleri solmus. Old-Testament-1-Kings-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın ona dedi: “Efendim, Tanrın Yahve aracılığıyla hizmetkârına ant içtin, ‘Kesinlikle oğlun Solomon benden sonra kral olacak ve tahtıma oturacak.’|kadin ona dedi “efendimʔ tanrin jahve arat͡ʃiliɡijla hizmetkarina ant it͡ʃtinʔ ‘kesinlikle oɡlun solomon benden sonra kral olat͡ʃak ve tahtima oturat͡ʃak.’ Old-Testament-Ezekiel-016-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve sana karşı bir topluluk çıkaracaklar, ve seni taşlarla taşlayacaklar, ve kılıçlarıyla seni delecekler.|ve sana karsi bir topluluk t͡ʃikarat͡ʃaklarʔ ve seni taslarla taslajat͡ʃaklarʔ ve kilit͡ʃlarijla seni delet͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-141-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gözlerim senin üzerinde, ey Efendimiz Yahve. Sana sığınıyorum. Canımı yoksul bırakma.|t͡ʃunku ɡozlerim senin uzerindeʔ ej efendimiz jahve. sana siɡinijorum. t͡ʃanimi joksul birakma. New-Testament-2-Corinthians-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ama eşitlik içindir. Şu anda sizdeki bolluk onların eksiğini tamamladığı gibi, onlardaki bolluk da sizin eksiğinizi tamamlasın. Böylelikle eşitlik olsun.|ama esitlik it͡ʃindir. su anda sizdeki bolluk onlarin eksiɡini tamamladiɡi ɡibiʔ onlardaki bolluk da sizin eksiɡinizi tamamlasin. bojlelikle esitlik olsun. Old-Testament-Psalms-053-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayan, Tanrı’yı arayan birinin olup olmadığını görmek için, Tanrı gökten insanoğullarına baktı.|anlajanʔ tanri’ji arajan birinin olup olmadiɡini ɡormek it͡ʃinʔ tanri ɡokten insanoɡullarina bakti. Old-Testament-Genesis-029-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu haftayı doldur, yanımda edeceğin başka yedi yıllık hizmete karşılık onu da sana veririz.”|“bu haftaji doldurʔ janimda edet͡ʃeɡin baska jedi jillik hizmete karsilik onu da sana veririz.” Old-Testament-Job-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırında kendisinden olmayanlar oturacak. Oturduğu yere kükürt saçılacak.|t͡ʃadirinda kendisinden olmajanlar oturat͡ʃak. oturduɡu jere kukurt sat͡ʃilat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-033-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi şöyle diyor: “Issız, insansız ve hayvansız kalan bu yerde, onun bütün kentlerinde yine sürülerini yatıran çobanlar yurdu olacak.|ordular jahvesi sojle dijor “issizʔ insansiz ve hajvansiz kalan bu jerdeʔ onun butun kentlerinde jine surulerini jatiran t͡ʃobanlar jurdu olat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğinde bilge olan buyrukları kabul eder, ama gevezelik eden budala düşer.|jureɡinde bilɡe olan bujruklari kabul ederʔ ama ɡevezelik eden budala duser. New-Testament-Romans-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Katılığın ve tövbe etmeyen yüreğine göre, Tanrı’nın adil yargısının ortaya çıkacağı gazap günü için kendine gazap biriktiriyorsun.|katiliɡin ve tovbe etmejen jureɡine ɡoreʔ tanri’nin adil jarɡisinin ortaja t͡ʃikat͡ʃaɡi ɡazap ɡunu it͡ʃin kendine ɡazap biriktirijorsun. Old-Testament-Isaiah-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi kalkacağım\"\" diyor Yahve. \"\"Şimdi kendimi yukarı kaldıracağım. Artık yüceleceğim.\"|\"\"\"simdi kalkat͡ʃaɡim\"\" dijor jahve. \"\"simdi kendimi jukari kaldirat͡ʃaɡim. artik jut͡ʃelet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Esther-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Kraliçe Ester şöyle yanıtladı: \"\"Ey kral, gözünde lütuf bulduysam ve kral da uygun görürse, ricam üzerine canım bana ve dileğim üzerine halkım bana verilsin.\"|\"o zaman kralit͡ʃe ester sojle janitladi \"\"ej kralʔ ɡozunde lutuf buldujsam ve kral da ujɡun ɡorurseʔ rit͡ʃam uzerine t͡ʃanim bana ve dileɡim uzerine halkim bana verilsin.\" Old-Testament-Psalms-041-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmeğimi yiyen, güvendiğim yakın dostum bile, bana karşı topuklarını kaldırdı.|ekmeɡimi jijenʔ ɡuvendiɡim jakin dostum bileʔ bana karsi topuklarini kaldirdi. Old-Testament-Psalms-024-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu O'nu arayanların kuşağıdır, senin yüzünü arayanların— Yakov gibi. Selah.|bu oʔnu arajanlarin kusaɡidirʔ senin juzunu arajanlarin— jakov ɡibi. selah. Old-Testament-1-Samuel-017-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizmetkârın hem aslanı hem de ayıyı vurdu. Bu sünnetsiz Filistli, yaşayan Tanrı'nın ordularına meydan okuduğu için onlardan biri gibi olacak.\"\"\"|\"hizmetkarin hem aslani hem de ajiji vurdu. bu sunnetsiz filistliʔ jasajan tanriʔnin ordularina mejdan okuduɡu it͡ʃin onlardan biri ɡibi olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-051-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve Babil'i harap ediyor, ve içinden büyük sesi yok ediyor! Onun dalgaları çok sular gibi kükrüyor. Seslerinin gürültüsü çıkıyor.|t͡ʃunku jahve babilʔi harap edijorʔ ve it͡ʃinden bujuk sesi jok edijor! onun dalɡalari t͡ʃok sular ɡibi kukrujor. seslerinin ɡurultusu t͡ʃikijor. Old-Testament-Joshua-011-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Hasor Kralı Yavin bunu duyunca, Madon Kralı Yovav'a, Şimron Kralı'na, Akşaf Kralı'na,|hasor krali javin bunu dujunt͡ʃaʔ madon krali jovavʔaʔ simron kraliʔnaʔ aksaf kraliʔnaʔ New-Testament-Romans-008-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, Ruh da zayıflıklarımıza yardım eder. Çünkü ne için dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz. Ama Ruh’un kendisi dile gelmeyen iniltilerle bizim için aracılık eder.|ajni sekildeʔ ruh da zajifliklarimiza jardim eder. t͡ʃunku ne it͡ʃin dua etmemiz ɡerektiɡini bilmejiz. ama ruh’un kendisi dile ɡelmejen iniltilerle bizim it͡ʃin arat͡ʃilik eder. New-Testament-Galatians-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onu insandan almadım ve bana öğretilmedi, ama bu bana Yeşua Mesih’in vahyiyle geldi.|t͡ʃunku onu insandan almadim ve bana oɡretilmediʔ ama bu bana jesua mesih’in vahjijle ɡeldi. Old-Testament-Micah-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ey halkım, Yahve'nin doğru işlerini bilesin diye, şimdi Moav Kralı Balak'ın ne öğütlediğini, ve Beor oğlu Balam'ın Şittim'den Gilgal'a kadar ona ne yanıt verdiğini hatırla.\"\"\"|\"ej halkimʔ jahveʔnin doɡru islerini bilesin dijeʔ simdi moav krali balakʔin ne oɡutlediɡiniʔ ve beor oɡlu balamʔin sittimʔden ɡilɡalʔa kadar ona ne janit verdiɡini hatirla.\"\"\" Old-Testament-Psalms-129-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençliğimden beri bana çok kez eziyet ettiler. Şimdi İsrael desin:|ɡent͡ʃliɡimden beri bana t͡ʃok kez ezijet ettiler. simdi israel desin Old-Testament-Genesis-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav, İshak'ın Yakov'u kutsadığını ve bir eş alması için Paddan-Aram'a gönderdiğini ve onu kutsadığı zaman, Kenan kızlarından kendine eş almayacaksın diye buyurduğunu, Yakov’un da anne babasını dinleyerek Paddan-Aram’a gittiğini öğrendi.|esavʔ ishakʔin jakovʔu kutsadiɡini ve bir es almasi it͡ʃin paddan-aramʔa ɡonderdiɡini ve onu kutsadiɡi zamanʔ kenan kizlarindan kendine es almajat͡ʃaksin dije bujurduɡunuʔ jakov’un da anne babasini dinlejerek paddan-aram’a ɡittiɡini oɡrendi. Old-Testament-Deuteronomy-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Tanrımız Yahve Horev'de bizimle konuştu ve şöyle dedi, 'Bu dağda yeterince yaşadınız.\"|\"\"\"tanrimiz jahve horevʔde bizimle konustu ve sojle dediʔ ʔbu daɡda jeterint͡ʃe jasadiniz.\" New-Testament-Luke-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisi hizmetkârına, ‘Yollara, çitlere koş! Bulduklarını gelmeye zorla, öyle ki evim dolsun’ dedi.|efendisi hizmetkarinaʔ ‘jollaraʔ t͡ʃitlere kos! bulduklarini ɡelmeje zorlaʔ ojle ki evim dolsun’ dedi. Old-Testament-2-Samuel-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın bilgeliğiyle bütün halka gitti. Bikri oğlu Şeva'nın başını kesip Yoav'a attılar. Yoav boru çaldı ve kentten dağıldılar, herkes çadırına gitti. Sonra Yoav Yeruşalem'e, kralın yanına döndü.|kadin bilɡeliɡijle butun halka ɡitti. bikri oɡlu sevaʔnin basini kesip joavʔa attilar. joav boru t͡ʃaldi ve kentten daɡildilarʔ herkes t͡ʃadirina ɡitti. sonra joav jerusalemʔeʔ kralin janina dondu. Old-Testament-Joshua-010-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu, kralıyla ve bütün kentleriyle birlikte aldı. Onları kılıçtan geçirdiler ve içindeki tüm canları tümüyle yok ettiler. Kimseyi bırakmadı. Hevron'a yaptığı gibi Livna'ya ve onun kralına yaptığı gibi, Devir'e ve onun kralına da öyle yaptı.|onuʔ kralijla ve butun kentlerijle birlikte aldi. onlari kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdiler ve it͡ʃindeki tum t͡ʃanlari tumujle jok ettiler. kimseji birakmadi. hevronʔa japtiɡi ɡibi livnaʔja ve onun kralina japtiɡi ɡibiʔ devirʔe ve onun kralina da ojle japti. New-Testament-Acts-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna görevini yerine getirirken, ‘Benim kim olduğumu sanıyorsunuz? Ben O değilim. Ama işte, O benden sonra geliyor. Ben O’nun ayaklarının çarıklarını çözmeye bile layık değilim’ dedi.|juhanna ɡorevini jerine ɡetirirkenʔ ‘benim kim olduɡumu sanijorsunuz? ben o deɡilim. ama isteʔ o benden sonra ɡelijor. ben o’nun ajaklarinin t͡ʃariklarini t͡ʃozmeje bile lajik deɡilim’ dedi. New-Testament-Matthew-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şey bana Babam tarafından teslim edildi. Oğul’u Baba’dan başka kimse bilmez; Baba’yı, Oğul’dan ve Oğul’un O’nu tanıtmak istediği kişilerden başkası bilmez.”|her sej bana babam tarafindan teslim edildi. oɡul’u baba’dan baska kimse bilmez; baba’jiʔ oɡul’dan ve oɡul’un o’nu tanitmak istediɡi kisilerden baskasi bilmez.” Old-Testament-Isaiah-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Duraksayın ve şaşırın! Kendinizi kör edin ve kör olun! Sarhoşlar ama şarapla değil; sendeliyorlar ama ağır içkiden değil.|duraksajin ve sasirin! kendinizi kor edin ve kor olun! sarhoslar ama sarapla deɡil; sendelijorlar ama aɡir it͡ʃkiden deɡil. Old-Testament-Genesis-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte ben, sizinle ve sonraki kuşaklarınızla,|“iste benʔ sizinle ve sonraki kusaklarinizlaʔ New-Testament-Luke-005-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Güvey aralarındayken konukları hiç oruç tutturabilir misiniz?” dedi.|onlaraʔ “ɡuvej aralarindajken konuklari hit͡ʃ orut͡ʃ tutturabilir misiniz?” dedi. New-Testament-Romans-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bizim haksızlığımız Tanrı’nın adaletini gösteriyorsa, ne diyelim? Gazapla cezalandıran Tanrı haksız mı? İnsan gibi söylüyorum.|ama bizim haksizliɡimiz tanri’nin adaletini ɡosterijorsaʔ ne dijelim? ɡazapla t͡ʃezalandiran tanri haksiz mi? insan ɡibi sojlujorum. Old-Testament-Genesis-037-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, tarlanın ortasında biz demetler bağlıyorduk ve benim demetim kalktı ve dikildi. Sizin demetleriniz çevresine toplanıp benim demetime eğildiler.” dedi.|isteʔ tarlanin ortasinda biz demetler baɡlijorduk ve benim demetim kalkti ve dikildi. sizin demetleriniz t͡ʃevresine toplanip benim demetime eɡildiler.” dedi. Old-Testament-Isaiah-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey siz dünya sakinleri, yeryüzünde oturanlar, dağlarda sancak kaldırıldığında bakın! Boru çalındığı zaman dinleyin!|ej siz dunja sakinleriʔ jerjuzunde oturanlarʔ daɡlarda sant͡ʃak kaldirildiɡinda bakin! boru t͡ʃalindiɡi zaman dinlejin! Old-Testament-Leviticus-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ya da hakkında yalan yere ant içtiği herhangi bir şeyi; onu tam olarak geri verecek ve üzerine beşte birini ekleyecektir. Suçlu bulunduğu gün onu ait olduğu insana geri verecektir.|ja da hakkinda jalan jere ant it͡ʃtiɡi herhanɡi bir seji; onu tam olarak ɡeri veret͡ʃek ve uzerine beste birini eklejet͡ʃektir. sut͡ʃlu bulunduɡu ɡun onu ait olduɡu insana ɡeri veret͡ʃektir. Old-Testament-Micah-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de, içinde oturanlar yüzünden, Yaptıklarının ürünü yüzünden ülke ıssız kalacak.|jine deʔ it͡ʃinde oturanlar juzundenʔ japtiklarinin urunu juzunden ulke issiz kalat͡ʃak. New-Testament-Acts-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İki kişiyi öne sürdüler: Barsabba denilen ve Yustus diye de bilinen Yosef ve Mattiyas.|iki kisiji one surduler barsabba denilen ve justus dije de bilinen josef ve mattijas. New-Testament-Matthew-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayartıcı gelip O’na, “Eğer sen Tanrı’nın Oğlu’ysan, şu taşlara ekmek olmasını buyur” dedi.|ajartit͡ʃi ɡelip o’naʔ “eɡer sen tanri’nin oɡlu’jsanʔ su taslara ekmek olmasini bujur” dedi. Old-Testament-Psalms-059-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyecek bulmak için bir aşağı bir yukarı gezinsinler, doymazlarsa bütün gece bekleyecekler.|jijet͡ʃek bulmak it͡ʃin bir asaɡi bir jukari ɡezinsinlerʔ dojmazlarsa butun ɡet͡ʃe beklejet͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ve Kâhin Eleazar, topluluğun bütün beyleriyle birlikte onları karşılamak için ordugâhın dışına çıktılar.|mose ve kahin eleazarʔ topluluɡun butun bejlerijle birlikte onlari karsilamak it͡ʃin orduɡahin disina t͡ʃiktilar. Old-Testament-2-Samuel-003-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Daha sonra David bunu duyunca şöyle dedi: \"\"Ner oğlu Avner'in kanından dolayı ben ve krallığım Yahve'nin önünde sonsuza dek suçsuzuz.\"|\"daha sonra david bunu dujunt͡ʃa sojle dedi \"\"ner oɡlu avnerʔin kanindan dolaji ben ve kralliɡim jahveʔnin onunde sonsuza dek sut͡ʃsuzuz.\" Old-Testament-Isaiah-066-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kentten bir kargaşa sesi, tapınaktan bir ses, düşmanlarına hak ettiklerini ödeyen Yahve'nin sesi.\"\"\"|\"kentten bir karɡasa sesiʔ tapinaktan bir sesʔ dusmanlarina hak ettiklerini odejen jahveʔnin sesi.\"\"\" Old-Testament-Job-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun adımlarını ayağım sıkı tuttu. Ben O'nun yolunu tuttum ve sapmadım.|oʔnun adimlarini ajaɡim siki tuttu. ben oʔnun jolunu tuttum ve sapmadim. Old-Testament-1-Samuel-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kadın, \"\"Sana kimi çıkarayım?\"\" dedi. \"\"Benim için Samuel'i çıkar\"\" dedi.\"|\"o zaman kadinʔ \"\"sana kimi t͡ʃikarajim?\"\" dedi. \"\"benim it͡ʃin samuelʔi t͡ʃikar\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-020-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, kardeşler, sizi Tanrı’ya ve O’nun lütfunun sözüne emanet ediyorum. Bu söz, sizi ruhça geliştirecek ve bütün kutsal kılınmış olanların arasında miras verecek güçtedir.|simdiʔ kardeslerʔ sizi tanri’ja ve o’nun lutfunun sozune emanet edijorum. bu sozʔ sizi ruht͡ʃa ɡelistiret͡ʃek ve butun kutsal kilinmis olanlarin arasinda miras veret͡ʃek ɡut͡ʃtedir. Old-Testament-Ezekiel-048-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Doğu tarafında dört bin beş yüz kamış ve üç kapı: Yosef Kapısı, bir; Benyamin Kapısı, bir; Dan Kapısı, bir.\"\"\"|\"“doɡu tarafinda dort bin bes juz kamis ve ut͡ʃ kapi josef kapisiʔ bir; benjamin kapisiʔ bir; dan kapisiʔ bir.\"\"\" Old-Testament-Numbers-020-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron'un giysilerini çıkarıp oğlu Eleazar'a giydir. Aron kavuşturulacak ve orada ölecektir.”|aronʔun ɡijsilerini t͡ʃikarip oɡlu eleazarʔa ɡijdir. aron kavusturulat͡ʃak ve orada olet͡ʃektir.” New-Testament-Matthew-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu on iki öğrencisini gönderdi, onlara buyurup dedi: “Öteki ulusların arasına girmeyin. Samariyalılar’ın hiçbir kentine de girmeyin.|jesua bu on iki oɡrent͡ʃisini ɡonderdiʔ onlara bujurup dedi “oteki uluslarin arasina ɡirmejin. samarijalilar’in hit͡ʃbir kentine de ɡirmejin. Old-Testament-2-Kings-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in ayaklarını bir daha atalarına verdiğim ülkeden dışarıda gezdirmeyeceğim. Yeter ki, kendilerine buyurduğum her şeye ve hizmetkârım Moşe'nin kendilerine buyurduğu bütün yasaya göre yapmak üzere tutsunlar.\"\"\"|\"\"\"israelʔin ajaklarini bir daha atalarina verdiɡim ulkeden disarida ɡezdirmejet͡ʃeɡim. jeter kiʔ kendilerine bujurduɡum her seje ve hizmetkarim moseʔnin kendilerine bujurduɡu butun jasaja ɡore japmak uzere tutsunlar.\"\"\" Old-Testament-Lamentations-003-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, bana olan haksızlığı gördün. Davamı yargıla.|ej jahveʔ bana olan haksizliɡi ɡordun. davami jarɡila. Old-Testament-Psalms-099-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük ve heybetli adını övsünler. O Kutsal’dır!|bujuk ve hejbetli adini ovsunler. o kutsal’dir! New-Testament-John-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu sözleri tapınakta öğretirken, hazinede söyledi. Yine de kimse O’nu tutuklamadı. Çünkü saati henüz gelmemişti.|jesua bu sozleri tapinakta oɡretirkenʔ hazinede sojledi. jine de kimse o’nu tutuklamadi. t͡ʃunku saati henuz ɡelmemisti. Old-Testament-2-Chronicles-036-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır Kralı onu Yeruşalem'deki yerinden etti ve ülkeye yüz talant gümüş ve bir talant altın cezası verdi.|misir krali onu jerusalemʔdeki jerinden etti ve ulkeje juz talant ɡumus ve bir talant altin t͡ʃezasi verdi. Old-Testament-Proverbs-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Gün boyu açgözlülükle imrenenler vardır, ama doğrular verir ve esirgemez.|ɡun boju at͡ʃɡozlulukle imrenenler vardirʔ ama doɡrular verir ve esirɡemez. Old-Testament-Jeremiah-020-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü ne zaman konuşsam, feryat ediyorum; \"\"Zorbalık ve yıkım!\"\" diye bağırıyorum, çünkü Yahve'nin sözü bütün gün bana utanç, ve alay konusu oldu.\"|\"t͡ʃunku ne zaman konussamʔ ferjat edijorum; \"\"zorbalik ve jikim!\"\" dije baɡirijorumʔ t͡ʃunku jahveʔnin sozu butun ɡun bana utant͡ʃʔ ve alaj konusu oldu.\" Old-Testament-Psalms-063-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal yerde sana baktım, gücünü ve görkemini görmek için.|kutsal jerde sana baktimʔ ɡut͡ʃunu ve ɡorkemini ɡormek it͡ʃin. Old-Testament-Judges-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini çadır kazığına, sağ elini de işçi tokmağına koydu. Tokmakla Sisera'yı vurdu. Kafasına çaktı. Evet, şakaklarından delip geçirdi.|elini t͡ʃadir kaziɡinaʔ saɡ elini de ist͡ʃi tokmaɡina kojdu. tokmakla siseraʔji vurdu. kafasina t͡ʃakti. evetʔ sakaklarindan delip ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-Psalms-136-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızıldeniz'i ikiye bölene; çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|kizildenizʔi ikije bolene; t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-Ezekiel-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni avlunun kapısına getirdi; ve baktığımda, işte, duvarda bir delik vardı.|beni avlunun kapisina ɡetirdi; ve baktiɡimdaʔ isteʔ duvarda bir delik vardi. Old-Testament-Isaiah-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efendi'nin, \"\"Kimi göndereyim ve bizim için kim gidecek?\"\" diyen sesini duydum. O zaman ben, \"\"İşte buradayım\"\" dedim. \"\"Beni gönder!\"\"\"|\"efendiʔninʔ \"\"kimi ɡonderejim ve bizim it͡ʃin kim ɡidet͡ʃek?\"\" dijen sesini dujdum. o zaman benʔ \"\"iste buradajim\"\" dedim. \"\"beni ɡonder!\"\"\" Old-Testament-Leviticus-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İlkelerimi yerine getireceksiniz. Kurallarımı tutacak ve onların içinde yürüyeceksiniz. Ben Tanrınız Yahve'yim.|ilkelerimi jerine ɡetiret͡ʃeksiniz. kurallarimi tutat͡ʃak ve onlarin it͡ʃinde jurujet͡ʃeksiniz. ben tanriniz jahveʔjim. Old-Testament-Psalms-148-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkının boynuzunu yükseltti, tüm kutsallarını, kendisine yakın olan halkı, İsrael’in çocuklarını methettirdi. Yah’ı övün!|halkinin bojnuzunu jukselttiʔ tum kutsallariniʔ kendisine jakin olan halkiʔ israel’in t͡ʃot͡ʃuklarini methettirdi. jah’i ovun! Old-Testament-Isaiah-040-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin görkemi ortaya çıkacak, bütün insanlık onu hep birlikte görecekler; çünkü bunu Yahve'nin ağzı söyledi.\"\"\"|\"jahveʔnin ɡorkemi ortaja t͡ʃikat͡ʃakʔ butun insanlik onu hep birlikte ɡoret͡ʃekler; t͡ʃunku bunu jahveʔnin aɡzi sojledi.\"\"\" New-Testament-Matthew-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “’Benim evime dua evi denecek’ diye yazılmıştır” dedi. “Ama siz onu haydut ini yaptınız!”|onlaraʔ “’benim evime dua evi denet͡ʃek’ dije jazilmistir” dedi. “ama siz onu hajdut ini japtiniz!” Old-Testament-Job-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"şimdi bilin ki, Tanrı beni devirdi, ve beni ağıyla kuşattı.\"\"\"|\"simdi bilin kiʔ tanri beni devirdiʔ ve beni aɡijla kusatti.\"\"\" Old-Testament-Exodus-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar onların peşine düştü. Firavun'un bütün atları ve savaş arabaları, atlıları ve ordusu, deniz kenarında, Pihahirot'un yanında, Baal Sefon'un önünde kamp kurarken onlara yetiştiler.|misirlilar onlarin pesine dustu. firavunʔun butun atlari ve savas arabalariʔ atlilari ve ordusuʔ deniz kenarindaʔ pihahirotʔun janindaʔ baal sefonʔun onunde kamp kurarken onlara jetistiler. Old-Testament-Amos-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ama siz adanmış olanlara şarap içirdiniz, ve peygamberlere, ‘Peygamberlik etmeyin!’ diye buyurdunuz.\"|\"\"\"ama siz adanmis olanlara sarap it͡ʃirdinizʔ ve pejɡamberlereʔ ‘pejɡamberlik etmejin!’ dije bujurdunuz.\" Old-Testament-Joshua-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe'nin Yeşu'ya buyurduğu her şeye göre, halka söylemesi için Yahve'nin Yeşu'ya buyurduğu her şey bitinceye kadar, sandığı taşıyan kâhinler, Yarden'in ortasında durdular; halk aceleyle geçti.|moseʔnin jesuʔja bujurduɡu her seje ɡoreʔ halka sojlemesi it͡ʃin jahveʔnin jesuʔja bujurduɡu her sej bitint͡ʃeje kadarʔ sandiɡi tasijan kahinlerʔ jardenʔin ortasinda durdular; halk at͡ʃelejle ɡet͡ʃti. Old-Testament-Jeremiah-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve şöyle diyor, ‘İşte, onların üzerine kaçıp kurtulamayacakları bir kötülük getireceğim; bana feryat edecekler, ama ben onları dinlemeyeceğim.|bu juzden jahve sojle dijorʔ ‘isteʔ onlarin uzerine kat͡ʃip kurtulamajat͡ʃaklari bir kotuluk ɡetiret͡ʃeɡim; bana ferjat edet͡ʃeklerʔ ama ben onlari dinlemejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Deuteronomy-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bugün sana buyurmakta olduğum O'nun buyruklarını, kurallarını ve ilkelerini tutmayarak Tanrın Yahve'yi unutmaktan sakın;|buɡun sana bujurmakta olduɡum oʔnun bujruklariniʔ kurallarini ve ilkelerini tutmajarak tanrin jahveʔji unutmaktan sakin; New-Testament-Jude-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bazı kararsızlara merhamet edin.|bazi kararsizlara merhamet edin. New-Testament-Mark-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bana boşuna taparlar, çünkü öğreti olarak öğrettikleri, insan buyruklarıdır.’”|ama bana bosuna taparlarʔ t͡ʃunku oɡreti olarak oɡrettikleriʔ insan bujruklaridir.’” New-Testament-James-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Her iyi armağan ve her mükemmel armağan yücelerden, kendisinde değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan Işıklar Babası’ndan gelir.|her iji armaɡan ve her mukemmel armaɡan jut͡ʃelerdenʔ kendisinde deɡiskenlik ja da doneklik ɡolɡesi olmajan isiklar babasi’ndan ɡelir. New-Testament-Acts-004-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur, çünkü göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur!”|baska hit͡ʃ kimsede kurtulus jokturʔ t͡ʃunku ɡoɡun altinda insanlara baɡislanmisʔ bizi kurtarabilet͡ʃek baska hit͡ʃbir ad joktur!” New-Testament-Acts-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ansızın öyle büyük bir deprem oldu ki, zindanın temelleri sarsıldı. Birden bütün kapılar açıldı ve herkesin zincirleri çözüldü.|ansizin ojle bujuk bir deprem oldu kiʔ zindanin temelleri sarsildi. birden butun kapilar at͡ʃildi ve herkesin zint͡ʃirleri t͡ʃozuldu. Old-Testament-Job-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ne zamana dek bu şeyleri söyleyeceksin? Ağzının sözleri güçlü bir rüzgâr mı olacak?|“ne zamana dek bu sejleri sojlejet͡ʃeksin? aɡzinin sozleri ɡut͡ʃlu bir ruzɡar mi olat͡ʃak? Old-Testament-Proverbs-020-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençlerin görkemi onların gücüdür. Yaşlıların ihtişamı ak saçlarıdır.|ɡent͡ʃlerin ɡorkemi onlarin ɡut͡ʃudur. jaslilarin ihtisami ak sat͡ʃlaridir. Old-Testament-Isaiah-052-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrılın! Ayrılın! Çıkın oradan! Kirli olan hiçbir şeye dokunmayın! Onun içinden çıkın! Ey Yahve'nin kaplarını taşıyanlar, kendinizi arındırın.|ajrilin! ajrilin! t͡ʃikin oradan! kirli olan hit͡ʃbir seje dokunmajin! onun it͡ʃinden t͡ʃikin! ej jahveʔnin kaplarini tasijanlarʔ kendinizi arindirin. Old-Testament-Ezekiel-048-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“İssakar sınırı yanında, doğu tarafından batı tarafına kadar, Zevulun, bir pay.\"\"\"|\"“issakar siniri janindaʔ doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ zevulunʔ bir paj.\"\"\" Old-Testament-Numbers-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı Balam'a, “Onlarla gitmeyeceksin” dedi. \"\"O halkı lanetlemeyeceksin, çünkü onlar kutsanmıştır.”\"|\"tanri balamʔaʔ “onlarla ɡitmejet͡ʃeksin” dedi. \"\"o halki lanetlemejet͡ʃeksinʔ t͡ʃunku onlar kutsanmistir.”\" New-Testament-2-Peter-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların arasında yaşayan bu doğru adam, görüp işittiği yasasız işler nedeniyle doğru yüreğinde her gün acıyla inliyordu.|t͡ʃunku onlarin arasinda jasajan bu doɡru adamʔ ɡorup isittiɡi jasasiz isler nedenijle doɡru jureɡinde her ɡun at͡ʃijla inlijordu. New-Testament-2-Peter-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki, bunlar akıldan yoksun yaratıklar, yakalanıp yok edilmek üzere doğmuş doğal hayvanlar gibidirler. Bilmedikleri konularda kötü sözler söyleyen bu kişiler de mahvlarında kesinlikle mahvolacaklar.|ne var kiʔ bunlar akildan joksun jaratiklarʔ jakalanip jok edilmek uzere doɡmus doɡal hajvanlar ɡibidirler. bilmedikleri konularda kotu sozler sojlejen bu kisiler de mahvlarinda kesinlikle mahvolat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-150-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Nefesi olan her şey Yah'ı övsün! Yah’ı övün!|nefesi olan her sej jahʔi ovsun! jah’i ovun! Old-Testament-Joshua-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü Yahve büyük ve güçlü ulusları önünüzden kovdu. Ama size gelince, bugüne dek hiç kimse sizin önünüzde durmadı.\"|\"\"\"t͡ʃunku jahve bujuk ve ɡut͡ʃlu uluslari onunuzden kovdu. ama size ɡelint͡ʃeʔ buɡune dek hit͡ʃ kimse sizin onunuzde durmadi.\" New-Testament-2-Corinthians-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu, başkalarının rahatlaması ve sizin sıkıntıya düşmeniz için değil,|t͡ʃunku buʔ baskalarinin rahatlamasi ve sizin sikintija dusmeniz it͡ʃin deɡilʔ Old-Testament-Ezekiel-043-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, İsrael Tanrısı'nın görkemi doğu yolundan geldi. Sesi, çok suların sesi gibiydi ve yeryüzü görkemiyle aydınlandı.|isteʔ israel tanrisiʔnin ɡorkemi doɡu jolundan ɡeldi. sesiʔ t͡ʃok sularin sesi ɡibijdi ve jerjuzu ɡorkemijle ajdinlandi. New-Testament-Luke-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisi için hazine biriktiren ve Tanrı önünde zengin olmayan kişi böyledir.”|kendisi it͡ʃin hazine biriktiren ve tanri onunde zenɡin olmajan kisi bojledir.” Old-Testament-1-Chronicles-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham'ın oğulları: İshak ve İşmael.|avrahamʔin oɡullari ishak ve ismael. Old-Testament-Genesis-035-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yola çıktılar ve çevrelerindeki kentlerin üzerinde Tanrı'nın dehşeti vardı. Yakovoğulları’nın peşine düşmediler.|jola t͡ʃiktilar ve t͡ʃevrelerindeki kentlerin uzerinde tanriʔnin dehseti vardi. jakovoɡullari’nin pesine dusmediler. Old-Testament-Genesis-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidip karşıda bir ok atımı kadar uzakta oturdu. Çünkü, “Çocuğun ölümünü görmeyeyim” dedi. Karşıda oturup yüksek sesle ağladı.|ɡidip karsida bir ok atimi kadar uzakta oturdu. t͡ʃunkuʔ “t͡ʃot͡ʃuɡun olumunu ɡormejejim” dedi. karsida oturup juksek sesle aɡladi. Old-Testament-Lamentations-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın gençliğinde boyunduruğu taşıması iyidir.|insanin ɡent͡ʃliɡinde bojunduruɡu tasimasi ijidir. Old-Testament-Zechariah-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yeruşalem'i bütün halklar için ağır bir taş yapacağım. Onu yüklenenlerin hepsi ağır yaralanacak ve yeryüzünün bütün ulusları ona karşı toplanacak.|o ɡun jerusalemʔi butun halklar it͡ʃin aɡir bir tas japat͡ʃaɡim. onu juklenenlerin hepsi aɡir jaralanat͡ʃak ve jerjuzunun butun uluslari ona karsi toplanat͡ʃak. Old-Testament-Nehemiah-010-035|und|SPEAKER_00_Turkish|toprağımızın ilk ürünlerini ve her çeşit ağacın tüm meyvelerinin ilk ürünlerini yıldan yıla Yahve'nin evine getirmek için;|topraɡimizin ilk urunlerini ve her t͡ʃesit aɡat͡ʃin tum mejvelerinin ilk urunlerini jildan jila jahveʔnin evine ɡetirmek it͡ʃin; Old-Testament-2-Chronicles-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman topluluğun ortasında, Yahve'nin Ruhu, Asafoğulları'ndan Mattanya oğlu Yeiel oğlu Benaya oğlu Zekariya oğlu Levili Yahaziel'in üzerine geldi.|o zaman topluluɡun ortasindaʔ jahveʔnin ruhuʔ asafoɡullariʔndan mattanja oɡlu jeiel oɡlu benaja oɡlu zekarija oɡlu levili jahazielʔin uzerine ɡeldi. Old-Testament-Micah-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'un arta kalanı, birçok halkın arasında, Yahve'nin çiği gibi, insanı da insanoğullarını da beklemeyen otların üzerine düşen sağanak yağmurlar gibi olacak.|jakovʔun arta kalaniʔ birt͡ʃok halkin arasindaʔ jahveʔnin t͡ʃiɡi ɡibiʔ insani da insanoɡullarini da beklemejen otlarin uzerine dusen saɡanak jaɡmurlar ɡibi olat͡ʃak. New-Testament-Luke-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Etrafındakilerin hepsine baktıktan sonra adama, “Elini uzat” dedi. Adam elini uzattı ve öteki gibi eli eski haline döndü.|etrafindakilerin hepsine baktiktan sonra adamaʔ “elini uzat” dedi. adam elini uzatti ve oteki ɡibi eli eski haline dondu. Old-Testament-Psalms-084-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Serçe bile bir yuva, kırlangıç yavrularını koyabilecek bir yuva buldu, senin sunaklarının yanında, ey Ordular Yahvesi, Kralım ve Tanrım benim.|sert͡ʃe bile bir juvaʔ kirlanɡit͡ʃ javrularini kojabilet͡ʃek bir juva bulduʔ senin sunaklarinin janindaʔ ej ordular jahvesiʔ kralim ve tanrim benim. Old-Testament-Isaiah-046-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu omuzlarında taşırlar. Onu götürürler, yerine koyarlar, o da orada durur. Bulunduğu yerden kımıldamaz. Evet, biri ona feryat edebilir ama o yanıt veremez. Onu sıkıntısından kurtaramaz\"\".\"|\"onu omuzlarinda tasirlar. onu ɡotururlerʔ jerine kojarlarʔ o da orada durur. bulunduɡu jerden kimildamaz. evetʔ biri ona ferjat edebilir ama o janit veremez. onu sikintisindan kurtaramaz\"\".\" New-Testament-Matthew-012-044|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman, ‘Çıktığım eve, kendi evime geri döneyim’ der. Döndüğünde onu boş, süpürülmüş ve düzene konmuş bulur.|o zamanʔ ‘t͡ʃiktiɡim eveʔ kendi evime ɡeri donejim’ der. donduɡunde onu bosʔ supurulmus ve duzene konmus bulur. Old-Testament-Psalms-018-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarımı kovalayıp onlara yetişirim, onlar yok olana dek geri dönmem.|dusmanlarimi kovalajip onlara jetisirimʔ onlar jok olana dek ɡeri donmem. New-Testament-Romans-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse kardeşlerim, borçluyuz ama benliğe göre yaşamak için benliğe borçlu değiliz.|ojlejse kardeslerimʔ bort͡ʃlujuz ama benliɡe ɡore jasamak it͡ʃin benliɡe bort͡ʃlu deɡiliz. New-Testament-Romans-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse Yasa altında değil, lütuf altında olduğumuz için günah mı işleyelim? Kesinlikle hayır!|ojlejse jasa altinda deɡilʔ lutuf altinda olduɡumuz it͡ʃin ɡunah mi islejelim? kesinlikle hajir! Old-Testament-2-Chronicles-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, babası David'in saydığı sayımdan sonra İsrael ülkesindeki bütün yabancıları saydı. Yüz elli üç bin altı yüz kişi bulundu.|solomonʔ babasi davidʔin sajdiɡi sajimdan sonra israel ulkesindeki butun jabant͡ʃilari sajdi. juz elli ut͡ʃ bin alti juz kisi bulundu. Old-Testament-Ezekiel-048-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Batı tarafında dört bin beş yüz kamış, üç kapısıyla birlikte: Gad Kapısı, bir; Aşer Kapısı, bir; Naftali Kapısı, bir.\"\"\"|\"“bati tarafinda dort bin bes juz kamisʔ ut͡ʃ kapisijla birlikte ɡad kapisiʔ bir; aser kapisiʔ bir; naftali kapisiʔ bir.\"\"\" Old-Testament-Song-of-Songs-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzının öpüşleriyle beni öpsün; çünkü senin sevgin şaraptan daha iyidir.|aɡzinin opuslerijle beni opsun; t͡ʃunku senin sevɡin saraptan daha ijidir. New-Testament-Jude-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar sevgi şölenlerinizde sizinle birlikte yiyip içen birer lekedir. Yalnızca kendini besleyen çobanlardır. Rüzgârlarla sürüklenen yağmursuz bulutlara, iki kez kökünden sökülmüş, meyvesiz sonbahar ağaçlarına benzerler.|bunlar sevɡi solenlerinizde sizinle birlikte jijip it͡ʃen birer lekedir. jalnizt͡ʃa kendini beslejen t͡ʃobanlardir. ruzɡarlarla suruklenen jaɡmursuz bulutlaraʔ iki kez kokunden sokulmusʔ mejvesiz sonbahar aɡat͡ʃlarina benzerler. New-Testament-Acts-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama çok geçmeden karadan Evrakilon denilen bir kasırga koptu.|ama t͡ʃok ɡet͡ʃmeden karadan evrakilon denilen bir kasirɡa koptu. New-Testament-Matthew-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Hirodes gizlice yıldızbilimcileri çağırıp onlardan yıldızın tam olarak ne zaman göründüğünü öğrendi.|sonra hirodes ɡizlit͡ʃe jildizbilimt͡ʃileri t͡ʃaɡirip onlardan jildizin tam olarak ne zaman ɡorunduɡunu oɡrendi. Old-Testament-Jeremiah-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama onlar, ‘Boşuna,’ diyorlar. 'Çünkü biz kendi tasarılarımızın ardından yürüyeceğiz ve her birimiz yüreğimizin inatçılığının peşinden gideceğiz.'\"\"\"|\"ama onlarʔ ‘bosunaʔ’ dijorlar. ʔt͡ʃunku biz kendi tasarilarimizin ardindan jurujet͡ʃeɡiz ve her birimiz jureɡimizin inatt͡ʃiliɡinin pesinden ɡidet͡ʃeɡiz.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler İsrael'e karşı savaştılar. İsraelliler Filistliler'in önünden kaçtılar ve Gilboa Dağı'nda düşüp öldüler.|filistliler israelʔe karsi savastilar. israelliler filistlilerʔin onunden kat͡ʃtilar ve ɡilboa daɡiʔnda dusup olduler. Old-Testament-Deuteronomy-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O kentin ileri gelenleri adamı alıp yola getirecekler.|o kentin ileri ɡelenleri adami alip jola ɡetiret͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-012-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Eğer bugün sen bu halka hizmetkâr olursan, onlara hizmet eder ve onlara iyi sözlerle yanıt verirsen, onlar daima senin hizmetkârın olurlar” diye karşılık verdiler.|onlarʔ “eɡer buɡun sen bu halka hizmetkar olursanʔ onlara hizmet eder ve onlara iji sozlerle janit verirsenʔ onlar daima senin hizmetkarin olurlar” dije karsilik verdiler. Old-Testament-2-Chronicles-020-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mareşahlı Dodavahu oğlu Eliezer, Yehoşafat'a karşı peygamberlik ederek, \"\"Ahazya'yla anlaştığın için, Yahve senin işlerini mahvetti\"\" dedi. Gemiler parçalandı, Tarşiş'e gidemediler.\"|\"maresahli dodavahu oɡlu eliezerʔ jehosafatʔa karsi pejɡamberlik ederekʔ \"\"ahazjaʔjla anlastiɡin it͡ʃinʔ jahve senin islerini mahvetti\"\" dedi. ɡemiler part͡ʃalandiʔ tarsisʔe ɡidemediler.\" New-Testament-Philemon-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, kardeşim, Efendi’de beni sevindir. Yüreğimi Efendi’de tazele.|evetʔ kardesimʔ efendi’de beni sevindir. jureɡimi efendi’de tazele. Old-Testament-Deuteronomy-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız onun kanını yemeyeceksin. Onu su gibi yere dökeceksin.|jalniz onun kanini jemejet͡ʃeksin. onu su ɡibi jere doket͡ʃeksin. Old-Testament-Habakkuk-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Atları da leoparlardan daha çevik, akşam kurtlarından daha vahşidir. Atlıları gururla koşar. Evet, atlıları uzaktan geliyor. Yutmak için acele eden kartal gibi uçuyorlar.|atlari da leoparlardan daha t͡ʃevikʔ aksam kurtlarindan daha vahsidir. atlilari ɡururla kosar. evetʔ atlilari uzaktan ɡelijor. jutmak it͡ʃin at͡ʃele eden kartal ɡibi ut͡ʃujorlar. Old-Testament-Psalms-098-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey bütün yeryüzü Yahve’ye sevinçle haykırın! Neşeyle ortalığı çınlatın, ezgiler söyleyin!|ej butun jerjuzu jahve’je sevint͡ʃle hajkirin! nesejle ortaliɡi t͡ʃinlatinʔ ezɡiler sojlejin! Old-Testament-Exodus-038-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bin yedi yüz yetmiş beş şekelden direkler için çengeller yaptı, direk başlıklarını kapladı ve onlara çemberler yaptı.|bin jedi juz jetmis bes sekelden direkler it͡ʃin t͡ʃenɡeller japtiʔ direk basliklarini kapladi ve onlara t͡ʃemberler japti. New-Testament-Hebrews-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onların soyundan gelmeyen Melkisedek Avraham’dan ondalık almış ve vaatlere sahip olan kişiyi kutsamıştır.|ama onlarin sojundan ɡelmejen melkisedek avraham’dan ondalik almis ve vaatlere sahip olan kisiji kutsamistir. New-Testament-Acts-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı geçmiş kuşaklarda yaşamış olan ulusların kendi yollarında yürümesine izin verdi.|tanri ɡet͡ʃmis kusaklarda jasamis olan uluslarin kendi jollarinda jurumesine izin verdi. New-Testament-2-John-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Başardığımız şeyleri kaybetmemeye, ödülünüzü tam almaya dikkat edin.|basardiɡimiz sejleri kajbetmemejeʔ odulunuzu tam almaja dikkat edin. New-Testament-Acts-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahudiler buna karşı konuşunca, Sezar’a başvurmak zorunda kaldım. Bunu, ulusumdan şikayetçi olduğum için yapmadım.|ama jahudiler buna karsi konusunt͡ʃaʔ sezar’a basvurmak zorunda kaldim. bunuʔ ulusumdan sikajett͡ʃi olduɡum it͡ʃin japmadim. Old-Testament-2-Samuel-011-008|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Uriya’ya, “Evine in ve ayaklarını yıka” dedi. Uriya kralın evinden ayrıldı ve kraldan bir armağan onun ardından gönderildi.|davidʔ urija’jaʔ “evine in ve ajaklarini jika” dedi. urija kralin evinden ajrildi ve kraldan bir armaɡan onun ardindan ɡonderildi. Old-Testament-2-Chronicles-010-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece İsrael David'in evine karşı bugüne kadar isyan ettiler.|bojlet͡ʃe israel davidʔin evine karsi buɡune kadar isjan ettiler. New-Testament-John-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana doğrusunu söyleyeyim, gençken kendini giydirip, istediğin yere giderdin. Ama yaşlanınca ellerini uzatacaksın ve bir başkası seni giydirip gitmek istemediğin yere götürecek” dedi.|sana doɡrusunu sojlejejimʔ ɡent͡ʃken kendini ɡijdiripʔ istediɡin jere ɡiderdin. ama jaslanint͡ʃa ellerini uzatat͡ʃaksin ve bir baskasi seni ɡijdirip ɡitmek istemediɡin jere ɡoturet͡ʃek” dedi. Old-Testament-Leviticus-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'İnsanların Yahve'ye sunu olarak sunduğu bir hayvansa, insanın bu hayvandan Yahve'ye verdiği her şey kutsal olacaktır.\"|\"\"\"ʔinsanlarin jahveʔje sunu olarak sunduɡu bir hajvansaʔ insanin bu hajvandan jahveʔje verdiɡi her sej kutsal olat͡ʃaktir.\" New-Testament-Luke-018-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onun çok üzüldüğünü görünce, “Serveti olanların Tanrı Krallığı'na girmesi ne kadar zor!|jesua onun t͡ʃok uzulduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ “serveti olanlarin tanri kralliɡiʔna ɡirmesi ne kadar zor! Old-Testament-1-Kings-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa öyle olacak ki, efendim kral atalarıyla uyuduğunda ben ve oğlum Solomon suçlu sayılacağız.”|joksa ojle olat͡ʃak kiʔ efendim kral atalarijla ujuduɡunda ben ve oɡlum solomon sut͡ʃlu sajilat͡ʃaɡiz.” New-Testament-Acts-027-027|und|SPEAKER_00_Turkish|On dördüncü gece, İyon Denizi’nde bir ileri bir geri sürükleniyorduk. Gece yarısına doğru denizciler bir karaya yaklaştıklarını anladılar.|on dordunt͡ʃu ɡet͡ʃeʔ ijon denizi’nde bir ileri bir ɡeri suruklenijorduk. ɡet͡ʃe jarisina doɡru denizt͡ʃiler bir karaja jaklastiklarini anladilar. Old-Testament-Genesis-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı gece Yahve ona görünüp şöyle dedi: “Ben baban Avraham’ın Tanrısı’yım. Korkma, çünkü ben seninleyim ve seni kutsayacağım ve hizmetkârım Avraham’ın hatırı için soyunu çoğaltacağım.”|ajni ɡet͡ʃe jahve ona ɡorunup sojle dedi “ben baban avraham’in tanrisi’jim. korkmaʔ t͡ʃunku ben seninlejim ve seni kutsajat͡ʃaɡim ve hizmetkarim avraham’in hatiri it͡ʃin sojunu t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim.” New-Testament-Matthew-005-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini yıkmak için geldiğimi sanmayın. Ben yıkmaya değil, tamamlamaya geldim.|jasa’ji ja da pejɡamberlerin sozlerini jikmak it͡ʃin ɡeldiɡimi sanmajin. ben jikmaja deɡilʔ tamamlamaja ɡeldim. Old-Testament-Nahum-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Seçkin askerlerini çağırıyor. Onlar yollarında tökezliyorlar. Onun duvarına koşuyorlar ve siper hazırlanıyor.|set͡ʃkin askerlerini t͡ʃaɡirijor. onlar jollarinda tokezlijorlar. onun duvarina kosujorlar ve siper hazirlanijor. Old-Testament-1-Kings-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un bütün günlerinde, Hadad'ın kötülüğüne ek olarak, İsrael'e düşman oldu. İsrael'den nefret etti ve Suriye üzerinde hüküm sürdü.|solomonʔun butun ɡunlerindeʔ hadadʔin kotuluɡune ek olarakʔ israelʔe dusman oldu. israelʔden nefret etti ve surije uzerinde hukum surdu. Old-Testament-Psalms-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu kötülerin öğüdüyle yürümeyen, günahkârların yolunda durmayan, alaycıların sandalyesinde oturmayan insana.|ne mutlu kotulerin oɡudujle jurumejenʔ ɡunahkarlarin jolunda durmajanʔ alajt͡ʃilarin sandaljesinde oturmajan insana. New-Testament-Mark-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi: “Kandil, sepetin ya da yatağın altına koymak için mi getirilir? Kandilliğe koymak için değil mi?|onlara sojle dedi “kandilʔ sepetin ja da jataɡin altina kojmak it͡ʃin mi ɡetirilir? kandilliɡe kojmak it͡ʃin deɡil mi? Old-Testament-Leviticus-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Giysilerini çıkarıp başka giysiler giyecek ve külleri ordugâhın dışında temiz bir yere taşıyacak.|ɡijsilerini t͡ʃikarip baska ɡijsiler ɡijet͡ʃek ve kulleri orduɡahin disinda temiz bir jere tasijat͡ʃak. New-Testament-Luke-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Havradakiler bu sözleri duyunca büyük bir öfkeyle doldular.|havradakiler bu sozleri dujunt͡ʃa bujuk bir ofkejle doldular. Old-Testament-Exodus-032-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Levi oğulları Moşe'nin sözüne göre yaptılar. O gün yaklaşık üç bin kişi halktan düştü.|levi oɡullari moseʔnin sozune ɡore japtilar. o ɡun jaklasik ut͡ʃ bin kisi halktan dustu. Old-Testament-Habakkuk-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Teman'dan, Kutsal Olan Paran Dağı'ndan geldi. Selah. Görkemi gökleri kapladı, ve övgüsü yeryüzünü doldurdu.|tanri temanʔdanʔ kutsal olan paran daɡiʔndan ɡeldi. selah. ɡorkemi ɡokleri kapladiʔ ve ovɡusu jerjuzunu doldurdu. New-Testament-2-Corinthians-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yeşua Mesih’in lütfu, Tanrı’nın sevgisi ve Kutsal Ruh’un paydaşlığı hepinizle birlikte olsun. Amin.|efendi jesua mesih’in lutfuʔ tanri’nin sevɡisi ve kutsal ruh’un pajdasliɡi hepinizle birlikte olsun. amin. New-Testament-Revelation-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama size, yani Tiyatira’da bulunan diğerlerine, bu öğretiyi benimsememiş, Şeytan’ın sözde derin sırlarını bilmeyenlere söylüyorum. Üzerinize başka yük koymuyorum.|ama sizeʔ jani tijatira’da bulunan diɡerlerineʔ bu oɡretiji benimsememisʔ sejtan’in sozde derin sirlarini bilmejenlere sojlujorum. uzerinize baska juk kojmujorum. Old-Testament-Leviticus-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ancak geviş getirenlerden ya da çatal tırnaklardan bunları yemeyeceksiniz. Deve, çünkü o geviş getirir, ama çatal tırnaklı olmadığından sizin için kirlidir.\"|\"\"\"ʔant͡ʃak ɡevis ɡetirenlerden ja da t͡ʃatal tirnaklardan bunlari jemejet͡ʃeksiniz. deveʔ t͡ʃunku o ɡevis ɡetirirʔ ama t͡ʃatal tirnakli olmadiɡindan sizin it͡ʃin kirlidir.\" Old-Testament-Ezekiel-046-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece kuzuyu, ekmek sunusunu ve yağı her sabah, sürekli yakmalık sunu olarak hazırlayacaklar.\"\"\"\"'\"|\"bojlet͡ʃe kuzujuʔ ekmek sunusunu ve jaɡi her sabahʔ surekli jakmalik sunu olarak hazirlajat͡ʃaklar.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Revelation-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları İbranice’de “Armagedon” denilen yerde topladı.|onlari ibranit͡ʃe’de “armaɡedon” denilen jerde topladi. Old-Testament-Psalms-037-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruluğunu ışık gibi, hakkını öğlen güneşi gibi parlatacaktır.|doɡruluɡunu isik ɡibiʔ hakkini oɡlen ɡunesi ɡibi parlatat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-003-050|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının ilk doğanlarından kutsal yerin şekeline göre bin üç yüz altmış beş şekel para aldı;|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ilk doɡanlarindan kutsal jerin sekeline ɡore bin ut͡ʃ juz altmis bes sekel para aldi; New-Testament-Acts-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus ağzını açıp şöyle dedi: “Gerçekten de Tanrı’nın insanlar arasında ayrım yapmadığını anlıyorum.|petrus aɡzini at͡ʃip sojle dedi “ɡert͡ʃekten de tanri’nin insanlar arasinda ajrim japmadiɡini anlijorum. New-Testament-Matthew-026-036|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeşua öğrencileriyle birlikte Getsemani adlı bir yere geldi. Öğrencilerine, “Ben şuraya gidip dua edeceğim, siz burada oturun” dedi.|o zaman jesua oɡrent͡ʃilerijle birlikte ɡetsemani adli bir jere ɡeldi. oɡrent͡ʃilerineʔ “ben suraja ɡidip dua edet͡ʃeɡimʔ siz burada oturun” dedi. New-Testament-1-Peter-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|ve, “Tökezleme taşı ve suç kayası oldu.” Çünkü onlar söze itaatsizlik ederek tökezlerler. Zaten bunun için atanmışlardır.|veʔ “tokezleme tasi ve sut͡ʃ kajasi oldu.” t͡ʃunku onlar soze itaatsizlik ederek tokezlerler. zaten bunun it͡ʃin atanmislardir. Old-Testament-2-Samuel-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Evinin ihtiyarları kalktılar, onu yerden kaldırmak için yanına durdular; ama o istemedi ve onlarla birlikte ekmek yemedi.|evinin ihtijarlari kalktilarʔ onu jerden kaldirmak it͡ʃin janina durdular; ama o istemedi ve onlarla birlikte ekmek jemedi. Old-Testament-1-Kings-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kadının çocuğu geceleyin öldü, çünkü onun üzerine yattı.|bu kadinin t͡ʃot͡ʃuɡu ɡet͡ʃelejin olduʔ t͡ʃunku onun uzerine jatti. Old-Testament-Genesis-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|seni fazlasıyla kutsayacağım ve soyunu göklerin yıldızları ve deniz kıyısındaki kum kadar çoğaltacağım. Senin soyun, düşmanlarının kapısını ele geçirecek.|seni fazlasijla kutsajat͡ʃaɡim ve sojunu ɡoklerin jildizlari ve deniz kijisindaki kum kadar t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim. senin sojunʔ dusmanlarinin kapisini ele ɡet͡ʃiret͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara de ki, İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor: ‘Bu antlaşmanın sözlerini dinlemeyen kişi lanetlidir.|onlara de kiʔ israelʔin tanrisi jahve sojle dijor ‘bu antlasmanin sozlerini dinlemejen kisi lanetlidir. Old-Testament-Deuteronomy-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"dünyanın bir ucundan öbür ucuna kadar çevrenizde, yakınınızda ya da senden uzakta olan halkların ilâhları hakkında; \"\"Gidip başka ilahlara hizmet edelim\"\" derse;\"|\"dunjanin bir ut͡ʃundan obur ut͡ʃuna kadar t͡ʃevrenizdeʔ jakininizda ja da senden uzakta olan halklarin ilahlari hakkinda; \"\"ɡidip baska ilahlara hizmet edelim\"\" derse;\" Old-Testament-Esther-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Mordekay onlardan Ester'e şu yanıtı götürmelerini istedi: “Kralın evinde bütün Yahudiler'den daha çok kaçıp kurtulabileceğini düşünme.|o zaman mordekaj onlardan esterʔe su janiti ɡoturmelerini istedi “kralin evinde butun jahudilerʔden daha t͡ʃok kat͡ʃip kurtulabilet͡ʃeɡini dusunme. New-Testament-Luke-012-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam içinden, ‘Ne yapacağım? Çünkü ürünlerimi koyacak yerim yok’ dedi.|adam it͡ʃindenʔ ‘ne japat͡ʃaɡim? t͡ʃunku urunlerimi kojat͡ʃak jerim jok’ dedi. Old-Testament-Ezekiel-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Efendi Yahve şöyle diyor: “Mademki Moav ve Seir, ‘İşte Yahuda evi bütün uluslar gibidir’ diyorlar.|“‘efendi jahve sojle dijor “mademki moav ve seirʔ ‘iste jahuda evi butun uluslar ɡibidir’ dijorlar. New-Testament-Romans-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Gayrette geri kalmayın. Ruhta ateşli olun. Efendi’ye hizmet edin.|ɡajrette ɡeri kalmajin. ruhta atesli olun. efendi’je hizmet edin. Old-Testament-Numbers-010-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sandık yola çıktığında Moşe şöyle dedi: \"\"Kalk, ey Yahve, düşmanların dağılsın! Senden nefret edenler önünden kaçsın!”\"|\"sandik jola t͡ʃiktiɡinda mose sojle dedi \"\"kalkʔ ej jahveʔ dusmanlarin daɡilsin! senden nefret edenler onunden kat͡ʃsin!”\" Old-Testament-Joshua-021-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'nın çocukları oymağından ve Şimon'un çocukları oymağından adlarıyla anılan şu kentleri verdiler:|jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan ve simonʔun t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan adlarijla anilan su kentleri verdiler Old-Testament-Joshua-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Levi oymağına miras vermedi. Ona söylediği gibi, İsrael'in Tanrısı Yahve'nin ateşle yapılan sunuları onun mirasıdır.|ant͡ʃak levi ojmaɡina miras vermedi. ona sojlediɡi ɡibiʔ israelʔin tanrisi jahveʔnin atesle japilan sunulari onun mirasidir. New-Testament-Revelation-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Var olmuş ama şimdi olmayan canavarın kendisi de sekizincidir. O da yedilerdendir ve mahva gitmektedir.|var olmus ama simdi olmajan t͡ʃanavarin kendisi de sekizint͡ʃidir. o da jedilerdendir ve mahva ɡitmektedir. Old-Testament-Job-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer güç meselesiyse, işte, O kudretlidir! Eğer adalet meselesiyse, O der ki, 'Kim beni çağıracak?'|eɡer ɡut͡ʃ meselesijseʔ isteʔ o kudretlidir! eɡer adalet meselesijseʔ o der kiʔ ʔkim beni t͡ʃaɡirat͡ʃak?ʔ Old-Testament-2-Chronicles-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yukarı Beyt Horon'u ve Aşağı Beyt Horon'u, surlu kentleri, surlarla, kapılarla ve sürgülerle yaptı.|jukari bejt horonʔu ve asaɡi bejt horonʔuʔ surlu kentleriʔ surlarlaʔ kapilarla ve surɡulerle japti. Old-Testament-Psalms-037-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi ona güler, çünkü onun gününün geldiğini görür.|efendi ona ɡulerʔ t͡ʃunku onun ɡununun ɡeldiɡini ɡorur. Old-Testament-Deuteronomy-032-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Açlıkla telef olacaklar, Yakıcı ateşle ve acı yıkımla yenilip bitirilecekler. Toprakta sürünen engerek zehiriyle birlikte, hayvanların dişlerini üzerlerine göndereceğim.|at͡ʃlikla telef olat͡ʃaklarʔ jakit͡ʃi atesle ve at͡ʃi jikimla jenilip bitirilet͡ʃekler. toprakta surunen enɡerek zehirijle birlikteʔ hajvanlarin dislerini uzerlerine ɡonderet͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-055-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, duamı dinle. Yalvarışımdan kendini saklama.|ej tanriʔ duami dinle. jalvarisimdan kendini saklama. New-Testament-Matthew-025-037|und|SPEAKER_00_Turkish|“O zaman doğru kişiler, ‘Efendimiz, ne zaman seni aç görüp doyurduk, ya da susuz görüp su içirdik?|“o zaman doɡru kisilerʔ ‘efendimizʔ ne zaman seni at͡ʃ ɡorup dojurdukʔ ja da susuz ɡorup su it͡ʃirdik? Old-Testament-1-Chronicles-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun oğlu Ladan, onun oğlu Ammihud, onun oğlu Elişama,|onun oɡlu ladanʔ onun oɡlu ammihudʔ onun oɡlu elisamaʔ Old-Testament-Genesis-020-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı beni babamın evinden gurbete çıkardığında, ona, ‘Bana göstereceğin iyilik budur’ dedim. Gittiğimiz her yerde benim hakkımda ‘O benim kardeşimdir’ de.”|tanri beni babamin evinden ɡurbete t͡ʃikardiɡindaʔ onaʔ ‘bana ɡosteret͡ʃeɡin ijilik budur’ dedim. ɡittiɡimiz her jerde benim hakkimda ‘o benim kardesimdir’ de.” Old-Testament-Ezekiel-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, bir ülke bana karşı suç işleyerek günah işlerse, ben de elimi onun üzerine uzatır, onun ekmek desteğini kırar, üzerine kıtlık gönderir, insanı da hayvanı da kesip atarsam,|“ej insanoɡluʔ bir ulke bana karsi sut͡ʃ islejerek ɡunah islerseʔ ben de elimi onun uzerine uzatirʔ onun ekmek desteɡini kirarʔ uzerine kitlik ɡonderirʔ insani da hajvani da kesip atarsamʔ Old-Testament-Leviticus-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kutsal Yer'de kefaret olarak Buluşma Çadırı'na getirilen hiçbir günah sunusu yenilmeyecek. Ateşle yakılacaktır.'\"\"\"|\"kutsal jerʔde kefaret olarak bulusma t͡ʃadiriʔna ɡetirilen hit͡ʃbir ɡunah sunusu jenilmejet͡ʃek. atesle jakilat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-034-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Buzağıyı ikiye bölüp parçalarının arasından geçtikleri zaman önümde yaptıkları antlaşmanın sözlerini yerine getirmeyerek antlaşmamı bozan adamları:|buzaɡiji ikije bolup part͡ʃalarinin arasindan ɡet͡ʃtikleri zaman onumde japtiklari antlasmanin sozlerini jerine ɡetirmejerek antlasmami bozan adamlari Old-Testament-Genesis-042-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelenler arasında İsrael’in oğulları da satın almak için geldiler. Çünkü Kenan diyarında kıtlık vardı.|ɡelenler arasinda israel’in oɡullari da satin almak it͡ʃin ɡeldiler. t͡ʃunku kenan dijarinda kitlik vardi. Old-Testament-2-Chronicles-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler'den bazıları Yehoşafat'a armağanlar ve haraç olarak gümüş getirdiler. Araplar da ona sürüler, yedi bin yedi yüz koç ve yedi bin yedi yüz teke getirdiler.|filistlilerʔden bazilari jehosafatʔa armaɡanlar ve harat͡ʃ olarak ɡumus ɡetirdiler. araplar da ona surulerʔ jedi bin jedi juz kot͡ʃ ve jedi bin jedi juz teke ɡetirdiler. Old-Testament-Proverbs-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yattığın zaman korkmayacaksın. Evet, yatacaksın, uykun tatlı olacak.|jattiɡin zaman korkmajat͡ʃaksin. evetʔ jatat͡ʃaksinʔ ujkun tatli olat͡ʃak. New-Testament-Mark-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yük taşıyan hiç kimsenin tapınaktan geçmesine izin vermedi.|juk tasijan hit͡ʃ kimsenin tapinaktan ɡet͡ʃmesine izin vermedi. Old-Testament-Jeremiah-051-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Babil ansızın düştü ve yıkıldı! Onun için ağıt yakın! Ağrısı için merhem alın. Belki iyileşir.\"\"\"|\"babil ansizin dustu ve jikildi! onun it͡ʃin aɡit jakin! aɡrisi it͡ʃin merhem alin. belki ijilesir.\"\"\" New-Testament-John-006-065|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle size demiştim, Baba'dan kendisine verilmedikçe hiç kimse bana gelemez” dedi.|“bu nedenle size demistimʔ babaʔdan kendisine verilmedikt͡ʃe hit͡ʃ kimse bana ɡelemez” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-010-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Levi'nin kardeşleri ile payı ve mirası yoktur. Tanrın Yahve'nin ona söylediği gibi, Yahve onun mirasıdır.)|bu nedenle leviʔnin kardesleri ile paji ve mirasi joktur. tanrin jahveʔnin ona sojlediɡi ɡibiʔ jahve onun mirasidir.) New-Testament-Romans-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Günahtan özgür kılınarak doğruluğun köleleri oldunuz.|ɡunahtan ozɡur kilinarak doɡruluɡun koleleri oldunuz. New-Testament-Revelation-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten inen bir melek gördüm. Elinde Abis'in anahtarı ve büyük bir zincir vardı.|ɡokten inen bir melek ɡordum. elinde abisʔin anahtari ve bujuk bir zint͡ʃir vardi. New-Testament-John-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Şimdi biraz çıkarıp şölen başkanına götürün” dedi. Onlar da götürdüler.|onlaraʔ “simdi biraz t͡ʃikarip solen baskanina ɡoturun” dedi. onlar da ɡoturduler. Old-Testament-Psalms-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona karşı ölüm silahlarını hazırlamıştır. Alevli okları hazırdır.|ona karsi olum silahlarini hazirlamistir. alevli oklari hazirdir. Old-Testament-Jeremiah-051-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sen benim savaş baltam ve savaş silahımsın. Seninle ulusları parçalayacağım. Seninle krallıkları yok edeceğim.\"|\"\"\"sen benim savas baltam ve savas silahimsin. seninle uluslari part͡ʃalajat͡ʃaɡim. seninle kralliklari jok edet͡ʃeɡim.\" New-Testament-Luke-019-038|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi’nin adıyla gelen Kral’a övgüler olsun! Gökte esenlik, en yücelerde yücelik olsun!” dediler.|“efendi’nin adijla ɡelen kral’a ovɡuler olsun! ɡokte esenlikʔ en jut͡ʃelerde jut͡ʃelik olsun!” dediler. Old-Testament-Lamentations-003-056|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sesimi duydun: \"\"Kulağını inlememden, ve feryadımdan gizleme.\"\"\"|\"sesimi dujdun \"\"kulaɡini inlememdenʔ ve ferjadimdan ɡizleme.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“ama onları tanımadıkları bütün ulusların arasına kasırga ile dağıtacağım. Böylece ülke onlardan sonra ıssız kaldı, öyle ki, içinden geçen ve geri dönen kimse olmadı; çünkü onlar güzel ülkeyi ıssız bıraktılar.”|“ama onlari tanimadiklari butun uluslarin arasina kasirɡa ile daɡitat͡ʃaɡim. bojlet͡ʃe ulke onlardan sonra issiz kaldiʔ ojle kiʔ it͡ʃinden ɡet͡ʃen ve ɡeri donen kimse olmadi; t͡ʃunku onlar ɡuzel ulkeji issiz biraktilar.” Old-Testament-1-Samuel-014-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Yonatan, \"\"Babam ülkeyi sıkıntıya soktu. Lütfen bakın, bu baldan biraz tattığım için gözlerim nasıl parladı.\"\" dedi.\"|\"o zaman jonatanʔ \"\"babam ulkeji sikintija soktu. lutfen bakinʔ bu baldan biraz tattiɡim it͡ʃin ɡozlerim nasil parladi.\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Yeryüzü türlerine göre canlılar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler ve türlerine göre canlılar üretsin” dedi ve öyle oldu.|tanriʔ “jerjuzu turlerine ɡore t͡ʃanlilarʔ evt͡ʃil ve jabanil hajvanlarʔ surunɡenler ve turlerine ɡore t͡ʃanlilar uretsin” dedi ve ojle oldu. Old-Testament-Proverbs-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|ve şöyle dersin, “Uyarıdan ne kadar da nefret ettim, yüreğim azarlanmayı küçümsedi.|ve sojle dersinʔ “ujaridan ne kadar da nefret ettimʔ jureɡim azarlanmaji kut͡ʃumsedi. Old-Testament-Joshua-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle yapacağız, yaşamalarına izin vereceğiz; yoksa onlara içtiğimiz anttan dolayı üzerimize gazap olur.”|onlara sojle japat͡ʃaɡizʔ jasamalarina izin veret͡ʃeɡiz; joksa onlara it͡ʃtiɡimiz anttan dolaji uzerimize ɡazap olur.” New-Testament-Philippians-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İhtiyaç içinde olduğum için söylemiyorum. Çünkü ben hangi durumda olursam olayım eldekiyle yetinmeyi öğrendim.|ihtijat͡ʃ it͡ʃinde olduɡum it͡ʃin sojlemijorum. t͡ʃunku ben hanɡi durumda olursam olajim eldekijle jetinmeji oɡrendim. New-Testament-Colossians-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın bütün doluluğu bedenen O’nda bulunuyor.|t͡ʃunku tanri’nin butun doluluɡu bedenen o’nda bulunujor. Old-Testament-2-Samuel-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Arkasına baktığında beni gördü ve bana seslendi. 'İşte buradayım' diye yanıt verdim.|arkasina baktiɡinda beni ɡordu ve bana seslendi. ʔiste buradajimʔ dije janit verdim. Old-Testament-2-Kings-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi, Tanrımız Yahve, yalvarıyorum, bizi onun elinden kurtar, ki yeryüzünün bütün krallıkları, senin, ey Yahve, tek Tanrı olduğunu bilsinler.\"\"\"|\"simdiʔ tanrimiz jahveʔ jalvarijorumʔ bizi onun elinden kurtarʔ ki jerjuzunun butun kralliklariʔ seninʔ ej jahveʔ tek tanri olduɡunu bilsinler.\"\"\" New-Testament-1-Corinthians-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer kulak, “Göz olmadığım için bedenin bir parçası değilim” derse, bu onu bedenden ayrı yapmaz.|eɡer kulakʔ “ɡoz olmadiɡim it͡ʃin bedenin bir part͡ʃasi deɡilim” derseʔ bu onu bedenden ajri japmaz. Old-Testament-Leviticus-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kendinize putlar yapmayacaksınız, oyma put ya da dikili taş dikmeyeceksiniz, ülkenizde önünde eğilmek için oymalı taş koymayacaksınız; çünkü ben Tanrınız Yahve'yim.'\"\"\"|\"\"\"ʔkendinize putlar japmajat͡ʃaksinizʔ ojma put ja da dikili tas dikmejet͡ʃeksinizʔ ulkenizde onunde eɡilmek it͡ʃin ojmali tas kojmajat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku ben tanriniz jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-042-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"kör gözleri açman, mahkûmları zindandan, karanlıkta oturanları zindandan çıkarman için seni halk için bir antlaşma, uluslara ışık yapacağım.\"\"\"|\"kor ɡozleri at͡ʃmanʔ mahkumlari zindandanʔ karanlikta oturanlari zindandan t͡ʃikarman it͡ʃin seni halk it͡ʃin bir antlasmaʔ uluslara isik japat͡ʃaɡim.\"\"\" Old-Testament-Amos-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Damaskus kapı sürgüsünü kıracağım, ve Aven Vadisi'nden orada oturanı, Aden evinden asa tutanı kesip atacağım; ve Suriye halkı Kir'e sürülecek.\"\" diyor Yahve.\"|\"damaskus kapi surɡusunu kirat͡ʃaɡimʔ ve aven vadisiʔnden orada oturaniʔ aden evinden asa tutani kesip atat͡ʃaɡim; ve surije halki kirʔe surulet͡ʃek.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Psalms-107-007|und|SPEAKER_00_Turkish|yaşamak için bir kente gidebilsinler diye, onlara doğru yolda öncülük etti.|jasamak it͡ʃin bir kente ɡidebilsinler dijeʔ onlara doɡru jolda ont͡ʃuluk etti. Old-Testament-1-Samuel-023-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul dağın bu tarafına, David'le adamları da dağın o tarafına gittiler; ve David, Saul'dan korktuğu için aceleyle oradan kaçtı; çünkü Saul ve adamları onları yakalamak için David'in ve adamlarının etrafını sardılar.|saul daɡin bu tarafinaʔ davidʔle adamlari da daɡin o tarafina ɡittiler; ve davidʔ saulʔdan korktuɡu it͡ʃin at͡ʃelejle oradan kat͡ʃti; t͡ʃunku saul ve adamlari onlari jakalamak it͡ʃin davidʔin ve adamlarinin etrafini sardilar. Old-Testament-Numbers-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Deuel oğlu Elyasaf, Gad'ın çocukları oymağının ordusunun başındaydı.|deuel oɡlu eljasafʔ ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin ordusunun basindajdi. New-Testament-1-John-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularım, size yazıyorum, çünkü O’nun adı uğruna günahlarınız bağışlandı.|javrularimʔ size jazijorumʔ t͡ʃunku o’nun adi uɡruna ɡunahlariniz baɡislandi. Old-Testament-Jeremiah-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor, \"\"O gün öyle olacak ki, kralın yüreği de önderlerin yüreği de tükenecek. Kâhinler şaşkına dönecek, peygamberler şaşacak.\"\"\"|\"jahve sojle dijorʔ \"\"o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ kralin jureɡi de onderlerin jureɡi de tukenet͡ʃek. kahinler saskina donet͡ʃekʔ pejɡamberler sasat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Psalms-066-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşlerin ne muhteşemdir!” deyin Tanrı’ya, “Gücünün büyüklüğünden düşmanların önünde boyun eğiyor.|“islerin ne muhtesemdir!” dejin tanri’jaʔ “ɡut͡ʃunun bujukluɡunden dusmanlarin onunde bojun eɡijor. Old-Testament-Exodus-026-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Çerçevelerin ortasındaki orta kiriş bir uçtan bir uca geçecek.|t͡ʃert͡ʃevelerin ortasindaki orta kiris bir ut͡ʃtan bir ut͡ʃa ɡet͡ʃet͡ʃek. Old-Testament-Numbers-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|ve üzerinde oturdukları yer nasıl, iyi mi yoksa kötü mü, içinde oturdukları kentler nasıl, açık mı yoksa surlu mu;|ve uzerinde oturduklari jer nasilʔ iji mi joksa kotu muʔ it͡ʃinde oturduklari kentler nasilʔ at͡ʃik mi joksa surlu mu; Old-Testament-Psalms-071-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dudaklarım sevinçle haykıracak! Kurtarmış olduğun canım seni ezgilerle övecek!|dudaklarim sevint͡ʃle hajkirat͡ʃak! kurtarmis olduɡun t͡ʃanim seni ezɡilerle ovet͡ʃek! Old-Testament-Genesis-047-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef satın aldıkları tahıl bedeli olarak Mısır ve Kenan diyarında bulunan bütün parayı onlardan topladı. Yosef parayı Firavun’un evine getirdi.|josef satin aldiklari tahil bedeli olarak misir ve kenan dijarinda bulunan butun paraji onlardan topladi. josef paraji firavun’un evine ɡetirdi. New-Testament-Luke-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Gidip o ülkenin vatandaşlarından birinin hizmetine girdi. Adam onu, domuz gütmek üzere tarlalarına gönderdi.|ɡidip o ulkenin vatandaslarindan birinin hizmetine ɡirdi. adam onuʔ domuz ɡutmek uzere tarlalarina ɡonderdi. Old-Testament-1-Samuel-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul kâhinle konuşurken, Filistliler'in ordugâhındaki kargaşalık giderek arttı ve Saul kâhine, \"\"Elini çek!\"\" dedi.\"|\"saul kahinle konusurkenʔ filistlilerʔin orduɡahindaki karɡasalik ɡiderek artti ve saul kahineʔ \"\"elini t͡ʃek!\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-054-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey sen, doğurmamış olan kısır, ezgi söyle! Ey doğum sancısı çekmemiş olan, ezgi söylemeye başla ve yüksek sesle haykır! Çünkü terkedilmiş olanın çocukları evli kadının çocuklarından çoktur” diyor Yahve.\"|\"\"\"ej senʔ doɡurmamis olan kisirʔ ezɡi sojle! ej doɡum sant͡ʃisi t͡ʃekmemis olanʔ ezɡi sojlemeje basla ve juksek sesle hajkir! t͡ʃunku terkedilmis olanin t͡ʃot͡ʃuklari evli kadinin t͡ʃot͡ʃuklarindan t͡ʃoktur” dijor jahve.\" Old-Testament-2-Kings-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Uriya, Kral Ahaz'ın buyurduğu her şeyi yaptı.|kahin urijaʔ kral ahazʔin bujurduɡu her seji japti. Old-Testament-Jeremiah-025-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dedan'a, Tema'ya, Buz'a ve sakallarının köşeleri kesilmiş olanların hepsine;|dedanʔaʔ temaʔjaʔ buzʔa ve sakallarinin koseleri kesilmis olanlarin hepsine; Old-Testament-Psalms-034-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Dilini kötülükten, dudaklarını yalan söylemekten uzak tutsun.|dilini kotuluktenʔ dudaklarini jalan sojlemekten uzak tutsun. Old-Testament-Jonah-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ona, “Deniz bize karşı yatışsın diye sana ne yapalım?” dediler. Çünkü deniz gittikçe daha çok fırtınalı oluyordu.|o zaman onaʔ “deniz bize karsi jatissin dije sana ne japalim?” dediler. t͡ʃunku deniz ɡittikt͡ʃe daha t͡ʃok firtinali olujordu. Old-Testament-Ezekiel-041-017|und|SPEAKER_00_Turkish|kapının üstündeki boşluğa, iç eve kadar ve dışarıdan, bütün duvar yanında içeriden ve dışarıdan, ölçüyle ölçtü.|kapinin ustundeki bosluɡaʔ it͡ʃ eve kadar ve disaridanʔ butun duvar janinda it͡ʃeriden ve disaridanʔ olt͡ʃujle olt͡ʃtu. Old-Testament-Nehemiah-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Pınar Kapısı'na ve Kral Havuzu'na gittim; ama altımda olan hayvanın geçebileceği bir yer yoktu.|sonra pinar kapisiʔna ve kral havuzuʔna ɡittim; ama altimda olan hajvanin ɡet͡ʃebilet͡ʃeɡi bir jer joktu. Old-Testament-Ezekiel-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Keruvlar yükseldi. Bu, Kevar Irmağı'nın yanında gördüğüm canlı yaratıktır.|keruvlar jukseldi. buʔ kevar irmaɡiʔnin janinda ɡorduɡum t͡ʃanli jaratiktir. Old-Testament-Ezekiel-027-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kürekçilerin seni büyük sulara getirdi. Doğu rüzgarı seni denizlerin yüreğinde kırdı.|kurekt͡ʃilerin seni bujuk sulara ɡetirdi. doɡu ruzɡari seni denizlerin jureɡinde kirdi. Old-Testament-Jeremiah-031-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Efraim benim değerli oğlum değil mi? Sevgili çocuk değil mi? Çünkü ona karşı ne zaman konuşsam, onu hâlâ içtenlikle hatırlıyorum. Bu yüzden yüreğim onu özlüyor. Ona kesinlikle merhamet edeceğim.\"\" diyor Yahve.\"|\"efraim benim deɡerli oɡlum deɡil mi? sevɡili t͡ʃot͡ʃuk deɡil mi? t͡ʃunku ona karsi ne zaman konussamʔ onu hala it͡ʃtenlikle hatirlijorum. bu juzden jureɡim onu ozlujor. ona kesinlikle merhamet edet͡ʃeɡim.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-2-Chronicles-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci ayda Mayasız Ekmek Bayramı'nı tutmak için Yeruşalem'de çok insan, çok büyük bir toplulukla toplandı.|ikint͡ʃi ajda majasiz ekmek bajramiʔni tutmak it͡ʃin jerusalemʔde t͡ʃok insanʔ t͡ʃok bujuk bir toplulukla toplandi. Old-Testament-Genesis-046-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan’ın oğlu: Huşim.|dan’in oɡlu husim. Old-Testament-Nahum-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Senden Yahve'ye karşı kötülük tasarlayan, kötülük öğütleyen biri çıktı.|senden jahveʔje karsi kotuluk tasarlajanʔ kotuluk oɡutlejen biri t͡ʃikti. New-Testament-Acts-005-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onlar Yeşua’nın adından ötürü hakarete layık görüldükleri için sevinçle Yüksek Kurul’un önünden ayrıldılar.|bojlet͡ʃe onlar jesua’nin adindan oturu hakarete lajik ɡoruldukleri it͡ʃin sevint͡ʃle juksek kurul’un onunden ajrildilar. Old-Testament-Proverbs-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik çağırmıyor mu? Anlayış sesini yükseltmiyor mu?|bilɡelik t͡ʃaɡirmijor mu? anlajis sesini jukseltmijor mu? Old-Testament-Numbers-033-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Kehelata'dan yola çıkıp Şefer Dağı'nda konakladılar.|kehelataʔdan jola t͡ʃikip sefer daɡiʔnda konakladilar. Old-Testament-Joel-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'da boru çalın! Orucu kutsal kılın. Toplantıya çağırın.|sijonʔda boru t͡ʃalin! orut͡ʃu kutsal kilin. toplantija t͡ʃaɡirin. Old-Testament-Job-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|'Ölümlü insan Tanrı'dan daha adil olur mu? İnsan kendi Yaratıcısı'ndan daha temiz olur mu?|ʔolumlu insan tanriʔdan daha adil olur mu? insan kendi jaratit͡ʃisiʔndan daha temiz olur mu? New-Testament-2-Corinthians-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her zaman, her bakımdan, her şeye yeterince sahip olarak, her iyi işe bol bol katkıda bulunabilmeniz için, Tanrı her lütfu size bollukla sağlayacak güçtedir.|her zamanʔ her bakimdanʔ her seje jeterint͡ʃe sahip olarakʔ her iji ise bol bol katkida bulunabilmeniz it͡ʃinʔ tanri her lutfu size bollukla saɡlajat͡ʃak ɡut͡ʃtedir. Old-Testament-Job-034-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Adaletten nefret eden biri hiç hükmedebilir mi?|adaletten nefret eden biri hit͡ʃ hukmedebilir mi? Old-Testament-2-Chronicles-032-028|und|SPEAKER_00_Turkish|buğday, yeni şarap ve zeytin yağı mahsulü için ambarlar; her türlü hayvan için ahırlar ve sürüler için ağıllar da sağladı.|buɡdajʔ jeni sarap ve zejtin jaɡi mahsulu it͡ʃin ambarlar; her turlu hajvan it͡ʃin ahirlar ve suruler it͡ʃin aɡillar da saɡladi. Old-Testament-Psalms-072-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun günlerinde doğrular serpilip gelişsin, ay yok olana dek esenlik çoğalsın.|onun ɡunlerinde doɡrular serpilip ɡelissinʔ aj jok olana dek esenlik t͡ʃoɡalsin. New-Testament-John-001-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Size doğrusunu söyleyeyim, bundan sonra göğün açıldığını ve Tanrı’nın meleklerinin İnsanoğlu’nun üzerine yükselip indiklerini göreceksiniz” dedi.|onaʔ “size doɡrusunu sojlejejimʔ bundan sonra ɡoɡun at͡ʃildiɡini ve tanri’nin meleklerinin insanoɡlu’nun uzerine jukselip indiklerini ɡoret͡ʃeksiniz” dedi. New-Testament-Luke-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Size lanet edenleri kutsayın ve size kötü davrananlar için dua edin.|size lanet edenleri kutsajin ve size kotu davrananlar it͡ʃin dua edin. New-Testament-Romans-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü günahın hizmetkârlarıyken, doğruluktan özgürdünüz.|t͡ʃunku ɡunahin hizmetkarlarijkenʔ doɡruluktan ozɡurdunuz. Old-Testament-Psalms-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerde oturan gülecek. Efendi onlarla alay edecek.|ɡoklerde oturan ɡulet͡ʃek. efendi onlarla alaj edet͡ʃek. New-Testament-1-Peter-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Her biriniz almış olduğu ruhsal armağana göre, bunu Tanrı’nın çok yönlü lütfunun iyi yöneticileri olarak birbirinize hizmet etmek için kullanın.|her biriniz almis olduɡu ruhsal armaɡana ɡoreʔ bunu tanri’nin t͡ʃok jonlu lutfunun iji jonetit͡ʃileri olarak birbirinize hizmet etmek it͡ʃin kullanin. Old-Testament-Joshua-008-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Yeşu'ya buyurduğu söz uyarınca İsrael, o kentin yalnızca hayvanlarını ve mallarını kendilerine aldı.|jahveʔnin jesuʔja bujurduɡu soz ujarint͡ʃa israelʔ o kentin jalnizt͡ʃa hajvanlarini ve mallarini kendilerine aldi. Old-Testament-1-Kings-018-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Duy beni, ey Yahve, duy beni ki, bu halk ey Yahve, senin Tanrı olduğunu ve yüreklerini geri döndürdüğünü bilsin.”|duj beniʔ ej jahveʔ duj beni kiʔ bu halk ej jahveʔ senin tanri olduɡunu ve jureklerini ɡeri dondurduɡunu bilsin.” New-Testament-Romans-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun aracılığıyla, bütün uluslar arasında imana itaat etmek üzere, O'nun adı uğruna lütuf ve elçilik görevi aldık.|oʔnun arat͡ʃiliɡijlaʔ butun uluslar arasinda imana itaat etmek uzereʔ oʔnun adi uɡruna lutuf ve elt͡ʃilik ɡorevi aldik. Old-Testament-Isaiah-065-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Beni arayan halkım için, Şaron sürülerin ağılı, Akor Vadisi de sürülerin yattığı yer olacak.\"\"\"|\"beni arajan halkim it͡ʃinʔ saron surulerin aɡiliʔ akor vadisi de surulerin jattiɡi jer olat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Acts-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana geldi ve yanımda durup, ‘Saul kardeş, gözlerin açılsın!’ dedi. O anda onu gördüm.|bana ɡeldi ve janimda durupʔ ‘saul kardesʔ ɡozlerin at͡ʃilsin!’ dedi. o anda onu ɡordum. New-Testament-2-Peter-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Mesih’in hizmetkârı ve elçisi Simon Petrus, Tanrımız ve Kurtarıcımız Yeşua Mesih’in doğruluğunda bizimle aynı değerli imana sahip olanlara:|jesua mesih’in hizmetkari ve elt͡ʃisi simon petrusʔ tanrimiz ve kurtarit͡ʃimiz jesua mesih’in doɡruluɡunda bizimle ajni deɡerli imana sahip olanlara Old-Testament-1-Chronicles-025-024|und|SPEAKER_00_Turkish|on yedincisi Yoşvekaş'a, oğulları ve kardeşleri, on iki;|on jedint͡ʃisi josvekasʔaʔ oɡullari ve kardesleriʔ on iki; New-Testament-Acts-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi beni suçladıkları şeyleri sana kanıtlayamazlar.|simdi beni sut͡ʃladiklari sejleri sana kanitlajamazlar. Old-Testament-Numbers-005-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Erkek kötülükten özgür olacak, o kadın da kendi kötülüğünü taşıyacaktır.'”|erkek kotulukten ozɡur olat͡ʃakʔ o kadin da kendi kotuluɡunu tasijat͡ʃaktir.ʔ” Old-Testament-Deuteronomy-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kendisinden nefret edenleri yok etmek için yüzlerine karşılığını veren sadık Tanrı'dır. Kendisinden nefret edene karşı gevşeklik göstermez. Karşılığını yüzüne verecektir.|ve kendisinden nefret edenleri jok etmek it͡ʃin juzlerine karsiliɡini veren sadik tanriʔdir. kendisinden nefret edene karsi ɡevseklik ɡostermez. karsiliɡini juzune veret͡ʃektir. Old-Testament-2-Kings-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine atlarla iki araba aldılar. Kral onları Suriye ordusuna gönderip, “Gidin ve görün” dedi.|bunun uzerine atlarla iki araba aldilar. kral onlari surije ordusuna ɡonderipʔ “ɡidin ve ɡorun” dedi. Old-Testament-Genesis-036-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Şaul ölünce, yerine Akbor oğlu Baal Hanan kral oldu.|saul olunt͡ʃeʔ jerine akbor oɡlu baal hanan kral oldu. Old-Testament-Jeremiah-048-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun gazabını bilirim,\"\" diyor Yahve, \"\"bir hiçtir; övünmeleri bir şey yapmadı.\"|\"onun ɡazabini bilirimʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"bir hit͡ʃtir; ovunmeleri bir sej japmadi.\" Old-Testament-1-Chronicles-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşonlular'dan: Ladan ve Şimei.|ɡersonlularʔdan ladan ve simei. Old-Testament-2-Kings-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beni terk ettiler ve ellerinin bütün işleriyle beni öfkelendirmek için başka ilâhlara buhur yaktılar. Bu yüzden öfkem bu yere karşı tutuşacak ve sönmeyecek.'”|t͡ʃunku beni terk ettiler ve ellerinin butun islerijle beni ofkelendirmek it͡ʃin baska ilahlara buhur jaktilar. bu juzden ofkem bu jere karsi tutusat͡ʃak ve sonmejet͡ʃek.ʔ” New-Testament-Revelation-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tiyatira’daki kilisenin meleğine yaz: “Gözleri ateş alevine, ayakları parlak tunca benzeyen Tanrı’nın Oğlu şunları söylüyor:|“tijatira’daki kilisenin meleɡine jaz “ɡozleri ates alevineʔ ajaklari parlak tunt͡ʃa benzejen tanri’nin oɡlu sunlari sojlujor New-Testament-John-012-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu dünyanın yargısı şimdidir. Şimdi bu dünyanın hükümdarı kovulacak.|“bu dunjanin jarɡisi simdidir. simdi bu dunjanin hukumdari kovulat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler dağda bir yanda, İsraelliler dağda öbür yanda duruyorlardı; aralarında bir vadi vardı.|filistliler daɡda bir jandaʔ israelliler daɡda obur janda durujorlardi; aralarinda bir vadi vardi. Old-Testament-Psalms-031-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalancı putlara saygı duyanlardan nefret ederim, ancak Yahve’ye güvenirim.|jalant͡ʃi putlara sajɡi dujanlardan nefret ederimʔ ant͡ʃak jahve’je ɡuvenirim. Old-Testament-Zechariah-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan köşe taşı, ondan çadır kazığı, ondan savaş yayı, hüküm sahiplerinin hepsi birlikte ondan çıkacak.|ondan kose tasiʔ ondan t͡ʃadir kaziɡiʔ ondan savas jajiʔ hukum sahiplerinin hepsi birlikte ondan t͡ʃikat͡ʃak. New-Testament-1-Timothy-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinin üzerine el koymakta acele etme. Başkalarının günahlarına ortak olma. Kendini pak tut.|birinin uzerine el kojmakta at͡ʃele etme. baskalarinin ɡunahlarina ortak olma. kendini pak tut. Old-Testament-Exodus-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Irmak kurbağalarla dolup taşacak, kurbağalar yukarı çıkıp evinize, yatak odanıza, yatağınıza, hizmetkârlarının evine, halkınızın üzerine, fırınlarınıza ve hamur teknelerinize girecek.|irmak kurbaɡalarla dolup tasat͡ʃakʔ kurbaɡalar jukari t͡ʃikip evinizeʔ jatak odanizaʔ jataɡinizaʔ hizmetkarlarinin evineʔ halkinizin uzerineʔ firinlariniza ve hamur teknelerinize ɡiret͡ʃek. Old-Testament-Genesis-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek, “Bunu kimin yaptığını bilmiyorum” dedi. “Bana söylemedin ve ben de ancak bugün işittim.”|avimelekʔ “bunu kimin japtiɡini bilmijorum” dedi. “bana sojlemedin ve ben de ant͡ʃak buɡun isittim.” Old-Testament-Jeremiah-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|o zaman jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Deuteronomy-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, ey İsrael, Tanrın Yahve'den korkmaktan, O'nun bütün yollarında yürümekten, O'nu sevmekten, Tanrın Yahve'ye bütün yüreğinle, bütün canınla hizmet etmekten,|simdiʔ ej israelʔ tanrin jahveʔden korkmaktanʔ oʔnun butun jollarinda jurumektenʔ oʔnu sevmektenʔ tanrin jahveʔje butun jureɡinleʔ butun t͡ʃaninla hizmet etmektenʔ Old-Testament-Zechariah-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kentin sokakları sokaklarında oynayan erkek ve kız çocuklarıyla dolacak.\"\"\"|\"kentin sokaklari sokaklarinda ojnajan erkek ve kiz t͡ʃot͡ʃuklarijla dolat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun bilgisiyle derinlikler yarıldı, gökler çiğ damlattı.|oʔnun bilɡisijle derinlikler jarildiʔ ɡokler t͡ʃiɡ damlatti. New-Testament-Mark-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onikiler’le birlikte olan çevresindekiler Yeşua’yla yalnız kalınca, O’na benzetmelerin anlamını sordular.|onikiler’le birlikte olan t͡ʃevresindekiler jesua’jla jalniz kalint͡ʃaʔ o’na benzetmelerin anlamini sordular. New-Testament-Acts-027-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Gemide toplam iki yüz yetmiş altı kişiydik.|ɡemide toplam iki juz jetmis alti kisijdik. Old-Testament-Psalms-033-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve’nin sözü doğrudur. Bütün işlerini sadakatle yapar.|t͡ʃunku jahve’nin sozu doɡrudur. butun islerini sadakatle japar. New-Testament-Romans-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onların reddedilmesi dünyanın barışması olduysa, kabul edilmeleri ölümden yaşam değil de nedir?|t͡ʃunku onlarin reddedilmesi dunjanin barismasi oldujsaʔ kabul edilmeleri olumden jasam deɡil de nedir? New-Testament-1-Timothy-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlar tek karılı, çocuklarını ve kendi evlerini iyi yöneten kişiler olsun.|hizmetkarlar tek kariliʔ t͡ʃot͡ʃuklarini ve kendi evlerini iji joneten kisiler olsun. Old-Testament-Psalms-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi gururlu yüzüyle, düşüncelerinde Tanrı'ya yer vermez.|kotu kisi ɡururlu juzujleʔ dusunt͡ʃelerinde tanriʔja jer vermez. Old-Testament-1-Kings-007-041|und|SPEAKER_00_Turkish|İki direği; direklerin tepesindeki başlıkların iki yuvarlağını; direklerin tepesindeki başlıkların iki yuvarlağını örten iki ağ işi;|iki direɡi; direklerin tepesindeki basliklarin iki juvarlaɡini; direklerin tepesindeki basliklarin iki juvarlaɡini orten iki aɡ isi; Old-Testament-Leviticus-027-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun iyi mi kötü mü olduğunu incelemeyecek ve onu değiştirmeyecek. Eğer onu değiştirirse, o zaman hem o, hem de değiştirdiği kutsal olacaktır. O ödenip geri alınamayacaktır.'”|onun iji mi kotu mu olduɡunu int͡ʃelemejet͡ʃek ve onu deɡistirmejet͡ʃek. eɡer onu deɡistirirseʔ o zaman hem oʔ hem de deɡistirdiɡi kutsal olat͡ʃaktir. o odenip ɡeri alinamajat͡ʃaktir.ʔ” New-Testament-2-Corinthians-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Her kimi bağışlarsanız, ben de onu bağışlarım. Çünkü gerçekten bir şeyi bağışlamışsam, onu Mesih’in önünde sizin için bağışladım.|her kimi baɡislarsanizʔ ben de onu baɡislarim. t͡ʃunku ɡert͡ʃekten bir seji baɡislamissamʔ onu mesih’in onunde sizin it͡ʃin baɡisladim. New-Testament-John-013-032|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer Tanrı O’nda yüceltildiyse, Tanrı da O’nu kendinde yüceltecektir. Hem de O’nu hemen yüceltecektir.|“eɡer tanri o’nda jut͡ʃeltildijseʔ tanri da o’nu kendinde jut͡ʃeltet͡ʃektir. hem de o’nu hemen jut͡ʃeltet͡ʃektir. Old-Testament-Obadiah-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlaşmış olduğun bütün adamlar seni sınırına kadar sürdüler. Seninle barış içinde olan adamlar seni aldattı ve seni yendiler. Ekmeğini yiyen dostlar sana tuzak kuruyorlar. Onda anlayış yok.”|anlasmis olduɡun butun adamlar seni sinirina kadar surduler. seninle baris it͡ʃinde olan adamlar seni aldatti ve seni jendiler. ekmeɡini jijen dostlar sana tuzak kurujorlar. onda anlajis jok.” Old-Testament-Joshua-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre Efraim'in çocuklarının sınırı buydu. Miraslarının sınırı doğuda, yukarı Beyt Horon'a kadar Atarot Addar'dı.|bojlarina ɡore efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin siniri bujdu. miraslarinin siniri doɡudaʔ jukari bejt horonʔa kadar atarot addarʔdi. Old-Testament-1-Chronicles-004-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon'un oğulları: Nemuel, Yamin, Yariv, Zerah, Şaul;|simonʔun oɡullari nemuelʔ jaminʔ jarivʔ zerahʔ saul; New-Testament-Luke-022-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın yanındakiler olacakları görünce, “Efendimiz, kılıçla vuralım mı?” dediler.|jesua’nin janindakiler olat͡ʃaklari ɡorunt͡ʃeʔ “efendimizʔ kilit͡ʃla vuralim mi?” dediler. Old-Testament-Isaiah-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon'un kapıları yas tutacak, ağıt tutacak. O, ıssız kalıp yere oturacak.|sijonʔun kapilari jas tutat͡ʃakʔ aɡit tutat͡ʃak. oʔ issiz kalip jere oturat͡ʃak. New-Testament-Revelation-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın kralları, ileri gelenleri, komutanları, zengini, güçlüsü, kölesi ve özgürü mağaralara, dağların kovuklarına gizlendiler.|dunjanin krallariʔ ileri ɡelenleriʔ komutanlariʔ zenɡiniʔ ɡut͡ʃlusuʔ kolesi ve ozɡuru maɡaralaraʔ daɡlarin kovuklarina ɡizlendiler. New-Testament-1-Corinthians-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa bunu elbette bizim için mi söylüyor? Evet, bu sözler bizim için yazılmıştır. Çünkü çift süren umutla çift sürmeli, harman döven de üründen pay almak umuduyla harman dövmeli.|joksa bunu elbette bizim it͡ʃin mi sojlujor? evetʔ bu sozler bizim it͡ʃin jazilmistir. t͡ʃunku t͡ʃift suren umutla t͡ʃift surmeliʔ harman doven de urunden paj almak umudujla harman dovmeli. Old-Testament-Numbers-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutun kurulduğu gün bulut, konutu, Levha Sandığı'nı örttü. Akşamleyin ateş görünüşü gibi sabaha kadar konutun üzerindeydi.|konutun kurulduɡu ɡun bulutʔ konutuʔ levha sandiɡiʔni orttu. aksamlejin ates ɡorunusu ɡibi sabaha kadar konutun uzerindejdi. Old-Testament-2-Samuel-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu söz Avşalom'un ve İsrael'in bütün ihtiyarlarının hoşuna gitti.|bu soz avsalomʔun ve israelʔin butun ihtijarlarinin hosuna ɡitti. Old-Testament-Esther-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ester, \"\"Kral uygun görürse, kral ve Haman bugün kendisi için hazırladığım ziyafete gelsinler\"\" dedi.\"|\"esterʔ \"\"kral ujɡun ɡorurseʔ kral ve haman buɡun kendisi it͡ʃin hazirladiɡim zijafete ɡelsinler\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|kırmızı boyalı koç derileri, deniz ayısı derileri, akasya ağacı,|kirmizi bojali kot͡ʃ derileriʔ deniz ajisi derileriʔ akasja aɡat͡ʃiʔ New-Testament-Matthew-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra İblis O’nu kutsal kente götürdü. O’nu tapınağın tepesine koyup,|sonra iblis o’nu kutsal kente ɡoturdu. o’nu tapinaɡin tepesine kojupʔ New-Testament-1-Corinthians-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri çağrıldığında sünnetli miydi? Sünnetsiz olmaya çalışmasın. Sünnetsizken mi çağrıldı? Sünnet olmasın.|biri t͡ʃaɡrildiɡinda sunnetli mijdi? sunnetsiz olmaja t͡ʃalismasin. sunnetsizken mi t͡ʃaɡrildi? sunnet olmasin. Old-Testament-Zechariah-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Güçlüler dışarı çıktılar ve yeryüzünde dolaşmak için gitmek istediler. O, “Yeryüzünde dolaşın!” dedi. Böylece yeryüzünde dolaştılar.|ɡut͡ʃluler disari t͡ʃiktilar ve jerjuzunde dolasmak it͡ʃin ɡitmek istediler. oʔ “jerjuzunde dolasin!” dedi. bojlet͡ʃe jerjuzunde dolastilar. Old-Testament-2-Chronicles-019-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara, \"\"Bunu Yahve korkusuyla, sadakatle ve tam bir yürekle yapacaksınız\"\" diye buyurdu.\"|\"onlaraʔ \"\"bunu jahve korkusujlaʔ sadakatle ve tam bir jurekle japat͡ʃaksiniz\"\" dije bujurdu.\" Old-Testament-2-Chronicles-032-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârları Yahve Tanrı'ya ve hizmetkârı Hizkiya'ya karşı daha da çok konuştular.|hizmetkarlari jahve tanriʔja ve hizmetkari hizkijaʔja karsi daha da t͡ʃok konustular. Old-Testament-Psalms-050-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben boğa eti yer miyim? Ya da keçilerin kanını içer miyim?|ben boɡa eti jer mijim? ja da ket͡ʃilerin kanini it͡ʃer mijim? Old-Testament-Ezekiel-039-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Sen, ey insanoğlu, Gog’a karşı peygamberlik et ve de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, sana karşıyım, ey Roş, Meşek ve Tuval Beyi Gog.\"|\"“senʔ ej insanoɡluʔ ɡoɡ’a karsi pejɡamberlik et ve deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"isteʔ sana karsijimʔ ej rosʔ mesek ve tuval beji ɡoɡ.\" Old-Testament-Deuteronomy-028-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sana karşı ayaklanan düşmanlarını senin önünde vuracak. Onlar sana karşı bir yoldan çıkacaklar ve önünden yedi yoldan kaçacaklar.|jahve sana karsi ajaklanan dusmanlarini senin onunde vurat͡ʃak. onlar sana karsi bir joldan t͡ʃikat͡ʃaklar ve onunden jedi joldan kat͡ʃat͡ʃaklar. New-Testament-1-Peter-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sevgililer, yabancılar ve konuklar olarak cana karşı savaşan benliğin tutkularından kaçınmanızı rica ediyorum.|ej sevɡililerʔ jabant͡ʃilar ve konuklar olarak t͡ʃana karsi savasan benliɡin tutkularindan kat͡ʃinmanizi rit͡ʃa edijorum. Old-Testament-Ezekiel-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü Efendi Yahve şöyle diyor: 'Seni ıssız kentler gibi harap olmuş bir kent yaptığımda, engini senin üzerine çıkardığımda ve büyük sular seni örttüğünde,|“t͡ʃunku efendi jahve sojle dijor ʔseni issiz kentler ɡibi harap olmus bir kent japtiɡimdaʔ enɡini senin uzerine t͡ʃikardiɡimda ve bujuk sular seni orttuɡundeʔ Old-Testament-Isaiah-053-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bizim suçlarımız yüzünden o yaralandı. Bizim kötülüklerimiz için o ezildi. Esenliğimizi getiren ceza onun üzerindeydi; ve onun yaralarıyla biz iyileştik.|ama bizim sut͡ʃlarimiz juzunden o jaralandi. bizim kotuluklerimiz it͡ʃin o ezildi. esenliɡimizi ɡetiren t͡ʃeza onun uzerindejdi; ve onun jaralarijla biz ijilestik. Old-Testament-1-Kings-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Kenaana oğlu Sidkiya yaklaşıp Mikaya'nın yanağına vurdu ve, \"\"Yahve'nin Ruhu sana seslenmek için hangi yoldan benden sana gitti?\"\" dedi.\"|\"o zaman kenaana oɡlu sidkija jaklasip mikajaʔnin janaɡina vurdu veʔ \"\"jahveʔnin ruhu sana seslenmek it͡ʃin hanɡi joldan benden sana ɡitti?\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün daha bekledi; ve yine güvercini gemiden gönderdi.|jedi ɡun daha bekledi; ve jine ɡuvert͡ʃini ɡemiden ɡonderdi. Old-Testament-1-Chronicles-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şilolular'dan: İlk oğlu Asaya ve oğulları.|silolularʔdan ilk oɡlu asaja ve oɡullari. New-Testament-John-007-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine, görevliler geri gelince, başkâhinlerle Ferisiler onlara, “O’nu neden getirmediniz?” dediler.|bunun uzerineʔ ɡorevliler ɡeri ɡelint͡ʃeʔ baskahinlerle ferisiler onlaraʔ “o’nu neden ɡetirmediniz?” dediler. Old-Testament-Jeremiah-041-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Kareah oğlu Yohanan ve onunla beraber olan bütün ordu komutanları, Netanya oğlu İşmael'in yaptığı bütün kötülükleri duyunca,|ama kareah oɡlu johanan ve onunla beraber olan butun ordu komutanlariʔ netanja oɡlu ismaelʔin japtiɡi butun kotulukleri dujunt͡ʃaʔ Old-Testament-Leviticus-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron'u ve kendisiyle birlikte oğullarını, giysilerini, mesh yağını, günah sunusu olan boğayı, iki koçu ve mayasız ekmek sepetini al;\"|\"\"\"aronʔu ve kendisijle birlikte oɡullariniʔ ɡijsileriniʔ mesh jaɡiniʔ ɡunah sunusu olan boɡajiʔ iki kot͡ʃu ve majasiz ekmek sepetini al;\" New-Testament-John-003-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı’nın gönderdiği kişi Tanrı’nın sözlerini söyler. Çünkü Tanrı, Ruh’u ölçüsüz verir.|t͡ʃunku tanri’nin ɡonderdiɡi kisi tanri’nin sozlerini sojler. t͡ʃunku tanriʔ ruh’u olt͡ʃusuz verir. Old-Testament-Leviticus-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam amcasının karısıyla yatarsa, amcasının çıplaklığını açmıştır. Günahlarına katlanacaklar. Çocuksuz öleceklerdir.|bir adam amt͡ʃasinin karisijla jatarsaʔ amt͡ʃasinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmistir. ɡunahlarina katlanat͡ʃaklar. t͡ʃot͡ʃuksuz olet͡ʃeklerdir. Old-Testament-Psalms-074-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreklerinde, “Onları tamamen ezeceğiz” dediler. Ülkede Tanrı'ya tapınılan her yeri yaktılar.|jureklerindeʔ “onlari tamamen ezet͡ʃeɡiz” dediler. ulkede tanriʔja tapinilan her jeri jaktilar. Old-Testament-Jeremiah-042-015|und|SPEAKER_00_Turkish|bu yüzden, ey Yahuda’nın kalıntısı, şimdi Yahve'nin sözünü dinleyin! İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi şöyle diyor: 'Eğer gerçekten yüzünüzü Mısır'a girmeye döndürürseniz ve oraya yerleşirseniz,|bu juzdenʔ ej jahuda’nin kalintisiʔ simdi jahveʔnin sozunu dinlejin! israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesi sojle dijor ʔeɡer ɡert͡ʃekten juzunuzu misirʔa ɡirmeje dondururseniz ve oraja jerlesirsenizʔ Old-Testament-Daniel-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralın onların içeri alınması için belirlediği günlerin sonunda, hadımların beyi onları içeriye, Nebukadnetsar'ın önüne getirdi.|kralin onlarin it͡ʃeri alinmasi it͡ʃin belirlediɡi ɡunlerin sonundaʔ hadimlarin beji onlari it͡ʃerijeʔ nebukadnetsarʔin onune ɡetirdi. New-Testament-Romans-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi’nin düşüncesini kim bildi? Ya da O’nun öğütçüsü oldu?”|“efendi’nin dusunt͡ʃesini kim bildi? ja da o’nun oɡutt͡ʃusu oldu?” Old-Testament-Isaiah-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötülük ateş gibi yakar. Çalıları ve dikenleri yiyip bitirir; evet, ormanın sık yerlerini tutuşturur, bir duman sütununda buram buram yükselir.|t͡ʃunku kotuluk ates ɡibi jakar. t͡ʃalilari ve dikenleri jijip bitirir; evetʔ ormanin sik jerlerini tutustururʔ bir duman sutununda buram buram jukselir. Old-Testament-Jeremiah-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Söyle, “Yahve şöyle diyor, ‘İnsanların cesetleri açık kır üzerinde gübre gibi, orakçının ardından düşen demet gibi düşecek. Onları kimse toplamayacak.’”|sojleʔ “jahve sojle dijorʔ ‘insanlarin t͡ʃesetleri at͡ʃik kir uzerinde ɡubre ɡibiʔ orakt͡ʃinin ardindan dusen demet ɡibi duset͡ʃek. onlari kimse toplamajat͡ʃak.’” Old-Testament-Job-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Zamanından önce tamam olacak. Dalı yeşermeyecek.|zamanindan ont͡ʃe tamam olat͡ʃak. dali jesermejet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-041-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çirkin ve cılız inekler yedi güzel ve besili ineği yedi. Böylece Firavun uyandı.|t͡ʃirkin ve t͡ʃiliz inekler jedi ɡuzel ve besili ineɡi jedi. bojlet͡ʃe firavun ujandi. Old-Testament-1-Chronicles-022-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi oğlum, Yahve seninle birlikte olsun ve seni başarılı kılsın ve Tanrın Yahve'nin evini, senin hakkında söylediği gibi yap.|simdi oɡlumʔ jahve seninle birlikte olsun ve seni basarili kilsin ve tanrin jahveʔnin eviniʔ senin hakkinda sojlediɡi ɡibi jap. New-Testament-Matthew-005-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki gökteki Babanız’ın çocukları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmuru hem doğruların hem doğru olmayanların üzerine gönderir.|ojle ki ɡokteki babaniz’in t͡ʃot͡ʃuklari olasiniz. t͡ʃunku oʔ ɡunesini hem kotulerin hem ijilerin uzerine doɡdurur; jaɡmuru hem doɡrularin hem doɡru olmajanlarin uzerine ɡonderir. Old-Testament-Amos-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bundan vazgeçti. “Bu da olmayacak” diyor Efendi Yahve.|jahve bundan vazɡet͡ʃti. “bu da olmajat͡ʃak” dijor efendi jahve. Old-Testament-Exodus-030-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Pervazının altına iki altın halka yapacaksın; iki yanları üzerinde, iki tarafa yapacaksın; bunlar onu taşıyacak sırıklar için yer olacak.|pervazinin altina iki altin halka japat͡ʃaksin; iki janlari uzerindeʔ iki tarafa japat͡ʃaksin; bunlar onu tasijat͡ʃak siriklar it͡ʃin jer olat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek, İshak'a, “Yanımızdan git, çünkü bizden daha güçlü oldun” dedi.|avimelekʔ ishakʔaʔ “janimizdan ɡitʔ t͡ʃunku bizden daha ɡut͡ʃlu oldun” dedi. Old-Testament-Hosea-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onlar yalnız başına dolaşan yaban eşeği gibi Aşur'a çıktılar. Efraim kendine ücretli sevgililer tuttu.|t͡ʃunku onlar jalniz basina dolasan jaban eseɡi ɡibi asurʔa t͡ʃiktilar. efraim kendine ut͡ʃretli sevɡililer tuttu. New-Testament-Hebrews-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir süreliğine günahın sefasını sürmektense, Tanrı’nın halkıyla birlikte hakaret görmeyi tercih etti.|bir sureliɡine ɡunahin sefasini surmektenseʔ tanri’nin halkijla birlikte hakaret ɡormeji tert͡ʃih etti. New-Testament-Luke-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes yiyip doydu. Arta kalan parçalardan on iki sepet dolusu kaldırdılar.|herkes jijip dojdu. arta kalan part͡ʃalardan on iki sepet dolusu kaldirdilar. Old-Testament-Numbers-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon'dan: Surişadday oğlu Şelumiel.|simonʔdan surisaddaj oɡlu selumiel. Old-Testament-Deuteronomy-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sizi halkların arasına dağıtacak, Yahve'nin sizi götüreceği uluslar arasında sayınız az kalacak.|jahve sizi halklarin arasina daɡitat͡ʃakʔ jahveʔnin sizi ɡoturet͡ʃeɡi uluslar arasinda sajiniz az kalat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim'in çocukları ordugâhının bayrağı ordularına göre yola çıktı. Ammihud oğlu Elişama onun ordusunun başındaydı.|efraimʔin t͡ʃot͡ʃuklari orduɡahinin bajraɡi ordularina ɡore jola t͡ʃikti. ammihud oɡlu elisama onun ordusunun basindajdi. Old-Testament-Nehemiah-012-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin oğullarından bazıları borularla: Yonatan oğlu, Şemaya oğlu, Mattanya oğlu, Mikaya oğlu, Zakkur oğlu, Asaf oğlu Zekariya;|kahin oɡullarindan bazilari borularla jonatan oɡluʔ semaja oɡluʔ mattanja oɡluʔ mikaja oɡluʔ zakkur oɡluʔ asaf oɡlu zekarija; Old-Testament-2-Samuel-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|David bu ağıtla Saul ve oğlu Yonatan için ağıt yaktı.|david bu aɡitla saul ve oɡlu jonatan it͡ʃin aɡit jakti. Old-Testament-Numbers-035-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"çünkü onun başkâhinin ölümüne dek sığındığı kentte kalması gerekirdi. Yalnız başkâhinin ölümünden sonra, adam öldüren kişi kendi mülkü olan diyara geri dönecektir.'\"\"\"|\"t͡ʃunku onun baskahinin olumune dek siɡindiɡi kentte kalmasi ɡerekirdi. jalniz baskahinin olumunden sonraʔ adam olduren kisi kendi mulku olan dijara ɡeri donet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Amos-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yoksulun başını yerin tozunda çiğniyor, ve ezileni haktan yoksun bırakıyorlar. Bir adam ve babası aynı kızı kullanarak kutsal adımı kirletiyorlar.|onlar joksulun basini jerin tozunda t͡ʃiɡnijorʔ ve ezileni haktan joksun birakijorlar. bir adam ve babasi ajni kizi kullanarak kutsal adimi kirletijorlar. Old-Testament-Numbers-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak eğer suçun karşılığını ödemek için o adamın yakın akrabası yoksa, kendisi için kefaret edecek olan kefaret koçunun yanı sıra, Yahve'ye ödenen suç karşılığı da kâhinin olacaktır.|ant͡ʃak eɡer sut͡ʃun karsiliɡini odemek it͡ʃin o adamin jakin akrabasi joksaʔ kendisi it͡ʃin kefaret edet͡ʃek olan kefaret kot͡ʃunun jani siraʔ jahveʔje odenen sut͡ʃ karsiliɡi da kahinin olat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarsa, “Ekmek getirmediğimiz için” diyerek aralarında tartıştılar.|onlarsaʔ “ekmek ɡetirmediɡimiz it͡ʃin” dijerek aralarinda tartistilar. New-Testament-Mark-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü gizli olan ne varsa bilinmek üzere gizlenmiştir; saklı olan ne varsa ışığa getirilmek üzere saklanmıştır.|t͡ʃunku ɡizli olan ne varsa bilinmek uzere ɡizlenmistir; sakli olan ne varsa isiɡa ɡetirilmek uzere saklanmistir. Old-Testament-Job-041-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Derin suyu bir kazan gibi kaynatır. Denizi merhem kazanı gibi yapar.|derin suju bir kazan ɡibi kajnatir. denizi merhem kazani ɡibi japar. Old-Testament-1-Chronicles-024-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzziel'in oğulları: Mika; Mikaoğulları'ndan Şamir.|uzzielʔin oɡullari mika; mikaoɡullariʔndan samir. New-Testament-Hebrews-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk yıl boyunca kimlerden hoşnut değildi? Günah işleyip cesetleri çöle serilenlerden değil mi?|kirk jil bojunt͡ʃa kimlerden hosnut deɡildi? ɡunah islejip t͡ʃesetleri t͡ʃole serilenlerden deɡil mi? Old-Testament-Isaiah-034-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun dereleri zift, tozu kükürt, diyarı yanan zift olacak.|onun dereleri ziftʔ tozu kukurtʔ dijari janan zift olat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar'da Paruah oğlu Yehoşafat;|issakarʔda paruah oɡlu jehosafat; New-Testament-Luke-022-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na, “Nerede hazırlamamızı istersin?” dediler.|oʔnaʔ “nerede hazirlamamizi istersin?” dediler. Old-Testament-Deuteronomy-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|yiyip doyduğunda, güzel evler yapıp onlarda oturduğunda;|jijip dojduɡundaʔ ɡuzel evler japip onlarda oturduɡunda; New-Testament-Matthew-023-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim: ‘Efendi’nin adıyla gelene övgüler olsun!’ diyeceğiniz zamana dek beni bir daha görmeyeceksiniz.”|size sunu sojlejejim ‘efendi’nin adijla ɡelene ovɡuler olsun!’ dijet͡ʃeɡiniz zamana dek beni bir daha ɡormejet͡ʃeksiniz.” New-Testament-Titus-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Kurtarıcımız Tanrı’nın iyiliği ve insanlığa olan sevgisi ortaya çıktı.|ama kurtarit͡ʃimiz tanri’nin ijiliɡi ve insanliɡa olan sevɡisi ortaja t͡ʃikti. Old-Testament-1-Chronicles-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Tanrı'ya sorup şöyle dedi, \"\"Filistliler'e karşı çıkayım mı? Onları elime teslim edecek misin?\"\" Yahve ona, \"\"Çık, çünkü onları senin eline teslim edeceğim\"\" dedi.\"|\"david tanriʔja sorup sojle dediʔ \"\"filistlilerʔe karsi t͡ʃikajim mi? onlari elime teslim edet͡ʃek misin?\"\" jahve onaʔ \"\"t͡ʃikʔ t͡ʃunku onlari senin eline teslim edet͡ʃeɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-044-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Külle beslenir. Aldanmış yürek onu saptırdı; canını kurtaramıyor, “Sağ elimde yalan yok mu?” diyemiyor.|kulle beslenir. aldanmis jurek onu saptirdi; t͡ʃanini kurtaramijorʔ “saɡ elimde jalan jok mu?” dijemijor. Old-Testament-Psalms-136-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerin Tanrısı’na şükredin, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|ɡoklerin tanrisi’na sukredinʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-1-Chronicles-023-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, \"\"Bunlardan yirmi dört bini Yahve'nin evinin işine bakmak içindi, altı bini memur ve hâkimdi,\"|\"davidʔ \"\"bunlardan jirmi dort bini jahveʔnin evinin isine bakmak it͡ʃindiʔ alti bini memur ve hakimdiʔ\" New-Testament-Matthew-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Vay size ey yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Çünkü peygamberlerin mezarlarını yaparsınız ve doğru kişilerin mezarlarını süslersiniz.|“vaj size ej jazit͡ʃilar ve ferisilerʔ ikijuzluler! t͡ʃunku pejɡamberlerin mezarlarini japarsiniz ve doɡru kisilerin mezarlarini suslersiniz. New-Testament-Philippians-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki üstün değerleri ayırt edebilesiniz ve böylece Tanrı’nın yüceltilip övülmesi için Yeşua Mesih aracılığıyla gelen doğruluk meyvesiyle dolup Mesih’in gününde içten ve kusursuz olasınız.|ojle ki ustun deɡerleri ajirt edebilesiniz ve bojlet͡ʃe tanri’nin jut͡ʃeltilip ovulmesi it͡ʃin jesua mesih arat͡ʃiliɡijla ɡelen doɡruluk mejvesijle dolup mesih’in ɡununde it͡ʃten ve kusursuz olasiniz. Old-Testament-Leviticus-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan da yiyebilirsiniz: Her tür çekirge, her tür küçük çekirge, her tür cırcır böceği ve her tür ağustosböceği.|bunlardan da jijebilirsiniz her tur t͡ʃekirɡeʔ her tur kut͡ʃuk t͡ʃekirɡeʔ her tur t͡ʃirt͡ʃir bot͡ʃeɡi ve her tur aɡustosbot͡ʃeɡi. Old-Testament-Job-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Boş sözlerin sonu gelecek mi? Ya da seni ne kışkırtıyor da yanıt veriyorsun?|bos sozlerin sonu ɡelet͡ʃek mi? ja da seni ne kiskirtijor da janit verijorsun? Old-Testament-Jeremiah-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bana şöyle dedi, “Dönek İsrael, hain Yahuda’dan daha doğru olduğunu gösterdi.|jahve bana sojle dediʔ “donek israelʔ hain jahuda’dan daha doɡru olduɡunu ɡosterdi. Old-Testament-Psalms-096-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü halkların bütün ilâhları puttur, gökleri yaratansa Yahve’dir.|t͡ʃunku halklarin butun ilahlari putturʔ ɡokleri jaratansa jahve’dir. New-Testament-Luke-019-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara şöyle dedi, ‘‘‘Evim dua evidir’ diye yazılmıştır, ama siz onu haydut ini yaptınız!”|onlara sojle dediʔ ‘‘‘evim dua evidir’ dije jazilmistirʔ ama siz onu hajdut ini japtiniz!” Old-Testament-Numbers-031-046|und|SPEAKER_00_Turkish|ve on altı bin kişiydi),|ve on alti bin kisijdi)ʔ Old-Testament-Exodus-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Giysileri al, Aron'a gömleği, efodun kaftanını, efodu ve göğüslüğü giydir, efodun ustaca dokunmuş şeridini ona bağla.|ɡijsileri alʔ aronʔa ɡomleɡiʔ efodun kaftaniniʔ efodu ve ɡoɡusluɡu ɡijdirʔ efodun ustat͡ʃa dokunmus seridini ona baɡla. Old-Testament-Leviticus-027-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'İnsanlar arasından yıkıma ayrılan hiç kimse fidyeyle kurtarılmayacak. Kesinlikle öldürülecektir.'\"\"\"|\"\"\"ʔinsanlar arasindan jikima ajrilan hit͡ʃ kimse fidjejle kurtarilmajat͡ʃak. kesinlikle oldurulet͡ʃektir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Haber Mısır'a ulaştığında, Sur'un haberi yüzünden acı çekecekler.|haber misirʔa ulastiɡindaʔ surʔun haberi juzunden at͡ʃi t͡ʃeket͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-018-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendilerine verilen boğayı alıp hazırladılar ve sabahtan öğlene kadar Baal'ın adını çağırdılar, \"\"Ey Baal, bizi duy!\"\" dediler. Ama ne bir ses vardı, ne de kimse yanıt verdi. Yaptıkları sunağın etrafında sıçradılar.\"|\"kendilerine verilen boɡaji alip hazirladilar ve sabahtan oɡlene kadar baalʔin adini t͡ʃaɡirdilarʔ \"\"ej baalʔ bizi duj!\"\" dediler. ama ne bir ses vardiʔ ne de kimse janit verdi. japtiklari sunaɡin etrafinda sit͡ʃradilar.\" Old-Testament-2-Samuel-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahleyin David kalkınca, Yahve'nin sözü David'in Gören'i Peygamber Gad'a geldi ve şöyle dedi:|sabahlejin david kalkint͡ʃaʔ jahveʔnin sozu davidʔin ɡorenʔi pejɡamber ɡadʔa ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Joshua-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu onlarla barış yaptı ve yaşamaları için onlarla bir antlaşma yaptı. Topluluğun beyleri onlara ant içti.|jesu onlarla baris japti ve jasamalari it͡ʃin onlarla bir antlasma japti. topluluɡun bejleri onlara ant it͡ʃti. Old-Testament-Numbers-029-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Yedinci ayın birinci günü kutsal toplantınız olacak; olağan hiçbir iş yapmayacaksın. Bu size boru çalma günüdür.|“ʔjedint͡ʃi ajin birint͡ʃi ɡunu kutsal toplantiniz olat͡ʃak; olaɡan hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksin. bu size boru t͡ʃalma ɡunudur. New-Testament-Revelation-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tez geliyorum! Sahip olduğuna sıkı tutun ki, tacını kimse almasın.|tez ɡelijorum! sahip olduɡuna siki tutun kiʔ tat͡ʃini kimse almasin. Old-Testament-Genesis-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Reu otuz iki yaşındayken Seruk'un babası oldu.|reu otuz iki jasindajken serukʔun babasi oldu. New-Testament-2-Corinthians-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi korkusunu bildiğimiz için insanları ikna ediyoruz, ama Tanrı'ya karşı belli olduk, ve umarım vicdanlarınızda da belli olmuşuzdur.|efendi korkusunu bildiɡimiz it͡ʃin insanlari ikna edijoruzʔ ama tanriʔja karsi belli oldukʔ ve umarim vit͡ʃdanlarinizda da belli olmusuzdur. Old-Testament-Exodus-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevresine bakınıp kimsenin olmadığını görünce Mısırlı'yı öldürüp kumun içine sakladı.|t͡ʃevresine bakinip kimsenin olmadiɡini ɡorunt͡ʃe misirliʔji oldurup kumun it͡ʃine sakladi. Old-Testament-Isaiah-039-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Babil Kralı Baladan oğlu Merodak Baladan, Hizkiya'nın hasta olduğunu ve iyileştiğini duyunca ona mektuplar ve hediye gönderdi.|o sirada babil krali baladan oɡlu merodak baladanʔ hizkijaʔnin hasta olduɡunu ve ijilestiɡini dujunt͡ʃa ona mektuplar ve hedije ɡonderdi. Old-Testament-2-Samuel-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Huşay Avşalom'a, \"\"Ahitofel'in bu kez verdiği öğüt iyi değil\"\" dedi.\"|\"husaj avsalomʔaʔ \"\"ahitofelʔin bu kez verdiɡi oɡut iji deɡil\"\" dedi.\" Old-Testament-Leviticus-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadının oturmuş olduğu yatak ya da kadının üzerinde oturduğu herhangi bir şeye dokunan kişi, akşama kadar kirli olacaktır.'\"\"\"|\"kadinin oturmus olduɡu jatak ja da kadinin uzerinde oturduɡu herhanɡi bir seje dokunan kisiʔ aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sesimle çağırdığımda duy, ey Yahve. Bana merhamet et, yanıtla beni.|sesimle t͡ʃaɡirdiɡimda dujʔ ej jahve. bana merhamet etʔ janitla beni. Old-Testament-Joshua-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hermon Dağı'nda, Saleka'da ve bütün Başan'da, Geşurlular'la Maakalılar'ın sınırına kadar, ve Heşbon Kralı Sihon'un sınırı olan Gilad'ın yarısına kadar hükmeden oydu.|hermon daɡiʔndaʔ salekaʔda ve butun basanʔdaʔ ɡesurlularʔla maakalilarʔin sinirina kadarʔ ve hesbon krali sihonʔun siniri olan ɡiladʔin jarisina kadar hukmeden ojdu. New-Testament-Luke-001-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Mariyam, “İşte, Efendi’nin hizmetkârı. Bana dediğin gibi olsun” dedi. Bunun üzerine melek onun yanından ayrıldı.|marijamʔ “isteʔ efendi’nin hizmetkari. bana dediɡin ɡibi olsun” dedi. bunun uzerine melek onun janindan ajrildi. Old-Testament-Psalms-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrım, Tanrım, beni neden bıraktın? Neden bana yardım etmekten, iniltimin sözlerinden bu kadar uzaksın?|tanrimʔ tanrimʔ beni neden biraktin? neden bana jardim etmektenʔ iniltimin sozlerinden bu kadar uzaksin? Old-Testament-Ezekiel-036-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Mademki sana, 'Sen insanları yiyip bitiren, ulusunu çocuklarından mahrum bırakansın' diyorlar.\"|\"\"\"ʔefendi jahve sojle dijor \"\"mademki sanaʔ ʔsen insanlari jijip bitirenʔ ulusunu t͡ʃot͡ʃuklarindan mahrum birakansinʔ dijorlar.\" Old-Testament-Isaiah-061-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancılar durup sürülerinizi otlatacaklar. Yabancılar tarlalarınızda ve bağlarınızda çalışacaklar.|jabant͡ʃilar durup surulerinizi otlatat͡ʃaklar. jabant͡ʃilar tarlalarinizda ve baɡlarinizda t͡ʃalisat͡ʃaklar. Old-Testament-Leviticus-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi, Moşe Aron'un oğullarını getirdi, onlara gömlek giydirdi, üzerlerine kuşaklar bağladı ve onlara başlıklar taktı.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibiʔ mose aronʔun oɡullarini ɡetirdiʔ onlara ɡomlek ɡijdirdiʔ uzerlerine kusaklar baɡladi ve onlara basliklar takti. Old-Testament-Psalms-078-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralarına onları yiyip bitiren sinek sürüleri, onları yok eden kurbağalar gönderdi.|aralarina onlari jijip bitiren sinek suruleriʔ onlari jok eden kurbaɡalar ɡonderdi. Old-Testament-Deuteronomy-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|'Yabancıdan, yetimden ve dul kadından adaleti esirgeyene lanet olsun.' Bütün halk, 'Amin' diyecek.|ʔjabant͡ʃidanʔ jetimden ve dul kadindan adaleti esirɡejene lanet olsun.ʔ butun halkʔ ʔaminʔ dijet͡ʃek. New-Testament-Luke-022-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yeşua ona, “Yahuda, İnsanoğlu’nu bir öpücükle mi ihanet ediyorsun?” dedi.|ant͡ʃak jesua onaʔ “jahudaʔ insanoɡlu’nu bir oput͡ʃukle mi ihanet edijorsun?” dedi. Old-Testament-Numbers-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bu adamlar herkesin öldüğü gibi ölürse, ya da herkesin yaşadığını yaşarsa, o zaman Yahve beni göndermemiştir.|eɡer bu adamlar herkesin olduɡu ɡibi olurseʔ ja da herkesin jasadiɡini jasarsaʔ o zaman jahve beni ɡondermemistir. New-Testament-Romans-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hiçbirimiz kendimiz için yaşamayız, kendimiz için de ölmeyiz.|t͡ʃunku hit͡ʃbirimiz kendimiz it͡ʃin jasamajizʔ kendimiz it͡ʃin de olmejiz. Old-Testament-2-Samuel-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, David'in yanında savaşa toplanmış Filistliler'e meydan okuyan üç yiğitten biri olan Ahohlu'nun oğlu Doday oğlu Eleazar vardı, İsraelliler de gitmişti.|ondan sonraʔ davidʔin janinda savasa toplanmis filistlilerʔe mejdan okujan ut͡ʃ jiɡitten biri olan ahohluʔnun oɡlu dodaj oɡlu eleazar vardiʔ israelliler de ɡitmisti. Old-Testament-Genesis-042-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz babamızın oğulları, on iki kardeşiz. Biri yoktur ve en küçüğü de bugün Kenan diyarında babamızın yanındadır.’|biz babamizin oɡullariʔ on iki kardesiz. biri joktur ve en kut͡ʃuɡu de buɡun kenan dijarinda babamizin janindadir.’ Old-Testament-Lamentations-003-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülük de iyilik de Yüceler Yücesi'nin ağzından çıkmıyor mu?|kotuluk de ijilik de jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin aɡzindan t͡ʃikmijor mu? Old-Testament-Deuteronomy-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"bazı kötü adamların aranızdan çıkıp bilmediğiniz, \"\"Hadi gidip başka ilâhlara kulluk edelim\"\" diyerek kentlerinde yaşayanları uzaklaştırdıklarını duyarsan,\"|\"bazi kotu adamlarin aranizdan t͡ʃikip bilmediɡinizʔ \"\"hadi ɡidip baska ilahlara kulluk edelim\"\" dijerek kentlerinde jasajanlari uzaklastirdiklarini dujarsanʔ\" Old-Testament-Job-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, O'nun yolunun sevinci budur. Yeryüzünden başkaları çıkacaktır.\"\"\"|\"isteʔ oʔnun jolunun sevint͡ʃi budur. jerjuzunden baskalari t͡ʃikat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Joshua-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara buyurup şöyle dedi: \"\"İşte, kente karşı, kentin arkasında pusuya yatacaksınız. Kentten çok uzağa gitmeyin ama hepiniz hazır olun.\"|\"onlara bujurup sojle dedi \"\"isteʔ kente karsiʔ kentin arkasinda pusuja jatat͡ʃaksiniz. kentten t͡ʃok uzaɡa ɡitmejin ama hepiniz hazir olun.\" Old-Testament-Job-010-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer günah işlersem beni izlersin. Kötülüğümden beni suçsuz çıkarmazsın.|eɡer ɡunah islersem beni izlersin. kotuluɡumden beni sut͡ʃsuz t͡ʃikarmazsin. Old-Testament-1-Kings-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Savaş arabalarının yarısının başkomutanı olan hizmetkârı Zimri ona karşı bir düzen kurdu. O sırada Tirsa'daydı, Tirsa'daki kendi ev halkının kâhyası olan Arza'nın evinde içip sarhoş oluyordu;|savas arabalarinin jarisinin baskomutani olan hizmetkari zimri ona karsi bir duzen kurdu. o sirada tirsaʔdajdiʔ tirsaʔdaki kendi ev halkinin kahjasi olan arzaʔnin evinde it͡ʃip sarhos olujordu; Old-Testament-Malachi-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama onun geldiği güne kim dayanabilir? Ve göründüğünde kim ayakta durabilir? Çünkü O, arıtıcının ateşi ve çamaşırcıların sabunu gibidir;|“ama onun ɡeldiɡi ɡune kim dajanabilir? ve ɡorunduɡunde kim ajakta durabilir? t͡ʃunku oʔ aritit͡ʃinin atesi ve t͡ʃamasirt͡ʃilarin sabunu ɡibidir; Old-Testament-Genesis-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O kentleri, bütün ovayı, kentlerde oturanların hepsini, toprakta yetişen her şeyi yerle bir etti.|o kentleriʔ butun ovajiʔ kentlerde oturanlarin hepsiniʔ toprakta jetisen her seji jerle bir etti. New-Testament-Acts-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus, “Hananya, neden Şeytan yüreğini doldurdu, Kutsal Ruh’a yalan söyledin ve tarlanın bedelinin bir kısmını sakladın?” dedi.|petrusʔ “hananjaʔ neden sejtan jureɡini doldurduʔ kutsal ruh’a jalan sojledin ve tarlanin bedelinin bir kismini sakladin?” dedi. Old-Testament-Numbers-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu olarak bir teke;|ɡunah sunusu olarak bir teke; Old-Testament-Genesis-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Cinsine göre hayvanlar, cinsine göre bütün evcil hayvanlar, cinsine göre toprak üzerinde sürünenlerin hepsi, cinsine göre her kuş, uçan yaratıkların her cinsi gemiye girdi.|t͡ʃinsine ɡore hajvanlarʔ t͡ʃinsine ɡore butun evt͡ʃil hajvanlarʔ t͡ʃinsine ɡore toprak uzerinde surunenlerin hepsiʔ t͡ʃinsine ɡore her kusʔ ut͡ʃan jaratiklarin her t͡ʃinsi ɡemije ɡirdi. New-Testament-Matthew-010-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onlardan korkmayın. Çünkü örtülü olup da açığa çıkarılmayacak gizli olup bilinmeyecek hiçbir şey yoktur.|bu nedenle onlardan korkmajin. t͡ʃunku ortulu olup da at͡ʃiɡa t͡ʃikarilmajat͡ʃak ɡizli olup bilinmejet͡ʃek hit͡ʃbir sej joktur. New-Testament-Ephesians-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı sır olan isteğini, Mesih’te amaçladığı iyi iradesine göre bize bildirdi.|tanri sir olan isteɡiniʔ mesih’te amat͡ʃladiɡi iji iradesine ɡore bize bildirdi. Old-Testament-Psalms-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimi denedin. Geceleyin beni ziyaret ettin. Beni yokladın ama hiçbir şey bulmadın. Ağzımdan itaatsiz söz çıkarmamaya kararlıyım.|jureɡimi denedin. ɡet͡ʃelejin beni zijaret ettin. beni jokladin ama hit͡ʃbir sej bulmadin. aɡzimdan itaatsiz soz t͡ʃikarmamaja kararlijim. Old-Testament-1-Samuel-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Amalekliler'in Kralı Agag'ı sağ olarak ele geçirdi ve bütün halkı tamamen kılıçtan geçirdi.|amaleklilerʔin krali aɡaɡʔi saɡ olarak ele ɡet͡ʃirdi ve butun halki tamamen kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-1-Kings-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon yaşlanınca, karıları onun yüreğini başka ilâhların ardınca saptırdı. Ve yüreği, babası David'in yüreği gibi, Tanrısı Yahve'ye karşı bütün değildi.|solomon jaslanint͡ʃaʔ karilari onun jureɡini baska ilahlarin ardint͡ʃa saptirdi. ve jureɡiʔ babasi davidʔin jureɡi ɡibiʔ tanrisi jahveʔje karsi butun deɡildi. Old-Testament-Proverbs-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|evet, ayırt etmeyi çağırırsan, anlayış için sesini yükseltirsen,|evetʔ ajirt etmeji t͡ʃaɡirirsanʔ anlajis it͡ʃin sesini jukseltirsenʔ Old-Testament-1-Chronicles-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahituv, Sadok'un babası oldu. Sadok, Ahimaats'ın babası oldu.|ahituvʔ sadokʔun babasi oldu. sadokʔ ahimaatsʔin babasi oldu. New-Testament-Mark-006-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hepsi O’nu görüp sıkıntıya düşmüştü. Ama Yeşua hemen onlara seslenip, “Cesur olun, benim korkmayın!” dedi.|t͡ʃunku hepsi o’nu ɡorup sikintija dusmustu. ama jesua hemen onlara seslenipʔ “t͡ʃesur olunʔ benim korkmajin!” dedi. Old-Testament-Jeremiah-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “İnsana güvenen, beden gücüne dayanan, ve yüreği Yahve'den ayrılan kişi lanetlidir.|jahve sojle dijor “insana ɡuvenenʔ beden ɡut͡ʃune dajananʔ ve jureɡi jahveʔden ajrilan kisi lanetlidir. Old-Testament-2-Samuel-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hevron'da yedi yıl altı ay Yahuda'ya hükmetti, Yeruşalem'de de otuz üç yıl bütün İsrael'e ve Yahuda'ya hükmetti.|hevronʔda jedi jil alti aj jahudaʔja hukmettiʔ jerusalemʔde de otuz ut͡ʃ jil butun israelʔe ve jahudaʔja hukmetti. Old-Testament-Numbers-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|ve her boğa için, ekmek sunusu olarak yağla yoğrulmuş efanın onda üçü ince un; ve bir koç için, ekmek sunusu olarak yağla yoğrulmuş efanın onda ikisi ince un;|ve her boɡa it͡ʃinʔ ekmek sunusu olarak jaɡla joɡrulmus efanin onda ut͡ʃu int͡ʃe un; ve bir kot͡ʃ it͡ʃinʔ ekmek sunusu olarak jaɡla joɡrulmus efanin onda ikisi int͡ʃe un; New-Testament-2-Corinthians-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|ayrıca bizi mühürlemiş ve yüreklerimize Ruh’un teminatını vermiştir.|ajrit͡ʃa bizi muhurlemis ve jureklerimize ruh’un teminatini vermistir. Old-Testament-Psalms-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dile benden, mirasın olarak sana ulusları, mülk olarak yeryüzünün en uzak köşelerini vereyim.|dile bendenʔ mirasin olarak sana uluslariʔ mulk olarak jerjuzunun en uzak koselerini verejim. Old-Testament-Psalms-118-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsansın Yahve’nin adıyla gelen! Yahve’nin evinden seni kutsarız.|kutsansin jahve’nin adijla ɡelen! jahve’nin evinden seni kutsariz. Old-Testament-1-Chronicles-016-039|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kâhin Sadok'u ve kâhin kardeşlerini, Givon'daki yüksek yerde bulunan Yahve'nin çadırının önünde;|ve kahin sadokʔu ve kahin kardesleriniʔ ɡivonʔdaki juksek jerde bulunan jahveʔnin t͡ʃadirinin onunde; Old-Testament-2-Samuel-023-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Hararlı Şamma, Hararlı Şarar oğlu Ahiam,|hararli sammaʔ hararli sarar oɡlu ahiamʔ New-Testament-Matthew-022-042|und|SPEAKER_00_Turkish|“Mesih hakkında ne düşünüyorsunuz? O kimin oğludur?” O’na, “David’in” dediler.|“mesih hakkinda ne dusunujorsunuz? o kimin oɡludur?” o’naʔ “david’in” dediler. Old-Testament-Numbers-005-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin kadını yaklaştırıp Yahve'nin önünde durduracak.|kahin kadini jaklastirip jahveʔnin onunde durdurat͡ʃak. New-Testament-Romans-008-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse bu şeyler için ne diyelim? Eğer Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir?|ojlejse bu sejler it͡ʃin ne dijelim? eɡer tanri bizden janajsaʔ kim bize karsi olabilir? New-Testament-Hebrews-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Mesih de başkâhin olmak için kendini yüceltmedi, ama O’na, “Sen benim Oğlum’sun, bugün sana Baba oldum” diyen Tanrı O’nu yüceltti.|bojlet͡ʃe mesih de baskahin olmak it͡ʃin kendini jut͡ʃeltmediʔ ama o’naʔ “sen benim oɡlum’sunʔ buɡun sana baba oldum” dijen tanri o’nu jut͡ʃeltti. Old-Testament-Judges-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Şekemliler, Millo'nun evinin tümüyle birlikte toplandılar ve gidip Şekem'deki dikili taş meşesinin yanında Avimelek'i kral yaptılar.|butun sekemlilerʔ milloʔnun evinin tumujle birlikte toplandilar ve ɡidip sekemʔdeki dikili tas mesesinin janinda avimelekʔi kral japtilar. Old-Testament-Psalms-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzı lanet, hile ve zulümle dolu. Dilinin altında kötülük ve fesat vardır.|aɡzi lanetʔ hile ve zulumle dolu. dilinin altinda kotuluk ve fesat vardir. Old-Testament-1-Chronicles-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in ünü bütün ülkelere yayıldı ve Yahve bütün ulusların üzerine onun korkusunu getirdi.|davidʔin unu butun ulkelere jajildi ve jahve butun uluslarin uzerine onun korkusunu ɡetirdi. New-Testament-1-John-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz kardeşleri sevdiğimiz için ölümden yaşama geçtiğimizi biliyoruz. Kardeşini sevmeyen, ölümde kalır.|biz kardesleri sevdiɡimiz it͡ʃin olumden jasama ɡet͡ʃtiɡimizi bilijoruz. kardesini sevmejenʔ olumde kalir. Old-Testament-Psalms-074-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir mucizevi belirti görmüyoruz. Artık peygamber yok, içimizde ne kadar süreceğini bilen de yok.|hit͡ʃbir mut͡ʃizevi belirti ɡormujoruz. artik pejɡamber jokʔ it͡ʃimizde ne kadar suret͡ʃeɡini bilen de jok. New-Testament-Hebrews-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|‘O günlerden sonra İsrael eviyle yapacağım antlaşma şudur’ diyor Efendi, ‘Yasalarımı zihinlerine yerleştireceğim, yüreklerine de yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacak.|‘o ɡunlerden sonra israel evijle japat͡ʃaɡim antlasma sudur’ dijor efendiʔ ‘jasalarimi zihinlerine jerlestiret͡ʃeɡimʔ jureklerine de jazat͡ʃaɡim. ben onlarin tanrisi olat͡ʃaɡimʔ onlar da benim halkim olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“İşte, bu nedenle edindiğin haksız kazancına ve içinde dökülen kana elimi vurdum.|“‘“isteʔ bu nedenle edindiɡin haksiz kazant͡ʃina ve it͡ʃinde dokulen kana elimi vurdum. Old-Testament-Judges-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeftah Mizpah'a, kendi evine geldi; ve işte, kızı onunla tef ve danslarla buluşmaya çıktı. O onun tek çocuğuydu. Onun dışında ne oğlu ne de kızı vardı.|jeftah mizpahʔaʔ kendi evine ɡeldi; ve isteʔ kizi onunla tef ve danslarla bulusmaja t͡ʃikti. o onun tek t͡ʃot͡ʃuɡujdu. onun disinda ne oɡlu ne de kizi vardi. Old-Testament-1-Chronicles-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|David ondan bin savaş arabası, yedi bin atlı ve yirmi bin yaya asker aldı; David bütün savaş arabalarının atlarını sakatladı, ancak bunlardan yüz savaş arabasına yetecek kadarını ayırdı.|david ondan bin savas arabasiʔ jedi bin atli ve jirmi bin jaja asker aldi; david butun savas arabalarinin atlarini sakatladiʔ ant͡ʃak bunlardan juz savas arabasina jetet͡ʃek kadarini ajirdi. Old-Testament-2-Chronicles-032-003|und|SPEAKER_00_Turkish|kentin dışında olan pınarların sularını kesmek için beyleri ve güçlü adamlarına danıştı ve onlar kendisine yardım ettiler.|kentin disinda olan pinarlarin sularini kesmek it͡ʃin bejleri ve ɡut͡ʃlu adamlarina danisti ve onlar kendisine jardim ettiler. Old-Testament-Ezekiel-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Kız kardeşinin yolunda yürüdün; bu yüzden onun kâsesini eline vereceğim.'|kiz kardesinin jolunda jurudun; bu juzden onun kasesini eline veret͡ʃeɡim.ʔ Old-Testament-Numbers-007-059|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanı olarak iki sığır, beş koç, beş teke ve bir yaşında beş erkek kuzu. Bu, Pedahzur oğlu Gamaliel'in sunusuydu.|esenlik kurbani olarak iki siɡirʔ bes kot͡ʃʔ bes teke ve bir jasinda bes erkek kuzu. buʔ pedahzur oɡlu ɡamalielʔin sunusujdu. Old-Testament-Isaiah-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğim Moav için haykırıyor! Soyluları Soar'a, Eglat Şelişiya'ya kaçıyorlar; çünkü Luhit yokuşundan ağlayarak çıkıyorlar; Horonaim yolunda yıkım çığlığı yükseltiyorlar.|jureɡim moav it͡ʃin hajkirijor! sojlulari soarʔaʔ eɡlat selisijaʔja kat͡ʃijorlar; t͡ʃunku luhit jokusundan aɡlajarak t͡ʃikijorlar; horonaim jolunda jikim t͡ʃiɡliɡi jukseltijorlar. Old-Testament-Genesis-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kenan'ın babası Ham, babasının çıplaklığını görünce dışarıdaki iki kardeşine söyledi.|kenanʔin babasi hamʔ babasinin t͡ʃiplakliɡini ɡorunt͡ʃe disaridaki iki kardesine sojledi. Old-Testament-2-Kings-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Babası Amatsya'nın yapmış olduğu her şeye göre, Yahve'nin gözünde doğru olanı yaptı.|babasi amatsjaʔnin japmis olduɡu her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japti. Old-Testament-Job-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kökü toprakta yaşlansa, gövdesi toprakta ölse bile,|koku toprakta jaslansaʔ ɡovdesi toprakta olse bileʔ Old-Testament-Isaiah-053-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O, insanlar tarafından hor görüldü ve reddedildi; hastalıkları yakından tanıyan acılar adamıydı. İnsanların kendisinden yüzlerini gizledikleri biri gibi hor görüldü; ve biz ona saygı duymadık.|oʔ insanlar tarafindan hor ɡoruldu ve reddedildi; hastaliklari jakindan tanijan at͡ʃilar adamijdi. insanlarin kendisinden juzlerini ɡizledikleri biri ɡibi hor ɡoruldu; ve biz ona sajɡi dujmadik. Old-Testament-Joshua-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama beylerin hepsi bütün topluluğa şöyle dediler: \"\"Biz onlara İsrael'in Tanrısı Yahve aracılığıyla ant içtik. Bu nedenle onlara dokunamayız.\"|\"ama bejlerin hepsi butun topluluɡa sojle dediler \"\"biz onlara israelʔin tanrisi jahve arat͡ʃiliɡijla ant it͡ʃtik. bu nedenle onlara dokunamajiz.\" Old-Testament-2-Kings-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tartılan parayı, Yahve'nin evinde görevli olan iş yapanların eline verdiler; ve onu Yahve'nin evinde çalışan marangozlara ve yapıcılara,|tartilan parajiʔ jahveʔnin evinde ɡorevli olan is japanlarin eline verdiler; ve onu jahveʔnin evinde t͡ʃalisan maranɡozlara ve japit͡ʃilaraʔ Old-Testament-Judges-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İssakar beyleri Devora'nın yanındaydı. İssakar nasılsa Barak da öyleydi. Ayaklarının dibindeki vadiye koştular. Ruven'in su yollarının yanında yüreğin önemli kararları vardı.|issakar bejleri devoraʔnin janindajdi. issakar nasilsa barak da ojlejdi. ajaklarinin dibindeki vadije kostular. ruvenʔin su jollarinin janinda jureɡin onemli kararlari vardi. Old-Testament-1-Samuel-014-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, “Buraya yaklaşın, ey halkın başları, ve bilin ve görün, bu günah bugün kimde oldu.|saulʔ “buraja jaklasinʔ ej halkin baslariʔ ve bilin ve ɡorunʔ bu ɡunah buɡun kimde oldu. Old-Testament-Ezekiel-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, üzerine urganlar geçirdim ve senin kuşatma günlerini tamamlayıncaya dek bir yandan öbür yana dönmeyeceksin.\"\"\"|\"isteʔ uzerine urɡanlar ɡet͡ʃirdim ve senin kusatma ɡunlerini tamamlajint͡ʃaja dek bir jandan obur jana donmejet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Üstelik onlara diyeceksin, ‘Yahve şöyle diyor: \"\"'İnsan düşer de kalkmaz mı? Biri sapar da geri dönmez mi?\"|\"“ustelik onlara dijet͡ʃeksinʔ ‘jahve sojle dijor \"\"ʔinsan duser de kalkmaz mi? biri sapar da ɡeri donmez mi?\" New-Testament-Luke-006-046|und|SPEAKER_00_Turkish|“Neden bana ‘Efendi, Efendi’ diyorsunuz da, söylediğim şeyleri yapmıyorsunuz?|“neden bana ‘efendiʔ efendi’ dijorsunuz daʔ sojlediɡim sejleri japmijorsunuz? Old-Testament-Isaiah-041-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ne olacağını bize duyursunlar ve bildirsinler! Önceki şeylerin ne olduğunu açıklayın, onları düşünelim de sonlarını bilelim; ya da bize gelecek şeyleri gösterin.|“ne olat͡ʃaɡini bize dujursunlar ve bildirsinler! ont͡ʃeki sejlerin ne olduɡunu at͡ʃiklajinʔ onlari dusunelim de sonlarini bilelim; ja da bize ɡelet͡ʃek sejleri ɡosterin. Old-Testament-1-Samuel-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel'in belirlediği zamana göre yedi gün kaldı; ama Samuel Gilgal'a gelmedi ve halk yanından dağılıyordu.|samuelʔin belirlediɡi zamana ɡore jedi ɡun kaldi; ama samuel ɡilɡalʔa ɡelmedi ve halk janindan daɡilijordu. New-Testament-Romans-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın vaadine bakıp imansızlıkla sallanmadı. Tersine imanı güçlendi ve Tanrı’yı yüceltti.|tanri’nin vaadine bakip imansizlikla sallanmadi. tersine imani ɡut͡ʃlendi ve tanri’ji jut͡ʃeltti. Old-Testament-Numbers-003-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir aylık ve daha üstü olan tüm erkeklerin sayısına göre onlardan sayılanlar altı bin iki yüz kişiydi.|bir ajlik ve daha ustu olan tum erkeklerin sajisina ɡore onlardan sajilanlar alti bin iki juz kisijdi. New-Testament-2-Thessalonians-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için de her zaman sizin için dua ediyoruz. Öyle ki, Tanrımız sizi çağrınıza layık saysın, her iyi dileğinizi, iman işinizi kendi gücüyle tamamlasın.|bunun it͡ʃin de her zaman sizin it͡ʃin dua edijoruz. ojle kiʔ tanrimiz sizi t͡ʃaɡriniza lajik sajsinʔ her iji dileɡiniziʔ iman isinizi kendi ɡut͡ʃujle tamamlasin. Old-Testament-Joel-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirini itmiyorlar. Her biri kendi yolunda yürüyor. Savunmaları deliyorlar, ama saflarını bozmuyorlar.|birbirini itmijorlar. her biri kendi jolunda jurujor. savunmalari delijorlarʔ ama saflarini bozmujorlar. Old-Testament-Jeremiah-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir eşeğin gömüldüğü gibi gömülecek, Yeruşalem kapılarının ötesine sürülüp atılacak.”|bir eseɡin ɡomulduɡu ɡibi ɡomulet͡ʃekʔ jerusalem kapilarinin otesine surulup atilat͡ʃak.” New-Testament-Luke-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ama sevinip eğlenmek uygun olandı. Çünkü senin bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu!’”|‘ama sevinip eɡlenmek ujɡun olandi. t͡ʃunku senin bu kardesin olmustuʔ jasama dondu; kajbolmustuʔ bulundu!’” Old-Testament-Judges-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi İsrael'in Tanrısı Yahve, Amorlular'ı kendi halkı İsrael'in önünden mülkünden etti; sen mi onları mülk edineceksin?|simdi israelʔin tanrisi jahveʔ amorlularʔi kendi halki israelʔin onunden mulkunden etti; sen mi onlari mulk edinet͡ʃeksin? Old-Testament-Genesis-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarını onun eline teslim eden Yüce Tanrı'ya övgüler olsun.” Avram ona her şeyin onda birini verdi.|dusmanlarini onun eline teslim eden jut͡ʃe tanriʔja ovɡuler olsun.” avram ona her sejin onda birini verdi. Old-Testament-Isaiah-043-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Adımla çağırılan ve yüceliğim için yarattığım, kendisine biçim verdiğim, evet yarattığım herkesi getir'” diyeceğim.|adimla t͡ʃaɡirilan ve jut͡ʃeliɡim it͡ʃin jarattiɡimʔ kendisine bit͡ʃim verdiɡimʔ evet jarattiɡim herkesi ɡetirʔ” dijet͡ʃeɡim. Old-Testament-Zephaniah-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in arta kalanı kötülük yapmayacak, yalan söylemeyecek, ağızlarında hileli dil bulunmayacak, çünkü otlayacaklar ve yatacaklar, ve onları korkutan olmayacak.\"\"\"|\"israelʔin arta kalani kotuluk japmajat͡ʃakʔ jalan sojlemejet͡ʃekʔ aɡizlarinda hileli dil bulunmajat͡ʃakʔ t͡ʃunku otlajat͡ʃaklar ve jatat͡ʃaklarʔ ve onlari korkutan olmajat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Matthew-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, cüzamlı bir adam yanına gelip, “Efendim, istersen beni temiz yapabilirsin” diyerek O’na tapındı.|isteʔ t͡ʃuzamli bir adam janina ɡelipʔ “efendimʔ istersen beni temiz japabilirsin” dijerek o’na tapindi. New-Testament-Luke-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Üstü kapalı olup da açığa çıkarılmayacak, gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur.|ustu kapali olup da at͡ʃiɡa t͡ʃikarilmajat͡ʃakʔ ɡizli olup da bilinmejet͡ʃek hit͡ʃbir sej joktur. Old-Testament-Joshua-004-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı taşıyan kâhinler Yarden'in ortasından çıkıp da kâhinlerin ayak tabanları kuru toprağa bastığında, Yarden'in suları yerlerine geri döndü ve daha önceden olduğu gibi bütün kıyılarından taşarak aktı.|jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni tasijan kahinler jardenʔin ortasindan t͡ʃikip da kahinlerin ajak tabanlari kuru topraɡa bastiɡindaʔ jardenʔin sulari jerlerine ɡeri dondu ve daha ont͡ʃeden olduɡu ɡibi butun kijilarindan tasarak akti. Old-Testament-Micah-007-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü oğul babasına saygısızlık ediyor, kız annesine karşı, gelin kaynanasına karşı çıkıyor; bir adamın düşmanları kendi evinin adamlarıdır.|t͡ʃunku oɡul babasina sajɡisizlik edijorʔ kiz annesine karsiʔ ɡelin kajnanasina karsi t͡ʃikijor; bir adamin dusmanlari kendi evinin adamlaridir. Old-Testament-Job-035-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklere bak da gör. Senden daha yüksek olan gökleri gör.|ɡoklere bak da ɡor. senden daha juksek olan ɡokleri ɡor. Old-Testament-1-Samuel-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|David, “Keilalılar beni ve adamlarımı Saul’un eline teslim edecekler mi?” diye sordu. Yahve, “Sizi teslim edecekler” dedi.|davidʔ “keilalilar beni ve adamlarimi saul’un eline teslim edet͡ʃekler mi?” dije sordu. jahveʔ “sizi teslim edet͡ʃekler” dedi. New-Testament-1-Peter-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam tersine, Mesih’in acılarına ortak olduğunuz için sevinin ki, O’nun görkemi açığa çıktığında siz de sevinçle coşasınız.|tam tersineʔ mesih’in at͡ʃilarina ortak olduɡunuz it͡ʃin sevinin kiʔ o’nun ɡorkemi at͡ʃiɡa t͡ʃiktiɡinda siz de sevint͡ʃle t͡ʃosasiniz. Old-Testament-Numbers-027-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yosef'in oğlu Manaşşe soylarından Manaşşe oğlu Makir oğlu Gilad oğlu Hefer oğlu Selofhad'ın kızları yaklaştı. Kızlarının adları şunlardır: Mahla, Nuh, Hogla, Milka ve Tirsa.|bunun uzerine josefʔin oɡlu manasse sojlarindan manasse oɡlu makir oɡlu ɡilad oɡlu hefer oɡlu selofhadʔin kizlari jaklasti. kizlarinin adlari sunlardir mahlaʔ nuhʔ hoɡlaʔ milka ve tirsa. Old-Testament-Judges-011-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeftah Ammon'un çocuklarının Kralı'na yine ulaklar gönderdi;|jeftah ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin kraliʔna jine ulaklar ɡonderdi; Old-Testament-Ezekiel-035-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael evinin mirası ıssız kaldığı için nasıl sevindiysen, sana da öyle yapacağım. Sen tümüyle ıssız kalacaksın, ey Seir Dağı ve bütün Edom. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"israel evinin mirasi issiz kaldiɡi it͡ʃin nasil sevindijsenʔ sana da ojle japat͡ʃaɡim. sen tumujle issiz kalat͡ʃaksinʔ ej seir daɡi ve butun edom. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Romans-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Biri bir günü öteki günden önemli sayar, diğeri her günü bir sayar. Herkesin kendi düşüncesine tam güveni olsun.|biri bir ɡunu oteki ɡunden onemli sajarʔ diɡeri her ɡunu bir sajar. herkesin kendi dusunt͡ʃesine tam ɡuveni olsun. Old-Testament-Isaiah-040-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir işçi bir suret yaptı, kuyumcu onu altınla kapladı, ona gümüş zincirler döktü.|bir ist͡ʃi bir suret japtiʔ kujumt͡ʃu onu altinla kapladiʔ ona ɡumus zint͡ʃirler doktu. Old-Testament-Ezra-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bunlar, sürgün edilenlerin sürgününden çıkan ve Babil Kralı Nebukadnetsar'ın Babil'e götürmüş olduğu ve Yeruşalem ve Yahuda'ya, hepsi kendi kentlerine dönmüş olan il çocuklarıydı.|simdi bunlarʔ surɡun edilenlerin surɡununden t͡ʃikan ve babil krali nebukadnetsarʔin babilʔe ɡoturmus olduɡu ve jerusalem ve jahudaʔjaʔ hepsi kendi kentlerine donmus olan il t͡ʃot͡ʃuklarijdi. New-Testament-Acts-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Festus, danışma kuruluyla görüştükten sonra Pavlus’a, “Sezar’a başvurdun. Sezar’a gideceksin” dedi.|bunun uzerine festusʔ danisma kurulujla ɡorustukten sonra pavlus’aʔ “sezar’a basvurdun. sezar’a ɡidet͡ʃeksin” dedi. Old-Testament-Genesis-043-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşimizi bizimle gönderirsen, gideriz ve sana yiyecek satın alırız.|kardesimizi bizimle ɡonderirsenʔ ɡideriz ve sana jijet͡ʃek satin aliriz. New-Testament-2-Corinthians-005-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama her şey Tanrı’dandır. Tanrı, bizi Mesih aracılığıyla kendisiyle barıştırdı ve barıştırma hizmetini bize verdi.|ama her sej tanri’dandir. tanriʔ bizi mesih arat͡ʃiliɡijla kendisijle baristirdi ve baristirma hizmetini bize verdi. Old-Testament-Numbers-007-051|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu olarak bir genç boğa, bir koç ve bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu olarak bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃ ve bir jasinda bir erkek kuzu; Old-Testament-1-Samuel-028-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Saul boylu boyuna ansızın yere düştü ve Samuel'in sözleri yüzünden dehşete kapıldı. Bütün gün ya da bütün gece boyunca hiç ekmek yemediğinden gücü yoktu.|bunun uzerine saul bojlu bojuna ansizin jere dustu ve samuelʔin sozleri juzunden dehsete kapildi. butun ɡun ja da butun ɡet͡ʃe bojunt͡ʃa hit͡ʃ ekmek jemediɡinden ɡut͡ʃu joktu. Old-Testament-Psalms-104-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağları odalarından sular. Yeryüzü işlerinin ürünüyle doldu.|daɡlari odalarindan sular. jerjuzu islerinin urunujle doldu. Old-Testament-Amos-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Beytel’i aramayın, Gilgal’e girmeyin, ve Beerşeva’ya geçmeyin; çünkü Gilgal mutlaka sürgüne gidecek, ve Beytel bir hiç olacak.|ama bejtel’i aramajinʔ ɡilɡal’e ɡirmejinʔ ve beerseva’ja ɡet͡ʃmejin; t͡ʃunku ɡilɡal mutlaka surɡune ɡidet͡ʃekʔ ve bejtel bir hit͡ʃ olat͡ʃak. Old-Testament-1-Chronicles-011-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşteralı Uzziya, Aroerli Hotam'ın oğulları Şama ve Yeiel,|asterali uzzijaʔ aroerli hotamʔin oɡullari sama ve jeielʔ Old-Testament-Psalms-140-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerlerine kızgın korlar yağsın. Ateşe atılsınlar, asla çıkamayacakları çamurlu çukurlara.|uzerlerine kizɡin korlar jaɡsin. atese atilsinlarʔ asla t͡ʃikamajat͡ʃaklari t͡ʃamurlu t͡ʃukurlara. Old-Testament-Exodus-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe kayınpederini karşılamaya çıktı, eğilip onu öptü. Birbirlerine hal hatır sorup çadıra girdiler.|mose kajinpederini karsilamaja t͡ʃiktiʔ eɡilip onu optu. birbirlerine hal hatir sorup t͡ʃadira ɡirdiler. Old-Testament-Genesis-030-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Soyduğu çubukları sürülerin su içmek için geldikleri yalaklara, sürülerin önüne koydu. Su içmek için gelince çiftleşiyorlardı.|sojduɡu t͡ʃubuklari surulerin su it͡ʃmek it͡ʃin ɡeldikleri jalaklaraʔ surulerin onune kojdu. su it͡ʃmek it͡ʃin ɡelint͡ʃe t͡ʃiftlesijorlardi. New-Testament-Matthew-024-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisinin geldiği zaman böyle yapmakta bulduğu o hizmetkâra ne mutlu!|efendisinin ɡeldiɡi zaman bojle japmakta bulduɡu o hizmetkara ne mutlu! Old-Testament-Psalms-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes komşusuna yalan söylüyor. Yaltaklanan dudaklarla, çift yürekle konuşuyorlar.|herkes komsusuna jalan sojlujor. jaltaklanan dudaklarlaʔ t͡ʃift jurekle konusujorlar. Old-Testament-Proverbs-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötülüğün hazineleri hiçbir işe yaramaz, ama doğruluk ölümden kurtarır.|kotuluɡun hazineleri hit͡ʃbir ise jaramazʔ ama doɡruluk olumden kurtarir. Old-Testament-Isaiah-066-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve diyor ki, “İşte, ırmak gibi esenliği, ulusların yüceliğini de taşkın kaynak gibi ona salacağım, ve ondan emeceksiniz. Onun yanında taşınacaksınız, dizleri üzerinde de sevileceksiniz.|t͡ʃunku jahve dijor kiʔ “isteʔ irmak ɡibi esenliɡiʔ uluslarin jut͡ʃeliɡini de taskin kajnak ɡibi ona salat͡ʃaɡimʔ ve ondan emet͡ʃeksiniz. onun janinda tasinat͡ʃaksinizʔ dizleri uzerinde de sevilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Genesis-043-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara hal hatır sordu, “Sözünü ettiğiniz ihtiyar babanız iyi mi? Yaşıyor mu?” dedi.|onlara hal hatir sorduʔ “sozunu ettiɡiniz ihtijar babaniz iji mi? jasijor mu?” dedi. Old-Testament-Job-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Başına sıkıntı geldiğinde, Tanrı onun feryadını duyar mı?|basina sikinti ɡeldiɡindeʔ tanri onun ferjadini dujar mi? Old-Testament-Jeremiah-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ah, çünkü o gün öyle büyük ki, onun gibisi yoktur! Yakov'un sıkıntı zamanıdır bu, ama o bundan kurtulacaktır.|ahʔ t͡ʃunku o ɡun ojle bujuk kiʔ onun ɡibisi joktur! jakovʔun sikinti zamanidir buʔ ama o bundan kurtulat͡ʃaktir. New-Testament-Philippians-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ve böylece ne yapıp yapıp ölümden dirilişe erişmek istiyorum.|ve bojlet͡ʃe ne japip japip olumden dirilise erismek istijorum. New-Testament-Mark-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua tekneden inince, kirli ruhu olan bir adam mezarlık mağaralardan çıkıp hemen O’nu karşıladı.|jesua tekneden inint͡ʃeʔ kirli ruhu olan bir adam mezarlik maɡaralardan t͡ʃikip hemen o’nu karsiladi. New-Testament-Acts-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus’un sesini tanıyan kız, sevincinden kapıyı açmadan yeniden içeri koştu. Petrus’un kapının önünde durduğunu bildirdi.|petrus’un sesini tanijan kizʔ sevint͡ʃinden kapiji at͡ʃmadan jeniden it͡ʃeri kostu. petrus’un kapinin onunde durduɡunu bildirdi. Old-Testament-Psalms-052-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dilin yıkım tasarlar, keskin bir ustura gibi hileyle çalışır.|dilin jikim tasarlarʔ keskin bir ustura ɡibi hilejle t͡ʃalisir. Old-Testament-1-Chronicles-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şevanya, Yoşafat, Netanel, Amasay, Zekariya, Benaya ve Eliezer, kâhinler, Tanrı'nın Sandığı önünde boruları çalıyorlardı; Oved Edom ve Yehiya sandık için kapıcı idiler.|sevanjaʔ josafatʔ netanelʔ amasajʔ zekarijaʔ benaja ve eliezerʔ kahinlerʔ tanriʔnin sandiɡi onunde borulari t͡ʃalijorlardi; oved edom ve jehija sandik it͡ʃin kapit͡ʃi idiler. Old-Testament-Genesis-042-027|und|SPEAKER_00_Turkish|İçlerinden biri konakladıkları yerde eşeğine yem vermek için çuvalını açınca parasını gördü. Hemen çuvalının ağzındaydı.|it͡ʃlerinden biri konakladiklari jerde eseɡine jem vermek it͡ʃin t͡ʃuvalini at͡ʃint͡ʃa parasini ɡordu. hemen t͡ʃuvalinin aɡzindajdi. Old-Testament-Genesis-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Enoş, Kenan'ın babası olduktan sonra sekiz yüz on beş yıl daha yaşadı ve başka oğullar ve kızlar babası oldu.|enosʔ kenanʔin babasi olduktan sonra sekiz juz on bes jil daha jasadi ve baska oɡullar ve kizlar babasi oldu. New-Testament-Romans-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, nasıl günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdiyse, böylece ölüm de bütün insanlara geçti. Çünkü hepsi günah işledi.|bu nedenleʔ nasil ɡunah bir insan arat͡ʃiliɡijlaʔ olum de ɡunah arat͡ʃiliɡijla dunjaja ɡirdijseʔ bojlet͡ʃe olum de butun insanlara ɡet͡ʃti. t͡ʃunku hepsi ɡunah isledi. New-Testament-Hebrews-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylediğimiz şeylerde, ana nokta şudur: Göklerde, Heybetli Olan’ın tahtının sağında oturan öyle bir başkâhinimiz var ki,|sojlediɡimiz sejlerdeʔ ana nokta sudur ɡoklerdeʔ hejbetli olan’in tahtinin saɡinda oturan ojle bir baskahinimiz var kiʔ Old-Testament-Psalms-046-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı sığınağımız ve gücümüzdür, sıkıntıda hemen yardıma hazırdır.|tanri siɡinaɡimiz ve ɡut͡ʃumuzdurʔ sikintida hemen jardima hazirdir. Old-Testament-1-Chronicles-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onun oğlu Beera, Aşur Kralı Tilgat Pilneser'in sürgüne gönderdiği kişiydi. Ruvenliler'in beyiydi.|ve onun oɡlu beeraʔ asur krali tilɡat pilneserʔin surɡune ɡonderdiɡi kisijdi. ruvenlilerʔin bejijdi. Old-Testament-2-Kings-017-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Aşur Kralı bütün ülkeye çıktı, Samariya’ya çıktı ve orayı üç yıl kuşattı.|sonra asur krali butun ulkeje t͡ʃiktiʔ samarija’ja t͡ʃikti ve oraji ut͡ʃ jil kusatti. Old-Testament-Genesis-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Noa tufandan sonra üç yüz elli yıl yaşadı.|noa tufandan sonra ut͡ʃ juz elli jil jasadi. Old-Testament-1-Samuel-030-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O günden itibaren bunu İsrael için bugüne dek bir kural ve ilke yaptı.|o ɡunden itibaren bunu israel it͡ʃin buɡune dek bir kural ve ilke japti. New-Testament-Acts-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlardan birinin haksızlığa uğradığını görünce onu savundu. Mısırlı’ya vurup ezilenin öcünü aldı.|onlardan birinin haksizliɡa uɡradiɡini ɡorunt͡ʃe onu savundu. misirli’ja vurup ezilenin ot͡ʃunu aldi. New-Testament-Acts-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın vaftizinden başlayarak yanımızdan alındığı güne dek, bunlardan biri O'nun dirilişine bizimle birlikte tanık olması gerekiyor.”|juhanna’nin vaftizinden baslajarak janimizdan alindiɡi ɡune dekʔ bunlardan biri oʔnun dirilisine bizimle birlikte tanik olmasi ɡerekijor.” New-Testament-Luke-001-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Komşuları ve akrabaları, Efendi’nin ona büyük merhamet ettiğini duydular ve onunla birlikte sevindiler.|komsulari ve akrabalariʔ efendi’nin ona bujuk merhamet ettiɡini dujdular ve onunla birlikte sevindiler. New-Testament-John-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine başkâhin Yeşua’ya öğrencileri ve öğretisi hakkında sorular sordu.|bunun uzerine baskahin jesua’ja oɡrent͡ʃileri ve oɡretisi hakkinda sorular sordu. New-Testament-Luke-023-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Çarmıha asılan suçlulardan biri, “Eğer Mesih isen, kendini de bizi de kurtar!” diyerek O’na hakaret etti.|t͡ʃarmiha asilan sut͡ʃlulardan biriʔ “eɡer mesih isenʔ kendini de bizi de kurtar!” dijerek o’na hakaret etti. New-Testament-Hebrews-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki, onları kusurlu bulan Tanrı şöyle diyor: “‘İşte, İsrael evi ve Yahuda eviyle yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor’ diyor Efendi.|ne var kiʔ onlari kusurlu bulan tanri sojle dijor “‘isteʔ israel evi ve jahuda evijle jeni bir antlasma japat͡ʃaɡim ɡunler ɡelijor’ dijor efendi. Old-Testament-1-Kings-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gökyüzü kapandığında ve sana karşı günah işledikleri için yağmur yağmadığında, eğer bu yere doğru dua edip adını itiraf ederlerse ve onları sıkıntıya soktuğun zaman günahlarından dönerlerse,|“ɡokjuzu kapandiɡinda ve sana karsi ɡunah isledikleri it͡ʃin jaɡmur jaɡmadiɡindaʔ eɡer bu jere doɡru dua edip adini itiraf ederlerse ve onlari sikintija soktuɡun zaman ɡunahlarindan donerlerseʔ Old-Testament-2-Chronicles-034-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra kral gönderip Yahuda ve Yeruşalem'in bütün ihtiyarlarını topladı.|sonra kral ɡonderip jahuda ve jerusalemʔin butun ihtijarlarini topladi. Old-Testament-Hosea-013-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi günahları daha da çok artırıyorlar, ve kendi anlayışlarına göre gümüşlerinden dökme suretler yaptılar, hepsi de usta işi. Onlar için, \"\"İnsan kurban ediyorlar, ve buzağıları öpüyorlar\"\" diyorlar.\"|\"simdi ɡunahlari daha da t͡ʃok artirijorlarʔ ve kendi anlajislarina ɡore ɡumuslerinden dokme suretler japtilarʔ hepsi de usta isi. onlar it͡ʃinʔ \"\"insan kurban edijorlarʔ ve buzaɡilari opujorlar\"\" dijorlar.\" Old-Testament-Psalms-095-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Meriva'da ve o gün Masa Çölü’nde olduğu gibi yüreğinizi katılaştırmayın,|merivaʔda ve o ɡun masa t͡ʃolu’nde olduɡu ɡibi jureɡinizi katilastirmajinʔ Old-Testament-Genesis-019-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Lut Soar'dan çıkıp iki kızıyla birlikte dağda yaşadı. Çünkü Soar'da yaşamaktan korkuyordu. İki kızıyla birlikte bir mağarada yaşıyordu.|lut soarʔdan t͡ʃikip iki kizijla birlikte daɡda jasadi. t͡ʃunku soarʔda jasamaktan korkujordu. iki kizijla birlikte bir maɡarada jasijordu. Old-Testament-1-Kings-013-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Çünkü Yahve'nin sözüyle bana şöyle buyruldu: 'Ekmek yemeyeceksin, su içmeyeceksin, geldiğin yoldan da dönmeyeceksin.'”\"|\"\"\"t͡ʃunku jahveʔnin sozujle bana sojle bujruldu ʔekmek jemejet͡ʃeksinʔ su it͡ʃmejet͡ʃeksinʔ ɡeldiɡin joldan da donmejet͡ʃeksin.ʔ”\" New-Testament-Romans-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tersine, Efendi Yeşua Mesih’i kuşanın ve bedene ve benliğin tutkularına uymayı düşünmeyin.|tersineʔ efendi jesua mesih’i kusanin ve bedene ve benliɡin tutkularina ujmaji dusunmejin. Old-Testament-Exodus-039-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Konutu, Çadırı, onun bütün takımlarını, kopçalarını, çerçevelerini, kirişlerini, direklerini, tabanlarını,|konutuʔ t͡ʃadiriʔ onun butun takimlariniʔ kopt͡ʃalariniʔ t͡ʃert͡ʃeveleriniʔ kirisleriniʔ direkleriniʔ tabanlariniʔ Old-Testament-Genesis-036-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yovav ölünce, onun yerine Temaniler diyarından Huşam kral oldu.|jovav olunt͡ʃeʔ onun jerine temaniler dijarindan husam kral oldu. Old-Testament-Proverbs-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanlar, sizi çağırıyorum! Sesimi insanoğullarına gönderiyorum.|“ej insanlarʔ sizi t͡ʃaɡirijorum! sesimi insanoɡullarina ɡonderijorum. Old-Testament-Judges-019-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yevus'un yakınındayken gün çoktan geçmişti; hizmetçi efendisine, \"\"Lütfen gel, Yevuslular'ın bu kentine girelim ve orada kalalım\"\" dedi.\"|\"jevusʔun jakinindajken ɡun t͡ʃoktan ɡet͡ʃmisti; hizmett͡ʃi efendisineʔ \"\"lutfen ɡelʔ jevuslularʔin bu kentine ɡirelim ve orada kalalim\"\" dedi.\" New-Testament-John-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu, Yeşua’yı suçlu çıkarabilmek için, O’nu denemek amacıyla söylediler. Ama Yeşua yere eğilmiş parmağıyla yere yazı yazıyordu.|bunuʔ jesua’ji sut͡ʃlu t͡ʃikarabilmek it͡ʃinʔ o’nu denemek amat͡ʃijla sojlediler. ama jesua jere eɡilmis parmaɡijla jere jazi jazijordu. Old-Testament-Ezekiel-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Genesis-031-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan sabah erkenden kalktı. Torunlarını ve kızlarını öptükten sonra onları kutsadı. Lavan gidip kendi yerine döndü.|lavan sabah erkenden kalkti. torunlarini ve kizlarini optukten sonra onlari kutsadi. lavan ɡidip kendi jerine dondu. New-Testament-Mark-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın Yeşua hakkında anlatılanları duymuştu, kalabalığın içinde arkadan gelip Yeşua’nın giysisine dokundu.|kadin jesua hakkinda anlatilanlari dujmustuʔ kalabaliɡin it͡ʃinde arkadan ɡelip jesua’nin ɡijsisine dokundu. Old-Testament-Jeremiah-028-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Peygamber Yeremya, kâhinlerin ve Yahve'nin evinde duran bütün halkın önünde Peygamber Hananya'ya şöyle dedi:|o zaman pejɡamber jeremjaʔ kahinlerin ve jahveʔnin evinde duran butun halkin onunde pejɡamber hananjaʔja sojle dedi Old-Testament-Joshua-017-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe oymağının kurası bu oldu; çünkü o, Yosef'in ilk oğluydu. Gilad'ın babası Manaşşe'nin ilk oğlu Makir ise savaş adamı olduğundan Gilad ve Başan onun oldu.|manasse ojmaɡinin kurasi bu oldu; t͡ʃunku oʔ josefʔin ilk oɡlujdu. ɡiladʔin babasi manasseʔnin ilk oɡlu makir ise savas adami olduɡundan ɡilad ve basan onun oldu. New-Testament-Matthew-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi aramızda yedi kardeş vardı. İlki evlendi ve öldü ve çocuğu olmadığı için karısını kardeşine bıraktı.|simdi aramizda jedi kardes vardi. ilki evlendi ve oldu ve t͡ʃot͡ʃuɡu olmadiɡi it͡ʃin karisini kardesine birakti. Old-Testament-1-Chronicles-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü David, \"\"İsrael'in Tanrısı Yahve halkına rahat verdi; sonsuza dek Yeruşalem'de oturmaktadır\"\" demişti.\"|\"t͡ʃunku davidʔ \"\"israelʔin tanrisi jahve halkina rahat verdi; sonsuza dek jerusalemʔde oturmaktadir\"\" demisti.\" Old-Testament-Malachi-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bütün uluslar sizi kutsanmış diyecekler, çünkü hoş bir ülke olacaksınız.\"\" diyor Ordular Yahvesi.\"|\"\"\"butun uluslar sizi kutsanmis dijet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku hos bir ulke olat͡ʃaksiniz.\"\" dijor ordular jahvesi.\" Old-Testament-Isaiah-061-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eski yıkıntıları yeniden bina edecekler. Eskiden harap olmuş yerleri yeniden kuracaklar. Çok kuşaklardır harap olmuş yıkık kentleri onaracaklar.|eski jikintilari jeniden bina edet͡ʃekler. eskiden harap olmus jerleri jeniden kurat͡ʃaklar. t͡ʃok kusaklardir harap olmus jikik kentleri onarat͡ʃaklar. Old-Testament-Joshua-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ay Kralı bunu görünce onlar aceleyle erkenden kalktılar. Kentin adamları, belirlenen zamanda İsrael'e karşı savaşmak üzere Arava'nın önünde çıktılar; ama kentin arkasında kendisine karşı bir pusu olduğunu bilmiyordu.|aj krali bunu ɡorunt͡ʃe onlar at͡ʃelejle erkenden kalktilar. kentin adamlariʔ belirlenen zamanda israelʔe karsi savasmak uzere aravaʔnin onunde t͡ʃiktilar; ama kentin arkasinda kendisine karsi bir pusu olduɡunu bilmijordu. Old-Testament-Job-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Rahat olan birisinin düşüncesinde felaketi küçümseme vardır. Ayağı kayanlar için bu hazırdır.|rahat olan birisinin dusunt͡ʃesinde felaketi kut͡ʃumseme vardir. ajaɡi kajanlar it͡ʃin bu hazirdir. New-Testament-1-Thessalonians-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Makedonya ve Ahaya’daki iman eden herkese örnek oldunuz.|bojlet͡ʃe makedonja ve ahaja’daki iman eden herkese ornek oldunuz. New-Testament-Luke-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size söylüyorum dostlarım, bedeni öldüren, ama bundan daha fazlasını yapamayanlardan korkmayın.|“size sojlujorum dostlarimʔ bedeni oldurenʔ ama bundan daha fazlasini japamajanlardan korkmajin. Old-Testament-Psalms-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve’nin gözü kendisinden korkanların, O’nun sevgi dolu iyiliğine umut bağlayanların üzerindedir.|isteʔ jahve’nin ɡozu kendisinden korkanlarinʔ o’nun sevɡi dolu ijiliɡine umut baɡlajanlarin uzerindedir. Old-Testament-Lamentations-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolumu saptırdı, ve beni paraladı. Beni harap etti.|jolumu saptirdiʔ ve beni paraladi. beni harap etti. Old-Testament-Isaiah-042-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle öfkesinin kızgınlığını ve savaşın gücünü onun üzerine döktü. Her tarafı ateşe verdi ama o bilmiyordu. Onu yaktı ama o bunu yüreğine koymadı.\"\"\"|\"bu nedenle ofkesinin kizɡinliɡini ve savasin ɡut͡ʃunu onun uzerine doktu. her tarafi atese verdi ama o bilmijordu. onu jakti ama o bunu jureɡine kojmadi.\"\"\" Old-Testament-Psalms-035-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Felaketime sevinenler, hayal kırıklığına uğrayıp şaşkına dönsünler. Bana karşı kendilerini yüceltenler, utanç ve rezilliğe bürünsünler.|felaketime sevinenlerʔ hajal kirikliɡina uɡrajip saskina donsunler. bana karsi kendilerini jut͡ʃeltenlerʔ utant͡ʃ ve rezilliɡe burunsunler. Old-Testament-Genesis-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek davarları, sığırları, köleleri, cariyeleri alıp Avraham’a verdi, karısı Sarah'ı da geri verdi.|avimelek davarlariʔ siɡirlariʔ koleleriʔ t͡ʃarijeleri alip avraham’a verdiʔ karisi sarahʔi da ɡeri verdi. New-Testament-Revelation-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|tarçını, baharatı, buhuru, güzel kokulu yağı, günnüğü, şarabı, zeytinyağını, ince unu, buğdayı, koyunları, atları, savaş arabaları ve köleleri, insanların canını satın alacak kimseler yok artık.|tart͡ʃiniʔ baharatiʔ buhuruʔ ɡuzel kokulu jaɡiʔ ɡunnuɡuʔ sarabiʔ zejtinjaɡiniʔ int͡ʃe unuʔ buɡdajiʔ kojunlariʔ atlariʔ savas arabalari ve koleleriʔ insanlarin t͡ʃanini satin alat͡ʃak kimseler jok artik. Old-Testament-2-Chronicles-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Üç gün sonra tekrar yanıma gelin” dedi. Böylece halk ayrıldı.|onlaraʔ “ut͡ʃ ɡun sonra tekrar janima ɡelin” dedi. bojlet͡ʃe halk ajrildi. Old-Testament-Joshua-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Atanız Avraham'ı Irmak'ın öte yanından aldım ve onu bütün Kenan ülkesinde gezdirdim, soyunu çoğalttım ve ona İshak'ı verdim.|ataniz avrahamʔi irmakʔin ote janindan aldim ve onu butun kenan ulkesinde ɡezdirdimʔ sojunu t͡ʃoɡalttim ve ona ishakʔi verdim. New-Testament-Matthew-018-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İnsanoğlu kaybolmuş olanı kurtarmak için geldi.”|t͡ʃunku insanoɡlu kajbolmus olani kurtarmak it͡ʃin ɡeldi.” New-Testament-Luke-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların düşüncelerini bilen Yeşua, “Kendine karşı bölünen her krallık çöl olur. Kendine karşı bölünen ev çöker.|onlarin dusunt͡ʃelerini bilen jesuaʔ “kendine karsi bolunen her krallik t͡ʃol olur. kendine karsi bolunen ev t͡ʃoker. Old-Testament-2-Kings-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa, “Bana yeni bir testi getirin, içine tuz koyun” dedi. O zaman testiyi ona getirdiler.|elisaʔ “bana jeni bir testi ɡetirinʔ it͡ʃine tuz kojun” dedi. o zaman testiji ona ɡetirdiler. Old-Testament-Job-018-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kökleri dipten kuruyacak. Dalı yukarıdan kesilecek.|kokleri dipten kurujat͡ʃak. dali jukaridan kesilet͡ʃek. Old-Testament-2-Samuel-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra denizin kanalları göründü. Dünyanın temelleri, Yahve'nin azarlamasıyla, burun soluğunun şiddetinde açığa çıktı.|sonra denizin kanallari ɡorundu. dunjanin temelleriʔ jahveʔnin azarlamasijlaʔ burun soluɡunun siddetinde at͡ʃiɡa t͡ʃikti. Old-Testament-2-Kings-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Keldani ordusu kralı kovaladı ve Yeriha ovalarında ona yetişti; ve bütün ordusu yanından dağıldı.|ama keldani ordusu krali kovaladi ve jeriha ovalarinda ona jetisti; ve butun ordusu janindan daɡildi. Old-Testament-Exodus-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, elinde bir işaret, gözlerinin arasında simge olacak, Çünkü Yahve elinin gücüyle bizi Mısır'dan çıkardı.”|buʔ elinde bir isaretʔ ɡozlerinin arasinda simɡe olat͡ʃakʔ t͡ʃunku jahve elinin ɡut͡ʃujle bizi misirʔdan t͡ʃikardi.” Old-Testament-Song-of-Songs-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Siyon kızları, çıkın, Kral Solomon'u, düğünü gününde, yüreğinin sevinci gününde, annesinin ona giydirdiği taçla görün.|ej sijon kizlariʔ t͡ʃikinʔ kral solomonʔuʔ duɡunu ɡunundeʔ jureɡinin sevint͡ʃi ɡunundeʔ annesinin ona ɡijdirdiɡi tat͡ʃla ɡorun. New-Testament-Acts-021-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Öteki uluslardan olan imanlılara gelince, putlara sunulan kurban etinden, kandan, boğularak öldürülen hayvanlardan ve cinsel ahlaksızlıktan sakınsınlar diye kararımızı yazmıştık.”|oteki uluslardan olan imanlilara ɡelint͡ʃeʔ putlara sunulan kurban etindenʔ kandanʔ boɡularak oldurulen hajvanlardan ve t͡ʃinsel ahlaksizliktan sakinsinlar dije kararimizi jazmistik.” New-Testament-Romans-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyecek uğruna Tanrı’nın işini bozma! Her şey gerçekten temizdir, ancak yedikleriyle başkasını tökezleten kişi kötülük etmiş olur.|jijet͡ʃek uɡruna tanri’nin isini bozma! her sej ɡert͡ʃekten temizdirʔ ant͡ʃak jediklerijle baskasini tokezleten kisi kotuluk etmis olur. Old-Testament-Isaiah-061-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Soyları uluslar arasında, onların soyları da halklar arasında bilinecek. Onları gören herkes, Yahve'nin kutsadığı soy olduklarını kabul edecek.”|sojlari uluslar arasindaʔ onlarin sojlari da halklar arasinda bilinet͡ʃek. onlari ɡoren herkesʔ jahveʔnin kutsadiɡi soj olduklarini kabul edet͡ʃek.” Old-Testament-Proverbs-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey tembel, karıncaya git. Onun yollarını düşün de bilge ol.|ej tembelʔ karint͡ʃaja ɡit. onun jollarini dusun de bilɡe ol. New-Testament-1-Peter-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Baş Çoban ortaya çıktığında, solmayan yücelik tacını alacaksınız.|bas t͡ʃoban ortaja t͡ʃiktiɡindaʔ solmajan jut͡ʃelik tat͡ʃini alat͡ʃaksiniz. Old-Testament-1-Chronicles-006-052|und|SPEAKER_00_Turkish|onun oğlu Merayot, onun oğlu Amarya, onun oğlu Ahituv,|onun oɡlu merajotʔ onun oɡlu amarjaʔ onun oɡlu ahituvʔ Old-Testament-Job-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama ben Tanrı'yı arardım. Davamı Tanrı'ya bırakırdım.|“ama ben tanriʔji arardim. davami tanriʔja birakirdim. Old-Testament-Amos-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Efendi Yahve bana gösterdi: İşte, son sürgünün filiz vermesinin başlangıcında çekirgeleri oluşturdu; ve işte, kralın hasadından sonraki son sürgündü.|bojlet͡ʃe efendi jahve bana ɡosterdi isteʔ son surɡunun filiz vermesinin baslanɡit͡ʃinda t͡ʃekirɡeleri olusturdu; ve isteʔ kralin hasadindan sonraki son surɡundu. New-Testament-1-Peter-004-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biriniz Hristiyan olduğu için acı çekerse, bundan utanmasın. Tersine, bu konuda Tanrı’yı yüceltsin.|ama biriniz hristijan olduɡu it͡ʃin at͡ʃi t͡ʃekerseʔ bundan utanmasin. tersineʔ bu konuda tanri’ji jut͡ʃeltsin. Old-Testament-Joshua-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar Yarden Nehri'nin sığ geçitlerine kadar olan yolda onları kovaladılar. Onları kovalayanlar dışarı çıkar çıkmaz kapıyı kapattılar.|adamlar jarden nehriʔnin siɡ ɡet͡ʃitlerine kadar olan jolda onlari kovaladilar. onlari kovalajanlar disari t͡ʃikar t͡ʃikmaz kapiji kapattilar. New-Testament-1-Peter-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla aynı aşırı isyan seli içinde koşmamanızı yadırgıyorlar ve size küfrediyorlar.|onlarla ajni asiri isjan seli it͡ʃinde kosmamanizi jadirɡijorlar ve size kufredijorlar. Old-Testament-1-Chronicles-002-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Salma'nın oğulları: Beytlehemliler, Netofalılar, Atrot Beyt Yoav ve Manahatlılar'ın yarısı, Sorlular.|salmaʔnin oɡullari bejtlehemlilerʔ netofalilarʔ atrot bejt joav ve manahatlilarʔin jarisiʔ sorlular. Old-Testament-Judges-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Otuz oğlu vardı. Otuz kızını kendi boyunun dışına gönderdi ve oğulları için de kendi boyunun dışından otuz kız getirdi. İsrael'e yedi yıl hükmetti.|otuz oɡlu vardi. otuz kizini kendi bojunun disina ɡonderdi ve oɡullari it͡ʃin de kendi bojunun disindan otuz kiz ɡetirdi. israelʔe jedi jil hukmetti. Old-Testament-2-Samuel-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözün uğruna ve kendi yüreğine göre, bütün bu büyüklüğü hizmetkârına bildirmek için yaptın.|sozun uɡruna ve kendi jureɡine ɡoreʔ butun bu bujukluɡu hizmetkarina bildirmek it͡ʃin japtin. Old-Testament-Psalms-132-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen ve gücünün sandığı, ey Yahve, kendi dinlenme yerine çık,|sen ve ɡut͡ʃunun sandiɡiʔ ej jahveʔ kendi dinlenme jerine t͡ʃikʔ New-Testament-Revelation-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Giymesi için ona parlak, pak ve ince keten giysiler verildi. Çünkü ince keten kutsalların doğru işleri demektir.”|ɡijmesi it͡ʃin ona parlakʔ pak ve int͡ʃe keten ɡijsiler verildi. t͡ʃunku int͡ʃe keten kutsallarin doɡru isleri demektir.” New-Testament-Acts-025-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Festus, eyalete vardıktan üç gün sonra Sezariye’den Yeruşalem’e çıktı.|festusʔ ejalete vardiktan ut͡ʃ ɡun sonra sezarije’den jerusalem’e t͡ʃikti. Old-Testament-Exodus-039-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaftanın etekleri üzerine mavi, mor, kırmızı ve özenle dokunmuş ketenden narlar yaptılar.|kaftanin etekleri uzerine maviʔ morʔ kirmizi ve ozenle dokunmus ketenden narlar japtilar. Old-Testament-Ezekiel-048-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yirmi beş binin önünde, genişlikten kalan beş bin arşın, kent için, oturulacak yer için ve açık yerler için ortak kullanım için olacak; kent onun ortasında olacak.|“jirmi bes binin onundeʔ ɡenislikten kalan bes bin arsinʔ kent it͡ʃinʔ oturulat͡ʃak jer it͡ʃin ve at͡ʃik jerler it͡ʃin ortak kullanim it͡ʃin olat͡ʃak; kent onun ortasinda olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-044-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekmek sunusunu, günah sunusunu ve suç sunusunu onlar yiyecekler; ve İsrael'de adanmış her şey onların olacaktır.|ekmek sunusunuʔ ɡunah sunusunu ve sut͡ʃ sunusunu onlar jijet͡ʃekler; ve israelʔde adanmis her sej onlarin olat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Chronicles-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, yük taşımak için yetmiş bin adam, dağlarda taş kesmek için seksen bin adam ve onların başında üç bin altı yüz adam saydı.|solomonʔ juk tasimak it͡ʃin jetmis bin adamʔ daɡlarda tas kesmek it͡ʃin seksen bin adam ve onlarin basinda ut͡ʃ bin alti juz adam sajdi. Old-Testament-1-Chronicles-008-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeuts'un, Şakya'nın ve Mirma'nın babası oldu. Bunlar onun oğullarıydı, atalar evlerinin başlarıydı.|jeutsʔunʔ sakjaʔnin ve mirmaʔnin babasi oldu. bunlar onun oɡullarijdiʔ atalar evlerinin baslarijdi. New-Testament-Revelation-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların üçte birini öldürmek üzere o saat, o gün, o ay ve o yıl için hazır tutulan dört melek serbest bırakıldı.|insanlarin ut͡ʃte birini oldurmek uzere o saatʔ o ɡunʔ o aj ve o jil it͡ʃin hazir tutulan dort melek serbest birakildi. Old-Testament-1-Chronicles-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Muşi'nin oğulları: Mahli, Eder ve Yeremot, üç kişi.|musiʔnin oɡullari mahliʔ eder ve jeremotʔ ut͡ʃ kisi. Old-Testament-Exodus-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye, \"\"Bunu anma olarak kitaba yaz ve Yeşu'nun kulağına tekrarla\"\" dedi, \"\"Öyle ki, Amalek'in anısını gökyüzünün altından tamamen sileyim.\"\"\"|\"jahve moseʔjeʔ \"\"bunu anma olarak kitaba jaz ve jesuʔnun kulaɡina tekrarla\"\" dediʔ \"\"ojle kiʔ amalekʔin anisini ɡokjuzunun altindan tamamen silejim.\"\"\" Old-Testament-Numbers-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadeş'ten göç ettiler ve İsrael'in çocukları, bütün topluluk Hor Dağı'na geldiler.|kadesʔten ɡot͡ʃ ettiler ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ butun topluluk hor daɡiʔna ɡeldiler. New-Testament-Acts-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Kornelius’ dedi. ‘Duan işitildi ve muhtaçlar için olan bağışların Tanrı önünde anıldı.|‘kornelius’ dedi. ‘duan isitildi ve muhtat͡ʃlar it͡ʃin olan baɡislarin tanri onunde anildi. Old-Testament-Deuteronomy-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün erkeklerin yılda üç kez Tanrın Yahve'nin önüne, O'nun seçeceği yerde çıkacaklar: Mayasız Ekmek Bayramı'nda, Haftalar Bayramı'nda ve Çardaklar Bayramı'nda. Yahve'nin önüne boş çıkmayacaklar.|butun erkeklerin jilda ut͡ʃ kez tanrin jahveʔnin onuneʔ oʔnun set͡ʃet͡ʃeɡi jerde t͡ʃikat͡ʃaklar majasiz ekmek bajramiʔndaʔ haftalar bajramiʔnda ve t͡ʃardaklar bajramiʔnda. jahveʔnin onune bos t͡ʃikmajat͡ʃaklar. New-Testament-John-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine O’na, “Baban nerede?” dediler. Yeşua onlara, “Siz ne beni ne de Babam’ı bilirsiniz. Eğer beni bilseydiniz, Babam’ı da bilirdiniz” dedi.|bunun uzerine o’naʔ “baban nerede?” dediler. jesua onlaraʔ “siz ne beni ne de babam’i bilirsiniz. eɡer beni bilsejdinizʔ babam’i da bilirdiniz” dedi. Old-Testament-Psalms-069-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’yi bir öküzden, boynuzlu, tırnaklı bir boğadan daha çok memnun eder bu.|jahve’ji bir okuzdenʔ bojnuzluʔ tirnakli bir boɡadan daha t͡ʃok memnun eder bu. Old-Testament-Jeremiah-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu antlaşmanın sözlerini dinleyin, Yahuda halkına ve Yeruşalem sakinlerine söyleyin.|“bu antlasmanin sozlerini dinlejinʔ jahuda halkina ve jerusalem sakinlerine sojlejin. Old-Testament-Deuteronomy-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman seni Mısır diyarından, esaret evinden çıkaran Yahve'yi unutmaktan sakın.|o zaman seni misir dijarindanʔ esaret evinden t͡ʃikaran jahveʔji unutmaktan sakin. Old-Testament-Leviticus-025-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tarlanızı altı yıl ekeceksin, bağınızı altı yıl budayıp ürünlerini toplayacaksın;|tarlanizi alti jil eket͡ʃeksinʔ baɡinizi alti jil budajip urunlerini toplajat͡ʃaksin; Old-Testament-Isaiah-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyayı kötülükleri için, kötüleri de suçları için cezalandıracağım. Gururluların kibirini sona erdireceğim ve korkunç olanların gururunu alçaltacağım.|dunjaji kotulukleri it͡ʃinʔ kotuleri de sut͡ʃlari it͡ʃin t͡ʃezalandirat͡ʃaɡim. ɡururlularin kibirini sona erdiret͡ʃeɡim ve korkunt͡ʃ olanlarin ɡururunu alt͡ʃaltat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Samuel-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael’den yücelik ayrıldı, çünkü Tanrı’nın Sandığı alındı” dedi.|“israel’den jut͡ʃelik ajrildiʔ t͡ʃunku tanri’nin sandiɡi alindi” dedi. Old-Testament-1-Kings-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Nimşi oğlu Yehu’yu İsrael üzerine kral olarak meshet; Avel Mehola'dan Şafat oğlu Elişa’yı da senin yerine peygamber olarak meshet.|nimsi oɡlu jehu’ju israel uzerine kral olarak meshet; avel meholaʔdan safat oɡlu elisa’ji da senin jerine pejɡamber olarak meshet. Old-Testament-Ezekiel-038-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün, Gog İsrael ülkesine karşı geldiğinde\"\" diyor Efendi Yahve, \"\"gazabım burnuma kadar yükselecek.\"|\"o ɡunʔ ɡoɡ israel ulkesine karsi ɡeldiɡinde\"\" dijor efendi jahveʔ \"\"ɡazabim burnuma kadar jukselet͡ʃek.\" Old-Testament-Psalms-059-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfkeyle tüket onları. Tüket onları, yok olsunlar. Bilsinler ki, yeryüzünün sonlarına kadar Yakov’da hüküm süren Tanrı’dır. Selah.|ofkejle tuket onlari. tuket onlariʔ jok olsunlar. bilsinler kiʔ jerjuzunun sonlarina kadar jakov’da hukum suren tanri’dir. selah. New-Testament-Luke-023-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneş karardı, tapınağın perdesi ortadan ikiye yırtıldı.|ɡunes karardiʔ tapinaɡin perdesi ortadan ikije jirtildi. Old-Testament-Job-036-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama sen kötü adamın hükmüyle dolusun. Yargı ve adalet seni yakalıyor.|“ama sen kotu adamin hukmujle dolusun. jarɡi ve adalet seni jakalijor. Old-Testament-Genesis-042-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Biz hizmetkârların, Kenan diyarında bir adamın oğulları, on iki kardeşiz” dediler. “En küçüğü bugün babamızın yanındadır, biri de yoktur.” dedi.|onlarʔ “biz hizmetkarlarinʔ kenan dijarinda bir adamin oɡullariʔ on iki kardesiz” dediler. “en kut͡ʃuɡu buɡun babamizin janindadirʔ biri de joktur.” dedi. Old-Testament-Numbers-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Topluluğa şöyle dedi: \"\"Lütfen bu kötü adamların çadırlarından ayrılın ve onların hiçbir şeyine dokunmayın, yoksa onların bütün günahlarıyla tükenirsiniz!\"\"\"|\"topluluɡa sojle dedi \"\"lutfen bu kotu adamlarin t͡ʃadirlarindan ajrilin ve onlarin hit͡ʃbir sejine dokunmajinʔ joksa onlarin butun ɡunahlarijla tukenirsiniz!\"\"\" Old-Testament-Proverbs-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tembel elle çalışan yoksullaşır, ama özenle çalışanın eli servet getirir.|tembel elle t͡ʃalisan joksullasirʔ ama ozenle t͡ʃalisanin eli servet ɡetirir. Old-Testament-Job-035-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şimdi, öfkesiyle ziyaret etmediği, kibri de çok önemsemediği için,|ama simdiʔ ofkesijle zijaret etmediɡiʔ kibri de t͡ʃok onemsemediɡi it͡ʃinʔ New-Testament-Luke-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona şu karşılığı verdi: “Çekil önümden Şeytan! Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Tanrın Efendi’ye tapacak ve yalnız O’na hizmet edeceksin.’”|jesua ona su karsiliɡi verdi “t͡ʃekil onumden sejtan! t͡ʃunku sojle jazilmistir ‘tanrin efendi’je tapat͡ʃak ve jalniz o’na hizmet edet͡ʃeksin.’” Old-Testament-Psalms-108-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı kutsal yerinden şöyle konuştu: “Zafer kazanacağım. Şekem'i böleceğim, Sukkot Vadisi’ni ölçeceğim.|tanri kutsal jerinden sojle konustu “zafer kazanat͡ʃaɡim. sekemʔi bolet͡ʃeɡimʔ sukkot vadisi’ni olt͡ʃet͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-048-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ben, ben söyledim. Evet, onu çağırdım. Ben onu getirdim, o yolunda başarılı olacak.\"\"\"|\"benʔ ben sojledim. evetʔ onu t͡ʃaɡirdim. ben onu ɡetirdimʔ o jolunda basarili olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-036-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Baruk onlara, \"\"Bütün bu sözleri ağzından bana yazdırdı, ben de onları mürekkeple kitaba yazdım\"\" diye karşılık verdi.\"|\"bunun uzerine baruk onlaraʔ \"\"butun bu sozleri aɡzindan bana jazdirdiʔ ben de onlari murekkeple kitaba jazdim\"\" dije karsilik verdi.\" Old-Testament-Isaiah-042-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim hizmetkârımdan başka kör olan kimdir? Ya da gönderdiğim ulağım kadar sağır olan kimdir? Kim esenlik içinde olan kadar kör, Yahve'nin hizmetkârı kadar kör olan kimdir?|benim hizmetkarimdan baska kor olan kimdir? ja da ɡonderdiɡim ulaɡim kadar saɡir olan kimdir? kim esenlik it͡ʃinde olan kadar korʔ jahveʔnin hizmetkari kadar kor olan kimdir? New-Testament-Romans-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Mümkünse, elinizden geldiğince, bütün insanlarla barış içinde olun.|mumkunseʔ elinizden ɡeldiɡint͡ʃeʔ butun insanlarla baris it͡ʃinde olun. Old-Testament-Jeremiah-023-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Benim sözüm ateş gibi, kayayı parçalayan çekiç gibi değil mi?\"\" diyor Yahve.\"|\"“benim sozum ates ɡibiʔ kajaji part͡ʃalajan t͡ʃekit͡ʃ ɡibi deɡil mi?\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Proverbs-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi dürüstlük içinde yürür, ne mutlu kendisinden sonraki çocuklarına.|doɡru kisi durustluk it͡ʃinde jururʔ ne mutlu kendisinden sonraki t͡ʃot͡ʃuklarina. New-Testament-Acts-010-047|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu insanların suyla vaftiz olmasına kim engel olabilir? Onlar da bizim gibi Kutsal Ruh’u aldılar” dedi.|“bu insanlarin sujla vaftiz olmasina kim enɡel olabilir? onlar da bizim ɡibi kutsal ruh’u aldilar” dedi. New-Testament-Matthew-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârlarına, “Bu, Vaftizci Yuhanna’dır” dedi. “Ölümden dirildiği için bu güçler onda işlemektedir.”|hizmetkarlarinaʔ “buʔ vaftizt͡ʃi juhanna’dir” dedi. “olumden dirildiɡi it͡ʃin bu ɡut͡ʃler onda islemektedir.” Old-Testament-Lamentations-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kent sokaklarında yaralılar gibi bayılınca, canları annelerinin koynuna döküldüğü zaman, annelerine, \"\"Buğday ve şarap nerede?\"\" diye soruyorlar.\"|\"kent sokaklarinda jaralilar ɡibi bajilint͡ʃaʔ t͡ʃanlari annelerinin kojnuna dokulduɡu zamanʔ annelerineʔ \"\"buɡdaj ve sarap nerede?\"\" dije sorujorlar.\" Old-Testament-Ecclesiastes-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra döndüm ve güneş altında yapılan bütün baskıları gördüm. İşte, ezilenlerin gözyaşları ve onları teselli eden yoktu. Ve onları ezenlerin yanında güç vardı; ama onları avutan yoktu.|sonra dondum ve ɡunes altinda japilan butun baskilari ɡordum. isteʔ ezilenlerin ɡozjaslari ve onlari teselli eden joktu. ve onlari ezenlerin janinda ɡut͡ʃ vardi; ama onlari avutan joktu. Old-Testament-Genesis-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke halkının önünde Efron'a şöyle dedi: “Lütfen beni dinle. Tarlanın bedelini ödeyeyim. Onu benden al ki ölümü oraya gömeyim.”|ulke halkinin onunde efronʔa sojle dedi “lutfen beni dinle. tarlanin bedelini odejejim. onu benden al ki olumu oraja ɡomejim.” New-Testament-1-Corinthians-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Size ruhsal şeyler ektiysek, sizden bedensel şeyler biçmemiz çok mu?|size ruhsal sejler ektijsekʔ sizden bedensel sejler bit͡ʃmemiz t͡ʃok mu? New-Testament-Revelation-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte bilgeliği olan akıl bundadır. Yedi baş, kadının üzerinde oturduğu yedi dağdır.|iste bilɡeliɡi olan akil bundadir. jedi basʔ kadinin uzerinde oturduɡu jedi daɡdir. New-Testament-2-Corinthians-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sizi yıkmak için değil, güçlendirmek için Efendi’nin bize verdiği yetkiyle biraz fazla övünsem de utanmam.|t͡ʃunku sizi jikmak it͡ʃin deɡilʔ ɡut͡ʃlendirmek it͡ʃin efendi’nin bize verdiɡi jetkijle biraz fazla ovunsem de utanmam. Old-Testament-Leviticus-025-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Ancak Levililer'in kentleri, mülkleri olan kentlerdeki evlerini, Levililer istedikleri zaman geri alabilirler.\"|\"\"\"ʔant͡ʃak levililerʔin kentleriʔ mulkleri olan kentlerdeki evleriniʔ levililer istedikleri zaman ɡeri alabilirler.\" Old-Testament-Job-019-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Demir kalem ve kurşunla sonsuza dek kayaya kazınmış olsalardı!|demir kalem ve kursunla sonsuza dek kajaja kazinmis olsalardi! Old-Testament-Genesis-036-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Korah, Gatam, Amalek. Edom diyarına Elifaz’dan gelen beyler bunlardır. Bunlar Ada’nın oğullarıdır.|korahʔ ɡatamʔ amalek. edom dijarina elifaz’dan ɡelen bejler bunlardir. bunlar ada’nin oɡullaridir. Old-Testament-Ezra-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|David ve beylerin Levililer'in hizmetine vermiş olduğu tapınak hizmetkârlarından iki yüz yirmi tapınak hizmetkârını bize getirdiler. Onların hepsi adlarıyla anılmıştır.|david ve bejlerin levililerʔin hizmetine vermis olduɡu tapinak hizmetkarlarindan iki juz jirmi tapinak hizmetkarini bize ɡetirdiler. onlarin hepsi adlarijla anilmistir. New-Testament-2-Corinthians-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı güvenilir olduğu gibi, size söylediğim söz de hem “evet” hem “hayır” değildi.|tanri ɡuvenilir olduɡu ɡibiʔ size sojlediɡim soz de hem “evet” hem “hajir” deɡildi. Old-Testament-2-Kings-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda da Tanrıları Yahve'nin buyruklarını tutmadı, İsrael'in yaptığı kurallarda yürüdü.|jahuda da tanrilari jahveʔnin bujruklarini tutmadiʔ israelʔin japtiɡi kurallarda jurudu. Old-Testament-Leviticus-011-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kim onların leşinden bir parça taşırsa, giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli olacaktır.'\"\"\"|\"kim onlarin lesinden bir part͡ʃa tasirsaʔ ɡijsilerini jikajat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-051-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana ve bedenime yapılan zorbalık Babil'in üzerinde olsun!\"\" diyecek Siyon sakinleri; ve \"\"Kanım Keldaniler'in üzerinde olsun!\"\" diyecek Yeruşalem.\"|\"bana ve bedenime japilan zorbalik babilʔin uzerinde olsun!\"\" dijet͡ʃek sijon sakinleri; ve \"\"kanim keldanilerʔin uzerinde olsun!\"\" dijet͡ʃek jerusalem.\" Old-Testament-2-Chronicles-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Uzziya ölüm gününe dek cüzzamlı kaldı ve cüzamlı olarak ayrı bir evde yaşıyordu; çünkü Yahve'nin evinden kesilip atılmıştı. Oğlu Yotam, kral evinin başındaydı ve ülke halkına hükmediyordu.|kral uzzija olum ɡunune dek t͡ʃuzzamli kaldi ve t͡ʃuzamli olarak ajri bir evde jasijordu; t͡ʃunku jahveʔnin evinden kesilip atilmisti. oɡlu jotamʔ kral evinin basindajdi ve ulke halkina hukmedijordu. Old-Testament-2-Samuel-019-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Barzillay çok yaşlı bir adamdı, seksen yaşındaydı. Mahanaim'de kaldığında krala yiyecek sağlamıştı, çünkü çok büyük bir adamdı.|barzillaj t͡ʃok jasli bir adamdiʔ seksen jasindajdi. mahanaimʔde kaldiɡinda krala jijet͡ʃek saɡlamistiʔ t͡ʃunku t͡ʃok bujuk bir adamdi. Old-Testament-Genesis-031-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Niçin gizlice kaçtın ve beni aldattın? Seni sevinçle, ezgilerle, tef ve çenkle yolcu ederdim.|nit͡ʃin ɡizlit͡ʃe kat͡ʃtin ve beni aldattin? seni sevint͡ʃleʔ ezɡilerleʔ tef ve t͡ʃenkle jolt͡ʃu ederdim. Old-Testament-Genesis-046-032|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Bu adamlar çobandır, çünkü davar sahibidirler ve davarlarını, sığırlarını ve sahip oldukları her şeyi getirdiler.’|‘bu adamlar t͡ʃobandirʔ t͡ʃunku davar sahibidirler ve davarlariniʔ siɡirlarini ve sahip olduklari her seji ɡetirdiler.’ New-Testament-Mark-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama güveyin onlardan alınacağı günler gelecek ve onlar o zaman, o gün oruç tutacaklar.|ama ɡuvejin onlardan alinat͡ʃaɡi ɡunler ɡelet͡ʃek ve onlar o zamanʔ o ɡun orut͡ʃ tutat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Chronicles-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzziel'in oğulları: Baş Mika ve ikincisi İşşiya.|uzzielʔin oɡullari bas mika ve ikint͡ʃisi issija. Old-Testament-Leviticus-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yüreğinde kardeşinden nefret etmeyeceksin. Komşunu mutlaka azarlayacaksın ve onun yüzünden günah taşımayacaksın.'\"\"\"|\"\"\"ʔjureɡinde kardesinden nefret etmejet͡ʃeksin. komsunu mutlaka azarlajat͡ʃaksin ve onun juzunden ɡunah tasimajat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" New-Testament-Revelation-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Canavarın önünde belirtiler yapmak için kendisine verilen yetki yüzünden, yeryüzünde oturanları kandırıyordu. Yeryüzünde oturanlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavara bir suret yapmalarını söyledi.|t͡ʃanavarin onunde belirtiler japmak it͡ʃin kendisine verilen jetki juzundenʔ jerjuzunde oturanlari kandirijordu. jerjuzunde oturanlara kilit͡ʃla jaralananʔ ama saɡ kalan t͡ʃanavara bir suret japmalarini sojledi. Old-Testament-Jeremiah-044-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama gökyüzünün kraliçesine buhur yakmayı ve ona dökmelik sunuları dökmeyi bıraktığımızdan beri her şeyden yoksun kaldık ve kılıçla ve kıtlıkla telef olduk.”|ama ɡokjuzunun kralit͡ʃesine buhur jakmaji ve ona dokmelik sunulari dokmeji biraktiɡimizdan beri her sejden joksun kaldik ve kilit͡ʃla ve kitlikla telef olduk.” New-Testament-Mark-014-072|und|SPEAKER_00_Turkish|Horoz ikinci kez öttü. Petrus, Yeşua’nın kendisine, “Horoz iki kez ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin” dediğini hatırladı. Bunu düşündüğünde ağladı.|horoz ikint͡ʃi kez ottu. petrusʔ jesua’nin kendisineʔ “horoz iki kez otmeden beni ut͡ʃ kez inkar edet͡ʃeksin” dediɡini hatirladi. bunu dusunduɡunde aɡladi. Old-Testament-1-Samuel-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul hizmetkârlarına, \"\"Bana iyi çalan bir adam sağlayın ve onu bana getirin\"\" dedi.\"|\"saul hizmetkarlarinaʔ \"\"bana iji t͡ʃalan bir adam saɡlajin ve onu bana ɡetirin\"\" dedi.\" Old-Testament-Job-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Her Şeye Gücü Yeten'de zevk bulur mu, ve her zaman Tanrı'yı çağırır mı?|her seje ɡut͡ʃu jetenʔde zevk bulur muʔ ve her zaman tanriʔji t͡ʃaɡirir mi? New-Testament-Matthew-025-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ancak İnsanoğlu görkem içinde bütün kutsal melekleriyle birlikte geldiğinde, o zaman görkemli tahtına oturacak.|“ant͡ʃak insanoɡlu ɡorkem it͡ʃinde butun kutsal meleklerijle birlikte ɡeldiɡindeʔ o zaman ɡorkemli tahtina oturat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelik yüksek sesle sokaktan çağırıyor. Meydanlardan ses veriyor.|bilɡelik juksek sesle sokaktan t͡ʃaɡirijor. mejdanlardan ses verijor. New-Testament-John-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba, adını yücelt!” O zaman gökyüzünden bir ses geldi: “Adımı hem yücelttim, hem de yücelteceğim.” dedi.|babaʔ adini jut͡ʃelt!” o zaman ɡokjuzunden bir ses ɡeldi “adimi hem jut͡ʃelttimʔ hem de jut͡ʃeltet͡ʃeɡim.” dedi. New-Testament-John-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de tanıklık edeceksiniz, çünkü başlangıçtan beri benimle birliktesiniz.”|siz de taniklik edet͡ʃeksinizʔ t͡ʃunku baslanɡit͡ʃtan beri benimle birliktesiniz.” New-Testament-Luke-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların havralarında öğretiyor, herkes tarafından övülüyordu.|onlarin havralarinda oɡretijorʔ herkes tarafindan ovulujordu. Old-Testament-Jeremiah-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama oraya, canlarının dönmeyi özlediği ülkeye geri dönmeyecekler.”|ama orajaʔ t͡ʃanlarinin donmeji ozlediɡi ulkeje ɡeri donmejet͡ʃekler.” Old-Testament-Isaiah-030-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onun yakılacağı yer çoktan hazırlandı. Evet, kral için hazırlanıyor. Onun odun yığınını ateş ve bol odunla derin ve geniş yaptı. Yahve'nin soluğu kükürt seli gibi onu tutuşturuyor.|t͡ʃunku onun jakilat͡ʃaɡi jer t͡ʃoktan hazirlandi. evetʔ kral it͡ʃin hazirlanijor. onun odun jiɡinini ates ve bol odunla derin ve ɡenis japti. jahveʔnin soluɡu kukurt seli ɡibi onu tutusturujor. Old-Testament-Nehemiah-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara ulaklar gönderip, “Ben büyük bir iş yapıyorum, bu yüzden aşağı inemem. Bırakıp yanınıza indiğimde iş neden dursun?” dedim.|onlara ulaklar ɡonderipʔ “ben bujuk bir is japijorumʔ bu juzden asaɡi inemem. birakip janiniza indiɡimde is neden dursun?” dedim. Old-Testament-Psalms-106-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle onları yok edeceğini söyledi, seçtiği Moşe, yok etmesin diye, gazabını döndürmek için O’nun önünde gedikte durmasaydı, onları yok edecekti.|bu nedenle onlari jok edet͡ʃeɡini sojlediʔ set͡ʃtiɡi moseʔ jok etmesin dijeʔ ɡazabini dondurmek it͡ʃin o’nun onunde ɡedikte durmasajdiʔ onlari jok edet͡ʃekti. Old-Testament-2-Samuel-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Huşay, Sadok ve Aviyatar kâhinlere, “Ahitofel, Avşalom’a ve İsrael ihtiyarlarına bu şekilde öğüt verdi; ben de bu şekilde öğüt verdim” dedi.|sonra husajʔ sadok ve avijatar kahinlereʔ “ahitofelʔ avsalom’a ve israel ihtijarlarina bu sekilde oɡut verdi; ben de bu sekilde oɡut verdim” dedi. Old-Testament-2-Samuel-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Gittiğin her yerde seninle birlikteydim ve düşmanlarının tümünü senin önünden kesip attım. Sana yeryüzündeki büyüklerin adı gibi büyük bir ad yapacağım.|ɡittiɡin her jerde seninle birliktejdim ve dusmanlarinin tumunu senin onunden kesip attim. sana jerjuzundeki bujuklerin adi ɡibi bujuk bir ad japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Numbers-001-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Konut taşınacağı zaman Levililer onu indirecekler; ve konut kurulacağı zaman onu Levililer kuracaklar. Yaklaşan yabancı öldürülecektir.|konut tasinat͡ʃaɡi zaman levililer onu indiret͡ʃekler; ve konut kurulat͡ʃaɡi zaman onu levililer kurat͡ʃaklar. jaklasan jabant͡ʃi oldurulet͡ʃektir. Old-Testament-1-Samuel-015-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Samuel, “Amalekliler’in kralı Agag’ı buraya, bana getir!” dedi. Agag neşeyle yanına geldi. Agag, “Kesinlikle ölüm acısı geçti” diyordu.|sonra samuelʔ “amalekliler’in krali aɡaɡ’i burajaʔ bana ɡetir!” dedi. aɡaɡ nesejle janina ɡeldi. aɡaɡʔ “kesinlikle olum at͡ʃisi ɡet͡ʃti” dijordu. Old-Testament-Psalms-094-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve halkını geri çevirmez, mirasını da bırakmaz.|t͡ʃunku jahve halkini ɡeri t͡ʃevirmezʔ mirasini da birakmaz. Old-Testament-Isaiah-031-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama aynı zamanda O bilgedir ve felaket getirecektir, sözlerini geri çağırmayacak, kötülük yapanların evine karşı, kötülük yapanların yardımına karşı kalkacaktır.|ama ajni zamanda o bilɡedir ve felaket ɡetiret͡ʃektirʔ sozlerini ɡeri t͡ʃaɡirmajat͡ʃakʔ kotuluk japanlarin evine karsiʔ kotuluk japanlarin jardimina karsi kalkat͡ʃaktir. Old-Testament-Deuteronomy-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|(Daha önce orada Emler yaşıyordu; büyük ve kalabalık bir halktı ve Anaklılar kadar uzun boyluydu.|(daha ont͡ʃe orada emler jasijordu; bujuk ve kalabalik bir halkti ve anaklilar kadar uzun bojlujdu. New-Testament-Mark-004-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Benzetme olmadan onlara söylemezdi. Ama kendi öğrencilerine ayrı olarak her şeyi açıklardı.|benzetme olmadan onlara sojlemezdi. ama kendi oɡrent͡ʃilerine ajri olarak her seji at͡ʃiklardi. Old-Testament-Numbers-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benzetmesine şu sözle başladı: \"\"Doğu dağlarındaki Moav Kralı Balak beni Aram'dan getirdi. Gel, benim için Yakov'a lanet et. Gel, İsrael'e meydan oku.\"|\"benzetmesine su sozle basladi \"\"doɡu daɡlarindaki moav krali balak beni aramʔdan ɡetirdi. ɡelʔ benim it͡ʃin jakovʔa lanet et. ɡelʔ israelʔe mejdan oku.\" Old-Testament-1-Chronicles-029-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman halk sevindi, çünkü gönülden sunmuşlardı, çünkü bütün yürekle Yahve'ye gönülden sundular. Kral David de büyük bir sevinçle sevindi.|o zaman halk sevindiʔ t͡ʃunku ɡonulden sunmuslardiʔ t͡ʃunku butun jurekle jahveʔje ɡonulden sundular. kral david de bujuk bir sevint͡ʃle sevindi. Old-Testament-Job-030-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü biliyorum ki beni ölüme, yaşayan herkes için belirlenmiş eve götüreceksin.\"\"\"|\"t͡ʃunku bilijorum ki beni olumeʔ jasajan herkes it͡ʃin belirlenmis eve ɡoturet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Exodus-036-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Her perdenin uzunluğu yirmi sekiz arşın, her perdenin eni dört arşındı. Bütün perdelerin ölçüsü birdi.|her perdenin uzunluɡu jirmi sekiz arsinʔ her perdenin eni dort arsindi. butun perdelerin olt͡ʃusu birdi. New-Testament-1-Corinthians-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Yasa’da şöyle yazılmıştır: ‘“Bu halkla yabancı diller konuşanlarla, yabancıların dudaklarıyla konuşacağım. Böyle bile beni dinlemeyecekler.’ diyor Efendi.”|kutsal jasa’da sojle jazilmistir ‘“bu halkla jabant͡ʃi diller konusanlarlaʔ jabant͡ʃilarin dudaklarijla konusat͡ʃaɡim. bojle bile beni dinlemejet͡ʃekler.’ dijor efendi.” Old-Testament-2-Kings-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoaş hüküm sürmeye başladığında yedi yaşındaydı.|jehoas hukum surmeje basladiɡinda jedi jasindajdi. Old-Testament-Daniel-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sonra, hepsinden farklı, çok korkunç, dişleri demirden, tırnakları tunçtan olan, yutup parçalayan ve kalanını ayaklarıyla ezen dördüncü hayvanla ilgili,|“sonraʔ hepsinden farkliʔ t͡ʃok korkunt͡ʃʔ disleri demirdenʔ tirnaklari tunt͡ʃtan olanʔ jutup part͡ʃalajan ve kalanini ajaklarijla ezen dordunt͡ʃu hajvanla ilɡiliʔ Old-Testament-Deuteronomy-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve sizin yüzünüzden bana kızdı ve beni dinlemedi. Yahve bana şöyle dedi: “Yeter! Artık bana bu konu hakkında bir daha konuşma.|ant͡ʃak jahve sizin juzunuzden bana kizdi ve beni dinlemedi. jahve bana sojle dedi “jeter! artik bana bu konu hakkinda bir daha konusma. Old-Testament-Ruth-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Boaz kentin ihtiyarlarından on adam aldı, \"\"Buraya oturun\"\" dedi, onlar da oturdular.\"|\"boaz kentin ihtijarlarindan on adam aldiʔ \"\"buraja oturun\"\" dediʔ onlar da oturdular.\" Old-Testament-Malachi-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Benim antlaşmam onunla yaşam ve esenlikti; ve bunları ona verdim ki, bana karşı saygılı olsun; ve bana karşı saygılı oldu, adımdan da korktu.|“benim antlasmam onunla jasam ve esenlikti; ve bunlari ona verdim kiʔ bana karsi sajɡili olsun; ve bana karsi sajɡili olduʔ adimdan da korktu. Old-Testament-Isaiah-047-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Ey Babil'in el değmemiş kızı, aşağı in de toza otur. Keldaniler'in kızı, tahtsız yere otur. Çünkü sana artık nazik ve narin denmeyecek.\"|\"\"\"ej babilʔin el deɡmemis kiziʔ asaɡi in de toza otur. keldanilerʔin kiziʔ tahtsiz jere otur. t͡ʃunku sana artik nazik ve narin denmejet͡ʃek.\" Old-Testament-Ezekiel-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü satıcı, sağ kalsa bile, satılana geri dönmeyecek; çünkü görüm onun tüm kalabalığı içindir. Hiçbiri geri dönmeyecek. Hiçbiri hayatının kötülüğünde kendini güçlendirmeyecek.|t͡ʃunku satit͡ʃiʔ saɡ kalsa bileʔ satilana ɡeri donmejet͡ʃek; t͡ʃunku ɡorum onun tum kalabaliɡi it͡ʃindir. hit͡ʃbiri ɡeri donmejet͡ʃek. hit͡ʃbiri hajatinin kotuluɡunde kendini ɡut͡ʃlendirmejet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-129-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan geçenler de, “Yahve’nin kutsaması üzerinize olsun. Sizi Yahve'nin adıyla kutsuyoruz” demezler.|oradan ɡet͡ʃenler deʔ “jahve’nin kutsamasi uzerinize olsun. sizi jahveʔnin adijla kutsujoruz” demezler. Old-Testament-Numbers-001-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece atalarının evlerine göre İsrael'in çocuklarından sayılan yirmi yaş ve üzeri İsrael'de savaşa gidebilecek durumda olanların hepsi,|bojlet͡ʃe atalarinin evlerine ɡore israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindan sajilan jirmi jas ve uzeri israelʔde savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlarin hepsiʔ Old-Testament-1-Kings-001-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon’a, “İşte, Adoniya Kral Solomon’dan korkuyor; çünkü işte, sunağın boynuzlarına sarıldı ve ‘Kral Solomon önce bana, hizmetkârını kılıçla öldürmeyeceğine ant içsin’ diyor” denildi.|solomon’aʔ “isteʔ adonija kral solomon’dan korkujor; t͡ʃunku isteʔ sunaɡin bojnuzlarina sarildi ve ‘kral solomon ont͡ʃe banaʔ hizmetkarini kilit͡ʃla oldurmejet͡ʃeɡine ant it͡ʃsin’ dijor” denildi. New-Testament-Revelation-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekirgelerin görünüşü savaşa hazırlanmış atlara benziyordu. Başlarında altın taçlara benzer bir şey vardı ve yüzleri insan yüzlerine benziyordu.|t͡ʃekirɡelerin ɡorunusu savasa hazirlanmis atlara benzijordu. baslarinda altin tat͡ʃlara benzer bir sej vardi ve juzleri insan juzlerine benzijordu. New-Testament-John-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa Yeşua’nın kendisi değil, ama öğrencileri vaftiz ediyorlardı.|ojsa jesua’nin kendisi deɡilʔ ama oɡrent͡ʃileri vaftiz edijorlardi. Old-Testament-Esther-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ester'in hizmetçileri ve hadımları gelip bunu ona bildirdiler ve kraliçe çok kederlendi. Mordekay'a çulunu değiştirmesi için giysi gönderdi, ama o almadı.|esterʔin hizmett͡ʃileri ve hadimlari ɡelip bunu ona bildirdiler ve kralit͡ʃe t͡ʃok kederlendi. mordekajʔa t͡ʃulunu deɡistirmesi it͡ʃin ɡijsi ɡonderdiʔ ama o almadi. New-Testament-John-018-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Pilatus dışarı çıkıp onların yanına geldi. “Bu adamı neyle suçluyorsunuz?” dedi.|bu nedenle pilatus disari t͡ʃikip onlarin janina ɡeldi. “bu adami nejle sut͡ʃlujorsunuz?” dedi. Old-Testament-Ezekiel-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Boru çaldılar ve her şeyi hazırladılar; ama kimse savaşa gitmiyor, çünkü gazabım onların bütün kalabalığı üzerindedir.'\"\"\"|\"boru t͡ʃaldilar ve her seji hazirladilar; ama kimse savasa ɡitmijorʔ t͡ʃunku ɡazabim onlarin butun kalabaliɡi uzerindedir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-105-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman için sayıca birkaç kişiydiler, çok azdılar ve orada yabancıydılar.|o zaman it͡ʃin sajit͡ʃa birkat͡ʃ kisijdilerʔ t͡ʃok azdilar ve orada jabant͡ʃijdilar. Old-Testament-1-Samuel-030-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, Ahimelek oğlu Kâhin Aviyatar'a, \"\"Lütfen efodu buraya, bana getir\"\" dedi. Aviyatar efodu David'e getirdi.\"|\"davidʔ ahimelek oɡlu kahin avijatarʔaʔ \"\"lutfen efodu burajaʔ bana ɡetir\"\" dedi. avijatar efodu davidʔe ɡetirdi.\" New-Testament-Luke-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şöyle deyip O’nu suçlamaya başladılar, “Bu adamın ulusumuzu saptırdığını, Sezar’a vergi ödenmesini yasakladığını, kendisinin de Mesih, bir kral olduğunu söylediğini keşfettik.”|sojle dejip o’nu sut͡ʃlamaja basladilarʔ “bu adamin ulusumuzu saptirdiɡiniʔ sezar’a verɡi odenmesini jasakladiɡiniʔ kendisinin de mesihʔ bir kral olduɡunu sojlediɡini kesfettik.” New-Testament-James-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu bilgelik yukarıdan değildir. Tersine, dünyadan, bedensel, iblislerdendir.|bu bilɡelik jukaridan deɡildir. tersineʔ dunjadanʔ bedenselʔ iblislerdendir. New-Testament-Philippians-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü tümü Mesih Yeşua'nın şeylerini değil, kendi şeylerini arıyorlar.|t͡ʃunku tumu mesih jesuaʔnin sejlerini deɡilʔ kendi sejlerini arijorlar. New-Testament-Acts-016-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Görevliler bu sözleri yargıçlara bildirdiler. Yargıçlar Romalı olduklarını duyunca korktular.|ɡorevliler bu sozleri jarɡit͡ʃlara bildirdiler. jarɡit͡ʃlar romali olduklarini dujunt͡ʃa korktular. New-Testament-John-005-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine de yaşam bulmak için bana gelmek istemiyorsunuz.|jine de jasam bulmak it͡ʃin bana ɡelmek istemijorsunuz. Old-Testament-Isaiah-065-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov’dan bir soy, Yahuda’dan da dağlarımın mirasçısını çıkaracağım. Seçtiklerim onu miras alacak, hizmetkârlarım da orada oturacaklar.|jakov’dan bir sojʔ jahuda’dan da daɡlarimin mirast͡ʃisini t͡ʃikarat͡ʃaɡim. set͡ʃtiklerim onu miras alat͡ʃakʔ hizmetkarlarim da orada oturat͡ʃaklar. New-Testament-John-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Birbirinizi sevesiniz diye bu şeyleri size buyuruyorum.|“birbirinizi sevesiniz dije bu sejleri size bujurujorum. New-Testament-Matthew-027-034|und|SPEAKER_00_Turkish|içmesi için Yeşua’ya ödle karıştırılmış ekşi şarap verdiler. Yeşua tadınca onu içmek istemedi.|it͡ʃmesi it͡ʃin jesua’ja odle karistirilmis eksi sarap verdiler. jesua tadint͡ʃa onu it͡ʃmek istemedi. New-Testament-Matthew-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onun evinde sofrada otururken, birçok vergi görevlisi ve günahkâr gelip O’nunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturdu.|jesua onun evinde sofrada otururkenʔ birt͡ʃok verɡi ɡorevlisi ve ɡunahkar ɡelip o’nunla ve oɡrent͡ʃilerijle birlikte sofraja oturdu. Old-Testament-Job-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama insan sıkıntıya doğar, kıvılcımların yukarı uçtuğu gibi.\"\"\"|\"ama insan sikintija doɡarʔ kivilt͡ʃimlarin jukari ut͡ʃtuɡu ɡibi.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Dökme denizi kenardan kenara on arşın, yuvarlak biçimde yaptı. Yüksekliği beş arşındı; ve otuz arşınlık bir çizgi onu çevreliyordu.|dokme denizi kenardan kenara on arsinʔ juvarlak bit͡ʃimde japti. juksekliɡi bes arsindi; ve otuz arsinlik bir t͡ʃizɡi onu t͡ʃevrelijordu. Old-Testament-Job-039-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Korkuyla alay eder, yılmaz, kılıç önünden geri dönmez.|korkujla alaj ederʔ jilmazʔ kilit͡ʃ onunden ɡeri donmez. Old-Testament-Jeremiah-036-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeremya Baruk'a, “Ben bağlıyım. Yahve'nin evine giremiyorum.” diye buyurdu.|jeremja barukʔaʔ “ben baɡlijim. jahveʔnin evine ɡiremijorum.” dije bujurdu. Old-Testament-1-Kings-022-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoşafat'ın işlerinin geri kalanı, gösterdiği kudreti ve nasıl savaştığı Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil midir?|jehosafatʔin islerinin ɡeri kalaniʔ ɡosterdiɡi kudreti ve nasil savastiɡi jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil midir? Old-Testament-1-Samuel-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, \"\"Sen ve Yişay oğlu, neden bana karşı düzen kurdunuz? Ona ekmek ve kılıç verdin ve bugün olduğu gibi bana karşı çıkıp pusuya yatması için Tanrı'ya danıştın?\"\" dedi.\"|\"saulʔ \"\"sen ve jisaj oɡluʔ neden bana karsi duzen kurdunuz? ona ekmek ve kilit͡ʃ verdin ve buɡun olduɡu ɡibi bana karsi t͡ʃikip pusuja jatmasi it͡ʃin tanriʔja danistin?\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-039-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Sidkiya'nın dokuzuncu yılında, onuncu ayda, Babil Kralı Nebukadnetsar bütün ordusuyla Yeruşalem'e gelip kuşattı.|jahuda krali sidkijaʔnin dokuzunt͡ʃu jilindaʔ onunt͡ʃu ajdaʔ babil krali nebukadnetsar butun ordusujla jerusalemʔe ɡelip kusatti. Old-Testament-Psalms-104-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın yüreğini sevindiren şarabı, yüzünü aydınlatan yağı, yüreğini güçlendiren ekmeği sen verirsin.|insanin jureɡini sevindiren sarabiʔ juzunu ajdinlatan jaɡiʔ jureɡini ɡut͡ʃlendiren ekmeɡi sen verirsin. Old-Testament-Psalms-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetimlerin ve ezilenlerin yargısını vermek için, öyle ki toprak olan insan artık bir daha dehşet saçmasın.|jetimlerin ve ezilenlerin jarɡisini vermek it͡ʃinʔ ojle ki toprak olan insan artik bir daha dehset sat͡ʃmasin. Old-Testament-Proverbs-015-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolu bırakan kişi için katı bir terbiye vardır. Azarlanmaktan nefret eden ölür.|jolu birakan kisi it͡ʃin kati bir terbije vardir. azarlanmaktan nefret eden olur. New-Testament-Revelation-021-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusların görkemini ve saygınlığını oraya getirecekler ki, içeri girebilsinler.|uluslarin ɡorkemini ve sajɡinliɡini oraja ɡetiret͡ʃekler kiʔ it͡ʃeri ɡirebilsinler. New-Testament-Romans-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ağızları lanet ve acı sözle dolu.”|“aɡizlari lanet ve at͡ʃi sozle dolu.” New-Testament-John-011-048|und|SPEAKER_00_Turkish|“O’nu böylece bırakırsak, herkes O’na iman edecek. Romalılar da gelip hem yerimizi hem de ulusumuzu kaldıracaklar.”|“o’nu bojlet͡ʃe birakirsakʔ herkes o’na iman edet͡ʃek. romalilar da ɡelip hem jerimizi hem de ulusumuzu kaldirat͡ʃaklar.” Old-Testament-Deuteronomy-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.\"\"\"|\"“komsuna karsi jalan jere taniklik etmejet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Fırat Irmağı yanındaki hakimiyetini kurmak için giderken, Hamat'a doğru, Sova Kralı Hadadezer'i yendi.|davidʔ firat irmaɡi janindaki hakimijetini kurmak it͡ʃin ɡiderkenʔ hamatʔa doɡruʔ sova krali hadadezerʔi jendi. Old-Testament-Isaiah-042-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağları, tepeleri harap edeceğim, onların bütün otlarını kurutacağım. Irmakları ada yapacağım, havuzları kurutacağım.|daɡlariʔ tepeleri harap edet͡ʃeɡimʔ onlarin butun otlarini kurutat͡ʃaɡim. irmaklari ada japat͡ʃaɡimʔ havuzlari kurutat͡ʃaɡim. Old-Testament-Isaiah-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Belini çevreleyen kuşak doğruluk, belini çevreleyen kemer sadakat olacak.|belini t͡ʃevrelejen kusak doɡrulukʔ belini t͡ʃevrelejen kemer sadakat olat͡ʃak. Old-Testament-1-Kings-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman İsrael Kralı ülkenin bütün ihtiyarlarını çağırıp, \"\"Bu adamın nasıl kötülük aradığını görün\"\" dedi, \"\"Karılarım, çocuklarım, gümüşüm ve altınım için bana haber gönderdi; ben de onu reddetmedim.\"\"\"|\"o zaman israel krali ulkenin butun ihtijarlarini t͡ʃaɡiripʔ \"\"bu adamin nasil kotuluk aradiɡini ɡorun\"\" dediʔ \"\"karilarimʔ t͡ʃot͡ʃuklarimʔ ɡumusum ve altinim it͡ʃin bana haber ɡonderdi; ben de onu reddetmedim.\"\"\" New-Testament-Acts-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Valinin işareti üzerine Pavlus, “Bu ulusa yıllardır yargıçlık ettiğini bildiğim için, sevinçle savunmamı yapıyorum.|valinin isareti uzerine pavlusʔ “bu ulusa jillardir jarɡit͡ʃlik ettiɡini bildiɡim it͡ʃinʔ sevint͡ʃle savunmami japijorum. New-Testament-1-Corinthians-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama benim için sizin tarafınızdan ya da insan mahkemesi tarafından yargılanmam çok küçük bir şeydir. Evet, ben kendimi de yargılamıyorum.|ama benim it͡ʃin sizin tarafinizdan ja da insan mahkemesi tarafindan jarɡilanmam t͡ʃok kut͡ʃuk bir sejdir. evetʔ ben kendimi de jarɡilamijorum. Old-Testament-Jeremiah-049-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sodom ve Gomora ve komşu kentlerinin yıkılışında olduğu gibi,” diyor Yahve, “orada hiç kimse oturmayacak, ve hiçbir insanoğlu orada yaşamayacak.\"\"\"|\"sodom ve ɡomora ve komsu kentlerinin jikilisinda olduɡu ɡibiʔ” dijor jahveʔ “orada hit͡ʃ kimse oturmajat͡ʃakʔ ve hit͡ʃbir insanoɡlu orada jasamajat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Luke-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’ı, İshak’ı, Yakov’u ve bütün peygamberleri Tanrı’nın Krallığı'nda, kendinizi ise dışarı atılmış gördüğünüzde, orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.|avraham’iʔ ishak’iʔ jakov’u ve butun pejɡamberleri tanri’nin kralliɡiʔndaʔ kendinizi ise disari atilmis ɡorduɡunuzdeʔ orada aɡlajis ve dis ɡit͡ʃirtisi olat͡ʃak. New-Testament-John-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama iyileşen adam O’nun kim olduğunu bilmiyordu. Bulunduğu yer kalabalıktı, Yeşua da çekilmişti.|ama ijilesen adam o’nun kim olduɡunu bilmijordu. bulunduɡu jer kalabaliktiʔ jesua da t͡ʃekilmisti. Old-Testament-Exodus-036-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Altları iki kattı ve aynı şekilde tepeden tek bir halkaya kadar uzanıyorlardı. Bunu iki köşede ikisine de yaptı.|altlari iki katti ve ajni sekilde tepeden tek bir halkaja kadar uzanijorlardi. bunu iki kosede ikisine de japti. Old-Testament-Genesis-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı Noa'yı ve oğullarını kutsadı ve onlara, “Verimli olun, çoğalın ve yeryüzünü doldurun” dedi.|tanri noaʔji ve oɡullarini kutsadi ve onlaraʔ “verimli olunʔ t͡ʃoɡalin ve jerjuzunu doldurun” dedi. Old-Testament-Exodus-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe bir sunak yaptı ve adını \"\"Yahve Sancağımızdır\"\" koydu.\"|\"mose bir sunak japti ve adini \"\"jahve sant͡ʃaɡimizdir\"\" kojdu.\" New-Testament-Romans-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, eğer kadın kocası yaşarken başka bir adama varırsa, zina etmiş olur. Ama kocası ölürse, yasadan özgürdür. Başka bir adama varırsa zina etmiş olmaz.|ojlejseʔ eɡer kadin kot͡ʃasi jasarken baska bir adama varirsaʔ zina etmis olur. ama kot͡ʃasi olurseʔ jasadan ozɡurdur. baska bir adama varirsa zina etmis olmaz. New-Testament-2-Corinthians-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz kendimizi duyurmuyoruz, ama Mesih Yeşua’yı Efendi, kendimizi de Yeşua uğruna sizin hizmetkârlarınız olarak duyuruyoruz.|biz kendimizi dujurmujoruzʔ ama mesih jesua’ji efendiʔ kendimizi de jesua uɡruna sizin hizmetkarlariniz olarak dujurujoruz. Old-Testament-1-Chronicles-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sam'ın oğulları: Elam, ve Aşur, ve Arpakşad, ve Lud, ve Aram, ve Uts, ve Hul, ve Geter, ve Meşek.|samʔin oɡullari elamʔ ve asurʔ ve arpaksadʔ ve ludʔ ve aramʔ ve utsʔ ve hulʔ ve ɡeterʔ ve mesek. Old-Testament-Psalms-105-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar gidince Mısır sevindi, çünkü onların korkusu üzerlerine çökmüştü.|onlar ɡidint͡ʃe misir sevindiʔ t͡ʃunku onlarin korkusu uzerlerine t͡ʃokmustu. Old-Testament-Isaiah-030-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Toprağı işleyen öküzlerle genç eşekler, kürekle ve yabayla savrulan tuzlu yemi yiyecekler.|topraɡi islejen okuzlerle ɡent͡ʃ eseklerʔ kurekle ve jabajla savrulan tuzlu jemi jijet͡ʃekler. Old-Testament-Jeremiah-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar yüzünden korkma, çünkü seni kurtarmak için seninleyim.\"\" diyor Yahve.\"|\"onlar juzunden korkmaʔ t͡ʃunku seni kurtarmak it͡ʃin seninlejim.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Proverbs-019-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi dürüstlüğünde yürüyen yoksul, akılsız olup da dudakları sapık olandan iyidir.|kendi durustluɡunde jurujen joksulʔ akilsiz olup da dudaklari sapik olandan ijidir. Old-Testament-1-Kings-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral'a karşı elini kaldırmasının nedeni şuydu: Solomon Millo'yu yaptı ve babası David'in kentindeki gediği onardı.|kralʔa karsi elini kaldirmasinin nedeni sujdu solomon milloʔju japti ve babasi davidʔin kentindeki ɡediɡi onardi. New-Testament-John-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Adını dünyadan bana verdiğin insanlara açıkladım. Onlar senindi, sen onları bana verdin ve sözünü tuttular.|adini dunjadan bana verdiɡin insanlara at͡ʃikladim. onlar senindiʔ sen onlari bana verdin ve sozunu tuttular. Old-Testament-2-Samuel-023-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Anatotlu Aviezer, Huşatlı Mevunnay,|anatotlu aviezerʔ husatli mevunnajʔ Old-Testament-Isaiah-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle dedi: \"\"Hizmetkârım Yeşaya, Mısır ve Etiyopya ile ilgili bir belirti ve harika olmak üzere nasıl üç yıl çıplak ve yalınayak yürüdüyse,\"|\"jahve sojle dedi \"\"hizmetkarim jesajaʔ misir ve etijopja ile ilɡili bir belirti ve harika olmak uzere nasil ut͡ʃ jil t͡ʃiplak ve jalinajak jurudujseʔ\" Old-Testament-Job-029-003|und|SPEAKER_00_Turkish|kandili başıma vurduğu, ışığıyla karanlıkta yürüdüğüm zamanda,|kandili basima vurduɡuʔ isiɡijla karanlikta juruduɡum zamandaʔ New-Testament-Luke-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O saatte Yeşua, bir çok hastalıklardan, dertlerden ve kötü ruhlardan birçok kişiyi iyileştirdi, birçok körün gözlerini açtı.|o saatte jesuaʔ bir t͡ʃok hastaliklardanʔ dertlerden ve kotu ruhlardan birt͡ʃok kisiji ijilestirdiʔ birt͡ʃok korun ɡozlerini at͡ʃti. New-Testament-1-John-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularım, şimdi Mesih’te kalın. Öyle ki, O göründüğü zaman cesaretimiz olsun, geldiğinde O’nun önünde utanmayalım.|javrularimʔ simdi mesih’te kalin. ojle kiʔ o ɡorunduɡu zaman t͡ʃesaretimiz olsunʔ ɡeldiɡinde o’nun onunde utanmajalim. Old-Testament-Genesis-029-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam kızı Lea'yı Yakov'a getirdi. Yakov onun yanına girdi.|aksam kizi leaʔji jakovʔa ɡetirdi. jakov onun janina ɡirdi. New-Testament-Mark-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua halkı yanına çağırıp onlara, “Hepiniz beni dinleyin ve şunu anlayın” dedi.|jesua halki janina t͡ʃaɡirip onlaraʔ “hepiniz beni dinlejin ve sunu anlajin” dedi. New-Testament-Acts-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’de oturanlar ve onların yöneticileri, O’nu bilmediler. O’nu yargılayarak her Şabat'da okunan peygamberlerin sözlerini, yerine getirmiş oldular.|jerusalem’de oturanlar ve onlarin jonetit͡ʃileriʔ o’nu bilmediler. o’nu jarɡilajarak her sabatʔda okunan pejɡamberlerin sozleriniʔ jerine ɡetirmis oldular. Old-Testament-Judges-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Delila Şimşon'a şöyle dedi: “Şimdiye kadar benimle alay ettin, bana yalanlar söyledin. Neyle bağlanılabileceğini bana söyle.” Ona, \"\"Eğer başımın yedi örgüsünü tezgahtaki kumaşla birlikte dokursan\"\" dedi.\"|\"delila simsonʔa sojle dedi “simdije kadar benimle alaj ettinʔ bana jalanlar sojledin. nejle baɡlanilabilet͡ʃeɡini bana sojle.” onaʔ \"\"eɡer basimin jedi orɡusunu tezɡahtaki kumasla birlikte dokursan\"\" dedi.\" Old-Testament-Deuteronomy-031-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü onları atalarına ant içtiğim süt ve bal akan ülkeye getirdiğimde, yiyip doyup semirdiklerinde, o zaman başka ilâhlara dönüp onlara hizmet edecekler ve beni küçümseyecekler ve antlaşmamı bozacaklar.|t͡ʃunku onlari atalarina ant it͡ʃtiɡim sut ve bal akan ulkeje ɡetirdiɡimdeʔ jijip dojup semirdiklerindeʔ o zaman baska ilahlara donup onlara hizmet edet͡ʃekler ve beni kut͡ʃumsejet͡ʃekler ve antlasmami bozat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Samuel-014-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un karısının adı Ahimaas'ın kızı Ahinoam'dı. Ordu komutanının adı Saul'un amcası Ner'in oğlu Avner'di.|saulʔun karisinin adi ahimaasʔin kizi ahinoamʔdi. ordu komutaninin adi saulʔun amt͡ʃasi nerʔin oɡlu avnerʔdi. Old-Testament-2-Chronicles-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ahaz, Yahve'nin evinden ve kralın ve beylerin evinden bir pay alıp Aşur Kralı'na verdi; ama bu ona yardımcı olmadı.|t͡ʃunku ahazʔ jahveʔnin evinden ve kralin ve bejlerin evinden bir paj alip asur kraliʔna verdi; ama bu ona jardimt͡ʃi olmadi. Old-Testament-Proverbs-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Anlayana onların hepsi açıktır, bilgiyi bulanlar için doğrudur.|anlajana onlarin hepsi at͡ʃiktirʔ bilɡiji bulanlar it͡ʃin doɡrudur. Old-Testament-1-Chronicles-024-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Eleazaroğulları'na göre, İtamaroğulları arasında daha fazla baş bulundu; ve şöyle ayrıldılar: Eleazaroğulları'ndan atalar evlerinin başları on altı; ve İtamaroğulları'ndan, ataları evlerine göre sekiz.|eleazaroɡullariʔna ɡoreʔ itamaroɡullari arasinda daha fazla bas bulundu; ve sojle ajrildilar eleazaroɡullariʔndan atalar evlerinin baslari on alti; ve itamaroɡullariʔndanʔ atalari evlerine ɡore sekiz. Old-Testament-Isaiah-043-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözleri olan kör halkı, kulakları olan sağırları dışarı çıkar.|ɡozleri olan kor halkiʔ kulaklari olan saɡirlari disari t͡ʃikar. Old-Testament-Exodus-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Firavun seninle konuşup, 'Bir mucize gerçekleştir' derse, o zaman Aron'a, 'Değneğini al ve onu Firavun'un önüne at, değnek yılan olacak' diyeceksin.”\"|\"\"\"firavun seninle konusupʔ ʔbir mut͡ʃize ɡert͡ʃeklestirʔ derseʔ o zaman aronʔaʔ ʔdeɡneɡini al ve onu firavunʔun onune atʔ deɡnek jilan olat͡ʃakʔ dijet͡ʃeksin.”\" Old-Testament-Joshua-010-042|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in Tanrısı Yahve İsrael için savaştığı için Yeşu bu kralların hepsini ve ülkelerini bir anda ele geçirdi.|israelʔin tanrisi jahve israel it͡ʃin savastiɡi it͡ʃin jesu bu krallarin hepsini ve ulkelerini bir anda ele ɡet͡ʃirdi. Old-Testament-Numbers-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Naftali oymağı: Naftali'nin çocuklarının beyi Enan oğlu Ahira olacak.\"|\"\"\"naftali ojmaɡi naftaliʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin beji enan oɡlu ahira olat͡ʃak.\" Old-Testament-Genesis-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte hizmetçim Bilha” dedi. “Yanına gir. Öyle ki, dizlerimin üzerinde doğursun da ondan çocuklarım olsun.”|“iste hizmett͡ʃim bilha” dedi. “janina ɡir. ojle kiʔ dizlerimin uzerinde doɡursun da ondan t͡ʃot͡ʃuklarim olsun.” Old-Testament-Job-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu görmüş olan göz bir daha onu görmeyecek, yeri de artık onu görmeyecek.|onu ɡormus olan ɡoz bir daha onu ɡormejet͡ʃekʔ jeri de artik onu ɡormejet͡ʃek. New-Testament-2-Corinthians-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bedende yürüsek de, bedene göre savaşmıyoruz.|t͡ʃunku bedende jurusek deʔ bedene ɡore savasmijoruz. Old-Testament-Job-007-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Gölgeyi içtenlikle arzulayan bir hizmetçi, ücretini arayan bir ücretli gibi,|ɡolɡeji it͡ʃtenlikle arzulajan bir hizmett͡ʃiʔ ut͡ʃretini arajan bir ut͡ʃretli ɡibiʔ Old-Testament-2-Kings-010-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'den doğuya doğru, bütün Gilad diyarını, Gadlılar'ı, Rubenliler'i, Manaşşeliler'i, Arnon Vadisi'nin yanındaki Aroer'den başlayarak Gilad ve Başan'ı da.|jardenʔden doɡuja doɡruʔ butun ɡilad dijariniʔ ɡadlilarʔiʔ rubenlilerʔiʔ manasselilerʔiʔ arnon vadisiʔnin janindaki aroerʔden baslajarak ɡilad ve basanʔi da. Old-Testament-2-Chronicles-018-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral ona, “Yahve'nin adıyla gerçeğin dışında başka bir şey söylemeyeceğine sana kaç kez ant içireyim?” dedi.|kral onaʔ “jahveʔnin adijla ɡert͡ʃeɡin disinda baska bir sej sojlemejet͡ʃeɡine sana kat͡ʃ kez ant it͡ʃirejim?” dedi. Old-Testament-Jeremiah-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunu Yakov'un evine bildirin ve Yahuda’da duyurun,|“bunu jakovʔun evine bildirin ve jahuda’da dujurunʔ New-Testament-John-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeşua yine onlara, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi. “Ben koyunların kapısıyım.|bunun uzerine jesua jine onlaraʔ “size doɡrusunu sojlejejim” dedi. “ben kojunlarin kapisijim. Old-Testament-Jeremiah-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çıplak tepeler üzerinde bir ses duyuluyor, İsrael'in çocuklarının ağlayışı ve yakarışları; çünkü yollarını saptırdılar, Tanrıları Yahve'yi unuttular.|t͡ʃiplak tepeler uzerinde bir ses dujulujorʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin aɡlajisi ve jakarislari; t͡ʃunku jollarini saptirdilarʔ tanrilari jahveʔji unuttular. New-Testament-Mark-014-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Bu, birçokları uğruna dökülen Yeni Antlaşma kanıdır.|onlaraʔ “buʔ birt͡ʃoklari uɡruna dokulen jeni antlasma kanidir. Old-Testament-2-Kings-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Suların kaynağına çıktı, içine tuz attı ve şöyle dedi: “Yahve diyor ki, ‘Bu suları iyileştirdim. Oradan artık ölüm ve ürünsüz çoraklık olmayacaktır.’”|sularin kajnaɡina t͡ʃiktiʔ it͡ʃine tuz atti ve sojle dedi “jahve dijor kiʔ ‘bu sulari ijilestirdim. oradan artik olum ve urunsuz t͡ʃoraklik olmajat͡ʃaktir.’” Old-Testament-Ezekiel-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu kentte öldürdüklerinizi çoğalttınız ve sokaklarınızı öldürülenlerle doldurdunuz.\"\"'\"\"\"|\"bu kentte oldurduklerinizi t͡ʃoɡalttiniz ve sokaklarinizi oldurulenlerle doldurdunuz.\"\"ʔ\"\"\" Old-Testament-Isaiah-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman şöyle dedim: “Vay başıma! Çünkü mahvoldum, çünkü dudakları kirli bir adamım ve dudakları kirli bir halk arasında yaşıyorum; çünkü gözlerim Kral'ı, Ordular Yahvesi'ni gördü!''|o zaman sojle dedim “vaj basima! t͡ʃunku mahvoldumʔ t͡ʃunku dudaklari kirli bir adamim ve dudaklari kirli bir halk arasinda jasijorum; t͡ʃunku ɡozlerim kralʔiʔ ordular jahvesiʔni ɡordu!ʔʔ Old-Testament-Proverbs-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğruların umudu sevinçtir, ama kötülerin umudu yok olur.|doɡrularin umudu sevint͡ʃtirʔ ama kotulerin umudu jok olur. Old-Testament-Job-036-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O, buharından yağmura dönüşen su damlalarını yukarı çeker,|t͡ʃunku oʔ buharindan jaɡmura donusen su damlalarini jukari t͡ʃekerʔ New-Testament-Matthew-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Elihut Eleazar’ın babasıydı. Eleazar Mattan’ın babasıydı, Mattan Yakov’un babasıydı,|elihut eleazar’in babasijdi. eleazar mattan’in babasijdiʔ mattan jakov’un babasijdiʔ Old-Testament-Exodus-027-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlunun doğuya doğru eni elli arşın olacak.|avlunun doɡuja doɡru eni elli arsin olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir adam, başka bir adamla evli bir kadınla yatarken bulunursa, kadınla yatan adam da, kadın da, ikisi de ölecektir. Böylece kötülüğü İsrael'den kaldıracaksın.|eɡer bir adamʔ baska bir adamla evli bir kadinla jatarken bulunursaʔ kadinla jatan adam daʔ kadin daʔ ikisi de olet͡ʃektir. bojlet͡ʃe kotuluɡu israelʔden kaldirat͡ʃaksin. Old-Testament-Leviticus-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Aron'un oğulları sunak üzerine ateş koyacaklar ve ateşin üzerine odunlar dizecekler;|kahin aronʔun oɡullari sunak uzerine ates kojat͡ʃaklar ve atesin uzerine odunlar dizet͡ʃekler; New-Testament-Revelation-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra beyaz bir at göründü. Binicisinin yayı vardı. Ona bir taç verildi ve galip gelsin diye galip gelerek çıktı.|sonra bejaz bir at ɡorundu. binit͡ʃisinin jaji vardi. ona bir tat͡ʃ verildi ve ɡalip ɡelsin dije ɡalip ɡelerek t͡ʃikti. New-Testament-Mark-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendilerinde kök yoktur, ancak kısa ömürlüdürler. Sözden dolayı sıkıntı yada zulüm olunca hemen tökezlerler.|kendilerinde kok jokturʔ ant͡ʃak kisa omurludurler. sozden dolaji sikinti jada zulum olunt͡ʃa hemen tokezlerler. New-Testament-Acts-002-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'yı övüyor ve bütün halkın gözünde lütuf buluyorlardı. Efendi, kurtulanları her gün topluluğa katıyordu.|tanriʔji ovujor ve butun halkin ɡozunde lutuf bulujorlardi. efendiʔ kurtulanlari her ɡun topluluɡa katijordu. Old-Testament-Psalms-068-023|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, ayağını kana batırıp onları ezesin, köpeklerinin dili de senin düşmanlarından payını alsın.”|ojle kiʔ ajaɡini kana batirip onlari ezesinʔ kopeklerinin dili de senin dusmanlarindan pajini alsin.” Old-Testament-Genesis-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Terah’ın soylarının tarihi budur. Terah Avram, Nahor ve Haran'ın babası oldu. Haran, Lut'un babası oldu.|terah’in sojlarinin tarihi budur. terah avramʔ nahor ve haranʔin babasi oldu. haranʔ lutʔun babasi oldu. Old-Testament-Numbers-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sergi ekmeği masasının üzerine mavi bir bez serip üzerine tabakları, kaşıkları, kâseleri, dökmelik sunu için tasları koyacaklar; ve sürekli ekmek onun üzerinde olacak.|“serɡi ekmeɡi masasinin uzerine mavi bir bez serip uzerine tabaklariʔ kasiklariʔ kaseleriʔ dokmelik sunu it͡ʃin taslari kojat͡ʃaklar; ve surekli ekmek onun uzerinde olat͡ʃak. New-Testament-Matthew-027-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu adam Pilatus’a gidip Yeşua’nın cesedini istedi. O zaman Pilatus cesedin verilmesini buyurdu.|bu adam pilatus’a ɡidip jesua’nin t͡ʃesedini istedi. o zaman pilatus t͡ʃesedin verilmesini bujurdu. Old-Testament-Daniel-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kuzey Kralı geri dönecek ve öncekinden daha büyük bir kalabalık çıkaracak. Zamanların, yılların sonunda, büyük bir orduyla ve bol miktarda erzakla gelecek.\"\"\"|\"kuzej krali ɡeri donet͡ʃek ve ont͡ʃekinden daha bujuk bir kalabalik t͡ʃikarat͡ʃak. zamanlarinʔ jillarin sonundaʔ bujuk bir ordujla ve bol miktarda erzakla ɡelet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-006-038|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael oğlu, Levi oğlu, Kohat oğlu, Yitshar oğlu.|israel oɡluʔ levi oɡluʔ kohat oɡluʔ jitshar oɡlu. New-Testament-Acts-027-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, efendiler, cesur olun! Tanrı’ya inanıyorum ki, her şey tıpkı bana bildirdiği gibi olacak.|bu nedenleʔ efendilerʔ t͡ʃesur olun! tanri’ja inanijorum kiʔ her sej tipki bana bildirdiɡi ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün düşmanlarım yüzünden komşularıma karşı büsbütün aşağılık birisi, tanıdıklarım için dehşet oldum. Beni sokakta görenler benden kaçar oldu.|butun dusmanlarim juzunden komsularima karsi busbutun asaɡilik birisiʔ tanidiklarim it͡ʃin dehset oldum. beni sokakta ɡorenler benden kat͡ʃar oldu. Old-Testament-Psalms-116-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana şükran kurbanını sunacağım, Yahve’nin adını çağıracağım.|sana sukran kurbanini sunat͡ʃaɡimʔ jahve’nin adini t͡ʃaɡirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Ezekiel-041-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir tarafta kafesli pencereler ve palmiye ağaçları, diğer tarafta ise eyvanın yanlarındaydı. Tapınağın yan odaları ve eşikleri böyle düzenlenmişti.|bir tarafta kafesli pent͡ʃereler ve palmije aɡat͡ʃlariʔ diɡer tarafta ise ejvanin janlarindajdi. tapinaɡin jan odalari ve esikleri bojle duzenlenmisti. Old-Testament-Deuteronomy-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrınız Yahve sizi çoğalttı; ve işte, bugün çok sayıda gökteki yıldızlar gibisiniz.|tanriniz jahve sizi t͡ʃoɡaltti; ve isteʔ buɡun t͡ʃok sajida ɡokteki jildizlar ɡibisiniz. Old-Testament-Proverbs-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Zenginliğine güvenen düşer, ama doğrular yeşil yaprak gibi gelişir.|zenɡinliɡine ɡuvenen duserʔ ama doɡrular jesil japrak ɡibi ɡelisir. Old-Testament-Deuteronomy-028-064|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sizi yeryüzünün bir ucundan öbür ucuna kadar bütün halkların arasına dağıtacak. Orada senin ve atalarının bilmediği başka ilâhlara, tahtaya ve taşa bile hizmet edeceksin.|jahve sizi jerjuzunun bir ut͡ʃundan obur ut͡ʃuna kadar butun halklarin arasina daɡitat͡ʃak. orada senin ve atalarinin bilmediɡi baska ilahlaraʔ tahtaja ve tasa bile hizmet edet͡ʃeksin. New-Testament-Philemon-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|emektaşım Markos, Aristarhus, Dimas ve Luka sana selam ederler.|emektasim markosʔ aristarhusʔ dimas ve luka sana selam ederler. New-Testament-Luke-012-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer ikinci vakitte ya da üçüncü vakitte gelir, onları böyle bulursa, o hizmetkârlara ne mutlu!|eɡer ikint͡ʃi vakitte ja da ut͡ʃunt͡ʃu vakitte ɡelirʔ onlari bojle bulursaʔ o hizmetkarlara ne mutlu! Old-Testament-Deuteronomy-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız kanını yemeyeceksin. Onu su gibi yere dökeceksin.|jalniz kanini jemejet͡ʃeksin. onu su ɡibi jere doket͡ʃeksin. Old-Testament-2-Samuel-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi hizmetkârım David'e şunu söyle: 'Ordular Yahvesi diyor ki, \"\"Halkımın üzerine ve İsrael'in üzerine hükümdar olmak için seni ağıllardan, koyunların peşinden aldım.\"|\"simdi hizmetkarim davidʔe sunu sojle ʔordular jahvesi dijor kiʔ \"\"halkimin uzerine ve israelʔin uzerine hukumdar olmak it͡ʃin seni aɡillardanʔ kojunlarin pesinden aldim.\" Old-Testament-Isaiah-043-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Geçmiş şeyleri anmayın, eski şeyleri düşünmeyin.|“ɡet͡ʃmis sejleri anmajinʔ eski sejleri dusunmejin. New-Testament-Galatians-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, size Ruh’u veren ve aranızda mucizeler yapan Tanrı, bunu Yasa’nın işleriyle mi, yoksa imanın duyurusuyla mı yapıyor?|ojlejseʔ size ruh’u veren ve aranizda mut͡ʃizeler japan tanriʔ bunu jasa’nin islerijle miʔ joksa imanin dujurusujla mi japijor? New-Testament-Mark-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedisi de kadını aldı çocuksuz öldü. Hepsinden sonra kadın da öldü.|jedisi de kadini aldi t͡ʃot͡ʃuksuz oldu. hepsinden sonra kadin da oldu. New-Testament-Luke-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onlar için sabırlı olsa da, gece gündüz kendisine yakaran seçilmişlerinin öcünü almayacak mı?|tanri onlar it͡ʃin sabirli olsa daʔ ɡet͡ʃe ɡunduz kendisine jakaran set͡ʃilmislerinin ot͡ʃunu almajat͡ʃak mi? Old-Testament-2-Chronicles-029-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunuyu bitirince, kral ve onunla birlikte bulunanların hepsi eğilip tapındılar.|sunuju bitirint͡ʃeʔ kral ve onunla birlikte bulunanlarin hepsi eɡilip tapindilar. Old-Testament-Jeremiah-031-038|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, Hananel Kulesi'nden köşe kapısına kadar kentin Yahve için kurulacağı günler geliyor” diyor Yahve.|“isteʔ hananel kulesiʔnden kose kapisina kadar kentin jahve it͡ʃin kurulat͡ʃaɡi ɡunler ɡelijor” dijor jahve. Old-Testament-Proverbs-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ani korkudan, ya da kötülerin başına gelen yıkımdan korkma,|ani korkudanʔ ja da kotulerin basina ɡelen jikimdan korkmaʔ Old-Testament-Exodus-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıkları halkalara geçirilecek ve sırıklar sunağı taşırken sunağın iki yanında olacak.|siriklari halkalara ɡet͡ʃirilet͡ʃek ve siriklar sunaɡi tasirken sunaɡin iki janinda olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-081-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sende yabancı bir ilâh olmayacak, yabancı bir ilâha tapmayacaksın.|sende jabant͡ʃi bir ilah olmajat͡ʃakʔ jabant͡ʃi bir ilaha tapmajat͡ʃaksin. Old-Testament-Numbers-032-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocuklarınız için kentler, koyunlarınız için ağıllar yapın; ve ağzınızdan çıkanı yapın.”|t͡ʃot͡ʃuklariniz it͡ʃin kentlerʔ kojunlariniz it͡ʃin aɡillar japin; ve aɡzinizdan t͡ʃikani japin.” Old-Testament-Isaiah-030-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal bayramın tutulduğu gecede olduğu gibi bir ilahiniz olacak ve Yahve'nin dağına, İsrael'in Kayası'na flütle gelen biri gibi yüreğiniz sevinçli olacak.|kutsal bajramin tutulduɡu ɡet͡ʃede olduɡu ɡibi bir ilahiniz olat͡ʃak ve jahveʔnin daɡinaʔ israelʔin kajasiʔna flutle ɡelen biri ɡibi jureɡiniz sevint͡ʃli olat͡ʃak. Old-Testament-Judges-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gilad ihtiyarları Yeftah'a şöyle dediler: \"\"Yahve aramızda tanık olacaktır. Kesinlikle senin söylediklerini yapacağız.”\"|\"ɡilad ihtijarlari jeftahʔa sojle dediler \"\"jahve aramizda tanik olat͡ʃaktir. kesinlikle senin sojlediklerini japat͡ʃaɡiz.”\" Old-Testament-Song-of-Songs-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Görünüşü sabah gibi, ay kadar güzel, güneş kadar parlak, ve sancak açmış ordu kadar muhteşem olan bu kadın kimdir?|ɡorunusu sabah ɡibiʔ aj kadar ɡuzelʔ ɡunes kadar parlakʔ ve sant͡ʃak at͡ʃmis ordu kadar muhtesem olan bu kadin kimdir? Old-Testament-Leviticus-011-046|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Kirliyle temizi birbirinden, yenilebilen canlıyla yenilemeyen canlıyı ayırt etmek için,|“ʔkirlijle temizi birbirindenʔ jenilebilen t͡ʃanlijla jenilemejen t͡ʃanliji ajirt etmek it͡ʃinʔ New-Testament-John-007-051|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yasamız, önce kendisini dinleyip ne yaptığını bilmedikçe, bir kişiyi yargılar mı?” dedi.|“jasamizʔ ont͡ʃe kendisini dinlejip ne japtiɡini bilmedikt͡ʃeʔ bir kisiji jarɡilar mi?” dedi. Old-Testament-Proverbs-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Toprağını işleyenin bol ekmeği olur, ama hayaller peşinde koşan anlayıştan yoksundur.|topraɡini islejenin bol ekmeɡi olurʔ ama hajaller pesinde kosan anlajistan joksundur. New-Testament-Acts-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzun zaman geçmişti ve yolculuk tehlikeli olmaya başlamıştı, çünkü oruç zamanı çoktan geçmişti. Pavlus onları uyardı.|uzun zaman ɡet͡ʃmisti ve jolt͡ʃuluk tehlikeli olmaja baslamistiʔ t͡ʃunku orut͡ʃ zamani t͡ʃoktan ɡet͡ʃmisti. pavlus onlari ujardi. New-Testament-Luke-020-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü David’in kendisi Mezmurlar Kitabı’nda şöyle diyor: ‘Efendi Efendim’e dedi ki, sağımda otur,|t͡ʃunku david’in kendisi mezmurlar kitabi’nda sojle dijor ‘efendi efendim’e dedi kiʔ saɡimda oturʔ New-Testament-Luke-012-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisi eve döndüğünde öyle yaparken bulacağı o hizmetkâra ne mutlu!|efendisi eve donduɡunde ojle japarken bulat͡ʃaɡi o hizmetkara ne mutlu! Old-Testament-Amos-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|yoksulları gümüşle, ve muhtaçları bir çift çarıkla satın alalım, ve süprüntüleri buğdayla birlikte satalım?'”|joksullari ɡumusleʔ ve muhtat͡ʃlari bir t͡ʃift t͡ʃarikla satin alalimʔ ve supruntuleri buɡdajla birlikte satalim?ʔ” New-Testament-Matthew-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon Petrus, “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin” diye yanıtladı.|simon petrusʔ “senʔ jasajan tanri’nin oɡlu mesih’sin” dije janitladi. Old-Testament-Psalms-050-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yola getirilmekten nefret ettiğin için, sözlerimi arkana mı atacaksın?|jola ɡetirilmekten nefret ettiɡin it͡ʃinʔ sozlerimi arkana mi atat͡ʃaksin? Old-Testament-2-Chronicles-032-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Cesaretini topladı, yıkılmış olan bütün duvarı yeniden yaptı ve onu kulelere kadar yükseltti, dışarıdan da başka bir duvar yaptı ve David'in kentindeki Millo'yu güçlendirdi ve bol miktarda silah ve kalkan yaptı.|t͡ʃesaretini topladiʔ jikilmis olan butun duvari jeniden japti ve onu kulelere kadar jukselttiʔ disaridan da baska bir duvar japti ve davidʔin kentindeki milloʔju ɡut͡ʃlendirdi ve bol miktarda silah ve kalkan japti. Old-Testament-Esther-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Ester onlardan Mordekay'a şöyle yanıt vermelerini istedi,|o zaman ester onlardan mordekajʔa sojle janit vermelerini istediʔ New-Testament-John-011-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece ölünün yattığı yerden taşı kaldırdılar. Yeşua gözlerini kaldırıp, “Baba, beni dinlediğin için sana şükrediyorum.|bojlet͡ʃe olunun jattiɡi jerden tasi kaldirdilar. jesua ɡozlerini kaldiripʔ “babaʔ beni dinlediɡin it͡ʃin sana sukredijorum. Old-Testament-Job-006-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Dilimde haksızlık var mı? Damağım kötü şeyleri ayırt etmez mi?\"\"\"|\"dilimde haksizlik var mi? damaɡim kotu sejleri ajirt etmez mi?\"\"\" New-Testament-Acts-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Galileliler, neden durmuş gökyüzüne bakıp duruyorsunuz? Aranızdan gökyüzüne alınan bu Yeşua, gökyüzüne gittiğini nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.”|“ej ɡalilelilerʔ neden durmus ɡokjuzune bakip durujorsunuz? aranizdan ɡokjuzune alinan bu jesuaʔ ɡokjuzune ɡittiɡini nasil ɡordunuzseʔ ajni sekilde ɡeri ɡelet͡ʃektir.” Old-Testament-Joshua-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün savaşçılarınız kentin çevresini bir kez dolanacak. Bunu altı gün yapacaksın.|butun savast͡ʃilariniz kentin t͡ʃevresini bir kez dolanat͡ʃak. bunu alti ɡun japat͡ʃaksin. New-Testament-Revelation-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın mor ve kırmızı giysiler giymiş, altın, değerli taşlar, incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle ve yeryüzünün fuhuş pislikleriyle dolu altın bir kâse vardı.|kadin mor ve kirmizi ɡijsiler ɡijmisʔ altinʔ deɡerli taslarʔ int͡ʃilerle suslenmisti. elinde iɡrent͡ʃ sejlerle ve jerjuzunun fuhus pisliklerijle dolu altin bir kase vardi. Old-Testament-Ezekiel-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, yüzünü Ammon'un çocuklarına çevir ve onlara karşı peygamberlik et.|“ej insanoɡluʔ juzunu ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarina t͡ʃevir ve onlara karsi pejɡamberlik et. Old-Testament-Jeremiah-036-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahuda Kralı Yehoyakim için şöyle diyeceksin: ‘Yahve şöyle diyor: \"\"\"\"'Babil Kralı kesinlikle gelip bu ülkeyi yok edecek ve oradan insanı ve hayvanı yok edecek\"\" diye neden oraya yazdın?’ diye sorup tomarı yaktın.”\"|\"jahuda krali jehojakim it͡ʃin sojle dijet͡ʃeksin ‘jahve sojle dijor \"\"\"\"ʔbabil krali kesinlikle ɡelip bu ulkeji jok edet͡ʃek ve oradan insani ve hajvani jok edet͡ʃek\"\" dije neden oraja jazdin?’ dije sorup tomari jaktin.”\" Old-Testament-Jeremiah-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey gökler, buna şaşın ve dehşet içinde korkun. Çok perişan olun,” diyor Yahve.|“ej ɡoklerʔ buna sasin ve dehset it͡ʃinde korkun. t͡ʃok perisan olunʔ” dijor jahve. Old-Testament-Deuteronomy-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Mısır'da köle olduğunu ve Tanrın Yahve'nin seni orada kurtardığını hatırlayacaksın. Bu yüzden sana bu şeyi yapmanı buyuruyorum.|ama misirʔda kole olduɡunu ve tanrin jahveʔnin seni orada kurtardiɡini hatirlajat͡ʃaksin. bu juzden sana bu seji japmani bujurujorum. Old-Testament-Psalms-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve yalvarışımı işitti. Yahve duamı kabul edecektir.|jahve jalvarisimi isitti. jahve duami kabul edet͡ʃektir. Old-Testament-Isaiah-050-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızda Yahve'den korkan, Hizmetkârının sözünü dinleyen kimdir? Karanlıkta yürüyen ve ışığı olmayan kişi, Yahve'nin adına güvensin ve Tanrısı'na güvensin.|aranizda jahveʔden korkanʔ hizmetkarinin sozunu dinlejen kimdir? karanlikta jurujen ve isiɡi olmajan kisiʔ jahveʔnin adina ɡuvensin ve tanrisiʔna ɡuvensin. Old-Testament-Job-038-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimşeğin nerede dağıtıldığı, ya da doğu rüzgârının yeryüzüne nerede saçıldığı?|simseɡin nerede daɡitildiɡiʔ ja da doɡu ruzɡarinin jerjuzune nerede sat͡ʃildiɡi? Old-Testament-Ezekiel-036-037|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘Efendi Yahve şöyle diyor: “Bundan dolayı, onlar için bunu yapayım diye, İsrael evine yine kendimi aratacağım; onları sürü gibi insanlarla çoğaltacağım.|“‘efendi jahve sojle dijor “bundan dolajiʔ onlar it͡ʃin bunu japajim dijeʔ israel evine jine kendimi aratat͡ʃaɡim; onlari suru ɡibi insanlarla t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim. New-Testament-Romans-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Mektubu yazan ben Tertius, Efendi’de sizi selamlıyorum.|mektubu jazan ben tertiusʔ efendi’de sizi selamlijorum. Old-Testament-Deuteronomy-001-036|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O görecektir. Ayak bastığı diyarı ona ve çocuklarına vereceğim, çünkü o tümüyle Yahve'nin peşinden gitti.\"\"\"|\"o ɡoret͡ʃektir. ajak bastiɡi dijari ona ve t͡ʃot͡ʃuklarina veret͡ʃeɡimʔ t͡ʃunku o tumujle jahveʔnin pesinden ɡitti.\"\"\" New-Testament-Revelation-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|‘‘Ey Efendimiz ve Tanrımız, Kutsal Olan, Sen yüceliği, saygıyı ve gücü almaya layıksın. Çünkü her şeyi sen yarattın, hepsi senin arzunla yaratılıp var oldular!’’|‘‘ej efendimiz ve tanrimizʔ kutsal olanʔ sen jut͡ʃeliɡiʔ sajɡiji ve ɡut͡ʃu almaja lajiksin. t͡ʃunku her seji sen jarattinʔ hepsi senin arzunla jaratilip var oldular!’’ Old-Testament-2-Samuel-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O günkü zafer, bütün halk arasında yasa döndü; çünkü halk o gün, \"\"Kral oğlu için yas tutuyor\"\" dendiğini duydu.\"|\"o ɡunku zaferʔ butun halk arasinda jasa dondu; t͡ʃunku halk o ɡunʔ \"\"kral oɡlu it͡ʃin jas tutujor\"\" dendiɡini dujdu.\" New-Testament-Acts-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus bu nedenle zindanda tutuldu. Ama topluluk onun için Tanrı’ya sürekli dua ediyordu.|petrus bu nedenle zindanda tutuldu. ama topluluk onun it͡ʃin tanri’ja surekli dua edijordu. Old-Testament-Proverbs-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|gözlerini kırpar, ayaklarıyla işaret verir, parmaklarıyla hareket eder,|ɡozlerini kirparʔ ajaklarijla isaret verirʔ parmaklarijla hareket ederʔ New-Testament-1-Corinthians-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Zaten dopdolusunuz ve zengin olmuşsunuz. Biz olmadan hüküm sürmüşsünüz! Evet, keşke hüküm sürüyor olsaydınız da, biz de sizinle birlikte hüküm sürseydik.|zaten dopdolusunuz ve zenɡin olmussunuz. biz olmadan hukum surmussunuz! evetʔ keske hukum surujor olsajdiniz daʔ biz de sizinle birlikte hukum sursejdik. Old-Testament-Job-034-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir anda, gece yarısı ölürler. Halk sarsılır ve geçip gider. Güçlüler el değmeden alınıp götürülür.\"\"\"|\"bir andaʔ ɡet͡ʃe jarisi olurler. halk sarsilir ve ɡet͡ʃip ɡider. ɡut͡ʃluler el deɡmeden alinip ɡoturulur.\"\"\" Old-Testament-Numbers-007-033|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu için bir genç boğa, bir koç ve bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu it͡ʃin bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃ ve bir jasinda bir erkek kuzu; Old-Testament-Genesis-032-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Adın ne?” dedi. “Yakov” dedi.|onaʔ “adin ne?” dedi. “jakov” dedi. New-Testament-Hebrews-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tutuklu olanları, onlarla birlikte tutukluymuşsunuz gibi hatırlayın. Sizin de bir bedeniniz olduğunu bilerek düşmanca davranışlara maruz kalanları unutmayın.|tutuklu olanlariʔ onlarla birlikte tutuklujmussunuz ɡibi hatirlajin. sizin de bir bedeniniz olduɡunu bilerek dusmant͡ʃa davranislara maruz kalanlari unutmajin. Old-Testament-2-Chronicles-024-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarının Tanrısı Yahve'nin evini terk ettiler ve Aşera direklerine ve putlara hizmet ettiler. Bu suçlarından ötürü Yahuda ve Yeruşalem'e gazap geldi.|atalarinin tanrisi jahveʔnin evini terk ettiler ve asera direklerine ve putlara hizmet ettiler. bu sut͡ʃlarindan oturu jahuda ve jerusalemʔe ɡazap ɡeldi. Old-Testament-Jeremiah-048-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav, Yahve'ye karşı kendini yücelttiği için, bir halk olmaktan çıkacak.|moavʔ jahveʔje karsi kendini jut͡ʃelttiɡi it͡ʃinʔ bir halk olmaktan t͡ʃikat͡ʃak. New-Testament-Luke-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir yanağınıza vurana öbürünü de çevirin. Ceketinizi alandan, gömleğinizi de esirgemeyin.|bir janaɡiniza vurana oburunu de t͡ʃevirin. t͡ʃeketinizi alandanʔ ɡomleɡinizi de esirɡemejin. Old-Testament-Jeremiah-035-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Rekavlılar'ın evine git, onlarla konuş, onları Yahve'nin evine, odalardan birine getir, onlara şarap içir.”|“rekavlilarʔin evine ɡitʔ onlarla konusʔ onlari jahveʔnin evineʔ odalardan birine ɡetirʔ onlara sarap it͡ʃir.” New-Testament-John-008-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bu şeyleri söylerken birçokları O’na iman etti.|jesua bu sejleri sojlerken birt͡ʃoklari o’na iman etti. Old-Testament-Psalms-124-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve bizim tarafımızda olmasaydı, desin şimdi İsrael:|jahve bizim tarafimizda olmasajdiʔ desin simdi israel Old-Testament-Isaiah-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yüksekte oturanları, yüce kenti alaşağı etti. Onu alçalttı. Yere kadar alçalttı. Onu toza kadar indirdi.|t͡ʃunku juksekte oturanlariʔ jut͡ʃe kenti alasaɡi etti. onu alt͡ʃaltti. jere kadar alt͡ʃaltti. onu toza kadar indirdi. New-Testament-Acts-025-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Pavlus İmparator’un kararına dek tutuklu kalma başvurusunda bulununca, onu Sezar'a gönderinceye kadar tutuklu kalmasını buyurdum.\"\"\"|\"ama pavlus imparator’un kararina dek tutuklu kalma basvurusunda bulununt͡ʃaʔ onu sezarʔa ɡonderint͡ʃeje kadar tutuklu kalmasini bujurdum.\"\"\" Old-Testament-2-Samuel-002-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yoav ile Avişay Avner'in peşine düştüler. Givon Çölü yolu üzerinde, Giah'ın önünde bulunan Amma Tepesi'ne vardıklarında güneş battı.|ama joav ile avisaj avnerʔin pesine dustuler. ɡivon t͡ʃolu jolu uzerindeʔ ɡiahʔin onunde bulunan amma tepesiʔne vardiklarinda ɡunes batti. Old-Testament-Psalms-094-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Küstahça sözler saçıyorlar. Kötülük edenlerin hepsi övünüyorlar.|kustaht͡ʃa sozler sat͡ʃijorlar. kotuluk edenlerin hepsi ovunujorlar. Old-Testament-1-Kings-016-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Omri, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı ve kendisinden öncekilerin hepsinden daha kötü davrandı.|omriʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti ve kendisinden ont͡ʃekilerin hepsinden daha kotu davrandi. New-Testament-1-Corinthians-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Henüz hazır olmadığınız için sizi etle değil, sütle besledim. Gerçi, şimdi bile hazır değilsiniz.|henuz hazir olmadiɡiniz it͡ʃin sizi etle deɡilʔ sutle besledim. ɡert͡ʃiʔ simdi bile hazir deɡilsiniz. Old-Testament-Exodus-039-034|und|SPEAKER_00_Turkish|kırmızı boyalı koç derilerinden örtüyü, deniz ayısı derilerinden örtüyü, bölme perdesini,|kirmizi bojali kot͡ʃ derilerinden ortujuʔ deniz ajisi derilerinden ortujuʔ bolme perdesiniʔ Old-Testament-Isaiah-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve dünyayı boşaltıp harap ediyor, altını üstüne getiriyor ve içinde yaşayanları dağıtıyor.|isteʔ jahve dunjaji bosaltip harap edijorʔ altini ustune ɡetirijor ve it͡ʃinde jasajanlari daɡitijor. Old-Testament-Judges-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Givalılar bana karşı kalktılar ve geceleyin evi kuşattılar. Beni öldürmek istediler, cariyeme tecavüz ettiler, o da öldü.|ɡivalilar bana karsi kalktilar ve ɡet͡ʃelejin evi kusattilar. beni oldurmek istedilerʔ t͡ʃarijeme tet͡ʃavuz ettilerʔ o da oldu. Old-Testament-Jeremiah-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gözlerini çıplak tepelere kaldır da bak! Seninle nerede yatmadılar? Çöldeki Arap gibi yol kenarında oturup onları bekledin. Fahişeliğinle ve kötülüğünle ülkeyi kirlettin.|“ɡozlerini t͡ʃiplak tepelere kaldir da bak! seninle nerede jatmadilar? t͡ʃoldeki arap ɡibi jol kenarinda oturup onlari bekledin. fahiseliɡinle ve kotuluɡunle ulkeji kirlettin. Old-Testament-1-Samuel-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yonatan ve David bir antlaşma yaptılar, çünkü onu kendi canı gibi sevdi.|sonra jonatan ve david bir antlasma japtilarʔ t͡ʃunku onu kendi t͡ʃani ɡibi sevdi. New-Testament-John-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni seviyorsanız, buyruklarımı tutarsınız.|beni sevijorsanizʔ bujruklarimi tutarsiniz. Old-Testament-Nehemiah-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz Tanrımız'a dua ettik ve gece gündüz onların yüzünden onlara karşı bekçiler koyduk.|ama biz tanrimizʔa dua ettik ve ɡet͡ʃe ɡunduz onlarin juzunden onlara karsi bekt͡ʃiler kojduk. Old-Testament-Lamentations-003-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Sebepsiz yere bana düşman olanlar bir kuş gibi beni acımasızca kovaladılar.|sebepsiz jere bana dusman olanlar bir kus ɡibi beni at͡ʃimasizt͡ʃa kovaladilar. Old-Testament-Leviticus-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer sunu olarak bir kuzu sunarsa, onu Yahve'nin önünde sunacak.|eɡer sunu olarak bir kuzu sunarsaʔ onu jahveʔnin onunde sunat͡ʃak. Old-Testament-Leviticus-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu Yahve'nin önünde sunağın kuzey tarafında kesecek. Aron'un oğulları, kâhinler, onun kanını sunağın üzerine çepeçevre serpecekler.|onu jahveʔnin onunde sunaɡin kuzej tarafinda keset͡ʃek. aronʔun oɡullariʔ kahinlerʔ onun kanini sunaɡin uzerine t͡ʃepet͡ʃevre serpet͡ʃekler. Old-Testament-Numbers-004-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Aron ve İsrael beylerinin ailelerine ve atalarının evlerine göre saydıkları Levililer arasında sayılanlar,|moseʔ aron ve israel bejlerinin ailelerine ve atalarinin evlerine ɡore sajdiklari levililer arasinda sajilanlarʔ New-Testament-Mark-010-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua durdu, “Onu çağırın” dedi. Kör adama seslenip, “Cesur ol! Kalk seni çağırıyor!” dediler.|jesua durduʔ “onu t͡ʃaɡirin” dedi. kor adama seslenipʔ “t͡ʃesur ol! kalk seni t͡ʃaɡirijor!” dediler. Old-Testament-Exodus-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ebeler Firavun'a şöyle dediler, \"\"Çünkü İbrani kadınlar Mısırlı kadınlara benzemiyor. Onlar güçlü oldukları için ebe yanlarına gelmeden doğum yapıyor.\"\"\"|\"ebeler firavunʔa sojle dedilerʔ \"\"t͡ʃunku ibrani kadinlar misirli kadinlara benzemijor. onlar ɡut͡ʃlu olduklari it͡ʃin ebe janlarina ɡelmeden doɡum japijor.\"\"\" Old-Testament-Ecclesiastes-007-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylenen her söze de aldırma, yoksa hizmetkârının seni lanetlediğini duyarsın.|sojlenen her soze de aldirmaʔ joksa hizmetkarinin seni lanetlediɡini dujarsin. Old-Testament-1-Samuel-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk Gilgal'a gitti ve orada Saul'u Yahve'nin önünde kral yaptılar. Orada Yahve'nin önünde esenlik kurbanları kestiler; ve orada Saul ve bütün İsraelliler büyük bir sevinç içindeydiler.|butun halk ɡilɡalʔa ɡitti ve orada saulʔu jahveʔnin onunde kral japtilar. orada jahveʔnin onunde esenlik kurbanlari kestiler; ve orada saul ve butun israelliler bujuk bir sevint͡ʃ it͡ʃindejdiler. Old-Testament-Psalms-040-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Oh! Oh” çekenler utançlarından perişan olsunlar.|banaʔ “oh! oh” t͡ʃekenler utant͡ʃlarindan perisan olsunlar. Old-Testament-2-Samuel-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Avşalom krala gelip, “Bak, hizmetkârının koyun kırkıcıları var. Lütfen kral ve hizmetkârları hizmetkârınla birlikte gitsinler.” dedi.|avsalom krala ɡelipʔ “bakʔ hizmetkarinin kojun kirkit͡ʃilari var. lutfen kral ve hizmetkarlari hizmetkarinla birlikte ɡitsinler.” dedi. Old-Testament-Psalms-040-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İsteğini yerine getirmekten zevk alırım, ey Tanrım. Yasan yüreğimin içindedir.”|isteɡini jerine ɡetirmekten zevk alirimʔ ej tanrim. jasan jureɡimin it͡ʃindedir.” Old-Testament-1-Chronicles-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|David yakmalık sunuyu ve esenlik sunularını sunmayı bitirince, halkı Yahve'nin adıyla kutsadı.|david jakmalik sunuju ve esenlik sunularini sunmaji bitirint͡ʃeʔ halki jahveʔnin adijla kutsadi. Old-Testament-Ecclesiastes-010-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Krala lanet etme, düşüncelerinde bile; yatak odanda zenginlere lanet etme, çünkü göğün bir kuşu sesi taşıyabilir kanatları olan meseleyi anlatabilir.|krala lanet etmeʔ dusunt͡ʃelerinde bile; jatak odanda zenɡinlere lanet etmeʔ t͡ʃunku ɡoɡun bir kusu sesi tasijabilir kanatlari olan meseleji anlatabilir. New-Testament-Matthew-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama insanlardan sakının. Çünkü sizi mahkemelere teslim edecekler, havralarında kırbaçlayacaklar.|ama insanlardan sakinin. t͡ʃunku sizi mahkemelere teslim edet͡ʃeklerʔ havralarinda kirbat͡ʃlajat͡ʃaklar. Old-Testament-Psalms-098-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael halkına olan sevgi dolu iyiliğini ve sadakatini hatırladı. Yeryüzünün bütün uçları Tanrımız’ın kurtarışını gördü.|israel halkina olan sevɡi dolu ijiliɡini ve sadakatini hatirladi. jerjuzunun butun ut͡ʃlari tanrimiz’in kurtarisini ɡordu. Old-Testament-Isaiah-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hasattan önce, çiçek geçince, çiçek de olgunlaşıp koruk olunca, budama bıçaklarıyla dalları kesecek, yayılan dalları kesip götürecek.|t͡ʃunku hasattan ont͡ʃeʔ t͡ʃit͡ʃek ɡet͡ʃint͡ʃeʔ t͡ʃit͡ʃek de olɡunlasip koruk olunt͡ʃaʔ budama bit͡ʃaklarijla dallari keset͡ʃekʔ jajilan dallari kesip ɡoturet͡ʃek. Old-Testament-Song-of-Songs-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanakların küpelerle, boynun mücevher dizileriyle ne güzel.|janaklarin kupelerleʔ bojnun mut͡ʃevher dizilerijle ne ɡuzel. Old-Testament-2-Samuel-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın Sandığı'nı yeni bir arabaya koydular ve onu Avinadav'ın tepedeki evinden çıkardılar; Avinadav'ın oğulları Uzza ve Ahyo da yeni arabayı sürüyorlardı.|tanriʔnin sandiɡiʔni jeni bir arabaja kojdular ve onu avinadavʔin tepedeki evinden t͡ʃikardilar; avinadavʔin oɡullari uzza ve ahjo da jeni arabaji surujorlardi. Old-Testament-Numbers-014-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben, Yahve, söyledim. Bunu bana karşı toplanan bütün bu kötü topluluğa mutlaka yapacağım. Bu çölde yok olup gidecekler ve orada ölecekler.”|benʔ jahveʔ sojledim. bunu bana karsi toplanan butun bu kotu topluluɡa mutlaka japat͡ʃaɡim. bu t͡ʃolde jok olup ɡidet͡ʃekler ve orada olet͡ʃekler.” Old-Testament-Hosea-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yizreel Vadisi'nde İsrael'in yayını kıracağım.”|o ɡun jizreel vadisiʔnde israelʔin jajini kirat͡ʃaɡim.” New-Testament-Luke-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na, “Bütün bunların yönetimini ve onların görkemini sana vereceğim” dedi. “Çünkü bunlar bana teslim edildi ve ben dilediğime veririm.|o’naʔ “butun bunlarin jonetimini ve onlarin ɡorkemini sana veret͡ʃeɡim” dedi. “t͡ʃunku bunlar bana teslim edildi ve ben dilediɡime veririm. Old-Testament-Job-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Keşke sıkıntım tartılsa, bütün felaketim de teraziye konsa!|“keske sikintim tartilsaʔ butun felaketim de terazije konsa! Old-Testament-Psalms-081-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dinle ey halkım, size tanıklık edeceğim. Ey İsrael, eğer beni dinlersen!|“dinle ej halkimʔ size taniklik edet͡ʃeɡim. ej israelʔ eɡer beni dinlersen! Old-Testament-1-Samuel-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İkisi de kendilerini Filistliler'in garnizonuna gösterdi. Filistliler, \"\"İşte, İbraniler saklandıkları deliklerden çıkıyorlar!\"\" dediler.\"|\"ikisi de kendilerini filistlilerʔin ɡarnizonuna ɡosterdi. filistlilerʔ \"\"isteʔ ibraniler saklandiklari deliklerden t͡ʃikijorlar!\"\" dediler.\" Old-Testament-2-Samuel-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral evinde yaşadığında ve Yahve onu çevresindeki bütün düşmanlarından rahat verdiğinde,|kral evinde jasadiɡinda ve jahve onu t͡ʃevresindeki butun dusmanlarindan rahat verdiɡindeʔ New-Testament-Acts-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun adındaki imanla, O'nun adı gördüğünüz ve tanıdığınız bu adamı güçlü kıldı. Evet, O'nun aracılığıyla olan iman, hepinizin önünde ona bu tam sağlığı verdi.”|oʔnun adindaki imanlaʔ oʔnun adi ɡorduɡunuz ve tanidiɡiniz bu adami ɡut͡ʃlu kildi. evetʔ oʔnun arat͡ʃiliɡijla olan imanʔ hepinizin onunde ona bu tam saɡliɡi verdi.” New-Testament-1-Corinthians-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, eğer yiyecek kardeşimin tökezlemesine neden olacaksa, kardeşimin tökezletmeyeyim diye, sonsuza dek bir daha et yemem.|bu nedenleʔ eɡer jijet͡ʃek kardesimin tokezlemesine neden olat͡ʃaksaʔ kardesimin tokezletmejejim dijeʔ sonsuza dek bir daha et jemem. Old-Testament-Lamentations-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoldan geçenlerin hepsi sana el çırpıyor. Yeruşalem kızına baş sallayıp ıslık çalıyorlar, \"\"İnsanların 'Güzelliğin kusursuzluğu, bütün dünyanın sevinci' dediği kent bu mu?\"\" diyorlar.\"|\"joldan ɡet͡ʃenlerin hepsi sana el t͡ʃirpijor. jerusalem kizina bas sallajip islik t͡ʃalijorlarʔ \"\"insanlarin ʔɡuzelliɡin kusursuzluɡuʔ butun dunjanin sevint͡ʃiʔ dediɡi kent bu mu?\"\" dijorlar.\" Old-Testament-Psalms-090-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi sıkıntıya soktuğun günler kadar, lötülük gördüğümüz yıllar kadar bizi sevindir.|bizi sikintija soktuɡun ɡunler kadarʔ lotuluk ɡorduɡumuz jillar kadar bizi sevindir. New-Testament-2-John-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi senden ricada bulunuyorum, sevgili hanımefendi, birbirimizi sevelim. Size yeni bir buyruk yazmıyorum, başlangıçtan beri sahip olduğumuz buyruktur bu.|simdi senden rit͡ʃada bulunujorumʔ sevɡili hanimefendiʔ birbirimizi sevelim. size jeni bir bujruk jazmijorumʔ baslanɡit͡ʃtan beri sahip olduɡumuz bujruktur bu. Old-Testament-Deuteronomy-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnızca kutsal şeylerini ve adaklarını alıp Yahve'nin seçeceği yere gideceksin.|jalnizt͡ʃa kutsal sejlerini ve adaklarini alip jahveʔnin set͡ʃet͡ʃeɡi jere ɡidet͡ʃeksin. Old-Testament-Judges-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve İsrael'in çocuklarına bir peygamber gönderdi; ve onlara şöyle dedi: \"\"İsrael'in Tanrısı Yahve diyor ki, 'Sizi Mısır'dan ben çıkardım ve esaret evinden çıkardım.\"|\"jahve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bir pejɡamber ɡonderdi; ve onlara sojle dedi \"\"israelʔin tanrisi jahve dijor kiʔ ʔsizi misirʔdan ben t͡ʃikardim ve esaret evinden t͡ʃikardim.\" Old-Testament-Deuteronomy-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam oğlunu nasıl terbiye ederse, Tanrın Yahve'nin de seni öyle terbiye etmekte olduğunu yüreğinde düşüneceksin.|bir adam oɡlunu nasil terbije ederseʔ tanrin jahveʔnin de seni ojle terbije etmekte olduɡunu jureɡinde dusunet͡ʃeksin. Old-Testament-Zechariah-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, Yeruşalem'de ve Yahuda'da her kazan Ordular Yahvesi'ne kutsal olacak; ve kurban kesenlerin hepsi gelip onlardan alacak ve onlarda pişirecekler. O gün Ordular Yahvesi'nin evinde artık Kenanlı bulunmayacak.|evetʔ jerusalemʔde ve jahudaʔda her kazan ordular jahvesiʔne kutsal olat͡ʃak; ve kurban kesenlerin hepsi ɡelip onlardan alat͡ʃak ve onlarda pisiret͡ʃekler. o ɡun ordular jahvesiʔnin evinde artik kenanli bulunmajat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevginin olduğu yerde sebzeli akşam yemeği, düşmanlığın olduğu yerdeki besili danadan iyidir.|sevɡinin olduɡu jerde sebzeli aksam jemeɡiʔ dusmanliɡin olduɡu jerdeki besili danadan ijidir. Old-Testament-Ezekiel-023-045|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Doğru adamlar onları zina eden kadınların ve kan döken kadınların yargısıyla yargılayacaklar. Çünkü onlar zina eden kadınlardır ve ellerinde kan vardır.\"\"\"|\"doɡru adamlar onlari zina eden kadinlarin ve kan doken kadinlarin jarɡisijla jarɡilajat͡ʃaklar. t͡ʃunku onlar zina eden kadinlardir ve ellerinde kan vardir.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-007-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral yas tutacak, bey perişanlığa bürünecek. Ülke halkının elleri titreyecek. Onlara kendi yollarına göre yapacağım, kendi yargılarına göre onları yargılayacağım. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.'”|kral jas tutat͡ʃakʔ bej perisanliɡa burunet͡ʃek. ulke halkinin elleri titrejet͡ʃek. onlara kendi jollarina ɡore japat͡ʃaɡimʔ kendi jarɡilarina ɡore onlari jarɡilajat͡ʃaɡim. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.ʔ” Old-Testament-Judges-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yerubbaal, yani Gidyon ve onunla birlikte olanların tümü erkenden kalkıp Harod Pınarı yanında ordugâh kurdular. Midyan ordugâhı kuzey tarafında, vadideki Moreh Tepesi'nin yanındaydı.|bunun uzerine jerubbaalʔ jani ɡidjon ve onunla birlikte olanlarin tumu erkenden kalkip harod pinari janinda orduɡah kurdular. midjan orduɡahi kuzej tarafindaʔ vadideki moreh tepesiʔnin janindajdi. Old-Testament-Numbers-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları yola çıktılar ve Yarden'in ötesindeki Moav ovalarında, Yeriha yanında konakladılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari jola t͡ʃiktilar ve jardenʔin otesindeki moav ovalarindaʔ jeriha janinda konakladilar. New-Testament-Ephesians-005-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sır büyüktür, ama ben bunu Mesih ve imanlılar topluluğu hakkında söylüyorum.|bu sir bujukturʔ ama ben bunu mesih ve imanlilar topluluɡu hakkinda sojlujorum. Old-Testament-Nehemiah-012-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Yoyakim'in babası oldu ve Yoyakim, Elyaşiv'in babası oldu ve Elyaşiv, Yoyada'nın babası oldu;|jesuaʔ jojakimʔin babasi oldu ve jojakimʔ eljasivʔin babasi oldu ve eljasivʔ jojadaʔnin babasi oldu; Old-Testament-Psalms-115-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağızları var ama konuşmazlar. Gözleri var ama görmezler.|aɡizlari var ama konusmazlar. ɡozleri var ama ɡormezler. Old-Testament-Leviticus-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|ancak kirliliği üzerinde olup Yahve'ye ait olan esenlik kurbanının etini yiyen can, halkından atılacaktır.|ant͡ʃak kirliliɡi uzerinde olup jahveʔje ait olan esenlik kurbaninin etini jijen t͡ʃanʔ halkindan atilat͡ʃaktir. Old-Testament-Jeremiah-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeruşalem'e 'Yahve'nin Tahtı' diyecekler; bütün uluslar ona, Yahve'nin adına, Yeruşalem'e toplanacaklar. Artık kötü yüreklerinin inatçılığı ardından yürümeyecekler.|o zaman jerusalemʔe ʔjahveʔnin tahtiʔ dijet͡ʃekler; butun uluslar onaʔ jahveʔnin adinaʔ jerusalemʔe toplanat͡ʃaklar. artik kotu jureklerinin inatt͡ʃiliɡi ardindan jurumejet͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çevresindeki uluslardan daha çok kötülük yaparak ilkelerime karşı isyan ettiler, ve çevresindeki ülkelerden daha çok kurallarıma karşı geldiler; çünkü ilkelerimi reddettiler, ve kurallarıma gelince, onlarda yürümediler.'\"\"\"|\"t͡ʃevresindeki uluslardan daha t͡ʃok kotuluk japarak ilkelerime karsi isjan ettilerʔ ve t͡ʃevresindeki ulkelerden daha t͡ʃok kurallarima karsi ɡeldiler; t͡ʃunku ilkelerimi reddettilerʔ ve kurallarima ɡelint͡ʃeʔ onlarda jurumediler.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-017-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onun bütün ordusu arasında kaçaklarının hepsi kılıçla düşecek, kalanlar her rüzgâra dağılacak. O zaman bileceksiniz ki, ben, Yahve söyledim.\"\"'\"|\"onun butun ordusu arasinda kat͡ʃaklarinin hepsi kilit͡ʃla duset͡ʃekʔ kalanlar her ruzɡara daɡilat͡ʃak. o zaman bilet͡ʃeksiniz kiʔ benʔ jahve sojledim.\"\"ʔ\" New-Testament-John-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bende kalın, ben de sizde kalayım. Çubuk asmada kalmadıkça kendiliğinden ürün veremeyeceği gibi, siz de bende kalmazsanız ürün veremezsiniz.|bende kalinʔ ben de sizde kalajim. t͡ʃubuk asmada kalmadikt͡ʃa kendiliɡinden urun veremejet͡ʃeɡi ɡibiʔ siz de bende kalmazsaniz urun veremezsiniz. Old-Testament-Leviticus-011-039|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Yiyebileceğiniz hayvanlardan herhangi biri ölürse, onun leşine dokunan kişi akşama kadar kirli olacaktır.\"|\"\"\"ʔjijebilet͡ʃeɡiniz hajvanlardan herhanɡi biri olurseʔ onun lesine dokunan kisi aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.\" Old-Testament-1-Kings-010-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, Yeruşalem'de gümüşü taş kadar sıradan, sedirleri de ovadaki çınar ağaçları kadar sıradan yaptı.|kralʔ jerusalemʔde ɡumusu tas kadar siradanʔ sedirleri de ovadaki t͡ʃinar aɡat͡ʃlari kadar siradan japti. Old-Testament-Job-037-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ardından bir ses gümbürder. Görkemli sesiyle gürler. Sesi duyulunca hiçbir şeyi alıkoymaz.|ardindan bir ses ɡumburder. ɡorkemli sesijle ɡurler. sesi dujulunt͡ʃa hit͡ʃbir seji alikojmaz. Old-Testament-Psalms-068-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yer sarsıldı, ve Sina Tanrısı’nın önünde gökten yağmur yağdı, Tanrı’nın, İsrael’in Tanrısı önünde.|jer sarsildiʔ ve sina tanrisi’nin onunde ɡokten jaɡmur jaɡdiʔ tanri’ninʔ israel’in tanrisi onunde. Old-Testament-Job-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan nedir ki, temiz olsun? Kadından doğan kişi nedir ki, doğru olsun?|insan nedir kiʔ temiz olsun? kadindan doɡan kisi nedir kiʔ doɡru olsun? Old-Testament-Isaiah-047-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama şu iki şey başına bir günde, bir anda gelecektir: Evlatlar kaybı ve dulluk. Büyücülüğünün çokluğuna, büyülerinin bolluğuna rağmen üzerine gelecekler.|ama su iki sej basina bir ɡundeʔ bir anda ɡelet͡ʃektir evlatlar kajbi ve dulluk. bujut͡ʃuluɡunun t͡ʃokluɡunaʔ bujulerinin bolluɡuna raɡmen uzerine ɡelet͡ʃekler. Old-Testament-Exodus-037-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun dört ayağına, bir yanına iki halka, öbür yanına iki halka olmak üzere dört altın halka döktü.|onun dort ajaɡinaʔ bir janina iki halkaʔ obur janina iki halka olmak uzere dort altin halka doktu. Old-Testament-Leviticus-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına de ki, 'Bunlar yeryüzündeki bütün hayvanlar arasında yiyebileceğiniz canlılardır.\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina de kiʔ ʔbunlar jerjuzundeki butun hajvanlar arasinda jijebilet͡ʃeɡiniz t͡ʃanlilardir.\" Old-Testament-Ezekiel-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Fahişeliğini tüccarlar diyarına, Keldaniler'e kadar çoğalttın; ve yine de bununla doymadın.\"\"\"\"'\"|\"fahiseliɡini tut͡ʃt͡ʃarlar dijarinaʔ keldanilerʔe kadar t͡ʃoɡalttin; ve jine de bununla dojmadin.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Luke-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size diyorum ki, dilemeye devam edin, size verilecektir. Aramayı sürdürün, bulacaksınız. Kapıyı çalmaya devam edin, size açılacaktır.|“size dijorum kiʔ dilemeje devam edinʔ size verilet͡ʃektir. aramaji surdurunʔ bulat͡ʃaksiniz. kapiji t͡ʃalmaja devam edinʔ size at͡ʃilat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-032-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe Tanrısı Yahve'ye yalvarıp şöyle dedi: \"\"Ey Yahve, Mısır diyarından büyük güçle, kudretli elle çıkardığın halkına karşı neden öfken alevleniyor?\"|\"mose tanrisi jahveʔje jalvarip sojle dedi \"\"ej jahveʔ misir dijarindan bujuk ɡut͡ʃleʔ kudretli elle t͡ʃikardiɡin halkina karsi neden ofken alevlenijor?\" Old-Testament-Leviticus-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu şeylere dokunan her kişi kirli olacak, giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır.'\"\"\"|\"bu sejlere dokunan her kisi kirli olat͡ʃakʔ ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Judges-020-038|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler ile pusu kuranlar arasındaki belirlenmiş olan işaret, kentten büyük bir duman bulutu çıkarmalarıydı.|israelliler ile pusu kuranlar arasindaki belirlenmis olan isaretʔ kentten bujuk bir duman bulutu t͡ʃikarmalarijdi. Old-Testament-Numbers-014-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bana karşı söylenen bu kötü topluluğa daha ne kadar katlanacağım? İsrael'in çocuklarının bana karşı olan söylenmelerini duydum.\"|\"\"\"bana karsi sojlenen bu kotu topluluɡa daha ne kadar katlanat͡ʃaɡim? israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin bana karsi olan sojlenmelerini dujdum.\" Old-Testament-2-Kings-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yehoyakin, kendisi, annesi, hizmetkârları, beyleri ve görevlileriyle birlikte Babil Kralı'na çıktı; ve Babil Kralı onu hükmünün sekizinci yılında yakaladı.|jahuda krali jehojakinʔ kendisiʔ annesiʔ hizmetkarlariʔ bejleri ve ɡorevlilerijle birlikte babil kraliʔna t͡ʃikti; ve babil krali onu hukmunun sekizint͡ʃi jilinda jakaladi. Old-Testament-Ezekiel-038-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla salgın hastalıkla ve kanla yargıya gireceğim. Onun üzerine, orduları üzerine ve onunla birlikte olan birçok halkın üzerine, sağanak yağmur, büyük dolu, ateş ve kükürt yağdıracağım.|onunla salɡin hastalikla ve kanla jarɡija ɡiret͡ʃeɡim. onun uzerineʔ ordulari uzerine ve onunla birlikte olan birt͡ʃok halkin uzerineʔ saɡanak jaɡmurʔ bujuk doluʔ ates ve kukurt jaɡdirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Leviticus-019-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘Her biriniz annesine ve babasına saygı göstersin. Şabatlarımı tutacaksınız. Ben Tanrınız Yahve'yim.'\"\"\"|\"“‘her biriniz annesine ve babasina sajɡi ɡostersin. sabatlarimi tutat͡ʃaksiniz. ben tanriniz jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-038-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve söyle, 'Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, sana karşıyım, ey Roş, Meşek ve Tuval Beyi Gog.\"|\"ve sojleʔ ʔefendi jahve sojle dijor \"\"isteʔ sana karsijimʔ ej rosʔ mesek ve tuval beji ɡoɡ.\" Old-Testament-Genesis-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bütün sürüler bir araya toplanmadan ve kuyunun ağzındaki taşı yuvarlamadan olmaz” dediler. “Sonra koyunlara su vereceğiz.”|“butun suruler bir araja toplanmadan ve kujunun aɡzindaki tasi juvarlamadan olmaz” dediler. “sonra kojunlara su veret͡ʃeɡiz.” Old-Testament-Jeremiah-041-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama onlar arasında bulunan on kişi İşmael'e, \"\"Bizi öldürme, çünkü tarlada saklı buğday, arpa, zeytinyağı ve bal depomuz var\"\" dedi. O da vazgeçti ve onları kardeşleriyle birlikte öldürmedi.\"|\"ama onlar arasinda bulunan on kisi ismaelʔeʔ \"\"bizi oldurmeʔ t͡ʃunku tarlada sakli buɡdajʔ arpaʔ zejtinjaɡi ve bal depomuz var\"\" dedi. o da vazɡet͡ʃti ve onlari kardeslerijle birlikte oldurmedi.\" Old-Testament-Zechariah-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Darius’un ikinci yılında, Şevat ayının on birinci ayının yirmi dördüncü günü, Yahve'nin şu sözü İddo oğlu Berekya oğlu Peygamber Zekariya’ya geldi:|darius’un ikint͡ʃi jilindaʔ sevat ajinin on birint͡ʃi ajinin jirmi dordunt͡ʃu ɡunuʔ jahveʔnin su sozu iddo oɡlu berekja oɡlu pejɡamber zekarija’ja ɡeldi New-Testament-Mark-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na dört kişinin taşıdığı felçli bir adamı getirdiler.|o’na dort kisinin tasidiɡi felt͡ʃli bir adami ɡetirdiler. Old-Testament-Ezekiel-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sana verdiğim ekmeğimi, seni beslediğim ince unu, yağı ve balı, onu da hoş koku olsun diye onların önüne koydun; ve öyle oldu.\"\" diyor Efendi Yahve.\"\"'\"|\"sana verdiɡim ekmeɡimiʔ seni beslediɡim int͡ʃe unuʔ jaɡi ve baliʔ onu da hos koku olsun dije onlarin onune kojdun; ve ojle oldu.\"\" dijor efendi jahve.\"\"ʔ\" Old-Testament-Isaiah-034-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çölün vahşi hayvanları kurtlarla buluşacak, yaban keçisi hemcinsine bağıracak. Evet, gece yaratığı oraya yerleşecek, kendine de bir dinlenme yeri bulacak.|t͡ʃolun vahsi hajvanlari kurtlarla bulusat͡ʃakʔ jaban ket͡ʃisi hemt͡ʃinsine baɡirat͡ʃak. evetʔ ɡet͡ʃe jaratiɡi oraja jerleset͡ʃekʔ kendine de bir dinlenme jeri bulat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|yeryüzünü aydınlatsın” dedi ve öyle oldu.|jerjuzunu ajdinlatsin” dedi ve ojle oldu. Old-Testament-Deuteronomy-002-034|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman onun bütün kentlerini aldık ve içinde oturulan her kenti, kadınları ve çocukları ile birlikte tamamen yok ettik. Kimseyi bırakmadık.|o zaman onun butun kentlerini aldik ve it͡ʃinde oturulan her kentiʔ kadinlari ve t͡ʃot͡ʃuklari ile birlikte tamamen jok ettik. kimseji birakmadik. Old-Testament-Judges-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların kalça ve uyluğunu büyük bir kıyımla vurdu; ve inip Etam'ın kayasındaki mağarada yaşadı.|onlarin kalt͡ʃa ve ujluɡunu bujuk bir kijimla vurdu; ve inip etamʔin kajasindaki maɡarada jasadi. New-Testament-John-012-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben yerden yukarı kaldırılırsam, bütün insanları kendime çekeceğim.”|ben jerden jukari kaldirilirsamʔ butun insanlari kendime t͡ʃeket͡ʃeɡim.” Old-Testament-1-Samuel-017-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece David Filistli'yi sapanla ve taşla yendi ve Filistli'ye vurup onu öldürdü. Ama David'in elinde kılıç yoktu.|bojlet͡ʃe david filistliʔji sapanla ve tasla jendi ve filistliʔje vurup onu oldurdu. ama davidʔin elinde kilit͡ʃ joktu. Old-Testament-Deuteronomy-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kırk gün kırk gece Yahve'nin önünde yere kapandım, çünkü Yahve sizi yok edeceğini söylemişti.|bojlet͡ʃe kirk ɡun kirk ɡet͡ʃe jahveʔnin onunde jere kapandimʔ t͡ʃunku jahve sizi jok edet͡ʃeɡini sojlemisti. Old-Testament-Psalms-071-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçokları için şaşılacak biriyim, ama sen benim güçlü sığınağımsın.|birt͡ʃoklari it͡ʃin sasilat͡ʃak birijimʔ ama sen benim ɡut͡ʃlu siɡinaɡimsin. Old-Testament-2-Samuel-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Nakon'un harman yerine vardıklarında Uzza Tanrı'nın Sandığı'na uzanıp onu tuttu; çünkü sığırlar tökezlemişti.|nakonʔun harman jerine vardiklarinda uzza tanriʔnin sandiɡiʔna uzanip onu tuttu; t͡ʃunku siɡirlar tokezlemisti. Old-Testament-Jeremiah-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Keşke, başım sular, gözlerim gözyaşı pınarı olsa da, halkımın kızının öldürülmüş olanları için gece gündüz ağlasam!|keskeʔ basim sularʔ ɡozlerim ɡozjasi pinari olsa daʔ halkimin kizinin oldurulmus olanlari it͡ʃin ɡet͡ʃe ɡunduz aɡlasam! New-Testament-1-John-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah işleyen herkes yasasızlıktan da suçludur. Günah, yasasızlıktır.|ɡunah islejen herkes jasasizliktan da sut͡ʃludur. ɡunahʔ jasasizliktir. Old-Testament-1-Chronicles-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hakkots, Anuv'un, Soveva'nın ve Harum'un oğlu Aharhel boylarının atası oldu.|hakkotsʔ anuvʔunʔ sovevaʔnin ve harumʔun oɡlu aharhel bojlarinin atasi oldu. Old-Testament-Psalms-115-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler Yahve’nin gökleridir, ama yeryüzünü insanoğullarına verdi.|ɡokler jahve’nin ɡokleridirʔ ama jerjuzunu insanoɡullarina verdi. Old-Testament-Hosea-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımın günahıyla besleniyorlar, onların kötülüklerine yüreklerini veriyorlar.|halkimin ɡunahijla beslenijorlarʔ onlarin kotuluklerine jureklerini verijorlar. Old-Testament-Exodus-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunlar, Yahve'nin, \"\"İsrael'in çocuklarının ordularına göre Mısır diyarından çıkarın\"\" dediği Aron ve Moşe'dir.\"|\"bunlarʔ jahveʔninʔ \"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin ordularina ɡore misir dijarindan t͡ʃikarin\"\" dediɡi aron ve moseʔdir.\" New-Testament-1-John-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanların tanıklığını kabul ediyorsak, Tanrı’nın tanıklığı daha büyüktür. Çünkü bu, Tanrı’nın Oğlu hakkında tanıklık ettiği tanıklığıdır.|insanlarin tanikliɡini kabul edijorsakʔ tanri’nin tanikliɡi daha bujuktur. t͡ʃunku buʔ tanri’nin oɡlu hakkinda taniklik ettiɡi tanikliɡidir. Old-Testament-Jeremiah-051-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Okları bileyin! Kalkanları sıkıca tutun! Yahve, Med krallarının ruhunu harekete geçirdi, çünkü amacı Babil'e karşı, onu yok etmektir; çünkü bu Yahve'nin öcü, tapınağının öcüdür.|“oklari bilejin! kalkanlari sikit͡ʃa tutun! jahveʔ med krallarinin ruhunu harekete ɡet͡ʃirdiʔ t͡ʃunku amat͡ʃi babilʔe karsiʔ onu jok etmektir; t͡ʃunku bu jahveʔnin ot͡ʃuʔ tapinaɡinin ot͡ʃudur. Old-Testament-Ecclesiastes-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü kralın sözü en üstündür. Kim ona, \"\"Ne yapıyorsun?\"\" diyebilir?\"|\"t͡ʃunku kralin sozu en ustundur. kim onaʔ \"\"ne japijorsun?\"\" dijebilir?\" Old-Testament-Psalms-140-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni kuşatanların başına gelince, kendi dudaklarının kötülüğü onları kaplasın.|beni kusatanlarin basina ɡelint͡ʃeʔ kendi dudaklarinin kotuluɡu onlari kaplasin. New-Testament-Matthew-020-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Aranızda kim birinci olmak isterse, diğerlerinin hizmetçisi olsun.|aranizda kim birint͡ʃi olmak isterseʔ diɡerlerinin hizmett͡ʃisi olsun. Old-Testament-2-Samuel-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|David İsrael'in otuz bin seçme adamını yeniden bir araya topladı.|david israelʔin otuz bin set͡ʃme adamini jeniden bir araja topladi. Old-Testament-Genesis-018-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Avraham’la konuşmasını bitirince yoluna gitti, Avraham da yerine döndü.|jahveʔ avraham’la konusmasini bitirint͡ʃe joluna ɡittiʔ avraham da jerine dondu. Old-Testament-Psalms-066-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakmalık sunularla tapınağına geleceğim.|jakmalik sunularla tapinaɡina ɡelet͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-092-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Yahve’nin evine dikilmişlerdir. Tanrımız’ın avlularında serpilip gelişeceklerdir.|onlar jahve’nin evine dikilmislerdir. tanrimiz’in avlularinda serpilip ɡeliset͡ʃeklerdir. Old-Testament-Exodus-034-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe aceleyle başını yere eğip tapındı.|mose at͡ʃelejle basini jere eɡip tapindi. Old-Testament-Joshua-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedinci gün, şafak vakti erkenden kalktılar ve aynı şekilde kentin çevresini yedi kez dolandılar. Yalnız o gün kentin çevresinde yedi kez dolandılar.|jedint͡ʃi ɡunʔ safak vakti erkenden kalktilar ve ajni sekilde kentin t͡ʃevresini jedi kez dolandilar. jalniz o ɡun kentin t͡ʃevresinde jedi kez dolandilar. Old-Testament-Lamentations-003-046|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bütün düşmanlarımız bize karşı ağızlarını kocaman açtılar.\"|\"\"\"butun dusmanlarimiz bize karsi aɡizlarini kot͡ʃaman at͡ʃtilar.\" New-Testament-Matthew-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra öğrenciler yalnız olarak Yeşua’ya gelip, “Biz neden iblisi kovamadık?” dediler.|sonra oɡrent͡ʃiler jalniz olarak jesua’ja ɡelipʔ “biz neden iblisi kovamadik?” dediler. New-Testament-Acts-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi hayret ve şaşkınlık içinde birbirlerine şöyle dediler: “İşte, bu konuşanların hepsi Galileli değil mi?|hepsi hajret ve saskinlik it͡ʃinde birbirlerine sojle dediler “isteʔ bu konusanlarin hepsi ɡalileli deɡil mi? Old-Testament-Jeremiah-016-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onlarla birlikte oturup yiyip içmek için ziyafet evine girmeyeceksin.”|“onlarla birlikte oturup jijip it͡ʃmek it͡ʃin zijafet evine ɡirmejet͡ʃeksin.” Old-Testament-Joshua-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Yeşu'ya yanıt verip dediler: “Bize buyurduğun her şeyi yapacağız ve bizi nereye gönderirsen gideceğiz.|onlar jesuʔja janit verip dediler “bize bujurduɡun her seji japat͡ʃaɡiz ve bizi nereje ɡonderirsen ɡidet͡ʃeɡiz. Old-Testament-2-Samuel-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün David şöyle dedi: \"\"Kim Yevuslular'ı vurursa, su yoluna çıksın ve David'in canının nefret ettiği topal ve körleri vursun.\"\" Bu yüzden onlar, “Kör ve topal eve giremez” diyorlar.\"|\"o ɡun david sojle dedi \"\"kim jevuslularʔi vurursaʔ su joluna t͡ʃiksin ve davidʔin t͡ʃaninin nefret ettiɡi topal ve korleri vursun.\"\" bu juzden onlarʔ “kor ve topal eve ɡiremez” dijorlar.\" New-Testament-Acts-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Frikya ve Galatya bölgesinden geçtiklerinde, Tanrı sözünü Asya İli’nde yaymaları Kutsal Ruh tarafından engellendi.|frikja ve ɡalatja bolɡesinden ɡet͡ʃtiklerindeʔ tanri sozunu asja ili’nde jajmalari kutsal ruh tarafindan enɡellendi. Old-Testament-Psalms-087-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni tanıyanlar arasında Rahav'ı ve Babil'i kaydedeceğim. İşte, Filist, Sur ve Etiyopya: “Bu da orada doğmuştur.”|beni tanijanlar arasinda rahavʔi ve babilʔi kajdedet͡ʃeɡim. isteʔ filistʔ sur ve etijopja “bu da orada doɡmustur.” Old-Testament-Deuteronomy-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama adam, nişanlı kızı kırda bulur ve zorla onunla yatarsa, o zaman yalnızca onunla yatmış olan adam ölecektir;|ama adamʔ nisanli kizi kirda bulur ve zorla onunla jatarsaʔ o zaman jalnizt͡ʃa onunla jatmis olan adam olet͡ʃektir; Old-Testament-Joshua-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Üç gün sonra görevliler ordugâhın ortasından geçtiler;|ut͡ʃ ɡun sonra ɡorevliler orduɡahin ortasindan ɡet͡ʃtiler; Old-Testament-Genesis-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sodom Kralı, Gomora Kralı, Adma Kralı, Sevoyim Kralı ve Bela (Tsoar da denir) Kralı dışarı çıktılar.|sodom kraliʔ ɡomora kraliʔ adma kraliʔ sevojim krali ve bela (tsoar da denir) krali disari t͡ʃiktilar. Old-Testament-2-Kings-004-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Uşağı, \"\"Ne, bunu yüz adamın önüne mi koyayım?\"\" dedi. Ama o, \"\"Halka ver de yesinler\"\" dedi. \"\"Çünkü Yahve şöyle diyor, 'Yiyecekler ve birazı artacak.'\"\"\"|\"usaɡiʔ \"\"neʔ bunu juz adamin onune mi kojajim?\"\" dedi. ama oʔ \"\"halka ver de jesinler\"\" dedi. \"\"t͡ʃunku jahve sojle dijorʔ ʔjijet͡ʃekler ve birazi artat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Genesis-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı şöyle dedi: “Sizinle ve sizinle birlikte olan bütün canlılarla daima sürecek antlaşmamın işareti şudur:|tanri sojle dedi “sizinle ve sizinle birlikte olan butun t͡ʃanlilarla daima suret͡ʃek antlasmamin isareti sudur New-Testament-2-Corinthians-011-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İçimde Mesih’in gerçeği olduğu için, Ahaya bölgelerinde hiç kimse beni bu övünçten alıkoyamayacak.|it͡ʃimde mesih’in ɡert͡ʃeɡi olduɡu it͡ʃinʔ ahaja bolɡelerinde hit͡ʃ kimse beni bu ovunt͡ʃten alikojamajat͡ʃak. Old-Testament-Proverbs-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğin günahkârlara imrenmesin, aksine gün boyu Yahve'den kork.|jureɡin ɡunahkarlara imrenmesinʔ aksine ɡun boju jahveʔden kork. Old-Testament-2-Samuel-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O şöyle dedi, \"\"Çocuk daha sağken oruç tuttum ve ağladım; çünkü, 'Kim bilir, belki Yahve bana lütfeder de çocuk yaşar mı?' dedim.\"|\"o sojle dediʔ \"\"t͡ʃot͡ʃuk daha saɡken orut͡ʃ tuttum ve aɡladim; t͡ʃunkuʔ ʔkim bilirʔ belki jahve bana lutfeder de t͡ʃot͡ʃuk jasar mi?ʔ dedim.\" Old-Testament-Malachi-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sözlerinizle Yahve'yi yordunuz. ‘Onu nasıl yorduk?’ diyorsunuz. ‘Kötülük yapan herkes Yahve'nin gözünde iyidir ve onlardan hoşlanır’ ya da ‘Adalet Tanrısı nerede?’ demenizle.\"\"\"|\"sozlerinizle jahveʔji jordunuz. ‘onu nasil jorduk?’ dijorsunuz. ‘kotuluk japan herkes jahveʔnin ɡozunde ijidir ve onlardan hoslanir’ ja da ‘adalet tanrisi nerede?’ demenizle.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gençlerin günahı Yahve'nin önünde çok büyüktü; çünkü Yahve'nin sunusunu hor görüyorlardı.|ɡent͡ʃlerin ɡunahi jahveʔnin onunde t͡ʃok bujuktu; t͡ʃunku jahveʔnin sunusunu hor ɡorujorlardi. Old-Testament-1-Chronicles-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, Levililer'in ata evlerinin başları olan ezgi söyleyenlerdi. Odalarda yaşarlardı ve başka bir hizmetten muaf olurlardı. Çünkü gece gündüz işleriyle meşguldüler.|bunlarʔ levililerʔin ata evlerinin baslari olan ezɡi sojlejenlerdi. odalarda jasarlardi ve baska bir hizmetten muaf olurlardi. t͡ʃunku ɡet͡ʃe ɡunduz islerijle mesɡulduler. Old-Testament-Ezekiel-030-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Putları da yok edeceğim, Memfis'ten suretleri de kaldırıp atacağım. Mısır diyarından bir daha kimse bey olmayacak. Mısır diyarına korku salacağım.\"|\"\"\"ʔefendi jahve sojle dijor \"\"putlari da jok edet͡ʃeɡimʔ memfisʔten suretleri de kaldirip atat͡ʃaɡim. misir dijarindan bir daha kimse bej olmajat͡ʃak. misir dijarina korku salat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Zechariah-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda da Yeruşalem'de savaşacak; ve bütün çevre ulusların serveti, altın, gümüş ve giysi bol miktarda toplanacak.|jahuda da jerusalemʔde savasat͡ʃak; ve butun t͡ʃevre uluslarin servetiʔ altinʔ ɡumus ve ɡijsi bol miktarda toplanat͡ʃak. Old-Testament-Micah-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun zenginleri zorbalıkla doludur, onda oturanlar yalan söyler, ve dilleri sözlerinde aldatıcıdır.|onun zenɡinleri zorbalikla doludurʔ onda oturanlar jalan sojlerʔ ve dilleri sozlerinde aldatit͡ʃidir. Old-Testament-Isaiah-065-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"‘Yalnız kal, bana yaklaşma, çünkü ben senden daha kutsalım’ diyen bir halk. Bunlar burnumda duman, bütün gün yanan bir ateştir.\"\"\"|\"‘jalniz kalʔ bana jaklasmaʔ t͡ʃunku ben senden daha kutsalim’ dijen bir halk. bunlar burnumda dumanʔ butun ɡun janan bir atestir.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-033-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov'a ilkelerini, İsrael'e yasanı öğretecekler. Senin önünde buhur, sunağının üzerine bütün yakmalık sunuyu koyacaklar.|jakovʔa ilkeleriniʔ israelʔe jasani oɡretet͡ʃekler. senin onunde buhurʔ sunaɡinin uzerine butun jakmalik sunuju kojat͡ʃaklar. Old-Testament-Ezekiel-004-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece ekmek ve sudan yoksun kalacaklar, birbirlerini dehşete düşürecekler ve suçları içinde eriyip gidecekler.\"\"\"|\"bojlet͡ʃe ekmek ve sudan joksun kalat͡ʃaklarʔ birbirlerini dehsete dusuret͡ʃekler ve sut͡ʃlari it͡ʃinde erijip ɡidet͡ʃekler.\"\"\" Old-Testament-Daniel-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Yüceler Yücesi'nin kutsalları krallığı alacak ve krallığı sonsuza dek, sonsuzluklar boyunca sonsuza dek ellerinde tutacaklar.'\"\"\"|\"ama jut͡ʃeler jut͡ʃesiʔnin kutsallari kralliɡi alat͡ʃak ve kralliɡi sonsuza dekʔ sonsuzluklar bojunt͡ʃa sonsuza dek ellerinde tutat͡ʃaklar.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-015-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohatoğulları'nın başı Uriel ve kardeşleri yüz yirmi kişi;|kohatoɡullariʔnin basi uriel ve kardesleri juz jirmi kisi; Old-Testament-Daniel-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece onları bu konuda dinledi ve onları on gün denedi.|bojlet͡ʃe onlari bu konuda dinledi ve onlari on ɡun denedi. Old-Testament-Ezekiel-043-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları Yahve'ye yaklaştıracaksın; ve kâhinler onların üzerlerine tuz serpecekler ve onları Yahve'ye yakmalık sunu olarak sunacaklar.\"\"\"|\"onlari jahveʔje jaklastirat͡ʃaksin; ve kahinler onlarin uzerlerine tuz serpet͡ʃekler ve onlari jahveʔje jakmalik sunu olarak sunat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-024-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Kiş'den, Kiş'in oğulları: Yerahmeel.|kisʔdenʔ kisʔin oɡullari jerahmeel. New-Testament-Matthew-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Eğer kusursuz olmak istiyorsan, git, neyin varsa sat, yoksullara ver; o zaman göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle” dedi.|jesua onaʔ “eɡer kusursuz olmak istijorsanʔ ɡitʔ nejin varsa satʔ joksullara ver; o zaman ɡoklerde hazinen olur. sonra ɡelʔ beni izle” dedi. Old-Testament-Ruth-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve emeğinin karşılığını versin ve kanatlarının altına sığınmak için geldiğin İsrael'in Tanrısı Yahve'den sana dolu ödül verilsin.\"\"\"|\"\"\"jahve emeɡinin karsiliɡini versin ve kanatlarinin altina siɡinmak it͡ʃin ɡeldiɡin israelʔin tanrisi jahveʔden sana dolu odul verilsin.\"\"\" New-Testament-Acts-026-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu Yeruşalem’de de yaptım. Başkâhinlerden aldığım yetkiyle kutsalların çoğunu zindana kapattım. Öldürüldükleri zaman oyumu onlara karşı kullandım.|bunu jerusalem’de de japtim. baskahinlerden aldiɡim jetkijle kutsallarin t͡ʃoɡunu zindana kapattim. olduruldukleri zaman ojumu onlara karsi kullandim. New-Testament-Hebrews-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, birçoklarının günahlarını taşımak için bir kez kurban olan Mesih de, ikinci kez, günahla uğraşmak için değil, kurtuluş için kendisini can atarak bekleyenlere görünecektir.|ajni sekildeʔ birt͡ʃoklarinin ɡunahlarini tasimak it͡ʃin bir kez kurban olan mesih deʔ ikint͡ʃi kezʔ ɡunahla uɡrasmak it͡ʃin deɡilʔ kurtulus it͡ʃin kendisini t͡ʃan atarak beklejenlere ɡorunet͡ʃektir. New-Testament-Romans-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, size gelmem kaç kez engellendi.|bu juzdenʔ size ɡelmem kat͡ʃ kez enɡellendi. Old-Testament-Psalms-136-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Gündüze hükmetsin diye güneşi, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|ɡunduze hukmetsin dije ɡunesiʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-John-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O, “Yeşua adında bir adam çamur yapıp gözlerime sürdü ve bana, ‘Şiloah Havuzu’na gidip yıkan’ dedi. Ben de gidip yıkandım ve gözlerim açıldı” dedi.|oʔ “jesua adinda bir adam t͡ʃamur japip ɡozlerime surdu ve banaʔ ‘siloah havuzu’na ɡidip jikan’ dedi. ben de ɡidip jikandim ve ɡozlerim at͡ʃildi” dedi. Old-Testament-2-Samuel-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'un, Aya'nın kızı olup Rispa adında bir cariyesi vardı; ve İşboşet Avner'e, \"\"Neden babamın cariyesinin yanına girdin?\"\" dedi.\"|\"saulʔunʔ ajaʔnin kizi olup rispa adinda bir t͡ʃarijesi vardi; ve isboset avnerʔeʔ \"\"neden babamin t͡ʃarijesinin janina ɡirdin?\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu antlaşmayı, Mısır diyarından, demir ocağından çıkardığım gün atalarınıza buyurup dedim, ‘Sözümü dinleyin ve size buyurduğum her şeye göre yapın. Böylece siz benim halkım olursunuz, ben de sizin Tanrınız olurum;|bu antlasmajiʔ misir dijarindanʔ demir ot͡ʃaɡindan t͡ʃikardiɡim ɡun atalariniza bujurup dedimʔ ‘sozumu dinlejin ve size bujurduɡum her seje ɡore japin. bojlet͡ʃe siz benim halkim olursunuzʔ ben de sizin tanriniz olurum; Old-Testament-Deuteronomy-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarına karşı savaşmaya çıktığında, atları, savaş arabalarını ve senden daha kalabalık bir halkı gördüğünde, onlardan korkmayacaksın; çünkü seni Mısır diyarından çıkaran Tanrın Yahve seninledir.|dusmanlarina karsi savasmaja t͡ʃiktiɡindaʔ atlariʔ savas arabalarini ve senden daha kalabalik bir halki ɡorduɡundeʔ onlardan korkmajat͡ʃaksin; t͡ʃunku seni misir dijarindan t͡ʃikaran tanrin jahve seninledir. Old-Testament-Jeremiah-014-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahuda yas tutuyor, ve kapıları solgun. Yerde siyahlara bürünmüş oturuyorlar. Yeruşalem'in feryadı yükseliyor.|“jahuda jas tutujorʔ ve kapilari solɡun. jerde sijahlara burunmus oturujorlar. jerusalemʔin ferjadi jukselijor. New-Testament-2-Corinthians-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetimizden meydana çıkan Mesih’in mektubu olduğunuz açıktır. Bu mektup mürekkeple değil, diri Tanrı’nın Ruhu’yla, taş levhalara değil, yüreğin levhaları üzerine yazılmıştır.|hizmetimizden mejdana t͡ʃikan mesih’in mektubu olduɡunuz at͡ʃiktir. bu mektup murekkeple deɡilʔ diri tanri’nin ruhu’jlaʔ tas levhalara deɡilʔ jureɡin levhalari uzerine jazilmistir. Old-Testament-1-Kings-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kadın, \"\"Şunemli Abişag, kardeşin Adoniya'ya eş olarak verilsin\"\" dedi.\"|\"kadinʔ \"\"sunemli abisaɡʔ kardesin adonijaʔja es olarak verilsin\"\" dedi.\" New-Testament-Revelation-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, yakında geliyorum! Herkese yaptığı işe göre karşılığını vermek için ödülüm yanımdadır.|“isteʔ jakinda ɡelijorum! herkese japtiɡi ise ɡore karsiliɡini vermek it͡ʃin odulum janimdadir. Old-Testament-Habakkuk-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden ağını sürekli boşaltıp ulusları merhametsizce öldürecek mi?|bu juzden aɡini surekli bosaltip uluslari merhametsizt͡ʃe olduret͡ʃek mi? Old-Testament-1-Kings-013-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Cesetini kendi mezarına yatırdı. Onlar da onun için yas tutup, “Ah, kardeşim!” dediler.|t͡ʃesetini kendi mezarina jatirdi. onlar da onun it͡ʃin jas tutupʔ “ahʔ kardesim!” dediler. Old-Testament-Exodus-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Birini kaçırıp satan ya da elinde bulunduran kişi kesinlikle öldürülecektir.\"\"\"|\"\"\"birini kat͡ʃirip satan ja da elinde bulunduran kisi kesinlikle oldurulet͡ʃektir.\"\"\" New-Testament-Luke-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde, Sezar Augustus'tan bütün dünyanın kaydı yapılsın diye bir buyruk çıktı.|o ɡunlerdeʔ sezar auɡustusʔtan butun dunjanin kajdi japilsin dije bir bujruk t͡ʃikti. Old-Testament-Isaiah-042-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Oyma suretlere güvenenler, dökme suretlere 'Siz bizim ilâhlarımızsınız' diyenler geri döndürülecek. Tümüyle hayal kırıklığına uğrayacaklar.\"\"\"|\"“ojma suretlere ɡuvenenlerʔ dokme suretlere ʔsiz bizim ilahlarimizsinizʔ dijenler ɡeri dondurulet͡ʃek. tumujle hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃaklar.\"\"\" New-Testament-John-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisi ışık değildi, ama ışık hakkında tanıklık etsin diye gönderildi.|kendisi isik deɡildiʔ ama isik hakkinda taniklik etsin dije ɡonderildi. Old-Testament-Jeremiah-048-016|und|SPEAKER_00_Turkish|“Moav'ın felaketi yaklaşıyor, ve sıkıntısı hızla geliyor.|“moavʔin felaketi jaklasijorʔ ve sikintisi hizla ɡelijor. Old-Testament-2-Kings-005-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Esenlikle git\"\" dedi. Böylece ondan biraz uzaklaştı.\"|\"onaʔ \"\"esenlikle ɡit\"\" dedi. bojlet͡ʃe ondan biraz uzaklasti.\" Old-Testament-1-Kings-018-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ben ne günah işledim ki, beni öldürsün diye hizmetkârını Ahav’ın eline teslim ediyorsun?” dedi.|“ben ne ɡunah isledim kiʔ beni oldursun dije hizmetkarini ahav’in eline teslim edijorsun?” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-006-073|und|SPEAKER_00_Turkish|Ramot ile otlaklarını, Anem ile otlaklarını;|ramot ile otlaklariniʔ anem ile otlaklarini; Old-Testament-Micah-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçları bağışlayan, mirasının kalanının itaatsizliğinin üzerinden geçen senin gibi Tanrı kimdir? Sonsuza dek öfkesini tutmaz, çünkü sevgi dolu iyilikten hoşlanır.|sut͡ʃlari baɡislajanʔ mirasinin kalaninin itaatsizliɡinin uzerinden ɡet͡ʃen senin ɡibi tanri kimdir? sonsuza dek ofkesini tutmazʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijilikten hoslanir. New-Testament-2-Corinthians-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yandan sıkıştırıldık, ancak ezilmedik. Şaşırmışız, ancak umutsuz değiliz.|her jandan sikistirildikʔ ant͡ʃak ezilmedik. sasirmisizʔ ant͡ʃak umutsuz deɡiliz. Old-Testament-1-Chronicles-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalar evlerinin beyleri, İsrael oymaklarının beyleri, binlerin ve yüzlerin komutanları, kralın işlerinin yöneticileriyle birlikte gönülden sundular.|atalar evlerinin bejleriʔ israel ojmaklarinin bejleriʔ binlerin ve juzlerin komutanlariʔ kralin islerinin jonetit͡ʃilerijle birlikte ɡonulden sundular. Old-Testament-Exodus-040-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Antlaşma Sandığı'nı içine koyacaksın ve sandığı perdeyle gizleyeceksin.|antlasma sandiɡiʔni it͡ʃine kojat͡ʃaksin ve sandiɡi perdejle ɡizlejet͡ʃeksin. Old-Testament-Isaiah-032-002|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan rüzgârdan saklanacak bir yer gibi, fırtınadan korunacak bir örtü gibi, kurak yerdeki akarsular gibi, yorucu diyardaki büyük kaya gölgesi gibi olacak.|insan ruzɡardan saklanat͡ʃak bir jer ɡibiʔ firtinadan korunat͡ʃak bir ortu ɡibiʔ kurak jerdeki akarsular ɡibiʔ jorut͡ʃu dijardaki bujuk kaja ɡolɡesi ɡibi olat͡ʃak. New-Testament-2-Corinthians-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Size olan umudumuz sarsılmaz. Çünkü acılara ortak olduğunuz gibi, teselliye de ortak olduğunuzu biliyoruz.|size olan umudumuz sarsilmaz. t͡ʃunku at͡ʃilara ortak olduɡunuz ɡibiʔ tesellije de ortak olduɡunuzu bilijoruz. Old-Testament-Nehemiah-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Hazar Şual'da, Beer Şeva ve kasabalarında,|hazar sualʔdaʔ beer seva ve kasabalarindaʔ Old-Testament-2-Chronicles-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlük görevine göre, Moşe'nin buyruğu uyarınca, Şabatlar'da, Yeni Aylarda ve belli bayramlarda, yılda üç kez, Mayasız Ekmek Bayramı'nda, Haftalar Bayramı'nda ve Çardak Bayramı'nda sundu.|ɡunluk ɡorevine ɡoreʔ moseʔnin bujruɡu ujarint͡ʃaʔ sabatlarʔdaʔ jeni ajlarda ve belli bajramlardaʔ jilda ut͡ʃ kezʔ majasiz ekmek bajramiʔndaʔ haftalar bajramiʔnda ve t͡ʃardak bajramiʔnda sundu. New-Testament-Acts-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Başkâhin Hanan, Kayafa, Yuhanna, İskender ve başkâhinin akrabalarının hepsi oradaydı.|baskahin hananʔ kajafaʔ juhannaʔ iskender ve baskahinin akrabalarinin hepsi oradajdi. Old-Testament-Zechariah-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda beyleri yüreklerinden şöyle diyecekler: 'Yeruşalem sakinleri, Tanrıları Ordular Yahvesi ile, benim gücümdür.'|jahuda bejleri jureklerinden sojle dijet͡ʃekler ʔjerusalem sakinleriʔ tanrilari ordular jahvesi ileʔ benim ɡut͡ʃumdur.ʔ New-Testament-Luke-004-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Tanrı’nın Krallığı'yla ilgili Müjde’yi başka kentlerde de duyurmam gerek. Bu nedenle gönderildim’’ dedi.|jesua onlaraʔ “tanri’nin kralliɡiʔjla ilɡili muʒde’ji baska kentlerde de dujurmam ɡerek. bu nedenle ɡonderildim’’ dedi. New-Testament-John-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa Yeşua beden tapınağı için söylemişti.|ojsa jesua beden tapinaɡi it͡ʃin sojlemisti. Old-Testament-2-Chronicles-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendini alçalttığında, onu tümüyle yok etmemek için, Yahve'nin gazabı ondan döndü. Yahuda'da da iyi şeyler bulundu.|kendini alt͡ʃalttiɡindaʔ onu tumujle jok etmemek it͡ʃinʔ jahveʔnin ɡazabi ondan dondu. jahudaʔda da iji sejler bulundu. New-Testament-John-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kapıdan giren koyunların çobanıdır.|ama kapidan ɡiren kojunlarin t͡ʃobanidir. Old-Testament-1-Samuel-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Elkana kurban keseceği gün gelince, karısı Peninna'ya ve bütün oğullarıyla kızlarına paylar verirdi.|elkana kurban keset͡ʃeɡi ɡun ɡelint͡ʃeʔ karisi peninnaʔja ve butun oɡullarijla kizlarina pajlar verirdi. New-Testament-Matthew-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yeruşalem, bütün Yahudiye ve Yarden yöresinin halkı ona çıkıyordu.|o zaman jerusalemʔ butun jahudije ve jarden joresinin halki ona t͡ʃikijordu. Old-Testament-Psalms-083-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonsuza dek hayal kırıklığı içinde kalsınlar, dehşete düşsünler. Şaşkınlık içinde kalıp yok olsunlar,|sonsuza dek hajal kirikliɡi it͡ʃinde kalsinlarʔ dehsete dussunler. saskinlik it͡ʃinde kalip jok olsunlarʔ Old-Testament-Lamentations-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kirliliği eteklerindeydi. Kendi sonunu hatırlamadı. Bu yüzden aşağı inmesi şaşılacak şeydi. Teselli edeni yok. “Ey Yahve, sıkıntımı gör; çünkü düşman kendini yüceltti.”|kirliliɡi eteklerindejdi. kendi sonunu hatirlamadi. bu juzden asaɡi inmesi sasilat͡ʃak sejdi. teselli edeni jok. “ej jahveʔ sikintimi ɡor; t͡ʃunku dusman kendini jut͡ʃeltti.” Old-Testament-1-Samuel-027-002|und|SPEAKER_00_Turkish|David kalkıp yanındaki altı yüz adamla birlikte Gat Kralı Maok oğlu Akiş'in yanına geçti.|david kalkip janindaki alti juz adamla birlikte ɡat krali maok oɡlu akisʔin janina ɡet͡ʃti. Old-Testament-Jeremiah-033-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"o zaman Yakov'un soyunu ve hizmetkârım David'in soyunu da reddeder; onun soyundan gelenleri Avraham, İshak ve Yakov soyuna önderlik etmesi için almam. Çünkü sürgünlerini geri döndüreceğim ve onlara merhamet edeceğim.\"\"\"|\"o zaman jakovʔun sojunu ve hizmetkarim davidʔin sojunu da reddeder; onun sojundan ɡelenleri avrahamʔ ishak ve jakov sojuna onderlik etmesi it͡ʃin almam. t͡ʃunku surɡunlerini ɡeri donduret͡ʃeɡim ve onlara merhamet edet͡ʃeɡim.\"\"\" New-Testament-Luke-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra Efendi başka yetmiş kişi daha görevlendirdi. Onları ikişer ikişer, kendisinin gitmek üzere olduğu her kente ve yere kendi önünden gönderdi.|bu sejlerden sonra efendi baska jetmis kisi daha ɡorevlendirdi. onlari ikiser ikiserʔ kendisinin ɡitmek uzere olduɡu her kente ve jere kendi onunden ɡonderdi. Old-Testament-Psalms-104-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün temellerini attın, sonsuza dek sarsılmasın diye.|jerjuzunun temellerini attinʔ sonsuza dek sarsilmasin dije. Old-Testament-Micah-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, Yahve yerinden çıkıyor, ve inip yeryüzünün yüksek yerlerine basacak.|t͡ʃunku isteʔ jahve jerinden t͡ʃikijorʔ ve inip jerjuzunun juksek jerlerine basat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, oğlu İşmael'i, evinde doğanların hepsini, parasıyla satın alınanların hepsini, evinde bulunan adamlar arasındaki her erkeği aldı ve Tanrı'nın kendisine buyurduğu gibi aynı gün sünnet derilerinden sünnet etti.|avrahamʔ oɡlu ismaelʔiʔ evinde doɡanlarin hepsiniʔ parasijla satin alinanlarin hepsiniʔ evinde bulunan adamlar arasindaki her erkeɡi aldi ve tanriʔnin kendisine bujurduɡu ɡibi ajni ɡun sunnet derilerinden sunnet etti. New-Testament-Luke-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yargıç bir süre istemedi, ancak sonra kendi kendine, ‘Her ne kadar Tanrı’dan korkmaz, insana saygı duymasam da,|jarɡit͡ʃ bir sure istemediʔ ant͡ʃak sonra kendi kendineʔ ‘her ne kadar tanri’dan korkmazʔ insana sajɡi dujmasam daʔ Old-Testament-2-Kings-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Yarovam'ın yirmi yedinci yılında, Yahuda Kralı Amatsya oğlu Azarya hüküm sürmeye başladı.|israel krali jarovamʔin jirmi jedint͡ʃi jilindaʔ jahuda krali amatsja oɡlu azarja hukum surmeje basladi. New-Testament-Romans-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü günahın sizin üzerinizde hakimiyeti olmayacak. Çünkü Yasa altında değil, lütuf altındasınız.|t͡ʃunku ɡunahin sizin uzerinizde hakimijeti olmajat͡ʃak. t͡ʃunku jasa altinda deɡilʔ lutuf altindasiniz. New-Testament-Matthew-026-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“İnsanoğlu, kendisi hakkında yazılmış olduğu gibi gidiyor, ama İnsanoğlu’na kendisi aracılığıyla ihanet eden o adamın vay haline! O adam hiç doğmamış olsaydı, kendisi için daha iyi olurdu.”|“insanoɡluʔ kendisi hakkinda jazilmis olduɡu ɡibi ɡidijorʔ ama insanoɡlu’na kendisi arat͡ʃiliɡijla ihanet eden o adamin vaj haline! o adam hit͡ʃ doɡmamis olsajdiʔ kendisi it͡ʃin daha iji olurdu.” Old-Testament-Exodus-033-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'yle, bir adamın arkadaşıyla konuştuğu gibi yüz yüze konuşurdu. Tekrar ordugâha dönerdi ama genç bir adam olan hizmetkârı Nun oğlu Yeşu Çadır'dan ayrılmazdı.|jahve moseʔjleʔ bir adamin arkadasijla konustuɡu ɡibi juz juze konusurdu. tekrar orduɡaha donerdi ama ɡent͡ʃ bir adam olan hizmetkari nun oɡlu jesu t͡ʃadirʔdan ajrilmazdi. Old-Testament-Leviticus-026-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülke de onlar tarafından bırakılacak ve onlarsız ıssız kaldığı sürece Şabat'lardan tat alacak; kurallarımı reddettikleri ve canları ilkelerimden tiksindiği için, suçlarının cezasını kabul edecekler.|ulke de onlar tarafindan birakilat͡ʃak ve onlarsiz issiz kaldiɡi suret͡ʃe sabatʔlardan tat alat͡ʃak; kurallarimi reddettikleri ve t͡ʃanlari ilkelerimden tiksindiɡi it͡ʃinʔ sut͡ʃlarinin t͡ʃezasini kabul edet͡ʃekler. Old-Testament-Genesis-043-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yiyecek satın almak için başka paralar getirdik. Paramızı çuvallarımıza kimin koyduğunu bilmiyoruz.”|jijet͡ʃek satin almak it͡ʃin baska paralar ɡetirdik. paramizi t͡ʃuvallarimiza kimin kojduɡunu bilmijoruz.” Old-Testament-Psalms-078-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın öfkesi onlara karşı yükseldi, en şişmanlarından bazılarını öldürdü, İsrael'in gençlerini yere serdi.|tanriʔnin ofkesi onlara karsi jukseldiʔ en sismanlarindan bazilarini oldurduʔ israelʔin ɡent͡ʃlerini jere serdi. New-Testament-Galatians-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıktığım şeyleri yeniden kurarsam, yasayı çiğnediğimi kanıtlamış olurum.|jiktiɡim sejleri jeniden kurarsamʔ jasaji t͡ʃiɡnediɡimi kanitlamis olurum. New-Testament-Luke-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerin birinde kendisi öğrencileriyle birlikte bir tekneye bindi. Onlara, “Gölün karşı yakasına geçelim” dedi. Böylece kıyıdan açıldılar.|o ɡunlerin birinde kendisi oɡrent͡ʃilerijle birlikte bir tekneje bindi. onlaraʔ “ɡolun karsi jakasina ɡet͡ʃelim” dedi. bojlet͡ʃe kijidan at͡ʃildilar. Old-Testament-Isaiah-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen benim harmanımsın, zeminimin de buğdayı!” İsrael'in Tanrısı, Ordular Yahvesi'nden duyduğumu size bildirdim.|sen benim harmanimsinʔ zeminimin de buɡdaji!” israelʔin tanrisiʔ ordular jahvesiʔnden dujduɡumu size bildirdim. New-Testament-Luke-018-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam hemen gördü ve Tanrı’yı yücelterek Yeşua’nın ardından gitti. Bunu görünce bütün halk Tanrı’yı yüceltti.|adam hemen ɡordu ve tanri’ji jut͡ʃelterek jesua’nin ardindan ɡitti. bunu ɡorunt͡ʃe butun halk tanri’ji jut͡ʃeltti. Old-Testament-Job-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Keşke yerine gelse, özlediğim şeyi Tanrı verse,|“keske jerine ɡelseʔ ozlediɡim seji tanri verseʔ Old-Testament-Psalms-138-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin yollarını, evet, ezgilere dökecekler, çünkü Yahve'nin yüceliği büyüktür!|jahve’nin jollariniʔ evetʔ ezɡilere doket͡ʃeklerʔ t͡ʃunku jahveʔnin jut͡ʃeliɡi bujuktur! Old-Testament-Exodus-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Tanrın Yahve'nin adını hor kullanmayacaksın ; çünkü Yahve, adını hor kullananı suçsuz tutmayacaktır.\"\"\"|\"\"\"tanrin jahveʔnin adini hor kullanmajat͡ʃaksin ; t͡ʃunku jahveʔ adini hor kullanani sut͡ʃsuz tutmajat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Genesis-025-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak Aramlı Lavan'ın kız kardeşi Paddan Aram'dan Arami Betuel'in kızı Rebeka'yı kendisine eş olarak aldığında kırk yaşındaydı.|ishak aramli lavanʔin kiz kardesi paddan aramʔdan arami betuelʔin kizi rebekaʔji kendisine es olarak aldiɡinda kirk jasindajdi. New-Testament-Luke-018-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Önderlerden birisi Yeşua’ya, “İyi Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?” diye sordu.|onderlerden birisi jesua’jaʔ “iji oɡretmenimʔ sonsuz jasami miras almak it͡ʃin ne japmalijim?” dije sordu. Old-Testament-Psalms-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve tüm yaltaklanan dudakları, ve övünen dilleri kessin.|jahve tum jaltaklanan dudaklariʔ ve ovunen dilleri kessin. New-Testament-1-Corinthians-007-031|und|SPEAKER_00_Turkish|dünyadan faydalananlar tümüyle faydalanmıyormuş gibi olsun. Çünkü bu dünyanın hali geçicidir.|dunjadan fajdalananlar tumujle fajdalanmijormus ɡibi olsun. t͡ʃunku bu dunjanin hali ɡet͡ʃit͡ʃidir. Old-Testament-Genesis-018-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham sığırlara koştu, körpe iyi bir buzağı alıp hizmetçisine verdi. Hizmetçisi hemen hazırladı.|avraham siɡirlara kostuʔ korpe iji bir buzaɡi alip hizmett͡ʃisine verdi. hizmett͡ʃisi hemen hazirladi. New-Testament-Acts-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus dış kapıyı çalınca, Roda adlı bir hizmetçi kız yanıt vermeye geldi.|petrus dis kapiji t͡ʃalint͡ʃaʔ roda adli bir hizmett͡ʃi kiz janit vermeje ɡeldi. New-Testament-Acts-019-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisinde kötü ruh bulunan adam üzerlerine sıçradı. Hepsini alt edip onlara üstün geldi. Öyle ki, o evden çıplak ve yaralı olarak kaçtılar.|kendisinde kotu ruh bulunan adam uzerlerine sit͡ʃradi. hepsini alt edip onlara ustun ɡeldi. ojle kiʔ o evden t͡ʃiplak ve jarali olarak kat͡ʃtilar. Old-Testament-Leviticus-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin önünden çıkan ateş, sunaktaki yakmalık sunuyu ve yağı tüketti. Bütün halk bunu görünce bağırdılar ve yüzüstü düştüler.|jahveʔnin onunden t͡ʃikan atesʔ sunaktaki jakmalik sunuju ve jaɡi tuketti. butun halk bunu ɡorunt͡ʃe baɡirdilar ve juzustu dustuler. Old-Testament-Deuteronomy-032-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuvasını harekete geçiren, yavrularının üzerinde kanat çırpan bir kartal gibi, kanatlarını açtı, onları aldı, onları kanatları üzerinde taşıdı.|juvasini harekete ɡet͡ʃirenʔ javrularinin uzerinde kanat t͡ʃirpan bir kartal ɡibiʔ kanatlarini at͡ʃtiʔ onlari aldiʔ onlari kanatlari uzerinde tasidi. Old-Testament-Exodus-007-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona diyeceksiniz ki, 'İbraniler'in Tanrısı Yahve, 'Halkımın gitmesine izin ver, çölde bana hizmet etsinler' diyerek beni sana gönderdi. İşte, şimdiye kadar dinlemedin.”|ona dijet͡ʃeksiniz kiʔ ʔibranilerʔin tanrisi jahveʔ ʔhalkimin ɡitmesine izin verʔ t͡ʃolde bana hizmet etsinlerʔ dijerek beni sana ɡonderdi. isteʔ simdije kadar dinlemedin.” Old-Testament-1-Chronicles-017-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Git, hizmetkârım David'e söyle, 'Yahve şöyle diyor, \"\"Bana oturmak için sen bana ev yapmayacaksın.\"|\"\"\"ɡitʔ hizmetkarim davidʔe sojleʔ ʔjahve sojle dijorʔ \"\"bana oturmak it͡ʃin sen bana ev japmajat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Jeremiah-045-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ona şöyle diyeceksin, Yahve şöyle diyor, ‘İşte, yaptığımı ben yıkacağım, diktiğimi ben sökeceğim; hem de bütün ülkede.|“ona sojle dijet͡ʃeksinʔ jahve sojle dijorʔ ‘isteʔ japtiɡimi ben jikat͡ʃaɡimʔ diktiɡimi ben soket͡ʃeɡim; hem de butun ulkede. New-Testament-Matthew-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencilerine haber vermeye giderlerken, işte, Yeşua karşılarına çıktı ve onlara, “Sevinin!” dedi. Yeşua’nın ayaklarına sarılarak O’na tapındılar.|oɡrent͡ʃilerine haber vermeje ɡiderlerkenʔ isteʔ jesua karsilarina t͡ʃikti ve onlaraʔ “sevinin!” dedi. jesua’nin ajaklarina sarilarak o’na tapindilar. New-Testament-Matthew-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü Göğün Krallığı, sabah erkenden bağında çalışacak işçiler tutmak için dışarı çıkan ev sahibi bir adama benzer.|“t͡ʃunku ɡoɡun kralliɡiʔ sabah erkenden baɡinda t͡ʃalisat͡ʃak ist͡ʃiler tutmak it͡ʃin disari t͡ʃikan ev sahibi bir adama benzer. Old-Testament-Numbers-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, kayınpederi Midyanlı Reuel'in oğlu Hovav'a şöyle dedi: \"\"Yahve'nin, 'Size vereceğim' dediği yere gidiyoruz. Bizimle gel, sana iyilik ederiz; çünkü Yahve İsrael hakkında iyilik konuştu.”\"|\"moseʔ kajinpederi midjanli reuelʔin oɡlu hovavʔa sojle dedi \"\"jahveʔninʔ ʔsize veret͡ʃeɡimʔ dediɡi jere ɡidijoruz. bizimle ɡelʔ sana ijilik ederiz; t͡ʃunku jahve israel hakkinda ijilik konustu.”\" Old-Testament-1-Samuel-026-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Saul David'e şöyle dedi: \"\"Sen kutsanasın, oğlum David. Sen hem yiğitlik yapacaksın hem de mutlaka galip geleceksin.” Böylece David kendi yoluna gitti ve Saul da kendi yerine döndü.\"|\"bunun uzerine saul davidʔe sojle dedi \"\"sen kutsanasinʔ oɡlum david. sen hem jiɡitlik japat͡ʃaksin hem de mutlaka ɡalip ɡelet͡ʃeksin.” bojlet͡ʃe david kendi joluna ɡitti ve saul da kendi jerine dondu.\" Old-Testament-Joshua-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara şöyle dedi: \"\"Yahve'nin hizmetkârı Moşe'nin size buyurduğu her şeyi yerine getirdiniz ve size buyurduğum her şeyde sözümü dinlediniz.\"|\"onlara sojle dedi \"\"jahveʔnin hizmetkari moseʔnin size bujurduɡu her seji jerine ɡetirdiniz ve size bujurduɡum her sejde sozumu dinlediniz.\" New-Testament-Matthew-026-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben diriltildikten sonra, sizden önce Galile’ye gideceğim.”|ama ben diriltildikten sonraʔ sizden ont͡ʃe ɡalile’je ɡidet͡ʃeɡim.” New-Testament-1-Corinthians-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşkusuz iyi şükrediyorsundur, ama o diğer kişi bina olmuyor.|kuskusuz iji sukredijorsundurʔ ama o diɡer kisi bina olmujor. Old-Testament-Exodus-025-033|und|SPEAKER_00_Turkish|bir kolda badem çiçeğine benzeyen üç tas, bir tomurcuk ve bir çiçek; diğer kolda da badem çiçeğine benzeyen üç tas, bir tomurcuk ve bir çiçek olacak, şamdandan çıkan altı kol için böyle olacaktır;|bir kolda badem t͡ʃit͡ʃeɡine benzejen ut͡ʃ tasʔ bir tomurt͡ʃuk ve bir t͡ʃit͡ʃek; diɡer kolda da badem t͡ʃit͡ʃeɡine benzejen ut͡ʃ tasʔ bir tomurt͡ʃuk ve bir t͡ʃit͡ʃek olat͡ʃakʔ samdandan t͡ʃikan alti kol it͡ʃin bojle olat͡ʃaktir; Old-Testament-Numbers-035-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Yaşadığınız ülkeyi kirletmeyeceksiniz; çünkü kan ülkeyi kirletir. Ülke içinde dökülen kanın kefareti ancak onu dökenin kanı ile olur.|“ʔjasadiɡiniz ulkeji kirletmejet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku kan ulkeji kirletir. ulke it͡ʃinde dokulen kanin kefareti ant͡ʃak onu dokenin kani ile olur. Old-Testament-Exodus-009-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun yağmurun, dolunun ve gök gürültüsünün dindiğini görünce, daha da günah işledi ve hem kendisi, hem de hizmetkârları yüreklerini katılaştırdı.|firavun jaɡmurunʔ dolunun ve ɡok ɡurultusunun dindiɡini ɡorunt͡ʃeʔ daha da ɡunah isledi ve hem kendisiʔ hem de hizmetkarlari jureklerini katilastirdi. Old-Testament-Psalms-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşağılık insanı hor görür, ama Yahve'den korkanlara saygı duyar. Kendi zararına ant içse bile, andını bozmaz.|asaɡilik insani hor ɡorurʔ ama jahveʔden korkanlara sajɡi dujar. kendi zararina ant it͡ʃse bileʔ andini bozmaz. Old-Testament-Psalms-097-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sizler, Yahve’yi sevenler, kötülükten nefret edin! O, kutsallarının canlarını korur. Onları kötülerin elinden kurtarır.|ej sizlerʔ jahve’ji sevenlerʔ kotulukten nefret edin! oʔ kutsallarinin t͡ʃanlarini korur. onlari kotulerin elinden kurtarir. Old-Testament-1-Kings-020-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğle vakti dışarı çıktılar. Ancak Ben Hadad kendisi ve krallar, ona yardım eden otuz iki kral, çadırlarda içip sarhoş oluyordu.|oɡle vakti disari t͡ʃiktilar. ant͡ʃak ben hadad kendisi ve krallarʔ ona jardim eden otuz iki kralʔ t͡ʃadirlarda it͡ʃip sarhos olujordu. Old-Testament-Ezekiel-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bütün insanlar, kılıcımı kınından çıkaranın ben, Yahve olduğumu bilecek. Bir daha geri dönmeyecek.\"\"\"\"'\"|\"butun insanlarʔ kilit͡ʃimi kinindan t͡ʃikaranin benʔ jahve olduɡumu bilet͡ʃek. bir daha ɡeri donmejet͡ʃek.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Micah-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün size karşı bir benzetme söyleyecekler, ve hüzünlü bir ağıtla ağıt yakacaklar, ‘Tümüyle mahvolduk! Halkımın mülkü paylaşıldı. Gerçekten onu benden alıyor ve tarlalarımızı hainlere veriyor!’ diyecekler.”|o ɡun size karsi bir benzetme sojlejet͡ʃeklerʔ ve huzunlu bir aɡitla aɡit jakat͡ʃaklarʔ ‘tumujle mahvolduk! halkimin mulku pajlasildi. ɡert͡ʃekten onu benden alijor ve tarlalarimizi hainlere verijor!’ dijet͡ʃekler.” Old-Testament-Leviticus-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Komşunun karısıyla yatmayacaksın ve onunla birlikte kendini kirletmeyeceksin.\"|\"\"\"ʔkomsunun karisijla jatmajat͡ʃaksin ve onunla birlikte kendini kirletmejet͡ʃeksin.\" New-Testament-Matthew-026-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“İki gün sonra Pesah geliyor ve İnsanoğlu’nun çarmıha gerilmek üzere ele verileceğini biliyorsunuz” dedi.|“iki ɡun sonra pesah ɡelijor ve insanoɡlu’nun t͡ʃarmiha ɡerilmek uzere ele verilet͡ʃeɡini bilijorsunuz” dedi. New-Testament-Galatians-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedende gösteriş yapmak isteyenler, Mesih’in çarmıhından ötürü zulüm görmemek için sizi sünnet olmaya zorluyorlar.|bedende ɡosteris japmak istejenlerʔ mesih’in t͡ʃarmihindan oturu zulum ɡormemek it͡ʃin sizi sunnet olmaja zorlujorlar. Old-Testament-Ezekiel-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Günah işleyen can ölecektir. Oğul babasının suçunu yüklenmeyecek, baba da oğlunun suçunu yüklenmeyecektir. Doğrunun doğruluğu kendi üzerinde olacak, kötünün kötülüğü de kendi üzerinde olacaktır.\"\"\"|\"ɡunah islejen t͡ʃan olet͡ʃektir. oɡul babasinin sut͡ʃunu juklenmejet͡ʃekʔ baba da oɡlunun sut͡ʃunu juklenmejet͡ʃektir. doɡrunun doɡruluɡu kendi uzerinde olat͡ʃakʔ kotunun kotuluɡu de kendi uzerinde olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin oğulları: Aramlı cariyesi Asriel'i doğurdu. O, Gilad'ın babası Makir'i doğurdu.|manasseʔnin oɡullari aramli t͡ʃarijesi asrielʔi doɡurdu. oʔ ɡiladʔin babasi makirʔi doɡurdu. Old-Testament-Ezekiel-024-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün ağzın kaçıp kurtulana açılacak, konuşacaksın ve artık suskun olmayacaksın. Böylece onlara bir belirti olacaksın. O zaman benim Yahve olduğumu bilecekler.”|o ɡun aɡzin kat͡ʃip kurtulana at͡ʃilat͡ʃakʔ konusat͡ʃaksin ve artik suskun olmajat͡ʃaksin. bojlet͡ʃe onlara bir belirti olat͡ʃaksin. o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.” Old-Testament-Esther-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu konu araştırılıp, öyle olduğu bulununca, ikisi de darağacına asıldı ve kralın önünde tarihler kitabına yazıldı.|bu konu arastirilipʔ ojle olduɡu bulununt͡ʃaʔ ikisi de daraɡat͡ʃina asildi ve kralin onunde tarihler kitabina jazildi. Old-Testament-Amos-008-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün tapınağınızın ezgileri ağıta dönecek.” diyor Efendi Yahve. “Cesetler çok olacak. Her yerde sessizce dışarı atılacaklar.|o ɡun tapinaɡinizin ezɡileri aɡita donet͡ʃek.” dijor efendi jahve. “t͡ʃesetler t͡ʃok olat͡ʃak. her jerde sessizt͡ʃe disari atilat͡ʃaklar. New-Testament-1-Corinthians-015-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, “Tanrı her şeyi O’nun ayaklarının altına tabi kıldı.” Ama, “Her şey tabi kılındı” dediğinde, her şeyi kendisine tabi kılanın dışında olduğu açıktır.|t͡ʃunkuʔ “tanri her seji o’nun ajaklarinin altina tabi kildi.” amaʔ “her sej tabi kilindi” dediɡindeʔ her seji kendisine tabi kilanin disinda olduɡu at͡ʃiktir. Old-Testament-2-Chronicles-030-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara bir yürek vermek için, Yahve'nin sözüne göre kralın ve beylerin buyruğunu yapmaları için Tanrı'nın eli de Yahuda'nın üzerine geldi.|onlara bir jurek vermek it͡ʃinʔ jahveʔnin sozune ɡore kralin ve bejlerin bujruɡunu japmalari it͡ʃin tanriʔnin eli de jahudaʔnin uzerine ɡeldi. Old-Testament-Ecclesiastes-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağzınla acele etme, yüreğin Tanrı'nın önünde bir şey söylemek için acele etmesin; çünkü Tanrı göklerde, sen ise yerdesin. Bu yüzden sözlerin az olsun.|aɡzinla at͡ʃele etmeʔ jureɡin tanriʔnin onunde bir sej sojlemek it͡ʃin at͡ʃele etmesin; t͡ʃunku tanri ɡoklerdeʔ sen ise jerdesin. bu juzden sozlerin az olsun. New-Testament-1-Peter-005-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın aranızdaki sürüsünü güdün. Bunu zorunluymuş gibi değil, gönüllü olarak yapın. Haksız kazanç için değil, gönüllü gözetmenlik yapın.|tanri’nin aranizdaki surusunu ɡudun. bunu zorunlujmus ɡibi deɡilʔ ɡonullu olarak japin. haksiz kazant͡ʃ it͡ʃin deɡilʔ ɡonullu ɡozetmenlik japin. New-Testament-Hebrews-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu kâhinler göklerdekilerin bir benzeri ve gölgesi olanda hizmet ediyorlar. Nasıl ki, Moşe çadırı kurmak üzereyken Tanrı tarafından şöyle uyarıldı: “Her şeyi sana dağda gösterilen örneğe göre yapacaksın.”|bu kahinler ɡoklerdekilerin bir benzeri ve ɡolɡesi olanda hizmet edijorlar. nasil kiʔ mose t͡ʃadiri kurmak uzerejken tanri tarafindan sojle ujarildi “her seji sana daɡda ɡosterilen orneɡe ɡore japat͡ʃaksin.” Old-Testament-Deuteronomy-029-012|und|SPEAKER_00_Turkish|ta ki, Tanrınız Yahve'nin antlaşmasına ve Tanrın Yahve'nin bugün seninle yapmakta olduğu andına giresin;|ta kiʔ tanriniz jahveʔnin antlasmasina ve tanrin jahveʔnin buɡun seninle japmakta olduɡu andina ɡiresin; Old-Testament-Ecclesiastes-011-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bulutlar yağmurla doluysa, kendilerini yeryüzüne boşaltırlar; eğer bir ağaç da güneye veya kuzeye doğru devrilirse, O ağaç düştüğü yerde, orada olur.|eɡer bulutlar jaɡmurla dolujsaʔ kendilerini jerjuzune bosaltirlar; eɡer bir aɡat͡ʃ da ɡuneje veja kuzeje doɡru devrilirseʔ o aɡat͡ʃ dustuɡu jerdeʔ orada olur. Old-Testament-Joel-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün ulusları toplayacağım, ve onları Yehoşafat Vadisi'ne indireceğim; ve orada halkım ve mirasım olan İsrael için, onu uluslar arasında dağıttıkları için onları yargılayacağım. Onlar ülkemi böldüler,|butun uluslari toplajat͡ʃaɡimʔ ve onlari jehosafat vadisiʔne indiret͡ʃeɡim; ve orada halkim ve mirasim olan israel it͡ʃinʔ onu uluslar arasinda daɡittiklari it͡ʃin onlari jarɡilajat͡ʃaɡim. onlar ulkemi boldulerʔ Old-Testament-Genesis-039-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ev halkına seslenip onlara şöyle dedi: “Bakın, bizi aşağılamak için bize bir İbrani getirdi. Benimle yatmak için yanıma geldi ve ben yüksek sesle bağırdım.|ev halkina seslenip onlara sojle dedi “bakinʔ bizi asaɡilamak it͡ʃin bize bir ibrani ɡetirdi. benimle jatmak it͡ʃin janima ɡeldi ve ben juksek sesle baɡirdim. Old-Testament-2-Samuel-022-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Oklar gönderip onları dağıttı, şimşek çaktırıp onları şaşkına çevirdi.|oklar ɡonderip onlari daɡittiʔ simsek t͡ʃaktirip onlari saskina t͡ʃevirdi. Old-Testament-Psalms-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınırlar hoş yerlerde düştü bana. Evet, iyi bir mirasım var.|sinirlar hos jerlerde dustu bana. evetʔ iji bir mirasim var. Old-Testament-Psalms-049-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa sonsuza dek yaşar insan, çürüme yüzü görmezdi.|joksa sonsuza dek jasar insanʔ t͡ʃurume juzu ɡormezdi. Old-Testament-Job-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrular bunu görüp sevinirler. Masumlar onlarla alay ederler,|doɡrular bunu ɡorup sevinirler. masumlar onlarla alaj ederlerʔ Old-Testament-Exodus-025-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için dört altın halka yapacaksın ve halkaları dört ayağının dört köşesine yerleştireceksin.|onun it͡ʃin dort altin halka japat͡ʃaksin ve halkalari dort ajaɡinin dort kosesine jerlestiret͡ʃeksin. Old-Testament-Leviticus-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir adam kardeşinin karısını alırsa, bu kirliliktir. Kardeşinin çıplaklığını açmıştır. Çocuksuz olacaklardır.'\"\"\"|\"\"\"ʔbir adam kardesinin karisini alirsaʔ bu kirliliktir. kardesinin t͡ʃiplakliɡini at͡ʃmistir. t͡ʃot͡ʃuksuz olat͡ʃaklardir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ruth-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi kızım, korkma. Sana söylediğin her şeyi yapacağım; çünkü halkımın bütün kenti senin değerli bir kadın olduğunu biliyor.|simdi kizimʔ korkma. sana sojlediɡin her seji japat͡ʃaɡim; t͡ʃunku halkimin butun kenti senin deɡerli bir kadin olduɡunu bilijor. New-Testament-Hebrews-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal Ruh da bize tanıklık ederek şöyle diyor:|kutsal ruh da bize taniklik ederek sojle dijor Old-Testament-Psalms-096-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kır ve içindekilerin tümü coşsun! O zaman ormandaki bütün ağaçlar, sevinçle şarkı söyleyecek,|kir ve it͡ʃindekilerin tumu t͡ʃossun! o zaman ormandaki butun aɡat͡ʃlarʔ sevint͡ʃle sarki sojlejet͡ʃekʔ Old-Testament-Ezekiel-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni dehşete düşüreceğim, bir daha var olmayacaksın. Aransan da bir daha asla bulunmayacaksın.' diyor Efendi Yahve.”|seni dehsete dusuret͡ʃeɡimʔ bir daha var olmajat͡ʃaksin. aransan da bir daha asla bulunmajat͡ʃaksin.ʔ dijor efendi jahve.” Old-Testament-2-Samuel-019-041|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, İsrael halkının tümü krala gelip, “Kardeşlerimiz Yahuda halkı seni neden kaçırdı ve kralı, ev halkını ve onunla birlikte bütün David'in adamlarını Yarden'den geçirdiler?” dediler.|isteʔ israel halkinin tumu krala ɡelipʔ “kardeslerimiz jahuda halki seni neden kat͡ʃirdi ve kraliʔ ev halkini ve onunla birlikte butun davidʔin adamlarini jardenʔden ɡet͡ʃirdiler?” dediler. Old-Testament-Numbers-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ozni'den Ozniniler soyu; Eri'den Erililer soyu;|ozniʔden ozniniler soju; eriʔden erililer soju; New-Testament-Acts-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hananya bu sözleri duyunca yere düşüp öldü. Bunları duyan herkesin üzerine büyük bir korku geldi.|hananja bu sozleri dujunt͡ʃa jere dusup oldu. bunlari dujan herkesin uzerine bujuk bir korku ɡeldi. Old-Testament-Jeremiah-051-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentleri ıssız, kurak bir yer ve çöl, kimsenin oturmadığı bir diyar oldu. Hiçbir insan yanından geçmiyor.|kentleri issizʔ kurak bir jer ve t͡ʃolʔ kimsenin oturmadiɡi bir dijar oldu. hit͡ʃbir insan janindan ɡet͡ʃmijor. Old-Testament-Proverbs-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve, işinin başlangıcında, kadim işlerinden önce beni tuttu.\"|\"\"\"jahveʔ isinin baslanɡit͡ʃindaʔ kadim islerinden ont͡ʃe beni tuttu.\" Old-Testament-Leviticus-009-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve Aron'a şöyle dedi: \"\"Sürüden günah sunusu olarak kusursuz bir buzağı, yakmalık sunu olarak da kusursuz bir koç al ve onları Yahve'nin önünde sun.\"|\"ve aronʔa sojle dedi \"\"suruden ɡunah sunusu olarak kusursuz bir buzaɡiʔ jakmalik sunu olarak da kusursuz bir kot͡ʃ al ve onlari jahveʔnin onunde sun.\" New-Testament-Matthew-020-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Ne istiyorsun?” dedi. O’na, “Buyruk ver ki, bu iki oğlum, senin krallığında biri sağında, diğeri solunda otursun” dedi.|jesua onaʔ “ne istijorsun?” dedi. o’naʔ “bujruk ver kiʔ bu iki oɡlumʔ senin kralliɡinda biri saɡindaʔ diɡeri solunda otursun” dedi. Old-Testament-Numbers-032-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gad'ın çocukları ile Ruven'in çocukları Moşe'ye şöyle dediler: \"\"Hizmetkârların efendimin buyurduğu gibi yapacaklar.\"|\"ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari ile ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklari moseʔje sojle dediler \"\"hizmetkarlarin efendimin bujurduɡu ɡibi japat͡ʃaklar.\" Old-Testament-Psalms-041-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Benden nefret edenlerin hepsi bana karşı fısıldaşıyor. Benim için en kötüsünü düşünüyorlar.|benden nefret edenlerin hepsi bana karsi fisildasijor. benim it͡ʃin en kotusunu dusunujorlar. Old-Testament-Zechariah-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman ona, \"\"Şamdanın sağındaki ve solundaki bu iki zeytin ağacı nedir?\"\" diye sordum.\"|\"o zaman onaʔ \"\"samdanin saɡindaki ve solundaki bu iki zejtin aɡat͡ʃi nedir?\"\" dije sordum.\" Old-Testament-2-Kings-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde Hizkiya hastaydı ve ölüyordu. Amots oğlu Peygamber Yeşaya yanına gelip dedi: “Yahve şöyle diyor, ‘Evini düzene koy; çünkü öleceksin ve yaşamayacaksın.’”|o ɡunlerde hizkija hastajdi ve olujordu. amots oɡlu pejɡamber jesaja janina ɡelip dedi “jahve sojle dijorʔ ‘evini duzene koj; t͡ʃunku olet͡ʃeksin ve jasamajat͡ʃaksin.’” Old-Testament-2-Chronicles-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeba Kraliçesi, Solomon'un bilgeliğini, yaptığı evi,|seba kralit͡ʃesiʔ solomonʔun bilɡeliɡiniʔ japtiɡi eviʔ Old-Testament-Genesis-043-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşini de alıp götürün ve adamın yanına dönün.|kardesini de alip ɡoturun ve adamin janina donun. Old-Testament-Genesis-044-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü hizmetkârın babama çocuk için kefil oldu. ‘Onu sana getirmezsem, sonsuza dek babama karşı suçlu olayım’ dedim.|t͡ʃunku hizmetkarin babama t͡ʃot͡ʃuk it͡ʃin kefil oldu. ‘onu sana ɡetirmezsemʔ sonsuza dek babama karsi sut͡ʃlu olajim’ dedim. Old-Testament-Exodus-040-036|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları bütün yolculuklarını, bulut konutun üzerinden kalkınca sürdürürlerdi;|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari butun jolt͡ʃuluklariniʔ bulut konutun uzerinden kalkint͡ʃa surdururlerdi; Old-Testament-2-Kings-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin söylemiş olduğu gibi, Yahve'nin evinin bütün hazinelerini ve kral evinin hazinelerini oradan çıkardı. İsrael Kralı Solomon'un, Yahve'nin Tapınağı'nda yaptırmış olduğu bütün altın kapları parçaladı.|jahveʔnin sojlemis olduɡu ɡibiʔ jahveʔnin evinin butun hazinelerini ve kral evinin hazinelerini oradan t͡ʃikardi. israel krali solomonʔunʔ jahveʔnin tapinaɡiʔnda japtirmis olduɡu butun altin kaplari part͡ʃaladi. Old-Testament-Numbers-012-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalvarırım, o, annesinin rahminden çıktığında etinin yarısı tükenmiş bir ölü gibi olmasın.”|jalvaririmʔ oʔ annesinin rahminden t͡ʃiktiɡinda etinin jarisi tukenmis bir olu ɡibi olmasin.” New-Testament-Hebrews-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevremiz böylesine büyük bir tanıklar bulutuyla kuşatıldığına göre, her türlü ağırlığı ve bizi kolayca saran günahı bırakalım ve önümüze konulan yarışı sabırla koşalım.|t͡ʃevremiz bojlesine bujuk bir taniklar bulutujla kusatildiɡina ɡoreʔ her turlu aɡirliɡi ve bizi kolajt͡ʃa saran ɡunahi birakalim ve onumuze konulan jarisi sabirla kosalim. New-Testament-Matthew-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle sunakta adak sunarken kardeşinin sana karşı bir şeyi olduğunu hatırlarsan,|bu nedenle sunakta adak sunarken kardesinin sana karsi bir seji olduɡunu hatirlarsanʔ Old-Testament-Psalms-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yoksullar hep unutulmayacak, mazlumun umudu sonsuza dek yok olmayacak.|t͡ʃunku joksullar hep unutulmajat͡ʃakʔ mazlumun umudu sonsuza dek jok olmajat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-017-048|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistli David'le karşılaşmak üzere kalkıp yaklaşınca, David aceleyle Filistli'yle karşılaşmak üzere orduya doğru koştu.|filistli davidʔle karsilasmak uzere kalkip jaklasint͡ʃaʔ david at͡ʃelejle filistliʔjle karsilasmak uzere orduja doɡru kostu. Old-Testament-Esther-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Ester'i bütün kadınlardan daha çok sevdi ve bütün kızlardan daha çok onun gözünde lütuf ve iyilik buldu; onun başına kral tacını koydu ve Vaşti'nin yerine onu kraliçe yaptı.|kral esterʔi butun kadinlardan daha t͡ʃok sevdi ve butun kizlardan daha t͡ʃok onun ɡozunde lutuf ve ijilik buldu; onun basina kral tat͡ʃini kojdu ve vastiʔnin jerine onu kralit͡ʃe japti. New-Testament-1-Corinthians-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, ister ben, ister onlar, böyle duyuruyoruz, siz de böyle iman ettiniz.|ojlejseʔ ister benʔ ister onlarʔ bojle dujurujoruzʔ siz de bojle iman ettiniz. New-Testament-Acts-024-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana karşı bir şeyleri varsa, senin önünde burada suçlamada bulunmaları gerekir.|bana karsi bir sejleri varsaʔ senin onunde burada sut͡ʃlamada bulunmalari ɡerekir. Old-Testament-1-Samuel-014-041|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden Saul, İsrael'in Tanrısı Yahve'ye, \"\"Doğruyu göster\"\" dedi. Yonatan ve Saul seçildiler, ama halk kurtuldu.\"|\"bu juzden saulʔ israelʔin tanrisi jahveʔjeʔ \"\"doɡruju ɡoster\"\" dedi. jonatan ve saul set͡ʃildilerʔ ama halk kurtuldu.\" Old-Testament-Genesis-017-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlu İşmael sünnet derisinden sünnet edildiğinde on üç yaşındaydı.|oɡlu ismael sunnet derisinden sunnet edildiɡinde on ut͡ʃ jasindajdi. New-Testament-Revelation-020-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İlk dirilişte payı olan mutlu ve kutsaldır. Onların üzerinde ikinci ölümün gücü yoktur. Onlar Tanrı’nın ve Mesih’in kâhinleri olacak ve O’nunla birlikte bin yıl hüküm sürecekler.|ilk diriliste paji olan mutlu ve kutsaldir. onlarin uzerinde ikint͡ʃi olumun ɡut͡ʃu joktur. onlar tanri’nin ve mesih’in kahinleri olat͡ʃak ve o’nunla birlikte bin jil hukum suret͡ʃekler. Old-Testament-Psalms-081-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de onları yüreklerindeki inatçılığın ardından salıverdim, kendi öğütlerince yürüsünler diye.|ben de onlari jureklerindeki inatt͡ʃiliɡin ardindan saliverdimʔ kendi oɡutlerint͡ʃe jurusunler dije. New-Testament-Romans-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı hakkında bilinenler onlarda ortaya çıkmıştır. Çünkü Tanrı bunları onlara açıklamıştır.|t͡ʃunku tanri hakkinda bilinenler onlarda ortaja t͡ʃikmistir. t͡ʃunku tanri bunlari onlara at͡ʃiklamistir. Old-Testament-1-Samuel-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|David ülkeyi vurdu, hiçbir erkeği ve kadını sağ bırakmadı; koyunları, sığırları, eşekleri, develeri ve giysileri aldı. Sonra dönüp Akiş'in yanına geldi.|david ulkeji vurduʔ hit͡ʃbir erkeɡi ve kadini saɡ birakmadi; kojunlariʔ siɡirlariʔ esekleriʔ develeri ve ɡijsileri aldi. sonra donup akisʔin janina ɡeldi. Old-Testament-Jeremiah-038-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mattan oğlu Şefatya, Paşhur oğlu Gedalya, Şelemya oğlu Yukal ve Malkiya oğlu Paşhur, Yeremya'nın bütün halka söylediği şu sözleri duydular:|mattan oɡlu sefatjaʔ pashur oɡlu ɡedaljaʔ selemja oɡlu jukal ve malkija oɡlu pashurʔ jeremjaʔnin butun halka sojlediɡi su sozleri dujdular Old-Testament-Judges-008-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onlar benim kardeşlerim, annemin oğullarıydı\"\" dedi. \"\"Yahve'nin hakkı için, eğer onları sağ bırakmış olsaydınız, sizi öldürmezdim.”\"|\"\"\"onlar benim kardeslerimʔ annemin oɡullarijdi\"\" dedi. \"\"jahveʔnin hakki it͡ʃinʔ eɡer onlari saɡ birakmis olsajdinizʔ sizi oldurmezdim.”\" New-Testament-Romans-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kesinlikle hayır! Günaha karşı ölmüş olan bizler bundan böyle nasıl günah içinde yaşayabiliriz?|kesinlikle hajir! ɡunaha karsi olmus olan bizler bundan bojle nasil ɡunah it͡ʃinde jasajabiliriz? Old-Testament-Ezra-002-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Levanah'ın çocukları, Hagabah'ın çocukları, Akkuv'un çocukları,|levanahʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ haɡabahʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ akkuvʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-Ezra-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların sayısı şöyledir: Otuz altın leğen, bin gümüş leğen, yirmi dokuz bıçak,|bunlarin sajisi sojledir otuz altin leɡenʔ bin ɡumus leɡenʔ jirmi dokuz bit͡ʃakʔ Old-Testament-Jeremiah-027-005|und|SPEAKER_00_Turkish|'Yeryüzünü, yeryüzündeki insanları ve hayvanları büyük gücümle ve uzanmış kolumla yarattım. Onu gözümde doğru olana veririm.|ʔjerjuzunuʔ jerjuzundeki insanlari ve hajvanlari bujuk ɡut͡ʃumle ve uzanmis kolumla jarattim. onu ɡozumde doɡru olana veririm. Old-Testament-Jeremiah-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra bunları Yeruşalem'e, Yahuda Kralı Sidkiya'ya gelen habercilerin eliyle Edom Kralı'na, Moav Kralı'na, Ammon'un çocuklarının Kralı'na, Sur Kralı'na ve Sayda Kralı'na gönder.|sonra bunlari jerusalemʔeʔ jahuda krali sidkijaʔja ɡelen habert͡ʃilerin elijle edom kraliʔnaʔ moav kraliʔnaʔ ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin kraliʔnaʔ sur kraliʔna ve sajda kraliʔna ɡonder. New-Testament-1-Corinthians-007-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bence üzerimizdeki sıkıntı nedeniyle insanın olduğu gibi kalması iyidir.|bent͡ʃe uzerimizdeki sikinti nedenijle insanin olduɡu ɡibi kalmasi ijidir. Old-Testament-2-Chronicles-006-040|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi, Tanrım, yalvarırım, bu yerde edilen duayı, gözlerin görsün, kulakların duysun.\"\"\"|\"\"\"simdiʔ tanrimʔ jalvaririmʔ bu jerde edilen duajiʔ ɡozlerin ɡorsunʔ kulaklarin dujsun.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Suriye Kralı'nın ordu komutanı Naaman, efendisinin yanında büyük ve saygın bir adamdı. Çünkü Yahve onun aracılığıyla Suriye'ye zafer vermişti. Ayrıca güçlü ve yiğit bir adamdı, ama cüzzamlıydı.|surije kraliʔnin ordu komutani naamanʔ efendisinin janinda bujuk ve sajɡin bir adamdi. t͡ʃunku jahve onun arat͡ʃiliɡijla surijeʔje zafer vermisti. ajrit͡ʃa ɡut͡ʃlu ve jiɡit bir adamdiʔ ama t͡ʃuzzamlijdi. Old-Testament-Leviticus-014-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin yağın bir kısmını kendi sol avucuna dökecek;|kahin jaɡin bir kismini kendi sol avut͡ʃuna doket͡ʃek; Old-Testament-Deuteronomy-001-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Önünüzden gitmekte olan Tanrınız Yahve, Mısır'da gözlerinizin önünde sizin için yaptığı her şeye göre sizin için savaşacaktır,|onunuzden ɡitmekte olan tanriniz jahveʔ misirʔda ɡozlerinizin onunde sizin it͡ʃin japtiɡi her seje ɡore sizin it͡ʃin savasat͡ʃaktirʔ Old-Testament-Deuteronomy-027-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle, Tanrın Yahve'nin sözünü dinleyecek, bugün sana buyurmakta olduğum O'nun buyruklarını ve kurallarını yapacaksın.\"\"\"|\"bu nedenleʔ tanrin jahveʔnin sozunu dinlejet͡ʃekʔ buɡun sana bujurmakta olduɡum oʔnun bujruklarini ve kurallarini japat͡ʃaksin.\"\"\" New-Testament-Acts-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Yafa’ya adam gönder ve Petrus da denilen Simon’u çağırt.|simdi jafa’ja adam ɡonder ve petrus da denilen simon’u t͡ʃaɡirt. Old-Testament-Genesis-030-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Lea'nın hizmetçisi Zilpa Yakov'a ikinci bir oğul doğurdu.|leaʔnin hizmett͡ʃisi zilpa jakovʔa ikint͡ʃi bir oɡul doɡurdu. Old-Testament-2-Kings-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğullarını ve kızlarını ateşten geçirdiler, falcılık ve büyücülük yaptılar, Yahve'nin gözünde kötü olanı yapmak için kendilerini sattılar, O'nu öfkelendirdiler.|oɡullarini ve kizlarini atesten ɡet͡ʃirdilerʔ falt͡ʃilik ve bujut͡ʃuluk japtilarʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japmak it͡ʃin kendilerini sattilarʔ oʔnu ofkelendirdiler. Old-Testament-Leviticus-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Yer üzerinde sürünen hayvanlar arasında sizin için kirli olanlar şunlardır: Gelincik, fare, her tür büyük kertenkele,|“ʔjer uzerinde surunen hajvanlar arasinda sizin it͡ʃin kirli olanlar sunlardir ɡelint͡ʃikʔ fareʔ her tur bujuk kertenkeleʔ Old-Testament-2-Kings-010-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehu atalarıyla uyudu; ve onu Samariya'da gömdüler. Oğlu Yehoahaz onun yerine kral oldu.|jehu atalarijla ujudu; ve onu samarijaʔda ɡomduler. oɡlu jehoahaz onun jerine kral oldu. Old-Testament-Judges-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Barak Zevulun ile Naftali'yi birlikte Kedeş'e çağırdı. On bin adam onu takip etti; Devora da onunla birlikte yukarı çıktı.|barak zevulun ile naftaliʔji birlikte kedesʔe t͡ʃaɡirdi. on bin adam onu takip etti; devora da onunla birlikte jukari t͡ʃikti. New-Testament-2-Peter-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Öncelikle şunu bilmelisiniz: Son günlerde kendi tutkularının peşinden giden alaycı kişiler ortaya çıkacak.|ont͡ʃelikle sunu bilmelisiniz son ɡunlerde kendi tutkularinin pesinden ɡiden alajt͡ʃi kisiler ortaja t͡ʃikat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-101-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sapık yürek benden uzak olsun. Kötülükle işim olmaz.|sapik jurek benden uzak olsun. kotulukle isim olmaz. Old-Testament-Ezekiel-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Kevar Irmağı'nın kıyısında oturan Tel Aviv'den olan sürgünlere ve yaşadıkları yere geldim; ve orada yedi gün boyunca onların arasında şaşkın bir şekilde oturdum.|sonra kevar irmaɡiʔnin kijisinda oturan tel avivʔden olan surɡunlere ve jasadiklari jere ɡeldim; ve orada jedi ɡun bojunt͡ʃa onlarin arasinda saskin bir sekilde oturdum. Old-Testament-1-Chronicles-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Etam'ın babasının oğulları şunlardır: Yizreel, İşma ve İdvaş. Kız kardeşlerinin adı Hazzelelponi'ydi.|etamʔin babasinin oɡullari sunlardir jizreelʔ isma ve idvas. kiz kardeslerinin adi hazzelelponiʔjdi. New-Testament-Luke-022-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Babam’ın bana verdiği gibi ben de size bir krallık veriyorum.|babam’in bana verdiɡi ɡibi ben de size bir krallik verijorum. Old-Testament-Job-023-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Dudaklarının buyruğundan geri dönmedim. Ağzının sözlerine günlük yiyeceğimden daha çok değer verdim.|dudaklarinin bujruɡundan ɡeri donmedim. aɡzinin sozlerine ɡunluk jijet͡ʃeɡimden daha t͡ʃok deɡer verdim. New-Testament-Philippians-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, kendimi henüz buna erişmiş saymıyorum, ama bir şey yapıyorum: Geride olanları unutup ileride olanlara uzanarak,|kardeslerʔ kendimi henuz buna erismis sajmijorumʔ ama bir sej japijorum ɡeride olanlari unutup ileride olanlara uzanarakʔ Old-Testament-Ezekiel-047-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Her biriniz onu miras alacaksınız; çünkü onu atalarınıza vereceğime ant içtim. Bu ülke size miras olarak düşecek.\"\"\"|\"her biriniz onu miras alat͡ʃaksiniz; t͡ʃunku onu atalariniza veret͡ʃeɡime ant it͡ʃtim. bu ulke size miras olarak duset͡ʃek.\"\"\" New-Testament-Hebrews-010-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama doğru kişi imanla yaşayacaktır. Eğer geri çekilirse, canım ondan hoşnut olmayacak.”|ama doɡru kisi imanla jasajat͡ʃaktir. eɡer ɡeri t͡ʃekilirseʔ t͡ʃanim ondan hosnut olmajat͡ʃak.” Old-Testament-Leviticus-025-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Jübile Yılı'na yalnızca birkaç yıl kalmışsa, o zaman onunla hesap görecek; hizmet yıllarına göre özgürlüğünün bedelini geri verecektir.|ʒubile jiliʔna jalnizt͡ʃa birkat͡ʃ jil kalmissaʔ o zaman onunla hesap ɡoret͡ʃek; hizmet jillarina ɡore ozɡurluɡunun bedelini ɡeri veret͡ʃektir. New-Testament-Ephesians-006-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlara hizmet eder gibi değil, gönülden Efendi’ye hizmet edermiş gibi yapın.|insanlara hizmet eder ɡibi deɡilʔ ɡonulden efendi’je hizmet edermis ɡibi japin. Old-Testament-2-Chronicles-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda'da öğrettiler, yanlarında Yahve'nin Yasa Kitabı vardı. Yahuda'nın bütün kentlerini dolaşıp halk arasında öğrettiler.|jahudaʔda oɡrettilerʔ janlarinda jahveʔnin jasa kitabi vardi. jahudaʔnin butun kentlerini dolasip halk arasinda oɡrettiler. New-Testament-2-Timothy-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi emaneti, içimizde bulunan Kutsal Ruh aracılığıyla koru.|iji emanetiʔ it͡ʃimizde bulunan kutsal ruh arat͡ʃiliɡijla koru. Old-Testament-Leviticus-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan herhangi birinin içine düştüğü her toprak kap ve içindekilerin tümü kirli olacaktır. Onu kıracaksınız.|bunlardan herhanɡi birinin it͡ʃine dustuɡu her toprak kap ve it͡ʃindekilerin tumu kirli olat͡ʃaktir. onu kirat͡ʃaksiniz. New-Testament-Matthew-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yemek yerlerken, “Size doğrusunu derim ki, sizden biri bana ihanet edecek” dedi.|jemek jerlerkenʔ “size doɡrusunu derim kiʔ sizden biri bana ihanet edet͡ʃek” dedi. New-Testament-Hebrews-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, şimdiki çağ için bir simgedir; sunulan kurbanlarla sunuların tapınan insanın vicdanını kusursuzlaştıramadığını gösteriyor.|buʔ simdiki t͡ʃaɡ it͡ʃin bir simɡedir; sunulan kurbanlarla sunularin tapinan insanin vit͡ʃdanini kusursuzlastiramadiɡini ɡosterijor. Old-Testament-Jeremiah-048-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor: “İşte, kartal gibi uçacak, ve kanatlarını Moav'a karşı gerecek.|t͡ʃunku jahve sojle dijor “isteʔ kartal ɡibi ut͡ʃat͡ʃakʔ ve kanatlarini moavʔa karsi ɡeret͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, gücüm, kalem, ve sıkıntı gününde sığınağımdır, uluslar dünyanın uçlarından sana gelecekler, ve şöyle diyecekler, “Atalarımız yalnızca yalanlar, boş ve yararsız şeyler miras aldılar.|jahveʔ ɡut͡ʃumʔ kalemʔ ve sikinti ɡununde siɡinaɡimdirʔ uluslar dunjanin ut͡ʃlarindan sana ɡelet͡ʃeklerʔ ve sojle dijet͡ʃeklerʔ “atalarimiz jalnizt͡ʃa jalanlarʔ bos ve jararsiz sejler miras aldilar. Old-Testament-1-Kings-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, “Yahve koyu karanlıkta oturduğunu söylemişti” dedi.|solomonʔ “jahve koju karanlikta oturduɡunu sojlemisti” dedi. Old-Testament-Jeremiah-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, beni düzelt, ama yumuşak bir şekilde; öfkenle değil, yoksa beni hiçe indirirsin.|ej jahveʔ beni duzeltʔ ama jumusak bir sekilde; ofkenle deɡilʔ joksa beni hit͡ʃe indirirsin. Old-Testament-Deuteronomy-022-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeni bir ev yaptığın zaman, damın için korkuluk yapacaksın, ta ki oradan biri düşerse, evinin üzerine kan getirmeyesin.|jeni bir ev japtiɡin zamanʔ damin it͡ʃin korkuluk japat͡ʃaksinʔ ta ki oradan biri duserseʔ evinin uzerine kan ɡetirmejesin. Old-Testament-Jeremiah-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, sen bilirsin. Beni hatırla, beni ziyaret et, ve zulmedenlerimden öcümü al. Sen sabırlısın, bu yüzden beni kaptırma. Senin uğruna hakarete uğradığımı bil.|ej jahveʔ sen bilirsin. beni hatirlaʔ beni zijaret etʔ ve zulmedenlerimden ot͡ʃumu al. sen sabirlisinʔ bu juzden beni kaptirma. senin uɡruna hakarete uɡradiɡimi bil. Old-Testament-Leviticus-025-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona sertlikle hükmetmeyeceksin, ancak Tanrın'dan korkacaksın.'\"\"\"|\"ona sertlikle hukmetmejet͡ʃeksinʔ ant͡ʃak tanrinʔdan korkat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Baharumlu Atsmavet, Şaalvonlu Eliahva,|baharumlu atsmavetʔ saalvonlu eliahvaʔ Old-Testament-Song-of-Songs-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Elleri beril kakmalı altın yüzükler gibidir. Gövdesi safirlerle kaplı fildişi işi gibidir.|elleri beril kakmali altin juzukler ɡibidir. ɡovdesi safirlerle kapli fildisi isi ɡibidir. Old-Testament-Psalms-111-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkına kurtuluş gönderdi. Antlaşmasını sonsuza dek atamıştır. O’nun adı kutsal ve muhteşemdir!|halkina kurtulus ɡonderdi. antlasmasini sonsuza dek atamistir. o’nun adi kutsal ve muhtesemdir! Old-Testament-Psalms-104-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağlar yükseldi, vadiler battı, onlar için belirlediğin yere doğru.|daɡlar jukseldiʔ vadiler battiʔ onlar it͡ʃin belirlediɡin jere doɡru. Old-Testament-Numbers-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi: “Bu Havarim Dağı'na çık ve İsrael'in çocuklarına verdiğim ülkeyi gör.|jahve moseʔje sojle dedi “bu havarim daɡiʔna t͡ʃik ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina verdiɡim ulkeji ɡor. Old-Testament-Hosea-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü işte, yıkımdan kaçtıkları zaman, Mısır onları toplayacak. Memfis onları gömecek. Isırganlar onların gümüşten güzel şeylerini ele geçirecek. Çadırlarında dikenler olacak.|t͡ʃunku isteʔ jikimdan kat͡ʃtiklari zamanʔ misir onlari toplajat͡ʃak. memfis onlari ɡomet͡ʃek. isirɡanlar onlarin ɡumusten ɡuzel sejlerini ele ɡet͡ʃiret͡ʃek. t͡ʃadirlarinda dikenler olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-016-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Evlerini ateşle yakacaklar, ve seni birçok kadının gözü önünde yargılayacaklar. Seni fahişeliğine son vereceğim, ve bir daha ücret vermeyeceksin.|evlerini atesle jakat͡ʃaklarʔ ve seni birt͡ʃok kadinin ɡozu onunde jarɡilajat͡ʃaklar. seni fahiseliɡine son veret͡ʃeɡimʔ ve bir daha ut͡ʃret vermejet͡ʃeksin. Old-Testament-1-Chronicles-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Gilad'daki Manaşşe'nin yarım oymağından, Zekariya oğlu İddo; Benyamin'den Avner'in oğlu Yaasiel;|ɡiladʔdaki manasseʔnin jarim ojmaɡindanʔ zekarija oɡlu iddo; benjaminʔden avnerʔin oɡlu jaasiel; New-Testament-Matthew-018-027|und|SPEAKER_00_Turkish|O hizmetkârın efendisi ona acıdı. Onu özgür bıraktı ve borcunu kendisine bağışladı.”|o hizmetkarin efendisi ona at͡ʃidi. onu ozɡur birakti ve bort͡ʃunu kendisine baɡisladi.” Old-Testament-Numbers-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Buyruklarınızı ve tüm Çadır'ın görevini tutacaklar; ancak ne onlar ne de siz ölmeyesiniz diye kutsal yerdeki takımlara ve sunağa yaklaşmayacaklar.|bujruklarinizi ve tum t͡ʃadirʔin ɡorevini tutat͡ʃaklar; ant͡ʃak ne onlar ne de siz olmejesiniz dije kutsal jerdeki takimlara ve sunaɡa jaklasmajat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-029-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sana buyurduğum her şeye göre Aron'la oğullarına böyle yapacaksın. Onları yedi gün adayacaksın.\"|\"\"\"sana bujurduɡum her seje ɡore aronʔla oɡullarina bojle japat͡ʃaksin. onlari jedi ɡun adajat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Isaiah-022-020|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün öyle olacak ki, Hilkiya oğlu hizmetkârım Elyakim'i çağıracağım,|o ɡun ojle olat͡ʃak kiʔ hilkija oɡlu hizmetkarim eljakimʔi t͡ʃaɡirat͡ʃaɡimʔ Old-Testament-Numbers-007-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci gün Manaşşeoğulları beyi Pedahzur oğlu Gamaliel sunusunu sundu:|sekizint͡ʃi ɡun manasseoɡullari beji pedahzur oɡlu ɡamaliel sunusunu sundu Old-Testament-1-Samuel-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Eli, “Esenlikle git, İsrael’in Tanrısı kendisinden istediğin dileğini sana versin” diye yanıt verdi.|eliʔ “esenlikle ɡitʔ israel’in tanrisi kendisinden istediɡin dileɡini sana versin” dije janit verdi. Old-Testament-Job-006-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tadı olmayan şey tuzsuz yenir mi? Ya da yumurtanın beyazında tat var mı?|tadi olmajan sej tuzsuz jenir mi? ja da jumurtanin bejazinda tat var mi? Old-Testament-2-Kings-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı. Nevat oğlu Yarovam'ın İsrael'i günah işlettirdiği bütün günahlarından ayrılmadı; ama onların içinde yürüdü.|jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. nevat oɡlu jarovamʔin israelʔi ɡunah islettirdiɡi butun ɡunahlarindan ajrilmadi; ama onlarin it͡ʃinde jurudu. Old-Testament-Leviticus-026-034|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ülke ıssız kaldığı ve siz düşman topraklarında olduğunuz sürece Şabat'lardan tat alacak. O zaman ülke dinlenecek ve Şabat'lardan tat alacak.|o zaman ulke issiz kaldiɡi ve siz dusman topraklarinda olduɡunuz suret͡ʃe sabatʔlardan tat alat͡ʃak. o zaman ulke dinlenet͡ʃek ve sabatʔlardan tat alat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz hükmetmeye başladığında yirmi yaşındaydı ve Yeruşalem'de on altı yıl krallık yaptı. Atası David gibi, Tanrısı Yahve'nin gözünde doğru olanı yapmadı.|ahaz hukmetmeje basladiɡinda jirmi jasindajdi ve jerusalemʔde on alti jil krallik japti. atasi david ɡibiʔ tanrisi jahveʔnin ɡozunde doɡru olani japmadi. Old-Testament-Job-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çöküşe, 'Sen babamsın', kurda, 'Annem' ve 'Kız kardeşim' dedimse,|t͡ʃokuseʔ ʔsen babamsinʔʔ kurdaʔ ʔannemʔ ve ʔkiz kardesimʔ dedimseʔ New-Testament-Matthew-027-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Magdalalı Mariyam oradaydı ve diğer Mariyam ise mezarın karşısında oturuyordu.|maɡdalali marijam oradajdi ve diɡer marijam ise mezarin karsisinda oturujordu. Old-Testament-Numbers-033-049|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden yanında, Beyt-Yeşimot'tan Moav ovalarındaki Avel-Şittim'e kadar konakladılar.|jarden janindaʔ bejt-jesimotʔtan moav ovalarindaki avel-sittimʔe kadar konakladilar. Old-Testament-2-Samuel-013-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Avşalom kaçtı ve Geşur’a gitti ve orada üç yıl kaldı.|bunun uzerine avsalom kat͡ʃti ve ɡesur’a ɡitti ve orada ut͡ʃ jil kaldi. Old-Testament-Jeremiah-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|'Ey Yahuda Kralı, David tahtı üzerinde oturan, sen, hizmetkârların ve bu kapılardan giren halkın, Yahve'nin sözünü dinleyin.|ʔej jahuda kraliʔ david tahti uzerinde oturanʔ senʔ hizmetkarlarin ve bu kapilardan ɡiren halkinʔ jahveʔnin sozunu dinlejin. Old-Testament-Proverbs-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer derlerse, “Bizimle gel, kan için pusuya yatalım, sebepsiz yere masumları gizlice bekleyelim,|eɡer derlerseʔ “bizimle ɡelʔ kan it͡ʃin pusuja jatalimʔ sebepsiz jere masumlari ɡizlit͡ʃe beklejelimʔ New-Testament-Galatians-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasının belirlediği vakte dek vasilerin ve vekillerin altındadır.|babasinin belirlediɡi vakte dek vasilerin ve vekillerin altindadir. Old-Testament-1-Kings-018-004|und|SPEAKER_00_Turkish|çünkü İzebel Yahve'nin peygamberlerini öldürdüğünde, Ovadya yüz peygamberi alıp ellisini bir mağaraya sakladı ve onlara ekmek ve su verdi.)|t͡ʃunku izebel jahveʔnin pejɡamberlerini oldurduɡundeʔ ovadja juz pejɡamberi alip ellisini bir maɡaraja sakladi ve onlara ekmek ve su verdi.) Old-Testament-Leviticus-021-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiçbir ölünün yanına girmeyecek, babası ya da annesi için kendini kirletmeyecektir.|hit͡ʃbir olunun janina ɡirmejet͡ʃekʔ babasi ja da annesi it͡ʃin kendini kirletmejet͡ʃektir. New-Testament-Romans-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yazılmış olduğu gibi: “Doğru olan yok, tek kişi bile.|jazilmis olduɡu ɡibi “doɡru olan jokʔ tek kisi bile. Old-Testament-2-Kings-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Her şey yolunda\"\" dedi. \"\"Efendim beni gönderdi ve şöyle dedi: ‘İşte, peygamber oğullarından iki genç adam Efraim dağlığından yanıma geldi. Lütfen onlara bir talant gümüş ve iki yedek giysi ver.’”\"|\"\"\"her sej jolunda\"\" dedi. \"\"efendim beni ɡonderdi ve sojle dedi ‘isteʔ pejɡamber oɡullarindan iki ɡent͡ʃ adam efraim daɡliɡindan janima ɡeldi. lutfen onlara bir talant ɡumus ve iki jedek ɡijsi ver.’”\" Old-Testament-Psalms-118-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana doğruluğun kapılarını aç. Onların içine gireyim. Yah’a şükürler sunayım.|bana doɡruluɡun kapilarini at͡ʃ. onlarin it͡ʃine ɡirejim. jah’a sukurler sunajim. Old-Testament-2-Samuel-022-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkımın çekişmelerinden beni kurtardın. ulusların başı olmam için beni korudun. Bilmediğim bir halk bana hizmet edecek.|halkimin t͡ʃekismelerinden beni kurtardin. uluslarin basi olmam it͡ʃin beni korudun. bilmediɡim bir halk bana hizmet edet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-146-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sonsuza dek, ey Siyon, senin Tanrın tüm kuşaklar boyunca hüküm sürecektir. Yah’ı övün!|jahve sonsuza dekʔ ej sijonʔ senin tanrin tum kusaklar bojunt͡ʃa hukum suret͡ʃektir. jah’i ovun! Old-Testament-Isaiah-022-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bu, Efendi'nin, Ordular Yahvesi'nin, Görüm Vadisi'nde şaşkınlık, çiğneme ve kafa karışıklığı, duvarların yıkılacağı ve dağlara feryat edileceği gündür.”|t͡ʃunku buʔ efendiʔninʔ ordular jahvesiʔninʔ ɡorum vadisiʔnde saskinlikʔ t͡ʃiɡneme ve kafa karisikliɡiʔ duvarlarin jikilat͡ʃaɡi ve daɡlara ferjat edilet͡ʃeɡi ɡundur.” Old-Testament-Joshua-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesinde, dağlık bölgede, ovada ve Lübnan'ın önündeki büyük deniz kıyısında bulunan bütün krallar, Hititler, Amoritler, Kenanlılar, Perizliler, Hivliler ve Yevuslular bunu duydular.|jardenʔin otesindeʔ daɡlik bolɡedeʔ ovada ve lubnanʔin onundeki bujuk deniz kijisinda bulunan butun krallarʔ hititlerʔ amoritlerʔ kenanlilarʔ perizlilerʔ hivliler ve jevuslular bunu dujdular. Old-Testament-Ezekiel-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bana şöyle dedi, \"\"Ey insanoğlu, bunlar kötülük tasarlayan ve bu kentte kötü öğüt veren adamlardır.\"|\"bana sojle dediʔ \"\"ej insanoɡluʔ bunlar kotuluk tasarlajan ve bu kentte kotu oɡut veren adamlardir.\" New-Testament-Acts-007-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Atalarınız hangi peygambere zulmetmedi ki? Adil Olan’ın geleceğini önceden bildirenleri öldürdüler. Siz de şimdi onun hainleri ve katilleri oldunuz.|atalariniz hanɡi pejɡambere zulmetmedi ki? adil olan’in ɡelet͡ʃeɡini ont͡ʃeden bildirenleri oldurduler. siz de simdi onun hainleri ve katilleri oldunuz. Old-Testament-Zephaniah-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuş ırmaklarının ötesinden, tapınmacılarım, dağılmış halkımın kızı, bana sunu getirecek.|kus irmaklarinin otesindenʔ tapinmat͡ʃilarimʔ daɡilmis halkimin kiziʔ bana sunu ɡetiret͡ʃek. Old-Testament-Amos-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Mısır'a yaptığım gibi aranıza veba gönderdim. Gençlerinizi kılıçla öldürdüm, ve atlarınızı alıp götürdüm. Ordugâhınızın pis kokusunu burun deliklerinize doldurdum; yine de bana dönmediniz.\"\" diyor Yahve.\"|\"“misirʔa japtiɡim ɡibi araniza veba ɡonderdim. ɡent͡ʃlerinizi kilit͡ʃla oldurdumʔ ve atlarinizi alip ɡoturdum. orduɡahinizin pis kokusunu burun deliklerinize doldurdum; jine de bana donmediniz.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Isaiah-039-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Peygamber Yeşaya, Kral Hizkiya'nın yanına gelip sordu: \"\"Bu adamlar ne dediler? Sana nereden geldiler?” Hizkiya, \"\"Onlar bana, Babil'den, uzak bir ülkeden geldiler\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine pejɡamber jesajaʔ kral hizkijaʔnin janina ɡelip sordu \"\"bu adamlar ne dediler? sana nereden ɡeldiler?” hizkijaʔ \"\"onlar banaʔ babilʔdenʔ uzak bir ulkeden ɡeldiler\"\" dedi.\" New-Testament-Matthew-015-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, kalabalıkları gönderip tekneye bindi ve Magadan sınırlarına geldi.|jesuaʔ kalabaliklari ɡonderip tekneje bindi ve maɡadan sinirlarina ɡeldi. New-Testament-John-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Gönderilenler Ferisiler’dendi.|ɡonderilenler ferisiler’dendi. Old-Testament-Psalms-144-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan soluğa benzer. Günleri, geçip giden gölge gibidir.|insan soluɡa benzer. ɡunleriʔ ɡet͡ʃip ɡiden ɡolɡe ɡibidir. Old-Testament-1-Chronicles-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Silahını taşıyan adam Saul'un öldüğünü görünce, kendisi de kılıcının üzerine düşüp öldü.|silahini tasijan adam saulʔun olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ kendisi de kilit͡ʃinin uzerine dusup oldu. New-Testament-Mark-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada duranlardan bazıları, “Sıpayı çözüp ne yapıyorsunuz?” diye sordular.|orada duranlardan bazilariʔ “sipaji t͡ʃozup ne japijorsunuz?” dije sordular. New-Testament-Luke-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana bir dinar gösterin. Üzerinde kimin sureti ve yazısı var?” dedi. “Sezar’ın” diye yanıtladılar.|bana bir dinar ɡosterin. uzerinde kimin sureti ve jazisi var?” dedi. “sezar’in” dije janitladilar. Old-Testament-Genesis-042-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven onlara şu karşılığı verdi: “Ben size, ‘Çocuğa karşı günah işlemeyin’ demedim mi? Dinlemediniz. Bu nedenle, işte, kanının hesabı soruluyor.”|ruven onlara su karsiliɡi verdi “ben sizeʔ ‘t͡ʃot͡ʃuɡa karsi ɡunah islemejin’ demedim mi? dinlemediniz. bu nedenleʔ isteʔ kaninin hesabi sorulujor.” Old-Testament-1-Samuel-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in adamları gelince, David'in adına bütün bu sözleri Naval'a söyleyip beklediler.|davidʔin adamlari ɡelint͡ʃeʔ davidʔin adina butun bu sozleri navalʔa sojlejip beklediler. Old-Testament-Numbers-007-045|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu olarak bir genç boğa, bir koç ve bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu olarak bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃ ve bir jasinda bir erkek kuzu; New-Testament-John-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam hemen iyileşti ve yatağını kaldırıp yürüdü. O gün Şabat'dı.|adam hemen ijilesti ve jataɡini kaldirip jurudu. o ɡun sabatʔdi. New-Testament-Romans-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Önce hepiniz için, Yeşua Mesih aracılığıyla Tanrım’a şükrediyorum ki, imanınız bütün dünyada duyuruluyor.|ont͡ʃe hepiniz it͡ʃinʔ jesua mesih arat͡ʃiliɡijla tanrim’a sukredijorum kiʔ imaniniz butun dunjada dujurulujor. Old-Testament-Numbers-022-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği ona şöyle dedi: \"\"Eşeğine neden böyle üç kez vurdun? İşte, sana düşman olarak çıktım, çünkü senin yolun önümde sapkındır.\"|\"jahveʔnin meleɡi ona sojle dedi \"\"eseɡine neden bojle ut͡ʃ kez vurdun? isteʔ sana dusman olarak t͡ʃiktimʔ t͡ʃunku senin jolun onumde sapkindir.\" New-Testament-Romans-001-031|und|SPEAKER_00_Turkish|anlayışsız, sözünde durmaz, doğal sevgiden yoksun, bağışlamaz, merhametsiz kişilerdir.|anlajissizʔ sozunde durmazʔ doɡal sevɡiden joksunʔ baɡislamazʔ merhametsiz kisilerdir. Old-Testament-Numbers-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|konutla sunağın çevresindeki avlunun perdeleri, avlu kapısının perdesi ve bütün hizmeti için onun ipleri olacaktır.|konutla sunaɡin t͡ʃevresindeki avlunun perdeleriʔ avlu kapisinin perdesi ve butun hizmeti it͡ʃin onun ipleri olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sesleri tüm yeryüzüne, sözleri dünyanın sonuna dek ulaşır. Göklerde güneş için çadır kurdu Tanrı.|sesleri tum jerjuzuneʔ sozleri dunjanin sonuna dek ulasir. ɡoklerde ɡunes it͡ʃin t͡ʃadir kurdu tanri. Old-Testament-Psalms-107-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızlar itaatsizliklerinden ve kötülükleri yüzünden sıkıntı çekerler.|akilsizlar itaatsizliklerinden ve kotulukleri juzunden sikinti t͡ʃekerler. Old-Testament-Psalms-094-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalk, ey yeryüzünün yargıcı. Küstahlara hak ettikleri karşılığı ver.|kalkʔ ej jerjuzunun jarɡit͡ʃi. kustahlara hak ettikleri karsiliɡi ver. Old-Testament-Lamentations-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sunağını kaldırıp attı. Tapınağından nefret etti. Yeruşalem saraylarının duvarlarını düşmanın eline verdi. Yahve'nin evinde kutsal toplantı gününde olduğu gibi gürültü yaptılar.|jahve sunaɡini kaldirip atti. tapinaɡindan nefret etti. jerusalem sarajlarinin duvarlarini dusmanin eline verdi. jahveʔnin evinde kutsal toplanti ɡununde olduɡu ɡibi ɡurultu japtilar. Old-Testament-Genesis-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gofer ağacından bir gemi yap. Gemide odalar yapacaksın, içini ve dışını ziftle kaplayacaksın.|ɡofer aɡat͡ʃindan bir ɡemi jap. ɡemide odalar japat͡ʃaksinʔ it͡ʃini ve disini ziftle kaplajat͡ʃaksin. Old-Testament-Numbers-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Selofhad'ın kızları doğru söylüyor. Babalarının kardeşleri arasında onlara mutlaka miras vereceksin. Babalarının mirasını onlara geçireceksin.\"|\"\"\"selofhadʔin kizlari doɡru sojlujor. babalarinin kardesleri arasinda onlara mutlaka miras veret͡ʃeksin. babalarinin mirasini onlara ɡet͡ʃiret͡ʃeksin.\" Old-Testament-1-Kings-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ama Peygamber Natan'ı, Benaya'yı, yiğitleri ve kardeşi Solomon'u çağırmadı.|ama pejɡamber natanʔiʔ benajaʔjiʔ jiɡitleri ve kardesi solomonʔu t͡ʃaɡirmadi. Old-Testament-Exodus-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer erkek hizmetçisinin ya da kadın hizmetçisinin dişine vurursa, dişi uğruna hizmetçiyi özgür bırakacaktır.\"\"\"|\"eɡer erkek hizmett͡ʃisinin ja da kadin hizmett͡ʃisinin disine vurursaʔ disi uɡruna hizmett͡ʃiji ozɡur birakat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-004-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa eve girdiğinde, işte, çocuk ölmüştü ve yatağının üzerinde yatıyordu.|elisa eve ɡirdiɡindeʔ isteʔ t͡ʃot͡ʃuk olmustu ve jataɡinin uzerinde jatijordu. Old-Testament-Proverbs-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|özdeyişi ve benzetmeyi, bilgelerin sözlerini ve bilmecelerini anlasın.|ozdejisi ve benzetmejiʔ bilɡelerin sozlerini ve bilmet͡ʃelerini anlasin. Old-Testament-Deuteronomy-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın onun evinden çıkınca gidip başka bir adamın karısı olabilir.|kadin onun evinden t͡ʃikint͡ʃa ɡidip baska bir adamin karisi olabilir. Old-Testament-Ezekiel-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun içindeki beyleri, haksız kazanç elde etmek için kan dökmekte, canları yok etmekte avını parçalayan kurtlar gibidir.|onun it͡ʃindeki bejleriʔ haksiz kazant͡ʃ elde etmek it͡ʃin kan dokmekteʔ t͡ʃanlari jok etmekte avini part͡ʃalajan kurtlar ɡibidir. New-Testament-1-Corinthians-009-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Oyunlara katılan herkes her şeyde özdenetim gösterir. Onlar bunu çürüyüp yok olan bir taç almak için, ama biz çürümez için yapıyoruz.|ojunlara katilan herkes her sejde ozdenetim ɡosterir. onlar bunu t͡ʃurujup jok olan bir tat͡ʃ almak it͡ʃinʔ ama biz t͡ʃurumez it͡ʃin japijoruz. Old-Testament-2-Chronicles-026-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzziya hüküm sürmeye başladığında on altı yaşındaydı ve Yeruşalem'de elli iki yıl hüküm sürdü. Annesinin adı Yeruşalemli Yehilya'ydı.|uzzija hukum surmeje basladiɡinda on alti jasindajdi ve jerusalemʔde elli iki jil hukum surdu. annesinin adi jerusalemli jehiljaʔjdi. New-Testament-Acts-019-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyledikten sonra topluluğu dağıttı.|bunu sojledikten sonra topluluɡu daɡitti. Old-Testament-Hosea-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kendilerine buhur yaktığı Baallar'ın günlerini onun üzerinde ziyaret edeceğim, o zaman ki, halkalarıyla ve mücevherleriyle süslenmiş, ve oynaşlarının peşinden gitmiş, ve beni unutmuştu.\"\" diyor Yahve.\"|\"kendilerine buhur jaktiɡi baallarʔin ɡunlerini onun uzerinde zijaret edet͡ʃeɡimʔ o zaman kiʔ halkalarijla ve mut͡ʃevherlerijle suslenmisʔ ve ojnaslarinin pesinden ɡitmisʔ ve beni unutmustu.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Deuteronomy-027-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe aynı gün halka buyurup dedi,|mose ajni ɡun halka bujurup dediʔ Old-Testament-Leviticus-026-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusların arasında yok olacaksınız. Düşmanlarınızın ülkesi sizi yiyip bitirecek.|uluslarin arasinda jok olat͡ʃaksiniz. dusmanlarinizin ulkesi sizi jijip bitiret͡ʃek. Old-Testament-Leviticus-023-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Birinci günde kutsal toplantınız olacak. Olağan işleri yapmayacaksınız.|birint͡ʃi ɡunde kutsal toplantiniz olat͡ʃak. olaɡan isleri japmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-1-Chronicles-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|David, Levililer'in başına, müzik aletleri, telli çalgılar, çenkler ve zillerle, sevinçle ses yükselten ezgi söyleyenleri kardeşlerinden atasın diye söyledi.|davidʔ levililerʔin basinaʔ muzik aletleriʔ telli t͡ʃalɡilarʔ t͡ʃenkler ve zillerleʔ sevint͡ʃle ses jukselten ezɡi sojlejenleri kardeslerinden atasin dije sojledi. New-Testament-2-Thessalonians-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama biz, ey Efendi’nin sevdiği kardeşler, sizin için her zaman Tanrı’ya şükretmeye borçluyuz. Çünkü Tanrı, Ruh aracılığıyla kutsal kılınıp gerçeğe inanarak kurtuluş bulmanız için sizi başlangıçtan seçti.|ama bizʔ ej efendi’nin sevdiɡi kardeslerʔ sizin it͡ʃin her zaman tanri’ja sukretmeje bort͡ʃlujuz. t͡ʃunku tanriʔ ruh arat͡ʃiliɡijla kutsal kilinip ɡert͡ʃeɡe inanarak kurtulus bulmaniz it͡ʃin sizi baslanɡit͡ʃtan set͡ʃti. New-Testament-Philippians-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kutsallar, özellikle Sezar’ın evinden olanlar size selam ederler.|butun kutsallarʔ ozellikle sezar’in evinden olanlar size selam ederler. Old-Testament-2-Samuel-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Avşalom’a, “Hayır oğlum, hepimiz gitmeyelim, yoksa sana yük oluruz” dedi. O sıkıştırdı, ancak gitmek istemedi, ama onu kutsadı.|kral avsalom’aʔ “hajir oɡlumʔ hepimiz ɡitmejelimʔ joksa sana juk oluruz” dedi. o sikistirdiʔ ant͡ʃak ɡitmek istemediʔ ama onu kutsadi. Old-Testament-1-Kings-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Ahav’ın adına mektuplar yazdı, onun mührüyle mühürledi ve mektupları Navot’la birlikte yaşayan kentindeki ihtiyarlara ve soylulara gönderdi.|bunun uzerine ahav’in adina mektuplar jazdiʔ onun muhrujle muhurledi ve mektuplari navot’la birlikte jasajan kentindeki ihtijarlara ve sojlulara ɡonderdi. New-Testament-Matthew-025-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kimde varsa ona verilecek bolluk içinde olacak. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacaktır.|t͡ʃunku kimde varsa ona verilet͡ʃek bolluk it͡ʃinde olat͡ʃak. ama kimde joksaʔ elindeki de alinat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine Yahve'nin sözü bana gelip şöyle dedi:|jine jahveʔnin sozu bana ɡelip sojle dedi New-Testament-Matthew-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri Yeşua’ya, “Eğer erkeğin karısıyla durumu böyleyse evlenmemek daha iyi!” dediler.|oɡrent͡ʃileri jesua’jaʔ “eɡer erkeɡin karisijla durumu bojlejse evlenmemek daha iji!” dediler. Old-Testament-2-Samuel-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben onun babası olacağım, o da benim oğlum olacak. Eğer kötülük işlerse, onu insan değneğiyle ve insan çocuklarının vuruşlarıyla yola getireceğim;|ben onun babasi olat͡ʃaɡimʔ o da benim oɡlum olat͡ʃak. eɡer kotuluk islerseʔ onu insan deɡneɡijle ve insan t͡ʃot͡ʃuklarinin vuruslarijla jola ɡetiret͡ʃeɡim; Old-Testament-Proverbs-029-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötü kişi kendi günahı tarafından tuzağa düşürülür, ama doğru kişi şarkı söyleyip sevinebilir.|kotu kisi kendi ɡunahi tarafindan tuzaɡa dusurulurʔ ama doɡru kisi sarki sojlejip sevinebilir. New-Testament-Romans-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi siz uluslara söylüyorum: Mademki, ben ulusların elçisiyim, hizmetimi yüce sayıyorum.|simdi siz uluslara sojlujorum mademkiʔ ben uluslarin elt͡ʃisijimʔ hizmetimi jut͡ʃe sajijorum. New-Testament-Ephesians-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, kötü günde dayanabilmek ve her şeyi yaptıktan sonra yerinizde durabilmek için Tanrı’nın bütün silahlarını kuşanın.|bu nedenleʔ kotu ɡunde dajanabilmek ve her seji japtiktan sonra jerinizde durabilmek it͡ʃin tanri’nin butun silahlarini kusanin. Old-Testament-Isaiah-044-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kimsede bilgi ve anlayış yok ki, düşünüp desin, “Bir kısmını ateşte yaktım. Evet, közleri üzerinde ekmek de pişirdim. Eti kızartıp yedim. Geri kalanını iğrenç bir şey mi yapayım? Bir ağaç gövdesinin önünde eğileyim mi?”|kimsede bilɡi ve anlajis jok kiʔ dusunup desinʔ “bir kismini ateste jaktim. evetʔ kozleri uzerinde ekmek de pisirdim. eti kizartip jedim. ɡeri kalanini iɡrent͡ʃ bir sej mi japajim? bir aɡat͡ʃ ɡovdesinin onunde eɡilejim mi?” Old-Testament-Ecclesiastes-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne olduysa, olacak olan odur, ne yapıldıysa, yapılacak olan da odur; güneş altında yeni bir şey yok.|ne oldujsaʔ olat͡ʃak olan odurʔ ne japildijsaʔ japilat͡ʃak olan da odur; ɡunes altinda jeni bir sej jok. Old-Testament-Ezekiel-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kendine buğday, arpa, fasulye, mercimek, darı ve çavdar da al ve bunları bir kaba koy. Ondan ekmek yap. Yanına yattığın gün sayısına göre, üç yüz doksan gün, ondan yiyeceksin.|“kendine buɡdajʔ arpaʔ fasuljeʔ mert͡ʃimekʔ dari ve t͡ʃavdar da al ve bunlari bir kaba koj. ondan ekmek jap. janina jattiɡin ɡun sajisina ɡoreʔ ut͡ʃ juz doksan ɡunʔ ondan jijet͡ʃeksin. Old-Testament-Jonah-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, Yona'yı yutmak için büyük bir balık hazırladı. Yona üç gün üç gece bu balığın karnında kaldı.|jahveʔ jonaʔji jutmak it͡ʃin bujuk bir balik hazirladi. jona ut͡ʃ ɡun ut͡ʃ ɡet͡ʃe bu baliɡin karninda kaldi. Old-Testament-1-Kings-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ela'nın öteki işleri ve yaptığı her şey, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil midir?|elaʔnin oteki isleri ve japtiɡi her sejʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil midir? New-Testament-Luke-018-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona Nasıralı Yeşua’nın geçtiğini bildirdiler.|ona nasirali jesua’nin ɡet͡ʃtiɡini bildirdiler. New-Testament-Matthew-013-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikenler arasına ekilen kişi budur: Sözü duyar ama bu çağın kaygıları ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar ve o kişi verimsiz olur.|dikenler arasina ekilen kisi budur sozu dujar ama bu t͡ʃaɡin kajɡilari ve zenɡinliɡin aldatit͡ʃiliɡi sozu boɡar ve o kisi verimsiz olur. Old-Testament-Isaiah-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer istekli ve itaatkar olursanız, ülkenin iyi ürününü yiyeceksiniz;|eɡer istekli ve itaatkar olursanizʔ ulkenin iji urununu jijet͡ʃeksiniz; New-Testament-Jude-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa Başmelek Mikael, Moşe’nin cesedi hakkında İblis’le çekişip tartışırken, söverek onu yargılamaya cüret etmedi. Ancak, “Efendi seni azarlasın” dedi.|ojsa basmelek mikaelʔ mose’nin t͡ʃesedi hakkinda iblis’le t͡ʃekisip tartisirkenʔ soverek onu jarɡilamaja t͡ʃuret etmedi. ant͡ʃakʔ “efendi seni azarlasin” dedi. Old-Testament-1-Kings-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama karısı İzebel yanına geldi ve ona, “Neden ruhun bu kadar üzgün ki ekmek yemiyorsun?” dedi.|ama karisi izebel janina ɡeldi ve onaʔ “neden ruhun bu kadar uzɡun ki ekmek jemijorsun?” dedi. Old-Testament-Song-of-Songs-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen güzelsin, sevgilim, Tirtsa kadar güzelsin, Yeruşalem kadar sevimlisin, sancak açmış bir ordu kadar muhteşemsin.|sen ɡuzelsinʔ sevɡilimʔ tirtsa kadar ɡuzelsinʔ jerusalem kadar sevimlisinʔ sant͡ʃak at͡ʃmis bir ordu kadar muhtesemsin. Old-Testament-1-Chronicles-012-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Aşer'den, orduyla çıkabilen, savaş düzeni alabilen: Kırk bin kişi.|aserʔdenʔ ordujla t͡ʃikabilenʔ savas duzeni alabilen kirk bin kisi. Old-Testament-Jeremiah-047-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve sana buyurmuşken, nasıl sessiz kalabilirsin? Onu Aşkelon’a ve deniz kıyısına karşı, orası için saptadı.”|“jahve sana bujurmuskenʔ nasil sessiz kalabilirsin? onu askelon’a ve deniz kijisina karsiʔ orasi it͡ʃin saptadi.” Old-Testament-Job-041-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirlerine yapışmışlardır. Birbirlerine bitişmişlerdir, öyle ki, birbirlerinden ayrılamazlar.|birbirlerine japismislardir. birbirlerine bitismislerdirʔ ojle kiʔ birbirlerinden ajrilamazlar. Old-Testament-2-Kings-003-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav Kralı savaşın kendisi için çok şiddetli olduğunu görünce, Edom Kralı'nı yarıp geçmek için yanına kılıç çeken yedi yüz adam aldı; ama başaramadılar.|moav krali savasin kendisi it͡ʃin t͡ʃok siddetli olduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ edom kraliʔni jarip ɡet͡ʃmek it͡ʃin janina kilit͡ʃ t͡ʃeken jedi juz adam aldi; ama basaramadilar. Old-Testament-Jeremiah-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Otlağımın koyunlarını yok eden ve dağıtan çobanların vay haline!” diyor Yahve.|“otlaɡimin kojunlarini jok eden ve daɡitan t͡ʃobanlarin vaj haline!” dijor jahve. New-Testament-Romans-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse sen, neden kardeşini yargılıyorsun? Ya da sen, neden kardeşini hor görüyorsun? Çünkü hepimiz Mesih’in yargı kürsüsü önünde duracağız.|ojlejse senʔ neden kardesini jarɡilijorsun? ja da senʔ neden kardesini hor ɡorujorsun? t͡ʃunku hepimiz mesih’in jarɡi kursusu onunde durat͡ʃaɡiz. Old-Testament-Jeremiah-039-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama muhafız komutanı Nebuzaradan, hiçbir şeyi olmayan halkın yoksullarını Yahuda ülkesinde bıraktı ve onlara o gün bağlar ve tarlalar verdi.|ama muhafiz komutani nebuzaradanʔ hit͡ʃbir seji olmajan halkin joksullarini jahuda ulkesinde birakti ve onlara o ɡun baɡlar ve tarlalar verdi. Old-Testament-1-Chronicles-002-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Yerahmeel'in kardeşi Kalev'in oğulları, ilk oğlu Zif'in babası olan Meşa ve Hevron'un babası olan Mareşah'ın oğullarıydı.|jerahmeelʔin kardesi kalevʔin oɡullariʔ ilk oɡlu zifʔin babasi olan mesa ve hevronʔun babasi olan maresahʔin oɡullarijdi. New-Testament-1-Corinthians-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ayakta durduğunu sanan dikkat etsin ki, düşmesin!|bu nedenleʔ ajakta durduɡunu sanan dikkat etsin kiʔ dusmesin! Old-Testament-Isaiah-039-006|und|SPEAKER_00_Turkish|'İşte, evinde olan her şeyin ve atalarının bugüne kadar biriktirdiklerinin Babil'e taşınacağı günler geliyor. Hiçbir şey kalmayacak.' diyor Yahve.|ʔisteʔ evinde olan her sejin ve atalarinin buɡune kadar biriktirdiklerinin babilʔe tasinat͡ʃaɡi ɡunler ɡelijor. hit͡ʃbir sej kalmajat͡ʃak.ʔ dijor jahve. Old-Testament-Lamentations-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşman elini onun bütün güzel şeyleri üzerine uzattı; çünkü ulusların kendi kutsal yerine girdiğini gördü, onlar hakkında senin topluluğuna girmesinler diye buyurmuştun.|dusman elini onun butun ɡuzel sejleri uzerine uzatti; t͡ʃunku uluslarin kendi kutsal jerine ɡirdiɡini ɡorduʔ onlar hakkinda senin topluluɡuna ɡirmesinler dije bujurmustun. Old-Testament-1-Kings-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kente, İsrael Kralı Ahav'a ulaklar gönderip ona şöyle dedi: \"\"Ben Hadad diyor ki,\"|\"kenteʔ israel krali ahavʔa ulaklar ɡonderip ona sojle dedi \"\"ben hadad dijor kiʔ\" Old-Testament-Daniel-002-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Oysa ayakların ve parmakların bir kısmının çömlekçi kilinden, bir kısmının demirden olduğunu gördün, bölünmüş bir krallık olacak; ama içinde demirin gücü olacak, çünkü demiri kil çamuruyla karışık gördün.|ojsa ajaklarin ve parmaklarin bir kisminin t͡ʃomlekt͡ʃi kilindenʔ bir kisminin demirden olduɡunu ɡordunʔ bolunmus bir krallik olat͡ʃak; ama it͡ʃinde demirin ɡut͡ʃu olat͡ʃakʔ t͡ʃunku demiri kil t͡ʃamurujla karisik ɡordun. Old-Testament-Judges-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunu Yotam'a söylediklerinde o gidip Gerizim Dağı'nın tepesinde durdu, sesini yükseltip bağırdı ve onlara şöyle dedi: \"\"Ey Şekemliler, beni dinleyin de, Tanrı sizi duysun.\"|\"bunu jotamʔa sojlediklerinde o ɡidip ɡerizim daɡiʔnin tepesinde durduʔ sesini jukseltip baɡirdi ve onlara sojle dedi \"\"ej sekemlilerʔ beni dinlejin deʔ tanri sizi dujsun.\" Old-Testament-Jeremiah-050-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve silahhanesini açtı, ve öfkesinin silahlarını çıkardı; çünkü Ordular Yahvesi'nin, Keldaniler ülkesinde yapacağı işi var.|jahve silahhanesini at͡ʃtiʔ ve ofkesinin silahlarini t͡ʃikardi; t͡ʃunku ordular jahvesiʔninʔ keldaniler ulkesinde japat͡ʃaɡi isi var. Old-Testament-Numbers-032-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Novah gidip Kenat'ı ve köylerini aldı ve oraya kendi adını, Novah adını verdi.|novah ɡidip kenatʔi ve kojlerini aldi ve oraja kendi adiniʔ novah adini verdi. Old-Testament-Numbers-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu ve içindeki tüm takımlarını fok derisinden bir örtü içine koyacaklar ve onu sedye üzerine koyacaklar.\"\"\"|\"onu ve it͡ʃindeki tum takimlarini fok derisinden bir ortu it͡ʃine kojat͡ʃaklar ve onu sedje uzerine kojat͡ʃaklar.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-031-012|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün yiğitler kalkıp bütün gece gittiler ve Saul'un ve oğullarının cesetlerini Beyt Şan surlarından aldılar; ve Yaveş'e gelip onları orada yaktılar.|butun jiɡitler kalkip butun ɡet͡ʃe ɡittiler ve saulʔun ve oɡullarinin t͡ʃesetlerini bejt san surlarindan aldilar; ve javesʔe ɡelip onlari orada jaktilar. Old-Testament-Psalms-118-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi şimdi kurtar, ey Yahve, sana yalvarırız! Sana yalvarırız, ey Yahve, şimdi bolluk gönder.|bizi simdi kurtarʔ ej jahveʔ sana jalvaririz! sana jalvaririzʔ ej jahveʔ simdi bolluk ɡonder. Old-Testament-Lamentations-004-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi kovalayanlar gökteki kartallardan daha hızlı. Dağlarda bizi kovaladılar. Çölde bize pusu kurdular.|bizi kovalajanlar ɡokteki kartallardan daha hizli. daɡlarda bizi kovaladilar. t͡ʃolde bize pusu kurdular. Old-Testament-Genesis-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Seninle kadının, onun soyuyla senin soyunun arasına düşmanlık koyacağım. O senin başını ezecek. Sen onun topuğunu yaralayacaksın.”|seninle kadininʔ onun sojujla senin sojunun arasina dusmanlik kojat͡ʃaɡim. o senin basini ezet͡ʃek. sen onun topuɡunu jaralajat͡ʃaksin.” Old-Testament-Psalms-069-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârının çocukları da onu miras alacaklar. O’nun adını sevenler orada oturacaklar.|hizmetkarinin t͡ʃot͡ʃuklari da onu miras alat͡ʃaklar. o’nun adini sevenler orada oturat͡ʃaklar. Old-Testament-Genesis-036-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, İsrael’in çocukları üzerinde herhangi bir kral saltanat sürmeden önce, Edom diyarında hüküm sürmüş olan krallardır.|bunlarʔ israel’in t͡ʃot͡ʃuklari uzerinde herhanɡi bir kral saltanat surmeden ont͡ʃeʔ edom dijarinda hukum surmus olan krallardir. Old-Testament-Amos-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Evet, yakmalık sunularınızı ve ekmek sunularınızı bana sunsanız bile, kabul etmeyeceğim; ve besili hayvanlarınızdan esenlik sunularına bakmayacağım.|evetʔ jakmalik sunularinizi ve ekmek sunularinizi bana sunsaniz bileʔ kabul etmejet͡ʃeɡim; ve besili hajvanlarinizdan esenlik sunularina bakmajat͡ʃaɡim. New-Testament-Luke-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o, babasına, ‘İşte, bunca yıldır sana hizmet ettim. Hiçbir zaman buyruğundan çıkmadım. Ama sen arkadaşlarımla eğlenmem için bana bir oğlak vermedin.|ama oʔ babasinaʔ ‘isteʔ bunt͡ʃa jildir sana hizmet ettim. hit͡ʃbir zaman bujruɡundan t͡ʃikmadim. ama sen arkadaslarimla eɡlenmem it͡ʃin bana bir oɡlak vermedin. Old-Testament-Exodus-036-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Beş perdeyi birbirine, diğer beş perdeyi de birbirine bağladı.|bes perdeji birbirineʔ diɡer bes perdeji de birbirine baɡladi. Old-Testament-Deuteronomy-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve, sana söz verdiği gibi, bugün seni kendi mülkü olacağını ve O'nun bütün buyruklarını tutacağını bildirdi.|jahveʔ sana soz verdiɡi ɡibiʔ buɡun seni kendi mulku olat͡ʃaɡini ve oʔnun butun bujruklarini tutat͡ʃaɡini bildirdi. Old-Testament-Psalms-060-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, bizi reddettin ve yıktın. Öfkelendin, bizi eski halimize döndür.|ej tanriʔ bizi reddettin ve jiktin. ofkelendinʔ bizi eski halimize dondur. New-Testament-John-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|O da Yeşua’nın göğsüne yaslanmış vaziyette, “Efendimiz, kimdir o?” diye sordu.|o da jesua’nin ɡoɡsune jaslanmis vazijetteʔ “efendimizʔ kimdir o?” dije sordu. Old-Testament-Joshua-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Lakiş'i İsrael'in eline teslim etti. İkinci gün onu aldı ve Livna'ya yaptığı her şeye göre, içindeki bütün canlarla birlikte onu kılıçtan geçirdi.|jahve lakisʔi israelʔin eline teslim etti. ikint͡ʃi ɡun onu aldi ve livnaʔja japtiɡi her seje ɡoreʔ it͡ʃindeki butun t͡ʃanlarla birlikte onu kilit͡ʃtan ɡet͡ʃirdi. New-Testament-Luke-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanoğlu’nun günahkâr insanların eline teslim edilmesi, çarmıha gerilmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini bildirmişti” dedi.|insanoɡlu’nun ɡunahkar insanlarin eline teslim edilmesiʔ t͡ʃarmiha ɡerilmesi ve ut͡ʃunt͡ʃu ɡun dirilmesi ɡerektiɡini bildirmisti” dedi. New-Testament-Titus-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, genç erkekleri de aklı başında olmaya özendir.|ajni sekildeʔ ɡent͡ʃ erkekleri de akli basinda olmaja ozendir. Old-Testament-1-Kings-006-036|und|SPEAKER_00_Turkish|İç avluyu üç sıra yontulmuş taşla ve bir sıra sedir kirişiyle yaptı.|it͡ʃ avluju ut͡ʃ sira jontulmus tasla ve bir sira sedir kirisijle japti. Old-Testament-Psalms-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabahları sesimi işiteceksin, ey Yahve, sabahları dileklerimi önüne serip umutla bekleyeceğim.|sabahlari sesimi isitet͡ʃeksinʔ ej jahveʔ sabahlari dileklerimi onune serip umutla beklejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Jeremiah-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Ordular Yahvesi, direkler, deniz, ayaklıklar ve bu kentte kalan diğer kaplar hakkında şöyle diyor:|t͡ʃunku ordular jahvesiʔ direklerʔ denizʔ ajakliklar ve bu kentte kalan diɡer kaplar hakkinda sojle dijor Old-Testament-Job-030-006|und|SPEAKER_00_Turkish|böylece korkunç vadilerde, yerin ve kayaların oyuklarında yaşarlar.|bojlet͡ʃe korkunt͡ʃ vadilerdeʔ jerin ve kajalarin ojuklarinda jasarlar. Old-Testament-Isaiah-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Mısır diyarında Ordular Yahvesi'ne bir belirti ve tanık olacak; çünkü zalimler yüzünden Yahve'ye feryat edecekler, O da onlara bir kurtarıcı ve koruyucu gönderecek ve onları kurtaracak.|buʔ misir dijarinda ordular jahvesiʔne bir belirti ve tanik olat͡ʃak; t͡ʃunku zalimler juzunden jahveʔje ferjat edet͡ʃeklerʔ o da onlara bir kurtarit͡ʃi ve korujut͡ʃu ɡonderet͡ʃek ve onlari kurtarat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-041-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kuzeyden birini yükselttim o da gün doğusundan geldi; adımı çağıran biri; o, çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi, çamur üzerindeymiş gibi hükümdarların üzerine gelecek.|“kuzejden birini jukselttim o da ɡun doɡusundan ɡeldi; adimi t͡ʃaɡiran biri; oʔ t͡ʃomlekt͡ʃinin balt͡ʃiɡi t͡ʃiɡnediɡi ɡibiʔ t͡ʃamur uzerindejmis ɡibi hukumdarlarin uzerine ɡelet͡ʃek. New-Testament-Romans-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Avraham’a ve soyuna dünyanın mirasçısı olma vaadi, Kutsal Yasa yoluyla değil, imanla gelen doğruluk yoluyla verildi.|t͡ʃunku avraham’a ve sojuna dunjanin mirast͡ʃisi olma vaadiʔ kutsal jasa jolujla deɡilʔ imanla ɡelen doɡruluk jolujla verildi. Old-Testament-Deuteronomy-029-018|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, aranızda o ulusların ilâhlarına hizmet etmek üzere Tanrımız Yahve'den yüreği dönen bir erkek, bir kadın, bir soy ya da oymak olmasın; aranızda acı zehir üreten bir kök bulunmasın;|ojle kiʔ aranizda o uluslarin ilahlarina hizmet etmek uzere tanrimiz jahveʔden jureɡi donen bir erkekʔ bir kadinʔ bir soj ja da ojmak olmasin; aranizda at͡ʃi zehir ureten bir kok bulunmasin; Old-Testament-Deuteronomy-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin sizi yok etmek için size öfkelenmesinden ve kızgın hoşnutsuzluğundan korkuyordum. Ama Yahve o zaman da beni dinledi.|t͡ʃunku jahveʔnin sizi jok etmek it͡ʃin size ofkelenmesinden ve kizɡin hosnutsuzluɡundan korkujordum. ama jahve o zaman da beni dinledi. Old-Testament-Judges-009-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Tanrı, Avimelek'in yetmiş kardeşini öldürerek babasına yaptığı kötülüğün karşılığını böyle ödedi;|bojlet͡ʃe tanriʔ avimelekʔin jetmis kardesini oldurerek babasina japtiɡi kotuluɡun karsiliɡini bojle odedi; Old-Testament-Ecclesiastes-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her işin bir zamanı ve yöntemi vardır, ama insanın sıkıntısı kendine ağır gelir.|t͡ʃunku her isin bir zamani ve jontemi vardirʔ ama insanin sikintisi kendine aɡir ɡelir. Old-Testament-Joshua-017-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Manaşşe'nin çocukları bu kentlerde oturanları kovamadılar; ama Kenanlılar o diyarda yaşayacaklardı.|ant͡ʃak manasseʔnin t͡ʃot͡ʃuklari bu kentlerde oturanlari kovamadilar; ama kenanlilar o dijarda jasajat͡ʃaklardi. New-Testament-Matthew-013-056|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızkardeşlerinin hepsi bizimle değil mi? O zaman bu adam bütün bu şeyleri nereden elde etti?”|kizkardeslerinin hepsi bizimle deɡil mi? o zaman bu adam butun bu sejleri nereden elde etti?” Old-Testament-Numbers-028-025|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yedinci gün kutsal toplantı olacaktır. Olağan hiçbir iş yapmayacaksınız.'\"\"\"|\"jedint͡ʃi ɡun kutsal toplanti olat͡ʃaktir. olaɡan hit͡ʃbir is japmajat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua iblisi azarlayınca iblis çocuktan çıktı ve çocuk o saatte iyileşti.|jesua iblisi azarlajint͡ʃa iblis t͡ʃot͡ʃuktan t͡ʃikti ve t͡ʃot͡ʃuk o saatte ijilesti. Old-Testament-Exodus-037-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkalar kenara, sırıkların masayı taşıyacağı yerlere yakındı.|halkalar kenaraʔ siriklarin masaji tasijat͡ʃaɡi jerlere jakindi. Old-Testament-Genesis-037-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Lütfen gördüğüm bu düşü dinleyin.|onlaraʔ “lutfen ɡorduɡum bu dusu dinlejin. New-Testament-John-011-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine, Mariyam’a gelip Yeşua’nın yaptıklarını gören Yahudiler’den birçoğu O’na iman etti.|bunun uzerineʔ marijam’a ɡelip jesua’nin japtiklarini ɡoren jahudiler’den birt͡ʃoɡu o’na iman etti. Old-Testament-Genesis-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, bugün beni toprağın üstünden kovdun. Senin huzurundan ayrı kalacağım, yeryüzünde bir kaçak ve gezgin olacağım. Beni kim bulursa öldürecek.”|“isteʔ buɡun beni topraɡin ustunden kovdun. senin huzurundan ajri kalat͡ʃaɡimʔ jerjuzunde bir kat͡ʃak ve ɡezɡin olat͡ʃaɡim. beni kim bulursa olduret͡ʃek.” New-Testament-Acts-021-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi günlük süre dolmak üzereydi. Asya İli’nden gelen Yahudiler Pavlus’u tapınakta görünce, kalabalığı kışkırtıp ellerini onun üzerine koydular.|jedi ɡunluk sure dolmak uzerejdi. asja ili’nden ɡelen jahudiler pavlus’u tapinakta ɡorunt͡ʃeʔ kalabaliɡi kiskirtip ellerini onun uzerine kojdular. Old-Testament-Numbers-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik altın bir kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik altin bir kept͡ʃe; Old-Testament-Ezekiel-016-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana zina eden ve kan döken kadınlara yapıldığı gibi yargılayacağım; ve üzerine gazap ve kıskançlık kanı getireceğim.|sana zina eden ve kan doken kadinlara japildiɡi ɡibi jarɡilajat͡ʃaɡim; ve uzerine ɡazap ve kiskant͡ʃlik kani ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-2-Kings-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yarovam'ın işlerinin geri kalanı, ve yaptığı bütün işler, kudreti, nasıl savaştığı ve Yahuda'ya ait olan Damaskus'u ve Hamat'ı İsrael için nasıl geri aldığı, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil mi?|ve jarovamʔin islerinin ɡeri kalaniʔ ve japtiɡi butun islerʔ kudretiʔ nasil savastiɡi ve jahudaʔja ait olan damaskusʔu ve hamatʔi israel it͡ʃin nasil ɡeri aldiɡiʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil mi? New-Testament-Matthew-010-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama başınızdaki bütün saçlar sayılıdır.|ama basinizdaki butun sat͡ʃlar sajilidir. Old-Testament-Deuteronomy-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kentin ihtiyarları onu çağırıp onunla konuşacaklar. Eğer adam ayağa kalkıp, \"\"Onu almak istemiyorum\"\" derse,\"|\"o zaman kentin ihtijarlari onu t͡ʃaɡirip onunla konusat͡ʃaklar. eɡer adam ajaɡa kalkipʔ \"\"onu almak istemijorum\"\" derseʔ\" Old-Testament-Psalms-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onların gücüdür. O, meshettiğinin kurtuluş kalesidir.|jahve onlarin ɡut͡ʃudur. oʔ meshettiɡinin kurtulus kalesidir. Old-Testament-Leviticus-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onu kanatlarından ayıracak ama bölmeyecektir. Kâhin onu sunakta, yanan odunların üzerinde yakacaktır. Bu yakılan bir sunudur, ateşle yapılan, Yahve'ye hoş kokudur.'\"\"\"|\"onu kanatlarindan ajirat͡ʃak ama bolmejet͡ʃektir. kahin onu sunaktaʔ janan odunlarin uzerinde jakat͡ʃaktir. bu jakilan bir sunudurʔ atesle japilanʔ jahveʔje hos kokudur.ʔ\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-046-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra beni dış avluya çıkardı ve avlunun dört köşesinden beni geçirdi; ve işte, avlunun her köşesinde bir avlu vardı.|sonra beni dis avluja t͡ʃikardi ve avlunun dort kosesinden beni ɡet͡ʃirdi; ve isteʔ avlunun her kosesinde bir avlu vardi. Old-Testament-Numbers-007-032|und|SPEAKER_00_Turkish|buhurla dolu, on şekellik altın bir kepçe;|buhurla doluʔ on sekellik altin bir kept͡ʃe; Old-Testament-2-Chronicles-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Baban boyunduruğumuzu ağırlaştırdı. Şimdi babanın ağır hizmetini ve üzerimize yüklediği ağır boyunduruğu hafiflet de sana hizmet edelim.”|“baban bojunduruɡumuzu aɡirlastirdi. simdi babanin aɡir hizmetini ve uzerimize juklediɡi aɡir bojunduruɡu hafiflet de sana hizmet edelim.” Old-Testament-2-Samuel-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yoav, krala, \"\"Şimdi Tanrın Yahve, ne kadar çok olursa olsun, halka yüz kat daha fazlasını katsın; efendim kralın gözleri de bunu görsün. Ama neden efendim kral bu şeyden hoşnut oluyor?\"\" dedi.\"|\"joavʔ kralaʔ \"\"simdi tanrin jahveʔ ne kadar t͡ʃok olursa olsunʔ halka juz kat daha fazlasini katsin; efendim kralin ɡozleri de bunu ɡorsun. ama neden efendim kral bu sejden hosnut olujor?\"\" dedi.\" New-Testament-James-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|O halde, sevgili kardeşlerim, herkes dinlemekte çabuk, konuşmakta ağır, öfkelenmekte yavaş olsun.|o haldeʔ sevɡili kardeslerimʔ herkes dinlemekte t͡ʃabukʔ konusmakta aɡirʔ ofkelenmekte javas olsun. New-Testament-2-Thessalonians-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi nasıl örnek almanız gerektiğini biliyorsunuz. Çünkü biz aranızdayken isyankâr davranmadık.|bizi nasil ornek almaniz ɡerektiɡini bilijorsunuz. t͡ʃunku biz aranizdajken isjankar davranmadik. Old-Testament-1-Samuel-017-037|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, \"\"Beni aslanın pençesinden ve ayının pençesinden kurtaran Yahve, beni bu Filistli'nin elinden de kurtaracak\"\" dedi. Saul, David'e, \"\"Git! Yahve seninle olacak\"\" dedi.\"|\"davidʔ \"\"beni aslanin pent͡ʃesinden ve ajinin pent͡ʃesinden kurtaran jahveʔ beni bu filistliʔnin elinden de kurtarat͡ʃak\"\" dedi. saulʔ davidʔeʔ \"\"ɡit! jahve seninle olat͡ʃak\"\" dedi.\" Old-Testament-Numbers-033-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Moserot'tan yola çıkıp Bene Yaakan'da konakladılar.|moserotʔtan jola t͡ʃikip bene jaakanʔda konakladilar. Old-Testament-2-Kings-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Keldaniler, Yahve'nin evindeki tunç direkleri, Yahve'nin evindeki ayaklıkları ve tunç denizi parçalayıp tunçlarını Babil'e götürdüler.|keldanilerʔ jahveʔnin evindeki tunt͡ʃ direkleriʔ jahveʔnin evindeki ajakliklari ve tunt͡ʃ denizi part͡ʃalajip tunt͡ʃlarini babilʔe ɡoturduler. Old-Testament-Genesis-037-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef bir düş gördü, kardeşlerine anlattı ve ondan daha çok nefret ettiler.|josef bir dus ɡorduʔ kardeslerine anlatti ve ondan daha t͡ʃok nefret ettiler. Old-Testament-Jeremiah-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Onlara şu sözü söyleyeceksin: '\"\"Gözlerim gece gündüz yaş akıtsın, ve durmasın; çünkü halkımın el değmemiş kızı büyük bir yarıkla, çok ağır bir yarayla kırıldı.\"|\"“onlara su sozu sojlejet͡ʃeksin ʔ\"\"ɡozlerim ɡet͡ʃe ɡunduz jas akitsinʔ ve durmasin; t͡ʃunku halkimin el deɡmemis kizi bujuk bir jariklaʔ t͡ʃok aɡir bir jarajla kirildi.\" New-Testament-Matthew-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öğrencileri şöyle dedi: “Bazıları Vaftizci Yuhanna, bazıları Eliya, ötekiler de Yeremya ya da peygamberlerden biridir diyor.”|oɡrent͡ʃileri sojle dedi “bazilari vaftizt͡ʃi juhannaʔ bazilari elijaʔ otekiler de jeremja ja da pejɡamberlerden biridir dijor.” Old-Testament-2-Kings-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|marangozlara, yapıcılara, duvarcılara ve evi onarmak üzere kereste ve yontma taş satın almak için versinler.|maranɡozlaraʔ japit͡ʃilaraʔ duvart͡ʃilara ve evi onarmak uzere kereste ve jontma tas satin almak it͡ʃin versinler. Old-Testament-Jeremiah-046-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır, Nil gibi, suları kabaran ırmaklar gibi yükseliyor. ‘Yükseleceğim, yeryüzünü örteceğim. Kentleri ve onların sakinlerini yok edeceğim.’ diyor.|misirʔ nil ɡibiʔ sulari kabaran irmaklar ɡibi jukselijor. ‘jukselet͡ʃeɡimʔ jerjuzunu ortet͡ʃeɡim. kentleri ve onlarin sakinlerini jok edet͡ʃeɡim.’ dijor. New-Testament-Matthew-013-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onların önüne başka bir benzetme koyup dedi, “Göğün Krallığı, bir adamın alıp tarlasına ektiği hardal tanesine benzer”|jesua onlarin onune baska bir benzetme kojup dediʔ “ɡoɡun kralliɡiʔ bir adamin alip tarlasina ektiɡi hardal tanesine benzer” Old-Testament-Exodus-026-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Konutu dağda sana gösterildiği şekle göre kuracaksın.\"\"\"|\"konutu daɡda sana ɡosterildiɡi sekle ɡore kurat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-040-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuzey kapısına çıkılan yerde, dışarıdan bir tarafta iki masa vardı; ve kapı eyvanı tarafındaki öte yanda iki masa vardı.|kuzej kapisina t͡ʃikilan jerdeʔ disaridan bir tarafta iki masa vardi; ve kapi ejvani tarafindaki ote janda iki masa vardi. Old-Testament-Jeremiah-015-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni bu halka sağlam bir tunç duvar yapacağım. Sana karşı savaşacaklar, ama sana karşı galip gelemeyecekler; çünkü seni kurtarmak ve seni özgür kılmak için ben seninleyim.\"\" diyor Yahve.\"|\"seni bu halka saɡlam bir tunt͡ʃ duvar japat͡ʃaɡim. sana karsi savasat͡ʃaklarʔ ama sana karsi ɡalip ɡelemejet͡ʃekler; t͡ʃunku seni kurtarmak ve seni ozɡur kilmak it͡ʃin ben seninlejim.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Job-031-027|und|SPEAKER_00_Turkish|ve yüreğim gizlice kandırıldıysa, ve elim ağzımdan bir öpücük attıysa;|ve jureɡim ɡizlit͡ʃe kandirildijsaʔ ve elim aɡzimdan bir oput͡ʃuk attijsa; New-Testament-Matthew-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, bütün kent Yeşua’yı karşılamaya çıktı. O'nu gördüklerinde sınırlarından ayrılması için yalvardılar.|isteʔ butun kent jesua’ji karsilamaja t͡ʃikti. oʔnu ɡorduklerinde sinirlarindan ajrilmasi it͡ʃin jalvardilar. Old-Testament-Proverbs-031-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ticaret gemileri gibidir. Ekmeğini uzaktan getirir.|tit͡ʃaret ɡemileri ɡibidir. ekmeɡini uzaktan ɡetirir. New-Testament-2-Corinthians-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Beş kez Yahudiler’den otuz dokuzar kırbaç yedim.|bes kez jahudiler’den otuz dokuzar kirbat͡ʃ jedim. New-Testament-John-011-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Eğer iman edersen Tanrı’nın yüceliğini göreceğini sana söylemedim mi?” dedi.|jesua onaʔ “eɡer iman edersen tanri’nin jut͡ʃeliɡini ɡoret͡ʃeɡini sana sojlemedim mi?” dedi. Old-Testament-Malachi-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü ben, Yahve, değişmem; bu yüzden siz, ey Yakov oğulları, tükenmediniz.|“t͡ʃunku benʔ jahveʔ deɡismem; bu juzden sizʔ ej jakov oɡullariʔ tukenmediniz. Old-Testament-Psalms-104-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuşlar orada yuva yaparlar. Leylek ise evini selvi ağaçlarına yapar.|kuslar orada juva japarlar. lejlek ise evini selvi aɡat͡ʃlarina japar. New-Testament-Revelation-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Madem ılıksın, ne sıcak ne de soğuk, seni ağzımdan kusacağım.|madem iliksinʔ ne sit͡ʃak ne de soɡukʔ seni aɡzimdan kusat͡ʃaɡim. New-Testament-Luke-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes O’nun hakkında tanıklık etti ve ağzından çıkan lütufkâr sözlere şaştı. Kendi aralarında, “Yosef’in oğlu değil mi bu?” diyorlardı.|herkes o’nun hakkinda taniklik etti ve aɡzindan t͡ʃikan lutufkar sozlere sasti. kendi aralarindaʔ “josef’in oɡlu deɡil mi bu?” dijorlardi. New-Testament-1-Corinthians-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın tapınağı olduğunuzu ve Tanrı’nın Ruhu’nun içinizde yaşadığını bilmiyor musunuz?|tanri’nin tapinaɡi olduɡunuzu ve tanri’nin ruhu’nun it͡ʃinizde jasadiɡini bilmijor musunuz? Old-Testament-Leviticus-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O ellinci yıl size jübile olacak. Onun içinde ekim yapmayacaksınız, kendiliğinden yetişenleri biçmeyeceksiniz ve budanmamış asmayı toplamayacaksınız.|o ellint͡ʃi jil size ʒubile olat͡ʃak. onun it͡ʃinde ekim japmajat͡ʃaksinizʔ kendiliɡinden jetisenleri bit͡ʃmejet͡ʃeksiniz ve budanmamis asmaji toplamajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Leviticus-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Esenlik kurbanının yağının ayrıldığı gibi, o da onun bütün yağını ayıracak; kâhin onu Yahve'ye hoş koku olarak sunakta yakacak; kâhin onun için kefaret edecek, o da bağışlanacaktır.'\"\"\"|\"esenlik kurbaninin jaɡinin ajrildiɡi ɡibiʔ o da onun butun jaɡini ajirat͡ʃak; kahin onu jahveʔje hos koku olarak sunakta jakat͡ʃak; kahin onun it͡ʃin kefaret edet͡ʃekʔ o da baɡislanat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" New-Testament-Acts-023-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzbaşılardan ikisini yanına çağırıp şöyle dedi: “Gecenin üçüncü saatinde, Sezariye’ye kadar gitmek üzere iki yüz piyade, yetmiş atlı ve iki yüz mızraklı hazırlayın.|juzbasilardan ikisini janina t͡ʃaɡirip sojle dedi “ɡet͡ʃenin ut͡ʃunt͡ʃu saatindeʔ sezarije’je kadar ɡitmek uzere iki juz pijadeʔ jetmis atli ve iki juz mizrakli hazirlajin. New-Testament-Revelation-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kralların, komutanların, güçlü adamların, atların ve binicilerinin, özgür köle, küçük büyük hepsinin etini yiyin.”|krallarinʔ komutanlarinʔ ɡut͡ʃlu adamlarinʔ atlarin ve binit͡ʃilerininʔ ozɡur koleʔ kut͡ʃuk bujuk hepsinin etini jijin.” Old-Testament-Isaiah-066-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün bunları benim elim yaptı, bütün bunlar da öylece var oldu.” diyor Yahve: “Ama ben bu adama, yoksula, ruhu kırık olana ve sözümden titreyen adama bakacağım.|t͡ʃunku butun bunlari benim elim japtiʔ butun bunlar da ojlet͡ʃe var oldu.” dijor jahve “ama ben bu adamaʔ joksulaʔ ruhu kirik olana ve sozumden titrejen adama bakat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Chronicles-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kral, beyleriyle ve Yeruşalem'deki bütün toplulukla, Pesah'ı ikinci ayda tutmak için aralarında danışmışlardı.|t͡ʃunku kralʔ bejlerijle ve jerusalemʔdeki butun topluluklaʔ pesahʔi ikint͡ʃi ajda tutmak it͡ʃin aralarinda danismislardi. Old-Testament-2-Kings-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle Yahve, \"\"Üzerine çıktığın yataktan inmeyeceksin, kesin olarak öleceksin\"\" diyor.'\"\" Sonra Eliya ayrıldı.\"|\"bu nedenle jahveʔ \"\"uzerine t͡ʃiktiɡin jataktan inmejet͡ʃeksinʔ kesin olarak olet͡ʃeksin\"\" dijor.ʔ\"\" sonra elija ajrildi.\" Old-Testament-1-Samuel-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkâr ona, “İşte, bu kentte bir Tanrı adamı var, o saygın bir adamdır. Söylediği her şey mutlaka gerçekleşir. Hadi, oraya gidelim. Belki bize hangi yoldan gideceğimizi söyler.” dedi.|hizmetkar onaʔ “isteʔ bu kentte bir tanri adami varʔ o sajɡin bir adamdir. sojlediɡi her sej mutlaka ɡert͡ʃeklesir. hadiʔ oraja ɡidelim. belki bize hanɡi joldan ɡidet͡ʃeɡimizi sojler.” dedi. Old-Testament-Psalms-088-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kederden gözlerim sönüyor. Her gün seni çağırdım, ey Yahve. Ellerimi sana açtım.|kederden ɡozlerim sonujor. her ɡun seni t͡ʃaɡirdimʔ ej jahve. ellerimi sana at͡ʃtim. Old-Testament-Lamentations-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerçekten de bütün gün elini bana karşı çevirip duruyor.|ɡert͡ʃekten de butun ɡun elini bana karsi t͡ʃevirip durujor. New-Testament-John-005-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilik yapanlar yaşamak için dirilişe, kötülük yapanlar yargıya çıkacaklardır.|ijilik japanlar jasamak it͡ʃin diriliseʔ kotuluk japanlar jarɡija t͡ʃikat͡ʃaklardir. Old-Testament-Exodus-014-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe elini denizin üzerine uzattı ve Yahve bütün gece kuvvetli doğu rüzgârıyla denizi geri döndürdü, denizi karaya çevirdi ve sular ayrıldı.|mose elini denizin uzerine uzatti ve jahve butun ɡet͡ʃe kuvvetli doɡu ruzɡarijla denizi ɡeri dondurduʔ denizi karaja t͡ʃevirdi ve sular ajrildi. Old-Testament-Jeremiah-041-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şekem'den, Şilo'dan ve Samarya'dan, sakallarını tıraş etmiş, giysilerini yırtmış, kendi bedenlerini yaralamış, Yahve'nin evine götürmek için ellerinde ekmek sunuları ve günnük olan seksen kişi geldi.|sekemʔdenʔ siloʔdan ve samarjaʔdanʔ sakallarini tiras etmisʔ ɡijsilerini jirtmisʔ kendi bedenlerini jaralamisʔ jahveʔnin evine ɡoturmek it͡ʃin ellerinde ekmek sunulari ve ɡunnuk olan seksen kisi ɡeldi. New-Testament-Matthew-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Nasıra’dan ayrılıp Zevulun ve Naftali yöresinde, Galile Gölü kıyısındaki Kefarnahum’da yaşadı.|nasira’dan ajrilip zevulun ve naftali joresindeʔ ɡalile ɡolu kijisindaki kefarnahum’da jasadi. Old-Testament-Ecclesiastes-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Göklerin altında yapılmakta olan her şey hakkında bilgelikle araştırmak ve soruşturmak için yüreğimi verdim. Tanrı'nın insanoğullarına sıkıntı çekmeleri için verdiği ağır bir yüktür bu.|ɡoklerin altinda japilmakta olan her sej hakkinda bilɡelikle arastirmak ve sorusturmak it͡ʃin jureɡimi verdim. tanriʔnin insanoɡullarina sikinti t͡ʃekmeleri it͡ʃin verdiɡi aɡir bir juktur bu. Old-Testament-2-Samuel-024-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Git, David'e söyle, Yahve diyor ki, ‘Sana üç şey sunuyorum. Bunlardan birini seç de sana yapayım.’”|“ɡitʔ davidʔe sojleʔ jahve dijor kiʔ ‘sana ut͡ʃ sej sunujorum. bunlardan birini set͡ʃ de sana japajim.’” Old-Testament-Joshua-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç casuslar içeri girip Rahav'ı babası, annesi, kardeşleri ve sahip olduğu her şeyle birlikte dışarı çıkardılar. Ayrıca onun bütün akrabalarını da dışarı çıkarıp İsrael ordugâhının dışına koydular.|ɡent͡ʃ t͡ʃasuslar it͡ʃeri ɡirip rahavʔi babasiʔ annesiʔ kardesleri ve sahip olduɡu her sejle birlikte disari t͡ʃikardilar. ajrit͡ʃa onun butun akrabalarini da disari t͡ʃikarip israel orduɡahinin disina kojdular. Old-Testament-Isaiah-057-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Dudakların ürününü yaratıyorum: Esenlik, esenlik, uzakta olana ve yakında olana” diyor Yahve; ve onları iyileştireceğim.”|dudaklarin urununu jaratijorum esenlikʔ esenlikʔ uzakta olana ve jakinda olana” dijor jahve; ve onlari ijilestiret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Daniel-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Güney Kralı'nın ülkesine gelecek, ama kendi ülkesine dönecek.|ɡunej kraliʔnin ulkesine ɡelet͡ʃekʔ ama kendi ulkesine donet͡ʃek. New-Testament-Hebrews-005-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı tarafından Melkisedek düzenine göre başkâhin olarak adlandırıldı.|tanri tarafindan melkisedek duzenine ɡore baskahin olarak adlandirildi. New-Testament-Ephesians-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ayıplandıklarında her şey ışık tarafından açığa çıkarılır. Çünkü açığa çıkan her şey ışıktır.|ama ajiplandiklarinda her sej isik tarafindan at͡ʃiɡa t͡ʃikarilir. t͡ʃunku at͡ʃiɡa t͡ʃikan her sej isiktir. Old-Testament-Daniel-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Antlaşmaya karşı kötülük edenleri yaltaklanarak ayartacak; ama Tanrıları'nı bilen halk güçlü olacak ve harekete geçecek.\"\"\"|\"antlasmaja karsi kotuluk edenleri jaltaklanarak ajartat͡ʃak; ama tanrilariʔni bilen halk ɡut͡ʃlu olat͡ʃak ve harekete ɡet͡ʃet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-011-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Gaaş derelerinden Huray, Arbatlı Abiel,|ɡaas derelerinden hurajʔ arbatli abielʔ Old-Testament-Genesis-041-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Firavun'a söylediğim şey budur. Tanrı, Firavun'a yapmak üzere olduğu şeyi göstermiştir.|firavunʔa sojlediɡim sej budur. tanriʔ firavunʔa japmak uzere olduɡu seji ɡostermistir. New-Testament-John-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık sizinle daha fazla konuşmayacağım. Çünkü dünyanın hükümdarı geliyor ve onun bende hiçbir şeyi yoktur.|artik sizinle daha fazla konusmajat͡ʃaɡim. t͡ʃunku dunjanin hukumdari ɡelijor ve onun bende hit͡ʃbir seji joktur. New-Testament-John-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na tüm insanlık üzerinde yetki verdin. Öyle ki, O da kendisine verdiklerinin hepsine sonsuz yaşam versin.|o’na tum insanlik uzerinde jetki verdin. ojle kiʔ o da kendisine verdiklerinin hepsine sonsuz jasam versin. Old-Testament-Proverbs-025-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçlamalarını mahkemeye getirmekte acele etme. Komşun seni utandırınca, sonunda ne yapacaksın?|sut͡ʃlamalarini mahkemeje ɡetirmekte at͡ʃele etme. komsun seni utandirint͡ʃaʔ sonunda ne japat͡ʃaksin? Old-Testament-Numbers-035-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinde oturmak için kentleri olacak. Onların otlakları hayvanları, malları ve bütün sığırları için olacaktır.|it͡ʃinde oturmak it͡ʃin kentleri olat͡ʃak. onlarin otlaklari hajvanlariʔ mallari ve butun siɡirlari it͡ʃin olat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-020-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua halka şu benzetmeyi anlatmaya başladı. “Bir adam bir bağ dikti ve onu çiftçilere kiralayıp uzun bir süreliğine başka bir ülkeye gitti.|jesua halka su benzetmeji anlatmaja basladi. “bir adam bir baɡ dikti ve onu t͡ʃiftt͡ʃilere kiralajip uzun bir sureliɡine baska bir ulkeje ɡitti. Old-Testament-Exodus-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|işte, Yahve'nin eli çok ağır bir salgınla kırdaki hayvanlarınızın, atlarınızın, eşeklerinizin, develerinizin, sığırlarınızın ve davarlarınızın üzerindedir.|isteʔ jahveʔnin eli t͡ʃok aɡir bir salɡinla kirdaki hajvanlarinizinʔ atlarinizinʔ eseklerinizinʔ develerinizinʔ siɡirlarinizin ve davarlarinizin uzerindedir. Old-Testament-2-Samuel-023-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruya oğlu Yoav'ın kardeşi Avişay, Üçler'in başıydı. Mızrağını üç yüze karşı kaldırdı ve onları öldürdü ve Üçler'in arasında adı vardı.|seruja oɡlu joavʔin kardesi avisajʔ ut͡ʃlerʔin basijdi. mizraɡini ut͡ʃ juze karsi kaldirdi ve onlari oldurdu ve ut͡ʃlerʔin arasinda adi vardi. Old-Testament-2-Chronicles-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi efendimin sözünü etmiş olduğu buğdayı, arpayı, yağı ve şarabı hizmetkârlarına göndersin.|“simdi efendimin sozunu etmis olduɡu buɡdajiʔ arpajiʔ jaɡi ve sarabi hizmetkarlarina ɡondersin. Old-Testament-Ecclesiastes-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|öldürmenin zamanı var, İyileştirmenin de zamanı var; yıkmanın zamanı var, bina etmenin de zamanı var;|oldurmenin zamani varʔ ijilestirmenin de zamani var; jikmanin zamani varʔ bina etmenin de zamani var; Old-Testament-Ecclesiastes-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimde dedim ki, “İnsanoğullarına gelince, Tanrı onları sınar, öyle ki, kendilerinin de hayvanlar gibi olduklarını görsünler.|jureɡimde dedim kiʔ “insanoɡullarina ɡelint͡ʃeʔ tanri onlari sinarʔ ojle kiʔ kendilerinin de hajvanlar ɡibi olduklarini ɡorsunler. Old-Testament-Leviticus-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik kurbanının boğadan alındığı gibi ayıracak. Kâhin onları yakmalık sunu sunağında yakacak.|esenlik kurbaninin boɡadan alindiɡi ɡibi ajirat͡ʃak. kahin onlari jakmalik sunu sunaɡinda jakat͡ʃak. Old-Testament-1-Samuel-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Boğayı kesip çocuğu Eli’ye getirdiler.|boɡaji kesip t͡ʃot͡ʃuɡu eli’je ɡetirdiler. Old-Testament-Leviticus-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Dul bir kadınla, boşanmış biriyle, kirletilmiş bir kadınla, ya da fahişeyle evlenmeyecek. Kendi halkından el değmemiş bir kızı kendine eş olarak alacaktır.|dul bir kadinlaʔ bosanmis birijleʔ kirletilmis bir kadinlaʔ ja da fahisejle evlenmejet͡ʃek. kendi halkindan el deɡmemis bir kizi kendine es olarak alat͡ʃaktir. New-Testament-Acts-005-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gidin, tapınakta durun ve bu Yaşam Sözleri’nin tümünü halka bildirin” dedi.|“ɡidinʔ tapinakta durun ve bu jasam sozleri’nin tumunu halka bildirin” dedi. New-Testament-Mark-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yine havraya girdi ve orada eli sakat bir adam vardı.|jesua jine havraja ɡirdi ve orada eli sakat bir adam vardi. New-Testament-Acts-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Gerçekten, Hirodes ve Pontius Pilatus, öteki uluslar ve İsrael halkıyla birlikte, meshettiğin kutsal Hizmetkâr’ın Yeşua’ya karşı,|“ɡert͡ʃektenʔ hirodes ve pontius pilatusʔ oteki uluslar ve israel halkijla birlikteʔ meshettiɡin kutsal hizmetkar’in jesua’ja karsiʔ Old-Testament-Deuteronomy-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir adam İsrael'in çocuklarından, kardeşlerinden birini çalarken yakalanır ve ona köle gibi davranır ya da onu satarsa, o zaman o hırsız ölecektir. Böylece kötülüğü aranızdan uzaklaştıracaksın.|bir adam israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ kardeslerinden birini t͡ʃalarken jakalanir ve ona kole ɡibi davranir ja da onu satarsaʔ o zaman o hirsiz olet͡ʃektir. bojlet͡ʃe kotuluɡu aranizdan uzaklastirat͡ʃaksin. New-Testament-1-Corinthians-009-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer bunu kendi isteğimle yaparsam, bir ödülüm olur. Ama kendi isteğimle yapmazsam, bana emanet edilmiş olan görevi yapmış olurum.|t͡ʃunku eɡer bunu kendi isteɡimle japarsamʔ bir odulum olur. ama kendi isteɡimle japmazsamʔ bana emanet edilmis olan ɡorevi japmis olurum. Old-Testament-Psalms-105-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkeye kıtlığı çağırdı. Yiyecek kaynaklarını yok etti.|ulkeje kitliɡi t͡ʃaɡirdi. jijet͡ʃek kajnaklarini jok etti. New-Testament-Revelation-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük kent üçe bölündü. Ulusların kentleri yıkıldı. Gazabının şiddetli şarabı ona verilsin diye Tanrı büyük Babil’i hatırladı.|bujuk kent ut͡ʃe bolundu. uluslarin kentleri jikildi. ɡazabinin siddetli sarabi ona verilsin dije tanri bujuk babil’i hatirladi. Old-Testament-Zephaniah-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini kuzeye doğru uzatacak, Aşur'u yok edecek ve Ninova'yı çöl gibi kurak bir virane yapacak.|elini kuzeje doɡru uzatat͡ʃakʔ asurʔu jok edet͡ʃek ve ninovaʔji t͡ʃol ɡibi kurak bir virane japat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar şöyle dediler: \"\"Yahve gerçekten yalnızca Moşe'yle mi konuştu? Bizimle de konuşmadı mı?” Ve Yahve bunu duydu.\"|\"onlar sojle dediler \"\"jahve ɡert͡ʃekten jalnizt͡ʃa moseʔjle mi konustu? bizimle de konusmadi mi?” ve jahve bunu dujdu.\" Old-Testament-Esther-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu öğüt kralın ve beylerin hoşuna gitti ve kral Memukan'ın sözüne göre yaptı.|bu oɡut kralin ve bejlerin hosuna ɡitti ve kral memukanʔin sozune ɡore japti. Old-Testament-Hosea-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kendim için, toprağa ekeceğim; ve merhamet bulmamış olana merhamet edeceğim; ve halkım olmayanlara, 'Halkımsın' diyeceğim; onlar da bana, 'Tanrım!' diyecekler.”|onu kendim it͡ʃinʔ topraɡa eket͡ʃeɡim; ve merhamet bulmamis olana merhamet edet͡ʃeɡim; ve halkim olmajanlaraʔ ʔhalkimsinʔ dijet͡ʃeɡim; onlar da banaʔ ʔtanrim!ʔ dijet͡ʃekler.” New-Testament-1-Thessalonians-005-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu mektubun tüm kutsal kardeşlere okunmasını Efendi adına ciddiyetle size buyuruyorum.|bu mektubun tum kutsal kardeslere okunmasini efendi adina t͡ʃiddijetle size bujurujorum. New-Testament-2-Timothy-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kötü adamlar ve sahtekârlar aldatarak ve aldanarak kötülükte daha da ileri gidecekler.|ama kotu adamlar ve sahtekarlar aldatarak ve aldanarak kotulukte daha da ileri ɡidet͡ʃekler. Old-Testament-2-Kings-016-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Ahaz, ayaklıkların yan levhalarını kesti, leğeni onların üzerinden kaldırdı, altındaki tunç öküzlerin üzerinden denizi indirdi ve taş bir döşeme üzerine koydu.|kral ahazʔ ajakliklarin jan levhalarini kestiʔ leɡeni onlarin uzerinden kaldirdiʔ altindaki tunt͡ʃ okuzlerin uzerinden denizi indirdi ve tas bir doseme uzerine kojdu. Old-Testament-Isaiah-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi birlikte dağların yırtıcı kuşlarına, yeryüzünün hayvanlarına bırakılacaklar. Yazın yırtıcı kuşlar onları yiyecek, kışın da yeryüzünün bütün hayvanları onları yiyecek.|hepsi birlikte daɡlarin jirtit͡ʃi kuslarinaʔ jerjuzunun hajvanlarina birakilat͡ʃaklar. jazin jirtit͡ʃi kuslar onlari jijet͡ʃekʔ kisin da jerjuzunun butun hajvanlari onlari jijet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-043-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden kutsal yerin beylerini kirleteceğim; ve Yakov'u lanete, İsrael'i de aşağılanmaya döndüreceğim.\"\"\"|\"bu juzden kutsal jerin bejlerini kirletet͡ʃeɡim; ve jakovʔu laneteʔ israelʔi de asaɡilanmaja donduret͡ʃeɡim.\"\"\" Old-Testament-Numbers-035-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Kâhinin ölümünden önce tekrar gelip diyarda otursun diye sığındığı kente kaçan kişiden fidye almayacaksınız.'\"\"\"|\"\"\"ʔkahinin olumunden ont͡ʃe tekrar ɡelip dijarda otursun dije siɡindiɡi kente kat͡ʃan kisiden fidje almajat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" New-Testament-Mark-005-042|und|SPEAKER_00_Turkish|On iki yaşında olan kız hemen ayağa kalktı ve yürüdü. Oradakiler büyük hayret içinde kaldı.|on iki jasinda olan kiz hemen ajaɡa kalkti ve jurudu. oradakiler bujuk hajret it͡ʃinde kaldi. Old-Testament-1-Chronicles-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İçinde bulunan halkı dışarı çıkardı ve onları testerelere, demir kazmalara ve baltalara koydurdu. David Ammon'un çocuklarının bütün kentlerine böyle yaptı. Sonra David ve bütün halk Yeruşalem'e döndü.|it͡ʃinde bulunan halki disari t͡ʃikardi ve onlari testerelereʔ demir kazmalara ve baltalara kojdurdu. david ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklarinin butun kentlerine bojle japti. sonra david ve butun halk jerusalemʔe dondu. Old-Testament-2-Samuel-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ok atanlar surdan hizmetkârlarına attılar; kralın hizmetkârlarından bazıları da öldü, hizmetkârın Hititli Uriya da öldü.”|ok atanlar surdan hizmetkarlarina attilar; kralin hizmetkarlarindan bazilari da olduʔ hizmetkarin hititli urija da oldu.” Old-Testament-Nehemiah-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|böylece tüccarlar ve her türlü mal satan satıcılar bir iki kez Yeruşalem'in dışında konakladılar.|bojlet͡ʃe tut͡ʃt͡ʃarlar ve her turlu mal satan satit͡ʃilar bir iki kez jerusalemʔin disinda konakladilar. New-Testament-Titus-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yöneticilere ve yönetimlere tabi olmaları, söz dinlemeleri, her iyi işe hazır olmaları gerektiğini imanlılara hatırlat.|jonetit͡ʃilere ve jonetimlere tabi olmalariʔ soz dinlemeleriʔ her iji ise hazir olmalari ɡerektiɡini imanlilara hatirlat. Old-Testament-Exodus-025-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Dövme altından iki keruv yapacaksın. Bunları merhamet örtüsünün iki ucuna yapacaksın.|dovme altindan iki keruv japat͡ʃaksin. bunlari merhamet ortusunun iki ut͡ʃuna japat͡ʃaksin. Old-Testament-Job-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yatmış ve sessiz olurdum. Uyumuş olurdum,|t͡ʃunku jatmis ve sessiz olurdum. ujumus olurdumʔ New-Testament-Ephesians-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Tanrı’nın çok yönlü bilgeliği, şimdi kilise aracılığıyla hükümranlıklara, göksel yerlerdeki güçlere bildirilsin.|ojle kiʔ tanri’nin t͡ʃok jonlu bilɡeliɡiʔ simdi kilise arat͡ʃiliɡijla hukumranliklaraʔ ɡoksel jerlerdeki ɡut͡ʃlere bildirilsin. Old-Testament-Genesis-049-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan yolda bir yılan, toprak yolda bir engerek olacak, atın topuklarını ısıran, böylece binicisini sırtüstü düşüren bir engerek olacak.|dan jolda bir jilanʔ toprak jolda bir enɡerek olat͡ʃakʔ atin topuklarini isiranʔ bojlet͡ʃe binit͡ʃisini sirtustu dusuren bir enɡerek olat͡ʃak. Old-Testament-Numbers-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Zehirli bir yılan yap ve onu bir direğin üzerine koy. Öyle olacak ki, ısırılan herkes onu görünce yaşayacak.”\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"zehirli bir jilan jap ve onu bir direɡin uzerine koj. ojle olat͡ʃak kiʔ isirilan herkes onu ɡorunt͡ʃe jasajat͡ʃak.”\" Old-Testament-Psalms-078-058|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü yüksek yerleriyle O'nu öfkelendirdiler, oyma suretleriyle O’nu kıskandırdılar.|t͡ʃunku juksek jerlerijle oʔnu ofkelendirdilerʔ ojma suretlerijle o’nu kiskandirdilar. New-Testament-Luke-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalabalık O’na, “Öyleyse ne yapmalıyız?” diye sordu.|kalabalik o’naʔ “ojlejse ne japmalijiz?” dije sordu. Old-Testament-Nehemiah-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Korkayım, öyle yapıp günah işleyeyim diye ücretle tutulmuştu, böylece beni kınamak için ellerinde kötü haber olacaktı.|korkajimʔ ojle japip ɡunah islejejim dije ut͡ʃretle tutulmustuʔ bojlet͡ʃe beni kinamak it͡ʃin ellerinde kotu haber olat͡ʃakti. New-Testament-Colossians-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kocalar, karılarınızı sevin, onlara sert davranmayın.|ej kot͡ʃalarʔ karilarinizi sevinʔ onlara sert davranmajin. Old-Testament-2-Chronicles-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hanani oğlu Gören Yehu onu karşılamak için çıktı ve Kral Yehoşafat'a, \"\"Kötülere yardım etmen gerekiyor, Yahve'den nefret edenleri mi sevmen gerekiyor? Bu yüzden Yahve'nin önünden gazap üzerinedir.\"|\"hanani oɡlu ɡoren jehu onu karsilamak it͡ʃin t͡ʃikti ve kral jehosafatʔaʔ \"\"kotulere jardim etmen ɡerekijorʔ jahveʔden nefret edenleri mi sevmen ɡerekijor? bu juzden jahveʔnin onunden ɡazap uzerinedir.\" Old-Testament-Job-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Lütfen geçmiş kuşaklara sor. Atalarının ne öğrendiğini bulup çıkar.|“lutfen ɡet͡ʃmis kusaklara sor. atalarinin ne oɡrendiɡini bulup t͡ʃikar. Old-Testament-Numbers-033-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Esyon Geber'den yola çıkıp Zin Çölü'ndeki Kadeş'te konakladılar.|esjon ɡeberʔden jola t͡ʃikip zin t͡ʃoluʔndeki kadesʔte konakladilar. Old-Testament-Malachi-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer dinlemezseniz ve benim adıma yücelik vermeyi yüreğinize koymazsanız\"\" diyor Ordular Yahvesi, \"\"o zaman üzerinize lanet göndereceğim ve bereketlerinizi lanetleyeceğim. Onları zaten lanetledim, çünkü onu yüreğinize koymuyorsunuz.\"|\"eɡer dinlemezseniz ve benim adima jut͡ʃelik vermeji jureɡinize kojmazsaniz\"\" dijor ordular jahvesiʔ \"\"o zaman uzerinize lanet ɡonderet͡ʃeɡim ve bereketlerinizi lanetlejet͡ʃeɡim. onlari zaten lanetledimʔ t͡ʃunku onu jureɡinize kojmujorsunuz.\" Old-Testament-Exodus-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzziel'in oğulları: Mişael, Elsafan ve Sitri.|uzzielʔin oɡullari misaelʔ elsafan ve sitri. Old-Testament-Isaiah-042-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bağırmayacak, sesini yükseltmeyecek, sokakta işittirmeyecek.|baɡirmajat͡ʃakʔ sesini jukseltmejet͡ʃekʔ sokakta isittirmejet͡ʃek. Old-Testament-Job-040-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Nilüfer ağaçlarının altında, kamışların örtüsünde, bataklıkta yatar.|nilufer aɡat͡ʃlarinin altindaʔ kamislarin ortusundeʔ bataklikta jatar. New-Testament-Matthew-021-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Adam bundan sonra, ‘Oğlumu sayarlar’ diyerek onlara oğlunu gönderdi.|adam bundan sonraʔ ‘oɡlumu sajarlar’ dijerek onlara oɡlunu ɡonderdi. Old-Testament-1-Chronicles-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyaminoğulları'ndan: Hassenua oğlu Hodavya oğlu Meşullam oğlu Sallu;|benjaminoɡullariʔndan hassenua oɡlu hodavja oɡlu mesullam oɡlu sallu; Old-Testament-Jeremiah-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama utanç verici şey gençliğimizden beri atalarımızın emeğini, sürülerini ve sığırlarını, oğullarını ve kızlarını yiyip bitirdi.|ama utant͡ʃ verit͡ʃi sej ɡent͡ʃliɡimizden beri atalarimizin emeɡiniʔ surulerini ve siɡirlariniʔ oɡullarini ve kizlarini jijip bitirdi. Old-Testament-2-Kings-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Moavlılar'ın hepsi, kralların kendilerine karşı savaşmak için çıktığını duyunca, silah kuşanabilenlerin hepsi, genç yaşlı, toplanıp sınırda durdular.|moavlilarʔin hepsiʔ krallarin kendilerine karsi savasmak it͡ʃin t͡ʃiktiɡini dujunt͡ʃaʔ silah kusanabilenlerin hepsiʔ ɡent͡ʃ jasliʔ toplanip sinirda durdular. Old-Testament-2-Samuel-017-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahitofel, öğüdünün tutulmadığını görünce eşeğine eyer vurdu, kalktı, kentine gitti, evini düzene koydu, kendini astı ve öldü, babasının mezarına gömüldü.|ahitofelʔ oɡudunun tutulmadiɡini ɡorunt͡ʃe eseɡine ejer vurduʔ kalktiʔ kentine ɡittiʔ evini duzene kojduʔ kendini asti ve olduʔ babasinin mezarina ɡomuldu. Old-Testament-Leviticus-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan birinden suçlu olduğunda, işlediği günahı itiraf edecek;|bunlardan birinden sut͡ʃlu olduɡundaʔ islediɡi ɡunahi itiraf edet͡ʃek; Old-Testament-Jeremiah-027-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü ben onları göndermedim,\"\" diyor Yahve, \"\"ama sizi süreyim de, siz ve size peygamberlik eden peygamberler yok olasınız diye, benim adımla yalan peygamberlik ediyorlar.”\"|\"t͡ʃunku ben onlari ɡondermedimʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"ama sizi surejim deʔ siz ve size pejɡamberlik eden pejɡamberler jok olasiniz dijeʔ benim adimla jalan pejɡamberlik edijorlar.”\" Old-Testament-1-Samuel-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul kapıda duran Samuel’e yaklaştı ve, “Lütfen bana Gören'in evinin nerede olduğunu söyle” dedi.|saul kapida duran samuel’e jaklasti veʔ “lutfen bana ɡorenʔin evinin nerede olduɡunu sojle” dedi. New-Testament-Acts-027-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bir adada karaya oturmamız gerekiyor” dedi.|ama bir adada karaja oturmamiz ɡerekijor” dedi. Old-Testament-Numbers-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocuklarının oradan kestiği salkımlardan dolayı oraya Eşkol Vadisi denildi.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin oradan kestiɡi salkimlardan dolaji oraja eskol vadisi denildi. Old-Testament-1-Chronicles-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yevuslular David'e, \"\"Buraya girmeyeceksin!\"\" dediler. Buna rağmen David Siyon Kalesi'ni aldı. Orası David'in kentidir.\"|\"jevuslular davidʔeʔ \"\"buraja ɡirmejet͡ʃeksin!\"\" dediler. buna raɡmen david sijon kalesiʔni aldi. orasi davidʔin kentidir.\" Old-Testament-2-Chronicles-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, bulut yüzünden kâhinler hizmet için duramadılar. Çünkü Yahve'nin görkemi Tanrı'nın evini doldurmuştu.|ojle kiʔ bulut juzunden kahinler hizmet it͡ʃin duramadilar. t͡ʃunku jahveʔnin ɡorkemi tanriʔnin evini doldurmustu. Old-Testament-2-Kings-020-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Hizkiya, “Söylediğin Yahve'nin sözü iyidir” dedi. Dahası, “Mademki benim günlerimde esenlik ve gerçek olacak öyle değil mi?” dedi.|sonra hizkijaʔ “sojlediɡin jahveʔnin sozu ijidir” dedi. dahasiʔ “mademki benim ɡunlerimde esenlik ve ɡert͡ʃek olat͡ʃak ojle deɡil mi?” dedi. Old-Testament-Daniel-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlardan birinden güneye, doğuya ve görkemli ülkeye doğru çok büyüyen küçük bir boynuz çıktı.|bunlardan birinden ɡunejeʔ doɡuja ve ɡorkemli ulkeje doɡru t͡ʃok bujujen kut͡ʃuk bir bojnuz t͡ʃikti. Old-Testament-1-Chronicles-027-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci ayın bölüğü başında Ahohlu Doday vardı, onun bölüğünde önder Miklot'du; onun bölüğünde yirmi dört bin kişi vardı.|ikint͡ʃi ajin boluɡu basinda ahohlu dodaj vardiʔ onun boluɡunde onder miklotʔdu; onun boluɡunde jirmi dort bin kisi vardi. New-Testament-Matthew-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendinin olanı al ve yoluna git. Sana verdiğim kadarını sonuncuya da vermek istiyorum.|kendinin olani al ve joluna ɡit. sana verdiɡim kadarini sonunt͡ʃuja da vermek istijorum. New-Testament-1-Corinthians-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Başka bir dilde dua edersem ruhum dua eder, ama anlayışım verimsiz kalır.|baska bir dilde dua edersem ruhum dua ederʔ ama anlajisim verimsiz kalir. New-Testament-Luke-008-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Halk olanları görmek için çıktı. Yeşua’nın yanına geldiklerinde, iblislerden kurtulan adamı giyinmiş ve aklı başında, Yeşua’nın ayakları dibinde otururken buldular ve korktular.|halk olanlari ɡormek it͡ʃin t͡ʃikti. jesua’nin janina ɡeldiklerindeʔ iblislerden kurtulan adami ɡijinmis ve akli basindaʔ jesua’nin ajaklari dibinde otururken buldular ve korktular. Old-Testament-Numbers-017-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe İsrael'in çocuklarıyla konuştu; ve onların bütün beyleri ona, atalarının evlerine göre her bey için bir tane olmak üzere toplam on iki değnek verdiler. Aron'un değneği de onların değnekleri arasındaydı.|mose israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarijla konustu; ve onlarin butun bejleri onaʔ atalarinin evlerine ɡore her bej it͡ʃin bir tane olmak uzere toplam on iki deɡnek verdiler. aronʔun deɡneɡi de onlarin deɡnekleri arasindajdi. Old-Testament-2-Kings-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Okları al” dedi ve okları aldı. İsrael Kralı'na şöyle dedi, “Yere vur”; o da üç kez vurdu ve durdu.|“oklari al” dedi ve oklari aldi. israel kraliʔna sojle dediʔ “jere vur”; o da ut͡ʃ kez vurdu ve durdu. New-Testament-2-Corinthians-006-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanınmıyor gibiysek de iyi tanınıyoruz. Ölüyorsak da işte yaşıyoruz. Cezalandırılıyorsak da öldürülmüş değiliz.|taninmijor ɡibijsek de iji taninijoruz. olujorsak da iste jasijoruz. t͡ʃezalandirilijorsak da oldurulmus deɡiliz. Old-Testament-Zechariah-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordular Yahvesi'nin şu sözü bana geldi.|ordular jahvesiʔnin su sozu bana ɡeldi. New-Testament-John-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendininkilere geldi, ama kendininkiler O’nu kabul etmedi.|kendininkilere ɡeldiʔ ama kendininkiler o’nu kabul etmedi. New-Testament-Matthew-026-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa Babam’dan yardım isteyemez miyim sanıyorsun? O da bana on iki tümenden fazla melekleri şimdi bile gönderirdi.|joksa babam’dan jardim istejemez mijim sanijorsun? o da bana on iki tumenden fazla melekleri simdi bile ɡonderirdi. Old-Testament-Numbers-020-015|und|SPEAKER_00_Turkish|atalarımız Mısır'a indiler, biz de uzun süre Mısır'da yaşadık. Mısırlılar bize ve atalarımıza kötü davrandılar.|atalarimiz misirʔa indilerʔ biz de uzun sure misirʔda jasadik. misirlilar bize ve atalarimiza kotu davrandilar. Old-Testament-Exodus-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü bu onun tek örtüsüdür, bu onun derisinin giysisidir. Neyle yatsın? Böyle olacak, o bana feryat ettiğinde onu duyacağım, çünkü ben lütufkârım.\"\"\"|\"t͡ʃunku bu onun tek ortusudurʔ bu onun derisinin ɡijsisidir. nejle jatsin? bojle olat͡ʃakʔ o bana ferjat ettiɡinde onu dujat͡ʃaɡimʔ t͡ʃunku ben lutufkarim.\"\"\" Old-Testament-Exodus-040-017|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci yılın birinci ayının birinci gününde konut ayağa kaldırıldı.|ikint͡ʃi jilin birint͡ʃi ajinin birint͡ʃi ɡununde konut ajaɡa kaldirildi. Old-Testament-Esther-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Mordekay, başına gelen her şeyi ve Haman'ın Yahudiler'in yok edilmesi için kralın hazinesine ödemeye söz verdiği paranın tam miktarını ona bildirdi.|mordekajʔ basina ɡelen her seji ve hamanʔin jahudilerʔin jok edilmesi it͡ʃin kralin hazinesine odemeje soz verdiɡi paranin tam miktarini ona bildirdi. Old-Testament-1-Samuel-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul, hizmetkârlarına, \"\"David'le gizlice konuşup, 'İşte, kral senden hoşlanıyor ve bütün hizmetkârları seni seviyor. Şimdi kralın damadı ol' deyin\"\" diye buyurdu.\"|\"saulʔ hizmetkarlarinaʔ \"\"davidʔle ɡizlit͡ʃe konusupʔ ʔisteʔ kral senden hoslanijor ve butun hizmetkarlari seni sevijor. simdi kralin damadi olʔ dejin\"\" dije bujurdu.\" Old-Testament-Hosea-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraim baskı altında, yargıda eziliyor, çünkü putların peşinde koşmaya kararlı.|efraim baski altindaʔ jarɡida ezilijorʔ t͡ʃunku putlarin pesinde kosmaja kararli. Old-Testament-Exodus-012-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece yarısı Yahve, tahtında oturan Firavun'un ilk doğanından, zindandaki tutsağın ilk doğanına kadar Mısır diyarında bütün ilk doğanları ve hayvanların ilk doğanlarını vurdu.|ɡet͡ʃe jarisi jahveʔ tahtinda oturan firavunʔun ilk doɡanindanʔ zindandaki tutsaɡin ilk doɡanina kadar misir dijarinda butun ilk doɡanlari ve hajvanlarin ilk doɡanlarini vurdu. New-Testament-Acts-022-024|und|SPEAKER_00_Turkish|komutan Pavlus’un kalenin içine götürülmesi için buyruk verdi. Onların neden kendisine karşı böyle bağırdıklarını öğrenmek için Pavlus’un kamçılanarak sorguya çekilmesini buyurdu.|komutan pavlus’un kalenin it͡ʃine ɡoturulmesi it͡ʃin bujruk verdi. onlarin neden kendisine karsi bojle baɡirdiklarini oɡrenmek it͡ʃin pavlus’un kamt͡ʃilanarak sorɡuja t͡ʃekilmesini bujurdu. Old-Testament-Isaiah-049-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün dağlarımı yol yapacağım, ana yollarım da yükseltilecek.|butun daɡlarimi jol japat͡ʃaɡimʔ ana jollarim da jukseltilet͡ʃek. Old-Testament-Job-039-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularına sert davranır, sanki kendisinin değillermiş gibi. Boşa çabalasa da korkusuzdur.|javrularina sert davranirʔ sanki kendisinin deɡillermis ɡibi. bosa t͡ʃabalasa da korkusuzdur. Old-Testament-1-Kings-007-051|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Kral Solomon'un Yahve'nin evinde yaptığı bütün iş bitmiş oldu. Solomon, babası David'in adamış olduğu şeyleri, gümüşü, altını ve kapları getirip Yahve'nin evinin hazinelerine koydu.|bojlet͡ʃe kral solomonʔun jahveʔnin evinde japtiɡi butun is bitmis oldu. solomonʔ babasi davidʔin adamis olduɡu sejleriʔ ɡumusuʔ altini ve kaplari ɡetirip jahveʔnin evinin hazinelerine kojdu. New-Testament-Acts-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O sıralarda Kral Hirodes, topluluktan bazılarına eziyet etmek için el uzattı.|o siralarda kral hirodesʔ topluluktan bazilarina ezijet etmek it͡ʃin el uzatti. New-Testament-Romans-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayrıca, bedeninizin üyelerini haksızlık araçları olarak günaha sunmayın. Bunun yerine ölümden dirilenler olarak kendinizi Tanrı’ya adayın. Bedeninizin üyelerini de doğruluk araçları olarak Tanrı’ya sunun.|ajrit͡ʃaʔ bedeninizin ujelerini haksizlik arat͡ʃlari olarak ɡunaha sunmajin. bunun jerine olumden dirilenler olarak kendinizi tanri’ja adajin. bedeninizin ujelerini de doɡruluk arat͡ʃlari olarak tanri’ja sunun. New-Testament-Mark-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı’nın Krallığı'nı neye benzetelim, ya da hangi benzetmeyle örnek verelim?|“tanri’nin kralliɡiʔni neje benzetelimʔ ja da hanɡi benzetmejle ornek verelim? Old-Testament-2-Chronicles-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve babam David'e dedi: 'Mademki adıma bir ev yapmak yüreğindeydi, yüreğinde olduğu için iyi yaptın.|ama jahve babam davidʔe dedi ʔmademki adima bir ev japmak jureɡindejdiʔ jureɡinde olduɡu it͡ʃin iji japtin. Old-Testament-Ecclesiastes-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı her gizli şeyle birlikte her işi, ister iyi olsun, ister kötü olsun, yargıya getirecektir.|t͡ʃunku tanri her ɡizli sejle birlikte her isiʔ ister iji olsunʔ ister kotu olsunʔ jarɡija ɡetiret͡ʃektir. Old-Testament-Judges-015-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ona, \"\"Seni bağlamak ve Filistliler'in eline teslim etmek için geldik\"\" dediler. Şimşon onlara, \"\"Bana kendiniz saldırmayacağınıza dair bana ant için\"\" dedi.\"|\"onaʔ \"\"seni baɡlamak ve filistlilerʔin eline teslim etmek it͡ʃin ɡeldik\"\" dediler. simson onlaraʔ \"\"bana kendiniz saldirmajat͡ʃaɡiniza dair bana ant it͡ʃin\"\" dedi.\" Old-Testament-Nehemiah-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, Beyt Sur bölgesinin yarısının yöneticisi olan Azbuk oğlu Nehemya, David'in mezarlarının karşısına kadar, yapma havuza ve Yiğitler Evi'ne kadar onardı.|ondan sonraʔ bejt sur bolɡesinin jarisinin jonetit͡ʃisi olan azbuk oɡlu nehemjaʔ davidʔin mezarlarinin karsisina kadarʔ japma havuza ve jiɡitler eviʔne kadar onardi. New-Testament-John-017-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar için dua ediyorum. Dünya için değil, bana verdiklerin için dua ediyorum. Çünkü onlar senindir.|onlar it͡ʃin dua edijorum. dunja it͡ʃin deɡilʔ bana verdiklerin it͡ʃin dua edijorum. t͡ʃunku onlar senindir. Old-Testament-2-Kings-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kız hanımına, \"\"Keşke efendim, Samariya'daki peygamberle birlikte olsaydı! O zaman onu cüzzamından iyileştirirdi.\"\" dedi.\"|\"kiz haniminaʔ \"\"keske efendimʔ samarijaʔdaki pejɡamberle birlikte olsajdi! o zaman onu t͡ʃuzzamindan ijilestirirdi.\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O onlara şöyle dedi: \"\"Eğer sizi çocuklarınızla birlikte bırakırsam Yahve sizinle olsun! Bakın, kötülük apaçık önünüzdedir.\"|\"o onlara sojle dedi \"\"eɡer sizi t͡ʃot͡ʃuklarinizla birlikte birakirsam jahve sizinle olsun! bakinʔ kotuluk apat͡ʃik onunuzdedir.\" Old-Testament-Psalms-106-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kurtarıcılarını, Mısır'da büyük şeyler,|kurtarit͡ʃilariniʔ misirʔda bujuk sejlerʔ Old-Testament-Psalms-118-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu Yahve’nin işidir. Gözümüzde şaşılacak bir iş.|bu jahve’nin isidir. ɡozumuzde sasilat͡ʃak bir is. Old-Testament-Deuteronomy-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Her yıl tarladan çıkan tohumunun bütün ürününün ondalığını mutlaka vereceksin.|her jil tarladan t͡ʃikan tohumunun butun urununun ondaliɡini mutlaka veret͡ʃeksin. Old-Testament-2-Samuel-023-008|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in yiğitlerinin adları şunlardır: Tahkemonlu Yoşeb Başşevet, komutanların başı; Esnili Adino diye çağrılırdı, bir defada sekiz yüz kişiyi öldürdü.|davidʔin jiɡitlerinin adlari sunlardir tahkemonlu joseb bassevetʔ komutanlarin basi; esnili adino dije t͡ʃaɡrilirdiʔ bir defada sekiz juz kisiji oldurdu. Old-Testament-Deuteronomy-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve bugün olduğu gibi kendisine miras halkı olasınız diye sizi alıp demir eritme fırınından, Mısır'dan çıkardı.|ant͡ʃak jahve buɡun olduɡu ɡibi kendisine miras halki olasiniz dije sizi alip demir eritme firinindanʔ misirʔdan t͡ʃikardi. New-Testament-Luke-022-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua çıktı, her zaman olduğu gibi Zeytin Dağı’na gitti. Öğrencileri de O'nu izledi.|jesua t͡ʃiktiʔ her zaman olduɡu ɡibi zejtin daɡi’na ɡitti. oɡrent͡ʃileri de oʔnu izledi. Old-Testament-2-Chronicles-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Rehovam, babası Solomon hayattayken onun önünde duran yaşlı adamlara danışıp şöyle dedi: “Bu halka yanıt vermek için siz bana ne öğüt verirsiniz?”|kral rehovamʔ babasi solomon hajattajken onun onunde duran jasli adamlara danisip sojle dedi “bu halka janit vermek it͡ʃin siz bana ne oɡut verirsiniz?” Old-Testament-2-Kings-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin onun hakkında söylediği söz şudur: Siyon'un el değmemiş kızı seni hor gördü ve seninle alay etti. Yeruşalem kızı sana başını salladı.|jahveʔnin onun hakkinda sojlediɡi soz sudur sijonʔun el deɡmemis kizi seni hor ɡordu ve seninle alaj etti. jerusalem kizi sana basini salladi. New-Testament-Luke-009-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar Yeşua’nın yanından ayrılırken Petrus Yeşua’ya, “Efendimiz, bizim için burada bulunmak iyidir!” dedi. “Üç çardak kuralım: Biri sana, biri Moşe’ye, biri de Eliya’ya” dedi. Ne dediğini bilmiyordu.|onlar jesua’nin janindan ajrilirken petrus jesua’jaʔ “efendimizʔ bizim it͡ʃin burada bulunmak ijidir!” dedi. “ut͡ʃ t͡ʃardak kuralim biri sanaʔ biri mose’jeʔ biri de elija’ja” dedi. ne dediɡini bilmijordu. New-Testament-2-Timothy-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|sevgili oğlum Timoteos’a: Baba Tanrı’dan ve Efendimiz Mesih Yeşua’dan lütuf, merhamet ve esenlik olsun.|sevɡili oɡlum timoteos’a baba tanri’dan ve efendimiz mesih jesua’dan lutufʔ merhamet ve esenlik olsun. Old-Testament-Exodus-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve Moşe'ye şöyle dedi: \"\"Firavun'un yanına git, belirtilerimi aralarında göstermek için onun ve hizmetkârlarının yüreğini katılaştırdım.\"|\"jahve moseʔje sojle dedi \"\"firavunʔun janina ɡitʔ belirtilerimi aralarinda ɡostermek it͡ʃin onun ve hizmetkarlarinin jureɡini katilastirdim.\" New-Testament-Colossians-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kimse sizi yeme, içme, bayram, Yeni Ay ya da Şabat Günü konusunda yargılamasın.|bu nedenle kimse sizi jemeʔ it͡ʃmeʔ bajramʔ jeni aj ja da sabat ɡunu konusunda jarɡilamasin. Old-Testament-Psalms-083-015|und|SPEAKER_00_Turkish|fırtınanla onların peşlerine düş, kasırganla dehşet içinde bırak onları.|firtinanla onlarin peslerine dusʔ kasirɡanla dehset it͡ʃinde birak onlari. Old-Testament-1-Kings-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, yoldan geçenler cesedin yola atıldığını ve aslanın cesedin yanında durduğunu gördüler; ve gelip yaşlı peygamberin yaşadığı kentte anlattılar.|isteʔ joldan ɡet͡ʃenler t͡ʃesedin jola atildiɡini ve aslanin t͡ʃesedin janinda durduɡunu ɡorduler; ve ɡelip jasli pejɡamberin jasadiɡi kentte anlattilar. Old-Testament-Leviticus-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Günah sunusu olan boğanın tüm yağını, içini kaplayan yağı, iç kısımlarındaki bütün yağı,|ɡunah sunusu olan boɡanin tum jaɡiniʔ it͡ʃini kaplajan jaɡiʔ it͡ʃ kisimlarindaki butun jaɡiʔ New-Testament-Colossians-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendiler, gökte sizin de bir Efendiniz olduğunu bilerek hizmetkârlarınıza adalet ve eşitlikle davranın.|efendilerʔ ɡokte sizin de bir efendiniz olduɡunu bilerek hizmetkarlariniza adalet ve esitlikle davranin. New-Testament-Luke-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne var ki Mariyam onu görünce, bu sözlere çok şaşırdı, bu nasıl bir selam diye düşündü.|ne var ki marijam onu ɡorunt͡ʃeʔ bu sozlere t͡ʃok sasirdiʔ bu nasil bir selam dije dusundu. Old-Testament-Daniel-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Keldaniler krala Suriye dilinde, \"\"Ey kral, daima yaşa! Hizmetkârlarına düşü anlat da yorumunu gösterelim.\"\" dediler.\"|\"sonra keldaniler krala surije dilindeʔ \"\"ej kralʔ daima jasa! hizmetkarlarina dusu anlat da jorumunu ɡosterelim.\"\" dediler.\" Old-Testament-Genesis-019-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Küçük olanın da bir oğlu oldu ve adını Ben Ammi koydu. O da bugünkü Ammonlular’ın atasıdır.|kut͡ʃuk olanin da bir oɡlu oldu ve adini ben ammi kojdu. o da buɡunku ammonlular’in atasidir. Old-Testament-Psalms-075-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Boynuzunuzu kaldırmayın. Sert boyunla konuşmayın.”|“bojnuzunuzu kaldirmajin. sert bojunla konusmajin.” New-Testament-Luke-010-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona, “Doğru yanıtladın. Bunu yap ve yaşayacaksın” dedi.|onaʔ “doɡru janitladin. bunu jap ve jasajat͡ʃaksin” dedi. New-Testament-Matthew-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları güdenler kaçıp kente gittiler. İblise tutulmuş adamlara olanları da dahil, her şeyi anlattılar.|onlari ɡudenler kat͡ʃip kente ɡittiler. iblise tutulmus adamlara olanlari da dahilʔ her seji anlattilar. Old-Testament-Ruth-002-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kaynanası ona, “Bugün nerede başak topladın? Nerede çalıştın? Seni önemseyen kutsansın.” dedi. Kimin yanında çalışmış olduğunu kaynanasına, “Bugün yanında çalıştığım adamın adı Boaz’dır” diyerek söyledi.|kajnanasi onaʔ “buɡun nerede basak topladin? nerede t͡ʃalistin? seni onemsejen kutsansin.” dedi. kimin janinda t͡ʃalismis olduɡunu kajnanasinaʔ “buɡun janinda t͡ʃalistiɡim adamin adi boaz’dir” dijerek sojledi. Old-Testament-Psalms-083-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Edom'un ve İsmailoğulları'nın çadırları, Moavlılar ve Hagarlılar,|edomʔun ve ismailoɡullariʔnin t͡ʃadirlariʔ moavlilar ve haɡarlilarʔ Old-Testament-2-Chronicles-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Peygamber Eliya'dan ona bir mektup geldi: \"\"Atan David'in Tanrısı Yahve şöyle diyor, 'Mademki baban Yehoşafat'ın ve Yahuda Kralı Asa'nın yollarında yürümedin,\"|\"pejɡamber elijaʔdan ona bir mektup ɡeldi \"\"atan davidʔin tanrisi jahve sojle dijorʔ ʔmademki baban jehosafatʔin ve jahuda krali asaʔnin jollarinda jurumedinʔ\" Old-Testament-Psalms-078-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarını arkadan vurdu. Onları sonsuz utanç içinde bıraktı.|dusmanlarini arkadan vurdu. onlari sonsuz utant͡ʃ it͡ʃinde birakti. Old-Testament-Numbers-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Amalek'e baktı, benzetmesini sürdürüp şöyle dedi: \"\"Amalek ulusların birincisiydi, ama onun sonu yıkım olacak.\"\"\"|\"amalekʔe baktiʔ benzetmesini surdurup sojle dedi \"\"amalek uluslarin birint͡ʃisijdiʔ ama onun sonu jikim olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-041-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Herkes komşusuna yardım ediyor. Kardeşlerine “Güçlü ol!” diyor.|herkes komsusuna jardim edijor. kardeslerine “ɡut͡ʃlu ol!” dijor. Old-Testament-Numbers-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|ve her kuzu için ekmek sunusu olarak yağla yoğrulmuş efanın onda biri ince un, yakmalık sunu, hoş koku olarak Yahve'ye ateşle yapılan sunu sunacaksınız.|ve her kuzu it͡ʃin ekmek sunusu olarak jaɡla joɡrulmus efanin onda biri int͡ʃe unʔ jakmalik sunuʔ hos koku olarak jahveʔje atesle japilan sunu sunat͡ʃaksiniz. New-Testament-Hebrews-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözümüzü imanımızı başlatan ve tamamlayan Yeşua’ya dikelim. O, önüne konan sevinç uğruna çarmıhın utancını hiçe sayarak katlandı ve Tanrı’nın tahtının sağında oturdu.|ɡozumuzu imanimizi baslatan ve tamamlajan jesua’ja dikelim. oʔ onune konan sevint͡ʃ uɡruna t͡ʃarmihin utant͡ʃini hit͡ʃe sajarak katlandi ve tanri’nin tahtinin saɡinda oturdu. New-Testament-John-004-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha birçokları O’nun sözünden dolayı iman ettiler.|daha birt͡ʃoklari o’nun sozunden dolaji iman ettiler. New-Testament-3-John-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü uluslardan hiçbir şey almadan, Ad uğruna yola çıktılar.|t͡ʃunku uluslardan hit͡ʃbir sej almadanʔ ad uɡruna jola t͡ʃiktilar. Old-Testament-Genesis-022-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Şimdi oğlunu, sevdiğin biricik oğlun İshak'ı al ve Moriya diyarına git. Sana söyleyeceğim dağların biri üzerinde onu yakmalık sunu olarak sun.” dedi.|tanriʔ “simdi oɡlunuʔ sevdiɡin birit͡ʃik oɡlun ishakʔi al ve morija dijarina ɡit. sana sojlejet͡ʃeɡim daɡlarin biri uzerinde onu jakmalik sunu olarak sun.” dedi. Old-Testament-Psalms-034-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'yi benimle birlikte övün. Adını hep birlikte yüceltelim.|jahveʔji benimle birlikte ovun. adini hep birlikte jut͡ʃeltelim. Old-Testament-Proverbs-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıkımdan önce insanın yüreği gururlanır, ama onurdan önce alçakgönüllülük gelir.|jikimdan ont͡ʃe insanin jureɡi ɡururlanirʔ ama onurdan ont͡ʃe alt͡ʃakɡonulluluk ɡelir. New-Testament-Mark-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama her kim Kutsal Ruh’a küfrederse asla bağışlanmayacak, ebedi mahkumiyete uğrayacaktır.”|ama her kim kutsal ruh’a kufrederse asla baɡislanmajat͡ʃakʔ ebedi mahkumijete uɡrajat͡ʃaktir.” New-Testament-Luke-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bunları söylerken, kalabalığın içinden bir kadın sesini yükseltip O’na, “Ne mutlu seni taşımış olan rahme, emzirmiş olan memelere!” dedi.|jesua bunlari sojlerkenʔ kalabaliɡin it͡ʃinden bir kadin sesini jukseltip o’naʔ “ne mutlu seni tasimis olan rahmeʔ emzirmis olan memelere!” dedi. Old-Testament-Deuteronomy-014-015|und|SPEAKER_00_Turkish|devekuşu, baykuş, martı, her türden atmaca|devekusuʔ bajkusʔ martiʔ her turden atmat͡ʃa Old-Testament-Psalms-038-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Öfken yüzünden bedenime rahat yok, günahımdan ötürü kemiklerimde de hiç sağlık kalmadı.|ofken juzunden bedenime rahat jokʔ ɡunahimdan oturu kemiklerimde de hit͡ʃ saɡlik kalmadi. Old-Testament-Psalms-087-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Dans edenlerle şarkı söyleyenler şöyle diyecek: “Bütün kaynaklarım sendedir.”|dans edenlerle sarki sojlejenler sojle dijet͡ʃek “butun kajnaklarim sendedir.” Old-Testament-1-Chronicles-029-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Solomon babası David'in yerine Yahve'nin tahtına oturdu ve başarılı oldu; bütün İsrael ona itaat etti.|o zaman solomon babasi davidʔin jerine jahveʔnin tahtina oturdu ve basarili oldu; butun israel ona itaat etti. Old-Testament-Genesis-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham o tarlayı Hetoğulları'ndan satın almıştı. Avraham, karısı Sarah ile birlikte oraya gömüldü.|avraham o tarlaji hetoɡullariʔndan satin almisti. avrahamʔ karisi sarah ile birlikte oraja ɡomuldu. Old-Testament-Nehemiah-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Zakkur, Şerebya, Şebanya,|zakkurʔ serebjaʔ sebanjaʔ Old-Testament-Hosea-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'i çöldeki üzümler gibi buldum. Atalarınızı incir ağacının ilk yılındaki turfandası gibi gördüm; ama Baal Peor'a geldiler ve kendilerini utanç verici şeye adadılar, ve sevdikleri şey gibi iğrenç oldular.|israelʔi t͡ʃoldeki uzumler ɡibi buldum. atalarinizi int͡ʃir aɡat͡ʃinin ilk jilindaki turfandasi ɡibi ɡordum; ama baal peorʔa ɡeldiler ve kendilerini utant͡ʃ verit͡ʃi seje adadilarʔ ve sevdikleri sej ɡibi iɡrent͡ʃ oldular. Old-Testament-Numbers-026-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi:|jahve moseʔje sojle dedi New-Testament-Mark-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’e geldiler. Yeşua tapınağa girdi ve oradaki alıcı ve satıcıları dışarı attı. Para bozanların masalarını, güvercin satanların sehpalarını devirdi.|jerusalem’e ɡeldiler. jesua tapinaɡa ɡirdi ve oradaki alit͡ʃi ve satit͡ʃilari disari atti. para bozanlarin masalariniʔ ɡuvert͡ʃin satanlarin sehpalarini devirdi. New-Testament-Luke-014-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkâr, ‘Efendim, buyurduğun gibi yaptım ama hâlâ boş yer var’ dedi.|hizmetkarʔ ‘efendimʔ bujurduɡun ɡibi japtim ama hala bos jer var’ dedi. New-Testament-Mark-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yıkıcı iğrenç şeyin bulunmaması gereken yerde olduğunu gördüğünüzde, —okuyan anlasın— o zaman Yahudiye’de olanlar dağlara kaçsın.|jikit͡ʃi iɡrent͡ʃ sejin bulunmamasi ɡereken jerde olduɡunu ɡorduɡunuzdeʔ —okujan anlasin— o zaman jahudije’de olanlar daɡlara kat͡ʃsin. Old-Testament-1-Samuel-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Beylerle birlikte otursunlar diye, yücelik tahtını miras alsınlar diye, yoksulları tozdan kaldırır. Muhtaçları gübre yığınından yükseltir. Çünkü yeryüzünün direkleri Yahve'nindir. Dünyayı onların üzerine kurdu.|bejlerle birlikte otursunlar dijeʔ jut͡ʃelik tahtini miras alsinlar dijeʔ joksullari tozdan kaldirir. muhtat͡ʃlari ɡubre jiɡinindan jukseltir. t͡ʃunku jerjuzunun direkleri jahveʔnindir. dunjaji onlarin uzerine kurdu. Old-Testament-Proverbs-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın yüreği gideceği yolu tasarlar, ama adımlarını Yahve yönlendirir.|insanin jureɡi ɡidet͡ʃeɡi jolu tasarlarʔ ama adimlarini jahve jonlendirir. Old-Testament-Job-021-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse beni saçmalıklarla nasıl teselli edebilirsiniz, çünkü sizin yanıtlarınızdan geriye kalan yalnızca yalandır?”|ojlejse beni sat͡ʃmaliklarla nasil teselli edebilirsinizʔ t͡ʃunku sizin janitlarinizdan ɡerije kalan jalnizt͡ʃa jalandir?” Old-Testament-Psalms-044-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, sensin benim Kralım. Yakov için zaferleri buyur!|ej tanriʔ sensin benim kralim. jakov it͡ʃin zaferleri bujur! Old-Testament-Zechariah-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin meleği Yeşu'ya ciddiyetle güvence verip şöyle dedi:|jahveʔnin meleɡi jesuʔja t͡ʃiddijetle ɡuvent͡ʃe verip sojle dedi Old-Testament-Job-014-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular taşları aşındırır. Selleri yeryüzünün toprağını yıkayıp götürür. Böylece insanın umudunu yok edersin.|sular taslari asindirir. selleri jerjuzunun topraɡini jikajip ɡoturur. bojlet͡ʃe insanin umudunu jok edersin. Old-Testament-2-Kings-018-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya'yı dinlemeyin.' Çünkü Aşur Kralı şöyle diyor, 'Benimle barışın, yanıma çıkın; ve her biriniz kendi asmasından yesin, ve herkes kendi incir ağacından yesin, ve herkes kendi sarnıcından su içsin;|hizkijaʔji dinlemejin.ʔ t͡ʃunku asur krali sojle dijorʔ ʔbenimle barisinʔ janima t͡ʃikin; ve her biriniz kendi asmasindan jesinʔ ve herkes kendi int͡ʃir aɡat͡ʃindan jesinʔ ve herkes kendi sarnit͡ʃindan su it͡ʃsin; Old-Testament-Ezekiel-044-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘‘Bir anlaşmazlıkta hükmetmek için duracaklar. Bunu benim kurallarıma göre yargılayacaklar. Yasalarımı ve kurallarımı bütün belli bayramlarımda tutacaklar. Şabatlarımı kutsal kılacaklar.\"\"\"\"'\"|\"“‘‘bir anlasmazlikta hukmetmek it͡ʃin durat͡ʃaklar. bunu benim kurallarima ɡore jarɡilajat͡ʃaklar. jasalarimi ve kurallarimi butun belli bajramlarimda tutat͡ʃaklar. sabatlarimi kutsal kilat͡ʃaklar.\"\"\"\"ʔ\" New-Testament-Ephesians-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nda sahip olduğumuz iman aracılığıyla cesaretle ve güvenle O’nun önüne gelebiliriz.|o’nda sahip olduɡumuz iman arat͡ʃiliɡijla t͡ʃesaretle ve ɡuvenle o’nun onune ɡelebiliriz. Old-Testament-Proverbs-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrular kazandığında büyük coşku olur, ama kötüler yükseldiğinde insanlar saklanır.|doɡrular kazandiɡinda bujuk t͡ʃosku olurʔ ama kotuler jukseldiɡinde insanlar saklanir. Old-Testament-Ecclesiastes-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın evine gittiğinde adımlarına dikkat et; çünkü dinlemek için yaklaşmak, akılsızların kurbanını vermekten daha iyidir, çünkü onlar kötülük yaptıklarını bilmezler.|tanriʔnin evine ɡittiɡinde adimlarina dikkat et; t͡ʃunku dinlemek it͡ʃin jaklasmakʔ akilsizlarin kurbanini vermekten daha ijidirʔ t͡ʃunku onlar kotuluk japtiklarini bilmezler. New-Testament-2-Timothy-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Aralıksız, gece gündüz dualarımda seni anarak atalarımın yaptığı gibi temiz bir vicdanla hizmet ettiğim Tanrı’ya şükrediyorum.|araliksizʔ ɡet͡ʃe ɡunduz dualarimda seni anarak atalarimin japtiɡi ɡibi temiz bir vit͡ʃdanla hizmet ettiɡim tanri’ja sukredijorum. Old-Testament-1-Samuel-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yahve öldürür ve diriltir. O, Şeol'e indirir ve çıkarır.|“jahve oldurur ve diriltir. oʔ seolʔe indirir ve t͡ʃikarir. Old-Testament-Deuteronomy-004-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra Moşe, Yarden'in ötesinde, gün doğumuna doğru üç kent ayırdı;|ondan sonra moseʔ jardenʔin otesindeʔ ɡun doɡumuna doɡru ut͡ʃ kent ajirdi; Old-Testament-1-Kings-018-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi adam gönder, bütün İsrael’i, İzebel’in sofrasında yemek yiyen Baal’ın dört yüz elli peygamberini ve Aşera’nın dört yüz peygamberini Karmel Dağı’na topla.”\"|\"\"\"simdi adam ɡonderʔ butun israel’iʔ izebel’in sofrasinda jemek jijen baal’in dort juz elli pejɡamberini ve asera’nin dort juz pejɡamberini karmel daɡi’na topla.”\" Old-Testament-Deuteronomy-004-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrınız Yahve merhametli bir Tanrı'dır. O, sizi yüzüstü bırakmayacak, sizi yok etmeyecek, atalarınızın antlaşmasını, onlara içtiği andı unutmayacaktır.|t͡ʃunku tanriniz jahve merhametli bir tanriʔdir. oʔ sizi juzustu birakmajat͡ʃakʔ sizi jok etmejet͡ʃekʔ atalarinizin antlasmasiniʔ onlara it͡ʃtiɡi andi unutmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-044-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Halklar arasında baş sallansın diye, bizi ulusların diline düşürdün.|halklar arasinda bas sallansin dijeʔ bizi uluslarin diline dusurdun. Old-Testament-Genesis-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem toplam dokuz yüz otuz yıl yaşadıktan sonra öldü.|adem toplam dokuz juz otuz jil jasadiktan sonra oldu. New-Testament-Mark-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua dönüp diğer öğrencilerine baktı; Petrus’u azarlayarak, “Çekil önümden Şeytan! Çünkü düşündüklerin Tanrı’nın değil, insanın şeyleridir” dedi.|ama jesua donup diɡer oɡrent͡ʃilerine bakti; petrus’u azarlajarakʔ “t͡ʃekil onumden sejtan! t͡ʃunku dusunduklerin tanri’nin deɡilʔ insanin sejleridir” dedi. New-Testament-Luke-012-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayat yiyecekten, beden ise giyecekten daha fazlasıdır.|hajat jijet͡ʃektenʔ beden ise ɡijet͡ʃekten daha fazlasidir. New-Testament-Luke-024-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürekli tapınakta Tanrı’yı övüyor, yüceltiyorlardı. Amin.|surekli tapinakta tanri’ji ovujorʔ jut͡ʃeltijorlardi. amin. Old-Testament-Ecclesiastes-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Erkek ve kadın hizmetçiler satın aldım ve evimde doğan hizmetçilerim oldu. Yeruşalem'de de benden önce olanların hepsinden daha çok sığır ve koyun malım vardı.|erkek ve kadin hizmett͡ʃiler satin aldim ve evimde doɡan hizmett͡ʃilerim oldu. jerusalemʔde de benden ont͡ʃe olanlarin hepsinden daha t͡ʃok siɡir ve kojun malim vardi. New-Testament-Mark-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir anda o kadar çok insan toplandı ki, kapı çevresi bile kapanmıştı, onlara Tanrı sözünü söylüyordu.|bir anda o kadar t͡ʃok insan toplandi kiʔ kapi t͡ʃevresi bile kapanmistiʔ onlara tanri sozunu sojlujordu. Old-Testament-1-Chronicles-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ever, Pelek, Reu,|everʔ pelekʔ reuʔ New-Testament-1-John-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla gerçeğe ait olduğumuzu biliriz. Yüreğimiz bizi suçladığında, Tanrı önünde yüreğimizi ikna edebiliriz. Çünkü Tanrı yüreğimizden daha büyüktür ve her şeyi bilir.|bununla ɡert͡ʃeɡe ait olduɡumuzu biliriz. jureɡimiz bizi sut͡ʃladiɡindaʔ tanri onunde jureɡimizi ikna edebiliriz. t͡ʃunku tanri jureɡimizden daha bujuktur ve her seji bilir. New-Testament-Acts-004-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Serbest bırakıldıktan sonra arkadaşlarının yanına döndüler. Başkâhinlerle ileri gelenlerin kendilerine söyledikleri her şeyi onlara anlattılar.|serbest birakildiktan sonra arkadaslarinin janina donduler. baskahinlerle ileri ɡelenlerin kendilerine sojledikleri her seji onlara anlattilar. New-Testament-Matthew-024-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü birçokları, ‘Mesih benim’ diyerek benim adımla gelip birçoklarını saptıracaklar.|t͡ʃunku birt͡ʃoklariʔ ‘mesih benim’ dijerek benim adimla ɡelip birt͡ʃoklarini saptirat͡ʃaklar. Old-Testament-Job-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|güvendiği şey paramparça olur, güvendiği bir örümcek ağıdır.|ɡuvendiɡi sej parampart͡ʃa olurʔ ɡuvendiɡi bir orumt͡ʃek aɡidir. Old-Testament-Jeremiah-030-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü seni kurtarmak için, ben seninleyim, diyor Yahve; çünkü seni dağıttığım bütün ulusların bütünüyle sonunu getireceğim, ama senin bütünüyle sonunu getirmeyeceğim; ama seni ölçüyle yola getireceğim, seni kesinlikle cezasız bırakmayacağım.\"\"\"|\"t͡ʃunku seni kurtarmak it͡ʃinʔ ben seninlejimʔ dijor jahve; t͡ʃunku seni daɡittiɡim butun uluslarin butunujle sonunu ɡetiret͡ʃeɡimʔ ama senin butunujle sonunu ɡetirmejet͡ʃeɡim; ama seni olt͡ʃujle jola ɡetiret͡ʃeɡimʔ seni kesinlikle t͡ʃezasiz birakmajat͡ʃaɡim.\"\"\" New-Testament-Romans-001-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölümsüz Tanrı’nın yüceliğini, ölümlü insanla, kuşlarla, dört ayaklı yaratıklarla ve sürüngenlere benzer şeylerle değiştirdiler.|olumsuz tanri’nin jut͡ʃeliɡiniʔ olumlu insanlaʔ kuslarlaʔ dort ajakli jaratiklarla ve surunɡenlere benzer sejlerle deɡistirdiler. New-Testament-Matthew-012-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua kalabalığa konuşmasını sürdürürken, işte, annesi ve kardeşleri O'nunla konuşmak isteyerek dışarıda durdular.|jesua kalabaliɡa konusmasini surdururkenʔ isteʔ annesi ve kardesleri oʔnunla konusmak istejerek disarida durdular. Old-Testament-Proverbs-028-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu her zaman korkan insana, ama yüreğini katılaştıran belaya düşer.|ne mutlu her zaman korkan insanaʔ ama jureɡini katilastiran belaja duser. Old-Testament-Ecclesiastes-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgenin gözleri başındadır, akılsız karanlıkta yürür. Ama hepsinin başına aynı olayın geldiğini gördüm.|bilɡenin ɡozleri basindadirʔ akilsiz karanlikta jurur. ama hepsinin basina ajni olajin ɡeldiɡini ɡordum. Old-Testament-Joshua-010-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yeruşalem Kralı Adoni-Sedek, Hevron Kralı Hoham'a, Yarmut Kralı Piram'a, Lakiş Kralı Yafia'ya ve Eglon Kralı Debir'e haber göndererek şöyle dedi:|bunun uzerine jerusalem krali adoni-sedekʔ hevron krali hohamʔaʔ jarmut krali piramʔaʔ lakis krali jafiaʔja ve eɡlon krali debirʔe haber ɡondererek sojle dedi Old-Testament-Exodus-019-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler bana kâhinler krallığı ve kutsal bir ulus olacaksınız.' İsrael'in çocuklarına söyleyeceğin sözler bunlardır.”|sizler bana kahinler kralliɡi ve kutsal bir ulus olat͡ʃaksiniz.ʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojlejet͡ʃeɡin sozler bunlardir.” Old-Testament-Nehemiah-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sana karşı çok kötülük ettik, hizmetkârın Moşe'ye buyurduğun buyrukları, kuralları ve ilkeleri tutmadık.\"\"\"|\"sana karsi t͡ʃok kotuluk ettikʔ hizmetkarin moseʔje bujurduɡun bujruklariʔ kurallari ve ilkeleri tutmadik.\"\"\" New-Testament-Mark-009-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Evet” dedi. “Gerçekten önce Eliya gelir ve her şeyi yerine koyar. Nasıl oluyor da İnsanoğlu hakkında çok acı çekmesi ve hor görülmesi gerektiği yazılmıştır?|jesuaʔ “evet” dedi. “ɡert͡ʃekten ont͡ʃe elija ɡelir ve her seji jerine kojar. nasil olujor da insanoɡlu hakkinda t͡ʃok at͡ʃi t͡ʃekmesi ve hor ɡorulmesi ɡerektiɡi jazilmistir? Old-Testament-Proverbs-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kötü kişi, doğruların konutuna karşı pusuya yatma. Onun dinlenme yerini yok etme.|ej kotu kisiʔ doɡrularin konutuna karsi pusuja jatma. onun dinlenme jerini jok etme. Old-Testament-1-Kings-020-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Peygamber oğullarından bir adam, Yahve'nin sözüyle arkadaşına, “Lütfen beni vur!” dedi. Adam ona vurmayı reddetti.|pejɡamber oɡullarindan bir adamʔ jahveʔnin sozujle arkadasinaʔ “lutfen beni vur!” dedi. adam ona vurmaji reddetti. Old-Testament-1-Chronicles-016-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Orman ağaçları Yahve'nin önünde sevinçle ezgi söyleyecekler, çünkü O yeryüzüne hükmetmeye geliyor.|orman aɡat͡ʃlari jahveʔnin onunde sevint͡ʃle ezɡi sojlejet͡ʃeklerʔ t͡ʃunku o jerjuzune hukmetmeje ɡelijor. Old-Testament-Psalms-038-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötülüklerim başımı aştı. Ağır bir yük gibi, bana çok ağır geldiler.|t͡ʃunku kotuluklerim basimi asti. aɡir bir juk ɡibiʔ bana t͡ʃok aɡir ɡeldiler. Old-Testament-Isaiah-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü bu halk yumuşakça akan Şiloah sularını reddetti ve Resin ile Remalya'nın oğluyla seviniyor;|“t͡ʃunku bu halk jumusakt͡ʃa akan siloah sularini reddetti ve resin ile remaljaʔnin oɡlujla sevinijor; Old-Testament-Exodus-039-040|und|SPEAKER_00_Turkish|avlu perdelerini, direklerini, tabanlarını, avlu kapısının perdesini, iplerini, kazıklarını ve Buluşma Çadırı için çadırın hizmetinde kullanılan bütün aletleri,|avlu perdeleriniʔ direkleriniʔ tabanlariniʔ avlu kapisinin perdesiniʔ ipleriniʔ kaziklarini ve bulusma t͡ʃadiri it͡ʃin t͡ʃadirin hizmetinde kullanilan butun aletleriʔ Old-Testament-Jeremiah-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunları yaptıktan sonra, ‘Bana dönecek’ dedim; ama dönmedi. Hain kız kardeşi Yahuda da bunu gördü.|butun bunlari japtiktan sonraʔ ‘bana donet͡ʃek’ dedim; ama donmedi. hain kiz kardesi jahuda da bunu ɡordu. New-Testament-Revelation-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüm ve Hades ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü ikinci ölümdür.|olum ve hades ates ɡolune atildi. iste bu ates ɡolu ikint͡ʃi olumdur. Old-Testament-Proverbs-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenin yaşamı esenlik içindeki yürektedir, ama kıskançlık kemikleri çürütür.|bedenin jasami esenlik it͡ʃindeki jurektedirʔ ama kiskant͡ʃlik kemikleri t͡ʃurutur. New-Testament-Acts-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyleyene dek onu dinlediler. Sonra seslerini yükselterek, “Bu adamı yeryüzünden temizleyin, çünkü yaşamaya layık değil!” dediler.|bunu sojlejene dek onu dinlediler. sonra seslerini jukselterekʔ “bu adami jerjuzunden temizlejinʔ t͡ʃunku jasamaja lajik deɡil!” dediler. New-Testament-Revelation-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekirgelere yeryüzündeki otlara, hiçbir yeşile, hiçbir ağaca zarar vermemeleri, yalnızca alınlarında Tanrı’nın mührü olmayan insanlara zarar vermeleri söylendi.|t͡ʃekirɡelere jerjuzundeki otlaraʔ hit͡ʃbir jesileʔ hit͡ʃbir aɡat͡ʃa zarar vermemeleriʔ jalnizt͡ʃa alinlarinda tanri’nin muhru olmajan insanlara zarar vermeleri sojlendi. Old-Testament-Numbers-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Levioğulları arasından Kohat'ın oğullarını, ailelerine, ata evlerine göre,\"|\"\"\"levioɡullari arasindan kohatʔin oɡullariniʔ ailelerineʔ ata evlerine ɡoreʔ\" New-Testament-Matthew-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Vay size ey yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Çünkü kâsenin ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içi soygunculuk ve taşkınlıkla doludur.|“vaj size ej jazit͡ʃilar ve ferisilerʔ ikijuzluler! t͡ʃunku kasenin ve tabaɡin disini temizlersinizʔ ama it͡ʃi sojɡunt͡ʃuluk ve taskinlikla doludur. New-Testament-1-John-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yavrularım, bu şeyleri size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Eğer biri günah işlerse, Baba’nın yanında Savunucu'muz, doğru olan Yeşua Mesih vardır.|javrularimʔ bu sejleri size ɡunah islemejesiniz dije jazijorum. eɡer biri ɡunah islerseʔ baba’nin janinda savunut͡ʃuʔmuzʔ doɡru olan jesua mesih vardir. New-Testament-James-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|O, kendi isteğiyle, yarattıklarının ilk ürünü olmamız için gerçeğin sözü aracılığıyla bizi dünyaya getirdi.|oʔ kendi isteɡijleʔ jarattiklarinin ilk urunu olmamiz it͡ʃin ɡert͡ʃeɡin sozu arat͡ʃiliɡijla bizi dunjaja ɡetirdi. New-Testament-Luke-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“İçinizden hangi baba, kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir? Ya da balık isterse ona balık yerine yılan verir?|“it͡ʃinizden hanɡi babaʔ kendisinden ekmek istejen oɡluna tas verir? ja da balik isterse ona balik jerine jilan verir? Old-Testament-1-Chronicles-025-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Beşincisi, Netanya'ya, oğulları ve kardeşleri on iki;|besint͡ʃisiʔ netanjaʔjaʔ oɡullari ve kardesleri on iki; Old-Testament-Ecclesiastes-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ne olacağını bilmez; çünkü ona nasıl olacağını kim söyleyebilir?|t͡ʃunku ne olat͡ʃaɡini bilmez; t͡ʃunku ona nasil olat͡ʃaɡini kim sojlejebilir? Old-Testament-Deuteronomy-001-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hepiniz yanıma gelip şöyle dediniz: \"\"Önümüzden adamlar gönderelim, bizim için diyarı araştırsınlar, gitmemiz gereken yol ve gideceğimiz kentler hakkında bize haber getirsinler.\"\"\"|\"hepiniz janima ɡelip sojle dediniz \"\"onumuzden adamlar ɡonderelimʔ bizim it͡ʃin dijari arastirsinlarʔ ɡitmemiz ɡereken jol ve ɡidet͡ʃeɡimiz kentler hakkinda bize haber ɡetirsinler.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-023-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizin için kabul edilsin diye demetini Yahve'nin önünde sallayacak. Kâhin onu Şabat'ın ertesi günü sallayacaktır.|sizin it͡ʃin kabul edilsin dije demetini jahveʔnin onunde sallajat͡ʃak. kahin onu sabatʔin ertesi ɡunu sallajat͡ʃaktir. New-Testament-James-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|oysa yarın yaşamınızın nasıl olacağını bilmiyorsunuz. Yaşamınız nedir ki? Kısa bir süre görünen, sonra kaybolup giden buğu gibisiniz.|ojsa jarin jasaminizin nasil olat͡ʃaɡini bilmijorsunuz. jasaminiz nedir ki? kisa bir sure ɡorunenʔ sonra kajbolup ɡiden buɡu ɡibisiniz. New-Testament-2-John-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle birini kabul eden, onun kötü işlerine katılmış olur.|bojle birini kabul edenʔ onun kotu islerine katilmis olur. Old-Testament-Psalms-069-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve yoksulu duyar, kendi tutsak halkını hor görmez.|t͡ʃunku jahve joksulu dujarʔ kendi tutsak halkini hor ɡormez. New-Testament-2-Corinthians-005-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü eğer kendimizde değilsek, bu Tanrı içindir. Ya da aklımız başımızdaysa, bu sizin içindir.|t͡ʃunku eɡer kendimizde deɡilsekʔ bu tanri it͡ʃindir. ja da aklimiz basimizdajsaʔ bu sizin it͡ʃindir. Old-Testament-Deuteronomy-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kentin ihtiyarlarına şöyle diyecekler: \"\"Bu oğlumuz inatçı ve asidir. Bizim sözümüzü dinlemez. O, obur ve ayyaştır.”\"|\"kentin ihtijarlarina sojle dijet͡ʃekler \"\"bu oɡlumuz inatt͡ʃi ve asidir. bizim sozumuzu dinlemez. oʔ obur ve ajjastir.”\" Old-Testament-2-Chronicles-025-023|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael Kralı Yoaş, Yehoahaz oğlu Yoaş'ın oğlu Yahuda Kralı Amatsya'yı Beyt Şemeş'e tutup Yeruşalem'e getirdi ve Yeruşalem surunu Efraim Kapısı'ndan köşe kapısına kadar dört yüz arşın yıktı.|israel krali joasʔ jehoahaz oɡlu joasʔin oɡlu jahuda krali amatsjaʔji bejt semesʔe tutup jerusalemʔe ɡetirdi ve jerusalem surunu efraim kapisiʔndan kose kapisina kadar dort juz arsin jikti. Old-Testament-Psalms-091-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında bin kişi, sağında on bin kişi düşebilir, ama sana yaklaşmaz.|janinda bin kisiʔ saɡinda on bin kisi dusebilirʔ ama sana jaklasmaz. Old-Testament-Isaiah-029-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok az zaman kalmadı mı, Lübnan'ın verimli bir tarlaya döndürülmesine, verimli tarlanın da orman sayılmasına?|t͡ʃok az zaman kalmadi miʔ lubnanʔin verimli bir tarlaja dondurulmesineʔ verimli tarlanin da orman sajilmasina? Old-Testament-2-Chronicles-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sunağının önünde, İsrael topluluğunun karşısında durdu ve ellerini açtı.|jahveʔnin sunaɡinin onundeʔ israel topluluɡunun karsisinda durdu ve ellerini at͡ʃti. New-Testament-Acts-012-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus ise kapıyı çalmayı sürdürdü. Kapıyı açtıklarında onu kapıda görünce şaştılar.|petrus ise kapiji t͡ʃalmaji surdurdu. kapiji at͡ʃtiklarinda onu kapida ɡorunt͡ʃe sastilar. New-Testament-Revelation-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar, yeryüzünün Efendisi’nin önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandildir.|bunlarʔ jerjuzunun efendisi’nin onunde duran iki zejtin aɡat͡ʃijla iki kandildir. New-Testament-Acts-009-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler bunu öğrenince onu Sezariye’ye götürüp oradan da Tarsus’a yolladılar.|kardesler bunu oɡrenint͡ʃe onu sezarije’je ɡoturup oradan da tarsus’a jolladilar. Old-Testament-1-Chronicles-007-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kızı, Aşağı ve Yukarı Beyt Horon'u ve Uzzen Şerah'ı kuran Şeera'ydı.|kiziʔ asaɡi ve jukari bejt horonʔu ve uzzen serahʔi kuran seeraʔjdi. Old-Testament-2-Samuel-018-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral, “Gel ve burada dur” dedi. Geldi ve durdu.|kralʔ “ɡel ve burada dur” dedi. ɡeldi ve durdu. Old-Testament-Exodus-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bugün sizin için bir anma günü olacak. Onu Yahve'ye bir bayram olarak tutacaksınız. Sonsuza dek süren bir kuralla onu kuşaklarınız boyunca bayram olarak tutacaksınız.'\"\"\"|\"buɡun sizin it͡ʃin bir anma ɡunu olat͡ʃak. onu jahveʔje bir bajram olarak tutat͡ʃaksiniz. sonsuza dek suren bir kuralla onu kusaklariniz bojunt͡ʃa bajram olarak tutat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" New-Testament-Luke-003-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün halk vaftiz olduktan sonra, Yeşua da vaftiz oldu. Dua ederken gök açıldı.|butun halk vaftiz olduktan sonraʔ jesua da vaftiz oldu. dua ederken ɡok at͡ʃildi. Old-Testament-Isaiah-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kendi halkını, Yakov'un evini terk ettin, çünkü orası doğuyla dolu, Filistliler gibi kehanet yapanlarla, yabancıların çocuklarıyla el sıkışıyorlar.|t͡ʃunku kendi halkiniʔ jakovʔun evini terk ettinʔ t͡ʃunku orasi doɡujla doluʔ filistliler ɡibi kehanet japanlarlaʔ jabant͡ʃilarin t͡ʃot͡ʃuklarijla el sikisijorlar. Old-Testament-1-Kings-020-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bedenlerine çul, başlarına ipler bağladılar ve İsrael Kralı'na gelip, “Hizmetkârın Ben Hadad, ‘Lütfen yaşamama izin ver’ diyor” dediler. Ahav, “O hâlâ yaşıyor mu? O benim kardeşim.” dedi.|bojlet͡ʃe bedenlerine t͡ʃulʔ baslarina ipler baɡladilar ve israel kraliʔna ɡelipʔ “hizmetkarin ben hadadʔ ‘lutfen jasamama izin ver’ dijor” dediler. ahavʔ “o hala jasijor mu? o benim kardesim.” dedi. New-Testament-Matthew-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Filipus Sezariyesi bölgesine geldiğinde öğrencilerine, “İnsanlar, ben İnsanoğlu'nun kim olduğumu söylüyor?” dedi.|jesuaʔ filipus sezarijesi bolɡesine ɡeldiɡinde oɡrent͡ʃilerineʔ “insanlarʔ ben insanoɡluʔnun kim olduɡumu sojlujor?” dedi. Old-Testament-Job-022-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüce Olan senin hazinen, ve sana değerli gümüş olur.|jut͡ʃe olan senin hazinenʔ ve sana deɡerli ɡumus olur. Old-Testament-Hosea-014-005|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'e çiy gibi olacağım. Zambak gibi çiçek açacak, ve köklerini Lübnan gibi salacak.|israelʔe t͡ʃij ɡibi olat͡ʃaɡim. zambak ɡibi t͡ʃit͡ʃek at͡ʃat͡ʃakʔ ve koklerini lubnan ɡibi salat͡ʃak. Old-Testament-Lamentations-002-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Kutsal toplantı gününde olduğu gibi, her yandan dehşetlerimi çağırdın. Yahve'nin öfkesi gününde kaçıp kurtulan ya da geride kalan olmadı. Düşmanım, bakıp büyüttüğüm çocuklarımı tüketti.\"\"\"|\"“kutsal toplanti ɡununde olduɡu ɡibiʔ her jandan dehsetlerimi t͡ʃaɡirdin. jahveʔnin ofkesi ɡununde kat͡ʃip kurtulan ja da ɡeride kalan olmadi. dusmanimʔ bakip bujuttuɡum t͡ʃot͡ʃuklarimi tuketti.\"\"\" Old-Testament-Numbers-033-054|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ülkeyi oymaklarınıza göre kurayla miras alacaksınız; daha büyük gruplara daha çok, daha küçük gruplara daha az miras vereceksiniz. Birine kura nereye düşerse, orası onun olacaktır. Atalarınızın oymaklarına göre miras alacaksınız.\"\"\"|\"ulkeji ojmaklariniza ɡore kurajla miras alat͡ʃaksiniz; daha bujuk ɡruplara daha t͡ʃokʔ daha kut͡ʃuk ɡruplara daha az miras veret͡ʃeksiniz. birine kura nereje duserseʔ orasi onun olat͡ʃaktir. atalarinizin ojmaklarina ɡore miras alat͡ʃaksiniz.\"\"\" Old-Testament-Exodus-040-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Altın sunağı Buluşma Çadırı'nın içindeki perdenin önüne koydu;|altin sunaɡi bulusma t͡ʃadiriʔnin it͡ʃindeki perdenin onune kojdu; Old-Testament-Deuteronomy-012-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'ye böyle yapmayacaksın; Yahve'nin nefret ettiği her iğrençliği kendi ilâhlarına yaptılar; çünkü oğullarını ve kızlarını bile ateşte kendi ilâhlarına yakarlar.|tanrin jahveʔje bojle japmajat͡ʃaksin; jahveʔnin nefret ettiɡi her iɡrent͡ʃliɡi kendi ilahlarina japtilar; t͡ʃunku oɡullarini ve kizlarini bile ateste kendi ilahlarina jakarlar. Old-Testament-Ezekiel-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“‘“Sonra seni suyla yıkadım. Evet, üzerinden kanını tümüyle yıkadım ve seni yağla meshettim.|“‘“sonra seni sujla jikadim. evetʔ uzerinden kanini tumujle jikadim ve seni jaɡla meshettim. New-Testament-Ephesians-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın kendisine ait olanların kurtuluşu ve Tanrı yüceliğinin övülmesi için Ruh mirasımızın güvencesidir.|tanri’nin kendisine ait olanlarin kurtulusu ve tanri jut͡ʃeliɡinin ovulmesi it͡ʃin ruh mirasimizin ɡuvent͡ʃesidir. Old-Testament-Numbers-003-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Amramlılar'ın ailesi, Yisharlılar'ın ailesi, Hevronlular'ın ailesi ve Uzzielliler'in ailesi Kohat'tandı.|amramlilarʔin ailesiʔ jisharlilarʔin ailesiʔ hevronlularʔin ailesi ve uzziellilerʔin ailesi kohatʔtandi. Old-Testament-2-Kings-023-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada bulunan bütün yüksek yerler kâhinlerini sunaklarda öldürdü, üzerlerinde insan kemikleri yaktı ve Yeruşalem'e döndü.|orada bulunan butun juksek jerler kahinlerini sunaklarda oldurduʔ uzerlerinde insan kemikleri jakti ve jerusalemʔe dondu. Old-Testament-Deuteronomy-029-011|und|SPEAKER_00_Turkish|çocuklarınız, karılarınız ve konaklarınızın ortasında olan yabancılar, odununuzu kesenden suyunuzu çeken adama kadar Tanrınız Yahve'nin önünde duruyorsunuz,|t͡ʃot͡ʃuklarinizʔ karilariniz ve konaklarinizin ortasinda olan jabant͡ʃilarʔ odununuzu kesenden sujunuzu t͡ʃeken adama kadar tanriniz jahveʔnin onunde durujorsunuzʔ Old-Testament-1-Kings-006-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İç odanın içi yirmi arşın uzunluğunda, yirmi arşın genişliğinde ve yirmi arşın yüksekliğindeydi. Onu saf altınla kapladı. Sunağı sedirle kapladı.|it͡ʃ odanin it͡ʃi jirmi arsin uzunluɡundaʔ jirmi arsin ɡenisliɡinde ve jirmi arsin juksekliɡindejdi. onu saf altinla kapladi. sunaɡi sedirle kapladi. Old-Testament-2-Kings-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama Kral Yoram, Suriye Kralı Hazael'le savaşırken Suriyeliler'in kendisine açmış oldukları yaraların iyileşmesi için Yizreel'e dönmüştü.) Yehu, \"\"Eğer böyle düşünüyorsanız, hiç kimse kaçıp Yizreel'e çıkıp bunu bildirmesin\"\" dedi.\"|\"ama kral joramʔ surije krali hazaelʔle savasirken surijelilerʔin kendisine at͡ʃmis olduklari jaralarin ijilesmesi it͡ʃin jizreelʔe donmustu.) jehuʔ \"\"eɡer bojle dusunujorsanizʔ hit͡ʃ kimse kat͡ʃip jizreelʔe t͡ʃikip bunu bildirmesin\"\" dedi.\" Old-Testament-Isaiah-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kime bilgi öğretecek? Haberi kime açıklayacak? Sütten kesilip göğüslerden çekilenlere mi?|kime bilɡi oɡretet͡ʃek? haberi kime at͡ʃiklajat͡ʃak? sutten kesilip ɡoɡuslerden t͡ʃekilenlere mi? New-Testament-1-Timothy-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ebedi Kral’a, ölümsüz, görünmez ve bilge olan tek Tanrı’ya, sonsuzluklar boyunca onur ve yücelik olsun! Amin.|ebedi kral’aʔ olumsuzʔ ɡorunmez ve bilɡe olan tek tanri’jaʔ sonsuzluklar bojunt͡ʃa onur ve jut͡ʃelik olsun! amin. Old-Testament-Isaiah-046-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonu baştan, henüz olmamış şeyleri çok eski zamanlardan bildiririm. Derim ki: Öğüdüm yerinde duracak, ve ne dilersem onu yapacağım.|sonu bastanʔ henuz olmamis sejleri t͡ʃok eski zamanlardan bildiririm. derim ki oɡudum jerinde durat͡ʃakʔ ve ne dilersem onu japat͡ʃaɡim. Old-Testament-Genesis-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Suların ortasında boşluk olsun ve suları sulardan ayırsın” dedi.|tanriʔ “sularin ortasinda bosluk olsun ve sulari sulardan ajirsin” dedi. Old-Testament-2-Kings-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Geri dön ve halkımın hükümdarı Hizkiya’ya söyle, ‘Atan David’in Tanrısı Yahve şöyle diyor, \"\"Duanı duydum. Gözyaşlarını gördüm. İşte, seni iyileştireceğim. Üçüncü gün, Yahve'nin evine çıkacaksın.\"|\"“ɡeri don ve halkimin hukumdari hizkija’ja sojleʔ ‘atan david’in tanrisi jahve sojle dijorʔ \"\"duani dujdum. ɡozjaslarini ɡordum. isteʔ seni ijilestiret͡ʃeɡim. ut͡ʃunt͡ʃu ɡunʔ jahveʔnin evine t͡ʃikat͡ʃaksin.\" Old-Testament-Jeremiah-031-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama o günlerden sonra İsrael eviyle yapacağım antlaşma şudur” diyor Yahve: “Yasamı içlerine koyacağım, ve onu yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.|“ama o ɡunlerden sonra israel evijle japat͡ʃaɡim antlasma sudur” dijor jahve “jasami it͡ʃlerine kojat͡ʃaɡimʔ ve onu jureklerine jazat͡ʃaɡim. ben onlarin tanrisi olat͡ʃaɡimʔ onlar da benim halkim olat͡ʃaklar. Old-Testament-1-Chronicles-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Hanun, David'in hizmetkârlarını aldı, onları tıraş etti ve giysilerini kalçalarının ortasından kesip gönderdi.|bunun uzerine hanunʔ davidʔin hizmetkarlarini aldiʔ onlari tiras etti ve ɡijsilerini kalt͡ʃalarinin ortasindan kesip ɡonderdi. Old-Testament-1-Chronicles-021-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David Tanrı'ya, \"\"Bu işi yapmakla büyük günah işledim\"\" dedi, \"\"Ama şimdi yalvarırım, hizmetkârının suçunu kaldır, çünkü çok akılsızlık ettim.\"\"\"|\"david tanriʔjaʔ \"\"bu isi japmakla bujuk ɡunah isledim\"\" dediʔ \"\"ama simdi jalvaririmʔ hizmetkarinin sut͡ʃunu kaldirʔ t͡ʃunku t͡ʃok akilsizlik ettim.\"\"\" New-Testament-John-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlu da öyle yukarı kaldırılmalıdır.|mose t͡ʃolde jilani nasil jukari kaldirdijsaʔ insanoɡlu da ojle jukari kaldirilmalidir. Old-Testament-Joel-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ordusunun önünde sesiyle gürlüyor, çünkü O'nun güçleri çok büyüktür; çünkü O'nun buyruğuna uyan O, güçlüdür; çünkü Yahve'nin günü büyük ve çok korkunçtur, ve buna kim dayanabilir?|jahve ordusunun onunde sesijle ɡurlujorʔ t͡ʃunku oʔnun ɡut͡ʃleri t͡ʃok bujuktur; t͡ʃunku oʔnun bujruɡuna ujan oʔ ɡut͡ʃludur; t͡ʃunku jahveʔnin ɡunu bujuk ve t͡ʃok korkunt͡ʃturʔ ve buna kim dajanabilir? Old-Testament-Daniel-002-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak gökte sırları açan bir Tanrı var ve O, son günlerde ne olacağını Kral Nebukadnetsar'a bildirdi. Senin düşün, yatağının üzerinde başının görümleri şunlardır:|ant͡ʃak ɡokte sirlari at͡ʃan bir tanri var ve oʔ son ɡunlerde ne olat͡ʃaɡini kral nebukadnetsarʔa bildirdi. senin dusunʔ jataɡinin uzerinde basinin ɡorumleri sunlardir Old-Testament-Psalms-078-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların mahsullerini tırtıla, emeğini çekirgeye verdi.|onlarin mahsullerini tirtilaʔ emeɡini t͡ʃekirɡeje verdi. Old-Testament-Judges-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gözcüler kentten çıkan bir adam gördüler ve ona, \"\"Lütfen bize kentin girişini göster, sana iyilikle davranacağız\"\" dediler.\"|\"ɡozt͡ʃuler kentten t͡ʃikan bir adam ɡorduler ve onaʔ \"\"lutfen bize kentin ɡirisini ɡosterʔ sana ijilikle davranat͡ʃaɡiz\"\" dediler.\" Old-Testament-Psalms-066-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana yakmalık sunu olarak semiz hayvanlar sunacağım, koçlarla birlikte, boğalar, keçiler sunacağım. Selah.|sana jakmalik sunu olarak semiz hajvanlar sunat͡ʃaɡimʔ kot͡ʃlarla birlikteʔ boɡalarʔ ket͡ʃiler sunat͡ʃaɡim. selah. Old-Testament-Deuteronomy-011-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bu sözlerimi yüreğinize ve canınıza koyacaksınız. Onları elinize işaret olarak bağlayacaksınız ve gözlerinizin arasında alın bağı olacaklar.|bu nedenle bu sozlerimi jureɡinize ve t͡ʃaniniza kojat͡ʃaksiniz. onlari elinize isaret olarak baɡlajat͡ʃaksiniz ve ɡozlerinizin arasinda alin baɡi olat͡ʃaklar. New-Testament-Jude-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Yücelik, görkem, güç ve hâkimiyet şimdi ve sonsuzluklar boyunca Tanrı’nın olsun! Amin.|jut͡ʃelikʔ ɡorkemʔ ɡut͡ʃ ve hakimijet simdi ve sonsuzluklar bojunt͡ʃa tanri’nin olsun! amin. Old-Testament-Isaiah-060-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü sana hizmet etmeyen ulus ve krallık yok olacak, evet, o uluslar tümüyle harap olacak.\"\"\"|\"t͡ʃunku sana hizmet etmejen ulus ve krallik jok olat͡ʃakʔ evetʔ o uluslar tumujle harap olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin elindeki geri kalan yağdan temiz kılınacak insanın sağ kulak memesi üzerine, sağ elinin başparmağı üzerine, sağ ayağının başparmağı üzerine ve suç sunusunun kanı üzerine sürecek.|kahin elindeki ɡeri kalan jaɡdan temiz kilinat͡ʃak insanin saɡ kulak memesi uzerineʔ saɡ elinin basparmaɡi uzerineʔ saɡ ajaɡinin basparmaɡi uzerine ve sut͡ʃ sunusunun kani uzerine suret͡ʃek. New-Testament-Mark-015-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Olup bitenleri uzaktan izleyen kadınlar vardı. Magdalalı Mariyam, küçük Yakov’un ve Yose’nin annesi Mariyam ve Salome bunların arasındaydı.|olup bitenleri uzaktan izlejen kadinlar vardi. maɡdalali marijamʔ kut͡ʃuk jakov’un ve jose’nin annesi marijam ve salome bunlarin arasindajdi. Old-Testament-Deuteronomy-030-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bugün sana Tanrın Yahve'yi sevmeni, O'nun yollarında yürümeni, buyruklarını, kurallarını ve ilkelerini tutmanı buyuruyorum; öyle ki, yaşayıp çoğalasın ve mülk edinmek için gitmekte olduğun ülkede Tanrın Yahve seni kutsasın.|t͡ʃunku buɡun sana tanrin jahveʔji sevmeniʔ oʔnun jollarinda jurumeniʔ bujruklariniʔ kurallarini ve ilkelerini tutmani bujurujorum; ojle kiʔ jasajip t͡ʃoɡalasin ve mulk edinmek it͡ʃin ɡitmekte olduɡun ulkede tanrin jahve seni kutsasin. Old-Testament-Isaiah-042-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökleri yaratan ve onları geren, yeryüzünü ve ondan çıkanları yayan, halkına soluk ve onda yürüyenlere ruh veren Tanrı Yahve şöyle diyor:|ɡokleri jaratan ve onlari ɡerenʔ jerjuzunu ve ondan t͡ʃikanlari jajanʔ halkina soluk ve onda jurujenlere ruh veren tanri jahve sojle dijor Old-Testament-Leviticus-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Aron Buluşma Çadırı'na girecek ve Kutsal Yer'e girerken giydiği keten giysilerini çıkarıp orada bırakacak.\"|\"\"\"aron bulusma t͡ʃadiriʔna ɡiret͡ʃek ve kutsal jerʔe ɡirerken ɡijdiɡi keten ɡijsilerini t͡ʃikarip orada birakat͡ʃak.\" Old-Testament-Numbers-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarının topluluğunu, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, her erkeği,\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin topluluɡunuʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ her erkeɡiʔ\" Old-Testament-Isaiah-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kurtuluşunun Tanrısı'nı unuttun ve gücünün kayasını hatırlamadın. Bu yüzden hoş fidanlar dikiyorsun, yabancı fideler dikiyorsun.|t͡ʃunku kurtulusunun tanrisiʔni unuttun ve ɡut͡ʃunun kajasini hatirlamadin. bu juzden hos fidanlar dikijorsunʔ jabant͡ʃi fideler dikijorsun. Old-Testament-Joshua-013-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu artık yaşlanmıştı ve yılları oldukça ilerlemişti. Yahve ona şöyle dedi: \"\"Yaşlısın ve yılların ilerledi; hâlâ mülk olarak alınacak çok yer var.\"\"\"|\"jesu artik jaslanmisti ve jillari oldukt͡ʃa ilerlemisti. jahve ona sojle dedi \"\"jaslisin ve jillarin ilerledi; hala mulk olarak alinat͡ʃak t͡ʃok jer var.\"\"\" Old-Testament-Ezekiel-034-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların üzerine tek çoban koyacağım, onları o güdecek, hizmetkârım David'i koyacağım. Onları o güdecek, çobanları o olacak.|onlarin uzerine tek t͡ʃoban kojat͡ʃaɡimʔ onlari o ɡudet͡ʃekʔ hizmetkarim davidʔi kojat͡ʃaɡim. onlari o ɡudet͡ʃekʔ t͡ʃobanlari o olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-029-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“‘Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"İşte, ben senin üzerine bir kılıç getireceğim, insanı da hayvanı da senden kesip atacağım.\"|\"“‘bu juzden efendi jahve sojle dijor \"\"isteʔ ben senin uzerine bir kilit͡ʃ ɡetiret͡ʃeɡimʔ insani da hajvani da senden kesip atat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Lamentations-001-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem, sıkıntı ve sefalet günlerinde, eski günlerindeki bütün güzel şeylerini hatırlıyor; onun halkı düşmanın eline düştüğünde ve kimse ona yardım etmediğinde, düşmanlar onu gördüler. Onun kimsesizliğiyle alay ettiler.|jerusalemʔ sikinti ve sefalet ɡunlerindeʔ eski ɡunlerindeki butun ɡuzel sejlerini hatirlijor; onun halki dusmanin eline dustuɡunde ve kimse ona jardim etmediɡindeʔ dusmanlar onu ɡorduler. onun kimsesizliɡijle alaj ettiler. Old-Testament-1-Kings-018-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav da yemek ve içmek için yukarı çıktı. Eliya Karmel Dağı'nın tepesine çıktı; yere eğildi ve yüzünü dizlerinin arasına koydu.|ahav da jemek ve it͡ʃmek it͡ʃin jukari t͡ʃikti. elija karmel daɡiʔnin tepesine t͡ʃikti; jere eɡildi ve juzunu dizlerinin arasina kojdu. Old-Testament-1-Samuel-017-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul, onlar ve bütün İsraelliler Ela Vadisi'nde Filistliler'le savaşıyorlardı.|saulʔ onlar ve butun israelliler ela vadisiʔnde filistlilerʔle savasijorlardi. Old-Testament-Job-031-014|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman Tanrı kalktığında ne yaparım? Ziyaret ettiğinde, O'na ne yanıt veririm?|o zaman tanri kalktiɡinda ne japarim? zijaret ettiɡindeʔ oʔna ne janit veririm? Old-Testament-Numbers-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'la konuşup şöyle dedi:|jahve mose ve aronʔla konusup sojle dedi New-Testament-Luke-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yine, “Tanrı’nın Krallığı neye benzer?|jesua jineʔ “tanri’nin kralliɡi neje benzer? New-Testament-Luke-011-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hiç kimse kandil yakıp onu bodruma ya da sepetin altına koymaz. Ama içeri girenler ışığı görsünler diye onu kandilliğe koyar.|“hit͡ʃ kimse kandil jakip onu bodruma ja da sepetin altina kojmaz. ama it͡ʃeri ɡirenler isiɡi ɡorsunler dije onu kandilliɡe kojar. Old-Testament-Numbers-004-040|und|SPEAKER_00_Turkish|ailelerine ve atalarının evlerine göre onlardan sayılanlar iki bin altı yüz otuz kişiydi.|ailelerine ve atalarinin evlerine ɡore onlardan sajilanlar iki bin alti juz otuz kisijdi. Old-Testament-Exodus-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|şöyle diyeceksiniz: 'Bu, Mısır'da İsrael'in çocuklarının evlerinin üzerinden geçen, Yahve'nin Pesah kurbanıdır, O Mısırlılar'ı vurduğunda evlerimizi esirgedi.'” Halk başlarını eğip tapındı.|sojle dijet͡ʃeksiniz ʔbuʔ misirʔda israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin evlerinin uzerinden ɡet͡ʃenʔ jahveʔnin pesah kurbanidirʔ o misirlilarʔi vurduɡunda evlerimizi esirɡedi.ʔ” halk baslarini eɡip tapindi. Old-Testament-Song-of-Songs-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamotları hoş koku saçıyor. Kapılarımızın önünde Taze ve kuru her çeşit değerli meyve var, onları senin için sakladım, ey sevgilim.|adamotlari hos koku sat͡ʃijor. kapilarimizin onunde taze ve kuru her t͡ʃesit deɡerli mejve varʔ onlari senin it͡ʃin sakladimʔ ej sevɡilim. Old-Testament-2-Kings-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalkıp gitti, Samariya'ya vardı. Yolda çobanların kırkım evindeyken,|kalkip ɡittiʔ samarijaʔja vardi. jolda t͡ʃobanlarin kirkim evindejkenʔ Old-Testament-2-Samuel-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece David, iki karısı Yizreelli Ahinoam ve Karmelli Naval'ın karısı Avigail ile birlikte oraya çıktı.|bojlet͡ʃe davidʔ iki karisi jizreelli ahinoam ve karmelli navalʔin karisi aviɡail ile birlikte oraja t͡ʃikti. Old-Testament-Numbers-007-076|und|SPEAKER_00_Turkish|günah sunusu için bir teke;|ɡunah sunusu it͡ʃin bir teke; New-Testament-1-Timothy-006-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu dünyada şimdi zengin olanları gurura kapılmamaları, geçici zenginliğe umut bağlamamaları konusunda uyar. Tersine zevk almamız için bize her şeyi bollukla veren Tanrı’ya umut bağlasınlar.|bu dunjada simdi zenɡin olanlari ɡurura kapilmamalariʔ ɡet͡ʃit͡ʃi zenɡinliɡe umut baɡlamamalari konusunda ujar. tersine zevk almamiz it͡ʃin bize her seji bollukla veren tanri’ja umut baɡlasinlar. Old-Testament-Isaiah-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Efendi, Ordular Yahvesi, semizlerin arasına verimsizlik gönderecek; ve onun görkemi altında ateş yanar gibi yangın tutuşacak.|bu nedenle efendiʔ ordular jahvesiʔ semizlerin arasina verimsizlik ɡonderet͡ʃek; ve onun ɡorkemi altinda ates janar ɡibi janɡin tutusat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-033-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yeremya'ya henüz muhafız avlusunda kilitliyken, ikinci kez Yahve'nin sözü geldi ve şöyle dedi:|ve jeremjaʔja henuz muhafiz avlusunda kilitlijkenʔ ikint͡ʃi kez jahveʔnin sozu ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Jeremiah-048-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav harap oldu, ve kentlerine çıktılar, seçme gençleri boğazlanmak için indiler.” diyor adı Ordular Yahvesi olan Kral.|moav harap olduʔ ve kentlerine t͡ʃiktilarʔ set͡ʃme ɡent͡ʃleri boɡazlanmak it͡ʃin indiler.” dijor adi ordular jahvesi olan kral. Old-Testament-Isaiah-023-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sur'un yükü. Uluyun, siz ey Tarşiş gemileri! Çünkü orası harap oldu, ne ev kaldı, ne de girilecek yer. Onlara Kittim diyarından açıklandı.|surʔun juku. ulujunʔ siz ej tarsis ɡemileri! t͡ʃunku orasi harap olduʔ ne ev kaldiʔ ne de ɡirilet͡ʃek jer. onlara kittim dijarindan at͡ʃiklandi. Old-Testament-Proverbs-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum, bal ye, çünkü iyidir, süzme bal damağına tatlıdır.|oɡlumʔ bal jeʔ t͡ʃunku ijidirʔ suzme bal damaɡina tatlidir. Old-Testament-Psalms-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’nin sesi sedir ağaçlarını kırar. Evet, Yahve Lübnan sedirlerini parçalar.|jahve’nin sesi sedir aɡat͡ʃlarini kirar. evetʔ jahve lubnan sedirlerini part͡ʃalar. Old-Testament-Isaiah-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendinizi yıkayın. Kendinizi temizleyin. Yaptığınız kötülükleri gözümün önünden atın. Kötülük yapmaktan vazgeçin.|kendinizi jikajin. kendinizi temizlejin. japtiɡiniz kotulukleri ɡozumun onunden atin. kotuluk japmaktan vazɡet͡ʃin. New-Testament-John-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, gönderdiğim kişiyi kabul eden, beni kabul eder. Beni kabul eden de beni göndereni kabul eder.”|size doɡrusunu sojlejejimʔ ɡonderdiɡim kisiji kabul edenʔ beni kabul eder. beni kabul eden de beni ɡondereni kabul eder.” Old-Testament-Psalms-132-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye bir yer, Yakov'un Güçlüsü'ne bir mesken bulana dek.”|jahve’je bir jerʔ jakovʔun ɡut͡ʃlusuʔne bir mesken bulana dek.” Old-Testament-Ezekiel-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürgündekilere, halkının çocuklarına git ve onlara söyle, ‘Efendi Yahve şöyle diyor’ de, ister dinlesinler, ister reddetsinler.”|surɡundekilereʔ halkinin t͡ʃot͡ʃuklarina ɡit ve onlara sojleʔ ‘efendi jahve sojle dijor’ deʔ ister dinlesinlerʔ ister reddetsinler.” Old-Testament-Psalms-039-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğim yandı içimde. Derin derin düşünürken ateş alevlendi. Dilimle dedim:|jureɡim jandi it͡ʃimde. derin derin dusunurken ates alevlendi. dilimle dedim New-Testament-Acts-015-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiye’den bazı kişiler inip kardeşlere, “Moşe’nin töresine göre sünnet olmadıkça kurtulamazsınız” diye öğrettiler.|jahudije’den bazi kisiler inip kardeslereʔ “mose’nin toresine ɡore sunnet olmadikt͡ʃa kurtulamazsiniz” dije oɡrettiler. Old-Testament-Psalms-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü haklı davamı sen gördün. Tahtında oturur adil şekilde yargılarsın.|t͡ʃunku hakli davami sen ɡordun. tahtinda oturur adil sekilde jarɡilarsin. New-Testament-John-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar, “Uzaklaştır O'nu! Uzaklaştır O'nu! O’nu çarmıha ger!” diye bağırdılar. Pilatus onlara, “Kralınızı çarmıha gereyim mi?” dedi. Başkâhinler, “Bizim Sezar’dan başka kralımız yok!” diye karşılık verdiler.|onlarʔ “uzaklastir oʔnu! uzaklastir oʔnu! o’nu t͡ʃarmiha ɡer!” dije baɡirdilar. pilatus onlaraʔ “kralinizi t͡ʃarmiha ɡerejim mi?” dedi. baskahinlerʔ “bizim sezar’dan baska kralimiz jok!” dije karsilik verdiler. Old-Testament-Hosea-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda kralları Uzziya, Yotam, Ahaz ve Hizkiya'nın günlerinde ve İsrael Kralı Yoaş oğlu Yarovam'ın günlerinde, Beeri oğlu Hoşea'ya gelen Yahve'nin sözü.|jahuda krallari uzzijaʔ jotamʔ ahaz ve hizkijaʔnin ɡunlerinde ve israel krali joas oɡlu jarovamʔin ɡunlerindeʔ beeri oɡlu hoseaʔja ɡelen jahveʔnin sozu. New-Testament-John-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bir melek belirli zamanlarda havuza iner ve suyu çalkalardı. Suyun çalkalanmasından sonra havuza ilk giren hastalığı ne olursa olsun iyileşirdi.|t͡ʃunku bir melek belirli zamanlarda havuza iner ve suju t͡ʃalkalardi. sujun t͡ʃalkalanmasindan sonra havuza ilk ɡiren hastaliɡi ne olursa olsun ijilesirdi. New-Testament-Luke-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Dikenler arasına düşenler, sözü işitenlerdir. Ama bunlar yollarına giderken yaşamın kaygılarıyla, zenginlikleriyle ve zevkleriyle boğulur ve olgunlaşıp ürün vermezler.|dikenler arasina dusenlerʔ sozu isitenlerdir. ama bunlar jollarina ɡiderken jasamin kajɡilarijlaʔ zenɡinliklerijle ve zevklerijle boɡulur ve olɡunlasip urun vermezler. Old-Testament-Psalms-035-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara dostum ya da kardeşimmiş gibi davranırdım. Annesi için yas tutan birisi gibi yas tutarak yere kapanırdım.|onlara dostum ja da kardesimmis ɡibi davranirdim. annesi it͡ʃin jas tutan birisi ɡibi jas tutarak jere kapanirdim. New-Testament-Luke-005-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Hiç kimse eski şarabı içtikten sonra hemen yenisini istemez. Çünkü ‘Eskisi daha iyi’ der.”|hit͡ʃ kimse eski sarabi it͡ʃtikten sonra hemen jenisini istemez. t͡ʃunku ‘eskisi daha iji’ der.” Old-Testament-Genesis-047-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef Mısır toprağı için bunu yasa haline getirdi. Bugüne dek beşte biri Firavun’undur. Yalnızca kâhinlerin toprağı Firavun'un olmadı.|josef misir topraɡi it͡ʃin bunu jasa haline ɡetirdi. buɡune dek beste biri firavun’undur. jalnizt͡ʃa kahinlerin topraɡi firavunʔun olmadi. Old-Testament-Proverbs-019-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasını soyan ve annesini kovan kişi, utanca neden olan ve yüz karası getiren bir oğuldur.|babasini sojan ve annesini kovan kisiʔ utant͡ʃa neden olan ve juz karasi ɡetiren bir oɡuldur. Old-Testament-Joel-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Size sürüyle uçan çekirgenin, büyük çekirgenin, küçük çekirgenin ve tırtılın, aranıza gönderdiğim büyük ordumun yediği yılları geri vereceğim.|size surujle ut͡ʃan t͡ʃekirɡeninʔ bujuk t͡ʃekirɡeninʔ kut͡ʃuk t͡ʃekirɡenin ve tirtilinʔ araniza ɡonderdiɡim bujuk ordumun jediɡi jillari ɡeri veret͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Kings-008-049|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman dualarını ve yakarışlarını gökte, meskeninde işit ve davalarını savun;|o zaman dualarini ve jakarislarini ɡokteʔ meskeninde isit ve davalarini savun; Old-Testament-Jeremiah-042-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve Peygamber Yeremya'ya, \"\"Lütfen yakarışımız senin önüne gelsin ve Tanrın Yahve'ye bizim için, bütün bu kalıntı için dua et. Çünkü senin gördüğün gibi, çok insandan geriye pek az kaldık.\"|\"ve pejɡamber jeremjaʔjaʔ \"\"lutfen jakarisimiz senin onune ɡelsin ve tanrin jahveʔje bizim it͡ʃinʔ butun bu kalinti it͡ʃin dua et. t͡ʃunku senin ɡorduɡun ɡibiʔ t͡ʃok insandan ɡerije pek az kaldik.\" Old-Testament-Deuteronomy-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar da Anaklılar gibi Refalar sayılırlar; ama Moavlılar onlara Emler derler.|bunlar da anaklilar ɡibi refalar sajilirlar; ama moavlilar onlara emler derler. Old-Testament-2-Kings-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Pekah'ın işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey, işte, onlar İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılıdır.|pekahʔin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sejʔ isteʔ onlar israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazilidir. Old-Testament-Joel-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tohumlar toprak kesikleri altında çürüyor. Tahıl ambarları boş kalıyor. Ambarlar yıkılıyor, çünkü buğday kalmadı.|tohumlar toprak kesikleri altinda t͡ʃurujor. tahil ambarlari bos kalijor. ambarlar jikilijorʔ t͡ʃunku buɡdaj kalmadi. Old-Testament-Genesis-032-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov o yerin adını Peniel koydu.|jakov o jerin adini peniel kojdu. Old-Testament-Ezekiel-038-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şeva, Dedan ve Tarşiş tüccarları, bütün genç aslanlarıyla sana, 'Ganimet almaya mı geldin? Yağmalamak, gümüş ve altın götürmek, hayvanları ve malları alıp götürmek, büyük ganimet almak için mi topluluğunu topladın?' diye soracaklar.\"\"\"\"\"\"\"|\"sevaʔ dedan ve tarsis tut͡ʃt͡ʃarlariʔ butun ɡent͡ʃ aslanlarijla sanaʔ ʔɡanimet almaja mi ɡeldin? jaɡmalamakʔ ɡumus ve altin ɡoturmekʔ hajvanlari ve mallari alip ɡoturmekʔ bujuk ɡanimet almak it͡ʃin mi topluluɡunu topladin?ʔ dije sorat͡ʃaklar.\"\"\"\"\"\"\" Old-Testament-Malachi-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, soyunuzdan olanları azarlayacağım, yüzlerinize gübre, bayramlarınızın gübresini dökeceğim; ve onunla götürüleceksiniz.|isteʔ sojunuzdan olanlari azarlajat͡ʃaɡimʔ juzlerinize ɡubreʔ bajramlarinizin ɡubresini doket͡ʃeɡim; ve onunla ɡoturulet͡ʃeksiniz. New-Testament-Luke-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi’nin bir meleği buhur sunağının sağ tarafında durup ona göründü.|efendi’nin bir meleɡi buhur sunaɡinin saɡ tarafinda durup ona ɡorundu. New-Testament-Romans-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşler, yüreğimin arzusu ve İsrael için Tanrı'ya duam onların kurtuluşları içindir.|kardeslerʔ jureɡimin arzusu ve israel it͡ʃin tanriʔja duam onlarin kurtuluslari it͡ʃindir. New-Testament-1-Corinthians-012-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Göz ele, “Sana ihtiyacım yok” diyemez, yine baş ayaklara, “Size ihtiyacım yok” diyemez.|ɡoz eleʔ “sana ihtijat͡ʃim jok” dijemezʔ jine bas ajaklaraʔ “size ihtijat͡ʃim jok” dijemez. New-Testament-Matthew-010-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben adamla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık koymaya geldim.|t͡ʃunku ben adamla babasininʔ kizla annesininʔ ɡelinle kajnanasinin arasina ajrilik kojmaja ɡeldim. Old-Testament-Isaiah-037-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Aşur krallarının bütün ülkeleri tümüyle yok ederek onlara neler yaptığını duydunuz. Sen kurtulacak mısın?|isteʔ asur krallarinin butun ulkeleri tumujle jok ederek onlara neler japtiɡini dujdunuz. sen kurtulat͡ʃak misin? Old-Testament-Leviticus-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Elini sunusunun başına koyacak ve onu Buluşma Çadırı'nın kapısında kesecek. Aron'un oğulları, kâhinler, kanı sunağın üzerine çepeçevre serpecekler.|elini sunusunun basina kojat͡ʃak ve onu bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda keset͡ʃek. aronʔun oɡullariʔ kahinlerʔ kani sunaɡin uzerine t͡ʃepet͡ʃevre serpet͡ʃekler. Old-Testament-Judges-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Mika, \"\"Kâhinim bir Levili olduğundan, Yahve'nin bana iyilik edeceğini artık biliyorum\"\" dedi.\"|\"bunun uzerine mikaʔ \"\"kahinim bir levili olduɡundanʔ jahveʔnin bana ijilik edet͡ʃeɡini artik bilijorum\"\" dedi.\" New-Testament-Mark-014-039|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine uzaklaştı ve aynı sözlerle dua etti.|jine uzaklasti ve ajni sozlerle dua etti. Old-Testament-Numbers-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bulut ister iki gün, ister bir ay, ister bir yıl olsun konutun üzerinde durduğunda, İsrael'in çocukları konaklar ve yola çıkmazlardı; ancak kaldırıldığında yola çıkarlardı.|bulut ister iki ɡunʔ ister bir ajʔ ister bir jil olsun konutun uzerinde durduɡundaʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari konaklar ve jola t͡ʃikmazlardi; ant͡ʃak kaldirildiɡinda jola t͡ʃikarlardi. Old-Testament-1-Kings-012-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarovam yüreğinde şöyle dedi: “Şimdi krallık David'in evine geri dönecek.|jarovam jureɡinde sojle dedi “simdi krallik davidʔin evine ɡeri donet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-028-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, Tanrı'nın evinin bütün hizmeti için kâhinlerin ve Levililer'in bölükleri var. Her türlü hizmette, becerikli olan her istekli adam her türlü işte seninle birlikte olacak. Komutanlar ve bütün halk da tümüyle senin buyruğunda olacak.\"\"\"|\"isteʔ tanriʔnin evinin butun hizmeti it͡ʃin kahinlerin ve levililerʔin bolukleri var. her turlu hizmetteʔ bet͡ʃerikli olan her istekli adam her turlu iste seninle birlikte olat͡ʃak. komutanlar ve butun halk da tumujle senin bujruɡunda olat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-Galatians-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama önemli sayılanlar -ne oldukları bence önemli değil, Tanrı insanlar arasında ayrım yapmaz- bu saygı duyulanlar bana bir şey katmadılar.|ama onemli sajilanlar -ne olduklari bent͡ʃe onemli deɡilʔ tanri insanlar arasinda ajrim japmaz- bu sajɡi dujulanlar bana bir sej katmadilar. Old-Testament-Judges-017-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Annesine şöyle dedi: \"\"Senden alınmış olan, hakkında lanet ettiğin, bunu kulaklarıma da söylediğin bin yüz gümüş, işte gümüş yanımda. Onu ben aldım.\"\" Annesi, \"\"Yahve oğlumu kutsasın!\"\" dedi.\"|\"annesine sojle dedi \"\"senden alinmis olanʔ hakkinda lanet ettiɡinʔ bunu kulaklarima da sojlediɡin bin juz ɡumusʔ iste ɡumus janimda. onu ben aldim.\"\" annesiʔ \"\"jahve oɡlumu kutsasin!\"\" dedi.\" New-Testament-1-Peter-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle düşüncelerinizi eyleme hazırlayın. Ayık kalıp umudunuzu tümüyle Yeşua Mesih’in görünmesiyle size getirilecek lütfa bağlayın.|bu nedenle dusunt͡ʃelerinizi ejleme hazirlajin. ajik kalip umudunuzu tumujle jesua mesih’in ɡorunmesijle size ɡetirilet͡ʃek lutfa baɡlajin. Old-Testament-Ruth-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Boaz, Rut'u aldı ve karısı oldu. Boaz onun yanına girdi ve Yahve onun gebe kalmasını sağladı, Rut da bir oğul doğurdu.|bojlet͡ʃe boazʔ rutʔu aldi ve karisi oldu. boaz onun janina ɡirdi ve jahve onun ɡebe kalmasini saɡladiʔ rut da bir oɡul doɡurdu. New-Testament-Romans-014-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yeşua’da biliyorum ve eminim ki, hiçbir şey kendiliğinden kirli değildir. Ama bir şeyi kirli sayan için o şey kirlidir.|efendi jesua’da bilijorum ve eminim kiʔ hit͡ʃbir sej kendiliɡinden kirli deɡildir. ama bir seji kirli sajan it͡ʃin o sej kirlidir. Old-Testament-2-Samuel-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David ona, \"\"Yahve'nin meshettiği kişiyi yok etmek için elini uzatmaktan neden korkmadın?\"\" dedi.\"|\"david onaʔ \"\"jahveʔnin meshettiɡi kisiji jok etmek it͡ʃin elini uzatmaktan neden korkmadin?\"\" dedi.\" Old-Testament-Habakkuk-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok halkı kesip atarak kendi evine utanç getirdin ve kendi canına karşı günah işledin.|birt͡ʃok halki kesip atarak kendi evine utant͡ʃ ɡetirdin ve kendi t͡ʃanina karsi ɡunah isledin. Old-Testament-2-Kings-017-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Avvalılar Nivhaz ve Tartak'ı yaptılar; Sefarvaimliler de çocuklarını Sefarvaim'in ilâhları olan Adrammelek ve Anammelek'e ateşte yaktılar.|avvalilar nivhaz ve tartakʔi japtilar; sefarvaimliler de t͡ʃot͡ʃuklarini sefarvaimʔin ilahlari olan adrammelek ve anammelekʔe ateste jaktilar. Old-Testament-Psalms-077-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Haykırışım Tanrı’yadır! Yardım için, beni duysun diye Tanrı'ya haykırırım.|hajkirisim tanri’jadir! jardim it͡ʃinʔ beni dujsun dije tanriʔja hajkiririm. Old-Testament-Job-013-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayaklarımı da tomruğa vuruyorsun, bütün yollarımı işaretliyorsun. Ayaklarımın tabanlarına bağ koydun,|ajaklarimi da tomruɡa vurujorsunʔ butun jollarimi isaretlijorsun. ajaklarimin tabanlarina baɡ kojdunʔ New-Testament-Matthew-005-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın ışığı sizsiniz. Tepede bulunan kent gizlenemez.|dunjanin isiɡi sizsiniz. tepede bulunan kent ɡizlenemez. Old-Testament-1-Kings-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu tapınak çok yüksek olmasına karşın, yanından geçen herkes şaşkına dönüp ıslık çalıp diyecekler, 'Yahve bu diyara ve bu eve neden bunu yaptı?'|bu tapinak t͡ʃok juksek olmasina karsinʔ janindan ɡet͡ʃen herkes saskina donup islik t͡ʃalip dijet͡ʃeklerʔ ʔjahve bu dijara ve bu eve neden bunu japti?ʔ Old-Testament-Job-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Karanlıktan döneceğine inanmaz. Kılıç onu beklemektedir.|karanliktan donet͡ʃeɡine inanmaz. kilit͡ʃ onu beklemektedir. Old-Testament-2-Chronicles-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve, Etiyopyalılar'ı Asa'nın ve Yahuda'nın önünde vurdu; ve Etiyopyalılar kaçtı.|bojlet͡ʃe jahveʔ etijopjalilarʔi asaʔnin ve jahudaʔnin onunde vurdu; ve etijopjalilar kat͡ʃti. Old-Testament-Esther-009-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Susa'da bulunan Yahudiler, ayın on üçüncü ve on dördüncü günlerinde toplandılar; ve o ayın on beşinci günü dinlendiler ve onu bir ziyafet ve sevinç günü yaptılar.|ama susaʔda bulunan jahudilerʔ ajin on ut͡ʃunt͡ʃu ve on dordunt͡ʃu ɡunlerinde toplandilar; ve o ajin on besint͡ʃi ɡunu dinlendiler ve onu bir zijafet ve sevint͡ʃ ɡunu japtilar. Old-Testament-1-Kings-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her biri on sekiz arşın yüksekliğinde iki tunç direk yaptı ve her birini on iki arşınlık bir ip çevreliyordu.|t͡ʃunku her biri on sekiz arsin juksekliɡinde iki tunt͡ʃ direk japti ve her birini on iki arsinlik bir ip t͡ʃevrelijordu. Old-Testament-Obadiah-001-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Felaketleri gününde halkımın kapısından girme. Onların felaket gününde onların sıkıntısını küçümseme ve onların felaket gününde onların malını kapma.|felaketleri ɡununde halkimin kapisindan ɡirme. onlarin felaket ɡununde onlarin sikintisini kut͡ʃumseme ve onlarin felaket ɡununde onlarin malini kapma. New-Testament-John-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Simon Petrus onlara, “Ben balık tutmaya gidiyorum” dedi. Diğerleri, “Biz de seninle geliyoruz” dediler. Hemen çıkıp tekneye bindiler. O gece hiçbir şey tutamadılar.|simon petrus onlaraʔ “ben balik tutmaja ɡidijorum” dedi. diɡerleriʔ “biz de seninle ɡelijoruz” dediler. hemen t͡ʃikip tekneje bindiler. o ɡet͡ʃe hit͡ʃbir sej tutamadilar. New-Testament-Acts-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü içinde kirli ruhlar bulunanların çoğundan, kirli ruhlar yüksek sesle bağırarak çıkıyordu. Birçok felçli ve topal iyileştirildi.|t͡ʃunku it͡ʃinde kirli ruhlar bulunanlarin t͡ʃoɡundanʔ kirli ruhlar juksek sesle baɡirarak t͡ʃikijordu. birt͡ʃok felt͡ʃli ve topal ijilestirildi. Old-Testament-Ezekiel-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, bu adamlar kendi putlarını yüreklerine aldılar, suçlarının tökezini kendi yüzleri önüne koydular. Bana hiç danışmaları gerekir mi?|“ej insanoɡluʔ bu adamlar kendi putlarini jureklerine aldilarʔ sut͡ʃlarinin tokezini kendi juzleri onune kojdular. bana hit͡ʃ danismalari ɡerekir mi? Old-Testament-Isaiah-056-007|und|SPEAKER_00_Turkish|onları kutsal dağıma getireceğim, ve onları dua evimde sevindireceğim. Onların yakmalık sunuları ve kurbanları sunağımda kabul edilecek; çünkü evime bütün halkların dua evi denecek.”|onlari kutsal daɡima ɡetiret͡ʃeɡimʔ ve onlari dua evimde sevindiret͡ʃeɡim. onlarin jakmalik sunulari ve kurbanlari sunaɡimda kabul edilet͡ʃek; t͡ʃunku evime butun halklarin dua evi denet͡ʃek.” Old-Testament-1-Chronicles-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gerşom'un oğulları: Baş Şevuel.|ɡersomʔun oɡullari bas sevuel. Old-Testament-Psalms-147-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kendisinden korkanlardan, sevgi dolu iyiliğine umut bağlayanlardan hoşlanır.|jahve kendisinden korkanlardanʔ sevɡi dolu ijiliɡine umut baɡlajanlardan hoslanir. New-Testament-Matthew-005-034|und|SPEAKER_00_Turkish|ama ben size diyorum ki, hiç ant içmeyin: Ne gök üzerine, çünkü orası Tanrı’nın tahtıdır;|ama ben size dijorum kiʔ hit͡ʃ ant it͡ʃmejin ne ɡok uzerineʔ t͡ʃunku orasi tanri’nin tahtidir; Old-Testament-Job-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Nerede kaldı ki, ben O'na yanıt vereyim, ve O'nunla çekişmek için sözlerimi seçeyim?|nerede kaldi kiʔ ben oʔna janit verejimʔ ve oʔnunla t͡ʃekismek it͡ʃin sozlerimi set͡ʃejim? Old-Testament-Exodus-034-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle dedi: “Bu sözleri yaz; çünkü bu sözler uyarınca seninle ve İsrael'le bir antlaşma yaptım.”|jahve moseʔje sojle dedi “bu sozleri jaz; t͡ʃunku bu sozler ujarint͡ʃa seninle ve israelʔle bir antlasma japtim.” Old-Testament-1-Samuel-017-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Filistli David'e, \"\"Ben köpek miyim ki, bana değneklerle geliyorsun?\"\" dedi. Filistli David'i kendi ilâhlarıyla lanet etti.\"|\"filistli davidʔeʔ \"\"ben kopek mijim kiʔ bana deɡneklerle ɡelijorsun?\"\" dedi. filistli davidʔi kendi ilahlarijla lanet etti.\" New-Testament-John-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları size gerçekleşmeden önce, şimdiden söylüyorum. Öyle ki, gerçekleştiğinde benim O olduğuma iman edesiniz.|bunlari size ɡert͡ʃeklesmeden ont͡ʃeʔ simdiden sojlujorum. ojle kiʔ ɡert͡ʃeklestiɡinde benim o olduɡuma iman edesiniz. New-Testament-Luke-006-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar ise öfkeyle doldular. Kendi aralarında Yeşua’ya ne yapabileceklerini konuşuyorlardı.|onlar ise ofkejle doldular. kendi aralarinda jesua’ja ne japabilet͡ʃeklerini konusujorlardi. Old-Testament-Obadiah-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kardeşinin felaket gününde onu küçümseme, ve Yahuda'nın çocuklarının yıkım gününde üzerlerine sevinme. Sıkıntı gününde kibirle konuşma.|ama kardesinin felaket ɡununde onu kut͡ʃumsemeʔ ve jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin jikim ɡununde uzerlerine sevinme. sikinti ɡununde kibirle konusma. New-Testament-1-Corinthians-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir bedelle satın alındınız. İnsanların kölesi olmayın.|bir bedelle satin alindiniz. insanlarin kolesi olmajin. Old-Testament-Job-038-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ta ki, onu sınırına kadar götüresin, ve evinin yollarını ayırt edesin?|ta kiʔ onu sinirina kadar ɡoturesinʔ ve evinin jollarini ajirt edesin? New-Testament-Mark-015-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’yı Golgota denilen yere getirdiler, ki tercümesi “Kafatası Yeri” demektir.|jesua’ji ɡolɡota denilen jere ɡetirdilerʔ ki tert͡ʃumesi “kafatasi jeri” demektir. Old-Testament-Numbers-010-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ordugâhtan yola çıkarken Yahve'nin bulutu gündüzün onların üzerindeydi.|orduɡahtan jola t͡ʃikarken jahveʔnin bulutu ɡunduzun onlarin uzerindejdi. Old-Testament-Leviticus-025-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Hasadında kendiliğinden yetişeni biçmeyeceksin, ve budanmamış asmanın üzümlerini toplamayacaksın. Ülke için tam dinlenme yılı olacak.|hasadinda kendiliɡinden jetiseni bit͡ʃmejet͡ʃeksinʔ ve budanmamis asmanin uzumlerini toplamajat͡ʃaksin. ulke it͡ʃin tam dinlenme jili olat͡ʃak. Old-Testament-Ezekiel-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|ve de, ‘Annen neydi? Dişi bir aslan. Aslanlar arasında yatar, genç aslanların ortasında yavrularını beslerdi.|ve deʔ ‘annen nejdi? disi bir aslan. aslanlar arasinda jatarʔ ɡent͡ʃ aslanlarin ortasinda javrularini beslerdi. Old-Testament-Psalms-063-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kral Tanrı’yla sevinecek. O’nunla ant içenlerin hepsi O'nu övecekler, yalan söyleyenlerin ağızlarıysa susturulacak.|ama kral tanri’jla sevinet͡ʃek. o’nunla ant it͡ʃenlerin hepsi oʔnu ovet͡ʃeklerʔ jalan sojlejenlerin aɡizlarijsa susturulat͡ʃak. New-Testament-Hebrews-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Birbirimizi sevgi ve iyi işler için nasıl isteklendirebileceğimizi düşünelim.|birbirimizi sevɡi ve iji isler it͡ʃin nasil isteklendirebilet͡ʃeɡimizi dusunelim. New-Testament-Matthew-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Beş bin kişinin beş ekmeğini, kaç küfe kaldırdığınızı hâlâ fark etmiyor ve hatırlamıyor musunuz?|“bes bin kisinin bes ekmeɡiniʔ kat͡ʃ kufe kaldirdiɡinizi hala fark etmijor ve hatirlamijor musunuz? Old-Testament-Judges-006-032|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle o gün ona Yerub-Baal adını verdi ve şöyle dedi: \"\"Baal onunla çekişsin, çünkü o onun sunağını yıktı.\"\"\"|\"bu nedenle o ɡun ona jerub-baal adini verdi ve sojle dedi \"\"baal onunla t͡ʃekissinʔ t͡ʃunku o onun sunaɡini jikti.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-004-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için çul giyin, ağıt yak, dövün. Çünkü Yahve'nin kızgın öfkesi bizden dönmedi.|bunun it͡ʃin t͡ʃul ɡijinʔ aɡit jakʔ dovun. t͡ʃunku jahveʔnin kizɡin ofkesi bizden donmedi. Old-Testament-Deuteronomy-001-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve sizin sözlerinizin sesini duydu ve öfkelendi ve şöyle ant içti:|jahve sizin sozlerinizin sesini dujdu ve ofkelendi ve sojle ant it͡ʃti Old-Testament-Leviticus-023-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı ayın on beşinci günü Yahve'ye Mayasız Ekmek Bayramı'dır. Yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz.|ajni ajin on besint͡ʃi ɡunu jahveʔje majasiz ekmek bajramiʔdir. jedi ɡun majasiz ekmek jijet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Ezekiel-043-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra beni kapıya, doğuya bakan kapıya getirdi.|sonra beni kapijaʔ doɡuja bakan kapija ɡetirdi. Old-Testament-Psalms-072-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Adı sonsuza dek dursun. Güneş durdukça adı dursun. İnsanlar onun tarafından kutsansın. Bütün uluslar ona kutsanmış desinler.|adi sonsuza dek dursun. ɡunes durdukt͡ʃa adi dursun. insanlar onun tarafindan kutsansin. butun uluslar ona kutsanmis desinler. Old-Testament-Proverbs-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve kötülükten uzaktır, ama doğruların duasını işitir.|jahve kotulukten uzaktirʔ ama doɡrularin duasini isitir. Old-Testament-Psalms-135-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulusların putları gümüş ve altındır, insan ellerinin işi.|uluslarin putlari ɡumus ve altindirʔ insan ellerinin isi. Old-Testament-Genesis-043-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef gözlerini kaldırdı ve annesinin oğlu olan kardeşi Benyamin'i görünce, “Bana sözünü ettiğiniz en küçük kardeşiniz bu mu?” dedi. “Tanrı sana lütfetsin oğlum” dedi.|josef ɡozlerini kaldirdi ve annesinin oɡlu olan kardesi benjaminʔi ɡorunt͡ʃeʔ “bana sozunu ettiɡiniz en kut͡ʃuk kardesiniz bu mu?” dedi. “tanri sana lutfetsin oɡlum” dedi. Old-Testament-Zephaniah-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Kıyı boyu Yahuda halkının kalanı için olacak. Otlak bulacaklar. Aşkelon evlerinde akşamları yatacaklar, çünkü Tanrıları Yahve onları ziyaret edecek ve onları eski günlerine döndürecek.|kiji boju jahuda halkinin kalani it͡ʃin olat͡ʃak. otlak bulat͡ʃaklar. askelon evlerinde aksamlari jatat͡ʃaklarʔ t͡ʃunku tanrilari jahve onlari zijaret edet͡ʃek ve onlari eski ɡunlerine donduret͡ʃek. Old-Testament-Genesis-019-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Acele et, oraya kaç, çünkü sen oraya varmadan ben bir şey yapamam.” Bu nedenle o kente Soar adı verildi.|“at͡ʃele etʔ oraja kat͡ʃʔ t͡ʃunku sen oraja varmadan ben bir sej japamam.” bu nedenle o kente soar adi verildi. Old-Testament-Numbers-007-069|und|SPEAKER_00_Turkish|yakmalık sunu için bir genç boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu;|jakmalik sunu it͡ʃin bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda bir erkek kuzu; Old-Testament-Ezekiel-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Efendi Yahve şöyle diyor: “Ormandaki ağaçlar arasında yakacak olarak ateşe verdiğim asma odunu gibi, Yeruşalem sakinlerini de öyle vereceğim.|bu nedenle efendi jahve sojle dijor “ormandaki aɡat͡ʃlar arasinda jakat͡ʃak olarak atese verdiɡim asma odunu ɡibiʔ jerusalem sakinlerini de ojle veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Numbers-009-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır diyarından çıkışlarının ikinci yılının birinci ayında, Yahve Sina Çölü'nde Moşe'ye şöyle konuştu:|misir dijarindan t͡ʃikislarinin ikint͡ʃi jilinin birint͡ʃi ajindaʔ jahve sina t͡ʃoluʔnde moseʔje sojle konustu Old-Testament-Ezekiel-040-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “Yüzü güneye doğru olan bu oda, evin nöbetini tutan kâhinler içindir” dedi.|banaʔ “juzu ɡuneje doɡru olan bu odaʔ evin nobetini tutan kahinler it͡ʃindir” dedi. Old-Testament-Psalms-106-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sular düşmanlarını örttü. Geride onlardan biri bile kalmadı.|sular dusmanlarini orttu. ɡeride onlardan biri bile kalmadi. Old-Testament-Ezekiel-026-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi adalar senin düşüşünün gününde titreyecekler. Evet, denizdeki adalar senin gidişinden dehşete düşecekler.'\"\"\"|\"simdi adalar senin dususunun ɡununde titrejet͡ʃekler. evetʔ denizdeki adalar senin ɡidisinden dehsete duset͡ʃekler.ʔ\"\"\" Old-Testament-Joshua-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyde Moşe'yi dinlediğimiz gibi, seni de öyle dinleyeceğiz. Yalnız Tanrın Yahve Moşe'yle olduğu gibi seninle de olsun.|her sejde moseʔji dinlediɡimiz ɡibiʔ seni de ojle dinlejet͡ʃeɡiz. jalniz tanrin jahve moseʔjle olduɡu ɡibi seninle de olsun. Old-Testament-Deuteronomy-006-022|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yahve Mısır'da, gözlerimizin önünde, Firavun'un üzerinde ve onun bütün evi üzerinde büyük ve dehşet verici belirtiler ve harikalar gösterdi;|ve jahve misirʔdaʔ ɡozlerimizin onundeʔ firavunʔun uzerinde ve onun butun evi uzerinde bujuk ve dehset verit͡ʃi belirtiler ve harikalar ɡosterdi; Old-Testament-Psalms-099-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral’ın gücü adaleti de sever. Doğruluğu sen kurarsın. Yakov'da adalet ve doğruluğu sen gerçekleştirirsin.|kral’in ɡut͡ʃu adaleti de sever. doɡruluɡu sen kurarsin. jakovʔda adalet ve doɡruluɡu sen ɡert͡ʃeklestirirsin. New-Testament-Matthew-026-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâseyi aldı, şükredip onlara vererek, “Hepiniz bundan için.|kaseji aldiʔ sukredip onlara vererekʔ “hepiniz bundan it͡ʃin. Old-Testament-2-Kings-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Elişa, “O halde onun için ne yapılabilir?” diye sordu. Gehazi, “Kesinlikle oğlu yok ve kocası da yaşlı” diye yanıtladı.|elisaʔ “o halde onun it͡ʃin ne japilabilir?” dije sordu. ɡehaziʔ “kesinlikle oɡlu jok ve kot͡ʃasi da jasli” dije janitladi. Old-Testament-Ecclesiastes-007-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın işini düşünün, çünkü O'nun eğrilttiğini kim doğrultabilir?|tanriʔnin isini dusununʔ t͡ʃunku oʔnun eɡrilttiɡini kim doɡrultabilir? New-Testament-Revelation-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kent surlarının temelleri her türden değerli taşlarla süslenmişti. İlk temel yeşim, ikincisi safir, üçüncüsü akik, dördüncüsü zümrüt,|kent surlarinin temelleri her turden deɡerli taslarla suslenmisti. ilk temel jesimʔ ikint͡ʃisi safirʔ ut͡ʃunt͡ʃusu akikʔ dordunt͡ʃusu zumrutʔ Old-Testament-1-Chronicles-027-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Şaron'da otlayan sürülerin başında Şaronlu Şitray vardı. Vadilerdeki sürülerin başında Adlay oğlu Şafat vardı.|saronʔda otlajan surulerin basinda saronlu sitraj vardi. vadilerdeki surulerin basinda adlaj oɡlu safat vardi. New-Testament-Mark-015-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınağın perdesi yukarıdan aşağıya doğru yırtılarak ikiye ayrıldı.|tapinaɡin perdesi jukaridan asaɡija doɡru jirtilarak ikije ajrildi. Old-Testament-Leviticus-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer sunusu esenlik kurbanı ise, bunu erkek olsun, dişi olsun, sığırdan sunuyorsa, onu Yahve'nin önünde kusursuz olarak sunacaktır.\"|\"\"\"ʔeɡer sunusu esenlik kurbani iseʔ bunu erkek olsunʔ disi olsunʔ siɡirdan sunujorsaʔ onu jahveʔnin onunde kusursuz olarak sunat͡ʃaktir.\" Old-Testament-Psalms-091-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu uzun ömürle doyuracağım, ona kurtarışımı göstereceğim.”|onu uzun omurle dojurat͡ʃaɡimʔ ona kurtarisimi ɡosteret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Leviticus-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in çocuklarının topluluğundan günah sunusu olarak iki teke, yakmalık sunu olarak da bir koç alacaktır.\"\"\"|\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin topluluɡundan ɡunah sunusu olarak iki tekeʔ jakmalik sunu olarak da bir kot͡ʃ alat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-019-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Benim adımla yalan yere ant içmeyeceksin ve Tanrın'ın adını kirletmeyeceksin. Ben Yahve'yim.'\"\"\"|\"\"\"ʔbenim adimla jalan jere ant it͡ʃmejet͡ʃeksin ve tanrinʔin adini kirletmejet͡ʃeksin. ben jahveʔjim.ʔ\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-050-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Anneniz tümüyle hayal kırıklığına uğrayacak. Sizi doğuran utanacak. İşte, ulusların en küçüğü olacak, çöl, kurak ve ıssız bir diyar olacak.|anneniz tumujle hajal kirikliɡina uɡrajat͡ʃak. sizi doɡuran utanat͡ʃak. isteʔ uluslarin en kut͡ʃuɡu olat͡ʃakʔ t͡ʃolʔ kurak ve issiz bir dijar olat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlunun çevresindeki tüm direkler gümüşle kaplanacak; çengelleri gümüşten, tabanları tunçtan olacak.|avlunun t͡ʃevresindeki tum direkler ɡumusle kaplanat͡ʃak; t͡ʃenɡelleri ɡumustenʔ tabanlari tunt͡ʃtan olat͡ʃak. Old-Testament-Zechariah-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Melek bana yanıt verip, “Bunlar, bütün yeryüzünün Yahve'nin önünde durdukları yerden çıkan gökyüzünün dört rüzgârıdır\"\" dedi.\"|\"melek bana janit veripʔ “bunlarʔ butun jerjuzunun jahveʔnin onunde durduklari jerden t͡ʃikan ɡokjuzunun dort ruzɡaridir\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-065-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünü ziyaret edip onu sularsın. Onu çok zenginleştirirsin. Tanrı’nın nehri suyla doludur. Onlara tahıl sağlarsın, çünkü bunu sen buyurdun.|jerjuzunu zijaret edip onu sularsin. onu t͡ʃok zenɡinlestirirsin. tanri’nin nehri sujla doludur. onlara tahil saɡlarsinʔ t͡ʃunku bunu sen bujurdun. Old-Testament-Isaiah-054-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, onlar toplanabilirler ama benden değil. Sana karşı kim toplanırsa senden dolayı düşecektir.\"\"\"|\"isteʔ onlar toplanabilirler ama benden deɡil. sana karsi kim toplanirsa senden dolaji duset͡ʃektir.\"\"\" New-Testament-Mark-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ancak yaratılışın başlangıcında Tanrı onları erkek ve dişi olarak yarattı.|“ant͡ʃak jaratilisin baslanɡit͡ʃinda tanri onlari erkek ve disi olarak jaratti. New-Testament-1-Corinthians-014-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne oluyor? Tanrı’nın sözü sizden mi çıktı? Yoksa yalnız size mi ulaştı?|ne olujor? tanri’nin sozu sizden mi t͡ʃikti? joksa jalniz size mi ulasti? Old-Testament-Leviticus-013-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kel kafada ya da kel alnında kırmızımsı beyaz bir veba varsa, bu, kel kafasında ya da kel alnında meydana çıkan cüzzamdır.|ama kel kafada ja da kel alninda kirmizimsi bejaz bir veba varsaʔ buʔ kel kafasinda ja da kel alninda mejdana t͡ʃikan t͡ʃuzzamdir. New-Testament-Acts-025-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler’in gözüne girmek isteyen Festus Pavlus’a, “Yeruşalem’e çıkıp orada bu konularda benim tarafımdan yargılanmak ister misin?” dedi.|jahudiler’in ɡozune ɡirmek istejen festus pavlus’aʔ “jerusalem’e t͡ʃikip orada bu konularda benim tarafimdan jarɡilanmak ister misin?” dedi. Old-Testament-2-Chronicles-034-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Krallığının on sekizinci yılında, ülkeyi ve evi temizledikten sonra, Asalya oğlu Şafan'ı, kentin valisi Maaseya'yı ve tarihçi Yoahaz oğlu Yoah'ı Tanrısı Yahve'nin evini onarmaya gönderdi.|kralliɡinin on sekizint͡ʃi jilindaʔ ulkeji ve evi temizledikten sonraʔ asalja oɡlu safanʔiʔ kentin valisi maasejaʔji ve tariht͡ʃi joahaz oɡlu joahʔi tanrisi jahveʔnin evini onarmaja ɡonderdi. Old-Testament-Ezra-002-067|und|SPEAKER_00_Turkish|develeri dört yüz otuz beş, eşekleri altı bin yedi yüz yirmiydi.|develeri dort juz otuz besʔ esekleri alti bin jedi juz jirmijdi. Old-Testament-Jeremiah-051-048|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman gökler, yeryüzü, ve içindekilerin hepsi Babil için sevinçle ezgi söyleyecek; Çünkü yıkıcılar kuzeyden ona gelecekler.\"\" diyor Yahve.\"|\"o zaman ɡoklerʔ jerjuzuʔ ve it͡ʃindekilerin hepsi babil it͡ʃin sevint͡ʃle ezɡi sojlejet͡ʃek; t͡ʃunku jikit͡ʃilar kuzejden ona ɡelet͡ʃekler.\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-1-Samuel-019-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan David'e şöyle dedi: \"\"Babam Saul seni öldürmek istiyor. Şimdi lütfen sabah kendine dikkat et, gizli bir yerde otur ve saklan.\"|\"jonatan davidʔe sojle dedi \"\"babam saul seni oldurmek istijor. simdi lutfen sabah kendine dikkat etʔ ɡizli bir jerde otur ve saklan.\" Old-Testament-Job-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sen diyorsun ki: 'Tanrı ne bilir? Koyu karanlığın içinden hükmedebilir mi?|sen dijorsun ki ʔtanri ne bilir? koju karanliɡin it͡ʃinden hukmedebilir mi? Old-Testament-Exodus-038-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Avlunun etrafındaki perdelerin tümü özenle dokunmuş ince ketendendi.|avlunun etrafindaki perdelerin tumu ozenle dokunmus int͡ʃe ketendendi. Old-Testament-Ezekiel-011-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu size kazan olmayacak, siz de onun içinde et olmayacaksınız. Sizi İsrael sınırında yargılayacağım.|bu size kazan olmajat͡ʃakʔ siz de onun it͡ʃinde et olmajat͡ʃaksiniz. sizi israel sinirinda jarɡilajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Ezekiel-040-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Altmış arşın direkler de yaptı; avlu kapının çevresinde direklere kadar uzanıyordu.|altmis arsin direkler de japti; avlu kapinin t͡ʃevresinde direklere kadar uzanijordu. Old-Testament-Joshua-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Boylarına göre Benyamin'in çocukları oymağının kentleri şunlardı: Yeriha, Beyt Hogla, Emek Kesis,|bojlarina ɡore benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡinin kentleri sunlardi jerihaʔ bejt hoɡlaʔ emek kesisʔ Old-Testament-1-Kings-022-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral ona, “Yahve'nin adıyla bana yalnızca gerçeğin dışında bir şey söylemeyeceğine sana kaç kez ant içirmeliyim?” dedi.|kral onaʔ “jahveʔnin adijla bana jalnizt͡ʃa ɡert͡ʃeɡin disinda bir sej sojlemejet͡ʃeɡine sana kat͡ʃ kez ant it͡ʃirmelijim?” dedi. Old-Testament-Ruth-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi Boaz bizim yakın akrabamız değil mi, sen de kızlarının arasındaydın? İşte, bu gece harman yerinde arpa savuracak.\"|\"\"\"simdi boaz bizim jakin akrabamiz deɡil miʔ sen de kizlarinin arasindajdin? isteʔ bu ɡet͡ʃe harman jerinde arpa savurat͡ʃak.\" Old-Testament-Ezekiel-037-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni onların her yanından geçirdi; ve işte, açık vadide çoktular ve işte, çok kuruydular.|beni onlarin her janindan ɡet͡ʃirdi; ve isteʔ at͡ʃik vadide t͡ʃoktular ve isteʔ t͡ʃok kurujdular. Old-Testament-Jeremiah-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ayaklarını çıplak, boğazını susuz bırakma. Ama sen, ‘Boşuna’ dedin. 'Hayır, ben yabancıları sevdim, ve onların peşinden gideceğim.'|“ajaklarini t͡ʃiplakʔ boɡazini susuz birakma. ama senʔ ‘bosuna’ dedin. ʔhajirʔ ben jabant͡ʃilari sevdimʔ ve onlarin pesinden ɡidet͡ʃeɡim.ʔ Old-Testament-Psalms-035-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü nedensiz yere benim için ağlarını çukurda gizlediler. Hiçbir sebep yokken canıma çukur kazdılar.|t͡ʃunku nedensiz jere benim it͡ʃin aɡlarini t͡ʃukurda ɡizlediler. hit͡ʃbir sebep jokken t͡ʃanima t͡ʃukur kazdilar. Old-Testament-1-Samuel-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Samuel Yahve'ye seslendi ve Yahve o gün gök gürültüsü ve yağmur gönderdi. O zaman bütün halk Yahve'den ve Samuel'den çok korktu.|bunun uzerine samuel jahveʔje seslendi ve jahve o ɡun ɡok ɡurultusu ve jaɡmur ɡonderdi. o zaman butun halk jahveʔden ve samuelʔden t͡ʃok korktu. Old-Testament-Deuteronomy-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle şunu bil ki, Tanrın Yahve Tanrı'nın kendisidir, kendisini seven ve buyruklarını tutan bin kuşak boyunca antlaşmasını ve sevgi dolu iyiliğini koruyan,|bu nedenle sunu bil kiʔ tanrin jahve tanriʔnin kendisidirʔ kendisini seven ve bujruklarini tutan bin kusak bojunt͡ʃa antlasmasini ve sevɡi dolu ijiliɡini korujanʔ Old-Testament-Daniel-002-043|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Oysa demirin kil çamuruyla karışık olduğunu gördün, onlar insan tohumuyla karışacaklar; ama demirin kille karışmadığı gibi onlar da birbirine yapışmayacaklar.\"\"\"|\"ojsa demirin kil t͡ʃamurujla karisik olduɡunu ɡordunʔ onlar insan tohumujla karisat͡ʃaklar; ama demirin kille karismadiɡi ɡibi onlar da birbirine japismajat͡ʃaklar.\"\"\" New-Testament-Ephesians-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrısı ve Babası birdir.|her sejden ustunʔ her sejle ve her sejde olan herkesin tanrisi ve babasi birdir. Old-Testament-Exodus-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve o gün İsrael'i Mısırlılar'ın elinden kurtardı ve İsrael Mısırlılar'ın deniz kıyısında öldüğünü gördü.|bojlet͡ʃe jahve o ɡun israelʔi misirlilarʔin elinden kurtardi ve israel misirlilarʔin deniz kijisinda olduɡunu ɡordu. Old-Testament-Numbers-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ancak bütün bir ay; ta ki o, burnunuzdan gelinceye kadar; sizi tiksindirinceye kadar yiyeceksiniz; çünkü aranızda olan Yahve'yi reddettiniz ve \"\"Mısır'dan neden çıktık?\"\" diyerek O'nun önünde ağladınız.'\"\"\"|\"ant͡ʃak butun bir aj; ta ki oʔ burnunuzdan ɡelint͡ʃeje kadar; sizi tiksindirint͡ʃeje kadar jijet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku aranizda olan jahveʔji reddettiniz ve \"\"misirʔdan neden t͡ʃiktik?\"\" dijerek oʔnun onunde aɡladiniz.ʔ\"\"\" Old-Testament-Joshua-019-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Miraslarının sınırı Sora, Eştaol, İrşemeş,|miraslarinin siniri soraʔ estaolʔ irsemesʔ Old-Testament-Psalms-041-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarım bana karşı kötülük konuşuyor: “Ne zaman ölecek ve adı yok olacak?”|dusmanlarim bana karsi kotuluk konusujor “ne zaman olet͡ʃek ve adi jok olat͡ʃak?” Old-Testament-Genesis-012-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Avram, Yahve'nin kendisine söylediği gibi gitti. Lut da onunla gitti. Avram Haran'dan ayrıldığında yetmiş beş yaşındaydı.|bojlet͡ʃe avramʔ jahveʔnin kendisine sojlediɡi ɡibi ɡitti. lut da onunla ɡitti. avram haranʔdan ajrildiɡinda jetmis bes jasindajdi. Old-Testament-Numbers-003-037|und|SPEAKER_00_Turkish|çevresindeki avlunun direkleri, tabanları, kazıkları ve ipleridir.|t͡ʃevresindeki avlunun direkleriʔ tabanlariʔ kaziklari ve ipleridir. Old-Testament-Isaiah-023-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir arp al; kentte dolaş, ey sen, unutulmuş fahişe. Hoş nağme yap. Çok şarkı söyle ki, hatırlanabilesin.|bir arp al; kentte dolasʔ ej senʔ unutulmus fahise. hos naɡme jap. t͡ʃok sarki sojle kiʔ hatirlanabilesin. New-Testament-Mark-016-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua bundan sonra, sofrada otururken, Onbirler’e göründü. Onları imansızlıkları ve yüreklerinin katılığından dolayı azarladı. Çünkü kendisini dirilmiş olarak görenlere inanmamışlardı.|jesua bundan sonraʔ sofrada otururkenʔ onbirler’e ɡorundu. onlari imansizliklari ve jureklerinin katiliɡindan dolaji azarladi. t͡ʃunku kendisini dirilmis olarak ɡorenlere inanmamislardi. New-Testament-Mark-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çocukları kollarına aldı, ellerini üzerlerine koyup onları kutsadı.|t͡ʃot͡ʃuklari kollarina aldiʔ ellerini uzerlerine kojup onlari kutsadi. Old-Testament-Numbers-031-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Tutsakları ganimetle birlikte yağmayı Moşe'ye, Kâhin Eleazar'a ve İsrael'in çocukları topluluğuna, Yarden'in yanında, Yeriha'daki Moav ovalarında bulunan ordugâha getirdiler.|tutsaklari ɡanimetle birlikte jaɡmaji moseʔjeʔ kahin eleazarʔa ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari topluluɡunaʔ jardenʔin janindaʔ jerihaʔdaki moav ovalarinda bulunan orduɡaha ɡetirdiler. Old-Testament-1-Kings-022-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Arabayı Samariya havuzunun yanında yıkadılar; fahişelerin yıkandıkları yerde, Yahve'nin söylediği söze göre köpekler onun kanını yaladılar.|arabaji samarija havuzunun janinda jikadilar; fahiselerin jikandiklari jerdeʔ jahveʔnin sojlediɡi soze ɡore kopekler onun kanini jaladilar. Old-Testament-Genesis-003-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem'e şöyle dedi: “Karının sesine kulak verdiğin, ve sana, meyvesini yememeni buyurduğum ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi. Hayatının bütün günlerinde büyük emekle ondan yiyeceksin.|ademʔe sojle dedi “karinin sesine kulak verdiɡinʔ ve sanaʔ mejvesini jememeni bujurduɡum aɡat͡ʃtan jediɡin it͡ʃin toprak senin juzunden lanetlendi. hajatinin butun ɡunlerinde bujuk emekle ondan jijet͡ʃeksin. Old-Testament-Job-030-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Geniş bir gedikten geliyorlarmış gibi, yıkımın ortasında yuvarlanıyorlar.|ɡenis bir ɡedikten ɡelijorlarmis ɡibiʔ jikimin ortasinda juvarlanijorlar. New-Testament-Matthew-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır.|iji mejve vermejen her aɡat͡ʃ kesilip atese atilir. Old-Testament-Psalms-054-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Tanrı benim yardımcımdır. Canıma destek olan Efendim’dir.|isteʔ tanri benim jardimt͡ʃimdir. t͡ʃanima destek olan efendim’dir. Old-Testament-Judges-006-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin insanları sabah erkenden kalktılar, işte, Baal'ın sunağı yıkılmıştı, yanındaki Aşera kesilmişti ve ikinci boğa yapılan sunağın üzerinde sunulmuştu.|kentin insanlari sabah erkenden kalktilarʔ isteʔ baalʔin sunaɡi jikilmistiʔ janindaki asera kesilmisti ve ikint͡ʃi boɡa japilan sunaɡin uzerinde sunulmustu. New-Testament-2-Peter-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi var olan gökler ve yer aynı sözle ateşe verilmek üzere saklanıyor, tanrısızların yargılanarak mahvolacağı o güne ayrılmış olarak bekletiliyor.|simdi var olan ɡokler ve jer ajni sozle atese verilmek uzere saklanijorʔ tanrisizlarin jarɡilanarak mahvolat͡ʃaɡi o ɡune ajrilmis olarak bekletilijor. Old-Testament-Joshua-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sınırınız çölden ve bu Lübnan'dan büyük nehre, Fırat Nehri'ne kadar, Hititler'in bütün ülkesi ve gün batımına doğru uzanan büyük denize kadar olacaktır.|siniriniz t͡ʃolden ve bu lubnanʔdan bujuk nehreʔ firat nehriʔne kadarʔ hititlerʔin butun ulkesi ve ɡun batimina doɡru uzanan bujuk denize kadar olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-041-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Yahve, bana merhamet et!” dedim. “Beni iyileştir, çünkü sana karşı günah işledim.”|“ej jahveʔ bana merhamet et!” dedim. “beni ijilestirʔ t͡ʃunku sana karsi ɡunah isledim.” Old-Testament-Psalms-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşman sonsuz yıkıma uğradı. Yerinden söküp attığın kentlerin anıları bile yok oldu.|dusman sonsuz jikima uɡradi. jerinden sokup attiɡin kentlerin anilari bile jok oldu. Old-Testament-Psalms-144-002|und|SPEAKER_00_Turkish|O’dur sevgi dolu iyiliğim, kalem, yüksek kulem, kurtarıcım, kalkanım ve kendisine sığındığım; halkımı bana boyun eğdiren.|o’dur sevɡi dolu ijiliɡimʔ kalemʔ juksek kulemʔ kurtarit͡ʃimʔ kalkanim ve kendisine siɡindiɡim; halkimi bana bojun eɡdiren. Old-Testament-Jeremiah-014-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey sen İsrael'in umudu, sıkıntı zamanındaki onun Kurtarıcısı, neden ülkede bir yabancı, ve geceyi geçirmek için yolundan sapan bir yolcu gibi olasın?|ej sen israelʔin umuduʔ sikinti zamanindaki onun kurtarit͡ʃisiʔ neden ulkede bir jabant͡ʃiʔ ve ɡet͡ʃeji ɡet͡ʃirmek it͡ʃin jolundan sapan bir jolt͡ʃu ɡibi olasin? New-Testament-Matthew-024-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara yanıt verip, “Tüm bu şeyleri görüyor musunuz? Size doğrusunu söyleyeyim, burada taş üstünde yıkılmadık tek taş kalmayacak!” dedi.|jesua onlara janit veripʔ “tum bu sejleri ɡorujor musunuz? size doɡrusunu sojlejejimʔ burada tas ustunde jikilmadik tek tas kalmajat͡ʃak!” dedi. Old-Testament-Ezekiel-035-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu nedenle, varlığım hakkı için\"\" diyor Efendi Yahve, \"\"Onlara karşı nefretinden dolayı gösterdiğin öfkene ve kıskançlığına göre yapacağım; ve seni yargıladığım zaman kendimi onların arasında tanıtacağım.\"|\"bu nedenleʔ varliɡim hakki it͡ʃin\"\" dijor efendi jahveʔ \"\"onlara karsi nefretinden dolaji ɡosterdiɡin ofkene ve kiskant͡ʃliɡina ɡore japat͡ʃaɡim; ve seni jarɡiladiɡim zaman kendimi onlarin arasinda tanitat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Isaiah-034-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların öldürülenleri de dışarı atılacak, cesetlerinin pis kokusu da ortaya çıkacak. Dağlar onların kanında eriyecek.|onlarin oldurulenleri de disari atilat͡ʃakʔ t͡ʃesetlerinin pis kokusu da ortaja t͡ʃikat͡ʃak. daɡlar onlarin kaninda erijet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"Gazabımda onu fırtınalı bir rüzgârla yaracağım. Öfkemde taşkın sağanak ve onu tüketmek için iri dolu taneleri olacak.\"|\"\"\"ʔbu juzden efendi jahve sojle dijor \"\"ɡazabimda onu firtinali bir ruzɡarla jarat͡ʃaɡim. ofkemde taskin saɡanak ve onu tuketmek it͡ʃin iri dolu taneleri olat͡ʃak.\" Old-Testament-Hosea-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael'in günahı, Aven'in yüksek yerleri de yok olacak. Onların sunakları üzerinde diken ve devedikeni çıkacak. Dağlara, \"\"Bizi örtün!\"\" ve tepelere, \"\"Üzerimize düşün!\"\" diyecekler.\"|\"israelʔin ɡunahiʔ avenʔin juksek jerleri de jok olat͡ʃak. onlarin sunaklari uzerinde diken ve devedikeni t͡ʃikat͡ʃak. daɡlaraʔ \"\"bizi ortun!\"\" ve tepelereʔ \"\"uzerimize dusun!\"\" dijet͡ʃekler.\" Old-Testament-Esther-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kralın atlarına binen ulaklar çıktı, aceleyle ve kralın buyruğuyla sıkıştırıldılar. Emir Susa Kalesi'nde ilan edildi.|bojlet͡ʃe kralin atlarina binen ulaklar t͡ʃiktiʔ at͡ʃelejle ve kralin bujruɡujla sikistirildilar. emir susa kalesiʔnde ilan edildi. Old-Testament-Exodus-028-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendilerini bilgelik ruhuyla doldurduğum tüm bilge yürekli adamlara söyleyeceksin, bana kâhinlik makamında hizmet etmek üzere Aron'un kutsal kılınması için onun giysilerini yapsınlar.|kendilerini bilɡelik ruhujla doldurduɡum tum bilɡe jurekli adamlara sojlejet͡ʃeksinʔ bana kahinlik makaminda hizmet etmek uzere aronʔun kutsal kilinmasi it͡ʃin onun ɡijsilerini japsinlar. Old-Testament-Ezekiel-048-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Naftali sınırı yanında, doğu tarafından batı tarafına kadar, Manaşşe, bir pay.\"\"\"|\"“naftali siniri janindaʔ doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ manasseʔ bir paj.\"\"\" Old-Testament-2-Kings-015-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Menahem, Tirsa'dan Tifsah'a ve onun içindekilerin hepsini ve sınır bölgelerine saldırdı. Çünkü kapılarını ona açmadılar ve bütün gebe kadınların karınlarını yardı.|sonra menahemʔ tirsaʔdan tifsahʔa ve onun it͡ʃindekilerin hepsini ve sinir bolɡelerine saldirdi. t͡ʃunku kapilarini ona at͡ʃmadilar ve butun ɡebe kadinlarin karinlarini jardi. New-Testament-Acts-022-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Komutan, “Ben vatandaşlığımı büyük bir bedelle satın aldım” diye yanıtladı. Pavlus, “Ama ben doğuştan bir Romalı’yım” dedi.|komutanʔ “ben vatandasliɡimi bujuk bir bedelle satin aldim” dije janitladi. pavlusʔ “ama ben doɡustan bir romali’jim” dedi. Old-Testament-Psalms-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Birçok boğalar beni kuşattı. Başan'ın güçlü boğaları çevremi sardı.|birt͡ʃok boɡalar beni kusatti. basanʔin ɡut͡ʃlu boɡalari t͡ʃevremi sardi. Old-Testament-Genesis-031-052|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu yığın tanık olsun, sütun da tanık olsun ki, bu yığının ötesine geçip sana kötülük etmeyeceğim. Sen de bu yığını ve sütunu geçip bana kötülük etmeyeceksin.|“bu jiɡin tanik olsunʔ sutun da tanik olsun kiʔ bu jiɡinin otesine ɡet͡ʃip sana kotuluk etmejet͡ʃeɡim. sen de bu jiɡini ve sutunu ɡet͡ʃip bana kotuluk etmejet͡ʃeksin. Old-Testament-Genesis-027-035|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kardeşin hile ile geldi, kutsamanı elinden aldı” dedi.|“kardesin hile ile ɡeldiʔ kutsamani elinden aldi” dedi. New-Testament-2-Thessalonians-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Son olarak, kardeşler, bizim için dua edin ki, Efendi’nin sözü tıpkı aranızda olduğu gibi hızla yayılıp yüceltilsin.|son olarakʔ kardeslerʔ bizim it͡ʃin dua edin kiʔ efendi’nin sozu tipki aranizda olduɡu ɡibi hizla jajilip jut͡ʃeltilsin. Old-Testament-Exodus-007-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe ve Aron'la konuşup şöyle dedi,|jahve mose ve aronʔla konusup sojle dediʔ Old-Testament-Leviticus-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Yahve'nin kendisine buyurduğu gibi yaptı; topluluk Buluşma Çadırı'nın kapısında toplandı.|mose jahveʔnin kendisine bujurduɡu ɡibi japti; topluluk bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda toplandi. Old-Testament-Joel-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|oğullarını ve kızlarını Yahuda'nın çocuklarının eline satacağım, onlar da onları uzak bir ulusa, Şevalılar'a satacaklar, çünkü Yahve böyle söyledi.”|oɡullarini ve kizlarini jahudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin eline satat͡ʃaɡimʔ onlar da onlari uzak bir ulusaʔ sevalilarʔa satat͡ʃaklarʔ t͡ʃunku jahve bojle sojledi.” New-Testament-Mark-014-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus aşağıdaki avludayken, başkâhinin hizmetçi kızlarından biri geldi.|petrus asaɡidaki avludajkenʔ baskahinin hizmett͡ʃi kizlarindan biri ɡeldi. Old-Testament-1-Chronicles-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan, Yosef, Benyamin, Naftali, Gad ve Aşer.|danʔ josefʔ benjaminʔ naftaliʔ ɡad ve aser. Old-Testament-Psalms-074-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskiden satın aldığın topluluğunu, mirasın olmak üzere kurtardığın oymağı, üzerinde yaşadığın Siyon Dağı’nı hatırla.|eskiden satin aldiɡin topluluɡunuʔ mirasin olmak uzere kurtardiɡin ojmaɡiʔ uzerinde jasadiɡin sijon daɡi’ni hatirla. Old-Testament-Joshua-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve doğuda Kinnerot Denizi'ne kadar Arava, ve Arava Denizi'ne kadar, Tuz Denizi'ne kadar, doğuda Beyt Yeşimot'a yoluna kadar; ve güneyde, Pisga yamaçları altında:|ve doɡuda kinnerot deniziʔne kadar aravaʔ ve arava deniziʔne kadarʔ tuz deniziʔne kadarʔ doɡuda bejt jesimotʔa joluna kadar; ve ɡunejdeʔ pisɡa jamat͡ʃlari altinda Old-Testament-Genesis-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı onları kutsadı. Tanrı onlara, “Verimli olun, çoğalın, yeryüzünü doldurun ve onu boyun eğdirin” dedi. “Denizin balıklarına, göklerin kuşlarına ve yerde hareket eden her canlıya hükmedin.”|tanri onlari kutsadi. tanri onlaraʔ “verimli olunʔ t͡ʃoɡalinʔ jerjuzunu doldurun ve onu bojun eɡdirin” dedi. “denizin baliklarinaʔ ɡoklerin kuslarina ve jerde hareket eden her t͡ʃanlija hukmedin.” Old-Testament-Psalms-038-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İyiliğe karşılık kötülük yapanlar bana karşıdırlar, çünkü ben iyilik peşindeyim.|ijiliɡe karsilik kotuluk japanlar bana karsidirlarʔ t͡ʃunku ben ijilik pesindejim. Old-Testament-1-Chronicles-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Gadoğulları'ndan bunlar ordu komutanlarıydı. En küçüğü yüz adama, en büyüğü bin adama denkti.|ɡadoɡullariʔndan bunlar ordu komutanlarijdi. en kut͡ʃuɡu juz adamaʔ en bujuɡu bin adama denkti. Old-Testament-Genesis-033-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav, “Ben yeterincesine sahibim kardeşim” dedi. “Sahip oldukların senin olsun.”|esavʔ “ben jeterint͡ʃesine sahibim kardesim” dedi. “sahip olduklarin senin olsun.” Old-Testament-Leviticus-011-047|und|SPEAKER_00_Turkish|\"hayvanların, kuşların, sularda hareket eden her canlının ve yerde sürünen her yaratığın yasası budur.'\"\"\"|\"hajvanlarinʔ kuslarinʔ sularda hareket eden her t͡ʃanlinin ve jerde surunen her jaratiɡin jasasi budur.ʔ\"\"\" Old-Testament-Job-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İşte, onların başarısı kendi ellerinde değildir. Kötülerin öğüdü benden uzak olsun.\"\"\"|\"isteʔ onlarin basarisi kendi ellerinde deɡildir. kotulerin oɡudu benden uzak olsun.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-002-004|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer onu gümüş arar gibi ararsan, saklı hazineler gibi onu araştırırsan,|eɡer onu ɡumus arar ɡibi ararsanʔ sakli hazineler ɡibi onu arastirirsanʔ Old-Testament-Jeremiah-027-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi bütün bu diyarları hizmetkârım Babil Kralı Nebukadnetsar'ın eline verdim. Kır hayvanlarını da kendisine hizmet etsinler diye verdim.|simdi butun bu dijarlari hizmetkarim babil krali nebukadnetsarʔin eline verdim. kir hajvanlarini da kendisine hizmet etsinler dije verdim. Old-Testament-Psalms-096-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey ulusların soyları, Yahve’ye verin, yüceliği ve gücü Yahve’ye verin.|ej uluslarin sojlariʔ jahve’je verinʔ jut͡ʃeliɡi ve ɡut͡ʃu jahve’je verin. Old-Testament-Jeremiah-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar tornacı işi palmiye ağacı gibidirler, ve konuşmazlar. Taşınmaları gerekir, çünkü hareket etmezler. Onlardan korkmayın; çünkü kötülük yapamazlar, onlarda iyilik yapmak da yoktur.\"\"\"|\"onlar tornat͡ʃi isi palmije aɡat͡ʃi ɡibidirlerʔ ve konusmazlar. tasinmalari ɡerekirʔ t͡ʃunku hareket etmezler. onlardan korkmajin; t͡ʃunku kotuluk japamazlarʔ onlarda ijilik japmak da joktur.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Moav kızları Arnon geçitlerinde gezgin kuşlar gibi dağılmış bir yuva gibi olacaklar.|t͡ʃunku moav kizlari arnon ɡet͡ʃitlerinde ɡezɡin kuslar ɡibi daɡilmis bir juva ɡibi olat͡ʃaklar. Old-Testament-Ezra-008-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şey sayıldı ve tartıldı; ve bütün ağırlıklar o zaman yazıldı.|her sej sajildi ve tartildi; ve butun aɡirliklar o zaman jazildi. Old-Testament-Leviticus-022-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bir buzağı, kuzu ya da oğlak doğduğunda, annesiyle birlikte yedi gün kalacak. Sekizinci günden itibaren Yahve'ye ateşle yapılan sunu olarak kabul edilecektir.|“bir buzaɡiʔ kuzu ja da oɡlak doɡduɡundaʔ annesijle birlikte jedi ɡun kalat͡ʃak. sekizint͡ʃi ɡunden itibaren jahveʔje atesle japilan sunu olarak kabul edilet͡ʃektir. Old-Testament-Ecclesiastes-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yüreğimde, \"\"Hadi, seni neşeyle sınayacağım; bu yüzden zevk al\"\" dedim; ve işte, bu da boştur.\"|\"jureɡimdeʔ \"\"hadiʔ seni nesejle sinajat͡ʃaɡim; bu juzden zevk al\"\" dedim; ve isteʔ bu da bostur.\" New-Testament-John-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bana verdiğin sözleri onlara verdim. Onlar da kabul ettiler. Senden geldiğimi gerçekten biliyorlar. Onlar beni senin gönderdiğine iman ettiler.|t͡ʃunku bana verdiɡin sozleri onlara verdim. onlar da kabul ettiler. senden ɡeldiɡimi ɡert͡ʃekten bilijorlar. onlar beni senin ɡonderdiɡine iman ettiler. Old-Testament-Numbers-016-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe şöyle dedi: \"\"Bütün bu işleri yapmam için Yahve'nin beni gönderdiğini bununla bileceksiniz; çünkü bunlar benim kendi fikrim değildir.\"|\"mose sojle dedi \"\"butun bu isleri japmam it͡ʃin jahveʔnin beni ɡonderdiɡini bununla bilet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku bunlar benim kendi fikrim deɡildir.\" Old-Testament-Psalms-055-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sert rüzgârdan ve kasırgadan hemen sığınağa koşardım.”|“sert ruzɡardan ve kasirɡadan hemen siɡinaɡa kosardim.” Old-Testament-Job-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Sabah ile akşam arasında harap olurlar. Kimse farkına varmadan sonsuza dek yok olurlar.|sabah ile aksam arasinda harap olurlar. kimse farkina varmadan sonsuza dek jok olurlar. Old-Testament-Deuteronomy-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Çevrenizdeki halkların ilâhları olan başka ilâhların ardınca gitmeyeceksiniz.|t͡ʃevrenizdeki halklarin ilahlari olan baska ilahlarin ardint͡ʃa ɡitmejet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Proverbs-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızın elinde bilgelik satın almak için neden para var? Zaten hiç anlayışı yok.|akilsizin elinde bilɡelik satin almak it͡ʃin neden para var? zaten hit͡ʃ anlajisi jok. New-Testament-Philippians-001-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İçten beklentim ve umudum uyarınca, hiçbir şekilde hayal kırıklığına uğramayacağım, yaşamda ya da ölümde Mesih’in her zamanki gibi şimdi de bedenimde yücelmesi için tam bir cesaret göstereceğim.|it͡ʃten beklentim ve umudum ujarint͡ʃaʔ hit͡ʃbir sekilde hajal kirikliɡina uɡramajat͡ʃaɡimʔ jasamda ja da olumde mesih’in her zamanki ɡibi simdi de bedenimde jut͡ʃelmesi it͡ʃin tam bir t͡ʃesaret ɡosteret͡ʃeɡim. New-Testament-1-Corinthians-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çeşitli hizmetler vardır ve Efendi birdir.|t͡ʃesitli hizmetler vardir ve efendi birdir. Old-Testament-1-Samuel-023-014|und|SPEAKER_00_Turkish|David çölde, kalelerde kaldı ve Zif Çölü'ndeki dağlık bölgede kaldı. Saul her gün onu aradı, ama Tanrı onu onun eline teslim etmedi.|david t͡ʃoldeʔ kalelerde kaldi ve zif t͡ʃoluʔndeki daɡlik bolɡede kaldi. saul her ɡun onu aradiʔ ama tanri onu onun eline teslim etmedi. New-Testament-2-Corinthians-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi Yeşua’yı diriltenin, bizi de Yeşua’yla birlikte diriltip sizinle birlikte önünde durduracağını biliyoruz.|efendi jesua’ji dirilteninʔ bizi de jesua’jla birlikte diriltip sizinle birlikte onunde durdurat͡ʃaɡini bilijoruz. Old-Testament-Ecclesiastes-002-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağaçların yetiştiği ormanı sulamak için kendim için su havuzları yaptım.|aɡat͡ʃlarin jetistiɡi ormani sulamak it͡ʃin kendim it͡ʃin su havuzlari japtim. Old-Testament-Isaiah-041-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Böylece marangoz kuyumcuyu teşvik ediyor. Çekiçle düzelten, örse vuranı lehim için, \"\"İyi oldu\"\" diyerek cesaretlendiriyor; sarsılmasın diye onu çivilerle de sabitliyor.\"|\"bojlet͡ʃe maranɡoz kujumt͡ʃuju tesvik edijor. t͡ʃekit͡ʃle duzeltenʔ orse vurani lehim it͡ʃinʔ \"\"iji oldu\"\" dijerek t͡ʃesaretlendirijor; sarsilmasin dije onu t͡ʃivilerle de sabitlijor.\" Old-Testament-Ezekiel-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, işte, seni doğu çocuklarına mülk olarak teslim edeceğim. Onlar obalarını senin içinde kuracaklar, konutlarını senin içinde yapacaklar. Meyveni yiyecekler, sütünü içecekler.|bu juzdenʔ isteʔ seni doɡu t͡ʃot͡ʃuklarina mulk olarak teslim edet͡ʃeɡim. onlar obalarini senin it͡ʃinde kurat͡ʃaklarʔ konutlarini senin it͡ʃinde japat͡ʃaklar. mejveni jijet͡ʃeklerʔ sutunu it͡ʃet͡ʃekler. Old-Testament-2-Kings-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ilâhlarını ateşe attılar; çünkü onlar ilâh değildi, sadece insan ellerinin işi, ağaç ve taştı. Bu yüzden onları yok ettiler.|ve ilahlarini atese attilar; t͡ʃunku onlar ilah deɡildiʔ sadet͡ʃe insan ellerinin isiʔ aɡat͡ʃ ve tasti. bu juzden onlari jok ettiler. Old-Testament-Job-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerim de üzüntüden karardı. Bütün azalarım gölge gibi.|ɡozlerim de uzuntuden karardi. butun azalarim ɡolɡe ɡibi. New-Testament-Mark-008-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu anlayan Yeşua, “Ekmeğiniz yok diye neden böyle tartışıyorsunuz? Hâlâ fark etmiyor, anlamıyor musunuz? Yüreğiniz hâlâ katı mı?|bunu anlajan jesuaʔ “ekmeɡiniz jok dije neden bojle tartisijorsunuz? hala fark etmijorʔ anlamijor musunuz? jureɡiniz hala kati mi? Old-Testament-Genesis-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarah, “Sarah'ın çocuk emzireceğini Avraham’a kim derdi?” dedi. “Çünkü yaşlılığında ona bir oğul doğurdum.”|sarahʔ “sarahʔin t͡ʃot͡ʃuk emziret͡ʃeɡini avraham’a kim derdi?” dedi. “t͡ʃunku jasliliɡinda ona bir oɡul doɡurdum.” Old-Testament-1-Chronicles-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, üç yiğitten biri olan Ahohlu Dodo oğlu Eleazar.|ondan sonraʔ ut͡ʃ jiɡitten biri olan ahohlu dodo oɡlu eleazar. Old-Testament-Exodus-035-019|und|SPEAKER_00_Turkish|kutsal yerde hizmet etmek için özenle dokunmuş giysiler, kâhin Aron'un kutsal giysileri ve onun oğullarının - kâhinlik makamında hizmet etmek için giysilerini yapsınlar.'”|kutsal jerde hizmet etmek it͡ʃin ozenle dokunmus ɡijsilerʔ kahin aronʔun kutsal ɡijsileri ve onun oɡullarinin - kahinlik makaminda hizmet etmek it͡ʃin ɡijsilerini japsinlar.ʔ” Old-Testament-Ezekiel-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzünü Yeruşalem kuşatmasına doğru döneceksin, kolun açık olacak ve ona karşı peygamberlik edeceksin.|juzunu jerusalem kusatmasina doɡru donet͡ʃeksinʔ kolun at͡ʃik olat͡ʃak ve ona karsi pejɡamberlik edet͡ʃeksin. New-Testament-Acts-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu günlerden sonra yükümüzü alıp Yeruşalem’e çıktık.|bu ɡunlerden sonra jukumuzu alip jerusalem’e t͡ʃiktik. New-Testament-James-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ayrım yaparsanız, günah işlemiş olursunuz; Yasa tarafından, Yasa’yı çiğnemekle suçlu bulunursunuz.|ama ajrim japarsanizʔ ɡunah islemis olursunuz; jasa tarafindanʔ jasa’ji t͡ʃiɡnemekle sut͡ʃlu bulunursunuz. Old-Testament-1-Kings-016-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Omri'nin ardından gidenler, Ginat oğlu Tivni'nin ardından gidenlere üstün geldiler; böylece Tivni öldü ve Omri hüküm sürdü.|ama omriʔnin ardindan ɡidenlerʔ ɡinat oɡlu tivniʔnin ardindan ɡidenlere ustun ɡeldiler; bojlet͡ʃe tivni oldu ve omri hukum surdu. Old-Testament-Zechariah-012-014|und|SPEAKER_00_Turkish|geride kalan bütün boylar, her boy ayrı ve karıları ayrı yas tutacaklar.|ɡeride kalan butun bojlarʔ her boj ajri ve karilari ajri jas tutat͡ʃaklar. Old-Testament-Leviticus-007-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Üçüncü günde esenlik kurbanının etinden yenilirse, kabul edilmeyecek ve onu sunan insana sayılmayacaktır. Bu iğrenç bir şey olacak ve ondan yiyen can, onun kötülüğünün yükünü taşıyacak.'\"\"\"|\"ut͡ʃunt͡ʃu ɡunde esenlik kurbaninin etinden jenilirseʔ kabul edilmejet͡ʃek ve onu sunan insana sajilmajat͡ʃaktir. bu iɡrent͡ʃ bir sej olat͡ʃak ve ondan jijen t͡ʃanʔ onun kotuluɡunun jukunu tasijat͡ʃak.ʔ\"\"\" Old-Testament-Esther-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Parşandata'yı, Dalfon'u, Aspat'ı,|parsandataʔjiʔ dalfonʔuʔ aspatʔiʔ Old-Testament-Exodus-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer güneş onun üzerine doğmuşsa, kan dökmeden suçludur. Zararı karşılayacaktır. Hiçbir şeyi yoksa hırsızlıktan dolayı satılacaktır.|eɡer ɡunes onun uzerine doɡmussaʔ kan dokmeden sut͡ʃludur. zarari karsilajat͡ʃaktir. hit͡ʃbir seji joksa hirsizliktan dolaji satilat͡ʃaktir. Old-Testament-1-Samuel-013-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Samuel, \"\"Ne yaptın?\"\" dedi. Saul, “Halkın yanımdan dağıldığını gördüm, sen de belirlenen günlerde gelmedin, Filistliler de Mikmaş’ta toplandılar.\"|\"samuelʔ \"\"ne japtin?\"\" dedi. saulʔ “halkin janimdan daɡildiɡini ɡordumʔ sen de belirlenen ɡunlerde ɡelmedinʔ filistliler de mikmas’ta toplandilar.\" Old-Testament-Daniel-011-021|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onun yerine, krallık onurunu vermedikleri aşağılık biri kalkacak; ama güvenlik zamanında gelecek ve yaltaklanarak krallığı elde edecek.|“onun jerineʔ krallik onurunu vermedikleri asaɡilik biri kalkat͡ʃak; ama ɡuvenlik zamaninda ɡelet͡ʃek ve jaltaklanarak kralliɡi elde edet͡ʃek. Old-Testament-Esther-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Daha onunla konuşurlarken, kralın hadımları geldi ve Haman'ı Ester'in hazırlamış olduğu ziyafete aceleyle götürdüler.|daha onunla konusurlarkenʔ kralin hadimlari ɡeldi ve hamanʔi esterʔin hazirlamis olduɡu zijafete at͡ʃelejle ɡoturduler. Old-Testament-Genesis-029-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan, Yakov'a, “Akrabam olduğun için bana karşılıksız mı hizmet edeceksin?” dedi. “Söyle bana, ücretin nedir?”|lavanʔ jakovʔaʔ “akrabam olduɡun it͡ʃin bana karsiliksiz mi hizmet edet͡ʃeksin?” dedi. “sojle banaʔ ut͡ʃretin nedir?” New-Testament-1-John-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer biri, “Tanrı’yı seviyorum” deyip de kardeşinden nefret ederse, yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı’yı nasıl sevebilir?|eɡer biriʔ “tanri’ji sevijorum” dejip de kardesinden nefret ederseʔ jalant͡ʃidir. t͡ʃunku ɡorduɡu kardesini sevmejenʔ ɡormediɡi tanri’ji nasil sevebilir? Old-Testament-Hosea-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin de Yahuda'yla bir davası var, ve Yakov'u kendi yollarına göre cezalandıracak, işlerine göre ona karşılık verecektir.|jahveʔnin de jahudaʔjla bir davasi varʔ ve jakovʔu kendi jollarina ɡore t͡ʃezalandirat͡ʃakʔ islerine ɡore ona karsilik veret͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-023-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerinize sonsuz bir utanç ve unutulmayacak, sürekli aşağılanma getireceğim.’”|uzerinize sonsuz bir utant͡ʃ ve unutulmajat͡ʃakʔ surekli asaɡilanma ɡetiret͡ʃeɡim.’” Old-Testament-Genesis-035-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham'la İshak'a verdiğim diyarı sana vereceğim ve senden sonra senin soyuna vereceğim.”|avrahamʔla ishakʔa verdiɡim dijari sana veret͡ʃeɡim ve senden sonra senin sojuna veret͡ʃeɡim.” Old-Testament-Numbers-029-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye hoş koku, yakmalık sunu olarak: Bir genç boğa, bir koç, bir yaşında kusursuz yedi erkek kuzu;|jahveʔje hos kokuʔ jakmalik sunu olarak bir ɡent͡ʃ boɡaʔ bir kot͡ʃʔ bir jasinda kusursuz jedi erkek kuzu; New-Testament-Mark-007-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua oradakilere bundan kimseye söz etmemelerini buyurdu. Ama onları ne kadar buyurursa onlar o kadar çok haberi yaydılar.|jesua oradakilere bundan kimseje soz etmemelerini bujurdu. ama onlari ne kadar bujurursa onlar o kadar t͡ʃok haberi jajdilar. Old-Testament-Ezekiel-026-001|und|SPEAKER_00_Turkish|On birinci yılda, ayın birinde, Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi:|on birint͡ʃi jildaʔ ajin birindeʔ jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-1-Samuel-017-031|und|SPEAKER_00_Turkish|David'in söylediği sözler duyulunca, bunları Saul'un önünde tekrarladılar; o da onu çağırttı.|davidʔin sojlediɡi sozler dujulunt͡ʃaʔ bunlari saulʔun onunde tekrarladilar; o da onu t͡ʃaɡirtti. New-Testament-Hebrews-006-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı izin verirse, bunu yapacağız.|tanri izin verirseʔ bunu japat͡ʃaɡiz. Old-Testament-1-Kings-012-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine kral danıştı ve altından iki buzağı yaptı; ve onlara dedi: “Yeruşalem’e çıkmanız fazladır. Ey İsrael, bakın, işte, sizi Mısır diyarından çıkaran ilâhlarınız!”|bunun uzerine kral danisti ve altindan iki buzaɡi japti; ve onlara dedi “jerusalem’e t͡ʃikmaniz fazladir. ej israelʔ bakinʔ isteʔ sizi misir dijarindan t͡ʃikaran ilahlariniz!” Old-Testament-Exodus-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe'ye şöyle dediler, \"\"Mısır'da mezar olmadığı için bizi çölde ölmeye mi getirdin? Bizi Mısır'dan çıkarmakla bize neden böyle davrandın?\"|\"moseʔje sojle dedilerʔ \"\"misirʔda mezar olmadiɡi it͡ʃin bizi t͡ʃolde olmeje mi ɡetirdin? bizi misirʔdan t͡ʃikarmakla bize neden bojle davrandin?\" Old-Testament-Jeremiah-041-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve İşmael'le beraber olan bütün halk Kareah oğlu Yohanan'ı ve onunla beraber olan bütün ordu komutanlarını görünce sevindiler.|ve ismaelʔle beraber olan butun halk kareah oɡlu johananʔi ve onunla beraber olan butun ordu komutanlarini ɡorunt͡ʃe sevindiler. Old-Testament-1-Chronicles-028-013|und|SPEAKER_00_Turkish|kâhinlerin ve Levililer'in takımları için, Yahve'nin evinin hizmetinin bütün işi için, Yahve'nin evindeki bütün hizmet kapları için,|kahinlerin ve levililerʔin takimlari it͡ʃinʔ jahveʔnin evinin hizmetinin butun isi it͡ʃinʔ jahveʔnin evindeki butun hizmet kaplari it͡ʃinʔ Old-Testament-Psalms-077-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı lütufkâr olmayı unuttu mu? Merhametini öfkeyle geri mi çekti?” Selah.|tanri lutufkar olmaji unuttu mu? merhametini ofkejle ɡeri mi t͡ʃekti?” selah. New-Testament-Acts-009-037|und|SPEAKER_00_Turkish|O günlerde hastalanıp öldü. Onu yıkadıktan sonra üst kattaki odaya yatırdılar.|o ɡunlerde hastalanip oldu. onu jikadiktan sonra ust kattaki odaja jatirdilar. Old-Testament-Ezekiel-012-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, İsrael ülkesinde, ‘Günler uzuyor, her görüm boşa çıkıyor’ diye söylediğiniz bu özdeyiş nedir?|“ej insanoɡluʔ israel ulkesindeʔ ‘ɡunler uzujorʔ her ɡorum bosa t͡ʃikijor’ dije sojlediɡiniz bu ozdejis nedir? Old-Testament-Genesis-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek Avraham’a, “Ne gördün de bu işi yaptın?” dedi.|avimelek avraham’aʔ “ne ɡordun de bu isi japtin?” dedi. New-Testament-Mark-004-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekerken, bazı tohumlar yol kenarına düştü ve kuşlar gelip onları yuttular.|ekerkenʔ bazi tohumlar jol kenarina dustu ve kuslar ɡelip onlari juttular. New-Testament-Romans-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’yı bilmelerine karşın O’nu Tanrı olarak yüceltmediler ve şükretmediler. Tersine düşünceleri boş oldu, anlayışsız yürekleri karardı.|tanri’ji bilmelerine karsin o’nu tanri olarak jut͡ʃeltmediler ve sukretmediler. tersine dusunt͡ʃeleri bos olduʔ anlajissiz jurekleri karardi. New-Testament-Luke-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua o yere geldiğinde yukarı bakıp onu gördü. Ona, “Zakkay, acele et aşağıya in! Çünkü bugün senin evinde kalmam gerekiyor” dedi.|jesua o jere ɡeldiɡinde jukari bakip onu ɡordu. onaʔ “zakkajʔ at͡ʃele et asaɡija in! t͡ʃunku buɡun senin evinde kalmam ɡerekijor” dedi. New-Testament-Colossians-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Mesih’le birlikte dirildiyseniz, yukarıdaki şeyleri arayın. Mesih orada, Tanrı’nın sağında oturuyor.|eɡer mesih’le birlikte dirildijsenizʔ jukaridaki sejleri arajin. mesih oradaʔ tanri’nin saɡinda oturujor. Old-Testament-Deuteronomy-033-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda için budur dedi, “Ey Yahve, Yahuda'nın sesini duy. Onu halkının içine getir. Elleriyle kendisi için uğraştı. Düşmanlarına karşı yardımı sen olacaksın.”|jahuda it͡ʃin budur dediʔ “ej jahveʔ jahudaʔnin sesini duj. onu halkinin it͡ʃine ɡetir. ellerijle kendisi it͡ʃin uɡrasti. dusmanlarina karsi jardimi sen olat͡ʃaksin.” Old-Testament-Ezra-002-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Paşhur'un çocukları, bin iki yüz kırk yedi.|pashurʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ bin iki juz kirk jedi. Old-Testament-Deuteronomy-031-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Önünden giden Yahve'nin kendisidir. O seninle olacak. Seni yüzüstü bırakmayacak ve seni terk etmeyecek. Korkma. Yılma.\"\"\"|\"onunden ɡiden jahveʔnin kendisidir. o seninle olat͡ʃak. seni juzustu birakmajat͡ʃak ve seni terk etmejet͡ʃek. korkma. jilma.\"\"\" Old-Testament-Psalms-019-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Altından, bol miktarda saf altından daha çok arzu edilir, baldan, süzme petek balından daha tatlıdır.|altindanʔ bol miktarda saf altindan daha t͡ʃok arzu edilirʔ baldanʔ suzme petek balindan daha tatlidir. New-Testament-John-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bende kalırsanız ve sözlerim sizde kalırsa, ne isterseniz dileyin, sizin için yapılacaktır.”|eɡer bende kalirsaniz ve sozlerim sizde kalirsaʔ ne isterseniz dilejinʔ sizin it͡ʃin japilat͡ʃaktir.” New-Testament-Matthew-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama ben size diyorum ki, kardeşine nedensiz yere öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine 'Raka!' derse, Kurul’da yargılanacaktır. Kim ahmak derse Gehenna ateşiyle karşı karşıya kalacaktır.|ama ben size dijorum kiʔ kardesine nedensiz jere ofkelenen herkes jarɡilanat͡ʃaktir. kim kardesine ʔraka!ʔ derseʔ kurul’da jarɡilanat͡ʃaktir. kim ahmak derse ɡehenna atesijle karsi karsija kalat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Kings-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Beytel'deki peygamberlerin oğulları çıkıp Elişa'nın yanına geldiler ve ona, \"\"Bugün Yahve'nin efendini senin üzerinden alacağını biliyor musun?\"\" dediler. Elişa, \"\"Evet, biliyorum. Susun.\"\" dedi.\"|\"bejtelʔdeki pejɡamberlerin oɡullari t͡ʃikip elisaʔnin janina ɡeldiler ve onaʔ \"\"buɡun jahveʔnin efendini senin uzerinden alat͡ʃaɡini bilijor musun?\"\" dediler. elisaʔ \"\"evetʔ bilijorum. susun.\"\" dedi.\" Old-Testament-2-Samuel-023-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David özlemle, \"\"Keşke biri bana Beytlehem'in kapısındaki kuyudan içecek su verseydi!\"\" dedi.\"|\"david ozlemleʔ \"\"keske biri bana bejtlehemʔin kapisindaki kujudan it͡ʃet͡ʃek su versejdi!\"\" dedi.\" New-Testament-Luke-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar sessiz kaldılar. Yeşua onu alıp iyileştirdi ve gönderdi.|onlar sessiz kaldilar. jesua onu alip ijilestirdi ve ɡonderdi. Old-Testament-Hosea-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Dağların başlarında kurban kesiyorlar, ve tepelerde, meşe, kavak ve meşeliklerin altında buhur yakıyorlar, çünkü onun gölgesi iyidir. Bu yüzden kızlarınız fahişelik yapıyor, gelinleriniz zina ediyor.|daɡlarin baslarinda kurban kesijorlarʔ ve tepelerdeʔ meseʔ kavak ve meseliklerin altinda buhur jakijorlarʔ t͡ʃunku onun ɡolɡesi ijidir. bu juzden kizlariniz fahiselik japijorʔ ɡelinleriniz zina edijor. Old-Testament-Psalms-057-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Tanrı, göklerin üstünde yücel! Yüceliğin tüm yeryüzünü kaplasın!|ej tanriʔ ɡoklerin ustunde jut͡ʃel! jut͡ʃeliɡin tum jerjuzunu kaplasin! Old-Testament-Micah-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, Yahve'nin topluluğunda ülkeyi kura ile bölen kimse olmayacak.|bu nedenleʔ jahveʔnin topluluɡunda ulkeji kura ile bolen kimse olmajat͡ʃak. Old-Testament-Zechariah-014-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yahve, savaş gününde savaştığı gibi çıkıp o uluslara karşı savaşacak.|o zaman jahveʔ savas ɡununde savastiɡi ɡibi t͡ʃikip o uluslara karsi savasat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-030-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Lea ona, “Kocamı aldığın yetmiyor mu?” dedi. “Oğlumun adamotunu da mı alacaksın?” Rahel, “Öyleyse, oğlunun adamotuna karşılık kocam bu gece seninle yatacak” dedi.|lea onaʔ “kot͡ʃami aldiɡin jetmijor mu?” dedi. “oɡlumun adamotunu da mi alat͡ʃaksin?” rahelʔ “ojlejseʔ oɡlunun adamotuna karsilik kot͡ʃam bu ɡet͡ʃe seninle jatat͡ʃak” dedi. Old-Testament-Judges-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Filistliler onu tutup gözlerini oydular; ve onu Gaza'ya indirip tunç zincirlerle bağladılar; ve hapishanede değirmen çeviriyordu.|filistliler onu tutup ɡozlerini ojdular; ve onu ɡazaʔja indirip tunt͡ʃ zint͡ʃirlerle baɡladilar; ve hapishanede deɡirmen t͡ʃevirijordu. Old-Testament-Numbers-026-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yahve'nin Moşe'ye ve İsrael'in çocuklarına buyurduğu gibi, yirmi yaş ve yukarısını sayın.\"\" Bunlar Mısır diyarından çıkanlardır.\"|\"\"\"jahveʔnin moseʔje ve israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina bujurduɡu ɡibiʔ jirmi jas ve jukarisini sajin.\"\" bunlar misir dijarindan t͡ʃikanlardir.\" New-Testament-Acts-028-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle şunu bilin ki, Tanrı’nın kurtuluşu öteki uluslara gönderilmiştir ve onlar dinleyeceklerdir.”|“bu nedenle sunu bilin kiʔ tanri’nin kurtulusu oteki uluslara ɡonderilmistir ve onlar dinlejet͡ʃeklerdir.” Old-Testament-Isaiah-020-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Umut ettikleri Etiyopya'dan ve yücelikleri Mısır'dan ötürü dehşete düşecekler ve şaşkına dönecekler.|umut ettikleri etijopjaʔdan ve jut͡ʃelikleri misirʔdan oturu dehsete duset͡ʃekler ve saskina donet͡ʃekler. Old-Testament-Deuteronomy-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruvenliler'e ve Gadlılar'a Gilad'dan vadinin ortası sınır olmak üzere Arnon Vadisi'ne kadar, Ammon oğullarının sınırı olan Yabbok Irmağı'na kadar verdim;|ruvenlilerʔe ve ɡadlilarʔa ɡiladʔdan vadinin ortasi sinir olmak uzere arnon vadisiʔne kadarʔ ammon oɡullarinin siniri olan jabbok irmaɡiʔna kadar verdim; New-Testament-Luke-024-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Daha sizinle birlikteyken, Moşe’nin Yasası’nda, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlar’da benimle ilgili yazılmış olan her şeyin yerine gelmesi gerektiğini söylemiş olduğum sözler bunlardır” dedi.|jesua onlaraʔ “daha sizinle birliktejkenʔ mose’nin jasasi’ndaʔ pejɡamberlerin jazilarinda ve mezmurlar’da benimle ilɡili jazilmis olan her sejin jerine ɡelmesi ɡerektiɡini sojlemis olduɡum sozler bunlardir” dedi. New-Testament-Luke-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ama siz beni dinleyenlere şunu söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın.|“ama siz beni dinlejenlere sunu sojlujorum dusmanlarinizi sevinʔ sizden nefret edenlere ijilik japin. Old-Testament-1-Chronicles-006-070|und|SPEAKER_00_Turkish|Manaşşe'nin yarım oymağından da Aner ile otlaklarını, Bileam ile otlaklarını, Kohatoğulları boyunun geri kalanına verdiler.|manasseʔnin jarim ojmaɡindan da aner ile otlaklariniʔ bileam ile otlaklariniʔ kohatoɡullari bojunun ɡeri kalanina verdiler. Old-Testament-Leviticus-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'İster yerli ister yabancı olsun, kendiliğinden ölen ya da hayvanların parçaladığı hayvanı yiyen herkes giysilerini yıkayacak, suda yıkanacak ve akşama kadar kirli olacaktır. O zaman temiz olacaktır.\"|\"\"\"ʔister jerli ister jabant͡ʃi olsunʔ kendiliɡinden olen ja da hajvanlarin part͡ʃaladiɡi hajvani jijen herkes ɡijsilerini jikajat͡ʃakʔ suda jikanat͡ʃak ve aksama kadar kirli olat͡ʃaktir. o zaman temiz olat͡ʃaktir.\" New-Testament-Matthew-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizkiya Manaşşe’nin babasıydı. Manaşşe Amon’un babasıydı. Amon Yoşiya’nın babasıydı.|hizkija manasse’nin babasijdi. manasse amon’un babasijdi. amon josija’nin babasijdi. Old-Testament-Deuteronomy-005-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Git onlara, 'Çadırlarınıza dönün' de.\"|\"\"\"ɡit onlaraʔ ʔt͡ʃadirlariniza donunʔ de.\" Old-Testament-Proverbs-022-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana gerçeği, güvenilir sözleri öğretmek ve seni gönderenlere sağlam yanıtlar veresin diye.|sana ɡert͡ʃeɡiʔ ɡuvenilir sozleri oɡretmek ve seni ɡonderenlere saɡlam janitlar veresin dije. Old-Testament-Esther-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Mordekay, kralın önünden mavi ve beyaz krallık giysileri, büyük bir altın taç ve ince keten ve mor bir kaftanla çıktı; ve Susa Kenti haykırdı ve sevindi.|mordekajʔ kralin onunden mavi ve bejaz krallik ɡijsileriʔ bujuk bir altin tat͡ʃ ve int͡ʃe keten ve mor bir kaftanla t͡ʃikti; ve susa kenti hajkirdi ve sevindi. Old-Testament-Job-041-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onun azaları, kudretli gücü, ve güzel yapısı hakkında sessiz kalmayacağım.|“onun azalariʔ kudretli ɡut͡ʃuʔ ve ɡuzel japisi hakkinda sessiz kalmajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Psalms-066-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıkıntıdayken ağzımın söylemiş olduğu, dudaklarımın sana vaat ettiği adaklarımı yerine getireceğim.|sikintidajken aɡzimin sojlemis olduɡuʔ dudaklarimin sana vaat ettiɡi adaklarimi jerine ɡetiret͡ʃeɡim. Old-Testament-Ezekiel-045-022|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün, bey kendisi ve ülkenin bütün halkı için günah sunusu olarak bir boğa hazırlayacak.|o ɡunʔ bej kendisi ve ulkenin butun halki it͡ʃin ɡunah sunusu olarak bir boɡa hazirlajat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-039-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef’in efendisi onu alıp zindana, kralın tutuklularının tutulduğu yere koydu. Orada zindanda kaldı.|josef’in efendisi onu alip zindanaʔ kralin tutuklularinin tutulduɡu jere kojdu. orada zindanda kaldi. Old-Testament-Joshua-003-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak sizinle onun arasında ölçüyle yaklaşık iki bin arşın kadar bir mesafe olacak; ona yaklaşmayın; böylece gitmeniz gereken yolu bilesiniz; çünkü daha önce bu yoldan geçmediniz.”|ant͡ʃak sizinle onun arasinda olt͡ʃujle jaklasik iki bin arsin kadar bir mesafe olat͡ʃak; ona jaklasmajin; bojlet͡ʃe ɡitmeniz ɡereken jolu bilesiniz; t͡ʃunku daha ont͡ʃe bu joldan ɡet͡ʃmediniz.” Old-Testament-1-Kings-017-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Eliya aracılığıyla söylediği söz uyarınca, un küpü tükenmedi, yağ testisi eksilmedi.|jahveʔnin elija arat͡ʃiliɡijla sojlediɡi soz ujarint͡ʃaʔ un kupu tukenmediʔ jaɡ testisi eksilmedi. Old-Testament-Judges-004-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O ona şöyle dedi: \"\"Çadırın kapısında dur; eğer biri gelip sana sorarsa ve 'Burada kimse var mı?' derse, 'Hayır' diyeceksin.\"\"\"|\"o ona sojle dedi \"\"t͡ʃadirin kapisinda dur; eɡer biri ɡelip sana sorarsa ve ʔburada kimse var mi?ʔ derseʔ ʔhajirʔ dijet͡ʃeksin.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|yoksa onurunuzu başkalarına, yıllarınızı da zalime verirsiniz,|joksa onurunuzu baskalarinaʔ jillarinizi da zalime verirsinizʔ Old-Testament-2-Samuel-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşamleyin David yatağından kalktı ve kralın evinin damı üzerinde dolaşıyordu. Damdan yıkanan bir kadın gördü; kadının görünüşü çok güzeldi.|aksamlejin david jataɡindan kalkti ve kralin evinin dami uzerinde dolasijordu. damdan jikanan bir kadin ɡordu; kadinin ɡorunusu t͡ʃok ɡuzeldi. Old-Testament-Deuteronomy-028-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sana vermek için atalarınıza ant içtiği diyarda, Yahve bedeninin ürününde, hayvanlarının ürününde, toprağının ürününde sana çok bolluk verecektir.|jahveʔnin sana vermek it͡ʃin atalariniza ant it͡ʃtiɡi dijardaʔ jahve bedeninin urunundeʔ hajvanlarinin urunundeʔ topraɡinin urununde sana t͡ʃok bolluk veret͡ʃektir. Old-Testament-Genesis-041-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kendisinin ikinci arabasına bindirdi. Onun önünde “Diz çökün!” diye bağırdılar. Onu bütün Mısır ülkesinin üzerine koydu.|onu kendisinin ikint͡ʃi arabasina bindirdi. onun onunde “diz t͡ʃokun!” dije baɡirdilar. onu butun misir ulkesinin uzerine kojdu. Old-Testament-1-Samuel-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Doeg'e, “Dön ve kâhinlere saldır!” dedi. Edomlu Doeg döndü ve kâhinlere saldırdı ve o gün keten efod giyen seksen beş kişiyi öldürdü.|kral doeɡʔeʔ “don ve kahinlere saldir!” dedi. edomlu doeɡ dondu ve kahinlere saldirdi ve o ɡun keten efod ɡijen seksen bes kisiji oldurdu. Old-Testament-2-Kings-023-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoşiya, İsrael krallarının Yahve'yi öfkelendirmek için yaptırdıkları Samariya kentlerindeki bütün yüksek yerler evlerini de kaldırdı, Beytel'de yaptığı bütün işlere göre onlara da yaptı.|josijaʔ israel krallarinin jahveʔji ofkelendirmek it͡ʃin japtirdiklari samarija kentlerindeki butun juksek jerler evlerini de kaldirdiʔ bejtelʔde japtiɡi butun islere ɡore onlara da japti. Old-Testament-Job-018-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden hayvanlar gibi sayılıyoruz, gözünüzde murdar olduk?|neden hajvanlar ɡibi sajilijoruzʔ ɡozunuzde murdar olduk? Old-Testament-Deuteronomy-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman, Tanrın Yahve seni esaretten kurtaracak, sana merhamet edecek ve dönecek, Tanrın Yahve'nin seni dağıttığı bütün halklardan seni toplayacaktır.|o zamanʔ tanrin jahve seni esaretten kurtarat͡ʃakʔ sana merhamet edet͡ʃek ve donet͡ʃekʔ tanrin jahveʔnin seni daɡittiɡi butun halklardan seni toplajat͡ʃaktir. New-Testament-Revelation-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları üçüncü bir melek izledi. Yüksek sesle şöyle diyordu: “Eğer bir kimse canavara ve onun suretine tapar ve alnında ya da elinde işaretini koydurursa,|onlari ut͡ʃunt͡ʃu bir melek izledi. juksek sesle sojle dijordu “eɡer bir kimse t͡ʃanavara ve onun suretine tapar ve alninda ja da elinde isaretini kojdurursaʔ New-Testament-1-Timothy-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Tartışmasız tanrısallığın sırrı büyüktür: Tanrı, bedende göründü, Ruh’ta doğrulandı, melekler tarafından görüldü, uluslar arasında duyuruldu, dünyada iman edildi, ve yücelik içinde yukarı alındı.|tartismasiz tanrisalliɡin sirri bujuktur tanriʔ bedende ɡorunduʔ ruh’ta doɡrulandiʔ melekler tarafindan ɡorulduʔ uluslar arasinda dujurulduʔ dunjada iman edildiʔ ve jut͡ʃelik it͡ʃinde jukari alindi. New-Testament-Colossians-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Tek beden olmak üzere çağrıldınız. Tanrı’nın esenliği yüreklerinizde hüküm sürsün. Şükredici olun!|tek beden olmak uzere t͡ʃaɡrildiniz. tanri’nin esenliɡi jureklerinizde hukum sursun. sukredit͡ʃi olun! Old-Testament-Jeremiah-031-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İşte, İsrael evi ve Yahuda eviyle yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor\"\" diyor Yahve.\"|\"\"\"isteʔ israel evi ve jahuda evijle jeni bir antlasma japat͡ʃaɡim ɡunler ɡelijor\"\" dijor jahve.\" Old-Testament-Jeremiah-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Yehoyakim, bütün yiğitleri ve bütün beyleri onun sözlerini duyunca, kral onu öldürmek istedi. Ama Uriya bunu işitince korkup kaçtı ve Mısır'a gitti.|kral jehojakimʔ butun jiɡitleri ve butun bejleri onun sozlerini dujunt͡ʃaʔ kral onu oldurmek istedi. ama urija bunu isitint͡ʃe korkup kat͡ʃti ve misirʔa ɡitti. New-Testament-3-John-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim için, çocuklarımın gerçekte yürüdüğünü duymaktan daha büyük bir sevinç yoktur.|benim it͡ʃinʔ t͡ʃot͡ʃuklarimin ɡert͡ʃekte juruduɡunu dujmaktan daha bujuk bir sevint͡ʃ joktur. Old-Testament-Proverbs-001-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağ kuşun gözü önünde boşuna serilir,|aɡ kusun ɡozu onunde bosuna serilirʔ Old-Testament-Jeremiah-049-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Edom hakkında, Ordular Yahvesi şöyle diyor: \"\"Teman’da bilgelik artık yok mu? Akıllıların öğüdü tükendi mi? Bilgelikleri yok mu oldu?\"|\"edom hakkindaʔ ordular jahvesi sojle dijor \"\"teman’da bilɡelik artik jok mu? akillilarin oɡudu tukendi mi? bilɡelikleri jok mu oldu?\" Old-Testament-Ruth-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Moavlı Rut şöyle dedi, “Evet, bana, ‘Gençlerim bütün hasadımı bitirinceye kadar onların yanında kalacaksın’ dedi.”|moavli rut sojle dediʔ “evetʔ banaʔ ‘ɡent͡ʃlerim butun hasadimi bitirint͡ʃeje kadar onlarin janinda kalat͡ʃaksin’ dedi.” New-Testament-John-014-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer beni tanımış olsaydınız, Babam’ı da tanırdınız. Bundan böyle artık O’nu tanıyorsunuz ve O’nu gördünüz.”|eɡer beni tanimis olsajdinizʔ babam’i da tanirdiniz. bundan bojle artik o’nu tanijorsunuz ve o’nu ɡordunuz.” New-Testament-John-005-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama benim tanıklığım Yuhanna’nınkinden daha üstündür. Çünkü Baba’nın tamamlamam için bana verdiği işler, yaptığım şu işler, beni Baba’nın gönderdiğine tanıklık ediyor.|ama benim tanikliɡim juhanna’ninkinden daha ustundur. t͡ʃunku baba’nin tamamlamam it͡ʃin bana verdiɡi islerʔ japtiɡim su islerʔ beni baba’nin ɡonderdiɡine taniklik edijor. Old-Testament-Numbers-026-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sayılanlara göre Zevuluniler soyları bunlardır, altmış bin beş yüz.|sajilanlara ɡore zevuluniler sojlari bunlardirʔ altmis bin bes juz. Old-Testament-Exodus-018-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bunu yaparsan, Tanrı da sana öyle buyurursa, o zaman dayanabilirsin ve bütün bu halk da esenlik içinde yerine gider.”|eɡer bunu japarsanʔ tanri da sana ojle bujurursaʔ o zaman dajanabilirsin ve butun bu halk da esenlik it͡ʃinde jerine ɡider.” Old-Testament-Deuteronomy-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün canlılar arasında, bizim gibi ateşin içinden konuşan diri Tanrı'nın sesini duyup sağ kalan kim var?|butun t͡ʃanlilar arasindaʔ bizim ɡibi atesin it͡ʃinden konusan diri tanriʔnin sesini dujup saɡ kalan kim var? Old-Testament-1-Chronicles-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yafet'in oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yâvan, Tuval, Meşek, Tiras.|jafetʔin oɡullari ɡomerʔ maɡoɡʔ medajʔ javanʔ tuvalʔ mesekʔ tiras. New-Testament-Matthew-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ve ‘Bu nedenle adam babasını ve annesini bırakıp karısına bağlanacak, ikisi bir beden olacak’ dendiğini okumadınız mı?|ve ‘bu nedenle adam babasini ve annesini birakip karisina baɡlanat͡ʃakʔ ikisi bir beden olat͡ʃak’ dendiɡini okumadiniz mi? Old-Testament-Exodus-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe şöyle dedi: \"\"Yahve şöyle diyor: 'Gece yarısına doğru Mısır'ın ortasına çıkacağım.\"|\"mose sojle dedi \"\"jahve sojle dijor ʔɡet͡ʃe jarisina doɡru misirʔin ortasina t͡ʃikat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-2-Kings-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapının girişinde dört cüzzamlı adam vardı. Birbirlerine, “Ölene dek neden burada oturuyoruz?” dediler.|kapinin ɡirisinde dort t͡ʃuzzamli adam vardi. birbirlerineʔ “olene dek neden burada oturujoruz?” dediler. Old-Testament-Genesis-043-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ona ben kefil olurum. Beni sorumlu tut. Eğer onu sana getirmez ve karşına çıkarmazsam, o zaman sonsuza dek suçlu sayılayım.|ona ben kefil olurum. beni sorumlu tut. eɡer onu sana ɡetirmez ve karsina t͡ʃikarmazsamʔ o zaman sonsuza dek sut͡ʃlu sajilajim. Old-Testament-Daniel-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral Nebukadnetsar'a, “Ey kral, daima yaşa!” diye karşılık verdiler.|kral nebukadnetsarʔaʔ “ej kralʔ daima jasa!” dije karsilik verdiler. New-Testament-1-Corinthians-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|gömüldü, Kutsal Yazılar'a göre üçüncü gün dirildi.|ɡomulduʔ kutsal jazilarʔa ɡore ut͡ʃunt͡ʃu ɡun dirildi. Old-Testament-Genesis-042-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla sınanacaksınız. Firavun'un hayatı üzerine ant içerim ki, küçük kardeşiniz buraya gelmedikçe buradan çıkmayacaksınız.|bununla sinanat͡ʃaksiniz. firavunʔun hajati uzerine ant it͡ʃerim kiʔ kut͡ʃuk kardesiniz buraja ɡelmedikt͡ʃe buradan t͡ʃikmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Job-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Temanlı Elifaz şöyle karşılık verdi:|temanli elifaz sojle karsilik verdi New-Testament-Luke-001-059|und|SPEAKER_00_Turkish|Sekizinci gün çocuğu sünnet etmeye geldiler. Ona babası Zekariya’nın adını vermek istediler.|sekizint͡ʃi ɡun t͡ʃot͡ʃuɡu sunnet etmeje ɡeldiler. ona babasi zekarija’nin adini vermek istediler. New-Testament-Acts-013-039|und|SPEAKER_00_Turkish|İman eden herkes, Moşe’nin Yasası’yla aklanamadığı her şeyden O’nun aracılığıyla aklanır.|iman eden herkesʔ mose’nin jasasi’jla aklanamadiɡi her sejden o’nun arat͡ʃiliɡijla aklanir. Old-Testament-Proverbs-019-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Alaycıyı döv saf kişi sağduyu öğrenir, anlayışlı kişiyi azarla bilgi kazanır.|alajt͡ʃiji dov saf kisi saɡduju oɡrenirʔ anlajisli kisiji azarla bilɡi kazanir. Old-Testament-Micah-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayağa kalkacak ve Tanrısı Yahve'nin gücüyle, Tanrısı Yahve'nin adının görkemiyle sürüsünü güdecek. Onlar yaşayacaklar, çünkü o zaman yeryüzünün sonlarına kadar o büyük olacak.|ajaɡa kalkat͡ʃak ve tanrisi jahveʔnin ɡut͡ʃujleʔ tanrisi jahveʔnin adinin ɡorkemijle surusunu ɡudet͡ʃek. onlar jasajat͡ʃaklarʔ t͡ʃunku o zaman jerjuzunun sonlarina kadar o bujuk olat͡ʃak. Old-Testament-Deuteronomy-032-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe bu sözlerin tümünü bütün İsrael'e söylemeyi bitirdi.|mose bu sozlerin tumunu butun israelʔe sojlemeji bitirdi. New-Testament-Luke-018-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Haftada iki gün oruç tutuyor, tüm kazancımın ondalığını veriyorum.’|haftada iki ɡun orut͡ʃ tutujorʔ tum kazant͡ʃimin ondaliɡini verijorum.’ Old-Testament-Psalms-112-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yah’ı övün! Ne mutlu Yahve'den korkan insana, O’nun buyruklarından büyük zevk alana.|jah’i ovun! ne mutlu jahveʔden korkan insanaʔ o’nun bujruklarindan bujuk zevk alana. Old-Testament-Exodus-014-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısırlılar onları takip ettiler, Firavun'un bütün atları, savaş arabaları ve atlıları arkalarından denizin ortasına girdiler.|misirlilar onlari takip ettilerʔ firavunʔun butun atlariʔ savas arabalari ve atlilari arkalarindan denizin ortasina ɡirdiler. Old-Testament-Jeremiah-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunları, sevdikleri, hizmet ettikleri, ardından gittikleri, aradıkları ve taptıkları güneşin, ayın ve gökteki bütün ordunun önüne serecekler. Toplanmayacaklar ve gömülmeyecekler. Yerin yüzünde gübre gibi olacaklar.|bunlariʔ sevdikleriʔ hizmet ettikleriʔ ardindan ɡittikleriʔ aradiklari ve taptiklari ɡunesinʔ ajin ve ɡokteki butun ordunun onune seret͡ʃekler. toplanmajat͡ʃaklar ve ɡomulmejet͡ʃekler. jerin juzunde ɡubre ɡibi olat͡ʃaklar. Old-Testament-Deuteronomy-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir peygamber Yahve'nin adıyla konuştuğunda, eğer o şey yerine gelmez ya da olmazsa, bu, Yahve'nin söylemediği şeydir. Peygamber bunu küstahça söylemiştir. Ondan korkmayacaksın.|bir pejɡamber jahveʔnin adijla konustuɡundaʔ eɡer o sej jerine ɡelmez ja da olmazsaʔ buʔ jahveʔnin sojlemediɡi sejdir. pejɡamber bunu kustaht͡ʃa sojlemistir. ondan korkmajat͡ʃaksin. Old-Testament-2-Chronicles-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon, eyvanın önünde yapmış olduğu Yahve'nin sunağında Yahve'ye yakmalık sunular sundu.|solomonʔ ejvanin onunde japmis olduɡu jahveʔnin sunaɡinda jahveʔje jakmalik sunular sundu. Old-Testament-Hosea-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bu yüzden ülke yas tutacak ve içinde oturan herkes, ondaki bütün canlılarla birlikte yok olacak; kırın hayvanları ve göğün kuşları bile; evet, denizin balıkları da ölecek.\"\"\"|\"bu juzden ulke jas tutat͡ʃak ve it͡ʃinde oturan herkesʔ ondaki butun t͡ʃanlilarla birlikte jok olat͡ʃak; kirin hajvanlari ve ɡoɡun kuslari bile; evetʔ denizin baliklari da olet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-026-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentlerinizi harap edeceğim, kutsal yerlerinizi ıssız bırakacağım. Hoş kokulu sunularınızdan hoşnut olmayacağım.|kentlerinizi harap edet͡ʃeɡimʔ kutsal jerlerinizi issiz birakat͡ʃaɡim. hos kokulu sunularinizdan hosnut olmajat͡ʃaɡim. New-Testament-Revelation-016-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsalların ve peygamberlerin kanını döktükleri için, sen de onlara içmeleri için kan verdin. Bunu hak ettiler.”|kutsallarin ve pejɡamberlerin kanini doktukleri it͡ʃinʔ sen de onlara it͡ʃmeleri it͡ʃin kan verdin. bunu hak ettiler.” Old-Testament-2-Samuel-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocukları Avner'in ardınca toplanıp tek bir grup oldular bir tepenin başında durdular.|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari avnerʔin ardint͡ʃa toplanip tek bir ɡrup oldular bir tepenin basinda durdular. New-Testament-1-Corinthians-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Makedonya’ya uğradıktan sonra yanınıza geleceğim. Çünkü Makedonya’dan gelip geçiyorum.|makedonja’ja uɡradiktan sonra janiniza ɡelet͡ʃeɡim. t͡ʃunku makedonja’dan ɡelip ɡet͡ʃijorum. Old-Testament-Jeremiah-048-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Heşbon'un feryadından Elealeh'e, Yahaz'a kadar, Tsoar'dan Horonayim'e, Eglat Şelişiya'ya kadar seslerini duyurdular; çünkü Nimrim suları da harap olacak.|hesbonʔun ferjadindan elealehʔeʔ jahazʔa kadarʔ tsoarʔdan horonajimʔeʔ eɡlat selisijaʔja kadar seslerini dujurdular; t͡ʃunku nimrim sulari da harap olat͡ʃak. New-Testament-Matthew-024-023|und|SPEAKER_00_Turkish|“Eğer o zaman, biri size, ‘İşte, Mesih burada!’ ya da ‘İşte şurada!’ derse, buna inanmayın.|“eɡer o zamanʔ biri sizeʔ ‘isteʔ mesih burada!’ ja da ‘iste surada!’ derseʔ buna inanmajin. Old-Testament-2-Chronicles-023-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin Yehoyada, Kral David'in olup Tanrı'nın evinde bulunan mızrakları, küçük kalkanları ve büyük kalkanları yüzlerin başlarına teslim etti.|kahin jehojadaʔ kral davidʔin olup tanriʔnin evinde bulunan mizraklariʔ kut͡ʃuk kalkanlari ve bujuk kalkanlari juzlerin baslarina teslim etti. New-Testament-Luke-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük oğul öfkelendi ve içeri de girmek istemedi. Bunun üzerine babası dışarı çıkıp ona yalvardı.|bujuk oɡul ofkelendi ve it͡ʃeri de ɡirmek istemedi. bunun uzerine babasi disari t͡ʃikip ona jalvardi. Old-Testament-2-Kings-024-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün Yeruşalem'i, on bin sürgün olarak bütün beyleri, bütün cesur yiğitleri, bütün zanaatkârları ve demircileri götürdü. Ülkenin en yoksul halkından başka kimse kalmadı.|butun jerusalemʔiʔ on bin surɡun olarak butun bejleriʔ butun t͡ʃesur jiɡitleriʔ butun zanaatkarlari ve demirt͡ʃileri ɡoturdu. ulkenin en joksul halkindan baska kimse kalmadi. New-Testament-Revelation-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu bu peygamberlik sözlerini okuyana, işitene ve onda yazılanları tutana! Çünkü zamanı yakındır.|ne mutlu bu pejɡamberlik sozlerini okujanaʔ isitene ve onda jazilanlari tutana! t͡ʃunku zamani jakindir. Old-Testament-Genesis-010-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Ofir, Havila ve Yoba'nın babası oldu. Bunların hepsi Yoktan'ın oğullarıydı.|ofirʔ havila ve jobaʔnin babasi oldu. bunlarin hepsi joktanʔin oɡullarijdi. Old-Testament-Ezekiel-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökyüzünün bütün kuşları onun yıkıntısında konaklayacak, kırın bütün hayvanları dalları üzerinde olacak,|ɡokjuzunun butun kuslari onun jikintisinda konaklajat͡ʃakʔ kirin butun hajvanlari dallari uzerinde olat͡ʃakʔ Old-Testament-1-Samuel-003-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel ona her şeyi anlattı ve ondan hiçbir şey saklamadı. “O Yahve'dir. Kendisine iyi görüneni yapsın.” dedi.|samuel ona her seji anlatti ve ondan hit͡ʃbir sej saklamadi. “o jahveʔdir. kendisine iji ɡoruneni japsin.” dedi. Old-Testament-Job-033-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksa, beni dinle. Sus da sana bilgelik öğreteyim.”|joksaʔ beni dinle. sus da sana bilɡelik oɡretejim.” Old-Testament-Judges-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Beşinci gün yola çıkmak üzere sabah erkenden kalktı; ve genç kadının babası şöyle dedi: \"\"Lütfen yüreğini güçlendir ve gün batana dek kalın.\"\" ve ikisi de yediler.\"|\"besint͡ʃi ɡun jola t͡ʃikmak uzere sabah erkenden kalkti; ve ɡent͡ʃ kadinin babasi sojle dedi \"\"lutfen jureɡini ɡut͡ʃlendir ve ɡun batana dek kalin.\"\" ve ikisi de jediler.\" Old-Testament-1-Samuel-011-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra haberciler Saul'un yaşadığı Giva'ya geldiler ve halkın kulağına bu sözleri söylediler; sonra bütün halk seslerini yükseltip ağladı.|sonra habert͡ʃiler saulʔun jasadiɡi ɡivaʔja ɡeldiler ve halkin kulaɡina bu sozleri sojlediler; sonra butun halk seslerini jukseltip aɡladi. Old-Testament-Leviticus-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sarığı başına koydu. Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi altın levhayı, kutsal tacı sarığın üzerine, ön kısmına koydu.|sariɡi basina kojdu. jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibi altin levhajiʔ kutsal tat͡ʃi sariɡin uzerineʔ on kismina kojdu. Old-Testament-Joshua-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Refalılar'dan kalmış olan Aştarot ve Edrei'de hüküm süren Başan'daki Og'un bütün krallığı; çünkü Moşe bunlara saldırıp onları kovmuştu.|refalilarʔdan kalmis olan astarot ve edreiʔde hukum suren basanʔdaki oɡʔun butun kralliɡi; t͡ʃunku mose bunlara saldirip onlari kovmustu. Old-Testament-2-Chronicles-034-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Hilkiya ve kralın buyurduğu adamlar, giysi bekçisi Hasra oğlu Tohat oğlu Şallum'un karısı kadın Peygamber Hulda'nın yanına gittiler (o sırada Yeruşalem'in ikinci mahallesinde oturuyordu) ve ona bu konuda konuştular.|bunun uzerine hilkija ve kralin bujurduɡu adamlarʔ ɡijsi bekt͡ʃisi hasra oɡlu tohat oɡlu sallumʔun karisi kadin pejɡamber huldaʔnin janina ɡittiler (o sirada jerusalemʔin ikint͡ʃi mahallesinde oturujordu) ve ona bu konuda konustular. New-Testament-Mark-005-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O’na “Kızım ölmek üzere. Lütfen gelip ellerini onun üzerine koy ki iyileşsin ve yaşasın!” diyerek çok yalvardı.|o’na “kizim olmek uzere. lutfen ɡelip ellerini onun uzerine koj ki ijilessin ve jasasin!” dijerek t͡ʃok jalvardi. New-Testament-Acts-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün topluluğun ve bunları duyanların hepsinin üzerine büyük bir korku geldi.|butun topluluɡun ve bunlari dujanlarin hepsinin uzerine bujuk bir korku ɡeldi. Old-Testament-Deuteronomy-020-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, eğer sana barış yanıtı verir ve sana açılırsa, o zaman orada bulunan bütün insanlar sizin için angaryacı olacak ve size hizmet edecekler.|ojle olat͡ʃak kiʔ eɡer sana baris janiti verir ve sana at͡ʃilirsaʔ o zaman orada bulunan butun insanlar sizin it͡ʃin anɡarjat͡ʃi olat͡ʃak ve size hizmet edet͡ʃekler. Old-Testament-Exodus-034-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Mayasız Ekmek Bayramı'nı tutacaksın. Sana buyurduğum gibi, Aviv ayının belirlenen vaktinde, yedi gün mayasız ekmek yiyeceksin; çünkü Mısır'dan Aviv ayında çıktın.\"\"\"|\"\"\"majasiz ekmek bajramiʔni tutat͡ʃaksin. sana bujurduɡum ɡibiʔ aviv ajinin belirlenen vaktindeʔ jedi ɡun majasiz ekmek jijet͡ʃeksin; t͡ʃunku misirʔdan aviv ajinda t͡ʃiktin.\"\"\" Old-Testament-Zechariah-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü ben,’ diyor Yahve, ‘Çünkü ben onun çevresinde ateşten bir duvar olacağım, onun içinde de yücelik ben olacağım.|t͡ʃunku benʔ’ dijor jahveʔ ‘t͡ʃunku ben onun t͡ʃevresinde atesten bir duvar olat͡ʃaɡimʔ onun it͡ʃinde de jut͡ʃelik ben olat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Chronicles-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bütün İsrael, bağırışla, zurna sesiyle, borular ve zillerle, yüksek ses çıkaran telli çalgılar ve çenkler çalarak Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı yukarı çıkardılar.|bojlet͡ʃe butun israelʔ baɡirislaʔ zurna sesijleʔ borular ve zillerleʔ juksek ses t͡ʃikaran telli t͡ʃalɡilar ve t͡ʃenkler t͡ʃalarak jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni jukari t͡ʃikardilar. Old-Testament-Jeremiah-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çok günler sonra Yahve bana, “Kalk, Fırat’a git, sana orada saklamanı buyurduğum kuşağı oradan al” dedi.|t͡ʃok ɡunler sonra jahve banaʔ “kalkʔ firat’a ɡitʔ sana orada saklamani bujurduɡum kusaɡi oradan al” dedi. Old-Testament-Ezra-002-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Solomon'un hizmetkârlarının çocukları: Sotay'ın çocukları, Hassoferet'in çocukları, Peruda'nın çocukları,|solomonʔun hizmetkarlarinin t͡ʃot͡ʃuklari sotajʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ hassoferetʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ perudaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-1-Chronicles-024-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Aronoğulları'nın bölükleri şunlardı. Aron'un oğulları: Nadav, Avihu, Eleazar ve İtamar.|aronoɡullariʔnin bolukleri sunlardi. aronʔun oɡullari nadavʔ avihuʔ eleazar ve itamar. New-Testament-Luke-006-048|und|SPEAKER_00_Turkish|O kişi, ev yaparken toprağı derin kazıp, temelini kaya üzerine atan adama benzer. Sel gelince kabaran ırmak o eve saldırdı ama onu sarsamadı. Çünkü ev kaya üzerinde kurulmuştu.|o kisiʔ ev japarken topraɡi derin kazipʔ temelini kaja uzerine atan adama benzer. sel ɡelint͡ʃe kabaran irmak o eve saldirdi ama onu sarsamadi. t͡ʃunku ev kaja uzerinde kurulmustu. Old-Testament-Jeremiah-052-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evini ve kralın evini yaktı; Yeruşalem'in bütün evlerini, her büyük evi ateşe verdi.|jahveʔnin evini ve kralin evini jakti; jerusalemʔin butun evleriniʔ her bujuk evi atese verdi. Old-Testament-Jeremiah-046-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Orada, 'Mısır Kralı Firavun sadece bir gürültüdür; belirlenmiş zamanı kaçırdı' diye bağırdılar.|oradaʔ ʔmisir krali firavun sadet͡ʃe bir ɡurultudur; belirlenmis zamani kat͡ʃirdiʔ dije baɡirdilar. Old-Testament-Genesis-032-012|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Sana kesin olarak iyilik edeceğim, soyunu deniz kumu gibi sayılamayacak kadar çoğaltacağım’ demiştin.”|‘sana kesin olarak ijilik edet͡ʃeɡimʔ sojunu deniz kumu ɡibi sajilamajat͡ʃak kadar t͡ʃoɡaltat͡ʃaɡim’ demistin.” Old-Testament-Leviticus-013-036|und|SPEAKER_00_Turkish|kâhin onu inceleyecek; işte, eğer deride kaşıntı yayılmışsa, kâhin sarı kıl aramayacak; o kirlidir.|kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek; isteʔ eɡer deride kasinti jajilmissaʔ kahin sari kil aramajat͡ʃak; o kirlidir. New-Testament-Acts-025-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Festus, Pavlus’un Sezariye’de tutuklu kalacağını, kendisinin de kısa bir süre sonra oraya gideceğini söyledi.|ant͡ʃak festusʔ pavlus’un sezarije’de tutuklu kalat͡ʃaɡiniʔ kendisinin de kisa bir sure sonra oraja ɡidet͡ʃeɡini sojledi. Old-Testament-2-Samuel-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, David'in hizmetkârları ve Yoav baskından geldiler ve yanlarında büyük bir ganimet getirdiler; ama Avner Hevron'da David'le birlikte değildi; çünkü onu göndermiş ve esenlik içinde gitmişti.|isteʔ davidʔin hizmetkarlari ve joav baskindan ɡeldiler ve janlarinda bujuk bir ɡanimet ɡetirdiler; ama avner hevronʔda davidʔle birlikte deɡildi; t͡ʃunku onu ɡondermis ve esenlik it͡ʃinde ɡitmisti. New-Testament-John-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana iman edin; ben Baba’dayım, Baba da bendedir. Hiç olmazsa bu işlerden dolayı iman edin.|bana iman edin; ben baba’dajimʔ baba da bendedir. hit͡ʃ olmazsa bu islerden dolaji iman edin. New-Testament-Acts-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’de bulunan elçiler, Samariya halkının Tanrı’nın sözünü kabul ettiğini duyunca, Petrus ve Yuhanna’yı onlara gönderdiler.|jerusalem’de bulunan elt͡ʃilerʔ samarija halkinin tanri’nin sozunu kabul ettiɡini dujunt͡ʃaʔ petrus ve juhanna’ji onlara ɡonderdiler. Old-Testament-Deuteronomy-006-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, Tanrın Yahve, senin bina etmediğin büyük ve iyi kentlere, senin doldurmadığın bütün iyi şeylerle dolu evleri,|ojle olat͡ʃak kiʔ tanrin jahveʔ senin bina etmediɡin bujuk ve iji kentlereʔ senin doldurmadiɡin butun iji sejlerle dolu evleriʔ Old-Testament-1-Chronicles-024-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar da kardeşleri Aronoğulları gibi, Kral David'in, Sadok'un, Ahimelek'in ve kâhinlerin ve Levililer'in ata evlerinin başlarının önünde, atalar evlerinin başları küçük kardeşleri gibi kura çektiler.|bunlar da kardesleri aronoɡullari ɡibiʔ kral davidʔinʔ sadokʔunʔ ahimelekʔin ve kahinlerin ve levililerʔin ata evlerinin baslarinin onundeʔ atalar evlerinin baslari kut͡ʃuk kardesleri ɡibi kura t͡ʃektiler. Old-Testament-Leviticus-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bir adam geliniyle yatarsa, ikisi de kesinlikle öldürülecektir. Sapkınlık yaptılar. Onların kanı kendi üzerlerinde olacaktır.'\"\"\"|\"\"\"ʔbir adam ɡelinijle jatarsaʔ ikisi de kesinlikle oldurulet͡ʃektir. sapkinlik japtilar. onlarin kani kendi uzerlerinde olat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Leviticus-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Eti ve deriyi ordugâhın dışında ateşle yaktı.|eti ve deriji orduɡahin disinda atesle jakti. New-Testament-Romans-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih Yeşua’da olan kefaret aracılığıyla, O’nun lütfuyla, karşılıksız olarak aklanılır.|mesih jesua’da olan kefaret arat͡ʃiliɡijlaʔ o’nun lutfujlaʔ karsiliksiz olarak aklanilir. Old-Testament-Isaiah-024-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Mahkumlar çukurda toplandıkları gibi, onlar da bir araya toplanıp zindana kapatılacaklar; çok günler sonra da ziyaret edilecekler.|mahkumlar t͡ʃukurda toplandiklari ɡibiʔ onlar da bir araja toplanip zindana kapatilat͡ʃaklar; t͡ʃok ɡunler sonra da zijaret edilet͡ʃekler. Old-Testament-1-Kings-002-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece kanları sonsuza dek Yoav’ın ve soyunun başı üzerine dönecek. Ama David için, soyundan gelenler için, evi için ve tahtı için Yahve'den sonsuza dek esenlik olacak.”|bojlet͡ʃe kanlari sonsuza dek joav’in ve sojunun basi uzerine donet͡ʃek. ama david it͡ʃinʔ sojundan ɡelenler it͡ʃinʔ evi it͡ʃin ve tahti it͡ʃin jahveʔden sonsuza dek esenlik olat͡ʃak.” New-Testament-Romans-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece bütün İsrael kurtulacaktır. Yazılmış olduğu gibi: “Kurtarıcı Siyon’dan çıkacak, Yakov’dan tanrısızlığı uzaklaştıracak.|bojlet͡ʃe butun israel kurtulat͡ʃaktir. jazilmis olduɡu ɡibi “kurtarit͡ʃi sijon’dan t͡ʃikat͡ʃakʔ jakov’dan tanrisizliɡi uzaklastirat͡ʃak. Old-Testament-Amos-005-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bayramlarınızdan nefret ediyorum, onları hor görüyorum, ve kutsal toplantılarınıza dayanamıyorum.|bajramlarinizdan nefret edijorumʔ onlari hor ɡorujorumʔ ve kutsal toplantilariniza dajanamijorum. Old-Testament-Isaiah-045-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Önündeki ulusları boyun eğdirmek ve kralların zırhlarını çıkarmak ve kapılar kapanmasın diye önündeki kapıları açmak için sağ elinden tuttuğum Koreş'e, meshedilmişine, Yahve şöyle diyor:|onundeki uluslari bojun eɡdirmek ve krallarin zirhlarini t͡ʃikarmak ve kapilar kapanmasin dije onundeki kapilari at͡ʃmak it͡ʃin saɡ elinden tuttuɡum koresʔeʔ meshedilmisineʔ jahve sojle dijor Old-Testament-Joshua-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendileriyle antlaşma yaptıktan üç gün sonra komşuları olduklarını ve aralarında yaşadıklarını duydular.|kendilerijle antlasma japtiktan ut͡ʃ ɡun sonra komsulari olduklarini ve aralarinda jasadiklarini dujdular. Old-Testament-Ezekiel-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kanatları birbirine bitişikti. Yürüdükleri zaman dönmüyorlardı. Her biri dosdoğru ileri gidiyordu.|kanatlari birbirine bitisikti. jurudukleri zaman donmujorlardi. her biri dosdoɡru ileri ɡidijordu. Old-Testament-Jeremiah-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ve çocuklarını Baal'a yakmalık sunu olarak ateşte yakmak için Baal'ın yüksek yerlerini yaptılar. Bunu ben buyurmadım, söylemedim, aklımdan bile geçirmedim.|ve t͡ʃot͡ʃuklarini baalʔa jakmalik sunu olarak ateste jakmak it͡ʃin baalʔin juksek jerlerini japtilar. bunu ben bujurmadimʔ sojlemedimʔ aklimdan bile ɡet͡ʃirmedim. Old-Testament-Ezekiel-036-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, İsrael evi kendi ülkelerinde yaşarken, yolları ve işleriyle onu kirlettiler. Benim önümde onların yolu, kirliliği içindeki bir kadının murdarlığı gibiydi.|“ej insanoɡluʔ israel evi kendi ulkelerinde jasarkenʔ jollari ve islerijle onu kirlettiler. benim onumde onlarin joluʔ kirliliɡi it͡ʃindeki bir kadinin murdarliɡi ɡibijdi. Old-Testament-Ezekiel-040-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni doğuya doğru iç avluya getirdi. Kapıyı ölçtü, bu ölçülere göreydi;|beni doɡuja doɡru it͡ʃ avluja ɡetirdi. kapiji olt͡ʃtuʔ bu olt͡ʃulere ɡorejdi; New-Testament-Titus-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü biz de bir zamanlar akılsız, söz dinlemez, aldanan, çeşitli arzulara ve zevklere hizmet eden, kin ve kıskançlık içinde yaşayan, nefret dolu ve birbirimizden nefret eden kişilerdik.|t͡ʃunku biz de bir zamanlar akilsizʔ soz dinlemezʔ aldananʔ t͡ʃesitli arzulara ve zevklere hizmet edenʔ kin ve kiskant͡ʃlik it͡ʃinde jasajanʔ nefret dolu ve birbirimizden nefret eden kisilerdik. Old-Testament-1-Kings-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve ona, “Git, Damaskus Çölü'ne doğru yoluna dön” dedi, “Oraya vardığında Hazael’i Suriye üzerine kral olarak meshet.|jahve onaʔ “ɡitʔ damaskus t͡ʃoluʔne doɡru joluna don” dediʔ “oraja vardiɡinda hazael’i surije uzerine kral olarak meshet. Old-Testament-Psalms-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, öfkenle beni azarlama, beni gazabınla terbiye etme.|ej jahveʔ ofkenle beni azarlamaʔ beni ɡazabinla terbije etme. Old-Testament-Proverbs-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Saf insanlar akılsızlığı miras alır, ama tedbirli olanlar bilgiyle taçlanır.|saf insanlar akilsizliɡi miras alirʔ ama tedbirli olanlar bilɡijle tat͡ʃlanir. Old-Testament-2-Kings-024-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Babil Kralı Nebukadnetsar, hizmetkârları kenti kuşatırken kente geldi.|o sirada babil krali nebukadnetsarʔ hizmetkarlari kenti kusatirken kente ɡeldi. Old-Testament-Jeremiah-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim'in günlerinde, Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Sidkiya'nın on birinci yılının sonuna kadar, beşinci ayda Yeruşalem'in sürgüne götürülmesine kadar geldi.|jahuda krali josija oɡlu jehojakimʔin ɡunlerindeʔ jahuda krali josija oɡlu sidkijaʔnin on birint͡ʃi jilinin sonuna kadarʔ besint͡ʃi ajda jerusalemʔin surɡune ɡoturulmesine kadar ɡeldi. Old-Testament-Nehemiah-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun iyi işlerini de benim önümde konuşuyorlardı ve benim sözlerimi ona bildiriyorlardı. Tobiya beni korkutmak için mektuplar gönderiyordu.|onun iji islerini de benim onumde konusujorlardi ve benim sozlerimi ona bildirijorlardi. tobija beni korkutmak it͡ʃin mektuplar ɡonderijordu. Old-Testament-Ezekiel-023-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Kıskançlığımı sana karşı koyacağım, onlar da sana öfkeyle davranacaklar. Burnunu ve kulaklarını kesecekler. Kalanların kılıçla düşecekler. Oğullarını ve kızlarını alacaklar, geri kalanını da ateş yutacak.|kiskant͡ʃliɡimi sana karsi kojat͡ʃaɡimʔ onlar da sana ofkejle davranat͡ʃaklar. burnunu ve kulaklarini keset͡ʃekler. kalanlarin kilit͡ʃla duset͡ʃekler. oɡullarini ve kizlarini alat͡ʃaklarʔ ɡeri kalanini da ates jutat͡ʃak. Old-Testament-Habakkuk-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden yasa işlemez oldu ve adaletin hiç etkisi yok; çünkü kötüler doğruları sarıyor; bu yüzden adalet çarpıtılmış olarak meydana çıkıyor.|bu juzden jasa islemez oldu ve adaletin hit͡ʃ etkisi jok; t͡ʃunku kotuler doɡrulari sarijor; bu juzden adalet t͡ʃarpitilmis olarak mejdana t͡ʃikijor. Old-Testament-Numbers-001-018|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci ayın birinci günü bütün topluluğu bir araya topladılar; soylarını ailelerine göre, atalarının evlerine göre, ad sayısına göre yirmi yaş ve üzeri olarak teker teker ilan ettiler.|ikint͡ʃi ajin birint͡ʃi ɡunu butun topluluɡu bir araja topladilar; sojlarini ailelerine ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ ad sajisina ɡore jirmi jas ve uzeri olarak teker teker ilan ettiler. New-Testament-John-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Size yeryüzüyle ilgili şeyleri söylediğimde inanmazsanız, gökle ilgili şeyleri söylediğimde nasıl inanacaksınız?|size jerjuzujle ilɡili sejleri sojlediɡimde inanmazsanizʔ ɡokle ilɡili sejleri sojlediɡimde nasil inanat͡ʃaksiniz? New-Testament-Acts-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Zindancı ışık isteyip içeri atıldı. Pavlus’la Silas’ın önünde titreyerek yere kapandı.|zindant͡ʃi isik istejip it͡ʃeri atildi. pavlus’la silas’in onunde titrejerek jere kapandi. Old-Testament-1-Samuel-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Saul onu yanından uzaklaştırdı ve bin kişinin başına kendi komutanı yaptı; halkın önünde çıkar girerdi.|bu juzden saul onu janindan uzaklastirdi ve bin kisinin basina kendi komutani japti; halkin onunde t͡ʃikar ɡirerdi. Old-Testament-Judges-017-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Mika ona, \"\"Benimle otur, bana baba ve kâhin ol\"\" dedi, \"\"Sana yılda on parça gümüş, bir elbise ve yiyeceğini vereceğim.\"\" Böylece Levili içeri girdi.\"|\"mika onaʔ \"\"benimle oturʔ bana baba ve kahin ol\"\" dediʔ \"\"sana jilda on part͡ʃa ɡumusʔ bir elbise ve jijet͡ʃeɡini veret͡ʃeɡim.\"\" bojlet͡ʃe levili it͡ʃeri ɡirdi.\" New-Testament-Acts-012-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes, Sur ve Sayda halkına çok öfkelenmişti. Hepsi birden onun yanına geldiler ve kralın özel yardımcısı Vlastus'u kendilerine dost edinerek barış istediler. Çünkü ülkeleri yiyecek için kralın ülkesine bağlıydı.|hirodesʔ sur ve sajda halkina t͡ʃok ofkelenmisti. hepsi birden onun janina ɡeldiler ve kralin ozel jardimt͡ʃisi vlastusʔu kendilerine dost edinerek baris istediler. t͡ʃunku ulkeleri jijet͡ʃek it͡ʃin kralin ulkesine baɡlijdi. Old-Testament-Zechariah-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerimi kaldırıp baktım, elinde ölçü ipi olan bir adam vardı.|ɡozlerimi kaldirip baktimʔ elinde olt͡ʃu ipi olan bir adam vardi. Old-Testament-Job-022-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Lütfen O'nun ağzından öğretiyi al, ve O'nun sözlerini yüreğinde biriktir.|lutfen oʔnun aɡzindan oɡretiji alʔ ve oʔnun sozlerini jureɡinde biriktir. Old-Testament-Exodus-025-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Saf altından bir şamdan yapacaksın. Şamdanın ayağı ve gövdesi dövmeci işi olacak. Tabanı, gövdesi, çanakları, tomurcukları ve çiçekleri ondan tek parça olacak.\"|\"\"\"saf altindan bir samdan japat͡ʃaksin. samdanin ajaɡi ve ɡovdesi dovmet͡ʃi isi olat͡ʃak. tabaniʔ ɡovdesiʔ t͡ʃanaklariʔ tomurt͡ʃuklari ve t͡ʃit͡ʃekleri ondan tek part͡ʃa olat͡ʃak.\" Old-Testament-Jeremiah-048-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Moav'ın övgüsü artık yok. Heşbon'da ona karşı kötülük tasarladılar: 'Gelin! Onu bir ulus olmaktan çıkaralım.' Sen de, ey Madmen, susturulacaksın. Seni kılıç kovalayacak.|moavʔin ovɡusu artik jok. hesbonʔda ona karsi kotuluk tasarladilar ʔɡelin! onu bir ulus olmaktan t͡ʃikaralim.ʔ sen deʔ ej madmenʔ susturulat͡ʃaksin. seni kilit͡ʃ kovalajat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-007-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra birbirlerine, \"\"Doğru yapmıyoruz\"\" dediler, \"\"Bugün müjde günü ve sessiz kalıyoruz. Eğer sabah ışığına kadar beklersek, ceza bize yetişir. Şimdi gelin, gidip kralın ev halkına bildirelim.\"\"\"|\"sonra birbirlerineʔ \"\"doɡru japmijoruz\"\" dedilerʔ \"\"buɡun muʒde ɡunu ve sessiz kalijoruz. eɡer sabah isiɡina kadar beklersekʔ t͡ʃeza bize jetisir. simdi ɡelinʔ ɡidip kralin ev halkina bildirelim.\"\"\" Old-Testament-Proverbs-030-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben bilgeliği öğrenmedim, ne de Kutsal Olan'ın bilgisine sahibim.|ben bilɡeliɡi oɡrenmedimʔ ne de kutsal olanʔin bilɡisine sahibim. Old-Testament-Nehemiah-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Levililer Yeşua, Kadmiel, Bani, Haşavneya, Şerevya, Hodiya, Şevanya ve Petahya, \"\"Kalkın ve Tanrınız Yahve'yi sonsuzluktan sonsuza dek övün! Bütün yüceltmeden ve övgüden üstün olan görkemli adın övülsün.\"\" dediler.\"|\"sonra levililer jesuaʔ kadmielʔ baniʔ hasavnejaʔ serevjaʔ hodijaʔ sevanja ve petahjaʔ \"\"kalkin ve tanriniz jahveʔji sonsuzluktan sonsuza dek ovun! butun jut͡ʃeltmeden ve ovɡuden ustun olan ɡorkemli adin ovulsun.\"\" dediler.\" Old-Testament-Judges-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu eline aldı ve giderken yiyerek gitti. Babasının ve annesinin yanına geldi onlara da verdi, onlar da yediler ama balı aslanın leşinden çıkardığını onlara söylemedi.|onu eline aldi ve ɡiderken jijerek ɡitti. babasinin ve annesinin janina ɡeldi onlara da verdiʔ onlar da jediler ama bali aslanin lesinden t͡ʃikardiɡini onlara sojlemedi. New-Testament-Matthew-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara şöyle yanıt verdi: “Eliya gerçekten önce gelecek ve her şeyi yerine koyacak.|jesua onlara sojle janit verdi “elija ɡert͡ʃekten ont͡ʃe ɡelet͡ʃek ve her seji jerine kojat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|elinle insanlardan, ey Yahve, payı bu yaşamda olan dünya insanlarından. Değer verdiklerinin karnını doyurursun. Oğulların bolluk içindedir, onlar da çocukları için servet biriktirirler.|elinle insanlardanʔ ej jahveʔ paji bu jasamda olan dunja insanlarindan. deɡer verdiklerinin karnini dojurursun. oɡullarin bolluk it͡ʃindedirʔ onlar da t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin servet biriktirirler. New-Testament-Matthew-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Ya siz, ben kimim dersiniz?” dedi.|jesua onlaraʔ “ja sizʔ ben kimim dersiniz?” dedi. Old-Testament-Psalms-069-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Tanrı Siyon'u kurtaracak, Yahuda kentlerini yeniden inşa edecek. Onlar oraya yerleşip mülk edinecekler.|t͡ʃunku tanri sijonʔu kurtarat͡ʃakʔ jahuda kentlerini jeniden insa edet͡ʃek. onlar oraja jerlesip mulk edinet͡ʃekler. New-Testament-2-Corinthians-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ona hizmet edenlerin de doğruluğun hizmetkârları kılığına girmesi şaşırtıcı değildir. Onların sonu yaptıkları işlere göre olacaktır.|bu nedenleʔ ona hizmet edenlerin de doɡruluɡun hizmetkarlari kiliɡina ɡirmesi sasirtit͡ʃi deɡildir. onlarin sonu japtiklari islere ɡore olat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-010-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, O gün Sodom kentinin durumu o kentten daha katlanılır olacaktır.|size sunu sojlejejimʔ o ɡun sodom kentinin durumu o kentten daha katlanilir olat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-026-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğum zamanı yaklaşan gebe kadın nasıl acı çekiyor, ağrılar içinde bağırıyorsa, biz de senin önünde öyle olduk, ey Yahve.|doɡum zamani jaklasan ɡebe kadin nasil at͡ʃi t͡ʃekijorʔ aɡrilar it͡ʃinde baɡirijorsaʔ biz de senin onunde ojle oldukʔ ej jahve. Old-Testament-Nehemiah-009-035|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü onlar sana krallıklarında, onlara verdiğin büyük iyilikte ve önlerine koyduğun geniş ve verimli ülkede hizmet etmediler. Kötü işlerinden dönmediler.\"\"\"|\"t͡ʃunku onlar sana kralliklarindaʔ onlara verdiɡin bujuk ijilikte ve onlerine kojduɡun ɡenis ve verimli ulkede hizmet etmediler. kotu islerinden donmediler.\"\"\" Old-Testament-Genesis-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|antlaşmamı kuracağım. Tufan suları artık hiçbir canlıyı yok etmeyecek. Bir daha yeryüzünü yok edecek bir tufan olmayacak.”|antlasmami kurat͡ʃaɡim. tufan sulari artik hit͡ʃbir t͡ʃanliji jok etmejet͡ʃek. bir daha jerjuzunu jok edet͡ʃek bir tufan olmajat͡ʃak.” Old-Testament-Exodus-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi gün mayasız ekmek yiyeceksin, yedinci gün Yahve'ye bayram olacak.|jedi ɡun majasiz ekmek jijet͡ʃeksinʔ jedint͡ʃi ɡun jahveʔje bajram olat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-026-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İshak o ülkede ekti ve aynı yıl ektiğinin yüz katını biçti. Yahve onu kutsamıştı.|ishak o ulkede ekti ve ajni jil ektiɡinin juz katini bit͡ʃti. jahve onu kutsamisti. Old-Testament-Exodus-015-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Sen kurtardığın halka sevgi dolu iyiliğinle rehberlik ettin. Gücünle onlara kutsal meskenine doğru yol gösterdin.\"|\"\"\"sen kurtardiɡin halka sevɡi dolu ijiliɡinle rehberlik ettin. ɡut͡ʃunle onlara kutsal meskenine doɡru jol ɡosterdin.\" New-Testament-Colossians-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Suçlarınız ve bedeninizin sünnetsizliği yüzünden ölüydünüz. Tanrı bütün suçlarımızı bağışlayarak, O’nunla birlikte yaşama kavuşturdu.|sut͡ʃlariniz ve bedeninizin sunnetsizliɡi juzunden olujdunuz. tanri butun sut͡ʃlarimizi baɡislajarakʔ o’nunla birlikte jasama kavusturdu. New-Testament-Revelation-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yedi belayı taşıyan yedi melek, pak, parlak keten giysiler giymiş, göğüslerine altın kuşaklar takmış olarak dışarı çıktılar.|jedi belaji tasijan jedi melekʔ pakʔ parlak keten ɡijsiler ɡijmisʔ ɡoɡuslerine altin kusaklar takmis olarak disari t͡ʃiktilar. Old-Testament-Deuteronomy-032-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey, siz uluslar, O'nun halkıyla birlikte sevinin; çünkü hizmetkârlarının kanının öcünü alacak. Düşmanlarından öç alacak ve diyarı ve halkı için kefaret edecektir.|ejʔ siz uluslarʔ oʔnun halkijla birlikte sevinin; t͡ʃunku hizmetkarlarinin kaninin ot͡ʃunu alat͡ʃak. dusmanlarindan ot͡ʃ alat͡ʃak ve dijari ve halki it͡ʃin kefaret edet͡ʃektir. Old-Testament-Ezekiel-012-018|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, ekmeğini titreyerek ye, suyunu titreme ve korkuyla iç.|“ej insanoɡluʔ ekmeɡini titrejerek jeʔ sujunu titreme ve korkujla it͡ʃ. Old-Testament-Psalms-136-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük harikalar yapan tek varlığa, çünkü sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|bujuk harikalar japan tek varliɡaʔ t͡ʃunku sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. New-Testament-2-Peter-003-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Efendi’nin günü hırsız gibi gece gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle geçip gidecek, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyecek, yeryüzü ve ondaki bütün işler yanıp tükenecek.|ama efendi’nin ɡunu hirsiz ɡibi ɡet͡ʃe ɡelet͡ʃek. o ɡun ɡokler bujuk bir ɡurultujle ɡet͡ʃip ɡidet͡ʃekʔ maddesel oɡeler siddetli ateste erijet͡ʃekʔ jerjuzu ve ondaki butun isler janip tukenet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-044-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârın babamızın yanına vardığımızda, ona efendimin sözlerini ilettik.|hizmetkarin babamizin janina vardiɡimizdaʔ ona efendimin sozlerini ilettik. New-Testament-1-Corinthians-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, ne yerseniz, ne içerseniz, ne yaparsanız yapın, her şeyi Tanrı’nın yüceliği için yapın.|bu nedenleʔ ne jersenizʔ ne it͡ʃersenizʔ ne japarsaniz japinʔ her seji tanri’nin jut͡ʃeliɡi it͡ʃin japin. Old-Testament-1-Kings-015-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Tanrısı Yahve David hatırına, ona oğlunu kendisinden sonra yerine geçirmesi ve Yeruşalem'i sağlamlaştırması için Yeruşalem'de bir kandil verdi;|ant͡ʃak tanrisi jahve david hatirinaʔ ona oɡlunu kendisinden sonra jerine ɡet͡ʃirmesi ve jerusalemʔi saɡlamlastirmasi it͡ʃin jerusalemʔde bir kandil verdi; Old-Testament-Psalms-106-014|und|SPEAKER_00_Turkish|ama çölde iştahlarına yenik düştüler, ıssız yerde Tanrı'yı denediler.|ama t͡ʃolde istahlarina jenik dustulerʔ issiz jerde tanriʔji denediler. Old-Testament-Genesis-047-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yosef babasını ve kardeşlerini yerleştirdi ve Firavun’un buyurduğu gibi Mısır diyarında, ülkenin en iyi yerinde, Ramses diyarında onlara mülk verdi.|josef babasini ve kardeslerini jerlestirdi ve firavun’un bujurduɡu ɡibi misir dijarindaʔ ulkenin en iji jerindeʔ ramses dijarinda onlara mulk verdi. New-Testament-Mark-003-030|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü onlar, \"\"O'nda kirli bir ruh var\"\" demişlerdi.\"|\"t͡ʃunku onlarʔ \"\"oʔnda kirli bir ruh var\"\" demislerdi.\" Old-Testament-Hosea-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün yanıt vereceğim.\"\" diyor Yahve. “Göklere yanıt vereceğim, ve onlar da yere yanıt verecekler;\"|\"o ɡun janit veret͡ʃeɡim.\"\" dijor jahve. “ɡoklere janit veret͡ʃeɡimʔ ve onlar da jere janit veret͡ʃekler;\" Old-Testament-2-Samuel-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İşboşet gönderip onu kocası Laiş oğlu Paltiel'den aldı.|isboset ɡonderip onu kot͡ʃasi lais oɡlu paltielʔden aldi. Old-Testament-Isaiah-056-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kır hayvanları, ormandaki bütün hayvanlar, yiyip bitirmeye gelin.|ej kir hajvanlariʔ ormandaki butun hajvanlarʔ jijip bitirmeje ɡelin. New-Testament-Romans-007-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse bunu artık ben değil, ama içimde duran günah yapıyor.|ojlejse bunu artik ben deɡilʔ ama it͡ʃimde duran ɡunah japijor. Old-Testament-Judges-009-041|und|SPEAKER_00_Turkish|Avimelek Arumah'ta yaşıyordu; ve Zevul, Şekem'de oturmasınlar diye Gaal'la kardeşlerini kovdu.|avimelek arumahʔta jasijordu; ve zevulʔ sekemʔde oturmasinlar dije ɡaalʔla kardeslerini kovdu. Old-Testament-1-Samuel-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ertesi gün, Tanrı’dan kötü bir ruh Saul’un üzerine güçlü bir şekilde geldi ve evin ortasında peygamberlik etti. David her gün yaptığı gibi eliyle çalıyordu. Saul’un elinde mızrağı vardı;|ertesi ɡunʔ tanri’dan kotu bir ruh saul’un uzerine ɡut͡ʃlu bir sekilde ɡeldi ve evin ortasinda pejɡamberlik etti. david her ɡun japtiɡi ɡibi elijle t͡ʃalijordu. saul’un elinde mizraɡi vardi; Old-Testament-2-Chronicles-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Sırıklar o kadar uzundu ki, sırıkların uçları iç odanın önündeki sandıktan görülüyordu, ama dışarıdan görünmüyorlardı; ve o bugüne dek oradadır.|siriklar o kadar uzundu kiʔ siriklarin ut͡ʃlari it͡ʃ odanin onundeki sandiktan ɡorulujorduʔ ama disaridan ɡorunmujorlardi; ve o buɡune dek oradadir. Old-Testament-Nehemiah-005-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, “Biz gücümüz yettiğince, uluslara satılmış olan Yahudi kardeşlerimizi kurtarmışken; siz kardeşlerinizi mi satıyorsunuz, onlar da bize mi satılsın?” dedim. Sonra sustular ve söyleyecek bir söz bulamadılar.|onlaraʔ “biz ɡut͡ʃumuz jettiɡint͡ʃeʔ uluslara satilmis olan jahudi kardeslerimizi kurtarmisken; siz kardeslerinizi mi satijorsunuzʔ onlar da bize mi satilsin?” dedim. sonra sustular ve sojlejet͡ʃek bir soz bulamadilar. Old-Testament-Zechariah-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Zerubbabel'in elleri bu evin temelini attı. Onun elleri de onu bitirecektir; ve beni Ordular Yahvesi'nin size gönderdiğini bileceksin.\"|\"\"\"zerubbabelʔin elleri bu evin temelini atti. onun elleri de onu bitiret͡ʃektir; ve beni ordular jahvesiʔnin size ɡonderdiɡini bilet͡ʃeksin.\" Old-Testament-1-Samuel-030-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David, diğer hayvanların önünden sürdükleri bütün davarları ve sığırları aldı ve, \"\"Bu David'in ganimetidir\"\" dedi.\"|\"davidʔ diɡer hajvanlarin onunden surdukleri butun davarlari ve siɡirlari aldi veʔ \"\"bu davidʔin ɡanimetidir\"\" dedi.\" New-Testament-Acts-019-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bugün çıkan kargaşayla ilgili olarak suçlanma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Hiçbir neden olmadığı için bu kargaşanın hesabını veremeyiz.”|t͡ʃunku buɡun t͡ʃikan karɡasajla ilɡili olarak sut͡ʃlanma tehlikesijle karsi karsijajiz. hit͡ʃbir neden olmadiɡi it͡ʃin bu karɡasanin hesabini veremejiz.” Old-Testament-Amos-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|arpın tellerini tıngırdatanlar, David gibi kendilerine müzik aletleri icat edenler,|arpin tellerini tinɡirdatanlarʔ david ɡibi kendilerine muzik aletleri it͡ʃat edenlerʔ Old-Testament-1-Samuel-020-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yonatan Saul'a şöyle yanıt verdi: \"\"David Beytlehem'e gitmek için benden ciddiyetle izin istedi.\"|\"jonatan saulʔa sojle janit verdi \"\"david bejtlehemʔe ɡitmek it͡ʃin benden t͡ʃiddijetle izin istedi.\" Old-Testament-Isaiah-014-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Ulu, ey kapı! Feryat et ey kent! Ey Filist, hepiniz eriyip gittiniz; çünkü kuzeyden duman çıkıyor ve onun saflarında boşluk yoktur.|uluʔ ej kapi! ferjat et ej kent! ej filistʔ hepiniz erijip ɡittiniz; t͡ʃunku kuzejden duman t͡ʃikijor ve onun saflarinda bosluk joktur. Old-Testament-Isaiah-059-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Esenlik yolunu bilmezler, yollarında da adalet yoktur. kendilerine eğri yollar yaptılar; onlarda yürüyenlerin hiçbiri esenliği bilmez.|esenlik jolunu bilmezlerʔ jollarinda da adalet joktur. kendilerine eɡri jollar japtilar; onlarda jurujenlerin hit͡ʃbiri esenliɡi bilmez. Old-Testament-Deuteronomy-002-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Alıp yağmaladığımız kentlerin yanı sıra yalnızca kendimiz için yağma olarak aldığımız hayvanlar vardı.|alip jaɡmaladiɡimiz kentlerin jani sira jalnizt͡ʃa kendimiz it͡ʃin jaɡma olarak aldiɡimiz hajvanlar vardi. Old-Testament-Psalms-140-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Dillerini yılan gibi keskinleştirdiler. Engerek zehri dudaklarının altındadır. Selah.|dillerini jilan ɡibi keskinlestirdiler. enɡerek zehri dudaklarinin altindadir. selah. Old-Testament-Ezekiel-036-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden ülkeye döktükleri kan ve putlarıyla onu kirlettikleri için gazabımı üzerlerine boşalttım.|bu juzden ulkeje doktukleri kan ve putlarijla onu kirlettikleri it͡ʃin ɡazabimi uzerlerine bosalttim. New-Testament-Luke-003-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Mattitya oğlu, Amos oğlu, Nahum oğlu, Hesli oğlu, Nagay oğlu,|mattitja oɡluʔ amos oɡluʔ nahum oɡluʔ hesli oɡluʔ naɡaj oɡluʔ Old-Testament-Isaiah-053-007|und|SPEAKER_00_Turkish|O zulme uğrayıp, ezildiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcıların önünde sessiz duran koyun gibi, ağzını açmadı.|o zulme uɡrajipʔ ezildijse de aɡzini at͡ʃmadi. kesime ɡoturulen kuzu ɡibiʔ kirkit͡ʃilarin onunde sessiz duran kojun ɡibiʔ aɡzini at͡ʃmadi. Old-Testament-Isaiah-040-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Her vadi yükseltilecek, her dağ ve tepe alçaltılacak. Engebeli yerler düz, sarp yerler de ova edilecek.|her vadi jukseltilet͡ʃekʔ her daɡ ve tepe alt͡ʃaltilat͡ʃak. enɡebeli jerler duzʔ sarp jerler de ova edilet͡ʃek. Old-Testament-Psalms-120-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben esenlikten yanayım, ama ben konuşunca, onlar savaştan yana.|ben esenlikten janajimʔ ama ben konusunt͡ʃaʔ onlar savastan jana. New-Testament-Acts-011-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Barnabas Kutsal Ruh’la ve imanla dolu iyi bir adamdı. Böylece Efendi’ye birçok kişi katıldı.|barnabas kutsal ruh’la ve imanla dolu iji bir adamdi. bojlet͡ʃe efendi’je birt͡ʃok kisi katildi. New-Testament-Matthew-008-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua ona, “Ardımdan gel! Ölüleri bırak, kendi ölülerini gömsünler” dedi.|ama jesua onaʔ “ardimdan ɡel! oluleri birakʔ kendi olulerini ɡomsunler” dedi. Old-Testament-Amos-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Samariya Dağı'nda bulunan Başan inekleri, yoksulları ezen, muhtaçları sıkıştıran, kocalarına, “Bize içecek getirin!” diyenler, bu sözü dinleyin.|ej samarija daɡiʔnda bulunan basan inekleriʔ joksullari ezenʔ muhtat͡ʃlari sikistiranʔ kot͡ʃalarinaʔ “bize it͡ʃet͡ʃek ɡetirin!” dijenlerʔ bu sozu dinlejin. Old-Testament-Psalms-097-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, ey Yahve, tüm yeryüzünde En Yüce Olan sensin. Bütün ilâhların üstünde çok yücesin.|t͡ʃunkuʔ ej jahveʔ tum jerjuzunde en jut͡ʃe olan sensin. butun ilahlarin ustunde t͡ʃok jut͡ʃesin. Old-Testament-2-Samuel-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Amasa, Yoav'ın elindeki kılıca aldırmadı. Böylece Yoav onu bedeninden vurdu ve bağırsaklarını yere döktü, bir daha vurmadı ve öldü. Yoav ve kardeşi Avişay, Bikri oğlu Şeva'yı kovaladılar.|amasaʔ joavʔin elindeki kilit͡ʃa aldirmadi. bojlet͡ʃe joav onu bedeninden vurdu ve baɡirsaklarini jere doktuʔ bir daha vurmadi ve oldu. joav ve kardesi avisajʔ bikri oɡlu sevaʔji kovaladilar. Old-Testament-Isaiah-036-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi lütfen efendim Aşur Kralı'na bir söz ver; eğer kendi tarafından onlara binici koyabilirsen, sana iki bin at vereceğim.|simdi lutfen efendim asur kraliʔna bir soz ver; eɡer kendi tarafindan onlara binit͡ʃi kojabilirsenʔ sana iki bin at veret͡ʃeɡim. Old-Testament-Psalms-116-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana yönelik tüm iyiliklerine karşılık Yahve’ye ne vereyim?|bana jonelik tum ijiliklerine karsilik jahve’je ne verejim? Old-Testament-2-Kings-008-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Yoram, bütün savaş arabalarıyla birlikte Sair'e geçti; gece kalkıp savaş arabalarının komutanlarıyla birlikte kendisini kuşatan Edomlular'ı vurdu; halk çadırlarına kaçtı.|o zaman joramʔ butun savas arabalarijla birlikte sairʔe ɡet͡ʃti; ɡet͡ʃe kalkip savas arabalarinin komutanlarijla birlikte kendisini kusatan edomlularʔi vurdu; halk t͡ʃadirlarina kat͡ʃti. Old-Testament-Proverbs-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzü var olmadan önce, sonsuzluktan beri, başlangıçta ben kuruldum.|jerjuzu var olmadan ont͡ʃeʔ sonsuzluktan beriʔ baslanɡit͡ʃta ben kuruldum. Old-Testament-Genesis-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İlkinin adı Pişon’dur. Altın bulunan bütün Havila diyarından akar.|ilkinin adi pison’dur. altin bulunan butun havila dijarindan akar. Old-Testament-2-Chronicles-006-038|und|SPEAKER_00_Turkish|eğer sürgün edildikleri ülkede, bütün yürekleriyle, bütün canlarıyla sana dönerlerse, atalarına verdiğin ülkeye, seçtiğin kente ve adına yaptırdığım eve doğru dua ederlerse;|eɡer surɡun edildikleri ulkedeʔ butun jureklerijleʔ butun t͡ʃanlarijla sana donerlerseʔ atalarina verdiɡin ulkejeʔ set͡ʃtiɡin kente ve adina japtirdiɡim eve doɡru dua ederlerse; Old-Testament-Ecclesiastes-002-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bütün günleri üzüntüdür, emeği de kederdir; evet, gece bile yüreği rahat etmez. Bu da boştur.|t͡ʃunku butun ɡunleri uzuntudurʔ emeɡi de kederdir; evetʔ ɡet͡ʃe bile jureɡi rahat etmez. bu da bostur. Old-Testament-2-Kings-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Birisi içeri girip efendisine, \"\"İsrael diyarından gelen kız şöyle diyor\"\" diye bildirdi.\"|\"birisi it͡ʃeri ɡirip efendisineʔ \"\"israel dijarindan ɡelen kiz sojle dijor\"\" dije bildirdi.\" Old-Testament-Exodus-004-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron, Yahve'nin Moşe'ye söylediği bütün sözleri söyledi ve halkın önünde belirtileri yaptı.|aronʔ jahveʔnin moseʔje sojlediɡi butun sozleri sojledi ve halkin onunde belirtileri japti. New-Testament-2-Corinthians-002-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi her zaman Mesih’te zafere götüren, bilgisinin hoş kokusunu bizim aracılığımızla her yerde yayan Tanrı’ya şükürler olsun.|bizi her zaman mesih’te zafere ɡoturenʔ bilɡisinin hos kokusunu bizim arat͡ʃiliɡimizla her jerde jajan tanri’ja sukurler olsun. Old-Testament-Numbers-015-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Topluluk için, hem sizin için, hem de yabancı olarak yaşayan garip için, kuşaklarınız boyunca daima geçerli olacak tek bir kural olacak. Siz nasılsanız, yabancı da Yahve'nin önünde öyle olacaktır.|topluluk it͡ʃinʔ hem sizin it͡ʃinʔ hem de jabant͡ʃi olarak jasajan ɡarip it͡ʃinʔ kusaklariniz bojunt͡ʃa daima ɡet͡ʃerli olat͡ʃak tek bir kural olat͡ʃak. siz nasilsanizʔ jabant͡ʃi da jahveʔnin onunde ojle olat͡ʃaktir. Old-Testament-Exodus-034-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Moşe konuşmak için Yahve'nin önüne gittiğinde, dışarı çıkana dek peçeyi kaldırırdı; ve dışarı çıkıp kendisine buyrulanı İsrael'in çocuklarına söylerdi.|ant͡ʃak mose konusmak it͡ʃin jahveʔnin onune ɡittiɡindeʔ disari t͡ʃikana dek pet͡ʃeji kaldirirdi; ve disari t͡ʃikip kendisine bujrulani israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojlerdi. Old-Testament-Proverbs-011-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru insanın dileği yalnızca iyiliktir. Kötülerin beklentisi gazaptır.|doɡru insanin dileɡi jalnizt͡ʃa ijiliktir. kotulerin beklentisi ɡazaptir. New-Testament-Mark-014-058|und|SPEAKER_00_Turkish|“O’nun, ‘Elle yapılan bu tapınağı yıkacağım ve üç gün içinde elle yapılmamış başka bir tapınak kuracağım’ dediğini duyduk” dediler.|“o’nunʔ ‘elle japilan bu tapinaɡi jikat͡ʃaɡim ve ut͡ʃ ɡun it͡ʃinde elle japilmamis baska bir tapinak kurat͡ʃaɡim’ dediɡini dujduk” dediler. Old-Testament-Exodus-033-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Çadır'a çıkınca bütün halk ayağa kalkar, herkes kendi çadırının kapısında durup Moşe Çadır'a girene kadar onu izlerdi.|mose t͡ʃadirʔa t͡ʃikint͡ʃa butun halk ajaɡa kalkarʔ herkes kendi t͡ʃadirinin kapisinda durup mose t͡ʃadirʔa ɡirene kadar onu izlerdi. New-Testament-Acts-003-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam Hükümdarı'nı öldürdünüz, Tanrı O’nu ölümden diriltti. Bizler bunun tanıklarıyız.|jasam hukumdariʔni oldurdunuzʔ tanri o’nu olumden diriltti. bizler bunun taniklarijiz. Old-Testament-Jeremiah-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları dinlemeyin. Babil Kralı'na hizmet edin ve yaşayın. Bu kent neden harap olsun?|onlari dinlemejin. babil kraliʔna hizmet edin ve jasajin. bu kent neden harap olsun? Old-Testament-Song-of-Songs-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgilim konuşup bana şöyle dedi, “Sevgilim, güzelim, kalk da gel.”|sevɡilim konusup bana sojle dediʔ “sevɡilimʔ ɡuzelimʔ kalk da ɡel.” Old-Testament-1-Samuel-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Eli ona, “Ne zamana dek sarhoş kalacaksın? Şarabından kurtul!” dedi.|eli onaʔ “ne zamana dek sarhos kalat͡ʃaksin? sarabindan kurtul!” dedi. New-Testament-Luke-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, “Tanrı’nın Krallığı neye benzer?” dedi. “Onu neye benzeteyim?|jesuaʔ “tanri’nin kralliɡi neje benzer?” dedi. “onu neje benzetejim? New-Testament-John-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Gelin kiminse güvey odur. Ama güveyin yanında duran ve onu dinleyen dostu, güveyin sesinden çok sevinir. Böylece benim sevincim tamam oldu.|ɡelin kiminse ɡuvej odur. ama ɡuvejin janinda duran ve onu dinlejen dostuʔ ɡuvejin sesinden t͡ʃok sevinir. bojlet͡ʃe benim sevint͡ʃim tamam oldu. Old-Testament-Psalms-050-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökler O’nun doğruluğunu ilan edecek, çünkü yargıç Tanrı'nın kendisidir. Selah.|ɡokler o’nun doɡruluɡunu ilan edet͡ʃekʔ t͡ʃunku jarɡit͡ʃ tanriʔnin kendisidir. selah. Old-Testament-Nahum-001-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye karşı ne tasarlıyorsunuz? O tümüyle yok edecek. Sıkıntı ikinci kez ayaklanmayacak.|jahveʔje karsi ne tasarlijorsunuz? o tumujle jok edet͡ʃek. sikinti ikint͡ʃi kez ajaklanmajat͡ʃak. Old-Testament-Hosea-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Dalları yayılacak, ve güzelliği zeytin ağacı gibi, ve kokusu Lübnan gibi olacak.|dallari jajilat͡ʃakʔ ve ɡuzelliɡi zejtin aɡat͡ʃi ɡibiʔ ve kokusu lubnan ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-057-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım aslanların arasında. Yakıcı insanoğulları arasında yatıyorum, dişleri mızrak ve ok, dilleri keskin bir kılıçtır.|t͡ʃanim aslanlarin arasinda. jakit͡ʃi insanoɡullari arasinda jatijorumʔ disleri mizrak ve okʔ dilleri keskin bir kilit͡ʃtir. Old-Testament-Deuteronomy-031-013|und|SPEAKER_00_Turkish|ve onların bilmeyen çocukları da duysunlar, mülk edinmek için Yarden üzerinden gitmekte olduğunuz ülkede yaşadığınız sürece, Tanrınız Yahve'den korkmayı öğrensinler.”|ve onlarin bilmejen t͡ʃot͡ʃuklari da dujsunlarʔ mulk edinmek it͡ʃin jarden uzerinden ɡitmekte olduɡunuz ulkede jasadiɡiniz suret͡ʃeʔ tanriniz jahveʔden korkmaji oɡrensinler.” Old-Testament-Zechariah-014-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O gün atların çıngırakları üzerine, \"\"YAHVE'YE KUTSALDIR\"\" diye yazılacak. Yahve'nin evindeki kazanlar, sunağın önündeki leğenler gibi olacak.\"|\"o ɡun atlarin t͡ʃinɡiraklari uzerineʔ \"\"jahveʔje kutsaldir\"\" dije jazilat͡ʃak. jahveʔnin evindeki kazanlarʔ sunaɡin onundeki leɡenler ɡibi olat͡ʃak.\" Old-Testament-Leviticus-007-004|und|SPEAKER_00_Turkish|iki böbreği, onların üzerlerindeki, bele yakın olan yağı ve karaciğerin zarını böbreklerle ayıracak;|iki bobreɡiʔ onlarin uzerlerindekiʔ bele jakin olan jaɡi ve karat͡ʃiɡerin zarini bobreklerle ajirat͡ʃak; Old-Testament-1-Samuel-020-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer gence şunu dersem, ‘İşte, oklar senden ötede’, o zaman yoluna git, çünkü Yahve seni göndermiştir.|ama eɡer ɡent͡ʃe sunu dersemʔ ‘isteʔ oklar senden otede’ʔ o zaman joluna ɡitʔ t͡ʃunku jahve seni ɡondermistir. Old-Testament-Genesis-001-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı kuru toprağa “kara”, toplanan sulara “denizler” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.|tanri kuru topraɡa “kara”ʔ toplanan sulara “denizler” adini verdi. tanri bunun iji olduɡunu ɡordu. Old-Testament-Deuteronomy-011-005|und|SPEAKER_00_Turkish|ve siz bu yere gelinceye kadar çölde size ne yaptığını;|ve siz bu jere ɡelint͡ʃeje kadar t͡ʃolde size ne japtiɡini; New-Testament-Acts-018-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama onlar direnip küfretmeye başlayınca Pavlus giysilerini silkeleyip, \"\"Kanınız kendi başınıza olsun! Ben temizim. Bundan böyle uluslara gideceğim!\"\" dedi.\"|\"ama onlar direnip kufretmeje baslajint͡ʃa pavlus ɡijsilerini silkelejipʔ \"\"kaniniz kendi basiniza olsun! ben temizim. bundan bojle uluslara ɡidet͡ʃeɡim!\"\" dedi.\" Old-Testament-Jeremiah-039-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Onu al ve ona iyi bak. Ona zarar verme; sana ne derse ona öyle yap.”|“onu al ve ona iji bak. ona zarar verme; sana ne derse ona ojle jap.” Old-Testament-Zechariah-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında, biri yağ kabının sağında, öbürü solunda olmak üzere iki zeytin ağacı var.”|janindaʔ biri jaɡ kabinin saɡindaʔ oburu solunda olmak uzere iki zejtin aɡat͡ʃi var.” Old-Testament-2-Kings-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine ona elli kişilik bir birliğin komutanını ve elli adamını gönderdi. O şöyle dedi, “Tanrı adamı, kral, ‘Çabuk in aşağı!’ dedi.”|jine ona elli kisilik bir birliɡin komutanini ve elli adamini ɡonderdi. o sojle dediʔ “tanri adamiʔ kralʔ ‘t͡ʃabuk in asaɡi!’ dedi.” Old-Testament-2-Chronicles-004-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kalınlığı el kadardı. Kenarı bir kâse kenarı gibi, zambak çiçeği gibi yapılmıştı. Üç bin bat aldı ve tuttu.|kalinliɡi el kadardi. kenari bir kase kenari ɡibiʔ zambak t͡ʃit͡ʃeɡi ɡibi japilmisti. ut͡ʃ bin bat aldi ve tuttu. New-Testament-Luke-018-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O, öteki ulusların eline teslim edilecek. O’nunla alay edip aşağılayacaklar, üzerine tükürecekler.|t͡ʃunku oʔ oteki uluslarin eline teslim edilet͡ʃek. o’nunla alaj edip asaɡilajat͡ʃaklarʔ uzerine tukuret͡ʃekler. New-Testament-Ephesians-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilirsiniz ki, ister köle ister özgür olsun, herkes yaptığı her iyiliğin karşılığını Efendi’den alacaktır.|bilirsiniz kiʔ ister kole ister ozɡur olsunʔ herkes japtiɡi her ijiliɡin karsiliɡini efendi’den alat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-053-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun mezarını kötülerle birlikte yaptılar, ölümünde zengin adamla birlikteydi, oysa o hiç şiddete başvurmamıştı, ağzında da hiç hile yoktu.|onun mezarini kotulerle birlikte japtilarʔ olumunde zenɡin adamla birliktejdiʔ ojsa o hit͡ʃ siddete basvurmamistiʔ aɡzinda da hit͡ʃ hile joktu. New-Testament-Acts-010-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Petrus’la birlikte gelmiş olan sünnetli imanlılar, Kutsal Ruh’un armağanının öteki ulusların da üzerine dökülmesine şaştılar.|petrus’la birlikte ɡelmis olan sunnetli imanlilarʔ kutsal ruh’un armaɡaninin oteki uluslarin da uzerine dokulmesine sastilar. Old-Testament-Isaiah-056-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve şöyle diyor: “Şabatlar'ı tutan, beni hoşnut eden şeyleri seçen ve antlaşmama sıkı sıkıya bağlı kalan hadımlara,|t͡ʃunku jahve sojle dijor “sabatlarʔi tutanʔ beni hosnut eden sejleri set͡ʃen ve antlasmama siki sikija baɡli kalan hadimlaraʔ Old-Testament-Exodus-024-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe kanı alıp halkın üzerine serpti ve şöyle dedi: \"\"İşte, bu, tüm bu sözlerle ilgili olarak Yahve'nin sizinle yaptığı antlaşmanın kanıdır.\"\"\"|\"mose kani alip halkin uzerine serpti ve sojle dedi \"\"isteʔ buʔ tum bu sozlerle ilɡili olarak jahveʔnin sizinle japtiɡi antlasmanin kanidir.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-009-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Tanrı'nın parmağıyla yazılmış iki taş levhayı bana teslim etti. Toplantı gününde Yahve'nin dağda ateşin içinden size söylediği bütün sözler onların üzerindeydi.|jahve tanriʔnin parmaɡijla jazilmis iki tas levhaji bana teslim etti. toplanti ɡununde jahveʔnin daɡda atesin it͡ʃinden size sojlediɡi butun sozler onlarin uzerindejdi. Old-Testament-Haggai-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Hagay, “Ölü bir beden yüzünden kirli olan biri bunlardan birine dokunursa, o kirli olur mu?” diye sordu. Kâhinler, “Kirli olur” diye yanıtladılar.|haɡajʔ “olu bir beden juzunden kirli olan biri bunlardan birine dokunursaʔ o kirli olur mu?” dije sordu. kahinlerʔ “kirli olur” dije janitladilar. New-Testament-John-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunu söyledikten sonra gidip kız kardeşi Mariyam’ı gizlice çağırdı. “Öğretmen burada, seni çağırıyor” dedi.|bunu sojledikten sonra ɡidip kiz kardesi marijam’i ɡizlit͡ʃe t͡ʃaɡirdi. “oɡretmen buradaʔ seni t͡ʃaɡirijor” dedi. Old-Testament-Leviticus-023-010|und|SPEAKER_00_Turkish|“İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de: 'Size vereceğim ülkeye gelip ürününü biçeceğiniz zaman, o zaman hasadınızın ilk ürünlerinden oluşan demetini kâhine getireceksiniz.|“israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ʔsize veret͡ʃeɡim ulkeje ɡelip urununu bit͡ʃet͡ʃeɡiniz zamanʔ o zaman hasadinizin ilk urunlerinden olusan demetini kahine ɡetiret͡ʃeksiniz. New-Testament-Luke-009-038|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, kalabalığın içinden bir adam bağırıp, “Öğretmenim, yalvarırım oğluma bir bak!” dedi. “Kendisi benim tek doğan çocuğumdur.|isteʔ kalabaliɡin it͡ʃinden bir adam baɡiripʔ “oɡretmenimʔ jalvaririm oɡluma bir bak!” dedi. “kendisi benim tek doɡan t͡ʃot͡ʃuɡumdur. Old-Testament-Malachi-001-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Malaki aracılığıyla vahyi, İsrael'e sözü.|jahveʔnin malaki arat͡ʃiliɡijla vahjiʔ israelʔe sozu. New-Testament-John-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden beni sorguluyorsunuz? Kendilerine ne söylediğimi beni işitenlere sorun. İşte, onlar söylediğim şeyleri biliyorlar.”|neden beni sorɡulujorsunuz? kendilerine ne sojlediɡimi beni isitenlere sorun. isteʔ onlar sojlediɡim sejleri bilijorlar.” Old-Testament-Judges-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Evine vardığında bir bıçak alıp cariyesini parçaladı, onu uzuv uzuv on iki parçaya böldü ve onu bütün İsrael sınırlarına gönderdi.|evine vardiɡinda bir bit͡ʃak alip t͡ʃarijesini part͡ʃaladiʔ onu uzuv uzuv on iki part͡ʃaja boldu ve onu butun israel sinirlarina ɡonderdi. New-Testament-1-Thessalonians-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kardeşler, siz karanlıkta değilsiniz ki, o gün sizi hırsız gibi yakalasın.|ama kardeslerʔ siz karanlikta deɡilsiniz kiʔ o ɡun sizi hirsiz ɡibi jakalasin. Old-Testament-Malachi-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Babaların yüreklerini çocuklarına, çocukların yüreklerini de babalarına döndürecek. Öyle ki, gelip yeryüzünü lanetle vurmayayım.”|babalarin jureklerini t͡ʃot͡ʃuklarinaʔ t͡ʃot͡ʃuklarin jureklerini de babalarina donduret͡ʃek. ojle kiʔ ɡelip jerjuzunu lanetle vurmajajim.” Old-Testament-Numbers-026-065|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü Yahve onlar hakkında, \"\"Kesinlikle çölde ölecekler\"\" demişti. Onlardan Yefunne oğlu Kalev ile Nun oğlu Yeşu dışında kimse kalmamıştı.\"|\"t͡ʃunku jahve onlar hakkindaʔ \"\"kesinlikle t͡ʃolde olet͡ʃekler\"\" demisti. onlardan jefunne oɡlu kalev ile nun oɡlu jesu disinda kimse kalmamisti.\" New-Testament-Acts-020-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi Assos’ta karşılayınca onu gemiye alıp Midilli’ye geçtik.|bizi assos’ta karsilajint͡ʃa onu ɡemije alip midilli’je ɡet͡ʃtik. Old-Testament-Joshua-004-014|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahve Yeşu'yu bütün İsrael'in gözünde yüceltti; ve yaşamının bütün günleri boyunca Moşe'den korktukları gibi ondan da korktular.|o ɡun jahve jesuʔju butun israelʔin ɡozunde jut͡ʃeltti; ve jasaminin butun ɡunleri bojunt͡ʃa moseʔden korktuklari ɡibi ondan da korktular. Old-Testament-Numbers-032-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Gad'ın çocukları Divon'u, Atarot'u, Aroer'i,|ɡadʔin t͡ʃot͡ʃuklari divonʔuʔ atarotʔuʔ aroerʔiʔ Old-Testament-Psalms-080-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için toprağı temizledin. Derin kök saldı ve ülkeyi doldurdu.|onun it͡ʃin topraɡi temizledin. derin kok saldi ve ulkeji doldurdu. New-Testament-James-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bir erkek ya da kız kardeş çıplaksa ve günlük yiyecekten yoksunsa,|eɡer bir erkek ja da kiz kardes t͡ʃiplaksa ve ɡunluk jijet͡ʃekten joksunsaʔ Old-Testament-Deuteronomy-028-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeryüzünün bütün halkları senin Yahve'nin adıyla çağrıldığını görecek ve senden korkacaklar.|jerjuzunun butun halklari senin jahveʔnin adijla t͡ʃaɡrildiɡini ɡoret͡ʃek ve senden korkat͡ʃaklar. New-Testament-Luke-023-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra Yeşua’ya, “Efendimiz, krallığına girdiğinde beni hatırla” dedi.|sonra jesua’jaʔ “efendimizʔ kralliɡina ɡirdiɡinde beni hatirla” dedi. Old-Testament-Ezekiel-044-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bey ise, bey olduğu için Yahve'nin önünde ekmek yemek için orada oturacak. Kapı eyvanı yolundan girecek ve aynı yoldan çıkacak.”|bej iseʔ bej olduɡu it͡ʃin jahveʔnin onunde ekmek jemek it͡ʃin orada oturat͡ʃak. kapi ejvani jolundan ɡiret͡ʃek ve ajni joldan t͡ʃikat͡ʃak.” Old-Testament-Lamentations-005-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama sen bizi tümüyle reddettin. Bize karşı çok öfkelisin.|ama sen bizi tumujle reddettin. bize karsi t͡ʃok ofkelisin. Old-Testament-Exodus-039-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Efodu altın, mavi, mor, kırmızı ve özenle dokunmuş ince ketenden yaptı.|efodu altinʔ maviʔ morʔ kirmizi ve ozenle dokunmus int͡ʃe ketenden japti. Old-Testament-Isaiah-058-010|und|SPEAKER_00_Turkish|ve eğer canını aç olana dökersen, dertli canı doyurursan, o zaman ışığın karanlıkta yükselir, karanlığın da öğle vakti gibi olur;|ve eɡer t͡ʃanini at͡ʃ olana dokersenʔ dertli t͡ʃani dojurursanʔ o zaman isiɡin karanlikta jukselirʔ karanliɡin da oɡle vakti ɡibi olur; Old-Testament-Proverbs-029-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral adaletle ülkeyi sağlamlaştırır, ama rüşvet alan onu yerle bir eder.|kral adaletle ulkeji saɡlamlastirirʔ ama rusvet alan onu jerle bir eder. Old-Testament-Joshua-019-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Hafarayim, Şion, Anaharat,|hafarajimʔ sionʔ anaharatʔ Old-Testament-Psalms-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Koparalım onların bağlarını” diyorlar, “İplerini üzerimizden atalım.”|“koparalim onlarin baɡlarini” dijorlarʔ “iplerini uzerimizden atalim.” Old-Testament-Genesis-027-007|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Bana av getir ve lezzetli bir yemek yap da yiyeyim ve ölümümden önce seni Yahve’nin önünde kutsayayım.’|‘bana av ɡetir ve lezzetli bir jemek jap da jijejim ve olumumden ont͡ʃe seni jahve’nin onunde kutsajajim.’ Old-Testament-Judges-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sukkot adamlarına gelip şöyle dedi: \"\"'Zevah ve Salmunna'nın elleri şimdi senin elinde mi ki, yorgun adamlarınıza ekmek verelim' diye benimle alay ettiğiniz Zevah ve Salmunna'ya bakın?\"|\"sukkot adamlarina ɡelip sojle dedi \"\"ʔzevah ve salmunnaʔnin elleri simdi senin elinde mi kiʔ jorɡun adamlariniza ekmek verelimʔ dije benimle alaj ettiɡiniz zevah ve salmunnaʔja bakin?\" Old-Testament-Deuteronomy-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrın Yahve'nin sana vermekte olduğu ülkeye gelip onu mülk edinip orada oturduğun ve, \"\"Çevremdeki bütün uluslar gibi, üzerime bir kral koyacağım\"\" dediğin zaman,\"|\"tanrin jahveʔnin sana vermekte olduɡu ulkeje ɡelip onu mulk edinip orada oturduɡun veʔ \"\"t͡ʃevremdeki butun uluslar ɡibiʔ uzerime bir kral kojat͡ʃaɡim\"\" dediɡin zamanʔ\" Old-Testament-Job-034-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü İyov, ‘Ben doğruyum, Tanrı hakkımı elimden aldı’ diyor.|t͡ʃunku ijovʔ ‘ben doɡrujumʔ tanri hakkimi elimden aldi’ dijor. Old-Testament-Ezekiel-034-019|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Koyunlarıma gelince, ayaklarınızla çiğnediğinizi yiyorlar, ayaklarınızla bulandırdığınızı içiyorlar.\"\"'\"|\"kojunlarima ɡelint͡ʃeʔ ajaklarinizla t͡ʃiɡnediɡinizi jijorlarʔ ajaklarinizla bulandirdiɡinizi it͡ʃijorlar.\"\"ʔ\" Old-Testament-Proverbs-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yol kenarındaki yüksek yerlerin başında, yolların buluştuğu yerde o duruyor.|jol kenarindaki juksek jerlerin basindaʔ jollarin bulustuɡu jerde o durujor. Old-Testament-1-Kings-018-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahav da bütün İsrael'in çocuklarına adam gönderip peygamberleri Karmel Dağı’nda topladı.|ahav da butun israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina adam ɡonderip pejɡamberleri karmel daɡi’nda topladi. New-Testament-2-Corinthians-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sizleri sınamak ve her şeyde itaat edip etmediğinizi bilmek için size yazdım.|t͡ʃunku sizleri sinamak ve her sejde itaat edip etmediɡinizi bilmek it͡ʃin size jazdim. New-Testament-1-Corinthians-016-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Siz de böylelerine ve onlar gibi hizmete destek olup emek veren herkese tabi olun.|siz de bojlelerine ve onlar ɡibi hizmete destek olup emek veren herkese tabi olun. New-Testament-1-Corinthians-010-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Tanrı onların çoğundan hoşnut değildi, çünkü çölde yere serildiler.|ant͡ʃak tanri onlarin t͡ʃoɡundan hosnut deɡildiʔ t͡ʃunku t͡ʃolde jere serildiler. Old-Testament-Genesis-019-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Gel, babamıza şarap içirelim ve babamızın soyunu korumak için onunla yatalım.”|ɡelʔ babamiza sarap it͡ʃirelim ve babamizin sojunu korumak it͡ʃin onunla jatalim.” Old-Testament-1-Kings-008-033|und|SPEAKER_00_Turkish|“Halkın İsrael, sana karşı günah işledikleri için düşman önünde yere vuruldukları zaman, eğer tekrar sana dönerlerse, adını itiraf edip bu evde sana dua edip yakarırlarsa,|“halkin israelʔ sana karsi ɡunah isledikleri it͡ʃin dusman onunde jere vurulduklari zamanʔ eɡer tekrar sana donerlerseʔ adini itiraf edip bu evde sana dua edip jakarirlarsaʔ Old-Testament-Proverbs-019-021|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanın yüreğinde çok tasarılar vardır, ama Yahve'nin öğüdü galip gelir.|insanin jureɡinde t͡ʃok tasarilar vardirʔ ama jahveʔnin oɡudu ɡalip ɡelir. Old-Testament-Numbers-013-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak ülkede oturan halk güçlü, kentler surlu ve çok büyük. Üstelik Anak'ın çocuklarını da orada gördük.|ant͡ʃak ulkede oturan halk ɡut͡ʃluʔ kentler surlu ve t͡ʃok bujuk. ustelik anakʔin t͡ʃot͡ʃuklarini da orada ɡorduk. New-Testament-1-Corinthians-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, başka bir dilde konuşan, çeviri yapabilmek için dua etsin.|bu nedenleʔ baska bir dilde konusanʔ t͡ʃeviri japabilmek it͡ʃin dua etsin. New-Testament-John-003-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa gelmez.|t͡ʃunku kotuluk japan herkes isiktan nefret eder ve japtiklari at͡ʃiɡa t͡ʃikmasin dije isiɡa ɡelmez. Old-Testament-Deuteronomy-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla çekişmeyin; çünkü size onların diyarından ayak tabanı basacak kadar bile toprak vermeyeceğim; çünkü mülk olarak Seir Dağı'nı Esav'a verdim.|onlarla t͡ʃekismejin; t͡ʃunku size onlarin dijarindan ajak tabani basat͡ʃak kadar bile toprak vermejet͡ʃeɡim; t͡ʃunku mulk olarak seir daɡiʔni esavʔa verdim. Old-Testament-1-Samuel-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Lütfen daha da emin olun, onun yerini ve inini, orada onu kimin gördüğünü bilin ve görün; Çünkü bana onun çok kurnaz olduğu söylendi.\"|\"\"\"lutfen daha da emin olunʔ onun jerini ve ininiʔ orada onu kimin ɡorduɡunu bilin ve ɡorun; t͡ʃunku bana onun t͡ʃok kurnaz olduɡu sojlendi.\" New-Testament-Romans-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, biz onlardan daha mı üstünüz? Kesinlikle hayır! Daha önce hem Yahudiler’i hem de Grekler’in hepsinin günah altında oldukları konusunda uyarmıştık.|ojlejseʔ biz onlardan daha mi ustunuz? kesinlikle hajir! daha ont͡ʃe hem jahudiler’i hem de ɡrekler’in hepsinin ɡunah altinda olduklari konusunda ujarmistik. New-Testament-Revelation-014-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökteki tapınaktan başka bir melek çıktı. Onun da keskin bir orağı vardı.|ɡokteki tapinaktan baska bir melek t͡ʃikti. onun da keskin bir oraɡi vardi. Old-Testament-Genesis-047-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hasat zamanı, beşte birini Firavun'a vereceksiniz. Tarlanın tohumu, kendi yiyeceğiniz, evinizde bulunanlara, küçük çocuklarınıza yiyecek olmak üzere dört pay sizin olacak.”|hasat zamaniʔ beste birini firavunʔa veret͡ʃeksiniz. tarlanin tohumuʔ kendi jijet͡ʃeɡinizʔ evinizde bulunanlaraʔ kut͡ʃuk t͡ʃot͡ʃuklariniza jijet͡ʃek olmak uzere dort paj sizin olat͡ʃak.” Old-Testament-2-Chronicles-016-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Asa'nın işleri, ilk işleri de son işleri de, işte, onlar Yahuda ve İsrael krallarının kitabında yazılıdır.|isteʔ asaʔnin isleriʔ ilk isleri de son isleri deʔ isteʔ onlar jahuda ve israel krallarinin kitabinda jazilidir. Old-Testament-Job-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Koyu bulutlar ona bir örtüdür, öyle ki göremez. Gökyüzü kubbesi üzerinde yürür.'|koju bulutlar ona bir ortudurʔ ojle ki ɡoremez. ɡokjuzu kubbesi uzerinde jurur.ʔ New-Testament-Romans-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve eğer lütufla ise, artık işlerden değildir; yoksa lütuf artık lütuf olmaz. Ama eğer işlerden ise, artık lütuf değildir; yoksa iş artık iş olmaz.|ve eɡer lutufla iseʔ artik islerden deɡildir; joksa lutuf artik lutuf olmaz. ama eɡer islerden iseʔ artik lutuf deɡildir; joksa is artik is olmaz. Old-Testament-Jeremiah-028-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Hananya Peygamber Yeremya'nın boynundaki boyunduruğu kırdıktan sonra, Yahve'nin sözü Yeremya'ya geldi ve şöyle dedi:|hananja pejɡamber jeremjaʔnin bojnundaki bojunduruɡu kirdiktan sonraʔ jahveʔnin sozu jeremjaʔja ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Proverbs-021-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kavgacı ve huysuz bir kadınla oturmaktansa, çölde oturmak daha iyidir.|kavɡat͡ʃi ve hujsuz bir kadinla oturmaktansaʔ t͡ʃolde oturmak daha ijidir. Old-Testament-Judges-020-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler Benyamin'e karşı savaşmaya çıktılar; ve İsrael adamları Giva'da onlara karşı savaşa dizildiler.|israelliler benjaminʔe karsi savasmaja t͡ʃiktilar; ve israel adamlari ɡivaʔda onlara karsi savasa dizildiler. Old-Testament-Genesis-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Esav İşmael'e gitti. Karılarının üzerine Avraham oğlu İşmael’in kızı Nevayot'un kız kardeşi, Mahalat'ı da eş olarak aldı.|bojlet͡ʃe esav ismaelʔe ɡitti. karilarinin uzerine avraham oɡlu ismael’in kizi nevajotʔun kiz kardesiʔ mahalatʔi da es olarak aldi. Old-Testament-Exodus-017-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe elini kaldırdığında İsrael galip geliyordu, elini indirdiğinde Amalek galip geliyordu.|mose elini kaldirdiɡinda israel ɡalip ɡelijorduʔ elini indirdiɡinde amalek ɡalip ɡelijordu. New-Testament-Luke-019-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Zakkay ayağa kalkıp Efendi’ye şöyle dedi: “İşte, Efendimiz, malımın yarısını yoksullara veriyorum. Birinden haksız yere bir şey aldıysam, dört katını geri veririm.”|zakkaj ajaɡa kalkip efendi’je sojle dedi “isteʔ efendimizʔ malimin jarisini joksullara verijorum. birinden haksiz jere bir sej aldijsamʔ dort katini ɡeri veririm.” Old-Testament-Ezekiel-044-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Kutsal yerime girecekler, bana hizmet için soframa onlar yaklaşacaklar ve talimatlarımı tutacaklar.\"\"\"\"'\"|\"“kutsal jerime ɡiret͡ʃeklerʔ bana hizmet it͡ʃin soframa onlar jaklasat͡ʃaklar ve talimatlarimi tutat͡ʃaklar.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Isaiah-041-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Korkma, çünkü ben seninleyim. Korkma, çünkü ben senin Tanrın'ım. Seni güçlendireceğim. Evet sana yardım edeceğim. Evet, doğruluğumun sağ eliyle sana destek olacağım.|korkmaʔ t͡ʃunku ben seninlejim. korkmaʔ t͡ʃunku ben senin tanrinʔim. seni ɡut͡ʃlendiret͡ʃeɡim. evet sana jardim edet͡ʃeɡim. evetʔ doɡruluɡumun saɡ elijle sana destek olat͡ʃaɡim. Old-Testament-2-Kings-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi, işte, sen şu kırık kamıştan değneğe, Mısır'a güveniyorsun. Eğer bir kişi ona yaslanırsa, eline batar ve onu deler. Mısır Kralı Firavun da kendisine güvenen herkese böyledir.|simdiʔ isteʔ sen su kirik kamistan deɡneɡeʔ misirʔa ɡuvenijorsun. eɡer bir kisi ona jaslanirsaʔ eline batar ve onu deler. misir krali firavun da kendisine ɡuvenen herkese bojledir. Old-Testament-Genesis-004-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Adem karısını yeniden bildi. Bir oğul doğurdu ve “Tanrı bana Habel yerine başka bir çocuk verdi, çünkü onu Kain öldürdü” diyerek ona Şit adını verdi.|adem karisini jeniden bildi. bir oɡul doɡurdu ve “tanri bana habel jerine baska bir t͡ʃot͡ʃuk verdiʔ t͡ʃunku onu kain oldurdu” dijerek ona sit adini verdi. New-Testament-Matthew-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Sana yedi kereye kadar değil, ben sana yetmiş kere yedi kez derim.|jesua onaʔ “sana jedi kereje kadar deɡilʔ ben sana jetmis kere jedi kez derim. Old-Testament-2-Chronicles-033-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin evinin iki avlusunda gökyüzünün bütün ordusu için sunaklar yaptı.|jahveʔnin evinin iki avlusunda ɡokjuzunun butun ordusu it͡ʃin sunaklar japti. Old-Testament-Numbers-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe denen adam, yeryüzündeki bütün insanlardan çok daha alçakgönüllüydü.|mose denen adamʔ jerjuzundeki butun insanlardan t͡ʃok daha alt͡ʃakɡonullujdu. Old-Testament-Numbers-007-073|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağırlığı yüz otuz şekel olan bir gümüş tepsi, kutsal yerin şekeline göre yetmiş şekellik bir gümüş tas; bunların her ikisi de ekmek sunusu için yağla yoğrulmuş ince unla doluydu;|aɡirliɡi juz otuz sekel olan bir ɡumus tepsiʔ kutsal jerin sekeline ɡore jetmis sekellik bir ɡumus tas; bunlarin her ikisi de ekmek sunusu it͡ʃin jaɡla joɡrulmus int͡ʃe unla dolujdu; New-Testament-1-Corinthians-006-013|und|SPEAKER_00_Turkish|“Yiyecek, karın içindir, karın da yiyecek için” ama Tanrı hem yiyeceği hem de karını ortadan kaldıracaktır. Ama beden cinsel ahlaksızlık için değil, Efendi içindir. Efendi de beden içindir.|“jijet͡ʃekʔ karin it͡ʃindirʔ karin da jijet͡ʃek it͡ʃin” ama tanri hem jijet͡ʃeɡi hem de karini ortadan kaldirat͡ʃaktir. ama beden t͡ʃinsel ahlaksizlik it͡ʃin deɡilʔ efendi it͡ʃindir. efendi de beden it͡ʃindir. Old-Testament-Nehemiah-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Hodiya, Haşum, Bezay,|hodijaʔ hasumʔ bezajʔ New-Testament-1-Thessalonians-005-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün kardeşleri kutsal öpüşle selamlayın.|butun kardesleri kutsal opusle selamlajin. Old-Testament-Psalms-105-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve’ye şükredin, adını çağırın! Yaptıklarını halklar arasında bildirin.|jahve’je sukredinʔ adini t͡ʃaɡirin! japtiklarini halklar arasinda bildirin. Old-Testament-Proverbs-018-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin adı güçlü kuledir, doğrular O'na koşar ve güvende olur.|jahveʔnin adi ɡut͡ʃlu kuledirʔ doɡrular oʔna kosar ve ɡuvende olur. Old-Testament-2-Samuel-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Amasa, kanı içinde yuvarlanmış ana yolun ortasında yatıyordu. Adam, bütün halkın durduğunu görünce, Amasa'yı ana yoldan kıra taşıdı ve yanından geçen herkesin durduğunu görünce, üzerine bir giysi attı.|amasaʔ kani it͡ʃinde juvarlanmis ana jolun ortasinda jatijordu. adamʔ butun halkin durduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ amasaʔji ana joldan kira tasidi ve janindan ɡet͡ʃen herkesin durduɡunu ɡorunt͡ʃeʔ uzerine bir ɡijsi atti. New-Testament-John-011-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi bile, Tanrı’dan ne dilersen, Tanrı’nın sana vereceğini biliyorum.”|“simdi bileʔ tanri’dan ne dilersenʔ tanri’nin sana veret͡ʃeɡini bilijorum.” Old-Testament-Isaiah-005-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi, ey Yeruşalem sakinleri ve Yahudalılar, lütfen benimle bağım arasında hüküm verin.|“simdiʔ ej jerusalem sakinleri ve jahudalilarʔ lutfen benimle baɡim arasinda hukum verin. Old-Testament-Numbers-006-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin koçun haşlanmış omzunu, bir mayasız pideyi ve bir mayasız yufkayı sepetten çıkarıp Nezir'in başını tıraş ettikten sonra bunları onun ellerine koyacak;|kahin kot͡ʃun haslanmis omzunuʔ bir majasiz pideji ve bir majasiz jufkaji sepetten t͡ʃikarip nezirʔin basini tiras ettikten sonra bunlari onun ellerine kojat͡ʃak; Old-Testament-Leviticus-004-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Eğer halktan biri Yahve'nin yapılmamasını buyurduğu şeylerden herhangi birini yaparak bilmeden günah işlerse ve suçlu olursa,\"|\"\"\"ʔeɡer halktan biri jahveʔnin japilmamasini bujurduɡu sejlerden herhanɡi birini japarak bilmeden ɡunah islerse ve sut͡ʃlu olursaʔ\" Old-Testament-2-Samuel-009-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral David adam gönderip onu Lo Devar’dan, Ammiel oğlu Makir’in evinden getirdi.|kral david adam ɡonderip onu lo devar’danʔ ammiel oɡlu makir’in evinden ɡetirdi. Old-Testament-Job-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İnsan yaban eşeğinin yavrusu olarak doğarsa, boş kafalı insan da bilge olur.\"\"\"|\"insan jaban eseɡinin javrusu olarak doɡarsaʔ bos kafali insan da bilɡe olur.\"\"\" Old-Testament-Genesis-036-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav eşlerini, oğullarını, kızlarını, evindeki bütün adamlarını, hayvanlarının tümünü, Kenan diyarında topladığı bütün malını alıp kardeşi Yakov’dan uzak bir diyara gitti.|esav esleriniʔ oɡullariniʔ kizlariniʔ evindeki butun adamlariniʔ hajvanlarinin tumunuʔ kenan dijarinda topladiɡi butun malini alip kardesi jakov’dan uzak bir dijara ɡitti. New-Testament-1-Corinthians-008-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi putlara kurban edilen şeylere gelince: Hepimizin bilgi sahibi olduğunu biliyoruz. Bilgi kibirlendirir, sevgiyse bina eder.|simdi putlara kurban edilen sejlere ɡelint͡ʃe hepimizin bilɡi sahibi olduɡunu bilijoruz. bilɡi kibirlendirirʔ sevɡijse bina eder. New-Testament-1-Corinthians-012-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizler Mesih’in bedeni ve ayrı ayrı üyelerisiniz.|sizler mesih’in bedeni ve ajri ajri ujelerisiniz. New-Testament-Colossians-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Vaftizde O’nunla birlikte gömüldünüz. O’nu ölümden dirilten Tanrı’nın işine iman ederek O’nunla birlikte dirildiniz.|vaftizde o’nunla birlikte ɡomuldunuz. o’nu olumden dirilten tanri’nin isine iman ederek o’nunla birlikte dirildiniz. Old-Testament-Genesis-009-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu üçü Noa'nın oğullarıydı ve bütün yeryüzündekiler onlardan çoğaldı.|bu ut͡ʃu noaʔnin oɡullarijdi ve butun jerjuzundekiler onlardan t͡ʃoɡaldi. Old-Testament-Psalms-038-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Baygınım ve alabildiğine yaralıyım. Yüreğimin acısından inliyorum.|bajɡinim ve alabildiɡine jaralijim. jureɡimin at͡ʃisindan inlijorum. Old-Testament-Genesis-043-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Adamlar korktular, çünkü Yosef’in evine götürülmüşlerdi. Onlar, “İlk seferinde çuvallarımıza geri verilmiş olan para yüzünden getirildik” dediler. “Fırsat kollayıp saldıracak, ele geçirip eşeklerimizle birlikte bizi köle edecek.”|adamlar korktularʔ t͡ʃunku josef’in evine ɡoturulmuslerdi. onlarʔ “ilk seferinde t͡ʃuvallarimiza ɡeri verilmis olan para juzunden ɡetirildik” dediler. “firsat kollajip saldirat͡ʃakʔ ele ɡet͡ʃirip eseklerimizle birlikte bizi kole edet͡ʃek.” Old-Testament-Joshua-017-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yeşu onlara şöyle dedi: \"\"Eğer kalabalıksan, Efraim'in dağlık bölgesi sana çok darsa, ormana çık ve Perizliler ve Refayim diyarında kendine yer aç.\"\"\"|\"jesu onlara sojle dedi \"\"eɡer kalabaliksanʔ efraimʔin daɡlik bolɡesi sana t͡ʃok darsaʔ ormana t͡ʃik ve perizliler ve refajim dijarinda kendine jer at͡ʃ.\"\"\" New-Testament-Titus-003-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama akılsız tartışmalardan, soyağacı çekişmelerinden, Yasa’yla ilgili kavgalardan kaçının. Çünkü bunlar yararsız ve boştur.|ama akilsiz tartismalardanʔ sojaɡat͡ʃi t͡ʃekismelerindenʔ jasa’jla ilɡili kavɡalardan kat͡ʃinin. t͡ʃunku bunlar jararsiz ve bostur. New-Testament-Luke-012-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, efendisi onu bütün malının üzerine koyacaktır.|size doɡrusunu sojlejejimʔ efendisi onu butun malinin uzerine kojat͡ʃaktir. New-Testament-Luke-023-046|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yüksek sesle, “Baba, ruhumu senin ellerine teslim ediyorum!” diye bağırdı. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi.|jesua juksek sesleʔ “babaʔ ruhumu senin ellerine teslim edijorum!” dije baɡirdi. bunu sojledikten sonra son nefesini verdi. Old-Testament-Proverbs-001-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Kazanca düşkün olan herkesin yolları böyledir. Sahiplerinin canını alır.|kazant͡ʃa duskun olan herkesin jollari bojledir. sahiplerinin t͡ʃanini alir. New-Testament-Acts-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Nasıl biz, her birimiz kendi ana dilimizi duyuyoruz?|nasil bizʔ her birimiz kendi ana dilimizi dujujoruz? Old-Testament-1-Chronicles-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Huşatlı Sivvekay, Ahohlu İlay,|husatli sivvekajʔ ahohlu ilajʔ New-Testament-1-Corinthians-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalnız dikkat edin, bu özgürlüğünüz hiçbir şekilde zayıf olanlara tökez olmasın.|jalniz dikkat edinʔ bu ozɡurluɡunuz hit͡ʃbir sekilde zajif olanlara tokez olmasin. Old-Testament-Numbers-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci kez yüksek sesle çaldığınızda güney tarafında konaklayan ordular yola çıkacak. Yola çıkmaları için yüksek sesle çalacaklar.|ikint͡ʃi kez juksek sesle t͡ʃaldiɡinizda ɡunej tarafinda konaklajan ordular jola t͡ʃikat͡ʃak. jola t͡ʃikmalari it͡ʃin juksek sesle t͡ʃalat͡ʃaklar. New-Testament-Luke-010-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde bir Levili de adamı görünce öbür yandan gelip geçti.|ajni sekilde bir levili de adami ɡorunt͡ʃe obur jandan ɡelip ɡet͡ʃti. New-Testament-Revelation-022-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Artık bir daha lanet olmayacak. Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtı onun içinde olacak ve hizmetkârları O’na hizmet edecek.|artik bir daha lanet olmajat͡ʃak. tanri’nin ve kuzu’nun tahti onun it͡ʃinde olat͡ʃak ve hizmetkarlari o’na hizmet edet͡ʃek. Old-Testament-Job-027-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisi hazırlayabilir, ama doğru kişi onu giyer, gümüşü suçsuz olan paylaşır.|kendisi hazirlajabilirʔ ama doɡru kisi onu ɡijerʔ ɡumusu sut͡ʃsuz olan pajlasir. Old-Testament-Job-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çadırının barış içinde olduğunu bileceksin. Ağılını ziyaret edeceksin ve hiçbir eksiğin olmayacak.|t͡ʃadirinin baris it͡ʃinde olduɡunu bilet͡ʃeksin. aɡilini zijaret edet͡ʃeksin ve hit͡ʃbir eksiɡin olmajat͡ʃak. Old-Testament-Joshua-004-022|und|SPEAKER_00_Turkish|o zaman çocuklarınıza, 'İsrael bu Yarden'den kuru yerden geçti' diye bildireceksiniz.|o zaman t͡ʃot͡ʃuklarinizaʔ ʔisrael bu jardenʔden kuru jerden ɡet͡ʃtiʔ dije bildiret͡ʃeksiniz. Old-Testament-Genesis-047-031|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael, “Ant iç” dedi. Yosef ant içti. Sonra İsrael yatağın başucunda eğildi.|israelʔ “ant it͡ʃ” dedi. josef ant it͡ʃti. sonra israel jataɡin basut͡ʃunda eɡildi. Old-Testament-Leviticus-027-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer tarlasını Jübile'den sonra adarsa, o zaman kâhin ona parayı Jübile Yılı'na kadar kalan yıllara göre hesaplayacak; ve biçtiğin değerden düşecektir.|ama eɡer tarlasini ʒubileʔden sonra adarsaʔ o zaman kahin ona paraji ʒubile jiliʔna kadar kalan jillara ɡore hesaplajat͡ʃak; ve bit͡ʃtiɡin deɡerden duset͡ʃektir. Old-Testament-Jeremiah-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve şöyle diyor: “Çünkü önlerine koyduğum yasayı terk ettiler, sözümü dinlemediler, yollarımda yürümediler,|jahve sojle dijor “t͡ʃunku onlerine kojduɡum jasaji terk ettilerʔ sozumu dinlemedilerʔ jollarimda jurumedilerʔ Old-Testament-2-Samuel-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoav kenti gözetlediğinde, Uriya'yı yiğit adamların bulunduğunu bildiği yere atadı.|joav kenti ɡozetlediɡindeʔ urijaʔji jiɡit adamlarin bulunduɡunu bildiɡi jere atadi. Old-Testament-Ezekiel-036-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"\"\"'Ey siz İsrael dağları, dallarınızı sürecek ve meyvenizi halkım İsrael'e vereceksiniz. Çünkü onlar gelmek üzeredir.\"|\"\"\"\"\"ʔej siz israel daɡlariʔ dallarinizi suret͡ʃek ve mejvenizi halkim israelʔe veret͡ʃeksiniz. t͡ʃunku onlar ɡelmek uzeredir.\" Old-Testament-Exodus-039-039|und|SPEAKER_00_Turkish|tunç sunağı, onun tunç ızgarasını, sırıklarını, bütün takımlarını, kazanı ve onun ayağını,|tunt͡ʃ sunaɡiʔ onun tunt͡ʃ izɡarasiniʔ siriklariniʔ butun takimlariniʔ kazani ve onun ajaɡiniʔ Old-Testament-Zechariah-011-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü artık ülkede oturanlara acımayacağım,” diyor Yahve, “Ama işte, her adamı komşusunun eline ve kralının eline teslim edeceğim. Ülkeyi vuracaklar, ve onları ellerinden kurtarmayacağım.”|t͡ʃunku artik ulkede oturanlara at͡ʃimajat͡ʃaɡimʔ” dijor jahveʔ “ama isteʔ her adami komsusunun eline ve kralinin eline teslim edet͡ʃeɡim. ulkeji vurat͡ʃaklarʔ ve onlari ellerinden kurtarmajat͡ʃaɡim.” New-Testament-1-Peter-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskiden halk değildiniz, ama şimdi Tanrı’nın halkısınız. Eskiden merhamete kavuşmamıştınız, şimdiyse merhamete kavuştunuz.|eskiden halk deɡildinizʔ ama simdi tanri’nin halkisiniz. eskiden merhamete kavusmamistinizʔ simdijse merhamete kavustunuz. New-Testament-Mark-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Sıpayı Yeşua’ya getirip kendi giysilerini üzerine serdiler. Yeşua sıpaya bindi.|sipaji jesua’ja ɡetirip kendi ɡijsilerini uzerine serdiler. jesua sipaja bindi. New-Testament-Luke-016-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kâhya kendi kendine, ‘Efendim kâhyalığı elimden alıyor, ne yapacağım ben? Toprak kazmaya gücüm yok. Dilenmekten de utanırım.|“kahja kendi kendineʔ ‘efendim kahjaliɡi elimden alijorʔ ne japat͡ʃaɡim ben? toprak kazmaja ɡut͡ʃum jok. dilenmekten de utanirim. Old-Testament-Ezekiel-008-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana, “İçeri gir ve burada yaptıkları kötü iğrenç şeyleri gör” dedi.|banaʔ “it͡ʃeri ɡir ve burada japtiklari kotu iɡrent͡ʃ sejleri ɡor” dedi. Old-Testament-Numbers-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali oymağından Vofsi oğlu Nahbi.|naftali ojmaɡindan vofsi oɡlu nahbi. Old-Testament-1-Chronicles-021-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yahve İsrael'in üzerine veba gönderdi ve İsrael'den yetmiş bin kişi düştü.|bunun uzerine jahve israelʔin uzerine veba ɡonderdi ve israelʔden jetmis bin kisi dustu. New-Testament-Galatians-002-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Müjde gerçeği sizinle devam etsin diye bir saat için bile onlara boyun eğmedik.|muʒde ɡert͡ʃeɡi sizinle devam etsin dije bir saat it͡ʃin bile onlara bojun eɡmedik. Old-Testament-2-Samuel-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"David halkı saydıktan sonra yüreği onu vurdu. David Yahve'ye, \"\"Yaptığım işte büyük günah işledim\"\" dedi. \"\"Ama şimdi, ey Yahve, yalvarırım, hizmetkârının suçunu sil; çünkü çok akılsızlık ettim.”\"|\"david halki sajdiktan sonra jureɡi onu vurdu. david jahveʔjeʔ \"\"japtiɡim iste bujuk ɡunah isledim\"\" dedi. \"\"ama simdiʔ ej jahveʔ jalvaririmʔ hizmetkarinin sut͡ʃunu sil; t͡ʃunku t͡ʃok akilsizlik ettim.”\" Old-Testament-Exodus-034-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"onların kızlarını oğullarına alırsın ve onların kızları kendi ilâhlarının peşinden fahişelik eder, oğullarını da kendi ilâhlarının ardından fahişelik ettirirler.\"\"\"|\"onlarin kizlarini oɡullarina alirsin ve onlarin kizlari kendi ilahlarinin pesinden fahiselik ederʔ oɡullarini da kendi ilahlarinin ardindan fahiselik ettirirler.\"\"\" Old-Testament-Hosea-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürüleriyle ve sığırlarıyla Yahve'yi aramaya gidecekler, ama O'nu bulamayacaklar. O kendini onlardan geri çekti.|surulerijle ve siɡirlarijla jahveʔji aramaja ɡidet͡ʃeklerʔ ama oʔnu bulamajat͡ʃaklar. o kendini onlardan ɡeri t͡ʃekti. Old-Testament-Psalms-053-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsız, yüreğinde “Tanrı yoktur” dedi. Yozlaştılar ve iğrenç şeyler yaptılar. İyilik eden kimse yok.|akilsizʔ jureɡinde “tanri joktur” dedi. jozlastilar ve iɡrent͡ʃ sejler japtilar. ijilik eden kimse jok. Old-Testament-Jeremiah-025-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Gürültü yeryüzünün ucuna kadar varacak; çünkü Yahve'nin uluslarla davası var. Bütün insanlıkla yargıya girecek. Kötülere gelince, onları kılıca verecek.'\"\" diyor Yahve.”\"|\"ɡurultu jerjuzunun ut͡ʃuna kadar varat͡ʃak; t͡ʃunku jahveʔnin uluslarla davasi var. butun insanlikla jarɡija ɡiret͡ʃek. kotulere ɡelint͡ʃeʔ onlari kilit͡ʃa veret͡ʃek.ʔ\"\" dijor jahve.”\" Old-Testament-Proverbs-008-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Derinlikler yokken, bol suyla dolu pınarlar yokken, ben doğdum.|derinlikler jokkenʔ bol sujla dolu pinarlar jokkenʔ ben doɡdum. Old-Testament-Judges-009-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ağaçlar kendilerine bir kral atamak için yola çıktılar. Zeytin ağacına, 'Bize hükümdarlık yap' dediler.\"\"\"|\"aɡat͡ʃlar kendilerine bir kral atamak it͡ʃin jola t͡ʃiktilar. zejtin aɡat͡ʃinaʔ ʔbize hukumdarlik japʔ dediler.\"\"\" Old-Testament-Exodus-027-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapının bir tarafındaki perdeler on beş arşın olacak; direkleri üç, tabanları da üç olacak.|kapinin bir tarafindaki perdeler on bes arsin olat͡ʃak; direkleri ut͡ʃʔ tabanlari da ut͡ʃ olat͡ʃak. Old-Testament-Isaiah-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, Moav yüksek yerinde görünüp yorgun düştüğünde, dua etmek için tapınağına geldiğinde, galip gelemeyecek.|ojle olat͡ʃak kiʔ moav juksek jerinde ɡorunup jorɡun dustuɡundeʔ dua etmek it͡ʃin tapinaɡina ɡeldiɡindeʔ ɡalip ɡelemejet͡ʃek. Old-Testament-Jeremiah-042-001|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bütün ordu komutanları, Kareah oğlu Yohanan, Hoşaya oğlu Yezanya ve küçüğünden büyüğüne kadar bütün halk yaklaştı,|o zaman butun ordu komutanlariʔ kareah oɡlu johananʔ hosaja oɡlu jezanja ve kut͡ʃuɡunden bujuɡune kadar butun halk jaklastiʔ Old-Testament-Job-007-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne zamana dek benden gözünü ayırmayacaksın, tükürüğümü yutuncaya dek beni tek başıma bırakmayacaksın?|ne zamana dek benden ɡozunu ajirmajat͡ʃaksinʔ tukuruɡumu jutunt͡ʃaja dek beni tek basima birakmajat͡ʃaksin? Old-Testament-Joshua-006-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşu sabah erkenden kalktı. Kâhinler Yahve'nin Sandığı'nı kaldırdılar.|jesu sabah erkenden kalkti. kahinler jahveʔnin sandiɡiʔni kaldirdilar. Old-Testament-Psalms-069-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayak basılacak yerin olmadığı derin bataklığa batmaktayım. Sellerin beni aştığı derin sulara geldim.|ajak basilat͡ʃak jerin olmadiɡi derin batakliɡa batmaktajim. sellerin beni astiɡi derin sulara ɡeldim. New-Testament-Matthew-006-031|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bunun için, ‘Ne yiyeceğiz?’, ‘Ne içeceğiz?’ ya da ‘Neyle giyineceğiz?’ diyerek kaygılanmayın.|“bunun it͡ʃinʔ ‘ne jijet͡ʃeɡiz?’ʔ ‘ne it͡ʃet͡ʃeɡiz?’ ja da ‘nejle ɡijinet͡ʃeɡiz?’ dijerek kajɡilanmajin. Old-Testament-Ruth-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Naomi iki gelinine, \"\"Gidin, her biriniz annenizin evine dönün\"\" dedi, \"\"Siz ölülere ve bana nasıl iyilikle davrandınızsa Yahve size iyilikle davransın.\"|\"naomi iki ɡelinineʔ \"\"ɡidinʔ her biriniz annenizin evine donun\"\" dediʔ \"\"siz olulere ve bana nasil ijilikle davrandinizsa jahve size ijilikle davransin.\" Old-Testament-Judges-003-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden Yahve'nin öfkesi İsrael'e karşı alevlendi ve onları Mezopotamya Kralı Kuşan Rişatayim'in eline sattı; ve İsraelliler sekiz yıl Kuşan Rişatayim'e hizmet ettiler.|bu juzden jahveʔnin ofkesi israelʔe karsi alevlendi ve onlari mezopotamja krali kusan risatajimʔin eline satti; ve israelliler sekiz jil kusan risatajimʔe hizmet ettiler. Old-Testament-Exodus-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|mesh yağını ve kutsal yer için hoş baharatlardan oluşan buhuru; sana buyurduğum her şeye göre yapacaklar.”|mesh jaɡini ve kutsal jer it͡ʃin hos baharatlardan olusan buhuru; sana bujurduɡum her seje ɡore japat͡ʃaklar.” Old-Testament-Ezekiel-023-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Babilliler onun yanına oynaşma yatağı içine geldiler ve onu fahişelikleriyle kirlettiler. Onlarla kirlendi ve canı onlardan soğudu.|babilliler onun janina ojnasma jataɡi it͡ʃine ɡeldiler ve onu fahiseliklerijle kirlettiler. onlarla kirlendi ve t͡ʃani onlardan soɡudu. New-Testament-Luke-003-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Seruk oğlu, Reu oğlu, Pelek oğlu, Ever oğlu, Şelah oğlu,|seruk oɡluʔ reu oɡluʔ pelek oɡluʔ ever oɡluʔ selah oɡluʔ Old-Testament-Esther-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasaya göre içki içmek zorunlu değildi; çünkü kral evinin bütün görevlilerine, herkesin kendi dileğine göre yapmasını emretmişti.|jasaja ɡore it͡ʃki it͡ʃmek zorunlu deɡildi; t͡ʃunku kral evinin butun ɡorevlilerineʔ herkesin kendi dileɡine ɡore japmasini emretmisti. Old-Testament-Proverbs-017-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızın babası üzülür, ahmağın babası tümüyle sevinçten yoksundur.|akilsizin babasi uzulurʔ ahmaɡin babasi tumujle sevint͡ʃten joksundur. Old-Testament-Leviticus-007-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, Aron'un ve oğullarının, Yahve'ye kâhinlik makamında hizmet etmek üzere atandığı gün, Yahve'nin ateşle yapılan sunularından adama payıdır;|buʔ aronʔun ve oɡullarininʔ jahveʔje kahinlik makaminda hizmet etmek uzere atandiɡi ɡunʔ jahveʔnin atesle japilan sunularindan adama pajidir; Old-Testament-Job-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi hatırla, kim suçsuz olup mahvoldu? Ya da dürüstler nerede kesilip atıldı?|“simdi hatirlaʔ kim sut͡ʃsuz olup mahvoldu? ja da durustler nerede kesilip atildi? Old-Testament-Numbers-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Sina Çölü'nde Moşe'ye şöyle dedi:|jahve sina t͡ʃoluʔnde moseʔje sojle dedi Old-Testament-Obadiah-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav nasıl yağmalanacak! Gizli hazineleri nasıl aranacak!|esav nasil jaɡmalanat͡ʃak! ɡizli hazineleri nasil aranat͡ʃak! Old-Testament-Ezekiel-045-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ülkede İsrael'de mülk olarak ona ait olacak. Beylerim artık halkımı ezmeyecek, ülkeyi boylarına göre İsrael evine verecekler.\"\"\"\"'\"|\"ulkede israelʔde mulk olarak ona ait olat͡ʃak. bejlerim artik halkimi ezmejet͡ʃekʔ ulkeji bojlarina ɡore israel evine veret͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Numbers-026-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Soylarına göre Dan'ın oğulları şunlardır: Şuham'dan Şuhamiler soyu. Bunlar soylarına göre Dan'ın soylarıdır.|sojlarina ɡore danʔin oɡullari sunlardir suhamʔdan suhamiler soju. bunlar sojlarina ɡore danʔin sojlaridir. Old-Testament-Jeremiah-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Siyon kızını, güzel ve zarif kızı söküp atacağım.|sijon kiziniʔ ɡuzel ve zarif kizi sokup atat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jonah-001-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve denizin üzerine büyük bir rüzgâr gönderdi ve denizde öyle şiddetli bir fırtına oldu ki, gemi parçalanacaktı.|ama jahve denizin uzerine bujuk bir ruzɡar ɡonderdi ve denizde ojle siddetli bir firtina oldu kiʔ ɡemi part͡ʃalanat͡ʃakti. Old-Testament-Ezekiel-022-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yahve'nin sözü bana geldi ve şöyle dedi,|ve jahveʔnin sozu bana ɡeldi ve sojle dediʔ Old-Testament-Deuteronomy-001-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yarden'in ötesinde, Moav ülkesinde Moşe bu yasayı şöyle duyurmaya başladı:|jardenʔin otesindeʔ moav ulkesinde mose bu jasaji sojle dujurmaja basladi New-Testament-1-Peter-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizi çağıran Tanrı kutsal olduğu gibi, siz de her davranışınızda kutsal olun.|sizi t͡ʃaɡiran tanri kutsal olduɡu ɡibiʔ siz de her davranisinizda kutsal olun. Old-Testament-Jeremiah-008-020|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hasat geçti. Yaz bitti ve kurtulmadık.”|“hasat ɡet͡ʃti. jaz bitti ve kurtulmadik.” Old-Testament-Jeremiah-016-020|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan kendine, ilâh olmayan ilâhlar yapar mı?”|insan kendineʔ ilah olmajan ilahlar japar mi?” Old-Testament-Deuteronomy-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman hakimlerinize şöyle buyurmuştum: \"\"Kardeşlerinizin arasındaki davaları dinleyin ve bir adamla kardeşi ve onunla birlikte yaşayan yabancı arasında doğrulukla hükmedin.\"|\"o zaman hakimlerinize sojle bujurmustum \"\"kardeslerinizin arasindaki davalari dinlejin ve bir adamla kardesi ve onunla birlikte jasajan jabant͡ʃi arasinda doɡrulukla hukmedin.\" New-Testament-Luke-010-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yine öğrencilerine dönerek özel olarak, “Sizin gördüklerinizi gören gözlere ne mutlu!|jine oɡrent͡ʃilerine donerek ozel olarakʔ “sizin ɡorduklerinizi ɡoren ɡozlere ne mutlu! Old-Testament-Psalms-127-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Boşunadır sizin için erken kalkıp geç yatmanız, ey zahmet ekmeği yiyenler. Çünkü O sevdiklerine uyku verir.|bosunadir sizin it͡ʃin erken kalkip ɡet͡ʃ jatmanizʔ ej zahmet ekmeɡi jijenler. t͡ʃunku o sevdiklerine ujku verir. Old-Testament-Zechariah-014-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün ne ışık, ne soğuk, ne de don olacak.|o ɡun ne isikʔ ne soɡukʔ ne de don olat͡ʃak. New-Testament-John-020-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua’nın bedeninin yattığı yerde, biri başında, biri ayaklarında oturan beyazlar içinde iki melek gördü.|jesua’nin bedeninin jattiɡi jerdeʔ biri basindaʔ biri ajaklarinda oturan bejazlar it͡ʃinde iki melek ɡordu. New-Testament-Acts-007-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu bütün sıkıntılarından kurtardı ve Mısır Kralı Firavun’un önünde Yosef’e lütuf ve bilgelik verdi. Firavun onu Mısır’a ve bütün evi üzerine vali olarak atadı.|onu butun sikintilarindan kurtardi ve misir krali firavun’un onunde josef’e lutuf ve bilɡelik verdi. firavun onu misir’a ve butun evi uzerine vali olarak atadi. New-Testament-Revelation-020-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Melek ejderhayı, yani İblis ya da Şeytan olarak bilinen şu eski yılanı yakaladı. Yeryüzünde oturanların hepsini kandıran onu bin yıllığına bağladı.|melek eʒderhajiʔ jani iblis ja da sejtan olarak bilinen su eski jilani jakaladi. jerjuzunde oturanlarin hepsini kandiran onu bin jilliɡina baɡladi. New-Testament-John-004-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Yahudiye’den ayrılıp Galile’ye gitti.|jesua jahudije’den ajrilip ɡalile’je ɡitti. Old-Testament-Numbers-001-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Naftali'nin çocuklarından, onların kuşakları, soylarına göre, atalarının evlerine göre, adlarının sayısına göre, yirmi yaş ve üzeri savaşa gidebilecek durumda olanlar:|naftaliʔnin t͡ʃot͡ʃuklarindanʔ onlarin kusaklariʔ sojlarina ɡoreʔ atalarinin evlerine ɡoreʔ adlarinin sajisina ɡoreʔ jirmi jas ve uzeri savasa ɡidebilet͡ʃek durumda olanlar Old-Testament-Ecclesiastes-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte meselenin hepsi budur. Her şey duyuldu. Tanrı'dan kork ve buyruklarını tut; çünkü insanın bütün görevi budur.|iste meselenin hepsi budur. her sej dujuldu. tanriʔdan kork ve bujruklarini tut; t͡ʃunku insanin butun ɡorevi budur. New-Testament-Revelation-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gökten onlara, “Buraya çıkın!” diyen yüksek bir ses duydum. Düşmanları bakarken onlar bulutun içinde göğe yükseldiler.|ɡokten onlaraʔ “buraja t͡ʃikin!” dijen juksek bir ses dujdum. dusmanlari bakarken onlar bulutun it͡ʃinde ɡoɡe jukseldiler. Old-Testament-Exodus-036-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Elli altın kopça yaptı ve perdeleri kopçalarla birbirine bağladı; böylece çadır bir bütün oldu.|elli altin kopt͡ʃa japti ve perdeleri kopt͡ʃalarla birbirine baɡladi; bojlet͡ʃe t͡ʃadir bir butun oldu. New-Testament-John-010-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi koyunlarını dışarı çıkardığında önlerinden gider ve koyunları onu izler. Çünkü onun sesini bilirler.|kendi kojunlarini disari t͡ʃikardiɡinda onlerinden ɡider ve kojunlari onu izler. t͡ʃunku onun sesini bilirler. Old-Testament-Job-030-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Evet, ahmakların, kötü adamların çocuklarıdırlar. Ülkeden kırbaçla kovulmuşlardır.\"\"\"|\"evetʔ ahmaklarinʔ kotu adamlarin t͡ʃot͡ʃuklaridirlar. ulkeden kirbat͡ʃla kovulmuslardir.\"\"\" Old-Testament-Leviticus-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"İsrael'in çocuklarına söyle ve onlara de ki: 'Sizden biri Yahve'ye bir sunu sunduğu zaman, hayvanlardan, sığır ve davardan sunacaksınız.'\"\"\"|\"\"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sojle ve onlara de ki ʔsizden biri jahveʔje bir sunu sunduɡu zamanʔ hajvanlardanʔ siɡir ve davardan sunat͡ʃaksiniz.ʔ\"\"\" New-Testament-John-006-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Çürüyen yiyecek için değil, İnsanoğlu’nun size vereceği sonsuz yaşam boyunca kalan yiyecek için çalışın. Çünkü Baba Tanrı O’na mührünü basmıştır.”|t͡ʃurujen jijet͡ʃek it͡ʃin deɡilʔ insanoɡlu’nun size veret͡ʃeɡi sonsuz jasam bojunt͡ʃa kalan jijet͡ʃek it͡ʃin t͡ʃalisin. t͡ʃunku baba tanri o’na muhrunu basmistir.” New-Testament-Luke-009-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir başkası da, “Efendimiz, senin ardından gelmek istiyorum. Ama önce izin ver, evimdekilerle vedalaşayım” dedi.|bir baskasi daʔ “efendimizʔ senin ardindan ɡelmek istijorum. ama ont͡ʃe izin verʔ evimdekilerle vedalasajim” dedi. New-Testament-Mark-001-045|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama o dışarı çıkıp, çok şey duyurmaya, bu meseleyi yaymaya başladı. Öyle ki, Yeşua artık bir kente açıktan giremez oldu, dışarıda ıssız yerlerdeydi. Halk her yerden O’na geliyordu.|ama o disari t͡ʃikipʔ t͡ʃok sej dujurmajaʔ bu meseleji jajmaja basladi. ojle kiʔ jesua artik bir kente at͡ʃiktan ɡiremez olduʔ disarida issiz jerlerdejdi. halk her jerden o’na ɡelijordu. Old-Testament-Exodus-029-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Koçu keseceksin, kanını alıp sunağın üzerine çepeçevre serpeceksin.|kot͡ʃu keset͡ʃeksinʔ kanini alip sunaɡin uzerine t͡ʃepet͡ʃevre serpet͡ʃeksin. New-Testament-Acts-020-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama bu şeyleri saymıyorum; ne de yaşamımı kendim için değerli tutuyorum. Öyle ki yarışımı sevinçle bitireyim, Efendi Yeşua’dan aldığım görevi, Tanrı’nın lütfunun Müjdesi’ne tam tanıklık etme hizmetimi bitireyim.|ama bu sejleri sajmijorum; ne de jasamimi kendim it͡ʃin deɡerli tutujorum. ojle ki jarisimi sevint͡ʃle bitirejimʔ efendi jesua’dan aldiɡim ɡoreviʔ tanri’nin lutfunun muʒdesi’ne tam taniklik etme hizmetimi bitirejim. New-Testament-Luke-024-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece tövbe ve günahların bağışlanması Yeruşalem'den başlayarak bütün uluslara O'nun adında duyurulacaktır.|bojlet͡ʃe tovbe ve ɡunahlarin baɡislanmasi jerusalemʔden baslajarak butun uluslara oʔnun adinda dujurulat͡ʃaktir. Old-Testament-Ezekiel-028-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Seni çukura indirecekler. Denizlerin yüreğinde sen öldürülenlerin ölümüyle öleceksin.|seni t͡ʃukura indiret͡ʃekler. denizlerin jureɡinde sen oldurulenlerin olumujle olet͡ʃeksin. New-Testament-Philippians-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsan suretinde bulunarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme kadar itaat edip kendini alçalttı.|insan suretinde bulunarak olumeʔ t͡ʃarmih uzerinde olume kadar itaat edip kendini alt͡ʃaltti. Old-Testament-2-Chronicles-028-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Remalya oğlu Pekah, Yahuda'da bir günde yüz yirmi bin kişiyi öldürdü; hepsi de yiğit adamlardı. Çünkü atalarının Tanrısı Yahve'yi bırakmışlardı.|t͡ʃunku remalja oɡlu pekahʔ jahudaʔda bir ɡunde juz jirmi bin kisiji oldurdu; hepsi de jiɡit adamlardi. t͡ʃunku atalarinin tanrisi jahveʔji birakmislardi. New-Testament-2-Corinthians-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, ister bedende olalım isterse uzakta, amacımız O’nu hoşnut etmektir.|bojlet͡ʃeʔ ister bedende olalim isterse uzaktaʔ amat͡ʃimiz o’nu hosnut etmektir. Old-Testament-2-Kings-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasının yaptığı her şeye göre, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|babasinin japtiɡi her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. Old-Testament-Job-015-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Issız kentlerde, yığın olmaya hazır, kimsenin oturmadığı evlerde yaşadı.|issiz kentlerdeʔ jiɡin olmaja hazirʔ kimsenin oturmadiɡi evlerde jasadi. Old-Testament-Ezekiel-045-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve İsrael'in iyi sulak otlaklarından, sürüden, iki yüzden bir kuzu, kendileri için kefaret olmak üzere ekmek sunusu, yakmalık sunu ve esenlik sunuları içindir.\"\" diyor Efendi Yahve.\"|\"ve israelʔin iji sulak otlaklarindanʔ surudenʔ iki juzden bir kuzuʔ kendileri it͡ʃin kefaret olmak uzere ekmek sunusuʔ jakmalik sunu ve esenlik sunulari it͡ʃindir.\"\" dijor efendi jahve.\" Old-Testament-Exodus-039-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin Moşe'ye buyurduğu gibi, İsrael'in çocuklarına anma taşları olsun diye bunları efodun omuz askılarına taktı.|jahveʔnin moseʔje bujurduɡu ɡibiʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina anma taslari olsun dije bunlari efodun omuz askilarina takti. Old-Testament-Judges-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve onları Hasor'da hüküm süren Kenan Kralı Yavin'in eline sattı; ordusunun komutanı, öteki ulusların Haroşet'inde yaşayan Sisera idi.|jahve onlari hasorʔda hukum suren kenan krali javinʔin eline satti; ordusunun komutaniʔ oteki uluslarin harosetʔinde jasajan sisera idi. Old-Testament-Exodus-023-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlarla ve ilâhlarıyla antlaşma yapmayacaksınız.|onlarla ve ilahlarijla antlasma japmajat͡ʃaksiniz. Old-Testament-Daniel-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Pers krallığının hükümdarı bana yirmi bir gün direndi; ama işte, baş önderlerden biri olan Mikael, Pers krallarıyla birlikte orada kaldığım için bana yardım etmeye geldi.|ama pers kralliɡinin hukumdari bana jirmi bir ɡun direndi; ama isteʔ bas onderlerden biri olan mikaelʔ pers krallarijla birlikte orada kaldiɡim it͡ʃin bana jardim etmeje ɡeldi. Old-Testament-Genesis-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırk gün sonra Noa yapmış olduğu geminin penceresini açtı.|kirk ɡun sonra noa japmis olduɡu ɡeminin pent͡ʃeresini at͡ʃti. Old-Testament-Genesis-031-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Lavan Yakov'a şöyle yanıt verdi: “Kızlar benim kızlarım, çocuklar benim çocuklarım, sürüler benim sürülerim ve bütün gördüklerin benim! Bugün kızlarıma ya da onların doğurduğu çocuklarına ne yapabilirim?|lavan jakovʔa sojle janit verdi “kizlar benim kizlarimʔ t͡ʃot͡ʃuklar benim t͡ʃot͡ʃuklarimʔ suruler benim surulerim ve butun ɡorduklerin benim! buɡun kizlarima ja da onlarin doɡurduɡu t͡ʃot͡ʃuklarina ne japabilirim? Old-Testament-2-Kings-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama biri ağaç keserken baltanın başı suya düştü. Sonra bağırdı ve, \"\"Eyvah efendim! Çünkü ödünç alınmıştı!\"\" dedi.\"|\"ama biri aɡat͡ʃ keserken baltanin basi suja dustu. sonra baɡirdi veʔ \"\"ejvah efendim! t͡ʃunku odunt͡ʃ alinmisti!\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Kings-016-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Baaşa'nın işlerinin geri kalanı, ve yaptıkları, ve gücü, İsrael krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil midir?|baasaʔnin islerinin ɡeri kalaniʔ ve japtiklariʔ ve ɡut͡ʃuʔ israel krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil midir? New-Testament-Revelation-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizde de aynı şekilde Nikolas yanlılarının öğretisini tutanlar var.|sizde de ajni sekilde nikolas janlilarinin oɡretisini tutanlar var. Old-Testament-Isaiah-034-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve bütün uluslara karşı kızgın, onların bütün ordularına öfkeli. Onları tümüyle yok etti. Onları boğazlanmak üzere teslim etti.|t͡ʃunku jahve butun uluslara karsi kizɡinʔ onlarin butun ordularina ofkeli. onlari tumujle jok etti. onlari boɡazlanmak uzere teslim etti. Old-Testament-2-Kings-006-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Böylece oğlumu haşlayıp yedik; ertesi gün ona dedim, 'Oğlunu ver de yiyelim' o da oğlunu sakladı.\"\"\"|\"\"\"bojlet͡ʃe oɡlumu haslajip jedik; ertesi ɡun ona dedimʔ ʔoɡlunu ver de jijelimʔ o da oɡlunu sakladi.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ölüleriniz yaşayacaklar. Onların cesetleri kalkacaklar. Ey toprakta oturanlar, uyanın ve ezgi söyleyin; çünkü sizin çiyiniz otların çiyi gibidir, yer göçüp giden ruhları dışarı atacaktır.|oluleriniz jasajat͡ʃaklar. onlarin t͡ʃesetleri kalkat͡ʃaklar. ej toprakta oturanlarʔ ujanin ve ezɡi sojlejin; t͡ʃunku sizin t͡ʃijiniz otlarin t͡ʃiji ɡibidirʔ jer ɡot͡ʃup ɡiden ruhlari disari atat͡ʃaktir. Old-Testament-Proverbs-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|İyi anlayış lütuf verir, ama sadakatsizlerin yolu zorludur.|iji anlajis lutuf verirʔ ama sadakatsizlerin jolu zorludur. New-Testament-Romans-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da, ‘Derinliklere, yani Mesih’i ölülerden çıkarmaya, kim inecek?’ deme.|ja daʔ ‘derinliklereʔ jani mesih’i olulerden t͡ʃikarmajaʔ kim inet͡ʃek?’ deme. Old-Testament-Deuteronomy-013-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun bütün ganimetini sokağın ortasına yığacaksın ve kenti, bütün yağmalarıyla birlikte Tanrın Yahve'ye ateşle yakacaksın. Sonsuza dek bir yığın olacak. Bir daha yapılmayacaktır.|onun butun ɡanimetini sokaɡin ortasina jiɡat͡ʃaksin ve kentiʔ butun jaɡmalarijla birlikte tanrin jahveʔje atesle jakat͡ʃaksin. sonsuza dek bir jiɡin olat͡ʃak. bir daha japilmajat͡ʃaktir. Old-Testament-2-Kings-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Mektubu İsrael Kralı'na getirdi, şöyle diyordu: “Bu mektup sana gelince, işte, hizmetkârım Naaman'ı cüzzamından iyileştiresin diye, onu sana gönderdim.”|mektubu israel kraliʔna ɡetirdiʔ sojle dijordu “bu mektup sana ɡelint͡ʃeʔ isteʔ hizmetkarim naamanʔi t͡ʃuzzamindan ijilestiresin dijeʔ onu sana ɡonderdim.” Old-Testament-Psalms-143-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Duamı duy, ey Yahve. Dileklerimi dinle. Sadakatin ve doğruluğunla beni rahatlat.|duami dujʔ ej jahve. dileklerimi dinle. sadakatin ve doɡruluɡunla beni rahatlat. Old-Testament-1-Samuel-022-023|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Benimle kal. Korkma, çünkü benim yaşamımı arayan senin yaşamını da arıyor. Benimle güvende olacaksın.\"\" dedi.\"|\"benimle kal. korkmaʔ t͡ʃunku benim jasamimi arajan senin jasamini da arijor. benimle ɡuvende olat͡ʃaksin.\"\" dedi.\" Old-Testament-1-Chronicles-016-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'ye şükredin, çünkü O iyidir, çünkü O'nun sevgi dolu iyiliği sonsuza dek sürer.|jahveʔje sukredinʔ t͡ʃunku o ijidirʔ t͡ʃunku oʔnun sevɡi dolu ijiliɡi sonsuza dek surer. Old-Testament-2-Samuel-011-013|und|SPEAKER_00_Turkish|David onu çağırdığında, önünde yiyip içti ve onu sarhoş etti. Akşamleyin efendisinin hizmetkârlarıyla birlikte yatağına yatmak için dışarı çıktı, ama evine inmedi.|david onu t͡ʃaɡirdiɡindaʔ onunde jijip it͡ʃti ve onu sarhos etti. aksamlejin efendisinin hizmetkarlarijla birlikte jataɡina jatmak it͡ʃin disari t͡ʃiktiʔ ama evine inmedi. Old-Testament-Genesis-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Terah oğlu Avram'ı, Haran'ın oğlu torunu Lut'u ve oğlu Avram'ın karısı gelini Saray'ı yanına aldı. Kenan diyarına gitmek için Keldaniler’in Ur şehrinden ayrıldılar. Haran'a gelip orada yaşadılar.|terah oɡlu avramʔiʔ haranʔin oɡlu torunu lutʔu ve oɡlu avramʔin karisi ɡelini sarajʔi janina aldi. kenan dijarina ɡitmek it͡ʃin keldaniler’in ur sehrinden ajrildilar. haranʔa ɡelip orada jasadilar. Old-Testament-Leviticus-025-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Yanında ücretli bir hizmetçi ve konuk gibi olacak; Jübile Yılı'na kadar yanında hizmet edecektir.|janinda ut͡ʃretli bir hizmett͡ʃi ve konuk ɡibi olat͡ʃak; ʒubile jiliʔna kadar janinda hizmet edet͡ʃektir. Old-Testament-Ezra-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Rama ve Geva'nın çocukları, altı yüz yirmi bir.|rama ve ɡevaʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ alti juz jirmi bir. Old-Testament-Zechariah-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ve Ordular Yahvesi'nin evinin kâhinlerine ve peygamberlere, \"\"Bunca yıldır yaptığım gibi, beşinci ayda da kendimi ayırarak ağlamalı mıyım?\"\" diye sordular.\"|\"ve ordular jahvesiʔnin evinin kahinlerine ve pejɡamberlereʔ \"\"bunt͡ʃa jildir japtiɡim ɡibiʔ besint͡ʃi ajda da kendimi ajirarak aɡlamali mijim?\"\" dije sordular.\" Old-Testament-Ezekiel-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Keten giysili adama söyleyip dedi, \"\"Dönen tekerleklerin arasına, Keruvlar'ın altına gir ve iki avucunu Keruvlar'ın arasından ateş korlarıyla doldur ve onları kentin üzerine saç.\"\" Ben bakarken içeri girdi.\"|\"keten ɡijsili adama sojlejip dediʔ \"\"donen tekerleklerin arasinaʔ keruvlarʔin altina ɡir ve iki avut͡ʃunu keruvlarʔin arasindan ates korlarijla doldur ve onlari kentin uzerine sat͡ʃ.\"\" ben bakarken it͡ʃeri ɡirdi.\" Old-Testament-Isaiah-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle bütün eller gevşeyecek ve herkesin yüreği eriyecek.|bu nedenle butun eller ɡevsejet͡ʃek ve herkesin jureɡi erijet͡ʃek. Old-Testament-Nehemiah-011-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'in başlarından, Tanrı evinin dış işlerini gözeten Şabbetay ve Yozavad;|levililerʔin baslarindanʔ tanri evinin dis islerini ɡozeten sabbetaj ve jozavad; Old-Testament-Judges-016-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi kadının iç odada bekleyen bir pususu vardı. Ona, \"\"Filistliler senin üzerinde, Şimşon!\"\" dedi. Kendir ipliğinin ateşe değince koptuğu gibi o da sırımları kopardı. Bu yüzden gücü bilinmiyordu.\"|\"simdi kadinin it͡ʃ odada beklejen bir pususu vardi. onaʔ \"\"filistliler senin uzerindeʔ simson!\"\" dedi. kendir ipliɡinin atese deɡint͡ʃe koptuɡu ɡibi o da sirimlari kopardi. bu juzden ɡut͡ʃu bilinmijordu.\" Old-Testament-Isaiah-040-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürüsünü bir çoban gibi güdecek. Kuzuları kollarına alacak, bağrında taşıyacak onları. Yavrularını usul usul güdecek.|surusunu bir t͡ʃoban ɡibi ɡudet͡ʃek. kuzulari kollarina alat͡ʃakʔ baɡrinda tasijat͡ʃak onlari. javrularini usul usul ɡudet͡ʃek. New-Testament-Luke-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Efendi’nin bir meleği onların yanında durdu ve Efendi’nin görkemi çevrelerini aydınlattı. Dehşete kapıldılar.|isteʔ efendi’nin bir meleɡi onlarin janinda durdu ve efendi’nin ɡorkemi t͡ʃevrelerini ajdinlatti. dehsete kapildilar. Old-Testament-Deuteronomy-008-013|und|SPEAKER_00_Turkish|sığırların ve davarların çoğaldığı, gümüşün ve altının çoğaldığı ve sahip olduğun her şey çoğaldığında;|siɡirlarin ve davarlarin t͡ʃoɡaldiɡiʔ ɡumusun ve altinin t͡ʃoɡaldiɡi ve sahip olduɡun her sej t͡ʃoɡaldiɡinda; Old-Testament-Nehemiah-008-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua, Bani, Şerevya, Yamin, Akkuv, Şabbetay, Hodiya, Maaseya, Kelita, Azarya, Yozavad, Hanan, Pelaya ve Levililer de halka yasayı anlattılar; halk da yerlerinde duruyordu.|jesuaʔ baniʔ serevjaʔ jaminʔ akkuvʔ sabbetajʔ hodijaʔ maasejaʔ kelitaʔ azarjaʔ jozavadʔ hananʔ pelaja ve levililer de halka jasaji anlattilar; halk da jerlerinde durujordu. New-Testament-2-Timothy-002-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece, isteğini yerine getirmeleri için onları tutsak eden İblis’in tuzağından kurtulabilirler.|bojlet͡ʃeʔ isteɡini jerine ɡetirmeleri it͡ʃin onlari tutsak eden iblis’in tuzaɡindan kurtulabilirler. New-Testament-Mark-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama siz bağışlamazsanız, gökteki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz.”|ama siz baɡislamazsanizʔ ɡokteki babaniz da sizin sut͡ʃlarinizi baɡislamaz.” Old-Testament-Lamentations-005-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimizin sevinci kesildi. Oyunumuz yasa dönüştü.|jureɡimizin sevint͡ʃi kesildi. ojunumuz jasa donustu. Old-Testament-Ezekiel-041-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Sunak ağaçtandı, yüksekliği üç arşın, uzunluğu iki arşındı. Köşeleri, tabanı ve duvarları ağaçtandı. Bana, “Bu, Yahve’nin önündeki masadır” dedi.|sunak aɡat͡ʃtandiʔ juksekliɡi ut͡ʃ arsinʔ uzunluɡu iki arsindi. koseleriʔ tabani ve duvarlari aɡat͡ʃtandi. banaʔ “buʔ jahve’nin onundeki masadir” dedi. Old-Testament-Proverbs-010-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğrunun emeği yaşama yol açar. Kötünün geliri günaha yol açar.|doɡrunun emeɡi jasama jol at͡ʃar. kotunun ɡeliri ɡunaha jol at͡ʃar. Old-Testament-Numbers-034-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin oymağından Kislon oğlu Elidad.|benjamin ojmaɡindan kislon oɡlu elidad. Old-Testament-Ecclesiastes-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Sakinlikle bir avuç dolusu, emekle ve rüzgârı kovalamakla iki avuç dolusundan daha iyidir.|sakinlikle bir avut͡ʃ dolusuʔ emekle ve ruzɡari kovalamakla iki avut͡ʃ dolusundan daha ijidir. Old-Testament-Ezra-001-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Altın ve gümüş kapların hepsi beş bin dört yüz parçaydı. Şeşbatsar, sürgünler Babil'den Yeruşalem'e getirildiğinde bunların hepsini getirdi.|altin ve ɡumus kaplarin hepsi bes bin dort juz part͡ʃajdi. sesbatsarʔ surɡunler babilʔden jerusalemʔe ɡetirildiɡinde bunlarin hepsini ɡetirdi. Old-Testament-Daniel-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman bu adamlar, \"\"Bu Daniel'e karşı ancak Tanrısı'nın yasasıyla ilgili bir durum bulmazsak, ona karşı hiçbir durum bulmayacağız\"\" dediler.\"|\"o zaman bu adamlarʔ \"\"bu danielʔe karsi ant͡ʃak tanrisiʔnin jasasijla ilɡili bir durum bulmazsakʔ ona karsi hit͡ʃbir durum bulmajat͡ʃaɡiz\"\" dediler.\" Old-Testament-Deuteronomy-021-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarınla savaşmaya çıktığında ve Tanrın Yahve onları eline teslim ettiğinde ve onları esir olarak götürdüğünde,|dusmanlarinla savasmaja t͡ʃiktiɡinda ve tanrin jahve onlari eline teslim ettiɡinde ve onlari esir olarak ɡoturduɡundeʔ Old-Testament-Nehemiah-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Yoyada, Yonatan'ın babası oldu ve Yonatan, Yaddua'nın babası oldu.|ve jojadaʔ jonatanʔin babasi oldu ve jonatanʔ jadduaʔnin babasi oldu. Old-Testament-Genesis-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Yırtıcı kuşlar leşlerin üzerine kondular ve Avram onları kovdu.|jirtit͡ʃi kuslar leslerin uzerine kondular ve avram onlari kovdu. Old-Testament-Judges-013-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Asmadan çıkan hiçbir şeyi yemesin, şarap ya da ağır içki içmesin, kirli bir şey de yemesin. Ona buyurduklarımın hepsini tutsun.”|asmadan t͡ʃikan hit͡ʃbir seji jemesinʔ sarap ja da aɡir it͡ʃki it͡ʃmesinʔ kirli bir sej de jemesin. ona bujurduklarimin hepsini tutsun.” Old-Testament-1-Chronicles-006-061|und|SPEAKER_00_Turkish|Kohatoğulları'nın geri kalanına, bu oymağın boylarından, yarım oymak, Manaşşe'nin yarısından, on kent kurayla verildi.|kohatoɡullariʔnin ɡeri kalaninaʔ bu ojmaɡin bojlarindanʔ jarim ojmakʔ manasseʔnin jarisindanʔ on kent kurajla verildi. Old-Testament-Leviticus-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama kız çocuk doğurursa, adet döneminde olduğu gibi iki hafta kirli sayılacaktır ve altmış altı gün kendi arınma kanında kalacaktır.'\"\"\"|\"ama kiz t͡ʃot͡ʃuk doɡurursaʔ adet doneminde olduɡu ɡibi iki hafta kirli sajilat͡ʃaktir ve altmis alti ɡun kendi arinma kaninda kalat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-Psalms-042-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Neden umutsuzsun, ey canım? Neden içim huzursuz? Tanrı’ya umut bağla! Çünkü yine de O’nu öveceğim, yüzümün kurtuluşu ve Tanrım O’dur.|neden umutsuzsunʔ ej t͡ʃanim? neden it͡ʃim huzursuz? tanri’ja umut baɡla! t͡ʃunku jine de o’nu ovet͡ʃeɡimʔ juzumun kurtulusu ve tanrim o’dur. Old-Testament-Psalms-109-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Laneti sevdi ve kendi başına geldi. Kutsamaktan hoşlanmadı ve bu ondan uzak kaldı.|laneti sevdi ve kendi basina ɡeldi. kutsamaktan hoslanmadi ve bu ondan uzak kaldi. Old-Testament-Jeremiah-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'Kendime geniş ev, ferah odalar yapacağım' deyip, kendisine sedir kaplamalı ve kırmızıya boyanmış pencereler kesen o adamın vay haline.\"\"\"|\"ʔkendime ɡenis evʔ ferah odalar japat͡ʃaɡimʔ dejipʔ kendisine sedir kaplamali ve kirmizija bojanmis pent͡ʃereler kesen o adamin vaj haline.\"\"\" Old-Testament-Psalms-032-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne mutlu itaatsizliği bağışlanmış, günahı örtülmüş olan insana.|ne mutlu itaatsizliɡi baɡislanmisʔ ɡunahi ortulmus olan insana. New-Testament-Acts-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Günlerce bunu yaptı. Artık buna katlanamayan Pavlus dönüp ruha, “Yeşua Mesih’in adıyla ondan çıkmanı buyuruyorum” dedi. Ruh o saatte kızdan çıktı.|ɡunlert͡ʃe bunu japti. artik buna katlanamajan pavlus donup ruhaʔ “jesua mesih’in adijla ondan t͡ʃikmani bujurujorum” dedi. ruh o saatte kizdan t͡ʃikti. Old-Testament-Exodus-026-021|und|SPEAKER_00_Turkish|ve bir çerçeve altında iki taban, diğer çerçeve altında iki taban olmak üzere bunların kırk gümüş tabanını yapacaksın.|ve bir t͡ʃert͡ʃeve altinda iki tabanʔ diɡer t͡ʃert͡ʃeve altinda iki taban olmak uzere bunlarin kirk ɡumus tabanini japat͡ʃaksin. Old-Testament-Genesis-005-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Hanok Tanrı'yla yürüdü ve bulunamadı, çünkü Tanrı onu aldı.|hanok tanriʔjla jurudu ve bulunamadiʔ t͡ʃunku tanri onu aldi. New-Testament-Matthew-014-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna’nın öğrencileri gelip cesedi aldılar ve gömdüler. Sonra gidip Yeşua’ya anlattılar.|juhanna’nin oɡrent͡ʃileri ɡelip t͡ʃesedi aldilar ve ɡomduler. sonra ɡidip jesua’ja anlattilar. Old-Testament-Genesis-027-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov babasına, “Ben senin ilk oğlun Esav'ım” dedi. “Benden yapmamı istediğin şeyi yaptım. Lütfen kalk, otur ve avımı ye ki canın beni kutsasın.”|jakov babasinaʔ “ben senin ilk oɡlun esavʔim” dedi. “benden japmami istediɡin seji japtim. lutfen kalkʔ otur ve avimi je ki t͡ʃanin beni kutsasin.” Old-Testament-Judges-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'de hâkimler sona erdi. Ben Devora ayağa kalkana dek kesildiler; ta ki, İsrael'de bir ana olarak ben ortaya çıkana dek.|israelʔde hakimler sona erdi. ben devora ajaɡa kalkana dek kesildiler; ta kiʔ israelʔde bir ana olarak ben ortaja t͡ʃikana dek. Old-Testament-Exodus-030-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Yıkanmak için tunçtan bir kazan ve onun ayağını da tunçtan yapacaksın. Onu Buluşma Çadırı ile sunak arasına koyacaksın ve içine su koyacaksın.\"|\"\"\"jikanmak it͡ʃin tunt͡ʃtan bir kazan ve onun ajaɡini da tunt͡ʃtan japat͡ʃaksin. onu bulusma t͡ʃadiri ile sunak arasina kojat͡ʃaksin ve it͡ʃine su kojat͡ʃaksin.\" New-Testament-Luke-022-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar gittiler, Yeşua’nın kendilerine söylemiş olduğu gibi buldular ve Pesah'ı hazırladılar.|onlar ɡittilerʔ jesua’nin kendilerine sojlemis olduɡu ɡibi buldular ve pesahʔi hazirladilar. New-Testament-Revelation-019-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Güneşte duran bir melek gördüm. Yüksek sesle gökte uçan bütün kuşlara şöyle dedi: “Gelin! Tanrı’nın büyük ziyafeti için toplanın.|ɡuneste duran bir melek ɡordum. juksek sesle ɡokte ut͡ʃan butun kuslara sojle dedi “ɡelin! tanri’nin bujuk zijafeti it͡ʃin toplanin. Old-Testament-Ezra-002-053|und|SPEAKER_00_Turkish|Barkos'un çocukları, Sisera'nın çocukları, Temah'ın çocukları,|barkosʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ siseraʔnin t͡ʃot͡ʃuklariʔ temahʔin t͡ʃot͡ʃuklariʔ Old-Testament-Job-036-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Ama dinlemezlerse, kılıçla yok olurlar; bilgisizce ölürler.\"\"\"|\"ama dinlemezlerseʔ kilit͡ʃla jok olurlar; bilɡisizt͡ʃe olurler.\"\"\" New-Testament-Matthew-002-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Hirodes’in ölümüne dek orada kaldı. Bu, Efendi’nin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu: “Oğlumu Mısır’dan çağırdım.”|hirodes’in olumune dek orada kaldi. buʔ efendi’nin pejɡamber arat͡ʃiliɡijla bildirdiɡi su soz jerine ɡelsin dije oldu “oɡlumu misir’dan t͡ʃaɡirdim.” Old-Testament-Psalms-035-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Canımı kederlendirmek için, iyiliğe karşı bana kötülük ediyorlar.|t͡ʃanimi kederlendirmek it͡ʃinʔ ijiliɡe karsi bana kotuluk edijorlar. Old-Testament-Jeremiah-015-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları düşmanlarınla birlikte bilmediğin bir ülkeye geçireceğim; çünkü öfkemde bir ateş tutuştu, sizin üzerinizde yanacak.”|onlari dusmanlarinla birlikte bilmediɡin bir ulkeje ɡet͡ʃiret͡ʃeɡim; t͡ʃunku ofkemde bir ates tutustuʔ sizin uzerinizde janat͡ʃak.” Old-Testament-Isaiah-045-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârım Yakov ve seçtiğim İsrael uğruna, seni adınla çağırdım. Beni tanımadığın halde sana bir ünvan verdim.|hizmetkarim jakov ve set͡ʃtiɡim israel uɡrunaʔ seni adinla t͡ʃaɡirdim. beni tanimadiɡin halde sana bir unvan verdim. Old-Testament-Isaiah-013-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yayları genç adamları parçalara ayıracak; rahmin ürününe de acımayacaklar. Gözleri çocukları esirgemeyecek.|jajlari ɡent͡ʃ adamlari part͡ʃalara ajirat͡ʃak; rahmin urunune de at͡ʃimajat͡ʃaklar. ɡozleri t͡ʃot͡ʃuklari esirɡemejet͡ʃek. Old-Testament-Genesis-044-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentten henüz çıkmışlar daha uzaklaşmamışlardı, Yosef kâhyasına, “Kalk, adamların peşinden git” dedi. “Onlara yetiştiğin zaman onlara de ki: ‘Niçin iyiliğe kötülükle karşılık verdiniz?|kentten henuz t͡ʃikmislar daha uzaklasmamislardiʔ josef kahjasinaʔ “kalkʔ adamlarin pesinden ɡit” dedi. “onlara jetistiɡin zaman onlara de ki ‘nit͡ʃin ijiliɡe kotulukle karsilik verdiniz? Old-Testament-Joshua-008-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ay Kralı'nı canlı yakalayıp Yeşu'nın yanına getirdiler.|aj kraliʔni t͡ʃanli jakalajip jesuʔnin janina ɡetirdiler. Old-Testament-Ezekiel-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü sen yabancı sözlü ve dili zor bir halka gönderilmiyorsun, ama İsrael evine gönderiliyorsun,|t͡ʃunku sen jabant͡ʃi sozlu ve dili zor bir halka ɡonderilmijorsunʔ ama israel evine ɡonderilijorsunʔ New-Testament-Romans-014-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için Mesih hem ölülerin hem de dirilerin Efendisi olmak üzere ölüp dirildi.|bunun it͡ʃin mesih hem olulerin hem de dirilerin efendisi olmak uzere olup dirildi. New-Testament-John-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|“Babam, bol ürün vermenizle, bununla yüceltilir. Böylece öğrencilerim olursunuz.|“babamʔ bol urun vermenizleʔ bununla jut͡ʃeltilir. bojlet͡ʃe oɡrent͡ʃilerim olursunuz. New-Testament-John-003-033|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun tanıklığını kabul eden, Tanrı’nın gerçek olduğuna mührünü basmıştır.|o’nun tanikliɡini kabul edenʔ tanri’nin ɡert͡ʃek olduɡuna muhrunu basmistir. New-Testament-John-006-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Efendi’nin şükretmesinden sonra halkın yemek yediği yerin yakınına Taberiye’den tekneler geldi.|ant͡ʃak efendi’nin sukretmesinden sonra halkin jemek jediɡi jerin jakinina taberije’den tekneler ɡeldi. Old-Testament-Haggai-001-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çok ektiniz, ama az getirdiniz. Yiyorsunuz, ama doymuyorsunuz. İçiyorsunuz, ama onunla doyamıyorsunuz. Giyiniyorsunuz, ama ısınan yok, ücret kazanan da delik keseye koymak için kazanıyor.'\"\"\"|\"t͡ʃok ektinizʔ ama az ɡetirdiniz. jijorsunuzʔ ama dojmujorsunuz. it͡ʃijorsunuzʔ ama onunla dojamijorsunuz. ɡijinijorsunuzʔ ama isinan jokʔ ut͡ʃret kazanan da delik keseje kojmak it͡ʃin kazanijor.ʔ\"\"\" New-Testament-Matthew-027-042|und|SPEAKER_00_Turkish|“Başkalarını kurtardı, ama kendini kurtaramıyor. Eğer O İsrael’in Kralı’ysa, şimdi çarmıhtan insin de, O’na iman edelim.|“baskalarini kurtardiʔ ama kendini kurtaramijor. eɡer o israel’in krali’jsaʔ simdi t͡ʃarmihtan insin deʔ o’na iman edelim. Old-Testament-Exodus-009-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama buğday ve çavdar henüz büyümediğinden zarar görmemişti.|ama buɡdaj ve t͡ʃavdar henuz bujumediɡinden zarar ɡormemisti. Old-Testament-Psalms-078-070|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve hizmetkârı David'i seçti; onu koyun ağıllarından aldı,|ve hizmetkari davidʔi set͡ʃti; onu kojun aɡillarindan aldiʔ Old-Testament-Psalms-104-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç aslanlar avlarının peşinden kükrer, Tanrı’dan yiyeceklerini isterler.|ɡent͡ʃ aslanlar avlarinin pesinden kukrerʔ tanri’dan jijet͡ʃeklerini isterler. Old-Testament-1-Samuel-015-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Samuel, öldüğü güne dek Saul’u bir daha görmeye gelmedi; ama Samuel Saul için yas tuttu. Yahve, Saul’u İsrael’in üzerine kral yapmış olduğu için kederlendi.|samuelʔ olduɡu ɡune dek saul’u bir daha ɡormeje ɡelmedi; ama samuel saul it͡ʃin jas tuttu. jahveʔ saul’u israel’in uzerine kral japmis olduɡu it͡ʃin kederlendi. Old-Testament-Micah-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ekeceksin, ama biçmeyeceksin. Zeytinleri basacaksın, ama üzerine yağ sürünmeyeceksin; ve üzümleri sıkacaksın, ama şarabı içmeyeceksin.|eket͡ʃeksinʔ ama bit͡ʃmejet͡ʃeksin. zejtinleri basat͡ʃaksinʔ ama uzerine jaɡ surunmejet͡ʃeksin; ve uzumleri sikat͡ʃaksinʔ ama sarabi it͡ʃmejet͡ʃeksin. Old-Testament-Psalms-144-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Beni kurtar, yabancıların elinden özgür kıl, onların ağızları yalan söyler, onların sağ eli yalanın sağ elidir.|beni kurtarʔ jabant͡ʃilarin elinden ozɡur kilʔ onlarin aɡizlari jalan sojlerʔ onlarin saɡ eli jalanin saɡ elidir. New-Testament-Acts-017-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, bilgisizlik zamanlarını görmezlikten geldi. Ama şimdi her yerde bütün insanların tövbe etmesini buyuruyor.|tanriʔ bilɡisizlik zamanlarini ɡormezlikten ɡeldi. ama simdi her jerde butun insanlarin tovbe etmesini bujurujor. Old-Testament-Numbers-010-031|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe, “Lütfen bizden ayrılma” dedi. \"\"Çünkü çölde nasıl konaklayacağımızı sen biliyorsun ve bizim gözümüz olursun.\"|\"moseʔ “lutfen bizden ajrilma” dedi. \"\"t͡ʃunku t͡ʃolde nasil konaklajat͡ʃaɡimizi sen bilijorsun ve bizim ɡozumuz olursun.\" Old-Testament-2-Chronicles-011-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendisi yüksek yerler için, yaptığı teke ve buzağı putları için kâhinler atadı.|kendisi juksek jerler it͡ʃinʔ japtiɡi teke ve buzaɡi putlari it͡ʃin kahinler atadi. New-Testament-Acts-009-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Burada, senin adını ananların hepsini tutuklamak için başkâhinlerden yetki almış.”|buradaʔ senin adini ananlarin hepsini tutuklamak it͡ʃin baskahinlerden jetki almis.” Old-Testament-Leviticus-027-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer kirli bir hayvan ise, o zaman onu senin biçeceğin değere göre geri satın alacak ve beşte birini onun üzerine ekleyecektir; ya da geri alınamazsa o zaman senin biçeceğin değere göre satılacaktır.'\"\"\"|\"eɡer kirli bir hajvan iseʔ o zaman onu senin bit͡ʃet͡ʃeɡin deɡere ɡore ɡeri satin alat͡ʃak ve beste birini onun uzerine eklejet͡ʃektir; ja da ɡeri alinamazsa o zaman senin bit͡ʃet͡ʃeɡin deɡere ɡore satilat͡ʃaktir.ʔ\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-029-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlara, \"\"Ey Levililer, beni dinleyin! Şimdi kendinizi kutsayın ve atalarınızın Tanrısı Yahve'nin evini kutsayın ve pisliği kutsal yerden çıkarın.\"\" dedi.\"|\"onlaraʔ \"\"ej levililerʔ beni dinlejin! simdi kendinizi kutsajin ve atalarinizin tanrisi jahveʔnin evini kutsajin ve pisliɡi kutsal jerden t͡ʃikarin.\"\" dedi.\" Old-Testament-Exodus-029-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, sizinle konuşmak için sizinle buluşacağım Buluşma Çadırı'nın kapısında, Yahve'nin önünde kuşaklarınız boyunca sürekli olarak yakmalık bir sunu olacaktır.|buʔ sizinle konusmak it͡ʃin sizinle bulusat͡ʃaɡim bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisindaʔ jahveʔnin onunde kusaklariniz bojunt͡ʃa surekli olarak jakmalik bir sunu olat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve Tanrım, sana seslendim, ve bana şifa verdin.|ej jahve tanrimʔ sana seslendimʔ ve bana sifa verdin. Old-Testament-Numbers-005-004|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları da öyle yaptılar ve onları ordugâhın dışına çıkardılar; Yahve Moşe'ye nasıl söylediyse, İsrael'in çocukları da öyle yaptı.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da ojle japtilar ve onlari orduɡahin disina t͡ʃikardilar; jahve moseʔje nasil sojledijseʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari da ojle japti. Old-Testament-2-Chronicles-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın görümünde anlayışa sahip olan Zekariya'nın günlerinde Tanrı'yı aramaya koyuldu ve Yahve'yi aradığı sürece Tanrı onu başarılı kıldı.|tanriʔnin ɡorumunde anlajisa sahip olan zekarijaʔnin ɡunlerinde tanriʔji aramaja kojuldu ve jahveʔji aradiɡi suret͡ʃe tanri onu basarili kildi. Old-Testament-Ezekiel-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Ruh beni kaldırdı ve arkamda büyük bir gürleme sesi duydum, “Yahve'nin görkemi kendi yerinden kutsansın” diyordu.|o zaman ruh beni kaldirdi ve arkamda bujuk bir ɡurleme sesi dujdumʔ “jahveʔnin ɡorkemi kendi jerinden kutsansin” dijordu. Old-Testament-Jeremiah-009-003|und|SPEAKER_00_Turkish|“Dillerini yaylarıymış gibi yalana eğiyorlar. Ülkede güçlendiler, ama gerçek için değil; çünkü kötülükten kötülüğe gidiyorlar, Ve beni bilmiyorlar.” diyor Yahve.|“dillerini jajlarijmis ɡibi jalana eɡijorlar. ulkede ɡut͡ʃlendilerʔ ama ɡert͡ʃek it͡ʃin deɡil; t͡ʃunku kotulukten kotuluɡe ɡidijorlarʔ ve beni bilmijorlar.” dijor jahve. Old-Testament-Exodus-015-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra o Yahve'ye feryat etti. Yahve ona bir ağaç gösterdi, o da onu sulara attı ve sular tatlılaştı. Orada onlar için bir kural ve hüküm koydu. Onları orada sınadı.|sonra o jahveʔje ferjat etti. jahve ona bir aɡat͡ʃ ɡosterdiʔ o da onu sulara atti ve sular tatlilasti. orada onlar it͡ʃin bir kural ve hukum kojdu. onlari orada sinadi. Old-Testament-Leviticus-013-046|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Vebanın onda olduğu bütün günler kirli olacak. O kişi kirlidir. Yalnız başına oturacak. Oturduğu yer ordugâhın dışında olacaktır.\"\"\"|\"vebanin onda olduɡu butun ɡunler kirli olat͡ʃak. o kisi kirlidir. jalniz basina oturat͡ʃak. oturduɡu jer orduɡahin disinda olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-Isaiah-016-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkenin hükümdarı için kuzuları Sela'dan çöle, Siyon kızının dağına gönderin.|ulkenin hukumdari it͡ʃin kuzulari selaʔdan t͡ʃoleʔ sijon kizinin daɡina ɡonderin. Old-Testament-Jeremiah-036-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden sen git ve benim ağzımdan yazdığın tomardan, Yahve'nin sözlerini, oruç gününde Yahve'nin evindeki halkın kulağına oku. Kentlerinden çıkan bütün Yahuda'nın kulağına da okuyacaksın.\"|\"\"\"bu juzden sen ɡit ve benim aɡzimdan jazdiɡin tomardanʔ jahveʔnin sozleriniʔ orut͡ʃ ɡununde jahveʔnin evindeki halkin kulaɡina oku. kentlerinden t͡ʃikan butun jahudaʔnin kulaɡina da okujat͡ʃaksin.\" New-Testament-John-004-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona şöyle dedi: “Kadın, inan bana, öyle bir vakit geliyor ki, Baba’ya ne bu dağda, ne de Yeruşalem’de tapınacaksınız!|jesua ona sojle dedi “kadinʔ inan banaʔ ojle bir vakit ɡelijor kiʔ baba’ja ne bu daɡdaʔ ne de jerusalem’de tapinat͡ʃaksiniz! Old-Testament-Exodus-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-2-Samuel-008-004|und|SPEAKER_00_Turkish|David ondan bin yedi yüz atlı ve yirmi bin yaya asker aldı. David savaş arabalarının atlarını sakatladı, ama yüz savaş arabasına yetecek kadarını ayırdı.|david ondan bin jedi juz atli ve jirmi bin jaja asker aldi. david savas arabalarinin atlarini sakatladiʔ ama juz savas arabasina jetet͡ʃek kadarini ajirdi. Old-Testament-Genesis-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham’ın yaşadığı ömür yıllarının günleri bunlardır: Yüz yetmiş beş yıl.|avraham’in jasadiɡi omur jillarinin ɡunleri bunlardir juz jetmis bes jil. Old-Testament-Daniel-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden kral kızdı ve çok hiddetlendi ve Babil'in bütün bilge adamlarının öldürülmesini buyurdu.|bu juzden kral kizdi ve t͡ʃok hiddetlendi ve babilʔin butun bilɡe adamlarinin oldurulmesini bujurdu. Old-Testament-Job-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama insan ölür ve indirilir. Evet, insan ruhunu teslim eder, hani, o nerede?|ama insan olur ve indirilir. evetʔ insan ruhunu teslim ederʔ haniʔ o nerede? Old-Testament-Leviticus-024-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Her sıranın üzerine saf buhur koyacaksın; böylece ekmek için anılma, Yahve'ye ateşle yapılan sunu olsun.|her siranin uzerine saf buhur kojat͡ʃaksin; bojlet͡ʃe ekmek it͡ʃin anilmaʔ jahveʔje atesle japilan sunu olsun. Old-Testament-1-Chronicles-006-024|und|SPEAKER_00_Turkish|onun oğlu Tahat, onun oğlu Uriel, onun oğlu Uzziya ve onun oğlu Şaul.|onun oɡlu tahatʔ onun oɡlu urielʔ onun oɡlu uzzija ve onun oɡlu saul. New-Testament-Ephesians-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam bir alçakgönüllülükle, birbirinize sevgiyle ve sabırla katlanın.|tam bir alt͡ʃakɡonullulukleʔ birbirinize sevɡijle ve sabirla katlanin. Old-Testament-Leviticus-013-055|und|SPEAKER_00_Turkish|Veba yıkandıktan sonra kâhin onu inceleyecek; işte, vebanın rengi değişmediyse ve yayılmadıysa kirlidir; onu ateşte yakacaksın. Tüysüzlük içeride de olsa dışarıda da olsa, küflenmiş bir lekedir.|veba jikandiktan sonra kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek; isteʔ vebanin renɡi deɡismedijse ve jajilmadijsa kirlidir; onu ateste jakat͡ʃaksin. tujsuzluk it͡ʃeride de olsa disarida da olsaʔ kuflenmis bir lekedir. Old-Testament-1-Kings-017-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın Eliya'ya, “Ey Tanrı adamı, benim seninle ne işim var? Günahımı hatırlatmak ve oğlumu öldürmek için yanıma gelmişsin!” dedi.|kadin elijaʔjaʔ “ej tanri adamiʔ benim seninle ne isim var? ɡunahimi hatirlatmak ve oɡlumu oldurmek it͡ʃin janima ɡelmissin!” dedi. New-Testament-1-John-002-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dünyada olan her şey—benliğin tutkuları, gözün tutkuları ve yaşamın gururu—Baba’dan değil, dünyadandır.|t͡ʃunku dunjada olan her sej—benliɡin tutkulariʔ ɡozun tutkulari ve jasamin ɡururu—baba’dan deɡilʔ dunjadandir. Old-Testament-Jeremiah-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beni terk ettiler, burayı kirlettiler, bilmedikleri başka ilâhlara buhur yaktılar, ataları ve Yahuda kralları burayı suçsuzların kanıyla doldurdular,|t͡ʃunku beni terk ettilerʔ buraji kirlettilerʔ bilmedikleri baska ilahlara buhur jaktilarʔ atalari ve jahuda krallari buraji sut͡ʃsuzlarin kanijla doldurdularʔ Old-Testament-Isaiah-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle Moav, Moav için yas tutacak. Herkes yas tutacak. Kir Hareset'in kuru üzümlü pideleri için derin kederle ağlayacaksın.|bu nedenle moavʔ moav it͡ʃin jas tutat͡ʃak. herkes jas tutat͡ʃak. kir haresetʔin kuru uzumlu pideleri it͡ʃin derin kederle aɡlajat͡ʃaksin. Old-Testament-Deuteronomy-011-028|und|SPEAKER_00_Turkish|ve eğer Tanrınız Yahve'nin buyruklarını dinlemezseniz ve bugün size buyurduğum yoldan sapıp, bilmediğiniz başka ilâhların ardınca giderseniz, lanet.|ve eɡer tanriniz jahveʔnin bujruklarini dinlemezseniz ve buɡun size bujurduɡum joldan sapipʔ bilmediɡiniz baska ilahlarin ardint͡ʃa ɡidersenizʔ lanet. Old-Testament-Psalms-104-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Senin azarlamandan sular kaçtı, gürleyişinin sesiyle hemen çekildiler.|senin azarlamandan sular kat͡ʃtiʔ ɡurlejisinin sesijle hemen t͡ʃekildiler. New-Testament-2-Corinthians-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Bizi sizinle birlikte Mesih’te pekiştiren ve bizi mesheden Tanrı,|bizi sizinle birlikte mesih’te pekistiren ve bizi mesheden tanriʔ Old-Testament-Jeremiah-010-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve şöyle diyor: \"\"Ulusların yolunu öğrenmeyin, gökyüzü belirtilerinden korkmayın; çünkü uluslar onlardan korkar.\"|\"jahve sojle dijor \"\"uluslarin jolunu oɡrenmejinʔ ɡokjuzu belirtilerinden korkmajin; t͡ʃunku uluslar onlardan korkar.\" Old-Testament-Joshua-019-038|und|SPEAKER_00_Turkish|İron, Migdal El, Horem, Beyt Anat ve Beyt Şemeş; köyleriyle birlikte on dokuz kent.|ironʔ miɡdal elʔ horemʔ bejt anat ve bejt semes; kojlerijle birlikte on dokuz kent. Old-Testament-Numbers-028-029|und|SPEAKER_00_Turkish|yedi kuzunun her kuzusu için onda bir;|jedi kuzunun her kuzusu it͡ʃin onda bir; Old-Testament-Numbers-028-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Şabat Günü, bir yaşında kusursuz iki erkek kuzu, ekmek sunusu olarak yağla yoğrulmuş onda iki efa ince un ve onun dökmelik sunusunu sunacaksın.|“ʔsabat ɡunuʔ bir jasinda kusursuz iki erkek kuzuʔ ekmek sunusu olarak jaɡla joɡrulmus onda iki efa int͡ʃe un ve onun dokmelik sunusunu sunat͡ʃaksin. New-Testament-Mark-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerden sonra, Yeşua kent dışında kırlarda yürümekte olan iki öğrencisine başka bir biçimde göründü.|bu sejlerden sonraʔ jesua kent disinda kirlarda jurumekte olan iki oɡrent͡ʃisine baska bir bit͡ʃimde ɡorundu. Old-Testament-Genesis-003-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadına şöyle dedi: “Çocuk doğururken acını katlanarak artıracağım. Ağrı içinde doğum yapacaksın. Arzun kocan için olacak, ve o sana hükmedecek.”|kadina sojle dedi “t͡ʃot͡ʃuk doɡururken at͡ʃini katlanarak artirat͡ʃaɡim. aɡri it͡ʃinde doɡum japat͡ʃaksin. arzun kot͡ʃan it͡ʃin olat͡ʃakʔ ve o sana hukmedet͡ʃek.” Old-Testament-Deuteronomy-028-019|und|SPEAKER_00_Turkish|İçeri girdiğinde lanetli olacaksın, dışarı çıktığında da lanetli olacaksın.|it͡ʃeri ɡirdiɡinde lanetli olat͡ʃaksinʔ disari t͡ʃiktiɡinda da lanetli olat͡ʃaksin. New-Testament-1-Corinthians-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevgi asla son bulmaz. Ama peygamberlikler ortadan kalkacak, diller sona erecek, bilgi ortadan kalkacaktır.|sevɡi asla son bulmaz. ama pejɡamberlikler ortadan kalkat͡ʃakʔ diller sona eret͡ʃekʔ bilɡi ortadan kalkat͡ʃaktir. Old-Testament-Psalms-018-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Merhametli olana merhametini, kusursuz olana kusursuzluğunu gösterirsin.|merhametli olana merhametiniʔ kusursuz olana kusursuzluɡunu ɡosterirsin. Old-Testament-Isaiah-024-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Dünyanın en uzak yerinden ezgiler duyduk. Doğruya yücelik olsun! Ama dedim ki, “Tükendim! Tükendim! Vay halime!” Hainler hainlik etti. Evet hainler çok hainlik ettiler.|dunjanin en uzak jerinden ezɡiler dujduk. doɡruja jut͡ʃelik olsun! ama dedim kiʔ “tukendim! tukendim! vaj halime!” hainler hainlik etti. evet hainler t͡ʃok hainlik ettiler. Old-Testament-Deuteronomy-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"ve onlara şöyle diyecek: \"\"Dinle, ey İsrael, bugün düşmanlarınıza karşı savaşmak için yaklaşıyorsunuz. Yüreğiniz bitkin düşmesin! Korkmayın, titremeyin, onlardan ürkmeyin;\"|\"ve onlara sojle dijet͡ʃek \"\"dinleʔ ej israelʔ buɡun dusmanlariniza karsi savasmak it͡ʃin jaklasijorsunuz. jureɡiniz bitkin dusmesin! korkmajinʔ titremejinʔ onlardan urkmejin;\" Old-Testament-Exodus-012-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Söylediğiniz gibi davarlarınızı ve sığırlarınızı alın ve gidin. Beni de kutsayın!”|sojlediɡiniz ɡibi davarlarinizi ve siɡirlarinizi alin ve ɡidin. beni de kutsajin!” Old-Testament-Psalms-089-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, Ordular Tanrısı, senin gibi güçlü olan kimdir? Ey Yah, sadakatin de çevrendedir.|ej jahveʔ ordular tanrisiʔ senin ɡibi ɡut͡ʃlu olan kimdir? ej jahʔ sadakatin de t͡ʃevrendedir. Old-Testament-Isaiah-040-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerinizi yukarı kaldırın da bunları kimin yarattığını, ordularını sayıca çıkaranın kim olduğunu görün. Hepsini adlarıyla çağırır. Kudretinin büyüklüğü sayesinde, güçte kudretli olduğu için onlardan biri bile eksilmez.|ɡozlerinizi jukari kaldirin da bunlari kimin jarattiɡiniʔ ordularini sajit͡ʃa t͡ʃikaranin kim olduɡunu ɡorun. hepsini adlarijla t͡ʃaɡirir. kudretinin bujukluɡu sajesindeʔ ɡut͡ʃte kudretli olduɡu it͡ʃin onlardan biri bile eksilmez. Old-Testament-Psalms-135-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bilirim ki Yahve büyüktür, Efendimiz bütün ilâhlardan üstündür.|t͡ʃunku bilirim ki jahve bujukturʔ efendimiz butun ilahlardan ustundur. New-Testament-Revelation-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Tapınak, Tanrı’nın görkeminden ve gücünden çıkan dumanla doldu. Yedi meleğin yedi belası bitene dek kimse tapınağa giremedi.|tapinakʔ tanri’nin ɡorkeminden ve ɡut͡ʃunden t͡ʃikan dumanla doldu. jedi meleɡin jedi belasi bitene dek kimse tapinaɡa ɡiremedi. Old-Testament-Numbers-018-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Memleketlerinde olanın tümünden Yahve'ye getirdikleri ilk olgun meyveler senin olacak. Evinizde temiz olan herkes ondan yiyecektir.\"\"\"|\"memleketlerinde olanin tumunden jahveʔje ɡetirdikleri ilk olɡun mejveler senin olat͡ʃak. evinizde temiz olan herkes ondan jijet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Daniel-002-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey kral, sen kralların kralısın, göğün Tanrısı sana krallığı, gücü, kuvveti ve yüceliği verdi.|ej kralʔ sen krallarin kralisinʔ ɡoɡun tanrisi sana kralliɡiʔ ɡut͡ʃuʔ kuvveti ve jut͡ʃeliɡi verdi. Old-Testament-2-Kings-011-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kralın oğlunu çıkardı, başına tacı koydu ve ona antlaşmayı verdi; ve onu kral yaptılar ve onu meshettiler; ve ellerini çırparak, \"\"Kral uzun yaşasın!\"\" dediler.\"|\"o zaman kralin oɡlunu t͡ʃikardiʔ basina tat͡ʃi kojdu ve ona antlasmaji verdi; ve onu kral japtilar ve onu meshettiler; ve ellerini t͡ʃirparakʔ \"\"kral uzun jasasin!\"\" dediler.\" New-Testament-Luke-024-033|und|SPEAKER_00_Turkish|Tam o saatte kalkıp Yeruşalem’e döndüler. Onbirler’i ve onlarla birlikte olanları toplanmış buldular.|tam o saatte kalkip jerusalem’e donduler. onbirler’i ve onlarla birlikte olanlari toplanmis buldular. Old-Testament-Isaiah-014-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil Kralı'na karşı bu benzetmeyi söyleyip diyeceksin: “Zalimin nasıl da sonu geldi! Altın kent son buldu!|babil kraliʔna karsi bu benzetmeji sojlejip dijet͡ʃeksin “zalimin nasil da sonu ɡeldi! altin kent son buldu! Old-Testament-Jeremiah-017-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Eğer beni dikkatle dinlerseniz,\"\" diyor Yahve, \"\"Şabat Günü'nde bu kentin kapılarından hiçbir yük getirmeyerek, ama Şabat Günü'nü kutsal kılarak, içinde hiçbir iş yapmayarak; öyle olacak ki,\"|\"eɡer beni dikkatle dinlersenizʔ\"\" dijor jahveʔ \"\"sabat ɡunuʔnde bu kentin kapilarindan hit͡ʃbir juk ɡetirmejerekʔ ama sabat ɡunuʔnu kutsal kilarakʔ it͡ʃinde hit͡ʃbir is japmajarak; ojle olat͡ʃak kiʔ\" Old-Testament-Daniel-001-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendi, Yahuda Kralı Yehoyakim'i ve Tanrı'nın evindeki kaplardan bazılarını onun eline verdi. Bunları Şinar diyarına, ilâhının evine götürdü. Kapları ilâhının hazine evine getirdi.|efendiʔ jahuda krali jehojakimʔi ve tanriʔnin evindeki kaplardan bazilarini onun eline verdi. bunlari sinar dijarinaʔ ilahinin evine ɡoturdu. kaplari ilahinin hazine evine ɡetirdi. New-Testament-James-002-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü “Zina etmeyeceksin” diyen, ayrıca “Adam öldürmeyeceksin” demiştir. Eğer zina etmez, ama adam öldürürsen, Yasa’yı çiğnemiş olursun.|t͡ʃunku “zina etmejet͡ʃeksin” dijenʔ ajrit͡ʃa “adam oldurmejet͡ʃeksin” demistir. eɡer zina etmezʔ ama adam oldurursenʔ jasa’ji t͡ʃiɡnemis olursun. Old-Testament-2-Kings-018-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer bana, ‘Tanrımız Yahve'ye güveniyoruz’ derseniz, Hizkiya’nın yüksek yerlerini ve sunaklarını kaldırdığı ve Yahuda ile Yeruşalem’e, ‘Yeruşalem’deki bu sunağın önünde tapınacaksınız’ dediği O değil mi?|ama eɡer banaʔ ‘tanrimiz jahveʔje ɡuvenijoruz’ dersenizʔ hizkija’nin juksek jerlerini ve sunaklarini kaldirdiɡi ve jahuda ile jerusalem’eʔ ‘jerusalem’deki bu sunaɡin onunde tapinat͡ʃaksiniz’ dediɡi o deɡil mi? New-Testament-1-Timothy-004-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu şeylerde gayretli ol. Kendini tamamen onlara ver ki, ilerlediğini herkes görsün.|bu sejlerde ɡajretli ol. kendini tamamen onlara ver kiʔ ilerlediɡini herkes ɡorsun. Old-Testament-Psalms-062-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün düşünceleri onu bulunduğu yücelikten Aşağıya atmaktır. Yalanlardan zevk alırlar. Ağızlarıyla kutsarken, İçlerinden lanet okurlar. Selah.|butun dusunt͡ʃeleri onu bulunduɡu jut͡ʃelikten asaɡija atmaktir. jalanlardan zevk alirlar. aɡizlarijla kutsarkenʔ it͡ʃlerinden lanet okurlar. selah. New-Testament-John-016-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın doğum vakti ağrı çeker. Çünkü zamanı gelmiştir. Ama doğurduktan sonra, dünyaya bir insan doğması sevinciyle çektiği acıyı hatırlamaz.|kadin doɡum vakti aɡri t͡ʃeker. t͡ʃunku zamani ɡelmistir. ama doɡurduktan sonraʔ dunjaja bir insan doɡmasi sevint͡ʃijle t͡ʃektiɡi at͡ʃiji hatirlamaz. Old-Testament-Leviticus-013-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kâhin onu inceleyecek. İşte, eğer görünüşü derisinden daha derinse ve kılı ağarmışsa, o zaman kâhin onu kirli ilan edecektir. Bu cüzzam vebasıdır. Çıbanda meydana çıkmıştır.|kahin onu int͡ʃelejet͡ʃek. isteʔ eɡer ɡorunusu derisinden daha derinse ve kili aɡarmissaʔ o zaman kahin onu kirli ilan edet͡ʃektir. bu t͡ʃuzzam vebasidir. t͡ʃibanda mejdana t͡ʃikmistir. Old-Testament-Isaiah-038-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ne diyeyim? Hem bana söyledi hem de bunu kendisi yaptı. Canımın acısından dolayı bütün yıllarımca dikkatli yürüyeceğim.|ne dijejim? hem bana sojledi hem de bunu kendisi japti. t͡ʃanimin at͡ʃisindan dolaji butun jillarimt͡ʃa dikkatli jurujet͡ʃeɡim. Old-Testament-Numbers-002-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Onun yanında Manaşşe oymağı olacak. Manaşşe'nin çocuklarının beyi Pedahzur oğlu Gamaliel olacak.\"|\"\"\"onun janinda manasse ojmaɡi olat͡ʃak. manasseʔnin t͡ʃot͡ʃuklarinin beji pedahzur oɡlu ɡamaliel olat͡ʃak.\" Old-Testament-Proverbs-015-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşam terbiyesini dinleyen kulak, bilgelerin arasında oturur.|jasam terbijesini dinlejen kulakʔ bilɡelerin arasinda oturur. Old-Testament-Psalms-009-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yahve sonsuza dek hüküm sürer. Tahtını yargı için hazırlamıştır.|ama jahve sonsuza dek hukum surer. tahtini jarɡi it͡ʃin hazirlamistir. Old-Testament-Deuteronomy-005-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Önümde benden başka ilâhların olmayacak.\"\"\"|\"“onumde benden baska ilahlarin olmajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-1-Kings-014-030|und|SPEAKER_00_Turkish|Rehovam ile Yarovam arasında sürekli savaş vardı.|rehovam ile jarovam arasinda surekli savas vardi. Old-Testament-Nehemiah-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Haşenaahoğulları Balık Kapısı'nı yaptılar. Kirişlerini yerleştirdiler ve kapılarını, sürgülerini ve kapı kollarını taktılar.|hasenaahoɡullari balik kapisiʔni japtilar. kirislerini jerlestirdiler ve kapilariniʔ surɡulerini ve kapi kollarini taktilar. Old-Testament-Leviticus-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|ve kendisine yakın olan, kocaya varmamış, el değmemiş kız kardeşi için kendisini kirletebilir.|ve kendisine jakin olanʔ kot͡ʃaja varmamisʔ el deɡmemis kiz kardesi it͡ʃin kendisini kirletebilir. Old-Testament-Psalms-069-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ağlayıp oruç tuttuğumda, bu da bana ayıp sayıldı.|aɡlajip orut͡ʃ tuttuɡumdaʔ bu da bana ajip sajildi. Old-Testament-Job-037-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Her Şeye Gücü Yeten'e ulaşamayız. O güçte yücedir. Adaleti ve büyük doğruluğuyla kimseyi ezmez.|her seje ɡut͡ʃu jetenʔe ulasamajiz. o ɡut͡ʃte jut͡ʃedir. adaleti ve bujuk doɡruluɡujla kimseji ezmez. New-Testament-Luke-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü bunların hepsi Tanrı için bolluklarından artanı koydular” dedi. “Ama kadın ise yoksulluğundan yaşamak için elinde ne varsa onu koydu.”|t͡ʃunku bunlarin hepsi tanri it͡ʃin bolluklarindan artani kojdular” dedi. “ama kadin ise joksulluɡundan jasamak it͡ʃin elinde ne varsa onu kojdu.” Old-Testament-Isaiah-017-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşamleyin, işte dehşet! Sabah olmadan yok oldular. Bizi yağmalayanların payı, bizi soyanların hissesi budur.|aksamlejinʔ iste dehset! sabah olmadan jok oldular. bizi jaɡmalajanlarin pajiʔ bizi sojanlarin hissesi budur. New-Testament-Matthew-028-016|und|SPEAKER_00_Turkish|On bir öğrenci Galile’ye, Yeşua’nın kendilerini gönderdiği dağa gittiler.|on bir oɡrent͡ʃi ɡalile’jeʔ jesua’nin kendilerini ɡonderdiɡi daɡa ɡittiler. Old-Testament-Lamentations-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Kapıları yere battı. Kapı sürgülerini kırıp yok etti. Kralı ve beyleri yasanın olmadığı uluslar arasındalar. Evet, peygamberleri Yahve'den görüm bulmuyorlar.|kapilari jere batti. kapi surɡulerini kirip jok etti. krali ve bejleri jasanin olmadiɡi uluslar arasindalar. evetʔ pejɡamberleri jahveʔden ɡorum bulmujorlar. Old-Testament-Isaiah-036-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Hizkiya'nın, \"\"Yahve bizi kurtaracak\"\" diyerek sizi kandırmasından sakının. Ulusların ilâhlarından herhangi biri kendi ülkelerini Aşur Kralı'nın elinden kurtardı mı?\"|\"hizkijaʔninʔ \"\"jahve bizi kurtarat͡ʃak\"\" dijerek sizi kandirmasindan sakinin. uluslarin ilahlarindan herhanɡi biri kendi ulkelerini asur kraliʔnin elinden kurtardi mi?\" Old-Testament-Exodus-034-024|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü önündeki ulusları kovacak, sınırlarını genişleteceğim; yılda üç kez Tanrın Yahve'nin önünde görünmek için çıktığında, hiç kimse ülkenizi arzulamayacak.\"\"\"|\"t͡ʃunku onundeki uluslari kovat͡ʃakʔ sinirlarini ɡenisletet͡ʃeɡim; jilda ut͡ʃ kez tanrin jahveʔnin onunde ɡorunmek it͡ʃin t͡ʃiktiɡindaʔ hit͡ʃ kimse ulkenizi arzulamajat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Hosea-002-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Erkek kardeşlerinize, ‘Halkım!’, kız kardeşlerinize, ‘Sevdiğim!’ deyin.|“erkek kardeslerinizeʔ ‘halkim!’ʔ kiz kardeslerinizeʔ ‘sevdiɡim!’ dejin. Old-Testament-1-Chronicles-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|dördüncüsü İzri'ye, oğulları ve kardeşleri on iki;|dordunt͡ʃusu izriʔjeʔ oɡullari ve kardesleri on iki; Old-Testament-Genesis-006-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı oğullarının insan kızlarına vardıkları, onlarla çocuk sahibi oldukları günlerde ve sonrasında yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar kudretli ve ünlü eski çağ adamlarıydı.|tanri oɡullarinin insan kizlarina vardiklariʔ onlarla t͡ʃot͡ʃuk sahibi olduklari ɡunlerde ve sonrasinda jerjuzunde nefiller vardi. bunlar kudretli ve unlu eski t͡ʃaɡ adamlarijdi. Old-Testament-Judges-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nu görünce yanında olsun diye otuz arkadaş getirdiler.|oʔnu ɡorunt͡ʃe janinda olsun dije otuz arkadas ɡetirdiler. Old-Testament-2-Samuel-015-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral çıktı ve bütün halk da peşinden gitti; ve Beyt Merhak'ta kaldılar.|kral t͡ʃikti ve butun halk da pesinden ɡitti; ve bejt merhakʔta kaldilar. New-Testament-Matthew-007-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman ben de onlara, ‘Ben sizi hiç tanımadım. Benden ayrılın siz ey kötülük yapanlar!’ diyeceğim.”|o zaman ben de onlaraʔ ‘ben sizi hit͡ʃ tanimadim. benden ajrilin siz ej kotuluk japanlar!’ dijet͡ʃeɡim.” New-Testament-Matthew-025-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancıydım, beni içeri almadınız. Çıplaktım, beni giydirmediniz. Hastaydım, hapisteydim, beni ziyaret etmediniz.’”|jabant͡ʃijdimʔ beni it͡ʃeri almadiniz. t͡ʃiplaktimʔ beni ɡijdirmediniz. hastajdimʔ hapistejdimʔ beni zijaret etmediniz.’” Old-Testament-Joshua-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların sınırı Yizreel, Kesullot, Şunem,|onlarin siniri jizreelʔ kesullotʔ sunemʔ Old-Testament-2-Samuel-002-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu Gilad'ın üzerine, Aşurlular'ın üzerine, Yizreel'in üzerine, Efraim'in üzerine, Benyamin'in üzerine ve bütün İsrael'in üzerine kral yaptı.|onu ɡiladʔin uzerineʔ asurlularʔin uzerineʔ jizreelʔin uzerineʔ efraimʔin uzerineʔ benjaminʔin uzerine ve butun israelʔin uzerine kral japti. Old-Testament-Deuteronomy-020-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bir kızla nişanlanıp da onu almayan kim var? Bırakın gitsin ve evine dönsün, yoksa savaşta ölür ve onu başka bir adam alır.\"\"\"|\"bir kizla nisanlanip da onu almajan kim var? birakin ɡitsin ve evine donsunʔ joksa savasta olur ve onu baska bir adam alir.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-006-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Nebukadnetsar'ın eliyle Yahuda ve Yeruşalem'i sürdüğü zaman, Yehotsadak sürgüne gitti.|jahve nebukadnetsarʔin elijle jahuda ve jerusalemʔi surduɡu zamanʔ jehotsadak surɡune ɡitti. Old-Testament-Psalms-086-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Duamı duy, ey Yahve. Dileklerimin sesine kulak ver.|duami dujʔ ej jahve. dileklerimin sesine kulak ver. Old-Testament-Numbers-034-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Dan'ın çocukları oymağından bey olarak, Yogli oğlu Bukki.|danʔin t͡ʃot͡ʃuklari ojmaɡindan bej olarakʔ joɡli oɡlu bukki. Old-Testament-Leviticus-008-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Etten ve ekmekten arta kalanları ateşte yakacaksınız.|etten ve ekmekten arta kalanlari ateste jakat͡ʃaksiniz. Old-Testament-2-Kings-006-026|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael Kralı surdan geçerken, bir kadın ona, \"\"Efendim, kral, yardım et!\"\" diye feryat etti.\"|\"israel krali surdan ɡet͡ʃerkenʔ bir kadin onaʔ \"\"efendimʔ kralʔ jardim et!\"\" dije ferjat etti.\" New-Testament-John-016-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Baba’nın sahip olduğu her şey benimdir. Bu nedenle benim olandan alacak ve size bildirecek dedim.|baba’nin sahip olduɡu her sej benimdir. bu nedenle benim olandan alat͡ʃak ve size bildiret͡ʃek dedim. Old-Testament-Genesis-005-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Şit yüz beş yaşında Enoş'un babası oldu.|sit juz bes jasinda enosʔun babasi oldu. New-Testament-Mark-015-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Oradan geçenler başlarını sallayarak Yeşua’ya sövüyorlardı! O’na, “Hani! Ey sen, tapınağı yıkıp üç günde kuran,|oradan ɡet͡ʃenler baslarini sallajarak jesua’ja sovujorlardi! o’naʔ “hani! ej senʔ tapinaɡi jikip ut͡ʃ ɡunde kuranʔ Old-Testament-Job-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Gece görümlerinden gelen düşünceler içinde, insanların üzerine derin uyku çöktüğünde,|ɡet͡ʃe ɡorumlerinden ɡelen dusunt͡ʃeler it͡ʃindeʔ insanlarin uzerine derin ujku t͡ʃoktuɡundeʔ Old-Testament-Isaiah-030-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Büyük kıyım gününde, kuleler yıkıldığında, her yüksek dağın üzerinde, her yüksek tepenin üzerinde, dereler ve su akıntıları olacak.|bujuk kijim ɡunundeʔ kuleler jikildiɡindaʔ her juksek daɡin uzerindeʔ her juksek tepenin uzerindeʔ dereler ve su akintilari olat͡ʃak. New-Testament-Luke-002-032|und|SPEAKER_00_Turkish|ulusları aydınlatıp, halkın İsrael’in yüceliği olan ışığı gördüm.”|uluslari ajdinlatipʔ halkin israel’in jut͡ʃeliɡi olan isiɡi ɡordum.” Old-Testament-Proverbs-010-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötünün korkusu başına gelir, ama doğruların dileği kabul edilir.|kotunun korkusu basina ɡelirʔ ama doɡrularin dileɡi kabul edilir. New-Testament-Luke-024-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar dehşete kapıldılar, bir hayalet gördüklerini sanarak korkuyla doldular.|ama onlar dehsete kapildilarʔ bir hajalet ɡorduklerini sanarak korkujla doldular. Old-Testament-Deuteronomy-014-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzgeçleri ve pulları olmayan hiçbir şeyi yemeyeceksiniz. Bu size kirlidir.|juzɡet͡ʃleri ve pullari olmajan hit͡ʃbir seji jemejet͡ʃeksiniz. bu size kirlidir. Old-Testament-Ezekiel-023-047|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Topluluk onları taşlarla taşlayacak ve kılıçlarıyla onları kesip düşürecekler. Oğullarını ve kızlarını öldürecekler, evlerini ateşle yakacaklar.\"\"'\"|\"topluluk onlari taslarla taslajat͡ʃak ve kilit͡ʃlarijla onlari kesip dusuret͡ʃekler. oɡullarini ve kizlarini olduret͡ʃeklerʔ evlerini atesle jakat͡ʃaklar.\"\"ʔ\" New-Testament-Acts-005-028|und|SPEAKER_00_Turkish|“Size bu isimle öğretmemenizi kesin bir dille buyurmadık mı?” dedi. “İşte, Yeruşalem’i kendi öğretilerinizle doldurdunuz ve bu adamın kanını üzerimize getirmek istiyorsunuz”|“size bu isimle oɡretmemenizi kesin bir dille bujurmadik mi?” dedi. “isteʔ jerusalem’i kendi oɡretilerinizle doldurdunuz ve bu adamin kanini uzerimize ɡetirmek istijorsunuz” Old-Testament-Deuteronomy-027-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe ve Levili kâhinler bütün İsrael'e seslenip şöyle dediler: \"\"Ey İsrael, sus ve dinle! Bugün sen Tanrın Yahve'nin halkı oldun.\"|\"mose ve levili kahinler butun israelʔe seslenip sojle dediler \"\"ej israelʔ sus ve dinle! buɡun sen tanrin jahveʔnin halki oldun.\" New-Testament-Colossians-001-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi sizin uğrunuza çektiğim acılara seviniyorum. Mesih’in bedeni olan kilise uğruna O’nun eksik kalan acılarını kendi payıma bedenimde tamamlıyorum.|simdi sizin uɡrunuza t͡ʃektiɡim at͡ʃilara sevinijorum. mesih’in bedeni olan kilise uɡruna o’nun eksik kalan at͡ʃilarini kendi pajima bedenimde tamamlijorum. Old-Testament-Isaiah-049-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey gökler, ezgi söyleyin, ey yeryüzü sevinçle coş! Ey dağlar, ezgi söylemeye başlayın! Çünkü Yahve halkını avuttu, kederli olanlarına da acıyacak.|ej ɡoklerʔ ezɡi sojlejinʔ ej jerjuzu sevint͡ʃle t͡ʃos! ej daɡlarʔ ezɡi sojlemeje baslajin! t͡ʃunku jahve halkini avuttuʔ kederli olanlarina da at͡ʃijat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-021-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün bunlardan sonra, Yahve onu bağırsaklarından iyileşmez bir hastalıkla vurdu.|butun bunlardan sonraʔ jahve onu baɡirsaklarindan ijilesmez bir hastalikla vurdu. New-Testament-Revelation-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı’nın gökteki tapınağı açıldı ve tapınağında Efendi’nin Antlaşma Sandığı göründü. Bunu şimşekler, sesler, gök gürlemeleri, yer sarsıntısı ve şiddetli bir dolu izledi.|tanri’nin ɡokteki tapinaɡi at͡ʃildi ve tapinaɡinda efendi’nin antlasma sandiɡi ɡorundu. bunu simseklerʔ seslerʔ ɡok ɡurlemeleriʔ jer sarsintisi ve siddetli bir dolu izledi. Old-Testament-Ezekiel-032-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kılıçla öldürülmüş olanların arasına düşecekler. Kılıca teslim edildi. Onu bütün kalabalığıyla birlikte sürükleyin.|kilit͡ʃla oldurulmus olanlarin arasina duset͡ʃekler. kilit͡ʃa teslim edildi. onu butun kalabaliɡijla birlikte suruklejin. Old-Testament-Daniel-003-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Şu üç adam, Şadrak, Meşak ve Abednego, bağlı olarak yanan ateşli fırının içine düştüler.|su ut͡ʃ adamʔ sadrakʔ mesak ve abedneɡoʔ baɡli olarak janan atesli firinin it͡ʃine dustuler. Old-Testament-Jeremiah-013-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama eğer dinlemezseniz, canım gururunuz için gizlice ağlayacak. Gözüm acı acı ağlayacak, ve gözyaşı dökecek, çünkü Yahve'nin sürüsünü sürgün ettiler.|ama eɡer dinlemezsenizʔ t͡ʃanim ɡururunuz it͡ʃin ɡizlit͡ʃe aɡlajat͡ʃak. ɡozum at͡ʃi at͡ʃi aɡlajat͡ʃakʔ ve ɡozjasi doket͡ʃekʔ t͡ʃunku jahveʔnin surusunu surɡun ettiler. Old-Testament-Daniel-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Daniel kralın lezzetli yemekleriyle ve içtiği şarapla kendini kirletmemeye yüreğine koydu. Bunun için, hadımlar beyinden kendini kirletmemek için ricada bulundu.|ama daniel kralin lezzetli jemeklerijle ve it͡ʃtiɡi sarapla kendini kirletmemeje jureɡine kojdu. bunun it͡ʃinʔ hadimlar bejinden kendini kirletmemek it͡ʃin rit͡ʃada bulundu. Old-Testament-Genesis-021-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve demiş olduğu gibi Sarah'ı ziyaret etti ve Yahve Sarah’a söylemiş olduğu sözü yerine getirdi.|jahve demis olduɡu ɡibi sarahʔi zijaret etti ve jahve sarah’a sojlemis olduɡu sozu jerine ɡetirdi. Old-Testament-Ezekiel-024-009|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Bu yüzden Efendi Yahve şöyle diyor: “Kanlı kentin vay başına! Ben de odun yığınını büyüteceğim.\"|\"\"\"ʔbu juzden efendi jahve sojle dijor “kanli kentin vaj basina! ben de odun jiɡinini bujutet͡ʃeɡim.\" Old-Testament-Deuteronomy-014-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Her üç yılın sonunda, o yıldaki ürününün ondalığını getirip kapılarında biriktireceksin.|her ut͡ʃ jilin sonundaʔ o jildaki urununun ondaliɡini ɡetirip kapilarinda biriktiret͡ʃeksin. New-Testament-Acts-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Pavlus’la yol arkadaşları Pafos’tan yelken açıp Pamfilya Pergesi'ne geldiler. Yuhanna onları bırakıp Yeruşalem’e döndü.|pavlus’la jol arkadaslari pafos’tan jelken at͡ʃip pamfilja perɡesiʔne ɡeldiler. juhanna onlari birakip jerusalem’e dondu. Old-Testament-Ezekiel-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ey insanoğlu, peygamberlik et ve de, ‘Efendi Yahve şöyle diyor: \"\"'Ah o gün!' diye feryat edin.\"|\"“ej insanoɡluʔ pejɡamberlik et ve deʔ ‘efendi jahve sojle dijor \"\"ʔah o ɡun!ʔ dije ferjat edin.\" Old-Testament-Exodus-022-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Büyücünün yaşamasına izin vermeyeceksin.\"\"\"|\"“bujut͡ʃunun jasamasina izin vermejet͡ʃeksin.\"\"\" New-Testament-Luke-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Efendisi kâhyayı yanına çağırıp, ‘Senin hakkında duyduğum bu nedir? Kâhyalığının hesabını ver. Çünkü sen artık kâhyalık edemezsin’ dedi.|efendisi kahjaji janina t͡ʃaɡiripʔ ‘senin hakkinda dujduɡum bu nedir? kahjaliɡinin hesabini ver. t͡ʃunku sen artik kahjalik edemezsin’ dedi. Old-Testament-Deuteronomy-026-005|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrın Yahve'nin önünde şöyle yanıt vereceksin: \"\"Babam yok olmaya hazır bir Suriyeli'ydi. Sayıca az olarak Mısır'a indi ve orada yaşadı. Orada büyük, güçlü ve kalabalık bir ulus haline geldi.\"|\"tanrin jahveʔnin onunde sojle janit veret͡ʃeksin \"\"babam jok olmaja hazir bir surijeliʔjdi. sajit͡ʃa az olarak misirʔa indi ve orada jasadi. orada bujukʔ ɡut͡ʃlu ve kalabalik bir ulus haline ɡeldi.\" Old-Testament-Joshua-019-042|und|SPEAKER_00_Turkish|Şaalabbin, Ayalon, İtla,|saalabbinʔ ajalonʔ itlaʔ Old-Testament-Psalms-078-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama kendi halkını koyun gibi götürdü, çölde onları sürü gibi güttü.|ama kendi halkini kojun ɡibi ɡoturduʔ t͡ʃolde onlari suru ɡibi ɡuttu. Old-Testament-2-Samuel-013-015|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Amnon ondan çok büyük bir nefretle nefret etti; çünkü ona duyduğu nefret, ona duymuş olduğu sevgiden daha büyüktü. Amnon ona, “Kalk, defol!” dedi.|o zaman amnon ondan t͡ʃok bujuk bir nefretle nefret etti; t͡ʃunku ona dujduɡu nefretʔ ona dujmus olduɡu sevɡiden daha bujuktu. amnon onaʔ “kalkʔ defol!” dedi. Old-Testament-Leviticus-020-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben de o insana karşı yüzümü çevireceğim ve onu halkının arasından atacağım; çünkü o, kutsal yerimi kirletmek ve kutsal adımı lekelemek için soyundan Molek'e vermiştir.|ben de o insana karsi juzumu t͡ʃeviret͡ʃeɡim ve onu halkinin arasindan atat͡ʃaɡim; t͡ʃunku oʔ kutsal jerimi kirletmek ve kutsal adimi lekelemek it͡ʃin sojundan molekʔe vermistir. Old-Testament-Ezekiel-016-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni tarlada biten şey gibi çoğalttım. Çok büyüdün, seçkin güzelliğe eriştin. Memelerin belirdi, saçların uzadı. Oysa açık ve çıplaktın.\"\"\"\"'\"|\"seni tarlada biten sej ɡibi t͡ʃoɡalttim. t͡ʃok bujudunʔ set͡ʃkin ɡuzelliɡe eristin. memelerin belirdiʔ sat͡ʃlarin uzadi. ojsa at͡ʃik ve t͡ʃiplaktin.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Proverbs-019-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalancı tanık cezasız kalmaz, yalanlar saçan özgür kalmaz.|jalant͡ʃi tanik t͡ʃezasiz kalmazʔ jalanlar sat͡ʃan ozɡur kalmaz. Old-Testament-Job-033-020|und|SPEAKER_00_Turkish|öyle ki, hayatı ekmekten, canı da lezzetli yiyecekten tiksinir.|ojle kiʔ hajati ekmektenʔ t͡ʃani da lezzetli jijet͡ʃekten tiksinir. Old-Testament-Leviticus-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Önünüzden kovacağım ulusun töreleri içinde yürümeyeceksiniz; çünkü bütün bunları onlar yaptılar ve bu yüzden onlardan tiksindim.|onunuzden kovat͡ʃaɡim ulusun toreleri it͡ʃinde jurumejet͡ʃeksiniz; t͡ʃunku butun bunlari onlar japtilar ve bu juzden onlardan tiksindim. New-Testament-James-001-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Böyle biri çift fikirli, bütün yollarında kararsız biridir.|bojle biri t͡ʃift fikirliʔ butun jollarinda kararsiz biridir. Old-Testament-Ecclesiastes-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Her şeyin bir mevsimi, gökler altında her işin bir zamanı vardır.|her sejin bir mevsimiʔ ɡokler altinda her isin bir zamani vardir. New-Testament-Mark-007-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeruşalem’den gelen Ferisiler ve bazı yazıcılar, Yeşua’nın yanında toplandılar.|jerusalem’den ɡelen ferisiler ve bazi jazit͡ʃilarʔ jesua’nin janinda toplandilar. Old-Testament-Psalms-042-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım Tanrı'ya, yaşayan Tanrı'ya susadı. Ne zaman gelip Tanrı'nın önünde görüneceğim?|t͡ʃanim tanriʔjaʔ jasajan tanriʔja susadi. ne zaman ɡelip tanriʔnin onunde ɡorunet͡ʃeɡim? Old-Testament-Song-of-Songs-004-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreğimi çaldın, kız kardeşim, gelinim. Bir bakışınla, boynunun bir zinciriyle yüreğimi çaldın.|jureɡimi t͡ʃaldinʔ kiz kardesimʔ ɡelinim. bir bakisinlaʔ bojnunun bir zint͡ʃirijle jureɡimi t͡ʃaldin. New-Testament-Luke-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir Şabat'da Yeşua Ferisiler’in önderlerinden birinin evine ekmek yemeye gitti, onlar O'nu gözlüyorlardı.|bir sabatʔda jesua ferisiler’in onderlerinden birinin evine ekmek jemeje ɡittiʔ onlar oʔnu ɡozlujorlardi. Old-Testament-Deuteronomy-028-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedeninin ürünü, toprağının ürünü, sığırlarının yavruları ve sürünün yavruları lanetli olacak.|bedeninin urunuʔ topraɡinin urunuʔ siɡirlarinin javrulari ve surunun javrulari lanetli olat͡ʃak. Old-Testament-Lamentations-004-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Altın nasıl da donuklaştı! Saf altın nasıl değişti! Kutsal yerin taşları her sokak başına döküldü.|altin nasil da donuklasti! saf altin nasil deɡisti! kutsal jerin taslari her sokak basina dokuldu. New-Testament-Mark-013-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Söyle bize, bu şeyler ne zaman olacak? Bütün bunların gerçekleşmek üzere olduğunu gösteren belirti ne olacak?”|“sojle bizeʔ bu sejler ne zaman olat͡ʃak? butun bunlarin ɡert͡ʃeklesmek uzere olduɡunu ɡosteren belirti ne olat͡ʃak?” Old-Testament-Proverbs-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinç insana ağzının yanıtıyla gelir, doğru zamanda edilen söz ne kadar güzeldir!|sevint͡ʃ insana aɡzinin janitijla ɡelirʔ doɡru zamanda edilen soz ne kadar ɡuzeldir! Old-Testament-2-Samuel-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yoksul adamın da satın alıp beslemiş olduğu küçük bir dişi kuzudan başka bir şeyi yoktu. Kuzu onunla ve çocuklarıyla birlikte büyüdü. Onun kendi yemeğinden yer, kendi kâsesinden içer, koynunda yatar ve onun kızı gibiydi.|joksul adamin da satin alip beslemis olduɡu kut͡ʃuk bir disi kuzudan baska bir seji joktu. kuzu onunla ve t͡ʃot͡ʃuklarijla birlikte bujudu. onun kendi jemeɡinden jerʔ kendi kasesinden it͡ʃerʔ kojnunda jatar ve onun kizi ɡibijdi. Old-Testament-Isaiah-051-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğulların bitkin düştü. Ağa takılan geyik gibi, bütün sokak başlarında yatıyorlar. Onlar Yahve'nin gazabıyla, Tanrın'ın azarıyla dolu.|oɡullarin bitkin dustu. aɡa takilan ɡejik ɡibiʔ butun sokak baslarinda jatijorlar. onlar jahveʔnin ɡazabijlaʔ tanrinʔin azarijla dolu. Old-Testament-Joshua-004-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Halkın arasından her oymaktan birer kişi olmak üzere on iki adam al.\"|\"\"\"halkin arasindan her ojmaktan birer kisi olmak uzere on iki adam al.\" Old-Testament-Psalms-018-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Şeol'ün ipleri çevremdeydi. Ölüm tuzakları üzerime indi.|seolʔun ipleri t͡ʃevremdejdi. olum tuzaklari uzerime indi. Old-Testament-Daniel-008-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Teke kendini çok büyüttü. Güçlü olduğunda büyük boynuzu kırıldı; ve onun yerine gökyüzünün dört rüzgârına doğru dört belirgin boynuz çıktı.|teke kendini t͡ʃok bujuttu. ɡut͡ʃlu olduɡunda bujuk bojnuzu kirildi; ve onun jerine ɡokjuzunun dort ruzɡarina doɡru dort belirɡin bojnuz t͡ʃikti. New-Testament-Acts-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun Yahudiler’i memnun ettiğini görünce, Petrus’u da yakalattı. Bu, Mayasız Ekmek günleri sırasındaydı.|bunun jahudiler’i memnun ettiɡini ɡorunt͡ʃeʔ petrus’u da jakalatti. buʔ majasiz ekmek ɡunleri sirasindajdi. Old-Testament-1-Samuel-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Gönderdi ve onu içeri getirdi. Kızıl, yakışıklı yüzlü ve iyi görünümlüydü. Yahve, “Kalk! Onu meshet, çünkü bu odur.” dedi.|ɡonderdi ve onu it͡ʃeri ɡetirdi. kizilʔ jakisikli juzlu ve iji ɡorunumlujdu. jahveʔ “kalk! onu meshetʔ t͡ʃunku bu odur.” dedi. New-Testament-Luke-007-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Yuhanna tarafından vaftiz edilen bütün halk ve vergi görevlileri bunu duyunca Tanrı’nın adil olduğunu ilan ettiler.|juhanna tarafindan vaftiz edilen butun halk ve verɡi ɡorevlileri bunu dujunt͡ʃa tanri’nin adil olduɡunu ilan ettiler. New-Testament-Acts-015-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Elçiler ve ihtiyarlar bu konuyu görüşmek için bir araya geldiler.|elt͡ʃiler ve ihtijarlar bu konuju ɡorusmek it͡ʃin bir araja ɡeldiler. Old-Testament-Ezekiel-010-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin görkemi evin eşiğinden çıktı ve Keruvlar'ın üzerinde durdu.|jahveʔnin ɡorkemi evin esiɡinden t͡ʃikti ve keruvlarʔin uzerinde durdu. New-Testament-Matthew-010-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun yerine, İsrael evinin kaybolmuş koyunlarına gidin.|bunun jerineʔ israel evinin kajbolmus kojunlarina ɡidin. Old-Testament-Job-024-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yetimin eşeğini kaçırıyorlar, dul kadının öküzünü rehin alıyorlar.|jetimin eseɡini kat͡ʃirijorlarʔ dul kadinin okuzunu rehin alijorlar. New-Testament-Acts-006-008|und|SPEAKER_00_Turkish|İmanla ve güçle dolu olan Stefanos halk arasında büyük belirtiler ve harikalar yapıyordu.|imanla ve ɡut͡ʃle dolu olan stefanos halk arasinda bujuk belirtiler ve harikalar japijordu. Old-Testament-Numbers-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Her biri kendi buhurdanını alıp içine ateş koydu, üzerine buhur koydu ve Moşe ve Aron'la birlikte Buluşma Çadırı'nın kapısında durdu.|her biri kendi buhurdanini alip it͡ʃine ates kojduʔ uzerine buhur kojdu ve mose ve aronʔla birlikte bulusma t͡ʃadiriʔnin kapisinda durdu. New-Testament-Hebrews-013-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua Mesih dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır.|jesua mesih dunʔ buɡun ve sonsuza dek ajnidir. Old-Testament-1-Kings-011-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“'Ancak, krallığın tümünü elinden almayacağım, ama seçtiğim, buyruklarımı ve kurallarımı tutan hizmetkârım David'in hatırı için, onu yaşamının bütün günlerinde hükümdar yapacağım.|“ʔant͡ʃakʔ kralliɡin tumunu elinden almajat͡ʃaɡimʔ ama set͡ʃtiɡimʔ bujruklarimi ve kurallarimi tutan hizmetkarim davidʔin hatiri it͡ʃinʔ onu jasaminin butun ɡunlerinde hukumdar japat͡ʃaɡim. Old-Testament-1-Samuel-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Kentin kenarında inerlerken, Samuel Saul’a, “Hizmetkârının önümüzden gitmesini söyle” dedi. O önden gitti, sonra Samuel, “Ama önce sen dur da Tanrı’nın haberini sana duyurayım” dedi.|kentin kenarinda inerlerkenʔ samuel saul’aʔ “hizmetkarinin onumuzden ɡitmesini sojle” dedi. o onden ɡittiʔ sonra samuelʔ “ama ont͡ʃe sen dur da tanri’nin haberini sana dujurajim” dedi. Old-Testament-Leviticus-013-024|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ya da bedeninde ateş yanığı varsa ve yanıktaki kızıl et kırmızımsı beyaz ya da beyaz parlak bir leke haline gelirse,|“ja da bedeninde ates janiɡi varsa ve janiktaki kizil et kirmizimsi bejaz ja da bejaz parlak bir leke haline ɡelirseʔ New-Testament-1-Timothy-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür: Mesih Yeşua günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi. Bu günahkârların başı da bendim.|bu ɡuvenilir ve her bakimdan kabule lajik bir sozdur mesih jesua ɡunahkarlari kurtarmak it͡ʃin dunjaja ɡeldi. bu ɡunahkarlarin basi da bendim. Old-Testament-Ezekiel-048-027|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Zevulun sınırı yanında, doğu tarafından batı tarafına kadar, Gad, bir pay.\"\"\"|\"“zevulun siniri janindaʔ doɡu tarafindan bati tarafina kadarʔ ɡadʔ bir paj.\"\"\" Old-Testament-Micah-003-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Bundan ötürü Siyon senin yüzünden tarla gibi sürülecek, ve Yeruşalem moloz yığınına, tapınağın dağı da ormandaki yüksek yerler gibi olacak.|bundan oturu sijon senin juzunden tarla ɡibi surulet͡ʃekʔ ve jerusalem moloz jiɡininaʔ tapinaɡin daɡi da ormandaki juksek jerler ɡibi olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sözlerime kulak ver, ey Yahve. İçine daldığım düşünceleri gör.|sozlerime kulak verʔ ej jahve. it͡ʃine daldiɡim dusunt͡ʃeleri ɡor. New-Testament-Acts-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlarla vedalaşırken, “Yaklaşmakta olan bu bayramı mutlaka Yeruşalem’de tutmalıyım. Tanrı dilerse size tekrar döneceğim” dedi. Sonra Efes’ten denize açıldı.|ama onlarla vedalasirkenʔ “jaklasmakta olan bu bajrami mutlaka jerusalem’de tutmalijim. tanri dilerse size tekrar donet͡ʃeɡim” dedi. sonra efes’ten denize at͡ʃildi. New-Testament-Matthew-012-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çekişip bağırmayacak, kimse sesini sokaklarda duymayacaktır.|t͡ʃekisip baɡirmajat͡ʃakʔ kimse sesini sokaklarda dujmajat͡ʃaktir. Old-Testament-Isaiah-059-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü günah işleyip Yahve'yi inkâr ettik, Tanrımız'ın yolundan saptık, zorbalık ve isyan dedik, yürekten yalan sözler tasarlayıp söyledik.|t͡ʃunku ɡunah islejip jahveʔji inkar ettikʔ tanrimizʔin jolundan saptikʔ zorbalik ve isjan dedikʔ jurekten jalan sozler tasarlajip sojledik. Old-Testament-1-Samuel-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Şimdi elinin altında ne var? Lütfen elime beş somun ekmek ya da ne varsa ver.\"\" dedi.\"|\"simdi elinin altinda ne var? lutfen elime bes somun ekmek ja da ne varsa ver.\"\" dedi.\" New-Testament-John-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün benim adımla dileyeceksiniz. Sizin için Baba’ya dua edeceğimi söylemiyorum.|o ɡun benim adimla dilejet͡ʃeksiniz. sizin it͡ʃin baba’ja dua edet͡ʃeɡimi sojlemijorum. Old-Testament-Proverbs-027-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Akılsızı havanda tahılla birlikte tokmakla dövsen de, ahmaklığı ondan çıkmaz.|akilsizi havanda tahilla birlikte tokmakla dovsen deʔ ahmakliɡi ondan t͡ʃikmaz. New-Testament-Matthew-026-044|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların yanlarından yine ayrıldı, aynı sözleri söyleyerek üçüncü kez dua etti.|onlarin janlarindan jine ajrildiʔ ajni sozleri sojlejerek ut͡ʃunt͡ʃu kez dua etti. Old-Testament-Jeremiah-051-045|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Halkım, onun içinden çık, ve her biriniz kendinizi Yahve'nin kızgın öfkesinden kurtarın.\"|\"\"\"halkimʔ onun it͡ʃinden t͡ʃikʔ ve her biriniz kendinizi jahveʔnin kizɡin ofkesinden kurtarin.\" Old-Testament-1-Chronicles-026-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Şuppim ve Hosa'ya batıya, Şalleket Kapısı yanında, yukarı çıkan geçitte, karşılıklı iki nöbet yerine çıktı.|suppim ve hosaʔja batijaʔ salleket kapisi janindaʔ jukari t͡ʃikan ɡet͡ʃitteʔ karsilikli iki nobet jerine t͡ʃikti. Old-Testament-Jeremiah-025-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve onlardan neşe sesini ve sevinç sesini, güvey sesini ve gelin sesini, değirmen taşlarının sesini ve kandil ışığını alacağım.|ve onlardan nese sesini ve sevint͡ʃ sesiniʔ ɡuvej sesini ve ɡelin sesiniʔ deɡirmen taslarinin sesini ve kandil isiɡini alat͡ʃaɡim. Old-Testament-Jeremiah-002-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimdi Şihor sularından içmek için Mısır'a gitmekle ne kazanıyorsun? Ya da neden Irmak sularından içmek için Aşur yoluna gidiyorsun?|simdi sihor sularindan it͡ʃmek it͡ʃin misirʔa ɡitmekle ne kazanijorsun? ja da neden irmak sularindan it͡ʃmek it͡ʃin asur joluna ɡidijorsun? New-Testament-Acts-021-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman Pavlus, “Ne yapıyorsunuz, ağlayıp yüreğimi kırıyorsunuz? Çünkü ben Yeruşalem’de yalnızca bağlanmaya değil, Efendi Yeşua’nın adı uğruna ölmeye de hazırım” dedi.|o zaman pavlusʔ “ne japijorsunuzʔ aɡlajip jureɡimi kirijorsunuz? t͡ʃunku ben jerusalem’de jalnizt͡ʃa baɡlanmaja deɡilʔ efendi jesua’nin adi uɡruna olmeje de hazirim” dedi. New-Testament-Romans-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sünnetsizken imanla doğru sayıldığının işareti olarak sünnet mührünü aldı. Öyle ki, sünnetsiz olmalarına karşın iman edenlerin hepsinin babası olsun, böylece onlar da doğru sayılsın.|sunnetsizken imanla doɡru sajildiɡinin isareti olarak sunnet muhrunu aldi. ojle kiʔ sunnetsiz olmalarina karsin iman edenlerin hepsinin babasi olsunʔ bojlet͡ʃe onlar da doɡru sajilsin. Old-Testament-Job-009-022|und|SPEAKER_00_Turkish|“Hepsi aynı. Bu yüzden diyorum ki, suçsuzu da kötüyü de yok ediyor.|“hepsi ajni. bu juzden dijorum kiʔ sut͡ʃsuzu da kotuju de jok edijor. Old-Testament-Ezekiel-032-028|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Ama sen sünnetsizler arasında kırılacaksın ve kılıçla öldürülmüş olanlarla birlikte yatacaksın.\"\"\"|\"“ama sen sunnetsizler arasinda kirilat͡ʃaksin ve kilit͡ʃla oldurulmus olanlarla birlikte jatat͡ʃaksin.\"\"\" New-Testament-2-Corinthians-003-006|und|SPEAKER_00_Turkish|O da bizi, harfe değil, Ruh'a dayalı yeni bir antlaşmanın hizmetkârları olarak yeterli kıldı. Çünkü harf öldürür, Ruh ise yaşatır.|o da biziʔ harfe deɡilʔ ruhʔa dajali jeni bir antlasmanin hizmetkarlari olarak jeterli kildi. t͡ʃunku harf oldururʔ ruh ise jasatir. Old-Testament-Jeremiah-012-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Mirasım ormandaki aslan gibi oldu bana. Bana karşı sesini yükseltti. Bu yüzden ondan nefret ettim.|mirasim ormandaki aslan ɡibi oldu bana. bana karsi sesini jukseltti. bu juzden ondan nefret ettim. New-Testament-1-Thessalonians-001-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrımız ve Babamız’ın önünde, iman işinizi, sevgiyle verdiğiniz emeğinizi ve Efendimiz Yeşua Mesih’e olan dayanıklı umudunuzu hiç durmadan hatırlıyoruz.|tanrimiz ve babamiz’in onundeʔ iman isiniziʔ sevɡijle verdiɡiniz emeɡinizi ve efendimiz jesua mesih’e olan dajanikli umudunuzu hit͡ʃ durmadan hatirlijoruz. Old-Testament-1-Samuel-016-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'dan olan ruh Saul'un üzerindeyken, David arpını alır ve eliyle çalardı; böylece Saul ferahlar ve iyileşirdi ve kötü ruh ondan ayrılırdı.|tanriʔdan olan ruh saulʔun uzerindejkenʔ david arpini alir ve elijle t͡ʃalardi; bojlet͡ʃe saul ferahlar ve ijilesirdi ve kotu ruh ondan ajrilirdi. New-Testament-Luke-016-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsinin dışında, aramızda öyle büyük bir uçurum koyulmuş ki, ne buradan oraya, ne de oradan buraya kimse gelebilir’ dedi.”|bunlarin hepsinin disindaʔ aramizda ojle bujuk bir ut͡ʃurum kojulmus kiʔ ne buradan orajaʔ ne de oradan buraja kimse ɡelebilir’ dedi.” Old-Testament-Isaiah-032-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Titreyin, ey siz rahat kadınlar! Sıkıntı çekin, ey kaygısızlar! Kendinizi soyun, kendinizi çıplak edin, belinize çul sarının.|titrejinʔ ej siz rahat kadinlar! sikinti t͡ʃekinʔ ej kajɡisizlar! kendinizi sojunʔ kendinizi t͡ʃiplak edinʔ belinize t͡ʃul sarinin. New-Testament-Acts-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Hepsi şaşkına döndü ve birbirlerine, “Bunun anlamı nedir?” dediler.|hepsi saskina dondu ve birbirlerineʔ “bunun anlami nedir?” dediler. Old-Testament-2-Chronicles-019-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Şimdi, üzerinizde Yahve korkusu olsun. Dikkat edin ve yapın; çünkü Tanrımız Yahve'de haksızlık ya da hatır gözetme ya da rüşvet almak yoktur.\"\"\"|\"\"\"simdiʔ uzerinizde jahve korkusu olsun. dikkat edin ve japin; t͡ʃunku tanrimiz jahveʔde haksizlik ja da hatir ɡozetme ja da rusvet almak joktur.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-007-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Makir, Huppim ve Şuppim'den bir karı aldı. Kız kardeşinin adı Maaka'ydı. İkincisinin adı Selofhad'dı. Selofhad'ın da kızları oldu.|makirʔ huppim ve suppimʔden bir kari aldi. kiz kardesinin adi maakaʔjdi. ikint͡ʃisinin adi selofhadʔdi. selofhadʔin da kizlari oldu. Old-Testament-Jeremiah-035-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim zamanında, Yahve'den Yeremya'ya şu söz geldi:|jahuda krali josija oɡlu jehojakim zamanindaʔ jahveʔden jeremjaʔja su soz ɡeldi New-Testament-Luke-013-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Ev sahibi bir kez kalkıp kapıyı kapattıktan sonra siz dışarıdakiler kapıyı çalmaya başlayıp, ‘Efendimiz, bize aç!’ diyeceksiniz. O da size şöyle yanıt verecek, ‘Kim olduğunuzu ve nereden geldiğinizi bilmiyorum.’|ev sahibi bir kez kalkip kapiji kapattiktan sonra siz disaridakiler kapiji t͡ʃalmaja baslajipʔ ‘efendimizʔ bize at͡ʃ!’ dijet͡ʃeksiniz. o da size sojle janit veret͡ʃekʔ ‘kim olduɡunuzu ve nereden ɡeldiɡinizi bilmijorum.’ Old-Testament-Zechariah-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Yabancılar Aşdod'da oturacaklar, ve Filistliler'in gururunu kıracağım.|jabant͡ʃilar asdodʔda oturat͡ʃaklarʔ ve filistlilerʔin ɡururunu kirat͡ʃaɡim. Old-Testament-Exodus-027-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Aron'la oğulları, Buluşma Çadırı'nda, antlaşma önündeki perdenin dışında, onu akşamdan sabaha kadar Yahve'nin önünde tutacaklar; bu, İsrael'in çocukları için kuşaklar boyu daima geçerli olacak bir kural olacak.\"\"\"|\"aronʔla oɡullariʔ bulusma t͡ʃadiriʔndaʔ antlasma onundeki perdenin disindaʔ onu aksamdan sabaha kadar jahveʔnin onunde tutat͡ʃaklar; buʔ israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari it͡ʃin kusaklar boju daima ɡet͡ʃerli olat͡ʃak bir kural olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-017-053|und|SPEAKER_00_Turkish|İsraelliler Filistliler'i kovalamaktan döndüler ve ordugâhlarını yağmaladılar.|israelliler filistlilerʔi kovalamaktan donduler ve orduɡahlarini jaɡmaladilar. Old-Testament-Proverbs-008-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey saflar, sağduyuyu anlayın! Ey akılsızlar anlayışlı bir yürek olun!|ej saflarʔ saɡdujuju anlajin! ej akilsizlar anlajisli bir jurek olun! Old-Testament-Psalms-055-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonsuzluktan beri tahtında oturan Tanrı, işitecek ve onlara karşılık verecektir. Selah. Onlar asla değişmez, Tanrı’dan da korkmazlar.|sonsuzluktan beri tahtinda oturan tanriʔ isitet͡ʃek ve onlara karsilik veret͡ʃektir. selah. onlar asla deɡismezʔ tanri’dan da korkmazlar. Old-Testament-Psalms-033-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O söyledi ve oldu. O buyurdu ve sağlam durdu.|t͡ʃunku o sojledi ve oldu. o bujurdu ve saɡlam durdu. Old-Testament-Psalms-031-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Yalan söyleyen dudaklar sessiz kalsın, doğruların aleyhinde küstahça, Gurur ve küçümsemeyle konuşurlar.|jalan sojlejen dudaklar sessiz kalsinʔ doɡrularin alejhinde kustaht͡ʃaʔ ɡurur ve kut͡ʃumsemejle konusurlar. New-Testament-Acts-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların eliyle şunları yazdılar: “Kardeşleriniz olan biz elçilerle ihtiyarlardan, öteki uluslardan olup Antakya, Suriye ve Kilikya’da bulunan kardeşlerimize selam!|onlarin elijle sunlari jazdilar “kardesleriniz olan biz elt͡ʃilerle ihtijarlardanʔ oteki uluslardan olup antakjaʔ surije ve kilikja’da bulunan kardeslerimize selam! Old-Testament-Genesis-050-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun için yas günleri geçince, Yosef Firavun'un ev halkına, “Eğer şimdi gözünüzde lütuf bulduysam, lütfen Firavun’un kulağına seslenip şöyle deyin,|onun it͡ʃin jas ɡunleri ɡet͡ʃint͡ʃeʔ josef firavunʔun ev halkinaʔ “eɡer simdi ɡozunuzde lutuf buldujsamʔ lutfen firavun’un kulaɡina seslenip sojle dejinʔ New-Testament-Luke-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama onlar ısrar edip, “Halkı kışkırtıyor. Galile'den başlayıp hatta buraya kadar bütün Yahudiye'de öğretiyor” dediler.|ama onlar israr edipʔ “halki kiskirtijor. ɡalileʔden baslajip hatta buraja kadar butun jahudijeʔde oɡretijor” dediler. Old-Testament-Job-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Hayatımın bir soluk olduğunu hatırla. Gözüm artık iyilik görmeyecek.|hajatimin bir soluk olduɡunu hatirla. ɡozum artik ijilik ɡormejet͡ʃek. Old-Testament-Job-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“İnsan, kadından doğar, günleri azdır ve sıkıntı doludur.|“insanʔ kadindan doɡarʔ ɡunleri azdir ve sikinti doludur. Old-Testament-Judges-007-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Arkadaşı şöyle yanıt verdi: \"\"Bu, İsraelli Yoaş oğlu Gidyon'un kılıcından başka bir şey değil. Tanrı Midyan'ı bütün orduyla birlikte onun eline teslim etti.\"\"\"|\"arkadasi sojle janit verdi \"\"buʔ israelli joas oɡlu ɡidjonʔun kilit͡ʃindan baska bir sej deɡil. tanri midjanʔi butun ordujla birlikte onun eline teslim etti.\"\"\" New-Testament-Matthew-015-011|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ağıza giren insanı kirletmez. İnsanı kirleten ağızdan çıkandır.”|“aɡiza ɡiren insani kirletmez. insani kirleten aɡizdan t͡ʃikandir.” New-Testament-Matthew-020-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara, ‘Siz de bağa gidin, hakkınız neyse veririm’ dedi. Böylece onlar da yollarına gittiler.|onlaraʔ ‘siz de baɡa ɡidinʔ hakkiniz nejse veririm’ dedi. bojlet͡ʃe onlar da jollarina ɡittiler. Old-Testament-Genesis-025-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, Avraham’ın ölümünden sonra oğlu İshak'ı kutsadı. İshak, Beer-Lahai-Roi’de yaşıyordu.|tanriʔ avraham’in olumunden sonra oɡlu ishakʔi kutsadi. ishakʔ beer-lahai-roi’de jasijordu. Old-Testament-Ezekiel-011-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlara tek bir yürek vereceğim, içlerine yeni bir ruh koyacağım. Taş yüreğini bedenlerinden çıkaracağım ve onlara etten bir yürek vereceğim.|onlara tek bir jurek veret͡ʃeɡimʔ it͡ʃlerine jeni bir ruh kojat͡ʃaɡim. tas jureɡini bedenlerinden t͡ʃikarat͡ʃaɡim ve onlara etten bir jurek veret͡ʃeɡim. New-Testament-Galatians-003-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Yeşua Mesih’e olan imanla vaat iman edenlere verilsin diye, Kutsal Yazı her şeyi günah altında hapsetti.|ama jesua mesih’e olan imanla vaat iman edenlere verilsin dijeʔ kutsal jazi her seji ɡunah altinda hapsetti. Old-Testament-Genesis-018-021|und|SPEAKER_00_Turkish|şimdi aşağı inip yaptıklarının bana gelen haberler kadar kötü olup olmadığına bakacağım. Değilse, bileceğim.”|simdi asaɡi inip japtiklarinin bana ɡelen haberler kadar kotu olup olmadiɡina bakat͡ʃaɡim. deɡilseʔ bilet͡ʃeɡim.” Old-Testament-Psalms-068-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Onların hükümdarı küçük Benyamin, Yahuda beyleri ve topluluğu, Zevulun beyleri ve Naftali beyleri oradadırlar.|onlarin hukumdari kut͡ʃuk benjaminʔ jahuda bejleri ve topluluɡuʔ zevulun bejleri ve naftali bejleri oradadirlar. Old-Testament-Isaiah-013-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama çölün yaban hayvanları orada yatacak, evleri de çakallarla dolacak. Devekuşları orada oturacak, yaban keçileri de orada oynaşacaklar.|ama t͡ʃolun jaban hajvanlari orada jatat͡ʃakʔ evleri de t͡ʃakallarla dolat͡ʃak. devekuslari orada oturat͡ʃakʔ jaban ket͡ʃileri de orada ojnasat͡ʃaklar. Old-Testament-Song-of-Songs-008-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sana yol gösterir, beni eğiten annemin evine götürürdüm. Sana baharatlı şaraptan, narımın suyundan içirirdim.|sana jol ɡosterirʔ beni eɡiten annemin evine ɡotururdum. sana baharatli saraptanʔ narimin sujundan it͡ʃirirdim. New-Testament-Revelation-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yıldızın adı “Pelin” diye bilinir. Suların üçte biri peline dönüştü. Pek çok insan acılaşan sulardan öldü.|bu jildizin adi “pelin” dije bilinir. sularin ut͡ʃte biri peline donustu. pek t͡ʃok insan at͡ʃilasan sulardan oldu. Old-Testament-Isaiah-036-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Bunun üzerine Rabşake ayağa kalktı ve Yahudi diliyle yüksek sesle şöyle seslendi: \"\"Aşur Kralı'nın, büyük kralın sözlerini işitin!\"|\"bunun uzerine rabsake ajaɡa kalkti ve jahudi dilijle juksek sesle sojle seslendi \"\"asur kraliʔninʔ bujuk kralin sozlerini isitin!\" Old-Testament-Esther-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Her ilde emrin verilmesi için mektubun bir kopyası, o gün için hazır olmaları için bütün halklara duyuruldu.|her ilde emrin verilmesi it͡ʃin mektubun bir kopjasiʔ o ɡun it͡ʃin hazir olmalari it͡ʃin butun halklara dujuruldu. New-Testament-Matthew-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Sevinin, fazlasıyla sevinç duyun! Çünkü gökteki ödülünüz büyüktür. Sizden önceki peygamberlere de böyle zulmettiler.|sevininʔ fazlasijla sevint͡ʃ dujun! t͡ʃunku ɡokteki odulunuz bujuktur. sizden ont͡ʃeki pejɡamberlere de bojle zulmettiler. New-Testament-Mark-001-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Onunla ilgili haber her yere, Galile’nin bütün bölgelerine ve çevresine yayıldı.|onunla ilɡili haber her jereʔ ɡalile’nin butun bolɡelerine ve t͡ʃevresine jajildi. New-Testament-Romans-016-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü itaatiniz herkes tarafından biliniyor. Bu yüzden sizin için seviniyorum. Ama iyilik konusunda bilge, kötülük konusunda ise masum olmanızı dilerim.|t͡ʃunku itaatiniz herkes tarafindan bilinijor. bu juzden sizin it͡ʃin sevinijorum. ama ijilik konusunda bilɡeʔ kotuluk konusunda ise masum olmanizi dilerim. Old-Testament-Isaiah-013-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Uzak bir ülkeden, göğün en ucundan, Yahve ve öfkesinin silahları, tüm ülkeyi yok etmek için geliyorlar.|uzak bir ulkedenʔ ɡoɡun en ut͡ʃundanʔ jahve ve ofkesinin silahlariʔ tum ulkeji jok etmek it͡ʃin ɡelijorlar. New-Testament-Luke-009-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua ona, “Ona engel olmayın! Bize karşı olmayan bizden yanadır” dedi.|jesua onaʔ “ona enɡel olmajin! bize karsi olmajan bizden janadir” dedi. Old-Testament-Ezekiel-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzümü onlara karşı çevireceğim. Ateşten çıkacaklar, ama ateş onları yine yiyip bitirecek. Yüzümü onlara çevirdiğimde, o zaman benim Yahve olduğumu bileceksiniz.|juzumu onlara karsi t͡ʃeviret͡ʃeɡim. atesten t͡ʃikat͡ʃaklarʔ ama ates onlari jine jijip bitiret͡ʃek. juzumu onlara t͡ʃevirdiɡimdeʔ o zaman benim jahve olduɡumu bilet͡ʃeksiniz. Old-Testament-Genesis-021-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, Sarah'ın kendisine doğurduğu oğlunun adını İshak koydu.|avrahamʔ sarahʔin kendisine doɡurduɡu oɡlunun adini ishak kojdu. Old-Testament-Jeremiah-002-017|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrın Yahve seni yolda yürütürken, O'nu bıraktığın için, bunu başına kendin getirmedin mi?|“tanrin jahve seni jolda juruturkenʔ oʔnu biraktiɡin it͡ʃinʔ bunu basina kendin ɡetirmedin mi? Old-Testament-Jeremiah-034-020|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onları düşmanlarının eline ve hayatlarının peşinden koşanların eline vereceğim. Cesetleri gökyüzünün kuşlarına ve yeryüzünün hayvanlarına yem olacak.\"\"\"|\"onlari dusmanlarinin eline ve hajatlarinin pesinden kosanlarin eline veret͡ʃeɡim. t͡ʃesetleri ɡokjuzunun kuslarina ve jerjuzunun hajvanlarina jem olat͡ʃak.\"\"\" Old-Testament-Genesis-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Bizim suretimizde, kendimize benzer insan yapalım” dedi. “Denizin balıklarına, gökyüzünün kuşlarına, evcil hayvanlara, tüm yeryüzüne ve yerde sürünen her şeye hükmetsinler.”|tanriʔ “bizim suretimizdeʔ kendimize benzer insan japalim” dedi. “denizin baliklarinaʔ ɡokjuzunun kuslarinaʔ evt͡ʃil hajvanlaraʔ tum jerjuzune ve jerde surunen her seje hukmetsinler.” Old-Testament-Leviticus-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"'Toprağınızın hasatını biçtiğinizde, tarlanızın köşelerini tamamen biçmemelisiniz, hasatınızın başaklarını toplamamalısınız. Bunları yoksullara ve yabancılara bırakmalısınız. Ben Tanrınız Yahve'yim.'”\"|\"\"\"ʔtopraɡinizin hasatini bit͡ʃtiɡinizdeʔ tarlanizin koselerini tamamen bit͡ʃmemelisinizʔ hasatinizin basaklarini toplamamalisiniz. bunlari joksullara ve jabant͡ʃilara birakmalisiniz. ben tanriniz jahveʔjim.ʔ”\" Old-Testament-Joshua-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Rabbit, Kişion, Eves,|rabbitʔ kisionʔ evesʔ Old-Testament-Jeremiah-011-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama doğrulukla yargılayan, yüreği ve düşünceyi sınayan ey Ordular Yahvesi, onlardan alacağın öcü göreceğim; çünkü davamı sana açıkladım.|ama doɡrulukla jarɡilajanʔ jureɡi ve dusunt͡ʃeji sinajan ej ordular jahvesiʔ onlardan alat͡ʃaɡin ot͡ʃu ɡoret͡ʃeɡim; t͡ʃunku davami sana at͡ʃikladim. Old-Testament-Hosea-010-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Samariya ve kralı suda bir dal gibi akıp gidecek.|samarija ve krali suda bir dal ɡibi akip ɡidet͡ʃek. Old-Testament-Ezekiel-047-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra beni kuzey kapısı yolundan çıkardı ve beni dışarıdaki yoldan, doğuya bakan kapının yolundan dış kapıya kadar dolaştırdı. İşte, sular sağ taraftan akıyordu.|sonra beni kuzej kapisi jolundan t͡ʃikardi ve beni disaridaki joldanʔ doɡuja bakan kapinin jolundan dis kapija kadar dolastirdi. isteʔ sular saɡ taraftan akijordu. Old-Testament-Exodus-037-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Onun içini ve dışını saf altınla kapladı, çevresine de altın pervaz yaptı.|onun it͡ʃini ve disini saf altinla kapladiʔ t͡ʃevresine de altin pervaz japti. Old-Testament-Proverbs-030-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Gerçekten ben en cahil insanım, ben de insan anlayışı yok.\"|\"\"\"ɡert͡ʃekten ben en t͡ʃahil insanimʔ ben de insan anlajisi jok.\" New-Testament-1-John-002-029|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun doğru olduğunu bilirseniz, doğru olanı yapan herkesin O’ndan doğduğunu da bilirsiniz.|o’nun doɡru olduɡunu bilirsenizʔ doɡru olani japan herkesin o’ndan doɡduɡunu da bilirsiniz. Old-Testament-1-Kings-008-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Kral ve onunla birlikte bütün İsrael, Yahve'nin önünde kurban sundular.|kral ve onunla birlikte butun israelʔ jahveʔnin onunde kurban sundular. Old-Testament-2-Kings-004-029|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman Gehazi'ye, \"\"Cübbeni kuşağına sıkıştır, değneğimi eline al ve git\"\" dedi. \"\"Biriyle karşılaşırsan onu selamlama, biri seni selamlarsa, ona geri yanıt verme. Sonra değneğimi çocuğun yüzünün üzerine koy.\"\"\"|\"o zaman ɡehaziʔjeʔ \"\"t͡ʃubbeni kusaɡina sikistirʔ deɡneɡimi eline al ve ɡit\"\" dedi. \"\"birijle karsilasirsan onu selamlamaʔ biri seni selamlarsaʔ ona ɡeri janit verme. sonra deɡneɡimi t͡ʃot͡ʃuɡun juzunun uzerine koj.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-052-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yehoyakim'in yapmış olduğu her şeye göre, Yahve'nin gözünde kötü olanı yaptı.|jehojakimʔin japmis olduɡu her seje ɡoreʔ jahveʔnin ɡozunde kotu olani japti. New-Testament-John-016-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak O, Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, ama her ne duyarsa söyleyecek. Size gelecekte olacakları bildirecek.|ant͡ʃak oʔ ɡert͡ʃeɡin ruhu ɡelint͡ʃeʔ sizi tum ɡert͡ʃeɡe joneltet͡ʃek. t͡ʃunku kendiliɡinden konusmajat͡ʃakʔ ama her ne dujarsa sojlejet͡ʃek. size ɡelet͡ʃekte olat͡ʃaklari bildiret͡ʃek. Old-Testament-Psalms-044-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Tanrımız'ın adını unuttuysak, ya da ellerimizi yabancı bir ilâha uzattıysak,|eɡer tanrimizʔin adini unuttujsakʔ ja da ellerimizi jabant͡ʃi bir ilaha uzattijsakʔ Old-Testament-Psalms-104-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Oraya gemiler gider, içinde oynasın diye yarattığın Livyatan oradadır.|oraja ɡemiler ɡiderʔ it͡ʃinde ojnasin dije jarattiɡin livjatan oradadir. New-Testament-Acts-021-032|und|SPEAKER_00_Turkish|Hemen yüzbaşılarla askerleri yanına alıp üzerlerine koştu. Halk komutan ve askerleri görünce Pavlus’u dövmeyi bıraktı.|hemen juzbasilarla askerleri janina alip uzerlerine kostu. halk komutan ve askerleri ɡorunt͡ʃe pavlus’u dovmeji birakti. Old-Testament-Psalms-066-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Adının yüceliğine ilahi söyleyin! Görkem ve övgü sunun!|adinin jut͡ʃeliɡine ilahi sojlejin! ɡorkem ve ovɡu sunun! Old-Testament-Ezekiel-032-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yiğitler arasındaki güçlüler, ona yardım edenlerle birlikte Şeol'ün içinden onunla konuşacaklar. Aşağı indiler. Sünnetsizler, kılıçla öldürülmüş olanlar yatıyorlar.\"\"\"|\"jiɡitler arasindaki ɡut͡ʃlulerʔ ona jardim edenlerle birlikte seolʔun it͡ʃinden onunla konusat͡ʃaklar. asaɡi indiler. sunnetsizlerʔ kilit͡ʃla oldurulmus olanlar jatijorlar.\"\"\" Old-Testament-1-Samuel-014-052|und|SPEAKER_00_Turkish|Saul'un bütün günleri boyunca Filistliler'e karşı şiddetli bir savaş vardı. Saul, yiğit ya da cesur bir adam gördüğünde onu hizmetine alırdı.|saulʔun butun ɡunleri bojunt͡ʃa filistlilerʔe karsi siddetli bir savas vardi. saulʔ jiɡit ja da t͡ʃesur bir adam ɡorduɡunde onu hizmetine alirdi. Old-Testament-Deuteronomy-016-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrın Yahve'ye sürülerden ve sığırlardan Pesah kurbanını, Yahve'nin adını yerleştirmek için seçeceği yerde keseceksin.|tanrin jahveʔje surulerden ve siɡirlardan pesah kurbaniniʔ jahveʔnin adini jerlestirmek it͡ʃin set͡ʃet͡ʃeɡi jerde keset͡ʃeksin. Old-Testament-Jeremiah-033-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Levili kâhinlerin önümde yakmalık sunular sunacak, ekmek sunuları yakacak ve sürekli kurban kesecek adamı eksik olmayacak.”|levili kahinlerin onumde jakmalik sunular sunat͡ʃakʔ ekmek sunulari jakat͡ʃak ve surekli kurban keset͡ʃek adami eksik olmajat͡ʃak.” Old-Testament-1-Samuel-027-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Akiş, David'e güvenerek şöyle dedi: \"\"O, halkı İsrael'i kendisinden tamamen nefret ettirdi. Bu nedenle sonsuza kadar benim hizmetkârım olacak.”\"|\"akisʔ davidʔe ɡuvenerek sojle dedi \"\"oʔ halki israelʔi kendisinden tamamen nefret ettirdi. bu nedenle sonsuza kadar benim hizmetkarim olat͡ʃak.”\" Old-Testament-Leviticus-019-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“'Komşuna zulmetmeyeceksin, onu soymayacaksın.'\"\" “‘Ücretli bir hizmetçinin ücretini bütün gece sabaha kadar yanında tutmayacaksın.'\"\"\"|\"“ʔkomsuna zulmetmejet͡ʃeksinʔ onu sojmajat͡ʃaksin.ʔ\"\" “‘ut͡ʃretli bir hizmett͡ʃinin ut͡ʃretini butun ɡet͡ʃe sabaha kadar janinda tutmajat͡ʃaksin.ʔ\"\"\" Old-Testament-Esther-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahudiler, kendi soylarına ve kendilerine katılan herkese, her yıl yazılanlara ve belirlenen zamana göre bu iki günü kutlamaktan geri kalınmasın;|jahudilerʔ kendi sojlarina ve kendilerine katilan herkeseʔ her jil jazilanlara ve belirlenen zamana ɡore bu iki ɡunu kutlamaktan ɡeri kalinmasin; Old-Testament-Isaiah-040-017|und|SPEAKER_00_Turkish|O'nun önünde bütün uluslar bir hiç gibidir. O'nun için hiçten aşağı ve boş sayılır.|oʔnun onunde butun uluslar bir hit͡ʃ ɡibidir. oʔnun it͡ʃin hit͡ʃten asaɡi ve bos sajilir. Old-Testament-Leviticus-024-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kırığa karşılık kırık, göze karşılık göz, dişe karşılık diş. Birini nasıl yaraladı ise, kendisine de öyle yapılacaktır.|kiriɡa karsilik kirikʔ ɡoze karsilik ɡozʔ dise karsilik dis. birini nasil jaraladi iseʔ kendisine de ojle japilat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Size doğrusunu söyleyeyim, yargı gününde, Sodom ve Gomora diyarı o kentten daha katlanılır olacaktır.|size doɡrusunu sojlejejimʔ jarɡi ɡunundeʔ sodom ve ɡomora dijari o kentten daha katlanilir olat͡ʃaktir. Old-Testament-Leviticus-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı günde sizin için kutsal bir toplantı olacağını duyuracaksınız. Olağan işler yapmayacaksınız. Bu, kuşaklarınız boyunca tüm konutlarınızda daima geçerli olacak bir kuraldır.|ajni ɡunde sizin it͡ʃin kutsal bir toplanti olat͡ʃaɡini dujurat͡ʃaksiniz. olaɡan isler japmajat͡ʃaksiniz. buʔ kusaklariniz bojunt͡ʃa tum konutlarinizda daima ɡet͡ʃerli olat͡ʃak bir kuraldir. Old-Testament-Lamentations-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yakov'un bütün yurtlarını acımadan yuttu. Gazabıyla Yahuda kızının kalelerini yıktı, onları yere kadar indirdi. Krallığı ve beylerini bozdu.|jahve jakovʔun butun jurtlarini at͡ʃimadan juttu. ɡazabijla jahuda kizinin kalelerini jiktiʔ onlari jere kadar indirdi. kralliɡi ve bejlerini bozdu. New-Testament-James-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Aynı şekilde, ulakları kabul edip başka bir yoldan gönderen fahişe Rahav da işleriyle aklanmadı mı?|ajni sekildeʔ ulaklari kabul edip baska bir joldan ɡonderen fahise rahav da islerijle aklanmadi mi? New-Testament-Acts-026-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Agrippa Pavlus’a, “Azıcık iknayla beni Hristiyan mı yapmaya çalışıyorsun?” dedi.|aɡrippa pavlus’aʔ “azit͡ʃik iknajla beni hristijan mi japmaja t͡ʃalisijorsun?” dedi. Old-Testament-Isaiah-024-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü zeytin ağacının silkelenmesi gibi, bağ bozumu bittiğinde geride kalan gibi, yeryüzünün ortasındaki halklar arasında öyle olacak.|t͡ʃunku zejtin aɡat͡ʃinin silkelenmesi ɡibiʔ baɡ bozumu bittiɡinde ɡeride kalan ɡibiʔ jerjuzunun ortasindaki halklar arasinda ojle olat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-009-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana merhamet et, ey Yahve. Benden nefret edenler yüzünden çektiğim acıyı gör, beni ölümün kapılarından kaldır da,|bana merhamet etʔ ej jahve. benden nefret edenler juzunden t͡ʃektiɡim at͡ʃiji ɡorʔ beni olumun kapilarindan kaldir daʔ Old-Testament-Deuteronomy-027-024|und|SPEAKER_00_Turkish|'Komşusunu gizlice öldürene lanet olsun.' Bütün halk, 'Amin' diyecek.|ʔkomsusunu ɡizlit͡ʃe oldurene lanet olsun.ʔ butun halkʔ ʔaminʔ dijet͡ʃek. New-Testament-Matthew-009-037|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman öğrencilerine, “Gerçi hasat bol ama işçiler az.|o zaman oɡrent͡ʃilerineʔ “ɡert͡ʃi hasat bol ama ist͡ʃiler az. Old-Testament-Deuteronomy-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Silahlarının arasında mala da olacak. Öyle olacak ki, ihtiyacını giderdiğinde, onunla kazacaksın ve geri dönüp dışkını örteceksin;|silahlarinin arasinda mala da olat͡ʃak. ojle olat͡ʃak kiʔ ihtijat͡ʃini ɡiderdiɡindeʔ onunla kazat͡ʃaksin ve ɡeri donup diskini ortet͡ʃeksin; New-Testament-Luke-009-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Ya siz ben kimim dersiniz?” dedi. Petrus, “Sen Tanrı’nın Mesihi’sin” diye yanıtladı.|jesua onlaraʔ “ja siz ben kimim dersiniz?” dedi. petrusʔ “sen tanri’nin mesihi’sin” dije janitladi. New-Testament-Acts-026-019|und|SPEAKER_00_Turkish|“Bu nedenle, ey Kral Agrippa, bu göksel görüme itaatsizlik etmedim.|“bu nedenleʔ ej kral aɡrippaʔ bu ɡoksel ɡorume itaatsizlik etmedim. Old-Testament-Genesis-036-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Esav oğlu Reuel'in oğulları şunlardır: Nahat, Zerah, Şamma, Mizza. Edom diyarına Reuel'den gelen beyler bunlardır. Bunlar Esav'ın karısı Basemat'ın oğullarıdır.|esav oɡlu reuelʔin oɡullari sunlardir nahatʔ zerahʔ sammaʔ mizza. edom dijarina reuelʔden ɡelen bejler bunlardir. bunlar esavʔin karisi basematʔin oɡullaridir. New-Testament-Acts-011-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu bulunca Antakya’ya getirdi. Bir yıl boyunca orada bulunan toplulukla bir araya gelerek birçok insana öğrettiler. Öğrencilere ilk olarak Antakya’da Hristiyanlar denildi.|onu bulunt͡ʃa antakja’ja ɡetirdi. bir jil bojunt͡ʃa orada bulunan toplulukla bir araja ɡelerek birt͡ʃok insana oɡrettiler. oɡrent͡ʃilere ilk olarak antakja’da hristijanlar denildi. Old-Testament-Numbers-031-049|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moşe'ye şöyle dediler: \"\"Hizmetkârların, komutamız altındaki askerlerin tamamını aldık; aramızdan tek bir adam bile eksik değil.\"|\"moseʔje sojle dediler \"\"hizmetkarlarinʔ komutamiz altindaki askerlerin tamamini aldik; aramizdan tek bir adam bile eksik deɡil.\" Old-Testament-Numbers-024-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Balak'ın öfkesi Balam'a karşı alevlendi ve ellerini birbirine vurdu. Balak, Balam'a şöyle dedi: \"\"Seni düşmanlarıma lanet etmeye çağırdım ve işte, onları bu üç keredir yalnızca kutsadın.\"|\"balakʔin ofkesi balamʔa karsi alevlendi ve ellerini birbirine vurdu. balakʔ balamʔa sojle dedi \"\"seni dusmanlarima lanet etmeje t͡ʃaɡirdim ve isteʔ onlari bu ut͡ʃ keredir jalnizt͡ʃa kutsadin.\" Old-Testament-Isaiah-021-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kılıçlardan, çekilmiş kılıçtan, gerilmiş yaydan, savaşın hararetinden kaçtılar.|t͡ʃunku kilit͡ʃlardanʔ t͡ʃekilmis kilit͡ʃtanʔ ɡerilmis jajdanʔ savasin hararetinden kat͡ʃtilar. Old-Testament-1-Chronicles-023-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Şabatlar'da, yeni aylarda ve belli bayramlarda, bütün yakmalık sunuları sayısı ile, onlar hakkında olan yasaya göre, sürekli olarak Yahve'nin önünde, Yahve'ye sunmaktı;|sabatlarʔdaʔ jeni ajlarda ve belli bajramlardaʔ butun jakmalik sunulari sajisi ileʔ onlar hakkinda olan jasaja ɡoreʔ surekli olarak jahveʔnin onundeʔ jahveʔje sunmakti; Old-Testament-Psalms-058-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Doğru kişi alınan öcü görünce sevinecek. Ayaklarını kötünün kanıyla yıkayacak,|doɡru kisi alinan ot͡ʃu ɡorunt͡ʃe sevinet͡ʃek. ajaklarini kotunun kanijla jikajat͡ʃakʔ Old-Testament-Isaiah-043-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben bildirdim, ben kurtardım ve ben gösterdim; aranızda yabancı bir ilâh yoktur. Bu nedenle sizler benim tanıklarımsınız” diyor Yahve, “Ve ben Tanrı'yım.|ben bildirdimʔ ben kurtardim ve ben ɡosterdim; aranizda jabant͡ʃi bir ilah joktur. bu nedenle sizler benim taniklarimsiniz” dijor jahveʔ “ve ben tanriʔjim. Old-Testament-Joel-001-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Asma kurudu, incir ağacı kurudu; nar ağacı, palmiye ağacı da, elma ağacı, tarlanın bütün ağaçları kurudu; çünkü sevinç insanoğullarından kayboldu.|asma kuruduʔ int͡ʃir aɡat͡ʃi kurudu; nar aɡat͡ʃiʔ palmije aɡat͡ʃi daʔ elma aɡat͡ʃiʔ tarlanin butun aɡat͡ʃlari kurudu; t͡ʃunku sevint͡ʃ insanoɡullarindan kajboldu. Old-Testament-Leviticus-008-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Aron'la oğullarını getirdi ve onları suyla yıkadı.|mose aronʔla oɡullarini ɡetirdi ve onlari sujla jikadi. Old-Testament-Ezekiel-012-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, asi evin ortasında oturuyorsun. Görmek için gözleri var, ama görmüyorlar, duymak için kulakları var, ama duymuyorlar. Çünkü onlar asi bir evdir.|“ej insanoɡluʔ asi evin ortasinda oturujorsun. ɡormek it͡ʃin ɡozleri varʔ ama ɡormujorlarʔ dujmak it͡ʃin kulaklari varʔ ama dujmujorlar. t͡ʃunku onlar asi bir evdir. Old-Testament-Deuteronomy-010-001|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O sırada Yahve bana şöyle dedi: \"\"İlki gibi iki taş levha kes, dağa yanıma çık ve ağaçtan bir sandık yap.\"|\"o sirada jahve bana sojle dedi \"\"ilki ɡibi iki tas levha kesʔ daɡa janima t͡ʃik ve aɡat͡ʃtan bir sandik jap.\" Old-Testament-1-Chronicles-013-003|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrımız'ın Sandığı'nı da geri getirelim. Çünkü Saul zamanında onu aramadık.\"\"\"|\"tanrimizʔin sandiɡiʔni da ɡeri ɡetirelim. t͡ʃunku saul zamaninda onu aramadik.\"\"\" New-Testament-Revelation-014-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ateş üzerinde yetkili olan başka bir melek sunaktan çıktı ve keskin orağı olana yüksek sesle şöyle seslendi: ‘‘Keskin orağını gönder ve yerin asmasının salkımlarını topla. Çünkü yerin üzümleri tam olgunlaştı!”|ates uzerinde jetkili olan baska bir melek sunaktan t͡ʃikti ve keskin oraɡi olana juksek sesle sojle seslendi ‘‘keskin oraɡini ɡonder ve jerin asmasinin salkimlarini topla. t͡ʃunku jerin uzumleri tam olɡunlasti!” Old-Testament-Psalms-093-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kuralların sağlam durur. Kutsallık evini süsler, sonsuza dek, ey Yahve.|kurallarin saɡlam durur. kutsallik evini suslerʔ sonsuza dekʔ ej jahve. Old-Testament-Ezekiel-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzlerinin benzeyişine gelince, görünüşleri ve kendileri, Kevar Irmağı'nın yanında gördüğüm yüzlerdi. Her biri dosdoğru ileri gidiyordu.|juzlerinin benzejisine ɡelint͡ʃeʔ ɡorunusleri ve kendileriʔ kevar irmaɡiʔnin janinda ɡorduɡum juzlerdi. her biri dosdoɡru ileri ɡidijordu. New-Testament-John-011-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yeşua geldiğinde, Lazar’ın dört gündür mezarda yatmakta buldu.|bojlet͡ʃe jesua ɡeldiɡindeʔ lazar’in dort ɡundur mezarda jatmakta buldu. New-Testament-Revelation-012-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kadın bütün ulusları demir asayla yönetecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuğu hemen alınıp Tanrı’ya, O'nun tahtına götürüldü.|kadin butun uluslari demir asajla jonetet͡ʃek bir erkek t͡ʃot͡ʃuk doɡurdu. t͡ʃot͡ʃuɡu hemen alinip tanri’jaʔ oʔnun tahtina ɡoturuldu. Old-Testament-Psalms-051-006|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, sen yürekten gerçeği istiyorsun. Bilgelik öğret bana en derinliklerimde.|isteʔ sen jurekten ɡert͡ʃeɡi istijorsun. bilɡelik oɡret bana en derinliklerimde. Old-Testament-Proverbs-025-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"çünkü gözlerinle gördüğün beyin önünde aşağı indirilmendense, sana, \"\"Buraya çık\"\" denmesi daha iyidir.\"|\"t͡ʃunku ɡozlerinle ɡorduɡun bejin onunde asaɡi indirilmendenseʔ sanaʔ \"\"buraja t͡ʃik\"\" denmesi daha ijidir.\" Old-Testament-2-Chronicles-021-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ancak Yahve, David'le yaptığı antlaşmadan ötürü ve David'e ve çocuklarına her zaman bir kandil vereceğine söz verdiği için, David'in evini yıkmak istemedi.|ant͡ʃak jahveʔ davidʔle japtiɡi antlasmadan oturu ve davidʔe ve t͡ʃot͡ʃuklarina her zaman bir kandil veret͡ʃeɡine soz verdiɡi it͡ʃinʔ davidʔin evini jikmak istemedi. Old-Testament-Job-022-012|und|SPEAKER_00_Turkish|“Tanrı göğün yükseklerinde değil midir? Yıldızların yüksekliğine bak, ne kadar yüksektirler!|“tanri ɡoɡun jukseklerinde deɡil midir? jildizlarin juksekliɡine bakʔ ne kadar juksektirler! Old-Testament-Exodus-003-014|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı Moşe'ye, \"\"BEN BEN OLAN'IM\"\" dedi ve, \"\"İsrael'in çocuklarına şunu diyeceksin\"\" dedi: 'Beni size BEN'İM gönderdi.'\"\"\"|\"tanri moseʔjeʔ \"\"ben ben olanʔim\"\" dedi veʔ \"\"israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarina sunu dijet͡ʃeksin\"\" dedi ʔbeni size benʔim ɡonderdi.ʔ\"\"\" Old-Testament-Nehemiah-003-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan sonra, Mitspa yöneticisi Yeşua oğlu Ezer, duvarın döndüğü yerde, silah deposuna giden yokuşun karşısındaki bir kısmı onardı.|ondan sonraʔ mitspa jonetit͡ʃisi jesua oɡlu ezerʔ duvarin donduɡu jerdeʔ silah deposuna ɡiden jokusun karsisindaki bir kismi onardi. Old-Testament-Psalms-107-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşanacak bir kent hazırlasınlar diye orada açları yaşatır.|jasanat͡ʃak bir kent hazirlasinlar dije orada at͡ʃlari jasatir. Old-Testament-1-Samuel-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Saul'un amcası, \"\"Lütfen bana Samuel'in sana ne dediğini söyle\"\" dedi.\"|\"saulʔun amt͡ʃasiʔ \"\"lutfen bana samuelʔin sana ne dediɡini sojle\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-109-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İyilik etmeyi hatırlamadı, ama yoksulu ve muhtacı, yüreği kırık olanı öldürmek için zulmetti.|ijilik etmeji hatirlamadiʔ ama joksulu ve muhtat͡ʃiʔ jureɡi kirik olani oldurmek it͡ʃin zulmetti. New-Testament-Acts-011-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bir sesin bana, ‘Kalk Petrus, kes ve ye!’ dediğini işittim.|bir sesin banaʔ ‘kalk petrusʔ kes ve je!’ dediɡini isittim. New-Testament-Matthew-012-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra adama, “Elini uzat” dedi. Adam elini uzattı ve öteki gibi eski haline geldi.|sonra adamaʔ “elini uzat” dedi. adam elini uzatti ve oteki ɡibi eski haline ɡeldi. Old-Testament-Isaiah-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Seni görenler gözlerini sana dikecekler. Düşünüp diyecekler, \"\"Yeryüzünü titreten, krallıkları sarsan,\"|\"seni ɡorenler ɡozlerini sana diket͡ʃekler. dusunup dijet͡ʃeklerʔ \"\"jerjuzunu titretenʔ kralliklari sarsanʔ\" New-Testament-Matthew-022-032|und|SPEAKER_00_Turkish|‘Ben Avraham’ın Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakov’un Tanrısı’yım’. Tanrı ölülerin değil, yaşayanların Tanrısı’dır.”|‘ben avraham’in tanrisiʔ ishak’in tanrisi ve jakov’un tanrisi’jim’. tanri olulerin deɡilʔ jasajanlarin tanrisi’dir.” Old-Testament-2-Samuel-010-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu, David'e bildirildi; o, bütün İsrael'i topladı, Yarden'i geçti ve Helam'a geldi. Suriyeliler David'e karşı dizildiler ve onunla savaştılar.|buʔ davidʔe bildirildi; oʔ butun israelʔi topladiʔ jardenʔi ɡet͡ʃti ve helamʔa ɡeldi. surijeliler davidʔe karsi dizildiler ve onunla savastilar. Old-Testament-Leviticus-009-004|und|SPEAKER_00_Turkish|esenlik sunuları olarak Yahve'nin önünde kurban etmek üzere bir boğayla bir koç; yağla yoğrulmuş ekmek sunusu alın; çünkü bugün Yahve size görünecektir.'”|esenlik sunulari olarak jahveʔnin onunde kurban etmek uzere bir boɡajla bir kot͡ʃ; jaɡla joɡrulmus ekmek sunusu alin; t͡ʃunku buɡun jahve size ɡorunet͡ʃektir.ʔ” Old-Testament-Exodus-025-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Tomurcukları ve kolları onunla tek parça olacak; hepsi saf altından dövmeci işi olacaktır.|tomurt͡ʃuklari ve kollari onunla tek part͡ʃa olat͡ʃak; hepsi saf altindan dovmet͡ʃi isi olat͡ʃaktir. Old-Testament-Numbers-026-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Efraimoğulları'ndan sayılanlara göre soyları bunlardır, otuz iki bin beş yüz. Bunlar soylarına göre Yosef'in oğullarıdır.|efraimoɡullariʔndan sajilanlara ɡore sojlari bunlardirʔ otuz iki bin bes juz. bunlar sojlarina ɡore josefʔin oɡullaridir. Old-Testament-Judges-021-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in çocukları da öyle yaptılar ve kendi sayılarına göre dans edenlerden alıp götürdüler. Gidip miraslarına döndüler, kentler bina ettiler ve onlarda yaşadılar.|benjaminʔin t͡ʃot͡ʃuklari da ojle japtilar ve kendi sajilarina ɡore dans edenlerden alip ɡoturduler. ɡidip miraslarina dondulerʔ kentler bina ettiler ve onlarda jasadilar. Old-Testament-Exodus-023-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Size söylediğim her şeyi yapmaya dikkat edin; ve başka ilâhların adını anmayın ve onlar ağzında bile duyulmasın.\"\"\"|\"“size sojlediɡim her seji japmaja dikkat edin; ve baska ilahlarin adini anmajin ve onlar aɡzinda bile dujulmasin.\"\"\" New-Testament-John-001-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yürürken Yuhanna O'na bakıp, “İşte, Tanrı Kuzusu!” dedi.|jesua jururken juhanna oʔna bakipʔ “isteʔ tanri kuzusu!” dedi. Old-Testament-Judges-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|O kuşağın hepsi atalarına kavuştuktan sonra, onlardan sonra Yahve'yi ve İsrael için yaptığı işi bilmeyen başka bir kuşak yetişti.|o kusaɡin hepsi atalarina kavustuktan sonraʔ onlardan sonra jahveʔji ve israel it͡ʃin japtiɡi isi bilmejen baska bir kusak jetisti. Old-Testament-Proverbs-031-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Belini güçle kuşatır, ellerini güçlendirir.|belini ɡut͡ʃle kusatirʔ ellerini ɡut͡ʃlendirir. Old-Testament-Psalms-139-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Göğe çıksam oradasın. Yatağımı Şeol'e sersem, işte oradasın!|ɡoɡe t͡ʃiksam oradasin. jataɡimi seolʔe sersemʔ iste oradasin! Old-Testament-Ezekiel-011-009|und|SPEAKER_00_Turkish|“Sizi onun içinden çıkaracağım ve sizi yabancıların eline teslim edeceğim ve aranızda yargılar yürüteceğim.|“sizi onun it͡ʃinden t͡ʃikarat͡ʃaɡim ve sizi jabant͡ʃilarin eline teslim edet͡ʃeɡim ve aranizda jarɡilar jurutet͡ʃeɡim. Old-Testament-Jeremiah-043-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Mısır diyarına girdiler, çünkü Yahve'nin sözüne itaat etmediler; ve Tahpanhes'e geldiler.|misir dijarina ɡirdilerʔ t͡ʃunku jahveʔnin sozune itaat etmediler; ve tahpanhesʔe ɡeldiler. New-Testament-John-011-047|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine başkâhinler ve Ferisiler Yüksek Kurul’u toplayıp, “Ne yapacağız? Bu adam birçok belirti gerçekleştiriyor” dediler.|bunun uzerine baskahinler ve ferisiler juksek kurul’u toplajipʔ “ne japat͡ʃaɡiz? bu adam birt͡ʃok belirti ɡert͡ʃeklestirijor” dediler. Old-Testament-Proverbs-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Oğlum yolda onlarla yürüme. Ayağını onların yolundan uzak tut.|oɡlum jolda onlarla jurume. ajaɡini onlarin jolundan uzak tut. Old-Testament-Exodus-021-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"çukurun sahibi karşılığını ödeyecektir. Parayı onların sahibine verecek ve ölü hayvan kendisinin olacaktır.\"\"\"|\"t͡ʃukurun sahibi karsiliɡini odejet͡ʃektir. paraji onlarin sahibine veret͡ʃek ve olu hajvan kendisinin olat͡ʃaktir.\"\"\" Old-Testament-2-Chronicles-028-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Ahaz atalarıyla uyudu ve onu kentte, Yeruşalem'de gömdüler; çünkü onu İsrael krallarının mezarlarına getirmediler; ve oğlu Hizkiya onun yerine kral oldu.|ahaz atalarijla ujudu ve onu kentteʔ jerusalemʔde ɡomduler; t͡ʃunku onu israel krallarinin mezarlarina ɡetirmediler; ve oɡlu hizkija onun jerine kral oldu. Old-Testament-Joel-001-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Gözlerimizin önünden yiyecek, Tanrımız'ın evinden sevinç ve neşe kesilmedi mi?|ɡozlerimizin onunden jijet͡ʃekʔ tanrimizʔin evinden sevint͡ʃ ve nese kesilmedi mi? New-Testament-Matthew-022-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Bana vergi parasını gösterin.” O’na bir dinar getirdiler.|bana verɡi parasini ɡosterin.” o’na bir dinar ɡetirdiler. Old-Testament-Zechariah-013-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Birisi ona, 'Kollarının arasındaki bu yaralar ne?' diyecek. O da, 'Dostlarımın evinde aldığım yaralar' diye karşılık verecek.|birisi onaʔ ʔkollarinin arasindaki bu jaralar ne?ʔ dijet͡ʃek. o daʔ ʔdostlarimin evinde aldiɡim jaralarʔ dije karsilik veret͡ʃek. Old-Testament-2-Kings-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ve Yahve'nin İsrael'in çocuklarının önünden kovmuş olduğu ulusların kurallarında ve İsrael krallarının yaptıkları kurallarda yürüdüler.|ve jahveʔnin israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin onunden kovmus olduɡu uluslarin kurallarinda ve israel krallarinin japtiklari kurallarda juruduler. Old-Testament-1-Samuel-004-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'nın Sandığı alındı ve Eli'nin iki oğlu, Hofni ve Pinehas öldürüldü.|tanriʔnin sandiɡi alindi ve eliʔnin iki oɡluʔ hofni ve pinehas olduruldu. Old-Testament-Exodus-040-034|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonra bulut Buluşma Çadırı'nı kapladı ve Yahve'nin görkemi konutu doldurdu.|sonra bulut bulusma t͡ʃadiriʔni kapladi ve jahveʔnin ɡorkemi konutu doldurdu. Old-Testament-Numbers-026-031|und|SPEAKER_00_Turkish|ve Asriel'den Asrieliler soyu; ve Şekem'den Şekemiler soyu;|ve asrielʔden asrieliler soju; ve sekemʔden sekemiler soju; Old-Testament-Judges-013-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Yahve'nin meleği Manoah'a şöyle dedi: \"\"Kadın ona söylediğim her şeyden sakınsın.\"|\"jahveʔnin meleɡi manoahʔa sojle dedi \"\"kadin ona sojlediɡim her sejden sakinsin.\" Old-Testament-1-Kings-015-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Asa’nın bütün işlerinin geri kalanı, bütün gücü, yaptığı her şey ve bina ettiği kentler, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil midir? Ama yaşlılığında ayaklarından hastalandı.|asa’nin butun islerinin ɡeri kalaniʔ butun ɡut͡ʃuʔ japtiɡi her sej ve bina ettiɡi kentlerʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil midir? ama jasliliɡinda ajaklarindan hastalandi. Old-Testament-Psalms-142-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruhum içimde bunaldığında, sen yolumu bilirsin. Yürüdüğüm yolda, bana tuzak kurdular.|ruhum it͡ʃimde bunaldiɡindaʔ sen jolumu bilirsin. juruduɡum joldaʔ bana tuzak kurdular. Old-Testament-Ezra-002-062|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunlar soy kütüğüne kayıtlı olanlar arasında yerlerini aradılar, ama bulunamadılar; bu yüzden yetkisiz kılındılar ve kâhinlikten çıkarıldılar.|bunlar soj kutuɡune kajitli olanlar arasinda jerlerini aradilarʔ ama bulunamadilar; bu juzden jetkisiz kilindilar ve kahinlikten t͡ʃikarildilar. Old-Testament-Nehemiah-009-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece çocuklar girip ülkeyi mülk edindiler; ve sen ülkenin sakinlerini, Kenanlılar'ı önlerinde boyun eğdirdin ve onlara istediklerini yapabilsinler diye onları, krallarını ve ülkenin halklarını ellerine verdin.|bojlet͡ʃe t͡ʃot͡ʃuklar ɡirip ulkeji mulk edindiler; ve sen ulkenin sakinleriniʔ kenanlilarʔi onlerinde bojun eɡdirdin ve onlara istediklerini japabilsinler dije onlariʔ krallarini ve ulkenin halklarini ellerine verdin. Old-Testament-Zechariah-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sen kimsin, ey koca dağ? Zerubbabel'in önünde sen bir ovasın; ve 'Lütuf, lütuf, ona!' diye bağrışlar arasında tepe taşını o çıkaracak.\"\"\"|\"sen kimsinʔ ej kot͡ʃa daɡ? zerubbabelʔin onunde sen bir ovasin; ve ʔlutufʔ lutufʔ ona!ʔ dije baɡrislar arasinda tepe tasini o t͡ʃikarat͡ʃak.\"\"\" New-Testament-John-006-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Bedenimi yiyip kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır, ben de onu son günde dirilteceğim.|bedenimi jijip kanimi it͡ʃenin sonsuz jasami vardirʔ ben de onu son ɡunde diriltet͡ʃeɡim. Old-Testament-1-Kings-002-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra Hagit oğlu Adoniya, Solomon'un annesi Batşeva'nın yanına geldi. Batşeva, \"\"Esenlikle mi geldin?\"\" dedi. O, \"\"Esenlikle\"\" dedi.\"|\"sonra haɡit oɡlu adonijaʔ solomonʔun annesi batsevaʔnin janina ɡeldi. batsevaʔ \"\"esenlikle mi ɡeldin?\"\" dedi. oʔ \"\"esenlikle\"\" dedi.\" Old-Testament-Genesis-021-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Avraham, oğlu İshak kendisine doğduğu zaman yüz yaşındaydı.|avrahamʔ oɡlu ishak kendisine doɡduɡu zaman juz jasindajdi. Old-Testament-Judges-019-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O da ona şöyle dedi: \"\"Beytlehem Yahuda'dan Efraim'in dağlık bölgesinin uzak tarafına geçiyoruz. Ben oradanım ve Beytlehem Yahuda'ya gittim. Yahve'nin evine gidiyorum; ve beni evine alan kimse yok.\"|\"o da ona sojle dedi \"\"bejtlehem jahudaʔdan efraimʔin daɡlik bolɡesinin uzak tarafina ɡet͡ʃijoruz. ben oradanim ve bejtlehem jahudaʔja ɡittim. jahveʔnin evine ɡidijorum; ve beni evine alan kimse jok.\" Old-Testament-Job-040-007|und|SPEAKER_00_Turkish|“Şimdi adam gibi beline kuşağını vur. Sana sorayım da, bana yanıt ver.|“simdi adam ɡibi beline kusaɡini vur. sana sorajim daʔ bana janit ver. Old-Testament-1-Samuel-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden, urlarının suretlerini ve ülkenizi bozan farelerinizin suretlerini yapacaksınız; ve İsrael Tanrısı'na yücelik vereceksiniz. Belki de elini sizden, ilâhlarınızdan ve toprağınızdan çeker.|bu juzdenʔ urlarinin suretlerini ve ulkenizi bozan farelerinizin suretlerini japat͡ʃaksiniz; ve israel tanrisiʔna jut͡ʃelik veret͡ʃeksiniz. belki de elini sizdenʔ ilahlarinizdan ve topraɡinizdan t͡ʃeker. New-Testament-Hebrews-004-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O’nun önünde hiçbir yaratık gizlenemez. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı’nın gözünde her şey çıplak ve açıktır.|o’nun onunde hit͡ʃbir jaratik ɡizlenemez. kendisine hesap veret͡ʃeɡimiz tanri’nin ɡozunde her sej t͡ʃiplak ve at͡ʃiktir. Old-Testament-Exodus-008-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe ile Aron Firavun'un yanından ayrıldılar. Moşe, Firavun'a getirdiği kurbağalar hakkında Yahve'ye feryat etti.|mose ile aron firavunʔun janindan ajrildilar. moseʔ firavunʔa ɡetirdiɡi kurbaɡalar hakkinda jahveʔje ferjat etti. Old-Testament-Leviticus-016-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sizin için tam bir dinlenme Şabatı'dır ve canlarınızı sıkıntıya sokacaksınız. Bu daima sürecek bir kuraldır.|bu sizin it͡ʃin tam bir dinlenme sabatiʔdir ve t͡ʃanlarinizi sikintija sokat͡ʃaksiniz. bu daima suret͡ʃek bir kuraldir. Old-Testament-Psalms-112-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Lütfedenin ve ödünç verenin durumu iyidir. Yargıda davasını sürdürür.|lutfedenin ve odunt͡ʃ verenin durumu ijidir. jarɡida davasini surdurur. New-Testament-Acts-015-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü aramızdan çıkan bazılarının sizi sözlerle tedirgin ettiğini, canlarınızı huzursuz ettiğini duyduk. 'Sünnet olmalısınız ve Kutsal Yasa'yı tutmalısınız' demişler. Biz onlara hiçbir buyruk vermedik.|t͡ʃunku aramizdan t͡ʃikan bazilarinin sizi sozlerle tedirɡin ettiɡiniʔ t͡ʃanlarinizi huzursuz ettiɡini dujduk. ʔsunnet olmalisiniz ve kutsal jasaʔji tutmalisinizʔ demisler. biz onlara hit͡ʃbir bujruk vermedik. New-Testament-Mark-003-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua eli sakat olan adama, “Ayağa kalk” dedi.|jesua eli sakat olan adamaʔ “ajaɡa kalk” dedi. Old-Testament-Jeremiah-038-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"O zaman kral Etiyopyalı Ebedmelek'e, \"\"Buradan yanına otuz adam al ve Peygamber Yeremya'yı ölmeden önce zindandan çıkar\"\" diye buyurdu .\"|\"o zaman kral etijopjali ebedmelekʔeʔ \"\"buradan janina otuz adam al ve pejɡamber jeremjaʔji olmeden ont͡ʃe zindandan t͡ʃikar\"\" dije bujurdu .\" New-Testament-1-Corinthians-001-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, Tanrı önünde hiç kimse övünmesin.|ojle kiʔ tanri onunde hit͡ʃ kimse ovunmesin. Old-Testament-1-Samuel-023-005|und|SPEAKER_00_Turkish|David ve adamları Keila'ya gidip Filistlilerle savaştılar, hayvanlarını alıp götürdüler ve onları büyük bir kıyımla öldürdüler. Böylece David Keila sakinlerini kurtardı.|david ve adamlari keilaʔja ɡidip filistlilerle savastilarʔ hajvanlarini alip ɡoturduler ve onlari bujuk bir kijimla oldurduler. bojlet͡ʃe david keila sakinlerini kurtardi. Old-Testament-Ezekiel-025-017|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlardan gazap azarlarıyla büyük öç alacağım. O zaman ben onların üzerine öcümü yerleştirince, benim Yahve olduğumu bilecekler.\"\"\"\"'\"|\"onlardan ɡazap azarlarijla bujuk ot͡ʃ alat͡ʃaɡim. o zaman ben onlarin uzerine ot͡ʃumu jerlestirint͡ʃeʔ benim jahve olduɡumu bilet͡ʃekler.\"\"\"\"ʔ\" Old-Testament-Ruth-002-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Moavlı Rut, Naomi'ye, \"\"İzin ver, tarlaya gideyim, gözünde lütuf bulacağım adamın ardından başakların arasında başak toplayayım\"\" dedi. Kadın ona, \"\"Git, kızım\"\" dedi.\"|\"moavli rutʔ naomiʔjeʔ \"\"izin verʔ tarlaja ɡidejimʔ ɡozunde lutuf bulat͡ʃaɡim adamin ardindan basaklarin arasinda basak toplajajim\"\" dedi. kadin onaʔ \"\"ɡitʔ kizim\"\" dedi.\" Old-Testament-Psalms-059-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Akşam dönsünler. Köpek gibi ulusunlar, kentte dolaşsınlar.|aksam donsunler. kopek ɡibi ulusunlarʔ kentte dolassinlar. New-Testament-Matthew-019-004|und|SPEAKER_00_Turkish|O şöyle yanıt verdi: “‘Başlangıçta Yaradan’ın onları erkek ve dişi olarak yarattığını,|o sojle janit verdi “‘baslanɡit͡ʃta jaradan’in onlari erkek ve disi olarak jarattiɡiniʔ Old-Testament-1-Chronicles-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Harorlu Şammot, Pelonlu Heles,|harorlu sammotʔ pelonlu helesʔ New-Testament-2-Corinthians-002-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Mesih'in Müjdesi için Troas'a geldiğimde, Efendi'de bana bir kapı açıldığında,|mesihʔin muʒdesi it͡ʃin troasʔa ɡeldiɡimdeʔ efendiʔde bana bir kapi at͡ʃildiɡindaʔ Old-Testament-Exodus-020-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama yedinci gün Tanrın Yahve için Şabat'dır. Sen, oğlun, kızın, erkek kölen, kadın kölen, hayvanların ve kapılarında olan yabancı onda hiçbir iş yapmayacak.|ama jedint͡ʃi ɡun tanrin jahve it͡ʃin sabatʔdir. senʔ oɡlunʔ kizinʔ erkek kolenʔ kadin kolenʔ hajvanlarin ve kapilarinda olan jabant͡ʃi onda hit͡ʃbir is japmajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-007-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Ey Yahve, Tanrım, eğer şunu yaptıysam, eğer elimde kötülük varsa,|ej jahveʔ tanrimʔ eɡer sunu japtijsamʔ eɡer elimde kotuluk varsaʔ Old-Testament-Ezekiel-042-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Odaların önünde içeriye doğru on arşın genişliğinde bir yürüyüş yolu, bir arşınlık bir yol vardı; ve kapıları kuzeye doğruydu.|odalarin onunde it͡ʃerije doɡru on arsin ɡenisliɡinde bir jurujus joluʔ bir arsinlik bir jol vardi; ve kapilari kuzeje doɡrujdu. Old-Testament-Exodus-022-006|und|SPEAKER_00_Turkish|\"“Eğer yangın çıkar dikenlere sıçrar ve ekinler, ekin demetleri ya da tarla yanarsa; ateşi tutuşturan, kesinlikle karşılığını ödeyecektir.\"\"\"|\"“eɡer janɡin t͡ʃikar dikenlere sit͡ʃrar ve ekinlerʔ ekin demetleri ja da tarla janarsa; atesi tutusturanʔ kesinlikle karsiliɡini odejet͡ʃektir.\"\"\" Old-Testament-Deuteronomy-009-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun için şunu bil ki, Tanrın Yahve bu güzel ülkeyi, doğruluğundan dolayı sana mülk edinmen için vermiyor; çünkü sen sert enseli bir halksın.|bunun it͡ʃin sunu bil kiʔ tanrin jahve bu ɡuzel ulkejiʔ doɡruluɡundan dolaji sana mulk edinmen it͡ʃin vermijor; t͡ʃunku sen sert enseli bir halksin. New-Testament-1-Corinthians-001-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü dünya Tanrı’nın bilgeliğinde Tanrı’yı kendi bilgeliğiyle bilmedi, Tanrı iman edenleri akılsızlık bildirisiyle kurtarmaktan hoşnut oldu.|t͡ʃunku dunja tanri’nin bilɡeliɡinde tanri’ji kendi bilɡeliɡijle bilmediʔ tanri iman edenleri akilsizlik bildirisijle kurtarmaktan hosnut oldu. Old-Testament-Numbers-034-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Hor Dağı'ndan Hama'nın girişine doğru işaret koyacaksınız; sınır Sedad'ın yanından geçecek.|hor daɡiʔndan hamaʔnin ɡirisine doɡru isaret kojat͡ʃaksiniz; sinir sedadʔin janindan ɡet͡ʃet͡ʃek. Old-Testament-Isaiah-019-023|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Mısır'dan Aşur'a giden bir ana yol olacak; Aşurlular Mısır'a, Mısırlılar da Aşur'a girecek; Mısırlılar da Aşurlular'la birlikte tapınacaklar.|o ɡun misirʔdan asurʔa ɡiden bir ana jol olat͡ʃak; asurlular misirʔaʔ misirlilar da asurʔa ɡiret͡ʃek; misirlilar da asurlularʔla birlikte tapinat͡ʃaklar. New-Testament-Luke-015-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Ferisiler ve yazıcılar, “Bu adam günahkârları kabul ediyor ve onlarla birlikte yemek yiyor” diye söyleniyorlardı.|ferisiler ve jazit͡ʃilarʔ “bu adam ɡunahkarlari kabul edijor ve onlarla birlikte jemek jijor” dije sojlenijorlardi. New-Testament-1-Corinthians-002-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu dünyanın önderlerinden hiçbiri bunu bilmedi. Bilselerdi, yüce Efendi'yi çarmıha germezlerdi.|bu dunjanin onderlerinden hit͡ʃbiri bunu bilmedi. bilselerdiʔ jut͡ʃe efendiʔji t͡ʃarmiha ɡermezlerdi. Old-Testament-Isaiah-058-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Senden olanlar eski harap yerleri yeniden kuracaklar. Çok kuşakların temellerini yeniden kuracaksın. Sana Gedik Onarıcı, meskenlerle Yolları Yeniden Canlandıran denecek.\"\"\"|\"senden olanlar eski harap jerleri jeniden kurat͡ʃaklar. t͡ʃok kusaklarin temellerini jeniden kurat͡ʃaksin. sana ɡedik onarit͡ʃiʔ meskenlerle jollari jeniden t͡ʃanlandiran denet͡ʃek.\"\"\" Old-Testament-Jonah-002-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü beni derinliklere, denizlerin yüreğine attın. Seller çevremi sardı. Bütün dalgaların ve dev dalgaların üzerimden geçti.|t͡ʃunku beni derinliklereʔ denizlerin jureɡine attin. seller t͡ʃevremi sardi. butun dalɡalarin ve dev dalɡalarin uzerimden ɡet͡ʃti. New-Testament-Galatians-005-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Azıcık maya bütün hamuru kabartır.|azit͡ʃik maja butun hamuru kabartir. New-Testament-Matthew-024-038|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü, Noa’nın gemiye girdiği güne dek, tufandan önceki günlerde, insanlar yiyip içiyorlar, evleniyor ve evlendiriliyorlardı.|t͡ʃunkuʔ noa’nin ɡemije ɡirdiɡi ɡune dekʔ tufandan ont͡ʃeki ɡunlerdeʔ insanlar jijip it͡ʃijorlarʔ evlenijor ve evlendirilijorlardi. Old-Testament-Psalms-063-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Canım zengin yiyeceklere doyar gibi doyacak. Ağzım neşeli dudaklarla seni övecek.|t͡ʃanim zenɡin jijet͡ʃeklere dojar ɡibi dojat͡ʃak. aɡzim neseli dudaklarla seni ovet͡ʃek. Old-Testament-1-Chronicles-014-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Sur Kralı Hiram, David'e haberciler ve ona ev yapmak için sedir ağaçları, duvarcılarla marangozlar gönderdi.|sur krali hiramʔ davidʔe habert͡ʃiler ve ona ev japmak it͡ʃin sedir aɡat͡ʃlariʔ duvart͡ʃilarla maranɡozlar ɡonderdi. New-Testament-3-John-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|yakında seni görmeyi umuyorum. O zaman yüz yüze konuşuruz. Sana esenlik olsun! Dostlar sana selam ediyorlar. Sen de arkadaşları adlarıyla selamla.|jakinda seni ɡormeji umujorum. o zaman juz juze konusuruz. sana esenlik olsun! dostlar sana selam edijorlar. sen de arkadaslari adlarijla selamla. New-Testament-Luke-015-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Ya da hangi kadının, on drahmi parası olur da birini kaybettiğinde, kandil yakıp evi süpürüp onu buluncaya dek gayretle aramaz?|ja da hanɡi kadininʔ on drahmi parasi olur da birini kajbettiɡindeʔ kandil jakip evi supurup onu bulunt͡ʃaja dek ɡajretle aramaz? New-Testament-John-006-066|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine öğrencilerinin çoğu geri döndü ve artık O’nunla yürümez oldu.|bunun uzerine oɡrent͡ʃilerinin t͡ʃoɡu ɡeri dondu ve artik o’nunla jurumez oldu. Old-Testament-1-Kings-015-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Aviyam'ın işlerinin geri kalanı ve yaptığı her şey, Yahuda krallarının Tarihler Kitabı'nda yazılı değil midir? Aviyam ile Yarovam arasında savaş vardı.|avijamʔin islerinin ɡeri kalani ve japtiɡi her sejʔ jahuda krallarinin tarihler kitabiʔnda jazili deɡil midir? avijam ile jarovam arasinda savas vardi. New-Testament-Hebrews-003-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, göksel çağrıya paydaş olan kutsal kardeşlerim, açıkça dile getirdiğimiz inancın elçisi ve başkâhini olan Yeşua’yı düşünün.|bu nedenleʔ ɡoksel t͡ʃaɡrija pajdas olan kutsal kardeslerimʔ at͡ʃikt͡ʃa dile ɡetirdiɡimiz inant͡ʃin elt͡ʃisi ve baskahini olan jesua’ji dusunun. New-Testament-Acts-020-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu yüzden uyanık kalın. Üç yıl boyunca gece gündüz, gözyaşlarıyla hepinizi nasıl uyardığımı hatırlayın.|bu juzden ujanik kalin. ut͡ʃ jil bojunt͡ʃa ɡet͡ʃe ɡunduzʔ ɡozjaslarijla hepinizi nasil ujardiɡimi hatirlajin. Old-Testament-Nehemiah-009-036|und|SPEAKER_00_Turkish|“İşte, bugün biz hizmetçileriz ve atalarımıza meyvesini ve iyiliğini yemeleri için verdiğin ülkede, işte, biz onun üzerinde hizmetçileriz.|“isteʔ buɡun biz hizmett͡ʃileriz ve atalarimiza mejvesini ve ijiliɡini jemeleri it͡ʃin verdiɡin ulkedeʔ isteʔ biz onun uzerinde hizmett͡ʃileriz. Old-Testament-2-Kings-013-019|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı adamı ona öfkelendi ve şöyle dedi: “Beş ya da altı kez vurmalıydın. O zaman Suriye'yi tüketene kadar vurmuş olacaktın, ama şimdi Suriye'yi yalnızca üç kez vuracaksın.”|tanri adami ona ofkelendi ve sojle dedi “bes ja da alti kez vurmalijdin. o zaman surijeʔji tuketene kadar vurmus olat͡ʃaktinʔ ama simdi surijeʔji jalnizt͡ʃa ut͡ʃ kez vurat͡ʃaksin.” Old-Testament-1-Samuel-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|David karşı yakaya geçip uzaktaki dağın tepesinde durdu; aralarında büyük bir mesafe vardı;|david karsi jakaja ɡet͡ʃip uzaktaki daɡin tepesinde durdu; aralarinda bujuk bir mesafe vardi; Old-Testament-Ezekiel-009-009|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman bana, “İsrael ve Yahuda evinin suçu çok büyük, ülke kanla dolu, kent sapıklıkla dolu; çünkü onlar, 'Yahve ülkeyi bıraktı ve görmüyor' diyorlar.|o zaman banaʔ “israel ve jahuda evinin sut͡ʃu t͡ʃok bujukʔ ulke kanla doluʔ kent sapiklikla dolu; t͡ʃunku onlarʔ ʔjahve ulkeji birakti ve ɡormujorʔ dijorlar. Old-Testament-Daniel-007-022|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Günleri Eski Olan gelene, Yüce Olan'ın kutsallarına hüküm verilene ve kutsalların krallığı ellerinde tutacakları zaman gelene dek onları yendi.\"\"\"|\"ɡunleri eski olan ɡeleneʔ jut͡ʃe olanʔin kutsallarina hukum verilene ve kutsallarin kralliɡi ellerinde tutat͡ʃaklari zaman ɡelene dek onlari jendi.\"\"\" Old-Testament-1-Chronicles-023-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Eleazar öldü ve onun oğulları yoktu, sadece kızları vardı; ve onların akrabaları olan Kiş oğulları onları karıları olarak aldılar.|eleazar oldu ve onun oɡullari joktuʔ sadet͡ʃe kizlari vardi; ve onlarin akrabalari olan kis oɡullari onlari karilari olarak aldilar. Old-Testament-Joshua-020-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Yeşu'ya şöyle dedi:|jahve jesuʔja sojle dedi Old-Testament-Psalms-109-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Yardım et bana, ey Yahve Tanrım. Sevgi dolu iyiliğin uyarınca beni kurtar;|jardim et banaʔ ej jahve tanrim. sevɡi dolu ijiliɡin ujarint͡ʃa beni kurtar; Old-Testament-Leviticus-011-036|und|SPEAKER_00_Turkish|Bununla birlikte, suyun toplandığı kaynak ya da sarnıç temiz olacak, ama onların leşlerine dokunan kirli olacaktır.|bununla birlikteʔ sujun toplandiɡi kajnak ja da sarnit͡ʃ temiz olat͡ʃakʔ ama onlarin leslerine dokunan kirli olat͡ʃaktir. New-Testament-Mark-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Kirli ruh adamı sarsıp yüksek sesle bağırarak ondan çıktı.|kirli ruh adami sarsip juksek sesle baɡirarak ondan t͡ʃikti. Old-Testament-Daniel-011-029|und|SPEAKER_00_Turkish|“Belirlenen zamanda geri dönecek ve güneye gelecek; ama son başlangıç gibi olmayacak.|“belirlenen zamanda ɡeri donet͡ʃek ve ɡuneje ɡelet͡ʃek; ama son baslanɡit͡ʃ ɡibi olmajat͡ʃak. Old-Testament-2-Kings-009-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Hizmetkârları onu bir arabada Yeruşalem'e taşıdılar ve David'in kentindeki atalarının yanına, kendi mezarına gömdüler.|hizmetkarlari onu bir arabada jerusalemʔe tasidilar ve davidʔin kentindeki atalarinin janinaʔ kendi mezarina ɡomduler. Old-Testament-Psalms-090-016|und|SPEAKER_00_Turkish|İşin hizmetkârlarına, yüceliğin onların çocuklarına görünsün.|isin hizmetkarlarinaʔ jut͡ʃeliɡin onlarin t͡ʃot͡ʃuklarina ɡorunsun. Old-Testament-Leviticus-008-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Onu kesti; Moşe kanı aldı, parmağıyla sunağın boynuzları üzerine çepeçevre sürdü, sunağı arındırdı, kanı sunağın dibine döktü ve onun için kefaret etmek üzere onu kutsal kıldı.|onu kesti; mose kani aldiʔ parmaɡijla sunaɡin bojnuzlari uzerine t͡ʃepet͡ʃevre surduʔ sunaɡi arindirdiʔ kani sunaɡin dibine doktu ve onun it͡ʃin kefaret etmek uzere onu kutsal kildi. Old-Testament-Numbers-012-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin öfkesi onlara karşı alevlendi; ve oradan gitti.|jahveʔnin ofkesi onlara karsi alevlendi; ve oradan ɡitti. Old-Testament-Ezekiel-040-043|und|SPEAKER_00_Turkish|Çengeller, her taraftan bir el genişliğinde tutturulmuştu. Sununun eti masaların üzerindeydi.|t͡ʃenɡellerʔ her taraftan bir el ɡenisliɡinde tutturulmustu. sununun eti masalarin uzerindejdi. Old-Testament-Genesis-049-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahuda bir aslan yavrusudur. Oğlum benim! Avından yukarı çıktın. O yere çöktü, aslan gibi, dişi aslan gibi yattı. Kim onu kaldırabilir?|jahuda bir aslan javrusudur. oɡlum benim! avindan jukari t͡ʃiktin. o jere t͡ʃoktuʔ aslan ɡibiʔ disi aslan ɡibi jatti. kim onu kaldirabilir? Old-Testament-Ezekiel-026-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Ezgilerinin gürültüsünü sona erdireceğim. Çenklerinin sesi bir daha duyulmayacak.|ezɡilerinin ɡurultusunu sona erdiret͡ʃeɡim. t͡ʃenklerinin sesi bir daha dujulmajat͡ʃak. Old-Testament-Psalms-069-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kent kapısında oturanlar hakkımda konuşuyorlar. Sarhoşların şarkısı oldum.|kent kapisinda oturanlar hakkimda konusujorlar. sarhoslarin sarkisi oldum. Old-Testament-Genesis-003-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi? Sana yememeni buyurduğum ağaçtan mı yedin?” dedi.|tanriʔ “t͡ʃiplak olduɡunu sana kim sojledi? sana jememeni bujurduɡum aɡat͡ʃtan mi jedin?” dedi. Old-Testament-1-Chronicles-019-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Ammon'un çocukları, Suriyeliler'in kaçtığını görünce, onlar da kardeşi Avişay'ın önünden kaçıp kente girdiler. O zaman Yoav Yeruşalem'e geldi.|ammonʔun t͡ʃot͡ʃuklariʔ surijelilerʔin kat͡ʃtiɡini ɡorunt͡ʃeʔ onlar da kardesi avisajʔin onunden kat͡ʃip kente ɡirdiler. o zaman joav jerusalemʔe ɡeldi. Old-Testament-1-Samuel-027-003|und|SPEAKER_00_Turkish|David, kendisi ve adamları, her biri ev halkıyla, David da iki karısı Yizreelli Ahinoam ve Naval'ın karısı Karmelli Avigail ile birlikte Gat'ta Akiş'le birlikte yaşadı.|davidʔ kendisi ve adamlariʔ her biri ev halkijlaʔ david da iki karisi jizreelli ahinoam ve navalʔin karisi karmelli aviɡail ile birlikte ɡatʔta akisʔle birlikte jasadi. Old-Testament-Job-040-003|und|SPEAKER_00_Turkish|O zaman İyov Yahve'ye yanıt verdi:|o zaman ijov jahveʔje janit verdi Old-Testament-Job-035-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama hiç kimse, 'Geceleyin ezgiler veren,|ama hit͡ʃ kimseʔ ʔɡet͡ʃelejin ezɡiler verenʔ Old-Testament-Malachi-003-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bana karşı sözleriniz sertti\"\" diyor Yahve. \"\"Ama siz, 'Sana karşı ne söyledik?'\"|\"\"\"bana karsi sozleriniz sertti\"\" dijor jahve. \"\"ama sizʔ ʔsana karsi ne sojledik?ʔ\" New-Testament-Matthew-017-003|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Moşe’yle Eliya onlara göründü, Yeşua’yla konuşuyorlardı.|isteʔ mose’jle elija onlara ɡorunduʔ jesua’jla konusujorlardi. Old-Testament-Ezekiel-023-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey insanoğlu, bir annenin kızları olan iki kadın vardı.|“ej insanoɡluʔ bir annenin kizlari olan iki kadin vardi. Old-Testament-Deuteronomy-028-035|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve seni dizlerinde ve bacaklarında, ayağının tabanından başının tepesine kadar iyileşemeyeceğin kötü çıbanla vuracak.|jahve seni dizlerinde ve bat͡ʃaklarindaʔ ajaɡinin tabanindan basinin tepesine kadar ijilesemejet͡ʃeɡin kotu t͡ʃibanla vurat͡ʃak. Old-Testament-2-Chronicles-036-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Nebukadnetsar da Yahve'nin evinin kaplarından bazılarını Babil'e taşıdı ve onları Babil'deki kendi tapınağına koydu.|nebukadnetsar da jahveʔnin evinin kaplarindan bazilarini babilʔe tasidi ve onlari babilʔdeki kendi tapinaɡina kojdu. New-Testament-Luke-013-034|und|SPEAKER_00_Turkish|“Ey Yeruşalem! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşa tutan Yeruşalem! Bir tavuğun civcivlerini kanatları altına toplaması gibi, ben de kaç kez senin çocuklarını öyle toplamak istedim ve sen reddettin!|“ej jerusalem! pejɡamberleri oldurenʔ kendisine ɡonderilenleri tasa tutan jerusalem! bir tavuɡun t͡ʃivt͡ʃivlerini kanatlari altina toplamasi ɡibiʔ ben de kat͡ʃ kez senin t͡ʃot͡ʃuklarini ojle toplamak istedim ve sen reddettin! Old-Testament-Numbers-026-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Levililer'den soylarına göre sayılanlar şunlardı: Gerşon'dan Gerşoniler soyu; Kohat'tan Kohatiler soyu; Merari'den Merariler soyu.|levililerʔden sojlarina ɡore sajilanlar sunlardi ɡersonʔdan ɡersoniler soju; kohatʔtan kohatiler soju; merariʔden merariler soju. Old-Testament-Deuteronomy-010-008|und|SPEAKER_00_Turkish|O sırada Yahve, Levi oymağını, Yahve'nin Antlaşma Sandığı'nı taşımaları, bugüne dek Yahve'nin önünde durup O'na hizmet etmeleri ve O'nun adıyla kutsamaları için ayırmıştı.|o sirada jahveʔ levi ojmaɡiniʔ jahveʔnin antlasma sandiɡiʔni tasimalariʔ buɡune dek jahveʔnin onunde durup oʔna hizmet etmeleri ve oʔnun adijla kutsamalari it͡ʃin ajirmisti. Old-Testament-Leviticus-009-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Halkın sunusunu sundu ve halk için olan günah sunusu olan keçiyi aldı, onu kesti ve ilki gibi onu da günah sunusu olarak sundu.|halkin sunusunu sundu ve halk it͡ʃin olan ɡunah sunusu olan ket͡ʃiji aldiʔ onu kesti ve ilki ɡibi onu da ɡunah sunusu olarak sundu. Old-Testament-Jeremiah-021-004|und|SPEAKER_00_Turkish|\"'İsrael'in Tanrısı Yahve şöyle diyor, \"\"İşte, Babil Kralı'na ve sizi surların dışında kuşatmış olan Keldaniler'e karşı elinizdeki savaş silahlarını geri çevireceğim; onları bu kentin ortasına toplayacağım.\"|\"ʔisraelʔin tanrisi jahve sojle dijorʔ \"\"isteʔ babil kraliʔna ve sizi surlarin disinda kusatmis olan keldanilerʔe karsi elinizdeki savas silahlarini ɡeri t͡ʃeviret͡ʃeɡim; onlari bu kentin ortasina toplajat͡ʃaɡim.\" Old-Testament-Proverbs-004-006|und|SPEAKER_00_Turkish|Ondan ayrılma, o da seni koruyacaktır. Onu sev, o da sana gözkulak olacaktır.|ondan ajrilmaʔ o da seni korujat͡ʃaktir. onu sevʔ o da sana ɡozkulak olat͡ʃaktir. New-Testament-Matthew-025-013|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle uyanık kalın. Çünkü İnsanoğlu’nun geleceği o günü ve saati bilmiyorsunuz.”|bu nedenle ujanik kalin. t͡ʃunku insanoɡlu’nun ɡelet͡ʃeɡi o ɡunu ve saati bilmijorsunuz.” Old-Testament-Isaiah-003-024|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle olacak ki, hoş koku yerine çürük koku; kemer yerine ip; biçimli saç yerine kellik; kaftan yerine çul; ve güzellik yerine dağlanma olacak.|ojle olat͡ʃak kiʔ hos koku jerine t͡ʃuruk koku; kemer jerine ip; bit͡ʃimli sat͡ʃ jerine kellik; kaftan jerine t͡ʃul; ve ɡuzellik jerine daɡlanma olat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-041-012|und|SPEAKER_00_Turkish|bütün adamları alıp Netanya oğlu İşmael'le savaşmaya gittiler ve onu Givon'daki büyük suların yanında buldular.|butun adamlari alip netanja oɡlu ismaelʔle savasmaja ɡittiler ve onu ɡivonʔdaki bujuk sularin janinda buldular. New-Testament-Matthew-020-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua onlara, “Tabii ki benim kâsemden içeceksiniz ve benim edildiğim vaftizle vaftiz edileceksiniz; ama sağımda ve solumda oturmayı vermek benim elimde değil, ancak Babam tarafından hazırlanmış olanlar içindir.” dedi.|jesua onlaraʔ “tabii ki benim kasemden it͡ʃet͡ʃeksiniz ve benim edildiɡim vaftizle vaftiz edilet͡ʃeksiniz; ama saɡimda ve solumda oturmaji vermek benim elimde deɡilʔ ant͡ʃak babam tarafindan hazirlanmis olanlar it͡ʃindir.” dedi. Old-Testament-Genesis-016-012|und|SPEAKER_00_Turkish|İnsanlar arasında yaban eşeği gibi olacak. Eli herkese karşı, herkesin eli ona karşı olacak. Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak.”|insanlar arasinda jaban eseɡi ɡibi olat͡ʃak. eli herkese karsiʔ herkesin eli ona karsi olat͡ʃak. kardeslerinin hepsijle t͡ʃekisme it͡ʃinde jasajat͡ʃak.” New-Testament-John-010-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları için yaşamını verir.|ben iji t͡ʃobanim. iji t͡ʃoban kojunlari it͡ʃin jasamini verir. New-Testament-Matthew-006-014|und|SPEAKER_00_Turkish|“Çünkü insanlara suçlarını bağışlarsanız, göksel Babanız da sizin suçlarınızı bağışlar.|“t͡ʃunku insanlara sut͡ʃlarini baɡislarsanizʔ ɡoksel babaniz da sizin sut͡ʃlarinizi baɡislar. Old-Testament-Joshua-017-013|und|SPEAKER_00_Turkish|İsrael'in çocukları güçlenince Kenanlılar'ı angaryaya koydular ve onları tamamen kovmadılar.|israelʔin t͡ʃot͡ʃuklari ɡut͡ʃlenint͡ʃe kenanlilarʔi anɡarjaja kojdular ve onlari tamamen kovmadilar. Old-Testament-Judges-021-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaveş Gilad sakinleri arasında, erkek bilmeyen, el değmemiş dört yüz genç kız buldular; ve onları Kenan ülkesinde bulunan Şilo'daki ordugâha getirdiler.|javes ɡilad sakinleri arasindaʔ erkek bilmejenʔ el deɡmemis dort juz ɡent͡ʃ kiz buldular; ve onlari kenan ulkesinde bulunan siloʔdaki orduɡaha ɡetirdiler. Old-Testament-Ezekiel-005-005|und|SPEAKER_00_Turkish|“Efendi Yahve şöyle diyor: ‘Burası Yeruşalem’dir. Onu ulusların, çevresinde olan ülkelerin ortasına koydum.|“efendi jahve sojle dijor ‘burasi jerusalem’dir. onu uluslarinʔ t͡ʃevresinde olan ulkelerin ortasina kojdum. New-Testament-Matthew-019-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Genç adam Yeşua’ya, “Bütün bunları gençliğimden beri tuttum. Hâlâ ne eksiğim var ki?” dedi.|ɡent͡ʃ adam jesua’jaʔ “butun bunlari ɡent͡ʃliɡimden beri tuttum. hala ne eksiɡim var ki?” dedi. New-Testament-Matthew-019-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Benim adım uğruna evlerini, kardeşlerini, babasını ya da annesini, karısını, çocuklarını ya da toprağını bırakan herkes, bunların yüz katını alacak ve sonsuz yaşamı miras alacaktır.|benim adim uɡruna evleriniʔ kardesleriniʔ babasini ja da annesiniʔ karisiniʔ t͡ʃot͡ʃuklarini ja da topraɡini birakan herkesʔ bunlarin juz katini alat͡ʃak ve sonsuz jasami miras alat͡ʃaktir. Old-Testament-Proverbs-031-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Kocasının yüreği ona güvenir. Adamın kazancı eksik olmaz.|kot͡ʃasinin jureɡi ona ɡuvenir. adamin kazant͡ʃi eksik olmaz. New-Testament-1-Timothy-005-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yaşlı adamı azarlama, babanmış gibi, gençleri kardeşinmiş gibi,|jasli adami azarlamaʔ babanmis ɡibiʔ ɡent͡ʃleri kardesinmis ɡibiʔ Old-Testament-Numbers-001-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Gad oymağından sayılanlar kırk beş bin altı yüz elli kişiydi.|ɡad ojmaɡindan sajilanlar kirk bes bin alti juz elli kisijdi. Old-Testament-Lamentations-005-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Beyler ellerinden asıldı. Yaşlıların yüzlerine saygı gösterilmedi.|bejler ellerinden asildi. jaslilarin juzlerine sajɡi ɡosterilmedi. Old-Testament-Psalms-110-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Yolda dereden içecek; bu nedenle başını dik tutacak.|jolda dereden it͡ʃet͡ʃek; bu nedenle basini dik tutat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Tanrı Moşe'ye konuşup ona şöyle dedi, \"\"Ben Yahve'yim.\"|\"tanri moseʔje konusup ona sojle dediʔ \"\"ben jahveʔjim.\" Old-Testament-1-Samuel-025-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Malları Karmel'de olan Maon'da bir adam vardı; ve adam çok büyüktü. Üç bin koyunu ve bin keçisi vardı; ve Karmel'de koyunlarını kırkıyordu.|mallari karmelʔde olan maonʔda bir adam vardi; ve adam t͡ʃok bujuktu. ut͡ʃ bin kojunu ve bin ket͡ʃisi vardi; ve karmelʔde kojunlarini kirkijordu. Old-Testament-Zephaniah-001-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin büyük günü yakındır. Yakındır ve büyük bir hızla geliyor, Yahve'nin gününün sesi. Yiğit orada acı acı bağırıyor.|jahveʔnin bujuk ɡunu jakindir. jakindir ve bujuk bir hizla ɡelijorʔ jahveʔnin ɡununun sesi. jiɡit orada at͡ʃi at͡ʃi baɡirijor. Old-Testament-Nehemiah-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Yasa'da yazılı, Yahve'nin Moşe aracılığıyla İsrael'in çocuklarının yedinci ayın bayramında çardaklarda oturmalarını buyurduğunu buldular;|jasaʔda jaziliʔ jahveʔnin mose arat͡ʃiliɡijla israelʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin jedint͡ʃi ajin bajraminda t͡ʃardaklarda oturmalarini bujurduɡunu buldular; Old-Testament-Nehemiah-006-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bütün düşmanlarımız bunu duyunca, çevremizdeki bütün uluslar korktular ve güvenlerini yitirdiler; çünkü bu işin Tanrımız tarafından yapılmış olduğunu anladılar.|butun dusmanlarimiz bunu dujunt͡ʃaʔ t͡ʃevremizdeki butun uluslar korktular ve ɡuvenlerini jitirdiler; t͡ʃunku bu isin tanrimiz tarafindan japilmis olduɡunu anladilar. Old-Testament-Leviticus-026-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Düşmanlarınızı kovalayacaksınız ve onlar önünüzde kılıçla düşecekler.|dusmanlarinizi kovalajat͡ʃaksiniz ve onlar onunuzde kilit͡ʃla duset͡ʃekler. Old-Testament-2-Samuel-017-021|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Onlar ayrıldıktan sonra kuyudan çıktılar ve gidip Kral David'e bildirdiler. David'e, \"\"Kalkın, hemen suyun üzerinden geçin; çünkü Ahitofel sana karşı böyle öğüt verdi\"\" dediler.\"|\"onlar ajrildiktan sonra kujudan t͡ʃiktilar ve ɡidip kral davidʔe bildirdiler. davidʔeʔ \"\"kalkinʔ hemen sujun uzerinden ɡet͡ʃin; t͡ʃunku ahitofel sana karsi bojle oɡut verdi\"\" dediler.\" Old-Testament-Ezekiel-003-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama İsrael halkı seni dinlemeyecek, çünkü beni dinlemeyecekler; çünkü bütün İsrael evi inatçı ve katı yüreklidir.|ama israel halki seni dinlemejet͡ʃekʔ t͡ʃunku beni dinlemejet͡ʃekler; t͡ʃunku butun israel evi inatt͡ʃi ve kati jureklidir. Old-Testament-Jeremiah-050-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüzleri ona dönük olarak Siyon hakkında soracaklar ve, 'Gelin, unutulmayacak ebedi bir antlaşmayla Yahve'yle birleşin' diyecekler.|juzleri ona donuk olarak sijon hakkinda sorat͡ʃaklar veʔ ʔɡelinʔ unutulmajat͡ʃak ebedi bir antlasmajla jahveʔjle birlesinʔ dijet͡ʃekler. Old-Testament-Job-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Kötüysem vay halime! Doğruysam bile, utançla dolup sıkıntımın bilincinde olarak başımı kaldırmam.|kotujsem vaj halime! doɡrujsam bileʔ utant͡ʃla dolup sikintimin bilint͡ʃinde olarak basimi kaldirmam. New-Testament-Matthew-026-063|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua sessiz kaldı. Başkâhin ise O’na, “Yaşayan Tanrı aracılığıyla sana ant içtiriyorum, söyle bize, sen Tanrı’nın Oğlu Mesih misin?”|jesua sessiz kaldi. baskahin ise o’naʔ “jasajan tanri arat͡ʃiliɡijla sana ant it͡ʃtirijorumʔ sojle bizeʔ sen tanri’nin oɡlu mesih misin?” Old-Testament-2-Kings-009-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Yehu bir arabaya binip Yizreel'e gitti. Çünkü Yoram orada yatıyordu. Yahuda Kralı Ahazya da Yoram'ı görmeye gelmişti.|bunun uzerine jehu bir arabaja binip jizreelʔe ɡitti. t͡ʃunku joram orada jatijordu. jahuda krali ahazja da joramʔi ɡormeje ɡelmisti. Old-Testament-Leviticus-025-054|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer bu yollarla geri alınmazsa, Jübile Yılı'nda kendisi ve çocukları da serbest bırakılacaktır.|eɡer bu jollarla ɡeri alinmazsaʔ ʒubile jiliʔnda kendisi ve t͡ʃot͡ʃuklari da serbest birakilat͡ʃaktir. New-Testament-Hebrews-003-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe Tanrı’nın bütün evinde nasıl Tanrı’ya sadık kaldıysa, Yeşua da kendisini atayana sadıktır.|mose tanri’nin butun evinde nasil tanri’ja sadik kaldijsaʔ jesua da kendisini atajana sadiktir. Old-Testament-Isaiah-010-013|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çünkü şöyle dedi: \"\"Bunu elimin gücüyle, bilgeliğimle yaptım, çünkü anlayışlıyım. Halkların sınırlarını kaldırdım, hazinelerini yağmaladım. Yiğit bir adam gibi hükümdarlarını devirdim.\"|\"t͡ʃunku sojle dedi \"\"bunu elimin ɡut͡ʃujleʔ bilɡeliɡimle japtimʔ t͡ʃunku anlajislijim. halklarin sinirlarini kaldirdimʔ hazinelerini jaɡmaladim. jiɡit bir adam ɡibi hukumdarlarini devirdim.\" Old-Testament-1-Samuel-013-007|und|SPEAKER_00_Turkish|İbraniler'den bazıları Yarden'i geçip Gad ve Gilad topraklarına gitmişlerdi; ama Saul hâlâ Gilgal'daydı ve bütün halk titreyerek onu izliyordu.|ibranilerʔden bazilari jardenʔi ɡet͡ʃip ɡad ve ɡilad topraklarina ɡitmislerdi; ama saul hala ɡilɡalʔdajdi ve butun halk titrejerek onu izlijordu. New-Testament-Acts-009-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Barnabas onu alıp elçilere götürdü. Onlara, Saul’un yolda Efendi’yi nasıl gördüğünü ve Efendi’nin onunla konuştuğunu, Damaskus’ta da onun Yeşua’nın adını nasıl cesaretle duyurduğunu bildirdi.|barnabas onu alip elt͡ʃilere ɡoturdu. onlaraʔ saul’un jolda efendi’ji nasil ɡorduɡunu ve efendi’nin onunla konustuɡunuʔ damaskus’ta da onun jesua’nin adini nasil t͡ʃesaretle dujurduɡunu bildirdi. Old-Testament-Leviticus-006-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Moşe'ye şöyle konuştu:|jahve moseʔje sojle konustu Old-Testament-Psalms-037-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü O’nun kutsadıkları ülkeyi miras alacak. O’nun lanetledikleri kesilip atılacaktır.|t͡ʃunku o’nun kutsadiklari ulkeji miras alat͡ʃak. o’nun lanetledikleri kesilip atilat͡ʃaktir. Old-Testament-Genesis-012-001|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve Avram'a şöyle dedi: “Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git.|jahve avramʔa sojle dedi “ulkeniʔ akrabalariniʔ baba evini birakʔ sana ɡosteret͡ʃeɡim ulkeje ɡit. Old-Testament-Joshua-021-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Ayin'i otlaklarıyla, Yuttah'ı otlaklarıyla, Beytşemeş'i otlaklarıyla verdiler: Bu iki oymaktan dokuz kent.|ajinʔi otlaklarijlaʔ juttahʔi otlaklarijlaʔ bejtsemesʔi otlaklarijla verdiler bu iki ojmaktan dokuz kent. New-Testament-Hebrews-011-031|und|SPEAKER_00_Turkish|Fahişe Rahav casusları dostça kabul ettiği için imanı sayesinde itaatsizlerle birlikte mahvolmadı.|fahise rahav t͡ʃasuslari dostt͡ʃa kabul ettiɡi it͡ʃin imani sajesinde itaatsizlerle birlikte mahvolmadi. Old-Testament-Exodus-040-008|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Çevresine avluyu kuracak, avlu kapısının perdesini asacaksın.\"\"\"|\"t͡ʃevresine avluju kurat͡ʃakʔ avlu kapisinin perdesini asat͡ʃaksin.\"\"\" Old-Testament-Obadiah-001-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü Yahve'nin günü bütün uluslar için yakındır. Sen ne yaptıysan sana da öyle yapılacaktır. Yaptıkların kendi başına dönecek.|t͡ʃunku jahveʔnin ɡunu butun uluslar it͡ʃin jakindir. sen ne japtijsan sana da ojle japilat͡ʃaktir. japtiklarin kendi basina donet͡ʃek. Old-Testament-2-Samuel-024-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece Yahve sabahleyin belirlenen zamana dek İsrael'in üzerine veba gönderdi; ve Dan'dan Beer Şeva'ya kadar halktan yetmiş bin kişi öldü.|bojlet͡ʃe jahve sabahlejin belirlenen zamana dek israelʔin uzerine veba ɡonderdi; ve danʔdan beer sevaʔja kadar halktan jetmis bin kisi oldu. Old-Testament-Proverbs-005-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Sonunda, etin ve bedenin tükendiğinde, inlersin,|sonundaʔ etin ve bedenin tukendiɡindeʔ inlersinʔ Old-Testament-Psalms-076-009|und|SPEAKER_00_Turkish|Yargını gökten bildirdin, yer korktu ve sustu. Selah.|jarɡini ɡokten bildirdinʔ jer korktu ve sustu. selah. New-Testament-Romans-007-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama istemediğim şeyi yapıyorsam, bunu yapan artık ben değil, bende duran günahtır.|ama istemediɡim seji japijorsamʔ bunu japan artik ben deɡilʔ bende duran ɡunahtir. Old-Testament-Exodus-036-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Kutsal yerin bütün işlerini yapan bilgelerin hepsi yapmakta olduğu kendi işinden geldi.|kutsal jerin butun islerini japan bilɡelerin hepsi japmakta olduɡu kendi isinden ɡeldi. Old-Testament-Ezekiel-036-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Üzerinize temiz su serpeceğim ve temiz olacaksınız. Sizi bütün kirliliğinizden ve bütün putlarınızdan temizleyeceğim.|uzerinize temiz su serpet͡ʃeɡim ve temiz olat͡ʃaksiniz. sizi butun kirliliɡinizden ve butun putlarinizdan temizlejet͡ʃeɡim. Old-Testament-Isaiah-060-001|und|SPEAKER_00_Turkish|“Kalk, parla; çünkü ışığın geldi, ve Yahve'nin görkemi senin üzerine doğdu!|“kalkʔ parla; t͡ʃunku isiɡin ɡeldiʔ ve jahveʔnin ɡorkemi senin uzerine doɡdu! New-Testament-Acts-007-057|und|SPEAKER_00_Turkish|Onlar yüksek sesle bağırıp kulaklarını tıkadılar, sonra hep birden ona saldırdılar.|onlar juksek sesle baɡirip kulaklarini tikadilarʔ sonra hep birden ona saldirdilar. New-Testament-Acts-007-040|und|SPEAKER_00_Turkish|Aron’a, ‘Bize öncülük edecek ilâhlar yap; çünkü bizi Mısır diyarından çıkaran o Moşe’ye ne olduğunu bilmiyoruz’ dediler.|aron’aʔ ‘bize ont͡ʃuluk edet͡ʃek ilahlar jap; t͡ʃunku bizi misir dijarindan t͡ʃikaran o mose’je ne olduɡunu bilmijoruz’ dediler. Old-Testament-Genesis-046-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Şimon'un oğulları: Yemuel, Yamin, Ohat, Yakin, Sohar ve Kenanlı bir kadının oğlu olan Şaul.|simonʔun oɡullari jemuelʔ jaminʔ ohatʔ jakinʔ sohar ve kenanli bir kadinin oɡlu olan saul. Old-Testament-Daniel-010-015|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu sözleri bana söyleyince, yüzümü yere çevirdim ve suskundum.|bu sozleri bana sojlejint͡ʃeʔ juzumu jere t͡ʃevirdim ve suskundum. Old-Testament-2-Samuel-017-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Yonatan ve Ahimaas En Rogel'de kalıyorlardı; ve bir hizmetçi kız gidip onlara haber veriyordu; onlar da gidip Kral David'e haber veriyorlardı; çünkü kente girerken görülme riskine giremezlerdi.|jonatan ve ahimaas en roɡelʔde kalijorlardi; ve bir hizmett͡ʃi kiz ɡidip onlara haber verijordu; onlar da ɡidip kral davidʔe haber verijorlardi; t͡ʃunku kente ɡirerken ɡorulme riskine ɡiremezlerdi. Old-Testament-Exodus-023-021|und|SPEAKER_00_Turkish|O'na dikkat edin ve sözünü dinleyin. O'nu kışkırtmayın, çünkü O itaatsizliğinizi bağışlamayacaktır; çünkü benim adım Onda'dır.|oʔna dikkat edin ve sozunu dinlejin. oʔnu kiskirtmajinʔ t͡ʃunku o itaatsizliɡinizi baɡislamajat͡ʃaktir; t͡ʃunku benim adim ondaʔdir. Old-Testament-Ruth-002-010|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Sonra yüzüstü yere kapanıp eğildi ve ona, \"\"Yabancı olduğum halde, neden gözünde lütuf buldum ki, beni sayasın?\"\" dedi.\"|\"sonra juzustu jere kapanip eɡildi ve onaʔ \"\"jabant͡ʃi olduɡum haldeʔ neden ɡozunde lutuf buldum kiʔ beni sajasin?\"\" dedi.\" Old-Testament-Daniel-002-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İkinci kez yanıt verip, \"\"Kral hizmetkârlarına düşü anlatsın, yorumunu gösterelim\"\" dediler.\"|\"ikint͡ʃi kez janit veripʔ \"\"kral hizmetkarlarina dusu anlatsinʔ jorumunu ɡosterelim\"\" dediler.\" Old-Testament-Isaiah-035-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Yüreği korkak olanlara şunu söyleyin: “Güçlü ol! Korkma! İşte, sizin Tanrınız öç almak için, Tanrı'nın misillemesiyle gelecek. O gelip sizi kurtaracak.|jureɡi korkak olanlara sunu sojlejin “ɡut͡ʃlu ol! korkma! isteʔ sizin tanriniz ot͡ʃ almak it͡ʃinʔ tanriʔnin misillemesijle ɡelet͡ʃek. o ɡelip sizi kurtarat͡ʃak. Old-Testament-Exodus-004-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Moşe, Yahve'nin kendisiyle gönderdiği tüm sözleri ve kendisine buyurmuş olduğu bütün belirtileri Aron'a anlattı.|moseʔ jahveʔnin kendisijle ɡonderdiɡi tum sozleri ve kendisine bujurmus olduɡu butun belirtileri aronʔa anlatti. Old-Testament-Isaiah-043-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Korkma, çünkü ben seninleyim. Senin soyunu doğudan getirip seni batıdan toplayacağım.|korkmaʔ t͡ʃunku ben seninlejim. senin sojunu doɡudan ɡetirip seni batidan toplajat͡ʃaɡim. Old-Testament-Exodus-035-005|und|SPEAKER_00_Turkish|'Aranızda Yahve'ye sunu alın. Yüreği istekli olan herkes, onu Yahve'ye sunu olarak getirsin: Altın, gümüş, tunç,|ʔaranizda jahveʔje sunu alin. jureɡi istekli olan herkesʔ onu jahveʔje sunu olarak ɡetirsin altinʔ ɡumusʔ tunt͡ʃʔ Old-Testament-Isaiah-016-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Sürgünlerim sizinle birlikte otursunlar! Moav'a gelince, yok edicinin karşısında ona saklanacak yer ol. Çünkü zorba yok oldu. Yıkım duruyor. Zalimler ülkeden tükenip gidiyor.|surɡunlerim sizinle birlikte otursunlar! moavʔa ɡelint͡ʃeʔ jok edit͡ʃinin karsisinda ona saklanat͡ʃak jer ol. t͡ʃunku zorba jok oldu. jikim durujor. zalimler ulkeden tukenip ɡidijor. Old-Testament-Isaiah-054-004|und|SPEAKER_00_Turkish|“Korkma, çünkü utanmayacaksın. Şaşırma, çünkü hayal kırıklığına uğramayacaksın. Çünkü gençliğinin utancını unutacaksınız. Artık dul kalmanın ayıbını hatırlamayacaksın.|“korkmaʔ t͡ʃunku utanmajat͡ʃaksin. sasirmaʔ t͡ʃunku hajal kirikliɡina uɡramajat͡ʃaksin. t͡ʃunku ɡent͡ʃliɡinin utant͡ʃini unutat͡ʃaksiniz. artik dul kalmanin ajibini hatirlamajat͡ʃaksin. Old-Testament-Numbers-009-011|und|SPEAKER_00_Turkish|İkinci ayın on dördüncü günü akşam onu tutacaklar; onu mayasız ekmek ve acı otlarla yiyecekler.|ikint͡ʃi ajin on dordunt͡ʃu ɡunu aksam onu tutat͡ʃaklar; onu majasiz ekmek ve at͡ʃi otlarla jijet͡ʃekler. New-Testament-Matthew-008-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçokları gelecek ve Avraham’la, İshak’la ve Yakov’la Cennetin Krallığı'nda oturacaklar.|size sunu sojlejejimʔ doɡudan ve batidan birt͡ʃoklari ɡelet͡ʃek ve avraham’laʔ ishak’la ve jakov’la t͡ʃennetin kralliɡiʔnda oturat͡ʃaklar. Old-Testament-Exodus-016-029|und|SPEAKER_00_Turkish|İşte, Yahve size Şabat'ı verdiği için, altıncı günde size iki günlük ekmeğinizi veriyor. Herkes kendi yerinde kalsın. Yedinci günde kimse yerinden çıkmasın.”|isteʔ jahve size sabatʔi verdiɡi it͡ʃinʔ altint͡ʃi ɡunde size iki ɡunluk ekmeɡinizi verijor. herkes kendi jerinde kalsin. jedint͡ʃi ɡunde kimse jerinden t͡ʃikmasin.” Old-Testament-Genesis-029-028|und|SPEAKER_00_Turkish|Yakov öyle yaptı ve haftasını tamamladı. Ona kızı Rahel'i eş olarak verdi.|jakov ojle japti ve haftasini tamamladi. ona kizi rahelʔi es olarak verdi. New-Testament-Matthew-027-050|und|SPEAKER_00_Turkish|Yeşua yine yüksek sesle bağırdı ve ruhunu verdi.|jesua jine juksek sesle baɡirdi ve ruhunu verdi. Old-Testament-Psalms-145-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve büyüktür, övgüye çok layıktır! O’nun büyüklüğü keşfedilemez.|jahve bujukturʔ ovɡuje t͡ʃok lajiktir! o’nun bujukluɡu kesfedilemez. Old-Testament-Joshua-013-023|und|SPEAKER_00_Turkish|Ruven'in çocuklarının sınırı Yarden'in kıyısıydı. Boylarına, kentlerine ve köylerine göre Ruven'in çocuklarının mirası bunlardı.|ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin siniri jardenʔin kijisijdi. bojlarinaʔ kentlerine ve kojlerine ɡore ruvenʔin t͡ʃot͡ʃuklarinin mirasi bunlardi. Old-Testament-Genesis-037-012|und|SPEAKER_00_Turkish|Kardeşleri babalarının sürüsünü gütmek için Şekem'e gittiler.|kardesleri babalarinin surusunu ɡutmek it͡ʃin sekemʔe ɡittiler. Old-Testament-1-Chronicles-026-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunların hepsi Oved Edomoğulları'ndan, bunlar oğullar ve kardeşleri, hizmet için güçte yiğit adamlardı: Oved Edom'dan altmış iki kişi.|bunlarin hepsi oved edomoɡullariʔndanʔ bunlar oɡullar ve kardesleriʔ hizmet it͡ʃin ɡut͡ʃte jiɡit adamlardi oved edomʔdan altmis iki kisi. New-Testament-Luke-007-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle, sana gelmeye de kendimi layık görmedim; yalnızca bir söz söyle, hizmetkârım iyileşecektir.|bu nedenleʔ sana ɡelmeje de kendimi lajik ɡormedim; jalnizt͡ʃa bir soz sojleʔ hizmetkarim ijileset͡ʃektir. Old-Testament-1-Kings-015-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Babasının kendisinden önce işlemiş olduğu bütün günahlarda yürüdü ve yüreği, babası David'in yüreği gibi Tanrısı Yahve ile tam değildi.|babasinin kendisinden ont͡ʃe islemis olduɡu butun ɡunahlarda jurudu ve jureɡiʔ babasi davidʔin jureɡi ɡibi tanrisi jahve ile tam deɡildi. New-Testament-Titus-003-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi yaptığımız doğru işlerle değil, merhametine göre, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kutsal Ruh’la yenileyerek bizi kurtardı.|kendi japtiɡimiz doɡru islerle deɡilʔ merhametine ɡoreʔ jeniden doɡus jikamasijla ve kutsal ruh’la jenilejerek bizi kurtardi. Old-Testament-2-Kings-025-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Zindan giysilerini değiştirdi. Yehoyakin, hayatının bütün günlerinde sürekli olarak onun önünde ekmek yedi.|zindan ɡijsilerini deɡistirdi. jehojakinʔ hajatinin butun ɡunlerinde surekli olarak onun onunde ekmek jedi. Old-Testament-Ecclesiastes-012-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Bilgelerin sözleri üvendire gibidir; topluluk ustalarının sözleri iyi çakılmış çiviler gibidir, bir Çoban tarafından verilmişlerdir.|bilɡelerin sozleri uvendire ɡibidir; topluluk ustalarinin sozleri iji t͡ʃakilmis t͡ʃiviler ɡibidirʔ bir t͡ʃoban tarafindan verilmislerdir. New-Testament-Acts-010-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Acıktığı için yemek istedi. Yemek hazırlanırken Petrus kendinden geçti.|at͡ʃiktiɡi it͡ʃin jemek istedi. jemek hazirlanirken petrus kendinden ɡet͡ʃti. Old-Testament-Zechariah-014-013|und|SPEAKER_00_Turkish|O gün Yahve'nin büyük dehşeti onların arasında olacak; ve her biri komşusunun elini yakalayacak ve eli komşusunun eline karşı kalkacak.|o ɡun jahveʔnin bujuk dehseti onlarin arasinda olat͡ʃak; ve her biri komsusunun elini jakalajat͡ʃak ve eli komsusunun eline karsi kalkat͡ʃak. Old-Testament-Genesis-006-018|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama seninle antlaşmamı kuracağım. Sen, oğulların, karın ve oğullarının karıları seninle birlikte gemiye gireceksiniz.|ama seninle antlasmami kurat͡ʃaɡim. senʔ oɡullarinʔ karin ve oɡullarinin karilari seninle birlikte ɡemije ɡiret͡ʃeksiniz. Old-Testament-Exodus-017-007|und|SPEAKER_00_Turkish|\"İsrael çocukları çekiştiğinden ve \"\"Yahve aramızda mı, değil mi?\"\" diyerek Yahve'yi sınadıkları için bu yere Massa ve Meriva adını verdi.\"|\"israel t͡ʃot͡ʃuklari t͡ʃekistiɡinden ve \"\"jahve aramizda miʔ deɡil mi?\"\" dijerek jahveʔji sinadiklari it͡ʃin bu jere massa ve meriva adini verdi.\" Old-Testament-1-Chronicles-016-018|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Size Kenan diyarını, mirasınızın payı olmak üzere vereceğim\"\" dedi.\"|\"\"\"size kenan dijariniʔ mirasinizin paji olmak uzere veret͡ʃeɡim\"\" dedi.\" Old-Testament-Job-022-017|und|SPEAKER_00_Turkish|Tanrı'ya, ‘Bizden uzak dur!’ Ve, ‘Her Şeye Gücü Yeten bizim için ne yapabilir?’ diyenler.|tanriʔjaʔ ‘bizden uzak dur!’ veʔ ‘her seje ɡut͡ʃu jeten bizim it͡ʃin ne japabilir?’ dijenler. Old-Testament-Ezekiel-034-004|und|SPEAKER_00_Turkish|Hastaları güçlendirmediniz, hasta olanı iyileştirmediniz, kırık olanı sarmadınız, sürülmüş olanı geri getirmediniz, kaybolanı aramadınız, ama onlara zorla ve sertlikle hakim oldunuz.|hastalari ɡut͡ʃlendirmedinizʔ hasta olani ijilestirmedinizʔ kirik olani sarmadinizʔ surulmus olani ɡeri ɡetirmedinizʔ kajbolani aramadinizʔ ama onlara zorla ve sertlikle hakim oldunuz. Old-Testament-Genesis-032-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Böylece hediye onun önünden geçti ve kendisi o gece ordugâhta kaldı.|bojlet͡ʃe hedije onun onunden ɡet͡ʃti ve kendisi o ɡet͡ʃe orduɡahta kaldi. Old-Testament-Exodus-008-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Onları yığınlar halinde topladılar, ülke koktu.|onlari jiɡinlar halinde topladilarʔ ulke koktu. Old-Testament-Jeremiah-051-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Babil oturanı olmayan, taş yığınları, çakalların yurdu, şaşılacak ve ıslık çalınacak bir şey olacak.|babil oturani olmajanʔ tas jiɡinlariʔ t͡ʃakallarin jurduʔ sasilat͡ʃak ve islik t͡ʃalinat͡ʃak bir sej olat͡ʃak. Old-Testament-Jeremiah-050-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Ülkede savaş sesi, ve büyük yıkım var.|ulkede savas sesiʔ ve bujuk jikim var. New-Testament-Revelation-014-011|und|SPEAKER_00_Turkish|Çektikleri işkencenin dumanı sonsuza dek tütecek. Canavara ve suretine tapanlar ve onun adının işaretini alanlar gece gündüz rahat yüzü görmeyecekler.|t͡ʃektikleri iskent͡ʃenin dumani sonsuza dek tutet͡ʃek. t͡ʃanavara ve suretine tapanlar ve onun adinin isaretini alanlar ɡet͡ʃe ɡunduz rahat juzu ɡormejet͡ʃekler. Old-Testament-Ezekiel-022-014|und|SPEAKER_00_Turkish|Sizinle uğraşacağım günlerde yüreğiniz dayanabilir mi, elleriniz güçlü olabilir mi? Ben, Yahve, bunu söyledim ve yapacağım.|sizinle uɡrasat͡ʃaɡim ɡunlerde jureɡiniz dajanabilir miʔ elleriniz ɡut͡ʃlu olabilir mi? benʔ jahveʔ bunu sojledim ve japat͡ʃaɡim. New-Testament-Philippians-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyle ki, tekrar yanınıza geldiğimde, Mesih Yeşua’da benimle daha çok övünebilesiniz.|ojle kiʔ tekrar janiniza ɡeldiɡimdeʔ mesih jesua’da benimle daha t͡ʃok ovunebilesiniz. New-Testament-Ephesians-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|“Babana ve annene saygı göster” vaat içeren ilk buyruktur:|“babana ve annene sajɡi ɡoster” vaat it͡ʃeren ilk bujruktur Old-Testament-Joshua-021-002|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Kenan ülkesindeki Şilo'da onlarla konuşup şöyle dediler: \"\"Yahve Moşe aracılığıyla bize oturmamız için kentler ve hayvanlarımız için onların otlaklarını verilmesini buyurdu.\"\"\"|\"kenan ulkesindeki siloʔda onlarla konusup sojle dediler \"\"jahve mose arat͡ʃiliɡijla bize oturmamiz it͡ʃin kentler ve hajvanlarimiz it͡ʃin onlarin otlaklarini verilmesini bujurdu.\"\"\" Old-Testament-Jeremiah-013-012|und|SPEAKER_00_Turkish|\"\"\"Bu yüzden onlara şu sözü söyleyeceksin: ‘İsrael’in Tanrısı Yahve şöyle diyor, \"\"Her tulum şarapla doldurulacak.\"\"' Onlar sana, 'Her tulumun şarapla dolacağını kuşkusuz biz bilmiyor muyuz?' diyecekler.\"|\"\"\"bu juzden onlara su sozu sojlejet͡ʃeksin ‘israel’in tanrisi jahve sojle dijorʔ \"\"her tulum sarapla doldurulat͡ʃak.\"\"ʔ onlar sanaʔ ʔher tulumun sarapla dolat͡ʃaɡini kuskusuz biz bilmijor mujuz?ʔ dijet͡ʃekler.\" New-Testament-Hebrews-010-022|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse, yüreklerimiz serpmeyle kötü vicdandan arınmış, bedenimiz temiz suyla yıkanmış olarak, tam bir iman ve içten bir yürekle yaklaşalım.|ojlejseʔ jureklerimiz serpmejle kotu vit͡ʃdandan arinmisʔ bedenimiz temiz sujla jikanmis olarakʔ tam bir iman ve it͡ʃten bir jurekle jaklasalim. Old-Testament-1-Samuel-014-016|und|SPEAKER_00_Turkish|Benyamin'in Givası'nda Saul'un nöbetçileri baktılar; ve işte, kalabalık eriyip dağıldı.|benjaminʔin ɡivasiʔnda saulʔun nobett͡ʃileri baktilar; ve isteʔ kalabalik erijip daɡildi. New-Testament-Romans-002-021|und|SPEAKER_00_Turkish|Öyleyse başkasına öğreten sen, kendine öğretmez misin? ‘‘Çalmayın’’ diye öğüt verirken, sen kendin çalar mısın?|ojlejse baskasina oɡreten senʔ kendine oɡretmez misin? ‘‘t͡ʃalmajin’’ dije oɡut verirkenʔ sen kendin t͡ʃalar misin? New-Testament-Mark-006-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Şabat geldiğinde, Yeşua havrada öğretmeye başladı. O’nu duyan birçok kişi şaşıp kaldı. “Bu adam bu şeyleri nereden aldı?” diye soruyorlardı. “Bu adama verilen bilgelik nedir, O'nun ellerinden nasıl böyle büyük işler çıkıyor?|sabat ɡeldiɡindeʔ jesua havrada oɡretmeje basladi. o’nu dujan birt͡ʃok kisi sasip kaldi. “bu adam bu sejleri nereden aldi?” dije sorujorlardi. “bu adama verilen bilɡelik nedirʔ oʔnun ellerinden nasil bojle bujuk isler t͡ʃikijor? Old-Testament-Jeremiah-048-037|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü her baş kel, her sakal kesilmiş. Bütün ellerde kesikler, belde çul var.|t͡ʃunku her bas kelʔ her sakal kesilmis. butun ellerde kesiklerʔ belde t͡ʃul var. New-Testament-1-Corinthians-011-027|und|SPEAKER_00_Turkish|Bu nedenle kim Efendi’ye layık olmayan bir şekilde bu ekmeği yer ya da Efendi’nin kâsesinden içerse, Efendi’nin bedenine ve kanına karşı suçlu olur.|bu nedenle kim efendi’je lajik olmajan bir sekilde bu ekmeɡi jer ja da efendi’nin kasesinden it͡ʃerseʔ efendi’nin bedenine ve kanina karsi sut͡ʃlu olur. New-Testament-Revelation-006-005|und|SPEAKER_00_Turkish|Üçüncü mührü açtığında, üçüncü canlı yaratığın, “Gel de gör!” dediğini duydum. İşte, siyah bir at gördüm. Binicisinin elinde bir terazi vardı.|ut͡ʃunt͡ʃu muhru at͡ʃtiɡindaʔ ut͡ʃunt͡ʃu t͡ʃanli jaratiɡinʔ “ɡel de ɡor!” dediɡini dujdum. isteʔ sijah bir at ɡordum. binit͡ʃisinin elinde bir terazi vardi. New-Testament-Galatians-003-029|und|SPEAKER_00_Turkish|Eğer Mesih’e aitseniz, Avraham’ın soyundansınız ve vaade göre mirasçısınız.|eɡer mesih’e aitsenizʔ avraham’in sojundansiniz ve vaade ɡore mirast͡ʃisiniz. Old-Testament-Genesis-030-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Lea'nın uşağı Zilpa Yakov'a bir oğul doğurdu.|leaʔnin usaɡi zilpa jakovʔa bir oɡul doɡurdu. Old-Testament-Numbers-016-034|und|SPEAKER_00_Turkish|\"Etraflarında bulunan İsrael'in tümü onların feryadı üzerine kaçtı; çünkü, \"\"Yer bizi yutmasın!\"\" dediler.\"|\"etraflarinda bulunan israelʔin tumu onlarin ferjadi uzerine kat͡ʃti; t͡ʃunkuʔ \"\"jer bizi jutmasin!\"\" dediler.\" Old-Testament-Job-021-020|und|SPEAKER_00_Turkish|Kendi gözleri yıkımını görsün. Her Şeye Gücü Yeten’in gazabından içsin.|kendi ɡozleri jikimini ɡorsun. her seje ɡut͡ʃu jeten’in ɡazabindan it͡ʃsin. New-Testament-1-Corinthians-001-026|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü kardeşler, aldığınız çağrıya bir bakın. Birçoğunuz bedene göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz.|t͡ʃunku kardeslerʔ aldiɡiniz t͡ʃaɡrija bir bakin. birt͡ʃoɡunuz bedene ɡore bilɡeʔ ɡut͡ʃlu ja da sojlu kisiler deɡildiniz. New-Testament-1-Corinthians-004-010|und|SPEAKER_00_Turkish|Biz Mesih uğruna akılsızız, ama siz Mesih’te bilgesiniz! Biz zayıfız, sizlerse güçlüsünüz. Siz onurlusunuz, ama biz onursuzuz.|biz mesih uɡruna akilsizizʔ ama siz mesih’te bilɡesiniz! biz zajifizʔ sizlerse ɡut͡ʃlusunuz. siz onurlusunuzʔ ama biz onursuzuz. Old-Testament-Ecclesiastes-002-025|und|SPEAKER_00_Turkish|Çünkü benden daha çok kim yiyebilir ya da kim zevk alabilir?|t͡ʃunku benden daha t͡ʃok kim jijebilir ja da kim zevk alabilir? New-Testament-Acts-002-044|und|SPEAKER_00_Turkish|İnananların hepsi bir aradaydı ve her şeyleri ortaktı.|inananlarin hepsi bir aradajdi ve her sejleri ortakti. New-Testament-Hebrews-011-002|und|SPEAKER_00_Turkish|Eskiler bununla beğeni kazandılar.|eskiler bununla beɡeni kazandilar. Old-Testament-1-Kings-017-008|und|SPEAKER_00_Turkish|Yahve'nin sözü ona geldi ve şöyle dedi:|jahveʔnin sozu ona ɡeldi ve sojle dedi Old-Testament-Jonah-004-007|und|SPEAKER_00_Turkish|Ama Tanrı ertesi gün şafak vakti bir kurt hazırladı ve asmayı çiğnedi, o da kurudu.|ama tanri ertesi ɡun safak vakti bir kurt hazirladi ve asmaji t͡ʃiɡnediʔ o da kurudu. New-Testament-John-012-003|und|SPEAKER_00_Turkish|Bunun üzerine Mariyam, çok değerli saf hintsümbülü yağından bir litre alıp Yeşua’nın ayaklarına sürdü ve saçlarıyla ayaklarını sildi. Ev yağın güzel kokusuyla doldu.|bunun uzerine marijamʔ t͡ʃok deɡerli saf hintsumbulu jaɡindan bir litre alip jesua’nin ajaklarina surdu ve sat͡ʃlarijla ajaklarini sildi. ev jaɡin ɡuzel kokusujla doldu.