| author,content,tokens
|
| ahmettelli, |
|
|
| Acının tutanakçısıyım |
| Anlatıp dururum aşkları |
| Ayrılıkları ve o destan |
| Yalnızlığını ömrümüzün |
|
|
| Göçebe, Gezgin ve Aylak |
| Birmiydim aklıma gelmedi |
| Bir çingeneyle bir bilici |
| Hep ayni şeydi bildiğim |
|
|
| Ve serseriliğimdi aşklar |
| Bir masalcıydım belki de |
| Yaşadım o büyük serüvenleri |
| Yolculuklar tarihimdi benim |
|
|
| Acılar yaşanıyordu yurdumda |
| Pespese yakılıyordu kentler |
| Bense hep oralardaydım |
| Daha yangın başlamadan önce |
|
|
| ahmettelli, |
| Kayip duruyor bakislari |
| duvardaki resme ve kapiya |
| ogul mu bekledigi, sevgili mi |
| Belli ki yasiyorlar hala |
| uzun uzun yasiyorlar belli ki |
| birakip gittikleri anilariyla |
| Çikip gelirler bir gün belki |
| Üsümüstür çünkü topragin |
| soguk yalnizliginda birisi |
|
|
| Öteki arkasinda parmakligin |
| |
|
|
| ahmettelli, |
| Bu kent öldürüldü diyorlar |
| kursuna dizildi bir geceyarisi |
|
|
| Hayaletler geziniyormus simdi |
| sokak aralarinda ve caddelerde |
| baykus tünegi olmus alanlar |
| ve yarasalar uçusuyormus |
|
|
| Silah ve esrar kaçakçilari |
| altin çagini yasarlarken |
| artiyormus bir yandan da |
| kumarhaneler, meyhaneler |
|
|
| Borsa oyunlari, hileli iflaslar |
| birbirini kovalayip dururken |
| nasil çikmissa pek bilinmiyor |
| yayginmis simdilerde rus ruleti |
|
|
| Intiharlarin sayisi bilinmiyor |
| çogalip duruyormus fahiseler |
| ve artik bunlarin hiçbiri |
| olay bile sayilmiyormus simdi |
|
|
| Bu kent öldürüldü diyorlar |
| bahar gelmez artik buraya |
| |
|
|
| ahmettelli, |
| Gün biterken çingenlerle |
| inecek ovaya çengilerle |
| Ateş yakılacak ve birer |
| yalım büşecek kızların yüzüne |
|
|
| Dinle ve sorular sor kendine |
| Doğayı, insanı ve geceyi |
| neydi güzelleştiren böyle |
| Yollculukları güzelleştiren neydi |
|
|
| Tan atımına gelince vakit |
| istersen bir kolunudağların omuzuna at |
| Unutma geceyi bütün bir ömür |
|
|
| Buruşturulup atılıvermiş |
| uzak ve ansız bir bakış |
| uzak bir buluttur şimdi keder |
|
|
| ahmettelli, |
| Eylül, gülleri soldurarak |
| duyurdu bu yıl kendini |
| Böyle olacağını bile bile |
| şaşırttı bizi yinede |
|
|
| Daha bir demet kır çiçeği |
| alıp koymadık vazoya |
| Güllermi unutturdu bize sevinci |
| yoksa aşındırdıkmı kimi duyguları |
|
|
| Şöyle bir akşam |
| şöyleşemedik dostlarla |
| erkenden kapandı perdeler |
| yorgunmuydu çocuklarda |
|
|
| Her gün yağmalanan |
| talan edilen sevincimiz |
| kurudu galiba büsbütün |
| su yürümüyor dallara |
|
|
| Ama kırpıntı, bir küçük |
| uç uç böceğinin her nasılsa |
| konuvermesi balkona |
| uyarıyor biziirkilterek |
|
|
| Bu kahrolası tarraka |
| bitecek gibi değil sokaklarda |
| Çekip kapıyı çıkmak en iyisi |
| dalmak caddelere, varoşlara |
|
|
| Belki ozman eylül |
| şaşırtmayacak bizi |
| bulup çıkaracağız çünkü |
| evrenin öteki yüzünü |
|
|
| ahmettelli, |
| Göç oldu bir acidan öbür aciya |
| oysa sagrisi kurumamisti atimizin |
| daha dün sürüp gelmistik buralara |
| bugün göründü yine yollarin ucu |
|
|
| Devrildi kil çadirlar seher vakti |
| usulca uyandirildi çocuklar |
| ve kadinlar bohçasi çözülmemis |
| bir keder gibi gibi düstüler yola |
|
|
| Turnalar gitti biz gittik |
| bitmedi pesimizdeki nal sesleri |
| nerde konaklasak tedirgindik |
| kuruyordu irmaklar ve göller |
|
|
| Bir yangin gibi tasiyip durduk |
| kederi ve aciyi gögsümüzde |
| yer gök duman içindeydi sanki |
| genzimizi yakiyordu ayriliklar |
|
|
| Zulüm birakmadi pesimizi hiç |
| biz gittik o buldu izimizi |
| konar göçer olduk yedi iklimde |
| tanigimizdir daglar taslar |
|
|
| Yalniz bir öfke isiltisi kaldi |
| gözlerimizin yorgun sularinda |
| yasamak bir inat oldu artik |
| yasamak bir direnme oldu zulme |
|
|
| Ve iste devrildi yine kil çadirlar |
| göç basladi bir acidan bin aciya |
| Geride aksamin küllenen atesi |
| ve susturulmus çocuk sevinçleri kaldi |
| |
|
|
| ahmettelli, |
| Sirtinda tasidigin kil heybe |
| dag rüzgâri ve lor peyniri |
| gibi doluysa kir çiçekleriyle |
| sesler türkülere dönecektir |
| üzünçse isikli bir sevince |
|
|
| Dudaklarinda özlem türküleri |
| ve gözlerinin menevsesinde ask |
| çagildiyorsa çavlanlar gibi |
| usulca gir umudun menziline |
| hüznü gerilerde birak |
|
|
| Türküler paylasiliyorsa eger |
| dag rüzgârlari paylasiliyorsa |
| sevinç de dahildir buna |
| ve o zaman bütün bir yasam |
| paylasilacak kadar güzeldir artik |
|
|
| Heybendeki kir çiçekleri |
| bir yangindir güze dogru |
| tutusturur yüreginde |
| uzak özlemlerin külünü |
| hiç beklemedigin bir anda |
|
|
| Güz gelip de yangin baslamadan |
| tutmalisin doganin yelesinden |
| yüregindeki seher yeli |
| varmalidir sabah olmadan |
| gül bahçesine sevda hevengine |
| |
|
|
| ahmettelli, |
| Her nasılsa yalnızsın |
| Bir giz gibi deliyor yüreğini |
| cansıkıntılarının burgusu |
| ve hep bir şeyler eksik gibi |
| bir şeyler bekler gibisin |
|
|
| Yeni bozgunlar |
| yeni yenilgiler peşindesin |
| Bir bozkır kuraklığına dönmüş için |
| Oysa yalnız bir öpüştür |
| gurbeti türkülere dönüştüren |
|
|
| Çoktandır su vermedin |
| çiçeklere ve yüreğinin çeliğine |
| Zaman terkisine almış da öpücükleri |
| koşuyor sessizliğin ve yalnızlığın |
| iyotlu kıyılarına |
|
|
| Bir yol ayrımı ki yanlışla doğru |
| hüzünlerle sevinçler kolkola |
| Sen ki ey kalbim |
| yanlışları ve hüzünleri taşıdın |
| bunca zaman |
|
|
| Taşıyamaz yüreğinin batık sandalı |
| bu yalnızlığı,bu can sıkıntılarını |
| Yaşam gelincikler gibi beklerken seni |
| gecenin kapısını çalma |
| ey kalbim |
|
|
| ahmettelli, |
| Hiç kimse bir aşkı |
| Onarmaya kalkmasın |
| Kaybedilmeye değer |
| En güzel anında |
| Bitirilmişse eğer |
|
|
| ahmettelli, |
|
|
|
|
| Ismail'in kitabini okuyorum üç gecedir |
| atesler içindeki dünyada bir neferin |
| ölüme at kosturan rüzgârini duyuyorum |
| Managua yaniyor, her yanim atesler içinde |
| yaniyor bir çocuk sevgiyle oksanmaktan |
| ve temkinli olmak yakismazdi sana zaten augusto |
| ve sen ey idris |
| ismail'in ölümü küçümseyen dostu |
| 'yedigin kursundan |
| bir gümbürtü kaldi ki bana!..' |
| Roma'da navona alaninda birakip ismail'i |
| telzaatar'a dönüyorum gecikmis bir marti gibi |
| Yurdum diyebilecegim |
| her yer kan-revan içinde, görüyorum |
| ve bogazlanmis bir ceylan gibi |
| serilivermis denizler ortasina |
| Önce ismail orda, ne zaman gelmistir |
| 'gümbür gümbür ve sonuna kadar, taa-sonuna |
| sonuna kadar sevdaya, sonuna kadar kavgaya |
| çatlayacak kadar sabirsizlikla' |
| |
| Ismail1in kitabini okuyorum üç gecedir |
| ve alnimi seher rüzgârina dayayip |
| sesleniyorum |
| '-Ey usta |
| nerde benim payim içtigin baldirandan!.' |
| |
| ",873
|
| ahmettelli,"Kainat-ı Evren |
| evren |
| yalnızlıktan da küçükmüş |
| düşlermiş asıl sonsuz olan. |
| |
| evren |
| umutlardan da küçükmüş |
| mutsuzluk daha büyükmüş meğer. |
| |
| evren |
| sekizinci renge sarınan |
| metaforlarmış meğer. |
| |
| evren |
| hiçlikten de küçükmüş meğer |
| yaşamı ve ölümü ezberleyecek kadarmış |
| |
| evren |
| küçük bir okyanusmuş meğer |
| kıyısında yelkenliler batan. |
| ",339
|
| ahmettelli,"Kaos |
| Ay inceldi ve orman |
| bir tortu gibi çöktü dibe |
| Bugusu yoktu topragin |
| büsbütün balçikti yeryüzü |
| |
| Irmaklar sagirdi ve daglar |
| birer aptaldi o hantal gövdeleriyle |
| Gittikçe büyüyordu rüzgarin beynimdeki ur |
| Öfkemizden simsegi yarattik |
| |
| Insani yarattik |
| (hayir, balçiktan degil) |
| O gün bugün arayip dururuz onu |
| hangi cehenneme gitti, bilmeyiz |
| ",341
|
| ahmettelli,"Ömrüm Diyorum |
| Üzgün bir çocuğun yalnızlığı |
| Kadar saydam kalabilseydim |
| Ömrüm derdim ömrüm nasıl da |
| Dolu geçmiştir ölebilirim artık |
| |
| Ölüm hiç de ürkünç gelmiyor |
| Yaşanmışsa tüm yaşanacaklar |
| Acı yitiriyor anlamını ve renkler |
| Kül oluyor körleşirken gökboşluğu |
| |
| Bu dünya dünya mıdır hani |
| Bildiğimiz o yamyam küresi |
| Ki apiz öküzlerinin çekip durduğu |
| Bir cansıkıntısıydı önceleri |
| |
| Hantal ve gürültücü bir tehdit |
| Gibi düşüyorken üstümüze |
| Alaycı bir gülüş takılıyor yalnız |
| Dudaklarımın hüzün kıvamına |
| |
| Ömrüm diyorum şimdi ömrüm |
| Üzgün bir çocuksun sen ve yalnız |
| Öyle kal çünkü bu dünyada |
| Sana en çok mutsuzluk yakışıyor |
| ",630
|
| ahmettelli,"Sahmaran |
| Sedef, safir ve kör uyku, dünden |
| Kalan bir aynaya vuruyor düs gibi |
| Ve kâhinin her remil atisinda ölüm |
| Kara degil, karada havada ve suda |
| |
| Aglayan narim da çatladi çünkü ben |
| Çocuklarimi kaybediyorum daglarda |
| Daglar ki ceylan yurdu, bir gülistan |
| Olsun içindi düserse yolu Sahmaran'in |
|
|
| Ve anilardir diye bilinen Sahmaran |
| Bellegin derin kuyusundaki uykusunu |
| Bir hançerle kesip çikmalidir günyüzüne |
| Ve birakarak derisini çöl iklimlerine |
|
|
| Tozlasan ve durmadan tozlanan keder |
| Sedef, safir ve kör bir uykuya dönerken |
| Çöl hep çöldür, daima çöl, gri söylence |
| Ve buhurun incelttigi ölümcül bir büyü |
|
|
| Gülen ayvami soruyorum aglayan kizimi |
| Nerdesin bunca zaman ey Sahmaran |
| Daglar ceylan yurdudur, bir gülistan |
| Düs yollara, keder öcünü almalidir çünkü |
|
|
| |
|
|
| ahmettelli, |
| sen dostumdun benim |
| gülünce güneşler açan |
| bulutlara,rüzgara asarım suretini her akşam |
| her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar. |
| kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi. |
| üşüyorsun |
| unutma ki dostumsun sen; |
| neredeysen orada ölmek isterim |
|
|
| ahmettelli, |
| Suçlama beni |
| böyle birakip |
| gidiyorum diye |
| bagrimi yakan |
| bir yaradir |
| bu ayrilik simdi |
|
|
| Bil ki kanimdadir |
| sevismelerin yangini |
| öylece girerken |
| gecenin bagrina |
| tasiyorum simsicak gülümseyisini |
|
|
| Yasanan günler |
| hayati oyarak |
| gedikler açiyor |
| durulur mu artik |
| durgun sularda |
| bekleyerek seheri |
|
|
| Talan ediliyor |
| bahar ve ask |
| öyle bir soyun ki |
| duracak gibi degil |
| vurmazsak eger |
| kendimizi yola |
|
|
| Yasamak zorunlu |
| kurtarilirsa eger |
| bahar ve ask |
| ve simdi hayat |
| aci yesil |
| bir kader renginde |
|
|
| Hayatin ve sevincin |
| kaderinin altettigi yer |
| kavganin ortasidir |
| ki umudun çiçeklenisi |
| askin |
| yengisidir bu |
|
|
| Söylenecek bütün sözler |
| sevincin ve sevdanin |
| savunulmasina dairdir |
| ve simdi onlar |
| yaralarini saracak |
| birilerini beklemektedirler |
|
|
| Ey anisiyla |
| kalbimi yakan |
| kederlenme hemen |
| ve suçlama beni |
| böyle birakip |
| gidiyorum diye |
| |
|
|
| ahmettelli, |
| Hiç kimse senin kadar |
| yakıştıramamıştır hüznü kendine |
| Hüzünler ki aşkın ve şiirin |
| yıllanmış sarabıdır |
| damıtılmıştır acıların imbiğinden |
| Hüzünler ki şairlerin yüreğiden uçuşan |
| sararmış çiçek tozlarıdır |
| Biraz da şairlere özgüdür hüzün |
|
|
| Bozkırın yalımına direnen |
| solgun bir gül gibi yüzün |
| Acının, sabrın ve yalnızlığın |
| sessizliği sararıyor |
| yorgun güzünde alnının |
| Ve artık bir bir şey bırakamıyorsun |
| bekleyişlerden başka kendine |
| Biraz da şairlere özgüdür bekleyiş |
|
|
| Hiç kimse senin kadar |
| alışkın değildir ayrılıklara |
| Ayrılıklar ki nişanlısıdır hasretin |
| acılar ve türkülerle çeyizlenir |
| bekleyişlerin sararan güzüne |
| Ve hasret kızıl bir güldür |
| ayrılıkların mendiline nakışlanmış |
| Biraz da şairlere özgüdür hasret |
|
|
| Kerem'i kül eden yangındır gurbet |
| ferhat'ın sabrıyla çatlayan kayadır |
| Sarınarak acının yorganına |
| sararmış bir yaprak gibi nakışlar |
| bekleyişlerin gergefine hüznü |
| Gurbet biraz da halep demektir |
| söylenir adı efsane efsane |
| Biraz da şairlere özgüdür gurbet |
|
|
| Ayrılıkların çanı vurduğunda |
| savrılır pişmanlığın kızgın külleri |
| Bütün sevdalar hasretin yalımıyla tutuşmuş |
| bir bozkır türküsüdür kerem'in kavruk bağrında |
| ve artık |
| yollara düşmenin zamanıdır |
| şen olasın halep şehri |
| Biraz da şairlere özgüdür ayrılıklar. |
| ",1274
|
| ahmettelli,"Yalnızlık Yasak |
| Yüklenmiş kanadına uzak kırların |
| ve gecelerin kar ürpertilerini |
| taşıyıp gelmiş buraya dek |
| hâlâ uğulduyor ürkek göğsünde |
| dağ başlarının çelik fırtınaları |
| |
| Çocuksu bakışlarında yorgunluk değil |
| bir hasretin direnci var daha çok |
| ama üşüyor yanlızlıktan.üşüyor |
| tek düşmüşlüğün acımsı utancından |
| boynu eğik bekliyor şafağı şimdi |
| |
| Bir yanlızlık mıdır bunca çoğaltan |
| acıyı ve biberli yanılgıyı |
| ve bir yanlızlığı kabullenmek midir |
| inceden ve usuldan başlatan |
| yürekte burgaçlanan sancıyı |
| |
| Sessizce çekilmiş dostların arasından |
| bir yanlışı sürdürmenin ortasından kendince |
| Ayrımına bile varılmamış o yangın günlerinde |
| Ama üşüyor şimdi kar fırtınasına tutulmuş |
| gibi üşüyor yanlız kuş |
| |
| Şimdi biliyor artık yalnız kuş |
| biliyor ki artık gecikmiştir |
| yolcular varmıştır varacağı yere |
| Anlıyor ki şimdi yalnız kuş |
| yalnızlık yanlışlığın ilk adımıdır. |
| |
| ",873
|
| ahmettelli,"Yaşanan |
| Bir süredir kuşlar da yok |
| Kentin bulanık göğünde |
| Dumanlı bir uğultu |
| Uzayıp dururken sokaklarda |
| Ürküttü bütün kuşları da |
| |
| Öfkeyi kollayarak sakin |
| Kalabilmenin zamanıdır |
| Biliriz ki bizimledir doğanın |
| Ve sevdanın gülümseyen sevinci |
| Ve onlar sahip çıkacaktır bize |
| |
| Biz ki acılarla olgunlaştık |
| Biliriz kederi, kahrı ve zulmü |
| Aşkı ve hicranı da biliriz |
| Nice onmaz denilen yarayı |
| Acılarla sargılamadık mı |
| |
| Ve ölesiye bağlıyızdır |
| Sevdamızı paylaşan |
| Uzak ve yakın dostlara |
| Ki ahde vefa denilen şey |
| Bizimle girmiştir kitaplara |
| |
| Ama neler getireceğini yarının |
| Ve neler alacağını bizden |
| Hesaplamanın zamanıdır |
| Bel bağlayamayız çünkü |
| Feleğin ve zalimin insafına |
| ",683
|
| ahmettelli,"Zulme Direnmektir Hayat |
| On beşine bastımı |
| dudaklarında bir türkü |
| elinde bayrak |
| kavga sokaktaki oyuna benzer artık |
| çocukluğu |
| benzemez |
| çocukluğa |
| |
| Deniz okşayabilir mi |
| sarışın bir dağın |
| rüzgarlı saçlarını |
| uzanarak yelesine hayatın |
| tutuklayabilir mi zındanlar |
| onun |
| vuruşkan sevdasını |
| |
| Açar da acının rüzgarına |
| hüznün solgun yelkenini |
| ne zından karanlığı |
| ne zulüm |
| ne işkence |
| indiremez dudaklarındaki gülümsemenin bayrağını |
| |
| ",440
|
| ataol,"Akşamüstü Bir Kahvede |
| |
| |
| |
| |
| Akşamüstü bir kahvede |
| Bira içtim birkaç bardak |
| Gazeteden yoruldukça |
| Gelip geçene bakarak |
| |
| Kahvenin müşterileri |
| İçerdeydi daha fazla |
| Camlı terasta idim ben |
| Çıkıntı yapan sokağa |
| |
| Sevimsiz bir kocakarı |
| Torununu azarladı |
| Bir köpek geldi içerden |
| Camdan dışarıya baktı |
| |
| Salınarak geçip gitti |
| Genç bir anne çocuğuyla |
| Kasketli iki müşteri |
| Bir şey konuştu patronla |
| |
| Biraz sonra geldi köpek |
| Baktı yine aynı yere |
| Tıraş edilmiş yüzünde |
| Kederle ve ciddiyetle |
| |
| Kocakarı torununu |
| Azarladı bir kez daha |
| Karıştı iki kasketli |
| Akşamın ıssızlığına |
| |
| Köpek yine gelip baktı |
| Camdan ve hep aynı yere |
| Yüzünde aynı ciddiyet |
| Ve gözlerinde kederle |
| |
| Kocakarı içkisini |
| Bitirmiş olmalıydı ki |
| Çıkıp gitti torunuyla |
| Biri bir kahve söyledi |
| |
| Az önceki anne çocuk |
| Döndüler elde ekmekle |
| Köpek yine gelip baktı |
| Camdan ve hep aynı yere |
| |
| Bakıyor birkaç saniye |
| İçeriye dönüyor ve |
| Geliyordu çok geçmeden |
| Bakmak için aynı yere |
| |
| Koyulaşırken gitgide |
| Usul ve yumuşak akşam |
| Eğildim ben de yavaşça |
| Baktım köpeğin ardından |
| |
| Uzuyordu bombuş sokak |
| Gelip giden azalmıştı |
| Parketmiş birkaç araba |
| Ve akşamın ıssızlığı |
| |
| Eğilip bir daha baktım |
| Belirgin hiçbir şey yoktu |
| Köpek ise arada bir |
| Gelip bakıp dönüyordu |
| |
| Ben de bu notları aldım |
| Bir şiir yazarım diye |
| Yaşamın anlamsızlığı |
| Ve ciddiyeti üstüne. |
| |
| ",1277
|
| ataol,"Aşk İki Kişiliktir |
| |
| |
| |
| |
| Değişir yönü rüzgarın |
| Solar ansızın yapraklar; |
| Şaşırır yolunu denizde gemi |
| Boşuna bir liman arar; |
| Gülüşü bir yabancının |
| Çalmıştır senden sevdiğini; |
| İçinde biriken zehir |
| Sadece kendini öldürecektir; |
| Ölümdür yaşanan tek başına, |
| Aşk, iki kişiliktir. |
| Bir anı bile kalmamıştır |
| Geceler boyu sevişmelerden |
| Binlerce yıl uzaktadır |
| Binlerce kez dokunduğun ten; |
| Yazabileceğin şiirler |
| Çoktan yazılıp bitmiştir; |
| Ölümdür yaşanan tek başına. |
| Aşk, iki kişiliktir |
| Avutmaz olur artık |
| Seni bildiğin şarkılar; |
| Boşanır keder zincirlerinden |
| Sular tersin tersin akar; |
| Bir hançer gibi çeksen de sevgini |
| Onu ancak öldürmeye yarar: |
| Uçarı kuşu sevdanın |
| Alıp başını gitmiştir; |
| Ölümdür yaşanan tek başına. |
| Aşk, iki kişiliktir. |
| Yitik bir ezgisin sadece |
| Tüketilmiş ve düşmüş gözden; |
| Düşlerinde bir çocuk hıçkırır |
| Gece camlara sürtünürken; |
| Çünkü hiç bir kelebek |
| Tek başına yaşamaz sevdasını, |
| Severken hiç bir böcek |
| Hiç bir kuş yalnız değildir; |
| Ölümdür yaşanan tek başına, |
| Aşk, iki kişiliktir. |
| |
| ",1039
|
| ataol,"Bebeklerin Ulusu Yok |
| |
| |
| |
| |
| İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu |
| Bebeklerin ulusu yok |
| Başlarını tutuşları aynı |
| Bakarken gözlerinde aynı merak |
| Ağlarken aynı seslerin tonu |
| |
| Bebekler çiçeği insanlığımızın |
| Güllerin en hası, en goncası |
| Sarışın bir ışık parçası kimi |
| Kimi kapkara üzüm tanesi |
| |
| Babalar çıkarmayın onları akıldan |
| Analar koruyun bebeklerinizi |
| Susturun susturun söyletmeyin |
| Savaştan yıkımdan söz ederse biri |
| |
| Bırakalım sevdayla büyüsünler |
| Serpilip gelişsinler fidan gibi |
| Senin benim hiç kimsenin değil |
| Bütün bir yeryüzünündür onlar |
| Bütün insanlığın gözbebeği |
| |
| lk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu |
| Bebeklerin ulusu yok |
| Bebekler, çiçeği insanlığımızın |
| Ve geleceğimizin biricik umudu. |
| |
| ",747
|
| ataol,"Ben Ölürsem Akşamüstü Ölürüm |
| |
| |
| |
| |
| Ben ölürsem akşamüstü ölürüm |
| Şehre simsiyah bir kar yağar |
| Yollar kalbimle örtülür |
| Parmaklarımın arasından |
| Gecenin geldiğini görürüm |
| |
| Ben ölürsem akşamüstü ölürüm |
| Çocuklar sinemaya gider |
| Yüzümü bir çiçeğe gömüp |
| Ağlamak gibi isterim |
| Derinden bir tren geçer |
| |
| Ben ölürsem akşamüstü ölürüm |
| Alıp başımı gitmek isterim |
| Bir akşam bir kente girerim |
| Kayısı ağaçları arasından |
| Gidip denize bakarım |
| Bir tiyatro seyrederim |
| |
| Ben ölürsem akşamüstü ölürüm |
| Uzaktan bir bulut geçer |
| Karanlık bir çocukluk bulutu |
| Gerçeküstücü bir ressam |
| Dünyayı değiştirmeye başlar |
| Kuş sesleri, haykırışlar |
| Denizin ve kırların |
| Rengi birbirine karışır |
| |
| Sana bir şiir getiririm |
| Sözler rüyamdan fışkırır |
| Dünya bölümlere ayrılır |
| Birinde bir pazar sabahı |
| Birinde bir gökyüzü |
| Birinde sararmış yapraklar |
| Birinde bir adam |
| Her şeye yeniden başlar. |
| |
| ",904
|
| ataol,"Bir Gün Mutlaka |
| |
| |
| |
| |
| Bu gün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra |
| Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz |
| Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür |
| gümbür bir telaş |
| Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne |
| güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz! |
| Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz |
| kafalılar! Ey sadrazam! |
| Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda, sandviç |
| yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz |
| Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl |
| bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar |
| Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü, temiz |
| bir gömlek giyiyorum |
| Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-i yağma |
| Ama yorgunum şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli |
| bir pardesü |
| Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir |
| kitapları |
| Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür |
| ucundaki ırmakları |
| Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda |
| Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum |
| istasyona |
| Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya |
| İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su |
| Ne yapsam...ne yapsam her yerde bir hüzün tortusu |
| Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma |
| Ben de çocuktum, sevgililerim olacaktı elbette |
| Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl |
| ölebilir, nasıl unutulur insan |
| Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl |
| tarlalar |
| Ne yapsam...ne yapsam...Dekart okuyorum sonradan... |
| Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş |
| Çankaya' ya |
| Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara |
| Bir çocuk bakıyor pencereden hülyalı kocaman gözlü nefis |
| bir çocuk |
| Lermontov' un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi |
| bakıyor sonra |
| Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum, |
| kuş sesleri geliyor kulağıma |
| Ben mütevazi bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni |
| Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına |
| Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına |
| yüzünün oynamasına |
| Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama |
| İlençliyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal |
| almaya |
| İlençliyorum o laf kalabaklıklarını, kurumuş yürekleri, |
| bireyin kurtuluşunu filan |
| İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan |
| Uzun kış gecelerinden sonra kim bilir nasıl olur her şey |
| Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan |
| Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün |
| izliyor arkadan |
| Yüreğim ipe sapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek |
| kısaca |
| Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum |
| sağda solda |
| Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak |
| kanatlarından merakla |
| Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların |
| olduğu alanlara |
| Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının, sonbaharı anlatan |
| şiiri |
| Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa |
| Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden |
| sokaklara fırlamaya |
| Kendimi atmak için bir uçurumdan balıklama |
| Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm |
| filmlerden mi ne |
| Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya |
| Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla |
| Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o |
| yollar geliyor aklıma |
| Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun |
| gibi tombul ve sıcak elleri |
| Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir film sinemada, şehirde |
| yeni bir kız, kahvede yeni bir garson |
| O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda... |
| Şimdi ne var hüzünlenecek burda, nedir bu çatlatan |
| yüreğimi bu telaş. |
| Sanki ölecek gibiyim, sanki birazdan polisler gelecek ya da |
| Gelip alacaklar kitaplarımı, bu şiiri, sevgilimin |
| fotoğrafını duvarda |
| Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder |
| misiniz karakola |
| Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür |
| ucundaki ırmakları |
| Bir kız sessizce ölüyor, sessizce Vietnam' da |
| Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya |
| Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz! |
| Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey |
| şeyhülislam! |
| Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! |
| Bunu söyleyeceğiz bin defa! |
| Sonra bin defa daha, Sonra bin defa daha, çoğaltacağız |
| marşlarla |
| Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda |
| Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla |
| Yürüyeceğiz çoğala çoğala. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Bir kadının bana gelecek olması, bir rüzgarı geçerek |
| Bir şarkıyı geçerek, saçlarının uçuşunda |
| Bir kadının bana gelecek olması, bir ömür geçecek |
|
|
| Aşkın buruk tadında, buluşması iki yalnızlığın |
| Bir akşamı geçecek |
|
|
| Belki de dağılan sesleri hüznün ve akşamın |
| belki de |
| Bir kadını geçecek |
|
|
| Bir kadını bekliyorum |
| Eteklerini ve saçlarını uçurarak gelecek. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim |
| Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver |
| Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim |
| Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider |
|
|
| Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir |
| Solarken albümlerde çocuklar ve askerler |
| Yüzün bir kır çeçeği gibi usulca söner |
| Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir |
|
|
| Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler |
| Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı! |
| Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı |
| Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler |
|
|
| Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim |
| Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver |
| Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim |
| Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Çerkez Ali'yle bir akşam |
| Göl kıyısı lokantada |
| Gürcü şarapları içtik |
| Mezemiz ""çahohbili"" ydi |
| Babası Kırımlı Tatar |
| Annesi istanbullu Türk |
| Kökü derinlerde çınar |
| Şair dostum çerkez ali |
| |
| Gerçeği düşe çeviren |
| Duygu nereden geliyor |
| Şu karşıki dağlardan mı |
| Akşam sisinde eriyen |
| Bakışları bir ışık su |
| Çerkez Ali anlatıyor |
| |
| Darağaçları kurulu |
| Sultan Hamit ağır hasta |
| Canı kayısı istemiş |
| Kar yağıyor İstanbul 'a |
| Beşiktaş'ta çerkez Ahmet |
| -Yörenin ünlü bakkalı- |
| Gidiyor yurdu kırım'a |
| Bulup geliyor kayısı'yı |
| Veriyor Çerkez Ahmet'e |
| Bacısı Melek Filsan'ı |
| Yaverlerden ihsan paşa |
| |
| O sırada İstanbul'a |
| Kim gelirse kafkasya'dan |
| Çerkez diye anılıyor |
| Çerkez Ali'ye Çerkez'lik |
| Babası Çerkez Ahmet'ten |
| Böylece miras kalıyor |
|
|
| Düşü gerçeğe çeviren |
| Duygu nereden geliyor |
| Yanımızdaki gölden mi |
| Mavi bir tüle bürünen |
| Dişleri bir ap ak umut |
| Çerkez Ali anlatıyor |
|
|
| Beşiktaşlı Çerkez Ahmet |
| -kaytan bıyıklı delikanlı- |
| Onbeş yaşında Filsan'I |
| Alıp gidiyor Kırım'a |
| Osmanlıda meşrutiyet |
| Rusyada bolşevik devrimi |
| Ölüyor genç yaşta Ahmet |
| Kalıyor Ali'si yetim |
| |
| Düşleri Çerkez Ali'nin |
| Her gece dolu bunlarla |
| Aklı fikri İstanbul'da |
| Siliniyor çizgileri |
| Göç günü ölen annenin |
| Buğulanıyor gözleri |
| Yağmur yağıyor kırım'a |
|
|
| Kırk yıldır Özbekistan'da |
| Yaşar Çerkez Ali sürgün |
| Dönecek mi yurtlarına |
| Kırımlı Tatarlar birgün |
| Beşiktaş'I İstanbul'u |
| Vatanını annesinin |
| Görmek kısmet olacak mı |
| |
| ""Anneciğim İstanbul'a |
| gidebileceğiz miyiz?"" |
| diyor annesine kızım |
| karşı dağa bakıyorum |
| Bir ağırlık yüreğimde |
| Sırılsıklam ter içinde |
| Uykumdan uyanıyorum. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: |
| Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi |
| Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten |
| Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği |
|
|
| İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne |
| Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa |
| Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır |
| Kopmaz kökler salmaktır oraya |
|
|
| Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını |
| Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin |
| Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara |
| Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin |
|
|
| İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine |
| Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına |
|
|
| İnsan balıklama dalmalı içine hayatın |
| Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına |
|
|
| Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar |
| Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın |
| Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu |
| Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın |
|
|
| Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle |
| Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı |
| Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına |
| Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı |
|
|
| Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: |
| Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına |
| Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır |
| Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Seni elinden tutmuştum --- yaz geçiyordu |
| Yaz geçiyordu, biz geçiyorduk |
| Yazı elinden tutmuştuk |
|
|
| Birazdan geleceksin, bakışacağız |
| Bakışacağız, hem var hem yok gibi |
| Hem var hem yok gibi öpüşeceğiz |
|
|
| Aramızda söylenmemiş sözlerin uzaklığı |
| Aramızda yaşanmamış şeylerin uzaklığı |
| Yakın ayrılıkların sezgisi tenimizde |
|
|
| Hayat geçiyor biz geçiyorduk |
| Bir denizin üzgün kıyısında |
| Güz bir hastalık gibi ilerliyordu |
|
|
| Olgun ışığıyla güz |
| Ve biz yaklaşan ayrılıkların önünde |
| Kış duygularına bürünmüşüz |
|
|
| Dışardan ağlayışı geliyor çocuğumuzun. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Çocuk gibi |
| tiril tirilliğinle |
| kucaklardım seni.. |
| Yazlar ve unutuşlar geçerdi. |
| Günlerin güneşini içerdim. |
| Sessizce |
| aşkın |
| teri |
| dolardı kasıklarıma... |
| Fıçılarda damıtılmış |
| şarap renginde şafak... |
| Ayaklarının bastığı kumlara |
| basardı ayaklarım... |
| İnce |
| güzelliğin senin |
| seni kuşatan |
| gökyüzü kadar sadeydi... |
| İnsan |
| güzelliğin senin.. |
| Katıksız merakın.. |
| Katıksız |
| şehvetin ve sevincin.. |
| Dünyaya |
| bir güzelliğin../.. |
| narinliğini |
| anlatmak için gelmiş gibiyim.. |
| Denizin çarptığı |
| kumsal |
| ve bunaltıcı yaz gecesi.. |
| Dünyaya |
| bir yaz gecesinin |
| bunaltısını |
| anlatmaya gelmiş gibiyim. |
|
|
| Ey bırakıp gitmek... |
| Yıldızlar ve |
| taptaze bir şey... |
| Bir aşkın |
| pırıl pırıl |
| edişi seni... |
|
|
| Boynunun ve |
| omuzlarının narinliği.. |
| Dudaklarının üstündeki |
| ter damlası... |
| Kayar gibi uzanışı |
| kollarımda vücudunun.. |
| Beyaz bir |
| ırmak gibi... |
| Yaşanmış ve yaşanacak |
| bütün aşkların |
| baygınlığını yaşamak seninle... |
| Vücudun üstüne |
| yazdığım bu şiir |
| senin bir zamanki |
| güzelliğinin |
| tanıtı gibi kalmalıdır.. |
| Sevgilim, gövden |
| sinerdi gövdeme.. |
| Çocuk ve |
| günahkâr başın |
| dinlenirdi omzumda... |
| |
|
|
| Her şey bitiyor |
| ve |
| yorulduğumu düşünüyorum |
| Akşama |
| yemek hazırlıyor bir kadın.. |
| Kocası, gömleğinin |
| kollarını kıvırmış |
| camdan bakıyor... |
| Terzi kızlar |
| atelyeden çıktılar. |
| Akşam hazırlığı. |
| hüzün. |
|
|
| Bir odada |
| beni beklediğini düşünüyorum.. |
| Seninle dolu bir oda.. |
| Seslerimiz |
| tanıdığında birbirini |
| ve gülüşlerimiz.. |
| Ve hüzünlerimizin |
| anlaşıldığında |
| kardeş olduğu.. |
| Boynunu yeniden |
| sevgiyle öperim |
| parmaklarının |
| ucunu... |
| Gençliklerimizin |
| birbirine karıştığı |
| düşüncesiyle çoğalarak. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Canımın yongası, sevdiğim, |
| Bir kaç gün çaldık ilkbahardan |
| Geçtik yıllardır özlediğim |
| Erguvan ışıklı kıyılardan |
|
|
| Aşkı sessizlik tanımlar |
| Gençken tersini düşünürdüm |
| Akşamla dönerken geriye dalgalar |
| Yalnızlığı çırılçıplak gördüm |
|
|
| Durduktu önünde Ege Denizi'nin |
| Gözleri mayıs bulanığı, |
| Kuytuluğunda eski evlerin |
| Dolaştıktı Ayvalığı |
| |
| Eski nisan, her şey gibi, |
| Kalbim de, rüzgar da eski, |
| Çırpınıp duruyor havada |
| Yitik anıların kelebeği. |
| |
| ",452
|
| ataol,"Gece Vakti Kimdir Kapıyı çalıp gelen |
| |
| |
| |
| |
| Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen |
| Yitirdiğim bir mutluluk mu |
| Habercisi mi gelecekteki bir mutluluğun |
| |
| Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen |
| İçimde bağıran acılar mı |
| Serseri, başıboş bir rüzgar mı |
| |
| Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen |
| Ansızın çıkıp gelen bahar mı |
| |
| Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen |
| Yüreğim mi,damarlarimda hışırdayan kan mı |
| |
| Bağırarak bu kansız evlerin suratına |
| Bağırarak bu kansız sokakların suratına |
| Bağırarak bu kansız insanların suratına |
| Bağırarak yüreğimdeki kanı |
| |
| Gece vakti kimdir kapıyı çalıp gelen. |
| |
| ",602
|
| ataol,"Hüzünlü Pazar |
| |
| |
| |
| |
| Hüzünlü pazar, beyaz meleklerin ilahiler söylediği |
| Aşkın güzelce yıkandığı, sımsıkı kefenlendiği |
| |
| Yaz geçmiş, gelip çatmış bağbozumu vakti |
| Genç kızların mutluluğu bir mevsim daha ertelediği |
| |
| Hüzünlü pazar, geçmiş pazarların anısıyla kavuniçi |
| Çocukların hep kursaklarında kalan sevinci. |
| |
| ",310
|
| ataol,"Geçmiş Yaz |
| |
| |
| |
| |
| Gövdemden sızan sular gibi |
| Akıp gitti bir yaz daha |
| Sevişmelerle gündüz vakti |
| Ve beyaz öğle uykularıyla |
| |
| Bir yazdı artık geçmiş olan |
| Oysa hala tenimde tuz tadı |
| Aynı ağlardan çıkardığımız |
| Bir akşam güneşiyle balıkları |
| |
| Bir yazdı uzak Gürcistan'da |
| Kıyısında kartal dağların |
| Mavi gözlü bir göl bırakan |
| Düşlerine çocukların |
|
|
| Bir yazdı yaşanan her saniyesi |
| Ve şimdi kumsaldan eserken rüzgar |
| Üşür bir deniz kabuğu belki |
| Ve küçük bir kızı anımsar. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Ne anlatır Yunan şarkıları |
| Geceye dair, aşka dair |
| Ne anlatır Yunan şarkıları |
| Hayatımıza dair |
|
|
| Ne anlatır Yunan şarkıları |
| İnsanı tepeden tırnağa saran bu hüzünle |
| Sanki hep anlatılmayan bir şey kalmıştır |
| İçimizi ne kadar döksek de |
|
|
| Ne anlatır Yunan şarkıları |
| Biten bir aşk mı, başlayan bir aşk mı |
| Bir kız mı, yüzünü hiç görmeyeceğimiz |
| Çayırlarına hiç uzanamayacağımız kırlar mı |
|
|
| Ne anlatır Yunan şarkıları |
| Bu sürekli, bu yumuşak ısrarla |
| Ne anlatır Yunan şarkıları |
| Yüreğimize işleyen tempolarla |
|
|
| Ne anlatır Yunan şarkıları |
| Sonsuzluğa güzelliğe, sonsuz barışa dair |
| Acılarla dolsak da ne kadar |
| Sımsıcak yaşamaya dair |
|
|
| Ne anlatır Yunan şarkıları |
| Bir gün birleşeceğini mi bütün şarkıların |
| Ne anlatır Yunan şarkıları |
| Bu kadar uzak...ve bu kadar yakın. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Parkta rastladığım adamın |
| Bir kolu kesikti bileğinden |
| Çiftçiymiş |
| Tekirdağ' ın köylüklerinden |
| |
| Bir kızı veremden ölmüş |
| Bu şehri İstanbul' da |
| Karısı tutturmuş: |
| Kızımın mezarı nerde ben orda |
|
|
| Satmış savmış ihtiyarcık |
| Varını yoğunu |
| Feriköy' de bir evceğize |
| Sokmuşlar başcağızlarını |
| |
| İkinci kız desen |
| Kibarca: Akıl hastası |
| Anaya babaya |
| Vermez bir rahat yüzü |
| |
| Oğlanlardan büyüğü |
| Dört çocuklu bir şoför |
| Küçük oğlan |
| Bir tamirhanede ömür çürütür |
| |
| Fayda yok anlayacağın |
| Ne oğlanlardan, ne kızlardan |
| Bir fabrikada iş bulmuş |
| Kaçak işçi çalıştıran |
| |
| Kırk yılın köylüsü |
| Ne yapsın işçi olursa |
| Daha yılı dolmadan |
| Kaptırıvermiş elini çarka |
| |
| Gerisi bilinen hikaye |
| Patrondan imdat görmez |
| Evde karı ağlar |
| Deli kız vermez rahat |
| |
| Kendisine rastladığımda |
| Düşünüp duruyordu bir kanepede |
| Ben sordum o anlattı |
| Güzelim Tekirdağ şivesiyle... |
| |
| |
| |
| ",928
|
| ataol,"Yıkılma Sakın |
| |
| |
| |
| |
| Kötü şey uzakta olmak |
| Dostlarından, sevdiğin kadından |
| Yasaklanmak bütün yaşantılara |
| Seni tamamlayan, arındıran |
| Kapatıldığın dört duvar arasında |
| Sağlıklı, genç bir adam olarak |
| |
| Neler gelmez ki insanın aklına |
| Sevinçli, özgür günlere dair |
| Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta |
| Onunla ilk kez öpüştüğün şehir |
| Acı, zehir zemberek bir hüzün |
| Kalbinden gırtlağına doğru yükselir |
| |
| Görüyorsun işte küçük adamları |
| Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana |
| Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına |
| Kimisi düpedüz halk düşmanı |
| Diren öyleyse, diren, yılma |
| Yürüt daha bir inatla kavganı |
| |
| Babeuf'u hatırla, Nazım Hikmet'i |
| Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda |
| Hatırla Danko'nun tutuşan kalbini |
| Karanlıkları yırtmak arzusuyla |
| Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa |
| Düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri |
|
|
| Elbette vardır bir diyeceği, bir haberi |
| Bir kaçağa çay sunan kurt kadınlarının |
| Dağlar dilsizdir yalçındır |
| Ama gün gelir bir diyeceği olur onların da |
| Ve dağlar, ıssız tarlalar başladı mı konuşmaya |
| Susmazlar bir daha, söz artık onlarındır |
|
|
| Kötü şey uzakta olmak |
| Dostlarından, sevdiğin kadından |
| Yasaklanmak bütün yaşantılara |
| Seni tamamlayan, arındıran |
| Ama bir devrimciyi haklı kılan |
| Biraz da acılardır unutma |
|
|
| Yıkılma sakın geçerken günler |
| Yaralayarak gençliğini |
| Onurlu, güzel geleceklerin |
| Biziz habercileri düşün ki |
| Ve halkın bağrında bir inci gibi |
| Büyüyüp gelişmektedir zafer. |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Ona ""Haydi |
| Savaşa dediler |
| Başkaca birşey |
| Söylemediler |
|
|
| Aldılar köyünden |
| Davulla zurnayla |
| Geride üç çocuk |
| Bir eş ve bir ana |
|
|
| Eline bir silah |
| Tutuşturdular |
| Ve karşılaştı |
| Düşman ordular |
|
|
| Vurulup düştü |
| İlk çatışmada |
| Göğsünde bir oyuk |
| Üç delik alnında |
|
|
| ""Ey bu topraklar için |
| Toprağa düşen"" |
| Bir karış toprağın |
| Var mıydı yaşarken? |
| |
|
|
| ataol, |
| |
| |
| |
| |
| Nicedir özlemişim |
| Bu rüzgarı |
| Hani Doğu'da eser |
| Bahar akşamları |
| |
| Nicedir özlemişim |
| Bir elma ağacının |
| Dibine oturmayı |
| |
| Nicedir özlemişim |
| Şoseleri,dağları |
| |
| Nicedir özlemişim |
| Bir dosta sarılıp |
| Ağlamayı. |
| |
| |
| |
| ",243
|
| cahit,"Abbas |
| |
| |
| |
| |
| Haydi abbas, vakit tamam; |
| Akşam diyordun işte oldu akşam. |
| Kur bakalım çilingir soframızı; |
| Dinsin artık bu kalp ağrısı. |
| Şu ağacın gölgesinde olsun; |
| Tam kenarında havuzun. |
| Aya haber Sal çıksın bu gece; |
| Görünsün söyle gönlümce. |
| Bas kırbacı sihirli seccadeye, |
| Göster hükmettiğini mesafeye |
| Ve zamana. |
| Katıp tozu dumanı, |
| Var git, |
| Böyle ferman etti Cahit, |
| Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan; |
| Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan. |
| |
| ",459
|
| cahit," Anlamak |
| |
| |
| |
| |
| Yaşım ilerledikçe daha çok anlıyorum |
| Ne büyük nimet olduğunu ah ey güzel gün |
| Boş yere üzülmekte mana yok anlıyorum |
| Kadrini bilmek lazım artık her açan gülün |
| Şükretmek türküsüne daldaki her bülbülün |
| Yanmak da olsa artık aşk ile yaşıyorum. |
| |
| |
| |
| ",261
|
| cahit,"Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar |
| |
| |
| |
| |
| Öyle dalmışım ki bu akşamüstü, |
| Komşu arsadır gözümde gökyüzü. |
| |
| Ben dünyadan bihaber bir çocuğum, |
| Kayıp zıpzıplarımı arıyorum. |
| |
| Koşun çocuklar, koşun komşu kızlar, |
| Avuçlarıma sığmıyor yıldızlar. |
| |
| |
| |
| ",238
|
| cahit,"Bayram Yemeği |
| |
| |
| |
| |
| Korkarım felekte bir gün |
| Bir bayram yemeğinde. |
| Anam, babam gibi kardeşlerim de, |
| En güzel dalgınlığında ömrün. |
| Beni gurbette sanıp |
| Keşke gelseydi bu bayram |
| Diyecekler. |
| Ve birdenbire yürekler, |
| Aynı acıyla yanıp |
| Hepsinin gözleri yaşaracak. |
| Öldüğümü hatırlayarak. |
| |
| ",284
|
| cahit,"Bir Ölünün Ağzından |
| |
| |
| |
| |
| Kabrime çiçek getirenlere gülerim; |
| Gafil kişilermiş şu insanlar vesselam; |
| Bilmezler ki bu kabirle yoktur alakam; |
| Ben o çiçeklerdeyim, ben o çiçeklerim. |
| |
| ",182
|
| cahit,"Gençlik Böyledir İşte |
| |
| |
| |
| |
| İçimi titreten bir sestir her gün. |
| Saat her çalışında tekrar eder: |
| ""Ne yaptın tarlanı, nerede hasadın? |
| Elin boş mu gireceksin geceye? |
| Bir düşünsen yarıyı buldu ömrün. |
| Gençlik böyledir işte, gelir gider; |
| Ve kırılır sonra kolun kanadın; |
| Koşarsın pencereden pencereye."" |
| |
| Ah o kadrini bilmediğim günler, |
| Koklamadan attığım gül demeti, |
| Suyunu sebil ettiğim o çeşme, |
| Eserken yelken açmadığım rüzgâr |
| Gel gör ki, sular batıya meyleder, |
| Ağaçta bülbülün sesi değişti, |
| Gölgeler yerleşiyor pencereme; |
| Çağınız başlıyor ey hâtıralar. |
| |
| ",556
|
| cahit,"Gerçek |
| |
| |
| |
| |
| Can yoldaşım olmasa olmasın |
| Yanlızım diye hayıflanmasın |
| Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi |
| Bir anne şefkatine müsavi |
| Üç adım ötede deniz |
| Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz |
| Bir derdin varsa açılabilirsin ağaçlara |
| Ağaç yaprak verir sır vermez rüzgara |
| Ve kış yaz |
| Dalda kuş eksik olmaz |
| Dağ başında duman |
| Yanlızlık nedir göreceksin öldüğün zaman. |
| |
| ",363
|
| cahit,"Gün Eksilmesin Penceremden |
| |
| |
| |
| |
| Ne doğan güne hükmüm geçer, |
| Ne halden anlayan bulunur; |
| Ah aklımdan ölümüm geçer; |
| Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur. |
| |
| Ve gönül Tanrısına der ki: |
| - Pervam yok verdiğin elemden; |
| Her mihnet kabulüm, yeter ki |
| Gün eksilmesin penceremden! |
| |
| |
| |
| ",270
|
| cahit,"Gün Olur Ki |
| |
| |
| |
| |
| Gün olur ki ne gökyüzü para eder, |
| Ne deniz kenarı, ne bağlar bahçeler. |
| Gün olur ki ne kız ne rakı ne şiir, |
| Hiçbir sey insanı sarmaz, kandıramaz; |
| Her çeşmeden boş döner, elindeki tas. |
| Gün olur ki çıldırmak işten değildir. |
| |
| |
| |
| ",247
|
| cahit,"Hâtıralar |
| |
| |
| |
| |
| Bilmem ki hâtıralar, |
| Ne istersiniz benden, |
| Gelir gelmez sonbahar? |
| |
| Bu kanad çırpış neden? |
| Cama vuracak ne var |
| Ey eski hâtıralar |
| |
| Sanmayın güller açar, |
| Bülbül değildir öten; |
| Bu rüzgâr başka rüzgâr |
| |
| Ne istersiniz benden, |
| Bilmem ki hâtıralar, |
| Gelir gelmez sonbahar? |
| |
| ",284
|
| cahit,"İlk Aşk |
| |
| |
| |
| |
| Felek ne kadar kahretse kalbimize, |
| Zaman zaman hatırladığımız olur, |
| Hangi dilber ilk aşkı tattırdı bize; |
| Bir bahtiyarla yaşadığımız olur. |
| |
| Ah o yaz gecesi, o mehtap, o havuz! |
| Balkonundan gül atan cömert sevgili! |
| Aşkınla deli divane olduğumuz, |
| Sarmaşığa tırmandığımızdan belli. |
| |
| Belki bugün bu yaşta tekrar olunmaz, |
| İlk aşk gecesinin masum yeminleri, |
| Fakat nerde ilk öpüşün verdiği haz? |
| Saadet bilmiyorum o hazdan gayri. |
| |
| ",438
|
| cahit,"Karanlıktaki Hazine |
| |
| |
| |
| |
| Karanlığa sevgiyle baktığım gece gördüm |
| Hala o güven sevinciyle uçmakta gönlüm |
| Süründüğümüz bu çamur deryasından uzak |
| Bu yerlere uğramamış bir bahar içinde |
| Gerçekten cennet misali bir dünya kuracak |
| Gürbüz nesiller büyüyor sağlıklar içinde |
| |
| Çocuklarımız torunlarımız var içinde. |
| |
| ",314
|
| cahit,"Korktuğum Şey |
| |
| |
| |
| |
| Gün çekildi pencerelerden; |
| Aynalar baştan başa tenha. |
| Ses gelmez oldu bahçelerden; |
| Gök kubbesi döndü siyaha. |
| |
| Sular kesildi çeşmelerden; |
| Nerden dolacak bu taş nerden, |
| Nergislerin açtığı yerden |
| Ey kuş uçurtmıyan ejderha? |
| |
| Ne yardan geçilir, ne serden; |
| Korkuyorum bu gecelerden. |
| Bel bağladığım tepelerden |
| Gün doğmıyabilir bir daha. |
| |
| ",354
|
| cahit,"Kulak Ver Ki... |
| |
| |
| |
| |
| Kulak ver ki havasında bahçemizin, |
| Gök maviliğinden, dal yeşilliğinden |
| Bir türkü söylenmede kendiliğinden; |
| Nasıl dinlersen öyle, sen veya hazin. |
| |
| Kulak ver, dolaşan ruhumuzu tel tel; |
| Dallardaki tomurcukları ürperten |
| Bir türkü söylenmede kendiliğinden; |
| Dinlenmedikçe ömrün artar, öyle güzel! |
| |
| |
| |
| ",321
|
| cahit,"Memleket İsterim |
| |
| |
| |
| |
| Memleket isterim |
| Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; |
| Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. |
| |
| Memleket isterim |
| Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; |
| Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. |
| |
| Memleket isterim |
| Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; |
| Kış günü herkesin evi barkı olsun. |
| |
| Memleket isterim |
| Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; |
| Olursa bir şikayet ölümden olsun. |
| |
| ",405
|
| cahit,"Mezarlık |
| |
| |
| |
| |
| Ve şehrin şenliğine karşılık |
| Susar servileriyle mezarlık. |
| Susar ve hatırlar: - Bu kırık |
| Aynadaki hazin perişanlık |
| |
| Sizindir, siz gafil, siz bihaber |
| İnsanlar bilseydiniz ne bekler |
| Bir gün açmak için bu çiçekler; |
| Ölülerin sükûnu çiçekler |
| |
| ",255
|
| cahit,"Otuz Beş Yaş |
| |
| |
| |
| |
| Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. |
| Dante gibi ortasındayız ömrün. |
| Delikanlı çağımızdaki cevher, |
| Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, |
| Gözünün yaşına bakmadan gider. |
| Şakaklarıma kar mı yağdı ne? |
| Benim mi Allahım bu çizgili yüz? |
| Ya gözler altındaki mor halkalar? |
| Neden böyle düşman görünüyorsunuz; |
| Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? |
| Zamanla nasıl değişiyor insan! |
| Hangi resmime baksam ben değilim: |
| Nerde o günler, o şevk, o heyecan? |
| Bu güler yüzlü adam ben değilim |
| Yalandır kaygısız olduğum yalan. |
| Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; |
| Hatırası bile yabancı gelir. |
| Hayata beraber başladığımız |
| Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; |
| Gittikçe artıyor yalnızlığımız |
| Gökyüzünün başka rengi de varmış! |
| Geç farkettim taşın sert olduğunu. |
| Su insanı boğar, ateş yakarmış! |
| Her doğan günün bir dert olduğunu, |
| İnsan bu yaşa gelince anlarmış. |
| Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! |
| Her yıl biraz daha benimsediğim. |
| Ne dönüp duruyor havada kuşlar? |
| Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim? |
| Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar. |
| N'eylesin ölüm herkesin başında. |
| Uyudun uyanamadın olacak |
| Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? |
| Bir namazlık saltanatın olacak. |
| Taht misali o musalla taşında. |
| |
|
|
| cahit, |
| |
| |
| |
| |
| Sözünde durmadı mavi gökler; |
| Gün kararıyor gitgide ölüm. |
| Akşam yeli nedameti söyler; |
| Nedamet yer etti bende ölüm. |
|
|
| Ne yapsam, gün doğmuyor gönlümce; |
| Sudur akar kendi bildiğince, |
| Hangi pencereye koşsam gece; |
| Gitmiyor bu can bu tende ölüm. |
|
|
| Ne vefasız geçmişten hayır var, |
| Ne gelecekler imdada koşar, |
| Çoktandır tekneyi aldı sular; |
| Çoktandır ümitler sende ölüm. |
| |
|
|
| cahit, |
| |
| |
| |
| |
| Öldük, ölümden bir şeyler umarak. |
| Bir büyük boşlukta bozuldu büyü. |
| Nasıl hatırlamazsın o türküyü, |
| Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü, |
| Alıştığımız bir şeydi yaşamak. |
| Şimdi o dünyadan hiç bir haber yok; |
| Yok bizi arayan, soran kimsemiz. |
| Öylesine karanlık ki gecemiz |
| Ha olmuş, ha olmamış penceremiz; |
| Akar suda aksimizden eser yok |
| |
| |
| |
|
|
| cahit, |
| |
| |
| |
| |
| Gitti gelmez bahar yeli; |
| Şarkılar yarıda kaldı. |
| Bütün bahçeler kilitli; |
| Anahtar Tanrıda kaldı. |
|
|
| Geldi çattı en son ölmek. |
| Ne bir yemiş, ne bir çiçek; |
| Yanıyor güneşte petek; |
| Bütün bal arıda kaldı. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Kadını bir gürültüye sapladılar. |
| Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı |
| kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar |
| fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar |
| bombalar, bö sesleri, savaş alaborası"" |
| Yaşamak bir tıkırtıydı aldırmadılar. |
|
|
| Çocukların düşlerinde bir Markut |
| bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan |
| hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün |
| Markuuuut Torbanı sarkıt. |
| Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık |
| öbür ucunda o kambersiz geçen düğün. |
|
|
| Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler |
| Markuuuu! Torbanı sarkıt. |
| Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün |
| güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın |
| korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların. |
| Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar |
| aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının? |
| Gömleğimi zorlayan kuş sesleri. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Kim yeni terleyen bıyığına, sakalına sevdalanmışsa |
| Ölünceye kadar bu daireden dışarıya ayak atamaz |
| HAFIZ |
|
|
| Yaz günleri beni hatırlamıyor. |
| Salgılı bir hayvanla bitişiyorum yaz yaklaşınca |
| yayılıyorum ortasına sevgili tüylerimin |
| geniş uykulardayım, muazzam uykularda |
| yılların zulmünden haberim yok |
| ne de sürgün taşralı kızlar korosundan |
| geçiyor hazza yatkın dudaklarıyla gece |
| canımın ilmekleri arasından. |
|
|
| Beni artık kimseler arayıp da bulmasın |
| beyaz harmanilerin göklere açık sofrasında |
| yıktığım saltanatın dizinde inlediğim |
| aşkın en tabanında yattığım anlaşılmasın |
| çünkü ben çok gizli bir yanlışın |
| dehşetengiz yeteneğini ölçmek için |
| yepyeni bir hata için iniyorum Akdeniz'e |
| Meryemoğlu sanıp ben zavallı ademi |
| çarmıha çaktılar orda çok zaman önce. |
| Çok zaman önceydi ki otobüsler |
| mermer sütunlu şehirlerden sahil çardaklarına |
| nice yılgın havarilerle gidip geldi. |
| Hepimiz, yani taflan çiğnemekle güzelleşen çocuklar |
| havariler karşısında harami |
| gövdesinde hayvan kabarınca mecalsiz |
| kutlu bir tan çıkarmayı denedik |
| kayser makinasından |
| anneler |
| sevecen gözyaşlarıyla korurdular bizi. |
| |
| Bizi sen ey beyhude ve baygın duyguların yırtıcısı |
| sen ey loş çalgıları uykulardan çıkarıp |
| bahçelrin hayatına yerleştiren esrar |
| bizi bırakmıştın |
| acı güller salınırdı kanımın raddelerinde |
| ve ben güneş altında kendini bize öptüren neyse |
| gece onun kimlerle buluştuğunu araştırdım |
| o zaman yalın yürek kaldım şiddetin çölünde |
| aldanışların çölünde korkudan |
| denize dilimi soktum ayaklarımdan önce. |
| Bu kadar, bu kadardı Akdeniz |
| aslı yokmuş dinlediklerimin |
| eski moda güneş sanrılarından |
| bir şair cesedinden hiç farkı yok denizin. |
| |
| Yok ve yaz günleri beni hatırlamıyor |
| boğulmuş hüznü gösteriyor bana memelerinden |
| geçiyorum bir yakıcı maviden derinleştirilmiş mora |
| geçiyorum ayaklarım altında kumları hıçkırtarak |
| Kara yaz! Karanlık yaz! Kararan vücutlardan |
| rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz. |
| |
| |
| |
| ",1985
|
| iozel,"Akla Karşı Tezler |
| |
| |
| |
| |
| 1. |
| Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim |
| düşünün: sabah çok yakın |
| oysa ışıltı yok ortalıkta |
| nerdeyse gece bitmiş ama sürmekte karanlık |
| henüz uyanmış bazıları |
| henüz uyumamış bazıları |
| bazıları uyanmış uykusuna doymadan |
| bazıları uykusuna varmadan doymuş |
| görüyorsunuz ilm-i hilaf ü cedel düzeniyle hayat |
| nasıl da sürüklüyor kendini |
| ve ben bunu kanıtlayabiliyorum |
| şu şair halimle |
| böylece size ey saygıdeğer erbab-i cumhuriyet |
| akıllı ve yetenekli olduğumu |
| kanıtlamış oluyorum |
| sizler de |
| bu derin bilgeliği kavrayarak |
| kendi değerinizi ortaya koymuş oluyorsunuz. |
| |
| 2. |
| Ütüsüz bir pantolon kadar tedbirliyim |
| tarihi bir gerçek kadar sıkılgan |
| bilmem ki Tesalya'daki Termofil |
| bir yiğitlik anısı |
| bir hayınlık anıtı mı olsa |
| yine bilmem quantum kuramını |
| öğrenen insan haklı mıdır |
| kendini ardıçkuşu sanmakta- |
| ben |
| yirminci yüzyılın sonlarında |
| en uzak uyanışlar ikliminde yaşadım |
| bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim sırasında |
| kadınlardan daha çok birinci şubeye vardım. |
|
|
| 3. |
| En mutlu insanlar belki de |
| baca temizleyicileridir |
| öyle dar, öyle kara karanlık bir yerdedirler ki |
| yüreklerini geniş, dayanıklı |
| aydınlık tutmak zorundadırlar |
| buna yükümlü sayarlar kendilerini. |
| Baca temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz |
| başkalarınca sevilirler aynı zamanda |
| çünkü herkesi düşünmeyecek kadar mutlu |
| herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar. |
|
|
| 4. |
| Köylüleri niçin öldürmeliyiz? |
| Bu sorunun karşılığını bulamıyorum |
| içinden çıkılmaz bi olay, ama önemsiz |
| köylüleri öldürmesek de olur |
| hatta onların kalın suratlarını |
| görmezlikten gelebiliriz |
| yapılacak çok şey var daha |
| sözgelimi ben, kendim |
| hiç hayıt ağacı görmemişim |
| görmeden ölürüm diye korkum da yok |
| değil mi ki albatrosu Baudelaire'den |
| Yves Bonnefoy'dan semenderi öğrendim |
| bir gün bakarsınız |
| şu güzelim bilgiç beynimi kırıp |
| teneşir tahtası olarak kullanabilirim. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| İnsan |
| eşref-i mahlûkattır derdi babam |
| bu sözün sözler içinde bir yeri vardı |
| ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman |
| bu söz asıl anlamını kavradı |
| geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından |
| geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı |
| kararmış rakamların yarıklarından sızarak |
| bu söz yüreğime kadar alçaldı |
| damar kesildi, kandır akacak |
| ama kan kesilince damardan sıcak |
| sımsıcak kelimeler boşandı |
| aşk için karnıma ve göğsüme |
| ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden |
| aşk ve ölüm bana yeniden |
| su ve ateş ve toprak |
| yeniden yorumlandı. |
|
|
| Dilce susup |
| bedence konuşulan bir çağda |
| biliyorum kolay anlaşılmıyacak |
| kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın |
| yanık yağda boğulan yapıların arasında |
| delirmek hakkını elde bulundurmak |
| rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için |
| bana deha değil |
| belgeler gerekli |
| kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza |
| gençken |
| peşpeşe kaç gece yıllarca |
| acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım |
| bilmezdim neden bazı saatler |
| alaturka vakitlere ayarlı |
| neden karpuz sergilerinde lüküs yanar |
| yazgı desem |
| kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma |
| Tokat |
| aklıma bile gelmezdi |
| babam onbeşli olmasa. |
|
|
| Meyan kökü kazarmış babam kırlarda |
| ben o yaşta koltuğumda kitaplar |
| işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı |
| cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları |
| kafamda yasak düşünceler, Gide mesela. |
| Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm |
| her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana |
| gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar |
| resimli bir kitaptan çalardım hayatımı |
| oysa hergün |
| merkep kiralayıp da kazılan kökleri |
| Forbes firmasına satan babamdı. |
|
|
| Budur |
| işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku |
| işte şehirleri bayındır gösteren yalan |
| işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan |
| kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla |
| güçbela kurduğum cümle işte bu; |
| ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan |
| tenimin olanca ağırlığı yok oldu. |
| Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak |
| bile bir bir çınlayan |
| ihtilal haberidir |
| ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu |
| nisan ayları gelince vücudu hafifletir |
| şahlanan grevler için kahkahalarım küstah |
| bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur |
| marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim |
| gider şehre ve şaraba yaltaklanarak |
| biraz ağlayabilmek için |
| fotoğraflar çektirir |
| babam |
| seferberlikte mekkâredir. |
|
|
| İnsanın |
| gölgesiyle tanımlandığı bir çağda |
| marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak |
| belki ruhların gölgesi |
| düşer de marşlara |
| mümkün olur babamı |
| varlık sancısıyla çağırmak: |
| Ezan sesi duyulmuyor |
| Haç dikilmiş minbere |
| Kâfir Yunan bayrak asmış |
| Camilere, her yere |
|
|
| Öyle ise gel kardeşim |
| Hep verelim elele |
| Patlatalım bombaları |
| Çanlar sussun her yerde |
|
|
| Çanlar sustu ve fakat |
| binlerce yılın yabancısı bir ses |
| değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur |
| polistir babam |
| Cumhuriyetin bir kuludur |
| bense |
| anlamış değilim böyle maceralardan |
| ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur |
| yalnız |
| coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan |
| nüfus cüzdanımda tuhaf |
| ekmek damgası durur |
| benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu |
| etin ıslak tadına doğru |
| yavaş yavaş uyanmak |
| çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp |
| hırsız cenazelerine bine bine |
| temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme |
| korkak dualarından cibinlikler kurarak |
| dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz |
| nakışsız yaşamakları |
| silâhlanmak sayarak |
| çıkardım |
| boğaza tıkanan lokmanın hartasını |
| çıkınımda güneşler halka dağıtmak için |
| halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak |
| ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış |
| hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa |
| fly Pan-Am |
| drink Coca-Cola |
|
|
| Tutun ve yüzleştirin hayatları |
| biri kör batakların çırpınışında kutsal |
| biri serkeş ama oldukça da haklı. |
| Ölümler |
| ölümlere ulanmakta ustadır |
| hayatsa bir başka hayata karşı. |
|
|
| Orada |
| aşk ve çocuk |
| birbirine katışmaz |
| nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı |
| kendi tehlikesi peşinden gider insan |
| putların dahi damarından |
| aktığı güne kadar |
| sürdürür yorucu kovalamacayı. |
|
|
| Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan? |
| Nerde, hangi yöremizde zihnin |
| tunç surlardan berkitilmiş ülkesi |
| ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan |
| parti broşürleri yoksa kafiyeler mi? |
| Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim |
| takvim yapraklarının arasını dolduran |
| nedir o katı şey |
| ki gücü |
| gönlün dağdağasını durultacak? |
| Hayat |
| dört şeyle kaimdir, derdi babam |
| su ve ateş ve toprak. |
| Ve rüzgâr. |
| ona kendimi sonradan ben ekledim |
| pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu |
| ham yüreğin pütürlerini geçtim |
| gövdemi alemlere zerkederek |
| varoldum kayrasıyla Varedenin |
| eşref-i mahlûkat |
| nedir bildim. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Bak, ölüm güzü kıskanıyor |
| şimdi ıssızdır onun sevimli kedisi |
| ve herkes onun el değmedik yerleri olduğunu sanıyor. |
| uzuyor defterine uğrayan kan lekesi |
|
|
| senin kuşların olurdu mevsimi yolculuklara çağıran |
| içli taşra kızların gizemli eviçleri |
| kapıların olurdu korkudan çok denizlere açılan |
| o denize açılan ellerin nerde şimdi? |
|
|
| yine bir güz büyümekte kanında gölgelerin |
| o üzünç orduları tarlalar çiğnemekte |
| bak, ölüm güzü kıskanıyor |
| mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin |
| güze el değdirmeyen ellerin nerde? |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Gecenin dürüstlüğünden herkes kuşkulanır |
| korkulur o kuş yüklü iniltilerden |
| ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben |
| çağdaş serüvenler adına |
| bütün fotoğraflarını yakan |
| yakan ve bekleyen. |
|
|
| Çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara |
| yine de ağartamaz tanımını gecenin. |
| Ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın |
| ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim |
| ağartamaz |
| çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur |
| ben yakarım çağımın ellerini. Ben bekliyenim. |
| Gecenin kıyısında benden konuşulur. |
|
|
| Kara bir irn akıyor |
| öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların. |
| Kara bir salgıdır çünkü büyük |
| serüvenler ve çocukların soluk alışları da. |
| Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten |
| bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında. |
| Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar |
| ben yaşarken koptu tufan |
| ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat |
| her şeyi gördüm içim rahat |
| gök yarıldı, çamura can verildi |
| linç edilmem için artık bütün deliller elde |
| kazandım nefretini fahişelerin |
| lanet ediyor bana bakireler de. |
| Sözlerim var köprüleri geçirmez |
| kimseyi ateşten korumaz kelimelerim |
| kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına |
| uçtum ama uçuşum |
| radarlarla izlendi |
| gayret ettim ve sövdüm |
| bu da geçti polis kayıtlarına. |
|
|
| Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar |
| ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye |
| kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa |
| laboratuvarda çalışanlara sorarsanız |
| ruhum sahte |
| evi Nepal'de kalmış |
| Slovakyalı salyangozdur ruhum |
| sınıfları doğrudan geçip |
| gerçekleri gören gençlerin gözünde. |
| |
| Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben |
| kıyı bucak kaçıran ben ruhumu |
| sanki ne anlıyorum? |
| Ola ki |
| şeytana satacak kadar bile bende ondan yok. |
| Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum |
| çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir |
| devlet sırrıyla birlikte insanın |
| sinematografik bir hayatı olabilir |
| o kibar çevrelerden gizli batakhanelere |
| yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri |
| ve sonunda estetik bir |
| idam belki! |
| Evet, evet ruhu olmak |
| bütün bunları sağlayamaz insana. |
| Doğruysa bu yargı |
| bu sonuç |
| bu çıkarsama |
| neden peki her şeyi bulandırıyor |
| ertelenen bir konferans |
| geç kalkan bir otobüs? |
| Milli şefin treni niçin beyaz? |
| Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e? |
| Ne saçma! Ne budalaca! |
| Dört İncil'den Yuhanna'yı |
| tercih edişim niye? |
| Ben oysa |
| herkes gibi |
| herkesin ortasında |
| burada, bu istasyonda, bu siyah |
| paltolu casusun eşliğinde |
| en okunaklı çehremle bekliyorum |
| oyundan çıkmıyorum |
| korkuyorum sıram geçer |
| biletim yanar diye |
| önümde bir yığın açalya |
| bir sürü çarkıfelek |
| gergin çenekli cesetleriyle |
| önümde binlerce çiçek |
| korkuyorum sıra sende |
| sen de başla ve bitir diyecek. |
| Yo, hayır |
| yapamaz bunu, yapmasın bana dünya |
| söyleyin |
| aynada iskeletini |
| görmeye kadar varan kaç |
| kaç kişi var şunun şurasında? |
|
|
| Gelin |
| bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar! |
| Bana kötü |
| bana terkettiğiniz düşünceleri verin |
| o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız |
| ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar |
| onları verin, yakınmalarınızı |
| artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar |
| ben aştım onları dediğiniz ne varsa |
| bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar |
| boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz |
| içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı |
| verin bana |
| verin taammüden işlediğiniz suçları da. |
| Bedelinde biliyorum size çek |
| yazmam yakışık almaz |
| bunca kaybolmuş talan |
| parayla ölçülür mü ya? |
|
|
| Bakın ben, bir çok tuhaf |
| marifetimin yanısıra |
| ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim |
| üstüme yoktur ödeme hususunda |
| sözün gelişi |
| üyesi olduğunuz dernek toplantısında |
| bir söyleve ne dersiniz? |
| Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında! |
| Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim |
| kazanana vertigolar, nostaljiler |
| karasevdalar çıkar. |
| Yapılsın adil pazarlık |
| yapılsın yapılacaksa |
| işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları |
| sizin geçmiş hatalarınız karşısına. |
| Ne yapsam |
| döl saçan her rüzgarın |
| vebası bende kalacak |
| varsın bende biriksin |
| durgun suyun sayhası |
| yumuşatmayı bilen ateş |
| öğüt sahibi toprak |
| nasıl olsa geri verecek |
| benim kılıcımı. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka |
| sonuçları bir bir gözden geçiriyorum |
| pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can |
| madenlerin buharından elde edilen büyü |
| bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular |
| nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan |
| nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala. |
|
|
| Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara |
| sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan |
| ipte boynum,ağzım şehvet yalaklarında |
| çapraştım, and içip ayna kırdım |
| doğadan bir vahiy bekledimse boşuna |
| baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı |
| hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın. |
|
|
| Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor |
| böylesine hazırlıklı değilim daha. |
| Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: |
| Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar |
| çocuklarda. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Bİnlerce, binlerce çocuk |
| koşarak dokumuş benim kumaşımı |
| hançeremde bu şehrin |
| o geçimsiz mushafı |
| vardım dayandım parmaklığına o büyük hesapların. |
| Hazırım ey kalaycı çırakları ve güğümcüler |
| ey rakı sürülmüş yaralarım. |
| Ey rakı sürülmüş yaralarım gövdeleşin |
| kırçıl acılarım benim |
| gök de bir takınsın boynuna |
| benim kağşayan umutlarım gövdeleşin |
| kırçıl acılarım benim |
| gök de bir mendil takınsın boynuna |
| benim kağşayan umutlarım gövdeleşin |
| çünkü ben oraya gidiyorum: boğulmaya. |
|
|
| Nasıl birer suç çağrışımıyız dünyada |
| adamlar, kadınlar şehre indirdikleri bakraçları |
| ne kadar uydurma |
| ne kolay öpüşüyorlar yıllar süren intiharla. |
| Oysa |
| insan zemheriyi |
| ve kadının doğurma vaktini bilir |
| her gün kalkıp öpüşülebilir sabahın üniformasıyla |
| yeni şeyler, yeni şeyler yaratmak için tabi. |
| İşte potin bağlıyor çocuk |
| bütün uykularında sürülmüş kurşunlar |
| tütün gibi bakıyor insanlara |
| ve ben sahici kılmak için öpüşlerimi |
| oraya gidiyorum: boğulmaya |
|
|
| Ben ki gövdemi bütünüyle ne yapmalıyım |
| tahta bir bavul |
| gibi duruyorum insanın kıyısında |
| makina |
| çok acemi buluyor beni sanırım |
| seyrek bir ölü vurdular alnıma, ekşi |
| 1300 tarihli şehbenderlere dair talimata |
| ve anamın kanserine alıştım |
| ve de bir simsar gibi asfalta ve otobüslere |
| bir vitrin gibi |
| bir bıçak, bir |
| setre. |
| Tutuşan bir bıçak. |
| İçerimde tozuyan bağırtılar vardır. |
| Ondan işte gidiyorum oraya: boğulmaya. |
|
|
| Oraya gidiyorum boğulmaya |
| BOĞULMAYA |
| bir partizanın armonikasında. |
| Artık mazgallardan fırlamak |
| büyük kamalar saplamak |
| böğrüne coşarlığın |
| büyük bir çatırdının ayaklarını ovmak |
| armonikamla. |
|
|
| Ey çatlayan tohumun hengamesi! |
| İnsan, gülümsemeyi |
| ve ürün kaldırmasını bilir |
| çünkü derbeder bir okul çantasından |
| serin ve sevişli bir ırmağa girilir |
| ve benim o boğulduğum armonika |
| halklarla seğirtir ; coşar |
| o, korkunç bir yekinmedir buralarda |
| Hanoy'da bir uçaksavar. |
| |
| ",1826
|
| iozel,"Dişlerimiz Arasındaki Ceset |
| |
| |
| |
| |
| Biz şehir ahalisi, Kara Şemsiyeliler! |
| Kapçıklar! Evraklılar! Örtü severler! |
| Çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir. |
| Bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler |
| |
| Nezaketten haklılardan yanayızdır hepimiz |
| Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler |
| Yaşamak deriz -Oh, dear- ne kadar tekdüze |
| Katliamlar ne kötü be birader |
| |
| Güneş neredeysek orada bulur bizi |
| Ya cünup ve yalancı veya miskin ve ülser. |
| Falımız neyse çıksın diye açarız indeksleri |
| Sayılar bizi bulur, o ayıp işaretler |
| |
| Saframızla kesemizi birleştiren anatomi bilgisi |
| Hadım tarih, kundakçı matematik, geri kafalı gramer |
| Evet bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza |
| Verem Olmak Üretimi Düşürür ibaresini çizer |
| |
| Biz şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler |
| Kalırız orda senetler, ahizeler ve tren tarifesiyle |
| Kimbilir kimden umarız emr-i bi'l-ma'ruf |
| Kimbilir kimden umarız nehy-i ani'l-münker |
| Bize yalnız oğulları asılmış bir kadının |
| Memeleri ve boynu itimat telkin eder. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Demirden sağnaklar altında uyur sevdiğim |
| göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların |
| onu yaralar kıpırdatıyor |
| ve o sertelmektedir yaralardan |
| kasıklarına boşalmaktadır nal sesleri. |
| Keserle yontulmuş bir ağzı var sabahın |
| varınca bayrakları, marşları duyuyorum |
| başım çılgınca sarsılan dallarla uğraşıyor |
| durup dineliyorum bütün taframla |
| bütün taframla, bütün yumruklarım, bütün |
| hantal yüreklerin olduğu orda. |
| Kesik kolları var aşkın |
| döl ve inat barındıran. |
| Hırpani bir okşayışla akşam |
| yanaşınca çocuklara |
| ben karakavruk yüzümün arkasında |
| kırbaçlayarak büyüttüğüm ağrıyı bırakıyorum |
| bana ne çerçilerden, çerilerden, kullardan |
| halksa kal'am onu kal'a kılan benim |
| boşanır damarlarıma yılların kahraman gürültüsü |
| çünkü kavganın göbeğidir benim yerim. |
| Ay vurunca çatlatır göğsümdeki mahşeri |
| çünkü kavganın göbeğidir benim yerim |
| canlarım, kollarında Parti pazubentleri |
| dik başlar, erkek haykırışlarla |
| göndere, en yukarlara çekiyorlar |
| en yukarlara çatlıycak kadar aşki yüreklerini. |
| yıllardır çocuk başları akıyor yamacımızdan |
| yıllardır balçıklı bir hayvan çeperlerimizde |
| kentlimiz cebinde cinayet fotoğraflarıyla sofraya oturuyor |
| köylü -biraz sessizlik- ne tuhaf bir kelime? |
| Asfalt yakıyor genzimi |
| asfalt adamlarını topluyor aramızdan |
| yıkılıp omuzdaşlarının seslerine |
| yıkılıp bir boran içinde toplayarak çiçeklerimi. |
| Ben merd-i meydan |
| yani toprağın ve kanın gürzü |
| güllerin bin yıllık mezarı bendedir |
| yukardan bakarım efendilerin pusatlarına |
| insanların bütün sabahlarını merak ederim |
| gök hırpalanmaktadır merakımdan |
| ıtır kokan benim yumruklarımdır |
| benim kavgamdır o, aşk diye tanınan. |
|
|
| Alanlara çok bilenmiş yüreğim alanlara |
| vurulsun kösleri şu gavur sevdamızın |
| vursun isyanın bacısı olan kanım karanlığa |
| Zülkf de vursun. |
| Yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak |
| ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım |
| kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar |
| kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak |
| onların yardımıyla dünyamıza acıdım. |
|
|
| Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran. |
| Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya |
| Benimse dar |
| çünkü dargın havsalamın |
| gücü yok bazı şeyleri taşımaya. |
| Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah |
| sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu |
| sakın Styks sularının heyulası sanmayın |
| er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu, |
| biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz |
| öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz |
| ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak |
| ne ellerin hırsla yaban tutuşu |
| ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır |
| dev iştihasıyla bende kabaran aşkı |
| yetmez karşılamaya. |
| İnsanlar |
| hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır |
| o ferah ve delişmen birçok alınlarda |
| betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır |
| çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim |
| şakaklarıma dayanınca güneş |
| can çekişen bir sansar edasıyla |
| uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum |
| kadınların sahiden doğurduğuna |
| toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum |
| nicedir kavrayamam haller içinde halim |
| demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm |
| bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü |
| su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum |
| duydum yağmurların gövdemden ağdığını. |
|
|
| Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden |
| aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan |
| sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları |
| bir harfin başlattığı yangın ile söndür |
| beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım |
| öyle mahzun |
| ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| Sarardın üzüntüden, üç gün ağladın |
| baktım gözlerine şıçramış halkın gözleri |
| incesin |
| bardakta bir karanfile benzemiyor inceliğin |
| serçeler sekmiyor hayır, dudaklarında |
| ham demirden bir çanakta dövülmüş otlar olur |
| ısınmış taşlar olur yazları geceleyin |
| sazlar |
| kanımda Çiçek Dağı'nı vurur |
| doldurur öylece göz yerlerimi inceliğin |
| |
| Tenimde iz bırakmış kar kokusu |
| terli, muğlak adamların hevesleriyle |
| harman edilmiş tenim |
| sevinçler artırmışım çiçekli |
| ve çiçeksiz bütün dağlardan. |
| Sarhoşken bağrıma akıtılan yıldızlar |
| özümü çekip ayırmış avuntulardan. |
| Şimdi sana bakıyorum, kalabalık gözlerin |
| ağlamasan bizi utandıracak sanki dünya |
| Valentina Tereşkova |
| ve çekik gözlü kadın komandolar |
| çünkü üç gün beslendiler senin gözyaşlarınla. |
| |
| Sen ağlarken azığımız çoğaldı |
| elledik halkın ağrılarını cesurca |
| ağlamasan |
| kök inatla kavramıyor toprağı |
| boş umutlar içinde pervasız büyüyor kir |
| ağlıyorsun ihanete karşı şavkıyor pıçak |
| bir pıçak ki sevgilim, Sürmene işidir. |
| |
| Bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin |
| üzgün, kara, ayaklanmaya hazır |
| ben yaralar kuşanıp katılırım onlara |
| onlara katılırım yedek mermi ve şarkılar alarak |
| seni alırım sonra her bir yanım çağıldar |
| bir oyuna kalkarız sıkılmış yumruklarla |
| yazarız duvarlara fırtınalı yazılar. |
| Bir gün burda, bu kalktığımız yerde |
| kendini yaşamakla taşıran bir güneş kabarcığı |
| zonklayan bir atardamar olduğu anlaşılır |
| el tutuşmuş çocuklar ki o zaman |
| senin gözyaşlarını heyecanla kapışır. |
| |
| |
| |
| ",1448
|
| iozel,"Kanla Kirlenmiş Evrak |
| |
| |
| |
| |
| Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında. |
| Aşklarım, inançlarım işgal altındadır |
| tabutumun üstünde zar atıyorlar |
| cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır |
| toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar |
| denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları |
| geçmiş günlerimi aşağılamaktadır. |
| |
| Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında. |
| Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını |
| kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar |
| bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden |
| çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar |
| denizin satırları arasında. |
| Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin |
| küfre yaklaştıkça inancım artıyor. |
| |
| Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında |
| öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan |
| saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda |
| acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman |
| acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim. |
| Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın |
| başından başlayabilirim. |
| |
| |
| |
| ",909
|
| iozel,"Partizan |
| |
| |
| |
| |
| Gırtlağımda bir harf büyüyor |
| buna dayanacağım |
| dişlerim kamaşıyor yıldızlardan |
| buna da. |
| Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir. |
| Artık yırtarak açtığımız zarflarda |
| ne kargış, ne infilak |
| yalnız |
| koynunda çaresiz, çıplak |
| isyan işaterleri taşıyan |
| bir ergen cesedi. |
| Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir |
| uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor |
| her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor |
| domuzuna ölüyor bankerlere durarak |
| noterden onaylı kağıtlara durarak |
| mevlit ilanlarına durarak. |
| Yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum. |
| - Yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha - |
| Gırtlağımda bir harf büyüyor |
| gırtlağımızda. |
| Sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden |
| buna dayanmalıyım |
| ölünce bir partizan gibi ölmeliyim |
| sabahın kuşluk vaktine savrulan |
| savrulan savrulan ergen ölüleri gibi. |
| Şehrin şarkısını söylediğim zaman |
| yağız bir kımıltı oluyor sesim |
| korku ve cüzam |
| korku ve cüzam |
| korku… |
| Ne beklenebilir artık namlulardan. |
| Harçlar karılmış duruyordur |
| hem de kara |
| bir gerdek olarak yaşıyoruzdur kendimizi |
| ne beklenebilir. |
| Yırtarak açtığımız zarflarda |
| büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda |
| pokerde-sinemada-genelevlerde |
| ne bir suçlu çağrışımı, ne karabasan |
| yalnız o herkesler |
| o herkesler kendine akarak boğulan |
| ve sürdüren bir güleç kocamışlığı. |
| Bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma |
| genzimi yakarak |
| bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de |
| ölürsem bir partizan gibi öleceğim |
| azgın bir gebelik halinde. |
| Beni dinmeyen bir mavilik kanırtıyor |
| buna dayanamam |
| bir çeteci dişleriyle söküyor kanımdaki çiviyi |
| buna da. |
| Radyodan silah sesleri geliyor |
| ter kokusu geliyor, ayak |
| aksayan bir şey örtüyor |
| yüreğimin kabzasını |
| olmadık sesler geliyor radyodan |
| beynimde korkunç bir vida olarak |
| ergen ölüleri |
| artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam |
| boyunbağımın ve gülüşümün o kirli |
| rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin. |
| Umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum. |
| Kuşandığımız |
| bu alkol kokusu bize ne getirdi ki! |
| ÇIKSAM |
| gök |
| şarlayarak devrilse ardımdan |
| - ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik - |
| yürüsem parçalanmış bir ceset tazeliğinde |
| yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik |
| sonra denizler devirebilirim dudaklarımdan |
| sonra aşk, sonra dirlik: partizan. |
| |
| ",2119
|
| iozel,"Sevgilim Hayat |
| |
| |
| |
| |
| Yüzüme bak |
| ve yüzümü hırpala |
| yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak |
| sen |
| her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat |
| yaban, diri memelerinden ısırmak |
| dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için |
| çok oldu tepelere vurdum kendimi |
| bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde |
| tıraşı uzamış adamlardan |
| huylarını öğrendim senin. |
| Mahmur bir tohumdan delikanlı bağrıma. |
| Ve hatırlıyorum lokavt vardı |
| bezgin fabrika düdüklerinin |
| dizlerine yatırılmış olan sabah |
| senin kalbini kakışlardı |
| Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar |
| polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda |
| patronları kudurtan gazeteler satarlardı. |
| Ey şehre başaklar: |
| militan ruhlar ekleyen hayat! |
| Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken |
| izmarit toplayan |
| çocukların üstüne |
| çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin |
| bacımı koyvermiyorken şizofreni, |
| yüzüme bak |
| ve rahmini bana doğru tekrarla |
| ben öyle bilirim ki yaşamak |
| berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır |
| çünkü biz savaşmasak |
| anamın giydiği pazen |
| sofrada böldüğümüz somun |
| yani ıscacık benekleri çocukluğumun |
| cılk yaralar halinde; |
| yayılırlar toprağa |
| etlerimiz kokar |
| gökyüzünü kokutur |
| çünkü biz savaşmasak |
| Uzak Asya'dan çekik gözlerimiz |
| Küba'dan kıvırcık sakallarımızla |
| savaşmasak |
| güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu'da |
| Ke san'da, Kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin |
| ve sen boynunu öperken beni sarhoş |
| bir okyanusla titreten hayat |
| sevgilim olur musun. |
| Ben savaşarak senin |
| bulanık saçlarından tutp |
| kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya |
| dünya |
| kirletilmez bir inatla dönüyor |
| altımıza yıldızlar seriliyor |
| yüzüm suya davranıyor koşaraktan. |
| ve inzal. |
| |
|
|
| iozel, |
| |
| |
| |
| |
| O silik aynalarda şaşırdığım pis yüzüm |
| daha çok insanlara benzeyen ve onlara |
| hırçın çalgılar yansıtan |
| yüzüm. |
| Uykularım upuzun bir geçmişi yaktıkça |
| ve o külle yıkandıkça ben durmadan |
| utançla oğuşturduğum |
| yüzüm. |
|
|
| Zengin dul dişi bir kedi seviyor ya kucağında |
| belki bu insanlara güvenimi doğuruyor durmadan |
| ellerim bağlı da ondan bu belki |
| yaşlı adamlar artıyor haykırışımdan |
| kanatlarını bembeyaz çırpıyor kuşlar |
| bir kadın vuruyor kuşlara kendini |
| vuruyor vuruyor kanatıyor belki |
| sonra da güneşin gövdesine yorgunluktan. |
|
|
| o silik, eski, yalnız aynalarda |
| kısaca insanlarda yani |
| kuşları eskiten kan |
| kurusun. |
| Gürültülü bir intihar başlasın akşamla |
| dinsin sen soyundukça geceye karışan hüzün |
| dinsin dinsin benim çağdaş olmayan iğrenç yüzüm. |
|
|
| Ayın parçalanışını bir dişi kedi gördü |
| Waterloo'yu gördü bir asker, bir kahraman |
| ama bizim için ne Waterloo, ne yağmur öncesi hüznü |
| bir aptalca büyü uğraştırıyor bizi durmadan |
| çünkü umulmadık bir şey oluyor artık insan |
| bir şey, bir kahkaha sabahın karşısında |
| ve yüzüm, o deşilmiş, o iğrenç yara |
| artık kendine yürüyor kalkıp onlardan. |
| |
| ",1104
|
| iozel,"Tahrik |
| |
| |
| |
| |
| Bırakın ince kavak seslerini şehrin içinde |
| paralar yaşlı kızların koynunda yatarken |
| bırakın köprülerin üstüne yağmur |
| ve basma perdelerden lânet bize. |
| Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik |
| şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde |
| külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu |
| Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza |
| peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu |
| yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda |
| yürek elbet acıyor esvap değiştirirken |
| bizden artık akması beklenilen kan da aktı |
| kovulduk ölümün geniş resimlerinden. |
| Efsanelerden kovulduk |
| kan ve demir kelimeleri söyleyince |
| elbiseler içindeyiz, şehrin içinde |
| önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı |
| kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok |
| altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde |
| eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan |
| çiçek alıp eve götürüyoruz |
| bunun bir delilik olduğunu bile bile |
| en ıssız duyguların ucunda karakollar |
| asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde |
| külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu |
| gözler kısılıp bakılıyor bize. |
| Biliniyor |
| bizim mahsustan yaşadığımız |
| biliniyor |
| şarkıların sırası bizde |
| biliniyor |
| hayat bizden razıdır |
| biliniyor |
| otların sarardığı yerlerde güneş |
| kurşunun değdiği tende heves kalmıştır. |
| |
| ",1221
|
| iozel,"Yıkılma Sakın |
| |
| |
| |
| |
| Sana durulanmış kelimeler getireceğim |
| pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler |
| kelimeler, bazıları tüyden bazısı demir |
| seni çünkü dik tutacak bilirim |
| kabzenin, çekicin ve divitin |
| tutulduğu yerden parlayan şiir. |
| |
| Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi nefti |
| acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı |
| |
| sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin |
| çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı. |
| Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan |
| acılar bile duymadım kof yürekler önünde |
| beynim her sabah devrimcinin beyniydi |
| ayaklarım donukladı gelgelelim |
| sağlığın yerinde mi? |
| |
| Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor |
| halkın doğurgan dünyasına dalmakla |
| onların güneşe çarpan sesini anlamayan |
| dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri |
| seyir bile edemezken içimizdeki şenliği |
| yılgı yanımıza yanaşamazken |
| bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat |
| yıkılmak elinde mi? |
| |
| Boşuna mı sokuldu bankalara |
| petrol borularına kundak |
| kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi |
| varsın zindanların uğultusu vursun kulaklarımıza |
| yaşamak |
| bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki. |
| Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere |
| ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına |
| yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir |
| ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana |
| öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar |
| sevgiyle hatırlansa bile hatta. |
| |
| Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim |
| bütün devrimcilerin çektikleri |
| biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır |
| dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki |
| pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak |
| ama budandıkça, fışkıran da bizleriz |
| ölüyoruz, demek ki yaşanılacak. |
| |
| ",1629
|
| iozel,"Propaganda |
| |
| |
| |
| |
| Köleler gördüm, karavaşlar |
| hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı |
| artık kelimeleri kalmamış fiyatları sormaktan |
| saçları taranılmaktan usanmışlar |
| sinemalarda saklanıyor kışın |
| yaz olunca denizin yalayışlarına |
| kaldırımlarda demokrat |
| otobüslerde dindar |
| geceyi |
| saatlerine bakarak anlıyorlar |
| ve sabah |
| gökyüzünün karnını gerdiği zaman |
| dağların kokusundan fabrikalar |
| acıkınca |
| Köleler! |
| gözleri camekânlarda. |
| Silâhlar gördüm |
| namlusu akla çevrilmiş sahra topları |
| mürekkebin utandığını gördüm basılı kâğıtlarda |
| tetiğe basan parmaklarda çare yok, gördüm mürekkebi: |
| Çare yok, radyoları kapatsam |
| çare yok, secde etsem anılarıma |
| bu bozulmuş yeminlerin bayrakları altında |
| olacak şeymi duymak portakal bahçelerini |
| mermiler araya girmeden anlayabilir miyiz artık |
| hangi kızlar hangi serin yerlerimize değdi: |
| Sanırdık saçlarımız kumrularla kaplanır |
| bir çocuk, İşte ırmak! diyerek haykırınca |
| o zaman belki çocuklar zabıtalardan daha çoktu |
| belki biz daha çok ağlardık bir aşk pıhtılanınca: |
| Gördüm |
| gözlerinde zındanlarla bana baktıklarını |
| düşündüm yaslanarak şehrin kasıklarına |
| düşündüm kafa kemiklerimi eritinceye kadar |
| nedir bu kölelerin olanca silâhları |
| silahların köleleri olmaktan başka. |
| Bıkmadım |
| koyu renkler kullanıyorum hayatımda |
| koyu mavi, acıyı anlatırken |
| sessizce öperken, koyu beyaz |
| ve saçlarım hakaretlerle okşanırken |
| koyu bir itiraf sarıyor beni. |
| susmak elbette zehirlidir |
| ve rahatlık getirir yazıklanmak da. |
| Ey tenimde uzak yolculukların lekeleri! |
| Ey çocuklarda uyuyan intizamsız güneşler! |
| gelin ve boğdurun bu köleleri. |
| |
| ",1549
|
| nazim,"1 Ekim 1945 |
| |
| |
| Dağın üstünde: |
| akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde. |
| Bugün de: |
| sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de. |
| Birazdan açar |
| kırmızı kırmızı: |
| gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı. |
| Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar |
| |
| vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı.. |
| |
| |
| |
| |
| |
| ",325
|
| nazim,"1 Mayıs da |
| |
| |
| Yaşım yirmi |
| Lenin sağ |
| Kızıl Meydan'da |
| Yüzellibin insan |
| Otuzbeşyıl geçti aradan |
| Yaşım yine yirmi |
| Lenin yine sağ |
| Kızılmeydanlar'da |
| Bir milyon insan |
| |
| |
| ",176
|
| nazim,"19 yaşım |
| |
| |
| Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım |
| 19 yaşım |
| Sana anam gibi hürmet ediyorum |
| edeceğim |
| Senin ilk arşınladığın yoldan gidiyorum |
| gideceğim |
| Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım |
| 19 yaşım |
| * |
| Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım |
| Oturuyor 19 yaşım |
| yatağımın başucunda |
| ellerimin avucunda |
| bana diyor ki; |
| -- kafamızda getirelim geri |
| o delikanlı günleri cancazım, |
| o dehşetli güzel günleri... |
| * |
| Köpüklü şahlanışların dönüm yeri.. |
| Dünyanın altıda biri; |
| kan içinde doğuran ana.. |
| İstasyondan istasyona |
| yalınayak |
| tankları kovalayarak |
| açlıkla yarış... |
| Şarkıların boyu kilometre |
| ölümün boyu bir karış... |
| * |
| Kafkas; |
| güneş |
| Sibirya; |
| kar |
| Seslenebildiğiniz kadar ses- |
| -lenin |
| 24 saatte 24 saat Lenin |
| 24 saat Marks |
| 24 saat Engels |
| Yüz dirhem kara ekmek, |
| 20 ton kitap |
| ve 20 dakika şey! .. |
| * |
| Ne günlerdi heheheeey |
| onlar ne günlerdi ahbap! ! .. |
| Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım |
| Duruyor karanlıkta 19 yaşım |
| Lambayı yakıyorum |
| ona hayretle |
| muhabbetle |
| hürmetle |
| ve daha bilmem neyle bakıyorum |
| bakışıyoruz |
| * |
| Yılların arkasında çırptı kanadını |
| 'Strasroy Ploşaat' ın saat kulesi |
| Yaşıyor herhangi bir 24 saatini |
| Vatandaş kavgasının darülfünun talebesi; |
| Balık çorbası, tüfek talimi, tiyatro, balet |
| KİTAP.. |
| Patetes kamyonu başında süngü tak bekle nöbet |
| KİTAP... KİTAP... |
| Madde, şuur, istismar, fazla kıymet |
| KİTAP... KİTAP... KİTAP... |
| Manikür; |
| hayır, |
| Diş fırçası; |
| evet. |
| KİTAP... KİTAP... KİTAP... |
| Bu ne 24 saat |
| bu ne 24 saattir ahbap! ! |
| * |
| Aşk; |
| yoldaş, |
| Profesör; |
| yoldaş, |
| Zenci; |
| coni, |
| Alman; |
| Telman, |
| Çinli; |
| Li |
| Ve 19 yaşım |
| yoldaş da yoldaş, yoldaş da yoldaş, |
| yoldaşım... |
| Yılların arkasında yuvarlanıyor başım |
| başım yuvarlanıyor |
| Uzun saçlarından tutuştu yıllar |
| yıllar yanıyor |
| yanıyor da yanıyor... |
| * |
| Oku |
| Yaz |
| Boz |
| Bağır |
| Çağır! |
| Bütün kuvvetinle nefes al... |
| KaFanda, kalbinde |
| etinde |
| iskeletinde ihtilal... |
| İhtilal; |
| gündüz-gece |
| Gece ormanda çam dalları yakarak, |
| bembeyaz |
| yusyuvarlak aya bakarak, |
| hep bir ağızdan şarkılar söyleniyor.. |
| Ve bu anda |
| kuvvetli dinç |
| bir ağrıdan gelen deli bir sevinç |
| sıçrar atlar köpüklenir çatlar |
| kafanda... |
| * |
| Haaayydaa, |
| beyaz orduları dumanlı ufuklar gibi önüne katan |
| bir kızıl süvarisin, |
| bir kızıl süvariyim, |
| bir kızıl süvariyiz, |
| bir kızıl, , , , , |
| Geçti üç yıl |
| Ey benim 19 yaşım, |
| Ormanda çam dalları yaktığımız |
| hep bir ağızdan şarkılar söyleyerek aya baktığımız |
| gecelerin üstünden........ |
| Ben yine söylüyorum aynı şarkıları |
| Döndürmedi rüzgar beni havada yaprağa, |
| ben kattım önüme rüzgarı... |
| Ve sen ki en yıkılmazları yıkabilirsin, |
| gözüme bakabilir |
| elimi sıkabilirsin... |
| Ve sen ki... |
| Sen, |
| BENİM İLK ÇOCUĞUM, İLK HOCAM, İLK YOLDAŞIM |
| 19 YAŞIM |
| |
| |
| ",2675
|
| nazim,"1945 Yılı Aralık Ayının Dördü |
| |
| |
| İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan, |
| giyin,kuşan, |
| benze bahar ağaçlarına... |
| Hapisten |
| mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına, |
| kaldır,öpülesi çizgilerle kırışık, beyaz alnını, |
| böyle bir günde yılgın ve kederli değil, |
| ne münasebet, |
| böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nazım Hikmet'in kadını!... |
| |
|
|
| |
| |
| |
| |
|
|
| nazim, |
| |
|
|
| Değil birkaç |
| değil beş on |
| otuz milyon |
| aç |
| bizim! |
|
|
| Onlar |
| bizim! |
| Biz |
| onların! |
| Dalgalar |
| denizin! |
| Deniz |
| dalgaların! |
|
|
| Değil birkaç |
| değil be on |
| 30.000.000 |
| 30.000.000! |
| Açlar dizilmiş açlar! |
| Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız |
| sıska cılız |
| eğri büğrü dallarıyla |
| eğri büğrü ağaçlar! |
| Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız |
| açlar dizilmiş açlar! |
|
|
| Bunlar! |
| Yürüyen parçaları |
| o kurak |
| toprakların! |
|
|
| Kimi |
| kemik |
| dizlerine vurarak |
| yuvarlak |
| bir karın |
| taşıyor! |
|
|
| Kimi |
| deri... deri! |
| Yalnız |
| yaşıyor |
| gözleri! |
| Uzaktan |
| simsiyah sivriliği |
| nokta nokta uzayıp damara batan |
| kocaman balı bir nalın çivisi gibi |
| deli gözbebekleri, |
| gözbebekleri! |
| Hele bunlar |
| hele bunlarda öyle bir ağrı var ki, |
| bunlar |
| öyle bakarlar ki!... |
| Ağrımız büyük! |
| büyük! |
| büyük! |
| Fakat |
| artık imanımıza inemez tokat! |
| Demirleşti bağrımız, |
| çünkü ağrımız |
| 30.000.000 |
| deli gözbebekleri! |
| Gözbebekleri! |
| Ey |
| beni |
| ağzı açık |
| dinleyen adam! |
| Belki arkamdan bana |
| bu kalbini |
| haykırana |
| “kaçık” |
| diyen adam! |
| Sen de eğer |
| ötekiler |
| gibi kazsan, |
| bir mana |
| koyamazsan |
| sözlerime |
| bak bari gözlerime; |
| bunlar: |
| Deli gözbebekleri! |
| Gözbebekleri! |
| |
| |
| |
|
|
| nazim, |
| |
|
|
| Ağa Camii; |
| Havsalam almıyordu bu hazin hali önce |
| Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce |
| Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım; |
| Allahımın ismini daha çok candan andım. |
| Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen! |
| Böyle sokaklarda ki, anası can verirken, |
| Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var... |
| Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar, |
| En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini, |
| Üstünde orospular yükseltiyor sesini. |
| Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor, |
| Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor. |
| Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu, |
| Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu |
| Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen |
| Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen! |
| Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster |
| Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer |
| Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla, |
| Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!' |
| |
| |
| ",864
|
| nazim,"Ağlamak Meselesi |
| |
| |
| Nasıl etmeli de ağlayabilmeli |
| farkına bile varmadan? |
| Nasıl etmeli de ağlayabilmeli |
| ayıpsız, |
| aşikare, |
| yağmur misali? |
| |
| Neylersin alışkanlık |
| için kan ağlarken yüzün güler |
| dikilitaş gibi dinelirsin yine. |
| Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer, |
| anneler gibi ağlamanın yiğitliğine? |
| |
| |
| |
| ",313
|
| nazim,"Anlayamadılar |
| |
| |
| Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim |
| Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda... |
| Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye! .. |
| Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik |
| ANLAYAMADILAR... |
| |
| |
| ",266
|
| nazim,"Arhaveli İsmail'in Hikayesi |
| |
|
|
| Ateşi ve ihaneti gördük. |
|
|
| Düşman ordusu yine başladı yürümeğe. |
| Akhisar, Karacabey, |
| Bursa ve Bursa'nın doğusunda Aksu, |
| çarpışarak çekildik... |
| 920'nin |
| 29 Ağustos'u: |
| Uşak düştü. |
| Yaralı |
| ve dehşetli kızgın |
| fakat toprağımızdan emin, |
| Dumlupınar sırtlarındayız. |
| Nazilli düştü. |
| |
| Ateşi ve ihaneti gördük. |
| Dayandık |
| dayanmaktayız. |
| |
| 1920 Şubat, Nisan, Mayıs, |
| Bolu, Düzce, Geyve, Adapazarı: |
| İçimizde Hilâfet Ordusu, |
| Anzavur isyanları. |
| Ve aynı sıradan, |
| 3 Ekim Konya. |
| Sabah. |
| 500 asker kaçağı ve yeşil bayrağıyla Delibaş |
| girdi şehre. |
| Alaeddin tepesinde üç gün üç gece hüküm sürdüler. |
| Ve Manavgat istikametlerinde kaçıp |
| ölümlerine giderken |
| terkilerinde kesilmiş kafalar götürdüler. |
| |
| Ve 29 Aralık Kütahya: |
| 4 top |
| ve 1800 atlı bir ihanet |
| yani Çerkez Ethem, |
| bir gece vakti |
| kilim ve halı yüklü katırları, |
| koyun ve sığır sürülerini önüne katıp |
| düşmana geçti. |
| Yürekleri karanlık, |
| kemerleri ve kamçıları gümüşlüydü, |
| atları ve kendileri semizdiler... |
| |
| Ateşi ve ihaneti gördük. |
| Ruhumuz fırtınalı, etimiz mütehammil. |
| Sevgisiz ve ihtirassız çıplak devler değil, |
| inanılmaz zaafları, korkunç kuvvetleriyle, |
| silâhları ve beygirleriyle insanlardı dayanan. |
| Beygirler çirkindiler, |
| bakımsızdılar, |
| hasta bir fundalıktan yüksek değillerdi. |
| Fakat bozkırda kişneyip köpürmeden |
| sabırlı ve doludizgin koşmasını biliyorlardı. |
| İnsanlar uzun asker kaputluydu, |
| yalnayaktı insanlar. |
| İnsanların başında kalpak, |
| yüreklerinde keder, |
| yüreklerinde müthiş bir ümit vardı. |
| İnsanlar devrilmişti, kedersiz ve ümitsizdiler. |
| İnsanlar, etlerinde kurşun yaralarıyla |
| köy odalarında unutulmuştular. |
| Ve orda sargı, |
| deri |
| ve asker postalları halinde |
| yan yana, sırtüstü yatıyorlardı. |
| Koparılmış gibiydi parmakları saplandığı yerden |
| eğrilip bükülmüştü |
| ve avuçlarında toprak ve kan vardı. |
| |
| Ve asker kaçakları, |
| korkuları, mavzerleri, çıplak, ölü ayaklarıyla |
| karanlıkta köylerin içinden geçiyorlardı. |
| Acıkmıştılar, |
| merhametsizdiler, |
| bedbahttılar. |
| Şosenin ıssız beyazlığına inip |
| nal sesleri ve yıldızlarla gelen atlıyı çeviriyor |
| ve Bolu dağında ekmek bulamadıkları için |
| deviriyorlardı uçurumlara: |
| şayak, cıgara kâadı, tuz ve sabun yüklü yaylıları. |
| |
| Ve çok uzak, |
| çok uzaklardaki İstanbul limanında, |
| gecenin bu geç vakitlerinde, |
| kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: |
| hürriyet ve ümit, |
| su ve rüzgârdılar. |
| Onlar, suda ve rüzgârda ilk deniz yolculuğundan beri vardılar. |
| Tekneleri kestane ağacındandı, |
| üç tondan on tona kadardılar |
| ve lâkin yelkenlerinin altında |
| fındık ve tütün getirip |
| şeker ve zeytinyağı götürürlerdi. |
| Şimdi, büyük sırlarını götürüyorlardı. |
| Şimdi, denizde bir insan sesinin |
| ve demirli şileplerin kederlerini |
| ve Kabataş açıklarında sallanan |
| saman kayıklarının fenerlerini |
| peşlerinde bırakıp |
| ve karanlık suda Amerikan taretlerinin önünden akıp |
| küçük, |
| kurnaz |
| ve mağrur |
| gidiyorlardı Karadeniz'e. |
| Dümende ve başaltlarında insanları vardı ki |
| bunlar |
| uzun eğri burunlu |
| ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki |
| sırtı lâcivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin |
| zaferi için |
| hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin |
| bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler... |
|
|
| Karanlıkta kurşunîi derisi kırmızıya boyanan |
| baltabaş gemi |
| İngiliz torpitosudur. |
| Ve dalgaların üstünde sallanarak |
| alev alev |
| yanan: |
| Şaban Reisin beş tonluk takası. |
|
|
| Kerempe Fenerinin yirmi mil açığında, |
| gecenin karanlığında, |
| dalgalar minare boyundaydılar |
| ve başları bembeyaz parçalanıp dağılıyordu. |
| Rüzgar: |
| yıldız - poyraz. |
| Esirlerini bordasına alıp |
| kayboldu İngiliz torpitosu. |
| Şaban Reisin teknesi |
| ateşten diregiyle gömüldü suya. |
|
|
| Arheveli İsmail |
| bu ölen teknedendi. |
| Ve şimdi |
| Kerempe Fenerinin açığında, |
| batan teknenin kayığında |
| emanetiyle tek başınadır, |
| fakat yalnız değil: |
| rüzgârın, |
| bulutların |
| ve dalgaların kalabalığı, |
| İsmail'in etrafında hep bir ağızdan konuşuyordu. |
| |
| Arheveli İsmail |
| kendi kendine sordu: |
| «Emanetimizle varabilecek miyiz? » |
| Kendine cevap verdi: |
| «Varmamış olmaz.» |
| |
| Gece, Tophane rıhtımında |
| Kamacı ustası Bekir Usta ona: |
| «Evlâdım İsmail, » dedi, |
| «hiç kimseye değil, » dedi, |
| «bu, sana emanettir.» |
| |
| Ve Kerempe Fenerinde |
| düşman projektörü dolaşınca takanın yelkenlerinde, |
| İsmail, reisinden izin isteyip, |
| «Şaban Reis, » deyip, |
| «emaneti yerine götürmeliyiz, » deyip |
| atladı takanın patalyasına, |
| açıldı. |
| |
| «Allah büyük |
| ama kayık küçük» demiş Yahudi. |
| İsmail bodoslamadan bir sağnak yedi, |
| bir sağnak daha, |
| peşinden üç-kardeşler. |
| Ve denizi bıçak atmak kadar iyi bilmeseydi eğer |
| alabora olacaktı. |
| |
| Rüzgâr tam kerte yıldıza dönüyor. |
| Ta karşıda bir kırmızı damla ışık görünüyor: |
| Sıvastopol'a giden bir geminin |
| sancak feneri. |
|
|
| Elleri kanayarak |
| çekiyor İsmail kürekleri. |
| İsmail rahattır. |
| Kavgadan |
| ve emanetinden başka her şeyin haricinde, |
| İsmail unsurunun içinde. |
| Emanet: |
| bir ağır makinalı tüfektir. |
| Ve İsmail'in gözü tutmazsa liman reislerini |
| ta Ankara'ya kadar gidip |
| onu kendi eliyle teslim edecektir. |
|
|
| Rüzgâr bocalıyor. |
| Belki karayel gösterecek. |
| En azdan on beş mil uzaktır en yakın sahil. |
| Fakat İsmail |
| ellerine güvenir. |
| O eller ekmeği, küreklerin sapını, dümenin yekesini |
| ve Kemeraltı'nda Fotika'nın memesini |
| aynı emniyetle tutarlar. |
|
|
| Rüzgâr karayel göstermedi. |
| Yüz kerte birden atlayıp rüzgâr |
| bir anda bütün ipleri bıçakla kesilmiş gibi |
| düştü. |
|
|
| İsmail beklemiyordu bunu. |
| Dalgalar bir müddet daha |
| yuvarlandılar teknenin altında |
| sonra deniz dümdüz |
| ve simsiyah |
| durdu. |
| İsmail şaşırıp bıraktı kürekleri. |
| Ne korkunçtur düşmek kavganın haricine. |
| Bir ürperme geldi İsmail'in içine. |
| Ve bir balık gibi ürkerek, |
| bir sandal |
| bir çift kürek |
| ve durgun |
| ölü bir deniz şeklinde gördü yalnızlığı. |
| Ve birdenbire |
| öyle kahrolup duydu ki insansızlığı |
| yıldı elleri, |
| yüklendi küreklere, |
| kırıldı kürekler. |
| |
| Sular tekneyi açığa sürüklüyor. |
| Artık hiçbir şey mümkün değil. |
| Kaldı ölü bir denizin ortasında |
| kanayan elleri ve emanetiyle İsmail. |
| İlkönce küfretti. |
| Sonra, «elham» okumak geldi içinden. |
| Sonra, güldü, |
| eğilip okşadı mübarek emaneti. |
| Sonra... |
| Sonra, malûm olmadı insanlara |
| Arhaveli İsmail'in âkıbeti... |
| |
| |
| |
|
|
| nazim, |
| |
|
|
| Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin |
| sen ülkemin yaz geceleri gibisin |
| saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında |
| beni unutma |
| ah! saklı gülüm |
| sen hem zor hem güzelsin |
| şiirlerimin ılıklığında açılmalısın |
| sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi |
| sen memleketim kadar güzelsin |
| ve güzel kal |
| |
| |
| |
|
|
| nazim, |
| |
|
|
| Behey! kaburgalarında ateş bir yürek yerine |
| idare lambası yanan adam! |
| Behey armut satar gibi |
| san'atı okkayla satan san'atkar! |
| Ettiğin kâr |
| kalmayacak yanına! |
| soksan da kafanı dükkanına, |
| dükkanına yedi kat yerin dibine soksan; |
| yine ateşimiz seni |
| yağlı saçlarından tutuşturarak |
| bir türbe mumu gibi damla damla eritecek! |
| çek elini sanatın yakasından |
| çek! |
| Çekiniz! |
|
|
| Bıyıkları Pomatlı ahenginiz |
| süzüyor gözlerini hala |
| karşı! |
| Fakat bugün |
| ağzımızdaki ateş borularla |
| çalınıyor yeni sanatın marşı! |
| Yeter artık Yenicimi tıraşı, |
| yeter! |
| Ayağa kalkın efendiler... |
| |
| |
| |
|
|
| nazim, |
| |
|
|
| Mahpusanedeyim. |
| Mahpusanede kalbimin |
| kanayan çıplak ayakları |
| ne zaman çok uzun bulsa yolunu, |
| hatırlarım bilmem neden |
| Azeri yoldaşım Bayram Oğlunu: |
| Baki. |
| Gece saat iki |
| sularında.. |
| Karaşehrin kara damlarında yatanlar |
| görüyor kanlı renklerin nescini uykularında.. |
| Yıldızların altında kara neft burguları |
| hışırdıyor servilikler gibi derinden |
| yüreğinden. |
| Bakıyor uykulu sarı gözler |
| kara topraktaki yağlı neft birikintilerinden. |
| Gök kara, |
| yıldızlar sarı. |
| Tek katlı, |
| düz damlı dört köşe tas dükkanların |
| kapalı kara kapıları. |
| Karaşehrin kara damlarında yatanlar |
| görüyor kanlı renklerin nescini uykularında. |
| Baki. |
| Gece saat iki |
| sularında |
| Taşlarda yuvarlanan |
| nal ve tekerlek sesleri. |
| Seslerde seslenen sesler.. |
| İşte bir fayton geçiyor |
| geçmede |
| geçti: |
| son evlerin yakınından |
| uzağından |
| ırağından.. |
| Kara bir lanettir ki bu, |
| kopmuş geliyor gecenin dudağından... |
| Bu faytonun fenerinde dehşeti var: |
| hançerle oyulmuş |
| kor |
| ve derin |
| gözlerin.. |
| Taşlarda yuvarlanan |
| nal ve tekerlek sesleri |
| Gittikçe uzaklaşan, |
| gittikçe alçalan sesler... |
| Ortada demiryolu, |
| sağ yanda Karaşehir; |
| solda fabrikaların |
| duvarları yükselir. |
| Karşıdan fayton gelir. |
| içinde Bayram Oğlu. |
| Bağlanmış kolu |
| Bayram Oğlunun.. |
| Karşıdan fayton gelir |
| içinde |
| Bayram Oğlu. |
| Jandarma sağı, |
| Jandarma solu |
| Bayram Oğlunun... |
| Kolunu bağlamışlar |
| kanadı kırık değil.. |
| Gözünde toplanan |
| hıçkırık değil... |
| Gözleri ışık dolu |
| Bayram Oğlunun. |
| Karşıdan fayton gelir, |
| içinde |
| Bayram Oğlu. |
| Ölümdür yolu |
| Bayram Oğlunun |
| Bayram |
| Oğlunun...' |
| |
| KALBİMİ BUNALTAN BU DÖRT DUVAR MI? |
| ÖLÜMDEN ÖTEYE KÖY VAR MI? ? ? |
| |
| |
| |
| |
| ",1623
|
| nazim,"Beş Satırla... |
| |
| |
| Annelerin ninnilerinden |
| spikerin okuduğu habere kadar, |
| yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, |
| anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, |
| anlamak gideni ve gelmekte olanı. |
| |
| |
| |
| ",214
|
| nazim,"Bir Ayrılış Hikayesi... |
| |
| |
| Erkek kadına dedi ki: |
| -Seni seviyorum, |
| ama nasıl, |
| avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp |
| parmaklarımı kanatarak |
| kırasıya |
| çıldırasıya... |
| Erkek kadına dedi ki: |
| -Seni seviyorum, |
| ama nasıl, |
| kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, |
| yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, |
| yüzde hudutsuz kere yüz... |
| Kadın erkeğe dedi ki: |
| -Baktım |
| dudağımla, yüreğimle, kafamla; |
| severek, korkarak, eğilerek, |
| dudağına, yüreğine, kafana. |
| Şimdi ne söylüyorsam |
| karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.. |
| Ve ben artık |
| biliyorum: |
| Toprağın - |
| yüzü güneşli bir ana gibi - |
| en son en güzel çocuğunu emzirdiğini.. |
| Fakat neyleyim |
| saçlarım dolanmış |
| ölmekte olan parmaklarına |
| başımı kurtarmam kabil |
| değil! |
| Sen |
| yürümelisin, |
| yeni doğan çocuğun |
| gözlerine bakarak.. |
| Sen |
| yürümelisin, |
| beni bırakarak... |
| Kadın sustu. |
| SARILDILAR |
| Bir kitap düştü yere... |
| Kapandı bir pencere... |
| AYRILDILAR... |
| |
| |
| ",925
|
| nazim,"Bir Dakika |
| |
| |
| Deniz durgun göl gibi, gitgide genişliyor |
| Sular kayalıklarda nurdan izler işliyor, |
| Engine sarkan gökler baştan başa yıldızlı.. |
| Şimdi göğsümde kalbim çarpıyor hızlı hızlı. |
| |
| Göklerden bir yıldızın gölgesi düşmüş suya |
| Dalmış suyun koynunda bir gecelik uykuya |
| Bazan uzunlaşıyor, bazan da kıvranıyor |
| Durgun suyun altında bir mum gibi yanıyor |
| |
| Yakın olayım diye bu gökten gelen ize |
| Öyle eğilmişim ki kayalardan denize |
| Alnımdan düşen saçlar yorulmuş suya değdi |
| Baktım geniş ufuklar başımın üstündeydi |
| |
| Bilemem nasıl oldu geldi ki öyle bir an |
| Yenilmez bir haz duyup denize atılmaktan |
| Kurtulmak ne kolaymış faniliğimden dedim |
| Doğruldum atılırken bir dakika titredim |
| |
| Bir dakika sonsuzluk doldu taştı gönlümden |
| Bir dakika bir ömrü kurtarmıştı ölümden. |
| |
| |
| ",781
|
| nazim,"Bir Fikir |
| |
| |
| Ne güzel denilen bir yüze değil, |
| Sevdaya vurgundur benim bu gönlüm. |
| Geceye, mehtaba, gündüze değil, |
| Hayata bağlıdır kalbdeki düğüm. |
| Göğsüme hangi renk saçlar yayılsa, |
| Kalbimi saracak gölge aynıdır, |
| O ruh, Kabe'de de secdeyi kılsa, |
| Dua'nın gittiği ülke aynıdır. |
| |
| |
| ",289
|
| nazim,"Bir Gemici Türküsü... |
| |
| |
| Rüzgâr, |
| yıldızlar |
| ve su. |
| Bir Afrika rüyasının uykusu |
| düşmüş dalgalara. |
| Işıltılı, kara |
| bir yelken gibi ince |
| direğinde geminin. |
| Geçmekteyiz içinden |
| bir sayısız |
| bir uçsuz bucaksız yıldızlar âleminin. |
| |
| Yıldızlar |
| rüzgâr |
| ve su. |
| Başüstünde bir gemici korosu |
| su gibi, rüzgâr gibi, yıldızlar gibi bir türkü söylüyor, |
| yıldızlar gibi |
| rüzgâr gibi |
| su gibi bir türkü. |
| Bu türkü diyor ki, «Korkumuz yok! |
| İnmedi bir gün bile gözlerimize |
| bir kış akşamı gibi karanlığı korkunun.» |
| Bu türkü |
| diyor ki, |
| «Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz |
| ölümün önünde sigaramızı.» |
| Bu türkü |
| diyor ki, |
| «Çizmişiz rotamızı |
| dostların alkışlarıyla değil |
| gıcırtısıyla düşmanın |
| dişlerinin.» |
| Bu türkü diyor ki, «Dövüşmek..» |
| Bu türkü diyor ki, «Işıklı büyük |
| ışıklı geniş ve sınırsız bir limana |
| dümen suyumuzda sürüklemek denizi..» |
| Bu türkü diyor ki, «Yıldızlar |
| rüzgâr |
| ve su...» |
| |
| Başüstünde bir gemici korosu |
| bir türkü söylüyor; |
| yıldızlar gibi |
| rüzgâr gibi, |
| su gibi bir türkü.. |
| |
| |
| ",1008
|
| nazim,"Bir Komik Adem |
| |
| |
| Gözleri, kulakları, elleri, ayaklarıyla, |
| han hamam, apartıman ve konaklarıyla, |
| çatal, bıçak, tabak ve bardaklarıyla, |
| 16 sayfaları, baskı makinaları-tanklarıyla, |
| yamak ve yardaklarıyla |
| hücuma kalktılar! .. |
| hele içlerinde öyle bir tanesi var, |
| öyle bir tanesi var ki: |
| İnsanın yüzüne öyle bakar, |
| Öyle melûl bakar ki: |
| toka edersin eline papelini. |
| Ve sıkar sıkmaz onun belini |
| sivri dilli, zilli bir bebek gibi çırpar elini.. |
| |
| O komik bir âdemdir. |
| Portakal oğlu zâdemdir. |
| * |
| |
| Han, hamam, apartıman ve konaklarınızla, |
| çatal, bıçak, tabak ve bardaklarınızla, |
| yamak ve yardaklarınızla |
| hücuma kalktınız! |
| Hak varsa eğer, |
| hücuma kalkmak hakkınız.. |
| |
| Efendiler, |
| ikinizle teker teker |
| paylaştık kozumuzu! |
| şimdi sıra onun, |
| gelsin o! ! |
| Gel. |
| Sen: |
| İtlerini öne itip |
| karanlıkta yol kesen |
| hatip! ! ! |
| |
| Sen: |
| Beşinci Mehmedin saltanatını, |
| Halifenin altın nallı kır atını, |
| papellerin kat katını |
| ve teneke suratını, |
| doldurup torbana |
| sıska sırtında taşıyorsun.. |
| |
| Torbanı doldurmak için yaşıyorsun. |
| Bana gelince |
| ben: |
| geniş omuzlarımda dimdik bir kelle taşıyorum. |
| Ve yaşıyorum: |
| kellemin |
| içindeki |
| için.. |
| Farkındayım niçin: |
| kan |
| fışkırıyor |
| bana bakan |
| 'ateş feşan? ! ' |
| gözlerinden... |
| Ve niçin: |
| cümleler ezberlemişsin |
| Fehim Paşanın sözlerinden... |
| |
| Fehim Paşanın hayrülhalefi, |
| bize sökmez afi.. |
| Çıkmak istediğim yaldızlı merdiven yok. |
| Kalbimin elinde ipekli eldiven yok.. |
| Çıplak bir yumruk gibi kalbimi soymuşum. |
| Kellemin |
| içindeki |
| için, |
| kellemi koymuşum.. |
| Sen... |
| Hayır... |
| Seninle böyle konuşmak istemem.. |
| Hem, |
| ben ki yegâne asaleti |
| dişli düşmanla boğuşmakta bulanım, |
| seninle boğuşmak istemem.. |
| Sen bir komik âdemsin. |
| Portakal Oğlu zâdemsin. |
| toka ederler papelini, |
| sıkarlar senin belini, |
| sivri dilli, zilli bir bebek gibi çırparsın elini. |
| Sen bir komik âdemsin! .. |
| Sen... |
| Fehim Paşanın hayrülhalefi......................... |
| Bu kadarı kafi....... |
| |
| |
| |
| ",1916
|
| nazim,"Biz |
| |
| |
| kulede bir başına bir adam oturur |
| önünde milyonlarca düğme var |
| düğmenin birine bastı mıydı |
| bizlerden biri ya kolunu kaldırır |
| ya adam öldürür |
| ya çişini eder |
| |
| tereci tere satar |
| biz vatan satarız |
| |
| biz kurşuna dizeriz düşünceyi |
| hiçbir şey düşünmiyeceksin |
| hatta hiçbir şey düşünmediğini bile |
| |
| bir ilacımız var bizim |
| şırınga ettik mi insana |
| istediğimizi söyletiriz |
| |
| biz insan eti yeriz |
| pek güzel oluyor nohutlu yahnisi |
| |
| ucu kurşunlu kırbaca pek meraklıyız |
| |
| kapıya şapkanı as |
| gir içeriye |
| yat karımızla |
| biz görünce şapkayı |
| döner gideriz rahatsız olmayın diye |
| |
| çocuklarımız |
| kıçlarına etiket yapıştırılır |
| piçhanelerde yetiştirilir |
| |
| yatağa yatmadan |
| yastığın altına bak |
| oraya girmiş olabilir bizlerden biri |
| |
| geçenlerde güneş tutuldu ya |
| bu fesatlığı da biz yaptık |
| propaganda kuvvetiyle |
| |
| en iyisi bizi asmak |
| bizi kesmek |
| hapislere atmak bizi |
| bizi atomlamaktır |
| |
| |
| ",894
|
| nazim,"Bulut mu Olsam |
| |
| |
| Denizin üstünde ala bulut |
| yüzünde gümüş gemi |
| içinde sarı balık |
| dibinde mavi yosun |
| kıyıda bir çıplak adam |
| durmuş düşünür. |
| |
| Bulut mu olsam, |
| gemi mi yoksa? |
| Balık mı olsam, |
| yosun mu yoksa? .. |
| Ne o, ne o, ne o. |
| Deniz olunmalı, oğlum, |
| bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla. |
| |
| |
| |
| ",314
|
| necip,"Allah Derim |
| |
| |
| |
| |
| Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin; |
| Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem! |
| İsterseniz hayat aşını verin; |
| Sayılı nimetler bal olsa yemem! |
| |
| Ey akıl, nasıl delinmez küfen? |
| Ebedi oluşun urbası kefen! |
| Kursa da boşluğa asma köprü, fen, |
| Allah derim, başka hiçbir şey demem! |
| |
| |
| |
| ",291
|
| necip,"Anneme Mektup |
| |
| |
| |
| |
| Ben bu gurbet ile düştüm düşeli, |
| Her gün biraz daha süzülmekteyim. |
| Her gece, içinde mermer döşeli, |
| Bir soğuk yatakta büzülmekteyim. |
| Böylece bir lâhza kaldığım zaman, |
| Geceyi koynuma aldığım zaman, |
| Gözlerim kapanıp daldığım zaman, |
| Yeniden yollara düzülmekteyim. |
| Son günüm yaklaştı görünesiye, |
| Kalmadı bir adım yol ileriye; |
| Yüzünü görmeden ölürsem diye, |
| Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim. |
| |
| |
| |
| ",411
|
| necip,"Aynadaki Halime |
| |
| |
| |
| |
| Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün; |
| Yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm. |
| Gözünde bir küçük noktadır hüzün, |
| Neş'eni ne bugün, ne de dün gördüm. |
| Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun, |
| Birikmiş sulardan daha durgunsun, |
| Görünmez bıçakla içten vurgunsun, |
| Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm. |
| Geçti bir cenaze peşinde ömrüm; |
| Bilemem, vardığın neresi, bugün? |
| Hergün yürüdüğün kadar yürüdün, |
| Arkasından kendi ölünün; gördüm. |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Vatanımda sular akar, başıboş; |
| Herkes, birbirini kakar, başıboş. |
|
|
| Bozkırlardan topal bir tren geçer; |
| Çocuk, merkep, öküz bakar, başıboş. |
|
|
| Yanmaz da yürekler, güneşe atsan; |
| Bir kibrit, bir orman yakar, başıboş. |
|
|
| Tarih, kutuplara kaçmış bir fener, |
| Buz denizlerinde çakar başıboş. |
|
|
| Yirmi dokuz harfte sözde aydınlar, |
| Yafta yazar, isim takar, başıboş. |
|
|
| Allah'ım sen acı bu saf millete! |
| Akşam yatar, sabah kalkar, başıboş. |
| |
| ",436
|
| necip,"Canım İstanbul |
| |
| |
| |
| |
| Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; |
| Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. |
| İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; |
| O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. |
| Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; |
| Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. |
| Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, |
| Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. |
| |
| İstanbul benim canım; |
| Vatanım da vatanım... |
| İstanbul, |
| İstanbul... |
| |
| Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; |
| Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... |
| Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; |
| Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... |
| Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; |
| Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. |
| Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; |
| Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... |
|
|
| O manayı bul da bul! |
| İlle İstanbul'da bul! |
| İstanbul, |
| İstanbul... |
| |
| Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; |
| Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. |
| Oynak sular yalının alt katına misafir; |
| Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. |
| Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, |
| Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... |
| Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? |
| Cumbalı odalarda inletir ""Katibim""i... |
|
|
| Kadını keskin bıçak, |
| Taze kan gibi sıcak. |
| İstanbul, |
| İstanbul... |
|
|
| Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! |
| Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... |
| Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu, |
| Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. |
| Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından |
| Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. |
| Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; |
| Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... |
|
|
| Gecesi sünbül kokan |
| Türkçesi bülbül kokan, |
| İstanbul, |
| İstanbul.. |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Bilmem, kaçı kaç geçe, |
| Bilmem, kaça kaç kala, |
| Ya erkence, ya geçce, |
| Sıram gelir hoppala! |
|
|
| Altımda gacır gucur, |
| Kişner durur cansız at... |
| İşte servili çukur; |
| Ve ölümsüz hakikat! |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı, |
| Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı? |
| |
| |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün; |
| Gelin, gelin, onu açın geceler! |
| Beni yadedermiş gibi, bütün gün |
| Ötün kulağımda, çın çın geceler! |
|
|
| Geceler çekmeyin benim için hüzün, |
| Gelin siz, ruhumu tenimden süzün; |
| Bırakın naşımı yerde gündüzün, |
| Gölgemi alın da kaçın geceler! |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında, |
| Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum. |
| Yolumun karanlığa saplanan noktasında, |
| Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. |
|
|
| Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık. |
| Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. |
| İn-cin uykuda bir tek iki yoldaş uyanık. |
| Biri benim bir de serseri kaldırımlar. |
|
|
| İçimde damla damla bir korku birikiyor, |
| Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler, |
| Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor. |
| Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler. |
|
|
| Kaldırımlar, çilekeş insanların annesi, |
| Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. |
| Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi, |
| Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir insandır. |
|
|
| Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta. |
| Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum... |
| Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta, |
| Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum. |
|
|
| Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin, |
| İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler... |
| Tak tak ayaksesimi aç köpekler işitsin. |
| Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler. |
|
|
| Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim! |
| Gündüzler size kalsın verin karanlıkları. |
| Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim. |
| Örtün üstüme örtün serin karanlıkları. |
|
|
| Uzanıverse başım taşlara boydan boya, |
| Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. |
| Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya. |
| Ölse kaldırımların bu kara sevdalı eşi. |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet! |
| Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet! |
| Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde; |
| Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde? |
| Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta; |
| Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta... |
| Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek. |
| Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek. |
| Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık; |
| Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık. |
| Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz; |
| Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz. |
| Karacaahmet bana neler söylüyor, neler! |
| Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler, |
| Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm; |
| Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm... |
| Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep; |
| Bu mu dersin, taşlarda donmuş sükuta sebep? |
| Kavuklu, başörtülü, fesli, başaçık taşlar; |
| Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar, |
| Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları; |
| Süzüyor, sahi diye toprağa basanları. |
| Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden, |
| Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden. |
| Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar, |
| Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar. |
| Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih! |
| Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih! |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
|
|
| İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; |
| Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. |
|
|
| Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; |
| Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. |
|
|
| Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir |
| Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir. |
|
|
| Akışta denetlenmiş, büyük, küçük, kainat; |
| Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! |
|
|
| Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, |
| Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; |
|
|
| Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. |
| Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? |
|
|
| Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, |
| Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur. |
| |
| Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? |
| Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!.. |
| |
| Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! |
| Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? |
| |
| İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; |
| Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal. |
| |
| Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; |
| Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan; |
| |
| Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an; |
| Kehkeşanlara kaçmış eski günleri an! |
| |
| Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; |
| Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? |
| |
| Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; |
| Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? |
| |
| Mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir? |
| Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir! |
| |
| Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; |
| Sakarya, kandillere katran döktü geceler. |
| |
| Vicdan azabına es, kayna kayna Sakarya, |
| Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! |
| |
| İnsan üçbeş damla kan, ırmak üçbeş damla su; |
| Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. |
| |
| Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; |
| Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? |
| |
| Kafdağını aşsalar, belki çeker de bir kıl! |
| Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! |
| |
| Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun, |
| Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! |
|
|
| Sen ve Ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız; |
| Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! |
|
|
| Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; |
| Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! |
|
|
| Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; |
| Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz! |
|
|
| Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; |
| Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!.. |
| |
| |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış; |
| Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış... |
| |
| |
| |
| ",103
|
| necip,"Sen |
| |
| |
| |
| |
| Senden, senden, hep senden, |
| Akisler aynalarda, |
| Göğe çıksam mahzenden; |
| Hasretim turnalardan. |
| |
| Seni buldun bulduysam; |
| Gökten bir davet duysam |
| Ben ki, suçumu yuysam, |
| Su biter kurnalarda. |
| |
| Garibe sensin vatan, |
| Nur yurdunu aratan |
| Sensin, sensin yaratan, |
| Rahmetli analarda. |
| |
| ",282
|
| necip,"Sonsuzluk Kervanı |
| |
| |
| |
| |
| Sonsuzluk Kervanı, ""peşinizde ben, |
| Üc ayakla seken topal köpeğim!"" |
| Bastığınız yeri taş taş öpeyim. |
| Bir kırıntı yeter, kereminizden! |
| Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben... |
| |
| Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller... |
| Ufuk önlerinde bayrak kulesi. |
| Bu gidenler Altun Kol Silsilesi; |
| Ölçüden, ahenkten daha güzeller. |
| Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller... |
| |
| Sonsuzluk Kervanı, istemem azat! |
| Köleniz olmakmış gerçek hürriyet. |
| Ölmezi bulmaksa biricik niyet; |
| Bastığınız yerde ebedi hasat. |
| Sonsuzluk Kervanı, istemem azat... |
| |
| |
| |
| ",537
|
| necip,"Şehirlerin Dışından |
| |
| |
| |
| |
| Kalk, arkadaş, gidelim |
| Dereler yoldaşımız, |
| Dağlar omuzdaşımız. |
| Dünyayı seyredelim, |
| Şehirlerin dışından. |
| Esmerden, sarışından, |
| Kaçalım, kurtulalım |
| Haydi yürü, bulalım, |
| Kat kat çıkmış evlerin, |
| O cam gözlü devlerin |
| Gizlediği alemi |
| Bir tüy gibi yel alsın, |
| Bir dal gibi sel alsın, |
| Bizden, menhus elemi. |
| Attığımız naralar, |
| Yol açsın karanlıkta. |
| Çeksin bizi mağaralar, |
| Bir derin ormanlıkta. |
| Öttürüp sert bir ıslık, |
| Yılanları çagralım. |
| Peşinden çığlık çığlık, |
| Çakallara bağralım, |
| Ötelim baykuşlarla. |
| Kızıl akşam üstleri, |
| Hicret eden kuşlarla, |
| Sema, deniz ve yeri, |
| Çepçevre, iklim iklim, |
| Dolaşalım, gezelim |
| Yollar bizden bir izdir, |
| Ne duysak sesimizdir, |
| Ne görsek benzer bize. |
| Hiç şaşmayan bir saat |
| Gibi işler tabiat, |
| Uyarak kalbimize |
| Mevsimler boğum boğum,, |
| Zamanın ipliğinde. |
| Başı görünmez doğum, |
| Sonu ölçülmez hayat... |
| Hayvan, nebat ve cemat, |
| Hepsi ilk gençliğinde. |
| Ölen ölür, yıpranmaz; |
| Giden gider, aranmaz. |
| Böyle geçer ömrümüz, |
| Bir gün gelir, ölürüz. |
| Haberimiz olmadan. |
| Ve o zaman, o zaman, |
| Hayat neymiş görürsün |
| Bırak, keyfini sürsün, |
| Şehirlerin, köleler |
| Yeter bizi tuttuğu |
| Tükensin velveleler |
| Kalk arkadaş, gidelim |
| İnsanın unuttuğu |
| Allah'ı zikredelim; |
| Gül ve sümbül hırkamız, |
| Sullar, kuşlar, halkamız... |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Zindan iki hece. Mehmed'im lafta! |
| Baba katiliyle baban bir safta! |
| Bir de geri adam, boynunda yafta... |
| Halimi düşünüp yanma Mehmed'im! |
| Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim! |
|
|
| Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, |
| Kırmızı tuğlalar altı köşeli. |
| Bu yol da tutuktur hapse düşeli... |
| Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak |
| Ne ayak dayanır buna, ne tırnak! |
|
|
| Bir alem ki, gökler boru içinde. |
| Akıl almazların zoru içinde |
| Üstüste sorular soru içinde. |
| Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu? |
| Buradan insan mı çıkar, tabut mu? |
|
|
| Bir idamlık Ali vardı, asıldı |
| Kaydını düştüler, mühür basıldı. |
| Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı |
| Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; |
| Bahçeye diktiği üç beş karanfil... |
|
|
| Müdür bey dert dinler, bugün ""maruzat""! |
| Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat... |
| Beni Allah tutmuş kim eder azat? |
| Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem... |
| Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem! |
|
|
| Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil |
| Sayım var, maltada hizaya dizil! |
| Tek yekün içinde yazıl ve çizil! |
| İnsanlar zindanda birer kemmiyet; |
| Urbalarla kemik, mintanlarla et. |
|
|
| Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat; |
| Zift dolu gözlerde karanlık kat kat... |
| Yalnız seccademin yönünde şefkat |
| Beni kimsecikler okşamaz madem |
| Öp beni alnımdan, sen seccadem! |
|
|
| Çaycı getir ilaç kokulu çaydan! |
| Dakika düşelim, senelik paydan! |
| Zindanda dakika farksız aydan |
| Karıştır çayını zaman erisin |
| Köpük köpük, duman duman erisin! |
|
|
| Peykeler, duvara mıhlı peykeler |
| Duvarda, başlardan yağlı lekeler |
| Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler... |
| Duvar, katil duvar yolumu biçtin |
| Kanla dolu sünger... Beynimi içtin |
|
|
| Sükut... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar |
| Tek nokta seçemez dünyada nazar |
| Yerinde mi acep, ölü ve mezar? |
| Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz? |
| Güneşe göç var da, kalan biz miyiz? |
|
|
| Ses demir, su demir ve ekmek demir... |
| İstersen demirde muhali kemir. |
| Ne gelir ki elden, kader bu, emir... |
| Garip pencerecik, küçük daracık; |
| Dünyaya kapalı, Allah'a açık |
| |
| Dua, dua eller karıncalanmış; |
| Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış |
| Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış |
| Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu |
| İplik ki incecik, örer boşluğu |
| Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş |
| Karanlığında nur, yeniden doğuş... |
| Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş! |
| Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! |
| Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin! |
| |
| Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! |
| Ölsek de sevinin, eve dönsek de! |
| Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! |
| Yarın elbet bizim, elbet bizimdir! |
| Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir! |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Kaç mevsim bekleyim daha kapında, |
| Ayağımda zincir, boynumda kement? |
| Beni de, piştiğin bela kabında, |
| Kaynata kaynata buhara kalbet. |
|
|
| Bekletme Yunus'um, bozuldu bağlar, |
| Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar; |
| Veriyor, ayrılık dolu semalar, |
| İçime bayıltan, acı bir lezzet. |
| |
| Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan; |
| Geleyim, izine doğru arkandan; |
| Bırakmam, tutmuşum artık yakandan, |
| Medet ey şairim, Yunus'um medet! |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Elimde, sükutun nabzını dinle, |
| Dinle de gönlümü alıver gitsin! |
| Saçlarımdan tutup, kör gözlerinle, |
| Yaşlı gözlerime dalıver gitsin! |
|
|
| Yürü, gölgen seni uğurlamakta, |
| Küçülüp küçülüp kaybol ırakta, |
| Yolu tam dönerken arkana bak da, |
| Köşede bir lahza kalıver gitsin! |
|
|
| Ümidim yılların seline düştü, |
| Saçının en titrek teline düştü, |
| Kuru bir yaprak gibi eline düştü, |
| İstersen rüzgara salıver gitsin! |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| Tahtadan yapılmış bir uzun kutu; |
| Baş tarafı geniş, ayak ucu dar. |
| Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu, |
| Yarın kendileri dolduracaklar. |
|
|
| Her yandan küçülen bir oda gibi, |
| Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış. |
| Sanki bir taş bebek kutuda gibi, |
| Hayalim, içinde uzanmış kalmış. |
|
|
| Cılız vücuduma tam görünse de, |
| İçim, bu dar yere sığılmaz diyor. |
| Geride kalanlar hep dövünse de, |
| İnsan birer birer yine giriyor. |
|
|
| Ölenler yeniden doğarmış; gerçek! |
| Tabut değildir bu, bir tahta kundak. |
| Bu ağır hediye kime gidecek, |
| Çakılır çakılmaz üstüne kapak? |
| |
|
|
| necip, |
| |
| |
| |
| |
| İki yıldız arası göğe asılı hamak... |
| Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak. |
|
|
| Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı; |
| Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı. |
|
|
| İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik; |
| Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik. |
|
|
| Usandım boş yere hep gitmelerden, gelmelerden; |
| Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden! |
|
|
| Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık; |
| Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık. |
|
|
| Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri; |
| Raflarda toza batmış peygamberlerden bildiri. |
|
|
| Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım; |
| Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım! |
|
|
| Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! |
| Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla.
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Ne tuhaftır Ali Rıza ile |
| Ahmed'in hikayesi |
| Birisi köyde oturur |
| Birisi şehirde |
| Ve her sabah |
| Şehirdeki köye gider |
| Köydeki şehire |
| |
| ",168
|
| oveli,"Aşk Resmi Geçidi |
| |
| |
| |
| |
| Birincisi o incecik, o dal gibi kız, |
| Şimdi galiba bir tüccar karısı. |
| Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir. |
| Ama yine de görmeyi çok isterim, |
| Kolay mı? İlk göz ağrısı. |
| |
| İkincisi Münevver Abla, benden büyük |
| Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları |
| Gülmekten katılırdı, okudukça. |
| Bense bugünmüş gibi utanırım |
| O mektupları hatırladıkça. |
| |
| .............. çıkar |
| .............. dururduk mahallede |
| ......................... halde |
| ............ yan yana yazılırdı duvarlara |
| ................... yangın yerlerinde. |
| |
| Dördüncüsü azgın bir kadın, |
| Açık saçık şeyler anlatırdı bana. |
| Bir gün de önümde soyunuverdi |
| Yıllar geçti aradan, unutamadım, |
| Kaç defa rüyama girdi. |
| |
| Beşinciyi geçip altıncıya geldim. |
| Onun adı da Nurinnisa. |
| Ah güzelim |
| Ah esmerim |
| Ah |
| Canımın içi Nurinnisa. |
| |
| Yedincisi, Aliye, kibar bir kadın. |
| Ama ben pek varamadım tadına. |
| Bütün kibar kadınlar gibi |
| Küpe fiyatına, kürk fiyatına. |
| |
| Sekizinci de o bokun soyu. |
| Elin karısında namus ara, |
| Kendinde arandı mı küplere bin. |
| Üstelik ....... |
| Yalanın düzenin bini bir para. |
| |
| Ayten'di dokuzuncunun adı. |
| İş başında şunun bunun esiri, |
| Ama bardan çıktı mı, |
| Kiminle isterse onunla yatar. |
|
|
| Onuncusu akıllı çıktı |
| ....... gitti ......... |
| Ama haksız da değildi hani. |
| Sevişmek zenginlerin harcıymış |
| İşsizlerin harcıymış. |
| İki gönül bir olunca |
| Samanlik seyranmış ama, |
| İki çıplak da, olsa olsa, |
| Bir hamama yakışırmış. |
|
|
| İşine bağlı bir kadındı on birinci, |
| Hoş, olmasın da ne yapsın, |
| Bir zalimin yanında gündelikçi. |
| .........leksandra |
| Geceleri odama gelir, |
| Sabahlara kadar kalır. |
| Konyak içer sarhoş olur, |
| Sabahı da işbaşı yapardı şafakla. |
|
|
| Gelelim sonuncuya. |
| Hiçbirine bağlanmadım |
| Ona bağlandığım kadar. |
| Sade kadın değil, insan. |
| Ne kibarlık budalası, |
| Ne malda mülkte gözü var. |
| Hür olsak der, |
| Eşit olsak der. |
| İnsanları sevmesini bilir |
| Yaşamayı sevdiği kadar. |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Tüyden hafif olurum böyle sabahlar |
| Karşı damda bir güneş parçası, |
| İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar; |
| Bağıra çağıra düşerim yollara; |
| Döner döner durur başım havalarda. |
|
|
| Sanırım ki günler hep güzel gidecek; |
| Her sabah böyle bahar; |
| Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum. |
| Derim ki: ""Sıkıntılar duradursun!"" |
| Şairliğimle yetinir, |
| Avunurum. |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Bedava yaşıyoruz, bedava; |
| Hava bedava, bulut bedava; |
| Dere tepe bedava; |
| Yağmur çamur bedava; |
| Otomobillerin dışı, |
| Sinamaların kapısı, |
| Camekanlar bedava; |
| Peynir ekmek değil ama |
| Acı su bedava; |
| Kelle fiyatına hürriyet, |
| Esirlik bedava; |
| Bedava yaşıyoruz, bedava. |
| |
| |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Ben Orhan Veli |
| ""Yazık oldu Süleyman Efendiye"" |
| Mısra-i meşhurunun mübdii.. |
| Duydum ki merak ediyormuşsunuz, |
| Hususi hayatımı, |
| Anlatayım: |
| Evvela adamım, yani |
| Sirk hayvanı falan değilim. |
| Burnum var, kulağım var, |
| Pek biçimli olmamakla beraber. |
| Bir evde otururum, |
| Bir işte çalışırım. |
| Ne başımda bulut gezdiririm, |
| Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet. |
| Ne İngiliz kralı kadar |
| Mütevaziyim, |
| Ne de Celâl Bayar'ın |
| Sabık ahır usağı gibi aristokrat. |
| Ispanağı çok severim |
| Puf böreğine hele |
| Biterim |
| Malda mülkte gözüm yoktur. |
| Vallahi yoktur. |
| Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir |
| En yakın arkadaşlarım. |
| Bir de sevgilim vardır pek muteber; |
| İsmini söyleyemem |
| Edebiyat tarihçisi bulsun. |
| Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım, |
| Meşgul olmadığım ehemmiyetsiz |
| Sadece üdeba arasındadır. |
| Ne bileyim, |
| Belki daha bin bir huyum vardır. |
| Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya? |
| Onlar da bunlara benzer. |
| |
| ",877
|
| oveli,"Bu Şehri Bırakmak |
| |
| |
| |
| |
| Bu şehirde yağmur altında dolaşılır |
| Limandaki mavnalara bakıp |
| Şarkılar mırıldanılır geceleri. |
| Bu şehrin sokakları çoktur, |
| Binlerce insan gelir gider sokaklarında.. |
| Her akşam çayımı getiren |
| Ve bir Beyaz Rus olmasına rağmen |
| Hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir. |
| |
| Bu şehirdedir |
| Valsler, foksrotlar altında |
| Şuman'dan, Bramsdan |
| Parçalar çaldığı zaman dönüp |
| Bana bakan ihtiyar piyanist. |
|
|
| Doğduğum köye müşteri taşıyan |
| Şirket vapurları bu şehirdedir. |
| Hatıralarım bu şehirdedir. |
| Sevdiklerim, |
| Ölmüşlerimin mezarları. |
|
|
| Bu şehirdedir işim gücüm, |
| Ekmek param. |
| Fakat bütün bunlara mukabil |
| Yine budur başka bir şehirdeki |
| Bir kadın yüzünden |
| Bıraktığım şehir. |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Düzüldü uçsuz bucaksız alay, |
| Çıngıraklar çalar kapılarda. |
| Düzüldü uçsuz bucaksız alay, |
| Bak, son hasad başladı rüzgarda. |
|
|
| Okundan ayrılmak üzere yay, |
| Kuyuların ağzı genişledi. |
| Okundan ayrılmak üzere yay, |
| Korku ta kemiğime işledi. |
|
|
| Savruluyor gökyüzünde buğday, |
| Gölgeler uzaklaşıyor yerde. |
| Savruluyor gökyüzünde buğday, |
| Tanrım! tanrım! Bir deva bu derde. |
|
|
| Düzüldü uçsuz bucaksız alay, |
| Çıngıraklar çalar kapılarda. |
| Düzüldü uçsuz bucaksız alay, |
| Bak, son hasad başladı rüzgarda. |
|
|
| Undan bize de pay, bize de pay, |
| Koşun, buğday dağıtıyor Yusuf. |
| Undan bize de pay, bize de pay, |
| Çökmeden sonu gelmiyen kusuf. |
|
|
| Eriyecek tencerede kalay, |
| Çocuklar ağlaşmasınlar dağda. |
| Eriyecek tencerede kalay, |
| Yetişmiyecek Ömer imdada. |
|
|
| Altında aynı eğer, aynı tay; |
| Arayıcısı herkes bir sesin. |
| Altında aynı eğer, aynı tay; |
| seferi aynı köye herkesin. |
|
|
| Artık kuruldu bu kervansaray, |
| Boşuna düşünür ihtiyarlık. |
| Artık kuruldu bu kervansaray, |
| Şimdi seslerle dolu mezarlık. |
| |
| |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Kim söylemiş beni |
| Süheyla'ya vurulmuşum diye? |
| Kim görmüş, ama kim, |
| Eleni'yi öptüğümü, |
| Yüksekkaldırımda, güpegündüz? |
| Melahat'i almışım da sonra |
| Alemdar'a gitmişim, öyle mi? |
| Onu sonra anlatırım, fakat |
| Kimin bacağını sıkmışım tramvayda? |
| Güya bir de Galataya dadanmışız; |
| Kafaları çekip çekip |
| Orada alıyormuşuz soluğu; |
| Geç bunları, anam babam, geç; |
| Geç bunları bir kalem; |
| Bilirim ben yaptığımı. |
| Ya o, Mualla'yı sandala atıp, |
| Ruhumda hicranın'ı söyletme hikayesi? |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| mektepten kaçıyorsun, |
| kuş tutuyorsun, |
| deniz kenarına gidip |
| fena çocuklarla konuşuyorsun, |
| duvarlara fena resimler yapıyorsun |
| bir şey değil, |
| beni de baştan çıkaracaksın, |
| sen ne fena çocuksun. |
| |
| |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Dikilir köprü üzerine, |
| Keyifle seyrederim hepinizi. |
| Kiminiz kürek çeker, sıya sıya; |
| Kiminiz midye çıkarır dubalardan; |
| Kiminiz dümen tutar mavnalarda; |
| Kiminiz cimacıdır halat başında; |
| Kiminiz kuştur, uçar, şairane; |
| Kiminiz balıktır, pırıl pırıl; |
| Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra; |
| Kiminiz bulut, havalarda; |
| Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı, |
| Sıp diye geçer Köprü'nün altından; |
| Kiminiz düdüktür, öter; |
| Kiminiz dumandır, tüter; |
| Ama hepiniz, hepiniz... |
| Hepiniz geçim derdinde. |
| Bir ben miyim keyif ehli içinizde? |
| Bakmayın, gün olur, ben de |
| Bir şiir söylerim belki sizlere dair; |
| Elime üç beş kuruş geçer; |
| Karnım doyar benim de. |
| |
| |
| |
| ",655
|
| oveli,"Gangster |
| |
| |
| |
| |
| Şiir yazdım bunca senedir, |
| Ne buldum? |
| Eşkiyalık edeceğim bundan sonra. |
| |
| Haberi olsun yol kesenlerin: |
| İş yok artık kendilerine |
| Dağ başlarında. |
| |
| Mademki ekmeklerini alıyorum |
| Ellerinden, |
| Buyursunlar onlar da benim yerime. |
| Munhal var edebiyat aleminde. |
| |
| ",268
|
| oveli,"Yaşıyor Musun? |
| |
| |
| |
| |
| Takmaya çalışırken kuyruğunu |
| Birlikte yaptığımız şeytan uçurtmasının |
| Görürdüm çırpınırdı ufacık kalbin. |
| Hatırımdan bile geçmezdi |
| Sana duyduklarımı söylemek. |
| Acaba hala yaşıyor musun? |
| |
| |
| |
| ",212
|
| oveli,"Harbe Giden |
| |
| |
| |
| |
| Harbe giden sarı saçlı çocuk! |
| Gene böyle güzel dön; |
| Dudaklarında deniz kokusu, |
| Kirpiklerinde tuz; |
| Harbe giden sarı saçlı çocuk! |
| |
| |
| |
| ",154
|
| oveli,"Ekmek |
| |
| |
| |
| |
| Dilimin ucunda bir eski arkadaş adı |
| Unutulmuş şekilleri taşıyan bulutlar |
| Bir gökyüzü genişliğiyle ruhuma dolar |
| Otların üstüne sırt üstü yatmanın tadı |
| |
| Avucumda sıcaklığını duyduğum ekmek |
| Üstümde hatırası kadar güzel sonbahar |
| O bembeyaz , o tertemiz bulutlara dalar |
| Düşünürüm bir çocuk türküsü söyleyerek |
| |
| |
| |
| ",324
|
| oveli,"Deniz Kızı |
| |
| |
| |
| |
| Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi; |
| Saçları, dudakları |
| Deniz koktu sabaha kadar; |
| Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi. |
| |
| Yoksuldu, biliyorum |
| -Ama boyna da yoksulluk sözü edilmez ya- |
| Kulağımın dibinde, yavaş yavaş, |
| Aşk türküleri söyledi. |
| |
| Neler görmüş, neler öğrenmişti kim bilir. |
| Denizle boğaz boğaza geçen hayatında! |
| Ağ yamamak, ağ atmak, ağ toplamak, |
| Olta yapmak, yem çıkarmak, kayık temizlemek... |
| Dikenli balıkları hatırlatmak için |
| Elleri ellerime değdi. |
| |
| O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm; |
| Gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde! |
| Onun saçları öğretti bana dalgayı; |
| Çalkalandım durdum rüyalar içinde. |
| |
| ",645
|
| oveli,"Hürriyete Doğru |
| |
| |
| |
| |
| Gün doğmadan, |
| Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. |
| Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, |
| İçinde bir iş görmenin saadeti, |
| Gideceksin; |
| Gideceksin ırıpların çalkantısında. |
| Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı; |
| Sevineceksin. |
| Ağları silkeledikçe |
| Deniz gelecek eline pul pul; |
| Ruhları sustuğu vakit martıların, |
| Kayalıklardaki mezarlarında, |
| Birden, |
| Bir kıyamettir kopacak ufuklarda. |
| Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin; |
| Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi? |
| Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı? |
| Heeeey! |
| Ne duruyorsun be, at kendini denize; |
| Geride bekliyenin varmış, aldırma; |
| Görmüyor musun, her yanda hürriyet; |
| Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; |
| Git gidebildiğin yere. |
| |
| ",779
|
| oveli,"İstanbul'u Dinliyorum |
| |
| |
| |
| |
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı |
| Önce hafiften bir rüzgar esiyor; |
| Yavaş yavaş sallanıyor |
| Yapraklar, ağaçlarda; |
| Uzaklarda, çok uzaklarda, |
| Sucuların hiç durmayan çıngırakları |
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. |
|
|
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; |
| Kuşlar geçiyor, derken; |
| Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. |
| Ağlar çekiliyor dalyanlarda; |
| Bir kadının suya değiyor ayakları; |
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. |
|
|
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; |
| Serin serin Kapalıçarşı |
| Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa |
| Güvercin dolu avlular |
| Çekiç sesleri geliyor doklardan |
| Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; |
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. |
|
|
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; |
| Başımda eski alemlerin sarhoşluğu |
| Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; |
| Dinmiş lodosların uğultusu içinde |
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. |
|
|
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; |
| Bir yosma geçiyor kaldırımdan; |
| Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. |
| Birşey düşüyor elinden yere; |
| Bir gül olmalı; |
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. |
|
|
| İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; |
| Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; |
| Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; |
| Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; |
| Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından |
| Kalbinin vuruşundan anlıyorum; |
| İstanbul'u dinliyorum. |
| |
| |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Kımıldanır mahallemin daralan ruhu |
| Basma perdelerimde gün batarken |
| Atıp saatler süren uykusunu |
| Odama uzanır akasyam pencereden |
| Kırmızı uzak damlarda bir serinleme |
| Uyanır gündüz uykusundan evler |
| Kapılarda işleri ellerinde |
| Kadınlar giyinip kocalarını bekler |
| iyi insanların ruhudur yakınlaşır |
| Takunya sesleri gelir evlerden |
| Yalnız bu dem rahat bir dünya taşır |
| Bin mihnet dolu kafasında yorgun beden |
| Her şeyin geliş saatidir akşam |
| Mahallede ömürler akşamüstü başlar |
| Hepsi burda buluşmaya gelir akşam |
| Başka dünyalardan ayaklar, başlar.. |
| |
| |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Aşık olduğum zamanlarda |
| Şiir yazmak adetim değildi. |
| Halbuki asıl şaheserimi |
| Onu en cok sevdiğimi |
| Anladığım zaman yazdım. |
|
|
| Onun için bu şiiri |
| İlk önce ona okuyacağım |
| |
|
|
| oveli, |
| |
| |
| |
| |
| Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin, |
| Sandık odalarında; |
| Senin de dükkanın öyle kokar işte. |
| Ablamı tanımazsın, |
| Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı; |
| Bu teller onun telleri, |
| Bu duvak onun duvağı işte. |
| Ya bu çamurdaki kadınlar? |
| Bu mavi mavi, |
| Bu yeşil yeşil fistanlı... |
| Geceleri de ayakta mı dururlar böyle? |
| Ya bu pembezar gömlek? |
| Onun da bir hikayesi yok mu? |
| Kapalı Çarşı diyip geçme; |
| Kapalı Çarşı, |
| Kapalı kutu. |
| |
|
|
|
|